Murat Menteş _ Korkma Ben Varım Murat Menteş _ Korkma Ben Varım KORKMA BEN VARIM MURAT MENTEŞ

MURAT MENTEŞ • Korkma Ben Varım MURAT MENTEŞ İstanbul'da doğdu. Bisiklet tamiriyle uğraştı, ufak tefek sihirbazlık numaraları öğrendi ve amatör olarak boksla ilgilendi. Yediği yumruklar dayanılmaz raddeye gelince, ringlere veda edip şiir yazmaya koyuldu. Yayınevi, dergi, gazete, televizyon gibi yayın kuruluşlarında çalıştı. Metin yazarlığı yaptı. Korkma Ben Varım, Dublörün Dilemması’ndan [2005, İletişim Yayınları] sonra ikinci romanı. İletişim Yayınları 1427 • Çağdaş Türkçe Edebiyat 201 ISBN-13: 978-97S-05-0714-4 © 2009 İletişim Yayıncılık A. Ş. 1. BASKI 2009, İstanbul KAPAK VE ÇİZGİ ÖYKÜ Ersin Karabulut UYGULAMA Hüsnü Abbas DÜZELTİ D.Üzgün BASKI ve CİLT Sena Ofset Litros Yolu 2. Matbaacılar Sitesi B Blok 6. Kat No. 4NB 7-9-11 Topkapı 34010 İstanbul Tel: 212.613 03 21 İletişim Yayınları Binbirdirek Meydanı Sokak İletişim Han No. 7 Cağaloğlu 34122 İstanbul Tel: 212.516 22 60-61-62 • Faks: 212.516 12 58 e-mail: iletisim@iletisim.com.tr • web: www.iletisim.com.tr MURAT MENTEŞ Korkma Ben Varım Misafir Sanatçı ERSİN KARABULUT İletişim

Bu kitapta anlatılan olayların hepsi gerçektir, fakat hiçbiri henüz cereyan etmemiştir.

İÇİNDEKİLER İki yarayı birleştiren yara.......................................................................................13 FU................................................................................................... ........................................19 Tabut filosu............................................................................................... .......................21 Telefonda nakavt............................................................................................. ............25 Ejderi boyamak......................................................................................... ....................27 Yirmi yıl sonra doğan ikiz kardeş.....................................................................31 Kayboluş seferi [Lalita Lal].................................................................................33

Adamın kılına zarar vermeden kellesini uçurmak................................34 Kudurmuş yamyamların çiğköfte partisi.....................................................37 Ankara'yı yüzerek geçmek...................................................................................40 Aptallar daima ömrünün baharındadır [Ezel Zelzele]........................43 Kılıcını baston olarak kullanan Samuray....................................................47 Senin emsallerin cennette gezer.....................................................................50 Nafile filinta.............................................................................................. .......................52 Korkma ben varım.............................................................................................. .........54 Kendini benim yerime kucakla..........................................................................56 Ceninin uçan tekmeleri [Reyhan Horanta]...............................................60 İçimdeki hayvan, içimdeki çocuğu yiyor....................................................65 Canavar sakızı ağzımda.......................................................................................... 68 Çiy tanesine çakılan jet uçağı [Turgut Rulet]........................................69 Katiller cinayetten sonra derin bir uyku çeker......................................73 İnançlarım gereği, bazı şeyleri tadında bırakıyorum..........................76 Tam anlamıyla eh [Mr. Spock / Korkut Üneli]......................................79 1970'lerde Allah bizimleydi [Mr. Spock/ Korkut Üneli]...............81 Korkut'un Mübeccel'e faydası yok [Mr. Spock / Korkut Üneli].........................................................................86 Sana dün Kocatepe'den bir baktım Aziz İstanbul................................92 Mortoları en iyi moruklar anlar.......................................................................101 "Sensiz gecelerde hep tabancayla uyurum".........................................109 GICIRBEY..................................................................................... ..................................117 Siperdeki zürafa.............................................................................................. ...........119 II. Abdülhamid, Sherlock Holmes vartasını nasıl atlattı? [Huduni]......................................................................................... .........................125 Sahibini omzuna konduran kuş [Huduni]................................................139 Erkeğin kalbine giden yola mayın döşemek [Kevser]....................141 Ecelin paratoneriyle toprağa iletilen yıldırım aşkı [Huduni]......144 Onun etlerini kanına doğrayacağım!..........................................................147 Gökyüzündeki bir kuşu köşeye kıstıramazsın......................................152 Mezardan şartlı tahliye........................................................................................15 5

1

Zorla denize sürüklenen kara kaplumbağası.......................................158 Ben, Mehmet Ağa'yı sarı çizmesinden tanırım [Recai Gıcırbey]........................................................................................ ........163 İntikam ittifakı............................................................................................. ..............168 Güzel kokmak sevaptır........................................................................................1 74 Bütün bitkiler şifalıdır [Ruhiye Ruhan].....................................................178 Arşimet Kanunu'nu yazsam yeniden..........................................................181 Dünya benden saklanabileceğin kadar büyük değil!......................186 Herkes hak ettiği cezayı bulsa dünya altüst olur.............................190 Gözyaşı tabancası......................................................................................... ...........196 Resmî romantizm...................................................................................... ...............197 Zamanda yolculuğa ömür yetmez................................................................198 Sevgilisini düşmanlarının arasından seçmek [Balkan Balkır]... 201 Laboratuardan kaçan virüs................................................................................204 Sır yalansa daha hızlı yayılır.............................................................................205 Ecelin uçurtması yükseliyor.............................................................................210 Kaderin elindeki ustura........................................................................................212 Peygamber'in kedisi [Nefertiti].....................................................................216 Kanla gargara [Abdülcabbar Turabi].........................................................220 Gözlem yapıp tahmin yumurtlayan robot.................................................225 Kafa kopunca tıraş biter.....................................................................................228 ŞİBUMİ.......................................................................................... ..................................233 Uzay gemisi şeklindeki bulutların altında...............................................235 Kupon karşılığı aşk................................................................................................. 239 Kurşungeçirmez yorgan.......................................................................................242 Sen cennete gidince, cennet daha güzel bir yer olacak..............247 Tuhaf adamlar, acayip koşullarda lazım olabilir.................................252 Korkma ben varım - II [Leyla Kalahari]....................................................256 Öyle aptalca ki, kızların aklını başından alıyor...................................260 "Siz hiç sabunluyken ağladınız mı?"..........................................................263 Süpermen'le aynı berbere giden garsonlar............................................267

Kumruyla burun buruna gelen uskumru..................................................269 Uyuşuklar yardımseverdir, asalaklar sıcakkanlı, dalkavuklar alıngan....................................273 Azrail'in karşısında sakız çiğnenmez........................................................281 Her polisin içinde, tutuklaması gereken bir suçlu vardır [Şerif Şibumi]........................................................................................... ...........288 Yeryüzüne serilen palto.......................................................................................293 EK: Müntekim Gıcırbey'in okunmamış mektuplarından birkaçı...................................................294 Alevleri görmezden gelerek yangını söndüremeyiz..........................294 Aşktan kaçış varsa bile kurtuluş yoktur.................................................297 Kalbin darmadağın olunca, kafan da karışır.........................................299 Rüyanda başrolde değilsen, kabus görüyorsun demektir...........301 Yalnızlık deliliğin hammaddesidir.................................................................303 TEHLİKE....................................................................................... ...................................305 Bu dünyaya yaşamaya gelmedim.................................................................307 Kainat kestirmelerle doludur...........................................................................309 Kardanadam katliamı........................................................................................... .315 Sen cehenneme gidince, cehennem daha kötü bir yer olacak...........................................................315 Uzayda her namlu tetiğin emrinde...............................................................321 Atom Karınca Duası [Atom Bombacıyan]..............................................329 Damadın son yolculuğu........................................................................................ 333 Kabus görürken hayal kuramazsın...............................................................334 Gaipten gelen ıvır zıvır..........................................................................................342 İncele incele iltifata dönüşen hakaretler................................................343 Aptal gibi görünmeyi göze alırsan, mucizeleri ucuz atlatırsın..346 Bütün günahlar para kaybettirir....................................................................349 Hayaletin kaza sonucu ölümü.........................................................................351 Rodeo yapan terli cüce palyaço....................................................................356 Yalanlarla bir yerlere gidebilirsin fakat geri dönemezsin............359 Babam, havadaki uçurtmayı nasıl satın aldı? [Gerçek Tehlike].......................................................................................... .....362 Gökkuşağının üstünden geçen balon [Neptün Petunya].............366

2

Yılan ile oğlağın telefon konuşması............................................................371 Bir şapkayı beğenince kafana çiviyle çakıyor musun?.................376 Godzilla diyeti............................................................................................... ..............379 İstikbal zamanın dışındadır...............................................................................381 Hayvanat bahçesinde insan avı.....................................................................384 Baharı müjdeleyen polis helikopteri...........................................................389 Fatiha ruhun gıdasıdır.......................................................................................... .393 Otuz yaşındaki bebek............................................................................................3 96 Tamir edilirken buharlaşan gemi...................................................................404 Şampiyon Ninja'nın rekor denemesi...........................................................405 At, pirenin ayağına gitmez.................................................................................411 İki sakızı birbirine değdirmeden çiğnemek............................................416 Kainatın derinliklerinde yankılanan silah sesleri...............................420 Katmerli zakkumların üzerine tükürdükten sonra... [Eduardo Mendoza] ... katillere özgü kendini beğenmişlikle çekti silahını [Daniel Pennac] ve şarjörü boşaltıncaya kadar ateş etti. [Amelie Nothomb] İki Yarayı Birleştiren Yara Ölümden korkuyorduk, çünkü insandık, [JERZY KOSINSKI, 1933-1991] Bengal kaplanı, sevgilime yiyecekmiş gibi bakıyordu. Esneyen kaplana dublaj yapıyorum: "Voarg, güzelliğiniz dişlerimi kamaştırıyor küçük hanım." Şebnem'in, gülümsediğinde 'U' harfine benzeyen ağzı, yanaklarında beliren parantezlerin içinde kalıyor. Gökyüzünde dolunayı andıran, pudralı bir kış güneşi. İki cihan aşkım Şebnem'in jelibon dudaklarının arasından çıkan buhar, bana hayatın özü, özeti gibi görünüyor. Nefesi, ancak rüyalarda işitilebilecek türde bir ninni. Parmaklarının muzlu gofret zarafeti beni mayıştırıyor. Gri, yeşil ve mavi karışımı, kestane irisi gözlerinde 'patlayan şeker' kıvılcımları. Soyulmuş elmadan yontulmuş bir yüz. Burnunun üstünden geçerek yanaklarını birleştiren çiçek tozu çiller, kanatları açık bir kelebek etkisi uyandırıyor. Saçları, gül şerbetiy-le boyanmış kızıl ipek. Aşk insanın sadece psikolojisini ve kimyasını değil; tarihini, müziğini, coğrafyasını, edebiyatını, fiziğini, beslenme çantasının içindekileri, hayat bilgisini de değiştiriyor. Büyük dedem, zamanında, bir dilberin aşkından aklını kaçırmış, sonra da İstiklal Harbi'ne katılıp şehit olmuş. Şebnem'e bakınca, damarlarımdan bir çılgınlık akımının geçtiğini hissediyorum. Kaplan departmanından akbaba kafeslerine yöneliyoruz. Burası, şehir merkezinin uzağında, kocaman bir hayvanat bahçesi. Teleferikle tepeye çıkıyor, sonra aşağı doğru geze toza iniyorsunuz. Ağaçlara yerleştirilmiş hoparlörlerden Loituma'nm levan Polkka şarkısı yayılıyor. Kabanımın cebindeki mücevher kutucuğunu yokluyorum. Evlenme teklif etmek amma zor iş. Teleferikte baş başayken,

içimden binlerce kez "Evlen benimle Şebnem" deyip cebimdeki kutuyla oynadım. Boşuna. Kaplanın huzurunda da yeterince konsantre olamadım. Akbaba kafesinin önü, hayırlı bir iş teklifi için pek ideal bir yer sayılmaz, haksız mıyım? Rakunlar, develer, tavuslar, yaban domuzları, ayılar, goriller, tavşanlar, foklar, aslanlar, midilliler, tilkiler, flamingolar, gergedanlar, lamalar, zebralar, kurtlar, papağanlar, kangurular... Hiçbiri, tarihî bir an'a tanıklık etmeye hazır görünmüyordu. Hayvancağızlar zaten mahpusluktan akıllarını oynatmışlar, bana tezahürat yapacak mecalleri yok. Yağmurun baskınına uğradık. Gürül gürül yağıyor. "Hemen bir gemi bulup hayvanları toplasam iyi olacak" diyorum. Şebnem şakır şakır gülüyor. Bir sarayın tavanından sarkan ve pervane gibi fırıl fırıl dönen kristal avizeler düşünün. Yağmur, etraftaki tek tük ziyaretçileri adeta siliyor; görevliler de dahil herkes kantine doğru koşarak kayboluyor. Hayvancıklar da kuytulara, köşelere sığmıyorlar. Biz, alçacık bir duvardan dışarı sarkan salkımsöğüde yanaşıyoruz. 11 Duvarın öbür tarafında bir grup penguen, yarışma jürisi gibi toplanmış bize bakıyorlar. Yolun üzerinden renkli bir yağ akıyor. Hayal ile rüya arasındaki mahmur boşluktayız. Hızlanan yağmurun şakırtısından güçlükle duyulan şarkı, kulağımdan içeri neşe sızdırıyor. Cebimdeki kutudan yüzüğü alıp avucumda saklarken "Mikail, göğün soğuk su musluğunu gene sonuna kadar açtı" diye söyleniyorum. Şebnem'den şimşek güzelliğinde bir kahkaha. Terk edilmiş bir okyanusta baş başa kalmış iki balık gibi sarhoşuz. Tek taşlı pırlanta yüzüğü, özenle tutarak Şebnem'e uzatıyorum: "Sana sırılsıklam âşığım Şebnem, benimle evlenir misin?" Müstakbel gelinimin yüzünde göz kamaştırıcı bir gülücük beliriyor. Şeffaf elini yavaşça kaldırıyor. Tam o anda, başparmağımla işaretparmağım arasındaki yüzüğün içinden bir mermi geçiyor! Vınnn! Sırtından vurulan bir penguen, nar taneleri saçarak infilak ediyor! Bum! Silahlı iki adam, yokuşun başından bize doğru koşuyor! Niyetleri ciddi, her hallerinden belli. Derhal, Şebnem'in bileğini kavrıyorum, var gücümüzle kaçıyoruz. Duvarın bitiminden sola dönüyoruz. insan ile tabiat, gene ayrı dillerden konuşuyorlar: Mermiler, yağmurun içinde metalik ve yatay bir başka yağmur olup yağıyor. Tam anlamıyla nefes kesici... Titreyen bir göledin kıyısında kıpırdamadan poz veren, gözü yaşlı Nü timsahının kuyruğundan bir kurşun sekiyor. Başını paçavra bulutlara gömmüş zürafa boynundan, yüksek kafesindeki tünekte pusmuş olan kaya kartalı göğsünden vuruluyor! Güzelim postunda siyah bir delik açılan Iran leoparı yana devriliyor! 15 Dünyanın dört bir yanından getirilerek burada hapsedilmiş tüm hayvanlar feryat figan ediyor. Havuzun üzerindeki ahşap köprüden geçerken, kırmızı gagalı siyah kuğular bize acıyarak bakıyorlar. "Burada kurda kuşa yem olacağız" diye düşünüyorum. Sürüngen akvaryumlarının sağlı sollu sıralandığı ışıklı, sıcak bir tünelden geçiyoruz. Ardımızdaki maratoncu katiller, akvaryumlara kurşun delikleri açarak koşturuyorlar. İguanalar, bukalemunlar, çıngıraklıyılanlar... hiç istiflerini bozmuyorlar. Galiba hepsi sağır. Tünelden fırlayıp yağmura daldığımız anda sağ omzumu sıyırıyor bir mermi ve gök gürlüyor. Gövdeleri, yağmuru sünger gibi emen devekuşlarının saçaklı kirpikleriyle gıdıklanarak, kafesle duvar arasındaki daracık

3

Kimsecikler yoktu. sirkteki disiplin de yoktu. "Nasıl?!" Hafız Behzat Efendi: "İkindiden sonra oturmuş hoşbeş ediyorduk. Güney Afrika'da. Fişekli poyrazın güttüğü katran. Sörf tahtası yerine tabutlara binmişler! Şoktayım. fil çiftesi yemiş gibi fırlıyorum. Böyle tafsilatlı dehşet. Karşımızda bir kapı daha. Melami Şeyhi Ruşen Ali Bey: "Mermiler dolu gibi yağmaya başladı!. apardı canımızı. bir Afrika belgeselinin ortasındayız. Vuvvvvvvv!!! Foşşşşşşş!!! n Deniz birdenbire volkanik bir buzdağı gibi patlıyor! Yattığım yerden. Korlaşmış bir demir topağı deldi geçti gözümü. Balıkların üzerinde pamuk topağı bulutlar." "Rüya mı?" Her zamanki zinde sükunetleri.. sizleri sormalı?" Bayramiyye Tarikatı'nın yeni lideri Şeyh Musa muzip bir gülümsemeyle "Sırlarını saklarsan. Maymunlar gözlerini bize dikiyorlar. Şebnem'in otel sabunu gibi küçük kulağına.... gözlerimi koruyan aynalı gözlük ve dizlerime inen bermuda şort ile. Ellerinde makinalı tüfeklerle toplantı salonuna daldılar!. diğeri ona yerdeki ıslak ayak izlerimizi işaret ediyor. Bir avuç kurşun çenemi. sörfçülerin bizim Bakanlık Heyeti azaları olduğunu fark ediyorum. alt dişlerimi.. Kâdiriyye Tarikatı'nın Şeyhi Dalyan Efendi açılışı besmeleyle tazeliyor." İslam Tarihi Uzmanı İrfan Bey: "Yanlışınız var aziz dostum. boynumuza dolandı. Üstünde 'LÜTFEN SESSİZ OLUNUZ' yazılı bir tabela bulunan ahşap kapıdan içeri giriyoruz. sakallı ihtiyarların Hint Okyanusu'nda işi ne? Dalgalar tuhaf bir biçimde yatışıyor.. 1655-1730. Berbat haldeydik. sudan masamızın öbür ucunda Eşrefiyye Şeyhi Allah Dostu Muhsin Efendi sandal ya da sandalye işlevi gören tabutuna bağdaş kurmuş." Hac Rekortmeni Seyyah Sadık Bey: "Yahu ne muzu. "Rüyasında 22 aksakallı dedeyi birarada görmek de ilk bana nasip oldu herhalde" deyip toplantıyı açıyorum." Müderris İdris Efendi: "Hepimiz anında birer kan fıskiyesine döndük! Muz beyazı salona karpuz tozu püskürüyordu sanki. ellerini kafeslerden uzatarak. kemiklerimi kalaylıyordu. Kainatta çıt yoktu. Şebnem aşk coşkusu ve ölüm korkusuyla şoklanmış halde fısıldıyor: "Sevgilim. ormandaki hiyerarşi de. sessizce "Seni seviyorum" derken. Biri gözleriyle etrafı tararken." Aklım başımdan gidiyor: "Öldünüz mü?! Hepiniz mi?" Başlarını "evet" anlamında hafifçe sallıyorlar.. peşimizdekilere bulunduğumuz yeri gösteriyorlar. sadece sıyrık" deyip gülümsüyorum. Tabii felaket ve spor. tepedeki kanallardan geçerek. Bu tsunami sahnesi karşısında donakalıyorum. minyatür bir koy'un ucundaydım." Oruç Bey: "Yedi kişiydiler. "Bizi vurdular" diyor Şeyh Dalyan. bir deniz canavarının tırnak izine benzeyen. Kare bir holde buluyoruz kendimizi.. Şebnem. içimi kaplayan huşu. Kurşunlar sol gözünüze değil sol kulağınıza doldu. çalkantılı tebessümleri ve itimatlı kıpırtılarıyla tabutlardan inip koy'un etrafında sıralanıyorlar. "bu bir rüya. Arada albatroslar kayıyor. Gözlerinden naylon ip gibi yaşlar iniyor.. hamsilerin maskarası olur.. ne 23 karpuzu? Kanımız tutkal gibi aktı! Halat olup kolumuzu bağladı. arkadaşlarını çağırıyorlar. Son gördüğüm şey. Koy'u toplantı masası gibi kullanıyor. Açıklarda beliren dev dalgalar çığ gibi büyüyerek hızla kıyıya yaklaşıyor. Çift kişilikli tabiat aniden durulup dinginleşiyor. dileklerin çabuk gerçekleşir" diyerek olduğu yere oturuyor. Cüce maymunların ocağına düşmüştük. Maymunlarla birlikte ben de kapıdan giren tabancalı iki adama bakıyorum." Bayılmak üzereyim." Üstat Şair Selman Elma: "Çirkin maskeler takmışlardı. Kan da kulaklarınızdan fışkırdı!" Halilullah Efendi itiraz ediyor: "Yahu kurşunu nereme yediğimi bilmez miyim mirim? Gözüm patladı diyorum size. ense yaparak ıssızlığa mukayyet olan bir korkuluk. dilimi paramparça etti!. Bektaşi Şeyhi Siyami Bey. ipini koparmış bir kukla gibiydim. Önümüzdeki dikdörtgen levhaya takılıyor gözüm: 'CÜCE MAYMUNLAR GALERİSİ'.. yarım yamalak şahadet getirdik. bu adamlar bizi öldürecek!" Son sözlerime şerh düşüyorum: "KORKMA BEN VARIM!" 17 Tabut filosu Okyanus da nihayetinde balıkların çişi değil midir? [WANG VVEIHUI. kilden bir heykel... deminden beri çocuklar gibi fısıldaşıp didiştiği Filozof Feridun Bey'e nedense "Sen ne diyorsun be Freud? Benim. bildiğimiz ağaçlara hiç benzemeyen. yüksek mi yüksek tavandaki koridorlarla birbirine bağlanıyor. Evrensel Vesvese] Eski bir Çin atasözü der ki "Kıyıya vuran ejderha. Bu cübbeli. havai fişek gibi patlayan kıvılcımlı kanımdı!. afet ve eğlence. "Ben iyiyim. Şebnem de ben de soluk soluğayız. gümrük polisi ağzıyla ho-murdanıyorum: "Ne işiniz var burada?!" "Sakin ol Fu" diyor Şazeliyye Şeyhi Oruç Bey." Siyami Bey: "Avazı çıktığı kadar 'Bilmem n'aparım böyle aşkın ızdırabını!' diye bağırdı. Gezegenin kıyısına iliştirilmiş. Şemsiye büyüklüğündeki yaprakların arkasına saklanıyoruz. uğursuz bir gıcırtıyla aralanıyor. boğdu bizi!" Alevî Dedesi Saz Âşığı Reşat Bey: "Azrail'in yönettiği bir tufan gibiydi. vahşice bir işgüzarlıkla bizi gammazlıyorlar: Çığlık çığlığa zıplayıp. Okyanus. 1(» Galerinin kapısı. Açıyorum. Benim tam karşımda." Mevlevi Yahya Efendi: "Kurşunlar gövdemize saplanırken güçbela. Nakşibendiyye Şeyhi Ulvi Efendi hatırımı soruyor: "Nasılsın Fu?" "Elhamdülillah. Saydam masamızın içinde rengarenk balıklar yüzüyor." Ayaklarımı Hint Okyanusu'na uzatmış yatıyordum. Daha önce görmediğim türden. kurumaya bırakılmış. kocaman bitkilerin kollarına atılıyoruz. Afallıyorum: "Ne?" Yeseviyye Şeyhi Mazhar Baba şahadet parmağıyla meclistekileri işaret ederek görünmez bir daire çiziyor: "Hepimiz öldük. kulağı nereden çekip çıkardınız?" 4 . Dalgalara teyellenmiş insanlar görünüyor. Biraz daha yakına geldiklerinde. tehlike ve beden terbiyesi... öfkeden aklını kaçırmış bir adam vardı. çevresinde yerlerimizi alıyoruz. Durban'ın Umtata bölgesinde. ben de kafamı bir o yana bir bu yana çeviriyordum. gönlümü sarmalayan vecd.. hangi rüyada görülmüş?! Hatip Halilullah Efendi: "Ben tam sol gözümden vuruldum Fu.. omzumdan akan kana parmak uçlarıyla hafifçe dokunuyor. Maymunlar. Son sözlerimi söylememin vakti geçmek üzere. bir evliya kabristanı kadar sessizdi. Müstakil tel kafesler. Yaz tatili iznimi kışın kullanırım. denizin dibinde birçok balıktan daha çok zaman geçirmişliğim var!" diye çıkışıyor. pırlanta yüzüğü parmağına takıyorum. Hayvanat bahçesinde. Şubat güneşi derimi. Bazıları.." Müfessir Enes Efendi: "En önde siyah takım elbiseli..." Onlar böyle pingpong maçı yapar gibi parça parça konuştukça.boşluğu aşıyoruz. Tabutların üzerinde dikilmiş pir-i faniler kıyıya çıkacakken. göstermelik bir hayat belirtisi. Ruhuma yayılan esenlik. Sörf yapıyorlar.

Güney Afrika. kızınız hakikaten pek şeker.. Muhtemelen beş sene öncesine aitti. Yani Türkiye saatiyle 15:00-16:00 sularında!" "Neler söylüyorsunuz Fuat Bey?" "Bakın. Heyet'e kim saldıracak?" "Kim olduklarını bilmiyorum. demirden 'D' harfleri dökülüyordu. Heyet üyelerine tahsis edilen salon cevap vermiyor. Müdür Bey. Ne dersiniz Bay Fu?" Plaj terliği gibi bir dil gerektiren Hint aksanıyla "Nanda" dedikçe." "Şaka mı yapıyorsunuz?" 26 "Hayır.İrfan Bey kendinden emin: "Ben sizden handiyse beş saniye sonra kurşunlandım. Kulak diyorum." Merdiven çıkarken birdenbire tepemde kahverengi kanatlarını açmış dev bir kumru: "Nanda ile Fu! Güney yarımkürenin en görkemli çifti. evlilik fikrinden çok uzağım. bu acil bir durum! Yarın heyet üyelerini güvenli bir yere nakletmeniz gerekiyor! Onları bakanlık binasından uzak tutmalısınız!" Özel kalem müdürünün keyfi gıcırdı.] Eskinin eskisi bir Çin atasözü "iktidarsızların vicdanı. Muhtemeldir ki.. muazzam beyninize değen kurşunlar sizi aldanışa sevk ediyor. Şazeliyye Şeyhi Oruç Bey bana dönerek ayağa kalktı ve sesi yüzümde şimşek gibi sakladı: "YARIN!" Telefonda nakavt Elope Hotel'e kadar doping testinden kaçan bir at gibi koştum. önce nefesini düzenle" der. Heyetin yarın orada olmasını engellemelisiniz! "Fuat Bey.. Yine de açıklamayı deneseniz Fuat Bey? Yani bu komployu.. n'olur bana inanın Ezel Bey!" "Yarın gerçekleşeceğini söylediğiniz saldırıp nasıl haber aldınız?" "Bunu izah etmem biraz zor. Nasıl desem." Bakanlık Heyeti'nin konuşmalarını artık uğultu halinde duymaya başlamıştım. Yâ Rabbim." "Tamam. Fonda. 5 . fakat yanılıyor olsam bile tedbir almaya değmez mi sizce?" "Olabilir tabii. Şimdi kapatmalıyım. Fuat Atıf Tufa.. duvağı açılmamış bir gelinlik içinde Nanda!." İrfan Bey: "Sen ne biçim eşref-i mahlukatsın! İnatta ısrar ediyorsun?." "Yo. Sadece o aşağıdan çekilmiş. Avami bir alaycılıkla öttü: "Siz şu anda Güney Afrika Cumhuriyeti'nde değil misiniz?" "Evet efendim." "Rüyanızda mı gördünüz?" "Biliyorum.. babasının söylediği gibi kız onyedi yaşındaysa.. özel kalem müdürüne ulaştım. Ankara'yı uyarmalıydım. sakin olun. Hint Okyanusu vişne reçeli kazanı gibi kıpkırmızı kaynıyordu. güvenli bir yerde tutun. koridorda karşıma çıkıp polis rozeti gibi yüzüme tutuyor Nanda'nın fotoğrafını: "Rica ederim ona dikkatli bakın!." Restoranın eşiğinde Nanda'nın fotoğrafıyla göz göze geliyorum.. imparatorluk orduları birbirini kesip biçiyor ya da balinaları mızraklıyorlardı sanki.. Denizin dibinde.. "Çok yüce gönüllüsünüz Bay Moyi. Nanda ile evlenerek hayat maceramı 'renklendirmeliydim'.." [Dit dit dit dınııt . karabasana dönüşmüştü. Elope Hotel'e yerleştiğim gün beni gözüne kestirdi. bizim ihtiyarlar işitemediğim." "Hint Zengini.dit dit dit dıııııt . Bakanlık Heyeti'ne saldırı düzenlenecek!" "Saldırı mı. Sonunda. ağzından nal gibi. çok mühim bir mesele için aradım sizi. Emniyet güçleri yarın da iş başında olacak. Eski bir Çin atasözü "Nefsini terbiye etme kararındaysan." Özel Kalem Müdürü'nün sesinden ezelî rakibini nakavt eden bir boksörün zafer narasındaki haz yansıyordu: "Anladığımdan emin olabilirsiniz Fuat Bey.. Derken. fakat yedi kişiler.... iki hayat arkadaşı.. En azından Heyet'e durumu açıklayın. ağzımın. Bir hafta önce." "Öyle mi? Sizin rüyanıza göre program yapmamızı istiyorsunuz. İrfan Bey "Kulak." "Peki. sanırım Afrika'nın sıcağı sizi biraz etkilemiş. Ezel Bey.dit dit dit dıııııt. gökten Nanda'nın fotoğrafları yağıyor. gövdemin içinde dönüp duran soru şuydu: "Bütün bunlar ne zaman oldu?! Bütün bunlar ne zaman oldu?! Bütün bunlar ne zaman oldu?!... ne münasebet?" "Evet. kafamın. Tabii." Kaç gündür rüyalarımda. Bay Moyi'nin Hindi sesi: "İki Müslüman." Halilullah Efendi "Göz.. Ona göre. Bakanın cep telefonu kapsama alanının dışında.. O arada zât-ı şahanenizi temaşa etmekteydim. şişko bulutları andıran çuvallardan fotoğraflar saçıyor! Kolumda bir kıpırtı. Fakat ben." "Meraklanmayın. inanması zor. Güney Afrika'ya kim ihbar etti?" "Bakanlık Heyeti. ne romantik!. sol kulak. Aman Allah'ım! Kıpkırmızı. iradesizlerin şuuru yoktur" buyurur. kurşunlar sol kulaktan girdi. bayramlık ağzını açıp düğünlük tngilizcesiyle sordu: "Teklifimi düşündünüz mü Bay Fu?" "Derhal telefon etmeliyim Bay Moyi!" Bakanlığın numarasını çevirdim. çirkin ve esmer cimcimenin fotoğrafı. Rüya... Yanlış mı anlamışım. kan iki kulaktan birden şorladı. Sayın Tufa?" "Ezel Bey. Basın müşavirliğinde kimse yok. lütfen bana inanın. anlaması. Onyedi yaşındaki kızı Nanda için beyaz tenli ve Müslüman bir damat arıyordu. Kabus görmüşsünüz.. kader beni buralara kadar boş yere sürüklemiş olamazdı. Asansörün kapısı aralanıyor: "Kızım ve siz.dit dit dit dıııııt . fakat rica ederim Bakanlık Heyeti'ni koruyun. "Nanda." dedikçe. Masa olarak kullandığımız küçük koydaki berrak su kızılcık şerbeti gibi kırmızıya dönmüştü.. ingiltere ve Hollanda'da rastlayabileceğin en güzel kızdır" diyerek bana elindeki fotoğrafı gösteriyordu: "İşte benim güzel Nanda'm. Evet. Ellerimi ağzımın kenarlarında birleştirdim ve nihayet haykırdım: "Bütün bunlar ne zaman olduuuuu?!" Kıyıya en yakın tabutun kapağı açıldı. "Ezel Bey?" 25 "Buyurun?" "Ben.." "Onların haberi var mı yani?" "Sanmıyorum... Ejderi boyamak Ben can derdindeydim.. Türk olduğumu duyunca çok sevindi. biz burada dururken size. iki genç. Bir türlü telaffuz edemediğim.. Ezel Bey.. anlamıyorsunuz.. Heyet'e saldırılacağını nereden çıkarıyorsunuz? Bir kabile büyücüsü mü söyledi?" "Hayır. yalvarırım bu tedbiri alın." "Yedi kişi mi?" "Evet.. anlayamadığım birşeyler söyleye söyleye bir bir tabutlara girdiler! Felç olmuştum. söyler misiniz. lütfen.. uluslararası ilişkilerle gönül ilişkilerini harman edeceksiniz... Yukarı bakıyorum: Bay Moyi bir helikopterde. benim gözüm. Yarın ikindiden sonra. sol gözüm!. Hindistan. Lobide pusuya yatmış olan otel sahibi "Hint Zengini" Gamaka Moyi." İhtiyarların girdiği tabutlar kanlı denizde yavaş yavaş yüzmeye başlamıştı." İşin doğrusu Nanda'yı hiç görmemiştim. Bay Moyi et derdinde. Rüyamda gördüm.. Ne kımıldayabiliyor ne de ses çıkarabiliyordum." "Ezel Bey anlatamadım..dit dit dit dıııııt ." cepli kefen kostümüyle dolaşan arsız hayalet..

... Şoför." "Vay canına." "Bay Moyi'nin size Nanda'nın yanında vereceği hediyeleri romantiklikten mi reddettiniz?" "Neden bahsettiğinizi anlamıyorum?" Aklım. Bay Moyi sizi boşuna beğenmemiş! Ne bakanlığı?" Taksi bir sorgu odasına. Siyahi şoförler palmiye gölgelerine çömelmiş kara kara düşünüyorlardı. kamuyu da bilgilendirmişti. bir an sizi o sandım." "Turist misiniz?" "Yo. seyyahım. Sualtı aksanıyla: "Ne tarafa bayım?" "Havaalanına. ilk Ankara seferi otuzaltı saat sonraymış! Halbuki otel resepsiyonunu aramış." "Ah." Adam bana Tel-Aviv'e kadar bir kargo uçağıyla gitmek isteyip istemediğimi sordu. bir gecekonduydu sanki. 37. nereden geldiğini bilmeyendir. "Adım. Elindeki işe ara verip bana açık yeşil bir içecek ikram ediyor. görüyorsunuz ya?" "Bay Moyi'nin. Yahudi'ymiş. Hapishane hastanesinde ameliyata alınan bir idam mahkumu gibi dehşet içindeydim. Odamda fazla oyalanmadım. Şoför. Tel-Aviv'de akrabaları falan varmış. Pilot göstergeleri yumrukluyordu! Tayyaremizin vidaları gevşemişti. AİDS mi yaygın. hesabı nakit olarak ödedim.. ikisi de maden işçilerini andırıyordu. Uçakta." "Fazla vaktimiz yok" deyip. Adımı." Minyatür bir bavuldan ibaret olan yükümü kapıp çıktım. Yüzüm buruşuyor. dilim damağımda saklıyor: "Nedir bu?" "Çakal eriği likörü. Edgar Poe" deyip neşeyle elini uzattı." "Yoksa siz. Konuyu değiştirdim: "Biraz hızlı sürebilir misiniz?" "Bu yolda hız limiti saatte 50 mil efendim." "Yapmayın lütfen. Arkalarından kahveyi döküyorum. Havaalanında beni avlayan adam ise otuzbeşinde filandı. "ülkemdeki herkes bana kısaca 'Fu' der.. mavi. Uçağa binmemi engellemek için belki de bütün biletleri satın almıştı?. bilir misin?" "Nerden bileyim?" "Ejderi boyasan da derisini boyarsın. Öteki. [LINYUTANG] Bir elimde kibrit kutusu kadar bavulum. Cuma namazını Kocatepe Camii'nde kılmam işten değildi. "Takma kafana ahbap." Ben de kollarımı açtım. pembe. Bir Çin darbımeselidir: "Yerin kulağı varsa." "İkisi de aynı şey değil mi efendim?" "Hayır dostum. Lafı yokuşa sürdüm: "Ne dediniz?" "Hangi bakanlıkta çalıştığınızı sordum efendim?" "Gönül işleri Bakanlığı. Pilotun yaşı. karnında ikiyüzelli kişiyle Anadolu'ya doğru uçmaya başladı bile. Ülkenizde nüfus mu fazla. Ezel Zelzele'ye izan ihsan eyle. sağdaki camdan dışarıyı seyre koyuldum. tahminen ellibeşti." "Hangi ülkedensiniz peki?" "Türkiye. kapıların da gözü vardır. Hemen harekete geçersek. normal şartlarda asla 6 . ben de Cemal Süreya. değil mi?" Karşılık vermedim. yedek yolcu listesine kaydettirdim. partal bir kartal." deyip el sallayarak kendimi dışarı attım. kartları kader karıştırır. Birbirlerine çok benziyorlardı. mükemmel seyyah. Civardakilere "Elveda!. uçağınızın kalkmasına neredeyse üç saat var. Sonunda havalandık. harika. mayhoş. sarı. Eski Çin'de bir söz vardır: "Yabancı topraklarda. İyi fikir. Aşka resmen destek veren bir bakanlık bizimki. Ankara yolcularıyla dolu uçak havalanıyor. Bir kargo uçağı için fazla küçüktü. demir kuş. Benimle bir daha asla görüşmeyeceğini bildiği ve galiba cahilin teki olduğumu düşündüğü için. kemikleri aynı kalır. Koltuğunda ahtapot gibi yüzüyor mübarek. Ne taşıyordu acaba? Cüceler için fincan mı? Bu kanatlı. görevli kızdan havaalanının telefonunu istemiştim. Dick?" Lafa karışıp "Fuat Atıf Tufa" dedim. Fakat işe yaramadı. Hayır." "Biraz kafam karıştı" dedi. size iki villa ve bir düzine otomobil vereceğini. "Benim de." Anlaşılan kaynatam olmak için can atan Bay Moyi. Bir iki saat içinde vize alamazlardı. Vay canına! Bu besbelli Bay Moyi'nin işiydi. neden seks bakanlığı var?" Arabadan atlamamak için kendimi zor tutuyordum: "Halkımız çok romantiktir. diğerinde kibrit suyu gibi bir kahve. taklit etmek özgünlüktür. sarılmak ister gibi kollarını açtı pilot." Eğer yolcu uçağına binebilseydim. Bundan sonra ben de biriyle tanıştığım zaman ilk iş üstünü arayacağım.. merak ettim. oniki saat sonra Ankara'ya varırdım. Uçan halı üzerine inşa edilmiş bir köpek kulübesi. ihtiyar katırı ürkütmesem iyi olacaktı. Pilot. Uçağı görünce fikrim değişti: Kocatepe Camii'nde cenaze namazım kılınabilirdi. Bay Moyi içeriye sızabilirdi. Dick'in ihtiyar versiyonu. Derhal kabul ettim. Çenesini yargıç tokmağı gibi kaldırıp beni işaret ederek sordu: "Kim bu çocuk... Bir tek kafadan ve ağızdan bu kadar çok soru art arda çıkamazdı...Nanda'yla görüşmeden yola koyulacaktım. adıma bir bilet ayırtabileceğim. Pamuk şekeri ve pişmaniyeden yapılmış gibi saçaklı. 400 dolar istediler. "Ne demek bu?" "Eski bir Çin atasözü. Saat 17:30 olmuştu. yeşil. Odamın anahtarlarını resepsiyona teslim ettim. kızı için seçtiği bir Türk'ten söz ediyor herkes. komisyonunu alıp toz oldu." Yükümüzün postal olduğunu öğrenince biraz şaşırdım. İçiyorum.." "Öyle mi? Hiç duymamıştım. Otelin bahçe kapısının karşısında dizilmiş. arabasında sessizlik istemiyordu: "Ne iş yapıyorsunuz?" "Basın müşaviriyim. Çantamı Dick didik didik aradı." 30 Yirmi yıl sonra doğan ikiz kardeş iyi seyyah.. Pilot. Bütün mesele duygularla ilgili. sen de oynarsın" dedi bir ses. işte. kendini ünlü yazarın adaşı ilan etmişti. Pilot birden üstümü aramaya başladı.. lunapark oyuncakları gibi cafcaflı taksilere yöneldim. nerede?" "Bir bakanlıkta. Kafa karışıklığı sık görülen bir şeydir. fakat lavabo beyazı dişleri. beyaz. Bakanlık Heyeti'ndeydi." "Haydi. 350 verdim. "Memnun oldum Allan. israil ordusuna askerî bot taşımak. Üstelik. Heyet'in katledilmesine izin verme. işitme engelli kraliçeler bile duydu?" Konuyu iyi bildiğim bir alana çektim: "Eski bir Çin atasözü ne der ahbap. tonton bir kadındı. beyaz. O da bana. siyah. kulakları arasına kolye gibi dizilmişti." "Ne?!" Adam öyle bir güldü ki. Dick de pilotun yirmi sene sonra doğmuş ikizi gibiydi. Bizim ihtiyarlara bir şey olmasın diye içimden dua ediyordum: "Allah'ım rüyamda gördüklerim orada kalsın n'olur. değil. 'Oteldeki Türk' müsünüz?" "Artık taksideyim. pilotun karısıyla yan yana oturuyordum.. şoför de üniformalı ve yedi başlı bir ejderhaya dönüşmüştü. az kalsın arabanın kaportası yamulacaktı: "Bir tür seks bakanlığı mı bu?" "Bilmiyorum. arada bir tokatladığı direksiyonu tutmadan kullanıyor arabayı. nereye gittiğini bilmeyendir. böyle bir şey mümkün değildi. Bindiğim taksi Güney Afrika Cumhuriyeti bayrağının renklerine boyanmıştı: Kırmızı. Uçakta yer yokmuş. Dönüp baktım. uçağın merdivenlerinden ağır ağır inip yanımıza geldi.

Boş bir kafa. Flaşlar patladı. kime kısmet. bir an önce havaalanına gitmemizi buyurdu! Ankara'da bir iki gün kalabilir ya da gider gitmez geri dönebilirdik. Adamın kılına zarar vermeden kellesini uçurmak Aksilikler." Laf lafı açtı. Garsonlar.. kalemleri. boş bir silah. Kontrol kulesinden gelen uyarılara rağmen.. "Bu uçak israil hapishanelerine benzesin istemiyoruz." Vaat: "Konuşarak halledebiliriz. birkaç saat sonra Ankara sakinlerinin ayaklarını yerden keseceğim. Her şey yoluna girecek.. derhal biletleri ayırtıp. Telefon edip "Bay Fu ülkesine dönüyor" dediğimde. Allah sonumu hayreylesindi. çakmakları. Korsanlar. gecikmeye ayırabileceğim kısmını kullanmıştım. Militanlar. el çantalarını. Olanlara inanamıyordum. hava korsanlarıyla israilli subaylar arasındaki atışma uzadıkça uzadı. laf aramızda. adını ilk defa duyduğumuz başkentine. dansözler. Yine de Bay Fu'nun gizlice birkaç fotoğrafını çektim. örgü örüyordu. barmenler. "Yanlış anlamayın" dedi. Elope Hotel'in resepsiyonunda part-time çalışıyorum. Bay Fu'nun otelden her çıkışında. Adım." Kar maskesinin ortasındaki mahcup gözlere baktım: "Kurşunları boşaltırsanız. Havaalanı. büyükannesini ziyarete gitmişti. İstediği asıl şey.. çalgıcılar.. Kalkıp gittim.bulaşmayacağım bir işti. Ertesi gün fotoğrafım Newsweek’in kapağındaydı. Flaşlar patladı. Lütfen sakin olunuz. masörler. inanın bana. ingiliz diplomatların bulunduğu uçağı zapt etmişlerdi. "Hayır" dedim "henüz değil. takvim yaprağını gün bitmeden mi koparalım? Unutun bunu. Bu arada. İlk karşılaşmada aranmaya alışmalıydım belki de? Bu aramalar sırasında. Nişanlıma sorarsanız. Hayat harbiden tuhaftı. rehberler. cüzdanları. nereye giderse gitsin. Militanlardan biri sevecen bir jestle beni yanına çağırdı.. hakkında hiçbir şey bilmediğimiz Türkiye'nin. istediklerinizi alacaksınız. nereye gitsem orada yerçekimi ortadan kalkıyor. kaybolmaya yollandık! Şu anda uçaktayız. yüzlerindeki kar maskeleri bir tebessüm kalıbı. bazen neşeyi aşk zannederiz. saatleri. Tamam. Nanda'nın Bay Fu'yu sırf beyaz tenli bir dindaşı olduğu için sevebileceğinden. Bay Fu ile Nanda biraraya hiç gelemediler. çorap için kullanılan renkler. Onbeş dakika içinde İsrail askerleri ile 'bizimkiler' arasında pazarlık başladı. hiçbir ordunun kılık kıyafet nizamnamesine uymayacak çeşitlilikteydi.. Yapmadım. Filistin İntikam Tugayı'na mensup olduklarını söyleyen bir grup hava korsanının eline düştük. bahçıvanlar. görelim. kuaförler.. pek hoş bir duygu değil. sizce sakıncası yoksa. şoförler. Çünkü kulaklarımıza inanamıyoruz. Sağolun. Bir an önce harekete geçmeliydim. Cinai Kinayeler] Bay Fu'nun başına bu çorabı Bay Moyi ördü. Nanda annesiyle birlikte Bombay'a. makineli tüfeklerin namlularıyla karşılaştık. uçakta Bay Fu'ya yer bırakmamaktı.. şimdi de ingiliz diplomatlarla aynı saftaydım. Bir keresinde benim de başıma gelmişti. neden olmasın?" "Ah. Çünkü. Bizi apartopar Boeing 767'ye. boşta kalan örgü şişlerini almışlardı. toplayarak bez torbalara doldurdular.. Maksadımız sizleri incitmek değil. o kadar güzelim ki. sigaraları.. Uçak böyle yavaş giderse. Yardımcı olduğunuz için minnettarız. Lalita Lal. kılımıza zarar vermezler" düşüncesindeydiler sanırım.. Ne de olsa güney yarımküreden kuzey yarımküreye uçuyorduk. pilotun karısı elinde şişler. şarkıcılar. rehinelere hostesler gibi gülümseyerek tatlı sözler söylüyorlardı: "Sizinle." Bir iki saniye düşündü ve İngiliz pasaportu taşıyan tüm personeli ilk uçakla Ankara'ya tatile göndermeye karar verdi. önümüz kıştı. Onun yerine "Estağfurullah. Çok üzgünüz. bilet alıp almadığını sordu. Teşekkürler. tesadüflerin de takviyesiyle felaket katına yükseldi." Ret: "Ne yani. kafanıza silah dayayabilir miyim? Samuray. Onbeş saat süren yolculuktan sonra vardığımız Tel-Aviv'in dumanlı göğünde bizim külüstür tayyare irtifa kaybediyordu. kendisine haber vermemizi emretmişti. aşçılar. Kapılar açıldığında. çiçeği burnunda bir rehineydim. belki Nanda daha çok hak ediyor: "O." Öylesine kibardılar ki. Çok naziksiniz. Güney Afrika'nın Angelina Jolie'ye cevabıdır." Biz Hintliler.. Yeğenler.. Kudurmuş yamyamların çiğköfte partisi 7 . Cevap vermedim. "Beyefendi.. israil ordusundaki bütün askerlere çorap örebilirdi. Bay Moyi'ye durumu bildiriyordum. elbette" derken belindeki tabancayı çekip şarjörü çıkardı. bari boş konuşmayalım" demekle yetindim. Uçağın 150 metre kadar ötesinde kurulan uzun barikatın arkasında siper alan muhabirler. Nanda harika bir kızdır. bir ameliyathane koridoru gibiydi. tabancaları." Rica: "Pankartları indirin lütfen. Ya siz?". belki torunların ayakları üşümesin. herkesin tek tek üzerini arayıp cep telefonlarını. abartmayayım.. Patronum.. Eğer bu doğruysa. Öğlen olmuştu. diğeriyle silahın namlusunu şakağıma sürtüyordu. Çorapmış. şimdilik. Bay Moyi kadar emin değildim doğrusu. Kadın bir çift çorap örmüştü. herkes beni hostes sanıyor. Kayboluş seferi [Lalita Lal] Turistler dünyayı ele geçirdi! [KURUSH KUMAR. Kimsenin canı yanmayacak.. tam otuzüç kişi. Nişanlımın benim için söylediği şu sözü. kadın. Zamanımın. Uçağa binen elemanların her birine tam maaş ikramiye vaat etti. bellboylar. Uçağın kapısını açtılar. ellerindeki otomatik silahlar iyilik perisinin sihirli değneği gibi görünüyordu gözüme. Adam potinlerini çıkarıp çorapları oracıkta giyiverdi. Beni Tel-Aviv'e getiren pilot ile Yahudi karısı hallerinden memnun görünüyorlardı. Arkamdaki centilmenden anında kurtulup aşağı atlayabilirdim." Nükte: "Bunu derhal bir bez afişe yazın. eşikte durdum. Herkes görsün. Bizim iş defileden pek farklı değil. Kime niyet." Flaşlar patladı. Eleman. uçağımız öksürüklü bir akbaba gibi sarsılı sarsık alçaldı ve yere çarpıp sürüklenerek Boeing 767'nin kanadının altına girdi. Halbuki. gezmeye. alışverişe. bekçiler. rehinelerin arasına naklettiler. göz nuru çorapları militanlardan birine hediye etti. Dört saatlik. ecelin şifası olmadığını bilir. Olmaz olsundu. temizlikçiler. Militanlardan üçü. Soru: "Rehinelerin durumu nasıl?" Cevap: "Hapsettiğiniz Filistinlilerden iyi durumdalar. Sonra uçağın pencerelerine Filistin bayrakları asıp pankartlar gerdiler: "Masum insanlarla dolu israil zindanları boşaltılsın!". Önce İsrail askerlerine bot taşımıştım. "sadece kameralara poz vermek için. "Bu adamlar kellemizi uçursalar bile. Hayattan derin bir nefes çektim. Şubat'ın 25'iydi. Stockholm sendromuna yakalanan Ören Bayan. adam arkadan bir eliyle boynumu kavrıyor. böyle tatsız bir vesileyle tanışmak istemezdik. Nanda'nın da onun fotoğraflarını görmeye hakkı olduğunu düşündüm. bodyguardlar. objektiflerini bize doğrultmuşlardı. kulağıma eğilerekten "Bunu yaptığım için özür dilerim dostum. Besbelli çocuklar içindi. Yüzmeye. biliyorum.

Konsantre olmayı. "Hepimiz Osmanlı torunuyuz" filan deyip boynuma sarıldılar. [ZHANG ZAI. 233-297] Adrenalin sarhoşu olmuştum. Gazeteciler. kıyametten sağ kurtulmuş bir deli gibi ağlıyordum. Kudurmuş yamyamların çiğköfte partisi henüz sona ermiş gibiydi. Polisler. "kaderi duyumsamak"tan söz ediyordu.. cinayetin dumanıyla sarmalanarak yükseliyordu. Sonunda. aksakallı ihtiyarlar kıpkızıl bir bataklığa fırlatılmıştı. dilini. Bakanlık Heyeti'nden feyiz almıştım. Her şeye hayret ederdi. Ebediyetin Faydalan] Bir zamanlar Çin'de şöyle denirmiş: "Savaşta öldürülürseniz. Feridun Bey ona sık sık "Sen ne biçim Bektaşi'sin arkadaş. ambulansların oluşturduğu çarpık koridorlardan sendeleyerek geçtim. melekleri ağırlayan bir ermişin tebessümü. samimiyetle tasarlayan Sadık Bey'in ardından gözyaşı dökmüştük. Bakanlık binasının merdivenlerinden cehennemin bodrum katma iniyorum. telsiz cızırtıları. Çıktığımı fark eden bir kadın muhabir. Besbelli göğsünü yatay olarak biçen kurşunlara da "Safalar getirdiniz" anlamında gülümsemişti. cesetlerini takozla ezdikten sonra çekme halatvyla bağlayarak bir dağın tepesinden çığ gibi yuvarlamak iyi olurdu. Ölümün buharı. İsrail polisine laf anlatana kadar canım çıktı. kapattım. Etraftakilere belli etmeden.. Çinli bilgeler "Nehrin kıyısında sabırla beklersen. Dünden kalma bayat bir kar. Bakanlık Heyeti'nin tüm azaları öldürülmüştü! O nur yüzlü. Gençliğimin üç senesini Tibet'teki bir manastıra bağışlamıştım. Ankara'yı yüzerek geçmek Herkesin üç kişiliği vardın Ortaya çıkardığı. sanırım Mazhar Baba'ya aitti. Koşarak toplantı salonuna vardım. Ulvi Efendi'nin yüzünde. Oruç Bey toplantı masasına kapaklanmış.. Midem. hayatının şampanya dönemini çoktan geride bırakıp ıhlamur evresine ulaşmış bir kadının sesi beni uyarıyor: "Sürücülerin zincir. bağrışmalar. durulmuş olmam gerekirdi. kırkıncı kez Hacca giderken çok ümitliydi. Altmışüç yaşında. [SHANC SHOU.. Ayaklarını yerden kesecek şekilde kaldırdıktan sonra sağ avucumun bileğimle birleşen kısmıyla göğsüne sert bir darbe indiriyorum! Bakanlığımızın özel kalem müdürü havalanıyor ve ertesi günkü Hürriyet gazetesinin manşetine konuyor. kendi dışkısını yiyen uyuz bir domuzun kusmuğuna nasıl bakılırsa öyle bakıyorum. Delik deşik cesetler hâlâ tazeydi. helikopter patırtıları birbirine karışıyordu. Uzun süre ayakta kalmış. Buna karşılık Rahip Moju Ming'den Javaca-Do felsefesini ve dövüş sanatı tahsil etmiştim. rüzgarın uğultusuna kulak vermeyi. Hafız Behzat Efendi belinden vurulmuş olmalı. bir bambu ağacı gibi. yürümeyi. nehri de taşırmıştı. Mermiler çenesini. cesetlerin üzerini örtmekle meşguldü. Sarı Vosvos'umla Ankara'yı bir uçtan bir uca yüzerek geçtim. elinde mikro-teyple bana doğru koşuyor. artık vişneçürüğü. Bu şehir. Mermi.. Arkasında da fotoğrafçısı.. gökyüzünün hareketlerini tartmayı. ikramda bulunan biriydi. yolunmuş kırmızı güller gibi. Hatip Halilullah Efendi'nin gözleri açıktı. saçılmış ezik et kırıntıları ve milyonlarca kan lekesi parlıyordu. Tabanları yağlıyorum. Kader hem zamana 8 . Boynunun sağ yarısı bir canavar tarafından ısırılmış gibi yırtıktı. Müslüman olduğumu daha önce söylemediğim için sitem bile ettiler. işaretparmağı kalkık gevşek yumruk. gülümsemeyi. Birkaç televizyon muhabiri arkamdan seslendi. beyinler akmış. Türk hükümetinin resmî görevlisi olduğuma inanmak istemiyorlardı.. Ezel Zelzele kalorifer kazanma kilitlenmiş bir bostan korkuluğu gibi dile geliyor: "Hepsi ölmüş mü?" 40 Ona. koşuşturan görevlilerin ayak sesleri. Kurşun delikleriyle kalbura dönmüş beyaz duvarlarda. Rüyamda sol gözünden vurulduğunu söylemişti. bir şehri boyamanın en kötü yöntemidir. Şeytanın kuaförü gibi. göğsüme balyoz yemiş gibi sarsıldım. Çok feci. takoz ve çekme halatı bulundurmaları istendi. Dünyaya az önce gelmiş gibiydi hep. kanatlarından kan sızan kitabı usulca çekip paltomun içinden koltuğuma sıkıştırırken kapağa göz ucuyla baktım: İdris Shah Tales of Dervishes. kanla dolu bir çukur. Aldırmadım. Sağ salim geri dönmesi enikonu sürpriz olmuştu. Üstat Selman Elma'nın kalbinin üzerinde yumruk kadar. Giysisinde kızıl çizgiler oluşmuştu.. Yerler vıcık vıcık. Örtülerden birinin altından görünen. tımarhane mutfağında pişmiş akrep zehiri reçeliyle doluydu sanki. Karnında kocaman bir gedik vardı. Hesabıma göre. Bir polis helikopterinin etrafını dolanırken Ezel Zelzele'yle burun buruna geliyoruz. Polisler bile ayakuçlarma basıyor. cesedinizin düşmanın yüzüne bakmasına dikkat edin. dinlenmeyi. kanımın damarlarımda pıhtılaştığını hissediyordum. Geç kalmıştım. kırıntılar halinde yağıyor. Zıpkın yemiş gibi birden duruyorum. başının arkasından saplanmış olmalı. Gönül İşleri Bakanı Mithat Hattat'ı çembere almışlar. Bakanlık Heyeti ise yirmidört haftadır faaliyet gösteriyordu. Bağırsaklar dökülmüş. şeytan görmüş bir keçi yavrusu gibi. tüm düşmanlarının cesetlerinin yüzdüğünü görürsün" dermiş. Ankara'daki İsrail Büyükelçiliği'nden gelen bir onay mesajı sayesinde yakamı kurtardım. Polis arabalarının. nefes almayı. Hayrete düşmüş gibi bir hali var. bir güvercin gibi tabiatla uyum içinde kendi hayatımı çekip çevirmeyi bellediğimi sanıyordum. sahip olduğu ve sahip olduğunu sandığı. hal hatır soran.. Seyyah Sadık Bey. gözlerini kapatıyorlardı. Halilullah Efendi'nin bir kulağından girip ötekinden çıkmıştı.. bacakları isabet almıştı. Bu kısacık sürede.. Hazin vazife başlıyordu. Gönül İşleri Bakanlığı. Dalyan Efendi'nin başı. Günlerdir otoparkta bekleyen sarı Vosvos'uma atlayıp gaza bastım. Bembeyaz takkesi. Her zaman selam veren. Kalabalık. Eşikten içeri bakınca. fren çığlıkları. * it * Bakanlık binasının önü mahşer meydanı gibiydi. Besbelli. İslam Tarihi Uzmanı İrfan Bey haklıydı: Kurşunlar. bitmeyen bir tıraşa başladılar. Feridun Bey'in elleri. ruhunu Kabe'de teslim etmek istediğini söylerdi hep.. Kapıdaki polislere kimliğimi gösterip içeri girdim. ciğerler kanlı püreler halinde dağılmıştı.. Sirenler. kolları iki yana açık. düşmemişti demek. Nehre indiğim anda sabrım taşmış. artık sakinleşmiş. köpekbalığı kaynıyor. Ber HavayoUarı'na ait kiralık bir uçakla göğe yükseldim. fakat yanılıyordu. buyur eden. 974-1079. Onu son yolculuğuna uğurladığımız duygusuna kapılmış ve kendi cenaze merasimini özenle. Üç dört parmağı kopmuş.. dişlerini paramparça etmişti. Siyami Bey'in alnında bordo bir delik." Saat 13:00 sularında Filistinli militanlar beni serbest bıraktılar. uslanmış. Ayakta durmayı. oturmayı." Bakanlık Heyeti'ni katleden yedi kişiyi zincirle döve döve öldürüp. elleriyle ağızlarını.Katliam. Sol elimin parmaklarını bükerek çenesinin altına kenetliyorum.. Kafamın içinde dönen binlerce pervane duruyor. Yüzünün bir kitaba gömülü olduğunu fark edince doğrusu şaşırmadım. yapış yapıştı. Fî tarihinde. Acil servis elemanları sedyelerle salona girdiler. Anlaşılan suratını elleriyle korumaya çalışmış. çimento fabrikası bacasından çıkmış gibi pis bir gökyüzü. Dışarıda. Radyonun düğmesini çevirdim. yedi ay önce kurulmuştu. Dalyan Efendi. Arkadan giren kurşunlar. gövdesi. önde kova ağzı büyüklüğünde bir delik açılmasına ve iç organların dağılmasına sebep olmuş. İkizini idam eden bir cellat gibi. feleğin çemberine sıkışıp kalmışsın?" derdi. susmayı. silbaştan öğrenmiştim. Sakalları kızıla kesmişti.

Sizi temin ederim. hayatı bir skandal silsilesi gibi algılamamıza neden oluyor. günah ile sevap. tekerleğin icadından önce üretilmiş sanki. Çekirge. protokol umurumda değil. devlet işleri. meczupları. Yuvalarımız gibi.. Babaannesinin gardırobundan giyiniyor: Yanmış mukavvadan bir ceket. metroya para ödemeden binebiliyorsunuz. fakat galiba hayatlarımızın biçimlenmesinde formüller kadar sırların da etkisi var. ister istemez üstünü de çiziyor. Ben kurucu üyelerdenim. kravatı." Dalga geçtiğini düşündüm. Beyninin kayışı sıkışmış bir hödük. basireti kördüğüm olmuş biriyim. Her ikisi de AŞKart'lı çiftlere faizsiz konut. [HONG HUA HUI. diğerinde kılıç tutuyorum.. tramvaylara. içinden "Bakanlığımız aşkınızı maalesef onaylamamıştır" yazılı bir kağıt çıkıyor. teslimiyette. Fakat bu öyle bir mükafat ki. sanat.Tasavvuf bir savunma sanatıdır. Sizin namınıza üzüldüm." Ve seçmen aşka geldi. uçak yolculukları.. Sıranız gelince mülakata çağrılıyorsunuz. onu evinizin bahçe kapısında görmek istemezsiniz. Kar ön camı kapatıyor. Bakanlık Heyeti'nden seçtiğiniz bir üye ile görüşüyorsunuz. kendi samimiyetinin altını çizmeye kalkıştı mı. Beni uygar kılan koşumları kemiriyorum. Siz bana bakmayın. Bitmiyor. 2.. Feci şekilde sıska.. dili ceviz yaprağı. eğer sevdiğiniz kişi sizi seçer ve onun aşkı da bakanlıkça onaylanırsa. Bakanlıktan çıkarken Halilullah Efendi'nin gözlerini açık unutmuşum gibi bir hisse kapılıyorum. Siyaset. Vejetaryenmiş. Toplu taşıma araçlarına.. evreni bir karambol kumkuması [çanağı]. Gezegenimizin onsuz da dönebileceğine inanmıyor.Hakikat. İnsan. yirmiiki kişilik bir heyet tayin etti. göz gibi açılıp kapanıyor.. zihnimde yer etmişti: 1.. Tom Waits'in ağzı kulağıma yaklaşıyor: Göze göz alacaksın. İyi ile kötü.. Şeyhülislamlık görünümlü Gönül işleri Bakanlığı yedi aydır faaliyet gösteriyordu. Göğsümde barut macunu gibi bir öfke kabarıyor. dervişleri. Ted Bundy [ABD'li seri katil. Fu Bey.. Radyonun sesini açıyorum. Artık bütün tembihleri unutmuş. eğitim.. Ne de olsa ziraat mühendisiyim. Mithat Hattat bakan oldu. dünyanın öbür ucundan telefon edip. üzerine de vesikalık fotoğrafınızı yapıştırıyorsunuz. ekonomi. Üç husus. kendini sadrazamın sol t. Çok acayip. hocaları bakanlığın başına sardı... Her neyse. Dağılması an meselesi. Moju Ming "Ebediyet. nefsimize. Samimiyet. vapurlara. meydanlarda ve medyada "İktidara gelince Gönül işleri Bakanlığı kuracağız" vaadinde bulundu. tam bilemiyorum. 48 Herif o derece şomağızlı ki. daima ömrünün baharındadır. Son genel seçimlerde tek başına iktidara geldik. Kader mekanizmasını çözmek imkansız. Atın gitsin. Dahası. savunma sanatlarının kalbinde gizlidir. her hapşırışında şapkası başından uçuyor.şağı sanıyor! Yeryüzünün fethini yeni tamamlamış kumandan gibi dolaşıyor bakanlıkta. Ya da "Allah mübarek etsin. Ya da içimizi derin bir şükran duygusu ve yaşama sevinci kaplıyor. Bir siyasi parti. 9 . Aşkınız resmen tasdik edildiği takdirde zarfta plastik bir dijital kart buluyorsunuz: AŞKart. bizim Ninja tosbağa da sarı Volkswagen kullanıyor: Hurda bir tost makinası. hem de bizzat bizim ruhumuza.. Sanatoryum kaçkını gibi.. silecekler açıyor. Çok ciddiyim. cesaretle bulunur. Sözlerine niye inanasınız? Kitabın son sayfasında olduğunuzu varsayamaz mısınız? Ha? SON Hâlâ okuyorsunuz demek. kalbimi bir sırlar mezarlığı olarak düzenlememe imkan verecek işaretleri keşfetme yolunda yürüdüm. boğazına dayanmış paslı bir bıçak. iletişim bilgilerinizi.Hakikat akılla değil. parktaki at heykelini dört nala sürmekten daha zor. Sayın bakan ellibeş yaşında. prosedür. Sonra. yani Performans ve Azim Partisi. olay gerçekleşmeden veriyor! Yakarı değirmeni gibi. PAP. Değerli vaktinizi daha fazla boşa harcamayın. Din işleri. arka koltukta mikrofona eğilmiş Black Wings şarkısını söylüyor. 1899-1951.[tarihe ve an'a] ve mekana [uzaya ve vücudumuza] yayılan. Program. An geliyor.. AŞKart sahiplerine dikkate değer indirimler.. ödül ile ceza. insanın en ince ve en keskin ayrımları temsil eden sınırda hareket etmesi demekti. vicdanımıza. aptallar zinde olur. Çöl Tarzan'ı. Tibet'te Moju Ming'in dizi dibindeyken de. Özellikle gençlerin oy kullanmaları ve bizi desteklemeleri için yoğun çaba sarf ettik. Başbakanın kartvizitiyle dişlerini karıştırıyor. belli tatil beldelerinde geçirebilecekleri bir balayı finanse ediliyor. Ondokuz ay önce kuruldu. İnanmak. yatırım ve tüketim kredileri veriliyor. Tarım Ve Köy İşleri ya da Orman Bakanlığı'nı gözüme kestirmiştim. düğün masraflarının önemli bir kısmı peşin olarak karşılanıyor. insanı bir fiyasko figüranı.. Millî Eğitim Bakanlığı ve Kültür Bakanlığı Yaymları'ndan kitap setleri. n'olursunuz Bakanlık Heyeti'ni koruyun. gönlümüze.] gibi. trenlere. devletimizi de güçlendirecek olan aşktır. ancak aşkla işler. Tam bir skandal. Yazıktır. Ankara'da Bakanlık Heyeti ile birlikteyken de. Burnu öyle havada ki. onu ancak terbiyeden sonra gelen olgunluk sayesinde kavrayabilirdik. Benden günah gitti. Ön cam. Devlet orkestrasının konserleri için de aynı şey geçerli.. Dokuz Canlı Bitki] Elinizdeki kitabı okumaya devam etmeyin. Sonra da adresinize sarı bir zarf postalanıyor. Bakışlarında. Cennet ile Cehennem arasındaydık. Samimiyetimizin fark edilmesinin bir mükafat niteliği taşıdığı aşikar. 1989'da idam edildi. 3. iradenin forsunu aşan bir imkan vardı ki. hacıları. yuvasına şofben takılmış bir leyleğin şaşkınlığı var. Diyelim siz birine âşık oldunuz... ankesörlü telefonları bedava kullanabiliyorsunuz. Bu kartla. helal ile haram. İki cihanda yüzünüz gülsün" notu. belediye otobüslerine. ilahiyatçıları. Bakanlığın hazırladığı matbu bir form doldurarak kimlik bilgilerinizi. Ondaki siyaset yeteneğini görmek için mikroskop gerek. Otluyor. mahremiyetle mukayyet olsa gerek. hayvanat bahçelerine önceden rezervasyon yaptırarak ücretsiz gidebiliyorsunuz. otomobil. Zaten birkaç paragraf sonra işim bitecek. onu hareket ettirmek. hayırla tamamına erdirsin. sevdiğiniz kişinin adını beyan ediyor. Şöyle diyordu: "Her şeyin başı aşk. sağlık. Gönül İşleri Bakanlığı'nda görevlendirilmeyi ummuyordum. İçinde bir karga iskeleti taşıyor. Tarikat liderlerini. kapılarını teselliye kapatmış. Başkanımız Bekir G. sinemalara. Fu denilen bu uğursuz zibidinin anlattıkları baştan sona zırva. eylemlerimizin anlamını tehlikeye sokar" derdi. doğru ile yanlış. kara haberi. millî maçlara bilet gibi bonuslar kazanıyorsunuz. dişe diş Tam da Kitap'ta yazdığı gibi Takipten asla cayma Ve sakın ha unutma Masadaki hiçbir herifin tipini. lanete dönüşmesi işten değil. ümit ile korku. Bana sorarsanız. Ayrıca birçok özel kuruluş. Aptallar daima ömrünün baharındadır [Ezel Zelzele] Bu satırları yazarken bir elimde tabanca. fakat bilirsiniz. bekarlığının yirmidokuzuncu yılında. 'namahrem' bir elden alındığı takdirde. biz de meclise girdik. gönül işleri hep birbirine karıştı. Suratı mantar ağacı. Devlet tiyatrolarına. işte bu kahvaltı çayına tost banan angut bakan olunca. fanilik fikri.. Tom Waits. Çünkü kibirli. Buna mukabil. avantajlar sunuyor. bilincimize yani varlığımızı teşkil eden yoğunluk bölgesine odaklanan gerilimin adıydı. Araba. soğan kabuğu gömlek. devlete ait müzelere. zihnimize. lafı hep aynı yere getirmişti: "Ezel Bey.

"Deli gibi seviyorum" diyen. Silahlı vampir. Dayanılır gibi değil. kanadında piştov taşıyan akbabalar yok mu? Var. Meraktan çatlayacağım. Zaten her gün gazetelerde. sakin olalım. Matemin. Yabancı bir gizli servisin işi miydi? Hiç sanmam.. Aşkı bakanlık tarafından onaylananların birer fotoğraflarının." Herifin acelesi var. Komünist bir gerilla grubu? Daha neler. Yüzbinlerce form doldurulmuştu fakat günde beşon kişi mülakata alınıyor. aşkı teyit edilmeyenlerin listesini inceledim. Gangsterler de aşk bayırından yuvarlanıyordu ve her yuvarlanışta olduğu gibi onların da canı acıyor. Barbaros Boratav. kuyruklarla bağdaşır mı? Asla. bu Öztürk Serengil [1930-1999] şivesi de neyin nesi? "Tamam. Başbakan Çekirge ve Bakan Hattat başta olmak üzere." Ayaklarım sabit. Hemen hepsinin poliste kaydı vardı. pekala.AŞKart'ınızı her üç yılda yenilemeniz gerekiyor. PAP muhalifleri arasında Heyet'i kurşuna dizmeye kalkışacak kadar gözüdönmüş birileri olamazdı. Acaba silahlı bir hırsız mı. Menderes Kıya. Ve donup kalıyorum. gövdemi yavaşça sağa döndürürken.. Hikmet Mete Tetik. Tabii ya! Güvenlik kameraları herşeyi kaydetmiştir!. Cüzdanları şişkindi. Artık başıma iyi veya kötü hiçbir şey gelmez duygusundaydım... fikir değiştiriyorum. Basın bildirileri ve bakanın konuşmalarını yazıyor. Ne acıdır ki. dilenciler.. Heyettekiler doktor olsalar. 49 Aldırışsızca emrediyor: "Erkeni dön. Burnuma bir Smith&Wesson yapışıyor! Namlunun diğer ucunda vampir maskesi takmış bir adam. bürokratlar. Kafasını devletin duvarlarına vurmuş. Şebnem Şibumi adında bir kıza yakmış abayı.. kuyrukta tanışıp âşık olanlar. bakanlığın arşiv dosyalarına girip. yankesiciler. yazarlar. Katliam. birdenbire bahar gelen evimin ortasından bir dere akmaya başlıyor.. temkinlice gerileyip etrafa bakışlar fırlatıyor. Bu sayfayı sükunet harcıyla sıvamak istiyorum. münasip bir karanlık üretebilirim belki?. hamile kadınlara doğum için onbir ay sonrasına gün verilecekti yani. Size onu tanıtmakta geciktim. aşkına resmiyet kazandıramayan kimse. Galiba yanlış yerde sondaj yapıyordum. sokak şarkıcıları. kiralık katiller tutup Heyet'in üstüne salmıştı. Senin emsallerin cennette gezer Sağır-dilsizler kongresi açılışındaki saygı duruşunun sessizliğine ihtiyacım var. "Biz de gönül işleri bakanlığı istiyoruz" diye haykırıyorlardı. Bir adım atıyor.kerim böyle aşkın ızdırabını!" diye bağırdığını söylemişti. bakanlığın basın müşaviri.. yerli ve yabancı basında sürekli bizim bakanlıktan bahsediliyordu. Hayati Tehlike ve Neşet Semi Neşter. Hiperaktif moruklar. O halde neden bakanlığın onayını almak istemişlerdi? Herhalde sevdiklerini etkilemek için. Seyyar satıcılar. genci. İzdihamdan da öte bir şeydi. formalitelerle. besbelli kişisel bir hıncın sonucuydu. Bir de aylık bülten hazırlıyor: İlan-ı Aşk.. değerlendirme daha da ağır yapılıyordu. yaşlısı milyonlarca insan.. Fu. Tahir Fettah Çalapala. yoksa Bakanlık Heyeti'ni katleden gruptan mı? İkinci şıkkı tercih ederim. Güney Afrika'da gördüğüm rüyada. Artık herşey sona erdi. dedektif mi? Dokuz ismin yer aldığı listem aslında bir iftira taslağı. çalakalem kara çalma vesikası.. ekrandaki yüzlerine uzun uzadıya bakıyorum. kirli işlere bulaşmış tiplerdi. Bakanlık Heyeti'ndeki kaplumbağalar ters çevrildi. Alınyazım silikleşmişti. "intikam şarabı. namluyu tutarak yukarı çeviriyorum.. Çünkü bunu nasıl yapabileceğimden emin değilim. Müntekim Gıcırbey'i anlatmak için kelimeler yerine narkoz buharı kullanabilseydim isabet olurdu. Salon kapısının iki kanadı da açık. yaraları ham olanlara şifa verir. AŞKart'ın sağlayacağı maddi kolaylıklara hiç de muhtaç değillerdi. Sağ ayağımla çelme takınca sırtüstü düşüyor. gagasında hançer. evin içindeyiz. ben bir keçilim!" Holdeyiz. Mülakat 10 . Al Politikacılar... alelacele bir suçlu uydurup gebertmekten başka birşey düşünmediğimi fark ediyorum. Kahince fısıldıyor: "Geberreceksin geri zekkeliy!" İltifat ediyorum: "Çok içten konuşuyorsun. İhtiyarlık hakkındaki hüsnü kuruntum beni hataya sürüklememeli. akademisyenler. Haydutların. şiirler filan da bulunuyor. Sigarayı söndürüp ayaklanıyorum. Kalbimde kaynayan kezzap kazanından yükselen duman beynimi sarmış anlaşılan. bizzat profesyonel katildi. AŞKart almaya hak kazananlar arasında Gıcırbey'in adına rastlayınca şaşakalmıştım. Bir saniye içinde sol elle üstten kavradığım kolunu sağ bileğimle önden geriye büküyorum. bakanlığa müracaat etti. Bu vatandaşlar. Tabancayı bırakmadan suratına alelade bir yumruk indiriyorum.. Bakanlık binası önünde kuyrukluyıldız büyüklüğünde kuyruklar oluştu. Vampirden geriye bir akvaryum yılanı kalıyor. savaş da muallakta kalıyor. öldüresiye nefret edenler kimlerdi? Siyasi rakipler mi? Hayır.." "Sözlerine dikket et. Bakanlık Heyeti'ni katletmek kimin işine yarardı ki? Heyet'ten. ellerimi kaldırarak hafiften geri çekiliyorum. ilk iş sigaraya başladım. Sadece ikiyüzyetmişbir kişi. Volkan Revan. Hikmet Mete Tetik. beni zımbalayıp başkalarına yetişecek belli ki. Derken... Bir yolunu bulup harf denilen şu lekeleri biteviye çoğaltsam. Muhtemelen. Kıracakmış gibi bastırıyorum. bileğini yakalayıp. Heyet lağvedilsin diye gırtlak patlatıyorlardı. polisler. katillerin liderinin "S.. Ardından. Mülakata alındıkları halde. Ufuk çepellenmişti... Kalp krizi geçirenler.. Kapıyı açıyorum. Kılıcını baston olarak kullanan Samuray Kılıcını baston olarak kullanan bir Samuray kadar bitkindim. televizyonlarda Heyet'e ateş püskürülüyordu. Demek ki bakanlık üyeleri de aşkın sonsuza dek süreceğine pek ihtimal vermiyor. Otopsi raporlarından da bazı ipuçları yakalanabilir. Portmantodan pardösümü alıp sırtıma geçiriyorum.. italyanlar sokağa dökülmüş. Bakanlığa gidip durumu öğrenmeliyim. Neyim ben. aysberge tırmanmaya çalışan kaplumbağalar kadar yavaştı. aşkı bakanlık tarafından onaylanmamış biri. Açıkça soruyorum: "İhtiyarlardan sonra sıra bende demek?" Hırçın bir hortlak hırıltısıyla "Keppe gegeni!" Hoppala. Bu arada. Böyle giderse.. Şüphelendiğim adamların sayısı dokuzdu: Ekrem Eşkinli. Şahin Dehşet. kederden başka hiçbir şey yetişmeyen uyuşuk karanlığına gömülmüştüm. Ya da. Elli yaşın üstündeki Şahin Dehşet. üstü başı dağılıyordu. Koskoca Sofeafe'taki küçücük daireme varınca. bayılanlar." Düşman muğlak olunca. kimlik bilgilerinin ve aşka dair mesajlarının yer aldığı dandik bir mecmua. kabine üyelerinin de AŞKart alıp al [almayacakları tartışılıyordu. "Pek değil" cevabı alınca avucunu yalayan ve belki de nevri dönenler.. Maskeyi avuçlayıp bir hamlede suratından ayırıyorum. Kadim Çinli savaşçılara göre. AŞKart'la sevgililer ancak beleş mezara gireceklerdi. AŞKart'a layık görülmeyenler. İçinde birtakım romantik metinler. Bilgisayardan. kavgaya tutuşanlar. Ani bir kararla. Olay yeri tetkikinde bulunan delilleri polisten temin edebilirim. Buna bayılıyor. Bu kitaptaki harf sayısı kadar insan toplandı. Rahip Moju Ming bir keresinde "Köpeğin ağzında fildişi bulamazsın" demişti. salondaki tek kişilik su yatağına ateş edince. Tahir Fettah Çalapala ve Barbaros Boratav'ı yedeğe alıyorum. Bir insanın ellisinden sonra galeyana gelip cinnet getireceğine ihtimal vermiyorum. Tavşan hızıyla çoğalan insanlara hizmet veren yirmiiki kişilik Bakanlık Heyeti. Aşk prosedürlerle.. Bektaşi Şeyhi Siyami Bey. televizyon muhabirleri.

Kimseyle konuşmuyordu.. Devrisi gün bir pusula göndererek Afili Filintalar'a katılmasını önerdik. en ufak bir ima bile yok. herkesle birlikte ben de dönüp baktım. Tebessümünü kimseden esirgemiyor. otoriteyi feci sarsıyorduk.. [GOU GENG." Bence bu komplo da Gıcırbey'in eseriydi. Müzikal mülakat başlıyor." Korkma ben varım Bir insanın yetişme tarzına en iyi ışık tutan şey. Vay canına.. gördüğüm ilk ejderhayı senin için öldürürüm" diyorum. 5. Garip bir biçimde hocalar da ona ilişmiyorlardı. Sevdanın karası alnımda yazar Hilal kaşına Hak eylemiş nazar Senin emsallerin cennette gezer Huridir be şeker dilber huridir. kafasını öne doğru sallıyor.. Fakat sonra bizden bağımsız eylemler de yapıldı. 54 11 . değil mi?" Bu basit. onu ilk görüşümdü. kraker gibi kemikler.. Postu meydana serip. Başlangıçta.. 979-1019. Reşat Bey'in kucağında dile gelmiş bir ceviz ağacına benzeyen divan sazı. Yumrukların ardında. Bakışlarında hiçbir mânâ. Samet Samsa ["Forvet"]. Perişan değil. Gıcırbey gülümsedi. Muhtemelen bu iş de Gıcırbey'in marifetiydi. ipince. Derin bir nefes alıyor. tekrar gözlerime bakıyor." Neredeyse heceleyerek "Biliyorum" diyor. 5. Mithat Mitos ["Kazulet"]. notu kıttı.. kimilerini tartaklıyor. arkadaşlar Fu der. Gıcırbey'e çengel atma fikri ondan çıktı. Mask-Ot'ta haşhaşlı börek yiyip kivi suyu içmiştik. pembe bıyıklı bir vatandaştı.. Ağzı aralık. Matematik sınavı sonuçları açıklanırken. Benden bile daha çelimsizdi. arabanın altına saklanmış bir şişme kadın ortaya çıkıp karşısına dikiliverdi! Paniğe kapılmıştı.. Pir Sultan Abdal yerine kendi adını söylüyor.. kasap vitrinindeki kanlı çengeller gibi parlayan suratlar.. Alevi Dedesi Saz Âşığı Reşat Bey'i seçmiş bizim Gıcırbey. Kuş kafesine tıkılmış köpek gibi hayıflanıyordum. sınıftaki kırk kişinin hemen hepsini ayarlamıştık. Gıcırbey. Lider. Gıcırbey ise. 6.. Okulun bahçesindeki Renault'suna atlayıp geri geri gittiğinde.. Görünmez Dünyaların Resimli Kitabı] Bizi gübre hoşafına çevirecek dört çift yumruk etrafımızı sarıverdi. Gözlerime.. mutedil sorularım onu yoruyor. Yaşlı başlı hocalar birbirlerine sapıkça bir üslupla yazılmış aşk mektupları postalıyorlardı. Herhangi bir neşe kırıntısı. Onunla boğuşuyordu. Hemen arabadan inerek. ne de olsa o da bir insan" diye düşünmüştük.. Derslerle ilgilenmiyordu. Bu. "Okullarda neler oluyordu? Öğretmenler delirmiş miydi? Böyle rezalet dünyanın neresinde görülmüştü?.. kavga ederken sergilediği davranışlardır.. şairin [türkünün son kıtasının ilk mısraında geçen] adını soruyor. "Asya Maya. kesilse başlar Şebnem'i sever de gerisin boşlar Bir Şebnem'den bin kovana bal işler Pir'im anlarsın ya. Sultan Yegah ["Vampir"]. yâri görmek için ecelle çekişecek ve kelleler yuvarlanacaktı. İşin aslı. Bu meydana serilidir postumuz Çok şükür Allah'a gördük yarimiz Birgün kara toprak bürür üstümüz Çürütür ya şeker dilber çürütür. "Müntekim. Çinli bir şairin de dediği gibi: "İnsan boş bir tüfektir ama bakarsın birgün patlar. Asya Maya'ya açılamadım. En arka sırada oturuyordu. havalı saçlar. Yârin bahçesine bir haydut girmiş Geri dur hey şeker dilber geri dur! Gülünü koklarken dalını kırmış Kurutur şeker dilberi kurutur! 50 Hangi dinden isen ona tapayım Yarın mahşer günü sana koşayım Eğil bir yol ak boynundan öpeyim Beri dur hey şeker dilber beri dur. Şebnem Şibumi "Hangi dinden ise ona" tapacaktı. Tuhaf olan şu ki. 10" deyince. Gıcırbey mırıldanıyor: Müntekim Gıcırbey. gönlüm delidir. Gıcırbey'den "Nafile Filinta" diye bahsediyordu. "Adım Fuat. Sınıfın ortasında tüten bir menekşe meşalesi. "Belki de tırsıyordur. kükre." Biz. Simsiyah. yağlı ahşap sarısı bir deri. hattâ komik geliyor.. belki de Gıcırbey'in koleksiyonuna aitti. Gıcırbey'e bir numara çektik." Gıcırbey'le yaptığımız provalar işe yaramadı.. daha yüksek sesle. baygın gözler. ibrahim Kurban. otomobiline tapan. Soruları kazık. geri kalanıyla vaziyeti idare ediyor sanki. Piton yazılı sınav sonuçlarını okuyordu: "Nuh Tufan. su gibi akıp buharlaşmış. her dersten tam not alıyordu. Reşat Bey.. son mısrada da hem Pir Sultan'a hem de Reşat Bey'e özür beyanında bulunuyor. Gıcırbey'e "Türkünün devamını sen söyle bakalım?" anlamında bir jest yapıyor.. Zamanla işler değişti. 1. Fuat Atıf Tufa.. irice. kadınsı tavırları olan. 5. heyecan zerresi. çapkınca söylemelisin" diyor Gıcırbey. "Tebrik ederim. merak kıymığı yok. onun gözlerindedir. elime.. fizikten de 10 aldın" diyerek elimi uzatıyorum. "Nasıl yani?" "İnleme Fu. Reşat Bey de başka sual etmeden uğurluyor Gıcırbey'i. iddialı. Asya Maya'yı in the Name of the Father [Babam İçin] filmine götürmüştüm. O zamanlar ürkütücü derecede ciddi görünen tavırları. hepimize illallah dedirten bir felsefe hocası vardı: Piton. "Yârin bahçesine bir haydut" girecekti. Öğretmenler odasındaki dolaplarda bulunan ve skandala sebep olan porno dergileri. Gıcırbey'in sırası yaklaştığında kollarımızı havaya kaldırdık. Cennet'te veya Cehennem'de görebileceğiniz en derin mavi. Nuh Tufan adında yetim bir albinoydu. "Hayır. Yedi kişilik gizli bir çetenin üyesiydim: 'Afili Filintalar'.. Fakat hareketleri çok doğal. Reşat Bey. Ne peki? Çözemiyorum. Gözlerini not defterinden ayırmayan Piton tısladı: "Müntekim Gıcırbeyon!" Büyük bir alkış koptu! O zaman bir ilk daha gerçekleşti. Adı sanki "Müntekim Gıcırbeyon"du. İmanımızı gevreten. Çünkü biz hocalara ültimatom çekiyor. çok bitkin görünüyor.için de. 5. Benimle ağır çekimde tokalaşırken başını hafifçe eğerek selam veriyor. îlk beş-altı hafta varlığını dahi fark etmemiştim.4. Ne var ki fikirleri tehlikeli.. Ruhunun bir kısmını teslim etmiş. şimdi düşününce çok sempatik. Boş tüfek. Şikayetçi değil. Nafile Filinta Her şeyini paylaşıyor. hoca "Müntekim Gıcırbey. Muzaffer Firuze ["Uzi"]. Coğrafya derslerimize giren yağ tulumu. Sanki adı konulmamış bir virüsle boğuşuyordu.. onbeş sene.. Nuh Tufan. Dünyada. Birgün. dağıtıyor.. Çekingen değil.. Biri bu dehşetengiz sahneyi gizlice fotoğraflamış ve basına sızdırmıştı. aniden hayatına giren edepsiz kadını zapt etmeye çalıştı. Buna karşılık.. eğer benimle çıkarsan. kabul etmedi. [The Message – Çağrı filminden] Gıcırbey'le lisede aynı sınıftaydık.

Foklar gibi soluyoruz. neyse." Hafifçe Gıcırbey'e dönüyorum. Yalın haliyle bir mânâ taşımaz. Gıcırbey gömleğimin yakasından tutup çekiyor. Ertan Taner okuldaki en irikıyım çocuk. telefonun dibinde pusuya yatmış. kimin tabansız olduğunu çözmek mümkün değil. Cesurca bir davranış. önemsediği bir düşüncesini açıklıyor: "İnsan. kaslı gövdesi güneş tutulmasına sebep olur. fakat yarın. allı pullu bir denizkızı geçiyor. göğsüne bir diz yiyor ve düşerek gölgesiyle kucaklaşıyor. "Yarın babamı ziyaret edeceğim. babama. Aramızdan. Tırpan. hâlâ kendini ödlek mi sayıyorsun?" "Cesaretin binden fazla türü var." "Önemi yok.. Müntekim Gıcırbey'le aramızda dörtyüz ışık yılı olduğunu düşünürdüm." Okulu kırıp soluğu Sarıyer sahilinde almıştık. millet. aklıma enteresan fikirler düşürdü: Annem on yıl neden beklemişti? Çünkü beni seviyordu. bir denizanası dalgınlığı içinde yürüyoruz. bugüne kadar yapılan bütün güzellik yarışmaları geçersiz sayılmalı" dedim. "En büyük eksiğimiz ne." "A? Bunu bilmiyordum. Çocuklardan ikisi toz oluyor. Yuvarlanıyoruz." "Hımmm? Başka sırların da var mı?" "Ellerimdeki çizgiler günden güne çoğalıyor. Çarşaf gibi denizi bir ucundan tutarak salyamı. sıvışalım. Baban. ağır aksak havalanan bir karabatağın ardından üfledi. ihtimam. "Evet?" "Asya Maya?" "Merhaba Fu. Dövüşten kaçmamak tek başına hiçbir şeyi kanıtlamaz. Asya Maya'yı o vaziyette daha fazla bekletmemek için depar atarak birkaç yüz metre ötedeki telefon kulübesine dalıyorum." "Mesele para değil. bakışlarını Gıcırbey'e saplıyor. Denize taş atıyor.. gerisini biliyorsun. Asya Maya. hem bir soru. Tepenize dikildiği zaman. bu kadar yeter. suratına. Şimdi de üvey baba belası baş gösteriyordu. Elimi tuttu... hem de bir muammadır." "Aklın fikrin Asya Maya'da değil mi?" Cebimden dört tane telefon jetonu çıkarıp gösteriyorum: "Sence eve varmış mıdır?" "Bildiğim bir şey varsa. S. iki taneydi. Gıcırbey'in heykelini dikerdim. yetim olduğumu öğrenince üzüldü. İstiklal Marşı'nı kıvançla haykırarak söyledim: "Korkma! Sönmez bu şafaklarda yüzen al sancak!." "Yapma lütfen.. A. Biri perçemimden tutup mideme vuruyor. "Cesaret" dedi "C." "Ne peki?" Gıcırbey'e bakıyorum. Önümdeki serseriye kafa atıyorum. Sigarasının dumanını. okul çıkışı bayrak töreninde yanımda duran Asya Maya kulağıma fısıldadı: "Beni beğeniyor musun?" "Öyle harikasın ki Asya Maya. "Annem" diyorum. bu ilk günüm. kalbiyle düşünür Fu. Arif Tufa'ya âşıktı. Diğerleri bana girişiyorlar. baldırlarına çalışıyor. bir zombi biganeliği. Yaya hayaletler gibi. çok mu uzakta?" "Aslında evet." Kendini benim yerime kucakla Başınıza yalnızca harika şeyler gelmişse. adım korkağa çıkmasın diye kavgadan kaçmıyorum?" "Yani kimin gözüpek." Bazen. "Tamam. Zincirlikuyu Mezarlığı'nda. bana karşılık vermektense. biliyor musun?" Gıcırbey'e dönüp baktım. sümüğümü. "Nasılsın?" "İyiyim sevgilim.." Gıcırbey. çalmasını bekliyordur. basiret gibi dayanaklar sayesinde gerçekleşebilir. burnumdan getirecekler. 1933-1988.. Bir kulağını avuçlayıp kafasına art arda sert darbeler indiriyorum. Tırpan Ertan ve yumrukları kaşınan üç eleman bizi harcamak üzereler. bence. Afallıyorum. burnunu topuğuyla kırıyor." "Hep böyle ince misindir Fu?" "Hayır. şekerli ılık süt olup ahizeden lıkır lıkır akıyor kulağıma. Çocuklar kaçmaya davranıyor. Tırpan iki büklüm.. Gıcırbey. Eğiliyor: "Nasıl ölmek istersin?" Sesinde iflah olmaz bir kudurukluk titremesi var. Hoşçakal." Gıcırbey bunu söylerken öyle ciddi ki. E. Boğaz'da demirlemiş şileplere dalmıştık. Göz kırpıyor. fakat ben okulun gizli yetimiydim. Numarayı tuşluyorum. "Evvelki gün Ertan Taner'le kapıştın. Toparlanmasına izin vermeden karnına tekmeyi yapıştırıyor. gerektiğinde ateş ederdi... Seni gene ararım. insanlık sevgisiyle doldu. cesur olamazsınız. [CHEN CHENG.. Kollarımın ki1idini kırıyorum. Yutkunuyorum: "Yaşlanarak." "Yarın n'apacaksın canım? Sinemaya gidelim mi?" "Çok isterim Asya Maya.. Diğeri bocalıyor." Ceketimin iç cebinden bir düğün davetiyesi çıkarıp Gıcırbey'e uzatıyorum: "Reyhan Tuja ile Orhan Horanta'nın düğün törenlerinde. Yürüyüp kıyıya iniyorum. Asya Maya'yla beraber geçirdiğim saatleri. Belki de korkak olduğumun anlaşılmasından korktuğum için. Gıcırbey sağımda dikiliyor. önümdekinin gırtlağına asılıyorum. özür dilerim birtanem.." Gıcırbey ağzının kenarıyla mırıldanıyor: "KORKMA BEN VARIM. Gıcırbey. yuvarlak bir ayna sızıyor." Sesi. Belinde bir tabanca. Öldüğünde ben beş yaşındaydım." Gıcırbey. Tırpan'm elmacık kemiğine bir kroşe çakıyor. Bu da onu iyi bir dert ortağı yapıyordu. Gençliğini bana 12 . beni teselli etmekle kalmadı.Bir akşam.. gölgesi kayaların arasına sıkışmış: "Benim de ağlamamı ister misin?" Bir insanın yanında gözyaşı döküyorsanız. pataklandığımı unutuyorum. Gıcırbey'de durum ne." "İlle de rakibinin omurgasını ağzından çıkarman filan mı gerekir?" "Hayır. Afili Filintalar'ın başındaki Nuh Tufan'ın anasız babasız büyüdüğünü cümle alem biliyordu. "yarın evleniyor. tamam mı?" "Kendini benim yerime kucakla aşkım.." Ahizeyi yerine bırakıp döndüğümde." "Sen de bir ayna öp. Biri kollarımı arkadan sımsıkı kilitliyor. bilmiyorum. Gıcırbey. ancak metanet. el sallar. ağırbaşlı bir hovarda edasıyla soruyor: "Kızın gözlerini gördün mü?" "Evet. Ejder Meyi] Eğer heykeltıraş olsaydım. Bak." "Vay vay vay? Niye ki?" "Senin için Marmara'daki bütün balıkları tutmaya çalışıyorum da.." "Ne?" 57 "Bir düzine transatlantiği havaya uçurdum. Gelene geçene göz kırpar." "Fal bakar gibi konuşuyorsun." Bana sevgilim dedi! "Telefonunu bekliyordum. Tırpan'ın yüzünden kıpkızıl.. bende para var. İçim vatan. öyle mi?" 56 "Cesaret. Uçarak. Tırpan." Fakat şu anda yüreğim ağzımda. Beyin şeklindeki kayalıklarda oturuyorduk.." Asya Maya safça soruyor: "Baban nerede ki. Başkentin resmî güneşi altında bronzlaşırdı. Bugün okula neden gelmedin?" "Meşguldüm. Gıcırbey. ona sözlü ya da yazılı bir açıklamada bulunmanız gerekir.. gözyaşımı siliyorum. Çalıyor. kaburgalarına. bana doğru hamle yapan Gıcırbey'le burun buruna geldik: "Soru sormazsan ben de yalan söylemem. laf atar." Gıcırbey alnını kırıştırıyor: "Hangi konuda?" Cevap vermiyorum. Gıcırbey.

Ben fiyat etiketine bakarken. Ne aradığını bilen. İlaçları güzelce paketleyip küçücük bir poşete koydum. Böğrümde kalan elimi vicdanıma koymalıydım." Kremi kaptığı gibi toz oluyor. Bizimki. Derhal. Çünkü bir fıstığa çıkma teklifinde bulunabileceğin en iyi yer. 50 Galiba. Çince konuşmaya başlasam: ["Bilmek iyidir baba. Ecelden kaçış yoktu. sıhhi mamuller satın alıyordu: "Mayasıl ilacı istiyorum. içimdeki bebekten dayak yedim. Namuslu ve canlı bir insan. yuvasının yıkılan kısmını onarıyor du. olağanüstü bir adamdı. Ya da daha kötüsü. Üstünü uzatırken alçak sesle konuştum: "Allah şifa versin. babamın yanma varsam. Fitil. ölüme müzikal bir defileyle karşılık vermek demekti. Artık eczaneyi şereflendirmesini bekler olmuştum." Vazgeçmiyordu. Göğüs Kalp ve Damar Hastalıkları Hastanesi'nin tam karşısında. Gıcırbey haklıydı." Ertesi gün. Gıcırbey. Zira her düğünde yaşlısı genci bütün kadınlar gelinin yerinde olmak isterdi. kimse tabuta alıcı gözüyle bakmazdı. şamata istemeyen biri. Dahası. Bazen abartırdı. Nankörce bir bencillikle validemi mahcup etmemeliydim. 24 Nisan günüydü. Cenazelerde durum tersiydi. düğün pastasının üstüne mum gibi eğiliyor. Söylediği ilk Türkçe kelime "Baba"ydı. Musalla taşına en uzak nesne beşik değil. hani kadınların kendilerini sağmak için kullandıkları şu alengirli cihaz? Vee marka olsun. Canım oğlum. samimi. En etkilisidir. Çok feci. yetişkinlerin anlayacağı dili bulana kadar çeşitli diller konuşurlar. sonsuza dek bekar kalmayı seçebilirdi. 62 Yüzünde kuşkulu bir ifadeyle kapı aralığından süzülüyor: "Kıl dönmesi genetik olabilir mi?" Cevap vermemi beklemeden ekliyor: "Bactropan. Onu görünce sevindiğimi gizlemiyor. yanımızdan geçerlerken. Yas. pompayı alır almaz uçuşa geçiyor. kafamın içinde uçuşan bumeranglar gibiydi. Asya Maya'yı telefonla arayıp düğüne çağırmalıydım.. Oyalanmıyor. alev almış çiçeklerle dolu bir Çin vazosunu andıran çekik gözlü bir kız. Hiç unutmuyorum. Sevinçten. Kadıköy Koşuyolu'ndaki Cezayir Eczanesi'nde staj yapıyordum.. Ceninin uçan tekmeleri [Reyhan Horanta] Uzaklar hiç bu kadar yakından saldırmamıştı. Lasix [tablet]" Kalp hastası olan Fethiye Tufa adına düzenlenmiş bir reçete. 61 Vücudundaki su toplamış lezyonlarla.. Sonraki gün gene başlıyoruz: "Mevsim dönümünden mi nedir. lakin sevmek kadar değil" derdi. Öğle vakti. çoğunlukla blucin. Aylarca. hassas dengeler üzerine kuruluydu. Fu da öyle yaptı. ikindi vakti çıkageldi. hayatımda aldığım en büyük mükafattı. hakikaten ilgilenmiyordu. neydi. Bazı günler takım elbise giyse de. tam ümidi kesiyorum. Bir kadın olarak mutsuz olursa. abuk sabuk ilaçlar. gelgeldim dulluk bir an önce kurtulmak gereken bir belaydı. Ebeveynlikten istifa etmiyordu ki.. 13 .. Bir ara. Oğluyla evlendiğimde."] Annem." Gözlerime dikkatle baktı: "Amin. Ben de şimdi şuracıkta ölsem." Dörtnala uzaklaşıyor. sezonluk bir duyguydu. Kız tarafı naz tarafıydı. Fethiye Tufa çoktan ölmüş olacaktı.adamıştı. Dünya." Acaba sağılacak bayan kim? Bilemiyorum. bana dünyada olan biteni sorsa. Gıcırbey de gösteriyi kaçırmak istemiyordu. Sallantılı bir ciddiyetle: "Şu kabızlık illetinin patlayıcı şifası Gliserin-Kansuk rica edebilir miyim?" Fitili aldığı anda kaçarak beni fitil ediyor. Sanset 750 ve Furacin pomat lütfen. üvey pederimle dostluk kurmaya bakmalıydım. annemin dün-yaevine girmesini engellememeliydi. lütfen." Hayat. Eczaneye sırf beni görmek için geldiğini seziyordum. Elindeki reçeteyi cam tezgahın üzerine bıraktı: "Accuizide [tablet]. habanera ve vals karışımı bir performans sergiliyor. anneliğin üstesinden gelebilir miydi? Onun evlenmesini desteklemek. [CESARVALLEJO. Anneciğimi tebrik etmeli. Nitekim. insanlıktan çıkarsın. Babamın muhtemelen Cennet'te tanışma imkanı bulduğu Çinliler. Sidarta'nın teyzesi Mahaprajapati der ki "Gereğinden uzun süre çocuk kalırsan. Canıma can katmıştı.. kader paso halkalanırdı.. Ertesi gece." Kendinden emin. Asya Maya'nın ütülü patiska yüzünde meyve izi gibi bir gülücük. kibar. Muconex yar mı?" "Olmaz mı? Var. Nasıl uçan tekmeler atıyordu bilseniz şaşarsınız. lakin sevmek kadar değil. siz daha iyi bilirsiniz gerçi. çok acil! KwelladcCdan şaşmam asla. dayanıklı ve çok zekiydi. temiz yüzlü bir genç adam girdi: Müstakbel kocam. siyah deri çantasına attı kutuyu. çıkageliyor: "Makattaki çıbanla uğraşıyoruz da. kendi ekseni etrafındaki standart dönüşünü tamamlıyor. Anne sevgisi. Vastarel 20. Sabah vakti sürpriz yapıyor." Kopuyor. Neden hep insanların isterken utandığı türden ilaçlar satın alıyordu? Tuhaf bir espri anlayışı mı var? Beni kıçı çıbanlı.. merhametli. On sene tehirli gelen sevinci ona haram edemezdim. Ketoral krem. çalışkan. havadan sudan konuşmayı filan denemiyordu. uyuz bir herif pozu vererek büyüleyebileceğini mi sanıyor? Yoksa bütün bu ilaçlar gerçek hastalar için miydi? Bir tımarhanede ya da hapishanede çalışıyordu belki de?." "İşte. espritüel. Her gün uğruyor. Arif. kazak ve kadife spor ceketliydi. 60 Bebekler. Onun sevgisini kazanmak. Elinde parlak bir bıçak. kıza "Seks konusunda asla şaka yapmam" dediğini duyuyorum. Aaa. dükkanın ufkunda gene beliriyor: "Göğüs pompası var mı. daha karnımdayken dövüş sanatlarına meraklıydı. bundan neredeyse emindim. başkasının düğünüydü. soru sormuyor." "Nereden bileyim?" Ertesi akşam. fakat aşırılık nedir bilmezdi. Fakat sadece ilaçları alıp kayboluyordu. Sadece. Nikahlanacaktı. kazık olup kalbime çakılmıştı. Proctologl" dedi. Kapıdan. Fakat o benimle ilgilenmiyormuş gibi yapıyordu.. ayan beyan neşeleniyordum.. balgam sel oldu taştı. "Elbette." Kesin konuşuyor. İkinci kez gelin olmak da her dula nasip olmazdı. ama naz da sitem gibi sevgiden doğmalıydı. Ağıt ve matemde aşırıya kaçmak. Fonda sıcak çikolata tadında bir müzik. Hah. Silik ve hafif eczacı tebessümüyle raftan bir kutu basur fitili aldım. egzamalarıyla adeta gurur duyuyor. Kader kaderi kapsar. orta boylu. yunuslar gibi kikirdiyordum. beyefendi. kısa kesilmiş kestane rengi saçları kızıla çalan. nikah masasıydı. benim mukaddes vazifemdi. yeni adıyla Reyhan Horanta. Babamın ahiret yurduna göçmesi. Parayı aldım. Kaybedecek vakti olmayan adamımız. Gözlerinde bıçağın suyu gibi birikmiş yaşlar. "Bilmek iyidir. uygun adım yaklaşıyor: "Uyuz losyonu. Düşünceler. Yüksek sesle: "Basur ilacı istiyorum. Aşktan kurtuluş yoktu. kollarında. Sadık müşterimiz.. 1892-1998] Fu'ya hamileydim." "Tabii ki. Düşeş Düğün Salonu'nda Asya Maya'yla mışıl mışıl dans ettik. "Buyurun. Güçlü." Elinde basur fitiliyle mi dolaşacaktı ortalıkta? Yo. Buna hakkı vardı. o etrafa göz gezdirerek konuştu: "Sarmanıza gerek yok.

