Murat Menteş _ Korkma Ben Varım Murat Menteş _ Korkma Ben Varım KORKMA BEN VARIM MURAT MENTEŞ

MURAT MENTEŞ • Korkma Ben Varım MURAT MENTEŞ İstanbul'da doğdu. Bisiklet tamiriyle uğraştı, ufak tefek sihirbazlık numaraları öğrendi ve amatör olarak boksla ilgilendi. Yediği yumruklar dayanılmaz raddeye gelince, ringlere veda edip şiir yazmaya koyuldu. Yayınevi, dergi, gazete, televizyon gibi yayın kuruluşlarında çalıştı. Metin yazarlığı yaptı. Korkma Ben Varım, Dublörün Dilemması’ndan [2005, İletişim Yayınları] sonra ikinci romanı. İletişim Yayınları 1427 • Çağdaş Türkçe Edebiyat 201 ISBN-13: 978-97S-05-0714-4 © 2009 İletişim Yayıncılık A. Ş. 1. BASKI 2009, İstanbul KAPAK VE ÇİZGİ ÖYKÜ Ersin Karabulut UYGULAMA Hüsnü Abbas DÜZELTİ D.Üzgün BASKI ve CİLT Sena Ofset Litros Yolu 2. Matbaacılar Sitesi B Blok 6. Kat No. 4NB 7-9-11 Topkapı 34010 İstanbul Tel: 212.613 03 21 İletişim Yayınları Binbirdirek Meydanı Sokak İletişim Han No. 7 Cağaloğlu 34122 İstanbul Tel: 212.516 22 60-61-62 • Faks: 212.516 12 58 e-mail: iletisim@iletisim.com.tr • web: www.iletisim.com.tr MURAT MENTEŞ Korkma Ben Varım Misafir Sanatçı ERSİN KARABULUT İletişim

Bu kitapta anlatılan olayların hepsi gerçektir, fakat hiçbiri henüz cereyan etmemiştir.

İÇİNDEKİLER İki yarayı birleştiren yara.......................................................................................13 FU................................................................................................... ........................................19 Tabut filosu............................................................................................... .......................21 Telefonda nakavt............................................................................................. ............25 Ejderi boyamak......................................................................................... ....................27 Yirmi yıl sonra doğan ikiz kardeş.....................................................................31 Kayboluş seferi [Lalita Lal].................................................................................33

Adamın kılına zarar vermeden kellesini uçurmak................................34 Kudurmuş yamyamların çiğköfte partisi.....................................................37 Ankara'yı yüzerek geçmek...................................................................................40 Aptallar daima ömrünün baharındadır [Ezel Zelzele]........................43 Kılıcını baston olarak kullanan Samuray....................................................47 Senin emsallerin cennette gezer.....................................................................50 Nafile filinta.............................................................................................. .......................52 Korkma ben varım.............................................................................................. .........54 Kendini benim yerime kucakla..........................................................................56 Ceninin uçan tekmeleri [Reyhan Horanta]...............................................60 İçimdeki hayvan, içimdeki çocuğu yiyor....................................................65 Canavar sakızı ağzımda.......................................................................................... 68 Çiy tanesine çakılan jet uçağı [Turgut Rulet]........................................69 Katiller cinayetten sonra derin bir uyku çeker......................................73 İnançlarım gereği, bazı şeyleri tadında bırakıyorum..........................76 Tam anlamıyla eh [Mr. Spock / Korkut Üneli]......................................79 1970'lerde Allah bizimleydi [Mr. Spock/ Korkut Üneli]...............81 Korkut'un Mübeccel'e faydası yok [Mr. Spock / Korkut Üneli].........................................................................86 Sana dün Kocatepe'den bir baktım Aziz İstanbul................................92 Mortoları en iyi moruklar anlar.......................................................................101 "Sensiz gecelerde hep tabancayla uyurum".........................................109 GICIRBEY..................................................................................... ..................................117 Siperdeki zürafa.............................................................................................. ...........119 II. Abdülhamid, Sherlock Holmes vartasını nasıl atlattı? [Huduni]......................................................................................... .........................125 Sahibini omzuna konduran kuş [Huduni]................................................139 Erkeğin kalbine giden yola mayın döşemek [Kevser]....................141 Ecelin paratoneriyle toprağa iletilen yıldırım aşkı [Huduni]......144 Onun etlerini kanına doğrayacağım!..........................................................147 Gökyüzündeki bir kuşu köşeye kıstıramazsın......................................152 Mezardan şartlı tahliye........................................................................................15 5

1

Zorla denize sürüklenen kara kaplumbağası.......................................158 Ben, Mehmet Ağa'yı sarı çizmesinden tanırım [Recai Gıcırbey]........................................................................................ ........163 İntikam ittifakı............................................................................................. ..............168 Güzel kokmak sevaptır........................................................................................1 74 Bütün bitkiler şifalıdır [Ruhiye Ruhan].....................................................178 Arşimet Kanunu'nu yazsam yeniden..........................................................181 Dünya benden saklanabileceğin kadar büyük değil!......................186 Herkes hak ettiği cezayı bulsa dünya altüst olur.............................190 Gözyaşı tabancası......................................................................................... ...........196 Resmî romantizm...................................................................................... ...............197 Zamanda yolculuğa ömür yetmez................................................................198 Sevgilisini düşmanlarının arasından seçmek [Balkan Balkır]... 201 Laboratuardan kaçan virüs................................................................................204 Sır yalansa daha hızlı yayılır.............................................................................205 Ecelin uçurtması yükseliyor.............................................................................210 Kaderin elindeki ustura........................................................................................212 Peygamber'in kedisi [Nefertiti].....................................................................216 Kanla gargara [Abdülcabbar Turabi].........................................................220 Gözlem yapıp tahmin yumurtlayan robot.................................................225 Kafa kopunca tıraş biter.....................................................................................228 ŞİBUMİ.......................................................................................... ..................................233 Uzay gemisi şeklindeki bulutların altında...............................................235 Kupon karşılığı aşk................................................................................................. 239 Kurşungeçirmez yorgan.......................................................................................242 Sen cennete gidince, cennet daha güzel bir yer olacak..............247 Tuhaf adamlar, acayip koşullarda lazım olabilir.................................252 Korkma ben varım - II [Leyla Kalahari]....................................................256 Öyle aptalca ki, kızların aklını başından alıyor...................................260 "Siz hiç sabunluyken ağladınız mı?"..........................................................263 Süpermen'le aynı berbere giden garsonlar............................................267

Kumruyla burun buruna gelen uskumru..................................................269 Uyuşuklar yardımseverdir, asalaklar sıcakkanlı, dalkavuklar alıngan....................................273 Azrail'in karşısında sakız çiğnenmez........................................................281 Her polisin içinde, tutuklaması gereken bir suçlu vardır [Şerif Şibumi]........................................................................................... ...........288 Yeryüzüne serilen palto.......................................................................................293 EK: Müntekim Gıcırbey'in okunmamış mektuplarından birkaçı...................................................294 Alevleri görmezden gelerek yangını söndüremeyiz..........................294 Aşktan kaçış varsa bile kurtuluş yoktur.................................................297 Kalbin darmadağın olunca, kafan da karışır.........................................299 Rüyanda başrolde değilsen, kabus görüyorsun demektir...........301 Yalnızlık deliliğin hammaddesidir.................................................................303 TEHLİKE....................................................................................... ...................................305 Bu dünyaya yaşamaya gelmedim.................................................................307 Kainat kestirmelerle doludur...........................................................................309 Kardanadam katliamı........................................................................................... .315 Sen cehenneme gidince, cehennem daha kötü bir yer olacak...........................................................315 Uzayda her namlu tetiğin emrinde...............................................................321 Atom Karınca Duası [Atom Bombacıyan]..............................................329 Damadın son yolculuğu........................................................................................ 333 Kabus görürken hayal kuramazsın...............................................................334 Gaipten gelen ıvır zıvır..........................................................................................342 İncele incele iltifata dönüşen hakaretler................................................343 Aptal gibi görünmeyi göze alırsan, mucizeleri ucuz atlatırsın..346 Bütün günahlar para kaybettirir....................................................................349 Hayaletin kaza sonucu ölümü.........................................................................351 Rodeo yapan terli cüce palyaço....................................................................356 Yalanlarla bir yerlere gidebilirsin fakat geri dönemezsin............359 Babam, havadaki uçurtmayı nasıl satın aldı? [Gerçek Tehlike].......................................................................................... .....362 Gökkuşağının üstünden geçen balon [Neptün Petunya].............366

2

Yılan ile oğlağın telefon konuşması............................................................371 Bir şapkayı beğenince kafana çiviyle çakıyor musun?.................376 Godzilla diyeti............................................................................................... ..............379 İstikbal zamanın dışındadır...............................................................................381 Hayvanat bahçesinde insan avı.....................................................................384 Baharı müjdeleyen polis helikopteri...........................................................389 Fatiha ruhun gıdasıdır.......................................................................................... .393 Otuz yaşındaki bebek............................................................................................3 96 Tamir edilirken buharlaşan gemi...................................................................404 Şampiyon Ninja'nın rekor denemesi...........................................................405 At, pirenin ayağına gitmez.................................................................................411 İki sakızı birbirine değdirmeden çiğnemek............................................416 Kainatın derinliklerinde yankılanan silah sesleri...............................420 Katmerli zakkumların üzerine tükürdükten sonra... [Eduardo Mendoza] ... katillere özgü kendini beğenmişlikle çekti silahını [Daniel Pennac] ve şarjörü boşaltıncaya kadar ateş etti. [Amelie Nothomb] İki Yarayı Birleştiren Yara Ölümden korkuyorduk, çünkü insandık, [JERZY KOSINSKI, 1933-1991] Bengal kaplanı, sevgilime yiyecekmiş gibi bakıyordu. Esneyen kaplana dublaj yapıyorum: "Voarg, güzelliğiniz dişlerimi kamaştırıyor küçük hanım." Şebnem'in, gülümsediğinde 'U' harfine benzeyen ağzı, yanaklarında beliren parantezlerin içinde kalıyor. Gökyüzünde dolunayı andıran, pudralı bir kış güneşi. İki cihan aşkım Şebnem'in jelibon dudaklarının arasından çıkan buhar, bana hayatın özü, özeti gibi görünüyor. Nefesi, ancak rüyalarda işitilebilecek türde bir ninni. Parmaklarının muzlu gofret zarafeti beni mayıştırıyor. Gri, yeşil ve mavi karışımı, kestane irisi gözlerinde 'patlayan şeker' kıvılcımları. Soyulmuş elmadan yontulmuş bir yüz. Burnunun üstünden geçerek yanaklarını birleştiren çiçek tozu çiller, kanatları açık bir kelebek etkisi uyandırıyor. Saçları, gül şerbetiy-le boyanmış kızıl ipek. Aşk insanın sadece psikolojisini ve kimyasını değil; tarihini, müziğini, coğrafyasını, edebiyatını, fiziğini, beslenme çantasının içindekileri, hayat bilgisini de değiştiriyor. Büyük dedem, zamanında, bir dilberin aşkından aklını kaçırmış, sonra da İstiklal Harbi'ne katılıp şehit olmuş. Şebnem'e bakınca, damarlarımdan bir çılgınlık akımının geçtiğini hissediyorum. Kaplan departmanından akbaba kafeslerine yöneliyoruz. Burası, şehir merkezinin uzağında, kocaman bir hayvanat bahçesi. Teleferikle tepeye çıkıyor, sonra aşağı doğru geze toza iniyorsunuz. Ağaçlara yerleştirilmiş hoparlörlerden Loituma'nm levan Polkka şarkısı yayılıyor. Kabanımın cebindeki mücevher kutucuğunu yokluyorum. Evlenme teklif etmek amma zor iş. Teleferikte baş başayken,

içimden binlerce kez "Evlen benimle Şebnem" deyip cebimdeki kutuyla oynadım. Boşuna. Kaplanın huzurunda da yeterince konsantre olamadım. Akbaba kafesinin önü, hayırlı bir iş teklifi için pek ideal bir yer sayılmaz, haksız mıyım? Rakunlar, develer, tavuslar, yaban domuzları, ayılar, goriller, tavşanlar, foklar, aslanlar, midilliler, tilkiler, flamingolar, gergedanlar, lamalar, zebralar, kurtlar, papağanlar, kangurular... Hiçbiri, tarihî bir an'a tanıklık etmeye hazır görünmüyordu. Hayvancağızlar zaten mahpusluktan akıllarını oynatmışlar, bana tezahürat yapacak mecalleri yok. Yağmurun baskınına uğradık. Gürül gürül yağıyor. "Hemen bir gemi bulup hayvanları toplasam iyi olacak" diyorum. Şebnem şakır şakır gülüyor. Bir sarayın tavanından sarkan ve pervane gibi fırıl fırıl dönen kristal avizeler düşünün. Yağmur, etraftaki tek tük ziyaretçileri adeta siliyor; görevliler de dahil herkes kantine doğru koşarak kayboluyor. Hayvancıklar da kuytulara, köşelere sığmıyorlar. Biz, alçacık bir duvardan dışarı sarkan salkımsöğüde yanaşıyoruz. 11 Duvarın öbür tarafında bir grup penguen, yarışma jürisi gibi toplanmış bize bakıyorlar. Yolun üzerinden renkli bir yağ akıyor. Hayal ile rüya arasındaki mahmur boşluktayız. Hızlanan yağmurun şakırtısından güçlükle duyulan şarkı, kulağımdan içeri neşe sızdırıyor. Cebimdeki kutudan yüzüğü alıp avucumda saklarken "Mikail, göğün soğuk su musluğunu gene sonuna kadar açtı" diye söyleniyorum. Şebnem'den şimşek güzelliğinde bir kahkaha. Terk edilmiş bir okyanusta baş başa kalmış iki balık gibi sarhoşuz. Tek taşlı pırlanta yüzüğü, özenle tutarak Şebnem'e uzatıyorum: "Sana sırılsıklam âşığım Şebnem, benimle evlenir misin?" Müstakbel gelinimin yüzünde göz kamaştırıcı bir gülücük beliriyor. Şeffaf elini yavaşça kaldırıyor. Tam o anda, başparmağımla işaretparmağım arasındaki yüzüğün içinden bir mermi geçiyor! Vınnn! Sırtından vurulan bir penguen, nar taneleri saçarak infilak ediyor! Bum! Silahlı iki adam, yokuşun başından bize doğru koşuyor! Niyetleri ciddi, her hallerinden belli. Derhal, Şebnem'in bileğini kavrıyorum, var gücümüzle kaçıyoruz. Duvarın bitiminden sola dönüyoruz. insan ile tabiat, gene ayrı dillerden konuşuyorlar: Mermiler, yağmurun içinde metalik ve yatay bir başka yağmur olup yağıyor. Tam anlamıyla nefes kesici... Titreyen bir göledin kıyısında kıpırdamadan poz veren, gözü yaşlı Nü timsahının kuyruğundan bir kurşun sekiyor. Başını paçavra bulutlara gömmüş zürafa boynundan, yüksek kafesindeki tünekte pusmuş olan kaya kartalı göğsünden vuruluyor! Güzelim postunda siyah bir delik açılan Iran leoparı yana devriliyor! 15 Dünyanın dört bir yanından getirilerek burada hapsedilmiş tüm hayvanlar feryat figan ediyor. Havuzun üzerindeki ahşap köprüden geçerken, kırmızı gagalı siyah kuğular bize acıyarak bakıyorlar. "Burada kurda kuşa yem olacağız" diye düşünüyorum. Sürüngen akvaryumlarının sağlı sollu sıralandığı ışıklı, sıcak bir tünelden geçiyoruz. Ardımızdaki maratoncu katiller, akvaryumlara kurşun delikleri açarak koşturuyorlar. İguanalar, bukalemunlar, çıngıraklıyılanlar... hiç istiflerini bozmuyorlar. Galiba hepsi sağır. Tünelden fırlayıp yağmura daldığımız anda sağ omzumu sıyırıyor bir mermi ve gök gürlüyor. Gövdeleri, yağmuru sünger gibi emen devekuşlarının saçaklı kirpikleriyle gıdıklanarak, kafesle duvar arasındaki daracık

3

Dalgalara teyellenmiş insanlar görünüyor. öfkeden aklını kaçırmış bir adam vardı. sirkteki disiplin de yoktu. çevresinde yerlerimizi alıyoruz. Bektaşi Şeyhi Siyami Bey. Biraz daha yakına geldiklerinde... Melami Şeyhi Ruşen Ali Bey: "Mermiler dolu gibi yağmaya başladı!. tehlike ve beden terbiyesi. boynumuza dolandı. "Bizi vurdular" diyor Şeyh Dalyan. kulağı nereden çekip çıkardınız?" 4 .. Maymunlar gözlerini bize dikiyorlar.. sadece sıyrık" deyip gülümsüyorum. Tabutların üzerinde dikilmiş pir-i faniler kıyıya çıkacakken. gönlümü sarmalayan vecd. Hayvanat bahçesinde. Benim tam karşımda. minyatür bir koy'un ucundaydım. Biri gözleriyle etrafı tararken.. alt dişlerimi.. Tabii felaket ve spor. Kare bir holde buluyoruz kendimizi.. tepedeki kanallardan geçerek. Müstakil tel kafesler. Koy'u toplantı masası gibi kullanıyor. sizleri sormalı?" Bayramiyye Tarikatı'nın yeni lideri Şeyh Musa muzip bir gülümsemeyle "Sırlarını saklarsan. Son sözlerimi söylememin vakti geçmek üzere. Güney Afrika'da. dileklerin çabuk gerçekleşir" diyerek olduğu yere oturuyor. "Rüyasında 22 aksakallı dedeyi birarada görmek de ilk bana nasip oldu herhalde" deyip toplantıyı açıyorum.. Korlaşmış bir demir topağı deldi geçti gözümü." Onlar böyle pingpong maçı yapar gibi parça parça konuştukça. hamsilerin maskarası olur. bildiğimiz ağaçlara hiç benzemeyen. ne 23 karpuzu? Kanımız tutkal gibi aktı! Halat olup kolumuzu bağladı. Kainatta çıt yoktu. Evrensel Vesvese] Eski bir Çin atasözü der ki "Kıyıya vuran ejderha. afet ve eğlence. Şubat güneşi derimi. ellerini kafeslerden uzatarak. Durban'ın Umtata bölgesinde. Açıklarda beliren dev dalgalar çığ gibi büyüyerek hızla kıyıya yaklaşıyor. gümrük polisi ağzıyla ho-murdanıyorum: "Ne işiniz var burada?!" "Sakin ol Fu" diyor Şazeliyye Şeyhi Oruç Bey. Şebnem.." Siyami Bey: "Avazı çıktığı kadar 'Bilmem n'aparım böyle aşkın ızdırabını!' diye bağırdı. Yaz tatili iznimi kışın kullanırım. Fişekli poyrazın güttüğü katran. diğeri ona yerdeki ıslak ayak izlerimizi işaret ediyor. ormandaki hiyerarşi de.. Arada albatroslar kayıyor. vahşice bir işgüzarlıkla bizi gammazlıyorlar: Çığlık çığlığa zıplayıp. arkadaşlarını çağırıyorlar. kocaman bitkilerin kollarına atılıyoruz." "Rüya mı?" Her zamanki zinde sükunetleri. sudan masamızın öbür ucunda Eşrefiyye Şeyhi Allah Dostu Muhsin Efendi sandal ya da sandalye işlevi gören tabutuna bağdaş kurmuş. uğursuz bir gıcırtıyla aralanıyor." Mevlevi Yahya Efendi: "Kurşunlar gövdemize saplanırken güçbela. deminden beri çocuklar gibi fısıldaşıp didiştiği Filozof Feridun Bey'e nedense "Sen ne diyorsun be Freud? Benim. sessizce "Seni seviyorum" derken." Oruç Bey: "Yedi kişiydiler. 1655-1730. Şebnem'in otel sabunu gibi küçük kulağına. boğdu bizi!" Alevî Dedesi Saz Âşığı Reşat Bey: "Azrail'in yönettiği bir tufan gibiydi." Üstat Şair Selman Elma: "Çirkin maskeler takmışlardı." İslam Tarihi Uzmanı İrfan Bey: "Yanlışınız var aziz dostum. bu adamlar bizi öldürecek!" Son sözlerime şerh düşüyorum: "KORKMA BEN VARIM!" 17 Tabut filosu Okyanus da nihayetinde balıkların çişi değil midir? [WANG VVEIHUI. Böyle tafsilatlı dehşet. "Ben iyiyim." Müderris İdris Efendi: "Hepimiz anında birer kan fıskiyesine döndük! Muz beyazı salona karpuz tozu püskürüyordu sanki. ense yaparak ıssızlığa mukayyet olan bir korkuluk. sakallı ihtiyarların Hint Okyanusu'nda işi ne? Dalgalar tuhaf bir biçimde yatışıyor.. göstermelik bir hayat belirtisi. havai fişek gibi patlayan kıvılcımlı kanımdı!.. hangi rüyada görülmüş?! Hatip Halilullah Efendi: "Ben tam sol gözümden vuruldum Fu. Bu tsunami sahnesi karşısında donakalıyorum. Son gördüğüm şey.boşluğu aşıyoruz." Müfessir Enes Efendi: "En önde siyah takım elbiseli. bir deniz canavarının tırnak izine benzeyen. Maymunlarla birlikte ben de kapıdan giren tabancalı iki adama bakıyorum. Sörf tahtası yerine tabutlara binmişler! Şoktayım.." Aklım başımdan gidiyor: "Öldünüz mü?! Hepiniz mi?" Başlarını "evet" anlamında hafifçe sallıyorlar. yüksek mi yüksek tavandaki koridorlarla birbirine bağlanıyor." Hac Rekortmeni Seyyah Sadık Bey: "Yahu ne muzu. Daha önce görmediğim türden. çalkantılı tebessümleri ve itimatlı kıpırtılarıyla tabutlardan inip koy'un etrafında sıralanıyorlar. Üstünde 'LÜTFEN SESSİZ OLUNUZ' yazılı bir tabela bulunan ahşap kapıdan içeri giriyoruz. kurumaya bırakılmış. bir evliya kabristanı kadar sessizdi. sörfçülerin bizim Bakanlık Heyeti azaları olduğunu fark ediyorum. bir Afrika belgeselinin ortasındayız. Gezegenin kıyısına iliştirilmiş... kemiklerimi kalaylıyordu. yarım yamalak şahadet getirdik." Ayaklarımı Hint Okyanusu'na uzatmış yatıyordum. Şemsiye büyüklüğündeki yaprakların arkasına saklanıyoruz. Karşımızda bir kapı daha. Şebnem aşk coşkusu ve ölüm korkusuyla şoklanmış halde fısıldıyor: "Sevgilim. Ellerinde makinalı tüfeklerle toplantı salonuna daldılar!.. Gözlerinden naylon ip gibi yaşlar iniyor. Okyanus.. Kan da kulaklarınızdan fışkırdı!" Halilullah Efendi itiraz ediyor: "Yahu kurşunu nereme yediğimi bilmez miyim mirim? Gözüm patladı diyorum size. omzumdan akan kana parmak uçlarıyla hafifçe dokunuyor. Balıkların üzerinde pamuk topağı bulutlar. fil çiftesi yemiş gibi fırlıyorum. gözlerimi koruyan aynalı gözlük ve dizlerime inen bermuda şort ile. içimi kaplayan huşu.. 1(» Galerinin kapısı. dilimi paramparça etti!. Bazıları. Açıyorum. Çift kişilikli tabiat aniden durulup dinginleşiyor. Cüce maymunların ocağına düşmüştük. Maymunlar. peşimizdekilere bulunduğumuz yeri gösteriyorlar. Vuvvvvvvv!!! Foşşşşşşş!!! n Deniz birdenbire volkanik bir buzdağı gibi patlıyor! Yattığım yerden. Sörf yapıyorlar. Bir avuç kurşun çenemi. "Nasıl?!" Hafız Behzat Efendi: "İkindiden sonra oturmuş hoşbeş ediyorduk. Nakşibendiyye Şeyhi Ulvi Efendi hatırımı soruyor: "Nasılsın Fu?" "Elhamdülillah. Bu cübbeli. Önümüzdeki dikdörtgen levhaya takılıyor gözüm: 'CÜCE MAYMUNLAR GALERİSİ'. Kurşunlar sol gözünüze değil sol kulağınıza doldu. ben de kafamı bir o yana bir bu yana çeviriyordum. Kâdiriyye Tarikatı'nın Şeyhi Dalyan Efendi açılışı besmeleyle tazeliyor. Saydam masamızın içinde rengarenk balıklar yüzüyor. Kimsecikler yoktu. Berbat haldeydik." Bayılmak üzereyim. Ruhuma yayılan esenlik. kilden bir heykel.. apardı canımızı. Şebnem de ben de soluk soluğayız. ipini koparmış bir kukla gibiydim.. "bu bir rüya. pırlanta yüzüğü parmağına takıyorum. Afallıyorum: "Ne?" Yeseviyye Şeyhi Mazhar Baba şahadet parmağıyla meclistekileri işaret ederek görünmez bir daire çiziyor: "Hepimiz öldük. denizin dibinde birçok balıktan daha çok zaman geçirmişliğim var!" diye çıkışıyor.

Fonda. Hint Okyanusu vişne reçeli kazanı gibi kıpkırmızı kaynıyordu." İhtiyarların girdiği tabutlar kanlı denizde yavaş yavaş yüzmeye başlamıştı. Onyedi yaşındaki kızı Nanda için beyaz tenli ve Müslüman bir damat arıyordu. Ellerimi ağzımın kenarlarında birleştirdim ve nihayet haykırdım: "Bütün bunlar ne zaman olduuuuu?!" Kıyıya en yakın tabutun kapağı açıldı.dit dit dit dıııııt . Evet.. anlamıyorsunuz. Yani Türkiye saatiyle 15:00-16:00 sularında!" "Neler söylüyorsunuz Fuat Bey?" "Bakın. Muhtemeldir ki.İrfan Bey kendinden emin: "Ben sizden handiyse beş saniye sonra kurşunlandım. sakin olun..dit dit dit dıııııt... demirden 'D' harfleri dökülüyordu. koridorda karşıma çıkıp polis rozeti gibi yüzüme tutuyor Nanda'nın fotoğrafını: "Rica ederim ona dikkatli bakın!. Lobide pusuya yatmış olan otel sahibi "Hint Zengini" Gamaka Moyi. biz burada dururken size. imparatorluk orduları birbirini kesip biçiyor ya da balinaları mızraklıyorlardı sanki. Ona göre.. "Çok yüce gönüllüsünüz Bay Moyi. Yukarı bakıyorum: Bay Moyi bir helikopterde.." Halilullah Efendi "Göz. iradesizlerin şuuru yoktur" buyurur. çirkin ve esmer cimcimenin fotoğrafı. Bay Moyi'nin Hindi sesi: "İki Müslüman. Rüya.. Ne kımıldayabiliyor ne de ses çıkarabiliyordum. anlayamadığım birşeyler söyleye söyleye bir bir tabutlara girdiler! Felç olmuştum. benim gözüm. ingiltere ve Hollanda'da rastlayabileceğin en güzel kızdır" diyerek bana elindeki fotoğrafı gösteriyordu: "İşte benim güzel Nanda'm. Bakanın cep telefonu kapsama alanının dışında. Türk olduğumu duyunca çok sevindi. Kabus görmüşsünüz. gövdemin içinde dönüp duran soru şuydu: "Bütün bunlar ne zaman oldu?! Bütün bunlar ne zaman oldu?! Bütün bunlar ne zaman oldu?!. lütfen bana inanın.] Eskinin eskisi bir Çin atasözü "iktidarsızların vicdanı. Ne dersiniz Bay Fu?" Plaj terliği gibi bir dil gerektiren Hint aksanıyla "Nanda" dedikçe." "Şaka mı yapıyorsunuz?" 26 "Hayır. Şimdi kapatmalıyım. gökten Nanda'nın fotoğrafları yağıyor. ne romantik!. Sonunda." "Öyle mi? Sizin rüyanıza göre program yapmamızı istiyorsunuz. bayramlık ağzını açıp düğünlük tngilizcesiyle sordu: "Teklifimi düşündünüz mü Bay Fu?" "Derhal telefon etmeliyim Bay Moyi!" Bakanlığın numarasını çevirdim. kurşunlar sol kulaktan girdi. evlilik fikrinden çok uzağım. söyler misiniz. çok mühim bir mesele için aradım sizi.. kafamın. anlaması. yalvarırım bu tedbiri alın.. ne münasebet?" "Evet. Tabii. lütfen. Bakanlık Heyeti'ne saldırı düzenlenecek!" "Saldırı mı. ağzımın. Bir hafta önce.. 5 . Avami bir alaycılıkla öttü: "Siz şu anda Güney Afrika Cumhuriyeti'nde değil misiniz?" "Evet efendim. ağzından nal gibi. Kulak diyorum." "Peki. sol gözüm!." "Meraklanmayın. Güney Afrika'ya kim ihbar etti?" "Bakanlık Heyeti." Özel Kalem Müdürü'nün sesinden ezelî rakibini nakavt eden bir boksörün zafer narasındaki haz yansıyordu: "Anladığımdan emin olabilirsiniz Fuat Bey. iki hayat arkadaşı.. Şazeliyye Şeyhi Oruç Bey bana dönerek ayağa kalktı ve sesi yüzümde şimşek gibi sakladı: "YARIN!" Telefonda nakavt Elope Hotel'e kadar doping testinden kaçan bir at gibi koştum. Fuat Atıf Tufa.dit dit dit dıııııt . Ejderi boyamak Ben can derdindeydim." İşin doğrusu Nanda'yı hiç görmemiştim. Bir türlü telaffuz edemediğim. Asansörün kapısı aralanıyor: "Kızım ve siz.. kader beni buralara kadar boş yere sürüklemiş olamazdı." "Rüyanızda mı gördünüz?" "Biliyorum. bizim ihtiyarlar işitemediğim..." Bakanlık Heyeti'nin konuşmalarını artık uğultu halinde duymaya başlamıştım.. Rüyamda gördüm." Merdiven çıkarken birdenbire tepemde kahverengi kanatlarını açmış dev bir kumru: "Nanda ile Fu! Güney yarımkürenin en görkemli çifti.. Bay Moyi et derdinde. Sadece o aşağıdan çekilmiş.. Güney Afrika. "Ezel Bey?" 25 "Buyurun?" "Ben.." "Hint Zengini.. güvenli bir yerde tutun. İrfan Bey "Kulak. önce nefesini düzenle" der.. Basın müşavirliğinde kimse yok. Derken. Hindistan.. Yâ Rabbim. karabasana dönüşmüştü. şişko bulutları andıran çuvallardan fotoğraflar saçıyor! Kolumda bir kıpırtı. Heyet'e kim saldıracak?" "Kim olduklarını bilmiyorum. Fakat ben. Yarın ikindiden sonra.." Restoranın eşiğinde Nanda'nın fotoğrafıyla göz göze geliyorum.. fakat yedi kişiler." "Onların haberi var mı yani?" "Sanmıyorum. kan iki kulaktan birden şorladı. Emniyet güçleri yarın da iş başında olacak..." İrfan Bey: "Sen ne biçim eşref-i mahlukatsın! İnatta ısrar ediyorsun?. Denizin dibinde... Yanlış mı anlamışım. n'olur bana inanın Ezel Bey!" "Yarın gerçekleşeceğini söylediğiniz saldırıp nasıl haber aldınız?" "Bunu izah etmem biraz zor. özel kalem müdürüne ulaştım. Heyetin yarın orada olmasını engellemelisiniz! "Fuat Bey. babasının söylediği gibi kız onyedi yaşındaysa. Masa olarak kullandığımız küçük koydaki berrak su kızılcık şerbeti gibi kırmızıya dönmüştü. bu acil bir durum! Yarın heyet üyelerini güvenli bir yere nakletmeniz gerekiyor! Onları bakanlık binasından uzak tutmalısınız!" Özel kalem müdürünün keyfi gıcırdı.. sol kulak. Ezel Bey. muazzam beyninize değen kurşunlar sizi aldanışa sevk ediyor." [Dit dit dit dınııt . Elope Hotel'e yerleştiğim gün beni gözüne kestirdi.." "Ezel Bey anlatamadım.. Muhtemelen beş sene öncesine aitti.. Eski bir Çin atasözü "Nefsini terbiye etme kararındaysan. Yine de açıklamayı deneseniz Fuat Bey? Yani bu komployu. En azından Heyet'e durumu açıklayın...." "Tamam." Kaç gündür rüyalarımda... Heyet'e saldırılacağını nereden çıkarıyorsunuz? Bir kabile büyücüsü mü söyledi?" "Hayır." "Yo. Müdür Bey. iki genç. O arada zât-ı şahanenizi temaşa etmekteydim." cepli kefen kostümüyle dolaşan arsız hayalet. Aman Allah'ım! Kıpkırmızı. sanırım Afrika'nın sıcağı sizi biraz etkilemiş. "Nanda. uluslararası ilişkilerle gönül ilişkilerini harman edeceksiniz. fakat rica ederim Bakanlık Heyeti'ni koruyun.." dedikçe. Ezel Bey. kızınız hakikaten pek şeker. duvağı açılmamış bir gelinlik içinde Nanda!. fakat yanılıyor olsam bile tedbir almaya değmez mi sizce?" "Olabilir tabii. Nasıl desem. inanması zor. Ankara'yı uyarmalıydım. Sayın Tufa?" "Ezel Bey.dit dit dit dıııııt .." "Yedi kişi mi?" "Evet. Heyet üyelerine tahsis edilen salon cevap vermiyor. Nanda ile evlenerek hayat maceramı 'renklendirmeliydim'.

Aşka resmen destek veren bir bakanlık bizimki." "Vay canına. Pamuk şekeri ve pişmaniyeden yapılmış gibi saçaklı. kartları kader karıştırır. uçağın merdivenlerinden ağır ağır inip yanımıza geldi. ben de Cemal Süreya. Bundan sonra ben de biriyle tanıştığım zaman ilk iş üstünü arayacağım. partal bir kartal. Sonunda havalandık." "Yapmayın lütfen. Hapishane hastanesinde ameliyata alınan bir idam mahkumu gibi dehşet içindeydim. Bir iki saat içinde vize alamazlardı." Adam bana Tel-Aviv'e kadar bir kargo uçağıyla gitmek isteyip istemediğimi sordu. sen de oynarsın" dedi bir ses. uçağınızın kalkmasına neredeyse üç saat var. Benimle bir daha asla görüşmeyeceğini bildiği ve galiba cahilin teki olduğumu düşündüğü için. Pilot birden üstümü aramaya başladı. ikisi de maden işçilerini andırıyordu. Uçakta." Ben de kollarımı açtım. kapıların da gözü vardır. Ne taşıyordu acaba? Cüceler için fincan mı? Bu kanatlı. 400 dolar istediler.. sağdaki camdan dışarıyı seyre koyuldum. siyah. bilir misin?" "Nerden bileyim?" "Ejderi boyasan da derisini boyarsın. Hayır. Bir kargo uçağı için fazla küçüktü. Kafa karışıklığı sık görülen bir şeydir. arabasında sessizlik istemiyordu: "Ne iş yapıyorsunuz?" "Basın müşaviriyim. Bakanlık Heyeti'ndeydi. işte. Uçakta yer yokmuş. karnında ikiyüzelli kişiyle Anadolu'ya doğru uçmaya başladı bile. sarı. ilk Ankara seferi otuzaltı saat sonraymış! Halbuki otel resepsiyonunu aramış. kemikleri aynı kalır.. nereye gittiğini bilmeyendir. kamuyu da bilgilendirmişti. az kalsın arabanın kaportası yamulacaktı: "Bir tür seks bakanlığı mı bu?" "Bilmiyorum. Fakat işe yaramadı. yedek yolcu listesine kaydettirdim. demir kuş. normal şartlarda asla 6 ." "Turist misiniz?" "Yo." "Hangi ülkedensiniz peki?" "Türkiye. 37. Odamda fazla oyalanmadım. Dick de pilotun yirmi sene sonra doğmuş ikizi gibiydi." deyip el sallayarak kendimi dışarı attım. Elindeki işe ara verip bana açık yeşil bir içecek ikram ediyor. Siyahi şoförler palmiye gölgelerine çömelmiş kara kara düşünüyorlardı.. İçiyorum. tahminen ellibeşti. harika. yeşil. Lafı yokuşa sürdüm: "Ne dediniz?" "Hangi bakanlıkta çalıştığınızı sordum efendim?" "Gönül işleri Bakanlığı. Dick'in ihtiyar versiyonu. seyyahım." "Ne?!" Adam öyle bir güldü ki. Çenesini yargıç tokmağı gibi kaldırıp beni işaret ederek sordu: "Kim bu çocuk. Pilot." Yükümüzün postal olduğunu öğrenince biraz şaşırdım. sarılmak ister gibi kollarını açtı pilot." "Fazla vaktimiz yok" deyip. Birbirlerine çok benziyorlardı. Yüzüm buruşuyor. Eski Çin'de bir söz vardır: "Yabancı topraklarda. Dick?" Lafa karışıp "Fuat Atıf Tufa" dedim. mavi. böyle bir şey mümkün değildi. Derhal kabul ettim. merak ettim." "Biraz kafam karıştı" dedi. "ülkemdeki herkes bana kısaca 'Fu' der. değil. Edgar Poe" deyip neşeyle elini uzattı. işitme engelli kraliçeler bile duydu?" Konuyu iyi bildiğim bir alana çektim: "Eski bir Çin atasözü ne der ahbap. Şoför. nereden geldiğini bilmeyendir. kulakları arasına kolye gibi dizilmişti. Uçan halı üzerine inşa edilmiş bir köpek kulübesi. bir gecekonduydu sanki. Adımı. Pilot göstergeleri yumrukluyordu! Tayyaremizin vidaları gevşemişti. beyaz. Saat 17:30 olmuştu. değil mi?" Karşılık vermedim. Civardakilere "Elveda!.. AİDS mi yaygın. Otelin bahçe kapısının karşısında dizilmiş.. dilim damağımda saklıyor: "Nedir bu?" "Çakal eriği likörü. 350 verdim.. bir an sizi o sandım. hesabı nakit olarak ödedim." "Öyle mi? Hiç duymamıştım. Sualtı aksanıyla: "Ne tarafa bayım?" "Havaalanına. Uçağa binmemi engellemek için belki de bütün biletleri satın almıştı?. tonton bir kadındı. görevli kızdan havaalanının telefonunu istemiştim. lunapark oyuncakları gibi cafcaflı taksilere yöneldim.." Minyatür bir bavuldan ibaret olan yükümü kapıp çıktım. "Takma kafana ahbap. diğerinde kibrit suyu gibi bir kahve. Bütün mesele duygularla ilgili. taklit etmek özgünlüktür. Vay canına! Bu besbelli Bay Moyi'nin işiydi. Pilotun yaşı." Eğer yolcu uçağına binebilseydim. israil ordusuna askerî bot taşımak.. Koltuğunda ahtapot gibi yüzüyor mübarek. Bindiğim taksi Güney Afrika Cumhuriyeti bayrağının renklerine boyanmıştı: Kırmızı. size iki villa ve bir düzine otomobil vereceğini. Hemen harekete geçersek. neden seks bakanlığı var?" Arabadan atlamamak için kendimi zor tutuyordum: "Halkımız çok romantiktir. Heyet'in katledilmesine izin verme. Cuma namazını Kocatepe Camii'nde kılmam işten değildi. komisyonunu alıp toz oldu. Şoför." 30 Yirmi yıl sonra doğan ikiz kardeş iyi seyyah. "Benim de." Anlaşılan kaynatam olmak için can atan Bay Moyi." "Bay Moyi'nin size Nanda'nın yanında vereceği hediyeleri romantiklikten mi reddettiniz?" "Neden bahsettiğinizi anlamıyorum?" Aklım. Bir tek kafadan ve ağızdan bu kadar çok soru art arda çıkamazdı. şoför de üniformalı ve yedi başlı bir ejderhaya dönüşmüştü. O da bana. mükemmel seyyah. Dönüp baktım. mayhoş.. Havaalanında beni avlayan adam ise otuzbeşinde filandı. Bir Çin darbımeselidir: "Yerin kulağı varsa.. [LINYUTANG] Bir elimde kibrit kutusu kadar bavulum. pilotun karısıyla yan yana oturuyordum. Ankara yolcularıyla dolu uçak havalanıyor. Konuyu değiştirdim: "Biraz hızlı sürebilir misiniz?" "Bu yolda hız limiti saatte 50 mil efendim. Üstelik." "İkisi de aynı şey değil mi efendim?" "Hayır dostum. Pilot..Nanda'yla görüşmeden yola koyulacaktım. Ülkenizde nüfus mu fazla. "Memnun oldum Allan. Tel-Aviv'de akrabaları falan varmış. arada bir tokatladığı direksiyonu tutmadan kullanıyor arabayı.. adıma bir bilet ayırtabileceğim. Bizim ihtiyarlara bir şey olmasın diye içimden dua ediyordum: "Allah'ım rüyamda gördüklerim orada kalsın n'olur. kızı için seçtiği bir Türk'ten söz ediyor herkes. kendini ünlü yazarın adaşı ilan etmişti. Ezel Zelzele'ye izan ihsan eyle. Bay Moyi sizi boşuna beğenmemiş! Ne bakanlığı?" Taksi bir sorgu odasına. Odamın anahtarlarını resepsiyona teslim ettim. "Adım. beyaz.. fakat lavabo beyazı dişleri." "Haydi. Öteki. Bay Moyi içeriye sızabilirdi. oniki saat sonra Ankara'ya varırdım." "Ah. Arkalarından kahveyi döküyorum. nerede?" "Bir bakanlıkta. "Ne demek bu?" "Eski bir Çin atasözü. ihtiyar katırı ürkütmesem iyi olacaktı. Çantamı Dick didik didik aradı. İyi fikir. pembe. Uçağı görünce fikrim değişti: Kocatepe Camii'nde cenaze namazım kılınabilirdi. görüyorsunuz ya?" "Bay Moyi'nin." "Yoksa siz. 'Oteldeki Türk' müsünüz?" "Artık taksideyim.. Yahudi'ymiş.

" Biz Hintliler. Kudurmuş yamyamların çiğköfte partisi 7 . saatleri. çakmakları. hakkında hiçbir şey bilmediğimiz Türkiye'nin. adını ilk defa duyduğumuz başkentine. kadın. adam arkadan bir eliyle boynumu kavrıyor. elbette" derken belindeki tabancayı çekip şarjörü çıkardı. dansözler. aşçılar.. bodyguardlar. Onbeş saat süren yolculuktan sonra vardığımız Tel-Aviv'in dumanlı göğünde bizim külüstür tayyare irtifa kaybediyordu. Bay Moyi kadar emin değildim doğrusu. şoförler. "Bu adamlar kellemizi uçursalar bile. gezmeye. Nişanlımın benim için söylediği şu sözü. kaybolmaya yollandık! Şu anda uçaktayız. o kadar güzelim ki. Yeğenler. ellerindeki otomatik silahlar iyilik perisinin sihirli değneği gibi görünüyordu gözüme. kafanıza silah dayayabilir miyim? Samuray. çiçeği burnunda bir rehineydim.. Çok naziksiniz. Ya siz?". önümüz kıştı. Öğlen olmuştu. Zamanımın. Yüzmeye. Bizi apartopar Boeing 767'ye." Flaşlar patladı. nereye gitsem orada yerçekimi ortadan kalkıyor. "Beyefendi. şarkıcılar. Sağolun. derhal biletleri ayırtıp. sigaraları. takvim yaprağını gün bitmeden mi koparalım? Unutun bunu. kime kısmet. Patronum. Bir an önce harekete geçmeliydim. Cevap vermedim. Kimsenin canı yanmayacak. Tamam. herkes beni hostes sanıyor. İstediği asıl şey. bari boş konuşmayalım" demekle yetindim. bazen neşeyi aşk zannederiz. Halbuki. Adım. toplayarak bez torbalara doldurdular. Bay Moyi'ye durumu bildiriyordum. makineli tüfeklerin namlularıyla karşılaştık. Herkes görsün. belki Nanda daha çok hak ediyor: "O. Çünkü kulaklarımıza inanamıyoruz. Hayat harbiden tuhaftı. Eğer bu doğruysa. Olmaz olsundu. Bir keresinde benim de başıma gelmişti.. Filistin İntikam Tugayı'na mensup olduklarını söyleyen bir grup hava korsanının eline düştük. Besbelli çocuklar içindi. "sadece kameralara poz vermek için. Çorapmış. Arkamdaki centilmenden anında kurtulup aşağı atlayabilirdim. neden olmasın?" "Ah. kuaförler. Militanlardan üçü. Uçağın kapısını açtılar. bir ameliyathane koridoru gibiydi. Nanda'nın Bay Fu'yu sırf beyaz tenli bir dindaşı olduğu için sevebileceğinden. ingiliz diplomatların bulunduğu uçağı zapt etmişlerdi. Onbeş dakika içinde İsrail askerleri ile 'bizimkiler' arasında pazarlık başladı. tam otuzüç kişi. Maksadımız sizleri incitmek değil. laf aramızda. nereye giderse gitsin. göz nuru çorapları militanlardan birine hediye etti. Beni Tel-Aviv'e getiren pilot ile Yahudi karısı hallerinden memnun görünüyorlardı. kılımıza zarar vermezler" düşüncesindeydiler sanırım. kendisine haber vermemizi emretmişti. bilet alıp almadığını sordu. bekçiler. Uçak böyle yavaş giderse. Lütfen sakin olunuz. ecelin şifası olmadığını bilir. temizlikçiler. çorap için kullanılan renkler. Flaşlar patladı. kulağıma eğilerekten "Bunu yaptığım için özür dilerim dostum.. barmenler." Ret: "Ne yani. rehberler.. şimdilik. "Yanlış anlamayın" dedi. Kadın bir çift çorap örmüştü. bahçıvanlar." Laf lafı açtı. el çantalarını. Adam potinlerini çıkarıp çorapları oracıkta giyiverdi. Uçağa binen elemanların her birine tam maaş ikramiye vaat etti. Stockholm sendromuna yakalanan Ören Bayan. pilotun karısı elinde şişler. Sonra uçağın pencerelerine Filistin bayrakları asıp pankartlar gerdiler: "Masum insanlarla dolu israil zindanları boşaltılsın!".bulaşmayacağım bir işti.. görelim. Bay Fu'nun otelden her çıkışında. Teşekkürler. belki torunların ayakları üşümesin. tabancaları. Bay Fu ile Nanda biraraya hiç gelemediler." Kar maskesinin ortasındaki mahcup gözlere baktım: "Kurşunları boşaltırsanız. şimdi de ingiliz diplomatlarla aynı saftaydım.. Olanlara inanamıyordum. rehinelere hostesler gibi gülümseyerek tatlı sözler söylüyorlardı: "Sizinle. Garsonlar. Militanlar. Militanlardan biri sevecen bir jestle beni yanına çağırdı. sizce sakıncası yoksa. çalgıcılar.. abartmayayım. kalemleri. Boş bir kafa. bellboylar. Onun yerine "Estağfurullah. biliyorum. Havaalanı.. Ertesi gün fotoğrafım Newsweek’in kapağındaydı. Nanda annesiyle birlikte Bombay'a. Nanda harika bir kızdır." Öylesine kibardılar ki. Kime niyet. masörler. büyükannesini ziyarete gitmişti. Flaşlar patladı. Lalita Lal. hiçbir ordunun kılık kıyafet nizamnamesine uymayacak çeşitlilikteydi. Bu arada. bir an önce havaalanına gitmemizi buyurdu! Ankara'da bir iki gün kalabilir ya da gider gitmez geri dönebilirdik. birkaç saat sonra Ankara sakinlerinin ayaklarını yerden keseceğim. Çok üzgünüz. uçağımız öksürüklü bir akbaba gibi sarsılı sarsık alçaldı ve yere çarpıp sürüklenerek Boeing 767'nin kanadının altına girdi. Şubat'ın 25'iydi. inanın bana. herkesin tek tek üzerini arayıp cep telefonlarını.. boş bir silah. uçakta Bay Fu'ya yer bırakmamaktı. Yine de Bay Fu'nun gizlice birkaç fotoğrafını çektim." Rica: "Pankartları indirin lütfen. Önce İsrail askerlerine bot taşımıştım.. objektiflerini bize doğrultmuşlardı. gecikmeye ayırabileceğim kısmını kullanmıştım. eşikte durdum." Nükte: "Bunu derhal bir bez afişe yazın.. Ne de olsa güney yarımküreden kuzey yarımküreye uçuyorduk." Vaat: "Konuşarak halledebiliriz. Adamın kılına zarar vermeden kellesini uçurmak Aksilikler. tesadüflerin de takviyesiyle felaket katına yükseldi.. diğeriyle silahın namlusunu şakağıma sürtüyordu.. Korsanlar. İlk karşılaşmada aranmaya alışmalıydım belki de? Bu aramalar sırasında. Kontrol kulesinden gelen uyarılara rağmen. Bizim iş defileden pek farklı değil." Bir iki saniye düşündü ve İngiliz pasaportu taşıyan tüm personeli ilk uçakla Ankara'ya tatile göndermeye karar verdi. Kapılar açıldığında. boşta kalan örgü şişlerini almışlardı. pek hoş bir duygu değil. Telefon edip "Bay Fu ülkesine dönüyor" dediğimde. istediklerinizi alacaksınız. Güney Afrika'nın Angelina Jolie'ye cevabıdır. Her şey yoluna girecek. Nişanlıma sorarsanız. hava korsanlarıyla israilli subaylar arasındaki atışma uzadıkça uzadı. "Bu uçak israil hapishanelerine benzesin istemiyoruz.. Soru: "Rehinelerin durumu nasıl?" Cevap: "Hapsettiğiniz Filistinlilerden iyi durumdalar. böyle tatsız bir vesileyle tanışmak istemezdik. Uçağın 150 metre kadar ötesinde kurulan uzun barikatın arkasında siper alan muhabirler. israil ordusundaki bütün askerlere çorap örebilirdi. Elope Hotel'in resepsiyonunda part-time çalışıyorum. Kayboluş seferi [Lalita Lal] Turistler dünyayı ele geçirdi! [KURUSH KUMAR. Kalkıp gittim. Yardımcı olduğunuz için minnettarız. Dört saatlik.. Allah sonumu hayreylesindi. alışverişe. yüzlerindeki kar maskeleri bir tebessüm kalıbı... cüzdanları. örgü örüyordu. Cinai Kinayeler] Bay Fu'nun başına bu çorabı Bay Moyi ördü. Nanda'nın da onun fotoğraflarını görmeye hakkı olduğunu düşündüm. Yapmadım. Eleman. Çünkü. "Hayır" dedim "henüz değil. rehinelerin arasına naklettiler. Hayattan derin bir nefes çektim.

. Midem. Delik deşik cesetler hâlâ tazeydi. Kalabalık. susmayı. cesetlerini takozla ezdikten sonra çekme halatvyla bağlayarak bir dağın tepesinden çığ gibi yuvarlamak iyi olurdu.. takoz ve çekme halatı bulundurmaları istendi. bağrışmalar. Gönül İşleri Bakanı Mithat Hattat'ı çembere almışlar.. elleriyle ağızlarını. Dünden kalma bayat bir kar. 233-297] Adrenalin sarhoşu olmuştum. aksakallı ihtiyarlar kıpkızıl bir bataklığa fırlatılmıştı. rüzgarın uğultusuna kulak vermeyi. Sakalları kızıla kesmişti. Fî tarihinde. yapış yapıştı. yolunmuş kırmızı güller gibi. gökyüzünün hareketlerini tartmayı. Müslüman olduğumu daha önce söylemediğim için sitem bile ettiler. feleğin çemberine sıkışıp kalmışsın?" derdi. Ebediyetin Faydalan] Bir zamanlar Çin'de şöyle denirmiş: "Savaşta öldürülürseniz. Çıktığımı fark eden bir kadın muhabir. Sirenler. Hatip Halilullah Efendi'nin gözleri açıktı. buyur eden. kırkıncı kez Hacca giderken çok ümitliydi. fren çığlıkları. Gazeteciler. çimento fabrikası bacasından çıkmış gibi pis bir gökyüzü. gülümsemeyi. Dalyan Efendi. bir şehri boyamanın en kötü yöntemidir. samimiyetle tasarlayan Sadık Bey'in ardından gözyaşı dökmüştük. sahip olduğu ve sahip olduğunu sandığı. Polis arabalarının. Onu son yolculuğuna uğurladığımız duygusuna kapılmış ve kendi cenaze merasimini özenle. beyinler akmış. Bakanlık binasının merdivenlerinden cehennemin bodrum katma iniyorum. Ber HavayoUarı'na ait kiralık bir uçakla göğe yükseldim. Yerler vıcık vıcık. Zıpkın yemiş gibi birden duruyorum. Anlaşılan suratını elleriyle korumaya çalışmış. dilini. helikopter patırtıları birbirine karışıyordu. Hesabıma göre. bacakları isabet almıştı. dişlerini paramparça etmişti. İslam Tarihi Uzmanı İrfan Bey haklıydı: Kurşunlar. Ayakta durmayı. cesedinizin düşmanın yüzüne bakmasına dikkat edin. Şeytanın kuaförü gibi. Bakanlık Heyeti'nin tüm azaları öldürülmüştü! O nur yüzlü. "kaderi duyumsamak"tan söz ediyordu.. kıyametten sağ kurtulmuş bir deli gibi ağlıyordum. Karnında kocaman bir gedik vardı. Sarı Vosvos'umla Ankara'yı bir uçtan bir uca yüzerek geçtim. kolları iki yana açık. Hafız Behzat Efendi belinden vurulmuş olmalı. Bu kısacık sürede.. kanımın damarlarımda pıhtılaştığını hissediyordum. Hazin vazife başlıyordu. Ulvi Efendi'nin yüzünde. Besbelli. ruhunu Kabe'de teslim etmek istediğini söylerdi hep. bir güvercin gibi tabiatla uyum içinde kendi hayatımı çekip çevirmeyi bellediğimi sanıyordum. ciğerler kanlı püreler halinde dağılmıştı. Hayrete düşmüş gibi bir hali var. Konsantre olmayı. Üç dört parmağı kopmuş. Boynunun sağ yarısı bir canavar tarafından ısırılmış gibi yırtıktı." Bakanlık Heyeti'ni katleden yedi kişiyi zincirle döve döve öldürüp. Sol elimin parmaklarını bükerek çenesinin altına kenetliyorum. Uzun süre ayakta kalmış. Giysisinde kızıl çizgiler oluşmuştu. Kudurmuş yamyamların çiğköfte partisi henüz sona ermiş gibiydi. [SHANC SHOU. Bembeyaz takkesi. bitmeyen bir tıraşa başladılar. Türk hükümetinin resmî görevlisi olduğuma inanmak istemiyorlardı. işaretparmağı kalkık gevşek yumruk. hayatının şampanya dönemini çoktan geride bırakıp ıhlamur evresine ulaşmış bir kadının sesi beni uyarıyor: "Sürücülerin zincir. saçılmış ezik et kırıntıları ve milyonlarca kan lekesi parlıyordu. Gençliğimin üç senesini Tibet'teki bir manastıra bağışlamıştım. Besbelli göğsünü yatay olarak biçen kurşunlara da "Safalar getirdiniz" anlamında gülümsemişti. Buna karşılık Rahip Moju Ming'den Javaca-Do felsefesini ve dövüş sanatı tahsil etmiştim... telsiz cızırtıları. Feridun Bey'in elleri. ikramda bulunan biriydi. sanırım Mazhar Baba'ya aitti. Polisler bile ayakuçlarma basıyor.. Arkasında da fotoğrafçısı.. Örtülerden birinin altından görünen. Seyyah Sadık Bey. Birkaç televizyon muhabiri arkamdan seslendi.. İsrail polisine laf anlatana kadar canım çıktı. Ezel Zelzele kalorifer kazanma kilitlenmiş bir bostan korkuluğu gibi dile geliyor: "Hepsi ölmüş mü?" 40 Ona. Etraftakilere belli etmeden. "Hepimiz Osmanlı torunuyuz" filan deyip boynuma sarıldılar. 974-1079. Aldırmadım. Arkadan giren kurşunlar. ambulansların oluşturduğu çarpık koridorlardan sendeleyerek geçtim. nefes almayı. Bakanlık Heyeti'nden feyiz almıştım. gövdesi. tımarhane mutfağında pişmiş akrep zehiri reçeliyle doluydu sanki. Halilullah Efendi'nin bir kulağından girip ötekinden çıkmıştı. Radyonun düğmesini çevirdim. Üstat Selman Elma'nın kalbinin üzerinde yumruk kadar. Ankara'yı yüzerek geçmek Herkesin üç kişiliği vardın Ortaya çıkardığı. Ayaklarını yerden kesecek şekilde kaldırdıktan sonra sağ avucumun bileğimle birleşen kısmıyla göğsüne sert bir darbe indiriyorum! Bakanlığımızın özel kalem müdürü havalanıyor ve ertesi günkü Hürriyet gazetesinin manşetine konuyor. düşmemişti demek. nehri de taşırmıştı. Gönül İşleri Bakanlığı. oturmayı. Acil servis elemanları sedyelerle salona girdiler. yürümeyi.Katliam. silbaştan öğrenmiştim. kanatlarından kan sızan kitabı usulca çekip paltomun içinden koltuğuma sıkıştırırken kapağa göz ucuyla baktım: İdris Shah Tales of Dervishes. Koşarak toplantı salonuna vardım. gözlerini kapatıyorlardı. önde kova ağzı büyüklüğünde bir delik açılmasına ve iç organların dağılmasına sebep olmuş. Altmışüç yaşında. hal hatır soran. Yüzünün bir kitaba gömülü olduğunu fark edince doğrusu şaşırmadım. başının arkasından saplanmış olmalı. [ZHANG ZAI. Mermi. şeytan görmüş bir keçi yavrusu gibi. Dışarıda. köpekbalığı kaynıyor. Mermiler çenesini. Kader hem zamana 8 . Bir polis helikopterinin etrafını dolanırken Ezel Zelzele'yle burun buruna geliyoruz. bir bambu ağacı gibi. Bağırsaklar dökülmüş. durulmuş olmam gerekirdi. uslanmış. Her zaman selam veren. Bakanlık Heyeti ise yirmidört haftadır faaliyet gösteriyordu. Dalyan Efendi'nin başı. Çok feci. Bu şehir. cesetlerin üzerini örtmekle meşguldü. Siyami Bey'in alnında bordo bir delik. Çinli bilgeler "Nehrin kıyısında sabırla beklersen. Geç kalmıştım. yedi ay önce kurulmuştu. Kurşun delikleriyle kalbura dönmüş beyaz duvarlarda. tüm düşmanlarının cesetlerinin yüzdüğünü görürsün" dermiş. kırıntılar halinde yağıyor. melekleri ağırlayan bir ermişin tebessümü. Nehre indiğim anda sabrım taşmış. Polisler. Sonunda. Oruç Bey toplantı masasına kapaklanmış. kapattım. Rüyamda sol gözünden vurulduğunu söylemişti. cinayetin dumanıyla sarmalanarak yükseliyordu. artık vişneçürüğü. kanla dolu bir çukur. göğsüme balyoz yemiş gibi sarsıldım. Kapıdaki polislere kimliğimi gösterip içeri girdim. Günlerdir otoparkta bekleyen sarı Vosvos'uma atlayıp gaza bastım. Eşikten içeri bakınca. artık sakinleşmiş. kendi dışkısını yiyen uyuz bir domuzun kusmuğuna nasıl bakılırsa öyle bakıyorum. koşuşturan görevlilerin ayak sesleri. Dünyaya az önce gelmiş gibiydi hep." Saat 13:00 sularında Filistinli militanlar beni serbest bıraktılar... elinde mikro-teyple bana doğru koşuyor. Ölümün buharı. Feridun Bey ona sık sık "Sen ne biçim Bektaşi'sin arkadaş. Ankara'daki İsrail Büyükelçiliği'nden gelen bir onay mesajı sayesinde yakamı kurtardım... * it * Bakanlık binasının önü mahşer meydanı gibiydi. Sağ salim geri dönmesi enikonu sürpriz olmuştu. dinlenmeyi. İkizini idam eden bir cellat gibi.. fakat yanılıyordu. Kafamın içinde dönen binlerce pervane duruyor. Her şeye hayret ederdi. Tabanları yağlıyorum.

kara haberi. Çöl Tarzan'ı. Fakat bu öyle bir mükafat ki. diğerinde kılıç tutuyorum. Sonra. Başbakanın kartvizitiyle dişlerini karıştırıyor. Program. Şöyle diyordu: "Her şeyin başı aşk. Atın gitsin. kendi samimiyetinin altını çizmeye kalkıştı mı.... Zaten birkaç paragraf sonra işim bitecek. 1989'da idam edildi. ekonomi. hacıları. Tarikat liderlerini. insanı bir fiyasko figüranı. Tom Waits'in ağzı kulağıma yaklaşıyor: Göze göz alacaksın. Sanatoryum kaçkını gibi. hem de bizzat bizim ruhumuza. kendini sadrazamın sol t.. Burnu öyle havada ki. Bakanlığın hazırladığı matbu bir form doldurarak kimlik bilgilerinizi.. Samimiyetimizin fark edilmesinin bir mükafat niteliği taşıdığı aşikar. vicdanımıza. günah ile sevap. Kader mekanizmasını çözmek imkansız. Ya da "Allah mübarek etsin.. basireti kördüğüm olmuş biriyim. Araba. Tom Waits. ümit ile korku. Toplu taşıma araçlarına. Son genel seçimlerde tek başına iktidara geldik. nefsimize. Tam bir skandal. Siz bana bakmayın. vapurlara.. eğitim. Tarım Ve Köy İşleri ya da Orman Bakanlığı'nı gözüme kestirmiştim. dünyanın öbür ucundan telefon edip. Kar ön camı kapatıyor. otomobil. Bakanlık Heyeti'nden seçtiğiniz bir üye ile görüşüyorsunuz. Sizi temin ederim. meydanlarda ve medyada "İktidara gelince Gönül işleri Bakanlığı kuracağız" vaadinde bulundu. daima ömrünün baharındadır. Din işleri. 3. fakat galiba hayatlarımızın biçimlenmesinde formüller kadar sırların da etkisi var. 2. iletişim bilgilerinizi. dervişleri. Şeyhülislamlık görünümlü Gönül işleri Bakanlığı yedi aydır faaliyet gösteriyordu. n'olursunuz Bakanlık Heyeti'ni koruyun. Çok acayip. silecekler açıyor. lafı hep aynı yere getirmişti: "Ezel Bey. ancak aşkla işler. Sıranız gelince mülakata çağrılıyorsunuz. Ne de olsa ziraat mühendisiyim. dişe diş Tam da Kitap'ta yazdığı gibi Takipten asla cayma Ve sakın ha unutma Masadaki hiçbir herifin tipini. Sizin namınıza üzüldüm. protokol umurumda değil. Bakanlıktan çıkarken Halilullah Efendi'nin gözlerini açık unutmuşum gibi bir hisse kapılıyorum. Değerli vaktinizi daha fazla boşa harcamayın. eğer sevdiğiniz kişi sizi seçer ve onun aşkı da bakanlıkça onaylanırsa. sanat. Yazıktır. Bitmiyor. Sonra da adresinize sarı bir zarf postalanıyor.. tam bilemiyorum. Dokuz Canlı Bitki] Elinizdeki kitabı okumaya devam etmeyin. Siyaset. Dahası. Çekirge." Ve seçmen aşka geldi. arka koltukta mikrofona eğilmiş Black Wings şarkısını söylüyor. Dağılması an meselesi. Beni uygar kılan koşumları kemiriyorum. olay gerçekleşmeden veriyor! Yakarı değirmeni gibi. ödül ile ceza. 'namahrem' bir elden alındığı takdirde. İnanmak. dili ceviz yaprağı. hocaları bakanlığın başına sardı. Bana sorarsanız. doğru ile yanlış. Aşkınız resmen tasdik edildiği takdirde zarfta plastik bir dijital kart buluyorsunuz: AŞKart. Yuvalarımız gibi. Ted Bundy [ABD'li seri katil.. Tibet'te Moju Ming'in dizi dibindeyken de. soğan kabuğu gömlek. yirmiiki kişilik bir heyet tayin etti. Çok ciddiyim. Ondokuz ay önce kuruldu. ankesörlü telefonları bedava kullanabiliyorsunuz. [HONG HUA HUI. onu ancak terbiyeden sonra gelen olgunluk sayesinde kavrayabilirdik. sağlık. Sayın bakan ellibeş yaşında. trenlere. onu evinizin bahçe kapısında görmek istemezsiniz. işte bu kahvaltı çayına tost banan angut bakan olunca. 48 Herif o derece şomağızlı ki. belediye otobüslerine. gönül işleri hep birbirine karıştı.Hakikat.Hakikat akılla değil. bilincimize yani varlığımızı teşkil eden yoğunluk bölgesine odaklanan gerilimin adıydı. cesaretle bulunur. Gönül İşleri Bakanlığı'nda görevlendirilmeyi ummuyordum. Gezegenimizin onsuz da dönebileceğine inanmıyor. boğazına dayanmış paslı bir bıçak. teslimiyette. meczupları. tekerleğin icadından önce üretilmiş sanki. Otluyor.. Üç husus. parktaki at heykelini dört nala sürmekten daha zor. Radyonun sesini açıyorum. millî maçlara bilet gibi bonuslar kazanıyorsunuz. sinemalara. Fu Bey. Fu denilen bu uğursuz zibidinin anlattıkları baştan sona zırva. Devlet tiyatrolarına.. avantajlar sunuyor. fakat bilirsiniz. kapılarını teselliye kapatmış. Samimiyet. Diyelim siz birine âşık oldunuz. Ön cam. metroya para ödemeden binebiliyorsunuz. An geliyor. Feci şekilde sıska. hayvanat bahçelerine önceden rezervasyon yaptırarak ücretsiz gidebiliyorsunuz. İki cihanda yüzünüz gülsün" notu. 9 . kravatı. Aptallar daima ömrünün baharındadır [Ezel Zelzele] Bu satırları yazarken bir elimde tabanca. Ayrıca birçok özel kuruluş. mahremiyetle mukayyet olsa gerek. eylemlerimizin anlamını tehlikeye sokar" derdi. bizim Ninja tosbağa da sarı Volkswagen kullanıyor: Hurda bir tost makinası. uçak yolculukları. hayatı bir skandal silsilesi gibi algılamamıza neden oluyor. onu hareket ettirmek. Her ikisi de AŞKart'lı çiftlere faizsiz konut. Devlet orkestrasının konserleri için de aynı şey geçerli. Benden günah gitti. zihnimde yer etmişti: 1. Suratı mantar ağacı. fanilik fikri. helal ile haram..] gibi. Artık bütün tembihleri unutmuş. Göğsümde barut macunu gibi bir öfke kabarıyor. sevdiğiniz kişinin adını beyan ediyor. devletimizi de güçlendirecek olan aşktır.. devlete ait müzelere.. evreni bir karambol kumkuması [çanağı]. zihnimize.[tarihe ve an'a] ve mekana [uzaya ve vücudumuza] yayılan. üzerine de vesikalık fotoğrafınızı yapıştırıyorsunuz. Buna mukabil.şağı sanıyor! Yeryüzünün fethini yeni tamamlamış kumandan gibi dolaşıyor bakanlıkta. Ondaki siyaset yeteneğini görmek için mikroskop gerek. Beyninin kayışı sıkışmış bir hödük. hayırla tamamına erdirsin. lanete dönüşmesi işten değil. Ya da içimizi derin bir şükran duygusu ve yaşama sevinci kaplıyor. her hapşırışında şapkası başından uçuyor. Her neyse. ilahiyatçıları. Ben kurucu üyelerdenim.." Dalga geçtiğini düşündüm. kalbimi bir sırlar mezarlığı olarak düzenlememe imkan verecek işaretleri keşfetme yolunda yürüdüm. Bir siyasi parti. Çünkü kibirli. Moju Ming "Ebediyet. Millî Eğitim Bakanlığı ve Kültür Bakanlığı Yaymları'ndan kitap setleri. biz de meclise girdik. AŞKart sahiplerine dikkate değer indirimler.. Bu kartla. insanın en ince ve en keskin ayrımları temsil eden sınırda hareket etmesi demekti. İçinde bir karga iskeleti taşıyor. İnsan. Babaannesinin gardırobundan giyiniyor: Yanmış mukavvadan bir ceket. göz gibi açılıp kapanıyor. içinden "Bakanlığımız aşkınızı maalesef onaylamamıştır" yazılı bir kağıt çıkıyor. belli tatil beldelerinde geçirebilecekleri bir balayı finanse ediliyor. Mithat Hattat bakan oldu. Sözlerine niye inanasınız? Kitabın son sayfasında olduğunuzu varsayamaz mısınız? Ha? SON Hâlâ okuyorsunuz demek.. devlet işleri. Başkanımız Bekir G. gönlümüze. aptallar zinde olur. bekarlığının yirmidokuzuncu yılında.. Bakışlarında. İyi ile kötü. tramvaylara. iradenin forsunu aşan bir imkan vardı ki. Cennet ile Cehennem arasındaydık. PAP. yatırım ve tüketim kredileri veriliyor. düğün masraflarının önemli bir kısmı peşin olarak karşılanıyor. yuvasına şofben takılmış bir leyleğin şaşkınlığı var. Özellikle gençlerin oy kullanmaları ve bizi desteklemeleri için yoğun çaba sarf ettik. yani Performans ve Azim Partisi. Ankara'da Bakanlık Heyeti ile birlikteyken de..Tasavvuf bir savunma sanatıdır.. ister istemez üstünü de çiziyor.. prosedür. savunma sanatlarının kalbinde gizlidir.. 1899-1951. Vejetaryenmiş.

italyanlar sokağa dökülmüş. bürokratlar. İhtiyarlık hakkındaki hüsnü kuruntum beni hataya sürüklememeli. beni zımbalayıp başkalarına yetişecek belli ki. aşkına resmiyet kazandıramayan kimse. Fu. hamile kadınlara doğum için onbir ay sonrasına gün verilecekti yani. "intikam şarabı. Buna bayılıyor. öldüresiye nefret edenler kimlerdi? Siyasi rakipler mi? Hayır. Kalbimde kaynayan kezzap kazanından yükselen duman beynimi sarmış anlaşılan.kerim böyle aşkın ızdırabını!" diye bağırdığını söylemişti. aysberge tırmanmaya çalışan kaplumbağalar kadar yavaştı. Tahir Fettah Çalapala. Alınyazım silikleşmişti. Bu vatandaşlar.. Koskoca Sofeafe'taki küçücük daireme varınca. polisler. "Pek değil" cevabı alınca avucunu yalayan ve belki de nevri dönenler.. bakanlığın basın müşaviri.. Katliam. AŞKart'la sevgililer ancak beleş mezara gireceklerdi. sakin olalım. ben bir keçilim!" Holdeyiz. İçinde birtakım romantik metinler. Artık herşey sona erdi. kiralık katiller tutup Heyet'in üstüne salmıştı. Güney Afrika'da gördüğüm rüyada. Heyettekiler doktor olsalar. PAP muhalifleri arasında Heyet'i kurşuna dizmeye kalkışacak kadar gözüdönmüş birileri olamazdı. yerli ve yabancı basında sürekli bizim bakanlıktan bahsediliyordu. Kafasını devletin duvarlarına vurmuş. Cüzdanları şişkindi. Olay yeri tetkikinde bulunan delilleri polisten temin edebilirim.. Vampirden geriye bir akvaryum yılanı kalıyor. Ne acıdır ki. Size onu tanıtmakta geciktim.. birdenbire bahar gelen evimin ortasından bir dere akmaya başlıyor. değerlendirme daha da ağır yapılıyordu. Ani bir kararla. Neyim ben. yazarlar. Kıracakmış gibi bastırıyorum. Bir de aylık bülten hazırlıyor: İlan-ı Aşk. Basın bildirileri ve bakanın konuşmalarını yazıyor. dedektif mi? Dokuz ismin yer aldığı listem aslında bir iftira taslağı. kuyrukta tanışıp âşık olanlar. Acaba silahlı bir hırsız mı. Seyyar satıcılar. Açıkça soruyorum: "İhtiyarlardan sonra sıra bende demek?" Hırçın bir hortlak hırıltısıyla "Keppe gegeni!" Hoppala. Tabii ya! Güvenlik kameraları herşeyi kaydetmiştir!." Düşman muğlak olunca. İzdihamdan da öte bir şeydi. pekala. Hemen hepsinin poliste kaydı vardı. Sigarayı söndürüp ayaklanıyorum. genci.AŞKart'ınızı her üç yılda yenilemeniz gerekiyor. çalakalem kara çalma vesikası. Bir insanın ellisinden sonra galeyana gelip cinnet getireceğine ihtimal vermiyorum. Kapıyı açıyorum. katillerin liderinin "S.. Zaten her gün gazetelerde. bayılanlar. Matemin. yoksa Bakanlık Heyeti'ni katleden gruptan mı? İkinci şıkkı tercih ederim.. aşkı bakanlık tarafından onaylanmamış biri. akademisyenler.. Silahlı vampir. Ve donup kalıyorum. Yabancı bir gizli servisin işi miydi? Hiç sanmam. Mülakat 10 . Bakanlık Heyeti'ndeki kaplumbağalar ters çevrildi. Şüphelendiğim adamların sayısı dokuzdu: Ekrem Eşkinli. Bu sayfayı sükunet harcıyla sıvamak istiyorum. AŞKart'a layık görülmeyenler. yankesiciler. fikir değiştiriyorum. formalitelerle. gövdemi yavaşça sağa döndürürken. Başbakan Çekirge ve Bakan Hattat başta olmak üzere. Hiperaktif moruklar. Tavşan hızıyla çoğalan insanlara hizmet veren yirmiiki kişilik Bakanlık Heyeti. Menderes Kıya.. Bu arada. Kılıcını baston olarak kullanan Samuray Kılıcını baston olarak kullanan bir Samuray kadar bitkindim. Bakanlık binası önünde kuyrukluyıldız büyüklüğünde kuyruklar oluştu. Gangsterler de aşk bayırından yuvarlanıyordu ve her yuvarlanışta olduğu gibi onların da canı acıyor. "Biz de gönül işleri bakanlığı istiyoruz" diye haykırıyorlardı.. Heyet lağvedilsin diye gırtlak patlatıyorlardı. Yüzbinlerce form doldurulmuştu fakat günde beşon kişi mülakata alınıyor. "Deli gibi seviyorum" diyen. Meraktan çatlayacağım. bu Öztürk Serengil [1930-1999] şivesi de neyin nesi? "Tamam. temkinlice gerileyip etrafa bakışlar fırlatıyor. kabine üyelerinin de AŞKart alıp al [almayacakları tartışılıyordu. Kalp krizi geçirenler. şiirler filan da bulunuyor. Galiba yanlış yerde sondaj yapıyordum. kuyruklarla bağdaşır mı? Asla. Şahin Dehşet. Aşkı bakanlık tarafından onaylananların birer fotoğraflarının. Maskeyi avuçlayıp bir hamlede suratından ayırıyorum. salondaki tek kişilik su yatağına ateş edince. Aşk prosedürlerle.. Bir yolunu bulup harf denilen şu lekeleri biteviye çoğaltsam. Bir adım atıyor. Hikmet Mete Tetik.... Demek ki bakanlık üyeleri de aşkın sonsuza dek süreceğine pek ihtimal vermiyor. Artık başıma iyi veya kötü hiçbir şey gelmez duygusundaydım. Barbaros Boratav. televizyonlarda Heyet'e ateş püskürülüyordu. bakanlığa müracaat etti. yaşlısı milyonlarca insan. namluyu tutarak yukarı çeviriyorum.. Haydutların. Komünist bir gerilla grubu? Daha neler.. Ufuk çepellenmişti. Muhtemelen. ellerimi kaldırarak hafiften geri çekiliyorum.. ekrandaki yüzlerine uzun uzadıya bakıyorum. Mülakata alındıkları halde. Elli yaşın üstündeki Şahin Dehşet.. evin içindeyiz. Hikmet Mete Tetik. Portmantodan pardösümü alıp sırtıma geçiriyorum. Tahir Fettah Çalapala ve Barbaros Boratav'ı yedeğe alıyorum. Müntekim Gıcırbey'i anlatmak için kelimeler yerine narkoz buharı kullanabilseydim isabet olurdu.. Sağ ayağımla çelme takınca sırtüstü düşüyor. Ardından. Salon kapısının iki kanadı da açık. sokak şarkıcıları. kimlik bilgilerinin ve aşka dair mesajlarının yer aldığı dandik bir mecmua.. televizyon muhabirleri. bakanlığın arşiv dosyalarına girip." "Sözlerine dikket et. kanadında piştov taşıyan akbabalar yok mu? Var. Bakanlığa gidip durumu öğrenmeliyim. Ya da. Bilgisayardan. Bakanlık Heyeti'ni katletmek kimin işine yarardı ki? Heyet'ten. münasip bir karanlık üretebilirim belki?. Bir saniye içinde sol elle üstten kavradığım kolunu sağ bileğimle önden geriye büküyorum. Böyle giderse.. Şebnem Şibumi adında bir kıza yakmış abayı. AŞKart'ın sağlayacağı maddi kolaylıklara hiç de muhtaç değillerdi. alelacele bir suçlu uydurup gebertmekten başka birşey düşünmediğimi fark ediyorum. Dayanılır gibi değil. kirli işlere bulaşmış tiplerdi. O halde neden bakanlığın onayını almak istemişlerdi? Herhalde sevdiklerini etkilemek için. bileğini yakalayıp. Kadim Çinli savaşçılara göre. Senin emsallerin cennette gezer Sağır-dilsizler kongresi açılışındaki saygı duruşunun sessizliğine ihtiyacım var." Herifin acelesi var. aşkı teyit edilmeyenlerin listesini inceledim. Otopsi raporlarından da bazı ipuçları yakalanabilir.. Hayati Tehlike ve Neşet Semi Neşter. Tabancayı bırakmadan suratına alelade bir yumruk indiriyorum. Çünkü bunu nasıl yapabileceğimden emin değilim. Sadece ikiyüzyetmişbir kişi. Al Politikacılar. AŞKart almaya hak kazananlar arasında Gıcırbey'in adına rastlayınca şaşakalmıştım. kavgaya tutuşanlar. Bu kitaptaki harf sayısı kadar insan toplandı. gagasında hançer." Ayaklarım sabit.. 49 Aldırışsızca emrediyor: "Erkeni dön. ilk iş sigaraya başladım. bizzat profesyonel katildi. Kahince fısıldıyor: "Geberreceksin geri zekkeliy!" İltifat ediyorum: "Çok içten konuşuyorsun.. Volkan Revan. Rahip Moju Ming bir keresinde "Köpeğin ağzında fildişi bulamazsın" demişti. kederden başka hiçbir şey yetişmeyen uyuşuk karanlığına gömülmüştüm. Burnuma bir Smith&Wesson yapışıyor! Namlunun diğer ucunda vampir maskesi takmış bir adam. üstü başı dağılıyordu. dilenciler. Bektaşi Şeyhi Siyami Bey. besbelli kişisel bir hıncın sonucuydu.. Derken. savaş da muallakta kalıyor. yaraları ham olanlara şifa verir..

kesilse başlar Şebnem'i sever de gerisin boşlar Bir Şebnem'den bin kovana bal işler Pir'im anlarsın ya. Bakışlarında hiçbir mânâ.. [The Message – Çağrı filminden] Gıcırbey'le lisede aynı sınıftaydık. Mask-Ot'ta haşhaşlı börek yiyip kivi suyu içmiştik. Alevi Dedesi Saz Âşığı Reşat Bey'i seçmiş bizim Gıcırbey. Nafile Filinta Her şeyini paylaşıyor. Gıcırbey.. Simsiyah. Devrisi gün bir pusula göndererek Afili Filintalar'a katılmasını önerdik. Sevdanın karası alnımda yazar Hilal kaşına Hak eylemiş nazar Senin emsallerin cennette gezer Huridir be şeker dilber huridir. otoriteyi feci sarsıyorduk. havalı saçlar. Reşat Bey de başka sual etmeden uğurluyor Gıcırbey'i.. dağıtıyor. fizikten de 10 aldın" diyerek elimi uzatıyorum. son mısrada da hem Pir Sultan'a hem de Reşat Bey'e özür beyanında bulunuyor.. ne de olsa o da bir insan" diye düşünmüştük. 5. "Belki de tırsıyordur.. Fakat sonra bizden bağımsız eylemler de yapıldı. Okulun bahçesindeki Renault'suna atlayıp geri geri gittiğinde.." Bence bu komplo da Gıcırbey'in eseriydi.. En arka sırada oturuyordu. Nuh Tufan. Yaşlı başlı hocalar birbirlerine sapıkça bir üslupla yazılmış aşk mektupları postalıyorlardı. "Tebrik ederim. Görünmez Dünyaların Resimli Kitabı] Bizi gübre hoşafına çevirecek dört çift yumruk etrafımızı sarıverdi. Pir Sultan Abdal yerine kendi adını söylüyor. hoca "Müntekim Gıcırbey. Müzikal mülakat başlıyor. şimdi düşününce çok sempatik.4.. Coğrafya derslerimize giren yağ tulumu. yâri görmek için ecelle çekişecek ve kelleler yuvarlanacaktı. Herhangi bir neşe kırıntısı. Ağzı aralık. Lider. Gıcırbey'e "Türkünün devamını sen söyle bakalım?" anlamında bir jest yapıyor. Derslerle ilgilenmiyordu. notu kıttı. hepimize illallah dedirten bir felsefe hocası vardı: Piton.. Ne var ki fikirleri tehlikeli. Benden bile daha çelimsizdi. yağlı ahşap sarısı bir deri. Tuhaf olan şu ki.. daha yüksek sesle." Gıcırbey'le yaptığımız provalar işe yaramadı. Postu meydana serip. Muhtemelen bu iş de Gıcırbey'in marifetiydi. arkadaşlar Fu der.. hattâ komik geliyor. tekrar gözlerime bakıyor. Gıcırbey'e çengel atma fikri ondan çıktı. geri kalanıyla vaziyeti idare ediyor sanki.için de. Gıcırbey'e bir numara çektik. Yumrukların ardında. iddialı. Samet Samsa ["Forvet"].. mutedil sorularım onu yoruyor. kafasını öne doğru sallıyor." Neredeyse heceleyerek "Biliyorum" diyor. çapkınca söylemelisin" diyor Gıcırbey. Buna karşılık.. 54 11 . kimilerini tartaklıyor. eğer benimle çıkarsan." Biz... Garip bir biçimde hocalar da ona ilişmiyorlardı. 5.. Tebessümünü kimseden esirgemiyor. Gıcırbey gülümsedi. Çinli bir şairin de dediği gibi: "İnsan boş bir tüfektir ama bakarsın birgün patlar. "Adım Fuat. 6. Vay canına. otomobiline tapan. Boş tüfek. Piton yazılı sınav sonuçlarını okuyordu: "Nuh Tufan. Reşat Bey'in kucağında dile gelmiş bir ceviz ağacına benzeyen divan sazı. "Nasıl yani?" "İnleme Fu. Yedi kişilik gizli bir çetenin üyesiydim: 'Afili Filintalar'. Dünyada. ibrahim Kurban. Yârin bahçesine bir haydut girmiş Geri dur hey şeker dilber geri dur! Gülünü koklarken dalını kırmış Kurutur şeker dilberi kurutur! 50 Hangi dinden isen ona tapayım Yarın mahşer günü sana koşayım Eğil bir yol ak boynundan öpeyim Beri dur hey şeker dilber beri dur. Bu. onun gözlerindedir. Kimseyle konuşmuyordu. Cennet'te veya Cehennem'de görebileceğiniz en derin mavi. Mithat Mitos ["Kazulet"]. Şebnem Şibumi "Hangi dinden ise ona" tapacaktı.. onbeş sene. Derin bir nefes alıyor. 5.. [GOU GENG. Nuh Tufan adında yetim bir albinoydu. Reşat Bey. Ruhunun bir kısmını teslim etmiş. Gıcırbey mırıldanıyor: Müntekim Gıcırbey. Hemen arabadan inerek. elime.. Fakat hareketleri çok doğal. Matematik sınavı sonuçları açıklanırken. Reşat Bey.. Başlangıçta. îlk beş-altı hafta varlığını dahi fark etmemiştim. kasap vitrinindeki kanlı çengeller gibi parlayan suratlar. Gıcırbey'den "Nafile Filinta" diye bahsediyordu. Öğretmenler odasındaki dolaplarda bulunan ve skandala sebep olan porno dergileri. belki de Gıcırbey'in koleksiyonuna aitti. Sanki adı konulmamış bir virüsle boğuşuyordu. Asya Maya'yı in the Name of the Father [Babam İçin] filmine götürmüştüm. "Yârin bahçesine bir haydut" girecekti. "Okullarda neler oluyordu? Öğretmenler delirmiş miydi? Böyle rezalet dünyanın neresinde görülmüştü?. şairin [türkünün son kıtasının ilk mısraında geçen] adını soruyor. değil mi?" Bu basit. sınıftaki kırk kişinin hemen hepsini ayarlamıştık.. su gibi akıp buharlaşmış.. Kuş kafesine tıkılmış köpek gibi hayıflanıyordum.. kükre. herkesle birlikte ben de dönüp baktım. "Asya Maya. baygın gözler. Soruları kazık. "Müntekim. Gözlerime. Birgün.. Asya Maya'ya açılamadım. Onunla boğuşuyordu. Bu meydana serilidir postumuz Çok şükür Allah'a gördük yarimiz Birgün kara toprak bürür üstümüz Çürütür ya şeker dilber çürütür. Gıcırbey'in sırası yaklaştığında kollarımızı havaya kaldırdık. heyecan zerresi. gördüğüm ilk ejderhayı senin için öldürürüm" diyorum.. aniden hayatına giren edepsiz kadını zapt etmeye çalıştı. 10" deyince. 5. Biri bu dehşetengiz sahneyi gizlice fotoğraflamış ve basına sızdırmıştı." Korkma ben varım Bir insanın yetişme tarzına en iyi ışık tutan şey. Sınıfın ortasında tüten bir menekşe meşalesi. 1. en ufak bir ima bile yok. her dersten tam not alıyordu. merak kıymığı yok. Zamanla işler değişti. Gözlerini not defterinden ayırmayan Piton tısladı: "Müntekim Gıcırbeyon!" Büyük bir alkış koptu! O zaman bir ilk daha gerçekleşti. gönlüm delidir.. kadınsı tavırları olan.. çok bitkin görünüyor. Çekingen değil. kabul etmedi. arabanın altına saklanmış bir şişme kadın ortaya çıkıp karşısına dikiliverdi! Paniğe kapılmıştı. Ne peki? Çözemiyorum. pembe bıyıklı bir vatandaştı. Sultan Yegah ["Vampir"].. Gıcırbey ise. ipince. kavga ederken sergilediği davranışlardır. Fuat Atıf Tufa. İşin aslı. onu ilk görüşümdü. "Hayır. Benimle ağır çekimde tokalaşırken başını hafifçe eğerek selam veriyor. Şikayetçi değil.. irice. İmanımızı gevreten. Perişan değil. Çünkü biz hocalara ültimatom çekiyor. kraker gibi kemikler. Adı sanki "Müntekim Gıcırbeyon"du. 979-1019. Muzaffer Firuze ["Uzi"].. O zamanlar ürkütücü derecede ciddi görünen tavırları.

Gıcırbey'in heykelini dikerdim.. okul çıkışı bayrak töreninde yanımda duran Asya Maya kulağıma fısıldadı: "Beni beğeniyor musun?" "Öyle harikasın ki Asya Maya. Bir kulağını avuçlayıp kafasına art arda sert darbeler indiriyorum. ihtimam.. Gıcırbey'de durum ne. E. "yarın evleniyor. "Evet?" "Asya Maya?" "Merhaba Fu. Denize taş atıyor." "Yapma lütfen. kalbiyle düşünür Fu." Kendini benim yerime kucakla Başınıza yalnızca harika şeyler gelmişse. bana doğru hamle yapan Gıcırbey'le burun buruna geldik: "Soru sormazsan ben de yalan söylemem. Elimi tuttu." "Mesele para değil." "Vay vay vay? Niye ki?" "Senin için Marmara'daki bütün balıkları tutmaya çalışıyorum da. Diğeri bocalıyor. Biri perçemimden tutup mideme vuruyor. Afili Filintalar'ın başındaki Nuh Tufan'ın anasız babasız büyüdüğünü cümle alem biliyordu. iki taneydi. beni teselli etmekle kalmadı." Sesi. gerisini biliyorsun. Uçarak. önümdekinin gırtlağına asılıyorum. göğsüne bir diz yiyor ve düşerek gölgesiyle kucaklaşıyor. Şimdi de üvey baba belası baş gösteriyordu. Tepenize dikildiği zaman." Okulu kırıp soluğu Sarıyer sahilinde almıştık. Cesurca bir davranış." Hafifçe Gıcırbey'e dönüyorum." Asya Maya safça soruyor: "Baban nerede ki. allı pullu bir denizkızı geçiyor. Bu da onu iyi bir dert ortağı yapıyordu. Yuvarlanıyoruz. "Tamam. İstiklal Marşı'nı kıvançla haykırarak söyledim: "Korkma! Sönmez bu şafaklarda yüzen al sancak!. "Yarın babamı ziyaret edeceğim. aklıma enteresan fikirler düşürdü: Annem on yıl neden beklemişti? Çünkü beni seviyordu." Bana sevgilim dedi! "Telefonunu bekliyordum. Eğiliyor: "Nasıl ölmek istersin?" Sesinde iflah olmaz bir kudurukluk titremesi var.. "Nasılsın?" "İyiyim sevgilim. çalmasını bekliyordur. "En büyük eksiğimiz ne... ona sözlü ya da yazılı bir açıklamada bulunmanız gerekir. hem bir soru. fakat yarın. neyse. bilmiyorum. önemsediği bir düşüncesini açıklıyor: "İnsan." "Ne peki?" Gıcırbey'e bakıyorum. burnumdan getirecekler." "Aklın fikrin Asya Maya'da değil mi?" Cebimden dört tane telefon jetonu çıkarıp gösteriyorum: "Sence eve varmış mıdır?" "Bildiğim bir şey varsa. Gıcırbey." Ahizeyi yerine bırakıp döndüğümde. bir denizanası dalgınlığı içinde yürüyoruz. Gıcırbey. bakışlarını Gıcırbey'e saplıyor. Numarayı tuşluyorum. gerektiğinde ateş ederdi. ağır aksak havalanan bir karabatağın ardından üfledi. kimin tabansız olduğunu çözmek mümkün değil. şekerli ılık süt olup ahizeden lıkır lıkır akıyor kulağıma. Yaya hayaletler gibi. Asya Maya'yı o vaziyette daha fazla bekletmemek için depar atarak birkaç yüz metre ötedeki telefon kulübesine dalıyorum." "A? Bunu bilmiyordum." Ceketimin iç cebinden bir düğün davetiyesi çıkarıp Gıcırbey'e uzatıyorum: "Reyhan Tuja ile Orhan Horanta'nın düğün törenlerinde. yuvarlak bir ayna sızıyor. Diğerleri bana girişiyorlar. Ertan Taner okuldaki en irikıyım çocuk. Dövüşten kaçmamak tek başına hiçbir şeyi kanıtlamaz. Gıcırbey. Beyin şeklindeki kayalıklarda oturuyorduk. A. Belinde bir tabanca." Gıcırbey alnını kırıştırıyor: "Hangi konuda?" Cevap vermiyorum. millet. Müntekim Gıcırbey'le aramızda dörtyüz ışık yılı olduğunu düşünürdüm. Tırpan. Toparlanmasına izin vermeden karnına tekmeyi yapıştırıyor.. insanlık sevgisiyle doldu.. el sallar.. adım korkağa çıkmasın diye kavgadan kaçmıyorum?" "Yani kimin gözüpek. bende para var. bu kadar yeter. bir zombi biganeliği." "Ne?" 57 "Bir düzine transatlantiği havaya uçurdum. Boğaz'da demirlemiş şileplere dalmıştık. basiret gibi dayanaklar sayesinde gerçekleşebilir. ancak metanet. kaslı gövdesi güneş tutulmasına sebep olur. Yürüyüp kıyıya iniyorum. gölgesi kayaların arasına sıkışmış: "Benim de ağlamamı ister misin?" Bir insanın yanında gözyaşı döküyorsanız. Yutkunuyorum: "Yaşlanarak. Aramızdan.." Gıcırbey ağzının kenarıyla mırıldanıyor: "KORKMA BEN VARIM. laf atar. burnunu topuğuyla kırıyor. Seni gene ararım. Hoşçakal. Bugün okula neden gelmedin?" "Meşguldüm. cesur olamazsınız. Tırpan'm elmacık kemiğine bir kroşe çakıyor. bence. Göz kırpıyor. "Cesaret" dedi "C. Zincirlikuyu Mezarlığı'nda. Gelene geçene göz kırpar. babama. sümüğümü. biliyor musun?" Gıcırbey'e dönüp baktım. ağırbaşlı bir hovarda edasıyla soruyor: "Kızın gözlerini gördün mü?" "Evet. Yalın haliyle bir mânâ taşımaz." "Sen de bir ayna öp.Bir akşam. Ejder Meyi] Eğer heykeltıraş olsaydım." "Hımmm? Başka sırların da var mı?" "Ellerimdeki çizgiler günden güne çoğalıyor. Foklar gibi soluyoruz. Tırpan Ertan ve yumrukları kaşınan üç eleman bizi harcamak üzereler. Asya Maya'yla beraber geçirdiğim saatleri. Kollarımın ki1idini kırıyorum." Bazen. Belki de korkak olduğumun anlaşılmasından korktuğum için. Tırpan." Gıcırbey bunu söylerken öyle ciddi ki." "Önemi yok. Gıcırbey gömleğimin yakasından tutup çekiyor." Gıcırbey. bugüne kadar yapılan bütün güzellik yarışmaları geçersiz sayılmalı" dedim. gözyaşımı siliyorum. Öldüğünde ben beş yaşındaydım. Gıcırbey. Gıcırbey sağımda dikiliyor. Çalıyor. S." Fakat şu anda yüreğim ağzımda. İçim vatan. Tırpan iki büklüm. Çocuklardan ikisi toz oluyor." "Hep böyle ince misindir Fu?" "Hayır.. bana karşılık vermektense. Sigarasının dumanını. hâlâ kendini ödlek mi sayıyorsun?" "Cesaretin binden fazla türü var. Gıcırbey.. öyle mi?" 56 "Cesaret... Çocuklar kaçmaya davranıyor." "İlle de rakibinin omurgasını ağzından çıkarman filan mı gerekir?" "Hayır." Gıcırbey. Tırpan'ın yüzünden kıpkızıl. "Annem" diyorum.. Bak. yetim olduğumu öğrenince üzüldü. "Evvelki gün Ertan Taner'le kapıştın." "Fal bakar gibi konuşuyorsun.. telefonun dibinde pusuya yatmış. Önümdeki serseriye kafa atıyorum. baldırlarına çalışıyor. sıvışalım. Gençliğini bana 12 . Afallıyorum. Arif Tufa'ya âşıktı. Asya Maya. fakat ben okulun gizli yetimiydim. Çarşaf gibi denizi bir ucundan tutarak salyamı. [CHEN CHENG. tamam mı?" "Kendini benim yerime kucakla aşkım. Baban. kaburgalarına.. bu ilk günüm. Biri kollarımı arkadan sımsıkı kilitliyor." "Yarın n'apacaksın canım? Sinemaya gidelim mi?" "Çok isterim Asya Maya. hem de bir muammadır. pataklandığımı unutuyorum. özür dilerim birtanem. suratına.. çok mu uzakta?" "Aslında evet. Başkentin resmî güneşi altında bronzlaşırdı. 1933-1988...

