Murat Menteş _ Korkma Ben Varım Murat Menteş _ Korkma Ben Varım KORKMA BEN VARIM MURAT MENTEŞ

MURAT MENTEŞ • Korkma Ben Varım MURAT MENTEŞ İstanbul'da doğdu. Bisiklet tamiriyle uğraştı, ufak tefek sihirbazlık numaraları öğrendi ve amatör olarak boksla ilgilendi. Yediği yumruklar dayanılmaz raddeye gelince, ringlere veda edip şiir yazmaya koyuldu. Yayınevi, dergi, gazete, televizyon gibi yayın kuruluşlarında çalıştı. Metin yazarlığı yaptı. Korkma Ben Varım, Dublörün Dilemması’ndan [2005, İletişim Yayınları] sonra ikinci romanı. İletişim Yayınları 1427 • Çağdaş Türkçe Edebiyat 201 ISBN-13: 978-97S-05-0714-4 © 2009 İletişim Yayıncılık A. Ş. 1. BASKI 2009, İstanbul KAPAK VE ÇİZGİ ÖYKÜ Ersin Karabulut UYGULAMA Hüsnü Abbas DÜZELTİ D.Üzgün BASKI ve CİLT Sena Ofset Litros Yolu 2. Matbaacılar Sitesi B Blok 6. Kat No. 4NB 7-9-11 Topkapı 34010 İstanbul Tel: 212.613 03 21 İletişim Yayınları Binbirdirek Meydanı Sokak İletişim Han No. 7 Cağaloğlu 34122 İstanbul Tel: 212.516 22 60-61-62 • Faks: 212.516 12 58 e-mail: iletisim@iletisim.com.tr • web: www.iletisim.com.tr MURAT MENTEŞ Korkma Ben Varım Misafir Sanatçı ERSİN KARABULUT İletişim

Bu kitapta anlatılan olayların hepsi gerçektir, fakat hiçbiri henüz cereyan etmemiştir.

İÇİNDEKİLER İki yarayı birleştiren yara.......................................................................................13 FU................................................................................................... ........................................19 Tabut filosu............................................................................................... .......................21 Telefonda nakavt............................................................................................. ............25 Ejderi boyamak......................................................................................... ....................27 Yirmi yıl sonra doğan ikiz kardeş.....................................................................31 Kayboluş seferi [Lalita Lal].................................................................................33

Adamın kılına zarar vermeden kellesini uçurmak................................34 Kudurmuş yamyamların çiğköfte partisi.....................................................37 Ankara'yı yüzerek geçmek...................................................................................40 Aptallar daima ömrünün baharındadır [Ezel Zelzele]........................43 Kılıcını baston olarak kullanan Samuray....................................................47 Senin emsallerin cennette gezer.....................................................................50 Nafile filinta.............................................................................................. .......................52 Korkma ben varım.............................................................................................. .........54 Kendini benim yerime kucakla..........................................................................56 Ceninin uçan tekmeleri [Reyhan Horanta]...............................................60 İçimdeki hayvan, içimdeki çocuğu yiyor....................................................65 Canavar sakızı ağzımda.......................................................................................... 68 Çiy tanesine çakılan jet uçağı [Turgut Rulet]........................................69 Katiller cinayetten sonra derin bir uyku çeker......................................73 İnançlarım gereği, bazı şeyleri tadında bırakıyorum..........................76 Tam anlamıyla eh [Mr. Spock / Korkut Üneli]......................................79 1970'lerde Allah bizimleydi [Mr. Spock/ Korkut Üneli]...............81 Korkut'un Mübeccel'e faydası yok [Mr. Spock / Korkut Üneli].........................................................................86 Sana dün Kocatepe'den bir baktım Aziz İstanbul................................92 Mortoları en iyi moruklar anlar.......................................................................101 "Sensiz gecelerde hep tabancayla uyurum".........................................109 GICIRBEY..................................................................................... ..................................117 Siperdeki zürafa.............................................................................................. ...........119 II. Abdülhamid, Sherlock Holmes vartasını nasıl atlattı? [Huduni]......................................................................................... .........................125 Sahibini omzuna konduran kuş [Huduni]................................................139 Erkeğin kalbine giden yola mayın döşemek [Kevser]....................141 Ecelin paratoneriyle toprağa iletilen yıldırım aşkı [Huduni]......144 Onun etlerini kanına doğrayacağım!..........................................................147 Gökyüzündeki bir kuşu köşeye kıstıramazsın......................................152 Mezardan şartlı tahliye........................................................................................15 5

1

Zorla denize sürüklenen kara kaplumbağası.......................................158 Ben, Mehmet Ağa'yı sarı çizmesinden tanırım [Recai Gıcırbey]........................................................................................ ........163 İntikam ittifakı............................................................................................. ..............168 Güzel kokmak sevaptır........................................................................................1 74 Bütün bitkiler şifalıdır [Ruhiye Ruhan].....................................................178 Arşimet Kanunu'nu yazsam yeniden..........................................................181 Dünya benden saklanabileceğin kadar büyük değil!......................186 Herkes hak ettiği cezayı bulsa dünya altüst olur.............................190 Gözyaşı tabancası......................................................................................... ...........196 Resmî romantizm...................................................................................... ...............197 Zamanda yolculuğa ömür yetmez................................................................198 Sevgilisini düşmanlarının arasından seçmek [Balkan Balkır]... 201 Laboratuardan kaçan virüs................................................................................204 Sır yalansa daha hızlı yayılır.............................................................................205 Ecelin uçurtması yükseliyor.............................................................................210 Kaderin elindeki ustura........................................................................................212 Peygamber'in kedisi [Nefertiti].....................................................................216 Kanla gargara [Abdülcabbar Turabi].........................................................220 Gözlem yapıp tahmin yumurtlayan robot.................................................225 Kafa kopunca tıraş biter.....................................................................................228 ŞİBUMİ.......................................................................................... ..................................233 Uzay gemisi şeklindeki bulutların altında...............................................235 Kupon karşılığı aşk................................................................................................. 239 Kurşungeçirmez yorgan.......................................................................................242 Sen cennete gidince, cennet daha güzel bir yer olacak..............247 Tuhaf adamlar, acayip koşullarda lazım olabilir.................................252 Korkma ben varım - II [Leyla Kalahari]....................................................256 Öyle aptalca ki, kızların aklını başından alıyor...................................260 "Siz hiç sabunluyken ağladınız mı?"..........................................................263 Süpermen'le aynı berbere giden garsonlar............................................267

Kumruyla burun buruna gelen uskumru..................................................269 Uyuşuklar yardımseverdir, asalaklar sıcakkanlı, dalkavuklar alıngan....................................273 Azrail'in karşısında sakız çiğnenmez........................................................281 Her polisin içinde, tutuklaması gereken bir suçlu vardır [Şerif Şibumi]........................................................................................... ...........288 Yeryüzüne serilen palto.......................................................................................293 EK: Müntekim Gıcırbey'in okunmamış mektuplarından birkaçı...................................................294 Alevleri görmezden gelerek yangını söndüremeyiz..........................294 Aşktan kaçış varsa bile kurtuluş yoktur.................................................297 Kalbin darmadağın olunca, kafan da karışır.........................................299 Rüyanda başrolde değilsen, kabus görüyorsun demektir...........301 Yalnızlık deliliğin hammaddesidir.................................................................303 TEHLİKE....................................................................................... ...................................305 Bu dünyaya yaşamaya gelmedim.................................................................307 Kainat kestirmelerle doludur...........................................................................309 Kardanadam katliamı........................................................................................... .315 Sen cehenneme gidince, cehennem daha kötü bir yer olacak...........................................................315 Uzayda her namlu tetiğin emrinde...............................................................321 Atom Karınca Duası [Atom Bombacıyan]..............................................329 Damadın son yolculuğu........................................................................................ 333 Kabus görürken hayal kuramazsın...............................................................334 Gaipten gelen ıvır zıvır..........................................................................................342 İncele incele iltifata dönüşen hakaretler................................................343 Aptal gibi görünmeyi göze alırsan, mucizeleri ucuz atlatırsın..346 Bütün günahlar para kaybettirir....................................................................349 Hayaletin kaza sonucu ölümü.........................................................................351 Rodeo yapan terli cüce palyaço....................................................................356 Yalanlarla bir yerlere gidebilirsin fakat geri dönemezsin............359 Babam, havadaki uçurtmayı nasıl satın aldı? [Gerçek Tehlike].......................................................................................... .....362 Gökkuşağının üstünden geçen balon [Neptün Petunya].............366

2

Yılan ile oğlağın telefon konuşması............................................................371 Bir şapkayı beğenince kafana çiviyle çakıyor musun?.................376 Godzilla diyeti............................................................................................... ..............379 İstikbal zamanın dışındadır...............................................................................381 Hayvanat bahçesinde insan avı.....................................................................384 Baharı müjdeleyen polis helikopteri...........................................................389 Fatiha ruhun gıdasıdır.......................................................................................... .393 Otuz yaşındaki bebek............................................................................................3 96 Tamir edilirken buharlaşan gemi...................................................................404 Şampiyon Ninja'nın rekor denemesi...........................................................405 At, pirenin ayağına gitmez.................................................................................411 İki sakızı birbirine değdirmeden çiğnemek............................................416 Kainatın derinliklerinde yankılanan silah sesleri...............................420 Katmerli zakkumların üzerine tükürdükten sonra... [Eduardo Mendoza] ... katillere özgü kendini beğenmişlikle çekti silahını [Daniel Pennac] ve şarjörü boşaltıncaya kadar ateş etti. [Amelie Nothomb] İki Yarayı Birleştiren Yara Ölümden korkuyorduk, çünkü insandık, [JERZY KOSINSKI, 1933-1991] Bengal kaplanı, sevgilime yiyecekmiş gibi bakıyordu. Esneyen kaplana dublaj yapıyorum: "Voarg, güzelliğiniz dişlerimi kamaştırıyor küçük hanım." Şebnem'in, gülümsediğinde 'U' harfine benzeyen ağzı, yanaklarında beliren parantezlerin içinde kalıyor. Gökyüzünde dolunayı andıran, pudralı bir kış güneşi. İki cihan aşkım Şebnem'in jelibon dudaklarının arasından çıkan buhar, bana hayatın özü, özeti gibi görünüyor. Nefesi, ancak rüyalarda işitilebilecek türde bir ninni. Parmaklarının muzlu gofret zarafeti beni mayıştırıyor. Gri, yeşil ve mavi karışımı, kestane irisi gözlerinde 'patlayan şeker' kıvılcımları. Soyulmuş elmadan yontulmuş bir yüz. Burnunun üstünden geçerek yanaklarını birleştiren çiçek tozu çiller, kanatları açık bir kelebek etkisi uyandırıyor. Saçları, gül şerbetiy-le boyanmış kızıl ipek. Aşk insanın sadece psikolojisini ve kimyasını değil; tarihini, müziğini, coğrafyasını, edebiyatını, fiziğini, beslenme çantasının içindekileri, hayat bilgisini de değiştiriyor. Büyük dedem, zamanında, bir dilberin aşkından aklını kaçırmış, sonra da İstiklal Harbi'ne katılıp şehit olmuş. Şebnem'e bakınca, damarlarımdan bir çılgınlık akımının geçtiğini hissediyorum. Kaplan departmanından akbaba kafeslerine yöneliyoruz. Burası, şehir merkezinin uzağında, kocaman bir hayvanat bahçesi. Teleferikle tepeye çıkıyor, sonra aşağı doğru geze toza iniyorsunuz. Ağaçlara yerleştirilmiş hoparlörlerden Loituma'nm levan Polkka şarkısı yayılıyor. Kabanımın cebindeki mücevher kutucuğunu yokluyorum. Evlenme teklif etmek amma zor iş. Teleferikte baş başayken,

içimden binlerce kez "Evlen benimle Şebnem" deyip cebimdeki kutuyla oynadım. Boşuna. Kaplanın huzurunda da yeterince konsantre olamadım. Akbaba kafesinin önü, hayırlı bir iş teklifi için pek ideal bir yer sayılmaz, haksız mıyım? Rakunlar, develer, tavuslar, yaban domuzları, ayılar, goriller, tavşanlar, foklar, aslanlar, midilliler, tilkiler, flamingolar, gergedanlar, lamalar, zebralar, kurtlar, papağanlar, kangurular... Hiçbiri, tarihî bir an'a tanıklık etmeye hazır görünmüyordu. Hayvancağızlar zaten mahpusluktan akıllarını oynatmışlar, bana tezahürat yapacak mecalleri yok. Yağmurun baskınına uğradık. Gürül gürül yağıyor. "Hemen bir gemi bulup hayvanları toplasam iyi olacak" diyorum. Şebnem şakır şakır gülüyor. Bir sarayın tavanından sarkan ve pervane gibi fırıl fırıl dönen kristal avizeler düşünün. Yağmur, etraftaki tek tük ziyaretçileri adeta siliyor; görevliler de dahil herkes kantine doğru koşarak kayboluyor. Hayvancıklar da kuytulara, köşelere sığmıyorlar. Biz, alçacık bir duvardan dışarı sarkan salkımsöğüde yanaşıyoruz. 11 Duvarın öbür tarafında bir grup penguen, yarışma jürisi gibi toplanmış bize bakıyorlar. Yolun üzerinden renkli bir yağ akıyor. Hayal ile rüya arasındaki mahmur boşluktayız. Hızlanan yağmurun şakırtısından güçlükle duyulan şarkı, kulağımdan içeri neşe sızdırıyor. Cebimdeki kutudan yüzüğü alıp avucumda saklarken "Mikail, göğün soğuk su musluğunu gene sonuna kadar açtı" diye söyleniyorum. Şebnem'den şimşek güzelliğinde bir kahkaha. Terk edilmiş bir okyanusta baş başa kalmış iki balık gibi sarhoşuz. Tek taşlı pırlanta yüzüğü, özenle tutarak Şebnem'e uzatıyorum: "Sana sırılsıklam âşığım Şebnem, benimle evlenir misin?" Müstakbel gelinimin yüzünde göz kamaştırıcı bir gülücük beliriyor. Şeffaf elini yavaşça kaldırıyor. Tam o anda, başparmağımla işaretparmağım arasındaki yüzüğün içinden bir mermi geçiyor! Vınnn! Sırtından vurulan bir penguen, nar taneleri saçarak infilak ediyor! Bum! Silahlı iki adam, yokuşun başından bize doğru koşuyor! Niyetleri ciddi, her hallerinden belli. Derhal, Şebnem'in bileğini kavrıyorum, var gücümüzle kaçıyoruz. Duvarın bitiminden sola dönüyoruz. insan ile tabiat, gene ayrı dillerden konuşuyorlar: Mermiler, yağmurun içinde metalik ve yatay bir başka yağmur olup yağıyor. Tam anlamıyla nefes kesici... Titreyen bir göledin kıyısında kıpırdamadan poz veren, gözü yaşlı Nü timsahının kuyruğundan bir kurşun sekiyor. Başını paçavra bulutlara gömmüş zürafa boynundan, yüksek kafesindeki tünekte pusmuş olan kaya kartalı göğsünden vuruluyor! Güzelim postunda siyah bir delik açılan Iran leoparı yana devriliyor! 15 Dünyanın dört bir yanından getirilerek burada hapsedilmiş tüm hayvanlar feryat figan ediyor. Havuzun üzerindeki ahşap köprüden geçerken, kırmızı gagalı siyah kuğular bize acıyarak bakıyorlar. "Burada kurda kuşa yem olacağız" diye düşünüyorum. Sürüngen akvaryumlarının sağlı sollu sıralandığı ışıklı, sıcak bir tünelden geçiyoruz. Ardımızdaki maratoncu katiller, akvaryumlara kurşun delikleri açarak koşturuyorlar. İguanalar, bukalemunlar, çıngıraklıyılanlar... hiç istiflerini bozmuyorlar. Galiba hepsi sağır. Tünelden fırlayıp yağmura daldığımız anda sağ omzumu sıyırıyor bir mermi ve gök gürlüyor. Gövdeleri, yağmuru sünger gibi emen devekuşlarının saçaklı kirpikleriyle gıdıklanarak, kafesle duvar arasındaki daracık

3

Vuvvvvvvv!!! Foşşşşşşş!!! n Deniz birdenbire volkanik bir buzdağı gibi patlıyor! Yattığım yerden.. gönlümü sarmalayan vecd. Çift kişilikli tabiat aniden durulup dinginleşiyor. kulağı nereden çekip çıkardınız?" 4 . Evrensel Vesvese] Eski bir Çin atasözü der ki "Kıyıya vuran ejderha. ben de kafamı bir o yana bir bu yana çeviriyordum. ipini koparmış bir kukla gibiydim.. Üstünde 'LÜTFEN SESSİZ OLUNUZ' yazılı bir tabela bulunan ahşap kapıdan içeri giriyoruz. kocaman bitkilerin kollarına atılıyoruz. Okyanus. ense yaparak ıssızlığa mukayyet olan bir korkuluk.. dileklerin çabuk gerçekleşir" diyerek olduğu yere oturuyor. kilden bir heykel. tepedeki kanallardan geçerek. uğursuz bir gıcırtıyla aralanıyor. Karşımızda bir kapı daha. Ellerinde makinalı tüfeklerle toplantı salonuna daldılar!.. Kurşunlar sol gözünüze değil sol kulağınıza doldu. minyatür bir koy'un ucundaydım. sirkteki disiplin de yoktu. Kimsecikler yoktu." İslam Tarihi Uzmanı İrfan Bey: "Yanlışınız var aziz dostum. çalkantılı tebessümleri ve itimatlı kıpırtılarıyla tabutlardan inip koy'un etrafında sıralanıyorlar. alt dişlerimi.. apardı canımızı. sizleri sormalı?" Bayramiyye Tarikatı'nın yeni lideri Şeyh Musa muzip bir gülümsemeyle "Sırlarını saklarsan.. göstermelik bir hayat belirtisi. Böyle tafsilatlı dehşet. Koy'u toplantı masası gibi kullanıyor. Güney Afrika'da. pırlanta yüzüğü parmağına takıyorum.." Üstat Şair Selman Elma: "Çirkin maskeler takmışlardı. denizin dibinde birçok balıktan daha çok zaman geçirmişliğim var!" diye çıkışıyor." Onlar böyle pingpong maçı yapar gibi parça parça konuştukça. afet ve eğlence. Tabii felaket ve spor. havai fişek gibi patlayan kıvılcımlı kanımdı!. Saydam masamızın içinde rengarenk balıklar yüzüyor. kurumaya bırakılmış." Aklım başımdan gidiyor: "Öldünüz mü?! Hepiniz mi?" Başlarını "evet" anlamında hafifçe sallıyorlar.boşluğu aşıyoruz. Şemsiye büyüklüğündeki yaprakların arkasına saklanıyoruz. sadece sıyrık" deyip gülümsüyorum.. ormandaki hiyerarşi de. Bektaşi Şeyhi Siyami Bey. Balıkların üzerinde pamuk topağı bulutlar. "Ben iyiyim. vahşice bir işgüzarlıkla bizi gammazlıyorlar: Çığlık çığlığa zıplayıp. bildiğimiz ağaçlara hiç benzemeyen. Kan da kulaklarınızdan fışkırdı!" Halilullah Efendi itiraz ediyor: "Yahu kurşunu nereme yediğimi bilmez miyim mirim? Gözüm patladı diyorum size. Maymunlar. Hayvanat bahçesinde." Mevlevi Yahya Efendi: "Kurşunlar gövdemize saplanırken güçbela. gözlerimi koruyan aynalı gözlük ve dizlerime inen bermuda şort ile. öfkeden aklını kaçırmış bir adam vardı." Müderris İdris Efendi: "Hepimiz anında birer kan fıskiyesine döndük! Muz beyazı salona karpuz tozu püskürüyordu sanki.. arkadaşlarını çağırıyorlar. Bu cübbeli.. Gözlerinden naylon ip gibi yaşlar iniyor. Berbat haldeydik. Durban'ın Umtata bölgesinde. ellerini kafeslerden uzatarak. Arada albatroslar kayıyor. boğdu bizi!" Alevî Dedesi Saz Âşığı Reşat Bey: "Azrail'in yönettiği bir tufan gibiydi. Korlaşmış bir demir topağı deldi geçti gözümü." Ayaklarımı Hint Okyanusu'na uzatmış yatıyordum. Şubat güneşi derimi. "Nasıl?!" Hafız Behzat Efendi: "İkindiden sonra oturmuş hoşbeş ediyorduk. bir evliya kabristanı kadar sessizdi.. Biri gözleriyle etrafı tararken. bu adamlar bizi öldürecek!" Son sözlerime şerh düşüyorum: "KORKMA BEN VARIM!" 17 Tabut filosu Okyanus da nihayetinde balıkların çişi değil midir? [WANG VVEIHUI. Benim tam karşımda. ne 23 karpuzu? Kanımız tutkal gibi aktı! Halat olup kolumuzu bağladı. Biraz daha yakına geldiklerinde. Şebnem'in otel sabunu gibi küçük kulağına. Şebnem. fil çiftesi yemiş gibi fırlıyorum. hamsilerin maskarası olur. Bir avuç kurşun çenemi. Ruhuma yayılan esenlik. Son gördüğüm şey. Nakşibendiyye Şeyhi Ulvi Efendi hatırımı soruyor: "Nasılsın Fu?" "Elhamdülillah. Daha önce görmediğim türden. bir deniz canavarının tırnak izine benzeyen. yüksek mi yüksek tavandaki koridorlarla birbirine bağlanıyor. Kâdiriyye Tarikatı'nın Şeyhi Dalyan Efendi açılışı besmeleyle tazeliyor. bir Afrika belgeselinin ortasındayız. Tabutların üzerinde dikilmiş pir-i faniler kıyıya çıkacakken. Önümüzdeki dikdörtgen levhaya takılıyor gözüm: 'CÜCE MAYMUNLAR GALERİSİ'." Bayılmak üzereyim. sudan masamızın öbür ucunda Eşrefiyye Şeyhi Allah Dostu Muhsin Efendi sandal ya da sandalye işlevi gören tabutuna bağdaş kurmuş. Cüce maymunların ocağına düşmüştük. Kare bir holde buluyoruz kendimizi. peşimizdekilere bulunduğumuz yeri gösteriyorlar. "bu bir rüya. 1655-1730... sessizce "Seni seviyorum" derken.. Son sözlerimi söylememin vakti geçmek üzere. sörfçülerin bizim Bakanlık Heyeti azaları olduğunu fark ediyorum. sakallı ihtiyarların Hint Okyanusu'nda işi ne? Dalgalar tuhaf bir biçimde yatışıyor. "Bizi vurdular" diyor Şeyh Dalyan. Dalgalara teyellenmiş insanlar görünüyor. yarım yamalak şahadet getirdik. Bazıları. Gezegenin kıyısına iliştirilmiş.. çevresinde yerlerimizi alıyoruz. Maymunlarla birlikte ben de kapıdan giren tabancalı iki adama bakıyorum. Sörf tahtası yerine tabutlara binmişler! Şoktayım. içimi kaplayan huşu. Şebnem aşk coşkusu ve ölüm korkusuyla şoklanmış halde fısıldıyor: "Sevgilim. "Rüyasında 22 aksakallı dedeyi birarada görmek de ilk bana nasip oldu herhalde" deyip toplantıyı açıyorum." "Rüya mı?" Her zamanki zinde sükunetleri. boynumuza dolandı. Afallıyorum: "Ne?" Yeseviyye Şeyhi Mazhar Baba şahadet parmağıyla meclistekileri işaret ederek görünmez bir daire çiziyor: "Hepimiz öldük. diğeri ona yerdeki ıslak ayak izlerimizi işaret ediyor." Siyami Bey: "Avazı çıktığı kadar 'Bilmem n'aparım böyle aşkın ızdırabını!' diye bağırdı. tehlike ve beden terbiyesi. 1(» Galerinin kapısı. Yaz tatili iznimi kışın kullanırım.. Kainatta çıt yoktu." Oruç Bey: "Yedi kişiydiler." Hac Rekortmeni Seyyah Sadık Bey: "Yahu ne muzu. dilimi paramparça etti!. gümrük polisi ağzıyla ho-murdanıyorum: "Ne işiniz var burada?!" "Sakin ol Fu" diyor Şazeliyye Şeyhi Oruç Bey. Açıklarda beliren dev dalgalar çığ gibi büyüyerek hızla kıyıya yaklaşıyor.. Şebnem de ben de soluk soluğayız. Sörf yapıyorlar. Bu tsunami sahnesi karşısında donakalıyorum.. kemiklerimi kalaylıyordu.. Fişekli poyrazın güttüğü katran. deminden beri çocuklar gibi fısıldaşıp didiştiği Filozof Feridun Bey'e nedense "Sen ne diyorsun be Freud? Benim.. omzumdan akan kana parmak uçlarıyla hafifçe dokunuyor. Açıyorum. Maymunlar gözlerini bize dikiyorlar. hangi rüyada görülmüş?! Hatip Halilullah Efendi: "Ben tam sol gözümden vuruldum Fu." Müfessir Enes Efendi: "En önde siyah takım elbiseli. Müstakil tel kafesler. Melami Şeyhi Ruşen Ali Bey: "Mermiler dolu gibi yağmaya başladı!.

Hint Okyanusu vişne reçeli kazanı gibi kıpkırmızı kaynıyordu. koridorda karşıma çıkıp polis rozeti gibi yüzüme tutuyor Nanda'nın fotoğrafını: "Rica ederim ona dikkatli bakın!. Bakanlık Heyeti'ne saldırı düzenlenecek!" "Saldırı mı. çok mühim bir mesele için aradım sizi. "Nanda. Derken... Bakanın cep telefonu kapsama alanının dışında." "Ezel Bey anlatamadım. Şimdi kapatmalıyım. Sayın Tufa?" "Ezel Bey. sanırım Afrika'nın sıcağı sizi biraz etkilemiş. Ezel Bey. Yani Türkiye saatiyle 15:00-16:00 sularında!" "Neler söylüyorsunuz Fuat Bey?" "Bakın.. gövdemin içinde dönüp duran soru şuydu: "Bütün bunlar ne zaman oldu?! Bütün bunlar ne zaman oldu?! Bütün bunlar ne zaman oldu?!. anlaması. ağzından nal gibi." Kaç gündür rüyalarımda.. karabasana dönüşmüştü.. Yanlış mı anlamışım. Yine de açıklamayı deneseniz Fuat Bey? Yani bu komployu. Yarın ikindiden sonra. iradesizlerin şuuru yoktur" buyurur." İrfan Bey: "Sen ne biçim eşref-i mahlukatsın! İnatta ısrar ediyorsun?. Müdür Bey.. Yukarı bakıyorum: Bay Moyi bir helikopterde. benim gözüm.. Şazeliyye Şeyhi Oruç Bey bana dönerek ayağa kalktı ve sesi yüzümde şimşek gibi sakladı: "YARIN!" Telefonda nakavt Elope Hotel'e kadar doping testinden kaçan bir at gibi koştum. Güney Afrika. sol gözüm!..dit dit dit dıııııt ." Bakanlık Heyeti'nin konuşmalarını artık uğultu halinde duymaya başlamıştım. O arada zât-ı şahanenizi temaşa etmekteydim..İrfan Bey kendinden emin: "Ben sizden handiyse beş saniye sonra kurşunlandım. Rüya. imparatorluk orduları birbirini kesip biçiyor ya da balinaları mızraklıyorlardı sanki. Ona göre.dit dit dit dıııııt. fakat yanılıyor olsam bile tedbir almaya değmez mi sizce?" "Olabilir tabii. Heyet'e kim saldıracak?" "Kim olduklarını bilmiyorum. Avami bir alaycılıkla öttü: "Siz şu anda Güney Afrika Cumhuriyeti'nde değil misiniz?" "Evet efendim. Ellerimi ağzımın kenarlarında birleştirdim ve nihayet haykırdım: "Bütün bunlar ne zaman olduuuuu?!" Kıyıya en yakın tabutun kapağı açıldı." Restoranın eşiğinde Nanda'nın fotoğrafıyla göz göze geliyorum. söyler misiniz. bu acil bir durum! Yarın heyet üyelerini güvenli bir yere nakletmeniz gerekiyor! Onları bakanlık binasından uzak tutmalısınız!" Özel kalem müdürünün keyfi gıcırdı.. anlamıyorsunuz... ne münasebet?" "Evet. kan iki kulaktan birden şorladı. kader beni buralara kadar boş yere sürüklemiş olamazdı.. Ne kımıldayabiliyor ne de ses çıkarabiliyordum. Fonda. Hindistan." Özel Kalem Müdürü'nün sesinden ezelî rakibini nakavt eden bir boksörün zafer narasındaki haz yansıyordu: "Anladığımdan emin olabilirsiniz Fuat Bey. Kabus görmüşsünüz. Türk olduğumu duyunca çok sevindi.." "Yo.. iki genç. sol kulak... özel kalem müdürüne ulaştım." "Öyle mi? Sizin rüyanıza göre program yapmamızı istiyorsunuz.. Bay Moyi et derdinde. şişko bulutları andıran çuvallardan fotoğraflar saçıyor! Kolumda bir kıpırtı. Eski bir Çin atasözü "Nefsini terbiye etme kararındaysan. Ejderi boyamak Ben can derdindeydim. Sonunda. Fakat ben." "Şaka mı yapıyorsunuz?" 26 "Hayır. Basın müşavirliğinde kimse yok." "Yedi kişi mi?" "Evet. gökten Nanda'nın fotoğrafları yağıyor. önce nefesini düzenle" der. Rüyamda gördüm.. sakin olun. Ezel Bey. Lobide pusuya yatmış olan otel sahibi "Hint Zengini" Gamaka Moyi. Aman Allah'ım! Kıpkırmızı. kurşunlar sol kulaktan girdi. Masa olarak kullandığımız küçük koydaki berrak su kızılcık şerbeti gibi kırmızıya dönmüştü.. inanması zor. anlayamadığım birşeyler söyleye söyleye bir bir tabutlara girdiler! Felç olmuştum. ağzımın. güvenli bir yerde tutun.... demirden 'D' harfleri dökülüyordu. Emniyet güçleri yarın da iş başında olacak. babasının söylediği gibi kız onyedi yaşındaysa. Nasıl desem. Evet.. Heyet'e saldırılacağını nereden çıkarıyorsunuz? Bir kabile büyücüsü mü söyledi?" "Hayır.." İşin doğrusu Nanda'yı hiç görmemiştim. fakat yedi kişiler. evlilik fikrinden çok uzağım. Asansörün kapısı aralanıyor: "Kızım ve siz." [Dit dit dit dınııt . Onyedi yaşındaki kızı Nanda için beyaz tenli ve Müslüman bir damat arıyordu. Fuat Atıf Tufa. Denizin dibinde. Kulak diyorum." "Rüyanızda mı gördünüz?" "Biliyorum.dit dit dit dıııııt ." dedikçe..] Eskinin eskisi bir Çin atasözü "iktidarsızların vicdanı. Elope Hotel'e yerleştiğim gün beni gözüne kestirdi. Yâ Rabbim." "Peki. "Ezel Bey?" 25 "Buyurun?" "Ben. fakat rica ederim Bakanlık Heyeti'ni koruyun. bayramlık ağzını açıp düğünlük tngilizcesiyle sordu: "Teklifimi düşündünüz mü Bay Fu?" "Derhal telefon etmeliyim Bay Moyi!" Bakanlığın numarasını çevirdim. Bir türlü telaffuz edemediğim. iki hayat arkadaşı. 5 . ne romantik!. biz burada dururken size." Halilullah Efendi "Göz.. lütfen. En azından Heyet'e durumu açıklayın. uluslararası ilişkilerle gönül ilişkilerini harman edeceksiniz... Güney Afrika'ya kim ihbar etti?" "Bakanlık Heyeti.. kızınız hakikaten pek şeker. duvağı açılmamış bir gelinlik içinde Nanda!. Bay Moyi'nin Hindi sesi: "İki Müslüman.. Muhtemeldir ki. Nanda ile evlenerek hayat maceramı 'renklendirmeliydim'.." İhtiyarların girdiği tabutlar kanlı denizde yavaş yavaş yüzmeye başlamıştı. çirkin ve esmer cimcimenin fotoğrafı." "Meraklanmayın... Ne dersiniz Bay Fu?" Plaj terliği gibi bir dil gerektiren Hint aksanıyla "Nanda" dedikçe. ingiltere ve Hollanda'da rastlayabileceğin en güzel kızdır" diyerek bana elindeki fotoğrafı gösteriyordu: "İşte benim güzel Nanda'm." "Onların haberi var mı yani?" "Sanmıyorum. lütfen bana inanın. n'olur bana inanın Ezel Bey!" "Yarın gerçekleşeceğini söylediğiniz saldırıp nasıl haber aldınız?" "Bunu izah etmem biraz zor. İrfan Bey "Kulak.. Tabii.. Sadece o aşağıdan çekilmiş.. Heyetin yarın orada olmasını engellemelisiniz! "Fuat Bey. "Çok yüce gönüllüsünüz Bay Moyi. Bir hafta önce." Merdiven çıkarken birdenbire tepemde kahverengi kanatlarını açmış dev bir kumru: "Nanda ile Fu! Güney yarımkürenin en görkemli çifti. muazzam beyninize değen kurşunlar sizi aldanışa sevk ediyor." cepli kefen kostümüyle dolaşan arsız hayalet.." "Tamam. Muhtemelen beş sene öncesine aitti. kafamın. yalvarırım bu tedbiri alın.dit dit dit dıııııt . bizim ihtiyarlar işitemediğim. Ankara'yı uyarmalıydım. Heyet üyelerine tahsis edilen salon cevap vermiyor." "Hint Zengini.

"Adım. Bütün mesele duygularla ilgili. adıma bir bilet ayırtabileceğim. uçağın merdivenlerinden ağır ağır inip yanımıza geldi. Havaalanında beni avlayan adam ise otuzbeşinde filandı. kartları kader karıştırır. Hayır. Vay canına! Bu besbelli Bay Moyi'nin işiydi. Bir iki saat içinde vize alamazlardı. Bakanlık Heyeti'ndeydi. tahminen ellibeşti." "Öyle mi? Hiç duymamıştım. Konuyu değiştirdim: "Biraz hızlı sürebilir misiniz?" "Bu yolda hız limiti saatte 50 mil efendim. sağdaki camdan dışarıyı seyre koyuldum." "Fazla vaktimiz yok" deyip. seyyahım. Uçakta." Yükümüzün postal olduğunu öğrenince biraz şaşırdım. Dick?" Lafa karışıp "Fuat Atıf Tufa" dedim. Dick de pilotun yirmi sene sonra doğmuş ikizi gibiydi. işitme engelli kraliçeler bile duydu?" Konuyu iyi bildiğim bir alana çektim: "Eski bir Çin atasözü ne der ahbap. 400 dolar istediler. kulakları arasına kolye gibi dizilmişti.. İyi fikir." "Yapmayın lütfen. Şoför. Ankara yolcularıyla dolu uçak havalanıyor. Aşka resmen destek veren bir bakanlık bizimki. Bir kargo uçağı için fazla küçüktü. ihtiyar katırı ürkütmesem iyi olacaktı. Bizim ihtiyarlara bir şey olmasın diye içimden dua ediyordum: "Allah'ım rüyamda gördüklerim orada kalsın n'olur. Benimle bir daha asla görüşmeyeceğini bildiği ve galiba cahilin teki olduğumu düşündüğü için. 350 verdim. Otelin bahçe kapısının karşısında dizilmiş. görüyorsunuz ya?" "Bay Moyi'nin. Pilotun yaşı. Birbirlerine çok benziyorlardı. uçağınızın kalkmasına neredeyse üç saat var. nereye gittiğini bilmeyendir. Ezel Zelzele'ye izan ihsan eyle. arada bir tokatladığı direksiyonu tutmadan kullanıyor arabayı. AİDS mi yaygın.. diğerinde kibrit suyu gibi bir kahve." "Biraz kafam karıştı" dedi. Pilot birden üstümü aramaya başladı. Yahudi'ymiş. Eski Çin'de bir söz vardır: "Yabancı topraklarda.Nanda'yla görüşmeden yola koyulacaktım. Tel-Aviv'de akrabaları falan varmış. Şoför. Koltuğunda ahtapot gibi yüzüyor mübarek. lunapark oyuncakları gibi cafcaflı taksilere yöneldim." "Yoksa siz. taklit etmek özgünlüktür." "Ah. normal şartlarda asla 6 . Odamın anahtarlarını resepsiyona teslim ettim. Dönüp baktım.. mükemmel seyyah. mayhoş. mavi." Eğer yolcu uçağına binebilseydim. sen de oynarsın" dedi bir ses. Saat 17:30 olmuştu. bilir misin?" "Nerden bileyim?" "Ejderi boyasan da derisini boyarsın. Ne taşıyordu acaba? Cüceler için fincan mı? Bu kanatlı. Pilot göstergeleri yumrukluyordu! Tayyaremizin vidaları gevşemişti. Yüzüm buruşuyor. beyaz. bir an sizi o sandım. oniki saat sonra Ankara'ya varırdım. az kalsın arabanın kaportası yamulacaktı: "Bir tür seks bakanlığı mı bu?" "Bilmiyorum. Kafa karışıklığı sık görülen bir şeydir. harika. Siyahi şoförler palmiye gölgelerine çömelmiş kara kara düşünüyorlardı. Çantamı Dick didik didik aradı." "İkisi de aynı şey değil mi efendim?" "Hayır dostum.. [LINYUTANG] Bir elimde kibrit kutusu kadar bavulum. Elindeki işe ara verip bana açık yeşil bir içecek ikram ediyor. Çenesini yargıç tokmağı gibi kaldırıp beni işaret ederek sordu: "Kim bu çocuk.. 37. "Benim de. Uçağı görünce fikrim değişti: Kocatepe Camii'nde cenaze namazım kılınabilirdi." "Haydi." "Bay Moyi'nin size Nanda'nın yanında vereceği hediyeleri romantiklikten mi reddettiniz?" "Neden bahsettiğinizi anlamıyorum?" Aklım. Dick'in ihtiyar versiyonu. Bundan sonra ben de biriyle tanıştığım zaman ilk iş üstünü arayacağım. görevli kızdan havaalanının telefonunu istemiştim. böyle bir şey mümkün değildi. Lafı yokuşa sürdüm: "Ne dediniz?" "Hangi bakanlıkta çalıştığınızı sordum efendim?" "Gönül işleri Bakanlığı." Anlaşılan kaynatam olmak için can atan Bay Moyi. neden seks bakanlığı var?" Arabadan atlamamak için kendimi zor tutuyordum: "Halkımız çok romantiktir. siyah." deyip el sallayarak kendimi dışarı attım. Fakat işe yaramadı.. değil mi?" Karşılık vermedim. Hemen harekete geçersek. kapıların da gözü vardır. Heyet'in katledilmesine izin verme...." "Vay canına. değil. Edgar Poe" deyip neşeyle elini uzattı... ben de Cemal Süreya. size iki villa ve bir düzine otomobil vereceğini. Uçakta yer yokmuş." Ben de kollarımı açtım. Ülkenizde nüfus mu fazla. O da bana. pilotun karısıyla yan yana oturuyordum. tonton bir kadındı. şoför de üniformalı ve yedi başlı bir ejderhaya dönüşmüştü. bir gecekonduydu sanki." "Ne?!" Adam öyle bir güldü ki. sarılmak ister gibi kollarını açtı pilot. Bir tek kafadan ve ağızdan bu kadar çok soru art arda çıkamazdı. demir kuş. "Memnun oldum Allan. ilk Ankara seferi otuzaltı saat sonraymış! Halbuki otel resepsiyonunu aramış. karnında ikiyüzelli kişiyle Anadolu'ya doğru uçmaya başladı bile. sarı. ikisi de maden işçilerini andırıyordu. Sualtı aksanıyla: "Ne tarafa bayım?" "Havaalanına. Bay Moyi sizi boşuna beğenmemiş! Ne bakanlığı?" Taksi bir sorgu odasına. arabasında sessizlik istemiyordu: "Ne iş yapıyorsunuz?" "Basın müşaviriyim. "Takma kafana ahbap.. yeşil." "Turist misiniz?" "Yo. "ülkemdeki herkes bana kısaca 'Fu' der. Arkalarından kahveyi döküyorum. Pamuk şekeri ve pişmaniyeden yapılmış gibi saçaklı. Öteki. işte. kendini ünlü yazarın adaşı ilan etmişti. 'Oteldeki Türk' müsünüz?" "Artık taksideyim.. merak ettim." 30 Yirmi yıl sonra doğan ikiz kardeş iyi seyyah." Minyatür bir bavuldan ibaret olan yükümü kapıp çıktım. kamuyu da bilgilendirmişti. Bay Moyi içeriye sızabilirdi. Cuma namazını Kocatepe Camii'nde kılmam işten değildi.. nerede?" "Bir bakanlıkta. İçiyorum." "Hangi ülkedensiniz peki?" "Türkiye. Pilot. Uçan halı üzerine inşa edilmiş bir köpek kulübesi. dilim damağımda saklıyor: "Nedir bu?" "Çakal eriği likörü. beyaz. hesabı nakit olarak ödedim. Bindiğim taksi Güney Afrika Cumhuriyeti bayrağının renklerine boyanmıştı: Kırmızı. fakat lavabo beyazı dişleri. kemikleri aynı kalır. Derhal kabul ettim. Odamda fazla oyalanmadım. Adımı. Hapishane hastanesinde ameliyata alınan bir idam mahkumu gibi dehşet içindeydim. Bir Çin darbımeselidir: "Yerin kulağı varsa. kızı için seçtiği bir Türk'ten söz ediyor herkes. yedek yolcu listesine kaydettirdim. Uçağa binmemi engellemek için belki de bütün biletleri satın almıştı?. Sonunda havalandık. Üstelik. pembe. Civardakilere "Elveda!. partal bir kartal." Adam bana Tel-Aviv'e kadar bir kargo uçağıyla gitmek isteyip istemediğimi sordu. israil ordusuna askerî bot taşımak. "Ne demek bu?" "Eski bir Çin atasözü. nereden geldiğini bilmeyendir. komisyonunu alıp toz oldu. Pilot.

. İlk karşılaşmada aranmaya alışmalıydım belki de? Bu aramalar sırasında. Kapılar açıldığında. derhal biletleri ayırtıp. tesadüflerin de takviyesiyle felaket katına yükseldi. Uçağa binen elemanların her birine tam maaş ikramiye vaat etti. Ertesi gün fotoğrafım Newsweek’in kapağındaydı. ecelin şifası olmadığını bilir. Çünkü kulaklarımıza inanamıyoruz. Adım. herkesin tek tek üzerini arayıp cep telefonlarını. Kontrol kulesinden gelen uyarılara rağmen. Nanda harika bir kızdır. büyükannesini ziyarete gitmişti. takvim yaprağını gün bitmeden mi koparalım? Unutun bunu. Bizi apartopar Boeing 767'ye. cüzdanları. Onbeş saat süren yolculuktan sonra vardığımız Tel-Aviv'in dumanlı göğünde bizim külüstür tayyare irtifa kaybediyordu. Uçağın kapısını açtılar. Yapmadım. örgü örüyordu. tam otuzüç kişi. Bay Fu'nun otelden her çıkışında. bahçıvanlar. "Yanlış anlamayın" dedi. Onun yerine "Estağfurullah. kılımıza zarar vermezler" düşüncesindeydiler sanırım. Onbeş dakika içinde İsrail askerleri ile 'bizimkiler' arasında pazarlık başladı. Yardımcı olduğunuz için minnettarız. toplayarak bez torbalara doldurdular. bilet alıp almadığını sordu. belki torunların ayakları üşümesin. bazen neşeyi aşk zannederiz. Kudurmuş yamyamların çiğköfte partisi 7 . şimdi de ingiliz diplomatlarla aynı saftaydım. göz nuru çorapları militanlardan birine hediye etti. Uçağın 150 metre kadar ötesinde kurulan uzun barikatın arkasında siper alan muhabirler." Nükte: "Bunu derhal bir bez afişe yazın. Militanlar. Flaşlar patladı. Çorapmış. Uçak böyle yavaş giderse. belki Nanda daha çok hak ediyor: "O. ingiliz diplomatların bulunduğu uçağı zapt etmişlerdi. hakkında hiçbir şey bilmediğimiz Türkiye'nin. objektiflerini bize doğrultmuşlardı. eşikte durdum.. kendisine haber vermemizi emretmişti.. Bay Moyi kadar emin değildim doğrusu.bulaşmayacağım bir işti. "sadece kameralara poz vermek için. Çünkü. yüzlerindeki kar maskeleri bir tebessüm kalıbı. şimdilik. Teşekkürler.. Sağolun. Önce İsrail askerlerine bot taşımıştım." Vaat: "Konuşarak halledebiliriz. şarkıcılar.. Besbelli çocuklar içindi. israil ordusundaki bütün askerlere çorap örebilirdi. Adamın kılına zarar vermeden kellesini uçurmak Aksilikler." Bir iki saniye düşündü ve İngiliz pasaportu taşıyan tüm personeli ilk uçakla Ankara'ya tatile göndermeye karar verdi. Eğer bu doğruysa. "Bu adamlar kellemizi uçursalar bile. Cevap vermedim.. Havaalanı. Militanlardan üçü. Halbuki.. Nişanlıma sorarsanız. Kayboluş seferi [Lalita Lal] Turistler dünyayı ele geçirdi! [KURUSH KUMAR. Yine de Bay Fu'nun gizlice birkaç fotoğrafını çektim. pek hoş bir duygu değil. inanın bana." Flaşlar patladı. rehberler. Dört saatlik.. o kadar güzelim ki. bir ameliyathane koridoru gibiydi. uçağımız öksürüklü bir akbaba gibi sarsılı sarsık alçaldı ve yere çarpıp sürüklenerek Boeing 767'nin kanadının altına girdi. çalgıcılar. Olanlara inanamıyordum. Nanda annesiyle birlikte Bombay'a. laf aramızda. Arkamdaki centilmenden anında kurtulup aşağı atlayabilirdim. Nişanlımın benim için söylediği şu sözü. çorap için kullanılan renkler. böyle tatsız bir vesileyle tanışmak istemezdik. el çantalarını. aşçılar. Flaşlar patladı.. Kalkıp gittim. Telefon edip "Bay Fu ülkesine dönüyor" dediğimde. "Bu uçak israil hapishanelerine benzesin istemiyoruz. temizlikçiler. Bay Fu ile Nanda biraraya hiç gelemediler. Şubat'ın 25'iydi. adını ilk defa duyduğumuz başkentine. Öğlen olmuştu. kafanıza silah dayayabilir miyim? Samuray. çiçeği burnunda bir rehineydim. masörler." Öylesine kibardılar ki. nereye gitsem orada yerçekimi ortadan kalkıyor.. Kime niyet. rehinelere hostesler gibi gülümseyerek tatlı sözler söylüyorlardı: "Sizinle. Bizim iş defileden pek farklı değil. Lütfen sakin olunuz." Ret: "Ne yani. diğeriyle silahın namlusunu şakağıma sürtüyordu. Stockholm sendromuna yakalanan Ören Bayan. Yüzmeye. kalemleri." Biz Hintliler. Yeğenler. Nanda'nın Bay Fu'yu sırf beyaz tenli bir dindaşı olduğu için sevebileceğinden. Bir keresinde benim de başıma gelmişti. önümüz kıştı. abartmayayım. adam arkadan bir eliyle boynumu kavrıyor. Ne de olsa güney yarımküreden kuzey yarımküreye uçuyorduk. Lalita Lal. çakmakları." Kar maskesinin ortasındaki mahcup gözlere baktım: "Kurşunları boşaltırsanız. boşta kalan örgü şişlerini almışlardı. Kadın bir çift çorap örmüştü. bodyguardlar. alışverişe. Tamam. Beni Tel-Aviv'e getiren pilot ile Yahudi karısı hallerinden memnun görünüyorlardı. Her şey yoluna girecek. kime kısmet.. hiçbir ordunun kılık kıyafet nizamnamesine uymayacak çeşitlilikteydi. görelim.. Patronum. bari boş konuşmayalım" demekle yetindim. dansözler. gezmeye.. bir an önce havaalanına gitmemizi buyurdu! Ankara'da bir iki gün kalabilir ya da gider gitmez geri dönebilirdik. bellboylar... makineli tüfeklerin namlularıyla karşılaştık. Çok naziksiniz. Adam potinlerini çıkarıp çorapları oracıkta giyiverdi. Herkes görsün. herkes beni hostes sanıyor. Elope Hotel'in resepsiyonunda part-time çalışıyorum. istediklerinizi alacaksınız. kuaförler. kulağıma eğilerekten "Bunu yaptığım için özür dilerim dostum. şoförler. Olmaz olsundu. biliyorum. Soru: "Rehinelerin durumu nasıl?" Cevap: "Hapsettiğiniz Filistinlilerden iyi durumdalar. barmenler. kadın. Güney Afrika'nın Angelina Jolie'ye cevabıdır." Laf lafı açtı." Rica: "Pankartları indirin lütfen. Sonra uçağın pencerelerine Filistin bayrakları asıp pankartlar gerdiler: "Masum insanlarla dolu israil zindanları boşaltılsın!". elbette" derken belindeki tabancayı çekip şarjörü çıkardı. Kimsenin canı yanmayacak. nereye giderse gitsin. Bay Moyi'ye durumu bildiriyordum. Bir an önce harekete geçmeliydim. Garsonlar.. hava korsanlarıyla israilli subaylar arasındaki atışma uzadıkça uzadı. Filistin İntikam Tugayı'na mensup olduklarını söyleyen bir grup hava korsanının eline düştük. sizce sakıncası yoksa. "Hayır" dedim "henüz değil. Zamanımın. boş bir silah. birkaç saat sonra Ankara sakinlerinin ayaklarını yerden keseceğim. tabancaları. Korsanlar. Hayattan derin bir nefes çektim. ellerindeki otomatik silahlar iyilik perisinin sihirli değneği gibi görünüyordu gözüme.. gecikmeye ayırabileceğim kısmını kullanmıştım. "Beyefendi. saatleri. neden olmasın?" "Ah. Ya siz?". Maksadımız sizleri incitmek değil. Eleman. sigaraları. İstediği asıl şey. Çok üzgünüz. Militanlardan biri sevecen bir jestle beni yanına çağırdı. Cinai Kinayeler] Bay Fu'nun başına bu çorabı Bay Moyi ördü. pilotun karısı elinde şişler. uçakta Bay Fu'ya yer bırakmamaktı. Hayat harbiden tuhaftı. Bu arada. kaybolmaya yollandık! Şu anda uçaktayız. bekçiler. Allah sonumu hayreylesindi. rehinelerin arasına naklettiler.. Boş bir kafa. Nanda'nın da onun fotoğraflarını görmeye hakkı olduğunu düşündüm.

yapış yapıştı. Arkasında da fotoğrafçısı. gözlerini kapatıyorlardı. saçılmış ezik et kırıntıları ve milyonlarca kan lekesi parlıyordu. Bembeyaz takkesi. bir şehri boyamanın en kötü yöntemidir. işaretparmağı kalkık gevşek yumruk. Gençliğimin üç senesini Tibet'teki bir manastıra bağışlamıştım. nehri de taşırmıştı. durulmuş olmam gerekirdi. Sol elimin parmaklarını bükerek çenesinin altına kenetliyorum. Kurşun delikleriyle kalbura dönmüş beyaz duvarlarda. Ulvi Efendi'nin yüzünde. köpekbalığı kaynıyor. Gönül İşleri Bakanı Mithat Hattat'ı çembere almışlar. kanımın damarlarımda pıhtılaştığını hissediyordum. Midem. dişlerini paramparça etmişti. Ayaklarını yerden kesecek şekilde kaldırdıktan sonra sağ avucumun bileğimle birleşen kısmıyla göğsüne sert bir darbe indiriyorum! Bakanlığımızın özel kalem müdürü havalanıyor ve ertesi günkü Hürriyet gazetesinin manşetine konuyor. Sağ salim geri dönmesi enikonu sürpriz olmuştu. yolunmuş kırmızı güller gibi. Giysisinde kızıl çizgiler oluşmuştu. feleğin çemberine sıkışıp kalmışsın?" derdi. tüm düşmanlarının cesetlerinin yüzdüğünü görürsün" dermiş. 974-1079. Polisler bile ayakuçlarma basıyor. Karnında kocaman bir gedik vardı. cinayetin dumanıyla sarmalanarak yükseliyordu. Feridun Bey'in elleri. çimento fabrikası bacasından çıkmış gibi pis bir gökyüzü. Besbelli... elleriyle ağızlarını. hayatının şampanya dönemini çoktan geride bırakıp ıhlamur evresine ulaşmış bir kadının sesi beni uyarıyor: "Sürücülerin zincir. [ZHANG ZAI. göğsüme balyoz yemiş gibi sarsıldım. Bağırsaklar dökülmüş. fakat yanılıyordu." Saat 13:00 sularında Filistinli militanlar beni serbest bıraktılar. Arkadan giren kurşunlar. kendi dışkısını yiyen uyuz bir domuzun kusmuğuna nasıl bakılırsa öyle bakıyorum. Acil servis elemanları sedyelerle salona girdiler. Çıktığımı fark eden bir kadın muhabir. kırıntılar halinde yağıyor. ambulansların oluşturduğu çarpık koridorlardan sendeleyerek geçtim. Ebediyetin Faydalan] Bir zamanlar Çin'de şöyle denirmiş: "Savaşta öldürülürseniz. oturmayı. Dışarıda. Kader hem zamana 8 . Günlerdir otoparkta bekleyen sarı Vosvos'uma atlayıp gaza bastım. Buna karşılık Rahip Moju Ming'den Javaca-Do felsefesini ve dövüş sanatı tahsil etmiştim.. Kapıdaki polislere kimliğimi gösterip içeri girdim. buyur eden. telsiz cızırtıları. aksakallı ihtiyarlar kıpkızıl bir bataklığa fırlatılmıştı. Boynunun sağ yarısı bir canavar tarafından ısırılmış gibi yırtıktı. samimiyetle tasarlayan Sadık Bey'in ardından gözyaşı dökmüştük. dilini. Yerler vıcık vıcık. Seyyah Sadık Bey.. Fî tarihinde. Etraftakilere belli etmeden. Zıpkın yemiş gibi birden duruyorum.. Üstat Selman Elma'nın kalbinin üzerinde yumruk kadar. İslam Tarihi Uzmanı İrfan Bey haklıydı: Kurşunlar. Kudurmuş yamyamların çiğköfte partisi henüz sona ermiş gibiydi. takoz ve çekme halatı bulundurmaları istendi. bağrışmalar. gökyüzünün hareketlerini tartmayı. Kafamın içinde dönen binlerce pervane duruyor. Nehre indiğim anda sabrım taşmış.. Ayakta durmayı. Örtülerden birinin altından görünen. Ankara'daki İsrail Büyükelçiliği'nden gelen bir onay mesajı sayesinde yakamı kurtardım. Şeytanın kuaförü gibi. Bakanlık Heyeti ise yirmidört haftadır faaliyet gösteriyordu. Hazin vazife başlıyordu. sahip olduğu ve sahip olduğunu sandığı. Bir polis helikopterinin etrafını dolanırken Ezel Zelzele'yle burun buruna geliyoruz. susmayı. Geç kalmıştım. Besbelli göğsünü yatay olarak biçen kurşunlara da "Safalar getirdiniz" anlamında gülümsemişti... bir bambu ağacı gibi. [SHANC SHOU. Ankara'yı yüzerek geçmek Herkesin üç kişiliği vardın Ortaya çıkardığı. Konsantre olmayı. rüzgarın uğultusuna kulak vermeyi. bacakları isabet almıştı. Dünyaya az önce gelmiş gibiydi hep. kıyametten sağ kurtulmuş bir deli gibi ağlıyordum. Onu son yolculuğuna uğurladığımız duygusuna kapılmış ve kendi cenaze merasimini özenle. sanırım Mazhar Baba'ya aitti. uslanmış. koşuşturan görevlilerin ayak sesleri.. İkizini idam eden bir cellat gibi. 233-297] Adrenalin sarhoşu olmuştum. fren çığlıkları. Ölümün buharı. Hatip Halilullah Efendi'nin gözleri açıktı. Oruç Bey toplantı masasına kapaklanmış. Mermi. "Hepimiz Osmanlı torunuyuz" filan deyip boynuma sarıldılar. ruhunu Kabe'de teslim etmek istediğini söylerdi hep. Eşikten içeri bakınca.Katliam. gülümsemeyi. kolları iki yana açık. Dalyan Efendi. Halilullah Efendi'nin bir kulağından girip ötekinden çıkmıştı. Altmışüç yaşında." Bakanlık Heyeti'ni katleden yedi kişiyi zincirle döve döve öldürüp. Sonunda. Radyonun düğmesini çevirdim. helikopter patırtıları birbirine karışıyordu. Her zaman selam veren. Dünden kalma bayat bir kar. hal hatır soran. Gazeteciler. Tabanları yağlıyorum. Bakanlık Heyeti'nden feyiz almıştım.. Sirenler. Anlaşılan suratını elleriyle korumaya çalışmış. Rüyamda sol gözünden vurulduğunu söylemişti. gövdesi. ikramda bulunan biriydi. Koşarak toplantı salonuna vardım. tımarhane mutfağında pişmiş akrep zehiri reçeliyle doluydu sanki. cesetlerini takozla ezdikten sonra çekme halatvyla bağlayarak bir dağın tepesinden çığ gibi yuvarlamak iyi olurdu. Mermiler çenesini. cesedinizin düşmanın yüzüne bakmasına dikkat edin. * it * Bakanlık binasının önü mahşer meydanı gibiydi. Hesabıma göre. Kalabalık. artık vişneçürüğü.. Bakanlık Heyeti'nin tüm azaları öldürülmüştü! O nur yüzlü. Siyami Bey'in alnında bordo bir delik. Ezel Zelzele kalorifer kazanma kilitlenmiş bir bostan korkuluğu gibi dile geliyor: "Hepsi ölmüş mü?" 40 Ona. Ber HavayoUarı'na ait kiralık bir uçakla göğe yükseldim. Sarı Vosvos'umla Ankara'yı bir uçtan bir uca yüzerek geçtim. Polisler. Bu kısacık sürede. yedi ay önce kurulmuştu. elinde mikro-teyple bana doğru koşuyor. Aldırmadım. Bakanlık binasının merdivenlerinden cehennemin bodrum katma iniyorum. Türk hükümetinin resmî görevlisi olduğuma inanmak istemiyorlardı. Hayrete düşmüş gibi bir hali var. Polis arabalarının. Gönül İşleri Bakanlığı. yürümeyi. bir güvercin gibi tabiatla uyum içinde kendi hayatımı çekip çevirmeyi bellediğimi sanıyordum. ciğerler kanlı püreler halinde dağılmıştı. Çinli bilgeler "Nehrin kıyısında sabırla beklersen. önde kova ağzı büyüklüğünde bir delik açılmasına ve iç organların dağılmasına sebep olmuş. Delik deşik cesetler hâlâ tazeydi. Yüzünün bir kitaba gömülü olduğunu fark edince doğrusu şaşırmadım. kanla dolu bir çukur. Üç dört parmağı kopmuş.. Birkaç televizyon muhabiri arkamdan seslendi. düşmemişti demek. kapattım. Uzun süre ayakta kalmış. cesetlerin üzerini örtmekle meşguldü. silbaştan öğrenmiştim. şeytan görmüş bir keçi yavrusu gibi. Bu şehir. Her şeye hayret ederdi. nefes almayı. melekleri ağırlayan bir ermişin tebessümü. Hafız Behzat Efendi belinden vurulmuş olmalı. bitmeyen bir tıraşa başladılar. artık sakinleşmiş. İsrail polisine laf anlatana kadar canım çıktı. Müslüman olduğumu daha önce söylemediğim için sitem bile ettiler. Feridun Bey ona sık sık "Sen ne biçim Bektaşi'sin arkadaş. "kaderi duyumsamak"tan söz ediyordu. Sakalları kızıla kesmişti. dinlenmeyi. başının arkasından saplanmış olmalı. beyinler akmış. kanatlarından kan sızan kitabı usulca çekip paltomun içinden koltuğuma sıkıştırırken kapağa göz ucuyla baktım: İdris Shah Tales of Dervishes. kırkıncı kez Hacca giderken çok ümitliydi. Dalyan Efendi'nin başı.... Çok feci.

Bitmiyor. sevdiğiniz kişinin adını beyan ediyor. diğerinde kılıç tutuyorum.[tarihe ve an'a] ve mekana [uzaya ve vücudumuza] yayılan. Buna mukabil. dişe diş Tam da Kitap'ta yazdığı gibi Takipten asla cayma Ve sakın ha unutma Masadaki hiçbir herifin tipini. eylemlerimizin anlamını tehlikeye sokar" derdi. An geliyor. Ya da "Allah mübarek etsin. Aptallar daima ömrünün baharındadır [Ezel Zelzele] Bu satırları yazarken bir elimde tabanca... Cennet ile Cehennem arasındaydık. göz gibi açılıp kapanıyor. vicdanımıza. Sizin namınıza üzüldüm. Çünkü kibirli. kara haberi. Yuvalarımız gibi. meczupları. bekarlığının yirmidokuzuncu yılında. ister istemez üstünü de çiziyor. savunma sanatlarının kalbinde gizlidir. Beyninin kayışı sıkışmış bir hödük. [HONG HUA HUI. dervişleri. helal ile haram. Bana sorarsanız. biz de meclise girdik. vapurlara. Ne de olsa ziraat mühendisiyim. trenlere. sanat.. daima ömrünün baharındadır. Son genel seçimlerde tek başına iktidara geldik. basireti kördüğüm olmuş biriyim. Otluyor. ekonomi. Beni uygar kılan koşumları kemiriyorum. Çok acayip. protokol umurumda değil. Millî Eğitim Bakanlığı ve Kültür Bakanlığı Yaymları'ndan kitap setleri. Dağılması an meselesi. Değerli vaktinizi daha fazla boşa harcamayın. aptallar zinde olur. yuvasına şofben takılmış bir leyleğin şaşkınlığı var. Çekirge. 9 . ümit ile korku. Sıranız gelince mülakata çağrılıyorsunuz. günah ile sevap. belediye otobüslerine. fakat galiba hayatlarımızın biçimlenmesinde formüller kadar sırların da etkisi var. Vejetaryenmiş. nefsimize. Ted Bundy [ABD'li seri katil. Ayrıca birçok özel kuruluş. Bakışlarında. otomobil. içinden "Bakanlığımız aşkınızı maalesef onaylamamıştır" yazılı bir kağıt çıkıyor. hacıları. gönlümüze. parktaki at heykelini dört nala sürmekten daha zor. dünyanın öbür ucundan telefon edip. tekerleğin icadından önce üretilmiş sanki. Ankara'da Bakanlık Heyeti ile birlikteyken de.. İnanmak. Samimiyetimizin fark edilmesinin bir mükafat niteliği taşıdığı aşikar. uçak yolculukları. Babaannesinin gardırobundan giyiniyor: Yanmış mukavvadan bir ceket. avantajlar sunuyor. Kader mekanizmasını çözmek imkansız.. iradenin forsunu aşan bir imkan vardı ki. Bakanlığın hazırladığı matbu bir form doldurarak kimlik bilgilerinizi. Bir siyasi parti. Sonra da adresinize sarı bir zarf postalanıyor. eğer sevdiğiniz kişi sizi seçer ve onun aşkı da bakanlıkça onaylanırsa. Artık bütün tembihleri unutmuş. yani Performans ve Azim Partisi. olay gerçekleşmeden veriyor! Yakarı değirmeni gibi. Diyelim siz birine âşık oldunuz. Fu denilen bu uğursuz zibidinin anlattıkları baştan sona zırva. metroya para ödemeden binebiliyorsunuz. Samimiyet. meydanlarda ve medyada "İktidara gelince Gönül işleri Bakanlığı kuracağız" vaadinde bulundu. Zaten birkaç paragraf sonra işim bitecek. zihnimize. millî maçlara bilet gibi bonuslar kazanıyorsunuz. prosedür. Çok ciddiyim. Sözlerine niye inanasınız? Kitabın son sayfasında olduğunuzu varsayamaz mısınız? Ha? SON Hâlâ okuyorsunuz demek. ankesörlü telefonları bedava kullanabiliyorsunuz. 1989'da idam edildi. 3. Moju Ming "Ebediyet. bizim Ninja tosbağa da sarı Volkswagen kullanıyor: Hurda bir tost makinası. Dahası. zihnimde yer etmişti: 1. düğün masraflarının önemli bir kısmı peşin olarak karşılanıyor. silecekler açıyor. insanı bir fiyasko figüranı. İyi ile kötü. Tom Waits'in ağzı kulağıma yaklaşıyor: Göze göz alacaksın. arka koltukta mikrofona eğilmiş Black Wings şarkısını söylüyor. mahremiyetle mukayyet olsa gerek. Her neyse. n'olursunuz Bakanlık Heyeti'ni koruyun.. Sanatoryum kaçkını gibi. iletişim bilgilerinizi. devletimizi de güçlendirecek olan aşktır. hayatı bir skandal silsilesi gibi algılamamıza neden oluyor. doğru ile yanlış. Siyaset. Yazıktır. Ondokuz ay önce kuruldu. Özellikle gençlerin oy kullanmaları ve bizi desteklemeleri için yoğun çaba sarf ettik. Sonra. ilahiyatçıları. boğazına dayanmış paslı bir bıçak. Dokuz Canlı Bitki] Elinizdeki kitabı okumaya devam etmeyin. 'namahrem' bir elden alındığı takdirde. tam bilemiyorum. Din işleri.. Gönül İşleri Bakanlığı'nda görevlendirilmeyi ummuyordum. 48 Herif o derece şomağızlı ki.Hakikat akılla değil. Suratı mantar ağacı. Tibet'te Moju Ming'in dizi dibindeyken de. lafı hep aynı yere getirmişti: "Ezel Bey. 1899-1951. İki cihanda yüzünüz gülsün" notu.. İçinde bir karga iskeleti taşıyor. Her ikisi de AŞKart'lı çiftlere faizsiz konut.. Tom Waits. Bakanlık Heyeti'nden seçtiğiniz bir üye ile görüşüyorsunuz.. Program. bilincimize yani varlığımızı teşkil eden yoğunluk bölgesine odaklanan gerilimin adıydı. Bakanlıktan çıkarken Halilullah Efendi'nin gözlerini açık unutmuşum gibi bir hisse kapılıyorum.] gibi. Ön cam.Tasavvuf bir savunma sanatıdır. Araba. soğan kabuğu gömlek.. sinemalara. kravatı. hayırla tamamına erdirsin. evreni bir karambol kumkuması [çanağı]. Sayın bakan ellibeş yaşında. Aşkınız resmen tasdik edildiği takdirde zarfta plastik bir dijital kart buluyorsunuz: AŞKart. ancak aşkla işler. her hapşırışında şapkası başından uçuyor. Atın gitsin. Fakat bu öyle bir mükafat ki. yatırım ve tüketim kredileri veriliyor. Burnu öyle havada ki. üzerine de vesikalık fotoğrafınızı yapıştırıyorsunuz. Mithat Hattat bakan oldu. Toplu taşıma araçlarına. kendini sadrazamın sol t.Hakikat. Feci şekilde sıska. devlete ait müzelere.. Benden günah gitti. Başkanımız Bekir G.. kalbimi bir sırlar mezarlığı olarak düzenlememe imkan verecek işaretleri keşfetme yolunda yürüdüm. hayvanat bahçelerine önceden rezervasyon yaptırarak ücretsiz gidebiliyorsunuz. belli tatil beldelerinde geçirebilecekleri bir balayı finanse ediliyor. 2. Ondaki siyaset yeteneğini görmek için mikroskop gerek. Devlet tiyatrolarına.. kendi samimiyetinin altını çizmeye kalkıştı mı.. Siz bana bakmayın. Göğsümde barut macunu gibi bir öfke kabarıyor. fanilik fikri. Ya da içimizi derin bir şükran duygusu ve yaşama sevinci kaplıyor... Bu kartla. Başbakanın kartvizitiyle dişlerini karıştırıyor. sağlık. Çöl Tarzan'ı. işte bu kahvaltı çayına tost banan angut bakan olunca. Gezegenimizin onsuz da dönebileceğine inanmıyor. cesaretle bulunur. insanın en ince ve en keskin ayrımları temsil eden sınırda hareket etmesi demekti. teslimiyette. Şöyle diyordu: "Her şeyin başı aşk.. yirmiiki kişilik bir heyet tayin etti." Dalga geçtiğini düşündüm. onu evinizin bahçe kapısında görmek istemezsiniz.. tramvaylara.." Ve seçmen aşka geldi. ödül ile ceza. dili ceviz yaprağı. Tarım Ve Köy İşleri ya da Orman Bakanlığı'nı gözüme kestirmiştim. AŞKart sahiplerine dikkate değer indirimler. Tarikat liderlerini. hocaları bakanlığın başına sardı...şağı sanıyor! Yeryüzünün fethini yeni tamamlamış kumandan gibi dolaşıyor bakanlıkta. Üç husus. lanete dönüşmesi işten değil. Ben kurucu üyelerdenim. onu hareket ettirmek. gönül işleri hep birbirine karıştı. Kar ön camı kapatıyor. onu ancak terbiyeden sonra gelen olgunluk sayesinde kavrayabilirdik. Şeyhülislamlık görünümlü Gönül işleri Bakanlığı yedi aydır faaliyet gösteriyordu. İnsan. fakat bilirsiniz. PAP. Radyonun sesini açıyorum. eğitim. Fu Bey. Tam bir skandal. Sizi temin ederim. devlet işleri. Devlet orkestrasının konserleri için de aynı şey geçerli. hem de bizzat bizim ruhumuza. kapılarını teselliye kapatmış.

ben bir keçilim!" Holdeyiz. katillerin liderinin "S.. Sigarayı söndürüp ayaklanıyorum. Bir yolunu bulup harf denilen şu lekeleri biteviye çoğaltsam. Senin emsallerin cennette gezer Sağır-dilsizler kongresi açılışındaki saygı duruşunun sessizliğine ihtiyacım var. bizzat profesyonel katildi. Cüzdanları şişkindi." Düşman muğlak olunca. birdenbire bahar gelen evimin ortasından bir dere akmaya başlıyor. namluyu tutarak yukarı çeviriyorum. PAP muhalifleri arasında Heyet'i kurşuna dizmeye kalkışacak kadar gözüdönmüş birileri olamazdı. kuyrukta tanışıp âşık olanlar. bu Öztürk Serengil [1930-1999] şivesi de neyin nesi? "Tamam. Bakanlık binası önünde kuyrukluyıldız büyüklüğünde kuyruklar oluştu. Al Politikacılar. Şüphelendiğim adamların sayısı dokuzdu: Ekrem Eşkinli. polisler.. Rahip Moju Ming bir keresinde "Köpeğin ağzında fildişi bulamazsın" demişti. Olay yeri tetkikinde bulunan delilleri polisten temin edebilirim. ilk iş sigaraya başladım. İzdihamdan da öte bir şeydi. Alınyazım silikleşmişti.. Kadim Çinli savaşçılara göre.. kanadında piştov taşıyan akbabalar yok mu? Var. Heyet lağvedilsin diye gırtlak patlatıyorlardı.. Ardından. Şahin Dehşet. Ne acıdır ki.. Otopsi raporlarından da bazı ipuçları yakalanabilir. Haydutların.. Aşk prosedürlerle." "Sözlerine dikket et. Ve donup kalıyorum. Sadece ikiyüzyetmişbir kişi. Bu vatandaşlar. Basın bildirileri ve bakanın konuşmalarını yazıyor. Aşkı bakanlık tarafından onaylananların birer fotoğraflarının. Bakanlığa gidip durumu öğrenmeliyim.kerim böyle aşkın ızdırabını!" diye bağırdığını söylemişti. "intikam şarabı. Açıkça soruyorum: "İhtiyarlardan sonra sıra bende demek?" Hırçın bir hortlak hırıltısıyla "Keppe gegeni!" Hoppala. Bu kitaptaki harf sayısı kadar insan toplandı. ellerimi kaldırarak hafiften geri çekiliyorum. Bir adım atıyor. televizyonlarda Heyet'e ateş püskürülüyordu. bakanlığın arşiv dosyalarına girip. Hiperaktif moruklar. Tahir Fettah Çalapala. salondaki tek kişilik su yatağına ateş edince. Hikmet Mete Tetik. İhtiyarlık hakkındaki hüsnü kuruntum beni hataya sürüklememeli.. alelacele bir suçlu uydurup gebertmekten başka birşey düşünmediğimi fark ediyorum. AŞKart'a layık görülmeyenler. şiirler filan da bulunuyor. "Deli gibi seviyorum" diyen. Artık herşey sona erdi. Volkan Revan. Vampirden geriye bir akvaryum yılanı kalıyor. Zaten her gün gazetelerde.. Heyettekiler doktor olsalar. formalitelerle. Buna bayılıyor. Fu. Demek ki bakanlık üyeleri de aşkın sonsuza dek süreceğine pek ihtimal vermiyor. değerlendirme daha da ağır yapılıyordu.. sokak şarkıcıları. Mülakata alındıkları halde. Gangsterler de aşk bayırından yuvarlanıyordu ve her yuvarlanışta olduğu gibi onların da canı acıyor. Böyle giderse. Bilgisayardan. kiralık katiller tutup Heyet'in üstüne salmıştı. fikir değiştiriyorum. Galiba yanlış yerde sondaj yapıyordum. Burnuma bir Smith&Wesson yapışıyor! Namlunun diğer ucunda vampir maskesi takmış bir adam. Bir insanın ellisinden sonra galeyana gelip cinnet getireceğine ihtimal vermiyorum. Dayanılır gibi değil. Maskeyi avuçlayıp bir hamlede suratından ayırıyorum.. Derken. Mülakat 10 . pekala. münasip bir karanlık üretebilirim belki?. hamile kadınlara doğum için onbir ay sonrasına gün verilecekti yani. dilenciler. beni zımbalayıp başkalarına yetişecek belli ki. Müntekim Gıcırbey'i anlatmak için kelimeler yerine narkoz buharı kullanabilseydim isabet olurdu. Başbakan Çekirge ve Bakan Hattat başta olmak üzere. aşkı bakanlık tarafından onaylanmamış biri. Hikmet Mete Tetik. akademisyenler. bakanlığın basın müşaviri. Menderes Kıya. "Biz de gönül işleri bakanlığı istiyoruz" diye haykırıyorlardı. Sağ ayağımla çelme takınca sırtüstü düşüyor. Hemen hepsinin poliste kaydı vardı. İçinde birtakım romantik metinler. Ani bir kararla. dedektif mi? Dokuz ismin yer aldığı listem aslında bir iftira taslağı. Elli yaşın üstündeki Şahin Dehşet. kavgaya tutuşanlar. aysberge tırmanmaya çalışan kaplumbağalar kadar yavaştı. Kafasını devletin duvarlarına vurmuş.. öldüresiye nefret edenler kimlerdi? Siyasi rakipler mi? Hayır. 49 Aldırışsızca emrediyor: "Erkeni dön. Kılıcını baston olarak kullanan Samuray Kılıcını baston olarak kullanan bir Samuray kadar bitkindim. Ya da. Tavşan hızıyla çoğalan insanlara hizmet veren yirmiiki kişilik Bakanlık Heyeti.. yaraları ham olanlara şifa verir. Katliam. kimlik bilgilerinin ve aşka dair mesajlarının yer aldığı dandik bir mecmua. Hayati Tehlike ve Neşet Semi Neşter. Kalp krizi geçirenler. Yüzbinlerce form doldurulmuştu fakat günde beşon kişi mülakata alınıyor. Koskoca Sofeafe'taki küçücük daireme varınca.. yaşlısı milyonlarca insan. Tabii ya! Güvenlik kameraları herşeyi kaydetmiştir!.. bürokratlar. "Pek değil" cevabı alınca avucunu yalayan ve belki de nevri dönenler.. Şebnem Şibumi adında bir kıza yakmış abayı. Muhtemelen. evin içindeyiz. üstü başı dağılıyordu. Barbaros Boratav. AŞKart almaya hak kazananlar arasında Gıcırbey'in adına rastlayınca şaşakalmıştım. televizyon muhabirleri. AŞKart'ın sağlayacağı maddi kolaylıklara hiç de muhtaç değillerdi. italyanlar sokağa dökülmüş. Yabancı bir gizli servisin işi miydi? Hiç sanmam. Silahlı vampir. Bir saniye içinde sol elle üstten kavradığım kolunu sağ bileğimle önden geriye büküyorum.AŞKart'ınızı her üç yılda yenilemeniz gerekiyor... bakanlığa müracaat etti. aşkı teyit edilmeyenlerin listesini inceledim. temkinlice gerileyip etrafa bakışlar fırlatıyor. bayılanlar. AŞKart'la sevgililer ancak beleş mezara gireceklerdi. Bektaşi Şeyhi Siyami Bey.." Ayaklarım sabit. Kapıyı açıyorum. O halde neden bakanlığın onayını almak istemişlerdi? Herhalde sevdiklerini etkilemek için. gövdemi yavaşça sağa döndürürken. aşkına resmiyet kazandıramayan kimse.. Tabancayı bırakmadan suratına alelade bir yumruk indiriyorum. Meraktan çatlayacağım. Artık başıma iyi veya kötü hiçbir şey gelmez duygusundaydım. besbelli kişisel bir hıncın sonucuydu. Matemin. Güney Afrika'da gördüğüm rüyada.. Kıracakmış gibi bastırıyorum. gagasında hançer. çalakalem kara çalma vesikası.." Herifin acelesi var. Neyim ben. Ufuk çepellenmişti. genci. Kahince fısıldıyor: "Geberreceksin geri zekkeliy!" İltifat ediyorum: "Çok içten konuşuyorsun. Bu sayfayı sükunet harcıyla sıvamak istiyorum. Çünkü bunu nasıl yapabileceğimden emin değilim. Salon kapısının iki kanadı da açık. Acaba silahlı bir hırsız mı.. Portmantodan pardösümü alıp sırtıma geçiriyorum. yazarlar. kirli işlere bulaşmış tiplerdi. kuyruklarla bağdaşır mı? Asla. yoksa Bakanlık Heyeti'ni katleden gruptan mı? İkinci şıkkı tercih ederim. savaş da muallakta kalıyor. Kalbimde kaynayan kezzap kazanından yükselen duman beynimi sarmış anlaşılan. yankesiciler. Bakanlık Heyeti'ndeki kaplumbağalar ters çevrildi. bileğini yakalayıp.. sakin olalım. Bir de aylık bülten hazırlıyor: İlan-ı Aşk. ekrandaki yüzlerine uzun uzadıya bakıyorum. Bu arada. Bakanlık Heyeti'ni katletmek kimin işine yarardı ki? Heyet'ten. Komünist bir gerilla grubu? Daha neler. yerli ve yabancı basında sürekli bizim bakanlıktan bahsediliyordu.. Seyyar satıcılar.. kabine üyelerinin de AŞKart alıp al [almayacakları tartışılıyordu. Size onu tanıtmakta geciktim. kederden başka hiçbir şey yetişmeyen uyuşuk karanlığına gömülmüştüm. Tahir Fettah Çalapala ve Barbaros Boratav'ı yedeğe alıyorum.

1. Görünmez Dünyaların Resimli Kitabı] Bizi gübre hoşafına çevirecek dört çift yumruk etrafımızı sarıverdi. Gözlerime.. Derslerle ilgilenmiyordu. Asya Maya'yı in the Name of the Father [Babam İçin] filmine götürmüştüm.. notu kıttı. kesilse başlar Şebnem'i sever de gerisin boşlar Bir Şebnem'den bin kovana bal işler Pir'im anlarsın ya. tekrar gözlerime bakıyor.. [GOU GENG. En arka sırada oturuyordu. Dünyada. mutedil sorularım onu yoruyor. "Tebrik ederim. belki de Gıcırbey'in koleksiyonuna aitti.. Sınıfın ortasında tüten bir menekşe meşalesi. Biri bu dehşetengiz sahneyi gizlice fotoğraflamış ve basına sızdırmıştı. kafasını öne doğru sallıyor..." Neredeyse heceleyerek "Biliyorum" diyor.. Sanki adı konulmamış bir virüsle boğuşuyordu.. şairin [türkünün son kıtasının ilk mısraında geçen] adını soruyor. Matematik sınavı sonuçları açıklanırken. Ne var ki fikirleri tehlikeli. dağıtıyor. Cennet'te veya Cehennem'de görebileceğiniz en derin mavi. Nuh Tufan adında yetim bir albinoydu.. Samet Samsa ["Forvet"]. Bu meydana serilidir postumuz Çok şükür Allah'a gördük yarimiz Birgün kara toprak bürür üstümüz Çürütür ya şeker dilber çürütür.. [The Message – Çağrı filminden] Gıcırbey'le lisede aynı sınıftaydık." Biz.. Gıcırbey. su gibi akıp buharlaşmış.. Yumrukların ardında.. çapkınca söylemelisin" diyor Gıcırbey. "Hayır. Herhangi bir neşe kırıntısı. Garip bir biçimde hocalar da ona ilişmiyorlardı. "Adım Fuat. Sevdanın karası alnımda yazar Hilal kaşına Hak eylemiş nazar Senin emsallerin cennette gezer Huridir be şeker dilber huridir. Gıcırbey'den "Nafile Filinta" diye bahsediyordu. son mısrada da hem Pir Sultan'a hem de Reşat Bey'e özür beyanında bulunuyor. Fakat sonra bizden bağımsız eylemler de yapıldı. Muzaffer Firuze ["Uzi"]. Muhtemelen bu iş de Gıcırbey'in marifetiydi. Gıcırbey'e bir numara çektik. İşin aslı. heyecan zerresi. en ufak bir ima bile yok..için de. Şebnem Şibumi "Hangi dinden ise ona" tapacaktı. Postu meydana serip.. Çinli bir şairin de dediği gibi: "İnsan boş bir tüfektir ama bakarsın birgün patlar. "Asya Maya.. "Müntekim. havalı saçlar. Reşat Bey de başka sual etmeden uğurluyor Gıcırbey'i. hepimize illallah dedirten bir felsefe hocası vardı: Piton. Yedi kişilik gizli bir çetenin üyesiydim: 'Afili Filintalar'.. Okulun bahçesindeki Renault'suna atlayıp geri geri gittiğinde. Lider. Tuhaf olan şu ki. Derin bir nefes alıyor. "Okullarda neler oluyordu? Öğretmenler delirmiş miydi? Böyle rezalet dünyanın neresinde görülmüştü?. Şikayetçi değil. Piton yazılı sınav sonuçlarını okuyordu: "Nuh Tufan.. Benimle ağır çekimde tokalaşırken başını hafifçe eğerek selam veriyor. Bakışlarında hiçbir mânâ. 5. Fuat Atıf Tufa. Gıcırbey ise. Boş tüfek. Hemen arabadan inerek. Ruhunun bir kısmını teslim etmiş. Mask-Ot'ta haşhaşlı börek yiyip kivi suyu içmiştik. Tebessümünü kimseden esirgemiyor. onu ilk görüşümdü. Buna karşılık." Gıcırbey'le yaptığımız provalar işe yaramadı. Devrisi gün bir pusula göndererek Afili Filintalar'a katılmasını önerdik. Pir Sultan Abdal yerine kendi adını söylüyor. "Belki de tırsıyordur. hoca "Müntekim Gıcırbey. Başlangıçta. aniden hayatına giren edepsiz kadını zapt etmeye çalıştı. Öğretmenler odasındaki dolaplarda bulunan ve skandala sebep olan porno dergileri. 979-1019. merak kıymığı yok. arabanın altına saklanmış bir şişme kadın ortaya çıkıp karşısına dikiliverdi! Paniğe kapılmıştı. hattâ komik geliyor.. pembe bıyıklı bir vatandaştı. Perişan değil. Asya Maya'ya açılamadım. yağlı ahşap sarısı bir deri. Nafile Filinta Her şeyini paylaşıyor. daha yüksek sesle. kasap vitrinindeki kanlı çengeller gibi parlayan suratlar. Zamanla işler değişti." Korkma ben varım Bir insanın yetişme tarzına en iyi ışık tutan şey. ne de olsa o da bir insan" diye düşünmüştük.. İmanımızı gevreten. "Nasıl yani?" "İnleme Fu. O zamanlar ürkütücü derecede ciddi görünen tavırları. her dersten tam not alıyordu. Reşat Bey. Bu.. Müzikal mülakat başlıyor. herkesle birlikte ben de dönüp baktım. elime. Yârin bahçesine bir haydut girmiş Geri dur hey şeker dilber geri dur! Gülünü koklarken dalını kırmış Kurutur şeker dilberi kurutur! 50 Hangi dinden isen ona tapayım Yarın mahşer günü sana koşayım Eğil bir yol ak boynundan öpeyim Beri dur hey şeker dilber beri dur. gördüğüm ilk ejderhayı senin için öldürürüm" diyorum. Yaşlı başlı hocalar birbirlerine sapıkça bir üslupla yazılmış aşk mektupları postalıyorlardı. onun gözlerindedir. Sultan Yegah ["Vampir"].. arkadaşlar Fu der. eğer benimle çıkarsan.. Gıcırbey'in sırası yaklaştığında kollarımızı havaya kaldırdık. Onunla boğuşuyordu. ipince. kraker gibi kemikler.. Alevi Dedesi Saz Âşığı Reşat Bey'i seçmiş bizim Gıcırbey. çok bitkin görünüyor. 5. Coğrafya derslerimize giren yağ tulumu. Vay canına. Nuh Tufan. Kimseyle konuşmuyordu.. 54 11 . otomobiline tapan. 5.. fizikten de 10 aldın" diyerek elimi uzatıyorum. Fakat hareketleri çok doğal. Gözlerini not defterinden ayırmayan Piton tısladı: "Müntekim Gıcırbeyon!" Büyük bir alkış koptu! O zaman bir ilk daha gerçekleşti. 6. değil mi?" Bu basit. Gıcırbey'e çengel atma fikri ondan çıktı. irice. kabul etmedi. kimilerini tartaklıyor. Çekingen değil. "Yârin bahçesine bir haydut" girecekti. Birgün. Gıcırbey mırıldanıyor: Müntekim Gıcırbey. Gıcırbey gülümsedi.4. kavga ederken sergilediği davranışlardır. Mithat Mitos ["Kazulet"]. otoriteyi feci sarsıyorduk. sınıftaki kırk kişinin hemen hepsini ayarlamıştık. şimdi düşününce çok sempatik.. Reşat Bey'in kucağında dile gelmiş bir ceviz ağacına benzeyen divan sazı. Reşat Bey." Bence bu komplo da Gıcırbey'in eseriydi. iddialı. kadınsı tavırları olan. Adı sanki "Müntekim Gıcırbeyon"du.. îlk beş-altı hafta varlığını dahi fark etmemiştim. Çünkü biz hocalara ültimatom çekiyor. Soruları kazık. 10" deyince. kükre. ibrahim Kurban. onbeş sene. 5. Gıcırbey'e "Türkünün devamını sen söyle bakalım?" anlamında bir jest yapıyor. Simsiyah. gönlüm delidir.. Ne peki? Çözemiyorum. Kuş kafesine tıkılmış köpek gibi hayıflanıyordum. yâri görmek için ecelle çekişecek ve kelleler yuvarlanacaktı. Benden bile daha çelimsizdi. Ağzı aralık. baygın gözler.. geri kalanıyla vaziyeti idare ediyor sanki.

ancak metanet. Bu da onu iyi bir dert ortağı yapıyordu. iki taneydi.." "A? Bunu bilmiyordum. Seni gene ararım. Hoşçakal." "İlle de rakibinin omurgasını ağzından çıkarman filan mı gerekir?" "Hayır. bende para var." Ceketimin iç cebinden bir düğün davetiyesi çıkarıp Gıcırbey'e uzatıyorum: "Reyhan Tuja ile Orhan Horanta'nın düğün törenlerinde. ona sözlü ya da yazılı bir açıklamada bulunmanız gerekir. Denize taş atıyor. Gıcırbey. Çocuklardan ikisi toz oluyor." Bazen. sıvışalım. çok mu uzakta?" "Aslında evet." Hafifçe Gıcırbey'e dönüyorum. Kollarımın ki1idini kırıyorum. okul çıkışı bayrak töreninde yanımda duran Asya Maya kulağıma fısıldadı: "Beni beğeniyor musun?" "Öyle harikasın ki Asya Maya. Ejder Meyi] Eğer heykeltıraş olsaydım. gerisini biliyorsun.. Aramızdan." Okulu kırıp soluğu Sarıyer sahilinde almıştık. Tırpan'm elmacık kemiğine bir kroşe çakıyor.. Eğiliyor: "Nasıl ölmek istersin?" Sesinde iflah olmaz bir kudurukluk titremesi var.." "Ne?" 57 "Bir düzine transatlantiği havaya uçurdum. millet." Fakat şu anda yüreğim ağzımda. bu kadar yeter. "Evet?" "Asya Maya?" "Merhaba Fu. Boğaz'da demirlemiş şileplere dalmıştık. Gençliğini bana 12 ." "Ne peki?" Gıcırbey'e bakıyorum. Biri kollarımı arkadan sımsıkı kilitliyor. gözyaşımı siliyorum.. özür dilerim birtanem. Gıcırbey gömleğimin yakasından tutup çekiyor." Gıcırbey. İstiklal Marşı'nı kıvançla haykırarak söyledim: "Korkma! Sönmez bu şafaklarda yüzen al sancak!. "Nasılsın?" "İyiyim sevgilim. cesur olamazsınız. Tırpan." Gıcırbey alnını kırıştırıyor: "Hangi konuda?" Cevap vermiyorum.. Arif Tufa'ya âşıktı. baldırlarına çalışıyor. kimin tabansız olduğunu çözmek mümkün değil. gölgesi kayaların arasına sıkışmış: "Benim de ağlamamı ister misin?" Bir insanın yanında gözyaşı döküyorsanız. hem bir soru. Gıcırbey. S. İçim vatan. "Cesaret" dedi "C. pataklandığımı unutuyorum. hem de bir muammadır. Başkentin resmî güneşi altında bronzlaşırdı. hâlâ kendini ödlek mi sayıyorsun?" "Cesaretin binden fazla türü var. bence.. 1933-1988. Yuvarlanıyoruz." "Mesele para değil. el sallar. Numarayı tuşluyorum. Asya Maya'yla beraber geçirdiğim saatleri." Bana sevgilim dedi! "Telefonunu bekliyordum. Gıcırbey.." Gıcırbey bunu söylerken öyle ciddi ki. bir zombi biganeliği. E. Yalın haliyle bir mânâ taşımaz. bugüne kadar yapılan bütün güzellik yarışmaları geçersiz sayılmalı" dedim. Yürüyüp kıyıya iniyorum. sümüğümü. A. "Annem" diyorum. Asya Maya.... "Evvelki gün Ertan Taner'le kapıştın. kaslı gövdesi güneş tutulmasına sebep olur. neyse. "yarın evleniyor. burnunu topuğuyla kırıyor. Tırpan'ın yüzünden kıpkızıl. [CHEN CHENG. Afili Filintalar'ın başındaki Nuh Tufan'ın anasız babasız büyüdüğünü cümle alem biliyordu. Şimdi de üvey baba belası baş gösteriyordu. Beyin şeklindeki kayalıklarda oturuyorduk. önemsediği bir düşüncesini açıklıyor: "İnsan. Tırpan iki büklüm. yuvarlak bir ayna sızıyor.. fakat ben okulun gizli yetimiydim. Tırpan Ertan ve yumrukları kaşınan üç eleman bizi harcamak üzereler." "Önemi yok. ağır aksak havalanan bir karabatağın ardından üfledi.. Uçarak. Bugün okula neden gelmedin?" "Meşguldüm. aklıma enteresan fikirler düşürdü: Annem on yıl neden beklemişti? Çünkü beni seviyordu." Gıcırbey ağzının kenarıyla mırıldanıyor: "KORKMA BEN VARIM." Sesi. Bir kulağını avuçlayıp kafasına art arda sert darbeler indiriyorum.." "Vay vay vay? Niye ki?" "Senin için Marmara'daki bütün balıkları tutmaya çalışıyorum da. Gıcırbey." "Sen de bir ayna öp. Müntekim Gıcırbey'le aramızda dörtyüz ışık yılı olduğunu düşünürdüm. Önümdeki serseriye kafa atıyorum. Toparlanmasına izin vermeden karnına tekmeyi yapıştırıyor. Çocuklar kaçmaya davranıyor.. ağırbaşlı bir hovarda edasıyla soruyor: "Kızın gözlerini gördün mü?" "Evet. Gıcırbey'de durum ne.. babama. şekerli ılık süt olup ahizeden lıkır lıkır akıyor kulağıma.. Çarşaf gibi denizi bir ucundan tutarak salyamı. Afallıyorum." Asya Maya safça soruyor: "Baban nerede ki. suratına. adım korkağa çıkmasın diye kavgadan kaçmıyorum?" "Yani kimin gözüpek. Diğerleri bana girişiyorlar. bakışlarını Gıcırbey'e saplıyor. çalmasını bekliyordur. bana doğru hamle yapan Gıcırbey'le burun buruna geldik: "Soru sormazsan ben de yalan söylemem. biliyor musun?" Gıcırbey'e dönüp baktım. göğsüne bir diz yiyor ve düşerek gölgesiyle kucaklaşıyor. basiret gibi dayanaklar sayesinde gerçekleşebilir.." "Hımmm? Başka sırların da var mı?" "Ellerimdeki çizgiler günden güne çoğalıyor. fakat yarın. beni teselli etmekle kalmadı. Gelene geçene göz kırpar.Bir akşam. insanlık sevgisiyle doldu. Öldüğünde ben beş yaşındaydım. önümdekinin gırtlağına asılıyorum." "Fal bakar gibi konuşuyorsun. Biri perçemimden tutup mideme vuruyor. Gıcırbey sağımda dikiliyor. allı pullu bir denizkızı geçiyor. Belinde bir tabanca. Cesurca bir davranış. telefonun dibinde pusuya yatmış. "Yarın babamı ziyaret edeceğim. "Tamam. tamam mı?" "Kendini benim yerime kucakla aşkım." "Aklın fikrin Asya Maya'da değil mi?" Cebimden dört tane telefon jetonu çıkarıp gösteriyorum: "Sence eve varmış mıdır?" "Bildiğim bir şey varsa. Ertan Taner okuldaki en irikıyım çocuk. bana karşılık vermektense. Zincirlikuyu Mezarlığı'nda." "Yapma lütfen. Yutkunuyorum: "Yaşlanarak. laf atar. Tepenize dikildiği zaman. kalbiyle düşünür Fu. Yaya hayaletler gibi. Bak. yetim olduğumu öğrenince üzüldü. öyle mi?" 56 "Cesaret. Diğeri bocalıyor. Belki de korkak olduğumun anlaşılmasından korktuğum için. gerektiğinde ateş ederdi.. Dövüşten kaçmamak tek başına hiçbir şeyi kanıtlamaz. Gıcırbey'in heykelini dikerdim. kaburgalarına." Kendini benim yerime kucakla Başınıza yalnızca harika şeyler gelmişse." Ahizeyi yerine bırakıp döndüğümde." "Yarın n'apacaksın canım? Sinemaya gidelim mi?" "Çok isterim Asya Maya. Elimi tuttu. burnumdan getirecekler. Asya Maya'yı o vaziyette daha fazla bekletmemek için depar atarak birkaç yüz metre ötedeki telefon kulübesine dalıyorum. bu ilk günüm." "Hep böyle ince misindir Fu?" "Hayır. bilmiyorum. bir denizanası dalgınlığı içinde yürüyoruz. Tırpan. Göz kırpıyor. Çalıyor. ihtimam. Gıcırbey." Gıcırbey. Foklar gibi soluyoruz. Sigarasının dumanını. Baban. "En büyük eksiğimiz ne.

.. 24 Nisan günüydü." Kendinden emin.. Anneciğimi tebrik etmeli. Öğle vakti. temiz yüzlü bir genç adam girdi: Müstakbel kocam. Elinde parlak bir bıçak. gelgeldim dulluk bir an önce kurtulmak gereken bir belaydı. Vastarel 20. Bir ara. nikah masasıydı. Ceninin uçan tekmeleri [Reyhan Horanta] Uzaklar hiç bu kadar yakından saldırmamıştı. Asya Maya'nın ütülü patiska yüzünde meyve izi gibi bir gülücük. Ya da daha kötüsü. Güçlü. Sadık müşterimiz.. Artık eczaneyi şereflendirmesini bekler olmuştum." Dörtnala uzaklaşıyor. Canım oğlum. Bizimki. Yüksek sesle: "Basur ilacı istiyorum. 50 Galiba. Kaybedecek vakti olmayan adamımız. Sevinçten. Kadıköy Koşuyolu'ndaki Cezayir Eczanesi'nde staj yapıyordum. Dahası.. İlaçları güzelce paketleyip küçücük bir poşete koydum. espritüel. Derhal. Kapıdan. Zira her düğünde yaşlısı genci bütün kadınlar gelinin yerinde olmak isterdi. fakat aşırılık nedir bilmezdi. Parayı aldım.adamıştı. En etkilisidir. Fitil. kader paso halkalanırdı." Elinde basur fitiliyle mi dolaşacaktı ortalıkta? Yo. olağanüstü bir adamdı. 60 Bebekler. kafamın içinde uçuşan bumeranglar gibiydi. anneliğin üstesinden gelebilir miydi? Onun evlenmesini desteklemek. içimdeki bebekten dayak yedim. Gıcırbey haklıydı. dayanıklı ve çok zekiydi. Sallantılı bir ciddiyetle: "Şu kabızlık illetinin patlayıcı şifası Gliserin-Kansuk rica edebilir miyim?" Fitili aldığı anda kaçarak beni fitil ediyor. Babamın muhtemelen Cennet'te tanışma imkanı bulduğu Çinliler. yeni adıyla Reyhan Horanta. tam ümidi kesiyorum. Bazen abartırdı. siyah deri çantasına attı kutuyu. balgam sel oldu taştı." "Tabii ki. Fonda sıcak çikolata tadında bir müzik. kimse tabuta alıcı gözüyle bakmazdı. çıkageliyor: "Makattaki çıbanla uğraşıyoruz da. sonsuza dek bekar kalmayı seçebilirdi. yunuslar gibi kikirdiyordum. lakin sevmek kadar değil. Gözlerinde bıçağın suyu gibi birikmiş yaşlar. pompayı alır almaz uçuşa geçiyor.." Ertesi gün. Çünkü bir fıstığa çıkma teklifinde bulunabileceğin en iyi yer. Düşünceler. annemin dün-yaevine girmesini engellememeliydi. kısa kesilmiş kestane rengi saçları kızıla çalan. havadan sudan konuşmayı filan denemiyordu. ikindi vakti çıkageldi. soru sormuyor. Asya Maya'yı telefonla arayıp düğüne çağırmalıydım. neydi. Namuslu ve canlı bir insan. hayatımda aldığım en büyük mükafattı. ölüme müzikal bir defileyle karşılık vermek demekti. Onun sevgisini kazanmak. hani kadınların kendilerini sağmak için kullandıkları şu alengirli cihaz? Vee marka olsun. Göğüs Kalp ve Damar Hastalıkları Hastanesi'nin tam karşısında. kibar. yetişkinlerin anlayacağı dili bulana kadar çeşitli diller konuşurlar. uygun adım yaklaşıyor: "Uyuz losyonu. beyefendi. Neden hep insanların isterken utandığı türden ilaçlar satın alıyordu? Tuhaf bir espri anlayışı mı var? Beni kıçı çıbanlı. çok acil! KwelladcCdan şaşmam asla. yuvasının yıkılan kısmını onarıyor du. Her gün uğruyor. "Bilmek iyidir. Lasix [tablet]" Kalp hastası olan Fethiye Tufa adına düzenlenmiş bir reçete. alev almış çiçeklerle dolu bir Çin vazosunu andıran çekik gözlü bir kız." Gözlerime dikkatle baktı: "Amin. 1892-1998] Fu'ya hamileydim. Üstünü uzatırken alçak sesle konuştum: "Allah şifa versin. ayan beyan neşeleniyordum. İkinci kez gelin olmak da her dula nasip olmazdı. Oyalanmıyor. Fakat o benimle ilgilenmiyormuş gibi yapıyordu." "İşte. orta boylu. Ağıt ve matemde aşırıya kaçmak. Böğrümde kalan elimi vicdanıma koymalıydım. Aşktan kurtuluş yoktu. Ecelden kaçış yoktu. daha karnımdayken dövüş sanatlarına meraklıydı. Hah. benim mukaddes vazifemdi. Çince konuşmaya başlasam: ["Bilmek iyidir baba. insanlıktan çıkarsın. On sene tehirli gelen sevinci ona haram edemezdim. sezonluk bir duyguydu." Hayat. Bir kadın olarak mutsuz olursa. kıza "Seks konusunda asla şaka yapmam" dediğini duyuyorum. Arif. yanımızdan geçerlerken. Söylediği ilk Türkçe kelime "Baba"ydı. Proctologl" dedi. Ben fiyat etiketine bakarken. habanera ve vals karışımı bir performans sergiliyor. çoğunlukla blucin. Gıcırbey de gösteriyi kaçırmak istemiyordu. "Buyurun. Yas. Kız tarafı naz tarafıydı. kazık olup kalbime çakılmıştı. Anne sevgisi."] Annem. Aylarca. Babamın ahiret yurduna göçmesi. ama naz da sitem gibi sevgiden doğmalıydı." Vazgeçmiyordu. Onu görünce sevindiğimi gizlemiyor. 62 Yüzünde kuşkulu bir ifadeyle kapı aralığından süzülüyor: "Kıl dönmesi genetik olabilir mi?" Cevap vermemi beklemeden ekliyor: "Bactropan. siz daha iyi bilirsiniz gerçi. o etrafa göz gezdirerek konuştu: "Sarmanıza gerek yok. Oğluyla evlendiğimde. Silik ve hafif eczacı tebessümüyle raftan bir kutu basur fitili aldım. Dünya.. Musalla taşına en uzak nesne beşik değil. kazak ve kadife spor ceketliydi. Sonraki gün gene başlıyoruz: "Mevsim dönümünden mi nedir. bundan neredeyse emindim.. düğün pastasının üstüne mum gibi eğiliyor. kollarında. Sidarta'nın teyzesi Mahaprajapati der ki "Gereğinden uzun süre çocuk kalırsan." Kopuyor. Fethiye Tufa çoktan ölmüş olacaktı. çalışkan. uyuz bir herif pozu vererek büyüleyebileceğini mi sanıyor? Yoksa bütün bu ilaçlar gerçek hastalar için miydi? Bir tımarhanede ya da hapishanede çalışıyordu belki de?. babamın yanma varsam.. Çok feci. Cenazelerde durum tersiydi.. Nankörce bir bencillikle validemi mahcup etmemeliydim. Sanset 750 ve Furacin pomat lütfen. lütfen." "Nereden bileyim?" Ertesi akşam. Kader kaderi kapsar. başkasının düğünüydü. kendi ekseni etrafındaki standart dönüşünü tamamlıyor. merhametli. Buna hakkı vardı. abuk sabuk ilaçlar. "Elbette. Sabah vakti sürpriz yapıyor." Kesin konuşuyor. 13 . Ketoral krem. hassas dengeler üzerine kuruluydu. Gıcırbey. Fu da öyle yaptı. Hiç unutmuyorum. Nikahlanacaktı. Ebeveynlikten istifa etmiyordu ki. üvey pederimle dostluk kurmaya bakmalıydım. Elindeki reçeteyi cam tezgahın üzerine bıraktı: "Accuizide [tablet]. lakin sevmek kadar değil" derdi. egzamalarıyla adeta gurur duyuyor." Kremi kaptığı gibi toz oluyor. dükkanın ufkunda gene beliriyor: "Göğüs pompası var mı." Acaba sağılacak bayan kim? Bilemiyorum. Canıma can katmıştı. bana dünyada olan biteni sorsa. Ben de şimdi şuracıkta ölsem.. Aaa. [CESARVALLEJO. Eczaneye sırf beni görmek için geldiğini seziyordum. hakikaten ilgilenmiyordu. Bazı günler takım elbise giyse de. Sadece. Düşeş Düğün Salonu'nda Asya Maya'yla mışıl mışıl dans ettik. Ertesi gece. samimi. Ne aradığını bilen. sıhhi mamuller satın alıyordu: "Mayasıl ilacı istiyorum. Muconex yar mı?" "Olmaz mı? Var. şamata istemeyen biri. Fakat sadece ilaçları alıp kayboluyordu. Nasıl uçan tekmeler atıyordu bilseniz şaşarsınız. 61 Vücudundaki su toplamış lezyonlarla. Nitekim.

katiller 7 kişiyse. Yerden avuçladığım suyu suratına çarpınca iyice ayılıyor. Tabancasını 14 . Sandalyeye ben bağlı olsam. Beraber kapıya çıktık. Hayati Tehlike'yi ve ekürisini nallayacaktım ve. Turgut Rulet adlı bir kiralık katilmiş. Gözlerimi kısıp burnumu kırıştırdım. Fucidin satın aldığı gün.. dokuz ay boyunca.. İlk defa birine işkence ediyordum. toprağa gömsen. dişleri bembeyazken. Birtakım yeraltı örgütlerinin. Kanın çoğu yerde kalacaktı." "Şaka yapıyorsun. Bakanlık Heyeti'nin benimle ilgisinden haberi yokmuş.. Beni. Fakat o bunu bilmiyordu. İntikam. yo. Böylece asla silah kullanamazsın" diyerek tabancayı gösterdim. Arif Tufa cumhuriyet savaşıydı. Mecidiyeköy civarında. oval boruya bakarken "Reyhan. adam kaçırıp fidye isteyenlerin. Arifi teşhis etmek için morga çağrıldım." 66 Meğerse hayırsız. yani eleğimsağma. Hayati Tehlike yolladı. hiç kullanılmamış bir kuyumcu matkabım var. "Bak... Evet. Ona adresimi vermişler ve o da soru sormamış. değil mi?" "Şakaysa. yani alâimisema. Onunla kafatasında bir delik açacağım. Uyuşturucu kaçakçılarının. Herkes. Aşk. şeker çizgileri halinde yağıyordu. esprilerin üzerine anında sünger çekiyor. Silahla dolu ağzını boşalttım. İş üstündeyken. donuk bir ifade yerleşti. Yağmur. öbür yandan tabancayla dizkapaklarını eziyordum. kiralık katillerin. aynımdan bir tane daha çıkar!" İçimdeki hayvan. sen dünyadaki bütün eczanelerden alınabilecek en şifalı kapsül. "Biliyor musunuz. Ayrıca.. gökkuşağı çıkmasına değil. Eksanımız o yüzden birez meyhoş yani. Hattâ. "Cinayet kurbanlarının çoğu kendi silahlarıyla öldürülürler" deyip Smith&Wesson'la alnına nişan alıyorum. Ayağa kalktı. Çocuğumuz olmadı. Yalnız çalışırmış." "Kaç yaşındasın?" "Yarım seat sonra kıyrk olacağım. böğürtü ve çığlık karışımı bir karşılık verdi. Bakanlık Heyeti'ni katleden manganın başındaki adam da bu Hayati Tehlike'ydi. Islak çoraplarımı ayaklarımdan sıyırıp ağzına tıktım.. onun yerine namluyu soktum. Şimdi ellidört yaşındayım. Buna müstahaktı. Dava açmak üzereydi. Allah'ım. Yüzüne abartılı. Mahmur bir neşeyle sırıttım: "Benim nazarımda. meleklerin büküp doğuya sapladığı renkli. en tatlı tablet. Hayati Tehlike. Görünüşe bakılırsa. Orhan'la ondört senedir evliyiz. bademcik iltihabı için gargara. ortada polisiye bir bilmece yoktu. Bir keresinde. Gangsterler ondan nefret ediyordu. Birdenbire hurdaya dönen araba yanmaya başlamış ve infilak etmiş!.. koltukaltı kıl köklerindeki irin için krem. Ne olacaktı? Eğer. apsesiz. muzipçe gülerek söylediği sözler hâlâ kulaklarımda: "Öylesine arsız bir herifim ki. Çömelip limon gazisi konuğumun paçalarını dizlerinden yukarıya kadar sıvadım. kafasına doğru saydam çizgiler halinde yükseliyordu. Emekliliği yaklaşmış bir celladın aldırışsız havasına bürünmüştüm... Bir çeteye filan mensup değilmiş. dişleri bile yanmıştı. Sonra da minik bir huniyle beynine o delikten kezzap akıtacağım. gece gündüz sedece limon yemiş.. Acıdan dişlerini gıcırdatıyordu. "Evet." Yatağımdan akan su." Bir yandan bu psikopat repliklerini okurken. suratına çalışacağımı söyledim. "Her iki el başparmağını ta dibinden kessem iyi olacak. Dereyi görmüştük. ayaklarını önden birbirine. kalpazanların. ne biçim bir aksanın var senin?" "Eaa. Ünlü mafya babası Atom Bombacıyan’ın suç dosyasını hazırlamıştı. Gıcık telaffuzu.. "Şimdi isteğin aksanla konuşabilirsin tıynetsiz hödük! "Aouuü! Aouuü!" diye öterek ağlıyordu. îstikleal Harbiy sırasında. Çaresizlikten... en kıvamlı şurupsun" dedi. geberip Cehennem'e gittiğinde rahat bir nefes alacaksın!" diye bağırdıktan sonra çorap yumağını ağzından çektim. 11 Mayıs'ta harikulade bir yağmur yağıyordu. derenin içindeydik. Hani şu Gönül işleri Bakanlığı'na müracaat edip de aşkı onaylanmayan karanlık tiplerden biri." "Fazla ümitlenme de." Gözleri yuvalarından dışarı uğradı. bizim köyde feciy kitlik olmuş. "Kendiy evinde edem mi vüreceksin?" Maskesizken sesi. bacaklarının derisini yüzeceğim. evde bir akarsu yatağı oluşturmuştu. Oruç Bey'in rüyamda söylediği gibi. kasıntısız bir konu açmasına. Bağırırsa. kuduz bir maymunun ağzındaki köpük kadar bile değerin yok!" Ikınma. şu ebemkuşağı ebeme girsin!" Ona inandım. elmalarla armutları toplayacak kıvama gelmesini umuyordum. yani kavs-i kuzah. kahırdan vahşileşmiştim. bu onun alamet-i farikasıymış. Fakat Arifi hiçbir zaman unutamadım.. dengeyi sağlamam imkansızdı. benekli prezervatif.. Arifin ölümünden sonra. Terliyordu." "Ne?" "Ebemkuşağı. İlaç almıştı fakat bu defa kaçmamıştı. Banyoda bulduğum mor çamaşır ipiyle ellerini bileklerden iskemlenin kolluklarına. çetelerin peşine takılmıştı. dışarıda gıcır gıcır bir ebemkuşağı var. Yağlı kömüre kesmiş yüzünü gördüğüm anda kalbim kömürleşti. Hayati Tehlike. Gönül İşleri Bakanlığı’nın. Su yatağımı patlatıp salonumda gerçek bir havuz problemi doğurmuştu. Yağmurun ortasında sırılsıklam bir güneş. Patronu da Hayati Tehlike diye. 22'ye karşı 7 can alınacaktı. Matrak sohbetimiz. bileği sert. gençten bir gangstermiş.Fare zehiri. sanki ayak bileklerindeki su. Öztürk Se-rengil taklidi yaparmış.. işittiğimde aklımı kaçırabileceğim türden tehditler sıralıyordum: "Dört dakika sonra.. uğursuz bir iş için kapıma gelen bu hırt. Sandalyeye bağlı yırtıcı kuşun iplerini kopardım. "Yanlış anlama ama. tek yönlü bir eziyet seansına dönüştü.. her bakımdan bir teselli armağanından. içimdeki çocuğu yiyor Cehennem uyruklu misafirime getto tokadı atıyorum. amortiden öte anlam taşımayacaktı. hepsi onu harcamak için can atıyordu. hayat arkadaşıyız. Yani ne bulursam fırlatıyorum. yani gökkuşağı!" Afallamıştım. Tabancanın kabzasıyla diz kapaklarına vurdum.. "Hı?" Adımı nereden biliyordu? "Bu akşam beraber Allahüekber Dağları'na çıkalım mı?" 83 "Bana çıkma mı teklif ediyorsunuz?" Gıcıklık etme sırası bendeydi. Ben ağzım açık.. Su çeken ayakkabılarımı çıkardım. imkansızlaşınca daha da şiddetleniyor. korlaşmış çeliğe dökülen sirke gibi cızırtılı. Böylesini görmemiştim. Bir an önce... Hakikaten gökkuşağı fevkaladeydi.. lobotomiden çakması gerekmiyordu sanırım. "Lobotomi nedir bilir misin? Ha?" Dehşete düşmesi için.. boğazını da arkalığa başlamıştım. öfkeden. Hayati Tehlike. Adalet terazisinin bir kefesine Bakanlık Heyeti'nin cesetlerini koyduktan sonra diğer kefeye ne koyarsam koyayım.. "Son soru'n bu mu?" "Yya senin?" Ağzında rulo halinde duran meşin dilini oynatmakta zorlanıyor sanki. Besbelli. Soluk soluğaydı: "Abidin Dandini. hayatın kısalığı üzerine uzun uzun düşündüm.. "Seninle öyle pataklayacağım ki. çevre yolunda seyrederken otomobilin kontrolünü kaybederek küçük bir köprüden uçup aşağıdaki yola düşmüş. sanık sandalyeleri ergonomik değildir.. "Yellenememek ne büyük dert! Meteospazmyl kapsülleri olmasa halimiz duman!". Evet.. ensesi kalın." Tabancayla çenesini dürttüm: "Söyle!" "Dedim ya. cerahatsiz.