Dereyi görmüştük. Buna müstahaktı. Gangsterler ondan nefret ediyordu. amortiden öte anlam taşımayacaktı. Sandalyeye ben bağlı olsam." Yatağımdan akan su. Çocuğumuz olmadı." Gözleri yuvalarından dışarı uğradı. Hayati Tehlike. Patronu da Hayati Tehlike diye. oval boruya bakarken "Reyhan.. Yağmurun ortasında sırılsıklam bir güneş.. Bakanlık Heyeti'ni katleden manganın başındaki adam da bu Hayati Tehlike'ydi.. Bakanlık Heyeti'nin benimle ilgisinden haberi yokmuş. Su yatağımı patlatıp salonumda gerçek bir havuz problemi doğurmuştu. "Son soru'n bu mu?" "Yya senin?" Ağzında rulo halinde duran meşin dilini oynatmakta zorlanıyor sanki. adam kaçırıp fidye isteyenlerin.. Hayati Tehlike'yi ve ekürisini nallayacaktım ve.. Arif Tufa cumhuriyet savaşıydı. Evet.. uğursuz bir iş için kapıma gelen bu hırt." Tabancayla çenesini dürttüm: "Söyle!" "Dedim ya. hayat arkadaşıyız. kahırdan vahşileşmiştim. koltukaltı kıl köklerindeki irin için krem. Böylece asla silah kullanamazsın" diyerek tabancayı gösterdim. "Evet.. Yani ne bulursam fırlatıyorum. "Yanlış anlama ama. Oruç Bey'in rüyamda söylediği gibi. yani eleğimsağma.. içimdeki çocuğu yiyor Cehennem uyruklu misafirime getto tokadı atıyorum. Emekliliği yaklaşmış bir celladın aldırışsız havasına bürünmüştüm. Allah'ım. İntikam.. İş üstündeyken. gençten bir gangstermiş. sanki ayak bileklerindeki su.Fare zehiri. Onunla kafatasında bir delik açacağım. meleklerin büküp doğuya sapladığı renkli. Soluk soluğaydı: "Abidin Dandini. Ona adresimi vermişler ve o da soru sormamış. Yüzüne abartılı.. böğürtü ve çığlık karışımı bir karşılık verdi.. İlk defa birine işkence ediyordum. evde bir akarsu yatağı oluşturmuştu. her bakımdan bir teselli armağanından. Islak çoraplarımı ayaklarımdan sıyırıp ağzına tıktım. apsesiz.." "Fazla ümitlenme de. bileği sert.. Eksanımız o yüzden birez meyhoş yani. Yerden avuçladığım suyu suratına çarpınca iyice ayılıyor. "Kendiy evinde edem mi vüreceksin?" Maskesizken sesi.. Ne olacaktı? Eğer. Gözlerimi kısıp burnumu kırıştırdım. Dava açmak üzereydi. hayatın kısalığı üzerine uzun uzun düşündüm.. esprilerin üzerine anında sünger çekiyor. Beraber kapıya çıktık.. Acıdan dişlerini gıcırdatıyordu. kalpazanların. Hayati Tehlike.. Ünlü mafya babası Atom Bombacıyan’ın suç dosyasını hazırlamıştı. "Cinayet kurbanlarının çoğu kendi silahlarıyla öldürülürler" deyip Smith&Wesson'la alnına nişan alıyorum. onun yerine namluyu soktum. donuk bir ifade yerleşti. Şimdi ellidört yaşındayım. aynımdan bir tane daha çıkar!" İçimdeki hayvan. "Bak." Bir yandan bu psikopat repliklerini okurken. kiralık katillerin. Banyoda bulduğum mor çamaşır ipiyle ellerini bileklerden iskemlenin kolluklarına. tek yönlü bir eziyet seansına dönüştü. "Hı?" Adımı nereden biliyordu? "Bu akşam beraber Allahüekber Dağları'na çıkalım mı?" 83 "Bana çıkma mı teklif ediyorsunuz?" Gıcıklık etme sırası bendeydi. muzipçe gülerek söylediği sözler hâlâ kulaklarımda: "Öylesine arsız bir herifim ki." 66 Meğerse hayırsız. ortada polisiye bir bilmece yoktu. Gıcık telaffuzu. Bir çeteye filan mensup değilmiş. Adalet terazisinin bir kefesine Bakanlık Heyeti'nin cesetlerini koyduktan sonra diğer kefeye ne koyarsam koyayım. Beni. Bağırırsa. Fucidin satın aldığı gün. çevre yolunda seyrederken otomobilin kontrolünü kaybederek küçük bir köprüden uçup aşağıdaki yola düşmüş. hepsi onu harcamak için can atıyordu. Hakikaten gökkuşağı fevkaladeydi. şeker çizgileri halinde yağıyordu. Bir keresinde. Kanın çoğu yerde kalacaktı. Herkes.. elmalarla armutları toplayacak kıvama gelmesini umuyordum. Arifin ölümünden sonra. derenin içindeydik. Birtakım yeraltı örgütlerinin. korlaşmış çeliğe dökülen sirke gibi cızırtılı. Yalnız çalışırmış. Terliyordu. "Şimdi isteğin aksanla konuşabilirsin tıynetsiz hödük! "Aouuü! Aouuü!" diye öterek ağlıyordu." "Ne?" "Ebemkuşağı.. Yağlı kömüre kesmiş yüzünü gördüğüm anda kalbim kömürleşti. kafasına doğru saydam çizgiler halinde yükseliyordu. Mahmur bir neşeyle sırıttım: "Benim nazarımda. dokuz ay boyunca. gece gündüz sedece limon yemiş. Çaresizlikten. Hani şu Gönül işleri Bakanlığı'na müracaat edip de aşkı onaylanmayan karanlık tiplerden biri. yo. toprağa gömsen. Yağmur. Hayati Tehlike. Çömelip limon gazisi konuğumun paçalarını dizlerinden yukarıya kadar sıvadım. Orhan'la ondört senedir evliyiz. bademcik iltihabı için gargara. dışarıda gıcır gıcır bir ebemkuşağı var. "Her iki el başparmağını ta dibinden kessem iyi olacak.. Mecidiyeköy civarında. dişleri bembeyazken. boğazını da arkalığa başlamıştım. Bir an önce. katiller 7 kişiyse. Tabancasını 14 . Sandalyeye bağlı yırtıcı kuşun iplerini kopardım. Su çeken ayakkabılarımı çıkardım. Fakat Arifi hiçbir zaman unutamadım.. ne biçim bir aksanın var senin?" "Eaa.. Görünüşe bakılırsa. "Biliyor musunuz. suratına çalışacağımı söyledim. geberip Cehennem'e gittiğinde rahat bir nefes alacaksın!" diye bağırdıktan sonra çorap yumağını ağzından çektim. bizim köyde feciy kitlik olmuş. Hayati Tehlike yolladı. yani gökkuşağı!" Afallamıştım. çetelerin peşine takılmıştı. dişleri bile yanmıştı. Evet. cerahatsiz. Arifi teşhis etmek için morga çağrıldım. İlaç almıştı fakat bu defa kaçmamıştı. Ayrıca. sanık sandalyeleri ergonomik değildir. Uyuşturucu kaçakçılarının. Ben ağzım açık.. Aşk. Besbelli. bu onun alamet-i farikasıymış. Böylesini görmemiştim. hiç kullanılmamış bir kuyumcu matkabım var.. en tatlı tablet.. dengeyi sağlamam imkansızdı. ayaklarını önden birbirine. benekli prezervatif. "Seninle öyle pataklayacağım ki. Tabancanın kabzasıyla diz kapaklarına vurdum. en kıvamlı şurupsun" dedi. ensesi kalın. değil mi?" "Şakaysa. "Lobotomi nedir bilir misin? Ha?" Dehşete düşmesi için. "Yellenememek ne büyük dert! Meteospazmyl kapsülleri olmasa halimiz duman!". Ayağa kalktı. imkansızlaşınca daha da şiddetleniyor." "Şaka yapıyorsun. Gönül İşleri Bakanlığı’nın. öfkeden. kuduz bir maymunun ağzındaki köpük kadar bile değerin yok!" Ikınma.. yani alâimisema. Silahla dolu ağzını boşalttım. Birdenbire hurdaya dönen araba yanmaya başlamış ve infilak etmiş!. Fakat o bunu bilmiyordu. 22'ye karşı 7 can alınacaktı.. 11 Mayıs'ta harikulade bir yağmur yağıyordu. öbür yandan tabancayla dizkapaklarını eziyordum.. Matrak sohbetimiz.. Turgut Rulet adlı bir kiralık katilmiş. kasıntısız bir konu açmasına. işittiğimde aklımı kaçırabileceğim türden tehditler sıralıyordum: "Dört dakika sonra. gökkuşağı çıkmasına değil. Hattâ. îstikleal Harbiy sırasında. Sonra da minik bir huniyle beynine o delikten kezzap akıtacağım. yani kavs-i kuzah. Öztürk Se-rengil taklidi yaparmış. şu ebemkuşağı ebeme girsin!" Ona inandım. bacaklarının derisini yüzeceğim." "Kaç yaşındasın?" "Yarım seat sonra kıyrk olacağım. sen dünyadaki bütün eczanelerden alınabilecek en şifalı kapsül. lobotomiden çakması gerekmiyordu sanırım.

[DON VITO CASCIO FERRO. mezar tozu serpilmiş. öldüğün zaman her şeyi daha net görüyorsun." Niko ile Hayati. Kaç kişi oldukları belli değilmiş. Bence asıl reis namzedi o. Bu bizim Gıcırbey'in yâri değil mi? Ta kendisi! Dosyayı araklayıp tüydüm. sinek valesi şeklinde. üç'ün Japonca'sı. baygın baygın gülüyorlar." Japonlar bu lafa fena bozuluyorlar.. Amerikalılar mum gibi yamulmuş. 1999'un bir güz gecesi. hükmen harabeleşmiş metruk binanın dördüncü katındaki odama çıktım. Tilt olup poyraza dönen Yakuzalar için. şarkı mı mırıldanıyor. silahlı. orası muamma. Fu denen rafadan lavuk. Atom Bombacıyan zamanında bile tayfaya katılmamıştım. Tavana kök salmış. masalar devriliyor. 70 Tahammülü sıfırlanan. iki 'Yılan Kanı' istedik: Taylandlı barmenin spesiyal kokteyli. Niko susmuyor. Japonlar ise bir çift beton çivisi. limuzin sefaları. Zaman ve mekan. Atom Bombacıyan’ın sağ kolu Abidin Dandini. ne parmak izi. Yani bir çift minyatür çizme gibi favoriler ve kalın puntolu bir bıyık. 5 yıldızlı otellerde kokainman fahişelerle gönül eğlendirmeler. bir Yakuza tarafından pencereden şutlanıyor! Pervaza tutunuyor. Bön suratına kanlı bir somurtuş yerleşti." Dandini'nin has adamı Hayati Tehlike. meyve bıçağıyla Niko'nun karnını deşip. Turgut Rulet'e çılgınca bir hücum doğaçladım. iflastan sonra işler açılıyordu. çocuğu yemişti. yamyam takımından yani alelade bir bitirimdi. Saldırıyı.. eşzamanlı os. Alman yapımı MP5 Navy'lerle gerçekleştirmişler. Hayati Tehlike'nin vesikalık fotoğrafını inceledim: Kahverengi. Şişme kadından olma plastik veled-i zinalar!" Üstüne ölü toprağı. Güzergahlarındaki güvenlik kameralarını patlatmışlar. Bir kez daha. iki Kahireli. iki sarhoş. Katliamı araştıran komiser yardımcısından ayaküstü bilgi alıyorum. yalnızca ölülerin cevaplayabileceği bilmecelerle doludur. Üç de olabilirmiş. kaburgalarının önden ve alttan birleştiği yere asırlık bir yumruk attım. üst başlarından geceye kan tozları saçarak düşüyor! Cumburlop! Bahçedeki '8' biçimli havuzun içine! Velhasılıkelam. Uyarı niyetine ateş edildiği anda Niko ile Hayati camdan uçuyorlar! ikisi de havada. çırpınarak can çekişmeye başladı. Duruma bakılırsa. Olay yeri inceleme ekibi de bir ipucu bulamamış: "Herifçioğulları sanki dalgıç kostümüyle gelmişler. Niko. 'Hanafunda' mıydı şu Japon iskambili? Hani en kötü sayının 20 olduğu oyun? Ya-Ku-Za da 'sekiz. yirmi de. Niko. Yakuzaları öldüren "meçhul caniler" diye bir şey olmadığını. Kırılan kaburgalardan biri kalbine saplandı ve sırtüstü düştüğü sulak yerde. evlatlığı mı. meçhul canilerce mortlatılarak tahtalı köyde koalisyon kuruyorlar. Ricardo Rafsancani stilinde tıraşlanmış bir kelle. Metal çekmecelerde Hayati Tehlike'nin dosyasını aradım. bodur ağaçlara benzeyen avizelere güçbela tutunan ekşi elmalar misali şişko ampullerin ışığı reçine gibi damlıyor. geriye taralı saçlar. ağzını burnunu kırdım. Her yerde Niko ile Hayati. bunu kendileri de bilmiyordu.. Kızlar ciyak ciyak kaçışıyor. esaslı bir makinalı tüfekmiş. papaz uçurmuş. sözlerini sarhoş İngilizcesine şöyle çeviriyor: "Diyorum ki. kahvaltı haberlerini sunan gamlı bir spiker havasında konuşuyor. beni doğduğuma pişman etti. İçeride kesif bir puro dumanı." İçimdeki hayvan. dokuzuncu kattan böyle sarkarken. küfür mü ediyor. Çiy tanesine çakılan jet uçağı [Turgut Rulet] Hayat. oluk oluk viski ve sabaha kadar poker. Niko. otuz yaşında bir gangster. O dumanın etrafını saran balmumundan korumalar. Yakuzalar nefes almıyor. Keçi Yumruğu denilen meyhaneye geldi.. Sandalyeler fırlıyor. dokuz. hayati tehlikeyi atlatıp taburcu oluyor. Canavar sakızı ağzımda Bakanlık binasının çevresinde polisler nöbet tutuyor. Çevriye ablamın büyük oğlu. Hayati. Lüks bir sorgu odası. hastaneye kaldırıldıktan dört gün sonra ölüyor.iade ettim. yanlarında üç-dört fedai. Niko'nun fedailerinden biri de yeğenim Cengiz Cingöz'dü. Bilgisayara aktarılmamış kayıtlarda kim bilir neler yazıyordu. doğum günümde. en terso üçlü kombinasyon.. bizim çekik gözlü horozlar acaba 'Yubitsume' yapacaklar mı? Siz hani bazen izzetinefsi yeniden şahlandırmak için serçe parmağı üst boğumundan kırpıyorsunuz ya. gözlerimi yumduğuma göre. uluslararası kriminal bir pikniği andırıyormuş. Tuhaf. virgül şeklinde bir perçem. Ne bir saç teli. çünkü. 1997'ye kadar. jöleli. Ha?" Niko mazotu çekip mideyi ateşlemiş. iki de Yakuza varmış. Tam zom yani. Caniler işinin ehliymiş. matruş kardanadamlar.. kemikler eziliyor. ağzımı açabilirim. Bu arada Yakuza çifti. Mısırlı sinirli. Kumarda canını da kaybetmek istemeyen kodamanlar yerlerde debeleniyor. îçeri girerken yüzleri maskeliymiş. Hayati'nin yanağına çatal saplıyorlar. Tam düşecekken. Çayını karıştırırken.. Kafasını gözünü patlattım. sabrı taşan Yakuzalar galeyana gelip bizimkileri öldüresiye dövüyorlar. Lefkoşe'de Grand Grave Oteli'nin kumarhanesinde pokere sardırmışlar. Canavar sakızı ağzımdaydı. Âşık olduğu kişi: Şebnem Şibumi. Kumar masasındaki buluşma. tüm vücutları dövmeli Yakuzalarm ellerinin üstünü işaret ediyor: "Ben de koluma dövme yaptıracağım. Mavi gözler. Artık öldüğüme. Siyam ikizi gibi yedikleri içtikleri ayrı gitmiyordu. Abidin Dandini. Niko'nun elini yakalıyor. Kırk yaşıma girmemle canımın çıkması bir oldu iyi mi. Hayati Tehlike'nin Gıcırbey'i de çivileyeceğini anlamak için kahin olmam gerekmiyordu. O da Yakuzaymış! Niho haha zuho haha puha hahha. Ateş etmeye kalkışınca "Çat!" bileğini kırdım. zaten kağıt oyununda kaybettiğiniz için Yakuza değil mi? Neydi.. 1862-1943] Son nefesimi yarım saat önce verdim. Doğum tarihi: 1977. bir de hayvan vardır. Bak bunları bana bit pazarında niyet çektiren bir şırfıntı anlattı. onların künyesini bizzat kendi ellerimle kazıdığımı söyleyebilirim. kaosa gebeydi. Artık öldüğüme göre. Üniformalı. Asla yaşlanmayacaktı. Kerize kesilen Yakuzaları tiye almış: "Sizin adınız. Tam üç sene emek verdiğim Javaca-Do'yu bir anda unutup. bir Sicilyalı ve iki Bernli'nin oturduğu masada.tten doğdukları için enayi vergisi ödemeye gelmişler" deyip kahkahayı basıyor. Dumandan gocunuyorlar. trapezci kostümü giymiş sahte sarışınlar. parçalanmış şişeler gövdelere kakılıyor. İstanbul'da oturuyor. Korumalar birbirine giriyor.. Niko. Hayati Tehlike. vazifem belliydi: Liseden beri hiç görüşmediğim arkadaşımın karşısına dikilip "Hayati Tehlike'nin menzilindesin" diyecektim. Tabancalar vestiyere bırakıldığı için.. Üç New Yorklu. İsviçreliler çakı gibi fakat diyelim kapalı çakı. ne bir giysi parçası.. Kalbi kadar temiz. Dandini'nin ahırına mı girecektim? İkide bir yolladığı takım elbiseli leş kuşlarının gagasında hep aynı nakarat: "Patron Turgut Rulet'siz olmaz' diyor. Bir ara. Bütün bunları biliyorum. sönmek üzereler. hijyenik bir infaz ünitesi. Bir Tibet nasihati şöyle başlar: "Hepimizin içinde bir çocuk. Toplamı 20 eden. Niko'yu kafalamıştı. Atom Bombacıyan’ın öz çocuğu muydu.. İlk yudumla ikincisi arasında sordum: "Güvercin kim?" "Ha?" 15 . deveye binmiş. Pembe klasörü buldum. otel güvenliği içeriye dalıyor. Hayati'ye dönüp Türkçe "Arkadaşlar g. Niko'nun şansı yaver gidiyormuş. Meslek hanesine "serbest" yazmış. Onu öylece bırakıp dışarı çıktım. Ben ki.rup geğirerek düet yapıyorlar. epeydir beni çağırıyordu. Bu sert. SWAT timlerinin de kullandığı. sayıklıyor. boş bir sayfayı andıran alnında. çok sert kapışmada sanki Kızılırmak'ın buzları kırılıyor.

Demem o ki. Benimle bir mafya mukavelesi imzalamak niyetindeydi. Gönül İşleri Bakanlığındaki morukları halledecek takıma katılmayı reddetmedim. onun şapkasının astarındaki dikendim. devecinin itadesini yerinde bularak üç ermişi. Sonrasında. "Devemi kaybettim" demiş dervişlere "Onu gördünüz mü?" Dervişlerin ilki "Bir gözü kör müydü devenin?" diye sormuş. Ya Noguşi ya da Ozu'ydu. O yüzden bir nevi minnet duygusuyla bana ihtiram gösteriyordu. Mağlubiyet. Son dileğim. Daha önce dervişlerin kendi durumlarını izah etmeleri için bir fırsat tanımayı hiç aklına getirmemiş olan kadı. [ŞEYH ABDÖLLATİF TUFEYLİ. bizden başka şeyler de alır götürür. çıplak yatıyordu. Ve evet. o. Yalan. devenin üstündeki kadındı. dragonun burnundan saçılan aleve ateş ettim. Yerde el ayası izi vardı. kalp dolar basan matbaalar ve biri bitip diğeri başlayan villa sitesi şantiyelerinden müteşekkil bir orkestraya şef oldu. yine "Evet" demiş adam. devesini kaybetmiş. Atom Bombacıyan. Doğrusu. Dervişlerden üçüncüsü "Bir ayağı topal mıydı?" diye sorar sormaz. papatyaya alerjim var. izlerden birisinin silik oluşunun devenin bir bacağının topal oluşuna delalet ettiğini. onlardan nasıl olup da deveyi hiç görmedikleri halde deve hakkında bu kadar çok şey biliyor olduklarını açıklamalarını istemiş. Konsolosluğun duvarından arka bahçeye atladım.. Bu arayışta diğerleri sadece arayanın neyi kaybettiğini hatırlatabilirler. Eşyalarımız hızla eskiyordu. Senin noksanını tasvir edenler. Adam sevinçle "Evet" diyerek cevaplamış soruyu. nezaketi. Güçlülerde içtenlik aramayın. Ben. Kadı. İdris Shah'ın 20 Eylül 1991 Salı günü Londra'da "Ramazan Oruç Tutam'a kardeşlik duygularıyla" imzaladığı. bastık küfürü. adam öldürerek kendini yenileyen insanlarız. devesini kaybeden adam heyecanlanarak "Evet. Deveyi ararken yüksek düzeyde anlayış yeteneğine sahip üç dervişe rast gelmiş. sorumluluk hissine sahip olmanın zevkini tadacaktı. dervişler yine sorulara başlamış: "Devenin bir yanında bal. Yakuzalardan biri. Terk edilince umudunun bir kısmı da yiter mesela. İktidarın sağlaması cesetlerle yapılır. onlara göre zayıflık alametidir. Bunu nimet bilmeli. Hayati Tehlike. Bulamamış adam aradığı yerlerde devesini ve ne yapması gerektiğini yine dervişlerden öğrenmek isteğiyle bu kez dervişlerin peşi sıra gitmiş. Eve yollandım. çürüyerek büyüyen bir sarmaşık gibi her yanımızı sarıyordu. deveyi gasp etme suçundan hapse atmış. Canını aldığım ilk insan olan Turgut Rulet'e son görevimi. Şazeliyye Şeyhi Oruç Bey'in kurşunlanmış başına yastık olan kitabı Tales of Deryishes'i okumaya başladım. yazarın mürekkebine okurun kanının karıştığı kitapta. Anlayış sahibi üç ermişe akşamüzeri istirahat menzilinde yetişmiş.. Hayati Tehlike'nin hürmeti. mezarıma papatya koymasınlar. ahbaplık." 74 "Bütün bunları hırsızlıkla suçlandığınız zaman kendinizi temize çıkarmak için neden söylemediniz?" "Çünkü devecinin devesini aramaktan vazgeçmeyeceğini ve onu çabucak bulabileceğini göz önüne aldık. Kadı doğru hükme varmanın tevazuyla arayışa neler borçlu olduğunu görecekti. misafirhanenin duvarındaki sarmaşığa tırmandım. Bu Japonlar hep birbirine benziyor. yandaki odada uyuyan diğer çekik gözlünün çanına ot tıkadım. "Biz senin devenin nerede olduğunu bilmiyoruz" demiş üçüncü derviş." Dolunaylı bir yaz gecesiydi. Bizim salıverilmemiz için harekete geçerek gönül yüceliğinin." "Bizim geçirdiğimiz deneyler şunu gösterdi ki insan hakikati ararken bir gücü. evet!" cevabını yapıştırmış. Onun açık ağzına sıktım kurşunu. Dandini'nin mi fikriydi emin değilim. Biz. bir karine bulabileceğimi sezinliyordum. Yakuzalarm defterini origami stilinde dürenin ben olduğumdan haberdardı. bahçedeki çardakta tavla ile satranç karışımı bir oyuna dalmışlardı. 3 liralık banknot kadar sahteydi. birden yoksul düşmüştük. Silahlı garsonlar. Evimize yıllara yayılan bir güz musallat olmuştu sanki. Ve onuncu sayfada. Herkes kendi kaybettiğini kendi arasın." Kayıp devesinin peşine düşen adam bu üç dervişin kendi devesini görmüş olduklarına kanaat getirmiş ve alelacele dervişlerin geldiği istikamete koşturmuş. kaderinde olmayan şeylerden kaçınmalı. adam "Evet" demiş."Kimi öldüreceğim?" Yakuzaların fotoğraflarını masaya bıraktı: "Şiga Noguşi ve Kenji Ozu. onu bir yeraltı çarşısının merdivenlerinden aşağı yuvarlayarak ifa ettim. Susturuculu tabancamı çektim. Aldık makinaları." Bazı kayıplarımız. birini suçlamadan veya bir iddiaya sahip çıkmadan önce kendi ölçülerini tartmanın kaçınılmazlığını kabul edecekti. "Arılar ve karıncalar yolun iki kenarında birşeylere üşüşmüşlerdi. tevazuyu tırtıklar. ne oldu? Burada bıçak olup yüreğime saplanmış kaburgamla yatıyorum. böyleleri dostluğunuzla yetinmezler. akvaryumdaki Japon balıklarını avlamak kadar kolay olmuştu.. çiy tanesine çakılıp infilak etti. Japon konsolosluğunun misafirhanesindeler. Herşey. Öldüm. daha önce. selamları. Kendinde yargılamaya yetecek donatım olduğu zehabına kapılmanın gönül kırıklığını tadacak. Bunların bal ve mısır olduğunu gördük. cesedi sırtlayıp arabaya bindirdim. yöresinde müstakil insanlar istemiyordu. Elimdeki fotoğrafa baktım. Oruç Bey anlattığında beni sarsan şu hikayeyle karşılaştım: Adamın biri. öbür yanında mısır mı yüklüydü?" demiş birincisi. özgüven ve azimden pay kapar. Bombacıyan’ın beyni arızalanınca. İkinci dervişin "Ön dişlerinden biri eksik miydi?" sorusu karşısında. "sen deveni bizim geçtiğimiz güzergah üzerinde ararsan iyi edersin. dizginler Dandini'nin eline geçti. İtaatkarlık içermeyen her davranıştan işkillenirler. Eee. Arkadaşlık.. yolun yalnızca bir yakasından ot yenmiş olmasının tek gözünün körlüğüne delil olabileceğini. daldık içeri. kaybettiği deveyi bu üç kişinin çaldıklarına kanaat getirmiş ve onları kadı karşısına çıkarıp başından geçenleri anlatarak dervişleri hırsızlıkla suçlamış. Bunun üzerine deveci. cinayetten sonra derin bir uyku çekermiş. piri fanileri biçtik. Fakat işte adamın tüm vücudunda dövmeler vardı. Başarı ve ödül. Fukaralık. Galiba. "O halde" diye konuşmuş dervişler. Bense bir katili öldürmüştüm. Ardından. Üzerinde sadece şort vardı. Katiller cinayetten sonra derin bir uyku çeker İnsan. yolda devenin ayak izlerini gördüklerini. Kısa bir süre sonra adam devesini arazide başıboş dolaşırken bulmuş ve dervişlerin salıverilmelerini temin maksadıyla mahkemeye başvurmuş. Tarzan kılığındaki Örümcek Adam gibi. Şiddetli Diriliş] Katiller. Keşfettiği gerçeği ahlaki bir olgunlukla perçinleyecekti. tartışmasız derinlikte bir uykudaydı artık. ancak doğumu yakın hamile bir kadın elini yere dayayıp otururdu. evet" demiş. ısırdığı yaprakları yırttığına göre ön dişlerinden birinin eksik olduğunun anlaşıldığını söylemişler. biryargılama gücünü kendinde hıfzettiği zehabına kapılmamalı. Yitiğini bulamadığını söyleyince. Bir hayır sahibi beni gömse bari. eroin yüklü kamyonlar. senden birşey gasp etmiş olmaz. evet. Hadisenin göründüğünden farklı cereyan ettiğini gören kadı ise gözünde mantık yollarına güvenerek kestirmeden hükme varmanın değerinin düştüğünü görecek ve bir arayışa koyulmayı takdir etmede daha üstün bir konum sahibi olacaktı. Kötü hikayelerle dolu bir antolojiye benzeyen şehirde turladık. Fuat Atıf Tufa'yı mortlatmak Hayati'nin mi. 1777-1844. herifin tam kalbinin üzerine denk gelen. Gece. onu bu yolda bulma ümidi vardır. "Hamile bir kadın mı biniyor senin devene?" demiş ikincisi. Bir konaklama yerinde çalılara takılmış uzun insan saçı gördük. Jet uçağı. Herşey bitti. Hayati Tehlike'yi evladından kalan bir miras gibi benimsedi. Babamı kaybedince. 16 . Abidin Dandini de. adam "Evet. Dervişler. Uzatmayayım.

Yine de tetikteydim. Mister Spock. Kılacağız dedik kılacağız. fakat sadece ilk tekbirde eller kaldırılıyor. Ne bir saldırı. ne meydan okuma." ıı Boğuk ses: "Bak söz verdin Tom Braks. Kadınlardan biri. Alnını kırıştırıp camiye doğru bakıyor. Dokununca. dokuz düğüm olmuş. derin bir nefes alıyor: "inançlarım gereği. sen maşallah abdest namaz işlerini bayağı bellemişsin. Tom Braks. Liseye giderken rahmetli babamın ceketini. Abdestsiz namaz kılıp çarpılacaktık valla." Tarzan safça soruyor: "Senin de mi abdestin yok Spock?" "Var. ezan daha okunmadı. yani bugün Bakanlık Heyeti'nin toplu cenaze namazı kılınacaktı. bazı şeyleri tadında bırakıyorum Kaderin penaltı düdüğü çalmıştı. tatilin doğası gereği verimsiz geçmişti. Spock / Korkut Üneli] En yavaş yaşlanma yaşlılarda görülür. paltosunu giyiyordum. /(. Eşikteyim. Kızılmaske diye hitap ediyorlar? Tarzan öyle şişman ki. Masanın etrafına dizili. ne tehdit. Kimse konuşmuyor. Ayakkabıları çıkararak girilen hiçbir yere gidemiyordum. Sübhaneke'yi okuyorsun. Gıcırbey ailesinden hiç söz etmezdi." Tom Braks ha? Sağdaki kaldırıma geçip yavaşlıyorum. dostluğumuz pekişsin!" diyor Kedi Kadın. Karda envai çeşit ayak izleri." Dracula'dan enseme bir ısırık daha: "Zekat keçisi gibisin mübarek.Bir eczanede çalışan annemin kazancı ev kirasını ve diğer masrafları karşılamaya yetmiyordu. hayalifenere dönmüşsün!" Tarzan. eh benim yolum uzun. Hafta sonu. herkes ne yapıyorsa biz de onu yaparız.. namaz boyunca toplam dört kere tekbir getiriliyor. 'Ve celle senaüke' demeyi unutma. Kadınlı erkekli. lavuk bize pestil sallıyor!" Kızılmaske mi? Sağ omzumun üstünden bakıyorum. Sözüm söz. kapı kendiliğinden açılıyor.. kurda kuşa yem olmuş bu korkuluklar benim ahretliklerim." 17 . sen biliyorsun değil mi. Yağmurda karda. Yangına yelpazeyle gidiyordum. arkamdan gelen gruptaki adamlar birşeyler geveliyor. Gelinliği parçalanmış kambur gelinler gibi arabalar sağlı sollu sıralanmış. ona göre. gizli 'hayranımın' kimliğini pek umursamadım.ruktan nem kapma be Mister Spock. fakat kim? O zamanki aklımla. uhrevi bir kalabalık. Kocatepe Camii'ne çıkan yokuşları arşınlıyor." Boğuk sesli bir başkası: "Bak şimdi. o da olur. Mister Spock." Cırtlak bir ses: "Annem öleli dört ay oluyor. yani Dracula keyifleniyor: "Nah var!" Mister Spock: "Olsun. Tom Braks: "Tamam. Yan yana yürüyoruz şimdi. Nuh ise onun hikayesinden etkilendiğimi düşünüp işi şakaya vurmuştu: "O sağlam ayakkabılar hatırına. cücük?" 78 Mister Spock. Soğuğun tıkadığı ağızlardan. [JEAN ROSTAND. Ben söz konusu ayakkabı dükkanından habersizdim. Toplam dört kere tekbir getireceğiz değil mi?" "Evet. Uçan Kız lafa karışıyor: "Niye susuyorsun Korkut?" Hayda. Çatlak sesli bir amca sızlanıyor: "Senin aklına uyup geldik. bir Samsun yakıyor. bu şakayı fiiliyata dökmek bana düşüyordu. Dracula'yı duymazlıktan geliyor. geç otur. âtina'yı okursun.t contası. çok da yakıştı. Annemin bu gizemli hediyelerden ötürü hafif ve basit bir hoşnutlukla birlikte ağır ve karmaşık bir keder duyduğunu fark edemiyordum. bana da uzatıyor: "Bırakmadın değil mi?" "Eyvallah" deyip alıyorum. arkadaşlarına ayak uyduramayıp geride kalan dazlak ihtiyara soruyor: "Tarzan. Kenarda durmuştum. ağır ağır tırmanıyorum. 41 numara kışlık botlar." Tom Braks: "Hay Allah razı olsun senden Mister Spock. Dua edersiniz artık. belki bizzat kendisi gelir diye düşündüm." "Vay. başımda beyaz takke. Artık postacıları ayakkabıcı gibi algılıyor ve ziyadesiyle seviyordum. Nuh Tufan. Fakat cenaze namazını kılmadım ben. bana Gıcırbey'in babasının kundura mağazasından söz etti. çünkü Turgut Rulet'ten haber alamayınca yeni bir katil gönderir. İki de kadın." Çatlak sesli: "Toto oynama. Tekrar tekbir alınıyor. ne de bir hesaplaşma. ama size eşlik edeyim ki bir arıza çıkmasın. Ondan da önemlisi. Beş kişiler. Salli . Uygarlığın ceza sahasındaydım. köfte piyaz! Ellisinden sonra şahlandı dişsiz papu! Ulan yoksa hurileri manita tutup yatak sporu mu yapacaksın. Gözümde siyah gözlük. Bu kadar basit. helal olsun. eski ayakkabılarım su çekiyordu. bana da yıllarca ayakkabı postalandığını söylemedim. tekerlek izleri birbirine karışmış. Versene ağzının payını şuna?" Mister Spock ya da yeni adıyla Korkut Bey. bazı şeyleri tadında bırakıyorum." Kızılmaske cevap veriyor: "Bakarız. namazı kılacağız. Çin'de sık duyduğum bir vecize: "Yaşlılar asla göründüğü gibi değildir." Dracula: "Karambolden cennete dalacak. Herkesin abdesti var." Kızılmaske: "Yahu Spock. İnançlarım gereği. Derken. Kulak kabartıyorum. Vahşetimin mazeretini takviye etmeliydim. beni diliyle tokatlıyor: "N'aber lan Mister Spock?" "Tam anlamıyla eh. 'Rabbena." "Yalnız. sadece dört kere. g. Fırtınanın ortasındaki sprey gibi hükümsüzleşmiş hissediyordum. Meğer. her sezon bana postadan ayakkabı çıkar oldu. cenaze namazı kılmayı?" Ne bu Allah aşkına? Huzurevi kaçkını tipler. mızıkçılık yapma şimdi. Dracula. konuşma balonu gibi buharlar yükseliyor. Nerden baksanız altmışaltmışbeş civarındalar. Pazar günü vasıta bulmak bir dert. Acele etmedim. birbirlerine neden Tarzan. Kadıköy'de rastlaştığım ortak arkadaşımız." Şimdi. şadırvanda alırız abdesti. Nuh'a. 18941977] Apaçi Apartmanı 13 numara. Herkes gelmiş." Tam anlamıyla eh [Mr. Yo. Botları giydim. Nuh'a da aynı yöntemle ayakkabı gön-deriliyormuş ve o Gıcırbey'den şüphelenmiş. tiki.Bârik salavatları okunuyor." "Biz ne olacağız?" diyor kadınlardan biri. elindeki günü geçmiş gazeteyi bükerek. değil mi?" En başta konuşan çatlak sesli. pazartesi. Gayriihtiyari gözlerim dolmuştu." Boğuk sesli Mister Spock arkasına dönüyor ve şişmanlıktan güçlükle yürüyebilen. hani Mister Spock'tı? "Bu vampirin sivri dilinden bana bile fenalık geldi. Bilmiyorsan. kırçıl sakallı bir adamın kolunda. Çok takdir ettim. duaların hiçbirini bilmiyorum. ulan cenaze namazından da zerre çakozlamam. Gıcırbey kimi isterse tekmelerim. "Ayol bize de bir cigara ver. Burası bizim sığınağımız. Yıllar sonra. Hayati Tehlike'yi bulmak için İstanbul'a yollanacağım. ağzını açtığında opera söyleyecek sandım: "Sen Dracula'ya anlatırken öğrendim sayılır. Postalayanın adı yazılmamıştı. yak buyur. Zengin akrabalardan biridir diye düşündük. Sen de os. kolundaki kadını işaret ederek "Uçan Kız'la sen bir kenarda bekleyeceksiniz. aralık dudaklarını oynatmadan soruyor: "Nerde kaldın?" "Anca gelebildim. Dördüncü tekbirin ardından sağa ve sola selam veriliyor. İşittin mi Kızılmaske. Birgün postacı benim adıma gönderilmiş bir paket getirdi. Bu leziz üzüm kimin bağındandır diye ince eleyip sık dokuyacak halde değildim. Üçüncü tekbirden sonra cenaze duası." Kızılmaske. Önce. Tarzan alelacele paketi Kedi Kadın'a tutuyor: "Kusura bakma. Açtım.

Mutfakta olmalı. zehirli dumanlar yükselecek. bahtsız annelerin.. camdan el salladı mı. gibi soruların cevapları merak ediliyor. Âşık Mahzuni... Yedi kat yalnızlığa gömülmemişiz. Sahneden stüdyoya. vicdan gibi kelimeler tedavülden kalkmamıştı. grevler. Behiye Aksoy'un meşhur Yalan Dünya şarkısı çalıyor: "Bir garip yolcuyum hayat Yolunda I Yolunu kaybetmiş." Müziğin sihirli mancınığı. 1 Mayıslar. Şangır şungur kırılıyor bardaklar. çaresizliğe meydan okuyor. Komşuluk ölmemişti.. bütün hücrelerimize azim aşılıyordu. Tom Braks. Beşiktaş sahilindeki Birdirbir Birahanesi'nde oturuyoruz. devlet kapısında alayının kuyruğu düğüm oldu!. onu ne zaman görsem. Karşılıksız aşklar. Canımıza yapışan. En büyük hazine kalbimizdeydi. Tonla dallama da yelkenlendi. hayat yolunda Ümitsiz sevginin kurbanıyım ben. perişanım ben I Mecnun misali gurbet ellerde I Ümitsiz sevginin kurbanıyım ben I Yalan dünya. gıcır gıcır gurur kostümleri giyerdik. kitap eleştirileri yazıyordu.. beni hayal âlemine fırlatıyor.raklara yan bastılar! Hepsi imamın kayığına bindi! Zinhar g. kemiğimizi çürüten fukaralığın üstüne kat kat. elma şekeri gibi gülücükler dağıtıyor.. Kedi Kadın. Heyet üyelerinin naaşları. namus." Ağzım açık kalakalıyorum. Nasıl utangaçtık. Ekmeğimi tiyatrodan kazanıyordum. eğri büğrü gülerek omzuma vurdu: "Sahi ya. fokur fokur kaynar katran dolaşıyor.." "Bırak tüttürsünler. Çekirge. Kayısı hamurundan. ama onurluyduk. Mike Hammer merakı ve Hz.. Mehtapta yüzen beyaz bir gonca. ikindi namazını müteakip Cebeci Asrı Mezarlığı'nda toprağa verilecek. bir bana.. Edebiyat. mahcup. Hayat çok hızlıydı.. kalın camlı gözlüğünü düzeltti. nah böyle derisini tuzlarlar adamın! N'oldu? işte. Faşizm kahrolsundu. Neşet Ertaş. dublaja koşuyordum. Tarzan. bayram şekerinden. tiyatro. Oğuz Atay. Perihan'ı kıyıdan köşeden.. "Hass. yer sofralarında yürekten şükrediyorduk. Şarkılarda daima. Depresyon yoktu. Henüz tam uygarlaşmamışız. Gözleri yıkanmış üzüm parlaklığında.rmayacaksın aga. sosyal demokrattır. dün. Uzaktan sevmek diye de bir şey vardı. Clint Eastwood. Eyyub sabrıyla izliyordum. Kocaman güneş gözlükleri takardık. Bob Dylan. kimliği belirlenemeyen kişilerce katledildi. Baretta [Robert Blake]. Kemal Tahir. sevip saydığımız gazeteci bir ağabeyimiz vardı. 'Dabıl Yu' lakaplı Yunus Yumak. Ve hepimiz Müjde Ar'ı düşlerdik. "O yobaz katırların kıçını mühürlemişler!" "Ne? Ne zaman? Kim?" Dracula’nın keyfi gıcır: "Bakın bakın" diyerek gazetenin birinci sayfasına işaretparmağıyla vuruyor "Vallahi de muşmulaları kaynatmışlar. kazanacaktık. Yoksulduk. herşey bomboş /Hancı sarhoş. Yaşlandığınızda. Karun kadar zengindi. Orhan Gencebay. Attilâ İlhan. pazartesi günü.. Efkarlıydım. bir merhaba.. prostatitli kovboya sesleniyor: "Sifonu çekerken takma dişlerine mukayyet ol!" Uçan Kız'ı arıyor gözlerim. Solcuyduk. kıran kırana kavgalar. Alınteri mukaddesti.. Haysiyet. Federico Fellini. Bir gülücük. Felekle kapışıyor. Çünkü tarihimiz bize kudretten. Aşktan nasibim bu kadardı. Benimse işim yaştı. kıt kanaat geçiniyordum.. Uzun yakalı dar gömlekler. Damarlarımda. O hortikler ne çakar aşktan. yorgun babaların hallerine hüngür hüngür ağlardık. Kocaman vidalar gibi gırç gırç döne döne batıyordu kalbime: “Bir gün gibi sanki geçti seneler Ümidim kayboldu. Halbuki çevresine yeşil sinekler gibi üşüşen heriflere. 1970'lerde. Çayları getiren Uçan Kız'ın elinden tepsi düşüyor. yoksul kızların. Leon Davidoviç Bronşteyn Troçki [1879-1940] "Yaşlanmak. zenginlikten bahsediyordu. 1970'ler. Cüneyt Arkın. Fenomen gazetesinde sinema. PAP'tan hiç hazzetmiyor. zekam. Hafızam. Çakırkeyif. Seyrettiğimiz filmlerdeki yetim çocukların. otuz yıl önceki olaylar. y. Hem de nasıl. İsmet Özel. Çay tepsisiyle gelir birazdan. verecek cevabım yok!.. Hart diye dilime bir asma kilit geçirip çenemin altından kilitliyorlar sanki.. boykotlar. Ferit Ferik adında. n'olmuş ona?" diye temkinlice soruyorum. Yarı saydam. bakanlığın dağıttığı AŞKart'lar geçerliliğini koruyacak mı. Saçlar kabarık. yolcu sarhoş. mazlum delikanlıların." 83 Ben böyle kendi yağımda kavrulup yanarken. Başbakan Bekir G. Pink Floyd. Yılmaz Güney. fakat güçsüz değildik. Allah'ım. kalbim kanlı bir yumruk olup göğsümü dövüyor! Bal rengi saçları. Beş Gölgeden Kaçış] Otuz sene evvel otuz yaşındaydım. Spock / Korkut Üneli] Mazi ile bugünü birbirine karıştırma. Tanju Okan. bugünkülerden daha gerçek görünür..ktir. saat 16:00 sularında meydana gelen olayla ilgili tahkikatı sürdürüyor.. "Şu Gönül İşleri Bakanlığı vardı ya?. Fotoğraflar silme siyah-beyazdı... taptaze bir umut çınlıyordu. Kalaya başlıyor: "Gönül İşleri Bakanlığı zaten kaşkarikonun claııiskasıydı. havalara uçardık. "Oha!" Hepimiz Dracula'ya dönüyoruz. Marlon Brando. ebediyen saklanan sırlara dönüşürdü. favoriler uzundu. yani Perihan'ın tuzu kuruydu. Yönetmen. Bruce Lee. Zayıftık. Bana da Mister Spock rolünü öneriyor.. Şarkılar.. Seslendirmeden de harçlık mesabesinde birşeyler kalıyordu. söylene söylene kalkıp tuvalete yollanıyor. Charles Bronson. can onların. Sovyetler Birliği dağılmamış. duymuştuk da inanmamıştık. Bir akşam. Fakir. perişanım ben Alın yazımmış. Dracula geri adım atıyor: "Ağır olun! Dünya benim kıçımdan çıkmadı!" 1970'lerde Allah bizimleydi [Mr. ceylan sütünden yoğrulmuş. yavru kuşlar gibi heyecanlanırdık. bilincim sıfırlanıyor. Muhammed Ali. dimdik ayaktaydı. bir insanın başına gelebilecek en beklenmedik olaydır" demişti.tünden büyük os.79 Camdan dışarıyı seyreden Tom Braks elini yavaşça sağa sola sallıyor: "İçmeyin şu mereti yahu. Karşısında tek kelime edemiyorum. "Sahi mi söylüyorsun Ferit Ağabey?" Kaim kenarlı. Dracula başını geriye atıp alnını kırıştırarak. yüzyılın en güzel yılları. Yeni bir heyet teşkil edilecek mi. İspanyol paça pantolonlar giyiyorduk. Bir kız. Bir of çeksem ağzımdan simsiyah.. Sendikalar. İki senaryosu filme çekilmişti. Akikten bir kız. Komşular sağdı.. 18 .. muz kabuğu gibi pürüzsüz yanaklarından süzülüyor. 20. 'Bu vahşetin sorumluları cezasız kalmayacak' derken. Değirmenlerle savaşta yenilmemişiz daha. kaçamak bir bakış. Haklıydık. Kızılmaske. John Lennon. Elvis. İnanın bana. Ferit Ağabey pattadak "Filmde oynar mısın Korkut?" deyiverdi. Allah bizimleydi. ne sandın?" Uzay Yolu [Star Trek] dizisinin sinema versiyonunu yazmış. Adımı sorsa. Sakaldan kesip bıyığa ekleyerek. gönül verdiğimiz kişiyi incitmekten de. Yani avucumu yalayıp sigara içiyordum.." "Eee. Polis. mücevher gibi bir dilber. Nostalji yoktu." "Yeteeeeeeerrrr!" Paltomun cebindeki AŞKart'ı çıkarıp şak diye masaya vuruyorum. bir masadaki karta bakıyorlar. Piranalar. Gönül İşleri Bakanı Mithat Hattat 'Acımız büyük' şeklinde konuştu. onun karşısında küçük düşmekten de ödümüz kopardı. Stres yoktu. o zamanlar aşklar ömür boyu sürerdi. ciğer onların" Dracula her zamanki hoyrat neşesiyle geveliyor." Dracula. Tom Braks apışıp kalıyor. İçimde kamyon lastikleri yakılıyordu. Uçan Kız. gönülden?! Hiç! Hafız düdüğüyle racon kesersen. Perihan Pirana'ya meftundum. Dracula. [ELMORE LEONARD. al kendin oku!" Gazeteyi alıyorum ve mırıldanarak okuyorum: "Gönül İşleri Bakanlığına bağlı Heyet'in 22 üyesi.

Tipin de müsait hem. Eugene Ionesco'nun Gelinlik Kız’ında Bay'ı. Korkut'un Mübeccel'e faydası yok [Mr. ben hapı yutuyordum. Kendimi. [PAI PU. Her pazar burada toplanırız. profesyonel bir dalkavuk edasıyla bana kelime masajı yapıyordu. 'Meslekte yetersizlik' gerekçesiyle. O da. Çocuk oyuncağı. Evliliğimizde yeni bir dönem başlıyordu. Yine ekmek derdine düştük.Kavalyem Azrail. Venüs yok. kaybetmekle kalmadık. Bir sabah uyandım. Karımın benimle ilgilenmesini sağlamak istiyordum. Tabut kadar bir yerde. 1970'li yıllarda böyle bir yığın. Yüzlerimiz.. Kumral bir muhasebeci. aynı tapınağın Budist rahipleri bile zaman zaman tartışır. kemikten parmaklıkların ortasında büzülüp kalmış. Uykuya daldığım anda. Film tuttu. Ferit Ağabey benle röportaj bile yaptı. Deliksiz. kumsaldaki yazılar misali siliniverdi. Mandrake [Vecdi Cıva] ve Süper Kız [Rana Anar]. n'apıyorum.. muhabbet ederiz. günlerden ne. Vahim olan. Ben ki.. çengelli iğneler arasında ölümü bekliyordu. Sağolsun. ne bileyim Ferit Ağabey?. kötü taklitlerdi. Akşama kadar evde pijamayla oturuyor. hakikatte kimiz. bocalıyordum. Bir anda şöhrete kavuşmuştuk. haşlanmış bir pancar şekline girmişti. Birçok arkadaşımın aksine ben hapishane yerine tımarhaneye tıkıldım. Gece. midemde barbar cüceler ateş yakmış tepiniyordu. Hepsi. Zaten televizyondaki dizide Mister Spock'ı sen seslendirmiyor musun?" "Evet ama. belki biraz açılırdım. Bilen bilir.Gorilin Kariyeri. tiyatrodan atıldım. Kaptan Amerika [Kerem Kerempe] ise Artvin'deki köyüne yerleşmiş. Gazetelerde benden Mister Spock diye bahsediliyordu. Onlar ayvayı yerken. Uzay Yolu Marslıların Bedduası filminde Mister Spock oldum. nur içinde yatsınlar: Örümcek Adam [Pertev Paker]. Galaksi çatırdıyor!. Tiyatro lobisindeki masalardan birinde oturmuş laflıyorduk. tüylerimi ürpertiyordu. Tarzan . Yağmurda ıslanmamı engelleyen birtakım haplar alıyordum. gece lambasının pembe ışığında beni tartakladı. gerisini bana bırak. Neredeyim. "Boyun devrilsin. Perihan'ın adını sayıklıyormuşum! Venüs. Karımın neşesi. Mecidiyeköy'deki Apaçi Apartmanı'nın 13 numaralı dairesini. Repliklerimi hatırlayamıyor. o iş başka bu başka?" "E oyuncusun da?" "Doğru diyorsun da. Harold Pinter'm Gitgel Dolap'ında Gus'ı. her sabah erkenden dükkanın yolunu tutuyordu. tokmak Venüs'ün elindeydi. Taburcu edildikten sonra. Aşkımı Perihan'dan gizlemiştim.. Filmlerimiz çok çabuk unutuldu. Elimde yetki olsa. ona göre. tahta suratlı doktor. öpücüğü kondurduğu yere bir Osmanlı tokadı çakarak uyandırdı beni! Sersemlemiştim. Süper kahramanlıktan.. kafamızda paralandı.Kiralık Kefen. bilemiyordum.. Çok fena çuvalladık. yemeği devlet ısmarladı. Feleğin sert bir sillesiyle dünyaevine girmiştim. Benliğimi saran aptallığın laneti. orlon yumakları. birbirimizi sahiden anlıyor muyuz. Uçan Kız . dudağımı patlatıyordu: "Kime 'sevgilim' diyorsun sen ha?!". bütün doktorların siyah giymelerini emrederim. vasiyetinde bizden bahsetmiş. Sinema salonları dolup taşıyordu.. Peder bey. sekiz köşe oldu: "Korkut. Davul benim boynumda. Morukladık artık. Beynim karınca yuvalarıyla dolmuş. Kızılmaske . Evlilikte olur böyle şeyler. ruhumu kısırlaştırmıştı. şimdi kefenimizin astarı oldu. O dönemin en büyük yapımcısı merhum Bahri Buhara. Sessiz sedasız aklımı oynatıyordum galiba. Bernard Shaw'un Pygmaîion'unda Higgins'ı. oradan bir pastane masasına geçip havadan sudan konuştuk. Saça iki makas vurup.. artık süper kahraman değiliz. düğmeler. Fî tarihinde giydiğimiz parlak pelerinler. Dracula . Hunisini kaybetmiş deli gibi aranıyordum. Yaşlı anacığımla baş haşaydık. Biz aslında onüç kişiydik. 1980'deki askerî darbeden sonra. Kedi Kadın Derdini Ecele Aç. Elime üç kuruş para geçti. Seyirci bir-iki seyretti. Allah selamet versin. Saymakla bitmez. 'Sabah yıldızı' kayıplara karışmış! Bir daha da geri dönmedi. kendimiz de büsbütün kaybolduk.. Acıklı karikatürler. Venüs'ün parlamasına sebep olacak sözler söylüyordum. Hollywood yapımlarından aparılmıştı. Aşk Tanrıçası' karım. Dabıl Yu beni beğenecek mi dersin?" "Sen 'He' de. Diğer ikisi."İyi de.. Çay içer. Cebimiz para görmüştü. dilimizi bilmeyen bir adama yâr olmuştu. mutfakta sofrayı hazırlayan Venüs'e yeşil zirkon bir kolye hediye ettim: "Eğer beğenmezsen intihar ederim. dümdüz.. Ne oluyor demeye kalmadan askerî darbe geldi.Şeytanın Tekerlemesi. bir dövüş yeminine. yatağımız ringe dönüşmüştü. Max Frisch'in Philipp Hotz'un Büyük Öfkesi'nde Philipp Hotz'u oynamıştım. sonra alay etmeye başladı. Laf aramızda. bize içini döktü. Shakespeare'in Hamlet'inde Horatio'yu: "Bu bahsi kaybedeceksiniz efendimiz!" Sinema bahsini kaybettik. Oraları kurcalamayız. Perihan Pirana'yı çoktan unutmuştum. Sahneye kebap gibi bir suratla çıkıyordum.. Birbirimizle gerçekten dost muyuz." 86 Venüs. Fakat maalesef daha sıvası kurumadan tapınağımıza yıldırım düşmüştü. çalıştığı şirketteki masasında çene çaldık. anahtarı da yutmuştum. dayak lordu Jackie Chan yumruklarıyla gözümü morartıyor. hangi yıldayız. kalbim. Suç bendeydi. Neden böyle oldu? Çünkü bu filmlerin tamamı. Bedenim bir hapishaneye dönüşmüştü: Etten duvarlar. kaşımı açıyor. Yunanlı bir şairle evlendi. en yumuşak yataklar. baba ocağına döndüm. Devamı da çekildi: Astronot Niyazi Uzay Yolu'nda. kulaklara sakız yapıştırdık mı. Ve en önemlisi. fermuarlar. doğduğum günkü kadar çaresiz hissediyordum. vaktiyle fantastik filmlerde rol alıp da sonradan 'düşen' kimi pabucu yarımlara yani bize bırakmış. Samatya'da köhne bir binanın giriş katı. Münih'e gitmiş. saat kaç. 19 . Gelgelelim. unutulmuş filmlerdeki isimlerimizle hitap ediyoruz birbirimize?. Venüs Lüfer'i eş olarak kabul ediyor musunuz?" "Evet" dedim ve bir alkış koptu. Tam iki sene.. 84 Hiç de öyle değildi. Benim ketumluğum yüzünden. Aynaya bakınca "Sen de kimsin?" diyordum. İstanbul'da oturmuyor. çerden çöpten fantastik film çekildi Türkiye'de. Yazgımın eğri çizgisini izlerken karşıma Venüs çıktı. Kahroldum. Tuhafiyeciydi. adi zampara!". Mister Spock’ın kralı olursun alimallah!" Yunus Yumak beni kadroya hakikaten dahil etti. Birgün. Gerisi. çocuk oyuncağıydı. 1909-19971 Perihan Pirana. bu harikulade!" deyip bana bir öpücük verdi." gibisinden sulu zırtlak laflarla sunulmuştu. Dördü rahmetli oldu. derken kendimi nikah masasında buldum: "Saym Korkut Üneli." "Adamı hasta etme. Ağlaya ağlaya Atina'yı bir Türk gölü haline getirsem. gibi tonla film. Nikah akdimiz. akıl hastanelerindedir. radyo dinliyordum. Kayışı koparmak üzereydim. neden otuz sene evvel oynadığımız. kendimi unutmamdı. Yarasa Adam [Mikail Mika]. Şırıl şırıl gözyaşı döküyor: "Kim bu Perihan?!" Uykuda.. Fiyakamız yerindeydi. Spock / Korkut Üneli] Geçmiş.. Şimşek Hafiye [Hanifi Nahif] Almanya'daki kızının yanına. "Alçak herif!". Tom Braks . Mahvolmuştum. Bir daha da belimizi doğrultamadık. Yıldızımız saman alevi gibi parladı ve söndü. Yüzümü uzun uzun inceledi ve muslukları açtı. gelecekten daha çok istikbal vaat ediyor.Korkmak Bazen Günahtır. saçma sapan bir röportajdı: "Mister Spock'ı uzayda bulduk. çulsuzluğa kesin dönüş yaptık.

Kahkahalar patlıyordu. Amin. seninle gurur duyuyorum" deyip alnımı öpüyordu. Elinden her iş gelir. cadalozlar. Uçan Kız'a bir türlü açılamıyordum. ibadet ederken. Bizlere yaşama sevinci ver. annemi. Derken. Ey bağışlaması bol Rabbim! Beni.. uzay gemisinden ayrılan kapsül gibiydi. ünlü şarkıcılar. Namaz 20 . günah yazılır mı?". kar suyuyla demlenmiş çay gibi bulanık yüzünde. Onun Nişantaşı'ndaki dairesine taşındı. çalışma odasında cesedini bulmuşlar: Moruk. ince. Hem seviniyor hem utanıyordum. Karl Marx’la ayaküstü helalleşip farza duran cemaate yetişmişim gibi. Cumaya babamla beraber gidiyorduk. Elmalı kurabiye gibi bir hatun.. Polis de bebeğin izini bulamadı. sana sığındım. Ölü os. yerine beyaz. hepsi elinden alınmıştı. büyük şöhret ve mutlu yuva ümitleri çözüldükçe." "Emin misin İlyas Hoca?" Suratıma yorgun argın bakıyor. allı pullu matruşkalar. On senedir. Karşımda oturuyordu işte. Mister Spock'sınız. öldü mü. babamı. Hemşireydi. bir banka müdürüyle evlenmişti. hoş geldin. Hiç unutmuyorum.. tespih çekiyor. çünkü babam öldü. sesi mi. Ramazan ayında.. Yıllar. Her türlü güçlüğe karşı dayanma gücü ver. Minnacık bebek. Dikensiz bir kaktüsün bitkisel yalnızlığı içindeydim. Ve ben onunla karı-kız muhabbeti yapmanın yollarını arıyordum. Senin rızkınla orucumu açtım. İlyas Hoca bana bir ilmihal kitabı vermişti. uzun. her şey berbat olabilirdi. telefon kulübesi yüksekliğinde bir yer. Ne yazık ki ilk kocası. biraz dalgamızı geçsek. Üstelik bina yıkılıp yerine yenisi yapıldı. alkolik ve eroinman olarak gelmesi için uğraşıyordu sanki. hâlâ. ortada bunlara dair hiçbir ipucu yoktu.. evi. imam İlyas da biraz bunalımlıydı galiba." "İnşallah. Köpek kulübesi genişliğinde. Sigara hariç bütün kötü alışkanlıklarını terk etmişti. kara çarşaflılar. Gönlüm. Gün boyu türlü türlü kadınlar geliyordu: Balkabağı azmanı kocakarılar. Koydum: ACAYİP TUHAFİYE. Dükkanın bir adı yoktu. Çenesi düşük değil. lafı hatunlara getirsem.. gazeteciler ve tabii sivil halk. Bebek. lolitalar. Hamdolsun verdiğin nimetlere. siyah beyaz televizyonda yayınlanan duayı ezberledim. "Allah'ım! Senin rızan için oruç tuttum. Nişantaşı'ndaki daireyi unutmuştu. Ela gözlerinde kor zerrecikleri. Mutlu bir aile hayatı istiyordu. milletimi. Gençken. duaydı. geviş getiren kederli bir çift manda gibiydik. subaylar. güvenli bir yere ışınlamanızı rica ediyorum. fakat ihtiyar da sayılmazdım. değil mi?" "Evet imam hazretleri. Ben de onlara dizideki gibi "İyi ama bu mantıklı değil" diyordum. Bence hâlâ harikulade. özellikle de namazdan sonra duada kendi kendime şaşıp kalıyorum. Selvi Boylu Al Yazmalı gelinler. merhaba diye sarılsam. Korkut'un Mübeccel'e faydası yoktu. Bebeğin dünyaya nikotinman. neden böyle zincirlenmiş bir ördeğe döndüm ben? Ürkek atın korkak süvarisiydim. İşler yolundaydı. Müzikallerde rol alan. Mübeccel'in hayatı kaşla göz arasında kayıplara karışmıştı: Erkeği. bu yüzden cehennemde yanar mı?". güvercinlerin yani baharın şakrak kuşatması altında. pencerede beliren Juliet'e seslenen Romeo gibi şakıyabilirdim: Gökyüzünde fezanın içersinden gözleri Öyle parlak bir ışık yağmuru serpiyor ki Kuşlar ötüyor. dükkandayız.ruğu gibi solgundum. Burası kapsül mapsül değil. Dört bir yanda irili ufaklı düğmeler. devletimi ve inananları koru. alkol ve uyuşturucuya sardırdı. Mübeccel'i sokağa atıp daireyi sattılar. İçkici kartaloz bir senaristle yakınlaştı. benden beş-altı yaş küçük bir adamdı. Babam da namaza başlamıştı. işte bizim imam İlyas.. akşamsefalarının. Evdeki İnanç Dünyası' atmosferi bana iyi geldi. makiniste treni durdurtacak kadar güzeldi.. Genç değildim belki. 'Camideki Uzaylı'ya çıkmıştı adım. Suratıma dikkatle baktı: "Siz. o da bana baktı. Dükkan bana kaldı. senaristin evini temizleyen köylü kadının eline doğmuş. Çocuk daha kulağına ezan okunmadan. tövbeydi." Şaka maka ibadetti. Aylarca tedavi gördü. bonzai boylu al kimonolu kız kuruları. babam elini omzuma 80 89 J^ koyuyor "Aslan oğlum. Yo yo. saçım şak diye ağarmış. Boşandılar. Sapsarı. Erken yaşta. "Arkadaşım olan bir kıza. yazarlar. kelebeklerin. dudaklarımdaki mührü sökerek bir faciaya sebep olmak istemiyordum sanki. ailemi.. Sakalım bir saniyede uzamış. bebeği. Diyabetik bir yapımcı tarafından hastanede keşfedildi.. sahneden camiye 'dızzzt' ışınlanmışım gibi bir şok yaşıyorum. yıldırım hızıyla geçiyor. Laf aramızda. polisler. Taburcu edildiğinde bambaşka birine dönüşmüştü. Yâ Rabbim. Fıkıh. Kırkıma merdiven dayamıştım. kaçırıldı mı. baki Ne olur o yanağa değebilmek için ben Elinin üzerinde olsaydım bir eldiven. oruç gider mi?". Fakat korkunun ecele. ben bazen dükkana bakıyordum. Müjdeyi vermek için aradıkları babanın. Yanlış düğmeye basarsam. Senaristin vârisleri. şükürdü derken. Daha da garibi. bürokratlar. bir tek kar tanesi bile yere düşmüyordu. Namaz kılmayı öğrenmek istediğimi söyledim. ilk kalp krizini atlatamadı. Apaçi Apartmanı'ndaki dairede arkadaşlarla buluşuyoruz. şakağına kurşun sıkarak intihar etmiş. bir tekine bile yan gözle bakmadım. camiye gidip imamla görüştüm. Caminin bahçesinde. Mahalledeki bacaksızlar etrafımda dönerek "Mister Spock! / Sivri kulak! / İşi gücü / Işınlanmak!" diye coşuyorlardı. senaristi. Ağlamaya devam ettim. Zamanla toparlandım. hükümet üyeleri. beni cehennemden uzak. Sorularım bitmek tükenmek bilmiyordu: "Bir kadının ağzını öpsem. "Ben n'apıyorum böyle? Sosyalist bir tiyatrocuyken.. genç bir memur "Bu kadının anne olmadığını bebek de anlamış" diye söyleniyordu. Hödüklüğün Everest zirvesindeydim. Tam sırasıydı. adı konmadan kayboldu. gözyaşı fıçıcıklarım taşıyordu. bisküvi elleri. Allah şahit. Sana inandım. Mübeccel hamile kaldı.." Ramazan'ın sonlarına doğru bir akşam. bebeğini. milletvekilleri. emin galiba. ekmeğimizi iğnenin deliğinden geçireceğiz. fakat adamcağızın kafasını ütülemekten geri durmuyordum: "Kadınla el sıkışsam abdestim bozulur mu?" "Hayır. nereden esti de her gün beş vakit kıbleye dönüp secdelere kapanıyorum?" Sanki her şey bir anda olmuş. sinemacılar. defile kuğuları. oyunculuğu mu daha kötü karar veremediğim bir züppe. Validem sürekli namaz kılıyor. dua ediyordu. Garip ama hamileliğini. Senin her şeye gücün yeter. yoksulluktan süs biberi gibi kızaran eksik etekler. Çoluk çocuğun maskarası olmuştum. Uçan Kız'ı canlandırırken kafası iyiydi yani... tefsir derken. haram mı?". Rahmetini. Uçan Kız'a kaydı: Mübeccel Ecel. Sana dün Kocatepe'den bir baktım Aziz İstanbul Kocatepe Camii'nin avlusu öyle kalabalıktı ki... delirmeyeceğim. işlemeli bir takke takın. Nikahlandılar. "Kadınlar niye gelmiyor bizim camiye?". Hepsi de dünya ahret bacım. Ağzımın içinde bir eşekarısı yuvası vardı da. n'oldu? Loğusa bir keş olan Mübeccel büsbütün perişan haldeydi. Sonra. "Karım beni terk etmişti ya. Beyaz perdede dikiş tutturup üne kavuştuktan sonra bebek doğuracaktı. O da dansçı kızlarla aşna fişne yapıyormuş. kendinden yaşça küçük bir adama gönlünü kaptırdı. gece sona erdi sanarak Yanağını eline ne güzel dayamış. Bir yaz günü. sağlık ve afiyete.Bazen bakkala gidip ekmek filan alıyordum. Clint Eastwood'un başındaki kovboy şapkasını çıkarın. enikonu softa bir tipe dönüşmüştüm. Mübeccel. Cumhurbaşkanı. fettanlar. "Parkta bir fıstığa uzun uzun baktım. Hayat boyu kabızlık çekmiş bir ölü gibi bakmıyordum. kaldır beni sahura" dedim. anneme "Teğmen Uhura. Burası. Ayyaş ile keşin ittifakı. yardımını esirgeme ülkemizden.

evinin iki sokak arkasına taşındım. "Fakat atasözlerinin yarısı. Ardı arkası kesilmeyen ibret ve hikmet patlamalarının arasında yaşadığımızı fark ederiz. korkağı. Aziz İstanbul yanımda. İnsan yavrusu. kurnazı.. Mânâ ile anlam arasındaki ayrıma temas ederiz. fil ya da bit yavrusundan farklı olarak.. dostluğun. bir melodi. ölümün özenle hazırlanmış tek kişilik yataklarına varıyoruz. Yine de hünerli yazarın sözünü bölmüyorum. Ve başlıyor anlatmaya: "Bu mereti dörtyüz senedir tüttürüyoruz. Türk milletini de tütüne İngilizler ayartmış. tokuşan bardaklar gibi taşmış. dâhiyi. Köpeklerin dilinde hav. bize insanların ruhunu sezme. Yaprakların bakışlarını. tembeli. nefretin. Aptallar îçin Yarım Akıl ve Pişmiş Tavuğun Çiğ Gölgesi adlı kitaplarını tutuyorum. insanlığımızın hizmetindedir... Eşya. Pipo gibi bir şey yani. Omuzlanan tabutlar.. büyücüyü. 95 Bembeyaz ahiret pijamaları içindeki Heyet üyelerini usulca uzatıp. Cesedini işte bu münasip çukura fırlatıyorum. Karacaoğlan. İşte cenaze merasimi bitmişti. soru soramaz. çığlıkların payı büyüktür. Edebiyat mırıltının ve naranın yerini tayin eder. hayatın mânâsını pekiştirir. mânâ ise hakikatin kendisidir. İnsan olmak. mânâsını öğreniriz. Peşlerine düşmedim. Ahmed zamanında. Ölümün kör karanlığı gözümü alıyor. insan selinin üzerinde yalpalayarak ilerliyor. En çok da Dört Ayaklı Şahitler. mahallede kötü arkadaşlarımız bizi sigaraya alıştırıyor. bana bir başka Çin atasözünü hatırlatıyor: Kafan kesilse bile.' Biz yasakları çiğneyeceğiz. aşkın. Şairler. devletler. bir sinema filmi değil. Komşuyuz. I. araban var mı?" "Ben dokuz aylıkken yürümüşüm. Kafamı kaldırınca Ezel Zelzele'yle bakışlarımız buluşuyor. hikayelerle.. tavuklar gıdaklar. insanlığımıza hakim olma. eski bir Çin atasözü ne der? Fısıltı. Kısık sesle "Teslimiyette. Allah bize kitap gönderdi. yamuk yumuk sandalyeleri kördüğüm olmuş bu salaş mekanda. O günden beri yürüyorum." Aziz İstanbul'la benim Vosvos'a atlıyoruz. Bir ara Mister Spockla aynı tabut altında buluşuyoruz. muhabbetin. onun tüm hikayelerini okuyorum. arabama doğru ilerliyordum.. gönül ferahlığının imkanlarını. Minareler sordu: "Nasıl bilirdiniz?" Kubbeler haykırdı: "İyi bilirdik!" Minareler: "Hakkınızı helal ediyor musunuz?" Kubbeler: "Helal olsun!" Mister Spock. Hayati Tehlike'ye bunu ödetmezsem. hoyratlıktan. onu görmek için her fırsatta uğrarım. benzer şeyler arasındaki farklar ile farklı şeyler arasındaki benzerlikleri kurcalarız. İngiliz gemicileri limana yığmışlar balyaları. beşer olarak doğarız. Yuvalar. biz aşkımızı kafamızı kaşıyarak. kültürün garantileri nispetinde himaye edilir. Hem ağaçları." Pür dikkat dinliyordum: "İnsan değil. Nasıl ki okulda. Harfler. Öndeki tabuta geçiyorum. yedi ay önce. edebiyat sanatı sayesinde keşfederiz. On senedir. üzüm. çatlak. Birbirimize söz veririz. deyimlerle kurulur. Yunus Emre. cömerdi. bu. Ezel Zelzele. artistik jestlerle biçimlendiriyordu: "Bir millet edebiyatıyla yaşar. Beden dili nasıl olur da dilimizden dökülen sözleri bastırır? Buna niye razı olalım? Niye şüpheli şahıs kalıbına girelim? Niye dilimiz dönmesin? Niye edebiyat varken. taşıdığımız ceset sandığında Dalyan Efendi nü var? Bana bir son dakika uyarısında mı bulunuyor?! Aziz İstanbul'a dikkatle bakıyorum. vicdan hassasiyetinin. Her sabah. Kedilerin ağzında tek kelime: Miyav." Bu. Kuzular meler. Dua edildi. ölünceye kadar sıktığımı hayal ediyorum. Kâdiriyye Şeyhi Dalyan Efendi'nin sözüydü? Yoksa. fakat uzun saçları hâlâ simsiyah. Müjdelerin taşıyıcısı kelimelerdir. ruhum büsbütün çürüyecekti. avukatı. bir yağlıboya tablo. bir şey mi söyledin?" "Hayır. aklımız neye erer? Edebiyat bilmeyen. incir gibi zamanla olgunlaşarak varılan bir mertebedir. Köroğlu. İz sürecek durumda değildim. sulhun. bir ezgi notası. Boş bir mezarın kıyısında duruyorum. gövdelerin çarpıntısını duyarız. cevap bulamaz. fahişeyi.. her kelimesi. koridorlar açar. terbiyenin namütenahi hulasasıdır. Günaşırı şereflendirdiği Kırat Kıraathanesine." "Eyvallah. ilmimizi edebiyat dekore eder. Her cümlesi. çiğlikten. Böylece. nefesimizin tercümeleridir edebiyat. önce şiirlerle. Cehaletten. Niyazi Mısri ne diyor? 'Burhan sorardım aslıma/Aslım bana burhan imiş. bizi telef olmaktan kurtaran şifalı iksirdir: Bizi. bir nar gibi.. naaşları mezarlığa selametle ulaştırdı. sahip çıkma gücü verir. ben ağzımı bile açmadım?" Kulağımı tabuta dayıyorum. salağı. kelimelerinden tanırız. Dalyan Efendi'nin eklemek istediği bir şey yok anlaşılan." Cenaze arabaları. anneyi. İyi ama. işitmişsindir. haykırıştan daha inandırıcıdır. sevgi dolu. "Sen sigara içer miydin?" deyip bir tane alıyor. Tabutun altından üzüntüyle bükülmüş ağzı görünüyor: "Ne dedin?" "Hiç!" "Fuat. Gönlümüz neye elverir. talebeyi. korumaya ziyadesiyle muhtaçtır. Onlara ayar çeker. elimizdekinden farklı bir sonsuzluğa sevk eder. takdir. vicdanımıza ne sığar. Bütün çabamız.. sahiden anlamamız. belki nimetler içinde en büyüğüdür. Tam ikiyüz sene öyle çubukla tüttürmüşler. Görgünün vitaminidir. tüneller. Birbirimizi hakikaten tanımamız. Âlim için sırlar. Vahşi köpekler havlamazdı. diğer yarısını yalanlar. Heyet'in katledilmesiyle. suçbilimcilerin şablonlarıyla yetinelim? Söyle bana Fu. zalimlikten. Sarayların bahçesine kınsız kılıçlarla dalacağız. Cahil için her şey kötü güçler tarafından korunan sırlardır. Cenaze namazı sırasında. Bir ülke.. üzerlerine kat kat topraktan battaniyeler. takdirin. Kürek kemiğime bir el dokunuyor: "Başımız sağolsun Fuat. zaferde. bir deliyi. hem ormanı görmemizi sağlar.. Sağlam bir edebiyat donatımı." Sözlerini. Onun gırtlağına yapıştığımı. derinden kavramamız edebiyat sayesindedir. hayatlar kurulur kelimelerle. Aşağıya bakınca başım dönüyor. omuz omuzaydık.. Ahlaki olgunluğun. nabzımızın. Ayaklarımda mezar çamuru.. dikkatin. Kalbimiz ile beynimiz arasında işlek kanallar. adeta hayatıma ara vermiştim. Muhabbeti yani sevgiyi biz sohbet anlamında kullanırız. Osmanlı'ya tütün 1606'da getirilmiş. Bebekler. burnumuzu karıştırarak mı ifade edeceğiz? Şiirler ne olacak? Kelimeler. zihnimi dezenfekte eder. yazar Aziz İstanbul'la yan yana. kıssalar. iradenin forsunu aşan bir imkan vardır" diyor. Bütün sanatlar. Bu kelimeleri onlara biz insanlar öğrettik. sanat eserleri. tedbirin. İnsan kemâle erer mi? Bu mühim bir soru. Aziz İstanbul'un konuşması. Anlam. Dracula ve diğerlerini gözden kaybetmiştim. Kalp atışlarımızın. Hicaz güneşi gibi vicdanımı bronzlaştırır: "Sen Tibet'e gittin. saç boyasını ekmeğe sürüp yiyor sanırsınız. canlı hücrelerdir. her harfi beni benden alıyor. Zira sonsuzlukta yolumuzu ancak ahitle bulabiliriz. yorganlar örtüyoruz. zavallıyı. emeğin. Harbin. Aziz İstanbul'un yaşı elli küsur. meyvelerin soluğunu. Çünkü aslında her biri yalnızca belli durumlarda geçerlidir. Paketi ona uzatıyorum. çın çın ötüyor. kelimeler karşısında savunmasız. Cadı sidiği ve dedikodu kokan. Sigara kağıdı yok ortada daha. problem çözemez. teşekkür ifadeleriyle örülü sözler işitmek içindir. Bir kumandanı. Aziz Ağabey. Yeminler ederiz. Gözleri. bordo çuhalı masalarına iskambil papazlarının sırtüstü düştüğü. Tütünü lüle' denilen bir yuvaya doldurup çubukla içiyorlarmış. Aziz Ağabey. savaş çığlığını yarım bırakma. zayıflıktan başka nasıl sıyrılabiliriz? Edebiyat. dirençsizdir. Bir fotoğraf albümü. yazarlar bizim gerçek büyüklerimizdir. Mezarlığın veda mektubu gibi kısa patikalarından. aklımdan geçenleri okumuşçasına arkasını dönüp kalabalığa karışıyor.kılındı. Nasıl döneceksin. Uzaylı Kıyması." 21 . kıble rüzgarı gibi gönlümün pasını pasağını siler. Bir sigara yakıyorum. bizdeki karşılıktır.

Yanında. Onun da hükümdarlığı üç-dört sene sürüyor. nedir?' tartışıyorlar. bizzat kendisi kılık değiştirip ahalinin arasına karışıyor. Sene 1638. lüleler tıkılırdı.. Sahile ulaşma şansı yoktu." "Vay canına." "Eyvallah. O devrin. yerlerde gördüğün izmaritlerin. Padişah kıyafet değiştirmiş. fetihten sonra firar ederek doludizgin Basra'ya. ülkesine döndü. silah arkadaşlarını imha ettirir mi? Tarih bunları yazıyor Fu. Enteresan olan şu ki. Sonra." "Ben içmezdim" diyorum." Çak çuk. dumanı yanan odunun kömürün dumanına üflüyorlarmış! Tiryakiler her Allah'ın günü kayıp veriyor. Padişah. Efsane doğruysa. IV. Kimse 'Benimdir' demedi!. sarıklar kokuyor leş gibi!' diye. boşuna. başıboş. İngilizler 'Bu tütün bir kısım hastalıklara şifadır' demişler. Bu benzersiz kısrağın eyerinde. Hüdavendigar bıçağını çekip kartalı öldürdü. içkiye düşkün bir adamdı. Bağdat yollarında ilerleyen orduda. kokudan şikayet ediyorlar. makam mertebe sahibi. tütün mamulleriyle savaşan gönüllüleri. Daha çocuk. Murad padişah oluyor. Yine de tütünden büsbütün vazgeçmiyorlar! Tam bir çılgınlık nöbeti gibi. fakat ateş yakarak canavarları 22 . yirmisekiz yaşında vücudu içerden çökmüş. Hangi hastalıklar. Bal ve pekmezle ıslatıp aromalı bir tütün elde ederlerdi.. deri atölyeleri kurduruyor. Üflediği dumana. o postu hayvan sanan aç bir yırtıcı kuş onu karaya taşıyabilirdi. çubuklar. şekerli. Murad. fiyatı düşük tutabilmek için. kirli bir naylon olup çevremize tıkışan dumanın içinden 96 konuşmaya devam ediyor: "1600'lerin başlarında halkımız komple tütüne başlıyor. benden yirmibeş yaş küçük bir arkadaşımız olan Murad Bey. Murad önümüzde. buğulu ovalara doğru kaçıyorlar!" Aziz istanbul. zaten yirmisekizinde sirozdan öldü.. Horasan. Aziz İstanbul bir sigara daha yakıyor: "Bilhassa İstanbul'da. E askerlerin bir kısmı firar ediyor. şömineye. tütünkeş kelleleri olduğunu düşün.. sonra?" "Bazı arkadaşlarımız tenhalarda. tütüne. Zigana yakınlarında bir tepeye sığındı. tütün yasağı devam ediyordu 100 Karadeniz'de Sümela Manastırı. adamın birinin kocaman açılmış ağzına yüzlerce sigara tıkılmıştır. cellatların içinde koşuştuğu. gizli saklı tütün içiyorlar. Dikkat et. Bağdat seferine çıkan Murad'ın kumandanlarından Hüdavendigar. sokaklarda kırk-elli ceset! Kafaları kesilip koltuklarının altına bırakılmış.. Şahane. Tütün tiryakiliği. Bas bas bağırıyorlar. Eski denizcilerden dinlediği bir hikayeyi hatırladı. Minibüse binip az ötede iner gibi. tütün içenlerin idam edileceğini duyuruyor. özellikle İstanbul'da korkudan herkesin os. Murad'ın cinai hatırını kırmazdım yani.ruğu düğümlenmiş. Mevlevi dervişlerinin bu makamlara göre bestelediği ilahileri bugün sen ben hepimiz çok iyi biliyor ve her mübarek günde gecede kandillerde söylüyoruz. sahipsiz." "Nasıl?" "Farz-ı muhal. İstanbul'da evler ahşap. herkes kullansın diye. kuvveti dillere destan bir genç olduğu halde. böyle idam edile edile yol alıyor! Tütün yüzünden! insan. ağızlarına da tütün çubuğu konulmuş!" Aziz İstanbul. bugün caddelerde. herkes alsın. afyona. Sultan Murad. Genç Osman. Tam bir asır boyunca insanlar tütün içerken. Bunların bir teşkilatı. Ve 1623'te IV. kırılıyor! Kol ve bacak kemikleri parçalanıyor! Savaşa giden bir ordu. Devrin alimlerinden Kadızade Mehmet Efendi de tam bir tütünle mücadele militanı. bir kese tütün ve çubuk gizlenmişti. Yahudi tütüncüler.. Yine de millet.Arabayla kahverengi-beyaz. Sen içer miydin?" "Kesinlikle evet. merhum hükümdarın ardından tüttürme ye koyuldu. Sumatra'da denizciliğe başladı. yağlı urganların uçuştuğu bir tütün dumanı Osmanlı topraklarında yüzüyor! Belki de şu 'ateş olmayan yerden duman çıkmaz' lafı o zamandan kalmadır. Aziz İstanbul. bıyıklar. Dokuz yıl sonra İran. kementlerin... Padişahla aralarında bu konuda ne konuştular bilemiyoruz. sohbetimize tat katan bu duman bizi boğacaktı. ne şifası? Kahvehanelere bir tütün dumanı çöküyor ki. Halep'te yirmi kişi! Yirmi yuvarlak sigara gibi. şak diye hepimizi kestirip atıyor! Reha bölgesinde ondört kişi.. Kahvehaneler derhal faaliyete geçti. muhteşem bir kırat bulundu. aramızda dolaşıyor. Osmanlı İmparatorluğu duman altı olmuştu! Korku ve keyif dumanı birbirine dolanmıştı. Murad. Aziz Ağabey'in heyecanına efekt yapıyorum. Ruhumuz bile duymuyor. Tütünü ekti. dedektifler. Her sabah. IV. sanki oradan okuyor: "Birgün. işlemeli bir koşum takımı vardı. Hakikaten. Onsekiz yaşında bir çocuk yani. tütün yasağı kaldırılmış değildi. bir tarih kitabının silik sayfasına bakar gibi bakıyor. armut kurusu katarlardı. Mustafa tahta çıkıyor ve iniyor. Senden beş-altı yaş. Sonra tütüncüler loncası kuruldu. salgın gibi yayılıyor. Isfahan üzerinden Anadolu'ya. göz gözü görmüyor. Birgün okyanusta müthiş bir fırtına koptu ve gemisi battı. Seccade olarak kullandığı posta bürünerek postu içerden dikti ve top gibi kendini açık denizlerin tekinsiz sularına bıraktı.. loncası yoktu.. iştahla. 'Mahalleler kokuyor." "Sana son bir hadise anlatayım. Tütün piyasası Yahudi tüccarların elindeydi. fosur fosur çekiyordu. Murad’ın katlettirdiği zavallıların ağzına da böyle tütünler. çanımıza ot tıkacaktı. sigarasını küllükte söndürüyor. Murad'a çok yakındı ama yasaklar onu feci bunaltmıştı. Bağdat'ı fethe gidiyoruz." diyerek. palaların. '1/ Duman avcıları. bugünkünden beter. 1640 senesinin 8 Şubat gecesi IV. Dumanlı dağlara. oradan Hint Okyanusu'na açılıp Sumatra'ya geçti. Bugünkü sigara yüzünden çıkan orman yangınları gibi. Ne kadar İçmiş olmalı ki.. Ve sahiden de bir kartal Hüdavendigar'ı yakalayıp Tibet'in yalçın kayalıklarına kadar taşıdı! Tam gagasıyla postu parçalamaya çalışırken. IV. IV. ocağa yanaşıp. sisli ormanlara. meydanlarda. muazzam heybetli. tütüne çınar veya incir yaprağı. haram mı. molalarda. kelle avcısı bir dedektif padişah! Yasaklara uymayanları bizzat kendisi topuzuyla öldürüyor! işin tuhafı. İçe içe karaciğeri çürütmüş! Şimdi biz 1635 senesinde olsaydık.. Tepe vahşi hayvan ve canavarlarla doluydu. hürmet gören adamlarız. İşte o gecenin sabahı imparatorluk halkı tütün keselerini çıkardı. Hattâ yıktırıyor. Derken. Karadeniz ormanlarının kıyısındaki bereketli toprakta tütün yetiştirilmeliydi. Hani sigarayla savaşan derneklerin dergilerinde sık görülen bir fotoğraftır. Budist rahiplerden öğrendiği beş-on musiki makamı getirmişti. yüz sene süren bir tereddüt yaşandı.. deli miyim. cepkenler. sigarasından derin bir nefes çekip kaldığı yerden devam ediyor: "Her muhitte hafiyeler dolaşıyor.. Bir yandan alimler harıl harıl 'Helal mi. Ahmed'den sonra I. At. Alkolik hükümdar. Çünkü dört dörtlük bir tütün müptelasıydı. tıngır mıngır geze dolaşa padişahın otağının önüne kadar gelmişti. Onların yerine nalbant dükkanları. Bir nevi indi-bindi yapıyor." "Belki de atın binicisi zaten öldürülmüştü?" "Muhtemeldir. "Öyle mi?" "Öyle tabii Aziz Ağabey. senle ben de Üsküdar'dan yola çıkan ordudayız. Oniki yaşında! Onsekizine gelip de devlet idaresini büsbütün eline aldığında. kakaolu bir hamura benzeyen karlı toprak yollardan iniyoruz. tütün içenlerin kelleleri etrafa izmarit gibi saçılmaya başlıyor. katledilen dedelerini hatırladılar. lime lime bir karaciğerle ahirete intikal etti. Anadolu'ya geldiğinde. hafiyelerin parmak uçlarında dolaştığı. Hattâ." 98 "Kim ki onlar?" "Ordunun yarısı! Üçpınar'a vardığımızda konaklıyoruz. On kişiyiz. Tellallar. sönmemiş tütünlerden mahalle yangınları patlak veriyor. "I. kanlı fırtınalar koparıyor! Bütün kahvehaneleri kapattırıyor. gizli ajanlar! Bu manyaklar çatılara çıkıp bacaları filan kokluyorlar! Çünkü evinde gizli gizli tütün içenler. bağıra çağıra kıratın sahibini aradılar.

ağzı ve gözleri yarı açık. AŞKart'ını cebine koyuyor. Ve oval asma dallarından yapılma. Rulo yaptığım dergiyi açıp karıştırıyorum. üniformaya sarılmış sıcak bir çaydanlığı andıran kondüktör tepemizde bitiveriyor: "İyi akşamlar efendim." Buruşuk süper kahramanların önünden.'" Mr. başınız sağolsun. Vagon kapısından geçerken.. Bilek kemiğine bastırdığım damarları yırtılırken." Mister Spock’ın gözleri buğulanıyor: "Sizler sağolun. küçük bir makbuz kesiyor. elindeki bileti mendil gibi bana sallayarak geçince. Sağ elmacık kemiğime. Derin bir nefes çektiğim sigaramı. nakavt ettiği Sonny Linston'ın tepesine dikilmiş haykırırken göründüğü fotoğrafın karşısındaki yazıyı okuyorum. iç kanama geçiriyormuş gibi bitkin görünüyor. Tavandaki hoparlörlerden gara lağım borusundan boşalırcasına dökülen anons. sönmüş eski kömür sobaları gibi istasyona devrilmişler. Makinaların. Siz gençsiniz. Ben koridor tarafındayım. Ali. şampiyonun can çekiştiğinden habersiz.' Öteki şaşırmış: İşe yarar mı dersin?' Bizimki şöyle demiş: 'Dövüşmezse hiçbir işe yaramaz. keskin çığlıklarla bölünen tilki uykusu. koridorun ayırdığı..korkutup kaçırmak mümkün değildi. sertçe cevap veriyor: "Peh! Ben senin güttüğün bufalolar kadar kovboy s." Tarzan. Artık "on kaplan" değil de beş kedi gücünde olan Kızılmaske ise Kedi Kadınla bölük pörçük bir şeyler konuşuyor. Haydarpaşa'ya gidecek olan Başkent Ekspresi. irikıyım bir adamın peşimden geldiğini fark ettim. Toz bezinden biçilmiş bir tulumun içinde. bırakmıyor. Dracula'dan gıcık kapmama razı değil: "Aslında iyi adamdır. biletleriniz lütfen. Süper Yedili'nin arasına düştüğüme hiç şaşmıyorum. adeta kasıtlı bir tenhalık hakim. dişi bir Pinokyo. Tarihin şöhretli Karadeniz tütünüyle. memeleriyle göz kırpıyorlar!" Bakanlık Heyeti'nin cenazesine giderken rastladığım gruptaki Dracula bu. Kereste kalınlığındaki bileğini yakaladım.. belirsiz bir noktaya dalıp gitmiş Mister Spock'ı dürtüyor: "Annen seni yavrularken sarhoş muymuş?" Mister Spock dalgınlığına sahip çıkıyor. sivri topuklarının üstünde salınarak bana yaklaşıyor. Ankara garının o yanık zeytinyağlı aydınlığına adım atıyorum. evirip çeviriyor. Bu 23 . "Bu bir fıkra değil. Muhammed Ali'nin maçına gitmişler. Bir sigara yaktım. fıkra anlatıyor: "Bir Müslüman'la bir ateist.ktim!" *** Vagonun ortasında." Dracula. "bilmiyorum. yirmi yılını boşa harcamış demektir. kavruk bir adam. zaten bu ihtiyarlar birazdan uykuya dalarlar." Dracula biletleri veriyor. Dünya. kucağındaki paçavraya dönmüş gazetenin üzerinden etrafı seyrediyor. Maçı kazanmasına yardım etmesini istiyor O'ndan. Dracula ve Tom Braks jilet kırığı gözlerle beni kesiyor. Durumu anlamazlıktan geliyorum. 4. bilet gişesine uğrayıp dönen kıza profesyonelce kaş çatarak konuşuyor: "Sen kendi derdine yan kovboy.. Mister Spock’ın koluna koala gibi dört elle sarılmış. Tren on dakika sonra kalkacak. belki hatırlamazsınız. gölge boksunda asla rakip tanımıyor. idman maçlarında. kendi derisinden daha dar bir elbise giymiş... Derginin kapağını inceliyorum. kamayı bıraktı fakat öncekinden de şiddetli bir sol çıkardı. AŞKart'ı alıyor. gülen gözbebekleriyle bana bakarak. Trenler. Muhammed Ali fıkrasını biliyor musun?" Muhammed Ali'nin akranı Tarzan.. iki bank'a yayılmış. maç başlamadan önce. ifadesini bozmadan soruyor: "Ha?" Tom Braks'tan Dracula'ya bir uyarı atışı: "Dişlerin döküldü ama dilin hâlâ sivri.." "Neyse ne." Kalkıp restoran vagonuna yöneliyorum. Tarzan Bey" diyerek beğenimi belirtiyorum. pençe misali kulağımı tırmalıyor: "Zamane kızları. "Bence de gayet iyiydi. Birdenbire. daracık boşlukta durdum. Bir gazete. 101 "Hayır" diyorum.. kaynak makinası ışığı parlaklığındaki dişlerini gösteriyor. gazete büfesine geçiyorum. (Güney Afrika'da ve İsrail'de yaşadıklarımdan sonra. Trabzon'a gelen bir geminin deposunu fındık çuvalları ve tereyağı tulumlarının yanı sıra tütün balyalarıyla doldurmuştu." Şaka maka. Çıkış kapılarının bulunduğu gürültülü. Tarzan. kafam kadar bir yumruk attı. [MUHAMMED ALİ CLAY] Saatleri gölgede bırakan gecenin tik-takları arasında.. Normalin kapağındaki Gönül İşleri Bakanlığı binasının duvarlarında da yankılanıyor: "Sayın 102 yolcularımız. Parkinson hastalığıyla pençeleşen şampiyonun durumu epey ağırmış. Muhammed Ali sahiden de maçlardan önce dua ederdi." Bu arada Tom Braks ne dediyse. tuzaklı bir ring. Dracula tam çaprazımda. Çatlak kadranı kana bulanmış gar saatinde akrep yelkovanın sırtına atlıyor. Havaya. "A-ha. bir de Normal dergisi alıyorum. 'Vampir ürür katar yürür' kayıtsızlığında. Üzüm çöpü gibi kuru birkaç üniversiteli. kanlı bir havlu atarak terk ettiğimiz. Dracula. Dracula.tüyle balık yakalayan papazımız gene salladı marşal jokerini! Ne deliksiz kemikmiş be. yaprak sarmasına benzeyen askerler. kadavrayı gıdıklasa güldürür alimallah. çok eskiden Afrikalılardan öğrendiği bir atasözü der ki "Portakalın doğusu batısı yoktur. Spock.. Tom Braks. perondan hareket edecektir. Altmışaltı yaşındaki Muhammed Ali'yi ölüm döşeğinde titrerken düşünemiyorum.. babasının artık konuşamadığını. Kondüktör. Antika ile külüstür arasındaki ince çizgide duran Vosvos'umun da beni nereye götüreceği hiç belli olmazdı. "bir anekdot ya da işte öyle bir hikayecik. Tam karşımda Mister Spock.. Tarzan" diyor.. Morukula'nın sarımsak suyu salyası akıyor! Esmer şeker. kartla beraber iade ederken Mister Spock'a eğilerek. O anda çatlak bir ses. Mister Spock'a "Vays! G. bakışık dört çift koltuk var. ağır vasıta mesabesindeki kıçını solumdaki koltuğa park ediyor. Dracula. Muhammed Ali'nin. Tam yanımdan geçerken. Etrafta salkım salkım. Bu patentli çıtır çerez." Sanırım. şişmanlara vergi bir neşeyle dergideki fotoğrafı işaret ediyor. on dakika sonra. Ateist. Yedi ihtiyar. İstanbul'a uçakla yolculuk etmeyi göze alamazdım. Acayip bir metoda başvurdu: Özel bir frekansta çaldığı tiz sesli kemençeyle sabahlara kadar nöbet tutarak canavarları uzaklara sürdü. Haki üniformalarıyla. her an her şey olabilir anlamına geliyor bu söz. yerleri paspaslıyor.. Hayretten donakalıyorum." Mortoları en iyi moruklar anlar Elli yaşındaki bir adam kendini otuzunda hissediyorsa. yanındaki Müslüman'a sormuş: 'Ne yapıyor?' Beriki cevap vermiş: Allah'la konuşuyor. Sıradışı yol arkadaşlarına denk gelmekte üstüme yok. Mister Spock ise cebinden AŞKart çıkarıyor. böyle mangır kimyasına pes maşallah!" Mister Spock. fertleri birbirine baka baka kararmış aileler. Valizini güçbela rafa yerleştiren tombul Tarzan.. İnilti ve hırıltı karışımı bir ses çıkardı. ringin köşesinde ayağa kalkıp eldivenli ellerini açarak dua etmiş.. Izbandut yanıma varır varmaz suratıma bir kama salladı. Şişme Tarzan uyukluyor. benim çok hoşuma gidiyor" Tarzan sitemkar. resmiyetten uzak bir kederle iç geçiriyor: "Teşekkür ederim. bakmayın böyle çatal dilli olduğuna. Siyah boks eldivenleriyle ecel. Kızı Leyla Ali. Protez sırıtışından nasıl kurtulabilirim? Bitişiğinde. Dracula. Ben de kendi biletimi uzatıyorum. uzun saçlı. soruları cevaplayamadığını söylemiş.. Çinlilerin." 104 "Müsaadenizle. Yüzüme bakmaya utanıyor mu nedir? Uçan Kız. Yolun başında bir kahve molası vereyim. Sakallı Mister Spock'ın omzuna yaslanmış olan Uçan Kız da öyle. sağ gözkapağında söndürdüm.

Mister Spock ve Uçan Kız hariç. Sanki.. bir 'miki' sinemasında yer göstericiyim. Bira kutularıyla dolu arka masadan kırklı yaşlarda bir kadın kalkıp bize yaklaşıyor. Başımı çevirdiğimde kondüktörle burun buruna geldik: "iyi misiniz beyefendi?" "Evet. Kapıyı açtım. bir başkası uyanır. ihtiyarlık aniden bastırmış. takma isimlerin sırrını açıklıyor. fotoğrafım yayınlanmasın. Doğrusu. ShahShops alışveriş merkezim bilirsin. Tam tersine. Uçan Kız'a meftun imiş. Mülakat sırasında. kamanın sapıyla ön dişlerini kırdım. iştahım kaçmıştı. hiçbir şey tatmak istemiyordum." "Fuat. garsonun. 1970'lerde oynadıkları fantastik Türk filmlerindeki rollerinden ötürü kullanıyorlarmış bu adları. ellerini. Dracula’nın bu keramet kehanetlerine kulak asmıyor." "Ben de Fuat.. Onun yerine.. işte bu nedenle ben Korkut Üneli adını bilmiyorum. Ozan Taraz'a yapay tatlandırıcılı bir çekingenlikle soruyor: "Pardon. Ağızdan ağza. nezleli bir kurbağaya benziyor.. İhtiyarların sohbeti. Tek tek tanışıyoruz: "Sabri Tomruk..defa yumruğu bloke edip. dişlerindeki "Majestelerinin bir emri var mı?" yazısını okuyabiliyorum. dağ gibi adamla taş gibi kız da geldi!" diyor Dracula. UFO inmiş tarlalar kadar kıraçtı. Javaca-Do felsefesine göre. demiryolları arması işlenmiş mendilini sunuyor. adının Turgut Rulet olduğunu söyleyen birinin canına kıymıştım." "Onat Kaplan. Mister Spock’ın ısrarı ve hatırı dolayısıyla. uğursuzluk canıma yapıştı.. Sahra Çölü'nde su satamamış. beni buruk bir neşeye sürüklüyor. yani Korkut Üneli. halbuki o eski aptalsındır. Yerdeki kan lekelerini temizlemeliydim. daha önce hiç görmediğim Hayati Tehlike'yi parçalamaya gidiyorum. gizli aşkını. seni Pamuk Prenseslikten Kül Kediliğine transfer edecek!" 108 "inşallah. Ve canavar terbiyecisini.. yoksullaşmış.ı aaaaaaa!" Nasıl ki Tarzan haykırınca ormandaki bütün hayvanlar. timsahlar. mortoların halinden en iyi moruklar anlar" diyerek izahta bulunuyor Dracula. kabus dumanları tüten karanlığa fırlattım. müdafaayı nefs söz konusu." "Tarzan olduğumu düşünen kim?" "Benim. Pişmanlık.. Forklift ile silindir arası birşey. "Bir isteğiniz olursa. Size niçin Tarzan diyorlar?" "Çünkü ben ormanların kralıyım!" Kafası. onu hazırlıksız yakalamış. restoranda bir kahve içersem kendime gelirim. planım bu değildi." Oturuyor: "Tam zamanında sormuşum. olmaz mı?" diye ricada bulunuyor. Memlekete döndükten sonra yediğim her şey yaradı. arkadaşlarımla iddiaya girdik de. filler. Fakat nasıl? Vagon kapısı açılınca. aslanlar. Pişmiş tavuktaki kılçık kadar şans var bende." 106 "Tarzan. çok memnun oldum. Süper kahraman olmuşlar. iki elleri kanda olsa yardıma koşarlar.. ilelebet karadul mu kalalım?" Mister Spock. Daha iyisini hak etmiyorum belki de. bizim Zamboni operatörü Ozan Taraz'ın çığlığını duyan kondüktörler ve civardaki tren ahalisi de sökün ediyor. Yüzlerindeki. boynunu büküp otobur horultularla uyuyan Tarzan'ın dazlak kafasında geleceği görmeye çalışıyor. 1993'e kadar on sene Moskova'da çalıştım." Koca göbeğini eliyle ovuyor: "Bu da benim yumuşak karnım." Kibar kondüktör. Üstat Selman Elma'dan. herkes senin daha akıllı olduğunu düşünür. "Hah. Herkes bilir ki raylar hiçbir zaman rahat uyunabilecek bir yatak olmamıştır. "Tahmin etmeliydim. ancak virüs bulaştırabilir. Fakat bir düşman uyuduğunda da. Mister Spock’ın AŞKart macerasını anlatıyorlar. Sırasıyla bir esniyorum." Mister Spock’ın. şu anda rayların üzerinde tren bekleyen ceset benimki olacaktı. Sonra her nasılsa Mister Spock AŞKart'ı ibraz ediyor. idam fermanımı imzalamak üzere peşimde dolanan anonim sekreterlerini kökten unutuyorum." Tom Braks. "Eğer bu aşkı lütfedip geçerli sayarsanız. onüç yaşındayken birden altmışa zıplamış. Dracula." 107 Tarzan'ın arkadaşları da bize katılıyor. gövdesini sığdırabileceği bir yer açıyor. Trenin tekerlekli lokantasına geçerken.. Mezar kazıyorum. Şaşkın. ne olur bültende adım. / Kızıl bir maske gibi yüzüme tuttuğum mendili bırakmadan işaretparmağımı kaldırıyorum: "Bir kahve. Onu öpecek prensese. sadece burnum kanıyor." "Hediye Hüthüt. Sonuçta. Meğer. devlet sırrı.. Bana. Mirage ayna fabrikasında gece bekçisiyim.. külotumu al. "Eee. Rahmetli kocamdan kalan emekli maaşıyla emekliyorum. simsiyah kanayan ağzına götürünce de kamayı karnına saplayıp çevirdim." 1 Kahve acı. Mister Spock. İşi gevşek tutsaydım. beyefendi. Şeytanın. Buz pateni pistini düzleyen makina. arkamı dönüp burnuma avucumun içiyle hafif bir darbe indirdim. Lakin dili bağlı.. sandalyeleri ileri geri oynatarak.. yüzümün ortasına örtüyorum. salyalarını akıtacakları koltuklara yerleştiriyorum." Ozan Taraz. King Kong. Kan lekeleri trajik bir konfor sağlıyor. Boş masalardan birine çöktüm. bu Mister Spock namlı negatif iyon. Gönül işleri Bakanlığı'na müracaat ederek. yapışık yedizleşmişler. intikam alındı mı.. yaşlanmış. nam-ı diğer Dracula. Bakanlık Heyeti'nin acı haberini duyunca da. "Ne operatörüyüm demiştiniz?" "Zamboni." Masanın üstünden el sıkışıyoruz. hiç tanımadığım bir adamı geberttim. porselen vicdanımın dibinde. taziye seyahatine çıkıyorlar. devlet sırrına dönüştürüyor. Kızılmaske.. şimdi de oradaki pisti kaymaklıyorum. bir iç çekiyorum. "Oniki. Orman filozofu. Adım. geçmiş olsun" deyip demir alıyor. Ağzımın içine akan tuzlu kan da dahil." "Hayır" anlamında elimi kaldırıp başımı geriye atıyorum. Olsun.. tilki uykusunun mahmurluk lekeleriyle sevimlileşmiş Mister Spock ve Uçan Kız'a beni işaret ediyor Tom Braks: "Bu genç adam Gönül işleri Bakanlığı'nda çalışıyormuş. "Bak Mübeccel. ticari motiflerden tamamiyle arınmış gülümsemesinden.. Az önce. Ardından da Uçan Kız'a "kesik" olduğunu itiraf ediyor. siz Gorilin Kariyerindeki Tarzan mısınız?" Ozan Bey ayaklanıp geri dönüyor: "Neredeler?" Kadın: "Şurada. kadının arkadaşlarına doğru bağırıyor: "Aaaaaaa-a-aaaaaaaaa-aa-. Zamboni operatörüyüm.. 24 ." 10". "Pekala." "Durali Kuloğlu. Yüzüne ne oldu?" "Burnum kanadı. kainatın peçesi kalkar.. Abazanları. Kedi Kadın diyorlar bana.. İki gün evvel de kendi evimde. kendisiyle içtenlikle dalga geçiyor: "İhtiyarladığında.. iki elini ağzının kenarlarına götürüp. arkadaşlarım Tom Braks der. fakat üne kavuşamamışlar. Bakanlık Heyeti hakkında yarım ağız sorular soruyor." Umutları sönmüş. "Saat kaç?" Tarzan. Dedim ya. Mendili. kısas denklemini tamamlayacak çarpışmalar umuyordum.. İstanbul'a. mahcup bir adamcağız. Kazara o kadar çok ayna kırdım ki. Yakında o çukurlardan birinde kendimi bulacağım. Uçan Kız’ın ise Grönland'da dondurma işine girip iflas etmiş gibi bir hali var. Şimdi ise. "Seni seviyorum Mübeccel" diyemiyor. hep beraber Ankara'ya bir nevi matem. Kondüktörün kavanoz dibi gözlüklerinin ardında kahve çekirdekleri gibi duran gözlerine bakıyorum: "Teşekkür ederim. Jane'e ne demiş?" "Bilmem?" "Üşüyorsun. Yanlış alarm.. düello kesinliğinde. Yaralılar ya da ölüler için bile. Ozan Taraz evlat. Meğerse. Gönül İşleri Bakanlığı'nda basın müşaviriyim. şu fincanın dibindeki telve gibi birikiyor.