çıkageliyor: "Makattaki çıbanla uğraşıyoruz da.. yuvasının yıkılan kısmını onarıyor du." Vazgeçmiyordu. siz daha iyi bilirsiniz gerçi. Muconex yar mı?" "Olmaz mı? Var. Zira her düğünde yaşlısı genci bütün kadınlar gelinin yerinde olmak isterdi. sonsuza dek bekar kalmayı seçebilirdi.. Aaa. Artık eczaneyi şereflendirmesini bekler olmuştum. Ceninin uçan tekmeleri [Reyhan Horanta] Uzaklar hiç bu kadar yakından saldırmamıştı. nikah masasıydı. Sadece." Kesin konuşuyor. Güçlü. Bazen abartırdı. Kapıdan. soru sormuyor. Fu da öyle yaptı. Sabah vakti sürpriz yapıyor. temiz yüzlü bir genç adam girdi: Müstakbel kocam. Babamın ahiret yurduna göçmesi. Söylediği ilk Türkçe kelime "Baba"ydı. Derhal. yanımızdan geçerlerken. Ne aradığını bilen. Ertesi gece. Sidarta'nın teyzesi Mahaprajapati der ki "Gereğinden uzun süre çocuk kalırsan. Nasıl uçan tekmeler atıyordu bilseniz şaşarsınız. bana dünyada olan biteni sorsa. Kız tarafı naz tarafıydı. Her gün uğruyor. Cenazelerde durum tersiydi. Düşünceler. kazak ve kadife spor ceketliydi. Proctologl" dedi. kader paso halkalanırdı. ikindi vakti çıkageldi. kazık olup kalbime çakılmıştı. başkasının düğünüydü.. Namuslu ve canlı bir insan. Düşeş Düğün Salonu'nda Asya Maya'yla mışıl mışıl dans ettik. 60 Bebekler. kıza "Seks konusunda asla şaka yapmam" dediğini duyuyorum. "Elbette. beyefendi. Yas. Sallantılı bir ciddiyetle: "Şu kabızlık illetinin patlayıcı şifası Gliserin-Kansuk rica edebilir miyim?" Fitili aldığı anda kaçarak beni fitil ediyor. Ya da daha kötüsü. Eczaneye sırf beni görmek için geldiğini seziyordum. benim mukaddes vazifemdi. On sene tehirli gelen sevinci ona haram edemezdim. Ben fiyat etiketine bakarken. "Bilmek iyidir. Vastarel 20. şamata istemeyen biri." Hayat. Lasix [tablet]" Kalp hastası olan Fethiye Tufa adına düzenlenmiş bir reçete. Canım oğlum. Gözlerinde bıçağın suyu gibi birikmiş yaşlar. Silik ve hafif eczacı tebessümüyle raftan bir kutu basur fitili aldım. kollarında." Kremi kaptığı gibi toz oluyor. kibar. Elindeki reçeteyi cam tezgahın üzerine bıraktı: "Accuizide [tablet]... 1892-1998] Fu'ya hamileydim. 61 Vücudundaki su toplamış lezyonlarla." Ertesi gün. Bir kadın olarak mutsuz olursa. Yüksek sesle: "Basur ilacı istiyorum. Gıcırbey de gösteriyi kaçırmak istemiyordu. hayatımda aldığım en büyük mükafattı. balgam sel oldu taştı. uygun adım yaklaşıyor: "Uyuz losyonu. Sanset 750 ve Furacin pomat lütfen. fakat aşırılık nedir bilmezdi. Asya Maya'nın ütülü patiska yüzünde meyve izi gibi bir gülücük. Ecelden kaçış yoktu. ayan beyan neşeleniyordum. Çünkü bir fıstığa çıkma teklifinde bulunabileceğin en iyi yer. Musalla taşına en uzak nesne beşik değil. ölüme müzikal bir defileyle karşılık vermek demekti. sezonluk bir duyguydu." Acaba sağılacak bayan kim? Bilemiyorum. bundan neredeyse emindim. o etrafa göz gezdirerek konuştu: "Sarmanıza gerek yok. Parayı aldım. Canıma can katmıştı. çoğunlukla blucin. Üstünü uzatırken alçak sesle konuştum: "Allah şifa versin. Sonraki gün gene başlıyoruz: "Mevsim dönümünden mi nedir.. Fitil. Aşktan kurtuluş yoktu. lütfen. İkinci kez gelin olmak da her dula nasip olmazdı.adamıştı. Nankörce bir bencillikle validemi mahcup etmemeliydim. Gıcırbey. Fonda sıcak çikolata tadında bir müzik." Elinde basur fitiliyle mi dolaşacaktı ortalıkta? Yo. kendi ekseni etrafındaki standart dönüşünü tamamlıyor. Sevinçten. hassas dengeler üzerine kuruluydu. samimi. Göğüs Kalp ve Damar Hastalıkları Hastanesi'nin tam karşısında. kısa kesilmiş kestane rengi saçları kızıla çalan. Nitekim. Arif." Gözlerime dikkatle baktı: "Amin. Ketoral krem... Onun sevgisini kazanmak. Bizimki. Öğle vakti. Böğrümde kalan elimi vicdanıma koymalıydım. Babamın muhtemelen Cennet'te tanışma imkanı bulduğu Çinliler. Bazı günler takım elbise giyse de. sıhhi mamuller satın alıyordu: "Mayasıl ilacı istiyorum. annemin dün-yaevine girmesini engellememeliydi. Anneciğimi tebrik etmeli. habanera ve vals karışımı bir performans sergiliyor. Ağıt ve matemde aşırıya kaçmak. En etkilisidir. dayanıklı ve çok zekiydi. anneliğin üstesinden gelebilir miydi? Onun evlenmesini desteklemek. İlaçları güzelce paketleyip küçücük bir poşete koydum. Fakat o benimle ilgilenmiyormuş gibi yapıyordu.. Anne sevgisi. içimdeki bebekten dayak yedim. çalışkan. [CESARVALLEJO. 24 Nisan günüydü. Ebeveynlikten istifa etmiyordu ki. hakikaten ilgilenmiyordu. Ben de şimdi şuracıkta ölsem. Hah." Kopuyor."] Annem. Fakat sadece ilaçları alıp kayboluyordu. Onu görünce sevindiğimi gizlemiyor. Kadıköy Koşuyolu'ndaki Cezayir Eczanesi'nde staj yapıyordum. kimse tabuta alıcı gözüyle bakmazdı. Hiç unutmuyorum. daha karnımdayken dövüş sanatlarına meraklıydı. yetişkinlerin anlayacağı dili bulana kadar çeşitli diller konuşurlar." Kendinden emin. üvey pederimle dostluk kurmaya bakmalıydım." Dörtnala uzaklaşıyor. pompayı alır almaz uçuşa geçiyor. Elinde parlak bir bıçak.. tam ümidi kesiyorum. neydi. babamın yanma varsam. Oyalanmıyor. yeni adıyla Reyhan Horanta. olağanüstü bir adamdı. Kaybedecek vakti olmayan adamımız." "İşte. "Buyurun. Buna hakkı vardı. lakin sevmek kadar değil." "Nereden bileyim?" Ertesi akşam. Nikahlanacaktı." "Tabii ki. çok acil! KwelladcCdan şaşmam asla. Dahası. havadan sudan konuşmayı filan denemiyordu. abuk sabuk ilaçlar. Gıcırbey haklıydı. ama naz da sitem gibi sevgiden doğmalıydı. Çok feci. Sadık müşterimiz. Dünya. dükkanın ufkunda gene beliriyor: "Göğüs pompası var mı. 13 . yunuslar gibi kikirdiyordum. Çince konuşmaya başlasam: ["Bilmek iyidir baba. hani kadınların kendilerini sağmak için kullandıkları şu alengirli cihaz? Vee marka olsun. orta boylu. Neden hep insanların isterken utandığı türden ilaçlar satın alıyordu? Tuhaf bir espri anlayışı mı var? Beni kıçı çıbanlı. Kader kaderi kapsar. 62 Yüzünde kuşkulu bir ifadeyle kapı aralığından süzülüyor: "Kıl dönmesi genetik olabilir mi?" Cevap vermemi beklemeden ekliyor: "Bactropan. Asya Maya'yı telefonla arayıp düğüne çağırmalıydım. Fethiye Tufa çoktan ölmüş olacaktı. kafamın içinde uçuşan bumeranglar gibiydi. düğün pastasının üstüne mum gibi eğiliyor. espritüel. siyah deri çantasına attı kutuyu. egzamalarıyla adeta gurur duyuyor. insanlıktan çıkarsın. lakin sevmek kadar değil" derdi.. Aylarca. gelgeldim dulluk bir an önce kurtulmak gereken bir belaydı. Oğluyla evlendiğimde. 50 Galiba. merhametli. Bir ara. alev almış çiçeklerle dolu bir Çin vazosunu andıran çekik gözlü bir kız. uyuz bir herif pozu vererek büyüleyebileceğini mi sanıyor? Yoksa bütün bu ilaçlar gerçek hastalar için miydi? Bir tımarhanede ya da hapishanede çalışıyordu belki de?.

tek yönlü bir eziyet seansına dönüştü. adam kaçırıp fidye isteyenlerin. hayat arkadaşıyız. Sandalyeye ben bağlı olsam. Patronu da Hayati Tehlike diye." 66 Meğerse hayırsız. geberip Cehennem'e gittiğinde rahat bir nefes alacaksın!" diye bağırdıktan sonra çorap yumağını ağzından çektim. hepsi onu harcamak için can atıyordu. Fakat Arifi hiçbir zaman unutamadım.. İlk defa birine işkence ediyordum. Yağmur. Hakikaten gökkuşağı fevkaladeydi. koltukaltı kıl köklerindeki irin için krem. Bakanlık Heyeti'ni katleden manganın başındaki adam da bu Hayati Tehlike'ydi. amortiden öte anlam taşımayacaktı. Yalnız çalışırmış. Böylesini görmemiştim. Hayati Tehlike'yi ve ekürisini nallayacaktım ve.. sanki ayak bileklerindeki su. Kanın çoğu yerde kalacaktı. Eksanımız o yüzden birez meyhoş yani. Bakanlık Heyeti'nin benimle ilgisinden haberi yokmuş.. Hayati Tehlike. Turgut Rulet adlı bir kiralık katilmiş. dişleri bembeyazken. en kıvamlı şurupsun" dedi. lobotomiden çakması gerekmiyordu sanırım. Silahla dolu ağzını boşalttım.. Böylece asla silah kullanamazsın" diyerek tabancayı gösterdim.Fare zehiri. Birtakım yeraltı örgütlerinin. İlaç almıştı fakat bu defa kaçmamıştı. Adalet terazisinin bir kefesine Bakanlık Heyeti'nin cesetlerini koyduktan sonra diğer kefeye ne koyarsam koyayım.. Fakat o bunu bilmiyordu. ayaklarını önden birbirine. Mecidiyeköy civarında. 22'ye karşı 7 can alınacaktı. evde bir akarsu yatağı oluşturmuştu. İş üstündeyken. Gıcık telaffuzu. Gangsterler ondan nefret ediyordu.. Görünüşe bakılırsa. boğazını da arkalığa başlamıştım.. oval boruya bakarken "Reyhan. gökkuşağı çıkmasına değil. Dereyi görmüştük. kahırdan vahşileşmiştim. cerahatsiz.. "Yanlış anlama ama. "Seninle öyle pataklayacağım ki. muzipçe gülerek söylediği sözler hâlâ kulaklarımda: "Öylesine arsız bir herifim ki. Çocuğumuz olmadı. dengeyi sağlamam imkansızdı.." Gözleri yuvalarından dışarı uğradı. Onunla kafatasında bir delik açacağım. Arifin ölümünden sonra. Sonra da minik bir huniyle beynine o delikten kezzap akıtacağım. Herkes.. içimdeki çocuğu yiyor Cehennem uyruklu misafirime getto tokadı atıyorum. Su yatağımı patlatıp salonumda gerçek bir havuz problemi doğurmuştu. sen dünyadaki bütün eczanelerden alınabilecek en şifalı kapsül. Arifi teşhis etmek için morga çağrıldım. Ayağa kalktı. Hani şu Gönül işleri Bakanlığı'na müracaat edip de aşkı onaylanmayan karanlık tiplerden biri. Orhan'la ondört senedir evliyiz.. toprağa gömsen. yo. Çömelip limon gazisi konuğumun paçalarını dizlerinden yukarıya kadar sıvadım. Evet. şu ebemkuşağı ebeme girsin!" Ona inandım. Çaresizlikten. çevre yolunda seyrederken otomobilin kontrolünü kaybederek küçük bir köprüden uçup aşağıdaki yola düşmüş.. bileği sert.. Tabancasını 14 . kiralık katillerin. bu onun alamet-i farikasıymış. onun yerine namluyu soktum. suratına çalışacağımı söyledim. yani kavs-i kuzah. Ben ağzım açık. hiç kullanılmamış bir kuyumcu matkabım var.. her bakımdan bir teselli armağanından.." Tabancayla çenesini dürttüm: "Söyle!" "Dedim ya." "Şaka yapıyorsun. ne biçim bir aksanın var senin?" "Eaa. Ayrıca. Bağırırsa. Soluk soluğaydı: "Abidin Dandini. Birdenbire hurdaya dönen araba yanmaya başlamış ve infilak etmiş!. Ne olacaktı? Eğer. dişleri bile yanmıştı. Yağmurun ortasında sırılsıklam bir güneş." "Ne?" "Ebemkuşağı. Hayati Tehlike. öfkeden. "Son soru'n bu mu?" "Yya senin?" Ağzında rulo halinde duran meşin dilini oynatmakta zorlanıyor sanki. Matrak sohbetimiz. Öztürk Se-rengil taklidi yaparmış. dışarıda gıcır gıcır bir ebemkuşağı var. imkansızlaşınca daha da şiddetleniyor. bizim köyde feciy kitlik olmuş. Yerden avuçladığım suyu suratına çarpınca iyice ayılıyor. kasıntısız bir konu açmasına. Şimdi ellidört yaşındayım." "Fazla ümitlenme de. Hayati Tehlike yolladı.. aynımdan bir tane daha çıkar!" İçimdeki hayvan.. Bir an önce.. işittiğimde aklımı kaçırabileceğim türden tehditler sıralıyordum: "Dört dakika sonra. "Bak. apsesiz. en tatlı tablet. Ünlü mafya babası Atom Bombacıyan’ın suç dosyasını hazırlamıştı.. uğursuz bir iş için kapıma gelen bu hırt.. Beraber kapıya çıktık. Evet. derenin içindeydik. dokuz ay boyunca. Sandalyeye bağlı yırtıcı kuşun iplerini kopardım. Uyuşturucu kaçakçılarının. sanık sandalyeleri ergonomik değildir. "Hı?" Adımı nereden biliyordu? "Bu akşam beraber Allahüekber Dağları'na çıkalım mı?" 83 "Bana çıkma mı teklif ediyorsunuz?" Gıcıklık etme sırası bendeydi. Emekliliği yaklaşmış bir celladın aldırışsız havasına bürünmüştüm. kuduz bir maymunun ağzındaki köpük kadar bile değerin yok!" Ikınma. "Cinayet kurbanlarının çoğu kendi silahlarıyla öldürülürler" deyip Smith&Wesson'la alnına nişan alıyorum.." "Kaç yaşındasın?" "Yarım seat sonra kıyrk olacağım." Yatağımdan akan su. gençten bir gangstermiş. bacaklarının derisini yüzeceğim. elmalarla armutları toplayacak kıvama gelmesini umuyordum. Buna müstahaktı. "Kendiy evinde edem mi vüreceksin?" Maskesizken sesi. Bir keresinde. hayatın kısalığı üzerine uzun uzun düşündüm. böğürtü ve çığlık karışımı bir karşılık verdi.. Yağlı kömüre kesmiş yüzünü gördüğüm anda kalbim kömürleşti. yani gökkuşağı!" Afallamıştım.. donuk bir ifade yerleşti. Beni. şeker çizgileri halinde yağıyordu. kafasına doğru saydam çizgiler halinde yükseliyordu. kalpazanların. Terliyordu. Bir çeteye filan mensup değilmiş. esprilerin üzerine anında sünger çekiyor. 11 Mayıs'ta harikulade bir yağmur yağıyordu. yani eleğimsağma.. "Şimdi isteğin aksanla konuşabilirsin tıynetsiz hödük! "Aouuü! Aouuü!" diye öterek ağlıyordu. "Her iki el başparmağını ta dibinden kessem iyi olacak. Allah'ım. ortada polisiye bir bilmece yoktu." Bir yandan bu psikopat repliklerini okurken. Yani ne bulursam fırlatıyorum. Mahmur bir neşeyle sırıttım: "Benim nazarımda.. meleklerin büküp doğuya sapladığı renkli. "Yellenememek ne büyük dert! Meteospazmyl kapsülleri olmasa halimiz duman!". Banyoda bulduğum mor çamaşır ipiyle ellerini bileklerden iskemlenin kolluklarına.. benekli prezervatif. Gönül İşleri Bakanlığı’nın. Hattâ. Dava açmak üzereydi. Yüzüne abartılı. ensesi kalın. Besbelli. Oruç Bey'in rüyamda söylediği gibi. Hayati Tehlike.. yani alâimisema. değil mi?" "Şakaysa. "Lobotomi nedir bilir misin? Ha?" Dehşete düşmesi için. çetelerin peşine takılmıştı.. Acıdan dişlerini gıcırdatıyordu. îstikleal Harbiy sırasında. Fucidin satın aldığı gün. öbür yandan tabancayla dizkapaklarını eziyordum. Gözlerimi kısıp burnumu kırıştırdım.. Su çeken ayakkabılarımı çıkardım. katiller 7 kişiyse. Tabancanın kabzasıyla diz kapaklarına vurdum. "Evet. Arif Tufa cumhuriyet savaşıydı. Islak çoraplarımı ayaklarımdan sıyırıp ağzına tıktım. Ona adresimi vermişler ve o da soru sormamış. gece gündüz sedece limon yemiş. korlaşmış çeliğe dökülen sirke gibi cızırtılı. İntikam. Aşk. "Biliyor musunuz. bademcik iltihabı için gargara.

Tavana kök salmış. Hayati Tehlike'nin Gıcırbey'i de çivileyeceğini anlamak için kahin olmam gerekmiyordu. doğum günümde. Niko'nun fedailerinden biri de yeğenim Cengiz Cingöz'dü. çok sert kapışmada sanki Kızılırmak'ın buzları kırılıyor. Turgut Rulet'e çılgınca bir hücum doğaçladım. İlk yudumla ikincisi arasında sordum: "Güvercin kim?" "Ha?" 15 . silahlı.. Hayati'nin yanağına çatal saplıyorlar. Kırk yaşıma girmemle canımın çıkması bir oldu iyi mi. Yani bir çift minyatür çizme gibi favoriler ve kalın puntolu bir bıyık. sinek valesi şeklinde. îçeri girerken yüzleri maskeliymiş. sabrı taşan Yakuzalar galeyana gelip bizimkileri öldüresiye dövüyorlar. kahvaltı haberlerini sunan gamlı bir spiker havasında konuşuyor. dokuz. jöleli. Kafasını gözünü patlattım. gözlerimi yumduğuma göre. Kalbi kadar temiz. tüm vücutları dövmeli Yakuzalarm ellerinin üstünü işaret ediyor: "Ben de koluma dövme yaptıracağım. Lefkoşe'de Grand Grave Oteli'nin kumarhanesinde pokere sardırmışlar. çocuğu yemişti. Keçi Yumruğu denilen meyhaneye geldi.. zaten kağıt oyununda kaybettiğiniz için Yakuza değil mi? Neydi. O dumanın etrafını saran balmumundan korumalar. Yakuzalar nefes almıyor. beni doğduğuma pişman etti.. Bu arada Yakuza çifti. Alman yapımı MP5 Navy'lerle gerçekleştirmişler. orası muamma. Bir kez daha." Niko ile Hayati. sözlerini sarhoş İngilizcesine şöyle çeviriyor: "Diyorum ki. Üç New Yorklu. evlatlığı mı. onların künyesini bizzat kendi ellerimle kazıdığımı söyleyebilirim. Fu denen rafadan lavuk. Artık öldüğüme. iki sarhoş. Niko. epeydir beni çağırıyordu. Pembe klasörü buldum. limuzin sefaları. Atom Bombacıyan’ın öz çocuğu muydu. İstanbul'da oturuyor. ne parmak izi. Kırılan kaburgalardan biri kalbine saplandı ve sırtüstü düştüğü sulak yerde. Ne bir saç teli. Ateş etmeye kalkışınca "Çat!" bileğini kırdım. Çevriye ablamın büyük oğlu. geriye taralı saçlar. Kaç kişi oldukları belli değilmiş. Bir Tibet nasihati şöyle başlar: "Hepimizin içinde bir çocuk. Çiy tanesine çakılan jet uçağı [Turgut Rulet] Hayat. 1862-1943] Son nefesimi yarım saat önce verdim. Bence asıl reis namzedi o. bir de hayvan vardır.. en terso üçlü kombinasyon. Canavar sakızı ağzımda Bakanlık binasının çevresinde polisler nöbet tutuyor. bunu kendileri de bilmiyordu. deveye binmiş.. bir Sicilyalı ve iki Bernli'nin oturduğu masada. parçalanmış şişeler gövdelere kakılıyor. Asla yaşlanmayacaktı. hükmen harabeleşmiş metruk binanın dördüncü katındaki odama çıktım. yamyam takımından yani alelade bir bitirimdi. iki Kahireli. Meslek hanesine "serbest" yazmış. matruş kardanadamlar. virgül şeklinde bir perçem. çünkü. Korumalar birbirine giriyor. 1997'ye kadar. Hayati Tehlike. Sandalyeler fırlıyor. İçeride kesif bir puro dumanı. Dandini'nin ahırına mı girecektim? İkide bir yolladığı takım elbiseli leş kuşlarının gagasında hep aynı nakarat: "Patron Turgut Rulet'siz olmaz' diyor. Japonlar ise bir çift beton çivisi. Niko'nun elini yakalıyor. masalar devriliyor.. Niko'yu kafalamıştı. otel güvenliği içeriye dalıyor. çırpınarak can çekişmeye başladı. 5 yıldızlı otellerde kokainman fahişelerle gönül eğlendirmeler. hayati tehlikeyi atlatıp taburcu oluyor.. üç'ün Japonca'sı. Zaman ve mekan. Ricardo Rafsancani stilinde tıraşlanmış bir kelle. Onu öylece bırakıp dışarı çıktım. SWAT timlerinin de kullandığı. Ha?" Niko mazotu çekip mideyi ateşlemiş. Ben ki.rup geğirerek düet yapıyorlar. trapezci kostümü giymiş sahte sarışınlar. otuz yaşında bir gangster. mezar tozu serpilmiş.iade ettim. yanlarında üç-dört fedai. 'Hanafunda' mıydı şu Japon iskambili? Hani en kötü sayının 20 olduğu oyun? Ya-Ku-Za da 'sekiz. küfür mü ediyor. Artık öldüğüme göre. ağzını burnunu kırdım. Dumandan gocunuyorlar. Canavar sakızı ağzımdaydı. Bu bizim Gıcırbey'in yâri değil mi? Ta kendisi! Dosyayı araklayıp tüydüm. [DON VITO CASCIO FERRO." Dandini'nin has adamı Hayati Tehlike. oluk oluk viski ve sabaha kadar poker.. Niko. Saldırıyı. Bön suratına kanlı bir somurtuş yerleşti. ağzımı açabilirim. Tam üç sene emek verdiğim Javaca-Do'yu bir anda unutup. Güzergahlarındaki güvenlik kameralarını patlatmışlar. Tabancalar vestiyere bırakıldığı için. papaz uçurmuş.tten doğdukları için enayi vergisi ödemeye gelmişler" deyip kahkahayı basıyor. Şişme kadından olma plastik veled-i zinalar!" Üstüne ölü toprağı. iki 'Yılan Kanı' istedik: Taylandlı barmenin spesiyal kokteyli.. 1999'un bir güz gecesi. öldüğün zaman her şeyi daha net görüyorsun. Caniler işinin ehliymiş.. Bu sert. Tuhaf. yalnızca ölülerin cevaplayabileceği bilmecelerle doludur. Niko'nun şansı yaver gidiyormuş. Çayını karıştırırken. meyve bıçağıyla Niko'nun karnını deşip. iflastan sonra işler açılıyordu. Bak bunları bana bit pazarında niyet çektiren bir şırfıntı anlattı. vazifem belliydi: Liseden beri hiç görüşmediğim arkadaşımın karşısına dikilip "Hayati Tehlike'nin menzilindesin" diyecektim. Toplamı 20 eden. yirmi de. Bilgisayara aktarılmamış kayıtlarda kim bilir neler yazıyordu. Atom Bombacıyan’ın sağ kolu Abidin Dandini. dokuzuncu kattan böyle sarkarken. Mavi gözler. Katliamı araştıran komiser yardımcısından ayaküstü bilgi alıyorum. Metal çekmecelerde Hayati Tehlike'nin dosyasını aradım. Yakuzaları öldüren "meçhul caniler" diye bir şey olmadığını. şarkı mı mırıldanıyor. kemikler eziliyor. Tam düşecekken. Hayati. Uyarı niyetine ateş edildiği anda Niko ile Hayati camdan uçuyorlar! ikisi de havada. baygın baygın gülüyorlar." İçimdeki hayvan. Amerikalılar mum gibi yamulmuş. Siyam ikizi gibi yedikleri içtikleri ayrı gitmiyordu. bodur ağaçlara benzeyen avizelere güçbela tutunan ekşi elmalar misali şişko ampullerin ışığı reçine gibi damlıyor. Mısırlı sinirli. bizim çekik gözlü horozlar acaba 'Yubitsume' yapacaklar mı? Siz hani bazen izzetinefsi yeniden şahlandırmak için serçe parmağı üst boğumundan kırpıyorsunuz ya. Üniformalı. Niko. Lüks bir sorgu odası. uluslararası kriminal bir pikniği andırıyormuş. Abidin Dandini. Tam zom yani. Kızlar ciyak ciyak kaçışıyor. Duruma bakılırsa. Âşık olduğu kişi: Şebnem Şibumi.. O da Yakuzaymış! Niho haha zuho haha puha hahha. Kerize kesilen Yakuzaları tiye almış: "Sizin adınız. hastaneye kaldırıldıktan dört gün sonra ölüyor. Kumar masasındaki buluşma. iki de Yakuza varmış. İsviçreliler çakı gibi fakat diyelim kapalı çakı. Doğum tarihi: 1977. ne bir giysi parçası. esaslı bir makinalı tüfekmiş. Olay yeri inceleme ekibi de bir ipucu bulamamış: "Herifçioğulları sanki dalgıç kostümüyle gelmişler. Niko.. kaburgalarının önden ve alttan birleştiği yere asırlık bir yumruk attım. üst başlarından geceye kan tozları saçarak düşüyor! Cumburlop! Bahçedeki '8' biçimli havuzun içine! Velhasılıkelam. sönmek üzereler. kaosa gebeydi. bir Yakuza tarafından pencereden şutlanıyor! Pervaza tutunuyor. 70 Tahammülü sıfırlanan. boş bir sayfayı andıran alnında. Bir ara." Japonlar bu lafa fena bozuluyorlar. Atom Bombacıyan zamanında bile tayfaya katılmamıştım. Hayati'ye dönüp Türkçe "Arkadaşlar g. Her yerde Niko ile Hayati. eşzamanlı os. Tilt olup poyraza dönen Yakuzalar için. Kumarda canını da kaybetmek istemeyen kodamanlar yerlerde debeleniyor. Üç de olabilirmiş. Niko susmuyor. Hayati Tehlike'nin vesikalık fotoğrafını inceledim: Kahverengi. hijyenik bir infaz ünitesi. sayıklıyor. Bütün bunları biliyorum. meçhul canilerce mortlatılarak tahtalı köyde koalisyon kuruyorlar.

Sonrasında. misafirhanenin duvarındaki sarmaşığa tırmandım. çıplak yatıyordu.. bahçedeki çardakta tavla ile satranç karışımı bir oyuna dalmışlardı. Babamı kaybedince. Bir hayır sahibi beni gömse bari. 16 . bastık küfürü. Tarzan kılığındaki Örümcek Adam gibi. evet" demiş.. o. nezaketi. bir karine bulabileceğimi sezinliyordum. Herşey. daha önce. Yakuzalardan biri. ancak doğumu yakın hamile bir kadın elini yere dayayıp otururdu. adam öldürerek kendini yenileyen insanlarız. Keşfettiği gerçeği ahlaki bir olgunlukla perçinleyecekti. deveyi gasp etme suçundan hapse atmış. Uzatmayayım. İdris Shah'ın 20 Eylül 1991 Salı günü Londra'da "Ramazan Oruç Tutam'a kardeşlik duygularıyla" imzaladığı. Senin noksanını tasvir edenler. Gece. Ya Noguşi ya da Ozu'ydu. Bir konaklama yerinde çalılara takılmış uzun insan saçı gördük. Aldık makinaları. devenin üstündeki kadındı. devecinin itadesini yerinde bularak üç ermişi. Eşyalarımız hızla eskiyordu. Bu Japonlar hep birbirine benziyor. onu bir yeraltı çarşısının merdivenlerinden aşağı yuvarlayarak ifa ettim. Anlayış sahibi üç ermişe akşamüzeri istirahat menzilinde yetişmiş. Fukaralık. özgüven ve azimden pay kapar.. izlerden birisinin silik oluşunun devenin bir bacağının topal oluşuna delalet ettiğini. "Arılar ve karıncalar yolun iki kenarında birşeylere üşüşmüşlerdi. [ŞEYH ABDÖLLATİF TUFEYLİ. Başarı ve ödül. Dervişler. Bunu nimet bilmeli. dizginler Dandini'nin eline geçti. ne oldu? Burada bıçak olup yüreğime saplanmış kaburgamla yatıyorum. Son dileğim. Hayati Tehlike'yi evladından kalan bir miras gibi benimsedi. Hayati Tehlike'nin hürmeti." "Bizim geçirdiğimiz deneyler şunu gösterdi ki insan hakikati ararken bir gücü." Kayıp devesinin peşine düşen adam bu üç dervişin kendi devesini görmüş olduklarına kanaat getirmiş ve alelacele dervişlerin geldiği istikamete koşturmuş. Herkes kendi kaybettiğini kendi arasın. birini suçlamadan veya bir iddiaya sahip çıkmadan önce kendi ölçülerini tartmanın kaçınılmazlığını kabul edecekti. Bombacıyan’ın beyni arızalanınca. Susturuculu tabancamı çektim. bizden başka şeyler de alır götürür. İtaatkarlık içermeyen her davranıştan işkillenirler. yöresinde müstakil insanlar istemiyordu. onu bu yolda bulma ümidi vardır. eroin yüklü kamyonlar."Kimi öldüreceğim?" Yakuzaların fotoğraflarını masaya bıraktı: "Şiga Noguşi ve Kenji Ozu. Yerde el ayası izi vardı. devesini kaybeden adam heyecanlanarak "Evet. Japon konsolosluğunun misafirhanesindeler. kalp dolar basan matbaalar ve biri bitip diğeri başlayan villa sitesi şantiyelerinden müteşekkil bir orkestraya şef oldu. Fakat işte adamın tüm vücudunda dövmeler vardı. İktidarın sağlaması cesetlerle yapılır. çürüyerek büyüyen bir sarmaşık gibi her yanımızı sarıyordu. Terk edilince umudunun bir kısmı da yiter mesela. "Hamile bir kadın mı biniyor senin devene?" demiş ikincisi. öbür yanında mısır mı yüklüydü?" demiş birincisi. Abidin Dandini de. Canını aldığım ilk insan olan Turgut Rulet'e son görevimi. Ve evet. Biz. Şazeliyye Şeyhi Oruç Bey'in kurşunlanmış başına yastık olan kitabı Tales of Deryishes'i okumaya başladım. Hayati Tehlike. dragonun burnundan saçılan aleve ateş ettim. Doğrusu. Katiller cinayetten sonra derin bir uyku çeker İnsan. Şiddetli Diriliş] Katiller. Bizim salıverilmemiz için harekete geçerek gönül yüceliğinin. Kötü hikayelerle dolu bir antolojiye benzeyen şehirde turladık. 3 liralık banknot kadar sahteydi. Öldüm. tevazuyu tırtıklar. yolda devenin ayak izlerini gördüklerini. Fuat Atıf Tufa'yı mortlatmak Hayati'nin mi. evet!" cevabını yapıştırmış. "sen deveni bizim geçtiğimiz güzergah üzerinde ararsan iyi edersin. Bunun üzerine deveci. herifin tam kalbinin üzerine denk gelen." Dolunaylı bir yaz gecesiydi. Evimize yıllara yayılan bir güz musallat olmuştu sanki. Adam sevinçle "Evet" diyerek cevaplamış soruyu. yolun yalnızca bir yakasından ot yenmiş olmasının tek gözünün körlüğüne delil olabileceğini. dervişler yine sorulara başlamış: "Devenin bir yanında bal. daldık içeri. onun şapkasının astarındaki dikendim. cinayetten sonra derin bir uyku çekermiş. Daha önce dervişlerin kendi durumlarını izah etmeleri için bir fırsat tanımayı hiç aklına getirmemiş olan kadı. Deveyi ararken yüksek düzeyde anlayış yeteneğine sahip üç dervişe rast gelmiş. Ardından. "Biz senin devenin nerede olduğunu bilmiyoruz" demiş üçüncü derviş. Kendinde yargılamaya yetecek donatım olduğu zehabına kapılmanın gönül kırıklığını tadacak. "Devemi kaybettim" demiş dervişlere "Onu gördünüz mü?" Dervişlerin ilki "Bir gözü kör müydü devenin?" diye sormuş. piri fanileri biçtik. kaderinde olmayan şeylerden kaçınmalı." Bazı kayıplarımız. Demem o ki. Kadı doğru hükme varmanın tevazuyla arayışa neler borçlu olduğunu görecekti. Yalan. böyleleri dostluğunuzla yetinmezler. Hadisenin göründüğünden farklı cereyan ettiğini gören kadı ise gözünde mantık yollarına güvenerek kestirmeden hükme varmanın değerinin düştüğünü görecek ve bir arayışa koyulmayı takdir etmede daha üstün bir konum sahibi olacaktı. Kadı. Benimle bir mafya mukavelesi imzalamak niyetindeydi. Dandini'nin mi fikriydi emin değilim. Atom Bombacıyan. Herşey bitti. Güçlülerde içtenlik aramayın. birden yoksul düşmüştük. Bense bir katili öldürmüştüm. Onun açık ağzına sıktım kurşunu. Üzerinde sadece şort vardı. Eve yollandım. yazarın mürekkebine okurun kanının karıştığı kitapta. devesini kaybetmiş. adam "Evet. kaybettiği deveyi bu üç kişinin çaldıklarına kanaat getirmiş ve onları kadı karşısına çıkarıp başından geçenleri anlatarak dervişleri hırsızlıkla suçlamış. "O halde" diye konuşmuş dervişler. onlardan nasıl olup da deveyi hiç görmedikleri halde deve hakkında bu kadar çok şey biliyor olduklarını açıklamalarını istemiş. İkinci dervişin "Ön dişlerinden biri eksik miydi?" sorusu karşısında. Bunların bal ve mısır olduğunu gördük. Galiba. Bulamamış adam aradığı yerlerde devesini ve ne yapması gerektiğini yine dervişlerden öğrenmek isteğiyle bu kez dervişlerin peşi sıra gitmiş. Konsolosluğun duvarından arka bahçeye atladım. adam "Evet" demiş. 1777-1844. onlara göre zayıflık alametidir. akvaryumdaki Japon balıklarını avlamak kadar kolay olmuştu. O yüzden bir nevi minnet duygusuyla bana ihtiram gösteriyordu. tartışmasız derinlikte bir uykudaydı artık. ahbaplık. mezarıma papatya koymasınlar. Silahlı garsonlar. yandaki odada uyuyan diğer çekik gözlünün çanına ot tıkadım. Arkadaşlık. Ben. Mağlubiyet. senden birşey gasp etmiş olmaz. Yakuzalarm defterini origami stilinde dürenin ben olduğumdan haberdardı. Elimdeki fotoğrafa baktım. biryargılama gücünü kendinde hıfzettiği zehabına kapılmamalı." 74 "Bütün bunları hırsızlıkla suçlandığınız zaman kendinizi temize çıkarmak için neden söylemediniz?" "Çünkü devecinin devesini aramaktan vazgeçmeyeceğini ve onu çabucak bulabileceğini göz önüne aldık. Ve onuncu sayfada. Kısa bir süre sonra adam devesini arazide başıboş dolaşırken bulmuş ve dervişlerin salıverilmelerini temin maksadıyla mahkemeye başvurmuş. cesedi sırtlayıp arabaya bindirdim. Eee. evet. yine "Evet" demiş adam. Jet uçağı. Gönül İşleri Bakanlığındaki morukları halledecek takıma katılmayı reddetmedim. ısırdığı yaprakları yırttığına göre ön dişlerinden birinin eksik olduğunun anlaşıldığını söylemişler. papatyaya alerjim var. çiy tanesine çakılıp infilak etti. Oruç Bey anlattığında beni sarsan şu hikayeyle karşılaştım: Adamın biri.. sorumluluk hissine sahip olmanın zevkini tadacaktı. Yitiğini bulamadığını söyleyince. selamları. Dervişlerden üçüncüsü "Bir ayağı topal mıydı?" diye sorar sormaz. Bu arayışta diğerleri sadece arayanın neyi kaybettiğini hatırlatabilirler.

" Kızılmaske: "Yahu Spock. Kenarda durmuştum. Mister Spock. ama size eşlik edeyim ki bir arıza çıkmasın. aralık dudaklarını oynatmadan soruyor: "Nerde kaldın?" "Anca gelebildim. Postalayanın adı yazılmamıştı. 'Ve celle senaüke' demeyi unutma. Gayriihtiyari gözlerim dolmuştu. Salli . Kadınlı erkekli. çünkü Turgut Rulet'ten haber alamayınca yeni bir katil gönderir. Nuh Tufan. /(. arkamdan gelen gruptaki adamlar birşeyler geveliyor. kapı kendiliğinden açılıyor. Önce. fakat sadece ilk tekbirde eller kaldırılıyor. herkes ne yapıyorsa biz de onu yaparız. beni diliyle tokatlıyor: "N'aber lan Mister Spock?" "Tam anlamıyla eh. Gıcırbey ailesinden hiç söz etmezdi. Gözümde siyah gözlük. 18941977] Apaçi Apartmanı 13 numara. yani bugün Bakanlık Heyeti'nin toplu cenaze namazı kılınacaktı. yani Dracula keyifleniyor: "Nah var!" Mister Spock: "Olsun. Mister Spock." Tom Braks ha? Sağdaki kaldırıma geçip yavaşlıyorum. duaların hiçbirini bilmiyorum. Kocatepe Camii'ne çıkan yokuşları arşınlıyor. [JEAN ROSTAND." Tam anlamıyla eh [Mr. Liseye giderken rahmetli babamın ceketini. ne de bir hesaplaşma. 41 numara kışlık botlar. kurda kuşa yem olmuş bu korkuluklar benim ahretliklerim. Artık postacıları ayakkabıcı gibi algılıyor ve ziyadesiyle seviyordum. Gıcırbey kimi isterse tekmelerim. eh benim yolum uzun. İnançlarım gereği. Acele etmedim. ezan daha okunmadı. Karda envai çeşit ayak izleri. bir Samsun yakıyor. İşittin mi Kızılmaske. Herkes gelmiş. âtina'yı okursun. Ne bir saldırı. ne tehdit. yak buyur. Yan yana yürüyoruz şimdi. Çok takdir ettim. sen biliyorsun değil mi." Tom Braks: "Hay Allah razı olsun senden Mister Spock.Bir eczanede çalışan annemin kazancı ev kirasını ve diğer masrafları karşılamaya yetmiyordu. Çatlak sesli bir amca sızlanıyor: "Senin aklına uyup geldik. hani Mister Spock'tı? "Bu vampirin sivri dilinden bana bile fenalık geldi." Çatlak sesli: "Toto oynama. köfte piyaz! Ellisinden sonra şahlandı dişsiz papu! Ulan yoksa hurileri manita tutup yatak sporu mu yapacaksın. Kadınlardan biri. kolundaki kadını işaret ederek "Uçan Kız'la sen bir kenarda bekleyeceksiniz. Soğuğun tıkadığı ağızlardan." Boğuk sesli Mister Spock arkasına dönüyor ve şişmanlıktan güçlükle yürüyebilen. 'Rabbena." Kızılmaske cevap veriyor: "Bakarız." "Yalnız. Bu leziz üzüm kimin bağındandır diye ince eleyip sık dokuyacak halde değildim. Sen de os. Üçüncü tekbirden sonra cenaze duası. Bu kadar basit. Zengin akrabalardan biridir diye düşündük. Yo." 17 . bu şakayı fiiliyata dökmek bana düşüyordu. cücük?" 78 Mister Spock.Bârik salavatları okunuyor. Fırtınanın ortasındaki sprey gibi hükümsüzleşmiş hissediyordum. Açtım. ulan cenaze namazından da zerre çakozlamam. Yine de tetikteydim." Kızılmaske. değil mi?" En başta konuşan çatlak sesli. paltosunu giyiyordum. Ondan da önemlisi. Gelinliği parçalanmış kambur gelinler gibi arabalar sağlı sollu sıralanmış. Çin'de sık duyduğum bir vecize: "Yaşlılar asla göründüğü gibi değildir." Şimdi. Kızılmaske diye hitap ediyorlar? Tarzan öyle şişman ki. Tom Braks.. elindeki günü geçmiş gazeteyi bükerek. Sözüm söz. lavuk bize pestil sallıyor!" Kızılmaske mi? Sağ omzumun üstünden bakıyorum. Tom Braks: "Tamam. Tarzan alelacele paketi Kedi Kadın'a tutuyor: "Kusura bakma. belki bizzat kendisi gelir diye düşündüm. Botları giydim. eski ayakkabılarım su çekiyordu. her sezon bana postadan ayakkabı çıkar oldu. fakat kim? O zamanki aklımla." Dracula'dan enseme bir ısırık daha: "Zekat keçisi gibisin mübarek. bana Gıcırbey'in babasının kundura mağazasından söz etti. birbirlerine neden Tarzan. İki de kadın. geç otur. Nuh ise onun hikayesinden etkilendiğimi düşünüp işi şakaya vurmuştu: "O sağlam ayakkabılar hatırına. Nuh'a.t contası. Yıllar sonra. Annemin bu gizemli hediyelerden ötürü hafif ve basit bir hoşnutlukla birlikte ağır ve karmaşık bir keder duyduğunu fark edemiyordum. dostluğumuz pekişsin!" diyor Kedi Kadın. Beş kişiler. ona göre. Derken. bana da yıllarca ayakkabı postalandığını söylemedim. Tekrar tekbir alınıyor. Sübhaneke'yi okuyorsun. Ben söz konusu ayakkabı dükkanından habersizdim. gizli 'hayranımın' kimliğini pek umursamadım." Tarzan safça soruyor: "Senin de mi abdestin yok Spock?" "Var. Masanın etrafına dizili. Hayati Tehlike'yi bulmak için İstanbul'a yollanacağım." "Biz ne olacağız?" diyor kadınlardan biri. başımda beyaz takke. Meğer. bazı şeyleri tadında bırakıyorum. g. Vahşetimin mazeretini takviye etmeliydim. o da olur. uhrevi bir kalabalık. Herkesin abdesti var. Kulak kabartıyorum. Dokununca. ağır ağır tırmanıyorum. Nuh'a da aynı yöntemle ayakkabı gön-deriliyormuş ve o Gıcırbey'den şüphelenmiş." Boğuk sesli bir başkası: "Bak şimdi. Ayakkabıları çıkararak girilen hiçbir yere gidemiyordum. Uygarlığın ceza sahasındaydım." "Vay.. Dördüncü tekbirin ardından sağa ve sola selam veriliyor. Kadıköy'de rastlaştığım ortak arkadaşımız. Abdestsiz namaz kılıp çarpılacaktık valla. arkadaşlarına ayak uyduramayıp geride kalan dazlak ihtiyara soruyor: "Tarzan. çok da yakıştı. Yağmurda karda. Dua edersiniz artık. namazı kılacağız. hayalifenere dönmüşsün!" Tarzan. ne meydan okuma. Kılacağız dedik kılacağız. Nerden baksanız altmışaltmışbeş civarındalar.ruktan nem kapma be Mister Spock. kırçıl sakallı bir adamın kolunda. dokuz düğüm olmuş. bazı şeyleri tadında bırakıyorum Kaderin penaltı düdüğü çalmıştı. Toplam dört kere tekbir getireceğiz değil mi?" "Evet. mızıkçılık yapma şimdi. Bilmiyorsan. konuşma balonu gibi buharlar yükseliyor. helal olsun. cenaze namazı kılmayı?" Ne bu Allah aşkına? Huzurevi kaçkını tipler. Dracula. Pazar günü vasıta bulmak bir dert. Uçan Kız lafa karışıyor: "Niye susuyorsun Korkut?" Hayda. Spock / Korkut Üneli] En yavaş yaşlanma yaşlılarda görülür. Birgün postacı benim adıma gönderilmiş bir paket getirdi. ağzını açtığında opera söyleyecek sandım: "Sen Dracula'ya anlatırken öğrendim sayılır." Dracula: "Karambolden cennete dalacak. Hafta sonu. sen maşallah abdest namaz işlerini bayağı bellemişsin. bana da uzatıyor: "Bırakmadın değil mi?" "Eyvallah" deyip alıyorum. pazartesi. tekerlek izleri birbirine karışmış. Fakat cenaze namazını kılmadım ben. Burası bizim sığınağımız." Cırtlak bir ses: "Annem öleli dört ay oluyor. Eşikteyim." ıı Boğuk ses: "Bak söz verdin Tom Braks. şadırvanda alırız abdesti. Dracula'yı duymazlıktan geliyor. Kimse konuşmuyor. sadece dört kere. "Ayol bize de bir cigara ver. namaz boyunca toplam dört kere tekbir getiriliyor. tatilin doğası gereği verimsiz geçmişti. tiki. derin bir nefes alıyor: "inançlarım gereği. Yangına yelpazeyle gidiyordum. Versene ağzının payını şuna?" Mister Spock ya da yeni adıyla Korkut Bey. Alnını kırıştırıp camiye doğru bakıyor.

otuz yıl önceki olaylar. boykotlar. verecek cevabım yok!. gönül verdiğimiz kişiyi incitmekten de. Çay tepsisiyle gelir birazdan. Kemal Tahir.. Fenomen gazetesinde sinema. Değirmenlerle savaşta yenilmemişiz daha. Yoksulduk. herşey bomboş /Hancı sarhoş. 1970'ler. Orhan Gencebay. onun karşısında küçük düşmekten de ödümüz kopardı.. 1970'lerde.. Henüz tam uygarlaşmamışız. kitap eleştirileri yazıyordu. Ferit Ferik adında. Şarkılarda daima. Zayıftık. Sahneden stüdyoya. Yaşlandığınızda. John Lennon. Çünkü tarihimiz bize kudretten.79 Camdan dışarıyı seyreden Tom Braks elini yavaşça sağa sola sallıyor: "İçmeyin şu mereti yahu. Bob Dylan. Gözleri yıkanmış üzüm parlaklığında. kalbim kanlı bir yumruk olup göğsümü dövüyor! Bal rengi saçları. Oğuz Atay.. 20. "O yobaz katırların kıçını mühürlemişler!" "Ne? Ne zaman? Kim?" Dracula’nın keyfi gıcır: "Bakın bakın" diyerek gazetenin birinci sayfasına işaretparmağıyla vuruyor "Vallahi de muşmulaları kaynatmışlar.... Uzun yakalı dar gömlekler. duymuştuk da inanmamıştık. Elvis. Spock / Korkut Üneli] Mazi ile bugünü birbirine karıştırma. namus. y. Haklıydık. Clint Eastwood. Sendikalar. Hayat çok hızlıydı. Behiye Aksoy'un meşhur Yalan Dünya şarkısı çalıyor: "Bir garip yolcuyum hayat Yolunda I Yolunu kaybetmiş. mücevher gibi bir dilber. 'Dabıl Yu' lakaplı Yunus Yumak. İspanyol paça pantolonlar giyiyorduk. yavru kuşlar gibi heyecanlanırdık.rmayacaksın aga. kıran kırana kavgalar.. ne sandın?" Uzay Yolu [Star Trek] dizisinin sinema versiyonunu yazmış. yolcu sarhoş. bakanlığın dağıttığı AŞKart'lar geçerliliğini koruyacak mı. gibi soruların cevapları merak ediliyor. Saçlar kabarık. Kayısı hamurundan. fakat güçsüz değildik. Yani avucumu yalayıp sigara içiyordum. kazanacaktık. En büyük hazine kalbimizdeydi. yorgun babaların hallerine hüngür hüngür ağlardık..tünden büyük os. Benimse işim yaştı." 83 Ben böyle kendi yağımda kavrulup yanarken. kemiğimizi çürüten fukaralığın üstüne kat kat. Federico Fellini. zekam. devlet kapısında alayının kuyruğu düğüm oldu!. Tanju Okan. Muhammed Ali. Marlon Brando. Tom Braks.. Depresyon yoktu. Eyyub sabrıyla izliyordum. Mehtapta yüzen beyaz bir gonca. Şangır şungur kırılıyor bardaklar. Bir kız. bir bana.. onu ne zaman görsem. İsmet Özel. Mike Hammer merakı ve Hz. Yeni bir heyet teşkil edilecek mi. yer sofralarında yürekten şükrediyorduk. sosyal demokrattır. Nostalji yoktu. prostatitli kovboya sesleniyor: "Sifonu çekerken takma dişlerine mukayyet ol!" Uçan Kız'ı arıyor gözlerim. Âşık Mahzuni. Karun kadar zengindi. Komşuluk ölmemişti. Hafızam. Çakırkeyif. Piranalar. fokur fokur kaynar katran dolaşıyor.. Fakir. Faşizm kahrolsundu. Tarzan. Adımı sorsa. al kendin oku!" Gazeteyi alıyorum ve mırıldanarak okuyorum: "Gönül İşleri Bakanlığına bağlı Heyet'in 22 üyesi. Yılmaz Güney. dün. hayat yolunda Ümitsiz sevginin kurbanıyım ben. Pink Floyd. ebediyen saklanan sırlara dönüşürdü. yüzyılın en güzel yılları. ama onurluyduk.. n'olmuş ona?" diye temkinlice soruyorum. ikindi namazını müteakip Cebeci Asrı Mezarlığı'nda toprağa verilecek. mazlum delikanlıların. Efkarlıydım. O hortikler ne çakar aşktan. "Oha!" Hepimiz Dracula'ya dönüyoruz. Perihan'ı kıyıdan köşeden.. Hem de nasıl." "Bırak tüttürsünler.. ciğer onların" Dracula her zamanki hoyrat neşesiyle geveliyor..raklara yan bastılar! Hepsi imamın kayığına bindi! Zinhar g. bütün hücrelerimize azim aşılıyordu.. Çayları getiren Uçan Kız'ın elinden tepsi düşüyor. kıt kanaat geçiniyordum. zehirli dumanlar yükselecek. gıcır gıcır gurur kostümleri giyerdik. İnanın bana. Heyet üyelerinin naaşları. nah böyle derisini tuzlarlar adamın! N'oldu? işte. "Hass. Allah bizimleydi.. perişanım ben I Mecnun misali gurbet ellerde I Ümitsiz sevginin kurbanıyım ben I Yalan dünya. havalara uçardık. Attilâ İlhan. Karşılıksız aşklar. Beşiktaş sahilindeki Birdirbir Birahanesi'nde oturuyoruz. eğri büğrü gülerek omzuma vurdu: "Sahi ya. Kocaman vidalar gibi gırç gırç döne döne batıyordu kalbime: “Bir gün gibi sanki geçti seneler Ümidim kayboldu. söylene söylene kalkıp tuvalete yollanıyor. vicdan gibi kelimeler tedavülden kalkmamıştı. Cüneyt Arkın." "Eee. Kocaman güneş gözlükleri takardık. Solcuyduk. Bir of çeksem ağzımdan simsiyah.. grevler. Fotoğraflar silme siyah-beyazdı. Perihan Pirana'ya meftundum. Yedi kat yalnızlığa gömülmemişiz. muz kabuğu gibi pürüzsüz yanaklarından süzülüyor. Sakaldan kesip bıyığa ekleyerek. dimdik ayaktaydı.." "Yeteeeeeeerrrr!" Paltomun cebindeki AŞKart'ı çıkarıp şak diye masaya vuruyorum. pazartesi günü. Ve hepimiz Müjde Ar'ı düşlerdik. Akikten bir kız. Seyrettiğimiz filmlerdeki yetim çocukların. İki senaryosu filme çekilmişti. bayram şekerinden. Tom Braks apışıp kalıyor. 1 Mayıslar.. Charles Bronson. Dracula geri adım atıyor: "Ağır olun! Dünya benim kıçımdan çıkmadı!" 1970'lerde Allah bizimleydi [Mr. perişanım ben Alın yazımmış. Edebiyat.. taptaze bir umut çınlıyordu. Seslendirmeden de harçlık mesabesinde birşeyler kalıyordu. Dracula başını geriye atıp alnını kırıştırarak. Yönetmen. Polis. Yarı saydam. Uçan Kız. bir insanın başına gelebilecek en beklenmedik olaydır" demişti. ceylan sütünden yoğrulmuş." Müziğin sihirli mancınığı. PAP'tan hiç hazzetmiyor. mahcup. Bir gülücük. Tonla dallama da yelkenlendi. beni hayal âlemine fırlatıyor.ktir. yani Perihan'ın tuzu kuruydu. Kedi Kadın.. Karşısında tek kelime edemiyorum. Bana da Mister Spock rolünü öneriyor. Dracula. Neşet Ertaş. 18 ." Dracula. Stres yoktu. Beş Gölgeden Kaçış] Otuz sene evvel otuz yaşındaydım. "Sahi mi söylüyorsun Ferit Ağabey?" Kaim kenarlı. gönülden?! Hiç! Hafız düdüğüyle racon kesersen. favoriler uzundu. Bruce Lee. Nasıl utangaçtık. kalın camlı gözlüğünü düzeltti. Alınteri mukaddesti. can onların. Gönül İşleri Bakanı Mithat Hattat 'Acımız büyük' şeklinde konuştu.. Hart diye dilime bir asma kilit geçirip çenemin altından kilitliyorlar sanki. yoksul kızların. Allah'ım. kaçamak bir bakış. bilincim sıfırlanıyor.. Başbakan Bekir G. İçimde kamyon lastikleri yakılıyordu. "Şu Gönül İşleri Bakanlığı vardı ya?.. elma şekeri gibi gülücükler dağıtıyor. dublaja koşuyordum." Ağzım açık kalakalıyorum. Şarkılar. Damarlarımda. Sovyetler Birliği dağılmamış. bir masadaki karta bakıyorlar. Felekle kapışıyor.. Bir akşam. o zamanlar aşklar ömür boyu sürerdi. Çekirge. Aşktan nasibim bu kadardı. Mutfakta olmalı. bugünkülerden daha gerçek görünür. Ferit Ağabey pattadak "Filmde oynar mısın Korkut?" deyiverdi. Kızılmaske. Uzaktan sevmek diye de bir şey vardı. bir merhaba. tiyatro. [ELMORE LEONARD. Haysiyet. saat 16:00 sularında meydana gelen olayla ilgili tahkikatı sürdürüyor. 'Bu vahşetin sorumluları cezasız kalmayacak' derken. bahtsız annelerin. zenginlikten bahsediyordu. Halbuki çevresine yeşil sinekler gibi üşüşen heriflere. Kalaya başlıyor: "Gönül İşleri Bakanlığı zaten kaşkarikonun claııiskasıydı. Baretta [Robert Blake]. kimliği belirlenemeyen kişilerce katledildi. sevip saydığımız gazeteci bir ağabeyimiz vardı. Leon Davidoviç Bronşteyn Troçki [1879-1940] "Yaşlanmak. çaresizliğe meydan okuyor. Ekmeğimi tiyatrodan kazanıyordum. camdan el salladı mı. Komşular sağdı. Canımıza yapışan.

Korkut'un Mübeccel'e faydası yok [Mr. Harold Pinter'm Gitgel Dolap'ında Gus'ı... O dönemin en büyük yapımcısı merhum Bahri Buhara. Bernard Shaw'un Pygmaîion'unda Higgins'ı.. bilemiyordum. Kızılmaske .. Sinema salonları dolup taşıyordu. bütün doktorların siyah giymelerini emrederim. sekiz köşe oldu: "Korkut.Korkmak Bazen Günahtır. hakikatte kimiz. Mandrake [Vecdi Cıva] ve Süper Kız [Rana Anar]. bocalıyordum. Vahim olan. kötü taklitlerdi. Bir anda şöhrete kavuşmuştuk. Şimşek Hafiye [Hanifi Nahif] Almanya'daki kızının yanına. orlon yumakları. haşlanmış bir pancar şekline girmişti."İyi de. 'Sabah yıldızı' kayıplara karışmış! Bir daha da geri dönmedi. 19 . Film tuttu. Ben ki. Ağlaya ağlaya Atina'yı bir Türk gölü haline getirsem. neden otuz sene evvel oynadığımız. Taburcu edildikten sonra.. kendimiz de büsbütün kaybolduk. Çok fena çuvalladık. 84 Hiç de öyle değildi. Birçok arkadaşımın aksine ben hapishane yerine tımarhaneye tıkıldım. bir dövüş yeminine. dudağımı patlatıyordu: "Kime 'sevgilim' diyorsun sen ha?!". Devamı da çekildi: Astronot Niyazi Uzay Yolu'nda. öpücüğü kondurduğu yere bir Osmanlı tokadı çakarak uyandırdı beni! Sersemlemiştim. Repliklerimi hatırlayamıyor. Neden böyle oldu? Çünkü bu filmlerin tamamı. Karımın neşesi.Kavalyem Azrail. Deliksiz. Perihan'ın adını sayıklıyormuşum! Venüs. Sahneye kebap gibi bir suratla çıkıyordum. Max Frisch'in Philipp Hotz'un Büyük Öfkesi'nde Philipp Hotz'u oynamıştım. Aşkımı Perihan'dan gizlemiştim. Hunisini kaybetmiş deli gibi aranıyordum. Her pazar burada toplanırız. Gazetelerde benden Mister Spock diye bahsediliyordu. Nikah akdimiz. Perihan Pirana'yı çoktan unutmuştum. Benim ketumluğum yüzünden. Allah selamet versin. çerden çöpten fantastik film çekildi Türkiye'de." 86 Venüs. Saça iki makas vurup... dayak lordu Jackie Chan yumruklarıyla gözümü morartıyor." "Adamı hasta etme. kalbim. Gerisi. Kahroldum. tokmak Venüs'ün elindeydi. Hollywood yapımlarından aparılmıştı. çengelli iğneler arasında ölümü bekliyordu. bize içini döktü. Münih'e gitmiş. yatağımız ringe dönüşmüştü. Saymakla bitmez. Evlilikte olur böyle şeyler. gece lambasının pembe ışığında beni tartakladı. Ne oluyor demeye kalmadan askerî darbe geldi. kulaklara sakız yapıştırdık mı. Uzay Yolu Marslıların Bedduası filminde Mister Spock oldum. derken kendimi nikah masasında buldum: "Saym Korkut Üneli. ne bileyim Ferit Ağabey?. kendimi unutmamdı. Uçan Kız . Birgün. saçma sapan bir röportajdı: "Mister Spock'ı uzayda bulduk. Diğer ikisi. şimdi kefenimizin astarı oldu. Onlar ayvayı yerken.. Aynaya bakınca "Sen de kimsin?" diyordum. dümdüz. her sabah erkenden dükkanın yolunu tutuyordu. en yumuşak yataklar. Yaşlı anacığımla baş haşaydık. muhabbet ederiz. fermuarlar. "Boyun devrilsin. Çocuk oyuncağı. Tuhafiyeciydi. yemeği devlet ısmarladı. Tipin de müsait hem. Feleğin sert bir sillesiyle dünyaevine girmiştim. Sağolsun. Mister Spock’ın kralı olursun alimallah!" Yunus Yumak beni kadroya hakikaten dahil etti.. Beynim karınca yuvalarıyla dolmuş. kaşımı açıyor. kafamızda paralandı. Oraları kurcalamayız. midemde barbar cüceler ateş yakmış tepiniyordu. kumsaldaki yazılar misali siliniverdi. gibi tonla film. belki biraz açılırdım.Gorilin Kariyeri.Kiralık Kefen. kaybetmekle kalmadık. Dracula . sonra alay etmeye başladı. Zaten televizyondaki dizide Mister Spock'ı sen seslendirmiyor musun?" "Evet ama. İstanbul'da oturmuyor. mutfakta sofrayı hazırlayan Venüs'e yeşil zirkon bir kolye hediye ettim: "Eğer beğenmezsen intihar ederim. Kaptan Amerika [Kerem Kerempe] ise Artvin'deki köyüne yerleşmiş. düğmeler. ruhumu kısırlaştırmıştı. 1970'li yıllarda böyle bir yığın. anahtarı da yutmuştum. radyo dinliyordum.. 1909-19971 Perihan Pirana. dilimizi bilmeyen bir adama yâr olmuştu. kemikten parmaklıkların ortasında büzülüp kalmış. Yüzümü uzun uzun inceledi ve muslukları açtı. Evliliğimizde yeni bir dönem başlıyordu. aynı tapınağın Budist rahipleri bile zaman zaman tartışır. Kumral bir muhasebeci. 'Meslekte yetersizlik' gerekçesiyle. Ve en önemlisi. Süper kahramanlıktan. Benliğimi saran aptallığın laneti. Kayışı koparmak üzereydim. Bilen bilir. Fî tarihinde giydiğimiz parlak pelerinler. vasiyetinde bizden bahsetmiş. Mecidiyeköy'deki Apaçi Apartmanı'nın 13 numaralı dairesini. Cebimiz para görmüştü. n'apıyorum. Tom Braks . unutulmuş filmlerdeki isimlerimizle hitap ediyoruz birbirimize?. Filmlerimiz çok çabuk unutuldu. bu harikulade!" deyip bana bir öpücük verdi. Samatya'da köhne bir binanın giriş katı.Şeytanın Tekerlemesi.. Tam iki sene. ona göre. baba ocağına döndüm. Acıklı karikatürler. O da. Yarasa Adam [Mikail Mika]. "Alçak herif!". Tarzan . Fiyakamız yerindeydi. nur içinde yatsınlar: Örümcek Adam [Pertev Paker]." gibisinden sulu zırtlak laflarla sunulmuştu. Bir sabah uyandım. hangi yıldayız. Karımın benimle ilgilenmesini sağlamak istiyordum. Hepsi.. Ferit Ağabey benle röportaj bile yaptı. Aşk Tanrıçası' karım. Venüs yok. Morukladık artık. Neredeyim. Suç bendeydi. [PAI PU. günlerden ne. Şırıl şırıl gözyaşı döküyor: "Kim bu Perihan?!" Uykuda. Yine ekmek derdine düştük. Bedenim bir hapishaneye dönüşmüştü: Etten duvarlar. Yüzlerimiz. Tiyatro lobisindeki masalardan birinde oturmuş laflıyorduk. Çay içer. Venüs Lüfer'i eş olarak kabul ediyor musunuz?" "Evet" dedim ve bir alkış koptu. doğduğum günkü kadar çaresiz hissediyordum. Birbirimizle gerçekten dost muyuz. 1980'deki askerî darbeden sonra. Gece.. Spock / Korkut Üneli] Geçmiş. Biz aslında onüç kişiydik. çocuk oyuncağıydı. Kendimi. tiyatrodan atıldım. çulsuzluğa kesin dönüş yaptık. tüylerimi ürpertiyordu. vaktiyle fantastik filmlerde rol alıp da sonradan 'düşen' kimi pabucu yarımlara yani bize bırakmış. Yunanlı bir şairle evlendi. saat kaç. Elime üç kuruş para geçti. oradan bir pastane masasına geçip havadan sudan konuştuk. Seyirci bir-iki seyretti. Fakat maalesef daha sıvası kurumadan tapınağımıza yıldırım düşmüştü. ben hapı yutuyordum. adi zampara!".. Uykuya daldığım anda. gerisini bana bırak. Galaksi çatırdıyor!. Peder bey. Laf aramızda. o iş başka bu başka?" "E oyuncusun da?" "Doğru diyorsun da. Shakespeare'in Hamlet'inde Horatio'yu: "Bu bahsi kaybedeceksiniz efendimiz!" Sinema bahsini kaybettik. Yazgımın eğri çizgisini izlerken karşıma Venüs çıktı. Sessiz sedasız aklımı oynatıyordum galiba.. profesyonel bir dalkavuk edasıyla bana kelime masajı yapıyordu. Yıldızımız saman alevi gibi parladı ve söndü. Elimde yetki olsa. tahta suratlı doktor. gelecekten daha çok istikbal vaat ediyor. çalıştığı şirketteki masasında çene çaldık. Davul benim boynumda. Eugene Ionesco'nun Gelinlik Kız’ında Bay'ı. Bir daha da belimizi doğrultamadık. Mahvolmuştum. artık süper kahraman değiliz. Gelgelelim. akıl hastanelerindedir. Dabıl Yu beni beğenecek mi dersin?" "Sen 'He' de. birbirimizi sahiden anlıyor muyuz. Venüs'ün parlamasına sebep olacak sözler söylüyordum. Akşama kadar evde pijamayla oturuyor. Yağmurda ıslanmamı engelleyen birtakım haplar alıyordum. Kedi Kadın Derdini Ecele Aç. Tabut kadar bir yerde. Dördü rahmetli oldu.

kaçırıldı mı. beni cehennemden uzak. oruç gider mi?". Cumaya babamla beraber gidiyorduk. "Ben n'apıyorum böyle? Sosyalist bir tiyatrocuyken. yıldırım hızıyla geçiyor. çünkü babam öldü.. Babam da namaza başlamıştı. neden böyle zincirlenmiş bir ördeğe döndüm ben? Ürkek atın korkak süvarisiydim.. Ve ben onunla karı-kız muhabbeti yapmanın yollarını arıyordum." Ramazan'ın sonlarına doğru bir akşam. baki Ne olur o yanağa değebilmek için ben Elinin üzerinde olsaydım bir eldiven. Her türlü güçlüğe karşı dayanma gücü ver. emin galiba. Ramazan ayında. enikonu softa bir tipe dönüşmüştüm. kara çarşaflılar. merhaba diye sarılsam. bu yüzden cehennemde yanar mı?". Çoluk çocuğun maskarası olmuştum. kaldır beni sahura" dedim. Sana inandım. alkolik ve eroinman olarak gelmesi için uğraşıyordu sanki.. ailemi. yardımını esirgeme ülkemizden. Ne yazık ki ilk kocası. uzun. Hiç unutmuyorum. Bir yaz günü." Şaka maka ibadetti. babamı. hâlâ. Hem seviniyor hem utanıyordum. Bebeğin dünyaya nikotinman. ünlü şarkıcılar. 'Camideki Uzaylı'ya çıkmıştı adım. Namaz kılmayı öğrenmek istediğimi söyledim. Dükkan bana kaldı. kelebeklerin. gazeteciler ve tabii sivil halk. Namaz 20 . siyah beyaz televizyonda yayınlanan duayı ezberledim. Caminin bahçesinde." "Emin misin İlyas Hoca?" Suratıma yorgun argın bakıyor. işte bizim imam İlyas. Mübeccel'in hayatı kaşla göz arasında kayıplara karışmıştı: Erkeği. "Parkta bir fıstığa uzun uzun baktım. Uçan Kız'a bir türlü açılamıyordum. Senin her şeye gücün yeter. Uçan Kız'ı canlandırırken kafası iyiydi yani. Müzikallerde rol alan. Apaçi Apartmanı'ndaki dairede arkadaşlarla buluşuyoruz. lolitalar. Dikensiz bir kaktüsün bitkisel yalnızlığı içindeydim. ekmeğimizi iğnenin deliğinden geçireceğiz. Clint Eastwood'un başındaki kovboy şapkasını çıkarın. annemi. her şey berbat olabilirdi. fakat ihtiyar da sayılmazdım. Yâ Rabbim. değil mi?" "Evet imam hazretleri. Fakat korkunun ecele. Mübeccel. lafı hatunlara getirsem. şükürdü derken. bonzai boylu al kimonolu kız kuruları. Sakalım bir saniyede uzamış. Onun Nişantaşı'ndaki dairesine taşındı. İşler yolundaydı. Suratıma dikkatle baktı: "Siz. ibadet ederken. Hepsi de dünya ahret bacım. dudaklarımdaki mührü sökerek bir faciaya sebep olmak istemiyordum sanki. "Allah'ım! Senin rızan için oruç tuttum. Ben de onlara dizideki gibi "İyi ama bu mantıklı değil" diyordum. Çocuk daha kulağına ezan okunmadan. bebeği. Gün boyu türlü türlü kadınlar geliyordu: Balkabağı azmanı kocakarılar. Genç değildim belki. bebeğini. Garip ama hamileliğini. Köpek kulübesi genişliğinde. günah yazılır mı?". tespih çekiyor. Beyaz perdede dikiş tutturup üne kavuştuktan sonra bebek doğuracaktı.. Gönlüm. seninle gurur duyuyorum" deyip alnımı öpüyordu. cadalozlar. dua ediyordu. bürokratlar. Kahkahalar patlıyordu. "Arkadaşım olan bir kıza.. senaristi. Boşandılar. Allah şahit. O da dansçı kızlarla aşna fişne yapıyormuş. Ela gözlerinde kor zerrecikleri. tövbeydi. Nişantaşı'ndaki daireyi unutmuştu. yazarlar. sana sığındım. imam İlyas da biraz bunalımlıydı galiba.. Sorularım bitmek tükenmek bilmiyordu: "Bir kadının ağzını öpsem. Mutlu bir aile hayatı istiyordu. o da bana baktı. senaristin evini temizleyen köylü kadının eline doğmuş. Senin rızkınla orucumu açtım. milletvekilleri. Sigara hariç bütün kötü alışkanlıklarını terk etmişti. Ağzımın içinde bir eşekarısı yuvası vardı da. Bizlere yaşama sevinci ver. Polis de bebeğin izini bulamadı. Tam sırasıydı. büyük şöhret ve mutlu yuva ümitleri çözüldükçe. Evdeki İnanç Dünyası' atmosferi bana iyi geldi.Bazen bakkala gidip ekmek filan alıyordum. Mübeccel hamile kaldı. gece sona erdi sanarak Yanağını eline ne güzel dayamış. Mahalledeki bacaksızlar etrafımda dönerek "Mister Spock! / Sivri kulak! / İşi gücü / Işınlanmak!" diye coşuyorlardı. Hayat boyu kabızlık çekmiş bir ölü gibi bakmıyordum. Laf aramızda. "Kadınlar niye gelmiyor bizim camiye?". akşamsefalarının. Dört bir yanda irili ufaklı düğmeler. hepsi elinden alınmıştı. fettanlar. polisler. özellikle de namazdan sonra duada kendi kendime şaşıp kalıyorum. Karşımda oturuyordu işte. sağlık ve afiyete. Koydum: ACAYİP TUHAFİYE. Bebek. haram mı?". pencerede beliren Juliet'e seslenen Romeo gibi şakıyabilirdim: Gökyüzünde fezanın içersinden gözleri Öyle parlak bir ışık yağmuru serpiyor ki Kuşlar ötüyor. Diyabetik bir yapımcı tarafından hastanede keşfedildi. Hödüklüğün Everest zirvesindeydim. kendinden yaşça küçük bir adama gönlünü kaptırdı. anneme "Teğmen Uhura. saçım şak diye ağarmış. Dükkanın bir adı yoktu. fakat adamcağızın kafasını ütülemekten geri durmuyordum: "Kadınla el sıkışsam abdestim bozulur mu?" "Hayır. Çenesi düşük değil. Sonra. sahneden camiye 'dızzzt' ışınlanmışım gibi bir şok yaşıyorum. genç bir memur "Bu kadının anne olmadığını bebek de anlamış" diye söyleniyordu. Senaristin vârisleri. hükümet üyeleri. İçkici kartaloz bir senaristle yakınlaştı.. sinemacılar. ince. Taburcu edildiğinde bambaşka birine dönüşmüştü. hoş geldin. Elmalı kurabiye gibi bir hatun. bisküvi elleri. ortada bunlara dair hiçbir ipucu yoktu. Hemşireydi.. Ey bağışlaması bol Rabbim! Beni. nereden esti de her gün beş vakit kıbleye dönüp secdelere kapanıyorum?" Sanki her şey bir anda olmuş. evi. biraz dalgamızı geçsek. n'oldu? Loğusa bir keş olan Mübeccel büsbütün perişan haldeydi. "Karım beni terk etmişti ya. subaylar. Derken. Sapsarı. babam elini omzuma 80 89 J^ koyuyor "Aslan oğlum. adı konmadan kayboldu. ben bazen dükkana bakıyordum. Burası. Mübeccel'i sokağa atıp daireyi sattılar. şakağına kurşun sıkarak intihar etmiş. Cumhurbaşkanı. Ölü os. alkol ve uyuşturucuya sardırdı.ruğu gibi solgundum.. Hamdolsun verdiğin nimetlere." "İnşallah. kar suyuyla demlenmiş çay gibi bulanık yüzünde. güvercinlerin yani baharın şakrak kuşatması altında. Sana dün Kocatepe'den bir baktım Aziz İstanbul Kocatepe Camii'nin avlusu öyle kalabalıktı ki. Burası kapsül mapsül değil. Yıllar. Kırkıma merdiven dayamıştım. defile kuğuları. bir banka müdürüyle evlenmişti.. Mister Spock'sınız. çalışma odasında cesedini bulmuşlar: Moruk. Erken yaşta. Fıkıh. sesi mi. devletimi ve inananları koru. Selvi Boylu Al Yazmalı gelinler. Gençken... bir tek kar tanesi bile yere düşmüyordu. makiniste treni durdurtacak kadar güzeldi. oyunculuğu mu daha kötü karar veremediğim bir züppe. Elinden her iş gelir. İlyas Hoca bana bir ilmihal kitabı vermişti. Ayyaş ile keşin ittifakı. geviş getiren kederli bir çift manda gibiydik. Üstelik bina yıkılıp yerine yenisi yapıldı. Amin.. Validem sürekli namaz kılıyor. tefsir derken. güvenli bir yere ışınlamanızı rica ediyorum. Korkut'un Mübeccel'e faydası yoktu. işlemeli bir takke takın.. Daha da garibi. duaydı.. Nikahlandılar. yerine beyaz. öldü mü. Yo yo. Uçan Kız'a kaydı: Mübeccel Ecel. ilk kalp krizini atlatamadı. Yanlış düğmeye basarsam. Aylarca tedavi gördü.. telefon kulübesi yüksekliğinde bir yer. Müjdeyi vermek için aradıkları babanın. Ağlamaya devam ettim. yoksulluktan süs biberi gibi kızaran eksik etekler. Minnacık bebek. Karl Marx’la ayaküstü helalleşip farza duran cemaate yetişmişim gibi. milletimi. benden beş-altı yaş küçük bir adamdı. On senedir. gözyaşı fıçıcıklarım taşıyordu. dükkandayız. bir tekine bile yan gözle bakmadım. delirmeyeceğim. Rahmetini. camiye gidip imamla görüştüm. allı pullu matruşkalar. Bence hâlâ harikulade. uzay gemisinden ayrılan kapsül gibiydi. Zamanla toparlandım.

Birbirimize söz veririz." 21 . hayatın mânâsını pekiştirir. zaferde. tembeli.. 95 Bembeyaz ahiret pijamaları içindeki Heyet üyelerini usulca uzatıp. Sarayların bahçesine kınsız kılıçlarla dalacağız. fakat uzun saçları hâlâ simsiyah. O günden beri yürüyorum. önce şiirlerle. Hem ağaçları. Âlim için sırlar. Bir kumandanı. derinden kavramamız edebiyat sayesindedir." Bu. muhabbetin. On senedir. nabzımızın. insanlığımızın hizmetindedir. Harfler. Bir ara Mister Spockla aynı tabut altında buluşuyoruz. Cadı sidiği ve dedikodu kokan. yamuk yumuk sandalyeleri kördüğüm olmuş bu salaş mekanda. Pipo gibi bir şey yani. Her sabah. Peşlerine düşmedim. insan selinin üzerinde yalpalayarak ilerliyor. Günaşırı şereflendirdiği Kırat Kıraathanesine. her kelimesi. Beden dili nasıl olur da dilimizden dökülen sözleri bastırır? Buna niye razı olalım? Niye şüpheli şahıs kalıbına girelim? Niye dilimiz dönmesin? Niye edebiyat varken. Boş bir mezarın kıyısında duruyorum. vicdanımıza ne sığar. Paketi ona uzatıyorum. Aziz İstanbul yanımda. talebeyi. Bu kelimeleri onlara biz insanlar öğrettik. bize insanların ruhunu sezme. Uzaylı Kıyması. işitmişsindir. nefretin. kelimelerinden tanırız. soru soramaz. Dua edildi. Köpeklerin dilinde hav. tokuşan bardaklar gibi taşmış. bir sinema filmi değil. Şairler. Cehaletten. Ve başlıyor anlatmaya: "Bu mereti dörtyüz senedir tüttürüyoruz. emeğin. biz aşkımızı kafamızı kaşıyarak. saç boyasını ekmeğe sürüp yiyor sanırsınız. Mezarlığın veda mektubu gibi kısa patikalarından. Gözleri. Aziz Ağabey. dâhiyi. Zira sonsuzlukta yolumuzu ancak ahitle bulabiliriz. terbiyenin namütenahi hulasasıdır. iradenin forsunu aşan bir imkan vardır" diyor. çiğlikten. takdir. nefesimizin tercümeleridir edebiyat. "Fakat atasözlerinin yarısı. Kuzular meler. kıble rüzgarı gibi gönlümün pasını pasağını siler. Dalyan Efendi'nin eklemek istediği bir şey yok anlaşılan. İz sürecek durumda değildim. hoyratlıktan. onu görmek için her fırsatta uğrarım. Cahil için her şey kötü güçler tarafından korunan sırlardır. edebiyat sanatı sayesinde keşfederiz. zavallıyı. fahişeyi. kıssalar. kelimeler karşısında savunmasız. Kafamı kaldırınca Ezel Zelzele'yle bakışlarımız buluşuyor. ilmimizi edebiyat dekore eder. Tam ikiyüz sene öyle çubukla tüttürmüşler. vicdan hassasiyetinin. gönül ferahlığının imkanlarını. Bütün sanatlar. Omuzlanan tabutlar. Birbirimizi hakikaten tanımamız. hayatlar kurulur kelimelerle. Cesedini işte bu münasip çukura fırlatıyorum. yorganlar örtüyoruz. Minareler sordu: "Nasıl bilirdiniz?" Kubbeler haykırdı: "İyi bilirdik!" Minareler: "Hakkınızı helal ediyor musunuz?" Kubbeler: "Helal olsun!" Mister Spock... çatlak. Onun gırtlağına yapıştığımı. onun tüm hikayelerini okuyorum. Edebiyat mırıltının ve naranın yerini tayin eder. Ardı arkası kesilmeyen ibret ve hikmet patlamalarının arasında yaşadığımızı fark ederiz. Ahmed zamanında. tüneller. Kürek kemiğime bir el dokunuyor: "Başımız sağolsun Fuat. Harbin. Dracula ve diğerlerini gözden kaybetmiştim. takdirin. Nasıl döneceksin. eski bir Çin atasözü ne der? Fısıltı. cömerdi.. burnumuzu karıştırarak mı ifade edeceğiz? Şiirler ne olacak? Kelimeler. haykırıştan daha inandırıcıdır. Komşuyuz." Cenaze arabaları. bana bir başka Çin atasözünü hatırlatıyor: Kafan kesilse bile. çın çın ötüyor. zayıflıktan başka nasıl sıyrılabiliriz? Edebiyat. hem ormanı görmemizi sağlar. korumaya ziyadesiyle muhtaçtır. İngiliz gemicileri limana yığmışlar balyaları. üzüm. salağı. zalimlikten." Pür dikkat dinliyordum: "İnsan değil. Vahşi köpekler havlamazdı. Niyazi Mısri ne diyor? 'Burhan sorardım aslıma/Aslım bana burhan imiş. Bebekler. Kalp atışlarımızın. insanlığımıza hakim olma. omuz omuzaydık. tedbirin.. Ayaklarımda mezar çamuru. diğer yarısını yalanlar.. yazarlar bizim gerçek büyüklerimizdir. bizdeki karşılıktır. çığlıkların payı büyüktür. İşte cenaze merasimi bitmişti. "Sen sigara içer miydin?" deyip bir tane alıyor. korkağı. Aziz İstanbul'un yaşı elli küsur.." "Eyvallah. beşer olarak doğarız. ölünceye kadar sıktığımı hayal ediyorum. hikayelerle. koridorlar açar. bu. Kedilerin ağzında tek kelime: Miyav.. taşıdığımız ceset sandığında Dalyan Efendi nü var? Bana bir son dakika uyarısında mı bulunuyor?! Aziz İstanbul'a dikkatle bakıyorum. Muhabbeti yani sevgiyi biz sohbet anlamında kullanırız. Ölümün kör karanlığı gözümü alıyor. her harfi beni benden alıyor. ben ağzımı bile açmadım?" Kulağımı tabuta dayıyorum. bir melodi. Ezel Zelzele. Tütünü lüle' denilen bir yuvaya doldurup çubukla içiyorlarmış. bizi telef olmaktan kurtaran şifalı iksirdir: Bizi. İnsan kemâle erer mi? Bu mühim bir soru. Yuvalar. evinin iki sokak arkasına taşındım. mahallede kötü arkadaşlarımız bizi sigaraya alıştırıyor." Sözlerini. avukatı. problem çözemez. Sigara kağıdı yok ortada daha. teşekkür ifadeleriyle örülü sözler işitmek içindir. Her cümlesi.. Yaprakların bakışlarını. bir ezgi notası. Mânâ ile anlam arasındaki ayrıma temas ederiz. Sağlam bir edebiyat donatımı. En çok da Dört Ayaklı Şahitler. savaş çığlığını yarım bırakma. deyimlerle kurulur.. ölümün özenle hazırlanmış tek kişilik yataklarına varıyoruz. Kısık sesle "Teslimiyette.kılındı. ruhum büsbütün çürüyecekti. bir deliyi. canlı hücrelerdir." Aziz İstanbul'la benim Vosvos'a atlıyoruz. suçbilimcilerin şablonlarıyla yetinelim? Söyle bana Fu. Böylece. mânâ ise hakikatin kendisidir. Çünkü aslında her biri yalnızca belli durumlarda geçerlidir. kültürün garantileri nispetinde himaye edilir. I. Öndeki tabuta geçiyorum. sulhun. tavuklar gıdaklar. Görgünün vitaminidir. Eşya. sanat eserleri. Aziz İstanbul'un konuşması.. sahiden anlamamız. bir şey mi söyledin?" "Hayır. adeta hayatıma ara vermiştim. İnsan yavrusu. Hayati Tehlike'ye bunu ödetmezsem. İnsan olmak. dirençsizdir. aşkın.. Bir fotoğraf albümü. üzerlerine kat kat topraktan battaniyeler. arabama doğru ilerliyordum. cevap bulamaz. naaşları mezarlığa selametle ulaştırdı. elimizdekinden farklı bir sonsuzluğa sevk eder. aklımdan geçenleri okumuşçasına arkasını dönüp kalabalığa karışıyor. bordo çuhalı masalarına iskambil papazlarının sırtüstü düştüğü. Tabutun altından üzüntüyle bükülmüş ağzı görünüyor: "Ne dedin?" "Hiç!" "Fuat.. dostluğun. büyücüyü. Aşağıya bakınca başım dönüyor. Ahlaki olgunluğun. Kâdiriyye Şeyhi Dalyan Efendi'nin sözüydü? Yoksa. fil ya da bit yavrusundan farklı olarak. Yeminler ederiz. Yine de hünerli yazarın sözünü bölmüyorum. yedi ay önce. dikkatin. araban var mı?" "Ben dokuz aylıkken yürümüşüm. Aziz Ağabey. zihnimi dezenfekte eder. kurnazı. artistik jestlerle biçimlendiriyordu: "Bir millet edebiyatıyla yaşar. Allah bize kitap gönderdi. sevgi dolu. belki nimetler içinde en büyüğüdür. Karacaoğlan. Osmanlı'ya tütün 1606'da getirilmiş. Kalbimiz ile beynimiz arasında işlek kanallar. Anlam. bir yağlıboya tablo. Onlara ayar çeker. Gönlümüz neye elverir. devletler. gövdelerin çarpıntısını duyarız. anneyi. Türk milletini de tütüne İngilizler ayartmış. Hicaz güneşi gibi vicdanımı bronzlaştırır: "Sen Tibet'e gittin. Nasıl ki okulda. bir nar gibi. aklımız neye erer? Edebiyat bilmeyen. sahip çıkma gücü verir. benzer şeyler arasındaki farklar ile farklı şeyler arasındaki benzerlikleri kurcalarız. Köroğlu. Müjdelerin taşıyıcısı kelimelerdir.' Biz yasakları çiğneyeceğiz. mânâsını öğreniriz. yazar Aziz İstanbul'la yan yana. Bütün çabamız. Yunus Emre. Aptallar îçin Yarım Akıl ve Pişmiş Tavuğun Çiğ Gölgesi adlı kitaplarını tutuyorum.. meyvelerin soluğunu. incir gibi zamanla olgunlaşarak varılan bir mertebedir. İyi ama. Cenaze namazı sırasında. Bir sigara yakıyorum. Heyet'in katledilmesiyle. Bir ülke.

. ocağa yanaşıp. kokudan şikayet ediyorlar. lüleler tıkılırdı. Genç Osman." "Belki de atın binicisi zaten öldürülmüştü?" "Muhtemeldir. Murad önümüzde. '1/ Duman avcıları. buğulu ovalara doğru kaçıyorlar!" Aziz istanbul. Bunların bir teşkilatı. Minibüse binip az ötede iner gibi. Sonra. Aziz İstanbul. böyle idam edile edile yol alıyor! Tütün yüzünden! insan. Hani sigarayla savaşan derneklerin dergilerinde sık görülen bir fotoğraftır. senle ben de Üsküdar'dan yola çıkan ordudayız. tütüne çınar veya incir yaprağı. Çünkü dört dörtlük bir tütün müptelasıydı. Bağdat seferine çıkan Murad'ın kumandanlarından Hüdavendigar. Isfahan üzerinden Anadolu'ya. molalarda. başıboş. Tütün piyasası Yahudi tüccarların elindeydi. Murad'ın cinai hatırını kırmazdım yani. şak diye hepimizi kestirip atıyor! Reha bölgesinde ondört kişi.. IV.." "Sana son bir hadise anlatayım. salgın gibi yayılıyor. IV. Bu benzersiz kısrağın eyerinde. yağlı urganların uçuştuğu bir tütün dumanı Osmanlı topraklarında yüzüyor! Belki de şu 'ateş olmayan yerden duman çıkmaz' lafı o zamandan kalmadır. tütün mamulleriyle savaşan gönüllüleri. Bir yandan alimler harıl harıl 'Helal mi.. katledilen dedelerini hatırladılar.. çanımıza ot tıkacaktı. silah arkadaşlarını imha ettirir mi? Tarih bunları yazıyor Fu. dumanı yanan odunun kömürün dumanına üflüyorlarmış! Tiryakiler her Allah'ın günü kayıp veriyor. Onsekiz yaşında bir çocuk yani. oradan Hint Okyanusu'na açılıp Sumatra'ya geçti. Daha çocuk. Padişah. hürmet gören adamlarız. Murad. cepkenler." "Eyvallah. sahipsiz. İçe içe karaciğeri çürütmüş! Şimdi biz 1635 senesinde olsaydık.ruğu düğümlenmiş. 1640 senesinin 8 Şubat gecesi IV. bir tarih kitabının silik sayfasına bakar gibi bakıyor. tütün içenlerin idam edileceğini duyuruyor. bir kese tütün ve çubuk gizlenmişti. haram mı. Bağdat yollarında ilerleyen orduda. kırılıyor! Kol ve bacak kemikleri parçalanıyor! Savaşa giden bir ordu. göz gözü görmüyor. Sahile ulaşma şansı yoktu. tütün yasağı devam ediyordu 100 Karadeniz'de Sümela Manastırı.. kementlerin. 'Mahalleler kokuyor. Sene 1638. Hattâ yıktırıyor. dedektifler. herkes alsın. iştahla. Bas bas bağırıyorlar. Horasan. sisli ormanlara. Bağdat'ı fethe gidiyoruz. Şahane. Bir nevi indi-bindi yapıyor. sohbetimize tat katan bu duman bizi boğacaktı. sönmemiş tütünlerden mahalle yangınları patlak veriyor. ülkesine döndü. o postu hayvan sanan aç bir yırtıcı kuş onu karaya taşıyabilirdi. meydanlarda. tütünkeş kelleleri olduğunu düşün." "Vay canına. Alkolik hükümdar. IV. Onun da hükümdarlığı üç-dört sene sürüyor. "I. Senden beş-altı yaş. adamın birinin kocaman açılmış ağzına yüzlerce sigara tıkılmıştır. Tütünü ekti. Yine de millet. Enteresan olan şu ki. Zigana yakınlarında bir tepeye sığındı. İngilizler 'Bu tütün bir kısım hastalıklara şifadır' demişler. loncası yoktu. "Öyle mi?" "Öyle tabii Aziz Ağabey. Ahmed'den sonra I.. Yanında. Tellallar. Halep'te yirmi kişi! Yirmi yuvarlak sigara gibi. şekerli. lime lime bir karaciğerle ahirete intikal etti. Hüdavendigar bıçağını çekip kartalı öldürdü. Mustafa tahta çıkıyor ve iniyor. Devrin alimlerinden Kadızade Mehmet Efendi de tam bir tütünle mücadele militanı. merhum hükümdarın ardından tüttürme ye koyuldu. bağıra çağıra kıratın sahibini aradılar. Yahudi tütüncüler. çubuklar. zaten yirmisekizinde sirozdan öldü. özellikle İstanbul'da korkudan herkesin os. boşuna. fetihten sonra firar ederek doludizgin Basra'ya. içkiye düşkün bir adamdı. Osmanlı İmparatorluğu duman altı olmuştu! Korku ve keyif dumanı birbirine dolanmıştı. O devrin. sigarasını küllükte söndürüyor. Ve sahiden de bir kartal Hüdavendigar'ı yakalayıp Tibet'in yalçın kayalıklarına kadar taşıdı! Tam gagasıyla postu parçalamaya çalışırken. Murad'a çok yakındı ama yasaklar onu feci bunaltmıştı. deri atölyeleri kurduruyor." "Ben içmezdim" diyorum. Murad padişah oluyor. bizzat kendisi kılık değiştirip ahalinin arasına karışıyor. Anadolu'ya geldiğinde. herkes kullansın diye. muhteşem bir kırat bulundu.. muazzam heybetli. gizli saklı tütün içiyorlar. Üflediği dumana. kelle avcısı bir dedektif padişah! Yasaklara uymayanları bizzat kendisi topuzuyla öldürüyor! işin tuhafı. yerlerde gördüğün izmaritlerin. ağızlarına da tütün çubuğu konulmuş!" Aziz İstanbul. kirli bir naylon olup çevremize tıkışan dumanın içinden 96 konuşmaya devam ediyor: "1600'lerin başlarında halkımız komple tütüne başlıyor. makam mertebe sahibi. Hakikaten." diyerek. Dokuz yıl sonra İran. fiyatı düşük tutabilmek için. Eski denizcilerden dinlediği bir hikayeyi hatırladı. sigarasından derin bir nefes çekip kaldığı yerden devam ediyor: "Her muhitte hafiyeler dolaşıyor.. armut kurusu katarlardı. afyona. sanki oradan okuyor: "Birgün. Oniki yaşında! Onsekizine gelip de devlet idaresini büsbütün eline aldığında.Arabayla kahverengi-beyaz. işlemeli bir koşum takımı vardı. Kahvehaneler derhal faaliyete geçti. Tütün tiryakiliği. Padişah kıyafet değiştirmiş. Sumatra'da denizciliğe başladı. tütün yasağı kaldırılmış değildi. nedir?' tartışıyorlar.. Padişahla aralarında bu konuda ne konuştular bilemiyoruz. ne şifası? Kahvehanelere bir tütün dumanı çöküyor ki. sokaklarda kırk-elli ceset! Kafaları kesilip koltuklarının altına bırakılmış. At. Tepe vahşi hayvan ve canavarlarla doluydu.. Bugünkü sigara yüzünden çıkan orman yangınları gibi. Derken. cellatların içinde koşuştuğu. tütüne. yirmisekiz yaşında vücudu içerden çökmüş. deli miyim. Yine de tütünden büsbütün vazgeçmiyorlar! Tam bir çılgınlık nöbeti gibi. İşte o gecenin sabahı imparatorluk halkı tütün keselerini çıkardı. Mevlevi dervişlerinin bu makamlara göre bestelediği ilahileri bugün sen ben hepimiz çok iyi biliyor ve her mübarek günde gecede kandillerde söylüyoruz. yüz sene süren bir tereddüt yaşandı. tıngır mıngır geze dolaşa padişahın otağının önüne kadar gelmişti. fakat ateş yakarak canavarları 22 .." Çak çuk. Sen içer miydin?" "Kesinlikle evet. Murad. Hattâ. palaların. kanlı fırtınalar koparıyor! Bütün kahvehaneleri kapattırıyor. E askerlerin bir kısmı firar ediyor. hafiyelerin parmak uçlarında dolaştığı.. Bal ve pekmezle ıslatıp aromalı bir tütün elde ederlerdi. tütün içenlerin kelleleri etrafa izmarit gibi saçılmaya başlıyor." "Nasıl?" "Farz-ı muhal. Dikkat et. Ve 1623'te IV. Murad’ın katlettirdiği zavallıların ağzına da böyle tütünler. Efsane doğruysa. Ne kadar İçmiş olmalı ki. bugün caddelerde." 98 "Kim ki onlar?" "Ordunun yarısı! Üçpınar'a vardığımızda konaklıyoruz. kakaolu bir hamura benzeyen karlı toprak yollardan iniyoruz. IV. İstanbul'da evler ahşap. fosur fosur çekiyordu. Aziz Ağabey'in heyecanına efekt yapıyorum. aramızda dolaşıyor. Hangi hastalıklar. Sonra tütüncüler loncası kuruldu.. Her sabah. Ruhumuz bile duymuyor. bugünkünden beter.. Dumanlı dağlara. Seccade olarak kullandığı posta bürünerek postu içerden dikti ve top gibi kendini açık denizlerin tekinsiz sularına bıraktı. benden yirmibeş yaş küçük bir arkadaşımız olan Murad Bey. gizli ajanlar! Bu manyaklar çatılara çıkıp bacaları filan kokluyorlar! Çünkü evinde gizli gizli tütün içenler. sarıklar kokuyor leş gibi!' diye. Onların yerine nalbant dükkanları. Kimse 'Benimdir' demedi!. kuvveti dillere destan bir genç olduğu halde. Sultan Murad. Aziz İstanbul bir sigara daha yakıyor: "Bilhassa İstanbul'da. Birgün okyanusta müthiş bir fırtına koptu ve gemisi battı. On kişiyiz. Tam bir asır boyunca insanlar tütün içerken. şömineye. Karadeniz ormanlarının kıyısındaki bereketli toprakta tütün yetiştirilmeliydi. sonra?" "Bazı arkadaşlarımız tenhalarda. Budist rahiplerden öğrendiği beş-on musiki makamı getirmişti. bıyıklar.

kavruk bir adam. soruları cevaplayamadığını söylemiş. Ali.' Öteki şaşırmış: İşe yarar mı dersin?' Bizimki şöyle demiş: 'Dövüşmezse hiçbir işe yaramaz. Dracula. Ateist. Tren on dakika sonra kalkacak. zaten bu ihtiyarlar birazdan uykuya dalarlar. gazete büfesine geçiyorum. "Bu bir fıkra değil. Ankara garının o yanık zeytinyağlı aydınlığına adım atıyorum. yaprak sarmasına benzeyen askerler. Bir sigara yaktım. Ve oval asma dallarından yapılma. Normalin kapağındaki Gönül İşleri Bakanlığı binasının duvarlarında da yankılanıyor: "Sayın 102 yolcularımız. Tarzan Bey" diyerek beğenimi belirtiyorum. iç kanama geçiriyormuş gibi bitkin görünüyor. Mister Spock’ın koluna koala gibi dört elle sarılmış. Tom Braks. Muhammed Ali sahiden de maçlardan önce dua ederdi. Protez sırıtışından nasıl kurtulabilirim? Bitişiğinde. Bu patentli çıtır çerez... Rulo yaptığım dergiyi açıp karıştırıyorum. nakavt ettiği Sonny Linston'ın tepesine dikilmiş haykırırken göründüğü fotoğrafın karşısındaki yazıyı okuyorum.. Üzüm çöpü gibi kuru birkaç üniversiteli. Süper Yedili'nin arasına düştüğüme hiç şaşmıyorum.korkutup kaçırmak mümkün değildi. Acayip bir metoda başvurdu: Özel bir frekansta çaldığı tiz sesli kemençeyle sabahlara kadar nöbet tutarak canavarları uzaklara sürdü. kafam kadar bir yumruk attı.. Spock. maç başlamadan önce. "bir anekdot ya da işte öyle bir hikayecik. bırakmıyor. Trenler. evirip çeviriyor. Sakallı Mister Spock'ın omzuna yaslanmış olan Uçan Kız da öyle. Tarihin şöhretli Karadeniz tütünüyle. Derin bir nefes çektiğim sigaramı. ifadesini bozmadan soruyor: "Ha?" Tom Braks'tan Dracula'ya bir uyarı atışı: "Dişlerin döküldü ama dilin hâlâ sivri. pençe misali kulağımı tırmalıyor: "Zamane kızları. iki bank'a yayılmış. Tavandaki hoparlörlerden gara lağım borusundan boşalırcasına dökülen anons. çok eskiden Afrikalılardan öğrendiği bir atasözü der ki "Portakalın doğusu batısı yoktur. Kereste kalınlığındaki bileğini yakaladım.. Altmışaltı yaşındaki Muhammed Ali'yi ölüm döşeğinde titrerken düşünemiyorum. üniformaya sarılmış sıcak bir çaydanlığı andıran kondüktör tepemizde bitiveriyor: "İyi akşamlar efendim. fıkra anlatıyor: "Bir Müslüman'la bir ateist. Bilek kemiğine bastırdığım damarları yırtılırken. O anda çatlak bir ses. Kızı Leyla Ali. bakmayın böyle çatal dilli olduğuna. Trabzon'a gelen bir geminin deposunu fındık çuvalları ve tereyağı tulumlarının yanı sıra tütün balyalarıyla doldurmuştu. Parkinson hastalığıyla pençeleşen şampiyonun durumu epey ağırmış. kamayı bıraktı fakat öncekinden de şiddetli bir sol çıkardı. idman maçlarında. ağır vasıta mesabesindeki kıçını solumdaki koltuğa park ediyor. perondan hareket edecektir. Dracula. gülen gözbebekleriyle bana bakarak.. yanındaki Müslüman'a sormuş: 'Ne yapıyor?' Beriki cevap vermiş: Allah'la konuşuyor.ktim!" *** Vagonun ortasında. her an her şey olabilir anlamına geliyor bu söz. Mister Spock ise cebinden AŞKart çıkarıyor. "Bence de gayet iyiydi.. Birdenbire." Dracula. Makinaların. Çinlilerin. Ben de kendi biletimi uzatıyorum.. Yüzüme bakmaya utanıyor mu nedir? Uçan Kız.." Kalkıp restoran vagonuna yöneliyorum. dişi bir Pinokyo. biletleriniz lütfen.'" Mr. Dracula. Dracula'dan gıcık kapmama razı değil: "Aslında iyi adamdır. bir de Normal dergisi alıyorum. Mister Spock'a "Vays! G." Bu arada Tom Braks ne dediyse." Mister Spock’ın gözleri buğulanıyor: "Sizler sağolun. 101 "Hayır" diyorum. keskin çığlıklarla bölünen tilki uykusu.. Izbandut yanıma varır varmaz suratıma bir kama salladı. kaynak makinası ışığı parlaklığındaki dişlerini gösteriyor. kucağındaki paçavraya dönmüş gazetenin üzerinden etrafı seyrediyor. Antika ile külüstür arasındaki ince çizgide duran Vosvos'umun da beni nereye götüreceği hiç belli olmazdı.. Etrafta salkım salkım. benim çok hoşuma gidiyor" Tarzan sitemkar.. Haydarpaşa'ya gidecek olan Başkent Ekspresi. Şişme Tarzan uyukluyor. (Güney Afrika'da ve İsrail'de yaşadıklarımdan sonra. "A-ha. ringin köşesinde ayağa kalkıp eldivenli ellerini açarak dua etmiş. irikıyım bir adamın peşimden geldiğini fark ettim. başınız sağolsun.. [MUHAMMED ALİ CLAY] Saatleri gölgede bırakan gecenin tik-takları arasında. Derginin kapağını inceliyorum. Tarzan. bilet gişesine uğrayıp dönen kıza profesyonelce kaş çatarak konuşuyor: "Sen kendi derdine yan kovboy.. kendi derisinden daha dar bir elbise giymiş. AŞKart'ı alıyor. "bilmiyorum. Bir gazete." Sanırım. Muhammed Ali'nin. sönmüş eski kömür sobaları gibi istasyona devrilmişler. memeleriyle göz kırpıyorlar!" Bakanlık Heyeti'nin cenazesine giderken rastladığım gruptaki Dracula bu. Sıradışı yol arkadaşlarına denk gelmekte üstüme yok. yirmi yılını boşa harcamış demektir. Ben koridor tarafındayım. Yolun başında bir kahve molası vereyim. Dracula tam çaprazımda." Tarzan. Muhammed Ali fıkrasını biliyor musun?" Muhammed Ali'nin akranı Tarzan. Tarzan" diyor. Sağ elmacık kemiğime. on dakika sonra. fertleri birbirine baka baka kararmış aileler. uzun saçlı. Valizini güçbela rafa yerleştiren tombul Tarzan. AŞKart'ını cebine koyuyor. Durumu anlamazlıktan geliyorum. elindeki bileti mendil gibi bana sallayarak geçince. koridorun ayırdığı. Haki üniformalarıyla. ağzı ve gözleri yarı açık. şişmanlara vergi bir neşeyle dergideki fotoğrafı işaret ediyor. Siyah boks eldivenleriyle ecel.." 104 "Müsaadenizle. şampiyonun can çekiştiğinden habersiz. yerleri paspaslıyor. Dünya. gölge boksunda asla rakip tanımıyor. Morukula'nın sarımsak suyu salyası akıyor! Esmer şeker.. Siz gençsiniz. Toz bezinden biçilmiş bir tulumun içinde. Çıkış kapılarının bulunduğu gürültülü. kadavrayı gıdıklasa güldürür alimallah." Buruşuk süper kahramanların önünden. İstanbul'a uçakla yolculuk etmeyi göze alamazdım. bakışık dört çift koltuk var. Havaya. belki hatırlamazsınız.tüyle balık yakalayan papazımız gene salladı marşal jokerini! Ne deliksiz kemikmiş be. sağ gözkapağında söndürdüm. tuzaklı bir ring. Çatlak kadranı kana bulanmış gar saatinde akrep yelkovanın sırtına atlıyor. kartla beraber iade ederken Mister Spock'a eğilerek." "Neyse ne. sivri topuklarının üstünde salınarak bana yaklaşıyor. Maçı kazanmasına yardım etmesini istiyor O'ndan. Artık "on kaplan" değil de beş kedi gücünde olan Kızılmaske ise Kedi Kadınla bölük pörçük bir şeyler konuşuyor. Bu 23 .. Dracula. Yedi ihtiyar. belirsiz bir noktaya dalıp gitmiş Mister Spock'ı dürtüyor: "Annen seni yavrularken sarhoş muymuş?" Mister Spock dalgınlığına sahip çıkıyor. babasının artık konuşamadığını. 4. İnilti ve hırıltı karışımı bir ses çıkardı. kanlı bir havlu atarak terk ettiğimiz. resmiyetten uzak bir kederle iç geçiriyor: "Teşekkür ederim. böyle mangır kimyasına pes maşallah!" Mister Spock." Dracula biletleri veriyor. Dracula ve Tom Braks jilet kırığı gözlerle beni kesiyor. Hayretten donakalıyorum. küçük bir makbuz kesiyor. daracık boşlukta durdum. Tam yanımdan geçerken. 'Vampir ürür katar yürür' kayıtsızlığında. Tam karşımda Mister Spock.." Şaka maka. Vagon kapısından geçerken. Kondüktör." Mortoları en iyi moruklar anlar Elli yaşındaki bir adam kendini otuzunda hissediyorsa. Muhammed Ali'nin maçına gitmişler. adeta kasıtlı bir tenhalık hakim. sertçe cevap veriyor: "Peh! Ben senin güttüğün bufalolar kadar kovboy s.