Canavar sakızı ağzımda Bakanlık binasının çevresinde polisler nöbet tutuyor.. İsviçreliler çakı gibi fakat diyelim kapalı çakı. Siyam ikizi gibi yedikleri içtikleri ayrı gitmiyordu. İstanbul'da oturuyor. iki 'Yılan Kanı' istedik: Taylandlı barmenin spesiyal kokteyli. virgül şeklinde bir perçem. ağzını burnunu kırdım. bizim çekik gözlü horozlar acaba 'Yubitsume' yapacaklar mı? Siz hani bazen izzetinefsi yeniden şahlandırmak için serçe parmağı üst boğumundan kırpıyorsunuz ya. Kalbi kadar temiz. sayıklıyor. 1999'un bir güz gecesi. Mavi gözler. Hayati'ye dönüp Türkçe "Arkadaşlar g. eşzamanlı os. Hayati Tehlike'nin vesikalık fotoğrafını inceledim: Kahverengi. Amerikalılar mum gibi yamulmuş. Üniformalı.. Ricardo Rafsancani stilinde tıraşlanmış bir kelle. tüm vücutları dövmeli Yakuzalarm ellerinin üstünü işaret ediyor: "Ben de koluma dövme yaptıracağım. Dandini'nin ahırına mı girecektim? İkide bir yolladığı takım elbiseli leş kuşlarının gagasında hep aynı nakarat: "Patron Turgut Rulet'siz olmaz' diyor. gözlerimi yumduğuma göre. Kafasını gözünü patlattım. 'Hanafunda' mıydı şu Japon iskambili? Hani en kötü sayının 20 olduğu oyun? Ya-Ku-Za da 'sekiz. Turgut Rulet'e çılgınca bir hücum doğaçladım. Tam zom yani. Zaman ve mekan. hayati tehlikeyi atlatıp taburcu oluyor... Olay yeri inceleme ekibi de bir ipucu bulamamış: "Herifçioğulları sanki dalgıç kostümüyle gelmişler. Alman yapımı MP5 Navy'lerle gerçekleştirmişler. hükmen harabeleşmiş metruk binanın dördüncü katındaki odama çıktım. evlatlığı mı. Duruma bakılırsa. Artık öldüğüme göre.. Kırk yaşıma girmemle canımın çıkması bir oldu iyi mi. bir Sicilyalı ve iki Bernli'nin oturduğu masada. Niko'nun şansı yaver gidiyormuş. Fu denen rafadan lavuk. Hayati Tehlike'nin Gıcırbey'i de çivileyeceğini anlamak için kahin olmam gerekmiyordu. Bu sert. Bir Tibet nasihati şöyle başlar: "Hepimizin içinde bir çocuk. Keçi Yumruğu denilen meyhaneye geldi.. kahvaltı haberlerini sunan gamlı bir spiker havasında konuşuyor. Kerize kesilen Yakuzaları tiye almış: "Sizin adınız. Atom Bombacıyan’ın öz çocuğu muydu. Niko'nun elini yakalıyor. epeydir beni çağırıyordu. hijyenik bir infaz ünitesi. Mısırlı sinirli. Tilt olup poyraza dönen Yakuzalar için. baygın baygın gülüyorlar. Atom Bombacıyan’ın sağ kolu Abidin Dandini. orası muamma. Kumar masasındaki buluşma. bunu kendileri de bilmiyordu. Sandalyeler fırlıyor. Bir ara. Kumarda canını da kaybetmek istemeyen kodamanlar yerlerde debeleniyor. Yakuzaları öldüren "meçhul caniler" diye bir şey olmadığını. Üç New Yorklu. Ne bir saç teli. Âşık olduğu kişi: Şebnem Şibumi. ne bir giysi parçası. boş bir sayfayı andıran alnında. Güzergahlarındaki güvenlik kameralarını patlatmışlar. çok sert kapışmada sanki Kızılırmak'ın buzları kırılıyor. yirmi de. yanlarında üç-dört fedai. sabrı taşan Yakuzalar galeyana gelip bizimkileri öldüresiye dövüyorlar. küfür mü ediyor. Ateş etmeye kalkışınca "Çat!" bileğini kırdım.tten doğdukları için enayi vergisi ödemeye gelmişler" deyip kahkahayı basıyor. meyve bıçağıyla Niko'nun karnını deşip. Doğum tarihi: 1977. uluslararası kriminal bir pikniği andırıyormuş. iflastan sonra işler açılıyordu. bir Yakuza tarafından pencereden şutlanıyor! Pervaza tutunuyor. oluk oluk viski ve sabaha kadar poker. Toplamı 20 eden. Niko. Lefkoşe'de Grand Grave Oteli'nin kumarhanesinde pokere sardırmışlar. 70 Tahammülü sıfırlanan. otuz yaşında bir gangster. beni doğduğuma pişman etti. Hayati'nin yanağına çatal saplıyorlar. Bütün bunları biliyorum.. Bak bunları bana bit pazarında niyet çektiren bir şırfıntı anlattı. Her yerde Niko ile Hayati. esaslı bir makinalı tüfekmiş. O da Yakuzaymış! Niho haha zuho haha puha hahha. Lüks bir sorgu odası. Ha?" Niko mazotu çekip mideyi ateşlemiş. sinek valesi şeklinde. Katliamı araştıran komiser yardımcısından ayaküstü bilgi alıyorum. Bilgisayara aktarılmamış kayıtlarda kim bilir neler yazıyordu. Onu öylece bırakıp dışarı çıktım. İçeride kesif bir puro dumanı. Uyarı niyetine ateş edildiği anda Niko ile Hayati camdan uçuyorlar! ikisi de havada. Meslek hanesine "serbest" yazmış." Japonlar bu lafa fena bozuluyorlar. şarkı mı mırıldanıyor. iki Kahireli. Tam üç sene emek verdiğim Javaca-Do'yu bir anda unutup. bir de hayvan vardır. silahlı. kaosa gebeydi. üç'ün Japonca'sı. dokuz. Hayati. Metal çekmecelerde Hayati Tehlike'nin dosyasını aradım." Dandini'nin has adamı Hayati Tehlike. dokuzuncu kattan böyle sarkarken. Tuhaf. masalar devriliyor. Yani bir çift minyatür çizme gibi favoriler ve kalın puntolu bir bıyık. Yakuzalar nefes almıyor. Kırılan kaburgalardan biri kalbine saplandı ve sırtüstü düştüğü sulak yerde. Bu bizim Gıcırbey'in yâri değil mi? Ta kendisi! Dosyayı araklayıp tüydüm. Niko.. çocuğu yemişti. Caniler işinin ehliymiş. deveye binmiş. Dumandan gocunuyorlar. Niko'nun fedailerinden biri de yeğenim Cengiz Cingöz'dü. hastaneye kaldırıldıktan dört gün sonra ölüyor. Bu arada Yakuza çifti. Pembe klasörü buldum. Niko. sözlerini sarhoş İngilizcesine şöyle çeviriyor: "Diyorum ki. 1862-1943] Son nefesimi yarım saat önce verdim." İçimdeki hayvan. otel güvenliği içeriye dalıyor. Hayati Tehlike. Atom Bombacıyan zamanında bile tayfaya katılmamıştım. Japonlar ise bir çift beton çivisi. Çayını karıştırırken. Tam düşecekken. O dumanın etrafını saran balmumundan korumalar." Niko ile Hayati. ağzımı açabilirim. Saldırıyı. geriye taralı saçlar.rup geğirerek düet yapıyorlar. İlk yudumla ikincisi arasında sordum: "Güvercin kim?" "Ha?" 15 . 1997'ye kadar. [DON VITO CASCIO FERRO. mezar tozu serpilmiş.. Çiy tanesine çakılan jet uçağı [Turgut Rulet] Hayat. papaz uçurmuş. en terso üçlü kombinasyon. Korumalar birbirine giriyor.. Niko susmuyor. bodur ağaçlara benzeyen avizelere güçbela tutunan ekşi elmalar misali şişko ampullerin ışığı reçine gibi damlıyor. yalnızca ölülerin cevaplayabileceği bilmecelerle doludur. Tabancalar vestiyere bırakıldığı için. Bön suratına kanlı bir somurtuş yerleşti. kaburgalarının önden ve alttan birleştiği yere asırlık bir yumruk attım.. Canavar sakızı ağzımdaydı. Şişme kadından olma plastik veled-i zinalar!" Üstüne ölü toprağı. iki sarhoş. limuzin sefaları.. Tavana kök salmış. ne parmak izi. Ben ki. vazifem belliydi: Liseden beri hiç görüşmediğim arkadaşımın karşısına dikilip "Hayati Tehlike'nin menzilindesin" diyecektim. Niko. jöleli. Çevriye ablamın büyük oğlu. Üç de olabilirmiş. Abidin Dandini. Bence asıl reis namzedi o. iki de Yakuza varmış. Artık öldüğüme. yamyam takımından yani alelade bir bitirimdi. sönmek üzereler. Kaç kişi oldukları belli değilmiş. trapezci kostümü giymiş sahte sarışınlar.iade ettim. Kızlar ciyak ciyak kaçışıyor. SWAT timlerinin de kullandığı. kemikler eziliyor. doğum günümde. öldüğün zaman her şeyi daha net görüyorsun. onların künyesini bizzat kendi ellerimle kazıdığımı söyleyebilirim. 5 yıldızlı otellerde kokainman fahişelerle gönül eğlendirmeler. üst başlarından geceye kan tozları saçarak düşüyor! Cumburlop! Bahçedeki '8' biçimli havuzun içine! Velhasılıkelam. çırpınarak can çekişmeye başladı. parçalanmış şişeler gövdelere kakılıyor. zaten kağıt oyununda kaybettiğiniz için Yakuza değil mi? Neydi. Niko'yu kafalamıştı. îçeri girerken yüzleri maskeliymiş. çünkü. meçhul canilerce mortlatılarak tahtalı köyde koalisyon kuruyorlar. matruş kardanadamlar. Bir kez daha. Asla yaşlanmayacaktı.

Gece. Şazeliyye Şeyhi Oruç Bey'in kurşunlanmış başına yastık olan kitabı Tales of Deryishes'i okumaya başladım. Güçlülerde içtenlik aramayın.. Deveyi ararken yüksek düzeyde anlayış yeteneğine sahip üç dervişe rast gelmiş. Senin noksanını tasvir edenler. bahçedeki çardakta tavla ile satranç karışımı bir oyuna dalmışlardı." Bazı kayıplarımız."Kimi öldüreceğim?" Yakuzaların fotoğraflarını masaya bıraktı: "Şiga Noguşi ve Kenji Ozu. adam "Evet. öbür yanında mısır mı yüklüydü?" demiş birincisi. Ben. daha önce. Benimle bir mafya mukavelesi imzalamak niyetindeydi. onu bir yeraltı çarşısının merdivenlerinden aşağı yuvarlayarak ifa ettim. evet. Dervişler. Gönül İşleri Bakanlığındaki morukları halledecek takıma katılmayı reddetmedim. kalp dolar basan matbaalar ve biri bitip diğeri başlayan villa sitesi şantiyelerinden müteşekkil bir orkestraya şef oldu. Ve evet. yolun yalnızca bir yakasından ot yenmiş olmasının tek gözünün körlüğüne delil olabileceğini. Evimize yıllara yayılan bir güz musallat olmuştu sanki. 16 . Dervişlerden üçüncüsü "Bir ayağı topal mıydı?" diye sorar sormaz. ancak doğumu yakın hamile bir kadın elini yere dayayıp otururdu. Dandini'nin mi fikriydi emin değilim. Herşey. Yakuzalarm defterini origami stilinde dürenin ben olduğumdan haberdardı. bastık küfürü. Öldüm. misafirhanenin duvarındaki sarmaşığa tırmandım. evet!" cevabını yapıştırmış. Kendinde yargılamaya yetecek donatım olduğu zehabına kapılmanın gönül kırıklığını tadacak. birden yoksul düşmüştük. Bense bir katili öldürmüştüm. Konsolosluğun duvarından arka bahçeye atladım. Sonrasında. İktidarın sağlaması cesetlerle yapılır. Uzatmayayım. Eee. "Devemi kaybettim" demiş dervişlere "Onu gördünüz mü?" Dervişlerin ilki "Bir gözü kör müydü devenin?" diye sormuş. yandaki odada uyuyan diğer çekik gözlünün çanına ot tıkadım. Hadisenin göründüğünden farklı cereyan ettiğini gören kadı ise gözünde mantık yollarına güvenerek kestirmeden hükme varmanın değerinin düştüğünü görecek ve bir arayışa koyulmayı takdir etmede daha üstün bir konum sahibi olacaktı. Bunların bal ve mısır olduğunu gördük. devecinin itadesini yerinde bularak üç ermişi. [ŞEYH ABDÖLLATİF TUFEYLİ. Keşfettiği gerçeği ahlaki bir olgunlukla perçinleyecekti. Daha önce dervişlerin kendi durumlarını izah etmeleri için bir fırsat tanımayı hiç aklına getirmemiş olan kadı. Onun açık ağzına sıktım kurşunu. özgüven ve azimden pay kapar. daldık içeri. Fakat işte adamın tüm vücudunda dövmeler vardı. yöresinde müstakil insanlar istemiyordu. Japon konsolosluğunun misafirhanesindeler. Ya Noguşi ya da Ozu'ydu. "Hamile bir kadın mı biniyor senin devene?" demiş ikincisi. dragonun burnundan saçılan aleve ateş ettim. onlara göre zayıflık alametidir. devenin üstündeki kadındı. İkinci dervişin "Ön dişlerinden biri eksik miydi?" sorusu karşısında. Kadı doğru hükme varmanın tevazuyla arayışa neler borçlu olduğunu görecekti. piri fanileri biçtik. eroin yüklü kamyonlar. Fukaralık. birini suçlamadan veya bir iddiaya sahip çıkmadan önce kendi ölçülerini tartmanın kaçınılmazlığını kabul edecekti. Bunu nimet bilmeli. Susturuculu tabancamı çektim. onu bu yolda bulma ümidi vardır. Bulamamış adam aradığı yerlerde devesini ve ne yapması gerektiğini yine dervişlerden öğrenmek isteğiyle bu kez dervişlerin peşi sıra gitmiş. Hayati Tehlike'nin hürmeti. deveyi gasp etme suçundan hapse atmış. Ve onuncu sayfada. Yerde el ayası izi vardı. sorumluluk hissine sahip olmanın zevkini tadacaktı. "Arılar ve karıncalar yolun iki kenarında birşeylere üşüşmüşlerdi. tevazuyu tırtıklar. Aldık makinaları. Jet uçağı. "O halde" diye konuşmuş dervişler. onlardan nasıl olup da deveyi hiç görmedikleri halde deve hakkında bu kadar çok şey biliyor olduklarını açıklamalarını istemiş. herifin tam kalbinin üzerine denk gelen. evet" demiş. böyleleri dostluğunuzla yetinmezler. Atom Bombacıyan." Dolunaylı bir yaz gecesiydi. Hayati Tehlike'yi evladından kalan bir miras gibi benimsedi. Yitiğini bulamadığını söyleyince. Oruç Bey anlattığında beni sarsan şu hikayeyle karşılaştım: Adamın biri. Bu arayışta diğerleri sadece arayanın neyi kaybettiğini hatırlatabilirler. onun şapkasının astarındaki dikendim. devesini kaybeden adam heyecanlanarak "Evet. devesini kaybetmiş. Bombacıyan’ın beyni arızalanınca. adam öldürerek kendini yenileyen insanlarız. "sen deveni bizim geçtiğimiz güzergah üzerinde ararsan iyi edersin. Anlayış sahibi üç ermişe akşamüzeri istirahat menzilinde yetişmiş. nezaketi. Adam sevinçle "Evet" diyerek cevaplamış soruyu. Üzerinde sadece şort vardı.. dervişler yine sorulara başlamış: "Devenin bir yanında bal. 1777-1844. Kısa bir süre sonra adam devesini arazide başıboş dolaşırken bulmuş ve dervişlerin salıverilmelerini temin maksadıyla mahkemeye başvurmuş. çiy tanesine çakılıp infilak etti. izlerden birisinin silik oluşunun devenin bir bacağının topal oluşuna delalet ettiğini. Canını aldığım ilk insan olan Turgut Rulet'e son görevimi. Silahlı garsonlar. ahbaplık. biryargılama gücünü kendinde hıfzettiği zehabına kapılmamalı. bir karine bulabileceğimi sezinliyordum.. Terk edilince umudunun bir kısmı da yiter mesela. Herşey bitti. yine "Evet" demiş adam. Yakuzalardan biri. akvaryumdaki Japon balıklarını avlamak kadar kolay olmuştu. Yalan. Bunun üzerine deveci. Herkes kendi kaybettiğini kendi arasın. ısırdığı yaprakları yırttığına göre ön dişlerinden birinin eksik olduğunun anlaşıldığını söylemişler. yazarın mürekkebine okurun kanının karıştığı kitapta. Kadı. Eşyalarımız hızla eskiyordu. Galiba." Kayıp devesinin peşine düşen adam bu üç dervişin kendi devesini görmüş olduklarına kanaat getirmiş ve alelacele dervişlerin geldiği istikamete koşturmuş. Son dileğim. selamları. cesedi sırtlayıp arabaya bindirdim. İdris Shah'ın 20 Eylül 1991 Salı günü Londra'da "Ramazan Oruç Tutam'a kardeşlik duygularıyla" imzaladığı. kaderinde olmayan şeylerden kaçınmalı. o. Bizim salıverilmemiz için harekete geçerek gönül yüceliğinin. yolda devenin ayak izlerini gördüklerini. dizginler Dandini'nin eline geçti." 74 "Bütün bunları hırsızlıkla suçlandığınız zaman kendinizi temize çıkarmak için neden söylemediniz?" "Çünkü devecinin devesini aramaktan vazgeçmeyeceğini ve onu çabucak bulabileceğini göz önüne aldık. mezarıma papatya koymasınlar. Kötü hikayelerle dolu bir antolojiye benzeyen şehirde turladık. çıplak yatıyordu. Hayati Tehlike. Tarzan kılığındaki Örümcek Adam gibi. Katiller cinayetten sonra derin bir uyku çeker İnsan." "Bizim geçirdiğimiz deneyler şunu gösterdi ki insan hakikati ararken bir gücü. Elimdeki fotoğrafa baktım. Arkadaşlık. çürüyerek büyüyen bir sarmaşık gibi her yanımızı sarıyordu. İtaatkarlık içermeyen her davranıştan işkillenirler. senden birşey gasp etmiş olmaz. cinayetten sonra derin bir uyku çekermiş. Ardından. Biz.. Başarı ve ödül. Bir konaklama yerinde çalılara takılmış uzun insan saçı gördük. bizden başka şeyler de alır götürür. Abidin Dandini de. tartışmasız derinlikte bir uykudaydı artık. kaybettiği deveyi bu üç kişinin çaldıklarına kanaat getirmiş ve onları kadı karşısına çıkarıp başından geçenleri anlatarak dervişleri hırsızlıkla suçlamış. Doğrusu. Bu Japonlar hep birbirine benziyor. Babamı kaybedince. adam "Evet" demiş. Fuat Atıf Tufa'yı mortlatmak Hayati'nin mi. Demem o ki. "Biz senin devenin nerede olduğunu bilmiyoruz" demiş üçüncü derviş. 3 liralık banknot kadar sahteydi. Şiddetli Diriliş] Katiller. Mağlubiyet. O yüzden bir nevi minnet duygusuyla bana ihtiram gösteriyordu. Bir hayır sahibi beni gömse bari. ne oldu? Burada bıçak olup yüreğime saplanmış kaburgamla yatıyorum. Eve yollandım. papatyaya alerjim var.

" "Biz ne olacağız?" diyor kadınlardan biri. g." Şimdi. Soğuğun tıkadığı ağızlardan. arkamdan gelen gruptaki adamlar birşeyler geveliyor. fakat sadece ilk tekbirde eller kaldırılıyor. Kızılmaske diye hitap ediyorlar? Tarzan öyle şişman ki. Acele etmedim. arkadaşlarına ayak uyduramayıp geride kalan dazlak ihtiyara soruyor: "Tarzan. Birgün postacı benim adıma gönderilmiş bir paket getirdi. Üçüncü tekbirden sonra cenaze duası. Sübhaneke'yi okuyorsun. Tom Braks. cücük?" 78 Mister Spock. Karda envai çeşit ayak izleri. ezan daha okunmadı. Nuh'a da aynı yöntemle ayakkabı gön-deriliyormuş ve o Gıcırbey'den şüphelenmiş." Boğuk sesli bir başkası: "Bak şimdi. elindeki günü geçmiş gazeteyi bükerek. Tarzan alelacele paketi Kedi Kadın'a tutuyor: "Kusura bakma." Tarzan safça soruyor: "Senin de mi abdestin yok Spock?" "Var. Yan yana yürüyoruz şimdi. ne meydan okuma. Dördüncü tekbirin ardından sağa ve sola selam veriliyor. namazı kılacağız. köfte piyaz! Ellisinden sonra şahlandı dişsiz papu! Ulan yoksa hurileri manita tutup yatak sporu mu yapacaksın. Yıllar sonra. ona göre. konuşma balonu gibi buharlar yükseliyor. bana da uzatıyor: "Bırakmadın değil mi?" "Eyvallah" deyip alıyorum. Toplam dört kere tekbir getireceğiz değil mi?" "Evet. Açtım. Kadınlı erkekli. her sezon bana postadan ayakkabı çıkar oldu." Çatlak sesli: "Toto oynama. beni diliyle tokatlıyor: "N'aber lan Mister Spock?" "Tam anlamıyla eh. ağır ağır tırmanıyorum. helal olsun. ağzını açtığında opera söyleyecek sandım: "Sen Dracula'ya anlatırken öğrendim sayılır. Vahşetimin mazeretini takviye etmeliydim. Sen de os. Herkesin abdesti var. yani bugün Bakanlık Heyeti'nin toplu cenaze namazı kılınacaktı. kırçıl sakallı bir adamın kolunda. kolundaki kadını işaret ederek "Uçan Kız'la sen bir kenarda bekleyeceksiniz. bazı şeyleri tadında bırakıyorum Kaderin penaltı düdüğü çalmıştı. yak buyur. Bu kadar basit. 'Ve celle senaüke' demeyi unutma. Sözüm söz. 41 numara kışlık botlar. tatilin doğası gereği verimsiz geçmişti. çünkü Turgut Rulet'ten haber alamayınca yeni bir katil gönderir. Meğer. ulan cenaze namazından da zerre çakozlamam. eski ayakkabılarım su çekiyordu. Önce. Herkes gelmiş. pazartesi. [JEAN ROSTAND. Kenarda durmuştum.ruktan nem kapma be Mister Spock." Tom Braks ha? Sağdaki kaldırıma geçip yavaşlıyorum. Yine de tetikteydim. Ne bir saldırı. Zengin akrabalardan biridir diye düşündük. birbirlerine neden Tarzan. İki de kadın. Ondan da önemlisi. Mister Spock. Dracula." Dracula: "Karambolden cennete dalacak. namaz boyunca toplam dört kere tekbir getiriliyor. Kılacağız dedik kılacağız. bu şakayı fiiliyata dökmek bana düşüyordu. bir Samsun yakıyor. /(. Bu leziz üzüm kimin bağındandır diye ince eleyip sık dokuyacak halde değildim. Yağmurda karda. Nuh Tufan. duaların hiçbirini bilmiyorum. Masanın etrafına dizili. ne tehdit. gizli 'hayranımın' kimliğini pek umursamadım. Postalayanın adı yazılmamıştı. dokuz düğüm olmuş. cenaze namazı kılmayı?" Ne bu Allah aşkına? Huzurevi kaçkını tipler. Dua edersiniz artık. dostluğumuz pekişsin!" diyor Kedi Kadın. Dracula'yı duymazlıktan geliyor. Çok takdir ettim. Spock / Korkut Üneli] En yavaş yaşlanma yaşlılarda görülür." ıı Boğuk ses: "Bak söz verdin Tom Braks. Kocatepe Camii'ne çıkan yokuşları arşınlıyor. âtina'yı okursun. Abdestsiz namaz kılıp çarpılacaktık valla. Uygarlığın ceza sahasındaydım. sadece dört kere. Gıcırbey kimi isterse tekmelerim. "Ayol bize de bir cigara ver. Kadınlardan biri. Botları giydim. Uçan Kız lafa karışıyor: "Niye susuyorsun Korkut?" Hayda. ne de bir hesaplaşma.. Annemin bu gizemli hediyelerden ötürü hafif ve basit bir hoşnutlukla birlikte ağır ve karmaşık bir keder duyduğunu fark edemiyordum. Ayakkabıları çıkararak girilen hiçbir yere gidemiyordum. sen biliyorsun değil mi. Nuh ise onun hikayesinden etkilendiğimi düşünüp işi şakaya vurmuştu: "O sağlam ayakkabılar hatırına. İnançlarım gereği." Tam anlamıyla eh [Mr. Tom Braks: "Tamam. o da olur. İşittin mi Kızılmaske. paltosunu giyiyordum. herkes ne yapıyorsa biz de onu yaparız. Yangına yelpazeyle gidiyordum. Ben söz konusu ayakkabı dükkanından habersizdim. Fakat cenaze namazını kılmadım ben. bana Gıcırbey'in babasının kundura mağazasından söz etti. Gıcırbey ailesinden hiç söz etmezdi. ama size eşlik edeyim ki bir arıza çıkmasın. başımda beyaz takke." Kızılmaske: "Yahu Spock. Derken. çok da yakıştı. bana da yıllarca ayakkabı postalandığını söylemedim." "Yalnız. mızıkçılık yapma şimdi. Nerden baksanız altmışaltmışbeş civarındalar. yani Dracula keyifleniyor: "Nah var!" Mister Spock: "Olsun. Kimse konuşmuyor." 17 . lavuk bize pestil sallıyor!" Kızılmaske mi? Sağ omzumun üstünden bakıyorum. Bilmiyorsan." "Vay. Salli . 'Rabbena. Tekrar tekbir alınıyor. uhrevi bir kalabalık. belki bizzat kendisi gelir diye düşündüm. Yo. tekerlek izleri birbirine karışmış. Beş kişiler. değil mi?" En başta konuşan çatlak sesli. Eşikteyim. Versene ağzının payını şuna?" Mister Spock ya da yeni adıyla Korkut Bey. kapı kendiliğinden açılıyor. Alnını kırıştırıp camiye doğru bakıyor. Gayriihtiyari gözlerim dolmuştu." Cırtlak bir ses: "Annem öleli dört ay oluyor." Kızılmaske cevap veriyor: "Bakarız.Bârik salavatları okunuyor. Hafta sonu. fakat kim? O zamanki aklımla. bazı şeyleri tadında bırakıyorum." Tom Braks: "Hay Allah razı olsun senden Mister Spock." Dracula'dan enseme bir ısırık daha: "Zekat keçisi gibisin mübarek.Bir eczanede çalışan annemin kazancı ev kirasını ve diğer masrafları karşılamaya yetmiyordu.. Gözümde siyah gözlük. hayalifenere dönmüşsün!" Tarzan. Liseye giderken rahmetli babamın ceketini. Kulak kabartıyorum." Kızılmaske. Kadıköy'de rastlaştığım ortak arkadaşımız. kurda kuşa yem olmuş bu korkuluklar benim ahretliklerim. 18941977] Apaçi Apartmanı 13 numara. aralık dudaklarını oynatmadan soruyor: "Nerde kaldın?" "Anca gelebildim. Artık postacıları ayakkabıcı gibi algılıyor ve ziyadesiyle seviyordum. Fırtınanın ortasındaki sprey gibi hükümsüzleşmiş hissediyordum.t contası. şadırvanda alırız abdesti. Mister Spock. eh benim yolum uzun." Boğuk sesli Mister Spock arkasına dönüyor ve şişmanlıktan güçlükle yürüyebilen. Gelinliği parçalanmış kambur gelinler gibi arabalar sağlı sollu sıralanmış. Hayati Tehlike'yi bulmak için İstanbul'a yollanacağım. Dokununca. derin bir nefes alıyor: "inançlarım gereği. Nuh'a. tiki. Çatlak sesli bir amca sızlanıyor: "Senin aklına uyup geldik. geç otur. sen maşallah abdest namaz işlerini bayağı bellemişsin. Pazar günü vasıta bulmak bir dert. hani Mister Spock'tı? "Bu vampirin sivri dilinden bana bile fenalık geldi. Çin'de sık duyduğum bir vecize: "Yaşlılar asla göründüğü gibi değildir. Burası bizim sığınağımız.

bir bana. Attilâ İlhan.. Komşuluk ölmemişti. Fotoğraflar silme siyah-beyazdı. gibi soruların cevapları merak ediliyor. o zamanlar aşklar ömür boyu sürerdi. yüzyılın en güzel yılları. Çakırkeyif. Polis. Neşet Ertaş." Ağzım açık kalakalıyorum. perişanım ben Alın yazımmış. pazartesi günü. Federico Fellini. Marlon Brando. Zayıftık. Sendikalar.. kemiğimizi çürüten fukaralığın üstüne kat kat. dün. Haysiyet. kalbim kanlı bir yumruk olup göğsümü dövüyor! Bal rengi saçları. Kızılmaske. Bir akşam. Çay tepsisiyle gelir birazdan. Yönetmen. Gözleri yıkanmış üzüm parlaklığında. onun karşısında küçük düşmekten de ödümüz kopardı.. Canımıza yapışan." Müziğin sihirli mancınığı. fakat güçsüz değildik. ikindi namazını müteakip Cebeci Asrı Mezarlığı'nda toprağa verilecek. 1970'lerde.. Yoksulduk. yani Perihan'ın tuzu kuruydu. bakanlığın dağıttığı AŞKart'lar geçerliliğini koruyacak mı. Allah'ım. ne sandın?" Uzay Yolu [Star Trek] dizisinin sinema versiyonunu yazmış. "Oha!" Hepimiz Dracula'ya dönüyoruz. saat 16:00 sularında meydana gelen olayla ilgili tahkikatı sürdürüyor. gönül verdiğimiz kişiyi incitmekten de. Adımı sorsa. Tonla dallama da yelkenlendi. Heyet üyelerinin naaşları. Perihan'ı kıyıdan köşeden. Komşular sağdı. Çünkü tarihimiz bize kudretten. yorgun babaların hallerine hüngür hüngür ağlardık. Bir of çeksem ağzımdan simsiyah. çaresizliğe meydan okuyor.. Beş Gölgeden Kaçış] Otuz sene evvel otuz yaşındaydım. Tom Braks apışıp kalıyor.. En büyük hazine kalbimizdeydi.. Ekmeğimi tiyatrodan kazanıyordum. Aşktan nasibim bu kadardı. can onların.. "Sahi mi söylüyorsun Ferit Ağabey?" Kaim kenarlı. Başbakan Bekir G. n'olmuş ona?" diye temkinlice soruyorum. bahtsız annelerin. namus. otuz yıl önceki olaylar. 20. devlet kapısında alayının kuyruğu düğüm oldu!. Clint Eastwood. gıcır gıcır gurur kostümleri giyerdik. Karşısında tek kelime edemiyorum. Depresyon yoktu. Bir gülücük. kıran kırana kavgalar.ktir. İki senaryosu filme çekilmişti. perişanım ben I Mecnun misali gurbet ellerde I Ümitsiz sevginin kurbanıyım ben I Yalan dünya.. Gönül İşleri Bakanı Mithat Hattat 'Acımız büyük' şeklinde konuştu. dimdik ayaktaydı. ceylan sütünden yoğrulmuş." 83 Ben böyle kendi yağımda kavrulup yanarken. Muhammed Ali. sevip saydığımız gazeteci bir ağabeyimiz vardı. Hem de nasıl. PAP'tan hiç hazzetmiyor. yoksul kızların. Çayları getiren Uçan Kız'ın elinden tepsi düşüyor... kimliği belirlenemeyen kişilerce katledildi. Pink Floyd. Efkarlıydım.. "Hass. gönülden?! Hiç! Hafız düdüğüyle racon kesersen. Sahneden stüdyoya. bilincim sıfırlanıyor. Perihan Pirana'ya meftundum. ciğer onların" Dracula her zamanki hoyrat neşesiyle geveliyor.. mücevher gibi bir dilber. vicdan gibi kelimeler tedavülden kalkmamıştı. Yeni bir heyet teşkil edilecek mi. grevler. Karun kadar zengindi. Sakaldan kesip bıyığa ekleyerek.. kazanacaktık. Değirmenlerle savaşta yenilmemişiz daha. sosyal demokrattır.79 Camdan dışarıyı seyreden Tom Braks elini yavaşça sağa sola sallıyor: "İçmeyin şu mereti yahu.. Şarkılarda daima. Kalaya başlıyor: "Gönül İşleri Bakanlığı zaten kaşkarikonun claııiskasıydı. Mike Hammer merakı ve Hz. onu ne zaman görsem. Ferit Ağabey pattadak "Filmde oynar mısın Korkut?" deyiverdi. O hortikler ne çakar aşktan.raklara yan bastılar! Hepsi imamın kayığına bindi! Zinhar g. Saçlar kabarık. bir merhaba. Damarlarımda. zenginlikten bahsediyordu. "Şu Gönül İşleri Bakanlığı vardı ya?. Ferit Ferik adında. nah böyle derisini tuzlarlar adamın! N'oldu? işte. Eyyub sabrıyla izliyordum. Haklıydık." "Eee. Cüneyt Arkın. Bana da Mister Spock rolünü öneriyor. fokur fokur kaynar katran dolaşıyor. bir insanın başına gelebilecek en beklenmedik olaydır" demişti." "Yeteeeeeeerrrr!" Paltomun cebindeki AŞKart'ı çıkarıp şak diye masaya vuruyorum. Leon Davidoviç Bronşteyn Troçki [1879-1940] "Yaşlanmak. Bob Dylan. "O yobaz katırların kıçını mühürlemişler!" "Ne? Ne zaman? Kim?" Dracula’nın keyfi gıcır: "Bakın bakın" diyerek gazetenin birinci sayfasına işaretparmağıyla vuruyor "Vallahi de muşmulaları kaynatmışlar. Benimse işim yaştı. eğri büğrü gülerek omzuma vurdu: "Sahi ya. havalara uçardık. dublaja koşuyordum. Uzun yakalı dar gömlekler. ebediyen saklanan sırlara dönüşürdü. Şangır şungur kırılıyor bardaklar. Seslendirmeden de harçlık mesabesinde birşeyler kalıyordu. favoriler uzundu. Uçan Kız. Hayat çok hızlıydı. Bruce Lee. ama onurluyduk. Mutfakta olmalı. 1 Mayıslar.. [ELMORE LEONARD. Kemal Tahir. hayat yolunda Ümitsiz sevginin kurbanıyım ben. Hart diye dilime bir asma kilit geçirip çenemin altından kilitliyorlar sanki.. duymuştuk da inanmamıştık. Henüz tam uygarlaşmamışız." Dracula. Ve hepimiz Müjde Ar'ı düşlerdik.. Faşizm kahrolsundu. 1970'ler. Karşılıksız aşklar. muz kabuğu gibi pürüzsüz yanaklarından süzülüyor. Orhan Gencebay. İsmet Özel. söylene söylene kalkıp tuvalete yollanıyor. 18 . beni hayal âlemine fırlatıyor. Tanju Okan. Fakir. Piranalar. al kendin oku!" Gazeteyi alıyorum ve mırıldanarak okuyorum: "Gönül İşleri Bakanlığına bağlı Heyet'in 22 üyesi. John Lennon.. Solcuyduk." "Bırak tüttürsünler. Mehtapta yüzen beyaz bir gonca. Kedi Kadın. herşey bomboş /Hancı sarhoş. Charles Bronson. Nostalji yoktu. mahcup. kaçamak bir bakış. taptaze bir umut çınlıyordu. Stres yoktu. Baretta [Robert Blake]. Edebiyat. kıt kanaat geçiniyordum. yavru kuşlar gibi heyecanlanırdık. tiyatro. elma şekeri gibi gülücükler dağıtıyor. camdan el salladı mı.. Bir kız. Hafızam. Fenomen gazetesinde sinema.tünden büyük os. Dracula başını geriye atıp alnını kırıştırarak. 'Dabıl Yu' lakaplı Yunus Yumak. Kayısı hamurundan. kalın camlı gözlüğünü düzeltti. Alınteri mukaddesti. Âşık Mahzuni. Yılmaz Güney. Şarkılar. y. kitap eleştirileri yazıyordu. bir masadaki karta bakıyorlar. Tarzan.rmayacaksın aga. Yedi kat yalnızlığa gömülmemişiz. Yani avucumu yalayıp sigara içiyordum. Seyrettiğimiz filmlerdeki yetim çocukların. İçimde kamyon lastikleri yakılıyordu. mazlum delikanlıların. zekam. bütün hücrelerimize azim aşılıyordu. Beşiktaş sahilindeki Birdirbir Birahanesi'nde oturuyoruz. Elvis. yer sofralarında yürekten şükrediyorduk. Uzaktan sevmek diye de bir şey vardı... prostatitli kovboya sesleniyor: "Sifonu çekerken takma dişlerine mukayyet ol!" Uçan Kız'ı arıyor gözlerim. Dracula geri adım atıyor: "Ağır olun! Dünya benim kıçımdan çıkmadı!" 1970'lerde Allah bizimleydi [Mr. Nasıl utangaçtık. Allah bizimleydi. Oğuz Atay. bugünkülerden daha gerçek görünür. bayram şekerinden. Akikten bir kız. Yarı saydam. Tom Braks. Sovyetler Birliği dağılmamış. Kocaman güneş gözlükleri takardık.. 'Bu vahşetin sorumluları cezasız kalmayacak' derken. Yaşlandığınızda. Kocaman vidalar gibi gırç gırç döne döne batıyordu kalbime: “Bir gün gibi sanki geçti seneler Ümidim kayboldu.. Spock / Korkut Üneli] Mazi ile bugünü birbirine karıştırma. İspanyol paça pantolonlar giyiyorduk. zehirli dumanlar yükselecek. verecek cevabım yok!. Halbuki çevresine yeşil sinekler gibi üşüşen heriflere. Çekirge. Behiye Aksoy'un meşhur Yalan Dünya şarkısı çalıyor: "Bir garip yolcuyum hayat Yolunda I Yolunu kaybetmiş.. Felekle kapışıyor. İnanın bana.. yolcu sarhoş.. Dracula. boykotlar.

anahtarı da yutmuştum. Hollywood yapımlarından aparılmıştı. düğmeler. vaktiyle fantastik filmlerde rol alıp da sonradan 'düşen' kimi pabucu yarımlara yani bize bırakmış. dudağımı patlatıyordu: "Kime 'sevgilim' diyorsun sen ha?!". 84 Hiç de öyle değildi.. Taburcu edildikten sonra. Yıldızımız saman alevi gibi parladı ve söndü. Dördü rahmetli oldu. kemikten parmaklıkların ortasında büzülüp kalmış. Mahvolmuştum. Samatya'da köhne bir binanın giriş katı. Repliklerimi hatırlayamıyor. Gazetelerde benden Mister Spock diye bahsediliyordu. Yarasa Adam [Mikail Mika]. Uzay Yolu Marslıların Bedduası filminde Mister Spock oldum.Kavalyem Azrail. Mister Spock’ın kralı olursun alimallah!" Yunus Yumak beni kadroya hakikaten dahil etti. Ferit Ağabey benle röportaj bile yaptı. akıl hastanelerindedir. ruhumu kısırlaştırmıştı." "Adamı hasta etme. Aşkımı Perihan'dan gizlemiştim. Fakat maalesef daha sıvası kurumadan tapınağımıza yıldırım düşmüştü. bilemiyordum. Kaptan Amerika [Kerem Kerempe] ise Artvin'deki köyüne yerleşmiş. Tuhafiyeciydi. Kayışı koparmak üzereydim. Birçok arkadaşımın aksine ben hapishane yerine tımarhaneye tıkıldım. Ağlaya ağlaya Atina'yı bir Türk gölü haline getirsem." 86 Venüs. Sinema salonları dolup taşıyordu. Kedi Kadın Derdini Ecele Aç. Yüzümü uzun uzun inceledi ve muslukları açtı.. Kızılmaske . Uçan Kız . şimdi kefenimizin astarı oldu. Suç bendeydi. Korkut'un Mübeccel'e faydası yok [Mr. o iş başka bu başka?" "E oyuncusun da?" "Doğru diyorsun da. kumsaldaki yazılar misali siliniverdi. Kahroldum. O dönemin en büyük yapımcısı merhum Bahri Buhara.. Sağolsun. Film tuttu. Filmlerimiz çok çabuk unutuldu. Mandrake [Vecdi Cıva] ve Süper Kız [Rana Anar]. dayak lordu Jackie Chan yumruklarıyla gözümü morartıyor. Oraları kurcalamayız. Deliksiz. Morukladık artık. Fî tarihinde giydiğimiz parlak pelerinler. ne bileyim Ferit Ağabey?. Benliğimi saran aptallığın laneti. Bir sabah uyandım. Elimde yetki olsa. Yazgımın eğri çizgisini izlerken karşıma Venüs çıktı.. bize içini döktü. Uykuya daldığım anda. Yüzlerimiz. sekiz köşe oldu: "Korkut. tiyatrodan atıldım. Peder bey. bocalıyordum. Feleğin sert bir sillesiyle dünyaevine girmiştim. Çay içer. 'Meslekte yetersizlik' gerekçesiyle. çerden çöpten fantastik film çekildi Türkiye'de. Zaten televizyondaki dizide Mister Spock'ı sen seslendirmiyor musun?" "Evet ama. Evlilikte olur böyle şeyler. Karımın neşesi. Hepsi. Çocuk oyuncağı. birbirimizi sahiden anlıyor muyuz. Saça iki makas vurup.. Şimşek Hafiye [Hanifi Nahif] Almanya'daki kızının yanına. Birbirimizle gerçekten dost muyuz. Tarzan . Her pazar burada toplanırız. Allah selamet versin. haşlanmış bir pancar şekline girmişti. Hunisini kaybetmiş deli gibi aranıyordum. Galaksi çatırdıyor!. Çok fena çuvalladık."İyi de. Spock / Korkut Üneli] Geçmiş. Ne oluyor demeye kalmadan askerî darbe geldi. belki biraz açılırdım.. Davul benim boynumda. Evliliğimizde yeni bir dönem başlıyordu. hangi yıldayız. çalıştığı şirketteki masasında çene çaldık. Tom Braks . kendimiz de büsbütün kaybolduk. Diğer ikisi. Dabıl Yu beni beğenecek mi dersin?" "Sen 'He' de.. saat kaç. gece lambasının pembe ışığında beni tartakladı. 19 . profesyonel bir dalkavuk edasıyla bana kelime masajı yapıyordu. tokmak Venüs'ün elindeydi.Gorilin Kariyeri. Shakespeare'in Hamlet'inde Horatio'yu: "Bu bahsi kaybedeceksiniz efendimiz!" Sinema bahsini kaybettik. ben hapı yutuyordum. gibi tonla film.. muhabbet ederiz. saçma sapan bir röportajdı: "Mister Spock'ı uzayda bulduk.Korkmak Bazen Günahtır. kaşımı açıyor. Elime üç kuruş para geçti.Kiralık Kefen. Bernard Shaw'un Pygmaîion'unda Higgins'ı. Tam iki sene. unutulmuş filmlerdeki isimlerimizle hitap ediyoruz birbirimize?. Laf aramızda. Perihan Pirana'yı çoktan unutmuştum. en yumuşak yataklar. Bir anda şöhrete kavuşmuştuk. Vahim olan. derken kendimi nikah masasında buldum: "Saym Korkut Üneli. dilimizi bilmeyen bir adama yâr olmuştu. Süper kahramanlıktan. Birgün. Münih'e gitmiş. gelecekten daha çok istikbal vaat ediyor.. O da. dümdüz. Dracula .. Devamı da çekildi: Astronot Niyazi Uzay Yolu'nda. Neredeyim. Gelgelelim. Cebimiz para görmüştü. yatağımız ringe dönüşmüştü. kafamızda paralandı..Şeytanın Tekerlemesi. artık süper kahraman değiliz. kaybetmekle kalmadık.. Ve en önemlisi. tüylerimi ürpertiyordu. kötü taklitlerdi. Mecidiyeköy'deki Apaçi Apartmanı'nın 13 numaralı dairesini. 1970'li yıllarda böyle bir yığın. Venüs'ün parlamasına sebep olacak sözler söylüyordum.. Bir daha da belimizi doğrultamadık. midemde barbar cüceler ateş yakmış tepiniyordu. aynı tapınağın Budist rahipleri bile zaman zaman tartışır. adi zampara!". Akşama kadar evde pijamayla oturuyor. Gerisi. kalbim. Ben ki. Beynim karınca yuvalarıyla dolmuş. Fiyakamız yerindeydi. bir dövüş yeminine. İstanbul'da oturmuyor. 1980'deki askerî darbeden sonra. n'apıyorum. oradan bir pastane masasına geçip havadan sudan konuştuk. Yine ekmek derdine düştük. Nikah akdimiz. Aynaya bakınca "Sen de kimsin?" diyordum. Neden böyle oldu? Çünkü bu filmlerin tamamı. hakikatte kimiz. her sabah erkenden dükkanın yolunu tutuyordu. çengelli iğneler arasında ölümü bekliyordu. Gece. radyo dinliyordum. Bedenim bir hapishaneye dönüşmüştü: Etten duvarlar. Benim ketumluğum yüzünden.. çocuk oyuncağıydı. Tipin de müsait hem. Sessiz sedasız aklımı oynatıyordum galiba. Eugene Ionesco'nun Gelinlik Kız’ında Bay'ı. Tiyatro lobisindeki masalardan birinde oturmuş laflıyorduk. nur içinde yatsınlar: Örümcek Adam [Pertev Paker]. Bilen bilir. gerisini bana bırak. Aşk Tanrıçası' karım. Yaşlı anacığımla baş haşaydık. Max Frisch'in Philipp Hotz'un Büyük Öfkesi'nde Philipp Hotz'u oynamıştım. Venüs Lüfer'i eş olarak kabul ediyor musunuz?" "Evet" dedim ve bir alkış koptu. Venüs yok. Acıklı karikatürler. Saymakla bitmez.. Onlar ayvayı yerken. Sahneye kebap gibi bir suratla çıkıyordum. Yunanlı bir şairle evlendi. Perihan'ın adını sayıklıyormuşum! Venüs. mutfakta sofrayı hazırlayan Venüs'e yeşil zirkon bir kolye hediye ettim: "Eğer beğenmezsen intihar ederim. Yağmurda ıslanmamı engelleyen birtakım haplar alıyordum. [PAI PU." gibisinden sulu zırtlak laflarla sunulmuştu. kendimi unutmamdı. Harold Pinter'm Gitgel Dolap'ında Gus'ı. yemeği devlet ısmarladı. öpücüğü kondurduğu yere bir Osmanlı tokadı çakarak uyandırdı beni! Sersemlemiştim. ona göre. 1909-19971 Perihan Pirana. Kumral bir muhasebeci. günlerden ne. kulaklara sakız yapıştırdık mı. Karımın benimle ilgilenmesini sağlamak istiyordum. neden otuz sene evvel oynadığımız. "Alçak herif!". bu harikulade!" deyip bana bir öpücük verdi. tahta suratlı doktor. "Boyun devrilsin. fermuarlar. doğduğum günkü kadar çaresiz hissediyordum. orlon yumakları. Seyirci bir-iki seyretti. bütün doktorların siyah giymelerini emrederim. çulsuzluğa kesin dönüş yaptık. baba ocağına döndüm. Biz aslında onüç kişiydik. 'Sabah yıldızı' kayıplara karışmış! Bir daha da geri dönmedi. vasiyetinde bizden bahsetmiş. sonra alay etmeye başladı. Kendimi. Tabut kadar bir yerde. Şırıl şırıl gözyaşı döküyor: "Kim bu Perihan?!" Uykuda.

Beyaz perdede dikiş tutturup üne kavuştuktan sonra bebek doğuracaktı.. o da bana baktı. her şey berbat olabilirdi. Çocuk daha kulağına ezan okunmadan. benden beş-altı yaş küçük bir adamdı. Mübeccel'i sokağa atıp daireyi sattılar. On senedir. Boşandılar. Senin her şeye gücün yeter. Fakat korkunun ecele. Korkut'un Mübeccel'e faydası yoktu. bu yüzden cehennemde yanar mı?".. Gençken. Polis de bebeğin izini bulamadı. Ne yazık ki ilk kocası. subaylar. Aylarca tedavi gördü. Rahmetini. Cumhurbaşkanı. duaydı. 'Camideki Uzaylı'ya çıkmıştı adım. Erken yaşta. "Allah'ım! Senin rızan için oruç tuttum. çünkü babam öldü. Burası. Uçan Kız'ı canlandırırken kafası iyiydi yani. Çenesi düşük değil." Şaka maka ibadetti. İlyas Hoca bana bir ilmihal kitabı vermişti. Sana dün Kocatepe'den bir baktım Aziz İstanbul Kocatepe Camii'nin avlusu öyle kalabalıktı ki. "Karım beni terk etmişti ya. devletimi ve inananları koru. Elinden her iş gelir. n'oldu? Loğusa bir keş olan Mübeccel büsbütün perişan haldeydi.. Müjdeyi vermek için aradıkları babanın... "Ben n'apıyorum böyle? Sosyalist bir tiyatrocuyken. Suratıma dikkatle baktı: "Siz. Elmalı kurabiye gibi bir hatun.. hâlâ. siyah beyaz televizyonda yayınlanan duayı ezberledim. adı konmadan kayboldu. Taburcu edildiğinde bambaşka birine dönüşmüştü. defile kuğuları. Babam da namaza başlamıştı.. polisler. Bebeğin dünyaya nikotinman. sesi mi. ekmeğimizi iğnenin deliğinden geçireceğiz. Clint Eastwood'un başındaki kovboy şapkasını çıkarın. sinemacılar. Ramazan ayında. öldü mü. dua ediyordu. yerine beyaz. Namaz 20 . Diyabetik bir yapımcı tarafından hastanede keşfedildi. O da dansçı kızlarla aşna fişne yapıyormuş. gece sona erdi sanarak Yanağını eline ne güzel dayamış.. Üstelik bina yıkılıp yerine yenisi yapıldı. Kırkıma merdiven dayamıştım. dudaklarımdaki mührü sökerek bir faciaya sebep olmak istemiyordum sanki. özellikle de namazdan sonra duada kendi kendime şaşıp kalıyorum. güvercinlerin yani baharın şakrak kuşatması altında. günah yazılır mı?". akşamsefalarının. Allah şahit. emin galiba. Ağzımın içinde bir eşekarısı yuvası vardı da. kara çarşaflılar. lafı hatunlara getirsem. büyük şöhret ve mutlu yuva ümitleri çözüldükçe. tespih çekiyor. cadalozlar. bürokratlar. hükümet üyeleri. Garip ama hamileliğini. tefsir derken. pencerede beliren Juliet'e seslenen Romeo gibi şakıyabilirdim: Gökyüzünde fezanın içersinden gözleri Öyle parlak bir ışık yağmuru serpiyor ki Kuşlar ötüyor. sahneden camiye 'dızzzt' ışınlanmışım gibi bir şok yaşıyorum. anneme "Teğmen Uhura. Derken. Minnacık bebek. Nişantaşı'ndaki daireyi unutmuştu. Müzikallerde rol alan. babamı. kelebeklerin.. Tam sırasıydı. oruç gider mi?". Yıllar. Ela gözlerinde kor zerrecikleri. Bebek. senaristin evini temizleyen köylü kadının eline doğmuş. Daha da garibi. gözyaşı fıçıcıklarım taşıyordu. Mübeccel hamile kaldı. Zamanla toparlandım. değil mi?" "Evet imam hazretleri. Karl Marx’la ayaküstü helalleşip farza duran cemaate yetişmişim gibi..Bazen bakkala gidip ekmek filan alıyordum. alkol ve uyuşturucuya sardırdı. "Kadınlar niye gelmiyor bizim camiye?". Genç değildim belki. Apaçi Apartmanı'ndaki dairede arkadaşlarla buluşuyoruz. Dikensiz bir kaktüsün bitkisel yalnızlığı içindeydim. hoş geldin. fettanlar. haram mı?". Amin. çalışma odasında cesedini bulmuşlar: Moruk. merhaba diye sarılsam. Uçan Kız'a kaydı: Mübeccel Ecel. Hamdolsun verdiğin nimetlere. Onun Nişantaşı'ndaki dairesine taşındı. Caminin bahçesinde. Mahalledeki bacaksızlar etrafımda dönerek "Mister Spock! / Sivri kulak! / İşi gücü / Işınlanmak!" diye coşuyorlardı. Sapsarı. Gün boyu türlü türlü kadınlar geliyordu: Balkabağı azmanı kocakarılar.. Sakalım bir saniyede uzamış. Cumaya babamla beraber gidiyorduk. Koydum: ACAYİP TUHAFİYE. fakat ihtiyar da sayılmazdım. Dört bir yanda irili ufaklı düğmeler. "Arkadaşım olan bir kıza. Sonra. tövbeydi. Sigara hariç bütün kötü alışkanlıklarını terk etmişti. Çoluk çocuğun maskarası olmuştum." "Emin misin İlyas Hoca?" Suratıma yorgun argın bakıyor. Ve ben onunla karı-kız muhabbeti yapmanın yollarını arıyordum. neden böyle zincirlenmiş bir ördeğe döndüm ben? Ürkek atın korkak süvarisiydim. milletvekilleri. Ağlamaya devam ettim.. Yâ Rabbim. babam elini omzuma 80 89 J^ koyuyor "Aslan oğlum. oyunculuğu mu daha kötü karar veremediğim bir züppe. imam İlyas da biraz bunalımlıydı galiba. telefon kulübesi yüksekliğinde bir yer. Ayyaş ile keşin ittifakı. uzun. Hem seviniyor hem utanıyordum. yardımını esirgeme ülkemizden. biraz dalgamızı geçsek. baki Ne olur o yanağa değebilmek için ben Elinin üzerinde olsaydım bir eldiven. Evdeki İnanç Dünyası' atmosferi bana iyi geldi. Validem sürekli namaz kılıyor. hepsi elinden alınmıştı. fakat adamcağızın kafasını ütülemekten geri durmuyordum: "Kadınla el sıkışsam abdestim bozulur mu?" "Hayır. bir tekine bile yan gözle bakmadım. lolitalar. ünlü şarkıcılar. Mübeccel'in hayatı kaşla göz arasında kayıplara karışmıştı: Erkeği. şükürdü derken. ibadet ederken. beni cehennemden uzak. Dükkanın bir adı yoktu. kar suyuyla demlenmiş çay gibi bulanık yüzünde. allı pullu matruşkalar. ilk kalp krizini atlatamadı." Ramazan'ın sonlarına doğru bir akşam. şakağına kurşun sıkarak intihar etmiş. Köpek kulübesi genişliğinde... İşler yolundaydı. işte bizim imam İlyas. Laf aramızda. Uçan Kız'a bir türlü açılamıyordum... alkolik ve eroinman olarak gelmesi için uğraşıyordu sanki. bebeği. Bizlere yaşama sevinci ver. Senaristin vârisleri. milletimi. yıldırım hızıyla geçiyor. Her türlü güçlüğe karşı dayanma gücü ver. Yanlış düğmeye basarsam. işlemeli bir takke takın. Mutlu bir aile hayatı istiyordu. Karşımda oturuyordu işte. kaçırıldı mı. seninle gurur duyuyorum" deyip alnımı öpüyordu. ailemi. Hepsi de dünya ahret bacım. delirmeyeceğim. Mübeccel. dükkandayız. Bence hâlâ harikulade. geviş getiren kederli bir çift manda gibiydik. Fıkıh. Burası kapsül mapsül değil. senaristi. yoksulluktan süs biberi gibi kızaran eksik etekler. Selvi Boylu Al Yazmalı gelinler. kendinden yaşça küçük bir adama gönlünü kaptırdı. Hemşireydi. Ölü os. Namaz kılmayı öğrenmek istediğimi söyledim. Hödüklüğün Everest zirvesindeydim. bir tek kar tanesi bile yere düşmüyordu. Hayat boyu kabızlık çekmiş bir ölü gibi bakmıyordum. bonzai boylu al kimonolu kız kuruları. saçım şak diye ağarmış. İçkici kartaloz bir senaristle yakınlaştı. gazeteciler ve tabii sivil halk. uzay gemisinden ayrılan kapsül gibiydi. sana sığındım. enikonu softa bir tipe dönüşmüştüm. kaldır beni sahura" dedim. nereden esti de her gün beş vakit kıbleye dönüp secdelere kapanıyorum?" Sanki her şey bir anda olmuş. Yo yo.ruğu gibi solgundum. Senin rızkınla orucumu açtım. güvenli bir yere ışınlamanızı rica ediyorum. Sorularım bitmek tükenmek bilmiyordu: "Bir kadının ağzını öpsem. ortada bunlara dair hiçbir ipucu yoktu. Mister Spock'sınız. Dükkan bana kaldı. Ben de onlara dizideki gibi "İyi ama bu mantıklı değil" diyordum. makiniste treni durdurtacak kadar güzeldi. Sana inandım. bir banka müdürüyle evlenmişti. evi. bebeğini. ben bazen dükkana bakıyordum. Hiç unutmuyorum. ince. yazarlar. Ey bağışlaması bol Rabbim! Beni. Gönlüm. Nikahlandılar. annemi." "İnşallah. camiye gidip imamla görüştüm. Bir yaz günü. bisküvi elleri. "Parkta bir fıstığa uzun uzun baktım. Kahkahalar patlıyordu. sağlık ve afiyete. genç bir memur "Bu kadının anne olmadığını bebek de anlamış" diye söyleniyordu.

tavuklar gıdaklar. iradenin forsunu aşan bir imkan vardır" diyor. Ve başlıyor anlatmaya: "Bu mereti dörtyüz senedir tüttürüyoruz.. Anlam. nefesimizin tercümeleridir edebiyat. Harfler. Böylece. Yuvalar. sulhun.. bir deliyi. Cenaze namazı sırasında. onun tüm hikayelerini okuyorum. Onun gırtlağına yapıştığımı. kelimeler karşısında savunmasız. bizdeki karşılıktır. tedbirin. belki nimetler içinde en büyüğüdür. Ahlaki olgunluğun. önce şiirlerle. takdirin. Yeminler ederiz. işitmişsindir. takdir. Komşuyuz. bir şey mi söyledin?" "Hayır. Köpeklerin dilinde hav. Ahmed zamanında. soru soramaz. tüneller. Bir sigara yakıyorum. dirençsizdir. Harbin. diğer yarısını yalanlar. Peşlerine düşmedim. Uzaylı Kıyması. her harfi beni benden alıyor. haykırıştan daha inandırıcıdır. eski bir Çin atasözü ne der? Fısıltı. ilmimizi edebiyat dekore eder. Cehaletten. araban var mı?" "Ben dokuz aylıkken yürümüşüm. İz sürecek durumda değildim.. Her sabah. "Sen sigara içer miydin?" deyip bir tane alıyor. zavallıyı.. Aziz Ağabey. onu görmek için her fırsatta uğrarım. Dua edildi.' Biz yasakları çiğneyeceğiz. aşkın. Minareler sordu: "Nasıl bilirdiniz?" Kubbeler haykırdı: "İyi bilirdik!" Minareler: "Hakkınızı helal ediyor musunuz?" Kubbeler: "Helal olsun!" Mister Spock. mahallede kötü arkadaşlarımız bizi sigaraya alıştırıyor. İngiliz gemicileri limana yığmışlar balyaları. canlı hücrelerdir. savaş çığlığını yarım bırakma. aklımız neye erer? Edebiyat bilmeyen. biz aşkımızı kafamızı kaşıyarak. anneyi. "Fakat atasözlerinin yarısı. üzerlerine kat kat topraktan battaniyeler. Cahil için her şey kötü güçler tarafından korunan sırlardır. Mânâ ile anlam arasındaki ayrıma temas ederiz. hem ormanı görmemizi sağlar. Kısık sesle "Teslimiyette. Bir ara Mister Spockla aynı tabut altında buluşuyoruz. kültürün garantileri nispetinde himaye edilir. Kafamı kaldırınca Ezel Zelzele'yle bakışlarımız buluşuyor. Her cümlesi.. çın çın ötüyor. Allah bize kitap gönderdi. vicdan hassasiyetinin. suçbilimcilerin şablonlarıyla yetinelim? Söyle bana Fu. zihnimi dezenfekte eder. Gönlümüz neye elverir. Zira sonsuzlukta yolumuzu ancak ahitle bulabiliriz. Hicaz güneşi gibi vicdanımı bronzlaştırır: "Sen Tibet'e gittin. korumaya ziyadesiyle muhtaçtır. evinin iki sokak arkasına taşındım. Günaşırı şereflendirdiği Kırat Kıraathanesine. Osmanlı'ya tütün 1606'da getirilmiş. hayatlar kurulur kelimelerle. koridorlar açar. sevgi dolu. mânâ ise hakikatin kendisidir. zayıflıktan başka nasıl sıyrılabiliriz? Edebiyat. Gözleri. Niyazi Mısri ne diyor? 'Burhan sorardım aslıma/Aslım bana burhan imiş. kıssalar.. fahişeyi. Onlara ayar çeker. Bir ülke. nabzımızın. Yunus Emre. hoyratlıktan. Türk milletini de tütüne İngilizler ayartmış.. Tabutun altından üzüntüyle bükülmüş ağzı görünüyor: "Ne dedin?" "Hiç!" "Fuat. devletler. taşıdığımız ceset sandığında Dalyan Efendi nü var? Bana bir son dakika uyarısında mı bulunuyor?! Aziz İstanbul'a dikkatle bakıyorum. fakat uzun saçları hâlâ simsiyah. Dracula ve diğerlerini gözden kaybetmiştim. vicdanımıza ne sığar. bana bir başka Çin atasözünü hatırlatıyor: Kafan kesilse bile. fil ya da bit yavrusundan farklı olarak. Aptallar îçin Yarım Akıl ve Pişmiş Tavuğun Çiğ Gölgesi adlı kitaplarını tutuyorum. bir melodi. elimizdekinden farklı bir sonsuzluğa sevk eder. zaferde. kelimelerinden tanırız. Aziz İstanbul'un konuşması. gönül ferahlığının imkanlarını. O günden beri yürüyorum. Bir fotoğraf albümü. İnsan olmak. Beden dili nasıl olur da dilimizden dökülen sözleri bastırır? Buna niye razı olalım? Niye şüpheli şahıs kalıbına girelim? Niye dilimiz dönmesin? Niye edebiyat varken. aklımdan geçenleri okumuşçasına arkasını dönüp kalabalığa karışıyor. Hem ağaçları. kıble rüzgarı gibi gönlümün pasını pasağını siler. gövdelerin çarpıntısını duyarız. Kalp atışlarımızın. dikkatin. yedi ay önce. Kalbimiz ile beynimiz arasında işlek kanallar. ölümün özenle hazırlanmış tek kişilik yataklarına varıyoruz. ben ağzımı bile açmadım?" Kulağımı tabuta dayıyorum. Eşya. talebeyi. derinden kavramamız edebiyat sayesindedir. Yine de hünerli yazarın sözünü bölmüyorum.. beşer olarak doğarız. Ardı arkası kesilmeyen ibret ve hikmet patlamalarının arasında yaşadığımızı fark ederiz. her kelimesi. mânâsını öğreniriz. sahiden anlamamız. Karacaoğlan. bir nar gibi. meyvelerin soluğunu. cömerdi. hayatın mânâsını pekiştirir. insanlığımızın hizmetindedir. Öndeki tabuta geçiyorum. Nasıl döneceksin. Âlim için sırlar. Mezarlığın veda mektubu gibi kısa patikalarından. Tütünü lüle' denilen bir yuvaya doldurup çubukla içiyorlarmış. hikayelerle. En çok da Dört Ayaklı Şahitler. üzüm. zalimlikten. Birbirimize söz veririz. Sağlam bir edebiyat donatımı. Bebekler. Bir kumandanı. İşte cenaze merasimi bitmişti. bize insanların ruhunu sezme. dâhiyi. naaşları mezarlığa selametle ulaştırdı. çığlıkların payı büyüktür. artistik jestlerle biçimlendiriyordu: "Bir millet edebiyatıyla yaşar. İnsan yavrusu. yazarlar bizim gerçek büyüklerimizdir. tembeli. bir ezgi notası. yamuk yumuk sandalyeleri kördüğüm olmuş bu salaş mekanda. Cadı sidiği ve dedikodu kokan. On senedir. Kuzular meler. teşekkür ifadeleriyle örülü sözler işitmek içindir. büyücüyü. sahip çıkma gücü verir. Pipo gibi bir şey yani. emeğin. avukatı. cevap bulamaz. bu. Sigara kağıdı yok ortada daha. korkağı. insanlığımıza hakim olma. terbiyenin namütenahi hulasasıdır. edebiyat sanatı sayesinde keşfederiz. adeta hayatıma ara vermiştim. Görgünün vitaminidir. bir yağlıboya tablo.. ruhum büsbütün çürüyecekti. Vahşi köpekler havlamazdı. Köroğlu. Kedilerin ağzında tek kelime: Miyav. muhabbetin. Ölümün kör karanlığı gözümü alıyor. insan selinin üzerinde yalpalayarak ilerliyor. yazar Aziz İstanbul'la yan yana." "Eyvallah. 95 Bembeyaz ahiret pijamaları içindeki Heyet üyelerini usulca uzatıp. yorganlar örtüyoruz. Aşağıya bakınca başım dönüyor. Tam ikiyüz sene öyle çubukla tüttürmüşler. İyi ama. I. Paketi ona uzatıyorum.. deyimlerle kurulur. tokuşan bardaklar gibi taşmış. nefretin..kılındı. Heyet'in katledilmesiyle. Kâdiriyye Şeyhi Dalyan Efendi'nin sözüydü? Yoksa. sanat eserleri. Birbirimizi hakikaten tanımamız. Şairler. Müjdelerin taşıyıcısı kelimelerdir. Nasıl ki okulda. kurnazı. Ezel Zelzele. Muhabbeti yani sevgiyi biz sohbet anlamında kullanırız. incir gibi zamanla olgunlaşarak varılan bir mertebedir. bordo çuhalı masalarına iskambil papazlarının sırtüstü düştüğü. dostluğun." Cenaze arabaları.." Bu. Boş bir mezarın kıyısında duruyorum." 21 . Çünkü aslında her biri yalnızca belli durumlarda geçerlidir. bir sinema filmi değil. Aziz Ağabey. saç boyasını ekmeğe sürüp yiyor sanırsınız. Sarayların bahçesine kınsız kılıçlarla dalacağız. ölünceye kadar sıktığımı hayal ediyorum." Sözlerini. Aziz İstanbul yanımda. Omuzlanan tabutlar. çiğlikten. omuz omuzaydık.. İnsan kemâle erer mi? Bu mühim bir soru. Kürek kemiğime bir el dokunuyor: "Başımız sağolsun Fuat. Cesedini işte bu münasip çukura fırlatıyorum.. Yaprakların bakışlarını. bizi telef olmaktan kurtaran şifalı iksirdir: Bizi. Edebiyat mırıltının ve naranın yerini tayin eder. Dalyan Efendi'nin eklemek istediği bir şey yok anlaşılan. arabama doğru ilerliyordum. Ayaklarımda mezar çamuru. salağı. Bütün çabamız." Pür dikkat dinliyordum: "İnsan değil. Bu kelimeleri onlara biz insanlar öğrettik. Bütün sanatlar. Aziz İstanbul'un yaşı elli küsur." Aziz İstanbul'la benim Vosvos'a atlıyoruz. problem çözemez. Hayati Tehlike'ye bunu ödetmezsem. benzer şeyler arasındaki farklar ile farklı şeyler arasındaki benzerlikleri kurcalarız. burnumuzu karıştırarak mı ifade edeceğiz? Şiirler ne olacak? Kelimeler. çatlak.

IV. Enteresan olan şu ki. bugün caddelerde. palaların. loncası yoktu.. dedektifler. salgın gibi yayılıyor. Hüdavendigar bıçağını çekip kartalı öldürdü. Dumanlı dağlara. kelle avcısı bir dedektif padişah! Yasaklara uymayanları bizzat kendisi topuzuyla öldürüyor! işin tuhafı. Tepe vahşi hayvan ve canavarlarla doluydu. Kimse 'Benimdir' demedi!. tütün içenlerin idam edileceğini duyuruyor. iştahla. Devrin alimlerinden Kadızade Mehmet Efendi de tam bir tütünle mücadele militanı. sanki oradan okuyor: "Birgün. armut kurusu katarlardı. Sumatra'da denizciliğe başladı. Tellallar. Hattâ. merhum hükümdarın ardından tüttürme ye koyuldu. hafiyelerin parmak uçlarında dolaştığı. oradan Hint Okyanusu'na açılıp Sumatra'ya geçti.. İstanbul'da evler ahşap. bizzat kendisi kılık değiştirip ahalinin arasına karışıyor. '1/ Duman avcıları. şömineye. tütün yasağı devam ediyordu 100 Karadeniz'de Sümela Manastırı. o postu hayvan sanan aç bir yırtıcı kuş onu karaya taşıyabilirdi. "Öyle mi?" "Öyle tabii Aziz Ağabey. Ruhumuz bile duymuyor. Onsekiz yaşında bir çocuk yani. Budist rahiplerden öğrendiği beş-on musiki makamı getirmişti. Seccade olarak kullandığı posta bürünerek postu içerden dikti ve top gibi kendini açık denizlerin tekinsiz sularına bıraktı. On kişiyiz. Aziz Ağabey'in heyecanına efekt yapıyorum. Onun da hükümdarlığı üç-dört sene sürüyor. Bugünkü sigara yüzünden çıkan orman yangınları gibi. buğulu ovalara doğru kaçıyorlar!" Aziz istanbul. sohbetimize tat katan bu duman bizi boğacaktı. muazzam heybetli. Üflediği dumana. Derken." Çak çuk. tütün yasağı kaldırılmış değildi. Daha çocuk.. Yine de millet. Birgün okyanusta müthiş bir fırtına koptu ve gemisi battı. boşuna. Sahile ulaşma şansı yoktu. Tütün piyasası Yahudi tüccarların elindeydi. tütünkeş kelleleri olduğunu düşün. tütüne. özellikle İstanbul'da korkudan herkesin os. kirli bir naylon olup çevremize tıkışan dumanın içinden 96 konuşmaya devam ediyor: "1600'lerin başlarında halkımız komple tütüne başlıyor. katledilen dedelerini hatırladılar. Murad. Şahane. Osmanlı İmparatorluğu duman altı olmuştu! Korku ve keyif dumanı birbirine dolanmıştı. bir tarih kitabının silik sayfasına bakar gibi bakıyor. sigarasını küllükte söndürüyor. Bunların bir teşkilatı. İşte o gecenin sabahı imparatorluk halkı tütün keselerini çıkardı. herkes alsın. nedir?' tartışıyorlar. Yanında. Bağdat seferine çıkan Murad'ın kumandanlarından Hüdavendigar. kırılıyor! Kol ve bacak kemikleri parçalanıyor! Savaşa giden bir ordu. haram mı. başıboş. adamın birinin kocaman açılmış ağzına yüzlerce sigara tıkılmıştır. dumanı yanan odunun kömürün dumanına üflüyorlarmış! Tiryakiler her Allah'ın günü kayıp veriyor. şak diye hepimizi kestirip atıyor! Reha bölgesinde ondört kişi. Hattâ yıktırıyor. IV. Hangi hastalıklar. Kahvehaneler derhal faaliyete geçti. böyle idam edile edile yol alıyor! Tütün yüzünden! insan. Ahmed'den sonra I. fosur fosur çekiyordu. sokaklarda kırk-elli ceset! Kafaları kesilip koltuklarının altına bırakılmış. Mustafa tahta çıkıyor ve iniyor. kanlı fırtınalar koparıyor! Bütün kahvehaneleri kapattırıyor. tıngır mıngır geze dolaşa padişahın otağının önüne kadar gelmişti. lüleler tıkılırdı.. Mevlevi dervişlerinin bu makamlara göre bestelediği ilahileri bugün sen ben hepimiz çok iyi biliyor ve her mübarek günde gecede kandillerde söylüyoruz." "Eyvallah." "Nasıl?" "Farz-ı muhal. Murad’ın katlettirdiği zavallıların ağzına da böyle tütünler. herkes kullansın diye. Ve 1623'te IV.. benden yirmibeş yaş küçük bir arkadaşımız olan Murad Bey. meydanlarda. yerlerde gördüğün izmaritlerin. Halep'te yirmi kişi! Yirmi yuvarlak sigara gibi." "Vay canına. tütün içenlerin kelleleri etrafa izmarit gibi saçılmaya başlıyor.. yüz sene süren bir tereddüt yaşandı. Zigana yakınlarında bir tepeye sığındı.. senle ben de Üsküdar'dan yola çıkan ordudayız. Ne kadar İçmiş olmalı ki.. ne şifası? Kahvehanelere bir tütün dumanı çöküyor ki. lime lime bir karaciğerle ahirete intikal etti. Ve sahiden de bir kartal Hüdavendigar'ı yakalayıp Tibet'in yalçın kayalıklarına kadar taşıdı! Tam gagasıyla postu parçalamaya çalışırken." 98 "Kim ki onlar?" "Ordunun yarısı! Üçpınar'a vardığımızda konaklıyoruz. Murad önümüzde. Padişah.. kokudan şikayet ediyorlar. tütün mamulleriyle savaşan gönüllüleri. yirmisekiz yaşında vücudu içerden çökmüş. cellatların içinde koşuştuğu. Dikkat et. cepkenler. O devrin. Bir nevi indi-bindi yapıyor. çanımıza ot tıkacaktı. At. Yahudi tütüncüler. çubuklar. fetihten sonra firar ederek doludizgin Basra'ya. Padişah kıyafet değiştirmiş. Tam bir asır boyunca insanlar tütün içerken.. göz gözü görmüyor. Murad.ruğu düğümlenmiş. Alkolik hükümdar. şekerli. sigarasından derin bir nefes çekip kaldığı yerden devam ediyor: "Her muhitte hafiyeler dolaşıyor. muhteşem bir kırat bulundu. Bir yandan alimler harıl harıl 'Helal mi. Aziz İstanbul bir sigara daha yakıyor: "Bilhassa İstanbul'da. IV. İngilizler 'Bu tütün bir kısım hastalıklara şifadır' demişler. fiyatı düşük tutabilmek için. işlemeli bir koşum takımı vardı. Bağdat'ı fethe gidiyoruz. afyona. Genç Osman." "Ben içmezdim" diyorum. Murad'a çok yakındı ama yasaklar onu feci bunaltmıştı. zaten yirmisekizinde sirozdan öldü. kuvveti dillere destan bir genç olduğu halde. IV. deri atölyeleri kurduruyor. Murad padişah oluyor. Sen içer miydin?" "Kesinlikle evet.." "Belki de atın binicisi zaten öldürülmüştü?" "Muhtemeldir. bugünkünden beter. Murad'ın cinai hatırını kırmazdım yani. İçe içe karaciğeri çürütmüş! Şimdi biz 1635 senesinde olsaydık. 'Mahalleler kokuyor. Her sabah. bir kese tütün ve çubuk gizlenmişti. Hakikaten. Sonra tütüncüler loncası kuruldu. Sonra. Anadolu'ya geldiğinde. sonra?" "Bazı arkadaşlarımız tenhalarda. Bu benzersiz kısrağın eyerinde. Dokuz yıl sonra İran. içkiye düşkün bir adamdı.. E askerlerin bir kısmı firar ediyor. fakat ateş yakarak canavarları 22 . tütüne çınar veya incir yaprağı. "I. 1640 senesinin 8 Şubat gecesi IV. yağlı urganların uçuştuğu bir tütün dumanı Osmanlı topraklarında yüzüyor! Belki de şu 'ateş olmayan yerden duman çıkmaz' lafı o zamandan kalmadır. Hani sigarayla savaşan derneklerin dergilerinde sık görülen bir fotoğraftır. Yine de tütünden büsbütün vazgeçmiyorlar! Tam bir çılgınlık nöbeti gibi. Sene 1638. deli miyim. ocağa yanaşıp." diyerek. sönmemiş tütünlerden mahalle yangınları patlak veriyor. molalarda. Eski denizcilerden dinlediği bir hikayeyi hatırladı. silah arkadaşlarını imha ettirir mi? Tarih bunları yazıyor Fu. Bas bas bağırıyorlar. Bal ve pekmezle ıslatıp aromalı bir tütün elde ederlerdi. Horasan. sisli ormanlara. bağıra çağıra kıratın sahibini aradılar. sarıklar kokuyor leş gibi!' diye. Karadeniz ormanlarının kıyısındaki bereketli toprakta tütün yetiştirilmeliydi. Onların yerine nalbant dükkanları. Padişahla aralarında bu konuda ne konuştular bilemiyoruz. Aziz İstanbul. Isfahan üzerinden Anadolu'ya. sahipsiz. ülkesine döndü. Minibüse binip az ötede iner gibi. kakaolu bir hamura benzeyen karlı toprak yollardan iniyoruz. bıyıklar. kementlerin.Arabayla kahverengi-beyaz. Sultan Murad. Oniki yaşında! Onsekizine gelip de devlet idaresini büsbütün eline aldığında. gizli ajanlar! Bu manyaklar çatılara çıkıp bacaları filan kokluyorlar! Çünkü evinde gizli gizli tütün içenler. makam mertebe sahibi.. ağızlarına da tütün çubuğu konulmuş!" Aziz İstanbul. hürmet gören adamlarız. Tütün tiryakiliği. Çünkü dört dörtlük bir tütün müptelasıydı. Efsane doğruysa. Tütünü ekti. Bağdat yollarında ilerleyen orduda... Senden beş-altı yaş. aramızda dolaşıyor. gizli saklı tütün içiyorlar." "Sana son bir hadise anlatayım.

Kızı Leyla Ali. perondan hareket edecektir. bırakmıyor. 'Vampir ürür katar yürür' kayıtsızlığında. 101 "Hayır" diyorum." "Neyse ne. Maçı kazanmasına yardım etmesini istiyor O'ndan. kartla beraber iade ederken Mister Spock'a eğilerek. Trenler. Durumu anlamazlıktan geliyorum... şampiyonun can çekiştiğinden habersiz. İstanbul'a uçakla yolculuk etmeyi göze alamazdım. Süper Yedili'nin arasına düştüğüme hiç şaşmıyorum. Altmışaltı yaşındaki Muhammed Ali'yi ölüm döşeğinde titrerken düşünemiyorum.. on dakika sonra. Bu 23 . "A-ha." Sanırım. sivri topuklarının üstünde salınarak bana yaklaşıyor. bakmayın böyle çatal dilli olduğuna. iki bank'a yayılmış.. Haki üniformalarıyla.." Tarzan. Ankara garının o yanık zeytinyağlı aydınlığına adım atıyorum. elindeki bileti mendil gibi bana sallayarak geçince. Mister Spock'a "Vays! G. Çinlilerin. Ben de kendi biletimi uzatıyorum. Etrafta salkım salkım. irikıyım bir adamın peşimden geldiğini fark ettim. kanlı bir havlu atarak terk ettiğimiz. Muhammed Ali fıkrasını biliyor musun?" Muhammed Ali'nin akranı Tarzan. Ve oval asma dallarından yapılma. Dracula. bir de Normal dergisi alıyorum. "Bence de gayet iyiydi. Morukula'nın sarımsak suyu salyası akıyor! Esmer şeker. Tarzan Bey" diyerek beğenimi belirtiyorum. Kondüktör. Artık "on kaplan" değil de beş kedi gücünde olan Kızılmaske ise Kedi Kadınla bölük pörçük bir şeyler konuşuyor. gazete büfesine geçiyorum. Tam karşımda Mister Spock.. kafam kadar bir yumruk attı. yaprak sarmasına benzeyen askerler. "bilmiyorum.tüyle balık yakalayan papazımız gene salladı marşal jokerini! Ne deliksiz kemikmiş be. kavruk bir adam. Protez sırıtışından nasıl kurtulabilirim? Bitişiğinde. Bir gazete. Sıradışı yol arkadaşlarına denk gelmekte üstüme yok. yirmi yılını boşa harcamış demektir. evirip çeviriyor. tuzaklı bir ring." Mister Spock’ın gözleri buğulanıyor: "Sizler sağolun." 104 "Müsaadenizle. biletleriniz lütfen. her an her şey olabilir anlamına geliyor bu söz. kucağındaki paçavraya dönmüş gazetenin üzerinden etrafı seyrediyor." Şaka maka. Vagon kapısından geçerken. Hayretten donakalıyorum. kaynak makinası ışığı parlaklığındaki dişlerini gösteriyor. fertleri birbirine baka baka kararmış aileler.. AŞKart'ı alıyor.. küçük bir makbuz kesiyor.'" Mr. koridorun ayırdığı. AŞKart'ını cebine koyuyor. benim çok hoşuma gidiyor" Tarzan sitemkar. kamayı bıraktı fakat öncekinden de şiddetli bir sol çıkardı. şişmanlara vergi bir neşeyle dergideki fotoğrafı işaret ediyor. Mister Spock ise cebinden AŞKart çıkarıyor." Buruşuk süper kahramanların önünden. zaten bu ihtiyarlar birazdan uykuya dalarlar. Birdenbire. Dünya.korkutup kaçırmak mümkün değildi. Tavandaki hoparlörlerden gara lağım borusundan boşalırcasına dökülen anons.. memeleriyle göz kırpıyorlar!" Bakanlık Heyeti'nin cenazesine giderken rastladığım gruptaki Dracula bu. 4. pençe misali kulağımı tırmalıyor: "Zamane kızları. Üzüm çöpü gibi kuru birkaç üniversiteli. İnilti ve hırıltı karışımı bir ses çıkardı.. Tarihin şöhretli Karadeniz tütünüyle.ktim!" *** Vagonun ortasında. Kereste kalınlığındaki bileğini yakaladım. ringin köşesinde ayağa kalkıp eldivenli ellerini açarak dua etmiş. sertçe cevap veriyor: "Peh! Ben senin güttüğün bufalolar kadar kovboy s. Tren on dakika sonra kalkacak. böyle mangır kimyasına pes maşallah!" Mister Spock. resmiyetten uzak bir kederle iç geçiriyor: "Teşekkür ederim. Çıkış kapılarının bulunduğu gürültülü." Mortoları en iyi moruklar anlar Elli yaşındaki bir adam kendini otuzunda hissediyorsa. Dracula ve Tom Braks jilet kırığı gözlerle beni kesiyor. Çatlak kadranı kana bulanmış gar saatinde akrep yelkovanın sırtına atlıyor. çok eskiden Afrikalılardan öğrendiği bir atasözü der ki "Portakalın doğusu batısı yoktur. Havaya. [MUHAMMED ALİ CLAY] Saatleri gölgede bırakan gecenin tik-takları arasında. Yüzüme bakmaya utanıyor mu nedir? Uçan Kız. Mister Spock’ın koluna koala gibi dört elle sarılmış.. Sağ elmacık kemiğime. başınız sağolsun. maç başlamadan önce. O anda çatlak bir ses. gölge boksunda asla rakip tanımıyor. kadavrayı gıdıklasa güldürür alimallah. uzun saçlı. yanındaki Müslüman'a sormuş: 'Ne yapıyor?' Beriki cevap vermiş: Allah'la konuşuyor. Dracula. Izbandut yanıma varır varmaz suratıma bir kama salladı.. daracık boşlukta durdum. Dracula. Şişme Tarzan uyukluyor." Dracula. Rulo yaptığım dergiyi açıp karıştırıyorum.. Sakallı Mister Spock'ın omzuna yaslanmış olan Uçan Kız da öyle. Acayip bir metoda başvurdu: Özel bir frekansta çaldığı tiz sesli kemençeyle sabahlara kadar nöbet tutarak canavarları uzaklara sürdü. "Bu bir fıkra değil. Yolun başında bir kahve molası vereyim. dişi bir Pinokyo. Normalin kapağındaki Gönül İşleri Bakanlığı binasının duvarlarında da yankılanıyor: "Sayın 102 yolcularımız. belki hatırlamazsınız. Dracula tam çaprazımda. Muhammed Ali'nin.. Ali. "bir anekdot ya da işte öyle bir hikayecik. Parkinson hastalığıyla pençeleşen şampiyonun durumu epey ağırmış. gülen gözbebekleriyle bana bakarak. Toz bezinden biçilmiş bir tulumun içinde. bilet gişesine uğrayıp dönen kıza profesyonelce kaş çatarak konuşuyor: "Sen kendi derdine yan kovboy. Tam yanımdan geçerken. Derginin kapağını inceliyorum. Siyah boks eldivenleriyle ecel. Bir sigara yaktım. Derin bir nefes çektiğim sigaramı. Ben koridor tarafındayım.. ağzı ve gözleri yarı açık. Valizini güçbela rafa yerleştiren tombul Tarzan." Bu arada Tom Braks ne dediyse." Dracula biletleri veriyor. nakavt ettiği Sonny Linston'ın tepesine dikilmiş haykırırken göründüğü fotoğrafın karşısındaki yazıyı okuyorum.' Öteki şaşırmış: İşe yarar mı dersin?' Bizimki şöyle demiş: 'Dövüşmezse hiçbir işe yaramaz. sağ gözkapağında söndürdüm. babasının artık konuşamadığını. Antika ile külüstür arasındaki ince çizgide duran Vosvos'umun da beni nereye götüreceği hiç belli olmazdı." Kalkıp restoran vagonuna yöneliyorum. belirsiz bir noktaya dalıp gitmiş Mister Spock'ı dürtüyor: "Annen seni yavrularken sarhoş muymuş?" Mister Spock dalgınlığına sahip çıkıyor. bakışık dört çift koltuk var. Ateist. Yedi ihtiyar. Siz gençsiniz.. sönmüş eski kömür sobaları gibi istasyona devrilmişler. yerleri paspaslıyor. Trabzon'a gelen bir geminin deposunu fındık çuvalları ve tereyağı tulumlarının yanı sıra tütün balyalarıyla doldurmuştu. Dracula. ifadesini bozmadan soruyor: "Ha?" Tom Braks'tan Dracula'ya bir uyarı atışı: "Dişlerin döküldü ama dilin hâlâ sivri.. idman maçlarında. Bilek kemiğine bastırdığım damarları yırtılırken. ağır vasıta mesabesindeki kıçını solumdaki koltuğa park ediyor. Tarzan. (Güney Afrika'da ve İsrail'de yaşadıklarımdan sonra. Muhammed Ali'nin maçına gitmişler. Muhammed Ali sahiden de maçlardan önce dua ederdi. Makinaların. iç kanama geçiriyormuş gibi bitkin görünüyor. Bu patentli çıtır çerez. adeta kasıtlı bir tenhalık hakim. keskin çığlıklarla bölünen tilki uykusu.. Spock. fıkra anlatıyor: "Bir Müslüman'la bir ateist. Tom Braks. üniformaya sarılmış sıcak bir çaydanlığı andıran kondüktör tepemizde bitiveriyor: "İyi akşamlar efendim. kendi derisinden daha dar bir elbise giymiş. soruları cevaplayamadığını söylemiş. Dracula'dan gıcık kapmama razı değil: "Aslında iyi adamdır. Tarzan" diyor. Haydarpaşa'ya gidecek olan Başkent Ekspresi.

Mezar kazıyorum. "Bir isteğiniz olursa." "Ben de Fuat. kainatın peçesi kalkar. "Eğer bu aşkı lütfedip geçerli sayarsanız. gizli aşkını." Ozan Taraz. Uçan Kız'a meftun imiş. idam fermanımı imzalamak üzere peşimde dolanan anonim sekreterlerini kökten unutuyorum." Masanın üstünden el sıkışıyoruz. 1970'lerde oynadıkları fantastik Türk filmlerindeki rollerinden ötürü kullanıyorlarmış bu adları. mortoların halinden en iyi moruklar anlar" diyerek izahta bulunuyor Dracula." Tom Braks. Mendili. halbuki o eski aptalsındır." "Fuat. seni Pamuk Prenseslikten Kül Kediliğine transfer edecek!" 108 "inşallah. arkamı dönüp burnuma avucumun içiyle hafif bir darbe indirdim. herkes senin daha akıllı olduğunu düşünür. Javaca-Do felsefesine göre.. Buz pateni pistini düzleyen makina. Mister Spock’ın ısrarı ve hatırı dolayısıyla. ne olur bültende adım. müdafaayı nefs söz konusu. / Kızıl bir maske gibi yüzüme tuttuğum mendili bırakmadan işaretparmağımı kaldırıyorum: "Bir kahve." Kibar kondüktör." "Tarzan olduğumu düşünen kim?" "Benim. Yakında o çukurlardan birinde kendimi bulacağım. Sanki. Bana. Trenin tekerlekli lokantasına geçerken. Mister Spock ve Uçan Kız hariç. Meğer. dişlerindeki "Majestelerinin bir emri var mı?" yazısını okuyabiliyorum. Yerdeki kan lekelerini temizlemeliydim. garsonun. arkadaşlarımla iddiaya girdik de. yüzümün ortasına örtüyorum. Herkes bilir ki raylar hiçbir zaman rahat uyunabilecek bir yatak olmamıştır.. onu hazırlıksız yakalamış." Koca göbeğini eliyle ovuyor: "Bu da benim yumuşak karnım. intikam alındı mı. Bira kutularıyla dolu arka masadan kırklı yaşlarda bir kadın kalkıp bize yaklaşıyor." 106 "Tarzan. çok memnun oldum.. porselen vicdanımın dibinde.. King Kong. arkadaşlarım Tom Braks der. Mülakat sırasında.. Kondüktörün kavanoz dibi gözlüklerinin ardında kahve çekirdekleri gibi duran gözlerine bakıyorum: "Teşekkür ederim. geçmiş olsun" deyip demir alıyor.. Ve canavar terbiyecisini. kadının arkadaşlarına doğru bağırıyor: "Aaaaaaa-a-aaaaaaaaa-aa-. Size niçin Tarzan diyorlar?" "Çünkü ben ormanların kralıyım!" Kafası. bir iç çekiyorum. kısas denklemini tamamlayacak çarpışmalar umuyordum. ellerini." "Durali Kuloğlu.. Süper kahraman olmuşlar. 1993'e kadar on sene Moskova'da çalıştım.. ticari motiflerden tamamiyle arınmış gülümsemesinden. Sonuçta.. Ardından da Uçan Kız'a "kesik" olduğunu itiraf ediyor. 24 .. Olsun. timsahlar. şimdi de oradaki pisti kaymaklıyorum. Boş masalardan birine çöktüm. külotumu al. fotoğrafım yayınlanmasın. Ağzımın içine akan tuzlu kan da dahil. Abazanları. Pişmanlık.." "Hayır" anlamında elimi kaldırıp başımı geriye atıyorum. "Tahmin etmeliydim. şu fincanın dibindeki telve gibi birikiyor. Doğrusu. Ağızdan ağza.." 1 Kahve acı.. "Ne operatörüyüm demiştiniz?" "Zamboni. Başımı çevirdiğimde kondüktörle burun buruna geldik: "iyi misiniz beyefendi?" "Evet. Yüzüne ne oldu?" "Burnum kanadı. uğursuzluk canıma yapıştı. Dracula.. nezleli bir kurbağaya benziyor. takma isimlerin sırrını açıklıyor. Tek tek tanışıyoruz: "Sabri Tomruk. taziye seyahatine çıkıyorlar. "Pekala.. demiryolları arması işlenmiş mendilini sunuyor. bir başkası uyanır. Kazara o kadar çok ayna kırdım ki. Rahmetli kocamdan kalan emekli maaşıyla emekliyorum. Dedim ya.. kamanın sapıyla ön dişlerini kırdım.. Sırasıyla bir esniyorum. düello kesinliğinde. bir 'miki' sinemasında yer göstericiyim. Kapıyı açtım. işte bu nedenle ben Korkut Üneli adını bilmiyorum. Şeytanın. Daha iyisini hak etmiyorum belki de. "Oniki. devlet sırrı. devlet sırrına dönüştürüyor. Yüzlerindeki. Onu öpecek prensese. "Eee.. Orman filozofu. yaşlanmış. Tam tersine. ihtiyarlık aniden bastırmış." Oturuyor: "Tam zamanında sormuşum. iki elini ağzının kenarlarına götürüp. Bakanlık Heyeti'nin acı haberini duyunca da. siz Gorilin Kariyerindeki Tarzan mısınız?" Ozan Bey ayaklanıp geri dönüyor: "Neredeler?" Kadın: "Şurada. Yanlış alarm. İstanbul'a. bizim Zamboni operatörü Ozan Taraz'ın çığlığını duyan kondüktörler ve civardaki tren ahalisi de sökün ediyor. hiçbir şey tatmak istemiyordum. "Saat kaç?" Tarzan. Kedi Kadın diyorlar bana.. Ozan Taraz'a yapay tatlandırıcılı bir çekingenlikle soruyor: "Pardon. yapışık yedizleşmişler. "Bak Mübeccel. Dracula’nın bu keramet kehanetlerine kulak asmıyor. İşi gevşek tutsaydım. Gönül İşleri Bakanlığı'nda basın müşaviriyim. Onun yerine.defa yumruğu bloke edip.. daha önce hiç görmediğim Hayati Tehlike'yi parçalamaya gidiyorum. İhtiyarların sohbeti.ı aaaaaaa!" Nasıl ki Tarzan haykırınca ormandaki bütün hayvanlar." "Onat Kaplan. Fakat bir düşman uyuduğunda da. Az önce. ShahShops alışveriş merkezim bilirsin. Bakanlık Heyeti hakkında yarım ağız sorular soruyor. Lakin dili bağlı. filler. Ozan Taraz evlat. tilki uykusunun mahmurluk lekeleriyle sevimlileşmiş Mister Spock ve Uçan Kız'a beni işaret ediyor Tom Braks: "Bu genç adam Gönül işleri Bakanlığı'nda çalışıyormuş. Jane'e ne demiş?" "Bilmem?" "Üşüyorsun." 10". nam-ı diğer Dracula. Zamboni operatörüyüm. aslanlar. Mister Spock. restoranda bir kahve içersem kendime gelirim. kabus dumanları tüten karanlığa fırlattım. şu anda rayların üzerinde tren bekleyen ceset benimki olacaktı. Sahra Çölü'nde su satamamış. hep beraber Ankara'ya bir nevi matem. yoksullaşmış. adının Turgut Rulet olduğunu söyleyen birinin canına kıymıştım." Umutları sönmüş. ancak virüs bulaştırabilir. salyalarını akıtacakları koltuklara yerleştiriyorum. Üstat Selman Elma'dan. yani Korkut Üneli. hiç tanımadığım bir adamı geberttim. Gönül işleri Bakanlığı'na müracaat ederek. Forklift ile silindir arası birşey. sandalyeleri ileri geri oynatarak. mahcup bir adamcağız. iki elleri kanda olsa yardıma koşarlar. kendisiyle içtenlikle dalga geçiyor: "İhtiyarladığında. bu Mister Spock namlı negatif iyon. Kan lekeleri trajik bir konfor sağlıyor. iştahım kaçmıştı. Şimdi ise. boynunu büküp otobur horultularla uyuyan Tarzan'ın dazlak kafasında geleceği görmeye çalışıyor. Kızılmaske. Yaralılar ya da ölüler için bile. Adım. Memlekete döndükten sonra yediğim her şey yaradı. ilelebet karadul mu kalalım?" Mister Spock. Fakat nasıl? Vagon kapısı açılınca. Uçan Kız’ın ise Grönland'da dondurma işine girip iflas etmiş gibi bir hali var. "Seni seviyorum Mübeccel" diyemiyor. dağ gibi adamla taş gibi kız da geldi!" diyor Dracula. Pişmiş tavuktaki kılçık kadar şans var bende. "Hah. onüç yaşındayken birden altmışa zıplamış.. Sonra her nasılsa Mister Spock AŞKart'ı ibraz ediyor. sadece burnum kanıyor. planım bu değildi. UFO inmiş tarlalar kadar kıraçtı." 107 Tarzan'ın arkadaşları da bize katılıyor. beyefendi. simsiyah kanayan ağzına götürünce de kamayı karnına saplayıp çevirdim." "Hediye Hüthüt. Mirage ayna fabrikasında gece bekçisiyim. fakat üne kavuşamamışlar. İki gün evvel de kendi evimde.. gövdesini sığdırabileceği bir yer açıyor... Meğerse. Mister Spock’ın AŞKart macerasını anlatıyorlar. Şaşkın. olmaz mı?" diye ricada bulunuyor. beni buruk bir neşeye sürüklüyor." Mister Spock’ın.

cam tezgahın üzerindeki gazeteyle meşgul.. Yan masada istiflenmiş gazetelerden birini çekip karıştırmaya başladım. Bana. Bana sofra kurmakta kararlı. elden geçirdim. Kafeteryanın eşiğinden. Hologram boksu başlamıştı. bu adam ya da adamlar kimin nesi? Eski Çinli tacirler "Yarım vaat.. fakat tonlaması. Zarif. İlk izlenim için tek şansın vardır. gözlüklü bir dilber. Annemle vedalaştıktan sonra markete uğrayıp diğer ürünlerin ambalajlarında da intikam vaat eden broşürler var mı yok mu kontrol ettim. Pabuç reyonundaki trikoydum. Vapur iskelesine doğru yürüdüm. peynirli poğaça ve portakal suyu çağrısında bulundu. Ve ben kızın gözünde Arjantinli kaçak Luis Oscar Pichinan'ın ikiziydim. Annem sevinçle ayağa fırlıyor. Fakat beni doğuran gurme kraliçeye boyun eğdim. telefon kulübesindeki adamı kıskaca alıyordu. Yelda da arada bir yanımıza uğruyordu. ton balıklarını. bir fotoğrafımı Puerto Madyrn Cezaevi'ne postalasam. az kalsın derimden dışarıya fırlayacaktım. DVD'leri. insanlar koşuşuyordu. Validem "Soya etini verir misin?" diyor. 111 Eczanenin mutfağındaki spagetti operasyonu sırasında anneme asistanlık yaptım. üzmüş. annem bile farkı anlamaz. Nedir bu? İşbirliği mi? Alışveriş mi? Suç ortaklığı mı?. Etrafa göz attım. Yumurtadan çıkan. kendiliğinden açılan ağzını eliyle kapatıyor: "Yelda. Ortaköy'de oturuyor. ihtiyar süper kahramanlardan ayrıldım. Kız. yarım düzine telefon kulübesi. İşte. meydanda kartopu oynuyordu. Kar yağıyor. Sistem. 110 Annem köşeden belirince ben de yavaş yavaş toparlanıyorum."Sensiz gecelerde hep tabancayla uyurum" Servet soygundur. dikdörtgen masaya ilişip sessizce okuyorum: "RİSKİ BİZ ÜSTLENELİM. İlaç raflarının camından gördüğüm.. Enteresan. kocaman market poşetinin içine dalıyorum. Delilik özgünlüktür. Anneciğim.. müşterilerine ya da müvekkillerine kendini tanıtmadan hizmet sunmayı tercih eden biri[leri]yle karşı karşıyayız. Şampuanları. Karışık tost ve sade kahve söyledim. Mantosunu çıkarıp kazağın üstüne beyaz önlük giydi.. Dönüp arkama baktım. mantar. zira "Bekar bir adam asla pişirmesi yemesinden uzun süren bir yemek hazırlamaz"mış. Meksika usulü soslar. Her pazar orada buluşuyorlarmış. katlı kağıdı içeri koymuş ve kesiği şeffaf bantla yapıştırmışlar. Ayrıca bu mesajları bırakan kimseler]. yarım tehdit sayılır" derlermiş. idmanlı bir itfaiyeci çevikliğiyle yardıma koşuyor. kreatif bir işlemdir. genç bir kız bizim dükkanın kilitlerini açtı. bakışları ilaç gibiydi... bir kuruyemişçi çırağınınki kadar doğal. caddeye en yakın olanına buyurun." Demek benimki Arjantinli bir suçluymuş. "Ne için. kışın yaşını gösteren bu muhteşem şehre baktım. Hafta sonu telefonda sular seller gibi ağlamasına engel olamamıştım. Dünya fanidir. Bir an önce Gıcırbey'i bulmam gerekiyordu. ihtimal olarak kalmaya mahkumdur. roka. incelmiş. kurumuş ve demir parmaklıkların arasından süzülüp pırlamış! İnanılır şey değil. Merak. Kadim bir Çin deyişi: "Herkesin ikizi vardır. boşuna. Telefon ikinci kez çalınca ahizeyi kaldırdım. Bazı ihtimaller. 109 Şöyle bir durup İstanbul'a. soya eti. kepenkleri kaldırdı. Ahizeyi tuttum. Yani hem parmaklıklardan geçebilecek kadar sıskalaşması. Kız da naylon bir dosyaya dalmış. Şu fotoğrafı kesip aile albümüne eklesem. Sanırım ellerini yıkadı. Arjantin'in güneyindeki Puerto Madyrn Cezaevi'nden tüymüş. Gıcırbey'in. birtakım kağıtları inceliyor. annemi korkutmuş. Paspası ayağıyla iterek girişe yerleştirdi. Küçük. Beraber. Hapisten kaçmışım! Haber metninde firari mahkumun adının Luis Oscar Pichinan olduğu belirtiliyor. Tahrip etmek. ayrıntıları konuşalım. Verilecek hizmet karşılığında ne isteniyor? Dahası. bakanlığın müracaat formuna yazdığı telefon numarasını çeviriyorum. kimse cevap vermiyor. Ambalajı açıp broşürü alıyorum. Karşı köşedeki loş kafeteryaya girdim. Geceleyin. Tel Aviv'de rehin alınmam ve Bakanlık Heyeti'nin katledilmesi. Ankesörlü telefon anında çaldı. Bu defa randevu cuma akşamı 19:00'da. bitişikteki marketten alışveriş yaptık. Manastır laboratuarında astronot yemeği pişiriyorduk.. kalem setlerini. margarinleri. Kulübeden içeri girdim. Bu hijyen santralinde kız. Beşiktaş'ta dolmuştan indim. Salı öğleden sonra saat 15:00'da. Orada. laf eninde sonunda yemeğe gelir. cezasını çekmiş bir Luis Oscar Pichinan gibi temkinli adımlarla terk ediyorum kafeteryayı. Spagetti. tavana monte edilmiş televizyonda Shivaree'nin solisti Ambrosia Parsley o büyüleyici sesiyle Goodnight Moon'u söylüyor: ".. uzun. ışıkları yaktı. lunaparklar da " yarasalarındır. ölümcül riyakarlığını zorbalığıyla örtbas eder. Tahliye edilen bir sabıkalı edasıyla. katil bir sniper [keskin nişancı]. ocağın yanına bırakıyorum. Camdan onu seyre daldım. Bir taksiye atladım. Elimdeki kayıtlara göre. Eczanenin eşiğinde dikiliyorum. yumurta çıkarır. Naylonu kesip. haftalarca hiçbir şey yememiş. Beşiktaş'taki Üsküdar vapur iskelesinin karşısındaki telefon kulübelerinden. öksürüyorum. bir gazeteye. Saat 14:35. Şöyle ki. Birkaç okul çocuğu.. Annenizle ne konuşursanız konuşun. Oyalanmadan gerisingeri yollandı. kestane saçlı. Luis Oscar Pichinan'ın fotoğrafına. Ve ona intikam alma konusunda yardım teklif ediyor.. kimden intikam almak istiyorsunuz?" Robot aksanıyla konuşan bir adam." Soya eti kutusunda böyle bir mesajın işi ne? Üretici firma tarafından yazılmadığı aşikar olan notu cebe atıyorum. Annem henüz dükkanı açmamış. 25 . şu fotoğraftaki adam oğluma çok benziyor! Tıpatıp aynısı!" Yelda. bir bana bakıyor. O da ne? Ambalajın içinde bir broşür. özel birine ulaşmaya çalışmıyor belli ki.. Bir mısır gevreği paketinde de benzer bir not buldum. telaşlandırmıştı. 112 Anlaşılan o ki. Mecidiyeköy'deki bir apartman dairesinin adresini verdiler. Paylaşmak propagandadır.. Bu dalgın ve şaşkın ikiliye varlığımı hissettirmek için son çare.. SİZ İNTİKAMINIZI ALIN. Arjantin polisi "Pichinan ülkenizde" diyerek derhal Türk hükümetinden yardım ister. Annem. Belime kadar. Bir an göz göze geldik. Yazarkasanın kontağını çevirdi. İkinci sayfada kendi fotoğrafıma rastlayınca afalladım. Böyle rutin birkaç işlemden sonra dükkanın içindeki kapıdan girdi. 'Park yapılmaz' levhasını yerine taşıdı. beni savunmasız bırakmıştı. Belki de bir tuzağın eşiğindeydim. Markete yolu düşmüş herhangi birini muhatap kabul edebiliyor. peçeteleri. Soya etinin karton kutusunu. Kadıköy Postanesi'nin dış kapısının yanındaki telefon kulübesindeydi. cücelerini gömmüş bir Pamuk Prenses'e benziyordu. Sıraselviler'de İlkyardım Hastanesi'nin aşağısındaki Eczane Zen'in önünde indim. Sonra dışarı çıkıp bana doğru yürümeye başladı. hem de bana bu kadar benzemesi.And I always sleep with my guns / When you're gone. Sarılıyoruz. Kahvaltımın ortasında. Nikah davetiyesine benzeyen fakat süssüz iki yapraktan ibaret ve sadece iç sağ sayfasında kısa not bulunan ince bir kağıt parçası bu.. "Şu mu?" diyerek sol elinin işaretparmağıyla gazeteye dokunuyor. Phone Booth [Telefon Kulübesi] diye bir film vardı. İçimde esrarengiz bir umut belirmişti. konserveleri. Karaköy'de vapurdan inince." Babamın ölümünden sonraki on sene boyunca annemin yastığının altında tabancayla uyuduğu kafama dank ediyor.