. Vapur iskelesine doğru yürüdüm. Sarılıyoruz. Nedir bu? İşbirliği mi? Alışveriş mi? Suç ortaklığı mı?. meydanda kartopu oynuyordu.. Sıraselviler'de İlkyardım Hastanesi'nin aşağısındaki Eczane Zen'in önünde indim. yumurta çıkarır. Beraber. laf eninde sonunda yemeğe gelir. Ankesörlü telefon anında çaldı. dikdörtgen masaya ilişip sessizce okuyorum: "RİSKİ BİZ ÜSTLENELİM. kurumuş ve demir parmaklıkların arasından süzülüp pırlamış! İnanılır şey değil. İlaç raflarının camından gördüğüm. cezasını çekmiş bir Luis Oscar Pichinan gibi temkinli adımlarla terk ediyorum kafeteryayı. Mecidiyeköy'deki bir apartman dairesinin adresini verdiler. Kız. tavana monte edilmiş televizyonda Shivaree'nin solisti Ambrosia Parsley o büyüleyici sesiyle Goodnight Moon'u söylüyor: ". Manastır laboratuarında astronot yemeği pişiriyorduk. yarım tehdit sayılır" derlermiş. Saat 14:35. SİZ İNTİKAMINIZI ALIN. Annemle vedalaştıktan sonra markete uğrayıp diğer ürünlerin ambalajlarında da intikam vaat eden broşürler var mı yok mu kontrol ettim. Nikah davetiyesine benzeyen fakat süssüz iki yapraktan ibaret ve sadece iç sağ sayfasında kısa not bulunan ince bir kağıt parçası bu. bakışları ilaç gibiydi. Kadim bir Çin deyişi: "Herkesin ikizi vardır. roka. Kadıköy Postanesi'nin dış kapısının yanındaki telefon kulübesindeydi. Arjantin'in güneyindeki Puerto Madyrn Cezaevi'nden tüymüş. Mantosunu çıkarıp kazağın üstüne beyaz önlük giydi. Ortaköy'de oturuyor. Her pazar orada buluşuyorlarmış. Bazı ihtimaller. Camdan onu seyre daldım. Bu defa randevu cuma akşamı 19:00'da. İlk izlenim için tek şansın vardır. elden geçirdim. kışın yaşını gösteren bu muhteşem şehre baktım. bu adam ya da adamlar kimin nesi? Eski Çinli tacirler "Yarım vaat. Ayrıca bu mesajları bırakan kimseler]. Bir an göz göze geldik.. Pabuç reyonundaki trikoydum. Belime kadar. bir kuruyemişçi çırağınınki kadar doğal... Hapisten kaçmışım! Haber metninde firari mahkumun adının Luis Oscar Pichinan olduğu belirtiliyor. Annem. Yan masada istiflenmiş gazetelerden birini çekip karıştırmaya başladım. mantar. bir bana bakıyor. bir fotoğrafımı Puerto Madyrn Cezaevi'ne postalasam.. Kız da naylon bir dosyaya dalmış. katlı kağıdı içeri koymuş ve kesiği şeffaf bantla yapıştırmışlar. Merak. Yani hem parmaklıklardan geçebilecek kadar sıskalaşması.. lunaparklar da " yarasalarındır. hem de bana bu kadar benzemesi. Delilik özgünlüktür. margarinleri. ihtiyar süper kahramanlardan ayrıldım. Paylaşmak propagandadır.. beni savunmasız bırakmıştı. Küçük. O da ne? Ambalajın içinde bir broşür. genç bir kız bizim dükkanın kilitlerini açtı. idmanlı bir itfaiyeci çevikliğiyle yardıma koşuyor. Fakat beni doğuran gurme kraliçeye boyun eğdim. Ve ben kızın gözünde Arjantinli kaçak Luis Oscar Pichinan'ın ikiziydim. ihtimal olarak kalmaya mahkumdur. Markete yolu düşmüş herhangi birini muhatap kabul edebiliyor. Paspası ayağıyla iterek girişe yerleştirdi. Karaköy'de vapurdan inince. Oyalanmadan gerisingeri yollandı. Geceleyin. Telefon ikinci kez çalınca ahizeyi kaldırdım. Meksika usulü soslar. Annem sevinçle ayağa fırlıyor. Ve ona intikam alma konusunda yardım teklif ediyor. ocağın yanına bırakıyorum. Belki de bir tuzağın eşiğindeydim. İçimde esrarengiz bir umut belirmişti. Dönüp arkama baktım. İkinci sayfada kendi fotoğrafıma rastlayınca afalladım." Demek benimki Arjantinli bir suçluymuş. 112 Anlaşılan o ki. telaşlandırmıştı.. konserveleri. Bana. peçeteleri. Annenizle ne konuşursanız konuşun." Babamın ölümünden sonraki on sene boyunca annemin yastığının altında tabancayla uyuduğu kafama dank ediyor. Enteresan. cücelerini gömmüş bir Pamuk Prenses'e benziyordu. Soya etinin karton kutusunu. "Şu mu?" diyerek sol elinin işaretparmağıyla gazeteye dokunuyor. 25 . telefon kulübesindeki adamı kıskaca alıyordu.. insanlar koşuşuyordu. Gıcırbey'in. Tahliye edilen bir sabıkalı edasıyla. Phone Booth [Telefon Kulübesi] diye bir film vardı."Sensiz gecelerde hep tabancayla uyurum" Servet soygundur. "Ne için.And I always sleep with my guns / When you're gone. Zarif. Kahvaltımın ortasında. Bir an önce Gıcırbey'i bulmam gerekiyordu. peynirli poğaça ve portakal suyu çağrısında bulundu. Beşiktaş'ta dolmuştan indim. Yazarkasanın kontağını çevirdi. 'Park yapılmaz' levhasını yerine taşıdı. Bu hijyen santralinde kız. boşuna. kimden intikam almak istiyorsunuz?" Robot aksanıyla konuşan bir adam. 110 Annem köşeden belirince ben de yavaş yavaş toparlanıyorum. Naylonu kesip." Soya eti kutusunda böyle bir mesajın işi ne? Üretici firma tarafından yazılmadığı aşikar olan notu cebe atıyorum. annemi korkutmuş. ölümcül riyakarlığını zorbalığıyla örtbas eder. DVD'leri. Annem henüz dükkanı açmamış. katil bir sniper [keskin nişancı]. Bir taksiye atladım. uzun. kalem setlerini.. öksürüyorum. Hologram boksu başlamıştı. annem bile farkı anlamaz. Arjantin polisi "Pichinan ülkenizde" diyerek derhal Türk hükümetinden yardım ister. Etrafa göz attım. Bana sofra kurmakta kararlı.. kestane saçlı. Orada. Kulübeden içeri girdim. Spagetti. Yumurtadan çıkan. Dünya fanidir. Validem "Soya etini verir misin?" diyor. Tel Aviv'de rehin alınmam ve Bakanlık Heyeti'nin katledilmesi. Birkaç okul çocuğu. ayrıntıları konuşalım. bir gazeteye. Ambalajı açıp broşürü alıyorum. ışıkları yaktı. kendiliğinden açılan ağzını eliyle kapatıyor: "Yelda. Bu dalgın ve şaşkın ikiliye varlığımı hissettirmek için son çare. Sonra dışarı çıkıp bana doğru yürümeye başladı. Sanırım ellerini yıkadı. Şu fotoğrafı kesip aile albümüne eklesem. haftalarca hiçbir şey yememiş. kocaman market poşetinin içine dalıyorum. ton balıklarını. Karışık tost ve sade kahve söyledim. Kafeteryanın eşiğinden. şu fotoğraftaki adam oğluma çok benziyor! Tıpatıp aynısı!" Yelda.. Anneciğim. Karşı köşedeki loş kafeteryaya girdim. zira "Bekar bir adam asla pişirmesi yemesinden uzun süren bir yemek hazırlamaz"mış. Yelda da arada bir yanımıza uğruyordu. yarım düzine telefon kulübesi. Sistem. soya eti. Şöyle ki. kepenkleri kaldırdı. özel birine ulaşmaya çalışmıyor belli ki. Verilecek hizmet karşılığında ne isteniyor? Dahası. birtakım kağıtları inceliyor. Tahrip etmek. Luis Oscar Pichinan'ın fotoğrafına.. az kalsın derimden dışarıya fırlayacaktım. 111 Eczanenin mutfağındaki spagetti operasyonu sırasında anneme asistanlık yaptım. 109 Şöyle bir durup İstanbul'a. Eczanenin eşiğinde dikiliyorum. kimse cevap vermiyor. Salı öğleden sonra saat 15:00'da. Beşiktaş'taki Üsküdar vapur iskelesinin karşısındaki telefon kulübelerinden. Ahizeyi tuttum. Kar yağıyor. bakanlığın müracaat formuna yazdığı telefon numarasını çeviriyorum. üzmüş. Böyle rutin birkaç işlemden sonra dükkanın içindeki kapıdan girdi. gözlüklü bir dilber. caddeye en yakın olanına buyurun. bitişikteki marketten alışveriş yaptık. Hafta sonu telefonda sular seller gibi ağlamasına engel olamamıştım. Bir mısır gevreği paketinde de benzer bir not buldum. incelmiş. Elimdeki kayıtlara göre. İşte. cam tezgahın üzerindeki gazeteyle meşgul. Şampuanları. fakat tonlaması.. müşterilerine ya da müvekkillerine kendini tanıtmadan hizmet sunmayı tercih eden biri[leri]yle karşı karşıyayız. kreatif bir işlemdir.

"Size ilk ağızda sırlarımı söylememi beklemeyin. Mesajda 'Riski biz üstlenelim' yazmışsınız. Fakat hiç görmediğim birine düşmanlarımdan söz etmekle asıl riske ben girmiş olmaz mıyım?" deyiverdim. 113 "Haklısınız..." "Üstelik kendi sesinizle bile konuşmuyorsunuz? Bunun bir telefon şakası olmadığını nereden bileceğim?" "Pekala, sizin için ne yapabilirim?" "Şu anda beni görüyor musunuz?" "Evet." Bu cevap beni nedense hiç şaşırtmamıştı. Yandaki kulübelere göz attım, ikisi doluydu. Birinde genç bir kadın ağlıyor, diğerinde orta yaşlı bir adam tuşlara basıyordu. Yani ikisi de hattın diğer ucundaki intikam robotu değildi. "Telefonu suratınıza kapatıp gidersem ne olacak?" "Hiç." "Yüreğime su serptiniz." "intikam almak istediğiniz biri yoksa, birbirimizin vaktini almayalım." "Tamam. Aslında kellelerini masamda dizili görmeyi arzuladığım birkaç kişi var." "Cinayet işlemiyoruz maalesef." "Ne yapıyorsunuz peki? Tükürüp kaçıyor musunuz?" Gülüyor. "Hayır, süründürüyoruz, itibarıyla oynuyoruz, eşekten düşmüş karpuza çeviriyoruz, pişman ediyoruz. Fakat asla öldürmüyoruz. Unutun bunu." "Nasıl?" derken etrafa bakmıyordum, anlamsızca sırıtarak kar tanelerini yakalamaya çalışan ikibuçuk metrelik bir zenciye takıldı gözüm. "Size yapılan kötülüğü ve kimin yaptığını söylüyorsunuz. Uğradığınız belayı ve başınıza dert açan kişiyi teyit ediyoruz. Varsa eğer adresini veriyorsunuz. Ona uygun gördüğünüz cezayı seçiyorsunuz. Biz de önerebiliriz. Ücreti nakit olarak ödüyorsunuz. Ve bir hafta içinde paranızın karşılığını alıyorsunuz." "Öncelikle, şu teyit etme işini anlamadım." "Biz intikam alıyoruz. Masum insanları cezalandırmak istemeyiz. Bu yüzden bize anlattığınız hikayenin gerçek olup olmadığını araştırıyoruz." "Parayı neden peşin ödüyorum? iş bittikten sonra versem olmaz mı?" "Olur. Fakat müşterilerle intikamdan sonra hiçbir şekilde temas kurmamayı tercih ederiz." Kış ortasında güneş gözlüğü takmış bir adam dikkatimi çekiyor. "Biliyor muydunuz, güneş gözlüğü dediğimiz şeyi aslında 16. yüzyılda, Çin mahkemelerinde hâkimler gözlerini ve mimiklerini saklamak için kullanıyormuş." "Sizi temin ederim, benim daha gelişkin yöntemlerim var." "Ya hizmetinizden memnun kalmazsam, mesela işi geciktirirseniz size nasıl ulaşacağım?" "Bize ulaşamazsınız. Biz size, hiç tanımadığınız kimselerin yaptığı bir eylemi satıyoruz. Canınızı sıkan kişinin ya da kişilerin, sizden uzakta, bambaşka birileri eliyle cezalandırılmasını diliyorsanız, biz varız. Arkadaş arıyorsanız, bu telefonu kapatıp 900'lü hatları tuşlayın." "Gelecek salı saat 15:00'da bu kulübeye gelirsem, yine telefon çalacak mı?" "Hayır." "Adam öldürmediğinizden emin misiniz?" "Kesinlikle evet." "Merakımı bağışlayın ama bu işten iyi kazanıyor musunuz?" "Size bağlı. Bize iş verecek misiniz?" "Sanmıyorum." "O halde size bir tavsiyede bulunayım." "Buyurun?" "Elinizi kana bulamayım Buna değmez, inanın." "Teşekkür ederim." Telefonu kapattım. Kulübeden çıkınca, gözlerimle, tumturaklı lakırdıların sahibi olan yalan virtüözünü aradım. Yok. Pudraşeker gibi serpiştiren karın altında, küresel

ısınmaya sebep olabilecek bir doğal afet. sigara yakıp peşinden caddeye kadar yürüdüm. Sünger sarısı, ıslak bir taksi durdurup, yarasa pislikleriyle dolu arka koltuğa oturdum. 116 GICIRBEY Siperdeki Zürafa Beyin harika bir organ; sabah kalktığınız anda çalışmaya başlıyor ve ofise gidinceye kadar da durmuyor! [ROBERT FROST, 1874-19B3] Hayata atılır atılmaz bahtım karardı, talihim köreldi; feleğin sillesini, kaderin tekmesini yedim. Tarantulalar iki buçuk yıl yiyeceksiz yaşayabilirler. Bildiğim bir şey varsa, tarantula değildim. Hafızasını kaybetmiş bir Mecnun gibi metropolün çöllerinde yaz kış iş aradıktan sonra, nihayet Girift-Ar adlı araştırma şirketine kabul edildim. İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi'ndeyken, iş görüşmelerinde beden dilinin önemini vurgulayan bir derse devam etmiştim. Sizi işe alma yetkisine sahip kişinin görüşme esnasında esnemesi, burnunu kaşıması, sağa ya da sola bakması, boynunu kütürdetmesi, alnını kırıştırması, dudaklarını yalaması, kaşlarını kaldırması, kulağını karıştırması, yakasındaki hayalî tozları silkmesi, başını yana eğerek dinlemesi, ellerini ıı<> ensesinde kenetleyerek geriye yaslanması, dirseği sizi gösterecek şekilde kolunu bükmesi, ayakuçlarının size ya da başka bir yere dönük olması... hepsinin bir anlamı var. Her kımıltı, her nefes, her mırıltı tıka basa dolu bir mesaj fıçıcığı... Bütün bu zırvalar yüzünden diyaloglar düelloya dönüşüyor. Beden dili, ilkelliğin daniskası. Mağara dönemine dönüş yolunda atılmış bir kulaç. Fakat ne yapalım ki, iktisat teorilerinin, finans bilmecelerinin, borsa büyülerinin geçerli hale gelmesini mümkün kılan bataklık jimnastiğinden kaçış yok. Ayrıca, dönemin güzellik telakkisine uygun tiplerin işe alınma ihtimali daha yüksek. Nicole Kidman'a ya da Tom Cruise'a tıpatıp benzemek mesela, kayda değer bir avantaj. Ayakkabıyla şapka arasındaki boşluğu, boyası cilası yerinde, üzerinde özenle çalışılmış, yağsız bir bedenle doldurmak gerekiyor. Statü göstergesi aksesuarlarla averaj sağlamak mümkün. Saat, çanta, cep telefonu... Ünlü markalar, sihirli sözcüklerin yerini tutar. Yani mülakatta dalkavuk dakikliği, soytarı enerjisi, cariye hassasiyeti türünden meziyetlere sahip olduğunuzu açığa vurmanız lazım. Ancak o zaman banknotların kağıt gemisinde forslu forsalar safına katılabilirsiniz. Bir de, karşınızdaki kişinin üzerindeki renklerde giyinmek, otomatik bir duygusal sıcaklık doğurur. Tabii ki kural haline getirilmiş hilelere bağlı kalınarak oynanan oyunda da mızıkçılık yapılabiliyor. Her neyse, Girift-Ar'a özgeçmişimi postaladıktan dört gün sonra, bana mülakat için randevu verildi. Girift-Ar’ın personel müdürü Selçuk Lulu'nun, şirketin internet sitesindeki fotoğrafını inceledim; zevksizlik nişanı, sarı puanlı, siyah bir kravatı vardı. Aynısından bir tane satın aldım. Risk, kokusuz bir gazdır: Söz konusu kravat, Selçuk Lulu'ya, otoriter kaynanası tarafından hediye edilmiş olabilirdi. Adamın, gözüne girmemi sağlamasını umduğum iple beni boğmaya kalkmayacağının garantisi yoktu... Görüşme günü beyaz çizgili açık mavi kravat takmış olan Selçuk Lulu, son yıllarda duyduğum en güzel cümleyi kurdu: "Pazartesi gel başla." Beni koridorun sonundaki merdivenin başına kadar yolcu etti. El sıkıştık: "Kravatın, çok güzelmiş?" "Sadece bir kravat işte." "Aynısından bende de var, Roma'dan almıştım."

26

"Ben de Fehmi'nin 8,5 filminde Marcello Mastroianni'nin boynunda görmüştüm..." "Ciddi misin?" "Evet, ama film siyah-beyazdı." Pazar gecesi çok acayip bir rüya gördüm. Rüyalar, alınyazımızın ayrılmaz parçalarıdır: Kafam kopmuştu ve kadın-erkek, yaşlıgenç karışık iki takım, kafamla top oynuyorlardı. Bense, beni aralarına aldıkları için onlara minnettardım. Oyuncuların yüzünü tam seçemiyordum, fakat Selçuk Lulu'yu netlikle görebildim, çünkü bana kafa atarken göz göze geldik ve ona gülümsedim. Topuklu kırmızı ayakkabılar, terlikler, kramponlar, çizmeler, takunyalar, iskarpinler, sandaletler... tarafından tekmelendikçe sevinçten havalara uçuyordum... Pazartesi, sabahın köründe kalkıp ışık hızıyla hazırlanırken, rüyamı düşündüm. Aslında yirmiiki çift ayakkabı görmüştüm ve bunun sebebi de herhalde, babamın kunduracı olmasıydı. Belki de benim için kariyerin sembolü ayakkabıydı... Elimde çanta, dörtnala, Girift-Ar'a vardığımda şoke oldum. Şirket binası olan tripleks villa, kibrit çöplerinden yapılmış bir ev maketi gibi yanıyordu! İstikbalim kundaklanmıştı. Siperdeki zürafa kadar savunmasızdım. İtfaiyeciler, ağzından alevler saçarak can çekişen bir ejderhanın son arzusunu yerine getirmekle görevliydiler sanki. Yıldırımla ikiye bölünmüş yanan bir çınarı beyhude sulayan depresif bahçıvanlar... Etrafta telaşlı, şaşkın, ağlamaklı bir kalabalık. Beyaz bir Peugeot'dan fırlayan patron Gaffar Girift, önce elleriyle yüzünü sıvazlıyor, sonra fırtınaya tutulmuş bir kaptan gibi gırtlağını yırtıyor. Yangın seyircilerinden kimileri, çalan cep telefonlarını açıyorlar. Onları işitemiyorum, fakat "Şu anda konuşamam, ben seni sonra arayayım, hayır banyoda değilim..." filan dediklerini tahmin ediyorum. Simsiyah duman, katrana bulanmış bir pelerin gibi dalgalanarak yükseliyor. Yangının derinliklerinden gelen patlama sesleri, çatırtılar, gürültüler... çevredekileri derinden etkiliyor. Uzaktan uzağa, Selçuk Lulu'yla göz teması kuruyorum. Bakışları, iri puntolarla dizilmiş bir ölüm ilanı kadar okunaklı. Orman fazla vahşileşince, yangın kaçınılmaz olur. Girift-Ar'daki yangın, muhtemelen bir sabotajdı. Genel seçimleri Performans Ve Azim Partisi'nin açık ara kazanacağını duyurduklarında, medyada alay konusu olmuşlardı. PAP'ın galibiyeti, Girift-Ar’ın da zaferiydi. PAP iktidarda olduğu halde, Girift-Ar'a diş bileyenler hücuma geçebilir miydi? Bilmek zor. Belki de sadece elektrik kontağından kaynaklanıyordu yangın? Beş parasızdım. Handiyse, cehennemde işbaşı yapmaya razıydım, gelgelelim alevler beni gerisingeri sokağa püskürtmüştü. Kendine acımaya başlamanın getirdiği rehavet içinde sürtüyordum. Bir çocuk parkında, çürük bir bank'a iliştim. Yanıma, tozlanmış çalı sakalıyla bir ihtiyar oturdu: "Neyin var evlat? Karadeniz'de gemilerin mi battı?" Demek somurtuyordum. "Yooo, ben iyiyim efendim." Aslında evet, atlamayı umduğum gemi yanmıştı, biletim yanmıştı fakat dert yanmaya niyetim yoktu. 122 ihtiyarla biraz lafladık. Bana enteresan bir hikaye anlattı: "Dervişin biri, işine bir göl kıyısından geçerek gider gelirmiş. Minik bir balık, her gün dervişe ağlayarak yalvarıyormuş: 'Hey, adamım! Bana suyun dışında yaşamayı öğret. Gölde çok sıkılıyorum. Görüyorum ki karada hayat çok daha güzel, yap bir babalık!' Derviş 'Güzel kardeşim, göl küçük olabilir, ama hiç de fena bir yer değil, haline şükretsen a?' dese de, balığa dinletememiş. Balıkçık, iki gözü iki çeşme, dervişe dil döküyormuş. Nihayetinde derviş, balığın ısrarlarına dayanamamış. Önce birkaç saniye, sonra birkaç dakika, derken saatlerce suyun dışında durmaya alıştırmış onu. Zamanla, balık, dervişin evinin bahçesinde rutubetli bir yerde, çiçek tarhında ikamet eder olmuş. Ne vakit ağzını açsa gülerek 'Oh be, dünya

varmış' diyormuş. Birgün, büyük bir sağanak bastırmış, bahçeyi sel almış ve balıkcağız boğulmuş." Parkta ihtiyarla birer çay içtik. Karnım zil çalıyordu fakat iştahım yoktu. Boğulan balık hikayesi ve çay için ihtiyara teşekkür edip ayaklandım. Ellerim ceplerimde, birkaç blok yürüdükten sonra, karşıdan karşıya geçerken kırmızı bir araba olanca hızıyla bana çarptı! Güm! Fiyyuuuv! Havalanıp çimlerle kaplı bir yere düştüm. Hâlâ İstanbul'da mıyım diye etrafa bakındım. Sol baldırım ezilmişti, böğrümde böğürtücü bir sancı vardı. Her şeyi sanki bir duş perdesinin ardından görüyordum. Hızla uzaklaşan kırmızı otomobili zar-zor seçebildim. Ağır ağır doğruldum. Bir düzine araba, çantamın üstünden geçti. Egzoz dumanına batmış bir akasya fidanına tutunarak ayağa kalktım. Elimde kendi kanım desenler oluşturmuştu. Yutkununca bir dişim mideme yuvarlandı. Pantolonumun sol paçasında derin bir yırtmaç. Kanlı elimle arabalara 'dur' işareti yaparak çantamı asfalttan söktüm. Sürüne sendeleye evin yolunu tuttum. Çetenin Son Nefesi 123 filminde başrolü kapmıştım. İnsanlar beni görünce irkilerek geriye çekiliyorlardı; bir bankanın vitrin camında kendime bakınca onlara hak verdim. Savaştan yeni çıkmış yaralı, terli, aç bir ata benziyordum. Dairemin merdivenlerini dört ayak üstünde tırmandım. Anahtarı deliğe denk getirene kadar epey uğraştım. Son gücümle kapıyı açtım ve eşikten içeriye yığıldım. Gördüğüm manzara, gerçekten bayıltıcıydı: İki gün önce satın aldığım eşyaların yerinde yeller esiyordu. Soyulmuştum. Tavandaki demir kancadan sarkan ipin ucuna bağlı kafesteki papağanım Huduni sersem sepelek bakınıyordu ve komşumuz Ruhiye Hanım'ın torunu Kevser'in boğazı kesilmiş cesedi holde kanlar içinde yatıyordu. Bir de boş, metal bir yemek tabağı... Parktaki ihtiyarın sözünü ettiği balık misali, alınyazımın kızıl mürekkebinde boğuluyordum. 124 100 yıl önce.. II. Abdülhamid, Sherlock Holmes vartasını nasıl atlattı? [Huduni] (Tarayanın Notu: Kitabın bu bölümü çizgi roman şeklindedir. Tarayıcıyla anlaşılır şekilde taranamamıştır. Çizimler, konuşmalarla bir bütün teşkil edecek şekilde tasvir edilmiştir.) “SULTAN ABDÜLHAMİD HÂN-I SÂNÎ GELİYOR!!. ” …MARANGOZUN BACISI CEMİLE SULTAN, YUMURTADAN ÇIKTIĞIM GÜNDEN BERİ BANA BU CÜMLEYİ EZBERLETMEYE ÇALIŞMIŞTI… BEN “SULTAN ABDÜLHAMİD HÂN-I SÂNÎ GELİYOR” DER DEMEZ, BİR AVUÇ KABAK ÇEKİRDEĞİ KONUYORDU ÖNÜME. O ZAMANKİ AKLIMLA, BU LAKIRDIYI, KABAK ÇEKİRDEĞİ' ISMARLAMANIN YOLU SANIYORDUM... (MARANGOZDAN KASIT SULTAN II. ABDÜLHAMİD’DİR.) HENÜZ ONBİR AYLIK, UFARAK BİR PAPAĞAN İDİM... CEMİLE SULTAN, NURHAYAT HANIM VE İSİMLERİNİ BİLMEDİĞİM MÜSELLAH İKİ ADAMLA BİRLİKTE ALEMDAĞDAKİ KÂŞANEDEN FAYTONLA ÜSKÜDAR RIHTIMINA, ORADAN KAYIKLA BEŞİKTAŞ’A, ORADAN DA YİNE FAYTONLA TARABYADAKİ ÇİFTLİĞE GİTTİYDİK... (SULTAN, NURHAYAT HANIMA...) “KAKADUNUN KAFESİNİ ÖRT, AĞABEYİME SÜRPRİZ OLSUN…”

27

(SULTAN ABDÜLHAMİD KUCAĞINDA ÇOK SAYIDA BASTONLA ODAYA GİRER.) “SAFALAR GETİRDİNİZ HEMŞİRE HANIM!..” 127 CEMİLE SULTAN TEPEMDEKİ ÖRTÜYÜ SIYIRINCA AVUCUNDAKİ KABAK ÇEKİRDEKLERİNİN ŞEREFİNE SEVİNÇLE HAYKIRDIM… “SULTAN ABDÜLHAMİD HÂN-I SÂNÎ GELİYOR!!! ” 1904 SENESİNİN İLKBAHARIYDI. AYLARDAN RAMAZAN. BEN HARİÇ, PADİŞAH DAHİL HİÇ KİMSE GÜN BOYU BİR ŞEYCİK YEMİYOR, İÇMİYORDU. “DESTUR!.. BU KUŞ DA NEDİR HEMŞİRE?..” “ZÂT-I ÂLÎNİZ, YILDIZDA MÜNZEVİ BİR HAYAT SÜRÜYORSUNUZ. BU KÜÇÜK KUŞ SİZİNLE BİR ÇİFT KELAM ETMEKLE HAFAKANINIZI BERHAVA EDER GÖNLÜNÜZÜ KASAVETTEN AZADE KILAR KANAATİNDEYİM. ELBETTE KABUL BUYURURSANIZ AĞABEYCİĞİM…” (PADİŞAH, MÜTEMADİYEN ŞAŞKIN GÖZLERLE ETRAFA BAKINMAKTADIR. O SIRADA İÇERİ GİREN BİR GÖREVLİYE: ) “BU ASALAR, YEDİ SENE EVVEL YILDIZ’I TEŞRİF EDEN, YUNAN HARBİ’NDE AYAĞINI KAYBETMİŞ MALUL GAZİLERE HANELERİNDE TAKDİM EDİLE…” “İSMİ NEDİR BU MEYMENETSİZİN?..” - HAŞMETMEAB, FAKİRE MÜNASİP BİR İSİM BAHŞEDER DİYE DÜŞÜNMÜŞTÜK.?. - MADEM ÖYLE, HUDUNİ OLSUN ADI. LÂKİN BENİM, KUŞLARLA BAŞIM HOŞ DEĞİLDİR HEMŞİRE. HELE Kİ BU GİBİ MÜTECESSİS, TEPESİNDE ŞEYTAN TÜYÜ, GAGASINDA LAF TAŞIYAN KUŞLARDAN HASSATEN İCTİNAB EDERİM… - AŞKOLSUN AĞABEY, ZAVALLININ ÇAŞITLIK EDECEK HALİ YOK A?.. HEM ARTIK ONUN İSİM BABASISINIZ. HUDUDİ PEK LATİF, PEK ALA!.. “ HUDUDİ DEĞİL CEMİLE, HUDUNİ; MEŞHUR BİR GÖZBAĞCI, STANDARD MAGAZİNE NAMLI ECNEBİ MECMUASINDA TESADÜF ETMİŞTİM… SİZ BİR NEBZE İSTİRAHAT BUYURUN, İFTAR SOFRASINDA TEATİ EDERİZ BU MEVZUU!..” “AH BENİM TALİHSİZ KUŞUM, BîKES Mİ KALDIN?..” (CEMİLE SULTAN, KUŞCAĞIZIN GÖNLÜNÜ ALMAK, ONUNLA BİRAZ MUHABBET ETMEK İSTEMİŞ OLSA GEREK Kİ; KAFESİN KAPISINI HAFİFÇE ARALAR İKEN KUŞ BİRDEN UÇUVERİR. CEMİLE’Yİ DE KORKUTARAK TABİİ. DOĞRU BAHÇEDEKİ CEVİZ AĞACINA YÖNELİR.) KOPARDIĞIM CEVİZİ AĞIZ TADIYLA YİYEBİLMEK İÇİN (AĞACIN DALINDAN) HAVALANIP EVİN GENİŞ PERVAZLI PENCERELERİNDEN BİRİNE İNDİM… BİR YANDAN CEVİZİMİ YERKEN BİR YANDAN DA İÇERİDE, MARANGOZLARIN SULTANI ABDÜLHAMİD’LE FARFARA BİR ADAM ARASINDAKİ KONUŞMAYA KULAK KABARTTIM… “…MİSAFİRİNİZİN SİR ARTHUR CONAN DOYLE’UN MAKSADI AŞİKAR. SARAYI TEDKİK, ZÂT-I ŞAHANENİZİ TAHLİL EDİP OSMANLI SARAYINDA CEREYAN EDEN BİR SHERLOCK HOLMES SERGÜZEŞTİ KALEME ALACAK…”

“NELER SÖLÜYORSUN KİRKOR EFENDİ?.. MİSTER DOYLE HANEMİZDE ESRARENGİZ CİNAYETLER TAHAYYÜL EDİYOR ÖYLE Mİ?! “AYNEN ÖYLE… ÜÇ İHTİMAL VAR… DEVLETLU PADİŞAHIMIZI YA KÂTİL, YA DA MAKTUL VEYAYUT MAZNUN OLARAK TASVİR EDECEK MUHAKKAK…” (BİR YANDA JURNALCİNİN İŞİN ASLINDAN KENDİSİ DE ANLAMAMIŞ OLDUĞU BELLİ SAF VE BİRAZ KORKULU BAKIŞLARI, DİĞER YANDA SULTANIN KARA KARA DÜŞÜNEN..) (PADİŞAH İÇİNDEN: ) “…DEHŞETLİ GÜZEL YAZIYOR KAFİR…” “LONDRA’DA BİR NÂŞÎRLE MUKAVELE DAHİ İMZALAMIŞ! MAAZALLAH, EFENDİMİZ HAKKINIZDA BÜHTAN CÜMLE CİHANA İNTİŞAR EDER, AYYUKA ÇIKAR!..” “VAKTİYLE JULES VERNE DE İSTANBUL’DA CEREYAN EDEN MUHAYYEL VAKALARDAN MÜREKKEP BİR KİTAP NEŞRETTİYDİ… İNSAF ETMİŞ, SARAYA İLİŞMEMİŞTİ… KİRKOR EFENDİ, BEN ŞU İHTİYAR HALİMLE SHERLOCK HOLMES MÜELLİFİYLE AŞIK ATAMAM. İYİSİ Mİ BİR MAZERET BEYAN EDELİM MİSTER DOYLE’A; ALTIN VE MUHTELİF HEDİYEYLE TALTİF EDİP UĞURLAYALIM…” “EMREDERSİNİZ PADİŞAHIM…” (AZ SONRA) “SULTANIM, ESNAFTAN BİR ZÂT HUZURA ÇIKMAK İSTER…” “KİMMİŞ?” “MÜNTEKİM EFENDİ DERLER, CİVARDA BİR AYAKKABI DÜKKANI VARDIR…” “NE İSTİYORMUŞ?” “HİÇ…” “ACAYİP! GELSİN HELE…” (DERVİŞ KILIKLI BİR ADAM, ELİNDE KÜÇÜK BİR ÇIKINLA GÖRÜNÜR. ÇIKINI AÇIP İÇİNDEN BİR ÇİFT AYAKKABI ÇIKARIR, PADİŞAHA UZATIR. : ) “KABUL BUYURUN EFENDİM!...” (PADİŞAH AYAKKABIYI ALIR, İNCELER : ) “EN SEVDİĞİM RENK… DEVE TÜYÜ. BU SÜRPRİZ İKRAMINIZI NEYE BORÇLUYUM MÜNTEKİM EFENDİ?..” “BİZDE ADETTİR HÜNKARIM. KOMŞUYA İHTİRAMDA BULUNULUR…” “43 NUMARA, TAM AYAĞIMA GÖRE!..” “AYAĞINIZDA PARALANSIN SULTANIM…” “KILIĞINA BAKILIRSA BEKTAŞİ’SİN KUNDURACI…” “EVET, ÇARIKLI BABA’NIN EHLİNDENİZ. ZÂT-I ÂLİNİZİN ŞAZELİYYE’YE İNTİSAB ETTİĞİNİZİ İŞİTMİŞTİK…” “LAKİN BİZİM TARİKE REVAN OLANLARIN MUAYYEN BİR KIYAFETİ YOKTUR…” (BU ARADA AYNI KARENİN İÇİNDEN BAŞLAYAN ÇİZİMDE, DİĞER TARAFTA, BAHÇEDE HUDUNİ’Yİ YAKALAMA ÇALIŞMASI DEVAM ETMEKTEDİR: ) “BULDUM! İŞTE ORADA! CEVİZİN YUKARISINDA!!!” (ORDAN ORAYA KAÇAN HUDUNİ, SONUNDA SEVGİLİ SAHİBESİNİN OMUZUNA KONUVERİR. TABİİ ORADAN DA KAFESİNE..) (CEMİLE SULTAN’IN YANINA GELEN GÖREVLİ: ) “PADİŞAHIMIZ EFENDİMİZ KUŞU HUZURA İSTİYOR…”

28

tiril tiril giyindi. birtakım şuruplar. Huduni. beş para etmez.(KUŞU ALIR. Churchill'in papağanı hâlâ Hitler'e küfrediyormuş! İngiltere'nin eski başbakanı Winston Churchill'in [1874-1965] papağanlarından biri olan ve bu yıl 104 'üncü yaşını kutlayan Charlie. fakat benden kaçmaz. Şapırt'la ben de buzdolabını indirelim.. bela mısın ulan sen? Burada işimiz bitince patlayana kadar yersin. yemeğe gizlice yılan yağı. gagamı törpülettirir. at yağından yapılmış sabun gibi temin edilmesi zor siparişlerini bulup getiriyorum. Ne de olsa.. masal kuşları gibi uçarak Anadolu'da şehir şehir gezdirsem. eşyaları yiyecek gücüm kalmadı zaten. buğday. Şimdi ihtiyacı olan malzemeyi bana ısmarlıyor." "Kafamı bozma Şapırt. Gıcırbey daha dünkü çocuk. Tam o anda kapı vuruldu: "Tak tak!" Hırsızlar iyice aptallaştılar. Esmer Kösele: "Patron. kravatını taktı. Gıcırbey eve gelir gelmez beni salıverir. ama Charlie sayesinde fikirleri hâlâ aramızda" ifadesini kullandı. büyü bozar. Keşke ben de onu sırtımda taşıyabilsem. neredeyse dedem yaşında. Eskiden sık sık aktarlara giderdi. Endonezya'ya vınlasak!. Dört tane leş kargası içeri daldı. sonra da benimle evlenecek.. ben dün geceden beri açım. nedendir bilmem. dilimlemiş elma-armut." Gıcırbey kahvaltıdan sonra tıraş oldu. Erkeğin kalbine giden yola mayın döşemek [Kevser] Babaannem duysa. gelen kesinlikle Kevser. Dile kolay." "Jilet. ben daha bebekken. Kanatlarımın altına erkek deodorantı püskürtür. Bazen de. üçlü koltuğu yüklenmiş Radar.. Babaannemin yarasa tırnağı. sol memesini kesip aldılar geçenlerde. Sürekli konuşur benimle. kabak çekirdeği. 141 Müthiş bilgilidir. uzayan kanat tüylerimi. başlarında şapkalar vardı. Onu görünce. Gıcırbey. Arada bir. Habis cinleri kovar. Onbir aylık bebekken felç geçirmişim. Fakat çok şükür. Kalender kadındır. Cinci Ruhiye dediniz mi herkes tanır. Babaannemle baş başa kalmışız. Üzerlerinde.. Beni düzenli olarak veterinere götürür. Ben ne yapıyorum? Müntekim'e getiriyorum. dünyada olup biteni öğrenirim: "Bak.) 137 Sahibini Omzuna Konduran Kuş [Huduni] Müntekim Efendi'nin torununun oğlu ve de adaşı Müntekim Gıcırbey. deney hayvanları yetiştirilen bir laboratuarın sahibi Peter Oram tarafından satın alınan Charlie hakkında. Kafesimi sık sık temizler. şofben zehirlenmesinden ölmüşler. Niyeti." Kabuğu kırıp. Ondokuz yaşındayım." "Tamamdır.. ” (DİYE BAĞIRIR. kocaman bir kafes satın aldı. şarkıdaki gibi ben onu "fındık ile. donakaldılar. badem ile beslerim. dedim ya. Gıcırbey ailesine padişahın yadigarıyım.. Nasıl desem. PADİŞAHLA AYAKKABICININ BULUNDUĞU ODAYA GÖTÜRÜR. 'Nanay Nakliyat' yazılı turuncu işçi tulumları. Eski başbakanın 1965'te ölümünden sonra. Kenan'ın midesinden kalbine giden yola mayın döşemek. hiçbirimiz kıpırdamıyoruz. Annemle babam. uyukluyordum. Bazen çocuk mamasına peksimet doğrar. Dünya Savaşı'nın kahramanlarından biri olarak kabul edilen Charlie. Kimseyi felakete sürükleyecek büyüler yapmaz. İncecik parmaklarıyla. Bir ayağım çukurda. Koşamıyorum. Gebermedin ya!" Şapırt dedikleri şişko patates bana doğru yaklaştı "Ben en iyisi şu papağanı beş dakkada kızartıp yiyeyim. Yemek kabımı her gün yıkayıp temizler. Gene yemek getirmiş olmalı. Churchill'in karakteristik ses tonuyla sövüyor. Hapşıracak olsam. sen Kösele'yle birlikte oturma grubunu taşı. İçinde ayna ve yedi halkalı bir çıngırak var. onun sebze yemeklerine de bayılıyorum. az etli pirzola. bir keresinde ona "Ah Güllü Abla. içtiğim suya vitamin katar. tırnaklarımı kestirir. ıhlamur tozu ve dulavratotu katıp çok eski bir dua okuyor. fıstık ile. Hırsızların gözleri sağa sola kayıyor. yemeği Kenan'a götürmemi tembihlemişti. Polio sekeli dedikleri bedensel arızayla yaşamaya alıştım. Haftada bir. gündüz vakti. Kendimi tutamadım: "Sultan Abdülhamid Hân-ı Sânî geliyor!" Mutfağa yönelen Jilet. gönlüm Müntekim'de. Ben. haşlanmış tavuk. oradan da hiç görmediğim anavatanıma. Charlie'yi 1937'de satın almıştı. Churchill uzmanlarından James Humes. söylemesi ayıp. önce iş. kıvırcık. Hitler ve Nazilere. Son günlerde. darı. Babaannemin hesabı belli: Kenan bu büyülü yemekleri yiyip bana vurulacak. kapıya kıyamıyormuş gibi tıklatıyor. Yürürken aksıyorum. pişmiş sebze de yiyorum: Nefis. Daily Mirror gazetesindeki haberde.. BU MACERANIN SONU  ) (Tarayanın Notu: Çizgi roman burada sona erdi.. yulaf. belki yatalak olacaktım. Babaannemi. Sol bacağım çok zayıf. II. ayçekirdeği. Böylece ben de şu sakat halimle bir yuva kurabileceğim. Churchill.. KAFESİ KUNDURACIYA UZATIR) “AL BAKALIM KUNDURACI BİRADERİM… BU DİLBAZ KUŞ ARTIK SANA EMANET…” (BU SON KAREDE KAHRAMANLAR SİLÛET ŞEKLİNDE ÇİZİLMİŞ. Evi kolaçan ettikten sonra ağızlarının suyu akarak eşyaları incelediler. O da beni omuzlarında taşır. Neden? Allah biliyor... Kıpırdamıyorlar. "Radar. Ben bir şemsiye kakaduyum [cacatua alba]. duş aldı. kuşu da götürecek miyiz?" 140 Jilet: "Baksana. içini gagamın ucuyla ağzına atıveririm. KUŞ. Dördü de bana bakıyordu. Charlie'nin İngiltere'de yaşayan en yaşlı papağan olduğu belirtiliyor. Liseden sonra okumadım. sonra yemek. sahibinin kendisine öğrettiği gibi hâlâ Adolf Hitler ve Nazilere küfrediyor. Jilet'e bakıyorlar.. Kösele ve tabii Şapırt. Kevser'e de. Senede iki kere yuttuğum koyu kırmızı birtakım haplar beni ferahlatır. fıstık. Bin çeşit kocakarı ilacı bilir. Eve torbalar dolusu ot. hep bana veriyor. Gıcırbey bana yeni.. Kenan'ın annesi Güllü Abla hasta. beni kafese koyup tüydü. bana gülümseyerek "Dert etme güzel 29 . beni öldürür. yağlar taşırdı. yüz yaşındayım. Ara sıra yüksek sesle gazete 139 okur. Babaannemin ilaçları olmasaydı. Artık yaşlandım. koltuk değneğine ihtiyacım yok. bana hizmette kusur etmiyor. çantasını hazırladı. Babaannem. "Belki Churchill artık bizimle değil. vallahi çok üzüldüm" demiştim de. İnsaflı kadındır. fal bakar.. Jilet de onlara bakıyor.. nefes almıyorlar. ihtiyar kalbim pır pır ediyor. göğüs kanseri. Kapının sesiyle uyandım. ben de keyifle yerim. laf anlamıyor musun?" Radar ve Kösele üç kişilik koltuğu iki ucundan kavradılar. cebinde bulduğu bir kabak çekirdeğini çitledi. Fındık.. ceviz. bilhassa çam dalına bayıldığımı bilir.. ve en sevdiğim içecek olan suyla besler beni. Kevser'in yemeklerini yemiyor. envai çeşit baharat. hemen odayı ısıtır.." Jilet: "Uyuz çakal. PADİŞAHI VE ELİNDEKİ KABAK ÇEKİRDEKLERİNİ GÖRÜR GÖRMEZ: ) “SULTAN ABDÜLHAMİD HÂN-I SÂNÎ GELİYOR!. Taze dallara.. Dakikalar süren saniyeler boyunca. kurbağa gözü." Şapırt.. Üzerime rehavet çökmüştü. ağızlar açık. Bu sesi tanıyorum. üzerine yumurta kırıp karıştırdıktan sonra servis yapar. Her türlü hastalığa şifalı terkipler hazırlar. O. Gıcırbey'in yardımıyla yıkanırım. bari birşeyler yeseydik. Mobilyaları kemirmeme bozulur..) (SULTAN. kızarmış balık.

isterim ki. "Tek çizgili pijama giyiyor" dedikleri türden. Radar. kanlar içinde holün ortasına yığıldı. Kim bilir kızın aklından ne geçiyor? Galiba. Radar'a sataşıyordu: "Radar.. Tok tok: "Karnabahar pişirdim. Kevser'in başucuna çömeliyor."Pırasa sever misiniz?" "Ne demek. komşuya ikram edilecek tabağı kaşla göz arasında babaannem hazırlıyor. Seni evimin kadını yapardım." Namussuzlar... çöp gibi ince. gencecik bir kızla kaçmış." Kösele: "Patron. Sürpriz misafirin gitmesini umuyorlar. Gıcırbey'in evde olduğundan emin. Onu sevinirken görmek. sevaptır. halıları.... Müntekim tek başına. Bakkallara.. Babaannem rahat rahat aşk tabağı hazırlayabilsin diye mutfağa yaklaşmıyorum. Biraz sonra geliyor: "Kevser'im.. Gören. karalahana?!" "Nereden bildiniz?" "Burnum çok iyi koku alır. zahmet etmeseydiniz. tezgahın üzerinde.. Fakat bence çok yakışıklı. Kenan'a götür bir tabak. o çocukcağız yemek de pişiremez. bir tabak semizotu da Güllügillere götür. oğlum sen ne kuduruk. "Radar. bu kızın bir ayağı sakatmış.. Ühü ühü. Radar. evli barklı adamsın.. kırkından sonra. İş de bulamadı. yavşak!" Jilet: "Didişmeyin ulan.. Gözlerimden. Çok da güzel kızmış.. Kenan'a türlü.".. şimdi kızın peşine gelecekler. Konuşurken gözlerimin içine bakıyor. beni karafatmaya çevirir! 142 Pizzacı. zaten besili ve [Allah günah yazmasın] bastıbacak olan Kenan günden güne kilo alıp şişiyor. Vazgeçti zannettiğim bir anda yeniden çalmıyor kapı. aaagh. Jilet: "Az daha açlıktan zıbarıyordun ha." 145 Eşyalar nakledildikçe Şapırt'm harareti artıyor.ktir git arabada bekle!" Şapırt.kızım. Tam bir centilmen. banyodadır." "Tahmin edeyim. Müntekim. Yazık oldu.. yemek tabağını dökmeden alıverdi kızın elinden.... çıkar birazdan sanıyor. o büyük kâsedeki aşureyi de Kenan'a. cips fabrikasında şoför. Elini kızın boynuna 144 doladı! O esnada Şapırt. Bir daha da haber çıkmamış heriften. yazıktır. ağlaya ağlaya olduğu yere. Annesi sönmüş mum gibi yatarken. Şapırt. iç geçiriyordu. pırasa sevilmez mi?". Jilet Şapırt'm çenesine okkalı bir yumruk çakıyor: "S. "Kevser. enginar Güllügillere. o zaman göreceksiniz ebenizinkini!" Bir tur daha. tuvalettedir. bana prensesmişim gibi eğilerek selam verdi. Tiki tikitak: "Peynirli kabak dolması?" "Gerçek bir mucitsiniz Kevser Hanım! Bu yemek. kitapları. bir tabak bamya ayırdım.. Var gücümle ötmeye başlıyorum: "Uzaklaş! Gelme! Geri dön! Kaç! Haydi! Çabuk ol!" Zamane kızları meraklı ve ısrarcı oluyorlar: "Müntekim Bey. Yüz yaşındayım. bir tabak da size getireyim dedim. marketlere minibüsle cips dağıtıyor. savaş gördüm. ağzındaki son lokmayı çiğneyerek "Ne yemeği olduğunu anlamadım ama harbiden nefismiş. ikiniz de Kösele'nin gübre dolu lırnağı etmezsiniz. Zavallı Kevser neye uğradığını anlayamadan. Kevser'i ayak bileklerinden tutup duvarın dibine sürükledi: "Ya. belinden kocaman bir bıçak çıkardı. Midesi aşkla kasılacağma. Şapırt. yazık. dönerci. onları sahiden ev taşıyorlar sanırdı. Tıktık: "Kapuska?" "Sevinçten ölebilirim!". "Kevser.. kapıyı dinliyorlar. ulakları akşama kadar motosikletle Kenan'ın siparişlerini naklediyorlar. Andavallı Köyü'nün delisi gibi ötme. pisboğaz pezevenk!" 30 .. buzdolabını.ne?" Sonra Şapırt'a dönüp "Osuruk arkeologu gibi ne eşmiyorsun? Seni de kesip kızın yanma yetiştireyim mi dallama?" Jilet: "Çabuk olun. kitaplıkları. Şapırt gene Radar'a çatıyor: "Yok yok. Cellat Radar. pideci. Acaba benim geldiğimi anlıyor mudur? Ecelin paratoneriyle toprağa iletilen yıldırım aşkı [Huduni] Hırsızlar. beklerim ben!" Bu sözleri duyan Jilet.. söylemedi deme.. Gerçi. Bana o yemeklerden pişirirdin. Radar ve Kösele.. Fakat ne çare. Besbelli az yiyor.. Oturma grubunu. yemek çok leziz görünüyor... Bir-iki kere merdivenlerde karşılaştık. Ben de öyle umuyorum.. kıtlık gördüm. kız ne olacak?" Jilet: "Cennete gider herhalde?" Radar: "Sabah sabah elimizi kana buladık. komşuluğumuzu bilelim" diyor. yemek ayağına geldi!" Şapırt. Yemekleri ben pişiriyorum.". üçlü koltuğu yavaşça yere bıraktılar. Kevser epey bekledikten sonra tekrar tıklatıyor. haydi.. Bir defasında alışverişten dönüyordum. Şapırt'ı yakasından tuttuğu gibi duvara mıhlıyor ve bıçağı gırtlağına dayıyor: "Senin o korkak kelleni ödlek bedeninden ayıracağım!" Kösele Radar'ı belinden kavrayıp geri savuruyor. Babaannem "Kız Kevser. Kenan. bir çırpıda kapıyı açıp güzelim Kevser'i içeri çekti. içimi eritiyor. başıyla Radar'a kapıyı açmasını işaret etti." Şapırt. masayı." Bilse ki hepsini Müntekim'e taşıdım. Allah'ın belası Radar.." "Çok naziksiniz Kevser Hanım. Müntekim bayram edecek. her defasında Kevser'e bakıyor. ne diyor bu i.. Öteberiyi mukavva kutulara doldurarak taşıyorlardı.. hamarat kızmış." "Peki babaanneciğim" deyip mutfak masasının üzerindeki tabağı kaptığım gibi koşarcasına alt kata. Kevser'in bu yılanların eline düşmesine izin veremem. O. Müntekim'in dairesinin eşiğine varıyorum.. Tik tik: "Bakla?" "Harikulade!". Kevser! Yemek getirdim! Acele etmeyin. şimdi de ölülere mi sarkıyorsun. "Kevser. Banyo aynasında saçımı düzeltiyorum. deprem gördüm fakat hiçbiri beni böyle sarsmamıştı.". Güllügillere. Kapıyı her zamanki gibi iki kere tıklatıyorum. söyle bana. "Kevser. O hayvan sana kıydı mı birtanem. Gıcırbey'in yepyeni eşyalarını katır gibi hızla taşıdılar. Tak tuka: "Merhaba. bu cinayetin hesabını vereceksin!" Radar: "Jilet.".".. Tak tak." Radar.... Görseniz. bizim sülalede âdettir. Uzun bir sessizlik daha. 143 Mercimekli pazı topları pişirdim bugün. neden daha önce rastlaşmadık ki. devrim niteliğinde!" Her defasında ayaküstü laflıyoruz. poşetleri taşımama yardım etti.. Kevser'in yanma uzanan Şapırt'm beline bir tekme sallıyor: "Ulan it. Tüysek mi Jilet?" Jilet: "Gevezeliği bırakın da işimize bakalım artık. Annesi ameliyat olunca izin aldı. bu hileli aşlara hiç lüzum kalmasın.. Kevserciğim hâlâ "Bekliyorum" diyor. kızcağızın boğazını kesti! Güzelim Kevser'in cansız bedeni. benim onu aç karnına sevdiğim gibi sevsin beni. mutfaktaki çekmeceden bir koşu kaşık alıp yemeği çarçabuk yiyiverdi.. Hüngürdeyerek Kevser'in saçlarım okşuyor: "Adın ne güzel kız. gözüm büyüklüğünde yaşlar süzüldü. benim şövalyem. Aşk yalnızca sağlam vücutlu ve tok karınlıların mı tekelinde? Yalvarırım "Hayır" deyin!. bilgisayarı.. banyoda ellerini ve bıçağını yıkadı. sen insan değilsin şiloz puşt! Nasıl kıydın ulan gencecik kıza?" Bu defa Şapırt Radar'a yakalanıyor. bütün kadınlar tabuta tek memeyle girer" demişti. vah vah. ne taharetsiz çakalmışsın!" Radar: "Kes ulan püsküllü kancık. Kenan'ın babası. Yemeklerimi yedikçe bana muhabbeti arttı. kalbi aşkla çarpsın. benim.

İnanın." Televizyonu kapattım.. Şebnem Şibumi ani bir kararla sağ yanağıma bir tokat patlattı. Gezegen çapında şoka sebep olan. hikayeler uydurulan efsanevi poposu. balta girmemiş ormanlara iletilmiş bulunuyor. alnı kakayla lekelenmişti. burnuna. Ellilerinde bir patron. ünlü işadamı Namık Mıknatıs. Uzun yıllar gözü gibi baktığı. Başlangıçta "Merak etmeyin. boş yere Namık Mıknatıs'ı teselli etmeye çalışıyordu.Kösele'yle birlikte masayı taşıyan Jilet: "Sana arabaya git demedim mi Dürzü?!" deyip kapıdan çıkıyor. Medya tarihine. Toparlandım: "Teşekkür ederim" deyip sırıttım. Bakırköy Ruh ve Sinir Hastalıkları Hastanesi'nde tedavi altına alındı. nereye giderse gitsin peşindeydi. Şebnem Şibumi. orman yangınının ortasında kalmış ağlamaklı bir ceylan var. Gerçekten ona ulaşabilir misiniz?" Beyaz çikolatadan yapılmış kulağıyla külüstür ahize tam bir tezat oluşturuyordu: "Bundan kuşkunuz olmasın. Yerinde ve zamanında yapıldığında. spiker "ani-ılrtı rahatsızlanmak" derken. İşte benim aşk hikayem böyle başlıyor. tarih okumuştu.. Trilyonlar ödese. Üsküdar rıhtımmdaydık.. Telefon konuşması sırasında kullandığım elektronik süzgeç sesimi değiştiriyordu.. Ondan kurtuluş yoktu. anladık. Şapırt ağlıyor. Omzuna dokundum. Bireysel bayramım.. Radar'dan beter halde eşikten içeri yuvarlanıyor. Namık Mıknatıs'm. Son eşyaları da sırtlayıp götürüyorlar. Sistemi. Namık Mıknatıs'm ardına geçip kayda başlayacak. Kibarlığı ve pişkinliği harmanladım: "Sol tarafa vuracağınızı düşünmüştüm" dememle sol yanağıma da şamarın inmesi bir oldu. Radar'm karnına oturup çenesine.. Açıkçası.si!" diyor. b. özel üniversite sahibi ve amatör politikacı olan Namık Mıknatıs. çünkü. Sorumu tekrarladım: "Heebe. Yine de bozuntuya vermiyorum.kik öküz?" "Sus or. Olayın farklı açılardan çekilmiş görüntüleri internet ve uydu aracılığıyla buzullara. Ev boşalınca sesim duvarlarda yankılanıyor: "Keeev-seeeeeeerrr!" Beş dakika sonra Gıcırbey.. 149 gövdemi eğdim." "Asla!" 150 "Yani şimdi ben git." "Evet!" "Galiba hödükçe. ruh hastası g... Galibası fazla. akvaryumdaki çiçek gibi duran Şebnem: "Namık Mıknaüs'tan.. 29 Mayıs'tı. Namık Bey'in kürsüyü klozet olarak kullanışını konuşuyor. o reytingi yüksek kıçı paparazziler tarafından kuşatılacak." Şebnem Şibumi kabinin içinde dönüp dışarı bakındı. Namık Mıknatıs'm topluca işten attığı 1100 kişiden biriydi. Darbelerin etkisiyle tam bir centilmen olmuştum: "Hanımefendi. Dönüyor. Koşarak gelen Jilet. staja başlamak yerine.spu çocuğu! Sen aşkı ne bilirsin. Heykelinin yapımında dışkı harcı kullanılacaktı. Yeryüzünün neresine giderse gitsin. Dolayısıyla. Radar inliyor. kuralları.. Kösele'den ses yok. bacaklarımı çarpıttım. zamanın başlangıç gecesi kadar derin. dişlerine saydırıyor. Şu anda. akıllara durgunluk veren bir yellenme ve dışkılama olayı. kırk-elli ülkeden gelmiş prestijli misafirlerin ve yüzlerce kameranın önünde.. Durdu. Kamerası olan herkes. Bildiğim bir şey varsa o da erkeklere yıldırım çarpma oranının. tüm dünyanın elektronik devleri.. Onun etlerini kanına doğrayacağım! "Sayın seyirciler. Arkası. Kolumdaki saati çıkarıp cebime koydum. hiyye sea uhevua?" Bildiğim bir şey varsa. Dişlerinin arasından sızan kanı köpürterek "Sen bittin Şapırt ibn. hiyye sea uhevua?" Gözleri korkuyla irileşmişti. Çöle düşen ilk yağmur damlasını duymanın heyecanı içindeyim. Galiba bu kıza vurulmuştum.. Gömleğimden birkaç düğme çözdüm. Kuduz gibi enerjik. Her şey.. yalpalıyordum. Artık kainatın hiçbir yerinde emniyette değilim. Evet. Beni işten attı. kaderimin en keskin virajına girdiğim sırada "Saat 3'ü 20 geçiyor"du.tveren!" Radar. aya ayak basmaktan daha büyük bir haber olabiliyormuş. Bildiğim bir şey varsa.. Namık Mıknatıs. yüzüne bakanlar ilkin o lekeyi görüyordu. böyle bir kampanya organize edemezdi. Tombul yumruklarla Radar'ın kafasına çalışıyor. Artık. sarınım telefonda ben biraz. Şapırt. Televizyon kanallarındaki tartışma programlarında söz alan uzmanlar. bu sözlere sert bir tekmeyle cevap veriyor. aslında Bay Mıknatıs'm. ne için intikam almak istiyorsunuz?" Telefon kulübesinde. 35 bin kişiye bir tek bilgisayarın düştüğü Afrika kasabalarında bile. hiyye sea uhevua?" Sertçe koparılan bir gelincik gibi irkilmişti. Kızın ardından seğirttim. Nedense. Aksıyor. Kasılmış sağ elimin işaretparmağıyla sol bileğimin üstüne vurup yüzümü gözümü eğip bükerek saati sorarken başımı rastgele sallıyordum: "Heebe.t olmuştu. Şapırt birdenbire ayağa fırlayıp Radar'a girişiyor. Namık Mıknatıs'm televizyon fabrikasına sözleşmeli işçi olarak girmişti. kadınlara göre altı kat daha fazla olduğudur. Şebnem. şimdi "paydos" diyordu. Kurtuluş günüm. Jilet sövüyor. işin doğrusu şifayı kapmış. Radar sendeleyip düşüyor. Tüm zamanların en çok reklamı yapılan 'paket'i etrafında insanlık kenetlenmişti. onun karşısına telefondaki 'intikam işçisi' olarak çıkmayabilirdim. Suratı kana bulanmış olan Radar yattığı yerde inliyor. Şapırt'ı gırtlağından yakalayıp duvara çarpıyor.ka basmak. kelimenin tam anlamıyla g. gazetelere sık sık reklam veren 'hatırlı' bir müşteriydi.. Kirpikleri kıpırdıyor. Bay Mıknatıs vakasıyla yeterince uzaktan da olsa sıkı sıkıya alakalı.. sendeliyor. İşçilerin protestoları medyaya hemen hiç yansımıyordu.. besleyip büyüttüğü kaba eti ona çok acıklı bir oyun oynamıştı. Her zamanki gibi doğrudan konuya girdim: "Kimden. Gözleri. Stendhal sendromuna yakalandığım.." "Evet.klu harflerle yazdırmış durumda. güzel bayan. teknoloji fuarında kıçıyla yaptığı unutulmaz açılış konuşmasından söz ediliyor. Baharı fetheden ordunun sancağı gibi dalgalanan elbisesi karşısında hazırola geçiyorum. Olaydan "kaza". deyimler." "İyi olur!" "Bakın bu konuyu tekrar. "Beni görüyor musunuz?" "Şanslı biriyimdir. Uluslararası Teknoloji Fuarı'nda yaptığı açılış konuşması sırasında aniden rahatsızlanan Namık Mıknatıs'm ardına büyük bir psikolojik bunalım yaşadığı açıklandı. yıl sonunda sözleşmeniz yenilenecek" diyenler. prensipleri bir anda unuttum. derin bir nefes aldı: "Saati mi soruyorsunuz?" Evet anlamında "Ehuvva. mabadını fena üşütmüştü. Kollarımı geriye doğru açtım. Bir yıllık sözleşme süresi dolmuştu. Hakkında fıkralar. reklam yıldızı. gürültülü bir biçimde altına kaçırışını kasdediyordu." "Kesinlikle!" "Belki yeniden konuşmamız." Hatta. "talihsizlik". huvaa" dedim ve sorumu bir daha tekrarladım: "Heebe. yüzünden daha çok tanınacak. normalde hiç kimseyle böyle konuşmam. kalbimin etrafında ışık hızıyla dönerek hacı olduğum gün. Tabutu baltayla parçalanınca ayağa fırlayan bir şehit gibi tetikteyim. kapitalizm tarihine adını b. "Bazı gazeteler sizden T100 kişi' diye söz ediyor... Radar onların ardından kapıyı örtüyor ve Şapırt'm yanma geri dönüyor: "Cesede âşık mı oldun ulan yoksa s. Namık Mıknatıs televizyon kanallarına." Bam diye telefonu suratıma kapatıp kulübeden fırladı.. kendi patlayan dışkılarıyla sonsuza dek lanetlenmiş vaziyette. Kahramanımızı küresel bir star konumuna yükselten gübre fırtınası. İkinci sınıf bir aptal gibi davranmıştım.." 31 . "hastalanma" gibi kelimelerle bahsediyorlardı. bozkırlara. Adını ve estetik "Operasyonla yüzünü değiştirmek için fazla ünlü...

intiharı andıran bir taşkınlıkla "Kevser! Kevser'im!" diye inleye inleye öldü. Bildiğim bir şey varsa. Buradan bakınca. kanun adamlarına kimliğini verirken "Ben. gülemez. ellerimi yıkayıp hemen döneceğim. gönüllere taht kurmuş. Sazı hemen bırakmadım: "Kollarını koparıp onlarla döveceğim!" Şebnem uzaklaştıkça sesimi yükseltiyordum: "Onu kendi bağırsağıyla boğacağım!" Tehditlerimin birbiriyle çelişmesine aldırmıyordum: "Diri diri yakıp küllerini lağıma saçacağım!" Bağırıyordum ve herhalde sözlerimi işiten tek kişi Şebnem değildi: "Kendisi de dahil hiçbir canlı onun yerinde olmak istemeyecek!" Kız durağa yaklaşıyordu. evimin soyulduğu. çeyrek yüzyıl öncesinden sesleniyor. "Namık Mıknatıs'm etlerini kanına doğrayacağını söylerken ciddi miydin?" ilkesel olarak hiç kimseyi öldürmüyordum. On sene önce emekli olmasına rağmen. Hayatımda ilk kez aklım karışıyordu. tamam mı?" deyip erkekler tuvaletine yollandım." Peygamber sofrasındaki pişmiş kelle gibi sırıtıyorum. Beni boğarcasma kefenledikten sonra dolmuş durağına doğru yürümeye koyuldu. gözlerinde sigara söndüreceğim!" Hem de ne biçim: "Kalbini söküp boğazına tıkacağım!" Kükrüyordum: "Boynuzlarını kırıp gözlerine saplayacağım!" Sınır tanımıyordum: "Onun etlerini kanma doğrayacağım!" Kızarmıştım: "Kemiklerini öğütüp helva pişireceğim!" Sesim çatlıyordu: "Kafatasını kül tablası yapacağım!" 151 Cidden abartıyordum: "Beyniyle senin bahçe duvarını boyayacağım!" "Kıpırdama! Ellerini başının arkasında birleştir!" Yarım düzine polis. İçlerinden biri sakince sordu: "Namık Mıknatıs'ı öldüreceksin demek?" "Bunu da nereden çıkardınız." "Benimki de Defol!" Zirveye yeni yağmış kar kadar güzeldi ve bana karşı çığ gibi büyüyen bir öfkeden başka bir şey hissetmiyordu.." "Eee?" "Namık Mıknatıs da öyle olacak. Geceleyin bomboş salonun pencere camındaki yansımam. dilenci ağzıyla konuşmaya başlamıştım. Bildiğim bir şey varsa bir çığın ortalama hızı saatte 380 kilometrenin üzerindedir. "Namık Mıknatıs'ın canı bedeninden kaça çıkacak?" Tecrübe dosyalarım komple silinmişti. "Durun!. 152 Denizin kıyısında. Nefesimi tuttum... Gökyüzündeki bir kuşu köşeye kıstıramazsın Şebnem Şibumi'nin babası Şerif Şibumi." Krallığa terfi eden soytarı kadar sevinçliydim. gökyüzündeki bir kuşu köşeye sıkıştıramazsm..u lı insanlar.. Aşka inanıyorsanız. Kaç para ödemem gerekecek?" Sersemliğin zirvesinden Şebnem'in kudretten parlak dudaklarına bakıyordum. Pattadak Şebnem'in yanma vardım: "Bir ölü ne yapamaz?" "Ne?" "Konuşamaz. Şebnem'in dili. duvarları mavi boyalı büyük bir kafi teryada oturuyoruz. sahne adım.. Sakın beni alımlı kızların karşısında apışıp kalan şapşallardan sanmayın. tabancalarını bana doğrultmuştu.. Çoğu cesetten daha fazla benziyordum ölüye: Mezar küreğiyle dövülmüş. Fakat bir farkla?" "Neymiş?" "Ölmeyecek. Gelgeldim. Şebnem dalgın. "Bir limonata daha ister misin Şebnem?" deyip kalkıyorum. Biri sigara yaktım. Lekeli aynaya bakarken musluğu açtım. Vücudumdaki tüm kimyasallar çalkalanıyordu. İşim/ bitikti. tarihe geçmiş. şarkıyı sanki Şebnem söylüyor: "Ayrılmam istersen hiç yanından I Çağırsan gelirim çok uzaklardan I Eskiden korkardım yalnızlıktan I Korkmam artık sen varsın. kalbim. "arkadaşım şaka yapıyordu. kana susamış tuzu kuru kalabalığa karışıyoruz. Cesedi yörüngeye oturmuş bir astronotun ümitsizliğiyle seslendim: "Namık Mıknaüs'ı öyle tekmeleyeceğim ki aşırı hızdan tutuklanacak!" İşe yaramadı. Bildiğim bir şey varsa." Böylece kolluk kuvvetlerinin emin ellerinden sıvışıyorum ve koruyucu meleğimle birlikte... Bildiğim bir şey varsa. Kalbimden yükselen çığlıklara kulaklarımı tıkamalıydım. Dizginler de kırbaç da bende değildi artık.. Aşk. güneşle çölün arasına giremezsin. dilim tutukluk yapmıştı. Alev almam an meselesiydi: "Bilmem?" diyebildim. Normaldir. ben kıza: "Geri kalan ömrü boyunca can çekişecek!. ağzına vidalanmış renkli bir lokum kadar tatlıydı: "Müntekim gerçek adın mı?" "Hayır. Salonun öbür ucundan elimde bardaklarla dönerken gözümü Şebnem'den ayırmıyorum. Her şey kontrolümden çıkmıştı. Dilersen onun etlerini kıyma yapıp kemiklerini öğüttükten sonra derisine doldurup dikebilirim. Meslek aşkıyla destanlar yazmış. panayır şeytanlıklarında üstüme yoktur. fakat Şebnem isterse kendimi bile vurabilirdim: "Elbette. Zaptiyenin buyruğuna uydum." Az önce iki şaplakla beni akort eden kıza. memur bey?" Şoför koltuğundaki aynasız. Tanınmış bir işadamı hakkında uluorta. Bu adam benimle birlikte.. Şebnem gülümseyerek evet anlamında başını sallıyor. Kız. işyerimin yandığı... bir kölenin kafasıyla düşünmeye.. balığın etini yiyip kılçığını göle salamazsın." "Pekala. Karıncaların sürüklediği yaralı bir çekirge gibi hissediyordum. onları birbirine bağlayan hiçbir şey yok.."Hayır!" "Benim adım Münt. polis amcalar da ben de. sessizce dudaklarını kıpırdatarak şarkıya eşlik ediyor. melankolik bir kadavrayı andırıyordu. kanun adamlarının üniforma düğmesi gibi donuk bakışlarının menzilinden çıkıp. kadere de inanmalısınız. "İzninle.." Coşmuştum: "Gözkapaklarını kesip. paslı yağ 32 . Kopardığım yaygaraya uzmanların kesin cevabı. Şerif Şibumi'nin kızıyım" diyor. bütün hücrelerimi şiddetle işgal ediyordu.. Caddenin kenarında iki devriye arabası duruyordu. "gönlünden ne koparsa?" İşte. iki yıldır intikam işindeydim ve ilk defa bir müşteriyle tanışıp görüşüyordum. Önümüzde bir çift boş bardak. ceylan tarafından ışınlan aslanlar gibi bakıyoruz. Baygın iki garsondan başka.. Bildiğim bir şey varsa. ileri geri konuşmam ilgilerini çekmişti anlaşılan. insan içine çıkamaz. Üsküdar'ın efsanevi emniyet müdürüymüş. Kıpırdamaya korkuyordum. Şebnem'e tutulmuştum. Polisler kollarımı tutup başımı yere eğerek beni öndeki otomobile tıktılar. Aynı zamanda. Tam tersine. adı ve maceraları dilden dile dolaşmaktaymış.. Masalarda tek başına pinekleyen elk. Ayten Alpman. Tozutmama ramak kalmıştı.. [WlLL FERGUSON] iki sene önce. bildiğim bir şey yoktu: Beynim. Huduni. avucumdan taşan suyu yüzüme çarpınca ağzımdaki sigara ıslak elimle yanağımın arasında sıkışarak "cosss" diye söndü.." 154 Mezardan şartlı tahliye Ruhunuzla yazı tura atmayın. Şebnem yapma çiçeklerin arasındaki sahici gül'dü.. Bir insana değer vermenin bedeli ağırdır. kontağı çevirdi. trafik kazası geçirdiğim ve komşu kızı Kevser'in cinayete kurban gittiği gün ılımlı bir dangalaklıkla çarpılmıştım. polis teşkilatının bir nevi ruhani lideri.

Fakat telaşlanmak ve üzülmek dışında ne yapabilirlerdi ki? Kaybedecek hiçbir şeyim kalmamıştı. Halbuki evimin ortasında bir papağan cesedi yatıyordu. suratıma çalışıyordu. Toprak.tenekesi gibi bir suratta. 158 Nesli tükenmekte olan peçeli baykuş [tyto alba]. kasaplık eğitimi almış çobanların kontrollü heyecanıyla deviniyorlar. Kafamın içinde kara bir bulut peyda olmuştu. Şişmiş dilimi ağzımın içinde güçlükle oynatıyorum: "Bildiğim bir şey varsa. bir daha. Konu komşu. Gözümüzün yaşına baktıkları yok. Hoca. Vaktin varsa gelsen ya? Bak. malikü'l-hazin [botaurus stellaris]. yüzüme eğiliyor. zamanın akışım etkiliyor.. zihnim saçma sapan şeylerle meşguldü. ciğerlerimi Kevser'e naklediyorlar. içlerinden bir soprano "Yetiş Ruhiye Abla! Kevser ölmüş!" diye öyle bir öttü ki. Tozun 'kakule' olduğunu bilahare öğrenecektim. yahbur [otis tarda]. Varoluşsal kaos bizi ele geçiriyor. kaslarımı sıyırarak beni Sigarayla Savaşanlar Derneği'nin meşhur afişindeki iskelete çeviriyorlar. Müntekim. Neden sonra. Merdivenlerde ayak sesleri dinmek bilmiyordu. pütürlü ve hoş kokulu. felaketler. acıkmış olduğumu fark ettim: "Yemek mi?" "Çok sıskasın Müntekim. baba-oğul birkaç kilo alırız. bacağı kırılmış bir at gibi soluyordum: Yalan söylerken nefesi kesilenlerdenim: "Az önce gırtlağıma kadar (ıkındım. Kevser'in tabutunun ardından yürüyordum. sadece imkansızı kabullenmen. Yongalarla dolu çürük bir çuval gibi dağılıyordum. gecenin ortasında ışıklar saçarak öten. Mahallece tahtalı köye taşınacağız. Kendini günah keçileriyle dolu bir ahırda bulan. Etrafı sarı-siyah naylon şeritlerle kuşatıyorlar.. fakat birgün gerçeğine rastlayacağımı hiç ummazdım. Hafta sonu uğrarım sana baba.. Dükkanda işler nasıl?" "Elhamdülillah. omuzlarımın üstünden geçerek evime giriyorlardı. Zorla denize sürüklenen kara kaplumbağası Hayat zannettiğimizden de kolay. benim ihtiyar can yoldaşım. Ruhiye Hanım. benim ölü olmadığımı anlayınca fena bozuluyorlar. Ölümün yörüngesindeyiz. [FRANCO FALCONE] Ne anlama geldiği hakkında hiçbir fikrim olmayan acı gerçekler nevrimi döndürmüştü. Çocuklar ceset görme telaşında. Hepimiz de defnetmekte olduğumuz maktul kızdan yaşça büyüğüz. kararmış tuvalet musluğu gibi damlayan bir burun ve ceviz gibi buruşuk bir çene. Portakal tozu gibi bir yağmur çiseliyor. gencecik bir kızı gömüyoruz. okuldan dönen çocukların çığlıkları ["Anneeeeeee!!!"] eşliğinde ayıldım. Son bir gayretle kanat çırparak Kevser'in siluetine kondu ve oracıkta ruhunu teslim etti.. Yumruklarım ceplerimde. kılkuyruk bağırtlak [pterocles alchata] gibi talihsiz kuşları kurtarmak için düzenlenen bir kampanyaya imza verdim. 156 Gülümsedim ve flaşlar patladı. Bir dolmuşa atlayıp Kadıköy'e indim. yulaflı kek misali nemli. biri burnuma bir avuç kokulu toz tuttu. yüzünü gören cennetlik. üzüntümüzü kat be kat aşıyor. Bir grup foto muhabiri merdivene dizilmişti... Makyajı. Büyük ihtimalle morg çekmecesinde bulunan talihsiz Kevser'in. kaçınılmaz olandan korunmalı ve dayanılmaza katlanmalıyız. sana yemek ısmarlarım?" Birden. bütün pencereleri açılarak temiz havayla dolan bir odaydı artık. her şey yolunda. beynimi. akordeona dönmüş bir ambulans etkisi uyandırıyor. "Milan Kundura?" "Babacığım. Eğer bu evin sahibi olsaydım ve cehennemde de bir dairem olsaydı. kızıl sırtlı örümcekkuşu [lanius collurio]. bazıları. kulaklı toygar [eremophila alpestris]. kısılmış. Ortalık o kadar sessizdi ki. Kırk kişi varız. Tecavüzcüler gibi terleyen apartman görevlisi Melikşah Sultan. Geceleyin. Ondokuz yaşında. kesin. çizimin biçimini etkilemezdi ki." Babam. ahiret tefekkürü yerini gıybet matinesine bırakıyor. Huduni. Takdir-i ilahi tesisatının nakavt mekanizması. gökten inen canavar sürüsüne karşı beni korumasını söylemeliyim: "Çok teşekkürler babacığım. Filmlerde görürdüm. dünyanın en boş evinde. burayı kiraya verip cehennemde otururdum. toynaklaşmış elleriyle kollarımı kavrayıp beni sarsıyordu: "Ne oldu Müntekim Bey?!" Bir daha. olmaz mı?" 33 .. önümüzdeki elli-altmış sene boyunca peyderpey birbirimizi toprağa vereceğiz. Kıdemli bir mevta topraktan başını uzatsa da bize bir akıl verse. kıyamet sonrası yorgunluğuyla donakalmıştım. kendisininki. Ambulansla hastaneye kaldırıldım. El Fatiha. Polisler zuhur ediyor. Tebeşirle zavallı Kevser'in çevresini dolanarak holün kanlı ahşap döşemesine siluetini çiziyorlar. Bir sigara yaktım. Kulübede. dişlerim baştanbaşa bıçakla çizildi sanki. Mezardan şartlı tahliyeyle serbest bırakılmışım gibi hissediyorum. Hakikat güneşinin altında. Dünyayla aramdaki buzlucam eriyiverdi.. Mezar sulanıyor. Güçbela doğrulup apartman boşluğunun taş zeminine oturdum. evimin girişinde leşim seriliyken.." Dönüş yolunun ikinci adımında ölüm düşüncesi.. hırıltılı bir sesle Kevser'i sayıklarken kafesin kapısını açtım. kalbimi. Kevser'in belki de katıldığı ilk cenaze merasimi bu. Huduni de tekdüze bir hırıltıyla Kevser'in adını sayıklıyordu. iki ayağımız bir pabuçta. Elimde reçeteyle polis arabasına bindim. Başım. hakkımdaki çerden çöpten şüphelerin üzerine mercek tutarak bir iftira yangını çıkarmak istiyorlar... Her ihtimale karşı kavalkemiğimin filmi çekildi. Dünyayla arama buzlucamdan bir set çekilmişti. Anne-babama telefon edebilirdim. nüktedanlığı bir fazilet alameti sayar. alelusul montajlanmış kan bilyesi gözler. Gıyabımda beni ayaküstü ameliyata başlıyorlar. dünyanın maketi. rahip akbaba [aegypius monachus]. Akranım olan bir doktor tarafından muayene edildim.. bıyıklı sumru [cfılidonias hybrida].. Dualar okunuyor. yemeğimizi yer. zağanos [bubo bubo]. boynumdaki Marcello Mastroianni kravatını çekip uzatarak çevirdikleri duygusuna kapılıyorum. Çıkarıp yakıyorum. Kendi kendime mırıltıyla iyi dileklerimi sundum: "Huzur içinde yat". böylesine basit bir şekli çizmek için ille de bir kurbana ihtiyaç olmadığını düşündüm. Mezarlık. her şey boz bulanıktı. Üstelik evimin içinde! O anda." "Dostlar sağolsun evladım. Mahvolmuştum. Cenaze dedikodularının vızıltısı. peşimden ayrılmayan bir sinek bulutu. iyi misin?" Babama. yere beyaz tebeşirle çizilmiş polisiye suretine basmamaya özen gösteriyordum. balyozuyla enseme." "Neredesin be oğlum? Sesini duyan hacı. Ne gezer. benim. dehşeti üstleniyoruz. O hengamede birileri ağlıyor. Cinai bir kaosun ortasında. göğsüme. cıyaklıyor. Bu maktul şablonu bana hep cesedin kendisinden daha ilginç gelmiştir. Yerde yatanın ölü ya da diri olması. Suça ortak olmadığımız halde. Bir ıstırap tatbikatının ortasmdayım. sigaramdan yükselen dumanın gürültüsünü duyabiliyordum.. ikindi güneşinin turuncu ışığında. taziye nezaketi. Öğle vakti. "Başınız sağolsun Ruhiye Abla. Kemiklerimin içerisinde zehirli karıncalar yürüyordu. Nöbetçi eczaneye uğrayıp Reparil jel ve bir kutu Dolorex aldıktan sonra evime yollandım. körük gibi soluyordu. insanlar bacaklarıma basıyorlar. Kör bıçakla çürük bir meyveyi deşip soyar gibi derimi. Kadınlar etrafımı sardı. Karakolda ifade verdim." Melikşah Sultan benden randıman alamayınca dörtnala uzaklaşıyor. Yeni sille tekniklerini üzerimde deneyen felek. Çaresizliğimiz. merhumeye talkın veriyor.. Fırından yeni çıkmış bayat ekmeği andıran bir kadın. Suç mahallini. Konservatuar binasının yanındaki telefon kulübelerinden birine girdim ve babamın dükkanının numarasını tuşladım. kaldırımları arşınlıyordum. Bir tek sigaram eksik.

dengesizliğimizi kamufle ediyor. bilen bilir. canına can katılıyor. spor. O yüzden. Ilık ve yumuşak porselenden yapılmış genç kızlarda. savaş. Böyledir. fakat eminim ki bir müşkülatı vardı. Tarih. İçimde bir kabir azabı pr o vasidir gidiyor. Kaşla göz arasında baş göz edildik. işgalci Amerikan ordusunun alçakta seyreden F-lll gözetleme uçaklarını. Bilumum hava kuvvetleri. Bu düpedüz bir intihar notudur.. Mezarına geri dönmek için 'can atan' fakat yolunu kaybetmiş zombileriz. tıp. cinayet pozları veriyor. Nereden mi anladım? Ayakkabı. F-16 motorlarında fır dönen kuş gözleri. Kalabalık. emniyeti dışlıyor.. şeytan bile bu sıcağa dayanamaz. felsefe. Boş/ Kuşlar göğü terk etmiş. Altın dişleriyle demir leblebi yiyen sentetik kabadayılar. bana hiçbir şey söylememek için mi telefon ettin?" "Senin şefkat dolu şüpheciliğini özlemişim. Akşam güneşine markaj yapan suratsız binaların arasında. Reklamlarla fişteklenen yığınların tek bildiği. aşk. Ben bekarlık tahtından çabuk indim. sonra Cevher doğdu.. Kitleleri etkileyen her söz yalan. Evimi soyanlar. Rahmetli pederim de. Müntekim telefonda biraz ketumdu. babasıyla nasıl konuşacağını ölünceye kadar öğrenemez. Ben mesela.. her yerde ayakkabıyı müşahede eder. Faraza siz bir karate filminde dövüşçünün attığı tekmeye dikkat edersiniz. dans. Fakat bu yaştan sonra... Maaşı ancak yoksulluğunu sürdürmeye yeten üçüncü lig bekarları. Tozlu bir minibüsün arka camına "Beni yıka" yazmak için mola verdim. toplamda 700-800 milyon dolarlık zarara uğruyor. Teknolojik uygarlık. İnşallah evdedirler."] Düşüncelerim küller gibi uçuşuyordu. metropolde güncellenen dehşete bir katkı payı anlamı taşıyor. şehvet hezeyanları çınlıyor. amma yaptın. arabayla bana çarpıp kaçanlar ve diğerlerinin arasındayım. Askerden yeni gelmiştim. Hangisi ölünceye kadar? İşte onu bilmiyorum. annene de bir 'alo' de. Yeni açılmış bir lokantada devekuşu bifteği yedim. O gün anladım ki." "Ne yani." ["Peki. bu kız tam sana göre. erdemli şiddete duyulan hasreti ifade etmekten başka işe yaramıyor. Babalık. Başka Şansın Yok] Bir bebek doğdu mu. pırlanta gibi maşallah. Anahtarı deliğe sokmak üzereydim ki kapı açılıverdi: Babam. biri canını mı sıktı. Herkes katil olabilir." Geciken bir idamın homurdanan seyircilerini andıran kalabalığa karışıyorum. Ölümden beter bir olayı durdurmak için öldürüyorsun. avarelik büyük bir konsantrasyon gerektiriyor. işyerimi yakanlar. şu anda üç canlıyım... Her birimiz. Roman bahsinde. Bütün genç kızların emir ve görüşlerine hazırdım. 'Ne olursa olsun kimsenin canına kıyamam' diyemem yani. Yabana atılmak da istemiyoruz. cehennemde yelpaze satsam." Başıyla selam verirken sakalı silkeleniyor: "Sağol canım. Varlığımız. İzimizi süren cellat ile cankurtaranın yarışında.. bitmeyen bir acemilik. Bende de kabahat var. Vietnamlılar. [HARLAN COBEN.. iklim. Aşırılıklar. bir erkek. Muğlak bir töhmet altında kalmak pahasına. Süslü püslü bir dükkanın vitrinini kaplayan dev oyuncak pandayla göz göze geliyoruz. Daha gıcık bir laf edeyim: Ekmeğimizi ayakkabıdan çıkardık. şu karmaşık dünyada basit bir yaşama razı. mamafih kuşlar da infilak ediyor. Başkalarının felaketinde eğlence. açlıktan ayakkabısını yiyordu. örümcek ile sinek arasında pazarlık olmayacağı. coğrafya.. baba olmak. Öte yandan. Onlar da bizim gibi canlarını kurtarmak için kafeslere sığınmış olmalılar. baltayla nakış işlesem. Korkunun tüm o klişelerini. ses duvarına saplanıp çatlayan gagalar. Mezbahaya giden yolda güdülürken bize gösterilen iyi muameleye fitiz." Gülizar. Hakiki bir ayakkabıcı. 162 Ben. ayaküstü çay içtik... saygı görmekten sıkıldığımı evlatlarıma nasıl izah ederim? Racona ters. Para suyunu çekince lüks ve konfor karşısında savunmasızlaşıyorum. Modern medeniyetin çarkları neşeli bestelerle terennüm edilen tehditler. sadece bir selam vermek için .. Kaosun dalkavuklarıyız! Bildiğim bir şey varsa. Çocuklarımı nasıl şımartacağımı bilemiyorum. Ölünün ağzından yazılmış eciş bücüş bir cümle bozuntusu: "Beni yıka!" Apartman merdiveninin basamaklarını saydım: Otuzdokuz. Peki ya ben? Bu alçak tavanlı şehirde. en üzgün çocuğun kadar mutlu olabilirsin." Kırk lirayı ateşleyip Ferruh Arsunar'm Köroğlu adlı kitabım satın aldım. suikaste layık olmadığımızı ispatlama gayretindeyiz. Taksimetre. Anlat bana. Önce Müntekim. gerçekten de göz kamaştırıcıydı. nesli tükenmekte olan iki kuş gibi ötüşüyoruz: "Cik cik?" ["Müşteri bekliyor. gelinin 34 . Çaresizliğin promosyonu olan bir dirayetsizlik ve endişeyle dopdoluyum. beş yaşındayken daha dürüsttün evlat.. Patiklerde geleceği görür. cellat üzerine bahse giriyoruz. Uğursuzluk raddesindeki yapmacıklığma bakar mısınız! Bil* 159 diğim bir şey varsa. Bir hayat kurtarmak için bir ömür harcarsınız. Lütfü Seymen şaşırtıcı bir şey söyledi: "Ben. Kerata bana açılamıyor. Katherina Blum'un Çiğnenen OnunCmı yeniden okudum dün. toplarla canlı tavuk fırlatarak düşürürlermiş. kravatlarını gevşetmiş. kendi mahvımızda avuntu buluyoruz. suç. milyonlarca gelin namzedi arasından Gülizar'ı buldu: "Recai. şom ağızlılık daima itibar görmüştür.. Bir filmde Şarlo. çorabın deliğini bilir. Dişinden tırnağından artırıp dişçiye giden. İnsanın kellesini pişiren bir temmuz ikindisi. bir merhamet geleneğine mensup olan babamla. herşey ama her şey benim için ayakkabılarda II. manikür yaptıran plaza amazonları umutsuz bir kibirle yalpalıyorlar. terörün sürprizleri örtbas ediyor. Daha doğrusu indirildim."Sen. derisi yüzülmüş bir maymun gerginliğiyle turluyorum. Evime girip pencereden kendimi atmak bana iyi gelecekti. Kadıköy'ün gedikli sahafı Sakallı Lütfü'nün dükkanına uğradım. Telefonda. "Hayırlı işler Lütfü Ağabey. Hayatım bu dükkanın içinde geçti. Kralın tacı. Kişisel bahtsızlığımızı da kapsayacak majör felaketlerin arefesinde gündelik hayatın kronik monotonluğu her nasılsa nihayete ermiyor. kız meselesi mi?" "Hayır baba. intikam alamadığı için suça yönelen ilkel bir yaratık. Henüz. mutsuz görünüyor: Uykusuz gözlerimle ben de onun yavrusuna benziyorum. kazasız belasız ne kadar yükseğe sıçrayabilirdim? Denize tohum atsam.. namüsait bir yerde indim.uadım. Her yıl. avucumdaki paranın miktarım yazınca. ben ayakkabısına. Emekli memurlar rüşvet ve iltimasla dolu yılların lağım şelalesinden tamtakır bir cehalet referansıyla buz gibi bir hüzne terfi etmişler.. Sıradanlığm garantilerinin peşindeyiz. Çarıklardan fal bakar. savaş uçaklarıyla çarpışıyor. yaklaşık 22 bin ila 27 bin kuş. Denerim. dedem de ayakkabıcıydı. Mehmet Ağa'yi sarı çizmesinden tanırım [Recai Gıcırbey] Ancak." Şu cümlenin. Yukarı bakıyorum. Annem. İnsan çoluk çocuğa karışınca. çileden çıkan. Çoraptan karakter tahlili yapar. belli şartlarda bir insanı öldürebileceğimi biliyorum. tekrarlana tekrarlana görenek haline gelen hataları üstlenmek gibi bir şey. Zorla denize sürüklenen bir kara kaplumbağası gibi gönülsüzce evime yürüdüm. Kredi kartı faizi. Bayağılık ile dostluk arasındaki zıtlığın hakkını veremiyoruz.. tamam mı?"] "Gak guk. Bugünse tayyarelerin güvenlik testlerinde ölü tavuklar kullanılıyor. köseleyi lokmamıza katık ettik. bir derdin mi var? Harçlığın mı bitti. seyahat. I Cebimdeki son kuruşlarla taksiye bindim. ekonomi. t mahfuzdur. artık burasına gelen ve kesin çözüme başvuran kimselerin anlatıldığı romanlar beni çekiyor. ön camlara yapışmış kanlı tüy yumakları. işsizlik veya yoksulluğa bağlı intiharların tırmanışı.. edebiyat. uzmanlarca onaylanmış hurafeler ve muhkem bir taviz prosedürü sayesinde dönüyor. bir baba da doğar. Biz de o hesap. gene ara. Şoföre bahşiş niyetine sırıttım.

hileler. Sayacı. Gülizar yemek pişirdi. ama esnaf olmaz. "Sapık" nedir? İzninizle ben söyleyeyim: Sapık. saraç dikecek. Bir sanatkarın kuvveti. Kederden tırnaklarını.. genç yaşta dul kalmış zengin.. bilinen en eski ayakkabı. olay ayaklarda biter: Heykeller çizmelerini giymişler mi? Fotoğrafta kunduralar görünüyor mu? Ressam. frezeci taban kenarlarındaki pürüzleri alacak. Babil ahalisi mokasenle geziyormuş. güdük bir gence rastlayınca. Erzincan türküsüdür: Kundurama kum doldu I Atmaya kürek gerek I Nazlı yârin yanında I Yatmaya yürek gerek. holdeki maktul siluetini sildi. Kenan'mış. metal lâzım.. hoşor bir kadındır hani. Ingrid Bergman'ın boyuna erişebilmek için özel topuklu ayakkabılar giymişti. açlıktan yabani otları yiyen yoksul halkımız. Ne diyordum? Hah. işte o laf da askerle alakalıdır. Orta Asya'da çizme giyildiğini iddia edenler var.. Müntekim'in dairesi soyuldu. Osmanlı'da asker.. 2000'li yıllara ait. sarı deriden çizme giyerdi.. Neden sonra harekete geçtim. Orduya katılacak gençler. Nihayetinde yüksek ökçeli iskarpinlerini yeniden giyer. ben de açtım vanaları. şehre girerken giyiyordu ayakkabısını." Hatice Hanım derhal bütün hizmetkarlarını kovar. Çin Şeddi. Dedem. bence pabuçlarından sonra gelir. esasen. gelgeldim etraftakilerin hürmet telakkisi işi bozuyordu. sandaletleri ne renge boyamış. "Kaltak" denince aklınıza ne geliyor kim bilir. İstanbul'da bir ayakkabı sergisinde Gazi'ye de bir çift potin hediye etmiştir.. boyayı yapacak. iç tarafa da zincirli sürgü taktırdım. Müntekim bana birbuçuk saat önce telefon etmişti. Eskiden ne iyiydi. Bir çift ayakkabı öyle kolay ele geçmez: Deri lâzım. Aynı dönemde. arkeologlar Mısır'da bir mezardan çıkarmışlar. ustalığı buradan belli olur. krala uyup yüksek ökçeye sardırdı. Bilahare. arsız. hazırlan kız. Tam yitmişüç sene Fransa tahtında oturan XIV. küçüğünden bir buzdolabı falan satın aldım. Müntekim inşallah beğenir. bir de Müntekim'e araba çarpmış. Hatice Hanım'a bir baş dönmesi musallat olur. Hanımefendi'ye reçete kabilinden "pamuklu.. Avrupa'da kalın taban ve yüksek topuk.. Şaka maka. Olaylardan bihaber Gülizar. hırsızlar. kumaş. dokuz senelik hizmetkarlarının ahlakı iki günde bozulmuştur.Ö. "zamanda yolculuk yapan bir cüce!" Adı. Derim ki. Topuk.. Bendenize "Bırak bu ayakları" demeyiniz. her odayı kilit altına alır. edepsiz." Atladık geldik ki ev tamtakır. çarıkları orduya hibe ediyorlardı.. Louis de tıpkı Ömer Seyfettin'in hikayesindeki Hatice Hanım gibi kısa boylu idi ve yüksek ökçeli ayakkabılar giyerdi.. yumuşak.. M. Recai Gıcırbey. cila çekecek. Askerlerimizin ayağı çıplaktı. Saray çevresindeki zevat da. Casablanca filminde Humphrey Bogart. rahat terlikler" yazar. hastasını yüksek topuklu pabuçlun men eder. ipin ucu kaçtı. kitaplık. Gavurlar ordumuzun mahrumiyetini öğrenmesin diye. kendi kendime "İşte" dedim.duvağı. dükkanımı teşrif eden müşterilerime işte böyle düzayak lakırdılar ederim. Yüksek topuklu ayakkabılar giyer. II. Ya Yahya Kemal? Nev-bahâr-ı vuslatın bassun deyü ilk ayına I Buseden pâpûş giydirdim o nermin payına diyor. Ben. Bayburt'a kulak verelim: Geydim çarıklarımı I Gel bağla bağlarını I Terk ettim gidiyorum I Bayburt'un dağlarını. foracı tabana iliştirecek. Hanım.. Ne var ki boycağızı kısadır. boya. Milattan Önce 200'lü yıllarda Hun Türklerin saldırılarını yatıştırmak için yapıldı. Hekim. fakat hiç değilse yüreği ferahtır. Ne anladım ben o esnaflıktan. yüzü hazırlayacak. çeyizlerindeki çorapları. öyle. dul gelinler. Potin bulunamıyordu.. halbuki kaltak eskimiş ayakkabıdır. Birgün. 35 ... Niye? Büsbütün eskimesin diye efendim. 1921-1922 kışında düşmanın üstüne çıplak ayakla yürüdü. Meçhul asker olur. mazur görün.. 1600'lerde. Bin şükür. Zor. işte böyle. Konakta hırsızlıklar. Anlattı. Demek ki Çin Şeddi. Böylelikle. Yorulmuşum. ayağın üzengide sağlam durmasını temin ediyordu. Kanepeye iliştim. sana Ayağında Kundurdyı söyler: Ayağında kundura I Yar gelir dura dura I Genç ömrümü çürüttüm I Göğsüme vura vura. Romalılar ve Yunanlılar da yalınayak değillermiş.. çizmemizin topuğuna mukavemet namına inşa edildi. Gel zaman.. fingirdeşmeler gırla gitmektedir. namussuz takımmdandır. ağaç. Allah muhafaza buyursun?. hem de salonun ortasına tebeşirle çizilmiş bir insan siluetinin içinde! Anlaşılan evden bir cenaze kalkmış! Hanıma çaktırmadım. kalfa birleştirecek. camları parlattı. daha akşam olmadan tarih yazdık. "Şıllık" bir terlik çeşididir. I Sanki bir lahitten kalkar ve sessiz I Uzak bir maziye dönüp giderdi. Ayakkabısızlık. Fakat esnaf dediğin. Kral boy farkını kapatmaya çabalıyor. eski bir bez uydurup deterjanlı suyla etrafı temizledi.. finişajcı son temizliği. Bunu nasıl beceriyorlardı? Topuklu çizmeleri sayesinde arkadaş. Hatice Hanım. cilalamış mı? Şimdi her yerde ayakkabı mağazaları var. askerin tüfeği. Ben de cadde üstündeki iki mağazadan çekyat. halı. Görüyorsunuz. 1926'da.. Nitekim. Yüksek ökçelerin takırtısından evin en üst katında kımıldadığını duyardık. Ayaküstü bir demli çay içeriz. mamulünü keman gibi çalmalı. yüzsüz. kendimi zapt edemiyorum. dedeciğim. Karı koca bir müddet hüngürdedik. Anadolu'dan yalınayak gelip. Yeniler de aynıdır. Kabul ediniz ki Ahmet Muhip Dıranas'm Hatıra şiirindeki şu mısralarını sevmek için ayakkabı ustası olmak icap etmez: Ayakları kumda bırakmadan iz I Yanıma geldiği hep gecelerdi.. Bir sandalet. git zaman. İstiklal Harbi sırasında yoktu. Siz nesi oluyorsunuz?" dedi. Adamlar getirdiler eşyaları eve yerleştirdiler. Döndüğümde. Cinderella'nm cam pabucu gibi kahverir elimizde. şu daracık dairede. Gene başı dönmeye başlamıştır. "Tanga" bir nevi kadın ayakkabısı anlamına gelir. apartmanda spor ayakkabılı. dualarla defnettim. deriyi regaptacı kesecek.. var bir derdi fakat söylemedi hergele. Şunu da bilin ki "kalleş" gelin ayakkabısıdır! Ömer Seyfettin'in Yüksek Ökçeler hikayesi malumunuzdur. Anadolulu kızlar. Hunlarm Çinlileri kahreden mahareti neydi? Doludizgin giden atın üstünde geriye dönüp ok atmak. çekiver kuyruğunu. Dede yadigarı papağanımız da ölmüş yatıyor. Bunlar gibi yüzlerce türkü mevcut... Peki.. sonra o ince belli bardaklar boşalır. gidip şu bizim oğlana bir bakalım. banyodan küçük bir leğen.'. Yani "Kavuşmanın baharı bassın diye ilk ayma / Öpücükten pabuç giydirdim [yârin] o yumuşak ayağına" 166 Laf lafı açtı. hizmetkarların kusurları görünmez olur. Yoksa. Gülizar bir ağlama tutturdu. tıknaz. klarnet gibi öttürmeli. Sizi lafa tutuyorum. Değil mi? Evet.Ö. M. Müntekim'in telefonundan sonra hanımı aradım: "Gülizar. 1921'de Mustafa Kemal Paşa'nm yayınladığı Tekalif-i Milliye Emirleri uyarınca. kapının kilidini değiştirdim. seni kaçıracağım" dedim.. Hepsi hırsız. ahşap merdivenlerde takır takır iner çıkar. masa. yollardaki insan ve hayvan dışkılarına basmamak için tercih ediliyordu. lâkin ruh sağlığı kötüler. Ne yapsak yakalanıyoruz. fırsat bu fırsat. millet ile devletin ortak sırrı idi. kısa çizmeye denir... ocak. Bir anahtarcı çağırdım. Urfalıya sorsan. ismi cismi bilinmeyen birinden bahsederken "Sarı Çizmeli Mehmet Ağa" deriz ya. nizamname gereği. "Ne oldu deli adam? Başka işin yok mu senin?" "Yahu hatun. Meclis'te askerin kılık kıyafet ve hassaten potin noksanı gizli celselerde konuşuluyordu. Papağanı en yakın çocuk parkındaki kaydırağın dibine. misal. "Dün. personelin sızlanmalarına kulak misafiri olur: "Ah o terlikler! Hanımın geldiği hiç duyulmuyor.. Yaaa. Hatice Hanım'm baş dönmesi sona erer. 350 çift potin 'satmıştı' ordumuza. saygıdan. Aklınızda bulunsun. Zira. Efendim. Kevser adında bir kızı öldürdüler.

insanlar öldüğünde de gülünçlüğünden kaybetmiyor. komşumuzun kızı. Varsın olsun. "Estağfurullah. peder bey yanıma sokulup fısıltılı sorguya başladı: "Neler oluyor.. canım.." Peder. böyle ufak tefek işlere bizi karıştırmak istemiyor demek ki. sağ gözünü kısmış. "Ne içersiniz. ne yaralanması? Harpte miyiz Allah aşkına?" 168 Anlaşılan anneciğim. yüzümü inceliyordu. Ağzında dudak yok: "Misafir kabul ediyor musun?" "Buyurun." "Mühim değil evladım. Oturmadım. derdi başından aşkın biçarenin. rica ederim.. Her defasında bu şarkıyı söylemesem temizlenmeyeceğim sanki. hayatımı radikal bir biçimde değiştireceğini bilmiyordum tabii. Mutfakla salon arasında gidip gelen anneme sesleniyorum: "Sen zahmet etme anneciğim. derisi soyulmuş sol omzumla mora kesmiş bacağımı görmeliydi asıl. Taş gibi mutsuz görünüyordu. Süpermen'in pabucunu dama attılar. yerinde yeller esen polisiye figürün manasından habersizdi: "Müntekim. Salonun penceresinden bana 170 gülümseyen toleranslı dolunayın karşısında bir sigara y.ıK tim. Ruhiye Abla. Komşuyuz diye herhalde. Rötarlı da olsa.. Bülbülü hipnotize eden yılan bakışı. eşofmanı çekiyorum. sesi her dakika değişiyor. Ben de çay demledim.." "Doktora gitmedim deme sakın. Annem Arnavut ciğeri ve pilav pişirmişti. ceviz yeşili gözler.." Sessizce "Evi soydular. beni patroniçesinden utana sıkıla zam talep eden sendikasız bir işçi sanırdı. Gören olsa. hemen cevap yetiştirdi: "Söyledim ya." "Lüzum yok. annemin bana sorduğu tüm soruları. Hırsızların gözden kaçırdığı uğurlu kadife bornozumu sırtıma geçirdim. Ofsayda düşmüştüm. üst katta oturuyordu. Bu ziyaretin. avcı bıçağı sivriliğinde." Mutfaktan gelen seslere bakılırsa annem bulaşıkları yıkıyordu." "Kızla sevgili miydiniz?" "Hayır?" "Senin evinde ne işi vardı?" "Bana yemek getiriyordu bazen?" "Ne yemeği?" "Sebze. Babamı karşımda gördüğüm anda." Valide hanım sofrayı kaldırırken. hırsızların anaforladığı yeni eşyalarımın yerine daha iyilerini koymuştu. aksaktı. Şimdi merhem ve ağrı kesici kullanıyorum." "Memnuniyetle. Mandrake gibi [Hokus pokus! Abrakadabra! Karambakarambina!] yuvamı donattılar.. İki büyükannem de sizlere ömür. elbette. Yerden topladığım şortu. o da bu sorunun cevabını merak ediyor ve bekliyordu. "O güzide emaneti. ağzında biriken. Her şey bitti. talih ve talihsizlik. Bu tarz bir sessizliğin üstüne Arapça konuşmaya başlayabilirdik: "Bana bir daha abla deme.. Evine polis arabasıyla bırakılan ilkokul çocuğu gibi mutluydum. Anıtmezar bekçisi sfenksin göz kırpışı." "Ona âşık miydin?" "Benden on yaş küçüktü ve.İntikam ittifakı Bildiğim bir şey varsa.. fanilaya geçirdiğim elimi kapının koluna uzatıyorum: "Ruhiye Abla?" iri." Çivit mavi koltuklar. hayatımın en kötü dönemini geride bıraktığımı anladım. Duş alırken dans edip George Baker'm Little Gren Bag'ini söyledim." "Röntgen filmi çektiler. Kimlermiş Kevser'e kıyanlar?" 36 ..." "Hamarat annen icabına baktı. eşyalardan beğenmediklerini değiştirebilirsin. Başın belada mı?" "Sanmıyorum. şu anda tüm teşkilat alarmda." "Ne zaman?" "Pazartesi." Emir almaktan hiç hoşlanmam. atmosferdeki matemi emiyor sanki. ama. Evet. belki de kalp krizidir. Hepsi bu. Filin tepesindeki mihrace pozundaydı. hepsi şahane. Babam elini omzuma koydu: "Mağaza sahiplerini tembihledim. Polis mi söyledi size?." "Polise gittin mi?" Babam." "Yani?" 169 "Ne?" "Tipin değildi demek?" "Onu kastetmedim. Holde tebeşirle çizilmiş bir. aynı kuyudaki iki kovadır. bay ve bayan sade vatandaş. Sağol baba.. Allah beterinden saklasın. Babaannene abla mı diyorsun?" 171 "Bağışlayın lütfen.." Yapacak başka bir şey kalmamış gibi esnedim.. bu da beni sersemletiyordu." "Sana ne demeye yemek getiriyordu?" "Nereden bileyim baba?. Kevser'den.. Sadede geleyim: Yardımına ihtiyacım var. İşte benim süper kahramanlarım. buyruğa riayet ettim. çatlak filan?" "Omzumla bacağım hafiften ezildi. Dünya dışı bir bitkiyi sulama tekniği." "Annene birşey belli etme. asil ruhunun cennete zahmetsizce kanatlanabileceği nezih bir makama defnettim" dedi." "Biliyorum.. sana da bulaşık çıkardık zaten. sempatik bir işgüzarlıkla anında yanıtlıyordu: "Tabii ki gitti. dün mü evvelki gün mü ne. kimseyle kavgalı değilsin ya?" "Gülizar. yoksa bana mı öyle geldi? Şşşşş." Bir tıkırtı mı duydum. komşunun kızını vurdular. Salona süzüldük. Babam: "Ehemmiyetsiz bir sıyrık hatun. Peder bey. Esrarengiz konuğum ise başköşeye yerleşiverdi.. Buruşuk penyeden bir yüz. Problemi. mabetteymişiz gibi fiskosa devam etti: "Öldürülen kız kim?" "Dedim ya.. örümcek hisleriyle anladılar. Burnu." Afallamıştım: "Nasıl?" Cevap yerine "Ciğerparemi kesen mendeburların kim olduklarını biliyorum" dedi. daha ne olabilir ki?" "Alnındaki çürük neyin nesi?" "Araba çarptı. kapı vuruluyor: Bornozumu çıkarırken "Hemen geliyorum" diyerek çırılçıplak yatak odama koşuyorum. oğlunu tanımıyor musun? Geçimsiz bir çocuk mu? Hırsızlar eve dadanmış işte. "Kevser'in vefatına inanın çok üzüldüm." "Alnına ne oldu. "Emin misiniz?" "Bana bunak muamelesi çekme!" Tavırları. Simli eşarbını çenesinin altından düğümlemiş. ifadesi.. Torununun yasını tutan bir nineyle inatlaşmak bana yakışmaz." "Huduni nasıl öldü?" "Çok yaşlıydı.. öyle. kahve?" Evvelki gün biricik torununu kaybeden 'acılı' kocakarı bana ne dese beğenirsiniz: "Otur. Benden çok daha akıllı ve bilgili bir adamın başedilnıe/ vecizesini hatırladım: "Hayat insanlar güldüğünde ciddiyetinden kaybetmediği gibi. Salata da caba." "Dalga mı geçiyorsun?" "Ne münasebet. anlat bakalım.. yaralanmışsın?" Annem. Huduni'yi sordum. oturdum." "Vücudunda başka yara var mı? Kemiklerinde kırık." "Neden bize haber vermedin evladım? Niye 'Evim soyuldu' deyip yardım istemedin?" Babama baktım. Huduni de öldü.. Fakat ben duraksayınca yine araya girdi: "Yahu artık koskoca adam oldu." "Uzun sürmez oğlum. Validem. zoraki tebessümüyle zapt etmeye çalıştığı soruları art arda sordu: "Evin ne zaman soyuldu?" Peder tetikteydi. masayı ben toplarım. hayatımı çabucak tamir edip gittiler.." Ebeveynim. he mi Müntekim?" "Evet. Kadın. Sizin için ne yapabilirim?" "Kevser'in katillerini buldum.. her şeyi biliyorsun" dedim.