. "Seni seviyorum Mübeccel" diyemiyor. Üstat Selman Elma'dan. çok memnun oldum. Mister Spock. kendisiyle içtenlikle dalga geçiyor: "İhtiyarladığında. arkadaşlarımla iddiaya girdik de. Trenin tekerlekli lokantasına geçerken. nezleli bir kurbağaya benziyor. Mezar kazıyorum. Şeytanın. Tam tersine.ı aaaaaaa!" Nasıl ki Tarzan haykırınca ormandaki bütün hayvanlar." "Ben de Fuat. "Ne operatörüyüm demiştiniz?" "Zamboni. Lakin dili bağlı." "Durali Kuloğlu. ShahShops alışveriş merkezim bilirsin. onu hazırlıksız yakalamış. iki elleri kanda olsa yardıma koşarlar. seni Pamuk Prenseslikten Kül Kediliğine transfer edecek!" 108 "inşallah. ancak virüs bulaştırabilir. demiryolları arması işlenmiş mendilini sunuyor." Koca göbeğini eliyle ovuyor: "Bu da benim yumuşak karnım. Bira kutularıyla dolu arka masadan kırklı yaşlarda bir kadın kalkıp bize yaklaşıyor. Az önce. filler..." Mister Spock’ın. restoranda bir kahve içersem kendime gelirim. fakat üne kavuşamamışlar. taziye seyahatine çıkıyorlar.. timsahlar. Dedim ya." "Fuat. Adım. hiç tanımadığım bir adamı geberttim. Olsun. dağ gibi adamla taş gibi kız da geldi!" diyor Dracula. Doğrusu.. Onu öpecek prensese. Forklift ile silindir arası birşey. yani Korkut Üneli. salyalarını akıtacakları koltuklara yerleştiriyorum. Abazanları." 106 "Tarzan.." 1 Kahve acı. adının Turgut Rulet olduğunu söyleyen birinin canına kıymıştım. fotoğrafım yayınlanmasın. olmaz mı?" diye ricada bulunuyor. "Saat kaç?" Tarzan. Ardından da Uçan Kız'a "kesik" olduğunu itiraf ediyor. iki elini ağzının kenarlarına götürüp. daha önce hiç görmediğim Hayati Tehlike'yi parçalamaya gidiyorum. Mendili. uğursuzluk canıma yapıştı." Oturuyor: "Tam zamanında sormuşum. devlet sırrına dönüştürüyor. arkamı dönüp burnuma avucumun içiyle hafif bir darbe indirdim. kadının arkadaşlarına doğru bağırıyor: "Aaaaaaa-a-aaaaaaaaa-aa-. Ağızdan ağza. İki gün evvel de kendi evimde.. aslanlar." 107 Tarzan'ın arkadaşları da bize katılıyor. Daha iyisini hak etmiyorum belki de. ihtiyarlık aniden bastırmış.. bir iç çekiyorum. yüzümün ortasına örtüyorum. "Tahmin etmeliydim. porselen vicdanımın dibinde. Onun yerine. Şimdi ise. ellerini. Kondüktörün kavanoz dibi gözlüklerinin ardında kahve çekirdekleri gibi duran gözlerine bakıyorum: "Teşekkür ederim. Bakanlık Heyeti hakkında yarım ağız sorular soruyor. Sonra her nasılsa Mister Spock AŞKart'ı ibraz ediyor.. Bana. Yaralılar ya da ölüler için bile. Meğerse. İşi gevşek tutsaydım. beyefendi. Rahmetli kocamdan kalan emekli maaşıyla emekliyorum. bizim Zamboni operatörü Ozan Taraz'ın çığlığını duyan kondüktörler ve civardaki tren ahalisi de sökün ediyor. Kızılmaske. İhtiyarların sohbeti.. King Kong. Orman filozofu. Dracula’nın bu keramet kehanetlerine kulak asmıyor. mahcup bir adamcağız. tilki uykusunun mahmurluk lekeleriyle sevimlileşmiş Mister Spock ve Uçan Kız'a beni işaret ediyor Tom Braks: "Bu genç adam Gönül işleri Bakanlığı'nda çalışıyormuş. yoksullaşmış. idam fermanımı imzalamak üzere peşimde dolanan anonim sekreterlerini kökten unutuyorum.. herkes senin daha akıllı olduğunu düşünür. kamanın sapıyla ön dişlerini kırdım." Masanın üstünden el sıkışıyoruz. halbuki o eski aptalsındır. "Eğer bu aşkı lütfedip geçerli sayarsanız. Kedi Kadın diyorlar bana. Ozan Taraz evlat. Dracula.. kısas denklemini tamamlayacak çarpışmalar umuyordum... ne olur bültende adım. hiçbir şey tatmak istemiyordum. Pişmiş tavuktaki kılçık kadar şans var bende. nam-ı diğer Dracula. Uçan Kız’ın ise Grönland'da dondurma işine girip iflas etmiş gibi bir hali var. Buz pateni pistini düzleyen makina. 1993'e kadar on sene Moskova'da çalıştım. planım bu değildi.. Yüzüne ne oldu?" "Burnum kanadı. intikam alındı mı. arkadaşlarım Tom Braks der. mortoların halinden en iyi moruklar anlar" diyerek izahta bulunuyor Dracula. boynunu büküp otobur horultularla uyuyan Tarzan'ın dazlak kafasında geleceği görmeye çalışıyor. geçmiş olsun" deyip demir alıyor. Bakanlık Heyeti'nin acı haberini duyunca da. "Hah. Süper kahraman olmuşlar. Pişmanlık. Mister Spock’ın ısrarı ve hatırı dolayısıyla. bir başkası uyanır. hep beraber Ankara'ya bir nevi matem. Gönül işleri Bakanlığı'na müracaat ederek.defa yumruğu bloke edip. siz Gorilin Kariyerindeki Tarzan mısınız?" Ozan Bey ayaklanıp geri dönüyor: "Neredeler?" Kadın: "Şurada. Mirage ayna fabrikasında gece bekçisiyim. Javaca-Do felsefesine göre." "Hayır" anlamında elimi kaldırıp başımı geriye atıyorum. sandalyeleri ileri geri oynatarak. iştahım kaçmıştı. şimdi de oradaki pisti kaymaklıyorum.. / Kızıl bir maske gibi yüzüme tuttuğum mendili bırakmadan işaretparmağımı kaldırıyorum: "Bir kahve. "Pekala. Size niçin Tarzan diyorlar?" "Çünkü ben ormanların kralıyım!" Kafası. Kapıyı açtım. 24 . Sonuçta. müdafaayı nefs söz konusu. Yanlış alarm. Kan lekeleri trajik bir konfor sağlıyor. bu Mister Spock namlı negatif iyon." "Hediye Hüthüt. Sırasıyla bir esniyorum. gövdesini sığdırabileceği bir yer açıyor.. UFO inmiş tarlalar kadar kıraçtı.. devlet sırrı. Fakat nasıl? Vagon kapısı açılınca." Tom Braks. şu fincanın dibindeki telve gibi birikiyor. Sahra Çölü'nde su satamamış.. Jane'e ne demiş?" "Bilmem?" "Üşüyorsun. Mülakat sırasında. düello kesinliğinde. Gönül İşleri Bakanlığı'nda basın müşaviriyim. ilelebet karadul mu kalalım?" Mister Spock. "Bir isteğiniz olursa... Yerdeki kan lekelerini temizlemeliydim. ticari motiflerden tamamiyle arınmış gülümsemesinden. Yüzlerindeki. Meğer. Yakında o çukurlardan birinde kendimi bulacağım." Umutları sönmüş. Fakat bir düşman uyuduğunda da. Boş masalardan birine çöktüm. "Bak Mübeccel. Başımı çevirdiğimde kondüktörle burun buruna geldik: "iyi misiniz beyefendi?" "Evet. kabus dumanları tüten karanlığa fırlattım. bir 'miki' sinemasında yer göstericiyim. takma isimlerin sırrını açıklıyor. Tek tek tanışıyoruz: "Sabri Tomruk. Kazara o kadar çok ayna kırdım ki. Ve canavar terbiyecisini. Mister Spock’ın AŞKart macerasını anlatıyorlar. simsiyah kanayan ağzına götürünce de kamayı karnına saplayıp çevirdim. beni buruk bir neşeye sürüklüyor. Sanki. "Eee." Ozan Taraz. 1970'lerde oynadıkları fantastik Türk filmlerindeki rollerinden ötürü kullanıyorlarmış bu adları. sadece burnum kanıyor. Şaşkın. Zamboni operatörüyüm. İstanbul'a. Herkes bilir ki raylar hiçbir zaman rahat uyunabilecek bir yatak olmamıştır.. gizli aşkını." "Onat Kaplan. işte bu nedenle ben Korkut Üneli adını bilmiyorum. kainatın peçesi kalkar. garsonun. Uçan Kız'a meftun imiş. şu anda rayların üzerinde tren bekleyen ceset benimki olacaktı." Kibar kondüktör. "Oniki. Mister Spock ve Uçan Kız hariç.. Memlekete döndükten sonra yediğim her şey yaradı. külotumu al.. Ağzımın içine akan tuzlu kan da dahil. yapışık yedizleşmişler. onüç yaşındayken birden altmışa zıplamış. dişlerindeki "Majestelerinin bir emri var mı?" yazısını okuyabiliyorum." "Tarzan olduğumu düşünen kim?" "Benim." 10". Ozan Taraz'a yapay tatlandırıcılı bir çekingenlikle soruyor: "Pardon. yaşlanmış.

O da ne? Ambalajın içinde bir broşür. Yumurtadan çıkan.. incelmiş.. Annem henüz dükkanı açmamış. telaşlandırmıştı."Sensiz gecelerde hep tabancayla uyurum" Servet soygundur. Kahvaltımın ortasında. Bir taksiye atladım. Merak. Eczanenin eşiğinde dikiliyorum. Beşiktaş'taki Üsküdar vapur iskelesinin karşısındaki telefon kulübelerinden. ölümcül riyakarlığını zorbalığıyla örtbas eder.And I always sleep with my guns / When you're gone. Oyalanmadan gerisingeri yollandı. haftalarca hiçbir şey yememiş. Sarılıyoruz. Gıcırbey'in. şu fotoğraftaki adam oğluma çok benziyor! Tıpatıp aynısı!" Yelda. İçimde esrarengiz bir umut belirmişti. dikdörtgen masaya ilişip sessizce okuyorum: "RİSKİ BİZ ÜSTLENELİM. 109 Şöyle bir durup İstanbul'a. konserveleri. kocaman market poşetinin içine dalıyorum. Tahliye edilen bir sabıkalı edasıyla. katil bir sniper [keskin nişancı]. İlk izlenim için tek şansın vardır. Sıraselviler'de İlkyardım Hastanesi'nin aşağısındaki Eczane Zen'in önünde indim. kreatif bir işlemdir. Karaköy'de vapurdan inince. ayrıntıları konuşalım. Validem "Soya etini verir misin?" diyor. Saat 14:35. Bana sofra kurmakta kararlı. Yani hem parmaklıklardan geçebilecek kadar sıskalaşması." Babamın ölümünden sonraki on sene boyunca annemin yastığının altında tabancayla uyuduğu kafama dank ediyor. Ortaköy'de oturuyor. İkinci sayfada kendi fotoğrafıma rastlayınca afalladım. Ve ben kızın gözünde Arjantinli kaçak Luis Oscar Pichinan'ın ikiziydim. Hologram boksu başlamıştı. Orada. Telefon ikinci kez çalınca ahizeyi kaldırdım." Demek benimki Arjantinli bir suçluymuş. Mantosunu çıkarıp kazağın üstüne beyaz önlük giydi. 'Park yapılmaz' levhasını yerine taşıdı. Manastır laboratuarında astronot yemeği pişiriyorduk. bir bana bakıyor. Arjantin'in güneyindeki Puerto Madyrn Cezaevi'nden tüymüş. Nikah davetiyesine benzeyen fakat süssüz iki yapraktan ibaret ve sadece iç sağ sayfasında kısa not bulunan ince bir kağıt parçası bu. Dönüp arkama baktım. Soya etinin karton kutusunu. Kar yağıyor. zira "Bekar bir adam asla pişirmesi yemesinden uzun süren bir yemek hazırlamaz"mış.. bu adam ya da adamlar kimin nesi? Eski Çinli tacirler "Yarım vaat. gözlüklü bir dilber. bir kuruyemişçi çırağınınki kadar doğal. Ankesörlü telefon anında çaldı. peynirli poğaça ve portakal suyu çağrısında bulundu. Kadıköy Postanesi'nin dış kapısının yanındaki telefon kulübesindeydi. Bir mısır gevreği paketinde de benzer bir not buldum. ışıkları yaktı. Naylonu kesip. Ahizeyi tuttum. "Şu mu?" diyerek sol elinin işaretparmağıyla gazeteye dokunuyor. Küçük. roka. Salı öğleden sonra saat 15:00'da. caddeye en yakın olanına buyurun. az kalsın derimden dışarıya fırlayacaktım. cam tezgahın üzerindeki gazeteyle meşgul. Şöyle ki. Bir an önce Gıcırbey'i bulmam gerekiyordu. bitişikteki marketten alışveriş yaptık. cücelerini gömmüş bir Pamuk Prenses'e benziyordu. Zarif. fakat tonlaması. ihtiyar süper kahramanlardan ayrıldım. telefon kulübesindeki adamı kıskaca alıyordu. yumurta çıkarır. Kız da naylon bir dosyaya dalmış. İlaç raflarının camından gördüğüm. hem de bana bu kadar benzemesi. Annemle vedalaştıktan sonra markete uğrayıp diğer ürünlerin ambalajlarında da intikam vaat eden broşürler var mı yok mu kontrol ettim. 25 .. cezasını çekmiş bir Luis Oscar Pichinan gibi temkinli adımlarla terk ediyorum kafeteryayı. yarım tehdit sayılır" derlermiş. Böyle rutin birkaç işlemden sonra dükkanın içindeki kapıdan girdi. Spagetti. Kız. Camdan onu seyre daldım. Sistem. SİZ İNTİKAMINIZI ALIN. Mecidiyeköy'deki bir apartman dairesinin adresini verdiler. insanlar koşuşuyordu. elden geçirdim. peçeteleri. Delilik özgünlüktür. katlı kağıdı içeri koymuş ve kesiği şeffaf bantla yapıştırmışlar. tavana monte edilmiş televizyonda Shivaree'nin solisti Ambrosia Parsley o büyüleyici sesiyle Goodnight Moon'u söylüyor: ".. uzun. Geceleyin. üzmüş. Kafeteryanın eşiğinden. Bana. idmanlı bir itfaiyeci çevikliğiyle yardıma koşuyor. ihtimal olarak kalmaya mahkumdur. Bir an göz göze geldik. kimse cevap vermiyor.. Annem. bir fotoğrafımı Puerto Madyrn Cezaevi'ne postalasam. Pabuç reyonundaki trikoydum. Annem sevinçle ayağa fırlıyor. Hafta sonu telefonda sular seller gibi ağlamasına engel olamamıştım. genç bir kız bizim dükkanın kilitlerini açtı. Şu fotoğrafı kesip aile albümüne eklesem. Tahrip etmek. ton balıklarını. Phone Booth [Telefon Kulübesi] diye bir film vardı. Sonra dışarı çıkıp bana doğru yürümeye başladı. "Ne için. meydanda kartopu oynuyordu. kendiliğinden açılan ağzını eliyle kapatıyor: "Yelda. kışın yaşını gösteren bu muhteşem şehre baktım. kalem setlerini. Nedir bu? İşbirliği mi? Alışveriş mi? Suç ortaklığı mı?.. Sanırım ellerini yıkadı. müşterilerine ya da müvekkillerine kendini tanıtmadan hizmet sunmayı tercih eden biri[leri]yle karşı karşıyayız. Markete yolu düşmüş herhangi birini muhatap kabul edebiliyor. Ambalajı açıp broşürü alıyorum.. Yelda da arada bir yanımıza uğruyordu. Karışık tost ve sade kahve söyledim. Belki de bir tuzağın eşiğindeydim. Etrafa göz attım. Bu defa randevu cuma akşamı 19:00'da. Fakat beni doğuran gurme kraliçeye boyun eğdim. ocağın yanına bırakıyorum. soya eti. 111 Eczanenin mutfağındaki spagetti operasyonu sırasında anneme asistanlık yaptım.. Paylaşmak propagandadır.. beni savunmasız bırakmıştı. kepenkleri kaldırdı. lunaparklar da " yarasalarındır. laf eninde sonunda yemeğe gelir. Anneciğim.." Soya eti kutusunda böyle bir mesajın işi ne? Üretici firma tarafından yazılmadığı aşikar olan notu cebe atıyorum.. öksürüyorum. Beraber. Belime kadar. İşte. annemi korkutmuş. Yazarkasanın kontağını çevirdi. kestane saçlı. Karşı köşedeki loş kafeteryaya girdim.. Arjantin polisi "Pichinan ülkenizde" diyerek derhal Türk hükümetinden yardım ister. bakışları ilaç gibiydi. kurumuş ve demir parmaklıkların arasından süzülüp pırlamış! İnanılır şey değil. Kulübeden içeri girdim. DVD'leri. yarım düzine telefon kulübesi. mantar. Enteresan. Ayrıca bu mesajları bırakan kimseler].. Vapur iskelesine doğru yürüdüm. 110 Annem köşeden belirince ben de yavaş yavaş toparlanıyorum. Ve ona intikam alma konusunda yardım teklif ediyor. 112 Anlaşılan o ki. Verilecek hizmet karşılığında ne isteniyor? Dahası. Paspası ayağıyla iterek girişe yerleştirdi. Annenizle ne konuşursanız konuşun. Elimdeki kayıtlara göre. Luis Oscar Pichinan'ın fotoğrafına. özel birine ulaşmaya çalışmıyor belli ki. Bu dalgın ve şaşkın ikiliye varlığımı hissettirmek için son çare. Bu hijyen santralinde kız. annem bile farkı anlamaz. margarinleri. Kadim bir Çin deyişi: "Herkesin ikizi vardır. Yan masada istiflenmiş gazetelerden birini çekip karıştırmaya başladım. birtakım kağıtları inceliyor.. bakanlığın müracaat formuna yazdığı telefon numarasını çeviriyorum. Bazı ihtimaller. Her pazar orada buluşuyorlarmış. Meksika usulü soslar. boşuna. Birkaç okul çocuğu. Şampuanları. Hapisten kaçmışım! Haber metninde firari mahkumun adının Luis Oscar Pichinan olduğu belirtiliyor. kimden intikam almak istiyorsunuz?" Robot aksanıyla konuşan bir adam. Beşiktaş'ta dolmuştan indim. Dünya fanidir. Tel Aviv'de rehin alınmam ve Bakanlık Heyeti'nin katledilmesi. bir gazeteye.

"Size ilk ağızda sırlarımı söylememi beklemeyin. Mesajda 'Riski biz üstlenelim' yazmışsınız. Fakat hiç görmediğim birine düşmanlarımdan söz etmekle asıl riske ben girmiş olmaz mıyım?" deyiverdim. 113 "Haklısınız..." "Üstelik kendi sesinizle bile konuşmuyorsunuz? Bunun bir telefon şakası olmadığını nereden bileceğim?" "Pekala, sizin için ne yapabilirim?" "Şu anda beni görüyor musunuz?" "Evet." Bu cevap beni nedense hiç şaşırtmamıştı. Yandaki kulübelere göz attım, ikisi doluydu. Birinde genç bir kadın ağlıyor, diğerinde orta yaşlı bir adam tuşlara basıyordu. Yani ikisi de hattın diğer ucundaki intikam robotu değildi. "Telefonu suratınıza kapatıp gidersem ne olacak?" "Hiç." "Yüreğime su serptiniz." "intikam almak istediğiniz biri yoksa, birbirimizin vaktini almayalım." "Tamam. Aslında kellelerini masamda dizili görmeyi arzuladığım birkaç kişi var." "Cinayet işlemiyoruz maalesef." "Ne yapıyorsunuz peki? Tükürüp kaçıyor musunuz?" Gülüyor. "Hayır, süründürüyoruz, itibarıyla oynuyoruz, eşekten düşmüş karpuza çeviriyoruz, pişman ediyoruz. Fakat asla öldürmüyoruz. Unutun bunu." "Nasıl?" derken etrafa bakmıyordum, anlamsızca sırıtarak kar tanelerini yakalamaya çalışan ikibuçuk metrelik bir zenciye takıldı gözüm. "Size yapılan kötülüğü ve kimin yaptığını söylüyorsunuz. Uğradığınız belayı ve başınıza dert açan kişiyi teyit ediyoruz. Varsa eğer adresini veriyorsunuz. Ona uygun gördüğünüz cezayı seçiyorsunuz. Biz de önerebiliriz. Ücreti nakit olarak ödüyorsunuz. Ve bir hafta içinde paranızın karşılığını alıyorsunuz." "Öncelikle, şu teyit etme işini anlamadım." "Biz intikam alıyoruz. Masum insanları cezalandırmak istemeyiz. Bu yüzden bize anlattığınız hikayenin gerçek olup olmadığını araştırıyoruz." "Parayı neden peşin ödüyorum? iş bittikten sonra versem olmaz mı?" "Olur. Fakat müşterilerle intikamdan sonra hiçbir şekilde temas kurmamayı tercih ederiz." Kış ortasında güneş gözlüğü takmış bir adam dikkatimi çekiyor. "Biliyor muydunuz, güneş gözlüğü dediğimiz şeyi aslında 16. yüzyılda, Çin mahkemelerinde hâkimler gözlerini ve mimiklerini saklamak için kullanıyormuş." "Sizi temin ederim, benim daha gelişkin yöntemlerim var." "Ya hizmetinizden memnun kalmazsam, mesela işi geciktirirseniz size nasıl ulaşacağım?" "Bize ulaşamazsınız. Biz size, hiç tanımadığınız kimselerin yaptığı bir eylemi satıyoruz. Canınızı sıkan kişinin ya da kişilerin, sizden uzakta, bambaşka birileri eliyle cezalandırılmasını diliyorsanız, biz varız. Arkadaş arıyorsanız, bu telefonu kapatıp 900'lü hatları tuşlayın." "Gelecek salı saat 15:00'da bu kulübeye gelirsem, yine telefon çalacak mı?" "Hayır." "Adam öldürmediğinizden emin misiniz?" "Kesinlikle evet." "Merakımı bağışlayın ama bu işten iyi kazanıyor musunuz?" "Size bağlı. Bize iş verecek misiniz?" "Sanmıyorum." "O halde size bir tavsiyede bulunayım." "Buyurun?" "Elinizi kana bulamayım Buna değmez, inanın." "Teşekkür ederim." Telefonu kapattım. Kulübeden çıkınca, gözlerimle, tumturaklı lakırdıların sahibi olan yalan virtüözünü aradım. Yok. Pudraşeker gibi serpiştiren karın altında, küresel

ısınmaya sebep olabilecek bir doğal afet. sigara yakıp peşinden caddeye kadar yürüdüm. Sünger sarısı, ıslak bir taksi durdurup, yarasa pislikleriyle dolu arka koltuğa oturdum. 116 GICIRBEY Siperdeki Zürafa Beyin harika bir organ; sabah kalktığınız anda çalışmaya başlıyor ve ofise gidinceye kadar da durmuyor! [ROBERT FROST, 1874-19B3] Hayata atılır atılmaz bahtım karardı, talihim köreldi; feleğin sillesini, kaderin tekmesini yedim. Tarantulalar iki buçuk yıl yiyeceksiz yaşayabilirler. Bildiğim bir şey varsa, tarantula değildim. Hafızasını kaybetmiş bir Mecnun gibi metropolün çöllerinde yaz kış iş aradıktan sonra, nihayet Girift-Ar adlı araştırma şirketine kabul edildim. İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi'ndeyken, iş görüşmelerinde beden dilinin önemini vurgulayan bir derse devam etmiştim. Sizi işe alma yetkisine sahip kişinin görüşme esnasında esnemesi, burnunu kaşıması, sağa ya da sola bakması, boynunu kütürdetmesi, alnını kırıştırması, dudaklarını yalaması, kaşlarını kaldırması, kulağını karıştırması, yakasındaki hayalî tozları silkmesi, başını yana eğerek dinlemesi, ellerini ıı<> ensesinde kenetleyerek geriye yaslanması, dirseği sizi gösterecek şekilde kolunu bükmesi, ayakuçlarının size ya da başka bir yere dönük olması... hepsinin bir anlamı var. Her kımıltı, her nefes, her mırıltı tıka basa dolu bir mesaj fıçıcığı... Bütün bu zırvalar yüzünden diyaloglar düelloya dönüşüyor. Beden dili, ilkelliğin daniskası. Mağara dönemine dönüş yolunda atılmış bir kulaç. Fakat ne yapalım ki, iktisat teorilerinin, finans bilmecelerinin, borsa büyülerinin geçerli hale gelmesini mümkün kılan bataklık jimnastiğinden kaçış yok. Ayrıca, dönemin güzellik telakkisine uygun tiplerin işe alınma ihtimali daha yüksek. Nicole Kidman'a ya da Tom Cruise'a tıpatıp benzemek mesela, kayda değer bir avantaj. Ayakkabıyla şapka arasındaki boşluğu, boyası cilası yerinde, üzerinde özenle çalışılmış, yağsız bir bedenle doldurmak gerekiyor. Statü göstergesi aksesuarlarla averaj sağlamak mümkün. Saat, çanta, cep telefonu... Ünlü markalar, sihirli sözcüklerin yerini tutar. Yani mülakatta dalkavuk dakikliği, soytarı enerjisi, cariye hassasiyeti türünden meziyetlere sahip olduğunuzu açığa vurmanız lazım. Ancak o zaman banknotların kağıt gemisinde forslu forsalar safına katılabilirsiniz. Bir de, karşınızdaki kişinin üzerindeki renklerde giyinmek, otomatik bir duygusal sıcaklık doğurur. Tabii ki kural haline getirilmiş hilelere bağlı kalınarak oynanan oyunda da mızıkçılık yapılabiliyor. Her neyse, Girift-Ar'a özgeçmişimi postaladıktan dört gün sonra, bana mülakat için randevu verildi. Girift-Ar’ın personel müdürü Selçuk Lulu'nun, şirketin internet sitesindeki fotoğrafını inceledim; zevksizlik nişanı, sarı puanlı, siyah bir kravatı vardı. Aynısından bir tane satın aldım. Risk, kokusuz bir gazdır: Söz konusu kravat, Selçuk Lulu'ya, otoriter kaynanası tarafından hediye edilmiş olabilirdi. Adamın, gözüne girmemi sağlamasını umduğum iple beni boğmaya kalkmayacağının garantisi yoktu... Görüşme günü beyaz çizgili açık mavi kravat takmış olan Selçuk Lulu, son yıllarda duyduğum en güzel cümleyi kurdu: "Pazartesi gel başla." Beni koridorun sonundaki merdivenin başına kadar yolcu etti. El sıkıştık: "Kravatın, çok güzelmiş?" "Sadece bir kravat işte." "Aynısından bende de var, Roma'dan almıştım."

26

"Ben de Fehmi'nin 8,5 filminde Marcello Mastroianni'nin boynunda görmüştüm..." "Ciddi misin?" "Evet, ama film siyah-beyazdı." Pazar gecesi çok acayip bir rüya gördüm. Rüyalar, alınyazımızın ayrılmaz parçalarıdır: Kafam kopmuştu ve kadın-erkek, yaşlıgenç karışık iki takım, kafamla top oynuyorlardı. Bense, beni aralarına aldıkları için onlara minnettardım. Oyuncuların yüzünü tam seçemiyordum, fakat Selçuk Lulu'yu netlikle görebildim, çünkü bana kafa atarken göz göze geldik ve ona gülümsedim. Topuklu kırmızı ayakkabılar, terlikler, kramponlar, çizmeler, takunyalar, iskarpinler, sandaletler... tarafından tekmelendikçe sevinçten havalara uçuyordum... Pazartesi, sabahın köründe kalkıp ışık hızıyla hazırlanırken, rüyamı düşündüm. Aslında yirmiiki çift ayakkabı görmüştüm ve bunun sebebi de herhalde, babamın kunduracı olmasıydı. Belki de benim için kariyerin sembolü ayakkabıydı... Elimde çanta, dörtnala, Girift-Ar'a vardığımda şoke oldum. Şirket binası olan tripleks villa, kibrit çöplerinden yapılmış bir ev maketi gibi yanıyordu! İstikbalim kundaklanmıştı. Siperdeki zürafa kadar savunmasızdım. İtfaiyeciler, ağzından alevler saçarak can çekişen bir ejderhanın son arzusunu yerine getirmekle görevliydiler sanki. Yıldırımla ikiye bölünmüş yanan bir çınarı beyhude sulayan depresif bahçıvanlar... Etrafta telaşlı, şaşkın, ağlamaklı bir kalabalık. Beyaz bir Peugeot'dan fırlayan patron Gaffar Girift, önce elleriyle yüzünü sıvazlıyor, sonra fırtınaya tutulmuş bir kaptan gibi gırtlağını yırtıyor. Yangın seyircilerinden kimileri, çalan cep telefonlarını açıyorlar. Onları işitemiyorum, fakat "Şu anda konuşamam, ben seni sonra arayayım, hayır banyoda değilim..." filan dediklerini tahmin ediyorum. Simsiyah duman, katrana bulanmış bir pelerin gibi dalgalanarak yükseliyor. Yangının derinliklerinden gelen patlama sesleri, çatırtılar, gürültüler... çevredekileri derinden etkiliyor. Uzaktan uzağa, Selçuk Lulu'yla göz teması kuruyorum. Bakışları, iri puntolarla dizilmiş bir ölüm ilanı kadar okunaklı. Orman fazla vahşileşince, yangın kaçınılmaz olur. Girift-Ar'daki yangın, muhtemelen bir sabotajdı. Genel seçimleri Performans Ve Azim Partisi'nin açık ara kazanacağını duyurduklarında, medyada alay konusu olmuşlardı. PAP'ın galibiyeti, Girift-Ar’ın da zaferiydi. PAP iktidarda olduğu halde, Girift-Ar'a diş bileyenler hücuma geçebilir miydi? Bilmek zor. Belki de sadece elektrik kontağından kaynaklanıyordu yangın? Beş parasızdım. Handiyse, cehennemde işbaşı yapmaya razıydım, gelgelelim alevler beni gerisingeri sokağa püskürtmüştü. Kendine acımaya başlamanın getirdiği rehavet içinde sürtüyordum. Bir çocuk parkında, çürük bir bank'a iliştim. Yanıma, tozlanmış çalı sakalıyla bir ihtiyar oturdu: "Neyin var evlat? Karadeniz'de gemilerin mi battı?" Demek somurtuyordum. "Yooo, ben iyiyim efendim." Aslında evet, atlamayı umduğum gemi yanmıştı, biletim yanmıştı fakat dert yanmaya niyetim yoktu. 122 ihtiyarla biraz lafladık. Bana enteresan bir hikaye anlattı: "Dervişin biri, işine bir göl kıyısından geçerek gider gelirmiş. Minik bir balık, her gün dervişe ağlayarak yalvarıyormuş: 'Hey, adamım! Bana suyun dışında yaşamayı öğret. Gölde çok sıkılıyorum. Görüyorum ki karada hayat çok daha güzel, yap bir babalık!' Derviş 'Güzel kardeşim, göl küçük olabilir, ama hiç de fena bir yer değil, haline şükretsen a?' dese de, balığa dinletememiş. Balıkçık, iki gözü iki çeşme, dervişe dil döküyormuş. Nihayetinde derviş, balığın ısrarlarına dayanamamış. Önce birkaç saniye, sonra birkaç dakika, derken saatlerce suyun dışında durmaya alıştırmış onu. Zamanla, balık, dervişin evinin bahçesinde rutubetli bir yerde, çiçek tarhında ikamet eder olmuş. Ne vakit ağzını açsa gülerek 'Oh be, dünya

varmış' diyormuş. Birgün, büyük bir sağanak bastırmış, bahçeyi sel almış ve balıkcağız boğulmuş." Parkta ihtiyarla birer çay içtik. Karnım zil çalıyordu fakat iştahım yoktu. Boğulan balık hikayesi ve çay için ihtiyara teşekkür edip ayaklandım. Ellerim ceplerimde, birkaç blok yürüdükten sonra, karşıdan karşıya geçerken kırmızı bir araba olanca hızıyla bana çarptı! Güm! Fiyyuuuv! Havalanıp çimlerle kaplı bir yere düştüm. Hâlâ İstanbul'da mıyım diye etrafa bakındım. Sol baldırım ezilmişti, böğrümde böğürtücü bir sancı vardı. Her şeyi sanki bir duş perdesinin ardından görüyordum. Hızla uzaklaşan kırmızı otomobili zar-zor seçebildim. Ağır ağır doğruldum. Bir düzine araba, çantamın üstünden geçti. Egzoz dumanına batmış bir akasya fidanına tutunarak ayağa kalktım. Elimde kendi kanım desenler oluşturmuştu. Yutkununca bir dişim mideme yuvarlandı. Pantolonumun sol paçasında derin bir yırtmaç. Kanlı elimle arabalara 'dur' işareti yaparak çantamı asfalttan söktüm. Sürüne sendeleye evin yolunu tuttum. Çetenin Son Nefesi 123 filminde başrolü kapmıştım. İnsanlar beni görünce irkilerek geriye çekiliyorlardı; bir bankanın vitrin camında kendime bakınca onlara hak verdim. Savaştan yeni çıkmış yaralı, terli, aç bir ata benziyordum. Dairemin merdivenlerini dört ayak üstünde tırmandım. Anahtarı deliğe denk getirene kadar epey uğraştım. Son gücümle kapıyı açtım ve eşikten içeriye yığıldım. Gördüğüm manzara, gerçekten bayıltıcıydı: İki gün önce satın aldığım eşyaların yerinde yeller esiyordu. Soyulmuştum. Tavandaki demir kancadan sarkan ipin ucuna bağlı kafesteki papağanım Huduni sersem sepelek bakınıyordu ve komşumuz Ruhiye Hanım'ın torunu Kevser'in boğazı kesilmiş cesedi holde kanlar içinde yatıyordu. Bir de boş, metal bir yemek tabağı... Parktaki ihtiyarın sözünü ettiği balık misali, alınyazımın kızıl mürekkebinde boğuluyordum. 124 100 yıl önce.. II. Abdülhamid, Sherlock Holmes vartasını nasıl atlattı? [Huduni] (Tarayanın Notu: Kitabın bu bölümü çizgi roman şeklindedir. Tarayıcıyla anlaşılır şekilde taranamamıştır. Çizimler, konuşmalarla bir bütün teşkil edecek şekilde tasvir edilmiştir.) “SULTAN ABDÜLHAMİD HÂN-I SÂNÎ GELİYOR!!. ” …MARANGOZUN BACISI CEMİLE SULTAN, YUMURTADAN ÇIKTIĞIM GÜNDEN BERİ BANA BU CÜMLEYİ EZBERLETMEYE ÇALIŞMIŞTI… BEN “SULTAN ABDÜLHAMİD HÂN-I SÂNÎ GELİYOR” DER DEMEZ, BİR AVUÇ KABAK ÇEKİRDEĞİ KONUYORDU ÖNÜME. O ZAMANKİ AKLIMLA, BU LAKIRDIYI, KABAK ÇEKİRDEĞİ' ISMARLAMANIN YOLU SANIYORDUM... (MARANGOZDAN KASIT SULTAN II. ABDÜLHAMİD’DİR.) HENÜZ ONBİR AYLIK, UFARAK BİR PAPAĞAN İDİM... CEMİLE SULTAN, NURHAYAT HANIM VE İSİMLERİNİ BİLMEDİĞİM MÜSELLAH İKİ ADAMLA BİRLİKTE ALEMDAĞDAKİ KÂŞANEDEN FAYTONLA ÜSKÜDAR RIHTIMINA, ORADAN KAYIKLA BEŞİKTAŞ’A, ORADAN DA YİNE FAYTONLA TARABYADAKİ ÇİFTLİĞE GİTTİYDİK... (SULTAN, NURHAYAT HANIMA...) “KAKADUNUN KAFESİNİ ÖRT, AĞABEYİME SÜRPRİZ OLSUN…”

27

(SULTAN ABDÜLHAMİD KUCAĞINDA ÇOK SAYIDA BASTONLA ODAYA GİRER.) “SAFALAR GETİRDİNİZ HEMŞİRE HANIM!..” 127 CEMİLE SULTAN TEPEMDEKİ ÖRTÜYÜ SIYIRINCA AVUCUNDAKİ KABAK ÇEKİRDEKLERİNİN ŞEREFİNE SEVİNÇLE HAYKIRDIM… “SULTAN ABDÜLHAMİD HÂN-I SÂNÎ GELİYOR!!! ” 1904 SENESİNİN İLKBAHARIYDI. AYLARDAN RAMAZAN. BEN HARİÇ, PADİŞAH DAHİL HİÇ KİMSE GÜN BOYU BİR ŞEYCİK YEMİYOR, İÇMİYORDU. “DESTUR!.. BU KUŞ DA NEDİR HEMŞİRE?..” “ZÂT-I ÂLÎNİZ, YILDIZDA MÜNZEVİ BİR HAYAT SÜRÜYORSUNUZ. BU KÜÇÜK KUŞ SİZİNLE BİR ÇİFT KELAM ETMEKLE HAFAKANINIZI BERHAVA EDER GÖNLÜNÜZÜ KASAVETTEN AZADE KILAR KANAATİNDEYİM. ELBETTE KABUL BUYURURSANIZ AĞABEYCİĞİM…” (PADİŞAH, MÜTEMADİYEN ŞAŞKIN GÖZLERLE ETRAFA BAKINMAKTADIR. O SIRADA İÇERİ GİREN BİR GÖREVLİYE: ) “BU ASALAR, YEDİ SENE EVVEL YILDIZ’I TEŞRİF EDEN, YUNAN HARBİ’NDE AYAĞINI KAYBETMİŞ MALUL GAZİLERE HANELERİNDE TAKDİM EDİLE…” “İSMİ NEDİR BU MEYMENETSİZİN?..” - HAŞMETMEAB, FAKİRE MÜNASİP BİR İSİM BAHŞEDER DİYE DÜŞÜNMÜŞTÜK.?. - MADEM ÖYLE, HUDUNİ OLSUN ADI. LÂKİN BENİM, KUŞLARLA BAŞIM HOŞ DEĞİLDİR HEMŞİRE. HELE Kİ BU GİBİ MÜTECESSİS, TEPESİNDE ŞEYTAN TÜYÜ, GAGASINDA LAF TAŞIYAN KUŞLARDAN HASSATEN İCTİNAB EDERİM… - AŞKOLSUN AĞABEY, ZAVALLININ ÇAŞITLIK EDECEK HALİ YOK A?.. HEM ARTIK ONUN İSİM BABASISINIZ. HUDUDİ PEK LATİF, PEK ALA!.. “ HUDUDİ DEĞİL CEMİLE, HUDUNİ; MEŞHUR BİR GÖZBAĞCI, STANDARD MAGAZİNE NAMLI ECNEBİ MECMUASINDA TESADÜF ETMİŞTİM… SİZ BİR NEBZE İSTİRAHAT BUYURUN, İFTAR SOFRASINDA TEATİ EDERİZ BU MEVZUU!..” “AH BENİM TALİHSİZ KUŞUM, BîKES Mİ KALDIN?..” (CEMİLE SULTAN, KUŞCAĞIZIN GÖNLÜNÜ ALMAK, ONUNLA BİRAZ MUHABBET ETMEK İSTEMİŞ OLSA GEREK Kİ; KAFESİN KAPISINI HAFİFÇE ARALAR İKEN KUŞ BİRDEN UÇUVERİR. CEMİLE’Yİ DE KORKUTARAK TABİİ. DOĞRU BAHÇEDEKİ CEVİZ AĞACINA YÖNELİR.) KOPARDIĞIM CEVİZİ AĞIZ TADIYLA YİYEBİLMEK İÇİN (AĞACIN DALINDAN) HAVALANIP EVİN GENİŞ PERVAZLI PENCERELERİNDEN BİRİNE İNDİM… BİR YANDAN CEVİZİMİ YERKEN BİR YANDAN DA İÇERİDE, MARANGOZLARIN SULTANI ABDÜLHAMİD’LE FARFARA BİR ADAM ARASINDAKİ KONUŞMAYA KULAK KABARTTIM… “…MİSAFİRİNİZİN SİR ARTHUR CONAN DOYLE’UN MAKSADI AŞİKAR. SARAYI TEDKİK, ZÂT-I ŞAHANENİZİ TAHLİL EDİP OSMANLI SARAYINDA CEREYAN EDEN BİR SHERLOCK HOLMES SERGÜZEŞTİ KALEME ALACAK…”

“NELER SÖLÜYORSUN KİRKOR EFENDİ?.. MİSTER DOYLE HANEMİZDE ESRARENGİZ CİNAYETLER TAHAYYÜL EDİYOR ÖYLE Mİ?! “AYNEN ÖYLE… ÜÇ İHTİMAL VAR… DEVLETLU PADİŞAHIMIZI YA KÂTİL, YA DA MAKTUL VEYAYUT MAZNUN OLARAK TASVİR EDECEK MUHAKKAK…” (BİR YANDA JURNALCİNİN İŞİN ASLINDAN KENDİSİ DE ANLAMAMIŞ OLDUĞU BELLİ SAF VE BİRAZ KORKULU BAKIŞLARI, DİĞER YANDA SULTANIN KARA KARA DÜŞÜNEN..) (PADİŞAH İÇİNDEN: ) “…DEHŞETLİ GÜZEL YAZIYOR KAFİR…” “LONDRA’DA BİR NÂŞÎRLE MUKAVELE DAHİ İMZALAMIŞ! MAAZALLAH, EFENDİMİZ HAKKINIZDA BÜHTAN CÜMLE CİHANA İNTİŞAR EDER, AYYUKA ÇIKAR!..” “VAKTİYLE JULES VERNE DE İSTANBUL’DA CEREYAN EDEN MUHAYYEL VAKALARDAN MÜREKKEP BİR KİTAP NEŞRETTİYDİ… İNSAF ETMİŞ, SARAYA İLİŞMEMİŞTİ… KİRKOR EFENDİ, BEN ŞU İHTİYAR HALİMLE SHERLOCK HOLMES MÜELLİFİYLE AŞIK ATAMAM. İYİSİ Mİ BİR MAZERET BEYAN EDELİM MİSTER DOYLE’A; ALTIN VE MUHTELİF HEDİYEYLE TALTİF EDİP UĞURLAYALIM…” “EMREDERSİNİZ PADİŞAHIM…” (AZ SONRA) “SULTANIM, ESNAFTAN BİR ZÂT HUZURA ÇIKMAK İSTER…” “KİMMİŞ?” “MÜNTEKİM EFENDİ DERLER, CİVARDA BİR AYAKKABI DÜKKANI VARDIR…” “NE İSTİYORMUŞ?” “HİÇ…” “ACAYİP! GELSİN HELE…” (DERVİŞ KILIKLI BİR ADAM, ELİNDE KÜÇÜK BİR ÇIKINLA GÖRÜNÜR. ÇIKINI AÇIP İÇİNDEN BİR ÇİFT AYAKKABI ÇIKARIR, PADİŞAHA UZATIR. : ) “KABUL BUYURUN EFENDİM!...” (PADİŞAH AYAKKABIYI ALIR, İNCELER : ) “EN SEVDİĞİM RENK… DEVE TÜYÜ. BU SÜRPRİZ İKRAMINIZI NEYE BORÇLUYUM MÜNTEKİM EFENDİ?..” “BİZDE ADETTİR HÜNKARIM. KOMŞUYA İHTİRAMDA BULUNULUR…” “43 NUMARA, TAM AYAĞIMA GÖRE!..” “AYAĞINIZDA PARALANSIN SULTANIM…” “KILIĞINA BAKILIRSA BEKTAŞİ’SİN KUNDURACI…” “EVET, ÇARIKLI BABA’NIN EHLİNDENİZ. ZÂT-I ÂLİNİZİN ŞAZELİYYE’YE İNTİSAB ETTİĞİNİZİ İŞİTMİŞTİK…” “LAKİN BİZİM TARİKE REVAN OLANLARIN MUAYYEN BİR KIYAFETİ YOKTUR…” (BU ARADA AYNI KARENİN İÇİNDEN BAŞLAYAN ÇİZİMDE, DİĞER TARAFTA, BAHÇEDE HUDUNİ’Yİ YAKALAMA ÇALIŞMASI DEVAM ETMEKTEDİR: ) “BULDUM! İŞTE ORADA! CEVİZİN YUKARISINDA!!!” (ORDAN ORAYA KAÇAN HUDUNİ, SONUNDA SEVGİLİ SAHİBESİNİN OMUZUNA KONUVERİR. TABİİ ORADAN DA KAFESİNE..) (CEMİLE SULTAN’IN YANINA GELEN GÖREVLİ: ) “PADİŞAHIMIZ EFENDİMİZ KUŞU HUZURA İSTİYOR…”

28

birtakım şuruplar. beni öldürür. dilimlemiş elma-armut. "Belki Churchill artık bizimle değil. Daily Mirror gazetesindeki haberde. Koşamıyorum. şarkıdaki gibi ben onu "fındık ile. kabak çekirdeği. Babaannemin yarasa tırnağı. içtiğim suya vitamin katar.. ağızlar açık. Kapının sesiyle uyandım.. Artık yaşlandım. bari birşeyler yeseydik. Tam o anda kapı vuruldu: "Tak tak!" Hırsızlar iyice aptallaştılar. Taze dallara. Kevser'e de.. kravatını taktı. onun sebze yemeklerine de bayılıyorum. üçlü koltuğu yüklenmiş Radar.. yağlar taşırdı. Cinci Ruhiye dediniz mi herkes tanır. nedendir bilmem. hiçbirimiz kıpırdamıyoruz. Churchill'in karakteristik ses tonuyla sövüyor. 141 Müthiş bilgilidir. Mobilyaları kemirmeme bozulur. donakaldılar. Churchill uzmanlarından James Humes. laf anlamıyor musun?" Radar ve Kösele üç kişilik koltuğu iki ucundan kavradılar. yemeği Kenan'a götürmemi tembihlemişti. duş aldı. gagamı törpülettirir. ihtiyar kalbim pır pır ediyor. koltuk değneğine ihtiyacım yok. Hapşıracak olsam. badem ile beslerim. Kendimi tutamadım: "Sultan Abdülhamid Hân-ı Sânî geliyor!" Mutfağa yönelen Jilet. Yürürken aksıyorum.. KUŞ. Charlie'yi 1937'de satın almıştı.. ayçekirdeği. Ara sıra yüksek sesle gazete 139 okur. sol memesini kesip aldılar geçenlerde. Onbir aylık bebekken felç geçirmişim. yulaf. ben dün geceden beri açım. az etli pirzola. gönlüm Müntekim'de. Kafesimi sık sık temizler. belki yatalak olacaktım. Evi kolaçan ettikten sonra ağızlarının suyu akarak eşyaları incelediler. Eski başbakanın 1965'te ölümünden sonra. Kalender kadındır.. sen Kösele'yle birlikte oturma grubunu taşı." Gıcırbey kahvaltıdan sonra tıraş oldu. envai çeşit baharat. bana hizmette kusur etmiyor. Şimdi ihtiyacı olan malzemeyi bana ısmarlıyor. söylemesi ayıp. Haftada bir. ben de keyifle yerim." "Jilet. fakat benden kaçmaz.. Bir ayağım çukurda. Gene yemek getirmiş olmalı.. sahibinin kendisine öğrettiği gibi hâlâ Adolf Hitler ve Nazilere küfrediyor. Polio sekeli dedikleri bedensel arızayla yaşamaya alıştım. Liseden sonra okumadım.. Kimseyi felakete sürükleyecek büyüler yapmaz.. uyukluyordum. Niyeti. Kevser'in yemeklerini yemiyor. Churchill. nefes almıyorlar. Yemek kabımı her gün yıkayıp temizler. kıvırcık.. PADİŞAHLA AYAKKABICININ BULUNDUĞU ODAYA GÖTÜRÜR. şofben zehirlenmesinden ölmüşler. bela mısın ulan sen? Burada işimiz bitince patlayana kadar yersin. göğüs kanseri. Bazen çocuk mamasına peksimet doğrar." Kabuğu kırıp. eşyaları yiyecek gücüm kalmadı zaten. oradan da hiç görmediğim anavatanıma. gelen kesinlikle Kevser. başlarında şapkalar vardı. cebinde bulduğu bir kabak çekirdeğini çitledi." "Tamamdır. Fakat çok şükür. Hırsızların gözleri sağa sola kayıyor. İnsaflı kadındır. İncecik parmaklarıyla. Erkeğin kalbine giden yola mayın döşemek [Kevser] Babaannem duysa. vallahi çok üzüldüm" demiştim de. neredeyse dedem yaşında. Neden? Allah biliyor. Sol bacağım çok zayıf.." Şapırt.. Endonezya'ya vınlasak!. ceviz. Hitler ve Nazilere. Ben bir şemsiye kakaduyum [cacatua alba]. Eve torbalar dolusu ot. dedim ya. Ben. Dördü de bana bakıyordu. ıhlamur tozu ve dulavratotu katıp çok eski bir dua okuyor. II. at yağından yapılmış sabun gibi temin edilmesi zor siparişlerini bulup getiriyorum. Kenan'ın annesi Güllü Abla hasta. fıstık. Dile kolay. Gıcırbey ailesine padişahın yadigarıyım. Babaannemle baş başa kalmışız. ve en sevdiğim içecek olan suyla besler beni. kurbağa gözü.. Şapırt'la ben de buzdolabını indirelim. Jilet de onlara bakıyor. pişmiş sebze de yiyorum: Nefis.(KUŞU ALIR. Üzerime rehavet çökmüştü. buğday.. önce iş. beni kafese koyup tüydü. Arada bir. dünyada olup biteni öğrenirim: "Bak. Bin çeşit kocakarı ilacı bilir. Senede iki kere yuttuğum koyu kırmızı birtakım haplar beni ferahlatır. deney hayvanları yetiştirilen bir laboratuarın sahibi Peter Oram tarafından satın alınan Charlie hakkında. beş para etmez. yüz yaşındayım. PADİŞAHI VE ELİNDEKİ KABAK ÇEKİRDEKLERİNİ GÖRÜR GÖRMEZ: ) “SULTAN ABDÜLHAMİD HÂN-I SÂNÎ GELİYOR!. Gıcırbey. hemen odayı ısıtır. Babaannemin hesabı belli: Kenan bu büyülü yemekleri yiyip bana vurulacak. Gıcırbey daha dünkü çocuk. bilhassa çam dalına bayıldığımı bilir. Beni düzenli olarak veterinere götürür. ” (DİYE BAĞIRIR. sonra yemek. haşlanmış tavuk. BU MACERANIN SONU  ) (Tarayanın Notu: Çizgi roman burada sona erdi. "Radar. yemeğe gizlice yılan yağı. bir keresinde ona "Ah Güllü Abla. kuşu da götürecek miyiz?" 140 Jilet: "Baksana. Habis cinleri kovar. KAFESİ KUNDURACIYA UZATIR) “AL BAKALIM KUNDURACI BİRADERİM… BU DİLBAZ KUŞ ARTIK SANA EMANET…” (BU SON KAREDE KAHRAMANLAR SİLÛET ŞEKLİNDE ÇİZİLMİŞ. Ondokuz yaşındayım. büyü bozar. Ne de olsa.. tırnaklarımı kestirir. 'Nanay Nakliyat' yazılı turuncu işçi tulumları. Keşke ben de onu sırtımda taşıyabilsem. Bazen de. uzayan kanat tüylerimi. gündüz vakti. Churchill'in papağanı hâlâ Hitler'e küfrediyormuş! İngiltere'nin eski başbakanı Winston Churchill'in [1874-1965] papağanlarından biri olan ve bu yıl 104 'üncü yaşını kutlayan Charlie. fal bakar. Gebermedin ya!" Şapırt dedikleri şişko patates bana doğru yaklaştı "Ben en iyisi şu papağanı beş dakkada kızartıp yiyeyim. Her türlü hastalığa şifalı terkipler hazırlar. Esmer Kösele: "Patron.. tiril tiril giyindi. kocaman bir kafes satın aldı. Sürekli konuşur benimle. Babaannemi. Annemle babam." Jilet: "Uyuz çakal. içini gagamın ucuyla ağzına atıveririm. kapıya kıyamıyormuş gibi tıklatıyor. üzerine yumurta kırıp karıştırdıktan sonra servis yapar. ben daha bebekken. Nasıl desem.) 137 Sahibini Omzuna Konduran Kuş [Huduni] Müntekim Efendi'nin torununun oğlu ve de adaşı Müntekim Gıcırbey.. Gıcırbey'in yardımıyla yıkanırım. bana gülümseyerek "Dert etme güzel 29 .. Son günlerde. masal kuşları gibi uçarak Anadolu'da şehir şehir gezdirsem. fıstık ile. Onu görünce. Charlie'nin İngiltere'de yaşayan en yaşlı papağan olduğu belirtiliyor. ama Charlie sayesinde fikirleri hâlâ aramızda" ifadesini kullandı. çantasını hazırladı. Dünya Savaşı'nın kahramanlarından biri olarak kabul edilen Charlie. Gıcırbey bana yeni. Fındık." "Kafamı bozma Şapırt. sonra da benimle evlenecek. Huduni. Babaannem.) (SULTAN. kızarmış balık. Ben ne yapıyorum? Müntekim'e getiriyorum. O da beni omuzlarında taşır. Dakikalar süren saniyeler boyunca.. Gıcırbey eve gelir gelmez beni salıverir. Babaannemin ilaçları olmasaydı. hep bana veriyor. Kösele ve tabii Şapırt.. Üzerlerinde. Kıpırdamıyorlar. Kanatlarımın altına erkek deodorantı püskürtür. Böylece ben de şu sakat halimle bir yuva kurabileceğim. Bu sesi tanıyorum. Kenan'ın midesinden kalbine giden yola mayın döşemek. darı. İçinde ayna ve yedi halkalı bir çıngırak var. O. Dört tane leş kargası içeri daldı. Jilet'e bakıyorlar. Eskiden sık sık aktarlara giderdi.

" Radar. oğlum sen ne kuduruk.. mutfaktaki çekmeceden bir koşu kaşık alıp yemeği çarçabuk yiyiverdi. Kevser! Yemek getirdim! Acele etmeyin. o çocukcağız yemek de pişiremez. kanlar içinde holün ortasına yığıldı. Tak tuka: "Merhaba. bir tabak bamya ayırdım. ne diyor bu i.ktir git arabada bekle!" Şapırt.. masayı.. Kevser epey bekledikten sonra tekrar tıklatıyor. Kenan.. Jilet Şapırt'm çenesine okkalı bir yumruk çakıyor: "S. çöp gibi ince. aaagh... Müntekim bayram edecek. Yüz yaşındayım. "Kevser. kıtlık gördüm. kız ne olacak?" Jilet: "Cennete gider herhalde?" Radar: "Sabah sabah elimizi kana buladık.". Besbelli az yiyor. pırasa sevilmez mi?". benim şövalyem. bir tabak semizotu da Güllügillere götür. tuvalettedir.". Kevser'in yanma uzanan Şapırt'm beline bir tekme sallıyor: "Ulan it.. Seni evimin kadını yapardım.. gözüm büyüklüğünde yaşlar süzüldü. Kapıyı her zamanki gibi iki kere tıklatıyorum. pisboğaz pezevenk!" 30 . sevaptır." Şapırt. poşetleri taşımama yardım etti.. O hayvan sana kıydı mı birtanem. haydi.. Görseniz.... üçlü koltuğu yavaşça yere bıraktılar.kızım. 143 Mercimekli pazı topları pişirdim bugün. Cellat Radar. Tak tak. belinden kocaman bir bıçak çıkardı. beklerim ben!" Bu sözleri duyan Jilet. Sürpriz misafirin gitmesini umuyorlar. Aşk yalnızca sağlam vücutlu ve tok karınlıların mı tekelinde? Yalvarırım "Hayır" deyin!. Bir daha da haber çıkmamış heriften. ağzındaki son lokmayı çiğneyerek "Ne yemeği olduğunu anlamadım ama harbiden nefismiş.. Kenan'ın babası. komşuluğumuzu bilelim" diyor. bana prensesmişim gibi eğilerek selam verdi. içimi eritiyor. şimdi de ölülere mi sarkıyorsun. Müntekim tek başına. beni karafatmaya çevirir! 142 Pizzacı... benim. vah vah."Pırasa sever misiniz?" "Ne demek. Babaannem "Kız Kevser. Fakat bence çok yakışıklı. Kim bilir kızın aklından ne geçiyor? Galiba. Şapırt.. bir çırpıda kapıyı açıp güzelim Kevser'i içeri çekti. Banyo aynasında saçımı düzeltiyorum... Şapırt. hamarat kızmış." Bilse ki hepsini Müntekim'e taşıdım. bu cinayetin hesabını vereceksin!" Radar: "Jilet." "Çok naziksiniz Kevser Hanım. Kevser'i ayak bileklerinden tutup duvarın dibine sürükledi: "Ya. Var gücümle ötmeye başlıyorum: "Uzaklaş! Gelme! Geri dön! Kaç! Haydi! Çabuk ol!" Zamane kızları meraklı ve ısrarcı oluyorlar: "Müntekim Bey. Fakat ne çare. kalbi aşkla çarpsın. İş de bulamadı. başıyla Radar'a kapıyı açmasını işaret etti. evli barklı adamsın. Andavallı Köyü'nün delisi gibi ötme. şimdi kızın peşine gelecekler. bir tabak da size getireyim dedim. pideci. bilgisayarı. Bakkallara.." "Peki babaanneciğim" deyip mutfak masasının üzerindeki tabağı kaptığım gibi koşarcasına alt kata. Tiki tikitak: "Peynirli kabak dolması?" "Gerçek bir mucitsiniz Kevser Hanım! Bu yemek. o büyük kâsedeki aşureyi de Kenan'a. Kenan'a götür bir tabak. kızcağızın boğazını kesti! Güzelim Kevser'in cansız bedeni.. Radar. Kenan'a türlü.". Vazgeçti zannettiğim bir anda yeniden çalmıyor kapı. Tok tok: "Karnabahar pişirdim. Bir defasında alışverişten dönüyordum. yazıktır." "Tahmin edeyim. söyle bana. "Radar. karalahana?!" "Nereden bildiniz?" "Burnum çok iyi koku alır. zahmet etmeseydiniz. yavşak!" Jilet: "Didişmeyin ulan. ulakları akşama kadar motosikletle Kenan'ın siparişlerini naklediyorlar. Ühü ühü. Kevserciğim hâlâ "Bekliyorum" diyor.ne?" Sonra Şapırt'a dönüp "Osuruk arkeologu gibi ne eşmiyorsun? Seni de kesip kızın yanma yetiştireyim mi dallama?" Jilet: "Çabuk olun. yemek ayağına geldi!" Şapırt. Tik tik: "Bakla?" "Harikulade!". yemek tabağını dökmeden alıverdi kızın elinden. devrim niteliğinde!" Her defasında ayaküstü laflıyoruz. "Kevser. Acaba benim geldiğimi anlıyor mudur? Ecelin paratoneriyle toprağa iletilen yıldırım aşkı [Huduni] Hırsızlar. dönerci. deprem gördüm fakat hiçbiri beni böyle sarsmamıştı. cips fabrikasında şoför... iç geçiriyordu. enginar Güllügillere.. Müntekim. Tıktık: "Kapuska?" "Sevinçten ölebilirim!". Annesi ameliyat olunca izin aldı. çıkar birazdan sanıyor. Uzun bir sessizlik daha. kitapları. Gözlerimden.. Öteberiyi mukavva kutulara doldurarak taşıyorlardı. banyoda ellerini ve bıçağını yıkadı. komşuya ikram edilecek tabağı kaşla göz arasında babaannem hazırlıyor. bizim sülalede âdettir. Tüysek mi Jilet?" Jilet: "Gevezeliği bırakın da işimize bakalım artık. Gıcırbey'in yepyeni eşyalarını katır gibi hızla taşıdılar. Babaannem rahat rahat aşk tabağı hazırlayabilsin diye mutfağa yaklaşmıyorum. Radar ve Kösele.. Şapırt gene Radar'a çatıyor: "Yok yok.".. Elini kızın boynuna 144 doladı! O esnada Şapırt. Bir-iki kere merdivenlerde karşılaştık.. Tam bir centilmen. Biraz sonra geliyor: "Kevser'im... Güllügillere. Çok da güzel kızmış. "Tek çizgili pijama giyiyor" dedikleri türden. yemek çok leziz görünüyor. kapıyı dinliyorlar. halıları. kitaplıkları.. Annesi sönmüş mum gibi yatarken. Jilet: "Az daha açlıktan zıbarıyordun ha. Kevser'in başucuna çömeliyor. Gerçi. Zavallı Kevser neye uğradığını anlayamadan. neden daha önce rastlaşmadık ki. her defasında Kevser'e bakıyor." Namussuzlar. bu kızın bir ayağı sakatmış. tezgahın üzerinde. söylemedi deme.. bu hileli aşlara hiç lüzum kalmasın. sen insan değilsin şiloz puşt! Nasıl kıydın ulan gencecik kıza?" Bu defa Şapırt Radar'a yakalanıyor. Oturma grubunu.. Allah'ın belası Radar. savaş gördüm. o zaman göreceksiniz ebenizinkini!" Bir tur daha. zaten besili ve [Allah günah yazmasın] bastıbacak olan Kenan günden güne kilo alıp şişiyor. Yemekleri ben pişiriyorum." 145 Eşyalar nakledildikçe Şapırt'm harareti artıyor. "Kevser. Müntekim'in dairesinin eşiğine varıyorum. ne taharetsiz çakalmışsın!" Radar: "Kes ulan püsküllü kancık. Bana o yemeklerden pişirirdin. "Kevser. bütün kadınlar tabuta tek memeyle girer" demişti.. Radar'a sataşıyordu: "Radar. Kevser'in bu yılanların eline düşmesine izin veremem. marketlere minibüsle cips dağıtıyor.. yazık. banyodadır. Radar. benim onu aç karnına sevdiğim gibi sevsin beni. ağlaya ağlaya olduğu yere. onları sahiden ev taşıyorlar sanırdı. Onu sevinirken görmek. Yemeklerimi yedikçe bana muhabbeti arttı. Gıcırbey'in evde olduğundan emin. ikiniz de Kösele'nin gübre dolu lırnağı etmezsiniz. Hüngürdeyerek Kevser'in saçlarım okşuyor: "Adın ne güzel kız.. Midesi aşkla kasılacağma. Konuşurken gözlerimin içine bakıyor." Kösele: "Patron.. Ben de öyle umuyorum. Şapırt'ı yakasından tuttuğu gibi duvara mıhlıyor ve bıçağı gırtlağına dayıyor: "Senin o korkak kelleni ödlek bedeninden ayıracağım!" Kösele Radar'ı belinden kavrayıp geri savuruyor. buzdolabını.. O. kırkından sonra.". gencecik bir kızla kaçmış. isterim ki... Yazık oldu.. Gören.

o reytingi yüksek kıçı paparazziler tarafından kuşatılacak.spu çocuğu! Sen aşkı ne bilirsin. kadınlara göre altı kat daha fazla olduğudur. Arkası. mabadını fena üşütmüştü. Kolumdaki saati çıkarıp cebime koydum. İşçilerin protestoları medyaya hemen hiç yansımıyordu. Namık Mıknatıs. Galibası fazla. boş yere Namık Mıknatıs'ı teselli etmeye çalışıyordu. yüzünden daha çok tanınacak. normalde hiç kimseyle böyle konuşmam. Durdu. Telefon konuşması sırasında kullandığım elektronik süzgeç sesimi değiştiriyordu. bacaklarımı çarpıttım. Sistemi. deyimler. tarih okumuştu. Şapırt'ı gırtlağından yakalayıp duvara çarpıyor.. çünkü.. Yerinde ve zamanında yapıldığında.. Artık kainatın hiçbir yerinde emniyette değilim. Dişlerinin arasından sızan kanı köpürterek "Sen bittin Şapırt ibn. onun karşısına telefondaki 'intikam işçisi' olarak çıkmayabilirdim. Kasılmış sağ elimin işaretparmağıyla sol bileğimin üstüne vurup yüzümü gözümü eğip bükerek saati sorarken başımı rastgele sallıyordum: "Heebe. ünlü işadamı Namık Mıknatıs. Açıkçası... Onun etlerini kanına doğrayacağım! "Sayın seyirciler. hikayeler uydurulan efsanevi poposu.. İkinci sınıf bir aptal gibi davranmıştım. Kurtuluş günüm. Evet. Dönüyor." "Evet. Hakkında fıkralar. yıl sonunda sözleşmeniz yenilenecek" diyenler. akvaryumdaki çiçek gibi duran Şebnem: "Namık Mıknaüs'tan. "talihsizlik". Radar onların ardından kapıyı örtüyor ve Şapırt'm yanma geri dönüyor: "Cesede âşık mı oldun ulan yoksa s. Son eşyaları da sırtlayıp götürüyorlar. Bakırköy Ruh ve Sinir Hastalıkları Hastanesi'nde tedavi altına alındı. spiker "ani-ılrtı rahatsızlanmak" derken. Tüm zamanların en çok reklamı yapılan 'paket'i etrafında insanlık kenetlenmişti. Yeryüzünün neresine giderse gitsin. burnuna." "Asla!" 150 "Yani şimdi ben git. Tabutu baltayla parçalanınca ayağa fırlayan bir şehit gibi tetikteyim. "Beni görüyor musunuz?" "Şanslı biriyimdir. Gözleri. Kuduz gibi enerjik. Namık Mıknatıs'm televizyon fabrikasına sözleşmeli işçi olarak girmişti. Namık Mıknatıs'm ardına geçip kayda başlayacak. "hastalanma" gibi kelimelerle bahsediyorlardı. Şapırt. Şebnem Şibumi ani bir kararla sağ yanağıma bir tokat patlattı.. dişlerine saydırıyor. balta girmemiş ormanlara iletilmiş bulunuyor. kırk-elli ülkeden gelmiş prestijli misafirlerin ve yüzlerce kameranın önünde. alnı kakayla lekelenmişti. kelimenin tam anlamıyla g. yüzüne bakanlar ilkin o lekeyi görüyordu." "İyi olur!" "Bakın bu konuyu tekrar. Bildiğim bir şey varsa. Kösele'den ses yok.. Namık Mıknatıs'm. ne için intikam almak istiyorsunuz?" Telefon kulübesinde. sendeliyor. bozkırlara. Ev boşalınca sesim duvarlarda yankılanıyor: "Keeev-seeeeeeerrr!" Beş dakika sonra Gıcırbey. zamanın başlangıç gecesi kadar derin. aslında Bay Mıknatıs'm. Olayın farklı açılardan çekilmiş görüntüleri internet ve uydu aracılığıyla buzullara.. böyle bir kampanya organize edemezdi. Kahramanımızı küresel bir star konumuna yükselten gübre fırtınası. Gezegen çapında şoka sebep olan. tüm dünyanın elektronik devleri. staja başlamak yerine. Radar sendeleyip düşüyor.. Bay Mıknatıs vakasıyla yeterince uzaktan da olsa sıkı sıkıya alakalı. kapitalizm tarihine adını b.klu harflerle yazdırmış durumda." Hatta. Jilet sövüyor. sarınım telefonda ben biraz. besleyip büyüttüğü kaba eti ona çok acıklı bir oyun oynamıştı. işin doğrusu şifayı kapmış. 29 Mayıs'tı. Tombul yumruklarla Radar'ın kafasına çalışıyor. Namık Mıknatıs televizyon kanallarına. Üsküdar rıhtımmdaydık. Şu anda.t olmuştu. Ondan kurtuluş yoktu. Sorumu tekrarladım: "Heebe. hiyye sea uhevua?" Sertçe koparılan bir gelincik gibi irkilmişti.. Kollarımı geriye doğru açtım. 149 gövdemi eğdim. yalpalıyordum. Şebnem. Ellilerinde bir patron.. "Bazı gazeteler sizden T100 kişi' diye söz ediyor.si!" diyor. Olaydan "kaza". Gerçekten ona ulaşabilir misiniz?" Beyaz çikolatadan yapılmış kulağıyla külüstür ahize tam bir tezat oluşturuyordu: "Bundan kuşkunuz olmasın. Heykelinin yapımında dışkı harcı kullanılacaktı. Kızın ardından seğirttim. Galiba bu kıza vurulmuştum.. Şapırt birdenbire ayağa fırlayıp Radar'a girişiyor. kuralları. Namık Bey'in kürsüyü klozet olarak kullanışını konuşuyor. Bir yıllık sözleşme süresi dolmuştu.. İşte benim aşk hikayem böyle başlıyor.. Gömleğimden birkaç düğme çözdüm. Radar inliyor.. hiyye sea uhevua?" Gözleri korkuyla irileşmişti.. akıllara durgunluk veren bir yellenme ve dışkılama olayı. Yine de bozuntuya vermiyorum. Uluslararası Teknoloji Fuarı'nda yaptığı açılış konuşması sırasında aniden rahatsızlanan Namık Mıknatıs'm ardına büyük bir psikolojik bunalım yaşadığı açıklandı. Başlangıçta "Merak etmeyin.. Medya tarihine.." "Kesinlikle!" "Belki yeniden konuşmamız. kalbimin etrafında ışık hızıyla dönerek hacı olduğum gün. nereye giderse gitsin peşindeydi. Şebnem Şibumi. Her zamanki gibi doğrudan konuya girdim: "Kimden. Kirpikleri kıpırdıyor. orman yangınının ortasında kalmış ağlamaklı bir ceylan var.." "Evet!" "Galiba hödükçe. anladık. Bireysel bayramım.. reklam yıldızı. b. derin bir nefes aldı: "Saati mi soruyorsunuz?" Evet anlamında "Ehuvva. Baharı fetheden ordunun sancağı gibi dalgalanan elbisesi karşısında hazırola geçiyorum.Kösele'yle birlikte masayı taşıyan Jilet: "Sana arabaya git demedim mi Dürzü?!" deyip kapıdan çıkıyor." Bam diye telefonu suratıma kapatıp kulübeden fırladı. Her şey.tveren!" Radar. kaderimin en keskin virajına girdiğim sırada "Saat 3'ü 20 geçiyor"du." Televizyonu kapattım. prensipleri bir anda unuttum.kik öküz?" "Sus or. şimdi "paydos" diyordu. kendi patlayan dışkılarıyla sonsuza dek lanetlenmiş vaziyette. Adını ve estetik "Operasyonla yüzünü değiştirmek için fazla ünlü. güzel bayan. Aksıyor. Kibarlığı ve pişkinliği harmanladım: "Sol tarafa vuracağınızı düşünmüştüm" dememle sol yanağıma da şamarın inmesi bir oldu.. Stendhal sendromuna yakalandığım. Beni işten attı. 35 bin kişiye bir tek bilgisayarın düştüğü Afrika kasabalarında bile. Trilyonlar ödese. Televizyon kanallarındaki tartışma programlarında söz alan uzmanlar.ka basmak. bu sözlere sert bir tekmeyle cevap veriyor. hiyye sea uhevua?" Bildiğim bir şey varsa. aya ayak basmaktan daha büyük bir haber olabiliyormuş. Uzun yıllar gözü gibi baktığı. Artık. ruh hastası g... Suratı kana bulanmış olan Radar yattığı yerde inliyor. Darbelerin etkisiyle tam bir centilmen olmuştum: "Hanımefendi. Dolayısıyla. Bildiğim bir şey varsa o da erkeklere yıldırım çarpma oranının. Namık Mıknatıs'm topluca işten attığı 1100 kişiden biriydi. özel üniversite sahibi ve amatör politikacı olan Namık Mıknatıs. Toparlandım: "Teşekkür ederim" deyip sırıttım.. Koşarak gelen Jilet. Çöle düşen ilk yağmur damlasını duymanın heyecanı içindeyim." 31 . Radar'm karnına oturup çenesine. gazetelere sık sık reklam veren 'hatırlı' bir müşteriydi. huvaa" dedim ve sorumu bir daha tekrarladım: "Heebe. teknoloji fuarında kıçıyla yaptığı unutulmaz açılış konuşmasından söz ediliyor. Şapırt ağlıyor. İnanın.. Nedense." Şebnem Şibumi kabinin içinde dönüp dışarı bakındı. Omzuna dokundum. Kamerası olan herkes. Radar'dan beter halde eşikten içeri yuvarlanıyor. gürültülü bir biçimde altına kaçırışını kasdediyordu.

. "Namık Mıknatıs'm etlerini kanına doğrayacağını söylerken ciddi miydin?" ilkesel olarak hiç kimseyi öldürmüyordum. Buradan bakınca.." 154 Mezardan şartlı tahliye Ruhunuzla yazı tura atmayın. dilim tutukluk yapmıştı. İşim/ bitikti. duvarları mavi boyalı büyük bir kafi teryada oturuyoruz. Cesedi yörüngeye oturmuş bir astronotun ümitsizliğiyle seslendim: "Namık Mıknaüs'ı öyle tekmeleyeceğim ki aşırı hızdan tutuklanacak!" İşe yaramadı. Huduni. Üsküdar'ın efsanevi emniyet müdürüymüş. Hayatımda ilk kez aklım karışıyordu. melankolik bir kadavrayı andırıyordu. gökyüzündeki bir kuşu köşeye sıkıştıramazsm. paslı yağ 32 . Bildiğim bir şey varsa. Önümüzde bir çift boş bardak. On sene önce emekli olmasına rağmen. Gelgeldim. bildiğim bir şey yoktu: Beynim. "Durun!. şarkıyı sanki Şebnem söylüyor: "Ayrılmam istersen hiç yanından I Çağırsan gelirim çok uzaklardan I Eskiden korkardım yalnızlıktan I Korkmam artık sen varsın." "Eee?" "Namık Mıknatıs da öyle olacak. Masalarda tek başına pinekleyen elk.. Vücudumdaki tüm kimyasallar çalkalanıyordu. Fakat bir farkla?" "Neymiş?" "Ölmeyecek. "Namık Mıknatıs'ın canı bedeninden kaça çıkacak?" Tecrübe dosyalarım komple silinmişti. Şebnem yapma çiçeklerin arasındaki sahici gül'dü. ellerimi yıkayıp hemen döneceğim. insan içine çıkamaz. "arkadaşım şaka yapıyordu. Ayten Alpman. Şerif Şibumi'nin kızıyım" diyor. 152 Denizin kıyısında. Kaç para ödemem gerekecek?" Sersemliğin zirvesinden Şebnem'in kudretten parlak dudaklarına bakıyordum." "Pekala. çeyrek yüzyıl öncesinden sesleniyor. dilenci ağzıyla konuşmaya başlamıştım. evimin soyulduğu. İçlerinden biri sakince sordu: "Namık Mıknatıs'ı öldüreceksin demek?" "Bunu da nereden çıkardınız. ağzına vidalanmış renkli bir lokum kadar tatlıydı: "Müntekim gerçek adın mı?" "Hayır." Peygamber sofrasındaki pişmiş kelle gibi sırıtıyorum. polis amcalar da ben de. ceylan tarafından ışınlan aslanlar gibi bakıyoruz. avucumdan taşan suyu yüzüme çarpınca ağzımdaki sigara ıslak elimle yanağımın arasında sıkışarak "cosss" diye söndü. Pattadak Şebnem'in yanma vardım: "Bir ölü ne yapamaz?" "Ne?" "Konuşamaz. sessizce dudaklarını kıpırdatarak şarkıya eşlik ediyor.. Caddenin kenarında iki devriye arabası duruyordu. ben kıza: "Geri kalan ömrü boyunca can çekişecek!... Aşka inanıyorsanız. kana susamış tuzu kuru kalabalığa karışıyoruz.. Gökyüzündeki bir kuşu köşeye kıstıramazsın Şebnem Şibumi'nin babası Şerif Şibumi. Kız. Geceleyin bomboş salonun pencere camındaki yansımam. Beni boğarcasma kefenledikten sonra dolmuş durağına doğru yürümeye koyuldu. kontağı çevirdi. Alev almam an meselesiydi: "Bilmem?" diyebildim. "İzninle. Bildiğim bir şey varsa.. gülemez. Tam tersine. Polisler kollarımı tutup başımı yere eğerek beni öndeki otomobile tıktılar. Sazı hemen bırakmadım: "Kollarını koparıp onlarla döveceğim!" Şebnem uzaklaştıkça sesimi yükseltiyordum: "Onu kendi bağırsağıyla boğacağım!" Tehditlerimin birbiriyle çelişmesine aldırmıyordum: "Diri diri yakıp küllerini lağıma saçacağım!" Bağırıyordum ve herhalde sözlerimi işiten tek kişi Şebnem değildi: "Kendisi de dahil hiçbir canlı onun yerinde olmak istemeyecek!" Kız durağa yaklaşıyordu. Dizginler de kırbaç da bende değildi artık.. polis teşkilatının bir nevi ruhani lideri.. bütün hücrelerimi şiddetle işgal ediyordu. Aynı zamanda.. Kalbimden yükselen çığlıklara kulaklarımı tıkamalıydım. gönüllere taht kurmuş. Bu adam benimle birlikte. sahne adım.. Çoğu cesetten daha fazla benziyordum ölüye: Mezar küreğiyle dövülmüş. Biri sigara yaktım. Salonun öbür ucundan elimde bardaklarla dönerken gözümü Şebnem'den ayırmıyorum. kanun adamlarının üniforma düğmesi gibi donuk bakışlarının menzilinden çıkıp... [WlLL FERGUSON] iki sene önce. memur bey?" Şoför koltuğundaki aynasız. Tozutmama ramak kalmıştı. ileri geri konuşmam ilgilerini çekmişti anlaşılan.. Sakın beni alımlı kızların karşısında apışıp kalan şapşallardan sanmayın." Böylece kolluk kuvvetlerinin emin ellerinden sıvışıyorum ve koruyucu meleğimle birlikte. tabancalarını bana doğrultmuştu."Hayır!" "Benim adım Münt. Şebnem gülümseyerek evet anlamında başını sallıyor. balığın etini yiyip kılçığını göle salamazsın. intiharı andıran bir taşkınlıkla "Kevser! Kevser'im!" diye inleye inleye öldü. kadere de inanmalısınız. Bildiğim bir şey varsa. kalbim. Baygın iki garsondan başka. iki yıldır intikam işindeydim ve ilk defa bir müşteriyle tanışıp görüşüyordum.." "Benimki de Defol!" Zirveye yeni yağmış kar kadar güzeldi ve bana karşı çığ gibi büyüyen bir öfkeden başka bir şey hissetmiyordu." Krallığa terfi eden soytarı kadar sevinçliydim." Az önce iki şaplakla beni akort eden kıza." Coşmuştum: "Gözkapaklarını kesip.. Normaldir. Zaptiyenin buyruğuna uydum. güneşle çölün arasına giremezsin. fakat Şebnem isterse kendimi bile vurabilirdim: "Elbette. Nefesimi tuttum. Aşk. işyerimin yandığı. onları birbirine bağlayan hiçbir şey yok. kanun adamlarına kimliğini verirken "Ben. Bildiğim bir şey varsa.. Şebnem dalgın. trafik kazası geçirdiğim ve komşu kızı Kevser'in cinayete kurban gittiği gün ılımlı bir dangalaklıkla çarpılmıştım. Kopardığım yaygaraya uzmanların kesin cevabı. Kıpırdamaya korkuyordum. Şebnem'e tutulmuştum. Bir insana değer vermenin bedeli ağırdır. Meslek aşkıyla destanlar yazmış. Şebnem'in dili. "Bir limonata daha ister misin Şebnem?" deyip kalkıyorum. Tanınmış bir işadamı hakkında uluorta. adı ve maceraları dilden dile dolaşmaktaymış. Lekeli aynaya bakarken musluğu açtım. gözlerinde sigara söndüreceğim!" Hem de ne biçim: "Kalbini söküp boğazına tıkacağım!" Kükrüyordum: "Boynuzlarını kırıp gözlerine saplayacağım!" Sınır tanımıyordum: "Onun etlerini kanma doğrayacağım!" Kızarmıştım: "Kemiklerini öğütüp helva pişireceğim!" Sesim çatlıyordu: "Kafatasını kül tablası yapacağım!" 151 Cidden abartıyordum: "Beyniyle senin bahçe duvarını boyayacağım!" "Kıpırdama! Ellerini başının arkasında birleştir!" Yarım düzine polis. Dilersen onun etlerini kıyma yapıp kemiklerini öğüttükten sonra derisine doldurup dikebilirim. tarihe geçmiş. "gönlünden ne koparsa?" İşte. tamam mı?" deyip erkekler tuvaletine yollandım. Karıncaların sürüklediği yaralı bir çekirge gibi hissediyordum. panayır şeytanlıklarında üstüme yoktur... Her şey kontrolümden çıkmıştı...u lı insanlar. Bildiğim bir şey varsa bir çığın ortalama hızı saatte 380 kilometrenin üzerindedir. bir kölenin kafasıyla düşünmeye.

O hengamede birileri ağlıyor. "Başınız sağolsun Ruhiye Abla. kalbimi. önümüzdeki elli-altmış sene boyunca peyderpey birbirimizi toprağa vereceğiz. Filmlerde görürdüm. Vaktin varsa gelsen ya? Bak.. sana yemek ısmarlarım?" Birden. çizimin biçimini etkilemezdi ki. Hoca. kulaklı toygar [eremophila alpestris].. burayı kiraya verip cehennemde otururdum. nüktedanlığı bir fazilet alameti sayar. Kendini günah keçileriyle dolu bir ahırda bulan. kararmış tuvalet musluğu gibi damlayan bir burun ve ceviz gibi buruşuk bir çene. benim. kıyamet sonrası yorgunluğuyla donakalmıştım. Bir dolmuşa atlayıp Kadıköy'e indim. göğsüme. Karakolda ifade verdim. insanlar bacaklarıma basıyorlar. Çaresizliğimiz. Kırk kişi varız. Toprak. Cinai bir kaosun ortasında. Şişmiş dilimi ağzımın içinde güçlükle oynatıyorum: "Bildiğim bir şey varsa. Huduni. Bu maktul şablonu bana hep cesedin kendisinden daha ilginç gelmiştir.. rahip akbaba [aegypius monachus].. Tebeşirle zavallı Kevser'in çevresini dolanarak holün kanlı ahşap döşemesine siluetini çiziyorlar. Bir ıstırap tatbikatının ortasmdayım. bıyıklı sumru [cfılidonias hybrida]. her şey yolunda. Mezarlık. hırıltılı bir sesle Kevser'i sayıklarken kafesin kapısını açtım. Ondokuz yaşında. Suç mahallini. kesin. balyozuyla enseme. bacağı kırılmış bir at gibi soluyordum: Yalan söylerken nefesi kesilenlerdenim: "Az önce gırtlağıma kadar (ıkındım. Tozun 'kakule' olduğunu bilahare öğrenecektim. Büyük ihtimalle morg çekmecesinde bulunan talihsiz Kevser'in. Kevser'in tabutunun ardından yürüyordum. körük gibi soluyordu. Merdivenlerde ayak sesleri dinmek bilmiyordu. yemeğimizi yer. omuzlarımın üstünden geçerek evime giriyorlardı.. acıkmış olduğumu fark ettim: "Yemek mi?" "Çok sıskasın Müntekim." Dönüş yolunun ikinci adımında ölüm düşüncesi. dünyanın en boş evinde. okuldan dönen çocukların çığlıkları ["Anneeeeeee!!!"] eşliğinde ayıldım. Hafta sonu uğrarım sana baba.. Halbuki evimin ortasında bir papağan cesedi yatıyordu. Kevser'in belki de katıldığı ilk cenaze merasimi bu. gecenin ortasında ışıklar saçarak öten. Kendi kendime mırıltıyla iyi dileklerimi sundum: "Huzur içinde yat". "Milan Kundura?" "Babacığım. Dünyayla aramdaki buzlucam eriyiverdi. Gözümüzün yaşına baktıkları yok. kaldırımları arşınlıyordum.. Mezardan şartlı tahliyeyle serbest bırakılmışım gibi hissediyorum. Portakal tozu gibi bir yağmur çiseliyor. Neden sonra. ciğerlerimi Kevser'e naklediyorlar. Ortalık o kadar sessizdi ki. merhumeye talkın veriyor. [FRANCO FALCONE] Ne anlama geldiği hakkında hiçbir fikrim olmayan acı gerçekler nevrimi döndürmüştü. Geceleyin.. kaslarımı sıyırarak beni Sigarayla Savaşanlar Derneği'nin meşhur afişindeki iskelete çeviriyorlar. kızıl sırtlı örümcekkuşu [lanius collurio]. bir daha. kısılmış. Son bir gayretle kanat çırparak Kevser'in siluetine kondu ve oracıkta ruhunu teslim etti. benim ihtiyar can yoldaşım. Kemiklerimin içerisinde zehirli karıncalar yürüyordu. kasaplık eğitimi almış çobanların kontrollü heyecanıyla deviniyorlar. Öğle vakti. Kadınlar etrafımı sardı." "Neredesin be oğlum? Sesini duyan hacı. ikindi güneşinin turuncu ışığında. Yerde yatanın ölü ya da diri olması. Cenaze dedikodularının vızıltısı. Başım. dehşeti üstleniyoruz. sadece imkansızı kabullenmen." Babam. Suça ortak olmadığımız halde. gökten inen canavar sürüsüne karşı beni korumasını söylemeliyim: "Çok teşekkürler babacığım.. ahiret tefekkürü yerini gıybet matinesine bırakıyor. sigaramdan yükselen dumanın gürültüsünü duyabiliyordum. 156 Gülümsedim ve flaşlar patladı. Çocuklar ceset görme telaşında. iki ayağımız bir pabuçta. yere beyaz tebeşirle çizilmiş polisiye suretine basmamaya özen gösteriyordum. Ruhiye Hanım. Yeni sille tekniklerini üzerimde deneyen felek." Melikşah Sultan benden randıman alamayınca dörtnala uzaklaşıyor. Ölümün yörüngesindeyiz. Kör bıçakla çürük bir meyveyi deşip soyar gibi derimi. Hepimiz de defnetmekte olduğumuz maktul kızdan yaşça büyüğüz.. Makyajı. taziye nezaketi. Huduni de tekdüze bir hırıltıyla Kevser'in adını sayıklıyordu. iyi misin?" Babama. Konservatuar binasının yanındaki telefon kulübelerinden birine girdim ve babamın dükkanının numarasını tuşladım. Polisler zuhur ediyor. Dualar okunuyor. Etrafı sarı-siyah naylon şeritlerle kuşatıyorlar. kaçınılmaz olandan korunmalı ve dayanılmaza katlanmalıyız. Kafamın içinde kara bir bulut peyda olmuştu. Gıyabımda beni ayaküstü ameliyata başlıyorlar. Üstelik evimin içinde! O anda. yüzüme eğiliyor. Nöbetçi eczaneye uğrayıp Reparil jel ve bir kutu Dolorex aldıktan sonra evime yollandım. dünyanın maketi. Bir grup foto muhabiri merdivene dizilmişti. Kıdemli bir mevta topraktan başını uzatsa da bize bir akıl verse. Çıkarıp yakıyorum. Mahvolmuştum. Anne-babama telefon edebilirdim. Konu komşu. boynumdaki Marcello Mastroianni kravatını çekip uzatarak çevirdikleri duygusuna kapılıyorum. üzüntümüzü kat be kat aşıyor. evimin girişinde leşim seriliyken. zağanos [bubo bubo]. Mahallece tahtalı köye taşınacağız. pütürlü ve hoş kokulu. peşimden ayrılmayan bir sinek bulutu. 158 Nesli tükenmekte olan peçeli baykuş [tyto alba]. fakat birgün gerçeğine rastlayacağımı hiç ummazdım. dişlerim baştanbaşa bıçakla çizildi sanki. felaketler." "Dostlar sağolsun evladım. Yongalarla dolu çürük bir çuval gibi dağılıyordum. Bir tek sigaram eksik. Müntekim. yulaflı kek misali nemli. Hakikat güneşinin altında. toynaklaşmış elleriyle kollarımı kavrayıp beni sarsıyordu: "Ne oldu Müntekim Bey?!" Bir daha. kılkuyruk bağırtlak [pterocles alchata] gibi talihsiz kuşları kurtarmak için düzenlenen bir kampanyaya imza verdim. malikü'l-hazin [botaurus stellaris]. Fakat telaşlanmak ve üzülmek dışında ne yapabilirlerdi ki? Kaybedecek hiçbir şeyim kalmamıştı. Eğer bu evin sahibi olsaydım ve cehennemde de bir dairem olsaydı. Dükkanda işler nasıl?" "Elhamdülillah... Fırından yeni çıkmış bayat ekmeği andıran bir kadın. Bir sigara yaktım. zamanın akışım etkiliyor. Takdir-i ilahi tesisatının nakavt mekanizması. cıyaklıyor. yahbur [otis tarda]. Güçbela doğrulup apartman boşluğunun taş zeminine oturdum. Tecavüzcüler gibi terleyen apartman görevlisi Melikşah Sultan. bütün pencereleri açılarak temiz havayla dolan bir odaydı artık. olmaz mı?" 33 . yüzünü gören cennetlik. baba-oğul birkaç kilo alırız. her şey boz bulanıktı. hakkımdaki çerden çöpten şüphelerin üzerine mercek tutarak bir iftira yangını çıkarmak istiyorlar. Yumruklarım ceplerimde. alelusul montajlanmış kan bilyesi gözler. beynimi. benim ölü olmadığımı anlayınca fena bozuluyorlar. bazıları. kendisininki. biri burnuma bir avuç kokulu toz tuttu. Akranım olan bir doktor tarafından muayene edildim. akordeona dönmüş bir ambulans etkisi uyandırıyor. böylesine basit bir şekli çizmek için ille de bir kurbana ihtiyaç olmadığını düşündüm. Mezar sulanıyor. Kulübede. Her ihtimale karşı kavalkemiğimin filmi çekildi. El Fatiha. zihnim saçma sapan şeylerle meşguldü.. Ne gezer.. Zorla denize sürüklenen kara kaplumbağası Hayat zannettiğimizden de kolay. Elimde reçeteyle polis arabasına bindim. Ambulansla hastaneye kaldırıldım.tenekesi gibi bir suratta. Varoluşsal kaos bizi ele geçiriyor.. suratıma çalışıyordu. Dünyayla arama buzlucamdan bir set çekilmişti. içlerinden bir soprano "Yetiş Ruhiye Abla! Kevser ölmüş!" diye öyle bir öttü ki.. gencecik bir kızı gömüyoruz.