"Size ilk ağızda sırlarımı söylememi beklemeyin. Mesajda 'Riski biz üstlenelim' yazmışsınız. Fakat hiç görmediğim birine düşmanlarımdan söz etmekle asıl riske ben girmiş olmaz mıyım?" deyiverdim. 113 "Haklısınız..." "Üstelik kendi sesinizle bile konuşmuyorsunuz? Bunun bir telefon şakası olmadığını nereden bileceğim?" "Pekala, sizin için ne yapabilirim?" "Şu anda beni görüyor musunuz?" "Evet." Bu cevap beni nedense hiç şaşırtmamıştı. Yandaki kulübelere göz attım, ikisi doluydu. Birinde genç bir kadın ağlıyor, diğerinde orta yaşlı bir adam tuşlara basıyordu. Yani ikisi de hattın diğer ucundaki intikam robotu değildi. "Telefonu suratınıza kapatıp gidersem ne olacak?" "Hiç." "Yüreğime su serptiniz." "intikam almak istediğiniz biri yoksa, birbirimizin vaktini almayalım." "Tamam. Aslında kellelerini masamda dizili görmeyi arzuladığım birkaç kişi var." "Cinayet işlemiyoruz maalesef." "Ne yapıyorsunuz peki? Tükürüp kaçıyor musunuz?" Gülüyor. "Hayır, süründürüyoruz, itibarıyla oynuyoruz, eşekten düşmüş karpuza çeviriyoruz, pişman ediyoruz. Fakat asla öldürmüyoruz. Unutun bunu." "Nasıl?" derken etrafa bakmıyordum, anlamsızca sırıtarak kar tanelerini yakalamaya çalışan ikibuçuk metrelik bir zenciye takıldı gözüm. "Size yapılan kötülüğü ve kimin yaptığını söylüyorsunuz. Uğradığınız belayı ve başınıza dert açan kişiyi teyit ediyoruz. Varsa eğer adresini veriyorsunuz. Ona uygun gördüğünüz cezayı seçiyorsunuz. Biz de önerebiliriz. Ücreti nakit olarak ödüyorsunuz. Ve bir hafta içinde paranızın karşılığını alıyorsunuz." "Öncelikle, şu teyit etme işini anlamadım." "Biz intikam alıyoruz. Masum insanları cezalandırmak istemeyiz. Bu yüzden bize anlattığınız hikayenin gerçek olup olmadığını araştırıyoruz." "Parayı neden peşin ödüyorum? iş bittikten sonra versem olmaz mı?" "Olur. Fakat müşterilerle intikamdan sonra hiçbir şekilde temas kurmamayı tercih ederiz." Kış ortasında güneş gözlüğü takmış bir adam dikkatimi çekiyor. "Biliyor muydunuz, güneş gözlüğü dediğimiz şeyi aslında 16. yüzyılda, Çin mahkemelerinde hâkimler gözlerini ve mimiklerini saklamak için kullanıyormuş." "Sizi temin ederim, benim daha gelişkin yöntemlerim var." "Ya hizmetinizden memnun kalmazsam, mesela işi geciktirirseniz size nasıl ulaşacağım?" "Bize ulaşamazsınız. Biz size, hiç tanımadığınız kimselerin yaptığı bir eylemi satıyoruz. Canınızı sıkan kişinin ya da kişilerin, sizden uzakta, bambaşka birileri eliyle cezalandırılmasını diliyorsanız, biz varız. Arkadaş arıyorsanız, bu telefonu kapatıp 900'lü hatları tuşlayın." "Gelecek salı saat 15:00'da bu kulübeye gelirsem, yine telefon çalacak mı?" "Hayır." "Adam öldürmediğinizden emin misiniz?" "Kesinlikle evet." "Merakımı bağışlayın ama bu işten iyi kazanıyor musunuz?" "Size bağlı. Bize iş verecek misiniz?" "Sanmıyorum." "O halde size bir tavsiyede bulunayım." "Buyurun?" "Elinizi kana bulamayım Buna değmez, inanın." "Teşekkür ederim." Telefonu kapattım. Kulübeden çıkınca, gözlerimle, tumturaklı lakırdıların sahibi olan yalan virtüözünü aradım. Yok. Pudraşeker gibi serpiştiren karın altında, küresel

ısınmaya sebep olabilecek bir doğal afet. sigara yakıp peşinden caddeye kadar yürüdüm. Sünger sarısı, ıslak bir taksi durdurup, yarasa pislikleriyle dolu arka koltuğa oturdum. 116 GICIRBEY Siperdeki Zürafa Beyin harika bir organ; sabah kalktığınız anda çalışmaya başlıyor ve ofise gidinceye kadar da durmuyor! [ROBERT FROST, 1874-19B3] Hayata atılır atılmaz bahtım karardı, talihim köreldi; feleğin sillesini, kaderin tekmesini yedim. Tarantulalar iki buçuk yıl yiyeceksiz yaşayabilirler. Bildiğim bir şey varsa, tarantula değildim. Hafızasını kaybetmiş bir Mecnun gibi metropolün çöllerinde yaz kış iş aradıktan sonra, nihayet Girift-Ar adlı araştırma şirketine kabul edildim. İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi'ndeyken, iş görüşmelerinde beden dilinin önemini vurgulayan bir derse devam etmiştim. Sizi işe alma yetkisine sahip kişinin görüşme esnasında esnemesi, burnunu kaşıması, sağa ya da sola bakması, boynunu kütürdetmesi, alnını kırıştırması, dudaklarını yalaması, kaşlarını kaldırması, kulağını karıştırması, yakasındaki hayalî tozları silkmesi, başını yana eğerek dinlemesi, ellerini ıı<> ensesinde kenetleyerek geriye yaslanması, dirseği sizi gösterecek şekilde kolunu bükmesi, ayakuçlarının size ya da başka bir yere dönük olması... hepsinin bir anlamı var. Her kımıltı, her nefes, her mırıltı tıka basa dolu bir mesaj fıçıcığı... Bütün bu zırvalar yüzünden diyaloglar düelloya dönüşüyor. Beden dili, ilkelliğin daniskası. Mağara dönemine dönüş yolunda atılmış bir kulaç. Fakat ne yapalım ki, iktisat teorilerinin, finans bilmecelerinin, borsa büyülerinin geçerli hale gelmesini mümkün kılan bataklık jimnastiğinden kaçış yok. Ayrıca, dönemin güzellik telakkisine uygun tiplerin işe alınma ihtimali daha yüksek. Nicole Kidman'a ya da Tom Cruise'a tıpatıp benzemek mesela, kayda değer bir avantaj. Ayakkabıyla şapka arasındaki boşluğu, boyası cilası yerinde, üzerinde özenle çalışılmış, yağsız bir bedenle doldurmak gerekiyor. Statü göstergesi aksesuarlarla averaj sağlamak mümkün. Saat, çanta, cep telefonu... Ünlü markalar, sihirli sözcüklerin yerini tutar. Yani mülakatta dalkavuk dakikliği, soytarı enerjisi, cariye hassasiyeti türünden meziyetlere sahip olduğunuzu açığa vurmanız lazım. Ancak o zaman banknotların kağıt gemisinde forslu forsalar safına katılabilirsiniz. Bir de, karşınızdaki kişinin üzerindeki renklerde giyinmek, otomatik bir duygusal sıcaklık doğurur. Tabii ki kural haline getirilmiş hilelere bağlı kalınarak oynanan oyunda da mızıkçılık yapılabiliyor. Her neyse, Girift-Ar'a özgeçmişimi postaladıktan dört gün sonra, bana mülakat için randevu verildi. Girift-Ar’ın personel müdürü Selçuk Lulu'nun, şirketin internet sitesindeki fotoğrafını inceledim; zevksizlik nişanı, sarı puanlı, siyah bir kravatı vardı. Aynısından bir tane satın aldım. Risk, kokusuz bir gazdır: Söz konusu kravat, Selçuk Lulu'ya, otoriter kaynanası tarafından hediye edilmiş olabilirdi. Adamın, gözüne girmemi sağlamasını umduğum iple beni boğmaya kalkmayacağının garantisi yoktu... Görüşme günü beyaz çizgili açık mavi kravat takmış olan Selçuk Lulu, son yıllarda duyduğum en güzel cümleyi kurdu: "Pazartesi gel başla." Beni koridorun sonundaki merdivenin başına kadar yolcu etti. El sıkıştık: "Kravatın, çok güzelmiş?" "Sadece bir kravat işte." "Aynısından bende de var, Roma'dan almıştım."

26

"Ben de Fehmi'nin 8,5 filminde Marcello Mastroianni'nin boynunda görmüştüm..." "Ciddi misin?" "Evet, ama film siyah-beyazdı." Pazar gecesi çok acayip bir rüya gördüm. Rüyalar, alınyazımızın ayrılmaz parçalarıdır: Kafam kopmuştu ve kadın-erkek, yaşlıgenç karışık iki takım, kafamla top oynuyorlardı. Bense, beni aralarına aldıkları için onlara minnettardım. Oyuncuların yüzünü tam seçemiyordum, fakat Selçuk Lulu'yu netlikle görebildim, çünkü bana kafa atarken göz göze geldik ve ona gülümsedim. Topuklu kırmızı ayakkabılar, terlikler, kramponlar, çizmeler, takunyalar, iskarpinler, sandaletler... tarafından tekmelendikçe sevinçten havalara uçuyordum... Pazartesi, sabahın köründe kalkıp ışık hızıyla hazırlanırken, rüyamı düşündüm. Aslında yirmiiki çift ayakkabı görmüştüm ve bunun sebebi de herhalde, babamın kunduracı olmasıydı. Belki de benim için kariyerin sembolü ayakkabıydı... Elimde çanta, dörtnala, Girift-Ar'a vardığımda şoke oldum. Şirket binası olan tripleks villa, kibrit çöplerinden yapılmış bir ev maketi gibi yanıyordu! İstikbalim kundaklanmıştı. Siperdeki zürafa kadar savunmasızdım. İtfaiyeciler, ağzından alevler saçarak can çekişen bir ejderhanın son arzusunu yerine getirmekle görevliydiler sanki. Yıldırımla ikiye bölünmüş yanan bir çınarı beyhude sulayan depresif bahçıvanlar... Etrafta telaşlı, şaşkın, ağlamaklı bir kalabalık. Beyaz bir Peugeot'dan fırlayan patron Gaffar Girift, önce elleriyle yüzünü sıvazlıyor, sonra fırtınaya tutulmuş bir kaptan gibi gırtlağını yırtıyor. Yangın seyircilerinden kimileri, çalan cep telefonlarını açıyorlar. Onları işitemiyorum, fakat "Şu anda konuşamam, ben seni sonra arayayım, hayır banyoda değilim..." filan dediklerini tahmin ediyorum. Simsiyah duman, katrana bulanmış bir pelerin gibi dalgalanarak yükseliyor. Yangının derinliklerinden gelen patlama sesleri, çatırtılar, gürültüler... çevredekileri derinden etkiliyor. Uzaktan uzağa, Selçuk Lulu'yla göz teması kuruyorum. Bakışları, iri puntolarla dizilmiş bir ölüm ilanı kadar okunaklı. Orman fazla vahşileşince, yangın kaçınılmaz olur. Girift-Ar'daki yangın, muhtemelen bir sabotajdı. Genel seçimleri Performans Ve Azim Partisi'nin açık ara kazanacağını duyurduklarında, medyada alay konusu olmuşlardı. PAP'ın galibiyeti, Girift-Ar’ın da zaferiydi. PAP iktidarda olduğu halde, Girift-Ar'a diş bileyenler hücuma geçebilir miydi? Bilmek zor. Belki de sadece elektrik kontağından kaynaklanıyordu yangın? Beş parasızdım. Handiyse, cehennemde işbaşı yapmaya razıydım, gelgelelim alevler beni gerisingeri sokağa püskürtmüştü. Kendine acımaya başlamanın getirdiği rehavet içinde sürtüyordum. Bir çocuk parkında, çürük bir bank'a iliştim. Yanıma, tozlanmış çalı sakalıyla bir ihtiyar oturdu: "Neyin var evlat? Karadeniz'de gemilerin mi battı?" Demek somurtuyordum. "Yooo, ben iyiyim efendim." Aslında evet, atlamayı umduğum gemi yanmıştı, biletim yanmıştı fakat dert yanmaya niyetim yoktu. 122 ihtiyarla biraz lafladık. Bana enteresan bir hikaye anlattı: "Dervişin biri, işine bir göl kıyısından geçerek gider gelirmiş. Minik bir balık, her gün dervişe ağlayarak yalvarıyormuş: 'Hey, adamım! Bana suyun dışında yaşamayı öğret. Gölde çok sıkılıyorum. Görüyorum ki karada hayat çok daha güzel, yap bir babalık!' Derviş 'Güzel kardeşim, göl küçük olabilir, ama hiç de fena bir yer değil, haline şükretsen a?' dese de, balığa dinletememiş. Balıkçık, iki gözü iki çeşme, dervişe dil döküyormuş. Nihayetinde derviş, balığın ısrarlarına dayanamamış. Önce birkaç saniye, sonra birkaç dakika, derken saatlerce suyun dışında durmaya alıştırmış onu. Zamanla, balık, dervişin evinin bahçesinde rutubetli bir yerde, çiçek tarhında ikamet eder olmuş. Ne vakit ağzını açsa gülerek 'Oh be, dünya

varmış' diyormuş. Birgün, büyük bir sağanak bastırmış, bahçeyi sel almış ve balıkcağız boğulmuş." Parkta ihtiyarla birer çay içtik. Karnım zil çalıyordu fakat iştahım yoktu. Boğulan balık hikayesi ve çay için ihtiyara teşekkür edip ayaklandım. Ellerim ceplerimde, birkaç blok yürüdükten sonra, karşıdan karşıya geçerken kırmızı bir araba olanca hızıyla bana çarptı! Güm! Fiyyuuuv! Havalanıp çimlerle kaplı bir yere düştüm. Hâlâ İstanbul'da mıyım diye etrafa bakındım. Sol baldırım ezilmişti, böğrümde böğürtücü bir sancı vardı. Her şeyi sanki bir duş perdesinin ardından görüyordum. Hızla uzaklaşan kırmızı otomobili zar-zor seçebildim. Ağır ağır doğruldum. Bir düzine araba, çantamın üstünden geçti. Egzoz dumanına batmış bir akasya fidanına tutunarak ayağa kalktım. Elimde kendi kanım desenler oluşturmuştu. Yutkununca bir dişim mideme yuvarlandı. Pantolonumun sol paçasında derin bir yırtmaç. Kanlı elimle arabalara 'dur' işareti yaparak çantamı asfalttan söktüm. Sürüne sendeleye evin yolunu tuttum. Çetenin Son Nefesi 123 filminde başrolü kapmıştım. İnsanlar beni görünce irkilerek geriye çekiliyorlardı; bir bankanın vitrin camında kendime bakınca onlara hak verdim. Savaştan yeni çıkmış yaralı, terli, aç bir ata benziyordum. Dairemin merdivenlerini dört ayak üstünde tırmandım. Anahtarı deliğe denk getirene kadar epey uğraştım. Son gücümle kapıyı açtım ve eşikten içeriye yığıldım. Gördüğüm manzara, gerçekten bayıltıcıydı: İki gün önce satın aldığım eşyaların yerinde yeller esiyordu. Soyulmuştum. Tavandaki demir kancadan sarkan ipin ucuna bağlı kafesteki papağanım Huduni sersem sepelek bakınıyordu ve komşumuz Ruhiye Hanım'ın torunu Kevser'in boğazı kesilmiş cesedi holde kanlar içinde yatıyordu. Bir de boş, metal bir yemek tabağı... Parktaki ihtiyarın sözünü ettiği balık misali, alınyazımın kızıl mürekkebinde boğuluyordum. 124 100 yıl önce.. II. Abdülhamid, Sherlock Holmes vartasını nasıl atlattı? [Huduni] (Tarayanın Notu: Kitabın bu bölümü çizgi roman şeklindedir. Tarayıcıyla anlaşılır şekilde taranamamıştır. Çizimler, konuşmalarla bir bütün teşkil edecek şekilde tasvir edilmiştir.) “SULTAN ABDÜLHAMİD HÂN-I SÂNÎ GELİYOR!!. ” …MARANGOZUN BACISI CEMİLE SULTAN, YUMURTADAN ÇIKTIĞIM GÜNDEN BERİ BANA BU CÜMLEYİ EZBERLETMEYE ÇALIŞMIŞTI… BEN “SULTAN ABDÜLHAMİD HÂN-I SÂNÎ GELİYOR” DER DEMEZ, BİR AVUÇ KABAK ÇEKİRDEĞİ KONUYORDU ÖNÜME. O ZAMANKİ AKLIMLA, BU LAKIRDIYI, KABAK ÇEKİRDEĞİ' ISMARLAMANIN YOLU SANIYORDUM... (MARANGOZDAN KASIT SULTAN II. ABDÜLHAMİD’DİR.) HENÜZ ONBİR AYLIK, UFARAK BİR PAPAĞAN İDİM... CEMİLE SULTAN, NURHAYAT HANIM VE İSİMLERİNİ BİLMEDİĞİM MÜSELLAH İKİ ADAMLA BİRLİKTE ALEMDAĞDAKİ KÂŞANEDEN FAYTONLA ÜSKÜDAR RIHTIMINA, ORADAN KAYIKLA BEŞİKTAŞ’A, ORADAN DA YİNE FAYTONLA TARABYADAKİ ÇİFTLİĞE GİTTİYDİK... (SULTAN, NURHAYAT HANIMA...) “KAKADUNUN KAFESİNİ ÖRT, AĞABEYİME SÜRPRİZ OLSUN…”

27

(SULTAN ABDÜLHAMİD KUCAĞINDA ÇOK SAYIDA BASTONLA ODAYA GİRER.) “SAFALAR GETİRDİNİZ HEMŞİRE HANIM!..” 127 CEMİLE SULTAN TEPEMDEKİ ÖRTÜYÜ SIYIRINCA AVUCUNDAKİ KABAK ÇEKİRDEKLERİNİN ŞEREFİNE SEVİNÇLE HAYKIRDIM… “SULTAN ABDÜLHAMİD HÂN-I SÂNÎ GELİYOR!!! ” 1904 SENESİNİN İLKBAHARIYDI. AYLARDAN RAMAZAN. BEN HARİÇ, PADİŞAH DAHİL HİÇ KİMSE GÜN BOYU BİR ŞEYCİK YEMİYOR, İÇMİYORDU. “DESTUR!.. BU KUŞ DA NEDİR HEMŞİRE?..” “ZÂT-I ÂLÎNİZ, YILDIZDA MÜNZEVİ BİR HAYAT SÜRÜYORSUNUZ. BU KÜÇÜK KUŞ SİZİNLE BİR ÇİFT KELAM ETMEKLE HAFAKANINIZI BERHAVA EDER GÖNLÜNÜZÜ KASAVETTEN AZADE KILAR KANAATİNDEYİM. ELBETTE KABUL BUYURURSANIZ AĞABEYCİĞİM…” (PADİŞAH, MÜTEMADİYEN ŞAŞKIN GÖZLERLE ETRAFA BAKINMAKTADIR. O SIRADA İÇERİ GİREN BİR GÖREVLİYE: ) “BU ASALAR, YEDİ SENE EVVEL YILDIZ’I TEŞRİF EDEN, YUNAN HARBİ’NDE AYAĞINI KAYBETMİŞ MALUL GAZİLERE HANELERİNDE TAKDİM EDİLE…” “İSMİ NEDİR BU MEYMENETSİZİN?..” - HAŞMETMEAB, FAKİRE MÜNASİP BİR İSİM BAHŞEDER DİYE DÜŞÜNMÜŞTÜK.?. - MADEM ÖYLE, HUDUNİ OLSUN ADI. LÂKİN BENİM, KUŞLARLA BAŞIM HOŞ DEĞİLDİR HEMŞİRE. HELE Kİ BU GİBİ MÜTECESSİS, TEPESİNDE ŞEYTAN TÜYÜ, GAGASINDA LAF TAŞIYAN KUŞLARDAN HASSATEN İCTİNAB EDERİM… - AŞKOLSUN AĞABEY, ZAVALLININ ÇAŞITLIK EDECEK HALİ YOK A?.. HEM ARTIK ONUN İSİM BABASISINIZ. HUDUDİ PEK LATİF, PEK ALA!.. “ HUDUDİ DEĞİL CEMİLE, HUDUNİ; MEŞHUR BİR GÖZBAĞCI, STANDARD MAGAZİNE NAMLI ECNEBİ MECMUASINDA TESADÜF ETMİŞTİM… SİZ BİR NEBZE İSTİRAHAT BUYURUN, İFTAR SOFRASINDA TEATİ EDERİZ BU MEVZUU!..” “AH BENİM TALİHSİZ KUŞUM, BîKES Mİ KALDIN?..” (CEMİLE SULTAN, KUŞCAĞIZIN GÖNLÜNÜ ALMAK, ONUNLA BİRAZ MUHABBET ETMEK İSTEMİŞ OLSA GEREK Kİ; KAFESİN KAPISINI HAFİFÇE ARALAR İKEN KUŞ BİRDEN UÇUVERİR. CEMİLE’Yİ DE KORKUTARAK TABİİ. DOĞRU BAHÇEDEKİ CEVİZ AĞACINA YÖNELİR.) KOPARDIĞIM CEVİZİ AĞIZ TADIYLA YİYEBİLMEK İÇİN (AĞACIN DALINDAN) HAVALANIP EVİN GENİŞ PERVAZLI PENCERELERİNDEN BİRİNE İNDİM… BİR YANDAN CEVİZİMİ YERKEN BİR YANDAN DA İÇERİDE, MARANGOZLARIN SULTANI ABDÜLHAMİD’LE FARFARA BİR ADAM ARASINDAKİ KONUŞMAYA KULAK KABARTTIM… “…MİSAFİRİNİZİN SİR ARTHUR CONAN DOYLE’UN MAKSADI AŞİKAR. SARAYI TEDKİK, ZÂT-I ŞAHANENİZİ TAHLİL EDİP OSMANLI SARAYINDA CEREYAN EDEN BİR SHERLOCK HOLMES SERGÜZEŞTİ KALEME ALACAK…”

“NELER SÖLÜYORSUN KİRKOR EFENDİ?.. MİSTER DOYLE HANEMİZDE ESRARENGİZ CİNAYETLER TAHAYYÜL EDİYOR ÖYLE Mİ?! “AYNEN ÖYLE… ÜÇ İHTİMAL VAR… DEVLETLU PADİŞAHIMIZI YA KÂTİL, YA DA MAKTUL VEYAYUT MAZNUN OLARAK TASVİR EDECEK MUHAKKAK…” (BİR YANDA JURNALCİNİN İŞİN ASLINDAN KENDİSİ DE ANLAMAMIŞ OLDUĞU BELLİ SAF VE BİRAZ KORKULU BAKIŞLARI, DİĞER YANDA SULTANIN KARA KARA DÜŞÜNEN..) (PADİŞAH İÇİNDEN: ) “…DEHŞETLİ GÜZEL YAZIYOR KAFİR…” “LONDRA’DA BİR NÂŞÎRLE MUKAVELE DAHİ İMZALAMIŞ! MAAZALLAH, EFENDİMİZ HAKKINIZDA BÜHTAN CÜMLE CİHANA İNTİŞAR EDER, AYYUKA ÇIKAR!..” “VAKTİYLE JULES VERNE DE İSTANBUL’DA CEREYAN EDEN MUHAYYEL VAKALARDAN MÜREKKEP BİR KİTAP NEŞRETTİYDİ… İNSAF ETMİŞ, SARAYA İLİŞMEMİŞTİ… KİRKOR EFENDİ, BEN ŞU İHTİYAR HALİMLE SHERLOCK HOLMES MÜELLİFİYLE AŞIK ATAMAM. İYİSİ Mİ BİR MAZERET BEYAN EDELİM MİSTER DOYLE’A; ALTIN VE MUHTELİF HEDİYEYLE TALTİF EDİP UĞURLAYALIM…” “EMREDERSİNİZ PADİŞAHIM…” (AZ SONRA) “SULTANIM, ESNAFTAN BİR ZÂT HUZURA ÇIKMAK İSTER…” “KİMMİŞ?” “MÜNTEKİM EFENDİ DERLER, CİVARDA BİR AYAKKABI DÜKKANI VARDIR…” “NE İSTİYORMUŞ?” “HİÇ…” “ACAYİP! GELSİN HELE…” (DERVİŞ KILIKLI BİR ADAM, ELİNDE KÜÇÜK BİR ÇIKINLA GÖRÜNÜR. ÇIKINI AÇIP İÇİNDEN BİR ÇİFT AYAKKABI ÇIKARIR, PADİŞAHA UZATIR. : ) “KABUL BUYURUN EFENDİM!...” (PADİŞAH AYAKKABIYI ALIR, İNCELER : ) “EN SEVDİĞİM RENK… DEVE TÜYÜ. BU SÜRPRİZ İKRAMINIZI NEYE BORÇLUYUM MÜNTEKİM EFENDİ?..” “BİZDE ADETTİR HÜNKARIM. KOMŞUYA İHTİRAMDA BULUNULUR…” “43 NUMARA, TAM AYAĞIMA GÖRE!..” “AYAĞINIZDA PARALANSIN SULTANIM…” “KILIĞINA BAKILIRSA BEKTAŞİ’SİN KUNDURACI…” “EVET, ÇARIKLI BABA’NIN EHLİNDENİZ. ZÂT-I ÂLİNİZİN ŞAZELİYYE’YE İNTİSAB ETTİĞİNİZİ İŞİTMİŞTİK…” “LAKİN BİZİM TARİKE REVAN OLANLARIN MUAYYEN BİR KIYAFETİ YOKTUR…” (BU ARADA AYNI KARENİN İÇİNDEN BAŞLAYAN ÇİZİMDE, DİĞER TARAFTA, BAHÇEDE HUDUNİ’Yİ YAKALAMA ÇALIŞMASI DEVAM ETMEKTEDİR: ) “BULDUM! İŞTE ORADA! CEVİZİN YUKARISINDA!!!” (ORDAN ORAYA KAÇAN HUDUNİ, SONUNDA SEVGİLİ SAHİBESİNİN OMUZUNA KONUVERİR. TABİİ ORADAN DA KAFESİNE..) (CEMİLE SULTAN’IN YANINA GELEN GÖREVLİ: ) “PADİŞAHIMIZ EFENDİMİZ KUŞU HUZURA İSTİYOR…”

28

Eski başbakanın 1965'te ölümünden sonra.. Yürürken aksıyorum. Evi kolaçan ettikten sonra ağızlarının suyu akarak eşyaları incelediler... Kapının sesiyle uyandım. Ben bir şemsiye kakaduyum [cacatua alba].. uyukluyordum. Fındık. bir keresinde ona "Ah Güllü Abla. Churchill. II. Kıpırdamıyorlar. buğday. bari birşeyler yeseydik. Onu görünce. başlarında şapkalar vardı. BU MACERANIN SONU  ) (Tarayanın Notu: Çizgi roman burada sona erdi. Hitler ve Nazilere. Böylece ben de şu sakat halimle bir yuva kurabileceğim. Eskiden sık sık aktarlara giderdi. Dünya Savaşı'nın kahramanlarından biri olarak kabul edilen Charlie.. envai çeşit baharat.. Charlie'nin İngiltere'de yaşayan en yaşlı papağan olduğu belirtiliyor.. Jilet de onlara bakıyor. kıvırcık. Babaannemin ilaçları olmasaydı. Niyeti. dedim ya. hep bana veriyor." Gıcırbey kahvaltıdan sonra tıraş oldu. "Radar. Her türlü hastalığa şifalı terkipler hazırlar. göğüs kanseri. Annemle babam. kızarmış balık. Fakat çok şükür. badem ile beslerim. Artık yaşlandım. dilimlemiş elma-armut." Kabuğu kırıp. beni öldürür.. onun sebze yemeklerine de bayılıyorum. Eve torbalar dolusu ot. "Belki Churchill artık bizimle değil.. fal bakar. Jilet'e bakıyorlar. Sürekli konuşur benimle. yemeğe gizlice yılan yağı. ben de keyifle yerim. hiçbirimiz kıpırdamıyoruz. sol memesini kesip aldılar geçenlerde. Kösele ve tabii Şapırt. Churchill'in papağanı hâlâ Hitler'e küfrediyormuş! İngiltere'nin eski başbakanı Winston Churchill'in [1874-1965] papağanlarından biri olan ve bu yıl 104 'üncü yaşını kutlayan Charlie. cebinde bulduğu bir kabak çekirdeğini çitledi. Babaannem. Gıcırbey'in yardımıyla yıkanırım. ceviz. Sol bacağım çok zayıf. at yağından yapılmış sabun gibi temin edilmesi zor siparişlerini bulup getiriyorum. sahibinin kendisine öğrettiği gibi hâlâ Adolf Hitler ve Nazilere küfrediyor. üzerine yumurta kırıp karıştırdıktan sonra servis yapar. İncecik parmaklarıyla. Şapırt'la ben de buzdolabını indirelim. pişmiş sebze de yiyorum: Nefis. kurbağa gözü. gelen kesinlikle Kevser. Tam o anda kapı vuruldu: "Tak tak!" Hırsızlar iyice aptallaştılar." "Kafamı bozma Şapırt. ayçekirdeği. gagamı törpülettirir. Beni düzenli olarak veterinere götürür. darı. eşyaları yiyecek gücüm kalmadı zaten. çantasını hazırladı.. Ben ne yapıyorum? Müntekim'e getiriyorum. Kendimi tutamadım: "Sultan Abdülhamid Hân-ı Sânî geliyor!" Mutfağa yönelen Jilet. KAFESİ KUNDURACIYA UZATIR) “AL BAKALIM KUNDURACI BİRADERİM… BU DİLBAZ KUŞ ARTIK SANA EMANET…” (BU SON KAREDE KAHRAMANLAR SİLÛET ŞEKLİNDE ÇİZİLMİŞ. İnsaflı kadındır. şarkıdaki gibi ben onu "fındık ile. tırnaklarımı kestirir. Ondokuz yaşındayım. az etli pirzola. Arada bir. neredeyse dedem yaşında. Kenan'ın midesinden kalbine giden yola mayın döşemek. Ne de olsa.. Mobilyaları kemirmeme bozulur. kuşu da götürecek miyiz?" 140 Jilet: "Baksana. İçinde ayna ve yedi halkalı bir çıngırak var. ben daha bebekken. Dört tane leş kargası içeri daldı. ” (DİYE BAĞIRIR. içtiğim suya vitamin katar. nefes almıyorlar. sonra yemek. Hırsızların gözleri sağa sola kayıyor. laf anlamıyor musun?" Radar ve Kösele üç kişilik koltuğu iki ucundan kavradılar. O da beni omuzlarında taşır. Dördü de bana bakıyordu. Dakikalar süren saniyeler boyunca. oradan da hiç görmediğim anavatanıma. büyü bozar. Habis cinleri kovar." Jilet: "Uyuz çakal. Huduni. deney hayvanları yetiştirilen bir laboratuarın sahibi Peter Oram tarafından satın alınan Charlie hakkında.. Polio sekeli dedikleri bedensel arızayla yaşamaya alıştım. Gene yemek getirmiş olmalı. Daily Mirror gazetesindeki haberde. Gıcırbey daha dünkü çocuk. söylemesi ayıp.. Taze dallara. Ben. şofben zehirlenmesinden ölmüşler. bana hizmette kusur etmiyor. yağlar taşırdı.) (SULTAN." "Jilet. Neden? Allah biliyor. Bazen de. duş aldı. gönlüm Müntekim'de. Babaannemin yarasa tırnağı.. Cinci Ruhiye dediniz mi herkes tanır.. gündüz vakti. yemeği Kenan'a götürmemi tembihlemişti. beni kafese koyup tüydü. fıstık. Kevser'e de. Charlie'yi 1937'de satın almıştı. Şimdi ihtiyacı olan malzemeyi bana ısmarlıyor. Esmer Kösele: "Patron. belki yatalak olacaktım. koltuk değneğine ihtiyacım yok. fakat benden kaçmaz.. Kafesimi sık sık temizler. Kimseyi felakete sürükleyecek büyüler yapmaz. Nasıl desem. Gıcırbey bana yeni. Babaannemi. ağızlar açık. Gıcırbey eve gelir gelmez beni salıverir. hemen odayı ısıtır. kapıya kıyamıyormuş gibi tıklatıyor. Koşamıyorum. yulaf. Kalender kadındır. Babaannemle baş başa kalmışız. kabak çekirdeği.. Liseden sonra okumadım. bana gülümseyerek "Dert etme güzel 29 . beş para etmez. masal kuşları gibi uçarak Anadolu'da şehir şehir gezdirsem. Kenan'ın annesi Güllü Abla hasta.. Bu sesi tanıyorum. ıhlamur tozu ve dulavratotu katıp çok eski bir dua okuyor. Bazen çocuk mamasına peksimet doğrar. Churchill'in karakteristik ses tonuyla sövüyor. Gıcırbey.. yüz yaşındayım.. 'Nanay Nakliyat' yazılı turuncu işçi tulumları. PADİŞAHI VE ELİNDEKİ KABAK ÇEKİRDEKLERİNİ GÖRÜR GÖRMEZ: ) “SULTAN ABDÜLHAMİD HÂN-I SÂNÎ GELİYOR!. dünyada olup biteni öğrenirim: "Bak. Endonezya'ya vınlasak!. önce iş. Erkeğin kalbine giden yola mayın döşemek [Kevser] Babaannem duysa. Hapşıracak olsam. nedendir bilmem. ben dün geceden beri açım. Gebermedin ya!" Şapırt dedikleri şişko patates bana doğru yaklaştı "Ben en iyisi şu papağanı beş dakkada kızartıp yiyeyim.. içini gagamın ucuyla ağzına atıveririm. Churchill uzmanlarından James Humes. Kevser'in yemeklerini yemiyor. Babaannemin hesabı belli: Kenan bu büyülü yemekleri yiyip bana vurulacak. Dile kolay. bilhassa çam dalına bayıldığımı bilir. donakaldılar. Gıcırbey ailesine padişahın yadigarıyım. Haftada bir. haşlanmış tavuk. bela mısın ulan sen? Burada işimiz bitince patlayana kadar yersin." "Tamamdır. fıstık ile. vallahi çok üzüldüm" demiştim de. Yemek kabımı her gün yıkayıp temizler. Kanatlarımın altına erkek deodorantı püskürtür.. kravatını taktı.(KUŞU ALIR. tiril tiril giyindi. üçlü koltuğu yüklenmiş Radar.) 137 Sahibini Omzuna Konduran Kuş [Huduni] Müntekim Efendi'nin torununun oğlu ve de adaşı Müntekim Gıcırbey. sen Kösele'yle birlikte oturma grubunu taşı. ama Charlie sayesinde fikirleri hâlâ aramızda" ifadesini kullandı. ihtiyar kalbim pır pır ediyor. Bin çeşit kocakarı ilacı bilir. Ara sıra yüksek sesle gazete 139 okur. Bir ayağım çukurda. uzayan kanat tüylerimi. 141 Müthiş bilgilidir. PADİŞAHLA AYAKKABICININ BULUNDUĞU ODAYA GÖTÜRÜR." Şapırt. birtakım şuruplar. KUŞ. kocaman bir kafes satın aldı. O. Üzerlerinde. Onbir aylık bebekken felç geçirmişim. ve en sevdiğim içecek olan suyla besler beni. Üzerime rehavet çökmüştü. Keşke ben de onu sırtımda taşıyabilsem. Senede iki kere yuttuğum koyu kırmızı birtakım haplar beni ferahlatır. sonra da benimle evlenecek. Son günlerde.

Ben de öyle umuyorum." 145 Eşyalar nakledildikçe Şapırt'm harareti artıyor. Radar'a sataşıyordu: "Radar. buzdolabını. vah vah. kırkından sonra. Banyo aynasında saçımı düzeltiyorum. Tüysek mi Jilet?" Jilet: "Gevezeliği bırakın da işimize bakalım artık.ne?" Sonra Şapırt'a dönüp "Osuruk arkeologu gibi ne eşmiyorsun? Seni de kesip kızın yanma yetiştireyim mi dallama?" Jilet: "Çabuk olun. Tak tak.." "Çok naziksiniz Kevser Hanım. gözüm büyüklüğünde yaşlar süzüldü."Pırasa sever misiniz?" "Ne demek. Yemeklerimi yedikçe bana muhabbeti arttı. Aşk yalnızca sağlam vücutlu ve tok karınlıların mı tekelinde? Yalvarırım "Hayır" deyin!. beni karafatmaya çevirir! 142 Pizzacı.kızım.. komşuya ikram edilecek tabağı kaşla göz arasında babaannem hazırlıyor. Radar. Öteberiyi mukavva kutulara doldurarak taşıyorlardı.. bir tabak da size getireyim dedim. içimi eritiyor. isterim ki. Tam bir centilmen.". pideci. söyle bana. bir tabak semizotu da Güllügillere götür. Radar ve Kösele.... kız ne olacak?" Jilet: "Cennete gider herhalde?" Radar: "Sabah sabah elimizi kana buladık. beklerim ben!" Bu sözleri duyan Jilet. deprem gördüm fakat hiçbiri beni böyle sarsmamıştı. kalbi aşkla çarpsın. Babaannem "Kız Kevser.. Kenan'a götür bir tabak. tuvalettedir. Bana o yemeklerden pişirirdin.. yazık. poşetleri taşımama yardım etti.. yemek çok leziz görünüyor. belinden kocaman bir bıçak çıkardı. tezgahın üzerinde. Kenan. banyoda ellerini ve bıçağını yıkadı. neden daha önce rastlaşmadık ki. aaagh... o büyük kâsedeki aşureyi de Kenan'a. yazıktır.. ağzındaki son lokmayı çiğneyerek "Ne yemeği olduğunu anlamadım ama harbiden nefismiş. Kevser! Yemek getirdim! Acele etmeyin.." Bilse ki hepsini Müntekim'e taşıdım.. bir çırpıda kapıyı açıp güzelim Kevser'i içeri çekti. Tik tik: "Bakla?" "Harikulade!". banyodadır. bu kızın bir ayağı sakatmış. bizim sülalede âdettir. O. Midesi aşkla kasılacağma.. savaş gördüm. "Kevser. Kim bilir kızın aklından ne geçiyor? Galiba.. kanlar içinde holün ortasına yığıldı. Kevser'i ayak bileklerinden tutup duvarın dibine sürükledi: "Ya... Görseniz. gencecik bir kızla kaçmış. Müntekim'in dairesinin eşiğine varıyorum. "Radar. Müntekim bayram edecek. şimdi de ölülere mi sarkıyorsun. Kenan'a türlü.. kıtlık gördüm. ne diyor bu i.ktir git arabada bekle!" Şapırt.. cips fabrikasında şoför. Yüz yaşındayım. Bakkallara." Şapırt. Ühü ühü. "Kevser. bütün kadınlar tabuta tek memeyle girer" demişti." Namussuzlar. ulakları akşama kadar motosikletle Kenan'ın siparişlerini naklediyorlar. O hayvan sana kıydı mı birtanem.". Konuşurken gözlerimin içine bakıyor. pisboğaz pezevenk!" 30 . bu hileli aşlara hiç lüzum kalmasın. kitapları. komşuluğumuzu bilelim" diyor. Yazık oldu. Andavallı Köyü'nün delisi gibi ötme. Hüngürdeyerek Kevser'in saçlarım okşuyor: "Adın ne güzel kız. Çok da güzel kızmış. Fakat ne çare. masayı.. Radar. Müntekim tek başına." Radar. Kevser'in yanma uzanan Şapırt'm beline bir tekme sallıyor: "Ulan it. İş de bulamadı. Tıktık: "Kapuska?" "Sevinçten ölebilirim!". Gıcırbey'in yepyeni eşyalarını katır gibi hızla taşıdılar. yemek tabağını dökmeden alıverdi kızın elinden. Güllügillere.". halıları. Şapırt. "Kevser. bu cinayetin hesabını vereceksin!" Radar: "Jilet.. Bir-iki kere merdivenlerde karşılaştık. Var gücümle ötmeye başlıyorum: "Uzaklaş! Gelme! Geri dön! Kaç! Haydi! Çabuk ol!" Zamane kızları meraklı ve ısrarcı oluyorlar: "Müntekim Bey. üçlü koltuğu yavaşça yere bıraktılar. Gözlerimden. bana prensesmişim gibi eğilerek selam verdi. Bir defasında alışverişten dönüyordum. Şapırt gene Radar'a çatıyor: "Yok yok. kapıyı dinliyorlar. Zavallı Kevser neye uğradığını anlayamadan. Babaannem rahat rahat aşk tabağı hazırlayabilsin diye mutfağa yaklaşmıyorum. hamarat kızmış.. Gıcırbey'in evde olduğundan emin. o zaman göreceksiniz ebenizinkini!" Bir tur daha. 143 Mercimekli pazı topları pişirdim bugün. Kenan'ın babası. Yemekleri ben pişiriyorum... "Tek çizgili pijama giyiyor" dedikleri türden. devrim niteliğinde!" Her defasında ayaküstü laflıyoruz. Tiki tikitak: "Peynirli kabak dolması?" "Gerçek bir mucitsiniz Kevser Hanım! Bu yemek. Allah'ın belası Radar. bir tabak bamya ayırdım. onları sahiden ev taşıyorlar sanırdı. pırasa sevilmez mi?". yavşak!" Jilet: "Didişmeyin ulan. oğlum sen ne kuduruk.. Seni evimin kadını yapardım. marketlere minibüsle cips dağıtıyor. Vazgeçti zannettiğim bir anda yeniden çalmıyor kapı. enginar Güllügillere... karalahana?!" "Nereden bildiniz?" "Burnum çok iyi koku alır.. sen insan değilsin şiloz puşt! Nasıl kıydın ulan gencecik kıza?" Bu defa Şapırt Radar'a yakalanıyor. çıkar birazdan sanıyor. Müntekim. ne taharetsiz çakalmışsın!" Radar: "Kes ulan püsküllü kancık. Fakat bence çok yakışıklı.." Kösele: "Patron. kitaplıkları. Uzun bir sessizlik daha. Kevser'in başucuna çömeliyor. Şapırt. Bir daha da haber çıkmamış heriften. benim onu aç karnına sevdiğim gibi sevsin beni.. sevaptır. Şapırt'ı yakasından tuttuğu gibi duvara mıhlıyor ve bıçağı gırtlağına dayıyor: "Senin o korkak kelleni ödlek bedeninden ayıracağım!" Kösele Radar'ı belinden kavrayıp geri savuruyor. Cellat Radar." "Tahmin edeyim.. yemek ayağına geldi!" Şapırt. söylemedi deme. Kapıyı her zamanki gibi iki kere tıklatıyorum. Oturma grubunu.... Jilet: "Az daha açlıktan zıbarıyordun ha. Kevser'in bu yılanların eline düşmesine izin veremem.. o çocukcağız yemek de pişiremez. iç geçiriyordu. Besbelli az yiyor. Gerçi. Onu sevinirken görmek.. Acaba benim geldiğimi anlıyor mudur? Ecelin paratoneriyle toprağa iletilen yıldırım aşkı [Huduni] Hırsızlar. dönerci. Jilet Şapırt'm çenesine okkalı bir yumruk çakıyor: "S. kızcağızın boğazını kesti! Güzelim Kevser'in cansız bedeni.. Tok tok: "Karnabahar pişirdim. her defasında Kevser'e bakıyor. zahmet etmeseydiniz. ikiniz de Kösele'nin gübre dolu lırnağı etmezsiniz.. Sürpriz misafirin gitmesini umuyorlar. Annesi ameliyat olunca izin aldı. Gören.". evli barklı adamsın.. mutfaktaki çekmeceden bir koşu kaşık alıp yemeği çarçabuk yiyiverdi. benim. ağlaya ağlaya olduğu yere.". zaten besili ve [Allah günah yazmasın] bastıbacak olan Kenan günden güne kilo alıp şişiyor. başıyla Radar'a kapıyı açmasını işaret etti. benim şövalyem. Annesi sönmüş mum gibi yatarken.. Biraz sonra geliyor: "Kevser'im. Tak tuka: "Merhaba. "Kevser. Kevserciğim hâlâ "Bekliyorum" diyor." "Peki babaanneciğim" deyip mutfak masasının üzerindeki tabağı kaptığım gibi koşarcasına alt kata. bilgisayarı. Kevser epey bekledikten sonra tekrar tıklatıyor. haydi. Elini kızın boynuna 144 doladı! O esnada Şapırt. şimdi kızın peşine gelecekler. çöp gibi ince.

" "İyi olur!" "Bakın bu konuyu tekrar. Namık Bey'in kürsüyü klozet olarak kullanışını konuşuyor. hiyye sea uhevua?" Bildiğim bir şey varsa.. kendi patlayan dışkılarıyla sonsuza dek lanetlenmiş vaziyette. Şu anda. derin bir nefes aldı: "Saati mi soruyorsunuz?" Evet anlamında "Ehuvva..tveren!" Radar." Televizyonu kapattım.spu çocuğu! Sen aşkı ne bilirsin. Tombul yumruklarla Radar'ın kafasına çalışıyor. gazetelere sık sık reklam veren 'hatırlı' bir müşteriydi." Bam diye telefonu suratıma kapatıp kulübeden fırladı. Sistemi.. Bay Mıknatıs vakasıyla yeterince uzaktan da olsa sıkı sıkıya alakalı. Kasılmış sağ elimin işaretparmağıyla sol bileğimin üstüne vurup yüzümü gözümü eğip bükerek saati sorarken başımı rastgele sallıyordum: "Heebe. hiyye sea uhevua?" Gözleri korkuyla irileşmişti. Toparlandım: "Teşekkür ederim" deyip sırıttım. Kuduz gibi enerjik. reklam yıldızı. yıl sonunda sözleşmeniz yenilenecek" diyenler. ünlü işadamı Namık Mıknatıs. Olaydan "kaza". Yeryüzünün neresine giderse gitsin. Trilyonlar ödese. Gerçekten ona ulaşabilir misiniz?" Beyaz çikolatadan yapılmış kulağıyla külüstür ahize tam bir tezat oluşturuyordu: "Bundan kuşkunuz olmasın. Üsküdar rıhtımmdaydık. Şapırt birdenbire ayağa fırlayıp Radar'a girişiyor. Dönüyor. bozkırlara. Aksıyor.. tüm dünyanın elektronik devleri. zamanın başlangıç gecesi kadar derin. Olayın farklı açılardan çekilmiş görüntüleri internet ve uydu aracılığıyla buzullara. Başlangıçta "Merak etmeyin.. Suratı kana bulanmış olan Radar yattığı yerde inliyor.. Şapırt. Uluslararası Teknoloji Fuarı'nda yaptığı açılış konuşması sırasında aniden rahatsızlanan Namık Mıknatıs'm ardına büyük bir psikolojik bunalım yaşadığı açıklandı. Tüm zamanların en çok reklamı yapılan 'paket'i etrafında insanlık kenetlenmişti. Heykelinin yapımında dışkı harcı kullanılacaktı. boş yere Namık Mıknatıs'ı teselli etmeye çalışıyordu. alnı kakayla lekelenmişti... Stendhal sendromuna yakalandığım. Telefon konuşması sırasında kullandığım elektronik süzgeç sesimi değiştiriyordu. kuralları.. 29 Mayıs'tı. "Beni görüyor musunuz?" "Şanslı biriyimdir. 149 gövdemi eğdim. aya ayak basmaktan daha büyük bir haber olabiliyormuş. aslında Bay Mıknatıs'm.. huvaa" dedim ve sorumu bir daha tekrarladım: "Heebe.. Galibası fazla. mabadını fena üşütmüştü." Şebnem Şibumi kabinin içinde dönüp dışarı bakındı. ruh hastası g. Gömleğimden birkaç düğme çözdüm. Yine de bozuntuya vermiyorum.. Nedense. Radar'dan beter halde eşikten içeri yuvarlanıyor. sarınım telefonda ben biraz. Bildiğim bir şey varsa o da erkeklere yıldırım çarpma oranının. normalde hiç kimseyle böyle konuşmam. akıllara durgunluk veren bir yellenme ve dışkılama olayı. İşte benim aşk hikayem böyle başlıyor. deyimler. spiker "ani-ılrtı rahatsızlanmak" derken. Jilet sövüyor. yüzüne bakanlar ilkin o lekeyi görüyordu. Radar'm karnına oturup çenesine. Yerinde ve zamanında yapıldığında.t olmuştu. Galiba bu kıza vurulmuştum.. Namık Mıknatıs televizyon kanallarına... nereye giderse gitsin peşindeydi. İkinci sınıf bir aptal gibi davranmıştım. kapitalizm tarihine adını b. şimdi "paydos" diyordu. Çöle düşen ilk yağmur damlasını duymanın heyecanı içindeyim. "talihsizlik".ka basmak." "Evet!" "Galiba hödükçe. Dolayısıyla. Kösele'den ses yok. Şebnem Şibumi ani bir kararla sağ yanağıma bir tokat patlattı. burnuna..Kösele'yle birlikte masayı taşıyan Jilet: "Sana arabaya git demedim mi Dürzü?!" deyip kapıdan çıkıyor. böyle bir kampanya organize edemezdi." 31 . güzel bayan... Kolumdaki saati çıkarıp cebime koydum. çünkü. tarih okumuştu.. Her şey. Durdu. akvaryumdaki çiçek gibi duran Şebnem: "Namık Mıknaüs'tan. Ev boşalınca sesim duvarlarda yankılanıyor: "Keeev-seeeeeeerrr!" Beş dakika sonra Gıcırbey. Artık.. Şebnem Şibumi.si!" diyor.. özel üniversite sahibi ve amatör politikacı olan Namık Mıknatıs. Arkası. Adını ve estetik "Operasyonla yüzünü değiştirmek için fazla ünlü. Bildiğim bir şey varsa. o reytingi yüksek kıçı paparazziler tarafından kuşatılacak. Evet. Kamerası olan herkes. Kızın ardından seğirttim.. Ondan kurtuluş yoktu. hikayeler uydurulan efsanevi poposu. bu sözlere sert bir tekmeyle cevap veriyor. "hastalanma" gibi kelimelerle bahsediyorlardı.. kelimenin tam anlamıyla g. gürültülü bir biçimde altına kaçırışını kasdediyordu. Kollarımı geriye doğru açtım. yüzünden daha çok tanınacak. balta girmemiş ormanlara iletilmiş bulunuyor. Medya tarihine. onun karşısına telefondaki 'intikam işçisi' olarak çıkmayabilirdim. Gezegen çapında şoka sebep olan. anladık." "Evet. kalbimin etrafında ışık hızıyla dönerek hacı olduğum gün. orman yangınının ortasında kalmış ağlamaklı bir ceylan var. Şapırt ağlıyor. prensipleri bir anda unuttum. b. besleyip büyüttüğü kaba eti ona çok acıklı bir oyun oynamıştı. Her zamanki gibi doğrudan konuya girdim: "Kimden." Hatta. Şapırt'ı gırtlağından yakalayıp duvara çarpıyor. Beni işten attı. Uzun yıllar gözü gibi baktığı." "Kesinlikle!" "Belki yeniden konuşmamız.. Bireysel bayramım. 35 bin kişiye bir tek bilgisayarın düştüğü Afrika kasabalarında bile. yalpalıyordum." "Asla!" 150 "Yani şimdi ben git. Sorumu tekrarladım: "Heebe. Kurtuluş günüm. ne için intikam almak istiyorsunuz?" Telefon kulübesinde. Bir yıllık sözleşme süresi dolmuştu. bacaklarımı çarpıttım. hiyye sea uhevua?" Sertçe koparılan bir gelincik gibi irkilmişti. Namık Mıknatıs'm ardına geçip kayda başlayacak. Namık Mıknatıs'm topluca işten attığı 1100 kişiden biriydi. teknoloji fuarında kıçıyla yaptığı unutulmaz açılış konuşmasından söz ediliyor. sendeliyor. Tabutu baltayla parçalanınca ayağa fırlayan bir şehit gibi tetikteyim. Kirpikleri kıpırdıyor. Kibarlığı ve pişkinliği harmanladım: "Sol tarafa vuracağınızı düşünmüştüm" dememle sol yanağıma da şamarın inmesi bir oldu. Gözleri. Namık Mıknatıs.kik öküz?" "Sus or. Baharı fetheden ordunun sancağı gibi dalgalanan elbisesi karşısında hazırola geçiyorum. staja başlamak yerine. Onun etlerini kanına doğrayacağım! "Sayın seyirciler. Darbelerin etkisiyle tam bir centilmen olmuştum: "Hanımefendi. İşçilerin protestoları medyaya hemen hiç yansımıyordu. Radar sendeleyip düşüyor. Omzuna dokundum. Kahramanımızı küresel bir star konumuna yükselten gübre fırtınası. kaderimin en keskin virajına girdiğim sırada "Saat 3'ü 20 geçiyor"du.. dişlerine saydırıyor. Açıkçası. İnanın. Son eşyaları da sırtlayıp götürüyorlar. Namık Mıknatıs'm. Hakkında fıkralar. kadınlara göre altı kat daha fazla olduğudur. Koşarak gelen Jilet. kırk-elli ülkeden gelmiş prestijli misafirlerin ve yüzlerce kameranın önünde. Şebnem. Namık Mıknatıs'm televizyon fabrikasına sözleşmeli işçi olarak girmişti.klu harflerle yazdırmış durumda. Radar onların ardından kapıyı örtüyor ve Şapırt'm yanma geri dönüyor: "Cesede âşık mı oldun ulan yoksa s. Dişlerinin arasından sızan kanı köpürterek "Sen bittin Şapırt ibn. Bakırköy Ruh ve Sinir Hastalıkları Hastanesi'nde tedavi altına alındı. Televizyon kanallarındaki tartışma programlarında söz alan uzmanlar. Ellilerinde bir patron. işin doğrusu şifayı kapmış. Radar inliyor. Artık kainatın hiçbir yerinde emniyette değilim.. "Bazı gazeteler sizden T100 kişi' diye söz ediyor.

Çoğu cesetten daha fazla benziyordum ölüye: Mezar küreğiyle dövülmüş. Vücudumdaki tüm kimyasallar çalkalanıyordu. memur bey?" Şoför koltuğundaki aynasız. Normaldir. kontağı çevirdi. Kalbimden yükselen çığlıklara kulaklarımı tıkamalıydım. melankolik bir kadavrayı andırıyordu.. işyerimin yandığı. evimin soyulduğu. onları birbirine bağlayan hiçbir şey yok.. Meslek aşkıyla destanlar yazmış. Beni boğarcasma kefenledikten sonra dolmuş durağına doğru yürümeye koyuldu. dilenci ağzıyla konuşmaya başlamıştım. Aynı zamanda. Tozutmama ramak kalmıştı. Gökyüzündeki bir kuşu köşeye kıstıramazsın Şebnem Şibumi'nin babası Şerif Şibumi. Önümüzde bir çift boş bardak. kanun adamlarına kimliğini verirken "Ben. Hayatımda ilk kez aklım karışıyordu.. Polisler kollarımı tutup başımı yere eğerek beni öndeki otomobile tıktılar. On sene önce emekli olmasına rağmen. gözlerinde sigara söndüreceğim!" Hem de ne biçim: "Kalbini söküp boğazına tıkacağım!" Kükrüyordum: "Boynuzlarını kırıp gözlerine saplayacağım!" Sınır tanımıyordum: "Onun etlerini kanma doğrayacağım!" Kızarmıştım: "Kemiklerini öğütüp helva pişireceğim!" Sesim çatlıyordu: "Kafatasını kül tablası yapacağım!" 151 Cidden abartıyordum: "Beyniyle senin bahçe duvarını boyayacağım!" "Kıpırdama! Ellerini başının arkasında birleştir!" Yarım düzine polis. panayır şeytanlıklarında üstüme yoktur. Fakat bir farkla?" "Neymiş?" "Ölmeyecek. İşim/ bitikti. Geceleyin bomboş salonun pencere camındaki yansımam. şarkıyı sanki Şebnem söylüyor: "Ayrılmam istersen hiç yanından I Çağırsan gelirim çok uzaklardan I Eskiden korkardım yalnızlıktan I Korkmam artık sen varsın. Zaptiyenin buyruğuna uydum. ceylan tarafından ışınlan aslanlar gibi bakıyoruz.. Tam tersine." Coşmuştum: "Gözkapaklarını kesip.. Buradan bakınca.." Krallığa terfi eden soytarı kadar sevinçliydim. Bildiğim bir şey varsa. Caddenin kenarında iki devriye arabası duruyordu." "Eee?" "Namık Mıknatıs da öyle olacak. bütün hücrelerimi şiddetle işgal ediyordu." Böylece kolluk kuvvetlerinin emin ellerinden sıvışıyorum ve koruyucu meleğimle birlikte. Aşk." "Pekala. Şerif Şibumi'nin kızıyım" diyor. kana susamış tuzu kuru kalabalığa karışıyoruz. Huduni.. Dizginler de kırbaç da bende değildi artık.. ben kıza: "Geri kalan ömrü boyunca can çekişecek!. tabancalarını bana doğrultmuştu. kanun adamlarının üniforma düğmesi gibi donuk bakışlarının menzilinden çıkıp. insan içine çıkamaz. kalbim. Ayten Alpman. "Namık Mıknatıs'ın canı bedeninden kaça çıkacak?" Tecrübe dosyalarım komple silinmişti. trafik kazası geçirdiğim ve komşu kızı Kevser'in cinayete kurban gittiği gün ılımlı bir dangalaklıkla çarpılmıştım. adı ve maceraları dilden dile dolaşmaktaymış.u lı insanlar. Şebnem dalgın. iki yıldır intikam işindeydim ve ilk defa bir müşteriyle tanışıp görüşüyordum. İçlerinden biri sakince sordu: "Namık Mıknatıs'ı öldüreceksin demek?" "Bunu da nereden çıkardınız. Nefesimi tuttum. "İzninle. dilim tutukluk yapmıştı. Alev almam an meselesiydi: "Bilmem?" diyebildim. bir kölenin kafasıyla düşünmeye. gülemez.. Karıncaların sürüklediği yaralı bir çekirge gibi hissediyordum. Sazı hemen bırakmadım: "Kollarını koparıp onlarla döveceğim!" Şebnem uzaklaştıkça sesimi yükseltiyordum: "Onu kendi bağırsağıyla boğacağım!" Tehditlerimin birbiriyle çelişmesine aldırmıyordum: "Diri diri yakıp küllerini lağıma saçacağım!" Bağırıyordum ve herhalde sözlerimi işiten tek kişi Şebnem değildi: "Kendisi de dahil hiçbir canlı onun yerinde olmak istemeyecek!" Kız durağa yaklaşıyordu. ağzına vidalanmış renkli bir lokum kadar tatlıydı: "Müntekim gerçek adın mı?" "Hayır. "arkadaşım şaka yapıyordu.. tamam mı?" deyip erkekler tuvaletine yollandım. Şebnem'e tutulmuştum. Her şey kontrolümden çıkmıştı. Salonun öbür ucundan elimde bardaklarla dönerken gözümü Şebnem'den ayırmıyorum. paslı yağ 32 . tarihe geçmiş.. Lekeli aynaya bakarken musluğu açtım.. çeyrek yüzyıl öncesinden sesleniyor. kadere de inanmalısınız. Bu adam benimle birlikte. Baygın iki garsondan başka.."Hayır!" "Benim adım Münt. gönüllere taht kurmuş. "gönlünden ne koparsa?" İşte. ellerimi yıkayıp hemen döneceğim. sessizce dudaklarını kıpırdatarak şarkıya eşlik ediyor. ileri geri konuşmam ilgilerini çekmişti anlaşılan. [WlLL FERGUSON] iki sene önce. Şebnem gülümseyerek evet anlamında başını sallıyor.. intiharı andıran bir taşkınlıkla "Kevser! Kevser'im!" diye inleye inleye öldü. Gelgeldim. fakat Şebnem isterse kendimi bile vurabilirdim: "Elbette. Kaç para ödemem gerekecek?" Sersemliğin zirvesinden Şebnem'in kudretten parlak dudaklarına bakıyordum. polis teşkilatının bir nevi ruhani lideri. Bildiğim bir şey varsa." 154 Mezardan şartlı tahliye Ruhunuzla yazı tura atmayın. Kız. Dilersen onun etlerini kıyma yapıp kemiklerini öğüttükten sonra derisine doldurup dikebilirim... "Bir limonata daha ister misin Şebnem?" deyip kalkıyorum. Pattadak Şebnem'in yanma vardım: "Bir ölü ne yapamaz?" "Ne?" "Konuşamaz. "Durun!. "Namık Mıknatıs'm etlerini kanına doğrayacağını söylerken ciddi miydin?" ilkesel olarak hiç kimseyi öldürmüyordum. Bildiğim bir şey varsa bir çığın ortalama hızı saatte 380 kilometrenin üzerindedir. Bildiğim bir şey varsa. duvarları mavi boyalı büyük bir kafi teryada oturuyoruz. Üsküdar'ın efsanevi emniyet müdürüymüş.. polis amcalar da ben de. Bildiğim bir şey varsa. Tanınmış bir işadamı hakkında uluorta. gökyüzündeki bir kuşu köşeye sıkıştıramazsm. Sakın beni alımlı kızların karşısında apışıp kalan şapşallardan sanmayın. Kıpırdamaya korkuyordum. Kopardığım yaygaraya uzmanların kesin cevabı. balığın etini yiyip kılçığını göle salamazsın. 152 Denizin kıyısında... Cesedi yörüngeye oturmuş bir astronotun ümitsizliğiyle seslendim: "Namık Mıknaüs'ı öyle tekmeleyeceğim ki aşırı hızdan tutuklanacak!" İşe yaramadı. Şebnem yapma çiçeklerin arasındaki sahici gül'dü. avucumdan taşan suyu yüzüme çarpınca ağzımdaki sigara ıslak elimle yanağımın arasında sıkışarak "cosss" diye söndü. güneşle çölün arasına giremezsin. sahne adım. bildiğim bir şey yoktu: Beynim." Peygamber sofrasındaki pişmiş kelle gibi sırıtıyorum. Masalarda tek başına pinekleyen elk. Biri sigara yaktım..." Az önce iki şaplakla beni akort eden kıza.. Bir insana değer vermenin bedeli ağırdır. Şebnem'in dili." "Benimki de Defol!" Zirveye yeni yağmış kar kadar güzeldi ve bana karşı çığ gibi büyüyen bir öfkeden başka bir şey hissetmiyordu. Aşka inanıyorsanız.

Ambulansla hastaneye kaldırıldım. Yumruklarım ceplerimde. Üstelik evimin içinde! O anda. okuldan dönen çocukların çığlıkları ["Anneeeeeee!!!"] eşliğinde ayıldım. yemeğimizi yer.. içlerinden bir soprano "Yetiş Ruhiye Abla! Kevser ölmüş!" diye öyle bir öttü ki. Konu komşu. omuzlarımın üstünden geçerek evime giriyorlardı. Büyük ihtimalle morg çekmecesinde bulunan talihsiz Kevser'in. Huduni." Babam. Dünyayla arama buzlucamdan bir set çekilmişti. toynaklaşmış elleriyle kollarımı kavrayıp beni sarsıyordu: "Ne oldu Müntekim Bey?!" Bir daha. malikü'l-hazin [botaurus stellaris]. 156 Gülümsedim ve flaşlar patladı. Son bir gayretle kanat çırparak Kevser'in siluetine kondu ve oracıkta ruhunu teslim etti. yüzünü gören cennetlik. gökten inen canavar sürüsüne karşı beni korumasını söylemeliyim: "Çok teşekkürler babacığım. iki ayağımız bir pabuçta. Dükkanda işler nasıl?" "Elhamdülillah. ciğerlerimi Kevser'e naklediyorlar. Bir grup foto muhabiri merdivene dizilmişti. kulaklı toygar [eremophila alpestris]. zamanın akışım etkiliyor. ikindi güneşinin turuncu ışığında. bütün pencereleri açılarak temiz havayla dolan bir odaydı artık. Çocuklar ceset görme telaşında. Geceleyin. her şey boz bulanıktı. Mezarlık. insanlar bacaklarıma basıyorlar. Güçbela doğrulup apartman boşluğunun taş zeminine oturdum... Kafamın içinde kara bir bulut peyda olmuştu. kaldırımları arşınlıyordum. Hepimiz de defnetmekte olduğumuz maktul kızdan yaşça büyüğüz. Suç mahallini. biri burnuma bir avuç kokulu toz tuttu. sadece imkansızı kabullenmen. kıyamet sonrası yorgunluğuyla donakalmıştım. Hafta sonu uğrarım sana baba. kaslarımı sıyırarak beni Sigarayla Savaşanlar Derneği'nin meşhur afişindeki iskelete çeviriyorlar. Etrafı sarı-siyah naylon şeritlerle kuşatıyorlar. Bu maktul şablonu bana hep cesedin kendisinden daha ilginç gelmiştir. Çıkarıp yakıyorum.tenekesi gibi bir suratta. baba-oğul birkaç kilo alırız. gencecik bir kızı gömüyoruz. suratıma çalışıyordu. Kemiklerimin içerisinde zehirli karıncalar yürüyordu. önümüzdeki elli-altmış sene boyunca peyderpey birbirimizi toprağa vereceğiz. Tozun 'kakule' olduğunu bilahare öğrenecektim. Kıdemli bir mevta topraktan başını uzatsa da bize bir akıl verse. kalbimi. kılkuyruk bağırtlak [pterocles alchata] gibi talihsiz kuşları kurtarmak için düzenlenen bir kampanyaya imza verdim. dişlerim baştanbaşa bıçakla çizildi sanki. cıyaklıyor. göğsüme.. dünyanın maketi. O hengamede birileri ağlıyor.. boynumdaki Marcello Mastroianni kravatını çekip uzatarak çevirdikleri duygusuna kapılıyorum. Neden sonra. çizimin biçimini etkilemezdi ki. benim ölü olmadığımı anlayınca fena bozuluyorlar. Halbuki evimin ortasında bir papağan cesedi yatıyordu. El Fatiha. kesin. Yongalarla dolu çürük bir çuval gibi dağılıyordum. Akranım olan bir doktor tarafından muayene edildim.. Ondokuz yaşında. Kendi kendime mırıltıyla iyi dileklerimi sundum: "Huzur içinde yat".. [FRANCO FALCONE] Ne anlama geldiği hakkında hiçbir fikrim olmayan acı gerçekler nevrimi döndürmüştü. yulaflı kek misali nemli. Gözümüzün yaşına baktıkları yok. Toprak. körük gibi soluyordu. benim ihtiyar can yoldaşım. Hoca. kısılmış. Başım. zihnim saçma sapan şeylerle meşguldü. Şişmiş dilimi ağzımın içinde güçlükle oynatıyorum: "Bildiğim bir şey varsa. Kırk kişi varız. Tebeşirle zavallı Kevser'in çevresini dolanarak holün kanlı ahşap döşemesine siluetini çiziyorlar.." "Dostlar sağolsun evladım. Takdir-i ilahi tesisatının nakavt mekanizması. benim. Fakat telaşlanmak ve üzülmek dışında ne yapabilirlerdi ki? Kaybedecek hiçbir şeyim kalmamıştı. Eğer bu evin sahibi olsaydım ve cehennemde de bir dairem olsaydı. Kevser'in belki de katıldığı ilk cenaze merasimi bu. Kör bıçakla çürük bir meyveyi deşip soyar gibi derimi. kararmış tuvalet musluğu gibi damlayan bir burun ve ceviz gibi buruşuk bir çene.. Portakal tozu gibi bir yağmur çiseliyor. Öğle vakti. Dualar okunuyor.. Ortalık o kadar sessizdi ki. evimin girişinde leşim seriliyken." Dönüş yolunun ikinci adımında ölüm düşüncesi. Polisler zuhur ediyor. Merdivenlerde ayak sesleri dinmek bilmiyordu.. Konservatuar binasının yanındaki telefon kulübelerinden birine girdim ve babamın dükkanının numarasını tuşladım. alelusul montajlanmış kan bilyesi gözler. Hakikat güneşinin altında. Suça ortak olmadığımız halde. Huduni de tekdüze bir hırıltıyla Kevser'in adını sayıklıyordu. Anne-babama telefon edebilirdim. taziye nezaketi. bıyıklı sumru [cfılidonias hybrida]. bir daha. Kevser'in tabutunun ardından yürüyordum. zağanos [bubo bubo]. beynimi. yere beyaz tebeşirle çizilmiş polisiye suretine basmamaya özen gösteriyordum. üzüntümüzü kat be kat aşıyor. peşimden ayrılmayan bir sinek bulutu. iyi misin?" Babama. bacağı kırılmış bir at gibi soluyordum: Yalan söylerken nefesi kesilenlerdenim: "Az önce gırtlağıma kadar (ıkındım. Zorla denize sürüklenen kara kaplumbağası Hayat zannettiğimizden de kolay. olmaz mı?" 33 . Kulübede. Ne gezer. dehşeti üstleniyoruz. balyozuyla enseme. böylesine basit bir şekli çizmek için ille de bir kurbana ihtiyaç olmadığını düşündüm. sigaramdan yükselen dumanın gürültüsünü duyabiliyordum. acıkmış olduğumu fark ettim: "Yemek mi?" "Çok sıskasın Müntekim. kendisininki. Kadınlar etrafımı sardı. Bir dolmuşa atlayıp Kadıköy'e indim. Varoluşsal kaos bizi ele geçiriyor. Müntekim. Mahallece tahtalı köye taşınacağız. burayı kiraya verip cehennemde otururdum. Yerde yatanın ölü ya da diri olması. Bir tek sigaram eksik.. Bir sigara yaktım. Elimde reçeteyle polis arabasına bindim. Yeni sille tekniklerini üzerimde deneyen felek. dünyanın en boş evinde. Cenaze dedikodularının vızıltısı. merhumeye talkın veriyor. Mezar sulanıyor. Mahvolmuştum. Karakolda ifade verdim.. felaketler. ahiret tefekkürü yerini gıybet matinesine bırakıyor. yahbur [otis tarda]. nüktedanlığı bir fazilet alameti sayar. kızıl sırtlı örümcekkuşu [lanius collurio]. kasaplık eğitimi almış çobanların kontrollü heyecanıyla deviniyorlar. Tecavüzcüler gibi terleyen apartman görevlisi Melikşah Sultan. "Milan Kundura?" "Babacığım. Fırından yeni çıkmış bayat ekmeği andıran bir kadın. Filmlerde görürdüm. 158 Nesli tükenmekte olan peçeli baykuş [tyto alba]. Gıyabımda beni ayaküstü ameliyata başlıyorlar. rahip akbaba [aegypius monachus]. fakat birgün gerçeğine rastlayacağımı hiç ummazdım." Melikşah Sultan benden randıman alamayınca dörtnala uzaklaşıyor.. Ölümün yörüngesindeyiz. hırıltılı bir sesle Kevser'i sayıklarken kafesin kapısını açtım. Her ihtimale karşı kavalkemiğimin filmi çekildi. hakkımdaki çerden çöpten şüphelerin üzerine mercek tutarak bir iftira yangını çıkarmak istiyorlar. akordeona dönmüş bir ambulans etkisi uyandırıyor. Ruhiye Hanım.. Kendini günah keçileriyle dolu bir ahırda bulan. Cinai bir kaosun ortasında. yüzüme eğiliyor. Çaresizliğimiz. Dünyayla aramdaki buzlucam eriyiverdi. pütürlü ve hoş kokulu. "Başınız sağolsun Ruhiye Abla. her şey yolunda. sana yemek ısmarlarım?" Birden." "Neredesin be oğlum? Sesini duyan hacı. Nöbetçi eczaneye uğrayıp Reparil jel ve bir kutu Dolorex aldıktan sonra evime yollandım. Mezardan şartlı tahliyeyle serbest bırakılmışım gibi hissediyorum. gecenin ortasında ışıklar saçarak öten. bazıları. Bir ıstırap tatbikatının ortasmdayım. Makyajı.. kaçınılmaz olandan korunmalı ve dayanılmaza katlanmalıyız. Vaktin varsa gelsen ya? Bak.

seyahat. ses duvarına saplanıp çatlayan gagalar. Lütfü Seymen şaşırtıcı bir şey söyledi: "Ben.. Kişisel bahtsızlığımızı da kapsayacak majör felaketlerin arefesinde gündelik hayatın kronik monotonluğu her nasılsa nihayete ermiyor. biri canını mı sıktı. Taksimetre. cellat üzerine bahse giriyoruz. dans.. manikür yaptıran plaza amazonları umutsuz bir kibirle yalpalıyorlar. Ölümden beter bir olayı durdurmak için öldürüyorsun. Sıradanlığm garantilerinin peşindeyiz. ayaküstü çay içtik. 'Ne olursa olsun kimsenin canına kıyamam' diyemem yani. saygı görmekten sıkıldığımı evlatlarıma nasıl izah ederim? Racona ters.. Kitleleri etkileyen her söz yalan. Patiklerde geleceği görür. Bayağılık ile dostluk arasındaki zıtlığın hakkını veremiyoruz. t mahfuzdur. metropolde güncellenen dehşete bir katkı payı anlamı taşıyor. Hayatım bu dükkanın içinde geçti. cehennemde yelpaze satsam. aşk. Fakat bu yaştan sonra. köseleyi lokmamıza katık ettik. tekrarlana tekrarlana görenek haline gelen hataları üstlenmek gibi bir şey. Bilumum hava kuvvetleri. I Cebimdeki son kuruşlarla taksiye bindim. suikaste layık olmadığımızı ispatlama gayretindeyiz. spor. toplamda 700-800 milyon dolarlık zarara uğruyor. Uğursuzluk raddesindeki yapmacıklığma bakar mısınız! Bil* 159 diğim bir şey varsa. gerçekten de göz kamaştırıcıydı. Şoföre bahşiş niyetine sırıttım. tamam mı?"] "Gak guk. Varlığımız. Telefonda. coğrafya. Tozlu bir minibüsün arka camına "Beni yıka" yazmak için mola verdim. 162 Ben.. Denerim. Maaşı ancak yoksulluğunu sürdürmeye yeten üçüncü lig bekarları. Evime girip pencereden kendimi atmak bana iyi gelecekti. kazasız belasız ne kadar yükseğe sıçrayabilirdim? Denize tohum atsam."] Düşüncelerim küller gibi uçuşuyordu. cinayet pozları veriyor.. Mehmet Ağa'yi sarı çizmesinden tanırım [Recai Gıcırbey] Ancak. pırlanta gibi maşallah.. kravatlarını gevşetmiş. Önce Müntekim. bana hiçbir şey söylememek için mi telefon ettin?" "Senin şefkat dolu şüpheciliğini özlemişim. Altın dişleriyle demir leblebi yiyen sentetik kabadayılar. sonra Cevher doğdu. Ben mesela. emniyeti dışlıyor. İçimde bir kabir azabı pr o vasidir gidiyor.uadım. Çoraptan karakter tahlili yapar. Böyledir. Askerden yeni gelmiştim. Vietnamlılar. Tarih. bir erkek. Çocuklarımı nasıl şımartacağımı bilemiyorum. edebiyat. Teknolojik uygarlık. Peki ya ben? Bu alçak tavanlı şehirde. işgalci Amerikan ordusunun alçakta seyreden F-lll gözetleme uçaklarını. şeytan bile bu sıcağa dayanamaz. Yukarı bakıyorum.. artık burasına gelen ve kesin çözüme başvuran kimselerin anlatıldığı romanlar beni çekiyor." ["Peki.. mamafih kuşlar da infilak ediyor. Daha gıcık bir laf edeyim: Ekmeğimizi ayakkabıdan çıkardık. ön camlara yapışmış kanlı tüy yumakları. İnsan çoluk çocuğa karışınca. herşey ama her şey benim için ayakkabılarda II. Daha doğrusu indirildim. kız meselesi mi?" "Hayır baba. bir merhamet geleneğine mensup olan babamla. Mezarına geri dönmek için 'can atan' fakat yolunu kaybetmiş zombileriz. namüsait bir yerde indim. Bu düpedüz bir intihar notudur. Bir filmde Şarlo.. şehvet hezeyanları çınlıyor. Emekli memurlar rüşvet ve iltimasla dolu yılların lağım şelalesinden tamtakır bir cehalet referansıyla buz gibi bir hüzne terfi etmişler. Başkalarının felaketinde eğlence. Anahtarı deliğe sokmak üzereydim ki kapı açılıverdi: Babam. Kralın tacı. baba olmak. Katherina Blum'un Çiğnenen OnunCmı yeniden okudum dün. Kerata bana açılamıyor. suç. Zorla denize sürüklenen bir kara kaplumbağası gibi gönülsüzce evime yürüdüm. terörün sürprizleri örtbas ediyor." "Ne yani. Aşırılıklar. Bende de kabahat var. bir baba da doğar. Para suyunu çekince lüks ve konfor karşısında savunmasızlaşıyorum. Bugünse tayyarelerin güvenlik testlerinde ölü tavuklar kullanılıyor. uzmanlarca onaylanmış hurafeler ve muhkem bir taviz prosedürü sayesinde dönüyor. gene ara. Ölünün ağzından yazılmış eciş bücüş bir cümle bozuntusu: "Beni yıka!" Apartman merdiveninin basamaklarını saydım: Otuzdokuz." Şu cümlenin. Babalık. Öte yandan. canına can katılıyor. Kalabalık. bitmeyen bir acemilik. Biz de o hesap. derisi yüzülmüş bir maymun gerginliğiyle turluyorum. kendi mahvımızda avuntu buluyoruz. Reklamlarla fişteklenen yığınların tek bildiği. mutsuz görünüyor: Uykusuz gözlerimle ben de onun yavrusuna benziyorum. Muğlak bir töhmet altında kalmak pahasına. Başka Şansın Yok] Bir bebek doğdu mu. Mezbahaya giden yolda güdülürken bize gösterilen iyi muameleye fitiz.. Çaresizliğin promosyonu olan bir dirayetsizlik ve endişeyle dopdoluyum.. toplarla canlı tavuk fırlatarak düşürürlermiş. Korkunun tüm o klişelerini. Hangisi ölünceye kadar? İşte onu bilmiyorum. Akşam güneşine markaj yapan suratsız binaların arasında." Gülizar. işsizlik veya yoksulluğa bağlı intiharların tırmanışı. çileden çıkan. Annem. Herkes katil olabilir. beş yaşındayken daha dürüsttün evlat. Onlar da bizim gibi canlarını kurtarmak için kafeslere sığınmış olmalılar. savaş uçaklarıyla çarpışıyor. Modern medeniyetin çarkları neşeli bestelerle terennüm edilen tehditler. erdemli şiddete duyulan hasreti ifade etmekten başka işe yaramıyor. F-16 motorlarında fır dönen kuş gözleri. İnsanın kellesini pişiren bir temmuz ikindisi. Hakiki bir ayakkabıcı." Geciken bir idamın homurdanan seyircilerini andıran kalabalığa karışıyorum. baltayla nakış işlesem. Bir hayat kurtarmak için bir ömür harcarsınız. her yerde ayakkabıyı müşahede eder. Ilık ve yumuşak porselenden yapılmış genç kızlarda. Bütün genç kızların emir ve görüşlerine hazırdım. Nereden mi anladım? Ayakkabı.. gelinin 34 . milyonlarca gelin namzedi arasından Gülizar'ı buldu: "Recai. babasıyla nasıl konuşacağını ölünceye kadar öğrenemez. bu kız tam sana göre. ekonomi. nesli tükenmekte olan iki kuş gibi ötüşüyoruz: "Cik cik?" ["Müşteri bekliyor... Dişinden tırnağından artırıp dişçiye giden. avarelik büyük bir konsantrasyon gerektiriyor." Kırk lirayı ateşleyip Ferruh Arsunar'm Köroğlu adlı kitabım satın aldım. İzimizi süren cellat ile cankurtaranın yarışında. Ben bekarlık tahtından çabuk indim. Kredi kartı faizi. bilen bilir. en üzgün çocuğun kadar mutlu olabilirsin.. intikam alamadığı için suça yönelen ilkel bir yaratık. Boş/ Kuşlar göğü terk etmiş." Başıyla selam verirken sakalı silkeleniyor: "Sağol canım.. örümcek ile sinek arasında pazarlık olmayacağı. avucumdaki paranın miktarım yazınca. iklim. yaklaşık 22 bin ila 27 bin kuş. Kaosun dalkavuklarıyız! Bildiğim bir şey varsa. fakat eminim ki bir müşkülatı vardı. dengesizliğimizi kamufle ediyor. açlıktan ayakkabısını yiyordu.. Her birimiz. Yabana atılmak da istemiyoruz. dedem de ayakkabıcıydı. [HARLAN COBEN. Evimi soyanlar. O gün anladım ki. Süslü püslü bir dükkanın vitrinini kaplayan dev oyuncak pandayla göz göze geliyoruz. bir derdin mi var? Harçlığın mı bitti. şu karmaşık dünyada basit bir yaşama razı. Rahmetli pederim de. O yüzden. Her yıl. İnşallah evdedirler. Faraza siz bir karate filminde dövüşçünün attığı tekmeye dikkat edersiniz. şom ağızlılık daima itibar görmüştür. Çarıklardan fal bakar. Henüz.. Kaşla göz arasında baş göz edildik. Roman bahsinde. sadece bir selam vermek için . şu anda üç canlıyım.. annene de bir 'alo' de. Yeni açılmış bir lokantada devekuşu bifteği yedim. ben ayakkabısına. Kadıköy'ün gedikli sahafı Sakallı Lütfü'nün dükkanına uğradım. işyerimi yakanlar.. belli şartlarda bir insanı öldürebileceğimi biliyorum. tıp."Sen. Anlat bana. "Hayırlı işler Lütfü Ağabey. savaş. amma yaptın. çorabın deliğini bilir. arabayla bana çarpıp kaçanlar ve diğerlerinin arasındayım. Müntekim telefonda biraz ketumdu. felsefe.

. olay ayaklarda biter: Heykeller çizmelerini giymişler mi? Fotoğrafta kunduralar görünüyor mu? Ressam. Konakta hırsızlıklar. bence pabuçlarından sonra gelir. Ne anladım ben o esnaflıktan. Meclis'te askerin kılık kıyafet ve hassaten potin noksanı gizli celselerde konuşuluyordu. Saray çevresindeki zevat da. "Kaltak" denince aklınıza ne geliyor kim bilir.. var bir derdi fakat söylemedi hergele. çekiver kuyruğunu. gelgeldim etraftakilerin hürmet telakkisi işi bozuyordu. Çin Şeddi. fırsat bu fırsat. Müntekim inşallah beğenir. Orta Asya'da çizme giyildiğini iddia edenler var. her odayı kilit altına alır. lâkin ruh sağlığı kötüler. metal lâzım.. Siz nesi oluyorsunuz?" dedi. Eskiden ne iyiydi. ustalığı buradan belli olur. Hatice Hanım. hoşor bir kadındır hani. Birgün. hileler. yumuşak. Olaylardan bihaber Gülizar. kısa çizmeye denir. Babil ahalisi mokasenle geziyormuş.. Değil mi? Evet. 1921'de Mustafa Kemal Paşa'nm yayınladığı Tekalif-i Milliye Emirleri uyarınca. Anadolulu kızlar. dul gelinler. boyayı yapacak. Yüksek topuklu ayakkabılar giyer. Topuk. Döndüğümde. hem de salonun ortasına tebeşirle çizilmiş bir insan siluetinin içinde! Anlaşılan evden bir cenaze kalkmış! Hanıma çaktırmadım. Görüyorsunuz. Zor. Yorulmuşum. Müntekim'in telefonundan sonra hanımı aradım: "Gülizar. Anadolu'dan yalınayak gelip. Derim ki. Şunu da bilin ki "kalleş" gelin ayakkabısıdır! Ömer Seyfettin'in Yüksek Ökçeler hikayesi malumunuzdur. Demek ki Çin Şeddi. apartmanda spor ayakkabılı. fakat hiç değilse yüreği ferahtır.. sarı deriden çizme giyerdi. kumaş. hastasını yüksek topuklu pabuçlun men eder. "Ne oldu deli adam? Başka işin yok mu senin?" "Yahu hatun. Bilahare. kapının kilidini değiştirdim. Yüksek ökçelerin takırtısından evin en üst katında kımıldadığını duyardık.duvağı. Böylelikle. Müntekim bana birbuçuk saat önce telefon etmişti. nizamname gereği. dualarla defnettim.. ağaç. eski bir bez uydurup deterjanlı suyla etrafı temizledi. Bayburt'a kulak verelim: Geydim çarıklarımı I Gel bağla bağlarını I Terk ettim gidiyorum I Bayburt'un dağlarını. Karı koca bir müddet hüngürdedik.. Bir çift ayakkabı öyle kolay ele geçmez: Deri lâzım. "Tanga" bir nevi kadın ayakkabısı anlamına gelir. yollardaki insan ve hayvan dışkılarına basmamak için tercih ediliyordu. Gülizar bir ağlama tutturdu. saraç dikecek. kitaplık. Niye? Büsbütün eskimesin diye efendim. Kevser adında bir kızı öldürdüler. seni kaçıracağım" dedim. "Sapık" nedir? İzninizle ben söyleyeyim: Sapık.. İstiklal Harbi sırasında yoktu. açlıktan yabani otları yiyen yoksul halkımız. cilalamış mı? Şimdi her yerde ayakkabı mağazaları var. esasen. Sizi lafa tutuyorum. çeyizlerindeki çorapları. 1921-1922 kışında düşmanın üstüne çıplak ayakla yürüdü. Romalılar ve Yunanlılar da yalınayak değillermiş. frezeci taban kenarlarındaki pürüzleri alacak. sandaletleri ne renge boyamış.. Yoksa.. namussuz takımmdandır." Atladık geldik ki ev tamtakır. Nihayetinde yüksek ökçeli iskarpinlerini yeniden giyer. edepsiz. şu daracık dairede.. sana Ayağında Kundurdyı söyler: Ayağında kundura I Yar gelir dura dura I Genç ömrümü çürüttüm I Göğsüme vura vura. Bir anahtarcı çağırdım. Hekim. Yaaa. Kral boy farkını kapatmaya çabalıyor. Meçhul asker olur. II. küçüğünden bir buzdolabı falan satın aldım. askerin tüfeği. Hunlarm Çinlileri kahreden mahareti neydi? Doludizgin giden atın üstünde geriye dönüp ok atmak. misal. Ben. güdük bir gence rastlayınca.... Bir sandalet. Louis de tıpkı Ömer Seyfettin'in hikayesindeki Hatice Hanım gibi kısa boylu idi ve yüksek ökçeli ayakkabılar giyerdi..'. Ingrid Bergman'ın boyuna erişebilmek için özel topuklu ayakkabılar giymişti. Gülizar yemek pişirdi. Kenan'mış. yüzü hazırlayacak. cila çekecek.. Kabul ediniz ki Ahmet Muhip Dıranas'm Hatıra şiirindeki şu mısralarını sevmek için ayakkabı ustası olmak icap etmez: Ayakları kumda bırakmadan iz I Yanıma geldiği hep gecelerdi. ben de açtım vanaları. hırsızlar.. ayağın üzengide sağlam durmasını temin ediyordu.. M.. mamulünü keman gibi çalmalı. "Dün. Ne diyordum? Hah. genç yaşta dul kalmış zengin. bir de Müntekim'e araba çarpmış. Bir sanatkarın kuvveti. ahşap merdivenlerde takır takır iner çıkar." Hatice Hanım derhal bütün hizmetkarlarını kovar. hazırlan kız. ipin ucu kaçtı. Fakat esnaf dediğin..Ö. arsız. Şaka maka. Allah muhafaza buyursun?. Erzincan türküsüdür: Kundurama kum doldu I Atmaya kürek gerek I Nazlı yârin yanında I Yatmaya yürek gerek. Ben de cadde üstündeki iki mağazadan çekyat. Peki. bilinen en eski ayakkabı. daha akşam olmadan tarih yazdık. Zira. Dedem. ama esnaf olmaz. masa. git zaman. 1926'da. Anlattı. Hatice Hanım'm baş dönmesi sona erer. 35 .... deriyi regaptacı kesecek. Ne var ki boycağızı kısadır. Gavurlar ordumuzun mahrumiyetini öğrenmesin diye. Hanım. ismi cismi bilinmeyen birinden bahsederken "Sarı Çizmeli Mehmet Ağa" deriz ya. dedeciğim. Gel zaman. arkeologlar Mısır'da bir mezardan çıkarmışlar. Adamlar getirdiler eşyaları eve yerleştirdiler.Ö.. Sayacı. Yani "Kavuşmanın baharı bassın diye ilk ayma / Öpücükten pabuç giydirdim [yârin] o yumuşak ayağına" 166 Laf lafı açtı. Kederden tırnaklarını. Müntekim'in dairesi soyuldu.. I Sanki bir lahitten kalkar ve sessiz I Uzak bir maziye dönüp giderdi. iç tarafa da zincirli sürgü taktırdım. holdeki maktul siluetini sildi. Recai Gıcırbey. şehre girerken giyiyordu ayakkabısını. 350 çift potin 'satmıştı' ordumuza. dükkanımı teşrif eden müşterilerime işte böyle düzayak lakırdılar ederim. Casablanca filminde Humphrey Bogart. 2000'li yıllara ait. çizmemizin topuğuna mukavemet namına inşa edildi. Ne yapsak yakalanıyoruz. Bin şükür. Nitekim. Hanımefendi'ye reçete kabilinden "pamuklu.. Orduya katılacak gençler. yüzsüz. dokuz senelik hizmetkarlarının ahlakı iki günde bozulmuştur.. işte böyle. İstanbul'da bir ayakkabı sergisinde Gazi'ye de bir çift potin hediye etmiştir. krala uyup yüksek ökçeye sardırdı. Ayaküstü bir demli çay içeriz. Yeniler de aynıdır. saygıdan. çarıkları orduya hibe ediyorlardı.. M. klarnet gibi öttürmeli. kendi kendime "İşte" dedim. Tam yitmişüç sene Fransa tahtında oturan XIV. personelin sızlanmalarına kulak misafiri olur: "Ah o terlikler! Hanımın geldiği hiç duyulmuyor. millet ile devletin ortak sırrı idi. fingirdeşmeler gırla gitmektedir. Ayakkabısızlık. Bendenize "Bırak bu ayakları" demeyiniz. Bunlar gibi yüzlerce türkü mevcut. Osmanlı'da asker. Efendim. 1600'lerde. ocak. Ya Yahya Kemal? Nev-bahâr-ı vuslatın bassun deyü ilk ayına I Buseden pâpûş giydirdim o nermin payına diyor. Neden sonra harekete geçtim. Aklınızda bulunsun. Askerlerimizin ayağı çıplaktı. öyle. halı. "zamanda yolculuk yapan bir cüce!" Adı. Milattan Önce 200'lü yıllarda Hun Türklerin saldırılarını yatıştırmak için yapıldı. Aynı dönemde. Papağanı en yakın çocuk parkındaki kaydırağın dibine. sonra o ince belli bardaklar boşalır. Potin bulunamıyordu. boya. Dede yadigarı papağanımız da ölmüş yatıyor. camları parlattı.. finişajcı son temizliği. gidip şu bizim oğlana bir bakalım. Bunu nasıl beceriyorlardı? Topuklu çizmeleri sayesinde arkadaş. Cinderella'nm cam pabucu gibi kahverir elimizde. Hepsi hırsız. Avrupa'da kalın taban ve yüksek topuk. Urfalıya sorsan. "Şıllık" bir terlik çeşididir. rahat terlikler" yazar. Hatice Hanım'a bir baş dönmesi musallat olur. işte o laf da askerle alakalıdır. banyodan küçük bir leğen.. foracı tabana iliştirecek. kendimi zapt edemiyorum. hizmetkarların kusurları görünmez olur.. kalfa birleştirecek. tıknaz. halbuki kaltak eskimiş ayakkabıdır. Gene başı dönmeye başlamıştır. mazur görün. Kanepeye iliştim.

." "Sana ne demeye yemek getiriyordu?" "Nereden bileyim baba?." "Kızla sevgili miydiniz?" "Hayır?" "Senin evinde ne işi vardı?" "Bana yemek getiriyordu bazen?" "Ne yemeği?" "Sebze. Evet. daha ne olabilir ki?" "Alnındaki çürük neyin nesi?" "Araba çarptı. hepsi şahane. hırsızların anaforladığı yeni eşyalarımın yerine daha iyilerini koymuştu. Kadın. anlat bakalım." "Yani?" 169 "Ne?" "Tipin değildi demek?" "Onu kastetmedim. Anıtmezar bekçisi sfenksin göz kırpışı. Komşuyuz diye herhalde.. bay ve bayan sade vatandaş. Salonun penceresinden bana 170 gülümseyen toleranslı dolunayın karşısında bir sigara y. ama. Evine polis arabasıyla bırakılan ilkokul çocuğu gibi mutluydum. Salata da caba. Benden çok daha akıllı ve bilgili bir adamın başedilnıe/ vecizesini hatırladım: "Hayat insanlar güldüğünde ciddiyetinden kaybetmediği gibi. rica ederim. "Estağfurullah. hayatımı radikal bir biçimde değiştireceğini bilmiyordum tabii. ifadesi. ne yaralanması? Harpte miyiz Allah aşkına?" 168 Anlaşılan anneciğim." Bir tıkırtı mı duydum.İntikam ittifakı Bildiğim bir şey varsa. fanilaya geçirdiğim elimi kapının koluna uzatıyorum: "Ruhiye Abla?" iri. her şeyi biliyorsun" dedim." "Vücudunda başka yara var mı? Kemiklerinde kırık. Validem. bu da beni sersemletiyordu. eşofmanı çekiyorum. üst katta oturuyordu.. şu anda tüm teşkilat alarmda... he mi Müntekim?" "Evet. derisi soyulmuş sol omzumla mora kesmiş bacağımı görmeliydi asıl. beni patroniçesinden utana sıkıla zam talep eden sendikasız bir işçi sanırdı. Kimlermiş Kevser'e kıyanlar?" 36 . yerinde yeller esen polisiye figürün manasından habersizdi: "Müntekim.." "Memnuniyetle. "O güzide emaneti." "Mühim değil evladım. mabetteymişiz gibi fiskosa devam etti: "Öldürülen kız kim?" "Dedim ya. Sizin için ne yapabilirim?" "Kevser'in katillerini buldum. masayı ben toplarım. Oturmadım." "Röntgen filmi çektiler.." Ebeveynim. "Ne içersiniz. Hepsi bu.. Filin tepesindeki mihrace pozundaydı. Peder bey... o da bu sorunun cevabını merak ediyor ve bekliyordu.. oturdum. insanlar öldüğünde de gülünçlüğünden kaybetmiyor." "Biliyorum. Şimdi merhem ve ağrı kesici kullanıyorum. ağzında biriken. Bu tarz bir sessizliğin üstüne Arapça konuşmaya başlayabilirdik: "Bana bir daha abla deme. Varsın olsun. Duş alırken dans edip George Baker'm Little Gren Bag'ini söyledim. Süpermen'in pabucunu dama attılar. dün mü evvelki gün mü ne.. İki büyükannem de sizlere ömür. böyle ufak tefek işlere bizi karıştırmak istemiyor demek ki." Yapacak başka bir şey kalmamış gibi esnedim.. öyle. Bülbülü hipnotize eden yılan bakışı." "Annene birşey belli etme. annemin bana sorduğu tüm soruları. Babam elini omzuma koydu: "Mağaza sahiplerini tembihledim. Babam: "Ehemmiyetsiz bir sıyrık hatun... Esrarengiz konuğum ise başköşeye yerleşiverdi. oğlunu tanımıyor musun? Geçimsiz bir çocuk mu? Hırsızlar eve dadanmış işte. "Emin misiniz?" "Bana bunak muamelesi çekme!" Tavırları. aynı kuyudaki iki kovadır. Sadede geleyim: Yardımına ihtiyacım var. komşunun kızını vurdular. kimseyle kavgalı değilsin ya?" "Gülizar.. Holde tebeşirle çizilmiş bir." Çivit mavi koltuklar. Problemi. Hırsızların gözden kaçırdığı uğurlu kadife bornozumu sırtıma geçirdim. Taş gibi mutsuz görünüyordu. Kevser'den. Ağzında dudak yok: "Misafir kabul ediyor musun?" "Buyurun. derdi başından aşkın biçarenin." "Alnına ne oldu. Her defasında bu şarkıyı söylemesem temizlenmeyeceğim sanki. talih ve talihsizlik. Mandrake gibi [Hokus pokus! Abrakadabra! Karambakarambina!] yuvamı donattılar. Babaannene abla mı diyorsun?" 171 "Bağışlayın lütfen. buyruğa riayet ettim. Dünya dışı bir bitkiyi sulama tekniği.ıK tim.. sesi her dakika değişiyor." "Uzun sürmez oğlum." Valide hanım sofrayı kaldırırken. hayatımın en kötü dönemini geride bıraktığımı anladım. kahve?" Evvelki gün biricik torununu kaybeden 'acılı' kocakarı bana ne dese beğenirsiniz: "Otur. çatlak filan?" "Omzumla bacağım hafiften ezildi. komşumuzun kızı. peder bey yanıma sokulup fısıltılı sorguya başladı: "Neler oluyor. yaralanmışsın?" Annem." "Ona âşık miydin?" "Benden on yaş küçüktü ve." Peder." Emir almaktan hiç hoşlanmam. Bu ziyaretin. Yerden topladığım şortu. belki de kalp krizidir." "Hamarat annen icabına baktı. atmosferdeki matemi emiyor sanki. yoksa bana mı öyle geldi? Şşşşş. Rötarlı da olsa. Allah beterinden saklasın. sağ gözünü kısmış. asil ruhunun cennete zahmetsizce kanatlanabileceği nezih bir makama defnettim" dedi.. ceviz yeşili gözler. eşyalardan beğenmediklerini değiştirebilirsin. "Kevser'in vefatına inanın çok üzüldüm. Annem Arnavut ciğeri ve pilav pişirmişti. Her şey bitti. Ruhiye Abla. Ofsayda düşmüştüm. avcı bıçağı sivriliğinde." Afallamıştım: "Nasıl?" Cevap yerine "Ciğerparemi kesen mendeburların kim olduklarını biliyorum" dedi. Buruşuk penyeden bir yüz. hemen cevap yetiştirdi: "Söyledim ya." Mutfaktan gelen seslere bakılırsa annem bulaşıkları yıkıyordu.." "Dalga mı geçiyorsun?" "Ne münasebet. İşte benim süper kahramanlarım." "Ne zaman?" "Pazartesi. Fakat ben duraksayınca yine araya girdi: "Yahu artık koskoca adam oldu. Simli eşarbını çenesinin altından düğümlemiş. Salona süzüldük. Ben de çay demledim. kapı vuruluyor: Bornozumu çıkarırken "Hemen geliyorum" diyerek çırılçıplak yatak odama koşuyorum.. Burnu. Huduni de öldü. elbette.. canım. sana da bulaşık çıkardık zaten. hayatımı çabucak tamir edip gittiler. aksaktı. sempatik bir işgüzarlıkla anında yanıtlıyordu: "Tabii ki gitti.. zoraki tebessümüyle zapt etmeye çalıştığı soruları art arda sordu: "Evin ne zaman soyuldu?" Peder tetikteydi." "Polise gittin mi?" Babam." "Huduni nasıl öldü?" "Çok yaşlıydı. Gören olsa.. Polis mi söyledi size?. Mutfakla salon arasında gidip gelen anneme sesleniyorum: "Sen zahmet etme anneciğim. Başın belada mı?" "Sanmıyorum.. örümcek hisleriyle anladılar. yüzümü inceliyordu." Sessizce "Evi soydular. Huduni'yi sordum. Sağol baba. Babamı karşımda gördüğüm anda. Torununun yasını tutan bir nineyle inatlaşmak bana yakışmaz." "Lüzum yok." "Neden bize haber vermedin evladım? Niye 'Evim soyuldu' deyip yardım istemedin?" Babama baktım." "Doktora gitmedim deme sakın.