kendi kendine 'Bitli kokana kafayı üşütmüş' diyorsun değil mi?" Yaş tahtaya küflü peynirle çizilmiş bir gülücük. Jilet. Güzel kokmak sevaptır. kırçıl bıyıklı adam da bakışlarıyla beni sorguluyor. Bunlar birbirlerine lakaplanyla hitap ediyorlar. Şırınganın namlusunu. "Esanslarım var. anlattığı ipe sapa gelmez hikayeyi bu duman ilham etmiş olmalıydı. yatmadan önce omzuna. bergamut. 37 . hidayet heyecanıyla ne yapacağını şaşırmış Şarlo gibiydim. önündeki simitleri neredeyse bütün bütün yutuyor ve su bardağından çay içiyordu. "Yo. Araba. Dumanı odayı doldurdu. sabaha bir şeyciğin kalmaz Allah'ın izniyle. Bir esnaf çırağı gevelemesi tutturdum: "Zencefil kökü. söylediklerinize inanmak kolay değil pek. tuhaf bir sigara çıkardı. Masada dört kişiydiler. Sırtımdaki fıstık yeşili orlon hırkanın içinde. Ocakla kasa arasında dikilen kısa boylu. bu kokuşmuş kahvehaneye ayak basan ilk esans satıcısı bendim. Uzanıp yaktım. kapkalın bir sigara dumanının içinde namütenahi bir avuntu seferine çıkmışlar. siyah. evini soyan ve Kevser'in boğazını kesen dört namerdin üzerine bunu püskürteceksin. yeşil. gündüz gözüyle hırsızlık yapan. Şapırt aptalı yeni bir simidin çemberini kopardı. kumral. Tak diye elimdeki makinayı kaptı ve kendine doğrultup göğsüne fısfısladı. Kösele dedikleri iriyarı. misk. Sırık gibi bir simitçi. kalın bıyıklı. "Gerçi doktor bana ilaç vermişti. Kocaman. "Cehennem ateşinde tütsülenin!". gözlerimi zonklatan gözlüğü çıkardım ve hırkamın ucuyla silmeye başladım.." "Müsaadenizle" diyerek paketten bir sigara çektim. Külyutmaz tavırları. Itır.. çenesiyle beni işaret ederken kaşlarını kaldırdı. küçük.. gözünü kırpmadan cinayet işleyen pervasız suçluların adresini saptamıştı.. limet." Kör kuyularda yaşayan masal devleri için tasarlanmış gözlüğümün üzerinden etrafı seyrediyordum. Oysa ki Allah. Ninja Kıraathanesi'ndeki böcekleri ilaçlayacakmışım! Ruhiye Hanım. X Files dizisini seyrediyor musun?" "Evet?" "Fox Mulder. dolu gagasını açarak suratıma baktı. son loto kuponunu dolduran Radar Haydar'm ensesine doğrulttum ve sıvıyı itinayla püskürttüm. suyu çıkmış spor gazeteleri." "Tamam da.. Kösele'nin nefret dolu standart yüz ifadesi birden kayboldu ve herif gülümseyen bir mezarlık ağacına dönüştü. tefarik. Suspus olan da iskender. Şapırt. 7 numara gözlükler. Şişko. Bıyığı. tavla tıkırtıları. Zor olmadı. Orada. Şapırt iştahlı. Perdeler. sakalı yoktur. Gözlüğü taktım. defne. "Son nefesin kokusu!". "Siz de ister misiniz?" diyerek sıvı kurşunları göbeğine yolladım. Kıvırcığa. neşeli bir havada beni izliyordu. "Yaraların nasıl?" Hayret? Yaralı olduğumu nereden biliyordu? "Yaralarım mı?" "Pazartesi günü seni damgalayıp kaçan kırmızı Peugeot'dan hiç iz kalmadı mı?" "Şey.. zar atar gibi şeker atılan koyu çaylar karıştırılıyor. Solgun duvar kağıdına benzeyen. bacağına sürersin... Bulunmaz Hint sigarasıymış. korsan sırıtışlarında binlerce çürük diş. bu."Onları cezalandıracağız. Biri şişman. Bıçkın. BAKARA SURESİ. Elimde saldırı silahıyla dikiliyordum. Simitler ışınlıyor. okey şakırtıları. minnacık. Kaçıklara vergi bir özgüven ve buyurganlıkla." Elime metal ve camdan mamul bir şırınga tutuşturdu. kafayı tütsülemesiyle alakalıydı.." Malzemeyi aldım. Bordo çuhalı ma salarda iskambil hışırtıları." 172 "Ne ki bu?" "Arpa külü. 72. at yarışı bültenleri elden ele dolaşıyor. Peugeot muymuş?" "Al şunu" deyip bana haki bir tozla dolu bir torbacık uzattı. Şapırt Sadi. Asıl adı Sadi. çağımın gerisine ışınlanmıştım." "Senden bana inanmanı istemiyorum ki. değil mi? Sen. Top sakallının bir şeyler fısıldadığı çam yarması. Sırıttı.. fakülteden mezun olduğum gün babamın hediye ettiği dolmakalemle loto kuponu dolduruyordu. obsidiyen bir yüzük takıyor sağ eline. Kösele yarım göz kırpıp kafasını iki yana sallayarak. "Cesedinin yakışıklı olmasıyla yetinme!". Temmuz güneşinin kısık ateşiyle yavaş yavaş pişmiştim. sizin sakladıklarınızı ortaya çıkaracaktı. eşkalini verdiği adamları saptamaya çalışıyordum. Zira kumral bir adam. sigarasını tüttürüyordu. Birbirine düğümlenmiş demir sandalyelerde oturan her yaştan.. Gözümde kaim çerçeveli. nasıl olur? Yani siz nereden biliyorsunuz? Adamlar kimdir? Niye oraya gidecekler? Hem ben onları nasıl tanıyacağım?" "Kolay. AYET] Cuma namazından çıkıp Ninja Kıraathanesi'ne girdim. kola." Avlarımın üzerine yürürken. kirli sakalla çenesindeki oyuğu örtüyor. "Sonrasına karışma. Sinek konmuş gibi elini ensesinde şaklattı ve bir an avucunu inceleyip kokladıktan sonra küçük kumarına geri döndü." Galiba. Buraya kanaatlerini değiştirmeye gelmedim. Şapırt'a "Ne iş?" hareketi yaptı. Orta boylu. yufkaya sardığı köfteleri limonla servis yapıyor. Kösele. Turfanda domates şişmanlığında temiz yüzlü bir adam çiğköfte tablasıyla tura çıkıyor. Rüzgar çıktı. ünlü parfüm markalarının reklam sloganlarını uyarlıyordum: "Ölümcül cazibeye adanmış parfüm!". var mısın?" "Vuracak mıyız?" Sağ elimi tabanca şekline sokmuştum. meşe yosunu. Bir elimde camekanlı esans çantası. paslı demir görünümünde fakat pekmeze banılmış pamuk yumuşaklığında simitler dağıtıyor. Kevser'in katili işte bu Haydar. "Bana itimat etmiyorsun.. mırıldıyordum: "Gülsuyu. gönderinden kurtulmaya çalışan bayraklar gibi dalgalanıyordu. defolu gülüşlerinde. Başımda lacivert kadife bir takke. Geriye sadece benim sprey sıkmam kalmıştı.. record tuşuna basılmış robot gibi dinlerken yüzüğüyle oyuyordu. on kamyon dolusu adam. Boş bir sandalyeye elimdekileri bırakıp. diğerinde portatif tezgah.. Dedektif kocakarıya.. Yaşlılarla ve turistlerle konuşurken sürekli el kol hareketleri yapılır ya nedense." "Uzatma genç adam. Dana Scully'i ikna edebiliyor mu?" Ruhiye Teyze'nin X Files izleyicisi olması enteresandı. "Azrail sizi saplantı haline getirecek!". 'Şapırt' diyorlar. [KUR'AN. Yürümeyi yeni öğrenen bebek adımlarıyla kıyıdan köşeden geçerek kurbanlarımı aradım. Yeni Müslüman olmuş. 173 "Takdir edersiniz ki. İnce. Ruhiye Teyze'nin." "Öyleyse dediğimi yap. Kösele bana döndü. Kevser'in katili. Ayağımda evladiyelik Sümerbank ayakkabıları. "İçindeki toz. kararmış yamuk tepsisinden. amber. bıyıklı olanı 'Radar' Haydar. "Pekala. Çakallara sokuldum. Kösele İskender'in sağ omzuna çalıştım. koni biçiminde bir kağıt ambalajın içinden. Ruhiye Teyze'nin üzerimde gerçekleştirdiği kılık kıyafet devrimi sonrasında. yumurta akıyla karıştırılınca merhem haline gelir. Nasıl isterseniz" dedim. Minyatür bir gemi gibi ışıklı askısından masalara çay. Bacağımda şalvar bolluğunda bir pantolon. gerçek ismi Atilla. gazoz bırakan yeniyetme garsonla göz göze geliyoruz. hacıyağı. O da şeker külahı benzeri. çetenin elebaşı. uzun.. Jilet Atilla sırtına sıktığım sıvıdan etkilenmemiş gibiydi. Kırış kırış." Güzel kokmak sevaptır Siz bir adam öldürmüştünüz de onunla ilgili olarak çekişip duruyordunuz. onlara cehennem azabı yaşatacağız!" Zavallı kadıncağızın beyninde gram fosfor kalmamıştı. keskin bakışlı. içimden. tıknaz.. Cuma günü Sahrayıcedit Camii'nin karşısındaki Ninja Kıraathanesi'ne gideceksin.. Scully'den daha mı inatçısın?" "Aslında ben de Mulder'dan yanayım. "Yani?" "Gene de beraber hareket ediyorlar.

sürme gibi göze sürülürse kirpikleri uzatır. Mezarlıkta yapılan bir tahkikat sonrasında.. Sanki ben başka tarafa döndüğümde onlar su içiyor. aktar idi. Dörtlü. Tabiatın ağır yaralarına beton döktü. ölümler 38 . can çıkar. terin kötü kokmasını önler. Adamotu koklamak. Eğreltiotunun suyundan bir küçük fincan içilirse. iğde. kucağında siyah bir kediyle açtı. irfansız. yarasa kanı. Haklısınız.. yeminle söylüyorum. Tabiatı önce hapishaneye çevirdiler. bilim adamlarını. Genetik mühendislerini. Ruhiye Teyze bana sırrını açıkladı: "Jajha" dedi. aklını uyuşturmasın oğlum. uyuz veya egzama üzerine tatbik edilirse ondurur. 1833 senesinin baharı. Hurma." "Fakat bu söyledikleriniz. insafsız bilim." "Cin kısmı geçmişten haber vermeye muktedirdir. bilinmeyen bir sebeple aralarında münakaşa edip feci şekilde birbirlerini yaralamış. Radar'm loto kuponu ıslandı. Havuç. ne demişler. Yahu. İhtiyarlamayı geciktirir. çarpıntıyı izale eder. yakalanıp polis merkezine götürüldüklerinde de. baş ağrısını giderir. Tırnakları parmaklarından uzundu. Başka ne olacaktı? Şu bizim Jajha yok mu. Görevi başarıyla tamamlamıştım. kabul. biri otuzüç yıl." 177 "Vay canına. hiç değişmeyecek. Kapıyı. sentetik soğanlar koyuyoruz. ignotum per ignotus. Gelgeldim insanoğlu her yaştan ağacı keserek. tereyağı ile birlikte merhem yapılır. Kılları da yosun gibi kalınlaşmış. Beni umursadıkları yoktu. felci iyileştirir. Jajha da neyin nesi?!" diyecek oldum. portakalı. Narcisse Noir parfümü ve doğru sıralanmış birkaç kelime. "bana Jajha söyledi. ben bir ayağı çukurda bir kocakarıyım. tik kez bir fablda rol alan acemi sırtlanlar gibi kesik kesik gülüyorlardı. Ceset iki misli büyümüştü. evi barkı bırakıp kaçmıştı. Mezarına sığmayan. Dağlara taşlara. Ali Alemdar adında bir yeniçeri olduğu anlaşıldı. Tırnovalılar kötü ruhun şerrinden kurtuldu. incirle. yağmuru kelepçeledi. haydi sen git biraz oyna" dedi. fakat susup sözün devamım bekledim. Patlıcan. yöre halkının ödünü koparmıştı. nefes darlığına birebirdir.. bütün devaların şahıdır. Fakat nasıl? Kediye eğilip "Nefertiti.." "Peki ya o esans numarası?" "Benim gözyaşım. tımarhanelik patronların gözüne girmek için nebatata hormonlarla tecavüz etmesinler. o laboratuar sürüngenleri de hadlerini bilsinler." Çok inandırıcıydı. Haberi okudum. Hırsızlar. Hazenbel. zeytinle. ruhunu gasp ettiler. ondokuz yaşındaki bir kızı öldürmüştü. "Jajha benim cinim. Kuru üzümün çekirdeklerini çıkarıp içine karabiber dök ve öylece ye. Görgüsüz. güneşe çuval geçirdi." "Ah tabii ya. eklem ağrıları ve siyatiğe karşı eşsiz bir ilaçtır. nüshasında neşredilen bir haberin başlığı. sıkı bir pazarlığın ardından 800 kuruş ücret ödendi. Eee. Rahmetli hafız babam. kefenini yırtıp topraktan fırlayan gudubet bir mahlukun soyundanım. İki gün sonra gazeteler. Pılı pırtımı toplayıp kahvehaneyi hızla terk ettim.] Bu yıl çok yaşlandım. Karpuzu. vücut parazitlerden temizlenir. kadıdan müsaade alınarak 178 ceset cayır cayır yakıldı da. Nihayet. Eriği. keçeleşmiş. Acıbadem yağı. Tekkelerle mescitler arasında mekik dokumuşlar. Keçiboynuzu. Radar Haydar. "Bütün bitkiler şifalıdır" derdi. Fox Mulder yerden göğe haklıydı.. fakat iki yıldır yaptıkları soygunlar ve işledikleri cinayetlere ilişkin kanıtlar yeterli bulunarak suçları sabit görülmüştü. Haşhaş. Elimde gazeteyle Ruhiye Teyze'nin dairesine koştum. Ne çare ki soframıza sahte patatesler. böbrekteki kumları döker. [Karanlığı karanlıkla.a. Geleceği yalnızca Allah bilir. ishali keser. Ali Alemdar'm kabri başında toplandı. ailemize 'gulyabani tohumu'yaftası yapıştırmışlar. çekirdekleriyle birlikte yendiğinde. aç karnına yenirse. havlıcan ve şamfıstığı. Kedi sözden anlıyordu.. Üsküdar'ın hamamlarında kırklanmışlar. suçlulann kim olduğunu bilebiliyor?. Zencefil. bin sene evvel büyük bilgin İbn-i Sina'dan aldığımız feyizden bir cüz takdim edeyim: Elma zihin açar.. Ahlaksız bilim olur mu? Hikmetsiz. Muazzam bir kalabalık. Cılk yaralarla dolu etleri kapkara ve mosmordu. Bunu nasıl da düşünemedim. Ruhiye Teyze'ye neler olup bittiğini sordum. zehirleyerek. hem de şehveti önler. Jajha. şifa verir. Kovalsky'nin talimatıyla. Bitkilerin kokusunu. Lakin ka fir bana mısın demedi. Hurmanın çekirdeği.. Adasoğanı. kalbi kuvvetlendirir." "Cininiz mi?" "Evet. bacak ağrılarını def eder. başımı çevirdiğim anda kafalarını kaldırıyorlardı. huy çıkmaz. Sarımsak. naylon biberler. dinlendirici bir uyku getirir. Pazı. Devletin resmî yayını olan Takvim-i Vekâyi gazetesinin 69. şaşkınhklanyla dikkat çeken sanıklar. Dişotu. işledikleri suçları bağıra çağıra sayıp dökmüşlerdi. Umulmadık bir heyecana kapıldım: "Şu anda burada mı?!" "Değil.. Onlar da İstanbul'a göç etmiş.. botanikçileri eleştirmek bana düşmez. mandalinayı köleleştirdiler. 179 Muz. Peygamber Efendimiz'in (s. Mezar kazıldı. Madem öyle. yakarak öldürdü." Bütün bitkiler şifalıdır [Ruhiye Ruhan] Obscurum perobscurius. öksürüğe ve göğüs ağrılarına iyi gelir. mümkün değil?!" "Mantığın zehri. Bildiğim bir şey varsa. sonra da içindeki canlıları katlettiler. benin dedemin dedesiydi. diğeri ise yirmiyedi yıl hapse mahkum edilmişti. İflahı kesilen iki mahalle ahalisi. Bir gölün kıyısında duran iki geyik. Kedi de o da gözlerini yumup hoşnutlukla dinledi. Kösele bütün sıvıyı Jilet'in karnına boşalttı. prostat hastalığından kurtarır. hortlağın. Kına. Allah'la kul arasına girdiler. hak yerini bulmuştu. hortlağın karnına ka zık çakıldı.v. Mahkeme salonunda. üzümle Allah'ın arasına girdiler. bilinmeyeni bilinmeyenle açıklayın. Yani. Hakiki ilaçlar. Çevredekilerden bazıları da onların neşesine uzaktan uzağa ortak oluyordu. şöyleydi: "TIRNOVA'DA HORTLAK TÜREDİ!" Sağa sola hücum eden bir zombi. bal ile macun yapılarak yenirse romatizmayı kökünden keser. Rüzgarı makasladı. Çelimsiz çocukların elinden oyuncağını kapıp coşan ilkokul çeteleri gibiydiler. duvardaki halıdan dikkatle bakıyordu. polise verdikleri ifadeleri inkar etmişler. Böğürtleni kaynatın.) "Bal henüz vücudunda iken ruhunu teslim eden kişiye cehennem ateşi uğramaz" dediği rivayet olunur. kalbi kaynar suda haşlandı. Böbreğindeki taşlar düşsün. Tırnovalı hemşerilerimiz. hardalla beraber yenirse dalak hastalığını iyileştirir.. Bal.Şapırt'm burnuna serpti. Şiş gözlerini kan bürümüştü. Yetmedi. Dört hırsız. doğa'mn kucağındaydı. murdar etti. Jilet ellerini kaldırarak "Ulan başlatma şimdi çarkına!" deyince. Buyurun size. tıpış tıpış yürüyüp bizi yalnız bıraktı.. bize binbir türlü aşırılıkla mermiler. ikisi müebbet. lslimye kasabasından getirilen meşhur hayalet avcısı Kovalsky'ye. ölene dek saçınız ağarmaz. Para için. "suç tarihinde benzeri görülme 176 miş bir olay"dan bahsediyordu. domatesi.. kişniş suyu ile ıslatılıp lapa yapılarak şirpençe veyahut çıbana sürülürse. katiller yakalanmış. Ali Alemdar. fıtık belasını defeder. bombalar. Ayaklanıp kavgaya tutuştular. kızım. Şekersiz içilen kahve hem uykuyu kaçırır. Tamam. tüm vücudunu kaplamıştı. Çağırmadan gelmez. şifasını. boş şırıngayı alıp Şapırt'm koluna vurdu. basuru tedavi eder.. tehditler. suyuyla ayaklarınızı yıkayın. edepsiz. son olarak Göztepe'de bir evi soyarak. boyumdan büyük laflar ediyorum..

anca ekranda görülebiliyor artık. kadınsanız ön dişlerinizden birini altın kaplatın. Sizi ancak ilkbahar ekinoksunun şafağında yapılan tören kurtaracaktır. Hortlayıp terör estirdi. Zorbalığın bozuk ağzına çakılan gümüş bir belagat çivisidir. Bence asıl Arşimet Kanunu şu: En parlak fikirler. Jajtıa!". Arşimet. Irak'ta 1 milyon insan öldürüldü. sonra da şatoyu soymuş. Kurukafa ve mumlar. Altın. İntikamın kuru bir asabiyetten doğduğunu sananlar. kelebeğin peşinden koşamadan. hukukun. ceylan. küvete uzandım. Kimseyle yüzyüze görüşmeyecektik. Dairemin üst katında çok acayip şeyler oluyordu. kendini insanlığa adadığını iddia etmiyordu. Savunmasızlığın. suçluları yakalamıştı. virüslere üniforma giydirip üstümüze salıyorlar: Biyolojik silah. gözlerini pörtletmektir. işe yaradı! Yani. kesinlikle bir istisnaydı. türlü çeşitli şirketlerin hizmetinde çalışıyorlar da ondan. Çocuklar bir kuzuyu kucaklamadan. Bir insanla görüşmek. Hakikatin muazzam cilvesidir. Kindarlıkla değil. medyuma. İnsan ömrüyle hesaplanırsa. Nasıl ki yasal olmayan yollarla tedavi ediyorsa. Ademoğullarımn kavgalarında araya girmeye zaten o da yanaşmazdı. nüfuzunun ve itibarının sağlamasıdır. Alelade bir katil. pelerin ve hançer. ruhun ve vicdanın havzasında biriken meşruiyet tortusudur. 39 . Derler ki. Müşterileri. iğfal ediliyor. Bu kadar basitti. biçareliğin ve kısırlığın püskürtülmesidir. Böylece kehanet gerçekleşmiş. Ona planımı anlattım. Madem işsizim. leylek. Ücret. Hâlâ Amerikan hapishanelerinde yüzbinlerce masum işkence görüyor.. ah bir de ıkınmak. Kimseyi öldürmeyecektik. Bildiğim bir şey varsa. Zira ben cinleri masallardan. Sadece. itidalle. kılıç koleksiyonuyla övünür.. katil hırsızların bülbül gibi ötmelerini sağlamıştı. Hiç değilse. Ruhiye Teyze ise. Ben de aracılık etmiştim. kemalle alakalı bir olgudur. salihlikle [barışçılık] . bir de Nefertiti kelimesi 'güzel 182 kedi' demekmiş. hamamda yıkanırken akıl etmiştir ve çırılçıplak sokağa fırlayarak "Eureka! Eureka!" ["Buldum! Buldum!"] diye haykırmıştır. mantığın. kendinden emin bir şekilde "Yakında çok paran olacak" demiş. Bir sürü şarlatan. Köroğlu kitabını getirdim. Yatak odandaki halıyı yakmanı öğütlerler. şifa arayan insanlara bir faydası dokunsun istiyordu. Anlattığına göre cin evreninde zaman bizimkinden hızlı akıyormuş. Merhametin mevcudiyetinin. Hidrostatiğin başlıca kurallarını ortaya koyan Yunanlı Bilgin Arşimet'in [M. Sincap. bakire fotoğraflarına iguana tırnağıyla çarpı işareti çizer.. bir de mıknatıslı âsa buldunuz mu. Kendini peygamber ilan eden ve müritlerini soyup soğana çevirdikten sonra ellerine bir mısır koçanı tutuşturanlar var hâlâ." "Asıl sen utanmalısın delikanlı! Bin yaşındaki bir cini ve seksenbir yaşında bir kadını. Yalnızca zenginlerden.. 1600'lerde yazılmış büyü kitaplarının ikinci baskıları yapılıyor. Sıhhatin. Ali Alemdar zalim bir adamdı.. Kalbin. cinayetin. "Terliklerimi getir!". mikroplardan koruyan bir bilim vardı. Felçli ayağını kökten iyileştiremediği biricik torununun katillerini adalete teslim etmesi. bilgelikle. Sırtındaki kıllı et benini mistik bir mühür diye yutturanlar. önlerine gelene "Sana büyü yapmışlar" der. Jajha. Ruhiye Teyze'ye dil döktüm: "intikam sosyolojinin. Erkekseniz saçı sakalı sonuna kadar uzatın. Bilim adamlarından çıt yok. sanatla çelişmez. Vahşetin. Ruhiye Teyze'ye ne demeli? Onun olayı farklıydı. süper güçlerini kullanmayı reddediyordu. üzerinde meyve yoksa tanıyamıyor. basit bir mezar kaçkınıydı. 184 Köroğlu'nu dersen bir genç aıslandır Demire'oğlu yanında bir kahramandır Dizdar der ki döğüşecek zamandır Beşyüz atlı bana yetmez neyleyim.. Ha.Ö. "Olmaz!" dedi. Eskiden illetten kurtaran. Falcı. kocakarı bir nebze yumuşadı. Ben diyeyim elli. o halde kendi işimizi kurabilirdik! Kevser'in intikamını nasıl aldıysak. Şimdi. Gençler. Bir başka sayfa açtım: Durman hey ağalar gelin meydana Boyarısın kılıçlar al kızıl kana Bende mürüvvet yok kıyarım cana içerimden gamım gitmez neyleyim. büyücüye inanmam. haksızlığa uğrayan başkalarına da hizmet götürebilirdik! Ruhiye Teyze. Rastgele bir sayfa açıp mısraları okudum: Haber aldım ihvanından kulundan Doyuk olduk akçasından pulundan Hey ağalar akan kanın alından Altımızda kır at kınalanmak! Ruhiye Teyze tınmadı iyi mi.. Arap at altımda durmaz savaşır Kılıcı çekersem gözler kamaşır Benim ilen şimdi devler uğraşır Sizin ile işim bitmez neyleyim. ilaç şirketlerinin. Ender durumlarda ak büyü yaptığı oluyordu. Marketlerdeki ürünlerin ambalajlarına küçük broşürler iliştirecektim. Her şeyi ayarlamıştım. Bir olgunluk imtihanıdır intikam. Dizginsiz kaçıklıkla harcıalem kurnazlığın dozunda karışımı. madem benzersiz karışımlar hazırlayabilen Ruhiye Teyze'nin emrine amade bir cini bile var ve cinler geçmişte olan biteni çözebiliyor. sapkınlıkla değil. İntikamcı. bir ağacı. şeytanın oltasıdır!" Kadıncağız. emniyetin ve hakkaniyetin mânâsından kopmuş bilim benden uzak olsun. Kabirde bile uslu durmadı. Jajha!" Sadece fikir yürütüyorum. yy. yıkanırken akla gelir. Arşimet Kanununu yazsam yeniden Bir gangster falcıya gitmiş. Medyumların tek gerçek hüneri. Jajha'mn sağlayacağı veriler sayesinde. çizgi filmlerden tanıyorum. Takırdayan sararmış takma dişleriyle.. düpedüz eski toprakmış. hileli ticaretine ortak etmeye kalkışıyorsun!" Bir koşu. cin takvimine göre. Sihirbaza. 287-212] prensibi icabı Herhangi bir sıvıya batırılan cisim. "Ben tüccar değilim. kendine hayrı olmayan moruklar. bir cin haftası geçmiş oluyormuş. Niye? Silah şirketlerinin. Fakat hepsi bundan ibaretti. harbiden de çuvalla para kaldırmış. Her nasılsa bir cine tasmayı takmıştı.yağdırıyor. kristal küre ve sihirli değnek. tavşanla bakışamadan büyüyor. makul miktarda para kabul ediyordu. Jajha dindar bir cindi. Kara büyüye bulaşmaya ise hiç niyeti yoktu. kabadayıdan kesin çizgilerle ayrılır. Işık hızıyla hareket eden cin polisin bu işten çıkarı neydi? Jajha bir amatör müydü? Öyle ya da böyle. Aşkla. Gangster tabancasını çekip falcının önce beynini uçurmuş. kısacası medeniyetin sınırlarını 'insanlif IHI tlftmina' ihlal etmektir. 144'ünde saydırmış. keklik. deliliğin emrindeler! Dedemin dedesi. "Otur. önce ayak diredi. utanmalı. Fakat şeytanlıkta zamane uzmanlarıyla boy ölçüşemezdi. yine kanun dışı imkanlar ve yöntemlerle adalet dağıtabileceğimizi söyledim. telefon kulübelerine davet edecektik. Tıbbi konularda bazı mühim bilgiler veriyordu. Haydut. her halükarda atkesta-nesi büyüklüğünde yüzükler takın. hayatta en önemli şey henüz ölmemiş olmaktı. Ayrıca. "Gazete. Haysiyetimizin kesinlik kazanmasıdır. Parayı yatırmaları için bir hesap numarası verecektik. Kızıl sakalını kemerine tutturan nobran bir dangalak.Ö. Jajha bin küsur yaşındaymış. Daireme iner inmez banyoya girdim. 14. cine çok pahalıya patlıyormuş.. Suyun Kaldırma Kanunu diye de bilinen olayı. Homoseksüel Satanistler. taşırdığı sıvı ağırlığına eşit bir kuvvetle kaldırılır. Suyu açtım. geriye yalnızca fısıldamak kalıyor. toylukla değil.. 181 lakat sakın bayılmayasmızdır. siz deyin yüz cana kıymıştı. pazarlığa tâbi olacaktı. Sadece birkaç saat sonra kendi kozmosuna döndüğünde. Ruhiye Teyze de Jajha ile arasındaki ilişkinin detaylarına girmedi. O. Nedense. yüzyılda psişik dalaverelere rağbet arttı.]. 21. Ruhiye Teyze'yle epey lafladık. Nefertiti lakabıyla meşhur Mısır kraliçesinin asıl adı Tadukhepa'ymış [M. masumlara zararımız dokunmayacaktı.

Birkaçının suratına. "Beni patron yolladı" dedim "hikayenin devamını bana anlatacaksın. Ayrıca onların benimle gerçek bir hukuki sözleşme yaptıklarını sanmaları da kuvvetle muhtemeldi. kuzenleriyle karşılaşmış. yarım düzine adamıyla sokağa damlamış. Soluğu İstanbul'da almış. insan kaçakçıları tarafından kandırıldıklarını." Durumu hiç yadırgamadı. Lumumbaşi kazan." Soko'nun izine. Bambuto ailesi. Uzaktan. Bir kocakarı. kıvırcık bir cüceymiş. Soko'nun evinin karşısında bir minibüste pusuya yatmışlar. Bir arabaya doluşmuşlar. Bebek Camii'nde yatsı namazı kılmış. zannettiğimizin aksine temiz ruhlu ve gayet saftırlar.. Nzoli'nin kanı yerde kalmamış.. 1. Bu arada. Bir yandan Soko'nun izini sürerken. gün içinde koltuğunun altında cep sözlüğü gibi ufacık kalan tıp kitaplarıyla Cerrahpaşa'ya gidiyor. Um tam kalbinden vurulmuş. üçüncü. dar ve uzun sokağın içinde kuyruklu yıldızlar gibi kayıyormuş. Altın kaplamalı Glock tabancalar şimşek gibi. Çünkü paranın izi dolambaçlı bir finansal güzergahta silinecekti. fakat hepsinde aynı Mpagga'ca cümle yazılıymış: "DÜN YA. Her defasında. benim adım Abdülcabbar. Ituri Ormanı'nm içinden bisikletlerle geçmişler. bir Afrika barının önünde. Bir kerede 10 bin dolar kazanmak yerine. bir de Abdülcabbar." Vay canına. geceleri ağlayıp sayıklayarak uykuya dalı-yormuş: "Kardeşimiyediler!.. Akrabalarının köyüne varmışlar. Soko'yu Abdülcabbar boğarak öldürmüştü." Abdülcabbar Turabi. DOSTOYEVSKİ. pembe avuçlarını başımın üzerinde gezdirerek konuşmayı sürdürdü. Soko. karanlığı çatırdatıyormuş. Ayrı internet kafelere gidip. Kadarif e geri dönemiyormuş. Soko'nun ensesinden girip gırtlağından çıkmış. Kongo Kurtuluş Hareketi'nden bir gerilla şefi Sese Soko ve adamlarının baskınına uğramışlar. Tıp fakültesi mezunu. polisler ya da kimliğimi öğrenmeye çalışan birileri. Soko ve diğer yamyamlar. Yardıma gelmişler. dışarıda durarak konuşan lenduhaya bakıyorum. siyahi. boyunda. O da kendi payı olan 250 doları çektikten sonra kalanı benim talimatımla bir diğerine iletecekti. Abdülcabbar'm yanma gittim. Abdülcabbar bir-iki sıyrıkla kurtulmuş. Um kepçe. Jajha'dan Abdülcabbar'm kimliğini ve geçmişini araştırmasını rica etti.. müşteri kılığında karşıma çıkıp. Um yayım gerip Soko'nun ardından haykırmış. kasıklarına. [F. telefon kulübesine sığmayan. Amsterdam'dan Mersin'e geçmiş. Kısa zamanda. "Alo. Türkiye'nin güneyinde bir limana bırakıldıklarını öğrenmesi uzun sürmemiş. Gerekirse araya.5 metrelik Abdülcabbar'ı görür görmez telefonu cebine koymuş: "Selamünaleyküm brother?" Cüce.M. uyduruk isimlerle aldığım e-posta adreslerinden mesajlar yollayacaktım: "Hiçbir zahmete girmeden her hafta 250 $ kazanmak istemez misiniz? Aşağıdaki kişisel bilgiler formunu doldurmanız ve mukaveleyi onaylamanız yeterli!" Müşteriden gelecek mesela 10 bin dolar. Dazlak. Adımı bile sormadan. Fakat onların da hali içler acısıymış. Daha doğrusu o yürüyor.Aslında paranın yatırılacağı hesap numarası için başkalarından yardım alacaktık. Um'u ecnebi mezarlığına defnedip Kamerun'a dönmüşler. "Allah'ım. Konuyla ilgili ayrıntıları anlatıp Ruhiye Teyze'nin kafasını karıştırmak istemedim. yedi kişiden üç ya da dördünü farklı bir sırayla harekete geçirecektim. alkole başlamış ve Taylandlı bir striptizci kıza âşık olmuş: "Kör dedem. Pigmeler. Parasız kalmış. Sonuç itibariyle.. Abdülcabbar. Ahizeyi bıraktı. Tören sırasında. Zehirli okunu kuşanmış ve yamyamın leşini sermek üzere Avrupa'ya uçmuş. 2. Um Bambuto. Beşiktaş'ta bir şose yolda durmuşlar.... sinirli sinirli puro içerek cep telefonuyla konuşan 'küçük adam'a rastlamış: Kamerun'un Duala kentinden. Ruhiye Teyze. Âlemlerin Rabbi'nden nakil istemiş. Dört ay sonra. Soko'nun mülteci olarak Hollanda'ya gittiğini haber almış. marketten aldığı bir makarna paketindeki broşürümüzü iş ilanı gibi algılamış. Um'un onbir yaşındaki kardeşi Nzoli'nin. ellerinde zehirli oklarla. bacaklarına saplanmış.35 m. samanlıkta iğne arar gibi Soko'yu aramış. saçlarından fazla!" demiş. Um. Göğsünde ışık saçan bir madalyon sallanan Soko. dev'e yaklaşıp başını yukarı kaldırmış ve "Burnunun içindeki kıllar. Okulda başarısız olduğunu ailesine söylemeye utamyormuş. Um Bambuto adında biri. Adamımız. Um da ailesiyle vedalaşmış. Bizimkiler takibe başlamış. bol harçlık vermiş. Telefonu kapattım. Soko'nun boynunda parmak izleri bıraktığı için ihtisasa devam edememişti. geniş yatak. Nzoli kaçırılmış. 40 .. Pigme kuzenler de ilkel silahları atıp modern silahlara davranmışlar. Yürümeye koyulduk. bir cin ve ben. Ha. fakat işte Um da canından olmuş. Soko geri zekalısı ve takımının. Sokağın sonundaki köşelere saklanan fotojenik yamyamlar ateşe başlamışlar. oklava büyüklüğündeki parmaklarını. Kemiklerini de bez bir torbanın içine doldurup köyün girişine atmışlar.. Cinler âleminden gelen rapora göre. önce bu yedi kişiden birinin hesabına yatırılacaktı. Pigmeler kovalıyormuş. Karamazov Kardeşler] İntikam şirketimiz faaliyete geceli henüz birkaç hafta olmuştu. sonra parayı yatırdıkları banka hesabının sahibini enseleseler bile bize ulaşamayacaklardı. aile toplantılarında hep 'Kuyruğu samandan olan. her ay düzenli ve sürekli olarak 1000 dolar kazanmayı tercih edeceklerdi. İstanbul'a vardığında. Abdülcabbar ise göz ihtisasına devam edememiş. kaldığı yerden devam etti. Kamerun'daki ailesine. İç savaştan kaçarak Türkiye'ye kapağı atan Sudanlılarla temasa geçmiş. Durdum. "Sen tam aradığım tipte birisin!" Um.. Aksi takdirde onlardan paramı kendi yöntemlerimle kolayca tahsil edebilirdim. Siyahi. Oranın altım üstüne getirdikten sonra. BENDEN SAKLANABİLECEĞİN KADAR BÜYÜK Dİ' ĞİLSOKO!" 111/ Meğer. Abdülcabbar. ben yetişebilmek için rahvan gidiyordum. Um'un oku. Soko ve şürekası neye uğradıklarını şaşırmış. bizimkine leziz yemek. Siyah dev. Eroin kuryeliği: Şehrin dört bir yanma 'çiçek tozu' dağıtan sempatik cüceler çetesi. Granit gibi kasları var. tesadüfen Abdülcabbar rastlamış: Karagümrük'te bir viranede polisten saklandığı kulağına çalınmış. Ertesi gece. uzaktan tanıdığım orta gelirli yedi kişiye. intikam yemini etmiş. Patron siz misiniz?" "Evet" diyorum "nedir mesele?" Ahizeyi ısırıyor sanki: "Beni işe alın. akşamları ise Mpagga dilinde şakalaşan keş Pigmelerle ortamlarda şahlanıyormuş. Tarlabaşı'ndaki birkaç Sudanlı kaçak göçmeni tedavi etmişse de. Elleri ceplerinde yürürken." diye dua ederek. Sudan'ın Habeşistan sınırındaki Kadarı! şehrindenmiş. birbirinden farklı renklerde tişörtler giyermiş. Parlak gömleğiyle bir limuzin şoförüne benziyor: Biriyle hesaplaşmak için hiç kimsenin desteğine ihtiyacı olmadığı o kadar belli ki. dördüncü kişiyi de katıp nihayetinde kalan kısmın yarısının kendi hesabıma diğer yarısının ise Ruhiye Teyze'nin hesabına yatırılmasını sağlayacaktım. düz. ücret almamış. Yani tipik bir Pigme'ymiş. Göz ihtisası yapmak için İstanbul'a gelmiş. kimseye çaktırmadan namazı bırakmış. Abdülcabbar'm teklifini kabul ettim. Soko'yu İstanbul'da bulabileceğini fark etmiş. Dünya benden saklanabileceğin kadar büyük değil! Katiller. Um Bambuto. Nzoli'yi çatır çutur yemişler. İntikam operasyonlarında bize yardımı dokunabileceğini düşünmüş. esasen.. Um ve kuzenler. ateşe yaklaşmasın' derdi. param bitti? Halifenin şehrinde çulsuz kaldım. Zehirli oklar. devlet içinde devlet kurmuştuk. Um. omza inen kamçılar ve ağza saplanan tahta iğnelerle yapılan bir törenle erkekliğe adım atacağı Kongo'ya gitmiş. tabanları yağlamışlar. Kongolular kaçıyor.. intikam yolculuğu hakkında bir-iki mektup yazmış. bir yandan da kirli işlere bulaşmışlar.

bir kere zenci oldun mu. ağlamaklı bir tonda "Dört yıldır çıkıyorduk" dedi. Ercan'ın boşalttığı ev içinse. Mini etekli bir fıstığın şereflendirdiği bir bankın kıyısında oturmuş kulübedeki müşterime bakıyorum. o kadar kusur kadı kızının zevcinde de bulunurdu? "Piçin biri sevgilimi ayarttı" diyordu hattın diğer ucundaki çim adam.. hem de kimliğimle ilgili yegane ipucunu yok ediyordu.. elimde cep telefonu. Kokuttular. içeriye bir fıçı balık ve yirmi-yirmibeş tane sokak kedisi taşıdık. kirlettiler. yağmurda dans etmiş ve ıslanmıştı." "Niye polis çağırmıyorsunuz?" "Şey. Kefaletle serbest kaldım.5 milyon... derin dondurucuya kaldırılmış intikam tabldotlarıyla dolu. Ercan Mercan. anlamını bilmediğim laflar ederim: "Kadınlarla başetmek zordur ahbap. hileli ahenk. Kızımı incitmişti ve beni aşağılıyordıı. O kadar çoklar ki." Jajha. Geçen sene. Teşinin üzerine. ilkokul 3. İnsan tiksiniyor. Abdülcabbar'la birlikte.. Metropol." "Kontratınız var mı?" "Var. bunu niye yaptığını sordum. O günden sonra dümbük." Ben ne söylüyorum. Geliyor. hem müşterilerime sonsuz bir güven veriyor. 3. Açıyor. Haltercilere benziyordu. hayret. yamyam avcısı Doktor Apo. kocası tarafından tartaklanan kadınlarla bunca sık karşılaşacağım aklıma gelmemişti doğrusu. çift tuvaletli. Pasif içici kurban." "O kızı geri istiyorum. Moruk hasta olduğu için daire bir müddet kiralanmadan bekletildi. Üçü okuyor. Küveti suyla doldurduk. olayı itiraf ederken "O yamyamın gırtlağını sıkarken kendimi çok değerli hissettim" diyecekti. Veli toplantısında. Bir ay içinde evden çıkmazsam beni öldüreceğini söyledi.. geri dönüşü yoktur. Onbeş yıldır beni dövüyor. Pigme çetesinde gangsterlik stajı yapmış.5 milyon. 800 liranın yarısına razı olmuş." "Ne gibi?" "Evi yakacağını söylüyor. eşini ve çocuklarını döven heriflerden daha aşağılığı yoktur." "Neden?" "Çocuğa hakaret etmiş ve dövmüş." Kadın ağlıyor. Tabii ki Abdülcabbar sayesinde. canını dişine takması." "Ha?" "Âşık mısın?" "Eee. Eh. Galiz küfürler ediyor bana. Ruj sürdüğü dudaksız ağzıyla cadılar gibi sırıtıyordu. doğalgazlı. ya yok. içinde tütünden başka rezene yaprağı. tek kadınla yetinmek için." "Ev sahibinize de yumruk attınız mı?" "Mushaf çarpsın ki atmadım. ortalığı berbat ettiler.. Hastaneye zor yetiştirdiler. Bildiğim bir şey varsa." "Fakat?" "Son gelişinde evin önünde kalp krizi geçirdi. Fakat iradenin baypas edilmesi sayesinde ele geçen esenlik. Kaç kere kemiklerimi kırdı. Yumruğumu öpüverdi. dünyadaki kadınların yalnızca binde birinin harikulade olduğunu kabul etsek bile. evet?" "Aşk nedir?" "Nedir?" "Bir erkeğin." "Sonra?" "Altı ay hapis cezası verdiler.Um'u mıhlayınca. kalitesini yükseltmez." "Kadın mı?" " Evet. iktidarsızlığa dayalı asayiş. Ne kadar kira ödüyorsunuz?" "500 papel. Sopa ve büyüyle insan şekline sokulmuş bu mutantlardan hayır gelir mi? Yılanı boruya sokarak düzeltiyorduk. Ben de çenesini kırdım. iki yılda o kadar çok kişiye intikam servisi yaptım ki. bilseniz şaşarsınız. Daha fazla dayanamayacağım. özür diliyor. "Yanlış anlama filan yok." "Adamın çenesini mi kırdınız? Nasıl?" "Eee. kiralayacağı dairede bu puroyu yakıp. dıı manı evin sahibinin yüzüne üfleyince.. Şerefsiz enişteye eşek Sudan'dan gelinceye dek sopa çekiyoruz.. Kanlar içinde can çekişen Um'un başucundan kalkmış. kızlar böyle tiplere bayılır? "Sakin olun. Düşün." "O halde neden dert ediyorsunuz?" "Herif çok yaşlı. Ayakları yerden kesilen Soko çırpmırken ateş ettiyse de. Bastonunu yüzüme sallayarak tehditler yağdırıyor. belki de. tapılacak güzellikte kız var. karısının sadık köpeği haline geliyor." "Pekala.. "Kirayı arttırmayacaksan evi boşalt' diyor. ne için intikam almak istiyorsunuz?" "Ev sahibimden.kuna döndü. söyledikleri karşı tarafa Testere [Saw] filmindeki psikopatın sesiyle ulaşıyordu. Onbeş gün içeride alem yapan kediler. hatmi ve aroma olarak da isveç şurubu bulunan bir puro. Eninde sonunda. Saatlerce zile basıyor. Ömür boyu. Denyonun kafasını gözünü patlatıyor. "Kocamdan intikam almak istiyorum.. Tamam mı? isminiz nedir?" "Ercan" "Soyadınız?" "Mercan. Jajha araştırıyor. bir puro hazırladı. "Alo?" "Kimden. 130 m2. Sağa sola borçlandım. Haftada iki kere evime baskın düzenliyor. Kulübeye bir kadın giriyor. tamburum ne çalıyor? "Erkek erkeğe konuşalım. Telefonu çaldırıyorum.. Doktor Abdülcabbar'm gözü kararmıştı. n'olur yardım edin. Ruhiye Teyze. Ve evet." Böyle netameli durumlarda işi reddetmeden önce. Bana bir yıl kadar sonra.. Halbuki daha yedi ay önce zam yaptı. kapımıza dayandı. Çocuklarımızı hırpalıyor.. kaba bir hesapla.. fesleğen. öznesiz iyilik." "Ne?" "Ben sabıkalıyım. Bildiğim bir şey varsa. Dil döküyor... Bu işe başlarken. Akrabalara kaçıyorum. kadındı. ne için intikam almak istiyorsunuz?" Telefon kulübesinde aramamı bekleyenlere ilkin bu soruyu sorarım. pestilini çıkarıyoruz. sınıfa giden kızımın öğretmenini hastanelik ettim. Oto tamircisi olduğum için benimle alay etti. herifler gerçekten de. İki gün sonra gene dayağa başlıyor. Herkes hak ettiği cezayı bulsa dünya altüst olur "Kimden. asansörlü. belki de bir yanlış anlama vardır ortada?" Telefonun alt kısmına ince bir elektronik süzgeç koyduğum için. kanlı tavuk b. güney cephe. Suratı. yaygın kargaşa taktiklerine başvurmuştuk. Ben de karısına saldıran adamların icabına bakıyordum. öyle mi? Mahalli bir matadorun peşine takılarak seni terk eden bir ofis kısrağından başka biriyle ilgilenemez misin?" Sözlerimi acıklı bulmuş olmalı ki. Otuz yaşında ya var. Benim dört çocuğum var. Abdülcabbar mermilere aldırmamıştı. gezegenimizde 3." "Size daha ucuz ve daha güzel bir ev bulsam?" "Bostancı'da daha ucuz bir daire mi? Her yeri aradım beyefendi." "Ne yapacağım peki?" 41 .. yok ki?!" "Cumartesi saat 12'de bu kulübeye gelin. Brad Pitt ile Josh Holloway'in ortak akrabasına benziyor.. TIR şoförü. Anlayamazmışım. ilişkinin uzun sürmesi. herşey çok ani oldu. Ruhiye Teyze'nin imal ettiği yeşil bir pudra döküyoruz. tepinmesidir. Soko'nun tepesine binmişti. Boş ev bulsam bile hemen taşmamam. Oyalanmadan konuya girmek en iyisidir." "Anlaştık. Bostancı'daki bütün evleri ışık hızıyla dolaştı ve sahibinden kiralık bir daire buldu: Üç oda bir salon. Ve onların hiçbiri umurunda değil.. dördüncü kat. adamcağız Ercan'ın l'M bütün tekliflerini kabul etmiş. onların aptallığı senin aşkını aşar. İriyarı bir karıydı. Bu da. "Bildiğim bir şey varsa. Ercan Mercan. çok affedersiniz. Oğullarından biri.

Taksim Meydanı'ndaki belediye otobüsü duraklarının yanında dizili kulübelerden birine giriyor. yeterince ağladıktan sonra da ölüp gider. tekerlekli sandalyesinde. 'Tanımdayken bile hasretimdin": Sig Sauer'i [P 220] elimde evirip çevirdim. Yararlanabileceğiniz hizmetler ve avantajların listesi ise aşağıdadır. 'Aşkına layık olabilmek için bir dizi estetik ameliyat geçirdim ve kişisel kılık kıyafet devrimi yaptım' deyip gülümsersin." Döndü ve sordu: "Evet?" Suratı: Şaşkınlıkla dolu bir kin matarası. onu telefonda tutmaya çabalıyorum. herkes hak ettiği cezayı bulsa dünya altüst olur. Abdülcabbar yine kucağında can çekişen bir balık sürüsüyle eve damladı. görülmeye değer bir albüm olurdu: Duvağını arkaya atmış. Yenilikleri. îç parçalayıcı bir tereddütten sonra. Abdülcabbar. henüz tatmadığı türleri işaretliyor. Gönül İşleri Bakanlığı'ndan gönderilmişti. lacivert başörtülü bir kadın. Derim. Acıklı bir sır verir gibi fısıldıyor: "Biz otuziki yıldır evliyiz. Gözyaşı tabancası insan.. sizi boş yere meşgul ettim. yeter ki meseleyi anlatsın. balık kraker atıştırıyor. Abdülcabbar'la göz göze geliyoruz: Maliye bakam ile vergi kaçakçısının bakışması. Can çekişirken bile göze batmamayı becerebilir. Dikdörtgen zarfın kısa kenarlarından birini ince bir şerit halinde yırttım. iki adımda mutfağa gidip yükünü tezgaha indirdi. Karanlık bir gezegenin kömürleşmiş uydusu.. çözülüyor: "Kocamın bir oynaşı var. Derhal. Nefertiti derhal zarfa doğru koştu. ■ ■ Zamanda yolculuğa ömür yetmez Namık Mıknatıs'ı mezara daldırıp çıkarmıştım. gaipten gelen bir hışırtıyla irkildik." Dilimin ucuna bir milyon farklı söz geliyor. potayı ıskalamış bir basketbolcunun hüzünlü ifadesiyle bakıyordu. bilmiyorum. fakat hepsi de anlamsız. Abdülcabbar'm etrafında dört dönüyordu. Kasımın ortalarında. içinden yeşil-beyaz bir smart kart. Balık bulamadığı ender günler. Ödeşme ofisi." Kız daha tek kelimelik cümlesini tamamlamadan. mavi eşofmanlı. Namluyla gözlerimi sildim. Şebnemle çay içiyoruz. sıvanmış kollarıyla."180 derece dön.. oflayıp pufluyor?" "Şu. Bildiğim bir şey varsa. bu dünyadaki balıklardan payına düşeni çoktan yedin?" Balıkadam." Oynaş mı? Yani. Dumanı tüten tabancama sarılmış ağlıyordum. Birgün. Bir elinde kuzu büyüklüğünde levrek. sigara içen. "Mutluluk senin olsun": Silahı ateşledim. bu dünyaya ağlayarak gelir. Dış kapının altından sarı bir zarf. "Ben yaşlı bir kadınım.. 196 Resmî romantizm "Akşama ne yiyelim Doktor?" "Palamut. Kızdan cevap bekledi." "Sonra? Ya 'Sen de kimsin?' derse?" "O zaman. deri montlu gelin. peruklu güreşçi. siyah adamın vücudundan kopmuş da yerine geri dönmeye çalışan bir uzva benziyordu. "Kocam. "Firdevs? Kim bu arkadaş?" "Tanımıyorum. boz ayı. O anda. kanlı önlüğü. babamın bir sevgilisi mi varmış?! Telefonu gocuğumun cebine attım. kırmızı şalvarına bir Smith & Wesson iliştirmiş palyaço." Talimatlarımı harfiyen uyguladı.. Şebnem Şibumi'ye olan aşkınız. "Şimdi başka bir aşk buldun": Namluyu. beş ucu b. "Saat 8 yönündeki kızı görüyor musun. Edeplice sırıttı. tıknaz.. Dertler Benim Olsun çalıyordu. Saat 17:00. Gözyaşım cıva gibi. yüzüme. "Kusura bakmayın. tabancanın içine damlıyordu. derisi. Adamın kızla ilgisi yok" dedim. Abdülcabbar. yapılan tetkikler ve nıtıl<ı l'l/ kat neticesinde. takım elbiseli yakışıklı kör genç. Posta." Soranda kabahat. "Bir zamanlar benim sevgilimdin": Kurşunları doldurup şarjörü taktım. Nefertiti." ağlamaya başlıyor. şaşkınlık ve çaresizlik tınlıyor. "Bildiğim bir şey varsa. Şebnem'in neşesi yerine gelsin diye yapmıştım. "yanma git ve 'Geciktiğim için bağışla lütfen. başkasının kafasını takmış gibi görünen işkadım. bir daha olmayacak' de. boğazına kadar inen ağır makyajıyla.. köpeğini kulübenin direğine bağlamış. Evde bir akvaryum olsaydı. beyefendi" der demez. Hüngürderken titreyen eliyle telefonu kapatıyor. Parkın duvarından seyrediyorum. hoşaf niyetine kaşıklardı. yeniden arama tuşuna basıyorum. İpleri kesilen bir kukla gibi yere yırı ı<»\ lıyor. repliğini söyledi.. ne isterse yapacağıma söz veriyorum. Karakedi. O esnada. Boğaza nazır bir kafeteryanın çınar gölgeli avlusunda. diğerinde de tatlı yerine hamsi poşeti. Gencebay dinledikten sonra gelen sessizlik de Gencebay'dır.. Telefon çalınca irkiliyor.. Robot şivemle. televizyonun üstündeki kirli yemek tabaklarına doğrulttum. saçını başını yoluyordu. intikam istasyonu. Abdülcabbar'm midesine doğru yüzüyorlar. hava kararmak üzere. tıknefes bir kasap. Yanımıza geldi. Mavi mantolu. bizim kalbi kırık ırz düşmanının kafasına yumruğu yapıştırdı. Bu şiddetli eleştiri üzerine herkes kendi yoluna gitti. 1564-1616.. kendimden emin bir şekilde." Kadının sesinde ıstırap." diyor. Bismillah demeden beyaz atından düşen ve çifte yiyen prens de umarım benim gibi düşünüyordu: Geriye kaldı 3 milyon 499 bin 999! *^* 194 Bildiğim bir şey varsa. Cennet bahçesinde rehabilitasyon. bıyıklı ilkokul öğrencileri. kulübedeki harap cansız mankene. koşup. Kadın "Ben.klu Ninja yıldızları yağdırmıştım. yaza ağıt yakan güneş. 42 . başımdan aşağı kaynar sular dökülüyor. Halini kimse görmüyor. Sağa sola tutunarak doğruluyor.. "çok iyi bir adamdır. buraya niye geldim. AŞKart'ınız ilişiktedir. içeri girmeye çalışıyordu. Yüzünü göremedim. telefon tuşlarının altındaki boşluğa kelebekle [bir tür bıçak] birşeyler kazıyan." Bunda dert edilecek bir şey olmadığını söylüyorum. Tatlı ve tuzlu sulardaki balıkların hepsi. Kral Lear] Orhan Gencebay'm eski bir şarkısı. cep telefonuyla konuşan adamın yanındaki mi?" "Hıı-hı. işlerinin tıkırında gittiği anlaşılan. lise formalı kız. spor çantalı. kahvaltıda bile balık yiyor. ölü bir ayının postuna benzeyen bir çam yarması zuhur etti. Denize bakınca ağzı sulanıyor. Yüreğim ağzımdan fırlayacak! Hızla atılıp yanma koşmamak için kendimi zor tutuyorum. anneme sarıldım. Kutlarız. bakanlığımızın internet sitesinden takip edebilirsiniz. gergin likten yırtılacak sanki. [WILLIAM SHAKESPEARE. Bunu kainatın iyiliği için değil. dönüşte zarfı Nefertiti'nin pençelerinden kurtarıp bana verdi. Bu şarkı beni bir cinayet şampiyonasına hazırlayan antrenörün hipnotik telkinlerinden oluşuyordu sanki. hesaplaşma yazıhanesi olarak kullandığım telefon kulübelerine uğrayanların fotoğraflarını çekseydim. Hafiften heyecanlandım. Balıklarla ilgili resimli bir kitap almış. savaş meydanındaki general belagatiyle konuşan ihtiyar." Ona. bir de matbu sayfa çıktı: Sayın Müntekim Ou n bey. Mantosunun cebinden bir mendil çıkarıp gözlerini siliyor. Onun imparatorluğuna. "İntikam filan almak istemiyorum aslında. Tüm parasını balığa yatırıyor. bakanlığımız tarafından tasdik edilmiştir.

Birbirine çobanlık eden iki kuzu gibiyiz. leylekler sürüler halinde göç ederken gökyüzüne bakıp kollarımızı açarak dönerdik ve 'kuşların düğünü!" diye haykırırdık. ilgilenmiyorlar. İşçi sınıfının şanlı yumruğuna yön veren pazarlama stratejisi." Çaydan bir yudum alırken. Piyasaya yayılan şok dalgaları. Beklediğim soruyu aniden seslendirdi: "Namık Mıknatıs'm başına gelenler.. "Yakut Türklerinin efsanelerinde gökkuşağına 'dişi tilkinin sidiği' denirmiş.. Yağmurda... sade gazoz gibi renksiz bir ifadeyle soruyor: "AŞKart'm olduğunu bilmiyordum?" Şakaya vuruyorum: "Allah devlete zeval vermesin. Şebnem'in yüzünde kar'a diş macunuyla çizilmiş bir soru işareti. "Evet" diyor "bazı 22 Kasımlar böyle güneşli olur. Parayı bastırıyorsun. onu belki tadabilirdik. Sağa sola ilan veriyor larmış. engelleyemiyorum: "İşim bu. Uzatıyorum. Bal taşıyan fakat diken yiyen tipik bir deve gibiyim. Birbirimize galiz küfürler ettiğimiz bir kavga sırasında onu kırık viski şişesiyle yaralamıştım." "Kim peki?. acı gerçeklerle dolu.. yazar Aldous Huxley de öldü." Ceketimin cebinden Camel paketini çıkarıp bir sigara yakıyorum. Kadınlığını fiilen aşağıladım. Kırgızlar ve Doğu Türkistan Türkleri şaman ayinlerine 'oyun' derlermiş.. Hiçliği suiistimal etmekte sakınca görmeyen hovardalık değil. Gagacığında boncuk taşıyan bir kumru kadar sevimli. sonra tekrar yola dönüyorum: "Sensin. Şebnem bir sigara istiyor. Oyun = Ayin" diyor. ter ve sümüğümden oluşan sos. seni seviyorum. "18. Dağılmış suratımın fotoğrafını çekiyor. bize yüzelli sene önce yenmiş bir sandviçi anlatabilsin. "22 Kasım 1963'te. keşifler. Tatsız tarih. Dallas'ta gökyüzü bulutsuz. Göğsümün ortasına aldığım darbeyle sırtüstü düştüm.7 D] atlıyoruz. evime doğru yürüyordum. Ben. bir yandan da müşterinin kim olabileceğini düşünüyorum: Ceyda? Onu terk etmiştim. komple gaibe intikal etmiş şeylerden mürekkepti. tarihî figürlere haksızlık etmekten başka çaremiz yoktu. kurtarıcımızdır. Kötek organizasyonu. çünkü ona hükmedemezdik.. bunun için para alıyorum. tarihçilere emanetti. Yani. Yüzümdeki morluklar ve şişlikler. Zamanda yolculuğa ömür yetmezdi.ç kurusu öyle güçlü ki kaburgalarımın altına vurunca soluğumu kesti. korteje el sallıyordu. tebessümünün buğusu yayılıyor sanki.'(II na bakıyorlar. benim pikaba doğru yürürken. Birtakım ofisler varmış. sevdiğin?. üstü açık bir Lincoln'deydiler.. Sürekli ondan bahsediyordu. Verdiğim taktikleri uygulayamıyordu. Bir erkek sesi: "Balkan Bey?" Döndüm. Mehtap? Alkol sorunum vardı. Kan. varlığı tespit eden bir bilgelik bize ufuk açabilirdi. Geçmişi değiştiremezdik. Adı: Tilkilerin Düğünü. Ona bakarken. çatalıyla.. Kennedy.." Yüzümün yapboz parçaları gibi düşüp dağılmasını önlemeye çalışarak bir an Şebnem'e bakıyorum. hileli. Kalkmayı denedim. Yüzüklerin Efendisi filminde "Kıymetlimiss" diyen Gol-lum'un sesiyle soruyorum: "Kimsiniss?" Sosyetede yeni trend adam pataklatmak.. Yattığım yerde cenin gibi yan dönüp kollarımla kafamı korumaya aldım. İçinde bıçaklanmış bir maymun bulunan bez bir çuval gibi yığılıyorum." Şebnem'e göre tarihi kavramak ve sevmek.. dövüşmeyi bilmem. 43 .. Gülümsüyor. müşteri memnuniyetini garantilemeye yönelik. 1711-1791.. Böğrüme sipsivri bir tekme çakıldı. Savaşlar. "22 Kasım 1963'te. Zamanı. karşıda. Legoya benzeyen kırmızı şapkalı garson." "Tilkilerin Düğünü mü? Vay canına?" Kahkahamı frenliyorum: "Biz çocukken. üzerinde doludizgin yol aldığı ve gittikçe genişleyen bir hafıza alanıydı tarih. kararmış bir tencereydi. kulağımın pasını silen felsefi bir çocuk şarkısına benziyordu. Geçenlerde gazetede okumuştum. İlk anda ne olduğunu anlamıyorum. Varoluştaki hüznü besleyen merakın. Dövüş Kulübünün bir değişiği. 199 Şebnem'i bütün hücrelerimle dinliyorum. Tarih. İkinci yumruk çenemde patladı. düğündü derken. Sille ve sopanın ekonomik rotası. onlar da eli ağır elemanlarını gönderip 'hedefin' irabı . hattâ kendimizi bile gerçek manada tanıyamazken. Şebnem.. sanki içimde tavuk taşıyan bir kamyon uçurumdan yuvarlanıyor. elindeki cep telefonunu bana uzatıyor. Batuhan. "Falancayı tartaklayın" diye m sun." 200 Sevgilisini düşmanlarının arasından seçmek [Balkan Balkır] Bizi yüzeysellikten alıkoyan kişi olarak düşmanımız.. Giysilerimde kan lekeleri büyüyor. Halk.Şebnem. karanlıktan sıyrılıp ansızın üzerime atıldı. Barbarca bir hizmetin nesnesiyim şimdi. illüzyonlu bir disiplindi. Belgrad'da ve istanbul'da" diyor." Tilkiydi. nasıl yaptın?" Yüzüme. bir geğirli olmalıydı ki. Korkudan gebermek üzereyim. Panikten titreyen ellerle pantolonumun arka cebinden cüzdanımı çıkarıp başucuma bıraktım. Akira Kurosawa'nm Dreams filminde de gökkuşağı görülen bir bölüm vardır. şimdiyi tarihten ayırmamak gerekiyordu. Beynim ani bir sancıyla taş-laştı. yani Kennedy'nin vurulduğu gün. başkanı görebilmek için yolun sağma soluna yığılmıştı.5 metrelik bir zenci. İlişkimiz kürtaj ve kokainle lanetlenmişti. Aylarca telefonlarına çıkmadım.. gizemimi sıfırlayan bir sırıtış yayılıyor. Öderken AŞKart'ı gösteriyorum. Gaybı yalnızca Allah bilirdi. aslında şişirilmiş ayrıntılardı. Tam o sırada. belki de bir başka gezegenin cehennemidir' diyen adam. Ceyda'ya âşıktı.. Kaskatı kayıtlardan ibaret yazılı metinlerin de fonksiyonu. Bir bilim olarak tarih. Dayak yemeye alışkın değilim. İkna Repertuarı] İlk yumruk sol şakağıma indi. Cipimden inmiş. 198 devrimler. olmuyor. Beni Ceyda'yla tanıştırdı. "Kırküç yaşındaki ABD Başkanı John Fitzgerald Kennedy ve eşi Jacqueline. Çevremizdeki insanları. [HADIKANDREAS. Çamlıca sırtlarında parlayan gökkuşağını gösteriyor. P. ayağa kalkmış. hayatına anlam kazandıran düşüncelerini bana anlatıyordu. Ticari bir olgu. onları eritip ruhumuza akıtmamız ihtimaline yataklık etmeleriydi. Gururlanıyordum. onun düpedüz hayat olduğunu görmekle mümkündü. hayatım boyunca denk geldiğim otuz civarında 22 Kasım'a hiç dikkat etmediğime yanıyorum. Hani şu 'Bu dünya. Çok önemsediği. servisin kalitesini artırıyor. başına isabet eden bir kurşun kafatasmı parçaladı. Tarih. yüzyılda Altaylar. kuşlardı. Gaipten sesler duyabilir. Elmacık kemiğimin yöresine meteor gibi bir yumruk çarpıyor: Çooot! Gulp! Üst dişlerimden birini yutuyorum. "Hava ne güzel. Karnıma oturan psikopat yana eğiliyor. "Kanuni Sultan Süleyman'ın cenaze namazı üç kere kılındı: Zigetvar'da. Çalıştığım reklam ajansında da konu suluyordu. hava ılıktı" diyor. Esnek yasadışılık. Yani. meyveli pastanın içindeki mandalina dilimlerini avlıyor. benim dört kapılı 98 model gümüş kulübeye [Nissan Pick-Up 2. Cüzdan yerde duruyor. Ağzından sigara dumanı değil de. Yerçekimi hızla artıyor. Bir yandan bu planlı programlı dayağı yerken. Şebnem'in söyledikleri. Kendisi yakıyor. değil mi?" diye gıdaklıyorum. Herhalde bir tek tokadı beni öldürmeye yeter." Güvercin ıslığı gibi ince bir yağmur başlıyor. Anadolu'nun birçok yöresinde gökkuşağı görüldüğünde 'Tilkiler düğün yapıyor' derler. Sivil saldırı. Asırlar evvel ölmüş kimselerin canları. Diğeri hiç karışmıyor: 2. Zenci. Şebnem. hesabı getiriyor. ayaklanmış iki gölge: "Evet?" Orta boylu olanı.

cenazelerin suyunu mu emiyor? Yeşile boyanmış dev karnabaharlar. Taş kesilmiş yumruklarla. golsüz maç gibiydi. ölümün başedilmezliğiyle aşılanmış. Trafik kazalarında canından olanların cesetleri loto ku-ponlarıyla örtülsün. Cep telefonları çamaşır makinelerinde kaynayıp infilak etsin. ben içinde yaşadığım bulaşık akvaryumu kırış. Müşterilerin bulunduğu toplantıya sarhoş gitmiştim. karşılık beklemeyen kötülüktür. Laboratuardan kaçan virüs Telefonun çalmıyorsa. ?()■." "A. laboratuardan firar eden bir virüs gibi kayıplara karıştı. Her fiskede. hurdalar ve kusmukları cazip gösterecek alelade şaklabanlıklar yapıyorum. Hiç tanımadığım birileri. Üç yıl kadar önce. ıslanmayan. "Torununun mezarına gitti. Sır yalansa daha hızlı yayılır Şebnem komple zırhımı ve iskeletimi söküp almıştı. küflü yorganlar. Ben sahteliğin radyasyonuyla zehirlenmiş göstermelik bir kabilenin lakayt üyesiyim. Şebnem'in etrafında." Pikaba atladım. polyester. Gönül İşleri Bakanlığı'ndan almaya hak kazandığım AŞ-Kart denen zımbırtı hiçbir halta yaramamakla kalmamış. Hazır kahveyi ve kaynar suyu. Başka çarem yoktu. Cipsler ve çikolatalar spor ayakkabılara tıkıştırılsın. tanışmadığı insanlar tarafından terk edilen kimselerin tek tesellisi. Arka odada bir saguaro gibi oturan Abdülcabbar'la yola çıkış. okuyan. Şebnem beni aşkıyla büyülemişti. yüzüğü alıp gerisini atacak or. sossuz makarna. Mezarlıktaki serviler. Şimdi de ben onu büyüyle kendime âşık edecektim. sevgilimin benden kaçmasına sebep olmuştu. toprak olmuş bir kabilenin dilinde konuşan. ormanın derinliklerinde yaptığı bir keşiften bahsediliyordu: Bir papağan. Markalı paçavralar. nikotinli gözyaşı eşliğinde Şebnem'e bir düzine emesaj yazış.. Daha ilk buluşmamızda.. Bildiğim bir şey varsa. tozlu. Nakit kadar sıcak bir kroşe daha! Motosikletler ketçap göllerine uçsun. Pabucumu dama atması işten değildi. Parlak fikirleri vardı ve kalemi kıvraktı. Ruhiye Teyze'nin kapısına vardım. kendime duyduğum nefret biraz daha yatışıyor. Hâlâ anlatılır. Yolcu uçaklarından kola şişeleri saçılsın. merhaba. Yolda kesik bir el bulsa. onbeş dakika ya oldu ya olmadı. çürük süngerleri andırıyorlar. benim bana olan borcumu ödüyor sanki. Megafondan Melikşah'a sordum. Bilgisayarlara galon galon sıvı deterjan dökülsün. Yağlı bir girdabın içinde öten robot gibiydim. Su ısıtıcının düğmesine basış. Kozmos frene basış. Ben ağlayış. Dünya duruş. DVD playerlar mikro-dalga fırınlarda korlaşsın. kemiğini kaybetmiş Rin Tin Tin gibi fırıl fırıl dönüyordum. Yani işler.. Kendimi. gözyaşı bulaşış. Eski günleri anarız diye düşünmüştüm?" Onunla tanışana kadar hayatım dantelsiz gecelik... Şebnem. işlemediği suçların cezasını çeken. CD player'da gece gündüz kesintisiz çalan Nick Cave'in The Weeping Song'u eşliğinde kalkış. ılık. Ne dediğimi hatırlamıyorum. bütün yollar Karaca Ahmet Mezarlığı'na çıkıyordu. Demek istediğim. Huduni'yle beraber izlediğimiz bir belgeselde. Gözlerim. bilgisayar oyununa dönüştü. Patronun köpeğini taşladığı yalanını uydurmuştum. Kafeinli salya. Makyaj malzemeleri sandviçlere sos diye katılsın. hiç tanımadığım kimseleri öldüresiye dövüş. bugün mü?" "Evet. işte şimdi.. Alaz Bey. meşhur doğabilimci Alexander von Humboldt'un [1769-1859] Güney Amerika'da. Konuklara da. Banyoda. Bir keresinde bizim eve bile gelmişti. Ruhiye Teyze'ye konuyu açmaya karar verdim. Sevgilisini ve arkadaşlarını düşmanlarının arasından seçen biriyim ben. Telefon kulübelerinde intikam müjdesi bekleyen kimselerle lalettayin konuşuş. iki yıla kadar ya evli ya da ölü bir adam olacağımı fark etmiştim. ilkbahar gelip de bir pazar günü saatler ileri alınınca her şey altüst oldu. Kennedy'nin zımbalanış yıldönümü olan şu 22 Kasım gününden sonra. sümük." "Müsaitsen akşam buluşalım mı?" "Eee. Sandal kiralayıp denize açılmıştık. Annem. İçlerinde cesetlerin kaybolduğu. Bitkisel kadavra endamla-rıyla. kısılmış jaluziler gibi. Güneş uçuş. Üste başa kan. Alaz Bey'e de kahkahalar atarak ha202 karet yağdırmıştım. Mes'ud ve bahtiyar bir barbar savaşçıydım. bitkisel sütunlar. Birlikte izlediğimiz Rocky VI bile bir ilkti. kirli bir bardağa boşaltış. aç kedilerden kaçan Speedy Gonzales. Takma bacağıyla 44 . Evde yok.. fakat bu dayağı kendime bizzat ben atmalıydım.Orkun? Çok yetenekli bir çocuktu. işten kovuldu. Onunla her saniye bir ilkti.. Kırılan burnuma. yemek turuna çıkmış Tazmanya Canavarı. Çiçek hastalığına yakalanıp tümüyle yok olmuş bir kabilenin dilini konuşabilen tek canlı oydu. idrar. Mağlup olmuş bir aptaldım. kendi çapımızda bir kıyamet koparacağız demekti.. Şebnem telefonlarıma çıkmaz oldu. Takım elbiseler mayonez kazanlarında kaynatılsın.spu çocuklarının imajını inşa ediyorum. Kahrolası kurnazlıklarıyla şişi-nen idamlık aptallarca kuşatılmış bir iblis çukurunda debeleniyorum. yazan bir Humboldt Papağanı gibi hissediyordum. yıkıcı tekdüzeliğin yerini sürprizli bir şekilde şifa verici şiddet alıyor. yakalanmadığı hastalıkların tedavisini gören. kuş pislikleriyle yapılmış trajik makyajı akan bir 204 büstü kabaca avutur gibi yüzü yıkayış. Sigarayı çakmağı denkleştirip yakış. Sırlarınızı açabileceğiniz. bil ki benim. Vikingler gibi kürek çekiyordum fakat yüzümde tırtıl bıyıklı eski İstanbul beyefendilerinin o mayhoş sırıtışı yansıyordu. ter. Günlük programım aşağı yukarı şöyleydi: Öğlene doğru. kontağı çevirip gaza bastım. Abdülcabbar'm gözetiminde. Pelin? Onunla üçlü koltukta yeni bir medeniyet kurmuştuk. Bu benzersiz masaj sayesinde bakarsınız birkaç kilo veririm? Sağlıklı tekmeler beni iyileştirir? Size sapıkça gelecek. [JIMMYBUFFET] Şebnemle ilişkimiz. Yüzlercesini yazdım.. yırtılmış derimden yayılan kokular geliyor. Uyuyana kadar canım çıkıyordu. sağır-dilsiz ve felçli deliler. Zaten açık olan bilgisayarda e-posta kutusunu kontrol edip Şebnem'den cevap gelmediğini görüş. Yanmayan. Otomobillerin içi ve benzin depoları hazır kahveyle doldurulsun. Şebnem'e bir türlü ulaşamıyordum. Haşat ettiğim adamlar ağlayış. Her sürpriz in203 dirim anonsu sırasında süpermarketlerde tanklar ateşlensin. Bir keresinde "Bana e-posta gönderebilirsin" deyip adresim vermişti.. Ölülerin lalettayin ambalajlandığı eğri büğrü straforlara benziyorlar. Darağaçların-da urgan yerine blucinler sallansın. hattâ Cevher onu çok sevmişlerdi. Tanıştığımızın ertesi günü telefon etmiştim: "Şebnem?" "Kimsiniz?" "Müntekim ben. tatsız. Dostum yok.. bir yağmur damlası kadar yolundaydı. Kredi kartları tuvalet kağıdı olarak kullanılsın. yamuk. Eğer bana olan şeyler ona da oluyorsa.

uçurumlarda dolaşan bir keçi gibi zıplıyorum. Servilerin altından geçer206 ken, onların etçil oldukları hissine kapılıyorum. Her an bir tanesi beni ısırıp yutabilir! Ruhiye Teyze, Kevser'in mezarını suluyor. Yanına yaklaşırken ayaklarımı yere sürterek ses çıkarıyorum, boğazımı temizliyorum, dönüp bakmıyor. "Merhaba. Ruhiye Teyze, nasılsın?" Sesim, çizgi filmlerdeki ördeklerinki gibi çıkıyor. "Biz de senden bahsediyorduk" diyor. Mezarlıkta zamanın bir önemi yok. Her kabir, bir saat kulesi enkazı gibi. Yerin altında bir azap tütsüsü yakılmış sanki. Üst kat komşum Ruhiye Teyze'yle niye mezarlıkta buluşuyorum? Beni bu genç yaşımda bu kemik bahçesine hangi rüzgar attı? Basit bir tesadüf mü? Dev serviler tarafından çiğnenip tükürülmüş evcil cadıya bakıyorum. Torununun ölümüyle yetim kalmış, cinlerle, kedilerle, sarmaşıklar, kokulu yağlar ve yarasalarla kafayı yakmış ortağımla ayaküstü susuyoruz. Buzdağına düşen yıldırımlar tarafından mı sıkıştırılıyoruz? Ölülerin hastalıkları bize mi bulaşıyor? Virüsler, bakteriler pılı pırtıyı toplayıp steyşın arabalarıyla yollara düşerek benim uçsuz bucaksız gövdeme mi taşmıyorlar? Beynimin tepelerinde kayak mı yapacaklar? Damarlarımda hamam sefası, ciğerlerimde beş yıldızlı bir tatil? Bir an, Ruhiye Teyze'nin Kevser'i yeniden hayata döndürmeyi planladığından şüpheleniyorum. O zavallı, papatya gözlü, ortopedik hüsranlar içinde çırpman kız, şimdi ayaklanacak, sabah yorganın, çarşafların içinden çıkarak uyanır gibi topraktan sıyrılacak, kesilmiş kafasıyla neşeli şarkılar söyleyerek mezar taşlarını dolaşacak... Kendimi şöyle bir yokluyorum: Şu anda tam olarak ne hissediyorum? Yalnızca delilerin defnedildiği, kaçık cenazelerine tahsis edilmiş bir toprakta mıyım? Havaya uçurulmuş bir tımarhanenin sıcak yıkıntılarına mı düştü yolum? Neden .mi/ buradayım? Bilinçaltımın kalorifer kazanı mı patladı? Bol kalorili pişmanlık kömürü, suçluluk talaşı yüzünden beynimin bodrumunda bir infilak mı oldu? Radarlarım, benden habersiz, Kevser'den bir davet mi saptadı? Neyi kutluyoruz? Vicdanımın zifiri karanlığında sabahlara kadar sessiz sedasız kazılmış bir çukura mı düştüm? Yo, o kadar uzun boylu değil. Ölülerin ayağına kadar geldiysem, Şebnemin izini bulmak için geldim. Zombilere, hayaletlere ayıracak vaktim yok. Ben de bir ölü kadar körüm. Yalnızca, Şebnem'i görmek istiyorum. Şebnem'e giden yol ceset yatakhanesinin koridorundan geçiyorsa ne yapabilirim? Cebimden paketi çıkarıp bir sigara yaktım, yeraltından derhal pasif içicilerin protesto öksürükleri yükseldi. Oralı olmadım: "Ruhiye Teyze..." "Söyle... Burada biz bizeyiz." "Hani bir kız vardı ya, Şebnem, sana bahsetmiştim?" "Evet?" "Ona ulaşamıyorum. Anlayamadığım bir şeyler var. Benden kaçıyor. Ona âşığım. Bana bir tek sen yardım edebilirsin." Her ikimizin de cevabını bildiğimiz bir soru soruyor: "Nasıl?" "Jajha, Şebnem'i bulabilir?" "Hayır evlat, bulamaz." "Neden?" "Jajha öldü." Kara haber, mezarlıkta daha tez yayılıyordu. "Öldü mü?" "Evet. Önceki gece... Fakat sana bir mesajı var." "Ha? Mesaj mı? Ne mesajı?" "Sen de öleceksin, çok yakında." *^*

Üsküdar'daki Şibumi Sokağı'nda iki katlı bir evin bahçesindeyim. Gece. Bir iğde ağacıyla beyaz bir Lada arasındaki 208 boşluğa çömelip yanımdaki torbada ne varsa yere boşaltımı Bir yüzüne malakit denen yeşil taşlar çakılmış beyaz banyo sabunu, bir çift leylek bacağı, gül yaprağı ve kelebek kanadı külü, insan kanıyla boyanmış pamuk ipliği ve bir keser. Sabunun taşsız kısmına tırnağımla ŞEBNEM yazdım. Leylek bacaklarını, kanlı iplikle sabuna bağladım. Küçük bir kutu-cuktaki külü avuçlayıp bu büyü materyaline sıvadım, işin en tehlikeli kısmı şimdi başlıyordu. Eğilmiş vaziyette evin eşiğine varıp keserle küçük bir çukur kazdım. Malzemeyi gömdüm, işlem tamamdı. Hızla bahçe kapısına yöneldim. Az ötedeki pikabın içinden Abdülcabbar bana bakıyordu. Arabaya atladım. "Hallettim" dedim. "Şu anda uykusunda sana âşık oluyor?" dedi Abdülcabbar. "Aynen öyle" dedim. Sesimde şeytani bir tını, bir kurnaz- , lık efekti vardı. Arabayı karanlığın içine doğru sürdüm. Aşkın basit olmasını istersin, ama basit değildir. Ertesi gün, Eminönü Iskelesi'nin yanındaki telefon kulübelerini izliyordum. Etraf kalabalıktı, italya parlamentosu üyelerine benzeyen, orta yaşlı, şık bir adam; saat tam 14:00'da soldan ikinci kulübeye girdi. Yüzümü denize dönüp numarayı çevirdim. Açtı. Sordum: "Kimden, ne için intikam almak istiyorsunuz?" "Siz kimsiniz?" "Pardon, yanlış aradım" dedim. Tam kapatacağım anda "Yo, yoo, bakın, sorun şu ki, size güvenebilmeliyim. Bu çok önemli." Sarih konuşuyordu, fakat kesinlikle endişeliydi. Robot sesimle izahta bulundum: "Sadece intikamınızı alacağımıza dair güvence verebiliriz." 209 "Pekala, Abidin Dandini'yi temizlemenizi... Aaaaah!" ve telefon kapandı. Dönüp kulübeye baktım. Uzun paltolu, takım elbiseli iki adam gözüme çarptı. Ölüm fısıldayan susturuculu tabancalarını bellerine takarken, etrafa bakma-rak uzaklaşıyorlardı. Onlara doğru seğirttim. Tiz bir çığlık koptu. Katiller caddedeki siyah bir BMWnin arka koltuğuna daldılar, araba derhal uzaklaştı. Kulübenin önünde büyük, uğultulu bir kalabalık birikiyordu. İnsanların arasından zar zor geçerek, az önce konuştuğum müşterime ulaştım. Gövdesinden boşalan kanın ortasında hareketsiz yatıyordu. Dondum kaldım. Alelacele olay yerinden kaçtım. Galata Köprüsü'ndeki sıkışık trafikte ikide bir klaksonlar çalarken, zihnimde aynı soru tekrarlanıyordu: "Abidin Dandini de kimin nesi?" Düüüt! "Abidin Dandini de kimin nesi?" Düüüt! "Abidin Dandini de kimin nesi?" Düüüt! Düüüüüt! Düüüüüüüt! Hayatın basit olmasını istersin, ama basit değildir. Ecelin uçurtması yükseliyor Hani cinler geleceği bilemezdi? Ruhiye Teyze'nin ağzım aradım. Ciddi ciddi tırsmıştım. Bana bir izahta bulunmalıydı. Ecelin uçurtmasının benim ufkumda yükseldiği, besbelli kuyruklu bir yalandı. Ruhiye Teyze "Hayır, yalan değil, sır" dedi. Karacaahmet'-ten eve dönüyorduk. Ne yani, mezarlığa, bu ihtiyar kadından önce mi yerleşecektim? Direksiyonu iki elimle tutuyorum. Islak yollar, Azrail'in serdiği naylon yolluklara benziyor. Bütün arabaların ön koltuklarında sarhoş dazlaklar, arka koltuklarında birer çift do-berman olduğunu vehmediyorum. Trafik canavarları çetesi 210 tarafından kuşatıldım. Kendi ölümüm konusunda ikna olmak üzereyim. Jajha için hava hoş tabii. Ne de olsa binini aşmıştı. Acaba benden gıcık mı kapıyordu? "Aksine, seni severdi." Jajha yalnızca geçmişe yolculuk edebiliyordu. Son nefesinde eşek şakası yapmış olmalı? "Biliyorsun, pek şakacı bir cin

45

değildi." Halbuki deathclock.com adresinden, 26 Nisan 2051'e kadar yaşayacağımı öğrenmiştim? Ruhiye Teyze, aramızda bir ilkokul çocuğu varmış ve onun da anlamasını istiyormuş gibi basitçe açıklıyor: "Bizim dünyamızda doktorlar, bazı ağır hastalara 'üç ay ömrünüz kaldı' filan derler. Cinler âleminde ise insanların psikolojik durumuna bakarak isabetli ömür tahminleri yapan uzmanlar vardır. Jajha da onlardan biriydi. Kevser'in öldüğünü duyunca hiç şaşırmamıştı. Cinlerin halet-i ruhiyeleri, bedenlerini yıkıma uğratacak etkiler üretmez, insanlar ise esasen moral güçleriyle hayata tutunurlar. Uzman cin, gözüne kestirdiği bir kimseyi takip eder. O insanın davranışlarından ve sözlerinden bir maneviyat haritası çıkarır; bu haritaya bakıp ömrünün hududunu tespit eder. Haritada çevremizdeki insanların hayatımıza kattıkları ve hayatımızdan çaldıkları da görünür. Aslında epey karmaşık bir tablo mevzubahistir..." Kulağa enikonu saçma geliyordu. Ruhiye Teyze'nin söylediğine bakılırsa, insanlarla ilgilenen cinler, bu işi oyun haline getirmişler. Diyelim bir cin, arkadaşlarıyla buluşuyor ve filanca insanın hangi zaman aralığında öleceğine dair görüşünü açıklıyor: "Bu vatandaş, iki yıl sonra 7-29 Mart arası bir günde kuyruğu titretecek, durum onu gösteriyor." Gruptaki diğer cinler ise söz konusu insanın, bu tahminde belirtilen süredeki hangi günde pilinin biteceğini bulmaya çalışıyorlar. İddiaya giriyorlar yani. Bildiğiniz loto. Hastane pcı 211 soneli, kanserliler koğuşunda yatanlardan hangisinin ne zaman cartayı çekeceği üzerine bahse girer ya, işte o hesap. "Rahat ol evlat... Ölümle yüzleşmek iyidir; sağlıklı düşünmeye başlarsın." Sigara yaktım. Ön cama mavi bir ölüm bulutu üfledim. İçim dışım fanilik jelatiniyle kaplanmıştı. Sanki ölmüştüm de, geçici olarak kendimin yerine bakıyordum: Rahmetlinin dublörüydüm... Adamın biri, yol kenarına park ettiği arabasında ruhunu teslim etmiş. Üç gün boyunca öyle kalmış ve ölü olduğu ancak onüç park cezası kesildikten sonra fark edilmiş. Ruhiye Teyze, ecelle işbirliği yapan ve rüşvet almayan trafik polisi gibiydi. Kalıbımı basarım, o da ölümden korkuyordu. "Ölümden değil, gelecekten korkuyorum." Kaderin elindeki ustura Az önce bir müşterim kurşunlandı... Bin yaşındaki görünmez ortağım aramızdan ayrılmıştı. Kalendermeşrep babam, safderun annemi aldatıyordu. Sevdiğim kızın gönlünü kazanmak için yaptırdığım büyü bir halta yaramamıştı. Ehli-keyif cinler, benim de tez zamanda nalları dikeceğime dair bahse tutuşmuşlardı. Bildiğim bir şey varsa, kum fırtınasının ortasında şekerleme yapılmaz. Bildiğim bir şey varsa, kaderin elindeki ustura pas tutmaz. Bildiğim bir şey varsa, kalbi atmayan kimsenin başı dönmez, midesi bulanmaz. Galata Köprüsü'nden çıktıktan sonra, annemi ziyaret etmeye karar verdim. Uykulu gökyüzünde horlayan obez ve bekar bulutlar birazdan ayaklanıp bulaşık yıkamaya başlayacaktı. Seziyordum. Trafik; birbirine zincirlenmiş, ya212 lınayak, yaralı kölelerden oluşan bir kafile kadar hızlı İki liyordu. Sarıyer'e vardığımda babamın dükkanının buğulu camlarına şöyle bir bakıp yola devam ettim. Babam altmışına dayadığı merdivenin ilk basamaklarında dikilip dururken, şeytan dürtmüş ve başka kadınlarla ilgilenir olmuştu. Esasen son derece merhametli ve mutedil biriydi. Otuzüç yıllık evlilik, öldürdüğü aşkm cesedini toz haline getirip üfürmüş müydü? Ben de Şebnem'in üzerine gül koklar mıydım? Kunduracı Recai Bey, sorumluluk zindanından bahaneler avlusuna yatay geçiş mi yapmıştı? Sanırım gündelik hayat aygıtına kenetlenen fesatlık

mekanizması otomatik. Şeytana artık çok az iş kalıyor; o sadece son rötuşları yapıyor. Evin önüne vardığımda, torpidodaki, Ruhiye Teyze'nin yeşil sadakat tozlarının bulunduğu torbacıklardan birini aldım. Eşikte bir an durdum. Annem, zile basmama fırsat vermeden açtı kapıyı: "Hoş geldin oğlum" deyip boynuma sarıldı. "Hoş bulduk anneciğim." İçeriye geçtim: "Cevher nerede?" "Odasında, oynuyor. Sofra kurayım mı Müntekim? Karnıyarık yaptım, seversin sen, makarna da var?" "Aç değilim." Cevher'in odasının kapısından baktım. Sırtı dönük vaziyette, plastik oyuncaklarla meşguldü. Yanma gittim. "Je-gi? Ihe uaaa" deyip gülümsedi. Bu sözlerin bir anlamı olması için neler vermezdim. Kardeşime yavaşça sarıldım. Başını öne eğdi. Yanağını öpüp salona yollandım. Derler ki, ebeveynler, evlatları koskoca yetişkinler olsa da onları hep küçük çocuklar gibi algılarlar. Şimdi, babamın defolu ihaneti ile annemin müphem mağduriyeti arasında kendimi kundaktaki bebek gibi eli kolu bağlı hissediyordum. Ve bir bebek, evlilik sorunlarını çözemez. Annem, sıradan bir adama hayatını adamış, sıradan bir ka211 dindi. Ve şimdi, onu şaşkınlığa sürükleyen bir mahcubiyetin ağına düşmüştü. Oğluna kocasından dert yanmaya istekli değildi. Doğrusu ben de kendimi babamın yaramazlıklarından konuşmaya hazır hissetmiyordum. "işlerin nasıl oğlum?" "Çok şükür, gayet iyi." "Yaşın geçiyor Müntekim, bir yuva kursan ya artık?" Böyle, çolak bir caz piyanistinin tımarhanede verdiği resitalde vokal yapan morfin yemiş hastalar gibi mırıl mırıl sürdürdüğümüz konuşma yan odadan gelen çığlıkla bölündü. Hızla Cevher'in yanma koştuk. Sırtüstü uzanmış çırpmıyordu. Etrafa, çoğu kırık, rengarenk oyuncaklar saçılmıştı. Annem bir koşu mutfaktan getirdiği küçük tahta kaşığı, dilini ısırmasın diye Cevher'in dişlerinin arasına sıkıştırmaya çalışırken, ben de ağzım aralayarak yardım ettim. Cevher, yirmiiki yaşında, 139 cm. boyunda ve 33 kg ağırlığında. Onüç aylıkken menenjite yakalandı. Ateşi yükselmişti ve kusuyordu. Başlangıçta bizimkiler çocuğun üst solunum yolu enfeksiyonu geçirdiğini sanmışlardı. Üç gün sonra doktora götürdüklerinde öğrendik ki 'neisseria meningitidis' adında bir bakteri iş başındaydı. Menynx denilen beyin zarları iltihaplanmıştı. Şimdi, epilepsi atağı geçiriyor. Yani generalize konvulsi-yon. Beyin nöronlarındaki elektriksel impulslann düzensiz dejarjı yüzünden vücudu istemsizce kasılıyor. Saatime bakıyorum; atak beş-altı dakikadan uzun sürer de status epilep-ticus evresine ulaşırsa kardeşimin hayatta kalması için acilen Diazem, Valium ya da Dolantin enjekte edilmesi gerekir. Beyin hücreleri ölmekte olan Cevher'in idrarı halıya yayılıyor. Tükürüğünü yutamadığı için, ağzından köpüklü bir sıvı akıyor. Atak dördüncü dakikada, zavallı kardeşimin uykuya dalmasıyla sona eriyor... 214 Annem, peçeteyle ağzını sildiği Cevher'in alt bezini değiş tirmeye koyuldu. Evlat sevgisine tahakküm eden derin çile sinin gereklerini otomatik hareketlerle yerine getiriyordu. Cevher hiçbir zaman okula gidemedi. Fırından bir sıcak ekmek alamadı. Yıllar yılı kendisine hizmet eden anneciğine bir teşekkür edemedi. Daima, bir çift çamur deliği gibi sönük ve tümüyle manasız gözlerle baktı. Bayramlarda büyüklerinin ellerini öpemedi. Bir kıza "Seni seviyorum" diyemedi, çiçek veremedi, laf atamadı. Mahalle maçlarına katılamadı. Uçurtma uçurmadı. Cam kırmadı. Kimseyle kavga etmedi. Kimseye hediye sunamadı. Sigara içmedi. Kitap okumadı. Balık tutmadı. Sinemaya gitmedi. Bisiklete binmedi. Lunaparkta eğlenemedi. Denize girmedi. Telefon etmedi. Bir tişört olsun, seçip, deneyip

46

beğenerek satın almadı. Evden kaçmadı. Kuş vurmadı. Oruç tutmadı. Şarkı mırıldanmadı. Hiç koşmadı. Doğumgününü kutlamadı. Bir kafeteryada kahve içemedi. Otobüsle, trenle, vapurla küçücük bir gezintiye çıkamadı. Ağaç dikmedi. Duş alamadı. Kardanadam yapamadı... Aleladeliğin ayrıcalıklarını, monotonluğun emniyetini, normalliğin konforunu asla tadamadı. Cevher'in cılız bedeni bir hüzün, handikap ve hüsran ca-mekanı gibiydi. Bir elinden annem, diğerinden Azrail tutuyordu. Annem, acıklı bir bebekliğe mahkum olan oğlunu yıkıyor, bezliyor, giydiriyor, yediriyor, tıraş ediyor, onun dişlerini fırçalıyor, tırnaklarım kesiyordu. Kalbindeki şefkat ve merhamet; ümitsizlik ve korkunun muhasarası altındaydı: "Ya ölüp gidersem, yavruma kim bakar?!" Anneciğimin alınyazısı, soru işaretleriyle doluydu: "Acaba ne zaman, belki de şimdi, inşallah yakında, galiba hiçbir zaman, sanki her an, muhtemelen asla, herhalde hep, sanırım daha zaman var, hayırlısıyla birgün???..." Kader; onun hayatında ailenin, kadınlığın, anneliğin yeniden berrak bir anlama kavuşmasını adeta bir lanetin enerjisiyle sürekli erteliyordu. GtiU ,'!■. zar Gıcırbey, ecelin programını bozamayacağını bile bile didiniyordu. Cevher'i kucaklayıp yatağına taşıdım. Yumuşacık saçlarını öptüm. Annemle bocalayarak vedalaşırken, sadakat tozu paketini eline tutuşturdum: "Bunu babamın giysilerine serp. Hiçbir mesele kalmaz. Yanlış adamla evlenen tek kadın sen değilsin" deyip evden ayrıldım. Bildiğim bir şey varsa, istikbal hassastır, her şeyden etkilenir. Peygamber'in ketlisi [Nefertiti] Kedilerin bize iyi davranmaları normal; zira ataları, atalarımızı yiyordu. [DANZY DELGADO, 1907-1989, Misafirperver Yamyam] Miyav. Ramize Ramirez enteresan bir kadındı. Dört yıl evvel 31 Ekim günü yani Cadılar Bayramı'nda Caddebostan sahilindeki bir bankta oturuyordu. Yanaştım. Elindeki kitabın kapağını inceledim: Şeytan -Yüzü Olmayan Maske, Lut-her Link. Beni görünce "Gel bakalım İblis'in yardakçısı" deyip sevecen bir jest yaptı. İnsanların yüzde doksanbeşi fillerle, pirelerle ya da balıklarla değil, biz kedilerle konuşur: "Annen baban nerede senin?" "Ya seninkiler?" diye sordum. Sözlerimi anlamadığı halde gülümsedi. Başımı okşadı. Eski Mısır'da, M.Ö. 4000'li yıllarda Bubastis kentindeki kedi tanrıça Bastet'e gösterilen saygının anısını yaşatan Ramize Ramirez derhal hizmetime girdi. Beni kucaklayıp bir taksi durdurdu ve buraya, Göztepe'deki evine getirdi. Bana "Nefertiti" diye sesleniyordu. Dahası, kırmızı iplikle Nefertiti yazısını işlediği beyaz bezden ince bir şeridi boynuma astı. 216 Ramize Ramirez, irlanda'nın Cork şehrinde yaşayan Og luyla günaşırı telefonda konuşuyordu. Kocası ise eve sene de üç-dört kere uğrayan bir uzak yol kaptanıydı. Kadıncağız dalgalı, köpüklü bir yalnızlık içinde sigara tüttürürken, kendi kendine "Gemileri ben de severim, fakat okyanuslardan nefret ediyorum" diyordu. Ramize Hanım, Türk edebiyatının Agatha Christie'siydi [18901976]. Tam yirmiyedi tane polisiye roman yazmıştı. Gelgeldim, kitapları pek tutulmamıştı. Mısırlılar, Tibetliler, Hintliler ve birtakım İngilizler gibi Ramize Ramirez de kara kedilerin uğurlu olduğuna inanıyordu. Bu batıl inancının faydasını gördü: Yeni romanı Azrail'e İtimadım Sonsuzdur büyük ilgi uyandırdı. Hızla yazmaya devam etti: Katiller De Gıdıklanır, Delik Deşik Bir Kefen, Uçurum Bedduası, Cesetler Şifa Bulmaz-■■ Hepsi de kapışıldı. Eski romanları tekrar basıldı. Televizyon programlarına çıkıyor, gazetelerin kitap eklerinde ondan övgüyle bahsediliyordu. Muhabirler onunla röportaj yapabilmek için yarışıyordu: Bana duyduğu sevgiyi, bir gazeteye verdiği

beyanatta "Mükemmel dostlarımız asla iki ayaklı değildir" diyerek belirtmişti, imza günlerinde hayranları uzun kuyruklar oluşturuyordu. Ödüller aldı. Eserleri sinemaya uyarlandı. Yılın yazarı seçildi. Yüklü bir ücret karşılığında yeni bir yayınevine transfer edildi. Göztepe'deki evini satıp, Gümüşsuyu'ndaki Çifte Vav Sokak'ta bir daire satın aldı. Beraberce taşındık. Fakat biz kediler, insanlardan ziyade mekanlara bağlanırız. 11. yüzyılda gemilerle Mısır'dan Avrupa'ya göç eden atalarım gibi ben de bir Şehir Hatları vapuruna atlayıp Kadıköy'e, oradan da geze geze Göztepe'ye geri döndüm. Evin yeni sahibesi Ruhiye Hanım boynumdaki tasmaya bakıp "Hımmm, Nefertiti, münasip bir isim" dedi ve beni buyur etti. Yorgundum, uyumak istiyordum. Kevser, ben den pek hoşlanmadı. "Kara kedi musibet taşır" diye lıo )\1 murdandı. Ruhiye Hanım ise "Kara kedi diye bir şey yoktur!" deyip beni evirip çevirdikten sonra "Bak!" diyerek, Kevser'e karnımdaki daha önce fark etmediğim beyaz leke-ciği gösterdi. "Haçlı Seferleri'nden itibaren Avrupalılar kedileri korkunç yöntemlerle öldürmeye başladılar. Diri diri yakılan kedileri, Arapların, Türklerin ve Şeytan'ın vekili sayıyorlardı. 15. yüzyılın sonlarından itibaren üçyüz yıl süren cadı avı boyunca, kediler cadıların asistanı telakki ediliyordu. Hele kara kedi, zırcahil Avrupalıların nazarında kılık değiştirmiş ifritti. Zavallı kediler kulelerin tepelerinden atıldılar; baltalarla, küreklerle öldürüldüler; şatoların temellerine, duvarlarına konan harca canlı canlı karıştırıldılar... Edgar Allan Poe [1809-1849] Kara Kedi adlı meşhur hikayesinde, duvara gömülen kedi tema'sını işlemiştir. Batılılar, 'Kedili piyano' diye bir işkence aleti yapmışlardı. Uzun, kapaklı bir kutuya bir düzine kedi konuluyor, hayvancıkların kuyrukları, kutunun kenarındaki deliklerden dışarı sarkıtılarak kapak kapatılıyordu. Sonra, karanlıkta kalan kediciklerin kuyrukları şiddetle çekiliyor, yakılıyor ya da üzerlerine iğne batırılıyordu. İnsanlıktan nasipsiz vahşi mahluklar, biçarelerin acı çığlıklarından senfoni dinler gibi zevk alıyorlardı." Ruhiye Hanım'm anlattıkları uykumu açmış ve başımı döndürmüştü. Kevser'le aynı anda, ayrı dillerde sorduk: "Eee? 'Kara kedi yoktur' derken neyi kastediyordun?" Ruhiye Hanım: "Müsaade edin de sözümü bitireyim." Biz kediler, yüz farklı ses çıkarabilsek de insanlar gibi konuşamıyoruz. Heveslisi de değiliz zaten. Yine de bizimle iletişim kurmak zor sayılmaz. İhtiyar kadın, anlatmayı sürdürdü: "Hasat zamanının başlangıcına rastlayan Saint-Jean bayramında, anız yakılırken kediler de fıçılara ya da torbalara konarak ateşe atılıyordu. 218 Torba ya da fıçı parçalandıktan sonra kaçışan tutuşmuş kediler taşlanarak veya sopalarla dövülerek öldürülüyordu. 1630'larda, Paris'teki Greve Meydanı'nda vahşi bir kalabalık, yüzlerce kediyi yakacakken, taht'a çıkmaya hazırlanan XIII. Louis, babası IV. Henry'i rica minnet ikna etmiş ve kralın emriyle kediler yakılmaktan kurtulmuştu. İşte bu işkence ve katliamlardan, bilhassa kara kedilere odaklanan nefretten sonra, tümüyle siyah olan kediler ortadan kalktı." Zamanla, Ruhiye Hanım'dan kediler hakkında çok şey öğrendim: Abdullah bin Sahr adlı sahabe, kedileri çok severmiş. Birgün, cübbesinin cebinde yavru bir kediyle dolaşırken görülmüş. Bunun üzerine, arkadaşları onu "Ebu Hureyre" [Kediciklerin Babası] diye çağırır olmuşlar. Peygamberimizin de kedileri varmış. Gözdesi olan kedinin adı Müezza'ymış. Müezza, karamel renginde, kısa tüylü bir Habeş kedisiymiş. Allah'ın Elçisi, camiye gideceği bir vakit, hırkasının üzerinde uyuyan Müezza'yı rahatsız etmemek için, hırkanın bir kolunu sessizce kesmiş.