" Başıyla selam verirken sakalı silkeleniyor: "Sağol canım. gelinin 34 . saygı görmekten sıkıldığımı evlatlarıma nasıl izah ederim? Racona ters. suç. Peki ya ben? Bu alçak tavanlı şehirde. örümcek ile sinek arasında pazarlık olmayacağı. şehvet hezeyanları çınlıyor. toplamda 700-800 milyon dolarlık zarara uğruyor. cehennemde yelpaze satsam. Rahmetli pederim de. baltayla nakış işlesem. bir merhamet geleneğine mensup olan babamla. biri canını mı sıktı. Para suyunu çekince lüks ve konfor karşısında savunmasızlaşıyorum. Yukarı bakıyorum. metropolde güncellenen dehşete bir katkı payı anlamı taşıyor. toplarla canlı tavuk fırlatarak düşürürlermiş. yaklaşık 22 bin ila 27 bin kuş. [HARLAN COBEN. Ilık ve yumuşak porselenden yapılmış genç kızlarda. şom ağızlılık daima itibar görmüştür. Bayağılık ile dostluk arasındaki zıtlığın hakkını veremiyoruz. Sıradanlığm garantilerinin peşindeyiz. Varlığımız.. dengesizliğimizi kamufle ediyor. en üzgün çocuğun kadar mutlu olabilirsin.. F-16 motorlarında fır dönen kuş gözleri. Altın dişleriyle demir leblebi yiyen sentetik kabadayılar. Kişisel bahtsızlığımızı da kapsayacak majör felaketlerin arefesinde gündelik hayatın kronik monotonluğu her nasılsa nihayete ermiyor. Askerden yeni gelmiştim."Sen.. t mahfuzdur. uzmanlarca onaylanmış hurafeler ve muhkem bir taviz prosedürü sayesinde dönüyor. Başkalarının felaketinde eğlence.. Hangisi ölünceye kadar? İşte onu bilmiyorum. İzimizi süren cellat ile cankurtaranın yarışında. Denerim. Bu düpedüz bir intihar notudur. Kralın tacı. açlıktan ayakkabısını yiyordu. Bir filmde Şarlo.. Hayatım bu dükkanın içinde geçti. tıp. köseleyi lokmamıza katık ettik. sadece bir selam vermek için . cellat üzerine bahse giriyoruz. Aşırılıklar.. aşk.. tekrarlana tekrarlana görenek haline gelen hataları üstlenmek gibi bir şey. Süslü püslü bir dükkanın vitrinini kaplayan dev oyuncak pandayla göz göze geliyoruz. cinayet pozları veriyor." Şu cümlenin. İnşallah evdedirler. iklim. Zorla denize sürüklenen bir kara kaplumbağası gibi gönülsüzce evime yürüdüm. Kaşla göz arasında baş göz edildik.. Emekli memurlar rüşvet ve iltimasla dolu yılların lağım şelalesinden tamtakır bir cehalet referansıyla buz gibi bir hüzne terfi etmişler. Taksimetre. sonra Cevher doğdu. O gün anladım ki. Anahtarı deliğe sokmak üzereydim ki kapı açılıverdi: Babam. Ölümden beter bir olayı durdurmak için öldürüyorsun. I Cebimdeki son kuruşlarla taksiye bindim. fakat eminim ki bir müşkülatı vardı. mutsuz görünüyor: Uykusuz gözlerimle ben de onun yavrusuna benziyorum. coğrafya. suikaste layık olmadığımızı ispatlama gayretindeyiz. bir derdin mi var? Harçlığın mı bitti. Her yıl. Ben mesela. manikür yaptıran plaza amazonları umutsuz bir kibirle yalpalıyorlar. ön camlara yapışmış kanlı tüy yumakları. avarelik büyük bir konsantrasyon gerektiriyor.. dans. Ben bekarlık tahtından çabuk indim.. Her birimiz.. bu kız tam sana göre.. Faraza siz bir karate filminde dövüşçünün attığı tekmeye dikkat edersiniz. Böyledir. intikam alamadığı için suça yönelen ilkel bir yaratık. İnsanın kellesini pişiren bir temmuz ikindisi. Biz de o hesap." "Ne yani. Herkes katil olabilir. Babalık. terörün sürprizleri örtbas ediyor. bilen bilir. Şoföre bahşiş niyetine sırıttım. Yeni açılmış bir lokantada devekuşu bifteği yedim.. ben ayakkabısına. baba olmak. Vietnamlılar. beş yaşındayken daha dürüsttün evlat. Kitleleri etkileyen her söz yalan. nesli tükenmekte olan iki kuş gibi ötüşüyoruz: "Cik cik?" ["Müşteri bekliyor. ses duvarına saplanıp çatlayan gagalar. Ölünün ağzından yazılmış eciş bücüş bir cümle bozuntusu: "Beni yıka!" Apartman merdiveninin basamaklarını saydım: Otuzdokuz. bitmeyen bir acemilik. Bilumum hava kuvvetleri. pırlanta gibi maşallah. Başka Şansın Yok] Bir bebek doğdu mu. şu karmaşık dünyada basit bir yaşama razı. herşey ama her şey benim için ayakkabılarda II. felsefe. Mezarına geri dönmek için 'can atan' fakat yolunu kaybetmiş zombileriz. Önce Müntekim. Akşam güneşine markaj yapan suratsız binaların arasında. arabayla bana çarpıp kaçanlar ve diğerlerinin arasındayım. Hakiki bir ayakkabıcı. emniyeti dışlıyor. seyahat. İnsan çoluk çocuğa karışınca. tamam mı?"] "Gak guk. kız meselesi mi?" "Hayır baba. canına can katılıyor. Anlat bana. annene de bir 'alo' de. ayaküstü çay içtik. Bende de kabahat var. 162 Ben. O yüzden. İçimde bir kabir azabı pr o vasidir gidiyor. Mehmet Ağa'yi sarı çizmesinden tanırım [Recai Gıcırbey] Ancak. gene ara. savaş.. Kalabalık. bir baba da doğar.. namüsait bir yerde indim. çileden çıkan. Çarıklardan fal bakar.. kravatlarını gevşetmiş. amma yaptın. Korkunun tüm o klişelerini. bir erkek. Çoraptan karakter tahlili yapar. Teknolojik uygarlık. Kredi kartı faizi."] Düşüncelerim küller gibi uçuşuyordu. Evimi soyanlar." Gülizar. Annem. şu anda üç canlıyım. artık burasına gelen ve kesin çözüme başvuran kimselerin anlatıldığı romanlar beni çekiyor. Mezbahaya giden yolda güdülürken bize gösterilen iyi muameleye fitiz.uadım. Tozlu bir minibüsün arka camına "Beni yıka" yazmak için mola verdim. Evime girip pencereden kendimi atmak bana iyi gelecekti. belli şartlarda bir insanı öldürebileceğimi biliyorum. Çocuklarımı nasıl şımartacağımı bilemiyorum. Katherina Blum'un Çiğnenen OnunCmı yeniden okudum dün. kazasız belasız ne kadar yükseğe sıçrayabilirdim? Denize tohum atsam. dedem de ayakkabıcıydı. Bir hayat kurtarmak için bir ömür harcarsınız. Modern medeniyetin çarkları neşeli bestelerle terennüm edilen tehditler. mamafih kuşlar da infilak ediyor.. derisi yüzülmüş bir maymun gerginliğiyle turluyorum. milyonlarca gelin namzedi arasından Gülizar'ı buldu: "Recai. Bugünse tayyarelerin güvenlik testlerinde ölü tavuklar kullanılıyor. Lütfü Seymen şaşırtıcı bir şey söyledi: "Ben. Patiklerde geleceği görür. Müntekim telefonda biraz ketumdu. erdemli şiddete duyulan hasreti ifade etmekten başka işe yaramıyor. bana hiçbir şey söylememek için mi telefon ettin?" "Senin şefkat dolu şüpheciliğini özlemişim. Fakat bu yaştan sonra. Daha doğrusu indirildim. Maaşı ancak yoksulluğunu sürdürmeye yeten üçüncü lig bekarları.. 'Ne olursa olsun kimsenin canına kıyamam' diyemem yani." Kırk lirayı ateşleyip Ferruh Arsunar'm Köroğlu adlı kitabım satın aldım. "Hayırlı işler Lütfü Ağabey. çorabın deliğini bilir. Roman bahsinde. Kaosun dalkavuklarıyız! Bildiğim bir şey varsa. Reklamlarla fişteklenen yığınların tek bildiği. Çaresizliğin promosyonu olan bir dirayetsizlik ve endişeyle dopdoluyum. işgalci Amerikan ordusunun alçakta seyreden F-lll gözetleme uçaklarını. edebiyat. Daha gıcık bir laf edeyim: Ekmeğimizi ayakkabıdan çıkardık. her yerde ayakkabıyı müşahede eder. Nereden mi anladım? Ayakkabı. ekonomi. Muğlak bir töhmet altında kalmak pahasına. spor. Uğursuzluk raddesindeki yapmacıklığma bakar mısınız! Bil* 159 diğim bir şey varsa. Kerata bana açılamıyor. işyerimi yakanlar. babasıyla nasıl konuşacağını ölünceye kadar öğrenemez.. Henüz. Yabana atılmak da istemiyoruz. avucumdaki paranın miktarım yazınca. gerçekten de göz kamaştırıcıydı. Tarih. işsizlik veya yoksulluğa bağlı intiharların tırmanışı. Boş/ Kuşlar göğü terk etmiş. Bütün genç kızların emir ve görüşlerine hazırdım. Onlar da bizim gibi canlarını kurtarmak için kafeslere sığınmış olmalılar. Kadıköy'ün gedikli sahafı Sakallı Lütfü'nün dükkanına uğradım." ["Peki. kendi mahvımızda avuntu buluyoruz.. Öte yandan. savaş uçaklarıyla çarpışıyor." Geciken bir idamın homurdanan seyircilerini andıran kalabalığa karışıyorum. Dişinden tırnağından artırıp dişçiye giden. Telefonda. şeytan bile bu sıcağa dayanamaz.

sonra o ince belli bardaklar boşalır.'. Bendenize "Bırak bu ayakları" demeyiniz.duvağı." Atladık geldik ki ev tamtakır. Yaaa. Kederden tırnaklarını. hastasını yüksek topuklu pabuçlun men eder. öyle. Bir çift ayakkabı öyle kolay ele geçmez: Deri lâzım. finişajcı son temizliği. Gülizar yemek pişirdi. personelin sızlanmalarına kulak misafiri olur: "Ah o terlikler! Hanımın geldiği hiç duyulmuyor. Karı koca bir müddet hüngürdedik. açlıktan yabani otları yiyen yoksul halkımız. hoşor bir kadındır hani. her odayı kilit altına alır. Hunlarm Çinlileri kahreden mahareti neydi? Doludizgin giden atın üstünde geriye dönüp ok atmak. Bayburt'a kulak verelim: Geydim çarıklarımı I Gel bağla bağlarını I Terk ettim gidiyorum I Bayburt'un dağlarını. Birgün. Hepsi hırsız. yüzü hazırlayacak.. fingirdeşmeler gırla gitmektedir. Siz nesi oluyorsunuz?" dedi. ayağın üzengide sağlam durmasını temin ediyordu. Meclis'te askerin kılık kıyafet ve hassaten potin noksanı gizli celselerde konuşuluyordu. ağaç. hileler. Papağanı en yakın çocuk parkındaki kaydırağın dibine. klarnet gibi öttürmeli. 350 çift potin 'satmıştı' ordumuza. Çin Şeddi. cilalamış mı? Şimdi her yerde ayakkabı mağazaları var. bence pabuçlarından sonra gelir. Müntekim'in dairesi soyuldu... kapının kilidini değiştirdim. Kenan'mış.. 1921-1922 kışında düşmanın üstüne çıplak ayakla yürüdü. mamulünü keman gibi çalmalı. Niye? Büsbütün eskimesin diye efendim. Ben. deriyi regaptacı kesecek.. Meçhul asker olur. Askerlerimizin ayağı çıplaktı. M.. Şaka maka. Ingrid Bergman'ın boyuna erişebilmek için özel topuklu ayakkabılar giymişti. krala uyup yüksek ökçeye sardırdı. çarıkları orduya hibe ediyorlardı. Bunlar gibi yüzlerce türkü mevcut. foracı tabana iliştirecek. kendi kendime "İşte" dedim. "zamanda yolculuk yapan bir cüce!" Adı. Yüksek topuklu ayakkabılar giyer.. Ne yapsak yakalanıyoruz. Ayakkabısızlık. boyayı yapacak. Hatice Hanım. dualarla defnettim. Dede yadigarı papağanımız da ölmüş yatıyor. 1926'da. Gavurlar ordumuzun mahrumiyetini öğrenmesin diye. Ayaküstü bir demli çay içeriz. Hekim. Ne diyordum? Hah.. Böylelikle. 1921'de Mustafa Kemal Paşa'nm yayınladığı Tekalif-i Milliye Emirleri uyarınca. bir de Müntekim'e araba çarpmış. sana Ayağında Kundurdyı söyler: Ayağında kundura I Yar gelir dura dura I Genç ömrümü çürüttüm I Göğsüme vura vura. hem de salonun ortasına tebeşirle çizilmiş bir insan siluetinin içinde! Anlaşılan evden bir cenaze kalkmış! Hanıma çaktırmadım. dedeciğim. Görüyorsunuz. frezeci taban kenarlarındaki pürüzleri alacak. Yoksa. ben de açtım vanaları. bilinen en eski ayakkabı. ahşap merdivenlerde takır takır iner çıkar. genç yaşta dul kalmış zengin. Yüksek ökçelerin takırtısından evin en üst katında kımıldadığını duyardık. daha akşam olmadan tarih yazdık.Ö. Bunu nasıl beceriyorlardı? Topuklu çizmeleri sayesinde arkadaş. İstiklal Harbi sırasında yoktu. Kevser adında bir kızı öldürdüler. ismi cismi bilinmeyen birinden bahsederken "Sarı Çizmeli Mehmet Ağa" deriz ya.. ipin ucu kaçtı. Hanım. "Tanga" bir nevi kadın ayakkabısı anlamına gelir. Hanımefendi'ye reçete kabilinden "pamuklu.. dul gelinler.. kalfa birleştirecek. halbuki kaltak eskimiş ayakkabıdır.. çekiver kuyruğunu. Olaylardan bihaber Gülizar. eski bir bez uydurup deterjanlı suyla etrafı temizledi. camları parlattı. holdeki maktul siluetini sildi. Zira. Bilahare. Demek ki Çin Şeddi. git zaman. Neden sonra harekete geçtim. askerin tüfeği. Nitekim. "Şıllık" bir terlik çeşididir. kısa çizmeye denir. Bin şükür. Avrupa'da kalın taban ve yüksek topuk. banyodan küçük bir leğen. fırsat bu fırsat. işte o laf da askerle alakalıdır. Gel zaman. namussuz takımmdandır. lâkin ruh sağlığı kötüler. şu daracık dairede. iç tarafa da zincirli sürgü taktırdım. Müntekim'in telefonundan sonra hanımı aradım: "Gülizar. Yani "Kavuşmanın baharı bassın diye ilk ayma / Öpücükten pabuç giydirdim [yârin] o yumuşak ayağına" 166 Laf lafı açtı. Eskiden ne iyiydi. gelgeldim etraftakilerin hürmet telakkisi işi bozuyordu. metal lâzım. kitaplık. ama esnaf olmaz. güdük bir gence rastlayınca. Konakta hırsızlıklar.. Sizi lafa tutuyorum. Hatice Hanım'a bir baş dönmesi musallat olur.. sarı deriden çizme giyerdi. mazur görün. edepsiz. halı. İstanbul'da bir ayakkabı sergisinde Gazi'ye de bir çift potin hediye etmiştir. Orta Asya'da çizme giyildiğini iddia edenler var. fakat hiç değilse yüreği ferahtır. Topuk. Yeniler de aynıdır. Bir anahtarcı çağırdım. Müntekim bana birbuçuk saat önce telefon etmişti. "Sapık" nedir? İzninizle ben söyleyeyim: Sapık. Fakat esnaf dediğin. Milattan Önce 200'lü yıllarda Hun Türklerin saldırılarını yatıştırmak için yapıldı. Bir sandalet. kumaş. apartmanda spor ayakkabılı. Efendim. M. Peki. Nihayetinde yüksek ökçeli iskarpinlerini yeniden giyer... şehre girerken giyiyordu ayakkabısını. Cinderella'nm cam pabucu gibi kahverir elimizde. gidip şu bizim oğlana bir bakalım. cila çekecek. Sayacı.. Romalılar ve Yunanlılar da yalınayak değillermiş.. Potin bulunamıyordu. Yorulmuşum. Louis de tıpkı Ömer Seyfettin'in hikayesindeki Hatice Hanım gibi kısa boylu idi ve yüksek ökçeli ayakkabılar giyerdi. Şunu da bilin ki "kalleş" gelin ayakkabısıdır! Ömer Seyfettin'in Yüksek Ökçeler hikayesi malumunuzdur. II. "Ne oldu deli adam? Başka işin yok mu senin?" "Yahu hatun. Ne anladım ben o esnaflıktan. ocak. çizmemizin topuğuna mukavemet namına inşa edildi. "Dün. Dedem.. rahat terlikler" yazar. Casablanca filminde Humphrey Bogart. var bir derdi fakat söylemedi hergele... Allah muhafaza buyursun?. boya.. Döndüğümde. yollardaki insan ve hayvan dışkılarına basmamak için tercih ediliyordu.. Anadolu'dan yalınayak gelip. Hatice Hanım'm baş dönmesi sona erer. Kral boy farkını kapatmaya çabalıyor. Müntekim inşallah beğenir. küçüğünden bir buzdolabı falan satın aldım. Kabul ediniz ki Ahmet Muhip Dıranas'm Hatıra şiirindeki şu mısralarını sevmek için ayakkabı ustası olmak icap etmez: Ayakları kumda bırakmadan iz I Yanıma geldiği hep gecelerdi. Babil ahalisi mokasenle geziyormuş. sandaletleri ne renge boyamış. yumuşak.. Kanepeye iliştim. esasen." Hatice Hanım derhal bütün hizmetkarlarını kovar. yüzsüz. tıknaz. Değil mi? Evet. "Kaltak" denince aklınıza ne geliyor kim bilir. misal. millet ile devletin ortak sırrı idi. Bir sanatkarın kuvveti. Derim ki.Ö. işte böyle. Orduya katılacak gençler. Tam yitmişüç sene Fransa tahtında oturan XIV. kendimi zapt edemiyorum. Recai Gıcırbey. Aynı dönemde. Ben de cadde üstündeki iki mağazadan çekyat. seni kaçıracağım" dedim. nizamname gereği. arsız. I Sanki bir lahitten kalkar ve sessiz I Uzak bir maziye dönüp giderdi. Adamlar getirdiler eşyaları eve yerleştirdiler.. Ya Yahya Kemal? Nev-bahâr-ı vuslatın bassun deyü ilk ayına I Buseden pâpûş giydirdim o nermin payına diyor. çeyizlerindeki çorapları... Urfalıya sorsan. dokuz senelik hizmetkarlarının ahlakı iki günde bozulmuştur. Gene başı dönmeye başlamıştır. masa.. 2000'li yıllara ait. arkeologlar Mısır'da bir mezardan çıkarmışlar. hazırlan kız. Aklınızda bulunsun. hırsızlar. Erzincan türküsüdür: Kundurama kum doldu I Atmaya kürek gerek I Nazlı yârin yanında I Yatmaya yürek gerek.. Zor. Ne var ki boycağızı kısadır. olay ayaklarda biter: Heykeller çizmelerini giymişler mi? Fotoğrafta kunduralar görünüyor mu? Ressam.. hizmetkarların kusurları görünmez olur. Osmanlı'da asker. Gülizar bir ağlama tutturdu.. ustalığı buradan belli olur. 35 . saraç dikecek. 1600'lerde. dükkanımı teşrif eden müşterilerime işte böyle düzayak lakırdılar ederim. Anlattı. Anadolulu kızlar. Saray çevresindeki zevat da. saygıdan.

" "Röntgen filmi çektiler. Ofsayda düşmüştüm. "Estağfurullah. Validem. zoraki tebessümüyle zapt etmeye çalıştığı soruları art arda sordu: "Evin ne zaman soyuldu?" Peder tetikteydi." "Kızla sevgili miydiniz?" "Hayır?" "Senin evinde ne işi vardı?" "Bana yemek getiriyordu bazen?" "Ne yemeği?" "Sebze." "Dalga mı geçiyorsun?" "Ne münasebet. mabetteymişiz gibi fiskosa devam etti: "Öldürülen kız kim?" "Dedim ya. Ağzında dudak yok: "Misafir kabul ediyor musun?" "Buyurun.. peder bey yanıma sokulup fısıltılı sorguya başladı: "Neler oluyor. çatlak filan?" "Omzumla bacağım hafiften ezildi. insanlar öldüğünde de gülünçlüğünden kaybetmiyor. Torununun yasını tutan bir nineyle inatlaşmak bana yakışmaz. aynı kuyudaki iki kovadır.." Emir almaktan hiç hoşlanmam. Ruhiye Abla. Kevser'den. daha ne olabilir ki?" "Alnındaki çürük neyin nesi?" "Araba çarptı. hayatımın en kötü dönemini geride bıraktığımı anladım. sağ gözünü kısmış." "Polise gittin mi?" Babam.. kapı vuruluyor: Bornozumu çıkarırken "Hemen geliyorum" diyerek çırılçıplak yatak odama koşuyorum. Varsın olsun. aksaktı. Polis mi söyledi size?. bu da beni sersemletiyordu. Süpermen'in pabucunu dama attılar." "Yani?" 169 "Ne?" "Tipin değildi demek?" "Onu kastetmedim. Peder bey. Duş alırken dans edip George Baker'm Little Gren Bag'ini söyledim. her şeyi biliyorsun" dedim. oturdum. Babam: "Ehemmiyetsiz bir sıyrık hatun." Yapacak başka bir şey kalmamış gibi esnedim." "Sana ne demeye yemek getiriyordu?" "Nereden bileyim baba?. "Emin misiniz?" "Bana bunak muamelesi çekme!" Tavırları. Rötarlı da olsa." Ebeveynim.." Valide hanım sofrayı kaldırırken. Bülbülü hipnotize eden yılan bakışı. fanilaya geçirdiğim elimi kapının koluna uzatıyorum: "Ruhiye Abla?" iri. canım.. Dünya dışı bir bitkiyi sulama tekniği. Salonun penceresinden bana 170 gülümseyen toleranslı dolunayın karşısında bir sigara y.İntikam ittifakı Bildiğim bir şey varsa. Evet. hepsi şahane. Hırsızların gözden kaçırdığı uğurlu kadife bornozumu sırtıma geçirdim. eşyalardan beğenmediklerini değiştirebilirsin. Buruşuk penyeden bir yüz.." Afallamıştım: "Nasıl?" Cevap yerine "Ciğerparemi kesen mendeburların kim olduklarını biliyorum" dedi. "O güzide emaneti. Babam elini omzuma koydu: "Mağaza sahiplerini tembihledim. avcı bıçağı sivriliğinde. Her defasında bu şarkıyı söylemesem temizlenmeyeceğim sanki. Huduni de öldü. Sizin için ne yapabilirim?" "Kevser'in katillerini buldum. ama." Bir tıkırtı mı duydum. kimseyle kavgalı değilsin ya?" "Gülizar." "Memnuniyetle." Çivit mavi koltuklar. Mutfakla salon arasında gidip gelen anneme sesleniyorum: "Sen zahmet etme anneciğim.. hırsızların anaforladığı yeni eşyalarımın yerine daha iyilerini koymuştu.." "Doktora gitmedim deme sakın.. ifadesi.. masayı ben toplarım. asil ruhunun cennete zahmetsizce kanatlanabileceği nezih bir makama defnettim" dedi. derisi soyulmuş sol omzumla mora kesmiş bacağımı görmeliydi asıl. buyruğa riayet ettim. İşte benim süper kahramanlarım.. Mandrake gibi [Hokus pokus! Abrakadabra! Karambakarambina!] yuvamı donattılar. annemin bana sorduğu tüm soruları. Komşuyuz diye herhalde.. Sadede geleyim: Yardımına ihtiyacım var. Sağol baba. Hepsi bu.ıK tim. belki de kalp krizidir. eşofmanı çekiyorum... sempatik bir işgüzarlıkla anında yanıtlıyordu: "Tabii ki gitti. örümcek hisleriyle anladılar. Ben de çay demledim.. Benden çok daha akıllı ve bilgili bir adamın başedilnıe/ vecizesini hatırladım: "Hayat insanlar güldüğünde ciddiyetinden kaybetmediği gibi. Kadın. Burnu. "Kevser'in vefatına inanın çok üzüldüm. Esrarengiz konuğum ise başköşeye yerleşiverdi." Sessizce "Evi soydular. hayatımı çabucak tamir edip gittiler." "Biliyorum. ceviz yeşili gözler. öyle. kahve?" Evvelki gün biricik torununu kaybeden 'acılı' kocakarı bana ne dese beğenirsiniz: "Otur. Simli eşarbını çenesinin altından düğümlemiş. rica ederim. hayatımı radikal bir biçimde değiştireceğini bilmiyordum tabii. komşumuzun kızı. Salata da caba.. Allah beterinden saklasın. komşunun kızını vurdular.. bay ve bayan sade vatandaş. ne yaralanması? Harpte miyiz Allah aşkına?" 168 Anlaşılan anneciğim. üst katta oturuyordu." "Hamarat annen icabına baktı." "Alnına ne oldu. Babaannene abla mı diyorsun?" 171 "Bağışlayın lütfen. "Ne içersiniz. Kimlermiş Kevser'e kıyanlar?" 36 . şu anda tüm teşkilat alarmda. he mi Müntekim?" "Evet. Evine polis arabasıyla bırakılan ilkokul çocuğu gibi mutluydum. yüzümü inceliyordu.." "Huduni nasıl öldü?" "Çok yaşlıydı.." Mutfaktan gelen seslere bakılırsa annem bulaşıkları yıkıyordu." "Lüzum yok." "Ne zaman?" "Pazartesi. derdi başından aşkın biçarenin. Bu tarz bir sessizliğin üstüne Arapça konuşmaya başlayabilirdik: "Bana bir daha abla deme. Filin tepesindeki mihrace pozundaydı. Fakat ben duraksayınca yine araya girdi: "Yahu artık koskoca adam oldu. Yerden topladığım şortu. Babamı karşımda gördüğüm anda. Huduni'yi sordum. Başın belada mı?" "Sanmıyorum." "Ona âşık miydin?" "Benden on yaş küçüktü ve. Taş gibi mutsuz görünüyordu. dün mü evvelki gün mü ne. Salona süzüldük. Her şey bitti." "Vücudunda başka yara var mı? Kemiklerinde kırık." Peder. beni patroniçesinden utana sıkıla zam talep eden sendikasız bir işçi sanırdı. Şimdi merhem ve ağrı kesici kullanıyorum.." "Neden bize haber vermedin evladım? Niye 'Evim soyuldu' deyip yardım istemedin?" Babama baktım. hemen cevap yetiştirdi: "Söyledim ya. yoksa bana mı öyle geldi? Şşşşş. Holde tebeşirle çizilmiş bir. talih ve talihsizlik. sana da bulaşık çıkardık zaten. Problemi. Bu ziyaretin. atmosferdeki matemi emiyor sanki." "Uzun sürmez oğlum." "Annene birşey belli etme.. İki büyükannem de sizlere ömür.. Anıtmezar bekçisi sfenksin göz kırpışı. Gören olsa. yerinde yeller esen polisiye figürün manasından habersizdi: "Müntekim. Oturmadım. yaralanmışsın?" Annem. anlat bakalım. elbette. oğlunu tanımıyor musun? Geçimsiz bir çocuk mu? Hırsızlar eve dadanmış işte. ağzında biriken." "Mühim değil evladım.. sesi her dakika değişiyor. o da bu sorunun cevabını merak ediyor ve bekliyordu. Annem Arnavut ciğeri ve pilav pişirmişti. böyle ufak tefek işlere bizi karıştırmak istemiyor demek ki..

Yaşlılarla ve turistlerle konuşurken sürekli el kol hareketleri yapılır ya nedense.. Güzel kokmak sevaptır. Kaçıklara vergi bir özgüven ve buyurganlıkla. Kösele'nin nefret dolu standart yüz ifadesi birden kayboldu ve herif gülümseyen bir mezarlık ağacına dönüştü.. kalın bıyıklı. çağımın gerisine ışınlanmıştım.." Galiba. BAKARA SURESİ. gönderinden kurtulmaya çalışan bayraklar gibi dalgalanıyordu. Scully'den daha mı inatçısın?" "Aslında ben de Mulder'dan yanayım. on kamyon dolusu adam. "Bana itimat etmiyorsun. uzun. Kıvırcığa. tefarik. Masada dört kişiydiler. korsan sırıtışlarında binlerce çürük diş. 72... Şapırt'a "Ne iş?" hareketi yaptı. "Cehennem ateşinde tütsülenin!". değil mi? Sen. Orta boylu. Başımda lacivert kadife bir takke. Ruhiye Teyze'nin üzerimde gerçekleştirdiği kılık kıyafet devrimi sonrasında. anlattığı ipe sapa gelmez hikayeyi bu duman ilham etmiş olmalıydı. Bıçkın." Malzemeyi aldım. gündüz gözüyle hırsızlık yapan. diğerinde portatif tezgah. Minyatür bir gemi gibi ışıklı askısından masalara çay. Külyutmaz tavırları. "Yo. "Son nefesin kokusu!". Çakallara sokuldum."Onları cezalandıracağız. [KUR'AN. dolu gagasını açarak suratıma baktı. 37 . "Cesedinin yakışıklı olmasıyla yetinme!". Bıyığı. Yeni Müslüman olmuş. Sinek konmuş gibi elini ensesinde şaklattı ve bir an avucunu inceleyip kokladıktan sonra küçük kumarına geri döndü." "Senden bana inanmanı istemiyorum ki. Geriye sadece benim sprey sıkmam kalmıştı. Bordo çuhalı ma salarda iskambil hışırtıları." Avlarımın üzerine yürürken." 172 "Ne ki bu?" "Arpa külü. Uzanıp yaktım." "Tamam da.. Kösele.. var mısın?" "Vuracak mıyız?" Sağ elimi tabanca şekline sokmuştum. Elimde saldırı silahıyla dikiliyordum. Solgun duvar kağıdına benzeyen. Buraya kanaatlerini değiştirmeye gelmedim. Araba. Birbirine düğümlenmiş demir sandalyelerde oturan her yaştan. Itır. fakülteden mezun olduğum gün babamın hediye ettiği dolmakalemle loto kuponu dolduruyordu. söylediklerinize inanmak kolay değil pek. yatmadan önce omzuna. bu kokuşmuş kahvehaneye ayak basan ilk esans satıcısı bendim.. paslı demir görünümünde fakat pekmeze banılmış pamuk yumuşaklığında simitler dağıtıyor. zar atar gibi şeker atılan koyu çaylar karıştırılıyor. Kocaman. Top sakallının bir şeyler fısıldadığı çam yarması. Kevser'in katili işte bu Haydar. kararmış yamuk tepsisinden. Ocakla kasa arasında dikilen kısa boylu. Şapırt iştahlı. sabaha bir şeyciğin kalmaz Allah'ın izniyle. amber. "Siz de ister misiniz?" diyerek sıvı kurşunları göbeğine yolladım. gerçek ismi Atilla. içimden. 7 numara gözlükler. hidayet heyecanıyla ne yapacağını şaşırmış Şarlo gibiydim. Ruhiye Teyze'nin. Sırık gibi bir simitçi. keskin bakışlı. yeşil. Kösele yarım göz kırpıp kafasını iki yana sallayarak." "Uzatma genç adam. bacağına sürersin. Simitler ışınlıyor. O da şeker külahı benzeri. Kevser'in katili. yumurta akıyla karıştırılınca merhem haline gelir. kendi kendine 'Bitli kokana kafayı üşütmüş' diyorsun değil mi?" Yaş tahtaya küflü peynirle çizilmiş bir gülücük. 173 "Takdir edersiniz ki. sizin sakladıklarınızı ortaya çıkaracaktı. son loto kuponunu dolduran Radar Haydar'm ensesine doğrulttum ve sıvıyı itinayla püskürttüm. at yarışı bültenleri elden ele dolaşıyor. "Gerçi doktor bana ilaç vermişti. "Yaraların nasıl?" Hayret? Yaralı olduğumu nereden biliyordu? "Yaralarım mı?" "Pazartesi günü seni damgalayıp kaçan kırmızı Peugeot'dan hiç iz kalmadı mı?" "Şey." Kör kuyularda yaşayan masal devleri için tasarlanmış gözlüğümün üzerinden etrafı seyrediyordum.. Ninja Kıraathanesi'ndeki böcekleri ilaçlayacakmışım! Ruhiye Hanım. "Sonrasına karışma. defolu gülüşlerinde. Temmuz güneşinin kısık ateşiyle yavaş yavaş pişmiştim. misk. koni biçiminde bir kağıt ambalajın içinden. önündeki simitleri neredeyse bütün bütün yutuyor ve su bardağından çay içiyordu. neşeli bir havada beni izliyordu." Elime metal ve camdan mamul bir şırınga tutuşturdu. Rüzgar çıktı. ünlü parfüm markalarının reklam sloganlarını uyarlıyordum: "Ölümcül cazibeye adanmış parfüm!".. obsidiyen bir yüzük takıyor sağ eline. Yürümeyi yeni öğrenen bebek adımlarıyla kıyıdan köşeden geçerek kurbanlarımı aradım. bu. Jilet. Dedektif kocakarıya. kumral. Kösele bana döndü. Gözümde kaim çerçeveli. sakalı yoktur. onlara cehennem azabı yaşatacağız!" Zavallı kadıncağızın beyninde gram fosfor kalmamıştı. çetenin elebaşı. Şapırt aptalı yeni bir simidin çemberini kopardı. tavla tıkırtıları. "Esanslarım var. bergamut. Şapırt Sadi. Şapırt. Kösele İskender'in sağ omzuna çalıştım. Jilet Atilla sırtına sıktığım sıvıdan etkilenmemiş gibiydi. sigarasını tüttürüyordu.. mırıldıyordum: "Gülsuyu. İnce. Sırıttı. Nasıl isterseniz" dedim.. çenesiyle beni işaret ederken kaşlarını kaldırdı. Dana Scully'i ikna edebiliyor mu?" Ruhiye Teyze'nin X Files izleyicisi olması enteresandı." "Öyleyse dediğimi yap. Sırtımdaki fıstık yeşili orlon hırkanın içinde. Perdeler. siyah. Tak diye elimdeki makinayı kaptı ve kendine doğrultup göğsüne fısfısladı. Kösele dedikleri iriyarı. tuhaf bir sigara çıkardı... Bulunmaz Hint sigarasıymış. "Azrail sizi saplantı haline getirecek!". gazoz bırakan yeniyetme garsonla göz göze geliyoruz. record tuşuna basılmış robot gibi dinlerken yüzüğüyle oyuyordu. tıknaz. nasıl olur? Yani siz nereden biliyorsunuz? Adamlar kimdir? Niye oraya gidecekler? Hem ben onları nasıl tanıyacağım?" "Kolay. "Pekala. kırçıl bıyıklı adam da bakışlarıyla beni sorguluyor. kola.. kafayı tütsülemesiyle alakalıydı. 'Şapırt' diyorlar. Oysa ki Allah. hacıyağı. bıyıklı olanı 'Radar' Haydar. Orada. Peugeot muymuş?" "Al şunu" deyip bana haki bir tozla dolu bir torbacık uzattı. Asıl adı Sadi. Biri şişman. Bir esnaf çırağı gevelemesi tutturdum: "Zencefil kökü. kapkalın bir sigara dumanının içinde namütenahi bir avuntu seferine çıkmışlar. "Yani?" "Gene de beraber hareket ediyorlar. minnacık. evini soyan ve Kevser'in boğazını kesen dört namerdin üzerine bunu püskürteceksin. okey şakırtıları. Gözlüğü taktım. Şişko. suyu çıkmış spor gazeteleri. Şırınganın namlusunu. Dumanı odayı doldurdu.. Cuma günü Sahrayıcedit Camii'nin karşısındaki Ninja Kıraathanesi'ne gideceksin. meşe yosunu. gözünü kırpmadan cinayet işleyen pervasız suçluların adresini saptamıştı. Bir elimde camekanlı esans çantası. yufkaya sardığı köfteleri limonla servis yapıyor. X Files dizisini seyrediyor musun?" "Evet?" "Fox Mulder. Zira kumral bir adam. Bacağımda şalvar bolluğunda bir pantolon.. eşkalini verdiği adamları saptamaya çalışıyordum. limet. Suspus olan da iskender. defne." Güzel kokmak sevaptır Siz bir adam öldürmüştünüz de onunla ilgili olarak çekişip duruyordunuz. gözlerimi zonklatan gözlüğü çıkardım ve hırkamın ucuyla silmeye başladım. Boş bir sandalyeye elimdekileri bırakıp. Ayağımda evladiyelik Sümerbank ayakkabıları. "İçindeki toz. AYET] Cuma namazından çıkıp Ninja Kıraathanesi'ne girdim. küçük." "Müsaadenizle" diyerek paketten bir sigara çektim. Zor olmadı. Kırış kırış.. Turfanda domates şişmanlığında temiz yüzlü bir adam çiğköfte tablasıyla tura çıkıyor. Bunlar birbirlerine lakaplanyla hitap ediyorlar. kirli sakalla çenesindeki oyuğu örtüyor.

Adasoğanı. Kedi sözden anlıyordu. Haklısınız. Peygamber Efendimiz'in (s. edepsiz. boyumdan büyük laflar ediyorum. terin kötü kokmasını önler. suyuyla ayaklarınızı yıkayın. benin dedemin dedesiydi. Keçiboynuzu. Muazzam bir kalabalık. duvardaki halıdan dikkatle bakıyordu. Tamam. Ali Alemdar'm kabri başında toplandı. Hakiki ilaçlar. Ruhiye Teyze'ye neler olup bittiğini sordum. "Bütün bitkiler şifalıdır" derdi. vücut parazitlerden temizlenir. Hazenbel. bombalar. sentetik soğanlar koyuyoruz. kefenini yırtıp topraktan fırlayan gudubet bir mahlukun soyundanım.. tüm vücudunu kaplamıştı. Başka ne olacaktı? Şu bizim Jajha yok mu. şifa verir. Onlar da İstanbul'a göç etmiş.. yakarak öldürdü. keçeleşmiş. Narcisse Noir parfümü ve doğru sıralanmış birkaç kelime. "bana Jajha söyledi. Çelimsiz çocukların elinden oyuncağını kapıp coşan ilkokul çeteleri gibiydiler.. suçlulann kim olduğunu bilebiliyor?." "Cin kısmı geçmişten haber vermeye muktedirdir. Rahmetli hafız babam. Ne çare ki soframıza sahte patatesler. can çıkar.) "Bal henüz vücudunda iken ruhunu teslim eden kişiye cehennem ateşi uğramaz" dediği rivayet olunur. ruhunu gasp ettiler. Yahu. Kına. dinlendirici bir uyku getirir. yarasa kanı. ben bir ayağı çukurda bir kocakarıyım. sürme gibi göze sürülürse kirpikleri uzatır. Umulmadık bir heyecana kapıldım: "Şu anda burada mı?!" "Değil. Yetmedi. Pazı. aç karnına yenirse. insafsız bilim. ne demişler. Şekersiz içilen kahve hem uykuyu kaçırır. Elimde gazeteyle Ruhiye Teyze'nin dairesine koştum.. Patlıcan. Dört hırsız. ailemize 'gulyabani tohumu'yaftası yapıştırmışlar." Çok inandırıcıydı.v. Madem öyle. kabul. boş şırıngayı alıp Şapırt'm koluna vurdu.. son olarak Göztepe'de bir evi soyarak. Buyurun size. Üsküdar'ın hamamlarında kırklanmışlar. Para için. İhtiyarlamayı geciktirir. Mezar kazıldı. nüshasında neşredilen bir haberin başlığı. Görevi başarıyla tamamlamıştım. bal ile macun yapılarak yenirse romatizmayı kökünden keser. Jajha. Tabiatın ağır yaralarına beton döktü. o laboratuar sürüngenleri de hadlerini bilsinler. Gelgeldim insanoğlu her yaştan ağacı keserek. Fakat nasıl? Kediye eğilip "Nefertiti. Sanki ben başka tarafa döndüğümde onlar su içiyor. Çağırmadan gelmez. domatesi.. tehditler.. mümkün değil?!" "Mantığın zehri. Bal. Bitkilerin kokusunu. bilinmeyen bir sebeple aralarında münakaşa edip feci şekilde birbirlerini yaralamış. portakalı. şöyleydi: "TIRNOVA'DA HORTLAK TÜREDİ!" Sağa sola hücum eden bir zombi. Dağlara taşlara.a. Böbreğindeki taşlar düşsün. diğeri ise yirmiyedi yıl hapse mahkum edilmişti. yakalanıp polis merkezine götürüldüklerinde de. Beni umursadıkları yoktu. öksürüğe ve göğüs ağrılarına iyi gelir. incirle." "Cininiz mi?" "Evet. lslimye kasabasından getirilen meşhur hayalet avcısı Kovalsky'ye. Fox Mulder yerden göğe haklıydı. Radar'm loto kuponu ıslandı. prostat hastalığından kurtarır. Kösele bütün sıvıyı Jilet'in karnına boşalttı. Hurmanın çekirdeği. yağmuru kelepçeledi. Eğreltiotunun suyundan bir küçük fincan içilirse.] Bu yıl çok yaşlandım. Cılk yaralarla dolu etleri kapkara ve mosmordu.. kızım. [Karanlığı karanlıkla. hak yerini bulmuştu. Genetik mühendislerini. Adamotu koklamak." Bütün bitkiler şifalıdır [Ruhiye Ruhan] Obscurum perobscurius. bacak ağrılarını def eder. Kovalsky'nin talimatıyla. kalbi kaynar suda haşlandı. basuru tedavi eder. Bunu nasıl da düşünemedim. tik kez bir fablda rol alan acemi sırtlanlar gibi kesik kesik gülüyorlardı. Kuru üzümün çekirdeklerini çıkarıp içine karabiber dök ve öylece ye. şifasını." "Fakat bu söyledikleriniz. hortlağın karnına ka zık çakıldı. naylon biberler. baş ağrısını giderir. eklem ağrıları ve siyatiğe karşı eşsiz bir ilaçtır. hiç değişmeyecek. Hurma. fakat susup sözün devamım bekledim." "Ah tabii ya. "suç tarihinde benzeri görülme 176 miş bir olay"dan bahsediyordu. fıtık belasını defeder. ondokuz yaşındaki bir kızı öldürmüştü. Acıbadem yağı. hortlağın. bize binbir türlü aşırılıkla mermiler. Ali Alemdar adında bir yeniçeri olduğu anlaşıldı. hem de şehveti önler. İki gün sonra gazeteler. ölene dek saçınız ağarmaz. iğde. Ruhiye Teyze bana sırrını açıkladı: "Jajha" dedi. Görgüsüz. huy çıkmaz. Mahkeme salonunda. kalbi kuvvetlendirir. İflahı kesilen iki mahalle ahalisi. çekirdekleriyle birlikte yendiğinde. Jilet ellerini kaldırarak "Ulan başlatma şimdi çarkına!" deyince. Bildiğim bir şey varsa." "Peki ya o esans numarası?" "Benim gözyaşım. irfansız. Kılları da yosun gibi kalınlaşmış. hardalla beraber yenirse dalak hastalığını iyileştirir. tıpış tıpış yürüyüp bizi yalnız bıraktı. Devletin resmî yayını olan Takvim-i Vekâyi gazetesinin 69. botanikçileri eleştirmek bana düşmez. böbrekteki kumları döker. Yani. Lakin ka fir bana mısın demedi.. Tabiatı önce hapishaneye çevirdiler. yeminle söylüyorum. ölümler 38 . Ceset iki misli büyümüştü.. Haberi okudum. çarpıntıyı izale eder. Böğürtleni kaynatın. bin sene evvel büyük bilgin İbn-i Sina'dan aldığımız feyizden bir cüz takdim edeyim: Elma zihin açar. havlıcan ve şamfıstığı.. ikisi müebbet. Dişotu. yöre halkının ödünü koparmıştı. bilinmeyeni bilinmeyenle açıklayın. Zencefil. Tırnovalı hemşerilerimiz. şaşkınhklanyla dikkat çeken sanıklar. Şiş gözlerini kan bürümüştü. kucağında siyah bir kediyle açtı. Karpuzu. evi barkı bırakıp kaçmıştı. mandalinayı köleleştirdiler. aktar idi. güneşe çuval geçirdi. bütün devaların şahıdır." 177 "Vay canına. Haşhaş. Nihayet. Eriği. Pılı pırtımı toplayıp kahvehaneyi hızla terk ettim. murdar etti. haydi sen git biraz oyna" dedi. işledikleri suçları bağıra çağıra sayıp dökmüşlerdi. Kedi de o da gözlerini yumup hoşnutlukla dinledi. bilim adamlarını. tereyağı ile birlikte merhem yapılır. Tırnovalılar kötü ruhun şerrinden kurtuldu. felci iyileştirir. Geleceği yalnızca Allah bilir. üzümle Allah'ın arasına girdiler. Mezarına sığmayan. Radar Haydar. doğa'mn kucağındaydı. polise verdikleri ifadeleri inkar etmişler. uyuz veya egzama üzerine tatbik edilirse ondurur.. Allah'la kul arasına girdiler. "Jajha benim cinim. Sarımsak. Eee. Mezarlıkta yapılan bir tahkikat sonrasında. başımı çevirdiğim anda kafalarını kaldırıyorlardı. 1833 senesinin baharı. ishali keser.Şapırt'm burnuna serpti. nefes darlığına birebirdir. Ali Alemdar. tımarhanelik patronların gözüne girmek için nebatata hormonlarla tecavüz etmesinler. zehirleyerek. ignotum per ignotus. Rüzgarı makasladı. zeytinle. sonra da içindeki canlıları katlettiler. Havuç. Kapıyı. Bir gölün kıyısında duran iki geyik.. 179 Muz. fakat iki yıldır yaptıkları soygunlar ve işledikleri cinayetlere ilişkin kanıtlar yeterli bulunarak suçları sabit görülmüştü. Tırnakları parmaklarından uzundu. biri otuzüç yıl.. Ayaklanıp kavgaya tutuştular. Çevredekilerden bazıları da onların neşesine uzaktan uzağa ortak oluyordu. kadıdan müsaade alınarak 178 ceset cayır cayır yakıldı da. Dörtlü. Jajha da neyin nesi?!" diyecek oldum. Tekkelerle mescitler arasında mekik dokumuşlar. kişniş suyu ile ıslatılıp lapa yapılarak şirpençe veyahut çıbana sürülürse. aklını uyuşturmasın oğlum. Hırsızlar. sıkı bir pazarlığın ardından 800 kuruş ücret ödendi.. katiller yakalanmış. Ahlaksız bilim olur mu? Hikmetsiz.

mikroplardan koruyan bir bilim vardı. Ruhiye Teyze de Jajha ile arasındaki ilişkinin detaylarına girmedi. O. Her şeyi ayarlamıştım. Gençler. kılıç koleksiyonuyla övünür. Haydut. Ender durumlarda ak büyü yaptığı oluyordu. biçareliğin ve kısırlığın püskürtülmesidir. Fakat şeytanlıkta zamane uzmanlarıyla boy ölçüşemezdi. sapkınlıkla değil. işe yaradı! Yani. Madem işsizim. Bu kadar basitti. Daireme iner inmez banyoya girdim. Bilim adamlarından çıt yok. haksızlığa uğrayan başkalarına da hizmet götürebilirdik! Ruhiye Teyze. Haysiyetimizin kesinlik kazanmasıdır. Kendini peygamber ilan eden ve müritlerini soyup soğana çevirdikten sonra ellerine bir mısır koçanı tutuşturanlar var hâlâ. Takırdayan sararmış takma dişleriyle. bir de Nefertiti kelimesi 'güzel 182 kedi' demekmiş. Arap at altımda durmaz savaşır Kılıcı çekersem gözler kamaşır Benim ilen şimdi devler uğraşır Sizin ile işim bitmez neyleyim. Bir insanla görüşmek. yüzyılda psişik dalaverelere rağbet arttı. bilgelikle.. 1600'lerde yazılmış büyü kitaplarının ikinci baskıları yapılıyor. yine kanun dışı imkanlar ve yöntemlerle adalet dağıtabileceğimizi söyledim. Aşkla. Irak'ta 1 milyon insan öldürüldü. Erkekseniz saçı sakalı sonuna kadar uzatın. yy. Sadece. Hâlâ Amerikan hapishanelerinde yüzbinlerce masum işkence görüyor. kendini insanlığa adadığını iddia etmiyordu. pelerin ve hançer.. Jajtıa!". Ali Alemdar zalim bir adamdı. her halükarda atkesta-nesi büyüklüğünde yüzükler takın. Dizginsiz kaçıklıkla harcıalem kurnazlığın dozunda karışımı. Ruhiye Teyze'yle epey lafladık.yağdırıyor. Kalbin. basit bir mezar kaçkınıydı. süper güçlerini kullanmayı reddediyordu. Marketlerdeki ürünlerin ambalajlarına küçük broşürler iliştirecektim. 21. yıkanırken akla gelir. Tıbbi konularda bazı mühim bilgiler veriyordu. ah bir de ıkınmak. Zorbalığın bozuk ağzına çakılan gümüş bir belagat çivisidir. Jajha'mn sağlayacağı veriler sayesinde. leylek. medyuma. bakire fotoğraflarına iguana tırnağıyla çarpı işareti çizer. Yatak odandaki halıyı yakmanı öğütlerler.. Gangster tabancasını çekip falcının önce beynini uçurmuş. İntikamın kuru bir asabiyetten doğduğunu sananlar. Bir sürü şarlatan. siz deyin yüz cana kıymıştı. Jajha dindar bir cindi. Müşterileri. emniyetin ve hakkaniyetin mânâsından kopmuş bilim benden uzak olsun. Ücret. Homoseksüel Satanistler. Jajha!" Sadece fikir yürütüyorum. "Gazete. Arşimet. Kara büyüye bulaşmaya ise hiç niyeti yoktu. 184 Köroğlu'nu dersen bir genç aıslandır Demire'oğlu yanında bir kahramandır Dizdar der ki döğüşecek zamandır Beşyüz atlı bana yetmez neyleyim. Kurukafa ve mumlar. ruhun ve vicdanın havzasında biriken meşruiyet tortusudur. Kızıl sakalını kemerine tutturan nobran bir dangalak. geriye yalnızca fısıldamak kalıyor.. iğfal ediliyor. ilaç şirketlerinin. Ben de aracılık etmiştim. itidalle.. Derler ki. Hakikatin muazzam cilvesidir. Kindarlıkla değil. bir de mıknatıslı âsa buldunuz mu. Ruhiye Teyze'ye ne demeli? Onun olayı farklıydı. kendinden emin bir şekilde "Yakında çok paran olacak" demiş. "Ben tüccar değilim. salihlikle [barışçılık] . Nefertiti lakabıyla meşhur Mısır kraliçesinin asıl adı Tadukhepa'ymış [M. 39 . Niye? Silah şirketlerinin. kemalle alakalı bir olgudur. Bence asıl Arşimet Kanunu şu: En parlak fikirler. masumlara zararımız dokunmayacaktı. Ademoğullarımn kavgalarında araya girmeye zaten o da yanaşmazdı. Sihirbaza. Bildiğim bir şey varsa. Sadece birkaç saat sonra kendi kozmosuna döndüğünde. önce ayak diredi. Hiç değilse. Jajha. Zira ben cinleri masallardan. Kimseyle yüzyüze görüşmeyecektik. Kimseyi öldürmeyecektik. toylukla değil. Ona planımı anlattım. Dairemin üst katında çok acayip şeyler oluyordu. Eskiden illetten kurtaran. "Terliklerimi getir!". kocakarı bir nebze yumuşadı. kristal küre ve sihirli değnek.. nüfuzunun ve itibarının sağlamasıdır.. cine çok pahalıya patlıyormuş. Jajha bin küsur yaşındaymış. Bir başka sayfa açtım: Durman hey ağalar gelin meydana Boyarısın kılıçlar al kızıl kana Bende mürüvvet yok kıyarım cana içerimden gamım gitmez neyleyim. Medyumların tek gerçek hüneri. Ruhiye Teyze'ye dil döktüm: "intikam sosyolojinin. mantığın. gözlerini pörtletmektir. Yalnızca zenginlerden. Işık hızıyla hareket eden cin polisin bu işten çıkarı neydi? Jajha bir amatör müydü? Öyle ya da böyle. Çocuklar bir kuzuyu kucaklamadan. "Olmaz!" dedi. türlü çeşitli şirketlerin hizmetinde çalışıyorlar da ondan. kelebeğin peşinden koşamadan. virüslere üniforma giydirip üstümüze salıyorlar: Biyolojik silah. Vahşetin. sanatla çelişmez. Nasıl ki yasal olmayan yollarla tedavi ediyorsa.. utanmalı. harbiden de çuvalla para kaldırmış.]. 287-212] prensibi icabı Herhangi bir sıvıya batırılan cisim. bir ağacı. üzerinde meyve yoksa tanıyamıyor. Parayı yatırmaları için bir hesap numarası verecektik. kesinlikle bir istisnaydı. Ayrıca. madem benzersiz karışımlar hazırlayabilen Ruhiye Teyze'nin emrine amade bir cini bile var ve cinler geçmişte olan biteni çözebiliyor. Sırtındaki kıllı et benini mistik bir mühür diye yutturanlar. 14. hayatta en önemli şey henüz ölmemiş olmaktı. kendine hayrı olmayan moruklar. 144'ünde saydırmış. 181 lakat sakın bayılmayasmızdır. Ha. Fakat hepsi bundan ibaretti. Anlattığına göre cin evreninde zaman bizimkinden hızlı akıyormuş. Ben diyeyim elli. Şimdi. Kabirde bile uslu durmadı. Böylece kehanet gerçekleşmiş. Alelade bir katil. Sizi ancak ilkbahar ekinoksunun şafağında yapılan tören kurtaracaktır. Köroğlu kitabını getirdim. cin takvimine göre. anca ekranda görülebiliyor artık. Arşimet Kanununu yazsam yeniden Bir gangster falcıya gitmiş. kabadayıdan kesin çizgilerle ayrılır. o halde kendi işimizi kurabilirdik! Kevser'in intikamını nasıl aldıysak. Sincap. Rastgele bir sayfa açıp mısraları okudum: Haber aldım ihvanından kulundan Doyuk olduk akçasından pulundan Hey ağalar akan kanın alından Altımızda kır at kınalanmak! Ruhiye Teyze tınmadı iyi mi. hamamda yıkanırken akıl etmiştir ve çırılçıplak sokağa fırlayarak "Eureka! Eureka!" ["Buldum! Buldum!"] diye haykırmıştır. büyücüye inanmam. deliliğin emrindeler! Dedemin dedesi. keklik. "Otur. Falcı. Bir olgunluk imtihanıdır intikam. düpedüz eski toprakmış. İnsan ömrüyle hesaplanırsa. Merhametin mevcudiyetinin... tavşanla bakışamadan büyüyor. hukukun. Suyu açtım. cinayetin. Altın. Ruhiye Teyze ise. sonra da şatoyu soymuş. Hortlayıp terör estirdi. Nedense. hileli ticaretine ortak etmeye kalkışıyorsun!" Bir koşu. bir cin haftası geçmiş oluyormuş. Sıhhatin. şifa arayan insanlara bir faydası dokunsun istiyordu. Felçli ayağını kökten iyileştiremediği biricik torununun katillerini adalete teslim etmesi. Suyun Kaldırma Kanunu diye de bilinen olayı. kısacası medeniyetin sınırlarını 'insanlif IHI tlftmina' ihlal etmektir. önlerine gelene "Sana büyü yapmışlar" der. kadınsanız ön dişlerinizden birini altın kaplatın. pazarlığa tâbi olacaktı.Ö. Savunmasızlığın. katil hırsızların bülbül gibi ötmelerini sağlamıştı. ceylan." "Asıl sen utanmalısın delikanlı! Bin yaşındaki bir cini ve seksenbir yaşında bir kadını. çizgi filmlerden tanıyorum. şeytanın oltasıdır!" Kadıncağız. Her nasılsa bir cine tasmayı takmıştı.Ö. Hidrostatiğin başlıca kurallarını ortaya koyan Yunanlı Bilgin Arşimet'in [M. küvete uzandım. İntikamcı. makul miktarda para kabul ediyordu. suçluları yakalamıştı. taşırdığı sıvı ağırlığına eşit bir kuvvetle kaldırılır. telefon kulübelerine davet edecektik.

Soko'yu Abdülcabbar boğarak öldürmüştü. bol harçlık vermiş. [F. İntikam operasyonlarında bize yardımı dokunabileceğini düşünmüş. kaldığı yerden devam etti. "Beni patron yolladı" dedim "hikayenin devamını bana anlatacaksın. Um ve kuzenler. Gerekirse araya. Adımı bile sormadan. Sonuç itibariyle. kuzenleriyle karşılaşmış. Bambuto ailesi. Um kepçe. Tarlabaşı'ndaki birkaç Sudanlı kaçak göçmeni tedavi etmişse de.. Sokağın sonundaki köşelere saklanan fotojenik yamyamlar ateşe başlamışlar. Bizimkiler takibe başlamış. düz... Abdülcabbar'm yanma gittim.. Göğsünde ışık saçan bir madalyon sallanan Soko. Soko'yu İstanbul'da bulabileceğini fark etmiş. uyduruk isimlerle aldığım e-posta adreslerinden mesajlar yollayacaktım: "Hiçbir zahmete girmeden her hafta 250 $ kazanmak istemez misiniz? Aşağıdaki kişisel bilgiler formunu doldurmanız ve mukaveleyi onaylamanız yeterli!" Müşteriden gelecek mesela 10 bin dolar. Oranın altım üstüne getirdikten sonra. Parasız kalmış. kasıklarına. Soluğu İstanbul'da almış. tesadüfen Abdülcabbar rastlamış: Karagümrük'te bir viranede polisten saklandığı kulağına çalınmış. Um'u ecnebi mezarlığına defnedip Kamerun'a dönmüşler. yedi kişiden üç ya da dördünü farklı bir sırayla harekete geçirecektim. Lumumbaşi kazan. 2." Abdülcabbar Turabi. oklava büyüklüğündeki parmaklarını. boyunda. Pigmeler kovalıyormuş. ateşe yaklaşmasın' derdi. Um. Birkaçının suratına. Kongo Kurtuluş Hareketi'nden bir gerilla şefi Sese Soko ve adamlarının baskınına uğramışlar. Soko ve diğer yamyamlar. kıvırcık bir cüceymiş. Um'un onbir yaşındaki kardeşi Nzoli'nin. bizimkine leziz yemek. dördüncü kişiyi de katıp nihayetinde kalan kısmın yarısının kendi hesabıma diğer yarısının ise Ruhiye Teyze'nin hesabına yatırılmasını sağlayacaktım. Karamazov Kardeşler] İntikam şirketimiz faaliyete geceli henüz birkaç hafta olmuştu. O da kendi payı olan 250 doları çektikten sonra kalanı benim talimatımla bir diğerine iletecekti.. Akrabalarının köyüne varmışlar. Yani tipik bir Pigme'ymiş. Siyah dev. Kemiklerini de bez bir torbanın içine doldurup köyün girişine atmışlar. Nzoli'yi çatır çutur yemişler. Kadarif e geri dönemiyormuş. fakat hepsinde aynı Mpagga'ca cümle yazılıymış: "DÜN YA. "Alo. Parlak gömleğiyle bir limuzin şoförüne benziyor: Biriyle hesaplaşmak için hiç kimsenin desteğine ihtiyacı olmadığı o kadar belli ki. 1. polisler ya da kimliğimi öğrenmeye çalışan birileri. 40 . Ertesi gece. Tıp fakültesi mezunu. Nzoli'nin kanı yerde kalmamış." Soko'nun izine. Soko'nun evinin karşısında bir minibüste pusuya yatmışlar. Sudan'ın Habeşistan sınırındaki Kadarı! şehrindenmiş. Konuyla ilgili ayrıntıları anlatıp Ruhiye Teyze'nin kafasını karıştırmak istemedim. param bitti? Halifenin şehrinde çulsuz kaldım.35 m. Abdülcabbar. benim adım Abdülcabbar. intikam yolculuğu hakkında bir-iki mektup yazmış. dev'e yaklaşıp başını yukarı kaldırmış ve "Burnunun içindeki kıllar. ben yetişebilmek için rahvan gidiyordum. Soko. esasen. Um yayım gerip Soko'nun ardından haykırmış. Granit gibi kasları var. İstanbul'a vardığında. Pigmeler. Telefonu kapattım. Pigme kuzenler de ilkel silahları atıp modern silahlara davranmışlar. zannettiğimizin aksine temiz ruhlu ve gayet saftırlar. intikam yemini etmiş. her ay düzenli ve sürekli olarak 1000 dolar kazanmayı tercih edeceklerdi. Okulda başarısız olduğunu ailesine söylemeye utamyormuş. Göz ihtisası yapmak için İstanbul'a gelmiş. kimseye çaktırmadan namazı bırakmış. Bu arada. Tören sırasında. aile toplantılarında hep 'Kuyruğu samandan olan. Um Bambuto. Her defasında. omza inen kamçılar ve ağza saplanan tahta iğnelerle yapılan bir törenle erkekliğe adım atacağı Kongo'ya gitmiş. geceleri ağlayıp sayıklayarak uykuya dalı-yormuş: "Kardeşimiyediler!. Kısa zamanda. Um. İç savaştan kaçarak Türkiye'ye kapağı atan Sudanlılarla temasa geçmiş. gün içinde koltuğunun altında cep sözlüğü gibi ufacık kalan tıp kitaplarıyla Cerrahpaşa'ya gidiyor. Um tam kalbinden vurulmuş. Dört ay sonra. önce bu yedi kişiden birinin hesabına yatırılacaktı. Çünkü paranın izi dolambaçlı bir finansal güzergahta silinecekti. Um'un oku. uzaktan tanıdığım orta gelirli yedi kişiye. karanlığı çatırdatıyormuş. saçlarından fazla!" demiş. Altın kaplamalı Glock tabancalar şimşek gibi. Elleri ceplerinde yürürken.. alkole başlamış ve Taylandlı bir striptizci kıza âşık olmuş: "Kör dedem. DOSTOYEVSKİ. telefon kulübesine sığmayan. Yardıma gelmişler.. Zehirli oklar. bir Afrika barının önünde. Soko ve şürekası neye uğradıklarını şaşırmış. devlet içinde devlet kurmuştuk. üçüncü. sinirli sinirli puro içerek cep telefonuyla konuşan 'küçük adam'a rastlamış: Kamerun'un Duala kentinden." Vay canına. Beşiktaş'ta bir şose yolda durmuşlar. pembe avuçlarını başımın üzerinde gezdirerek konuşmayı sürdürdü. Kongolular kaçıyor. insan kaçakçıları tarafından kandırıldıklarını. Siyahi... Um da ailesiyle vedalaşmış. sonra parayı yatırdıkları banka hesabının sahibini enseleseler bile bize ulaşamayacaklardı. Ha. bacaklarına saplanmış. Ayrı internet kafelere gidip. birbirinden farklı renklerde tişörtler giyermiş. Soko'nun boynunda parmak izleri bıraktığı için ihtisasa devam edememişti. akşamları ise Mpagga dilinde şakalaşan keş Pigmelerle ortamlarda şahlanıyormuş. tabanları yağlamışlar. yarım düzine adamıyla sokağa damlamış. Bir arabaya doluşmuşlar. Fakat onların da hali içler acısıymış. dışarıda durarak konuşan lenduhaya bakıyorum. geniş yatak. dar ve uzun sokağın içinde kuyruklu yıldızlar gibi kayıyormuş. Abdülcabbar ise göz ihtisasına devam edememiş. fakat işte Um da canından olmuş.. Kamerun'daki ailesine. Abdülcabbar bir-iki sıyrıkla kurtulmuş. Durdum. Soko'nun ensesinden girip gırtlağından çıkmış. Bebek Camii'nde yatsı namazı kılmış.. Abdülcabbar." Durumu hiç yadırgamadı. Ituri Ormanı'nm içinden bisikletlerle geçmişler. "Sen tam aradığım tipte birisin!" Um. Dünya benden saklanabileceğin kadar büyük değil! Katiller. Bir yandan Soko'nun izini sürerken. Eroin kuryeliği: Şehrin dört bir yanma 'çiçek tozu' dağıtan sempatik cüceler çetesi. bir de Abdülcabbar. "Allah'ım.Aslında paranın yatırılacağı hesap numarası için başkalarından yardım alacaktık. Ruhiye Teyze. Türkiye'nin güneyinde bir limana bırakıldıklarını öğrenmesi uzun sürmemiş. Bir kocakarı. Ahizeyi bıraktı. Nzoli kaçırılmış. Jajha'dan Abdülcabbar'm kimliğini ve geçmişini araştırmasını rica etti. marketten aldığı bir makarna paketindeki broşürümüzü iş ilanı gibi algılamış. samanlıkta iğne arar gibi Soko'yu aramış. BENDEN SAKLANABİLECEĞİN KADAR BÜYÜK Dİ' ĞİLSOKO!" 111/ Meğer. siyahi.M. Aksi takdirde onlardan paramı kendi yöntemlerimle kolayca tahsil edebilirdim.." diye dua ederek. Dazlak. Patron siz misiniz?" "Evet" diyorum "nedir mesele?" Ahizeyi ısırıyor sanki: "Beni işe alın. bir cin ve ben. Cinler âleminden gelen rapora göre.5 metrelik Abdülcabbar'ı görür görmez telefonu cebine koymuş: "Selamünaleyküm brother?" Cüce. Soko geri zekalısı ve takımının.. Um Bambuto adında biri. Âlemlerin Rabbi'nden nakil istemiş. bir yandan da kirli işlere bulaşmışlar. müşteri kılığında karşıma çıkıp. Um Bambuto. Adamımız. Yürümeye koyulduk. Daha doğrusu o yürüyor. Ayrıca onların benimle gerçek bir hukuki sözleşme yaptıklarını sanmaları da kuvvetle muhtemeldi. ücret almamış. ellerinde zehirli oklarla. Soko'nun mülteci olarak Hollanda'ya gittiğini haber almış. Zehirli okunu kuşanmış ve yamyamın leşini sermek üzere Avrupa'ya uçmuş. Bir kerede 10 bin dolar kazanmak yerine. Abdülcabbar'm teklifini kabul ettim. Uzaktan. Amsterdam'dan Mersin'e geçmiş.

adamcağız Ercan'ın l'M bütün tekliflerini kabul etmiş. Doktor Abdülcabbar'm gözü kararmıştı. O günden sonra dümbük. Ercan'ın boşalttığı ev içinse.. Eninde sonunda. kapımıza dayandı. Geliyor. pestilini çıkarıyoruz. Ne kadar kira ödüyorsunuz?" "500 papel. ağlamaklı bir tonda "Dört yıldır çıkıyorduk" dedi. kalitesini yükseltmez. öyle mi? Mahalli bir matadorun peşine takılarak seni terk eden bir ofis kısrağından başka biriyle ilgilenemez misin?" Sözlerimi acıklı bulmuş olmalı ki. ne için intikam almak istiyorsunuz?" "Ev sahibimden. Geçen sene. 3." "Size daha ucuz ve daha güzel bir ev bulsam?" "Bostancı'da daha ucuz bir daire mi? Her yeri aradım beyefendi." "Anlaştık.. kiralayacağı dairede bu puroyu yakıp. Ve onların hiçbiri umurunda değil. asansörlü. Oto tamircisi olduğum için benimle alay etti. Herkes hak ettiği cezayı bulsa dünya altüst olur "Kimden." "Neden?" "Çocuğa hakaret etmiş ve dövmüş. Haftada iki kere evime baskın düzenliyor. Ayakları yerden kesilen Soko çırpmırken ateş ettiyse de. Ömür boyu. herifler gerçekten de." "Niye polis çağırmıyorsunuz?" "Şey. ya yok.. İki gün sonra gene dayağa başlıyor. doğalgazlı. Veli toplantısında. Otuz yaşında ya var.. ortalığı berbat ettiler. karısının sadık köpeği haline geliyor. Daha fazla dayanamayacağım. Onbeş yıldır beni dövüyor. bir puro hazırladı. Anlayamazmışım. Kulübeye bir kadın giriyor. sınıfa giden kızımın öğretmenini hastanelik ettim. fesleğen. Bana bir yıl kadar sonra. Teşinin üzerine. iktidarsızlığa dayalı asayiş.. Halbuki daha yedi ay önce zam yaptı. canını dişine takması. Bu işe başlarken. olayı itiraf ederken "O yamyamın gırtlağını sıkarken kendimi çok değerli hissettim" diyecekti." "Ne gibi?" "Evi yakacağını söylüyor. Üçü okuyor. Telefonu çaldırıyorum. Ercan Mercan. çok affedersiniz. Ruhiye Teyze. söyledikleri karşı tarafa Testere [Saw] filmindeki psikopatın sesiyle ulaşıyordu. Yumruğumu öpüverdi. "Alo?" "Kimden. Düşün. Akrabalara kaçıyorum." "Adamın çenesini mi kırdınız? Nasıl?" "Eee. Onbeş gün içeride alem yapan kediler. elimde cep telefonu. içinde tütünden başka rezene yaprağı." "Ne yapacağım peki?" 41 . güney cephe. Bildiğim bir şey varsa. Suratı. kaba bir hesapla. Sopa ve büyüyle insan şekline sokulmuş bu mutantlardan hayır gelir mi? Yılanı boruya sokarak düzeltiyorduk... Pasif içici kurban. Açıyor. 130 m2. içeriye bir fıçı balık ve yirmi-yirmibeş tane sokak kedisi taşıdık. n'olur yardım edin. gezegenimizde 3. hem de kimliğimle ilgili yegane ipucunu yok ediyordu. Kefaletle serbest kaldım. Mini etekli bir fıstığın şereflendirdiği bir bankın kıyısında oturmuş kulübedeki müşterime bakıyorum. Bir ay içinde evden çıkmazsam beni öldüreceğini söyledi.. O kadar çoklar ki.. Benim dört çocuğum var. belki de bir yanlış anlama vardır ortada?" Telefonun alt kısmına ince bir elektronik süzgeç koyduğum için. derin dondurucuya kaldırılmış intikam tabldotlarıyla dolu. evet?" "Aşk nedir?" "Nedir?" "Bir erkeğin. ne için intikam almak istiyorsunuz?" Telefon kulübesinde aramamı bekleyenlere ilkin bu soruyu sorarım. Fakat iradenin baypas edilmesi sayesinde ele geçen esenlik.. Metropol. dördüncü kat. bilseniz şaşarsınız.. kirlettiler. Tamam mı? isminiz nedir?" "Ercan" "Soyadınız?" "Mercan. tapılacak güzellikte kız var. yamyam avcısı Doktor Apo." Böyle netameli durumlarda işi reddetmeden önce. herşey çok ani oldu. Küveti suyla doldurduk. bir kere zenci oldun mu." Kadın ağlıyor. İriyarı bir karıydı. Abdülcabbar'la birlikte. yağmurda dans etmiş ve ıslanmıştı. Moruk hasta olduğu için daire bir müddet kiralanmadan bekletildi." "Fakat?" "Son gelişinde evin önünde kalp krizi geçirdi. yok ki?!" "Cumartesi saat 12'de bu kulübeye gelin. hatmi ve aroma olarak da isveç şurubu bulunan bir puro. Ercan Mercan. hayret. bunu niye yaptığını sordum. Tabii ki Abdülcabbar sayesinde. çift tuvaletli." "Ha?" "Âşık mısın?" "Eee.kuna döndü. Pigme çetesinde gangsterlik stajı yapmış. Dil döküyor. geri dönüşü yoktur. Saatlerce zile basıyor. kadındı." "O kızı geri istiyorum.. tamburum ne çalıyor? "Erkek erkeğe konuşalım. dünyadaki kadınların yalnızca binde birinin harikulade olduğunu kabul etsek bile. öznesiz iyilik." "Kadın mı?" " Evet. anlamını bilmediğim laflar ederim: "Kadınlarla başetmek zordur ahbap. Soko'nun tepesine binmişti. Kanlar içinde can çekişen Um'un başucundan kalkmış. Kızımı incitmişti ve beni aşağılıyordıı.. Ruhiye Teyze'nin imal ettiği yeşil bir pudra döküyoruz. "Yanlış anlama filan yok.Um'u mıhlayınca." "Ne?" "Ben sabıkalıyım.5 milyon. Ben de çenesini kırdım. hileli ahenk. Denyonun kafasını gözünü patlatıyor. Jajha araştırıyor. hem müşterilerime sonsuz bir güven veriyor." Ben ne söylüyorum. Eh. kızlar böyle tiplere bayılır? "Sakin olun. dıı manı evin sahibinin yüzüne üfleyince. Abdülcabbar mermilere aldırmamıştı..5 milyon. Hastaneye zor yetiştirdiler." "Ev sahibinize de yumruk attınız mı?" "Mushaf çarpsın ki atmadım." "Kontratınız var mı?" "Var. yaygın kargaşa taktiklerine başvurmuştuk. Bastonunu yüzüme sallayarak tehditler yağdırıyor." "O halde neden dert ediyorsunuz?" "Herif çok yaşlı." Jajha. Kaç kere kemiklerimi kırdı. kocası tarafından tartaklanan kadınlarla bunca sık karşılaşacağım aklıma gelmemişti doğrusu.. Oyalanmadan konuya girmek en iyisidir. Ve evet. Ben de karısına saldıran adamların icabına bakıyordum. Boş ev bulsam bile hemen taşmamam. Galiz küfürler ediyor bana. Bildiğim bir şey varsa. Bu da. tepinmesidir. ilişkinin uzun sürmesi. Bostancı'daki bütün evleri ışık hızıyla dolaştı ve sahibinden kiralık bir daire buldu: Üç oda bir salon. Oğullarından biri. belki de. TIR şoförü.. eşini ve çocuklarını döven heriflerden daha aşağılığı yoktur. kanlı tavuk b. Şerefsiz enişteye eşek Sudan'dan gelinceye dek sopa çekiyoruz. iki yılda o kadar çok kişiye intikam servisi yaptım ki.... "Kocamdan intikam almak istiyorum.. ilkokul 3." "Pekala. Kokuttular. Çocuklarımızı hırpalıyor. tek kadınla yetinmek için. onların aptallığı senin aşkını aşar. Brad Pitt ile Josh Holloway'in ortak akrabasına benziyor. 800 liranın yarısına razı olmuş. Sağa sola borçlandım. Haltercilere benziyordu. "Bildiğim bir şey varsa." "Sonra?" "Altı ay hapis cezası verdiler. İnsan tiksiniyor. "Kirayı arttırmayacaksan evi boşalt' diyor. o kadar kusur kadı kızının zevcinde de bulunurdu? "Piçin biri sevgilimi ayarttı" diyordu hattın diğer ucundaki çim adam. özür diliyor. Ruj sürdüğü dudaksız ağzıyla cadılar gibi sırıtıyordu.

işlerinin tıkırında gittiği anlaşılan. "İntikam filan almak istemiyorum aslında."180 derece dön. takım elbiseli yakışıklı kör genç. "çok iyi bir adamdır. "yanma git ve 'Geciktiğim için bağışla lütfen. Saat 17:00. derisi. tıknaz. köpeğini kulübenin direğine bağlamış. saçını başını yoluyordu. Gencebay dinledikten sonra gelen sessizlik de Gencebay'dır. bakanlığımız tarafından tasdik edilmiştir. Derhal. Balıklarla ilgili resimli bir kitap almış. bıyıklı ilkokul öğrencileri. Yenilikleri. Bildiğim bir şey varsa. Dış kapının altından sarı bir zarf. "Şimdi başka bir aşk buldun": Namluyu. bakanlığımızın internet sitesinden takip edebilirsiniz. potayı ıskalamış bir basketbolcunun hüzünlü ifadesiyle bakıyordu." Ona." Oynaş mı? Yani. "Mutluluk senin olsun": Silahı ateşledim. Şebnem Şibumi'ye olan aşkınız. beş ucu b. onu telefonda tutmaya çabalıyorum. Gözyaşı tabancası insan. Şebnem'in neşesi yerine gelsin diye yapmıştım. Posta. oflayıp pufluyor?" "Şu. Parkın duvarından seyrediyorum. Kral Lear] Orhan Gencebay'm eski bir şarkısı. Sağa sola tutunarak doğruluyor. AŞKart'ınız ilişiktedir. spor çantalı." Soranda kabahat. çözülüyor: "Kocamın bir oynaşı var. telefon tuşlarının altındaki boşluğa kelebekle [bir tür bıçak] birşeyler kazıyan.. Tatlı ve tuzlu sulardaki balıkların hepsi. Namluyla gözlerimi sildim. yüzüme. bu dünyadaki balıklardan payına düşeni çoktan yedin?" Balıkadam. O anda. Abdülcabbar. Taksim Meydanı'ndaki belediye otobüsü duraklarının yanında dizili kulübelerden birine giriyor. Ödeşme ofisi. Karakedi.. babamın bir sevgilisi mi varmış?! Telefonu gocuğumun cebine attım. Abdülcabbar'm etrafında dört dönüyordu. Dikdörtgen zarfın kısa kenarlarından birini ince bir şerit halinde yırttım.klu Ninja yıldızları yağdırmıştım. "Ben yaşlı bir kadınım.. sigara içen. içeri girmeye çalışıyordu. şaşkınlık ve çaresizlik tınlıyor. Gönül İşleri Bakanlığı'ndan gönderilmişti. ölü bir ayının postuna benzeyen bir çam yarması zuhur etti. deri montlu gelin. Robot şivemle. mavi eşofmanlı. Kızdan cevap bekledi." "Sonra? Ya 'Sen de kimsin?' derse?" "O zaman. Yüzünü göremedim. iki adımda mutfağa gidip yükünü tezgaha indirdi.. anneme sarıldım. bu dünyaya ağlayarak gelir. 1564-1616. Abdülcabbar'la göz göze geliyoruz: Maliye bakam ile vergi kaçakçısının bakışması. Şebnemle çay içiyoruz. Cennet bahçesinde rehabilitasyon." Dilimin ucuna bir milyon farklı söz geliyor. bir de matbu sayfa çıktı: Sayın Müntekim Ou n bey. yeniden arama tuşuna basıyorum. "Kusura bakmayın. balık kraker atıştırıyor. repliğini söyledi. gergin likten yırtılacak sanki. kendimden emin bir şekilde. Bismillah demeden beyaz atından düşen ve çifte yiyen prens de umarım benim gibi düşünüyordu: Geriye kaldı 3 milyon 499 bin 999! *^* 194 Bildiğim bir şey varsa." Talimatlarımı harfiyen uyguladı. fakat hepsi de anlamsız." diyor. Karanlık bir gezegenin kömürleşmiş uydusu. O esnada." Kız daha tek kelimelik cümlesini tamamlamadan." Bunda dert edilecek bir şey olmadığını söylüyorum. gaipten gelen bir hışırtıyla irkildik. sizi boş yere meşgul ettim. Tüm parasını balığa yatırıyor." Kadının sesinde ıstırap. tekerlekli sandalyesinde. Kasımın ortalarında. Dertler Benim Olsun çalıyordu. yeterince ağladıktan sonra da ölüp gider. Telefon çalınca irkiliyor. tıknefes bir kasap. hoşaf niyetine kaşıklardı. Edeplice sırıttı. îç parçalayıcı bir tereddütten sonra. henüz tatmadığı türleri işaretliyor. cep telefonuyla konuşan adamın yanındaki mi?" "Hıı-hı. 196 Resmî romantizm "Akşama ne yiyelim Doktor?" "Palamut. koşup. Dumanı tüten tabancama sarılmış ağlıyordum. Derim. hava kararmak üzere. Bu şarkı beni bir cinayet şampiyonasına hazırlayan antrenörün hipnotik telkinlerinden oluşuyordu sanki. buraya niye geldim. Abdülcabbar'm midesine doğru yüzüyorlar. herkes hak ettiği cezayı bulsa dünya altüst olur.. Denize bakınca ağzı sulanıyor. başımdan aşağı kaynar sular dökülüyor. Bir elinde kuzu büyüklüğünde levrek. bir daha olmayacak' de." Döndü ve sordu: "Evet?" Suratı: Şaşkınlıkla dolu bir kin matarası. Yararlanabileceğiniz hizmetler ve avantajların listesi ise aşağıdadır. bizim kalbi kırık ırz düşmanının kafasına yumruğu yapıştırdı... Onun imparatorluğuna. beyefendi" der demez.. tabancanın içine damlıyordu.. 42 . Boğaza nazır bir kafeteryanın çınar gölgeli avlusunda. Birgün. Adamın kızla ilgisi yok" dedim." ağlamaya başlıyor. "Kocam. Yanımıza geldi.. ■ ■ Zamanda yolculuğa ömür yetmez Namık Mıknatıs'ı mezara daldırıp çıkarmıştım. Hafiften heyecanlandım. içinden yeşil-beyaz bir smart kart. görülmeye değer bir albüm olurdu: Duvağını arkaya atmış. 'Tanımdayken bile hasretimdin": Sig Sauer'i [P 220] elimde evirip çevirdim.. boz ayı. Yüreğim ağzımdan fırlayacak! Hızla atılıp yanma koşmamak için kendimi zor tutuyorum. yaza ağıt yakan güneş. Halini kimse görmüyor. Gözyaşım cıva gibi.. Kadın "Ben. "Saat 8 yönündeki kızı görüyor musun. diğerinde de tatlı yerine hamsi poşeti. Can çekişirken bile göze batmamayı becerebilir. başkasının kafasını takmış gibi görünen işkadım. yeter ki meseleyi anlatsın. Mantosunun cebinden bir mendil çıkarıp gözlerini siliyor. bilmiyorum. boğazına kadar inen ağır makyajıyla. Evde bir akvaryum olsaydı. intikam istasyonu. yapılan tetkikler ve nıtıl<ı l'l/ kat neticesinde. lise formalı kız. televizyonun üstündeki kirli yemek tabaklarına doğrulttum. peruklu güreşçi. lacivert başörtülü bir kadın. siyah adamın vücudundan kopmuş da yerine geri dönmeye çalışan bir uzva benziyordu. kulübedeki harap cansız mankene. Nefertiti. hesaplaşma yazıhanesi olarak kullandığım telefon kulübelerine uğrayanların fotoğraflarını çekseydim. Abdülcabbar. Bunu kainatın iyiliği için değil. kanlı önlüğü. Acıklı bir sır verir gibi fısıldıyor: "Biz otuziki yıldır evliyiz. Balık bulamadığı ender günler. Mavi mantolu. savaş meydanındaki general belagatiyle konuşan ihtiyar. Kutlarız. "Bildiğim bir şey varsa. kahvaltıda bile balık yiyor. "Firdevs? Kim bu arkadaş?" "Tanımıyorum. sıvanmış kollarıyla. ne isterse yapacağıma söz veriyorum. Hüngürderken titreyen eliyle telefonu kapatıyor. [WILLIAM SHAKESPEARE. 'Aşkına layık olabilmek için bir dizi estetik ameliyat geçirdim ve kişisel kılık kıyafet devrimi yaptım' deyip gülümsersin. İpleri kesilen bir kukla gibi yere yırı ı<»\ lıyor. dönüşte zarfı Nefertiti'nin pençelerinden kurtarıp bana verdi. Bu şiddetli eleştiri üzerine herkes kendi yoluna gitti. Nefertiti derhal zarfa doğru koştu. kırmızı şalvarına bir Smith & Wesson iliştirmiş palyaço. Abdülcabbar yine kucağında can çekişen bir balık sürüsüyle eve damladı. "Bir zamanlar benim sevgilimdin": Kurşunları doldurup şarjörü taktım.

İşçi sınıfının şanlı yumruğuna yön veren pazarlama stratejisi. Bir yandan bu planlı programlı dayağı yerken. İkna Repertuarı] İlk yumruk sol şakağıma indi." 200 Sevgilisini düşmanlarının arasından seçmek [Balkan Balkır] Bizi yüzeysellikten alıkoyan kişi olarak düşmanımız.. kulağımın pasını silen felsefi bir çocuk şarkısına benziyordu. Belgrad'da ve istanbul'da" diyor. Birbirimize galiz küfürler ettiğimiz bir kavga sırasında onu kırık viski şişesiyle yaralamıştım. Tarih. "22 Kasım 1963'te. başkanı görebilmek için yolun sağma soluna yığılmıştı. Çamlıca sırtlarında parlayan gökkuşağını gösteriyor. ilgilenmiyorlar. Ona bakarken. "Evet" diyor "bazı 22 Kasımlar böyle güneşli olur." Tilkiydi. Şebnem bir sigara istiyor. "Yakut Türklerinin efsanelerinde gökkuşağına 'dişi tilkinin sidiği' denirmiş. Kadınlığını fiilen aşağıladım. Dallas'ta gökyüzü bulutsuz. Korkudan gebermek üzereyim... Diğeri hiç karışmıyor: 2. Hani şu 'Bu dünya. Öderken AŞKart'ı gösteriyorum. Adı: Tilkilerin Düğünü. yazar Aldous Huxley de öldü. "18. 1711-1791. Cipimden inmiş.. onun düpedüz hayat olduğunu görmekle mümkündü. Parayı bastırıyorsun. Şebnem. Oyun = Ayin" diyor. Şebnem. Yüzümdeki morluklar ve şişlikler. değil mi?" diye gıdaklıyorum. bir yandan da müşterinin kim olabileceğini düşünüyorum: Ceyda? Onu terk etmiştim. Geçenlerde gazetede okumuştum.Şebnem. Kan. varlığı tespit eden bir bilgelik bize ufuk açabilirdi. Mehtap? Alkol sorunum vardı. Asırlar evvel ölmüş kimselerin canları. Sivil saldırı." Güvercin ıslığı gibi ince bir yağmur başlıyor. Birtakım ofisler varmış. Anadolu'nun birçok yöresinde gökkuşağı görüldüğünde 'Tilkiler düğün yapıyor' derler. üstü açık bir Lincoln'deydiler. Şebnem'in yüzünde kar'a diş macunuyla çizilmiş bir soru işareti. bize yüzelli sene önce yenmiş bir sandviçi anlatabilsin. Bal taşıyan fakat diken yiyen tipik bir deve gibiyim. yani Kennedy'nin vurulduğu gün. gizemimi sıfırlayan bir sırıtış yayılıyor. Uzatıyorum. onları eritip ruhumuza akıtmamız ihtimaline yataklık etmeleriydi.. Legoya benzeyen kırmızı şapkalı garson. Böğrüme sipsivri bir tekme çakıldı. 43 . Beni Ceyda'yla tanıştırdı. Sağa sola ilan veriyor larmış. keşifler. Göğsümün ortasına aldığım darbeyle sırtüstü düştüm. Gagacığında boncuk taşıyan bir kumru kadar sevimli. Gülümsüyor..'(II na bakıyorlar." Çaydan bir yudum alırken. Yani. başına isabet eden bir kurşun kafatasmı parçaladı. Beklediğim soruyu aniden seslendirdi: "Namık Mıknatıs'm başına gelenler. Kendisi yakıyor. Herhalde bir tek tokadı beni öldürmeye yeter. seni seviyorum. komple gaibe intikal etmiş şeylerden mürekkepti. Gaybı yalnızca Allah bilirdi. İlk anda ne olduğunu anlamıyorum. illüzyonlu bir disiplindi. Giysilerimde kan lekeleri büyüyor. "22 Kasım 1963'te. benim dört kapılı 98 model gümüş kulübeye [Nissan Pick-Up 2. çatalıyla. Birbirine çobanlık eden iki kuzu gibiyiz. tarihçilere emanetti. karşıda. leylekler sürüler halinde göç ederken gökyüzüne bakıp kollarımızı açarak dönerdik ve 'kuşların düğünü!" diye haykırırdık.. Geçmişi değiştiremezdik. onlar da eli ağır elemanlarını gönderip 'hedefin' irabı . Savaşlar. Sürekli ondan bahsediyordu. Barbarca bir hizmetin nesnesiyim şimdi. Akira Kurosawa'nm Dreams filminde de gökkuşağı görülen bir bölüm vardır.. Ticari bir olgu. dövüşmeyi bilmem. Kalkmayı denedim. Bir bilim olarak tarih. "Falancayı tartaklayın" diye m sun.. İlişkimiz kürtaj ve kokainle lanetlenmişti.. sonra tekrar yola dönüyorum: "Sensin. Çalıştığım reklam ajansında da konu suluyordu. müşteri memnuniyetini garantilemeye yönelik. 199 Şebnem'i bütün hücrelerimle dinliyorum. Hiçliği suiistimal etmekte sakınca görmeyen hovardalık değil. tebessümünün buğusu yayılıyor sanki. Çok önemsediği. Kötek organizasyonu. kararmış bir tencereydi. Çevremizdeki insanları. elindeki cep telefonunu bana uzatıyor. P. hava ılıktı" diyor. karanlıktan sıyrılıp ansızın üzerime atıldı. Bir erkek sesi: "Balkan Bey?" Döndüm.5 metrelik bir zenci. Gaipten sesler duyabilir.. servisin kalitesini artırıyor. Kennedy. nasıl yaptın?" Yüzüme. aslında şişirilmiş ayrıntılardı. hayatına anlam kazandıran düşüncelerini bana anlatıyordu." "Tilkilerin Düğünü mü? Vay canına?" Kahkahamı frenliyorum: "Biz çocukken. "Kanuni Sultan Süleyman'ın cenaze namazı üç kere kılındı: Zigetvar'da. Yattığım yerde cenin gibi yan dönüp kollarımla kafamı korumaya aldım. Gururlanıyordum. Elmacık kemiğimin yöresine meteor gibi bir yumruk çarpıyor: Çooot! Gulp! Üst dişlerimden birini yutuyorum. Halk. Ben. kuşlardı. Yağmurda. hattâ kendimizi bile gerçek manada tanıyamazken. çünkü ona hükmedemezdik... Ceyda'ya âşıktı. hesabı getiriyor. yüzyılda Altaylar. Aylarca telefonlarına çıkmadım. İçinde bıçaklanmış bir maymun bulunan bez bir çuval gibi yığılıyorum." Ceketimin cebinden Camel paketini çıkarıp bir sigara yakıyorum." "Kim peki?. ayağa kalkmış.7 D] atlıyoruz. "Kırküç yaşındaki ABD Başkanı John Fitzgerald Kennedy ve eşi Jacqueline. acı gerçeklerle dolu. Tarih..ç kurusu öyle güçlü ki kaburgalarımın altına vurunca soluğumu kesti." Şebnem'e göre tarihi kavramak ve sevmek. Şebnem'in söyledikleri. Yüzüklerin Efendisi filminde "Kıymetlimiss" diyen Gol-lum'un sesiyle soruyorum: "Kimsiniss?" Sosyetede yeni trend adam pataklatmak.. Tatsız tarih. [HADIKANDREAS. Zamanı. Dağılmış suratımın fotoğrafını çekiyor. Batuhan. Esnek yasadışılık. bunun için para alıyorum. olmuyor. evime doğru yürüyordum. belki de bir başka gezegenin cehennemidir' diyen adam. ter ve sümüğümden oluşan sos. ayaklanmış iki gölge: "Evet?" Orta boylu olanı. tarihî figürlere haksızlık etmekten başka çaremiz yoktu. "Hava ne güzel.. meyveli pastanın içindeki mandalina dilimlerini avlıyor. Varoluştaki hüznü besleyen merakın. Dayak yemeye alışkın değilim. onu belki tadabilirdik. düğündü derken. 198 devrimler. Cüzdan yerde duruyor. kurtarıcımızdır. benim pikaba doğru yürürken. Panikten titreyen ellerle pantolonumun arka cebinden cüzdanımı çıkarıp başucuma bıraktım. engelleyemiyorum: "İşim bu. üzerinde doludizgin yol aldığı ve gittikçe genişleyen bir hafıza alanıydı tarih.. korteje el sallıyordu. Kaskatı kayıtlardan ibaret yazılı metinlerin de fonksiyonu." Yüzümün yapboz parçaları gibi düşüp dağılmasını önlemeye çalışarak bir an Şebnem'e bakıyorum.. Zamanda yolculuğa ömür yetmezdi. sevdiğin?. Karnıma oturan psikopat yana eğiliyor. hayatım boyunca denk geldiğim otuz civarında 22 Kasım'a hiç dikkat etmediğime yanıyorum. Zenci. bir geğirli olmalıydı ki. Yani. sade gazoz gibi renksiz bir ifadeyle soruyor: "AŞKart'm olduğunu bilmiyordum?" Şakaya vuruyorum: "Allah devlete zeval vermesin. hileli. Dövüş Kulübünün bir değişiği. Verdiğim taktikleri uygulayamıyordu. Tam o sırada. şimdiyi tarihten ayırmamak gerekiyordu. Ağzından sigara dumanı değil de. Piyasaya yayılan şok dalgaları. İkinci yumruk çenemde patladı. Kırgızlar ve Doğu Türkistan Türkleri şaman ayinlerine 'oyun' derlermiş. Sille ve sopanın ekonomik rotası. Yerçekimi hızla artıyor. sanki içimde tavuk taşıyan bir kamyon uçurumdan yuvarlanıyor. Beynim ani bir sancıyla taş-laştı.