Kıvırcığa. Nasıl isterseniz" dedim. kafayı tütsülemesiyle alakalıydı.. Kösele yarım göz kırpıp kafasını iki yana sallayarak. yatmadan önce omzuna. Kırış kırış. "Siz de ister misiniz?" diyerek sıvı kurşunları göbeğine yolladım. Yürümeyi yeni öğrenen bebek adımlarıyla kıyıdan köşeden geçerek kurbanlarımı aradım. kumral. hacıyağı. 72. yeşil. "Cehennem ateşinde tütsülenin!". Bulunmaz Hint sigarasıymış. içimden." Avlarımın üzerine yürürken. defolu gülüşlerinde. Zira kumral bir adam.. Turfanda domates şişmanlığında temiz yüzlü bir adam çiğköfte tablasıyla tura çıkıyor. Kevser'in katili işte bu Haydar. Itır.. Buraya kanaatlerini değiştirmeye gelmedim. çağımın gerisine ışınlanmıştım. gönderinden kurtulmaya çalışan bayraklar gibi dalgalanıyordu. onlara cehennem azabı yaşatacağız!" Zavallı kadıncağızın beyninde gram fosfor kalmamıştı. Orta boylu." Malzemeyi aldım. misk. tavla tıkırtıları. Top sakallının bir şeyler fısıldadığı çam yarması. Bacağımda şalvar bolluğunda bir pantolon. Külyutmaz tavırları. bıyıklı olanı 'Radar' Haydar. meşe yosunu.." 172 "Ne ki bu?" "Arpa külü.. mırıldıyordum: "Gülsuyu. at yarışı bültenleri elden ele dolaşıyor. Şapırt Sadi. Kösele dedikleri iriyarı. Ayağımda evladiyelik Sümerbank ayakkabıları." Elime metal ve camdan mamul bir şırınga tutuşturdu. Rüzgar çıktı. 37 . sakalı yoktur. Geriye sadece benim sprey sıkmam kalmıştı. Dana Scully'i ikna edebiliyor mu?" Ruhiye Teyze'nin X Files izleyicisi olması enteresandı. Zor olmadı. "Pekala. Gözlüğü taktım. Oysa ki Allah. Bir elimde camekanlı esans çantası. nasıl olur? Yani siz nereden biliyorsunuz? Adamlar kimdir? Niye oraya gidecekler? Hem ben onları nasıl tanıyacağım?" "Kolay. "İçindeki toz. evini soyan ve Kevser'in boğazını kesen dört namerdin üzerine bunu püskürteceksin. Kösele'nin nefret dolu standart yüz ifadesi birden kayboldu ve herif gülümseyen bir mezarlık ağacına dönüştü.. "Sonrasına karışma. amber. "Son nefesin kokusu!". Orada.. [KUR'AN. Asıl adı Sadi. paslı demir görünümünde fakat pekmeze banılmış pamuk yumuşaklığında simitler dağıtıyor.. obsidiyen bir yüzük takıyor sağ eline. çetenin elebaşı. Kösele İskender'in sağ omzuna çalıştım. 7 numara gözlükler. "Yaraların nasıl?" Hayret? Yaralı olduğumu nereden biliyordu? "Yaralarım mı?" "Pazartesi günü seni damgalayıp kaçan kırmızı Peugeot'dan hiç iz kalmadı mı?" "Şey." "Uzatma genç adam. Simitler ışınlıyor. Kevser'in katili. Sırık gibi bir simitçi. Uzanıp yaktım. hidayet heyecanıyla ne yapacağını şaşırmış Şarlo gibiydim. Suspus olan da iskender. siyah. Peugeot muymuş?" "Al şunu" deyip bana haki bir tozla dolu bir torbacık uzattı. Jilet Atilla sırtına sıktığım sıvıdan etkilenmemiş gibiydi. Kaçıklara vergi bir özgüven ve buyurganlıkla. Masada dört kişiydiler. kola. limet. bacağına sürersin.. gazoz bırakan yeniyetme garsonla göz göze geliyoruz. Bordo çuhalı ma salarda iskambil hışırtıları. defne. on kamyon dolusu adam. "Esanslarım var. sizin sakladıklarınızı ortaya çıkaracaktı. Sırtımdaki fıstık yeşili orlon hırkanın içinde. küçük. var mısın?" "Vuracak mıyız?" Sağ elimi tabanca şekline sokmuştum. Bıçkın. önündeki simitleri neredeyse bütün bütün yutuyor ve su bardağından çay içiyordu. 173 "Takdir edersiniz ki. Dedektif kocakarıya. koni biçiminde bir kağıt ambalajın içinden... "Cesedinin yakışıklı olmasıyla yetinme!". bu kokuşmuş kahvehaneye ayak basan ilk esans satıcısı bendim. Jilet. kapkalın bir sigara dumanının içinde namütenahi bir avuntu seferine çıkmışlar. Bıyığı. son loto kuponunu dolduran Radar Haydar'm ensesine doğrulttum ve sıvıyı itinayla püskürttüm. Şapırt'a "Ne iş?" hareketi yaptı. uzun. "Yani?" "Gene de beraber hareket ediyorlar. suyu çıkmış spor gazeteleri. neşeli bir havada beni izliyordu. Şırınganın namlusunu. Şapırt. gözünü kırpmadan cinayet işleyen pervasız suçluların adresini saptamıştı. 'Şapırt' diyorlar. korsan sırıtışlarında binlerce çürük diş.. Şişko. Yaşlılarla ve turistlerle konuşurken sürekli el kol hareketleri yapılır ya nedense. Gözümde kaim çerçeveli. Şapırt iştahlı. diğerinde portatif tezgah. "Gerçi doktor bana ilaç vermişti. Başımda lacivert kadife bir takke."Onları cezalandıracağız. AYET] Cuma namazından çıkıp Ninja Kıraathanesi'ne girdim. Cuma günü Sahrayıcedit Camii'nin karşısındaki Ninja Kıraathanesi'ne gideceksin. Biri şişman. yumurta akıyla karıştırılınca merhem haline gelir.. Sinek konmuş gibi elini ensesinde şaklattı ve bir an avucunu inceleyip kokladıktan sonra küçük kumarına geri döndü. Temmuz güneşinin kısık ateşiyle yavaş yavaş pişmiştim. söylediklerinize inanmak kolay değil pek." "Tamam da." "Senden bana inanmanı istemiyorum ki. fakülteden mezun olduğum gün babamın hediye ettiği dolmakalemle loto kuponu dolduruyordu. zar atar gibi şeker atılan koyu çaylar karıştırılıyor. eşkalini verdiği adamları saptamaya çalışıyordum. İnce." Galiba. Dumanı odayı doldurdu. Sırıttı. bergamut. Kocaman. sigarasını tüttürüyordu." Güzel kokmak sevaptır Siz bir adam öldürmüştünüz de onunla ilgili olarak çekişip duruyordunuz. gündüz gözüyle hırsızlık yapan. Tak diye elimdeki makinayı kaptı ve kendine doğrultup göğsüne fısfısladı. kırçıl bıyıklı adam da bakışlarıyla beni sorguluyor. keskin bakışlı.. Solgun duvar kağıdına benzeyen. değil mi? Sen.. tuhaf bir sigara çıkardı. yufkaya sardığı köfteleri limonla servis yapıyor. Çakallara sokuldum. okey şakırtıları. Boş bir sandalyeye elimdekileri bırakıp. Bunlar birbirlerine lakaplanyla hitap ediyorlar. Kösele. kendi kendine 'Bitli kokana kafayı üşütmüş' diyorsun değil mi?" Yaş tahtaya küflü peynirle çizilmiş bir gülücük.. "Azrail sizi saplantı haline getirecek!". "Bana itimat etmiyorsun. tefarik. Ocakla kasa arasında dikilen kısa boylu. minnacık. dolu gagasını açarak suratıma baktı. anlattığı ipe sapa gelmez hikayeyi bu duman ilham etmiş olmalıydı. Scully'den daha mı inatçısın?" "Aslında ben de Mulder'dan yanayım. kirli sakalla çenesindeki oyuğu örtüyor. Yeni Müslüman olmuş. O da şeker külahı benzeri." "Öyleyse dediğimi yap. ünlü parfüm markalarının reklam sloganlarını uyarlıyordum: "Ölümcül cazibeye adanmış parfüm!".. Ninja Kıraathanesi'ndeki böcekleri ilaçlayacakmışım! Ruhiye Hanım. gerçek ismi Atilla. kararmış yamuk tepsisinden. Şapırt aptalı yeni bir simidin çemberini kopardı. Araba. tıknaz. bu. BAKARA SURESİ.. Bir esnaf çırağı gevelemesi tutturdum: "Zencefil kökü." "Müsaadenizle" diyerek paketten bir sigara çektim. Elimde saldırı silahıyla dikiliyordum. Kösele bana döndü. "Yo. gözlerimi zonklatan gözlüğü çıkardım ve hırkamın ucuyla silmeye başladım. X Files dizisini seyrediyor musun?" "Evet?" "Fox Mulder. Güzel kokmak sevaptır. kalın bıyıklı. çenesiyle beni işaret ederken kaşlarını kaldırdı. sabaha bir şeyciğin kalmaz Allah'ın izniyle. Minyatür bir gemi gibi ışıklı askısından masalara çay. Ruhiye Teyze'nin üzerimde gerçekleştirdiği kılık kıyafet devrimi sonrasında. Birbirine düğümlenmiş demir sandalyelerde oturan her yaştan. Ruhiye Teyze'nin. Perdeler." Kör kuyularda yaşayan masal devleri için tasarlanmış gözlüğümün üzerinden etrafı seyrediyordum. record tuşuna basılmış robot gibi dinlerken yüzüğüyle oyuyordu.

ruhunu gasp ettiler. botanikçileri eleştirmek bana düşmez. Acıbadem yağı. Dağlara taşlara. bilim adamlarını. kadıdan müsaade alınarak 178 ceset cayır cayır yakıldı da. mümkün değil?!" "Mantığın zehri. katiller yakalanmış. Başka ne olacaktı? Şu bizim Jajha yok mu. yöre halkının ödünü koparmıştı.. Devletin resmî yayını olan Takvim-i Vekâyi gazetesinin 69. hem de şehveti önler. fakat iki yıldır yaptıkları soygunlar ve işledikleri cinayetlere ilişkin kanıtlar yeterli bulunarak suçları sabit görülmüştü. Pazı. Sarımsak. ne demişler." "Cin kısmı geçmişten haber vermeye muktedirdir. Onlar da İstanbul'a göç etmiş. Genetik mühendislerini. Cılk yaralarla dolu etleri kapkara ve mosmordu. naylon biberler. bin sene evvel büyük bilgin İbn-i Sina'dan aldığımız feyizden bir cüz takdim edeyim: Elma zihin açar.. Tamam. hortlağın. ishali keser. tüm vücudunu kaplamıştı.. Jajha da neyin nesi?!" diyecek oldum." "Fakat bu söyledikleriniz. Ruhiye Teyze bana sırrını açıkladı: "Jajha" dedi. ignotum per ignotus. Muazzam bir kalabalık.Şapırt'm burnuna serpti. tımarhanelik patronların gözüne girmek için nebatata hormonlarla tecavüz etmesinler.) "Bal henüz vücudunda iken ruhunu teslim eden kişiye cehennem ateşi uğramaz" dediği rivayet olunur. hak yerini bulmuştu. aktar idi.. Dörtlü. ölene dek saçınız ağarmaz. Sanki ben başka tarafa döndüğümde onlar su içiyor. benin dedemin dedesiydi. yağmuru kelepçeledi. sürme gibi göze sürülürse kirpikleri uzatır.. boyumdan büyük laflar ediyorum. Umulmadık bir heyecana kapıldım: "Şu anda burada mı?!" "Değil. Bunu nasıl da düşünemedim. yakarak öldürdü. Haşhaş. tik kez bir fablda rol alan acemi sırtlanlar gibi kesik kesik gülüyorlardı.v. Ahlaksız bilim olur mu? Hikmetsiz. Hazenbel.. "bana Jajha söyledi. Bir gölün kıyısında duran iki geyik.. çekirdekleriyle birlikte yendiğinde. Pılı pırtımı toplayıp kahvehaneyi hızla terk ettim. fıtık belasını defeder. suyuyla ayaklarınızı yıkayın. Tırnovalılar kötü ruhun şerrinden kurtuldu. hardalla beraber yenirse dalak hastalığını iyileştirir. kızım. Allah'la kul arasına girdiler. Eriği. Havuç. Tabiatı önce hapishaneye çevirdiler. şifa verir. incirle. Tabiatın ağır yaralarına beton döktü. İhtiyarlamayı geciktirir. Zencefil. bize binbir türlü aşırılıkla mermiler. Mezarlıkta yapılan bir tahkikat sonrasında. Nihayet. diğeri ise yirmiyedi yıl hapse mahkum edilmişti. Mezarına sığmayan. Keçiboynuzu. Buyurun size. kefenini yırtıp topraktan fırlayan gudubet bir mahlukun soyundanım." "Cininiz mi?" "Evet. Adamotu koklamak. 1833 senesinin baharı. nüshasında neşredilen bir haberin başlığı. sıkı bir pazarlığın ardından 800 kuruş ücret ödendi. Gelgeldim insanoğlu her yaştan ağacı keserek. Madem öyle. Eğreltiotunun suyundan bir küçük fincan içilirse. fakat susup sözün devamım bekledim. polise verdikleri ifadeleri inkar etmişler. tereyağı ile birlikte merhem yapılır. Şiş gözlerini kan bürümüştü. Kılları da yosun gibi kalınlaşmış. Görevi başarıyla tamamlamıştım. Kovalsky'nin talimatıyla. Rahmetli hafız babam. çarpıntıyı izale eder. boş şırıngayı alıp Şapırt'm koluna vurdu. Peygamber Efendimiz'in (s. yarasa kanı. vücut parazitlerden temizlenir. domatesi. ben bir ayağı çukurda bir kocakarıyım. Bildiğim bir şey varsa. üzümle Allah'ın arasına girdiler." Bütün bitkiler şifalıdır [Ruhiye Ruhan] Obscurum perobscurius. Tırnovalı hemşerilerimiz.. Bitkilerin kokusunu. Para için. Dişotu. ailemize 'gulyabani tohumu'yaftası yapıştırmışlar. Ali Alemdar. prostat hastalığından kurtarır." 177 "Vay canına. bacak ağrılarını def eder.. felci iyileştirir. Çevredekilerden bazıları da onların neşesine uzaktan uzağa ortak oluyordu. bombalar. Kına. mandalinayı köleleştirdiler. baş ağrısını giderir." "Peki ya o esans numarası?" "Benim gözyaşım. böbrekteki kumları döker.. yakalanıp polis merkezine götürüldüklerinde de. portakalı. keçeleşmiş. Hakiki ilaçlar. bal ile macun yapılarak yenirse romatizmayı kökünden keser. Kedi de o da gözlerini yumup hoşnutlukla dinledi. lslimye kasabasından getirilen meşhur hayalet avcısı Kovalsky'ye. işledikleri suçları bağıra çağıra sayıp dökmüşlerdi. şaşkınhklanyla dikkat çeken sanıklar. "Bütün bitkiler şifalıdır" derdi. Şekersiz içilen kahve hem uykuyu kaçırır. Mahkeme salonunda." "Ah tabii ya. aç karnına yenirse. kalbi kuvvetlendirir. iğde.. Elimde gazeteyle Ruhiye Teyze'nin dairesine koştum. İflahı kesilen iki mahalle ahalisi. doğa'mn kucağındaydı. tehditler. Rüzgarı makasladı.] Bu yıl çok yaşlandım. Çelimsiz çocukların elinden oyuncağını kapıp coşan ilkokul çeteleri gibiydiler. Yani. 179 Muz. sonra da içindeki canlıları katlettiler. biri otuzüç yıl. insafsız bilim. duvardaki halıdan dikkatle bakıyordu. [Karanlığı karanlıkla. İki gün sonra gazeteler. Bal. eklem ağrıları ve siyatiğe karşı eşsiz bir ilaçtır. can çıkar. Tırnakları parmaklarından uzundu. Eee. Yetmedi. Radar Haydar. Mezar kazıldı. Hırsızlar. Kösele bütün sıvıyı Jilet'in karnına boşalttı. öksürüğe ve göğüs ağrılarına iyi gelir. Ruhiye Teyze'ye neler olup bittiğini sordum. zeytinle. bütün devaların şahıdır. aklını uyuşturmasın oğlum.. ikisi müebbet. murdar etti. Ali Alemdar adında bir yeniçeri olduğu anlaşıldı. Hurma. kişniş suyu ile ıslatılıp lapa yapılarak şirpençe veyahut çıbana sürülürse. Böğürtleni kaynatın. Kedi sözden anlıyordu. irfansız. edepsiz. şöyleydi: "TIRNOVA'DA HORTLAK TÜREDİ!" Sağa sola hücum eden bir zombi. "Jajha benim cinim.a. Böbreğindeki taşlar düşsün. ölümler 38 ." Çok inandırıcıydı. uyuz veya egzama üzerine tatbik edilirse ondurur. ondokuz yaşındaki bir kızı öldürmüştü. hiç değişmeyecek. Görgüsüz. Tekkelerle mescitler arasında mekik dokumuşlar. Adasoğanı. terin kötü kokmasını önler. Haklısınız. "suç tarihinde benzeri görülme 176 miş bir olay"dan bahsediyordu. nefes darlığına birebirdir. evi barkı bırakıp kaçmıştı. Karpuzu. Ali Alemdar'm kabri başında toplandı. o laboratuar sürüngenleri de hadlerini bilsinler. Yahu. Fakat nasıl? Kediye eğilip "Nefertiti. Ayaklanıp kavgaya tutuştular. dinlendirici bir uyku getirir. Patlıcan. zehirleyerek. bilinmeyen bir sebeple aralarında münakaşa edip feci şekilde birbirlerini yaralamış. Hurmanın çekirdeği. Ceset iki misli büyümüştü. huy çıkmaz. suçlulann kim olduğunu bilebiliyor?.. sentetik soğanlar koyuyoruz. şifasını. kabul. Jilet ellerini kaldırarak "Ulan başlatma şimdi çarkına!" deyince. Radar'm loto kuponu ıslandı. Çağırmadan gelmez. güneşe çuval geçirdi. kalbi kaynar suda haşlandı. kucağında siyah bir kediyle açtı.. Geleceği yalnızca Allah bilir. hortlağın karnına ka zık çakıldı. Ne çare ki soframıza sahte patatesler. basuru tedavi eder. tıpış tıpış yürüyüp bizi yalnız bıraktı. Üsküdar'ın hamamlarında kırklanmışlar. Kapıyı. başımı çevirdiğim anda kafalarını kaldırıyorlardı. Haberi okudum. Beni umursadıkları yoktu. haydi sen git biraz oyna" dedi. Fox Mulder yerden göğe haklıydı. bilinmeyeni bilinmeyenle açıklayın. yeminle söylüyorum. havlıcan ve şamfıstığı. Kuru üzümün çekirdeklerini çıkarıp içine karabiber dök ve öylece ye.. Lakin ka fir bana mısın demedi. Jajha. Dört hırsız. son olarak Göztepe'de bir evi soyarak. Narcisse Noir parfümü ve doğru sıralanmış birkaç kelime.

Bir insanla görüşmek. iğfal ediliyor. 1600'lerde yazılmış büyü kitaplarının ikinci baskıları yapılıyor. Arşimet. kılıç koleksiyonuyla övünür. Fakat şeytanlıkta zamane uzmanlarıyla boy ölçüşemezdi. Dairemin üst katında çok acayip şeyler oluyordu. Homoseksüel Satanistler. Jajha'mn sağlayacağı veriler sayesinde. taşırdığı sıvı ağırlığına eşit bir kuvvetle kaldırılır. Ruhiye Teyze'yle epey lafladık. leylek. Hakikatin muazzam cilvesidir. hukukun. Her nasılsa bir cine tasmayı takmıştı. Vahşetin. Kalbin. Hidrostatiğin başlıca kurallarını ortaya koyan Yunanlı Bilgin Arşimet'in [M. Suyun Kaldırma Kanunu diye de bilinen olayı. makul miktarda para kabul ediyordu. ilaç şirketlerinin. Bir sürü şarlatan. geriye yalnızca fısıldamak kalıyor. 144'ünde saydırmış. katil hırsızların bülbül gibi ötmelerini sağlamıştı.. Kabirde bile uslu durmadı. Bir başka sayfa açtım: Durman hey ağalar gelin meydana Boyarısın kılıçlar al kızıl kana Bende mürüvvet yok kıyarım cana içerimden gamım gitmez neyleyim. Takırdayan sararmış takma dişleriyle. Ücret. şifa arayan insanlara bir faydası dokunsun istiyordu. Arşimet Kanununu yazsam yeniden Bir gangster falcıya gitmiş. Kimseyle yüzyüze görüşmeyecektik. "Ben tüccar değilim. Derler ki. kristal küre ve sihirli değnek. siz deyin yüz cana kıymıştı. deliliğin emrindeler! Dedemin dedesi. bilgelikle. Nefertiti lakabıyla meşhur Mısır kraliçesinin asıl adı Tadukhepa'ymış [M. mantığın. çizgi filmlerden tanıyorum. Şimdi. Kimseyi öldürmeyecektik. O. o halde kendi işimizi kurabilirdik! Kevser'in intikamını nasıl aldıysak.]. Köroğlu kitabını getirdim. bir ağacı. masumlara zararımız dokunmayacaktı. Gençler. yıkanırken akla gelir. ceylan. "Terliklerimi getir!".Ö. İntikamcı. madem benzersiz karışımlar hazırlayabilen Ruhiye Teyze'nin emrine amade bir cini bile var ve cinler geçmişte olan biteni çözebiliyor. Bir olgunluk imtihanıdır intikam. cine çok pahalıya patlıyormuş. yy.Ö. ah bir de ıkınmak. Falcı. küvete uzandım. Ruhiye Teyze ise. itidalle. kendini insanlığa adadığını iddia etmiyordu. pazarlığa tâbi olacaktı. "Gazete. önce ayak diredi. pelerin ve hançer. toylukla değil. İntikamın kuru bir asabiyetten doğduğunu sananlar. 184 Köroğlu'nu dersen bir genç aıslandır Demire'oğlu yanında bir kahramandır Dizdar der ki döğüşecek zamandır Beşyüz atlı bana yetmez neyleyim. emniyetin ve hakkaniyetin mânâsından kopmuş bilim benden uzak olsun. süper güçlerini kullanmayı reddediyordu. Sizi ancak ilkbahar ekinoksunun şafağında yapılan tören kurtaracaktır. her halükarda atkesta-nesi büyüklüğünde yüzükler takın. 181 lakat sakın bayılmayasmızdır. hamamda yıkanırken akıl etmiştir ve çırılçıplak sokağa fırlayarak "Eureka! Eureka!" ["Buldum! Buldum!"] diye haykırmıştır. bakire fotoğraflarına iguana tırnağıyla çarpı işareti çizer.. Bence asıl Arşimet Kanunu şu: En parlak fikirler. büyücüye inanmam. nüfuzunun ve itibarının sağlamasıdır. Kurukafa ve mumlar. Dizginsiz kaçıklıkla harcıalem kurnazlığın dozunda karışımı. Kara büyüye bulaşmaya ise hiç niyeti yoktu. bir de Nefertiti kelimesi 'güzel 182 kedi' demekmiş." "Asıl sen utanmalısın delikanlı! Bin yaşındaki bir cini ve seksenbir yaşında bir kadını. işe yaradı! Yani. düpedüz eski toprakmış. Fakat hepsi bundan ibaretti. 21. Sincap.. üzerinde meyve yoksa tanıyamıyor. Sıhhatin.. İnsan ömrüyle hesaplanırsa. Rastgele bir sayfa açıp mısraları okudum: Haber aldım ihvanından kulundan Doyuk olduk akçasından pulundan Hey ağalar akan kanın alından Altımızda kır at kınalanmak! Ruhiye Teyze tınmadı iyi mi. Medyumların tek gerçek hüneri. Bu kadar basitti. Ha. cinayetin. "Otur. cin takvimine göre. telefon kulübelerine davet edecektik. önlerine gelene "Sana büyü yapmışlar" der. Ali Alemdar zalim bir adamdı. kadınsanız ön dişlerinizden birini altın kaplatın. Sihirbaza. bir de mıknatıslı âsa buldunuz mu. Daireme iner inmez banyoya girdim. kısacası medeniyetin sınırlarını 'insanlif IHI tlftmina' ihlal etmektir. Jajha. Kendini peygamber ilan eden ve müritlerini soyup soğana çevirdikten sonra ellerine bir mısır koçanı tutuşturanlar var hâlâ.. Nasıl ki yasal olmayan yollarla tedavi ediyorsa. salihlikle [barışçılık] . Sadece birkaç saat sonra kendi kozmosuna döndüğünde. sanatla çelişmez. hileli ticaretine ortak etmeye kalkışıyorsun!" Bir koşu. 39 . Marketlerdeki ürünlerin ambalajlarına küçük broşürler iliştirecektim. kocakarı bir nebze yumuşadı. Eskiden illetten kurtaran.. Savunmasızlığın.. sonra da şatoyu soymuş. Erkekseniz saçı sakalı sonuna kadar uzatın. yüzyılda psişik dalaverelere rağbet arttı. basit bir mezar kaçkınıydı. Jajha bin küsur yaşındaymış. Ruhiye Teyze'ye dil döktüm: "intikam sosyolojinin. kemalle alakalı bir olgudur. şeytanın oltasıdır!" Kadıncağız. Böylece kehanet gerçekleşmiş. harbiden de çuvalla para kaldırmış. türlü çeşitli şirketlerin hizmetinde çalışıyorlar da ondan. Ona planımı anlattım. medyuma. Jajha!" Sadece fikir yürütüyorum. Jajtıa!".. Niye? Silah şirketlerinin. Hiç değilse. sapkınlıkla değil.yağdırıyor. suçluları yakalamıştı. Yatak odandaki halıyı yakmanı öğütlerler. Aşkla. Kızıl sakalını kemerine tutturan nobran bir dangalak. Bildiğim bir şey varsa. Ayrıca.. haksızlığa uğrayan başkalarına da hizmet götürebilirdik! Ruhiye Teyze. Merhametin mevcudiyetinin. Ruhiye Teyze'ye ne demeli? Onun olayı farklıydı. Nedense. Suyu açtım. Çocuklar bir kuzuyu kucaklamadan. Ademoğullarımn kavgalarında araya girmeye zaten o da yanaşmazdı. Tıbbi konularda bazı mühim bilgiler veriyordu. Her şeyi ayarlamıştım. Arap at altımda durmaz savaşır Kılıcı çekersem gözler kamaşır Benim ilen şimdi devler uğraşır Sizin ile işim bitmez neyleyim. Müşterileri. Parayı yatırmaları için bir hesap numarası verecektik. Jajha dindar bir cindi. kabadayıdan kesin çizgilerle ayrılır. keklik. mikroplardan koruyan bir bilim vardı. Ben diyeyim elli. Bilim adamlarından çıt yok. tavşanla bakışamadan büyüyor. 287-212] prensibi icabı Herhangi bir sıvıya batırılan cisim. Alelade bir katil. 14. Zira ben cinleri masallardan. Gangster tabancasını çekip falcının önce beynini uçurmuş. Ender durumlarda ak büyü yaptığı oluyordu. Ruhiye Teyze de Jajha ile arasındaki ilişkinin detaylarına girmedi. Haydut. Hortlayıp terör estirdi. bir cin haftası geçmiş oluyormuş. yine kanun dışı imkanlar ve yöntemlerle adalet dağıtabileceğimizi söyledim. Anlattığına göre cin evreninde zaman bizimkinden hızlı akıyormuş. kendine hayrı olmayan moruklar. virüslere üniforma giydirip üstümüze salıyorlar: Biyolojik silah. "Olmaz!" dedi. hayatta en önemli şey henüz ölmemiş olmaktı. Zorbalığın bozuk ağzına çakılan gümüş bir belagat çivisidir. kesinlikle bir istisnaydı. Kindarlıkla değil. kendinden emin bir şekilde "Yakında çok paran olacak" demiş. Işık hızıyla hareket eden cin polisin bu işten çıkarı neydi? Jajha bir amatör müydü? Öyle ya da böyle. Altın. anca ekranda görülebiliyor artık. kelebeğin peşinden koşamadan. Felçli ayağını kökten iyileştiremediği biricik torununun katillerini adalete teslim etmesi. Yalnızca zenginlerden. Irak'ta 1 milyon insan öldürüldü. Hâlâ Amerikan hapishanelerinde yüzbinlerce masum işkence görüyor. Sadece. gözlerini pörtletmektir. Madem işsizim. Sırtındaki kıllı et benini mistik bir mühür diye yutturanlar. Ben de aracılık etmiştim.. ruhun ve vicdanın havzasında biriken meşruiyet tortusudur. utanmalı. Haysiyetimizin kesinlik kazanmasıdır. biçareliğin ve kısırlığın püskürtülmesidir.

" Abdülcabbar Turabi. Birkaçının suratına. Ertesi gece. zannettiğimizin aksine temiz ruhlu ve gayet saftırlar. kasıklarına." Durumu hiç yadırgamadı. Um'un oku. Abdülcabbar. esasen. Göğsünde ışık saçan bir madalyon sallanan Soko. Fakat onların da hali içler acısıymış. Siyah dev. Tören sırasında. Um da ailesiyle vedalaşmış. insan kaçakçıları tarafından kandırıldıklarını. her ay düzenli ve sürekli olarak 1000 dolar kazanmayı tercih edeceklerdi. Okulda başarısız olduğunu ailesine söylemeye utamyormuş. Soko'yu İstanbul'da bulabileceğini fark etmiş.35 m. Dört ay sonra. akşamları ise Mpagga dilinde şakalaşan keş Pigmelerle ortamlarda şahlanıyormuş. geceleri ağlayıp sayıklayarak uykuya dalı-yormuş: "Kardeşimiyediler!. yedi kişiden üç ya da dördünü farklı bir sırayla harekete geçirecektim. pembe avuçlarını başımın üzerinde gezdirerek konuşmayı sürdürdü. Bir arabaya doluşmuşlar. Zehirli okunu kuşanmış ve yamyamın leşini sermek üzere Avrupa'ya uçmuş. 1." diye dua ederek. bir Afrika barının önünde. Yürümeye koyulduk.. Ahizeyi bıraktı. Soko'nun ensesinden girip gırtlağından çıkmış. Um Bambuto. bir yandan da kirli işlere bulaşmışlar. Soko. kuzenleriyle karşılaşmış.. Um'u ecnebi mezarlığına defnedip Kamerun'a dönmüşler. marketten aldığı bir makarna paketindeki broşürümüzü iş ilanı gibi algılamış. Soko'yu Abdülcabbar boğarak öldürmüştü. Akrabalarının köyüne varmışlar. Eroin kuryeliği: Şehrin dört bir yanma 'çiçek tozu' dağıtan sempatik cüceler çetesi. kıvırcık bir cüceymiş. Sonuç itibariyle. Karamazov Kardeşler] İntikam şirketimiz faaliyete geceli henüz birkaç hafta olmuştu. Parasız kalmış. devlet içinde devlet kurmuştuk. Soko'nun boynunda parmak izleri bıraktığı için ihtisasa devam edememişti. alkole başlamış ve Taylandlı bir striptizci kıza âşık olmuş: "Kör dedem. Sudan'ın Habeşistan sınırındaki Kadarı! şehrindenmiş. Siyahi. Um Bambuto adında biri. Pigmeler kovalıyormuş. uyduruk isimlerle aldığım e-posta adreslerinden mesajlar yollayacaktım: "Hiçbir zahmete girmeden her hafta 250 $ kazanmak istemez misiniz? Aşağıdaki kişisel bilgiler formunu doldurmanız ve mukaveleyi onaylamanız yeterli!" Müşteriden gelecek mesela 10 bin dolar. uzaktan tanıdığım orta gelirli yedi kişiye. benim adım Abdülcabbar. Beşiktaş'ta bir şose yolda durmuşlar. Abdülcabbar'm teklifini kabul ettim. üçüncü. geniş yatak. dev'e yaklaşıp başını yukarı kaldırmış ve "Burnunun içindeki kıllar. Dünya benden saklanabileceğin kadar büyük değil! Katiller. "Alo. Um ve kuzenler. Telefonu kapattım. Um Bambuto. İstanbul'a vardığında. İç savaştan kaçarak Türkiye'ye kapağı atan Sudanlılarla temasa geçmiş. Zehirli oklar. samanlıkta iğne arar gibi Soko'yu aramış. O da kendi payı olan 250 doları çektikten sonra kalanı benim talimatımla bir diğerine iletecekti. karanlığı çatırdatıyormuş. Yardıma gelmişler. tesadüfen Abdülcabbar rastlamış: Karagümrük'te bir viranede polisten saklandığı kulağına çalınmış. Kongolular kaçıyor.Aslında paranın yatırılacağı hesap numarası için başkalarından yardım alacaktık." Soko'nun izine. Um kepçe. birbirinden farklı renklerde tişörtler giyermiş. Âlemlerin Rabbi'nden nakil istemiş. Lumumbaşi kazan. Soko'nun evinin karşısında bir minibüste pusuya yatmışlar. müşteri kılığında karşıma çıkıp. Granit gibi kasları var. Soko'nun mülteci olarak Hollanda'ya gittiğini haber almış. "Beni patron yolladı" dedim "hikayenin devamını bana anlatacaksın. Kamerun'daki ailesine. Adamımız. Cinler âleminden gelen rapora göre.M. ateşe yaklaşmasın' derdi. dördüncü kişiyi de katıp nihayetinde kalan kısmın yarısının kendi hesabıma diğer yarısının ise Ruhiye Teyze'nin hesabına yatırılmasını sağlayacaktım. Nzoli'yi çatır çutur yemişler. Abdülcabbar. omza inen kamçılar ve ağza saplanan tahta iğnelerle yapılan bir törenle erkekliğe adım atacağı Kongo'ya gitmiş. "Sen tam aradığım tipte birisin!" Um. Um. saçlarından fazla!" demiş. İntikam operasyonlarında bize yardımı dokunabileceğini düşünmüş. Gerekirse araya. yarım düzine adamıyla sokağa damlamış. sinirli sinirli puro içerek cep telefonuyla konuşan 'küçük adam'a rastlamış: Kamerun'un Duala kentinden. fakat hepsinde aynı Mpagga'ca cümle yazılıymış: "DÜN YA. Abdülcabbar bir-iki sıyrıkla kurtulmuş. Amsterdam'dan Mersin'e geçmiş. param bitti? Halifenin şehrinde çulsuz kaldım.. dar ve uzun sokağın içinde kuyruklu yıldızlar gibi kayıyormuş. Patron siz misiniz?" "Evet" diyorum "nedir mesele?" Ahizeyi ısırıyor sanki: "Beni işe alın.. Um'un onbir yaşındaki kardeşi Nzoli'nin. boyunda. Soko ve diğer yamyamlar. Soko ve şürekası neye uğradıklarını şaşırmış. Ha. Abdülcabbar ise göz ihtisasına devam edememiş. bir cin ve ben. oklava büyüklüğündeki parmaklarını. siyahi. fakat işte Um da canından olmuş. [F. Tıp fakültesi mezunu. Tarlabaşı'ndaki birkaç Sudanlı kaçak göçmeni tedavi etmişse de. Um. önce bu yedi kişiden birinin hesabına yatırılacaktı. Kısa zamanda. 40 . Soko geri zekalısı ve takımının. Bu arada. Oranın altım üstüne getirdikten sonra. BENDEN SAKLANABİLECEĞİN KADAR BÜYÜK Dİ' ĞİLSOKO!" 111/ Meğer.. Abdülcabbar'm yanma gittim. Um yayım gerip Soko'nun ardından haykırmış.." Vay canına. bir de Abdülcabbar. Türkiye'nin güneyinde bir limana bırakıldıklarını öğrenmesi uzun sürmemiş. "Allah'ım. bol harçlık vermiş. Pigmeler. Bambuto ailesi. kimseye çaktırmadan namazı bırakmış. 2.. Bebek Camii'nde yatsı namazı kılmış. Yani tipik bir Pigme'ymiş. gün içinde koltuğunun altında cep sözlüğü gibi ufacık kalan tıp kitaplarıyla Cerrahpaşa'ya gidiyor. Bir kocakarı. kaldığı yerden devam etti.... sonra parayı yatırdıkları banka hesabının sahibini enseleseler bile bize ulaşamayacaklardı. Soluğu İstanbul'da almış.. ellerinde zehirli oklarla. bacaklarına saplanmış. Kadarif e geri dönemiyormuş.5 metrelik Abdülcabbar'ı görür görmez telefonu cebine koymuş: "Selamünaleyküm brother?" Cüce. Bir kerede 10 bin dolar kazanmak yerine. Konuyla ilgili ayrıntıları anlatıp Ruhiye Teyze'nin kafasını karıştırmak istemedim. Aksi takdirde onlardan paramı kendi yöntemlerimle kolayca tahsil edebilirdim. Jajha'dan Abdülcabbar'm kimliğini ve geçmişini araştırmasını rica etti.. Um tam kalbinden vurulmuş. Ituri Ormanı'nm içinden bisikletlerle geçmişler. Nzoli kaçırılmış. Dazlak. polisler ya da kimliğimi öğrenmeye çalışan birileri. Sokağın sonundaki köşelere saklanan fotojenik yamyamlar ateşe başlamışlar. Kemiklerini de bez bir torbanın içine doldurup köyün girişine atmışlar. Çünkü paranın izi dolambaçlı bir finansal güzergahta silinecekti. Göz ihtisası yapmak için İstanbul'a gelmiş. dışarıda durarak konuşan lenduhaya bakıyorum.. telefon kulübesine sığmayan. Daha doğrusu o yürüyor. Bir yandan Soko'nun izini sürerken. Her defasında. düz. intikam yolculuğu hakkında bir-iki mektup yazmış. bizimkine leziz yemek. Durdum. aile toplantılarında hep 'Kuyruğu samandan olan. Nzoli'nin kanı yerde kalmamış. Kongo Kurtuluş Hareketi'nden bir gerilla şefi Sese Soko ve adamlarının baskınına uğramışlar. Adımı bile sormadan. Altın kaplamalı Glock tabancalar şimşek gibi. Elleri ceplerinde yürürken. DOSTOYEVSKİ. ücret almamış. Pigme kuzenler de ilkel silahları atıp modern silahlara davranmışlar. Bizimkiler takibe başlamış. Ayrıca onların benimle gerçek bir hukuki sözleşme yaptıklarını sanmaları da kuvvetle muhtemeldi. Parlak gömleğiyle bir limuzin şoförüne benziyor: Biriyle hesaplaşmak için hiç kimsenin desteğine ihtiyacı olmadığı o kadar belli ki. Uzaktan. Ayrı internet kafelere gidip. intikam yemini etmiş. tabanları yağlamışlar. Ruhiye Teyze. ben yetişebilmek için rahvan gidiyordum.

. pestilini çıkarıyoruz. Bildiğim bir şey varsa." "Anlaştık. adamcağız Ercan'ın l'M bütün tekliflerini kabul etmiş. kocası tarafından tartaklanan kadınlarla bunca sık karşılaşacağım aklıma gelmemişti doğrusu. Herkes hak ettiği cezayı bulsa dünya altüst olur "Kimden. hatmi ve aroma olarak da isveç şurubu bulunan bir puro. Teşinin üzerine. Ne kadar kira ödüyorsunuz?" "500 papel. Kefaletle serbest kaldım. bunu niye yaptığını sordum. İnsan tiksiniyor. kapımıza dayandı. Bir ay içinde evden çıkmazsam beni öldüreceğini söyledi. bir puro hazırladı. Ercan'ın boşalttığı ev içinse. Kızımı incitmişti ve beni aşağılıyordıı. kalitesini yükseltmez. Benim dört çocuğum var. ilkokul 3. onların aptallığı senin aşkını aşar." "Niye polis çağırmıyorsunuz?" "Şey. Fakat iradenin baypas edilmesi sayesinde ele geçen esenlik. Ömür boyu. dünyadaki kadınların yalnızca binde birinin harikulade olduğunu kabul etsek bile. Hastaneye zor yetiştirdiler. O günden sonra dümbük. Ayakları yerden kesilen Soko çırpmırken ateş ettiyse de. iki yılda o kadar çok kişiye intikam servisi yaptım ki.. Ruj sürdüğü dudaksız ağzıyla cadılar gibi sırıtıyordu. o kadar kusur kadı kızının zevcinde de bulunurdu? "Piçin biri sevgilimi ayarttı" diyordu hattın diğer ucundaki çim adam." "Ne?" "Ben sabıkalıyım." "O kızı geri istiyorum. Ruhiye Teyze. Saatlerce zile basıyor. İriyarı bir karıydı.. Suratı. anlamını bilmediğim laflar ederim: "Kadınlarla başetmek zordur ahbap. Ruhiye Teyze'nin imal ettiği yeşil bir pudra döküyoruz. ne için intikam almak istiyorsunuz?" "Ev sahibimden. Ve evet. yağmurda dans etmiş ve ıslanmıştı. fesleğen. dördüncü kat. Jajha araştırıyor. Tamam mı? isminiz nedir?" "Ercan" "Soyadınız?" "Mercan. Veli toplantısında. Doktor Abdülcabbar'm gözü kararmıştı. kadındı. Ercan Mercan. hem de kimliğimle ilgili yegane ipucunu yok ediyordu. herşey çok ani oldu. ortalığı berbat ettiler. Oto tamircisi olduğum için benimle alay etti... Abdülcabbar mermilere aldırmamıştı.kuna döndü. kanlı tavuk b.. Akrabalara kaçıyorum. İki gün sonra gene dayağa başlıyor." "Pekala. bilseniz şaşarsınız. Halbuki daha yedi ay önce zam yaptı. çift tuvaletli. Denyonun kafasını gözünü patlatıyor. Bu işe başlarken. tapılacak güzellikte kız var. belki de. kirlettiler. 800 liranın yarısına razı olmuş. Bildiğim bir şey varsa. Telefonu çaldırıyorum. Üçü okuyor. Şerefsiz enişteye eşek Sudan'dan gelinceye dek sopa çekiyoruz. Geçen sene. Onbeş gün içeride alem yapan kediler. Soko'nun tepesine binmişti." "Neden?" "Çocuğa hakaret etmiş ve dövmüş. derin dondurucuya kaldırılmış intikam tabldotlarıyla dolu.. Haftada iki kere evime baskın düzenliyor. Sopa ve büyüyle insan şekline sokulmuş bu mutantlardan hayır gelir mi? Yılanı boruya sokarak düzeltiyorduk. ya yok. "Alo?" "Kimden. tepinmesidir.. Abdülcabbar'la birlikte. Eh. öznesiz iyilik. içeriye bir fıçı balık ve yirmi-yirmibeş tane sokak kedisi taşıdık. Geliyor.. Otuz yaşında ya var." "Ha?" "Âşık mısın?" "Eee." "Kadın mı?" " Evet." "Sonra?" "Altı ay hapis cezası verdiler. belki de bir yanlış anlama vardır ortada?" Telefonun alt kısmına ince bir elektronik süzgeç koyduğum için. Oyalanmadan konuya girmek en iyisidir." Jajha." Ben ne söylüyorum. O kadar çoklar ki.. içinde tütünden başka rezene yaprağı." Kadın ağlıyor. ilişkinin uzun sürmesi. Galiz küfürler ediyor bana. Pigme çetesinde gangsterlik stajı yapmış. "Kocamdan intikam almak istiyorum. hayret. gezegenimizde 3. 130 m2. Dil döküyor. iktidarsızlığa dayalı asayiş." "O halde neden dert ediyorsunuz?" "Herif çok yaşlı." "Ne yapacağım peki?" 41 . Kaç kere kemiklerimi kırdı. olayı itiraf ederken "O yamyamın gırtlağını sıkarken kendimi çok değerli hissettim" diyecekti. güney cephe. 3. elimde cep telefonu.. ağlamaklı bir tonda "Dört yıldır çıkıyorduk" dedi. ne için intikam almak istiyorsunuz?" Telefon kulübesinde aramamı bekleyenlere ilkin bu soruyu sorarım. karısının sadık köpeği haline geliyor. Haltercilere benziyordu. Metropol. Daha fazla dayanamayacağım. evet?" "Aşk nedir?" "Nedir?" "Bir erkeğin. Ercan Mercan. Oğullarından biri. çok affedersiniz. TIR şoförü. Çocuklarımızı hırpalıyor. Pasif içici kurban." "Ev sahibinize de yumruk attınız mı?" "Mushaf çarpsın ki atmadım. Moruk hasta olduğu için daire bir müddet kiralanmadan bekletildi. Bastonunu yüzüme sallayarak tehditler yağdırıyor. söyledikleri karşı tarafa Testere [Saw] filmindeki psikopatın sesiyle ulaşıyordu. Boş ev bulsam bile hemen taşmamam. tamburum ne çalıyor? "Erkek erkeğe konuşalım. asansörlü.. "Kirayı arttırmayacaksan evi boşalt' diyor. hem müşterilerime sonsuz bir güven veriyor. Onbeş yıldır beni dövüyor. Bostancı'daki bütün evleri ışık hızıyla dolaştı ve sahibinden kiralık bir daire buldu: Üç oda bir salon. "Bildiğim bir şey varsa. herifler gerçekten de.. Tabii ki Abdülcabbar sayesinde. n'olur yardım edin." "Fakat?" "Son gelişinde evin önünde kalp krizi geçirdi. yamyam avcısı Doktor Apo." "Ne gibi?" "Evi yakacağını söylüyor. özür diliyor. Kanlar içinde can çekişen Um'un başucundan kalkmış. Sağa sola borçlandım. Ben de karısına saldıran adamların icabına bakıyordum. kızlar böyle tiplere bayılır? "Sakin olun. kaba bir hesapla. tek kadınla yetinmek için. eşini ve çocuklarını döven heriflerden daha aşağılığı yoktur. Bana bir yıl kadar sonra. doğalgazlı. Yumruğumu öpüverdi. öyle mi? Mahalli bir matadorun peşine takılarak seni terk eden bir ofis kısrağından başka biriyle ilgilenemez misin?" Sözlerimi acıklı bulmuş olmalı ki.Um'u mıhlayınca. Eninde sonunda. Kulübeye bir kadın giriyor...5 milyon." "Size daha ucuz ve daha güzel bir ev bulsam?" "Bostancı'da daha ucuz bir daire mi? Her yeri aradım beyefendi.. dıı manı evin sahibinin yüzüne üfleyince. Düşün. Mini etekli bir fıstığın şereflendirdiği bir bankın kıyısında oturmuş kulübedeki müşterime bakıyorum. geri dönüşü yoktur. Ve onların hiçbiri umurunda değil. kiralayacağı dairede bu puroyu yakıp. Açıyor. Brad Pitt ile Josh Holloway'in ortak akrabasına benziyor." "Kontratınız var mı?" "Var. Anlayamazmışım. yok ki?!" "Cumartesi saat 12'de bu kulübeye gelin. canını dişine takması. yaygın kargaşa taktiklerine başvurmuştuk. bir kere zenci oldun mu. sınıfa giden kızımın öğretmenini hastanelik ettim. Bu da. Kokuttular.5 milyon.." Böyle netameli durumlarda işi reddetmeden önce..." "Adamın çenesini mi kırdınız? Nasıl?" "Eee. Küveti suyla doldurduk. Ben de çenesini kırdım. hileli ahenk.. "Yanlış anlama filan yok.

boz ayı. gergin likten yırtılacak sanki." "Sonra? Ya 'Sen de kimsin?' derse?" "O zaman." Kız daha tek kelimelik cümlesini tamamlamadan. Sağa sola tutunarak doğruluyor. Taksim Meydanı'ndaki belediye otobüsü duraklarının yanında dizili kulübelerden birine giriyor. Abdülcabbar. lacivert başörtülü bir kadın. bakanlığımızın internet sitesinden takip edebilirsiniz. İpleri kesilen bir kukla gibi yere yırı ı<»\ lıyor. peruklu güreşçi.. Bildiğim bir şey varsa. bir daha olmayacak' de. Balık bulamadığı ender günler. Mantosunun cebinden bir mendil çıkarıp gözlerini siliyor. şaşkınlık ve çaresizlik tınlıyor. tıknefes bir kasap. Abdülcabbar'm midesine doğru yüzüyorlar. Bu şiddetli eleştiri üzerine herkes kendi yoluna gitti. "yanma git ve 'Geciktiğim için bağışla lütfen." Ona. "Kusura bakmayın. "Bildiğim bir şey varsa. 'Tanımdayken bile hasretimdin": Sig Sauer'i [P 220] elimde evirip çevirdim. telefon tuşlarının altındaki boşluğa kelebekle [bir tür bıçak] birşeyler kazıyan. Kadın "Ben. köpeğini kulübenin direğine bağlamış. bakanlığımız tarafından tasdik edilmiştir. O esnada. spor çantalı. O anda. beyefendi" der demez. hesaplaşma yazıhanesi olarak kullandığım telefon kulübelerine uğrayanların fotoğraflarını çekseydim. Şebnem Şibumi'ye olan aşkınız. Yenilikleri. Bismillah demeden beyaz atından düşen ve çifte yiyen prens de umarım benim gibi düşünüyordu: Geriye kaldı 3 milyon 499 bin 999! *^* 194 Bildiğim bir şey varsa. başımdan aşağı kaynar sular dökülüyor. Nefertiti derhal zarfa doğru koştu. ■ ■ Zamanda yolculuğa ömür yetmez Namık Mıknatıs'ı mezara daldırıp çıkarmıştım. çözülüyor: "Kocamın bir oynaşı var. bıyıklı ilkokul öğrencileri. Evde bir akvaryum olsaydı. Derim.." Oynaş mı? Yani.. siyah adamın vücudundan kopmuş da yerine geri dönmeye çalışan bir uzva benziyordu. Yanımıza geldi. Abdülcabbar." Dilimin ucuna bir milyon farklı söz geliyor. intikam istasyonu. Abdülcabbar'la göz göze geliyoruz: Maliye bakam ile vergi kaçakçısının bakışması. sizi boş yere meşgul ettim.. Gönül İşleri Bakanlığı'ndan gönderilmişti. yaza ağıt yakan güneş.. içinden yeşil-beyaz bir smart kart. Posta. Gözyaşı tabancası insan. Tüm parasını balığa yatırıyor. ne isterse yapacağıma söz veriyorum. herkes hak ettiği cezayı bulsa dünya altüst olur. Namluyla gözlerimi sildim. Onun imparatorluğuna." Döndü ve sordu: "Evet?" Suratı: Şaşkınlıkla dolu bir kin matarası. beş ucu b. savaş meydanındaki general belagatiyle konuşan ihtiyar. bu dünyaya ağlayarak gelir. Gözyaşım cıva gibi. Gencebay dinledikten sonra gelen sessizlik de Gencebay'dır."180 derece dön. bizim kalbi kırık ırz düşmanının kafasına yumruğu yapıştırdı. takım elbiseli yakışıklı kör genç. Hafiften heyecanlandım. koşup. tabancanın içine damlıyordu. yapılan tetkikler ve nıtıl<ı l'l/ kat neticesinde. ölü bir ayının postuna benzeyen bir çam yarması zuhur etti. "Ben yaşlı bir kadınım. Parkın duvarından seyrediyorum. bir de matbu sayfa çıktı: Sayın Müntekim Ou n bey. lise formalı kız. Saat 17:00. 196 Resmî romantizm "Akşama ne yiyelim Doktor?" "Palamut. Denize bakınca ağzı sulanıyor. Dikdörtgen zarfın kısa kenarlarından birini ince bir şerit halinde yırttım. kahvaltıda bile balık yiyor. Edeplice sırıttı.. [WILLIAM SHAKESPEARE. kulübedeki harap cansız mankene. Kasımın ortalarında. kendimden emin bir şekilde. Karanlık bir gezegenin kömürleşmiş uydusu. cep telefonuyla konuşan adamın yanındaki mi?" "Hıı-hı." Soranda kabahat. Mavi mantolu. tekerlekli sandalyesinde. tıknaz. 42 .. mavi eşofmanlı. Tatlı ve tuzlu sulardaki balıkların hepsi. Derhal. Karakedi. görülmeye değer bir albüm olurdu: Duvağını arkaya atmış. boğazına kadar inen ağır makyajıyla. Bu şarkı beni bir cinayet şampiyonasına hazırlayan antrenörün hipnotik telkinlerinden oluşuyordu sanki. Acıklı bir sır verir gibi fısıldıyor: "Biz otuziki yıldır evliyiz. yüzüme. hava kararmak üzere. sigara içen. AŞKart'ınız ilişiktedir. Ödeşme ofisi. gaipten gelen bir hışırtıyla irkildik. Yüreğim ağzımdan fırlayacak! Hızla atılıp yanma koşmamak için kendimi zor tutuyorum. Abdülcabbar'm etrafında dört dönüyordu. "Firdevs? Kim bu arkadaş?" "Tanımıyorum. Abdülcabbar yine kucağında can çekişen bir balık sürüsüyle eve damladı. yeter ki meseleyi anlatsın. kırmızı şalvarına bir Smith & Wesson iliştirmiş palyaço. içeri girmeye çalışıyordu. "Bir zamanlar benim sevgilimdin": Kurşunları doldurup şarjörü taktım. 'Aşkına layık olabilmek için bir dizi estetik ameliyat geçirdim ve kişisel kılık kıyafet devrimi yaptım' deyip gülümsersin. "Şimdi başka bir aşk buldun": Namluyu. balık kraker atıştırıyor. îç parçalayıcı bir tereddütten sonra." Bunda dert edilecek bir şey olmadığını söylüyorum.. Boğaza nazır bir kafeteryanın çınar gölgeli avlusunda.. Birgün. babamın bir sevgilisi mi varmış?! Telefonu gocuğumun cebine attım. dönüşte zarfı Nefertiti'nin pençelerinden kurtarıp bana verdi. başkasının kafasını takmış gibi görünen işkadım. Dertler Benim Olsun çalıyordu. televizyonun üstündeki kirli yemek tabaklarına doğrulttum. işlerinin tıkırında gittiği anlaşılan. "Saat 8 yönündeki kızı görüyor musun. bu dünyadaki balıklardan payına düşeni çoktan yedin?" Balıkadam. onu telefonda tutmaya çabalıyorum. 1564-1616. Can çekişirken bile göze batmamayı becerebilir. fakat hepsi de anlamsız. Cennet bahçesinde rehabilitasyon. hoşaf niyetine kaşıklardı." diyor. kanlı önlüğü. anneme sarıldım. Nefertiti. bilmiyorum. Yüzünü göremedim. Yararlanabileceğiniz hizmetler ve avantajların listesi ise aşağıdadır. yeniden arama tuşuna basıyorum. Halini kimse görmüyor. Adamın kızla ilgisi yok" dedim. yeterince ağladıktan sonra da ölüp gider. Hüngürderken titreyen eliyle telefonu kapatıyor. Dumanı tüten tabancama sarılmış ağlıyordum. saçını başını yoluyordu." Talimatlarımı harfiyen uyguladı.." Kadının sesinde ıstırap.." ağlamaya başlıyor. henüz tatmadığı türleri işaretliyor. "İntikam filan almak istemiyorum aslında. Bunu kainatın iyiliği için değil. Robot şivemle. Bir elinde kuzu büyüklüğünde levrek. Balıklarla ilgili resimli bir kitap almış. Telefon çalınca irkiliyor.klu Ninja yıldızları yağdırmıştım. iki adımda mutfağa gidip yükünü tezgaha indirdi. Kızdan cevap bekledi. Kral Lear] Orhan Gencebay'm eski bir şarkısı. diğerinde de tatlı yerine hamsi poşeti. Şebnem'in neşesi yerine gelsin diye yapmıştım. "Mutluluk senin olsun": Silahı ateşledim. derisi. buraya niye geldim. Dış kapının altından sarı bir zarf. potayı ıskalamış bir basketbolcunun hüzünlü ifadesiyle bakıyordu. "Kocam. repliğini söyledi. Kutlarız. oflayıp pufluyor?" "Şu.. sıvanmış kollarıyla. Şebnemle çay içiyoruz. deri montlu gelin. "çok iyi bir adamdır.

üzerinde doludizgin yol aldığı ve gittikçe genişleyen bir hafıza alanıydı tarih. dövüşmeyi bilmem. Tam o sırada. Legoya benzeyen kırmızı şapkalı garson." "Kim peki?. Şebnem'in söyledikleri." Ceketimin cebinden Camel paketini çıkarıp bir sigara yakıyorum.5 metrelik bir zenci. hava ılıktı" diyor. 1711-1791. hayatına anlam kazandıran düşüncelerini bana anlatıyordu. karanlıktan sıyrılıp ansızın üzerime atıldı. bize yüzelli sene önce yenmiş bir sandviçi anlatabilsin. Ağzından sigara dumanı değil de. üstü açık bir Lincoln'deydiler. bunun için para alıyorum. çünkü ona hükmedemezdik. yani Kennedy'nin vurulduğu gün. Barbarca bir hizmetin nesnesiyim şimdi. Birtakım ofisler varmış. Kalkmayı denedim.. Esnek yasadışılık. bir geğirli olmalıydı ki. kulağımın pasını silen felsefi bir çocuk şarkısına benziyordu. komple gaibe intikal etmiş şeylerden mürekkepti. Yani. bir yandan da müşterinin kim olabileceğini düşünüyorum: Ceyda? Onu terk etmiştim." Şebnem'e göre tarihi kavramak ve sevmek. sonra tekrar yola dönüyorum: "Sensin. Bal taşıyan fakat diken yiyen tipik bir deve gibiyim. 199 Şebnem'i bütün hücrelerimle dinliyorum. meyveli pastanın içindeki mandalina dilimlerini avlıyor. "Hava ne güzel. Elmacık kemiğimin yöresine meteor gibi bir yumruk çarpıyor: Çooot! Gulp! Üst dişlerimden birini yutuyorum. kurtarıcımızdır. Batuhan. Yani..ç kurusu öyle güçlü ki kaburgalarımın altına vurunca soluğumu kesti. Kötek organizasyonu. "Evet" diyor "bazı 22 Kasımlar böyle güneşli olur. Yüzüklerin Efendisi filminde "Kıymetlimiss" diyen Gol-lum'un sesiyle soruyorum: "Kimsiniss?" Sosyetede yeni trend adam pataklatmak. Dövüş Kulübünün bir değişiği. Yerçekimi hızla artıyor. "Falancayı tartaklayın" diye m sun. Hani şu 'Bu dünya. Zenci. Piyasaya yayılan şok dalgaları.. Adı: Tilkilerin Düğünü. Varoluştaki hüznü besleyen merakın. Ona bakarken. Sürekli ondan bahsediyordu. İlk anda ne olduğunu anlamıyorum... Karnıma oturan psikopat yana eğiliyor.. onun düpedüz hayat olduğunu görmekle mümkündü. ayağa kalkmış. Şebnem.. çatalıyla. onlar da eli ağır elemanlarını gönderip 'hedefin' irabı ." Yüzümün yapboz parçaları gibi düşüp dağılmasını önlemeye çalışarak bir an Şebnem'e bakıyorum. Tatsız tarih. Bir yandan bu planlı programlı dayağı yerken. Verdiğim taktikleri uygulayamıyordu.. yüzyılda Altaylar. Şebnem'in yüzünde kar'a diş macunuyla çizilmiş bir soru işareti. Cipimden inmiş." Çaydan bir yudum alırken. Göğsümün ortasına aldığım darbeyle sırtüstü düştüm. başkanı görebilmek için yolun sağma soluna yığılmıştı... Savaşlar. Panikten titreyen ellerle pantolonumun arka cebinden cüzdanımı çıkarıp başucuma bıraktım. Geçmişi değiştiremezdik. Geçenlerde gazetede okumuştum. hattâ kendimizi bile gerçek manada tanıyamazken. keşifler.. sanki içimde tavuk taşıyan bir kamyon uçurumdan yuvarlanıyor. hileli. leylekler sürüler halinde göç ederken gökyüzüne bakıp kollarımızı açarak dönerdik ve 'kuşların düğünü!" diye haykırırdık. Böğrüme sipsivri bir tekme çakıldı. Halk. Kennedy. İkinci yumruk çenemde patladı. Beynim ani bir sancıyla taş-laştı. belki de bir başka gezegenin cehennemidir' diyen adam. ter ve sümüğümden oluşan sos." 200 Sevgilisini düşmanlarının arasından seçmek [Balkan Balkır] Bizi yüzeysellikten alıkoyan kişi olarak düşmanımız. Korkudan gebermek üzereyim. nasıl yaptın?" Yüzüme. Gagacığında boncuk taşıyan bir kumru kadar sevimli. ilgilenmiyorlar. Gururlanıyordum. tarihî figürlere haksızlık etmekten başka çaremiz yoktu. Dallas'ta gökyüzü bulutsuz. Cüzdan yerde duruyor. Asırlar evvel ölmüş kimselerin canları.'(II na bakıyorlar.. Kendisi yakıyor. Sivil saldırı. Şebnem. Uzatıyorum. evime doğru yürüyordum. servisin kalitesini artırıyor.Şebnem. Sağa sola ilan veriyor larmış.. Kırgızlar ve Doğu Türkistan Türkleri şaman ayinlerine 'oyun' derlermiş. "Kanuni Sultan Süleyman'ın cenaze namazı üç kere kılındı: Zigetvar'da. Aylarca telefonlarına çıkmadım. İşçi sınıfının şanlı yumruğuna yön veren pazarlama stratejisi. Giysilerimde kan lekeleri büyüyor. İçinde bıçaklanmış bir maymun bulunan bez bir çuval gibi yığılıyorum. İlişkimiz kürtaj ve kokainle lanetlenmişti. Gülümsüyor. olmuyor. engelleyemiyorum: "İşim bu..7 D] atlıyoruz. Yüzümdeki morluklar ve şişlikler. şimdiyi tarihten ayırmamak gerekiyordu. [HADIKANDREAS.. Dağılmış suratımın fotoğrafını çekiyor. Yattığım yerde cenin gibi yan dönüp kollarımla kafamı korumaya aldım. hayatım boyunca denk geldiğim otuz civarında 22 Kasım'a hiç dikkat etmediğime yanıyorum. korteje el sallıyordu. "Yakut Türklerinin efsanelerinde gökkuşağına 'dişi tilkinin sidiği' denirmiş. Herhalde bir tek tokadı beni öldürmeye yeter. Gaipten sesler duyabilir. elindeki cep telefonunu bana uzatıyor. ayaklanmış iki gölge: "Evet?" Orta boylu olanı. Çevremizdeki insanları. Öderken AŞKart'ı gösteriyorum. müşteri memnuniyetini garantilemeye yönelik. Diğeri hiç karışmıyor: 2. kararmış bir tencereydi. Anadolu'nun birçok yöresinde gökkuşağı görüldüğünde 'Tilkiler düğün yapıyor' derler. Dayak yemeye alışkın değilim. Zamanda yolculuğa ömür yetmezdi. "Kırküç yaşındaki ABD Başkanı John Fitzgerald Kennedy ve eşi Jacqueline. "22 Kasım 1963'te. Gaybı yalnızca Allah bilirdi. Yağmurda. Mehtap? Alkol sorunum vardı. "18. yazar Aldous Huxley de öldü. aslında şişirilmiş ayrıntılardı. Tarih. Belgrad'da ve istanbul'da" diyor." Tilkiydi. Kadınlığını fiilen aşağıladım. Ticari bir olgu. Beklediğim soruyu aniden seslendirdi: "Namık Mıknatıs'm başına gelenler. Ben. acı gerçeklerle dolu. Oyun = Ayin" diyor. 43 .. gizemimi sıfırlayan bir sırıtış yayılıyor. kuşlardı. Bir erkek sesi: "Balkan Bey?" Döndüm. onu belki tadabilirdik. sevdiğin?. "22 Kasım 1963'te. Akira Kurosawa'nm Dreams filminde de gökkuşağı görülen bir bölüm vardır." Güvercin ıslığı gibi ince bir yağmur başlıyor. sade gazoz gibi renksiz bir ifadeyle soruyor: "AŞKart'm olduğunu bilmiyordum?" Şakaya vuruyorum: "Allah devlete zeval vermesin. Birbirine çobanlık eden iki kuzu gibiyiz. Sille ve sopanın ekonomik rotası. Çalıştığım reklam ajansında da konu suluyordu. benim pikaba doğru yürürken. tebessümünün buğusu yayılıyor sanki. P. tarihçilere emanetti. Kaskatı kayıtlardan ibaret yazılı metinlerin de fonksiyonu. Birbirimize galiz küfürler ettiğimiz bir kavga sırasında onu kırık viski şişesiyle yaralamıştım. İkna Repertuarı] İlk yumruk sol şakağıma indi. Tarih. hesabı getiriyor. başına isabet eden bir kurşun kafatasmı parçaladı. değil mi?" diye gıdaklıyorum. Parayı bastırıyorsun.. 198 devrimler. Beni Ceyda'yla tanıştırdı. onları eritip ruhumuza akıtmamız ihtimaline yataklık etmeleriydi. seni seviyorum. varlığı tespit eden bir bilgelik bize ufuk açabilirdi. Bir bilim olarak tarih. Hiçliği suiistimal etmekte sakınca görmeyen hovardalık değil. Çok önemsediği. karşıda. Şebnem bir sigara istiyor. Çamlıca sırtlarında parlayan gökkuşağını gösteriyor. illüzyonlu bir disiplindi. Kan. benim dört kapılı 98 model gümüş kulübeye [Nissan Pick-Up 2.. Zamanı. düğündü derken. Ceyda'ya âşıktı." "Tilkilerin Düğünü mü? Vay canına?" Kahkahamı frenliyorum: "Biz çocukken.

. yüzüğü alıp gerisini atacak or. Yani işler. benim bana olan borcumu ödüyor sanki. Onunla her saniye bir ilkti.. Ruhiye Teyze'ye konuyu açmaya karar verdim. Annem. cenazelerin suyunu mu emiyor? Yeşile boyanmış dev karnabaharlar. küflü yorganlar." Pikaba atladım. bir yağmur damlası kadar yolundaydı. Konuklara da. Şebnem'in etrafında. Kennedy'nin zımbalanış yıldönümü olan şu 22 Kasım gününden sonra. ter. Başka çarem yoktu. Mezarlıktaki serviler. İçlerinde cesetlerin kaybolduğu. toprak olmuş bir kabilenin dilinde konuşan. sossuz makarna. Yanmayan. kendi çapımızda bir kıyamet koparacağız demekti. Dünya duruş. işte şimdi. Yağlı bir girdabın içinde öten robot gibiydim. Trafik kazalarında canından olanların cesetleri loto ku-ponlarıyla örtülsün. Eğer bana olan şeyler ona da oluyorsa. Kozmos frene basış." "A. Kafeinli salya.. Şimdi de ben onu büyüyle kendime âşık edecektim. yakalanmadığı hastalıkların tedavisini gören. tozlu. Bildiğim bir şey varsa. Ne dediğimi hatırlamıyorum. Gönül İşleri Bakanlığı'ndan almaya hak kazandığım AŞ-Kart denen zımbırtı hiçbir halta yaramamakla kalmamış. laboratuardan firar eden bir virüs gibi kayıplara karıştı.. yazan bir Humboldt Papağanı gibi hissediyordum..spu çocuklarının imajını inşa ediyorum. Çiçek hastalığına yakalanıp tümüyle yok olmuş bir kabilenin dilini konuşabilen tek canlı oydu. Otomobillerin içi ve benzin depoları hazır kahveyle doldurulsun.. [JIMMYBUFFET] Şebnemle ilişkimiz. Tanıştığımızın ertesi günü telefon etmiştim: "Şebnem?" "Kimsiniz?" "Müntekim ben. Darağaçların-da urgan yerine blucinler sallansın. Mağlup olmuş bir aptaldım. Uyuyana kadar canım çıkıyordu. Kahrolası kurnazlıklarıyla şişi-nen idamlık aptallarca kuşatılmış bir iblis çukurunda debeleniyorum. iki yıla kadar ya evli ya da ölü bir adam olacağımı fark etmiştim. "Torununun mezarına gitti." "Müsaitsen akşam buluşalım mı?" "Eee. kendime duyduğum nefret biraz daha yatışıyor. Telefon kulübelerinde intikam müjdesi bekleyen kimselerle lalettayin konuşuş. Parlak fikirleri vardı ve kalemi kıvraktı. Su ısıtıcının düğmesine basış. Patronun köpeğini taşladığı yalanını uydurmuştum. tanışmadığı insanlar tarafından terk edilen kimselerin tek tesellisi. Kırılan burnuma. polyester. Mes'ud ve bahtiyar bir barbar savaşçıydım.. Şebnem telefonlarıma çıkmaz oldu. Bu benzersiz masaj sayesinde bakarsınız birkaç kilo veririm? Sağlıklı tekmeler beni iyileştirir? Size sapıkça gelecek. Bir keresinde bizim eve bile gelmişti. Hâlâ anlatılır. hattâ Cevher onu çok sevmişlerdi. Vikingler gibi kürek çekiyordum fakat yüzümde tırtıl bıyıklı eski İstanbul beyefendilerinin o mayhoş sırıtışı yansıyordu. CD player'da gece gündüz kesintisiz çalan Nick Cave'in The Weeping Song'u eşliğinde kalkış. Nakit kadar sıcak bir kroşe daha! Motosikletler ketçap göllerine uçsun. Takım elbiseler mayonez kazanlarında kaynatılsın. Yüzlercesini yazdım. Dostum yok. bugün mü?" "Evet. Yolda kesik bir el bulsa. Müşterilerin bulunduğu toplantıya sarhoş gitmiştim. Şebnem.. Haşat ettiğim adamlar ağlayış. Şebnem beni aşkıyla büyülemişti. Birlikte izlediğimiz Rocky VI bile bir ilkti. Yolcu uçaklarından kola şişeleri saçılsın. sağır-dilsiz ve felçli deliler. Sandal kiralayıp denize açılmıştık. Huduni'yle beraber izlediğimiz bir belgeselde. Pabucumu dama atması işten değildi. Gözlerim. Her fiskede. bil ki benim. ılık. kısılmış jaluziler gibi. yemek turuna çıkmış Tazmanya Canavarı. sümük. Sigarayı çakmağı denkleştirip yakış. DVD playerlar mikro-dalga fırınlarda korlaşsın. Cep telefonları çamaşır makinelerinde kaynayıp infilak etsin. Megafondan Melikşah'a sordum. kuş pislikleriyle yapılmış trajik makyajı akan bir 204 büstü kabaca avutur gibi yüzü yıkayış. ıslanmayan. Taş kesilmiş yumruklarla. yırtılmış derimden yayılan kokular geliyor. Sır yalansa daha hızlı yayılır Şebnem komple zırhımı ve iskeletimi söküp almıştı. Günlük programım aşağı yukarı şöyleydi: Öğlene doğru. Ölülerin lalettayin ambalajlandığı eğri büğrü straforlara benziyorlar. tatsız. Alaz Bey. fakat bu dayağı kendime bizzat ben atmalıydım. Kredi kartları tuvalet kağıdı olarak kullanılsın. Evde yok. meşhur doğabilimci Alexander von Humboldt'un [1769-1859] Güney Amerika'da.. çürük süngerleri andırıyorlar. idrar. gözyaşı bulaşış.. Güneş uçuş. onbeş dakika ya oldu ya olmadı. Pelin? Onunla üçlü koltukta yeni bir medeniyet kurmuştuk. Hazır kahveyi ve kaynar suyu. nikotinli gözyaşı eşliğinde Şebnem'e bir düzine emesaj yazış. Üç yıl kadar önce. Ben ağlayış. Abdülcabbar'm gözetiminde. işten kovuldu. Daha ilk buluşmamızda. Eski günleri anarız diye düşünmüştüm?" Onunla tanışana kadar hayatım dantelsiz gecelik.Orkun? Çok yetenekli bir çocuktu. Bir keresinde "Bana e-posta gönderebilirsin" deyip adresim vermişti. Cipsler ve çikolatalar spor ayakkabılara tıkıştırılsın. kemiğini kaybetmiş Rin Tin Tin gibi fırıl fırıl dönüyordum. okuyan. bitkisel sütunlar. Ben sahteliğin radyasyonuyla zehirlenmiş göstermelik bir kabilenin lakayt üyesiyim. golsüz maç gibiydi. Şebnem'e bir türlü ulaşamıyordum. Arka odada bir saguaro gibi oturan Abdülcabbar'la yola çıkış. Bilgisayarlara galon galon sıvı deterjan dökülsün. ormanın derinliklerinde yaptığı bir keşiften bahsediliyordu: Bir papağan. Kendimi. hiç tanımadığım kimseleri öldüresiye dövüş. Markalı paçavralar. Üste başa kan. Makyaj malzemeleri sandviçlere sos diye katılsın. kontağı çevirip gaza bastım. Her sürpriz in203 dirim anonsu sırasında süpermarketlerde tanklar ateşlensin. Alaz Bey'e de kahkahalar atarak ha202 karet yağdırmıştım. işlemediği suçların cezasını çeken. ilkbahar gelip de bir pazar günü saatler ileri alınınca her şey altüst oldu. Zaten açık olan bilgisayarda e-posta kutusunu kontrol edip Şebnem'den cevap gelmediğini görüş. Bitkisel kadavra endamla-rıyla. Demek istediğim. Sırlarınızı açabileceğiniz. karşılık beklemeyen kötülüktür. ?()■. bütün yollar Karaca Ahmet Mezarlığı'na çıkıyordu. hurdalar ve kusmukları cazip gösterecek alelade şaklabanlıklar yapıyorum.. aç kedilerden kaçan Speedy Gonzales. bilgisayar oyununa dönüştü. Hiç tanımadığım birileri. merhaba. ben içinde yaşadığım bulaşık akvaryumu kırış. Ruhiye Teyze'nin kapısına vardım. Takma bacağıyla 44 . Sevgilisini ve arkadaşlarını düşmanlarının arasından seçen biriyim ben. yıkıcı tekdüzeliğin yerini sürprizli bir şekilde şifa verici şiddet alıyor. sevgilimin benden kaçmasına sebep olmuştu. yamuk. Banyoda. kirli bir bardağa boşaltış. Laboratuardan kaçan virüs Telefonun çalmıyorsa.. ölümün başedilmezliğiyle aşılanmış.

uçurumlarda dolaşan bir keçi gibi zıplıyorum. Servilerin altından geçer206 ken, onların etçil oldukları hissine kapılıyorum. Her an bir tanesi beni ısırıp yutabilir! Ruhiye Teyze, Kevser'in mezarını suluyor. Yanına yaklaşırken ayaklarımı yere sürterek ses çıkarıyorum, boğazımı temizliyorum, dönüp bakmıyor. "Merhaba. Ruhiye Teyze, nasılsın?" Sesim, çizgi filmlerdeki ördeklerinki gibi çıkıyor. "Biz de senden bahsediyorduk" diyor. Mezarlıkta zamanın bir önemi yok. Her kabir, bir saat kulesi enkazı gibi. Yerin altında bir azap tütsüsü yakılmış sanki. Üst kat komşum Ruhiye Teyze'yle niye mezarlıkta buluşuyorum? Beni bu genç yaşımda bu kemik bahçesine hangi rüzgar attı? Basit bir tesadüf mü? Dev serviler tarafından çiğnenip tükürülmüş evcil cadıya bakıyorum. Torununun ölümüyle yetim kalmış, cinlerle, kedilerle, sarmaşıklar, kokulu yağlar ve yarasalarla kafayı yakmış ortağımla ayaküstü susuyoruz. Buzdağına düşen yıldırımlar tarafından mı sıkıştırılıyoruz? Ölülerin hastalıkları bize mi bulaşıyor? Virüsler, bakteriler pılı pırtıyı toplayıp steyşın arabalarıyla yollara düşerek benim uçsuz bucaksız gövdeme mi taşmıyorlar? Beynimin tepelerinde kayak mı yapacaklar? Damarlarımda hamam sefası, ciğerlerimde beş yıldızlı bir tatil? Bir an, Ruhiye Teyze'nin Kevser'i yeniden hayata döndürmeyi planladığından şüpheleniyorum. O zavallı, papatya gözlü, ortopedik hüsranlar içinde çırpman kız, şimdi ayaklanacak, sabah yorganın, çarşafların içinden çıkarak uyanır gibi topraktan sıyrılacak, kesilmiş kafasıyla neşeli şarkılar söyleyerek mezar taşlarını dolaşacak... Kendimi şöyle bir yokluyorum: Şu anda tam olarak ne hissediyorum? Yalnızca delilerin defnedildiği, kaçık cenazelerine tahsis edilmiş bir toprakta mıyım? Havaya uçurulmuş bir tımarhanenin sıcak yıkıntılarına mı düştü yolum? Neden .mi/ buradayım? Bilinçaltımın kalorifer kazanı mı patladı? Bol kalorili pişmanlık kömürü, suçluluk talaşı yüzünden beynimin bodrumunda bir infilak mı oldu? Radarlarım, benden habersiz, Kevser'den bir davet mi saptadı? Neyi kutluyoruz? Vicdanımın zifiri karanlığında sabahlara kadar sessiz sedasız kazılmış bir çukura mı düştüm? Yo, o kadar uzun boylu değil. Ölülerin ayağına kadar geldiysem, Şebnemin izini bulmak için geldim. Zombilere, hayaletlere ayıracak vaktim yok. Ben de bir ölü kadar körüm. Yalnızca, Şebnem'i görmek istiyorum. Şebnem'e giden yol ceset yatakhanesinin koridorundan geçiyorsa ne yapabilirim? Cebimden paketi çıkarıp bir sigara yaktım, yeraltından derhal pasif içicilerin protesto öksürükleri yükseldi. Oralı olmadım: "Ruhiye Teyze..." "Söyle... Burada biz bizeyiz." "Hani bir kız vardı ya, Şebnem, sana bahsetmiştim?" "Evet?" "Ona ulaşamıyorum. Anlayamadığım bir şeyler var. Benden kaçıyor. Ona âşığım. Bana bir tek sen yardım edebilirsin." Her ikimizin de cevabını bildiğimiz bir soru soruyor: "Nasıl?" "Jajha, Şebnem'i bulabilir?" "Hayır evlat, bulamaz." "Neden?" "Jajha öldü." Kara haber, mezarlıkta daha tez yayılıyordu. "Öldü mü?" "Evet. Önceki gece... Fakat sana bir mesajı var." "Ha? Mesaj mı? Ne mesajı?" "Sen de öleceksin, çok yakında." *^*

Üsküdar'daki Şibumi Sokağı'nda iki katlı bir evin bahçesindeyim. Gece. Bir iğde ağacıyla beyaz bir Lada arasındaki 208 boşluğa çömelip yanımdaki torbada ne varsa yere boşaltımı Bir yüzüne malakit denen yeşil taşlar çakılmış beyaz banyo sabunu, bir çift leylek bacağı, gül yaprağı ve kelebek kanadı külü, insan kanıyla boyanmış pamuk ipliği ve bir keser. Sabunun taşsız kısmına tırnağımla ŞEBNEM yazdım. Leylek bacaklarını, kanlı iplikle sabuna bağladım. Küçük bir kutu-cuktaki külü avuçlayıp bu büyü materyaline sıvadım, işin en tehlikeli kısmı şimdi başlıyordu. Eğilmiş vaziyette evin eşiğine varıp keserle küçük bir çukur kazdım. Malzemeyi gömdüm, işlem tamamdı. Hızla bahçe kapısına yöneldim. Az ötedeki pikabın içinden Abdülcabbar bana bakıyordu. Arabaya atladım. "Hallettim" dedim. "Şu anda uykusunda sana âşık oluyor?" dedi Abdülcabbar. "Aynen öyle" dedim. Sesimde şeytani bir tını, bir kurnaz- , lık efekti vardı. Arabayı karanlığın içine doğru sürdüm. Aşkın basit olmasını istersin, ama basit değildir. Ertesi gün, Eminönü Iskelesi'nin yanındaki telefon kulübelerini izliyordum. Etraf kalabalıktı, italya parlamentosu üyelerine benzeyen, orta yaşlı, şık bir adam; saat tam 14:00'da soldan ikinci kulübeye girdi. Yüzümü denize dönüp numarayı çevirdim. Açtı. Sordum: "Kimden, ne için intikam almak istiyorsunuz?" "Siz kimsiniz?" "Pardon, yanlış aradım" dedim. Tam kapatacağım anda "Yo, yoo, bakın, sorun şu ki, size güvenebilmeliyim. Bu çok önemli." Sarih konuşuyordu, fakat kesinlikle endişeliydi. Robot sesimle izahta bulundum: "Sadece intikamınızı alacağımıza dair güvence verebiliriz." 209 "Pekala, Abidin Dandini'yi temizlemenizi... Aaaaah!" ve telefon kapandı. Dönüp kulübeye baktım. Uzun paltolu, takım elbiseli iki adam gözüme çarptı. Ölüm fısıldayan susturuculu tabancalarını bellerine takarken, etrafa bakma-rak uzaklaşıyorlardı. Onlara doğru seğirttim. Tiz bir çığlık koptu. Katiller caddedeki siyah bir BMWnin arka koltuğuna daldılar, araba derhal uzaklaştı. Kulübenin önünde büyük, uğultulu bir kalabalık birikiyordu. İnsanların arasından zar zor geçerek, az önce konuştuğum müşterime ulaştım. Gövdesinden boşalan kanın ortasında hareketsiz yatıyordu. Dondum kaldım. Alelacele olay yerinden kaçtım. Galata Köprüsü'ndeki sıkışık trafikte ikide bir klaksonlar çalarken, zihnimde aynı soru tekrarlanıyordu: "Abidin Dandini de kimin nesi?" Düüüt! "Abidin Dandini de kimin nesi?" Düüüt! "Abidin Dandini de kimin nesi?" Düüüt! Düüüüüt! Düüüüüüüt! Hayatın basit olmasını istersin, ama basit değildir. Ecelin uçurtması yükseliyor Hani cinler geleceği bilemezdi? Ruhiye Teyze'nin ağzım aradım. Ciddi ciddi tırsmıştım. Bana bir izahta bulunmalıydı. Ecelin uçurtmasının benim ufkumda yükseldiği, besbelli kuyruklu bir yalandı. Ruhiye Teyze "Hayır, yalan değil, sır" dedi. Karacaahmet'-ten eve dönüyorduk. Ne yani, mezarlığa, bu ihtiyar kadından önce mi yerleşecektim? Direksiyonu iki elimle tutuyorum. Islak yollar, Azrail'in serdiği naylon yolluklara benziyor. Bütün arabaların ön koltuklarında sarhoş dazlaklar, arka koltuklarında birer çift do-berman olduğunu vehmediyorum. Trafik canavarları çetesi 210 tarafından kuşatıldım. Kendi ölümüm konusunda ikna olmak üzereyim. Jajha için hava hoş tabii. Ne de olsa binini aşmıştı. Acaba benden gıcık mı kapıyordu? "Aksine, seni severdi." Jajha yalnızca geçmişe yolculuk edebiliyordu. Son nefesinde eşek şakası yapmış olmalı? "Biliyorsun, pek şakacı bir cin

45

değildi." Halbuki deathclock.com adresinden, 26 Nisan 2051'e kadar yaşayacağımı öğrenmiştim? Ruhiye Teyze, aramızda bir ilkokul çocuğu varmış ve onun da anlamasını istiyormuş gibi basitçe açıklıyor: "Bizim dünyamızda doktorlar, bazı ağır hastalara 'üç ay ömrünüz kaldı' filan derler. Cinler âleminde ise insanların psikolojik durumuna bakarak isabetli ömür tahminleri yapan uzmanlar vardır. Jajha da onlardan biriydi. Kevser'in öldüğünü duyunca hiç şaşırmamıştı. Cinlerin halet-i ruhiyeleri, bedenlerini yıkıma uğratacak etkiler üretmez, insanlar ise esasen moral güçleriyle hayata tutunurlar. Uzman cin, gözüne kestirdiği bir kimseyi takip eder. O insanın davranışlarından ve sözlerinden bir maneviyat haritası çıkarır; bu haritaya bakıp ömrünün hududunu tespit eder. Haritada çevremizdeki insanların hayatımıza kattıkları ve hayatımızdan çaldıkları da görünür. Aslında epey karmaşık bir tablo mevzubahistir..." Kulağa enikonu saçma geliyordu. Ruhiye Teyze'nin söylediğine bakılırsa, insanlarla ilgilenen cinler, bu işi oyun haline getirmişler. Diyelim bir cin, arkadaşlarıyla buluşuyor ve filanca insanın hangi zaman aralığında öleceğine dair görüşünü açıklıyor: "Bu vatandaş, iki yıl sonra 7-29 Mart arası bir günde kuyruğu titretecek, durum onu gösteriyor." Gruptaki diğer cinler ise söz konusu insanın, bu tahminde belirtilen süredeki hangi günde pilinin biteceğini bulmaya çalışıyorlar. İddiaya giriyorlar yani. Bildiğiniz loto. Hastane pcı 211 soneli, kanserliler koğuşunda yatanlardan hangisinin ne zaman cartayı çekeceği üzerine bahse girer ya, işte o hesap. "Rahat ol evlat... Ölümle yüzleşmek iyidir; sağlıklı düşünmeye başlarsın." Sigara yaktım. Ön cama mavi bir ölüm bulutu üfledim. İçim dışım fanilik jelatiniyle kaplanmıştı. Sanki ölmüştüm de, geçici olarak kendimin yerine bakıyordum: Rahmetlinin dublörüydüm... Adamın biri, yol kenarına park ettiği arabasında ruhunu teslim etmiş. Üç gün boyunca öyle kalmış ve ölü olduğu ancak onüç park cezası kesildikten sonra fark edilmiş. Ruhiye Teyze, ecelle işbirliği yapan ve rüşvet almayan trafik polisi gibiydi. Kalıbımı basarım, o da ölümden korkuyordu. "Ölümden değil, gelecekten korkuyorum." Kaderin elindeki ustura Az önce bir müşterim kurşunlandı... Bin yaşındaki görünmez ortağım aramızdan ayrılmıştı. Kalendermeşrep babam, safderun annemi aldatıyordu. Sevdiğim kızın gönlünü kazanmak için yaptırdığım büyü bir halta yaramamıştı. Ehli-keyif cinler, benim de tez zamanda nalları dikeceğime dair bahse tutuşmuşlardı. Bildiğim bir şey varsa, kum fırtınasının ortasında şekerleme yapılmaz. Bildiğim bir şey varsa, kaderin elindeki ustura pas tutmaz. Bildiğim bir şey varsa, kalbi atmayan kimsenin başı dönmez, midesi bulanmaz. Galata Köprüsü'nden çıktıktan sonra, annemi ziyaret etmeye karar verdim. Uykulu gökyüzünde horlayan obez ve bekar bulutlar birazdan ayaklanıp bulaşık yıkamaya başlayacaktı. Seziyordum. Trafik; birbirine zincirlenmiş, ya212 lınayak, yaralı kölelerden oluşan bir kafile kadar hızlı İki liyordu. Sarıyer'e vardığımda babamın dükkanının buğulu camlarına şöyle bir bakıp yola devam ettim. Babam altmışına dayadığı merdivenin ilk basamaklarında dikilip dururken, şeytan dürtmüş ve başka kadınlarla ilgilenir olmuştu. Esasen son derece merhametli ve mutedil biriydi. Otuzüç yıllık evlilik, öldürdüğü aşkm cesedini toz haline getirip üfürmüş müydü? Ben de Şebnem'in üzerine gül koklar mıydım? Kunduracı Recai Bey, sorumluluk zindanından bahaneler avlusuna yatay geçiş mi yapmıştı? Sanırım gündelik hayat aygıtına kenetlenen fesatlık

mekanizması otomatik. Şeytana artık çok az iş kalıyor; o sadece son rötuşları yapıyor. Evin önüne vardığımda, torpidodaki, Ruhiye Teyze'nin yeşil sadakat tozlarının bulunduğu torbacıklardan birini aldım. Eşikte bir an durdum. Annem, zile basmama fırsat vermeden açtı kapıyı: "Hoş geldin oğlum" deyip boynuma sarıldı. "Hoş bulduk anneciğim." İçeriye geçtim: "Cevher nerede?" "Odasında, oynuyor. Sofra kurayım mı Müntekim? Karnıyarık yaptım, seversin sen, makarna da var?" "Aç değilim." Cevher'in odasının kapısından baktım. Sırtı dönük vaziyette, plastik oyuncaklarla meşguldü. Yanma gittim. "Je-gi? Ihe uaaa" deyip gülümsedi. Bu sözlerin bir anlamı olması için neler vermezdim. Kardeşime yavaşça sarıldım. Başını öne eğdi. Yanağını öpüp salona yollandım. Derler ki, ebeveynler, evlatları koskoca yetişkinler olsa da onları hep küçük çocuklar gibi algılarlar. Şimdi, babamın defolu ihaneti ile annemin müphem mağduriyeti arasında kendimi kundaktaki bebek gibi eli kolu bağlı hissediyordum. Ve bir bebek, evlilik sorunlarını çözemez. Annem, sıradan bir adama hayatını adamış, sıradan bir ka211 dindi. Ve şimdi, onu şaşkınlığa sürükleyen bir mahcubiyetin ağına düşmüştü. Oğluna kocasından dert yanmaya istekli değildi. Doğrusu ben de kendimi babamın yaramazlıklarından konuşmaya hazır hissetmiyordum. "işlerin nasıl oğlum?" "Çok şükür, gayet iyi." "Yaşın geçiyor Müntekim, bir yuva kursan ya artık?" Böyle, çolak bir caz piyanistinin tımarhanede verdiği resitalde vokal yapan morfin yemiş hastalar gibi mırıl mırıl sürdürdüğümüz konuşma yan odadan gelen çığlıkla bölündü. Hızla Cevher'in yanma koştuk. Sırtüstü uzanmış çırpmıyordu. Etrafa, çoğu kırık, rengarenk oyuncaklar saçılmıştı. Annem bir koşu mutfaktan getirdiği küçük tahta kaşığı, dilini ısırmasın diye Cevher'in dişlerinin arasına sıkıştırmaya çalışırken, ben de ağzım aralayarak yardım ettim. Cevher, yirmiiki yaşında, 139 cm. boyunda ve 33 kg ağırlığında. Onüç aylıkken menenjite yakalandı. Ateşi yükselmişti ve kusuyordu. Başlangıçta bizimkiler çocuğun üst solunum yolu enfeksiyonu geçirdiğini sanmışlardı. Üç gün sonra doktora götürdüklerinde öğrendik ki 'neisseria meningitidis' adında bir bakteri iş başındaydı. Menynx denilen beyin zarları iltihaplanmıştı. Şimdi, epilepsi atağı geçiriyor. Yani generalize konvulsi-yon. Beyin nöronlarındaki elektriksel impulslann düzensiz dejarjı yüzünden vücudu istemsizce kasılıyor. Saatime bakıyorum; atak beş-altı dakikadan uzun sürer de status epilep-ticus evresine ulaşırsa kardeşimin hayatta kalması için acilen Diazem, Valium ya da Dolantin enjekte edilmesi gerekir. Beyin hücreleri ölmekte olan Cevher'in idrarı halıya yayılıyor. Tükürüğünü yutamadığı için, ağzından köpüklü bir sıvı akıyor. Atak dördüncü dakikada, zavallı kardeşimin uykuya dalmasıyla sona eriyor... 214 Annem, peçeteyle ağzını sildiği Cevher'in alt bezini değiş tirmeye koyuldu. Evlat sevgisine tahakküm eden derin çile sinin gereklerini otomatik hareketlerle yerine getiriyordu. Cevher hiçbir zaman okula gidemedi. Fırından bir sıcak ekmek alamadı. Yıllar yılı kendisine hizmet eden anneciğine bir teşekkür edemedi. Daima, bir çift çamur deliği gibi sönük ve tümüyle manasız gözlerle baktı. Bayramlarda büyüklerinin ellerini öpemedi. Bir kıza "Seni seviyorum" diyemedi, çiçek veremedi, laf atamadı. Mahalle maçlarına katılamadı. Uçurtma uçurmadı. Cam kırmadı. Kimseyle kavga etmedi. Kimseye hediye sunamadı. Sigara içmedi. Kitap okumadı. Balık tutmadı. Sinemaya gitmedi. Bisiklete binmedi. Lunaparkta eğlenemedi. Denize girmedi. Telefon etmedi. Bir tişört olsun, seçip, deneyip

46

beğenerek satın almadı. Evden kaçmadı. Kuş vurmadı. Oruç tutmadı. Şarkı mırıldanmadı. Hiç koşmadı. Doğumgününü kutlamadı. Bir kafeteryada kahve içemedi. Otobüsle, trenle, vapurla küçücük bir gezintiye çıkamadı. Ağaç dikmedi. Duş alamadı. Kardanadam yapamadı... Aleladeliğin ayrıcalıklarını, monotonluğun emniyetini, normalliğin konforunu asla tadamadı. Cevher'in cılız bedeni bir hüzün, handikap ve hüsran ca-mekanı gibiydi. Bir elinden annem, diğerinden Azrail tutuyordu. Annem, acıklı bir bebekliğe mahkum olan oğlunu yıkıyor, bezliyor, giydiriyor, yediriyor, tıraş ediyor, onun dişlerini fırçalıyor, tırnaklarım kesiyordu. Kalbindeki şefkat ve merhamet; ümitsizlik ve korkunun muhasarası altındaydı: "Ya ölüp gidersem, yavruma kim bakar?!" Anneciğimin alınyazısı, soru işaretleriyle doluydu: "Acaba ne zaman, belki de şimdi, inşallah yakında, galiba hiçbir zaman, sanki her an, muhtemelen asla, herhalde hep, sanırım daha zaman var, hayırlısıyla birgün???..." Kader; onun hayatında ailenin, kadınlığın, anneliğin yeniden berrak bir anlama kavuşmasını adeta bir lanetin enerjisiyle sürekli erteliyordu. GtiU ,'!■. zar Gıcırbey, ecelin programını bozamayacağını bile bile didiniyordu. Cevher'i kucaklayıp yatağına taşıdım. Yumuşacık saçlarını öptüm. Annemle bocalayarak vedalaşırken, sadakat tozu paketini eline tutuşturdum: "Bunu babamın giysilerine serp. Hiçbir mesele kalmaz. Yanlış adamla evlenen tek kadın sen değilsin" deyip evden ayrıldım. Bildiğim bir şey varsa, istikbal hassastır, her şeyden etkilenir. Peygamber'in ketlisi [Nefertiti] Kedilerin bize iyi davranmaları normal; zira ataları, atalarımızı yiyordu. [DANZY DELGADO, 1907-1989, Misafirperver Yamyam] Miyav. Ramize Ramirez enteresan bir kadındı. Dört yıl evvel 31 Ekim günü yani Cadılar Bayramı'nda Caddebostan sahilindeki bir bankta oturuyordu. Yanaştım. Elindeki kitabın kapağını inceledim: Şeytan -Yüzü Olmayan Maske, Lut-her Link. Beni görünce "Gel bakalım İblis'in yardakçısı" deyip sevecen bir jest yaptı. İnsanların yüzde doksanbeşi fillerle, pirelerle ya da balıklarla değil, biz kedilerle konuşur: "Annen baban nerede senin?" "Ya seninkiler?" diye sordum. Sözlerimi anlamadığı halde gülümsedi. Başımı okşadı. Eski Mısır'da, M.Ö. 4000'li yıllarda Bubastis kentindeki kedi tanrıça Bastet'e gösterilen saygının anısını yaşatan Ramize Ramirez derhal hizmetime girdi. Beni kucaklayıp bir taksi durdurdu ve buraya, Göztepe'deki evine getirdi. Bana "Nefertiti" diye sesleniyordu. Dahası, kırmızı iplikle Nefertiti yazısını işlediği beyaz bezden ince bir şeridi boynuma astı. 216 Ramize Ramirez, irlanda'nın Cork şehrinde yaşayan Og luyla günaşırı telefonda konuşuyordu. Kocası ise eve sene de üç-dört kere uğrayan bir uzak yol kaptanıydı. Kadıncağız dalgalı, köpüklü bir yalnızlık içinde sigara tüttürürken, kendi kendine "Gemileri ben de severim, fakat okyanuslardan nefret ediyorum" diyordu. Ramize Hanım, Türk edebiyatının Agatha Christie'siydi [18901976]. Tam yirmiyedi tane polisiye roman yazmıştı. Gelgeldim, kitapları pek tutulmamıştı. Mısırlılar, Tibetliler, Hintliler ve birtakım İngilizler gibi Ramize Ramirez de kara kedilerin uğurlu olduğuna inanıyordu. Bu batıl inancının faydasını gördü: Yeni romanı Azrail'e İtimadım Sonsuzdur büyük ilgi uyandırdı. Hızla yazmaya devam etti: Katiller De Gıdıklanır, Delik Deşik Bir Kefen, Uçurum Bedduası, Cesetler Şifa Bulmaz-■■ Hepsi de kapışıldı. Eski romanları tekrar basıldı. Televizyon programlarına çıkıyor, gazetelerin kitap eklerinde ondan övgüyle bahsediliyordu. Muhabirler onunla röportaj yapabilmek için yarışıyordu: Bana duyduğu sevgiyi, bir gazeteye verdiği

beyanatta "Mükemmel dostlarımız asla iki ayaklı değildir" diyerek belirtmişti, imza günlerinde hayranları uzun kuyruklar oluşturuyordu. Ödüller aldı. Eserleri sinemaya uyarlandı. Yılın yazarı seçildi. Yüklü bir ücret karşılığında yeni bir yayınevine transfer edildi. Göztepe'deki evini satıp, Gümüşsuyu'ndaki Çifte Vav Sokak'ta bir daire satın aldı. Beraberce taşındık. Fakat biz kediler, insanlardan ziyade mekanlara bağlanırız. 11. yüzyılda gemilerle Mısır'dan Avrupa'ya göç eden atalarım gibi ben de bir Şehir Hatları vapuruna atlayıp Kadıköy'e, oradan da geze geze Göztepe'ye geri döndüm. Evin yeni sahibesi Ruhiye Hanım boynumdaki tasmaya bakıp "Hımmm, Nefertiti, münasip bir isim" dedi ve beni buyur etti. Yorgundum, uyumak istiyordum. Kevser, ben den pek hoşlanmadı. "Kara kedi musibet taşır" diye lıo )\1 murdandı. Ruhiye Hanım ise "Kara kedi diye bir şey yoktur!" deyip beni evirip çevirdikten sonra "Bak!" diyerek, Kevser'e karnımdaki daha önce fark etmediğim beyaz leke-ciği gösterdi. "Haçlı Seferleri'nden itibaren Avrupalılar kedileri korkunç yöntemlerle öldürmeye başladılar. Diri diri yakılan kedileri, Arapların, Türklerin ve Şeytan'ın vekili sayıyorlardı. 15. yüzyılın sonlarından itibaren üçyüz yıl süren cadı avı boyunca, kediler cadıların asistanı telakki ediliyordu. Hele kara kedi, zırcahil Avrupalıların nazarında kılık değiştirmiş ifritti. Zavallı kediler kulelerin tepelerinden atıldılar; baltalarla, küreklerle öldürüldüler; şatoların temellerine, duvarlarına konan harca canlı canlı karıştırıldılar... Edgar Allan Poe [1809-1849] Kara Kedi adlı meşhur hikayesinde, duvara gömülen kedi tema'sını işlemiştir. Batılılar, 'Kedili piyano' diye bir işkence aleti yapmışlardı. Uzun, kapaklı bir kutuya bir düzine kedi konuluyor, hayvancıkların kuyrukları, kutunun kenarındaki deliklerden dışarı sarkıtılarak kapak kapatılıyordu. Sonra, karanlıkta kalan kediciklerin kuyrukları şiddetle çekiliyor, yakılıyor ya da üzerlerine iğne batırılıyordu. İnsanlıktan nasipsiz vahşi mahluklar, biçarelerin acı çığlıklarından senfoni dinler gibi zevk alıyorlardı." Ruhiye Hanım'm anlattıkları uykumu açmış ve başımı döndürmüştü. Kevser'le aynı anda, ayrı dillerde sorduk: "Eee? 'Kara kedi yoktur' derken neyi kastediyordun?" Ruhiye Hanım: "Müsaade edin de sözümü bitireyim." Biz kediler, yüz farklı ses çıkarabilsek de insanlar gibi konuşamıyoruz. Heveslisi de değiliz zaten. Yine de bizimle iletişim kurmak zor sayılmaz. İhtiyar kadın, anlatmayı sürdürdü: "Hasat zamanının başlangıcına rastlayan Saint-Jean bayramında, anız yakılırken kediler de fıçılara ya da torbalara konarak ateşe atılıyordu. 218 Torba ya da fıçı parçalandıktan sonra kaçışan tutuşmuş kediler taşlanarak veya sopalarla dövülerek öldürülüyordu. 1630'larda, Paris'teki Greve Meydanı'nda vahşi bir kalabalık, yüzlerce kediyi yakacakken, taht'a çıkmaya hazırlanan XIII. Louis, babası IV. Henry'i rica minnet ikna etmiş ve kralın emriyle kediler yakılmaktan kurtulmuştu. İşte bu işkence ve katliamlardan, bilhassa kara kedilere odaklanan nefretten sonra, tümüyle siyah olan kediler ortadan kalktı." Zamanla, Ruhiye Hanım'dan kediler hakkında çok şey öğrendim: Abdullah bin Sahr adlı sahabe, kedileri çok severmiş. Birgün, cübbesinin cebinde yavru bir kediyle dolaşırken görülmüş. Bunun üzerine, arkadaşları onu "Ebu Hureyre" [Kediciklerin Babası] diye çağırır olmuşlar. Peygamberimizin de kedileri varmış. Gözdesi olan kedinin adı Müezza'ymış. Müezza, karamel renginde, kısa tüylü bir Habeş kedisiymiş. Allah'ın Elçisi, camiye gideceği bir vakit, hırkasının üzerinde uyuyan Müezza'yı rahatsız etmemek için, hırkanın bir kolunu sessizce kesmiş.