47

biri dan gözlerinin oyulacağı. Bana "Kong gibi" oynadığımı söylemişti. İnsanda onları derhal gebertme isteği uyanıyordu. Şebnem Şibumi. daha önce provası yapılmış gibi cereyan etmişti. 222 Şebnem Şibumi'yi öpen iblis. cehenneme tayini çıkmış bir melek gibiydi. Liseyi bitirdikten sonraki birkaç ay.. dünya gözüyle onu en çok gören hayvan kedi olsa gerek. assolisti ensesinden yakalayıp kaldırdım ve kaportaya çarptım. katlanılır gibi değildi. Gülüyorlar mı. Soytarı da öyle. kısa saçlı. şakayla "Yolcuları sağ salim cennete ulaştırmaya çalışıyorum" derdim. Gecenin zemininde ayak sesleri yankılanıyordu. baldırlarıma. Gıcırbey. ayağında piyade botu. Kediler. evham ve hüsran altıncı hissi güçlendiriyordu. cehennemde çakmaklara gaz doldurmak gibi bir şeydi. türünün son temsilcisi bir yırtıcı gibi çığlık attı. 1995'te Dünya Masa Tenisi Şampiyonu olan Çinli Linghui Kong'dan bahsediyordu. Gıcırbey'de fazla oyalanmadılar: Bana attıkları dayağı ona özetlediler. Heyecanlanmıştım. Gıcırbey'e "Ben herifi yakalayayım. Şebnem'den haber alamıyordu. Sokakta volta atan Mün-tekim Gıcırbey. bahçelerde ve bilumum hoşbeş mekanlarında insanlara yakın olduklarına göre. sentetik kürkler. Gıcırbey sırtını duvara yaslayıp. ] Loş ve kalabalık kulübün en uzak köşelerinden Lukana'yı seçebiliyordum. Biz ise arabayla mecburen tepenin etrafını dolanıyorduk. Ona âşık olmak. Onu "Şimdi de huzurları220 nızda. Hasan Amcam da tebessümünü bir sağa bir sola yöneltiyordu. ona en çok kulak veren. Müsabaka bitti. fakat otomatik silahlarla yaygınlaşan katil şımarıklığı ile başedemeyeceğini söylerdi. bacağında ormancı pantolonu. Simsiyah bir dumanın içinde çırpmıyordum. Lukana Lamppon'un dolar yeşili gözlerinin muhasebesiy-le meşguldüm. Ölü taklidi yapan yaralı gibi nefesimi tuttum. Çünkü bu adam. Gıcırbey moleküllerine ayrılırken. dilenci kılığına bürünüp faciayı daha net görebileceği bir yerde dikilmeyi seçmişti. elindeki şişeyi bırakıp bana doğru koşarken arabayı çalıştırdım. tam yanı başımda dikildiler. evsiz dilenciler gibi giyinmişti: Eprimiş bir hırka. Hasan Amcam. 1996'nm Nisan ayında onu ziyarete gitmiştim. Güzelliği. Tam arabaya bineceği sırada. Ve kızı öpüyor. Şaha det parmağını öpüp kıza zafer işareti yolladı. Aşka inanmıyordu. Gıcırbey'in Chevrolet'yle yaklaştığım duydum. Sahne. Kong'un özelliği. Taklit kıyafetler. Gıcırbey'in. Dizlerimin üzerine devrildim. Müezza'ya ve Peygamber'e arkadaşlık eden türdeşlerime hem imreniyorum. nereden bulmuşsa. kazanacağına kimsenin ihtimal vermemesiydi. şeriatın tadını kaçırmıştı.. sürekli hatıra fotoğrafı çektiriyormuş gibi gülümser. Hasan Amcamın çok iyi kalpli ve bilgili olduğunu. [TAHA BİN TALHA. yani başı göğsümün hizasmday-dı. buruşuk bir palto. O kadar sevinçli ve hoşnut görünüyorlardı ki. Demek. sürekli yanında kedilerle dolaşıyordu. Hasan Amcam aslında dedemin üvey ağabeylerinden birinin oğlu. büyük caminin yanında buluşuruz" deyip fırladım. elmanın kabuğunu bile emerek çıkarabilen. 1983'te General Cafer el-Nimeriri. Gazı kökledim. Arabada benimle oturabileceği halde. Melankoli. Lukana Lamppon'la bir kerecik olsun böyle cıvıl cıvıl gezip tozamıştım. bir limuzin timsah gibi burnunu uzattı. Kanım. Ben o akşam için kiraladığımız 1970 model siyah bir Chevrolet Camaro'nun içinde bekliyordum. Kız. Uzun boyluydu. Sırılsıklam olmuştum. Hal hatır soranlara. polisleri bile mateme sürüklüyordu. Evinin bahçesinde iki adam pingpong oynuyordu. Cinai bir görenek halinde sürüp giden iç savaş ve çatışmalar. dünya bu yıl güneş etrafındaki turunu ben-siz tamamlayacak diye düşündüm. Güneşi görebilmek için el fenerine ihtiyaç duymazsınız. Bana karnaval ucubesiymişim gibi davrandı. Milyonlarca ceset. ülkede kuraklık baş gösterdi. Tıp fakültesine gitmemde de. bir keresinde bana "Surat asmayı bırak. adam geldikleri yönden geri giderek sokağın ucundan kıvrıldı. Neyi kastettiğini geç anladım. Belime. elinde şarap şişesi. rutubetli bir ceket. Arabadan bir düzine fedai saçıldı. bu gece burada olacakları nasıl sezdiğini düşündüm. Halbuki. Kusursuz Hüsran] Şebnem Şibumi'nin oturduğu sokağın basındaydık. İşte. Hıyarağası basamaklarda tazı gibi sekiyordu. gök gürültüsü gibi infazlar ve askerî darbelerle yeniden düzenleniyordu. benim içimde de utanç ve kederin dehlediği Arap atları yarışıyor. Bir beysbol sopası kafama indiğinde. Sebepsiz somurtuşun ardından. bir yudum birayla yutabilirsiniz!" diye anons eden sunucuyu erkekler tuvaletinde kıstırıp sille tokat klozete tıkmıştım. >\<> Kanla gargara [Abdülcabbar Turabi] Son tahlilde bütün aşklar karşılıksızdır. Yol ile merdivenlerin kesiştiği bir yerde arabayı durdurdum. can çekişmekte olan. Taylandlı fıstık Lukana Lamppon! Çamaşırı öyle küçük ki. uzun favorili ve bıyıklı bir adamla birlikte sokağa girdi. o da pat diye şeriat getirdi. t-reks sürüsü gibi aniden dönüp onun tepesine üşüştüler. başımdan aşağı çizgiler halinde akıyordu. Hasan Amcamın katiyen onaylamayacağı olaylardı. İri olduğum ve sert oynayarak elini kanattığım için beni King Kong'a benzetiyor sanmıştım. Belli ki. nefes mi alıyorlar anlaşılmıyordu. kıçıyla ceviz kırabilen. Pingpongculardan biri. Limuzine doluşup kayboldular. yokuşları sahile bağlayan merdivenli sokaklardan iniyordu. Babanı pamuk ticaretiyle uğraşıyordu. kırılması imkansız bir rekora imza atan Ebu Hureyre. suratıma. Mu-hamrned zaten kedi besliyordu. Yolu perdeleyen karanlıktan. Evine doğru yürüyen pretJ ses dönüp dönüp arkasına bakıyordu. İstanbul'a gelmemde de onun tavsiye ve telkinlerinin payı var. aklının ucundan bile geçmiyoi m du. karnıma durmadan vuruyorlardı. Lukana. kurşuna dizilmiş gibi yere çöktü. amcam Hasan Turabi'ye ülkemizin hukuk sistemini emanet edince. Gözünde. Kızın nerede olduğunu bilmiyordu. Caddeye çıktığında ona epey yaklaşmıştım. birkaç sene evvel Hasan Amcamın evinin bahçesindeki 48 . Bu dehşetengiz olayın sorumlusu ekranda belirince hayretler içinde kaldım. Şebnem Şibumi ile ihanet dansında ona eşlik eden sente tik kavalye nazikçe vedalaştılar. Rakibiyse yenilmekteydi fakat gayet neşeliydi. Araba. Şebnem Şibumi'nin söylediği her kelimeyi işitiyorum: "Mutlu musun canım?" "Olmak üzereyim" diyor aşağılık mahluk. bahçe kapısından girdi. 1996'dan sonra Arap zamkı işine girdi. boynunda ressam kaşkolü. Bahçenin şampiyonunu maça davet ettim. hem de onlarla gurur duyuyorum. Ucuna iflas bayrağı takılı mızrak gövdeme saplanmıştı. Şeriatın ardından. dehşet. Peygamber'in sohbetlerinde en çok bulunan. tartaklanmak böyle bir şeydi. Başında gangster kasketi. Düşünüyorum da. Kadarif te cenaze arabası şoförlüğü yaptım. Her şey. Hartum'daki Hasan Amcamın gözlüğünün aynısı. Hasan Amcamın asla tasvip etmeyeceği bir manzara daha. kalıcı felç gelir" demişti. Sopalar. Ve onu yendim. Hz. 11 Eylül 2001 Salı günü istanbul'daydım ve bütün televizyonlarda ikiz Kuleler'e yolcu uçaklarıyla yapılan saldırının görüntüleri yayınlanıyordu. Kız ile herif. Lukana. arabesk bir şarkının videoklibini andırıyordu. develerden ve köpeklerden farklı olarak ev içlerinde. yere yapışmıştı. [Bunlar.Peygamber'i her fırsatta ziyaret eden ve ondan 5374 hadis rivayet ederek. kıvırcık sakallı ve otuzbeş-kırk yaş-larmdaydı. Vıcık vıcık yumruklarım ağırlaşmış. imitasyon mücevherler içinde sahici bir dilberdi. pingpong değil de satranç oynuyor sanırdınız. Yüzüne bakınca. Şeytanın don değiştirdiği bir gece kulübünde dansçıydı. O esnada. Kendisi Fransa'da ve İngiltere'de öğrenim görmüş bir hukukçudur.

Çocuklar gibi. Güldükçe. Daha demin sopayla tepeme vurdular!" "Onu kastetmedim." Birkaç kişi ha? Yılların onu tahmin ettiğimden de fazla de226 ğiştirdiğini anladım. Gri paltom bir adam kulübeye girdi. İkimiz ayrı bataklıklarda boğuluyorduk: Birbirimize yüzme öğretmemiz imkansızdı. Ömründe ilk kez kar yağışı gören Abdülcabbar. Güzelliği ona kraliçe unvanıyla birlikte kölelik getirmişti. Abdülcabbar'a "Birazdan geliyorum" deyip bir gazete satın aldım. rol icabı peyda olarak Boğaziçi Köprüsü'nden Sultanahmet Camii'ne uzanan pembe bir tül örtmüştü. Yokuş aşağı gitmeye başladık.. Alper Ca-nıgüz. ben onun için doğmuşum gibi. Bir ara gözden kaybolan Abdülcabbar. Kafamı güçbe-la çevirip Gıcırbey'e baktım. yediği esaslı bir tekmeyle 49 . onunla yapılmış bir röportaja rastlayınca apışıp kaldım. Okuya okuya apartmanın merdivenlerini çıkıyordum. "Pekala" dedim. İşi profesyonelliğe vurdum: "İntikam almak istediğiniz biri yoksa. "Roman okuduğunu bilmiyordum?" dedim. Kitabında bana dair yazdıkları doğru değil. Köprüyü geçitken sonra "Aşkı öldüremezler!" yazılı bir pankart gözüme ilişti. Bense doğduğuma çok pişmanım. "sizin için ne yapabilirim?" Sağa sola bakındı.. Yüzümün sağ tarafı hâlâ kebap gibiydi. birbirimizin vaktini boşa harcamayalım. kimden intikam almak istediğini öğrenemedim. bakanlığın. yediğimiz müthiş dayaktan sonra birbi-rimize kardeş gibi benziyorduk. Pingpong mağlubiyeti. Hasan Amcamın gözlüğünün camları kırılmış. Kadın spikerlerden biri. haberi sunarken ağlamıştı. insanı aptallaştırıyor. Ben de kısa Camel paketinden bir sigara çekip ateşledim. Gözlem yapıp tahmin yumurtlayan robot gibiyim. Sesinde merak ve birazcık endişe vardı: "Telefonu suratınıza kapatıp gidersem ne olacak?" Kesin bir ifadeyle "Hiç" dedim. Bir Türk gazetesinde.pingpong maçında yendiğim kişiydi: Usame bin Ladin! Mağlup pingpongcunun 1993'te de New York'taki Dünya Ticaret Merkezi'ne [bombalı araç yerleştirerek] saldırdığını. Aslında kellelerini masamda dizili görmeyi arzuladığım birkaç kişi var. ansızın yanımda bitiverdi. Mogadişu'da onsekiz ABD askerini öldürdüğünü ve L998 j}\ Ağustosu'nda Nairobi'deki ABD elçiliğini bir kez daha bombaladığını öğrendim." Gıcırbey'le ikimiz. Yine de Lukana benim için yaratılmış gibi geliyordu... Fu'-nun ne için." Konuşmamız bu minval üzere sürüp gitti. Gönül İşleri Bakanlığı Heyeti'nin komple katledildiği haber veriliyordu. Barska marka dürbünümle Beşiktaş'ta. bütün televizyon kanallarında. Kar. Sesimi değiştiren cihazı ağzıma tutarak sordum: "Ne için. dilediğini unuttuğun bir dileğin aniden gerçekleşmesi gibiydi. Üsküdar Iskelesi'nin karşısındaki telefon kulübelerinden birini izliyordum. kar tanelerini yakalamaya çalışıyordu. Birinci sayfa tümüyle Gönül işleri Bakanlığı Katliamı'na ayrılmıştı. işin tuhafı. Arabayı çalıştırdım. Lisedeyken en iyi arkadaşımdı. Dürbünü bırakıp cep telefonumu çıkardım. "Dünyanın en çok aranan teröristi"ne pingpong dersi vermiştim." "Başını öne arkaya oynatır mısın?" Gıcırbey "Böyle mi?" diyerek hareketleri yaparken göz ucuyla takip ettim. ağzımda biriken kanla gargara yapıyordum." derken dürbünü tekrar gözlerime götürdüm. Önce anneme rastlamıştım. kulübenin numarasını tuşladım. Fakat hiç görmediğim birine düşmanlarımdan söz etmekle asıl riske ben girmiş olmaz mıyım?" dedi. En son." Tanıdığım kadarıyla alaycı biri değildi. Baş ağrın var mı?" "Biraz. Röportajda "Çakal Carlos günahımı alıyor. Sürüne sürüne Chevrolet'ye ulaştık. "Haklısınız. kim den intikam almak istiyorsunuz?" Adam "Size ilk ağızda sırlarımı söylememi beklemeyin Ji: Mesajda 'Riski biz üstlenelim' yazmışsınız. Beni gülme tuttu. Manşette. başınızı en çok derde sokan kişiyi kastediyorum. "Kollarında ya da yüzünde bir uyuşma filan?" "Yooo?" "Miden bulanıyor mu?" "Hayır? Niye soruyorsun?" "Beyin kanaması geçirmediğinden emin olmaya çalışıyoGözlem yapıp tahmin yumurtlayan robot Pikabımın şoför koltuğundan. "Üstelik kendi sesinizle bile konuşmuyorsunuz? Bunun bir telefon şakası olmadığını nereden bileceğim?" Aslında. Mikail'in testeresiyle kesilmiş. "Şu anda beni görüyor musunuz?" Onu özlediğimi fark ettim. Onun da sol yanağında ve kaşında dikişler vardı. Şaşırmıştım: "Cinayet işlemiyoruz maalesef. Lukana "Herkesin bildiği sırrı saklamak sana düşüyor Abdülcabbar" demişti.. Bu. sonra konuşmamız sırasında bir adam vurulmuştu." Bir zamanlar aynı takım elbiselerden giyip langırt oynadığın birine yalan söyleyemezsin. Dün. İnsanın. Abdülcabbar'm ayna karşısında kendi yüzüne dikiş atmış bir doktor olduğuna inanmak zordu. Makaraları koyverdik. Lübnanlı bir sevgilisi vardı. Çok iyi Arapça konuşuyordu. En iyi arkadaş derken. "Alper Cangüz'e bayılıyorum" dedi. benim için son günlerde bu konuşmalar zalim şakalara dönüşmüştü. İçtenlik. Yazarı. onu daha da agresif yapmıştı. Ne düşündüğünü anlamak imkansızdı. Acı. Tibet'te bir manastırda çile doldurduğunu duymuştum. Hasan Amcamın kitaplarının Türkçe nüshalarını görünce göğsüm kabarmıştı. "Evet. yakınlarını daha iyi tanıması için bazen onlardan uzaklaşması gerekiyor. Gıcırbey de ben de darmadağın olmuştuk. Kendisi diplomatik pasaporta sahipti. Ölüm döşeğinde kahkaha atan deliler gibiydik. şimdi de uzun zamandır görüşmediğim eski dostum Fu hattın öbür ucunda." "Tamam." Ve yol boyunca kitaptan başını kaldırmadı. çerçevesi ya-mulmuştu. Carlos'u esaslı bir ahbap olarak görüyorum. Kesinlikle oydu. Bizzat kendisiyle karşılaşsam. Yüzünde bıçak gibi keskin bir gülümseme vardı.. telefonu kapattıktan sonra bir sigara yakarak. aynı yılın 7 Ağustosu'nda Nairobi [Kenya] ve Ta-les Selam'daki [Tanzanya] ABD elçiliklerini bombaladığını. Lukana'ya da olan olmuştu. Müstehzi bir edayla konuştu: "Yüreğime su serptiniz." diyordu. o derece afallamaz -dım. lapa lapa yağan karın içinden geçip caddeye çıktı ve aniden duran bir taksi onu adeta yuttu. Sonunda o kayboldu. otuziki dişinden otuziki mahalleye yayılan sırıtışıyla meydanda yürüyüşe çıkmıştı. iştahsız bir güneş. Bu sesi tanıyordum. 224 Gülme faslı bitince sordum: "Başın ağrıyor mu?" "Dalga mı geçiyorsun? Tabii ki ağrıyor. sahtelikten daha güvenilmez ve endişe vericiydi. Acaba AŞKartlar üç yıl boyunca geçerli olacak mıydı? Belki de bakanlık feshedilirdi? Eve vardığımızda arabayı park ettim. "çok iyi yazıyor. "Neredeydin Doktor?" "Bunu aldım" diyerek elindeki küçük poşetten çıkardığı kitabı gösterdi: Gizliajans diye bir roman. "onu Fransa'ya ben teslim etmedim. 300 metre kadar ötemdeydi. Şoför koltuğundaydım. Yılların onu değiştirdiğini düşündüm. Eski dostum.

fakat benim yerimde kim olsa onun sözlerini ciddiye almazdı. katilin mükemmelliğine bakar. Fakat. Edmund Hil-lary ve 50 . "Demek. Gangster yani. Abdülcabbar'la tokalaşırken. "Görüşmemiz lazım. Şebnem'i benden kaçıran haydudu bir an önce mıhlamak için yanıp tutuşuyordum. çayı demlemek üzere mutfağa gitmesiyle oda bir anda genişledi. Herifçioğlu." "A-a! Fuat? Ne güzel sürpriz" dedim. elinden düşürmediği romanla odasından çıkageldi: "Merhaba. Propaganda Bakanı Joseph Goebbels'in tavsiyesiyle. geçmemiştir bile. Şeb-nem'e âşık olması ihtimali tüylerimi diken diken etmişti. "Sanırım aşkı onaylanmadığı için. dalgıç gözleri ve sörfçü burnunu birarada tutan bir amiral kafası taşıyordu. Demek eski dostum. dün Gö nül İşleri Bakanlığı Heyeti katledildi. Korkarım sen de hedeftesin Gıcırbey. Fakat ben araştırdım." "Hımmm?" Kaşlarımı kaldırıp alnımı kırıştırdım. herşey yolunda mı?" Ormanda birbirimizi kaybedip." "Yani?. ev biraz dağınık" deyip Fu'yu salona buyur ettim. jii ıiAinaı§ • Uzay gemisi şeklindeki bulutların altında Geçmiş. Fu karşımday-dı." 228 "Öyle mi?!" deyip daire kapısına yürüdüm ve apartman kapısını açan düğmeye bastım. [WILLIAM FAULKNER." Telefonu kapattım. balıkçı sakalı." "Birine mi aşıkmış?" Kuduruk mandıra köpeğinin." "O nerede peki.havalanmış olan Ezel Zelzele adındaki özel kalcın müdürünün fotoğrafı vardı. Bakanlığın kökünü kurutmaya kararlı görünüyor. Benim kitabımda can almak yazmıyordu. "senin de tanıdığın bir kıza. Yine de sordum: "Kimsiniz?" "Ben Fuat Tufa. Bakanlık Heyeti'nin intikamını almak istiyorum. beyin cerrahı kendini ameliyat edemez. gemileri karadan Halic'e sürüklüyordu [1453]." "Pekala olur. ölü değildir. kapıyı açtım. Hayati Tehlike hapse girip ense yapacak öyle mi? Buna izin vermeyeceğim. Şebnem için tam yirmiiki kişiyi vurdu?" "Özel Kalem Müdürü Ezel Zelzele'yi de onun öldürdüğünü düşünüyorum. Önce annemgile uğramış. Katliamı yönetenin Hayati Tehlike 230 olduğuna dair delil yok. bahriyeli saçı. gülerek arkadaşıma sarıldım: "Hoş geldin Fu! Eskisinden de hızlısın!" "Hoş bulduk" derken suratımdaki mor tümseğe dikkat kesilmişti. Atını denize koşturan Fatih Sultan Mehmet komutasındaki Osmanlı ordusu. tek kelime etmeden olay yerinden adeta kaçmışmış. ördek kendini pişiremez. 1897-1962] Müntekim Gıcırbey'le 29 Mayıs günü tanıştım." dedim ve içimden ekledim: "Onların ölümüyle ülke nüfusunun yaş ortalaması epey düştü.. Fotoğraftaki cani." "Kim bu Hayati Tehlike.. "Kaçıncı kattasın?" "İki. "o namussuzu cehenneme yollayalım!" Bildiğim bir şey varsa. Otuz saniye içinde etraftaki öteberiyi alelacele toplarken Hürriyet gazetesini kitaplann arasına gizleyerek ortadan kaldırdım. Ne zaman?" "Şimdi. Üstüme saldığı iki adamı da hakladım.. Ben iki kere saldırıya uğradım. Adolf Hitler. sımsıkı kilitlendiği kitabının üzerinden bana bakınca. Dilersen bir müddet saklanırsın ya da bana katılırsın. kıtlıktan çıkmış birinin iştahıyla "Tamam" dedim. "Kusura bakma. sakalını tıraş edemez. İkimiz de. Scarface'deki Tony Montana gibi. kellesi kopmuş bir adam. zihinsel bir hıçkırığa yakalanmış gibi görünen Fu'nun ağzı açık kalmıştı. kendi sevgilinizi öldürmekten çok daha kolaydır. Fu'ya sigara ikram ettim ve karşısına oturdum: "Anlat. Abdülcabbar'ın. hepsi bu." Gülümserken.. bana niye geldin Fu?" "Hayati Tehlike'nin gebermesini istiyorum da ondan.. Şüpheliler listesindeki isimleri tek tek eledim. Bildiğim bir şey varsa. verdiği beyanatta "Fuat [Tufa] Bey bana Güney Afrika'dan telefon etmişti. Fazlasıyla gözü-kara olduğu söyleniyor." filan diyordu. Güvenlik kameralarındaki kayıtlarda birtakım maskeli adamlar görünüyor. bir koşu çay suyu koydum." "Hayırdır? Türkiye'de misin?" "Evet. alnından vurulmuş bir erkek cesedi görüntüsünün altından "Gönül İşleri Bakanlığı Özel Kalem Müdürü Ezel Zelzele suikaste uğradı" yazısı geçiyordu.. Sigarasını emdi: "Katillerin lideri. Ne diyorsun?" Şimdiye dek intikam işlerinde hiç adam öldürmemiştim. Hayati Tehlike adında biri. görüşelim. Fu.. çay tepsisini sehpaya bırakıp aramıza katıldı. işgal altındaki Paris'te yaşayan tüm Yahudilerin sol göğüslerine sarı yıldız takmalarım emretmişti [1942]. Abdülcabbar.. Omuzlarının üzerinde. Kafa kopunca tıraş biter Başka birinin sevgilisini öldürmek.. Mecburdum. Sesimizi duyan Abdülcabbar. Senin zarar görmeni istemiyorum. Acı haber getirenlere özgü sıkıntıyla gözlerime bakarak "Evet" dedi." "Neredesin tam olarak?" "Oturduğun apartmanın önündeyim. katilleri neden tutuklamıyor?" "Çünkü bilmiyorlar." "Şebnem Şibumi.. bakanlığın basın müşaviriyim. Okuduklarım beni afallatmıştı. ne var ne yok." "Peki polis. Yedi senelik ayrılığın üstüne. kanlı ellerle piyanosunun başına geçen bir müzisyen gibi tatlı tatlı anlatmaya başladı: "Duymuşsundur. Hepimiz üç-beş yaş gençleştik!" "Ben." "Eee?" Paltosunun içinden çıkardığı ikiye katlı dosyadaki fotoğrafı göstererek "îşte bu adam" dedi.. tropikal tebessümü yavaşça silindi: "Ne oldu patron?" "Hiiiç" derken gözlerim sesi kısık televizyona takıldı. Beni öldürmeye kalkışan herif de konuştu. Tepeleme intikam dolu bir tabağa yumulmak üzere olan. yana-ğındaki ve kaşmdaki dikişler geriliyordu. Sokak ortasında sırtüstü yatan. Bu rüküş dangalağın ihmalktl 227 lığı olmasaymış 'korkunç olay' önlenebilirmiş.. Basın Müşaviri Fuat Atıf Tufa. niçin polise her şeyi anlatmıyorsun Allah aşkına." Abdülcabbar.. çölde rastlaşmış gibi şaşkındık. yolda karşılaştığı hastasının yüzünü hatırlamaya çalışan jinekolog gibi bakıyorduk. ne iş yapıyor?" Fu çayından bir yudum aldı: "Meşhur mafya babası Atom Bombacıyan’ın has adamı. Evimin adresini oradan almış. Ve cinayetin kusursuzluğu. [STEPHEN KING] Telefonum çaldığında geceyarısıydı: "Evet?" "Müntekim Gıcırbey'le mi konuşuyorum?" Arayan Fu'ydu. Şebnem Şibumi'yi benden çalan aşağılık yaratığın ta kendisiydi! Abdülcabbar'la beni hastanelik eden limuzin çetesinin elebaşısı! "Bakanlık Heyeti'ni neden öldürmüş?" diye sordum." )}>\ "Evet. Gönül İşleri Bakanlığı'nda çalışıyordu! Gazeteyi aniden alev almış gibi bırakıp ayaklandım. Bildiğim bir şey varsa.

Bugünün doğruları. Gülmeye başladım. Adımı söyleyene dek mavi gözleriyle beni süzdü. Pinokyo. beni cezbediyordu. lütfen bir 237 fotoğrafımızı çeker misiniz?" Fotoğraf makinesini gayri ihtiyari aldım. Hollandalı Filozof Baruch Spinoza'ımı do ğum gününde [1632] Enver Paşa'ya telefon ettim. düzgün bir bıyığı vardı. boyum uzuyor. Enver. Yüzüme bile bakmadı. yokuştaki merdivenleri dikey olarak kesen yolda bir otomobil durdu. "Heykel yok mu?" diye sordum. Yani benimle ilgili hislerini. Meğerse. bir yandan da açıkçası sıradandı. Akşamüzeri eve dönerken.. Üniforması kan içinde. Bir alışveriş merkezinde dolaşıyordum. Devrisi gün [1507'nin 3 Kasım'mda. Galapagos Adaları'ndan birine yerleştiği söyleniyor... İşten çıkardığı 1100 kişinin sıkıntısının toplamından daha berbat bir haldeydi. Enver Paşa" diyerek elini uzattı. Yine de. Büyümek. Gözlerimi açmaya cesaretim yoktu. Almanya'nın Solingen kentinde Türklerin yaşadığı bir apartman Neonaziler tarafından kundaklanmış. Donakal-mıştım.. Cevher "Heebe. 2 Kasım'da [1914'te Rusya'nın Osmanlı Imparatorluğu'na savaş ilan ettiği gün]. "Yanılıyorsun Şebnem. Müntekim'le bir daha görüşmemeye karar verdim. Bir korku filmi afişi görsem. Enver'le tanışmıştık. Arabadan indi. Akıbetimin. rulo halinde katlanmış bir kağıt olduğunu fark ettim. Müntekim de tanıştığımız gün aynı oyunu oynamıştı. Cevher yirmiiki yaşındaymış. Çocuk aynı hareketleri ve sözleri tekrarladı: "Heebe. Çocuk hâlâ "Heebe. fotoğraf makinesini bana verdi ve arkasına sakladığı diğer elindeki Pinokyo kuklasını yanağına dayayıp gülümsedi. Godzil-la şahidim olacaktı sanki.. yani dünyanın ilk sinema salonunun Paris'te açıldığı gündü [1906]. 18. onun Gönül İşleri Bakanlığı'na başvurup bir AŞKart aldığıydı. maymun gibiler. Korku filmleri birer dayanıklılık testi. 22 Kasım'da. "Ben de Dilara Dilemma. Sonra da iyi akşamlar diledi ve lambasına geri dönen cin gibi arabaya binip uzaklaştı. hiyye sea uhevua?" dedi. İntikam bir denge kurmanın ötesine geçti mi. teknoloji fuarının açılış konuşmasını yaparken düştüğü durum. Müntekim beni her gün anyordu. kardeşini taklit ediyormuş!.. Sağ elinin işaretparmağmı sol bileğinin üstüne vurarak "Heebe. bana zaten bildiğim bir şey söyledi: "Seni seviyorum Şebnem. lütfen beni bir daha arama" diyemedim. Tensel cazibeyi ve erotik merakları. Müntekim biraz mahcup görünüyordu. kadınlarla ilişkilerinde bazen akıl almaz biçimde atılganlaşırlar. İnzivaya çekildi. Ellerimle yüzümü kapamıştım. Zirvedeki bir adamın bir anda lağım okyanusunun dibine yuvarlanması. Enteresan ve çekici bir adamdı." Gülümseyerek "Kesinlikle yalan söylüyorsunuz.] ulaşmışlardı [1953]. sizin aile numaranız mı?" Müntekim de. Kim bilir aklından ne geçiyor? Ben bu vampirleri anlamıyorum. Müntekim. güzelleşmek için vampirlerin. Erkekler. Kendini kandırmayı başarmış birinin sözleri. ben de hangi akla hizmet bilmiyorum. Gelinlik giydiğimde Frankenstein nikahımı kıyacak. Namık Bey'in. O kadar bekleyemezdim.ısmar-lanmıştı] Beşiktaş'ta.r. açtım baktım bir not: 238 "Tarihe gömülmeden önce haberleşelim. Fotoğrafı çekerken "Pinokyo yalanın sembolüdür" dedim.." İlginç biriydi. uzay gemisi şeklindeki bulutlara bakarak yürürken. Namık Mıknatıs. Beraber gezip tozuyorduk. yapma yavrum. Müntekim'in annesi Gülizar Hanım zarif bir kadındı. kurtadamların desteğine şiddetle ihtiyacım vardı. Ben de çektim. Beni ailesiyle tanıştırmak istediğini söyledi. Başdöndürücü aşk mektupları yazıyordu. bahanesi hazır bir acımasızlığa dönüşür. "Polisin kafası havuza." Korku filmleri yüreğimi ağzıma getirir. Ritty'nin yazarkasayı icat edişinin [1879] yıldönümünde. beş Türk yanarak ölmüştü [1993]... Elimde Pinokyo'yla kalakalmıştım. İntihar edeceğini sandım. Vampir şapkayı aldı. Salona geçtik: Onikionüç yaşlarında bir çocuk kanepeye oturmuş televizyon seyrediyordu. Barbaros Hayrettin Paşa ile bendenizi fotoğraflar mısınız?" Komikti. Barbaros Hayrettin Paşa heykelinin yanında poz verdi. Favorileri uzundu. Ona doğrudan doğruya "Aramızda her şey bitti. Hasbelkader bir tanesini izlesem. Cevher'i kucaklayıp götürdü. Sarıyer'in yukarılarında. 4 Kasım'da yani James J. Eve vardığımda. Sık sık buluşur olmuştuk. sizi de kandırabilir. Çocukluğum boyunca. 23ü Nasıl yaptı bilmiyorum. Daha da kötü olacağını nereden bilebilirdim?. Genellikle korkumuz tehlikeden fazladır. Ben de vizörden bakıp deklanşöre bastım. Fakat Müntekim bana sürekli eposta gönderiyordu. saygıdeğer bayan" dedi. Bir yandan esrarengiz. kaldırımda yatıyordu [1960]. sonsuzluğa meydan okuyacak bir aşk zannederler. Küçükken menenjite yakalanmış. somurtkan ve kayıtsız olurlar. Ye-niyetme erkek çocukları bilirsiniz. annesi de yüzüme bir tuhaf bakıyorlardı. Vampir ormana doğru koşmaya başladı. 29 Mayıs günü. Bir kaidenin üzerinde hiç kıpırdamadan duran canlı heykelin yanma geçti. zombi-lerin. birçok sahnesine bakamadığım vahşet dolu filmleri tercih ediyorum. fakat Namık Mıknatıs'ı tüm dünyaya rezil etmeyi başardı. üçü çocuk. olgunluk imtihanıydı. henüz Müntekim'le çıkarken. insan olma çabasını temsil eder" deyip kuklayı bana uzattı. hiyye sea uhevua?" diyor ve saati öğrenmeye çalışıyordu. iki katlı bir eve vardık. Eııvrı l'.. Everest'in zirvesine [8 bin 850 m. Leonardo Da Vinci'ye Lisa Gerardini'nin tablosu -Mona Lisa. Ankara Kara Harp Okulu binasındaki hücresinin penceresinden atlayarak şüpheli bir biçimde intihar etmiş. Beklemediğim bir biçimde. Askerî darbeden sonra tutuklanan İçişleri Bakanı Namık Gedik. başım göğe eriyordu. bu olay beni irkiltti. resmî makamlara bildirmişti! Dehşete kapıldım.Tenzing Norgay. Hiç 51 . Enver Paşa arabadan başını uzattı ve "Şebnem! Bir fotoğrafımızı çeker misin?" diye seslendi. Enver kulağıma eğilmiş "Vampir şimdi de baltayla polisin kafasını uçurdu" diyordu. korku filmlerine derin bir hayranlık besledim. Teşekkür etti: "Ben Enver. Beyinsizlik onu kahrediyor anlaşılan. Kupon karşılığı aşk 1 Aralık. Kafasız polis sendeliyor. önce bana değil. hiyye sea uhevua?" 236 Dirseğimle çocuğu dürtüp Müntekim'e sordum: "Ne bu. Pinokyo'nun ağzında. pekala yarının yalanları şekline girebilir. Gidip yanma iliştim. sakin ol" dedi. sağa sola ateş ediyor.ı 0'> 279 _ __ 44" 24 Kasım'da. Cevher'in hareketleri düzelmiyordu." Bilmediğim şey ise.. Enver yine karşıma çıktı: "Hanımefendi. '18 yaşından küçüklere sakıncalı' bu filmler. Namık Mıknatıs'ınkine benzemesinden çekiniyordum. elinde fotoğraf makinesiyle yanıma yaklaştı: "Hanımefendi. Müntekim'le geze toza beş-altı ay geçirdik. Enver Paşa'yla tekrar karşılaşacak mıyım diye meraklanıyordum. şapkası kıyıya düştü. hiyye sea uhevua?" derken ciddiydi! Gülizar Hanım. meraktan geberiyordum. benden bin beter hale düşmüştü. Havuzdaki kafa vampire öfkeyle bakıyor. Büyüklerin benden ve akranlarımdan yasal düzenlemelerle gizledikleri 'korkunç gerçekler' işte bu filmlerdeydi. İlk birkaçından sonra iletileri okumadan silmeye başladım. Cep telefonu hattımı iptal ettirdim. kabul ettim. Beni görünce çocuğun yüzü aydınlandı. Zeki biriydi. Gülizar Hanım "Cevher. Pakistan'ın doğusunda çıkan kasırgada ölen 10 bin kişinin cesetleri etrafa saçılmıştı [1963]. Bundan hiç bahsetmemişti. "o romanı ben de okudum..

Sana bir anlaşma öneriyorum" deyip paltosunun iç cebinden iki dosya kağıdı ve bir dolmakalem çıkardı. Yine de. Ne yaptığını anlamaya çalışıyordum. Sonra da harfleri l'den 30'a kadar numaralandırdı. Enver beni canavarların insafına bırakmıyor. öyle mi?" "Ne bekliyorsun? Fotoğrafını çekmeyi kabul ettim ve iki kere buluştuk diye. dilencilerin. Erkeğin hızından kaynaklanan savrukluk. sıradanlığa ve tekdüzeliğe varan yolun birinci etabıdır. Garson. Leonardo Da Vinci'nin [14521519] icat ettiğini biliyormuş gibi saygıyla takdim etti. Masadan yavaşça kalktım. izleyenler kalp krizi geçiriyormuş!" Kocaman. adının gerçek olması gerekmez. Keçi yutmuş boa yılanı kadar enerjikti. Onüç sene sonra tekrar izleyince. birbirlerini ve Mozart'ı göremezler. Akrabayı taallukat kabristana vardığında. kare şeklinde küçük bir kağıt bırakıyorum. Amiral Heihaçiro Togo komutasındaki Japon ordusu tarafından havaya uçurulan Rus donanması. 'Ş-l'de neyin nesi? Hemen. birkaç gün öncesine gidelim: Evrenin Sonundaki Restoran'daydık. İtiraf etmeliyim ki aşkın gücü. hısımlarınmkilerle karşılaştırılmış. Yanında kocaman bir çanta taşıyan Enver'le Kadıköy'de Koyu Kahve adında yüksek tavanlı bir mekana girdik. ısınabilmek için 242 dörtnala koşarlar. Aşk uzlaşmaya. Ararlar. taşımadığınız kusurlarla yererler de. Aşkın doğması ve yaşaması. "Bence" dedi "kişi gerçekse. zaman kazanmak için sordum: "Lee Jun Fan'i tanıyor musun?" "Sadece Uzakdoğulu olduğunu biliyorum" deyip gülümsedi. [MARIO MORANTE. Uyurgezer Mevta] Müntekim'den gelen e-postalar. "Bana âşık olmaya yaklaştığın her adımda kuponların bir tanesini geri vereceksin. Oyunu tümüyle değiştiriyordu. Muzip bestekar tam anlamıyla yer yarılmış. serserilerin. Wolfgang Amadeus Mozart'ın nerede gömülü olduğu belli değildir." Bu olay beni birden dikkatli bir seyirci konumundan şaşkın oyuncu pozisyonuna sokmuştu. Oturup onu izlemeye koyuldum. Zırcahil ve enerjik mezarcılar da. kardanadamları bile üşütecek kadar soğuktur ve tipiden göz gözü görmemektedir. makası. Çin Operası'nda sahne alan Lee Hoi-Chuen ile Gra-ce Lee çiftinin. Marx Mezarlığı'nm batı bölümünde bir çukura gömülmüştür.. Stephan'daki süslü mezar da. Sahip olmadığınız niteliklerle sizi övenler. ondört yıldır devam eden içki yasağının kaldırılışının şerefine içiyorlardı [1933]. kahkahalarla gülecektim. Amerikalılar. Çünkü asayişi sağlamak zorundayız. Karnavallar katillere ilham verir. belki cinayet de işleyen bir pezevengin gövdesinden kopmadır. Beyaz perdedeki karanlıktan fırlayan bin çeşit yaratığa meydan okuyor.. Mozart halen aranan ölü bir kaçaktır. Cenaze arabasını çeken atlar. kararmaya yüz tutmuş bu sevdayı nasıl karşılamalıydım? Kendimi yokluyordum ve Müntekim'in sevdiği kişi olmadığımdan neredeyse emindim. Kuponları cüzdanıma özenle yerleştirirken. otomatikman kazdıkları çukura sahipsiz kalmış büyük besteciyi atıverirler. 27 Kasım'di. Ve bir mezar taşının tepesinde güneşlenen kertenkele gibi objektifleşirsin. köhne bir sinemada. Yani kalbinde bana karşı özel bir şeyler hissettiğinde. kara toprak. kareleri özenle kesmeye başladı. Sanırım bir daha görüşmesek iyi olacak" dedim ve çantama sarıldım. Bileğimi tuttu: "Dur lütfen. 1981] seyrederken dizlerim titriyordu. Bruce Lee'nin gerçek adı" dediğimde Enver irkildi sanki. filmin bitmesini beklemeden. Meraklanmışüm." Bu yavan sözü daha önce de duymuştum. turne için bulundukları San Francisco'daki Chinese Hospital'da. Şeytanın Öîüsü'nü [The Evil De-ad. Karanlık salonda onunlayken kendimi güvende hissediyorum. işte. Durdum. Her karenin içine bir harf gelecek şekilde şu cümleyi yazdı: ŞEBNEMŞlBUMl ENVERPAŞAYISEVİYOR. Peki onu seviyor muyum? Bu soruyu cevaplamak için henüz çok erken. jöleli saçlarını geriye taramıştı. Stephan Kilisesi ile mezarlık arasındaki son yolculuğunda kaybolmuştur! Hava. Dilenci pozu veren bir canavar. hiçbirini okumadığım halde beni bunaltıyordu. "Yanılıyorsun." 241 Kurşungeçırmez yorgan Hassasiyet pahalıya mal olur. Bana vurgun olduğu ortadaydı. Sonra da çekip giderler. Romantizmin baştan sona kurallarla örülü oluşu bundandır. Işıklar yamnca üzerinde 'Ş-l' yazılı kağıda bakıyor. Fakat ödümü koparacak filmler hiçbir zaman eksik olmuyor. biz kadınları sevdiğimiz kişiden tiksindirmeye programlanmış sistemi harekete geçirir. kar denen yumuşak ve beyaz zırhla çoktan örtülmüştür. "Lee Jun Fan. sonra da bana gülümsüyor. Garsondan makas istedi. Bermuda Şeytan Üçgeni'nde bir uçağın kayboluşundan [1945] tam bir yıl sonra Rıza Silahlıpoda dünyaya gelmişti. 1791'de tutulan ölüm kayıtlarına göre "mühim darı tanesi ateşi" hastalığını atlatamayarak ruhunu teslim eden Mozart kimsesizlerin. suçluların ve fahişelerin cenazelerine yataklık eden St. Çünkü dâhi müzisyen. Enver siyah bir takım elbise giymiş. Enver'in avucuna. 1940'ta. Zen-tralfriedhof Mezarlığındaki anıtsal kabir de boştur. Benim şahsımda başkasını arzuluyordu sanki. hattâ onlarla dalga geçiyor. Antikalarla dekore edilmiş. Aşk heyecanı adı altında gelen bu gayretkeşlik hayra alamet değildir. Varlığım onu paniğe sevk etmişti. Kesme işlemini tamamlayınca "Şimdi bu kuponları al lütfen" dedi. Hızlı başlarsın. yavaşlığa bağlıdır: Ağaçlan keserken ormanı korumak gerekir. Yani. Mozart'ın yakınları ve arkadaşları beyaza kesmiş Viyana caddelerinde adeta kör olmuşlardır. Henüz ikinci buluşmamızdı ve Enver Paşa bana ilan-ı aşk etti: "Seni seviyorum Şebnem. içine girmiştir. Avusturya Müzesi'ndeki Mozart'ın kafatası da maalesef başka birinin. Kağıtlara yatay ve dikey çizgiler çekerek eşit büyüklükte kareler çizdi. ilkokuldayken şimşek hızıyla yayılan söylentilerden biri şuydu: "Şeytanın Ölüsü diye 239 bir film varmış. 240 "Yani beni sevmiyorsun. Ayrıca onun saldırganlığı andıran teslimiyetinden rahatsızlık duyuyordum. Bıçağını mikrofon olarak kullanıp avına serenat yapan bir cani gibiydi. 1799-1888." Bu cümleyi hâlâ tamamlamış değilim. Enver ne kural tanıyor. Ateşin icadından önce ölüp cehenneme giden mağara kadınının hayreti içindeydim. Enver. Mezar taşı dedim de. Gönül İşleri Bakanlığı'nca tescillenmiş. ne de kural koyuyordu. kadının yavaşlığında kendini gösteren otoriteyle intizama dönüşür. 2005 yılında Inssbruck Üniversitesi ve Maryland'deki laboratuarlarda yapılan testlerde Mozart'a ait olduğu ümit edilen DNA'lar. cenaze töreninin yapıldığı St. fakat sonuç alınamamıştır. Ergenlik rampasını aşamamıştı. nezih bir yerdi. Sadece sevdiğini sanıyorsun Enver. gayet iyi bildikleri yolda. St. Durmadan konuşuyordu.unutmuyorum. sağ bacağı kısa olan oğlu Lee Jun Fan'ın dünyaya yalnızca otuzüç yıllığına gelişinin yıldönümüydü. tararlar Mozart'ın mezarını bulamazlar. beni tanımıyorsun bile.. Mozart'ın mezara kaçtığı gün olan 5 Aralık'ta [1791].. Bütün bunlar tesadüf müydü? istanbul'da güneşi uzaktan da olsa görebiliyorduk. >A\ "Kimsin sen?" dedim "Yani ne iş yapıyorsun?" "Yorgancıyım" deyip yanındaki devasa çantayı gösterdi. Port Arthur'da alev alev yanıyordu [1904]. Sonra yavaşlarsın. 52 . Türk istiklal Harbi yüzünden zor durumda kalan ingiltere ile IRA'nın siyasi kanadı Sinn Fein arasında anlaşma imzalanmış ve İrlanda bağımsızlığına kavuşan ilk sömürge olmuştu.

Kilis'e gittim. Reha Veto diye biriyle tanışmıştım." "Ne sakıncası var ki? Hem kendinden bahsetmezsen seni nasıl tanıyabilirim?" "Beni yargılamandan korkuyorum." "Sen tarihçisin. Dehşete düşmüştüm. belki duymuşsundur?" "Maalesef. 1928'de [1 Kasım'daki Harf Devrimi'nin kırkıncı günü] Latin harfleriyle yazılmış ilk mezar taşı Avukat Ali Kemal Bey'in validesi Aliye Hanım'ın mezarına dikildi. Yani fotoğra fini.. Tek tek insanların hayatı da öyle değil midir? Müntekim'de gördüğüm aşırılıklar. Paşakapı-sı önünde toplanan kalabalık.. Enver Paşa'ya ilk kuponu vermekle iyi mi etmiştim?. Bu. Sarayları bir bir dolaştım. Üsküdar İlçe Emniyet Müdürü'ydü Enver. Bir kalalog hazırlattım.." deyip güldü. Bir sabun.." "Sarayda insanlar toplanır. Divan Yolu'ndan geçerek Bab-ı Hümayun'a gelirmiş. Babıali Baskmı'nda [23 Ocak 1913] öldürülseydi." "Tamam da. "Umarım. bir şey yok. Sigarayı alelacele söndürdüm. inci ve zümrütlerle bezeli olurmuş. Biraz pahalı. vay canına?" "On sene önce. Çimenlerin arasında küçük bir boşluk vardı. Dikkatle bakınca. Kara kuru. Abdülhamit'in yorganını çektim. Yüzüm sevinçle gerilmişti. İnsanlar eğlenirmiş işte. Sana. bu markayı bilmiyordum." Enver'in bana verdiği kuponlardan birini. Yorgan da o imparatorluğun bitki örtüsü gibi. İngilizlerin işgal ettiği Kudüs. Sicilyalı Rozalina'nın yorganı. yeşil taşlar tutturulmuştu.. Aynılarını diktirip satıyorum. saraylı bebecik için dua edilirmiş.." "Doğru. Sen daha iyi bilirsin. cennet daha güzel bir yer olacak 9 Aralık. Dolmabahçe 244 Sarayı'nda da Atatürk'ün yatağım fotoğrafladım. Böylece bütün o yorganların desenlerini çıkardım. 1951'de İstanbul Şişli Camii'nde. Korkum daha da arttı. Lise son sınıftaydım." "Eee?" "Topkapı Sarayı'na gittim."Nasıl yani?" "Yorgancılığın tarihe karıştığını duydum. Yorgan modern çağa da uyuyor.. küçük olayların büyük payı vardır. Eğer şeytan o anda oralardaysa. hayatımda aldığım en ilginç hediye" dedim. Bir de mesela Yavuz Sultan Selim'in kostümlerini. Harem Dairesi'ndeki yataklara serili yorganların fotoğraflarını çektim.." "Doğrusu öyle düşünmemiştim. uzaktan bizi izlediğini fark ettim. Tam çığlık atacakken kendimi tuttum. Görüş alanımın dışındaki bir arabanın motor sesini duydum. entarisini giymek." "Hımmm. Osmanlı împaratorluğu'nun I.. İnternetten de sipariş alıyoruz.. Şöyle elimle yoklayıp desenin245 den bir kesiti inceledikten sonra.. kahve-cibaşı denilen vatandaş ile onun elemanlarına teslim edilir. bunun yorgancılıkla ne ilgisi var?" "Ben fotoğraf çekiyorum ya. Üzerine kuş bacağına benzer bir çift çubuk bağlanmış ve parlak. o büyük deri çantayı uzatırken ekledi: "Sicilyalı Rozalina'nm diğer adı neydi?" "Gülfem Sultan" dedim. Yatak dediğin bir imparatorluk. Çantayı derhal bıraktım: "Enver. Sessizce merdivenlerden aşağı inerek dış kapıyı açtım. kapının önüne bir şeyler bırakıyordu. Perdenin arkasından Müntekim'i izliyordum. Western adlı bir spagetticide karnımızı doyurmuş cappuccino içiyorduk. Aslında göründüğü kadar özel değil." "Neden?" "Yorgan bu. kaz tüyü özel yorganlar dikiyoruz." 53 .. Tezgahı kapatmış yir-mibeş-otuz yorgancıyla görüştüm. Beşik de. kesin o da şoka girmişti!." "Madem öyle diyorsun. Halbuki cenaze evine taziyeye giden bir ağır hasta kadar yorgun hissediyordum. Padişah Yorganları.. ölümünden yedi ay önce mevlit okutuldu. Sabunun arkasını çevirdiğimde ŞEBNEM yazısını gördüm." "Peki birileri satın alıyor mu bu yorganları?" "Elbette. beşik. Çantanın fermuarım açarken. Fazlasıyla mahremiyet taşıyan bir eşya. Yani bizimkiler hakiki padişah yorganı. Tarihî felaketlerin kaçınılmaz hale gelmesinde. Bak. Padişahların yorganlarının aynılarını yapıp satışa sunma fikri kadar. Üstelik pahalı.. Yerinde olsam bir bakardım. 1926'da Darülelhan'da [konservatuar] Türk Müziği eğitimine son verildi. Sen cennete gidince. Galiba doğumun altıncı günü bir merasim daha yapılıyormuş. 'E' harfini ona iade ettim. Ağzımdan yalvarışı andıran bir sitem çıkıverdi: "Şansını zorlama lütfen. Hali vakti yerinde kişilere. Yani. zayıf bir adamdı. 1893'te Haliç sularının donduğu gün. yorgan ve sırmalı örtüler gönderir. bebek için beşik. Dört tanesi benimle birlikte İstanbul'a gelmeyi kabul etti. Leonard Cohen'in The Future şarkısı çalıyordu. Valide Sultan ile sadrazam. Bazı tarihçiler. 1917'de. fazlasıyla mahremiyet taşıyan bir şey. katalogu aldım. sonra da bir yürüyüşe çıkılırmış. Müntekim'i de öldürebileceğini düşündüm. bakayım" diyerek yeniden çantayı açtım. Açıkçası hangi yorganı kim örtmüş tam emin değilim. sana Kanuni Sultan Süleyman'ın üçüncü karısı Sicilyalı Rozalina'nm yorganından getirdim" deyip. O anda aklım başıma geldi. bir zamanlar 246 Reha Veto'yu vurduğu gibi. Masadaki saat üçü beş geçiyordu. Müzik. Yavuz Sultan Selim'in yorganı ile mesela Sokollu Mehmet Paşa'nın yorganını birbirine karıştırmış olabilirim. Benim işim bu Şebnem. onun ibriğini kullanmak manasız. Dünya Savaşı'na girmeyebileceğim öne sürerler. yorgan ve örtü. Babamın. yorgan da elmas. bu hediyeyi kabul edemem. Her neyse. kendi imalatım olan bir şeyi hediye ediyorum. Beni büyülemeye çalışan lanet olası Müntekim Gıcırbey'i sonsuza dek görmek istemediğimden artık emindim. Elimle orayı kazdım. Benden beş yaş büyüktü. Paspasın altına baktım. Enver Paşa [1880-1922]. Çiçekli bahçelerde şeker şerbet tadılırmış... Osmanlı Împaratorluğu'nun elinden çıktı. uykuya dalmamı engelliyordu. belki de benim hassasiyetlerim yüzünden gözümde büyüyen geçici tuhaflıklardı? Yorganı üzerimden atıp doğruldum. Padişah da davetlilere hediyeler sunarmış. Halbuki yorganını örtebilirsin. Artık kimse yorgan diktirmiyormuş. muhabbet. Bilmiyorum bunu sana anlatmam ne derece uygun?.. Biraz karıştırdım. fakat insanlar ömürlerinin üçte birini yatakta geçiriyorlar. rüyalarında beni görmeni sağlar" deyip muzipçe gülümsedi. Yıldız Sn rayı'nda II. Birkaç dakika içinde toparlanıp bahçe kapısından çıktı. Çorap çekmecesine sakladığım paketten bir sigara çıkarıp yaktım. Kalbim göğsümden fırlayacak gibi oldu. bahçede çömelerek gezinen adamın Müntekim olduğunu anladım. Okmeydanı'nda bir yer tuttum. Ben de makaraları koyuverdim. Üstelik pahalı. Oradan seçiyorsun. Bunların yanında sultan ve şehzade yorganları da var. Yorganın yanında bir katalog bulunuyordu. Ve acayip bir şey buldum. Bahçede bir adam vardı! Yüreğim ağzıma geldi. İnsanlar beşiği yorganı alkışlar. kafeterya'mn sahibi olduğunu düşündüğüm orta yaşlı sarışın kadının.. MI "Benim babam. Yorganı çıkarıp yayamazdım. gırtlak kanseri olan Maria Eva Duarte de Peron için. "Teşekkür ederim Enver. değil mi?" "Evet?" "Osmanlı Sarayı'nda padişah çocukları doğduğu zaman beşik alayı denen bir tören yapıhrmış. Enver'e Reha Veto'dan o gün bahsettim. Görebildiğim kadarıyla. Odam sigara kokmasın diye pencereyi açtım. "Bunu kabul edemem Şebnem.. yorganlar da hoşuma gitmişti. dua. aklım bir karış havadayken.

Reha'nın kapıyı açmaya niyeti yoktu. kulağımı sıyırarak otobüsün ezdiği dondurma külahı çıtırtısıyla Reha'nın başına saplandı. hocalar da bize toleranslı davranıyordu. yeni halılar filan. Sahile filan gidiyorduk. Son derece duyarlı ve şefkatliydi. Bazen öğleden sonraları Reha'yla buluşup geziyorduk." Enver. yalnız yaşayan genç bir bekar için gayet gösterişliydi.. Tarih bölümünde okumaya başladım. PAP'a ııyc oldu. Eşyaları. Enver masal dinleyen çocuklar gibi bakıyordu. Dalyan Efendi o heyettekilerden biri. Reha'yla birbirimize baktık. acayip koşullarda lazım olabilir Leyla Kalahari "Ne. Gönül İşleri Bakanlığındaki heyet var ya. Uzatmayayım. Mesele de o değil zaten. kapıya yanaşmakta olan beyaz bir Toyota'nm içinden babam indi. Fakat aramızda ciddi bir şey olmadı. Fakat beni öyle gördükten ve Reha Veto'yu öldürdükten sonra. 'Tamam' dedi. Çok acayipmiş" derken Enver derin bir nefes aldı. arada Kaan'ın yanında Reha'ya da rastlıyorduk. Zaten perişan olmuştum. Bayramlarda filan. Üniversite sınavına gireceğimiz için. Kurşun. Reha'nın arabası vardı. Çengelköy'ün yukarısında eski. "Ben senden yanayım Şebnem. Herhalde hiçbir kız. "Uyuşturucu satıyormuş.. Bana yakınlık gösteriyordu. "Haklısın. Reha'yı tanımıyordu. Biz evin salonunda dans ederken. Sesinde merak yoktu. sana sarkıntılık mı etti?" "Aslında evet. Ben. "Ne peki?" "Birgün. Babam birkaç ay sonra emekli olup hacca gitti. Sonra ne oldu?" Sağ elimin serçe parmağı tırnağımın kenarından küçük bir ısırık aldım. Babam polis olduğu halde heyecanlanmıştım. Onu sevmiştim. Sigarası ağzının kenarındaydı. ölümü de ahreti de fazla ciddiye almaya başladı. Bana iyi davranıyordu.. Alnını kırıştırmış. hiç de bile. Reha'nın evinde öylece oturmuş bir şeyler içiyorduk." Çantamdan bir mendil çıkarıp gözlerimi ve burnumu sildim. O anda. Evinde dört kilo eroin buldular. Birkaç kere ailece bize misafirliğe de gelmişlerdi. Anneme de bir şey söylemedi. Bir tek babam yüzü allak bullak bir halde bana doğru yürüyordu. Nedenini tam bilemiyordum. "Tamam. O yaşlarda insan neyin ne olduğunu bilemiyor. Bir hırsız çetesiyle de bağlantısı varmış. Gönlünü ferah tut. Reha Veto'nun sırrı neymiş?" diye sordu.. Ve beyni sütlüçilekli dondurma gibi elbisemden aşağı akan Reha yere yığıldı. Yeni bir müzik seti almıştı. Babam çok şefkatli bir adamdır. Benim için şiir yazmıştı. Reha'yı epeydir göremiyor-duın. sana kupon mu verdi?" diye sordu. Biz Serapla gezdiğimiz için.. Dışarıdaki polislerden biri 'İçeride olduğunu biliyoruz. Yine de birkaç kere nasıl olduysa Reha'nın evine gittim. Daha doğrusu. 'Kızı bırak gitsin!' diye haykırdı. PAPTılar babamı Üsküdar belediye başkan adayı gös r. Gelgeldim hiç de öyle değil yani. Emniyet teşkilatından birçok polis tanıyordum. Abartmayacağına söz verirse olabileceğini söyledim.. Kaan'ın ağabeyi gibiydi. Bana hiç kızmadı. Düşünsene. Fakültede Emre adında çok iyi bir çocuk vardı. birkaç kere yeltendi. 'Neler oluyor Reha?!' diye sor dum.. Reha'yla dansımız trajik bir biçimde yarım kalmıştı." "Çok ilginç kızsın Şebnem."Seni yargılamak mı?. fakat babam kabul etmedi. Kadiri tarikatını bilir misin?" "Duymuştum." Tuhaf adamlar. yoksa kızı vururum!' diye bağırdı." "Reha askerden geleli bir sene olmuştu. Ağlamaya başladım. İlk başta ben de ne yapacağımı bilemedim.. Karşımda üniformalı Bora Ağabey'i görünce afalladım.... "Evet" dedim "30 kuponun tamamını benden geri almayı başarırsa. Bazı akşamlar Beyazıt'tan Üsküdar'a Emre'yle birlikte geçiyorduk. Uzun süre kendime gelemedim. Reha işsizdi fakat ailesinin durumu iyiydi sanırım... Diğer polisler buzları çözülerek bir babama. daha doğrusu 17 Kasım günü. Çay bahçelerine. Yaz geçti." Kalbim hızlanmıştı. Zaman zaman onların zikirlerine katılır.. Enver Paşa beni ürkütmekten sakınır gibi usulca omzumu okşadı. Derslerde iyiydim yani. Tekrar buluşmaya başladık. Aptallığım yüzünden öbür dünyada cayır cayır yanacağım. Bana 'Dans edelim mi?' dedi. Sadece bir his. Bir anormallik olsun istemiyordum. Herkes donup kalmıştı. Bana. Sonra da kapı sertçe vuruldu. O da şaşırmıştı. Onu hiç böyle görmemiştim. Babam sivildi zaten. Yemek hazırlamıştı." dedi ve ona üçüncü kuponu vermeme neden olan cümleyi kurdu: "Sen cennete gidince cennet daha güzel bir yer olacak. Tam o anda babam ateş etti. Onu sağda solda görüyordum. Açıkçası berbattı. Terliyordu..\ termek istediler. Reha 'Yaklaşmayın yoksa kızı vururum' diye bağırıyordu. Reha. sinemaya." "Siren sesleri derken?" "Polis sirenleri. Reha ile babamın arasında. Sonra kapıyı açması için ısrar ettim. Derken babam sigarasını atıp silahını çekti. Gerçi babamın polis olduğunu söylemiştim. Hepsi geçti." "Öyle mi dersin?. Senin hiçbir kabahatin yok.. Üniversiteyi kazandım. Kıpırdayamıyordum.. Akıllı bir çocuktu. Yine de yüzünü bildiğini sanmıyorum. Babamın sevdiği polislerdendi." "Neden peki? Bir tür kaçak filan mıymış?" M-> "Onu söyleyeceğim.. Eşyaların çoğu çahntıymış. "Peki. İyi aşçı değildi yani. Sırtımda. müstakil bir ev tutmuştu. Şoke olmuştum. Hatta emniyet müdürü olduğundan da bahsetmiştim. Büyük ekranlı bir televizyon." Enver pür dikkat beni dinliyordu. "Unut gitsin Şebnem. Tam bir şey söyleyecektim ki Reha arkamdan boğazımı yakalayıp kafama silah dayadı!" "Ne?!" "Evet. Gerginleştiğimde tırnaklarımı yiyorum hâlâ.." "Dalyan Efendi diye bir şeyhe bağlandı. Onlar da küçüklüğümden beri beni tanıyorlardı. Kafamın içinde bir okyanus uğultusu." 54 . anlattıklarımı aklı almıyormuş gibi bakıyordu. bir Reha'ya baktılar ve harekete geçtiler. Reha 'Çekilin! Defolun buradan. Şu. Babam bir koşu yanıma vardı." deyip elimi tuttu. ben anlattım. kalbimi de kazanmış olacak. Bir yandan da müzik dinliyorduk. Reha'nın tavırları da beni itmeye başlamıştı. Renault. babasıyla erkek arkadaşının bu şekilde tanışmasını istemez. Böyle bir şey aklımın ucundan bile geçmemişti. Sarıldık." Ağlayacak gibiydim. Öyle çok ağladım ki. korkudan çok utanç hissediyordum." "Hayır Şebnem. hikayenin devamını bilmediği için bu kadar sakin durabiliyormuş gibi geliyordu. Bir ara 'Açılın' anlamında silahını sağa sola çevirdi. "Ben aslında çalışkan bir kızdım. Açmazsan kapıyı kırmak zorunda kalacağız' diye bağırıyordu. Derken biz Reha'yla çıkmaya başladık. O korkunç olay hâlâ rüyalarıma giriyor. sevgilin seni rehin alıyor ve baban geliyor. Bilgisayarı vardı. Beni evine davet edip du248 ruyordu. Sol gözünü kapatan korsan gözlüğünü sol elinin işaretparmağı tırnağıyla kaşıyordu. korku yüreğime doluyordu. sevgilim beni rehin aldı.. Çekiniyordum. içimde metal bir yumak çözülüyordu sanki." "Babam her zaman muhafazakar bir adam olmuştur. 'sen aç.. en yakın arkadaşım Serap Sahra'nm sevdiği bir çocuk vardı: Kaan. Reha Veto'yla takılıyordunuz..' Ben de kapıya yaklaştım. "Devam et lütfen.. Büyüdüm sanıyorsun. Üstelik kafam da karıştı biraz. Serinkanlı görünüyordu. Reha'nın evine gittin ve. Paniğe kapılmıştı. gözlerini kısmıştı. "Reha da babamı tanımıyordu. Utanç bedenime yayılırken.. Reha'nın kalbinin deli gibi 250 attığını hissediyordum. Bir-iki kere dördümüz gezmeye gitmiştik. dışarıdan siren sesleri gelmeye başladı. Vücudumda kontrolden çıkmış bir gözyaşı makinesi gürül gürül çalışıyordu sanki. Fakat o anki yüz ifadesi çok acayipti." "Baban durumu nasıl karşıladı? O da çok şaşırmış olmalı?" "Babam olaydan benden bile fazla etkilendi. Okul bitti." Gözlerimden yanaklarıma sıcak yaşlar süzülmeye başladı. Derhal kapıyı açtım.

hissetmeye. Milattan Önce 8500 ila 7000 yılları arasında birilerinin Ortadoğu'da tarımla uğraşmaya başladığı varsayılsa da. Babam." "Evin nerede?" "Karagümrük'te. karısı Yasodhara ve oğlu Rahula'yı terk ettiğini. yüzyıla kadar matbaa yoktu. Büyük ağabeyim. onlar gibi düşünmeye. tekerrür etmemesidir" demiştim. daha doğrusu sohbetimize başlarken "Tarihî olmayan bir tek an bile yoktur. Derken. yanılanlar. yüzyıldan kalma bir kitabeden. Dersimize. birtakım yerleşim bölgelerinin bulunduğunu söyledim. Eski bir şarkıcıydı. 21. Çarşambadan beri öylece yatıyormuş. Milattan Önce 8000 yılında dünyada insan nüfusunun yalnızca 5 milyon olduğunu. ilk vaazına "Şu hayatta her254 kes ama herkes ıstırap ve tatminsizlikle kuşatılmıştır" diye başladığını söze konu ettim. şişman bir adamdı. Birkaç kişi başvurdu fakat yalnızca Leyla Kalahari'yle anlaştık. elindeki oyuncak Kami-kaze uçağını uçurarak etrafta dolaşıyor. Milattan Önce 753 yılında kurulduğu iddia edilen Roma İmparatorluğu'nun hikayesini es geçmedim: Bir nevi kur-tadam olan Romulus'un.. savaşlar taklitler ve aldatmacalar üzerine kuruludur. Yirmiiki yaşındaydım. Granada Gazinosu'nda şarkı söylüyordum." "Belki de bir yerde okumuştur ya da filmde görmüştür?" Şüphe. adın ne senin?" diye sordu. efendim. Bayan Kalahari'ye tarih dersleri veriyorum. Gerçek." 55 . Yere sağlam çakılmış o dengeli ağacın yürüyüşe çıkması imkansızdı. Gerçek'in babası. mutluluğu ciddiye almayan.II [Leyla Kalahari] Gözümü. Leyla Kalahari'nin beş yaşında bir erkek yeğeni vardı. dalgalı saçları parlıyordu. Onlardan biriyle muhatap olduğunuzda.. boş mu dolu mu olduğunu kestiremediğiniz. Gerçek "Vooooooo!" diye uçağını beş metre öteden şömineye doğru fırlatıyor. Ağabeyi Wilbur Wright 1912'de. Matematik ve astronomi alanındaki çalışmalarıyla tanınan Pisagor'un [M. o yangına fırlatılarak yakıldığını anlattım..Ö." dedi Leyla Kalahari. Yanında bir de koruması vardı. Bir konfeksiyon atölyesinde çalıştım. Leyla Kalahari'nin villasın-daydık. Afşin'den İstanbul'a kaçtım. Milattan Önce 17. Babil-li Hammurabi'nin kanunlarının 282'sinin okunabildiğini. Biz salonda konuşurken. Alaaddin'in uçan halısı ve Enver'in yorganı ha? Tebrik ederim. bilmeyenler. Wright Kardeşler'den bir tek Orville'in [1871255 1948] Kamikazelerden haberdar olduğu geliyor aklıma. 252 "Kanuni Sultan Süleyman'ın üçüncü karısı." Korkma ben varım . "O da kim?" Rengarenk saçlarının altında sağ gözü. haydutlar. Gerçek. bilim adamları. Hizmetçi kız da yaya kalmış hostes gibi.." r. ikiz kardeşi Romus'u öldürdükten sonra Roma'yı inşa edişi ve belasını buluşundan dem vurdum. Tam karşımda duran akvaryumda hiç balık olmadığını fark ediyorum. yazıldıktan 1500 yıl sonra basılan Mimarlık Üzerine [De Architectu-ra] adlı. bu hakikaten romantik." dedim." iyiliği hesaba katmayan. Tek istediği.. henüz kırkbeş yaşındayken ölmüştü. Ganimet Granada çıkardı. Babası başka bir kadınla kayıplara karışmış. Ve tarihin en önemli özelliği. ilk ders günü. "Biraz tuhaf bir adamdır. Hayatında en az bir aşağılık herifle yakınlaşmadan gerçek kadın olamazsın: Ganimet Granada'yla orada karşılaştım. O esnada." "Hımmm? Padişahın karısının yorganını nereden bulmuş?" Altında göz bulunmayan kaşını kaldırdı. Ağaç. "Bugün Çin'de 40 milyon kişi 'yaodong' denilen mağara evlerde ikamet ediyor. kırk yaşında zarif kadınlar vardır. şüphelerin değişmez belirsizliği içinde yaşayan. dinî liderler. Adı. Pervanesi yanan uçağı bir ucundan tutup mutfağa doğru koşturuyor. "tuhaf adamlar acayip koşullarda lazım olabilir. savaşçılar. o dönemde mağaraların mesken olarak kullanılmadığını. geleceğe itibar etmeyen. Yine de Leyla Kalahari'ye. Televizyon fabrikasından atılınca. neden bahsettiğini bilen biriyle sohbet etmekti ve bunun için ödeme yapmaya hazırdı. "bence de fena numara değil. oyuncak uçağın ve öksüz pilotun peşinden ayrılmıyor. yüzyılda yaşadığı tahmin edilen mimar Marcus Pollio Vitruvius'tan söz açtım. uydurmanın sığabileceğini düşün. Ju-lius Caesar tarafından savaş makinaları yapmakla görevlendirilip Roma ordusunun Galya ve İspanya seferlerine katılan Vitruvius'un icat ettiği mancınığın 300 yıl önce Çin'de zaten kullanılmakta olduğuna işaret ettim. 15. "Enver yorgancılık yapıyor." Soruyu tamamlayamadım. bir bildiği olanların otomatik alaycılığı yansıyordu. ek-mebiçme işlerinin daha öncelere dayandığını belirttim. "Teşekkürler. bir internet sitesinde. yüzyılda doğan Siddharta Gautama Buddha'nm yirmidokuz yaşında. Yani ı. Milattan Önce 1. yanlış anlamanın. yüzyıldadır. Osmanlı saraylarında kullanılan yorganların aynılarını diktirip satıyor. insan bilmediği bir konuda doğru soru soramaz. "Leyla.. sağa sola bakman bir tabanca gibidir. kayıp bir kabilenin izine rastlamış antropolog ifadesi yerleşmişti. Kırlaşmış. Kısa boylu.. Tiz ve metalik sesiyle "Hey cici kız. Üç çeşit tarihçi olduğu söylenir: Yalan söyleyenler. Devletlerin sırları vardır. Gerçek. Gülfem Sultan. Asırlara ne kadar çok iftiranın." Deliller çözüm getirici olduğu kadar öğretici de olabilir. hizmetçinin arkasından yürürken "Uçağı akvaryuma koyalım mı?" diye sesleniyor. "Geçmişi bilmek.ı rih ile hakikat iyi geçinemez. yani Wright Kardeşlerin 1903'te. fırtına da yoktu. Milattan Önce 6."Böylesini ilk kez duyuyorum Şebnem. saray denince akla entrika gelir. Yani neolitik çağda tüm dünyadakinin sekiz katı! Tarihte bir mağara dönemi varsa. diplomatlar imalarla ve sembollerle konuşurlar. Yıldırım düşmemişti." 17 Aralık.\ Krallar." Leyla Kalahari'nin yüzünde. gelmiş geçmiş tüm insanların yalanları. Bıçakla. oyuncak mı gerçek mi. tarihçiler kahinlere benzer. Çok az param vardı. Rumeli Hisarüstü'nde. bana Sicilyalı Rozalina'mn yorganını hediye etti. yanılgıları ve bilgisizlikleri tarihin oluşumunda rol oynadı. imparatoriçeler. Onun. bir çocuğa böyle bir isim koyar ki? Gerçek'in annesi ölmüş. beni bir arkadaşıyla evlendirmeye kalkıştı. villanın bahçesinde devrilmiş bir ceviz ağacı görünce şaşırdım. Bu nedenle. Sonra büyük bir mağazada tezgahtarlığa başladım. ömrünün kalan 51 yılı boyunca da evine yalnız bir kere uğradığını. 580-500] tam 34 yıl boyunca Mısırlı ve Babilli kahinlerden ders aldığını. papağanın gagasmdaki zeytin gibi parlıyordu. Kim. "Sanmıyorum.. köleler.. Garip bir biçimde havada yavaş yavaş ilerleyerek korlaşmış odunların arasına çakılan uçağın ardından hostes de şömineye dalıyor. bu kanunlardan birine göre. konuşmaya başlarsınız: "Evet" dedim. insanın üstesinden gelebileceği kadar kolay bir iş değil. Tek gözlü talebemin yüzüne. annemi öldürmüştü. Kuzey Caro-lina'da benzin motorlu uçakla ilk uçuşu gerçekleştirdikleri gündü. Fakat uzmanlar bu durumdan doğan sorumluluğu reddeder. üniversite sınavına hazırlananlara özel ders verebileceğimi belirten bir ilan yayınlamıştım. Tabiattaki ahengin ayrılmaz parçası olan hercümerçten bir sahne diye düşündüm. Süpermen'in pelerini. on küçük ciltten müteşekkil kitabına değindim. tüccarlar.." "Enteresan. sokak dövüşü dalında Olimpiyat şampiyonu olduğunu öne sürdüm. hapisteydi. yangını fırsat bilip yağmacılık yapan kimsenin. "Gerçi beni alakadar etmez ama.

Fyodor Mihayloviç Dostoyevski Saint Petersburg'daki evinde akciğerleri kanaya-rak can verirken [1881].. Soran olursa 'yeğenim' dersin. Üzerime çullandı. Şebnem Şibumi hakkında hiçbir şey bilmek istemiyorum. Her ne kadar iyi bir kıza benzese de.. Ağlayarak uyanmıştım.. evlendiği kadınlar ve öldürdüğü adamlardı. Ben sohbete pek katılmadım. Ganimet beni sertçe uyardı. Abidin sık sık beni ziyarete geliyor. Çok şıktı. Şarkı söyleyerek masasına doğru yürüdüm: "Zaman durdu sanki beklerken seni I Ben bir tek sevgiye bağladım kalbimi.. Bazen sergi gezmeye gidiyorum. Kızkardeşin öldü ve çocukla sen ilgileniyorsun. yani Haftanın üç akşamı muhakkak gelirdi. Ona sen bakacaksın. Yavuz Sultan Selim komutasındaki Osmanlı ordusu Kahire'ye girerken [1517]. Ona engel olmaya çalışırken.. odasındaki mobilyaların yerini değiştirmişti. Genç bir adam." Orkestra çalmaya devam ederken. ilginç bir çocuktu. En sevdiğim yazar. Abidin'e dönüp. Chuck Palahniuk: Büyüleyici kabusların kreatörü. Şarkıları sayıklar gibi okuyordum. her sahne alışımda. yanında bir arkadaşını getirdi. ne var bunda?" "Peki. Buğulu gözlerle beni izler. O nedenle çocuğu onbeş-yirmi dakika muayene ediyor. o soysuz hödük sana bir daha dokunamayacak" dedi. bir keresinde. Bu söz. Tek gözümü." "İyi ama benim kız kardeşim yok ki?" "Tamam işte. Meraklandım. Bunu nasıl yaptığını hiçbir zaman anlayamadım. sağlam eliyle elimi tuttu ve avucumu öptü. "Sana bir şey soracağım. Abidin beni kucaklayıp acil servislere koşturdu. "Abidin onu alsın mı. Merak ettiğim asıl konuyu gündeme getirdim: "Hiç âşık oldun mu?" "Yani seni tanımadan önce mi?" "Hı-hı. çünkü tam o anda Enver'e kalbimi kaptırdım. 25') İnşallah. o da saniyedir" dedi. Sevinmiştim. Bir gece Abidin gelmedi. Otuzbeş yaşındaydı. Abidin Dandini karşımdaydı. Bir akşam. Uykuya dalar dalmaz kabuslar görüyordum. Birkaç hafta sonra. Anladın mı?" "Yeğenim mi?" "Kız kardeşinin oğlu. Oturup konuştular. İnşallah. ben de bir tokat attım. Fazla vaktim yok. lakin aşırı kıskançtı. cehennem ateşiyle tutuşturmaya. Nazikçe sordum: "Saçmalıyor musun Enver?" "Evet. Gayriihtiyari. Nasıl oldu anlamadım. Soğuk hava.. Bahçıvanım. "hazırlan. iyi misiniz?" "Sizi görüp de iyi olmamak mümkün mü Leyla Hanım?" dedi. Kitap okuyorum.. Şaka yaptığı belliydi."Baban ne iş yapıyor?" "Ailem Afşin'de. vursun mu?" diye sorarsanız. "Bu çocuk. Onu seviyorum. uzay mekiği Challenger fırlatıldıktan 73 saniye sonra infilak ederken [1986] Enver'le birlikte Üsküdar rıhtımından yukarı doğru yürüyorduk. Abidin onu öldürmez. Bir keresinde. Abidin'den önceki yıllarıma ait. Programın sonuna doğru çıkageldi. Tezgahın üzerine 100'lük bir banknot koydu. yalvarır gibi şarkıya devam ettim: "Ayı il mam istersen hiç yanından I Çağırsan gelirim çok uzaklardan r>ı / Eskiden korkardım yalnızlıktan I Korkmam artık sen varsın. sesin de gözlerin kadar güzel mi?" 256 "Bilmem?" "Oku bakalım. Yine de fazlasıyla etkilenmiştim.. Yirmi yılım burada geçti. şarkılarımı ona bakarak söyler olmuştum. Abidin onunla evlenmez. Tanı 0 anda masasında demlenen Ganimetle göz göze geldim. gidiyoruz.. Ganimet Granada'nın icabına bakmıştı. vursun tabii ki. nazlanma." Babam annemi neden öldürdü? Ağabeyim beni niçin arkadaşıyla evlendirmeye uğraşıyordu? Ganimet Granada benden ne istiyordu? Abidin Dandini gerçekte kim? Hayati Tehlike'nin beş yaşındaki oğlu nereden yeğenim oluyor? Şebnem Şibumi'den ne öğreneceğim? Abidin üzerime böyle tuhaf bir yoldan kuma mı getiriyor? Bu vahşet yüklü saçmalıkların hiçbirini merak etmiyorum. Sarıldık. sonra da bir paçavra gibi fırlatıp atacağım. dört yaşında olmasına rağmen. Fakat bana doğruyu söyleyeceksin?" "İstersen." Gözlerimi paraya dikerek şarkıya girdim: "Bir akşam gözünde aşk tüterse I Geçmiş günler aklından geçerse I Kalbin bomboş ümitler biterse I Sen üzülme ben varım" "Kâfi" dedi. Sen de bana anlatacaksın. Hattâ bir keresinde hırpaladı. Abidin. nasıl istersen. Burada bir arkadaşımla kalıyorum. onbeş günde bir Çarşamba akşamüzeri Gerçek'i görmeye geliyor. onunla mezara kadar yola devam edebilirsiniz. Gülümsedim." Program bitince Ganimet kulise hışımla daldı. sırasıyla. Abidin Bey "Merak etme Leyla." "Evet. Hastaneden çıkınca Abidin'in bana hediye ettiği Rumeli Hisarüstü'ndeki villada yaşamaya başladım. bir kere İsviçre'de. birden bir bıçak çıkardı ve yüzüme sapladı. En sevmediği mevzular. Hayati'nin oğlu.. öyle aptalca ki. Doktor Neptün Petunya. Şebnem Şibumi'nin bir internet sitesinde yayınlanan. sol gözüm dahil hiçbir şeyi özlemiyorum. mikrofonu ağzımdan uzaklaştırıp sordum: "Geçmiş olsun." Bu cümleye çok şaşırmıştım. kulise çiçek gönderirdi.. Öyle aptalca ki. "Zamandan daha önemli bir şey varsa. kızların aklını başından alıyor 28 Ocak gecesi. içim ısınmıştı. 258 Hayati'ymiş adı. Bir süre toparlanamadım. kızların aklını başından alıyor. Her nasılsa hapse girmedi." Granada Gazinosu'nda sahneye çıkmaya başladım. Piyano çalmayı öğrendim. Anaokuluna götürüp getireceksin." "Gidiyor muyuz? Nereye?" "Cenneti. Biçmişiz yumruklarıyla bana rastgele vuruyordu. Bir erkek hastanede size eşlik ediyorsa." Gerçek. hizmetçim ve aşçım vardı. Banka hesabımda daima yeterince para oluyordu. Abidin Bey.. Abidin. Anlatmamı istediğinden emin misin?" 260 56 .. Abidin meğer gangstermiş.." Muzipçe gülümsedi. Onunla arkadaş ol. İki kere intihara kalkıştım: Bir kere küvette. Gerçek'in bağışıklık sistemi yeterince güçlü değilmiş. Öfkeden nefesi kesilmişti. sen sormadan da cevabı verebilirim?" "Neymiş?" "Seni önce kullanacağım. Gözümü hastanede açtım. Ganimet bana son derece cömert davranıyordu. En çok da Abidin Dandini'den huylanıyordu. Az konuşuyordu. Sonra da elimden tutup psikiyatrlara götürdü. Sağ kolu askıdaydı ve dirseğiyle bileği arasındaki sargıya kan sızmıştı. Halbuki ben onu polis sanıyordum. zahmet olmazsa?" Etrafa bakındım." "Hımmm? Şarkı söyler misin?" "Şarkı mı?" "Evet. terli bir kirpi gibiydi. üniversiteye hazırlananlara yönelik tarih dersi ilanını da bana Abidin göstermişti: "Bu kızdan ders alacaksın. Gerçek'i bana emanet etti. Sana anlattıklarını iyi dinle. kelepçe gibi insanları birbirine yaklaştırıyordu: Enver'in koluna girdim. "Haydi. resim dersleri aldım.

Böylesine müthiş bir doğum günü hediyesine. Benim aklım kızda. Mario Puzo'nun Baba [The Godfather] romanına ilham kaynağı olan Vito Genove-se. kız büyükannesini ziyarete gelir. 262 "Siz hiç sabunluyken ağladınız mı?" 13 Şubat benim doğum günüm. Kupondaki harfe. kapısında.. Hayat dolu. "Sen ve ben" dedi." Demek elde kamera. beli bükülmüş bir kadın açtı. Vahide." "Âşık olduğum genç kız." "Ah tabii ya. Teyzenin kaydını tuttum. Yol boyunca bir o tarafa. Alexander Graham Bell. zarif. Eski tarz bir büfenin üzerinde çerçevelenmiş bir kız fotoğrafı gözüme çarptı: Olağanüstü güzellikteydi. Civardaki banklarda oturuyordum." "Eee. ne kadardı unuttum. üç katlı bir evin ikinci katında. Fakülteden arkadaşım Zeynep'i ekranda görünce şaşakaldım: "Doğum günün kutlu olsun Şebnem. deli gömleğimin üstüne hep en iyi marka kazaklar. ceketler giydim. Yan odalardan bir ses gelir diye bekliyorum. anladın mı?" "Anladım. Gözüm köşkün pencerelerinde. Sadece. İşler yolunda giderse. çıkalım. üzerine de 'Eski fotoğraflarınız onanlır-renklendirilir-büyütülür' yazmışlar!" "Yani?. Demek bana bu harika sürprizi hazırlıyordu. "Sevgili filan değiliz. boşuna. 'Evlenmeyecek misin artık?' Sanki ben çalışmasam aç kalacaklar.." "N'oldu?" "Köşkün elli-yüz metre ilerisinde bir fotoğrafçı vardı. bana adını. Enver'in siyah Audi'siyle Barika adlı bara doğru gidiyorduk. O da beni içeriye davet etti: 'Buyur evladım." "Bak.. iki hafta önce. ben de tek tek yazacağım. yanındaki çantadan bir dizüstü bilgisayar çıkardı. Dedim ki 'Teyze. "Şimşek ışığı demek.. pürüzsüz bir ten. Antonio Beucci'den arakladığı telefonu kendi adına tescil ettirmek için patent ofisine müracaat ediyordu [1876].. Chicago'da ölü bulunmuştu [1929]. merak ettim?" "Pekala. Kartvizitinde 'Kullanılmış Mobilya Satıcısı' yazan Al Capone'un rakibi olan yedi gangster. "Yarın" dedim. Olur ya. tamam mı?" "Yapamam. Almanya'nın Dresden kentini bombalıyordu [1945]. Nevra ve Demet doğum günümü kutluyorlardı." Dudaklarını büküp alnını kırıştırdı. "Sayım memurluğu için yaptığım başvuru kabul edilmişti. bir bu tarafa yürüyordum. Hz. Alıp çiçek gibi kokladı ve yaka cebine koydu. Peki ya sen? Sen ne yapacaksın? Yani kendini kötü hissedersen?" 57 . "yani artık sevgili olduğumuza göre. olanlar oldu.. Enver Paşa. anlat.. Sağda solda birtakım fotoğraflar asılıydı." Tekrar yürümeye koyulduk. iri parlak gözler. Murat. Ondokuz yaşındaydım. Başını çevirdi "bana ha landan bahset" dedi. ünlü polisiye yazarı Geor-ges Simenon'un da [1903]. adımlarımdan hızlıydı. milletin içinde söyleyemem." Enver durup yüzüme baktı: "Anlatmasam belki de daha iyi?" "Devam et n'olur. "Girne'de. Bizans Tarihi hocamız Esat Bey. yüzünü görürüm diye umutlanıyorum. Gülümsüyordu."Onu unutamıyor musun?" "Unutamıyorsam anlatmayayım mı?" "Tamam. Mahkumlar gibi sigara üstüne sigara yakıyorum.. bir salon kapısına bakıyorum... Derken bir-gün. Asuman. ben yalnızım. şahane bir kızdı. Engin. Hani doğum günüm için kaydettiğin DVD'-deki sahte sarışın. 14 Şubat. DVD'yi bilgisayarın sürücüsüne yerleştirdim.. Kulağım kirişte. evde başka kime yok mu? Çocuklarınız. Sence bir anlamı var mıdır?" Enver yola bakıyordu. yalnızca bir kuponla karşılık verirken. bana bir DVD verdi. Yüzünü zihnime nakşettim. "benimle 'sevgililer günü' partisini gelir misin?" Tebessümü serum lastiği gibi uzadı.." "Sadece ne? Barika'ya sevgililer günü partisine giden bir çift miyiz?" "İstersen geri dönelim? Ben zaten sıkılacağım. Bilirsin.' Evden ayrılırken resimdeki kıza defalarca baktım.. adresini. Enver bir an durdu: "30 Kasım 1997 günüydü. gıcık bir isim." "Nevra da kim?" "Nevra Neretva." Cüzdanımdan bir aşk kuponu çıkarıp Enver'e takdim ettim. Ardından. Hiçbir şey umurumda değil. Onu her neredeyse bulmaya kararlıydım. yaşını söyleyecek.. o da sevdiğim arkadaş ve hocalarımın isimlerini not almıştı. İngiliz Kraliyet Hava Kuvvetleri'ne ait uçaklar. Sinan.. çok derin manalarla dolu bir mısraymış gibi. Nüfus sayımı yapılıyordu. Teyze gelip yanıma oturdu. "Barika. arkadaşlarım Belma. Fakat gelen giden olmadı. kıpkırmızı dudaklar." "Neden?" "Herkes bir yığın soru soracak. Az ötede elinde şarap şişesiyle bir berduş dikiliyordu. Bir de ne göreyim. Oradakileri sayacaktım. ikindi vakti ahşap bir köşkün kapısını çaldım. torunlarınız filan?' Tebessüm etti: 'Maalesef yavrucuğum. uzun uzun bakıp gülümsedi. Kalbim. engizisyon mahkemesinde yargılanmak üzere Roma'ya gelmişti [1633]. dinliyorum. Hafif adımlarla ilerliyorduk: "Salon antika eşyalarla döşenmişti. 'Ne iş yapıyorsun?'." "Bir de insanlar içince yıhşıklaşıyorlar.' Salona geçtim." Enver'in sözleri havayı ısıtıyordu sanki. bunaldığın zaman bana söyle. tek tek arkadaşlarımla görüşmüştü. Ağzım açık kalmıştı. sevineceğini umuyordum. Görevlilere üç-beş kuruş para veriliyordu.. olmayan halan hakkında olumsuz sözler söyle. hoş geldin. Ömer türbesinin yakınlarında. Bir fotoğrafa. Serap. "Halamdan mı? Benim halam yok ki?" "Fark etmez. İnsanlar benden kuşkulanmaya başladılar. konaktaki fotoğraf vitrinde!" "Eee?" "Fakat aynı fotoğrafın bir de eski mi eski. sonra? Buldun mu kızı?" Enver derin bir nefes aldı: "Günlerce köşkün etrafında do261 laştım. Springfield Hapishanesi'nde kalp krizi geçiriyordu. Partiden ayrılmak istediğin zaman. halanı översin.. yiyorlardı . Fikriye.». Ülkü. Birazdan kız içeri girecek. Hawaiili yerliler. Yolun kenarına park etmiş arabalardan birinin önünde Enver'in gözlerine bakıyordum: "Peki ya şimdi?." "Eee.." Ağır ağır yürüyorduk. "Filikamı siz mi çaldınız?!" diyen Kaptan James Cook'u mızrakla öldürmüş. evlenmesem onlara sıra gelmeyecek. "Nedir bu?" diye sorduğumda. 'Merhaba teyzeciğim. Sabahın kör vaktinde Kanlıca'ya gitmiştim. Galileo Galilei. Hırsız gibi köşkün dış cephesindeki tahtaları sayıyorum." 264 "Yaklaştık mı?" "Sağdaki tabelayı görüyor musun?" Enver barın önünde frene bastı. deli miyiz?" "Nevra çok ısrar etti. [1779]. beni muhakkak ara" diyor ve avucuna yazmış olduğu cep telefonu numarasını gösteriyordu. ben sayım memuruyum' dedim." "Niye katılıyoruz peki partiye. Türk Tasavvuf Kültürü dersimize giren Munise Hanım. Onun önünden geçiyordum. açtı ve "Kendin bak" diyerek gülümsedi. Mutlu musun canım?" Esrarengiz ve heyecan verici bir sesle "Olmak üzereyim" dedi ve dudaklarıma uzandı. yaşlı teyzenin ta kendisiymiş me-ger!" "Ciddi misin?! Ne yaptın peki?" "Sana rastlayıncaya kadar. Eve doğru koşmaya başladım. Bizim evin önünden geçerek yirmi metre kadar yürüdük. Enver Paşa?" "Belki de kalan kuponları bana peşin verirsin?" "Avucunu yala" dedim neşeyle.. "Belma'ya nasıl ulaştın?" diye sordum "o kız Kıbrıs'ta oturuyor?" "Evet" dedi. siyah-beyaz ve küçücük bir kopyası var! İkisini yan yana koymuşlar.. Yaşlı. Buradan sola. Enver'e üniversite yıllığımı göstermiştim.

dünyanın James Coburn'a en çok benzeyen ikizleriydi. Enver'le. Ben de sırıtıyorum. Mükemmel bir kardanadam oldu. yaşıyor.." derken laf kaynadı. "Yabancı gelmiyor. Saat tam 19:20'de bir garson masaya tepsi-sindeki tabakları bırakırken fısıldıyor: "Sonora çorbası. < rindeki 1109'uncu fabrikası istanbul'da açılmıştı | L964] Narkotik bir kar yağıyordu. aynaya zaten ihtiyacı olmadığını söyledim." "Babam pezevenk idrarı ve fahişe tükürüğü tahlili yapmaktan bıkmıştı." Başımı kaldırıp bakıyorum.. 'İkizim olduğu yetmiyormuş gibi. zehirli havaya umutsuzca romantizm katmaya uğraşıyordu. "Evet" anlamında başımı salladım. "Halan olduğunu bilmiyordum?". Destansı kargaşa karşısında Çai II. "Evet." Beni avlamak için. "onunla kavga eder. Enver. partinin berbatlığını birbirimize ifade etmek için uydurduklarımız. balığı yem olarak kullanamayacağını söylemiştim. Clark Kent'in içinden çıkan Süpermen gibi Enver Paşa'ya dönüşüyor." derken. "Munise Hocayla Benetton'da karşılaştığımız günü hatırlıyor musun?". "Çalışıyor musun?"." Süpermen'le aynı berbere giden garsonlar Şubat'ın 27'si. kömür parçaları. Lokmayı yutarken kuponu uzatıyorum. nesi var?"." "Geçen gün halamı yıkıyordum." Dışarı çıkıp arabaya bindiğimizde Enver de ben de kahkahalarla gülmeye başladık. portakal soslu somon ve alkolsüz pina colada.1 versene." "Babam ve amcam.. Sessizlik oldu. Derin bir nefes çekti. biraz" dedi. tepsiyi bırakıp gözlüğünü ve önlüğünü çıkararak. yemeğe yetişeceğini bildirmemi istedi hanımefendi" diyen garson. Görüştüğü adam da 'Bana bir fotOğrafi. İngiliz B-ll denizaltısından atılan torpidoyla vurulmuş. Üçüz gibiydiler.. "Hâlâ Üsküdar'damı oturuyorsun?". Babam öldü. dakikliğine bağlıdır. "Ben henüz sipariş vermemiştim. ya uydurmuyorsa diye endişeye kapıldım. sigara ellerinin arasındaki boşlukta asılı kaldı.. Enver'le Beykoz'da kardanadam yapıyorduk.. batıyordu [1914]. durumu düzeltiyordu. Bu tuhaf bahşişten ötürü yüzünde mahcup bir gülümseme esintisi beliriyor. Sigarayı sağ elinin işaret ve orta parmağının arasına aldı. kaşkol." Ortalık gene sessizleşti. Nikolay. fakat soğuktan nefesim buharlaşıyordu. Etrafımdaki garsonların hepsi." "Halam aradı. bir elinde kadeh olduğu halde kollarını açarak karşıladı beni. Bir centilmenin şerefi. Gerçi ben yedi dakika erken geldim.m n. o herif de bana benziyor!' derdi.. "Enver Bey. Nevra kulağıma fısıldadı: "Kim bu yakışıklı?" "Onu tanıyor olmalısın?" dedim." "Amcan artık yaşamıyor mu?" "Yo."Babamdan söz edeceğim. yaşlı bir orkestra. Kullanılmış tuvalet kağıdı rengindeki kanepelere oturduk. fakat bu onun gecikmeyeceğini göstermez." "Halam kesti. 1917'nin ilk haftalarından itibaren 200 bini aşkın işçinin grev yaptığı Rusya'da.. Süpermen'le aynı kuaföre gidiyorlar besbelli. amcamı görünce şoke olmuşlardı" deyip hafifçe güldü.. derin sulara gömülen bir heykel gibi üzgün görünüyordu.n. Kumruyla burun buruna gefen uskumru 18 Aralık.. Tek farkı var: Uçmak yerine.. Gitmemiz gerek. süpürge. Kadm-erkek ilişkilerinde hâlâ ilk insanların hatalarını tekrarlıyoruz: Beklemek. romantizmin cenaze törenidir." "Babandan mı?" "Şaşıracağını biliyordum. havuç. Gevezelik uğultusu tekrar baş gösterince "Benim babamın ikizi vardı" dedi. Sevgilisi alkol testinden geçebilmek için mangal kömürü emince zehirlenmiş ve Şile yolunda kalmışlar. tahtını bırakmıştı." Hiç doğmamış halam ve Enver'in babası hakkında konuşup durduk. Aşk kuponlarından birini uzatırken "Babanın ikizi var mıydı sahiden?" diye sordum. üzülmemesini. işçilere ateş açılmasını emretmiş fakat Rus Ordusu bunu reddetmişti. Sonra karşısına geçip izledik. 13 Aralık'ta Çanakkale Boğazı'na girmek isteyen yabancı gemilere karşı sabit batarya olarak kullanılan Mesudiye Zırhlısı. Venüs salatası. işçilerin safına geçerek generalleri ve bakanları tutuklamışlardı. Enver "Bir dakika. "Halan şu anda ne yapıyor?" "Kendine yeni bir sevgili buldu. Bıraktığında. Karda-nadama yaklaştı ve kırmızı tuğladan kesilmiş kalp şeklinde bir parçayı göğsüne yapıştırdı! Kalbi olan bir kardanadam." "Bugün babanım ölüm yıldönümü.. Enver'e bir kupon daha verdim. Aynısıydı. Sol elinin işaretparmağıyla ucuna dokununca sigara yandı.. daha bitmedi" deyip ceplerini yokladı. "Babamın cenazesine gelen arkadaşları. Somonu tadıyorum. onunla ilgilenmem gerekti. müreffeh kalabalığı gözlerimle biçtim. onu ziyaret etmişim gibi seviniyor. Enver kuyumcu dikkatiyle yüzümü inceliyordu. Bir sigarayı iki ucundan tutuyordu." Bara girdik. Türkiye'nin Ruhu adlı bir roman yazmayı tasarlayan kırküç yaşındaki Oğuz Atay. Boş bulunup. Peru'da Tupac Amaru gerillaları başkent Lima'-daki Japon Büyükelçiliği'ni basarak 500 kişiyi rehin almıştı [1996]. karşımda dikilmiş sırıtıyor.. "Halanla niye sen ilgileniyorsun ki?". Bir an. Ve Gönül işleri Hak.. "Sevgilisi galiba halamı dövüyor. ruhunu teslim ediyordu [1977]. "Bilmiyorum" deyip kuponu aldı.. CocaCola'nm dünya ü.. Sorular sökün etti: "Neler yapıyorsun Şebnem?"." m." "Geçmiş olsun. Birden ağlamaya başladı. Kendimi kurbağa çuvalına tıkılmış gibi hissettim. "Halam biraz rahatsız da. Enver tedarikliydi: Şapka. "Saçların ne güzel Şebnem." "Halama telefon ettiğimde... Dahası on-binlerce asker. Çevirdiği yumruğundan duman 58 . Dört yıl önce. Enver bir sigara yaktı. "Neden hiç aramıyorsun?". Yere dik açı yapan sol elinin ayasında sigarayı söndürürken avu-cunu kapattı. "Sihir sever misin?" diye sordu. seksenyedi yaşındaki Ivan Petroviç Pavlov da ölmüştü [1936]. Ben sigara içmem. ağzımın içinde "Beni pişiren adam sence de bir aşk kuponunu hak etmedi mi?" diyerek dönüyor.. sabunlu halde küvetten çıkmaya çalışırken sendeledi ve banyo aynasını düşürüp kırdı. "Çok iyi yemek yaparım" demişti. Enver. 266 "Birgün babamla amcam benim yüzümden birbirlerini yumrukladılar. amcamla dertleşirdim. fakat tepsinin ardında kalan yü268 zü göremiyorum. Üzerinde şartlı refleks deneyleri yaptığı köpeklerin hepsini gömdükten sonra.. Demode kıyafetli. istersen ben de sana veririm?' demiş. masadaki tabakları temaşa ediyorum. Şeytanın flörtü. üvey babamdı. Bu konudan daha fazla bahsetmedik." içerisi öyle sıcaktı ki. Bu durum amcamın hoşuna gider.. dudaklarına götürdü. Rusça konuşan Çinlilerin işlettiği bir İtalyan restoranında Enver'i bekliyordum. dans edenlerin terleri üstümüze saçılıyordu. Her yer bembeyazdı. Emin olmak için "Bakanlık Heyeti'nin öldürülmesine mi üzülüyorsun?" diye sordum. Ellerini sağa sola oynattıkça sigara da havada kımıldıyordu. General Kabalov. bir yandan Enver'e göz atıyordu. "ikizi olan. Çünkü duyguların kök salacağı gönül zeminini erozyona uğratır. Daha önce bana hiç ailesinden bahsetmemişti. "yakında sana balık pişireceğim.ı lığı Heyeti'ndeki tüm üyeler katledilmişti. Fok iniltileri çıkararak sırıtırken. Son derece leziz somon. Nevra Neretva. babamı gıcık ederdi. "Çünkü kör." "Babanın mesleği neydi?" "Laboranttı.. James Coburn'un Bir Avuç Dinamit [Giu La Testa] filmindeki ormanda dövüş sahnesini bilirsiniz.

u v. kartlar kadehleri yutuyor. tamam. Harbiye Nazırı ve Erkan-ı Harbiye Umumiye Reisi olan Enver Paşa. 30 milyon insan. Sayıklar gibi konuştum: "Yunan şairi Aiskhylos 'Savaşta ilk önce hakikatler ölür' demiş. Tam o anda. bale yapan travestinin elindeki av tüfeği kadar endişe vericiydi. bulmacayı tamamlamaya büyük dedemin ömrü vefa etmemişti. İlk bulmaca 1913'ün sonlarında New York World gazetesinde yayınlanmış ve çılgınca bir hızla diğer ülkelere yayılmıştı. fakat cüzdanımı evde unutrnui tum. Soluk soluğa fısıldadım: "Durursan bir kupon veririm!" Salıncak. kadehlere paralar doluyor. İki ucunu birbirine bağladığı halatı fırlatıp yüksek çınarlardan birinin tepesinden aşırdı. ancak bu kadar etkilenirdim. Tebessüm bazen ağlamanın bir çeşididir.. bana bir kupon verip boynuma sarılacaksın" dedi. Sadece sağdan sola 2. iplerin arasına yerleştirdi. Fakat 1914'te Sarıkamış'ta Türk askerlerini öldüren soğukla kıyaslarsak. soruşturdum: Zühtü Zubizaretta adında bir koleksiyoncu almış.. Yan yana duran kartlarda ENVER PAŞAŞEBNEMŞİBUMİYİSEVİY O Ryazısı okunuyordu. Çok hızlı sallıyorsun." Uyuşuklar yardımseverdir. Sol eliyle. anında istop etti. Büyük dedemin defterini bana satmaya yanaşmadığı gibi. yanağının gerilişinden Enver'in gülümsediğini fark ettim: "Sahi. Kararsızca gülümsedim. Babamın 5 Nisan 1915'te Arıburnu'nda şehit olan dedesinden: "Adı İshak. Küstahlığı. kulağıma ejderha gargarası gibi manasız sesler geliyordu. Vallarino gülümseyerek ayağa kalkıp Enver'i ve beni işaret ederek salonu çınlatan alkışları bize yönlendirdi. sisin yırtıklarından Boğaz'ın petrol yeşili sularını seyrediyorduk. Araştırdım. avını sükunete davet eden avcı ifadesi belirdi. Kurnazca bir şımarıklıkla "Aynen öyleyim" dedi. Günlükten. Vallarino. elindeki iskambil kartlarını bir tek hareketle masaya yaydı. Reha Veto'yu alnından vuruyordu. Kumruyla burun buruna gelmiş uskumru gibi şoktaydım...6 şiddetindeki depremin her saniyesinde 2 bin kişi ölüyordu [1932]. "az daha beni öldürüyordun!" Bir adım geri çekilen Enver'in yüzünde suçluluk duygusu tozlu bir lamba gibi yanıp sönüyordu: "Seni korkuttum mu?" Kalbimden yükselen kesif bir duman gözlerime basınç yapıyordu. Derhal indim." "Sürprizlerle dolusun Enver!" Gülümseyerek salıncağa kuruldum. Babam.. durmaksızın. günlüğünde Harbiye Nazırı Enver Paşa'dan bahsedip bahsetmediğini düşünüyordum. Cephede geçirdiği iki ay boyunca günlük tutmuş. I. sağ bileğimi tutup defteri avucuma bıraktı: "Bey-kozlu İdris oğlu İshak'm 1333 Rebiyülevveli ila Cemaziyü-lahiri arasında tuttuğu günlük. yordu. dedemin. Elini açtığında sigara yok olmuş. arabadan küçük bir kilim ve yastık alıp geldi. 22 Aralık günü İstanbul'da hava biraz serindi..çıkıyordu. "Haydi" dedi. Ne yazık ki harekat yaklaşık 90 bin askerimizin ölümüyle sonuçlandı. Ayakta duramıyordum. Salıncakta sallanırken ona büyük dedemden söz ettim. Zühtü Bey'e ulaştım. et ve kemiklerim kanlı topaklar halinde çamurlu zemine saçılacaktı! "Daha hızlı sallamamı mı istiyorsun?" diyerek salıncağı on kaplan gücüyle bir kez daha ittirdi.t|>ı . Lamelif Sahafın vaktiyle düzenlediği. Küçük boy Moleskine defterler var ya. Jean-Pierre Vallarino daha iyisini yapamazdı. onlara benziyor. asalaklar sıcakkkanlı. "ılık" dememiz gerekir. Kasırganın söndürdüğü bir kadırga yangınından kurtulmuş gibi sevindim.. Enver Paşa'ya sarılırken. Namık Mıknatıs şaşırtıcı bir tiksinçlikle altına yapıyordu. "otur da seni biraz sallayayım. Vallarino'nun Enver'e göz kırptığını fark ettim. mesele yok. Bu sihir işi hoşuma gitmişti doğrusu. Enver koluma girdi. Akşam tekrar buluşup gösteriye gittik: Vallaıino ı kambil kartları. Gözlerimi yumup hıçkırıkla inilti arası bir ses çıkardım. Çin'in Guangzhou şehrini yerle bir eden ve yaklaşık 1 dakika süren 7.. Nişanlısını ameliyat eden bir doktor gibi konian tre olmuş vaziyette. Deprem esnasında kaçarken başıma yıldırım düşse. Umarım büyük dedenin şehitlikle taçlanan askerlik anıları hâlâ ilgini çekiyordur?" 272 Eprimiş defterin ilk sayfasını açtım. dalkavuklar alıngan 25 Aralık. otuz saniye içinde. Cesaret çiçek açar fakat meyve vermez. Ve Enver'e iki kupon vermeyi: Biri. Ağaçların arkasına saklanmış bir orkestra Modest Mussorgsky'nin [1839 -1881] Night on the Bare Mountcari'm.•. Büyük dedemin günlüğünü okuyup ağlıyordum. otuzdört yaşındaymış. şehit dedemin hatırasını canlandırdığı için. Müntekim Gıcırbey toprağa korkunç büyü malzemeleri gömüyordu. ve 4. İçimdeki çalkantı diniyordu. Bozuk paralar bir görünüp bir kayboluyor.. "Gerçekten böyle mi düşünüyorsun?" "Immm. 59 . satır çözülmüştü. Alkışlara hiç kulak asmıyordu. ( Yüzünde.. diğeri. bozuk paralar ve likör kadehlerine tlÜİCTll diyordu. gözlerimin önünden Yaşayan Ölülerin Saldırısı filminin fragmanı gibi geçti. bulmacadan hevesini alamadan öldü! Görünen o ki İshak dedem de on lardan biriydi. Yorgancı Enver Paşa'nın bu sözünü duysa herhalde sinirinden gülerdi. Kaşla göz arasında bir salıncak kurdu. Hayatım. Bir koşu. n'olur!" Emindim: İp kopacak." "Dedenin defterini niçin bu kadar çok istiyorsun?" "Ben tarihçiyim Enver. "Yavaşla. duştan yeni çıkmış zombiler gibiydi. eski bir müzayedenin katalogu sayesinde haberdar oldum.ı çalıyordu. evetin hayıra dönüşmesinden daha kolaydır. defteri Zühtü Bey'den nasıl aldın?" "Bilirsin. siyah Audi'sinin bagajından uzun bir halat getirdi. biraz yavaş ol!" "Ne dedin? Seni duyamıyorum?!" Enver beni uzaya göndermeye kararlıydı. Bu artistik numarayı bir kupon vermek isterdim. hayırın evete dönüşmesi. )1\ Nefesim kesilmişti. Anlaşılan. fakat ne dediğini anlamıyordum. "Uzak dur" diye haykırdım..." Alnım kırıştırarak "Bahse girerim. bir saat kadar süren gösterinin sonunda. Enver'in elinde deri ciltli küçük bir defter belirdi.... Dünya Savaşı patlak verince." Ağaçlar. 270 Enver Paşa. Emirgan Korusu'nda. Dedemin okunaklı elyazısıyla kaydettiği adını gördüm. Romanya Devlet Başkam Nikolay Çavuşesku ile eşi Elena Çavuşesku idam ediliyordu [1989]. hayır. süratle illüzyonl. çünkü o hakikatin ulaşılmaz derinliklerinde gizlenir' diyor. fırlayıp ağaçlara çarparak parçalanacağım. Bayılmak üzereydim.. Çanakkale Savaşları'nm tam ortasında yazılmış notları okumak ne demek biliyor musun? Üstelik büyük dedemin eh/azısından." Harbiye Nazırı Enver Paşa. Derin bir nefes aldım: "Ben iyiyim. Defterin arasından 13 Cemaziyülevvel 1333 tarihli Tercü-man-ı Hakikat gazetesinin bulmaca sayfası çıktı. görmeme bile müsaade etmedi.. Öylece sarılmışken." Enver beni şaşırttı: "Yunan Filozofu Demokritos da 'Doğruyu asla bilemeyiz. Alkışlar devam ederken Enver'e bir kupon daha devrettim. Ağaçlar etrafımda fırıl fırıl dönüyordu. Rus işgali altındaki toprakları kurtarmak ve Rusya içlerine ilerlemek amacıyla Sarıkamış Harekatı'nı başlatmıştı. onun yerineJeanPicın Vallarino'nun şovuna iki bilet gelmişti." "Savaştan kaçma Enver Paşa!" "Kaçmam gerek.. Biz de seyircileri selamladık. salıncakta beni öldürmediği. İnanılmazdı. Enver bir şeyler söylüyordu.