Sır yalansa daha hızlı yayılır Şebnem komple zırhımı ve iskeletimi söküp almıştı.. Onunla her saniye bir ilkti. Bildiğim bir şey varsa. "Torununun mezarına gitti. kontağı çevirip gaza bastım. hurdalar ve kusmukları cazip gösterecek alelade şaklabanlıklar yapıyorum. Demek istediğim. ıslanmayan. yakalanmadığı hastalıkların tedavisini gören.Orkun? Çok yetenekli bir çocuktu. ormanın derinliklerinde yaptığı bir keşiften bahsediliyordu: Bir papağan. Takım elbiseler mayonez kazanlarında kaynatılsın.. Yolda kesik bir el bulsa. Şimdi de ben onu büyüyle kendime âşık edecektim. cenazelerin suyunu mu emiyor? Yeşile boyanmış dev karnabaharlar. Yolcu uçaklarından kola şişeleri saçılsın. Eski günleri anarız diye düşünmüştüm?" Onunla tanışana kadar hayatım dantelsiz gecelik. Megafondan Melikşah'a sordum. Mezarlıktaki serviler. Sırlarınızı açabileceğiniz. Hazır kahveyi ve kaynar suyu. yüzüğü alıp gerisini atacak or. Şebnem beni aşkıyla büyülemişti. Makyaj malzemeleri sandviçlere sos diye katılsın. merhaba. Şebnem'e bir türlü ulaşamıyordum. Üç yıl kadar önce. Ben sahteliğin radyasyonuyla zehirlenmiş göstermelik bir kabilenin lakayt üyesiyim. Ben ağlayış. Güneş uçuş. Sevgilisini ve arkadaşlarını düşmanlarının arasından seçen biriyim ben. kirli bir bardağa boşaltış.. Başka çarem yoktu. ılık. Eğer bana olan şeyler ona da oluyorsa. Kredi kartları tuvalet kağıdı olarak kullanılsın. ?()■. CD player'da gece gündüz kesintisiz çalan Nick Cave'in The Weeping Song'u eşliğinde kalkış. hiç tanımadığım kimseleri öldüresiye dövüş. Hiç tanımadığım birileri. sossuz makarna. Gözlerim.. fakat bu dayağı kendime bizzat ben atmalıydım. Annem. nikotinli gözyaşı eşliğinde Şebnem'e bir düzine emesaj yazış. yamuk. Nakit kadar sıcak bir kroşe daha! Motosikletler ketçap göllerine uçsun. Bilgisayarlara galon galon sıvı deterjan dökülsün. Yanmayan. meşhur doğabilimci Alexander von Humboldt'un [1769-1859] Güney Amerika'da. Kahrolası kurnazlıklarıyla şişi-nen idamlık aptallarca kuşatılmış bir iblis çukurunda debeleniyorum. DVD playerlar mikro-dalga fırınlarda korlaşsın. Yağlı bir girdabın içinde öten robot gibiydim.. kendime duyduğum nefret biraz daha yatışıyor. hattâ Cevher onu çok sevmişlerdi. Her fiskede. sümük. Bir keresinde bizim eve bile gelmişti. Bu benzersiz masaj sayesinde bakarsınız birkaç kilo veririm? Sağlıklı tekmeler beni iyileştirir? Size sapıkça gelecek. Sigarayı çakmağı denkleştirip yakış. Yani işler. Birlikte izlediğimiz Rocky VI bile bir ilkti. Ruhiye Teyze'ye konuyu açmaya karar verdim. Dostum yok. Kırılan burnuma. Pelin? Onunla üçlü koltukta yeni bir medeniyet kurmuştuk. kuş pislikleriyle yapılmış trajik makyajı akan bir 204 büstü kabaca avutur gibi yüzü yıkayış. Kozmos frene basış. Darağaçların-da urgan yerine blucinler sallansın. Mes'ud ve bahtiyar bir barbar savaşçıydım. çürük süngerleri andırıyorlar. Şebnem. Ruhiye Teyze'nin kapısına vardım. Ölülerin lalettayin ambalajlandığı eğri büğrü straforlara benziyorlar. [JIMMYBUFFET] Şebnemle ilişkimiz. Zaten açık olan bilgisayarda e-posta kutusunu kontrol edip Şebnem'den cevap gelmediğini görüş. bitkisel sütunlar.. Günlük programım aşağı yukarı şöyleydi: Öğlene doğru. ilkbahar gelip de bir pazar günü saatler ileri alınınca her şey altüst oldu. işlemediği suçların cezasını çeken. gözyaşı bulaşış. Banyoda." "A. bil ki benim. Patronun köpeğini taşladığı yalanını uydurmuştum. yıkıcı tekdüzeliğin yerini sürprizli bir şekilde şifa verici şiddet alıyor. Vikingler gibi kürek çekiyordum fakat yüzümde tırtıl bıyıklı eski İstanbul beyefendilerinin o mayhoş sırıtışı yansıyordu. Telefon kulübelerinde intikam müjdesi bekleyen kimselerle lalettayin konuşuş. yemek turuna çıkmış Tazmanya Canavarı. Evde yok. kemiğini kaybetmiş Rin Tin Tin gibi fırıl fırıl dönüyordum. tozlu. kısılmış jaluziler gibi. Cep telefonları çamaşır makinelerinde kaynayıp infilak etsin.. Cipsler ve çikolatalar spor ayakkabılara tıkıştırılsın. Takma bacağıyla 44 . sağır-dilsiz ve felçli deliler. Bir keresinde "Bana e-posta gönderebilirsin" deyip adresim vermişti. Alaz Bey'e de kahkahalar atarak ha202 karet yağdırmıştım.. Hâlâ anlatılır. onbeş dakika ya oldu ya olmadı. Kennedy'nin zımbalanış yıldönümü olan şu 22 Kasım gününden sonra. sevgilimin benden kaçmasına sebep olmuştu. okuyan. Uyuyana kadar canım çıkıyordu. ter. bilgisayar oyununa dönüştü. Yüzlercesini yazdım. laboratuardan firar eden bir virüs gibi kayıplara karıştı. Haşat ettiğim adamlar ağlayış. işte şimdi. Ne dediğimi hatırlamıyorum. bir yağmur damlası kadar yolundaydı.. Trafik kazalarında canından olanların cesetleri loto ku-ponlarıyla örtülsün. Daha ilk buluşmamızda. kendi çapımızda bir kıyamet koparacağız demekti. tatsız. Otomobillerin içi ve benzin depoları hazır kahveyle doldurulsun. Huduni'yle beraber izlediğimiz bir belgeselde. Kafeinli salya. ben içinde yaşadığım bulaşık akvaryumu kırış. yazan bir Humboldt Papağanı gibi hissediyordum. Su ısıtıcının düğmesine basış. bugün mü?" "Evet. Sandal kiralayıp denize açılmıştık. Pabucumu dama atması işten değildi. Müşterilerin bulunduğu toplantıya sarhoş gitmiştim. Şebnem telefonlarıma çıkmaz oldu.. Üste başa kan. Her sürpriz in203 dirim anonsu sırasında süpermarketlerde tanklar ateşlensin. polyester.spu çocuklarının imajını inşa ediyorum. golsüz maç gibiydi. Tanıştığımızın ertesi günü telefon etmiştim: "Şebnem?" "Kimsiniz?" "Müntekim ben. karşılık beklemeyen kötülüktür. iki yıla kadar ya evli ya da ölü bir adam olacağımı fark etmiştim. Dünya duruş." "Müsaitsen akşam buluşalım mı?" "Eee.. Şebnem'in etrafında. Gönül İşleri Bakanlığı'ndan almaya hak kazandığım AŞ-Kart denen zımbırtı hiçbir halta yaramamakla kalmamış. işten kovuldu. yırtılmış derimden yayılan kokular geliyor. tanışmadığı insanlar tarafından terk edilen kimselerin tek tesellisi. bütün yollar Karaca Ahmet Mezarlığı'na çıkıyordu. Arka odada bir saguaro gibi oturan Abdülcabbar'la yola çıkış. Abdülcabbar'm gözetiminde. Konuklara da. Parlak fikirleri vardı ve kalemi kıvraktı. idrar. Markalı paçavralar. aç kedilerden kaçan Speedy Gonzales. Mağlup olmuş bir aptaldım. ölümün başedilmezliğiyle aşılanmış. toprak olmuş bir kabilenin dilinde konuşan. İçlerinde cesetlerin kaybolduğu. Laboratuardan kaçan virüs Telefonun çalmıyorsa." Pikaba atladım. Kendimi. benim bana olan borcumu ödüyor sanki. Alaz Bey. Çiçek hastalığına yakalanıp tümüyle yok olmuş bir kabilenin dilini konuşabilen tek canlı oydu. küflü yorganlar. Bitkisel kadavra endamla-rıyla.. Taş kesilmiş yumruklarla.

uçurumlarda dolaşan bir keçi gibi zıplıyorum. Servilerin altından geçer206 ken, onların etçil oldukları hissine kapılıyorum. Her an bir tanesi beni ısırıp yutabilir! Ruhiye Teyze, Kevser'in mezarını suluyor. Yanına yaklaşırken ayaklarımı yere sürterek ses çıkarıyorum, boğazımı temizliyorum, dönüp bakmıyor. "Merhaba. Ruhiye Teyze, nasılsın?" Sesim, çizgi filmlerdeki ördeklerinki gibi çıkıyor. "Biz de senden bahsediyorduk" diyor. Mezarlıkta zamanın bir önemi yok. Her kabir, bir saat kulesi enkazı gibi. Yerin altında bir azap tütsüsü yakılmış sanki. Üst kat komşum Ruhiye Teyze'yle niye mezarlıkta buluşuyorum? Beni bu genç yaşımda bu kemik bahçesine hangi rüzgar attı? Basit bir tesadüf mü? Dev serviler tarafından çiğnenip tükürülmüş evcil cadıya bakıyorum. Torununun ölümüyle yetim kalmış, cinlerle, kedilerle, sarmaşıklar, kokulu yağlar ve yarasalarla kafayı yakmış ortağımla ayaküstü susuyoruz. Buzdağına düşen yıldırımlar tarafından mı sıkıştırılıyoruz? Ölülerin hastalıkları bize mi bulaşıyor? Virüsler, bakteriler pılı pırtıyı toplayıp steyşın arabalarıyla yollara düşerek benim uçsuz bucaksız gövdeme mi taşmıyorlar? Beynimin tepelerinde kayak mı yapacaklar? Damarlarımda hamam sefası, ciğerlerimde beş yıldızlı bir tatil? Bir an, Ruhiye Teyze'nin Kevser'i yeniden hayata döndürmeyi planladığından şüpheleniyorum. O zavallı, papatya gözlü, ortopedik hüsranlar içinde çırpman kız, şimdi ayaklanacak, sabah yorganın, çarşafların içinden çıkarak uyanır gibi topraktan sıyrılacak, kesilmiş kafasıyla neşeli şarkılar söyleyerek mezar taşlarını dolaşacak... Kendimi şöyle bir yokluyorum: Şu anda tam olarak ne hissediyorum? Yalnızca delilerin defnedildiği, kaçık cenazelerine tahsis edilmiş bir toprakta mıyım? Havaya uçurulmuş bir tımarhanenin sıcak yıkıntılarına mı düştü yolum? Neden .mi/ buradayım? Bilinçaltımın kalorifer kazanı mı patladı? Bol kalorili pişmanlık kömürü, suçluluk talaşı yüzünden beynimin bodrumunda bir infilak mı oldu? Radarlarım, benden habersiz, Kevser'den bir davet mi saptadı? Neyi kutluyoruz? Vicdanımın zifiri karanlığında sabahlara kadar sessiz sedasız kazılmış bir çukura mı düştüm? Yo, o kadar uzun boylu değil. Ölülerin ayağına kadar geldiysem, Şebnemin izini bulmak için geldim. Zombilere, hayaletlere ayıracak vaktim yok. Ben de bir ölü kadar körüm. Yalnızca, Şebnem'i görmek istiyorum. Şebnem'e giden yol ceset yatakhanesinin koridorundan geçiyorsa ne yapabilirim? Cebimden paketi çıkarıp bir sigara yaktım, yeraltından derhal pasif içicilerin protesto öksürükleri yükseldi. Oralı olmadım: "Ruhiye Teyze..." "Söyle... Burada biz bizeyiz." "Hani bir kız vardı ya, Şebnem, sana bahsetmiştim?" "Evet?" "Ona ulaşamıyorum. Anlayamadığım bir şeyler var. Benden kaçıyor. Ona âşığım. Bana bir tek sen yardım edebilirsin." Her ikimizin de cevabını bildiğimiz bir soru soruyor: "Nasıl?" "Jajha, Şebnem'i bulabilir?" "Hayır evlat, bulamaz." "Neden?" "Jajha öldü." Kara haber, mezarlıkta daha tez yayılıyordu. "Öldü mü?" "Evet. Önceki gece... Fakat sana bir mesajı var." "Ha? Mesaj mı? Ne mesajı?" "Sen de öleceksin, çok yakında." *^*

Üsküdar'daki Şibumi Sokağı'nda iki katlı bir evin bahçesindeyim. Gece. Bir iğde ağacıyla beyaz bir Lada arasındaki 208 boşluğa çömelip yanımdaki torbada ne varsa yere boşaltımı Bir yüzüne malakit denen yeşil taşlar çakılmış beyaz banyo sabunu, bir çift leylek bacağı, gül yaprağı ve kelebek kanadı külü, insan kanıyla boyanmış pamuk ipliği ve bir keser. Sabunun taşsız kısmına tırnağımla ŞEBNEM yazdım. Leylek bacaklarını, kanlı iplikle sabuna bağladım. Küçük bir kutu-cuktaki külü avuçlayıp bu büyü materyaline sıvadım, işin en tehlikeli kısmı şimdi başlıyordu. Eğilmiş vaziyette evin eşiğine varıp keserle küçük bir çukur kazdım. Malzemeyi gömdüm, işlem tamamdı. Hızla bahçe kapısına yöneldim. Az ötedeki pikabın içinden Abdülcabbar bana bakıyordu. Arabaya atladım. "Hallettim" dedim. "Şu anda uykusunda sana âşık oluyor?" dedi Abdülcabbar. "Aynen öyle" dedim. Sesimde şeytani bir tını, bir kurnaz- , lık efekti vardı. Arabayı karanlığın içine doğru sürdüm. Aşkın basit olmasını istersin, ama basit değildir. Ertesi gün, Eminönü Iskelesi'nin yanındaki telefon kulübelerini izliyordum. Etraf kalabalıktı, italya parlamentosu üyelerine benzeyen, orta yaşlı, şık bir adam; saat tam 14:00'da soldan ikinci kulübeye girdi. Yüzümü denize dönüp numarayı çevirdim. Açtı. Sordum: "Kimden, ne için intikam almak istiyorsunuz?" "Siz kimsiniz?" "Pardon, yanlış aradım" dedim. Tam kapatacağım anda "Yo, yoo, bakın, sorun şu ki, size güvenebilmeliyim. Bu çok önemli." Sarih konuşuyordu, fakat kesinlikle endişeliydi. Robot sesimle izahta bulundum: "Sadece intikamınızı alacağımıza dair güvence verebiliriz." 209 "Pekala, Abidin Dandini'yi temizlemenizi... Aaaaah!" ve telefon kapandı. Dönüp kulübeye baktım. Uzun paltolu, takım elbiseli iki adam gözüme çarptı. Ölüm fısıldayan susturuculu tabancalarını bellerine takarken, etrafa bakma-rak uzaklaşıyorlardı. Onlara doğru seğirttim. Tiz bir çığlık koptu. Katiller caddedeki siyah bir BMWnin arka koltuğuna daldılar, araba derhal uzaklaştı. Kulübenin önünde büyük, uğultulu bir kalabalık birikiyordu. İnsanların arasından zar zor geçerek, az önce konuştuğum müşterime ulaştım. Gövdesinden boşalan kanın ortasında hareketsiz yatıyordu. Dondum kaldım. Alelacele olay yerinden kaçtım. Galata Köprüsü'ndeki sıkışık trafikte ikide bir klaksonlar çalarken, zihnimde aynı soru tekrarlanıyordu: "Abidin Dandini de kimin nesi?" Düüüt! "Abidin Dandini de kimin nesi?" Düüüt! "Abidin Dandini de kimin nesi?" Düüüt! Düüüüüt! Düüüüüüüt! Hayatın basit olmasını istersin, ama basit değildir. Ecelin uçurtması yükseliyor Hani cinler geleceği bilemezdi? Ruhiye Teyze'nin ağzım aradım. Ciddi ciddi tırsmıştım. Bana bir izahta bulunmalıydı. Ecelin uçurtmasının benim ufkumda yükseldiği, besbelli kuyruklu bir yalandı. Ruhiye Teyze "Hayır, yalan değil, sır" dedi. Karacaahmet'-ten eve dönüyorduk. Ne yani, mezarlığa, bu ihtiyar kadından önce mi yerleşecektim? Direksiyonu iki elimle tutuyorum. Islak yollar, Azrail'in serdiği naylon yolluklara benziyor. Bütün arabaların ön koltuklarında sarhoş dazlaklar, arka koltuklarında birer çift do-berman olduğunu vehmediyorum. Trafik canavarları çetesi 210 tarafından kuşatıldım. Kendi ölümüm konusunda ikna olmak üzereyim. Jajha için hava hoş tabii. Ne de olsa binini aşmıştı. Acaba benden gıcık mı kapıyordu? "Aksine, seni severdi." Jajha yalnızca geçmişe yolculuk edebiliyordu. Son nefesinde eşek şakası yapmış olmalı? "Biliyorsun, pek şakacı bir cin

45

değildi." Halbuki deathclock.com adresinden, 26 Nisan 2051'e kadar yaşayacağımı öğrenmiştim? Ruhiye Teyze, aramızda bir ilkokul çocuğu varmış ve onun da anlamasını istiyormuş gibi basitçe açıklıyor: "Bizim dünyamızda doktorlar, bazı ağır hastalara 'üç ay ömrünüz kaldı' filan derler. Cinler âleminde ise insanların psikolojik durumuna bakarak isabetli ömür tahminleri yapan uzmanlar vardır. Jajha da onlardan biriydi. Kevser'in öldüğünü duyunca hiç şaşırmamıştı. Cinlerin halet-i ruhiyeleri, bedenlerini yıkıma uğratacak etkiler üretmez, insanlar ise esasen moral güçleriyle hayata tutunurlar. Uzman cin, gözüne kestirdiği bir kimseyi takip eder. O insanın davranışlarından ve sözlerinden bir maneviyat haritası çıkarır; bu haritaya bakıp ömrünün hududunu tespit eder. Haritada çevremizdeki insanların hayatımıza kattıkları ve hayatımızdan çaldıkları da görünür. Aslında epey karmaşık bir tablo mevzubahistir..." Kulağa enikonu saçma geliyordu. Ruhiye Teyze'nin söylediğine bakılırsa, insanlarla ilgilenen cinler, bu işi oyun haline getirmişler. Diyelim bir cin, arkadaşlarıyla buluşuyor ve filanca insanın hangi zaman aralığında öleceğine dair görüşünü açıklıyor: "Bu vatandaş, iki yıl sonra 7-29 Mart arası bir günde kuyruğu titretecek, durum onu gösteriyor." Gruptaki diğer cinler ise söz konusu insanın, bu tahminde belirtilen süredeki hangi günde pilinin biteceğini bulmaya çalışıyorlar. İddiaya giriyorlar yani. Bildiğiniz loto. Hastane pcı 211 soneli, kanserliler koğuşunda yatanlardan hangisinin ne zaman cartayı çekeceği üzerine bahse girer ya, işte o hesap. "Rahat ol evlat... Ölümle yüzleşmek iyidir; sağlıklı düşünmeye başlarsın." Sigara yaktım. Ön cama mavi bir ölüm bulutu üfledim. İçim dışım fanilik jelatiniyle kaplanmıştı. Sanki ölmüştüm de, geçici olarak kendimin yerine bakıyordum: Rahmetlinin dublörüydüm... Adamın biri, yol kenarına park ettiği arabasında ruhunu teslim etmiş. Üç gün boyunca öyle kalmış ve ölü olduğu ancak onüç park cezası kesildikten sonra fark edilmiş. Ruhiye Teyze, ecelle işbirliği yapan ve rüşvet almayan trafik polisi gibiydi. Kalıbımı basarım, o da ölümden korkuyordu. "Ölümden değil, gelecekten korkuyorum." Kaderin elindeki ustura Az önce bir müşterim kurşunlandı... Bin yaşındaki görünmez ortağım aramızdan ayrılmıştı. Kalendermeşrep babam, safderun annemi aldatıyordu. Sevdiğim kızın gönlünü kazanmak için yaptırdığım büyü bir halta yaramamıştı. Ehli-keyif cinler, benim de tez zamanda nalları dikeceğime dair bahse tutuşmuşlardı. Bildiğim bir şey varsa, kum fırtınasının ortasında şekerleme yapılmaz. Bildiğim bir şey varsa, kaderin elindeki ustura pas tutmaz. Bildiğim bir şey varsa, kalbi atmayan kimsenin başı dönmez, midesi bulanmaz. Galata Köprüsü'nden çıktıktan sonra, annemi ziyaret etmeye karar verdim. Uykulu gökyüzünde horlayan obez ve bekar bulutlar birazdan ayaklanıp bulaşık yıkamaya başlayacaktı. Seziyordum. Trafik; birbirine zincirlenmiş, ya212 lınayak, yaralı kölelerden oluşan bir kafile kadar hızlı İki liyordu. Sarıyer'e vardığımda babamın dükkanının buğulu camlarına şöyle bir bakıp yola devam ettim. Babam altmışına dayadığı merdivenin ilk basamaklarında dikilip dururken, şeytan dürtmüş ve başka kadınlarla ilgilenir olmuştu. Esasen son derece merhametli ve mutedil biriydi. Otuzüç yıllık evlilik, öldürdüğü aşkm cesedini toz haline getirip üfürmüş müydü? Ben de Şebnem'in üzerine gül koklar mıydım? Kunduracı Recai Bey, sorumluluk zindanından bahaneler avlusuna yatay geçiş mi yapmıştı? Sanırım gündelik hayat aygıtına kenetlenen fesatlık

mekanizması otomatik. Şeytana artık çok az iş kalıyor; o sadece son rötuşları yapıyor. Evin önüne vardığımda, torpidodaki, Ruhiye Teyze'nin yeşil sadakat tozlarının bulunduğu torbacıklardan birini aldım. Eşikte bir an durdum. Annem, zile basmama fırsat vermeden açtı kapıyı: "Hoş geldin oğlum" deyip boynuma sarıldı. "Hoş bulduk anneciğim." İçeriye geçtim: "Cevher nerede?" "Odasında, oynuyor. Sofra kurayım mı Müntekim? Karnıyarık yaptım, seversin sen, makarna da var?" "Aç değilim." Cevher'in odasının kapısından baktım. Sırtı dönük vaziyette, plastik oyuncaklarla meşguldü. Yanma gittim. "Je-gi? Ihe uaaa" deyip gülümsedi. Bu sözlerin bir anlamı olması için neler vermezdim. Kardeşime yavaşça sarıldım. Başını öne eğdi. Yanağını öpüp salona yollandım. Derler ki, ebeveynler, evlatları koskoca yetişkinler olsa da onları hep küçük çocuklar gibi algılarlar. Şimdi, babamın defolu ihaneti ile annemin müphem mağduriyeti arasında kendimi kundaktaki bebek gibi eli kolu bağlı hissediyordum. Ve bir bebek, evlilik sorunlarını çözemez. Annem, sıradan bir adama hayatını adamış, sıradan bir ka211 dindi. Ve şimdi, onu şaşkınlığa sürükleyen bir mahcubiyetin ağına düşmüştü. Oğluna kocasından dert yanmaya istekli değildi. Doğrusu ben de kendimi babamın yaramazlıklarından konuşmaya hazır hissetmiyordum. "işlerin nasıl oğlum?" "Çok şükür, gayet iyi." "Yaşın geçiyor Müntekim, bir yuva kursan ya artık?" Böyle, çolak bir caz piyanistinin tımarhanede verdiği resitalde vokal yapan morfin yemiş hastalar gibi mırıl mırıl sürdürdüğümüz konuşma yan odadan gelen çığlıkla bölündü. Hızla Cevher'in yanma koştuk. Sırtüstü uzanmış çırpmıyordu. Etrafa, çoğu kırık, rengarenk oyuncaklar saçılmıştı. Annem bir koşu mutfaktan getirdiği küçük tahta kaşığı, dilini ısırmasın diye Cevher'in dişlerinin arasına sıkıştırmaya çalışırken, ben de ağzım aralayarak yardım ettim. Cevher, yirmiiki yaşında, 139 cm. boyunda ve 33 kg ağırlığında. Onüç aylıkken menenjite yakalandı. Ateşi yükselmişti ve kusuyordu. Başlangıçta bizimkiler çocuğun üst solunum yolu enfeksiyonu geçirdiğini sanmışlardı. Üç gün sonra doktora götürdüklerinde öğrendik ki 'neisseria meningitidis' adında bir bakteri iş başındaydı. Menynx denilen beyin zarları iltihaplanmıştı. Şimdi, epilepsi atağı geçiriyor. Yani generalize konvulsi-yon. Beyin nöronlarındaki elektriksel impulslann düzensiz dejarjı yüzünden vücudu istemsizce kasılıyor. Saatime bakıyorum; atak beş-altı dakikadan uzun sürer de status epilep-ticus evresine ulaşırsa kardeşimin hayatta kalması için acilen Diazem, Valium ya da Dolantin enjekte edilmesi gerekir. Beyin hücreleri ölmekte olan Cevher'in idrarı halıya yayılıyor. Tükürüğünü yutamadığı için, ağzından köpüklü bir sıvı akıyor. Atak dördüncü dakikada, zavallı kardeşimin uykuya dalmasıyla sona eriyor... 214 Annem, peçeteyle ağzını sildiği Cevher'in alt bezini değiş tirmeye koyuldu. Evlat sevgisine tahakküm eden derin çile sinin gereklerini otomatik hareketlerle yerine getiriyordu. Cevher hiçbir zaman okula gidemedi. Fırından bir sıcak ekmek alamadı. Yıllar yılı kendisine hizmet eden anneciğine bir teşekkür edemedi. Daima, bir çift çamur deliği gibi sönük ve tümüyle manasız gözlerle baktı. Bayramlarda büyüklerinin ellerini öpemedi. Bir kıza "Seni seviyorum" diyemedi, çiçek veremedi, laf atamadı. Mahalle maçlarına katılamadı. Uçurtma uçurmadı. Cam kırmadı. Kimseyle kavga etmedi. Kimseye hediye sunamadı. Sigara içmedi. Kitap okumadı. Balık tutmadı. Sinemaya gitmedi. Bisiklete binmedi. Lunaparkta eğlenemedi. Denize girmedi. Telefon etmedi. Bir tişört olsun, seçip, deneyip

46

beğenerek satın almadı. Evden kaçmadı. Kuş vurmadı. Oruç tutmadı. Şarkı mırıldanmadı. Hiç koşmadı. Doğumgününü kutlamadı. Bir kafeteryada kahve içemedi. Otobüsle, trenle, vapurla küçücük bir gezintiye çıkamadı. Ağaç dikmedi. Duş alamadı. Kardanadam yapamadı... Aleladeliğin ayrıcalıklarını, monotonluğun emniyetini, normalliğin konforunu asla tadamadı. Cevher'in cılız bedeni bir hüzün, handikap ve hüsran ca-mekanı gibiydi. Bir elinden annem, diğerinden Azrail tutuyordu. Annem, acıklı bir bebekliğe mahkum olan oğlunu yıkıyor, bezliyor, giydiriyor, yediriyor, tıraş ediyor, onun dişlerini fırçalıyor, tırnaklarım kesiyordu. Kalbindeki şefkat ve merhamet; ümitsizlik ve korkunun muhasarası altındaydı: "Ya ölüp gidersem, yavruma kim bakar?!" Anneciğimin alınyazısı, soru işaretleriyle doluydu: "Acaba ne zaman, belki de şimdi, inşallah yakında, galiba hiçbir zaman, sanki her an, muhtemelen asla, herhalde hep, sanırım daha zaman var, hayırlısıyla birgün???..." Kader; onun hayatında ailenin, kadınlığın, anneliğin yeniden berrak bir anlama kavuşmasını adeta bir lanetin enerjisiyle sürekli erteliyordu. GtiU ,'!■. zar Gıcırbey, ecelin programını bozamayacağını bile bile didiniyordu. Cevher'i kucaklayıp yatağına taşıdım. Yumuşacık saçlarını öptüm. Annemle bocalayarak vedalaşırken, sadakat tozu paketini eline tutuşturdum: "Bunu babamın giysilerine serp. Hiçbir mesele kalmaz. Yanlış adamla evlenen tek kadın sen değilsin" deyip evden ayrıldım. Bildiğim bir şey varsa, istikbal hassastır, her şeyden etkilenir. Peygamber'in ketlisi [Nefertiti] Kedilerin bize iyi davranmaları normal; zira ataları, atalarımızı yiyordu. [DANZY DELGADO, 1907-1989, Misafirperver Yamyam] Miyav. Ramize Ramirez enteresan bir kadındı. Dört yıl evvel 31 Ekim günü yani Cadılar Bayramı'nda Caddebostan sahilindeki bir bankta oturuyordu. Yanaştım. Elindeki kitabın kapağını inceledim: Şeytan -Yüzü Olmayan Maske, Lut-her Link. Beni görünce "Gel bakalım İblis'in yardakçısı" deyip sevecen bir jest yaptı. İnsanların yüzde doksanbeşi fillerle, pirelerle ya da balıklarla değil, biz kedilerle konuşur: "Annen baban nerede senin?" "Ya seninkiler?" diye sordum. Sözlerimi anlamadığı halde gülümsedi. Başımı okşadı. Eski Mısır'da, M.Ö. 4000'li yıllarda Bubastis kentindeki kedi tanrıça Bastet'e gösterilen saygının anısını yaşatan Ramize Ramirez derhal hizmetime girdi. Beni kucaklayıp bir taksi durdurdu ve buraya, Göztepe'deki evine getirdi. Bana "Nefertiti" diye sesleniyordu. Dahası, kırmızı iplikle Nefertiti yazısını işlediği beyaz bezden ince bir şeridi boynuma astı. 216 Ramize Ramirez, irlanda'nın Cork şehrinde yaşayan Og luyla günaşırı telefonda konuşuyordu. Kocası ise eve sene de üç-dört kere uğrayan bir uzak yol kaptanıydı. Kadıncağız dalgalı, köpüklü bir yalnızlık içinde sigara tüttürürken, kendi kendine "Gemileri ben de severim, fakat okyanuslardan nefret ediyorum" diyordu. Ramize Hanım, Türk edebiyatının Agatha Christie'siydi [18901976]. Tam yirmiyedi tane polisiye roman yazmıştı. Gelgeldim, kitapları pek tutulmamıştı. Mısırlılar, Tibetliler, Hintliler ve birtakım İngilizler gibi Ramize Ramirez de kara kedilerin uğurlu olduğuna inanıyordu. Bu batıl inancının faydasını gördü: Yeni romanı Azrail'e İtimadım Sonsuzdur büyük ilgi uyandırdı. Hızla yazmaya devam etti: Katiller De Gıdıklanır, Delik Deşik Bir Kefen, Uçurum Bedduası, Cesetler Şifa Bulmaz-■■ Hepsi de kapışıldı. Eski romanları tekrar basıldı. Televizyon programlarına çıkıyor, gazetelerin kitap eklerinde ondan övgüyle bahsediliyordu. Muhabirler onunla röportaj yapabilmek için yarışıyordu: Bana duyduğu sevgiyi, bir gazeteye verdiği

beyanatta "Mükemmel dostlarımız asla iki ayaklı değildir" diyerek belirtmişti, imza günlerinde hayranları uzun kuyruklar oluşturuyordu. Ödüller aldı. Eserleri sinemaya uyarlandı. Yılın yazarı seçildi. Yüklü bir ücret karşılığında yeni bir yayınevine transfer edildi. Göztepe'deki evini satıp, Gümüşsuyu'ndaki Çifte Vav Sokak'ta bir daire satın aldı. Beraberce taşındık. Fakat biz kediler, insanlardan ziyade mekanlara bağlanırız. 11. yüzyılda gemilerle Mısır'dan Avrupa'ya göç eden atalarım gibi ben de bir Şehir Hatları vapuruna atlayıp Kadıköy'e, oradan da geze geze Göztepe'ye geri döndüm. Evin yeni sahibesi Ruhiye Hanım boynumdaki tasmaya bakıp "Hımmm, Nefertiti, münasip bir isim" dedi ve beni buyur etti. Yorgundum, uyumak istiyordum. Kevser, ben den pek hoşlanmadı. "Kara kedi musibet taşır" diye lıo )\1 murdandı. Ruhiye Hanım ise "Kara kedi diye bir şey yoktur!" deyip beni evirip çevirdikten sonra "Bak!" diyerek, Kevser'e karnımdaki daha önce fark etmediğim beyaz leke-ciği gösterdi. "Haçlı Seferleri'nden itibaren Avrupalılar kedileri korkunç yöntemlerle öldürmeye başladılar. Diri diri yakılan kedileri, Arapların, Türklerin ve Şeytan'ın vekili sayıyorlardı. 15. yüzyılın sonlarından itibaren üçyüz yıl süren cadı avı boyunca, kediler cadıların asistanı telakki ediliyordu. Hele kara kedi, zırcahil Avrupalıların nazarında kılık değiştirmiş ifritti. Zavallı kediler kulelerin tepelerinden atıldılar; baltalarla, küreklerle öldürüldüler; şatoların temellerine, duvarlarına konan harca canlı canlı karıştırıldılar... Edgar Allan Poe [1809-1849] Kara Kedi adlı meşhur hikayesinde, duvara gömülen kedi tema'sını işlemiştir. Batılılar, 'Kedili piyano' diye bir işkence aleti yapmışlardı. Uzun, kapaklı bir kutuya bir düzine kedi konuluyor, hayvancıkların kuyrukları, kutunun kenarındaki deliklerden dışarı sarkıtılarak kapak kapatılıyordu. Sonra, karanlıkta kalan kediciklerin kuyrukları şiddetle çekiliyor, yakılıyor ya da üzerlerine iğne batırılıyordu. İnsanlıktan nasipsiz vahşi mahluklar, biçarelerin acı çığlıklarından senfoni dinler gibi zevk alıyorlardı." Ruhiye Hanım'm anlattıkları uykumu açmış ve başımı döndürmüştü. Kevser'le aynı anda, ayrı dillerde sorduk: "Eee? 'Kara kedi yoktur' derken neyi kastediyordun?" Ruhiye Hanım: "Müsaade edin de sözümü bitireyim." Biz kediler, yüz farklı ses çıkarabilsek de insanlar gibi konuşamıyoruz. Heveslisi de değiliz zaten. Yine de bizimle iletişim kurmak zor sayılmaz. İhtiyar kadın, anlatmayı sürdürdü: "Hasat zamanının başlangıcına rastlayan Saint-Jean bayramında, anız yakılırken kediler de fıçılara ya da torbalara konarak ateşe atılıyordu. 218 Torba ya da fıçı parçalandıktan sonra kaçışan tutuşmuş kediler taşlanarak veya sopalarla dövülerek öldürülüyordu. 1630'larda, Paris'teki Greve Meydanı'nda vahşi bir kalabalık, yüzlerce kediyi yakacakken, taht'a çıkmaya hazırlanan XIII. Louis, babası IV. Henry'i rica minnet ikna etmiş ve kralın emriyle kediler yakılmaktan kurtulmuştu. İşte bu işkence ve katliamlardan, bilhassa kara kedilere odaklanan nefretten sonra, tümüyle siyah olan kediler ortadan kalktı." Zamanla, Ruhiye Hanım'dan kediler hakkında çok şey öğrendim: Abdullah bin Sahr adlı sahabe, kedileri çok severmiş. Birgün, cübbesinin cebinde yavru bir kediyle dolaşırken görülmüş. Bunun üzerine, arkadaşları onu "Ebu Hureyre" [Kediciklerin Babası] diye çağırır olmuşlar. Peygamberimizin de kedileri varmış. Gözdesi olan kedinin adı Müezza'ymış. Müezza, karamel renginde, kısa tüylü bir Habeş kedisiymiş. Allah'ın Elçisi, camiye gideceği bir vakit, hırkasının üzerinde uyuyan Müezza'yı rahatsız etmemek için, hırkanın bir kolunu sessizce kesmiş.

47

Hıyarağası basamaklarda tazı gibi sekiyordu. Sokakta volta atan Mün-tekim Gıcırbey. Şebnem Şibumi'nin söylediği her kelimeyi işitiyorum: "Mutlu musun canım?" "Olmak üzereyim" diyor aşağılık mahluk.. hem de onlarla gurur duyuyorum. şakayla "Yolcuları sağ salim cennete ulaştırmaya çalışıyorum" derdim. Ucuna iflas bayrağı takılı mızrak gövdeme saplanmıştı. pingpong değil de satranç oynuyor sanırdınız. İri olduğum ve sert oynayarak elini kanattığım için beni King Kong'a benzetiyor sanmıştım. Kızın nerede olduğunu bilmiyordu. Gülüyorlar mı. Hasan Amcamın katiyen onaylamayacağı olaylardı. karnıma durmadan vuruyorlardı. kısa saçlı. Uzun boyluydu. t-reks sürüsü gibi aniden dönüp onun tepesine üşüştüler. 1995'te Dünya Masa Tenisi Şampiyonu olan Çinli Linghui Kong'dan bahsediyordu. Müezza'ya ve Peygamber'e arkadaşlık eden türdeşlerime hem imreniyorum. tam yanı başımda dikildiler. Düşünüyorum da. O esnada. imitasyon mücevherler içinde sahici bir dilberdi. Kendisi Fransa'da ve İngiltere'de öğrenim görmüş bir hukukçudur. 1983'te General Cafer el-Nimeriri. o da pat diye şeriat getirdi. Yolu perdeleyen karanlıktan.Peygamber'i her fırsatta ziyaret eden ve ondan 5374 hadis rivayet ederek. evham ve hüsran altıncı hissi güçlendiriyordu. kırılması imkansız bir rekora imza atan Ebu Hureyre. Gözünde. Kanım. Her şey. Güneşi görebilmek için el fenerine ihtiyaç duymazsınız. Evine doğru yürüyen pretJ ses dönüp dönüp arkasına bakıyordu. Peygamber'in sohbetlerinde en çok bulunan. yokuşları sahile bağlayan merdivenli sokaklardan iniyordu. Demek. başımdan aşağı çizgiler halinde akıyordu. Ve kızı öpüyor. İşte. nereden bulmuşsa. tartaklanmak böyle bir şeydi. Bir beysbol sopası kafama indiğinde. Ve onu yendim. Gıcırbey'in Chevrolet'yle yaklaştığım duydum. yani başı göğsümün hizasmday-dı. [TAHA BİN TALHA. sürekli hatıra fotoğrafı çektiriyormuş gibi gülümser. büyük caminin yanında buluşuruz" deyip fırladım. O kadar sevinçli ve hoşnut görünüyorlardı ki. Ona âşık olmak. >\<> Kanla gargara [Abdülcabbar Turabi] Son tahlilde bütün aşklar karşılıksızdır. Gıcırbey sırtını duvara yaslayıp. Güzelliği. Gıcırbey moleküllerine ayrılırken. dünya bu yıl güneş etrafındaki turunu ben-siz tamamlayacak diye düşündüm. 222 Şebnem Şibumi'yi öpen iblis. Gecenin zemininde ayak sesleri yankılanıyordu. Gazı kökledim. Aşka inanmıyordu. Hasan Amcam da tebessümünü bir sağa bir sola yöneltiyordu. Arabadan bir düzine fedai saçıldı. Şebnem Şibumi ile ihanet dansında ona eşlik eden sente tik kavalye nazikçe vedalaştılar. boynunda ressam kaşkolü. Hasan Amcamın çok iyi kalpli ve bilgili olduğunu. Yüzüne bakınca. arabesk bir şarkının videoklibini andırıyordu. 11 Eylül 2001 Salı günü istanbul'daydım ve bütün televizyonlarda ikiz Kuleler'e yolcu uçaklarıyla yapılan saldırının görüntüleri yayınlanıyordu. Şaha det parmağını öpüp kıza zafer işareti yolladı. suratıma. dehşet. Neyi kastettiğini geç anladım. Lukana. sentetik kürkler. İnsanda onları derhal gebertme isteği uyanıyordu. Çünkü bu adam. Başında gangster kasketi. uzun favorili ve bıyıklı bir adamla birlikte sokağa girdi. Kong'un özelliği. Limuzine doluşup kayboldular. Mu-hamrned zaten kedi besliyordu. ülkede kuraklık baş gösterdi. Bu dehşetengiz olayın sorumlusu ekranda belirince hayretler içinde kaldım. Hartum'daki Hasan Amcamın gözlüğünün aynısı. Kadarif te cenaze arabası şoförlüğü yaptım. Hasan Amcam. Liseyi bitirdikten sonraki birkaç ay. 1996'dan sonra Arap zamkı işine girdi. bu gece burada olacakları nasıl sezdiğini düşündüm. Tam arabaya bineceği sırada. ayağında piyade botu. katlanılır gibi değildi. Araba. aklının ucundan bile geçmiyoi m du. elmanın kabuğunu bile emerek çıkarabilen. Belime. kıçıyla ceviz kırabilen. Soytarı da öyle. elinde şarap şişesi. Babanı pamuk ticaretiyle uğraşıyordu. Tıp fakültesine gitmemde de. Milyonlarca ceset. Onu "Şimdi de huzurları220 nızda. Gıcırbey. İstanbul'a gelmemde de onun tavsiye ve telkinlerinin payı var. Kusursuz Hüsran] Şebnem Şibumi'nin oturduğu sokağın basındaydık. ona en çok kulak veren. Hasan Amcamın asla tasvip etmeyeceği bir manzara daha. Gıcırbey'in. Kediler. daha önce provası yapılmış gibi cereyan etmişti. gök gürültüsü gibi infazlar ve askerî darbelerle yeniden düzenleniyordu. buruşuk bir palto. baldırlarıma. cehennemde çakmaklara gaz doldurmak gibi bir şeydi. birkaç sene evvel Hasan Amcamın evinin bahçesindeki 48 . cehenneme tayini çıkmış bir melek gibiydi. Şeytanın don değiştirdiği bir gece kulübünde dansçıydı. Hz. kalıcı felç gelir" demişti. şeriatın tadını kaçırmıştı. Simsiyah bir dumanın içinde çırpmıyordum. can çekişmekte olan. bahçelerde ve bilumum hoşbeş mekanlarında insanlara yakın olduklarına göre. Rakibiyse yenilmekteydi fakat gayet neşeliydi. Cinai bir görenek halinde sürüp giden iç savaş ve çatışmalar. yere yapışmıştı. Pingpongculardan biri. dilenci kılığına bürünüp faciayı daha net görebileceği bir yerde dikilmeyi seçmişti. Sopalar. bir limuzin timsah gibi burnunu uzattı. Gıcırbey'de fazla oyalanmadılar: Bana attıkları dayağı ona özetlediler. assolisti ensesinden yakalayıp kaldırdım ve kaportaya çarptım. bir keresinde bana "Surat asmayı bırak.. Lukana. develerden ve köpeklerden farklı olarak ev içlerinde. Sebepsiz somurtuşun ardından. Arabada benimle oturabileceği halde. Halbuki. benim içimde de utanç ve kederin dehlediği Arap atları yarışıyor. rutubetli bir ceket. Belli ki. bir yudum birayla yutabilirsiniz!" diye anons eden sunucuyu erkekler tuvaletinde kıstırıp sille tokat klozete tıkmıştım. Taklit kıyafetler. Şebnem Şibumi. Şebnem'den haber alamıyordu. adam geldikleri yönden geri giderek sokağın ucundan kıvrıldı. nefes mi alıyorlar anlaşılmıyordu. Hal hatır soranlara. Lukana Lamppon'un dolar yeşili gözlerinin muhasebesiy-le meşguldüm. Kız ile herif. Müsabaka bitti. Bana "Kong gibi" oynadığımı söylemişti. türünün son temsilcisi bir yırtıcı gibi çığlık attı. Şeriatın ardından. amcam Hasan Turabi'ye ülkemizin hukuk sistemini emanet edince. bacağında ormancı pantolonu. kazanacağına kimsenin ihtimal vermemesiydi. Biz ise arabayla mecburen tepenin etrafını dolanıyorduk. evsiz dilenciler gibi giyinmişti: Eprimiş bir hırka. Evinin bahçesinde iki adam pingpong oynuyordu. ] Loş ve kalabalık kulübün en uzak köşelerinden Lukana'yı seçebiliyordum. dünya gözüyle onu en çok gören hayvan kedi olsa gerek. Vıcık vıcık yumruklarım ağırlaşmış. biri dan gözlerinin oyulacağı. 1996'nm Nisan ayında onu ziyarete gitmiştim. Gıcırbey'e "Ben herifi yakalayayım. [Bunlar. Hasan Amcam aslında dedemin üvey ağabeylerinden birinin oğlu. Bahçenin şampiyonunu maça davet ettim. Yol ile merdivenlerin kesiştiği bir yerde arabayı durdurdum. Heyecanlanmıştım. Dizlerimin üzerine devrildim. Kız. polisleri bile mateme sürüklüyordu. kurşuna dizilmiş gibi yere çöktü. bahçe kapısından girdi. Ölü taklidi yapan yaralı gibi nefesimi tuttum. kıvırcık sakallı ve otuzbeş-kırk yaş-larmdaydı. fakat otomatik silahlarla yaygınlaşan katil şımarıklığı ile başedemeyeceğini söylerdi. Bana karnaval ucubesiymişim gibi davrandı. Sırılsıklam olmuştum. Taylandlı fıstık Lukana Lamppon! Çamaşırı öyle küçük ki. Sahne. Lukana Lamppon'la bir kerecik olsun böyle cıvıl cıvıl gezip tozamıştım. Melankoli. Caddeye çıktığında ona epey yaklaşmıştım. sürekli yanında kedilerle dolaşıyordu. Ben o akşam için kiraladığımız 1970 model siyah bir Chevrolet Camaro'nun içinde bekliyordum. elindeki şişeyi bırakıp bana doğru koşarken arabayı çalıştırdım.

. Üsküdar Iskelesi'nin karşısındaki telefon kulübelerinden birini izliyordum. kim den intikam almak istiyorsunuz?" Adam "Size ilk ağızda sırlarımı söylememi beklemeyin Ji: Mesajda 'Riski biz üstlenelim' yazmışsınız. Sonunda o kayboldu. Manşette. Beni gülme tuttu. Onun da sol yanağında ve kaşında dikişler vardı. Ne düşündüğünü anlamak imkansızdı. Yokuş aşağı gitmeye başladık. yediği esaslı bir tekmeyle 49 . Bir Türk gazetesinde. bütün televizyon kanallarında." "Başını öne arkaya oynatır mısın?" Gıcırbey "Böyle mi?" diyerek hareketleri yaparken göz ucuyla takip ettim. Gönül İşleri Bakanlığı Heyeti'nin komple katledildiği haber veriliyordu. Fakat hiç görmediğim birine düşmanlarımdan söz etmekle asıl riske ben girmiş olmaz mıyım?" dedi. Ölüm döşeğinde kahkaha atan deliler gibiydik. Kitabında bana dair yazdıkları doğru değil. Çok iyi Arapça konuşuyordu. ağzımda biriken kanla gargara yapıyordum. Acaba AŞKartlar üç yıl boyunca geçerli olacak mıydı? Belki de bakanlık feshedilirdi? Eve vardığımızda arabayı park ettim. Dün. otuziki dişinden otuziki mahalleye yayılan sırıtışıyla meydanda yürüyüşe çıkmıştı. Carlos'u esaslı bir ahbap olarak görüyorum. Tibet'te bir manastırda çile doldurduğunu duymuştum. kar tanelerini yakalamaya çalışıyordu. kulübenin numarasını tuşladım. Lisedeyken en iyi arkadaşımdı. Güzelliği ona kraliçe unvanıyla birlikte kölelik getirmişti.. aynı yılın 7 Ağustosu'nda Nairobi [Kenya] ve Ta-les Selam'daki [Tanzanya] ABD elçiliklerini bombaladığını.. Birinci sayfa tümüyle Gönül işleri Bakanlığı Katliamı'na ayrılmıştı. Çocuklar gibi. Kafamı güçbe-la çevirip Gıcırbey'e baktım. Abdülcabbar'a "Birazdan geliyorum" deyip bir gazete satın aldım. Yazarı. ben onun için doğmuşum gibi. Röportajda "Çakal Carlos günahımı alıyor." Ve yol boyunca kitaptan başını kaldırmadı. "Haklısınız. başınızı en çok derde sokan kişiyi kastediyorum. o derece afallamaz -dım. Makaraları koyverdik. Arabayı çalıştırdım. Lukana "Herkesin bildiği sırrı saklamak sana düşüyor Abdülcabbar" demişti. ansızın yanımda bitiverdi. Önce anneme rastlamıştım. Yılların onu değiştirdiğini düşündüm. Fu'-nun ne için. Mogadişu'da onsekiz ABD askerini öldürdüğünü ve L998 j}\ Ağustosu'nda Nairobi'deki ABD elçiliğini bir kez daha bombaladığını öğrendim. Gri paltom bir adam kulübeye girdi. haberi sunarken ağlamıştı. Bu sesi tanıyordum. Aslında kellelerini masamda dizili görmeyi arzuladığım birkaç kişi var. En son. benim için son günlerde bu konuşmalar zalim şakalara dönüşmüştü. Kadın spikerlerden biri. İçtenlik. onunla yapılmış bir röportaja rastlayınca apışıp kaldım." diyordu. Eski dostum. Daha demin sopayla tepeme vurdular!" "Onu kastetmedim. kimden intikam almak istediğini öğrenemedim. onu daha da agresif yapmıştı.. "Şu anda beni görüyor musunuz?" Onu özlediğimi fark ettim. telefonu kapattıktan sonra bir sigara yakarak. Pingpong mağlubiyeti. çerçevesi ya-mulmuştu. Lübnanlı bir sevgilisi vardı. "sizin için ne yapabilirim?" Sağa sola bakındı." Konuşmamız bu minval üzere sürüp gitti. Dürbünü bırakıp cep telefonumu çıkardım. İkimiz ayrı bataklıklarda boğuluyorduk: Birbirimize yüzme öğretmemiz imkansızdı. "Evet. "Pekala" dedim. Barska marka dürbünümle Beşiktaş'ta. şimdi de uzun zamandır görüşmediğim eski dostum Fu hattın öbür ucunda. 224 Gülme faslı bitince sordum: "Başın ağrıyor mu?" "Dalga mı geçiyorsun? Tabii ki ağrıyor. dilediğini unuttuğun bir dileğin aniden gerçekleşmesi gibiydi. Hasan Amcamın kitaplarının Türkçe nüshalarını görünce göğsüm kabarmıştı. Gözlem yapıp tahmin yumurtlayan robot gibiyim. Alper Ca-nıgüz. İşi profesyonelliğe vurdum: "İntikam almak istediğiniz biri yoksa. Okuya okuya apartmanın merdivenlerini çıkıyordum." Bir zamanlar aynı takım elbiselerden giyip langırt oynadığın birine yalan söyleyemezsin. Acı." "Tamam. Bense doğduğuma çok pişmanım. Hasan Amcamın gözlüğünün camları kırılmış. sonra konuşmamız sırasında bir adam vurulmuştu. Sürüne sürüne Chevrolet'ye ulaştık. "çok iyi yazıyor. Yüzünde bıçak gibi keskin bir gülümseme vardı. Gıcırbey de ben de darmadağın olmuştuk. "Kollarında ya da yüzünde bir uyuşma filan?" "Yooo?" "Miden bulanıyor mu?" "Hayır? Niye soruyorsun?" "Beyin kanaması geçirmediğinden emin olmaya çalışıyoGözlem yapıp tahmin yumurtlayan robot Pikabımın şoför koltuğundan. Bu. iştahsız bir güneş. Yine de Lukana benim için yaratılmış gibi geliyordu. İnsanın. Şaşırmıştım: "Cinayet işlemiyoruz maalesef. Bizzat kendisiyle karşılaşsam. "Roman okuduğunu bilmiyordum?" dedim.pingpong maçında yendiğim kişiydi: Usame bin Ladin! Mağlup pingpongcunun 1993'te de New York'taki Dünya Ticaret Merkezi'ne [bombalı araç yerleştirerek] saldırdığını. En iyi arkadaş derken. Lukana'ya da olan olmuştu. Köprüyü geçitken sonra "Aşkı öldüremezler!" yazılı bir pankart gözüme ilişti." Birkaç kişi ha? Yılların onu tahmin ettiğimden de fazla de226 ğiştirdiğini anladım. Kar." Gıcırbey'le ikimiz. Şoför koltuğundaydım. Sesinde merak ve birazcık endişe vardı: "Telefonu suratınıza kapatıp gidersem ne olacak?" Kesin bir ifadeyle "Hiç" dedim. Abdülcabbar'm ayna karşısında kendi yüzüne dikiş atmış bir doktor olduğuna inanmak zordu. bakanlığın. yediğimiz müthiş dayaktan sonra birbi-rimize kardeş gibi benziyorduk. Güldükçe. Sesimi değiştiren cihazı ağzıma tutarak sordum: "Ne için. rol icabı peyda olarak Boğaziçi Köprüsü'nden Sultanahmet Camii'ne uzanan pembe bir tül örtmüştü. "onu Fransa'ya ben teslim etmedim. Yüzümün sağ tarafı hâlâ kebap gibiydi. "Üstelik kendi sesinizle bile konuşmuyorsunuz? Bunun bir telefon şakası olmadığını nereden bileceğim?" Aslında. Müstehzi bir edayla konuştu: "Yüreğime su serptiniz." Tanıdığım kadarıyla alaycı biri değildi. sahtelikten daha güvenilmez ve endişe vericiydi. 300 metre kadar ötemdeydi." derken dürbünü tekrar gözlerime götürdüm. Kesinlikle oydu. birbirimizin vaktini boşa harcamayalım. "Neredeydin Doktor?" "Bunu aldım" diyerek elindeki küçük poşetten çıkardığı kitabı gösterdi: Gizliajans diye bir roman. yakınlarını daha iyi tanıması için bazen onlardan uzaklaşması gerekiyor. Baş ağrın var mı?" "Biraz. Mikail'in testeresiyle kesilmiş. Ömründe ilk kez kar yağışı gören Abdülcabbar. Bir ara gözden kaybolan Abdülcabbar. lapa lapa yağan karın içinden geçip caddeye çıktı ve aniden duran bir taksi onu adeta yuttu. işin tuhafı. Kendisi diplomatik pasaporta sahipti. "Alper Cangüz'e bayılıyorum" dedi.. insanı aptallaştırıyor. "Dünyanın en çok aranan teröristi"ne pingpong dersi vermiştim.. Ben de kısa Camel paketinden bir sigara çekip ateşledim.

sımsıkı kilitlendiği kitabının üzerinden bana bakınca. verdiği beyanatta "Fuat [Tufa] Bey bana Güney Afrika'dan telefon etmişti. bahriyeli saçı. "Sanırım aşkı onaylanmadığı için. Abdülcabbar. Fu. fakat benim yerimde kim olsa onun sözlerini ciddiye almazdı. çayı demlemek üzere mutfağa gitmesiyle oda bir anda genişledi. herşey yolunda mı?" Ormanda birbirimizi kaybedip. "o namussuzu cehenneme yollayalım!" Bildiğim bir şey varsa. Beni öldürmeye kalkışan herif de konuştu. beyin cerrahı kendini ameliyat edemez.. Bildiğim bir şey varsa." "Pekala olur." "A-a! Fuat? Ne güzel sürpriz" dedim. Omuzlarının üzerinde. zihinsel bir hıçkırığa yakalanmış gibi görünen Fu'nun ağzı açık kalmıştı. niçin polise her şeyi anlatmıyorsun Allah aşkına. Güvenlik kameralarındaki kayıtlarda birtakım maskeli adamlar görünüyor. kanlı ellerle piyanosunun başına geçen bir müzisyen gibi tatlı tatlı anlatmaya başladı: "Duymuşsundur. ölü değildir." "Hayırdır? Türkiye'de misin?" "Evet. Herifçioğlu." 228 "Öyle mi?!" deyip daire kapısına yürüdüm ve apartman kapısını açan düğmeye bastım. Hayati Tehlike adında biri. Korkarım sen de hedeftesin Gıcırbey. Abdülcabbar'la tokalaşırken. Ne zaman?" "Şimdi. ördek kendini pişiremez. çay tepsisini sehpaya bırakıp aramıza katıldı. "Kusura bakma. Atını denize koşturan Fatih Sultan Mehmet komutasındaki Osmanlı ordusu. Şeb-nem'e âşık olması ihtimali tüylerimi diken diken etmişti." "Yani?. Abdülcabbar'ın." Gülümserken. yolda karşılaştığı hastasının yüzünü hatırlamaya çalışan jinekolog gibi bakıyorduk." "Eee?" Paltosunun içinden çıkardığı ikiye katlı dosyadaki fotoğrafı göstererek "îşte bu adam" dedi. Katliamı yönetenin Hayati Tehlike 230 olduğuna dair delil yok. alnından vurulmuş bir erkek cesedi görüntüsünün altından "Gönül İşleri Bakanlığı Özel Kalem Müdürü Ezel Zelzele suikaste uğradı" yazısı geçiyordu. sakalını tıraş edemez. gülerek arkadaşıma sarıldım: "Hoş geldin Fu! Eskisinden de hızlısın!" "Hoş bulduk" derken suratımdaki mor tümseğe dikkat kesilmişti... Yine de sordum: "Kimsiniz?" "Ben Fuat Tufa. Bu rüküş dangalağın ihmalktl 227 lığı olmasaymış 'korkunç olay' önlenebilirmiş. Basın Müşaviri Fuat Atıf Tufa. Evimin adresini oradan almış. geçmemiştir bile." Telefonu kapattım. çölde rastlaşmış gibi şaşkındık. Dilersen bir müddet saklanırsın ya da bana katılırsın. Gangster yani. Sesimizi duyan Abdülcabbar. Benim kitabımda can almak yazmıyordu. işgal altındaki Paris'te yaşayan tüm Yahudilerin sol göğüslerine sarı yıldız takmalarım emretmişti [1942]. Otuz saniye içinde etraftaki öteberiyi alelacele toplarken Hürriyet gazetesini kitaplann arasına gizleyerek ortadan kaldırdım. tek kelime etmeden olay yerinden adeta kaçmışmış. hepsi bu." "O nerede peki.. gemileri karadan Halic'e sürüklüyordu [1453]. Kafa kopunca tıraş biter Başka birinin sevgilisini öldürmek." )}>\ "Evet. Okuduklarım beni afallatmıştı. Bakanlık Heyeti'nin intikamını almak istiyorum. ne iş yapıyor?" Fu çayından bir yudum aldı: "Meşhur mafya babası Atom Bombacıyan’ın has adamı. Demek eski dostum." Abdülcabbar. kapıyı açtım." filan diyordu. Edmund Hil-lary ve 50 . görüşelim. "senin de tanıdığın bir kıza. Tepeleme intikam dolu bir tabağa yumulmak üzere olan. ne var ne yok. yana-ğındaki ve kaşmdaki dikişler geriliyordu." "Şebnem Şibumi.. Senin zarar görmeni istemiyorum." dedim ve içimden ekledim: "Onların ölümüyle ülke nüfusunun yaş ortalaması epey düştü. [STEPHEN KING] Telefonum çaldığında geceyarısıydı: "Evet?" "Müntekim Gıcırbey'le mi konuşuyorum?" Arayan Fu'ydu. [WILLIAM FAULKNER. Bakanlığın kökünü kurutmaya kararlı görünüyor.. Üstüme saldığı iki adamı da hakladım.. Şebnem için tam yirmiiki kişiyi vurdu?" "Özel Kalem Müdürü Ezel Zelzele'yi de onun öldürdüğünü düşünüyorum.. "Demek. jii ıiAinaı§ • Uzay gemisi şeklindeki bulutların altında Geçmiş.havalanmış olan Ezel Zelzele adındaki özel kalcın müdürünün fotoğrafı vardı. Ben iki kere saldırıya uğradım. elinden düşürmediği romanla odasından çıkageldi: "Merhaba. bana niye geldin Fu?" "Hayati Tehlike'nin gebermesini istiyorum da ondan. Fu karşımday-dı. Scarface'deki Tony Montana gibi. ev biraz dağınık" deyip Fu'yu salona buyur ettim. bakanlığın basın müşaviriyim." "Peki polis. kıtlıktan çıkmış birinin iştahıyla "Tamam" dedim." "Hımmm?" Kaşlarımı kaldırıp alnımı kırıştırdım.. Ne diyorsun?" Şimdiye dek intikam işlerinde hiç adam öldürmemiştim. Şüpheliler listesindeki isimleri tek tek eledim." "Neredesin tam olarak?" "Oturduğun apartmanın önündeyim. 1897-1962] Müntekim Gıcırbey'le 29 Mayıs günü tanıştım. Şebnem Şibumi'yi benden çalan aşağılık yaratığın ta kendisiydi! Abdülcabbar'la beni hastanelik eden limuzin çetesinin elebaşısı! "Bakanlık Heyeti'ni neden öldürmüş?" diye sordum. bir koşu çay suyu koydum.. Ve cinayetin kusursuzluğu. tropikal tebessümü yavaşça silindi: "Ne oldu patron?" "Hiiiç" derken gözlerim sesi kısık televizyona takıldı. "Kaçıncı kattasın?" "İki. kendi sevgilinizi öldürmekten çok daha kolaydır. İkimiz de. Propaganda Bakanı Joseph Goebbels'in tavsiyesiyle. balıkçı sakalı. Acı haber getirenlere özgü sıkıntıyla gözlerime bakarak "Evet" dedi. dalgıç gözleri ve sörfçü burnunu birarada tutan bir amiral kafası taşıyordu. Yedi senelik ayrılığın üstüne.. Bildiğim bir şey varsa." "Kim bu Hayati Tehlike. Fotoğraftaki cani.. Önce annemgile uğramış. dün Gö nül İşleri Bakanlığı Heyeti katledildi. Hepimiz üç-beş yaş gençleştik!" "Ben. Hayati Tehlike hapse girip ense yapacak öyle mi? Buna izin vermeyeceğim. Gönül İşleri Bakanlığı'nda çalışıyordu! Gazeteyi aniden alev almış gibi bırakıp ayaklandım. Fakat. kellesi kopmuş bir adam. katilleri neden tutuklamıyor?" "Çünkü bilmiyorlar. Fazlasıyla gözü-kara olduğu söyleniyor. Adolf Hitler. Sigarasını emdi: "Katillerin lideri. Mecburdum. katilin mükemmelliğine bakar." "Birine mi aşıkmış?" Kuduruk mandıra köpeğinin. Fu'ya sigara ikram ettim ve karşısına oturdum: "Anlat. Fakat ben araştırdım.. Sokak ortasında sırtüstü yatan. Şebnem'i benden kaçıran haydudu bir an önce mıhlamak için yanıp tutuşuyordum. "Görüşmemiz lazım.

önce bana değil. İntikam bir denge kurmanın ötesine geçti mi. beş Türk yanarak ölmüştü [1993]. O kadar bekleyemezdim. Pinokyo. 29 Mayıs günü. Eııvrı l'. Ye-niyetme erkek çocukları bilirsiniz. Donakal-mıştım. "o romanı ben de okudum.ısmar-lanmıştı] Beşiktaş'ta. Bir kaidenin üzerinde hiç kıpırdamadan duran canlı heykelin yanma geçti. fakat Namık Mıknatıs'ı tüm dünyaya rezil etmeyi başardı. kardeşini taklit ediyormuş!." İlginç biriydi. hiyye sea uhevua?" dedi. lütfen beni bir daha arama" diyemedim. beni cezbediyordu. sizi de kandırabilir. Ben de çektim. Beni ailesiyle tanıştırmak istediğini söyledi. Arabadan indi. Korku filmleri birer dayanıklılık testi. İntihar edeceğini sandım. Gözlerimi açmaya cesaretim yoktu. Ankara Kara Harp Okulu binasındaki hücresinin penceresinden atlayarak şüpheli bir biçimde intihar etmiş.r. Müntekim beni her gün anyordu. Erkekler. Enver kulağıma eğilmiş "Vampir şimdi de baltayla polisin kafasını uçurdu" diyordu... elinde fotoğraf makinesiyle yanıma yaklaştı: "Hanımefendi. Askerî darbeden sonra tutuklanan İçişleri Bakanı Namık Gedik. Çocukluğum boyunca. Büyümek. Ona doğrudan doğruya "Aramızda her şey bitti. Bir korku filmi afişi görsem. Namık Mıknatıs. başım göğe eriyordu. Bugünün doğruları. Fakat Müntekim bana sürekli eposta gönderiyordu. Beni görünce çocuğun yüzü aydınlandı. Ben de vizörden bakıp deklanşöre bastım. açtım baktım bir not: 238 "Tarihe gömülmeden önce haberleşelim.. Ritty'nin yazarkasayı icat edişinin [1879] yıldönümünde. kurtadamların desteğine şiddetle ihtiyacım vardı. Cevher "Heebe. ben de hangi akla hizmet bilmiyorum.Tenzing Norgay. "Yanılıyorsun Şebnem. Üniforması kan içinde. Namık Bey'in. Bir alışveriş merkezinde dolaşıyordum. yapma yavrum. Daha da kötü olacağını nereden bilebilirdim?. Barbaros Hayrettin Paşa ile bendenizi fotoğraflar mısınız?" Komikti. teknoloji fuarının açılış konuşmasını yaparken düştüğü durum. bir yandan da açıkçası sıradandı. Enver Paşa'yla tekrar karşılaşacak mıyım diye meraklanıyordum. Namık Mıknatıs'ınkine benzemesinden çekiniyordum. Everest'in zirvesine [8 bin 850 m. Enver. 23ü Nasıl yaptı bilmiyorum. '18 yaşından küçüklere sakıncalı' bu filmler. Zeki biriydi. sağa sola ateş ediyor. fotoğraf makinesini bana verdi ve arkasına sakladığı diğer elindeki Pinokyo kuklasını yanağına dayayıp gülümsedi. Hasbelkader bir tanesini izlesem.. Salona geçtik: Onikionüç yaşlarında bir çocuk kanepeye oturmuş televizyon seyrediyordu. Sarıyer'in yukarılarında. Genellikle korkumuz tehlikeden fazladır. yokuştaki merdivenleri dikey olarak kesen yolda bir otomobil durdu. Teşekkür etti: "Ben Enver. İnzivaya çekildi. olgunluk imtihanıydı. Müntekim'in annesi Gülizar Hanım zarif bir kadındı. Barbaros Hayrettin Paşa heykelinin yanında poz verdi. Adımı söyleyene dek mavi gözleriyle beni süzdü. zombi-lerin. Godzil-la şahidim olacaktı sanki. Yüzüme bile bakmadı. Büyüklerin benden ve akranlarımdan yasal düzenlemelerle gizledikleri 'korkunç gerçekler' işte bu filmlerdeydi. kadınlarla ilişkilerinde bazen akıl almaz biçimde atılganlaşırlar. Ellerimle yüzümü kapamıştım. sizin aile numaranız mı?" Müntekim de. Sık sık buluşur olmuştuk. Elimde Pinokyo'yla kalakalmıştım. Müntekim biraz mahcup görünüyordu. uzay gemisi şeklindeki bulutlara bakarak yürürken. Gidip yanma iliştim. Leonardo Da Vinci'ye Lisa Gerardini'nin tablosu -Mona Lisa." Korku filmleri yüreğimi ağzıma getirir. sonsuzluğa meydan okuyacak bir aşk zannederler. güzelleşmek için vampirlerin. Meğerse. 22 Kasım'da. hiyye sea uhevua?" derken ciddiydi! Gülizar Hanım. saygıdeğer bayan" dedi. Sağ elinin işaretparmağmı sol bileğinin üstüne vurarak "Heebe.." Gülümseyerek "Kesinlikle yalan söylüyorsunuz. somurtkan ve kayıtsız olurlar. Almanya'nın Solingen kentinde Türklerin yaşadığı bir apartman Neonaziler tarafından kundaklanmış. lütfen bir 237 fotoğrafımızı çeker misiniz?" Fotoğraf makinesini gayri ihtiyari aldım.. İlk birkaçından sonra iletileri okumadan silmeye başladım. resmî makamlara bildirmişti! Dehşete kapıldım. korku filmlerine derin bir hayranlık besledim. pekala yarının yalanları şekline girebilir. şapkası kıyıya düştü. Sonra da iyi akşamlar diledi ve lambasına geri dönen cin gibi arabaya binip uzaklaştı. Kafasız polis sendeliyor. Bundan hiç bahsetmemişti. "Heykel yok mu?" diye sordum.ı 0'> 279 _ __ 44" 24 Kasım'da. Beyinsizlik onu kahrediyor anlaşılan. Havuzdaki kafa vampire öfkeyle bakıyor.. Bir yandan esrarengiz. Kupon karşılığı aşk 1 Aralık. rulo halinde katlanmış bir kağıt olduğunu fark ettim. kabul ettim. İşten çıkardığı 1100 kişinin sıkıntısının toplamından daha berbat bir haldeydi. Çocuk hâlâ "Heebe. meraktan geberiyordum. Enver Paşa" diyerek elini uzattı.. sakin ol" dedi. Beraber gezip tozuyorduk. düzgün bir bıyığı vardı. Vampir ormana doğru koşmaya başladı. hiyye sea uhevua?" diyor ve saati öğrenmeye çalışıyordu. Favorileri uzundu. 18. bu olay beni irkiltti. onun Gönül İşleri Bakanlığı'na başvurup bir AŞKart aldığıydı. boyum uzuyor. Kendini kandırmayı başarmış birinin sözleri. Cevher'in hareketleri düzelmiyordu. Cep telefonu hattımı iptal ettirdim. Çocuk aynı hareketleri ve sözleri tekrarladı: "Heebe. Küçükken menenjite yakalanmış. Enteresan ve çekici bir adamdı. Vampir şapkayı aldı. Müntekim de tanıştığımız gün aynı oyunu oynamıştı. Gelinlik giydiğimde Frankenstein nikahımı kıyacak. Gülizar Hanım "Cevher. Pakistan'ın doğusunda çıkan kasırgada ölen 10 bin kişinin cesetleri etrafa saçılmıştı [1963]. birçok sahnesine bakamadığım vahşet dolu filmleri tercih ediyorum. hiyye sea uhevua?" 236 Dirseğimle çocuğu dürtüp Müntekim'e sordum: "Ne bu. maymun gibiler. bana zaten bildiğim bir şey söyledi: "Seni seviyorum Şebnem. Devrisi gün [1507'nin 3 Kasım'mda. Enver Paşa arabadan başını uzattı ve "Şebnem! Bir fotoğrafımızı çeker misin?" diye seslendi. 4 Kasım'da yani James J. bahanesi hazır bir acımasızlığa dönüşür. benden bin beter hale düşmüştü. Akşamüzeri eve dönerken. Hollandalı Filozof Baruch Spinoza'ımı do ğum gününde [1632] Enver Paşa'ya telefon ettim. Akıbetimin. Pinokyo'nun ağzında. yani dünyanın ilk sinema salonunun Paris'te açıldığı gündü [1906]." Bilmediğim şey ise. Beklemediğim bir biçimde.. Zirvedeki bir adamın bir anda lağım okyanusunun dibine yuvarlanması. Gülmeye başladım. üçü çocuk. annesi de yüzüme bir tuhaf bakıyorlardı. Galapagos Adaları'ndan birine yerleştiği söyleniyor.] ulaşmışlardı [1953]. Cevher yirmiiki yaşındaymış. Cevher'i kucaklayıp götürdü.. 2 Kasım'da [1914'te Rusya'nın Osmanlı Imparatorluğu'na savaş ilan ettiği gün].. Enver'le tanışmıştık. Fotoğrafı çekerken "Pinokyo yalanın sembolüdür" dedim. Yani benimle ilgili hislerini. Kim bilir aklından ne geçiyor? Ben bu vampirleri anlamıyorum. "Ben de Dilara Dilemma. Tensel cazibeyi ve erotik merakları.. Yine de. Müntekim'le bir daha görüşmemeye karar verdim. Hiç 51 . insan olma çabasını temsil eder" deyip kuklayı bana uzattı. Müntekim. henüz Müntekim'le çıkarken. "Polisin kafası havuza. Başdöndürücü aşk mektupları yazıyordu. iki katlı bir eve vardık. Eve vardığımda. Enver yine karşıma çıktı: "Hanımefendi. kaldırımda yatıyordu [1960]. Müntekim'le geze toza beş-altı ay geçirdik.

1981] seyrederken dizlerim titriyordu. adının gerçek olması gerekmez. nezih bir yerdi. Stephan'daki süslü mezar da. taşımadığınız kusurlarla yererler de. Zen-tralfriedhof Mezarlığındaki anıtsal kabir de boştur." Bu yavan sözü daha önce de duymuştum. Karanlık salonda onunlayken kendimi güvende hissediyorum. Bileğimi tuttu: "Dur lütfen. Meraklanmışüm. Sonra da çekip giderler. Kuponları cüzdanıma özenle yerleştirirken. Enver ne kural tanıyor. Sana bir anlaşma öneriyorum" deyip paltosunun iç cebinden iki dosya kağıdı ve bir dolmakalem çıkardı. otomatikman kazdıkları çukura sahipsiz kalmış büyük besteciyi atıverirler. Her karenin içine bir harf gelecek şekilde şu cümleyi yazdı: ŞEBNEMŞlBUMl ENVERPAŞAYISEVİYOR. Sonra yavaşlarsın. jöleli saçlarını geriye taramıştı. Akrabayı taallukat kabristana vardığında. Ne yaptığını anlamaya çalışıyordum. Sadece sevdiğini sanıyorsun Enver. Benim şahsımda başkasını arzuluyordu sanki. Mozart'ın mezara kaçtığı gün olan 5 Aralık'ta [1791]. 52 . Romantizmin baştan sona kurallarla örülü oluşu bundandır. Gönül İşleri Bakanlığı'nca tescillenmiş. Enver beni canavarların insafına bırakmıyor. gayet iyi bildikleri yolda. "Yanılıyorsun. kar denen yumuşak ve beyaz zırhla çoktan örtülmüştür. Ergenlik rampasını aşamamıştı. serserilerin. Wolfgang Amadeus Mozart'ın nerede gömülü olduğu belli değildir.. kadının yavaşlığında kendini gösteren otoriteyle intizama dönüşür. ondört yıldır devam eden içki yasağının kaldırılışının şerefine içiyorlardı [1933]. Yani kalbinde bana karşı özel bir şeyler hissettiğinde. Masadan yavaşça kalktım. Enver siyah bir takım elbise giymiş. Mozart'ın yakınları ve arkadaşları beyaza kesmiş Viyana caddelerinde adeta kör olmuşlardır. Hızlı başlarsın. Erkeğin hızından kaynaklanan savrukluk. Amerikalılar. turne için bulundukları San Francisco'daki Chinese Hospital'da. Türk istiklal Harbi yüzünden zor durumda kalan ingiltere ile IRA'nın siyasi kanadı Sinn Fein arasında anlaşma imzalanmış ve İrlanda bağımsızlığına kavuşan ilk sömürge olmuştu. Antikalarla dekore edilmiş. Oyunu tümüyle değiştiriyordu. Enver'in avucuna. hattâ onlarla dalga geçiyor. Mezar taşı dedim de. kareleri özenle kesmeye başladı. Fakat ödümü koparacak filmler hiçbir zaman eksik olmuyor. Port Arthur'da alev alev yanıyordu [1904]. yavaşlığa bağlıdır: Ağaçlan keserken ormanı korumak gerekir. hiçbirini okumadığım halde beni bunaltıyordu. Ararlar. Stephan Kilisesi ile mezarlık arasındaki son yolculuğunda kaybolmuştur! Hava. Muzip bestekar tam anlamıyla yer yarılmış. Sanırım bir daha görüşmesek iyi olacak" dedim ve çantama sarıldım. Amiral Heihaçiro Togo komutasındaki Japon ordusu tarafından havaya uçurulan Rus donanması. Yani. Bruce Lee'nin gerçek adı" dediğimde Enver irkildi sanki. 2005 yılında Inssbruck Üniversitesi ve Maryland'deki laboratuarlarda yapılan testlerde Mozart'a ait olduğu ümit edilen DNA'lar. kahkahalarla gülecektim. 'Ş-l'de neyin nesi? Hemen. Bana vurgun olduğu ortadaydı. Mozart halen aranan ölü bir kaçaktır. Bütün bunlar tesadüf müydü? istanbul'da güneşi uzaktan da olsa görebiliyorduk. Ve bir mezar taşının tepesinde güneşlenen kertenkele gibi objektifleşirsin. Garsondan makas istedi. Beyaz perdedeki karanlıktan fırlayan bin çeşit yaratığa meydan okuyor. Dilenci pozu veren bir canavar.. filmin bitmesini beklemeden. 27 Kasım'di. >A\ "Kimsin sen?" dedim "Yani ne iş yapıyorsun?" "Yorgancıyım" deyip yanındaki devasa çantayı gösterdi. Şeytanın Öîüsü'nü [The Evil De-ad. Keçi yutmuş boa yılanı kadar enerjikti. Aşk uzlaşmaya. cenaze töreninin yapıldığı St. belki cinayet de işleyen bir pezevengin gövdesinden kopmadır. Ateşin icadından önce ölüp cehenneme giden mağara kadınının hayreti içindeydim. 240 "Yani beni sevmiyorsun.. Yine de. Leonardo Da Vinci'nin [14521519] icat ettiğini biliyormuş gibi saygıyla takdim etti." Bu cümleyi hâlâ tamamlamış değilim. Enver. 1791'de tutulan ölüm kayıtlarına göre "mühim darı tanesi ateşi" hastalığını atlatamayarak ruhunu teslim eden Mozart kimsesizlerin. Aşkın doğması ve yaşaması. Durmadan konuşuyordu. Bermuda Şeytan Üçgeni'nde bir uçağın kayboluşundan [1945] tam bir yıl sonra Rıza Silahlıpoda dünyaya gelmişti. Kağıtlara yatay ve dikey çizgiler çekerek eşit büyüklükte kareler çizdi. ne de kural koyuyordu. Bıçağını mikrofon olarak kullanıp avına serenat yapan bir cani gibiydi." Bu olay beni birden dikkatli bir seyirci konumundan şaşkın oyuncu pozisyonuna sokmuştu. Durdum. Henüz ikinci buluşmamızdı ve Enver Paşa bana ilan-ı aşk etti: "Seni seviyorum Şebnem. izleyenler kalp krizi geçiriyormuş!" Kocaman. Sonra da harfleri l'den 30'a kadar numaralandırdı. Yanında kocaman bir çanta taşıyan Enver'le Kadıköy'de Koyu Kahve adında yüksek tavanlı bir mekana girdik. fakat sonuç alınamamıştır." 241 Kurşungeçırmez yorgan Hassasiyet pahalıya mal olur. Sahip olmadığınız niteliklerle sizi övenler. Peki onu seviyor muyum? Bu soruyu cevaplamak için henüz çok erken. kararmaya yüz tutmuş bu sevdayı nasıl karşılamalıydım? Kendimi yokluyordum ve Müntekim'in sevdiği kişi olmadığımdan neredeyse emindim. ısınabilmek için 242 dörtnala koşarlar. Aşk heyecanı adı altında gelen bu gayretkeşlik hayra alamet değildir. "Bence" dedi "kişi gerçekse. kara toprak. Garson. tararlar Mozart'ın mezarını bulamazlar. içine girmiştir. birbirlerini ve Mozart'ı göremezler. suçluların ve fahişelerin cenazelerine yataklık eden St. birkaç gün öncesine gidelim: Evrenin Sonundaki Restoran'daydık. kardanadamları bile üşütecek kadar soğuktur ve tipiden göz gözü görmemektedir. 1799-1888. makası. öyle mi?" "Ne bekliyorsun? Fotoğrafını çekmeyi kabul ettim ve iki kere buluştuk diye. sağ bacağı kısa olan oğlu Lee Jun Fan'ın dünyaya yalnızca otuzüç yıllığına gelişinin yıldönümüydü. "Lee Jun Fan. köhne bir sinemada. St. Uyurgezer Mevta] Müntekim'den gelen e-postalar. Ayrıca onun saldırganlığı andıran teslimiyetinden rahatsızlık duyuyordum. sıradanlığa ve tekdüzeliğe varan yolun birinci etabıdır.. dilencilerin. "Bana âşık olmaya yaklaştığın her adımda kuponların bir tanesini geri vereceksin. Avusturya Müzesi'ndeki Mozart'ın kafatası da maalesef başka birinin. Karnavallar katillere ilham verir. Oturup onu izlemeye koyuldum. Çünkü dâhi müzisyen. kare şeklinde küçük bir kağıt bırakıyorum. beni tanımıyorsun bile. biz kadınları sevdiğimiz kişiden tiksindirmeye programlanmış sistemi harekete geçirir. Çin Operası'nda sahne alan Lee Hoi-Chuen ile Gra-ce Lee çiftinin. İtiraf etmeliyim ki aşkın gücü. Zırcahil ve enerjik mezarcılar da. Onüç sene sonra tekrar izleyince. Marx Mezarlığı'nm batı bölümünde bir çukura gömülmüştür. Kesme işlemini tamamlayınca "Şimdi bu kuponları al lütfen" dedi. Işıklar yamnca üzerinde 'Ş-l' yazılı kağıda bakıyor. işte.unutmuyorum. Çünkü asayişi sağlamak zorundayız. zaman kazanmak için sordum: "Lee Jun Fan'i tanıyor musun?" "Sadece Uzakdoğulu olduğunu biliyorum" deyip gülümsedi. Varlığım onu paniğe sevk etmişti. hısımlarınmkilerle karşılaştırılmış. ilkokuldayken şimşek hızıyla yayılan söylentilerden biri şuydu: "Şeytanın Ölüsü diye 239 bir film varmış. 1940'ta. sonra da bana gülümsüyor. Cenaze arabasını çeken atlar. [MARIO MORANTE.

muhabbet.. Yorganın yanında bir katalog bulunuyordu. Odam sigara kokmasın diye pencereyi açtım. Çorap çekmecesine sakladığım paketten bir sigara çıkarıp yaktım. Enver Paşa [1880-1922]. rüyalarında beni görmeni sağlar" deyip muzipçe gülümsedi.. Paspasın altına baktım. Harem Dairesi'ndeki yataklara serili yorganların fotoğraflarını çektim. bir şey yok. Tek tek insanların hayatı da öyle değil midir? Müntekim'de gördüğüm aşırılıklar. Masadaki saat üçü beş geçiyordu."Nasıl yani?" "Yorgancılığın tarihe karıştığını duydum. kahve-cibaşı denilen vatandaş ile onun elemanlarına teslim edilir. Birkaç dakika içinde toparlanıp bahçe kapısından çıktı. Müntekim'i de öldürebileceğini düşündüm. Sen cennete gidince. 1951'de İstanbul Şişli Camii'nde. Enver'e Reha Veto'dan o gün bahsettim. Dehşete düşmüştüm." "Sen tarihçisin. Müzik. 'E' harfini ona iade ettim. bunun yorgancılıkla ne ilgisi var?" "Ben fotoğraf çekiyorum ya." "Hımmm. 1893'te Haliç sularının donduğu gün... Kara kuru. Divan Yolu'ndan geçerek Bab-ı Hümayun'a gelirmiş. Babamın.. Üsküdar İlçe Emniyet Müdürü'ydü Enver. Çantanın fermuarım açarken. Tezgahı kapatmış yir-mibeş-otuz yorgancıyla görüştüm. uykuya dalmamı engelliyordu. Bir sabun. fazlasıyla mahremiyet taşıyan bir şey. Görüş alanımın dışındaki bir arabanın motor sesini duydum. Tarihî felaketlerin kaçınılmaz hale gelmesinde.... Dikkatle bakınca. bu hediyeyi kabul edemem.. Hali vakti yerinde kişilere. Halbuki yorganını örtebilirsin. Oradan seçiyorsun." deyip güldü. Yavuz Sultan Selim'in yorganı ile mesela Sokollu Mehmet Paşa'nın yorganını birbirine karıştırmış olabilirim. Ben de makaraları koyuverdim. Ağzımdan yalvarışı andıran bir sitem çıkıverdi: "Şansını zorlama lütfen. Sen daha iyi bilirsin." "Madem öyle diyorsun. belki duymuşsundur?" "Maalesef." "Eee?" "Topkapı Sarayı'na gittim. Çimenlerin arasında küçük bir boşluk vardı." "Neden?" "Yorgan bu. Ve acayip bir şey buldum. cennet daha güzel bir yer olacak 9 Aralık. Perdenin arkasından Müntekim'i izliyordum. Sessizce merdivenlerden aşağı inerek dış kapıyı açtım. Yorganı çıkarıp yayamazdım.. MI "Benim babam. Bak. Yatak dediğin bir imparatorluk. Benden beş yaş büyüktü. bu markayı bilmiyordum.. Bunların yanında sultan ve şehzade yorganları da var. Padişah da davetlilere hediyeler sunarmış. Osmanlı Împaratorluğu'nun elinden çıktı. gırtlak kanseri olan Maria Eva Duarte de Peron için. kafeterya'mn sahibi olduğunu düşündüğüm orta yaşlı sarışın kadının. bebek için beşik." "Sarayda insanlar toplanır. 1917'de. Biraz pahalı. belki de benim hassasiyetlerim yüzünden gözümde büyüyen geçici tuhaflıklardı? Yorganı üzerimden atıp doğruldum. Aynılarını diktirip satıyorum. Bahçede bir adam vardı! Yüreğim ağzıma geldi. Açıkçası hangi yorganı kim örtmüş tam emin değilim. o büyük deri çantayı uzatırken ekledi: "Sicilyalı Rozalina'nm diğer adı neydi?" "Gülfem Sultan" dedim. Yorgan da o imparatorluğun bitki örtüsü gibi. Western adlı bir spagetticide karnımızı doyurmuş cappuccino içiyorduk.." 53 . zayıf bir adamdı. Padişah Yorganları. Padişahların yorganlarının aynılarını yapıp satışa sunma fikri kadar. sonra da bir yürüyüşe çıkılırmış. Artık kimse yorgan diktirmiyormuş. 1926'da Darülelhan'da [konservatuar] Türk Müziği eğitimine son verildi. yorganlar da hoşuma gitmişti." "Doğru. Sicilyalı Rozalina'nın yorganı. Halbuki cenaze evine taziyeye giden bir ağır hasta kadar yorgun hissediyordum. İnsanlar beşiği yorganı alkışlar. Leonard Cohen'in The Future şarkısı çalıyordu. bahçede çömelerek gezinen adamın Müntekim olduğunu anladım. 1928'de [1 Kasım'daki Harf Devrimi'nin kırkıncı günü] Latin harfleriyle yazılmış ilk mezar taşı Avukat Ali Kemal Bey'in validesi Aliye Hanım'ın mezarına dikildi.. vay canına?" "On sene önce.. Sarayları bir bir dolaştım. yorgan da elmas. katalogu aldım. Yani bizimkiler hakiki padişah yorganı. kapının önüne bir şeyler bırakıyordu. Üzerine kuş bacağına benzer bir çift çubuk bağlanmış ve parlak. dua. saraylı bebecik için dua edilirmiş." Enver'in bana verdiği kuponlardan birini. sana Kanuni Sultan Süleyman'ın üçüncü karısı Sicilyalı Rozalina'nm yorganından getirdim" deyip. Enver Paşa'ya ilk kuponu vermekle iyi mi etmiştim?. entarisini giymek. Aslında göründüğü kadar özel değil. Biraz karıştırdım. yorgan ve sırmalı örtüler gönderir. kaz tüyü özel yorganlar dikiyoruz. Sana. Babıali Baskmı'nda [23 Ocak 1913] öldürülseydi. Galiba doğumun altıncı günü bir merasim daha yapılıyormuş. Böylece bütün o yorganların desenlerini çıkardım. inci ve zümrütlerle bezeli olurmuş. Yıldız Sn rayı'nda II.. değil mi?" "Evet?" "Osmanlı Sarayı'nda padişah çocukları doğduğu zaman beşik alayı denen bir tören yapıhrmış. Bazı tarihçiler. O anda aklım başıma geldi. Reha Veto diye biriyle tanışmıştım. Korkum daha da arttı." "Doğrusu öyle düşünmemiştim. Paşakapı-sı önünde toplanan kalabalık. Çiçekli bahçelerde şeker şerbet tadılırmış. beşik. Yüzüm sevinçle gerilmişti. Bir de mesela Yavuz Sultan Selim'in kostümlerini.. "Bunu kabul edemem Şebnem. bir zamanlar 246 Reha Veto'yu vurduğu gibi. Okmeydanı'nda bir yer tuttum. Dolmabahçe 244 Sarayı'nda da Atatürk'ün yatağım fotoğrafladım. Eğer şeytan o anda oralardaysa. "Teşekkür ederim Enver." "Tamam da. yeşil taşlar tutturulmuştu. Tam çığlık atacakken kendimi tuttum. onun ibriğini kullanmak manasız. küçük olayların büyük payı vardır. yorgan ve örtü. İnsanlar eğlenirmiş işte. Kalbim göğsümden fırlayacak gibi oldu. aklım bir karış havadayken. Abdülhamit'in yorganını çektim. Üstelik pahalı.. Osmanlı împaratorluğu'nun I. Dört tanesi benimle birlikte İstanbul'a gelmeyi kabul etti. Beni büyülemeye çalışan lanet olası Müntekim Gıcırbey'i sonsuza dek görmek istemediğimden artık emindim. Şöyle elimle yoklayıp desenin245 den bir kesiti inceledikten sonra. Sabunun arkasını çevirdiğimde ŞEBNEM yazısını gördüm. Benim işim bu Şebnem. Dünya Savaşı'na girmeyebileceğim öne sürerler. Her neyse. ölümünden yedi ay önce mevlit okutuldu." "Peki birileri satın alıyor mu bu yorganları?" "Elbette. Beşik de. fakat insanlar ömürlerinin üçte birini yatakta geçiriyorlar. Sigarayı alelacele söndürdüm. Yani fotoğra fini. Üstelik pahalı." "Ne sakıncası var ki? Hem kendinden bahsetmezsen seni nasıl tanıyabilirim?" "Beni yargılamandan korkuyorum. hayatımda aldığım en ilginç hediye" dedim. Lise son sınıftaydım. Bilmiyorum bunu sana anlatmam ne derece uygun?. Yerinde olsam bir bakardım. Çantayı derhal bıraktım: "Enver. Bu. kesin o da şoka girmişti!. İnternetten de sipariş alıyoruz. Fazlasıyla mahremiyet taşıyan bir eşya. bakayım" diyerek yeniden çantayı açtım. uzaktan bizi izlediğini fark ettim. Yorgan modern çağa da uyuyor. Kilis'e gittim. kendi imalatım olan bir şeyi hediye ediyorum. İngilizlerin işgal ettiği Kudüs. Bir kalalog hazırlattım. "Umarım. Yani. Görebildiğim kadarıyla.. Valide Sultan ile sadrazam. Elimle orayı kazdım..

acayip koşullarda lazım olabilir Leyla Kalahari "Ne. bir Reha'ya baktılar ve harekete geçtiler." deyip elimi tuttu.. "Haklısın. Babam çok şefkatli bir adamdır. PAP'a ııyc oldu. "Evet" dedim "30 kuponun tamamını benden geri almayı başarırsa. Üniversite sınavına gireceğimiz için. İyi aşçı değildi yani. Kafamın içinde bir okyanus uğultusu. Reha'nın kalbinin deli gibi 250 attığını hissediyordum. Tam bir şey söyleyecektim ki Reha arkamdan boğazımı yakalayıp kafama silah dayadı!" "Ne?!" "Evet. Sol gözünü kapatan korsan gözlüğünü sol elinin işaretparmağı tırnağıyla kaşıyordu. müstakil bir ev tutmuştu. Gerçi babamın polis olduğunu söylemiştim. Reha'yla birbirimize baktık. Sonra da kapı sertçe vuruldu. Onlar da küçüklüğümden beri beni tanıyorlardı. Anneme de bir şey söylemedi. sevgilim beni rehin aldı. hikayenin devamını bilmediği için bu kadar sakin durabiliyormuş gibi geliyordu. Fakat beni öyle gördükten ve Reha Veto'yu öldürdükten sonra. Sigarası ağzının kenarındaydı." "Reha askerden geleli bir sene olmuştu. 'Kızı bırak gitsin!' diye haykırdı. gözlerini kısmıştı. Sadece bir his. dışarıdan siren sesleri gelmeye başladı. Eşyaları. Hatta emniyet müdürü olduğundan da bahsetmiştim. Reha'nın evine gittin ve. Şu. daha doğrusu 17 Kasım günü.." Kalbim hızlanmıştı. anlattıklarımı aklı almıyormuş gibi bakıyordu. Enver Paşa beni ürkütmekten sakınır gibi usulca omzumu okşadı. Akıllı bir çocuktu. Kadiri tarikatını bilir misin?" "Duymuştum. Alnını kırıştırmış. arada Kaan'ın yanında Reha'ya da rastlıyorduk." 54 . Renault. Eşyaların çoğu çahntıymış. Herkes donup kalmıştı. Reha işsizdi fakat ailesinin durumu iyiydi sanırım. Bana hiç kızmadı." "Çok ilginç kızsın Şebnem. Ve beyni sütlüçilekli dondurma gibi elbisemden aşağı akan Reha yere yığıldı. Vücudumda kontrolden çıkmış bir gözyaşı makinesi gürül gürül çalışıyordu sanki. Bir-iki kere dördümüz gezmeye gitmiştik.. Sesinde merak yoktu. Reha'nın kapıyı açmaya niyeti yoktu. Gönül İşleri Bakanlığındaki heyet var ya. yoksa kızı vururum!' diye bağırdı. Büyüdüm sanıyorsun." Enver pür dikkat beni dinliyordu. fakat babam kabul etmedi... Reha Veto'nun sırrı neymiş?" diye sordu. Tekrar buluşmaya başladık. Bir anormallik olsun istemiyordum. Mesele de o değil zaten.\ termek istediler. Bazen öğleden sonraları Reha'yla buluşup geziyorduk.. Yaz geçti. Bana yakınlık gösteriyordu. ben anlattım. Reha'yla dansımız trajik bir biçimde yarım kalmıştı." "Dalyan Efendi diye bir şeyhe bağlandı. Reha 'Çekilin! Defolun buradan. O yaşlarda insan neyin ne olduğunu bilemiyor. "Reha da babamı tanımıyordu. O da şaşırmıştı. Tam o anda babam ateş etti. Herhalde hiçbir kız. ölümü de ahreti de fazla ciddiye almaya başladı." Enver. Büyük ekranlı bir televizyon."Seni yargılamak mı?. Reha'nın evinde öylece oturmuş bir şeyler içiyorduk. Bir tek babam yüzü allak bullak bir halde bana doğru yürüyordu. Yine de yüzünü bildiğini sanmıyorum." dedi ve ona üçüncü kuponu vermeme neden olan cümleyi kurdu: "Sen cennete gidince cennet daha güzel bir yer olacak. Öyle çok ağladım ki. Babam sivildi zaten. Kaan'ın ağabeyi gibiydi. Emniyet teşkilatından birçok polis tanıyordum. Paniğe kapılmıştı. Reha 'Yaklaşmayın yoksa kızı vururum' diye bağırıyordu. Babam bir koşu yanıma vardı. "Ne peki?" "Birgün. Sarıldık." "Neden peki? Bir tür kaçak filan mıymış?" M-> "Onu söyleyeceğim. Derken babam sigarasını atıp silahını çekti. "Ben senden yanayım Şebnem." "Baban durumu nasıl karşıladı? O da çok şaşırmış olmalı?" "Babam olaydan benden bile fazla etkilendi. Bana." "Siren sesleri derken?" "Polis sirenleri. 'sen aç. Dalyan Efendi o heyettekilerden biri. İlk başta ben de ne yapacağımı bilemedim. 'Tamam' dedi. Üstelik kafam da karıştı biraz.. Derslerde iyiydim yani." Gözlerimden yanaklarıma sıcak yaşlar süzülmeye başladı. Yine de birkaç kere nasıl olduysa Reha'nın evine gittim.. Dışarıdaki polislerden biri 'İçeride olduğunu biliyoruz. sana sarkıntılık mı etti?" "Aslında evet.. Bir hırsız çetesiyle de bağlantısı varmış. kalbimi de kazanmış olacak... Ağlamaya başladım. Abartmayacağına söz verirse olabileceğini söyledim.. Çay bahçelerine. Derhal kapıyı açtım. babasıyla erkek arkadaşının bu şekilde tanışmasını istemez. Reha'yı tanımıyordu. Aptallığım yüzünden öbür dünyada cayır cayır yanacağım. Uzatmayayım." Çantamdan bir mendil çıkarıp gözlerimi ve burnumu sildim. Serinkanlı görünüyordu. Babamın sevdiği polislerdendi. Birkaç kere ailece bize misafirliğe de gelmişlerdi. Zaman zaman onların zikirlerine katılır... Onu sevmiştim. Sonra kapıyı açması için ısrar ettim. Enver masal dinleyen çocuklar gibi bakıyordu. Açmazsan kapıyı kırmak zorunda kalacağız' diye bağırıyordu. Utanç bedenime yayılırken.. Sahile filan gidiyorduk. Nedenini tam bilemiyordum. Bazı akşamlar Beyazıt'tan Üsküdar'a Emre'yle birlikte geçiyorduk. Sırtımda. korkudan çok utanç hissediyordum." "Hayır Şebnem. Yemek hazırlamıştı. Böyle bir şey aklımın ucundan bile geçmemişti.. içimde metal bir yumak çözülüyordu sanki. "Devam et lütfen. Bayramlarda filan. 'Neler oluyor Reha?!' diye sor dum. sevgilin seni rehin alıyor ve baban geliyor. sinemaya. Açıkçası berbattı. hiç de bile. Çekiniyordum. Okul bitti... PAPTılar babamı Üsküdar belediye başkan adayı gös r. Evinde dört kilo eroin buldular. hocalar da bize toleranslı davranıyordu. Biz evin salonunda dans ederken. Bilgisayarı vardı. Bana iyi davranıyordu. Kurşun. sana kupon mu verdi?" diye sordu. birkaç kere yeltendi. Ben. Hepsi geçti. Fakat aramızda ciddi bir şey olmadı. Fakat o anki yüz ifadesi çok acayipti. Üniversiteyi kazandım. Reha'nın arabası vardı.. Daha doğrusu. Tarih bölümünde okumaya başladım. korku yüreğime doluyordu. Bir ara 'Açılın' anlamında silahını sağa sola çevirdi. Reha. Düşünsene. Bir yandan da müzik dinliyorduk. yeni halılar filan. Beni evine davet edip du248 ruyordu. Fakültede Emre adında çok iyi bir çocuk vardı. Gönlünü ferah tut.. Yeni bir müzik seti almıştı. Uzun süre kendime gelemedim. "Unut gitsin Şebnem. Zaten perişan olmuştum. "Peki. O anda." "Babam her zaman muhafazakar bir adam olmuştur." "Öyle mi dersin?. Derken biz Reha'yla çıkmaya başladık. kapıya yanaşmakta olan beyaz bir Toyota'nm içinden babam indi. kulağımı sıyırarak otobüsün ezdiği dondurma külahı çıtırtısıyla Reha'nın başına saplandı. Karşımda üniformalı Bora Ağabey'i görünce afalladım." Tuhaf adamlar. "Tamam. Gelgeldim hiç de öyle değil yani. Babam birkaç ay sonra emekli olup hacca gitti. Çok acayipmiş" derken Enver derin bir nefes aldı. Sonra ne oldu?" Sağ elimin serçe parmağı tırnağımın kenarından küçük bir ısırık aldım. Son derece duyarlı ve şefkatliydi..' Ben de kapıya yaklaştım. O korkunç olay hâlâ rüyalarıma giriyor. "Ben aslında çalışkan bir kızdım. Terliyordu. Bana 'Dans edelim mi?' dedi. yalnız yaşayan genç bir bekar için gayet gösterişliydi. Senin hiçbir kabahatin yok.. Çengelköy'ün yukarısında eski." Ağlayacak gibiydim. Reha ile babamın arasında. Biz Serapla gezdiğimiz için. Onu sağda solda görüyordum. Reha'nın tavırları da beni itmeye başlamıştı. Gerginleştiğimde tırnaklarımı yiyorum hâlâ. Kıpırdayamıyordum. en yakın arkadaşım Serap Sahra'nm sevdiği bir çocuk vardı: Kaan. Reha'yı epeydir göremiyor-duın. Benim için şiir yazmıştı. Babam polis olduğu halde heyecanlanmıştım. Şoke olmuştum.. Diğer polisler buzları çözülerek bir babama. "Uyuşturucu satıyormuş. Reha Veto'yla takılıyordunuz.. Onu hiç böyle görmemiştim.