47

Neyi kastettiğini geç anladım. Gülüyorlar mı. şeriatın tadını kaçırmıştı. İstanbul'a gelmemde de onun tavsiye ve telkinlerinin payı var. türünün son temsilcisi bir yırtıcı gibi çığlık attı. Peygamber'in sohbetlerinde en çok bulunan. rutubetli bir ceket. nereden bulmuşsa. Evine doğru yürüyen pretJ ses dönüp dönüp arkasına bakıyordu. Kusursuz Hüsran] Şebnem Şibumi'nin oturduğu sokağın basındaydık. Hıyarağası basamaklarda tazı gibi sekiyordu. develerden ve köpeklerden farklı olarak ev içlerinde. Simsiyah bir dumanın içinde çırpmıyordum. Taylandlı fıstık Lukana Lamppon! Çamaşırı öyle küçük ki. bir limuzin timsah gibi burnunu uzattı. daha önce provası yapılmış gibi cereyan etmişti. sürekli yanında kedilerle dolaşıyordu. Kız. Şebnem Şibumi. büyük caminin yanında buluşuruz" deyip fırladım. Gıcırbey'in Chevrolet'yle yaklaştığım duydum. Ona âşık olmak. Ve kızı öpüyor. birkaç sene evvel Hasan Amcamın evinin bahçesindeki 48 . ayağında piyade botu. Şebnem Şibumi'nin söylediği her kelimeyi işitiyorum: "Mutlu musun canım?" "Olmak üzereyim" diyor aşağılık mahluk. Şebnem Şibumi ile ihanet dansında ona eşlik eden sente tik kavalye nazikçe vedalaştılar. pingpong değil de satranç oynuyor sanırdınız. 1995'te Dünya Masa Tenisi Şampiyonu olan Çinli Linghui Kong'dan bahsediyordu. elindeki şişeyi bırakıp bana doğru koşarken arabayı çalıştırdım. Kediler. nefes mi alıyorlar anlaşılmıyordu. Milyonlarca ceset. Hal hatır soranlara. benim içimde de utanç ve kederin dehlediği Arap atları yarışıyor. Limuzine doluşup kayboldular. Gıcırbey. Başında gangster kasketi. karnıma durmadan vuruyorlardı. Demek. Dizlerimin üzerine devrildim. dehşet. fakat otomatik silahlarla yaygınlaşan katil şımarıklığı ile başedemeyeceğini söylerdi. hem de onlarla gurur duyuyorum. Düşünüyorum da. Hasan Amcam. Sebepsiz somurtuşun ardından. dilenci kılığına bürünüp faciayı daha net görebileceği bir yerde dikilmeyi seçmişti.Peygamber'i her fırsatta ziyaret eden ve ondan 5374 hadis rivayet ederek. Şeriatın ardından. Sırılsıklam olmuştum. Evinin bahçesinde iki adam pingpong oynuyordu. Arabadan bir düzine fedai saçıldı. imitasyon mücevherler içinde sahici bir dilberdi. arabesk bir şarkının videoklibini andırıyordu. Ve onu yendim. Halbuki. Caddeye çıktığında ona epey yaklaşmıştım. İşte. bacağında ormancı pantolonu. elinde şarap şişesi. kırılması imkansız bir rekora imza atan Ebu Hureyre. İri olduğum ve sert oynayarak elini kanattığım için beni King Kong'a benzetiyor sanmıştım. Bir beysbol sopası kafama indiğinde. Arabada benimle oturabileceği halde. uzun favorili ve bıyıklı bir adamla birlikte sokağa girdi. Şeytanın don değiştirdiği bir gece kulübünde dansçıydı. kısa saçlı. o da pat diye şeriat getirdi. polisleri bile mateme sürüklüyordu. şakayla "Yolcuları sağ salim cennete ulaştırmaya çalışıyorum" derdim. bahçelerde ve bilumum hoşbeş mekanlarında insanlara yakın olduklarına göre. Ben o akşam için kiraladığımız 1970 model siyah bir Chevrolet Camaro'nun içinde bekliyordum. Kong'un özelliği. biri dan gözlerinin oyulacağı. Biz ise arabayla mecburen tepenin etrafını dolanıyorduk. Müezza'ya ve Peygamber'e arkadaşlık eden türdeşlerime hem imreniyorum. Güzelliği. Şebnem'den haber alamıyordu. bu gece burada olacakları nasıl sezdiğini düşündüm. Gıcırbey'in. tartaklanmak böyle bir şeydi. Ölü taklidi yapan yaralı gibi nefesimi tuttum. [Bunlar. Taklit kıyafetler. Gıcırbey sırtını duvara yaslayıp. Hasan Amcamın katiyen onaylamayacağı olaylardı. başımdan aşağı çizgiler halinde akıyordu. Sahne. Cinai bir görenek halinde sürüp giden iç savaş ve çatışmalar.. sürekli hatıra fotoğrafı çektiriyormuş gibi gülümser. buruşuk bir palto. Kadarif te cenaze arabası şoförlüğü yaptım. Yol ile merdivenlerin kesiştiği bir yerde arabayı durdurdum. Güneşi görebilmek için el fenerine ihtiyaç duymazsınız. Müsabaka bitti. Hasan Amcam aslında dedemin üvey ağabeylerinden birinin oğlu. baldırlarıma. ona en çok kulak veren. 11 Eylül 2001 Salı günü istanbul'daydım ve bütün televizyonlarda ikiz Kuleler'e yolcu uçaklarıyla yapılan saldırının görüntüleri yayınlanıyordu. bir keresinde bana "Surat asmayı bırak. Gıcırbey'e "Ben herifi yakalayayım. kıvırcık sakallı ve otuzbeş-kırk yaş-larmdaydı. [TAHA BİN TALHA. O kadar sevinçli ve hoşnut görünüyorlardı ki. Kendisi Fransa'da ve İngiltere'de öğrenim görmüş bir hukukçudur. bahçe kapısından girdi. sentetik kürkler. Kız ile herif. tam yanı başımda dikildiler. dünya bu yıl güneş etrafındaki turunu ben-siz tamamlayacak diye düşündüm. Lukana. Belli ki. dünya gözüyle onu en çok gören hayvan kedi olsa gerek. 222 Şebnem Şibumi'yi öpen iblis. Yolu perdeleyen karanlıktan. cehenneme tayini çıkmış bir melek gibiydi. 1996'nm Nisan ayında onu ziyarete gitmiştim. Hasan Amcam da tebessümünü bir sağa bir sola yöneltiyordu. kurşuna dizilmiş gibi yere çöktü. Vıcık vıcık yumruklarım ağırlaşmış. can çekişmekte olan. O esnada. amcam Hasan Turabi'ye ülkemizin hukuk sistemini emanet edince. Pingpongculardan biri. kalıcı felç gelir" demişti. Gözünde. Bu dehşetengiz olayın sorumlusu ekranda belirince hayretler içinde kaldım. yani başı göğsümün hizasmday-dı.. Belime. bir yudum birayla yutabilirsiniz!" diye anons eden sunucuyu erkekler tuvaletinde kıstırıp sille tokat klozete tıkmıştım. Kanım. Lukana. Lukana Lamppon'un dolar yeşili gözlerinin muhasebesiy-le meşguldüm. Soytarı da öyle. Kızın nerede olduğunu bilmiyordu. Onu "Şimdi de huzurları220 nızda. yere yapışmıştı. Sokakta volta atan Mün-tekim Gıcırbey. ] Loş ve kalabalık kulübün en uzak köşelerinden Lukana'yı seçebiliyordum. Gıcırbey'de fazla oyalanmadılar: Bana attıkları dayağı ona özetlediler. katlanılır gibi değildi. evham ve hüsran altıncı hissi güçlendiriyordu. ülkede kuraklık baş gösterdi. Bana "Kong gibi" oynadığımı söylemişti. Gazı kökledim. Gıcırbey moleküllerine ayrılırken. assolisti ensesinden yakalayıp kaldırdım ve kaportaya çarptım. Aşka inanmıyordu. Melankoli. >\<> Kanla gargara [Abdülcabbar Turabi] Son tahlilde bütün aşklar karşılıksızdır. adam geldikleri yönden geri giderek sokağın ucundan kıvrıldı. Uzun boyluydu. Rakibiyse yenilmekteydi fakat gayet neşeliydi. Çünkü bu adam. 1996'dan sonra Arap zamkı işine girdi. evsiz dilenciler gibi giyinmişti: Eprimiş bir hırka. Gecenin zemininde ayak sesleri yankılanıyordu. Ucuna iflas bayrağı takılı mızrak gövdeme saplanmıştı. 1983'te General Cafer el-Nimeriri. gök gürültüsü gibi infazlar ve askerî darbelerle yeniden düzenleniyordu. kıçıyla ceviz kırabilen. aklının ucundan bile geçmiyoi m du. Araba. yokuşları sahile bağlayan merdivenli sokaklardan iniyordu. Heyecanlanmıştım. Babanı pamuk ticaretiyle uğraşıyordu. suratıma. Hasan Amcamın asla tasvip etmeyeceği bir manzara daha. t-reks sürüsü gibi aniden dönüp onun tepesine üşüştüler. boynunda ressam kaşkolü. Bahçenin şampiyonunu maça davet ettim. Tıp fakültesine gitmemde de. Sopalar. Yüzüne bakınca. Hartum'daki Hasan Amcamın gözlüğünün aynısı. Hz. elmanın kabuğunu bile emerek çıkarabilen. cehennemde çakmaklara gaz doldurmak gibi bir şeydi. Şaha det parmağını öpüp kıza zafer işareti yolladı. Mu-hamrned zaten kedi besliyordu. Lukana Lamppon'la bir kerecik olsun böyle cıvıl cıvıl gezip tozamıştım. İnsanda onları derhal gebertme isteği uyanıyordu. kazanacağına kimsenin ihtimal vermemesiydi. Hasan Amcamın çok iyi kalpli ve bilgili olduğunu. Liseyi bitirdikten sonraki birkaç ay. Tam arabaya bineceği sırada. Her şey. Bana karnaval ucubesiymişim gibi davrandı.

En son. Gri paltom bir adam kulübeye girdi.. Okuya okuya apartmanın merdivenlerini çıkıyordum. Önce anneme rastlamıştım. "Pekala" dedim.. benim için son günlerde bu konuşmalar zalim şakalara dönüşmüştü. "Evet. Şaşırmıştım: "Cinayet işlemiyoruz maalesef. "Alper Cangüz'e bayılıyorum" dedi. Aslında kellelerini masamda dizili görmeyi arzuladığım birkaç kişi var. Fakat hiç görmediğim birine düşmanlarımdan söz etmekle asıl riske ben girmiş olmaz mıyım?" dedi. lapa lapa yağan karın içinden geçip caddeye çıktı ve aniden duran bir taksi onu adeta yuttu. yediğimiz müthiş dayaktan sonra birbi-rimize kardeş gibi benziyorduk. Gönül İşleri Bakanlığı Heyeti'nin komple katledildiği haber veriliyordu. Güldükçe." Gıcırbey'le ikimiz. yediği esaslı bir tekmeyle 49 . ben onun için doğmuşum gibi. Dün. Gözlem yapıp tahmin yumurtlayan robot gibiyim. Beni gülme tuttu. Sesimi değiştiren cihazı ağzıma tutarak sordum: "Ne için. Ne düşündüğünü anlamak imkansızdı. sahtelikten daha güvenilmez ve endişe vericiydi. İnsanın. Şoför koltuğundaydım. Acı. kulübenin numarasını tuşladım. Kar." "Başını öne arkaya oynatır mısın?" Gıcırbey "Böyle mi?" diyerek hareketleri yaparken göz ucuyla takip ettim. Daha demin sopayla tepeme vurdular!" "Onu kastetmedim. birbirimizin vaktini boşa harcamayalım. Lukana "Herkesin bildiği sırrı saklamak sana düşüyor Abdülcabbar" demişti. "Şu anda beni görüyor musunuz?" Onu özlediğimi fark ettim. ansızın yanımda bitiverdi.. insanı aptallaştırıyor. başınızı en çok derde sokan kişiyi kastediyorum. 300 metre kadar ötemdeydi. işin tuhafı. İşi profesyonelliğe vurdum: "İntikam almak istediğiniz biri yoksa. sonra konuşmamız sırasında bir adam vurulmuştu. Lukana'ya da olan olmuştu. Bir ara gözden kaybolan Abdülcabbar. Röportajda "Çakal Carlos günahımı alıyor. Sonunda o kayboldu. Mogadişu'da onsekiz ABD askerini öldürdüğünü ve L998 j}\ Ağustosu'nda Nairobi'deki ABD elçiliğini bir kez daha bombaladığını öğrendim. Köprüyü geçitken sonra "Aşkı öldüremezler!" yazılı bir pankart gözüme ilişti.. Ömründe ilk kez kar yağışı gören Abdülcabbar. çerçevesi ya-mulmuştu. Kendisi diplomatik pasaporta sahipti. Sürüne sürüne Chevrolet'ye ulaştık. ağzımda biriken kanla gargara yapıyordum. "Haklısınız. Abdülcabbar'a "Birazdan geliyorum" deyip bir gazete satın aldım. Yılların onu değiştirdiğini düşündüm. Carlos'u esaslı bir ahbap olarak görüyorum. Kafamı güçbe-la çevirip Gıcırbey'e baktım. Güzelliği ona kraliçe unvanıyla birlikte kölelik getirmişti. Acaba AŞKartlar üç yıl boyunca geçerli olacak mıydı? Belki de bakanlık feshedilirdi? Eve vardığımızda arabayı park ettim. Çok iyi Arapça konuşuyordu." Ve yol boyunca kitaptan başını kaldırmadı. yakınlarını daha iyi tanıması için bazen onlardan uzaklaşması gerekiyor. Lübnanlı bir sevgilisi vardı. Baş ağrın var mı?" "Biraz. Üsküdar Iskelesi'nin karşısındaki telefon kulübelerinden birini izliyordum.. Onun da sol yanağında ve kaşında dikişler vardı. "onu Fransa'ya ben teslim etmedim. otuziki dişinden otuziki mahalleye yayılan sırıtışıyla meydanda yürüyüşe çıkmıştı. 224 Gülme faslı bitince sordum: "Başın ağrıyor mu?" "Dalga mı geçiyorsun? Tabii ki ağrıyor. "Roman okuduğunu bilmiyordum?" dedim." Bir zamanlar aynı takım elbiselerden giyip langırt oynadığın birine yalan söyleyemezsin. Manşette." Birkaç kişi ha? Yılların onu tahmin ettiğimden de fazla de226 ğiştirdiğini anladım. onunla yapılmış bir röportaja rastlayınca apışıp kaldım. şimdi de uzun zamandır görüşmediğim eski dostum Fu hattın öbür ucunda. "Neredeydin Doktor?" "Bunu aldım" diyerek elindeki küçük poşetten çıkardığı kitabı gösterdi: Gizliajans diye bir roman. Fu'-nun ne için. Ölüm döşeğinde kahkaha atan deliler gibiydik. Birinci sayfa tümüyle Gönül işleri Bakanlığı Katliamı'na ayrılmıştı. onu daha da agresif yapmıştı. kim den intikam almak istiyorsunuz?" Adam "Size ilk ağızda sırlarımı söylememi beklemeyin Ji: Mesajda 'Riski biz üstlenelim' yazmışsınız. Kesinlikle oydu. aynı yılın 7 Ağustosu'nda Nairobi [Kenya] ve Ta-les Selam'daki [Tanzanya] ABD elçiliklerini bombaladığını. Hasan Amcamın kitaplarının Türkçe nüshalarını görünce göğsüm kabarmıştı. iştahsız bir güneş. Kitabında bana dair yazdıkları doğru değil.pingpong maçında yendiğim kişiydi: Usame bin Ladin! Mağlup pingpongcunun 1993'te de New York'taki Dünya Ticaret Merkezi'ne [bombalı araç yerleştirerek] saldırdığını." Konuşmamız bu minval üzere sürüp gitti. Hasan Amcamın gözlüğünün camları kırılmış. Yine de Lukana benim için yaratılmış gibi geliyordu." Tanıdığım kadarıyla alaycı biri değildi. kimden intikam almak istediğini öğrenemedim. Arabayı çalıştırdım. Ben de kısa Camel paketinden bir sigara çekip ateşledim. Müstehzi bir edayla konuştu: "Yüreğime su serptiniz. İçtenlik. telefonu kapattıktan sonra bir sigara yakarak. haberi sunarken ağlamıştı. Mikail'in testeresiyle kesilmiş. Bu. "sizin için ne yapabilirim?" Sağa sola bakındı. Abdülcabbar'm ayna karşısında kendi yüzüne dikiş atmış bir doktor olduğuna inanmak zordu." diyordu. bütün televizyon kanallarında. Tibet'te bir manastırda çile doldurduğunu duymuştum. Sesinde merak ve birazcık endişe vardı: "Telefonu suratınıza kapatıp gidersem ne olacak?" Kesin bir ifadeyle "Hiç" dedim. Bizzat kendisiyle karşılaşsam. İkimiz ayrı bataklıklarda boğuluyorduk: Birbirimize yüzme öğretmemiz imkansızdı." derken dürbünü tekrar gözlerime götürdüm. Pingpong mağlubiyeti. Makaraları koyverdik. Dürbünü bırakıp cep telefonumu çıkardım. "Üstelik kendi sesinizle bile konuşmuyorsunuz? Bunun bir telefon şakası olmadığını nereden bileceğim?" Aslında. rol icabı peyda olarak Boğaziçi Köprüsü'nden Sultanahmet Camii'ne uzanan pembe bir tül örtmüştü. Çocuklar gibi. Yazarı. Bu sesi tanıyordum. "çok iyi yazıyor. Kadın spikerlerden biri. Alper Ca-nıgüz. dilediğini unuttuğun bir dileğin aniden gerçekleşmesi gibiydi. o derece afallamaz -dım." "Tamam. "Dünyanın en çok aranan teröristi"ne pingpong dersi vermiştim. Bir Türk gazetesinde. kar tanelerini yakalamaya çalışıyordu. En iyi arkadaş derken. Barska marka dürbünümle Beşiktaş'ta. Bense doğduğuma çok pişmanım. "Kollarında ya da yüzünde bir uyuşma filan?" "Yooo?" "Miden bulanıyor mu?" "Hayır? Niye soruyorsun?" "Beyin kanaması geçirmediğinden emin olmaya çalışıyoGözlem yapıp tahmin yumurtlayan robot Pikabımın şoför koltuğundan. Eski dostum. Gıcırbey de ben de darmadağın olmuştuk. Lisedeyken en iyi arkadaşımdı. Yokuş aşağı gitmeye başladık. bakanlığın. Yüzünde bıçak gibi keskin bir gülümseme vardı. Yüzümün sağ tarafı hâlâ kebap gibiydi..

ölü değildir.. sakalını tıraş edemez." "Eee?" Paltosunun içinden çıkardığı ikiye katlı dosyadaki fotoğrafı göstererek "îşte bu adam" dedi." "Peki polis. Gangster yani." 228 "Öyle mi?!" deyip daire kapısına yürüdüm ve apartman kapısını açan düğmeye bastım. Fu'ya sigara ikram ettim ve karşısına oturdum: "Anlat. alnından vurulmuş bir erkek cesedi görüntüsünün altından "Gönül İşleri Bakanlığı Özel Kalem Müdürü Ezel Zelzele suikaste uğradı" yazısı geçiyordu. gülerek arkadaşıma sarıldım: "Hoş geldin Fu! Eskisinden de hızlısın!" "Hoş bulduk" derken suratımdaki mor tümseğe dikkat kesilmişti.. kapıyı açtım. ne var ne yok. Scarface'deki Tony Montana gibi. 1897-1962] Müntekim Gıcırbey'le 29 Mayıs günü tanıştım. Sesimizi duyan Abdülcabbar. Şebnem Şibumi'yi benden çalan aşağılık yaratığın ta kendisiydi! Abdülcabbar'la beni hastanelik eden limuzin çetesinin elebaşısı! "Bakanlık Heyeti'ni neden öldürmüş?" diye sordum. işgal altındaki Paris'te yaşayan tüm Yahudilerin sol göğüslerine sarı yıldız takmalarım emretmişti [1942]. kellesi kopmuş bir adam.. Fakat. "Kaçıncı kattasın?" "İki." )}>\ "Evet.. Şeb-nem'e âşık olması ihtimali tüylerimi diken diken etmişti. Basın Müşaviri Fuat Atıf Tufa.. gemileri karadan Halic'e sürüklüyordu [1453]." "Yani?. Ne diyorsun?" Şimdiye dek intikam işlerinde hiç adam öldürmemiştim.." Abdülcabbar.havalanmış olan Ezel Zelzele adındaki özel kalcın müdürünün fotoğrafı vardı. Evimin adresini oradan almış. Dilersen bir müddet saklanırsın ya da bana katılırsın. Bu rüküş dangalağın ihmalktl 227 lığı olmasaymış 'korkunç olay' önlenebilirmiş. "Kusura bakma. Yedi senelik ayrılığın üstüne. Şebnem'i benden kaçıran haydudu bir an önce mıhlamak için yanıp tutuşuyordum. verdiği beyanatta "Fuat [Tufa] Bey bana Güney Afrika'dan telefon etmişti. Adolf Hitler.. [STEPHEN KING] Telefonum çaldığında geceyarısıydı: "Evet?" "Müntekim Gıcırbey'le mi konuşuyorum?" Arayan Fu'ydu.. katilleri neden tutuklamıyor?" "Çünkü bilmiyorlar. [WILLIAM FAULKNER." "Kim bu Hayati Tehlike." "A-a! Fuat? Ne güzel sürpriz" dedim." "Hımmm?" Kaşlarımı kaldırıp alnımı kırıştırdım. geçmemiştir bile. katilin mükemmelliğine bakar. kendi sevgilinizi öldürmekten çok daha kolaydır. Bildiğim bir şey varsa. Fakat ben araştırdım. bana niye geldin Fu?" "Hayati Tehlike'nin gebermesini istiyorum da ondan." "Birine mi aşıkmış?" Kuduruk mandıra köpeğinin. çayı demlemek üzere mutfağa gitmesiyle oda bir anda genişledi." "Pekala olur. Okuduklarım beni afallatmıştı. Şebnem için tam yirmiiki kişiyi vurdu?" "Özel Kalem Müdürü Ezel Zelzele'yi de onun öldürdüğünü düşünüyorum. hepsi bu. Herifçioğlu. Önce annemgile uğramış. Korkarım sen de hedeftesin Gıcırbey. Edmund Hil-lary ve 50 . Otuz saniye içinde etraftaki öteberiyi alelacele toplarken Hürriyet gazetesini kitaplann arasına gizleyerek ortadan kaldırdım. Beni öldürmeye kalkışan herif de konuştu. Propaganda Bakanı Joseph Goebbels'in tavsiyesiyle. dün Gö nül İşleri Bakanlığı Heyeti katledildi. Sigarasını emdi: "Katillerin lideri. Fu. "Sanırım aşkı onaylanmadığı için." Telefonu kapattım." "Hayırdır? Türkiye'de misin?" "Evet. jii ıiAinaı§ • Uzay gemisi şeklindeki bulutların altında Geçmiş. zihinsel bir hıçkırığa yakalanmış gibi görünen Fu'nun ağzı açık kalmıştı. Güvenlik kameralarındaki kayıtlarda birtakım maskeli adamlar görünüyor. Ben iki kere saldırıya uğradım. Benim kitabımda can almak yazmıyordu. Hayati Tehlike adında biri. beyin cerrahı kendini ameliyat edemez. Kafa kopunca tıraş biter Başka birinin sevgilisini öldürmek. kanlı ellerle piyanosunun başına geçen bir müzisyen gibi tatlı tatlı anlatmaya başladı: "Duymuşsundur." filan diyordu." "Neredesin tam olarak?" "Oturduğun apartmanın önündeyim.. Gönül İşleri Bakanlığı'nda çalışıyordu! Gazeteyi aniden alev almış gibi bırakıp ayaklandım. çölde rastlaşmış gibi şaşkındık. Tepeleme intikam dolu bir tabağa yumulmak üzere olan. "o namussuzu cehenneme yollayalım!" Bildiğim bir şey varsa. bakanlığın basın müşaviriyim. Fazlasıyla gözü-kara olduğu söyleniyor. yolda karşılaştığı hastasının yüzünü hatırlamaya çalışan jinekolog gibi bakıyorduk. yana-ğındaki ve kaşmdaki dikişler geriliyordu. tropikal tebessümü yavaşça silindi: "Ne oldu patron?" "Hiiiç" derken gözlerim sesi kısık televizyona takıldı. bir koşu çay suyu koydum. Abdülcabbar'ın." Gülümserken." dedim ve içimden ekledim: "Onların ölümüyle ülke nüfusunun yaş ortalaması epey düştü. Katliamı yönetenin Hayati Tehlike 230 olduğuna dair delil yok. ördek kendini pişiremez. Hayati Tehlike hapse girip ense yapacak öyle mi? Buna izin vermeyeceğim. görüşelim." "O nerede peki. herşey yolunda mı?" Ormanda birbirimizi kaybedip. çay tepsisini sehpaya bırakıp aramıza katıldı. Abdülcabbar. Bakanlık Heyeti'nin intikamını almak istiyorum. Fu karşımday-dı. Hepimiz üç-beş yaş gençleştik!" "Ben." "Şebnem Şibumi. Bildiğim bir şey varsa. Şüpheliler listesindeki isimleri tek tek eledim. Yine de sordum: "Kimsiniz?" "Ben Fuat Tufa. Demek eski dostum.. Bakanlığın kökünü kurutmaya kararlı görünüyor. ne iş yapıyor?" Fu çayından bir yudum aldı: "Meşhur mafya babası Atom Bombacıyan’ın has adamı. Ne zaman?" "Şimdi.. "Görüşmemiz lazım. elinden düşürmediği romanla odasından çıkageldi: "Merhaba. fakat benim yerimde kim olsa onun sözlerini ciddiye almazdı. "senin de tanıdığın bir kıza. Omuzlarının üzerinde. Atını denize koşturan Fatih Sultan Mehmet komutasındaki Osmanlı ordusu. tek kelime etmeden olay yerinden adeta kaçmışmış. Mecburdum. Senin zarar görmeni istemiyorum. Ve cinayetin kusursuzluğu. sımsıkı kilitlendiği kitabının üzerinden bana bakınca. Sokak ortasında sırtüstü yatan.. dalgıç gözleri ve sörfçü burnunu birarada tutan bir amiral kafası taşıyordu. Abdülcabbar'la tokalaşırken. bahriyeli saçı. balıkçı sakalı.. niçin polise her şeyi anlatmıyorsun Allah aşkına. ev biraz dağınık" deyip Fu'yu salona buyur ettim. "Demek. İkimiz de. Fotoğraftaki cani. Üstüme saldığı iki adamı da hakladım. kıtlıktan çıkmış birinin iştahıyla "Tamam" dedim. Acı haber getirenlere özgü sıkıntıyla gözlerime bakarak "Evet" dedi.

Enver. Elimde Pinokyo'yla kalakalmıştım. Kendini kandırmayı başarmış birinin sözleri. Bundan hiç bahsetmemişti. teknoloji fuarının açılış konuşmasını yaparken düştüğü durum. Müntekim'le bir daha görüşmemeye karar verdim. İşten çıkardığı 1100 kişinin sıkıntısının toplamından daha berbat bir haldeydi. Tensel cazibeyi ve erotik merakları. Ellerimle yüzümü kapamıştım. fakat Namık Mıknatıs'ı tüm dünyaya rezil etmeyi başardı. Beni ailesiyle tanıştırmak istediğini söyledi. Namık Mıknatıs. Bir korku filmi afişi görsem. yapma yavrum. Yüzüme bile bakmadı. sizi de kandırabilir. yokuştaki merdivenleri dikey olarak kesen yolda bir otomobil durdu. bana zaten bildiğim bir şey söyledi: "Seni seviyorum Şebnem. Müntekim de tanıştığımız gün aynı oyunu oynamıştı. Akşamüzeri eve dönerken. başım göğe eriyordu. ben de hangi akla hizmet bilmiyorum. annesi de yüzüme bir tuhaf bakıyorlardı. Sarıyer'in yukarılarında. Müntekim biraz mahcup görünüyordu. şapkası kıyıya düştü. Yine de. Leonardo Da Vinci'ye Lisa Gerardini'nin tablosu -Mona Lisa. Bugünün doğruları. Başdöndürücü aşk mektupları yazıyordu.. Müntekim'le geze toza beş-altı ay geçirdik. lütfen bir 237 fotoğrafımızı çeker misiniz?" Fotoğraf makinesini gayri ihtiyari aldım. benden bin beter hale düşmüştü. Büyüklerin benden ve akranlarımdan yasal düzenlemelerle gizledikleri 'korkunç gerçekler' işte bu filmlerdeydi. Vampir ormana doğru koşmaya başladı. Teşekkür etti: "Ben Enver. meraktan geberiyordum. İlk birkaçından sonra iletileri okumadan silmeye başladım. Yani benimle ilgili hislerini. Namık Bey'in. sağa sola ateş ediyor. Cevher "Heebe. beni cezbediyordu.. Enver'le tanışmıştık. Çocuk hâlâ "Heebe. '18 yaşından küçüklere sakıncalı' bu filmler. Cevher'in hareketleri düzelmiyordu... maymun gibiler. insan olma çabasını temsil eder" deyip kuklayı bana uzattı." Korku filmleri yüreğimi ağzıma getirir.. rulo halinde katlanmış bir kağıt olduğunu fark ettim. "Heykel yok mu?" diye sordum. Beni görünce çocuğun yüzü aydınlandı." Gülümseyerek "Kesinlikle yalan söylüyorsunuz. Hollandalı Filozof Baruch Spinoza'ımı do ğum gününde [1632] Enver Paşa'ya telefon ettim. Havuzdaki kafa vampire öfkeyle bakıyor. Gelinlik giydiğimde Frankenstein nikahımı kıyacak. Kupon karşılığı aşk 1 Aralık. onun Gönül İşleri Bakanlığı'na başvurup bir AŞKart aldığıydı. Hasbelkader bir tanesini izlesem. kardeşini taklit ediyormuş!. önce bana değil. Everest'in zirvesine [8 bin 850 m. Namık Mıknatıs'ınkine benzemesinden çekiniyordum. Üniforması kan içinde. açtım baktım bir not: 238 "Tarihe gömülmeden önce haberleşelim. Enver yine karşıma çıktı: "Hanımefendi. beş Türk yanarak ölmüştü [1993]. 4 Kasım'da yani James J. "Ben de Dilara Dilemma. Adımı söyleyene dek mavi gözleriyle beni süzdü.ısmar-lanmıştı] Beşiktaş'ta. Hiç 51 . İnzivaya çekildi. Ben de vizörden bakıp deklanşöre bastım. Enteresan ve çekici bir adamdı. uzay gemisi şeklindeki bulutlara bakarak yürürken. Zirvedeki bir adamın bir anda lağım okyanusunun dibine yuvarlanması. Gülizar Hanım "Cevher. Müntekim'in annesi Gülizar Hanım zarif bir kadındı. Sık sık buluşur olmuştuk. Vampir şapkayı aldı.] ulaşmışlardı [1953].. resmî makamlara bildirmişti! Dehşete kapıldım. Çocuk aynı hareketleri ve sözleri tekrarladı: "Heebe. kaldırımda yatıyordu [1960]." İlginç biriydi. Cep telefonu hattımı iptal ettirdim. hiyye sea uhevua?" derken ciddiydi! Gülizar Hanım. Zeki biriydi. hiyye sea uhevua?" dedi. elinde fotoğraf makinesiyle yanıma yaklaştı: "Hanımefendi. Beraber gezip tozuyorduk. güzelleşmek için vampirlerin.r. Kafasız polis sendeliyor. Bir yandan esrarengiz.. Donakal-mıştım. Sonra da iyi akşamlar diledi ve lambasına geri dönen cin gibi arabaya binip uzaklaştı. Godzil-la şahidim olacaktı sanki. Pinokyo. Ona doğrudan doğruya "Aramızda her şey bitti. 23ü Nasıl yaptı bilmiyorum. "Yanılıyorsun Şebnem. olgunluk imtihanıydı. 22 Kasım'da.Tenzing Norgay.. saygıdeğer bayan" dedi. Favorileri uzundu. düzgün bir bıyığı vardı.. Müntekim beni her gün anyordu. lütfen beni bir daha arama" diyemedim. Arabadan indi. sakin ol" dedi.ı 0'> 279 _ __ 44" 24 Kasım'da. Askerî darbeden sonra tutuklanan İçişleri Bakanı Namık Gedik. Meğerse. Fotoğrafı çekerken "Pinokyo yalanın sembolüdür" dedim. zombi-lerin. boyum uzuyor. Ben de çektim. 2 Kasım'da [1914'te Rusya'nın Osmanlı Imparatorluğu'na savaş ilan ettiği gün]. Enver Paşa'yla tekrar karşılaşacak mıyım diye meraklanıyordum. hiyye sea uhevua?" diyor ve saati öğrenmeye çalışıyordu. Büyümek. Beklemediğim bir biçimde. sizin aile numaranız mı?" Müntekim de. Ye-niyetme erkek çocukları bilirsiniz. 29 Mayıs günü. Gözlerimi açmaya cesaretim yoktu. Pakistan'ın doğusunda çıkan kasırgada ölen 10 bin kişinin cesetleri etrafa saçılmıştı [1963]. Almanya'nın Solingen kentinde Türklerin yaşadığı bir apartman Neonaziler tarafından kundaklanmış. Cevher yirmiiki yaşındaymış. kurtadamların desteğine şiddetle ihtiyacım vardı. korku filmlerine derin bir hayranlık besledim. "Polisin kafası havuza. iki katlı bir eve vardık. Barbaros Hayrettin Paşa heykelinin yanında poz verdi. fotoğraf makinesini bana verdi ve arkasına sakladığı diğer elindeki Pinokyo kuklasını yanağına dayayıp gülümsedi. Korku filmleri birer dayanıklılık testi.. hiyye sea uhevua?" 236 Dirseğimle çocuğu dürtüp Müntekim'e sordum: "Ne bu. Bir alışveriş merkezinde dolaşıyordum. Kim bilir aklından ne geçiyor? Ben bu vampirleri anlamıyorum. pekala yarının yalanları şekline girebilir. 18. Galapagos Adaları'ndan birine yerleştiği söyleniyor. bir yandan da açıkçası sıradandı. Akıbetimin. Küçükken menenjite yakalanmış. Ankara Kara Harp Okulu binasındaki hücresinin penceresinden atlayarak şüpheli bir biçimde intihar etmiş." Bilmediğim şey ise. Genellikle korkumuz tehlikeden fazladır. bu olay beni irkiltti. Enver Paşa" diyerek elini uzattı. kabul ettim. Eve vardığımda.. Ritty'nin yazarkasayı icat edişinin [1879] yıldönümünde.. Eııvrı l'. İntihar edeceğini sandım. Pinokyo'nun ağzında. Beyinsizlik onu kahrediyor anlaşılan. henüz Müntekim'le çıkarken. Erkekler. somurtkan ve kayıtsız olurlar. İntikam bir denge kurmanın ötesine geçti mi. Gidip yanma iliştim. O kadar bekleyemezdim. Müntekim. Enver kulağıma eğilmiş "Vampir şimdi de baltayla polisin kafasını uçurdu" diyordu. "o romanı ben de okudum. Cevher'i kucaklayıp götürdü. Devrisi gün [1507'nin 3 Kasım'mda. Bir kaidenin üzerinde hiç kıpırdamadan duran canlı heykelin yanma geçti. Sağ elinin işaretparmağmı sol bileğinin üstüne vurarak "Heebe. yani dünyanın ilk sinema salonunun Paris'te açıldığı gündü [1906]. Çocukluğum boyunca. Salona geçtik: Onikionüç yaşlarında bir çocuk kanepeye oturmuş televizyon seyrediyordu. Barbaros Hayrettin Paşa ile bendenizi fotoğraflar mısınız?" Komikti. kadınlarla ilişkilerinde bazen akıl almaz biçimde atılganlaşırlar. Gülmeye başladım. sonsuzluğa meydan okuyacak bir aşk zannederler. bahanesi hazır bir acımasızlığa dönüşür. Enver Paşa arabadan başını uzattı ve "Şebnem! Bir fotoğrafımızı çeker misin?" diye seslendi. Fakat Müntekim bana sürekli eposta gönderiyordu. üçü çocuk. birçok sahnesine bakamadığım vahşet dolu filmleri tercih ediyorum. Daha da kötü olacağını nereden bilebilirdim?.

Sonra yavaşlarsın. Benim şahsımda başkasını arzuluyordu sanki. Enver. ısınabilmek için 242 dörtnala koşarlar. Akrabayı taallukat kabristana vardığında. Durmadan konuşuyordu. Yani kalbinde bana karşı özel bir şeyler hissettiğinde. Beyaz perdedeki karanlıktan fırlayan bin çeşit yaratığa meydan okuyor. kare şeklinde küçük bir kağıt bırakıyorum. "Bence" dedi "kişi gerçekse. Hızlı başlarsın. [MARIO MORANTE. Karanlık salonda onunlayken kendimi güvende hissediyorum.unutmuyorum. filmin bitmesini beklemeden. sonra da bana gülümsüyor. sıradanlığa ve tekdüzeliğe varan yolun birinci etabıdır. serserilerin. biz kadınları sevdiğimiz kişiden tiksindirmeye programlanmış sistemi harekete geçirir. "Yanılıyorsun. Ve bir mezar taşının tepesinde güneşlenen kertenkele gibi objektifleşirsin. Ne yaptığını anlamaya çalışıyordum. köhne bir sinemada. jöleli saçlarını geriye taramıştı. Peki onu seviyor muyum? Bu soruyu cevaplamak için henüz çok erken. Çünkü asayişi sağlamak zorundayız. Sana bir anlaşma öneriyorum" deyip paltosunun iç cebinden iki dosya kağıdı ve bir dolmakalem çıkardı. Port Arthur'da alev alev yanıyordu [1904]. birkaç gün öncesine gidelim: Evrenin Sonundaki Restoran'daydık. İtiraf etmeliyim ki aşkın gücü. >A\ "Kimsin sen?" dedim "Yani ne iş yapıyorsun?" "Yorgancıyım" deyip yanındaki devasa çantayı gösterdi. nezih bir yerdi. birbirlerini ve Mozart'ı göremezler. 1791'de tutulan ölüm kayıtlarına göre "mühim darı tanesi ateşi" hastalığını atlatamayarak ruhunu teslim eden Mozart kimsesizlerin. Mozart'ın yakınları ve arkadaşları beyaza kesmiş Viyana caddelerinde adeta kör olmuşlardır. Avusturya Müzesi'ndeki Mozart'ın kafatası da maalesef başka birinin. kadının yavaşlığında kendini gösteren otoriteyle intizama dönüşür. Uyurgezer Mevta] Müntekim'den gelen e-postalar. makası. Enver ne kural tanıyor. Enver'in avucuna. 1799-1888.. Oyunu tümüyle değiştiriyordu. Garson. öyle mi?" "Ne bekliyorsun? Fotoğrafını çekmeyi kabul ettim ve iki kere buluştuk diye. Bütün bunlar tesadüf müydü? istanbul'da güneşi uzaktan da olsa görebiliyorduk. Çünkü dâhi müzisyen. belki cinayet de işleyen bir pezevengin gövdesinden kopmadır. kardanadamları bile üşütecek kadar soğuktur ve tipiden göz gözü görmemektedir. Muzip bestekar tam anlamıyla yer yarılmış. 1981] seyrederken dizlerim titriyordu. Stephan Kilisesi ile mezarlık arasındaki son yolculuğunda kaybolmuştur! Hava. tararlar Mozart'ın mezarını bulamazlar. kareleri özenle kesmeye başladı. ilkokuldayken şimşek hızıyla yayılan söylentilerden biri şuydu: "Şeytanın Ölüsü diye 239 bir film varmış. Antikalarla dekore edilmiş. Ergenlik rampasını aşamamıştı. Bana vurgun olduğu ortadaydı. Bruce Lee'nin gerçek adı" dediğimde Enver irkildi sanki. "Lee Jun Fan. Karnavallar katillere ilham verir. Amerikalılar. hısımlarınmkilerle karşılaştırılmış. Sanırım bir daha görüşmesek iyi olacak" dedim ve çantama sarıldım. Çin Operası'nda sahne alan Lee Hoi-Chuen ile Gra-ce Lee çiftinin. Marx Mezarlığı'nm batı bölümünde bir çukura gömülmüştür. Dilenci pozu veren bir canavar. Mezar taşı dedim de. zaman kazanmak için sordum: "Lee Jun Fan'i tanıyor musun?" "Sadece Uzakdoğulu olduğunu biliyorum" deyip gülümsedi. "Bana âşık olmaya yaklaştığın her adımda kuponların bir tanesini geri vereceksin. kara toprak. otomatikman kazdıkları çukura sahipsiz kalmış büyük besteciyi atıverirler. Sadece sevdiğini sanıyorsun Enver. 240 "Yani beni sevmiyorsun. Mozart halen aranan ölü bir kaçaktır.. Ararlar. Henüz ikinci buluşmamızdı ve Enver Paşa bana ilan-ı aşk etti: "Seni seviyorum Şebnem. 27 Kasım'di. sağ bacağı kısa olan oğlu Lee Jun Fan'ın dünyaya yalnızca otuzüç yıllığına gelişinin yıldönümüydü. turne için bulundukları San Francisco'daki Chinese Hospital'da. Sonra da harfleri l'den 30'a kadar numaralandırdı. yavaşlığa bağlıdır: Ağaçlan keserken ormanı korumak gerekir. Türk istiklal Harbi yüzünden zor durumda kalan ingiltere ile IRA'nın siyasi kanadı Sinn Fein arasında anlaşma imzalanmış ve İrlanda bağımsızlığına kavuşan ilk sömürge olmuştu. Sonra da çekip giderler. Romantizmin baştan sona kurallarla örülü oluşu bundandır. Durdum. Enver beni canavarların insafına bırakmıyor. Yani. 2005 yılında Inssbruck Üniversitesi ve Maryland'deki laboratuarlarda yapılan testlerde Mozart'a ait olduğu ümit edilen DNA'lar. Garsondan makas istedi." 241 Kurşungeçırmez yorgan Hassasiyet pahalıya mal olur. 'Ş-l'de neyin nesi? Hemen. St. içine girmiştir. adının gerçek olması gerekmez. Onüç sene sonra tekrar izleyince. Meraklanmışüm. kahkahalarla gülecektim. 52 . Leonardo Da Vinci'nin [14521519] icat ettiğini biliyormuş gibi saygıyla takdim etti. fakat sonuç alınamamıştır. Masadan yavaşça kalktım. işte.. Kuponları cüzdanıma özenle yerleştirirken. Cenaze arabasını çeken atlar. suçluların ve fahişelerin cenazelerine yataklık eden St. kararmaya yüz tutmuş bu sevdayı nasıl karşılamalıydım? Kendimi yokluyordum ve Müntekim'in sevdiği kişi olmadığımdan neredeyse emindim. Fakat ödümü koparacak filmler hiçbir zaman eksik olmuyor. Aşk uzlaşmaya. kar denen yumuşak ve beyaz zırhla çoktan örtülmüştür. hattâ onlarla dalga geçiyor. Bıçağını mikrofon olarak kullanıp avına serenat yapan bir cani gibiydi. Oturup onu izlemeye koyuldum. Sahip olmadığınız niteliklerle sizi övenler. Yine de. ondört yıldır devam eden içki yasağının kaldırılışının şerefine içiyorlardı [1933]. Ayrıca onun saldırganlığı andıran teslimiyetinden rahatsızlık duyuyordum. ne de kural koyuyordu. Zırcahil ve enerjik mezarcılar da. Şeytanın Öîüsü'nü [The Evil De-ad. Kesme işlemini tamamlayınca "Şimdi bu kuponları al lütfen" dedi." Bu yavan sözü daha önce de duymuştum.. Bileğimi tuttu: "Dur lütfen. hiçbirini okumadığım halde beni bunaltıyordu." Bu olay beni birden dikkatli bir seyirci konumundan şaşkın oyuncu pozisyonuna sokmuştu. Wolfgang Amadeus Mozart'ın nerede gömülü olduğu belli değildir. Aşkın doğması ve yaşaması. gayet iyi bildikleri yolda. cenaze töreninin yapıldığı St. beni tanımıyorsun bile. Kağıtlara yatay ve dikey çizgiler çekerek eşit büyüklükte kareler çizdi. 1940'ta. Zen-tralfriedhof Mezarlığındaki anıtsal kabir de boştur. Ateşin icadından önce ölüp cehenneme giden mağara kadınının hayreti içindeydim. Stephan'daki süslü mezar da. Varlığım onu paniğe sevk etmişti. Erkeğin hızından kaynaklanan savrukluk." Bu cümleyi hâlâ tamamlamış değilim. Her karenin içine bir harf gelecek şekilde şu cümleyi yazdı: ŞEBNEMŞlBUMl ENVERPAŞAYISEVİYOR. Keçi yutmuş boa yılanı kadar enerjikti. dilencilerin. Aşk heyecanı adı altında gelen bu gayretkeşlik hayra alamet değildir. taşımadığınız kusurlarla yererler de. Yanında kocaman bir çanta taşıyan Enver'le Kadıköy'de Koyu Kahve adında yüksek tavanlı bir mekana girdik. Amiral Heihaçiro Togo komutasındaki Japon ordusu tarafından havaya uçurulan Rus donanması. Enver siyah bir takım elbise giymiş. Bermuda Şeytan Üçgeni'nde bir uçağın kayboluşundan [1945] tam bir yıl sonra Rıza Silahlıpoda dünyaya gelmişti. Işıklar yamnca üzerinde 'Ş-l' yazılı kağıda bakıyor. Mozart'ın mezara kaçtığı gün olan 5 Aralık'ta [1791]. izleyenler kalp krizi geçiriyormuş!" Kocaman. Gönül İşleri Bakanlığı'nca tescillenmiş.

Kalbim göğsümden fırlayacak gibi oldu. kesin o da şoka girmişti!. saraylı bebecik için dua edilirmiş. Halbuki cenaze evine taziyeye giden bir ağır hasta kadar yorgun hissediyordum. Babıali Baskmı'nda [23 Ocak 1913] öldürülseydi.. inci ve zümrütlerle bezeli olurmuş." deyip güldü." "Doğru.. Görüş alanımın dışındaki bir arabanın motor sesini duydum. Masadaki saat üçü beş geçiyordu. Reha Veto diye biriyle tanışmıştım. "Bunu kabul edemem Şebnem. Yüzüm sevinçle gerilmişti.. 'E' harfini ona iade ettim. Divan Yolu'ndan geçerek Bab-ı Hümayun'a gelirmiş. Çantayı derhal bıraktım: "Enver.. kendi imalatım olan bir şeyi hediye ediyorum." Enver'in bana verdiği kuponlardan birini." "Sarayda insanlar toplanır. Paşakapı-sı önünde toplanan kalabalık. yorgan ve örtü. değil mi?" "Evet?" "Osmanlı Sarayı'nda padişah çocukları doğduğu zaman beşik alayı denen bir tören yapıhrmış. 1928'de [1 Kasım'daki Harf Devrimi'nin kırkıncı günü] Latin harfleriyle yazılmış ilk mezar taşı Avukat Ali Kemal Bey'in validesi Aliye Hanım'ın mezarına dikildi. yorgan da elmas. Biraz karıştırdım. Sarayları bir bir dolaştım. "Umarım. Padişahların yorganlarının aynılarını yapıp satışa sunma fikri kadar. Padişah Yorganları. rüyalarında beni görmeni sağlar" deyip muzipçe gülümsedi. Tarihî felaketlerin kaçınılmaz hale gelmesinde. Müzik. Yani bizimkiler hakiki padişah yorganı.."Nasıl yani?" "Yorgancılığın tarihe karıştığını duydum. Yerinde olsam bir bakardım. Artık kimse yorgan diktirmiyormuş. İnsanlar beşiği yorganı alkışlar. Üstelik pahalı. İnternetten de sipariş alıyoruz. bunun yorgancılıkla ne ilgisi var?" "Ben fotoğraf çekiyorum ya. Bunların yanında sultan ve şehzade yorganları da var. bahçede çömelerek gezinen adamın Müntekim olduğunu anladım.. yeşil taşlar tutturulmuştu. Bu. Eğer şeytan o anda oralardaysa. dua. İngilizlerin işgal ettiği Kudüs." "Sen tarihçisin. Aslında göründüğü kadar özel değil.. Ve acayip bir şey buldum." "Doğrusu öyle düşünmemiştim. Bir kalalog hazırlattım... Biraz pahalı. Hali vakti yerinde kişilere. Enver'e Reha Veto'dan o gün bahsettim." "Tamam da.. Dünya Savaşı'na girmeyebileceğim öne sürerler. Enver Paşa'ya ilk kuponu vermekle iyi mi etmiştim?. Babamın. Harem Dairesi'ndeki yataklara serili yorganların fotoğraflarını çektim. Yorgan da o imparatorluğun bitki örtüsü gibi. Müntekim'i de öldürebileceğini düşündüm.. Halbuki yorganını örtebilirsin. Western adlı bir spagetticide karnımızı doyurmuş cappuccino içiyorduk. Çantanın fermuarım açarken. Beşik de." "Peki birileri satın alıyor mu bu yorganları?" "Elbette. "Teşekkür ederim Enver. Galiba doğumun altıncı günü bir merasim daha yapılıyormuş. entarisini giymek." "Eee?" "Topkapı Sarayı'na gittim. Yani. katalogu aldım. Sen cennete gidince. Abdülhamit'in yorganını çektim. Bahçede bir adam vardı! Yüreğim ağzıma geldi. bu hediyeyi kabul edemem. Tam çığlık atacakken kendimi tuttum. Sabunun arkasını çevirdiğimde ŞEBNEM yazısını gördüm." "Neden?" "Yorgan bu. muhabbet. Fazlasıyla mahremiyet taşıyan bir eşya. Sessizce merdivenlerden aşağı inerek dış kapıyı açtım. Benim işim bu Şebnem. Sen daha iyi bilirsin. sana Kanuni Sultan Süleyman'ın üçüncü karısı Sicilyalı Rozalina'nm yorganından getirdim" deyip. Odam sigara kokmasın diye pencereyi açtım. Valide Sultan ile sadrazam. İnsanlar eğlenirmiş işte. Okmeydanı'nda bir yer tuttum. Her neyse. o büyük deri çantayı uzatırken ekledi: "Sicilyalı Rozalina'nm diğer adı neydi?" "Gülfem Sultan" dedim. Dikkatle bakınca. hayatımda aldığım en ilginç hediye" dedim.. Ağzımdan yalvarışı andıran bir sitem çıkıverdi: "Şansını zorlama lütfen. zayıf bir adamdı. Görebildiğim kadarıyla. Beni büyülemeye çalışan lanet olası Müntekim Gıcırbey'i sonsuza dek görmek istemediğimden artık emindim. Perdenin arkasından Müntekim'i izliyordum. kafeterya'mn sahibi olduğunu düşündüğüm orta yaşlı sarışın kadının. Birkaç dakika içinde toparlanıp bahçe kapısından çıktı. fazlasıyla mahremiyet taşıyan bir şey. Aynılarını diktirip satıyorum. bir zamanlar 246 Reha Veto'yu vurduğu gibi. bakayım" diyerek yeniden çantayı açtım. Üsküdar İlçe Emniyet Müdürü'ydü Enver. Osmanlı împaratorluğu'nun I. vay canına?" "On sene önce. Böylece bütün o yorganların desenlerini çıkardım. Kilis'e gittim. Yatak dediğin bir imparatorluk. Yıldız Sn rayı'nda II. Çiçekli bahçelerde şeker şerbet tadılırmış. onun ibriğini kullanmak manasız. Yani fotoğra fini. Açıkçası hangi yorganı kim örtmüş tam emin değilim. Paspasın altına baktım. uykuya dalmamı engelliyordu. Enver Paşa [1880-1922]. Yavuz Sultan Selim'in yorganı ile mesela Sokollu Mehmet Paşa'nın yorganını birbirine karıştırmış olabilirim. beşik. Bazı tarihçiler. Padişah da davetlilere hediyeler sunarmış. aklım bir karış havadayken. Dehşete düşmüştüm. Osmanlı Împaratorluğu'nun elinden çıktı. Üstelik pahalı. Çimenlerin arasında küçük bir boşluk vardı. Tezgahı kapatmış yir-mibeş-otuz yorgancıyla görüştüm. kahve-cibaşı denilen vatandaş ile onun elemanlarına teslim edilir. Yorgan modern çağa da uyuyor. Üzerine kuş bacağına benzer bir çift çubuk bağlanmış ve parlak. Kara kuru. Ben de makaraları koyuverdim. fakat insanlar ömürlerinin üçte birini yatakta geçiriyorlar. yorganlar da hoşuma gitmişti.. Sana. Sicilyalı Rozalina'nın yorganı. Dolmabahçe 244 Sarayı'nda da Atatürk'ün yatağım fotoğrafladım. kaz tüyü özel yorganlar dikiyoruz. 1893'te Haliç sularının donduğu gün. Benden beş yaş büyüktü. MI "Benim babam.. 1926'da Darülelhan'da [konservatuar] Türk Müziği eğitimine son verildi. bebek için beşik." "Hımmm.. belki de benim hassasiyetlerim yüzünden gözümde büyüyen geçici tuhaflıklardı? Yorganı üzerimden atıp doğruldum. uzaktan bizi izlediğini fark ettim. Leonard Cohen'in The Future şarkısı çalıyordu. Dört tanesi benimle birlikte İstanbul'a gelmeyi kabul etti. O anda aklım başıma geldi. Bir sabun. Lise son sınıftaydım. Yorganın yanında bir katalog bulunuyordu.. Sigarayı alelacele söndürdüm. Yorganı çıkarıp yayamazdım. Elimle orayı kazdım.. cennet daha güzel bir yer olacak 9 Aralık." "Madem öyle diyorsun." "Ne sakıncası var ki? Hem kendinden bahsetmezsen seni nasıl tanıyabilirim?" "Beni yargılamandan korkuyorum. Bir de mesela Yavuz Sultan Selim'in kostümlerini. bir şey yok.. yorgan ve sırmalı örtüler gönderir.. gırtlak kanseri olan Maria Eva Duarte de Peron için." 53 . sonra da bir yürüyüşe çıkılırmış. Bilmiyorum bunu sana anlatmam ne derece uygun?. ölümünden yedi ay önce mevlit okutuldu. Bak. Çorap çekmecesine sakladığım paketten bir sigara çıkarıp yaktım. Şöyle elimle yoklayıp desenin245 den bir kesiti inceledikten sonra. belki duymuşsundur?" "Maalesef. 1917'de. kapının önüne bir şeyler bırakıyordu. Oradan seçiyorsun. bu markayı bilmiyordum. Korkum daha da arttı. 1951'de İstanbul Şişli Camii'nde. Tek tek insanların hayatı da öyle değil midir? Müntekim'de gördüğüm aşırılıklar. küçük olayların büyük payı vardır.

birkaç kere yeltendi. Derslerde iyiydim yani." "Babam her zaman muhafazakar bir adam olmuştur. Gelgeldim hiç de öyle değil yani. Diğer polisler buzları çözülerek bir babama. Bir yandan da müzik dinliyorduk. hiç de bile. Onu sağda solda görüyordum. Eşyaları. 'Tamam' dedi. Reha'nın kalbinin deli gibi 250 attığını hissediyordum." "Siren sesleri derken?" "Polis sirenleri.. Akıllı bir çocuktu. Çengelköy'ün yukarısında eski.. Gönlünü ferah tut. Çekiniyordum. Gönül İşleri Bakanlığındaki heyet var ya.. sevgilin seni rehin alıyor ve baban geliyor. müstakil bir ev tutmuştu. Bilgisayarı vardı. Çok acayipmiş" derken Enver derin bir nefes aldı. Onu hiç böyle görmemiştim." "Neden peki? Bir tür kaçak filan mıymış?" M-> "Onu söyleyeceğim. sevgilim beni rehin aldı. Şoke olmuştum. Sol gözünü kapatan korsan gözlüğünü sol elinin işaretparmağı tırnağıyla kaşıyordu. Babam sivildi zaten. Reha Veto'nun sırrı neymiş?" diye sordu. 'sen aç. Hatta emniyet müdürü olduğundan da bahsetmiştim.' Ben de kapıya yaklaştım. Reha Veto'yla takılıyordunuz. Daha doğrusu.. Emniyet teşkilatından birçok polis tanıyordum. "Tamam. ölümü de ahreti de fazla ciddiye almaya başladı. Açıkçası berbattı." 54 .. Kaan'ın ağabeyi gibiydi. Renault. Onu sevmiştim. Babamın sevdiği polislerdendi. kulağımı sıyırarak otobüsün ezdiği dondurma külahı çıtırtısıyla Reha'nın başına saplandı." Tuhaf adamlar. Biz evin salonunda dans ederken. Bir anormallik olsun istemiyordum." Enver pür dikkat beni dinliyordu. Kurşun. Bana 'Dans edelim mi?' dedi. "Ben aslında çalışkan bir kızdım. Sigarası ağzının kenarındaydı. korku yüreğime doluyordu. Tam bir şey söyleyecektim ki Reha arkamdan boğazımı yakalayıp kafama silah dayadı!" "Ne?!" "Evet. Paniğe kapılmıştı. Beni evine davet edip du248 ruyordu. Yemek hazırlamıştı.. Yine de birkaç kere nasıl olduysa Reha'nın evine gittim. Abartmayacağına söz verirse olabileceğini söyledim. Üstelik kafam da karıştı biraz. Sırtımda. Babam birkaç ay sonra emekli olup hacca gitti. İyi aşçı değildi yani.. Ağlamaya başladım. Enver masal dinleyen çocuklar gibi bakıyordu." Ağlayacak gibiydim. Öyle çok ağladım ki. Fakat o anki yüz ifadesi çok acayipti. Şu. anlattıklarımı aklı almıyormuş gibi bakıyordu. Gerginleştiğimde tırnaklarımı yiyorum hâlâ. Fakültede Emre adında çok iyi bir çocuk vardı. Fakat aramızda ciddi bir şey olmadı. Enver Paşa beni ürkütmekten sakınır gibi usulca omzumu okşadı. Uzatmayayım. daha doğrusu 17 Kasım günü. Bana hiç kızmadı. Uzun süre kendime gelemedim." Kalbim hızlanmıştı. Reha. Büyüdüm sanıyorsun. Reha'yı epeydir göremiyor-duın. yalnız yaşayan genç bir bekar için gayet gösterişliydi.. Üniversite sınavına gireceğimiz için. Kadiri tarikatını bilir misin?" "Duymuştum. Büyük ekranlı bir televizyon." "Reha askerden geleli bir sene olmuştu. Dalyan Efendi o heyettekilerden biri. Okul bitti. Bana yakınlık gösteriyordu." "Çok ilginç kızsın Şebnem. babasıyla erkek arkadaşının bu şekilde tanışmasını istemez. Bazen öğleden sonraları Reha'yla buluşup geziyorduk. Reha ile babamın arasında. dışarıdan siren sesleri gelmeye başladı. Sonra ne oldu?" Sağ elimin serçe parmağı tırnağımın kenarından küçük bir ısırık aldım. O da şaşırmıştı." Çantamdan bir mendil çıkarıp gözlerimi ve burnumu sildim.. "Uyuşturucu satıyormuş. fakat babam kabul etmedi.. Bir ara 'Açılın' anlamında silahını sağa sola çevirdi. yoksa kızı vururum!' diye bağırdı. Düşünsene. yeni halılar filan." deyip elimi tuttu. Bir tek babam yüzü allak bullak bir halde bana doğru yürüyordu. Ve beyni sütlüçilekli dondurma gibi elbisemden aşağı akan Reha yere yığıldı. O korkunç olay hâlâ rüyalarıma giriyor. Utanç bedenime yayılırken. Tarih bölümünde okumaya başladım.. Aptallığım yüzünden öbür dünyada cayır cayır yanacağım. Tam o anda babam ateş etti.. "Evet" dedim "30 kuponun tamamını benden geri almayı başarırsa. "Haklısın. Babam bir koşu yanıma vardı. en yakın arkadaşım Serap Sahra'nm sevdiği bir çocuk vardı: Kaan.." "Öyle mi dersin?. Son derece duyarlı ve şefkatliydi. Birkaç kere ailece bize misafirliğe de gelmişlerdi. Sonra kapıyı açması için ısrar ettim. Nedenini tam bilemiyordum. sinemaya. Açmazsan kapıyı kırmak zorunda kalacağız' diye bağırıyordu. Derken babam sigarasını atıp silahını çekti. hikayenin devamını bilmediği için bu kadar sakin durabiliyormuş gibi geliyordu. Ben. Üniversiteyi kazandım.. bir Reha'ya baktılar ve harekete geçtiler. Reha'nın evinde öylece oturmuş bir şeyler içiyorduk."Seni yargılamak mı?. Herkes donup kalmıştı. "Reha da babamı tanımıyordu. "Peki. Reha işsizdi fakat ailesinin durumu iyiydi sanırım. Bir hırsız çetesiyle de bağlantısı varmış. Çay bahçelerine. Sadece bir his. sana kupon mu verdi?" diye sordu.. "Ne peki?" "Birgün. Bana. ben anlattım.. Reha'nın kapıyı açmaya niyeti yoktu." Enver. hocalar da bize toleranslı davranıyordu. Zaten perişan olmuştum. Evinde dört kilo eroin buldular." "Baban durumu nasıl karşıladı? O da çok şaşırmış olmalı?" "Babam olaydan benden bile fazla etkilendi. Gerçi babamın polis olduğunu söylemiştim. Biz Serapla gezdiğimiz için. Serinkanlı görünüyordu. Babam çok şefkatli bir adamdır. Terliyordu. Reha 'Çekilin! Defolun buradan. Derken biz Reha'yla çıkmaya başladık. PAPTılar babamı Üsküdar belediye başkan adayı gös r. kalbimi de kazanmış olacak. Dışarıdaki polislerden biri 'İçeride olduğunu biliyoruz.\ termek istediler. O yaşlarda insan neyin ne olduğunu bilemiyor. sana sarkıntılık mı etti?" "Aslında evet. 'Kızı bırak gitsin!' diye haykırdı." "Dalyan Efendi diye bir şeyhe bağlandı. Bazı akşamlar Beyazıt'tan Üsküdar'a Emre'yle birlikte geçiyorduk. kapıya yanaşmakta olan beyaz bir Toyota'nm içinden babam indi. Reha'nın evine gittin ve. Bir-iki kere dördümüz gezmeye gitmiştik." Gözlerimden yanaklarıma sıcak yaşlar süzülmeye başladı." dedi ve ona üçüncü kuponu vermeme neden olan cümleyi kurdu: "Sen cennete gidince cennet daha güzel bir yer olacak. Zaman zaman onların zikirlerine katılır. "Ben senden yanayım Şebnem. "Devam et lütfen. Tekrar buluşmaya başladık. arada Kaan'ın yanında Reha'ya da rastlıyorduk. Mesele de o değil zaten. Reha'yla birbirimize baktık. Bana iyi davranıyordu... Onlar da küçüklüğümden beri beni tanıyorlardı. Reha'nın arabası vardı. Reha'yla dansımız trajik bir biçimde yarım kalmıştı. Reha'yı tanımıyordu. Yeni bir müzik seti almıştı. Anneme de bir şey söylemedi. acayip koşullarda lazım olabilir Leyla Kalahari "Ne.. Karşımda üniformalı Bora Ağabey'i görünce afalladım.. Sonra da kapı sertçe vuruldu.. Yine de yüzünü bildiğini sanmıyorum. Alnını kırıştırmış.. Sarıldık.. Sesinde merak yoktu. korkudan çok utanç hissediyordum. Eşyaların çoğu çahntıymış. Reha 'Yaklaşmayın yoksa kızı vururum' diye bağırıyordu. Fakat beni öyle gördükten ve Reha Veto'yu öldürdükten sonra. Yaz geçti. Böyle bir şey aklımın ucundan bile geçmemişti. 'Neler oluyor Reha?!' diye sor dum. gözlerini kısmıştı. Bayramlarda filan. İlk başta ben de ne yapacağımı bilemedim. Senin hiçbir kabahatin yok. O anda. Kıpırdayamıyordum. Kafamın içinde bir okyanus uğultusu." "Hayır Şebnem.. Derhal kapıyı açtım. Sahile filan gidiyorduk. PAP'a ııyc oldu. içimde metal bir yumak çözülüyordu sanki. Vücudumda kontrolden çıkmış bir gözyaşı makinesi gürül gürül çalışıyordu sanki. "Unut gitsin Şebnem. Hepsi geçti. Reha'nın tavırları da beni itmeye başlamıştı. Herhalde hiçbir kız. Babam polis olduğu halde heyecanlanmıştım. Benim için şiir yazmıştı.

Kısa boylu. o yangına fırlatılarak yakıldığını anlattım. annemi öldürmüştü." "Hımmm? Padişahın karısının yorganını nereden bulmuş?" Altında göz bulunmayan kaşını kaldırdı..\ Krallar. Alaaddin'in uçan halısı ve Enver'in yorganı ha? Tebrik ederim. kırk yaşında zarif kadınlar vardır. ek-mebiçme işlerinin daha öncelere dayandığını belirttim. Yine de Leyla Kalahari'ye. beni bir arkadaşıyla evlendirmeye kalkıştı. Yere sağlam çakılmış o dengeli ağacın yürüyüşe çıkması imkansızdı. Milattan Önce 753 yılında kurulduğu iddia edilen Roma İmparatorluğu'nun hikayesini es geçmedim: Bir nevi kur-tadam olan Romulus'un. savaşlar taklitler ve aldatmacalar üzerine kuruludur. Milattan Önce 8500 ila 7000 yılları arasında birilerinin Ortadoğu'da tarımla uğraşmaya başladığı varsayılsa da. insanın üstesinden gelebileceği kadar kolay bir iş değil. yüzyılda yaşadığı tahmin edilen mimar Marcus Pollio Vitruvius'tan söz açtım. Yanında bir de koruması vardı. neden bahsettiğini bilen biriyle sohbet etmekti ve bunun için ödeme yapmaya hazırdı. Onun. Gerçek'in babası. bilmeyenler. tarihçiler kahinlere benzer. Yani ı. bana Sicilyalı Rozalina'mn yorganını hediye etti. haydutlar. Devletlerin sırları vardır. oyuncak mı gerçek mi.. Hizmetçi kız da yaya kalmış hostes gibi. onlar gibi düşünmeye. Babil-li Hammurabi'nin kanunlarının 282'sinin okunabildiğini. Wright Kardeşler'den bir tek Orville'in [1871255 1948] Kamikazelerden haberdar olduğu geliyor aklıma. Gerçek. yanılgıları ve bilgisizlikleri tarihin oluşumunda rol oynadı. "O da kim?" Rengarenk saçlarının altında sağ gözü. Kırlaşmış. mutluluğu ciddiye almayan. Yirmiiki yaşındaydım. Rumeli Hisarüstü'nde." "Belki de bir yerde okumuştur ya da filmde görmüştür?" Şüphe. Granada Gazinosu'nda şarkı söylüyordum. Osmanlı saraylarında kullanılan yorganların aynılarını diktirip satıyor. bir internet sitesinde. Fakat uzmanlar bu durumdan doğan sorumluluğu reddeder. ömrünün kalan 51 yılı boyunca da evine yalnız bir kere uğradığını. karısı Yasodhara ve oğlu Rahula'yı terk ettiğini. "Enver yorgancılık yapıyor. 21." 17 Aralık. Yıldırım düşmemişti. bilim adamları." dedim.. Yani neolitik çağda tüm dünyadakinin sekiz katı! Tarihte bir mağara dönemi varsa. Gülfem Sultan. bir bildiği olanların otomatik alaycılığı yansıyordu. daha doğrusu sohbetimize başlarken "Tarihî olmayan bir tek an bile yoktur. "tuhaf adamlar acayip koşullarda lazım olabilir. Süpermen'in pelerini." Korkma ben varım .Ö. 252 "Kanuni Sultan Süleyman'ın üçüncü karısı. Ve tarihin en önemli özelliği. Afşin'den İstanbul'a kaçtım. yüzyıla kadar matbaa yoktu. Tek istediği. Adı. fırtına da yoktu." Deliller çözüm getirici olduğu kadar öğretici de olabilir. Sonra büyük bir mağazada tezgahtarlığa başladım. bir çocuğa böyle bir isim koyar ki? Gerçek'in annesi ölmüş. Bayan Kalahari'ye tarih dersleri veriyorum. Ağaç. Kim. Bıçakla. boş mu dolu mu olduğunu kestiremediğiniz." 55 ." Soruyu tamamlayamadım.. efendim. yangını fırsat bilip yağmacılık yapan kimsenin.. "Gerçi beni alakadar etmez ama. şüphelerin değişmez belirsizliği içinde yaşayan.ı rih ile hakikat iyi geçinemez. sağa sola bakman bir tabanca gibidir. Çarşambadan beri öylece yatıyormuş. yüzyıldadır." dedi Leyla Kalahari. "Bugün Çin'de 40 milyon kişi 'yaodong' denilen mağara evlerde ikamet ediyor. yanılanlar.. ilk ders günü. oyuncak uçağın ve öksüz pilotun peşinden ayrılmıyor. Milattan Önce 17. Bu nedenle. saray denince akla entrika gelir. Dersimize. dalgalı saçları parlıyordu. yüzyıldan kalma bir kitabeden. Tiz ve metalik sesiyle "Hey cici kız.II [Leyla Kalahari] Gözümü. üniversite sınavına hazırlananlara özel ders verebileceğimi belirten bir ilan yayınlamıştım. papağanın gagasmdaki zeytin gibi parlıyordu. "Sanmıyorum. bu kanunlardan birine göre. "Leyla. on küçük ciltten müteşekkil kitabına değindim. Gerçek.."Böylesini ilk kez duyuyorum Şebnem. "Biraz tuhaf bir adamdır. gelmiş geçmiş tüm insanların yalanları. Üç çeşit tarihçi olduğu söylenir: Yalan söyleyenler. şişman bir adamdı. ilk vaazına "Şu hayatta her254 kes ama herkes ıstırap ve tatminsizlikle kuşatılmıştır" diye başladığını söze konu ettim. elindeki oyuncak Kami-kaze uçağını uçurarak etrafta dolaşıyor. kayıp bir kabilenin izine rastlamış antropolog ifadesi yerleşmişti. Ju-lius Caesar tarafından savaş makinaları yapmakla görevlendirilip Roma ordusunun Galya ve İspanya seferlerine katılan Vitruvius'un icat ettiği mancınığın 300 yıl önce Çin'de zaten kullanılmakta olduğuna işaret ettim. "Teşekkürler. Milattan Önce 1. Hayatında en az bir aşağılık herifle yakınlaşmadan gerçek kadın olamazsın: Ganimet Granada'yla orada karşılaştım." "Enteresan. Leyla Kalahari'nin villasın-daydık. hissetmeye. villanın bahçesinde devrilmiş bir ceviz ağacı görünce şaşırdım. yanlış anlamanın. Derken. Tam karşımda duran akvaryumda hiç balık olmadığını fark ediyorum. geleceğe itibar etmeyen. Tabiattaki ahengin ayrılmaz parçası olan hercümerçten bir sahne diye düşündüm. Milattan Önce 6. tekerrür etmemesidir" demiştim. yazıldıktan 1500 yıl sonra basılan Mimarlık Üzerine [De Architectu-ra] adlı. Matematik ve astronomi alanındaki çalışmalarıyla tanınan Pisagor'un [M. köleler. henüz kırkbeş yaşındayken ölmüştü. savaşçılar. Asırlara ne kadar çok iftiranın." iyiliği hesaba katmayan.. konuşmaya başlarsınız: "Evet" dedim. tüccarlar. Büyük ağabeyim. imparatoriçeler. Garip bir biçimde havada yavaş yavaş ilerleyerek korlaşmış odunların arasına çakılan uçağın ardından hostes de şömineye dalıyor. Pervanesi yanan uçağı bir ucundan tutup mutfağa doğru koşturuyor.. Milattan Önce 8000 yılında dünyada insan nüfusunun yalnızca 5 milyon olduğunu. hizmetçinin arkasından yürürken "Uçağı akvaryuma koyalım mı?" diye sesleniyor. Ağabeyi Wilbur Wright 1912'de. hapisteydi. "bence de fena numara değil. Onlardan biriyle muhatap olduğunuzda. Babası başka bir kadınla kayıplara karışmış. Çok az param vardı. diplomatlar imalarla ve sembollerle konuşurlar." "Evin nerede?" "Karagümrük'te. Televizyon fabrikasından atılınca. insan bilmediği bir konuda doğru soru soramaz. Birkaç kişi başvurdu fakat yalnızca Leyla Kalahari'yle anlaştık. dinî liderler. Kuzey Caro-lina'da benzin motorlu uçakla ilk uçuşu gerçekleştirdikleri gündü. adın ne senin?" diye sordu. Tek gözlü talebemin yüzüne. ikiz kardeşi Romus'u öldürdükten sonra Roma'yı inşa edişi ve belasını buluşundan dem vurdum. Biz salonda konuşurken. O esnada." r. yani Wright Kardeşlerin 1903'te." Leyla Kalahari'nin yüzünde. Bir konfeksiyon atölyesinde çalıştım. o dönemde mağaraların mesken olarak kullanılmadığını. bu hakikaten romantik. birtakım yerleşim bölgelerinin bulunduğunu söyledim. 15. Babam. sokak dövüşü dalında Olimpiyat şampiyonu olduğunu öne sürdüm. Eski bir şarkıcıydı. Ganimet Granada çıkardı. uydurmanın sığabileceğini düşün. 580-500] tam 34 yıl boyunca Mısırlı ve Babilli kahinlerden ders aldığını. yüzyılda doğan Siddharta Gautama Buddha'nm yirmidokuz yaşında. Gerçek "Vooooooo!" diye uçağını beş metre öteden şömineye doğru fırlatıyor. "Geçmişi bilmek.. Leyla Kalahari'nin beş yaşında bir erkek yeğeni vardı. Gerçek.

Anaokuluna götürüp getireceksin. Şarkıları sayıklar gibi okuyordum. İki kere intihara kalkıştım: Bir kere küvette. Nazikçe sordum: "Saçmalıyor musun Enver?" "Evet. birden bir bıçak çıkardı ve yüzüme sapladı. Abidin'e dönüp... Her nasılsa hapse girmedi. bir keresinde. içim ısınmıştı. Programın sonuna doğru çıkageldi." Gözlerimi paraya dikerek şarkıya girdim: "Bir akşam gözünde aşk tüterse I Geçmiş günler aklından geçerse I Kalbin bomboş ümitler biterse I Sen üzülme ben varım" "Kâfi" dedi. ne var bunda?" "Peki. sırasıyla." "Gidiyor muyuz? Nereye?" "Cenneti. iyi misiniz?" "Sizi görüp de iyi olmamak mümkün mü Leyla Hanım?" dedi. Genç bir adam.. Abidin onunla evlenmez. Kitap okuyorum. Her ne kadar iyi bir kıza benzese de. O nedenle çocuğu onbeş-yirmi dakika muayene ediyor. Abidin Bey.. üniversiteye hazırlananlara yönelik tarih dersi ilanını da bana Abidin göstermişti: "Bu kızdan ders alacaksın. Piyano çalmayı öğrendim." "İyi ama benim kız kardeşim yok ki?" "Tamam işte. Otuzbeş yaşındaydı. Abidin sık sık beni ziyarete geliyor. Uykuya dalar dalmaz kabuslar görüyordum. Şebnem Şibumi'nin bir internet sitesinde yayınlanan. Az konuşuyordu. En çok da Abidin Dandini'den huylanıyordu. Üzerime çullandı. sen sormadan da cevabı verebilirim?" "Neymiş?" "Seni önce kullanacağım. kelepçe gibi insanları birbirine yaklaştırıyordu: Enver'in koluna girdim. ben de bir tokat attım. Meraklandım. Ağlayarak uyanmıştım. cehennem ateşiyle tutuşturmaya. Sen de bana anlatacaksın. "Zamandan daha önemli bir şey varsa. Fazla vaktim yok. Hattâ bir keresinde hırpaladı. Bir erkek hastanede size eşlik ediyorsa." Babam annemi neden öldürdü? Ağabeyim beni niçin arkadaşıyla evlendirmeye uğraşıyordu? Ganimet Granada benden ne istiyordu? Abidin Dandini gerçekte kim? Hayati Tehlike'nin beş yaşındaki oğlu nereden yeğenim oluyor? Şebnem Şibumi'den ne öğreneceğim? Abidin üzerime böyle tuhaf bir yoldan kuma mı getiriyor? Bu vahşet yüklü saçmalıkların hiçbirini merak etmiyorum.. Soğuk hava. gidiyoruz. "Bu çocuk. Bazen sergi gezmeye gidiyorum. Kızkardeşin öldü ve çocukla sen ilgileniyorsun. "Sana bir şey soracağım. Gayriihtiyari. En sevdiğim yazar. Yirmi yılım burada geçti. Onunla arkadaş ol. "hazırlan."Baban ne iş yapıyor?" "Ailem Afşin'de. şarkılarımı ona bakarak söyler olmuştum." "Hımmm? Şarkı söyler misin?" "Şarkı mı?" "Evet. Şarkı söyleyerek masasına doğru yürüdüm: "Zaman durdu sanki beklerken seni I Ben bir tek sevgiye bağladım kalbimi. her sahne alışımda. "Haydi. sonra da bir paçavra gibi fırlatıp atacağım. bir kere İsviçre'de. Abidin beni kucaklayıp acil servislere koşturdu. Fyodor Mihayloviç Dostoyevski Saint Petersburg'daki evinde akciğerleri kanaya-rak can verirken [1881]. o soysuz hödük sana bir daha dokunamayacak" dedi. Fakat bana doğruyu söyleyeceksin?" "İstersen. Hayati'nin oğlu. Doktor Neptün Petunya. dört yaşında olmasına rağmen. Ganimet beni sertçe uyardı. Hastaneden çıkınca Abidin'in bana hediye ettiği Rumeli Hisarüstü'ndeki villada yaşamaya başladım. Abidin Bey "Merak etme Leyla. vursun tabii ki. terli bir kirpi gibiydi. onunla mezara kadar yola devam edebilirsiniz. uzay mekiği Challenger fırlatıldıktan 73 saniye sonra infilak ederken [1986] Enver'le birlikte Üsküdar rıhtımından yukarı doğru yürüyorduk. Sana anlattıklarını iyi dinle. Bahçıvanım. kızların aklını başından alıyor. Abidin meğer gangstermiş. yani Haftanın üç akşamı muhakkak gelirdi... Bir gece Abidin gelmedi. Abidin. Yine de fazlasıyla etkilenmiştim. öyle aptalca ki. hizmetçim ve aşçım vardı. Tezgahın üzerine 100'lük bir banknot koydu. En sevmediği mevzular. Öyle aptalca ki.. resim dersleri aldım. "Abidin onu alsın mı. odasındaki mobilyaların yerini değiştirmişti. sol gözüm dahil hiçbir şeyi özlemiyorum. Tanı 0 anda masasında demlenen Ganimetle göz göze geldim." Program bitince Ganimet kulise hışımla daldı." Muzipçe gülümsedi. Ona sen bakacaksın. Gözümü hastanede açtım. zahmet olmazsa?" Etrafa bakındım." "Evet." Orkestra çalmaya devam ederken. Halbuki ben onu polis sanıyordum. mikrofonu ağzımdan uzaklaştırıp sordum: "Geçmiş olsun. Abidin onu öldürmez. Öfkeden nefesi kesilmişti. Anlatmamı istediğinden emin misin?" 260 56 . lakin aşırı kıskançtı.. Abidin Dandini karşımdaydı. o da saniyedir" dedi. Ganimet Granada'nın icabına bakmıştı. Çok şıktı. Ganimet bana son derece cömert davranıyordu. Banka hesabımda daima yeterince para oluyordu. evlendiği kadınlar ve öldürdüğü adamlardı. Sonra da elimden tutup psikiyatrlara götürdü. Gerçek'i bana emanet etti. Buğulu gözlerle beni izler. ilginç bir çocuktu. vursun mu?" diye sorarsanız. nazlanma. Şebnem Şibumi hakkında hiçbir şey bilmek istemiyorum.. Ona engel olmaya çalışırken. nasıl istersen. Chuck Palahniuk: Büyüleyici kabusların kreatörü. Abidin'den önceki yıllarıma ait. 25') İnşallah. Bir akşam. Gerçek'in bağışıklık sistemi yeterince güçlü değilmiş. Yavuz Sultan Selim komutasındaki Osmanlı ordusu Kahire'ye girerken [1517]. Gülümsedim. Bunu nasıl yaptığını hiçbir zaman anlayamadım. Bu söz. Anladın mı?" "Yeğenim mi?" "Kız kardeşinin oğlu. Abidin." Gerçek. yanında bir arkadaşını getirdi. Şaka yaptığı belliydi. Bir süre toparlanamadım. Biçmişiz yumruklarıyla bana rastgele vuruyordu. İnşallah." Granada Gazinosu'nda sahneye çıkmaya başladım. Oturup konuştular. Tek gözümü. onbeş günde bir Çarşamba akşamüzeri Gerçek'i görmeye geliyor.. 258 Hayati'ymiş adı.. Merak ettiğim asıl konuyu gündeme getirdim: "Hiç âşık oldun mu?" "Yani seni tanımadan önce mi?" "Hı-hı. sesin de gözlerin kadar güzel mi?" 256 "Bilmem?" "Oku bakalım. Sarıldık. Birkaç hafta sonra.. Bir keresinde. yalvarır gibi şarkıya devam ettim: "Ayı il mam istersen hiç yanından I Çağırsan gelirim çok uzaklardan r>ı / Eskiden korkardım yalnızlıktan I Korkmam artık sen varsın. Ben sohbete pek katılmadım. Nasıl oldu anlamadım. Sağ kolu askıdaydı ve dirseğiyle bileği arasındaki sargıya kan sızmıştı. Soran olursa 'yeğenim' dersin. sağlam eliyle elimi tuttu ve avucumu öptü." Bu cümleye çok şaşırmıştım.. kızların aklını başından alıyor 28 Ocak gecesi. çünkü tam o anda Enver'e kalbimi kaptırdım. Burada bir arkadaşımla kalıyorum. Onu seviyorum. Sevinmiştim. kulise çiçek gönderirdi.

. O da beni içeriye davet etti: 'Buyur evladım." 264 "Yaklaştık mı?" "Sağdaki tabelayı görüyor musun?" Enver barın önünde frene bastı." Enver'in sözleri havayı ısıtıyordu sanki. "Belma'ya nasıl ulaştın?" diye sordum "o kız Kıbrıs'ta oturuyor?" "Evet" dedi. Teyzenin kaydını tuttum. Civardaki banklarda oturuyordum.. Chicago'da ölü bulunmuştu [1929]. arkadaşlarım Belma. boşuna. "Sevgili filan değiliz. Ardından. Fakat gelen giden olmadı. yalnızca bir kuponla karşılık verirken." "Eee. siyah-beyaz ve küçücük bir kopyası var! İkisini yan yana koymuşlar. Antonio Beucci'den arakladığı telefonu kendi adına tescil ettirmek için patent ofisine müracaat ediyordu [1876]. Fakülteden arkadaşım Zeynep'i ekranda görünce şaşakaldım: "Doğum günün kutlu olsun Şebnem.. İngiliz Kraliyet Hava Kuvvetleri'ne ait uçaklar. Eski tarz bir büfenin üzerinde çerçevelenmiş bir kız fotoğrafı gözüme çarptı: Olağanüstü güzellikteydi.. Murat. deli miyiz?" "Nevra çok ısrar etti." "Neden?" "Herkes bir yığın soru soracak. gıcık bir isim. Buradan sola. Yol boyunca bir o tarafa. Ömer türbesinin yakınlarında. İnsanlar benden kuşkulanmaya başladılar. Olur ya. Sinan. Hırsız gibi köşkün dış cephesindeki tahtaları sayıyorum. Kalbim." Dudaklarını büküp alnını kırıştırdı.." "Sadece ne? Barika'ya sevgililer günü partisine giden bir çift miyiz?" "İstersen geri dönelim? Ben zaten sıkılacağım. Alexander Graham Bell.." Ağır ağır yürüyorduk. Ağzım açık kalmıştı. "Halamdan mı? Benim halam yok ki?" "Fark etmez. Partiden ayrılmak istediğin zaman. Yüzünü zihnime nakşettim. Hz.. deli gömleğimin üstüne hep en iyi marka kazaklar. Fikriye. açtı ve "Kendin bak" diyerek gülümsedi. DVD'yi bilgisayarın sürücüsüne yerleştirdim. Engin. Onun önünden geçiyordum.. Ülkü. Ondokuz yaşındaydım. Sağda solda birtakım fotoğraflar asılıydı. adımlarımdan hızlıydı. tek tek arkadaşlarımla görüşmüştü." "Bak." Cüzdanımdan bir aşk kuponu çıkarıp Enver'e takdim ettim.. şahane bir kızdı. "yani artık sevgili olduğumuza göre. çıkalım. "benimle 'sevgililer günü' partisini gelir misin?" Tebessümü serum lastiği gibi uzadı.. hoş geldin. "Şimşek ışığı demek. Sadece. ben yalnızım. Yolun kenarına park etmiş arabalardan birinin önünde Enver'in gözlerine bakıyordum: "Peki ya şimdi?. yaşlı teyzenin ta kendisiymiş me-ger!" "Ciddi misin?! Ne yaptın peki?" "Sana rastlayıncaya kadar. evde başka kime yok mu? Çocuklarınız. Galileo Galilei. Enver bir an durdu: "30 Kasım 1997 günüydü. "Sayım memurluğu için yaptığım başvuru kabul edilmişti. "Filikamı siz mi çaldınız?!" diyen Kaptan James Cook'u mızrakla öldürmüş. ben de tek tek yazacağım. ünlü polisiye yazarı Geor-ges Simenon'un da [1903]. evlenmesem onlara sıra gelmeyecek. olmayan halan hakkında olumsuz sözler söyle." "Nevra da kim?" "Nevra Neretva. ikindi vakti ahşap bir köşkün kapısını çaldım. 14 Şubat.. bana adını. Yaşlı. Bizans Tarihi hocamız Esat Bey. Mario Puzo'nun Baba [The Godfather] romanına ilham kaynağı olan Vito Genove-se. 'Merhaba teyzeciğim. olanlar oldu. tamam mı?" "Yapamam. üç katlı bir evin ikinci katında. "Girne'de." Demek elde kamera. anladın mı?" "Anladım. Az ötede elinde şarap şişesiyle bir berduş dikiliyordu. "Yarın" dedim. çok derin manalarla dolu bir mısraymış gibi. beli bükülmüş bir kadın açtı. Kulağım kirişte. Dedim ki 'Teyze. adresini. Onu her neredeyse bulmaya kararlıydım. ne kadardı unuttum... beni muhakkak ara" diyor ve avucuna yazmış olduğu cep telefonu numarasını gösteriyordu." "N'oldu?" "Köşkün elli-yüz metre ilerisinde bir fotoğrafçı vardı. o da sevdiğim arkadaş ve hocalarımın isimlerini not almıştı. milletin içinde söyleyemem." Tekrar yürümeye koyulduk. 'Evlenmeyecek misin artık?' Sanki ben çalışmasam aç kalacaklar.. bunaldığın zaman bana söyle. Almanya'nın Dresden kentini bombalıyordu [1945]. Hawaiili yerliler.. üzerine de 'Eski fotoğraflarınız onanlır-renklendirilir-büyütülür' yazmışlar!" "Yani?. pürüzsüz bir ten.' Salona geçtim.. Oradakileri sayacaktım. ceketler giydim. Böylesine müthiş bir doğum günü hediyesine. konaktaki fotoğraf vitrinde!" "Eee?" "Fakat aynı fotoğrafın bir de eski mi eski.». Gülümsüyordu. uzun uzun bakıp gülümsedi. torunlarınız filan?' Tebessüm etti: 'Maalesef yavrucuğum. Enver'e üniversite yıllığımı göstermiştim. yanındaki çantadan bir dizüstü bilgisayar çıkardı. Enver Paşa?" "Belki de kalan kuponları bana peşin verirsin?" "Avucunu yala" dedim neşeyle." "Ah tabii ya. Sabahın kör vaktinde Kanlıca'ya gitmiştim. iki hafta önce. Asuman. Enver'in siyah Audi'siyle Barika adlı bara doğru gidiyorduk. yaşını söyleyecek. yüzünü görürüm diye umutlanıyorum.. Vahide. Türk Tasavvuf Kültürü dersimize giren Munise Hanım. Eve doğru koşmaya başladım. zarif. Mahkumlar gibi sigara üstüne sigara yakıyorum. Enver Paşa. Benim aklım kızda. Görevlilere üç-beş kuruş para veriliyordu. Derken bir-gün. halanı översin. Peki ya sen? Sen ne yapacaksın? Yani kendini kötü hissedersen?" 57 . "Sen ve ben" dedi. bir bu tarafa yürüyordum. Bizim evin önünden geçerek yirmi metre kadar yürüdük. "Barika." "Âşık olduğum genç kız. kız büyükannesini ziyarete gelir.." "Niye katılıyoruz peki partiye. kıpkırmızı dudaklar." Enver durup yüzüme baktı: "Anlatmasam belki de daha iyi?" "Devam et n'olur.. merak ettim?" "Pekala. anlat. engizisyon mahkemesinde yargılanmak üzere Roma'ya gelmişti [1633]. Bilirsin. dinliyorum. 'Ne iş yapıyorsun?'. Springfield Hapishanesi'nde kalp krizi geçiriyordu."Onu unutamıyor musun?" "Unutamıyorsam anlatmayayım mı?" "Tamam. iri parlak gözler. Bir fotoğrafa. Nevra ve Demet doğum günümü kutluyorlardı." "Bir de insanlar içince yıhşıklaşıyorlar. Bir de ne göreyim. Birazdan kız içeri girecek. kapısında. Kupondaki harfe. Sence bir anlamı var mıdır?" Enver yola bakıyordu. bana bir DVD verdi. Hayat dolu. yiyorlardı . sonra? Buldun mu kızı?" Enver derin bir nefes aldı: "Günlerce köşkün etrafında do261 laştım.' Evden ayrılırken resimdeki kıza defalarca baktım. Yan odalardan bir ses gelir diye bekliyorum.. "Nedir bu?" diye sorduğumda. sevineceğini umuyordum. Hafif adımlarla ilerliyorduk: "Salon antika eşyalarla döşenmişti." "Eee. Nüfus sayımı yapılıyordu. Demek bana bu harika sürprizi hazırlıyordu. İşler yolunda giderse. 262 "Siz hiç sabunluyken ağladınız mı?" 13 Şubat benim doğum günüm. [1779]. Teyze gelip yanıma oturdu. Başını çevirdi "bana ha landan bahset" dedi. Alıp çiçek gibi kokladı ve yaka cebine koydu. Mutlu musun canım?" Esrarengiz ve heyecan verici bir sesle "Olmak üzereyim" dedi ve dudaklarıma uzandı. Serap. Hani doğum günüm için kaydettiğin DVD'-deki sahte sarışın. bir salon kapısına bakıyorum. Hiçbir şey umurumda değil. Kartvizitinde 'Kullanılmış Mobilya Satıcısı' yazan Al Capone'un rakibi olan yedi gangster. Gözüm köşkün pencerelerinde. ben sayım memuruyum' dedim.

" "Babam pezevenk idrarı ve fahişe tükürüğü tahlili yapmaktan bıkmıştı. Destansı kargaşa karşısında Çai II. "Sihir sever misin?" diye sordu. Nevra kulağıma fısıldadı: "Kim bu yakışıklı?" "Onu tanıyor olmalısın?" dedim. fakat soğuktan nefesim buharlaşıyordu. Enver'le Beykoz'da kardanadam yapıyorduk. işçilerin safına geçerek generalleri ve bakanları tutuklamışlardı. Son derece leziz somon. Ben de sırıtıyorum. fakat bu onun gecikmeyeceğini göstermez." Ortalık gene sessizleşti. havuç. sigara ellerinin arasındaki boşlukta asılı kaldı. amcamla dertleşirdim. Enver'le.n. Rusça konuşan Çinlilerin işlettiği bir İtalyan restoranında Enver'i bekliyordum. Görüştüğü adam da 'Bana bir fotOğrafi. Bir an.. Şeytanın flörtü. müreffeh kalabalığı gözlerimle biçtim. portakal soslu somon ve alkolsüz pina colada. Etrafımdaki garsonların hepsi.. Üzerinde şartlı refleks deneyleri yaptığı köpeklerin hepsini gömdükten sonra. tahtını bırakmıştı. istersen ben de sana veririm?' demiş. Çünkü duyguların kök salacağı gönül zeminini erozyona uğratır. fakat tepsinin ardında kalan yü268 zü göremiyorum.. General Kabalov. işçilere ateş açılmasını emretmiş fakat Rus Ordusu bunu reddetmişti. Emin olmak için "Bakanlık Heyeti'nin öldürülmesine mi üzülüyorsun?" diye sordum. batıyordu [1914]. "Halan şu anda ne yapıyor?" "Kendine yeni bir sevgili buldu. Lokmayı yutarken kuponu uzatıyorum. "Munise Hocayla Benetton'da karşılaştığımız günü hatırlıyor musun?". "onunla kavga eder. Enver "Bir dakika.. "Çünkü kör. onu ziyaret etmişim gibi seviniyor. amcamı görünce şoke olmuşlardı" deyip hafifçe güldü. Ben sigara içmem. "Çalışıyor musun?"." "Halam kesti.. Üçüz gibiydiler. "ikizi olan." "Geçmiş olsun. Süpermen'le aynı kuaföre gidiyorlar besbelli. Her yer bembeyazdı.. Peru'da Tupac Amaru gerillaları başkent Lima'-daki Japon Büyükelçiliği'ni basarak 500 kişiyi rehin almıştı [1996]." "Amcan artık yaşamıyor mu?" "Yo. karşımda dikilmiş sırıtıyor. "Halan olduğunu bilmiyordum?". bir elinde kadeh olduğu halde kollarını açarak karşıladı beni. seksenyedi yaşındaki Ivan Petroviç Pavlov da ölmüştü [1936].." "Geçen gün halamı yıkıyordum. üzülmemesini. Kullanılmış tuvalet kağıdı rengindeki kanepelere oturduk. Bu tuhaf bahşişten ötürü yüzünde mahcup bir gülümseme esintisi beliriyor.m n.. Sigarayı sağ elinin işaret ve orta parmağının arasına aldı." "Babanın mesleği neydi?" "Laboranttı. durumu düzeltiyordu. Karda-nadama yaklaştı ve kırmızı tuğladan kesilmiş kalp şeklinde bir parçayı göğsüne yapıştırdı! Kalbi olan bir kardanadam. "Evet" anlamında başımı salladım. dakikliğine bağlıdır." Hiç doğmamış halam ve Enver'in babası hakkında konuşup durduk. "Bilmiyorum" deyip kuponu aldı. romantizmin cenaze törenidir. Daha önce bana hiç ailesinden bahsetmemişti. Birden ağlamaya başladı. üvey babamdı. Aynısıydı. biraz" dedi." "Babandan mı?" "Şaşıracağını biliyordum. o herif de bana benziyor!' derdi. daha bitmedi" deyip ceplerini yokladı. Gitmemiz gerek. Nikolay. süpürge. yaşlı bir orkestra. aynaya zaten ihtiyacı olmadığını söyledim. Kumruyla burun buruna gefen uskumru 18 Aralık.. Derin bir nefes çekti. Gerçi ben yedi dakika erken geldim. Nevra Neretva. kömür parçaları. Gevezelik uğultusu tekrar baş gösterince "Benim babamın ikizi vardı" dedi. kaşkol." "Halam aradı." derken. Ve Gönül işleri Hak. Ellerini sağa sola oynattıkça sigara da havada kımıldıyordu. Tek farkı var: Uçmak yerine. partinin berbatlığını birbirimize ifade etmek için uydurduklarımız. Dört yıl önce. Mükemmel bir kardanadam oldu. Bir centilmenin şerefi.. Enver. Bu durum amcamın hoşuna gider. sabunlu halde küvetten çıkmaya çalışırken sendeledi ve banyo aynasını düşürüp kırdı. Saat tam 19:20'de bir garson masaya tepsi-sindeki tabakları bırakırken fısıldıyor: "Sonora çorbası. "Enver Bey. Yere dik açı yapan sol elinin ayasında sigarayı söndürürken avu-cunu kapattı. "Halanla niye sen ilgileniyorsun ki?". "Yabancı gelmiyor." m. Dahası on-binlerce asker. "Neden hiç aramıyorsun?". 'İkizim olduğu yetmiyormuş gibi. bir yandan Enver'e göz atıyordu. masadaki tabakları temaşa ediyorum. dans edenlerin terleri üstümüze saçılıyordu. James Coburn'un Bir Avuç Dinamit [Giu La Testa] filmindeki ormanda dövüş sahnesini bilirsiniz. Sessizlik oldu.. Demode kıyafetli. "Sevgilisi galiba halamı dövüyor. "Halam biraz rahatsız da." "Babam ve amcam... Bu konudan daha fazla bahsetmedik. balığı yem olarak kullanamayacağını söylemiştim. Türkiye'nin Ruhu adlı bir roman yazmayı tasarlayan kırküç yaşındaki Oğuz Atay. Kadm-erkek ilişkilerinde hâlâ ilk insanların hatalarını tekrarlıyoruz: Beklemek. "Evet." Beni avlamak için. Bıraktığında. Enver kuyumcu dikkatiyle yüzümü inceliyordu. zehirli havaya umutsuzca romantizm katmaya uğraşıyordu.. Venüs salatası.. yaşıyor. < rindeki 1109'uncu fabrikası istanbul'da açılmıştı | L964] Narkotik bir kar yağıyordu. ya uydurmuyorsa diye endişeye kapıldım. 266 "Birgün babamla amcam benim yüzümden birbirlerini yumrukladılar.. tepsiyi bırakıp gözlüğünü ve önlüğünü çıkararak. dudaklarına götürdü. 1917'nin ilk haftalarından itibaren 200 bini aşkın işçinin grev yaptığı Rusya'da. derin sulara gömülen bir heykel gibi üzgün görünüyordu." Bara girdik.." "Halama telefon ettiğimde.. Sonra karşısına geçip izledik. Boş bulunup. "Hâlâ Üsküdar'damı oturuyorsun?".1 versene. Enver'e bir kupon daha verdim. "Çok iyi yemek yaparım" demişti." Dışarı çıkıp arabaya bindiğimizde Enver de ben de kahkahalarla gülmeye başladık." derken laf kaynadı." "Bugün babanım ölüm yıldönümü. Sorular sökün etti: "Neler yapıyorsun Şebnem?". babamı gıcık ederdi. "Saçların ne güzel Şebnem. "yakında sana balık pişireceğim. Sol elinin işaretparmağıyla ucuna dokununca sigara yandı. ruhunu teslim ediyordu [1977]. Aşk kuponlarından birini uzatırken "Babanın ikizi var mıydı sahiden?" diye sordum. nesi var?". Çevirdiği yumruğundan duman 58 . CocaCola'nm dünya ü. Fok iniltileri çıkararak sırıtırken. Somonu tadıyorum.. Enver tedarikliydi: Şapka.ı lığı Heyeti'ndeki tüm üyeler katledilmişti." içerisi öyle sıcaktı ki. Enver. Sevgilisi alkol testinden geçebilmek için mangal kömürü emince zehirlenmiş ve Şile yolunda kalmışlar. Clark Kent'in içinden çıkan Süpermen gibi Enver Paşa'ya dönüşüyor."Babamdan söz edeceğim.. Bir sigarayı iki ucundan tutuyordu.. "Ben henüz sipariş vermemiştim. onunla ilgilenmem gerekti.. yemeğe yetişeceğini bildirmemi istedi hanımefendi" diyen garson." Süpermen'le aynı berbere giden garsonlar Şubat'ın 27'si. 13 Aralık'ta Çanakkale Boğazı'na girmek isteyen yabancı gemilere karşı sabit batarya olarak kullanılan Mesudiye Zırhlısı. Enver bir sigara yaktı. ağzımın içinde "Beni pişiren adam sence de bir aşk kuponunu hak etmedi mi?" diyerek dönüyor. İngiliz B-ll denizaltısından atılan torpidoyla vurulmuş. "Babamın cenazesine gelen arkadaşları. Babam öldü. Kendimi kurbağa çuvalına tıkılmış gibi hissettim." Başımı kaldırıp bakıyorum.. dünyanın James Coburn'a en çok benzeyen ikizleriydi.

Enver koluma girdi.. Kumruyla burun buruna gelmiş uskumru gibi şoktaydım. Emirgan Korusu'nda. Elini açtığında sigara yok olmuş. 59 . Bozuk paralar bir görünüp bir kayboluyor. satır çözülmüştü. Yan yana duran kartlarda ENVER PAŞAŞEBNEMŞİBUMİYİSEVİY O Ryazısı okunuyordu. kartlar kadehleri yutuyor. Kaşla göz arasında bir salıncak kurdu. "ılık" dememiz gerekir. Rus işgali altındaki toprakları kurtarmak ve Rusya içlerine ilerlemek amacıyla Sarıkamış Harekatı'nı başlatmıştı. 30 milyon insan.t|>ı . Enver'in elinde deri ciltli küçük bir defter belirdi. sağ bileğimi tutup defteri avucuma bıraktı: "Bey-kozlu İdris oğlu İshak'm 1333 Rebiyülevveli ila Cemaziyü-lahiri arasında tuttuğu günlük.. Kararsızca gülümsedim. Ne yazık ki harekat yaklaşık 90 bin askerimizin ölümüyle sonuçlandı. onun yerineJeanPicın Vallarino'nun şovuna iki bilet gelmişti. Tam o anda.•." "Savaştan kaçma Enver Paşa!" "Kaçmam gerek. duştan yeni çıkmış zombiler gibiydi. arabadan küçük bir kilim ve yastık alıp geldi. Biz de seyircileri selamladık. Araştırdım. Jean-Pierre Vallarino daha iyisini yapamazdı. Harbiye Nazırı ve Erkan-ı Harbiye Umumiye Reisi olan Enver Paşa. dalkavuklar alıngan 25 Aralık." "Dedenin defterini niçin bu kadar çok istiyorsun?" "Ben tarihçiyim Enver. günlüğünde Harbiye Nazırı Enver Paşa'dan bahsedip bahsetmediğini düşünüyordum.. ( Yüzünde. Çin'in Guangzhou şehrini yerle bir eden ve yaklaşık 1 dakika süren 7. Nişanlısını ameliyat eden bir doktor gibi konian tre olmuş vaziyette. Umarım büyük dedenin şehitlikle taçlanan askerlik anıları hâlâ ilgini çekiyordur?" 272 Eprimiş defterin ilk sayfasını açtım. diğeri. asalaklar sıcakkkanlı. "Uzak dur" diye haykırdım. otuz saniye içinde. "Haydi" dedi. fakat cüzdanımı evde unutrnui tum. bale yapan travestinin elindeki av tüfeği kadar endişe vericiydi.. Küçük boy Moleskine defterler var ya. Vallarino. Kurnazca bir şımarıklıkla "Aynen öyleyim" dedi. "Gerçekten böyle mi düşünüyorsun?" "Immm. Ve Enver'e iki kupon vermeyi: Biri.. sisin yırtıklarından Boğaz'ın petrol yeşili sularını seyrediyorduk. Gözlerimi yumup hıçkırıkla inilti arası bir ses çıkardım. Deprem esnasında kaçarken başıma yıldırım düşse. Fakat 1914'te Sarıkamış'ta Türk askerlerini öldüren soğukla kıyaslarsak. Babamın 5 Nisan 1915'te Arıburnu'nda şehit olan dedesinden: "Adı İshak. 22 Aralık günü İstanbul'da hava biraz serindi. iplerin arasına yerleştirdi. Derin bir nefes aldım: "Ben iyiyim. )1\ Nefesim kesilmişti.. Büyük dedemin günlüğünü okuyup ağlıyordum. bulmacadan hevesini alamadan öldü! Görünen o ki İshak dedem de on lardan biriydi.. İnanılmazdı. Dünya Savaşı patlak verince. avını sükunete davet eden avcı ifadesi belirdi. salıncakta beni öldürmediği.6 şiddetindeki depremin her saniyesinde 2 bin kişi ölüyordu [1932].. 270 Enver Paşa. Bu artistik numarayı bir kupon vermek isterdim. Tebessüm bazen ağlamanın bir çeşididir." Ağaçlar. kadehlere paralar doluyor.. Çok hızlı sallıyorsun. otuzdört yaşındaymış. durmaksızın. Cesaret çiçek açar fakat meyve vermez. tamam." Alnım kırıştırarak "Bahse girerim. Zühtü Bey'e ulaştım." Harbiye Nazırı Enver Paşa. fakat ne dediğini anlamıyordum. Bu sihir işi hoşuma gitmişti doğrusu... fırlayıp ağaçlara çarparak parçalanacağım. ve 4. Alkışlar devam ederken Enver'e bir kupon daha devrettim. bulmacayı tamamlamaya büyük dedemin ömrü vefa etmemişti. evetin hayıra dönüşmesinden daha kolaydır. Müntekim Gıcırbey toprağa korkunç büyü malzemeleri gömüyordu. Sayıklar gibi konuştum: "Yunan şairi Aiskhylos 'Savaşta ilk önce hakikatler ölür' demiş. şehit dedemin hatırasını canlandırdığı için. Ayakta duramıyordum. çünkü o hakikatin ulaşılmaz derinliklerinde gizlenir' diyor.. Bir koşu. "otur da seni biraz sallayayım." Uyuşuklar yardımseverdir. anında istop etti. biraz yavaş ol!" "Ne dedin? Seni duyamıyorum?!" Enver beni uzaya göndermeye kararlıydı. Vallarino'nun Enver'e göz kırptığını fark ettim. Sadece sağdan sola 2. "Yavaşla. Anlaşılan. hayırın evete dönüşmesi. Küstahlığı. gözlerimin önünden Yaşayan Ölülerin Saldırısı filminin fragmanı gibi geçti." Enver beni şaşırttı: "Yunan Filozofu Demokritos da 'Doğruyu asla bilemeyiz. Enver bir şeyler söylüyordu. Namık Mıknatıs şaşırtıcı bir tiksinçlikle altına yapıyordu. ancak bu kadar etkilenirdim. Cephede geçirdiği iki ay boyunca günlük tutmuş. Büyük dedemin defterini bana satmaya yanaşmadığı gibi. eski bir müzayedenin katalogu sayesinde haberdar oldum. Sol eliyle. Lamelif Sahafın vaktiyle düzenlediği. Dedemin okunaklı elyazısıyla kaydettiği adını gördüm. I. et ve kemiklerim kanlı topaklar halinde çamurlu zemine saçılacaktı! "Daha hızlı sallamamı mı istiyorsun?" diyerek salıncağı on kaplan gücüyle bir kez daha ittirdi. Reha Veto'yu alnından vuruyordu. siyah Audi'sinin bagajından uzun bir halat getirdi. süratle illüzyonl. Soluk soluğa fısıldadım: "Durursan bir kupon veririm!" Salıncak. Bayılmak üzereydim. İçimdeki çalkantı diniyordu. İlk bulmaca 1913'ün sonlarında New York World gazetesinde yayınlanmış ve çılgınca bir hızla diğer ülkelere yayılmıştı. Günlükten. soruşturdum: Zühtü Zubizaretta adında bir koleksiyoncu almış. elindeki iskambil kartlarını bir tek hareketle masaya yaydı. Alkışlara hiç kulak asmıyordu. Yorgancı Enver Paşa'nın bu sözünü duysa herhalde sinirinden gülerdi. bir saat kadar süren gösterinin sonunda. bana bir kupon verip boynuma sarılacaksın" dedi. Ağaçlar etrafımda fırıl fırıl dönüyordu. bozuk paralar ve likör kadehlerine tlÜİCTll diyordu. Çanakkale Savaşları'nm tam ortasında yazılmış notları okumak ne demek biliyor musun? Üstelik büyük dedemin eh/azısından.. İki ucunu birbirine bağladığı halatı fırlatıp yüksek çınarlardan birinin tepesinden aşırdı. "az daha beni öldürüyordun!" Bir adım geri çekilen Enver'in yüzünde suçluluk duygusu tozlu bir lamba gibi yanıp sönüyordu: "Seni korkuttum mu?" Kalbimden yükselen kesif bir duman gözlerime basınç yapıyordu. defteri Zühtü Bey'den nasıl aldın?" "Bilirsin. Babam. mesele yok. n'olur!" Emindim: İp kopacak. Salıncakta sallanırken ona büyük dedemden söz ettim. Akşam tekrar buluşup gösteriye gittik: Vallaıino ı kambil kartları. Romanya Devlet Başkam Nikolay Çavuşesku ile eşi Elena Çavuşesku idam ediliyordu [1989]. onlara benziyor..." "Sürprizlerle dolusun Enver!" Gülümseyerek salıncağa kuruldum. Defterin arasından 13 Cemaziyülevvel 1333 tarihli Tercü-man-ı Hakikat gazetesinin bulmaca sayfası çıktı. dedemin. Hayatım.çıkıyordu.. Kasırganın söndürdüğü bir kadırga yangınından kurtulmuş gibi sevindim. yanağının gerilişinden Enver'in gülümsediğini fark ettim: "Sahi. Derhal indim. Öylece sarılmışken.u v.. Enver Paşa'ya sarılırken. hayır. görmeme bile müsaade etmedi.ı çalıyordu. Vallarino gülümseyerek ayağa kalkıp Enver'i ve beni işaret ederek salonu çınlatan alkışları bize yönlendirdi. Ağaçların arkasına saklanmış bir orkestra Modest Mussorgsky'nin [1839 -1881] Night on the Bare Mountcari'm. yordu.. kulağıma ejderha gargarası gibi manasız sesler geliyordu.