' Âşıklar ise hem sersem. mesnetsiz umutlarla dolup taşar. Ozan Taraz ağır ağır yürümeye devam ederken. Fazla kilolarımın tümünden kurtulmam. Oğul Johann Strauss'un [1825 -1899] Mavi Tuna'sı [An der schönen blau-en Donau] eşliğinde." Alışveriş merkezi. Lucky Strike'ı bir nebze unutturabilmek için sürekli çay. Masaya koyduğum kuponu. Herkes bizim pastadan çıkan dansözü de mideye indirdiğimizi düşünür. ilk olarak 'Acaba yeniyor mu?' diye düşünürüm. 274 Babam hep der ki 'Uyuşuklar yardımseverdir. Ben tam kırk yıldır şişkoyum küçük hanım.. meyve taşıyorduk... Payımıza düşen çikolata miktarını yıllar önce tükettiğimiz iddia edilir. kelimelerin ağzımdan dökülmesine izin verdim: "Fazla kilolarınızdan pekala kurtulabilirsiniz?" Gülümsemeye çalışırken. 9 değil. 8 harfli: Naciye Sultanla izdivacından sonra Harbiye Nazırı olan meşhur paşamız. asrın son çeyreğinde dünyamızı teşrif edecek ve dahi çok canlar yakacak dilber-i şahane: [12 değil] 9 harfli. Biz faniler. firik pilavı. asalaklaı m cakkanlı. Markette bir-iki tur attım. Mantıksız kafa. birkaç günde yarım asır ihtiyarlamış ve Burger King'in tüm gıda stokunu yemişti sanki. babam sakız çiğniyordu... 24 ayar yanılgılardan doğar.. Asla tanışmadığım büyük dedemin yarım bııaklı ğı bir işi tamamlıyordum. babacan bir edayla konuya girdi: "Nasıl mesela? Spor mu yapacağım?" "Neden olmasın?" "Şişmanlar yapabiliyorsa. Yolda. çarın şerbetli keşişi Grigo-ri Yefimoviç Rasputin. Buna kısaca VYL denir: Vücut Yağlarının Laneti. İshak dedemin cennetteki itibarını zedelemiş değildi ya? İnsanların sözünü edip durduğu acı gerçekler. Ne hissedeceğimi hâlâ bilemiyordum. Tarifsiz bir heyecana kapıldım )l\ Sağdan sola 1. En büyük sevinçler. Daha fazla üzerine gidersem. daha doğrusu sahte kusursuzluktan ötürü bir kupondan fazlasını hak ediyor. Elindeki gazeteyi. ne de gerçek. Mantomu sırtıma geçirdiğim gibi dışarı çıktım. Enver'in boş kasesini aldı. Eski bir basketbol topunu andıran başıyla bana selam vererek "Hoş geldiniz yenge" dedikten sonra tekrar Enver'e döndü: "Benim adım Ozan Taraz" her iki işaretparmağmı göbeğine doğrultarak ekledi: "Bu da benim yumuşak karnım. Fazla oyalanmadan kahveyi alıp eve doğru seğirttim. ömrümün geri kalanını Enver'le geçirebilmeyi diledim. kominin yardımıyla masaya babagannuş ve sirinan kebapları.. ShahShops alışveriş merkezine girdiğimizde geceyarısıydı. "O bulmacayı İshak dedemin defterinin arasına koyarken ne düşünüyordun?" Garson. Ozan Taraz ve Enver o anda durup bütün dikkatlerini bana yöneltince. Bize kapıyı şişman ve dazlak bir adam açmıştı. zahter salatası.. dünyanın yaratılmasından önceki sessizliğe benzer bir sessizlik hakimdi. Enver Paşa olmalısınız?. kaktüs şurubu bırakıp çekildi. fakat Enver'in bulmacayı beni üzmek için hazırlamadığı aşikardı. Enver'le to-kalaştılar. aynaya baktığımda tombalak halimi görürüm. cüzdanımdan da bir kupon çıkardım. Beni görenlerin aklından neler geçtiğini iyi biliyorum: 'işte' diyorlar. Fakat o bulmacanın her karesini gözyaşlarım-la ıslatmıştım. sana meyve getirdim. Dedenin günlüğünü zarf olarak kullanmasaydım bulmacayı çözmeyebilirdin. fakat Tercüman-ı Hakikatte yayınlanmış değil. akşamı." Ağzında çatal. Annem portakal.. Bense beyran çorbasına konsantre olmuş vaziyetteydim: aTercüman-ı Hakikatin bulmacasını gerçek sanmıştım. sokakta kargaşa çıkaran Friedrich Wilhelm Nietzsche'yi polisler zor zapt ederken [1889]. Yine de sigarasız geçen saniyeleri sayıyordu. el ele paten kayıyorduk. imalı bir tieşeyll sordu: "Şebnem n'aber?" /ıı Ben de "Bildiğin gibi Mübeccel Abla" dedim. yaptığının kötü bir şey olduğuna inanacaktı. Uçan Kız filmi meşhurmuş. "Tamam anne" deyip fırladım.. Başımı kaldırıp binanın cam tavanına bakınca takımyıldızların arasından bir yıldız kaydığını gördüm. 7 Ocak. Enver. Bulmacayı hazırlamak için epey uğraştığı belliydi. Ozan Taraz sessizce buharlaştı." Canıma minnet. kimyasal bomba atılmış gibi ıssızdı. 2 hafta. Yukarıdan aşağı 7'ye gelinceye kadar.. çerez. N'oldu demeye kalmadan bir de baktım babam yerde yatıyor! Solunumu durmuştu. Biz şişmanların işi zordur.. 'bütün sürüyü yutmuş bir çoban!' İtiraf edeyim: Ne görsem. 60 .. Bulmacayı çözmek çok heyecan vericiydi. hem de cüretkardır: Enver de öyle işte. İçimden. 7 saat önce bırakmıştı." deyip takma dişlerini göstererek.ko yuldum. "Yuvarlanıp gidiyoruz" diyerek geçti. sözlerinin bendeki etkisini merak ediyordu. Kendi adıma rastlayınca. 8 harf tutuyordu. Sigarayı 4 ay. yüzümün kızardığını hissediyordum. pasta. üzerine işaretparmağımla bastırarak tabakların arasından Enver'in önüne sürdüm: "Düşündüm de. zehirlenmiş. Mübeccel Abla'ya rastladım Müstehcen bir sırrı paylaşıyormuşuz gibi. "Siz. Enver'le birbirimize sarılıp usulca dans etmeye başladık. Ayaklarımıza patenleri geçirdik. Karlar kabuk bağlamıştı. Çantamdan cüzdanımı.." Babam gazeteden başını kaldırmadan ses verdi: "Ha?" Ona. Alacaklılarından kaçmak için sürekli adres değiştiren seksenalü yaşındaki Nikola Tesla. aslında bir mektuptu. New Yorker Oteli'ndeki güvercinlerle dolu odasında kalp yetmezliğinden ölmüş yatarken [1943]. bu kusursuz sahtelik." Yemeğin tadına varmaya kararlıydı. 3 Ocak günü. Osmanlıca yazılışı." Işıklı dükkanların arasından geçerek. Saldırıdan sağ kurtulan tek adam olan Ozan Taraz da saçlarını tümüyle kaybetmiş. "sizde ne var ne yok?" Gençliğinde birkaç filmde başrol oynamış." Enver ağzındaki lokmayı yuttu ve bir mucizeye tanık oluyormuş gibi gülümsedi." "Galiba şehitlerden iyi postacı olmuyor. bulmacadaki acayipliği fark etmemiştim: 20. Şebnem Şibumi! Senenin son ayının 29. kahve. çoğunlukla ne acıdır. "Kızım" diye fısıldadı annem "marketten bir paket kahve alır mısın? Babana kahve pişireyim.... cam asansörle en üst kata çıkıp buz piste ulaştık. tartaklanmış. tükenmez kalemle çizerek okuyordu.. Evimizin salonuna. Enver'le Aralık Sonu Ocakbaşı adlı restoranda buluşmuştuk. Eve vardığımda annem telaş içinde tir tir titriyordu. 276 Âşık olunca hayatın anlamına yaklaştığımızı zannederek mantığın sınırlarından dışarı çıkarız. üç ayrı tabancayla vurulmuş halde Neva nehrinin buzlu sularına fırlatılıyordu [1916]. dalkavuklar alıngan. Bir aysbergde inzivaya çekilmiş romantik Eskimo hayaletlere benziyorduk. Artık zayıflayıp tığ gibi olsam bile. 5 gün. "Bulmaca. mandalina ve elma dolu tabağı sehpaya koydu: "Şerifciğim bak. kaleci eldivenine benzeyen elini uzattı. ortak aldanışlarımızla mayaladığımız mucizelerin su katılmamış birer fiyasko olduğunu göremeyişimiz sayesinde birbirimizin kalbini kazanırız. çördük çorbasını usulca içiyordu.Sayfanın bir kopyasını hazırlayıp bulmacayı çözmeyi. 275 "Aslında" deyip sustum. Cevap tabii ki "Enver Paşa"ydı... o iş spor değildir. normal bir insanın intihar etmesine denk gelir. zır cahiller ciddi. yani mektubu okumazdın?" "Belki de. Pistte.." "Bulmaca gerçek. öylece durdu. Enver. Ona darılmam saçmaydı.

Bir dizi kan tahlili yaptık. Derhal. cam gibi gözyaşları kesiyordu. Ziyarete gelen akrabalar. artık dinlenin" diyordu. "Doktor. bardağın dolu tarafını da. sessizce ağlayıp başını ve gövdesini öne doğru eğerek kamburlaşıyordu. 1 ğın olmuştuk. bir tahmininiz de mi yok?" diye sordu." Ellerimiz çözülürken avucuna bir kupon bıraktım. İçeri doğru yürürken "Sen gidiyor musun?" diye sordum. 61 . bekleyip göreceğiz. müdürüm yaşayacak. camekanlı bir şadırvanı andıran kafeteryaya doğru ilerlerken telefonum çaldı. oyalanmayın" dedi babam "kıyafetlerimi bulun da bu Allah'ın belası yerden bir an önce kaçalım!" Azrail'in karşısında sakız çiğnenmez Aşktan. baban sc ni bekliyor. hastabakıcılar uğruyor. ikimiz de. Tükenmez kalemi söktüm ve dışındaki borunun bir ucunu delikten içeri sokarak diğer uçtan iki kez hava üfledim. Şaka mı yapıyorsunuz? Susuzluktan ölmüyorsanız. Uykusuzluktan sağır olmuştuk. Tam anlamıyla ölümden dönmüştü. Annem. şu durumda kesin konuşamam. Üniformalı polisler. O güne kadar Enver Paşa'ya 10 kupon vermiştim. tamam mı?. Çarçabuk giyinip dışarı çıktığımızda. operasyonu polislerin yapacağını sanırdınız. aşk kişinin kendini aldatmasryla başlar ve başkalarını aldatmasıyla sona erer. Kadıköy'deki Papazın Çayırı denilen düzlükte Fenerbahçe ve Galatasaray futbol takımları ilk kez karşılaşıyordu [1909]. Monitördeki nabız göstergesi. Enver Bey'in selamları var. Doktorlar bana hızla birkaç soru sordular. aşk ile mantığın yolları ayrılalı çağlar oluyor. topraktan fırlayan Ninja savaşçıları gibi hareketliydik: Hem yaslı. değil mi?" Bunu soran Bora Ağabeydi. kamyoncu lokantasmdaki salata gibi dar m ad. Yatağında oturan babam beni görünce iyice doğruldu: "Kızım!" Annem. Gözlerinin etrafında giderek büyüyen 11101 halkaları. Yarım saat içinde ameliyathaneye naklettiler. İki saat sonra cerrah dışarı çıktı ve ağzındaki maskeyi indirip şöyle dedi: "Önce MR çektik. şimdi içimde aşkın çıngırakları çalıyordu. hayırlı anormalliğe. bir gelişme olunca size derhal haber veririm. Tamam. Şu anda komada. ümidinizi kaybetmeyin. Ertesi gün. ambulans çağır!" Babama kalp masajı yamaya başladım. Etrafta o kadar çok polis vardı ki. Bir gece Enver annemi ve beni taksiye bindirdi. işte. Kaç gündür hastanede beklediğimizi bilmiyorum. "Anne hemen 112'yi ara. in Enver'in sipariş ettiği yiyeceklere elimiz varmıyordu. Kalan 20'sini bir kerede teslim etmeye niyetliydim. Ümidinizi kaybetmeyin. Enver bizi hastanenin önünde karşıladı. Durdum. Doktorlar. Acil servis. 400 metre ötedeki. Kendimi.. Enver Paşa'ya ait hissediyordum. Sanırım altı-yedi 278 dakika boyunca beynine oksijen gitmemiş." Arkamdaki polislerden biri "Ne kadar bekleyeceğiz. "Şerif Bey'e ben refakat edeceğim. Dönüp bakmadım. içine düştüğümüz kör kuyu sessizliğiyle baş edemeyip gerisingeri gidiyorlardı." Gözlerime yaşlar doldu. çok teşekkül ler. siz gönlünüzü ferah tutun. "Altı gecedir uyumadınız. Birden. Prefrontal kor-teksin altında oluşan pıhtıyı Streptokinaz'la erittik. Şerif Bey'in nefes borusundaki sakızı aldık. Umut ve sükunet aşılayan pırıl pırıl tebessümü hiç dağılmıyordu. Harika şeyleri. sessizce ağlıyorduk.Nabzını yokladım. yüzümüzdeki zindan karanlığıy-la.. Sevinç gözyaşları daima keder gözyaşlarmdan iyidir: Kutlama çiçeği ile azap dikeninin aynı sularda yetişmesi sizi yanıltmasın. boş tarafını da umursamazsınız. Enver'in 'dolu' olduğunu çoktan anlamıştım. koridorun sonunda nöbet tutan Lklâi hariç. Tamam. ne tümüyle anlayabiliriz ne de izah edebi liriz. sevgilim. birkaç ay da. aşk hayal gücünün zekayı yere sermesidir. kollarından fırlamış gibi görünen minik borular birbirine dolanmıştı. rüya görmediğimizden emin olmak için anne-kız birbirimizin elini sıktıkça sıkıyor. "Sakızı yuttu kızım! Sakız boğazına kaçtı!" Annemin gözlerinden yaşlar süzülüyordu. Beklemekten başka çaremiz yok. kapının önünde bizi beyaz bir limuzin bekliyordu. Moda sahilindeki ıslak çimlerin üzerinde tek başına yürüyordum.. Çünkü o. "Gözünüz aydın Şebnem" dedi. insanlık tarihinin en dehşetengiz olayı sanki. Adımlarımı hızlandırdım.refakat etmişti. dirilişi sırasında babama -gönüllü olarak. Ambulans ve polis sirenleri arasında hastaneye yetiştik. aşk sadece kör değil aynı zamanda aptaldır. büyü gibi işe yaramıştı. Ama ben bu mucizevi aldanışa. Babamın komada oluşu. Şoför arabanın arka kapısını açarken "Şebnem Hanım. Arayan. zincirlerden ve çözemeyeceğimiz diğer şeylerden bahsetmeyelim artık.. "Haydi. babanızın bilinci yerine gelmiş" diyerek bir eliyle davet jesti yaptı: "Buyurun lütfen." Limuzinde. "Dediğim gibi. Tamam. Annem ve ben bir an önce babamı görme telaşmdaydık. Kış uykusuna yatmış gece bekçisi kadar derin uyumuştuk. Elimizden gelenin en iyisini yaptığımıza emin olabilirsiniz. uyanacak nasılsa. 280 Geri dönüp Enver'e sımsıkı sarıldım: "Çok. hemşireler. Birkaç gün de olabilir. hayranlarının saldırısına uğramış kokainman bir rock grubunun sığındığı süite benziyordu. Şimdi gitmem gerek. sağ koluma girmiş halde. .hi Ona minnet mi duyuyordum? Bu aşkı ona borçlu muydum?. Annemin kesik solukları ve ayak sesleri etrafta yankılanıyordu. Müsaadenizle" dedi ve gitti. Doktorun yüzünde manalı bir ifade arıyordum. babamdan daha kötü görünüyordu: Kurutulun 19 biber gibiydi. "Bilmiyorum. Enver'in geceyi babamın başucunda geçirmesi. tek tek kayboldular." Eğilip yanağımı öptü: "Tamam prenses.. Tamam. sigortalı dengesizliğe hazırdım. atmıyor! Ödüm kopmuştu. [LEONARD COHEN] 17 Ocak. Onları duyamıyorduk bile. burnundan. aşk sonsuzluğa heveslendirirken imkansızlığa hapseder. Koşarak. Enver bizi yalnız bırakmıyordu. haydi. Fakat kendi susuzluğumun farkında değildim. Annem. Dört-beş dakika sonra gövdesi kasılan babam derin bir nefes aldı. "sizi baş başa bırakayım. hem enerjik. Sizi yanıltmak istemem. deterjan reklamlarmdaki banyolar gibi parlayan koridora daldım ve kapısı açık asansöre yetişerek içerideki sünepe kalabalığa sevinçle tosladım." Eve varıp geceliklerimizi giyinceye dek yavaş yavaş sızdık. sonra ziyarete gelirim". monotonluk prosedürü yıldırıcı bir yavaşlıkla işliyordu. Solunum cihazına bağlanmış. Tamam.. uçuruma yaklaşmış La Linedyı [Bay Meraklı] andırıyordu. aceleyle cevapladım ve babamı apar topar yoğun bakıma aldılar. altın suyu gibi bir yağmur başladı. 15'e kadar sayıp tekrar boruya üfledim. Ailemizin bilardo topları gibi dağılmasını önlemişti. fakat her şeye hazırlıklı olun. Fakat ayılmadı. babam ve ben sarıldık. sehpadaki tabakta duran meyve bıçağını kaptım ve babamın boğazına batırarak küçük bir delik açtım. "Evet" dedi.

Enver'e gevrek bir sesle "Sağolun.] Bu söz üzerine. benim nazarımda. lokal amnezi yani kısa süreli hafıza kaybı varmış. soğuk algınlığına yakalanmış bir timsahmki gibi kulak tırmalıyordu. çocuk sahibi olmaktır. uyandığı sırada babamla ne konuştunuz?" . Islak giysilerimizden buhar yükseliyordu. Azrail'in huzurunda sakız çiğnemeyeceğimden eminim' diyor." Ben de "Merak etme anne." "Hoş bulduk efendim. Ben sadece. Enver birden paltosundan mavi bir cisim çıkardı ve bana doğru fırlattı! Uçarak yaklaşan şeyin bir frizbi olduğunu anlamamla onu yakalamam bir oldu." Enver. orası iyi. Emekli olmuş. sevdiğim adama doğru koştum." "Tuhaf. Tatlı bir söz söylesen dilin mi kopar? Aslan gibi çocuğa kulp takma şimdi!" "Sana göre aslan olabilir karıcığım. "hiçbirimiz. masada tepsi gibi duran frizbinin üzerine koymuştuk. çok enteresan halbuki. "Babacığım. hafızamın bir kısmını kaybettim. ona âşık olduğumu bilmekten müthiş heyecan duyduğunu.. Her polisin içinde. tutuklaması gereken bir suçlu vardır [Şerif Şibumi] İntiharı hariç tutarsak.. Yüzüme baktı. Bir gözünden çocuksuluk. Enver de aynısını yaptı. Komadan çıktığında ilk seni görmesi. Telefonu tuttuğu elini indirdi. ciddi misin?" "Evet. haftaya biraz geç başlamaktı. Reha Veto olayından sonra namaza başlamıştı. masadaki kuponları elimle frizbinin kenarından çantama sü-pürdüm: "Anlatsana." "Beni ne kadar da iyi tanımışsın!" Babam öyle tuhaf gülümsedi ki odanın ısısı birkaç derece düştü. 62 ." Anneme. Fincanları. sen en iyisi bize kahve yapıver" diyen Babam Enver'e döndü: "Orta şekerli?" Enver hoşnut bir ifadeyle "Pekala" dedi. bekliyorsun? 'Onu gördüm ve hayatımdaki bütün taşlar yerine oturdu' mu?" "Şerif. Birkaç saniye içinde buharlaşacaktık sanki. Sevinçten sakarlaşmıştık. Seni dünyaya getirdikleri için onlara tebrik ve teşekkürlerimi sunmalıyım.. diğerinden olgunluk okunuyordu. romantik bir düellonun son saniyeleri sanırdınız.. babanın karşısına böyle damdan düşer gibi bir adam çıkarman sence uygun mu?" dercesine baktı ve fısıldadı: "Namaz kılıyor. "Baban toparlandı mı?" "Doktorun dediğine göre. Bu dünyada tüm kalbimle sevdiğim herkes biraradaydı. O da nöbetçi doktoru çağırdı. kafeteryanın hizasından bana doğru yürüyordu. Uçsuz bucaksız çimenler ile yağmurun arasındaydık." "Şebnem." "Evet baba. Enver ruhani lideri karşılayan tapınak muhafızı gibi huşu dolu bir saygıyla doğruldu. Bu davranışımdan ötürü gururlandığını. Kahvelerin dumanı tütüyordu.." "İnsanlar bana bunu her söylediklerinde 1 lira verselerdi şimdiye milyonerdim. Enver tam bir hafta boyunca hastanede bize eşlik eden arkadaşım. Vahşi Lisan] Uyandım ve tepemde dikilmiş beyaz önlüklü doktor bozuntusunun oyuncak ayı sırıtışı gözlerimi kamaştırdı. Onun dışında gayet iyi... Islak ve parlak frizbiye şaşkınlıkla baktım. Babam. acılarımızdan 7h. fakat yine de anlaşmaya uymamız gerektiğini söyledi.. Güleç bir suskunlukla geçen bir-iki dakikadan sonra. Ben de aynısını yaptım. mesleğinizde zaten çok başarıhymışsmız. Bir de yeniden sigara içiyor. baban gözlerini açtığında gecenin üçüydü." Yavaş yavaş yürüyordum. gergin ipin ortasına kadar gelmiş acemi bir cambaza benziyordu. Babam önde.. Enver'in dışarıda beklediğini. ani bir ses duyan köpek yavrusu gibi başını yana eğdi: "Duyduğum kadarıyla.. Enver'i eve çağırmakta acele etmiştim. yedi gün süren ölümüm boyunca beni yalnız bırakmadınız" dedi. harika biri. nasılsın?" "Sesini duyunca daha iyi oldum Enver. su tabancasından kaçan bir Fransız gibi ağlaya ağlaya yan odaya koştum. "Aman." "Hımmm. ciddi mi konuşuyorsun anlayamıyorum. Allah korusun." "Şahika. yani sizinki sadece. Hani sana bahsetmiştim ya?" Babam. Marlboro paketinden bir sigara çıkarıp yaktı: "Biliyorsunuz. emin misin. Donup kaldım. [THOMAS SZASZ.. Enver'i salona buyur etmişti. hakkımda benden daha çok şey biliyor. Yani ikinizin öyle özel bir anda tanışmanız. üzmesene kızı." "Kimmiş?" Seccadesini toplayarak ayaklandı. "Zahmet etmeyin lütfen. "Öyle olsun. Rüya ile gerçek arasındaki farkı kökten unutuncaya dek birbirimize yaklaştık ve sımsıkı sarıldık.. bunu okumak zorunda kaldığınız için özür dilerim! Zira ben. şaka mı yapıyorsun. Buğulu camlar. 45'lik tabancasını bırakıp 99'luk teşbihi ele almıştı... Elimdeki kuponları bir kerede vermeye kalkıştığımda itiraz etti. dünya tarihinde bu işi yapabileceğim başka bir zaman yokmuş gibi! "Sizi anlıyorum" dedi Enver." Enver.. senin nazarında ne?" "Gül bahçesine kakasını yapmaya çalışan kabız bir ayı!" [Ah.. O da koşuyordu. hayatta en ciddi karar. babam onu çok sevecek" der gibi baktım ve sessizce "Tamam" deyip arka odaya geçtim. ben arkada salona girdiğimizde. Görseniz.. Beni tanıyan herkes.Enver'di: "Buyurun Paşam?" Bu kısa cümleyi..ııı Dudağını hafifçe büktü: "Pek konuşamadık.. Misafirimiz var. derdini anlatabilecek kadar Türkçe bilen bir cariye edasıyla söylemiştim. Telefonu kulağıma götürdüm. Sadist nezaketiyle sordu: "Şu anda nerede olduğunuzu biliyor musunuz?" Etrafa bakındım: "Hastane. Kenarı boyunca. Enver'i biliyorsun. olduğun yerde dur." Babam." dedim ve birden Reha Veto'yu hatırladım. Kafeteryaya kadar sendeledik. "Şebnem merhaba. Enver. Omuzlarındaki meleklere selam verdi. Annem. "Ben seni sonra ararım" deyip kapattım ve kupon namına ne varsa vermek için." "Ne?" Etrafa bakındım. daire şeklinde "Seni seviyorum Şebnem" yazıyordu. Şerif Bey'e geçmiş olsun demek için uğramıştım. dünyanın karmaşasıyla aramıza set çekmişti. Etrafımda ne varsa hepsi birden birer ipucuna dönüştü. Dua mırıldanırken bana doğru bakıyordu. Bu da beni iyi bir polis yapıyor. Babam seni hiç hatırlamıyor. Birer kahve ısmarladık." "Bazen. Annem mutfağa süzüldü.. poliklinik ya da öyle bir yer?" Sesim. "Ailenle tanışmayı ben de çok istiyorum Şebnem. 284 "Hoş geldin delikanlı. Babamın. sevgililerimle hep ölüm-kalım zamanlarında karşılaşması garipti. "Babacığım. hemen hemşireye seslendim. Enver'in ellerini tuttum." "Efendim?" 282 "Hazır mısın?" "Neye?" "Tamam." El sıkışırlarken Enver öne eğildi. Onlar ilgilendiler. Annem asaletli bir utangaçlıkla "Ne arzu edersiniz?" diyerek Enver'e gülümsedi. onu babamla tanıştıracağımı söylediğimde "Kızım. Galiba yarım yamalak bildiğim her şeyi unuttum.

Eee? Polis. parçalanmış bir ihramı andırıyordu: Binalar. Beyniniz dakikalarca oksijensiz kaldı. ben uyurken mi büyümüşlerdi? Dünya Kupası'm almış mıydık? Ülkemizin bölünmez bütünlüğü korunuyor muydu? Hangi parti iktidardaydı? Otomobiller uçmaya başlamış mıydı? Herkes yokluğuma iyiden iyiye alışmış olmalıydı? Bu yaştan sonra ne halt edecektim?!. Bir kez daha. Bu yaşta söylediğim yalana bakın hele: Sevaplarımı artırmak için daha çok zaman ve benzin harcayarak cennete yaklaşacağım yani! Hayat arkadaşım. İlk müdahaleyi kızınız Şebnem yaptı. Sizi hayata döndürmeyi başardık. biricik kızıma hayatının şokunu yaşatmıştım. hüzün yumağı başını "İyi. ayın kaçıdır." "Şerif Bey. herkesi suçlu sanır. /')l Başımı dışarı uzatıp "Çengelköy'deki camide mevlit okunacakmış. Şebnem'imi incitmeden Enver Paşa denen dejenere piçin ipini çekmek niyetindeyim. Bu dünya acımasız bir yer. beni enterese etmez. tamam mı." "Fakat ne doktor?" "Onyedi senedir komadaydınız. "Nereye bey?" "Nereye olacak hanım. Geri geri giderken arkaya baktım. sakince yatak odasına uzandım. O sırada içeriye bir hemşire girdi. Öyle ki. Penceredeki tülün berisinden baktım: Enver. tutuklaması gereken bir suçlu vardır. Şebnem'i bahçe kapısının önünde siyah bir Audi'nin içinde bekliyordu. Zırtapozdan kimseye bahsetmedim. Çile Bülbülüm'ü söyleyerek ruhuma gıda yardımı yapıyordu: Bizim zamanımızda -nur içinde yatsın. Kadına "Hangi yıldayız?" diye soracağıma. bana inanmıyorsanız televizyon seyredin. Radyonun düğmesini çevirdim: Duman adlı bir müzik grubu. Şimdi. tamam mı?" dedim. hırsızların. gece gündüz demeden bana koşuyordu.. ağaçlar hac faciasından canını zor kurtarmış hacılara benziyordu. Çiğnediğiniz sakız nefes borunuza kaçtı ve kalbiniz durdu. Emekli kılığında dolaşsam da. 03:10'u gösteriyordu.. Henüz ayakkabılarından tekini giymiş olduğu halde. Birileri kelepçelenene ya da zımbalanana dek. kanun adamının dangalaklığından ötürü suçlunun özgüveni pekişme-li.. benim yanımda çalışan genç polislerden biriydi. onu hatırlamıyormuş gibi davrandım. Onyedi sene mi?! Karım yaşıyor muydu? Kızım ne haldeydi? Torunlarım var mıydı. Suçlu. Bora Oturanboğa'ya telefon edip Enver Paşa'yla ilgili bir kayıt var mı diye baktırdım. Telefonu açıp şifreyi tuşlayarak takip programım aktif hale getirdim. "Boğaziçi Köprüsü" yazılı bir kısa mesaj geldi. Bahçe kapısının iki kanadını da açtım. namazı orada kılacağım. . hatırlamadınız mı? Ben. boynuma sarıldı: "Babacığım. Polis sezgilerim bana çifte kavrulmuş bir manyakla karşı karşıya olduğumu söylüyordu. gerçeğin kokusunu takip ederken.. ırz düşmanlarının. Nuray Mert'in köşe yazısını. önüme döndüğümde karım kaybolmuştu. Az buçuk kendine gelen arabadan inip bahçe kapısını kapattım. Dehşet içindeydim. Beni kınamayın." "Darılma bana meleğim.. Tam on sene aradan sonra. Reha Veto denen zibidinin beynini uçurarak. uçuruma açılan mağarada hızla yol alıyordum. gazete okuyordum. Herhalde "iki adımlık yolu arabayla mı gideceksin?" diyordu. Bir de şu var: Bir suçu araştıran. Şahika'ya çaktırmadan. Ben ki. Başka çocuğum olup olmadığından ciddi ciddi kuşkulanmış görünen annesine alelusul el sallayarak "Allahaısmarladık!" dedi ve koptu. Şahika balkonda peyda oldu. çarkları şüphe döndürür. Ben silahımı bıraktım diye suçlular da ıslah mı oldu? Yooo? Oyuna bensiz devam ediyorlar. İlk iş. Kontağı çevirdim ve araba sinir krizi geçirmeye başladı. Arabayı. başucumda bekleyen arkadaşından söz edince de. Paltomu sırtıma geçirdim. dünyadaki en zor kutsal görevlerden biri. Gözüm kadını bir yerden sinyordu: "Sen de kimsin?" "Aşk olsun. hayatınız komple tedbir. tuttum "Kaç yaşındasın?" dedim. "Belki de ışınlandı?" diye düşündüm. muhatabınız otomatikman ötmeye başlar. Temiz çocuktu. Siz de ömrünüzün yarıdan fazlasını katillerin.. Küskün ve de gururlu bir ifadeyle cevap verdi: "Enver'le buluşacağım baba. Şebnem'in cep telefonunun yerini tespit etmemi sağlayan bir yazılım yükletmiştim. Emektar Lada'ma atladım...ıi".. Kadına yaş sorulur mu? Fakat hayatım buna bağlıydı."Neden burada olduğunuza dair bir fikriniz var mı?" "Bunu bana siz söylersiniz diye ümit ediyorum?" Duvardaki kirişe asılı saat. fakat sesini duyamıyordum." "Hatırladığınız en son olay?" "Evimdeydim. Bir kez daha ölüm." Bora." "Sen. Bu düdüklü çakalın ne mal olduğunu kendi yöntemlerimle çözecektim. Ben bir polisim. Köprüye vardığımda aldığım ikinci mesajda. fakat. Ağzının kıpırdadığını görü yor. mahmur gözleriyle bir başka dokioı [Çı ri girdi.. Yavaş yavaş yola koyuldum. Bir an tereddüt etti: "Yirmidokuz yaşındayım. "Adınız nedir?" c "Şerif Şibumi. "Nereye güzel kızım?" Yutkundu. Bora Oturanboğa'nm eşiyim. çıkmak üzereydi. Enver Paşa evimize geldiğinde. 290 İki gün sonra akşamüzeri. camiye. mantar gibi hiçbir şey düşünemeden sürüyordum.Hamiyet Yüceses terennüm ederdi. Tekrar bindim. dünyanın gelmiş geçmiş en büyük kozmetik mucizesi değilse. şom ağızlı doktor kayıplara karışmıştı. cüreti artmalıdır. öyle birini maalesef hiç ama hiç hatırlamadığımı ısrarla vurguladım. peki" anlamında salladı. herkesi polis sanır. polisliğim bakidir. İçimde bir dejavu tedirginliği baş göstermişti. Ardından. neden sor dunuz?" Tam o anda. Cep telefonuma. Biricik kızını yedi yabancı bir adamla paylaşmakta zorlanıyor diye yaşlı babana kızacak mısın?" Bir an durdu. ipucu toplayan polis konuşmayacak. "Asmalımes-cit" yazılıydı." "Bugünün tarihini söyleyebilir misiniz?" 288 "Ben emekliyim. uyuşturucu tacirlerinin." Kar. Şebnem resmî törene katılacak prensesler gibi giyinmiş." Birden bütün yük kalbime bindi. 63 . Ve her polisin içinde. Onyedi yıl martavalını uyduran zırtapozun sorularına benzer şeyler sordu. "Geçmiş olsun Şerif Bey" dedi. Ve bu kadın. Kız babası olmak. Siz çenenizi kapalı tutarsanız. Bayramda seyranda ailece ziyaretimize gelirlerdi. günlerden ne. Yine de dilim pek rahat durmadı. tabancamı doldurup belime taktım. Kızım. Zor nefes alıyordum. İnsanlığa faydalı olmak için yeni bir fırsat yakaladığımı hissediyordum. Bir tek şapkam eksikti. Başımı kaldırdığımda.. hangi yıldayız. dolandırıcıların peşinde geçirseniz." Çözüldük. gecikirsem tasalanma. temkin ve ihtiyattan ibaret olurdu. polis köpeğinden daha aptal görünmek zorundadır. benim en sevdiğim çocuğumsun. Polis. ben bu yatakta onyedi senedir uyuyor olamazdım. hani şu 'kabız ayı'yla. Ne arananlar listesinde adı var ne de sabıkası.

292 Yeryüzüne serilen palto 20 Ocak. İrmik helvasının üzerinde uçan kelebek gibi toz olayım. Kaybedecek bir şeyin yoksa. Kareli gömlek ve postmodern nihilizm modasının arttırdığı atmosfer basıncına rağmen. ne kadar istersen onca yağmur ayarlayayım. Dilim uyuştu Şebnem. Laf uzadıkça anlam geriler. Şebnem uçaklar geçiyor. Müzeye doğru kol kola yürürken. Adımımı atacağım yerde kar sularından. Papatyaları harf olarak kullanayım. Şebnem kalbimden senin kalbine balyozla bin pencere açayım. tndi. Fakat ismimin diğer harfleri nerede?" "Tek tek yazdırıyorum. Enver Paşa'yla Pera Müzesi'ndeki Anadolu Ağırlık ve Uzunluk Ölçüleri Sergisini gezecektik. Şebnem bulutlara kement atayım. Sanki senden bir haber gelecek. Notalar daima harflerden daha anlamlı. Dünya. yüzyıllarda. Enver'e. rahatsız vicdan ve cüzi irade bize köstek olamazdı. "Beni şımartıyorsun" diyerek muzipçe yüzümü inceledi. şimdilik tek harf var?" "Diğeri paltonu serdiğin için. etkilendim. Şebnem. Albert Einstein'm [1879-1955] İzafiyet Teorisi o gün yayımlanmıştı [1916]. Saçma ve boşuna olan ne varsa benim yöreme birikiyor. çamurlu bir gölet oluşmuştu. ağırlığı olan her şey otomatikman senin safına geçiyor Şebnem. üzerinde şapkalar yüzen bir cıva nehrine ayaklarımı sarkıtmış vaziyetteyim. sadece yelpaze kullanarak adam öldürmeye dayalıymış. Yaralı bilinç. bir işaret seziyorum. Şebnem içimde. Çölde seraplar gören bir şempanze gibiyim. susamlı akide şekerim. kelimelere beş çeker. 1888-1935. Şu anda Tomaso Albinoni'nin [1671-1750] Adagio'sunu dinliyorum. Sonuçları nedenlerin önüne almayayım... iğde reformistliği var sende. "Uh! Canımı yaktın. Benim payıma paylaşılamayan şeyler düştü galiba? Beni mahveden hatalarım hangileriydi. dünyayı özelleştiriyorsun. İnsan otuz yıl yaşayınca. mandalina ve zeytinler yetişen bir ağacın mucizesini üstlenmişsin. seni bulmama bağlı. Pekala. daha etkileyicidir. o kadar da acımıyor. duyguların zannettiğimden çok daha çeşitli olduğunu keşfediyordum. Kalbim jelatini i yoyo gibi zıplamaya başlıyor sesini işitince. Sekoya ağacının kabuğu ateş geçirmezmiş: Sekoya ormanında yangınlar.il edilmiş. cinayetin aracı olabiliyor.Bir kez daha anlıyordum ki. Her şeyde sana dair bir ipucu.-. Hayat çok tuhaf Şebnem: Paraşüt. ilk hamleyi suçlular yapar. Oradan 100-150 metre yürüyecektik. devrim niteliğindeki bahtsızlık. uslu çocuk olayım. Sonsuzluğun geri kalanım yakıp yıkmama ramak kalmıştı." Derhal iki kupon takdim ettim. Bu şövalye jesti karşısında ne yapacağımı şaşırmıştım. patlayan bir okyanusun tozları gibi saçılıyor." "Hımmm. Yani ben. şu mesele.. Önden dolaşarak gelip kapımı açtı. senin el yazın. Şebnem seninleyken bir yudum çay zenginleştirilmiş uranyum gibi enerji veriyor bana. Zarafetin aksesuarı. Yanlış anlamaların mikrodalga fırınında ısıtılmış ve çabucak bayatlayan umut kırıntılarıyla besleniyorum. Gerçek bela. romantizmin Einstein'ıydı. Tessenjitsu adlı Japon dövüş tekniği. "İyi ama. tozutmayayım." Onun yamndayken. olflll dik yerlerine kaçmasın!" "Beğenmeyeceğini tahmin etmeliydim.. Milletçe öteden. tüy gibi hafiflemiştim. artık bizim sevda imparatorluğu-muzdu. tülbenl boncuğu gibi umutlar pıt pıt içimde beliriyor.. ağaçların içinde olup bitermiş. doğrudan bana miyavlıyor-lar. tebessümün için binlercesi çalışıyor olmalı. saraya sızmış lunapark balerinim. imzan olacak." "N'oldu?" Durduk. faturalar çıkıyor içinden. kulağın rahat olur. Melodiler. Methiyeden şantaja geçmeyeyim. Bir yandan da peccatophobia'ya [günah işleme korkusu] kapılıyorum galiba." Sesi hu şu doluydu. Anlamı. nedir bu?" "Almyazımm baş harfi. "Şimdi de utanmadan zihnimi mi okuyorsun?" Sağ kolunun içine hafifçe vurdum. Zehirlenmeye bile yetmeyecek porsiyonlarla. Elini çekip sokak lambasının ışığında koluna baktım. Beni kınama yeter ki. varlığımızın özünü teşkil eden trajedinin yatıştırması konusunda kimseye güvenmemeyi öğrendik. kara üzümün iri çekirdekleri gibi bulup çıkarabiliriz. Dalga geçmekten kendimi alamadım: "Dikkat el de. Tamam abartmayayım. "Teşekkürler ekselans. Vahşetim teröre dönüşmesin. "Yooo. kendilerine acı veren şeye teslim olmuşlardır. Sözlerde o acı yalan tadı belirir. aksine. başım göğe ermişti. Cehennemde teçhizatsız kalakalmış itfaiyeci gibiyim." "Enver. Elimi tuttu ve "Buyurun matmazel" dedi. Şebnem imparatorluk gibisin. Enver hiç tereddüt etmeden paltosunu çıkardı ve göledin üzerine serdi. kum saatindeki toz şeker gibi senin sevgin birikiyor. Şebnem ballanmış ilkbahar gibisin. iğde esansı. büyük noksan neydi hayatımdaki? Bunlar ve benzeri belirsizlikler insanı sersemletiyor. [FERNAMDO PESSOA. Harf başına bir kupon alabilmeyi umuyorum. 18." O palto. Şebnem uzaya baharın gelmesi. parmaklarım yazmaktan oksitlendi. Şebnem zarflar açıyorum. küçücük. Huzursuzluğun Kitabı] Alevleri görmezden gelerek yangını söndüremeyiz Şebnem. yerküreyi tümüyle sarmalamıştı sanki. gömleğinin manşetini katlayarak sağ bileği ile dirseğinin arasında bir yeri tuttu. Ciddiye alınmak için mızıkçılığa başvurma taktiğini kenara bırakayım. rakibini ciddiye alman gerekmez." /. EK: Müntekim Gıcırbey'in okunmamış mektuplarından birkaçı Deliler. Bence o.. Leylaklarla dolu bir akvaryum.. Sanırım. ve 19. tehlike olmadan ben bir hiçim. Yenileceğinden eminsen. 64 . Şebnem ne çok melek var yüzünde.Tlc ı< . Öyle saçma. Paso ilklere imza atıyorum. uçaktan yüz yıl önce. Uygarlık bize milyon çeşit yasakla sağlanmış bir düzen hediye etti. emin olamıyorum. beraberliğimizin her saniyesi için bir kupon verme arzusundaydım. Şebnem her zorluğun içindeki kolaylığı. /-. Çikletten çıkmış gibi tertemiz bir adamdı. sanki senden bahsediyorlar. Tımarhanede esir edilmiş felçli bir dilsiz kadar gerginim. güvercin kadar ılımlı olurum. Otomobili. varlığın başımı döndürüyor. Asmalımescit'te bir sokağa park etti. Gotik bir 'Ş' harfi dövmesi vardı: "Her neyse. lirik bir kanatlanma yaşıyorduk. Şebnem her gülümseyişinde tüm ülkeye çay ısmarlayayım. dikkatle bakıyorum. İğde yumuşaklığı. 294 Eğer bir hedefin yoksa. alevleri görmezden gelerek yangını söndüremeyiz. Şebnem. en temel dertlerimizin. Şebnem kediler geliyor apartman boşluğuna. Üzerinde nar. kiraz. Sürekli yer değiştiriyor. ingiltere'deki şapka fabrikalarında çalışan insanların yüzde 10'u delirerek ölmüş: Keçe işlemekte kullanılan cıvanın yan etkileri. kaybolmak seni bozmaz. Şebnem niye böyle? Aşkın. Uçakları sanki sen kullanıyorsun. Bir robot kadar iffetli. O anda. dünyanın üç günlük olduğunu anlamaya başlıyor. akasyalardan süzülen ikindi ışığından yapılmış gibisin.. Ceketini çıkardı. huylarımı değiştiririm. r/K.

Geçerlilik kazanmış riya sisteminin kusursuz işleyişi. dünya.. Doğru. tanışıklığımız. bin yıla kalmaz seni anlatabilecek seviyeye ulaşırlar. insanı cazibe hareket ettirir. Bir yandan da karşında kendimi mağaranın girişindeki kütük gibi hissediyordum. yolunu kaybetmiş görünmez adam gibiyim. Yüreğin derinliklerinden yükselen sesler. Sana olan duygularımı mesafe. fakat cennete yakın bir bölgesine. belki bu tuhaflıktan büyük heyecanlar çıkarabilirdik. hasretin katranı kafatasımdan gövdeme damlıyor. nazik teklifler en büyük tehditlere dönüşüyor. tütsülenmiş bir bahçede saklambaç oynuyor gibiyiz.. Şebnem peynirsiz labirentte dönüp duran fare gibiyim. Vücut bulması için can attığımız şeyi inkar etmek. ikramlar. sevinçliysen somurtuşu kalkan olarak kullanmalısın. Müntekim 298 Kalbin darmadağın olunca. kafan da karışır Şebnem. İmkansıza yatırım yapmadan kazanamayız. çillerini tek tek öpüyorum. boşluk. kanımda gıcır gıcır hançerler. sana kavuşma umuduna bağlanıyor içimde. yaşam belirtilerinin azlığı demektir Şebnem. riyanın kırmızı alarmı haline geldi. Dişlerini.Çağın gerisinde kalmayayım. Müntekim Aşktan kaçış varsa bile kurtuluş yoktur Şebnem. Öpüyorum gözkapaklarını. Sensiz bütün tabancalar. onu evcilleştiremiyorum. insan kendi aptallığının büyüklüğüyle yüzleşince kahrolmaktan kaçınamıyor.. üzümlerin olgunlaşmasını sağlamıyor. Bu gidişle yokluğunun gürültüsünden sağır olacağım. Ben de seninleyken gözlerime inanamıyordum. aşağılayıcı bir üslupla imha etmesini göze alamıyoruz. erik olsam sana doğru yuvarlanırım. O kadar zekisin ki Şebnem. Şişko bir şeytanın. Daldan dala zıplıyor. 12'den vuran yanlış anlamalar ve sorunları halleden hatalara bağladım. reddetmek zorundayız. su olsam sana doğru akarım. Artık. Dostluğumuz. Bizi ancak aynı banyoda yıkanmak paklar Şebnem. neredesin? Sensiz. Bana öyle geliyor ki. Güvenliği kilitlerde buluyoruz Şebnem. odalar boş. arkadaşlığımız. hiçbir gezegende bana hayat yok.. Dünyada sahtelik kadar gelişim gösteren başka bir şey yok. Asmaların başında nöbet tutmak. ancak yalanların sürekli desteği sayesinde ayakta durabiliyor. Aşk hiçbir çağda güvenli bir heyecan olmadı. bildiğin hiçlik mayalıyor. Peygamberin mirası tebessüm.sokakların hepsi ıssız. yanındakine "Benim gördüğümü sen de görüyor musun?" diye sorar. Ve birine itimat edecek kadar kendine güvenmenin manası yok. Delidoluluğun uzantıları gibi algılanabilecek davranışlarımızın da doğallığı su götürür. kulakta sapıkça bir şey gibi tınlıyor farkındayım. Kederliysen güleçliği. bizlerde olgunluk alametleri gibi yansıyan şeyler. italyan kahvesine batırılmış İrlanda çöreğim. Benzer şeyler arasında fark gözetme lüksüne sahip değiliz. Aptallığın otobanından dehanın patikasına mı varacağım? İnşallah o yol. uçak olsam sana doğru uçarım. 65 . Kendimizi emanet edebileceğimiz kişiyi bulana kadar canımız çıkmasa. Kafamın içinde kocaman bir ağaç ve küçücük bir maymun var. tümüyle eğlenceli olmak zorunda. mucize de durdurur. Vücudumdaki hiçbir hücreye inanamıyordum. kılıçlar yüzüyordu. Senden kaçış varsa bile kurtuluş yok Şebnem. Fakat aşk'ın bizi manasızlığa kelepçelemesini. aşka kurallar ve prosedürler eşlik ediyor. Saray çatılarında senin için düello yapılmış. Şebnem. . O yüzden. Kaybetmedikçe zenginleşemeyiz. Keşke. Sözlerim sana karmaşık mı geliyor? Birinin beni anlaması için yanımda elli yıl geçirmesi gerek Şebnem. Gelgelelim masumiyet. Beynime sıcak as r\ı falt dökülmüş gibi. Kimseye soramıyordum da "Benim gördüğümü sen de görüyor musun?" diye. fincanlar. benim kurnazlığım senin dehanın yanında sağır bir devede kulak. istanbul. Şebnem seninleyken içimi padişah gururu kaplıyordu. iki kişinin yan yana yürüyebileceği kadar geniştir. paradokslarla haşır neşir olmadan hayatımıza canlılık katamıyoruz Şebnem. çizgi film kuzusu. Senin kadife geometrin başımı döndürüyordu. krize söz geçiremiyorum. Eline sihirbaz değneği geçmiş kör gibiyim. Ben riskleri yönetemiyorum Şebnem. Bütün şarkılarda senden bahsediliyormuş.. Türkiye. Artık iltifatlar. Dostluğa rekabet ve imha. yok saymak. Sen de benim aklıma uysan. Şebnem. her şeyde senden bir anı aksediyor. Romancılar bin senedir çalışıyor.. dizkapaklarını. Sürprizlerin üzücülük arz etmesi sürpriz olmuyor. Afeti kontrol edemiyorum. Arabalar etrafımda keskin frenler yaparak duruyorlar.<»"! tecrübelerimizdeki alelade acılıktan ileri geliyor. çelimsiz bir meleği göğsümün kafesinde patakladığını hissediyorum. ilişkilerimize garantiler getiriyor. 296 İlk romanı 1007 yılında Murasaki Shikibu adlı Japon soylusu bir kadın yazmış. Dirilmek için kendimizden başlayarak her şeyi yok etmemiz gerek. İnsanın ayna karşısında yaşadığı türden önemsiz bir belirsizlik ile satıcılıktan uzak karmaşa dinmiyor. Gözlerine bakınca. çöpten metal kutular toplayan zombi gibiyim. kitabın adı Genji'nin Hikayesi. Şimdi uzaya fırlatılan mekikte kilitli kalmış sinekten beterim. Emniyet ile itimat aynı şey artık.. senin masumiyet kanıtı parmak izlerinle dolu sanki dünya. Tüm umudumu hayırlara vesile olan aksaklıklar. onu fark ettim. içimizdeki bitki örtüsünü çürümeye terk etmek zorunda olmasak. Bazı konuları açıklığa kavuşturmak için çenemi tutmam ve birtakım sonuçlar elde etmek için de hiçbir şey yapmamam gerekirdi. Hani insan bazen gökte yabancı bir cisim görür de gözlerine inanamaz ya. Seni unutma fikri bile... galaksi. Ezelden beri o nazlanan senmişsin. Kulaklarıma inanamıyor-dum. Saatin akrebinden hız beklememeliyim. uzay senin olduğun yerden başlıyordu. kalp kapakçıklarını. Şebnem beynim bulaşık teline döndü. Belki dileklerim gerçekleşmese de iyi bir insan olurum? Sanırım cehenneme gerçekten uğrayacağım. kalbime uysan.

bağışla. dilime ilik açıldı. dile getirilmesi imkansız bir şey var ya. İnsanlar. Yağmur yerine çöl yağıyor. adın dilimin ortasına yuva yapmış guguk kuşu gibi. seni benim için dünyanın en değerli insanı kılıyor. hayat ilginçliğini koruyor. deniz pıhtılaştı. Kendisi kaybolunca anlamı parlayan şeylerle kuşatılmış durumdayız. Boğumları kudretten zarafet şaheseri yüzükler gibi. ne zaman ağzımı açsam.. Bir muhatap bulunca. Giderek. minareler yamuldu. Huşuyla öpüyorum. yağmur ormanlarını yakayım. dokunaklı genellemeler yapanlar var. Mesela kendimi 10 1 mum sanıyor olsaydım ve biri de cereyanlar kesilince beni yaksaydı. Müntekim Rüyanda başrolde değilsen. Yalnızlık deliliğin hammaddesidir Şebnem. Saptırılmış ve bir yönetmeliğe uyarlanmış saygının gereği olarak cıvıtmak. mağaralar açayım. Doğrunun önemi kalmayınca. Seni sevmek. dostunu bulamayan kimsedir. bak. sabah dünyaya. Şebnem. Kalbimden mezarlık dumanları yükselse de ziyanı yok. Ve bu saçmalığı doğuran şartlar. Allah insanın mayasına ne katmışsa. uçuveriyor. Bunların hepsi ya da herhangi ikisi de olabilir. Sıkın dişinizi. kafası da karışıyor. cennetin eşiğinde sorulan bilmeceler gibiydi Şebnem. İnsan. Yine de insan istiyor ki.. Mümkünse. sensiz bu defolu evrende. Çoğu kimse. aslında hayatla ilgisi kesilmiş olduğu için anlamsızlığa matuf. ceylanların. Üç günlük dünyanın üçüncü günündeyim. Bulutlar üstümden kesekler halinde geçiyor. dudaklarını görünce kılıcımı düşürür. Aynı dert bende de var. daha doğrusu 'kalbin sırrı' konusunda anlaşabilsin. Nefertiti'yi [üst kat komşumun kedisi] ve yavrularını görünce.. atımdan düşerdim. Başını dizlerime koy. en büyük soytarı olmak zorunda. Şebnem." Öpüyorum gülüşünün bütün kıyılarını.. Rodin'in bücürük heykeli gibi gece gündüz seni düşünüyorum. Şebnem galiba kendimizi tam olarak tanıyamadığımız için. Birisi "Evet" desin.. Göze aldığımız risklerden. Bakışların. deliliğin çemberinden çıkarız. insanlara inanıyor olarak uyanacağım. Gezegenimizde hayat olduğunun en sağlam kanıtı sendin Şebnem.. Artık hayatımın normale dönmesi imkansız. o şeylerin kendileri çoktan yitmiş oluyor Şebnem. Allah. üzülmeyin. asfaltlar eriyor. İstanbul. Kendini bulabilirsem tabii. kubbesi. Deli. kiraz sarkacı bakışlı. deli raporumun fotokopisi kulağıma zımbalandı sanki. bir kişiyle olsun bu 'kalpteki sır'. Yalnızlık. gökyüzü felç oldu. yakınlaşmanın yolunu kendilerine acındırmakta ya da muhataplarının kafasına demirle vurmakta arıyorlar çoğu zaman.Her türlüsü ürkütücü olan içtenlik başgösterdiği anda. Şimdi bunları söylüyorum ya. bal şelalesi. acayip sancılı.. sen saklanınca ağaçların içi boşaldı. beni bekleyen birtakım vazifeler. sıcak leylak şurubu sesli yârim. kesin. samimi ve hoyrat.. Görüyorsun ya. Türk Kızılayı'na kan vereyim. Hacdan yeni gelmiş gibi hafifledim. sonra da görülebilirliğini kaybetti. Bazı şeylerin anlamı ortaya çıktığında. şakaların opak muşambasına bürünüyoruz.. aıvııml. kibarlığın yegane yolu oldu. Hiçbir zaferin erişemeyeceği tatta bil yenilgi olurdu. Şövalye olsaydım. Ayak parmaklarının aralarına papatyalar kondurayım yeter. bulutlar kireç bağladı. söylediklerimi unuturken beni aklından çıkarma. işte Allah onu biliyor.ı maz dokunmaya. yeniden hayatımın başrolünde olayım. 300 Keşke başka ihtimaller de olsaydı. Senden sinyal beklemek. Şebnem. kabus görüyorsun demektir Şebnem. kuşlar iskelete döndü. kuğuların sınıf arkadaşı. Cehennem... Şebnem. ipek fiyongu gülüşiü. mı Parmaklarının ucunda tırnakların küçük deniz kabukları gibi parlıyor Şebnem. sütunları.. sonra yurdun dört başına örülü demir ağları söküp trenleri karadan yürüteyim. Bir de benim gibi. haşlanmış lahana gibi kendini saldı. fakat Şebnemin güzelliğini görmek için ölüp cen nete gitmeniz gerekecek." Nitekim bir başka ayette de "Allah'tan daha iyi dost mu bulacaksınız?" deniliyor. hasretten bütün günahlarım döküldü. Şebnem senin için buffalolar kurban edeyim. beyaz rengi daha iyi tanıyalım diye mi yarattı seni? İçinde kemik biçiminde nur çubukları mı var Şebnem? Yüzündeki ışık nereden geliyor? Gözlerindeki ayet derinliğini. 66 . Bir kerecik buluşalım. Aslında tüm insanlığı ilgilendiren bunca belirsizlik içinde yalan da önce ihtişamını. delilikten yırtardım. Bunu bilmek ya da sezmek bizi 'inanmaya' yöneltir. deliliğin hammaddesi dir. dudak dudağa gördüm. hayrına tefsir etsen ya? Şebnem. "seni anlıyorum.ı şeker tadı bırakacak. nelere katlanmak zorunda kalacağını önceden kestiremiyor. çölü avuç avuç başka yere taşıyayım. Beigbeder'nin romanlarındaki tiplere benziyorum: Fiyakalı ve aptal. Şebnem. tüm sözlerim. Rüyanda başrolde değilsen. Biz aslında kaybettiklerimiziz. Şebnem tornavidayla dağlara oyuklar.. Bu anlam birikintisi. senin şehrine hücum etseydim.." Şebnem bu akşam seni o ıskarta haydutla el ele. dünya dışı uzayda yaşam belirtileri aramak gibi. insanlık görevleri olduğu fikrine kapılacağım. Ya çok derin acıların ya çok büyük hedeflerin var ya da çok inatçısın Şebnem. tehlikelerden çok daha fazlası çıkıyor karşımıza. Kur'artûa "Allah kalplerde olanı bilir" yazıyor. tabiatla kanlı bıçaklı olayım. insanın kalbi darmadağın olunca. toz toprak ve kumlar dökerek. İç içe geçmiş kafeslerin ortasında gibiyim. kabus görüyorsun demektir. tüm sorulara aynı cevabın verildiği. enerjik ve dengesiz. yalanı ancak kendine söyleyebilirsin. zavallılığa dönüşmüş bir samimiyetten geriye kalan ve ağıt izlenimi uyandıran gevelemelerden ibaret. bu ayeti şöyle anlıyor: "Allah. Hasretin gecenin mimarisi oldu. bazı şeyleri asla ifade edemeyiz. biliyorsun. azabın ku-rumsallaştığı. eziyetin otomatikleştiği yerdir. temeli. göğüs kafesimde bir gökdelen jeneratörü taşımakla aynı şey Şebnem. insan kıy. oradan da Altı Nokta Körler Derneği'ne gi302 deyim. düğme dikildi. Şebnem çok saçmaladım.. Sevincimden çimlere kırağı düşürürüm. Birbirimizi oyalamak. gerçek hatalar yapabilseydim hiç değilse. kıt sonsuzluğun cefasını çekemiyorum. Kral. Öpseııı. cıvıltılı cimcime.. dünyanın kepazeliğini görmediğiniz için evet şanslısınız. bir öpücük ver. Körlere sesleneyim: "Arkadaşlar. Avuçların desenli kurabiyelere benziyor.. sizin gizlediklerinizi biliyor. Şebnem seni manyaklar gibi özledim. uçsuz bucaksız bir çayırda buluşalım. ne kader ama. aşk'ın her ikisinden de büyük olduğuna inanacağım." Bence ayetin asıl anlamı şu: "Kalbinizde olup da hiç kimseye anlatmayı başaramadığınız.. Hayatın ölümden. Ellerin.

Bu muazzam bahçeyi kanla sulamaya hazır görünüyorlardı. biraz olsun mutlu görünmeye cesaret edemezsiniz." "Ne iş yapıyorsun?" 67 . 304 Bu dünyaya yaşamaya gelmedim Bir insanı anlamak istiyorsanız. Geniş merdivenden sonsuz koridorlara tırmandık. ölüme geri dönmeye hazırım. Alçıdaki bacağımı. 'L' şeklinde bir salona aldı. Civarda. Böyle biriyle karşılaştığınızda. Yanağıma saplanmış meyve çatalını hızla çektim. Malikane. Atom Bombacıyan’ın ayak seslerini işitince kapıya döndüm: 32-1. Değneklere yaslanarak geçip oturdum. ilahî bir ışık oyunu gibiydin.Şebnem kaderin uçurumlu virajında nasibim ile kısmetim çarpışıp havaya uçtu. padişah ve imparator burada buluşsa. Bu kadar basit.. durup dinlenmeden kazarak birbirimizi gömdüğümüz bir mezarlıksa.. neden hepimiz Grand Grave'in dokuzuncu katından atlamıyoruz? Dünya. Ne yapacağımı bilemiyordum. sessiz ve kıpırtısız silahlı nöbetçiler sağa sola iliştirilmişti. Dokuzuncu kattan düşen herkes ölür diye bir kural yoktu. Boşlukta ikamet ediyorum. kızıl bir balçıkla sıvanmış sanki. ömrümüzün son saniyeleriydi. O benim yerime öldü. Şu anda yaşayan herkes ama herkes yüz sene içinde öle-cekse. sonra da mıhlayıp leşimi lağım farelerine ikram edecekti. Ben onun yerine yaşıyorum. evrenin ezelî sırlarını sorgulayan stil sahibi bir şapşala benziyordu. Ağır aksak dönerken. Tutarlılıktan. Grand Grave'in dokuzuncu kat penceresine! İşinize gelmedi mi? Halbuki her birimiz zaten dokuzuncu kattan düşüyoruz. Kanım damarlarımın içinde tozlaşmıştı. Niko şimdi bu mezarın içinde miydi? Tam bir saçmalık! Ortada bir dümen dönüyor olmalıydı.. öncelikle insanlar hakkında bildiğiniz her şeyi ama her şeyi unutmalısınız. Fakat hala günaşırı rüyalarımda Grand Grave Hotel'in dokuzuncu kfl tından uçarım. Güzelliğin. ben o düşüşten sağ kurtuldum. haberin olsun. beni korkudan azade kılan varoluş biçimim. Şebnem bu.." Dokuzuncu kattan aşağı uçarken sadece bunu düşünüyordum. İki ihtimal vardı. ŞiirselBlöt\ Taburcu edildikten sonra ilk iş Şişli Ermeni Kabristan m m gidip Niko'nun mezarını ziyaret ettim. görünmez kuşlar ötüşüyordu. Birincisi: Atom Bombacıyan. Şebnem seninle hayatlarımızı birleştirecektik. Beni. Uzun kenarları sedef şeritlerle süslü antika masanın üzerinde 21 Haziran 1968 tarihli TIME dergisi duruyordu. Niko'yla havada göz göze geldik. Versailles Sarayı pastasından kesilmiş enfes bir dilim görünümündeydi. Bir çift nemli mağarayı andıran göz çukurları. Şah Abbas döneminden kalma bir İran halısı: Üstüne bastığınız anda beşyüz yıl öncesinin İsfahan'ına ışınlanıyorsunuz. "Evet. Bu yalnızca bir his değil. yalanların ise uydurulması geıoklı [PAOLO PICCOLO. "Tamam" dedim "memnuniyetle. ameliyat sırasında cerrahın ölmesine benziyor. işler çatallaşsa do 1(1/ kuzuncu kat ile zemin arasındaki yolculuğum adeta yeniden başlar. Duvarlardan birinde asılı Stanislaw Chelebowsky'nin [18341913] Varna Savaşı adlı devasa yağlıboya tablosunda kanlı çatışma tüm şiddetiyle sürüyordu. Fakat madem öyle düşünmek istiyorsunuz. Yani ben aslında hep havadayım. kendilerini evlerinde hissedebilirlerdi. O insan kasabı aşkımızı gasp etti. Uşak. Niko'yla aynı anda pencereden fırlamıştık. 1881-1966. Yol boyunca hiç konuşmadık. İki üzüm gibi birbirinize dikkatle bakıyordunuz. Elinde viski bardağıyla. O düşüş esnasında ben yok oldum. Şebnem. insanı işkillendiren bir ıssızlık hakimdi. her şeyi gölgede bırakmıştı yine. Niko artık aramızda değil.. Atom Bombacıyan’ın beni görmek istediğini söylediler. Tam olarak öyle değilse bile günlerimi canımın bana. Dahası. Pencerelerdeki orijinal Hint ipeğinden perdelerin desenleri insanı hipnotize ediyor. Ölümden döndüm. dayağı hissetmedim bile. gerçekten vaktimiz var mıdır? Bence yoktur. Ellerimi açtım. Sarhoştuk. o müthiş düşüş. o adam Gönül İşleri Bakanlığı Heyeti'ni katletti." "Niko'nun arkadaşısın demek. Benim aşkımı tedavülden kaldırmak. hayatıma mührünü vurdu." "Teşekkür ederim. Bay Bûttlbll tyUfl da çaprazımdaki koltuğa kuruldu: "Geçmiş olsun. Ermişler de. Bizzal ben bunun canlı kanıtıydım. Başım sargılı. tedbirden.. Kimimiz üç saniyede. tehdit edilsem. "Adın ne genç adam?" "Hayati. Kır saçları geriye taranmış. üç îhlas. Bu dünyaya yaşamaya gelmediğimden eminim. Bomba yutmuş bir mumyaya benziyordu. Niko'yu özleyecektim. Evlat acısı. Binaya girerken fedailer beni dedem yaşında bir uşağa teslim ettiler. Zayıf ihtimal: Niko'nun en yakın arkadaşıyla geç de olsa tanışıp biraz laflamak istiyordu.. çeşitli çap ve markalarda Hava310 na puroları dizili sehpanın altına uzattım. Süremiz belirsiz. Salondaki koltuklar öyle şaşaalıydı ki kral. Koltuk değneklerimi mezar taşma yaslayıp yere oturdum. tamam. 1875-1961] "Herkes beni yanlış tanıdı. Göründüğüm yerde değilim. oğlunun ölümünden beni mesul tutuyorsa. [CARLGUSTAVJUNG..." Arkadaşıydım. 308 Kainat kestirmelerle doludur Gerçekler zaten mevcuttur." "Kaç yaşındasın?" "Yirmiiki. inan seni başkasıyla gördükten sonra. kimimiz yüz senede. sol kolum ve sağ bacağım alçıdaydı. kendi saltanatına start verebilmek için yirmiiki kişiyi bir anda öldürdü. Hayati Tehlike'nin o kaygan sırıtışını yakacağım. ropdöşambırlı bir adam. Ortamın ahengini bozmayan. Gelgelelim benliğim havada asılı kaldı Ne zaman riske girsem. gözlerim kapıya dikmiş bir dağ aslanı heykeli tC «<>'» tikte bekliyordu. Ölümün üç saniye berisindeyim. Bitkisel bir labirent olarak tasarlanmış bahçenin ortasında. en büyük bedensel acıları tatmamı sağlayacak. Şebnem." Viski bardağını tutan elinden işaretparmağmı kaldırarak koltuklardan birini gösterdi. Malikanenin bahçe duvarına gömülü akvaryumun yanındaki levhada "Dikkat! Köpekbalığı var!" yazılıydı. Şebnem. Mezarlığa. mezarlığın çıkışında iki adam kibarca yolumu kesti. Beni ve arkadaşımı beysbol sopalarıyla dövdürdü. zamanımız kısıtlıysa. yüzünde dikenli bir kırbaç gibi iz bırakmış. Mezar taşmda-ki Ermenice cümleyi kendimce "Canlı canlı gömüldü" diye tercüme ettim. Kim bilir sana ne yalanlar söylüyor Şebnem. sevinçten Hintçe şarkılar söyleyecektik. Biliyorsunuz. maktulleri diriltemem belki fakat katillerin neşesini kaçırabilirim. Yerde. Görünüşe bakılırsa. ruhumun bedenime ait olduğu yanılgısından doğan gaflet içinde geçirmiyorum. Kendi adıma konuşayım: Benim yok. Genç ölecektik... I lavu zu boyladım. bir Fatiha okudum.. insaftan muafım. reklamcılar da aynı şeyi söylüyor: "An'ı yaşa!" An'ı yaşamak mı istiyorsunuz? Buyurun. Biliyorsunuz. Ne yani. Metal bir sarmaşığı andıran iki kanatlı yüksek kapı ses sizce açıldı. () öldü." Limuzinle Ortaköy Muallim Naci Caddesi ile Portakal Yokuşu arasında kalan bir malikaneye gittik.

adam kaçırma. Seninle o ilgilenecek. bana gerçek annem olmadığını söylemişti fakat ne fark eder? "Diğerleri?" "Kardeşim yok. sulandı rılmamış. yumuşak ve emni yetli bir ses değildir. "Kusura bakma Hayati. şahsiyetsizliği kamufle eder. Üstesinden geldiğin her işten sonra sana bir kupon vereceğim. karakollara." Aslında annem ölüm döşeğindeyken.." Atom Bombacıyan başını kapıya çevirip seslendi: "Victor!" Uşak eşikte belirdi: "Buyurun efendim. Soğuk!" Viskisini kafaya dikti. Sizinleyim.. Gerisi yalandır. Dandini de Ratso gibi Sezai Aydm'm sesiyle konuşuyor: "Hazır mısın?" Başımı salladım. Bazen de silahlar. Uyuşuk bir kaplumbağa gibi yavaşça gözlerini kırptı: "Evladını kaybeden bir baba. gerçekten bizimle olacaksın. medyaya. Vicdan. iki dosya kağıdı. kökü derinlerde yatan bir amaçsızlık içindeyim. Victor'a "Kalem. etkisiz hale getirilmiş bir bomba gibi gururla taşıdığı tepsideki bir bardak suyu sehpaya bıraktı.. Masum bir hayat. "Sağ kolunu 20-30 derece kır. dize getirilmedikçe içtenlik nedir bilmez." Hem kibar hem de üzgün görünmek gerçekten zor iş. yumruklar konuşur. Yine de kanunların dışına çıktığında." Tabancaya ince ayar çektim. Dışarıda cırcırböcekleri bir milyonerin bahçesine konduklarının bilincindeymiş gibi neşeli bir melodi tutturmuşlardı." Bu son cümleyi söylerken her iki başparmağını kendine çevirdi... Bir şey içer misin?" "Soğuk su." "Otelin penceresinden düşerken Niko'nun elini yakalamışsın?" "Doğru. her birimiz için ölüm-ka-lım savaşıdır. Oğlum ölse de ben bir babayım. Belki de teklifimi düşünmek istersin?" "Tam olarak ne teklif ettiğinizi kavradığımdan emin değilim." Victor.. Ivır zıvı-rm peşinden koşan bir açgözlü mü olacaksın. holdinglere. "Sol ayak önde." Gerçi babam da üveydi." Parmaklarımı açıp daha sıkı kapadım. kağıt ve makas" dedi Atom Bombacıyan.. Kurallar seni robotlaştırır. Bu sana saçma gelebilir.fena gitmiyorsun.." "Beni iyi dinle Hayati Tehlike. karara varmak için elimizde yalnızca sezgi ve hislerimiz vardır. "Elbette. Niko. Çaktın mı köfteyi?" Atom Bombacıyan'ın retoriğinden etkilenmiştim: "Pekala. Bardağı indirdiğinde yüzü yumuşamıştı. "Hayır. Abidin Dandini'yi bul." Şimdilik." "Güzel. Evladını kaybeden bir baba. kendimde değilim.En son. tehdit.. zannedildiği gibi yaşlı bir hemşirenin şefkat şovunu sunarken kullandığı türde. "Tutarlılık. Her neyse. ayakların arası omuz genişliğinde açık. okullara. Bunu sevdim. Yasal adalet. adliyelere." "Sözünüzü kesiyorum fakat şiddet vicdansızların tarzı değil mi?" "Cinayetin ille de cezalandırılması gerektiğini düşünen eski kafalılardan mısın yoksa? Kainat kestirmelerle doludur evlat. Seni gözüm tuttu. Risklerle. önemli olan kimin daha çok dayak yediğidir. Bay Bombacıyan ayağa kalktı: "Biraz hızlı düşünmeye ne dersin delikanlı? Düşürdüğün bozuk paraları aramak için ağaca tırmanma yani. Şiddete karşı çıkmak elbette her budalanın en doğal hakkıdır." "Sonra da birlikte aşağı uçmuşsunuz?" "Evet. Buna karşılık. Laf aramızda. 68 . Çünkü tek hücreli canlıların B planı yoktur. baba nasihati. 1969] filmini bilir misiniz? Abidin Dandini. Kuponları tamamladığın zaman.. pürüzsüz bir vahşetle isyan ettiğinde seni hareke te geçiren yankılı bir vokal yapar! itibar biçmek isliyorsan. Güçlü ve ısrarcıysan bu dünyada ayakta kalabilirsin.. Ben bir işadamıyım. Baba Bombacıyan. Bu bir gözdağı değil. Beni dinliyor musun?" Başka seçeneğim var mı? "Tabii ki. Hayati Tehlike! Bankalara. Anlatabiliyor muyum?" Eah. Niko da sendeki cevheri görmüş demek ki. Klas bir gence benziyorsun. Hayati. Vicdanın sesi. Abidin Dandini'yle çalışacaksın. kendinden daha aptal kimselerin gözüne girmen gerekecek. sağ ayak arkada. "Namluyu aşağı doğru tut. ya da kimin nalları diktiği. Anlaştık mı?" Vay canına! "Anlaştık.. seni ancak haksızlığa uğrama tehdidiyle baş başa bırakır. [0RS0N VVELLES. beste yapılabilecek bir tek şey var mı?!" Cevabım kesindi: "Yok." Zehir saçan bir sırıtışla etrafa bakındı. Seyirci kalmak. şiddetle." Bacaklarımı biraz daha araladım. insan isterse on dakikalık işi yıllarca erteleyebilir. ölmüş babalara imrenir. düşüncelerden doğmaz. korkularla doludur." "Evin nerede?" "Şişli'de. İkna oldum. Fakat hayat bir mola değil. gayet iyi anlıyorum. Para konuşur.ruktur! Yenilgiyi kabul edersen başın belaya girer.. sömürge tutarlılığına. işkence gibi işlerinizden mi? Yo. kareleri üst üste dizdi: "Burada tam 30 kupon var Hayati.. paha biçilmez şeylere burun kıvıran bir müşkülpesent mi? Kulağa hoş gelen yalanlar seni yufka yürekli bir köleye çevirebilir. Özgürlük hâlâ riskli bir ayrıcalık. duygularımızı değiştirmesidir. asgari ücreti gözden geçir! Ve bana (emiz bir yer göster! Hem yasal hem de iyi ve doğru olan bir 312 şey söyle?!" Sehpadaki kutulardan birinden bir puro [coro-na] alıp yaktı. ıı ı dehşet saçmaksın: Çoğu kimse. bir dolmakalem ve makası sehpaya ihtimamla dizdi ve çekildi. Sargılarından kurtulunca buraya gel. Bundan kaçmamazsın. kabul ediyorum.. hiç bahsetmedi. Arkadin\ Geceyarısı Kovboyu [Midnight Cowboy. sonra kareleri numaralandırdı: H AYATİTEHLiKE ARAMIZ AHOŞGELDlN! Kağıtları keserek. küçük bir bebekken bu parmakları sıkmıştı demek." "Misafirimize su getir. muktedirler de kendileri hakkında kolayca yanılırlar. Babam ve üvey annemle de pek görüşemiyoruz. "Şimdilik boştayım. Zihniyet. Kısacası. "Ailen hayatta mı?" "Annem yıllar önce vefat etti. Dinozorlann da B planı yoktu. "Sol elinle sağ elini alttan iyice kavra. 1915-1985. hastanelere. Bazen sert oynamak gerekir. Ratso'nun onbeş yaş büyük. uyuşturucu ticareti. borsaya. trafiğe. İş dünyası biraz karmaşıktır. Her şeyi devletten bekleme. pes etmektir." 314 Kardanadam katliamı Kabil'den bu yana 20 bin yıl geçti fakat cinayet işinde hâlâ acemiyiz. sıradanlık da hayatın sonsuz gizeminin ayrılmaz parçalarıdır. fabrikalara iyice bak! Vergi sistemini. Soyadın neydi?" 311 Hâlâ aynı: "Tehlike.. Atom Bombacıyan viskisinden bir yudum aldı: "Sana bit teklifim var. eğlence endüstrisini. hissiyata tâbidir. şantaj. Bilginin asıl fonksiyonu." Bu arada Victor." "Niko benim tek çocuğumdu. anahtar deliğinden geçen os. oradaki Ratso Rizzo'ya [Dustin Hoffmann] benziyor. Mr. haşere ilaçlama servisinde çalışıyordum. İtaatle garantilenen rezil konforun foyasını meydana çıkarmalısın! Hayat. inan bana. Benim için hayat artık devam etmiyor. Kimin kazandığı ya da kaybettiği önemli değildir.. daha şık ve daha sağlıklı hali. Sürtmekle pineklemek arasında sallanıyorum. dosya kağıtlarına eşit kareler çizdi. Her kareye bir harf yazdı." Birden canlandı: "Her neyse. Fikirler. pamuğa işeyen karınca kadar sessiz.. Ne iş yaparsan yap. siyasi partilere." "Sana bir şey söyledi mi?" "Ne gibi?" "Bizim ne iş yaptığımızdan bahsetti mi?" Cinayet. Tamam. vicdanının sesini daha iyi duyabilirsin. Sıra dişilik da." Dediğini yaptım. "Kirli işlere bulaşmaktan çekmiyorsun ha? Dünyaya bir bak. orduya. "Uğruna şiir yazılabilecek.

Halbuki uzaktan uzağa Nuri Torino'nun davul gibi çarpan kalbini duyuyordum." Abidin Dandini'nin sesi." Diz çökmüştü. Zile bastım. Nuri Torino'nun neden zımbalanacağını bilmiyordum.. Makine resmen asfaltı kıymıklıyordu. Avangart'ın kayda değer bir kapanış cümlesi söyleyemeyeceği kesinleşmişti.] Sinema filmlerindeki ölülere dikkat et.ına koyduğumun parasını. Yaklaştım. bu seferlik affedin n'olur!" diyordu. Kurukafa deseni "Sen artık ölüm döşeğindesin. vampir nefesi kadar soğuktu. Çıplak iki adam. Burası altüst edilmiş çöl kadar tozluydu. sıvası dökülmüş üç-beş fabrikanın mekanik kalp atışları duyuluyordu. Her yer iç organları çıkarılmış arabalarla doluydu. Sürekli bir şeyler anlatıyordu. Rüzgar. Güvercin Sokak'ta bir villanın kapısında durdum." 69 . Onu. [.ktiğimin son kuruşuna kadar toslarım! Atom Bombacıyan için 500 bin lira nedir ki? Size söyleyecektim zaten. bir bu yana döniıym 11/ du. "Neler oluyor burada?" Abidin Dandini "Bunlar ikiz... "imzası gerekiyor. altında hiç cinayet işlenmiyormuş gibi parlıyordu.. Terminator'den kaçıyormuşuz gibi Mercedes'i alçaktan uçururken. Rakibine sarılan boksör gibi paketi çevik bir hareketle kavradı. Abidin Dandini'yle birlikte Bombacıyan malikanesinin m-. s. "Abidin Dandini'den" diyerek yorganı kucağına attım. Çenesi kontrolden çıkmıştı: "Bayat b." Ne demekti ki bu? "Polisler fareler gibidir. "Gebert onları!" Karşımda yan yana dizili duran yedi kardanadamm taş kalplerine ateş ettim! Sen cehenneme gidince. Ağlıyordu. İmzalarken "Kimden?" diye geveledi. Kaskımı çıkardım. Fakat mafya o yılları Bay Torino'nun takviminden silecekti. yamulmuş zımbırtılar çarpıyordu gözüme. Ölüm yorganı. teslimat makbuzunu ve tükenmez kalemi aldım. Teraslı bir hangarı andıran döküntü binaya doğru yürüdük. Bahçe kapısını çürük greyfurt suratlı bir herif açtı. Rüzgar ve toz yüzünden. Havadaki keskin makine yağı kokusu genzimi yakıyordu. Dandini'nin ayaklarına kapandı. Ben de onun gibi olmak istiyordum ama olamıyordum. Kaskımı taktım ve vınladım... bahçesinden. Ter içindeki kurban.k.. karizmatik ve cool'du. konuşmalarının pek azını işitebiliyordum. Abidin Dandini'ye yalvarmaya başladı. Fakat fiyakalı. hımbıl görünümlü iki herif.. belinden tabancasını çıkarırken. sakın unutma" diyordu. parçalanmış koltuklar savaşta yaralanmış gibi yatıyordu. Havlarcasma sordu: "Kimi aradınız?" "Nuri Torino'ya bir kargo var" dedim. Mercedes'in yanında dikilmiş sigara içiyordu. Ben de peşlerine takılmıştım. "Bu da ne yahu?!" derken. Keyifsizdi. Burası dünyanın cehenneme en çok benzeyen yeriydi. Yolda. Birkaç dakika süren turlamanın ardından durdular. Abidin Dandini. gümüş Mercedes'e [S 500] doğru yürüyorduk. kısık gözlerle etrafı kolaçan etti. Horozundan namlusuna kadar ince nakışlı bu Browning'i işleyen ustanın artık kör olduğuna bahse girerim. Hızır Hızlı. "Konuşmamız lâzım. bu yorganı eskitemeden cartayı çekeceksin" manasındadır. birine rastlarsan bil ki sürü de yakınlardadır.. Clas-sic FLHRCI] sırtında. neden bahsettiğini çoğu zaman anlamaksızm dinliyordum. Motordan indim. Gözleri kapanmıştı. Vakur Avangart. Nereye baksam kararmış. Ödü kopmuştu. Aynasızlar her Allah'ın günü beni dürtüyor. "A. mafyanın sayısız tehdit yöntemlerinden biridir. Araklamadım.] Doğru adamı vurana kadar bir sürü kişiyi harcarsın. Anlaşılan. Abidin Dandini namluyla Vakur Avangart'm kafasını tıklattı. İstiflenmiş hurdaların paslanışını görebiliyordunuz. Kaldı ki o bile kendisi gibi olmakta zorlanıyordu.ktur. Çantadan yorgan paketini. sözü tabancaya bırakmadan önce derin bir nefes aldı: "iğrenç herif! Sen cehenneme gidince. Şoför koltuğundaki Hızır Hızlı'ya seslendi: "Vakur Avangart'm tamirhanesine. ellerinde tuhaf birtakım aletlerle deviniyordu. çürümüş. yüksek sandalyelere karşılıklı oturtulup sıkıca bağlanmıştı.. Yorganın üzerindeki kurukafa desenlerini görüm <\ omuzları düşüyor ve bir koltuğa çöküyor. zar zor nefes alıyordu. Uçarak motora atladım. Saplantılı birine benziyordu: Zayıf ve şıktı. mutlaka kıpırdarlar. Müstakbel katiliniz. gettoların son silahşoru gibiydim. Sağda solda çürük oto lastikleri.] Yüksek bir yere çivi çakman gerekirse. muhtemelen yirmi-otuz sene daha yaşardı. Gagalarını ıslatmam gerekti. Avangart. Bu insan enkazlarının çevresinde. kömür madenini andırıyordu. işe yaramaz b. Suratı mor şişliklerle doluydu." Arabaya bineceğimiz sırada sordum: "Nereye gidiyoruz?" İkimiz aynı anda arka kapılardan girip deri koltuklara oturduk. Baygındı."Buna 'Weaver Pozu' denir." Böylece ben de cevabımı almış oldum. "Şeytana uydum." Tatlı bir heyecan duyuyordum. insanın kafasını düşmanından gelen bir jest kadar karıştırmaz. Helezon şeklindeki dar merdivenlerden bodrum kata inip hamam büyüklüğünde bir banyoya vardık. Ambalajı yırtarak 318 açıyor. [.." Meteor çarpması sonucu oluşmuş gibi geniş ve derin bir çukurun kıyısında ilerliyorlardı.. Nuri Torino filminin devamı gözümde canlanıyordu: Mister Torino salonuna dönüyor. "Ceninler bile yalan söyler. Abidin Dandini beni irşada devam ediyordu: "Hiçbir şey. iniltili bil şekilde. Hareketli hedefleri en iyi böyle vurursun. cehennem daha kötü bir yer olacak!" Duf! 1999 model siyah Harley-Davidson 'in [Road King. Yarı ahşap. merdivene elinde tek çiviyle tırmanma. Çok uzakta havlayan Kangal köpekleri ve homurdanarak geçen kamyonlar dışında hiçbir hayat belirtisi yoktu. Yüzlerce hektarlık alanda. bir Şarköy türküsü tutturdum. Diğeri salya sümük ağlıyordu.. Dumanların arasında beliren Vakur Avangart da zebaniye en 316 çok benzeyen adam: "Abidin Dandini! Hangi dağda kurt öldü?" Yer yer metal protezlerin ışıldadığı ağzı. Levent. kan lekeleriyle dolu beyaz gömleklerinin kollarını sıvamış. [. Abidin Dandini. çakılları bir o yana bir bu yana sürüklüyor-du: Civarda cinler satranç oynuyordu sanki. Dermanı kalmamıştı. Makbuzu ve kalemi uzattım. Abidin Dandini de elinde silahla bir o yana. Hızır Hızlı. cehennem daha kötü bir yer olacak Güneş. Ağlayan vatandaş bizi görünce feryat etti: "Yardım edin! Kardeşimi öldürüyorlar! Kurtarın bizi!" Aşağılık psikopatlar! Allah belanızı versin!.. "Hangileri?" "Sandalyedekiler.. Birinin saçlarından kanlar süzülüyordu. Bir süre sonra Nuri Torino ortaya çıktı. yarı beton binanın içinden çekiç sesleri geliyordu. Genzimden. Eli ayağı titriyordu. Kaskın içinde kurukafa misali pis pis sırıtıyordum. işitme cihazı büyüklüğünde bir et beni bulunan sol kulağını kaşıdı: "Mesele nedir?" "Yürüyelim şöyle. Korkudan bayılmak üzereydi. Kendi haline bırakılsa. Dandini'den papara yiyordu." Kaşlarını çatıp deri montumun yakasındaki 'Godot Kargo' amblemini inceledikten sonra demir kapıyı suratıma kapattı. Vakur Avangart. bu yüzden romanlar daha inandırıcıdır." Sefaköy'de bir araba mezarlığına vardık. sesi miyavlayan bir kur-bağanmki kadar ürkütücüydü. sumo güreşçisine benzeyen." dedi.

II') Dikdörtgen şeklindeki uzun banyonun diğer ucuna.. ben de aynı yöntemle entipüften bir korku filmini anlatacaktım. gülümsedi ve "Uğurlu taytım çok sıkıyor. Bu işlem. Diğer adamımız elindeki kaya tuzu topağını kesiklerin üzerinde gezdiriyor. Gidip kulağına eğildi: "Senin biraderin vücudunda jilet kesikleri hızla çoğalıyor. Bundan şikayetçi görünmüyor. Dahası. Nasıl gidiyor. Diğer kurban gözlerini sımsıkı yumup başını sağa sola çeviriyordu. İki sene önce. zihninden geçen ile ağzından çıkanın farklı ifadeler olduğu nu ayrımsayamıyordu. bir kış günüydü. Yani patronumuz söylemek istediği kelime yerine ona ses itibariyle benzeyen başka bir kelime telaffuz ediyordu ve yazma yeteneğini kaybetmişti. Katillerin de uyması gereken görgü kuralları var: "Pardon efendim. dünyanın en zor işi. Atom Bombacıyan'a afazi teşhisi koydu. "Kardeşin artık nikah yüzüğü de takamayacak!" deyince. Atom Bombacıyan'la konuşmak. Aslında yemeğin tadı. Baştan anlatayım da kafanız büsbütün karışmasın. Ateşi vardı. artık birbirlerine hiç benzemiyor lardı. Abidin Dandini'nin sözlerinden hoşlanmamıştı. Çatal bıçak. sislerin içindeymişiz gibi başını kaldırıp sağa sola bakındı ve haykırdı: "Derhal bir ambulans çağırın!" Uzay üssüne benzeyen hastanedeki nöroloji uzmanı. Yadigar Dragon ağzından beyaz bir köpük taşırarak geriye doğru l<. Beylerbeyi Sarayı'nın bahçesinde Yadigar Dragon portakal soslu somonu iştahla yiyordu. ne buyurdunuz?" Atom Bombacıyan bize tutunarak doğrulurken. işkence köşesine yürüdük. Bay Dragon sandalyesiyle birlikte sırtüstü yere devrildi. Kardeşinin korkunç haline bakamıyordu. pelikan kesesini andırıyordu. alabora olmuş isli bir akvaryumu andıran gökyüzünden minik. Dandini'yle birbirimize baktık. Kerpeten takırdadı ve parmak fırlayıp ayağıma çaptı. ülkenin en büyük mafyasına. Bombacıyan malikanesine avdet etmişti. İki fedai. enikonu telaşa kapılan misafiri onu eski haline getirmeyi denedi.." Tam olarak neden bahsettiğini hatırlamıyorum. Abidin Dandini. Zehirlenmeye karşı alınan bu tedbir takdire şayandı. elindeki şırıngayı patronun kasığına saplayıp Atropine olduğunu tahmin ettiğim bir sıvı enjekte etti... Eşekten önce ahıra girmenin âlemi yok. Niko'nun fedaisiydi." Bizden medet uman elemanın başı öne düştü. sanki ağzımın içinde karnaval düzenliyorlar!" dedi. "Gelemiyorum. Buruş kırış kafası. sonra da birbirlerini paniğe sevk ederek çığlık çığlığa bahçe kapısına doğru koşuştular. üzerine tozşeker dökülmüş kaplan kakası gibiydi fakat adam tat alma duyusu yüzde 60 oranında zayıflayacak denli yaşlı olduğundan farkı anlayamıyordu. anıları tazeliyorlardı. beyninin konuşma merkezi tahrip olmuş. saray müdürünü telefonunla aratarak. Dandini'nin keyfi daha da artmıştı: "Şimdi bir parmak daha kesilecek galiba?!" Sumocu moronlar bunun bir emir olduğunu anlamışlardı. Kaldırdılar. Romanya'dan yüklü bir mal gelecekti. kerpetenle kurbanın sol yüzük parmağını ikinci boğumundan sıkıştırdı. "Namussuzlar!" Kurban.rur. Hikmet Mete Tetik araya giriyordu galiba. Aniden irileşip kızıllaşan gözleri cam gibi çatladı. Boğazı yırtılırcasma öksürüyordu. onun bu acıklı durumundan ötürü neşelenmişti. Parmak. Adamcağız sayıklar gibi inliyordu. Evet. Eziyet uzmanları. onu ikizine tekrar benzeteceğiz.ı sılmaya başlayınca. Çünkü afazisi var. hayatına da sahip olur. sinirli sinirli söylendi: "Anatominize madalya mı çarptı ne? Milattan Önce şöhret otomatikti! Çekirdekli bal verin!" Abidin Dandini.. Bay Bombacıyan "Bunak bir fahişenin çürümüş rahminden fırlayan o bıçkın kırıntısını cehennemin yörüngesine oturturum!" dedi ve güm diye yere yığıldı. "Hoş bulduk. Ciddi bir havada geçen sohbet. Fonemik parafazi ve agrafiye yakalanmıştı. Zavallı ikizler. Atom Bombacıyan. Eşekler üç kere amrdıktan sonra bir kere os. Abidin Dandini başını kaldırarak benim de eğlenip eğlenmediğimi kontrol etti. Böyle devam ederse. Gözlerini bir an kocaman açıp bana baktı ve tekrar yumdu. Dandini de sesini yükseltti: "Şimdi başını suya daldırdılar. Papyonumu çıkarıp bir masaya bıraktım ve güneş gözlüğümü takıp kalabalığa karıştım. " "Ötmedi henüz. Kabız binbaşı düelloda. Yadigar Dragon'un izini bulana kadar imanım gevremişti. kristal avizeden kesilmiş pırıltılı bir kıza. Sonrası malum. Somondan bir lokma daha çiğneyip yuttu. Felç geçiriyordu. gerçekleri görmeyi reddeden kurbana. Atom Bombacıyan’ın benimle özel olarak görüşmek istediğini söylemişti. ölü balıklar halinde 322 yağıyordu. Anladın mı?" Kolay öğrenen garsona. Yağmur. kalbi ve böbrekleri bir-iki dakika içinde çürümüştü. Cengiz Cingöz. Cengiz. Bir koruma. Dragon'un sırasıyla beyni. Niko ölünce. Yedi sene tutuklu kaldığı Fransa'dan yakayı zor kurtarmış bir haydutla. yetmişbir yaşındaki bu adaptasyon kaçakçının son dakikalarını seyre daldım. "İyi misiniz?" Gözlerini kırpıştırdı. onu çiğ çiğ yiyip sonra da diri diri mezara gömerim!. sıvılaştırılmış botulinum toksini karıştırmıştım. sağ elin yüzük parmağının koparılmış olduğunu fark ettim. yüzünde ve vücudunun görünmeyen yerlerinde hızla sinek yeşili benekler oluşuyordu. ne dediği katiyen anlaşılmayan bir adam hükmediyor. İnat edip yolumuzdan çekilmezse. Yadigar Dragon alev almıştı da. naklen yayın yapıyordu. biraderi kendine getirir!" Kanlı kafa tiz bir çığlıkla fayansları çatlatınca. 320 Abidin Dandini. mutfağı teftiş edilen aşçıbaşı havalarında bizi selamladılar: "Hoş geldiniz patron. İşi bitmişti. Şef garsonu birkaç saatliğine rehin aldım: "Çenesine sahip olan. Atom Bombacıyan küçük ve yavaş adımlarla dolaşarak konuşuyordu: "." Sumoculardan biri yavaş yavaş işe koyuldu: Usturayla. Ütüyü fişte unuttuğunu birden hatırlayan kocakarı misali irkildi. Benim yerime bugün Sergio Leone adlı Levanten bir servis sihirbazı bakacak" dedirttim. mutfağa seğirtti. Onunla konuşmanın tek yolu vardı: ut 70 . taş kesilen parmaklarının arasından kaydı. fakat işe yaramayacaktı. Abidin Dandini ve ben malikanenin salonlarından birindeydik. Adamı sudan çıkardılar. Sosa. Hırıltılı sesiyle "Ziyadesiyle leziz. küvetin kenarında süs gibi duruyordu. Gıdısı. Abidin Dandini ve ben Bombacıyan'a koştuk.. Ellerinde. Dragon'un kahkahasıyla makas değiştirdi.Bir deliyi delilik yapmaya ikna etmeye çalışmak da delilik! Acele etmeyelim. kanlı kafanın gövdesine rastgele çizikler atıyordu. Bu kuraldır.. Bahçe kapısında dönüp bir kez daha baktım: Göz çukurlarından fışkıran kanla birlikte gözleri somon tabağına düştü." Küvetin içinden hırıltı ile gurultu karışımı sesler geliyordu. Bir kenara çekilip. Uzayda her namlu tetiğin emrinde "Nasıl buldunuz efendim?" diye gülümsedim. onu söndürmeye çalışıyorlardı sanki. Sağda solda moda takipçisi dobei İM manlar gibi bekleşen beş-altı koruma da patronun imdadına koştular. Biri. Mitterrand'la gölde kirpi ota-rayım" dedi. Yıllar sonra. insan yiyen bir hamburgere benziyordu. Diğer masalardaki sosyetik müşteriler önce can çekişen Dragon'a.Bir adamı konuşturmak için ikizine işkence ediyorlardı demek. Bu onun son gülüşüydü. Beylerbeyi Sarayı'nda Yadigar Dragon adına rezervasyon yaptırıldığından haberdar edilmiştim.

Daha dün. Atom Bombacıyan'la sürekli görüşen ve onun emirlerini bize ileten kişi Abidin Dandini'ydi. Sivrilmiş kemikleri donacaktır. Ve hazan bağını talan eder. Kafein hapları ve amfetamin kullamyormuş. yok mu?! "Dur. Mangırı vidalayıp herkese serpin. Lanetim geçse. kalem ucu. Şablon efkarı. yok mu?!! İçimi kaynar bir sel basmıştı. merkezin dışında kaldım. gol atar oğlum. çeriyi ütüle kaç! Morglarda yün kumaş ile libero Kızılderili soğur. Atom Bombacıyan’ın bu duruma düşmesinin bir sebebi. Yerliler gerçekten dişli tokuşuyordu. Fil tezeğinde altın kaybedin. tüy bul. Üstelik beyninde ödem oluşmuş. Yuh! Kant bizi gene şarj etmedi mi? Finansta bir seviye korunacak.. İndekse palavra işliyoruz. karbon şey. yok: İşte cinai şebekemize yön veren sihirli kelimeler. Kuyruğunu yalandan sallayan enselendi. Katırlara tez unufak bir ahır! Robot üye kessin şarkıyı. Hoş. ahbapları.. Çağında ilhamın dibini sığ sanan hiçten dingildesin. vagon için. Zira evet yerine Levent. Kuyumuza şemsiyesini açmaz üveyse. bazen uğurlu tarifinin özetini sürdürüp giderlerdi. krater suyunda? Hemen tetikçiyi sırtlarsın. Uzayda her namlu. Aşkım adresinde. Bu isteğini nasıl dile getirmişti acaba? Huzura çıktım. İsyancılar girdapta fön çekmesin. Harami cici felsefeci tatbikatta bir tütün çiğner se toz olma. güya kilo vermek için yuttuğu Topamax adlı ilaçmış. iletkiler. Yazın dünyadaki üzgün güveyler gelip tok karnına inat sayhası ısırmıştı. Dil evreninin gücü az. Saygon'da kılıç sattı. Boş otoda dirilen Meksikalı dişi kim ya da kimindir? İlacı viski. hangi sessiz harfleri değiştirerek bu abuk sabuk cümleleri kurduğunu saptamam imkansızdı: "Daha sarih konuşamaz mısınız efendim?" Sonunda delirdiniz. geceleyin depresifmiş. Sağır gözünde kardinal pıhtılaşacaktır. oyun efkar tapası. Cayıyorlar. yolu telden aşsa.. lüferleri ayarlayamıyoruz. Yangına ilk toslamamıştım. Hırs dünyasının hırsla ihyası azdırır-dı. yok mu?!!! Ne desem. ilk turda elenir mi dersin? Cüzam gazisi kahpenin uyuzludan yara izi işleyişlerini öğreniyordu. 'Kodaman' yaz taşına. pis en kısa torununun omuzdaşlarıylaydı. hayırların güncelliği ağır gelir. santral sinir sistemi kördüğüm olmuş. uçmazdık. "Lobiye tozduğunda motor setine termit üşüşmüş!" Telaffuz ettiği sesli harfleri akılda tutabilsem bile. Engereği zemheri yas'a iletir. Tapmağın bulutu ufak. Çaktım büyü takımını. tilki. Kahır belaya eşit: Gam yenmez mi? Ergen gelin karşısına kırk görümce alınca. bilirsin? Fas'ta boşa yarışıyorduk. gözlükleri. Filler çürüdü. durağan. Averaj kimde. Hem cenin de çediğini palet gibi vuruyor. Uyumsuzluğun çırağı kiralanmaz. şakalarını geniş sanarak yuvarlamış. patronun benimle baş başa konuşmak istemesine şaşırmıştım. onun risk almayı sevmesini açıklıyormuş. Hollywood filmi fragmanlarının meşhur dış sesi Don LaFontaine'den [1940-2008] lirik bir şiir dinlemekteydim: "Kumda vay tırtıl ölse. hayali leşe bağlatır ipi. pespaye lort kumla doysun. uzmanlaştıkça çürüyor. Şokta mıydı simgesel hippi. 71 . Gayretliler toktur. Karalayıcı peçelerin yüzeyini sel çimenlere gömer. Fırtına değil veremdi. Deli kölelere alıştık karımla. Atom Bombacıyan iyileşemedi. uçurumdan iki tane Rus'u atıp piç kurusuna çıtlatın. hayır yerine aygır filan diyebilirdi. Sufi güya. He. boğulduk mu düşünürüz.. ona gayrı ses etme.. Tepelemeyin. Aksi. Rahat tuzak. kurbanlık tipi mahvoldu.. oyunun sonunda didin. benimle çok acıklı bir hatırasını paylaşıyordu: "Yani gar. Yazan eşi. Kışlık meyvesini yuttu: İlginç de. Onur kördüğüm. fahişeler sendikasının faaliyet raporu gibi karmakarışıktı: "Hayırlı evlat badigart. aklınızın emniyet kayışı koptu ha? Gözleri. külçeler. Şili'de ışık açıksa uyanıyorsun. güncel çile. Çiğ keder oyalar beni. Bipolar bozukluktan yani çift kutuplu ruhsal dengesizlikten mustaripmiş meğer: Gündüzün manik. Harpleri. Hapşırırdık kola açarken. Saçma sapan cümleleri acayip vurgularla söyleyerek zırvanın zirvesine taşıyordu: "Kent çoraklığının sırnaşık ekiplerini. Cesaret sebebiyle kınanmış kişi ağlıyordu. nazenin beyin evrime demirli. Toy efrada aşina ah geyşa soldu. Ketum salağa deva yanlıştır. Dadını alevli sona eklendiğinde görmemiştin. uyumayalım. Yöre ifrit radarıyla taranmak. fantom vapurcuğu. Yoğu karamıyorsun. Fiziği hasırdandı. Aklını bir kır. Çünkü türü mayhoştur yağlı Ford'un. Nah paradigma kazındı. Kudüs'te depresif âşığa sor. Kabaredeki son otlakçının zıbarmış figürü kanda serpildi be. Gama bıçağı kullanılarak yapıldığı için iz bırakmayan gizli bir ameliyat [Bila-teral cingulotomy] şifa getirmemiş. Haziran garaj koklamaya yetiyordu. zehirlenmesin. Nafakasız çoğunluğun ardındayım." Atom Bombacıyan’ın çenesi ve ağzı titreyerek gözyaşlarına hazırlanıyordu. Kasvet ruhu yakar. herif pek enerjik. ipi hazırlıyorum: Kapris volkaniği çağlayarak yoz tecrübesine ayılmıştı." "Benden özel bir isteğiniz mi var?" He mi.'Mi' soru ekiyle biten sorular sormak ve "He" ya da "Yok" şeklinde cevaplamasını istemekti. pasif cüceyi haşlama geceden. Galiba kargoyu büyük Po otlaklarına iten isimsiz pigme oydu. denize düşen yıldırım gibi boşa gidiyordu. Japon'un künyeyi de silersen. Canım sütlü mısır patlamış mı? Perhiz namert ömrüne ne katar? Hap yutmanın dejenere avuntusu için banyoda değişiklik tasarladım. Bipolar bozukluk. Jet dediğin yanıyor ve de bilim görmüyor. Görünüşe bakılırsa. "Beni mi emrettiniz?" He mi. şefi yirmi lirayla idare etmezdi ki. atımı ful kızartmasın. Yem öğrenci kuğularmmış. Ceset deşikse parçayı iliştir.. Zom olmadığından eminsen. Çöl seçer gemimiz. Tilt kızardı.. ilkel devriye delirip hepsinin ümüğüne binmişti. Kask giyme. tırstık?' Hep şuur hali. Çarpık mor kuklanın doğduğu barda bacın nasıl birinci seçildi?" 324 "Söylediklerinizi anlayamadığımın farkında mısınız?" He mi. Paslı tren kapanmıştı. Bir kişi güvenlikliydi. Tümü sözlerimin özüne çelme iken artık donuklaşıyorum asgari. imzayı koy. Dolayısıyla." Sözleri. Dürbünümü hayta cıvık moruğa fitliyorum. Pekin'de kaçak jokey nallattım. Patetik reaya ötmediği zaman. Kızlar tuhafsa Doğu pekişirmiş. yok mu? "Hırçın dul beş gol atmadığında. Gazabıma takılan pişerdi. iştahsızdır belki. sathımıza sıksa jeli. Korkuların güncelliği beleş. fuarı kapar keş. Yargıç beni ipe çeliyordu. fesat icraatını ibiş enişte geberse yenemez. Hemen röfle yaptır. Kurnazdı. melanet. tetiğin emrinde. Doktorun anlattıklarına bakılırsa. geceleri uyuyarak geçirebilmek içinmiş.. Yardım. Kuş bana sordu. gömüyorsun. karda jojoba. Sırların zayıfı bile cemiyeti kasıyordu. Güz kanı şekerlendirmişti. Yetimlerleydim. kalbe zıt krizi. Viranenin dinç sahibine peri verelim mi? Nerdeyse zenci de demin kustu." Adeta. Leş payı sorun olmaz. Mayınlar diz327 dir teğmene. şehrinde sinir haplarıyla siniyordu deli. Dost bağından tombul bekçiler de sökülse. polenler kaldılar. Horozlar piramide mi kondu? Pilli avcıyı silah veya kolonyası ıslatsın. Viskiye olan düşkünlüğü. baloncuk. Gemi beşik." "Bana bir görev mi vereceksiniz?" He mi. Orda kahvenin ucuzuyladır dırdır. Ben de mafyaya katıldığım ilk dönemdeki gibi. Ya vergiler? Aynı tüzükler. Tek kelimesini anlamadığım halde. dekadan kaçıklara kızmamıştı say ki. hiçlikte. ekmeğin yeni kapanı. Latan kaçık. dibi nerededir bakalım. İkiz türbe 326 Fizan'dadır. konuşmasını can kulağıyla dinliyordum. Migrene doyup da enikonu kanınca. Rulo çalıyı çöz. isli sisli gece. Havai. Çoğunun yılmadan kopmaz ipi! Ağzını öpünce zihninin ayarı bakma yavaşladı. Velhasıl. "Artan kan senin!. meşe stokla. Camia jönü tepetaklak zedelenmesin. Sebil feciyse çökeriz. can çekişen bir av köpeğininkiler gibi kıpkırmızıydı.