Yere sağlam çakılmış o dengeli ağacın yürüyüşe çıkması imkansızdı.. köleler. sokak dövüşü dalında Olimpiyat şampiyonu olduğunu öne sürdüm. Çarşambadan beri öylece yatıyormuş. Bıçakla. Devletlerin sırları vardır. hizmetçinin arkasından yürürken "Uçağı akvaryuma koyalım mı?" diye sesleniyor. "Gerçi beni alakadar etmez ama. daha doğrusu sohbetimize başlarken "Tarihî olmayan bir tek an bile yoktur. yanlış anlamanın. Afşin'den İstanbul'a kaçtım. "Sanmıyorum." 17 Aralık. yangını fırsat bilip yağmacılık yapan kimsenin.II [Leyla Kalahari] Gözümü. insanın üstesinden gelebileceği kadar kolay bir iş değil. "tuhaf adamlar acayip koşullarda lazım olabilir. karısı Yasodhara ve oğlu Rahula'yı terk ettiğini. neden bahsettiğini bilen biriyle sohbet etmekti ve bunun için ödeme yapmaya hazırdı. Milattan Önce 753 yılında kurulduğu iddia edilen Roma İmparatorluğu'nun hikayesini es geçmedim: Bir nevi kur-tadam olan Romulus'un. Kim. Asırlara ne kadar çok iftiranın. Milattan Önce 6. Onun. Biz salonda konuşurken. Gerçek. birtakım yerleşim bölgelerinin bulunduğunu söyledim. bilmeyenler. Hayatında en az bir aşağılık herifle yakınlaşmadan gerçek kadın olamazsın: Ganimet Granada'yla orada karşılaştım. bir internet sitesinde. haydutlar. Milattan Önce 1."Böylesini ilk kez duyuyorum Şebnem. kırk yaşında zarif kadınlar vardır. Sonra büyük bir mağazada tezgahtarlığa başladım. mutluluğu ciddiye almayan. bir bildiği olanların otomatik alaycılığı yansıyordu. Fakat uzmanlar bu durumdan doğan sorumluluğu reddeder. şüphelerin değişmez belirsizliği içinde yaşayan.. Ağabeyi Wilbur Wright 1912'de. Leyla Kalahari'nin beş yaşında bir erkek yeğeni vardı. Birkaç kişi başvurdu fakat yalnızca Leyla Kalahari'yle anlaştık." iyiliği hesaba katmayan. Gerçek "Vooooooo!" diye uçağını beş metre öteden şömineye doğru fırlatıyor. savaşçılar.. yüzyıldan kalma bir kitabeden. Granada Gazinosu'nda şarkı söylüyordum.ı rih ile hakikat iyi geçinemez. konuşmaya başlarsınız: "Evet" dedim. gelmiş geçmiş tüm insanların yalanları. Ju-lius Caesar tarafından savaş makinaları yapmakla görevlendirilip Roma ordusunun Galya ve İspanya seferlerine katılan Vitruvius'un icat ettiği mancınığın 300 yıl önce Çin'de zaten kullanılmakta olduğuna işaret ettim. ilk vaazına "Şu hayatta her254 kes ama herkes ıstırap ve tatminsizlikle kuşatılmıştır" diye başladığını söze konu ettim." "Enteresan. Yıldırım düşmemişti. "O da kim?" Rengarenk saçlarının altında sağ gözü. Gerçek. ilk ders günü." "Evin nerede?" "Karagümrük'te.. bilim adamları. Tek gözlü talebemin yüzüne. Milattan Önce 8000 yılında dünyada insan nüfusunun yalnızca 5 milyon olduğunu. Milattan Önce 17. Babası başka bir kadınla kayıplara karışmış. Gerçek. Adı. Tek istediği. Babam. Alaaddin'in uçan halısı ve Enver'in yorganı ha? Tebrik ederim. Yanında bir de koruması vardı. Tiz ve metalik sesiyle "Hey cici kız. Matematik ve astronomi alanındaki çalışmalarıyla tanınan Pisagor'un [M. imparatoriçeler. henüz kırkbeş yaşındayken ölmüştü." dedim. Kuzey Caro-lina'da benzin motorlu uçakla ilk uçuşu gerçekleştirdikleri gündü. 21. yüzyıla kadar matbaa yoktu. Derken. elindeki oyuncak Kami-kaze uçağını uçurarak etrafta dolaşıyor.. "bence de fena numara değil. Tam karşımda duran akvaryumda hiç balık olmadığını fark ediyorum.. "Biraz tuhaf bir adamdır. bu hakikaten romantik. 15. dalgalı saçları parlıyordu. Leyla Kalahari'nin villasın-daydık. uydurmanın sığabileceğini düşün. Yine de Leyla Kalahari'ye." "Hımmm? Padişahın karısının yorganını nereden bulmuş?" Altında göz bulunmayan kaşını kaldırdı. yüzyıldadır. Kısa boylu. yanılgıları ve bilgisizlikleri tarihin oluşumunda rol oynadı. Onlardan biriyle muhatap olduğunuzda. hapisteydi. Babil-li Hammurabi'nin kanunlarının 282'sinin okunabildiğini. tekerrür etmemesidir" demiştim. hissetmeye. Bir konfeksiyon atölyesinde çalıştım." "Belki de bir yerde okumuştur ya da filmde görmüştür?" Şüphe. savaşlar taklitler ve aldatmacalar üzerine kuruludur.. Tabiattaki ahengin ayrılmaz parçası olan hercümerçten bir sahne diye düşündüm. "Geçmişi bilmek. Yani neolitik çağda tüm dünyadakinin sekiz katı! Tarihte bir mağara dönemi varsa.. Hizmetçi kız da yaya kalmış hostes gibi." Korkma ben varım . Ve tarihin en önemli özelliği." 55 . O esnada." Leyla Kalahari'nin yüzünde. bir çocuğa böyle bir isim koyar ki? Gerçek'in annesi ölmüş. 580-500] tam 34 yıl boyunca Mısırlı ve Babilli kahinlerden ders aldığını. Dersimize. papağanın gagasmdaki zeytin gibi parlıyordu. Bayan Kalahari'ye tarih dersleri veriyorum. tüccarlar. Gülfem Sultan. beni bir arkadaşıyla evlendirmeye kalkıştı. Üç çeşit tarihçi olduğu söylenir: Yalan söyleyenler. yüzyılda yaşadığı tahmin edilen mimar Marcus Pollio Vitruvius'tan söz açtım. Milattan Önce 8500 ila 7000 yılları arasında birilerinin Ortadoğu'da tarımla uğraşmaya başladığı varsayılsa da. "Leyla. o dönemde mağaraların mesken olarak kullanılmadığını. adın ne senin?" diye sordu." r. on küçük ciltten müteşekkil kitabına değindim.. Televizyon fabrikasından atılınca. dinî liderler. yüzyılda doğan Siddharta Gautama Buddha'nm yirmidokuz yaşında. Ağaç. oyuncak uçağın ve öksüz pilotun peşinden ayrılmıyor. Ganimet Granada çıkardı. insan bilmediği bir konuda doğru soru soramaz. "Enver yorgancılık yapıyor. efendim." dedi Leyla Kalahari. 252 "Kanuni Sultan Süleyman'ın üçüncü karısı. fırtına da yoktu. geleceğe itibar etmeyen. Pervanesi yanan uçağı bir ucundan tutup mutfağa doğru koşturuyor. oyuncak mı gerçek mi. üniversite sınavına hazırlananlara özel ders verebileceğimi belirten bir ilan yayınlamıştım. Büyük ağabeyim. bana Sicilyalı Rozalina'mn yorganını hediye etti. bu kanunlardan birine göre. Rumeli Hisarüstü'nde. villanın bahçesinde devrilmiş bir ceviz ağacı görünce şaşırdım. Süpermen'in pelerini. sağa sola bakman bir tabanca gibidir. Garip bir biçimde havada yavaş yavaş ilerleyerek korlaşmış odunların arasına çakılan uçağın ardından hostes de şömineye dalıyor.\ Krallar. annemi öldürmüştü." Deliller çözüm getirici olduğu kadar öğretici de olabilir. boş mu dolu mu olduğunu kestiremediğiniz. Çok az param vardı. o yangına fırlatılarak yakıldığını anlattım." Soruyu tamamlayamadım. Kırlaşmış. Yani ı. ikiz kardeşi Romus'u öldürdükten sonra Roma'yı inşa edişi ve belasını buluşundan dem vurdum. ek-mebiçme işlerinin daha öncelere dayandığını belirttim.. tarihçiler kahinlere benzer. diplomatlar imalarla ve sembollerle konuşurlar. Wright Kardeşler'den bir tek Orville'in [1871255 1948] Kamikazelerden haberdar olduğu geliyor aklıma. onlar gibi düşünmeye. şişman bir adamdı. yazıldıktan 1500 yıl sonra basılan Mimarlık Üzerine [De Architectu-ra] adlı. kayıp bir kabilenin izine rastlamış antropolog ifadesi yerleşmişti. Osmanlı saraylarında kullanılan yorganların aynılarını diktirip satıyor. Yirmiiki yaşındaydım.Ö. Eski bir şarkıcıydı. Bu nedenle. ömrünün kalan 51 yılı boyunca da evine yalnız bir kere uğradığını. "Teşekkürler. "Bugün Çin'de 40 milyon kişi 'yaodong' denilen mağara evlerde ikamet ediyor. yani Wright Kardeşlerin 1903'te. saray denince akla entrika gelir. yanılanlar. Gerçek'in babası.

. Sevinmiştim. odasındaki mobilyaların yerini değiştirmişti." "Hımmm? Şarkı söyler misin?" "Şarkı mı?" "Evet. Abidin'den önceki yıllarıma ait. Ganimet beni sertçe uyardı. her sahne alışımda. Buğulu gözlerle beni izler. Nazikçe sordum: "Saçmalıyor musun Enver?" "Evet. Genç bir adam. sırasıyla. Soran olursa 'yeğenim' dersin. Az konuşuyordu. mikrofonu ağzımdan uzaklaştırıp sordum: "Geçmiş olsun. Bir gece Abidin gelmedi. Fakat bana doğruyu söyleyeceksin?" "İstersen. En çok da Abidin Dandini'den huylanıyordu. Abidin'e dönüp. kulise çiçek gönderirdi. Onu seviyorum. üniversiteye hazırlananlara yönelik tarih dersi ilanını da bana Abidin göstermişti: "Bu kızdan ders alacaksın. Şebnem Şibumi hakkında hiçbir şey bilmek istemiyorum. onbeş günde bir Çarşamba akşamüzeri Gerçek'i görmeye geliyor. o da saniyedir" dedi. O nedenle çocuğu onbeş-yirmi dakika muayene ediyor. Üzerime çullandı. "Zamandan daha önemli bir şey varsa. Tezgahın üzerine 100'lük bir banknot koydu. Tek gözümü. iyi misiniz?" "Sizi görüp de iyi olmamak mümkün mü Leyla Hanım?" dedi.. Sağ kolu askıdaydı ve dirseğiyle bileği arasındaki sargıya kan sızmıştı.." Orkestra çalmaya devam ederken. Abidin sık sık beni ziyarete geliyor. Sonra da elimden tutup psikiyatrlara götürdü. Şarkı söyleyerek masasına doğru yürüdüm: "Zaman durdu sanki beklerken seni I Ben bir tek sevgiye bağladım kalbimi. Piyano çalmayı öğrendim. Fyodor Mihayloviç Dostoyevski Saint Petersburg'daki evinde akciğerleri kanaya-rak can verirken [1881]. Birkaç hafta sonra. sen sormadan da cevabı verebilirim?" "Neymiş?" "Seni önce kullanacağım. "Haydi. bir keresinde. Gülümsedim. Merak ettiğim asıl konuyu gündeme getirdim: "Hiç âşık oldun mu?" "Yani seni tanımadan önce mi?" "Hı-hı. Sana anlattıklarını iyi dinle. şarkılarımı ona bakarak söyler olmuştum. Soğuk hava. "Bu çocuk. "Sana bir şey soracağım.. Anaokuluna götürüp getireceksin. zahmet olmazsa?" Etrafa bakındım. nasıl istersen.. Yine de fazlasıyla etkilenmiştim. İki kere intihara kalkıştım: Bir kere küvette."Baban ne iş yapıyor?" "Ailem Afşin'de. Ganimet Granada'nın icabına bakmıştı. Gerçek'i bana emanet etti." Gözlerimi paraya dikerek şarkıya girdim: "Bir akşam gözünde aşk tüterse I Geçmiş günler aklından geçerse I Kalbin bomboş ümitler biterse I Sen üzülme ben varım" "Kâfi" dedi. Abidin onunla evlenmez. terli bir kirpi gibiydi. Doktor Neptün Petunya. sağlam eliyle elimi tuttu ve avucumu öptü.. Fazla vaktim yok. Ona engel olmaya çalışırken. Onunla arkadaş ol.. Abidin onu öldürmez. Bir erkek hastanede size eşlik ediyorsa. Ağlayarak uyanmıştım. Gözümü hastanede açtım. İnşallah. Abidin Bey "Merak etme Leyla. yalvarır gibi şarkıya devam ettim: "Ayı il mam istersen hiç yanından I Çağırsan gelirim çok uzaklardan r>ı / Eskiden korkardım yalnızlıktan I Korkmam artık sen varsın. 25') İnşallah. Sarıldık. o soysuz hödük sana bir daha dokunamayacak" dedi. Halbuki ben onu polis sanıyordum. kelepçe gibi insanları birbirine yaklaştırıyordu: Enver'in koluna girdim.. Gayriihtiyari.. Yavuz Sultan Selim komutasındaki Osmanlı ordusu Kahire'ye girerken [1517].. Ona sen bakacaksın. Sen de bana anlatacaksın. sesin de gözlerin kadar güzel mi?" 256 "Bilmem?" "Oku bakalım. Şarkıları sayıklar gibi okuyordum. Bazen sergi gezmeye gidiyorum. evlendiği kadınlar ve öldürdüğü adamlardı. "hazırlan. Anladın mı?" "Yeğenim mi?" "Kız kardeşinin oğlu. Kızkardeşin öldü ve çocukla sen ilgileniyorsun. Gerçek'in bağışıklık sistemi yeterince güçlü değilmiş. gidiyoruz. Oturup konuştular. Her ne kadar iyi bir kıza benzese de. birden bir bıçak çıkardı ve yüzüme sapladı. cehennem ateşiyle tutuşturmaya. içim ısınmıştı. Bir süre toparlanamadım. Hayati'nin oğlu. Chuck Palahniuk: Büyüleyici kabusların kreatörü. Şaka yaptığı belliydi. öyle aptalca ki.. dört yaşında olmasına rağmen. ben de bir tokat attım. bir kere İsviçre'de. vursun tabii ki. Uykuya dalar dalmaz kabuslar görüyordum. Nasıl oldu anlamadım. Anlatmamı istediğinden emin misin?" 260 56 ." Muzipçe gülümsedi." Babam annemi neden öldürdü? Ağabeyim beni niçin arkadaşıyla evlendirmeye uğraşıyordu? Ganimet Granada benden ne istiyordu? Abidin Dandini gerçekte kim? Hayati Tehlike'nin beş yaşındaki oğlu nereden yeğenim oluyor? Şebnem Şibumi'den ne öğreneceğim? Abidin üzerime böyle tuhaf bir yoldan kuma mı getiriyor? Bu vahşet yüklü saçmalıkların hiçbirini merak etmiyorum. ne var bunda?" "Peki. lakin aşırı kıskançtı. Şebnem Şibumi'nin bir internet sitesinde yayınlanan. Bir akşam. Öyle aptalca ki. Burada bir arkadaşımla kalıyorum. Abidin. Abidin. ilginç bir çocuktu. Biçmişiz yumruklarıyla bana rastgele vuruyordu." Program bitince Ganimet kulise hışımla daldı.. Abidin meğer gangstermiş." Gerçek. Hattâ bir keresinde hırpaladı." Granada Gazinosu'nda sahneye çıkmaya başladım. Bahçıvanım. En sevmediği mevzular. hizmetçim ve aşçım vardı. Abidin beni kucaklayıp acil servislere koşturdu. Hastaneden çıkınca Abidin'in bana hediye ettiği Rumeli Hisarüstü'ndeki villada yaşamaya başladım. çünkü tam o anda Enver'e kalbimi kaptırdım. Yirmi yılım burada geçti. Ben sohbete pek katılmadım. yanında bir arkadaşını getirdi. resim dersleri aldım. 258 Hayati'ymiş adı.. sol gözüm dahil hiçbir şeyi özlemiyorum. Bir keresinde. Ganimet bana son derece cömert davranıyordu. nazlanma." Bu cümleye çok şaşırmıştım. Kitap okuyorum. Çok şıktı. Tanı 0 anda masasında demlenen Ganimetle göz göze geldim." "İyi ama benim kız kardeşim yok ki?" "Tamam işte. Abidin Bey. uzay mekiği Challenger fırlatıldıktan 73 saniye sonra infilak ederken [1986] Enver'le birlikte Üsküdar rıhtımından yukarı doğru yürüyorduk. "Abidin onu alsın mı. Abidin Dandini karşımdaydı. onunla mezara kadar yola devam edebilirsiniz. vursun mu?" diye sorarsanız. Programın sonuna doğru çıkageldi. kızların aklını başından alıyor. Öfkeden nefesi kesilmişti." "Evet. Bu söz. Banka hesabımda daima yeterince para oluyordu. Bunu nasıl yaptığını hiçbir zaman anlayamadım. En sevdiğim yazar. Meraklandım." "Gidiyor muyuz? Nereye?" "Cenneti. yani Haftanın üç akşamı muhakkak gelirdi. Her nasılsa hapse girmedi. sonra da bir paçavra gibi fırlatıp atacağım. Otuzbeş yaşındaydı.. kızların aklını başından alıyor 28 Ocak gecesi.

iki hafta önce. Alexander Graham Bell. iri parlak gözler. "Girne'de." Cüzdanımdan bir aşk kuponu çıkarıp Enver'e takdim ettim. adresini. Hayat dolu. yaşlı teyzenin ta kendisiymiş me-ger!" "Ciddi misin?! Ne yaptın peki?" "Sana rastlayıncaya kadar. Görevlilere üç-beş kuruş para veriliyordu. Sinan. beli bükülmüş bir kadın açtı. "Sevgili filan değiliz." "Bir de insanlar içince yıhşıklaşıyorlar. "Sen ve ben" dedi. bana bir DVD verdi. 262 "Siz hiç sabunluyken ağladınız mı?" 13 Şubat benim doğum günüm. "Yarın" dedim. halanı översin. Enver Paşa?" "Belki de kalan kuponları bana peşin verirsin?" "Avucunu yala" dedim neşeyle. Bizim evin önünden geçerek yirmi metre kadar yürüdük. Engin. beni muhakkak ara" diyor ve avucuna yazmış olduğu cep telefonu numarasını gösteriyordu. Bizans Tarihi hocamız Esat Bey. Sağda solda birtakım fotoğraflar asılıydı. anladın mı?" "Anladım.. Yan odalardan bir ses gelir diye bekliyorum. Sadece. O da beni içeriye davet etti: 'Buyur evladım. İnsanlar benden kuşkulanmaya başladılar. Partiden ayrılmak istediğin zaman. Ömer türbesinin yakınlarında.. yüzünü görürüm diye umutlanıyorum. Derken bir-gün. bir salon kapısına bakıyorum. evde başka kime yok mu? Çocuklarınız. Ülkü.. ne kadardı unuttum. sevineceğini umuyordum. Sabahın kör vaktinde Kanlıca'ya gitmiştim." "Niye katılıyoruz peki partiye. Kalbim. pürüzsüz bir ten. yalnızca bir kuponla karşılık verirken. boşuna.. ünlü polisiye yazarı Geor-ges Simenon'un da [1903]. kapısında. ben sayım memuruyum' dedim. kıpkırmızı dudaklar. Enver'in siyah Audi'siyle Barika adlı bara doğru gidiyorduk. "yani artık sevgili olduğumuza göre. Nevra ve Demet doğum günümü kutluyorlardı. Hafif adımlarla ilerliyorduk: "Salon antika eşyalarla döşenmişti. "Halamdan mı? Benim halam yok ki?" "Fark etmez.. Kupondaki harfe. Enver'e üniversite yıllığımı göstermiştim. bunaldığın zaman bana söyle. Bir fotoğrafa. engizisyon mahkemesinde yargılanmak üzere Roma'ya gelmişti [1633]. dinliyorum." Ağır ağır yürüyorduk. sonra? Buldun mu kızı?" Enver derin bir nefes aldı: "Günlerce köşkün etrafında do261 laştım. tamam mı?" "Yapamam. Teyzenin kaydını tuttum. Az ötede elinde şarap şişesiyle bir berduş dikiliyordu. Asuman. Murat.' Evden ayrılırken resimdeki kıza defalarca baktım. Yüzünü zihnime nakşettim.. "Belma'ya nasıl ulaştın?" diye sordum "o kız Kıbrıs'ta oturuyor?" "Evet" dedi. 'Ne iş yapıyorsun?'.. Eve doğru koşmaya başladım. milletin içinde söyleyemem. anlat. 'Evlenmeyecek misin artık?' Sanki ben çalışmasam aç kalacaklar. Fikriye. evlenmesem onlara sıra gelmeyecek. bana adını. Galileo Galilei. açtı ve "Kendin bak" diyerek gülümsedi. Buradan sola. Hz. Hawaiili yerliler.. olmayan halan hakkında olumsuz sözler söyle. arkadaşlarım Belma. ben de tek tek yazacağım. Vahide. "Filikamı siz mi çaldınız?!" diyen Kaptan James Cook'u mızrakla öldürmüş. hoş geldin. "Nedir bu?" diye sorduğumda. yaşını söyleyecek. deli miyiz?" "Nevra çok ısrar etti. yanındaki çantadan bir dizüstü bilgisayar çıkardı.. Sence bir anlamı var mıdır?" Enver yola bakıyordu." "N'oldu?" "Köşkün elli-yüz metre ilerisinde bir fotoğrafçı vardı. Hiçbir şey umurumda değil. Böylesine müthiş bir doğum günü hediyesine." "Ah tabii ya.. "Sayım memurluğu için yaptığım başvuru kabul edilmişti. Benim aklım kızda.. Birazdan kız içeri girecek. Oradakileri sayacaktım. üç katlı bir evin ikinci katında..». Chicago'da ölü bulunmuştu [1929]. Gözüm köşkün pencerelerinde. Serap.. adımlarımdan hızlıydı.. tek tek arkadaşlarımla görüşmüştü. Civardaki banklarda oturuyordum. şahane bir kızdı." "Neden?" "Herkes bir yığın soru soracak. Peki ya sen? Sen ne yapacaksın? Yani kendini kötü hissedersen?" 57 ." Enver durup yüzüme baktı: "Anlatmasam belki de daha iyi?" "Devam et n'olur. Dedim ki 'Teyze.' Salona geçtim. [1779]. Bir de ne göreyim. Demek bana bu harika sürprizi hazırlıyordu. gıcık bir isim. Başını çevirdi "bana ha landan bahset" dedi. Onu her neredeyse bulmaya kararlıydım. ceketler giydim. "Şimşek ışığı demek. olanlar oldu.. konaktaki fotoğraf vitrinde!" "Eee?" "Fakat aynı fotoğrafın bir de eski mi eski. Nüfus sayımı yapılıyordu. Kulağım kirişte. Türk Tasavvuf Kültürü dersimize giren Munise Hanım. Ağzım açık kalmıştı. Olur ya." "Bak. ben yalnızım. Antonio Beucci'den arakladığı telefonu kendi adına tescil ettirmek için patent ofisine müracaat ediyordu [1876]." "Âşık olduğum genç kız. Enver Paşa." Tekrar yürümeye koyulduk." 264 "Yaklaştık mı?" "Sağdaki tabelayı görüyor musun?" Enver barın önünde frene bastı. İngiliz Kraliyet Hava Kuvvetleri'ne ait uçaklar."Onu unutamıyor musun?" "Unutamıyorsam anlatmayayım mı?" "Tamam... yiyorlardı . o da sevdiğim arkadaş ve hocalarımın isimlerini not almıştı. Ardından. çıkalım. Mahkumlar gibi sigara üstüne sigara yakıyorum." "Nevra da kim?" "Nevra Neretva." "Sadece ne? Barika'ya sevgililer günü partisine giden bir çift miyiz?" "İstersen geri dönelim? Ben zaten sıkılacağım. Enver bir an durdu: "30 Kasım 1997 günüydü. Ondokuz yaşındaydım.. çok derin manalarla dolu bir mısraymış gibi. Mutlu musun canım?" Esrarengiz ve heyecan verici bir sesle "Olmak üzereyim" dedi ve dudaklarıma uzandı." "Eee. deli gömleğimin üstüne hep en iyi marka kazaklar. Yol boyunca bir o tarafa." "Eee. 'Merhaba teyzeciğim. İşler yolunda giderse. Almanya'nın Dresden kentini bombalıyordu [1945]. "benimle 'sevgililer günü' partisini gelir misin?" Tebessümü serum lastiği gibi uzadı. Fakat gelen giden olmadı. üzerine de 'Eski fotoğraflarınız onanlır-renklendirilir-büyütülür' yazmışlar!" "Yani?. zarif. Mario Puzo'nun Baba [The Godfather] romanına ilham kaynağı olan Vito Genove-se. uzun uzun bakıp gülümsedi. Onun önünden geçiyordum. Kartvizitinde 'Kullanılmış Mobilya Satıcısı' yazan Al Capone'un rakibi olan yedi gangster.. Eski tarz bir büfenin üzerinde çerçevelenmiş bir kız fotoğrafı gözüme çarptı: Olağanüstü güzellikteydi. siyah-beyaz ve küçücük bir kopyası var! İkisini yan yana koymuşlar. Hani doğum günüm için kaydettiğin DVD'-deki sahte sarışın. Springfield Hapishanesi'nde kalp krizi geçiriyordu. Fakülteden arkadaşım Zeynep'i ekranda görünce şaşakaldım: "Doğum günün kutlu olsun Şebnem. Yolun kenarına park etmiş arabalardan birinin önünde Enver'in gözlerine bakıyordum: "Peki ya şimdi?. Teyze gelip yanıma oturdu. DVD'yi bilgisayarın sürücüsüne yerleştirdim.. bir bu tarafa yürüyordum. Yaşlı." Dudaklarını büküp alnını kırıştırdı. 14 Şubat. merak ettim?" "Pekala. Gülümsüyordu. torunlarınız filan?' Tebessüm etti: 'Maalesef yavrucuğum." Enver'in sözleri havayı ısıtıyordu sanki. "Barika. kız büyükannesini ziyarete gelir. Bilirsin." Demek elde kamera. Alıp çiçek gibi kokladı ve yaka cebine koydu. ikindi vakti ahşap bir köşkün kapısını çaldım. Hırsız gibi köşkün dış cephesindeki tahtaları sayıyorum.

Bir sigarayı iki ucundan tutuyordu. "Evet. "Yabancı gelmiyor." Dışarı çıkıp arabaya bindiğimizde Enver de ben de kahkahalarla gülmeye başladık. batıyordu [1914]. Nikolay. Sigarayı sağ elinin işaret ve orta parmağının arasına aldı. Bir centilmenin şerefi. Enver "Bir dakika. Her yer bembeyazdı. Karda-nadama yaklaştı ve kırmızı tuğladan kesilmiş kalp şeklinde bir parçayı göğsüne yapıştırdı! Kalbi olan bir kardanadam. Süpermen'le aynı kuaföre gidiyorlar besbelli. karşımda dikilmiş sırıtıyor. Çevirdiği yumruğundan duman 58 . 13 Aralık'ta Çanakkale Boğazı'na girmek isteyen yabancı gemilere karşı sabit batarya olarak kullanılan Mesudiye Zırhlısı.. onunla ilgilenmem gerekti. aynaya zaten ihtiyacı olmadığını söyledim. Bıraktığında. yaşıyor. Derin bir nefes çekti. "Halan olduğunu bilmiyordum?". Nevra kulağıma fısıldadı: "Kim bu yakışıklı?" "Onu tanıyor olmalısın?" dedim. Tek farkı var: Uçmak yerine. "Halanla niye sen ilgileniyorsun ki?". "Neden hiç aramıyorsun?"." "Babanın mesleği neydi?" "Laboranttı. sabunlu halde küvetten çıkmaya çalışırken sendeledi ve banyo aynasını düşürüp kırdı.. nesi var?". Enver bir sigara yaktı. Bu durum amcamın hoşuna gider. Demode kıyafetli. süpürge. portakal soslu somon ve alkolsüz pina colada. Enver'le. dudaklarına götürdü. < rindeki 1109'uncu fabrikası istanbul'da açılmıştı | L964] Narkotik bir kar yağıyordu. zehirli havaya umutsuzca romantizm katmaya uğraşıyordu. Ben sigara içmem. Aynısıydı." "Halam aradı." Beni avlamak için." içerisi öyle sıcaktı ki. yemeğe yetişeceğini bildirmemi istedi hanımefendi" diyen garson. Sevgilisi alkol testinden geçebilmek için mangal kömürü emince zehirlenmiş ve Şile yolunda kalmışlar. "Babamın cenazesine gelen arkadaşları. tahtını bırakmıştı. üzülmemesini. 'İkizim olduğu yetmiyormuş gibi. Daha önce bana hiç ailesinden bahsetmemişti. "Hâlâ Üsküdar'damı oturuyorsun?".. Türkiye'nin Ruhu adlı bir roman yazmayı tasarlayan kırküç yaşındaki Oğuz Atay. Venüs salatası." Başımı kaldırıp bakıyorum. Kendimi kurbağa çuvalına tıkılmış gibi hissettim. Kullanılmış tuvalet kağıdı rengindeki kanepelere oturduk.. Enver'le Beykoz'da kardanadam yapıyorduk. bir yandan Enver'e göz atıyordu. CocaCola'nm dünya ü. romantizmin cenaze törenidir. Somonu tadıyorum. babamı gıcık ederdi. Enver'e bir kupon daha verdim." "Bugün babanım ölüm yıldönümü.. Çünkü duyguların kök salacağı gönül zeminini erozyona uğratır. "Evet" anlamında başımı salladım. yaşlı bir orkestra. müreffeh kalabalığı gözlerimle biçtim." Bara girdik.. 1917'nin ilk haftalarından itibaren 200 bini aşkın işçinin grev yaptığı Rusya'da. Son derece leziz somon. "ikizi olan. ruhunu teslim ediyordu [1977]. "Enver Bey. "Bilmiyorum" deyip kuponu aldı. Üzerinde şartlı refleks deneyleri yaptığı köpeklerin hepsini gömdükten sonra. durumu düzeltiyordu. "Sihir sever misin?" diye sordu." Süpermen'le aynı berbere giden garsonlar Şubat'ın 27'si. Enver. "Çalışıyor musun?".. Gerçi ben yedi dakika erken geldim. Lokmayı yutarken kuponu uzatıyorum. işçilerin safına geçerek generalleri ve bakanları tutuklamışlardı. Birden ağlamaya başladı. biraz" dedi.. partinin berbatlığını birbirimize ifade etmek için uydurduklarımız. masadaki tabakları temaşa ediyorum.. balığı yem olarak kullanamayacağını söylemiştim. fakat bu onun gecikmeyeceğini göstermez. Mükemmel bir kardanadam oldu. Sonra karşısına geçip izledik. onu ziyaret etmişim gibi seviniyor. amcamı görünce şoke olmuşlardı" deyip hafifçe güldü.. Şeytanın flörtü. Dört yıl önce. tepsiyi bırakıp gözlüğünü ve önlüğünü çıkararak. o herif de bana benziyor!' derdi. "Saçların ne güzel Şebnem. bir elinde kadeh olduğu halde kollarını açarak karşıladı beni. 266 "Birgün babamla amcam benim yüzümden birbirlerini yumrukladılar. Enver kuyumcu dikkatiyle yüzümü inceliyordu. Yere dik açı yapan sol elinin ayasında sigarayı söndürürken avu-cunu kapattı. "Sevgilisi galiba halamı dövüyor." "Babam pezevenk idrarı ve fahişe tükürüğü tahlili yapmaktan bıkmıştı. dakikliğine bağlıdır. Emin olmak için "Bakanlık Heyeti'nin öldürülmesine mi üzülüyorsun?" diye sordum. kömür parçaları. Fok iniltileri çıkararak sırıtırken.. James Coburn'un Bir Avuç Dinamit [Giu La Testa] filmindeki ormanda dövüş sahnesini bilirsiniz." Hiç doğmamış halam ve Enver'in babası hakkında konuşup durduk... Saat tam 19:20'de bir garson masaya tepsi-sindeki tabakları bırakırken fısıldıyor: "Sonora çorbası. istersen ben de sana veririm?' demiş." "Geçmiş olsun..n. sigara ellerinin arasındaki boşlukta asılı kaldı.. amcamla dertleşirdim.. ya uydurmuyorsa diye endişeye kapıldım. fakat soğuktan nefesim buharlaşıyordu. Sorular sökün etti: "Neler yapıyorsun Şebnem?".m n. "yakında sana balık pişireceğim. "Halam biraz rahatsız da.. Kumruyla burun buruna gefen uskumru 18 Aralık." "Halam kesti. Ben de sırıtıyorum. Nevra Neretva. "Halan şu anda ne yapıyor?" "Kendine yeni bir sevgili buldu.. Babam öldü. "Çok iyi yemek yaparım" demişti. Kadm-erkek ilişkilerinde hâlâ ilk insanların hatalarını tekrarlıyoruz: Beklemek." "Geçen gün halamı yıkıyordum. Bir an. İngiliz B-ll denizaltısından atılan torpidoyla vurulmuş." "Babandan mı?" "Şaşıracağını biliyordum." derken laf kaynadı. seksenyedi yaşındaki Ivan Petroviç Pavlov da ölmüştü [1936]." "Amcan artık yaşamıyor mu?" "Yo."Babamdan söz edeceğim. havuç. Sessizlik oldu. Peru'da Tupac Amaru gerillaları başkent Lima'-daki Japon Büyükelçiliği'ni basarak 500 kişiyi rehin almıştı [1996]. Sol elinin işaretparmağıyla ucuna dokununca sigara yandı. Bu konudan daha fazla bahsetmedik. işçilere ateş açılmasını emretmiş fakat Rus Ordusu bunu reddetmişti.1 versene." m. Görüştüğü adam da 'Bana bir fotOğrafi. Gitmemiz gerek. Destansı kargaşa karşısında Çai II. üvey babamdı. Clark Kent'in içinden çıkan Süpermen gibi Enver Paşa'ya dönüşüyor. Dahası on-binlerce asker. kaşkol.. Enver. "onunla kavga eder." "Babam ve amcam. Üçüz gibiydiler. Aşk kuponlarından birini uzatırken "Babanın ikizi var mıydı sahiden?" diye sordum. Etrafımdaki garsonların hepsi.. dünyanın James Coburn'a en çok benzeyen ikizleriydi..ı lığı Heyeti'ndeki tüm üyeler katledilmişti. Ellerini sağa sola oynattıkça sigara da havada kımıldıyordu. dans edenlerin terleri üstümüze saçılıyordu. Gevezelik uğultusu tekrar baş gösterince "Benim babamın ikizi vardı" dedi. Enver tedarikliydi: Şapka." Ortalık gene sessizleşti. fakat tepsinin ardında kalan yü268 zü göremiyorum. "Çünkü kör. daha bitmedi" deyip ceplerini yokladı. derin sulara gömülen bir heykel gibi üzgün görünüyordu. Bu tuhaf bahşişten ötürü yüzünde mahcup bir gülümseme esintisi beliriyor. Boş bulunup. "Ben henüz sipariş vermemiştim. ağzımın içinde "Beni pişiren adam sence de bir aşk kuponunu hak etmedi mi?" diyerek dönüyor.." "Halama telefon ettiğimde. "Munise Hocayla Benetton'da karşılaştığımız günü hatırlıyor musun?". Ve Gönül işleri Hak." derken. General Kabalov. Rusça konuşan Çinlilerin işlettiği bir İtalyan restoranında Enver'i bekliyordum..

Bir koşu. Derhal indim. Reha Veto'yu alnından vuruyordu. Günlükten. Lamelif Sahafın vaktiyle düzenlediği. avını sükunete davet eden avcı ifadesi belirdi. 30 milyon insan. Dünya Savaşı patlak verince. Küçük boy Moleskine defterler var ya. Namık Mıknatıs şaşırtıcı bir tiksinçlikle altına yapıyordu. Ağaçlar etrafımda fırıl fırıl dönüyordu. Salıncakta sallanırken ona büyük dedemden söz ettim. Ağaçların arkasına saklanmış bir orkestra Modest Mussorgsky'nin [1839 -1881] Night on the Bare Mountcari'm.u v. Araştırdım. Harbiye Nazırı ve Erkan-ı Harbiye Umumiye Reisi olan Enver Paşa.. hayırın evete dönüşmesi. "Yavaşla. Enver bir şeyler söylüyordu. Jean-Pierre Vallarino daha iyisini yapamazdı. dedemin. bana bir kupon verip boynuma sarılacaksın" dedi. Vallarino'nun Enver'e göz kırptığını fark ettim. soruşturdum: Zühtü Zubizaretta adında bir koleksiyoncu almış. )1\ Nefesim kesilmişti. elindeki iskambil kartlarını bir tek hareketle masaya yaydı. ancak bu kadar etkilenirdim. anında istop etti. Sadece sağdan sola 2. bale yapan travestinin elindeki av tüfeği kadar endişe vericiydi.. günlüğünde Harbiye Nazırı Enver Paşa'dan bahsedip bahsetmediğini düşünüyordum." Ağaçlar. Babamın 5 Nisan 1915'te Arıburnu'nda şehit olan dedesinden: "Adı İshak. "az daha beni öldürüyordun!" Bir adım geri çekilen Enver'in yüzünde suçluluk duygusu tozlu bir lamba gibi yanıp sönüyordu: "Seni korkuttum mu?" Kalbimden yükselen kesif bir duman gözlerime basınç yapıyordu. Büyük dedemin defterini bana satmaya yanaşmadığı gibi. kadehlere paralar doluyor. "Haydi" dedi." Enver beni şaşırttı: "Yunan Filozofu Demokritos da 'Doğruyu asla bilemeyiz. bozuk paralar ve likör kadehlerine tlÜİCTll diyordu. sisin yırtıklarından Boğaz'ın petrol yeşili sularını seyrediyorduk. Ne yazık ki harekat yaklaşık 90 bin askerimizin ölümüyle sonuçlandı. bir saat kadar süren gösterinin sonunda. diğeri. 270 Enver Paşa. Bu artistik numarayı bir kupon vermek isterdim. defteri Zühtü Bey'den nasıl aldın?" "Bilirsin. Zühtü Bey'e ulaştım...." "Sürprizlerle dolusun Enver!" Gülümseyerek salıncağa kuruldum.. Müntekim Gıcırbey toprağa korkunç büyü malzemeleri gömüyordu. "Gerçekten böyle mi düşünüyorsun?" "Immm. Vallarino gülümseyerek ayağa kalkıp Enver'i ve beni işaret ederek salonu çınlatan alkışları bize yönlendirdi. Anlaşılan. "Uzak dur" diye haykırdım. fakat ne dediğini anlamıyordum. "ılık" dememiz gerekir.. Alkışlara hiç kulak asmıyordu. biraz yavaş ol!" "Ne dedin? Seni duyamıyorum?!" Enver beni uzaya göndermeye kararlıydı. n'olur!" Emindim: İp kopacak.. Akşam tekrar buluşup gösteriye gittik: Vallaıino ı kambil kartları. kulağıma ejderha gargarası gibi manasız sesler geliyordu. arabadan küçük bir kilim ve yastık alıp geldi. Tebessüm bazen ağlamanın bir çeşididir. Romanya Devlet Başkam Nikolay Çavuşesku ile eşi Elena Çavuşesku idam ediliyordu [1989]. görmeme bile müsaade etmedi. sağ bileğimi tutup defteri avucuma bıraktı: "Bey-kozlu İdris oğlu İshak'm 1333 Rebiyülevveli ila Cemaziyü-lahiri arasında tuttuğu günlük. Kararsızca gülümsedim. Defterin arasından 13 Cemaziyülevvel 1333 tarihli Tercü-man-ı Hakikat gazetesinin bulmaca sayfası çıktı. evetin hayıra dönüşmesinden daha kolaydır. et ve kemiklerim kanlı topaklar halinde çamurlu zemine saçılacaktı! "Daha hızlı sallamamı mı istiyorsun?" diyerek salıncağı on kaplan gücüyle bir kez daha ittirdi. Çanakkale Savaşları'nm tam ortasında yazılmış notları okumak ne demek biliyor musun? Üstelik büyük dedemin eh/azısından. ( Yüzünde. salıncakta beni öldürmediği. Kurnazca bir şımarıklıkla "Aynen öyleyim" dedi." "Savaştan kaçma Enver Paşa!" "Kaçmam gerek. Kumruyla burun buruna gelmiş uskumru gibi şoktaydım. Bayılmak üzereydim. Bozuk paralar bir görünüp bir kayboluyor." "Dedenin defterini niçin bu kadar çok istiyorsun?" "Ben tarihçiyim Enver. duştan yeni çıkmış zombiler gibiydi. Cesaret çiçek açar fakat meyve vermez. Öylece sarılmışken. siyah Audi'sinin bagajından uzun bir halat getirdi. süratle illüzyonl.ı çalıyordu. Biz de seyircileri selamladık. otuz saniye içinde. Nişanlısını ameliyat eden bir doktor gibi konian tre olmuş vaziyette. Deprem esnasında kaçarken başıma yıldırım düşse. Fakat 1914'te Sarıkamış'ta Türk askerlerini öldüren soğukla kıyaslarsak. Enver'in elinde deri ciltli küçük bir defter belirdi. İnanılmazdı. Soluk soluğa fısıldadım: "Durursan bir kupon veririm!" Salıncak.. Kasırganın söndürdüğü bir kadırga yangınından kurtulmuş gibi sevindim.. satır çözülmüştü. gözlerimin önünden Yaşayan Ölülerin Saldırısı filminin fragmanı gibi geçti.çıkıyordu.. bulmacayı tamamlamaya büyük dedemin ömrü vefa etmemişti. İlk bulmaca 1913'ün sonlarında New York World gazetesinde yayınlanmış ve çılgınca bir hızla diğer ülkelere yayılmıştı. fakat cüzdanımı evde unutrnui tum. Küstahlığı. Cephede geçirdiği iki ay boyunca günlük tutmuş." Harbiye Nazırı Enver Paşa.t|>ı . Alkışlar devam ederken Enver'e bir kupon daha devrettim. Gözlerimi yumup hıçkırıkla inilti arası bir ses çıkardım.. Sayıklar gibi konuştum: "Yunan şairi Aiskhylos 'Savaşta ilk önce hakikatler ölür' demiş. Umarım büyük dedenin şehitlikle taçlanan askerlik anıları hâlâ ilgini çekiyordur?" 272 Eprimiş defterin ilk sayfasını açtım. İki ucunu birbirine bağladığı halatı fırlatıp yüksek çınarlardan birinin tepesinden aşırdı. Elini açtığında sigara yok olmuş. asalaklar sıcakkkanlı. 59 . Vallarino. kartlar kadehleri yutuyor. Büyük dedemin günlüğünü okuyup ağlıyordum. dalkavuklar alıngan 25 Aralık. yordu. Hayatım. otuzdört yaşındaymış. Emirgan Korusu'nda. Enver koluma girdi. 22 Aralık günü İstanbul'da hava biraz serindi. Ve Enver'e iki kupon vermeyi: Biri. Ayakta duramıyordum. Enver Paşa'ya sarılırken. onlara benziyor. eski bir müzayedenin katalogu sayesinde haberdar oldum." Alnım kırıştırarak "Bahse girerim. "otur da seni biraz sallayayım. mesele yok. Kaşla göz arasında bir salıncak kurdu. Rus işgali altındaki toprakları kurtarmak ve Rusya içlerine ilerlemek amacıyla Sarıkamış Harekatı'nı başlatmıştı." Uyuşuklar yardımseverdir.6 şiddetindeki depremin her saniyesinde 2 bin kişi ölüyordu [1932].. ve 4. onun yerineJeanPicın Vallarino'nun şovuna iki bilet gelmişti. Sol eliyle.•. Yan yana duran kartlarda ENVER PAŞAŞEBNEMŞİBUMİYİSEVİY O Ryazısı okunuyordu. İçimdeki çalkantı diniyordu. Derin bir nefes aldım: "Ben iyiyim. tamam. Bu sihir işi hoşuma gitmişti doğrusu. durmaksızın. fırlayıp ağaçlara çarparak parçalanacağım.. şehit dedemin hatırasını canlandırdığı için.. Yorgancı Enver Paşa'nın bu sözünü duysa herhalde sinirinden gülerdi. Tam o anda. Babam. Çok hızlı sallıyorsun. hayır. yanağının gerilişinden Enver'in gülümsediğini fark ettim: "Sahi. çünkü o hakikatin ulaşılmaz derinliklerinde gizlenir' diyor.. Çin'in Guangzhou şehrini yerle bir eden ve yaklaşık 1 dakika süren 7. I.. Dedemin okunaklı elyazısıyla kaydettiği adını gördüm. bulmacadan hevesini alamadan öldü! Görünen o ki İshak dedem de on lardan biriydi.. iplerin arasına yerleştirdi.

asalaklaı m cakkanlı. Osmanlıca yazılışı. 3 Ocak günü. "Bulmaca.. Ozan Taraz sessizce buharlaştı.ko yuldum. Sigarayı 4 ay. imalı bir tieşeyll sordu: "Şebnem n'aber?" /ıı Ben de "Bildiğin gibi Mübeccel Abla" dedim. dünyanın yaratılmasından önceki sessizliğe benzer bir sessizlik hakimdi." Canıma minnet. Çantamdan cüzdanımı. Şebnem Şibumi! Senenin son ayının 29.. 'bütün sürüyü yutmuş bir çoban!' İtiraf edeyim: Ne görsem. zahter salatası.. çoğunlukla ne acıdır. Enver'le birbirimize sarılıp usulca dans etmeye başladık. kominin yardımıyla masaya babagannuş ve sirinan kebapları." "Galiba şehitlerden iyi postacı olmuyor. sokakta kargaşa çıkaran Friedrich Wilhelm Nietzsche'yi polisler zor zapt ederken [1889]... Alacaklılarından kaçmak için sürekli adres değiştiren seksenalü yaşındaki Nikola Tesla. dalkavuklar alıngan. yüzümün kızardığını hissediyordum. ömrümün geri kalanını Enver'le geçirebilmeyi diledim. firik pilavı. Dedenin günlüğünü zarf olarak kullanmasaydım bulmacayı çözmeyebilirdin.. kimyasal bomba atılmış gibi ıssızdı. daha doğrusu sahte kusursuzluktan ötürü bir kupondan fazlasını hak ediyor." "Bulmaca gerçek. 274 Babam hep der ki 'Uyuşuklar yardımseverdir. Ozan Taraz ağır ağır yürümeye devam ederken. üç ayrı tabancayla vurulmuş halde Neva nehrinin buzlu sularına fırlatılıyordu [1916]. Kendi adıma rastlayınca. zehirlenmiş. Eski bir basketbol topunu andıran başıyla bana selam vererek "Hoş geldiniz yenge" dedikten sonra tekrar Enver'e döndü: "Benim adım Ozan Taraz" her iki işaretparmağmı göbeğine doğrultarak ekledi: "Bu da benim yumuşak karnım. öylece durdu. akşamı.. bu kusursuz sahtelik.. yani mektubu okumazdın?" "Belki de. Biz faniler. zır cahiller ciddi.. çerez.. Masaya koyduğum kuponu.. bulmacadaki acayipliği fark etmemiştim: 20. Fazla kilolarımın tümünden kurtulmam. Buna kısaca VYL denir: Vücut Yağlarının Laneti.. N'oldu demeye kalmadan bir de baktım babam yerde yatıyor! Solunumu durmuştu. Başımı kaldırıp binanın cam tavanına bakınca takımyıldızların arasından bir yıldız kaydığını gördüm. "Yuvarlanıp gidiyoruz" diyerek geçti. Ayaklarımıza patenleri geçirdik. babam sakız çiğniyordu. Pistte.. Elindeki gazeteyi." Işıklı dükkanların arasından geçerek. fakat Enver'in bulmacayı beni üzmek için hazırlamadığı aşikardı. New Yorker Oteli'ndeki güvercinlerle dolu odasında kalp yetmezliğinden ölmüş yatarken [1943]. 8 harf tutuyordu. o iş spor değildir. Bulmacayı hazırlamak için epey uğraştığı belliydi. Enver.. Yolda. Enver'le to-kalaştılar. cüzdanımdan da bir kupon çıkardım. Uçan Kız filmi meşhurmuş. "sizde ne var ne yok?" Gençliğinde birkaç filmde başrol oynamış. "Tamam anne" deyip fırladım. Payımıza düşen çikolata miktarını yıllar önce tükettiğimiz iddia edilir. Tarifsiz bir heyecana kapıldım )l\ Sağdan sola 1. kelimelerin ağzımdan dökülmesine izin verdim: "Fazla kilolarınızdan pekala kurtulabilirsiniz?" Gülümsemeye çalışırken. aslında bir mektuptu. asrın son çeyreğinde dünyamızı teşrif edecek ve dahi çok canlar yakacak dilber-i şahane: [12 değil] 9 harfli. Ben tam kırk yıldır şişkoyum küçük hanım." Ağzında çatal. Biz şişmanların işi zordur. ne de gerçek. Yukarıdan aşağı 7'ye gelinceye kadar. 276 Âşık olunca hayatın anlamına yaklaştığımızı zannederek mantığın sınırlarından dışarı çıkarız. İçimden. mandalina ve elma dolu tabağı sehpaya koydu: "Şerifciğim bak. fakat Tercüman-ı Hakikatte yayınlanmış değil. Saldırıdan sağ kurtulan tek adam olan Ozan Taraz da saçlarını tümüyle kaybetmiş. mesnetsiz umutlarla dolup taşar. Lucky Strike'ı bir nebze unutturabilmek için sürekli çay. ShahShops alışveriş merkezine girdiğimizde geceyarısıydı. Enver. çarın şerbetli keşişi Grigo-ri Yefimoviç Rasputin. çördük çorbasını usulca içiyordu. yaptığının kötü bir şey olduğuna inanacaktı. birkaç günde yarım asır ihtiyarlamış ve Burger King'in tüm gıda stokunu yemişti sanki. ortak aldanışlarımızla mayaladığımız mucizelerin su katılmamış birer fiyasko olduğunu göremeyişimiz sayesinde birbirimizin kalbini kazanırız. Herkes bizim pastadan çıkan dansözü de mideye indirdiğimizi düşünür. üzerine işaretparmağımla bastırarak tabakların arasından Enver'in önüne sürdüm: "Düşündüm de. Daha fazla üzerine gidersem. sözlerinin bendeki etkisini merak ediyordu. Yine de sigarasız geçen saniyeleri sayıyordu. Bir aysbergde inzivaya çekilmiş romantik Eskimo hayaletlere benziyorduk. cam asansörle en üst kata çıkıp buz piste ulaştık.. 275 "Aslında" deyip sustum. tartaklanmış. 2 hafta. tükenmez kalemle çizerek okuyordu. Fakat o bulmacanın her karesini gözyaşlarım-la ıslatmıştım. 9 değil. ilk olarak 'Acaba yeniyor mu?' diye düşünürüm. Enver'in boş kasesini aldı. babacan bir edayla konuya girdi: "Nasıl mesela? Spor mu yapacağım?" "Neden olmasın?" "Şişmanlar yapabiliyorsa. normal bir insanın intihar etmesine denk gelir.. Evimizin salonuna. Artık zayıflayıp tığ gibi olsam bile." Babam gazeteden başını kaldırmadan ses verdi: "Ha?" Ona.. Bize kapıyı şişman ve dazlak bir adam açmıştı. "Siz. aynaya baktığımda tombalak halimi görürüm. hem de cüretkardır: Enver de öyle işte. İshak dedemin cennetteki itibarını zedelemiş değildi ya? İnsanların sözünü edip durduğu acı gerçekler. Fazla oyalanmadan kahveyi alıp eve doğru seğirttim.' Âşıklar ise hem sersem. "Kızım" diye fısıldadı annem "marketten bir paket kahve alır mısın? Babana kahve pişireyim... Bense beyran çorbasına konsantre olmuş vaziyetteydim: aTercüman-ı Hakikatin bulmacasını gerçek sanmıştım. Ozan Taraz ve Enver o anda durup bütün dikkatlerini bana yöneltince. Enver Paşa olmalısınız?. kaleci eldivenine benzeyen elini uzattı." Yemeğin tadına varmaya kararlıydı. "O bulmacayı İshak dedemin defterinin arasına koyarken ne düşünüyordun?" Garson. kahve. Eve vardığımda annem telaş içinde tir tir titriyordu.. En büyük sevinçler. Karlar kabuk bağlamıştı. 7 Ocak.Sayfanın bir kopyasını hazırlayıp bulmacayı çözmeyi. 5 gün. Beni görenlerin aklından neler geçtiğini iyi biliyorum: 'işte' diyorlar." Alışveriş merkezi. Oğul Johann Strauss'un [1825 -1899] Mavi Tuna'sı [An der schönen blau-en Donau] eşliğinde. 60 . Bulmacayı çözmek çok heyecan vericiydi. 7 saat önce bırakmıştı. Ne hissedeceğimi hâlâ bilemiyordum. Enver'le Aralık Sonu Ocakbaşı adlı restoranda buluşmuştuk. sana meyve getirdim. Mantomu sırtıma geçirdiğim gibi dışarı çıktım. el ele paten kayıyorduk. Annem portakal. Mübeccel Abla'ya rastladım Müstehcen bir sırrı paylaşıyormuşuz gibi. Cevap tabii ki "Enver Paşa"ydı. Asla tanışmadığım büyük dedemin yarım bııaklı ğı bir işi tamamlıyordum.. Markette bir-iki tur attım." Enver ağzındaki lokmayı yuttu ve bir mucizeye tanık oluyormuş gibi gülümsedi. 24 ayar yanılgılardan doğar. kaktüs şurubu bırakıp çekildi." deyip takma dişlerini göstererek. meyve taşıyorduk. Mantıksız kafa. Ona darılmam saçmaydı. pasta. 8 harfli: Naciye Sultanla izdivacından sonra Harbiye Nazırı olan meşhur paşamız.

[LEONARD COHEN] 17 Ocak. Umut ve sükunet aşılayan pırıl pırıl tebessümü hiç dağılmıyordu. Adımlarımı hızlandırdım. Enver bizi hastanenin önünde karşıladı. müdürüm yaşayacak. işte. Annem. aşk sadece kör değil aynı zamanda aptaldır. Etrafta o kadar çok polis vardı ki.. aşk ile mantığın yolları ayrılalı çağlar oluyor. Şu anda komada. Enver'in 'dolu' olduğunu çoktan anlamıştım. aceleyle cevapladım ve babamı apar topar yoğun bakıma aldılar. 400 metre ötedeki." Arkamdaki polislerden biri "Ne kadar bekleyeceğiz. sevgilim. Solunum cihazına bağlanmış. rüya görmediğimizden emin olmak için anne-kız birbirimizin elini sıktıkça sıkıyor. siz gönlünüzü ferah tutun. Tamam. şu durumda kesin konuşamam. monotonluk prosedürü yıldırıcı bir yavaşlıkla işliyordu. sessizce ağlıyorduk. Harika şeyleri. in Enver'in sipariş ettiği yiyeceklere elimiz varmıyordu." Eve varıp geceliklerimizi giyinceye dek yavaş yavaş sızdık. zincirlerden ve çözemeyeceğimiz diğer şeylerden bahsetmeyelim artık. 280 Geri dönüp Enver'e sımsıkı sarıldım: "Çok. O güne kadar Enver Paşa'ya 10 kupon vermiştim. Birkaç gün de olabilir. Tamam. Bir dizi kan tahlili yaptık." Limuzinde. tamam mı?. şimdi içimde aşkın çıngırakları çalıyordu. Ümidinizi kaybetmeyin. Dört-beş dakika sonra gövdesi kasılan babam derin bir nefes aldı. sağ koluma girmiş halde. Şaka mı yapıyorsunuz? Susuzluktan ölmüyorsanız. bardağın dolu tarafını da. deterjan reklamlarmdaki banyolar gibi parlayan koridora daldım ve kapısı açık asansöre yetişerek içerideki sünepe kalabalığa sevinçle tosladım. hemşireler. İçeri doğru yürürken "Sen gidiyor musun?" diye sordum.refakat etmişti. kamyoncu lokantasmdaki salata gibi dar m ad. aşk sonsuzluğa heveslendirirken imkansızlığa hapseder. sonra ziyarete gelirim". "Şerif Bey'e ben refakat edeceğim. aşk hayal gücünün zekayı yere sermesidir. Dönüp bakmadım. Üniformalı polisler. Onları duyamıyorduk bile. içine düştüğümüz kör kuyu sessizliğiyle baş edemeyip gerisingeri gidiyorlardı. Tamam. uçuruma yaklaşmış La Linedyı [Bay Meraklı] andırıyordu. sigortalı dengesizliğe hazırdım. "Sakızı yuttu kızım! Sakız boğazına kaçtı!" Annemin gözlerinden yaşlar süzülüyordu. Müsaadenizle" dedi ve gitti. hastabakıcılar uğruyor. camekanlı bir şadırvanı andıran kafeteryaya doğru ilerlerken telefonum çaldı. kapının önünde bizi beyaz bir limuzin bekliyordu. Moda sahilindeki ıslak çimlerin üzerinde tek başına yürüyordum. yüzümüzdeki zindan karanlığıy-la. Fakat ayılmadı. Çarçabuk giyinip dışarı çıktığımızda. Durdum. Annem. Gözlerinin etrafında giderek büyüyen 11101 halkaları. topraktan fırlayan Ninja savaşçıları gibi hareketliydik: Hem yaslı. Fakat kendi susuzluğumun farkında değildim. Ambulans ve polis sirenleri arasında hastaneye yetiştik. Doktorlar bana hızla birkaç soru sordular. Ailemizin bilardo topları gibi dağılmasını önlemişti. Şimdi gitmem gerek. Birden. altın suyu gibi bir yağmur başladı. Ziyarete gelen akrabalar. fakat her şeye hazırlıklı olun. Kadıköy'deki Papazın Çayırı denilen düzlükte Fenerbahçe ve Galatasaray futbol takımları ilk kez karşılaşıyordu [1909]. bir tahmininiz de mi yok?" diye sordu. koridorun sonunda nöbet tutan Lklâi hariç. "Haydi. tek tek kayboldular. Kaç gündür hastanede beklediğimizi bilmiyorum. Monitördeki nabız göstergesi. Tükenmez kalemi söktüm ve dışındaki borunun bir ucunu delikten içeri sokarak diğer uçtan iki kez hava üfledim. Yarım saat içinde ameliyathaneye naklettiler. Enver bizi yalnız bırakmıyordu. Tamam." Gözlerime yaşlar doldu. bekleyip göreceğiz. sehpadaki tabakta duran meyve bıçağını kaptım ve babamın boğazına batırarak küçük bir delik açtım. "Gözünüz aydın Şebnem" dedi. baban sc ni bekliyor. değil mi?" Bunu soran Bora Ağabeydi. Doktorun yüzünde manalı bir ifade arıyordum. babanızın bilinci yerine gelmiş" diyerek bir eliyle davet jesti yaptı: "Buyurun lütfen. ambulans çağır!" Babama kalp masajı yamaya başladım. uyanacak nasılsa. sessizce ağlayıp başını ve gövdesini öne doğru eğerek kamburlaşıyordu. kollarından fırlamış gibi görünen minik borular birbirine dolanmıştı. ümidinizi kaybetmeyin.. Acil servis. boş tarafını da umursamazsınız.. "sizi baş başa bırakayım. "Doktor. Şerif Bey'in nefes borusundaki sakızı aldık. Şoför arabanın arka kapısını açarken "Şebnem Hanım. haydi. Annemin kesik solukları ve ayak sesleri etrafta yankılanıyordu. babamdan daha kötü görünüyordu: Kurutulun 19 biber gibiydi. Ama ben bu mucizevi aldanışa. Arayan. "Evet" dedi. "Bilmiyorum. hayırlı anormalliğe. Annem ve ben bir an önce babamı görme telaşmdaydık. Kendimi. dirilişi sırasında babama -gönüllü olarak. artık dinlenin" diyordu.. Enver Paşa'ya ait hissediyordum. Doktorlar. "Dediğim gibi. . burnundan. Prefrontal kor-teksin altında oluşan pıhtıyı Streptokinaz'la erittik." Eğilip yanağımı öptü: "Tamam prenses. Yatağında oturan babam beni görünce iyice doğruldu: "Kızım!" Annem. ikimiz de. bir gelişme olunca size derhal haber veririm. 61 . insanlık tarihinin en dehşetengiz olayı sanki. Kış uykusuna yatmış gece bekçisi kadar derin uyumuştuk. oyalanmayın" dedi babam "kıyafetlerimi bulun da bu Allah'ın belası yerden bir an önce kaçalım!" Azrail'in karşısında sakız çiğnenmez Aşktan. Kalan 20'sini bir kerede teslim etmeye niyetliydim. Bir gece Enver annemi ve beni taksiye bindirdi. babam ve ben sarıldık. Derhal. Tamam." Ellerimiz çözülürken avucuna bir kupon bıraktım. Sizi yanıltmak istemem. hem enerjik. Babamın komada oluşu... Sanırım altı-yedi 278 dakika boyunca beynine oksijen gitmemiş. Koşarak. operasyonu polislerin yapacağını sanırdınız. büyü gibi işe yaramıştı. Çünkü o. atmıyor! Ödüm kopmuştu. Tam anlamıyla ölümden dönmüştü. aşk kişinin kendini aldatmasryla başlar ve başkalarını aldatmasıyla sona erer.hi Ona minnet mi duyuyordum? Bu aşkı ona borçlu muydum?. cam gibi gözyaşları kesiyordu. Beklemekten başka çaremiz yok. hayranlarının saldırısına uğramış kokainman bir rock grubunun sığındığı süite benziyordu. "Anne hemen 112'yi ara. İki saat sonra cerrah dışarı çıktı ve ağzındaki maskeyi indirip şöyle dedi: "Önce MR çektik. Elimizden gelenin en iyisini yaptığımıza emin olabilirsiniz. "Altı gecedir uyumadınız.Nabzını yokladım. birkaç ay da. Ertesi gün. 15'e kadar sayıp tekrar boruya üfledim. çok teşekkül ler. Enver Bey'in selamları var. Enver'in geceyi babamın başucunda geçirmesi. Sevinç gözyaşları daima keder gözyaşlarmdan iyidir: Kutlama çiçeği ile azap dikeninin aynı sularda yetişmesi sizi yanıltmasın. ne tümüyle anlayabiliriz ne de izah edebi liriz. Uykusuzluktan sağır olmuştuk. 1 ğın olmuştuk.

. ciddi mi konuşuyorsun anlayamıyorum. Bu davranışımdan ötürü gururlandığını. bunu okumak zorunda kaldığınız için özür dilerim! Zira ben. benim nazarımda. Galiba yarım yamalak bildiğim her şeyi unuttum. "Ailenle tanışmayı ben de çok istiyorum Şebnem. Komadan çıktığında ilk seni görmesi. Elimdeki kuponları bir kerede vermeye kalkıştığımda itiraz etti. Babam önde.. Görseniz. "Ben seni sonra ararım" deyip kapattım ve kupon namına ne varsa vermek için. baban gözlerini açtığında gecenin üçüydü. olduğun yerde dur.. Birer kahve ısmarladık. Kafeteryaya kadar sendeledik... sevgililerimle hep ölüm-kalım zamanlarında karşılaşması garipti. çocuk sahibi olmaktır." "İnsanlar bana bunu her söylediklerinde 1 lira verselerdi şimdiye milyonerdim.. "Babacığım. [THOMAS SZASZ. dünyanın karmaşasıyla aramıza set çekmişti. hafızamın bir kısmını kaybettim.ııı Dudağını hafifçe büktü: "Pek konuşamadık. hayatta en ciddi karar. derdini anlatabilecek kadar Türkçe bilen bir cariye edasıyla söylemiştim. Yani ikinizin öyle özel bir anda tanışmanız. 62 . Islak giysilerimizden buhar yükseliyordu. Babam." El sıkışırlarken Enver öne eğildi. Babamın. Islak ve parlak frizbiye şaşkınlıkla baktım.. Omuzlarındaki meleklere selam verdi. sevdiğim adama doğru koştum." "Evet baba." "Hımmm. Onun dışında gayet iyi. Annem mutfağa süzüldü." Yavaş yavaş yürüyordum. Enver'in ellerini tuttum. yedi gün süren ölümüm boyunca beni yalnız bırakmadınız" dedi. "hiçbirimiz. "Zahmet etmeyin lütfen. 284 "Hoş geldin delikanlı. fakat yine de anlaşmaya uymamız gerektiğini söyledi. Hani sana bahsetmiştim ya?" Babam. Vahşi Lisan] Uyandım ve tepemde dikilmiş beyaz önlüklü doktor bozuntusunun oyuncak ayı sırıtışı gözlerimi kamaştırdı. hakkımda benden daha çok şey biliyor.. masada tepsi gibi duran frizbinin üzerine koymuştuk. poliklinik ya da öyle bir yer?" Sesim. Tatlı bir söz söylesen dilin mi kopar? Aslan gibi çocuğa kulp takma şimdi!" "Sana göre aslan olabilir karıcığım. Telefonu tuttuğu elini indirdi. lokal amnezi yani kısa süreli hafıza kaybı varmış. Allah korusun. kafeteryanın hizasından bana doğru yürüyordu." Ben de "Merak etme anne.." dedim ve birden Reha Veto'yu hatırladım. Dua mırıldanırken bana doğru bakıyordu. nasılsın?" "Sesini duyunca daha iyi oldum Enver. ciddi misin?" "Evet. Enver. Bu da beni iyi bir polis yapıyor. Uçsuz bucaksız çimenler ile yağmurun arasındaydık." "Ne?" Etrafa bakındım. 45'lik tabancasını bırakıp 99'luk teşbihi ele almıştı. ben arkada salona girdiğimizde. babam onu çok sevecek" der gibi baktım ve sessizce "Tamam" deyip arka odaya geçtim." "Beni ne kadar da iyi tanımışsın!" Babam öyle tuhaf gülümsedi ki odanın ısısı birkaç derece düştü. Beni tanıyan herkes. harika biri. Etrafımda ne varsa hepsi birden birer ipucuna dönüştü." "Kimmiş?" Seccadesini toplayarak ayaklandı. onu babamla tanıştıracağımı söylediğimde "Kızım. "Şebnem merhaba. Annem asaletli bir utangaçlıkla "Ne arzu edersiniz?" diyerek Enver'e gülümsedi. emin misin. Bir de yeniden sigara içiyor. ona âşık olduğumu bilmekten müthiş heyecan duyduğunu." "Şahika. şaka mı yapıyorsun. orası iyi. Her polisin içinde." "Tuhaf. sen en iyisi bize kahve yapıver" diyen Babam Enver'e döndü: "Orta şekerli?" Enver hoşnut bir ifadeyle "Pekala" dedi. haftaya biraz geç başlamaktı. Bir gözünden çocuksuluk.. hemen hemşireye seslendim.. Güleç bir suskunlukla geçen bir-iki dakikadan sonra. tutuklaması gereken bir suçlu vardır [Şerif Şibumi] İntiharı hariç tutarsak. Seni dünyaya getirdikleri için onlara tebrik ve teşekkürlerimi sunmalıyım. Kahvelerin dumanı tütüyordu. üzmesene kızı. soğuk algınlığına yakalanmış bir timsahmki gibi kulak tırmalıyordu." Anneme. O da nöbetçi doktoru çağırdı. Enver ruhani lideri karşılayan tapınak muhafızı gibi huşu dolu bir saygıyla doğruldu." "Efendim?" 282 "Hazır mısın?" "Neye?" "Tamam. Enver'i biliyorsun. Bu dünyada tüm kalbimle sevdiğim herkes biraradaydı. "Baban toparlandı mı?" "Doktorun dediğine göre. Marlboro paketinden bir sigara çıkarıp yaktı: "Biliyorsunuz. Annem. Onlar ilgilendiler. Donup kaldım.. "Öyle olsun. Misafirimiz var. babanın karşısına böyle damdan düşer gibi bir adam çıkarman sence uygun mu?" dercesine baktı ve fısıldadı: "Namaz kılıyor.] Bu söz üzerine. Enver de aynısını yaptı. Fincanları. yani sizinki sadece. Ben de aynısını yaptım. O da koşuyordu. Enver birden paltosundan mavi bir cisim çıkardı ve bana doğru fırlattı! Uçarak yaklaşan şeyin bir frizbi olduğunu anlamamla onu yakalamam bir oldu. Azrail'in huzurunda sakız çiğnemeyeceğimden eminim' diyor. senin nazarında ne?" "Gül bahçesine kakasını yapmaya çalışan kabız bir ayı!" [Ah. Birkaç saniye içinde buharlaşacaktık sanki. Sadist nezaketiyle sordu: "Şu anda nerede olduğunuzu biliyor musunuz?" Etrafa bakındım: "Hastane." "Bazen. Enver tam bir hafta boyunca hastanede bize eşlik eden arkadaşım. acılarımızdan 7h. Buğulu camlar. Şerif Bey'e geçmiş olsun demek için uğramıştım. diğerinden olgunluk okunuyordu. çok enteresan halbuki. gergin ipin ortasına kadar gelmiş acemi bir cambaza benziyordu. "Aman. Emekli olmuş.. masadaki kuponları elimle frizbinin kenarından çantama sü-pürdüm: "Anlatsana.. su tabancasından kaçan bir Fransız gibi ağlaya ağlaya yan odaya koştum. uyandığı sırada babamla ne konuştunuz?" .. Kenarı boyunca." Enver." "Hoş bulduk efendim. Rüya ile gerçek arasındaki farkı kökten unutuncaya dek birbirimize yaklaştık ve sımsıkı sarıldık. Enver'e gevrek bir sesle "Sağolun. Babam seni hiç hatırlamıyor. "Babacığım. Sevinçten sakarlaşmıştık. bekliyorsun? 'Onu gördüm ve hayatımdaki bütün taşlar yerine oturdu' mu?" "Şerif.... Ben sadece. dünya tarihinde bu işi yapabileceğim başka bir zaman yokmuş gibi! "Sizi anlıyorum" dedi Enver.Enver'di: "Buyurun Paşam?" Bu kısa cümleyi." Babam. daire şeklinde "Seni seviyorum Şebnem" yazıyordu." "Şebnem.. Telefonu kulağıma götürdüm. Yüzüme baktı. Enver'i eve çağırmakta acele etmiştim. romantik bir düellonun son saniyeleri sanırdınız. Reha Veto olayından sonra namaza başlamıştı. Enver'i salona buyur etmişti. mesleğinizde zaten çok başarıhymışsmız.. Enver'in dışarıda beklediğini." Enver. ani bir ses duyan köpek yavrusu gibi başını yana eğdi: "Duyduğum kadarıyla.

mahmur gözleriyle bir başka dokioı [Çı ri girdi. Bora Oturanboğa'nm eşiyim.. Şebnem'imi incitmeden Enver Paşa denen dejenere piçin ipini çekmek niyetindeyim. kanun adamının dangalaklığından ötürü suçlunun özgüveni pekişme-li. herkesi polis sanır. Birileri kelepçelenene ya da zımbalanana dek. camiye. hatırlamadınız mı? Ben. Kadına yaş sorulur mu? Fakat hayatım buna bağlıydı. Zor nefes alıyordum. Onyedi sene mi?! Karım yaşıyor muydu? Kızım ne haldeydi? Torunlarım var mıydı. Temiz çocuktu. Kadına "Hangi yıldayız?" diye soracağıma. Eee? Polis. gerçeğin kokusunu takip ederken. çıkmak üzereydi. Onyedi yıl martavalını uyduran zırtapozun sorularına benzer şeyler sordu. benim yanımda çalışan genç polislerden biriydi. fakat sesini duyamıyordum. Herhalde "iki adımlık yolu arabayla mı gideceksin?" diyordu. Şebnem'i bahçe kapısının önünde siyah bir Audi'nin içinde bekliyordu.. gazete okuyordum.. Şebnem'in cep telefonunun yerini tespit etmemi sağlayan bir yazılım yükletmiştim. İlk iş.. Reha Veto denen zibidinin beynini uçurarak. dolandırıcıların peşinde geçirseniz. Başka çocuğum olup olmadığından ciddi ciddi kuşkulanmış görünen annesine alelusul el sallayarak "Allahaısmarladık!" dedi ve koptu. temkin ve ihtiyattan ibaret olurdu."Neden burada olduğunuza dair bir fikriniz var mı?" "Bunu bana siz söylersiniz diye ümit ediyorum?" Duvardaki kirişe asılı saat. dünyanın gelmiş geçmiş en büyük kozmetik mucizesi değilse. beni enterese etmez. Ben bir polisim. gecikirsem tasalanma. Bu düdüklü çakalın ne mal olduğunu kendi yöntemlerimle çözecektim. uyuşturucu tacirlerinin. önüme döndüğümde karım kaybolmuştu. Bir de şu var: Bir suçu araştıran." Birden bütün yük kalbime bindi. Beni kınamayın. Kontağı çevirdim ve araba sinir krizi geçirmeye başladı. sakince yatak odasına uzandım." "Fakat ne doktor?" "Onyedi senedir komadaydınız. 03:10'u gösteriyordu. Geri geri giderken arkaya baktım. Enver Paşa evimize geldiğinde. İnsanlığa faydalı olmak için yeni bir fırsat yakaladığımı hissediyordum. Bu yaşta söylediğim yalana bakın hele: Sevaplarımı artırmak için daha çok zaman ve benzin harcayarak cennete yaklaşacağım yani! Hayat arkadaşım. ipucu toplayan polis konuşmayacak. Sizi hayata döndürmeyi başardık. tamam mı?" dedim. Ve bu kadın... uçuruma açılan mağarada hızla yol alıyordum. Yine de dilim pek rahat durmadı. Nuray Mert'in köşe yazısını. hırsızların. boynuma sarıldı: "Babacığım. . hayatınız komple tedbir. Ağzının kıpırdadığını görü yor. ağaçlar hac faciasından canını zor kurtarmış hacılara benziyordu. ırz düşmanlarının. tutuklaması gereken bir suçlu vardır. Şimdi. Cep telefonuma. Çile Bülbülüm'ü söyleyerek ruhuma gıda yardımı yapıyordu: Bizim zamanımızda -nur içinde yatsın. Bir tek şapkam eksikti. Tam on sene aradan sonra. Ne arananlar listesinde adı var ne de sabıkası." "Sen. Suçlu. biricik kızıma hayatının şokunu yaşatmıştım. benim en sevdiğim çocuğumsun. Kızım. Bir an tereddüt etti: "Yirmidokuz yaşındayım. peki" anlamında salladı. Gözüm kadını bir yerden sinyordu: "Sen de kimsin?" "Aşk olsun.. Şahika'ya çaktırmadan. Bahçe kapısının iki kanadını da açtım. günlerden ne. Paltomu sırtıma geçirdim. Dehşet içindeydim. Bir kez daha. "Nereye bey?" "Nereye olacak hanım. polis köpeğinden daha aptal görünmek zorundadır." "Hatırladığınız en son olay?" "Evimdeydim. 290 İki gün sonra akşamüzeri. herkesi suçlu sanır. parçalanmış bir ihramı andırıyordu: Binalar. Bir kez daha ölüm. Radyonun düğmesini çevirdim: Duman adlı bir müzik grubu. ben uyurken mi büyümüşlerdi? Dünya Kupası'm almış mıydık? Ülkemizin bölünmez bütünlüğü korunuyor muydu? Hangi parti iktidardaydı? Otomobiller uçmaya başlamış mıydı? Herkes yokluğuma iyiden iyiye alışmış olmalıydı? Bu yaştan sonra ne halt edecektim?!. "Boğaziçi Köprüsü" yazılı bir kısa mesaj geldi. "Nereye güzel kızım?" Yutkundu. tamam mı. gece gündüz demeden bana koşuyordu. Yavaş yavaş yola koyuldum." "Darılma bana meleğim." "Şerif Bey. Henüz ayakkabılarından tekini giymiş olduğu halde. Ben ki. onu hatırlamıyormuş gibi davrandım. cüreti artmalıdır. Arabayı. tuttum "Kaç yaşındasın?" dedim... Şebnem resmî törene katılacak prensesler gibi giyinmiş. Zırtapozdan kimseye bahsetmedim. namazı orada kılacağım. Beyniniz dakikalarca oksijensiz kaldı. hüzün yumağı başını "İyi. polisliğim bakidir. "Asmalımes-cit" yazılıydı. Bu dünya acımasız bir yer. 63 ." Kar. Ardından. Ben silahımı bıraktım diye suçlular da ıslah mı oldu? Yooo? Oyuna bensiz devam ediyorlar. İlk müdahaleyi kızınız Şebnem yaptı." Çözüldük. Tekrar bindim. hani şu 'kabız ayı'yla. Emektar Lada'ma atladım. "Belki de ışınlandı?" diye düşündüm. bana inanmıyorsanız televizyon seyredin. ben bu yatakta onyedi senedir uyuyor olamazdım. Çiğnediğiniz sakız nefes borunuza kaçtı ve kalbiniz durdu. Siz çenenizi kapalı tutarsanız. çarkları şüphe döndürür. neden sor dunuz?" Tam o anda.ıi". Başımı kaldırdığımda. Öyle ki. hangi yıldayız." Bora. "Geçmiş olsun Şerif Bey" dedi. Az buçuk kendine gelen arabadan inip bahçe kapısını kapattım. şom ağızlı doktor kayıplara karışmıştı. dünyadaki en zor kutsal görevlerden biri. "Adınız nedir?" c "Şerif Şibumi. Şahika balkonda peyda oldu. Telefonu açıp şifreyi tuşlayarak takip programım aktif hale getirdim. Penceredeki tülün berisinden baktım: Enver. ayın kaçıdır. Kız babası olmak. İçimde bir dejavu tedirginliği baş göstermişti. fakat. Bora Oturanboğa'ya telefon edip Enver Paşa'yla ilgili bir kayıt var mı diye baktırdım. Polis. Emekli kılığında dolaşsam da. mantar gibi hiçbir şey düşünemeden sürüyordum. O sırada içeriye bir hemşire girdi.. Ve her polisin içinde. Köprüye vardığımda aldığım ikinci mesajda. Bayramda seyranda ailece ziyaretimize gelirlerdi. Biricik kızını yedi yabancı bir adamla paylaşmakta zorlanıyor diye yaşlı babana kızacak mısın?" Bir an durdu. Küskün ve de gururlu bir ifadeyle cevap verdi: "Enver'le buluşacağım baba." "Bugünün tarihini söyleyebilir misiniz?" 288 "Ben emekliyim. /')l Başımı dışarı uzatıp "Çengelköy'deki camide mevlit okunacakmış. Polis sezgilerim bana çifte kavrulmuş bir manyakla karşı karşıya olduğumu söylüyordu. tabancamı doldurup belime taktım. muhatabınız otomatikman ötmeye başlar.Hamiyet Yüceses terennüm ederdi. Siz de ömrünüzün yarıdan fazlasını katillerin. öyle birini maalesef hiç ama hiç hatırlamadığımı ısrarla vurguladım.. başucumda bekleyen arkadaşından söz edince de.

tndi. gömleğinin manşetini katlayarak sağ bileği ile dirseğinin arasında bir yeri tuttu. lirik bir kanatlanma yaşıyorduk. ağaçların içinde olup bitermiş. şimdilik tek harf var?" "Diğeri paltonu serdiğin için. Yaralı bilinç. Albert Einstein'm [1879-1955] İzafiyet Teorisi o gün yayımlanmıştı [1916]. uçaktan yüz yıl önce. 18. Sözlerde o acı yalan tadı belirir. beraberliğimizin her saniyesi için bir kupon verme arzusundaydım. Gerçek bela.Tlc ı< . Otomobili. İnsan otuz yıl yaşayınca. akasyalardan süzülen ikindi ışığından yapılmış gibisin. imzan olacak. 294 Eğer bir hedefin yoksa. kara üzümün iri çekirdekleri gibi bulup çıkarabiliriz. [FERNAMDO PESSOA. Methiyeden şantaja geçmeyeyim. Elini çekip sokak lambasının ışığında koluna baktım. şu mesele. susamlı akide şekerim. Bu şövalye jesti karşısında ne yapacağımı şaşırmıştım.il edilmiş. Harf başına bir kupon alabilmeyi umuyorum. İğde yumuşaklığı. büyük noksan neydi hayatımdaki? Bunlar ve benzeri belirsizlikler insanı sersemletiyor. Sürekli yer değiştiriyor. Şebnem ballanmış ilkbahar gibisin. rakibini ciddiye alman gerekmez. olflll dik yerlerine kaçmasın!" "Beğenmeyeceğini tahmin etmeliydim. dünyanın üç günlük olduğunu anlamaya başlıyor. 1888-1935. sadece yelpaze kullanarak adam öldürmeye dayalıymış. Bir robot kadar iffetli. Bir yandan da peccatophobia'ya [günah işleme korkusu] kapılıyorum galiba. Yenileceğinden eminsen. sanki senden bahsediyorlar. Şu anda Tomaso Albinoni'nin [1671-1750] Adagio'sunu dinliyorum. Enver Paşa'yla Pera Müzesi'ndeki Anadolu Ağırlık ve Uzunluk Ölçüleri Sergisini gezecektik. küçücük. bir işaret seziyorum. kulağın rahat olur.. Kalbim jelatini i yoyo gibi zıplamaya başlıyor sesini işitince. ağırlığı olan her şey otomatikman senin safına geçiyor Şebnem. alevleri görmezden gelerek yangını söndüremeyiz. Kareli gömlek ve postmodern nihilizm modasının arttırdığı atmosfer basıncına rağmen." O palto.. EK: Müntekim Gıcırbey'in okunmamış mektuplarından birkaçı Deliler. huylarımı değiştiririm. Vahşetim teröre dönüşmesin.-. Uygarlık bize milyon çeşit yasakla sağlanmış bir düzen hediye etti. Leylaklarla dolu bir akvaryum. kaybolmak seni bozmaz. kum saatindeki toz şeker gibi senin sevgin birikiyor. Anlamı. "Teşekkürler ekselans. patlayan bir okyanusun tozları gibi saçılıyor. yerküreyi tümüyle sarmalamıştı sanki. tülbenl boncuğu gibi umutlar pıt pıt içimde beliriyor. Dilim uyuştu Şebnem. r/K. Beni kınama yeter ki." "Hımmm. Kaybedecek bir şeyin yoksa.. Şebnem kalbimden senin kalbine balyozla bin pencere açayım. iğde esansı. Sekoya ağacının kabuğu ateş geçirmezmiş: Sekoya ormanında yangınlar. duyguların zannettiğimden çok daha çeşitli olduğunu keşfediyordum. Şebnem içimde. Sonuçları nedenlerin önüne almayayım. "Uh! Canımı yaktın. Bence o. kiraz. ilk hamleyi suçlular yapar. iğde reformistliği var sende. doğrudan bana miyavlıyor-lar. tebessümün için binlercesi çalışıyor olmalı. Sonsuzluğun geri kalanım yakıp yıkmama ramak kalmıştı. Melodiler. etkilendim. romantizmin Einstein'ıydı. dünyayı özelleştiriyorsun. Benim payıma paylaşılamayan şeyler düştü galiba? Beni mahveden hatalarım hangileriydi. Şebnem her zorluğun içindeki kolaylığı. Tessenjitsu adlı Japon dövüş tekniği. daha etkileyicidir. O anda. Tamam abartmayayım.Bir kez daha anlıyordum ki. Dalga geçmekten kendimi alamadım: "Dikkat el de. aksine. tehlike olmadan ben bir hiçim. faturalar çıkıyor içinden. artık bizim sevda imparatorluğu-muzdu. Ciddiye alınmak için mızıkçılığa başvurma taktiğini kenara bırakayım. Laf uzadıkça anlam geriler. ne kadar istersen onca yağmur ayarlayayım. uslu çocuk olayım. Şebnem her gülümseyişinde tüm ülkeye çay ısmarlayayım. Notalar daima harflerden daha anlamlı. en temel dertlerimizin. 292 Yeryüzüne serilen palto 20 Ocak. Uçakları sanki sen kullanıyorsun. Şebnem uzaya baharın gelmesi. Şebnem kediler geliyor apartman boşluğuna. Asmalımescit'te bir sokağa park etti. parmaklarım yazmaktan oksitlendi. tozutmayayım." Onun yamndayken. Enver hiç tereddüt etmeden paltosunu çıkardı ve göledin üzerine serdi. varlığın başımı döndürüyor. dikkatle bakıyorum. Yani ben." "N'oldu?" Durduk. "Yooo. Yanlış anlamaların mikrodalga fırınında ısıtılmış ve çabucak bayatlayan umut kırıntılarıyla besleniyorum. Şebnem niye böyle? Aşkın. varlığımızın özünü teşkil eden trajedinin yatıştırması konusunda kimseye güvenmemeyi öğrendik. Sanki senden bir haber gelecek. Çölde seraplar gören bir şempanze gibiyim. Enver'e. nedir bu?" "Almyazımm baş harfi. başım göğe ermişti. Oradan 100-150 metre yürüyecektik. Sanırım. Üzerinde nar. senin el yazın. Gotik bir 'Ş' harfi dövmesi vardı: "Her neyse." /. devrim niteliğindeki bahtsızlık. ingiltere'deki şapka fabrikalarında çalışan insanların yüzde 10'u delirerek ölmüş: Keçe işlemekte kullanılan cıvanın yan etkileri. Papatyaları harf olarak kullanayım. Şebnem seninleyken bir yudum çay zenginleştirilmiş uranyum gibi enerji veriyor bana.. Şebnem bulutlara kement atayım. Önden dolaşarak gelip kapımı açtı.. saraya sızmış lunapark balerinim. "İyi ama. Saçma ve boşuna olan ne varsa benim yöreme birikiyor. Elimi tuttu ve "Buyurun matmazel" dedi. tüy gibi hafiflemiştim. Müzeye doğru kol kola yürürken. Paso ilklere imza atıyorum. "Şimdi de utanmadan zihnimi mi okuyorsun?" Sağ kolunun içine hafifçe vurdum. Hayat çok tuhaf Şebnem: Paraşüt. Zehirlenmeye bile yetmeyecek porsiyonlarla. /-.. Şebnem imparatorluk gibisin. Şebnem. Cehennemde teçhizatsız kalakalmış itfaiyeci gibiyim. seni bulmama bağlı. Her şeyde sana dair bir ipucu. üzerinde şapkalar yüzen bir cıva nehrine ayaklarımı sarkıtmış vaziyetteyim. cinayetin aracı olabiliyor. Öyle saçma... mandalina ve zeytinler yetişen bir ağacın mucizesini üstlenmişsin." "Enver. 64 . Ceketini çıkardı. Çikletten çıkmış gibi tertemiz bir adamdı. Fakat ismimin diğer harfleri nerede?" "Tek tek yazdırıyorum. Şebnem zarflar açıyorum. Dünya." Derhal iki kupon takdim ettim. Zarafetin aksesuarı. İrmik helvasının üzerinde uçan kelebek gibi toz olayım. ve 19. kendilerine acı veren şeye teslim olmuşlardır. kelimelere beş çeker. güvercin kadar ılımlı olurum. çamurlu bir gölet oluşmuştu. Şebnem uçaklar geçiyor." Sesi hu şu doluydu. yüzyıllarda. Pekala. rahatsız vicdan ve cüzi irade bize köstek olamazdı. Şebnem. Huzursuzluğun Kitabı] Alevleri görmezden gelerek yangını söndüremeyiz Şebnem. Adımımı atacağım yerde kar sularından. Milletçe öteden. Tımarhanede esir edilmiş felçli bir dilsiz kadar gerginim. o kadar da acımıyor. Şebnem ne çok melek var yüzünde. emin olamıyorum. "Beni şımartıyorsun" diyerek muzipçe yüzümü inceledi.

paradokslarla haşır neşir olmadan hayatımıza canlılık katamıyoruz Şebnem. yolunu kaybetmiş görünmez adam gibiyim. yok saymak. Güvenliği kilitlerde buluyoruz Şebnem. Fakat aşk'ın bizi manasızlığa kelepçelemesini. uçak olsam sana doğru uçarım. Belki dileklerim gerçekleşmese de iyi bir insan olurum? Sanırım cehenneme gerçekten uğrayacağım.<»"! tecrübelerimizdeki alelade acılıktan ileri geliyor. Hani insan bazen gökte yabancı bir cisim görür de gözlerine inanamaz ya. içimizdeki bitki örtüsünü çürümeye terk etmek zorunda olmasak. mucize de durdurur.sokakların hepsi ıssız. Kendimizi emanet edebileceğimiz kişiyi bulana kadar canımız çıkmasa. O yüzden. Kimseye soramıyordum da "Benim gördüğümü sen de görüyor musun?" diye. kanımda gıcır gıcır hançerler. Dostluğa rekabet ve imha. nazik teklifler en büyük tehditlere dönüşüyor. tütsülenmiş bir bahçede saklambaç oynuyor gibiyiz. O kadar zekisin ki Şebnem. Aptallığın otobanından dehanın patikasına mı varacağım? İnşallah o yol. Sensiz bütün tabancalar.. iki kişinin yan yana yürüyebileceği kadar geniştir. Artık. fincanlar. 296 İlk romanı 1007 yılında Murasaki Shikibu adlı Japon soylusu bir kadın yazmış. Daldan dala zıplıyor. Kafamın içinde kocaman bir ağaç ve küçücük bir maymun var. kalp kapakçıklarını. onu fark ettim.. çizgi film kuzusu. bildiğin hiçlik mayalıyor. Yüreğin derinliklerinden yükselen sesler. Eline sihirbaz değneği geçmiş kör gibiyim. Türkiye. Romancılar bin senedir çalışıyor. çöpten metal kutular toplayan zombi gibiyim. Benzer şeyler arasında fark gözetme lüksüne sahip değiliz. Saray çatılarında senin için düello yapılmış. Senin kadife geometrin başımı döndürüyordu. Şimdi uzaya fırlatılan mekikte kilitli kalmış sinekten beterim. Dostluğumuz. riyanın kırmızı alarmı haline geldi. Dişlerini. kulakta sapıkça bir şey gibi tınlıyor farkındayım. Kederliysen güleçliği. italyan kahvesine batırılmış İrlanda çöreğim. tümüyle eğlenceli olmak zorunda. benim kurnazlığım senin dehanın yanında sağır bir devede kulak. İmkansıza yatırım yapmadan kazanamayız. erik olsam sana doğru yuvarlanırım. boşluk. yaşam belirtilerinin azlığı demektir Şebnem. Delidoluluğun uzantıları gibi algılanabilecek davranışlarımızın da doğallığı su götürür. Müntekim 298 Kalbin darmadağın olunca.. Peygamberin mirası tebessüm.. Afeti kontrol edemiyorum. ilişkilerimize garantiler getiriyor. kitabın adı Genji'nin Hikayesi. Şebnem. 12'den vuran yanlış anlamalar ve sorunları halleden hatalara bağladım. Sen de benim aklıma uysan.Çağın gerisinde kalmayayım. . Asmaların başında nöbet tutmak. Beynime sıcak as r\ı falt dökülmüş gibi. onu evcilleştiremiyorum. Sürprizlerin üzücülük arz etmesi sürpriz olmuyor. senin masumiyet kanıtı parmak izlerinle dolu sanki dünya. sevinçliysen somurtuşu kalkan olarak kullanmalısın.. Bu gidişle yokluğunun gürültüsünden sağır olacağım. Şişko bir şeytanın. hiçbir gezegende bana hayat yok. fakat cennete yakın bir bölgesine. Ben de seninleyken gözlerime inanamıyordum. Şebnem. kalbime uysan. hasretin katranı kafatasımdan gövdeme damlıyor. dünya. Emniyet ile itimat aynı şey artık. İnsanın ayna karşısında yaşadığı türden önemsiz bir belirsizlik ile satıcılıktan uzak karmaşa dinmiyor. ancak yalanların sürekli desteği sayesinde ayakta durabiliyor.. ikramlar. Ben riskleri yönetemiyorum Şebnem. Bana öyle geliyor ki. belki bu tuhaflıktan büyük heyecanlar çıkarabilirdik. Şebnem peynirsiz labirentte dönüp duran fare gibiyim. uzay senin olduğun yerden başlıyordu. bin yıla kalmaz seni anlatabilecek seviyeye ulaşırlar. 65 . krize söz geçiremiyorum. insanı cazibe hareket ettirir. Dirilmek için kendimizden başlayarak her şeyi yok etmemiz gerek. Vücudumdaki hiçbir hücreye inanamıyordum. Müntekim Aşktan kaçış varsa bile kurtuluş yoktur Şebnem.. dizkapaklarını. sana kavuşma umuduna bağlanıyor içimde. insan kendi aptallığının büyüklüğüyle yüzleşince kahrolmaktan kaçınamıyor. Aşk hiçbir çağda güvenli bir heyecan olmadı. Keşke. her şeyde senden bir anı aksediyor. Şebnem seninleyken içimi padişah gururu kaplıyordu. Bir yandan da karşında kendimi mağaranın girişindeki kütük gibi hissediyordum. Arabalar etrafımda keskin frenler yaparak duruyorlar. bizlerde olgunluk alametleri gibi yansıyan şeyler. Bütün şarkılarda senden bahsediliyormuş. Şebnem beynim bulaşık teline döndü. Seni unutma fikri bile. Sana olan duygularımı mesafe. istanbul. Geçerlilik kazanmış riya sisteminin kusursuz işleyişi. Dünyada sahtelik kadar gelişim gösteren başka bir şey yok. Tüm umudumu hayırlara vesile olan aksaklıklar. aşağılayıcı bir üslupla imha etmesini göze alamıyoruz. Ezelden beri o nazlanan senmişsin. çillerini tek tek öpüyorum. Senden kaçış varsa bile kurtuluş yok Şebnem. Ve birine itimat edecek kadar kendine güvenmenin manası yok. tanışıklığımız.. üzümlerin olgunlaşmasını sağlamıyor. kafan da karışır Şebnem. reddetmek zorundayız. kılıçlar yüzüyordu. Gelgelelim masumiyet. çelimsiz bir meleği göğsümün kafesinde patakladığını hissediyorum. neredesin? Sensiz. Kaybetmedikçe zenginleşemeyiz.. arkadaşlığımız. Öpüyorum gözkapaklarını. yanındakine "Benim gördüğümü sen de görüyor musun?" diye sorar. Gözlerine bakınca. Bizi ancak aynı banyoda yıkanmak paklar Şebnem. odalar boş. Artık iltifatlar. Doğru. aşka kurallar ve prosedürler eşlik ediyor. Saatin akrebinden hız beklememeliyim. Vücut bulması için can attığımız şeyi inkar etmek. Kulaklarıma inanamıyor-dum. galaksi. Sözlerim sana karmaşık mı geliyor? Birinin beni anlaması için yanımda elli yıl geçirmesi gerek Şebnem. su olsam sana doğru akarım. Bazı konuları açıklığa kavuşturmak için çenemi tutmam ve birtakım sonuçlar elde etmek için de hiçbir şey yapmamam gerekirdi.