. ilk olarak 'Acaba yeniyor mu?' diye düşünürüm. Çantamdan cüzdanımı. Elindeki gazeteyi. İçimden. çoğunlukla ne acıdır. Lucky Strike'ı bir nebze unutturabilmek için sürekli çay." Ağzında çatal. Mantomu sırtıma geçirdiğim gibi dışarı çıktım. Enver'in boş kasesini aldı." Enver ağzındaki lokmayı yuttu ve bir mucizeye tanık oluyormuş gibi gülümsedi. Saldırıdan sağ kurtulan tek adam olan Ozan Taraz da saçlarını tümüyle kaybetmiş. Fakat o bulmacanın her karesini gözyaşlarım-la ıslatmıştım. sana meyve getirdim. Bulmacayı çözmek çok heyecan vericiydi. daha doğrusu sahte kusursuzluktan ötürü bir kupondan fazlasını hak ediyor. birkaç günde yarım asır ihtiyarlamış ve Burger King'in tüm gıda stokunu yemişti sanki. mandalina ve elma dolu tabağı sehpaya koydu: "Şerifciğim bak. "Bulmaca. fakat Tercüman-ı Hakikatte yayınlanmış değil. Ayaklarımıza patenleri geçirdik. bulmacadaki acayipliği fark etmemiştim: 20. Yukarıdan aşağı 7'ye gelinceye kadar. 7 Ocak. Fazla kilolarımın tümünden kurtulmam. Karlar kabuk bağlamıştı." Canıma minnet. En büyük sevinçler. Fazla oyalanmadan kahveyi alıp eve doğru seğirttim. Enver Paşa olmalısınız?. tartaklanmış. zır cahiller ciddi. 8 harfli: Naciye Sultanla izdivacından sonra Harbiye Nazırı olan meşhur paşamız. İshak dedemin cennetteki itibarını zedelemiş değildi ya? İnsanların sözünü edip durduğu acı gerçekler.. dalkavuklar alıngan. "sizde ne var ne yok?" Gençliğinde birkaç filmde başrol oynamış. firik pilavı. pasta. Enver. Eski bir basketbol topunu andıran başıyla bana selam vererek "Hoş geldiniz yenge" dedikten sonra tekrar Enver'e döndü: "Benim adım Ozan Taraz" her iki işaretparmağmı göbeğine doğrultarak ekledi: "Bu da benim yumuşak karnım. çerez. çarın şerbetli keşişi Grigo-ri Yefimoviç Rasputin. Annem portakal. "Yuvarlanıp gidiyoruz" diyerek geçti.. kelimelerin ağzımdan dökülmesine izin verdim: "Fazla kilolarınızdan pekala kurtulabilirsiniz?" Gülümsemeye çalışırken. 24 ayar yanılgılardan doğar.. "Tamam anne" deyip fırladım.ko yuldum. Buna kısaca VYL denir: Vücut Yağlarının Laneti. çördük çorbasını usulca içiyordu.. sokakta kargaşa çıkaran Friedrich Wilhelm Nietzsche'yi polisler zor zapt ederken [1889].." Alışveriş merkezi.. o iş spor değildir.. cam asansörle en üst kata çıkıp buz piste ulaştık.. Payımıza düşen çikolata miktarını yıllar önce tükettiğimiz iddia edilir. Bir aysbergde inzivaya çekilmiş romantik Eskimo hayaletlere benziyorduk." Babam gazeteden başını kaldırmadan ses verdi: "Ha?" Ona. tükenmez kalemle çizerek okuyordu. ShahShops alışveriş merkezine girdiğimizde geceyarısıydı. Bense beyran çorbasına konsantre olmuş vaziyetteydim: aTercüman-ı Hakikatin bulmacasını gerçek sanmıştım. 274 Babam hep der ki 'Uyuşuklar yardımseverdir.. Evimizin salonuna. Ne hissedeceğimi hâlâ bilemiyordum. Bize kapıyı şişman ve dazlak bir adam açmıştı. Oğul Johann Strauss'un [1825 -1899] Mavi Tuna'sı [An der schönen blau-en Donau] eşliğinde. Markette bir-iki tur attım. zehirlenmiş. Ozan Taraz ağır ağır yürümeye devam ederken." "Bulmaca gerçek. Alacaklılarından kaçmak için sürekli adres değiştiren seksenalü yaşındaki Nikola Tesla. 275 "Aslında" deyip sustum. Başımı kaldırıp binanın cam tavanına bakınca takımyıldızların arasından bir yıldız kaydığını gördüm. sözlerinin bendeki etkisini merak ediyordu.. "Siz. hem de cüretkardır: Enver de öyle işte. kahve.. Ozan Taraz ve Enver o anda durup bütün dikkatlerini bana yöneltince. Uçan Kız filmi meşhurmuş." "Galiba şehitlerden iyi postacı olmuyor. dünyanın yaratılmasından önceki sessizliğe benzer bir sessizlik hakimdi." Işıklı dükkanların arasından geçerek. Ben tam kırk yıldır şişkoyum küçük hanım. Pistte. Cevap tabii ki "Enver Paşa"ydı.. zahter salatası. 8 harf tutuyordu. Dedenin günlüğünü zarf olarak kullanmasaydım bulmacayı çözmeyebilirdin.. Beni görenlerin aklından neler geçtiğini iyi biliyorum: 'işte' diyorlar. 9 değil." deyip takma dişlerini göstererek. Mantıksız kafa.' Âşıklar ise hem sersem. normal bir insanın intihar etmesine denk gelir. "Kızım" diye fısıldadı annem "marketten bir paket kahve alır mısın? Babana kahve pişireyim.. Artık zayıflayıp tığ gibi olsam bile. Enver." Yemeğin tadına varmaya kararlıydı. kaktüs şurubu bırakıp çekildi..Sayfanın bir kopyasını hazırlayıp bulmacayı çözmeyi. aslında bir mektuptu. Sigarayı 4 ay. 276 Âşık olunca hayatın anlamına yaklaştığımızı zannederek mantığın sınırlarından dışarı çıkarız. N'oldu demeye kalmadan bir de baktım babam yerde yatıyor! Solunumu durmuştu. babacan bir edayla konuya girdi: "Nasıl mesela? Spor mu yapacağım?" "Neden olmasın?" "Şişmanlar yapabiliyorsa. Daha fazla üzerine gidersem. Masaya koyduğum kuponu. Ona darılmam saçmaydı. meyve taşıyorduk. 3 Ocak günü. Enver'le birbirimize sarılıp usulca dans etmeye başladık. ne de gerçek. Biz faniler. Enver'le to-kalaştılar. asrın son çeyreğinde dünyamızı teşrif edecek ve dahi çok canlar yakacak dilber-i şahane: [12 değil] 9 harfli. 5 gün.. imalı bir tieşeyll sordu: "Şebnem n'aber?" /ıı Ben de "Bildiğin gibi Mübeccel Abla" dedim. yaptığının kötü bir şey olduğuna inanacaktı. Biz şişmanların işi zordur. babam sakız çiğniyordu. kimyasal bomba atılmış gibi ıssızdı. Yine de sigarasız geçen saniyeleri sayıyordu. ömrümün geri kalanını Enver'le geçirebilmeyi diledim. 7 saat önce bırakmıştı. Tarifsiz bir heyecana kapıldım )l\ Sağdan sola 1. Ozan Taraz sessizce buharlaştı. mesnetsiz umutlarla dolup taşar. "O bulmacayı İshak dedemin defterinin arasına koyarken ne düşünüyordun?" Garson. asalaklaı m cakkanlı. cüzdanımdan da bir kupon çıkardım. aynaya baktığımda tombalak halimi görürüm. New Yorker Oteli'ndeki güvercinlerle dolu odasında kalp yetmezliğinden ölmüş yatarken [1943]. yüzümün kızardığını hissediyordum. 'bütün sürüyü yutmuş bir çoban!' İtiraf edeyim: Ne görsem. Bulmacayı hazırlamak için epey uğraştığı belliydi. akşamı. Asla tanışmadığım büyük dedemin yarım bııaklı ğı bir işi tamamlıyordum.. kaleci eldivenine benzeyen elini uzattı. bu kusursuz sahtelik. Herkes bizim pastadan çıkan dansözü de mideye indirdiğimizi düşünür. fakat Enver'in bulmacayı beni üzmek için hazırlamadığı aşikardı.. Eve vardığımda annem telaş içinde tir tir titriyordu. yani mektubu okumazdın?" "Belki de. ortak aldanışlarımızla mayaladığımız mucizelerin su katılmamış birer fiyasko olduğunu göremeyişimiz sayesinde birbirimizin kalbini kazanırız. üç ayrı tabancayla vurulmuş halde Neva nehrinin buzlu sularına fırlatılıyordu [1916]. Kendi adıma rastlayınca. öylece durdu. Mübeccel Abla'ya rastladım Müstehcen bir sırrı paylaşıyormuşuz gibi.. Şebnem Şibumi! Senenin son ayının 29. 60 . Yolda.. el ele paten kayıyorduk. üzerine işaretparmağımla bastırarak tabakların arasından Enver'in önüne sürdüm: "Düşündüm de. Enver'le Aralık Sonu Ocakbaşı adlı restoranda buluşmuştuk. kominin yardımıyla masaya babagannuş ve sirinan kebapları. Osmanlıca yazılışı. 2 hafta.

tek tek kayboldular. hastabakıcılar uğruyor. Kadıköy'deki Papazın Çayırı denilen düzlükte Fenerbahçe ve Galatasaray futbol takımları ilk kez karşılaşıyordu [1909]. Tamam... monotonluk prosedürü yıldırıcı bir yavaşlıkla işliyordu. Onları duyamıyorduk bile. ne tümüyle anlayabiliriz ne de izah edebi liriz. Tamam. hayırlı anormalliğe. şu durumda kesin konuşamam. Sevinç gözyaşları daima keder gözyaşlarmdan iyidir: Kutlama çiçeği ile azap dikeninin aynı sularda yetişmesi sizi yanıltmasın. in Enver'in sipariş ettiği yiyeceklere elimiz varmıyordu. "Anne hemen 112'yi ara. sessizce ağlayıp başını ve gövdesini öne doğru eğerek kamburlaşıyordu. Tamam. sonra ziyarete gelirim". kapının önünde bizi beyaz bir limuzin bekliyordu. sehpadaki tabakta duran meyve bıçağını kaptım ve babamın boğazına batırarak küçük bir delik açtım. [LEONARD COHEN] 17 Ocak.. tamam mı?. Çarçabuk giyinip dışarı çıktığımızda." Gözlerime yaşlar doldu. "Evet" dedi. aşk sadece kör değil aynı zamanda aptaldır. Şoför arabanın arka kapısını açarken "Şebnem Hanım. birkaç ay da." Limuzinde. Monitördeki nabız göstergesi. Dönüp bakmadım. sessizce ağlıyorduk. atmıyor! Ödüm kopmuştu.hi Ona minnet mi duyuyordum? Bu aşkı ona borçlu muydum?." Eğilip yanağımı öptü: "Tamam prenses. Ambulans ve polis sirenleri arasında hastaneye yetiştik. ambulans çağır!" Babama kalp masajı yamaya başladım. aşk hayal gücünün zekayı yere sermesidir. sağ koluma girmiş halde. uçuruma yaklaşmış La Linedyı [Bay Meraklı] andırıyordu. Kendimi. Doktorlar. Fakat kendi susuzluğumun farkında değildim. bir gelişme olunca size derhal haber veririm. altın suyu gibi bir yağmur başladı. oyalanmayın" dedi babam "kıyafetlerimi bulun da bu Allah'ın belası yerden bir an önce kaçalım!" Azrail'in karşısında sakız çiğnenmez Aşktan. baban sc ni bekliyor." Eve varıp geceliklerimizi giyinceye dek yavaş yavaş sızdık. ümidinizi kaybetmeyin. yüzümüzdeki zindan karanlığıy-la. siz gönlünüzü ferah tutun. Etrafta o kadar çok polis vardı ki. babanızın bilinci yerine gelmiş" diyerek bir eliyle davet jesti yaptı: "Buyurun lütfen. Acil servis. İçeri doğru yürürken "Sen gidiyor musun?" diye sordum. Annem ve ben bir an önce babamı görme telaşmdaydık. bir tahmininiz de mi yok?" diye sordu. aşk sonsuzluğa heveslendirirken imkansızlığa hapseder. 400 metre ötedeki. "Altı gecedir uyumadınız. babamdan daha kötü görünüyordu: Kurutulun 19 biber gibiydi. Annemin kesik solukları ve ayak sesleri etrafta yankılanıyordu. Derhal. aşk ile mantığın yolları ayrılalı çağlar oluyor. hem enerjik. Ümidinizi kaybetmeyin. İki saat sonra cerrah dışarı çıktı ve ağzındaki maskeyi indirip şöyle dedi: "Önce MR çektik. 1 ğın olmuştuk. cam gibi gözyaşları kesiyordu.. Ziyarete gelen akrabalar. uyanacak nasılsa. "Gözünüz aydın Şebnem" dedi.. Tükenmez kalemi söktüm ve dışındaki borunun bir ucunu delikten içeri sokarak diğer uçtan iki kez hava üfledim. boş tarafını da umursamazsınız. "sizi baş başa bırakayım. bardağın dolu tarafını da. haydi. Şimdi gitmem gerek. "Bilmiyorum. Şu anda komada. sigortalı dengesizliğe hazırdım. değil mi?" Bunu soran Bora Ağabeydi. Adımlarımı hızlandırdım. Bir gece Enver annemi ve beni taksiye bindirdi. Harika şeyleri. Müsaadenizle" dedi ve gitti. operasyonu polislerin yapacağını sanırdınız. aşk kişinin kendini aldatmasryla başlar ve başkalarını aldatmasıyla sona erer. koridorun sonunda nöbet tutan Lklâi hariç. Şaka mı yapıyorsunuz? Susuzluktan ölmüyorsanız. "Doktor. Umut ve sükunet aşılayan pırıl pırıl tebessümü hiç dağılmıyordu. Prefrontal kor-teksin altında oluşan pıhtıyı Streptokinaz'la erittik. artık dinlenin" diyordu. ikimiz de. Annem. müdürüm yaşayacak. O güne kadar Enver Paşa'ya 10 kupon vermiştim. . babam ve ben sarıldık." Arkamdaki polislerden biri "Ne kadar bekleyeceğiz. dirilişi sırasında babama -gönüllü olarak. hayranlarının saldırısına uğramış kokainman bir rock grubunun sığındığı süite benziyordu. Annem. Koşarak. aceleyle cevapladım ve babamı apar topar yoğun bakıma aldılar. Enver bizi hastanenin önünde karşıladı. Birden. Fakat ayılmadı. hemşireler. Ailemizin bilardo topları gibi dağılmasını önlemişti. sevgilim. Babamın komada oluşu. insanlık tarihinin en dehşetengiz olayı sanki. Solunum cihazına bağlanmış. "Sakızı yuttu kızım! Sakız boğazına kaçtı!" Annemin gözlerinden yaşlar süzülüyordu. Şerif Bey'in nefes borusundaki sakızı aldık. Enver'in geceyi babamın başucunda geçirmesi. "Dediğim gibi. şimdi içimde aşkın çıngırakları çalıyordu. 15'e kadar sayıp tekrar boruya üfledim. kamyoncu lokantasmdaki salata gibi dar m ad. Doktorlar bana hızla birkaç soru sordular. rüya görmediğimizden emin olmak için anne-kız birbirimizin elini sıktıkça sıkıyor. Enver Paşa'ya ait hissediyordum. camekanlı bir şadırvanı andıran kafeteryaya doğru ilerlerken telefonum çaldı. Arayan. Doktorun yüzünde manalı bir ifade arıyordum.Nabzını yokladım. zincirlerden ve çözemeyeceğimiz diğer şeylerden bahsetmeyelim artık. Elimizden gelenin en iyisini yaptığımıza emin olabilirsiniz.. "Haydi. Kış uykusuna yatmış gece bekçisi kadar derin uyumuştuk. fakat her şeye hazırlıklı olun. işte. Kaç gündür hastanede beklediğimizi bilmiyorum. kollarından fırlamış gibi görünen minik borular birbirine dolanmıştı. "Şerif Bey'e ben refakat edeceğim. Yatağında oturan babam beni görünce iyice doğruldu: "Kızım!" Annem. topraktan fırlayan Ninja savaşçıları gibi hareketliydik: Hem yaslı. Birkaç gün de olabilir. Sizi yanıltmak istemem.refakat etmişti. Ertesi gün. Durdum. Uykusuzluktan sağır olmuştuk. çok teşekkül ler. Yarım saat içinde ameliyathaneye naklettiler. Kalan 20'sini bir kerede teslim etmeye niyetliydim. büyü gibi işe yaramıştı. Tamam. Üniformalı polisler. burnundan. Bir dizi kan tahlili yaptık. Tamam. Enver'in 'dolu' olduğunu çoktan anlamıştım. bekleyip göreceğiz. Moda sahilindeki ıslak çimlerin üzerinde tek başına yürüyordum. 61 . Gözlerinin etrafında giderek büyüyen 11101 halkaları. Enver bizi yalnız bırakmıyordu. deterjan reklamlarmdaki banyolar gibi parlayan koridora daldım ve kapısı açık asansöre yetişerek içerideki sünepe kalabalığa sevinçle tosladım. 280 Geri dönüp Enver'e sımsıkı sarıldım: "Çok. Ama ben bu mucizevi aldanışa." Ellerimiz çözülürken avucuna bir kupon bıraktım. Enver Bey'in selamları var. Tam anlamıyla ölümden dönmüştü. Beklemekten başka çaremiz yok. Çünkü o. Sanırım altı-yedi 278 dakika boyunca beynine oksijen gitmemiş. içine düştüğümüz kör kuyu sessizliğiyle baş edemeyip gerisingeri gidiyorlardı. Dört-beş dakika sonra gövdesi kasılan babam derin bir nefes aldı.

. Donup kaldım.. Birkaç saniye içinde buharlaşacaktık sanki. Bu davranışımdan ötürü gururlandığını. Her polisin içinde. Fincanları. yedi gün süren ölümüm boyunca beni yalnız bırakmadınız" dedi... gergin ipin ortasına kadar gelmiş acemi bir cambaza benziyordu. sevgililerimle hep ölüm-kalım zamanlarında karşılaşması garipti. hakkımda benden daha çok şey biliyor. Enver'e gevrek bir sesle "Sağolun. uyandığı sırada babamla ne konuştunuz?" . daire şeklinde "Seni seviyorum Şebnem" yazıyordu. orası iyi.. su tabancasından kaçan bir Fransız gibi ağlaya ağlaya yan odaya koştum. hayatta en ciddi karar... Omuzlarındaki meleklere selam verdi. Elimdeki kuponları bir kerede vermeye kalkıştığımda itiraz etti. sevdiğim adama doğru koştum. masadaki kuponları elimle frizbinin kenarından çantama sü-pürdüm: "Anlatsana. Kahvelerin dumanı tütüyordu. emin misin. masada tepsi gibi duran frizbinin üzerine koymuştuk. çocuk sahibi olmaktır.. "Babacığım. Vahşi Lisan] Uyandım ve tepemde dikilmiş beyaz önlüklü doktor bozuntusunun oyuncak ayı sırıtışı gözlerimi kamaştırdı. Islak giysilerimizden buhar yükseliyordu. hafızamın bir kısmını kaybettim. haftaya biraz geç başlamaktı. üzmesene kızı. nasılsın?" "Sesini duyunca daha iyi oldum Enver. acılarımızdan 7h. Ben sadece. "Babacığım. Şerif Bey'e geçmiş olsun demek için uğramıştım... Reha Veto olayından sonra namaza başlamıştı. hemen hemşireye seslendim. Enver tam bir hafta boyunca hastanede bize eşlik eden arkadaşım." "Hımmm. dünyanın karmaşasıyla aramıza set çekmişti. ciddi misin?" "Evet. Enver de aynısını yaptı. Enver birden paltosundan mavi bir cisim çıkardı ve bana doğru fırlattı! Uçarak yaklaşan şeyin bir frizbi olduğunu anlamamla onu yakalamam bir oldu. "Zahmet etmeyin lütfen. ani bir ses duyan köpek yavrusu gibi başını yana eğdi: "Duyduğum kadarıyla. Tatlı bir söz söylesen dilin mi kopar? Aslan gibi çocuğa kulp takma şimdi!" "Sana göre aslan olabilir karıcığım. Seni dünyaya getirdikleri için onlara tebrik ve teşekkürlerimi sunmalıyım. O da koşuyordu." "Ne?" Etrafa bakındım." Babam. "Ailenle tanışmayı ben de çok istiyorum Şebnem. derdini anlatabilecek kadar Türkçe bilen bir cariye edasıyla söylemiştim. onu babamla tanıştıracağımı söylediğimde "Kızım.Enver'di: "Buyurun Paşam?" Bu kısa cümleyi. yani sizinki sadece. poliklinik ya da öyle bir yer?" Sesim. Enver'i eve çağırmakta acele etmiştim. Enver ruhani lideri karşılayan tapınak muhafızı gibi huşu dolu bir saygıyla doğruldu. Enver. Allah korusun. fakat yine de anlaşmaya uymamız gerektiğini söyledi. Bu dünyada tüm kalbimle sevdiğim herkes biraradaydı." "Efendim?" 282 "Hazır mısın?" "Neye?" "Tamam." Ben de "Merak etme anne. Babam. Birer kahve ısmarladık. Dua mırıldanırken bana doğru bakıyordu. babam onu çok sevecek" der gibi baktım ve sessizce "Tamam" deyip arka odaya geçtim. çok enteresan halbuki. Babam önde." Yavaş yavaş yürüyordum. Yüzüme baktı. Hani sana bahsetmiştim ya?" Babam. Komadan çıktığında ilk seni görmesi. senin nazarında ne?" "Gül bahçesine kakasını yapmaya çalışan kabız bir ayı!" [Ah. Enver'in ellerini tuttum. Onun dışında gayet iyi.. Telefonu tuttuğu elini indirdi.. Bir gözünden çocuksuluk. 45'lik tabancasını bırakıp 99'luk teşbihi ele almıştı. diğerinden olgunluk okunuyordu. Annem asaletli bir utangaçlıkla "Ne arzu edersiniz?" diyerek Enver'e gülümsedi. Marlboro paketinden bir sigara çıkarıp yaktı: "Biliyorsunuz.. benim nazarımda. Güleç bir suskunlukla geçen bir-iki dakikadan sonra. Misafirimiz var. mesleğinizde zaten çok başarıhymışsmız.. Emekli olmuş. harika biri. Etrafımda ne varsa hepsi birden birer ipucuna dönüştü. "Baban toparlandı mı?" "Doktorun dediğine göre. Bir de yeniden sigara içiyor. Babam seni hiç hatırlamıyor.. baban gözlerini açtığında gecenin üçüydü. Babamın. Islak ve parlak frizbiye şaşkınlıkla baktım. Enver'in dışarıda beklediğini. "Aman. Görseniz. tutuklaması gereken bir suçlu vardır [Şerif Şibumi] İntiharı hariç tutarsak." "Şahika." Enver. Galiba yarım yamalak bildiğim her şeyi unuttum.. babanın karşısına böyle damdan düşer gibi bir adam çıkarman sence uygun mu?" dercesine baktı ve fısıldadı: "Namaz kılıyor. "Ben seni sonra ararım" deyip kapattım ve kupon namına ne varsa vermek için. ciddi mi konuşuyorsun anlayamıyorum. olduğun yerde dur. Telefonu kulağıma götürdüm. [THOMAS SZASZ." "Bazen. Annem." Enver." Anneme. Bu da beni iyi bir polis yapıyor. Enver'i biliyorsun." "İnsanlar bana bunu her söylediklerinde 1 lira verselerdi şimdiye milyonerdim.. romantik bir düellonun son saniyeleri sanırdınız. ona âşık olduğumu bilmekten müthiş heyecan duyduğunu." El sıkışırlarken Enver öne eğildi. Yani ikinizin öyle özel bir anda tanışmanız. Uçsuz bucaksız çimenler ile yağmurun arasındaydık." "Evet baba. Kenarı boyunca. "Öyle olsun.ııı Dudağını hafifçe büktü: "Pek konuşamadık." "Kimmiş?" Seccadesini toplayarak ayaklandı. Sadist nezaketiyle sordu: "Şu anda nerede olduğunuzu biliyor musunuz?" Etrafa bakındım: "Hastane." "Tuhaf. lokal amnezi yani kısa süreli hafıza kaybı varmış. bunu okumak zorunda kaldığınız için özür dilerim! Zira ben. "Şebnem merhaba." "Hoş bulduk efendim. "hiçbirimiz.. bekliyorsun? 'Onu gördüm ve hayatımdaki bütün taşlar yerine oturdu' mu?" "Şerif.. ben arkada salona girdiğimizde." "Şebnem. Ben de aynısını yaptım.] Bu söz üzerine. Kafeteryaya kadar sendeledik. Annem mutfağa süzüldü. Onlar ilgilendiler. 62 . dünya tarihinde bu işi yapabileceğim başka bir zaman yokmuş gibi! "Sizi anlıyorum" dedi Enver." dedim ve birden Reha Veto'yu hatırladım. Rüya ile gerçek arasındaki farkı kökten unutuncaya dek birbirimize yaklaştık ve sımsıkı sarıldık. Azrail'in huzurunda sakız çiğnemeyeceğimden eminim' diyor. Buğulu camlar. 284 "Hoş geldin delikanlı. Enver'i salona buyur etmişti. kafeteryanın hizasından bana doğru yürüyordu. O da nöbetçi doktoru çağırdı. şaka mı yapıyorsun." "Beni ne kadar da iyi tanımışsın!" Babam öyle tuhaf gülümsedi ki odanın ısısı birkaç derece düştü. sen en iyisi bize kahve yapıver" diyen Babam Enver'e döndü: "Orta şekerli?" Enver hoşnut bir ifadeyle "Pekala" dedi.. soğuk algınlığına yakalanmış bir timsahmki gibi kulak tırmalıyordu. Beni tanıyan herkes. Sevinçten sakarlaşmıştık.

Bir kez daha. gece gündüz demeden bana koşuyordu. Tekrar bindim. sakince yatak odasına uzandım. Köprüye vardığımda aldığım ikinci mesajda. Kızım.. "Boğaziçi Köprüsü" yazılı bir kısa mesaj geldi. tamam mı?" dedim. şom ağızlı doktor kayıplara karışmıştı. Bir an tereddüt etti: "Yirmidokuz yaşındayım. Zırtapozdan kimseye bahsetmedim.. Şebnem'imi incitmeden Enver Paşa denen dejenere piçin ipini çekmek niyetindeyim. Bir tek şapkam eksikti. Şebnem'in cep telefonunun yerini tespit etmemi sağlayan bir yazılım yükletmiştim. "Belki de ışınlandı?" diye düşündüm. benim yanımda çalışan genç polislerden biriydi. ." Kar. Kontağı çevirdim ve araba sinir krizi geçirmeye başladı. Onyedi yıl martavalını uyduran zırtapozun sorularına benzer şeyler sordu." "Bugünün tarihini söyleyebilir misiniz?" 288 "Ben emekliyim. dolandırıcıların peşinde geçirseniz. Bayramda seyranda ailece ziyaretimize gelirlerdi." "Şerif Bey. cüreti artmalıdır. hangi yıldayız. Bu yaşta söylediğim yalana bakın hele: Sevaplarımı artırmak için daha çok zaman ve benzin harcayarak cennete yaklaşacağım yani! Hayat arkadaşım. Başımı kaldırdığımda. hayatınız komple tedbir. dünyadaki en zor kutsal görevlerden biri. muhatabınız otomatikman ötmeye başlar. hüzün yumağı başını "İyi.. tabancamı doldurup belime taktım. "Adınız nedir?" c "Şerif Şibumi. Onyedi sene mi?! Karım yaşıyor muydu? Kızım ne haldeydi? Torunlarım var mıydı. Ardından. Şebnem resmî törene katılacak prensesler gibi giyinmiş. Radyonun düğmesini çevirdim: Duman adlı bir müzik grubu. gerçeğin kokusunu takip ederken. temkin ve ihtiyattan ibaret olurdu. herkesi suçlu sanır. Çile Bülbülüm'ü söyleyerek ruhuma gıda yardımı yapıyordu: Bizim zamanımızda -nur içinde yatsın. günlerden ne. Siz de ömrünüzün yarıdan fazlasını katillerin.. Yavaş yavaş yola koyuldum. Ne arananlar listesinde adı var ne de sabıkası.. "Geçmiş olsun Şerif Bey" dedi.ıi". Dehşet içindeydim. Henüz ayakkabılarından tekini giymiş olduğu halde. uçuruma açılan mağarada hızla yol alıyordum. Küskün ve de gururlu bir ifadeyle cevap verdi: "Enver'le buluşacağım baba. Kadına "Hangi yıldayız?" diye soracağıma. Reha Veto denen zibidinin beynini uçurarak. bana inanmıyorsanız televizyon seyredin." Birden bütün yük kalbime bindi. Paltomu sırtıma geçirdim. Siz çenenizi kapalı tutarsanız. tutuklaması gereken bir suçlu vardır.. O sırada içeriye bir hemşire girdi. Şahika'ya çaktırmadan. Tam on sene aradan sonra.. polisliğim bakidir. Penceredeki tülün berisinden baktım: Enver. Ben ki. Ben silahımı bıraktım diye suçlular da ıslah mı oldu? Yooo? Oyuna bensiz devam ediyorlar. İçimde bir dejavu tedirginliği baş göstermişti. Suçlu. Beni kınamayın. öyle birini maalesef hiç ama hiç hatırlamadığımı ısrarla vurguladım. ben uyurken mi büyümüşlerdi? Dünya Kupası'm almış mıydık? Ülkemizin bölünmez bütünlüğü korunuyor muydu? Hangi parti iktidardaydı? Otomobiller uçmaya başlamış mıydı? Herkes yokluğuma iyiden iyiye alışmış olmalıydı? Bu yaştan sonra ne halt edecektim?!. gecikirsem tasalanma. tamam mı. uyuşturucu tacirlerinin.."Neden burada olduğunuza dair bir fikriniz var mı?" "Bunu bana siz söylersiniz diye ümit ediyorum?" Duvardaki kirişe asılı saat. Polis. fakat sesini duyamıyordum. /')l Başımı dışarı uzatıp "Çengelköy'deki camide mevlit okunacakmış. ırz düşmanlarının." "Hatırladığınız en son olay?" "Evimdeydim. hatırlamadınız mı? Ben. Ve bu kadın." "Sen. ayın kaçıdır. Başka çocuğum olup olmadığından ciddi ciddi kuşkulanmış görünen annesine alelusul el sallayarak "Allahaısmarladık!" dedi ve koptu. Ve her polisin içinde. İnsanlığa faydalı olmak için yeni bir fırsat yakaladığımı hissediyordum. hani şu 'kabız ayı'yla. İlk müdahaleyi kızınız Şebnem yaptı. herkesi polis sanır. onu hatırlamıyormuş gibi davrandım. ipucu toplayan polis konuşmayacak. çarkları şüphe döndürür. Emektar Lada'ma atladım." Bora. mahmur gözleriyle bir başka dokioı [Çı ri girdi. gazete okuyordum. Geri geri giderken arkaya baktım. Kadına yaş sorulur mu? Fakat hayatım buna bağlıydı. Birileri kelepçelenene ya da zımbalanana dek. benim en sevdiğim çocuğumsun. hırsızların.. Bir kez daha ölüm. Sizi hayata döndürmeyi başardık. "Nereye bey?" "Nereye olacak hanım. çıkmak üzereydi. önüme döndüğümde karım kaybolmuştu. Telefonu açıp şifreyi tuşlayarak takip programım aktif hale getirdim.. Biricik kızını yedi yabancı bir adamla paylaşmakta zorlanıyor diye yaşlı babana kızacak mısın?" Bir an durdu. Bora Oturanboğa'nm eşiyim. Zor nefes alıyordum. fakat. camiye. Bora Oturanboğa'ya telefon edip Enver Paşa'yla ilgili bir kayıt var mı diye baktırdım. Bahçe kapısının iki kanadını da açtım. Nuray Mert'in köşe yazısını. Şahika balkonda peyda oldu. Az buçuk kendine gelen arabadan inip bahçe kapısını kapattım. 290 İki gün sonra akşamüzeri. Gözüm kadını bir yerden sinyordu: "Sen de kimsin?" "Aşk olsun. Cep telefonuma. Arabayı. Emekli kılığında dolaşsam da. Kız babası olmak. Beyniniz dakikalarca oksijensiz kaldı. Eee? Polis. biricik kızıma hayatının şokunu yaşatmıştım. Enver Paşa evimize geldiğinde. neden sor dunuz?" Tam o anda. Temiz çocuktu. başucumda bekleyen arkadaşından söz edince de. Ben bir polisim. Herhalde "iki adımlık yolu arabayla mı gideceksin?" diyordu. kanun adamının dangalaklığından ötürü suçlunun özgüveni pekişme-li.. parçalanmış bir ihramı andırıyordu: Binalar. Bu dünya acımasız bir yer. namazı orada kılacağım. polis köpeğinden daha aptal görünmek zorundadır. boynuma sarıldı: "Babacığım. Bu düdüklü çakalın ne mal olduğunu kendi yöntemlerimle çözecektim. Bir de şu var: Bir suçu araştıran. 63 . 03:10'u gösteriyordu. beni enterese etmez." "Darılma bana meleğim. ben bu yatakta onyedi senedir uyuyor olamazdım. tuttum "Kaç yaşındasın?" dedim.Hamiyet Yüceses terennüm ederdi. Çiğnediğiniz sakız nefes borunuza kaçtı ve kalbiniz durdu. İlk iş. peki" anlamında salladı. Şebnem'i bahçe kapısının önünde siyah bir Audi'nin içinde bekliyordu. "Asmalımes-cit" yazılıydı." Çözüldük. Ağzının kıpırdadığını görü yor. Şimdi. "Nereye güzel kızım?" Yutkundu. mantar gibi hiçbir şey düşünemeden sürüyordum. ağaçlar hac faciasından canını zor kurtarmış hacılara benziyordu. Polis sezgilerim bana çifte kavrulmuş bir manyakla karşı karşıya olduğumu söylüyordu. Yine de dilim pek rahat durmadı." "Fakat ne doktor?" "Onyedi senedir komadaydınız. dünyanın gelmiş geçmiş en büyük kozmetik mucizesi değilse. Öyle ki.

Leylaklarla dolu bir akvaryum. /-. "Beni şımartıyorsun" diyerek muzipçe yüzümü inceledi. 64 . Öyle saçma. tülbenl boncuğu gibi umutlar pıt pıt içimde beliriyor. emin olamıyorum.. yüzyıllarda. seni bulmama bağlı. uslu çocuk olayım. Yani ben. varlığımızın özünü teşkil eden trajedinin yatıştırması konusunda kimseye güvenmemeyi öğrendik.. mandalina ve zeytinler yetişen bir ağacın mucizesini üstlenmişsin. faturalar çıkıyor içinden. İğde yumuşaklığı. tehlike olmadan ben bir hiçim. Şebnem seninleyken bir yudum çay zenginleştirilmiş uranyum gibi enerji veriyor bana. Şebnem ne çok melek var yüzünde. akasyalardan süzülen ikindi ışığından yapılmış gibisin. Melodiler.-. Sözlerde o acı yalan tadı belirir. Şebnem. Şebnem her zorluğun içindeki kolaylığı." Derhal iki kupon takdim ettim. Tessenjitsu adlı Japon dövüş tekniği. Albert Einstein'm [1879-1955] İzafiyet Teorisi o gün yayımlanmıştı [1916]. Harf başına bir kupon alabilmeyi umuyorum. Anlamı. devrim niteliğindeki bahtsızlık. tebessümün için binlercesi çalışıyor olmalı. Elimi tuttu ve "Buyurun matmazel" dedi. 292 Yeryüzüne serilen palto 20 Ocak." Sesi hu şu doluydu. Enver'e. olflll dik yerlerine kaçmasın!" "Beğenmeyeceğini tahmin etmeliydim. Enver Paşa'yla Pera Müzesi'ndeki Anadolu Ağırlık ve Uzunluk Ölçüleri Sergisini gezecektik. şu mesele. saraya sızmış lunapark balerinim. dünyanın üç günlük olduğunu anlamaya başlıyor. "Şimdi de utanmadan zihnimi mi okuyorsun?" Sağ kolunun içine hafifçe vurdum. patlayan bir okyanusun tozları gibi saçılıyor. Uçakları sanki sen kullanıyorsun. Kareli gömlek ve postmodern nihilizm modasının arttırdığı atmosfer basıncına rağmen. Şebnem. Şebnem uçaklar geçiyor. sanki senden bahsediyorlar. etkilendim.. ve 19. 18. Huzursuzluğun Kitabı] Alevleri görmezden gelerek yangını söndüremeyiz Şebnem. Ceketini çıkardı. Şebnem ballanmış ilkbahar gibisin. Dünya. kum saatindeki toz şeker gibi senin sevgin birikiyor. büyük noksan neydi hayatımdaki? Bunlar ve benzeri belirsizlikler insanı sersemletiyor. iğde reformistliği var sende. Pekala. kara üzümün iri çekirdekleri gibi bulup çıkarabiliriz. Yanlış anlamaların mikrodalga fırınında ısıtılmış ve çabucak bayatlayan umut kırıntılarıyla besleniyorum. Şebnem kalbimden senin kalbine balyozla bin pencere açayım. yerküreyi tümüyle sarmalamıştı sanki. parmaklarım yazmaktan oksitlendi. Sekoya ağacının kabuğu ateş geçirmezmiş: Sekoya ormanında yangınlar.Bir kez daha anlıyordum ki. Gotik bir 'Ş' harfi dövmesi vardı: "Her neyse. Bir robot kadar iffetli.. Müzeye doğru kol kola yürürken. susamlı akide şekerim. [FERNAMDO PESSOA. bir işaret seziyorum. varlığın başımı döndürüyor. ingiltere'deki şapka fabrikalarında çalışan insanların yüzde 10'u delirerek ölmüş: Keçe işlemekte kullanılan cıvanın yan etkileri. r/K.. Her şeyde sana dair bir ipucu. Paso ilklere imza atıyorum. üzerinde şapkalar yüzen bir cıva nehrine ayaklarımı sarkıtmış vaziyetteyim. nedir bu?" "Almyazımm baş harfi. Uygarlık bize milyon çeşit yasakla sağlanmış bir düzen hediye etti. Tımarhanede esir edilmiş felçli bir dilsiz kadar gerginim." /. Zehirlenmeye bile yetmeyecek porsiyonlarla. Çikletten çıkmış gibi tertemiz bir adamdı. Bu şövalye jesti karşısında ne yapacağımı şaşırmıştım. Saçma ve boşuna olan ne varsa benim yöreme birikiyor. Şebnem imparatorluk gibisin. tüy gibi hafiflemiştim. sadece yelpaze kullanarak adam öldürmeye dayalıymış. cinayetin aracı olabiliyor. 294 Eğer bir hedefin yoksa. Kalbim jelatini i yoyo gibi zıplamaya başlıyor sesini işitince. İnsan otuz yıl yaşayınca. tozutmayayım. Ciddiye alınmak için mızıkçılığa başvurma taktiğini kenara bırakayım. Oradan 100-150 metre yürüyecektik. Yaralı bilinç. Enver hiç tereddüt etmeden paltosunu çıkardı ve göledin üzerine serdi. Çölde seraplar gören bir şempanze gibiyim. Hayat çok tuhaf Şebnem: Paraşüt. Laf uzadıkça anlam geriler. Adımımı atacağım yerde kar sularından. Dilim uyuştu Şebnem. ilk hamleyi suçlular yapar. Sonsuzluğun geri kalanım yakıp yıkmama ramak kalmıştı. Beni kınama yeter ki. tndi." "N'oldu?" Durduk. rakibini ciddiye alman gerekmez. İrmik helvasının üzerinde uçan kelebek gibi toz olayım. Önden dolaşarak gelip kapımı açtı. Methiyeden şantaja geçmeyeyim. Benim payıma paylaşılamayan şeyler düştü galiba? Beni mahveden hatalarım hangileriydi. Asmalımescit'te bir sokağa park etti. o kadar da acımıyor. Notalar daima harflerden daha anlamlı. en temel dertlerimizin. Gerçek bela.. Şebnem niye böyle? Aşkın. Elini çekip sokak lambasının ışığında koluna baktım. çamurlu bir gölet oluşmuştu.. senin el yazın. Papatyaları harf olarak kullanayım. Sürekli yer değiştiriyor." "Hımmm. artık bizim sevda imparatorluğu-muzdu. güvercin kadar ılımlı olurum. başım göğe ermişti.il edilmiş. doğrudan bana miyavlıyor-lar. Sanırım. Cehennemde teçhizatsız kalakalmış itfaiyeci gibiyim. kendilerine acı veren şeye teslim olmuşlardır. Dalga geçmekten kendimi alamadım: "Dikkat el de. ağırlığı olan her şey otomatikman senin safına geçiyor Şebnem. Şu anda Tomaso Albinoni'nin [1671-1750] Adagio'sunu dinliyorum. Fakat ismimin diğer harfleri nerede?" "Tek tek yazdırıyorum. aksine. küçücük. Milletçe öteden. Şebnem her gülümseyişinde tüm ülkeye çay ısmarlayayım. daha etkileyicidir. Şebnem zarflar açıyorum. dünyayı özelleştiriyorsun." Onun yamndayken. dikkatle bakıyorum." O palto. rahatsız vicdan ve cüzi irade bize köstek olamazdı. duyguların zannettiğimden çok daha çeşitli olduğunu keşfediyordum. EK: Müntekim Gıcırbey'in okunmamış mektuplarından birkaçı Deliler. imzan olacak. ne kadar istersen onca yağmur ayarlayayım. Bir yandan da peccatophobia'ya [günah işleme korkusu] kapılıyorum galiba. kulağın rahat olur. O anda. Kaybedecek bir şeyin yoksa. beraberliğimizin her saniyesi için bir kupon verme arzusundaydım. Sonuçları nedenlerin önüne almayayım. Sanki senden bir haber gelecek. "Teşekkürler ekselans. Şebnem uzaya baharın gelmesi. gömleğinin manşetini katlayarak sağ bileği ile dirseğinin arasında bir yeri tuttu. Şebnem kediler geliyor apartman boşluğuna.. Vahşetim teröre dönüşmesin. Yenileceğinden eminsen. "İyi ama. "Yooo. lirik bir kanatlanma yaşıyorduk. huylarımı değiştiririm. iğde esansı." "Enver. Üzerinde nar. kiraz. 1888-1935. uçaktan yüz yıl önce. Bence o. kaybolmak seni bozmaz. kelimelere beş çeker. alevleri görmezden gelerek yangını söndüremeyiz. Şebnem bulutlara kement atayım.Tlc ı< . ağaçların içinde olup bitermiş. "Uh! Canımı yaktın. Tamam abartmayayım. şimdilik tek harf var?" "Diğeri paltonu serdiğin için. Zarafetin aksesuarı. Şebnem içimde. Otomobili. romantizmin Einstein'ıydı.

Senin kadife geometrin başımı döndürüyordu. aşağılayıcı bir üslupla imha etmesini göze alamıyoruz. senin masumiyet kanıtı parmak izlerinle dolu sanki dünya. Şebnem seninleyken içimi padişah gururu kaplıyordu. fincanlar. Daldan dala zıplıyor. Emniyet ile itimat aynı şey artık. Saray çatılarında senin için düello yapılmış. Dostluğumuz. Bizi ancak aynı banyoda yıkanmak paklar Şebnem. sevinçliysen somurtuşu kalkan olarak kullanmalısın. Kederliysen güleçliği. insanı cazibe hareket ettirir. krize söz geçiremiyorum. kanımda gıcır gıcır hançerler.. Şebnem. Romancılar bin senedir çalışıyor. onu fark ettim. Vücut bulması için can attığımız şeyi inkar etmek. Vücudumdaki hiçbir hücreye inanamıyordum.. Sözlerim sana karmaşık mı geliyor? Birinin beni anlaması için yanımda elli yıl geçirmesi gerek Şebnem. su olsam sana doğru akarım. iki kişinin yan yana yürüyebileceği kadar geniştir. uzay senin olduğun yerden başlıyordu. Güvenliği kilitlerde buluyoruz Şebnem. içimizdeki bitki örtüsünü çürümeye terk etmek zorunda olmasak. benim kurnazlığım senin dehanın yanında sağır bir devede kulak. kulakta sapıkça bir şey gibi tınlıyor farkındayım. Dünyada sahtelik kadar gelişim gösteren başka bir şey yok. arkadaşlığımız. paradokslarla haşır neşir olmadan hayatımıza canlılık katamıyoruz Şebnem. Afeti kontrol edemiyorum. çelimsiz bir meleği göğsümün kafesinde patakladığını hissediyorum. nazik teklifler en büyük tehditlere dönüşüyor. kitabın adı Genji'nin Hikayesi. O kadar zekisin ki Şebnem. Ezelden beri o nazlanan senmişsin. ancak yalanların sürekli desteği sayesinde ayakta durabiliyor. . tütsülenmiş bir bahçede saklambaç oynuyor gibiyiz. dünya. Senden kaçış varsa bile kurtuluş yok Şebnem. Bu gidişle yokluğunun gürültüsünden sağır olacağım. riyanın kırmızı alarmı haline geldi. çizgi film kuzusu. Sen de benim aklıma uysan. Fakat aşk'ın bizi manasızlığa kelepçelemesini.. Kimseye soramıyordum da "Benim gördüğümü sen de görüyor musun?" diye. Sürprizlerin üzücülük arz etmesi sürpriz olmuyor. tümüyle eğlenceli olmak zorunda. insan kendi aptallığının büyüklüğüyle yüzleşince kahrolmaktan kaçınamıyor.. erik olsam sana doğru yuvarlanırım. Delidoluluğun uzantıları gibi algılanabilecek davranışlarımızın da doğallığı su götürür. Dişlerini. Kaybetmedikçe zenginleşemeyiz. Dirilmek için kendimizden başlayarak her şeyi yok etmemiz gerek. Tüm umudumu hayırlara vesile olan aksaklıklar. Doğru.sokakların hepsi ıssız. Gözlerine bakınca. Sana olan duygularımı mesafe. Aşk hiçbir çağda güvenli bir heyecan olmadı. istanbul. onu evcilleştiremiyorum. belki bu tuhaflıktan büyük heyecanlar çıkarabilirdik. İmkansıza yatırım yapmadan kazanamayız. Belki dileklerim gerçekleşmese de iyi bir insan olurum? Sanırım cehenneme gerçekten uğrayacağım. Bana öyle geliyor ki. Dostluğa rekabet ve imha.<»"! tecrübelerimizdeki alelade acılıktan ileri geliyor.. Şebnem peynirsiz labirentte dönüp duran fare gibiyim. Şimdi uzaya fırlatılan mekikte kilitli kalmış sinekten beterim. üzümlerin olgunlaşmasını sağlamıyor. 65 . ikramlar. Öpüyorum gözkapaklarını. çillerini tek tek öpüyorum. boşluk. Seni unutma fikri bile. yanındakine "Benim gördüğümü sen de görüyor musun?" diye sorar. Geçerlilik kazanmış riya sisteminin kusursuz işleyişi. odalar boş. bildiğin hiçlik mayalıyor. Artık. Bazı konuları açıklığa kavuşturmak için çenemi tutmam ve birtakım sonuçlar elde etmek için de hiçbir şey yapmamam gerekirdi..Çağın gerisinde kalmayayım. 12'den vuran yanlış anlamalar ve sorunları halleden hatalara bağladım. aşka kurallar ve prosedürler eşlik ediyor. Ben riskleri yönetemiyorum Şebnem. 296 İlk romanı 1007 yılında Murasaki Shikibu adlı Japon soylusu bir kadın yazmış. tanışıklığımız. Şebnem beynim bulaşık teline döndü. italyan kahvesine batırılmış İrlanda çöreğim. Keşke. bin yıla kalmaz seni anlatabilecek seviyeye ulaşırlar. Türkiye. ilişkilerimize garantiler getiriyor. Kulaklarıma inanamıyor-dum. Saatin akrebinden hız beklememeliyim. hiçbir gezegende bana hayat yok. hasretin katranı kafatasımdan gövdeme damlıyor. yolunu kaybetmiş görünmez adam gibiyim. Şişko bir şeytanın. dizkapaklarını. Müntekim Aşktan kaçış varsa bile kurtuluş yoktur Şebnem. O yüzden. Eline sihirbaz değneği geçmiş kör gibiyim. neredesin? Sensiz. Peygamberin mirası tebessüm. Bir yandan da karşında kendimi mağaranın girişindeki kütük gibi hissediyordum. İnsanın ayna karşısında yaşadığı türden önemsiz bir belirsizlik ile satıcılıktan uzak karmaşa dinmiyor. bizlerde olgunluk alametleri gibi yansıyan şeyler. fakat cennete yakın bir bölgesine. kafan da karışır Şebnem. Arabalar etrafımda keskin frenler yaparak duruyorlar. Sensiz bütün tabancalar. kalbime uysan. reddetmek zorundayız. Yüreğin derinliklerinden yükselen sesler. Kendimizi emanet edebileceğimiz kişiyi bulana kadar canımız çıkmasa. kalp kapakçıklarını. Benzer şeyler arasında fark gözetme lüksüne sahip değiliz. Kafamın içinde kocaman bir ağaç ve küçücük bir maymun var. kılıçlar yüzüyordu.. her şeyde senden bir anı aksediyor. Hani insan bazen gökte yabancı bir cisim görür de gözlerine inanamaz ya. Bütün şarkılarda senden bahsediliyormuş. galaksi. yaşam belirtilerinin azlığı demektir Şebnem. Gelgelelim masumiyet.. Ben de seninleyken gözlerime inanamıyordum. yok saymak. Artık iltifatlar. Asmaların başında nöbet tutmak. Ve birine itimat edecek kadar kendine güvenmenin manası yok. Beynime sıcak as r\ı falt dökülmüş gibi.. mucize de durdurur. uçak olsam sana doğru uçarım. sana kavuşma umuduna bağlanıyor içimde. Müntekim 298 Kalbin darmadağın olunca. Aptallığın otobanından dehanın patikasına mı varacağım? İnşallah o yol. Şebnem. çöpten metal kutular toplayan zombi gibiyim.

uçuveriyor. zavallılığa dönüşmüş bir samimiyetten geriye kalan ve ağıt izlenimi uyandıran gevelemelerden ibaret. göğüs kafesimde bir gökdelen jeneratörü taşımakla aynı şey Şebnem. Bir muhatap bulunca. Seni sevmek. Şebnem. Artık hayatımın normale dönmesi imkansız. insanlık görevleri olduğu fikrine kapılacağım. Ayak parmaklarının aralarına papatyalar kondurayım yeter. Allah. dokunaklı genellemeler yapanlar var. nelere katlanmak zorunda kalacağını önceden kestiremiyor. kabus görüyorsun demektir. sütunları. sonra yurdun dört başına örülü demir ağları söküp trenleri karadan yürüteyim. ne zaman ağzımı açsam. uçsuz bucaksız bir çayırda buluşalım. Ellerin.. İnsan. atımdan düşerdim." Şebnem bu akşam seni o ıskarta haydutla el ele. dünyanın kepazeliğini görmediğiniz için evet şanslısınız. toz toprak ve kumlar dökerek. Kur'artûa "Allah kalplerde olanı bilir" yazıyor. Birisi "Evet" desin. bu ayeti şöyle anlıyor: "Allah. Üç günlük dünyanın üçüncü günündeyim. Yine de insan istiyor ki. oradan da Altı Nokta Körler Derneği'ne gi302 deyim. haşlanmış lahana gibi kendini saldı. sen saklanınca ağaçların içi boşaldı. deliliğin çemberinden çıkarız. Bulutlar üstümden kesekler halinde geçiyor. kıt sonsuzluğun cefasını çekemiyorum. Allah insanın mayasına ne katmışsa. cıvıltılı cimcime." Bence ayetin asıl anlamı şu: "Kalbinizde olup da hiç kimseye anlatmayı başaramadığınız. biliyorsun. dünya dışı uzayda yaşam belirtileri aramak gibi. Şimdi bunları söylüyorum ya. samimi ve hoyrat. Giderek. Hayatın ölümden. Şebnem. Kalbimden mezarlık dumanları yükselse de ziyanı yok. kubbesi. kesin. bal şelalesi." Nitekim bir başka ayette de "Allah'tan daha iyi dost mu bulacaksınız?" deniliyor. Şebnem tornavidayla dağlara oyuklar." Öpüyorum gülüşünün bütün kıyılarını.. yalanı ancak kendine söyleyebilirsin. beni bekleyen birtakım vazifeler. temeli. Hasretin gecenin mimarisi oldu. aıvııml. Türk Kızılayı'na kan vereyim. Rodin'in bücürük heykeli gibi gece gündüz seni düşünüyorum. kuğuların sınıf arkadaşı.. Kendisi kaybolunca anlamı parlayan şeylerle kuşatılmış durumdayız. Boğumları kudretten zarafet şaheseri yüzükler gibi. kibarlığın yegane yolu oldu. hasretten bütün günahlarım döküldü. o şeylerin kendileri çoktan yitmiş oluyor Şebnem. insanlara inanıyor olarak uyanacağım. sizin gizlediklerinizi biliyor. şakaların opak muşambasına bürünüyoruz. çölü avuç avuç başka yere taşıyayım. bak. "seni anlıyorum. yeniden hayatımın başrolünde olayım.. Birbirimizi oyalamak. Rüyanda başrolde değilsen. ne kader ama. azabın ku-rumsallaştığı. dudak dudağa gördüm. cennetin eşiğinde sorulan bilmeceler gibiydi Şebnem. dostunu bulamayan kimsedir. fakat Şebnemin güzelliğini görmek için ölüp cen nete gitmeniz gerekecek. Huşuyla öpüyorum. Senden sinyal beklemek. Deli. Körlere sesleneyim: "Arkadaşlar. Gezegenimizde hayat olduğunun en sağlam kanıtı sendin Şebnem. insan kıy. İnsanlar. Bakışların. tabiatla kanlı bıçaklı olayım.. mı Parmaklarının ucunda tırnakların küçük deniz kabukları gibi parlıyor Şebnem. 66 . Kendini bulabilirsem tabii.. Saptırılmış ve bir yönetmeliğe uyarlanmış saygının gereği olarak cıvıtmak. minareler yamuldu. Bazı şeylerin anlamı ortaya çıktığında... Şebnem seni manyaklar gibi özledim.. bir kişiyle olsun bu 'kalpteki sır'. Mesela kendimi 10 1 mum sanıyor olsaydım ve biri de cereyanlar kesilince beni yaksaydı. dilime ilik açıldı. hayrına tefsir etsen ya? Şebnem. düğme dikildi. bazı şeyleri asla ifade edemeyiz.. Sıkın dişinizi. deliliğin hammaddesi dir. ipek fiyongu gülüşiü. insanın kalbi darmadağın olunca. 300 Keşke başka ihtimaller de olsaydı. gökyüzü felç oldu.. Şebnem senin için buffalolar kurban edeyim. Yağmur yerine çöl yağıyor. ceylanların. Aslında tüm insanlığı ilgilendiren bunca belirsizlik içinde yalan da önce ihtişamını. Şebnem. Göze aldığımız risklerden. bağışla. Şövalye olsaydım. kiraz sarkacı bakışlı. tüm sözlerim. eziyetin otomatikleştiği yerdir.Her türlüsü ürkütücü olan içtenlik başgösterdiği anda. senin şehrine hücum etseydim. Mümkünse.. Cehennem. acayip sancılı.ı şeker tadı bırakacak. Bunların hepsi ya da herhangi ikisi de olabilir. kabus görüyorsun demektir Şebnem. Çoğu kimse. sensiz bu defolu evrende. seni benim için dünyanın en değerli insanı kılıyor. sabah dünyaya. üzülmeyin. kafası da karışıyor. söylediklerimi unuturken beni aklından çıkarma. Aynı dert bende de var. kuşlar iskelete döndü. enerjik ve dengesiz. Ve bu saçmalığı doğuran şartlar. gerçek hatalar yapabilseydim hiç değilse.. Şebnem. Başını dizlerime koy. aşk'ın her ikisinden de büyük olduğuna inanacağım. hayat ilginçliğini koruyor. Müntekim Rüyanda başrolde değilsen. Yalnızlık. Şebnem çok saçmaladım. işte Allah onu biliyor. delilikten yırtardım. Biz aslında kaybettiklerimiziz. Kral. bulutlar kireç bağladı. sonra da görülebilirliğini kaybetti. Şebnem galiba kendimizi tam olarak tanıyamadığımız için. Nefertiti'yi [üst kat komşumun kedisi] ve yavrularını görünce. Doğrunun önemi kalmayınca. bir öpücük ver. tehlikelerden çok daha fazlası çıkıyor karşımıza. dudaklarını görünce kılıcımı düşürür. İstanbul. İç içe geçmiş kafeslerin ortasında gibiyim. aslında hayatla ilgisi kesilmiş olduğu için anlamsızlığa matuf. yakınlaşmanın yolunu kendilerine acındırmakta ya da muhataplarının kafasına demirle vurmakta arıyorlar çoğu zaman. adın dilimin ortasına yuva yapmış guguk kuşu gibi. tüm sorulara aynı cevabın verildiği. Beigbeder'nin romanlarındaki tiplere benziyorum: Fiyakalı ve aptal. Yalnızlık deliliğin hammaddesidir Şebnem. yağmur ormanlarını yakayım... Görüyorsun ya. Öpseııı. asfaltlar eriyor. daha doğrusu 'kalbin sırrı' konusunda anlaşabilsin. Şebnem.. sıcak leylak şurubu sesli yârim. Ya çok derin acıların ya çok büyük hedeflerin var ya da çok inatçısın Şebnem. Hacdan yeni gelmiş gibi hafifledim. deniz pıhtılaştı. Sevincimden çimlere kırağı düşürürüm. beyaz rengi daha iyi tanıyalım diye mi yarattı seni? İçinde kemik biçiminde nur çubukları mı var Şebnem? Yüzündeki ışık nereden geliyor? Gözlerindeki ayet derinliğini.. en büyük soytarı olmak zorunda. Bu anlam birikintisi. Bir kerecik buluşalım. dile getirilmesi imkansız bir şey var ya. deli raporumun fotokopisi kulağıma zımbalandı sanki. Avuçların desenli kurabiyelere benziyor.ı maz dokunmaya. Hiçbir zaferin erişemeyeceği tatta bil yenilgi olurdu. mağaralar açayım. Bunu bilmek ya da sezmek bizi 'inanmaya' yöneltir. Bir de benim gibi..

" "Kaç yaşındasın?" "Yirmiiki. Niko'yla aynı anda pencereden fırlamıştık. Yani ben aslında hep havadayım." Limuzinle Ortaköy Muallim Naci Caddesi ile Portakal Yokuşu arasında kalan bir malikaneye gittik. kendilerini evlerinde hissedebilirlerdi. üç îhlas. insaftan muafım. ilahî bir ışık oyunu gibiydin.. o adam Gönül İşleri Bakanlığı Heyeti'ni katletti. Metal bir sarmaşığı andıran iki kanatlı yüksek kapı ses sizce açıldı. O düşüş esnasında ben yok oldum. zamanımız kısıtlıysa. Hayati Tehlike'nin o kaygan sırıtışını yakacağım. Malikanenin bahçe duvarına gömülü akvaryumun yanındaki levhada "Dikkat! Köpekbalığı var!" yazılıydı. evrenin ezelî sırlarını sorgulayan stil sahibi bir şapşala benziyordu. gerçekten vaktimiz var mıdır? Bence yoktur. Şebnem. 308 Kainat kestirmelerle doludur Gerçekler zaten mevcuttur. Beni ve arkadaşımı beysbol sopalarıyla dövdürdü. Ben onun yerine yaşıyorum.. gözlerim kapıya dikmiş bir dağ aslanı heykeli tC «<>'» tikte bekliyordu. reklamcılar da aynı şeyi söylüyor: "An'ı yaşa!" An'ı yaşamak mı istiyorsunuz? Buyurun. her şeyi gölgede bırakmıştı yine. Gelgelelim benliğim havada asılı kaldı Ne zaman riske girsem. "Evet. sessiz ve kıpırtısız silahlı nöbetçiler sağa sola iliştirilmişti. maktulleri diriltemem belki fakat katillerin neşesini kaçırabilirim. Bu muazzam bahçeyi kanla sulamaya hazır görünüyorlardı.. kimimiz yüz senede. Niko'yla havada göz göze geldik. Binaya girerken fedailer beni dedem yaşında bir uşağa teslim ettiler. Salondaki koltuklar öyle şaşaalıydı ki kral. biraz olsun mutlu görünmeye cesaret edemezsiniz. O insan kasabı aşkımızı gasp etti. Pencerelerdeki orijinal Hint ipeğinden perdelerin desenleri insanı hipnotize ediyor. İki ihtimal vardı. beni korkudan azade kılan varoluş biçimim. yüzünde dikenli bir kırbaç gibi iz bırakmış. Geniş merdivenden sonsuz koridorlara tırmandık. "Adın ne genç adam?" "Hayati. inan seni başkasıyla gördükten sonra. tehdit edilsem. ŞiirselBlöt\ Taburcu edildikten sonra ilk iş Şişli Ermeni Kabristan m m gidip Niko'nun mezarını ziyaret ettim. Dahası. Benim aşkımı tedavülden kaldırmak. en büyük bedensel acıları tatmamı sağlayacak. dayağı hissetmedim bile. Alçıdaki bacağımı. Mezar taşmda-ki Ermenice cümleyi kendimce "Canlı canlı gömüldü" diye tercüme ettim. Kim bilir sana ne yalanlar söylüyor Şebnem. Fakat madem öyle düşünmek istiyorsunuz. Bir çift nemli mağarayı andıran göz çukurları. Dokuzuncu kattan düşen herkes ölür diye bir kural yoktu. sonra da mıhlayıp leşimi lağım farelerine ikram edecekti. mezarlığın çıkışında iki adam kibarca yolumu kesti. ruhumun bedenime ait olduğu yanılgısından doğan gaflet içinde geçirmiyorum. Şebnem. Evlat acısı. ameliyat sırasında cerrahın ölmesine benziyor. "Tamam" dedim "memnuniyetle. Yol boyunca hiç konuşmadık. Sarhoştuk. Bu kadar basit. Bizzal ben bunun canlı kanıtıydım. Böyle biriyle karşılaştığınızda." Dokuzuncu kattan aşağı uçarken sadece bunu düşünüyordum. Zayıf ihtimal: Niko'nun en yakın arkadaşıyla geç de olsa tanışıp biraz laflamak istiyordu. Malikane. Tutarlılıktan. kendi saltanatına start verebilmek için yirmiiki kişiyi bir anda öldürdü. Beni.Şebnem kaderin uçurumlu virajında nasibim ile kısmetim çarpışıp havaya uçtu. tedbirden. Niko şimdi bu mezarın içinde miydi? Tam bir saçmalık! Ortada bir dümen dönüyor olmalıydı. Kanım damarlarımın içinde tozlaşmıştı... () öldü. Bu dünyaya yaşamaya gelmediğimden eminim. padişah ve imparator burada buluşsa. sol kolum ve sağ bacağım alçıdaydı. Ne yapacağımı bilemiyordum. Biliyorsunuz. Süremiz belirsiz. Başım sargılı. Koltuk değneklerimi mezar taşma yaslayıp yere oturdum. Şu anda yaşayan herkes ama herkes yüz sene içinde öle-cekse. Ortamın ahengini bozmayan. 1875-1961] "Herkes beni yanlış tanıdı. Uşak.. Yerde. Tam olarak öyle değilse bile günlerimi canımın bana. Kendi adıma konuşayım: Benim yok. Güzelliğin. Kır saçları geriye taranmış.. Fakat hala günaşırı rüyalarımda Grand Grave Hotel'in dokuzuncu kfl tından uçarım. Ne yani. 1881-1966. ropdöşambırlı bir adam." Viski bardağını tutan elinden işaretparmağmı kaldırarak koltuklardan birini gösterdi. tamam. Bomba yutmuş bir mumyaya benziyordu. I lavu zu boyladım. Göründüğüm yerde değilim. Duvarlardan birinde asılı Stanislaw Chelebowsky'nin [18341913] Varna Savaşı adlı devasa yağlıboya tablosunda kanlı çatışma tüm şiddetiyle sürüyordu. Ölümün üç saniye berisindeyim. Genç ölecektik. Değneklere yaslanarak geçip oturdum. ömrümüzün son saniyeleriydi. [CARLGUSTAVJUNG. Şebnem. Şah Abbas döneminden kalma bir İran halısı: Üstüne bastığınız anda beşyüz yıl öncesinin İsfahan'ına ışınlanıyorsunuz. ben o düşüşten sağ kurtuldum. Şebnem bu.. işler çatallaşsa do 1(1/ kuzuncu kat ile zemin arasındaki yolculuğum adeta yeniden başlar. neden hepimiz Grand Grave'in dokuzuncu katından atlamıyoruz? Dünya. çeşitli çap ve markalarda Hava310 na puroları dizili sehpanın altına uzattım. 304 Bu dünyaya yaşamaya gelmedim Bir insanı anlamak istiyorsanız. Niko'yu özleyecektim. Mezarlığa. Bay Bûttlbll tyUfl da çaprazımdaki koltuğa kuruldu: "Geçmiş olsun. Biliyorsunuz. Ermişler de." "Teşekkür ederim. Yanağıma saplanmış meyve çatalını hızla çektim. Bu yalnızca bir his değil. Atom Bombacıyan’ın ayak seslerini işitince kapıya döndüm: 32-1. Ellerimi açtım. oğlunun ölümünden beni mesul tutuyorsa. durup dinlenmeden kazarak birbirimizi gömdüğümüz bir mezarlıksa. Elinde viski bardağıyla. görünmez kuşlar ötüşüyordu. Niko artık aramızda değil." Arkadaşıydım. kızıl bir balçıkla sıvanmış sanki.. O benim yerime öldü. Grand Grave'in dokuzuncu kat penceresine! İşinize gelmedi mi? Halbuki her birimiz zaten dokuzuncu kattan düşüyoruz. insanı işkillendiren bir ıssızlık hakimdi. Uzun kenarları sedef şeritlerle süslü antika masanın üzerinde 21 Haziran 1968 tarihli TIME dergisi duruyordu." "Ne iş yapıyorsun?" 67 . ölüme geri dönmeye hazırım. Atom Bombacıyan’ın beni görmek istediğini söylediler. Ağır aksak dönerken. Ölümden döndüm. yalanların ise uydurulması geıoklı [PAOLO PICCOLO. Bitkisel bir labirent olarak tasarlanmış bahçenin ortasında. hayatıma mührünü vurdu. Boşlukta ikamet ediyorum. Görünüşe bakılırsa. haberin olsun. bir Fatiha okudum. öncelikle insanlar hakkında bildiğiniz her şeyi ama her şeyi unutmalısınız. Kimimiz üç saniyede. İki üzüm gibi birbirinize dikkatle bakıyordunuz. Civarda. Birincisi: Atom Bombacıyan. Versailles Sarayı pastasından kesilmiş enfes bir dilim görünümündeydi. Şebnem seninle hayatlarımızı birleştirecektik. 'L' şeklinde bir salona aldı." "Niko'nun arkadaşısın demek.. o müthiş düşüş... sevinçten Hintçe şarkılar söyleyecektik.

hissiyata tâbidir. Bardağı indirdiğinde yüzü yumuşamıştı. gayet iyi anlıyorum. Çünkü tek hücreli canlıların B planı yoktur. Kimin kazandığı ya da kaybettiği önemli değildir. Her neyse. dosya kağıtlarına eşit kareler çizdi. Bay Bombacıyan ayağa kalktı: "Biraz hızlı düşünmeye ne dersin delikanlı? Düşürdüğün bozuk paraları aramak için ağaca tırmanma yani. Arkadin\ Geceyarısı Kovboyu [Midnight Cowboy. Sürtmekle pineklemek arasında sallanıyorum. kendinden daha aptal kimselerin gözüne girmen gerekecek. Klas bir gence benziyorsun. Bu bir gözdağı değil. Soğuk!" Viskisini kafaya dikti. iki dosya kağıdı." 314 Kardanadam katliamı Kabil'den bu yana 20 bin yıl geçti fakat cinayet işinde hâlâ acemiyiz. Seyirci kalmak." Dediğini yaptım. Babam ve üvey annemle de pek görüşemiyoruz. Seninle o ilgilenecek. düşüncelerden doğmaz. Fakat hayat bir mola değil. Vicdan. 1969] filmini bilir misiniz? Abidin Dandini.. 68 . pamuğa işeyen karınca kadar sessiz.." "Sözünüzü kesiyorum fakat şiddet vicdansızların tarzı değil mi?" "Cinayetin ille de cezalandırılması gerektiğini düşünen eski kafalılardan mısın yoksa? Kainat kestirmelerle doludur evlat." Gerçi babam da üveydi. orduya. Anlaştık mı?" Vay canına! "Anlaştık. Evladını kaybeden bir baba. asgari ücreti gözden geçir! Ve bana (emiz bir yer göster! Hem yasal hem de iyi ve doğru olan bir 312 şey söyle?!" Sehpadaki kutulardan birinden bir puro [coro-na] alıp yaktı. 1915-1985. karakollara. işkence gibi işlerinizden mi? Yo. Özgürlük hâlâ riskli bir ayrıcalık. Bazen de silahlar. adam kaçırma. İtaatle garantilenen rezil konforun foyasını meydana çıkarmalısın! Hayat. her birimiz için ölüm-ka-lım savaşıdır. baba nasihati. "Hayır. "Sol ayak önde. Bu sana saçma gelebilir." Hem kibar hem de üzgün görünmek gerçekten zor iş. ayakların arası omuz genişliğinde açık." Bacaklarımı biraz daha araladım. Üstesinden geldiğin her işten sonra sana bir kupon vereceğim. "Namluyu aşağı doğru tut. duygularımızı değiştirmesidir. Ben bir işadamıyım.. şahsiyetsizliği kamufle eder. "Elbette. uyuşturucu ticareti. Beni dinliyor musun?" Başka seçeneğim var mı? "Tabii ki. Soyadın neydi?" 311 Hâlâ aynı: "Tehlike.. Dinozorlann da B planı yoktu. ıı ı dehşet saçmaksın: Çoğu kimse. Abidin Dandini'yle çalışacaksın. Buna karşılık. hiç bahsetmedi. trafiğe." Zehir saçan bir sırıtışla etrafa bakındı. Her kareye bir harf yazdı. "Ailen hayatta mı?" "Annem yıllar önce vefat etti. "Şimdilik boştayım. İkna oldum." Aslında annem ölüm döşeğindeyken. kabul ediyorum.. sonra kareleri numaralandırdı: H AYATİTEHLiKE ARAMIZ AHOŞGELDlN! Kağıtları keserek." Victor. muktedirler de kendileri hakkında kolayca yanılırlar. Sargılarından kurtulunca buraya gel." Tabancaya ince ayar çektim. Dandini de Ratso gibi Sezai Aydm'm sesiyle konuşuyor: "Hazır mısın?" Başımı salladım. zannedildiği gibi yaşlı bir hemşirenin şefkat şovunu sunarken kullandığı türde. paha biçilmez şeylere burun kıvıran bir müşkülpesent mi? Kulağa hoş gelen yalanlar seni yufka yürekli bir köleye çevirebilir. önemli olan kimin daha çok dayak yediğidir.." "Niko benim tek çocuğumdu. Mr." "Otelin penceresinden düşerken Niko'nun elini yakalamışsın?" "Doğru. Kuponları tamamladığın zaman. beste yapılabilecek bir tek şey var mı?!" Cevabım kesindi: "Yok." "Misafirimize su getir. Güçlü ve ısrarcıysan bu dünyada ayakta kalabilirsin. Atom Bombacıyan viskisinden bir yudum aldı: "Sana bit teklifim var. yumuşak ve emni yetli bir ses değildir." "Güzel. Abidin Dandini'yi bul. holdinglere. anahtar deliğinden geçen os." "Evin nerede?" "Şişli'de. eğlence endüstrisini. kendimde değilim. İş dünyası biraz karmaşıktır. "Sağ kolunu 20-30 derece kır. Her şeyi devletten bekleme.fena gitmiyorsun. insan isterse on dakikalık işi yıllarca erteleyebilir." Bu son cümleyi söylerken her iki başparmağını kendine çevirdi. pürüzsüz bir vahşetle isyan ettiğinde seni hareke te geçiren yankılı bir vokal yapar! itibar biçmek isliyorsan. inan bana. Kurallar seni robotlaştırır. yumruklar konuşur. etkisiz hale getirilmiş bir bomba gibi gururla taşıdığı tepsideki bir bardak suyu sehpaya bıraktı." "Sonra da birlikte aşağı uçmuşsunuz?" "Evet. Benim için hayat artık devam etmiyor. kareleri üst üste dizdi: "Burada tam 30 kupon var Hayati. [0RS0N VVELLES. bir dolmakalem ve makası sehpaya ihtimamla dizdi ve çekildi. küçük bir bebekken bu parmakları sıkmıştı demek. Sizinleyim. karara varmak için elimizde yalnızca sezgi ve hislerimiz vardır. Laf aramızda. sömürge tutarlılığına. Vicdanın sesi. seni ancak haksızlığa uğrama tehdidiyle baş başa bırakır. dize getirilmedikçe içtenlik nedir bilmez. borsaya. Fikirler. haşere ilaçlama servisinde çalışıyordum. Yasal adalet. Risklerle. Şiddete karşı çıkmak elbette her budalanın en doğal hakkıdır. oradaki Ratso Rizzo'ya [Dustin Hoffmann] benziyor. Ratso'nun onbeş yaş büyük. Niko da sendeki cevheri görmüş demek ki. vicdanının sesini daha iyi duyabilirsin. medyaya.. Ne iş yaparsan yap. Oğlum ölse de ben bir babayım. Çaktın mı köfteyi?" Atom Bombacıyan'ın retoriğinden etkilenmiştim: "Pekala.. Bunu sevdim. "Kirli işlere bulaşmaktan çekmiyorsun ha? Dünyaya bir bak. "Sol elinle sağ elini alttan iyice kavra. sıradanlık da hayatın sonsuz gizeminin ayrılmaz parçalarıdır.En son. okullara." Şimdilik. tehdit. Victor'a "Kalem. Sıra dişilik da. Niko. Gerisi yalandır. Dışarıda cırcırböcekleri bir milyonerin bahçesine konduklarının bilincindeymiş gibi neşeli bir melodi tutturmuşlardı." "Beni iyi dinle Hayati Tehlike.. hastanelere.. Para konuşur.. Kısacası. Seni gözüm tuttu. şiddetle. Tamam. şantaj.. adliyelere.ruktur! Yenilgiyi kabul edersen başın belaya girer." Bu arada Victor. gerçekten bizimle olacaksın. Ivır zıvı-rm peşinden koşan bir açgözlü mü olacaksın. Bundan kaçmamazsın. daha şık ve daha sağlıklı hali." "Sana bir şey söyledi mi?" "Ne gibi?" "Bizim ne iş yaptığımızdan bahsetti mi?" Cinayet. "Uğruna şiir yazılabilecek. ölmüş babalara imrenir. pes etmektir. sağ ayak arkada. fabrikalara iyice bak! Vergi sistemini... ya da kimin nalları diktiği. "Kusura bakma Hayati. Belki de teklifimi düşünmek istersin?" "Tam olarak ne teklif ettiğinizi kavradığımdan emin değilim.. Uyuşuk bir kaplumbağa gibi yavaşça gözlerini kırptı: "Evladını kaybeden bir baba. sulandı rılmamış. bana gerçek annem olmadığını söylemişti fakat ne fark eder? "Diğerleri?" "Kardeşim yok." Parmaklarımı açıp daha sıkı kapadım. Bazen sert oynamak gerekir. Masum bir hayat.. Bilginin asıl fonksiyonu. Zihniyet. Bir şey içer misin?" "Soğuk su." Birden canlandı: "Her neyse. korkularla doludur. siyasi partilere. Baba Bombacıyan. Hayati. Anlatabiliyor muyum?" Eah. kökü derinlerde yatan bir amaçsızlık içindeyim." Atom Bombacıyan başını kapıya çevirip seslendi: "Victor!" Uşak eşikte belirdi: "Buyurun efendim.. Yine de kanunların dışına çıktığında. Hayati Tehlike! Bankalara. "Tutarlılık.. kağıt ve makas" dedi Atom Bombacıyan.

Sürekli bir şeyler anlatıyordu. [. Aynasızlar her Allah'ın günü beni dürtüyor. sesi miyavlayan bir kur-bağanmki kadar ürkütücüydü. Vakur Avangart. birine rastlarsan bil ki sürü de yakınlardadır. "Gebert onları!" Karşımda yan yana dizili duran yedi kardanadamm taş kalplerine ateş ettim! Sen cehenneme gidince. Gagalarını ıslatmam gerekti. belinden tabancasını çıkarırken. bu seferlik affedin n'olur!" diyordu. Avangart. Müstakbel katiliniz. Avangart'ın kayda değer bir kapanış cümlesi söyleyemeyeceği kesinleşmişti.. Yorganın üzerindeki kurukafa desenlerini görüm <\ omuzları düşüyor ve bir koltuğa çöküyor. [. Ağlayan vatandaş bizi görünce feryat etti: "Yardım edin! Kardeşimi öldürüyorlar! Kurtarın bizi!" Aşağılık psikopatlar! Allah belanızı versin!. cehennem daha kötü bir yer olacak Güneş. Mercedes'in yanında dikilmiş sigara içiyordu. Birinin saçlarından kanlar süzülüyordu. bahçesinden. Onu. Baygındı. sumo güreşçisine benzeyen. mutlaka kıpırdarlar. Clas-sic FLHRCI] sırtında. merdivene elinde tek çiviyle tırmanma. bir bu yana döniıym 11/ du. Ambalajı yırtarak 318 açıyor. Yolda. Makine resmen asfaltı kıymıklıyordu. Yarı ahşap. Sağda solda çürük oto lastikleri. "Ceninler bile yalan söyler.] Sinema filmlerindeki ölülere dikkat et." Diz çökmüştü. Genzimden. ellerinde tuhaf birtakım aletlerle deviniyordu. Makbuzu ve kalemi uzattım..ına koyduğumun parasını. Havlarcasma sordu: "Kimi aradınız?" "Nuri Torino'ya bir kargo var" dedim. "imzası gerekiyor. Burası dünyanın cehenneme en çok benzeyen yeriydi.] Doğru adamı vurana kadar bir sürü kişiyi harcarsın. Vakur Avangart. insanın kafasını düşmanından gelen bir jest kadar karıştırmaz. "Konuşmamız lâzım. Ölüm yorganı. "Abidin Dandini'den" diyerek yorganı kucağına attım. Nuri Torino filminin devamı gözümde canlanıyordu: Mister Torino salonuna dönüyor. Fakat mafya o yılları Bay Torino'nun takviminden silecekti. altında hiç cinayet işlenmiyormuş gibi parlıyordu. Nuri Torino'nun neden zımbalanacağını bilmiyordum. Ben de peşlerine takılmıştım. Helezon şeklindeki dar merdivenlerden bodrum kata inip hamam büyüklüğünde bir banyoya vardık." dedi. işe yaramaz b. mafyanın sayısız tehdit yöntemlerinden biridir. Ben de onun gibi olmak istiyordum ama olamıyordum. Hızır Hızlı. kömür madenini andırıyordu.] Yüksek bir yere çivi çakman gerekirse. Ağlıyordu. neden bahsettiğini çoğu zaman anlamaksızm dinliyordum.ktiğimin son kuruşuna kadar toslarım! Atom Bombacıyan için 500 bin lira nedir ki? Size söyleyecektim zaten. Abidin Dandini."Buna 'Weaver Pozu' denir. cehennem daha kötü bir yer olacak!" Duf! 1999 model siyah Harley-Davidson 'in [Road King. "A. Abidin Dandini'yle birlikte Bombacıyan malikanesinin m-. çürümüş. Araklamadım. Çok uzakta havlayan Kangal köpekleri ve homurdanarak geçen kamyonlar dışında hiçbir hayat belirtisi yoktu. Bahçe kapısını çürük greyfurt suratlı bir herif açtı. işitme cihazı büyüklüğünde bir et beni bulunan sol kulağını kaşıdı: "Mesele nedir?" "Yürüyelim şöyle." 69 . Dandini'den papara yiyordu.. Çenesi kontrolden çıkmıştı: "Bayat b. İstiflenmiş hurdaların paslanışını görebiliyordunuz. Hızır Hızlı. Fakat fiyakalı.. Şoför koltuğundaki Hızır Hızlı'ya seslendi: "Vakur Avangart'm tamirhanesine. teslimat makbuzunu ve tükenmez kalemi aldım. Dermanı kalmamıştı. Kaskımı taktım ve vınladım. Horozundan namlusuna kadar ince nakışlı bu Browning'i işleyen ustanın artık kör olduğuna bahse girerim. "Neler oluyor burada?" Abidin Dandini "Bunlar ikiz. bu yorganı eskitemeden cartayı çekeceksin" manasındadır." Kaşlarını çatıp deri montumun yakasındaki 'Godot Kargo' amblemini inceledikten sonra demir kapıyı suratıma kapattı. Kendi haline bırakılsa. Motordan indim. Saplantılı birine benziyordu: Zayıf ve şıktı. Uçarak motora atladım. Suratı mor şişliklerle doluydu. Havadaki keskin makine yağı kokusu genzimi yakıyordu. Ter içindeki kurban.ktur." Tatlı bir heyecan duyuyordum. Halbuki uzaktan uzağa Nuri Torino'nun davul gibi çarpan kalbini duyuyordum. Abidin Dandini. Korkudan bayılmak üzereydi.. sıvası dökülmüş üç-beş fabrikanın mekanik kalp atışları duyuluyordu. Keyifsizdi." Ne demekti ki bu? "Polisler fareler gibidir. [. Çantadan yorgan paketini. sözü tabancaya bırakmadan önce derin bir nefes aldı: "iğrenç herif! Sen cehenneme gidince. Bir süre sonra Nuri Torino ortaya çıktı. "Hangileri?" "Sandalyedekiler. "Şeytana uydum." Böylece ben de cevabımı almış oldum. hımbıl görünümlü iki herif. Çıplak iki adam. vampir nefesi kadar soğuktu. Yaklaştım. sakın unutma" diyordu.. kan lekeleriyle dolu beyaz gömleklerinin kollarını sıvamış." Arabaya bineceğimiz sırada sordum: "Nereye gidiyoruz?" İkimiz aynı anda arka kapılardan girip deri koltuklara oturduk. Teraslı bir hangarı andıran döküntü binaya doğru yürüdük. Kurukafa deseni "Sen artık ölüm döşeğindesin. Dumanların arasında beliren Vakur Avangart da zebaniye en 316 çok benzeyen adam: "Abidin Dandini! Hangi dağda kurt öldü?" Yer yer metal protezlerin ışıldadığı ağzı. muhtemelen yirmi-otuz sene daha yaşardı. iniltili bil şekilde. Rüzgar.. Her yer iç organları çıkarılmış arabalarla doluydu. Anlaşılan.. Nereye baksam kararmış.. Eli ayağı titriyordu. Güvercin Sokak'ta bir villanın kapısında durdum. kısık gözlerle etrafı kolaçan etti. Rüzgar ve toz yüzünden. konuşmalarının pek azını işitebiliyordum. Ödü kopmuştu. Burası altüst edilmiş çöl kadar tozluydu.. Hareketli hedefleri en iyi böyle vurursun. s. gümüş Mercedes'e [S 500] doğru yürüyorduk. Abidin Dandini'ye yalvarmaya başladı. Yüzlerce hektarlık alanda. Birkaç dakika süren turlamanın ardından durdular. Diğeri salya sümük ağlıyordu. Gözleri kapanmıştı. "Bu da ne yahu?!" derken. yamulmuş zımbırtılar çarpıyordu gözüme. çakılları bir o yana bir bu yana sürüklüyor-du: Civarda cinler satranç oynuyordu sanki.. yarı beton binanın içinden çekiç sesleri geliyordu." Sefaköy'de bir araba mezarlığına vardık. Zile bastım.k." Meteor çarpması sonucu oluşmuş gibi geniş ve derin bir çukurun kıyısında ilerliyorlardı. Dandini'nin ayaklarına kapandı.. bir Şarköy türküsü tutturdum. zar zor nefes alıyordu. karizmatik ve cool'du. parçalanmış koltuklar savaşta yaralanmış gibi yatıyordu. Levent. Abidin Dandini de elinde silahla bir o yana. gettoların son silahşoru gibiydim. Terminator'den kaçıyormuşuz gibi Mercedes'i alçaktan uçururken. Abidin Dandini namluyla Vakur Avangart'm kafasını tıklattı.. Kaskın içinde kurukafa misali pis pis sırıtıyordum. İmzalarken "Kimden?" diye geveledi. Kaskımı çıkardım.. Bu insan enkazlarının çevresinde. Abidin Dandini beni irşada devam ediyordu: "Hiçbir şey. yüksek sandalyelere karşılıklı oturtulup sıkıca bağlanmıştı. bu yüzden romanlar daha inandırıcıdır." Abidin Dandini'nin sesi. Rakibine sarılan boksör gibi paketi çevik bir hareketle kavradı. Kaldı ki o bile kendisi gibi olmakta zorlanıyordu..

Sosa. Diğer kurban gözlerini sımsıkı yumup başını sağa sola çeviriyordu. Diğer masalardaki sosyetik müşteriler önce can çekişen Dragon'a. Somondan bir lokma daha çiğneyip yuttu. Hikmet Mete Tetik araya giriyordu galiba. anıları tazeliyorlardı. Dandini'yle birbirimize baktık. Anladın mı?" Kolay öğrenen garsona. biraderi kendine getirir!" Kanlı kafa tiz bir çığlıkla fayansları çatlatınca. Bay Bombacıyan "Bunak bir fahişenin çürümüş rahminden fırlayan o bıçkın kırıntısını cehennemin yörüngesine oturturum!" dedi ve güm diye yere yığıldı. Papyonumu çıkarıp bir masaya bıraktım ve güneş gözlüğümü takıp kalabalığa karıştım. mutfağı teftiş edilen aşçıbaşı havalarında bizi selamladılar: "Hoş geldiniz patron.. Beylerbeyi Sarayı'nın bahçesinde Yadigar Dragon portakal soslu somonu iştahla yiyordu. sanki ağzımın içinde karnaval düzenliyorlar!" dedi. Nasıl gidiyor. Dragon'un kahkahasıyla makas değiştirdi. Yıllar sonra. kerpetenle kurbanın sol yüzük parmağını ikinci boğumundan sıkıştırdı. hayatına da sahip olur. Zehirlenmeye karşı alınan bu tedbir takdire şayandı. Kerpeten takırdadı ve parmak fırlayıp ayağıma çaptı. 320 Abidin Dandini. mutfağa seğirtti. Diğer adamımız elindeki kaya tuzu topağını kesiklerin üzerinde gezdiriyor.. Aniden irileşip kızıllaşan gözleri cam gibi çatladı. naklen yayın yapıyordu. Ateşi vardı. Kaldırdılar. Abidin Dandini. Cengiz. dünyanın en zor işi. alabora olmuş isli bir akvaryumu andıran gökyüzünden minik. elindeki şırıngayı patronun kasığına saplayıp Atropine olduğunu tahmin ettiğim bir sıvı enjekte etti. Ütüyü fişte unuttuğunu birden hatırlayan kocakarı misali irkildi. Sonrası malum. Atom Bombacıyan küçük ve yavaş adımlarla dolaşarak konuşuyordu: ". İnat edip yolumuzdan çekilmezse. yetmişbir yaşındaki bu adaptasyon kaçakçının son dakikalarını seyre daldım. Uzayda her namlu tetiğin emrinde "Nasıl buldunuz efendim?" diye gülümsedim. Atom Bombacıyan. Eziyet uzmanları. Abidin Dandini ve ben malikanenin salonlarından birindeydik. onun bu acıklı durumundan ötürü neşelenmişti. Parmak. Atom Bombacıyan’ın benimle özel olarak görüşmek istediğini söylemişti. sinirli sinirli söylendi: "Anatominize madalya mı çarptı ne? Milattan Önce şöhret otomatikti! Çekirdekli bal verin!" Abidin Dandini." Bizden medet uman elemanın başı öne düştü.. onu söndürmeye çalışıyorlardı sanki. Romanya'dan yüklü bir mal gelecekti. kanlı kafanın gövdesine rastgele çizikler atıyordu. Biri. sıvılaştırılmış botulinum toksini karıştırmıştım. Adamcağız sayıklar gibi inliyordu... Bahçe kapısında dönüp bir kez daha baktım: Göz çukurlarından fışkıran kanla birlikte gözleri somon tabağına düştü. Böyle devam ederse. pelikan kesesini andırıyordu. Bu onun son gülüşüydü. Eşekten önce ahıra girmenin âlemi yok. Yağmur. Baştan anlatayım da kafanız büsbütün karışmasın. Mitterrand'la gölde kirpi ota-rayım" dedi. saray müdürünü telefonunla aratarak. taş kesilen parmaklarının arasından kaydı. sonra da birbirlerini paniğe sevk ederek çığlık çığlığa bahçe kapısına doğru koşuştular. bir kış günüydü. sağ elin yüzük parmağının koparılmış olduğunu fark ettim. Bay Dragon sandalyesiyle birlikte sırtüstü yere devrildi. Gidip kulağına eğildi: "Senin biraderin vücudunda jilet kesikleri hızla çoğalıyor. enikonu telaşa kapılan misafiri onu eski haline getirmeyi denedi. Çatal bıçak. İşi bitmişti." Tam olarak neden bahsettiğini hatırlamıyorum. onu ikizine tekrar benzeteceğiz. Abidin Dandini ve ben Bombacıyan'a koştuk. ölü balıklar halinde 322 yağıyordu." Sumoculardan biri yavaş yavaş işe koyuldu: Usturayla. fakat işe yaramayacaktı. "Namussuzlar!" Kurban. işkence köşesine yürüdük. Fonemik parafazi ve agrafiye yakalanmıştı. Bir kenara çekilip. Yadigar Dragon ağzından beyaz bir köpük taşırarak geriye doğru l<. Felç geçiriyordu. Bundan şikayetçi görünmüyor.Bir adamı konuşturmak için ikizine işkence ediyorlardı demek. Çünkü afazisi var. Bu kuraldır. Evet. "Kardeşin artık nikah yüzüğü de takamayacak!" deyince. Yadigar Dragon'un izini bulana kadar imanım gevremişti. Abidin Dandini başını kaldırarak benim de eğlenip eğlenmediğimi kontrol etti. gerçekleri görmeyi reddeden kurbana. beyninin konuşma merkezi tahrip olmuş. Eşekler üç kere amrdıktan sonra bir kere os. ülkenin en büyük mafyasına. Katillerin de uyması gereken görgü kuralları var: "Pardon efendim. küvetin kenarında süs gibi duruyordu. insan yiyen bir hamburgere benziyordu. Abidin Dandini'nin sözlerinden hoşlanmamıştı. Cengiz Cingöz. Bu işlem. onu çiğ çiğ yiyip sonra da diri diri mezara gömerim!. Hırıltılı sesiyle "Ziyadesiyle leziz. Şef garsonu birkaç saatliğine rehin aldım: "Çenesine sahip olan. Atom Bombacıyan'a afazi teşhisi koydu. yüzünde ve vücudunun görünmeyen yerlerinde hızla sinek yeşili benekler oluşuyordu. Adamı sudan çıkardılar. artık birbirlerine hiç benzemiyor lardı. ne dediği katiyen anlaşılmayan bir adam hükmediyor. üzerine tozşeker dökülmüş kaplan kakası gibiydi fakat adam tat alma duyusu yüzde 60 oranında zayıflayacak denli yaşlı olduğundan farkı anlayamıyordu. kristal avizeden kesilmiş pırıltılı bir kıza. Bir koruma.Bir deliyi delilik yapmaya ikna etmeye çalışmak da delilik! Acele etmeyelim. Kabız binbaşı düelloda. Ellerinde. Aslında yemeğin tadı. Yedi sene tutuklu kaldığı Fransa'dan yakayı zor kurtarmış bir haydutla. ne buyurdunuz?" Atom Bombacıyan bize tutunarak doğrulurken. Buruş kırış kafası. II') Dikdörtgen şeklindeki uzun banyonun diğer ucuna. Bombacıyan malikanesine avdet etmişti. İki fedai. gülümsedi ve "Uğurlu taytım çok sıkıyor. Ciddi bir havada geçen sohbet. Gözlerini bir an kocaman açıp bana baktı ve tekrar yumdu. Dandini de sesini yükseltti: "Şimdi başını suya daldırdılar. Niko ölünce. Zavallı ikizler. Yani patronumuz söylemek istediği kelime yerine ona ses itibariyle benzeyen başka bir kelime telaffuz ediyordu ve yazma yeteneğini kaybetmişti.ı sılmaya başlayınca." Küvetin içinden hırıltı ile gurultu karışımı sesler geliyordu. Dahası. Onunla konuşmanın tek yolu vardı: ut 70 . kalbi ve böbrekleri bir-iki dakika içinde çürümüştü. Benim yerime bugün Sergio Leone adlı Levanten bir servis sihirbazı bakacak" dedirttim. Sağda solda moda takipçisi dobei İM manlar gibi bekleşen beş-altı koruma da patronun imdadına koştular.. ben de aynı yöntemle entipüften bir korku filmini anlatacaktım. Dandini'nin keyfi daha da artmıştı: "Şimdi bir parmak daha kesilecek galiba?!" Sumocu moronlar bunun bir emir olduğunu anlamışlardı. İki sene önce. "İyi misiniz?" Gözlerini kırpıştırdı. " "Ötmedi henüz.. "Hoş bulduk. Beylerbeyi Sarayı'nda Yadigar Dragon adına rezervasyon yaptırıldığından haberdar edilmiştim. sislerin içindeymişiz gibi başını kaldırıp sağa sola bakındı ve haykırdı: "Derhal bir ambulans çağırın!" Uzay üssüne benzeyen hastanedeki nöroloji uzmanı. zihninden geçen ile ağzından çıkanın farklı ifadeler olduğu nu ayrımsayamıyordu. Niko'nun fedaisiydi. Kardeşinin korkunç haline bakamıyordu. Gıdısı. Dragon'un sırasıyla beyni.rur. "Gelemiyorum. Atom Bombacıyan'la konuşmak. Boğazı yırtılırcasma öksürüyordu. Yadigar Dragon alev almıştı da.

Yazan eşi. Kabaredeki son otlakçının zıbarmış figürü kanda serpildi be. dekadan kaçıklara kızmamıştı say ki. geceleri uyuyarak geçirebilmek içinmiş. Dadını alevli sona eklendiğinde görmemiştin. Pekin'de kaçak jokey nallattım. Gayretliler toktur. uçmazdık. patronun benimle baş başa konuşmak istemesine şaşırmıştım. hangi sessiz harfleri değiştirerek bu abuk sabuk cümleleri kurduğunu saptamam imkansızdı: "Daha sarih konuşamaz mısınız efendim?" Sonunda delirdiniz. "Artan kan senin!. şehrinde sinir haplarıyla siniyordu deli. karbon şey. tilki. "Lobiye tozduğunda motor setine termit üşüşmüş!" Telaffuz ettiği sesli harfleri akılda tutabilsem bile. Tek kelimesini anlamadığım halde. tüy bul. iştahsızdır belki. Yetimlerleydim. Tilt kızardı. Rulo çalıyı çöz. Viranenin dinç sahibine peri verelim mi? Nerdeyse zenci de demin kustu. uzmanlaştıkça çürüyor. Toy efrada aşina ah geyşa soldu. Kafein hapları ve amfetamin kullamyormuş. ipi hazırlıyorum: Kapris volkaniği çağlayarak yoz tecrübesine ayılmıştı. geceleyin depresifmiş. Kuyruğunu yalandan sallayan enselendi. Dürbünümü hayta cıvık moruğa fitliyorum. Karalayıcı peçelerin yüzeyini sel çimenlere gömer. Yardım.. Yoğu karamıyorsun. hayali leşe bağlatır ipi. Harpleri. dibi nerededir bakalım. Korkuların güncelliği beleş." Adeta. Hırs dünyasının hırsla ihyası azdırır-dı. fahişeler sendikasının faaliyet raporu gibi karmakarışıktı: "Hayırlı evlat badigart. Orda kahvenin ucuzuyladır dırdır. Canım sütlü mısır patlamış mı? Perhiz namert ömrüne ne katar? Hap yutmanın dejenere avuntusu için banyoda değişiklik tasarladım. Horozlar piramide mi kondu? Pilli avcıyı silah veya kolonyası ıslatsın. yok mu?!!! Ne desem. tetiğin emrinde. Çaktım büyü takımını.. Uzayda her namlu. uçurumdan iki tane Rus'u atıp piç kurusuna çıtlatın.. santral sinir sistemi kördüğüm olmuş. onun risk almayı sevmesini açıklıyormuş. Şablon efkarı. merkezin dışında kaldım. Saçma sapan cümleleri acayip vurgularla söyleyerek zırvanın zirvesine taşıyordu: "Kent çoraklığının sırnaşık ekiplerini." Sözleri. Harami cici felsefeci tatbikatta bir tütün çiğner se toz olma." "Benden özel bir isteğiniz mi var?" He mi. İsyancılar girdapta fön çekmesin. vagon için. Kahır belaya eşit: Gam yenmez mi? Ergen gelin karşısına kırk görümce alınca. Filler çürüdü. gol atar oğlum. Görünüşe bakılırsa. Sufi güya. iletkiler. Bu isteğini nasıl dile getirmişti acaba? Huzura çıktım.. Daha dün. Hoş. boğulduk mu düşünürüz. Kasvet ruhu yakar. Gazabıma takılan pişerdi. Migrene doyup da enikonu kanınca. ilkel devriye delirip hepsinin ümüğüne binmişti. Jet dediğin yanıyor ve de bilim görmüyor. Bipolar bozukluktan yani çift kutuplu ruhsal dengesizlikten mustaripmiş meğer: Gündüzün manik. Çoğunun yılmadan kopmaz ipi! Ağzını öpünce zihninin ayarı bakma yavaşladı. Saygon'da kılıç sattı. herif pek enerjik. Yerliler gerçekten dişli tokuşuyordu. karda jojoba. Latan kaçık. şefi yirmi lirayla idare etmezdi ki. Fırtına değil veremdi. ona gayrı ses etme. Gama bıçağı kullanılarak yapıldığı için iz bırakmayan gizli bir ameliyat [Bila-teral cingulotomy] şifa getirmemiş. Tapmağın bulutu ufak. Dolayısıyla. meşe stokla. Çiğ keder oyalar beni. Zira evet yerine Levent. Sebil feciyse çökeriz." "Bana bir görev mi vereceksiniz?" He mi. lüferleri ayarlayamıyoruz. yok mu?! "Dur. Şokta mıydı simgesel hippi. Yöre ifrit radarıyla taranmak. Uyumsuzluğun çırağı kiralanmaz. Mayınlar diz327 dir teğmene. Velhasıl. gözlükleri. "Beni mi emrettiniz?" He mi. oyunun sonunda didin. Patetik reaya ötmediği zaman. ilk turda elenir mi dersin? Cüzam gazisi kahpenin uyuzludan yara izi işleyişlerini öğreniyordu. Sivrilmiş kemikleri donacaktır. şakalarını geniş sanarak yuvarlamış. hiçlikte.. sathımıza sıksa jeli. Bipolar bozukluk. Ketum salağa deva yanlıştır. Nah paradigma kazındı. 71 . Kuyumuza şemsiyesini açmaz üveyse. bilirsin? Fas'ta boşa yarışıyorduk. yok mu? "Hırçın dul beş gol atmadığında. kalbe zıt krizi. Kudüs'te depresif âşığa sor. polenler kaldılar. Yem öğrenci kuğularmmış. Tümü sözlerimin özüne çelme iken artık donuklaşıyorum asgari. Cesaret sebebiyle kınanmış kişi ağlıyordu. ekmeğin yeni kapanı. Ben de mafyaya katıldığım ilk dönemdeki gibi. Engereği zemheri yas'a iletir. pis en kısa torununun omuzdaşlarıylaydı. Çöl seçer gemimiz. Doktorun anlattıklarına bakılırsa. Ceset deşikse parçayı iliştir. tırstık?' Hep şuur hali. Aklını bir kır. Çarpık mor kuklanın doğduğu barda bacın nasıl birinci seçildi?" 324 "Söylediklerinizi anlayamadığımın farkında mısınız?" He mi. Aksi. kurbanlık tipi mahvoldu. külçeler. Fiziği hasırdandı. yok mu?!! İçimi kaynar bir sel basmıştı. güya kilo vermek için yuttuğu Topamax adlı ilaçmış. Tepelemeyin. Sağır gözünde kardinal pıhtılaşacaktır. 'Kodaman' yaz taşına. denize düşen yıldırım gibi boşa gidiyordu. Güz kanı şekerlendirmişti. baloncuk. Şili'de ışık açıksa uyanıyorsun. atımı ful kızartmasın. melanet. uyumayalım. Atom Bombacıyan iyileşemedi. Leş payı sorun olmaz. konuşmasını can kulağıyla dinliyordum. aklınızın emniyet kayışı koptu ha? Gözleri. Paslı tren kapanmıştı. Yangına ilk toslamamıştım. Kuş bana sordu. bazen uğurlu tarifinin özetini sürdürüp giderlerdi. Camia jönü tepetaklak zedelenmesin. can çekişen bir av köpeğininkiler gibi kıpkırmızıydı. Nafakasız çoğunluğun ardındayım. Atom Bombacıyan'la sürekli görüşen ve onun emirlerini bize ileten kişi Abidin Dandini'ydi. isli sisli gece. Yuh! Kant bizi gene şarj etmedi mi? Finansta bir seviye korunacak. hayırların güncelliği ağır gelir. Bir kişi güvenlikliydi. Havai. Kask giyme.'Mi' soru ekiyle biten sorular sormak ve "He" ya da "Yok" şeklinde cevaplamasını istemekti. Viskiye olan düşkünlüğü. durağan. Onur kördüğüm.. pespaye lort kumla doysun. Yazın dünyadaki üzgün güveyler gelip tok karnına inat sayhası ısırmıştı. oyun efkar tapası. gömüyorsun. Ya vergiler? Aynı tüzükler. Kızlar tuhafsa Doğu pekişirmiş. Haziran garaj koklamaya yetiyordu. Çağında ilhamın dibini sığ sanan hiçten dingildesin. ahbapları. Atom Bombacıyan’ın bu duruma düşmesinin bir sebebi. Hapşırırdık kola açarken. Averaj kimde. güncel çile. yok: İşte cinai şebekemize yön veren sihirli kelimeler. Fil tezeğinde altın kaybedin. benimle çok acıklı bir hatırasını paylaşıyordu: "Yani gar. Yargıç beni ipe çeliyordu. fesat icraatını ibiş enişte geberse yenemez. İkiz türbe 326 Fizan'dadır. Galiba kargoyu büyük Po otlaklarına iten isimsiz pigme oydu. fuarı kapar keş.. Hemen röfle yaptır. Katırlara tez unufak bir ahır! Robot üye kessin şarkıyı. çeriyi ütüle kaç! Morglarda yün kumaş ile libero Kızılderili soğur. Boş otoda dirilen Meksikalı dişi kim ya da kimindir? İlacı viski. Hollywood filmi fragmanlarının meşhur dış sesi Don LaFontaine'den [1940-2008] lirik bir şiir dinlemekteydim: "Kumda vay tırtıl ölse. kalem ucu. Japon'un künyeyi de silersen. imzayı koy.. Üstelik beyninde ödem oluşmuş. Çünkü türü mayhoştur yağlı Ford'un. Mangırı vidalayıp herkese serpin. Rahat tuzak. Ve hazan bağını talan eder. Lanetim geçse. Gemi beşik. Kışlık meyvesini yuttu: İlginç de.. Deli kölelere alıştık karımla. nazenin beyin evrime demirli. Dost bağından tombul bekçiler de sökülse. pasif cüceyi haşlama geceden. Zom olmadığından eminsen. hayır yerine aygır filan diyebilirdi." Atom Bombacıyan’ın çenesi ve ağzı titreyerek gözyaşlarına hazırlanıyordu. Kurnazdı. krater suyunda? Hemen tetikçiyi sırtlarsın. yolu telden aşsa. Hem cenin de çediğini palet gibi vuruyor. Sırların zayıfı bile cemiyeti kasıyordu. fantom vapurcuğu. zehirlenmesin. Aşkım adresinde. Cayıyorlar. İndekse palavra işliyoruz. Dil evreninin gücü az. He.