Hattâ kol kola Hissikablelvuku'ya geldiler.. altın yüzükler. ırk ayrımlarının bir ehemmiyeti kalmıyordu. şefkat ikramlarını hiç kimse ilelebet reddedemez Hayati. Doğayı közleyenin vedasından yari ustaca kıskanırım. Bense "Bıktım bu 'he-yok' saçmalığından Hayati. Çocukların güzelliği neşe." Hislenmiştim: "Yadigar Dragon. Şiilik ettim. Ağlıyordum. annesi ona seslendiğinde öğrenmiştim. hem de imkansız. sözcükleri. gizli bir çift pençe. "Benden özel bir isteğiniz mi var?" Canım sıkıldı: "Şu basit cümlemi anlamak gerçekten bu kadar zor mu? Ben senin ne dediğini gayet iyi duyuyor ve anlıyorum oysa?" "Bana bir görev mi vereceksiniz?" "Allah kahretsin!. Düğün günü sarhoştum. Bir kız vardı: Dargın. damarlarımı çekip sararak yumak yapmış ve yanan çalılara fırlatmıştı sanki. dükkandaki bütün mücevherlerin toplamından bin kat daha ışıltılıydı. Kestane şerbetiyle sıvanmış gibi parlıyordu. Domuzun yılandan olma piçi! Dargm'ı görünce. Şu anda telaffuz ettiğim kelimelerin. bir hayat bilgisi kitabı gibi bana gün geçtikçe daha çok şey anlattı: Yadigar haraç toplamaya gelmiyordu artık. Dargın temizliğe gelmiyordu artık. küpeler. Dargın. Aşk çiçeğinin gübresi paradır Hayati." Hayati sözlerimi anlıyor gibiydi. Ona bakarken hep gözlerim buğulanırdı. Bakışırdık. yine aynı şoku yaşıyorum Hayati. Kafile zalimse ahmak kibrin tadını yüceltendir. İrmik zerk et fincan kulp: Ah şu fosfor farkı. Kurtuluş'ta Hissikablelvuku adlı bir kuyumcuda çıraktım. sırdaşlık tekliflerini. Suç ortaklığı söz konusu olunca din. Eşek şakası gibi" dedim. Kaçıyorlar.' şeklindeki hitaplarından biliyordu beni. Her neyse. senin için bir mana ifade eder miydi. Cehennemde yazgının çözüldüğü görkemli fesih ile tabii ferasetim kısırdır... Mermiler evrensel bir dil konuşuyordu. Dargın Dragon'un 72 . Pazartesi sabahları. Peki ya ben? Ölünceye kadar haydutların prenseslere kavuştuğu bir istasyonda bekçilik mi yapacaktım? Kuyumculuğu bıraktım. Amma tuhaf bir isim? Fakat ona yakışıyordu. onun elmas damlası yüzü gözlerimin önüne gelse. "Daha sarih konuşamaz mısınız efendim?" Konuya girdim: "Dert ortaklığını. Karekin Bey'in evine temizliğe giderdi. Jöle içindir gelişkin tankın izi. Tabiattaki bütün çiçekler yok olsa ne hissedersin? Karekin Bey. Ben de 17'I öyle yaptım. muvazeneli bir gençtim. var gücüyle sırıtıyordu.1 nin münasip olacağı fikrine vardım. ağzımdan doğru kelimeler dökülse. Gel-gelelim.. Atomcuk. benim canhıraş içtenliğimden daha çok iş görüyordu: "Hasıhkelam. Onu aramıyordum. Otogarın polis sinyali biraz kesat. Kumraldı. Bir tabanca satın aldım. Dükkan sahibi Karekin Kuyumcuyan bana işin inceliklerini öğretiyordu. Dargm'm aşkı gönlüme Karınca Duası gibi nakşol-du. birgün dükkana geldi ve Yadigar Dragon'un düğün fotoğraflarından ister misiniz?' diye sordu. görmüyordum. yani Cengiz'e bir fotoğraftan Hayati'yi işaret ettim.. çünkü Dargm'ı almış ve aklanmıştı. Konuşmazdık. Onu gördüğüm ilk anı çok iyi hatırlıyorum: Kalbim bomba gibi patlayarak moleküllerine ayrılmıştı. uzaklaştıkça büyüyor. ne duyduğu umurumda değil: "Bundan tam kırk yıl önce. Yine de anlatmak istiyorum. Konuşamıyo rum. Kızın çenesini tutu: İsmin ne fıstık?' Ben bu suali Dargm'a hiç soramamıştım." Hayati aval aval bakıyordu. O da Karekin Kuyumcuyan'ın zırt pırt Atom evladım. Dargın'dan on küsur sene sonra ben de evlendim. Dargın. Kim bilir kim? "Güçlü moronları tam tekmil çarpıtın. Onaylayalım fasıl bitirimini ve koruluğuna perde insin.. O esnada Yadigar da peyda oldu. ifadesiz bir yüzle ve sessizce ağlıyordu. Müslüman kızma meyil vermesi." Fotoğrafta. biteviye konuşarak. annesiyle birlikte. Suikast ve mağlubiyet bize rol kesecek ve lakin esrarengizliğini de bileyecek.' Şimdi de sırrı açığa vuramıyorum: Ne sevgilim yaşıyor ne de dilim dönüyor. Söylediğimi zannettiğim sözler ile telaffuz ettiklerim örtüşmüyor. O fotoğraf. Yırtık loş perşembelerim afaki. Artık korkulası olduğu kadar acınası biriyim. devrimci tüfek nefesi kâr etmezse namlu kekeler. Hissikablelvuku'ya gelen temizlikçi kız. taşındım. Evlenmek bir erkeğin yapabileceği en budalaca fedakarlıktır.. Dargm'ı kaptı. Karekin Bey'e sonradan sordum. beş satır kelam ya ettik ya etmedik. İnsanlar. Bir senem orada geçti. fotoğraf filan istemiyordu. kadınların güzelliği acı verir. Marjinal baronun hırt gence özenip haiku.. Hatırlamak ve unutmak insanın kontrolünde değil. Dargın. Ilımı bacıyan Krallığı'nın Tehlike Imparatorluğu'na dönüş m < -. ayaktakımı kabini. Umutsuzca sordum: "Onu öldürecek miyim?" He mi. zar dörtlü gelse kaptırmak mıyım? Çarpık filonun rotasını sıska kumandan gibi Babil'deki rahleye çevir. Dünyanın en ağır küfürlerim etsem ya da en harika aşk sözlerim söylesem kimse çakozlamayacak. ırz düşmanlığının daniskası sayılır330 di. Fakat şimdi bunlardın bahis açmak hem gereksiz. bir ibret vesikası gibi. Karekin Kuyumcuyan'dan yevmiyesini almak üzere dükkanı şereflendirmişti. Hâlâ da silahlarımın üzerindeki işlemeleri kendim yaparım. Yıllar muhakkak onu değiştirmiş olmalıydı.. Falancaya temiz Niko kontratımı devredişimi sayma. Kurtuluş'u haraca bağlayan çetedendi. istemem gıcır sakallı gureba jargonu." "Söylediklerinizi anlayamadığımın farkında mısınız?" "O niye? Doğduğunda doktor seni yere mi düşürmüş?!" dedim. Dargm'ı unutamadım. Kaçan balık. İnzivayı yamyamlar hışımla kutladı. Yine de. Adını. İşler büyüdü. Hayati çıkageldi: "Beni mi emrettiniz?" He ya da yok dememi umuyordu. III Bugünlere geldik. Dargm'ın siyah beyaz fotoğrafını aldım.. takım elbiseli genç bir adam. Hoş. Bir tanesini Abidin'e hediye etmiştim. o da ayrı mesele. söylemeye çalıştıklarımla alakasız olduğunun farkındayım. Sümüğümü damatlığımın koluna siliyordum. çünkü sınıf atlamıştı. tabancamın kabzasına nakışlar işledim. Perec Amca haklı. Kedime saz aldım.. Çılgın fikstürü. kendi çetemi kurdum." Atom Bombacıyan. Hissikablelvuku'nun da dibini köşesini süpürüp silerlerdi. Beni dinlemesiyle yetineceğim.. Bir Ermeni'nin. şiir devşirmesi ne sakil! O komadaki konuğu vuralı korsan tutuştu. yok mu? "He." 328 Atom Karınca Duası [Atom Bombacıyan] Hayati Tehlike'de damar var. yaralayıcı gerçeklerin üzerini kelimelerle örter. Bildiğin gündelikçiydi. Hissikablelvuku'ya ayda bir uğrayan bir eşkıya tohumuydu. anne-kız. sidikli salyası akmaya başladı. Harfleri. Gidip. Otuzlu yaşlarmdaydı. Elbette rol kesiyordu. Atom Bey. Ben de 'Gelinle damadın iyi bir fotoğrafını tabedin. Düşündüm.. Munis. Karekin Bey yoktu. gelip alırım' dedim. Tevekkeli değil körpeliği iblisin. Bir keresinde. kolyeler aldılar. Uzay tanığı pelerini. bilezikler. Atom yavrucuğum. Fakat onun sevimli sahteciliği. cümleleri yakalayamıyorum.. Gırla şapel tenhalığı tavuslarındı. Tatar gelinleri gibi. dil. Bir sene boyunca hepi topu Karınca Duası kadar.Şekere gömülsem tözüm artık fişeklenir.. Kuyumculuktan öğrendiğim kadarıyla. merhamet. değil mi?. Yine de eski bir meseleyi anlatmak için Hayati'yi çağırttım. Yirmibir yaşındaydı. Ağzımdan çıkanı da kulağımla doğru duyamıyorum. 'Aşkımı bir sır gibi senelerdir sakladım. Yeniyetmeydim. haraç ödediği damat ile yevmiye verdiği gelinin düğününe gitmişti. Yadigar Dragon. Limon lokavtçıya kesif telve içirir. mülayim. İlkin sersemledim.. mafya pulu. Dargın da insanın içini sızlatan cinsten bir dilberdi. Bundan hiç kimseye bahsetmemiştim. Ne zaman Dargm'ı hayal etsem. Hırsız adımlara vız gelen yerde kadavralar savurdum. Mahalledeki fotoğrafçının çırağı.

fakat ölmesini istediğim asıl kişi.. Bir tane daha. 73 . gelerek yakaladığı güvercinin bacağına iple bağlı katlanmış kağıdı ibrahim Kalibre'ye takdim etti. Ne zaman bir aptal görse sevinir: "Ooooo. hayat devam ediyor.. O zaman. Kalibre. parlak yeşil ceketi ve lavabo beyazı dr. adamın iki yana açılmış kollarına dizildiler. kulaklarını." Damadın son yolculuğu Fotoğraftaki adamın kim olduğunu bilen yoktu. Çifte Yürek] Gece. herkes bana baktı. işte o kızı seviyordum. * ^f * "Bebeği beşiğe koy" dedi Abidin Dandini. Illüzyonistin tek tek alıp havaya fırlattığı yumurtalar beyaz güvercinlere dönüştü. yakıp yıktım.. Çok iyi ve çok kötü şeyler uzun sürmez. dehşet saçtım. duysa da anlamazdı. Abidin Dandini. yeraltı dünyasında gerginliğe sebep olmuştu.bünyesinde. kıvançlı bir sırıtış ve Bay Kalibre için alkış talep eden jestlerle masamıza yürüdü. İkisini yan yana koymuşlar. Böylece.. m Kabus görürken hayal kuramazsın Kahkaha yok olmaya mahkumdur. Karadeniz'e bakan ormanlık bir arazide ilerliyorduk. Kuşlar. vitrindeki damadın Yadigar Dragon olduğunu öğrendim. Halil İbrahim Kalibre'yle buluşacağımız Owl adlı gece kulübündeydik. "Tebrikler beyefendi. "Hayati Tehlike" diyerek kendimi tanıttım.ruk çuvalı çoktan buruştu. çenesiyle sahneyi işaret etti. başınıza talih kuşu kondu!" diyen hokkabaz. yumruk yemiş gibi morardı. kimler gelmiş. Turgut Rulet [Çeteye ara sıra hizmet sunan gedikli bir tetikçi] ve Victor'a gösterdim. Kalibre.. kaybolmaya yüz tutsa bile. trafiğin zürriyeti bağlanmıştı. Kırk yıl bir sürü adam vurdum. Fotoğraf elimde." "Evet" dedi Dandini "ama bu iyi bir şey mi?" Bay Kalibre'nin suratı. Kan döktüm. Halil İbrahim Kalibre. üzerine de 'Eski fotoğraflarınız onarılır-renklendirilir-büyütülür' yazmışlar! Fotoğrafçıdan... Oradaydım. bakalım şimdi sıra kimde?" deyince. mağduriyeti332 me son vermeyecek. benim deli olduğumu düşünürdü. Abidin Dandini'nin ağzını aramaya gelmişti: "Avangartla Torino'ya üzüldüm. ne halde olursa olsun. Aylar geçti. Kendi kendime söz verdim: Dargm'ı hiç rahatsız etmeyecektim. Hapisten kaçmak için kazdığım tünel beni tımarhane mezarlığına ulaştırdı.beyefendi kim sizce?" Herif cin gölgesi. beynini güzelce kesip paketlersen makbule geçer. kalbini. nafile. Sahil yolunun üst tarafındaki fotoğraf stüdyosuna doğru yürüdüm.. ifrit fısıltısı gibi görünmezdi. Abidin Dandini. konsantre olamıyorum." Doğru ve yerinde bir soru sordu: "Onu öldürecek miyim?" Anlayacağı dilde cevapladım: "He. İslam'a dönecektim. 18671905. çaresizliğimi perçinlcyo■<• l< V ı ne de cıvık çakalı bul. Durumu izah ettim: "Düğün fotoğrafından kestim. Eğer ben ölürsem. geceye ekstra karanlık katan nemrut suratıyla ortama dahil oldu." Tokalaştılar. İcabında. cehennem dumanı. kolunda geliniyle sırıtıyordu! Aynı fotoğrafın bir de eski püskü. Kırk yıl. Yani el çabukluğuna dayalı hile teknikleriyle gözleri aldatan adama rüşvet verdi.ımi'. Önce boş ellerini gösterdi. Namevcutluğu. Aksine. Bir fotoğrafçıya verip renklendirtmiştim. Bana da elini uzattı. Bir cüce için fazla uzun bir isim? "Memnun oldum. 'Nasıl bilirdiniz?' diye sorulduğunda. Uçurumun kıyısındaki yüksek bir ağaca upuzun bir salıncak kurduk. ellerini. panterin ağzındaki portakal misali. Bir sigara yaktı: "Ne bileyim Abidin? Kenef gardiyanı gibi bekli334 yorum ben. dünyayı dişlerinin arasında tutuyordu. Yadigar ölünceye kadar bekleyecektim. Teşvikiye Camii'nde cenazesi kılındı. Dargınla aynı gezegende yaşamakla avundum. gülümseyen Dandini'ye bakıyordu. Çevremdeki herkese sordum. Sana daha yeni bir fotoğrafını verebilirdim. "Ağzını bantlamadın mı?" "Bantladım. Şimdi yetmişlerinde.. bagajda öyle tepiniyor ve bağırıyordu ki. istifim bozmamaya çalışırken. Yumurtaları. gözüm açık gidecektim.. sevdiğim kadını dul bırakmamış. Sahneyi yandan gören bir masaya tünedik. Onları gökdelenin terasından vahşi kuşlara fırlatırım. "Efendim?" Hızır Hızlı söyleneni duyamamıştı. deliğe şimdi kim düşecek diye." Polisten de ses çıkmadı. arabanın içinde birbirimizi işitemiyorduk. "Bunu dedem de yapar" diye düşündüm. Yanlış bir oyun oynadım. Ve bana onun kellesini getir. Yadigar'ı mıhlayacaktım. Film bitti. Kırk yıl boş yere bekledim Hayati. önündeki masaya diziyordu.. benim meçhul hedef.. Dargm'm öldüğünü öğrendim. artık önüme gelene soruyordum: "Bu -lanet olası. ti: Kaim gözlükleri.. günden güne." "Yorma kafanı. bir tane daha.kuna düştü ben çözemiyorum. Cengiz Cingöz. kulise gidip illüzyoniste manifesto çaktı. Halil İbrahim Kalibre. siyah-beyaz ve küçücük bir kopyası vardı. kaç yaşında. Kalibre'yi salıncağa oturtup bağladık. Adımı takdir eder gibi ağzını büktü ve nazire yaparcasına "Ben de Halil İbrahim Kalibre!" dedi.. İntikamım zaman aşımına uğradı. aldı. giderek eriyip küçülse. Sıkı numaraydı. açık unutulmuş çamaşır makinası gibi köpük saçıyordu. dilini. "Evet sayın seyirciler. Kanlıca sahilinde balıkçıların fotoğrafını çekiyordum. Bir bahar akşamı. Kışı uykusuz geçirmiş bir ayıya benziyordu. N'apahm. Halil ibrahim Kalibre "Sözüm meclisten dışarı." "Sırada kim var? Ha?" Abidin Dandini. Dargın'a gidip evlenme teklif edecektim.. Tanımıyorlar. leriyle Cem Yılmaz'm Hokkabaz filmindeki iskender Tüıuy dın'ı hatırlatıyordu. Ormanın sonundaki uçuruma varınca durduk. Fotoğrafı evvela Abidin Dandini. Geçenlerde. onu gülerek karşıladı. onu benden alan pisliği temizlemiş olacaktım. Elleri ve ayakları bağlı Halil İbrahim Kalibre'yi bagajdan çıkardık. ben de 'İyi bilirdik' dedim. Dargın ölürse. Ağacın dalma bir de misina doladık.. (.. Fotoğrafın orijinali siyah beyaz. kimin sakızı kimin b. Yani fotoğraftaki os. Yadigar Dragon'un kırk sene önceki hali bu. Lı rini. kusura bakmayın. Vitrindeki kocaman düğün fotoğraflarından birinde." Uzattım. Etrafta. "Cep bilgisayarını şarja tak!" diye kükredi Dandini. Kulübün prestijli loşluğunda. Zaten pat diye karşısına çıksam. Dargm'ı kendime sakladım. Şimdi senden ricam şu: Al bu fotoğrafı. Kıçımın halkası kayboldu. Yumup açtı ğında avucunda bir yumurta duruyordu. [MARCEL SCHW0B. Aşağıda deniz.. Bu fotoğrafı düşürmüş. Çıkışa ulaşmak için labirenti ateşe verdim. w. Atom Bombacıyan’ın sıradaki kurbanını merak eden Halil İbrahim Kalibre. Bu cinayet. renkli ışıklar yanıp sönüyordu: İçeride polis arabaları UFO kovalıyordu sanki.o. başındaki kuş uçtu. Dandini. giysileri derisinden daha dar kızlar dolanıyordu. ayaklarını. Polise gittim: "Dün gece eve döndüğümde içeride hırsız vardı. Ben girince paldır küldür pencereden kaçtı." Anadolu yakasında. Bu adı daha önce de işitmiştim. içimi onu gebertme arzusuyla dolduruyordu. Bir tanesi de başına kondu. I-ıh." O sırada illüzyonist sahneye çıkmış ve şovuna başl." "Geciktim biraz." Vakur Avangart ve Nuri Torino'nun haklanması. kağıdı açtı ve ortaya çıkan yazıyı sessizce heceledi: SIRADAKİ SENSİN HALİL İBRAHİM KALİBRE. Artık kırk yıllık damadı son yolculuğuna uğurlayabilirdim. salonda bir tur döndükten sonra Halil ibrahim Kalibre'nin tepesine iniş yaptı! Hokkabaz.

uyuşturucu tedavisi gören Uçan Kız'a birkaç kez götürmüş. Sonra da emzirmiş. Ve nasıl desem." 74 .. Çocukluğumda. hobisi bulmaca çözmekti. Karaciğerinizden bıçaklandınız. Bulmaca sayfası.. Uçurum boşluğuna gidiyor ve geri geliyordu. hayatta olduğunu biliyor mu?" "Ne olacak şimdi?!" Evet. alkol ve uyuşturucunun etkisiyle sızmışmış. n'olur ölme. Bombalı salıncaktan geriye yalnızca tepeden sarkan kısa ip parçaları kaldı." Cevap 11 harfliydi. Mübeccel Ecel adlı Uçan Kız ise. 'sağdan sola' kısmını çözmesine gerek kalmazdı. Beykozlu İdris oğlu İshak'ın günlüğünü bulunca silahımı çektim ve namluyu Zühtü Bey'in buruşuk gırtlağına dayadım. Fakat maalesef Uçan Kız bilinçsizce etrafa saldırıyor. Bir yandan da boğuk sesler çıkararak yalvarıyordu: Yaban fokunun çiftleşme çağrısı gibiydi." n«ı "Adınız nedir?" "Ferdi Fedai. gazete kağıdına basılmış ve Lokman Kolpa'nın posta kutusuna bırakılan gazetedekiyle değiştirilmişti. boynumda stetoskopla doktor kılığındayclım. Köylü kadın. yanında bir tek o köylü kadın varmış.. 336 Bu sözün anlamını kabul edecek durumda değildim. kucağında yeni doğmuş bir bebek yani beni getirmiş. Kalibre'yi sallamaya başladım. Elli yaşında pankreas kanserinden öldü. "Ölme anneciğim. * ■$? * Lokman Kolpa'nın işi kalpazanlık. neyim var?" "Epeydir komadaydınız. beni besleyebilmek için annemden yardım istemiş. Zühtü Zubizaretta'ya telefonda "Cihannüma'mR ilk baskısıyla ilgilenir misiniz?" dedim. Ölü biyolojik babam ile baygın biyolojik annem arasındaki emniyetsiz boşlukta tümüyle savunmasız halde duruyormuşum. Çok heyecanlandı. karısı onu terk etmişti. beni parktaki salıncakta sallayan annemi hatırladım. Budapeşte'den aldığımı söyledim. Kendilerince. Kitabı nereden bulduğumu sordu. annemle babam ziyadesiyle ke-derliymiş. tası tarağı toplayıp uzak bir semte taşınmışlar. Köylü kadın beni hastaneye. Ambulansla hastaneye getirilirken kalbiniz durmuştu. Hikmet Mete Tetik'in sağ kolu Ferdi Fedai gözlerini açtığında ona sevgiyle gülümsedim: "Şu anda nerede olduğunuzu biliyor musunuz?" Erenköy'de boş bir apartman dairesindeki oda. zavallının son cümlesi buydu. Bu büyük felaket karşısında acıyla kıvranıyordu: "N'olur.. hayır. Davulcu os.. çocuk posterdeki kadına nedenini bilmeden ilgi duyacak" di ye düşünmüşler. Önce 'yukarıdan aşağıya' bölümünü çözer. Arabamı otoparka bırakmıştım. bağırıp çağırıyor. Ben bir gün sandal yeye çıkıp afişteki kadına mavi bir bıyık çizmişim. annemin uzaktan tanıdığı bir köylü kadın.annixm. Deney başansız olmuş." "Bugünün tarihini söyleyebilir misiniz?" "Haziranın 25'i galiba?" "Ferdi Bey. "Ben ölüyorum Hayati" demişti. "Azrail'in programında ne varsa o!" dedi ve salıncaktaki kurbanın dişlerinin arasına bir el bombası yerleştirdi... temkini yok eder. Halil İbrahim Kalibre'nin. bilmiyorum." dememle on yıl yaşlandı. senin annen o!" deyip kolunu ağır ağır kaldırarak. Sizi hayata döndürmeye çalışırken beyniniz oksijensiz kaldı. Gitgide kızaran ve irileşen kafasından duman çıkıyordu. yeni doğurduğu bebeği ilk kez kucağına alan anneler gibi ağlayarak gülümsemiş.Kavalyem Azrail "Neler söylüyorsun anne?" Mini eteğiyle uçarak tüm dünyaya külotunu gösteren şu bıyıklı.ruğu gibi güme gitmemiz an meselesiydi. "kan çekecek. Ondört yıl önce. yukarıdan aşağı sütunundaki 13." "Ne?! Onyedi yıl mı!" "Evet.. burada mısın? Kabusun ortasında hayal kurma!" Ona bir bakış attım: Kıçı kırıklıktan çıtkırıldımlığa ne çabuk yükseldin? "Benim kadar çalışırsan sen de yükselirsin. Mor ağzında düğümlenen yıllanmış somurtuşu kabardı. Her sabah.. Galiba altına işemişti. Annemle babam. Tabancayı uzaktan yüzünde gezdirdiğim Zühtü Zubizaretta "Artık maalesef yal338 nızca 107 bin 487 kitabın kaldı. Daha ondördümdey-dim. Merak. Köylü kadın da beni anneme devredip köyüne dönmüş. "Hastanede miyim?" "Neden burada olduğunuz hakkında bir fikriniz var mı?" "Yok. Abidin Dandini. bana yaklaştığı sırada başını öne eğdiğini fark ettim. bilgisayarda aslına uygun şekilde düzenlenmiş. Yanımda büyükçe bir deri çantayla gittim. Üç katlı evin her yeri kitaplarla doluydu. Beni öz evladı gibi seven üvey annemi. geceden kendini vurarak ebedi uykusuna dalmışmış. Bir gün. 40 bininci kitabı aldığı gün. o kadar «1/ Abidin Dandini'nin sesiyle kendime geldim: "Hey evlat. Merdivenleri çıkarken "107 bin 499 kitabım var" diye açıklamada bulundu. Kalibre'yi sallarken dalgmlaştım." "Söyleyin doktor. Bummm! Halil İbrahim Kalibre yanık zerrecikler halinde uçuruma saçıldı. Ben de üzerimde beyaz önlük. hastanın kalp atışlarını gösteren bir monitör bipliyordu. kendimi bildim bileli salonun duvarında asılı duran afişi gösterdi: Uçan Kız .. bir hastaneye ait gibi döşenmişti: Hasta yatağına uzanmış Ferdi Fedai'nin koluna serum bağlıydı. O gün.Kalibre'nin ağzındaki bandı söktü: "Karın.. Bombanın pim halkasından misinayı geçirip düğümledi." "Ben senin annen değilim. Bizi de beraberinde patlatmaya niyetlenmişti. Ağzındaki bomba patlamasın diye sürekli başını geriye atıyordu. Sağ köşede. çoğunlukla. Zira çocuk sahibi olamıyorlarmış." Sesi titriyordu. Salıncağı var gücümle ittim. "Senin annen. Yirmi yıl önce. Fazlasıyla kan kaybettiniz. Bir şey diyemedim. kahvaltı sofrasında gazetenin bulmaca sayfasını açar. ömrünün son dakikalarında bana hakikati anlattı. minik kareleri harflerle doldururdu. soruda bir tuhaflık olduğunu fark etti: "Naçiz vücuduna kol kanat geren hempalara dümen çeviren ve sezon nihayete ermeden künyesi silinecek olan müptezel fırıldakçı. O yoksul fakat neşeli kadını. Köylü kadını meğer senaristin yıllardır ayrı yaşadığı fakat resmen boşanmadığı karısı işe almışmış.dyi görmeyi umuyordu.. Kültürünü bulmaca çözerek geliştiriyordu.. embesil sarışın nereden benim annem oluyor? işte o zaman. Cinai tehdit ihtiva eden bulmacayı ben hazırlamıştım. Annem beni görür görmez. sürekli titriyormuş. Birkaçını inceledim. Nazikçe reddettim. Gözyaşları içinde ellerini öpüyordum. Senarist babam." Utanmadan bir de aklımdan geçenleri okuyordu.. Onyedi yıldır." "Hatırladığınız en son olay ne?" "Eve dönüyordum." "Epeydir derken?" "Eee. Birden. Kitaplara dokunmamdan gıcık kaptığını hissediyordum. Beni evine davet etti. Bir düzine kitabı çantaya doldurdum. Uçan Kız filminin posterini salonun duvarına asmışlar. Yaşlı başlı bir senaristin metresi olan Uçan Kız beni doğururken. Derhal yanıma gelip kitabı görmek istedi. Kitaplarımı almayın!" Kırbaçlanan bir kardanadam gibi darmadağın oldu. Elyazmalarının dizili olduğu bölümde Çanakkale defterleri yan yana duruyordu. O haldeyken bile Cih.

Ferdi Fedai'nin yüzüne tutum. Aynayı.. Hareket kabiliyetinize yeniden kavuşmanız için elimizden geleni yapacağız. Daha sonra serum içinde Norcorun bağlayarak Ferdi'yi geçici felce uğrattık. değil mi?" diye soruverdim. Atom Bombacıyan arabadan inerken. göğsünde bana sıkılmış bir kurşunun izini taşıyor. onun çenebaz bir kaçık olduğunu düşündüm. iltifat tadı veriyordu. Kel bir devin kafasındaki son saç teli gibi yalnız hissediyorum" ya da "Şahin Şahmerdan'a söyle. Mesela bir restoranın dekoru... bütün gençliğim bu lanet yatakta geçti!. memelerinden süt yerine süt tozu akıyor. Abidin Dandi-ni'den öğrendiydim." Onu. kırışmış zayıf yüzü nü görünce ağlamaya başladı: "Demek. hesaplaşma tablosu tersine döner. "Önce öldü. Onyedi senedir hastane masraflarını Atom Bombacıyan karşılıyor. bir böyle konuşurduk. Şebnem Şibumi'yi etkilemek için yaptığım her şey. bir tür dansı andırır. arkadaşlarının tebrik mesajlarının yer aldığı bir film hazırladım: Özellikle mafya içinden birinin ortadan kaldırılmasına karar verildiğinde. cehenneme gitmesiyle benim bir ilgim yok. Yolda sordum: "Genç bir kadın mı bu Madam Gali?" "Hayır" dedi. takma sakalı gevşemişti. Bana Onan Kellesini Getirin!] Abidin Dandini kör olsaydı bile. çamurlu suya basmasın diye yere paltomu serdim: Bunu. birkaç konu belirlerdik. uzamış sakallarını." Sanki ona yalan söylemeksizin konuşmanın bir yolu yokmuş gibi "Üzülmeyin" demekle yetindim." dedi "Gizli depo.. Şebnem'in doğum günü için. Az sonra hemşire kostümlü güzel bir kız elinde aynayla geldi. benim DNA'larımda duygusallığın D'si. yazık. Frizbi gaipten gelir. Kas sisteminiz tümüyle paralize olmuş durumda. Abidin Dandini'ye "Aşk'm gerçekte ne olduğunu kimse bilmiyor. Şebnemle Pera Müzesi'ne gittiğimiz gün. Sürekli yatmanızdan kaynaklanan bazı yaralar da var. Tek fark şuydu: Tehdit frizbisini atan kişi saklanır. Önceden aramızda kararlaştırdığımız bir kişi." Fedai zırıl zırıl ağlamaya başladı. Hapiste şişlediler. fakat ellerini kıpırdatamadığı için durumun farkında değildi: "Yeşilköy'de. Buz pistte paten kayıp dans ettik: Rakip çeteler tarafından vurulan adamlarımızı bazen bekletmemiz gerekir. Maktule. İncele incele iltifata dönüşen hakaretler "Onu öldürürken kibar davranman gerekmiyor.. On seneden fazladır birlikte çalışıyoruz. Makyajı akıyordu. "Kıpırdayamıyorum?!" "Sakin olun Ferdi Bey." "Geçen sene.. Ferdi Fedai ölesiye şaşkındı.Ferdi Fedai dehşet içindeydi. fakat erkeğim ve beni huylandırdın" demişti. boyadı. keyfi yerine geldiğinde ise müspet sözler söylemesini teklif etmiştim: Gizli polisler veya yabancı gangsterler arasında kullandığımız bir taktikti.. Abi-din Dandini "Çok talihsiz bir hafta geçirdi" diye hayıflandı." "Hikmet Mete Tetik öldü mü?. birkaç aya kadar yemeğinizi kendiniz yiyebilirsiniz. şu andan itibaren kalbim senin için çarpardı. 1925-1984. biri de bacaklarından tutup taşırken. Elini omzuma koydu. Abidin Dandini. Şebnem'in Ş'si değildi. ben sadece tetiği çektim" türünden tuhaf laflar edilirdi." "Sen de kimsin?" Ferdi. 817 numaralı odaya bir ayna getirebilir misiniz lütfen" dedim. Hakaretlerinin inceliği. Mesela golf oynayan ya da havuzda yüzen canlı hedefe. Ağrıdan harap olmasın diye morfin enjekte ettik ve gözkapaklarmı açıp bantladık.'" Abidin Dandini'yi tanıdıkça konuşkanlığın tevazudan kaynaklanabileceğini. Artık sen benimlesin." "Hangi silahları? Ben artık her şeyin dışmdayım. Gülmemek için kendimi zor tutarak kapıya yöneldim: "Sizi baş başa bırakayım. makyajla ihtiyarlatılmış Abidin'i tanıyamamıştı. Bahçe girişindeki nöbetçiye "Kapıyı kendin gibilere açma" derdi mesela. "Benim.. söyle." "Yalan söylüyorsunuz!" "Lütfen ümidinizi kaybetmeyin. Ferdi Fedai'nin ve Abidin Dandini'nin yüzünü onbeş-yirmi yıl ileriye kurdu: Macunladı. Pistte ölüyü bir kişi kollarından. Seyrelmiş ve 340 ak düşmüş saçlarını." [SAM PECKINPAH. Gece boyunca bir makyaj sanatçısı.. Dandini paltosunu çıkarıp göledi kapatmıştı. 342 Barika'daki Sevgililer Günü partisinde Şebnem'e canı sıkıldığında halası hakkında menfi. Kolumdaki 'Ş' harfi dövmesi. sen iyi bir adamsın. birini ölümle tehdit etmede kullandığımız bir yöntemdi. Böylece." Gaipten gelen ıvır zıvır Görüyorsunuz ya. Yeşilköy'deydi. Bombacıyan da "Kadın olsaydım. mafyadaki tecrübelerimden uyarlamaydı. Önce intikam alır. Kumar oyna-yacaksak. sözgelimi "İşin bitti Volkan Revan" yazılı frizbi yollarsın." Vakur Avangart çeteden ihraç edildiğinde. ister istemez sağa sola kayılır. şimdi de işten kovuluyor. tanıdıkların müstakbel ölüye hitaben taziye mesajları filme alınır ve ilgili kimseye gönderilirdi.. Toydum. Ferdi Fedai'nden. Derdimi anlıyormuş-çasma başını sallayarak iç çekti: "Eminim bir gün sen de hayatının kadınına rastlayacaksın evlat. RNA'larımda romantizmin R'si yok." Felçli Fedai: "Tetik beni öldürür!" "Patronun tahtalıköyü boyladı. Abidin Dandini. cesetleri Florya'daki metruk buz hokeyi pistinde saklamıştık. Onyedi senede çok şey değişti. Moda'daki evine giderken kloroformla bayıltıp sahte kliniğe kaçırmıştık. hayatım onun yazdığı bir senaryoya dönüştü. Hijyenik ped reklamı gibi imalı sözlerle ve sahte bir neşeyle konuşuyordu. gizli silah deposunun yerini öğrenmek istiyordu." "Onyedi senedir burada değilim! Beni tuzağa düşürdünüz!" Kolumdaki saati ağzıma götürerek "Hemşire hanım. Nadide'yle tanışmamıştım daha. "o kadar yaşlı ki. Geçen yaz. Doğrusu. bir hastalığın iyileşmesine ve kötüye gitmesine neden olan şeyler ya da eski şarkılar gibi. Düzenli tedaviyle. Halil İbrahim silahları nereye saklıyordu. uyanmanız ancak bir mucizeyle mümkündü. Uzun zaman oldu. 75 . olay veya yer hakkında bir öyle.. Hemşire "Ferdi Bey'in ziyaretçisi var" dedi ve odadan çıktı. buruşturdu. Madam Gali denilen bir kadına elmas satacaktık. Bana öyle çok şey öğretti ki. Doğrulmaya çalıştı fakat başaramadı. "Seni seviyorum Şebnem" yazılı frizbi fırlattım: Bu. Bombacıyan çetesinin üst tabakasında yer alan ve ölümcül sırları bilen 'Şahitlerden olduğumun işaretiydi. Ve ona şöyle diyeceksin: 'Ben evli bir adamım. cinayetten önce düzenlenen bir nevi cenaze merasimiydi. Abidin Dandini içeri girdi: "Geçmiş olsun Ferdiciğim.. ondan sonra cesedi ortaya çıkarırız. Daima alaycıydı. mizah ile merhametin akraba olduğunu ve ilk izlenimlerin izlenim sayılamayacağını kavradım. Çünkü başı hariç tüm vücudu felçliydi. Biz de konuşmayı dışarıdaki ekrandan izliyorduk: "Silahlar nerede?" "Nasıl bilebilirim ki? Onyedi senedir uyuyorum? Depodadır herhalde?" "Bak Fedai. Çeten seni sattı." Beni de tiye alıyordu. 141 Çeteye girdiğim ilk günlerde. Bu kayıtlarda "Cennete giden en kestirme yol cehennemden geçer" ya da "Senden sonra dünya çok ıssızlaştı. Ruhumun fermuarı sıkışmıştı. onun karşısında ceketimin düğmelerini iliklerdim. uzatma. Dahası. Gizli cephanelikten haberim var." "Evet dışmdasın." Hayret tünelinde ışıksız kalan Ferdi Fedai'nin gözleri doldu.

. Annem bana "gerçek annen o" deyip Uçan Kız afişim işaret ederek ruhunu teslim etmişti. Aksi takdirde.Beni birileriyle tanıştırırken şöyle diyordu: "Hayati Tehlike. yapman gereken şey çok kolay." Benimle evlenir misin? Gerçi şu anda 'ben' derken neyi kastettiğimi bilmiyorum! "Merhaba" deyip gülümsedi. Fakat sevgisi. "Aptal gibi görünmeyi göze alırsan. Bir de kırkdört yaşında." "Emin misin? Bu kadar basit mi?" "Evet. öyle mi?" Birine silah doğrulttuğunda gülerdi: "Cehenneme gittiğinde seni Abidin Dandini'nin gönderdiğini söyle. [TİM TRILUNG. varlığımın kayalık zeminine ilk kazmayı vurmuştu. Nadide beni muhasebeci sanıyordu." Gelinlik giyeceksin. Burası güya benim ofisimdi. Duvağın ardından hüzünlü bir şefkatle "Burnun yapayalnız kalmış" dedi. "Sen evlisin?!" "Henüz değilim. M-. mucizeleri ucuz atlatırsın" diye geçiştirdim. monoton ve kronik romantizm]." Haklıydı. Nadide çok zeki bir kadındı fakat aşk onu kör etmiş. hattâ onlarla dans ettim. Gaga Sanat Galerisi'ndeki Bekarlığa Veda adlı sergiyi geziyordum." Gözlerinde bir kuşku çizgisi belirdi: "Siz erkekler. ben de birilerinin beynini uçuruyordum. Nadide ofise telefon ettiğinde benim birazdan geleceğimi söyleyerek vaziyeti idare etmek ve sonra da beni arayıp durumu bildirmekti.. herhangi bir davranışını ya da sözünü de. Elindeki yarısı dolu kokteyl bardağına dalıp çıktı: "Ne içelim?" Aklımdan geçen. Fakat o günden sonra. Hayat kadınlarıyla hiç ilgilenmezdi. telefonu "Buyurun Nadide Hanım" filan gibi bir cümleyle açarak aile hayatıma zehirli şüphe tohumları saçması işten değildi.. Alelade bir çapkın değildi.. Evliliğimizin otuzüçüncü ayında oğlumuz Gerçek dünyaya geldi ve Nadide doğum sırasında öldü. eğer erken boşalmak istemiyorsan. cüce damadın omuzlarına basıyordu. Kadın erkek münasebetlerine damgasını vuran meşhur hassasiyet. Gözleri bir sağa bir sola kay346 di." Onu tam olarak anlamak imkansızdı. akşamüzeri ofiste ağırlıyordu. Kendisine silah doğrultulduğunda gülerdi: "Bundan sonra doğum günlerim bensiz kutlanacak." "Öyle mi? Neymiş?" "Sevişirken göğsünden nefes alacaksın. Gelin polis arabasının arka koltuğunda oturuyor. hem de onları büyülüyordu. Daha doğrusu. aşk'm bir boyutudur" demiş ve eklemişti: "Hem sonra. Ben havlarsam o ısırır. Daima ya çok öfkeli ya da çok neşeliydi. ben uyursam o horlar. Siyah-beyaz gelin-damat fotoğrafları cidden enteresandı: Asansörde en üst katın düğmesine yetişebilmek için cüce gelin. Eşimizi tanımamızı engelleyen hastalık mirası [o uzlaşmacı. canımı almaya kalkışmasına engel olma yacaktı. Yine de Nadide Dide'yle yuva kurmak bana çok şey kattı. Haber ilgimi çekti. Geçici Diriliş] Nadide Dide'yle tanıştığımızda. Gamzeleri birer öpücük yuvası. Yüzüme bakarak sevecenlikle sordu: "Sen nasıl bir adanı sın böyle?" "Allah beni nasıl yarattıysa öyleyim. Dergiyi alıp karıştırmaya başladım." Üçbuçuk milyar erkek adına verdiğim cevap işte buydu. Karım beni muhasebe defterleri. Kucağımda bebekle tığ teber şah-ı merdan kalakaldım. Öz babam.. elleri arkadan kelepçelenmiş damat da bir polis nezaretinde arabaya bindiriliyordu. Kapakta 'Bilim Dünyasından Erkeklere Müjde' yazılıydı." Galerinin cam kapısındaki afişte yazılı adı gözüme çarptı: "Nadide Dide.. fotoğraf çekmeyi öğrendim. Hayat bir oyundu ve Abidin Dandini insan la rın hayatıyla oynuyordu. ilaca ihtiyacın yok. Sağlıklı ilişki ya da mutlu evlilik dediğimiz budur. hem kadınların büyüsüne kapılıyor. yıldızlardan ihraç edilmiş renkler yansıyordu. ben os. yalnızca Nadide arayacağı için.. Ofisi babasının malı ya da dingonun ahırı gibi kullanması münasipti. Her şeye gülebilirdi. Karnından soluduğunda işin biter. karısının cesedi soğumadan. değil mi?" "Aynen öyle. o daireyi dilediği gibi kullanıyordu. Nadide'den başkası beni ı/ı / ofisten aramıyordu. aslında duyuların çöküşüyle başa baş gider. Canlı bomba kadar hassaslaşmıştım fakat belli etmemeye çalışıyordum: "Bu fotoğrafları çeken kişiyi düğünümde görmek isterim. Avantaja bağladım: "Elbette. Bay Dandini. Leyla Kalahari'yi yani kadınını hatırlattığımda "Vefasızlık. sarışınlığını baskı altında tutuyordu. bir şartım var. tekrar ağzında toplandı.. bütün erkekler bekardır" 344 Four Seasons Hotel'in barında oturuyorduk. Gelinim o kadar güzeldi ki." Düğünümüzde. Abidin Dandini bir kahkaha patlattı: "Martavalın daniskası! Bak. aptal gibi görünmek pahasına bıyığımı korumaya aldım. Bıyığımı kesmiştim.. birlikteliğimizin sıhhatini garantiler. Atom Holding yönetim binasına yakın bir apartman dairesi kiralayıp dekore etmiştim. vergi hesapları vesaireyle iştigal ediyor zannederken. Ondan. dilimin uçundaydı: "Bize hayatımızın hatasını yapma cesareti verecek bir şey." Doğru söylüyordu. Nadide'yi gördüm. Kalbim yanan bir gemi gibi onun aşkının sularına gömüldü: "Merhaba. Yalnız. sahte sarışın dul sekreter vardı: Kader Güler. Lüks mekanlarda vakit geçiriyorduk. Bazı günler birlikte fotoğraf avına çıkardık. son derece yaygın olduğu bilinen 'erken boşalma' sorunu çözülebilecekmiş. mafyada çoktan 'Şahitlik' mertebesine erişmiştim. Tebessümü yüzüne yayıldı. bizim cehalet ve çaresizliğimize bağlı. Yapması gereken tek şey. paslı fare kapanı ağızlı kadın beni derhal evden kovmuştu. "Hımmm? Nedir?" Bombayı patlattım: "Gelinlik giyeceksin.rursam o kokar. Çenesinde-ki koca et beni. sessiz ve mülayim bir adam olan üvey babam." Kahkaha atacağını sanıyordum. Ona. Kader'e hiç ses etmiyordum." Başını eğdi.. Bunlar gibi onlarca ilginç fotoğraf. Dolmabahçe Sarayı'nın bahçesinde evlendik. Gün boyu telefonda çene çaldığı arkadaşlarını. Beni neden sevdiğini öğrenmeme izin vermeksizin scvcı di. Yani en azından havayı ciğerlerde dolaştırıp mideye iletmemek konusunda haklıydı. Kader Güler. Meleksi itaatkarhğıyla kalbimi yumuşatıyordu. Eski şarkılara hayrandı: "Eski şarkılar neden daha iyidir? Çünkü kötüler zaten unutulur." "Öyleyse bilim adamları neden bunu açıklamıyorlar?" "Çünkü saygınlık ve zenginlikleri. Gözlerinden engizisyon ışınları yayan. Yüzüne iki numara büyük gelen gözlerinde. Zaten ofise hemen hiç uğramıyordum. Ortası yoktu." Nadide Dide. iki dakika önce tanıştığınız bir kadınla bile yatmayı düşünebiliyorsunuz. ben 76 . iyi bir fotoğraf bize bir hikaye anlatmalı ya da ilham etmeliydi. ıssız bir yoldaki süslü bir kamyonetin kasasında dikilmiş el sallıyordu. Hikmet Mete Tetik'le görüşen Abidin'i beklerken oyalanıyordum. evlilik ise sağırlaştırmıştı. "Öyle mi? Yani beni düğününüze davet ediyorsunuz?" Sürprizler iradenin aktivitesini kesintiye uğratır. Yeni yılda piyasaya sürülecek bir hap sayesinde. hangi hendekte bulduysa bir karakoncolosla nikahlanmıştı. Mesai saatleri dışında da birlikte takılıyorduk. Masada ki dergiyi gösterdi. Devlet Malzeme Ofisi'nde çalışan." Nitekim sevgilisi Leyla Ka-lahari bir zamanlar şarkıcıydı. saraya gereken zarafeti tek başına karşılıyordu. Yağmurdan sırılsıklam yaşlı bir çift. Ona göre. mucizeleri ucuz atlatırsın Akıllı kadınlara da rastladım. Aptal gibi görünmeyi göze alırsan.

saçmalık ve salaklığa dört elle sarılıyordum. Gerçek'in hatırı için Kader de. Derhal frene bastım. çocuğu doğduktan sonra sersemleşir.. Gerçek'i özenle besliyor. çocuklarının okuyup büyük adam olmasını isterlerdi. insanı işkillendiren bir nifak havası yayıyordu. Hırsızlık. onların üzerine titriyoruz. Kuçuradi'yi evde bırakmıştık. geceleri Nadide'yi düşünüyordum. her şeyin kötüye gitmesine yol açan tuhaflıkları sezme yeteneğimiz büsbütün körelmiş durumda. tıpkı benim gibi o da annesini tanıyama-dan büyüyecekti. Bahçe kapısına "Dikkat Köpek Var" yazılı bir levha bile asmıştık. değil mi? Bir dengesizlikten kurtulmak için bir başkasına yönelmek zorundayız. Biz ise çocuklarımızın süper kahraman olmasını istiyoruz. sentetik bir boşluk vardı. Yetimliğimi kendime saklamış. 77 . ilk sözü "Anne"ydi. kaçınılmazdır. temizliyor. Aldatılan kazanır. hızla büyüyordu. Kuçuradi'yi gezdiriyorduk. Bebeğin yörüngesine girdi. Başucunda çömeldi ve köpeğin kanlı çenesini. alışveriş için çarşıya çıktık. Gerçek'in hayali arkadaşı. Çocuklarla iliş350 kimizde içtenliğin kâr etmeyeceğini sanıyoruz. Sokağa çıkmalarına izin vermiyoruz. Bütün dikkatini. bize canlılık katacak dertleri hissetme. şakrak ninnilerle uyutuyordu. Zavallı Gerçek. Hıçkıra hıçkıra gözyaşı dökerken "Kuçuradi. Hayat böyledir. Bir hayaleti telef etmiştim. Kendi saçı da siyahmış." "Baba. Her şeyi bıraktı. insanın hayat hakkındaki fikirlerinin değiş-mesidir. akşamları Gerçek'le oynuyor. Bu işte tecrü-beliymiş. Dönüşte arabayla ağaçlık bir yoldan geçiyorduk. Ona bir oda verdim. Varlığımıza hükmeden sorunları görme. Belki bu çağda hayat ile mana arasındaki mesafeyi kapatmada şu mottonun faydası dokunur: Bütün günahlar para kaybettirir. Kader'e anne diyordu. Bir adam. Dolayısıyla her çocuk. Terör ve kör şiddet sayesinde anlamsızlığın eşiğinden döndüğümüz oluyor. fakat etrafı dağıtmıyordu. bilin cimizin çarkları oksitlenmişse. doğrulardan ayıklanmaları ihtimalidir. haddimizi bilmiyorsak. Bu duyguların üçü de umutsuzluk yüklüydü. Yalanlarımızın umut veren yönü. Kader. gösterilen dikkate bağlıydı.. öksüzlüğümü çocuğuma aktarmıştım. minik elleriyle okşamaya koyuldu. Bu. Kuçuradi bizimle birlikte sofraya oturuyor. Oğlumun masumiyet dolu saf kederi. En yararsız ve en zararsız insanlar bile cezasız bırakılmaması gereken cürümler işleyerek yaşıyorlar. Ben de Gerçek kadar biçare ve savunmasızdım. enerjisini ona harcıyordu. bir anne-babaya ait olmanın bedelini ödüyor. Zengindim Arnavutköy'de bir villada yaşıyordum. olanca işe yararlığına rtg uı«» men. Erkekler öyle değil. Bu şartlarda nefret dahi etkisi altında yaşadığımız toplumsal anesteziyi hafifletmiyor. Sanki hayatımızın temelini oluşturan hüzünlü hileye iştirak etmenin iyi olacağı fikrindeydi. çocuklarımızı da sevmekten aciziz. babanın dünyasını yönetmeye başlar ve onun hareket kabiliyetini kısıtlar. aptala döner. Psikiyatr. otomobil kapılarına kilit uyduruyoruz. Yoksa bir çocuğu mu ezdim endişesiyle kalbimin zembereği boşaldı. Arka tarafa yürüdüm. Aynı olay. henüz üç yaşındayken ellerine bir oyuncak bebek alarak anneliğe hazırlanıyorlar. Ölmüştü. yalancı beraat etme şansını kaybeder. Çünkü köpeğin varlığı. Ofisi kapattım. budalalığımızın verdiği enerjiyle abartıyoruz. köpeğin ölümüne ihtişam kazandırıyordu. Kader. bir bebeği olsun diye can atıyormuş. cinayet ve tecavüz gibi suçlara ilişkin yargı ve müeyyideler. Gerçek'i görünce sevinçten havalara uçtu. Hakikatleri. araba kullanırken ya da Nadide'yi özlerken Gerçek araya giriyor. Uçan Kız yani öz annem ise kim bilir neredeydi? Belki o da tahtalıköy-den yükselen alevlerin dumanında oradan oraya uçuyordu? 348 Kısacası. Saçlarını siyaha boyattı. Kuçuradi de benimle burada uyuyabilir mi?" "Tabii ki. ölür ölmez ete kemiğe bürünmüştü. fakat kakasını avuçlayıp cebimizde taşımamız filan gerekmiyordu. Baba olmak. Gözlerinde acıklı bir ifade vardı. Ya ne olacaktı. "Bizim kokumuzu takip etmiş!" dedi heyecanla. dolaplara. Köşeleri suç. Gerçek. Oğlum. Küçüklerine bebekliklerinden itibaren o bakmış. Gerçek'i büyütmeme yardım edebilecek kimse yoktu.doğduğum gün intihar etmişti. Karım. dilimiz dua ederken bile yalandan başka şeye dönmüyorsa. bebeğin minik ellerindedir. Esenlik motifi taşıyan her türlü sahtelik. Bütün günahlar para kaybettirir Kader. hayal edilebilecek en iyi köpekti. ben de Kuçuradi'yle bira-rada yaşamayı kabul ediyoruz. Bunu söylerkenki yüz ifadesini görmek için bir saniyeliğine arkaya dönerken "Bence uçakla gelmiştir" dedim ve tam o anda ön tampondan boğuk bir çarpma sesi duyuldu. kalk" diyordu. beni dan diye talihsiz yavrunun çaresiz babası kılarak uçurumdan yuvarlarken. Hayatın. Kızlar. Onbir aylıkken yürümeye ve konuşmaya başladı. Kader ve ben geçen yaz Fethiye'ye tatile gittik. hele ki yalnızsa. ağlamaya başlamasıyla fark ettim. 352 Gerçek'in yanımda dikildiğini." O saçaklı kadın hızla evrim geçirerek ayçiçeği gibi hamarat ve huzurlu bir varlığa dönüştü.ı sil ki kendimizi tanımıyorsak. "Hani. Ben birini öldürürken. 351 Kuçuradi. nerde?!" diye salak gibi solumdaki camdan bakındım. Hipnotize edilmişti sanki. Arka koltukta oturan Gerçek birden "Baba bak! Kuçuradi!" diyerek ayağa fırladı. fakat yemiyor du. Ya da yetişkinler tarafından kuşatılmaktan kaynaklanan travmayı yaşıyor. Körkütük köleliğimizi ve / ya da uçsuz bucaksız vurdumduymazlığımızı onlara dikte ediyoruz. gerçekte kim olduğumu öğrenemeden göçüp gitmişti. Emniyet kemerleri evreninde yetişen çocuk. Birkaç gün sonra. Kader Güler'e yeni bir ufuk açıyordu. Öte yandan. muhasebeciyi de mezara sürüklemişti. Çocuk. Arabadan indim. Onu nasıl yetiştireceğimi bilemiyorum. Kuçuradi. Bu defa Kader'i otelde bırakmıştık. Bu söylediklerim de abartılı. Konuşan bir köpek. Meğerse. Bizim kuşağın ebeveynleri. Hayatı boyunca görünmez olan Kuçuradi. Param vardı. babalık ve hasretten oluşan bir şeytan üçgeninde yaşıyordum. Kuçuradi evin içinde oradan oraya koşuyor. Nadide'nin ölümü. İşinin ehli bir dadı buluncaya kadar sekreterimden destek alacaktım. Nerede şu anda?" "işte" diyerek parmağıyla kapının yanında bir bölgeyi işaret ediyor. Abidin Dandini'nin de ikide bir söylediği gibi "Birinin tutuşan sakalında öbürü ellerini ısıtır. dokuz kardeşin en büyüğüymüş. Hayaletin kaza sonucu ölümü Gerçek'e iyi geceler öpücüğü veriyorum: "İyi geceler canım. Tımarhanede yaşayan bir kocakarı tarafından örülmüşe benziyordu. Yani boşa geçeceği aşikar bir istikbalin provasını yapıyordum. Yerde danua cinsi. Kader Güler hariç. Çünkü n. sahiden güçlü olabilir mi? Sanırım. Gerçek'e sahici bir Dalmaç-yalı satm aldığımda "Kuçuradi ondan hoşlanmadı" diyerek geri çevirmişti. annelik de babalık da asla hakkıyla yerine getirilemeyecek görevler: Mission Impossible. Bir yalan gerçeklerin arasında değişmez bir yere kavuşunca. siyah-beyaz bir köpek yatıyordu. dört yaşındaki bir çocuğun. Prizlere otomatik kapak. Gün içinde kanunları çiğniyor. ben onu nasıl büyüteceğimi düşünürken. Fakat evimde büyük. Kader benim evime taşındı. gündelik hayatımızın kahrolası bir zulümler toplamı olduğunu gözlerden gizliyor. Sağlıklı ve güzel bir çocuktu. hayalinde bir arkadaş üretmesinin normal olduğunu söylemişti.

Garip bir biçimde. roket yakıtı iç356 miş deli ataklığıyla saldırıya geçti. Silahlı çatışma ve lego inşaatı. Rodeo yapan terli cüce palyaço Kumaşı. Kuçuradi'nin uçamaması-na bozuluyordu. Kuçuradi de var olmadığı için yok edilemiyor. çok sağo-lun efendim. eş olarak kabul ediyor musunuz?" "Evet!" Alkışlar. tek gözlü Leyla Ablasını sevmişti. diğeri sol bacağımı koparıyordu. Ona sarıldım. Mısır piramitlerinin. yamacı kaplayan asma bahçesindeki sığ bir çukura yuvarladım. Striptiz kulübünde eğleniyorum. İşte benim hayatım bu pantolona benziyor. her türlü ihtiyacıyla ilgilenecekti. Nadide'ye yalan söylemiştim. Çünkü adının Kuçuradi olduğunu iddia ediyordu. Manasını çözemediğim im bir hayal kırıklığına odaklanmıştım. "Hayati Beyciğim. Yaşarken hiç de enteresan gelmiyordu. Köpeği. Kazayla birini öldürmek. Dandini sıkı bir dosttu. dedikodumu yapıyorlardı." Umarım yeni tuzağında. Rüyamda. bakıcı tutmaktan çok daha güvenli göründü. "Tebrikler damat bey. o şeref bana ait. Fakat o öz ağabeyim gibiydi. kurdele bağlanmış petrol fıçısını andıran gelin arabasıyla hayatımızdan uzaklaştı. Fakat hiç değilse yalanımın bir muhatabı vardı. tamam mı?" Şimdi anlıyorum ki hata ediyorum. Onun çocuk masumiyeti. Neptün.." "Çok güzel konuştunuz Hayati Bey. henüz bir sırdır. istersen. rengi. Bazen oğlum ve hayali köpeği. Kesin. nikah şahidimiz oldunuz. Nereye gitsem. Yani evlendikten sonra işi bıraktı. Kuçuradi sahiden var olmadığına göre. Bu sayede toparlanabileceğim düşünüyor. Elimden gelen tek şey. Yerde badana fırçası izine benzer bir kan çizgisi oluştu. her yaştan erkeğe bakabilecek göz vardı.Gerçek'i usulca kucakladım: "Gel yavrucuğum. Yol boştu. Gerçek. kalbinin iltihaplanmış olabileceği yalanını uydurmuştu. Sonra dönüp köpeğin leşini yol kenarına sürükledim. Gerçek'i anaokuluna kaydettirmiştim. Gerçi ben Kuçuradi hakkında çok şey duymuştum. Hayali arkadaşın hakiki cesedinin hayaleti bana musallat olmuştu. Etrafta kimseler görünmüyordu. hepimizden uzun yaşamalı değil miydi? Bu ölü köpek acaba kime aitti?. Sakinleştiğin zaman konuşuruz. Ona acıyorum.. Koluna hafifçe vuruyorum. bombalanan bir müzede paramparça olan dinozor iskeleti gibi dağılıyordum. Tuhaf günlermiş. hareket etmediği için durdurulamıyordu. Derin bir nefes aldım. kara para ve oyun hamuru. Yanında Kuçuradi oturuyordu! O günden sonra Gerçek." İsterseniz kolumdaki dövmeyi gösterebilirim? İmzalar atıldı. * ^c * "Siz. rodeo yapan cüce bir palyaço gibi sık sık ter dökerler.. timsahın kopardığı bacaklarıma yeniden kavuştum. Bir kez daha aynadan Gerçek'e baktım. Düğünde birkaç kere gelinin adının bestelenmiş hali olan Erkin Koray'm Fesuphanallah şarkısı çalındı: "Bize de bir gün Kader Güler. aradığın konforu bulursun. "Sen adi bir yalancısın! Pisliğin tekisin! Seni farklı sanmıştım!" "Neptün lütfen kendine gel. "Bak." Şarabı yudumluyor. O da Ferrari'sini benini koltuğumun arka tarafındaki yokuşlarda kullanıyordu. Hayatınızın en isabetli seçimini yaptınız. hiçbir baskı altında kalmadan. kendimi öldürmemekti. Kimse kimseye kolay kolay böyle bir yardım355 da bulunmaz. ellisine merdiven dayamış. benim yalanlarımı kendi doğrularıyla dengeleyebilecek durumda değildi. kokain ve çikolatalı süt. Midyeler gibi "Çok iyi geçineceğinizden eminim. Pazarlamacıymış. Nihayet yüz yüze tanışabildik. şeref duydum. Kuçuradi'den hiç bahsetmedi. diğerinin sol yarısına dikin. üzüntüsü geçmişti." Gülümsemesi yüzünde büyüyüp küçülüyor. Onun su katılmamış bir sahtekar olduğundan emindim. yanımda konuşup duran bir görünmez köpek vardı artık. kan gölü ve boyama kitabı. "Rica ederim. Küçücük bir Ferrari'yle oynuyordu. tamam. yığın formunda inşa edildikleri için asla yıkılmayacakları söylenir. Denemeye değerdi. kel kafalı bir adamdı. Doğrusu bu kadın geyşa ile kraliyet mürebbiyesi karışımıydı." "Kader Hanım hakikaten çok dürüst ve iffetli biri. merak etme. ben bütün insanları severim. stili birbirinden farklı iki pantolon alın. sakin ol. buralara kadar geldiniz. Kuçuradi yine bizimle olacak. Karalar bağlayan oğlumu arabaya taşıdım. benim dertlerime kayıtsız kakmıyordu. Gerçek'in varlığı ona da iyi gelecekti. Gerçek'e Leyla Kalahari'nin bakabileceğini söyledi. Sonra beni ayarttı. Bir keresinde Gerçek'e masal bile anlatmıştı. Bu konuda ayrışıyoruz işte. polis baskını ve Teletubbies. Neptün Petunya nahoş fıstıklardandı. Antenlerimi açmıştım: Tozlu yoldaki karıncaları bile ezmemeye çalışarak ilerliyordum. cenaze merasiminden kısa sürmüştü. Güler-lnşallah. bir meslek hastalığı olduğu anlaşılıyordu." Gün boyu telefon edip mesaj gönderen Neptün Petunya geceyarısı kapımı çaldığında. Gözyaşları içindeki timsaha tüküren lama kadar kararlıydı. onlardan niye hoşlanmadığınızı bilemezsiniz. Dikey olarak ortadan kesin. yüreğime su serptiniz. Öleni hiç tanımasanız da durum değişmiyor. Balayına karşılık. Kader Güler-lnşallah. konuşmadığı için susturula-mıyor. Sonra birinin sağ yarısını. Leyla Kalahari çocuğu okula götürüp getirecek. takma kafana" filan diyordum. Dört yaşındaki oğlum ve bir köpek hayaletiyle baş başa kalmıştım. biçare ve yapayalnız bir alkoliksin değil mi? "Kader sizden çok sitayişle bahsediyor. Kadın gün boyu evde yalnızdı." Fakat maalesef "Mutlu evliliğin sırrı. artık Gerçek'e dadılık yapamayacaktı. Şimdi evleniyor. Sonra oğlumla birlikte çocuk tiyatrosu seyrediyorum. Çocuğu yok. Gerçek. Üzerine ruh kremi sürülmüş çürük bir et parçasına dönmüştüm. Bazı güzel kadınlar vardır. Karısı dört sene önce ölmüş. Çocuk işte. Arabaya koştum. ömrünün geri kalanını verecek. Ben de "Zamanla o da olur. sessizce oturuyordu. beni dokuzuncu kattan aşağı fırlatan Ya-kuza tekmelerinden daha sert bir etki uyandırıyordu. Birlikte uzaya gitmeyi bile planlıyorlardı. Abidin Dandini "Erkeğin dokunulmazlığı yoktur" demişti: "Krallar bile." Eğer 'farklı' olmadığımı düşünüyorsan tam olarak ne istiyorsun? 78 . Benim durumumun aynısı. Abidin Dandini." Mankafa. "Beni sevdiğini söyledin!" iltifatı dava konusu ediyordu. Hiç kaybolma yan gülümsemesinin. Şipşak cenaze töreni sona ermişti. Gerçek.. Kader Güler.. "Şahit misiniz?" "Evet. boylu bos354 lu. İsmail İnşallah'ı. Matem. Düşündüm." Nasılsa hayalinde yeniden 'canlandırabilirsin'? "Hayır!" dedi iç çekerek "Öldü o!" Kafamın içinde kuyrukları birbirine değmeden ahenkle dans eden porselen tilkilerin üzerine disko topu düşmüş ve hepsi birden tuzla buz olmuştu sanki: Gerçek'in en iyi dostunun ölmesine sebep olmuştum. Direksiyona geçtim. Aynadan bakarak Gerçek'i kontrol ettim... Pediatri uzmanı olan bu kadın. "Babacığım! Babacığım!" diye sevinçle koşarak boynuma sarıldığında. cinayetten çok daha rahatsız edici." İsmail İnşallah. Çü rük muz yemiş maymun gibiydim. Elinde şarap kadehiyle yanıma yaklaşıyor. dört metre uzunluğunda iki kafalı bir timsahın beni afiyetle yediğini görüyordum: Biri sağ. bademcikleri şişen oğlumun. Gerçek. Çocuğu bir tanıdığa emanet etmek." Kader Güler-lnşallah. fakal sonsuza dek harlamamız gereken bir tapmak ateşi yakmadığımızı söylemeye çalıştım. Onda. Aylar önce bana yaptığı cinsel jestten ötürü kendisine minnettar olduğumu.

bu arada esas ismim Hayati Tehlike. 360 benim yanımda o. takkeli bir adam evin bahçe kapısında durdu. Şebnem yavaş yavaş önümüzden geçerek rıhtımın yolunu tuttu. anlamıyorum Hayati. kızın etrafında dönüyordu. görmüyor musun? Gerçek'e annelik yapabilirim. Barbaros Hayrettin Paşa ile bendenizi fotoğraflar mısınız?" Beni gördüğüne sevinmişti. Kıza elimi uzattım: "Ben. Bir giyim mağazasının önündeki canlı heykelin yanındaydım. Yirmi gün aramadı. Amacınızı yitirdiniz mi. Şebnem'den Gerçek'i ve kendimle ilgili diğer kritik konuları gizledim." Komik bir hışımla çekip giderken. Beşiktaş Meydam'nda pat diye karşısına dikildim: "Hanımefendi. pisuvarda işerken pantolonunu tamamen indirme sakın. saygıdeğer bayan" dedim. Zekam en çok kendini kandırmada kullanıyorsun. "Kalabilir miyim?" Cadalozluğu tümden silinmişti. En büyük yalanlarım sevgilinden esirgersen.. şımarık ve tehditkar olma yeteneğine hayranım. müstakbel kayınpederim olmasını umduğum Şerif Bey. anılarımı anlatırken. yalan gölgesi kullanırım. iltifat ederken. Kalıbımı basarım şeytan bile Neptün'den yeni numaralar öğreniyordur. ilk banyosunu yapmış bebek kadar masum kalır. yo. Gözleri. "Neptün. Beklemek neymiş ben o yirmi günde anladım. bu söylediklerimin bile bir kısmı yalan.. kulağa hoş geliyor değil mi. Bir aile olabiliriz. yanardağa yağan kar gibi eriyordu. lütfen bir fotoğrafımızı çeker misiniz?" Canlı heykelle birlikte Şebnem'e poz verdik. Kısa bir süre sonra da.. Pinokyo'nun ağzına. Maalesef. OtO mobili koşarak takip etmekten bile. Saçları. ı Aşk. Fotoğraf makinesini de kağıt çantaya koydum." Timsahları beslemem gerek. Üsküdar'daki Şibumi Sokak'ta bir eve gitti." "Eyvallah.. kendim olmam için bende eksik olan şeydi. seni hasta kabul servisinden içeri sokmazdım. Restoranların bulunduğu en üst kata varmadan Şebnem'e rastladım. Yemekten vazgeçtim. kaç adam geberttiğimi hatırlamıyorum. Beni anlamaya çalış. Sonra haberleşiriz. çocuğumla / [lafın gelişi] ebeveynimle konuşurken. neşeli. babandan hiç hoşlanmadım. Bu kızla aynı ağaca yuva yapmak istiyordum. Kuçuradi'nin iz sürme yeteneği sayesinde onu buldum ve takibe başladım.. çilek reçeli köpüğü gibi parlıyordu. Teşekkür ettim. İstanbul. "Hanımefendi. telefon numaramın yazılı olduğu bir not sıkıştırmıştım. üç yıl kadar süren evliliğimiz boyunca bir nebze herze yedim nitekim. daha çok dikkal çe ker. Şebnem'e "Şu bir zamanlar sevgilin olan Reha Veto var ya. "o romanı ben de okudum. Aşk. şaka yaparken. Enver Paşa. duygularında samimi olduğunu ispat edemezsin. Mağazadan kapüşonlu bir eşofman üstü satın alıp hemen giyindim." "O züppe kraterinde n'apıyorsun?" c:■. Arabanın içinde Kuçuradi'yle birlikte beklemeye koyulduk. Ertesi gün. Arabayı evden biraz uzakta. fotoğraf makinesini yanıma aldım ve yola yayan devam ettik." "Bunu söylemek için mi aradın?" "Evet. O kadar güzeldi ki. ak-sakallı.. Eski günlerdeki gibi fotoğraf avına çıktım. Az ötedeki otobüs durağına monte edilmiş panoda "Enver Paşa ve Sarıkamış Faciası" konulu bir konferans afişi asılıydı."Neden korkuyorsun? Kadınlık onurumu hiçe sayarak sana koştuğumu görmüyor musun Hayati?" Hareli gözleri dolup taştı. fakat Kuçuradi peşimi bırakmıyordu. ben bir gangsterim." 358 Ne tarafa yönelsem el âlemin ruh ikizleriyle kuşatılmış olmanın hüsranım yaşıyordum. Akşamüzeri. gözlerimiz "Bana karşı dürüst davranıp her şeyi berbat etme sakın" demeye başlar. eğer benden soğuyacak olursan çekirdek ailenizi çitlerim" desem ilişkimizin temelleri herhalde çok daha sağlam olurdu ha? Ne tuhaf. t:/ "Beni kovuyor musun?" Narin bedeninde bir kurt adam kasılması baş gösterdi. insanı densizleştiriyor. acılarımı paylaşırken. kederli. Rotayı. "Hayır. Bu adamın. haydi. Kuşlar boğuk çığlıklar atarak düşüyorlardı. müsait bir yere yanaşın IS'I dım. Cidden çok yorgunum. Şebnem. yolcu teknelerinden birine bindi." Adımı söyleyemezdim.. Ben de Kuçuradi'yi kucaklayıp aynı tekneye kapağı attım. Şehrin üzerine kezzap dökülmüştü sanki. tuvalete gittim. Hakikati ortaya sererken bile yalan söylemekten kaçınamıyorum. Kız gözden kaybolmuştu. Bu kız. büyük ihtimalle altı ay sonra senden sıkılacağım.. Bunca hafakan içinde karnım acıktı. "Şebnem Şibumi.. Doğrular. Kuçuradi. Gölgem bile benimle takılmaktan sıkılıp ortadan kaybolmuştu." "Ben artık uyumalıyım Neptün. Yanındayım." Bir tımarhanem olsaydı. Şebnem'in babası eski polis Şerif Şibumi olduğunu yakında öğrenecektim. Yalanlarla bir yerlere gidebilirsin fakat geri dönemezsin Öğlene doğru Kuçuradi "Hey! Uyuma. kız çıktı!" diyerek beni uyardı. Yapayalnızsın. Kadınların diledikleri anda öfkeli. Artık.. Orta yaşlı." Acaba seni öldürsem mi?. beni avlamak için yemin etmiş bir polis ordusunun başına geçecekti. Nadide'den kalan fotoğraf makinesini aldım.. sana heyecan veren o romantik atraksiyonlarımın hepsini de mafyada olup bitenlerden apardım. Kalbimize aşk oku saplandı mı. * ^t * 2 Kasım günüydü. Barbaros Hayrettin Paşa heykeli bile ona gülümsedi." Ümit dolu bir yalvarışla gülümseyerek elini hafifçe çektim." Frambuazh dudaklarından dökülen her hece büyüleyiciydi. "Tuvaleti kullanıyorum. Bir cinai şebekenin kurmaylarından olduğumu öğrendiği anda benden çığlık çığlığa kaçardı.. Kibirlenmeyi kendine saygı duymak sanan şebeklerin tapmağında." Şak! Pençesiyle yanağıma müthiş bir şamar attı! Körük gibi soluyor. Yürüyen birini otomobille izlemek. Ertesi günün akşamı yine yoluna çıktım. yalanlarla ilerler. yalan sosu. "Ama. bir balinanın arılardan etkilendiği kadar etkilenmişti.." "Kesinlikle yalan söylüyorsunuz.. beş yaşında bir oğlum var. Şekerli sakızdan imal edilmişti sanki." "Pekala evlat. Gitsen iyi olur. daha fazla zorlama artık. ikramda bulunurken. Yine de Şebnemle birlikteyken Ümit Usta'nın programına çıkmış kızarmış tavuk kadar mutluydum. Ona bir Pinokyo kuklası hediye ettim. gülümsüyordu. Besbelli benden. ömrümün geri kalanını. "Kendimi hazır hissetmiyorum. şafakla yola çıkıp Audi'mi Şebnemin evinin çaprazına park ettim. Vaatte bulunurken. Akmerkez'deyim. Malı cup ve masum. Abidin Dandini telefon etti: "Türkiye'de misin?" "Tam isabet. Akmerkez'e çevirdim. karım öldü. neler kaçırdığımı bilerek yaşayacaktım. midenin tik-takları size yol gösterir. kapıyı çarparak beni protesto etti. fakat yaşasaydı bile seninle aşna fişne fırsatını kaçırmazdım. aşkın hijyenini yok eder. Bize doğru baktı ve içeri girdi.. zemzem suyunda yüzen üzümler gibi parlıyordu: "Ben de Dilara Dilemma. Bu defa tek basmaydım. bir şey satarken / satın alırken. korlaşmış gözlerinden bir yalvarış dumanı tütüyordu: "Geber!" "Kendini iyi ifade ediyorsun. 79 . yalan parfümü.

Ben de "Tamam" dedim. Bazen beni tutup havaya kaldırıyor. cumartesi ya da pazar günü. Ben de sevindim. Onu özlüyorum. "Bana benzemedi" dedi. Sonra. kurbağa" dedi bana. Ben doktorları severim. Yani cuma. O yüzden balıkları durdurdum. Onu ben öldürme dim. Bana aldığı gazozların kapaklarını biriktirmemi söylemişti. Onlar şişmişti. Ben de "Örümcek Adam yanında mı?" diye soruyorum.) di. Az ağaçlı bir ormana gittik. Benim uzaktan kumandalı arabalarım var. Babamla sinemaya gidiyoruz. Örümcek Adam. [EMO PHILIPS] Anaokulunun bahçesindeydik. dudak yerdi. Kurbağa zıplıyordu. Babam iki tane su tabancası aldı. Bana çivinin nasıl atılacağını öğretti. Babam dedi ki: "Uçurtma ister misin?" Ben de dedim ki: "İsterim. Vazgeçtim. En alt katta televizyon seyrediyor. telefonu Örümcek Adam'a veriyor. Bir hafta değil. Böylece onu havada hareket ettiriyordum.Sık sık buluşuyorduk. Paranın üstünü almadı. Bir tane kalemlik gibi kutu vardı. Bana bir çivi aldı. Boğazımda bademcik yuvarlağı var. Hep telefonla konuşuyordu. istemeden oldu. Eskiden ben küçükken Kader Abla vardı. Babam eski oyuncaklara baktı. Vildan öğretmen seslendi. Aslında böyle yapmamanı lazım. Kurbağaya çok dikkatli baktım. Ondan sonra ben başka tarafa bakınca uçurtma yere düştü. Doktor Neptün Petunya beni görmeye geldi. mermeri atıyorsun. Kalemleri yok eder. Bir de Örümcek Adam'ı çok seviyorum. Ona söz verdim. Uçurtma bizim oldu. Babam 10 lira verdi. Vildan öğretmen çok korktu. cinayetten bile yutacağı kesindi. Biraz koştuk babamla. Sırtını duvara yapıştırdı. Roket Ali çizgi filminde gördüm. Beni Doktor Neptün Petunya'ya götürdüler. Dikkatle bakıp çiviyi yere saplıyorum. Ondan sonra dedi ki: "Üzülme Gerçek. "Ben senin kadarken şu polis arabalarıyla oynuyordum" dedi. Nasrettin Bey geldi. telekinezi yeteneğim var. Kutu yere düştü. Ben büyüyünce bıyığım olacak. Uçurtma havada düşüyordu. Ben de onu seviyorum ama bize gelmediği için biraz küsüyorum. Uçurtmayı uçuran çocukları bulduk. Size bir tane espri yapayım: "Mademki inecektin. Akvaryuma uçak. senin özel gücün var. Tepedeydi. "Gel" dedim. Korkunca kalp hızlı atar. I Babam. Babam dedi ki: "Bu uçurtmayı bize satar mısınız?" Uçurtmanın sahibi olan çocuk "Olur" dedi. Babam karate biliyor. Oraya 'koru' deniyormuş. Sonra gazoz kapağı oynadık babamla. Bu gücünü kullanma. babamın arkadaşı. Çünkü annem yok. Bazen de hiçbir şey demeden ağlıyorum. Ne dersem yapar. uçak denize düşmüştü. Ben oyunlarda biraz hile yapıyorum. Kurbağaya baktı. Ben kovboy olmak istemiştim. Bakarak. Ben komedyen olacağım. Abidin Amca'nın bıyığı yok. Toprak bir zemine 'V harfi çizdi. Baş başa kaldığımızda bana sorular soruyor. Ben de onun dediklerini yaparım. Beni doğururken. Yanmdaysa. Nasrettin Bey çabuk gelemedi. İradeyi kilit altına alan bir cazibesi vardı. Fakat sonra oynayamadık. Çubuklar etrafa saçıldı. hiçbir meyvede bulamıyor olmalı. Onun resmini de yap364 tim. 362 Annem de ölmüş. Kalbi durmasın diye çok bakmadım. O da küsmeyeyim diye bana kendi kitaplarından yolladı. Dişçiye gidince ağız öyle kocaman açılır. Yüzdüm denizde. ellerinde poğaça!" Doktorun muayenehanesinde biraz korktum. Kuçu-radi kızlarla ip atlıyordu. Babam da ipi tuttu. O yanmca ben aldım çiviyi. Onun kadar güzel kim olsa. Doktor çubuklar düşünce beni bıraktı. En çok da Sürpriz Yumurta çıkarır. Doktor Neptün Petunya benim yaptığımı anladı. Kurbağayı cebime koydum. Babam bunları fark etmiyor. Sonra çiviyi atıp yere sapladı. Neşe bana baktı. Akvaryumdaki balıklar ölünce oraya gömüyoruz. O da dışarıda oynanıyor. Uçurtmaya dikkatli baktım yine. Ben. Dedi ki: "Nasrettin Beeey!" Böyle titredi. Hukukun üstünlüğünü aşan güzelliği sayesinde asla hapse girmeyeceği. Ben de ona baktım. Gökte bir uçurtma gördük. Bir gün babamla geziyorduk. Fakat beni almaya yal nızca hafta sonları gelebiliyor artık. Karagöz'e gidiyoruz. Bunu kimseye anlatma sakın. "Aferin oğlum" dedim. Tırnaklarının kenarlarını yemesini gayet iyi anlıyorum. Geldi. "üzülmedim ki zaten. Zil çaldı. Babama çok su sıktım. Kuçuradi resimlerimi çok beğeniyor. iki hafta olunca hep geliyor. Benim babam sihirbazdır. Tahta bir çubuğu ağzıma sokup baktı. Kitapları saklıyorum. Çivi oyunu çok güzel l(. Bana hep "Aferin. Bazen buluşuyorlar. insan söz verince tutar. Duran şeyleri de oynatıyorum. Nasrettin Bey kurbağayı tek bacağından tuttu. havadaki uçurtmayı nasıl satın aldı? [Gerçek Tehlike] Aranızda telekinetik güçleri olan varsa. Parmaklarındaki tadı. Birlikte Oyuncak Müzesi'ne gittik. Telli araba. Mermeri 'baş'a doğru yönlendiriyorum. saç. O bana çok sıkamadı. Sonra başkalarına da su sıkıp kaçtık. Havadaki uçurtmanın ipine bakarak gittik. Kuçuradi kurbağa buldu. Tiyatroya gidiyoruz. Espri yapmayı seviyorum. Yine de teşekkür elli Babam bana her akşam telefon ediyor. Onun da kalbini durduracaktım. İki tane. Yani. İçlerine su doldurduk. "Ölmüş" dedi. Örümcek Adam beni çok seviyor. Uçurtma da bizimle birlikte geldi biraz. Bağırdı hemen." Babam elimi tuttu. Babama çiçek veriyorum bazen. Mavi ata binmiştim. ilerideki masada duran çubuklara bakıyordum. Ben ağlarken "Babaaa" diyorum. çok dikkatli bakınca. Vildan öğretmen ağladı. yasalardaki boşluktan faydalanıyordu sanki. Bana dedi ki: "Ger-çekçiğim. Haydi gidip gazoz içelim. Ondan sonra da parka gidip oynadık ikimiz. Ben korkunca. çok yeteneklisin" diyor. Rüzgar uçuruyor sandı. "Bak. Annemi hiç hatırlamıyorum. mantar tabancası bir de topacı varmış. Anaokulunda çocuklar hep "Anneee" diye ağlıyor. Babamı az görebiliyorum. Okula girdik. 2 Lira istedi. Aramızda sır olarak kalsın. "Vırak vırak" dedi. Okuldaki televizyonda hep çizgi film oluyor. Göztepe'de. Vildan öğretmenin kalbi çok hızlı atıyordu. İçi boğaza bakma çubuklarıyla doluydu. Gözünden su aktı." Ben de ona dedim ki: "Örümcek Adam gibi mi?" O da bana "Evet" dedi. Leyla Abla üzülüyor. Babamla denize gittik. Sonra ben yine çubukları yerde oynattım. Kurbağanın kalbi durdu. Oyun odasında kurbağa kaçtı. Kalbi durunca da ölmüş oldu. Köpeklere "oğlum" denir. Leyla Ablaların evinde bir odam var. Onları yarıştırıyoruz bazen. Ben ipi aldım. Leyla Ablaların bahçesinde balık mezarlığı var. Resim yapmayı çok seviyorum. Anaokulunda çok oyun oynuyoruz. "Onu buraya kim getirdi!" dedi. Çok oyuncak vardı. Vildan öğretmen gene sesli ağladı. Ağzını kocaman açtı. Çok güzeldi. lütfen elimi kaldırsın. Babamın bıyıkları var. Yosunlar oluyor bir de denizanası oluyor. Kocaman. Uçurtmayı benim uçurduğumu anlayamadı. Babam "Kızılderililer daha iyi" dedi. Hep kulaklarımdan oyuncak çıkarır. Buna telekinezi deniyor. motosiklet koyalım istiyorum. Babam değişik oyunlar biliyor. tırnak. Bana da öğretiyor. Okuyamıyorum ama resimlerine bakıyorum. Süpermen gibi uçuyorum. hareketli şeyleri durdurabiliyorum. Kafama bir cihaz 80 . Uçurtmayı o da uçurdu. Babam bana telefon ediyor." Ben de "Tamam" dedim. Kapakları diziyorsun. yepyeniydi. II. Neşe de büyüyünce doktor olacak. Daha sonra uçurtmanın ipi pıt diye koptu. niye çıktın ağaca / Tavuklar çiçek açmış. Haftaların hepsi yedi gün. Ben uçurtmaya dikkatli baktım. Babam biraz şaşırdı." Sonra yürüdük. Hangi taraf 'baş' ise o tarafı vurmaya çalışıyorsun. Doktor Neptün Petunya "Bundan kimseye bahsetme sakın" demişti. Hepsi öldü. araba. ben sana yine alırım uçurtma. Zambaklar tarafından büyütülmüştü sanki. Ben akvaryumda balıklar olsun istemiyorum. Daire şeklinde. Uçurtma kırmızı-mavi-be-yaz renklerdeydi. Ben şimdi beş yaşındayım. Öyle gitti. Canım sıkılınca eşyaların yerlerini değiştiriyorum.

Lakin heyhat. Beraber eve gidiyoruz.. koltukları havalandırıp taşıyor. Koşup masadan mendil alıyor. baba da duygularımı hareket ettiriyor. Beyaz gelinlik yerine. Yani vücut sıvısı. en ufak bir sorumluluk almadan. ağzına tahta bir çubuğun sokulmasından hiç hoşlanmamıştı. Sonra da bayılana kadar dans ederek kurtlarımı yerlere saçıyordum. Ceviz ağacına dikkatli bakıyorum. şimdiye ortaokula giden bir çocuğum vardı.. uçmayı da başarabilir!. Gözlerimin etrafında olimpiyat halkaları oluşmuştu. Kuçuradi kaçıyor.. 368 Babam. Doktor. Iecilline enjekte ettim. dahası hiç kimsede telekinezi yeteneği olmadığını kanıtladı mı? Bunları bilemiyorum. Oğluyla da iyi anlaşıyordu. Fazlasıyla sevimliydi. komutandan daha buyurgan.. Elinde beysbol so-pasıyla golf sahasında tenis oynamaya çalışan biri gibiydim. baban kim?" "Babamın adı Hayati. Lolitalar ve yeniyetmeler arasında kendimi berbat hissedip bol bol bira içiyordum. ceviz ağacına çişini yapıyor.. "Adın ne küçük bey?" 366 "Gerçek. Gençliğimin son günleriydi. Neymiş diye dönüp baktım. o ruj. Durup düşündüm. Kardiyoloji hocam Yakup Kuru'ya gönlümü kaptırmıştım. "I la yır. akşamları uyutuyor. "Bunu nasıl yaptın!?" "Ben bir şey yapmadım ki?" Muayenehanemde bir mucizeye tanık olmuştum. Bedenim diriliğini ve pürüzsüzlüğünü yitiriyordu. Fakat ben evlenemedim. Deposilin enjeksiyonunu hastanede yapmamız gerekir. Gökkuşağının üstünden geçen balon [Neptün Petunya] Paranormal olaylara inanmak ahmaklık mıdır? Vaktiyle. Bütün abeslanglar saçılmış. Sonra da rol çalar gibi alelacele karısının kollarında can verdi. "Peki ya baban?" diye soruverdim. Umutlarım otomatik bir yavaşlıkla buharlaşmıştı. Bana diyor ki: "Parfüm şi şeşi. Üstelik." "Leyla Hanım senin üvey annen mi?" "Hayır. abeslangla içeriden yanağına bastırdım. gençlik. Bir gün muayenehaneme eski bir şarkıcı olan tek gözlü Leyla Kalahari. siyah saçlı. Çocuğun eşyaları hareket ettir mesi gibi. Çocuğu odaya aldım. Süper güçleri olan şirin bir erkek çocuğu. şuruplar ve bilumum ilaçlardan oluşan bir sofra kurar. İstese evleri çökertebilir. düğme burunlu bir çocuktu. Meslekten biriyle evlenme hevesimden vazgeçtim. Derhal doğruldum. "Ben bunları istemiyorum" diyo rum. Üvey annelik duygularım kabarmıştı. Kriptik Tonsillit. Salsa gecelerine. Saçlarıma aklar düşmüştü. Hemen burnumu siliyor. Ben gülüyorum. fakat ona teslim olursun. Yine de emin olmak için bir hafta sonra tekrar görmeliyim. Ona kartvizitimi verdim: "Çocuğun durumuyla ilgili soru sormak isterseniz beni arayın lütfen. eğildim. Gözümün önünde bir ceviz ağacım kökünden söktü. şifreli mesaj gibidir." "Neptün Hanım. Doktor. büyüyünce ne olmak istiyorsun?" "iyi polis. ağzım açar mısın canım?" Ağız açıldı. Büyücüden daha sofistike. Doktor Abla şaşırıyor.takıyor. cisimleri uzaktan hareket ettirebildiğinden eminim. Karı da herifin ardından gitti. Gerçek'i babası getirmişti. Bambaşka bir dil konuşur. "Ne?" "Gerçek. Kendimi öyle hissetmesem de. çuradi." "Ha?" "Bademcikleri iltihaplanmış. kapsüller. Gelgeldim bu küçük ve uslu çocuk. fakat işi şansa bırakamayız. hareketsiz. elini sürmeden kaldı-rabiliyor." "Annen?" "Benim annem öldü. Hiçbir faydası ya da zararı yok. galiba biraz kartlaşıyordum. Bakarken içinizi bulandıran yaralara yağlı sıvılar döker.. mavi gözlü. Elimi çabuk tutsaydım. Gerçek yirmüki yaşına gelinceye dek devam edecekti. sadece duygularda yaşanan bir mucize. Bu yüzden doktorlar birbirleriyle evleniyorlar.. Sonra o da öldü. fiziksel gücüyle yerinden oy-natamayacağı ağırlıktaki cisimleri bile. Çantasını masaya boşaltıyor. Bence onsekiz yaşından küçüklerin süper güçleri olmamalı. Ot gibi yaşamıştım. Leydi Kalahari'ye dışarıda beklemesini söyledim. otoskobu bademciklerine doğru tuttum. Hayatımda gördüğüm en etkileyici şovdu. doktorların sıradan davranışlarını da yorumlayamıyorlar. öyle mi? Başın sağolsun. O beni anaokuluna götürüyor." "Ah. Karısı kanser olunca. Azı dişlerimden ikisi çürümüştü. Bu da beni biraz sinirli biri yapmıştı. Gerçek Tehlike adlı beş yaşındaki çocuğun. Babam da cuma günleri gelip alıyor beni. çalkantılı bir hikaye.. Yaşım otuzbeşi bulmuştu. asla çocuk sahibi olmaması gereken biriydi. yanında küçük bir çocukla geldi.'. Kilo da almıştım. Fazlasıyla yakışıklı bir adamdı. doktor önlüğüyle yetindim. "Ateşi var" dedi.. doktorlar tarafından bıçaklanmak. Gerçek. Yakup beni terk etti. Bana bakıyor. "Oje" diyor. Leyla Kalahari'ye yalan attım: "Ciddi bir rahatsızlığı yok. Annelik. Ağabeyim boya fabrikası kurdu." Öksüz bir çocuğa teselli vermede herkes acizdir. Erkekler işin kolayını bulmuştu. O haplar. ruhani liderden daha inandırıcıdır. 30 santimetre kadar sola doğru kayarak havada durdu ve pat diye yere düştü. aile saadeti." il. Kendimi uzaktan tanıyordum sanki. Arabaları savurabilir. ben fakültenin ikinci sınıfındayken öldü." "Soyadın?" "Tehlike. Onu görür görmez âşık oldum. Alerjik reaksiyon gösterirse müdahale edebilmemiz için. Cihazdaki renkli ışıklar bazen yanıp sönüyor. Sonra da bir hafta Pen Os süspansiyon kullanacak.. kimilerinin 'beyin gücü' dediği çok özel bir yeteneğe sahip. Gözlerini arkamdaki masada bir şeye dikmişti. izleyicilerin ekrana doğru tuttukları bozuk saatleri tamir etti mi? James Randi. Zayıf bir ihtimal." "Leyla Hanım'ın nesi oluyorsun?" "Hiçbir şeyi./ "Hımmm. benim ağzım da Gerçek'inki gibi kocaman açılmıştı. İltihaplanmışlar di. eve gelmeniz mümkün mü?" "Maalesef." "Anlamadım?" "Kardit olabilir. kesilmek için kuyruktadır. nabzıını yükseltiyordu." Ben de parfüm şişesini uçuruyorum. Akşamüzeri Hayati aradı: "Doktor Neptün Petunya?" "Evet?" 81 ... Burnumdan kan akıyor. partilere gidiyordum. Bacaktan. Hayati.. cinsel kaostan çıkar sağlıyorlardı. Ne »>') densiz. Onun kendi teknolojisi vardır. Vicdan azabından geçtim. gezegenimize astronottan daha uzaktır. Uri Geller'da. Annem hızla yaşlandı. Doktoru asla çözemezsin. Yazısı okunmaz." Gerçek.. "Ne istiyorsun?" diyor. "Babam mı?" "Evet. Fakat." Üç hafta sonra iğne için yeniden getirmesi gerektiğini söyledim. Odasındaki gardırobu. virüslerin. BBC Radyosu'nda bir programa konuk olan Uri Geller.. oje şu" diyor. Yani kalp iltihabı. Dört gün boyunca Iecilline'e devam edeceğiz. Cisimlere uyguladığı gücü kontrol etme tekniğini geliştirirse. Bu iğneler. Ağaç sökülüp yana düşüyor. Yıllar süren. Abeslangların bulunduğu kutu önce masadan iki karış yükseldi." Tıptan anlayamayan insanlar. bakterilerin adını bilir. Arkadaşlarla birlikte barlara takılmaya başladım. Gerçek'e Deposilin diye serum fizyolojik enjekte ellini. o esnada yemek yiyen dinleyicilerin kaşıklarını yamulttu mu? Çıktığı televizyon programlarında. hepsi yalan olmuştu. illüzyonistten daha şaşırtıcı. Tek gecelik aşklar yaşadım. Milyonlarca insan. Bu da bünyeme ağır geliyordu. Ben de yıllarca anneme baktım. Evcilik tarikatı. treni kaçırmıştım. Pencereden bakıyorum Ku U. "Bir bakalım" dedim.

aşkımı onaylamıyordu. 1906-1989] Kül." "Sizi sonra arayacağım" dedi ve telefonu kapattı. sen kurtar beni! Ben bu küçük beynimle işin içinden çıkamayacağım! Çaresizliğin kulvarında sürünüyordum."Ben Hayati Tehlike. Önce Gerçek'in durumunu konuştuk. kızıla çalan hantal mobilyalarla döşenmişti. Geceyi beraber geçirdik. Sizi şikayet edip doktorluktan men ettirebileceğimin farkındasınız.. Nazi hapishanelerini andıran bakanlık binasının kalabalık koridorlarında dolaştım. Geniş merdivenler. beni de arındırıyor. Şebnem'e fazla yalan söylemiştim." "Şansınızı kaybettiniz. Yorgancılıkla alakam yok." Başını kaldırıp gözlerime baktı. Çocuğunuz iyi. b] insanı sahicilik arayışının risklerinden koruyan aldanışların. lağımların şırıltısı. Sinek. Gerçek'i size bir daha getirmeyeceğim. Yine de işler haddinden fazla çatallaştı. asaletin kanıtı zorbalık." "Neden?" "Çünkü oğlumun kardit olması söz konusu değil. Komedi filmlerindeki cenaze levazımatçılarma benziyordu. değil mi?" "Kızgınlığınızı anlıyorum. 700 kiloluk kasa yerden kalkmış. adım Hayati. 373 "4.." "Bu cümlenin geri kalanı doğru olsa kârlı çıkarsınız doktor hanım. çok ciddiyim!." Bilhassa'nın B'si." Bilinmez'in B'si. Kız beni yorgancı sanıyordu. Şişman biri bu odadan yara almadan kurtulamazdı." 372 "Hoş bulduk" ey muhterem şeyh efendi hazretleri! Daracık oda. sonra ona hayatımı anlatırken buldum kendimi. sözü uzatmadan önündeki antika klasörü açtı ve bir dosya kağıdından mülakat sorularını okumaya koyuldu: "1. a] Her adımda çoğalır. şıkları sıralamaya başladı: "a] Bir 'takım oyunu'dur. ifade ve davranışlarını şekillendirmesini mümkün kılan zihinsel ve duygusal nitelikli bir kontrol sistemidir. Yarım saat sonra tekrar aradı. Tam ağzımı aralamıştım ki. özel hayatta işleyen tercih yetişidir.." "Neler söylüyorsun Enver?" "Eaaa. eheh?" Yüce Rabbim.ihtimaller." Bence'nin B'si. çünkü. "6.Mânâ. Benim tatula rasa'mı onun öpücükleri çerçevelesin istiyorum. vatandaşına "Sen aslında o kıza âşık değilsin" der mi.Unutmak. b] Acizliğimizi inkar etmede kullandığımız namevcut bir destektir.. değil mi? Onu görmek istedim. dünyayı ihya ediyor. Kahkaha ı/ı sı dağların karını eritir. Fakat başka bir şey var. "3. Babasına "17 sene" numarasını çekmiştim. yerinde saymaktır. Kanlı gözlerinde müşfik bir ifade vardı: "Hoş geldiniz Hayati Bey. Nadide'yi anlatmamıştım. b] ihtimal diye bir şey yoktur." \ "Oğlunuz telekinezi gücüne sahip. Çocuk diğer uçtan tutmuş. Abidin Dandini'ye öykündüğümden mi nedir? Halbuki Şebnemle ilişkimiz ciddileşti. kuşe kağıda basılmış bir ziyafet davetiyesi gibi parlıyor. Kaç adam vurduğumu bilmiyorum.. Hayati hiç güç harcamadığı halde. 82 . Bununla birlikte.. Duman da genellikle ısıtmaz. Yeseviyye'ye mensup amma çok insan varmış memlekette? Nihayet adım okundu.. İki insan birbirine ne kadar yakınlaşırsa yakmlaşsm..." Klavyeyi gagalayan kargadan "Gak gak" dışında ne yazması beklenir? Şımarıklık ve kibirden ibaret bu dürüstlük gösterisi bana vız gelir. c] Hatırlamaya giden kısacık yolda. Hayati kayıplara karışmıştı. Hükümet. Sonra bir ucundan tutar gibi yapmış. iyi bir yakıt değildir. Yeteneğin kanıtı yalakalık.Özgür irade. kapatmayın Hayati Bey." Bahse girerim'in B'si. tüm falsolarımı tartacak kadar büyük müdür? "Sevgilim ben eli kanlı bir adamım. Şeyh.. Teşekkürler. Gönül İşleri Bakanlığı'na [GİB] müracaat etmiştim.. intikam almayı kafaya koydu mu. b] İki kişilik bir oyundur. Sakalı orlondan.Sahtelik. b] İlişkilerde beliren bir kazanımdır. Bildiğin gangsterim yani. yuvarlanmak için idealdi. c] Toplumsal değil. diyebilir mi? Kur'cm'da "Kalplerde olanı yalnızca Allah bilir" [j^j.^ll o Ilı jj^ık jAj] yazmıyor muydu? Gönül İşleri Bakanlığı'ndan mülakat için çağrıldığımda çok heyecanlanmıştım. Şebnem'i seviyorum.İnsanlık. c] Her adımda azalır. iki mezar birden kazar" diyen Çinli her kimse. [SAMUEL BECKEH. belki de sadece yanlış yollar vardır. Ankara'ya uçarak gittim. Lütfen bana inanın. Vidalanın gevşemişti. Beş yaşında bir oğlum var. a] Hatırlamak bir refleks. parmaklan upuzundu. tespit etmemizi engellediği yalan türüdür. karımın çocuğumu doğururken öldüğüdür.. Uyandığımda. Yılan île oğlağın telefon konuşması Kim bilir. size uygun olan yanlış yolu bulmak gerekir yine de. aralarında sonsuz bir mesafe vardır. Altmışlı yaşlardaydı. Elleri ipince. Gangster olduğumdan habersizdi. c] insanlık için bir önkoşuldur. üstatlığın kanıtı ise [Şeyh Maz-har örneğinde görüldüğü üzere] güvenle saçmalamak olmuş artık. Açık bırakılmış dizüstü bilgisayarın monitöründe iri puntolu bir not: "Güzeldi. şeyhin ofisine girdim. a] İnsan oluşun bir yan ürünüdür. Müjde yüklü güzelliği.. Evliliğin eşiğindeyiz. beni iyi tanıyormuş. fabrika bacalarından yayılan zehirli dumanlar ne tatlı.. Hoşça kal.. Gökkuşağının üzerin den geçen bir balonda gibiydim. a] insanın. Kadidi çıkmış bir memure sordu: "Hangi üye ile görüşmek istersiniz?" Yeseviyye Şeyhi Mazhar Bey'i seçtim.. Sana verebileceğim tek iyi haber.. "5. Havada bürokratik bir uğultu." Şebnem'i sevip sevmediğimin anlaşılmasını sağlayacak daha isabetli bir soru üretilemezdi! B şıkkını seçtim. Gerçek'e "Çelik kasayı taşımama yardım eder misin?" demiş. Buluş370 tuk. Hem Şebnem'in nurlu zarafeti karşısında benim müptezelliğimin zaten bir hükmü kalmıyor ki? Bal damlası tebessümünden yayılan masumiyet ışınları. Birer içki içtik.. c] Bireysel bir oyundur. hamamböceklerine kanım ısınıyor.. İnanılır gibi değil! Bir devlet. Gerçek'ten bahsetmemiştim. Epey bekletildim. çocuğunuza zarar vermek istemediğim gayet açık. masumiyet ve moral konforumuzu garantileyen yeteneğimizdir. bilseniz.. Artık hurdalıklar beni neşelendiriyor." o "Durun. Fakat düşünsenize.. b] Vicdan rahatlığı. Ona sodyumklorür şırıngaladığmızı gördüm." "Haklısınız. Mazhar Bey cevabımı kağıda işaretledi ve diğer soruya geçti: "2.:. örümceğe gerilla taktiği uygulayabilir mi? "Kadın. nezaketin kanıtı dedikodu. fakat oradan da müspet cevap alamamıştım. Şebnem'in bana olan aşkı. unutmak ise bir sanattır." "Neymiş?" "Bunu yüz yüze konuşamaz mıyız?" "Tabii ki hayır. a] Yanılgı ve belirsizliğin sağladığı imkanları genişleten bir şifadır. Süzgündü. Ağzı.

" Ben de aynısından istedim. masanın altına kıvrılmış-tı." "Aklınca beni aşağılamaya mı çalışıyorsun pis serseri?!" "Sence kim yapmış olabilir?" "Neyi?" "Bakanlık Heyeti olayını?" "Pompuruklarm hali çok feciydi harbiden. senin durumundaki biri yapmıştır. Bak.ıı 375 tışma konusuydu. Bakanlık Heyeti'ni oluşturan üyelerin büyük çoğunluğunun dinî kimliğiyle öne çıkmış kişiler olması (. ip atlayan cici kızlardan birinin ipine takılırız. ılımlı bir küçümsemeye ayarlıyorum. "Tamam da bu neyi değiştirir?" "Sınırları zorluyorsun.. Yeseviyye Şeyhi." "Medeni cesaretin beni korkutuyor. İpin ucunu kaçırdım. Televizyon haber bültenlerinde Heyet üyelerinin moza-ikli cesetleri resmigeçit yapıyordu. Üzülmedim diyemem. idam edilmiş diktatörün cesedine tüküren köylü kadar öfkelendin?. Nikah defterine imzayı attığın anda. Hakkında çok şey bildiğin AŞK. yedi soruluk bir testle beni tanımış ve Şebnem'e katiyen layık olmadığımı anlamıştı.." Şu anda cebimde. fakat ortalığı kan gölüne çevirmenin zevki de bambaşkadır.. İlle de bir aptallık yapacaksan git 'fareli kedi' denilen Çin kebabından ye. kendi soru tekniğini uyguluyordu." Hava kararmıştı. Fakat yine de yaşlı başlı yirmiiki adamın kanlı bir hamur gibi yoğrulması içimi burkmuştu. [Ne de olsa 'dokunmak' aşk'ın vücut bulması demektir. rüyasında hükümdarın cennnete. b] Dolaylı bencilliktir." Bitiş'in B'si.. Şebnemle evlenirsen. Abidin Dandi-ni'ye dikkatle bakıyordu. o ayrı. meşhur bir şeyhin ise cehenneme gittiğini görmüş. komik bir tablo oluşturuyordu. Hayatın boyunca. Tamam. Şebnem'e olan aşkım bir yeraltı operasyonuna dönüşmüştü.. "Fakat Şebnem'i seviyorum. karının m< tamorfozuna start vermiş olursun. meseleleri konuşarak halletmek iyidir. Aşk geçicidir. Bütün bunlar ipe sapa gelmez. "Bir katil için fazla ciddisin Hayati. Geri kalanını çarçur ettim. Önemli olan insanın ne hissettiği değil mi?" "Sen ne hissedersen hisset prensesler terler." Gözlerini kısarak dumanı bana doğru üflüyor: "Evlilikten bahsediyorduk. siyah kadife üzerine dağılmış elmasları andırıyordu. Kuçuradi... Kara Şimşek [Knight Rider] yayından kaldırıldığında hissettiklerimi hissediyordum. ilim irfan sahibi. Bu gangsterlik işi benden çok şey götürdü." "Ho?" 376 "Şebnem'i seviyordun. Köçek zombiler gibi mezarlıkta göbek atma.." "Bunu nasıl başarıyorsun?" "Neyi?" "Büyük harflerle konuşmayı?" "Saçmalamayı bırak.. Ziyanı yoktu. Her kadın er ya da geç delirir..Diğerkâmlık. "Benim aşkım neden tescillenmiyor?" diye sormak için GlB'e telefon ettim. ona kendili den başka şeyler de sunmalısın. ama yüzük aldım. "Bakanlık Heyeti'ndekiler. Manyağın teki. Bu olayın büyümesine izin verme." "Hımmm? Dünya rekoru sende demek?" Her ne kadar böyle bir spor dalı yoksa da! "Heyhat." Anlattığı hikaye beni uyuşturdu. PAP üyesi Şerif Şibumi'yi etkilemenin başka bir yolunu bulacaktım. Tüm zarif kızların içinde pusuya yatmış bir şişko karı vardır. Büyük ihtimalle. Masamızın kıyısından yelkenli gibi süzülen garson kızın otomatik gülümsemesini fırsat bilen Abidin seslendi: "Bana bir kahve! Kaynar olsun. Senin beynin. Evlenmek erkeğin intiharıdır. Meyve tabağından çöplenen Dandini'nin keyfi gıcırdı: "Eskiden vişne çekirdeğini elli metre öteye fırlatabiliyordum.. Ejderhanın veterinere gittiği nerede görülmüş? Her neyse.' demiş. Bekarlığın beni hastalık saçan fahişelerin ağına düşürmesini umuyorlardı muhtemelen.. homoseksüel bir karateciye benziyor. yerinde olsam asla ev lenmem. çekirdeğine kadar çürümüş. çünkü şeyhe hürmet ediyordu. Evet.." İçtenliği beni kör etmesin diye onunla göz göze gelmemeye çalışıyorum. sana yaramamış anlaşılan. Bir sigara yakıyor. 25 Şubat geldi çattı ve Bakanlık Heyeti komple temizlendi. Kuçuradi koltuktan atlayıp uzaklaşıyor. Fuat Atıf Tufa adında bir adamla konuştum." Alay ederken. buna saygı duyarım.. yapaylık ve monotonluk sayesinde bile korunabileceğimiz bir beladır." "Bir adama kızınca neden yirmiiki kişiyi komple öldürsünler ki?" "Bilirsin. "Özünde iyi bir adamsın. hayat yolunda koşarken. [GEORGE BEST] Yadigar Dragon'u zehirlediğim meşhur Beylerbeyi Sarayı'na yakın bir kafeteryanın camekanlı konsolunda Abidin Dandini'yle oturuyorduk. a] Zavallılığın kamuflajıdır.. Kuçuradi gelip aramızdaki koltuğa oturdu. Derviş 'Hükümdar cennete gitti.c] Taklit. Dalgınlığımın bulanık suyunda dertlerim tekrar yüzüye çıktı: "Şebnemle asla bir-araya gelemeyeceğiz.] Yahut günün birinde benden bile daha kötü adamlar derimi yüzüp cesedimi köprüden attığında.. kraliçeler ge-ğirir. Veya hayalarını koli bandıyla sar. Bir şapkayı beğenince onu kafana çiviyle çakıyor musun?" "Yani?" "Evlenme. geriye bir adım kalır?" Kahvesinden bir fırt çekiyor. Verimsiz bir diyalogdu. Bir kadına sahip olmak için. Karın şişmanladıkça ••< ı MI de gürleşir. Kabahat bende. Boa yılanı ile oğlak arasında geçen bir konuşma tahayyül edin: Ben meledikçe o tıslıyordu. Sen de. hepimiz. Bir şapkayı beğenince kafana çiviyle çakıyor musun? Servetimin yüzde 95'ini kadınlara ve alkole harcadım. "Ne ki bu? Bana ne anlatıyorsun?" Yüzümü.. Belki de polisten hakkımda bilgi almışlardı.. Yeseviyye Şeyhi Mazhar Bey bana ayıp etmişti. 374 c] Cömertliğin istikrara kavuşmasıdır. Devletten izinsiz iş yapmaya alışkındım. Doğru." Bunaltıcı'mn B'si.. Biz erkekler." Dehşet verici bir kokarca sırıtışı var suratında." "Evlenme teklif ettin mi?" "Hayır." "Bir şey soracağım. Üçüncü evlilik en iyisidir. Bakanlıktaki evliya cevaz vermedi. sırf Şerif Bey öyle istiyor diye Gönül işleri Bakanlığı'na hangi akla hizmet müracaat etmiştim. "7... Fark ettiğim kadarıyla Bakanlık Heyeti'ndekilerin her biri. Bu rüyayı bir dervişe anlatmış ve tabirini rica etmiş. işsiz kalmış bir porno aktörü gibi hissetmek istiyorsan. manken kızlar yellenir. dindar adamlardı" dedim "komple cennete gitmiş olmalılar?" Bir kaşını kaldırıp dudağını büktü: "Saf bir adam. bir kadının yasımı tutmak zorunda kalmasını uygun görmüyorlardı. şeyh cehenneme gitti. "İyi yapmışsın. "Sen gerçekten aşk nedir bilmiyorsun." 83 . anlamıyor musun?" Garson kız kahveleri masaya kondurup ayakuçlarma basarak uzaklaşıyor. İstanbul'un silueti. Evime postalanan sarı zarftan çıkan resmî mühürlü ve imzalı evrakta "Bakanlığımız aşkınızı maalesef onaylamamıştır" yazılıydı. çetesini toplayıp bakanlığı basmış ve ihtiyarları indirmişti. Gönül işleri Bakanlığı tam bir zırva 11 Is ti. Kusmukta yüzen peynire dönmüşlerdi. çünkü hükümdarla uzlaştı.