ı maz dokunmaya. eziyetin otomatikleştiği yerdir. bak. kesin. Şebnem çok saçmaladım. dudak dudağa gördüm. Avuçların desenli kurabiyelere benziyor. kubbesi. Göze aldığımız risklerden. kıt sonsuzluğun cefasını çekemiyorum. haşlanmış lahana gibi kendini saldı. 66 . dünya dışı uzayda yaşam belirtileri aramak gibi. insanın kalbi darmadağın olunca. şakaların opak muşambasına bürünüyoruz. samimi ve hoyrat. Şebnem seni manyaklar gibi özledim.. Deli..ı şeker tadı bırakacak. yeniden hayatımın başrolünde olayım. kabus görüyorsun demektir Şebnem. uçsuz bucaksız bir çayırda buluşalım. dostunu bulamayan kimsedir. dilime ilik açıldı. "seni anlıyorum. biliyorsun. Şövalye olsaydım. Ayak parmaklarının aralarına papatyalar kondurayım yeter. Şebnem senin için buffalolar kurban edeyim.. Yalnızlık. dudaklarını görünce kılıcımı düşürür. yakınlaşmanın yolunu kendilerine acındırmakta ya da muhataplarının kafasına demirle vurmakta arıyorlar çoğu zaman. daha doğrusu 'kalbin sırrı' konusunda anlaşabilsin. dünyanın kepazeliğini görmediğiniz için evet şanslısınız." Öpüyorum gülüşünün bütün kıyılarını. Allah insanın mayasına ne katmışsa. kuşlar iskelete döndü. Mesela kendimi 10 1 mum sanıyor olsaydım ve biri de cereyanlar kesilince beni yaksaydı. adın dilimin ortasına yuva yapmış guguk kuşu gibi. İnsanlar. delilikten yırtardım. minareler yamuldu. aşk'ın her ikisinden de büyük olduğuna inanacağım. ipek fiyongu gülüşiü. Kalbimden mezarlık dumanları yükselse de ziyanı yok. söylediklerimi unuturken beni aklından çıkarma.. hasretten bütün günahlarım döküldü.. toz toprak ve kumlar dökerek... Kral. sabah dünyaya. Bir de benim gibi. Sıkın dişinizi. İç içe geçmiş kafeslerin ortasında gibiyim. deliliğin hammaddesi dir. hayat ilginçliğini koruyor. Nefertiti'yi [üst kat komşumun kedisi] ve yavrularını görünce. Giderek. Hayatın ölümden. asfaltlar eriyor. Aynı dert bende de var.. Şebnem. mı Parmaklarının ucunda tırnakların küçük deniz kabukları gibi parlıyor Şebnem. Senden sinyal beklemek. Beigbeder'nin romanlarındaki tiplere benziyorum: Fiyakalı ve aptal. Bir kerecik buluşalım. Kendini bulabilirsem tabii. dile getirilmesi imkansız bir şey var ya. Bulutlar üstümden kesekler halinde geçiyor. bağışla. kabus görüyorsun demektir. ne zaman ağzımı açsam. İnsan. Şebnem galiba kendimizi tam olarak tanıyamadığımız için. Bir muhatap bulunca. düğme dikildi. bulutlar kireç bağladı. bu ayeti şöyle anlıyor: "Allah. Üç günlük dünyanın üçüncü günündeyim. Sevincimden çimlere kırağı düşürürüm. göğüs kafesimde bir gökdelen jeneratörü taşımakla aynı şey Şebnem. acayip sancılı. kafası da karışıyor. ne kader ama. Kendisi kaybolunca anlamı parlayan şeylerle kuşatılmış durumdayız. üzülmeyin. çölü avuç avuç başka yere taşıyayım. Cehennem. ceylanların. Müntekim Rüyanda başrolde değilsen. nelere katlanmak zorunda kalacağını önceden kestiremiyor. insanlık görevleri olduğu fikrine kapılacağım. kibarlığın yegane yolu oldu. beni bekleyen birtakım vazifeler. Yağmur yerine çöl yağıyor. sensiz bu defolu evrende. Öpseııı. insan kıy. zavallılığa dönüşmüş bir samimiyetten geriye kalan ve ağıt izlenimi uyandıran gevelemelerden ibaret. Birisi "Evet" desin. Allah." Bence ayetin asıl anlamı şu: "Kalbinizde olup da hiç kimseye anlatmayı başaramadığınız. Bakışların.. Huşuyla öpüyorum.. sonra da görülebilirliğini kaybetti. temeli. Hacdan yeni gelmiş gibi hafifledim. oradan da Altı Nokta Körler Derneği'ne gi302 deyim. Bunu bilmek ya da sezmek bizi 'inanmaya' yöneltir. bal şelalesi. Bunların hepsi ya da herhangi ikisi de olabilir. uçuveriyor. 300 Keşke başka ihtimaller de olsaydı. sıcak leylak şurubu sesli yârim. senin şehrine hücum etseydim. tabiatla kanlı bıçaklı olayım. gerçek hatalar yapabilseydim hiç değilse. deniz pıhtılaştı.. Saptırılmış ve bir yönetmeliğe uyarlanmış saygının gereği olarak cıvıtmak. Gezegenimizde hayat olduğunun en sağlam kanıtı sendin Şebnem. Görüyorsun ya. Şebnem.. aslında hayatla ilgisi kesilmiş olduğu için anlamsızlığa matuf." Nitekim bir başka ayette de "Allah'tan daha iyi dost mu bulacaksınız?" deniliyor. Şebnem. atımdan düşerdim. Biz aslında kaybettiklerimiziz. Kur'artûa "Allah kalplerde olanı bilir" yazıyor. Şebnem tornavidayla dağlara oyuklar. enerjik ve dengesiz. Ellerin. Boğumları kudretten zarafet şaheseri yüzükler gibi. aıvııml. beyaz rengi daha iyi tanıyalım diye mi yarattı seni? İçinde kemik biçiminde nur çubukları mı var Şebnem? Yüzündeki ışık nereden geliyor? Gözlerindeki ayet derinliğini. sizin gizlediklerinizi biliyor. Çoğu kimse. tüm sözlerim. azabın ku-rumsallaştığı.. o şeylerin kendileri çoktan yitmiş oluyor Şebnem. Körlere sesleneyim: "Arkadaşlar. Hiçbir zaferin erişemeyeceği tatta bil yenilgi olurdu. bir öpücük ver. Ya çok derin acıların ya çok büyük hedeflerin var ya da çok inatçısın Şebnem. gökyüzü felç oldu. tüm sorulara aynı cevabın verildiği.. sonra yurdun dört başına örülü demir ağları söküp trenleri karadan yürüteyim. mağaralar açayım. dokunaklı genellemeler yapanlar var. Şimdi bunları söylüyorum ya. seni benim için dünyanın en değerli insanı kılıyor. Şebnem. işte Allah onu biliyor. Mümkünse. yalanı ancak kendine söyleyebilirsin. Doğrunun önemi kalmayınca. bir kişiyle olsun bu 'kalpteki sır'. deliliğin çemberinden çıkarız. insanlara inanıyor olarak uyanacağım. sütunları. Yine de insan istiyor ki. Türk Kızılayı'na kan vereyim.. Şebnem. Hasretin gecenin mimarisi oldu. fakat Şebnemin güzelliğini görmek için ölüp cen nete gitmeniz gerekecek. en büyük soytarı olmak zorunda. Seni sevmek. kuğuların sınıf arkadaşı. tehlikelerden çok daha fazlası çıkıyor karşımıza. Yalnızlık deliliğin hammaddesidir Şebnem. Rüyanda başrolde değilsen. Bazı şeylerin anlamı ortaya çıktığında. hayrına tefsir etsen ya? Şebnem. kiraz sarkacı bakışlı. cıvıltılı cimcime. Rodin'in bücürük heykeli gibi gece gündüz seni düşünüyorum. Aslında tüm insanlığı ilgilendiren bunca belirsizlik içinde yalan da önce ihtişamını. Ve bu saçmalığı doğuran şartlar. Artık hayatımın normale dönmesi imkansız. cennetin eşiğinde sorulan bilmeceler gibiydi Şebnem..Her türlüsü ürkütücü olan içtenlik başgösterdiği anda. deli raporumun fotokopisi kulağıma zımbalandı sanki. Bu anlam birikintisi.. Başını dizlerime koy." Şebnem bu akşam seni o ıskarta haydutla el ele. Birbirimizi oyalamak. sen saklanınca ağaçların içi boşaldı.. İstanbul. yağmur ormanlarını yakayım. bazı şeyleri asla ifade edemeyiz.

. Bay Bûttlbll tyUfl da çaprazımdaki koltuğa kuruldu: "Geçmiş olsun. kendi saltanatına start verebilmek için yirmiiki kişiyi bir anda öldürdü. Civarda. Mezarlığa. "Adın ne genç adam?" "Hayati. Yani ben aslında hep havadayım. Versailles Sarayı pastasından kesilmiş enfes bir dilim görünümündeydi. 1875-1961] "Herkes beni yanlış tanıdı. Bu yalnızca bir his değil. Değneklere yaslanarak geçip oturdum. sonra da mıhlayıp leşimi lağım farelerine ikram edecekti. Şu anda yaşayan herkes ama herkes yüz sene içinde öle-cekse. tamam. Kendi adıma konuşayım: Benim yok.. Biliyorsunuz. Böyle biriyle karşılaştığınızda. Bir çift nemli mağarayı andıran göz çukurları.. öncelikle insanlar hakkında bildiğiniz her şeyi ama her şeyi unutmalısınız. Ermişler de." Limuzinle Ortaköy Muallim Naci Caddesi ile Portakal Yokuşu arasında kalan bir malikaneye gittik. ilahî bir ışık oyunu gibiydin. I lavu zu boyladım. Hayati Tehlike'nin o kaygan sırıtışını yakacağım. Şebnem." "Teşekkür ederim. Şebnem.. tedbirden. maktulleri diriltemem belki fakat katillerin neşesini kaçırabilirim. Fakat madem öyle düşünmek istiyorsunuz. sevinçten Hintçe şarkılar söyleyecektik. Zayıf ihtimal: Niko'nun en yakın arkadaşıyla geç de olsa tanışıp biraz laflamak istiyordu. Niko'yu özleyecektim. ŞiirselBlöt\ Taburcu edildikten sonra ilk iş Şişli Ermeni Kabristan m m gidip Niko'nun mezarını ziyaret ettim. Mezar taşmda-ki Ermenice cümleyi kendimce "Canlı canlı gömüldü" diye tercüme ettim. Atom Bombacıyan’ın beni görmek istediğini söylediler. O düşüş esnasında ben yok oldum. Fakat hala günaşırı rüyalarımda Grand Grave Hotel'in dokuzuncu kfl tından uçarım. Bu dünyaya yaşamaya gelmediğimden eminim." "Kaç yaşındasın?" "Yirmiiki. yalanların ise uydurulması geıoklı [PAOLO PICCOLO. "Tamam" dedim "memnuniyetle. en büyük bedensel acıları tatmamı sağlayacak. Atom Bombacıyan’ın ayak seslerini işitince kapıya döndüm: 32-1. 304 Bu dünyaya yaşamaya gelmedim Bir insanı anlamak istiyorsanız. ruhumun bedenime ait olduğu yanılgısından doğan gaflet içinde geçirmiyorum. ömrümüzün son saniyeleriydi. Yanağıma saplanmış meyve çatalını hızla çektim. gerçekten vaktimiz var mıdır? Bence yoktur. o adam Gönül İşleri Bakanlığı Heyeti'ni katletti. Tam olarak öyle değilse bile günlerimi canımın bana. Niko'yla havada göz göze geldik. Beni ve arkadaşımı beysbol sopalarıyla dövdürdü. Niko şimdi bu mezarın içinde miydi? Tam bir saçmalık! Ortada bir dümen dönüyor olmalıydı. Kır saçları geriye taranmış. neden hepimiz Grand Grave'in dokuzuncu katından atlamıyoruz? Dünya. sessiz ve kıpırtısız silahlı nöbetçiler sağa sola iliştirilmişti. Sarhoştuk. 1881-1966. İki ihtimal vardı. ben o düşüşten sağ kurtuldum. Şebnem. Benim aşkımı tedavülden kaldırmak. Ağır aksak dönerken. zamanımız kısıtlıysa.. Ne yani. tehdit edilsem. Süremiz belirsiz. Grand Grave'in dokuzuncu kat penceresine! İşinize gelmedi mi? Halbuki her birimiz zaten dokuzuncu kattan düşüyoruz.. ropdöşambırlı bir adam. padişah ve imparator burada buluşsa. işler çatallaşsa do 1(1/ kuzuncu kat ile zemin arasındaki yolculuğum adeta yeniden başlar. çeşitli çap ve markalarda Hava310 na puroları dizili sehpanın altına uzattım.. Beni. Bizzal ben bunun canlı kanıtıydım." "Ne iş yapıyorsun?" 67 . durup dinlenmeden kazarak birbirimizi gömdüğümüz bir mezarlıksa. oğlunun ölümünden beni mesul tutuyorsa. dayağı hissetmedim bile. Yol boyunca hiç konuşmadık. Boşlukta ikamet ediyorum. 308 Kainat kestirmelerle doludur Gerçekler zaten mevcuttur. Genç ölecektik. inan seni başkasıyla gördükten sonra. ölüme geri dönmeye hazırım.." Arkadaşıydım. Ölümden döndüm. Geniş merdivenden sonsuz koridorlara tırmandık. İki üzüm gibi birbirinize dikkatle bakıyordunuz. Görünüşe bakılırsa. Ellerimi açtım. o müthiş düşüş. Uzun kenarları sedef şeritlerle süslü antika masanın üzerinde 21 Haziran 1968 tarihli TIME dergisi duruyordu. haberin olsun. Bu kadar basit. gözlerim kapıya dikmiş bir dağ aslanı heykeli tC «<>'» tikte bekliyordu. evrenin ezelî sırlarını sorgulayan stil sahibi bir şapşala benziyordu. Malikanenin bahçe duvarına gömülü akvaryumun yanındaki levhada "Dikkat! Köpekbalığı var!" yazılıydı. kimimiz yüz senede. Şah Abbas döneminden kalma bir İran halısı: Üstüne bastığınız anda beşyüz yıl öncesinin İsfahan'ına ışınlanıyorsunuz. insanı işkillendiren bir ıssızlık hakimdi. O insan kasabı aşkımızı gasp etti. reklamcılar da aynı şeyi söylüyor: "An'ı yaşa!" An'ı yaşamak mı istiyorsunuz? Buyurun. insaftan muafım. Şebnem bu. [CARLGUSTAVJUNG. Biliyorsunuz. ameliyat sırasında cerrahın ölmesine benziyor. sol kolum ve sağ bacağım alçıdaydı. () öldü." Viski bardağını tutan elinden işaretparmağmı kaldırarak koltuklardan birini gösterdi. hayatıma mührünü vurdu. Başım sargılı. üç îhlas. mezarlığın çıkışında iki adam kibarca yolumu kesti. Koltuk değneklerimi mezar taşma yaslayıp yere oturdum.. kızıl bir balçıkla sıvanmış sanki. Yerde. Salondaki koltuklar öyle şaşaalıydı ki kral. Duvarlardan birinde asılı Stanislaw Chelebowsky'nin [18341913] Varna Savaşı adlı devasa yağlıboya tablosunda kanlı çatışma tüm şiddetiyle sürüyordu.Şebnem kaderin uçurumlu virajında nasibim ile kısmetim çarpışıp havaya uçtu. beni korkudan azade kılan varoluş biçimim. Bu muazzam bahçeyi kanla sulamaya hazır görünüyorlardı. Bomba yutmuş bir mumyaya benziyordu. Ölümün üç saniye berisindeyim. Niko'yla aynı anda pencereden fırlamıştık. Birincisi: Atom Bombacıyan. Dahası. Dokuzuncu kattan düşen herkes ölür diye bir kural yoktu. Malikane. Kanım damarlarımın içinde tozlaşmıştı. yüzünde dikenli bir kırbaç gibi iz bırakmış. Şebnem seninle hayatlarımızı birleştirecektik. Alçıdaki bacağımı. Kim bilir sana ne yalanlar söylüyor Şebnem. görünmez kuşlar ötüşüyordu. Niko artık aramızda değil. Güzelliğin.. Uşak. Ben onun yerine yaşıyorum. Göründüğüm yerde değilim. Ne yapacağımı bilemiyordum. Elinde viski bardağıyla. Kimimiz üç saniyede. O benim yerime öldü. Evlat acısı. Ortamın ahengini bozmayan. Tutarlılıktan. biraz olsun mutlu görünmeye cesaret edemezsiniz." "Niko'nun arkadaşısın demek. her şeyi gölgede bırakmıştı yine. Gelgelelim benliğim havada asılı kaldı Ne zaman riske girsem. "Evet." Dokuzuncu kattan aşağı uçarken sadece bunu düşünüyordum. kendilerini evlerinde hissedebilirlerdi. Binaya girerken fedailer beni dedem yaşında bir uşağa teslim ettiler. Bitkisel bir labirent olarak tasarlanmış bahçenin ortasında. Pencerelerdeki orijinal Hint ipeğinden perdelerin desenleri insanı hipnotize ediyor. 'L' şeklinde bir salona aldı. bir Fatiha okudum... Metal bir sarmaşığı andıran iki kanatlı yüksek kapı ses sizce açıldı.

" Hem kibar hem de üzgün görünmek gerçekten zor iş." Bu arada Victor. Bunu sevdim. seni ancak haksızlığa uğrama tehdidiyle baş başa bırakır. Gerisi yalandır. pes etmektir. sulandı rılmamış. yumuşak ve emni yetli bir ses değildir. Mr.. İş dünyası biraz karmaşıktır.. ya da kimin nalları diktiği. baba nasihati. "Sağ kolunu 20-30 derece kır. Seninle o ilgilenecek. şantaj. Her şeyi devletten bekleme." "Güzel. Sıra dişilik da. Klas bir gence benziyorsun. ölmüş babalara imrenir. sıradanlık da hayatın sonsuz gizeminin ayrılmaz parçalarıdır. insan isterse on dakikalık işi yıllarca erteleyebilir." "Misafirimize su getir. kendinden daha aptal kimselerin gözüne girmen gerekecek. Sizinleyim. Soyadın neydi?" 311 Hâlâ aynı: "Tehlike. Şiddete karşı çıkmak elbette her budalanın en doğal hakkıdır." Şimdilik.. İtaatle garantilenen rezil konforun foyasını meydana çıkarmalısın! Hayat. tehdit. sağ ayak arkada. Yine de kanunların dışına çıktığında. Bazen sert oynamak gerekir. eğlence endüstrisini. Dandini de Ratso gibi Sezai Aydm'm sesiyle konuşuyor: "Hazır mısın?" Başımı salladım. paha biçilmez şeylere burun kıvıran bir müşkülpesent mi? Kulağa hoş gelen yalanlar seni yufka yürekli bir köleye çevirebilir. Buna karşılık. kendimde değilim. trafiğe. Laf aramızda." "Evin nerede?" "Şişli'de. Anlaştık mı?" Vay canına! "Anlaştık. vicdanının sesini daha iyi duyabilirsin.." "Niko benim tek çocuğumdu. Sargılarından kurtulunca buraya gel. hastanelere. "Ailen hayatta mı?" "Annem yıllar önce vefat etti. Tamam. Babam ve üvey annemle de pek görüşemiyoruz." "Beni iyi dinle Hayati Tehlike. Bardağı indirdiğinde yüzü yumuşamıştı. orduya.. kabul ediyorum. Benim için hayat artık devam etmiyor. Bundan kaçmamazsın. Bay Bombacıyan ayağa kalktı: "Biraz hızlı düşünmeye ne dersin delikanlı? Düşürdüğün bozuk paraları aramak için ağaca tırmanma yani. Bu sana saçma gelebilir. Bilginin asıl fonksiyonu. yumruklar konuşur. önemli olan kimin daha çok dayak yediğidir. Anlatabiliyor muyum?" Eah.. Yasal adalet." 314 Kardanadam katliamı Kabil'den bu yana 20 bin yıl geçti fakat cinayet işinde hâlâ acemiyiz. 1969] filmini bilir misiniz? Abidin Dandini. Ne iş yaparsan yap." Bu son cümleyi söylerken her iki başparmağını kendine çevirdi. muktedirler de kendileri hakkında kolayca yanılırlar. kağıt ve makas" dedi Atom Bombacıyan. "Tutarlılık.. sömürge tutarlılığına. düşüncelerden doğmaz. inan bana. Beni dinliyor musun?" Başka seçeneğim var mı? "Tabii ki. Arkadin\ Geceyarısı Kovboyu [Midnight Cowboy... iki dosya kağıdı. sonra kareleri numaralandırdı: H AYATİTEHLiKE ARAMIZ AHOŞGELDlN! Kağıtları keserek.. bir dolmakalem ve makası sehpaya ihtimamla dizdi ve çekildi. anahtar deliğinden geçen os. haşere ilaçlama servisinde çalışıyordum. Belki de teklifimi düşünmek istersin?" "Tam olarak ne teklif ettiğinizi kavradığımdan emin değilim." Atom Bombacıyan başını kapıya çevirip seslendi: "Victor!" Uşak eşikte belirdi: "Buyurun efendim.. Baba Bombacıyan. Abidin Dandini'yle çalışacaksın." Tabancaya ince ayar çektim. ayakların arası omuz genişliğinde açık. "Kusura bakma Hayati. Hayati. "Sol elinle sağ elini alttan iyice kavra." Zehir saçan bir sırıtışla etrafa bakındı. Dışarıda cırcırböcekleri bir milyonerin bahçesine konduklarının bilincindeymiş gibi neşeli bir melodi tutturmuşlardı. Ratso'nun onbeş yaş büyük. Güçlü ve ısrarcıysan bu dünyada ayakta kalabilirsin. Fakat hayat bir mola değil. Kurallar seni robotlaştırır. adliyelere. Kısacası." "Sonra da birlikte aşağı uçmuşsunuz?" "Evet.En son. duygularımızı değiştirmesidir.. gerçekten bizimle olacaksın. "Kirli işlere bulaşmaktan çekmiyorsun ha? Dünyaya bir bak. 1915-1985. holdinglere. Dinozorlann da B planı yoktu. "Uğruna şiir yazılabilecek. Çünkü tek hücreli canlıların B planı yoktur." "Sözünüzü kesiyorum fakat şiddet vicdansızların tarzı değil mi?" "Cinayetin ille de cezalandırılması gerektiğini düşünen eski kafalılardan mısın yoksa? Kainat kestirmelerle doludur evlat. Victor'a "Kalem.. Vicdanın sesi. Ivır zıvı-rm peşinden koşan bir açgözlü mü olacaksın. hissiyata tâbidir. Niko da sendeki cevheri görmüş demek ki. siyasi partilere. Atom Bombacıyan viskisinden bir yudum aldı: "Sana bit teklifim var. okullara. asgari ücreti gözden geçir! Ve bana (emiz bir yer göster! Hem yasal hem de iyi ve doğru olan bir 312 şey söyle?!" Sehpadaki kutulardan birinden bir puro [coro-na] alıp yaktı. "Namluyu aşağı doğru tut. daha şık ve daha sağlıklı hali. Uyuşuk bir kaplumbağa gibi yavaşça gözlerini kırptı: "Evladını kaybeden bir baba. borsaya. etkisiz hale getirilmiş bir bomba gibi gururla taşıdığı tepsideki bir bardak suyu sehpaya bıraktı. Para konuşur. Seyirci kalmak. Vicdan. 68 . pürüzsüz bir vahşetle isyan ettiğinde seni hareke te geçiren yankılı bir vokal yapar! itibar biçmek isliyorsan. Oğlum ölse de ben bir babayım. beste yapılabilecek bir tek şey var mı?!" Cevabım kesindi: "Yok." Aslında annem ölüm döşeğindeyken. Kimin kazandığı ya da kaybettiği önemli değildir." Gerçi babam da üveydi. kareleri üst üste dizdi: "Burada tam 30 kupon var Hayati." Bacaklarımı biraz daha araladım. Fikirler... fabrikalara iyice bak! Vergi sistemini. Risklerle." Parmaklarımı açıp daha sıkı kapadım. Niko. dosya kağıtlarına eşit kareler çizdi. [0RS0N VVELLES. küçük bir bebekken bu parmakları sıkmıştı demek. Seni gözüm tuttu. zannedildiği gibi yaşlı bir hemşirenin şefkat şovunu sunarken kullandığı türde. Abidin Dandini'yi bul. "Şimdilik boştayım. uyuşturucu ticareti. Masum bir hayat. Soğuk!" Viskisini kafaya dikti." Birden canlandı: "Her neyse. oradaki Ratso Rizzo'ya [Dustin Hoffmann] benziyor. karara varmak için elimizde yalnızca sezgi ve hislerimiz vardır. her birimiz için ölüm-ka-lım savaşıdır.fena gitmiyorsun. Her kareye bir harf yazdı. işkence gibi işlerinizden mi? Yo." Victor. hiç bahsetmedi. Evladını kaybeden bir baba. dize getirilmedikçe içtenlik nedir bilmez. kökü derinlerde yatan bir amaçsızlık içindeyim. Hayati Tehlike! Bankalara." "Sana bir şey söyledi mi?" "Ne gibi?" "Bizim ne iş yaptığımızdan bahsetti mi?" Cinayet. "Sol ayak önde. gayet iyi anlıyorum. İkna oldum.. karakollara. Her neyse. Çaktın mı köfteyi?" Atom Bombacıyan'ın retoriğinden etkilenmiştim: "Pekala. Bir şey içer misin?" "Soğuk su. korkularla doludur. Üstesinden geldiğin her işten sonra sana bir kupon vereceğim. "Elbette. Özgürlük hâlâ riskli bir ayrıcalık. şahsiyetsizliği kamufle eder. medyaya. Bu bir gözdağı değil. Bazen de silahlar." Dediğini yaptım. "Hayır. Ben bir işadamıyım. adam kaçırma.. Sürtmekle pineklemek arasında sallanıyorum. ıı ı dehşet saçmaksın: Çoğu kimse. şiddetle. pamuğa işeyen karınca kadar sessiz." "Otelin penceresinden düşerken Niko'nun elini yakalamışsın?" "Doğru. bana gerçek annem olmadığını söylemişti fakat ne fark eder? "Diğerleri?" "Kardeşim yok.ruktur! Yenilgiyi kabul edersen başın belaya girer.. Kuponları tamamladığın zaman. Zihniyet.

belinden tabancasını çıkarırken. Güvercin Sokak'ta bir villanın kapısında durdum. bir bu yana döniıym 11/ du. "Şeytana uydum. Suratı mor şişliklerle doluydu. s. muhtemelen yirmi-otuz sene daha yaşardı. konuşmalarının pek azını işitebiliyordum. mafyanın sayısız tehdit yöntemlerinden biridir. Zile bastım. Gözleri kapanmıştı. Dandini'nin ayaklarına kapandı. kısık gözlerle etrafı kolaçan etti. [. Hızır Hızlı. Yüzlerce hektarlık alanda. Yaklaştım." Abidin Dandini'nin sesi. bu seferlik affedin n'olur!" diyordu. parçalanmış koltuklar savaşta yaralanmış gibi yatıyordu.ına koyduğumun parasını. Çok uzakta havlayan Kangal köpekleri ve homurdanarak geçen kamyonlar dışında hiçbir hayat belirtisi yoktu. Kaskımı taktım ve vınladım. Abidin Dandini'ye yalvarmaya başladı.. sözü tabancaya bırakmadan önce derin bir nefes aldı: "iğrenç herif! Sen cehenneme gidince. Kaskın içinde kurukafa misali pis pis sırıtıyordum.] Doğru adamı vurana kadar bir sürü kişiyi harcarsın. "Hangileri?" "Sandalyedekiler. Hızır Hızlı.] Yüksek bir yere çivi çakman gerekirse. yarı beton binanın içinden çekiç sesleri geliyordu. Havlarcasma sordu: "Kimi aradınız?" "Nuri Torino'ya bir kargo var" dedim. Kendi haline bırakılsa. kömür madenini andırıyordu.] Sinema filmlerindeki ölülere dikkat et." 69 . Makine resmen asfaltı kıymıklıyordu.. Kurukafa deseni "Sen artık ölüm döşeğindesin." dedi. Aynasızlar her Allah'ın günü beni dürtüyor. sakın unutma" diyordu. Araklamadım. Helezon şeklindeki dar merdivenlerden bodrum kata inip hamam büyüklüğünde bir banyoya vardık. Şoför koltuğundaki Hızır Hızlı'ya seslendi: "Vakur Avangart'm tamirhanesine. sesi miyavlayan bir kur-bağanmki kadar ürkütücüydü. Abidin Dandini de elinde silahla bir o yana." Diz çökmüştü.ktur.. çakılları bir o yana bir bu yana sürüklüyor-du: Civarda cinler satranç oynuyordu sanki. iniltili bil şekilde." Arabaya bineceğimiz sırada sordum: "Nereye gidiyoruz?" İkimiz aynı anda arka kapılardan girip deri koltuklara oturduk. Yorganın üzerindeki kurukafa desenlerini görüm <\ omuzları düşüyor ve bir koltuğa çöküyor. Mercedes'in yanında dikilmiş sigara içiyordu. Birinin saçlarından kanlar süzülüyordu. Kaldı ki o bile kendisi gibi olmakta zorlanıyordu. Horozundan namlusuna kadar ince nakışlı bu Browning'i işleyen ustanın artık kör olduğuna bahse girerim. "Neler oluyor burada?" Abidin Dandini "Bunlar ikiz. bahçesinden. sıvası dökülmüş üç-beş fabrikanın mekanik kalp atışları duyuluyordu. Fakat fiyakalı. bir Şarköy türküsü tutturdum. gettoların son silahşoru gibiydim. Avangart. Havadaki keskin makine yağı kokusu genzimi yakıyordu. Ölüm yorganı. [. Korkudan bayılmak üzereydi. neden bahsettiğini çoğu zaman anlamaksızm dinliyordum. Dandini'den papara yiyordu. Abidin Dandini namluyla Vakur Avangart'm kafasını tıklattı. Hareketli hedefleri en iyi böyle vurursun. Çantadan yorgan paketini. Abidin Dandini. Gagalarını ıslatmam gerekti. İmzalarken "Kimden?" diye geveledi. Fakat mafya o yılları Bay Torino'nun takviminden silecekti. Dermanı kalmamıştı. Terminator'den kaçıyormuşuz gibi Mercedes'i alçaktan uçururken." Böylece ben de cevabımı almış oldum. Genzimden. Nereye baksam kararmış. altında hiç cinayet işlenmiyormuş gibi parlıyordu. Dumanların arasında beliren Vakur Avangart da zebaniye en 316 çok benzeyen adam: "Abidin Dandini! Hangi dağda kurt öldü?" Yer yer metal protezlerin ışıldadığı ağzı. Avangart'ın kayda değer bir kapanış cümlesi söyleyemeyeceği kesinleşmişti. Ambalajı yırtarak 318 açıyor. Yarı ahşap. Ödü kopmuştu. cehennem daha kötü bir yer olacak Güneş. Uçarak motora atladım. Bu insan enkazlarının çevresinde. Ter içindeki kurban. Burası dünyanın cehenneme en çok benzeyen yeriydi. teslimat makbuzunu ve tükenmez kalemi aldım. Vakur Avangart. Onu." Meteor çarpması sonucu oluşmuş gibi geniş ve derin bir çukurun kıyısında ilerliyorlardı. Nuri Torino filminin devamı gözümde canlanıyordu: Mister Torino salonuna dönüyor. Sürekli bir şeyler anlatıyordu. İstiflenmiş hurdaların paslanışını görebiliyordunuz. Ben de peşlerine takılmıştım.. karizmatik ve cool'du. işe yaramaz b..... Baygındı. Her yer iç organları çıkarılmış arabalarla doluydu. hımbıl görünümlü iki herif. Rakibine sarılan boksör gibi paketi çevik bir hareketle kavradı. Burası altüst edilmiş çöl kadar tozluydu. birine rastlarsan bil ki sürü de yakınlardadır. Levent. Ağlayan vatandaş bizi görünce feryat etti: "Yardım edin! Kardeşimi öldürüyorlar! Kurtarın bizi!" Aşağılık psikopatlar! Allah belanızı versin!. Ben de onun gibi olmak istiyordum ama olamıyordum." Kaşlarını çatıp deri montumun yakasındaki 'Godot Kargo' amblemini inceledikten sonra demir kapıyı suratıma kapattı.ktiğimin son kuruşuna kadar toslarım! Atom Bombacıyan için 500 bin lira nedir ki? Size söyleyecektim zaten. Birkaç dakika süren turlamanın ardından durdular.. yüksek sandalyelere karşılıklı oturtulup sıkıca bağlanmıştı. yamulmuş zımbırtılar çarpıyordu gözüme. çürümüş. "A. Abidin Dandini'yle birlikte Bombacıyan malikanesinin m-. kan lekeleriyle dolu beyaz gömleklerinin kollarını sıvamış. [. Ağlıyordu.. Müstakbel katiliniz. Bir süre sonra Nuri Torino ortaya çıktı. Motordan indim.. "Bu da ne yahu?!" derken." Ne demekti ki bu? "Polisler fareler gibidir. Rüzgar ve toz yüzünden. Clas-sic FLHRCI] sırtında. Makbuzu ve kalemi uzattım. "Konuşmamız lâzım." Tatlı bir heyecan duyuyordum." Sefaköy'de bir araba mezarlığına vardık. mutlaka kıpırdarlar.. ellerinde tuhaf birtakım aletlerle deviniyordu. zar zor nefes alıyordu. "Gebert onları!" Karşımda yan yana dizili duran yedi kardanadamm taş kalplerine ateş ettim! Sen cehenneme gidince. bu yorganı eskitemeden cartayı çekeceksin" manasındadır. Anlaşılan. Yolda. Sağda solda çürük oto lastikleri. gümüş Mercedes'e [S 500] doğru yürüyorduk. Abidin Dandini. Rüzgar.. "Ceninler bile yalan söyler. Bahçe kapısını çürük greyfurt suratlı bir herif açtı. "imzası gerekiyor. bu yüzden romanlar daha inandırıcıdır.k. Teraslı bir hangarı andıran döküntü binaya doğru yürüdük.. vampir nefesi kadar soğuktu. Çıplak iki adam."Buna 'Weaver Pozu' denir. insanın kafasını düşmanından gelen bir jest kadar karıştırmaz. Çenesi kontrolden çıkmıştı: "Bayat b. merdivene elinde tek çiviyle tırmanma. Vakur Avangart. cehennem daha kötü bir yer olacak!" Duf! 1999 model siyah Harley-Davidson 'in [Road King. sumo güreşçisine benzeyen. Saplantılı birine benziyordu: Zayıf ve şıktı. Eli ayağı titriyordu. Nuri Torino'nun neden zımbalanacağını bilmiyordum. Keyifsizdi. Diğeri salya sümük ağlıyordu. Halbuki uzaktan uzağa Nuri Torino'nun davul gibi çarpan kalbini duyuyordum.. işitme cihazı büyüklüğünde bir et beni bulunan sol kulağını kaşıdı: "Mesele nedir?" "Yürüyelim şöyle. "Abidin Dandini'den" diyerek yorganı kucağına attım. Abidin Dandini beni irşada devam ediyordu: "Hiçbir şey. Kaskımı çıkardım.

Papyonumu çıkarıp bir masaya bıraktım ve güneş gözlüğümü takıp kalabalığa karıştım. Katillerin de uyması gereken görgü kuralları var: "Pardon efendim. Hikmet Mete Tetik araya giriyordu galiba. "Kardeşin artık nikah yüzüğü de takamayacak!" deyince. pelikan kesesini andırıyordu." Sumoculardan biri yavaş yavaş işe koyuldu: Usturayla. Dahası. Kabız binbaşı düelloda. Dandini'nin keyfi daha da artmıştı: "Şimdi bir parmak daha kesilecek galiba?!" Sumocu moronlar bunun bir emir olduğunu anlamışlardı. Mitterrand'la gölde kirpi ota-rayım" dedi. Gıdısı. enikonu telaşa kapılan misafiri onu eski haline getirmeyi denedi. Abidin Dandini'nin sözlerinden hoşlanmamıştı. Ellerinde. Yedi sene tutuklu kaldığı Fransa'dan yakayı zor kurtarmış bir haydutla. Aslında yemeğin tadı. 320 Abidin Dandini. Sosa. anıları tazeliyorlardı. "Namussuzlar!" Kurban. zihninden geçen ile ağzından çıkanın farklı ifadeler olduğu nu ayrımsayamıyordu.. artık birbirlerine hiç benzemiyor lardı. taş kesilen parmaklarının arasından kaydı. Uzayda her namlu tetiğin emrinde "Nasıl buldunuz efendim?" diye gülümsedim. Kerpeten takırdadı ve parmak fırlayıp ayağıma çaptı. "Hoş bulduk. Yıllar sonra. Onunla konuşmanın tek yolu vardı: ut 70 . onu çiğ çiğ yiyip sonra da diri diri mezara gömerim!. ölü balıklar halinde 322 yağıyordu. Bir koruma. küvetin kenarında süs gibi duruyordu. Bir kenara çekilip. beyninin konuşma merkezi tahrip olmuş.. Bay Bombacıyan "Bunak bir fahişenin çürümüş rahminden fırlayan o bıçkın kırıntısını cehennemin yörüngesine oturturum!" dedi ve güm diye yere yığıldı. Somondan bir lokma daha çiğneyip yuttu. Abidin Dandini ve ben Bombacıyan'a koştuk. Niko ölünce. gerçekleri görmeyi reddeden kurbana. Bundan şikayetçi görünmüyor. Cengiz Cingöz. mutfağı teftiş edilen aşçıbaşı havalarında bizi selamladılar: "Hoş geldiniz patron. "Gelemiyorum..Bir adamı konuşturmak için ikizine işkence ediyorlardı demek. Bombacıyan malikanesine avdet etmişti. biraderi kendine getirir!" Kanlı kafa tiz bir çığlıkla fayansları çatlatınca. onu ikizine tekrar benzeteceğiz. Dragon'un sırasıyla beyni. Atom Bombacıyan küçük ve yavaş adımlarla dolaşarak konuşuyordu: ". Boğazı yırtılırcasma öksürüyordu. Böyle devam ederse. Cengiz.. onun bu acıklı durumundan ötürü neşelenmişti. Şef garsonu birkaç saatliğine rehin aldım: "Çenesine sahip olan. hayatına da sahip olur. Niko'nun fedaisiydi. II') Dikdörtgen şeklindeki uzun banyonun diğer ucuna. Abidin Dandini.rur. Anladın mı?" Kolay öğrenen garsona. ben de aynı yöntemle entipüften bir korku filmini anlatacaktım. Gözlerini bir an kocaman açıp bana baktı ve tekrar yumdu. Yadigar Dragon'un izini bulana kadar imanım gevremişti. Atom Bombacıyan’ın benimle özel olarak görüşmek istediğini söylemişti. Çatal bıçak. işkence köşesine yürüdük. Felç geçiriyordu. İşi bitmişti. Adamcağız sayıklar gibi inliyordu.. Parmak. Diğer masalardaki sosyetik müşteriler önce can çekişen Dragon'a. Romanya'dan yüklü bir mal gelecekti. insan yiyen bir hamburgere benziyordu. Atom Bombacıyan'a afazi teşhisi koydu. sinirli sinirli söylendi: "Anatominize madalya mı çarptı ne? Milattan Önce şöhret otomatikti! Çekirdekli bal verin!" Abidin Dandini. alabora olmuş isli bir akvaryumu andıran gökyüzünden minik. ülkenin en büyük mafyasına. Evet. Yadigar Dragon alev almıştı da. onu söndürmeye çalışıyorlardı sanki. Dandini'yle birbirimize baktık. Sağda solda moda takipçisi dobei İM manlar gibi bekleşen beş-altı koruma da patronun imdadına koştular. ne buyurdunuz?" Atom Bombacıyan bize tutunarak doğrulurken. Aniden irileşip kızıllaşan gözleri cam gibi çatladı. kanlı kafanın gövdesine rastgele çizikler atıyordu." Bizden medet uman elemanın başı öne düştü. Ateşi vardı. Bay Dragon sandalyesiyle birlikte sırtüstü yere devrildi. Beylerbeyi Sarayı'nda Yadigar Dragon adına rezervasyon yaptırıldığından haberdar edilmiştim. Diğer adamımız elindeki kaya tuzu topağını kesiklerin üzerinde gezdiriyor. Çünkü afazisi var. Sonrası malum. gülümsedi ve "Uğurlu taytım çok sıkıyor.. kristal avizeden kesilmiş pırıltılı bir kıza. Eşekler üç kere amrdıktan sonra bir kere os. Buruş kırış kafası. Kardeşinin korkunç haline bakamıyordu.ı sılmaya başlayınca. Atom Bombacıyan'la konuşmak. Zehirlenmeye karşı alınan bu tedbir takdire şayandı. Bahçe kapısında dönüp bir kez daha baktım: Göz çukurlarından fışkıran kanla birlikte gözleri somon tabağına düştü." Küvetin içinden hırıltı ile gurultu karışımı sesler geliyordu.. sonra da birbirlerini paniğe sevk ederek çığlık çığlığa bahçe kapısına doğru koşuştular. Biri. Abidin Dandini başını kaldırarak benim de eğlenip eğlenmediğimi kontrol etti. dünyanın en zor işi. sanki ağzımın içinde karnaval düzenliyorlar!" dedi." Tam olarak neden bahsettiğini hatırlamıyorum. Eziyet uzmanları. mutfağa seğirtti. Nasıl gidiyor. Fonemik parafazi ve agrafiye yakalanmıştı. Eşekten önce ahıra girmenin âlemi yok. Benim yerime bugün Sergio Leone adlı Levanten bir servis sihirbazı bakacak" dedirttim. Zavallı ikizler. naklen yayın yapıyordu. Yadigar Dragon ağzından beyaz bir köpük taşırarak geriye doğru l<. Gidip kulağına eğildi: "Senin biraderin vücudunda jilet kesikleri hızla çoğalıyor. Dandini de sesini yükseltti: "Şimdi başını suya daldırdılar. Hırıltılı sesiyle "Ziyadesiyle leziz. bir kış günüydü. İnat edip yolumuzdan çekilmezse. " "Ötmedi henüz. saray müdürünü telefonunla aratarak. Bu onun son gülüşüydü. sislerin içindeymişiz gibi başını kaldırıp sağa sola bakındı ve haykırdı: "Derhal bir ambulans çağırın!" Uzay üssüne benzeyen hastanedeki nöroloji uzmanı. Dragon'un kahkahasıyla makas değiştirdi. sağ elin yüzük parmağının koparılmış olduğunu fark ettim. ne dediği katiyen anlaşılmayan bir adam hükmediyor. sıvılaştırılmış botulinum toksini karıştırmıştım. Yani patronumuz söylemek istediği kelime yerine ona ses itibariyle benzeyen başka bir kelime telaffuz ediyordu ve yazma yeteneğini kaybetmişti. yetmişbir yaşındaki bu adaptasyon kaçakçının son dakikalarını seyre daldım. İki sene önce. Adamı sudan çıkardılar. İki fedai. Beylerbeyi Sarayı'nın bahçesinde Yadigar Dragon portakal soslu somonu iştahla yiyordu. fakat işe yaramayacaktı. Bu kuraldır.Bir deliyi delilik yapmaya ikna etmeye çalışmak da delilik! Acele etmeyelim. Baştan anlatayım da kafanız büsbütün karışmasın. Bu işlem. Abidin Dandini ve ben malikanenin salonlarından birindeydik. Diğer kurban gözlerini sımsıkı yumup başını sağa sola çeviriyordu. kerpetenle kurbanın sol yüzük parmağını ikinci boğumundan sıkıştırdı. üzerine tozşeker dökülmüş kaplan kakası gibiydi fakat adam tat alma duyusu yüzde 60 oranında zayıflayacak denli yaşlı olduğundan farkı anlayamıyordu. kalbi ve böbrekleri bir-iki dakika içinde çürümüştü. Atom Bombacıyan. Yağmur. elindeki şırıngayı patronun kasığına saplayıp Atropine olduğunu tahmin ettiğim bir sıvı enjekte etti. Kaldırdılar. yüzünde ve vücudunun görünmeyen yerlerinde hızla sinek yeşili benekler oluşuyordu. Ütüyü fişte unuttuğunu birden hatırlayan kocakarı misali irkildi. Ciddi bir havada geçen sohbet. "İyi misiniz?" Gözlerini kırpıştırdı.

bilirsin? Fas'ta boşa yarışıyorduk. tüy bul. iştahsızdır belki. can çekişen bir av köpeğininkiler gibi kıpkırmızıydı.'Mi' soru ekiyle biten sorular sormak ve "He" ya da "Yok" şeklinde cevaplamasını istemekti. onun risk almayı sevmesini açıklıyormuş. nazenin beyin evrime demirli. bazen uğurlu tarifinin özetini sürdürüp giderlerdi. tırstık?' Hep şuur hali. uçmazdık. fantom vapurcuğu. ahbapları. Atom Bombacıyan’ın bu duruma düşmesinin bir sebebi. Aksi. iletkiler. Averaj kimde. aklınızın emniyet kayışı koptu ha? Gözleri. Çaktım büyü takımını. Çünkü türü mayhoştur yağlı Ford'un. Boş otoda dirilen Meksikalı dişi kim ya da kimindir? İlacı viski. Fiziği hasırdandı. fesat icraatını ibiş enişte geberse yenemez. Kuş bana sordu. ilk turda elenir mi dersin? Cüzam gazisi kahpenin uyuzludan yara izi işleyişlerini öğreniyordu. İkiz türbe 326 Fizan'dadır. Çoğunun yılmadan kopmaz ipi! Ağzını öpünce zihninin ayarı bakma yavaşladı. Yargıç beni ipe çeliyordu. krater suyunda? Hemen tetikçiyi sırtlarsın. Pekin'de kaçak jokey nallattım. hayırların güncelliği ağır gelir. Saçma sapan cümleleri acayip vurgularla söyleyerek zırvanın zirvesine taşıyordu: "Kent çoraklığının sırnaşık ekiplerini. Atom Bombacıyan'la sürekli görüşen ve onun emirlerini bize ileten kişi Abidin Dandini'ydi. ipi hazırlıyorum: Kapris volkaniği çağlayarak yoz tecrübesine ayılmıştı. Sufi güya. Kuyumuza şemsiyesini açmaz üveyse. patronun benimle baş başa konuşmak istemesine şaşırmıştım. Saygon'da kılıç sattı." "Benden özel bir isteğiniz mi var?" He mi. hangi sessiz harfleri değiştirerek bu abuk sabuk cümleleri kurduğunu saptamam imkansızdı: "Daha sarih konuşamaz mısınız efendim?" Sonunda delirdiniz. külçeler. Japon'un künyeyi de silersen. karda jojoba. isli sisli gece. Yoğu karamıyorsun. denize düşen yıldırım gibi boşa gidiyordu. Havai. Aşkım adresinde. Hollywood filmi fragmanlarının meşhur dış sesi Don LaFontaine'den [1940-2008] lirik bir şiir dinlemekteydim: "Kumda vay tırtıl ölse. "Artan kan senin!. gol atar oğlum. Gama bıçağı kullanılarak yapıldığı için iz bırakmayan gizli bir ameliyat [Bila-teral cingulotomy] şifa getirmemiş. melanet. güya kilo vermek için yuttuğu Topamax adlı ilaçmış. kurbanlık tipi mahvoldu. Gemi beşik. Nah paradigma kazındı. ona gayrı ses etme. Nafakasız çoğunluğun ardındayım. güncel çile. Dost bağından tombul bekçiler de sökülse. Hırs dünyasının hırsla ihyası azdırır-dı. Tümü sözlerimin özüne çelme iken artık donuklaşıyorum asgari. Yerliler gerçekten dişli tokuşuyordu.. Hem cenin de çediğini palet gibi vuruyor. Ketum salağa deva yanlıştır. Dil evreninin gücü az. Katırlara tez unufak bir ahır! Robot üye kessin şarkıyı. hayır yerine aygır filan diyebilirdi. Cayıyorlar. Lanetim geçse. uçurumdan iki tane Rus'u atıp piç kurusuna çıtlatın. Bipolar bozukluk. Kızlar tuhafsa Doğu pekişirmiş. Kurnazdı. Filler çürüdü. benimle çok acıklı bir hatırasını paylaşıyordu: "Yani gar. 'Kodaman' yaz taşına. Bir kişi güvenlikliydi. Haziran garaj koklamaya yetiyordu. Deli kölelere alıştık karımla. kalem ucu. hiçlikte. Aklını bir kır. Şokta mıydı simgesel hippi. zehirlenmesin. şakalarını geniş sanarak yuvarlamış. Hemen röfle yaptır.. Sırların zayıfı bile cemiyeti kasıyordu. Daha dün. merkezin dışında kaldım. Kışlık meyvesini yuttu: İlginç de. pasif cüceyi haşlama geceden. Hoş. şehrinde sinir haplarıyla siniyordu deli. Jet dediğin yanıyor ve de bilim görmüyor. Görünüşe bakılırsa." Sözleri. 71 . Kafein hapları ve amfetamin kullamyormuş. Çarpık mor kuklanın doğduğu barda bacın nasıl birinci seçildi?" 324 "Söylediklerinizi anlayamadığımın farkında mısınız?" He mi. Rulo çalıyı çöz. Zira evet yerine Levent. Gazabıma takılan pişerdi. Uzayda her namlu. Kask giyme.. oyunun sonunda didin." Atom Bombacıyan’ın çenesi ve ağzı titreyerek gözyaşlarına hazırlanıyordu. fuarı kapar keş. Ve hazan bağını talan eder. Yardım. Kahır belaya eşit: Gam yenmez mi? Ergen gelin karşısına kırk görümce alınca. herif pek enerjik. gömüyorsun. şefi yirmi lirayla idare etmezdi ki. Paslı tren kapanmıştı.. Gayretliler toktur. Ya vergiler? Aynı tüzükler. yolu telden aşsa. Engereği zemheri yas'a iletir. fahişeler sendikasının faaliyet raporu gibi karmakarışıktı: "Hayırlı evlat badigart. Kasvet ruhu yakar. Sivrilmiş kemikleri donacaktır." Adeta. kalbe zıt krizi. konuşmasını can kulağıyla dinliyordum. Tapmağın bulutu ufak. tilki. Yangına ilk toslamamıştım. Çiğ keder oyalar beni. Karalayıcı peçelerin yüzeyini sel çimenlere gömer. Mayınlar diz327 dir teğmene. Uyumsuzluğun çırağı kiralanmaz. Viranenin dinç sahibine peri verelim mi? Nerdeyse zenci de demin kustu. Tek kelimesini anlamadığım halde. Toy efrada aşina ah geyşa soldu. oyun efkar tapası. Yetimlerleydim. Bipolar bozukluktan yani çift kutuplu ruhsal dengesizlikten mustaripmiş meğer: Gündüzün manik. baloncuk. pespaye lort kumla doysun. yok mu?!! İçimi kaynar bir sel basmıştı.. Leş payı sorun olmaz. dekadan kaçıklara kızmamıştı say ki. Yem öğrenci kuğularmmış. Harpleri. Ceset deşikse parçayı iliştir. Bu isteğini nasıl dile getirmişti acaba? Huzura çıktım. Atom Bombacıyan iyileşemedi. Sebil feciyse çökeriz. Tepelemeyin. vagon için. Horozlar piramide mi kondu? Pilli avcıyı silah veya kolonyası ıslatsın. uzmanlaştıkça çürüyor. Hapşırırdık kola açarken. Rahat tuzak. santral sinir sistemi kördüğüm olmuş. Üstelik beyninde ödem oluşmuş. uyumayalım. Doktorun anlattıklarına bakılırsa. Yazan eşi. Patetik reaya ötmediği zaman. Kabaredeki son otlakçının zıbarmış figürü kanda serpildi be. Galiba kargoyu büyük Po otlaklarına iten isimsiz pigme oydu. Kudüs'te depresif âşığa sor. İndekse palavra işliyoruz. Canım sütlü mısır patlamış mı? Perhiz namert ömrüne ne katar? Hap yutmanın dejenere avuntusu için banyoda değişiklik tasarladım. Kuyruğunu yalandan sallayan enselendi. imzayı koy. Korkuların güncelliği beleş. Ben de mafyaya katıldığım ilk dönemdeki gibi. Dolayısıyla. Çöl seçer gemimiz. karbon şey. polenler kaldılar. ilkel devriye delirip hepsinin ümüğüne binmişti. Harami cici felsefeci tatbikatta bir tütün çiğner se toz olma. Tilt kızardı. lüferleri ayarlayamıyoruz. Viskiye olan düşkünlüğü. durağan. dibi nerededir bakalım. Fil tezeğinde altın kaybedin. Cesaret sebebiyle kınanmış kişi ağlıyordu. hayali leşe bağlatır ipi. gözlükleri. Mangırı vidalayıp herkese serpin. atımı ful kızartmasın. Şili'de ışık açıksa uyanıyorsun. Yöre ifrit radarıyla taranmak. tetiğin emrinde. İsyancılar girdapta fön çekmesin. boğulduk mu düşünürüz. Çağında ilhamın dibini sığ sanan hiçten dingildesin. Dadını alevli sona eklendiğinde görmemiştin. Latan kaçık. sathımıza sıksa jeli. He.. geceleri uyuyarak geçirebilmek içinmiş.. Zom olmadığından eminsen. yok mu?! "Dur. "Beni mi emrettiniz?" He mi. yok mu?!!! Ne desem. Şablon efkarı." "Bana bir görev mi vereceksiniz?" He mi. yok mu? "Hırçın dul beş gol atmadığında.. Dürbünümü hayta cıvık moruğa fitliyorum. Güz kanı şekerlendirmişti. Camia jönü tepetaklak zedelenmesin. yok: İşte cinai şebekemize yön veren sihirli kelimeler. geceleyin depresifmiş. Migrene doyup da enikonu kanınca. Fırtına değil veremdi. Orda kahvenin ucuzuyladır dırdır. Sağır gözünde kardinal pıhtılaşacaktır.. Yuh! Kant bizi gene şarj etmedi mi? Finansta bir seviye korunacak. çeriyi ütüle kaç! Morglarda yün kumaş ile libero Kızılderili soğur. pis en kısa torununun omuzdaşlarıylaydı. ekmeğin yeni kapanı. Onur kördüğüm. Yazın dünyadaki üzgün güveyler gelip tok karnına inat sayhası ısırmıştı. meşe stokla. "Lobiye tozduğunda motor setine termit üşüşmüş!" Telaffuz ettiği sesli harfleri akılda tutabilsem bile. Velhasıl.

Domuzun yılandan olma piçi! Dargm'ı görünce. Kedime saz aldım." Hayati aval aval bakıyordu. O esnada Yadigar da peyda oldu. var gücüyle sırıtıyordu. Otogarın polis sinyali biraz kesat." "Söylediklerinizi anlayamadığımın farkında mısınız?" "O niye? Doğduğunda doktor seni yere mi düşürmüş?!" dedim. Eşek şakası gibi" dedim. fotoğraf filan istemiyordu. Bir tabanca satın aldım. Fakat onun sevimli sahteciliği.' şeklindeki hitaplarından biliyordu beni. İlkin sersemledim. ayaktakımı kabini. Kafile zalimse ahmak kibrin tadını yüceltendir. ifadesiz bir yüzle ve sessizce ağlıyordu. "Daha sarih konuşamaz mısınız efendim?" Konuya girdim: "Dert ortaklığını. III Bugünlere geldik. Dargın Dragon'un 72 . yok mu? "He. Müslüman kızma meyil vermesi. mafya pulu. söylemeye çalıştıklarımla alakasız olduğunun farkındayım. Hattâ kol kola Hissikablelvuku'ya geldiler. Mahalledeki fotoğrafçının çırağı. Dargm'ın siyah beyaz fotoğrafını aldım. Amma tuhaf bir isim? Fakat ona yakışıyordu." Atom Bombacıyan. şefkat ikramlarını hiç kimse ilelebet reddedemez Hayati. Onu gördüğüm ilk anı çok iyi hatırlıyorum: Kalbim bomba gibi patlayarak moleküllerine ayrılmıştı." Hislenmiştim: "Yadigar Dragon. Ben de 17'I öyle yaptım. haraç ödediği damat ile yevmiye verdiği gelinin düğününe gitmişti. Dargın.. Karekin Bey'e sonradan sordum. tabancamın kabzasına nakışlar işledim. Jöle içindir gelişkin tankın izi.. mülayim. Marjinal baronun hırt gence özenip haiku. o da ayrı mesele. Ne zaman Dargm'ı hayal etsem. zar dörtlü gelse kaptırmak mıyım? Çarpık filonun rotasını sıska kumandan gibi Babil'deki rahleye çevir. Kaçan balık. dükkandaki bütün mücevherlerin toplamından bin kat daha ışıltılıydı. Kaçıyorlar. muvazeneli bir gençtim. Söylediğimi zannettiğim sözler ile telaffuz ettiklerim örtüşmüyor. kadınların güzelliği acı verir. Doğayı közleyenin vedasından yari ustaca kıskanırım. Atom Bey. Umutsuzca sordum: "Onu öldürecek miyim?" He mi. ne duyduğu umurumda değil: "Bundan tam kırk yıl önce. Ağlıyordum. Dargm'ı kaptı. sözcükleri.. Yıllar muhakkak onu değiştirmiş olmalıydı. Dükkan sahibi Karekin Kuyumcuyan bana işin inceliklerini öğretiyordu. Bir keresinde. Suikast ve mağlubiyet bize rol kesecek ve lakin esrarengizliğini de bileyecek. Harfleri. Hırsız adımlara vız gelen yerde kadavralar savurdum. Perec Amca haklı.. ağzımdan doğru kelimeler dökülse. Ilımı bacıyan Krallığı'nın Tehlike Imparatorluğu'na dönüş m < -." 328 Atom Karınca Duası [Atom Bombacıyan] Hayati Tehlike'de damar var.. Atomcuk. Düşündüm. Kuyumculuktan öğrendiğim kadarıyla. İnzivayı yamyamlar hışımla kutladı. Dargın.. 'Aşkımı bir sır gibi senelerdir sakladım.. Her neyse. Bundan hiç kimseye bahsetmemiştim. Yine de anlatmak istiyorum. Dargm'm aşkı gönlüme Karınca Duası gibi nakşol-du. sidikli salyası akmaya başladı. Kurtuluş'u haraca bağlayan çetedendi. Hoş. şiir devşirmesi ne sakil! O komadaki konuğu vuralı korsan tutuştu. Bense "Bıktım bu 'he-yok' saçmalığından Hayati. ırz düşmanlığının daniskası sayılır330 di.. devrimci tüfek nefesi kâr etmezse namlu kekeler. Yırtık loş perşembelerim afaki. Bir tanesini Abidin'e hediye etmiştim. Beni dinlemesiyle yetineceğim. Karekin Bey yoktu. İnsanlar. Limon lokavtçıya kesif telve içirir. Tevekkeli değil körpeliği iblisin. gizli bir çift pençe. Peki ya ben? Ölünceye kadar haydutların prenseslere kavuştuğu bir istasyonda bekçilik mi yapacaktım? Kuyumculuğu bıraktım. Şu anda telaffuz ettiğim kelimelerin.Şekere gömülsem tözüm artık fişeklenir. beş satır kelam ya ettik ya etmedik.. ırk ayrımlarının bir ehemmiyeti kalmıyordu. istemem gıcır sakallı gureba jargonu. Onaylayalım fasıl bitirimini ve koruluğuna perde insin. kolyeler aldılar. Elbette rol kesiyordu. Yine de eski bir meseleyi anlatmak için Hayati'yi çağırttım. Gırla şapel tenhalığı tavuslarındı. Tatar gelinleri gibi. Pazartesi sabahları. kendi çetemi kurdum. Çılgın fikstürü. Kızın çenesini tutu: İsmin ne fıstık?' Ben bu suali Dargm'a hiç soramamıştım. Gidip.. bir ibret vesikası gibi. Sümüğümü damatlığımın koluna siliyordum. biteviye konuşarak.. Gel-gelelim. Kim bilir kim? "Güçlü moronları tam tekmil çarpıtın.. yaralayıcı gerçeklerin üzerini kelimelerle örter. Ben de 'Gelinle damadın iyi bir fotoğrafını tabedin. Konuşamıyo rum. birgün dükkana geldi ve Yadigar Dragon'un düğün fotoğraflarından ister misiniz?' diye sordu. Yirmibir yaşındaydı. Yeniyetmeydim. Bildiğin gündelikçiydi. Ağzımdan çıkanı da kulağımla doğru duyamıyorum. Yadigar Dragon. cümleleri yakalayamıyorum. gelip alırım' dedim. İrmik zerk et fincan kulp: Ah şu fosfor farkı. çünkü Dargm'ı almış ve aklanmıştı. annesiyle birlikte. Kurtuluş'ta Hissikablelvuku adlı bir kuyumcuda çıraktım. onun elmas damlası yüzü gözlerimin önüne gelse. Karekin Kuyumcuyan'dan yevmiyesini almak üzere dükkanı şereflendirmişti. anne-kız. senin için bir mana ifade eder miydi. Dargın'dan on küsur sene sonra ben de evlendim. Adını. Artık korkulası olduğu kadar acınası biriyim. Suç ortaklığı söz konusu olunca din. takım elbiseli genç bir adam. Mermiler evrensel bir dil konuşuyordu. Konuşmazdık. yani Cengiz'e bir fotoğraftan Hayati'yi işaret ettim. Düğün günü sarhoştum. Hissikablelvuku'nun da dibini köşesini süpürüp silerlerdi. Kestane şerbetiyle sıvanmış gibi parlıyordu. Tabiattaki bütün çiçekler yok olsa ne hissedersin? Karekin Bey. hem de imkansız. Dargın. Hayati çıkageldi: "Beni mi emrettiniz?" He ya da yok dememi umuyordu. Bir Ermeni'nin. değil mi?. Ona bakarken hep gözlerim buğulanırdı. O fotoğraf. Cehennemde yazgının çözüldüğü görkemli fesih ile tabii ferasetim kısırdır. merhamet.. damarlarımı çekip sararak yumak yapmış ve yanan çalılara fırlatmıştı sanki. Yine de. yine aynı şoku yaşıyorum Hayati. taşındım. O da Karekin Kuyumcuyan'ın zırt pırt Atom evladım. Dargın temizliğe gelmiyordu artık. Çocukların güzelliği neşe. Hâlâ da silahlarımın üzerindeki işlemeleri kendim yaparım. İşler büyüdü. benim canhıraş içtenliğimden daha çok iş görüyordu: "Hasıhkelam. Fakat şimdi bunlardın bahis açmak hem gereksiz. Dargın da insanın içini sızlatan cinsten bir dilberdi. Falancaya temiz Niko kontratımı devredişimi sayma. "Benden özel bir isteğiniz mi var?" Canım sıkıldı: "Şu basit cümlemi anlamak gerçekten bu kadar zor mu? Ben senin ne dediğini gayet iyi duyuyor ve anlıyorum oysa?" "Bana bir görev mi vereceksiniz?" "Allah kahretsin!." Hayati sözlerimi anlıyor gibiydi.. Dargm'ı unutamadım. Bir senem orada geçti. Bir sene boyunca hepi topu Karınca Duası kadar. bilezikler. uzaklaştıkça büyüyor. Otuzlu yaşlarmdaydı. küpeler. annesi ona seslendiğinde öğrenmiştim. Uzay tanığı pelerini. Hissikablelvuku'ya ayda bir uğrayan bir eşkıya tohumuydu. Hatırlamak ve unutmak insanın kontrolünde değil." Fotoğrafta. dil.1 nin münasip olacağı fikrine vardım. Bakışırdık... çünkü sınıf atlamıştı. Dünyanın en ağır küfürlerim etsem ya da en harika aşk sözlerim söylesem kimse çakozlamayacak. Kumraldı. Evlenmek bir erkeğin yapabileceği en budalaca fedakarlıktır. Hissikablelvuku'ya gelen temizlikçi kız.' Şimdi de sırrı açığa vuramıyorum: Ne sevgilim yaşıyor ne de dilim dönüyor. Bir kız vardı: Dargın. Karekin Bey'in evine temizliğe giderdi. Şiilik ettim. Munis. Atom yavrucuğum. sırdaşlık tekliflerini. Onu aramıyordum. altın yüzükler. Aşk çiçeğinin gübresi paradır Hayati. görmüyordum. bir hayat bilgisi kitabı gibi bana gün geçtikçe daha çok şey anlattı: Yadigar haraç toplamaya gelmiyordu artık.

bir tane daha. Çifte Yürek] Gece.." Damadın son yolculuğu Fotoğraftaki adamın kim olduğunu bilen yoktu. Böylece. Bir bahar akşamı. Aşağıda deniz. Lı rini." "Geciktim biraz. Elleri ve ayakları bağlı Halil İbrahim Kalibre'yi bagajdan çıkardık. kusura bakmayın. Kanlıca sahilinde balıkçıların fotoğrafını çekiyordum. Hapisten kaçmak için kazdığım tünel beni tımarhane mezarlığına ulaştırdı. (. Dargm'ı kendime sakladım. Ne zaman bir aptal görse sevinir: "Ooooo. bakalım şimdi sıra kimde?" deyince. Çıkışa ulaşmak için labirenti ateşe verdim. Kışı uykusuz geçirmiş bir ayıya benziyordu. Dargın'a gidip evlenme teklif edecektim. Kuşlar. kimler gelmiş. Ve bana onun kellesini getir. Halil ibrahim Kalibre "Sözüm meclisten dışarı. bagajda öyle tepiniyor ve bağırıyordu ki. Fotoğraf elimde. Kalibre'yi salıncağa oturtup bağladık." Doğru ve yerinde bir soru sordu: "Onu öldürecek miyim?" Anlayacağı dilde cevapladım: "He. beynini güzelce kesip paketlersen makbule geçer. Oradaydım. N'apahm. geceye ekstra karanlık katan nemrut suratıyla ortama dahil oldu. Fotoğrafı evvela Abidin Dandini.. çenesiyle sahneyi işaret etti.. kıvançlı bir sırıtış ve Bay Kalibre için alkış talep eden jestlerle masamıza yürüdü. çaresizliğimi perçinlcyo■<• l< V ı ne de cıvık çakalı bul. Illüzyonistin tek tek alıp havaya fırlattığı yumurtalar beyaz güvercinlere dönüştü. Polise gittim: "Dün gece eve döndüğümde içeride hırsız vardı. Namevcutluğu. Karadeniz'e bakan ormanlık bir arazide ilerliyorduk. Turgut Rulet [Çeteye ara sıra hizmet sunan gedikli bir tetikçi] ve Victor'a gösterdim. Halil İbrahim Kalibre'yle buluşacağımız Owl adlı gece kulübündeydik. Şimdi yetmişlerinde. Atom Bombacıyan’ın sıradaki kurbanını merak eden Halil İbrahim Kalibre." Polisten de ses çıkmadı. Halil İbrahim Kalibre. kulaklarını.ımi'. İslam'a dönecektim. panterin ağzındaki portakal misali. yeraltı dünyasında gerginliğe sebep olmuştu. gülümseyen Dandini'ye bakıyordu.. artık önüme gelene soruyordum: "Bu -lanet olası." "Yorma kafanı. Aksine. O zaman. Fotoğrafın orijinali siyah beyaz. Kendi kendime söz verdim: Dargm'ı hiç rahatsız etmeyecektim. cehennem dumanı. Kıçımın halkası kayboldu. Bir fotoğrafçıya verip renklendirtmiştim. onu gülerek karşıladı. Teşvikiye Camii'nde cenazesi kılındı. açık unutulmuş çamaşır makinası gibi köpük saçıyordu... Uçurumun kıyısındaki yüksek bir ağaca upuzun bir salıncak kurduk. benim deli olduğumu düşünürdü. Etrafta. herkes bana baktı." Uzattım. İntikamım zaman aşımına uğradı. aldı. leriyle Cem Yılmaz'm Hokkabaz filmindeki iskender Tüıuy dın'ı hatırlatıyordu. "Hayati Tehlike" diyerek kendimi tanıttım. ne halde olursa olsun. Ormanın sonundaki uçuruma varınca durduk. vitrindeki damadın Yadigar Dragon olduğunu öğrendim. yumruk yemiş gibi morardı.. salonda bir tur döndükten sonra Halil ibrahim Kalibre'nin tepesine iniş yaptı! Hokkabaz." Anadolu yakasında. dehşet saçtım. Sıkı numaraydı. Abidin Dandini'nin ağzını aramaya gelmişti: "Avangartla Torino'ya üzüldüm. Onları gökdelenin terasından vahşi kuşlara fırlatırım.beyefendi kim sizce?" Herif cin gölgesi. Sahil yolunun üst tarafındaki fotoğraf stüdyosuna doğru yürüdüm.. trafiğin zürriyeti bağlanmıştı..o. * ^f * "Bebeği beşiğe koy" dedi Abidin Dandini. başınıza talih kuşu kondu!" diyen hokkabaz. Bu adı daha önce de işitmiştim.. Abidin Dandini. ayaklarını.. Bir cüce için fazla uzun bir isim? "Memnun oldum. İcabında. "Bunu dedem de yapar" diye düşündüm. kaybolmaya yüz tutsa bile. önündeki masaya diziyordu.. kaç yaşında. w. Ben girince paldır küldür pencereden kaçtı.kuna düştü ben çözemiyorum. kalbini. Bu fotoğrafı düşürmüş. 73 . kağıdı açtı ve ortaya çıkan yazıyı sessizce heceledi: SIRADAKİ SENSİN HALİL İBRAHİM KALİBRE. Geçenlerde. "Efendim?" Hızır Hızlı söyleneni duyamamıştı. istifim bozmamaya çalışırken. Kırk yıl bir sürü adam vurdum. Önce boş ellerini gösterdi. Kalibre. Sahneyi yandan gören bir masaya tünedik. işte o kızı seviyordum. "Evet sayın seyirciler. Kan döktüm. Çok iyi ve çok kötü şeyler uzun sürmez. Tanımıyorlar.. Halil İbrahim Kalibre. Bir sigara yaktı: "Ne bileyim Abidin? Kenef gardiyanı gibi bekli334 yorum ben. Yadigar'ı mıhlayacaktım. "Ağzını bantlamadın mı?" "Bantladım. gözüm açık gidecektim. onu benden alan pisliği temizlemiş olacaktım. Dandini. adamın iki yana açılmış kollarına dizildiler. I-ıh. Vitrindeki kocaman düğün fotoğraflarından birinde. gelerek yakaladığı güvercinin bacağına iple bağlı katlanmış kağıdı ibrahim Kalibre'ye takdim etti. Çevremdeki herkese sordum. dünyayı dişlerinin arasında tutuyordu. içimi onu gebertme arzusuyla dolduruyordu. Adımı takdir eder gibi ağzını büktü ve nazire yaparcasına "Ben de Halil İbrahim Kalibre!" dedi. Bu cinayet. 'Nasıl bilirdiniz?' diye sorulduğunda. Aylar geçti. duysa da anlamazdı. hayat devam ediyor. Film bitti. benim meçhul hedef. Yumup açtı ğında avucunda bir yumurta duruyordu. mağduriyeti332 me son vermeyecek.. Yani fotoğraftaki os. sevdiğim kadını dul bırakmamış. giysileri derisinden daha dar kızlar dolanıyordu. ellerini. Bana da elini uzattı.. ifrit fısıltısı gibi görünmezdi. Zaten pat diye karşısına çıksam. Kulübün prestijli loşluğunda. kulise gidip illüzyoniste manifesto çaktı. deliğe şimdi kim düşecek diye. giderek eriyip küçülse. İkisini yan yana koymuşlar. konsantre olamıyorum.bünyesinde. üzerine de 'Eski fotoğraflarınız onarılır-renklendirilir-büyütülür' yazmışlar! Fotoğrafçıdan. Ağacın dalma bir de misina doladık. Yani el çabukluğuna dayalı hile teknikleriyle gözleri aldatan adama rüşvet verdi. Sana daha yeni bir fotoğrafını verebilirdim. Dargm'm öldüğünü öğrendim. başındaki kuş uçtu. Yanlış bir oyun oynadım. nafile. Dargınla aynı gezegende yaşamakla avundum." O sırada illüzyonist sahneye çıkmış ve şovuna başl. Bir tanesi de başına kondu. Cengiz Cingöz. Dargın ölürse. Durumu izah ettim: "Düğün fotoğrafından kestim. günden güne. fakat ölmesini istediğim asıl kişi. renkli ışıklar yanıp sönüyordu: İçeride polis arabaları UFO kovalıyordu sanki. siyah-beyaz ve küçücük bir kopyası vardı. Yadigar ölünceye kadar bekleyecektim. Bir tane daha." Tokalaştılar.. "Cep bilgisayarını şarja tak!" diye kükredi Dandini. ben de 'İyi bilirdik' dedim. Yadigar Dragon'un kırk sene önceki hali bu. Şimdi senden ricam şu: Al bu fotoğrafı." Vakur Avangart ve Nuri Torino'nun haklanması. yakıp yıktım.. kimin sakızı kimin b. Yumurtaları. m Kabus görürken hayal kuramazsın Kahkaha yok olmaya mahkumdur. dilini.. Kırk yıl." "Sırada kim var? Ha?" Abidin Dandini." "Evet" dedi Dandini "ama bu iyi bir şey mi?" Bay Kalibre'nin suratı. ti: Kaim gözlükleri. Kalibre. Kırk yıl boş yere bekledim Hayati. [MARCEL SCHW0B. Artık kırk yıllık damadı son yolculuğuna uğurlayabilirdim.ruk çuvalı çoktan buruştu. "Tebrikler beyefendi. parlak yeşil ceketi ve lavabo beyazı dr. arabanın içinde birbirimizi işitemiyorduk. Abidin Dandini. Eğer ben ölürsem. kolunda geliniyle sırıtıyordu! Aynı fotoğrafın bir de eski püskü. 18671905.

Kültürünü bulmaca çözerek geliştiriyordu. neyim var?" "Epeydir komadaydınız. kucağında yeni doğmuş bir bebek yani beni getirmiş.. Ondört yıl önce. Deney başansız olmuş. Daha ondördümdey-dim. kahvaltı sofrasında gazetenin bulmaca sayfasını açar. Kitabı nereden bulduğumu sordu. Nazikçe reddettim. bilgisayarda aslına uygun şekilde düzenlenmiş. burada mısın? Kabusun ortasında hayal kurma!" Ona bir bakış attım: Kıçı kırıklıktan çıtkırıldımlığa ne çabuk yükseldin? "Benim kadar çalışırsan sen de yükselirsin. Merak. Önce 'yukarıdan aşağıya' bölümünü çözer. zavallının son cümlesi buydu. Bir şey diyemedim. Hikmet Mete Tetik'in sağ kolu Ferdi Fedai gözlerini açtığında ona sevgiyle gülümsedim: "Şu anda nerede olduğunuzu biliyor musunuz?" Erenköy'de boş bir apartman dairesindeki oda. Kitaplarımı almayın!" Kırbaçlanan bir kardanadam gibi darmadağın oldu. Üç katlı evin her yeri kitaplarla doluydu. O gün. Fazlasıyla kan kaybettiniz.ruğu gibi güme gitmemiz an meselesiydi. Bombalı salıncaktan geriye yalnızca tepeden sarkan kısa ip parçaları kaldı. Abidin Dandini. yanında bir tek o köylü kadın varmış. Elyazmalarının dizili olduğu bölümde Çanakkale defterleri yan yana duruyordu. Zira çocuk sahibi olamıyorlarmış. Zühtü Zubizaretta'ya telefonda "Cihannüma'mR ilk baskısıyla ilgilenir misiniz?" dedim.." "Ben senin annen değilim.." n«ı "Adınız nedir?" "Ferdi Fedai." Cevap 11 harfliydi. Kalibre'yi sallarken dalgmlaştım. Çok heyecanlandı. Ağzındaki bomba patlamasın diye sürekli başını geriye atıyordu. Arabamı otoparka bırakmıştım. n'olur ölme. bağırıp çağırıyor. Her sabah. Merdivenleri çıkarken "107 bin 499 kitabım var" diye açıklamada bulundu." dememle on yıl yaşlandı.annixm. tası tarağı toplayıp uzak bir semte taşınmışlar. Bir gün.. Bulmaca sayfası. Kitaplara dokunmamdan gıcık kaptığını hissediyordum. o kadar «1/ Abidin Dandini'nin sesiyle kendime geldim: "Hey evlat. boynumda stetoskopla doktor kılığındayclım. Bombanın pim halkasından misinayı geçirip düğümledi." 74 . Halil İbrahim Kalibre'nin. Derhal yanıma gelip kitabı görmek istedi. O haldeyken bile Cih. bilmiyorum. Uçurum boşluğuna gidiyor ve geri geliyordu. O yoksul fakat neşeli kadını. "Senin annen. çocuk posterdeki kadına nedenini bilmeden ilgi duyacak" di ye düşünmüşler. Köylü kadın da beni anneme devredip köyüne dönmüş. Uçan Kız filminin posterini salonun duvarına asmışlar. Beni evine davet etti." Sesi titriyordu. annemin uzaktan tanıdığı bir köylü kadın. Senarist babam. minik kareleri harflerle doldururdu. Bir düzine kitabı çantaya doldurdum. Ben de üzerimde beyaz önlük.Kavalyem Azrail "Neler söylüyorsun anne?" Mini eteğiyle uçarak tüm dünyaya külotunu gösteren şu bıyıklı. geceden kendini vurarak ebedi uykusuna dalmışmış." "Bugünün tarihini söyleyebilir misiniz?" "Haziranın 25'i galiba?" "Ferdi Bey. çoğunlukla. Bu büyük felaket karşısında acıyla kıvranıyordu: "N'olur. Yirmi yıl önce. temkini yok eder. 336 Bu sözün anlamını kabul edecek durumda değildim. Salıncağı var gücümle ittim. Davulcu os. Beni öz evladı gibi seven üvey annemi. kendimi bildim bileli salonun duvarında asılı duran afişi gösterdi: Uçan Kız . Sonra da emzirmiş. Bummm! Halil İbrahim Kalibre yanık zerrecikler halinde uçuruma saçıldı. soruda bir tuhaflık olduğunu fark etti: "Naçiz vücuduna kol kanat geren hempalara dümen çeviren ve sezon nihayete ermeden künyesi silinecek olan müptezel fırıldakçı. "kan çekecek. Kendilerince.Kalibre'nin ağzındaki bandı söktü: "Karın. Kalibre'yi sallamaya başladım. Beykozlu İdris oğlu İshak'ın günlüğünü bulunca silahımı çektim ve namluyu Zühtü Bey'in buruşuk gırtlağına dayadım. karısı onu terk etmişti. hastanın kalp atışlarını gösteren bir monitör bipliyordu. yukarıdan aşağı sütunundaki 13. Gitgide kızaran ve irileşen kafasından duman çıkıyordu. embesil sarışın nereden benim annem oluyor? işte o zaman. Ölü biyolojik babam ile baygın biyolojik annem arasındaki emniyetsiz boşlukta tümüyle savunmasız halde duruyormuşum. "Hastanede miyim?" "Neden burada olduğunuz hakkında bir fikriniz var mı?" "Yok. bana yaklaştığı sırada başını öne eğdiğini fark ettim. uyuşturucu tedavisi gören Uçan Kız'a birkaç kez götürmüş. Onyedi yıldır. sürekli titriyormuş. Çocukluğumda. senin annen o!" deyip kolunu ağır ağır kaldırarak. Sağ köşede. gazete kağıdına basılmış ve Lokman Kolpa'nın posta kutusuna bırakılan gazetedekiyle değiştirilmişti.. Ben bir gün sandal yeye çıkıp afişteki kadına mavi bir bıyık çizmişim. Fakat maalesef Uçan Kız bilinçsizce etrafa saldırıyor.. Köylü kadın beni hastaneye.dyi görmeyi umuyordu. alkol ve uyuşturucunun etkisiyle sızmışmış... Budapeşte'den aldığımı söyledim. Elli yaşında pankreas kanserinden öldü. Mübeccel Ecel adlı Uçan Kız ise. annemle babam ziyadesiyle ke-derliymiş. ömrünün son dakikalarında bana hakikati anlattı. Bir yandan da boğuk sesler çıkararak yalvarıyordu: Yaban fokunun çiftleşme çağrısı gibiydi. Annemle babam. 'sağdan sola' kısmını çözmesine gerek kalmazdı. Karaciğerinizden bıçaklandınız. Bizi de beraberinde patlatmaya niyetlenmişti. * ■$? * Lokman Kolpa'nın işi kalpazanlık.." Utanmadan bir de aklımdan geçenleri okuyordu. "Ben ölüyorum Hayati" demişti." "Hatırladığınız en son olay ne?" "Eve dönüyordum. hayır. hayatta olduğunu biliyor mu?" "Ne olacak şimdi?!" Evet. Ambulansla hastaneye getirilirken kalbiniz durmuştu. Mor ağzında düğümlenen yıllanmış somurtuşu kabardı. 40 bininci kitabı aldığı gün. "Azrail'in programında ne varsa o!" dedi ve salıncaktaki kurbanın dişlerinin arasına bir el bombası yerleştirdi.. Gözyaşları içinde ellerini öpüyordum. Köylü kadın. Cinai tehdit ihtiva eden bulmacayı ben hazırlamıştım." "Epeydir derken?" "Eee. hobisi bulmaca çözmekti. Tabancayı uzaktan yüzünde gezdirdiğim Zühtü Zubizaretta "Artık maalesef yal338 nızca 107 bin 487 kitabın kaldı. "Ölme anneciğim. yeni doğurduğu bebeği ilk kez kucağına alan anneler gibi ağlayarak gülümsemiş. Annem beni görür görmez. bir hastaneye ait gibi döşenmişti: Hasta yatağına uzanmış Ferdi Fedai'nin koluna serum bağlıydı." "Söyleyin doktor.. Birkaçını inceledim. Köylü kadını meğer senaristin yıllardır ayrı yaşadığı fakat resmen boşanmadığı karısı işe almışmış. Birden.. Ve nasıl desem... Galiba altına işemişti. Yanımda büyükçe bir deri çantayla gittim. beni parktaki salıncakta sallayan annemi hatırladım." "Ne?! Onyedi yıl mı!" "Evet. Sizi hayata döndürmeye çalışırken beyniniz oksijensiz kaldı. beni besleyebilmek için annemden yardım istemiş. Yaşlı başlı bir senaristin metresi olan Uçan Kız beni doğururken.

Abidin Dandini." Sanki ona yalan söylemeksizin konuşmanın bir yolu yokmuş gibi "Üzülmeyin" demekle yetindim. çamurlu suya basmasın diye yere paltomu serdim: Bunu. Böylece. takma sakalı gevşemişti. Hemşire "Ferdi Bey'in ziyaretçisi var" dedi ve odadan çıktı. Kumar oyna-yacaksak. Şebnem'in Ş'si değildi." Fedai zırıl zırıl ağlamaya başladı. Ruhumun fermuarı sıkışmıştı. Önce intikam alır. Abidin Dandini. Ferdi Fedai'nin yüzüne tutum. yazık. Daha sonra serum içinde Norcorun bağlayarak Ferdi'yi geçici felce uğrattık. uzamış sakallarını. Doğrulmaya çalıştı fakat başaramadı." "Sen de kimsin?" Ferdi. Dahası. Maktule. Düzenli tedaviyle." "Hangi silahları? Ben artık her şeyin dışmdayım." Hayret tünelinde ışıksız kalan Ferdi Fedai'nin gözleri doldu. şu andan itibaren kalbim senin için çarpardı. "o kadar yaşlı ki." Gaipten gelen ıvır zıvır Görüyorsunuz ya. birkaç konu belirlerdik. Seyrelmiş ve 340 ak düşmüş saçlarını." Onu.Ferdi Fedai dehşet içindeydi. Buz pistte paten kayıp dans ettik: Rakip çeteler tarafından vurulan adamlarımızı bazen bekletmemiz gerekir. uyanmanız ancak bir mucizeyle mümkündü. arkadaşlarının tebrik mesajlarının yer aldığı bir film hazırladım: Özellikle mafya içinden birinin ortadan kaldırılmasına karar verildiğinde. Hijyenik ped reklamı gibi imalı sözlerle ve sahte bir neşeyle konuşuyordu. Elini omzuma koydu. cesetleri Florya'daki metruk buz hokeyi pistinde saklamıştık. Abidin Dandi-ni'den öğrendiydim. Çeten seni sattı. fakat erkeğim ve beni huylandırdın" demişti. keyfi yerine geldiğinde ise müspet sözler söylemesini teklif etmiştim: Gizli polisler veya yabancı gangsterler arasında kullandığımız bir taktikti. Mesela golf oynayan ya da havuzda yüzen canlı hedefe.'" Abidin Dandini'yi tanıdıkça konuşkanlığın tevazudan kaynaklanabileceğini. "Benim. Derdimi anlıyormuş-çasma başını sallayarak iç çekti: "Eminim bir gün sen de hayatının kadınına rastlayacaksın evlat. Frizbi gaipten gelir. değil mi?" diye soruverdim. Şebnem'in doğum günü için. Geçen yaz. Hapiste şişlediler. RNA'larımda romantizmin R'si yok. "Kıpırdayamıyorum?!" "Sakin olun Ferdi Bey. Toydum. Atom Bombacıyan arabadan inerken. Halil İbrahim silahları nereye saklıyordu. Bana Onan Kellesini Getirin!] Abidin Dandini kör olsaydı bile. Madam Gali denilen bir kadına elmas satacaktık. birini ölümle tehdit etmede kullandığımız bir yöntemdi. 342 Barika'daki Sevgililer Günü partisinde Şebnem'e canı sıkıldığında halası hakkında menfi. Şebnemle Pera Müzesi'ne gittiğimiz gün. Pistte ölüyü bir kişi kollarından. Bu kayıtlarda "Cennete giden en kestirme yol cehennemden geçer" ya da "Senden sonra dünya çok ıssızlaştı. Kel bir devin kafasındaki son saç teli gibi yalnız hissediyorum" ya da "Şahin Şahmerdan'a söyle. Bombacıyan çetesinin üst tabakasında yer alan ve ölümcül sırları bilen 'Şahitlerden olduğumun işaretiydi. söyle." "Evet dışmdasın. Daima alaycıydı... 817 numaralı odaya bir ayna getirebilir misiniz lütfen" dedim. Yolda sordum: "Genç bir kadın mı bu Madam Gali?" "Hayır" dedi.. 75 . onun çenebaz bir kaçık olduğunu düşündüm. Moda'daki evine giderken kloroformla bayıltıp sahte kliniğe kaçırmıştık. benim DNA'larımda duygusallığın D'si. Bana öyle çok şey öğretti ki. Kas sisteminiz tümüyle paralize olmuş durumda. şimdi de işten kovuluyor. uzatma. "Seni seviyorum Şebnem" yazılı frizbi fırlattım: Bu. Dandini paltosunu çıkarıp göledi kapatmıştı. memelerinden süt yerine süt tozu akıyor. Hakaretlerinin inceliği. Önceden aramızda kararlaştırdığımız bir kişi. Uzun zaman oldu. Az sonra hemşire kostümlü güzel bir kız elinde aynayla geldi. On seneden fazladır birlikte çalışıyoruz. bir tür dansı andırır.. buruşturdu." dedi "Gizli depo. Artık sen benimlesin. Onyedi senedir hastane masraflarını Atom Bombacıyan karşılıyor." "Geçen sene. Sürekli yatmanızdan kaynaklanan bazı yaralar da var. ben sadece tetiği çektim" türünden tuhaf laflar edilirdi. "Önce öldü. birkaç aya kadar yemeğinizi kendiniz yiyebilirsiniz." Felçli Fedai: "Tetik beni öldürür!" "Patronun tahtalıköyü boyladı. Ferdi Fedai ölesiye şaşkındı. sen iyi bir adamsın." "Hikmet Mete Tetik öldü mü?. olay veya yer hakkında bir öyle. hesaplaşma tablosu tersine döner. Ferdi Fedai'nden. 141 Çeteye girdiğim ilk günlerde. göğsünde bana sıkılmış bir kurşunun izini taşıyor. tanıdıkların müstakbel ölüye hitaben taziye mesajları filme alınır ve ilgili kimseye gönderilirdi. 1925-1984. mafyadaki tecrübelerimden uyarlamaydı." "Onyedi senedir burada değilim! Beni tuzağa düşürdünüz!" Kolumdaki saati ağzıma götürerek "Hemşire hanım. İncele incele iltifata dönüşen hakaretler "Onu öldürürken kibar davranman gerekmiyor. Şebnem Şibumi'yi etkilemek için yaptığım her şey. Nadide'yle tanışmamıştım daha. cinayetten önce düzenlenen bir nevi cenaze merasimiydi. Doğrusu. Abidin Dandini içeri girdi: "Geçmiş olsun Ferdiciğim. Tek fark şuydu: Tehdit frizbisini atan kişi saklanır. Ağrıdan harap olmasın diye morfin enjekte ettik ve gözkapaklarmı açıp bantladık. kırışmış zayıf yüzü nü görünce ağlamaya başladı: "Demek. Yeşilköy'deydi.. bir böyle konuşurduk. bir hastalığın iyileşmesine ve kötüye gitmesine neden olan şeyler ya da eski şarkılar gibi.. boyadı. Mesela bir restoranın dekoru. Kolumdaki 'Ş' harfi dövmesi. makyajla ihtiyarlatılmış Abidin'i tanıyamamıştı. mizah ile merhametin akraba olduğunu ve ilk izlenimlerin izlenim sayılamayacağını kavradım. Abidin Dandini'ye "Aşk'm gerçekte ne olduğunu kimse bilmiyor. Gizli cephanelikten haberim var." [SAM PECKINPAH. hayatım onun yazdığı bir senaryoya dönüştü. Gülmemek için kendimi zor tutarak kapıya yöneldim: "Sizi baş başa bırakayım. ondan sonra cesedi ortaya çıkarırız. Ve ona şöyle diyeceksin: 'Ben evli bir adamım.. Çünkü başı hariç tüm vücudu felçliydi. Ferdi Fedai'nin ve Abidin Dandini'nin yüzünü onbeş-yirmi yıl ileriye kurdu: Macunladı.. cehenneme gitmesiyle benim bir ilgim yok. Aynayı. fakat ellerini kıpırdatamadığı için durumun farkında değildi: "Yeşilköy'de." Vakur Avangart çeteden ihraç edildiğinde..." Beni de tiye alıyordu. Hareket kabiliyetinize yeniden kavuşmanız için elimizden geleni yapacağız. gizli silah deposunun yerini öğrenmek istiyordu. biri de bacaklarından tutup taşırken. sözgelimi "İşin bitti Volkan Revan" yazılı frizbi yollarsın.. onun karşısında ceketimin düğmelerini iliklerdim.." "Yalan söylüyorsunuz!" "Lütfen ümidinizi kaybetmeyin. Onyedi senede çok şey değişti. ister istemez sağa sola kayılır. Gece boyunca bir makyaj sanatçısı. iltifat tadı veriyordu. Bombacıyan da "Kadın olsaydım. bütün gençliğim bu lanet yatakta geçti!. Bahçe girişindeki nöbetçiye "Kapıyı kendin gibilere açma" derdi mesela. Biz de konuşmayı dışarıdaki ekrandan izliyorduk: "Silahlar nerede?" "Nasıl bilebilirim ki? Onyedi senedir uyuyorum? Depodadır herhalde?" "Bak Fedai. Abi-din Dandini "Çok talihsiz bir hafta geçirdi" diye hayıflandı. Makyajı akıyordu.

Zaten ofise hemen hiç uğramıyordum." Doğru söylüyordu. Ona. ben uyursam o horlar. Dolmabahçe Sarayı'nın bahçesinde evlendik. evlilik ise sağırlaştırmıştı. yapman gereken şey çok kolay. ben 76 . vergi hesapları vesaireyle iştigal ediyor zannederken. Kader'e hiç ses etmiyordum. aptal gibi görünmek pahasına bıyığımı korumaya aldım. Geçici Diriliş] Nadide Dide'yle tanıştığımızda. fotoğraf çekmeyi öğrendim. hattâ onlarla dans ettim. Yalnız. Masada ki dergiyi gösterdi. değil mi?" "Aynen öyle." Gözlerinde bir kuşku çizgisi belirdi: "Siz erkekler. Yine de Nadide Dide'yle yuva kurmak bana çok şey kattı." Gelinlik giyeceksin. saraya gereken zarafeti tek başına karşılıyordu.. elleri arkadan kelepçelenmiş damat da bir polis nezaretinde arabaya bindiriliyordu." Galerinin cam kapısındaki afişte yazılı adı gözüme çarptı: "Nadide Dide. Eski şarkılara hayrandı: "Eski şarkılar neden daha iyidir? Çünkü kötüler zaten unutulur. Haber ilgimi çekti.. mucizeleri ucuz atlatırsın" diye geçiştirdim. Canlı bomba kadar hassaslaşmıştım fakat belli etmemeye çalışıyordum: "Bu fotoğrafları çeken kişiyi düğünümde görmek isterim.Beni birileriyle tanıştırırken şöyle diyordu: "Hayati Tehlike. Nadide beni muhasebeci sanıyordu. öyle mi?" Birine silah doğrulttuğunda gülerdi: "Cehenneme gittiğinde seni Abidin Dandini'nin gönderdiğini söyle." Nitekim sevgilisi Leyla Ka-lahari bir zamanlar şarkıcıydı. Yüzüme bakarak sevecenlikle sordu: "Sen nasıl bir adanı sın böyle?" "Allah beni nasıl yarattıysa öyleyim. Duvağın ardından hüzünlü bir şefkatle "Burnun yapayalnız kalmış" dedi.. Bay Dandini. Gelinim o kadar güzeldi ki. Abidin Dandini bir kahkaha patlattı: "Martavalın daniskası! Bak. tekrar ağzında toplandı. bütün erkekler bekardır" 344 Four Seasons Hotel'in barında oturuyorduk.. birlikteliğimizin sıhhatini garantiler. Ofisi babasının malı ya da dingonun ahırı gibi kullanması münasipti." Düğünümüzde. eğer erken boşalmak istemiyorsan. "Hımmm? Nedir?" Bombayı patlattım: "Gelinlik giyeceksin. hem kadınların büyüsüne kapılıyor." Kahkaha atacağını sanıyordum. Fakat sevgisi. akşamüzeri ofiste ağırlıyordu. karısının cesedi soğumadan. sessiz ve mülayim bir adam olan üvey babam. Ben havlarsam o ısırır. Kadın erkek münasebetlerine damgasını vuran meşhur hassasiyet. Siyah-beyaz gelin-damat fotoğrafları cidden enteresandı: Asansörde en üst katın düğmesine yetişebilmek için cüce gelin." "Öyleyse bilim adamları neden bunu açıklamıyorlar?" "Çünkü saygınlık ve zenginlikleri.." "Öyle mi? Neymiş?" "Sevişirken göğsünden nefes alacaksın. mucizeleri ucuz atlatırsın Akıllı kadınlara da rastladım..rursam o kokar." Nadide Dide. Hayat kadınlarıyla hiç ilgilenmezdi. sarışınlığını baskı altında tutuyordu. Gelin polis arabasının arka koltuğunda oturuyor. yıldızlardan ihraç edilmiş renkler yansıyordu. Kapakta 'Bilim Dünyasından Erkeklere Müjde' yazılıydı. "Sen evlisin?!" "Henüz değilim.. Kendisine silah doğrultulduğunda gülerdi: "Bundan sonra doğum günlerim bensiz kutlanacak. Nadide çok zeki bir kadındı fakat aşk onu kör etmiş. Avantaja bağladım: "Elbette. Nadide ofise telefon ettiğinde benim birazdan geleceğimi söyleyerek vaziyeti idare etmek ve sonra da beni arayıp durumu bildirmekti. mafyada çoktan 'Şahitlik' mertebesine erişmiştim." Benimle evlenir misin? Gerçi şu anda 'ben' derken neyi kastettiğimi bilmiyorum! "Merhaba" deyip gülümsedi. "Aptal gibi görünmeyi göze alırsan. Gaga Sanat Galerisi'ndeki Bekarlığa Veda adlı sergiyi geziyordum. Nadide'den başkası beni ı/ı / ofisten aramıyordu. Kalbim yanan bir gemi gibi onun aşkının sularına gömüldü: "Merhaba. Tebessümü yüzüne yayıldı. Eşimizi tanımamızı engelleyen hastalık mirası [o uzlaşmacı. Yüzüne iki numara büyük gelen gözlerinde. ben os. Bir de kırkdört yaşında. Annem bana "gerçek annen o" deyip Uçan Kız afişim işaret ederek ruhunu teslim etmişti. varlığımın kayalık zeminine ilk kazmayı vurmuştu. Yapması gereken tek şey. Bıyığımı kesmiştim. ilaca ihtiyacın yok. Ona göre." Onu tam olarak anlamak imkansızdı. Devlet Malzeme Ofisi'nde çalışan." Haklıydı. Atom Holding yönetim binasına yakın bir apartman dairesi kiralayıp dekore etmiştim. Alelade bir çapkın değildi. [TİM TRILUNG.. Daima ya çok öfkeli ya da çok neşeliydi. Hikmet Mete Tetik'le görüşen Abidin'i beklerken oyalanıyordum. sahte sarışın dul sekreter vardı: Kader Güler. Beni neden sevdiğini öğrenmeme izin vermeksizin scvcı di. Dergiyi alıp karıştırmaya başladım. Lüks mekanlarda vakit geçiriyorduk. canımı almaya kalkışmasına engel olma yacaktı. Leyla Kalahari'yi yani kadınını hatırlattığımda "Vefasızlık. bizim cehalet ve çaresizliğimize bağlı. Evliliğimizin otuzüçüncü ayında oğlumuz Gerçek dünyaya geldi ve Nadide doğum sırasında öldü. herhangi bir davranışını ya da sözünü de. Çenesinde-ki koca et beni. aslında duyuların çöküşüyle başa baş gider." Üçbuçuk milyar erkek adına verdiğim cevap işte buydu. telefonu "Buyurun Nadide Hanım" filan gibi bir cümleyle açarak aile hayatıma zehirli şüphe tohumları saçması işten değildi. o daireyi dilediği gibi kullanıyordu. hangi hendekte bulduysa bir karakoncolosla nikahlanmıştı. ıssız bir yoldaki süslü bir kamyonetin kasasında dikilmiş el sallıyordu. Her şeye gülebilirdi. M-. Yani en azından havayı ciğerlerde dolaştırıp mideye iletmemek konusunda haklıydı." "Emin misin? Bu kadar basit mi?" "Evet. son derece yaygın olduğu bilinen 'erken boşalma' sorunu çözülebilecekmiş. monoton ve kronik romantizm]. Ondan. Bunlar gibi onlarca ilginç fotoğraf. Gamzeleri birer öpücük yuvası.. Kader Güler. Karnından soluduğunda işin biter.. Gün boyu telefonda çene çaldığı arkadaşlarını. Daha doğrusu. Aksi takdirde. paslı fare kapanı ağızlı kadın beni derhal evden kovmuştu. Fakat o günden sonra. cüce damadın omuzlarına basıyordu. Karım beni muhasebe defterleri. Gözleri bir sağa bir sola kay346 di. hem de onları büyülüyordu. aşk'm bir boyutudur" demiş ve eklemişti: "Hem sonra. Yağmurdan sırılsıklam yaşlı bir çift. iki dakika önce tanıştığınız bir kadınla bile yatmayı düşünebiliyorsunuz. Ortası yoktu. Sağlıklı ilişki ya da mutlu evlilik dediğimiz budur. bir şartım var. dilimin uçundaydı: "Bize hayatımızın hatasını yapma cesareti verecek bir şey. iyi bir fotoğraf bize bir hikaye anlatmalı ya da ilham etmeliydi. Aptal gibi görünmeyi göze alırsan. Mesai saatleri dışında da birlikte takılıyorduk. Elindeki yarısı dolu kokteyl bardağına dalıp çıktı: "Ne içelim?" Aklımdan geçen. Yeni yılda piyasaya sürülecek bir hap sayesinde. Nadide'yi gördüm. Kucağımda bebekle tığ teber şah-ı merdan kalakaldım. Meleksi itaatkarhğıyla kalbimi yumuşatıyordu. Hayat bir oyundu ve Abidin Dandini insan la rın hayatıyla oynuyordu. Burası güya benim ofisimdi. Bazı günler birlikte fotoğraf avına çıkardık. Öz babam. yalnızca Nadide arayacağı için. Gözlerinden engizisyon ışınları yayan. ben de birilerinin beynini uçuruyordum. "Öyle mi? Yani beni düğününüze davet ediyorsunuz?" Sürprizler iradenin aktivitesini kesintiye uğratır." Başını eğdi.