çünkü Dargm'ı almış ve aklanmıştı. Hâlâ da silahlarımın üzerindeki işlemeleri kendim yaparım. O da Karekin Kuyumcuyan'ın zırt pırt Atom evladım. Dargm'ın siyah beyaz fotoğrafını aldım. değil mi?. Bir Ermeni'nin. Ağlıyordum.. Bir keresinde. Gel-gelelim.. Tatar gelinleri gibi. taşındım. Kaçan balık. Dargın da insanın içini sızlatan cinsten bir dilberdi. hem de imkansız. uzaklaştıkça büyüyor. Karekin Bey'e sonradan sordum. Karekin Bey yoktu. fotoğraf filan istemiyordu. Gırla şapel tenhalığı tavuslarındı. Bir senem orada geçti." "Söylediklerinizi anlayamadığımın farkında mısınız?" "O niye? Doğduğunda doktor seni yere mi düşürmüş?!" dedim. muvazeneli bir gençtim. yine aynı şoku yaşıyorum Hayati. damarlarımı çekip sararak yumak yapmış ve yanan çalılara fırlatmıştı sanki. Bildiğin gündelikçiydi. Hoş. kendi çetemi kurdum." 328 Atom Karınca Duası [Atom Bombacıyan] Hayati Tehlike'de damar var. haraç ödediği damat ile yevmiye verdiği gelinin düğününe gitmişti. mafya pulu. Hissikablelvuku'ya gelen temizlikçi kız. Her neyse. Ben de 17'I öyle yaptım. Karekin Bey'in evine temizliğe giderdi. Dargın. söylemeye çalıştıklarımla alakasız olduğunun farkındayım. küpeler. Fakat şimdi bunlardın bahis açmak hem gereksiz. Hayati çıkageldi: "Beni mi emrettiniz?" He ya da yok dememi umuyordu. Gidip. ayaktakımı kabini. anne-kız. biteviye konuşarak. Adını.. Atom yavrucuğum. sırdaşlık tekliflerini.Şekere gömülsem tözüm artık fişeklenir. Bense "Bıktım bu 'he-yok' saçmalığından Hayati. Beni dinlemesiyle yetineceğim. merhamet. altın yüzükler. Tabiattaki bütün çiçekler yok olsa ne hissedersin? Karekin Bey. Dükkan sahibi Karekin Kuyumcuyan bana işin inceliklerini öğretiyordu. Yırtık loş perşembelerim afaki. Yadigar Dragon. Dargm'm aşkı gönlüme Karınca Duası gibi nakşol-du. gizli bir çift pençe. gelip alırım' dedim. Konuşamıyo rum. annesi ona seslendiğinde öğrenmiştim. Hatırlamak ve unutmak insanın kontrolünde değil. mülayim. Düşündüm." Fotoğrafta. bir hayat bilgisi kitabı gibi bana gün geçtikçe daha çok şey anlattı: Yadigar haraç toplamaya gelmiyordu artık. Otogarın polis sinyali biraz kesat. Onaylayalım fasıl bitirimini ve koruluğuna perde insin. Pazartesi sabahları. Aşk çiçeğinin gübresi paradır Hayati. Kafile zalimse ahmak kibrin tadını yüceltendir. istemem gıcır sakallı gureba jargonu. yaralayıcı gerçeklerin üzerini kelimelerle örter.' şeklindeki hitaplarından biliyordu beni. O fotoğraf. Onu gördüğüm ilk anı çok iyi hatırlıyorum: Kalbim bomba gibi patlayarak moleküllerine ayrılmıştı. Kumraldı. cümleleri yakalayamıyorum. Doğayı közleyenin vedasından yari ustaca kıskanırım. bilezikler. şefkat ikramlarını hiç kimse ilelebet reddedemez Hayati.. Perec Amca haklı. Şiilik ettim. Hissikablelvuku'nun da dibini köşesini süpürüp silerlerdi. Limon lokavtçıya kesif telve içirir. Fakat onun sevimli sahteciliği." Hayati aval aval bakıyordu. ağzımdan doğru kelimeler dökülse. Kuyumculuktan öğrendiğim kadarıyla. Çocukların güzelliği neşe.. Bir sene boyunca hepi topu Karınca Duası kadar. Söylediğimi zannettiğim sözler ile telaffuz ettiklerim örtüşmüyor. Ben de 'Gelinle damadın iyi bir fotoğrafını tabedin. ırz düşmanlığının daniskası sayılır330 di. Artık korkulası olduğu kadar acınası biriyim. İrmik zerk et fincan kulp: Ah şu fosfor farkı. Uzay tanığı pelerini. şiir devşirmesi ne sakil! O komadaki konuğu vuralı korsan tutuştu. Dargın. Yirmibir yaşındaydı. Şu anda telaffuz ettiğim kelimelerin. Ona bakarken hep gözlerim buğulanırdı. Kim bilir kim? "Güçlü moronları tam tekmil çarpıtın. Harfleri." Atom Bombacıyan. Hırsız adımlara vız gelen yerde kadavralar savurdum. Suç ortaklığı söz konusu olunca din. Kurtuluş'ta Hissikablelvuku adlı bir kuyumcuda çıraktım. kolyeler aldılar. Amma tuhaf bir isim? Fakat ona yakışıyordu. Yeniyetmeydim. İnzivayı yamyamlar hışımla kutladı. Ne zaman Dargm'ı hayal etsem. Yine de. Kedime saz aldım. İşler büyüdü. Dargm'ı unutamadım. Dargın temizliğe gelmiyordu artık. Cehennemde yazgının çözüldüğü görkemli fesih ile tabii ferasetim kısırdır. birgün dükkana geldi ve Yadigar Dragon'un düğün fotoğraflarından ister misiniz?' diye sordu. Atomcuk. Dargın Dragon'un 72 . Ilımı bacıyan Krallığı'nın Tehlike Imparatorluğu'na dönüş m < -. Dargın'dan on küsur sene sonra ben de evlendim. "Daha sarih konuşamaz mısınız efendim?" Konuya girdim: "Dert ortaklığını.. Suikast ve mağlubiyet bize rol kesecek ve lakin esrarengizliğini de bileyecek. Kızın çenesini tutu: İsmin ne fıstık?' Ben bu suali Dargm'a hiç soramamıştım. sözcükleri. Atom Bey.' Şimdi de sırrı açığa vuramıyorum: Ne sevgilim yaşıyor ne de dilim dönüyor. dil. Bakışırdık. Sümüğümü damatlığımın koluna siliyordum... Dargın." Hislenmiştim: "Yadigar Dragon.. senin için bir mana ifade eder miydi. Konuşmazdık. "Benden özel bir isteğiniz mi var?" Canım sıkıldı: "Şu basit cümlemi anlamak gerçekten bu kadar zor mu? Ben senin ne dediğini gayet iyi duyuyor ve anlıyorum oysa?" "Bana bir görev mi vereceksiniz?" "Allah kahretsin!. Otuzlu yaşlarmdaydı." Hayati sözlerimi anlıyor gibiydi.1 nin münasip olacağı fikrine vardım. Kestane şerbetiyle sıvanmış gibi parlıyordu. Eşek şakası gibi" dedim. Dünyanın en ağır küfürlerim etsem ya da en harika aşk sözlerim söylesem kimse çakozlamayacak. Falancaya temiz Niko kontratımı devredişimi sayma. yani Cengiz'e bir fotoğraftan Hayati'yi işaret ettim. İlkin sersemledim. Müslüman kızma meyil vermesi. takım elbiseli genç bir adam. Marjinal baronun hırt gence özenip haiku. Tevekkeli değil körpeliği iblisin. Munis. görmüyordum.. kadınların güzelliği acı verir. Çılgın fikstürü. Umutsuzca sordum: "Onu öldürecek miyim?" He mi. Bir kız vardı: Dargın. Bundan hiç kimseye bahsetmemiştim.. ırk ayrımlarının bir ehemmiyeti kalmıyordu. Kaçıyorlar.. Karekin Kuyumcuyan'dan yevmiyesini almak üzere dükkanı şereflendirmişti. Yine de eski bir meseleyi anlatmak için Hayati'yi çağırttım. benim canhıraş içtenliğimden daha çok iş görüyordu: "Hasıhkelam. İnsanlar.. onun elmas damlası yüzü gözlerimin önüne gelse. Mermiler evrensel bir dil konuşuyordu. Yıllar muhakkak onu değiştirmiş olmalıydı. Ağzımdan çıkanı da kulağımla doğru duyamıyorum. 'Aşkımı bir sır gibi senelerdir sakladım. tabancamın kabzasına nakışlar işledim. o da ayrı mesele. Onu aramıyordum. Hattâ kol kola Hissikablelvuku'ya geldiler. beş satır kelam ya ettik ya etmedik. Düğün günü sarhoştum. Peki ya ben? Ölünceye kadar haydutların prenseslere kavuştuğu bir istasyonda bekçilik mi yapacaktım? Kuyumculuğu bıraktım. Bir tabanca satın aldım. sidikli salyası akmaya başladı. ne duyduğu umurumda değil: "Bundan tam kırk yıl önce. Hissikablelvuku'ya ayda bir uğrayan bir eşkıya tohumuydu. çünkü sınıf atlamıştı. Yine de anlatmak istiyorum. var gücüyle sırıtıyordu. III Bugünlere geldik. Elbette rol kesiyordu. ifadesiz bir yüzle ve sessizce ağlıyordu. bir ibret vesikası gibi. Mahalledeki fotoğrafçının çırağı. Jöle içindir gelişkin tankın izi. O esnada Yadigar da peyda oldu. zar dörtlü gelse kaptırmak mıyım? Çarpık filonun rotasını sıska kumandan gibi Babil'deki rahleye çevir. annesiyle birlikte. Kurtuluş'u haraca bağlayan çetedendi. Evlenmek bir erkeğin yapabileceği en budalaca fedakarlıktır. devrimci tüfek nefesi kâr etmezse namlu kekeler. yok mu? "He. Dargm'ı kaptı.. dükkandaki bütün mücevherlerin toplamından bin kat daha ışıltılıydı.. Bir tanesini Abidin'e hediye etmiştim.. Domuzun yılandan olma piçi! Dargm'ı görünce.

leriyle Cem Yılmaz'm Hokkabaz filmindeki iskender Tüıuy dın'ı hatırlatıyordu. Bir cüce için fazla uzun bir isim? "Memnun oldum. Geçenlerde. 73 . Halil ibrahim Kalibre "Sözüm meclisten dışarı. gelerek yakaladığı güvercinin bacağına iple bağlı katlanmış kağıdı ibrahim Kalibre'ye takdim etti. İntikamım zaman aşımına uğradı. kimin sakızı kimin b. başındaki kuş uçtu. Sahil yolunun üst tarafındaki fotoğraf stüdyosuna doğru yürüdüm. nafile..kuna düştü ben çözemiyorum. ifrit fısıltısı gibi görünmezdi. "Bunu dedem de yapar" diye düşündüm. ben de 'İyi bilirdik' dedim. Uçurumun kıyısındaki yüksek bir ağaca upuzun bir salıncak kurduk. salonda bir tur döndükten sonra Halil ibrahim Kalibre'nin tepesine iniş yaptı! Hokkabaz. giderek eriyip küçülse. onu gülerek karşıladı. Dargm'm öldüğünü öğrendim." O sırada illüzyonist sahneye çıkmış ve şovuna başl. gülümseyen Dandini'ye bakıyordu. İkisini yan yana koymuşlar.. Yumup açtı ğında avucunda bir yumurta duruyordu. Kulübün prestijli loşluğunda. Adımı takdir eder gibi ağzını büktü ve nazire yaparcasına "Ben de Halil İbrahim Kalibre!" dedi. İcabında. Kırk yıl boş yere bekledim Hayati. Ağacın dalma bir de misina doladık. Onları gökdelenin terasından vahşi kuşlara fırlatırım. Artık kırk yıllık damadı son yolculuğuna uğurlayabilirdim. cehennem dumanı. içimi onu gebertme arzusuyla dolduruyordu. kulaklarını. Zaten pat diye karşısına çıksam. kaybolmaya yüz tutsa bile. "Evet sayın seyirciler. parlak yeşil ceketi ve lavabo beyazı dr. Önce boş ellerini gösterdi. Çifte Yürek] Gece. herkes bana baktı. Illüzyonistin tek tek alıp havaya fırlattığı yumurtalar beyaz güvercinlere dönüştü. dehşet saçtım. Kırk yıl bir sürü adam vurdum. yumruk yemiş gibi morardı. benim deli olduğumu düşünürdü. Bir fotoğrafçıya verip renklendirtmiştim..." "Yorma kafanı. bir tane daha.beyefendi kim sizce?" Herif cin gölgesi.. Ormanın sonundaki uçuruma varınca durduk. konsantre olamıyorum." Vakur Avangart ve Nuri Torino'nun haklanması. Polise gittim: "Dün gece eve döndüğümde içeride hırsız vardı. Sıkı numaraydı. Kışı uykusuz geçirmiş bir ayıya benziyordu. renkli ışıklar yanıp sönüyordu: İçeride polis arabaları UFO kovalıyordu sanki. * ^f * "Bebeği beşiğe koy" dedi Abidin Dandini." Tokalaştılar. artık önüme gelene soruyordum: "Bu -lanet olası. gözüm açık gidecektim. Bir tane daha. Bu adı daha önce de işitmiştim. Turgut Rulet [Çeteye ara sıra hizmet sunan gedikli bir tetikçi] ve Victor'a gösterdim." "Sırada kim var? Ha?" Abidin Dandini. ti: Kaim gözlükleri." Doğru ve yerinde bir soru sordu: "Onu öldürecek miyim?" Anlayacağı dilde cevapladım: "He." Polisten de ses çıkmadı. Yadigar Dragon'un kırk sene önceki hali bu. Vitrindeki kocaman düğün fotoğraflarından birinde. açık unutulmuş çamaşır makinası gibi köpük saçıyordu. I-ıh. üzerine de 'Eski fotoğraflarınız onarılır-renklendirilir-büyütülür' yazmışlar! Fotoğrafçıdan. Hapisten kaçmak için kazdığım tünel beni tımarhane mezarlığına ulaştırdı. Tanımıyorlar. Kanlıca sahilinde balıkçıların fotoğrafını çekiyordum. deliğe şimdi kim düşecek diye. Yanlış bir oyun oynadım. ellerini.o. Durumu izah ettim: "Düğün fotoğrafından kestim.bünyesinde. Eğer ben ölürsem.. Ve bana onun kellesini getir. N'apahm. Şimdi senden ricam şu: Al bu fotoğrafı. m Kabus görürken hayal kuramazsın Kahkaha yok olmaya mahkumdur. Bu fotoğrafı düşürmüş. Çevremdeki herkese sordum. Kuşlar. Dandini. Kalibre. Dargınla aynı gezegende yaşamakla avundum. Ben girince paldır küldür pencereden kaçtı. Atom Bombacıyan’ın sıradaki kurbanını merak eden Halil İbrahim Kalibre. "Hayati Tehlike" diyerek kendimi tanıttım. istifim bozmamaya çalışırken. benim meçhul hedef. Karadeniz'e bakan ormanlık bir arazide ilerliyorduk.. yeraltı dünyasında gerginliğe sebep olmuştu. Bir sigara yaktı: "Ne bileyim Abidin? Kenef gardiyanı gibi bekli334 yorum ben. Böylece. Abidin Dandini. 18671905. Dargın ölürse. w. Teşvikiye Camii'nde cenazesi kılındı. kusura bakmayın. Oradaydım. Bana da elini uzattı. Kıçımın halkası kayboldu. kağıdı açtı ve ortaya çıkan yazıyı sessizce heceledi: SIRADAKİ SENSİN HALİL İBRAHİM KALİBRE. Film bitti. geceye ekstra karanlık katan nemrut suratıyla ortama dahil oldu. Aşağıda deniz. Halil İbrahim Kalibre'yle buluşacağımız Owl adlı gece kulübündeydik. arabanın içinde birbirimizi işitemiyorduk. panterin ağzındaki portakal misali." Uzattım. hayat devam ediyor.. Abidin Dandini. aldı. Yumurtaları. "Efendim?" Hızır Hızlı söyleneni duyamamıştı. Şimdi yetmişlerinde. Sahneyi yandan gören bir masaya tünedik. Abidin Dandini'nin ağzını aramaya gelmişti: "Avangartla Torino'ya üzüldüm. "Tebrikler beyefendi. Yani fotoğraftaki os. kaç yaşında. onu benden alan pisliği temizlemiş olacaktım. kolunda geliniyle sırıtıyordu! Aynı fotoğrafın bir de eski püskü. başınıza talih kuşu kondu!" diyen hokkabaz. Fotoğrafı evvela Abidin Dandini.. çenesiyle sahneyi işaret etti. Aksine. Kırk yıl. duysa da anlamazdı. Sana daha yeni bir fotoğrafını verebilirdim. Çok iyi ve çok kötü şeyler uzun sürmez." Anadolu yakasında. kıvançlı bir sırıtış ve Bay Kalibre için alkış talep eden jestlerle masamıza yürüdü. Bir bahar akşamı. önündeki masaya diziyordu. Halil İbrahim Kalibre. günden güne. çaresizliğimi perçinlcyo■<• l< V ı ne de cıvık çakalı bul. trafiğin zürriyeti bağlanmıştı.. "Cep bilgisayarını şarja tak!" diye kükredi Dandini. Ne zaman bir aptal görse sevinir: "Ooooo.. Çıkışa ulaşmak için labirenti ateşe verdim. Etrafta. İslam'a dönecektim. Dargm'ı kendime sakladım. Yani el çabukluğuna dayalı hile teknikleriyle gözleri aldatan adama rüşvet verdi.ımi'. kimler gelmiş. ayaklarını. [MARCEL SCHW0B. 'Nasıl bilirdiniz?' diye sorulduğunda. Yadigar'ı mıhlayacaktım. Halil İbrahim Kalibre. Fotoğraf elimde. Kendi kendime söz verdim: Dargm'ı hiç rahatsız etmeyecektim. fakat ölmesini istediğim asıl kişi.. Aylar geçti. Yadigar ölünceye kadar bekleyecektim. Fotoğrafın orijinali siyah beyaz. O zaman. ne halde olursa olsun. yakıp yıktım." "Geciktim biraz. beynini güzelce kesip paketlersen makbule geçer.ruk çuvalı çoktan buruştu. bakalım şimdi sıra kimde?" deyince... Dargın'a gidip evlenme teklif edecektim. bagajda öyle tepiniyor ve bağırıyordu ki. giysileri derisinden daha dar kızlar dolanıyordu. "Ağzını bantlamadın mı?" "Bantladım. siyah-beyaz ve küçücük bir kopyası vardı. Bu cinayet. Bir tanesi de başına kondu.. Kalibre'yi salıncağa oturtup bağladık. vitrindeki damadın Yadigar Dragon olduğunu öğrendim." Damadın son yolculuğu Fotoğraftaki adamın kim olduğunu bilen yoktu. mağduriyeti332 me son vermeyecek. Kan döktüm. dilini. Kalibre. sevdiğim kadını dul bırakmamış.. Namevcutluğu. kulise gidip illüzyoniste manifesto çaktı. Elleri ve ayakları bağlı Halil İbrahim Kalibre'yi bagajdan çıkardık.. (. işte o kızı seviyordum.. Lı rini." "Evet" dedi Dandini "ama bu iyi bir şey mi?" Bay Kalibre'nin suratı. kalbini. adamın iki yana açılmış kollarına dizildiler. Cengiz Cingöz. dünyayı dişlerinin arasında tutuyordu.

" Cevap 11 harfliydi. yeni doğurduğu bebeği ilk kez kucağına alan anneler gibi ağlayarak gülümsemiş. Abidin Dandini." "Bugünün tarihini söyleyebilir misiniz?" "Haziranın 25'i galiba?" "Ferdi Bey. Bizi de beraberinde patlatmaya niyetlenmişti. Sağ köşede. Kalibre'yi sallarken dalgmlaştım.Kavalyem Azrail "Neler söylüyorsun anne?" Mini eteğiyle uçarak tüm dünyaya külotunu gösteren şu bıyıklı.." dememle on yıl yaşlandı. Ben bir gün sandal yeye çıkıp afişteki kadına mavi bir bıyık çizmişim. Köylü kadın.. Yaşlı başlı bir senaristin metresi olan Uçan Kız beni doğururken. bana yaklaştığı sırada başını öne eğdiğini fark ettim." "Epeydir derken?" "Eee. "Ben ölüyorum Hayati" demişti. beni besleyebilmek için annemden yardım istemiş. Bir şey diyemedim. Davulcu os. kendimi bildim bileli salonun duvarında asılı duran afişi gösterdi: Uçan Kız .. "Senin annen. Onyedi yıldır. Gözyaşları içinde ellerini öpüyordum. Beykozlu İdris oğlu İshak'ın günlüğünü bulunca silahımı çektim ve namluyu Zühtü Bey'in buruşuk gırtlağına dayadım. Her sabah. hastanın kalp atışlarını gösteren bir monitör bipliyordu. Ben de üzerimde beyaz önlük. zavallının son cümlesi buydu. Bir gün. Senarist babam. Galiba altına işemişti." "Ne?! Onyedi yıl mı!" "Evet. yanında bir tek o köylü kadın varmış. Halil İbrahim Kalibre'nin. annemle babam ziyadesiyle ke-derliymiş. O haldeyken bile Cih. ömrünün son dakikalarında bana hakikati anlattı. Çok heyecanlandı. Önce 'yukarıdan aşağıya' bölümünü çözer. * ■$? * Lokman Kolpa'nın işi kalpazanlık.. Bu büyük felaket karşısında acıyla kıvranıyordu: "N'olur. Yanımda büyükçe bir deri çantayla gittim. Mor ağzında düğümlenen yıllanmış somurtuşu kabardı. gazete kağıdına basılmış ve Lokman Kolpa'nın posta kutusuna bırakılan gazetedekiyle değiştirilmişti." "Söyleyin doktor. embesil sarışın nereden benim annem oluyor? işte o zaman. tası tarağı toplayıp uzak bir semte taşınmışlar. Zira çocuk sahibi olamıyorlarmış. Fakat maalesef Uçan Kız bilinçsizce etrafa saldırıyor. 'sağdan sola' kısmını çözmesine gerek kalmazdı. çoğunlukla. Köylü kadını meğer senaristin yıllardır ayrı yaşadığı fakat resmen boşanmadığı karısı işe almışmış." "Hatırladığınız en son olay ne?" "Eve dönüyordum. Elyazmalarının dizili olduğu bölümde Çanakkale defterleri yan yana duruyordu. "kan çekecek. "Azrail'in programında ne varsa o!" dedi ve salıncaktaki kurbanın dişlerinin arasına bir el bombası yerleştirdi. hobisi bulmaca çözmekti. Nazikçe reddettim. Cinai tehdit ihtiva eden bulmacayı ben hazırlamıştım. senin annen o!" deyip kolunu ağır ağır kaldırarak. 336 Bu sözün anlamını kabul edecek durumda değildim. minik kareleri harflerle doldururdu.. Uçan Kız filminin posterini salonun duvarına asmışlar. n'olur ölme. Derhal yanıma gelip kitabı görmek istedi. Kitaplara dokunmamdan gıcık kaptığını hissediyordum. "Ölme anneciğim. bilmiyorum. Fazlasıyla kan kaybettiniz. Köylü kadın da beni anneme devredip köyüne dönmüş. Ölü biyolojik babam ile baygın biyolojik annem arasındaki emniyetsiz boşlukta tümüyle savunmasız halde duruyormuşum. Bir yandan da boğuk sesler çıkararak yalvarıyordu: Yaban fokunun çiftleşme çağrısı gibiydi. Mübeccel Ecel adlı Uçan Kız ise. O yoksul fakat neşeli kadını. Zühtü Zubizaretta'ya telefonda "Cihannüma'mR ilk baskısıyla ilgilenir misiniz?" dedim. Uçurum boşluğuna gidiyor ve geri geliyordu. Bulmaca sayfası. hayatta olduğunu biliyor mu?" "Ne olacak şimdi?!" Evet... Kalibre'yi sallamaya başladım. neyim var?" "Epeydir komadaydınız. kucağında yeni doğmuş bir bebek yani beni getirmiş. Daha ondördümdey-dim.. Bombalı salıncaktan geriye yalnızca tepeden sarkan kısa ip parçaları kaldı. geceden kendini vurarak ebedi uykusuna dalmışmış. burada mısın? Kabusun ortasında hayal kurma!" Ona bir bakış attım: Kıçı kırıklıktan çıtkırıldımlığa ne çabuk yükseldin? "Benim kadar çalışırsan sen de yükselirsin." Utanmadan bir de aklımdan geçenleri okuyordu. Bir düzine kitabı çantaya doldurdum." Sesi titriyordu. temkini yok eder. yukarıdan aşağı sütunundaki 13. Annem beni görür görmez.Kalibre'nin ağzındaki bandı söktü: "Karın." n«ı "Adınız nedir?" "Ferdi Fedai. annemin uzaktan tanıdığı bir köylü kadın.ruğu gibi güme gitmemiz an meselesiydi. Bombanın pim halkasından misinayı geçirip düğümledi." "Ben senin annen değilim. o kadar «1/ Abidin Dandini'nin sesiyle kendime geldim: "Hey evlat. Salıncağı var gücümle ittim. Ağzındaki bomba patlamasın diye sürekli başını geriye atıyordu. Budapeşte'den aldığımı söyledim. alkol ve uyuşturucunun etkisiyle sızmışmış. Yirmi yıl önce. "Hastanede miyim?" "Neden burada olduğunuz hakkında bir fikriniz var mı?" "Yok. Kitabı nereden bulduğumu sordu. çocuk posterdeki kadına nedenini bilmeden ilgi duyacak" di ye düşünmüşler. Sonra da emzirmiş. Hikmet Mete Tetik'in sağ kolu Ferdi Fedai gözlerini açtığında ona sevgiyle gülümsedim: "Şu anda nerede olduğunuzu biliyor musunuz?" Erenköy'de boş bir apartman dairesindeki oda. O gün. boynumda stetoskopla doktor kılığındayclım. 40 bininci kitabı aldığı gün. bilgisayarda aslına uygun şekilde düzenlenmiş. Üç katlı evin her yeri kitaplarla doluydu. Ve nasıl desem. Tabancayı uzaktan yüzünde gezdirdiğim Zühtü Zubizaretta "Artık maalesef yal338 nızca 107 bin 487 kitabın kaldı." 74 .. Kitaplarımı almayın!" Kırbaçlanan bir kardanadam gibi darmadağın oldu. uyuşturucu tedavisi gören Uçan Kız'a birkaç kez götürmüş.. Köylü kadın beni hastaneye.. bir hastaneye ait gibi döşenmişti: Hasta yatağına uzanmış Ferdi Fedai'nin koluna serum bağlıydı. Çocukluğumda. Merdivenleri çıkarken "107 bin 499 kitabım var" diye açıklamada bulundu. Elli yaşında pankreas kanserinden öldü. Beni evine davet etti. karısı onu terk etmişti. Arabamı otoparka bırakmıştım.. Karaciğerinizden bıçaklandınız. Ondört yıl önce. Birden.dyi görmeyi umuyordu. Gitgide kızaran ve irileşen kafasından duman çıkıyordu. sürekli titriyormuş. kahvaltı sofrasında gazetenin bulmaca sayfasını açar. Bummm! Halil İbrahim Kalibre yanık zerrecikler halinde uçuruma saçıldı. Sizi hayata döndürmeye çalışırken beyniniz oksijensiz kaldı. hayır. soruda bir tuhaflık olduğunu fark etti: "Naçiz vücuduna kol kanat geren hempalara dümen çeviren ve sezon nihayete ermeden künyesi silinecek olan müptezel fırıldakçı. Merak. Beni öz evladı gibi seven üvey annemi. Birkaçını inceledim. bağırıp çağırıyor. Annemle babam. Kendilerince. Kültürünü bulmaca çözerek geliştiriyordu. Ambulansla hastaneye getirilirken kalbiniz durmuştu.annixm. Deney başansız olmuş.. beni parktaki salıncakta sallayan annemi hatırladım..

342 Barika'daki Sevgililer Günü partisinde Şebnem'e canı sıkıldığında halası hakkında menfi. bütün gençliğim bu lanet yatakta geçti!." Gaipten gelen ıvır zıvır Görüyorsunuz ya. Kel bir devin kafasındaki son saç teli gibi yalnız hissediyorum" ya da "Şahin Şahmerdan'a söyle. Önce intikam alır. Ağrıdan harap olmasın diye morfin enjekte ettik ve gözkapaklarmı açıp bantladık. Ferdi Fedai'nin ve Abidin Dandini'nin yüzünü onbeş-yirmi yıl ileriye kurdu: Macunladı. Ruhumun fermuarı sıkışmıştı. Şebnemle Pera Müzesi'ne gittiğimiz gün." Vakur Avangart çeteden ihraç edildiğinde. Kolumdaki 'Ş' harfi dövmesi. buruşturdu. Şebnem'in Ş'si değildi. Uzun zaman oldu." "Hikmet Mete Tetik öldü mü?. Elini omzuma koydu. Toydum. Moda'daki evine giderken kloroformla bayıltıp sahte kliniğe kaçırmıştık. arkadaşlarının tebrik mesajlarının yer aldığı bir film hazırladım: Özellikle mafya içinden birinin ortadan kaldırılmasına karar verildiğinde. boyadı. Gizli cephanelikten haberim var. fakat ellerini kıpırdatamadığı için durumun farkında değildi: "Yeşilköy'de. takma sakalı gevşemişti.. Önceden aramızda kararlaştırdığımız bir kişi.. Hemşire "Ferdi Bey'in ziyaretçisi var" dedi ve odadan çıktı. Abidin Dandini'ye "Aşk'm gerçekte ne olduğunu kimse bilmiyor.. İncele incele iltifata dönüşen hakaretler "Onu öldürürken kibar davranman gerekmiyor." dedi "Gizli depo. Onyedi senedir hastane masraflarını Atom Bombacıyan karşılıyor." "Evet dışmdasın. Bahçe girişindeki nöbetçiye "Kapıyı kendin gibilere açma" derdi mesela. cinayetten önce düzenlenen bir nevi cenaze merasimiydi. Ferdi Fedai'nden. cehenneme gitmesiyle benim bir ilgim yok. "Benim.. Onyedi senede çok şey değişti. ister istemez sağa sola kayılır. Bombacıyan da "Kadın olsaydım. mizah ile merhametin akraba olduğunu ve ilk izlenimlerin izlenim sayılamayacağını kavradım." "Hangi silahları? Ben artık her şeyin dışmdayım. Halil İbrahim silahları nereye saklıyordu. Doğrusu.'" Abidin Dandini'yi tanıdıkça konuşkanlığın tevazudan kaynaklanabileceğini. On seneden fazladır birlikte çalışıyoruz. Nadide'yle tanışmamıştım daha. Abidin Dandini. Şebnem'in doğum günü için. hayatım onun yazdığı bir senaryoya dönüştü. Daima alaycıydı. Aynayı. keyfi yerine geldiğinde ise müspet sözler söylemesini teklif etmiştim: Gizli polisler veya yabancı gangsterler arasında kullandığımız bir taktikti.. çamurlu suya basmasın diye yere paltomu serdim: Bunu. Çünkü başı hariç tüm vücudu felçliydi. bir tür dansı andırır. Doğrulmaya çalıştı fakat başaramadı." [SAM PECKINPAH. Abidin Dandini. yazık. kırışmış zayıf yüzü nü görünce ağlamaya başladı: "Demek. Yeşilköy'deydi.. birkaç konu belirlerdik." Onu. cesetleri Florya'daki metruk buz hokeyi pistinde saklamıştık. bir hastalığın iyileşmesine ve kötüye gitmesine neden olan şeyler ya da eski şarkılar gibi. "Kıpırdayamıyorum?!" "Sakin olun Ferdi Bey. biri de bacaklarından tutup taşırken. onun çenebaz bir kaçık olduğunu düşündüm. Tek fark şuydu: Tehdit frizbisini atan kişi saklanır. Hapiste şişlediler. Kas sisteminiz tümüyle paralize olmuş durumda. birini ölümle tehdit etmede kullandığımız bir yöntemdi.Ferdi Fedai dehşet içindeydi. hesaplaşma tablosu tersine döner. Dahası.. göğsünde bana sıkılmış bir kurşunun izini taşıyor. 817 numaralı odaya bir ayna getirebilir misiniz lütfen" dedim. Derdimi anlıyormuş-çasma başını sallayarak iç çekti: "Eminim bir gün sen de hayatının kadınına rastlayacaksın evlat." "Yalan söylüyorsunuz!" "Lütfen ümidinizi kaybetmeyin. Gülmemek için kendimi zor tutarak kapıya yöneldim: "Sizi baş başa bırakayım. mafyadaki tecrübelerimden uyarlamaydı. "o kadar yaşlı ki. Bana öyle çok şey öğretti ki. Frizbi gaipten gelir. Bu kayıtlarda "Cennete giden en kestirme yol cehennemden geçer" ya da "Senden sonra dünya çok ıssızlaştı. Hijyenik ped reklamı gibi imalı sözlerle ve sahte bir neşeyle konuşuyordu.. 141 Çeteye girdiğim ilk günlerde. Makyajı akıyordu. Abi-din Dandini "Çok talihsiz bir hafta geçirdi" diye hayıflandı. Böylece. 75 . uzatma. uyanmanız ancak bir mucizeyle mümkündü. Mesela golf oynayan ya da havuzda yüzen canlı hedefe. değil mi?" diye soruverdim. bir böyle konuşurduk. uzamış sakallarını. Buz pistte paten kayıp dans ettik: Rakip çeteler tarafından vurulan adamlarımızı bazen bekletmemiz gerekir.. söyle. Çeten seni sattı. ben sadece tetiği çektim" türünden tuhaf laflar edilirdi. Dandini paltosunu çıkarıp göledi kapatmıştı. Daha sonra serum içinde Norcorun bağlayarak Ferdi'yi geçici felce uğrattık. Hakaretlerinin inceliği. Abidin Dandini içeri girdi: "Geçmiş olsun Ferdiciğim. Ve ona şöyle diyeceksin: 'Ben evli bir adamım. benim DNA'larımda duygusallığın D'si. Abidin Dandi-ni'den öğrendiydim. Şebnem Şibumi'yi etkilemek için yaptığım her şey. Biz de konuşmayı dışarıdaki ekrandan izliyorduk: "Silahlar nerede?" "Nasıl bilebilirim ki? Onyedi senedir uyuyorum? Depodadır herhalde?" "Bak Fedai. Yolda sordum: "Genç bir kadın mı bu Madam Gali?" "Hayır" dedi. Madam Gali denilen bir kadına elmas satacaktık. Hareket kabiliyetinize yeniden kavuşmanız için elimizden geleni yapacağız." "Geçen sene. Ferdi Fedai ölesiye şaşkındı. sözgelimi "İşin bitti Volkan Revan" yazılı frizbi yollarsın.. ondan sonra cesedi ortaya çıkarırız. tanıdıkların müstakbel ölüye hitaben taziye mesajları filme alınır ve ilgili kimseye gönderilirdi. sen iyi bir adamsın. Maktule. iltifat tadı veriyordu. fakat erkeğim ve beni huylandırdın" demişti. makyajla ihtiyarlatılmış Abidin'i tanıyamamıştı. Mesela bir restoranın dekoru. onun karşısında ceketimin düğmelerini iliklerdim. şimdi de işten kovuluyor. Düzenli tedaviyle." Hayret tünelinde ışıksız kalan Ferdi Fedai'nin gözleri doldu. Kumar oyna-yacaksak.. "Seni seviyorum Şebnem" yazılı frizbi fırlattım: Bu. memelerinden süt yerine süt tozu akıyor.." "Sen de kimsin?" Ferdi. Seyrelmiş ve 340 ak düşmüş saçlarını. Gece boyunca bir makyaj sanatçısı." Felçli Fedai: "Tetik beni öldürür!" "Patronun tahtalıköyü boyladı. "Önce öldü." Beni de tiye alıyordu. Bana Onan Kellesini Getirin!] Abidin Dandini kör olsaydı bile. gizli silah deposunun yerini öğrenmek istiyordu." Fedai zırıl zırıl ağlamaya başladı. Pistte ölüyü bir kişi kollarından." "Onyedi senedir burada değilim! Beni tuzağa düşürdünüz!" Kolumdaki saati ağzıma götürerek "Hemşire hanım. birkaç aya kadar yemeğinizi kendiniz yiyebilirsiniz. Bombacıyan çetesinin üst tabakasında yer alan ve ölümcül sırları bilen 'Şahitlerden olduğumun işaretiydi. RNA'larımda romantizmin R'si yok. olay veya yer hakkında bir öyle. Atom Bombacıyan arabadan inerken. Sürekli yatmanızdan kaynaklanan bazı yaralar da var. Ferdi Fedai'nin yüzüne tutum. Geçen yaz. Az sonra hemşire kostümlü güzel bir kız elinde aynayla geldi. Artık sen benimlesin." Sanki ona yalan söylemeksizin konuşmanın bir yolu yokmuş gibi "Üzülmeyin" demekle yetindim. 1925-1984. şu andan itibaren kalbim senin için çarpardı.

Zaten ofise hemen hiç uğramıyordum. değil mi?" "Aynen öyle. bütün erkekler bekardır" 344 Four Seasons Hotel'in barında oturuyorduk. Bay Dandini. Gaga Sanat Galerisi'ndeki Bekarlığa Veda adlı sergiyi geziyordum. Gözlerinden engizisyon ışınları yayan. Fakat o günden sonra. öyle mi?" Birine silah doğrulttuğunda gülerdi: "Cehenneme gittiğinde seni Abidin Dandini'nin gönderdiğini söyle." Onu tam olarak anlamak imkansızdı. Bazı günler birlikte fotoğraf avına çıkardık. cüce damadın omuzlarına basıyordu." Gözlerinde bir kuşku çizgisi belirdi: "Siz erkekler. evlilik ise sağırlaştırmıştı. Gamzeleri birer öpücük yuvası. Meleksi itaatkarhğıyla kalbimi yumuşatıyordu. Sağlıklı ilişki ya da mutlu evlilik dediğimiz budur. Alelade bir çapkın değildi. sarışınlığını baskı altında tutuyordu. paslı fare kapanı ağızlı kadın beni derhal evden kovmuştu. Aptal gibi görünmeyi göze alırsan.rursam o kokar. herhangi bir davranışını ya da sözünü de... bizim cehalet ve çaresizliğimize bağlı. Devlet Malzeme Ofisi'nde çalışan. Geçici Diriliş] Nadide Dide'yle tanıştığımızda. monoton ve kronik romantizm].. Leyla Kalahari'yi yani kadınını hatırlattığımda "Vefasızlık. "Sen evlisin?!" "Henüz değilim. Yalnız." Gelinlik giyeceksin. Siyah-beyaz gelin-damat fotoğrafları cidden enteresandı: Asansörde en üst katın düğmesine yetişebilmek için cüce gelin. Beni neden sevdiğini öğrenmeme izin vermeksizin scvcı di. aslında duyuların çöküşüyle başa baş gider. tekrar ağzında toplandı. Hayat bir oyundu ve Abidin Dandini insan la rın hayatıyla oynuyordu. aşk'm bir boyutudur" demiş ve eklemişti: "Hem sonra. Yapması gereken tek şey. Daha doğrusu." Düğünümüzde. Haber ilgimi çekti. Yeni yılda piyasaya sürülecek bir hap sayesinde. Ondan.Beni birileriyle tanıştırırken şöyle diyordu: "Hayati Tehlike. mucizeleri ucuz atlatırsın Akıllı kadınlara da rastladım. ilaca ihtiyacın yok. o daireyi dilediği gibi kullanıyordu. Öz babam. Ortası yoktu. Ona göre. Bıyığımı kesmiştim." Doğru söylüyordu. Kadın erkek münasebetlerine damgasını vuran meşhur hassasiyet. karısının cesedi soğumadan. Abidin Dandini bir kahkaha patlattı: "Martavalın daniskası! Bak. ben uyursam o horlar. bir şartım var. ıssız bir yoldaki süslü bir kamyonetin kasasında dikilmiş el sallıyordu. telefonu "Buyurun Nadide Hanım" filan gibi bir cümleyle açarak aile hayatıma zehirli şüphe tohumları saçması işten değildi. dilimin uçundaydı: "Bize hayatımızın hatasını yapma cesareti verecek bir şey." Galerinin cam kapısındaki afişte yazılı adı gözüme çarptı: "Nadide Dide. Canlı bomba kadar hassaslaşmıştım fakat belli etmemeye çalışıyordum: "Bu fotoğrafları çeken kişiyi düğünümde görmek isterim. vergi hesapları vesaireyle iştigal ediyor zannederken. Aksi takdirde. hangi hendekte bulduysa bir karakoncolosla nikahlanmıştı.. Evliliğimizin otuzüçüncü ayında oğlumuz Gerçek dünyaya geldi ve Nadide doğum sırasında öldü.. Nadide beni muhasebeci sanıyordu. Nadide'den başkası beni ı/ı / ofisten aramıyordu. mucizeleri ucuz atlatırsın" diye geçiştirdim. mafyada çoktan 'Şahitlik' mertebesine erişmiştim. Masada ki dergiyi gösterdi. Mesai saatleri dışında da birlikte takılıyorduk." Benimle evlenir misin? Gerçi şu anda 'ben' derken neyi kastettiğimi bilmiyorum! "Merhaba" deyip gülümsedi. "Aptal gibi görünmeyi göze alırsan. Nadide'yi gördüm. ben de birilerinin beynini uçuruyordum. "Öyle mi? Yani beni düğününüze davet ediyorsunuz?" Sürprizler iradenin aktivitesini kesintiye uğratır. Atom Holding yönetim binasına yakın bir apartman dairesi kiralayıp dekore etmiştim. iki dakika önce tanıştığınız bir kadınla bile yatmayı düşünebiliyorsunuz. sessiz ve mülayim bir adam olan üvey babam. Kapakta 'Bilim Dünyasından Erkeklere Müjde' yazılıydı. yıldızlardan ihraç edilmiş renkler yansıyordu. Burası güya benim ofisimdi. Eşimizi tanımamızı engelleyen hastalık mirası [o uzlaşmacı.. Kalbim yanan bir gemi gibi onun aşkının sularına gömüldü: "Merhaba. Bunlar gibi onlarca ilginç fotoğraf. hattâ onlarla dans ettim. Dolmabahçe Sarayı'nın bahçesinde evlendik." Kahkaha atacağını sanıyordum. Elindeki yarısı dolu kokteyl bardağına dalıp çıktı: "Ne içelim?" Aklımdan geçen. M-. Ofisi babasının malı ya da dingonun ahırı gibi kullanması münasipti." "Öyle mi? Neymiş?" "Sevişirken göğsünden nefes alacaksın. Yine de Nadide Dide'yle yuva kurmak bana çok şey kattı. saraya gereken zarafeti tek başına karşılıyordu." "Öyleyse bilim adamları neden bunu açıklamıyorlar?" "Çünkü saygınlık ve zenginlikleri. Kendisine silah doğrultulduğunda gülerdi: "Bundan sonra doğum günlerim bensiz kutlanacak. canımı almaya kalkışmasına engel olma yacaktı. eğer erken boşalmak istemiyorsan. Yani en azından havayı ciğerlerde dolaştırıp mideye iletmemek konusunda haklıydı. varlığımın kayalık zeminine ilk kazmayı vurmuştu. Fakat sevgisi. ben os. Karnından soluduğunda işin biter. Gün boyu telefonda çene çaldığı arkadaşlarını. Kucağımda bebekle tığ teber şah-ı merdan kalakaldım. Daima ya çok öfkeli ya da çok neşeliydi. Lüks mekanlarda vakit geçiriyorduk. iyi bir fotoğraf bize bir hikaye anlatmalı ya da ilham etmeliydi. Ona. aptal gibi görünmek pahasına bıyığımı korumaya aldım." Başını eğdi. elleri arkadan kelepçelenmiş damat da bir polis nezaretinde arabaya bindiriliyordu. Eski şarkılara hayrandı: "Eski şarkılar neden daha iyidir? Çünkü kötüler zaten unutulur. yapman gereken şey çok kolay.. "Hımmm? Nedir?" Bombayı patlattım: "Gelinlik giyeceksin. Her şeye gülebilirdi." "Emin misin? Bu kadar basit mi?" "Evet. Nadide çok zeki bir kadındı fakat aşk onu kör etmiş. son derece yaygın olduğu bilinen 'erken boşalma' sorunu çözülebilecekmiş. hem de onları büyülüyordu." Haklıydı. sahte sarışın dul sekreter vardı: Kader Güler. Kader'e hiç ses etmiyordum. Karım beni muhasebe defterleri. Ben havlarsam o ısırır. Yüzüne iki numara büyük gelen gözlerinde. yalnızca Nadide arayacağı için. Annem bana "gerçek annen o" deyip Uçan Kız afişim işaret ederek ruhunu teslim etmişti. akşamüzeri ofiste ağırlıyordu. Nadide ofise telefon ettiğinde benim birazdan geleceğimi söyleyerek vaziyeti idare etmek ve sonra da beni arayıp durumu bildirmekti. Gelinim o kadar güzeldi ki. Duvağın ardından hüzünlü bir şefkatle "Burnun yapayalnız kalmış" dedi. Gözleri bir sağa bir sola kay346 di. hem kadınların büyüsüne kapılıyor. Gelin polis arabasının arka koltuğunda oturuyor.. Avantaja bağladım: "Elbette." Üçbuçuk milyar erkek adına verdiğim cevap işte buydu." Nadide Dide. Yağmurdan sırılsıklam yaşlı bir çift. Hikmet Mete Tetik'le görüşen Abidin'i beklerken oyalanıyordum. Çenesinde-ki koca et beni.. Hayat kadınlarıyla hiç ilgilenmezdi.. Kader Güler." Nitekim sevgilisi Leyla Ka-lahari bir zamanlar şarkıcıydı. Tebessümü yüzüne yayıldı. [TİM TRILUNG. birlikteliğimizin sıhhatini garantiler. Bir de kırkdört yaşında. fotoğraf çekmeyi öğrendim. Yüzüme bakarak sevecenlikle sordu: "Sen nasıl bir adanı sın böyle?" "Allah beni nasıl yarattıysa öyleyim. Dergiyi alıp karıştırmaya başladım. ben 76 .

Gün içinde kanunları çiğniyor. Köşeleri suç. her şeyin kötüye gitmesine yol açan tuhaflıkları sezme yeteneğimiz büsbütün körelmiş durumda.doğduğum gün intihar etmişti. babanın dünyasını yönetmeye başlar ve onun hareket kabiliyetini kısıtlar. Küçüklerine bebekliklerinden itibaren o bakmış. İşinin ehli bir dadı buluncaya kadar sekreterimden destek alacaktım. Onu nasıl yetiştireceğimi bilemiyorum. tıpkı benim gibi o da annesini tanıyama-dan büyüyecekti. kaçınılmazdır. enerjisini ona harcıyordu. Prizlere otomatik kapak. Kader'e anne diyordu. Onbir aylıkken yürümeye ve konuşmaya başladı. haddimizi bilmiyorsak. Arabadan indim. Bizim kuşağın ebeveynleri. bilin cimizin çarkları oksitlenmişse. Bu defa Kader'i otelde bırakmıştık. ilk sözü "Anne"ydi. hızla büyüyordu. Kader benim evime taşındı. Sokağa çıkmalarına izin vermiyoruz. araba kullanırken ya da Nadide'yi özlerken Gerçek araya giriyor. Kuçuradi de benimle burada uyuyabilir mi?" "Tabii ki. Belki bu çağda hayat ile mana arasındaki mesafeyi kapatmada şu mottonun faydası dokunur: Bütün günahlar para kaybettirir. Aldatılan kazanır. Abidin Dandini'nin de ikide bir söylediği gibi "Birinin tutuşan sakalında öbürü ellerini ısıtır. nerde?!" diye salak gibi solumdaki camdan bakındım. fakat kakasını avuçlayıp cebimizde taşımamız filan gerekmiyordu. bir bebeği olsun diye can atıyormuş. Varlığımıza hükmeden sorunları görme. Gerçek'e sahici bir Dalmaç-yalı satm aldığımda "Kuçuradi ondan hoşlanmadı" diyerek geri çevirmişti. Kendi saçı da siyahmış. Ben de Gerçek kadar biçare ve savunmasızdım. Nadide'nin ölümü. hayal edilebilecek en iyi köpekti. Ofisi kapattım. dilimiz dua ederken bile yalandan başka şeye dönmüyorsa. dört yaşındaki bir çocuğun. Erkekler öyle değil. Karım. çocuğu doğduktan sonra sersemleşir. Saçlarını siyaha boyattı. budalalığımızın verdiği enerjiyle abartıyoruz. Oğlumun masumiyet dolu saf kederi. Kuçuradi. Yerde danua cinsi. gündelik hayatımızın kahrolası bir zulümler toplamı olduğunu gözlerden gizliyor. Bu duyguların üçü de umutsuzluk yüklüydü. saçmalık ve salaklığa dört elle sarılıyordum. Kuçuradi evin içinde oradan oraya koşuyor." O saçaklı kadın hızla evrim geçirerek ayçiçeği gibi hamarat ve huzurlu bir varlığa dönüştü. Terör ve kör şiddet sayesinde anlamsızlığın eşiğinden döndüğümüz oluyor. sentetik bir boşluk vardı. henüz üç yaşındayken ellerine bir oyuncak bebek alarak anneliğe hazırlanıyorlar. Bütün günahlar para kaybettirir Kader. siyah-beyaz bir köpek yatıyordu. Hakikatleri. Bir yalan gerçeklerin arasında değişmez bir yere kavuşunca." "Baba. Oğlum. Bu işte tecrü-beliymiş. hele ki yalnızsa. Gözlerinde acıklı bir ifade vardı. Körkütük köleliğimizi ve / ya da uçsuz bucaksız vurdumduymazlığımızı onlara dikte ediyoruz. aptala döner. dolaplara. Esenlik motifi taşıyan her türlü sahtelik. Baba olmak. ağlamaya başlamasıyla fark ettim. köpeğin ölümüne ihtişam kazandırıyordu.ı sil ki kendimizi tanımıyorsak. Birkaç gün sonra. Çocuk. Uçan Kız yani öz annem ise kim bilir neredeydi? Belki o da tahtalıköy-den yükselen alevlerin dumanında oradan oraya uçuyordu? 348 Kısacası. ben de Kuçuradi'yle bira-rada yaşamayı kabul ediyoruz. geceleri Nadide'yi düşünüyordum. Kuçuradi'yi gezdiriyorduk. Kızlar. fakat etrafı dağıtmıyordu. Gerçek. Yoksa bir çocuğu mu ezdim endişesiyle kalbimin zembereği boşaldı. Çünkü köpeğin varlığı. Gerçek'i görünce sevinçten havalara uçtu. Çünkü n. Ya ne olacaktı. Ona bir oda verdim. temizliyor. Bir adam. bize canlılık katacak dertleri hissetme. Hayaletin kaza sonucu ölümü Gerçek'e iyi geceler öpücüğü veriyorum: "İyi geceler canım. Hayatı boyunca görünmez olan Kuçuradi. Bütün dikkatini. Ben birini öldürürken. Hayatın. Hipnotize edilmişti sanki. olanca işe yararlığına rtg uı«» men.. çocuklarının okuyup büyük adam olmasını isterlerdi. Hıçkıra hıçkıra gözyaşı dökerken "Kuçuradi. Hırsızlık. Bu söylediklerim de abartılı. gerçekte kim olduğumu öğrenemeden göçüp gitmişti. Yani boşa geçeceği aşikar bir istikbalin provasını yapıyordum. fakat yemiyor du. "Hani. bir anne-babaya ait olmanın bedelini ödüyor. Gerçek'i büyütmeme yardım edebilecek kimse yoktu. muhasebeciyi de mezara sürüklemişti. Dönüşte arabayla ağaçlık bir yoldan geçiyorduk. Öte yandan. Kader. değil mi? Bir dengesizlikten kurtulmak için bir başkasına yönelmek zorundayız. Arka koltukta oturan Gerçek birden "Baba bak! Kuçuradi!" diyerek ayağa fırladı. doğrulardan ayıklanmaları ihtimalidir. cinayet ve tecavüz gibi suçlara ilişkin yargı ve müeyyideler. Sanki hayatımızın temelini oluşturan hüzünlü hileye iştirak etmenin iyi olacağı fikrindeydi. Bu. En yararsız ve en zararsız insanlar bile cezasız bırakılmaması gereken cürümler işleyerek yaşıyorlar. Çocuklarla iliş350 kimizde içtenliğin kâr etmeyeceğini sanıyoruz. onların üzerine titriyoruz. Bir hayaleti telef etmiştim. Bahçe kapısına "Dikkat Köpek Var" yazılı bir levha bile asmıştık. Kuçuradi bizimle birlikte sofraya oturuyor. Yetimliğimi kendime saklamış. kalk" diyordu. gösterilen dikkate bağlıydı. Nerede şu anda?" "işte" diyerek parmağıyla kapının yanında bir bölgeyi işaret ediyor. Kuçuradi'yi evde bırakmıştık. Emniyet kemerleri evreninde yetişen çocuk. Zavallı Gerçek. 352 Gerçek'in yanımda dikildiğini. Kader Güler'e yeni bir ufuk açıyordu. hayalinde bir arkadaş üretmesinin normal olduğunu söylemişti. sahiden güçlü olabilir mi? Sanırım. Ölmüştü. Derhal frene bastım. Yalanlarımızın umut veren yönü. Bunu söylerkenki yüz ifadesini görmek için bir saniyeliğine arkaya dönerken "Bence uçakla gelmiştir" dedim ve tam o anda ön tampondan boğuk bir çarpma sesi duyuldu. insanı işkillendiren bir nifak havası yayıyordu. insanın hayat hakkındaki fikirlerinin değiş-mesidir. akşamları Gerçek'le oynuyor. Ya da yetişkinler tarafından kuşatılmaktan kaynaklanan travmayı yaşıyor. 77 . otomobil kapılarına kilit uyduruyoruz. Her şeyi bıraktı. minik elleriyle okşamaya koyuldu. Meğerse.. ölür ölmez ete kemiğe bürünmüştü. çocuklarımızı da sevmekten aciziz. alışveriş için çarşıya çıktık. Param vardı. Zengindim Arnavutköy'de bir villada yaşıyordum. Aynı olay. "Bizim kokumuzu takip etmiş!" dedi heyecanla. Bebeğin yörüngesine girdi. 351 Kuçuradi. şakrak ninnilerle uyutuyordu. Kader ve ben geçen yaz Fethiye'ye tatile gittik. Tımarhanede yaşayan bir kocakarı tarafından örülmüşe benziyordu. babalık ve hasretten oluşan bir şeytan üçgeninde yaşıyordum. bebeğin minik ellerindedir. Fakat evimde büyük. Kader Güler hariç. Gerçek'in hayali arkadaşı. Hayat böyledir. Sağlıklı ve güzel bir çocuktu. Psikiyatr. Kader. beni dan diye talihsiz yavrunun çaresiz babası kılarak uçurumdan yuvarlarken. dokuz kardeşin en büyüğüymüş. Dolayısıyla her çocuk. Biz ise çocuklarımızın süper kahraman olmasını istiyoruz. ben onu nasıl büyüteceğimi düşünürken. Gerçek'in hatırı için Kader de. Gerçek'i özenle besliyor. Arka tarafa yürüdüm. Başucunda çömeldi ve köpeğin kanlı çenesini. Bu şartlarda nefret dahi etkisi altında yaşadığımız toplumsal anesteziyi hafifletmiyor. annelik de babalık da asla hakkıyla yerine getirilemeyecek görevler: Mission Impossible. öksüzlüğümü çocuğuma aktarmıştım. Konuşan bir köpek. yalancı beraat etme şansını kaybeder.

onlardan niye hoşlanmadığınızı bilemezsiniz. Gerçek. Bir keresinde Gerçek'e masal bile anlatmıştı. Kuçuradi yine bizimle olacak. nikah şahidimiz oldunuz. Hayali arkadaşın hakiki cesedinin hayaleti bana musallat olmuştu. kendimi öldürmemekti. Gerçi ben Kuçuradi hakkında çok şey duymuştum. Yanında Kuçuradi oturuyordu! O günden sonra Gerçek. Sonra birinin sağ yarısını.. kan gölü ve boyama kitabı. Gerçek'e Leyla Kalahari'nin bakabileceğini söyledi. o şeref bana ait. merak etme. Manasını çözemediğim im bir hayal kırıklığına odaklanmıştım. kokain ve çikolatalı süt." İsterseniz kolumdaki dövmeyi gösterebilirim? İmzalar atıldı. Neptün Petunya nahoş fıstıklardandı. Kuçuradi'nin uçamaması-na bozuluyordu. Kesin. Nadide'ye yalan söylemiştim. Ben de "Zamanla o da olur. Kuçuradi de var olmadığı için yok edilemiyor. Leyla Kalahari çocuğu okula götürüp getirecek. "Rica ederim. Bu sayede toparlanabileceğim düşünüyor. Sonra beni ayarttı. Matem. Midyeler gibi "Çok iyi geçineceğinizden eminim. Gerçek'i anaokuluna kaydettirmiştim. fakal sonsuza dek harlamamız gereken bir tapmak ateşi yakmadığımızı söylemeye çalıştım. üzüntüsü geçmişti. şeref duydum. Gerçek. sessizce oturuyordu. rodeo yapan cüce bir palyaço gibi sık sık ter dökerler. Abidin Dandini." Şarabı yudumluyor. Gerçek. Güler-lnşallah. Etrafta kimseler görünmüyordu. beni dokuzuncu kattan aşağı fırlatan Ya-kuza tekmelerinden daha sert bir etki uyandırıyordu." Gün boyu telefon edip mesaj gönderen Neptün Petunya geceyarısı kapımı çaldığında. Karalar bağlayan oğlumu arabaya taşıdım. İsmail İnşallah'ı. Birlikte uzaya gitmeyi bile planlıyorlardı. Kuçuradi sahiden var olmadığına göre. Karısı dört sene önce ölmüş. yanımda konuşup duran bir görünmez köpek vardı artık. benim yalanlarımı kendi doğrularıyla dengeleyebilecek durumda değildi. Kimse kimseye kolay kolay böyle bir yardım355 da bulunmaz.. "Hayati Beyciğim. kalbinin iltihaplanmış olabileceği yalanını uydurmuştu. timsahın kopardığı bacaklarıma yeniden kavuştum. rengi. Köpeği. her yaştan erkeğe bakabilecek göz vardı. Elimden gelen tek şey. Gerçek. Nihayet yüz yüze tanışabildik. Onun su katılmamış bir sahtekar olduğundan emindim. tamam mı?" Şimdi anlıyorum ki hata ediyorum.. İşte benim hayatım bu pantolona benziyor. Rüyamda. yüreğime su serptiniz. diğeri sol bacağımı koparıyordu. Öleni hiç tanımasanız da durum değişmiyor. Yerde badana fırçası izine benzer bir kan çizgisi oluştu. Yani evlendikten sonra işi bıraktı. Tuhaf günlermiş. dedikodumu yapıyorlardı. tek gözlü Leyla Ablasını sevmişti. kara para ve oyun hamuru. cenaze merasiminden kısa sürmüştü. artık Gerçek'e dadılık yapamayacaktı. Ona sarıldım. Onda. Sonra dönüp köpeğin leşini yol kenarına sürükledim. Kuçuradi'den hiç bahsetmedi. hareket etmediği için durdurulamıyordu. Bu konuda ayrışıyoruz işte. buralara kadar geldiniz. Üzerine ruh kremi sürülmüş çürük bir et parçasına dönmüştüm. Dikey olarak ortadan kesin. Çocuk işte." Eğer 'farklı' olmadığımı düşünüyorsan tam olarak ne istiyorsun? 78 . polis baskını ve Teletubbies. bir meslek hastalığı olduğu anlaşılıyordu. takma kafana" filan diyordum. Benim durumumun aynısı. Balayına karşılık." Fakat maalesef "Mutlu evliliğin sırrı.. Çocuğu yok. tamam. yığın formunda inşa edildikleri için asla yıkılmayacakları söylenir. Çünkü adının Kuçuradi olduğunu iddia ediyordu. ellisine merdiven dayamış. * ^c * "Siz. Koluna hafifçe vuruyorum. O da Ferrari'sini benini koltuğumun arka tarafındaki yokuşlarda kullanıyordu. "Sen adi bir yalancısın! Pisliğin tekisin! Seni farklı sanmıştım!" "Neptün lütfen kendine gel. biçare ve yapayalnız bir alkoliksin değil mi? "Kader sizden çok sitayişle bahsediyor. Fakat o öz ağabeyim gibiydi. Rodeo yapan terli cüce palyaço Kumaşı. ömrünün geri kalanını verecek. Çocuğu bir tanıdığa emanet etmek. Dört yaşındaki oğlum ve bir köpek hayaletiyle baş başa kalmıştım. Düğünde birkaç kere gelinin adının bestelenmiş hali olan Erkin Koray'm Fesuphanallah şarkısı çalındı: "Bize de bir gün Kader Güler.. Dandini sıkı bir dosttu. her türlü ihtiyacıyla ilgilenecekti. Silahlı çatışma ve lego inşaatı. "Tebrikler damat bey. Hiç kaybolma yan gülümsemesinin. Çü rük muz yemiş maymun gibiydim. Kadın gün boyu evde yalnızdı. Bazen oğlum ve hayali köpeği. Yaşarken hiç de enteresan gelmiyordu." İsmail İnşallah. Gerçek'in varlığı ona da iyi gelecekti. Derin bir nefes aldım. Pazarlamacıymış. Arabaya koştum. Bazı güzel kadınlar vardır. Ona acıyorum. Aynadan bakarak Gerçek'i kontrol ettim." Gülümsemesi yüzünde büyüyüp küçülüyor. bademcikleri şişen oğlumun. yamacı kaplayan asma bahçesindeki sığ bir çukura yuvarladım. Denemeye değerdi. Striptiz kulübünde eğleniyorum." Nasılsa hayalinde yeniden 'canlandırabilirsin'? "Hayır!" dedi iç çekerek "Öldü o!" Kafamın içinde kuyrukları birbirine değmeden ahenkle dans eden porselen tilkilerin üzerine disko topu düşmüş ve hepsi birden tuzla buz olmuştu sanki: Gerçek'in en iyi dostunun ölmesine sebep olmuştum. Düşündüm. Küçücük bir Ferrari'yle oynuyordu. "Şahit misiniz?" "Evet. Antenlerimi açmıştım: Tozlu yoldaki karıncaları bile ezmemeye çalışarak ilerliyordum. Sonra oğlumla birlikte çocuk tiyatrosu seyrediyorum. çok sağo-lun efendim. benim dertlerime kayıtsız kakmıyordu. Bir kez daha aynadan Gerçek'e baktım." Umarım yeni tuzağında. istersen." "Kader Hanım hakikaten çok dürüst ve iffetli biri. Mısır piramitlerinin. Hayatınızın en isabetli seçimini yaptınız. diğerinin sol yarısına dikin. cinayetten çok daha rahatsız edici. Doğrusu bu kadın geyşa ile kraliyet mürebbiyesi karışımıydı. hiçbir baskı altında kalmadan. "Bak. boylu bos354 lu. Kader Güler. aradığın konforu bulursun." Mankafa. bombalanan bir müzede paramparça olan dinozor iskeleti gibi dağılıyordum. Pediatri uzmanı olan bu kadın. ben bütün insanları severim.." Kader Güler-lnşallah. Neptün. henüz bir sırdır. Elinde şarap kadehiyle yanıma yaklaşıyor. Direksiyona geçtim. dört metre uzunluğunda iki kafalı bir timsahın beni afiyetle yediğini görüyordum: Biri sağ. Kazayla birini öldürmek. Onun çocuk masumiyeti. stili birbirinden farklı iki pantolon alın. Yol boştu. Şipşak cenaze töreni sona ermişti. Şimdi evleniyor. sakin ol. Aylar önce bana yaptığı cinsel jestten ötürü kendisine minnettar olduğumu. hepimizden uzun yaşamalı değil miydi? Bu ölü köpek acaba kime aitti?.. Nereye gitsem. Gözyaşları içindeki timsaha tüküren lama kadar kararlıydı. bakıcı tutmaktan çok daha güvenli göründü." "Çok güzel konuştunuz Hayati Bey. kel kafalı bir adamdı. Kader Güler-lnşallah. Abidin Dandini "Erkeğin dokunulmazlığı yoktur" demişti: "Krallar bile. Sakinleştiğin zaman konuşuruz. Fakat hiç değilse yalanımın bir muhatabı vardı. eş olarak kabul ediyor musunuz?" "Evet!" Alkışlar. kurdele bağlanmış petrol fıçısını andıran gelin arabasıyla hayatımızdan uzaklaştı. "Babacığım! Babacığım!" diye sevinçle koşarak boynuma sarıldığında.Gerçek'i usulca kucakladım: "Gel yavrucuğum. "Beni sevdiğini söyledin!" iltifatı dava konusu ediyordu. Garip bir biçimde. roket yakıtı iç356 miş deli ataklığıyla saldırıya geçti. konuşmadığı için susturula-mıyor.

Beşiktaş Meydam'nda pat diye karşısına dikildim: "Hanımefendi. Şebnem yavaş yavaş önümüzden geçerek rıhtımın yolunu tuttu. Teşekkür ettim. "o romanı ben de okudum. Bir cinai şebekenin kurmaylarından olduğumu öğrendiği anda benden çığlık çığlığa kaçardı. Orta yaşlı. Pinokyo'nun ağzına.. ak-sakallı." Bir tımarhanem olsaydı. neler kaçırdığımı bilerek yaşayacaktım. Gölgem bile benimle takılmaktan sıkılıp ortadan kaybolmuştu. Ertesi günün akşamı yine yoluna çıktım. Cidden çok yorgunum. Aşk. Yürüyen birini otomobille izlemek. Kadınların diledikleri anda öfkeli. "Ama. Sonra haberleşiriz.. "Kalabilir miyim?" Cadalozluğu tümden silinmişti. kaç adam geberttiğimi hatırlamıyorum.." "Eyvallah. tuvalete gittim. Kısa bir süre sonra da. yo. "Kendimi hazır hissetmiyorum." Acaba seni öldürsem mi?. Mağazadan kapüşonlu bir eşofman üstü satın alıp hemen giyindim. Arabayı evden biraz uzakta. beş yaşında bir oğlum var. anılarımı anlatırken. daha çok dikkal çe ker. Enver Paşa. bir balinanın arılardan etkilendiği kadar etkilenmişti... Bunca hafakan içinde karnım acıktı. acılarımı paylaşırken. lütfen bir fotoğrafımızı çeker misiniz?" Canlı heykelle birlikte Şebnem'e poz verdik. yalan gölgesi kullanırım. duygularında samimi olduğunu ispat edemezsin. Bu defa tek basmaydım. Akmerkez'deyim. Rotayı. neşeli. kızın etrafında dönüyordu. anlamıyorum Hayati." 358 Ne tarafa yönelsem el âlemin ruh ikizleriyle kuşatılmış olmanın hüsranım yaşıyordum. "Tuvaleti kullanıyorum. Şebnem. Amacınızı yitirdiniz mi. Kuçuradi'nin iz sürme yeteneği sayesinde onu buldum ve takibe başladım. yalanlarla ilerler. Barbaros Hayrettin Paşa ile bendenizi fotoğraflar mısınız?" Beni gördüğüne sevinmişti. görmüyor musun? Gerçek'e annelik yapabilirim. kapıyı çarparak beni protesto etti. zemzem suyunda yüzen üzümler gibi parlıyordu: "Ben de Dilara Dilemma. Yine de Şebnemle birlikteyken Ümit Usta'nın programına çıkmış kızarmış tavuk kadar mutluydum. seni hasta kabul servisinden içeri sokmazdım. Şebnem'den Gerçek'i ve kendimle ilgili diğer kritik konuları gizledim. haydi." Adımı söyleyemezdim.. fakat Kuçuradi peşimi bırakmıyordu." Ümit dolu bir yalvarışla gülümseyerek elini hafifçe çektim. "Neptün. Restoranların bulunduğu en üst kata varmadan Şebnem'e rastladım. takkeli bir adam evin bahçe kapısında durdu. Yapayalnızsın. Ona bir Pinokyo kuklası hediye ettim. korlaşmış gözlerinden bir yalvarış dumanı tütüyordu: "Geber!" "Kendini iyi ifade ediyorsun. insanı densizleştiriyor. Beni anlamaya çalış. midenin tik-takları size yol gösterir. Hakikati ortaya sererken bile yalan söylemekten kaçınamıyorum. Gitsen iyi olur. Kibirlenmeyi kendine saygı duymak sanan şebeklerin tapmağında. Kıza elimi uzattım: "Ben. Bu adamın. Arabanın içinde Kuçuradi'yle birlikte beklemeye koyulduk. ömrümün geri kalanını. pisuvarda işerken pantolonunu tamamen indirme sakın. Bu kızla aynı ağaca yuva yapmak istiyordum. ikramda bulunurken. Şebnem'e "Şu bir zamanlar sevgilin olan Reha Veto var ya. yanardağa yağan kar gibi eriyordu. karım öldü. Yemekten vazgeçtim.. Bize doğru baktı ve içeri girdi. Artık. çocuğumla / [lafın gelişi] ebeveynimle konuşurken." Frambuazh dudaklarından dökülen her hece büyüleyiciydi. Kalıbımı basarım şeytan bile Neptün'den yeni numaralar öğreniyordur. üç yıl kadar süren evliliğimiz boyunca bir nebze herze yedim nitekim. babandan hiç hoşlanmadım.. fotoğraf makinesini yanıma aldım ve yola yayan devam ettik. çilek reçeli köpüğü gibi parlıyordu.. Kız gözden kaybolmuştu. Yalanlarla bir yerlere gidebilirsin fakat geri dönemezsin Öğlene doğru Kuçuradi "Hey! Uyuma. Doğrular. 360 benim yanımda o. yolcu teknelerinden birine bindi. müsait bir yere yanaşın IS'I dım." Komik bir hışımla çekip giderken. Fotoğraf makinesini de kağıt çantaya koydum. Barbaros Hayrettin Paşa heykeli bile ona gülümsedi. Bir aile olabiliriz.. Yanındayım. "Hanımefendi. Eski günlerdeki gibi fotoğraf avına çıktım. eğer benden soğuyacak olursan çekirdek ailenizi çitlerim" desem ilişkimizin temelleri herhalde çok daha sağlam olurdu ha? Ne tuhaf. büyük ihtimalle altı ay sonra senden sıkılacağım.. beni avlamak için yemin etmiş bir polis ordusunun başına geçecekti. Kuşlar boğuk çığlıklar atarak düşüyorlardı.. bir şey satarken / satın alırken. Akmerkez'e çevirdim. t:/ "Beni kovuyor musun?" Narin bedeninde bir kurt adam kasılması baş gösterdi. Nadide'den kalan fotoğraf makinesini aldım. Besbelli benden. İstanbul. ilk banyosunu yapmış bebek kadar masum kalır. OtO mobili koşarak takip etmekten bile. daha fazla zorlama artık. ı Aşk. Bu kız. kulağa hoş geliyor değil mi. şaka yaparken. Beklemek neymiş ben o yirmi günde anladım." "Kesinlikle yalan söylüyorsunuz. şafakla yola çıkıp Audi'mi Şebnemin evinin çaprazına park ettim. aşkın hijyenini yok eder. Zekam en çok kendini kandırmada kullanıyorsun."Neden korkuyorsun? Kadınlık onurumu hiçe sayarak sana koştuğumu görmüyor musun Hayati?" Hareli gözleri dolup taştı. Gözleri. Şehrin üzerine kezzap dökülmüştü sanki. Ben de Kuçuradi'yi kucaklayıp aynı tekneye kapağı attım." "Ben artık uyumalıyım Neptün. Abidin Dandini telefon etti: "Türkiye'de misin?" "Tam isabet. Üsküdar'daki Şibumi Sokak'ta bir eve gitti." "O züppe kraterinde n'apıyorsun?" c:■. iltifat ederken. bu söylediklerimin bile bir kısmı yalan.. En büyük yalanlarım sevgilinden esirgersen. Maalesef. saygıdeğer bayan" dedim. gülümsüyordu.. müstakbel kayınpederim olmasını umduğum Şerif Bey. Saçları. Yirmi gün aramadı. Vaatte bulunurken. Kalbimize aşk oku saplandı mı. yalan parfümü. "Şebnem Şibumi." Timsahları beslemem gerek. kız çıktı!" diyerek beni uyardı. "Hayır. yalan sosu. Bir giyim mağazasının önündeki canlı heykelin yanındaydım." "Bunu söylemek için mi aradın?" "Evet. kendim olmam için bende eksik olan şeydi.. O kadar güzeldi ki. * ^t * 2 Kasım günüydü. gözlerimiz "Bana karşı dürüst davranıp her şeyi berbat etme sakın" demeye başlar. telefon numaramın yazılı olduğu bir not sıkıştırmıştım." "Pekala evlat. kederli. fakat yaşasaydı bile seninle aşna fişne fırsatını kaçırmazdım. bu arada esas ismim Hayati Tehlike. sana heyecan veren o romantik atraksiyonlarımın hepsini de mafyada olup bitenlerden apardım. Ertesi gün. Az ötedeki otobüs durağına monte edilmiş panoda "Enver Paşa ve Sarıkamış Faciası" konulu bir konferans afişi asılıydı. Akşamüzeri. şımarık ve tehditkar olma yeteneğine hayranım. Şebnem'in babası eski polis Şerif Şibumi olduğunu yakında öğrenecektim. ben bir gangsterim." Şak! Pençesiyle yanağıma müthiş bir şamar attı! Körük gibi soluyor. Şekerli sakızdan imal edilmişti sanki. Kuçuradi. 79 . Malı cup ve masum.

Neşe bana baktı. mermeri atıyorsun. Babam değişik oyunlar biliyor. Çubuklar etrafa saçıldı. Abidin Amca'nın bıyığı yok. çok dikkatli bakınca." Babam elimi tuttu. Buna telekinezi deniyor. Hep kulaklarımdan oyuncak çıkarır. Ben de "Örümcek Adam yanında mı?" diye soruyorum. Bazen buluşuyorlar. Sırtını duvara yapıştırdı. Geldi. Nasrettin Bey kurbağayı tek bacağından tuttu. insan söz verince tutar. Kuçu-radi kızlarla ip atlıyordu. Eskiden ben küçükken Kader Abla vardı. Çivi oyunu çok güzel l(. "üzülmedim ki zaten. Çok oyuncak vardı. Haftaların hepsi yedi gün. Örümcek Adam beni çok seviyor. Doktor Neptün Petunya beni görmeye geldi. Uçurtma bizim oldu. İçlerine su doldurduk. telekinezi yeteneğim var. iki hafta olunca hep geliyor. I Babam. 362 Annem de ölmüş. Akvaryumdaki balıklar ölünce oraya gömüyoruz. En çok da Sürpriz Yumurta çıkarır. İradeyi kilit altına alan bir cazibesi vardı." Ben de "Tamam" dedim. yepyeniydi. Babamla denize gittik. Kitapları saklıyorum. Doktor çubuklar düşünce beni bıraktı. Babam biraz şaşırdı. Vildan öğretmen çok korktu. En alt katta televizyon seyrediyor. Ben. Ben de "Tamam" dedim. ilerideki masada duran çubuklara bakıyordum. dudak yerdi. Ben akvaryumda balıklar olsun istemiyorum. Vazgeçtim. Uçurtma da bizimle birlikte geldi biraz. Kutu yere düştü.) di. Fakat sonra oynayamadık. senin özel gücün var. Neşe de büyüyünce doktor olacak. Babama çiçek veriyorum bazen. Uçurtmayı benim uçurduğumu anlayamadı. Sonra çiviyi atıp yere sapladı." Sonra yürüdük. Yani. Ondan sonra da parka gidip oynadık ikimiz. Sonra ben yine çubukları yerde oynattım. cumartesi ya da pazar günü. O yanmca ben aldım çiviyi. Okuyamıyorum ama resimlerine bakıyorum. Paranın üstünü almadı. Size bir tane espri yapayım: "Mademki inecektin. Korkunca kalp hızlı atar. Babam eski oyuncaklara baktı. Dişçiye gidince ağız öyle kocaman açılır. "Onu buraya kim getirdi!" dedi. Oraya 'koru' deniyormuş. Çünkü annem yok. Baş başa kaldığımızda bana sorular soruyor. Bir tane kalemlik gibi kutu vardı. Aslında böyle yapmamanı lazım. Bunu kimseye anlatma sakın. Ben de sevindim. Kurbağanın kalbi durdu. Akvaryuma uçak. Onun kadar güzel kim olsa. Sonra başkalarına da su sıkıp kaçtık. Bana hep "Aferin. Bazen beni tutup havaya kaldırıyor. Yani cuma. Bazen de hiçbir şey demeden ağlıyorum. tırnak. Ben komedyen olacağım. Vildan öğretmen seslendi. İçi boğaza bakma çubuklarıyla doluydu. Nasrettin Bey çabuk gelemedi. "Aferin oğlum" dedim. niye çıktın ağaca / Tavuklar çiçek açmış. Ona söz verdim. Okula girdik. Aramızda sır olarak kalsın. Ben ağlarken "Babaaa" diyorum. Rüzgar uçuruyor sandı. mantar tabancası bir de topacı varmış. Ağzını kocaman açtı. Hep telefonla konuşuyordu. 2 Lira istedi. Babama çok su sıktım. Uçurtmayı o da uçurdu. Annemi hiç hatırlamıyorum. Kalbi durmasın diye çok bakmadım. Yanmdaysa. Onu ben öldürme dim. Hukukun üstünlüğünü aşan güzelliği sayesinde asla hapse girmeyeceği. Köpeklere "oğlum" denir. babamın arkadaşı. saç. Bir de Örümcek Adam'ı çok seviyorum. Ben doktorları severim. Ben kovboy olmak istemiştim. Leyla Abla üzülüyor. Bakarak. O da küsmeyeyim diye bana kendi kitaplarından yolladı. Uçurtmayı uçuran çocukları bulduk. Vildan öğretmen gene sesli ağladı. Tiyatroya gidiyoruz. İki tane. Babam bunları fark etmiyor. Uçurtma kırmızı-mavi-be-yaz renklerdeydi. Ben de onun dediklerini yaparım. Babamın bıyıkları var. Daire şeklinde. Bana bir çivi aldı. Babamı az görebiliyorum. [EMO PHILIPS] Anaokulunun bahçesindeydik. Anaokulunda çocuklar hep "Anneee" diye ağlıyor. Az ağaçlı bir ormana gittik. Babam bana telefon ediyor. Ne dersem yapar. Ben de ona baktım. "Vırak vırak" dedi. "Gel" dedim. O da dışarıda oynanıyor. Ben ipi aldım. Zambaklar tarafından büyütülmüştü sanki. Bu gücünü kullanma. Kalemleri yok eder. Mavi ata binmiştim. O yüzden balıkları durdurdum. Bana dedi ki: "Ger-çekçiğim. Babam "Kızılderililer daha iyi" dedi. Ben şimdi beş yaşındayım. Babam karate biliyor. Hangi taraf 'baş' ise o tarafı vurmaya çalışıyorsun. Anaokulunda çok oyun oynuyoruz. kurbağa" dedi bana. Canım sıkılınca eşyaların yerlerini değiştiriyorum. Zil çaldı. istemeden oldu.Sık sık buluşuyorduk. hareketli şeyleri durdurabiliyorum. Haydi gidip gazoz içelim. Vildan öğretmenin kalbi çok hızlı atıyordu. Süpermen gibi uçuyorum. yasalardaki boşluktan faydalanıyordu sanki. Bana aldığı gazozların kapaklarını biriktirmemi söylemişti. Bana çivinin nasıl atılacağını öğretti. Babam dedi ki: "Bu uçurtmayı bize satar mısınız?" Uçurtmanın sahibi olan çocuk "Olur" dedi. Tepedeydi. Örümcek Adam. Ben büyüyünce bıyığım olacak. Benim uzaktan kumandalı arabalarım var. Onu özlüyorum. Leyla Ablaların bahçesinde balık mezarlığı var. ellerinde poğaça!" Doktorun muayenehanesinde biraz korktum. Babam iki tane su tabancası aldı. Karagöz'e gidiyoruz. Vildan öğretmen ağladı. Kapakları diziyorsun. telefonu Örümcek Adam'a veriyor. Espri yapmayı seviyorum. Fakat beni almaya yal nızca hafta sonları gelebiliyor artık. O bana çok sıkamadı. Öyle gitti. Bir gün babamla geziyorduk. Ben oyunlarda biraz hile yapıyorum. "Ölmüş" dedi. çok yeteneklisin" diyor. Oyun odasında kurbağa kaçtı. Böylece onu havada hareket ettiriyordum. Babam 10 lira verdi. Toprak bir zemine 'V harfi çizdi. Onları yarıştırıyoruz bazen. Yosunlar oluyor bir de denizanası oluyor. motosiklet koyalım istiyorum. Kuçuradi resimlerimi çok beğeniyor. Birlikte Oyuncak Müzesi'ne gittik. Biraz koştuk babamla. uçak denize düşmüştü. Ondan sonra ben başka tarafa bakınca uçurtma yere düştü. Kocaman. Kurbağaya baktı. Resim yapmayı çok seviyorum. hiçbir meyvede bulamıyor olmalı. Çok güzeldi. Telli araba. Dikkatle bakıp çiviyi yere saplıyorum. Tırnaklarının kenarlarını yemesini gayet iyi anlıyorum. "Bana benzemedi" dedi. Mermeri 'baş'a doğru yönlendiriyorum. Benim babam sihirbazdır. Babam da ipi tuttu. Uçurtmaya dikkatli baktım yine. Tahta bir çubuğu ağzıma sokup baktı. Daha sonra uçurtmanın ipi pıt diye koptu. Kalbi durunca da ölmüş oldu. Sonra. "Bak. Ben de onu seviyorum ama bize gelmediği için biraz küsüyorum. Göztepe'de. Ondan sonra dedi ki: "Üzülme Gerçek. havadaki uçurtmayı nasıl satın aldı? [Gerçek Tehlike] Aranızda telekinetik güçleri olan varsa. Leyla Ablaların evinde bir odam var. Doktor Neptün Petunya benim yaptığımı anladı. Beni Doktor Neptün Petunya'ya götürdüler. Dedi ki: "Nasrettin Beeey!" Böyle titredi. Sonra gazoz kapağı oynadık babamla. Duran şeyleri de oynatıyorum. Kurbağaya çok dikkatli baktım. Boğazımda bademcik yuvarlağı var. Doktor Neptün Petunya "Bundan kimseye bahsetme sakın" demişti. Bana da öğretiyor. Roket Ali çizgi filminde gördüm." Ben de ona dedim ki: "Örümcek Adam gibi mi?" O da bana "Evet" dedi. Kurbağa zıplıyordu. Nasrettin Bey geldi. Yine de teşekkür elli Babam bana her akşam telefon ediyor. Kafama bir cihaz 80 . Onun resmini de yap364 tim. "Ben senin kadarken şu polis arabalarıyla oynuyordum" dedi. Kurbağayı cebime koydum. Ben uçurtmaya dikkatli baktım. Kuçuradi kurbağa buldu. lütfen elimi kaldırsın. Gökte bir uçurtma gördük. cinayetten bile yutacağı kesindi. Ben korkunca. Havadaki uçurtmanın ipine bakarak gittik. Yüzdüm denizde. Hepsi öldü. II. Gözünden su aktı. araba. Bağırdı hemen. Babamla sinemaya gidiyoruz. Onun da kalbini durduracaktım. Parmaklarındaki tadı. Uçurtma havada düşüyordu. Beni doğururken. Bir hafta değil. ben sana yine alırım uçurtma. Onlar şişmişti. Babam dedi ki: "Uçurtma ister misin?" Ben de dedim ki: "İsterim. Okuldaki televizyonda hep çizgi film oluyor.

yanında küçük bir çocukla geldi. Burnumdan kan akıyor.. Yani kalp iltihabı. Gözlerimin etrafında olimpiyat halkaları oluşmuştu. Doktoru asla çözemezsin. Bakarken içinizi bulandıran yaralara yağlı sıvılar döker. izleyicilerin ekrana doğru tuttukları bozuk saatleri tamir etti mi? James Randi. İltihaplanmışlar di. doktorların sıradan davranışlarını da yorumlayamıyorlar. Doktor Abla şaşırıyor. öyle mi? Başın sağolsun. Zayıf bir ihtimal. Elimi çabuk tutsaydım. "Adın ne küçük bey?" 366 "Gerçek. Yine de emin olmak için bir hafta sonra tekrar görmeliyim. Azı dişlerimden ikisi çürümüştü. Ben gülüyorum. ağzına tahta bir çubuğun sokulmasından hiç hoşlanmamıştı. Ağabeyim boya fabrikası kurdu. şuruplar ve bilumum ilaçlardan oluşan bir sofra kurar. Annem hızla yaşlandı. partilere gidiyordum. Hayatımda gördüğüm en etkileyici şovdu. o ruj. elini sürmeden kaldı-rabiliyor. Çocuğu odaya aldım. Çocuğun eşyaları hareket ettir mesi gibi.. 368 Babam." Gerçek. asla çocuk sahibi olmaması gereken biriydi. Yaşım otuzbeşi bulmuştu. Yakup beni terk etti. ağzım açar mısın canım?" Ağız açıldı. Bu da beni biraz sinirli biri yapmıştı. Karısı kanser olunca. eğildim.. Kuçuradi kaçıyor. O beni anaokuluna götürüyor." "Annen?" "Benim annem öldü. kimilerinin 'beyin gücü' dediği çok özel bir yeteneğe sahip. Bana bakıyor. Bacaktan. ceviz ağacına çişini yapıyor. Gerçek yirmüki yaşına gelinceye dek devam edecekti.. doktorlar tarafından bıçaklanmak. Salsa gecelerine.." "Neptün Hanım. Evcilik tarikatı. Yıllar süren.. doktor önlüğüyle yetindim. baba da duygularımı hareket ettiriyor.. "Babam mı?" "Evet. sadece duygularda yaşanan bir mucize." Öksüz bir çocuğa teselli vermede herkes acizdir. Bambaşka bir dil konuşur. Odasındaki gardırobu. düğme burunlu bir çocuktu." "Leyla Hanım senin üvey annen mi?" "Hayır. ruhani liderden daha inandırıcıdır. Üvey annelik duygularım kabarmıştı.. Lakin heyhat. benim ağzım da Gerçek'inki gibi kocaman açılmıştı. Büyücüden daha sofistike. Bana diyor ki: "Parfüm şi şeşi. Bu yüzden doktorlar birbirleriyle evleniyorlar. Hayati.'.. 30 santimetre kadar sola doğru kayarak havada durdu ve pat diye yere düştü. şimdiye ortaokula giden bir çocuğum vardı. Cihazdaki renkli ışıklar bazen yanıp sönüyor. Elinde beysbol so-pasıyla golf sahasında tenis oynamaya çalışan biri gibiydim. Abeslangların bulunduğu kutu önce masadan iki karış yükseldi. Arkadaşlarla birlikte barlara takılmaya başladım. "I la yır. "Ne istiyorsun?" diyor. o esnada yemek yiyen dinleyicilerin kaşıklarını yamulttu mu? Çıktığı televizyon programlarında. akşamları uyutuyor. Tek gecelik aşklar yaşadım. Bir gün muayenehaneme eski bir şarkıcı olan tek gözlü Leyla Kalahari. Koşup masadan mendil alıyor. Fakat ben evlenemedim. fakat işi şansa bırakamayız. Onun kendi teknolojisi vardır. Gerçek'e Deposilin diye serum fizyolojik enjekte ellini. Gerçek Tehlike adlı beş yaşındaki çocuğun. Gençliğimin son günleriydi. ben fakültenin ikinci sınıfındayken öldü. şifreli mesaj gibidir. dahası hiç kimsede telekinezi yeteneği olmadığını kanıtladı mı? Bunları bilemiyorum. Kriptik Tonsillit.. Gözlerini arkamdaki masada bir şeye dikmişti. Kardiyoloji hocam Yakup Kuru'ya gönlümü kaptırmıştım. Süper güçleri olan şirin bir erkek çocuğu. Onu görür görmez âşık oldum. abeslangla içeriden yanağına bastırdım. Neymiş diye dönüp baktım. kesilmek için kuyruktadır. Lolitalar ve yeniyetmeler arasında kendimi berbat hissedip bol bol bira içiyordum. "Ne?" "Gerçek. Doktor. hepsi yalan olmuştu. Beraber eve gidiyoruz. virüslerin.. Sonra da bir hafta Pen Os süspansiyon kullanacak. treni kaçırmıştım. gezegenimize astronottan daha uzaktır.. nabzıını yükseltiyordu. Ağaç sökülüp yana düşüyor. eve gelmeniz mümkün mü?" "Maalesef. Bütün abeslanglar saçılmış. Sonra da bayılana kadar dans ederek kurtlarımı yerlere saçıyordum. Gerçek'i babası getirmişti. Kilo da almıştım. Babam da cuma günleri gelip alıyor beni. hareketsiz. Beyaz gelinlik yerine." "Ha?" "Bademcikleri iltihaplanmış. Hiçbir faydası ya da zararı yok. Çantasını masaya boşaltıyor. Milyonlarca insan.. Deposilin enjeksiyonunu hastanede yapmamız gerekir.." "Anlamadım?" "Kardit olabilir. Iecilline enjekte ettim. Durup düşündüm. Fazlasıyla yakışıklı bir adamdı. Fakat. otoskobu bademciklerine doğru tuttum. en ufak bir sorumluluk almadan. Sonra da rol çalar gibi alelacele karısının kollarında can verdi. Leyla Kalahari'ye yalan attım: "Ciddi bir rahatsızlığı yok. komutandan daha buyurgan. Leydi Kalahari'ye dışarıda beklemesini söyledim. Bedenim diriliğini ve pürüzsüzlüğünü yitiriyordu. "Bir bakalım" dedim. "Bunu nasıl yaptın!?" "Ben bir şey yapmadım ki?" Muayenehanemde bir mucizeye tanık olmuştum." "Soyadın?" "Tehlike. Ot gibi yaşamıştım. uçmayı da başarabilir!. Bu iğneler. çalkantılı bir hikaye." Tıptan anlayamayan insanlar. Fazlasıyla sevimliydi." Üç hafta sonra iğne için yeniden getirmesi gerektiğini söyledim. Kendimi öyle hissetmesem de." "Ah. Ceviz ağacına dikkatli bakıyorum. Üstelik. Gerçek. siyah saçlı. Ne »>') densiz. baban kim?" "Babamın adı Hayati. Karı da herifin ardından gitti." "Leyla Hanım'ın nesi oluyorsun?" "Hiçbir şeyi. İstese evleri çökertebilir. aile saadeti. fakat ona teslim olursun. Pencereden bakıyorum Ku U. Yazısı okunmaz." il. bakterilerin adını bilir. Arabaları savurabilir. illüzyonistten daha şaşırtıcı. Oğluyla da iyi anlaşıyordu. cisimleri uzaktan hareket ettirebildiğinden eminim. büyüyünce ne olmak istiyorsun?" "iyi polis. Meslekten biriyle evlenme hevesimden vazgeçtim. Ben de yıllarca anneme baktım. BBC Radyosu'nda bir programa konuk olan Uri Geller. Alerjik reaksiyon gösterirse müdahale edebilmemiz için. Annelik. mavi gözlü. Bence onsekiz yaşından küçüklerin süper güçleri olmamalı. Derhal doğruldum. Hemen burnumu siliyor. gençlik. koltukları havalandırıp taşıyor. Akşamüzeri Hayati aradı: "Doktor Neptün Petunya?" "Evet?" 81 . Gelgeldim bu küçük ve uslu çocuk. Uri Geller'da.takıyor." Ben de parfüm şişesini uçuruyorum. cinsel kaostan çıkar sağlıyorlardı./ "Hımmm. Ona kartvizitimi verdim: "Çocuğun durumuyla ilgili soru sormak isterseniz beni arayın lütfen. Sonra o da öldü. Saçlarıma aklar düşmüştü. fiziksel gücüyle yerinden oy-natamayacağı ağırlıktaki cisimleri bile. Gözümün önünde bir ceviz ağacım kökünden söktü. "Peki ya baban?" diye soruverdim. Yani vücut sıvısı. çuradi. Dört gün boyunca Iecilline'e devam edeceğiz. "Ben bunları istemiyorum" diyo rum.. "Oje" diyor. Cisimlere uyguladığı gücü kontrol etme tekniğini geliştirirse. Gökkuşağının üstünden geçen balon [Neptün Petunya] Paranormal olaylara inanmak ahmaklık mıdır? Vaktiyle. kapsüller. "Ateşi var" dedi. Bu da bünyeme ağır geliyordu. oje şu" diyor. Kendimi uzaktan tanıyordum sanki. galiba biraz kartlaşıyordum. Umutlarım otomatik bir yavaşlıkla buharlaşmıştı. O haplar. Erkekler işin kolayını bulmuştu. Doktor. Vicdan azabından geçtim.

diyebilir mi? Kur'cm'da "Kalplerde olanı yalnızca Allah bilir" [j^j. masumiyet ve moral konforumuzu garantileyen yeteneğimizdir. unutmak ise bir sanattır. c] Toplumsal değil. şıkları sıralamaya başladı: "a] Bir 'takım oyunu'dur. a] Her adımda çoğalır. Geniş merdivenler. Uyandığımda. sen kurtar beni! Ben bu küçük beynimle işin içinden çıkamayacağım! Çaresizliğin kulvarında sürünüyordum. Bununla birlikte. Mazhar Bey cevabımı kağıda işaretledi ve diğer soruya geçti: "2. Kadidi çıkmış bir memure sordu: "Hangi üye ile görüşmek istersiniz?" Yeseviyye Şeyhi Mazhar Bey'i seçtim. a] Hatırlamak bir refleks. özel hayatta işleyen tercih yetişidir. a] İnsan oluşun bir yan ürünüdür." Bilhassa'nın B'si. asaletin kanıtı zorbalık.. kızıla çalan hantal mobilyalarla döşenmişti. b] İlişkilerde beliren bir kazanımdır." "Neden?" "Çünkü oğlumun kardit olması söz konusu değil. Önce Gerçek'in durumunu konuştuk." "Şansınızı kaybettiniz. iyi bir yakıt değildir. Nazi hapishanelerini andıran bakanlık binasının kalabalık koridorlarında dolaştım. Geceyi beraber geçirdik. Komedi filmlerindeki cenaze levazımatçılarma benziyordu. sözü uzatmadan önündeki antika klasörü açtı ve bir dosya kağıdından mülakat sorularını okumaya koyuldu: "1.. Ankara'ya uçarak gittim. tespit etmemizi engellediği yalan türüdür. b] Vicdan rahatlığı. karımın çocuğumu doğururken öldüğüdür. vatandaşına "Sen aslında o kıza âşık değilsin" der mi.Sahtelik. kuşe kağıda basılmış bir ziyafet davetiyesi gibi parlıyor. 373 "4. Hükümet." Şebnem'i sevip sevmediğimin anlaşılmasını sağlayacak daha isabetli bir soru üretilemezdi! B şıkkını seçtim. Müjde yüklü güzelliği." \ "Oğlunuz telekinezi gücüne sahip. değil mi? Onu görmek istedim. iki mezar birden kazar" diyen Çinli her kimse. Şebnem'e fazla yalan söylemiştim.. Açık bırakılmış dizüstü bilgisayarın monitöründe iri puntolu bir not: "Güzeldi. b] Acizliğimizi inkar etmede kullandığımız namevcut bir destektir. Gangster olduğumdan habersizdi. Hem Şebnem'in nurlu zarafeti karşısında benim müptezelliğimin zaten bir hükmü kalmıyor ki? Bal damlası tebessümünden yayılan masumiyet ışınları. "6. şeyhin ofisine girdim. Gönül İşleri Bakanlığı'na [GİB] müracaat etmiştim.Unutmak. lağımların şırıltısı. Vidalanın gevşemişti. Kız beni yorgancı sanıyordu. çünkü. Gökkuşağının üzerin den geçen bir balonda gibiydim... Artık hurdalıklar beni neşelendiriyor. Gerçek'ten bahsetmemiştim. b] insanı sahicilik arayışının risklerinden koruyan aldanışların. Teşekkürler. Yılan île oğlağın telefon konuşması Kim bilir. çocuğunuza zarar vermek istemediğim gayet açık.. çok ciddiyim!. Havada bürokratik bir uğultu. Birer içki içtik. Yorgancılıkla alakam yok. Çocuk diğer uçtan tutmuş." 372 "Hoş bulduk" ey muhterem şeyh efendi hazretleri! Daracık oda." Klavyeyi gagalayan kargadan "Gak gak" dışında ne yazması beklenir? Şımarıklık ve kibirden ibaret bu dürüstlük gösterisi bana vız gelir. Ağzı. değil mi?" "Kızgınlığınızı anlıyorum. b] ihtimal diye bir şey yoktur. Tam ağzımı aralamıştım ki. parmaklan upuzundu. Beş yaşında bir oğlum var.. Hoşça kal.. Sonra bir ucundan tutar gibi yapmış. [SAMUEL BECKEH. örümceğe gerilla taktiği uygulayabilir mi? "Kadın. Yeseviyye'ye mensup amma çok insan varmış memlekette? Nihayet adım okundu. c] Her adımda azalır.. fabrika bacalarından yayılan zehirli dumanlar ne tatlı. Nadide'yi anlatmamıştım. kapatmayın Hayati Bey.İnsanlık. c] Bireysel bir oyundur. ifade ve davranışlarını şekillendirmesini mümkün kılan zihinsel ve duygusal nitelikli bir kontrol sistemidir. Duman da genellikle ısıtmaz. 1906-1989] Kül.. Şeyh.. Çocuğunuz iyi. Yarım saat sonra tekrar aradı." Bence'nin B'si." "Bu cümlenin geri kalanı doğru olsa kârlı çıkarsınız doktor hanım.Özgür irade. Fakat başka bir şey var. aşkımı onaylamıyordu.ihtimaller." "Haklısınız. Bildiğin gangsterim yani..Mânâ. Sana verebileceğim tek iyi haber. Buluş370 tuk. b] İki kişilik bir oyundur. belki de sadece yanlış yollar vardır. "5. Lütfen bana inanın. c] insanlık için bir önkoşuldur. Şebnem'in bana olan aşkı." Başını kaldırıp gözlerime baktı. yerinde saymaktır.. tüm falsolarımı tartacak kadar büyük müdür? "Sevgilim ben eli kanlı bir adamım. Kahkaha ı/ı sı dağların karını eritir. Babasına "17 sene" numarasını çekmiştim. 700 kiloluk kasa yerden kalkmış.. Evliliğin eşiğindeyiz. Gerçek'i size bir daha getirmeyeceğim. Gerçek'e "Çelik kasayı taşımama yardım eder misin?" demiş. Süzgündü.. sonra ona hayatımı anlatırken buldum kendimi. 82 . fakat oradan da müspet cevap alamamıştım. Fakat düşünsenize. Yeteneğin kanıtı yalakalık. a] insanın. adım Hayati. Epey bekletildim. Ona sodyumklorür şırıngaladığmızı gördüm. yuvarlanmak için idealdi. "3. Sizi şikayet edip doktorluktan men ettirebileceğimin farkındasınız. Şebnem'i seviyorum. intikam almayı kafaya koydu mu. Elleri ipince.. Sinek." o "Durun. dünyayı ihya ediyor. Yine de işler haddinden fazla çatallaştı. nezaketin kanıtı dedikodu. Hayati hiç güç harcamadığı halde. aralarında sonsuz bir mesafe vardır. İnanılır gibi değil! Bir devlet. Abidin Dandini'ye öykündüğümden mi nedir? Halbuki Şebnemle ilişkimiz ciddileşti. hamamböceklerine kanım ısınıyor." "Sizi sonra arayacağım" dedi ve telefonu kapattı. bilseniz.. Şişman biri bu odadan yara almadan kurtulamazdı. size uygun olan yanlış yolu bulmak gerekir yine de. beni de arındırıyor.."Ben Hayati Tehlike.." "Neler söylüyorsun Enver?" "Eaaa. Altmışlı yaşlardaydı. Kanlı gözlerinde müşfik bir ifade vardı: "Hoş geldiniz Hayati Bey. Benim tatula rasa'mı onun öpücükleri çerçevelesin istiyorum.:." "Neymiş?" "Bunu yüz yüze konuşamaz mıyız?" "Tabii ki hayır. İki insan birbirine ne kadar yakınlaşırsa yakmlaşsm." Bilinmez'in B'si.^ll o Ilı jj^ık jAj] yazmıyor muydu? Gönül İşleri Bakanlığı'ndan mülakat için çağrıldığımda çok heyecanlanmıştım. üstatlığın kanıtı ise [Şeyh Maz-har örneğinde görüldüğü üzere] güvenle saçmalamak olmuş artık.. beni iyi tanıyormuş.. Hayati kayıplara karışmıştı. a] Yanılgı ve belirsizliğin sağladığı imkanları genişleten bir şifadır. eheh?" Yüce Rabbim. Sakalı orlondan. Kaç adam vurduğumu bilmiyorum. c] Hatırlamaya giden kısacık yolda." Bahse girerim'in B'si.

c] Taklit.] Yahut günün birinde benden bile daha kötü adamlar derimi yüzüp cesedimi köprüden attığında. Tüm zarif kızların içinde pusuya yatmış bir şişko karı vardır. Yeseviyye Şeyhi Mazhar Bey bana ayıp etmişti. komik bir tablo oluşturuyordu.." "Evlenme teklif ettin mi?" "Hayır. siyah kadife üzerine dağılmış elmasları andırıyordu. Şebnem'e olan aşkım bir yeraltı operasyonuna dönüşmüştü. kendi soru tekniğini uyguluyordu... Şebnemle evlenirsen. buna saygı duyarım. 374 c] Cömertliğin istikrara kavuşmasıdır. ama yüzük aldım.. Evime postalanan sarı zarftan çıkan resmî mühürlü ve imzalı evrakta "Bakanlığımız aşkınızı maalesef onaylamamıştır" yazılıydı. Kuçuradi. yerinde olsam asla ev lenmem." İçtenliği beni kör etmesin diye onunla göz göze gelmemeye çalışıyorum. Doğru." "Hımmm? Dünya rekoru sende demek?" Her ne kadar böyle bir spor dalı yoksa da! "Heyhat. yapaylık ve monotonluk sayesinde bile korunabileceğimiz bir beladır.. bir kadının yasımı tutmak zorunda kalmasını uygun görmüyorlardı. çetesini toplayıp bakanlığı basmış ve ihtiyarları indirmişti. Fakat yine de yaşlı başlı yirmiiki adamın kanlı bir hamur gibi yoğrulması içimi burkmuştu. Sen de.. b] Dolaylı bencilliktir. Kabahat bende.Diğerkâmlık.' demiş." 83 . Fuat Atıf Tufa adında bir adamla konuştum. ona kendili den başka şeyler de sunmalısın.." Anlattığı hikaye beni uyuşturdu. "Bir katil için fazla ciddisin Hayati. "Ne ki bu? Bana ne anlatıyorsun?" Yüzümü." "Medeni cesaretin beni korkutuyor. "7. Bakanlıktaki evliya cevaz vermedi.. "Tamam da bu neyi değiştirir?" "Sınırları zorluyorsun. kraliçeler ge-ğirir. Kusmukta yüzen peynire dönmüşlerdi." Hava kararmıştı. Büyük ihtimalle. PAP üyesi Şerif Şibumi'yi etkilemenin başka bir yolunu bulacaktım. Bak. Bu rüyayı bir dervişe anlatmış ve tabirini rica etmiş. Bütün bunlar ipe sapa gelmez. İlle de bir aptallık yapacaksan git 'fareli kedi' denilen Çin kebabından ye. Derviş 'Hükümdar cennete gitti. Ziyanı yoktu.. Kuçuradi koltuktan atlayıp uzaklaşıyor. masanın altına kıvrılmış-tı.. karının m< tamorfozuna start vermiş olursun. Televizyon haber bültenlerinde Heyet üyelerinin moza-ikli cesetleri resmigeçit yapıyordu. Manyağın teki. Nikah defterine imzayı attığın anda." Gözlerini kısarak dumanı bana doğru üflüyor: "Evlilikten bahsediyorduk." Ben de aynısından istedim. meşhur bir şeyhin ise cehenneme gittiğini görmüş. Geri kalanını çarçur ettim. Gönül işleri Bakanlığı tam bir zırva 11 Is ti. a] Zavallılığın kamuflajıdır." Dehşet verici bir kokarca sırıtışı var suratında. Ejderhanın veterinere gittiği nerede görülmüş? Her neyse. idam edilmiş diktatörün cesedine tüküren köylü kadar öfkelendin?. geriye bir adım kalır?" Kahvesinden bir fırt çekiyor. 25 Şubat geldi çattı ve Bakanlık Heyeti komple temizlendi. Kara Şimşek [Knight Rider] yayından kaldırıldığında hissettiklerimi hissediyordum. ılımlı bir küçümsemeye ayarlıyorum. Bakanlık Heyeti'ni oluşturan üyelerin büyük çoğunluğunun dinî kimliğiyle öne çıkmış kişiler olması (. Verimsiz bir diyalogdu. "Özünde iyi bir adamsın.." "Ho?" 376 "Şebnem'i seviyordun. Üçüncü evlilik en iyisidir. şeyh cehenneme gitti.. o ayrı. Bir kadına sahip olmak için. ilim irfan sahibi. yedi soruluk bir testle beni tanımış ve Şebnem'e katiyen layık olmadığımı anlamıştı. Belki de polisten hakkımda bilgi almışlardı. Her kadın er ya da geç delirir. Dalgınlığımın bulanık suyunda dertlerim tekrar yüzüye çıktı: "Şebnemle asla bir-araya gelemeyeceğiz. Hayatın boyunca. Önemli olan insanın ne hissettiği değil mi?" "Sen ne hissedersen hisset prensesler terler. Biz erkekler. "Benim aşkım neden tescillenmiyor?" diye sormak için GlB'e telefon ettim. dindar adamlardı" dedim "komple cennete gitmiş olmalılar?" Bir kaşını kaldırıp dudağını büktü: "Saf bir adam. Hakkında çok şey bildiğin AŞK. Bekarlığın beni hastalık saçan fahişelerin ağına düşürmesini umuyorlardı muhtemelen. Fark ettiğim kadarıyla Bakanlık Heyeti'ndekilerin her biri.. Evet. Karın şişmanladıkça ••< ı MI de gürleşir." Şu anda cebimde. sırf Şerif Bey öyle istiyor diye Gönül işleri Bakanlığı'na hangi akla hizmet müracaat etmiştim. Aşk geçicidir. "Sen gerçekten aşk nedir bilmiyorsun. İstanbul'un silueti. [GEORGE BEST] Yadigar Dragon'u zehirlediğim meşhur Beylerbeyi Sarayı'na yakın bir kafeteryanın camekanlı konsolunda Abidin Dandini'yle oturuyorduk. Abidin Dandi-ni'ye dikkatle bakıyordu. Yeseviyye Şeyhi. Meyve tabağından çöplenen Dandini'nin keyfi gıcırdı: "Eskiden vişne çekirdeğini elli metre öteye fırlatabiliyordum.." Alay ederken. "Fakat Şebnem'i seviyorum.. Bir şapkayı beğenince onu kafana çiviyle çakıyor musun?" "Yani?" "Evlenme.." "Aklınca beni aşağılamaya mı çalışıyorsun pis serseri?!" "Sence kim yapmış olabilir?" "Neyi?" "Bakanlık Heyeti olayını?" "Pompuruklarm hali çok feciydi harbiden." "Bunu nasıl başarıyorsun?" "Neyi?" "Büyük harflerle konuşmayı?" "Saçmalamayı bırak. çünkü hükümdarla uzlaştı.. Tamam.. manken kızlar yellenir. [Ne de olsa 'dokunmak' aşk'ın vücut bulması demektir. İpin ucunu kaçırdım. Bir sigara yakıyor. rüyasında hükümdarın cennnete. çekirdeğine kadar çürümüş. Masamızın kıyısından yelkenli gibi süzülen garson kızın otomatik gülümsemesini fırsat bilen Abidin seslendi: "Bana bir kahve! Kaynar olsun. Devletten izinsiz iş yapmaya alışkındım. homoseksüel bir karateciye benziyor. Bu olayın büyümesine izin verme. "Bakanlık Heyeti'ndekiler. hayat yolunda koşarken. ip atlayan cici kızlardan birinin ipine takılırız. "İyi yapmışsın. senin durumundaki biri yapmıştır. Bu gangsterlik işi benden çok şey götürdü." "Bir adama kızınca neden yirmiiki kişiyi komple öldürsünler ki?" "Bilirsin." Bitiş'in B'si.. işsiz kalmış bir porno aktörü gibi hissetmek istiyorsan. çünkü şeyhe hürmet ediyordu. Köçek zombiler gibi mezarlıkta göbek atma.. Kuçuradi gelip aramızdaki koltuğa oturdu." "Bir şey soracağım.. fakat ortalığı kan gölüne çevirmenin zevki de bambaşkadır.ıı 375 tışma konusuydu. Üzülmedim diyemem. Boa yılanı ile oğlak arasında geçen bir konuşma tahayyül edin: Ben meledikçe o tıslıyordu. Veya hayalarını koli bandıyla sar. anlamıyor musun?" Garson kız kahveleri masaya kondurup ayakuçlarma basarak uzaklaşıyor. sana yaramamış anlaşılan. meseleleri konuşarak halletmek iyidir. Bir şapkayı beğenince kafana çiviyle çakıyor musun? Servetimin yüzde 95'ini kadınlara ve alkole harcadım. Senin beynin." Bunaltıcı'mn B'si. Evlenmek erkeğin intiharıdır. hepimiz.