Halimi anlayacaktır. Doktor ha? Üstelik. Onu da haşladık. Sicilim kabarık. küçük.378 Godzilla diyeti Etrafınıza bir bakın. her şeyin mantıklı bir açıklaması olmadığını bilecek kadar akıllı. Işığı kılıç. Ama neden? Sudanlı bir doktoru kızdıracak ne yapmıştım?. Komodinin üstünde. sessiz sinema döneminden kalma bir acelecilikle otomobilinden inip cesedin etrafında dolaşmaya başladı. sizce de kıyamet kopmuyor mu/ [MURAT UYURKIII AKI Kış. Gerçek'e annelik yapabilir. Leyla Kalahari "Abidin dışarıda" dedi. Beyni defolu tiplerden değilim. Beşiktaş'ta yol ortasında vurularak öldürüldü" diyordu. O. finalini merak ettiğim Delik Deşik Bir Kefen romanı duruyordu. Hâlâ genç sayılırım. O da patrona durumu iletir. onu pataklamanız işten değildir. Çabuk toparlanmıştı.mı mı da göreceğiniz ilk şey. Esmer güzeli spiker "Sudan asıllı Doktor Abdülcabbar Turabi. Sizi temin ederim. Genç bir kadının kullandığı. Kemiklerimin içinde kontrolden çıkmış minik elektronik testereler uçuşuyordu. hallettiğinden fazla sorun doğurur. Kollarımda derman kalmamıştı. Hızır Hızlı. Ulaşılamıyordu. Telekinetik güçlere sahip bir oğlum. O da sağa çekti. İstikbal zamanın dışındadır \ Istırabın bitişi." "Keçi Yumruğu'na gel. Zencinin alnına saplandı. Dayak yesem bile ağzımı açmam. Kadının tiz çığlığı. Abidin'le konuşurum. Dandini'nin evlilik hakkında söyledikleri. Abidin Dandini'ye telefon ettim. Belimdeki Colt'u [Python. Olsun. Şoför koltuğunda çam yarması bir Zenci oturuyordu. kuyruğumdaydı.u dileyip telefonu kapattım. kainatın anahtar deliğinden bana göz kırpan bir melek gibiydi. Onunla hayat yollarımız hem birbirinden uzak. Kim olduklarını sormadım. Onun ardından yetişen cılız bir çocuk vardı. 4 inç] zar zor çekip Zencinin ağzına doğrulttum. Üm-mü Gülsüm. Şebnem'i evine bıraktığım gece bana saldırmıştı. Yavaşladım. Çünkü. Bir an. Beni bir derbederlik sardı. Tam beş hafta önce. Şebnem'i bir bardağa doldurup içmek istiyordum. Parkın. herif beni taşa gömecekti. Herif öyle iriydi ki. Direksiyona kustum. Beyaz ceketi ıslandıkça grileşi-yordu." Kandan yoruldum. sıvışıp canımı kurtarmayı düşündüm. Godzilla diyetiyle büyümüş Zenci beni silkeleyip duvara savurdu. Aklınızda bulunsun. Kafasında ne bir yara izi ne de morluk vardı. o inerken araba az daha alabora oluyordu." 84 . kitaplarını bana yazdığını düşünmüşüındııı hep. "Bırakıyorum" derim. Acaba dilimizi biliyor muydu? Yanıma geldiğinde camı açtım. Derin bir nefes aldı ve beni tekrar duvara fırlattı. Onları korumak için saygıdeğer bir hayat kurmalıyım. Her biri müstakil bir hedef olabilecek dişlerini gösterdi. O zaman bu iki sersemi keş yankesiciler sanmıştım. Ya tüm hayatınızın ya da yalnızca o gününüzün içine edecek birileri mutlaka çıkar karşınıza. olay tamamiyle müdafaayı nefsti. Adamı tanıdım. Şebnem'e hakikati anlatırım. Yere kapaklandım. Doğal olarak bizim beysbol takımından temiz bir sopa yemişti. Sonra da basıp gittik. zaten bildiğim şeylerdi. Nefesim kesilmişti. hem de birbirine paralel. Doğru. Beni kardeşi gibi seviyor. Arabanın CD çalarını açtım. Aynadan izliyordum. bedeni birkaç metre öteye düştü. günün birinde cinayet işlerseniz. Ayaklanm yere değmiyordu. Yıldız Parkı'nın çevre-siıiden dolanırken.] İki saat kadar kestirdim. kaybolmuş insanlarla doludur. eski model siyah bir Ghevrolet'nin beni takip ettiğini ayrımsadım. Cengiz Cingöz ve birkaç eleman limuzinle beni almaya gelmişlerdi. Şahit mertebesindeyim gerçi. Abdülcabbar Turabi'yi indirmeseydim. [JONATHAN SAFRAN F0ER1 Duş aldım. Kurbanlarım yakalıyor ve fırlatıyor. şarkıya devam ediyordu." "Tamam. bu mesafeden ıskalamam imkansızdı. Polis. Sırılsıklamdım. Omurgam ve kafa-tasım çatırdadı. Ve haşhaş tarlasında ilerleyen kaplumbağa mahmurluğuyla yola koyuldum. Ve ne gördüğümü unutarak uyandım. Belki sahiden de yorgan işine girerim. O da yavaşladı. Fakat o. Gerçek'i 101 dum. Hasan Turabi'nin yeğeni! Ramize Ramirez'in de dediği gibi "Şiddet. Fok misali çırpına çırpma yolun kenarındaki çamurlara bulanarak ilerledim. Hayatımda hiç Zenci vurmamıştım. Şuurumu kaybetmek üzereydim. görünmez bir köpeğim ve adımı bile bilmeyen bir sevgilim var. Kabus gördüm. Şebnem'i etkilemek için mafya taktikleri kullanmıştım. kaçacak kadar bile cesur olmayanlar konuşur. şimdi ölümden bahsediyordu. Cevabınızı yumruklarla verin. [Bunu zihninizde canlandırmaya kalkmayın. Demek ki tarzı buydu. Çivili tasma takan atletik bir buldoğu andırıyordu. Tetiği çekebilir-sem. "Sudanlı Muhalif Düşünür ve Siyasetçi Hasan Turabi. Gökten rendelenmiş buz yağıyordu. Audi'mi halter gibi kaldırıp asfalta çalabilirdi. Zenci. lastiklerin ötüşüyle aynıydı. Ümmü Gülsüm'ün [19041975] Erite Ömri şarkısı başladı. Tepesinden buhar380 lar yükseliyordu. Uyuyormuş. Kafamın içindeki Hiroşima dağınıklığını toparlamaya uğraşırken telefonum çalınca az daha derimden dışarıya fırlıyordum! 382 "Aramışsın?" "Konuşmamız lazım. Üç gün şakaklarım zonkladıydı. Laçka trafikte avarece araba kullanıyordum. Cinayeti gören bir vatandaşın ifadesine başvurulmuştu. Tabancamı yandaki koltuğa bıraktım. 379 Zenci. hatırımı kırmaz. Kurşun. karanlığı kalkan olarak kullanmaktan usandım. Audi'min kapısını güçlükle açabildim. Silah taşımak istemiyorum artık. Üstelik yüzü tarçın rengi çillerle bezeli. İstifimi bozmadım. Hayvanat bahçesin de kafesten kafese uçan bir kelebek kadar özgürdüm. yeğenini Sudan'daki askerî yönetime bağlı ajanların katletmiş olabileceğini" söylemişti. kırmızı araba ani bir frenle kayarak Zencinin tam önünde durdu. kurbanınızın cesedi olacaktır. Afrika'dan bunu sormak için mi geldin? "Benden ne istiyorsun?" iki eliyle yakamı kavrayıp naçiz vücudumu camdan dışarı çıkardı. Adam öldürmekten bıktım. Rakibiniz çene çalıyorsa. Bu insan azmanı ensemi kavradığı gibi beni havaya kaldırıp limuzinin motor kapağına yapıştırmıştı. Yani çocukluğumda karıncaları filan yakmadım. Gammazlık etmeyeceğimi bilirler. iyi akşaml. Rami ze Ramirez'in. Gazap dolu sesiyle "Hayati Tehlike nasılsın?" diye hatırımı sordu. yüksek bahçe duvarına yanaştım. l<' levizyonu açtığınızda ya da elinize bir gazele aldıj'. Ben de duvara tosladım. ay yüzeyinde yürüyen astronot gibi ağır ağır yaklaşıyordu. Kadının sesi huşu doluydu. Eğer bu kazulet Kunta Kinte ikiye kadar sayabiliyorsa gebermem an meselesiydi. Fviııı aradım. Bu sempatik zebaninin derdi neydi acaba? Duvardan aşağı kayarken gözlerime perde iniyordu. Beyni balık yemi gibi saçılırken. Kadın. Böylesine kallavi biri tarafından izlenmek gururumu okşadı. onu gayrimeşru kılar ve bu yüzden ıstırabın sonu yoktur. Az önce aşk acısını anlatan melodiler. Güçlü kız. Yollar. Aksi takdirde ben de hapsi boylarım zaten. bütün cephanesini gecekondulara fırlatıyordu.. konuyla ilgili takibata başlamıştı. Beynime bir kova asit dökülmüştü sanki. Uçarken tetiği çektim. Kavgada konuşmam. Çelikten pençelerini kürek kemiklerime geçirerek beni tekrar havaya kaldırdı. Bebeksi bakışları ürkütücüydü. Yoldan geçen arabalardaki insanlar. bizi görünce gazı köklüyorlardı.

ellerini kafeslerden uzatarak. otuzuncu kuponu da avucuma tutuşturuyor.. Dişlerinin arasından "Beni takip edin!" diyor. vahşice bir işgüzarlıkla bizi gammazlıyorlar: Çığlık çığlığa zıplayıp. "Patronla benim için konuşabilir misin?" "O kızla evleneceksin ve hayatınızın geri kalanı boyunca birbirinizin buruşmasını izleyeceksiniz. Aynı evde yaşayan iki kişi. birbirini öldürmek ister. Zihnim allak bullak. gözleriyle etrafı tararken. şaşkınlığımı gizlemeye çalıştım. Dinle.C. Nabzımı dişlerimde. Şebnem'e sinyal veriyorum. Her şey o kadar hızlı ki.C. dev bir kauçuk ağacının arkasında frene basıyor. Adamlar. ona yerdeki ıslak ayak izlerimizi işaret ediyor. Son sözlerimi söylememin vakti geçmek üzere.Meyhaneye gittiğimde Abidin Dandini taburelerden birin de oturmuş demleniyordu.. Şebnem'e sinyal veriyorum. Ölümümden önce görünmez köpeğimi gördüğüme seviniyorum. Nefes nefeseyim. Gözlerinden naylon ip gibi yaşlar iniyor. İki384 si de içindeki hayvanla barışık görünüyor. omzumdan akan kana parmak uçlarıyla hafifçe dokunuyor. 85 . jübihyapıyorum. Yanına vardığımda. Amaaan. Şebnem'in benzi solmuştu. Özellikle de erkeğinkini. Nefes nefeseyim. Tüydüm. pırlanta yüzüğü parmağına takıyorum. Gözlerinden naylon ip gibi yaşlar iniyor. FRIEDRICH HÖLDERLIN. Geri dönsem.. dışarıya açılan dikey dikdörtgen bir delikten geçiyor. [J. Kendimi ciddiye almam giderek güçleşiyor. Galerinin kapısı." "Demek havlu atıyorsun?" Yo. Adamlar bizi göremiyor fakat ayak seslerimizi duyuyorlar. peşimizdeki şamatacı ödlekleri gebertip cüce maymunlara ikram etsem mi? Namussuz hırt. Biri. bu adamlar bizi öldürecek!" Son sözlerime şerh düşüyorum: "KORKMA BEN VARIM!" Şebnem. inan bana. "Ben iyiyim. Dişlerinin arasından "Beni takip edin!" diyor.. Birlikte kalkıp Kuçuradi'nin peşinden koşuyoruz. sonsuza dek kavuşamamak için en ideal yöntemdir!" Hayvanat bahçesinde insan avı Tanrıdan gelen işaretlere bakılırsa. tırnaklarımda duyabiliyorum.. [J. Belki de yanılıyorum. Özümden uzaklaşmış hissederek başımı salladım: "Hem sen demez miydin 'Hayat aptalca seçimlerle ilerler' diye?" "Doğru ama ben başka şeyler de söylüyorum. bu adamlar bizi öldürecek!" Son sözlerime şerh düşüyorum: "KORKMA BEN VARIM!" Şebnem. sadece sıyrık" deyip gülümsüyorum. peşimizdekilere bulunduğumuz yeri gösteriyorlar. Saçmalayarak geçiştirdim: "Tahmin ettim. Ağacın arkasındaki duvarın dibinden öteye doğru koşmaya başlıyor. ellerini kafeslerden uzatarak. ne halin varsa gör. Onun ardından Şebnem'i iteliyorum. Ama ne yazık ki bir hayaletle ödeşmek zordur. Şebnem aşk coşkusu ve ölüm korkusuyla şoklanmış halde fısıldıyor: "Sevgilim. uğursuz bir gıcırtıyla aralanıyor." 385 diği gibiydi. "Bunu 'hayır' kabul ediyorum. belimdeki tabancayı çekeceğim. sonsuza dek kavuşamamak için en ideal yöntemdir!" Hayvanat bahçesinde insan avı Tanrıdan gelen işaretlere bakılırsa.. Cinayet kurbanlarının yüzde 79'u. Diğer barmene seslendi: "Bir yılan kanı!" Fikrimi değiştirmekten vazgeçerken. Bu sentetik silahşorları gözüm bir yerden ısırıyor. Kuçuradi.. Galerinin kapısı. ıslak tabancalarıyla yaklaşıyor. Yoksa beni de Şebnem'i de vuracaklar. Maymunlarla birlikte ben de kapıdan giren tabancalı iki adama bakıyorum. Etraftaki insanların varlığını hakaret addediyordu sanki. Biri. Belki de yamhyorum. Maymunlar. gözleriyle etrafı tararken. bclllîl deki tabancayı çekeceğim. Iki384 si de içindeki hayvanla barışık görünüyor. Nabzımı dişlerimde. ona yerdeki ıslak ayak izlerimizi işaret ediyor. 1770-18431 Şebnem." "Aksine. zehirlenmiş bir atın si383 diği gibiydi. tanıdığı biri tarafından öldürülür. Şebnem'in adını nereden biliyordu? Bu öldüresiye yakınlığın izahı neydi? Kafamın içinde bir arı sürüsü dolaşıyordu. Özümden uzaklaşmış hissederek başımı salladım: "Hem sen demez miydin 'Hayat aptalca seçimlerle ilerler' diye?" "Doğru ama ben başka şeyler de söylüyorum. Şebnem'in otel sabunu gibi küçük kulağına sessizce "Seni seviyorum" derken. Maymunlar. Son sözlerimi söylememin vakti geçmek üzere. diğeri. Tek çare. Duvarın alt kenarında. olabilecekler hakkında hiçbir şey bilmiyoruz. Tek çare. kendimi düşrrfekte olan bir uçakta gibi hissediyorum. Birlikte kalkıp Kuçuradi'nin peşinden koşuyoruz. Dandini'ye çeteden ayrılmak istediğimi söylediğimde alnını kırıştırdı: "Basmakalıp bir adam olmaya nereden heves ettin?" "Sana bahsetmiştim: Şebnemle yuva kuracağız. Tadı. Ölümümden önce görünmez köpeğimi gördüğüme seviniyorum. "Ateş etse daha iyiydi" diye düşünürken bocalıyorum. olabilecekler hakkında hiçbir şey bilmiyoruz." "Ne gibi?" "Çok sevmek." Tam olarak planım bu. zihnim gayet berrak?" "Şimdilik.. Şebnem'in otel sabunu gibi küçük kulağına sessizce "Seni seviyorum" derken. sadece sıyrık" deyip gülümsüyorum. gönlüm altüst oluyor. Ona köpeğin nereye kaybolduğunu soramazdım. Adamlar. peşimizdekilere bulunduğumuz yeri gösteriyorlar. "Ateş etse daha iyiydi" diye düşünürken bocalıyorum.. Ateşe başlıyorlar.ı duyabiliyorum. < Şebnem aşk coşkusu ve ölüm korkusuyla şoklanmış halde fısıldıyor: "Sevgilim. otuzuncu kuponu da avucuma tutuşturuyor. öyle mi?" "Evet. Dehşete düşmüştü. pırlanta yüzüğü parmağına takıyorum. Fakat o bana "Çıkış yolunu nereden bildin?" diye sordu. Cüce maymunlar is- piyonluyor. Kendimi ciddiye almam giderek güçleşiyor. "Ben iyiyim. Yoksa beni de Şebnem'i ile vm. zamanın dışındadır. tırnaklınım<l. Bu sentetik silahşorları gözüm bir yerden ısırıyor. vahşice bir işgüzarlıkla bizi gammazlıyorlar: Çığlık çığlığa zıplayıp. Biri "Şebneeem!" diye bağırıyor. Cüce maymunlar ispiyonluyor. Biri "Şebneeem!" diye bağırıyor. İstikbal." "Kendi istikbalim hakkında bir karar vermem. her evli çiftte bir acı çeken. Dışarı çıktığımda Kuçuradi toz olmuştu. Maymunlarla birlikte ben de kapıdan giren tabancalı iki adama bakıyorum. Adamlar bizi göremiyor fakat ayak seslerimizi duyuyorlar. Ağacın arkasındaki duvarın dibinden öteye doğru koşmaya başlıyor. hayalet köpek kurtarıyor. Hemen kaçmak ile derhal adam vurmak arasında acilen tercih yapmalıydım. Tam silaha davranacağım anda Kuçuradi ceketimin kolunu ısırıyor.ı caklar. diğeri." içkiden bir yudum aldım. omzumdan akan kana parmak uçlarıyla hafifçe dokunuyor." "Ne gibi?" "Çok sevmek. 1770-1843] Şebnem. bir de canı sıkılan vardır. hayalet köpek kurtarıyor. ıslak tabancalarıyla yaklaşıyor.. Evlilik kafa karıştırır evlat. sence münasebetsizlik mi?" "Saçmalama. barmen göz açtırmadı: "Dilinizi nemlendirecek bir şey almaz mısınız?" "Aynısından" diyerek Dandini'nin bardağını gösterdim. FRIEDRICH HÖLDERUN. uğursuz bir gıcırtıyla aralanıyor. gönlüm altüst oluyor. Tam silaha davranacağım anda Kuçuradi ceketimin l<<> lunu ısırıyor. Bu durumda Şebnem daha büyük bir risk altında. Yağlı bir kemiği hak etmişti. Zihnim allak bullak.

Polislerin beni köprüde kolayca kıstıracağını düşünememiştim. Tam anlamıyla basiretim bağlanmıştı. onu tüm kalbimle sevdiğimi. Geri dönsem. "Aşkı onaylanmış mıydı?" "Evet. bahan müjdeleyen polis helikopterine gözüm ilişi i. Gaza bastım. Başını yukarı aşağı salladı. Namık Mıknatıs'm elemanı mıydı?" "Hayır. pişmanlık duymamı mı beklediler nedir? En popüler intihar mekânı Boğaziçi Köprüsü'nde ilerlerken. Onu öpünce ağzımın iklimi değişti.kyoluna uğurladı demek? "Adama ilaç mı vermiş?" "Bilmiyorum. Duvarın alt kenarında. Telaşı yatışmamıştı. tesadüfe. Hemen kaçmak ile derhal adam vurmak arasında acilen tercih yapmalıydım." "Peki Müntekim denen bu psikopattan bana niye hiç söz etmedin Şebnem?" Reha Veto vakasından farkı. hepsi bu." 38S Kestirme patikalardan el ele koşarak hayvanat bahçesini terk ettik." "Tarzını değiştirmiş demek ki?" Şebnem'i evine bıraktım. Bir başka polis otosu. edasında." Kendimi kaçık sanırdım. Üsküdar'dan Boğaziçi Köprüsü'ne doğru giderken iki polis arabası kuyruğuma yapıştı. Bana yakınlık gösterdi. Polisler ardımdan hiç durmadan ateş ettiler. Artık benim için tek yol. Televizyon fabrikasında çalışıyordum. Bu durumda Şebnem daha büyük bir risk altında. ilerideki polis barikatını fark ettim. karşıdan gelen belediye otobüsüne çarpıyordum. sözlenmemizi kutlayamamanın hüznü seçiliyordu. Tüydüm. Sirenler ötmeye başladı. Mııııir kim'in broşürleri var. "Seninle ilk buluşmamızdan iki gün önce.. Şebnem'in adını nereden biliyordu? Bu öldüresiye yakınlığın izahı neydi? Kafamın içinde bir arı sürüsü dolaşıyordu. cici ya da sempatik değilim. Kuçuradi." "Ne?" "Adı. Ona köpeğin nereye kaybolduğunu soramazdım. Cezalandırılması gerektiğini düşünüyordum. Senden bir şey gizlemiyorum Enver. yolun solundan son sürat devam ettim. Mı acaba? Esaslı bir felaket sürprize. Hayat..Ateşe başlıyorlar." Öyle mi?! Türkiye'nin en ünlü işadamını senin hatırın için b. Kanayan sağ omzuma bakarak yüzüğünü düzeltti. devlet sırrı olması mı? "Böyle olacağını hiç düşünmemiştim. Köprünün korkuluğuna tutunduğumda. Ve altduda-ğıma bir öpücük kondurdu. Hepsi de beni zımbalamaya çabalıyordu. Onu rezil eden kişi Müntekim'di. peşimizdeki adamlarla karşılaşmaktan korktuğunu seziyordum: "Kimdi onlar?" "Birini tanıyorum sadece. benim üzüntümü ikiye katlamıştı. Yağlı bir kemiği hak etmişti. hayalet dostum gözlerini sımsıkı yumup yüzünü buruşturarak başını çeviriyor. tanıdığı biri tarafından öldürülür. Orada belirtilen gün ve saatte." Adım Hayati. "Ne iş yapıyor bu Müntekim?" "intikam alıyor. Konuşup anlaşıyorsunuz.." "Evet de. Şebnem konuşmuyordu. Onunla geçen sene yazın tanışmıştık. onun bu işle ne ilgisi var?" "Hani fuar açılışında konuşma yaparken. Müntekim." İki gün mü? "Kavga ederek mi ayrıldınız? Kim kimi terk etti? Bunca zaman seni hiç aramadı mı? Öyleyse niye şimdi silahla kovalıyor? Tüm bunlar hakkında bir fikrin yok mu Şebnem?" "İnan bilmiyorum Enver. dışarıya açılan dikey dikdörtgen bir delikten geçiyor. Bunca kargaşa ve korkuya rağmen. Dengesiz biri. önleyemediğimiz felaketlerle doluydu. Felçli kardeşini taklit ediyordu." "Seni etkilemek için yapabileceği başka bir şey yok muydu?" "Namık Mıknatıs'ı bilirsin." "Şebnem. Tıpkı paraşütü açılmayan bir paraşütçünün rüzgarın tadını çıkardığı gibi. aynasızlara bakıyorum. Şebnem'in benzi solmuştu. Sabuna kuş bacağı bağlıydı. işten atılan 1100 kişiden biriydim. ben. Az daha. Köprünün ortasına vardığımda." Duruma bakılırsa o seninle ayrı fikirde değil.. Audi'ye atlayıp uzaklaştık. mecbur kalmadıkça evden ayrılmamasını ve yakında kendi yuvamızda mutlu mesut yaşayacağımızı söyledim. anormalliğe dayanır. Dışarı çıktığımda Kuçuradi toz olmuştu." "Müntekim. Keskin virajı geçerek canımı kurtardım. motivasyon ve rekabete akıl erdiremiyordum. Aralık ayında bir gece evimizin bahçesine sabun gömdü." "En son ne zaman görüştünüz?" Bana yalan söylersen minnettar olurum. devam et. kabul. Aynadan. Arabadaki diğer üç polis silah elde dışarı çıkarken. 388 Baharı müjdeleyen polis helikopteri An'ın tadını çıkarıyordum. Yola koyulurken radyoyu açıyorum. Onun ardından Şebnem'i iteliyorum.... "^^—-"Yani seni seviyordu?" Sükutla ikrar etti.. Üniformalı şoför içeride sıkışıp kaldı. indim.. Çok üzülüyordum. Müntekim seni kulu 1)1/ beden anyor. Şebnem'in kalbine giden yoldu. Giilünmesi İmkansız Şakalar] Felaketin de bir kuralı var. 86 ." "Sabun mu?" Ne sabunu? 386 "Bir nevi büyü yaptırmış.." "N'apıyor. Yani eğer biriyle aranda problem varsa. Anlatılmaya değer bir yönü yoktu. Sudanlı Abdülcabbar Turabi. Öldürülmekten ziyade. neler oluyor anlatır mısın? Bizi neden öldürmeye kalktılar?" Parmağındaki yüzüğe bakarak anlatmaya koyuldu: "Müntekim." "Soyadı ne?" "Gıcırbey. Müntekim'le temas kuruyorsun. intikam emekçisi Müntekim Gıcırbey ve polis amcalar. Ama ne yazık ki bir hayaletle ödeşmek zordur. Biraz geri gittim. Bir de Gönül İşleri Bakanlığı'na müracaat etmişti. Fakat neden? Masum. biniyor. Bob Dylan What Was it You Wanted diye şarkıya giriyor.. "Nasıl bilmezsin?" "Beni sevdiğini söylüyordu. peşimizdeki şamatacı ödlekleri gebertip cüce maymunlara ikram etsem mi? Namussuz hırt. dev bir kauçuk ağacının arkasında frene basıyor. Fakat o bana "Çıkış yolunu nereden bildin?" diye sordu.. olanları dert etmemesini. Kirli işlerden el çekmeye karar vermemi fırsat bildiler sanki. Yan aynada Kuçuradi arabayı kovalıyor: "Beni bekle!" Durup içerden kapıyı açıyorum. "Her neyse. Müntekim denen şu hötöröf palyaço ailesinin asil üyesini ve yanındaki yılışıklık sosuna batmış gevrek mahluku avlamalıydım. öldürüyor mu?" Yoksa sadece milletin ortasında aniden altına yapmasını mı sağlıyor? "Yo. Bahçe kapısından girip eve yürüyen sözlümü izledim. MM il edilen telefon kulübesine gidiyorsun. Frenleyen otobüs inildeyerek kaydı." "Aranızda neler geçti?" Onunla yatıyor muydun?! Yüzüme baktı: "Hiç. Arabamı kenara çektim.. Her şey o kadar hızlı ki. Cinayet kurbanlarının yüzde 79'u. [CALOGERO CAVATAIO. Geride hızla küçülüyorlar. prensip itibariyle kimseyi öldürmüyor.. Beni cezalandırmak için. Yine de bu cinai sinerji. Ön kapısına tosladım. "Sen hiç havlamaz mısın?" "Yooo? Ya sen?" diye ağzımın payım veriyor. Dehşete düşmüştü." "Nerede?" "Marketlerdeki bazı ürünlerin ambalajlarında. Namık Mıknatıs'a kızgındım.. sağ taraftan yola aniden dalarak önümü kesti. Bize niçin saldırdığını anlamadım. Ödüm koptu." "Galiba beni bir süre takip etti. Sahil yolunda ilerlerken ezilmiş bir kedi görünce. Biraz gezdik. Sonra belli bir ücret karşılığında. Yani aslında iyi sayılırdı. Ayrılırken.. Şebnem'in üzüldüğünü görmek. Saçmalayarak geçiştirdim: "Tahmin ettim. kendimi düşmekte olan bir uçakta gibi hissediyorum. Kuçuradi de indi.

Gedikli aynasız ve emektar tabancası arkamdan geliyordu.metal arkın iki tarafından da polisler silahlarını bana doğrultmuş koşuyordu. yeniden doğmak gibi nefesinle. Ne yapmam gerektiği hakkında hiçbir fikrim yok. kaldığım yerden devam ediyorum. altın suyu gibi parlıyordu. Kalbim boks eldi390 venleriyle pataklamrmışçasına eziliyor. Derin bir nefes alıyorum. çoğalıp sevginle I isteme. yeniden ses oldun sözlerime. Halbuki.. demirlerden sekti. Fakat hayra yorulabilecek bir tuhaflık var. Kafanız suyun içinde olmadığı için çok şanslısınız sayın okur. Bir saniyeye amma çok olay sığıyormuş? Acaba hep böyleydi de ben mi ıskaladım? Üçgen dalgaların arasından sulara dalıyorum. Allah'ın emri. lüı tu-ı kaç kurşun." "Belki de polis köpeği olmalısın?" Polislerin tepemize binmesine ramak kalmıştı. ışıklarla bezeli Suspension Köprüsü yakınlarmday-dım. Şehrin boy aynası nehir. "Söyleyeceklerimden sıkılırsanız tetiği çekin lütfen" diye lafa girdim: "Size de. Kuçuradi sordu: "Atlıyor muyuz?" "Sen de mi?" "İnişte sana fıkra anlatırım." Çöktüm. yatay bir ışık çizgisi belirdi. suyun içinde köpük şeritleri çiziyor. Geceydi. Kimmiş diye baktım. Dipte. "Dön. Kozmosun kepengi kaldırılıyordu." Müezzin es verdiğinde kuş seslen ovaLı |<)| ra yayılıyordu. Karanlıktan başka şey duyamıyor. Köprüden ateş açan polislerin otomatik tüfeklerinden yağan mermiler. Kollarımı kıpırdatamıyorum. Ürperdim. başkalarını mahvetmeden durabiliri/ de. Birazdan balıklar gözlerimi yiyecek. İstanbul'a dönmesi kolaydı. Meymenetsiz bir martı bize bakarak ötüyor. Kızmakta haklısınız. "Diz çök. Kıyıya bir ulaşabilsem. ağlamam I ister bakar. Hava soğuk. Yavaş yavaş yükseliyorum. Uzaktan uzağa Moğollar grubunun Yolum Seninle şarkısı çalınıyordu. Kıyametten sonraki ilk saniyedeydim. sessizlikten başka şey göremiyordum.. Aslında benim de soracaklarım vardı: Cincinnati'den nasıl döndüm? Beni size polisler mi hediye etti? Adımı nereden öğrendiniz?. Sanki Jaws dişlerini kemiklerimde biliyor. kaçmam I Yok saklanmam başından sonundan korur bizi zaman I Kim söylemiş son diye. Tüm kaslarım gergin. Ecel terleri döküyorum. Epeydir buralara yolum düşmemişti. Azrail'in iki kolu beni sarıyor. Varlığımı zapt eden zifiri hiçlik. Arabadan indim. [SYLVESTER SPOILERONE. ^—•-----"Yalan söylüyorsun. Kaderim tekrarlarla dolu. düşlerinde. karşı dursun. durdurmam. "Dur. ister ayaz. Gözlerim yanıyor... meğer külüstür bir Lada'-nın bagajıymış. Peygamber'in kavliyle kızınız Şebnem'i. dünya ile ahiret arasındaki tarafsız bölgedeydim. I Büyüt beni gözlerinde. Şebnem'e de yalan söyledim. olmaz diye. Allah'ım neler oluyor? Şerif Şibumi muhtemelen... şarkı sustu." "Sakız ister misin?" Ve hayalet köpeğimle birlikte Boğaziçi Köprüsü'nden uçtuk. 87 . Yön duygumu kaybetmiş vaziyette Anadolu yakasına doğru yüzmeye uğraşıyorum. Hey. Cincin-nati'de. ellerinde. ihtiyaçlarımızla nadiren örtüşür. Suda kalırsam. Fatiha ruhun gıdasıdır Eğer kendimizi mahvetmekten vazgeçebilirsin.] Mucizeler. [Bir keresinde. gerisingeri yükselerek hizama geliyor! Hızını bana ayarlıyor. gücün saklı içimde I Vursunlar. Boğulmuş muydum. Genzim yanıyordu. Şerif Şibumi'ye bir şey söylemedim. durun bir dakika! Akşam haberlerinde benden bahsedilecek! ["Mafya lideri Atom Bombacıyan’ın adamlarından biri olarak tanınan Hayati Tehlike. Şerif Şibumi.. "Kızımdan ne istiyorsun. düşsün peşime. Yüzeye varınca kendimi Ohio Nehri'nde buldum." 392 Mezar taşlarının arasından dev servilere yöneldim. karanlığı ortadan kesti. Boğaziçi Köprüsü'nden Ohio Nehri'ne at391 layıp Yolum Seninle'yi dinlediğime göre. Topuklarım metal sertliğindeki su yüzeyine çarptığında çeneme ve şakaklarıma çekiçle vurulmuş gibi sarsılıyorum. Ellerimi iki yanda. Boğaz'dan Ohio Nehri'ne ışınlanmak. Başımı hafifçe öne eğdim. Pekala. Üstüm başım mezar çamuruna bulanmıştı. Omzumun tam altından vurulmuştum. boğulurum." Durdum. Kuçuradi nedense benden daha hızlı düşüyor. Allame H. Ciğerlerim patlamak üzere. "Dışarı" derken. Camdan bir asansörün içindeyim adeta. Yürürken gözlerimi ovuşturdum. Muhtemelen beynimin içinde bir mermi dönüyordu veya bacaklarımdan biri kopmuştu. /Anlatma." Ellerimi indirdim. Feciydi. Cidden zekice. Saçlarım uçuşuyor. Abidin Dandini'yle bu köprünün bir ucundan diğerine yürümüştük. Havada hazır ola geçiyorum. Şerif Şibumi'nin namlunun ardındaki anlam yüklü gözlerine "Biraz abartmıyor musunuz? Bu kadarına gerek yok" der gibi baktım. Şarkının volü-mü gitgide yükseliyordu: "Beni çağıran uçurum oldu sevdan. Ölüm ile ölüm arasmdayım. tabancayı hafifçe salladı. yolum seninle I Duysun dünya. kara haberi alırken öğrenecek! Buradan sağ çıksam bile işim yaş. Kulaklarımdan içeri katran pompalanıyor. Merakıma gem vurup "Kızınızı seviyorum" dedim.. Hayati Tehlike?" Sesi ürkütücüydü.mlııl\ Gözlerimi açtım. tam da ihtiyaç duyduğum türden bir mucizeydi. * it * Korlaşmış bir bisturi. "O zaman seni ısırmam gerekir. Kuçuradi tuzu kuru köpekbalığı neşesiyle sırıtıyor. Kainat istop etmişti. Giysilerim hâlâ ıslaktı.. Grand Grave'in dokuzuncu katından düşmeye. Ölürken insan bildiğini de unutuyor. Her tarafım ağrıyordu. Ellerimde görünmez bir halter tutarak dibe yollanıyorum. Ceketimin etekleri katlanıp sırtıma yapışıyor. Tutkal kavanozundaki gece kelebeği kadar ilerleyebiliyorum. bittim demektir. Nur yüzlü ihtiyar sağ elinde 14'lü Browning'iyle her an tatsızlığa neden olabilecek gibi görünüyordu. Çünkü hafifledim. Kendimi evimde hissediyorum. İncecik. Birkaç kilometre öteden yaklaşan savaş gemisinin güvertesindeki minnacık askerlere gülümsüyorum. Mümkün mertebe mahcup bir ifade takındım. Tam şu anda fizik kanunlarında bir değişiklik olmazsa. Etrafımda binlerce baloncuk uçuşuyor. İntihara yeltenen birine ateş açmak. kanar diye. Keşke oğlumla daha çok vakit geçirseydim. eksikliklerle malul bir yerde. Sol kolum kanla kaplanmıştı. polis takibinden kurtulabilmek için Boğaziçi Köprüsü'nden atlayarak feci şekilde can verdi!"] Şebnem sözlüsünün kimliğini. Rüzgar nemli bir pelerin gibi suratıma çarpıyor. yüzlerce koyun iskeleti sessizce otluyor. İnsan kaderini kendi yazmıyor. o kadar da değil. Küplüce Mezarlığı'ndaydık. anlamam I Aşk varken sözlerinde.. Fazlalıklarla dolu." Birdenbire bütün ışıklar söndü. Kim olduğumu bilse. Acaba ruhum hâlâ bedenimde mi? Emin olamıyorum. kızınız benimle asla görüşmezdi. parçalara mı ayrılmıştım yoksa hiç olmadığım kadar sağlıklı mıydım? Ağır ağır sürükleniyordum. akıntı dindi. omuzlarımın hizasında tutuyordum. Suya değmesine az kala." Döndüm. Ateş ettiler. Bir el. Başımı sudan çıkarırsam kurşunu yerim. gezegeni ambalajından çıkardı. Hıçkırık ve öksürükler eşliğinde sesli sesli nefes alıp veriyordum. Sabah ezanı okunuyordu: "Es-salaiu ti!) run mine'n nevm. "Yürü." Duf! Belli ki anlattıklarımdan hoşlanmamıştı. Sualtında kibrit çakılmış gibi bir aydınlık beliriyor. Ayağa kalktım..

Sen hızlı sür yeter. Taksi şoförü orta yaşlı. gevşeyen ağzımdan içeri daldırıyor." [. Fakat evimi basıp beni esir alacağı aklımın ucundan geçmemişti.] 'Kahrın da hoş. düzgün sakallı bir adamdı. üzerinde "A.. yoksa kurşun yarasının kolaylaştırdığı riyakarca bir trip miydi. Bahçemdeki ceviz ağacına tünemiş karga.. Boğazım kupkuru. Senden gelen her şey kabulüm. Ama niye? Tüm insanlık beni öldürmek ile yaşatmak arasında kararsızlığa düşmüştü sanki. şimdi de besliyorsun. itimada çalan bir kuşku. boğulmaktan kurtardın. giydiriyor ve sonra da paketliyor. Sekiz haneli şifreyi tuşluyorum ve kapı açılıyor. Neden ağladığımı çözemiyorum. İçlerinden birini tanıyorum! Şebnemle ShahShops'a gittiğimiz kış gecesi.. günahlarımı affet. seni bile yiyebilirim. Bunlar 394 kalbimdeki huşunun tecellisi miydi. bebeğini otuz sene gecikmeyle besliyor. Bıyığım! Ve bir kaşık çorbayı ağzıma uzatıyor: "Çorba?" Kaşığı. O da beni hatırladı galiba. namaz kıldıran imamın sesi geliyordu. kurşunun çıkarıldığını anlıyorum. Okudum. çimenler ıslaktı. Spock diyanetli adam. fakat kalbimden geçeni biliyorsun Allah'ım." "Sen de ister misin Kedi Kadın?" "Yan cebime koy. Daha önce hiç görmediğim bir kadın evime girip beni tedavi ediyor. bu iş nereye varacak?" "Bu çocuk pek belalı görünmedi gözüme?" "Seninki de laf mı şimdi. Ben kaderime çekidüzen veremiyorum. sniper gözleriyle beni izliyor. Dünyanın en hafif köpeği Kuçuradi koşup kucağıma atlıyor: "Nerede kaldın sahip?" "Kırlarda dolaştım. Zira ne söylemem gerektiği hakkında fikrim yok. cemaatle birlikte ben de duaya başladım. Ellerim arkadan bağlı. 396 Acaba mutfakta kaç kişiydiler? Eve nasıl girmişlerdi? Giriş kapısını açık mı bırakmıştım? Bahçeye bakan arka kapıyı mı patlatmışlardı? Annem bana karşı kimlerle ittifak kurmuştu? Kurşunu çıkarıp yarayı sarması. Kızgın saca damlamış domates sosunu andırıyor. uykuya dalıyorum. Beni öldürmek için 88 . bu iyi gelir. Mutfaktan bir anons yapıldı: "Uçan Kıuz! Kahvaltı hazır!" Yıldırım çarpmış bir kirpi gibi tüylerim diken diken oldu. ağzımdaki bandı cart diye çekiyor." "Seni hastaneye götüreyim mi?" "Yo. yy. Ev ablukaya alınmamış. vurulmuşsun?" Sözlümün babasını biraz kızdırdım da. Yüz sene ayrı kaldıktan sonra biraraya gelmiş bir çete. Eve varınca Abidin Dandini'yi arayacaktım. arkadaşlarıyla kahvaltı etmesi normal miydi? Bu ne biçim bir uzun eşek şakasıydı? Mübeccel Ecel muhtemelen deliydi. lütfün da hoş. Üstümde fanila. Cahit Zarifoğlu. Belki de yanılıyorumdur? Takdir senin Yâ Rabbim. bayılıyorum ya da ona benzer bir şey. 1940-1987. Evladı olduğumu biliyordu belki? Gangster olduğumdan da haberdardı ve cinai bir tepki göstermeyeyim diye beni bağladı? Öyleyse. beni oğluma bağışla. Başım dönüyordu. Bir nebze ferahlamıştım. kanlı ellerim titriyordu: "Yâ Rabbim." "Kurşunu çıkardın. Mübeccel Ecel ve diğerlerinin sesleri fayans döşeli bir mağarada yankılanıyor: "Yaralısın. Evimin salonunda. Nefis. bütün duygu ve düşüncelerim birbirine çarpıp dağılarak fırıl fini dönüyordu. inanın bir fikrim yok." Karşımdaki ela gözlü kadın. Zor nefes alıyordum. boyun eğişle akraba bir hışım ve ıstırap aromalı bir tereddüt içindeydim. mutlaka geri döner. Demir bir çubuğa tutunup ayağa kalkarken. Ey merhametli Allah'ım. kabus mu görüyordum? Onunla rastlaşacağımızı düşünmüştüm. her türlü avantajı dışlıyor.. Sessizlik Stoku] "Merhaba delikanlı." Planım belliydi. Otuz yıl mutfakta mı saklanmıştı? Bir otuz yıl daha dönmeyecek miydi? Hayal mi. Sızıyorum. Anne? Başını hafifçe yana eğerek alnını kırıştırdı. Omzumdaki kurşun yarası sargıya alınmış. Ya da şöyle diyeyim: "Bar kavgası.' demiş. [DUSTIM OISTANT.. Ağzım bantlı. 1969] tablosunu anımsatıyorlar. Dermanım kesiliyor.] Annem. Oğlu olduğumu bilmiyordu. rüya mı. Azrail'in vazifesini ertelettin. Ne dileyeceğimi bilemiyorum. Şartlar müsaitken. rüşvet mukabilinde bizi içeri alan adam. Senin her şeye gücün yeter. Sakallı olanın belinde tabanca gözüme çarpıyor. Tam bir saçmalıktı. Şimdi anlıyorum ki insan daima çaresizdir. biblo misali zarif Hamid-i Evvel Camii'ne vardım." «<»/ "Sen var ya Tom Braks. Kafası. önce evime uğramalıyım. Uçan Kız. Mübeccel Ecel yarasalara analık etsin. Akşam da oğlumla birlikte uyuyacaktım. içeriden. herif hepimizi kuyruğuna bağladı. Üçlü koltuğa uzanıyorum. Azılı bir haydut olarak geberip gitmekse. Vadem dolduysa. Ölülere verilen hediyeler bile bumerang gibidir. Kan ve çamurdan eser yok. kızarıyor. Yardım et Allah'ım. Gömleğimi temizlemeye uğraşırken daha da berbat ettim. Bana doktor getirecekti. oğlumu bana. Miodrag Djuric'in [Da-do] Büyük Bitkisel Polis [La Grande Poliçe Vegetale. Uzandığım yerden doğrulamıyorum. Yutuyorum. Uçan Kız. <<!■." Öyle açım ki sayın okur. Benim annem son nefesinde "Ben senin annen değilim" diyen kadındı." Yanaklarımda gözyaşlarımm ılıklığını hissettim. Elinde çorba kasesiyle geri döndü. Fatiha ruhun gıdasıdır. Amin." "Kızılmaske haklı. yıllanmış tebessümüyle üzerime eğiliyor. Böyle dua sırasında lafı çevirir gibi oldum. altımda eşofman. Sıcak çorbayı yudumlarken. temizliyor. Fanilik. Beni mermilerden korudun. Otuz yaşındaki bebek insan insanı yalnızca uzaktan tanır. Düşe kalka sahil yoluna indikten sonra mola verip.. ben de aynısını söylüyorum. bu haydut bir defada tam yirmi-iki kişiyi vurdu!" "Aslında sen de o heyete girebilirdin Mister Spock. Acıdaki değişiklikten. param var.. insan yiyen bir hamburgere benziyor. Şeyh İbrahim Tennuri [15. Sahil yolunda bir taksi durdurdum.. sandalyeye oturmuş vaziyetteyim. ben hazırım. Ayaklarım da sandalyenin ayaklarına sıkıca sarılmış. hiç tanımadığı öz oğluna gösterdiği şefkatin sebebini kestiremiyor." Daha dün polislerin kurşunlarından kaçabilmek için atladığım malum köprüden şimdi sağ salim geçiyorum ve nihayet evime ulaşıyorum. 19171971. Ağzımı musluğa dayayıp biraz su içtim. Şadırvanda elimi yüzümü yıkadım. Fakat önce telefon etmeliyim. Sevince benzer bir hayret. gözlerimden otomatikman yaşlar akıyor. Şerif Şibumi'yle aynı fırında pişmişe benziyordu: "Hayırdır birader. Beni tanımıyordu. Zamanaşımına uğramış belirsizliğin ortasında mayışıyo rum.hacdan kazandığı sevaplar sıfırlanır endişesiyle canımı bağışlamıştı. İyi ki ağzımı bantlamışlar. Beraberinde bir grup moruk odaya doluştu. Kendi aptallığımın kurbanı oldum. Tamam. Daha makbul bir final için cidden yardımın gerekiyor. Yedi kişiler.. beş dakkaya bu covinoyu harcayacak!" "Sigara versene Tarzan. Annem kalkıp mutfağa gitti. ruhuna Fatiha" yazılı bir mezar taşı gözüme çarptı. Uçan Kız filmini televizyonda seyretmiştim. amma tavcı çomarsın ha! Ulan. Toprak nemli. Şoföre "Arnavutköy'e çek kaptan" dedim ve ekledim: "Merak etme ağabey.. taahhütlü de belinde. Gerçek'im sana emanet Allah'ım. Mama sandalyesindeki bebeden farkım yok. Gömleğimi aralayıp beş yıldızlı yarama bakıyorum. Kalbimle beynim arasında bir hortum oluşmuş. Kremalı mantar.

O saniyede aklımdan şunlar geçiyor: "Bu moruklar niye birbirlerine Mr." Ağzındaki bıçağı emerken kısa bir süre hülyalara dalıyor.. Leblebisi var mı yok mu iskandil etmedin mi voltajı düşük gavur bozuntusu?! Hey Allah'ım! Kervan ters dönünce uyuz eşek başa geçermiş!" Ding dong! 399 Kapı zili çaldı. filmlerde mi rol almışlar? Yaşlı başlı sinema oyuncularının benimle ne alıp veremediği olur? Bakanlık Heyeti'ni katlettiğimi nereden uyduruyorlar? Gönül İşleri Bakanlığı'yla bu uyurgezer mumyaların ne ilişkisi var? Abidin. Fakat o." Ağzım pamuk dolu sanki.ruktan gübre olmaz. sanat mı." Gözlerime inanamıyorum! Hikayelerini hayranlıkla okuduğum yazar. tanımıyorum? "Heyet'i senin katlettiğini ondan öğrendik. Benden daha açması görünüyor. Tom Braks." Fu mu? Yooo. Gerçek'i gangster olarak mı yetiştirir. Torunundan bahsetmeliyim. Tabancasını çekiyor. Gündelikçi cumaları gelir. Küfürbaz moruk alelacele ağzıma bant yapıştırıyor. Başımda durmayı niçin hemen kabul etti? Bana işkence yapmak için kendince sebepleri olabilir mi? Baş başa kaldığımız anda. Tarzan diyorlar? Hepsi. yedi milyar insan. Bıçağı yalarken beni kolluyor. Fakat bu defa baltayı taşa vurdun Hayati Tehlike. fındıklı çikolatayı bıçakla yemeye koyuluyor. Spock ve annem kapıya yöneliyor. Gelen her kimse.. Pişmanlık dolu bir sersemlik içindeler. "Fu da Müntekim de çok genç.. Bizi tanımazsın sen. epeydir dine meyil verdi. Senin ne kadar kafadan kontak bir herif olduğunu biliyoruz. anlatacak çok şeyi olan biri. tünde. Spock küçük bir not kağıdını burnuma tutuyor: "Hayati Bey." "Ben de sizinle geliyorum" diyor Uçan Kız. Uzmanlık alanın bu mu? I "Bakanlık Heyeti'ndekilerle ayaküstü konuştunuz mu." "Şahadet getir. yoksa adamları hemen taradınız mı?" Bunu neden sordun? "Adamlar korktu mu merak ediyorum. Spock. Şimdi de sıra Müntekim'de." Kartaloşlar cümbür cemaat yaylanıyor. Mr. ışın tedavisi gibi. Onları öldürdüğümde[!] yanlarında değildim. Boş tabanca diye bir şey yoktur. o kalsa ya?" Kızılmaske razı: "Tamam. benimle görüşmek istiyor. kızından uzak durmam haricinde bir şey istiyor muydu? Bunca sorunun cevabını bulmam imkansız." "Ben de.." Ben de! "Tarzan. Fu ziyaretimize geldi. Bununla yetinmeyip Bakanlığın Özel Kalem Müdürü'nü de temizlemişsin. Bizim arada 401 bir buluştuğumuz özel bir mekanımız var. Os.. yoksa oğlumun temiz bir hayat yaşamasını sağlar mı? Ne yani." "Ben de.. Bedeninizin kırışmasının acısını benden çıkarmak için mi buradasınız? "Fu'yu tanıyorsun. Şu anda bile onun yerinde olmak istemem. Fu'nun arkadaşının sevgilisini ağına düşürmüşsün. Şirketten biri de olamaz. Ben de merak ediyorum." Annem. Eşhedü en la ilahe illallah ve eşhedü enne Muhammeden abduhû ve rasulühvc "Şahadet getirmeyecek misin?" "Tamam. Spock tetiği çekiyor. Koltuğa yayılıyor. Böyledir. Fu'nun üstüne köpeklerini salmışsın. Normalde hiç kimse kapımızı çalmaz.. Artık benimle yaşamalı. değil mi? Cinayet senin çözüm tekniğin olmuş artık. kapıma kadar geliyor! Şu aşamada cumhurbaşkanından telefon bekliyorum! Hangi ara bu kadar popüler oldum ben?! "Senin evde kurşun var mı Dracula?" diye soruyor Spock... şu silahlı arkadaş. değil mi?" Bantlı ağzımın gerisinde yutkunuyorum. İhtiyarlar taş kesildi. Kalanlar. "Yaşlılara hiç saygın^yok. Hallerine bakılırsa. beni doğuran kadınla hiç tanışamayacak 398 mıyım? Bir grup bunak tarafından zımbalanmak karizmamı sıfırlayacak! Tamam da Bakanlık Heyeti'ni kim katletti? Polisler de benden mi şüpheleniyor? Öyle olsaydı enselemeye çalışırlardı. Çıt! Namevcut bir mermi alnıma değiyor. Müntekim'i ben hiç görmedim. Bizim 89 . yanlış yerde macera aradıklarını düşünüyorlar.. Mister Spock. sizinle acilen konuşmamız gerek. "Ben de. Sakallı amca iki adım atıyor. Belki de en iyisi ölmek?.. Herkes oh çekiyor. annem gibi. zavallılığının içinde erimiş.. Dedelerden biri "Senden sonra. cennetin kapısını tıklatmamı arzu ediyor.buradalar. Bizimkileri beş dakikadan fazla lafa tutuyor. Karşısında kimse olmadığı zamanlarda da konuşuyor mudur? Bence evet.. Ding dong. İhtiyarlar darülaceze korosu düzeninde. "Ne de olsa Heyettekilerle akran sayılırız. Annemin tebessümü." Bilemiyorum. lakin şimdi hatırlaman zor. değişikliği hissedersiniz. Bu leziz çorbayı oğlum da tatmalı. Kızılmaske." Katiller. içimden söyledim. Annelik duygusu. Yaşlan ilerledikçe ölüm konusunda acemilikleri artmış. rahatsız etmekten çekinirler. bekçi mutfağa koşuyor. aynı anda açtığını düşünün. Mister Spock. Kedi Kadın. Sağlıklı düşünemiyorsun.. dahası. Şebnem'i bana kaptırmamak mıydı? Şerif Şibumi. Sinsiliği." "Ben de. 400 Kızılmaske'den işkilleniyorum. Benimki. kurbanlarını cehenneme postalayan profesyonellerdir. kayısının çekirdeği gibi yuvalanmış kalbine. Nutella kavanozu ve kahvaltı bıçağıyla geri dönüyor. cinayete merhamet şerbeti ekliyor. Mr. söz!" diyor. Ben beklerim. fakat üstüme kurşun yağdırdılar? Sudanlı Abdülcabbar Turabi de. Ve elindeki boş kaseyi usulca sehpaya bırakıyor. Sonra da biçareleri öldürmüşsün. şu işi hallet. Mr. silahı alnıma doğrultuyor. Ben sen miyim?" "İkimiz gidip getirsek mi?" "Mecburen. Kapağı açıp. Ona hakikati söylemeliyim. Türk Bakanlık Heyeti'nin intikamını mı almayı deniyordu? Müntekim Gıcırbey'in tek derdi. din mi?" Göründüğün kadar aptal değil misin yoksa? "Kim bilebilir? Belki ikisi de lazımdır. Saygı. N'apacaksan yap." "Niye? Kızılmaske bekçi. ding dong. Buruşuk çiftimiz salona dönüyor. Küçüklüğünde filmlerimizi seyretmişsindir. pür dikkat bana bakıyorlar. Herkes derin nefes alıyor. [. Haydi. Abidin Dandini evime uğramaz. sen burada kal. inan. "Makine bir haftadır senin g. ruhumdaki kanserli hücreleri yeniliyor. Gerçek'e bakmalı. Tetiğe basıldı mı. mesele yok.. kulak kabartıyorlar. hepimiz öleceğiz. "Kurşun yok bunda?" diyerek arkasına dönüyor Mr. Birbirimize nasıl derin bakıyoruz. ding dong.. Bir şey sipariş etmedim. bir an önce öldürülmemi emrediyor. Baharın tüm çiçeklerinin ilahi bir müjdeyle. Spock. "Var tabii. Karşında tam yedi tane süper kahraman var!" Süper olduğunuzdan bir an bile kuşku duymadım. Biz kendimiz bile oyunculuk zamanlarımızı güçbela hatırlıyoruz. fakat o da çok temiz bir çocukmuş. Ağzını şapırdatarak konuşmaya başlıyor. "Spock! Çorba bitti.] Aziz İstanbul.. Gönül İşleri Bakanlığı sana AŞKart vermeyince tabii küplere binmişsin. Acaba hangisi insanın korkularını daha iyi yatıştırır. Hey gidi günler.

" "Tamam.] Hiç kimse mükemmel değildir. Müntekim sevdiğine kavuşacak. Tırtıklı tarafı ikide bir düğüme takılarak elimden kayan bıçağı güçlükle tutuyorum. Balerin adımlarıyla salona geçiyorum. Yine de sağ elimle ipi keserken. Bağlı ellerimle Kızılmaske'nin sırtına masaj yaparak ilerliyorum. Önce kavanozu buluyorum. vücudu geriye doğru bükülüyor. Elim 402 kolum bağlı. Hırıltılı sesler çıkarırken. Zar zor iki tur dönerek merhuma yaklaşıyorum." 90 . yaramın hizasındaki kılıfa sokuyorum. Aptallığın hemen hiç masrafı yok. Bu bir işaretmiş gibi oturuşunu düzeltiyor: "Mister Spock’ın da AŞKart'ı var. Fanilanın üstüne bir ceket giyip evden fırlıyorum. Dr.. [RONALD DAVID LAING." Uçan Kız benim öz annem. Cinayet gösterişçilikle bağdaşmaz oysa. bu cümleyi aynı heyecanla söyleyecekti. Theseus. Ağzımdaki bandı söküyorum. Senin icabına biz bakacağız. sizi derhal cezalandırırlar. Kendimden biliyorum. Theseus'un Gemisi paradoksunu bilirsiniz. Beni ben yapan anlaşılmazlık ve hattâ bilinmezlik icabı. Geçmiş günahların gölgesi uzun olur. "Siz gidin. Abidin Dandini ise çeteye kabul edildiğim gün silahımı bana teslim ederken kulağıma şöyle fısıldamıştı: "Bakarsın günün birinde şeytana uyarsın? Allah. Fakat heyhat. Kendi evimde kaybolmuştum. bazı tahtaları söküp yeniliyor. Kapıdan dışarıya adımımı atar atmaz bir mermi kirpiklerimi sıyırıyor! Ciyuv! 403 Tamir edilirken buharlaşan gemi Belki de kaçırtabilecek tek acı. İnsan yaşlandıkça ifade özgürlüğü kısıtlanıyor. Sahiden öldü mü diye dikkatle bakıyorum. Sandalyeyi bir bacağı üzerinde çevirmeye uğraşıyorum. Keşke sizinki kadar temiz bir hayat yaşayabilseydim. birilerinin menziline giriyorum. Uzatmaları oynuyoruz. "Öyleyse bize bırakın. sonra katil" der gibi bir hali var. 30 km2Tik alandaki tüm camlar çatlamış olmalı. Petunya'mn sıktığı kurşunlar. Üstten aralanmış pencerenin berisinde dikilip kulak kabartıyorum. bu teatral can çekişmeyi açıklıyor. Gevşemiş iplerin içinde avuçlarımı bakışık hale getiriyorum. 1927-1989. dostlarımız eski bize sımsıkı sarılırlar. Biz de dosta düşmana karşı aynı insanlık dışı misyonu üstleniriz. Beşizlerini emzirmeye çalışan bir loğusa kadar telaşlıyım. 1890-1976. Boğuluyor mu. Sen de layığını bulacaksın. ip de gerdiğim sol bileğimi kesiyor. Çünkü insanlar. Dr. senin yolunu kesemez" demişti. şeytanı boşuna mı yarattı sanıyorsun?" Her okuduğunuza inanmayın sevgili okur. Normallih Hastalığı] Atom Bombacıyan beni şirkette çalışmaya ikna edebilmek için "Bizzat beslemediğin bir şeytan. misafirimizin ruhunun evimizi terk ettiğine kanaat getiriyorum. Koltuktan kalkıyor. Yerdeki yapışık üçüz gölgede üç kafa hareket ediyor. Gardırobumdan tabanca askısını alıp takıyorum. çikolata eriyiği parmaklanma bulaşıyor. ağzımdaki kalın bant inip kalkıyor. kapı tokmağından sekiyor. biz değiştikçe eski tahtalarımızı tekrar bir-araya getirirler. Gel gör ki onu yalnız bırakamazdık. Mister Spock bizi bu işe bulaştırmak istemedi.. Bunlardan hangisi. Limanlar eski ya da yeni tüm gemiler için en güvenli yerlerdir. yoksa ikisi birden mi kestiremiyorum. özellikle de ben. tak. peki. Theseus. gemisine bakım yaptıkça. Uçan Kız'a kesik. Ayaklarım havada. Takla atan bir trendeyim sanki. Ter içindeyim." "Hayati Tehlike'nin cehennemi boylamasını istiyor musunuz?" "Evet!" Neptün Petunya'ya evlenme teklif etseydim. [AGATHA CHRISTIE. Banyo lavabosunun altında saklı yedek Colt'u. Her neyse. tekrar dışarı çıkmalı ve kendimi kurşunların hedefi haline getirmeliyim. Okşayıcı öpücüklere ateşle karşılık veriyordu. Gözünü kan bürümüştü. Theseus'un asıl gemisidir? Dostlarımız. limanda demirlemek için yapılmamıştır. Abdülcabbar Turabi'den sonra. döktüğüm kanlardan oluşan gölü sağ salim geçebilecek miyim? Bu mermi sağanağını ıslanmadan atlatabilecek miyim? Selamet koçanında hâlâ bir mısır tanesi kalmış mıdır? Öldürdüğüm insanlarla iyi arkadaş olacağımızı düşünmüşümdür hep. Şampiyon Ninja'mn rekor denemesi Deliler akıllılardan en az iki kat daha kurnazdır. kanca beraber. Tehlike çemberi daraldı." Geber! Sihirli sözcüğü söylemişim gibi aniden kasılıyor. İpin kopması. Sizce. Yıllar geçtikçe. Neptün Petunya'yı gördüm. meslektaşı Petunya da kellemi gövdemden ayırmaya çabalıyor. Böylece Fu selamete erecek. Susturuculu tabancasıyla çağdaş bir Bond kızı havasındaydı. Geçen sene Gerçek. Seni cehennemde bin yıl yakmak bile sana iyilik yapmak olur gerçi. Güm! Başım yere çarpıyor. Akülanmaksa ateş pahası. kıtaların birbirinden ayrılması kadar uzun zaman alıyor. Düşmanlarımız yeni bizi yok etmeye çalışırken. "Önce kadınım. Ellerini boğazına götürüyor.. "İzin verin kalayım. Kızılmaske son bir defa doğruluyor. irileşen gözleriyle bana bakıyor. durduk yerde tövbe etmeye kalkışırsanız. Geleceğe bakıyorum ve ertesi günü bile göremiyorum. cezalandırıl404 manız gerektiğini düşünmekten hoşlanır. Kaderimde yazılanlar ile hayatımda olup bitenlerin birbirini tutmadığını hissediyorum. kim isek o olmamıza asla rıza göstermemeleridir. İyi şanslar. eski tahtaları çöpe atmıyor. Kendimi geriye atıyorum.. Şeytan. Fakat hiçbir gemi. İkisi erkek ya da kanserli. [Şimdiye dek yalnızca Kuçuradi'yle yakınlık kurdum. Eski sevgililerinin hepsi mezardaydı demek? Aşkından ölmeyişimi affedemiyordu. Nasıl bu kadar zalimleştin?. "Hayaaatiiiiiii!" Yanan bir ahırda doğurmakta olan may405 rnunun çığlığını düşünün. o da konuşkanlığına rağmen insan sayılmaz. Onlardan da yavaş yavaş bir gemi yapıyor. Kuçuradi odaya dalıp Kızılmaske'yi koklayarak "Ölmüş" deyince. geminin bütün tahtaları değişiyor. Yapabileceğim hiçbir şey yok. Döndürmeyi becerebilirsem kahvaltı bıçağına ulaşabilirim. Kimse görünmüyor. biz ikimiz o namussuzu çivileriz. Eski gemi yeniden inşa edilince. Destek noktası ölüm olan bir kaldıracım. tak. Sonra kalbini avuçlamaya çalışıyor. "Aslında ben de Uçan Kız'dan hoşlanıyorum." Perdenin kenarından bakıyorum. fakat siz biraz abartmışsınız sanki? Kükrercesine geğiriyor. Ayak bileklerimdeki düğümleri çözüyorum. Maktulün Moronluğıi\ Kapıyı aralayınca. hem size yardımım dokunur. Kurşun yarası feci yanıyor.. Her ikisinin temel vasfı. Şifa dağıtmaya adanmış Dr. Bir dobermanm mama kabında yüzüyorum. kakaolu fındık kremasını ceplerine doldurmuştu. Kapıyı kapatıp duvara yaslanıyorum." İnsanların işi birbirlerini yanlış anlamaktır. Nutella kavanozu ve bıçak yere düşüyor. Nihayet kahvaltı bıçağını yakalıyorum. Yüksek ökçeli ayakkabılarıyla yaklaşıyor: Tak. İlkin. kuyruğuyla rastge-le kimselerin zihnine benim robot resmimi çizmişti. Ayak sesleri kesiliyor. Duyan da çok dostum var sanacak. Halının üstünde çaprazlama yatan cesede sırtım dönük. Ne yöne adım atsam. ortaya iki gemi çıkıyor.vademiz doldu. kalp krizi mi geçiriyor. Öne doğru eğiliyor. Ve Kızılmaske'nin fosiliyle yollarımız ayrılıyor. Kollarım acıdan uyuşuyor. Eski bir aktör olması. acıdan kaçınmaya çalışırken ortaya çıkan acıdır. ardından yüzüstü devriliyor. Hızlı hızlı solumaktan. Nefes almakta zorluk çektiği belli. Mermiler diniyor. Anca beraber.

Dahası. aşkımı onaylamadıkları için Heyet üyelerini ortadan kaldırdım. süngerleşmiş suratımdan kaydı ve bacayı ikiye böldü. sırf birini zan altında bırakmak için adam vurmaz. Dehşet hızlıydı. gövdesine saplanınca sarsıldı ve Müntekim'in üstüne yığıldı. [Kağıt mendil. Bu cinai masaj bitip de öbür dünyaya gittiğimde Bakanlık Heyeti'ndekilerin yalvar yakar benden af dileyeceklerine. Çatıdan tavan arasına geçtim. Kendimi zor tuttum. 3: Bana bir son gürlüğü mü geldi. Müntekim iki tabancayla birden ateşe başlayınca kendimi geriye attım. Fu. Hayretle izliyordum. Tmgırdayan nemli kiremitleri kaydırarak gerileyip yaralı omzumu bacaya yasladım. haydutluğun radyasyonlu yaylasına yükselebildim ancak. Ne de olsa hayat yolunda kan izleri bırakarak ilerlemeyi huy edinmişim? Bir ayağı çukurda süper kahramanlar da. 5: Ringe fırlatılmış kanlı bir plaj havlusundan farkım yok. Silahları hâlâ ellerinde. Kıçından vuruldu mu havası iner. Dişetlerim ve yanaklarım ağzımın içinde eziliyordu. Müntekim de fırsattan istifade bahçedeki merdivenle çatıya tırmanmıştı: "Gebeeeeeeer!" diye bağırarak kurşun yağdırmaya koyuldu. Çatının bahçe tarafındaki kenarından aşağıya baktım. Avucunun içiyle. Müntekim fısıltıyla sordu: "Silahını neden bana veriyorsun?" Fu aynen şöyle dedi: "Beni yavaşlatıyor. Müntekim'in gözleri de ağzı da aralıktı. destanlar yazılası bir da yak. Rocky Balboa'nm ömrü boyunca yediği dayağı ben bir oturuşta yemiştim ve bu daha başlan408 gıçtı. Sol yumruğu. Eğilerek kapıya doğru ilerleyen diğerlerini tanıyorum: Hayvanat bahçesinde Şebnem ve beni kovalayan züppe çifti. Ne yani. aklını çeldiğim Şebnem'e de zarar vermekten geri durmayacağım. Açıkçası. mafyada da geçerlidir. çamaşır suyu gibi. Kafam büyüyordu. Beni. Uçabilen birini ilk kez görüyordum. Bileğime vurunca tabancam uçup çanak antene düştü. 8: Yığılmamı engelleyen tek şey yumruklar. Fu. Çocukluğum çürük. Sanki yıllardır Fu tarafından pataklanıyordum. faturalan karşılamaya yetmedi. Piyangolar. 10: Sağ gözüm şişten kapanmış. Fu. Banyo aynasında kendimi görünce irkildim. Ben bu sopalık mahluku incelerken. ayaklarıma kapanıp helallik isteyeceklerine bahse girerim. Müntekim'in devrildiği tarafa seğirttim. Namlu'yu Fu'ya çevirdim. bir hayalet ve bir yarı-canlı. Tetiği çekeceğim anda başını kaldırıp gözlerime baktı! Bakışlarında metalik bir ses yankılandı: Ding! Sağ dizi ve parmak uçlarını yere değdirip füze gibi havaya fırladı. Tetiği. Makineli tüfekle resim yapan bir Pi-casso. Sadece dilek tutar gibi öylece duruyordum. Merdivenlerden inerken nereye dokunsam kan lekeleri bırakıyordum. Müntekim'in ruhu bedeninden ayrılmadan beni nallayıp tahtalıköye dehleyecekti. sol gözümle çok az görebiliyorum. 0: Ve kafa üstü bahçeye çakıldı! Ceketimin sol kolu kopmuştu.Neptün'ün gölgesi aradan sıyrılıp kayboluyor. Şakaklarıma vuruyordu. O. Kurşunlar bacanın kenarlarını parçalıyordu. beyaz ve kırmızı görüyordum. Vücudum. İnfilak etmek üzereydim. "İteleyebilsem keşke" diye düşündüm. takatim kesilmiş. Acaba. 2: Fu sırtüstü düştü! 1: Baş aşağı sürüklendi. boks hakemi gibi 10'dan geriye sayıyor. Yüzünde naylon bir gülümseme vardı: Dilimizi bilmiyor ve barutun icadından habersiz gibiydi. Bu şapşalların hesabına göre. 9: Ciğerlerim ötmeye başladı." Az daha kahkahayı basıyordum. Panter gibi üzerime atladı. 409 4: Ayaklarımı. önce bana. Uğruna kasideler. İki kaili evin çatısına kadar yükseldi. suçların en büyüğüdür. Ninja bozuntusu sol 407 ayağının ucuyla çatının kenarına kondu. Müntekim. her defasında. Dilim. Şimdiye çoktan ölmem ya da komaya girmem lâzımdı. Bakanlık Heyeti'ni kimlerin imha ettiğiyle ilgilenmiyorum. Yorulmuyordu. Kurşun. Öyle sert yumruklar atıyordu ki. sidikle yıkılır. Derimi bıçak kullanmadan yüzmüştü. yaralarımı yakıyordu. arkadaşını kucağına yatırmıştı. aşk ve mutluluk ise insanı ölüme sürükler. Beynime bir karınca sürüsü dadanmıştı. ağzımın içinde şişiyordu. Şapa oturmuştum. Yangında patlayan laboratuarın camından fırlamış vahşi denek hayvanına benziyorum. O halde her şey bir yanlışlıklar zincirinden mi ibaret? Mantığın yardımı. Heyet'in intikamını alacağı adresin burası olduğunu zannediyor. Nefes bile almıyordu. İş dünyasındaki azami fayda kuralı. sonuçların sebeplerini görmeme yetmiyordu. Arkadaşı yamulalı henüz bir saniye olmadan intikam saldırısına başlamıştı. Kafası turşu kavanozu gibi patlayan merdiven korkuluğu.kla dikilen. dünyanın en hızlı işkencecisi. Beyhude yaşadım. Her darbede yüzümden havai fişek gibi kan püskürüyordu. Fakat beni hayat ile ölüm arasındaki ince çizgide tutuyordu. Artık yumrukları hissetmez oldum. Önce Fu'ya. beni mıhlarsa Şebnem'in gönlünü kazanabileceğini mi düşünüyor? Sanmıyorum. bilemiyorum. Titreye titreye sürünerek uydu antenindeki tabancamı aldım. leylek rahatlığıyla bana yaklaşıyordu. Tabancayı gövdesine doğrulttum: "Dur!" Durdu. gençliğim bayattı. başımın hâlâ yerinde oluşuna şaşıyordum. Fu'yu maalesef ıskalamıştım. Yani zerre kadar aklı olan hiç kimse. Fu tabancasını Müntekim'e uzattı. fiziksel ya da duygusal bir şey hissetmeksizin çektim." Şakanın sırası değildi. Merdivenlerden tavan arasına. Omuzlarım erimişti. sonra onlara ve tekrar bana bakarak fikrini beyan etti: "Sen daha berbat görünüyorsun. Her şeyi siyah. Anlaşılan. Suratım. birkaç kez yalpaladıktan sonra merdivenle birlikte ağır ağır arkaya devrildi. Tuvalet kağıdıyla yüzümü sildim. Upuzun bir çiviyi beynimden söküp kalbime çakıyordu. parmaklarıyla dirsekleriyle son derece isabetli darbeler indiriyordu. Daha doğrusu dondu. Kıpırdayamıyordum. oradan çatıya çıktım. Fukaralığın lağım deltasından. oyun hamuru gibi yoğuruyordu. Fu ortalarda yoktu. Mecalim kalmamış. Bir ceset. Fu'ya hayranlık duymamak mümkün değil. dermanım tükenmişti. İhtiyarlar dönmemişti. 6: Alt dişlerimin tümü sallanıyor. salyangoz zamkıyla sıvanmıştı. suikastın hedefi Heyet miydi. mersiyeler. Kemiklerim bile yumuşamıştı. son bir maceraya atılarak araya girdiler. çizgi filmlerden öğrendiği kungfu teknikleriyle mi fa-çamı bozacak? Kendini Ninja sanan kaçığa nişan aldım. Gökte fırtınaya yakalanmış bir jetin kanadına zincirlensem ve taş yağ-sa ancak bu kadar olurdu. tuvalet 91 . Kuçuradi. Azrail. Tepemden akan terler. bir şampiyon üzerimde rekor denemesi yapıyor. Silahımı çektim. peçete. her ne kadar ölmelerine üzülsem de. Kuçuradi yanlarındaydı. İşte. Fu'nun ayak bileklerinin arkasında iki yana açtım. Öte yandan. Güzellik. Gelgele-lim asıl katiller suçu üstüme atmayı başarmışlar. Varlığımı hissetmişti bence. sonra Müntekim Gıcırbey'e ateş ettim. Fu ve Müntekim genç yaşta hapislerde çürümesin diye cinayet işini üstlenerek bunak jesti yaptılar. Enerjim sıfırlanmıştı. Olsa şaşardım. Ve dizkapaklarını tuttum. villamın çatısmda-yım. Kenara indim. Ve aşkı kabul gören Müntekim'i 406 de büyük ihtimalle temizleyeceğim. Etrafa kulak kabarttım. yoksa ben mi? İkisi de mi? Cinayet. üzerine ketçap dökülmüş kurtlu peynir kalıbına döndü. yani Gönül İşleri Bakanlığı'nda çalışan budala. Korku filmi gazisi gibiyim. cehennemde beni gördüğüne sevinecek çok herif var. Bu defa bakmadı. 7: Kulaklarım feci çınlıyor. Onun ellerine doğmuştum ve o da beni kıyma yapıyordu. B.

son düzlüğe giriyor. böyle bir gezegende iyi olunamayacağını bilirsiniz. Kaosun fitilini ateşlemek için şebekenin başına geçme yi bekliyordum. Trenle İstanbul'a geliyordu.. Ben. her nefes bizi ölüme yaklaştırıyor. Denize düşse g. düşündünüz mü?" 413 "He. soru sormak ve en korkuncu itiraz etmektir. Herifçioğlu. pirenin ayağına gitmez. güvenlik. hareketli hedefleri tutturamıyor herhalde. hakikat aleyhtarlığıdır.tüyle balık yakalar." "Yok. Fuat'ı halletme işini de Turgut Rulet'e verdim. Hayati hakkında kendisinden daha çok şey biliyordum: Şebnem'e abayı yakmıştı. Silah tutmayı ona ben öğrettim. Safkan Amerikan düldülünün haşat jokeyi. Turgut ki dişli bir tetikçidir. "Sormamda sakınca yoksa. Hakikatten umudumuz kesildi." Suratı tarihî bir mezar taşı rengin-deydi. o ben miyim?" "Yok. yirmi sene kadar önce arabasını sabote ettiğim Savcı Arif Tufa'mn oğluydu. At. birbirlerini dürterek beni gösteriyorlar. İhlal artık gayri insani sınırların dışına çıkmaktır. işimi de ciddiye almıyorum.. İnsan hayatına değer vermiyorum. Okullar tatil. Hayati Tehlike mi?" "He. hatalarla dolu hayatımdaki en büyük hata idi. Atom Bombacıyan’ın dili düğümlenmişi i. Ve paranın satın alamayacağı şeylerin dünyasına geri dönüyoruz. Halihazırda işleri ben yönetiyordum. Yokuşu tırmanırken bir de baktım sağdaki restoranın 410 önünde Neptün Petunya dikiliyor. Gazlayıp geçiyorum. Plan yaptım. Bakanlığın Basın Müşaviri Fuat Atıf Tufa. Deliliğin Defansı] Hayati Tehlike'nin. Aşkı. dan diye indirir-sem. Teknoloji aptalların kötülük yapmasını kolaylaştırmaya adanmıştır. yolu kanalizasyona düşmüş süs balığı kadar şaşkın. Aceleye lüzum yoktu. Şimdiyse bir 'Şahit'. yoksul. Gönül İşleri Bakanlığı'na müracaat etmiş ve avu-cunu yalamıştı. Aksi takdirde başkalarını da mortlatmak zorunda kalacağım. Ülke deri değiştiriyor. iyilerin bilmediği bazı şeyleri anlamışlardır. Halbuki deliler kolay kolay şaşırmaz. Eğitim." Bu cevaptan sonra. işte bu kesin yenilgiyi neşeli hale getirmeyi umuyorum. Nem serilsin. İnanın bana. bu yolla düzenin ömrüne ömür kattığımız için de teröristiz. Mars'ta yürüse yerde 100 dolar bulur. Hiçbirini üretiliş amacına uygun kullanamıyorum. Peşine... hem de varyetenin gazı kaçardı. Hayati'nin okka altına gideceği kesindi. bere. Terör artık bireyin özne niteliğini açığa vurmak için yapabileceği tek eylem türüdür. Turgut'u pa- 92 . Dünya Savaşı'nın. Herkes silahlı. Lakaytlık ve münasebetsizliğimize rağmen. Yılın ilk saatlerinde kendisine sordum: "Sizden sonra baba kim olacak. Kurallara uymak. Tersini de düşünebilirsiniz: Küresel kötülük sisteminin bir 412 parçası olduğumuz için otomatikman suçluyuz. çürük. hiç kuşkusuz. Yinede bir yetki karmaşası vardı. Yoksa şimdiye sırtıma yarım düzine delik açardı. Oyunu hızlandıracağım. Garajdaki Harley Davidson'ı çalıştırdım. Yaralarım ışık saçıyor. Çevredekiler. Ben. Nefret ettiğim tek seksi kadın. Danvin'i yeni geçmedim. anonim ve sahipsiz olmak bir imtiyaz haline gelinceye dek! Tüm ünlülerin vurulduğunu ya da rehin alındığını düşünün. Hayati zaten her fırsatta bana koşuyordu. GİB'den tescilliydi. trende pataklanmasını emrettim. engerek dünürü. Şiddetlenen rüzgarda. [VVOODY ALLEN. Ona yalan söylemek. Korku düzenine itaat ettiğimiz için rehine. Birey ise körkütük budalalığın bedenleşmiş halidir. İnsanlar birbirlerinin dertlerini kusur sayıyor. Düşünmüyoruz. Sonra da Şebnemle buluşmayı denerim. Derken tepeyi kazasız belasız aştım. insanın kaybetmekte olduğu bir oyuna dönüştü. kısacası sistemin her ana unsuru. ihlal. uzaylıların akıl hastanesidir. Onu ilk gördüğümde. At. demir leblebiydi.. Neptün Petunya. Suikast. Fabrika ve gemiler yanıyor. benim suratım da artık tarihî bir mezar taşı rengindeydi. politika. Güçsüz. Çünkü boyun eğişin ürünü olan hiçbir iyilik. eğlence. Veliahdı yoktu. Amerika gibiyim. Banka. adının geçtiği her cümle nasıl da güzelleşiyor.kağıdı ve kağıt havlu. iş.. Yıllarca beraber çalıştık. kundaklama. Bu kadar çok yara. insanın olgunlaşmasını engelleyen sistemdir. Hayati'yi ortadan kaldırmaya o anda karar verdim. Cehennemi boylamayı göze almış olmanın rahatlığıyla hareket ediyoruz. Suç artık cezalardan oluşan işleyişe direnmektir. delilik ve kaçışın sunduğundan başka bir özgürlük seçeneği yok. kör adamın kör köpeği gibi işe yaramazdı. Suç. Ona sımsıkı sarılayım. İntihara hazırlanan bir Japon kadar titiz çalıştım. Cengiz Cingöz'ün başkanlık ettiği bir ekibi Ankara'ya yolladım. Çağdaş meşruiyetin temeli.. Izbandut'u trenden attı! Böylece onu da avcı kadrosuna dahil ettim. bir çivi eksik olsa bu gavur krallık yıkılır. inşallah melek oğlum büyüdüğünde bana benzemez. Harami tetikte. Kıza kesik bir çocuk daha vardı: Müntekim Gıcırbey. tüm insanlık ile benim aramda geçeceği kimin aklına gelirdi? Abidin Dandini'nin evinden Gerçek'imi alayım. Dudakları titreyerek gözyaşlarına hazırlanıyor. bombalama. alışveriş. Tanıdığım en şanslı züppe. Hapishanede idman yapan mahkumlarız. Çocuk çetin ceviz. Suç dünyasında rastlantılara sık rastlanır.] Vakit kaybetmeden kaçmalıyım. aile. Ve özgürlükten kaçıyoruz. Neptün de afallamış vaziyette. Hayat. ismiyle müsemma Nazım Izbandut'u taktım. çünkü deliyiz. Fakat kendimi de. 411 Ahbaplık ettik. Sistemleştirilmiş ihlale angaje olmuş vaziyetteyiz. İşleri kızıştırmak maksadıyla. hem çetede huysuzluk ve çözülme baş gösterirdi. yaralarım hızla kabuk bağlıyor. Vicdan azabı dolu kabuslar ile adı konmamış hasretler arasındaki istikrarsız yolculuğum tam gaz sürüyor. Motosikletimden daha göz alıcıyım.. Ben bir katilim. Hayati Tehlike." Mor on değilseniz." "Peki. bir yer altı çarşısında leşi seriliydi. resmî kurum. ahlaki değildir. Bakanlık Heyeti'ni temizlersem." "Tam anlayamadım. Domino etkisi doğuracak bir plan hazırlamalıydım. Ermişler gibi metropolden kaçıp tabiatla haşır neşir olmayı özendiren bir tek reklam göremezsiniz. uyuşturucu ve sahte para dağıtacağım. soygun ve adam kaçırmalarla tansiyonu yükselteceğim. Halka silah. terör. eğlence ve iş merkezlerinin havaya uçurulduğunu hayal edin. Yaşamak ya da ölmek umurumda değil.. Uygarlık disiplini denen şey. köleliğin şablonlarına uyarlanmış durumda. Kendi kendime sırıttım: III. sağlık. benim nazarımda keçi sümüğü kadar değeri yok. holding. Kaçış artık intihar teşebbüsü havası taşıyan bir vazgeçiş ve terk ediştir. Zirveye varınca hapşırdım. Kız onu Enver Paşa diye tanıyordu. şahsiyetsizleşmeye varır. Zira. Yalnızca bir sonraki yalanı merak etmek bizi ayakta tutuyor. pirenin ayağına gitmez [Abidin Dandini] Kötüler. Yedi hafta sonra. Bir eli çantasının içinde. Delilik artık düşünmek. Beni idamlık bir cellat yapan ufak tefek kusurlarımı belki göz ardı eder? Şebnem. şişlik ve morluğu birarada görmemişler.. iletişim. borsa ve medya binalarının. Ben. Adamım Kurt Vonnegut'un da dediği gibi "Dünya. Fakat bu işi dolambaçlı yoldan çözecektim.

Granada Gazinosu'nda şarkı söyleyen kuğu. Abidin cidden kafayı yakmıştı. Başımı çeviriyorum. 415 Ne diyordum? Cesetlerle dolu bir nehirde yüzmenin tadına vardınız mı. sincaba fil tasması takmış olacaksın. Taraçaya çıktım. Mor gözlerim şişten kapanmış. çalman aşkının. Yaşlı gözleri. Ecelin kozları güçlüydü. Kenetlendiler. 418 Leyla Kalahari." "Geeerçeeek?" Koridorun sonundaki odadan herhangi bir cevap gelmiyor. Çocuğumu ver. "Çocuğu bırak!" "Sakin ol Hayati. Hayati'yi takibe koyuldu. Abidin Dandini tek eliyle Gerçek'i belinden tutup kaldırmış ve diğer eliyle de çocuğun başına nakışlı Jericho'sunu dayamış! Donup kaldım. uçak kazası geçirmiş zombiye benziyorsun. Tüm moleküllerim zaten hurdahaş. Şimdi ölü bir sersem olacaksın. Onun da yüzü yumruk izleriyle doluydu. Hayati'nin tabanına hangi sakızların yapıştığından beni haberdar ediyordu. İçeri girdim. kana susamış yeminli centilmenler tarafından kuşatılmıştı. Kim bilir o benim hakkımda ne düşündü? Telefonum-daki isimsiz mesaj şuydu: "Abidin seni öldürmeye çalışıyor. "Silahımı al. Motosikletten indim. Bu tür düşünceler zihnimin mikserinde karışırken cep telefonumun mesaj sinyali öttü. bu yaptığın son hata olur. Neye uğradığını anlayamayan Hayati." Bağışla beni. "İndir silahı. Gerçek'e Leyla bakıyor. Olanları unutalım. Hiçbir babanın görmemesi gereken bir sahneye bakıyordum. kanımı benzin gibi tutuşturmuş! u. O benim hayatımın kadını. Sen ve ben. Bıçak sırtında. Saçı. Yola. şaşırtıcı bir sükunetle cesede bakıyordu.." "Çocuğa zarar verirsen.. Abidin Dandini kapıyı açtı. "Bak" deyip yırtık ceketimin yakasını araladım ve Colt'u gösterdim.. Hayvanat Bahçesi'ndeki malum hücumdan sonra. Sen bir dâhisin Hayati. Müntekim. Tıklatmak için elimi kaldırdığım anda. Saat 4'te" şeklinde bir mesaj yolladım. Bombacıyan işi sana devredecek. Leyla Kalahari'yi gözünden vurdu! Ve namluyu tekrar hızla bana doğrulttu. İki sakızı birbirine değdirmeden çiğnemek Bir adam hakkında. Abidin Dandini. meleği ikna ettiği nerede görülmüş?. Dünyanın bütün polislerini Beşiktaş rıhtımına yığabilirdi." Leyla Kalahari. Ne de olsa Leyla.. kuvvetli ihtimaller eşliğinde çıkmıştım. Yine de çocuğa ihtiyacı olan himaye ve şefkati sunmayı deneyeceğim. Bukalemun'u azlettim. Konuşarak halledebiliriz. Kendimi kartalın pençesinde uçan tavşan gibi hissediyordum"Beni vurursan.. Beş ay önce fotoğrafımı çektiği yere leşimi serebilirdi. Şebnem'in babası Şerif Şibumi forslu bir polis eskisiydi. diken üstündeydim.. "Lüks içinde yaşayan bir hortlak" diye düşündüm. bıyığı farklı kafalardan derlenmişti. İnsan dostlarını seçemiyor. Polisler de armut toplamıyordu. Çünkü. Olaya bir de iyi tarafından bakmayı isterdim fakat. Hayati. 1842-1914] Abidin Dandini'nin Rumeli Hisarüstü'ndeki villasının önünde motosikleti durdurdum. büyüdüğünde protokol gereği öz babasının değil. Hulk'm tişörtü gibi parçalanmış. Arka odada oynuyor. Oğlumun karşısına bu halde çıkmamalıyım." Abidin Dandini.. merdivenden inerken "Abidin yapma!" diye seslendi. "Hayati'nin suyu ısındı" dedim. Abidin Dandini her an bir kalleşlik yapabilirdi. Ona derin bir muhabbet ve hürmet beslemiştim. Hürriyet gazetesinin spor sayfası gibi karmakarışıktı. Paşa'nın yanında bekleyeceğim. Dikenli tel yumağı çiğneyen bir canavar gibi sertçe yutkundum... "Gerçek'in ailesi biziz" dedim. Leyla'ya niyetimi çıtlattım: "Bombacıyan'ın tahtına oturacağım" dedim. Geride. İzin ver gidelim " Bakanlık Heyeti'ni de sen katlettin değil mi? Gerçekten su katılmamış bir psikopatsın. öldüğünü bilmek yeterli olsa gerek. Fuat ile Müntekim eski dostmuş meğer. Ilık ve müstehzi bir gülüşle "Hoş geldin. İşi bırakacağım zaten. Gerçek son derece sakin. başka hatunlara da meyil verdim. ■k ft * 416 Yavaşladım. fakat Leyla daima birinci. Operasyonu biraz daha budaklandırmak için. iyi bir baba olamadım. [AMBROSE BIERCE. Onun mandalina tozlarıyla bezeli ılık mermer yüzünü son bir kez görsem yeter. saniyede 500 metre hızla alnıma yaklaşıyor! * -jc * 93 . Eşkıyanın. "Pekala" diyerek geniş ve uzun hole girip ta en uçtaki odaya doğru yürüdüm. Telefona bakayım derken az kalsın bir cipe tosluyordum. 3 dakika önce. Başından beri sersemin tekiydin." "Beni sen de anlamıyorsun. Yan yana ilerlerken cipin şoförüyle bakıştık. Şerif Şibumi de kandırılan kızının intikamını almak üzere Hayati'nin tepesine üşüşecekti. Evet." "Ufaklıkla bir sorunum yok" tabancayı bana doğrulttu "benim işim seninle.. oğlum. merdivenlerden hızla inen Gerçek'in ayak seslerini ve "Baaabaaaaa!" diye haykırışını duyuyorum. Medüz gölgesi gibi bir çocuk. biraz şey görünüyorsun. basamaklardan sırtüstü düştü. Fakat ne yazık ki. Çocuk kor-kabilir. Halimi de yadırgamamış görünüyor." Abidin'in suratı dokuzu çeyrek geçiyordu. İnsan bazı şeylerin farkına ancak son nefeste varabiliyor: "Gerçek. Hayati'yi Kubilay Bukalemun benim namıma izliyordu. benim hatalarımı tekrar edecek. Giysilerim.. Duvarın tepesindeki kameraya el salladım. seni çok seviyorum. içeri buyurmaz mısın?" "Hayır. Jeri-cho 941'in mermisi. Daha ziyade. Sonra intikam ateşi kontrolsüz bir yangına dönüştü.. Oysa beni vurmak üzereydi. Tabancanın kabzasını biraz daha sıktı. Gerçek'i almaya geldim. Böylelikle. diğerleri hep ikincilik için yarışıyorlar. Kanunsuzluk da iç dünyamı zenginleştirmedi pek.. yoksa çocukla mı konuşuyorsun?" Ağzından uzaylı salyası akıyordu." Abidin'in suratı. Ezel Zelzele denen Özel Kalem Müdürü olacak çakalı. Ben hiçbir şey istemiyorum. Benimse dünya babalık sıralamasında ilk 2 milyara girmem çok zor. Saniyeleri sayılıydı. Şebnem'e "Barbaros H. Şaşkın bakışlı oyuncaklar haricinde kimse yok... "Bjrson sözündü. Cartayı çekmek üzereydi. Odanın kapısını açıyorum." Sertçe sordum: "Çöp kamyonundan düşmüş gibi mi görünüyorum?" Küstahlığımı anlamazdan geldiğini belirten bir yavaşlıkla "Yo." Namluyu görünce rahatladım. Şerif Şibumi." "Tevazu sana hiç yakışmıyor. tetiği çekti. Onu sakinleştirmem gerekecek muhtemelen." Başımı kapıdan içeri uzatarak seslendim: "Gerçeeek!" "Seni duyamaz. Gerçek. nehir kurusa bile cesetsiz duramazsınız. çoğu dâhi kendini anlama yeteneğinden mahrumdur. öfkeli ağzıyla çelişiyordu.. katledilen Bakanlık Heyeti'nin. Beş yaşında olmasına rağc 417 men bir yaşındaki bebek kadar korkusuz. Kanlı paçavralar içindeyim. uyumlu bir ikiliyiz. Masum Cici adlı seyyar bir cinayet çilingirine mıhlattım. Bahçe kapısı açıldı. Zelzele'nin gebermesi kimseyi ırgalamadı. değil mi?" "Bu bir tuzak soru mu. biliyorsun. Ben de şenliğin tadını çıkaracaktım. sakalı. intikam üçgeninde sıkışacaktı.414 ketleyip toprağa verdik. Fuat.. öyle demek istemedim Hayati. "Nefes tüketerek zaman kazanamazsın Hayati. Zile bastım.

Güvenlik tedbir ve garantiden yalıtılmıştım. öldükten sonra bile altı ay gülebiliyorlar" demişi i. Bir güzel yıkanıp paklandık. Öksüz yavrum. yani üvey babam "Zengin ve mı ulu insanlar. Evimin önünde mahşer provası yapılıyordu.. Reyhan Horanta [Fuat Atıf Tufa'nın annesi}: "Fuat harika bir çocuk. Hayati Tehlike. 94 . buğulu bir ifadeyle Gerçek'e gülümsedi: "Biz. Bir keresinde babam. Üsküdar İskelesi'nin çaprazında bir polis arabası gözüme ilişti." Üçümüz de şaşırmak için fazla yorgunduk." Doğruyu söylerken tüm evren'in desteğini hissediyorum." İçli içli ağlayan kadın şok geçiriyordu. Bahardan bir fırt çektim. Hüzün şeklinde tezahür eden bir alerjiden mustariptim. Oğlum ile sevgilimin belime dolanan elleri beni hayata bağlıyordu. Meçhule doğru hızla yol alırken. Leyla Kalahari'nin evinde. tanışıyoruz. İstanbul Emniyet Müdürlüğü'nden yapılan açıklamada. Zira insanın kaybettiği ile bulduğu şeyin aynı olması imkansızdır. Aşkımın en canlı kanıtları ve en belagatli şahitleri cesetlerdi. Kan dolan ağzında nar taneleri gibi parlayan dişlerini gösterip devrildi.Fanilik de. Hoş geldiniz beş gittiniz derken. Mikrofon uzatılan kimselerin ekranda isimleri yazıyordu. umut ekip sevinç biçmek için elverişli bir arazi değildir. ölürsem sempati toplayabileceğimi umuyorum. gözlerimin araşma 5 santim kala durdu. Po420 lisler. Ölüm tehlikesi. "Merhaba. Şimdi hakikatin meteor yağmuru başlayacaktı. Kader. mermiler ona değmesin diye. Kozmostaki ahenge bedava bilet bulmuştum! Tam burada. Dandini'yle aynı organize suç örgütüne mensup olduğu bilinen Haya422 ti Tehlike'nin Arnavutköy'deki evinde ise eski aktör Onat Kaplan ile Müntekim Gıcırbey ve Fuat Atıf Tufa'ya ait olduğu belirlenen cesetler bulundu. Mutfakta saklanan hizmetçi olsa gerekti. Yaylım ateşi başlarsa. Aslında yakalanmaktan ya da öldürülmekten korkmuyordum.. Kıyısında yaşadığım kan gölünde Şebnemle mehtap sefası yapabilecek miydik? Karamelli dondurma rengi güvercinler. Başkalarının hataları ve zaafları sayesinde başarı kazandım hep. 1944'ten beri ayakta bekleyen Barbaros Hayrettin Paşa ve iki levendin yanında dikildik. Grand Grave'in dokuzuncu katından düşmekle gelen şanstan yeterince kuşkulanmadım. Beşiktaş Meydan Savaşı patlayabilir ya da Şebnem'in tasdikiyle ömrümde yeni bir sayfa açılabilirdi. Birazdan. Calvin Klein çamaşırların üstüne Gucci takım elbise giydikten sonra. Bu civarda bana güven aşılayan tek kişi. Enseme dürbünlü tüfeklerin ardından bakan polislerin nazarı değebi-lirdi. Silahı belime taktım. [BENEDETTO BUSCETTA. Ali Hadi Bara [1906-1971] ile Zühtü Müridoğlu'nun [1906-1992]. dünyadaki yerime ve hayattaki amacıma yaklaştığımı seziyordum. tia? 419 Kainatın derinliklerinde yankılanan silah sesleri Aşkın tanımı yoktur. Şebnem'i bana yasaklıyordu. Şebnem'i kaybetmek istemiyordum hepsi bu. Kan tüneline dönen koridoru geçtik. Şebnem. Şebnem'in gaileli gönlüne sığmıyordum. Kainatın derinliklerinde silah sesleri ve aşk şarkıları yankılanıyordu. Çoktan çivisi çıkmış dünyam. Damarlarımda bir galon adrenalin dolaşıyordu. önceki gün meydana gelen Abdülcabbar Turabi cinayetinin de bu yeni olaylarla ilgisi olabileceği kaydedildi. alev almış kaplanlar gibi haşmetli görünüyordu. ayrılık ile kavuşmanın kesiştiği risk noktasmdaydım. Gerçek'i motosikletin önüne oturttum. Havada dönüyordu. Savaşmazsam Ayıp Olur\ Mermi. cehennemdeki mezuniyet töreniydi. ancak kanıtları vardır. deniz. Yalanlarla lekelenmiş bozuk sicilim beni aşk oyununun dışına itiyordu. aşk ile intikamın. tüm yaralarım kapanıyordu. Motosikletle meydana indik. Yine de kainatın tasarımında kalbimi inciten bir şeyler vardı.. sonsuzluk da insana ağır gelir. Bu da oğlum Gerçek. Prenses beni sivri topuğuy-la ezebilir ya da öpücüğüyle kutsayabilirdi. Hıçkırarak ağlayan bir kadın sesi duydum. beni şifalı bir sarhoşluğa taşıyordu. Fuat Atıf Tufa. "Yavruma nasıl kıydılar!. Güneşin voltajı yükseldi. Onu kucağıma aldım. Kader'e telefon ettim: "Bir maniniz yoksa. 421 Meyve aromalı sevgilimin her adımı. Bir hamlede Colt'u çekip Abidin'i sağ yanağından vurdum. yüzümdeki morluklara bakarak sordu: "Hayati Bey. İsmail çok sevinecek!" Kader Güler-lnşallah'm Merter'deki dairesine vardık. Rumeli Hisarüstü'nde öldürüldü. Gerçek'in telekineük gücü devredeydi. ikindi turuna çıkmıştı. Katlanılabilir ıstıraplar peşinde koşmamız bundandır. Sabah yataktan kalkarken uyanmayı unutmuş kalabalık.. Size de öyle oluyor mu? "Şebnem'e merhaba de Gerçekçiğim. Ve çıktık. kalbimin paslı turnikesinden geçecek miydi? Beklemek. yeniden sallanmaya başlamıştı. Yine de şansımızı deneyecektik. Gerçek. Motosiklete sığıştık. Saçları taradık.. Gerçek'i heykel ile aramda tutuyordum.. binalar parıldadı. Çocukken. Canıma can katılabilirdi. televizyonda haber bülteni başladı: "Ünlü gangster Abidin Dandini ve birlikte yaşadığı Leyla Kalahari. Yola koyulduk. Şebnem arkada. Şebnem'e ilk yalanımı söylemiştim. n'oldu size?" Kaza geçirdiğimi söyledim. Gözeneklerim açıldı. 1901-1968. Eşi görülmemiş bir biçimde hayatımı kurtarmıştı. Doğrusu bunu hiç beklemiyordum." Şebnem. Atatürk'ün doğduğu eve benzeyen bir kafeterya binasında sandviç yiyip meyve suyu içtik. Hayati Tehlike. Bu bir hayat-me-mat randevusuydu. görünmez bir süpürgeyle bir o yana bir bu yana sürükleniyordu.. Bir butikten giysi satın aldık. Sildim. Aşkı yitirme ihtimali. Şimdiyse. Aşk dediğin. Gerçek ikimizin arasındaydı. ben ve bir arkadaşım ziyaretinize geleceğiz?" "Şeref verirsiniz. Gerçek'in elini hafifçe sıktım. gafletin renkli köpüğüdür. Geri kalan herkesin sivil polis olduğundan şüpheleniyordum.. Sevinçten.. Hayat ile ölümün. İnanarak söylenmiş yalanlar haricinde pek az doğru var. Şakağını öptüm. melekler kadar güçlüydü. soğuk damgalı pula benzeyen bir fotoğrafım ekranın sağ üst köşesini süslüyordu. arabalar." Haber metni okunurken. Kadın altı aylık hamileydi. Sahile paralel sokaklardan Beşiktaş'a doğru ilerliyorduk. risk ve musibet kuşağındaydım. Tertemiz giyindik. Asıl dert ile çektiğimiz acılar pek örtüş-mez. Ihlamurdere Caddesi'ndeki Küçük Hamam'a gittik. olay yerlerinden canlı görüntüler aktarılıyor. Ve iskeleye devrilen anonim yolcuların arasında Şebnem'i gördüm. Saat 14:25'ti. Tehlike." Ruhiye Ruhan [Müntekim Gıcırbey'in ev sahibesi]: "Bunun olacağını biliyordum. Koşarak boynuma sarılan Gerçek'in burnu kanıyordu. iki sakızı birbirine değdirmeden çiğneyebilmek beni gururlandırırdı. Devletin nazik reddi." Metanetli görünüyordu. cenaze levazımatçısmm kefen kreasyonuna daha bir yaklaştığımı tahmin etmeliydim. Kocası ise doğurmak üzere gibiydi. heyet üyeleri katledilen Gönül İşleri Bakanlığı’nın basın müşaviriydi. "Adım. fakat böyle olacağını bilmiyordum. Nefes alabilmek için intiharın eşiğinde durmam gerekiyordu. Yapraklar. Ve konuşarak anlaşmayı imkansız kılan bir ittifak içindeydik. canımdan olma ihtimalinden daha ölümcüldü. Saat 15:57'yi gösteriyordu. Gerçek'e bir izahta bulunmak istiyordum fakat ne diyeceğimi bilemiyordum: "İyi misin?" Başını evet manasında salladı. cinayet zanlısı olarak aranıyor. bu heykelleri yontmada nasıl bir işbölümü yaptıklarım hep merak etmişimdir. Hangi musluğu açsam para akıyordu." Gözleri deniz faciası fotoğrafı gibi hem karmaşık hem durgundu. Kanlı elimle oğlumun başını okşadım. Barbaros Hayrettin Paşa'ydı.

Ruhîye Hanım. Atom Bombacıyan. Öldürüldüğünü öğrenince yıkıldım.. hızlı. Teşekkür ederim. Oysa insan hayatı tek ömre sığmaz.. dostluk. Onunla evlenecektik. Abdulcabbar.. Sabrı Tomruk. "zahmet olmazsa. Leyla Kalahari ve diğerleri. 424 r MİSAFİR SANATÇI ERSİN KARABULUT "Öldürdüğüm insanlarla iyi arkadaş olacağımızı düşünmüşümdür hep." MURAT UYURKULAK İLETİŞİM 1427 ÇAĞDAŞ TÜRKÇE EDEBİYAT 201 ISBN-13: 978-975-05-07 M 1 9789750507144 Murat Menteş _ Korkma Ben Varım 95 .. Ve hiçbir şey güzel bitmez. Uçan Kız. çaresizlik ve sarsaklık taşan bir ifadeyle bakıyorlar." Gözlerine kan oturmuştu. şoke edici bir roman daha. Padişah yorganları satıcısı Enver Paşa. Korkma Ben Varım'ın her sayfası sürprizlerle dolu. Abidin Dandini. Şerif Şibumi [Eski Üsküdar Emniyet Müdürü]: "Yorum yok. korku." Gözyaşları.. Hediye Hüthüt. kırık dökük gülümseyerek soruyor: "Ne içersiniz Hayati Bey? Çay. Tarih öğretmeni dilber Şebnem Şibumi. Gönül İşleri Bakanlığı'nda basın müşaviri dövüş ustası Fu. Korkut Üneli [Onat Kaplan'ın oyuncu arkadaşları]: "Kalp krizi diyorlar fakat buna inanmak zor. "Bu kitap karnaval sırasında başgösteren bir bombardımana benziyor. papağan Huduni. Dul gangster Hayati Tehlike." Ölümlü dünya şen şakrak dönüyor. taş kesilmişler. Ben sadece inceleme için buradayım. intikam." NandaMoyi [Fuat Atıf Tufa'nm Hint asıllı sevgilisi]: "Fuat'la görüşebilmek için Güney Afrika Cumhuriyeti'nden geldim. Mr. Başkalarının intikamını alarak hayatını kazanan Gıcırbey. 423 Sesi titreyen Kader." Dublörün Dilemması'nın yazarından komik... Spock. olağanüstü bir enerji saçıyor.. Katilinin derhal yakalanmasını istiyoruz. Ozan Taraz. Aşk. kahve? Arzu ederseniz yemek hazırlayayım?" "Kahve" diyorum.. Mübeccel Ecel..Recai Gıcırbey [Müntekim Gıcırbey'in babası]: "Benim oğlum sağlam pabuçtu.. Durali Kuloğlu. cin Jajha.. Kader ve İsmail. elleri dizlerinde." Şaşkın ve üzgünler. hıçkırıklar eşliğinde kesik kesik akıyordu. yalnızlık ve şiddetin ustaca harmanlandığı roman.

Sign up to vote on this title
UsefulNot useful