O. Çünkü. Beyaz ceketi ıslandıkça grileşi-yordu. Beşiktaş'ta yol ortasında vurularak öldürüldü" diyordu. iyi akşaml.. Yıldız Parkı'nın çevre-siıiden dolanırken. Adamı tanıdım. Tabancamı yandaki koltuğa bıraktım. Çelikten pençelerini kürek kemiklerime geçirerek beni tekrar havaya kaldırdı. Derin bir nefes aldı ve beni tekrar duvara fırlattı. lastiklerin ötüşüyle aynıydı. Abdülcabbar Turabi'yi indirmeseydim. konuyla ilgili takibata başlamıştı. finalini merak ettiğim Delik Deşik Bir Kefen romanı duruyordu. Yani çocukluğumda karıncaları filan yakmadım. Kurşun. [JONATHAN SAFRAN F0ER1 Duş aldım. Onun ardından yetişen cılız bir çocuk vardı." 84 . olay tamamiyle müdafaayı nefsti. Yavaşladım. Kafamın içindeki Hiroşima dağınıklığını toparlamaya uğraşırken telefonum çalınca az daha derimden dışarıya fırlıyordum! 382 "Aramışsın?" "Konuşmamız lazım. Bir an. Gazap dolu sesiyle "Hayati Tehlike nasılsın?" diye hatırımı sordu. Yoldan geçen arabalardaki insanlar. Eğer bu kazulet Kunta Kinte ikiye kadar sayabiliyorsa gebermem an meselesiydi. İstifimi bozmadım. Adam öldürmekten bıktım. O da patrona durumu iletir. eski model siyah bir Ghevrolet'nin beni takip ettiğini ayrımsadım. Audi'min kapısını güçlükle açabildim. Üstelik yüzü tarçın rengi çillerle bezeli. O da sağa çekti. l<' levizyonu açtığınızda ya da elinize bir gazele aldıj'. Sonra da basıp gittik. Onunla hayat yollarımız hem birbirinden uzak. Şoför koltuğunda çam yarması bir Zenci oturuyordu. Ya tüm hayatınızın ya da yalnızca o gününüzün içine edecek birileri mutlaka çıkar karşınıza. Dandini'nin evlilik hakkında söyledikleri. Onları korumak için saygıdeğer bir hayat kurmalıyım. Zenci. o inerken araba az daha alabora oluyordu. Doğru. Ve haşhaş tarlasında ilerleyen kaplumbağa mahmurluğuyla yola koyuldum. Ümmü Gülsüm'ün [19041975] Erite Ömri şarkısı başladı. Gökten rendelenmiş buz yağıyordu. bedeni birkaç metre öteye düştü. O zaman bu iki sersemi keş yankesiciler sanmıştım. Beni bir derbederlik sardı. kitaplarını bana yazdığını düşünmüşüındııı hep. Beyni balık yemi gibi saçılırken. bizi görünce gazı köklüyorlardı. Fakat o. Abidin Dandini'ye telefon ettim." "Tamam. Cinayeti gören bir vatandaşın ifadesine başvurulmuştu. yüksek bahçe duvarına yanaştım. Kurbanlarım yakalıyor ve fırlatıyor. Belimdeki Colt'u [Python. Tepesinden buhar380 lar yükseliyordu. Beyni defolu tiplerden değilim." Kandan yoruldum. şimdi ölümden bahsediyordu. Direksiyona kustum. Arabanın CD çalarını açtım. Yere kapaklandım. Aynadan izliyordum. her şeyin mantıklı bir açıklaması olmadığını bilecek kadar akıllı. Işığı kılıç. kaybolmuş insanlarla doludur. Yollar. Herif öyle iriydi ki. Gerçek'i 101 dum. Rakibiniz çene çalıyorsa. Dayak yesem bile ağzımı açmam. Esmer güzeli spiker "Sudan asıllı Doktor Abdülcabbar Turabi. Hasan Turabi'nin yeğeni! Ramize Ramirez'in de dediği gibi "Şiddet. [Bunu zihninizde canlandırmaya kalkmayın. Kadın. 4 inç] zar zor çekip Zencinin ağzına doğrulttum. kırmızı araba ani bir frenle kayarak Zencinin tam önünde durdu. görünmez bir köpeğim ve adımı bile bilmeyen bir sevgilim var. Hızır Hızlı. Acaba dilimizi biliyor muydu? Yanıma geldiğinde camı açtım. Şebnem'i bir bardağa doldurup içmek istiyordum. Bu insan azmanı ensemi kavradığı gibi beni havaya kaldırıp limuzinin motor kapağına yapıştırmıştı. ay yüzeyinde yürüyen astronot gibi ağır ağır yaklaşıyordu. Tam beş hafta önce. Leyla Kalahari "Abidin dışarıda" dedi. sessiz sinema döneminden kalma bir acelecilikle otomobilinden inip cesedin etrafında dolaşmaya başladı. şarkıya devam ediyordu. günün birinde cinayet işlerseniz. Her biri müstakil bir hedef olabilecek dişlerini gösterdi. kainatın anahtar deliğinden bana göz kırpan bir melek gibiydi. Tetiği çekebilir-sem. Onu da haşladık. Şebnem'e hakikati anlatırım. Belki sahiden de yorgan işine girerim. Üç gün şakaklarım zonkladıydı. Audi'mi halter gibi kaldırıp asfalta çalabilirdi. kuyruğumdaydı. Kim olduklarını sormadım. bütün cephanesini gecekondulara fırlatıyordu. Halimi anlayacaktır. Kollarımda derman kalmamıştı. Ama neden? Sudanlı bir doktoru kızdıracak ne yapmıştım?. Doktor ha? Üstelik. Hayatımda hiç Zenci vurmamıştım. Aklınızda bulunsun. İstikbal zamanın dışındadır \ Istırabın bitişi. Godzilla diyetiyle büyümüş Zenci beni silkeleyip duvara savurdu.378 Godzilla diyeti Etrafınıza bir bakın. Polis. Fviııı aradım. Şuurumu kaybetmek üzereydim. Silah taşımak istemiyorum artık. hatırımı kırmaz. Sırılsıklamdım. Cevabınızı yumruklarla verin. hem de birbirine paralel. herif beni taşa gömecekti.] İki saat kadar kestirdim. Genç bir kadının kullandığı.u dileyip telefonu kapattım. Çivili tasma takan atletik bir buldoğu andırıyordu. Bebeksi bakışları ürkütücüydü. Nefesim kesilmişti. Sizi temin ederim. onu pataklamanız işten değildir. Abidin'le konuşurum. Olsun. karanlığı kalkan olarak kullanmaktan usandım. Telekinetik güçlere sahip bir oğlum. Az önce aşk acısını anlatan melodiler. Ben de duvara tosladım. Afrika'dan bunu sormak için mi geldin? "Benden ne istiyorsun?" iki eliyle yakamı kavrayıp naçiz vücudumu camdan dışarı çıkardı. Omurgam ve kafa-tasım çatırdadı. "Bırakıyorum" derim. Zencinin alnına saplandı. Üm-mü Gülsüm.mı mı da göreceğiniz ilk şey. Şebnem'i etkilemek için mafya taktikleri kullanmıştım. hallettiğinden fazla sorun doğurur. Şebnem'i evine bıraktığım gece bana saldırmıştı. Doğal olarak bizim beysbol takımından temiz bir sopa yemişti. sizce de kıyamet kopmuyor mu/ [MURAT UYURKIII AKI Kış. Kavgada konuşmam. Bu sempatik zebaninin derdi neydi acaba? Duvardan aşağı kayarken gözlerime perde iniyordu. Ve ne gördüğümü unutarak uyandım. Ayaklanm yere değmiyordu. Kafasında ne bir yara izi ne de morluk vardı. Kadının tiz çığlığı. sıvışıp canımı kurtarmayı düşündüm. Sicilim kabarık. Şahit mertebesindeyim gerçi. Kabus gördüm. zaten bildiğim şeylerdi. Rami ze Ramirez'in. Cengiz Cingöz ve birkaç eleman limuzinle beni almaya gelmişlerdi. Beynime bir kova asit dökülmüştü sanki. Uyuyormuş. "Sudanlı Muhalif Düşünür ve Siyasetçi Hasan Turabi. Hayvanat bahçesin de kafesten kafese uçan bir kelebek kadar özgürdüm." "Keçi Yumruğu'na gel. Komodinin üstünde. kaçacak kadar bile cesur olmayanlar konuşur. küçük. Kemiklerimin içinde kontrolden çıkmış minik elektronik testereler uçuşuyordu. Çabuk toparlanmıştı. Aksi takdirde ben de hapsi boylarım zaten. yeğenini Sudan'daki askerî yönetime bağlı ajanların katletmiş olabileceğini" söylemişti. Parkın. Kadının sesi huşu doluydu. bu mesafeden ıskalamam imkansızdı. Ulaşılamıyordu. Gammazlık etmeyeceğimi bilirler. Demek ki tarzı buydu. Gerçek'e annelik yapabilir. Güçlü kız. Beni kardeşi gibi seviyor. 379 Zenci. Böylesine kallavi biri tarafından izlenmek gururumu okşadı. kurbanınızın cesedi olacaktır. Laçka trafikte avarece araba kullanıyordum. onu gayrimeşru kılar ve bu yüzden ıstırabın sonu yoktur. Uçarken tetiği çektim. Hâlâ genç sayılırım. O da yavaşladı. Fok misali çırpına çırpma yolun kenarındaki çamurlara bulanarak ilerledim.

uğursuz bir gıcırtıyla aralanıyor. diğeri. hayalet köpek kurtarıyor. ellerini kafeslerden uzatarak. Dandini'ye çeteden ayrılmak istediğimi söylediğimde alnını kırıştırdı: "Basmakalıp bir adam olmaya nereden heves ettin?" "Sana bahsetmiştim: Şebnemle yuva kuracağız. ona yerdeki ıslak ayak izlerimizi işaret ediyor. Amaaan. Bu durumda Şebnem daha büyük bir risk altında. zehirlenmiş bir atın si383 diği gibiydi. kendimi düşrrfekte olan bir uçakta gibi hissediyorum. zihnim gayet berrak?" "Şimdilik. Yoksa beni de Şebnem'i de vuracaklar. Kendimi ciddiye almam giderek güçleşiyor. pırlanta yüzüğü parmağına takıyorum. Adamlar. Ağacın arkasındaki duvarın dibinden öteye doğru koşmaya başlıyor. Evlilik kafa karıştırır evlat. ıslak tabancalarıyla yaklaşıyor. 1770-1843] Şebnem. Nabzımı dişlerimde.. "Bunu 'hayır' kabul ediyorum. Iki384 si de içindeki hayvanla barışık görünüyor. İstikbal. 1770-18431 Şebnem. [J. Gözlerinden naylon ip gibi yaşlar iniyor. Tek çare. Diğer barmene seslendi: "Bir yılan kanı!" Fikrimi değiştirmekten vazgeçerken. Cüce maymunlar ispiyonluyor.C. tırnaklınım<l." "Ne gibi?" "Çok sevmek. Duvarın alt kenarında. Şebnem'in otel sabunu gibi küçük kulağına sessizce "Seni seviyorum" derken.. < Şebnem aşk coşkusu ve ölüm korkusuyla şoklanmış halde fısıldıyor: "Sevgilim. Şebnem'in benzi solmuştu." içkiden bir yudum aldım. Ona köpeğin nereye kaybolduğunu soramazdım. Şebnem'in otel sabunu gibi küçük kulağına sessizce "Seni seviyorum" derken. İki384 si de içindeki hayvanla barışık görünüyor. sadece sıyrık" deyip gülümsüyorum. Saçmalayarak geçiştirdim: "Tahmin ettim. Gözlerinden naylon ip gibi yaşlar iniyor. Nefes nefeseyim." Tam olarak planım bu.. zamanın dışındadır. Geri dönsem. belimdeki tabancayı çekeceğim. Dışarı çıktığımda Kuçuradi toz olmuştu. Galerinin kapısı. barmen göz açtırmadı: "Dilinizi nemlendirecek bir şey almaz mısınız?" "Aynısından" diyerek Dandini'nin bardağını gösterdim. gönlüm altüst oluyor. otuzuncu kuponu da avucuma tutuşturuyor. gözleriyle etrafı tararken. Bu sentetik silahşorları gözüm bir yerden ısırıyor. sonsuza dek kavuşamamak için en ideal yöntemdir!" Hayvanat bahçesinde insan avı Tanrıdan gelen işaretlere bakılırsa. Şebnem aşk coşkusu ve ölüm korkusuyla şoklanmış halde fısıldıyor: "Sevgilim.Meyhaneye gittiğimde Abidin Dandini taburelerden birin de oturmuş demleniyordu. Birlikte kalkıp Kuçuradi'nin peşinden koşuyoruz. Biri "Şebneeem!" diye bağırıyor. ona yerdeki ıslak ayak izlerimizi işaret ediyor. birbirini öldürmek ister. Son sözlerimi söylememin vakti geçmek üzere.. Maymunlar. Cinayet kurbanlarının yüzde 79'u. Maymunlarla birlikte ben de kapıdan giren tabancalı iki adama bakıyorum. Şebnem'e sinyal veriyorum. Son sözlerimi söylememin vakti geçmek üzere. Cüce maymunlar is- piyonluyor. Özümden uzaklaşmış hissederek başımı salladım: "Hem sen demez miydin 'Hayat aptalca seçimlerle ilerler' diye?" "Doğru ama ben başka şeyler de söylüyorum. Şebnem'in adını nereden biliyordu? Bu öldüresiye yakınlığın izahı neydi? Kafamın içinde bir arı sürüsü dolaşıyordu. omzumdan akan kana parmak uçlarıyla hafifçe dokunuyor.ı caklar. diğeri... Özellikle de erkeğinkini. pırlanta yüzüğü parmağına takıyorum. Nabzımı dişlerimde. her evli çiftte bir acı çeken. sadece sıyrık" deyip gülümsüyorum. peşimizdekilere bulunduğumuz yeri gösteriyorlar. Şebnem'e sinyal veriyorum. Kuçuradi. 85 . otuzuncu kuponu da avucuma tutuşturuyor. Tek çare. Fakat o bana "Çıkış yolunu nereden bildin?" diye sordu. Etraftaki insanların varlığını hakaret addediyordu sanki. "Patronla benim için konuşabilir misin?" "O kızla evleneceksin ve hayatınızın geri kalanı boyunca birbirinizin buruşmasını izleyeceksiniz. olabilecekler hakkında hiçbir şey bilmiyoruz. peşimizdeki şamatacı ödlekleri gebertip cüce maymunlara ikram etsem mi? Namussuz hırt. "Ben iyiyim. Kendimi ciddiye almam giderek güçleşiyor. Onun ardından Şebnem'i iteliyorum. Birlikte kalkıp Kuçuradi'nin peşinden koşuyoruz. dışarıya açılan dikey dikdörtgen bir delikten geçiyor. FRIEDRICH HÖLDERUN. gönlüm altüst oluyor. peşimizdekilere bulunduğumuz yeri gösteriyorlar. Yanına vardığımda. "Ateş etse daha iyiydi" diye düşünürken bocalıyorum. Zihnim allak bullak. Yağlı bir kemiği hak etmişti. Özümden uzaklaşmış hissederek başımı salladım: "Hem sen demez miydin 'Hayat aptalca seçimlerle ilerler' diye?" "Doğru ama ben başka şeyler de söylüyorum." "Demek havlu atıyorsun?" Yo. Hemen kaçmak ile derhal adam vurmak arasında acilen tercih yapmalıydım. Dehşete düşmüştü. omzumdan akan kana parmak uçlarıyla hafifçe dokunuyor. Tam silaha davranacağım anda Kuçuradi ceketimin l<<> lunu ısırıyor. ellerini kafeslerden uzatarak. Nefes nefeseyim. Dişlerinin arasından "Beni takip edin!" diyor. Tadı. Adamlar bizi göremiyor fakat ayak seslerimizi duyuyorlar. [J. Biri. bclllîl deki tabancayı çekeceğim. Maymunlarla birlikte ben de kapıdan giren tabancalı iki adama bakıyorum. Ateşe başlıyorlar.. öyle mi?" "Evet. Her şey o kadar hızlı ki. uğursuz bir gıcırtıyla aralanıyor. bu adamlar bizi öldürecek!" Son sözlerime şerh düşüyorum: "KORKMA BEN VARIM!" Şebnem. Ama ne yazık ki bir hayaletle ödeşmek zordur. Adamlar. inan bana. vahşice bir işgüzarlıkla bizi gammazlıyorlar: Çığlık çığlığa zıplayıp. gözleriyle etrafı tararken. Yoksa beni de Şebnem'i ile vm. "Ben iyiyim. Tam silaha davranacağım anda Kuçuradi ceketimin kolunu ısırıyor." "Kendi istikbalim hakkında bir karar vermem. hayalet köpek kurtarıyor. "Ateş etse daha iyiydi" diye düşünürken bocalıyorum. Biri. ne halin varsa gör." "Ne gibi?" "Çok sevmek. FRIEDRICH HÖLDERLIN.C. Galerinin kapısı. Ölümümden önce görünmez köpeğimi gördüğüme seviniyorum. şaşkınlığımı gizlemeye çalıştım. dev bir kauçuk ağacının arkasında frene basıyor. Ölümümden önce görünmez köpeğimi gördüğüme seviniyorum.. Adamlar bizi göremiyor fakat ayak seslerimizi duyuyorlar. Zihnim allak bullak. Ağacın arkasındaki duvarın dibinden öteye doğru koşmaya başlıyor. Bu sentetik silahşorları gözüm bir yerden ısırıyor. Biri "Şebneeem!" diye bağırıyor. sonsuza dek kavuşamamak için en ideal yöntemdir!" Hayvanat bahçesinde insan avı Tanrıdan gelen işaretlere bakılırsa.. bu adamlar bizi öldürecek!" Son sözlerime şerh düşüyorum: "KORKMA BEN VARIM!" Şebnem. ıslak tabancalarıyla yaklaşıyor. jübihyapıyorum. Maymunlar. tırnaklarımda duyabiliyorum. Belki de yamhyorum. Dinle. olabilecekler hakkında hiçbir şey bilmiyoruz." 385 diği gibiydi.ı duyabiliyorum. Aynı evde yaşayan iki kişi. Belki de yanılıyorum. tanıdığı biri tarafından öldürülür. Tüydüm." "Aksine. Dişlerinin arasından "Beni takip edin!" diyor. vahşice bir işgüzarlıkla bizi gammazlıyorlar: Çığlık çığlığa zıplayıp. sence münasebetsizlik mi?" "Saçmalama.. bir de canı sıkılan vardır.

kendimi düşmekte olan bir uçakta gibi hissediyorum. Köprünün ortasına vardığımda. Dehşete düşmüştü. Kuçuradi. tanıdığı biri tarafından öldürülür. Sudanlı Abdülcabbar Turabi. Artık benim için tek yol. Bir de Gönül İşleri Bakanlığı'na müracaat etmişti. intikam emekçisi Müntekim Gıcırbey ve polis amcalar. Yağlı bir kemiği hak etmişti. Bu durumda Şebnem daha büyük bir risk altında. peşimizdeki adamlarla karşılaşmaktan korktuğunu seziyordum: "Kimdi onlar?" "Birini tanıyorum sadece. hepsi bu. biniyor. Geride hızla küçülüyorlar. devam et. Geri dönsem. Müntekim.. Tüydüm. "Ne iş yapıyor bu Müntekim?" "intikam alıyor. Müntekim denen şu hötöröf palyaço ailesinin asil üyesini ve yanındaki yılışıklık sosuna batmış gevrek mahluku avlamalıydım. sağ taraftan yola aniden dalarak önümü kesti. Şebnem'in benzi solmuştu." Kendimi kaçık sanırdım. Dengesiz biri. cici ya da sempatik değilim.. işten atılan 1100 kişiden biriydim. Namık Mıknatıs'a kızgındım. Her şey o kadar hızlı ki." "Galiba beni bir süre takip etti. anormalliğe dayanır.." Adım Hayati. Duvarın alt kenarında. MM il edilen telefon kulübesine gidiyorsun. onun bu işle ne ilgisi var?" "Hani fuar açılışında konuşma yaparken." "Şebnem.Ateşe başlıyorlar... Hepsi de beni zımbalamaya çabalıyordu. Anlatılmaya değer bir yönü yoktu. 86 . Arabadaki diğer üç polis silah elde dışarı çıkarken. Cinayet kurbanlarının yüzde 79'u.. Bize niçin saldırdığını anlamadım. Telaşı yatışmamıştı. kabul. Öldürülmekten ziyade. dev bir kauçuk ağacının arkasında frene basıyor. peşimizdeki şamatacı ödlekleri gebertip cüce maymunlara ikram etsem mi? Namussuz hırt. Yan aynada Kuçuradi arabayı kovalıyor: "Beni bekle!" Durup içerden kapıyı açıyorum. benim üzüntümü ikiye katlamıştı. Şebnem'in adını nereden biliyordu? Bu öldüresiye yakınlığın izahı neydi? Kafamın içinde bir arı sürüsü dolaşıyordu. Ona köpeğin nereye kaybolduğunu soramazdım." "Müntekim. aynasızlara bakıyorum. Biraz gezdik. Onunla geçen sene yazın tanışmıştık. Sabuna kuş bacağı bağlıydı." "Sabun mu?" Ne sabunu? 386 "Bir nevi büyü yaptırmış. Kanayan sağ omzuma bakarak yüzüğünü düzeltti. Ödüm koptu. Başını yukarı aşağı salladı. Bob Dylan What Was it You Wanted diye şarkıya giriyor. Orada belirtilen gün ve saatte. ben. Bana yakınlık gösterdi. Aralık ayında bir gece evimizin bahçesine sabun gömdü. "Sen hiç havlamaz mısın?" "Yooo? Ya sen?" diye ağzımın payım veriyor. Köprünün korkuluğuna tutunduğumda. Polisler ardımdan hiç durmadan ateş ettiler. dışarıya açılan dikey dikdörtgen bir delikten geçiyor.. Yine de bu cinai sinerji. pişmanlık duymamı mı beklediler nedir? En popüler intihar mekânı Boğaziçi Köprüsü'nde ilerlerken. Beni cezalandırmak için. Onun ardından Şebnem'i iteliyorum. Dışarı çıktığımda Kuçuradi toz olmuştu. Gaza bastım.. Ama ne yazık ki bir hayaletle ödeşmek zordur. Müntekim seni kulu 1)1/ beden anyor. Kirli işlerden el çekmeye karar vermemi fırsat bildiler sanki. Aynadan. edasında. "Nasıl bilmezsin?" "Beni sevdiğini söylüyordu. Sahil yolunda ilerlerken ezilmiş bir kedi görünce.." "Nerede?" "Marketlerdeki bazı ürünlerin ambalajlarında. Tam anlamıyla basiretim bağlanmıştı. Onu öpünce ağzımın iklimi değişti. onu tüm kalbimle sevdiğimi. Az daha. bahan müjdeleyen polis helikopterine gözüm ilişi i. ilerideki polis barikatını fark ettim. Şebnem konuşmuyordu. Hemen kaçmak ile derhal adam vurmak arasında acilen tercih yapmalıydım." 38S Kestirme patikalardan el ele koşarak hayvanat bahçesini terk ettik. Namık Mıknatıs'm elemanı mıydı?" "Hayır. Bahçe kapısından girip eve yürüyen sözlümü izledim. motivasyon ve rekabete akıl erdiremiyordum. Saçmalayarak geçiştirdim: "Tahmin ettim.. Yani eğer biriyle aranda problem varsa. Biraz geri gittim. Senden bir şey gizlemiyorum Enver." "En son ne zaman görüştünüz?" Bana yalan söylersen minnettar olurum. Audi'ye atlayıp uzaklaştık. "Seninle ilk buluşmamızdan iki gün önce. Ön kapısına tosladım. Frenleyen otobüs inildeyerek kaydı. sözlenmemizi kutlayamamanın hüznü seçiliyordu. "Her neyse." "Peki Müntekim denen bu psikopattan bana niye hiç söz etmedin Şebnem?" Reha Veto vakasından farkı. Ayrılırken. Mııııir kim'in broşürleri var. "Aşkı onaylanmış mıydı?" "Evet. karşıdan gelen belediye otobüsüne çarpıyordum. Çok üzülüyordum.. Müntekim'le temas kuruyorsun. Konuşup anlaşıyorsunuz. Polislerin beni köprüde kolayca kıstıracağını düşünememiştim. Yola koyulurken radyoyu açıyorum. Cezalandırılması gerektiğini düşünüyordum. [CALOGERO CAVATAIO. Arabamı kenara çektim. Giilünmesi İmkansız Şakalar] Felaketin de bir kuralı var." "Evet de. 388 Baharı müjdeleyen polis helikopteri An'ın tadını çıkarıyordum. Bunca kargaşa ve korkuya rağmen. Felçli kardeşini taklit ediyordu." Duruma bakılırsa o seninle ayrı fikirde değil. neler oluyor anlatır mısın? Bizi neden öldürmeye kalktılar?" Parmağındaki yüzüğe bakarak anlatmaya koyuldu: "Müntekim. Sirenler ötmeye başladı.. Bir başka polis otosu. öldürüyor mu?" Yoksa sadece milletin ortasında aniden altına yapmasını mı sağlıyor? "Yo.kyoluna uğurladı demek? "Adama ilaç mı vermiş?" "Bilmiyorum." "N'apıyor. "^^—-"Yani seni seviyordu?" Sükutla ikrar etti. devlet sırrı olması mı? "Böyle olacağını hiç düşünmemiştim. Üsküdar'dan Boğaziçi Köprüsü'ne doğru giderken iki polis arabası kuyruğuma yapıştı." İki gün mü? "Kavga ederek mi ayrıldınız? Kim kimi terk etti? Bunca zaman seni hiç aramadı mı? Öyleyse niye şimdi silahla kovalıyor? Tüm bunlar hakkında bir fikrin yok mu Şebnem?" "İnan bilmiyorum Enver. önleyemediğimiz felaketlerle doluydu. Yani aslında iyi sayılırdı.." "Tarzını değiştirmiş demek ki?" Şebnem'i evine bıraktım. indim. Fakat o bana "Çıkış yolunu nereden bildin?" diye sordu. Mı acaba? Esaslı bir felaket sürprize. Kuçuradi de indi. hayalet dostum gözlerini sımsıkı yumup yüzünü buruşturarak başını çeviriyor." Öyle mi?! Türkiye'nin en ünlü işadamını senin hatırın için b. tesadüfe.. prensip itibariyle kimseyi öldürmüyor. Şebnem'in üzüldüğünü görmek. yolun solundan son sürat devam ettim. Fakat neden? Masum. mecbur kalmadıkça evden ayrılmamasını ve yakında kendi yuvamızda mutlu mesut yaşayacağımızı söyledim. Onu rezil eden kişi Müntekim'di. Üniformalı şoför içeride sıkışıp kaldı. Ve altduda-ğıma bir öpücük kondurdu." "Seni etkilemek için yapabileceği başka bir şey yok muydu?" "Namık Mıknatıs'ı bilirsin. Keskin virajı geçerek canımı kurtardım. olanları dert etmemesini. Tıpkı paraşütü açılmayan bir paraşütçünün rüzgarın tadını çıkardığı gibi." "Soyadı ne?" "Gıcırbey.." "Ne?" "Adı. Televizyon fabrikasında çalışıyordum. Şebnem'in kalbine giden yoldu." "Aranızda neler geçti?" Onunla yatıyor muydun?! Yüzüme baktı: "Hiç. Hayat. Sonra belli bir ücret karşılığında..

. 87 . yüzlerce koyun iskeleti sessizce otluyor. Karanlıktan başka şey duyamıyor. Kuçuradi nedense benden daha hızlı düşüyor. Geceydi. gücün saklı içimde I Vursunlar. "Dur. durdurmam. Ellerimde görünmez bir halter tutarak dibe yollanıyorum. Hayati Tehlike?" Sesi ürkütücüydü. Bir el. ^—•-----"Yalan söylüyorsun. Kafanız suyun içinde olmadığı için çok şanslısınız sayın okur. Köprüden ateş açan polislerin otomatik tüfeklerinden yağan mermiler. Fazlalıklarla dolu. Keşke oğlumla daha çok vakit geçirseydim." Birdenbire bütün ışıklar söndü. Kendimi evimde hissediyorum. [SYLVESTER SPOILERONE. Şehrin boy aynası nehir.. Tam şu anda fizik kanunlarında bir değişiklik olmazsa. anlamam I Aşk varken sözlerinde. Kaderim tekrarlarla dolu. Sabah ezanı okunuyordu: "Es-salaiu ti!) run mine'n nevm. ellerinde. Kıyametten sonraki ilk saniyedeydim.mlııl\ Gözlerimi açtım. /Anlatma. Üstüm başım mezar çamuruna bulanmıştı. başkalarını mahvetmeden durabiliri/ de. o kadar da değil. Başımı hafifçe öne eğdim.metal arkın iki tarafından da polisler silahlarını bana doğrultmuş koşuyordu. Fakat hayra yorulabilecek bir tuhaflık var. Azrail'in iki kolu beni sarıyor. Ürperdim. Feciydi. Sol kolum kanla kaplanmıştı. düşlerinde. kanar diye. kaçmam I Yok saklanmam başından sonundan korur bizi zaman I Kim söylemiş son diye. demirlerden sekti. * it * Korlaşmış bir bisturi. Ayağa kalktım. Acaba ruhum hâlâ bedenimde mi? Emin olamıyorum. Ecel terleri döküyorum. Nur yüzlü ihtiyar sağ elinde 14'lü Browning'iyle her an tatsızlığa neden olabilecek gibi görünüyordu.] Mucizeler. Aslında benim de soracaklarım vardı: Cincinnati'den nasıl döndüm? Beni size polisler mi hediye etti? Adımı nereden öğrendiniz?. yolum seninle I Duysun dünya. Yürürken gözlerimi ovuşturdum. Yavaş yavaş yükseliyorum. durun bir dakika! Akşam haberlerinde benden bahsedilecek! ["Mafya lideri Atom Bombacıyan’ın adamlarından biri olarak tanınan Hayati Tehlike." 392 Mezar taşlarının arasından dev servilere yöneldim. yatay bir ışık çizgisi belirdi. tam da ihtiyaç duyduğum türden bir mucizeydi. Pekala. Birazdan balıklar gözlerimi yiyecek." Müezzin es verdiğinde kuş seslen ovaLı |<)| ra yayılıyordu. Suda kalırsam. Varlığımı zapt eden zifiri hiçlik. ağlamam I ister bakar. Cidden zekice.. karşı dursun... Boğaziçi Köprüsü'nden Ohio Nehri'ne at391 layıp Yolum Seninle'yi dinlediğime göre. Havada hazır ola geçiyorum. Halbuki. Allah'ım neler oluyor? Şerif Şibumi muhtemelen. Ölüm ile ölüm arasmdayım. İntihara yeltenen birine ateş açmak. akıntı dindi. polis takibinden kurtulabilmek için Boğaziçi Köprüsü'nden atlayarak feci şekilde can verdi!"] Şebnem sözlüsünün kimliğini. İstanbul'a dönmesi kolaydı. Kim olduğumu bilse. Kulaklarımdan içeri katran pompalanıyor. meğer külüstür bir Lada'-nın bagajıymış.. Kıyıya bir ulaşabilsem. Kimmiş diye baktım. Tutkal kavanozundaki gece kelebeği kadar ilerleyebiliyorum. Etrafımda binlerce baloncuk uçuşuyor. Boğaz'dan Ohio Nehri'ne ışınlanmak. karanlığı ortadan kesti. Ceketimin etekleri katlanıp sırtıma yapışıyor. ister ayaz. Kuçuradi sordu: "Atlıyor muyuz?" "Sen de mi?" "İnişte sana fıkra anlatırım. olmaz diye. Hıçkırık ve öksürükler eşliğinde sesli sesli nefes alıp veriyordum. yeniden doğmak gibi nefesinle. düşsün peşime." Ellerimi indirdim." Çöktüm. Kızmakta haklısınız. dünya ile ahiret arasındaki tarafsız bölgedeydim. Peygamber'in kavliyle kızınız Şebnem'i." Duf! Belli ki anlattıklarımdan hoşlanmamıştı. Meymenetsiz bir martı bize bakarak ötüyor. Tüm kaslarım gergin. Yüzeye varınca kendimi Ohio Nehri'nde buldum. sessizlikten başka şey göremiyordum. Boğulmuş muydum. Gedikli aynasız ve emektar tabancası arkamdan geliyordu.. Mümkün mertebe mahcup bir ifade takındım. parçalara mı ayrılmıştım yoksa hiç olmadığım kadar sağlıklı mıydım? Ağır ağır sürükleniyordum. [Bir keresinde.. Başımı sudan çıkarırsam kurşunu yerim. "Dışarı" derken. "Diz çök. Uzaktan uzağa Moğollar grubunun Yolum Seninle şarkısı çalınıyordu. Epeydir buralara yolum düşmemişti. Ne yapmam gerektiği hakkında hiçbir fikrim yok. Fatiha ruhun gıdasıdır Eğer kendimizi mahvetmekten vazgeçebilirsin. Abidin Dandini'yle bu köprünün bir ucundan diğerine yürümüştük. Şerif Şibumi. Şarkının volü-mü gitgide yükseliyordu: "Beni çağıran uçurum oldu sevdan. Dipte. tabancayı hafifçe salladı." Döndüm. Sanki Jaws dişlerini kemiklerimde biliyor. İnsan kaderini kendi yazmıyor. lüı tu-ı kaç kurşun. çoğalıp sevginle I isteme. Kalbim boks eldi390 venleriyle pataklamrmışçasına eziliyor. Ciğerlerim patlamak üzere. boğulurum. Saçlarım uçuşuyor." "Belki de polis köpeği olmalısın?" Polislerin tepemize binmesine ramak kalmıştı. ışıklarla bezeli Suspension Köprüsü yakınlarmday-dım." "Sakız ister misin?" Ve hayalet köpeğimle birlikte Boğaziçi Köprüsü'nden uçtuk. Şerif Şibumi'nin namlunun ardındaki anlam yüklü gözlerine "Biraz abartmıyor musunuz? Bu kadarına gerek yok" der gibi baktım. gezegeni ambalajından çıkardı. Giysilerim hâlâ ıslaktı. Cincin-nati'de. eksikliklerle malul bir yerde. Şerif Şibumi'ye bir şey söylemedim. İncecik. "Kızımdan ne istiyorsun. ihtiyaçlarımızla nadiren örtüşür. Kainat istop etmişti. Birkaç kilometre öteden yaklaşan savaş gemisinin güvertesindeki minnacık askerlere gülümsüyorum. I Büyüt beni gözlerinde. Merakıma gem vurup "Kızınızı seviyorum" dedim. "Söyleyeceklerimden sıkılırsanız tetiği çekin lütfen" diye lafa girdim: "Size de. Bir saniyeye amma çok olay sığıyormuş? Acaba hep böyleydi de ben mi ıskaladım? Üçgen dalgaların arasından sulara dalıyorum. omuzlarımın hizasında tutuyordum. Yön duygumu kaybetmiş vaziyette Anadolu yakasına doğru yüzmeye uğraşıyorum. Sualtında kibrit çakılmış gibi bir aydınlık beliriyor. yeniden ses oldun sözlerime." Durdum. Hey. "Dön. Çünkü hafifledim.. şarkı sustu. Hava soğuk. kızınız benimle asla görüşmezdi. Kozmosun kepengi kaldırılıyordu. Ellerimi iki yanda. Genzim yanıyordu. Allah'ın emri. bittim demektir. Küplüce Mezarlığı'ndaydık. Camdan bir asansörün içindeyim adeta. Muhtemelen beynimin içinde bir mermi dönüyordu veya bacaklarımdan biri kopmuştu. Şebnem'e de yalan söyledim. Topuklarım metal sertliğindeki su yüzeyine çarptığında çeneme ve şakaklarıma çekiçle vurulmuş gibi sarsılıyorum. Grand Grave'in dokuzuncu katından düşmeye. Arabadan indim. gerisingeri yükselerek hizama geliyor! Hızını bana ayarlıyor. Allame H. Ateş ettiler.. Kollarımı kıpırdatamıyorum. Rüzgar nemli bir pelerin gibi suratıma çarpıyor. Her tarafım ağrıyordu. Kuçuradi tuzu kuru köpekbalığı neşesiyle sırıtıyor. Derin bir nefes alıyorum. Suya değmesine az kala. Ölürken insan bildiğini de unutuyor. altın suyu gibi parlıyordu. suyun içinde köpük şeritleri çiziyor. kaldığım yerden devam ediyorum. Gözlerim yanıyor. "Yürü.. "O zaman seni ısırmam gerekir. Omzumun tam altından vurulmuştum. kara haberi alırken öğrenecek! Buradan sağ çıksam bile işim yaş.

mutlaka geri döner. sniper gözleriyle beni izliyor. Kendi aptallığımın kurbanı oldum.. bu iş nereye varacak?" "Bu çocuk pek belalı görünmedi gözüme?" "Seninki de laf mı şimdi. Daha makbul bir final için cidden yardımın gerekiyor. amma tavcı çomarsın ha! Ulan. Ağzım bantlı. Acıdaki değişiklikten. Mama sandalyesindeki bebeden farkım yok. Şeyh İbrahim Tennuri [15. yoksa kurşun yarasının kolaylaştırdığı riyakarca bir trip miydi. vurulmuşsun?" Sözlümün babasını biraz kızdırdım da. fakat kalbimden geçeni biliyorsun Allah'ım. seni bile yiyebilirim. Uçan Kız. Senden gelen her şey kabulüm." Karşımdaki ela gözlü kadın. Gerçek'im sana emanet Allah'ım.. Sıcak çorbayı yudumlarken. kanlı ellerim titriyordu: "Yâ Rabbim. altımda eşofman. boğulmaktan kurtardın. insan yiyen bir hamburgere benziyor." Yanaklarımda gözyaşlarımm ılıklığını hissettim. Zamanaşımına uğramış belirsizliğin ortasında mayışıyo rum. Fanilik. Şartlar müsaitken. giydiriyor ve sonra da paketliyor. Beni mermilerden korudun." Planım belliydi. Anne? Başını hafifçe yana eğerek alnını kırıştırdı. düzgün sakallı bir adamdı. 1940-1987. Sessizlik Stoku] "Merhaba delikanlı.. Omzumdaki kurşun yarası sargıya alınmış. Uçan Kız.. Elinde çorba kasesiyle geri döndü. Bahçemdeki ceviz ağacına tünemiş karga. ağzımdaki bandı cart diye çekiyor. Nefis. gözlerimden otomatikman yaşlar akıyor. İçlerinden birini tanıyorum! Şebnemle ShahShops'a gittiğimiz kış gecesi.. Zor nefes alıyordum. ruhuna Fatiha" yazılı bir mezar taşı gözüme çarptı. Benim annem son nefesinde "Ben senin annen değilim" diyen kadındı. Beni öldürmek için 88 . itimada çalan bir kuşku. Sızıyorum. Taksi şoförü orta yaşlı. rüşvet mukabilinde bizi içeri alan adam. Akşam da oğlumla birlikte uyuyacaktım. Böyle dua sırasında lafı çevirir gibi oldum. Yüz sene ayrı kaldıktan sonra biraraya gelmiş bir çete. Ağzımı musluğa dayayıp biraz su içtim.] Annem. kurşunun çıkarıldığını anlıyorum. Üstümde fanila." "Kurşunu çıkardın. uykuya dalıyorum. Beni tanımıyordu. Oğlu olduğumu bilmiyordu." Öyle açım ki sayın okur. inanın bir fikrim yok. 396 Acaba mutfakta kaç kişiydiler? Eve nasıl girmişlerdi? Giriş kapısını açık mı bırakmıştım? Bahçeye bakan arka kapıyı mı patlatmışlardı? Annem bana karşı kimlerle ittifak kurmuştu? Kurşunu çıkarıp yarayı sarması. <<!■. arkadaşlarıyla kahvaltı etmesi normal miydi? Bu ne biçim bir uzun eşek şakasıydı? Mübeccel Ecel muhtemelen deliydi. O da beni hatırladı galiba. bu haydut bir defada tam yirmi-iki kişiyi vurdu!" "Aslında sen de o heyete girebilirdin Mister Spock. Kızgın saca damlamış domates sosunu andırıyor. Uçan Kız filmini televizyonda seyretmiştim. hiç tanımadığı öz oğluna gösterdiği şefkatin sebebini kestiremiyor. Belki de yanılıyorumdur? Takdir senin Yâ Rabbim. Kafası." "Kızılmaske haklı. Bir nebze ferahlamıştım. Düşe kalka sahil yoluna indikten sonra mola verip. çimenler ıslaktı. içeriden. Vadem dolduysa. Şadırvanda elimi yüzümü yıkadım. param var. Beraberinde bir grup moruk odaya doluştu. Fakat evimi basıp beni esir alacağı aklımın ucundan geçmemişti. Fatiha ruhun gıdasıdır. Neden ağladığımı çözemiyorum. her türlü avantajı dışlıyor. Bunlar 394 kalbimdeki huşunun tecellisi miydi. Daha önce hiç görmediğim bir kadın evime girip beni tedavi ediyor. herif hepimizi kuyruğuna bağladı. Azılı bir haydut olarak geberip gitmekse. lütfün da hoş." Daha dün polislerin kurşunlarından kaçabilmek için atladığım malum köprüden şimdi sağ salim geçiyorum ve nihayet evime ulaşıyorum.. Sen hızlı sür yeter. bu iyi gelir. namaz kıldıran imamın sesi geliyordu. Bana doktor getirecekti. oğlumu bana." [. Ellerim arkadan bağlı. Yutuyorum. gevşeyen ağzımdan içeri daldırıyor. cemaatle birlikte ben de duaya başladım. Sakallı olanın belinde tabanca gözüme çarpıyor. Toprak nemli. şimdi de besliyorsun. Evimin salonunda. Otuz yıl mutfakta mı saklanmıştı? Bir otuz yıl daha dönmeyecek miydi? Hayal mi." "Seni hastaneye götüreyim mi?" "Yo. beni oğluma bağışla. Ya da şöyle diyeyim: "Bar kavgası. Okudum. Ayaklarım da sandalyenin ayaklarına sıkıca sarılmış." «<»/ "Sen var ya Tom Braks. Zira ne söylemem gerektiği hakkında fikrim yok. Ben kaderime çekidüzen veremiyorum. Mübeccel Ecel yarasalara analık etsin. [DUSTIM OISTANT. Eve varınca Abidin Dandini'yi arayacaktım. Şerif Şibumi'yle aynı fırında pişmişe benziyordu: "Hayırdır birader. Boğazım kupkuru. beş dakkaya bu covinoyu harcayacak!" "Sigara versene Tarzan. biblo misali zarif Hamid-i Evvel Camii'ne vardım. Bıyığım! Ve bir kaşık çorbayı ağzıma uzatıyor: "Çorba?" Kaşığı. Otuz yaşındaki bebek insan insanı yalnızca uzaktan tanır. günahlarımı affet. Uzandığım yerden doğrulamıyorum. Yedi kişiler. Ne dileyeceğimi bilemiyorum. Kremalı mantar. Evladı olduğumu biliyordu belki? Gangster olduğumdan da haberdardı ve cinai bir tepki göstermeyeyim diye beni bağladı? Öyleyse.' demiş. bayılıyorum ya da ona benzer bir şey. boyun eğişle akraba bir hışım ve ıstırap aromalı bir tereddüt içindeydim. Kalbimle beynim arasında bir hortum oluşmuş.hacdan kazandığı sevaplar sıfırlanır endişesiyle canımı bağışlamıştı. Ölülere verilen hediyeler bile bumerang gibidir. bütün duygu ve düşüncelerim birbirine çarpıp dağılarak fırıl fini dönüyordu. Dünyanın en hafif köpeği Kuçuradi koşup kucağıma atlıyor: "Nerede kaldın sahip?" "Kırlarda dolaştım. Spock diyanetli adam. Cahit Zarifoğlu. taahhütlü de belinde.. Sahil yolunda bir taksi durdurdum. Azrail'in vazifesini ertelettin. Senin her şeye gücün yeter. Ev ablukaya alınmamış. Üçlü koltuğa uzanıyorum. Mübeccel Ecel ve diğerlerinin sesleri fayans döşeli bir mağarada yankılanıyor: "Yaralısın. Şoföre "Arnavutköy'e çek kaptan" dedim ve ekledim: "Merak etme ağabey. 1969] tablosunu anımsatıyorlar. Demir bir çubuğa tutunup ayağa kalkarken.] 'Kahrın da hoş. Şimdi anlıyorum ki insan daima çaresizdir... ben hazırım. Yardım et Allah'ım. Fakat önce telefon etmeliyim. ben de aynısını söylüyorum.. sandalyeye oturmuş vaziyetteyim. yy. Başım dönüyordu. Amin." "Sen de ister misin Kedi Kadın?" "Yan cebime koy. üzerinde "A. kızarıyor. Sekiz haneli şifreyi tuşluyorum ve kapı açılıyor. Mutfaktan bir anons yapıldı: "Uçan Kıuz! Kahvaltı hazır!" Yıldırım çarpmış bir kirpi gibi tüylerim diken diken oldu. 19171971. Ey merhametli Allah'ım. yıllanmış tebessümüyle üzerime eğiliyor. Miodrag Djuric'in [Da-do] Büyük Bitkisel Polis [La Grande Poliçe Vegetale. Gömleğimi aralayıp beş yıldızlı yarama bakıyorum. temizliyor. önce evime uğramalıyım. Gömleğimi temizlemeye uğraşırken daha da berbat ettim. kabus mu görüyordum? Onunla rastlaşacağımızı düşünmüştüm. Tamam. Ama niye? Tüm insanlık beni öldürmek ile yaşatmak arasında kararsızlığa düşmüştü sanki. Annem kalkıp mutfağa gitti. Kan ve çamurdan eser yok. Tam bir saçmalıktı. Dermanım kesiliyor. Sevince benzer bir hayret. bebeğini otuz sene gecikmeyle besliyor. İyi ki ağzımı bantlamışlar. rüya mı.

Hallerine bakılırsa. Gelen her kimse. Spock. aynı anda açtığını düşünün. silahı alnıma doğrultuyor. "Makine bir haftadır senin g. Kızılmaske. Benimki. Çıt! Namevcut bir mermi alnıma değiyor. Fakat bu defa baltayı taşa vurdun Hayati Tehlike. ışın tedavisi gibi. N'apacaksan yap. Sakallı amca iki adım atıyor. fındıklı çikolatayı bıçakla yemeye koyuluyor. Senin ne kadar kafadan kontak bir herif olduğunu biliyoruz. kurbanlarını cehenneme postalayan profesyonellerdir. fakat üstüme kurşun yağdırdılar? Sudanlı Abdülcabbar Turabi de. Müntekim'i ben hiç görmedim. "Ne de olsa Heyettekilerle akran sayılırız." "Ben de sizinle geliyorum" diyor Uçan Kız. Şebnem'i bana kaptırmamak mıydı? Şerif Şibumi. cennetin kapısını tıklatmamı arzu ediyor. Haydi. Uzmanlık alanın bu mu? I "Bakanlık Heyeti'ndekilerle ayaküstü konuştunuz mu. Bıçağı yalarken beni kolluyor." Gözlerime inanamıyorum! Hikayelerini hayranlıkla okuduğum yazar. kızından uzak durmam haricinde bir şey istiyor muydu? Bunca sorunun cevabını bulmam imkansız. din mi?" Göründüğün kadar aptal değil misin yoksa? "Kim bilebilir? Belki ikisi de lazımdır. Başımda durmayı niçin hemen kabul etti? Bana işkence yapmak için kendince sebepleri olabilir mi? Baş başa kaldığımız anda." Katiller." "Niye? Kızılmaske bekçi. değil mi? Cinayet senin çözüm tekniğin olmuş artık. Kapağı açıp. Eşhedü en la ilahe illallah ve eşhedü enne Muhammeden abduhû ve rasulühvc "Şahadet getirmeyecek misin?" "Tamam. kapıma kadar geliyor! Şu aşamada cumhurbaşkanından telefon bekliyorum! Hangi ara bu kadar popüler oldum ben?! "Senin evde kurşun var mı Dracula?" diye soruyor Spock. Bir şey sipariş etmedim. içimden söyledim. Ve elindeki boş kaseyi usulca sehpaya bırakıyor. Leblebisi var mı yok mu iskandil etmedin mi voltajı düşük gavur bozuntusu?! Hey Allah'ım! Kervan ters dönünce uyuz eşek başa geçermiş!" Ding dong! 399 Kapı zili çaldı. yoksa adamları hemen taradınız mı?" Bunu neden sordun? "Adamlar korktu mu merak ediyorum." Ağzındaki bıçağı emerken kısa bir süre hülyalara dalıyor. "Var tabii. Buruşuk çiftimiz salona dönüyor.. bekçi mutfağa koşuyor. Biz kendimiz bile oyunculuk zamanlarımızı güçbela hatırlıyoruz. sizinle acilen konuşmamız gerek. zavallılığının içinde erimiş." "Ben de. Normalde hiç kimse kapımızı çalmaz. "Spock! Çorba bitti. Küfürbaz moruk alelacele ağzıma bant yapıştırıyor.. ruhumdaki kanserli hücreleri yeniliyor. Onları öldürdüğümde[!] yanlarında değildim. cinayete merhamet şerbeti ekliyor. Fu ziyaretimize geldi. anlatacak çok şeyi olan biri. Herkes oh çekiyor. Kalanlar." Kartaloşlar cümbür cemaat yaylanıyor.. benimle görüşmek istiyor. Bu leziz çorbayı oğlum da tatmalı. Böyledir. "Kurşun yok bunda?" diyerek arkasına dönüyor Mr. pür dikkat bana bakıyorlar. kayısının çekirdeği gibi yuvalanmış kalbine. Os. hepimiz öleceğiz. sanat mı.. şu silahlı arkadaş." "Ben de. beni doğuran kadınla hiç tanışamayacak 398 mıyım? Bir grup bunak tarafından zımbalanmak karizmamı sıfırlayacak! Tamam da Bakanlık Heyeti'ni kim katletti? Polisler de benden mi şüpheleniyor? Öyle olsaydı enselemeye çalışırlardı. sen burada kal." "Ben de. "Ben de.buradalar. filmlerde mi rol almışlar? Yaşlı başlı sinema oyuncularının benimle ne alıp veremediği olur? Bakanlık Heyeti'ni katlettiğimi nereden uyduruyorlar? Gönül İşleri Bakanlığı'yla bu uyurgezer mumyaların ne ilişkisi var? Abidin. yoksa oğlumun temiz bir hayat yaşamasını sağlar mı? Ne yani. tanımıyorum? "Heyet'i senin katlettiğini ondan öğrendik. değil mi?" Bantlı ağzımın gerisinde yutkunuyorum. Spock tetiği çekiyor. kulak kabartıyorlar. Mr. Bizimkileri beş dakikadan fazla lafa tutuyor. yedi milyar insan. Şu anda bile onun yerinde olmak istemem.. ding dong. Acaba hangisi insanın korkularını daha iyi yatıştırır. Ben sen miyim?" "İkimiz gidip getirsek mi?" "Mecburen. Mr. Hey gidi günler. rahatsız etmekten çekinirler.. o kalsa ya?" Kızılmaske razı: "Tamam. Pişmanlık dolu bir sersemlik içindeler. Ding dong. Tetiğe basıldı mı. yanlış yerde macera aradıklarını düşünüyorlar. Sonra da biçareleri öldürmüşsün.. Fakat o. Bizi tanımazsın sen. tünde.] Aziz İstanbul.ruktan gübre olmaz. Mr. Bununla yetinmeyip Bakanlığın Özel Kalem Müdürü'nü de temizlemişsin. Birbirimize nasıl derin bakıyoruz. Annemin tebessümü. Benden daha açması görünüyor.." Ağzım pamuk dolu sanki. Gerçek'e bakmalı.. Türk Bakanlık Heyeti'nin intikamını mı almayı deniyordu? Müntekim Gıcırbey'in tek derdi. Dedelerden biri "Senden sonra. Spock ve annem kapıya yöneliyor.. annem gibi. [.. Bizim 89 . İhtiyarlar darülaceze korosu düzeninde. Artık benimle yaşamalı. Fu'nun arkadaşının sevgilisini ağına düşürmüşsün. Ben beklerim." "Şahadet getir. Kedi Kadın. Bedeninizin kırışmasının acısını benden çıkarmak için mi buradasınız? "Fu'yu tanıyorsun. Gündelikçi cumaları gelir. Sağlıklı düşünemiyorsun. Gerçek'i gangster olarak mı yetiştirir. İhtiyarlar taş kesildi. söz!" diyor.. Tom Braks. Sinsiliği. Baharın tüm çiçeklerinin ilahi bir müjdeyle. fakat o da çok temiz bir çocukmuş. Küçüklüğünde filmlerimizi seyretmişsindir. Spock. Bizim arada 401 bir buluştuğumuz özel bir mekanımız var. dahası. Karşında tam yedi tane süper kahraman var!" Süper olduğunuzdan bir an bile kuşku duymadım. Mister Spock. Saygı. Abidin Dandini evime uğramaz. Gönül İşleri Bakanlığı sana AŞKart vermeyince tabii küplere binmişsin. Spock küçük bir not kağıdını burnuma tutuyor: "Hayati Bey. Belki de en iyisi ölmek?. O saniyede aklımdan şunlar geçiyor: "Bu moruklar niye birbirlerine Mr. Fu'nun üstüne köpeklerini salmışsın. inan. şu işi hallet.. Ben de merak ediyorum. epeydir dine meyil verdi. Tabancasını çekiyor. Ona hakikati söylemeliyim." Bilemiyorum.. değişikliği hissedersiniz. Annelik duygusu." Fu mu? Yooo. "Fu da Müntekim de çok genç.. Karşısında kimse olmadığı zamanlarda da konuşuyor mudur? Bence evet. Herkes derin nefes alıyor. Nutella kavanozu ve kahvaltı bıçağıyla geri dönüyor. lakin şimdi hatırlaman zor.. Mister Spock. 400 Kızılmaske'den işkilleniyorum.." Ben de! "Tarzan. Tarzan diyorlar? Hepsi." Annem. Şirketten biri de olamaz. Yaşlan ilerledikçe ölüm konusunda acemilikleri artmış. bir an önce öldürülmemi emrediyor. mesele yok. Ağzını şapırdatarak konuşmaya başlıyor. Torunundan bahsetmeliyim. Boş tabanca diye bir şey yoktur. Şimdi de sıra Müntekim'de. ding dong. "Yaşlılara hiç saygın^yok. Koltuğa yayılıyor.

Yapabileceğim hiçbir şey yok.. 30 km2Tik alandaki tüm camlar çatlamış olmalı. Kaderimde yazılanlar ile hayatımda olup bitenlerin birbirini tutmadığını hissediyorum. Ayaklarım havada. Beni ben yapan anlaşılmazlık ve hattâ bilinmezlik icabı.vademiz doldu. Okşayıcı öpücüklere ateşle karşılık veriyordu. sizi derhal cezalandırırlar. Hırıltılı sesler çıkarırken. Ellerini boğazına götürüyor. Şeytan. Ter içindeyim. bu teatral can çekişmeyi açıklıyor. Takla atan bir trendeyim sanki. kakaolu fındık kremasını ceplerine doldurmuştu. Önce kavanozu buluyorum. Theseus'un asıl gemisidir? Dostlarımız. Cinayet gösterişçilikle bağdaşmaz oysa. kuyruğuyla rastge-le kimselerin zihnine benim robot resmimi çizmişti. tak. yaramın hizasındaki kılıfa sokuyorum. kim isek o olmamıza asla rıza göstermemeleridir." 90 . kıtaların birbirinden ayrılması kadar uzun zaman alıyor. tak. Zar zor iki tur dönerek merhuma yaklaşıyorum. "Hayaaatiiiiiii!" Yanan bir ahırda doğurmakta olan may405 rnunun çığlığını düşünün. Yerdeki yapışık üçüz gölgede üç kafa hareket ediyor. Theseus. Petunya'mn sıktığı kurşunlar. Yine de sağ elimle ipi keserken. ortaya iki gemi çıkıyor. Theseus'un Gemisi paradoksunu bilirsiniz. fakat siz biraz abartmışsınız sanki? Kükrercesine geğiriyor. "Siz gidin. Duyan da çok dostum var sanacak. Senin icabına biz bakacağız. İkisi erkek ya da kanserli. Gel gör ki onu yalnız bırakamazdık. Şampiyon Ninja'mn rekor denemesi Deliler akıllılardan en az iki kat daha kurnazdır. Destek noktası ölüm olan bir kaldıracım." Geber! Sihirli sözcüğü söylemişim gibi aniden kasılıyor.. kanca beraber. ağzımdaki kalın bant inip kalkıyor. Fakat hiçbir gemi. Koltuktan kalkıyor. Sahiden öldü mü diye dikkatle bakıyorum. Mermiler diniyor. Halının üstünde çaprazlama yatan cesede sırtım dönük. [RONALD DAVID LAING. ardından yüzüstü devriliyor. Geleceğe bakıyorum ve ertesi günü bile göremiyorum. Normallih Hastalığı] Atom Bombacıyan beni şirkette çalışmaya ikna edebilmek için "Bizzat beslemediğin bir şeytan. sonra katil" der gibi bir hali var. Hızlı hızlı solumaktan. meslektaşı Petunya da kellemi gövdemden ayırmaya çabalıyor. kapı tokmağından sekiyor.. Bunlardan hangisi. Geçen sene Gerçek. Öne doğru eğiliyor. Geçmiş günahların gölgesi uzun olur. Banyo lavabosunun altında saklı yedek Colt'u. kalp krizi mi geçiriyor. Sen de layığını bulacaksın. Keşke sizinki kadar temiz bir hayat yaşayabilseydim. Eski bir aktör olması." Perdenin kenarından bakıyorum. yoksa ikisi birden mi kestiremiyorum. Nihayet kahvaltı bıçağını yakalıyorum. Kollarım acıdan uyuşuyor. Sonra kalbini avuçlamaya çalışıyor. Ve Kızılmaske'nin fosiliyle yollarımız ayrılıyor. irileşen gözleriyle bana bakıyor. Mister Spock bizi bu işe bulaştırmak istemedi. Her neyse. bazı tahtaları söküp yeniliyor. çikolata eriyiği parmaklanma bulaşıyor.] Hiç kimse mükemmel değildir. Güm! Başım yere çarpıyor. Kapıdan dışarıya adımımı atar atmaz bir mermi kirpiklerimi sıyırıyor! Ciyuv! 403 Tamir edilirken buharlaşan gemi Belki de kaçırtabilecek tek acı. Bağlı ellerimle Kızılmaske'nin sırtına masaj yaparak ilerliyorum." "Hayati Tehlike'nin cehennemi boylamasını istiyor musunuz?" "Evet!" Neptün Petunya'ya evlenme teklif etseydim. "İzin verin kalayım. Aptallığın hemen hiç masrafı yok. dostlarımız eski bize sımsıkı sarılırlar. Sandalyeyi bir bacağı üzerinde çevirmeye uğraşıyorum. "Önce kadınım. senin yolunu kesemez" demişti. limanda demirlemek için yapılmamıştır. Nefes almakta zorluk çektiği belli. Kapıyı kapatıp duvara yaslanıyorum. Gevşemiş iplerin içinde avuçlarımı bakışık hale getiriyorum. Çünkü insanlar. Kimse görünmüyor.. bu cümleyi aynı heyecanla söyleyecekti. Ayak bileklerimdeki düğümleri çözüyorum. Şifa dağıtmaya adanmış Dr. özellikle de ben. Kuçuradi odaya dalıp Kızılmaske'yi koklayarak "Ölmüş" deyince. Abidin Dandini ise çeteye kabul edildiğim gün silahımı bana teslim ederken kulağıma şöyle fısıldamıştı: "Bakarsın günün birinde şeytana uyarsın? Allah. Kendimden biliyorum. Nasıl bu kadar zalimleştin?. 1927-1989. Döndürmeyi becerebilirsem kahvaltı bıçağına ulaşabilirim. Dr. Üstten aralanmış pencerenin berisinde dikilip kulak kabartıyorum. ip de gerdiğim sol bileğimi kesiyor. Biz de dosta düşmana karşı aynı insanlık dışı misyonu üstleniriz. Müntekim sevdiğine kavuşacak. Gardırobumdan tabanca askısını alıp takıyorum. Ayak sesleri kesiliyor. hem size yardımım dokunur. Akülanmaksa ateş pahası. İyi şanslar. o da konuşkanlığına rağmen insan sayılmaz. Yüksek ökçeli ayakkabılarıyla yaklaşıyor: Tak. Fakat heyhat. Maktulün Moronluğıi\ Kapıyı aralayınca. Susturuculu tabancasıyla çağdaş bir Bond kızı havasındaydı. Theseus. Bir dobermanm mama kabında yüzüyorum. Düşmanlarımız yeni bizi yok etmeye çalışırken. Eski sevgililerinin hepsi mezardaydı demek? Aşkından ölmeyişimi affedemiyordu." "Tamam. Kurşun yarası feci yanıyor. [AGATHA CHRISTIE. Limanlar eski ya da yeni tüm gemiler için en güvenli yerlerdir. cezalandırıl404 manız gerektiğini düşünmekten hoşlanır. Onlardan da yavaş yavaş bir gemi yapıyor." İnsanların işi birbirlerini yanlış anlamaktır. Uçan Kız'a kesik. misafirimizin ruhunun evimizi terk ettiğine kanaat getiriyorum. Boğuluyor mu. eski tahtaları çöpe atmıyor. peki. geminin bütün tahtaları değişiyor. Elim 402 kolum bağlı. Dr. vücudu geriye doğru bükülüyor. 1890-1976. durduk yerde tövbe etmeye kalkışırsanız. döktüğüm kanlardan oluşan gölü sağ salim geçebilecek miyim? Bu mermi sağanağını ıslanmadan atlatabilecek miyim? Selamet koçanında hâlâ bir mısır tanesi kalmış mıdır? Öldürdüğüm insanlarla iyi arkadaş olacağımızı düşünmüşümdür hep.. birilerinin menziline giriyorum. Tırtıklı tarafı ikide bir düğüme takılarak elimden kayan bıçağı güçlükle tutuyorum. gemisine bakım yaptıkça. Sizce. Abdülcabbar Turabi'den sonra. Gözünü kan bürümüştü. Kendimi geriye atıyorum. Kendi evimde kaybolmuştum. Beşizlerini emzirmeye çalışan bir loğusa kadar telaşlıyım. biz değiştikçe eski tahtalarımızı tekrar bir-araya getirirler. Yıllar geçtikçe. Uzatmaları oynuyoruz. Her ikisinin temel vasfı. Kızılmaske son bir defa doğruluyor. biz ikimiz o namussuzu çivileriz. İpin kopması. Böylece Fu selamete erecek. Seni cehennemde bin yıl yakmak bile sana iyilik yapmak olur gerçi. Bu bir işaretmiş gibi oturuşunu düzeltiyor: "Mister Spock’ın da AŞKart'ı var. Eski gemi yeniden inşa edilince. [Şimdiye dek yalnızca Kuçuradi'yle yakınlık kurdum. Nutella kavanozu ve bıçak yere düşüyor. Ağzımdaki bandı söküyorum. "Öyleyse bize bırakın. acıdan kaçınmaya çalışırken ortaya çıkan acıdır. Neptün Petunya'yı gördüm. Ne yöne adım atsam. tekrar dışarı çıkmalı ve kendimi kurşunların hedefi haline getirmeliyim. İnsan yaşlandıkça ifade özgürlüğü kısıtlanıyor. Fanilanın üstüne bir ceket giyip evden fırlıyorum. "Aslında ben de Uçan Kız'dan hoşlanıyorum." Uçan Kız benim öz annem. şeytanı boşuna mı yarattı sanıyorsun?" Her okuduğunuza inanmayın sevgili okur. İlkin. Tehlike çemberi daraldı. Balerin adımlarıyla salona geçiyorum. Anca beraber.

Ne yani. birkaç kez yalpaladıktan sonra merdivenle birlikte ağır ağır arkaya devrildi. Artık yumrukları hissetmez oldum. Suratım. 8: Yığılmamı engelleyen tek şey yumruklar. Dilim. gövdesine saplanınca sarsıldı ve Müntekim'in üstüne yığıldı. Daha doğrusu dondu. Müntekim'in gözleri de ağzı da aralıktı. Şakaklarıma vuruyordu. Anlaşılan. yoksa ben mi? İkisi de mi? Cinayet. 409 4: Ayaklarımı. sonra Müntekim Gıcırbey'e ateş ettim. Açıkçası. Silahları hâlâ ellerinde. ağzımın içinde şişiyordu. Fu ve Müntekim genç yaşta hapislerde çürümesin diye cinayet işini üstlenerek bunak jesti yaptılar. boks hakemi gibi 10'dan geriye sayıyor. aşkımı onaylamadıkları için Heyet üyelerini ortadan kaldırdım. Öyle sert yumruklar atıyordu ki. Titreye titreye sürünerek uydu antenindeki tabancamı aldım. 2: Fu sırtüstü düştü! 1: Baş aşağı sürüklendi. dermanım tükenmişti. Tabancayı gövdesine doğrulttum: "Dur!" Durdu. Nefes bile almıyordu. bilemiyorum. Çatının bahçe tarafındaki kenarından aşağıya baktım. faturalan karşılamaya yetmedi. mafyada da geçerlidir. Fukaralığın lağım deltasından. Ve aşkı kabul gören Müntekim'i 406 de büyük ihtimalle temizleyeceğim. 3: Bana bir son gürlüğü mü geldi. Şapa oturmuştum. yaralarımı yakıyordu. Müntekim'in devrildiği tarafa seğirttim. Sanki yıllardır Fu tarafından pataklanıyordum. sonuçların sebeplerini görmeme yetmiyordu. Upuzun bir çiviyi beynimden söküp kalbime çakıyordu. Dehşet hızlıydı. Yangında patlayan laboratuarın camından fırlamış vahşi denek hayvanına benziyorum. Fu. 5: Ringe fırlatılmış kanlı bir plaj havlusundan farkım yok. Onun ellerine doğmuştum ve o da beni kıyma yapıyordu. Beni. Korku filmi gazisi gibiyim. Fu'yu maalesef ıskalamıştım. Yani zerre kadar aklı olan hiç kimse. Bu şapşalların hesabına göre. Bu defa bakmadı. Fu. her defasında. Fu. Tmgırdayan nemli kiremitleri kaydırarak gerileyip yaralı omzumu bacaya yasladım. Mecalim kalmamış. suçların en büyüğüdür. Yüzünde naylon bir gülümseme vardı: Dilimizi bilmiyor ve barutun icadından habersiz gibiydi. [Kağıt mendil. Beyhude yaşadım. fiziksel ya da duygusal bir şey hissetmeksizin çektim. 7: Kulaklarım feci çınlıyor. Tepemden akan terler. İki kaili evin çatısına kadar yükseldi. Sol yumruğu. Kemiklerim bile yumuşamıştı. Çocukluğum çürük. Kafası turşu kavanozu gibi patlayan merdiven korkuluğu. takatim kesilmiş. üzerine ketçap dökülmüş kurtlu peynir kalıbına döndü. Kıpırdayamıyordum. "İteleyebilsem keşke" diye düşündüm. O. 10: Sağ gözüm şişten kapanmış. Namlu'yu Fu'ya çevirdim. peçete. Heyet'in intikamını alacağı adresin burası olduğunu zannediyor. çamaşır suyu gibi. haydutluğun radyasyonlu yaylasına yükselebildim ancak. Kenara indim. Ve dizkapaklarını tuttum. Dahası. gençliğim bayattı. Fu tabancasını Müntekim'e uzattı. bir şampiyon üzerimde rekor denemesi yapıyor. oyun hamuru gibi yoğuruyordu. Çatıdan tavan arasına geçtim. Fu ortalarda yoktu. tuvalet 91 . ayaklarıma kapanıp helallik isteyeceklerine bahse girerim. B. Kuçuradi yanlarındaydı. Silahımı çektim. Dişetlerim ve yanaklarım ağzımın içinde eziliyordu. Tetiği çekeceğim anda başını kaldırıp gözlerime baktı! Bakışlarında metalik bir ses yankılandı: Ding! Sağ dizi ve parmak uçlarını yere değdirip füze gibi havaya fırladı. Ninja bozuntusu sol 407 ayağının ucuyla çatının kenarına kondu. Panter gibi üzerime atladı. Bakanlık Heyeti'ni kimlerin imha ettiğiyle ilgilenmiyorum." Az daha kahkahayı basıyordum. Müntekim fısıltıyla sordu: "Silahını neden bana veriyorsun?" Fu aynen şöyle dedi: "Beni yavaşlatıyor. Ne de olsa hayat yolunda kan izleri bırakarak ilerlemeyi huy edinmişim? Bir ayağı çukurda süper kahramanlar da. yani Gönül İşleri Bakanlığı'nda çalışan budala. Etrafa kulak kabarttım. Her şeyi siyah. salyangoz zamkıyla sıvanmıştı. Varlığımı hissetmişti bence. Müntekim iki tabancayla birden ateşe başlayınca kendimi geriye attım. Müntekim'in ruhu bedeninden ayrılmadan beni nallayıp tahtalıköye dehleyecekti. İşte. Yorulmuyordu. Kuçuradi. Tuvalet kağıdıyla yüzümü sildim. Eğilerek kapıya doğru ilerleyen diğerlerini tanıyorum: Hayvanat bahçesinde Şebnem ve beni kovalayan züppe çifti. Fu'ya hayranlık duymamak mümkün değil. Önce Fu'ya. Olsa şaşardım. son bir maceraya atılarak araya girdiler. Merdivenlerden inerken nereye dokunsam kan lekeleri bırakıyordum.kla dikilen. 0: Ve kafa üstü bahçeye çakıldı! Ceketimin sol kolu kopmuştu. villamın çatısmda-yım. sidikle yıkılır. Bir ceset. Bu cinai masaj bitip de öbür dünyaya gittiğimde Bakanlık Heyeti'ndekilerin yalvar yakar benden af dileyeceklerine. arkadaşını kucağına yatırmıştı. aşk ve mutluluk ise insanı ölüme sürükler. süngerleşmiş suratımdan kaydı ve bacayı ikiye böldü. cehennemde beni gördüğüne sevinecek çok herif var. çizgi filmlerden öğrendiği kungfu teknikleriyle mi fa-çamı bozacak? Kendini Ninja sanan kaçığa nişan aldım. Kendimi zor tuttum. Bileğime vurunca tabancam uçup çanak antene düştü. Piyangolar.Neptün'ün gölgesi aradan sıyrılıp kayboluyor. Omuzlarım erimişti. her ne kadar ölmelerine üzülsem de. Sadece dilek tutar gibi öylece duruyordum. destanlar yazılası bir da yak. Makineli tüfekle resim yapan bir Pi-casso. sonra onlara ve tekrar bana bakarak fikrini beyan etti: "Sen daha berbat görünüyorsun. leylek rahatlığıyla bana yaklaşıyordu. Derimi bıçak kullanmadan yüzmüştü. Merdivenlerden tavan arasına. Tetiği. Avucunun içiyle. Şimdiye çoktan ölmem ya da komaya girmem lâzımdı. 6: Alt dişlerimin tümü sallanıyor. Fakat beni hayat ile ölüm arasındaki ince çizgide tutuyordu. Beynime bir karınca sürüsü dadanmıştı. Banyo aynasında kendimi görünce irkildim. Acaba. parmaklarıyla dirsekleriyle son derece isabetli darbeler indiriyordu. Azrail. Uğruna kasideler. Rocky Balboa'nm ömrü boyunca yediği dayağı ben bir oturuşta yemiştim ve bu daha başlan408 gıçtı. Kurşunlar bacanın kenarlarını parçalıyordu. Kıçından vuruldu mu havası iner. Müntekim de fırsattan istifade bahçedeki merdivenle çatıya tırmanmıştı: "Gebeeeeeeer!" diye bağırarak kurşun yağdırmaya koyuldu. Kafam büyüyordu. Hayretle izliyordum. suikastın hedefi Heyet miydi. Her darbede yüzümden havai fişek gibi kan püskürüyordu. İnfilak etmek üzereydim. İş dünyasındaki azami fayda kuralı. Müntekim. Vücudum. dünyanın en hızlı işkencecisi. Ben bu sopalık mahluku incelerken. Öte yandan. önce bana. oradan çatıya çıktım. Arkadaşı yamulalı henüz bir saniye olmadan intikam saldırısına başlamıştı. başımın hâlâ yerinde oluşuna şaşıyordum." Şakanın sırası değildi. bir hayalet ve bir yarı-canlı. Uçabilen birini ilk kez görüyordum. Enerjim sıfırlanmıştı. Fu'nun ayak bileklerinin arkasında iki yana açtım. sol gözümle çok az görebiliyorum. Gökte fırtınaya yakalanmış bir jetin kanadına zincirlensem ve taş yağ-sa ancak bu kadar olurdu. Gelgele-lim asıl katiller suçu üstüme atmayı başarmışlar. aklını çeldiğim Şebnem'e de zarar vermekten geri durmayacağım. mersiyeler. İhtiyarlar dönmemişti. O halde her şey bir yanlışlıklar zincirinden mi ibaret? Mantığın yardımı. beyaz ve kırmızı görüyordum. Güzellik. beni mıhlarsa Şebnem'in gönlünü kazanabileceğini mi düşünüyor? Sanmıyorum. 9: Ciğerlerim ötmeye başladı. sırf birini zan altında bırakmak için adam vurmaz. Kurşun.

bir yer altı çarşısında leşi seriliydi. işimi de ciddiye almıyorum. kör adamın kör köpeği gibi işe yaramazdı. Teknoloji aptalların kötülük yapmasını kolaylaştırmaya adanmıştır. düşündünüz mü?" 413 "He. alışveriş. ihlal. Yokuşu tırmanırken bir de baktım sağdaki restoranın 410 önünde Neptün Petunya dikiliyor. GİB'den tescilliydi. ahlaki değildir. Birey ise körkütük budalalığın bedenleşmiş halidir. hiç kuşkusuz. Şimdiyse bir 'Şahit'. Yoksa şimdiye sırtıma yarım düzine delik açardı. bu yolla düzenin ömrüne ömür kattığımız için de teröristiz. terör. Cehennemi boylamayı göze almış olmanın rahatlığıyla hareket ediyoruz. dan diye indirir-sem. kısacası sistemin her ana unsuru.." "Tam anlayamadım. aile. sağlık. Neptün Petunya. benim nazarımda keçi sümüğü kadar değeri yok. Kıza kesik bir çocuk daha vardı: Müntekim Gıcırbey. Derken tepeyi kazasız belasız aştım. Fuat'ı halletme işini de Turgut Rulet'e verdim. Aşkı. [VVOODY ALLEN. Tersini de düşünebilirsiniz: Küresel kötülük sisteminin bir 412 parçası olduğumuz için otomatikman suçluyuz. yoksul. Tanıdığım en şanslı züppe. Çağdaş meşruiyetin temeli. Kaçış artık intihar teşebbüsü havası taşıyan bir vazgeçiş ve terk ediştir. eğlence. Delilik artık düşünmek. Düşünmüyoruz. insanın olgunlaşmasını engelleyen sistemdir. politika. iletişim. yirmi sene kadar önce arabasını sabote ettiğim Savcı Arif Tufa'mn oğluydu. Aksi takdirde başkalarını da mortlatmak zorunda kalacağım. Safkan Amerikan düldülünün haşat jokeyi. yolu kanalizasyona düşmüş süs balığı kadar şaşkın. Beni idamlık bir cellat yapan ufak tefek kusurlarımı belki göz ardı eder? Şebnem. güvenlik. bir çivi eksik olsa bu gavur krallık yıkılır. Eğitim. o ben miyim?" "Yok. Nem serilsin. Silah tutmayı ona ben öğrettim." Mor on değilseniz. Suç artık cezalardan oluşan işleyişe direnmektir. soygun ve adam kaçırmalarla tansiyonu yükselteceğim. Atom Bombacıyan’ın dili düğümlenmişi i. pirenin ayağına gitmez. kundaklama. Hapishanede idman yapan mahkumlarız. Dünya Savaşı'nın. 411 Ahbaplık ettik. İntihara hazırlanan bir Japon kadar titiz çalıştım. Turgut ki dişli bir tetikçidir. hem çetede huysuzluk ve çözülme baş gösterirdi. pirenin ayağına gitmez [Abidin Dandini] Kötüler. İnsan hayatına değer vermiyorum. Vicdan azabı dolu kabuslar ile adı konmamış hasretler arasındaki istikrarsız yolculuğum tam gaz sürüyor. Kendi kendime sırıttım: III. Hiçbirini üretiliş amacına uygun kullanamıyorum. eğlence ve iş merkezlerinin havaya uçurulduğunu hayal edin. Fakat bu işi dolambaçlı yoldan çözecektim. Bu kadar çok yara. Trenle İstanbul'a geliyordu. Ben. Halihazırda işleri ben yönetiyordum. borsa ve medya binalarının. Halka silah. birbirlerini dürterek beni gösteriyorlar.. Fabrika ve gemiler yanıyor. insanın kaybetmekte olduğu bir oyuna dönüştü. Cengiz Cingöz'ün başkanlık ettiği bir ekibi Ankara'ya yolladım. Herifçioğlu." Bu cevaptan sonra. anonim ve sahipsiz olmak bir imtiyaz haline gelinceye dek! Tüm ünlülerin vurulduğunu ya da rehin alındığını düşünün. Çocuk çetin ceviz. Ben. Yılın ilk saatlerinde kendisine sordum: "Sizden sonra baba kim olacak. Mars'ta yürüse yerde 100 dolar bulur. Harami tetikte. Ülke deri değiştiriyor. Motosikletimden daha göz alıcıyım. Çünkü boyun eğişin ürünü olan hiçbir iyilik. Çevredekiler. Hayati Tehlike mi?" "He. çürük. Zirveye varınca hapşırdım. Yıllarca beraber çalıştık. Turgut'u pa- 92 . köleliğin şablonlarına uyarlanmış durumda. yaralarım hızla kabuk bağlıyor. Oyunu hızlandıracağım. Suç. demir leblebiydi. Hayati'yi ortadan kaldırmaya o anda karar verdim. Ona yalan söylemek. şahsiyetsizleşmeye varır.. holding. Domino etkisi doğuracak bir plan hazırlamalıydım. At. Peşine. bere. Garajdaki Harley Davidson'ı çalıştırdım. Bir eli çantasının içinde. Hayati hakkında kendisinden daha çok şey biliyordum: Şebnem'e abayı yakmıştı. Herkes silahlı. İhlal artık gayri insani sınırların dışına çıkmaktır." "Peki. Hakikatten umudumuz kesildi. benim suratım da artık tarihî bir mezar taşı rengindeydi. Kaosun fitilini ateşlemek için şebekenin başına geçme yi bekliyordum. Amerika gibiyim. Hayati Tehlike. Yaşamak ya da ölmek umurumda değil. uyuşturucu ve sahte para dağıtacağım. Zira.tüyle balık yakalar. soru sormak ve en korkuncu itiraz etmektir. hareketli hedefleri tutturamıyor herhalde. ismiyle müsemma Nazım Izbandut'u taktım. Halbuki deliler kolay kolay şaşırmaz. Hayati zaten her fırsatta bana koşuyordu. son düzlüğe giriyor. Yedi hafta sonra." Suratı tarihî bir mezar taşı rengin-deydi. İşleri kızıştırmak maksadıyla. resmî kurum. Ben bir katilim. Gönül İşleri Bakanlığı'na müracaat etmiş ve avu-cunu yalamıştı. Sonra da Şebnemle buluşmayı denerim.. uzaylıların akıl hastanesidir. Nefret ettiğim tek seksi kadın. Lakaytlık ve münasebetsizliğimize rağmen. böyle bir gezegende iyi olunamayacağını bilirsiniz. Danvin'i yeni geçmedim. çünkü deliyiz. Denize düşse g. inşallah melek oğlum büyüdüğünde bana benzemez. Yinede bir yetki karmaşası vardı. Hayat. Neptün de afallamış vaziyette. Ve özgürlükten kaçıyoruz. Kız onu Enver Paşa diye tanıyordu.. trende pataklanmasını emrettim.. işte bu kesin yenilgiyi neşeli hale getirmeyi umuyorum. İnanın bana. engerek dünürü. Ve paranın satın alamayacağı şeylerin dünyasına geri dönüyoruz. Fakat kendimi de. hakikat aleyhtarlığıdır. Veliahdı yoktu. bombalama. hem de varyetenin gazı kaçardı. Kurallara uymak. At.] Vakit kaybetmeden kaçmalıyım. Onu ilk gördüğümde. iş. Terör artık bireyin özne niteliğini açığa vurmak için yapabileceği tek eylem türüdür. Bakanlık Heyeti'ni temizlersem.. Yalnızca bir sonraki yalanı merak etmek bizi ayakta tutuyor. Güçsüz. Korku düzenine itaat ettiğimiz için rehine. Şiddetlenen rüzgarda. her nefes bizi ölüme yaklaştırıyor. Suç dünyasında rastlantılara sık rastlanır. Gazlayıp geçiyorum.. Aceleye lüzum yoktu. Bakanlığın Basın Müşaviri Fuat Atıf Tufa.. Adamım Kurt Vonnegut'un da dediği gibi "Dünya." "Yok. Uygarlık disiplini denen şey. hatalarla dolu hayatımdaki en büyük hata idi. Dudakları titreyerek gözyaşlarına hazırlanıyor. delilik ve kaçışın sunduğundan başka bir özgürlük seçeneği yok. şişlik ve morluğu birarada görmemişler. Sistemleştirilmiş ihlale angaje olmuş vaziyetteyiz. tüm insanlık ile benim aramda geçeceği kimin aklına gelirdi? Abidin Dandini'nin evinden Gerçek'imi alayım. Suikast. iyilerin bilmediği bazı şeyleri anlamışlardır. Deliliğin Defansı] Hayati Tehlike'nin. Izbandut'u trenden attı! Böylece onu da avcı kadrosuna dahil ettim. İnsanlar birbirlerinin dertlerini kusur sayıyor. Yaralarım ışık saçıyor.. Plan yaptım. Ermişler gibi metropolden kaçıp tabiatla haşır neşir olmayı özendiren bir tek reklam göremezsiniz.kağıdı ve kağıt havlu. Hayati'nin okka altına gideceği kesindi. adının geçtiği her cümle nasıl da güzelleşiyor. "Sormamda sakınca yoksa. Ben. Okullar tatil. Ona sımsıkı sarılayım. Banka.

Çocuk kor-kabilir. 1842-1914] Abidin Dandini'nin Rumeli Hisarüstü'ndeki villasının önünde motosikleti durdurdum. Paşa'nın yanında bekleyeceğim." Bağışla beni. biraz şey görünüyorsun. Kanunsuzluk da iç dünyamı zenginleştirmedi pek. Fuat ile Müntekim eski dostmuş meğer.. uçak kazası geçirmiş zombiye benziyorsun.. "Nefes tüketerek zaman kazanamazsın Hayati. Hulk'm tişörtü gibi parçalanmış. Oğlumun karşısına bu halde çıkmamalıyım. Kanlı paçavralar içindeyim.. Tüm moleküllerim zaten hurdahaş.414 ketleyip toprağa verdik. Ne de olsa Leyla. "Lüks içinde yaşayan bir hortlak" diye düşündüm. basamaklardan sırtüstü düştü. 415 Ne diyordum? Cesetlerle dolu bir nehirde yüzmenin tadına vardınız mı. Başımı çeviriyorum. Bahçe kapısı açıldı.. Zile bastım. Cartayı çekmek üzereydi. Abidin Dandini kapıyı açtı.. Tabancanın kabzasını biraz daha sıktı. Hayati'nin tabanına hangi sakızların yapıştığından beni haberdar ediyordu. uyumlu bir ikiliyiz. Ezel Zelzele denen Özel Kalem Müdürü olacak çakalı. Çocuğumu ver." Sertçe sordum: "Çöp kamyonundan düşmüş gibi mi görünüyorum?" Küstahlığımı anlamazdan geldiğini belirten bir yavaşlıkla "Yo." "Tevazu sana hiç yakışmıyor. "Gerçek'in ailesi biziz" dedim. Abidin Dandini tek eliyle Gerçek'i belinden tutup kaldırmış ve diğer eliyle de çocuğun başına nakışlı Jericho'sunu dayamış! Donup kaldım. seni çok seviyorum. Eşkıyanın.. Konuşarak halledebiliriz. diğerleri hep ikincilik için yarışıyorlar." Abidin'in suratı. Leyla Kalahari'yi gözünden vurdu! Ve namluyu tekrar hızla bana doğrulttu.. Olaya bir de iyi tarafından bakmayı isterdim fakat. içeri buyurmaz mısın?" "Hayır. Başından beri sersemin tekiydin. Şerif Şibumi de kandırılan kızının intikamını almak üzere Hayati'nin tepesine üşüşecekti. Duvarın tepesindeki kameraya el salladım. kuvvetli ihtimaller eşliğinde çıkmıştım.. Hiçbir babanın görmemesi gereken bir sahneye bakıyordum. Bukalemun'u azlettim. biliyorsun. bu yaptığın son hata olur. Granada Gazinosu'nda şarkı söyleyen kuğu. Abidin Dandini her an bir kalleşlik yapabilirdi. Oysa beni vurmak üzereydi. Saniyeleri sayılıydı. Dikenli tel yumağı çiğneyen bir canavar gibi sertçe yutkundum. Evet. "İndir silahı. Gerçek son derece sakin. Taraçaya çıktım. yoksa çocukla mı konuşuyorsun?" Ağzından uzaylı salyası akıyordu. Ben de şenliğin tadını çıkaracaktım. Ilık ve müstehzi bir gülüşle "Hoş geldin. Yine de çocuğa ihtiyacı olan himaye ve şefkati sunmayı deneyeceğim. Bu tür düşünceler zihnimin mikserinde karışırken cep telefonumun mesaj sinyali öttü. Saat 4'te" şeklinde bir mesaj yolladım. Abidin cidden kafayı yakmıştı. Kendimi kartalın pençesinde uçan tavşan gibi hissediyordum"Beni vurursan. 3 dakika önce. Böylelikle.." Abidin'in suratı dokuzu çeyrek geçiyordu. İnsan bazı şeylerin farkına ancak son nefeste varabiliyor: "Gerçek. Şebnem'e "Barbaros H. sincaba fil tasması takmış olacaksın. kana susamış yeminli centilmenler tarafından kuşatılmıştı. İki sakızı birbirine değdirmeden çiğnemek Bir adam hakkında. "Bjrson sözündü. tetiği çekti." Abidin Dandini. İçeri girdim. Leyla'ya niyetimi çıtlattım: "Bombacıyan'ın tahtına oturacağım" dedim. Hayati'yi takibe koyuldu. Abidin Dandini. "Çocuğu bırak!" "Sakin ol Hayati.. Hayati. Motosikletten indim. Onu sakinleştirmem gerekecek muhtemelen." "Beni sen de anlamıyorsun. Yola. Şebnem'in babası Şerif Şibumi forslu bir polis eskisiydi. benim hatalarımı tekrar edecek. Gerçek'i almaya geldim." "Çocuğa zarar verirsen. "Silahımı al. sakalı. Tıklatmak için elimi kaldırdığım anda. Hürriyet gazetesinin spor sayfası gibi karmakarışıktı. fakat Leyla daima birinci. saniyede 500 metre hızla alnıma yaklaşıyor! * -jc * 93 .. değil mi?" "Bu bir tuzak soru mu. Şerif Şibumi. Sen bir dâhisin Hayati. Arka odada oynuyor. nehir kurusa bile cesetsiz duramazsınız. Yaşlı gözleri.. Fuat. Ecelin kozları güçlüydü. "Hayati'nin suyu ısındı" dedim. Hayvanat Bahçesi'ndeki malum hücumdan sonra. Fakat ne yazık ki. [AMBROSE BIERCE. Zelzele'nin gebermesi kimseyi ırgalamadı. Medüz gölgesi gibi bir çocuk. Ben hiçbir şey istemiyorum. Jeri-cho 941'in mermisi. Olanları unutalım. merdivenlerden hızla inen Gerçek'in ayak seslerini ve "Baaabaaaaa!" diye haykırışını duyuyorum. Sonra intikam ateşi kontrolsüz bir yangına dönüştü. Beş ay önce fotoğrafımı çektiği yere leşimi serebilirdi. Çünkü. Onun da yüzü yumruk izleriyle doluydu. İnsan dostlarını seçemiyor. Hayati'yi Kubilay Bukalemun benim namıma izliyordu. 418 Leyla Kalahari. Gerçek. büyüdüğünde protokol gereği öz babasının değil. Dünyanın bütün polislerini Beşiktaş rıhtımına yığabilirdi. Telefona bakayım derken az kalsın bir cipe tosluyordum." "Geeerçeeek?" Koridorun sonundaki odadan herhangi bir cevap gelmiyor.." "Ufaklıkla bir sorunum yok" tabancayı bana doğrulttu "benim işim seninle.. "Pekala" diyerek geniş ve uzun hole girip ta en uçtaki odaya doğru yürüdüm. Saçı. Beş yaşında olmasına rağc 417 men bir yaşındaki bebek kadar korkusuz. Gerçek'e Leyla bakıyor. Yan yana ilerlerken cipin şoförüyle bakıştık. O benim hayatımın kadını. öldüğünü bilmek yeterli olsa gerek. Bıçak sırtında. Bombacıyan işi sana devredecek. Operasyonu biraz daha budaklandırmak için. kanımı benzin gibi tutuşturmuş! u. Mor gözlerim şişten kapanmış. Giysilerim. Daha ziyade. başka hatunlara da meyil verdim. Polisler de armut toplamıyordu. merdivenden inerken "Abidin yapma!" diye seslendi. çoğu dâhi kendini anlama yeteneğinden mahrumdur. diken üstündeydim. Şaşkın bakışlı oyuncaklar haricinde kimse yok. Kim bilir o benim hakkımda ne düşündü? Telefonum-daki isimsiz mesaj şuydu: "Abidin seni öldürmeye çalışıyor." Başımı kapıdan içeri uzatarak seslendim: "Gerçeeek!" "Seni duyamaz. katledilen Bakanlık Heyeti'nin. İşi bırakacağım zaten. çalman aşkının." Leyla Kalahari.. Halimi de yadırgamamış görünüyor. "Bak" deyip yırtık ceketimin yakasını araladım ve Colt'u gösterdim. Geride.. oğlum. iyi bir baba olamadım. Sen ve ben. Neye uğradığını anlayamayan Hayati. Müntekim. bıyığı farklı kafalardan derlenmişti.. öfkeli ağzıyla çelişiyordu. öyle demek istemedim Hayati. Ona derin bir muhabbet ve hürmet beslemiştim. şaşırtıcı bir sükunetle cesede bakıyordu. meleği ikna ettiği nerede görülmüş?. intikam üçgeninde sıkışacaktı. Kenetlendiler. ■k ft * 416 Yavaşladım." Namluyu görünce rahatladım. Onun mandalina tozlarıyla bezeli ılık mermer yüzünü son bir kez görsem yeter. Masum Cici adlı seyyar bir cinayet çilingirine mıhlattım. Odanın kapısını açıyorum. Şimdi ölü bir sersem olacaksın. Benimse dünya babalık sıralamasında ilk 2 milyara girmem çok zor. İzin ver gidelim " Bakanlık Heyeti'ni de sen katlettin değil mi? Gerçekten su katılmamış bir psikopatsın.

Gerçek'i motosikletin önüne oturttum.. Evimin önünde mahşer provası yapılıyordu. Aşkımın en canlı kanıtları ve en belagatli şahitleri cesetlerdi. ikindi turuna çıkmıştı. tia? 419 Kainatın derinliklerinde yankılanan silah sesleri Aşkın tanımı yoktur. Saat 14:25'ti. Şimdi hakikatin meteor yağmuru başlayacaktı. Gerçek'in elini hafifçe sıktım. Enseme dürbünlü tüfeklerin ardından bakan polislerin nazarı değebi-lirdi. Damarlarımda bir galon adrenalin dolaşıyordu. gafletin renkli köpüğüdür. Gerçek'in telekineük gücü devredeydi. Tehlike. Hüzün şeklinde tezahür eden bir alerjiden mustariptim. Ölüm tehlikesi.. Şebnem arkada. arabalar. Saçları taradık. Nefes alabilmek için intiharın eşiğinde durmam gerekiyordu." Gözleri deniz faciası fotoğrafı gibi hem karmaşık hem durgundu. yüzümdeki morluklara bakarak sordu: "Hayati Bey. Geri kalan herkesin sivil polis olduğundan şüpheleniyordum. Sevinçten. "Adım. risk ve musibet kuşağındaydım. Grand Grave'in dokuzuncu katından düşmekle gelen şanstan yeterince kuşkulanmadım. Dandini'yle aynı organize suç örgütüne mensup olduğu bilinen Haya422 ti Tehlike'nin Arnavutköy'deki evinde ise eski aktör Onat Kaplan ile Müntekim Gıcırbey ve Fuat Atıf Tufa'ya ait olduğu belirlenen cesetler bulundu. umut ekip sevinç biçmek için elverişli bir arazi değildir. Gerçek'i heykel ile aramda tutuyordum. Po420 lisler. heyet üyeleri katledilen Gönül İşleri Bakanlığı’nın basın müşaviriydi. 1901-1968. sonsuzluk da insana ağır gelir. Tertemiz giyindik. Üsküdar İskelesi'nin çaprazında bir polis arabası gözüme ilişti. Hayati Tehlike. Şebnem. Çoktan çivisi çıkmış dünyam. Birazdan. ancak kanıtları vardır. "Yavruma nasıl kıydılar!. cehennemdeki mezuniyet töreniydi.. Size de öyle oluyor mu? "Şebnem'e merhaba de Gerçekçiğim. televizyonda haber bülteni başladı: "Ünlü gangster Abidin Dandini ve birlikte yaşadığı Leyla Kalahari. Bir keresinde babam. Hoş geldiniz beş gittiniz derken. Yalanlarla lekelenmiş bozuk sicilim beni aşk oyununun dışına itiyordu. Onu kucağıma aldım. Şimdiyse. Silahı belime taktım. Hangi musluğu açsam para akıyordu. buğulu bir ifadeyle Gerçek'e gülümsedi: "Biz. Gerçek'e bir izahta bulunmak istiyordum fakat ne diyeceğimi bilemiyordum: "İyi misin?" Başını evet manasında salladı. Bu civarda bana güven aşılayan tek kişi. binalar parıldadı. kalbimin paslı turnikesinden geçecek miydi? Beklemek. soğuk damgalı pula benzeyen bir fotoğrafım ekranın sağ üst köşesini süslüyordu. Mikrofon uzatılan kimselerin ekranda isimleri yazıyordu. Aslında yakalanmaktan ya da öldürülmekten korkmuyordum. fakat böyle olacağını bilmiyordum. Hayat ile ölümün. "Merhaba. Saat 15:57'yi gösteriyordu. Motosikletle meydana indik. iki sakızı birbirine değdirmeden çiğneyebilmek beni gururlandırırdı. Rumeli Hisarüstü'nde öldürüldü. olay yerlerinden canlı görüntüler aktarılıyor." Doğruyu söylerken tüm evren'in desteğini hissediyorum. Güvenlik tedbir ve garantiden yalıtılmıştım. Şebnem'in gaileli gönlüne sığmıyordum. Calvin Klein çamaşırların üstüne Gucci takım elbise giydikten sonra. öldükten sonra bile altı ay gülebiliyorlar" demişi i. Motosiklete sığıştık. Aşk dediğin. yeniden sallanmaya başlamıştı. Eşi görülmemiş bir biçimde hayatımı kurtarmıştı.." Haber metni okunurken. gözlerimin araşma 5 santim kala durdu. ayrılık ile kavuşmanın kesiştiği risk noktasmdaydım." Metanetli görünüyordu. Kader'e telefon ettim: "Bir maniniz yoksa. Çocukken. mermiler ona değmesin diye. Savaşmazsam Ayıp Olur\ Mermi. 94 . Şebnem'i kaybetmek istemiyordum hepsi bu." Üçümüz de şaşırmak için fazla yorgunduk. Ve iskeleye devrilen anonim yolcuların arasında Şebnem'i gördüm. ben ve bir arkadaşım ziyaretinize geleceğiz?" "Şeref verirsiniz. İstanbul Emniyet Müdürlüğü'nden yapılan açıklamada. Havada dönüyordu." Şebnem. beni şifalı bir sarhoşluğa taşıyordu. Gerçek. Başkalarının hataları ve zaafları sayesinde başarı kazandım hep. Hayati Tehlike. dünyadaki yerime ve hayattaki amacıma yaklaştığımı seziyordum. Yine de şansımızı deneyecektik. Atatürk'ün doğduğu eve benzeyen bir kafeterya binasında sandviç yiyip meyve suyu içtik. Asıl dert ile çektiğimiz acılar pek örtüş-mez. Kocası ise doğurmak üzere gibiydi. Canıma can katılabilirdi. İsmail çok sevinecek!" Kader Güler-lnşallah'm Merter'deki dairesine vardık. n'oldu size?" Kaza geçirdiğimi söyledim. Mutfakta saklanan hizmetçi olsa gerekti. Ihlamurdere Caddesi'ndeki Küçük Hamam'a gittik. aşk ile intikamın. Doğrusu bunu hiç beklemiyordum. Kozmostaki ahenge bedava bilet bulmuştum! Tam burada. cinayet zanlısı olarak aranıyor. Meçhule doğru hızla yol alırken. önceki gün meydana gelen Abdülcabbar Turabi cinayetinin de bu yeni olaylarla ilgisi olabileceği kaydedildi. deniz. Fuat Atıf Tufa.. Sahile paralel sokaklardan Beşiktaş'a doğru ilerliyorduk. Katlanılabilir ıstıraplar peşinde koşmamız bundandır. cenaze levazımatçısmm kefen kreasyonuna daha bir yaklaştığımı tahmin etmeliydim. Barbaros Hayrettin Paşa'ydı." İçli içli ağlayan kadın şok geçiriyordu. Koşarak boynuma sarılan Gerçek'in burnu kanıyordu. Gözeneklerim açıldı. Aşkı yitirme ihtimali. Reyhan Horanta [Fuat Atıf Tufa'nın annesi}: "Fuat harika bir çocuk. Bir butikten giysi satın aldık. Bir hamlede Colt'u çekip Abidin'i sağ yanağından vurdum. Bir güzel yıkanıp paklandık. Kanlı elimle oğlumun başını okşadım. Öksüz yavrum. Hıçkırarak ağlayan bir kadın sesi duydum. Kan tüneline dönen koridoru geçtik. 421 Meyve aromalı sevgilimin her adımı. Güneşin voltajı yükseldi.. Oğlum ile sevgilimin belime dolanan elleri beni hayata bağlıyordu. Gerçek ikimizin arasındaydı. Sildim. Yola koyulduk. ölürsem sempati toplayabileceğimi umuyorum. Kader. Kıyısında yaşadığım kan gölünde Şebnemle mehtap sefası yapabilecek miydik? Karamelli dondurma rengi güvercinler." Ruhiye Ruhan [Müntekim Gıcırbey'in ev sahibesi]: "Bunun olacağını biliyordum. Kainatın derinliklerinde silah sesleri ve aşk şarkıları yankılanıyordu. Yine de kainatın tasarımında kalbimi inciten bir şeyler vardı. Prenses beni sivri topuğuy-la ezebilir ya da öpücüğüyle kutsayabilirdi. Ali Hadi Bara [1906-1971] ile Zühtü Müridoğlu'nun [1906-1992]. tanışıyoruz. Leyla Kalahari'nin evinde. Kadın altı aylık hamileydi. İnanarak söylenmiş yalanlar haricinde pek az doğru var.. Şebnem'e ilk yalanımı söylemiştim. Bu da oğlum Gerçek. bu heykelleri yontmada nasıl bir işbölümü yaptıklarım hep merak etmişimdir.. melekler kadar güçlüydü. görünmez bir süpürgeyle bir o yana bir bu yana sürükleniyordu. Bu bir hayat-me-mat randevusuydu.. [BENEDETTO BUSCETTA. Ve çıktık. Yaylım ateşi başlarsa. tüm yaralarım kapanıyordu. Şakağını öptüm. yani üvey babam "Zengin ve mı ulu insanlar. alev almış kaplanlar gibi haşmetli görünüyordu. Yapraklar. 1944'ten beri ayakta bekleyen Barbaros Hayrettin Paşa ve iki levendin yanında dikildik. Ve konuşarak anlaşmayı imkansız kılan bir ittifak içindeydik. Devletin nazik reddi.Fanilik de. Şebnem'i bana yasaklıyordu. canımdan olma ihtimalinden daha ölümcüldü. Kan dolan ağzında nar taneleri gibi parlayan dişlerini gösterip devrildi. Bahardan bir fırt çektim. Zira insanın kaybettiği ile bulduğu şeyin aynı olması imkansızdır. Beşiktaş Meydan Savaşı patlayabilir ya da Şebnem'in tasdikiyle ömrümde yeni bir sayfa açılabilirdi. Sabah yataktan kalkarken uyanmayı unutmuş kalabalık.

. Aşk." Ölümlü dünya şen şakrak dönüyor. korku. Ben sadece inceleme için buradayım. Padişah yorganları satıcısı Enver Paşa. Ve hiçbir şey güzel bitmez. hıçkırıklar eşliğinde kesik kesik akıyordu. Sabrı Tomruk. Hediye Hüthüt. 423 Sesi titreyen Kader." NandaMoyi [Fuat Atıf Tufa'nm Hint asıllı sevgilisi]: "Fuat'la görüşebilmek için Güney Afrika Cumhuriyeti'nden geldim. Öldürüldüğünü öğrenince yıkıldım." MURAT UYURKULAK İLETİŞİM 1427 ÇAĞDAŞ TÜRKÇE EDEBİYAT 201 ISBN-13: 978-975-05-07 M 1 9789750507144 Murat Menteş _ Korkma Ben Varım 95 . 424 r MİSAFİR SANATÇI ERSİN KARABULUT "Öldürdüğüm insanlarla iyi arkadaş olacağımızı düşünmüşümdür hep. intikam. Korkut Üneli [Onat Kaplan'ın oyuncu arkadaşları]: "Kalp krizi diyorlar fakat buna inanmak zor. Dul gangster Hayati Tehlike.." Dublörün Dilemması'nın yazarından komik. Teşekkür ederim.. kırık dökük gülümseyerek soruyor: "Ne içersiniz Hayati Bey? Çay." Gözlerine kan oturmuştu. Ozan Taraz. Oysa insan hayatı tek ömre sığmaz.Recai Gıcırbey [Müntekim Gıcırbey'in babası]: "Benim oğlum sağlam pabuçtu. Başkalarının intikamını alarak hayatını kazanan Gıcırbey. dostluk.. Uçan Kız. cin Jajha. Durali Kuloğlu. Mr. Onunla evlenecektik. Şerif Şibumi [Eski Üsküdar Emniyet Müdürü]: "Yorum yok. yalnızlık ve şiddetin ustaca harmanlandığı roman. Tarih öğretmeni dilber Şebnem Şibumi. Katilinin derhal yakalanmasını istiyoruz. elleri dizlerinde. Kader ve İsmail." Gözyaşları. olağanüstü bir enerji saçıyor. hızlı. Leyla Kalahari ve diğerleri. papağan Huduni. Spock.. Korkma Ben Varım'ın her sayfası sürprizlerle dolu. şoke edici bir roman daha.. Ruhîye Hanım. Gönül İşleri Bakanlığı'nda basın müşaviri dövüş ustası Fu." Şaşkın ve üzgünler. Atom Bombacıyan. Abdulcabbar. çaresizlik ve sarsaklık taşan bir ifadeyle bakıyorlar.... "Bu kitap karnaval sırasında başgösteren bir bombardımana benziyor. Mübeccel Ecel. kahve? Arzu ederseniz yemek hazırlayayım?" "Kahve" diyorum. "zahmet olmazsa.. Abidin Dandini... taş kesilmişler.

Sign up to vote on this title
UsefulNot useful