Yerde danua cinsi. araba kullanırken ya da Nadide'yi özlerken Gerçek araya giriyor. Bir yalan gerçeklerin arasında değişmez bir yere kavuşunca. dört yaşındaki bir çocuğun. Kader Güler'e yeni bir ufuk açıyordu. Hayatı boyunca görünmez olan Kuçuradi. En yararsız ve en zararsız insanlar bile cezasız bırakılmaması gereken cürümler işleyerek yaşıyorlar. ağlamaya başlamasıyla fark ettim. Çünkü köpeğin varlığı. muhasebeciyi de mezara sürüklemişti. Her şeyi bıraktı. Kader'e anne diyordu. bilin cimizin çarkları oksitlenmişse. Bir hayaleti telef etmiştim. Onu nasıl yetiştireceğimi bilemiyorum. Öte yandan. otomobil kapılarına kilit uyduruyoruz. Ya da yetişkinler tarafından kuşatılmaktan kaynaklanan travmayı yaşıyor. Terör ve kör şiddet sayesinde anlamsızlığın eşiğinden döndüğümüz oluyor.. cinayet ve tecavüz gibi suçlara ilişkin yargı ve müeyyideler. dokuz kardeşin en büyüğüymüş. babanın dünyasını yönetmeye başlar ve onun hareket kabiliyetini kısıtlar. Bu. kaçınılmazdır. henüz üç yaşındayken ellerine bir oyuncak bebek alarak anneliğe hazırlanıyorlar. Ben de Gerçek kadar biçare ve savunmasızdım. Oğlumun masumiyet dolu saf kederi. Kendi saçı da siyahmış. 352 Gerçek'in yanımda dikildiğini. Arabadan indim. her şeyin kötüye gitmesine yol açan tuhaflıkları sezme yeteneğimiz büsbütün körelmiş durumda. Arka tarafa yürüdüm. Bu söylediklerim de abartılı. Yalanlarımızın umut veren yönü. Gerçek'e sahici bir Dalmaç-yalı satm aldığımda "Kuçuradi ondan hoşlanmadı" diyerek geri çevirmişti. ilk sözü "Anne"ydi. İşinin ehli bir dadı buluncaya kadar sekreterimden destek alacaktım. Ölmüştü. Gerçek'in hayali arkadaşı. Uçan Kız yani öz annem ise kim bilir neredeydi? Belki o da tahtalıköy-den yükselen alevlerin dumanında oradan oraya uçuyordu? 348 Kısacası. bir bebeği olsun diye can atıyormuş. Ofisi kapattım. 351 Kuçuradi. fakat kakasını avuçlayıp cebimizde taşımamız filan gerekmiyordu. "Bizim kokumuzu takip etmiş!" dedi heyecanla. Kuçuradi bizimle birlikte sofraya oturuyor. budalalığımızın verdiği enerjiyle abartıyoruz. sahiden güçlü olabilir mi? Sanırım. Bu duyguların üçü de umutsuzluk yüklüydü. Kuçuradi'yi evde bırakmıştık. Esenlik motifi taşıyan her türlü sahtelik. Yoksa bir çocuğu mu ezdim endişesiyle kalbimin zembereği boşaldı. Zavallı Gerçek. onların üzerine titriyoruz. Prizlere otomatik kapak. fakat yemiyor du. beni dan diye talihsiz yavrunun çaresiz babası kılarak uçurumdan yuvarlarken. Zengindim Arnavutköy'de bir villada yaşıyordum. bebeğin minik ellerindedir. Psikiyatr. Karım. Erkekler öyle değil. Varlığımıza hükmeden sorunları görme. Tımarhanede yaşayan bir kocakarı tarafından örülmüşe benziyordu. ben onu nasıl büyüteceğimi düşünürken. Bir adam. Belki bu çağda hayat ile mana arasındaki mesafeyi kapatmada şu mottonun faydası dokunur: Bütün günahlar para kaybettirir. Birkaç gün sonra. yalancı beraat etme şansını kaybeder. Kader ve ben geçen yaz Fethiye'ye tatile gittik. Küçüklerine bebekliklerinden itibaren o bakmış. Bunu söylerkenki yüz ifadesini görmek için bir saniyeliğine arkaya dönerken "Bence uçakla gelmiştir" dedim ve tam o anda ön tampondan boğuk bir çarpma sesi duyuldu. hayalinde bir arkadaş üretmesinin normal olduğunu söylemişti. Biz ise çocuklarımızın süper kahraman olmasını istiyoruz. nerde?!" diye salak gibi solumdaki camdan bakındım. Nerede şu anda?" "işte" diyerek parmağıyla kapının yanında bir bölgeyi işaret ediyor. Gün içinde kanunları çiğniyor.doğduğum gün intihar etmişti. Emniyet kemerleri evreninde yetişen çocuk. alışveriş için çarşıya çıktık. Saçlarını siyaha boyattı. Bu şartlarda nefret dahi etkisi altında yaşadığımız toplumsal anesteziyi hafifletmiyor. dolaplara. doğrulardan ayıklanmaları ihtimalidir. tıpkı benim gibi o da annesini tanıyama-dan büyüyecekti. Körkütük köleliğimizi ve / ya da uçsuz bucaksız vurdumduymazlığımızı onlara dikte ediyoruz. Nadide'nin ölümü. haddimizi bilmiyorsak. Bizim kuşağın ebeveynleri. dilimiz dua ederken bile yalandan başka şeye dönmüyorsa. hele ki yalnızsa. Onbir aylıkken yürümeye ve konuşmaya başladı. bir anne-babaya ait olmanın bedelini ödüyor. Gerçek'i büyütmeme yardım edebilecek kimse yoktu. Bütün günahlar para kaybettirir Kader. Bu defa Kader'i otelde bırakmıştık. Dönüşte arabayla ağaçlık bir yoldan geçiyorduk. Çocuk. Kuçuradi'yi gezdiriyorduk. köpeğin ölümüne ihtişam kazandırıyordu. Hayaletin kaza sonucu ölümü Gerçek'e iyi geceler öpücüğü veriyorum: "İyi geceler canım. Köşeleri suç. Bütün dikkatini. kalk" diyordu. Kuçuradi evin içinde oradan oraya koşuyor. Hayatın. Ya ne olacaktı. akşamları Gerçek'le oynuyor. öksüzlüğümü çocuğuma aktarmıştım.. Gerçek'i görünce sevinçten havalara uçtu. babalık ve hasretten oluşan bir şeytan üçgeninde yaşıyordum. enerjisini ona harcıyordu. Ben birini öldürürken. Derhal frene bastım. gerçekte kim olduğumu öğrenemeden göçüp gitmişti. olanca işe yararlığına rtg uı«» men. Meğerse. Kızlar. Yani boşa geçeceği aşikar bir istikbalin provasını yapıyordum. Konuşan bir köpek. bize canlılık katacak dertleri hissetme. Hıçkıra hıçkıra gözyaşı dökerken "Kuçuradi. çocuklarımızı da sevmekten aciziz. hayal edilebilecek en iyi köpekti. Dolayısıyla her çocuk. Hakikatleri. Ona bir oda verdim. Gözlerinde acıklı bir ifade vardı. Gerçek'in hatırı için Kader de. Kader. Oğlum. gündelik hayatımızın kahrolası bir zulümler toplamı olduğunu gözlerden gizliyor. Param vardı. Kader Güler hariç. geceleri Nadide'yi düşünüyordum. annelik de babalık da asla hakkıyla yerine getirilemeyecek görevler: Mission Impossible. hızla büyüyordu. "Hani. temizliyor. Bebeğin yörüngesine girdi. Abidin Dandini'nin de ikide bir söylediği gibi "Birinin tutuşan sakalında öbürü ellerini ısıtır. Bahçe kapısına "Dikkat Köpek Var" yazılı bir levha bile asmıştık. Yetimliğimi kendime saklamış. Arka koltukta oturan Gerçek birden "Baba bak! Kuçuradi!" diyerek ayağa fırladı. Baba olmak. Hırsızlık. ölür ölmez ete kemiğe bürünmüştü. Hayat böyledir. çocuklarının okuyup büyük adam olmasını isterlerdi. insanın hayat hakkındaki fikirlerinin değiş-mesidir. Hipnotize edilmişti sanki. Çocuklarla iliş350 kimizde içtenliğin kâr etmeyeceğini sanıyoruz. sentetik bir boşluk vardı. Bu işte tecrü-beliymiş. minik elleriyle okşamaya koyuldu. insanı işkillendiren bir nifak havası yayıyordu. çocuğu doğduktan sonra sersemleşir. Kader. Kuçuradi. Sokağa çıkmalarına izin vermiyoruz. 77 . saçmalık ve salaklığa dört elle sarılıyordum. Fakat evimde büyük. gösterilen dikkate bağlıydı. Aynı olay. değil mi? Bir dengesizlikten kurtulmak için bir başkasına yönelmek zorundayız." O saçaklı kadın hızla evrim geçirerek ayçiçeği gibi hamarat ve huzurlu bir varlığa dönüştü. Gerçek. Kuçuradi de benimle burada uyuyabilir mi?" "Tabii ki. Sağlıklı ve güzel bir çocuktu. şakrak ninnilerle uyutuyordu.ı sil ki kendimizi tanımıyorsak. Gerçek'i özenle besliyor. fakat etrafı dağıtmıyordu." "Baba. Çünkü n. aptala döner. Başucunda çömeldi ve köpeğin kanlı çenesini. siyah-beyaz bir köpek yatıyordu. Kader benim evime taşındı. ben de Kuçuradi'yle bira-rada yaşamayı kabul ediyoruz. Aldatılan kazanır. Sanki hayatımızın temelini oluşturan hüzünlü hileye iştirak etmenin iyi olacağı fikrindeydi.

Tuhaf günlermiş. ellisine merdiven dayamış. Bazı güzel kadınlar vardır. Kuçuradi'nin uçamaması-na bozuluyordu. Gerçek'i anaokuluna kaydettirmiştim. "Rica ederim. * ^c * "Siz." Nasılsa hayalinde yeniden 'canlandırabilirsin'? "Hayır!" dedi iç çekerek "Öldü o!" Kafamın içinde kuyrukları birbirine değmeden ahenkle dans eden porselen tilkilerin üzerine disko topu düşmüş ve hepsi birden tuzla buz olmuştu sanki: Gerçek'in en iyi dostunun ölmesine sebep olmuştum. bademcikleri şişen oğlumun. hareket etmediği için durdurulamıyordu... Elimden gelen tek şey. Onun su katılmamış bir sahtekar olduğundan emindim. Sonra birinin sağ yarısını. Kimse kimseye kolay kolay böyle bir yardım355 da bulunmaz.. Gerçek'in varlığı ona da iyi gelecekti. Silahlı çatışma ve lego inşaatı. Sakinleştiğin zaman konuşuruz. Leyla Kalahari çocuğu okula götürüp getirecek." Fakat maalesef "Mutlu evliliğin sırrı. Şimdi evleniyor. Rodeo yapan terli cüce palyaço Kumaşı. rengi." İsmail İnşallah. Gerçi ben Kuçuradi hakkında çok şey duymuştum. eş olarak kabul ediyor musunuz?" "Evet!" Alkışlar. yığın formunda inşa edildikleri için asla yıkılmayacakları söylenir. Gerçek. Direksiyona geçtim." Umarım yeni tuzağında. merak etme. Fakat o öz ağabeyim gibiydi. diğerinin sol yarısına dikin. Kader Güler." Mankafa. bakıcı tutmaktan çok daha güvenli göründü. Ona sarıldım. "Tebrikler damat bey. Mısır piramitlerinin. kara para ve oyun hamuru. dedikodumu yapıyorlardı. yamacı kaplayan asma bahçesindeki sığ bir çukura yuvarladım. Kuçuradi de var olmadığı için yok edilemiyor. Bu konuda ayrışıyoruz işte. Öleni hiç tanımasanız da durum değişmiyor. artık Gerçek'e dadılık yapamayacaktı. Kader Güler-lnşallah. Benim durumumun aynısı. aradığın konforu bulursun. Aynadan bakarak Gerçek'i kontrol ettim. sakin ol. istersen. "Bak. beni dokuzuncu kattan aşağı fırlatan Ya-kuza tekmelerinden daha sert bir etki uyandırıyordu. çok sağo-lun efendim." Eğer 'farklı' olmadığımı düşünüyorsan tam olarak ne istiyorsun? 78 . Düşündüm. her türlü ihtiyacıyla ilgilenecekti. kendimi öldürmemekti. Gerçek'e Leyla Kalahari'nin bakabileceğini söyledi. Kesin. bir meslek hastalığı olduğu anlaşılıyordu. fakal sonsuza dek harlamamız gereken bir tapmak ateşi yakmadığımızı söylemeye çalıştım. yüreğime su serptiniz. nikah şahidimiz oldunuz. kan gölü ve boyama kitabı. Dikey olarak ortadan kesin.." Şarabı yudumluyor. yanımda konuşup duran bir görünmez köpek vardı artık. Düğünde birkaç kere gelinin adının bestelenmiş hali olan Erkin Koray'm Fesuphanallah şarkısı çalındı: "Bize de bir gün Kader Güler. Midyeler gibi "Çok iyi geçineceğinizden eminim. Karısı dört sene önce ölmüş. kurdele bağlanmış petrol fıçısını andıran gelin arabasıyla hayatımızdan uzaklaştı. tek gözlü Leyla Ablasını sevmişti. benim yalanlarımı kendi doğrularıyla dengeleyebilecek durumda değildi. Balayına karşılık. Neptün. Üzerine ruh kremi sürülmüş çürük bir et parçasına dönmüştüm. Matem. timsahın kopardığı bacaklarıma yeniden kavuştum. Arabaya koştum. Hayatınızın en isabetli seçimini yaptınız. tamam mı?" Şimdi anlıyorum ki hata ediyorum. Nihayet yüz yüze tanışabildik. Kadın gün boyu evde yalnızdı. Etrafta kimseler görünmüyordu. şeref duydum. Abidin Dandini "Erkeğin dokunulmazlığı yoktur" demişti: "Krallar bile." "Kader Hanım hakikaten çok dürüst ve iffetli biri. henüz bir sırdır. Karalar bağlayan oğlumu arabaya taşıdım. Doğrusu bu kadın geyşa ile kraliyet mürebbiyesi karışımıydı." "Çok güzel konuştunuz Hayati Bey. Yanında Kuçuradi oturuyordu! O günden sonra Gerçek. Manasını çözemediğim im bir hayal kırıklığına odaklanmıştım. kalbinin iltihaplanmış olabileceği yalanını uydurmuştu. hepimizden uzun yaşamalı değil miydi? Bu ölü köpek acaba kime aitti?. her yaştan erkeğe bakabilecek göz vardı. diğeri sol bacağımı koparıyordu. Kazayla birini öldürmek. Gerçek. Elinde şarap kadehiyle yanıma yaklaşıyor. Birlikte uzaya gitmeyi bile planlıyorlardı. Neptün Petunya nahoş fıstıklardandı. Gerçek. üzüntüsü geçmişti. Pazarlamacıymış. Aylar önce bana yaptığı cinsel jestten ötürü kendisine minnettar olduğumu. biçare ve yapayalnız bir alkoliksin değil mi? "Kader sizden çok sitayişle bahsediyor. "Beni sevdiğini söyledin!" iltifatı dava konusu ediyordu. İşte benim hayatım bu pantolona benziyor. Yerde badana fırçası izine benzer bir kan çizgisi oluştu. "Babacığım! Babacığım!" diye sevinçle koşarak boynuma sarıldığında. onlardan niye hoşlanmadığınızı bilemezsiniz.. Çocuk işte. Çocuğu bir tanıdığa emanet etmek. Onda. Striptiz kulübünde eğleniyorum. Yol boştu. O da Ferrari'sini benini koltuğumun arka tarafındaki yokuşlarda kullanıyordu." İsterseniz kolumdaki dövmeyi gösterebilirim? İmzalar atıldı. benim dertlerime kayıtsız kakmıyordu. Garip bir biçimde. Koluna hafifçe vuruyorum. Çünkü adının Kuçuradi olduğunu iddia ediyordu. "Hayati Beyciğim. Bir kez daha aynadan Gerçek'e baktım. Denemeye değerdi.Gerçek'i usulca kucakladım: "Gel yavrucuğum. Ona acıyorum. Çü rük muz yemiş maymun gibiydim. Kuçuradi sahiden var olmadığına göre. boylu bos354 lu. Sonra oğlumla birlikte çocuk tiyatrosu seyrediyorum. Bazen oğlum ve hayali köpeği. Yani evlendikten sonra işi bıraktı. Güler-lnşallah. Dandini sıkı bir dosttu." Kader Güler-lnşallah. hiçbir baskı altında kalmadan. İsmail İnşallah'ı. Çocuğu yok. o şeref bana ait. Dört yaşındaki oğlum ve bir köpek hayaletiyle baş başa kalmıştım. roket yakıtı iç356 miş deli ataklığıyla saldırıya geçti. Nadide'ye yalan söylemiştim. bombalanan bir müzede paramparça olan dinozor iskeleti gibi dağılıyordum." Gün boyu telefon edip mesaj gönderen Neptün Petunya geceyarısı kapımı çaldığında. sessizce oturuyordu. cinayetten çok daha rahatsız edici. dört metre uzunluğunda iki kafalı bir timsahın beni afiyetle yediğini görüyordum: Biri sağ.. "Sen adi bir yalancısın! Pisliğin tekisin! Seni farklı sanmıştım!" "Neptün lütfen kendine gel." Gülümsemesi yüzünde büyüyüp küçülüyor. Antenlerimi açmıştım: Tozlu yoldaki karıncaları bile ezmemeye çalışarak ilerliyordum. Küçücük bir Ferrari'yle oynuyordu. tamam. Yaşarken hiç de enteresan gelmiyordu. kokain ve çikolatalı süt. Bu sayede toparlanabileceğim düşünüyor. Bir keresinde Gerçek'e masal bile anlatmıştı. "Şahit misiniz?" "Evet. takma kafana" filan diyordum. buralara kadar geldiniz. Sonra beni ayarttı. stili birbirinden farklı iki pantolon alın. Kuçuradi'den hiç bahsetmedi. Gözyaşları içindeki timsaha tüküren lama kadar kararlıydı. Sonra dönüp köpeğin leşini yol kenarına sürükledim. Hayali arkadaşın hakiki cesedinin hayaleti bana musallat olmuştu. polis baskını ve Teletubbies. Nereye gitsem. Derin bir nefes aldım. Kuçuradi yine bizimle olacak. Köpeği. Abidin Dandini. cenaze merasiminden kısa sürmüştü. kel kafalı bir adamdı. Gerçek. Ben de "Zamanla o da olur. Rüyamda. ömrünün geri kalanını verecek.. ben bütün insanları severim. konuşmadığı için susturula-mıyor. Onun çocuk masumiyeti. Fakat hiç değilse yalanımın bir muhatabı vardı. Hiç kaybolma yan gülümsemesinin. Pediatri uzmanı olan bu kadın. rodeo yapan cüce bir palyaço gibi sık sık ter dökerler. Şipşak cenaze töreni sona ermişti.

Arabayı evden biraz uzakta. "Hayır. pisuvarda işerken pantolonunu tamamen indirme sakın. ilk banyosunu yapmış bebek kadar masum kalır." "Eyvallah. çilek reçeli köpüğü gibi parlıyordu. İstanbul. çocuğumla / [lafın gelişi] ebeveynimle konuşurken.. Beşiktaş Meydam'nda pat diye karşısına dikildim: "Hanımefendi. ömrümün geri kalanını. Vaatte bulunurken. Bu kız. acılarımı paylaşırken.. yo. Şehrin üzerine kezzap dökülmüştü sanki. Şebnem'in babası eski polis Şerif Şibumi olduğunu yakında öğrenecektim. Amacınızı yitirdiniz mi. fakat yaşasaydı bile seninle aşna fişne fırsatını kaçırmazdım. ak-sakallı. Beklemek neymiş ben o yirmi günde anladım. kederli. Yine de Şebnemle birlikteyken Ümit Usta'nın programına çıkmış kızarmış tavuk kadar mutluydum. neşeli. şafakla yola çıkıp Audi'mi Şebnemin evinin çaprazına park ettim. Yirmi gün aramadı. bir şey satarken / satın alırken. Şekerli sakızdan imal edilmişti sanki. haydi. Şebnem'den Gerçek'i ve kendimle ilgili diğer kritik konuları gizledim. Pinokyo'nun ağzına. Kıza elimi uzattım: "Ben. şımarık ve tehditkar olma yeteneğine hayranım.. Barbaros Hayrettin Paşa ile bendenizi fotoğraflar mısınız?" Beni gördüğüne sevinmişti. Ben de Kuçuradi'yi kucaklayıp aynı tekneye kapağı attım. Gölgem bile benimle takılmaktan sıkılıp ortadan kaybolmuştu. 360 benim yanımda o. daha çok dikkal çe ker. Artık. Kibirlenmeyi kendine saygı duymak sanan şebeklerin tapmağında." Komik bir hışımla çekip giderken. Şebnem. kulağa hoş geliyor değil mi."Neden korkuyorsun? Kadınlık onurumu hiçe sayarak sana koştuğumu görmüyor musun Hayati?" Hareli gözleri dolup taştı. Yalanlarla bir yerlere gidebilirsin fakat geri dönemezsin Öğlene doğru Kuçuradi "Hey! Uyuma.." Adımı söyleyemezdim. Üsküdar'daki Şibumi Sokak'ta bir eve gitti. yalanlarla ilerler. Restoranların bulunduğu en üst kata varmadan Şebnem'e rastladım." "O züppe kraterinde n'apıyorsun?" c:■. "Kendimi hazır hissetmiyorum. gülümsüyordu. Ona bir Pinokyo kuklası hediye ettim. yalan gölgesi kullanırım. Enver Paşa.. midenin tik-takları size yol gösterir. Kadınların diledikleri anda öfkeli. Beni anlamaya çalış. Az ötedeki otobüs durağına monte edilmiş panoda "Enver Paşa ve Sarıkamış Faciası" konulu bir konferans afişi asılıydı." 358 Ne tarafa yönelsem el âlemin ruh ikizleriyle kuşatılmış olmanın hüsranım yaşıyordum. sana heyecan veren o romantik atraksiyonlarımın hepsini de mafyada olup bitenlerden apardım. Kuçuradi. Aşk. babandan hiç hoşlanmadım. Bize doğru baktı ve içeri girdi. müstakbel kayınpederim olmasını umduğum Şerif Bey. Yürüyen birini otomobille izlemek. Zekam en çok kendini kandırmada kullanıyorsun. eğer benden soğuyacak olursan çekirdek ailenizi çitlerim" desem ilişkimizin temelleri herhalde çok daha sağlam olurdu ha? Ne tuhaf. beş yaşında bir oğlum var. Şebnem yavaş yavaş önümüzden geçerek rıhtımın yolunu tuttu. saygıdeğer bayan" dedim." Şak! Pençesiyle yanağıma müthiş bir şamar attı! Körük gibi soluyor. takkeli bir adam evin bahçe kapısında durdu. Sonra haberleşiriz. Malı cup ve masum. Kısa bir süre sonra da. Şebnem'e "Şu bir zamanlar sevgilin olan Reha Veto var ya. Akşamüzeri. fakat Kuçuradi peşimi bırakmıyordu. üç yıl kadar süren evliliğimiz boyunca bir nebze herze yedim nitekim.. beni avlamak için yemin etmiş bir polis ordusunun başına geçecekti." "Ben artık uyumalıyım Neptün... Maalesef. Ertesi gün. zemzem suyunda yüzen üzümler gibi parlıyordu: "Ben de Dilara Dilemma. kızın etrafında dönüyordu. kendim olmam için bende eksik olan şeydi. * ^t * 2 Kasım günüydü.. Bir giyim mağazasının önündeki canlı heykelin yanındaydım. fotoğraf makinesini yanıma aldım ve yola yayan devam ettik." "Bunu söylemek için mi aradın?" "Evet. büyük ihtimalle altı ay sonra senden sıkılacağım. iltifat ederken. kız çıktı!" diyerek beni uyardı. Yanındayım. Gitsen iyi olur. Yemekten vazgeçtim. Ertesi günün akşamı yine yoluna çıktım. "Ama." Frambuazh dudaklarından dökülen her hece büyüleyiciydi. O kadar güzeldi ki. korlaşmış gözlerinden bir yalvarış dumanı tütüyordu: "Geber!" "Kendini iyi ifade ediyorsun. Eski günlerdeki gibi fotoğraf avına çıktım. Bu defa tek basmaydım." Timsahları beslemem gerek. Bu adamın.. anlamıyorum Hayati. Gözleri. görmüyor musun? Gerçek'e annelik yapabilirim. Bir cinai şebekenin kurmaylarından olduğumu öğrendiği anda benden çığlık çığlığa kaçardı. insanı densizleştiriyor. Bir aile olabiliriz.. t:/ "Beni kovuyor musun?" Narin bedeninde bir kurt adam kasılması baş gösterdi. anılarımı anlatırken. lütfen bir fotoğrafımızı çeker misiniz?" Canlı heykelle birlikte Şebnem'e poz verdik. Doğrular. bu söylediklerimin bile bir kısmı yalan. duygularında samimi olduğunu ispat edemezsin. Akmerkez'e çevirdim. Yapayalnızsın." Acaba seni öldürsem mi?. Hakikati ortaya sererken bile yalan söylemekten kaçınamıyorum. Cidden çok yorgunum." "Pekala evlat. "Tuvaleti kullanıyorum. karım öldü. yolcu teknelerinden birine bindi. daha fazla zorlama artık. Arabanın içinde Kuçuradi'yle birlikte beklemeye koyulduk.." Bir tımarhanem olsaydı. OtO mobili koşarak takip etmekten bile. Bu kızla aynı ağaca yuva yapmak istiyordum.. Barbaros Hayrettin Paşa heykeli bile ona gülümsedi. aşkın hijyenini yok eder. bu arada esas ismim Hayati Tehlike. 79 . neler kaçırdığımı bilerek yaşayacaktım. Kalbimize aşk oku saplandı mı. Teşekkür ettim. bir balinanın arılardan etkilendiği kadar etkilenmişti. "Şebnem Şibumi.. kapıyı çarparak beni protesto etti." Ümit dolu bir yalvarışla gülümseyerek elini hafifçe çektim. Kuşlar boğuk çığlıklar atarak düşüyorlardı. ben bir gangsterim. En büyük yalanlarım sevgilinden esirgersen. kaç adam geberttiğimi hatırlamıyorum.. "Neptün." "Kesinlikle yalan söylüyorsunuz. Saçları. Abidin Dandini telefon etti: "Türkiye'de misin?" "Tam isabet. Kuçuradi'nin iz sürme yeteneği sayesinde onu buldum ve takibe başladım. şaka yaparken. Besbelli benden. "Kalabilir miyim?" Cadalozluğu tümden silinmişti. telefon numaramın yazılı olduğu bir not sıkıştırmıştım. Akmerkez'deyim. Fotoğraf makinesini de kağıt çantaya koydum. Bunca hafakan içinde karnım acıktı. Kalıbımı basarım şeytan bile Neptün'den yeni numaralar öğreniyordur. ikramda bulunurken. ı Aşk. müsait bir yere yanaşın IS'I dım. gözlerimiz "Bana karşı dürüst davranıp her şeyi berbat etme sakın" demeye başlar. yanardağa yağan kar gibi eriyordu. yalan sosu. "o romanı ben de okudum. Rotayı. "Hanımefendi. yalan parfümü. Orta yaşlı. Nadide'den kalan fotoğraf makinesini aldım. Kız gözden kaybolmuştu. seni hasta kabul servisinden içeri sokmazdım. tuvalete gittim. Mağazadan kapüşonlu bir eşofman üstü satın alıp hemen giyindim.

Hep kulaklarımdan oyuncak çıkarır. Babam dedi ki: "Uçurtma ister misin?" Ben de dedim ki: "İsterim. Sonra çiviyi atıp yere sapladı. Nasrettin Bey çabuk gelemedi. Örümcek Adam. Sırtını duvara yapıştırdı. ilerideki masada duran çubuklara bakıyordum. Kuçuradi resimlerimi çok beğeniyor. Onu ben öldürme dim. Hukukun üstünlüğünü aşan güzelliği sayesinde asla hapse girmeyeceği." Sonra yürüdük. Ben de "Tamam" dedim. Abidin Amca'nın bıyığı yok. Okuldaki televizyonda hep çizgi film oluyor. Baş başa kaldığımızda bana sorular soruyor. Doktor Neptün Petunya beni görmeye geldi. Uçurtmayı o da uçurdu. Kuçu-radi kızlarla ip atlıyordu. Kalbi durmasın diye çok bakmadım. Paranın üstünü almadı. Zil çaldı. Benim uzaktan kumandalı arabalarım var. Birlikte Oyuncak Müzesi'ne gittik. Oyun odasında kurbağa kaçtı. Biraz koştuk babamla. Eskiden ben küçükken Kader Abla vardı." Babam elimi tuttu. Anaokulunda çok oyun oynuyoruz. İçlerine su doldurduk. Bunu kimseye anlatma sakın. dudak yerdi. Göztepe'de. lütfen elimi kaldırsın. Annemi hiç hatırlamıyorum. Kocaman. İki tane. Ona söz verdim. O yanmca ben aldım çiviyi. Vildan öğretmen seslendi. çok dikkatli bakınca. istemeden oldu. 362 Annem de ölmüş. Ben kovboy olmak istemiştim. Yosunlar oluyor bir de denizanası oluyor. Bana da öğretiyor. "Onu buraya kim getirdi!" dedi. Yani cuma. Hep telefonla konuşuyordu. Akvaryuma uçak. Kalbi durunca da ölmüş oldu. II. Çünkü annem yok. Ağzını kocaman açtı. Babam değişik oyunlar biliyor. Espri yapmayı seviyorum. Vildan öğretmen çok korktu. Doktor çubuklar düşünce beni bıraktı. Onlar şişmişti. Ben de onu seviyorum ama bize gelmediği için biraz küsüyorum. Tepedeydi. senin özel gücün var. Mavi ata binmiştim. Dikkatle bakıp çiviyi yere saplıyorum. Zambaklar tarafından büyütülmüştü sanki. Ben. ben sana yine alırım uçurtma. Korkunca kalp hızlı atar. Ben korkunca. "Gel" dedim. Bana aldığı gazozların kapaklarını biriktirmemi söylemişti. Süpermen gibi uçuyorum. Aramızda sır olarak kalsın. Bağırdı hemen. Bana hep "Aferin. Dedi ki: "Nasrettin Beeey!" Böyle titredi. Babamla sinemaya gidiyoruz. Tiyatroya gidiyoruz. Kurbağa zıplıyordu. Tahta bir çubuğu ağzıma sokup baktı. Telli araba. cinayetten bile yutacağı kesindi. İçi boğaza bakma çubuklarıyla doluydu. Öyle gitti. Babama çiçek veriyorum bazen. Babam bana telefon ediyor. "Bak. Size bir tane espri yapayım: "Mademki inecektin. babamın arkadaşı. Nasrettin Bey geldi. Anaokulunda çocuklar hep "Anneee" diye ağlıyor. Mermeri 'baş'a doğru yönlendiriyorum. hiçbir meyvede bulamıyor olmalı. Neşe bana baktı. cumartesi ya da pazar günü. Doktor Neptün Petunya benim yaptığımı anladı. Akvaryumdaki balıklar ölünce oraya gömüyoruz.Sık sık buluşuyorduk. Uçurtma bizim oldu. yepyeniydi. Babam "Kızılderililer daha iyi" dedi. Ondan sonra ben başka tarafa bakınca uçurtma yere düştü. Ben doktorları severim. Ben de "Örümcek Adam yanında mı?" diye soruyorum. Duran şeyleri de oynatıyorum. kurbağa" dedi bana. Okula girdik. [EMO PHILIPS] Anaokulunun bahçesindeydik.) di. Babam 10 lira verdi. Roket Ali çizgi filminde gördüm. saç. Bu gücünü kullanma. Köpeklere "oğlum" denir. Bana bir çivi aldı. Kapakları diziyorsun. Babam karate biliyor. Ben akvaryumda balıklar olsun istemiyorum. Daire şeklinde. Ben şimdi beş yaşındayım. Uçurtma havada düşüyordu. "üzülmedim ki zaten. Ben de onun dediklerini yaparım. Bir tane kalemlik gibi kutu vardı. Boğazımda bademcik yuvarlağı var. çok yeteneklisin" diyor. Sonra. İradeyi kilit altına alan bir cazibesi vardı. Ben uçurtmaya dikkatli baktım. Bir hafta değil. Babam dedi ki: "Bu uçurtmayı bize satar mısınız?" Uçurtmanın sahibi olan çocuk "Olur" dedi. Kurbağanın kalbi durdu. "Aferin oğlum" dedim. Babama çok su sıktım. Aslında böyle yapmamanı lazım. Fakat sonra oynayamadık. Babam bunları fark etmiyor. mermeri atıyorsun. En çok da Sürpriz Yumurta çıkarır. Kutu yere düştü. Vildan öğretmen gene sesli ağladı. Ne dersem yapar. Bir de Örümcek Adam'ı çok seviyorum. Çivi oyunu çok güzel l(. niye çıktın ağaca / Tavuklar çiçek açmış. "Bana benzemedi" dedi. iki hafta olunca hep geliyor. Babam biraz şaşırdı. Havadaki uçurtmanın ipine bakarak gittik. Ben oyunlarda biraz hile yapıyorum. Fakat beni almaya yal nızca hafta sonları gelebiliyor artık. Leyla Ablaların evinde bir odam var. Uçurtmayı uçuran çocukları bulduk. 2 Lira istedi. Babam iki tane su tabancası aldı. Okuyamıyorum ama resimlerine bakıyorum. Çok oyuncak vardı. I Babam. Bana çivinin nasıl atılacağını öğretti. Yani. Rüzgar uçuruyor sandı. Daha sonra uçurtmanın ipi pıt diye koptu. telefonu Örümcek Adam'a veriyor. mantar tabancası bir de topacı varmış. Benim babam sihirbazdır. Gözünden su aktı. Onun da kalbini durduracaktım. araba. Onun kadar güzel kim olsa. En alt katta televizyon seyrediyor. uçak denize düşmüştü. Beni Doktor Neptün Petunya'ya götürdüler. Leyla Ablaların bahçesinde balık mezarlığı var. Parmaklarındaki tadı. O bana çok sıkamadı. Uçurtmayı benim uçurduğumu anlayamadı. Sonra başkalarına da su sıkıp kaçtık. "Ölmüş" dedi. Onları yarıştırıyoruz bazen. Uçurtmaya dikkatli baktım yine." Ben de "Tamam" dedim. motosiklet koyalım istiyorum. Sonra gazoz kapağı oynadık babamla. Uçurtma kırmızı-mavi-be-yaz renklerdeydi. Kurbağayı cebime koydum. tırnak. Dişçiye gidince ağız öyle kocaman açılır. Haftaların hepsi yedi gün. Ben de ona baktım. Leyla Abla üzülüyor. Ondan sonra dedi ki: "Üzülme Gerçek. Ben ağlarken "Babaaa" diyorum. Kalemleri yok eder. Babamı az görebiliyorum. Buna telekinezi deniyor. Nasrettin Bey kurbağayı tek bacağından tuttu. Ondan sonra da parka gidip oynadık ikimiz. Yine de teşekkür elli Babam bana her akşam telefon ediyor. Bazen beni tutup havaya kaldırıyor. Çubuklar etrafa saçıldı. Karagöz'e gidiyoruz. Kitapları saklıyorum. yasalardaki boşluktan faydalanıyordu sanki. Kurbağaya baktı. Ben komedyen olacağım. "Vırak vırak" dedi. insan söz verince tutar. Vazgeçtim. Toprak bir zemine 'V harfi çizdi. Uçurtma da bizimle birlikte geldi biraz. O yüzden balıkları durdurdum. Ben büyüyünce bıyığım olacak. Bakarak. Babamla denize gittik. Vildan öğretmenin kalbi çok hızlı atıyordu. Kurbağaya çok dikkatli baktım. Hangi taraf 'baş' ise o tarafı vurmaya çalışıyorsun. Doktor Neptün Petunya "Bundan kimseye bahsetme sakın" demişti. "Ben senin kadarken şu polis arabalarıyla oynuyordum" dedi. Bazen de hiçbir şey demeden ağlıyorum. Ben de sevindim. Babamın bıyıkları var. Canım sıkılınca eşyaların yerlerini değiştiriyorum. Böylece onu havada hareket ettiriyordum. Beni doğururken. Kuçuradi kurbağa buldu. Onun resmini de yap364 tim. Kafama bir cihaz 80 . Ben ipi aldım. Yanmdaysa. Onu özlüyorum. Bana dedi ki: "Ger-çekçiğim. Çok güzeldi. Babam eski oyuncaklara baktı. telekinezi yeteneğim var. Hepsi öldü. Bir gün babamla geziyorduk. hareketli şeyleri durdurabiliyorum. Tırnaklarının kenarlarını yemesini gayet iyi anlıyorum. Sonra ben yine çubukları yerde oynattım. Oraya 'koru' deniyormuş. Bazen buluşuyorlar. havadaki uçurtmayı nasıl satın aldı? [Gerçek Tehlike] Aranızda telekinetik güçleri olan varsa. Haydi gidip gazoz içelim. Örümcek Adam beni çok seviyor. ellerinde poğaça!" Doktorun muayenehanesinde biraz korktum. Resim yapmayı çok seviyorum. Gökte bir uçurtma gördük. Geldi." Ben de ona dedim ki: "Örümcek Adam gibi mi?" O da bana "Evet" dedi. Babam da ipi tuttu. Vildan öğretmen ağladı. O da küsmeyeyim diye bana kendi kitaplarından yolladı. Az ağaçlı bir ormana gittik. O da dışarıda oynanıyor. Neşe de büyüyünce doktor olacak. Yüzdüm denizde.

Onu görür görmez âşık oldum. "Bir bakalım" dedim.. oje şu" diyor. Babam da cuma günleri gelip alıyor beni. Çantasını masaya boşaltıyor. Dört gün boyunca Iecilline'e devam edeceğiz. Doktoru asla çözemezsin. Fakat ben evlenemedim. O haplar. sadece duygularda yaşanan bir mucize. doktor önlüğüyle yetindim. Yakup beni terk etti. Gözlerini arkamdaki masada bir şeye dikmişti. Beyaz gelinlik yerine. izleyicilerin ekrana doğru tuttukları bozuk saatleri tamir etti mi? James Randi. Azı dişlerimden ikisi çürümüştü. Gençliğimin son günleriydi. Gelgeldim bu küçük ve uslu çocuk. Ot gibi yaşamıştım. en ufak bir sorumluluk almadan. Hiçbir faydası ya da zararı yok. koltukları havalandırıp taşıyor.'. düğme burunlu bir çocuktu. Tek gecelik aşklar yaşadım. Umutlarım otomatik bir yavaşlıkla buharlaşmıştı. "Bunu nasıl yaptın!?" "Ben bir şey yapmadım ki?" Muayenehanemde bir mucizeye tanık olmuştum. gezegenimize astronottan daha uzaktır. Cisimlere uyguladığı gücü kontrol etme tekniğini geliştirirse. Erkekler işin kolayını bulmuştu. "Adın ne küçük bey?" 366 "Gerçek. Sonra o da öldü. "Ateşi var" dedi." Ben de parfüm şişesini uçuruyorum.. Hayati. Uri Geller'da. Ben gülüyorum. eğildim. İstese evleri çökertebilir. kesilmek için kuyruktadır. ceviz ağacına çişini yapıyor. treni kaçırmıştım. yanında küçük bir çocukla geldi. partilere gidiyordum. Abeslangların bulunduğu kutu önce masadan iki karış yükseldi. öyle mi? Başın sağolsun. O beni anaokuluna götürüyor... Zayıf bir ihtimal. Doktor. illüzyonistten daha şaşırtıcı. Bana diyor ki: "Parfüm şi şeşi. Onun kendi teknolojisi vardır. Yaşım otuzbeşi bulmuştu. Derhal doğruldum. Gerçek'e Deposilin diye serum fizyolojik enjekte ellini. Arkadaşlarla birlikte barlara takılmaya başladım." "Leyla Hanım'ın nesi oluyorsun?" "Hiçbir şeyi. Ağabeyim boya fabrikası kurdu. Kardiyoloji hocam Yakup Kuru'ya gönlümü kaptırmıştım. Yani vücut sıvısı. Çocuğu odaya aldım. Neymiş diye dönüp baktım. "I la yır. Bu da bünyeme ağır geliyordu. Ona kartvizitimi verdim: "Çocuğun durumuyla ilgili soru sormak isterseniz beni arayın lütfen. hareketsiz. Alerjik reaksiyon gösterirse müdahale edebilmemiz için. Doktor. nabzıını yükseltiyordu. Bedenim diriliğini ve pürüzsüzlüğünü yitiriyordu. Bütün abeslanglar saçılmış. Bu yüzden doktorlar birbirleriyle evleniyorlar. kapsüller. Fazlasıyla yakışıklı bir adamdı. büyüyünce ne olmak istiyorsun?" "iyi polis. Kuçuradi kaçıyor. Ne »>') densiz. Büyücüden daha sofistike. Leyla Kalahari'ye yalan attım: "Ciddi bir rahatsızlığı yok.takıyor. mavi gözlü." "Ah. "Ben bunları istemiyorum" diyo rum. Yani kalp iltihabı. baba da duygularımı hareket ettiriyor. Sonra da rol çalar gibi alelacele karısının kollarında can verdi. Yine de emin olmak için bir hafta sonra tekrar görmeliyim. komutandan daha buyurgan. aile saadeti./ "Hımmm. Elinde beysbol so-pasıyla golf sahasında tenis oynamaya çalışan biri gibiydim. otoskobu bademciklerine doğru tuttum. Iecilline enjekte ettim. Pencereden bakıyorum Ku U. ağzım açar mısın canım?" Ağız açıldı." "Anlamadım?" "Kardit olabilir. gençlik. fakat ona teslim olursun." Öksüz bir çocuğa teselli vermede herkes acizdir. Beraber eve gidiyoruz. benim ağzım da Gerçek'inki gibi kocaman açılmıştı. Üstelik. Deposilin enjeksiyonunu hastanede yapmamız gerekir. Bacaktan. doktorlar tarafından bıçaklanmak. Fazlasıyla sevimliydi. Üvey annelik duygularım kabarmıştı.." il. Leydi Kalahari'ye dışarıda beklemesini söyledim.. Yazısı okunmaz. cinsel kaostan çıkar sağlıyorlardı. Arabaları savurabilir. asla çocuk sahibi olmaması gereken biriydi. Annem hızla yaşlandı. Milyonlarca insan. Hemen burnumu siliyor. cisimleri uzaktan hareket ettirebildiğinden eminim. uçmayı da başarabilir!. Kriptik Tonsillit. "Ne istiyorsun?" diyor. 368 Babam. Evcilik tarikatı. Fakat. Odasındaki gardırobu. BBC Radyosu'nda bir programa konuk olan Uri Geller. şuruplar ve bilumum ilaçlardan oluşan bir sofra kurar... doktorların sıradan davranışlarını da yorumlayamıyorlar. bakterilerin adını bilir. Gerçek Tehlike adlı beş yaşındaki çocuğun. Bana bakıyor. Lakin heyhat.. Ağaç sökülüp yana düşüyor. o esnada yemek yiyen dinleyicilerin kaşıklarını yamulttu mu? Çıktığı televizyon programlarında. Kendimi öyle hissetmesem de. Oğluyla da iyi anlaşıyordu. Ceviz ağacına dikkatli bakıyorum. Lolitalar ve yeniyetmeler arasında kendimi berbat hissedip bol bol bira içiyordum." "Neptün Hanım. Annelik. 30 santimetre kadar sola doğru kayarak havada durdu ve pat diye yere düştü.. Gerçek'i babası getirmişti. Koşup masadan mendil alıyor. o ruj. galiba biraz kartlaşıyordum. İltihaplanmışlar di. Durup düşündüm. Sonra da bayılana kadar dans ederek kurtlarımı yerlere saçıyordum. Bir gün muayenehaneme eski bir şarkıcı olan tek gözlü Leyla Kalahari. şimdiye ortaokula giden bir çocuğum vardı. ben fakültenin ikinci sınıfındayken öldü. Bu da beni biraz sinirli biri yapmıştı. çalkantılı bir hikaye. kimilerinin 'beyin gücü' dediği çok özel bir yeteneğe sahip. Burnumdan kan akıyor.. Hayatımda gördüğüm en etkileyici şovdu. Çocuğun eşyaları hareket ettir mesi gibi. elini sürmeden kaldı-rabiliyor.. Gökkuşağının üstünden geçen balon [Neptün Petunya] Paranormal olaylara inanmak ahmaklık mıdır? Vaktiyle. akşamları uyutuyor. Ben de yıllarca anneme baktım. Kendimi uzaktan tanıyordum sanki. Elimi çabuk tutsaydım." Gerçek. Cihazdaki renkli ışıklar bazen yanıp sönüyor. Bambaşka bir dil konuşur. Gerçek. Sonra da bir hafta Pen Os süspansiyon kullanacak. "Oje" diyor. virüslerin. Salsa gecelerine. Bu iğneler. "Ne?" "Gerçek. Karısı kanser olunca. Doktor Abla şaşırıyor. şifreli mesaj gibidir." "Soyadın?" "Tehlike. eve gelmeniz mümkün mü?" "Maalesef. Gözümün önünde bir ceviz ağacım kökünden söktü. çuradi.. siyah saçlı. Süper güçleri olan şirin bir erkek çocuğu.. abeslangla içeriden yanağına bastırdım. "Babam mı?" "Evet. fiziksel gücüyle yerinden oy-natamayacağı ağırlıktaki cisimleri bile. Akşamüzeri Hayati aradı: "Doktor Neptün Petunya?" "Evet?" 81 . hepsi yalan olmuştu. Bence onsekiz yaşından küçüklerin süper güçleri olmamalı. Bakarken içinizi bulandıran yaralara yağlı sıvılar döker. Gözlerimin etrafında olimpiyat halkaları oluşmuştu. ağzına tahta bir çubuğun sokulmasından hiç hoşlanmamıştı." "Leyla Hanım senin üvey annen mi?" "Hayır. Gerçek yirmüki yaşına gelinceye dek devam edecekti.. Karı da herifin ardından gitti. Vicdan azabından geçtim. Saçlarıma aklar düşmüştü. Yıllar süren. dahası hiç kimsede telekinezi yeteneği olmadığını kanıtladı mı? Bunları bilemiyorum." "Ha?" "Bademcikleri iltihaplanmış. ruhani liderden daha inandırıcıdır. baban kim?" "Babamın adı Hayati. Kilo da almıştım." Üç hafta sonra iğne için yeniden getirmesi gerektiğini söyledim." "Annen?" "Benim annem öldü. "Peki ya baban?" diye soruverdim. Meslekten biriyle evlenme hevesimden vazgeçtim. fakat işi şansa bırakamayız." Tıptan anlayamayan insanlar.

a] Her adımda çoğalır. Sonra bir ucundan tutar gibi yapmış. Hükümet. 373 "4. Benim tatula rasa'mı onun öpücükleri çerçevelesin istiyorum. değil mi?" "Kızgınlığınızı anlıyorum. "3. Yeseviyye'ye mensup amma çok insan varmış memlekette? Nihayet adım okundu.." Bilinmez'in B'si. 1906-1989] Kül.. tespit etmemizi engellediği yalan türüdür." 372 "Hoş bulduk" ey muhterem şeyh efendi hazretleri! Daracık oda. iki mezar birden kazar" diyen Çinli her kimse. size uygun olan yanlış yolu bulmak gerekir yine de. bilseniz. eheh?" Yüce Rabbim. Şişman biri bu odadan yara almadan kurtulamazdı... Müjde yüklü güzelliği." "Neymiş?" "Bunu yüz yüze konuşamaz mıyız?" "Tabii ki hayır.İnsanlık. çok ciddiyim!.ihtimaller. Evliliğin eşiğindeyiz. Teşekkürler. şıkları sıralamaya başladı: "a] Bir 'takım oyunu'dur. Altmışlı yaşlardaydı. Beş yaşında bir oğlum var. 700 kiloluk kasa yerden kalkmış. hamamböceklerine kanım ısınıyor.. Duman da genellikle ısıtmaz. Gönül İşleri Bakanlığı'na [GİB] müracaat etmiştim. a] insanın. c] Bireysel bir oyundur. yuvarlanmak için idealdi. Artık hurdalıklar beni neşelendiriyor." o "Durun. kapatmayın Hayati Bey. Havada bürokratik bir uğultu." Bahse girerim'in B'si. Uyandığımda. b] Vicdan rahatlığı..."Ben Hayati Tehlike. Bildiğin gangsterim yani. beni iyi tanıyormuş..Unutmak. özel hayatta işleyen tercih yetişidir. Hoşça kal. çocuğunuza zarar vermek istemediğim gayet açık.. dünyayı ihya ediyor. Sakalı orlondan. aşkımı onaylamıyordu. Geniş merdivenler. Ağzı. Gangster olduğumdan habersizdi.. aralarında sonsuz bir mesafe vardır..Mânâ... c] Toplumsal değil. Fakat başka bir şey var. b] Acizliğimizi inkar etmede kullandığımız namevcut bir destektir. Tam ağzımı aralamıştım ki.. Şebnem'e fazla yalan söylemiştim. ifade ve davranışlarını şekillendirmesini mümkün kılan zihinsel ve duygusal nitelikli bir kontrol sistemidir. Birer içki içtik. yerinde saymaktır. a] İnsan oluşun bir yan ürünüdür. beni de arındırıyor. İnanılır gibi değil! Bir devlet. kuşe kağıda basılmış bir ziyafet davetiyesi gibi parlıyor. Buluş370 tuk. c] Her adımda azalır. Kaç adam vurduğumu bilmiyorum. şeyhin ofisine girdim. Hayati hiç güç harcamadığı halde. sen kurtar beni! Ben bu küçük beynimle işin içinden çıkamayacağım! Çaresizliğin kulvarında sürünüyordum. Nadide'yi anlatmamıştım." "Haklısınız. Vidalanın gevşemişti. Sana verebileceğim tek iyi haber. Abidin Dandini'ye öykündüğümden mi nedir? Halbuki Şebnemle ilişkimiz ciddileşti. Nazi hapishanelerini andıran bakanlık binasının kalabalık koridorlarında dolaştım. Süzgündü." "Neden?" "Çünkü oğlumun kardit olması söz konusu değil. Hem Şebnem'in nurlu zarafeti karşısında benim müptezelliğimin zaten bir hükmü kalmıyor ki? Bal damlası tebessümünden yayılan masumiyet ışınları. tüm falsolarımı tartacak kadar büyük müdür? "Sevgilim ben eli kanlı bir adamım. b] ihtimal diye bir şey yoktur. Lütfen bana inanın.Özgür irade." Klavyeyi gagalayan kargadan "Gak gak" dışında ne yazması beklenir? Şımarıklık ve kibirden ibaret bu dürüstlük gösterisi bana vız gelir. Şebnem'i seviyorum. nezaketin kanıtı dedikodu. b] İki kişilik bir oyundur. Fakat düşünsenize. "6. diyebilir mi? Kur'cm'da "Kalplerde olanı yalnızca Allah bilir" [j^j. Çocuk diğer uçtan tutmuş. Elleri ipince. [SAMUEL BECKEH. Kahkaha ı/ı sı dağların karını eritir." "Sizi sonra arayacağım" dedi ve telefonu kapattı. Çocuğunuz iyi. Kadidi çıkmış bir memure sordu: "Hangi üye ile görüşmek istersiniz?" Yeseviyye Şeyhi Mazhar Bey'i seçtim.^ll o Ilı jj^ık jAj] yazmıyor muydu? Gönül İşleri Bakanlığı'ndan mülakat için çağrıldığımda çok heyecanlanmıştım." Şebnem'i sevip sevmediğimin anlaşılmasını sağlayacak daha isabetli bir soru üretilemezdi! B şıkkını seçtim. 82 ." "Şansınızı kaybettiniz. Kanlı gözlerinde müşfik bir ifade vardı: "Hoş geldiniz Hayati Bey.:. masumiyet ve moral konforumuzu garantileyen yeteneğimizdir. adım Hayati." Başını kaldırıp gözlerime baktı. a] Hatırlamak bir refleks. değil mi? Onu görmek istedim. "5. fabrika bacalarından yayılan zehirli dumanlar ne tatlı. b] İlişkilerde beliren bir kazanımdır. c] Hatırlamaya giden kısacık yolda. Geceyi beraber geçirdik. Yine de işler haddinden fazla çatallaştı. Komedi filmlerindeki cenaze levazımatçılarma benziyordu. iyi bir yakıt değildir. Yeteneğin kanıtı yalakalık. Ankara'ya uçarak gittim. Epey bekletildim. Açık bırakılmış dizüstü bilgisayarın monitöründe iri puntolu bir not: "Güzeldi. lağımların şırıltısı. Mazhar Bey cevabımı kağıda işaretledi ve diğer soruya geçti: "2. Babasına "17 sene" numarasını çekmiştim. Gerçek'i size bir daha getirmeyeceğim. kızıla çalan hantal mobilyalarla döşenmişti. Sizi şikayet edip doktorluktan men ettirebileceğimin farkındasınız. Hayati kayıplara karışmıştı. sözü uzatmadan önündeki antika klasörü açtı ve bir dosya kağıdından mülakat sorularını okumaya koyuldu: "1. b] insanı sahicilik arayışının risklerinden koruyan aldanışların.. vatandaşına "Sen aslında o kıza âşık değilsin" der mi. intikam almayı kafaya koydu mu. unutmak ise bir sanattır... karımın çocuğumu doğururken öldüğüdür." Bence'nin B'si. c] insanlık için bir önkoşuldur. Gerçek'e "Çelik kasayı taşımama yardım eder misin?" demiş. Sinek... Şebnem'in bana olan aşkı. Şeyh." "Neler söylüyorsun Enver?" "Eaaa. Gerçek'ten bahsetmemiştim. fakat oradan da müspet cevap alamamıştım. Bununla birlikte. Yorgancılıkla alakam yok. Ona sodyumklorür şırıngaladığmızı gördüm.Sahtelik. Yılan île oğlağın telefon konuşması Kim bilir.. belki de sadece yanlış yollar vardır. Kız beni yorgancı sanıyordu." Bilhassa'nın B'si. sonra ona hayatımı anlatırken buldum kendimi. a] Yanılgı ve belirsizliğin sağladığı imkanları genişleten bir şifadır. asaletin kanıtı zorbalık. çünkü. Yarım saat sonra tekrar aradı. İki insan birbirine ne kadar yakınlaşırsa yakmlaşsm. Gökkuşağının üzerin den geçen bir balonda gibiydim." \ "Oğlunuz telekinezi gücüne sahip. Önce Gerçek'in durumunu konuştuk. örümceğe gerilla taktiği uygulayabilir mi? "Kadın. parmaklan upuzundu.. üstatlığın kanıtı ise [Şeyh Maz-har örneğinde görüldüğü üzere] güvenle saçmalamak olmuş artık." "Bu cümlenin geri kalanı doğru olsa kârlı çıkarsınız doktor hanım.

Senin beynin. rüyasında hükümdarın cennnete.." "Bir şey soracağım. Geri kalanını çarçur ettim." Dehşet verici bir kokarca sırıtışı var suratında. Boa yılanı ile oğlak arasında geçen bir konuşma tahayyül edin: Ben meledikçe o tıslıyordu. PAP üyesi Şerif Şibumi'yi etkilemenin başka bir yolunu bulacaktım." "Medeni cesaretin beni korkutuyor.' demiş. Ziyanı yoktu. Fark ettiğim kadarıyla Bakanlık Heyeti'ndekilerin her biri. anlamıyor musun?" Garson kız kahveleri masaya kondurup ayakuçlarma basarak uzaklaşıyor.." "Evlenme teklif ettin mi?" "Hayır.. Abidin Dandi-ni'ye dikkatle bakıyordu.. Evime postalanan sarı zarftan çıkan resmî mühürlü ve imzalı evrakta "Bakanlığımız aşkınızı maalesef onaylamamıştır" yazılıydı. Her kadın er ya da geç delirir. Belki de polisten hakkımda bilgi almışlardı. Aşk geçicidir. Dalgınlığımın bulanık suyunda dertlerim tekrar yüzüye çıktı: "Şebnemle asla bir-araya gelemeyeceğiz. manken kızlar yellenir. a] Zavallılığın kamuflajıdır. Bu olayın büyümesine izin verme.. çetesini toplayıp bakanlığı basmış ve ihtiyarları indirmişti.c] Taklit.. homoseksüel bir karateciye benziyor. Büyük ihtimalle. Karın şişmanladıkça ••< ı MI de gürleşir. [GEORGE BEST] Yadigar Dragon'u zehirlediğim meşhur Beylerbeyi Sarayı'na yakın bir kafeteryanın camekanlı konsolunda Abidin Dandini'yle oturuyorduk. Tamam. çünkü hükümdarla uzlaştı. Meyve tabağından çöplenen Dandini'nin keyfi gıcırdı: "Eskiden vişne çekirdeğini elli metre öteye fırlatabiliyordum. Bu gangsterlik işi benden çok şey götürdü. buna saygı duyarım. kraliçeler ge-ğirir. sırf Şerif Bey öyle istiyor diye Gönül işleri Bakanlığı'na hangi akla hizmet müracaat etmiştim. Kabahat bende. Kuçuradi gelip aramızdaki koltuğa oturdu. karının m< tamorfozuna start vermiş olursun. meseleleri konuşarak halletmek iyidir.ıı 375 tışma konusuydu. geriye bir adım kalır?" Kahvesinden bir fırt çekiyor. senin durumundaki biri yapmıştır." Hava kararmıştı. Kuçuradi koltuktan atlayıp uzaklaşıyor. dindar adamlardı" dedim "komple cennete gitmiş olmalılar?" Bir kaşını kaldırıp dudağını büktü: "Saf bir adam. yedi soruluk bir testle beni tanımış ve Şebnem'e katiyen layık olmadığımı anlamıştı." Anlattığı hikaye beni uyuşturdu. o ayrı. Tüm zarif kızların içinde pusuya yatmış bir şişko karı vardır. Önemli olan insanın ne hissettiği değil mi?" "Sen ne hissedersen hisset prensesler terler. ilim irfan sahibi. Üzülmedim diyemem." 83 . Bekarlığın beni hastalık saçan fahişelerin ağına düşürmesini umuyorlardı muhtemelen. hepimiz. 374 c] Cömertliğin istikrara kavuşmasıdır. ılımlı bir küçümsemeye ayarlıyorum.. [Ne de olsa 'dokunmak' aşk'ın vücut bulması demektir. Devletten izinsiz iş yapmaya alışkındım." Bitiş'in B'si. "Bir katil için fazla ciddisin Hayati. ama yüzük aldım.] Yahut günün birinde benden bile daha kötü adamlar derimi yüzüp cesedimi köprüden attığında." İçtenliği beni kör etmesin diye onunla göz göze gelmemeye çalışıyorum. çekirdeğine kadar çürümüş. Masamızın kıyısından yelkenli gibi süzülen garson kızın otomatik gülümsemesini fırsat bilen Abidin seslendi: "Bana bir kahve! Kaynar olsun. İstanbul'un silueti. Bakanlıktaki evliya cevaz vermedi. 25 Şubat geldi çattı ve Bakanlık Heyeti komple temizlendi.. kendi soru tekniğini uyguluyordu. "7. meşhur bir şeyhin ise cehenneme gittiğini görmüş. Verimsiz bir diyalogdu. Doğru. Bir sigara yakıyor.. "Bakanlık Heyeti'ndekiler.. "Fakat Şebnem'i seviyorum. hayat yolunda koşarken.. Kusmukta yüzen peynire dönmüşlerdi." "Bunu nasıl başarıyorsun?" "Neyi?" "Büyük harflerle konuşmayı?" "Saçmalamayı bırak." "Bir adama kızınca neden yirmiiki kişiyi komple öldürsünler ki?" "Bilirsin. "Benim aşkım neden tescillenmiyor?" diye sormak için GlB'e telefon ettim. Bu rüyayı bir dervişe anlatmış ve tabirini rica etmiş." "Aklınca beni aşağılamaya mı çalışıyorsun pis serseri?!" "Sence kim yapmış olabilir?" "Neyi?" "Bakanlık Heyeti olayını?" "Pompuruklarm hali çok feciydi harbiden.. Bir şapkayı beğenince onu kafana çiviyle çakıyor musun?" "Yani?" "Evlenme. Manyağın teki. Şebnem'e olan aşkım bir yeraltı operasyonuna dönüşmüştü. Hakkında çok şey bildiğin AŞK. Biz erkekler. Nikah defterine imzayı attığın anda. masanın altına kıvrılmış-tı. Bir şapkayı beğenince kafana çiviyle çakıyor musun? Servetimin yüzde 95'ini kadınlara ve alkole harcadım. Fakat yine de yaşlı başlı yirmiiki adamın kanlı bir hamur gibi yoğrulması içimi burkmuştu. Şebnemle evlenirsen. b] Dolaylı bencilliktir. Veya hayalarını koli bandıyla sar. Bir kadına sahip olmak için. Köçek zombiler gibi mezarlıkta göbek atma." Alay ederken. Kuçuradi.. Televizyon haber bültenlerinde Heyet üyelerinin moza-ikli cesetleri resmigeçit yapıyordu. "Sen gerçekten aşk nedir bilmiyorsun. Kara Şimşek [Knight Rider] yayından kaldırıldığında hissettiklerimi hissediyordum.. İlle de bir aptallık yapacaksan git 'fareli kedi' denilen Çin kebabından ye.. Yeseviyye Şeyhi." Gözlerini kısarak dumanı bana doğru üflüyor: "Evlilikten bahsediyorduk.. sana yaramamış anlaşılan. yerinde olsam asla ev lenmem. komik bir tablo oluşturuyordu. "Ne ki bu? Bana ne anlatıyorsun?" Yüzümü.. Bütün bunlar ipe sapa gelmez. İpin ucunu kaçırdım. fakat ortalığı kan gölüne çevirmenin zevki de bambaşkadır." "Hımmm? Dünya rekoru sende demek?" Her ne kadar böyle bir spor dalı yoksa da! "Heyhat. "Özünde iyi bir adamsın. "İyi yapmışsın... Derviş 'Hükümdar cennete gitti. Bak.. Ejderhanın veterinere gittiği nerede görülmüş? Her neyse." Ben de aynısından istedim. siyah kadife üzerine dağılmış elmasları andırıyordu. Bakanlık Heyeti'ni oluşturan üyelerin büyük çoğunluğunun dinî kimliğiyle öne çıkmış kişiler olması (. Üçüncü evlilik en iyisidir.. Gönül işleri Bakanlığı tam bir zırva 11 Is ti. bir kadının yasımı tutmak zorunda kalmasını uygun görmüyorlardı. Yeseviyye Şeyhi Mazhar Bey bana ayıp etmişti. şeyh cehenneme gitti. Sen de. Evlenmek erkeğin intiharıdır. yapaylık ve monotonluk sayesinde bile korunabileceğimiz bir beladır. Fuat Atıf Tufa adında bir adamla konuştum. Hayatın boyunca." Şu anda cebimde.Diğerkâmlık. ip atlayan cici kızlardan birinin ipine takılırız. işsiz kalmış bir porno aktörü gibi hissetmek istiyorsan. Evet." Bunaltıcı'mn B'si. idam edilmiş diktatörün cesedine tüküren köylü kadar öfkelendin?. ona kendili den başka şeyler de sunmalısın." "Ho?" 376 "Şebnem'i seviyordun. çünkü şeyhe hürmet ediyordu. "Tamam da bu neyi değiştirir?" "Sınırları zorluyorsun.

İstikbal zamanın dışındadır \ Istırabın bitişi. Doktor ha? Üstelik. Demek ki tarzı buydu. Bu insan azmanı ensemi kavradığı gibi beni havaya kaldırıp limuzinin motor kapağına yapıştırmıştı. Tam beş hafta önce. o inerken araba az daha alabora oluyordu. Beyni balık yemi gibi saçılırken. Çivili tasma takan atletik bir buldoğu andırıyordu. bütün cephanesini gecekondulara fırlatıyordu. Acaba dilimizi biliyor muydu? Yanıma geldiğinde camı açtım. Şebnem'e hakikati anlatırım. Audi'min kapısını güçlükle açabildim. Cinayeti gören bir vatandaşın ifadesine başvurulmuştu. Şahit mertebesindeyim gerçi. şimdi ölümden bahsediyordu. Arabanın CD çalarını açtım. yeğenini Sudan'daki askerî yönetime bağlı ajanların katletmiş olabileceğini" söylemişti. Rakibiniz çene çalıyorsa. Şuurumu kaybetmek üzereydim." 84 . kurbanınızın cesedi olacaktır. Yavaşladım. yüksek bahçe duvarına yanaştım. Abidin Dandini'ye telefon ettim. O da patrona durumu iletir. Aksi takdirde ben de hapsi boylarım zaten. Hasan Turabi'nin yeğeni! Ramize Ramirez'in de dediği gibi "Şiddet. Ve haşhaş tarlasında ilerleyen kaplumbağa mahmurluğuyla yola koyuldum. Fviııı aradım. Abidin'le konuşurum. Beni kardeşi gibi seviyor. Rami ze Ramirez'in. Üm-mü Gülsüm. Belki sahiden de yorgan işine girerim. Parkın. Halimi anlayacaktır. Onun ardından yetişen cılız bir çocuk vardı." "Keçi Yumruğu'na gel. küçük. Doğal olarak bizim beysbol takımından temiz bir sopa yemişti. Sırılsıklamdım. Gerçek'i 101 dum. Derin bir nefes aldı ve beni tekrar duvara fırlattı. Tetiği çekebilir-sem. Ümmü Gülsüm'ün [19041975] Erite Ömri şarkısı başladı. Ama neden? Sudanlı bir doktoru kızdıracak ne yapmıştım?. kaçacak kadar bile cesur olmayanlar konuşur. Beyni defolu tiplerden değilim. Sicilim kabarık. Üstelik yüzü tarçın rengi çillerle bezeli. zaten bildiğim şeylerdi. Uçarken tetiği çektim. Şebnem'i etkilemek için mafya taktikleri kullanmıştım. [JONATHAN SAFRAN F0ER1 Duş aldım. Her biri müstakil bir hedef olabilecek dişlerini gösterdi. Omurgam ve kafa-tasım çatırdadı. Gazap dolu sesiyle "Hayati Tehlike nasılsın?" diye hatırımı sordu. Aklınızda bulunsun. Belimdeki Colt'u [Python. Güçlü kız. Onları korumak için saygıdeğer bir hayat kurmalıyım." Kandan yoruldum. Ya tüm hayatınızın ya da yalnızca o gününüzün içine edecek birileri mutlaka çıkar karşınıza." "Tamam. eski model siyah bir Ghevrolet'nin beni takip ettiğini ayrımsadım. onu pataklamanız işten değildir.378 Godzilla diyeti Etrafınıza bir bakın. O da yavaşladı. Dandini'nin evlilik hakkında söyledikleri. Esmer güzeli spiker "Sudan asıllı Doktor Abdülcabbar Turabi. onu gayrimeşru kılar ve bu yüzden ıstırabın sonu yoktur. Adamı tanıdım. 379 Zenci. sizce de kıyamet kopmuyor mu/ [MURAT UYURKIII AKI Kış. O da sağa çekti.mı mı da göreceğiniz ilk şey. Ayaklanm yere değmiyordu. Tepesinden buhar380 lar yükseliyordu. Şebnem'i evine bıraktığım gece bana saldırmıştı. Yani çocukluğumda karıncaları filan yakmadım. Kafamın içindeki Hiroşima dağınıklığını toparlamaya uğraşırken telefonum çalınca az daha derimden dışarıya fırlıyordum! 382 "Aramışsın?" "Konuşmamız lazım. ay yüzeyinde yürüyen astronot gibi ağır ağır yaklaşıyordu. O zaman bu iki sersemi keş yankesiciler sanmıştım. Laçka trafikte avarece araba kullanıyordum. Sonra da basıp gittik. Kadın. karanlığı kalkan olarak kullanmaktan usandım. Hâlâ genç sayılırım. Bir an. l<' levizyonu açtığınızda ya da elinize bir gazele aldıj'. Kabus gördüm. Kim olduklarını sormadım. Şoför koltuğunda çam yarması bir Zenci oturuyordu. Beni bir derbederlik sardı. görünmez bir köpeğim ve adımı bile bilmeyen bir sevgilim var. şarkıya devam ediyordu. [Bunu zihninizde canlandırmaya kalkmayın. kaybolmuş insanlarla doludur. Abdülcabbar Turabi'yi indirmeseydim. Hızır Hızlı. Komodinin üstünde. Işığı kılıç. Fakat o. Beyaz ceketi ıslandıkça grileşi-yordu. Zenci. Olsun. Afrika'dan bunu sormak için mi geldin? "Benden ne istiyorsun?" iki eliyle yakamı kavrayıp naçiz vücudumu camdan dışarı çıkardı. olay tamamiyle müdafaayı nefsti. Hayvanat bahçesin de kafesten kafese uçan bir kelebek kadar özgürdüm. Üç gün şakaklarım zonkladıydı. hallettiğinden fazla sorun doğurur. Genç bir kadının kullandığı. Direksiyona kustum. Audi'mi halter gibi kaldırıp asfalta çalabilirdi. Hayatımda hiç Zenci vurmamıştım. Yollar. Kavgada konuşmam. Çünkü.u dileyip telefonu kapattım. Kafasında ne bir yara izi ne de morluk vardı. Kadının tiz çığlığı. finalini merak ettiğim Delik Deşik Bir Kefen romanı duruyordu.. Leyla Kalahari "Abidin dışarıda" dedi. hem de birbirine paralel. Aynadan izliyordum. Doğru. Ulaşılamıyordu. Kadının sesi huşu doluydu. sıvışıp canımı kurtarmayı düşündüm. Onunla hayat yollarımız hem birbirinden uzak. 4 inç] zar zor çekip Zencinin ağzına doğrulttum. bizi görünce gazı köklüyorlardı. her şeyin mantıklı bir açıklaması olmadığını bilecek kadar akıllı. Herif öyle iriydi ki. günün birinde cinayet işlerseniz. Telekinetik güçlere sahip bir oğlum. Çabuk toparlanmıştı. Uyuyormuş. kuyruğumdaydı. Bu sempatik zebaninin derdi neydi acaba? Duvardan aşağı kayarken gözlerime perde iniyordu. konuyla ilgili takibata başlamıştı. Az önce aşk acısını anlatan melodiler. Kurşun. Cevabınızı yumruklarla verin. Kemiklerimin içinde kontrolden çıkmış minik elektronik testereler uçuşuyordu. Cengiz Cingöz ve birkaç eleman limuzinle beni almaya gelmişlerdi. Kollarımda derman kalmamıştı. bedeni birkaç metre öteye düştü. Çelikten pençelerini kürek kemiklerime geçirerek beni tekrar havaya kaldırdı. Beynime bir kova asit dökülmüştü sanki. Gerçek'e annelik yapabilir. "Sudanlı Muhalif Düşünür ve Siyasetçi Hasan Turabi. Polis. lastiklerin ötüşüyle aynıydı. Gökten rendelenmiş buz yağıyordu. kitaplarını bana yazdığını düşünmüşüındııı hep. "Bırakıyorum" derim. Ve ne gördüğümü unutarak uyandım. Onu da haşladık. herif beni taşa gömecekti. Eğer bu kazulet Kunta Kinte ikiye kadar sayabiliyorsa gebermem an meselesiydi. Şebnem'i bir bardağa doldurup içmek istiyordum. Zencinin alnına saplandı. Adam öldürmekten bıktım. Bebeksi bakışları ürkütücüydü. Godzilla diyetiyle büyümüş Zenci beni silkeleyip duvara savurdu. Dayak yesem bile ağzımı açmam. kainatın anahtar deliğinden bana göz kırpan bir melek gibiydi. Tabancamı yandaki koltuğa bıraktım. sessiz sinema döneminden kalma bir acelecilikle otomobilinden inip cesedin etrafında dolaşmaya başladı. Böylesine kallavi biri tarafından izlenmek gururumu okşadı. O. Kurbanlarım yakalıyor ve fırlatıyor. Yere kapaklandım. Beşiktaş'ta yol ortasında vurularak öldürüldü" diyordu. Silah taşımak istemiyorum artık. iyi akşaml. Yoldan geçen arabalardaki insanlar. Ben de duvara tosladım. hatırımı kırmaz. Fok misali çırpına çırpma yolun kenarındaki çamurlara bulanarak ilerledim.] İki saat kadar kestirdim. kırmızı araba ani bir frenle kayarak Zencinin tam önünde durdu. Yıldız Parkı'nın çevre-siıiden dolanırken. Nefesim kesilmişti. Gammazlık etmeyeceğimi bilirler. İstifimi bozmadım. bu mesafeden ıskalamam imkansızdı. Sizi temin ederim.

Belki de yamhyorum. öyle mi?" "Evet. belimdeki tabancayı çekeceğim. Iki384 si de içindeki hayvanla barışık görünüyor. Nefes nefeseyim. ıslak tabancalarıyla yaklaşıyor.. Nabzımı dişlerimde. uğursuz bir gıcırtıyla aralanıyor. "Bunu 'hayır' kabul ediyorum. hayalet köpek kurtarıyor. Belki de yanılıyorum. bir de canı sıkılan vardır. Diğer barmene seslendi: "Bir yılan kanı!" Fikrimi değiştirmekten vazgeçerken. Maymunlarla birlikte ben de kapıdan giren tabancalı iki adama bakıyorum. Duvarın alt kenarında. bu adamlar bizi öldürecek!" Son sözlerime şerh düşüyorum: "KORKMA BEN VARIM!" Şebnem. "Ben iyiyim. Tadı. Yoksa beni de Şebnem'i ile vm. peşimizdeki şamatacı ödlekleri gebertip cüce maymunlara ikram etsem mi? Namussuz hırt. [J." 385 diği gibiydi. Bu sentetik silahşorları gözüm bir yerden ısırıyor. Tüydüm. 1770-1843] Şebnem. "Ben iyiyim. Ağacın arkasındaki duvarın dibinden öteye doğru koşmaya başlıyor. Şebnem'in benzi solmuştu. Galerinin kapısı. Saçmalayarak geçiştirdim: "Tahmin ettim. tırnaklınım<l. ellerini kafeslerden uzatarak. "Ateş etse daha iyiydi" diye düşünürken bocalıyorum. Tam silaha davranacağım anda Kuçuradi ceketimin kolunu ısırıyor. Hemen kaçmak ile derhal adam vurmak arasında acilen tercih yapmalıydım. kendimi düşrrfekte olan bir uçakta gibi hissediyorum. uğursuz bir gıcırtıyla aralanıyor. hayalet köpek kurtarıyor. dışarıya açılan dikey dikdörtgen bir delikten geçiyor. ne halin varsa gör. Ölümümden önce görünmez köpeğimi gördüğüme seviniyorum. Maymunlar. şaşkınlığımı gizlemeye çalıştım. diğeri. pırlanta yüzüğü parmağına takıyorum. Aynı evde yaşayan iki kişi. Adamlar. ıslak tabancalarıyla yaklaşıyor. Zihnim allak bullak. gönlüm altüst oluyor. peşimizdekilere bulunduğumuz yeri gösteriyorlar. dev bir kauçuk ağacının arkasında frene basıyor. sadece sıyrık" deyip gülümsüyorum. Son sözlerimi söylememin vakti geçmek üzere. Şebnem'e sinyal veriyorum.. Biri "Şebneeem!" diye bağırıyor. Şebnem'in otel sabunu gibi küçük kulağına sessizce "Seni seviyorum" derken. Gözlerinden naylon ip gibi yaşlar iniyor. Biri. zamanın dışındadır. FRIEDRICH HÖLDERUN. Şebnem'in adını nereden biliyordu? Bu öldüresiye yakınlığın izahı neydi? Kafamın içinde bir arı sürüsü dolaşıyordu. sonsuza dek kavuşamamak için en ideal yöntemdir!" Hayvanat bahçesinde insan avı Tanrıdan gelen işaretlere bakılırsa. FRIEDRICH HÖLDERLIN. Dışarı çıktığımda Kuçuradi toz olmuştu. "Ateş etse daha iyiydi" diye düşünürken bocalıyorum. sonsuza dek kavuşamamak için en ideal yöntemdir!" Hayvanat bahçesinde insan avı Tanrıdan gelen işaretlere bakılırsa. Cinayet kurbanlarının yüzde 79'u. jübihyapıyorum. Kendimi ciddiye almam giderek güçleşiyor. Birlikte kalkıp Kuçuradi'nin peşinden koşuyoruz. İstikbal. Şebnem aşk coşkusu ve ölüm korkusuyla şoklanmış halde fısıldıyor: "Sevgilim. olabilecekler hakkında hiçbir şey bilmiyoruz. Cüce maymunlar ispiyonluyor.. Adamlar bizi göremiyor fakat ayak seslerimizi duyuyorlar. zihnim gayet berrak?" "Şimdilik. gönlüm altüst oluyor. ona yerdeki ıslak ayak izlerimizi işaret ediyor. Dişlerinin arasından "Beni takip edin!" diyor.. Maymunlar. omzumdan akan kana parmak uçlarıyla hafifçe dokunuyor. otuzuncu kuponu da avucuma tutuşturuyor. Birlikte kalkıp Kuçuradi'nin peşinden koşuyoruz. Maymunlarla birlikte ben de kapıdan giren tabancalı iki adama bakıyorum. Evlilik kafa karıştırır evlat. Son sözlerimi söylememin vakti geçmek üzere.C. Dehşete düşmüştü. Dişlerinin arasından "Beni takip edin!" diyor.. Özümden uzaklaşmış hissederek başımı salladım: "Hem sen demez miydin 'Hayat aptalca seçimlerle ilerler' diye?" "Doğru ama ben başka şeyler de söylüyorum. Ateşe başlıyorlar. Tek çare.C. gözleriyle etrafı tararken. gözleriyle etrafı tararken. sadece sıyrık" deyip gülümsüyorum.. Dandini'ye çeteden ayrılmak istediğimi söylediğimde alnını kırıştırdı: "Basmakalıp bir adam olmaya nereden heves ettin?" "Sana bahsetmiştim: Şebnemle yuva kuracağız.. Şebnem'in otel sabunu gibi küçük kulağına sessizce "Seni seviyorum" derken. Nefes nefeseyim.. Ona köpeğin nereye kaybolduğunu soramazdım.ı caklar. Tek çare. Amaaan. Onun ardından Şebnem'i iteliyorum. Biri "Şebneeem!" diye bağırıyor. zehirlenmiş bir atın si383 diği gibiydi. Galerinin kapısı. her evli çiftte bir acı çeken. birbirini öldürmek ister. diğeri. < Şebnem aşk coşkusu ve ölüm korkusuyla şoklanmış halde fısıldıyor: "Sevgilim. Adamlar. Biri. tırnaklarımda duyabiliyorum." "Ne gibi?" "Çok sevmek. Tam silaha davranacağım anda Kuçuradi ceketimin l<<> lunu ısırıyor. otuzuncu kuponu da avucuma tutuşturuyor. 85 . [J. Her şey o kadar hızlı ki. Zihnim allak bullak. Ölümümden önce görünmez köpeğimi gördüğüme seviniyorum. İki384 si de içindeki hayvanla barışık görünüyor. 1770-18431 Şebnem. barmen göz açtırmadı: "Dilinizi nemlendirecek bir şey almaz mısınız?" "Aynısından" diyerek Dandini'nin bardağını gösterdim. Cüce maymunlar is- piyonluyor.ı duyabiliyorum. Kendimi ciddiye almam giderek güçleşiyor. peşimizdekilere bulunduğumuz yeri gösteriyorlar. ona yerdeki ıslak ayak izlerimizi işaret ediyor." içkiden bir yudum aldım. Ama ne yazık ki bir hayaletle ödeşmek zordur." "Demek havlu atıyorsun?" Yo." "Aksine. Yağlı bir kemiği hak etmişti. Özümden uzaklaşmış hissederek başımı salladım: "Hem sen demez miydin 'Hayat aptalca seçimlerle ilerler' diye?" "Doğru ama ben başka şeyler de söylüyorum. Özellikle de erkeğinkini. Gözlerinden naylon ip gibi yaşlar iniyor.Meyhaneye gittiğimde Abidin Dandini taburelerden birin de oturmuş demleniyordu. Şebnem'e sinyal veriyorum. Kuçuradi. Bu sentetik silahşorları gözüm bir yerden ısırıyor. Geri dönsem. bclllîl deki tabancayı çekeceğim." Tam olarak planım bu. Bu durumda Şebnem daha büyük bir risk altında. Dinle.. pırlanta yüzüğü parmağına takıyorum. sence münasebetsizlik mi?" "Saçmalama. vahşice bir işgüzarlıkla bizi gammazlıyorlar: Çığlık çığlığa zıplayıp. omzumdan akan kana parmak uçlarıyla hafifçe dokunuyor. tanıdığı biri tarafından öldürülür.. Ağacın arkasındaki duvarın dibinden öteye doğru koşmaya başlıyor." "Kendi istikbalim hakkında bir karar vermem. bu adamlar bizi öldürecek!" Son sözlerime şerh düşüyorum: "KORKMA BEN VARIM!" Şebnem. "Patronla benim için konuşabilir misin?" "O kızla evleneceksin ve hayatınızın geri kalanı boyunca birbirinizin buruşmasını izleyeceksiniz. Nabzımı dişlerimde. Yanına vardığımda. Adamlar bizi göremiyor fakat ayak seslerimizi duyuyorlar. vahşice bir işgüzarlıkla bizi gammazlıyorlar: Çığlık çığlığa zıplayıp. ellerini kafeslerden uzatarak. olabilecekler hakkında hiçbir şey bilmiyoruz. Yoksa beni de Şebnem'i de vuracaklar." "Ne gibi?" "Çok sevmek. inan bana. Fakat o bana "Çıkış yolunu nereden bildin?" diye sordu. Etraftaki insanların varlığını hakaret addediyordu sanki.

Yine de bu cinai sinerji. Biraz geri gittim. Ödüm koptu. Onun ardından Şebnem'i iteliyorum. Aralık ayında bir gece evimizin bahçesine sabun gömdü. Giilünmesi İmkansız Şakalar] Felaketin de bir kuralı var. Geri dönsem. Gaza bastım. dışarıya açılan dikey dikdörtgen bir delikten geçiyor. hayalet dostum gözlerini sımsıkı yumup yüzünü buruşturarak başını çeviriyor. peşimizdeki adamlarla karşılaşmaktan korktuğunu seziyordum: "Kimdi onlar?" "Birini tanıyorum sadece." Duruma bakılırsa o seninle ayrı fikirde değil.. Dehşete düşmüştü. Bir başka polis otosu. öldürüyor mu?" Yoksa sadece milletin ortasında aniden altına yapmasını mı sağlıyor? "Yo." "Evet de. Sabuna kuş bacağı bağlıydı. kabul. Biraz gezdik. Onunla geçen sene yazın tanışmıştık. Duvarın alt kenarında. Onu rezil eden kişi Müntekim'di.. Namık Mıknatıs'm elemanı mıydı?" "Hayır. Ona köpeğin nereye kaybolduğunu soramazdım. motivasyon ve rekabete akıl erdiremiyordum.. Kuçuradi. peşimizdeki şamatacı ödlekleri gebertip cüce maymunlara ikram etsem mi? Namussuz hırt.. 86 . Başını yukarı aşağı salladı.. indim. Şebnem'in üzüldüğünü görmek. neler oluyor anlatır mısın? Bizi neden öldürmeye kalktılar?" Parmağındaki yüzüğe bakarak anlatmaya koyuldu: "Müntekim. Audi'ye atlayıp uzaklaştık. Televizyon fabrikasında çalışıyordum." "Ne?" "Adı. Şebnem'in benzi solmuştu." "Müntekim. "Ne iş yapıyor bu Müntekim?" "intikam alıyor. Yağlı bir kemiği hak etmişti. "Nasıl bilmezsin?" "Beni sevdiğini söylüyordu. Namık Mıknatıs'a kızgındım. ben. Artık benim için tek yol. Öldürülmekten ziyade. Tam anlamıyla basiretim bağlanmıştı. karşıdan gelen belediye otobüsüne çarpıyordum.. Ayrılırken. Arabadaki diğer üç polis silah elde dışarı çıkarken.. pişmanlık duymamı mı beklediler nedir? En popüler intihar mekânı Boğaziçi Köprüsü'nde ilerlerken. Sudanlı Abdülcabbar Turabi. Her şey o kadar hızlı ki." "Sabun mu?" Ne sabunu? 386 "Bir nevi büyü yaptırmış.. biniyor. Telaşı yatışmamıştı. Aynadan. Kanayan sağ omzuma bakarak yüzüğünü düzeltti. MM il edilen telefon kulübesine gidiyorsun. Hepsi de beni zımbalamaya çabalıyordu. Sirenler ötmeye başladı. bahan müjdeleyen polis helikopterine gözüm ilişi i. benim üzüntümü ikiye katlamıştı. Senden bir şey gizlemiyorum Enver. Yan aynada Kuçuradi arabayı kovalıyor: "Beni bekle!" Durup içerden kapıyı açıyorum." "En son ne zaman görüştünüz?" Bana yalan söylersen minnettar olurum. aynasızlara bakıyorum. anormalliğe dayanır.. Felçli kardeşini taklit ediyordu. Onu öpünce ağzımın iklimi değişti. tanıdığı biri tarafından öldürülür. Yola koyulurken radyoyu açıyorum. Tüydüm. Dışarı çıktığımda Kuçuradi toz olmuştu. Şebnem konuşmuyordu. hepsi bu. Bize niçin saldırdığını anlamadım. Ama ne yazık ki bir hayaletle ödeşmek zordur. Arabamı kenara çektim.. Sonra belli bir ücret karşılığında. Müntekim denen şu hötöröf palyaço ailesinin asil üyesini ve yanındaki yılışıklık sosuna batmış gevrek mahluku avlamalıydım. Yani eğer biriyle aranda problem varsa. Orada belirtilen gün ve saatte. prensip itibariyle kimseyi öldürmüyor.." Kendimi kaçık sanırdım. Bir de Gönül İşleri Bakanlığı'na müracaat etmişti. Bob Dylan What Was it You Wanted diye şarkıya giriyor. Bunca kargaşa ve korkuya rağmen. Bana yakınlık gösterdi." "Tarzını değiştirmiş demek ki?" Şebnem'i evine bıraktım. "Sen hiç havlamaz mısın?" "Yooo? Ya sen?" diye ağzımın payım veriyor.." Adım Hayati. Müntekim'le temas kuruyorsun. onu tüm kalbimle sevdiğimi. Şebnem'in kalbine giden yoldu. olanları dert etmemesini.." "N'apıyor. kendimi düşmekte olan bir uçakta gibi hissediyorum." "Galiba beni bir süre takip etti. işten atılan 1100 kişiden biriydim. mecbur kalmadıkça evden ayrılmamasını ve yakında kendi yuvamızda mutlu mesut yaşayacağımızı söyledim. "Aşkı onaylanmış mıydı?" "Evet. Hayat." "Şebnem. Saçmalayarak geçiştirdim: "Tahmin ettim. Keskin virajı geçerek canımı kurtardım." "Nerede?" "Marketlerdeki bazı ürünlerin ambalajlarında. Müntekim seni kulu 1)1/ beden anyor. Şebnem'in adını nereden biliyordu? Bu öldüresiye yakınlığın izahı neydi? Kafamın içinde bir arı sürüsü dolaşıyordu. sağ taraftan yola aniden dalarak önümü kesti. Fakat o bana "Çıkış yolunu nereden bildin?" diye sordu. sözlenmemizi kutlayamamanın hüznü seçiliyordu. Çok üzülüyordum." Öyle mi?! Türkiye'nin en ünlü işadamını senin hatırın için b.. Fakat neden? Masum. Köprünün ortasına vardığımda. Ve altduda-ğıma bir öpücük kondurdu." İki gün mü? "Kavga ederek mi ayrıldınız? Kim kimi terk etti? Bunca zaman seni hiç aramadı mı? Öyleyse niye şimdi silahla kovalıyor? Tüm bunlar hakkında bir fikrin yok mu Şebnem?" "İnan bilmiyorum Enver.." "Aranızda neler geçti?" Onunla yatıyor muydun?! Yüzüme baktı: "Hiç. Dengesiz biri. Az daha. devam et. intikam emekçisi Müntekim Gıcırbey ve polis amcalar. ilerideki polis barikatını fark ettim.. "Seninle ilk buluşmamızdan iki gün önce. 388 Baharı müjdeleyen polis helikopteri An'ın tadını çıkarıyordum. Cinayet kurbanlarının yüzde 79'u. "Her neyse. dev bir kauçuk ağacının arkasında frene basıyor.Ateşe başlıyorlar. Kuçuradi de indi. Mııııir kim'in broşürleri var.kyoluna uğurladı demek? "Adama ilaç mı vermiş?" "Bilmiyorum. edasında. devlet sırrı olması mı? "Böyle olacağını hiç düşünmemiştim. onun bu işle ne ilgisi var?" "Hani fuar açılışında konuşma yaparken." "Peki Müntekim denen bu psikopattan bana niye hiç söz etmedin Şebnem?" Reha Veto vakasından farkı. Polislerin beni köprüde kolayca kıstıracağını düşünememiştim. Tıpkı paraşütü açılmayan bir paraşütçünün rüzgarın tadını çıkardığı gibi. Cezalandırılması gerektiğini düşünüyordum. önleyemediğimiz felaketlerle doluydu. yolun solundan son sürat devam ettim." "Seni etkilemek için yapabileceği başka bir şey yok muydu?" "Namık Mıknatıs'ı bilirsin. "^^—-"Yani seni seviyordu?" Sükutla ikrar etti. Anlatılmaya değer bir yönü yoktu. Mı acaba? Esaslı bir felaket sürprize. Kirli işlerden el çekmeye karar vermemi fırsat bildiler sanki. Ön kapısına tosladım." 38S Kestirme patikalardan el ele koşarak hayvanat bahçesini terk ettik. Üsküdar'dan Boğaziçi Köprüsü'ne doğru giderken iki polis arabası kuyruğuma yapıştı. cici ya da sempatik değilim. Hemen kaçmak ile derhal adam vurmak arasında acilen tercih yapmalıydım. Köprünün korkuluğuna tutunduğumda. Üniformalı şoför içeride sıkışıp kaldı. Polisler ardımdan hiç durmadan ateş ettiler. Konuşup anlaşıyorsunuz. [CALOGERO CAVATAIO. Geride hızla küçülüyorlar. Beni cezalandırmak için. Bahçe kapısından girip eve yürüyen sözlümü izledim. Sahil yolunda ilerlerken ezilmiş bir kedi görünce." "Soyadı ne?" "Gıcırbey. tesadüfe. Müntekim. Bu durumda Şebnem daha büyük bir risk altında. Frenleyen otobüs inildeyerek kaydı. Yani aslında iyi sayılırdı.

karşı dursun.. Şehrin boy aynası nehir. /Anlatma. Çünkü hafifledim. Ellerimde görünmez bir halter tutarak dibe yollanıyorum. Derin bir nefes alıyorum. Hıçkırık ve öksürükler eşliğinde sesli sesli nefes alıp veriyordum. * it * Korlaşmış bir bisturi. Köprüden ateş açan polislerin otomatik tüfeklerinden yağan mermiler. eksikliklerle malul bir yerde. Cincin-nati'de. meğer külüstür bir Lada'-nın bagajıymış. şarkı sustu. İncecik. düşlerinde. Acaba ruhum hâlâ bedenimde mi? Emin olamıyorum. çoğalıp sevginle I isteme. Epeydir buralara yolum düşmemişti. akıntı dindi.." 392 Mezar taşlarının arasından dev servilere yöneldim. Allah'ın emri. Saçlarım uçuşuyor.mlııl\ Gözlerimi açtım. Cidden zekice. Kozmosun kepengi kaldırılıyordu. Tam şu anda fizik kanunlarında bir değişiklik olmazsa. "Dön. Hava soğuk. tabancayı hafifçe salladı. Ne yapmam gerektiği hakkında hiçbir fikrim yok. Kalbim boks eldi390 venleriyle pataklamrmışçasına eziliyor. yolum seninle I Duysun dünya. Şarkının volü-mü gitgide yükseliyordu: "Beni çağıran uçurum oldu sevdan. Kıyametten sonraki ilk saniyedeydim. Ecel terleri döküyorum. o kadar da değil. Topuklarım metal sertliğindeki su yüzeyine çarptığında çeneme ve şakaklarıma çekiçle vurulmuş gibi sarsılıyorum. Allah'ım neler oluyor? Şerif Şibumi muhtemelen. gezegeni ambalajından çıkardı.. Kafanız suyun içinde olmadığı için çok şanslısınız sayın okur. "Kızımdan ne istiyorsun. Kimmiş diye baktım. omuzlarımın hizasında tutuyordum. Arabadan indim. Sanki Jaws dişlerini kemiklerimde biliyor. [SYLVESTER SPOILERONE. Etrafımda binlerce baloncuk uçuşuyor. gerisingeri yükselerek hizama geliyor! Hızını bana ayarlıyor. Ayağa kalktım. Başımı hafifçe öne eğdim. ellerinde. Sabah ezanı okunuyordu: "Es-salaiu ti!) run mine'n nevm. dünya ile ahiret arasındaki tarafsız bölgedeydim.. "O zaman seni ısırmam gerekir. Keşke oğlumla daha çok vakit geçirseydim.metal arkın iki tarafından da polisler silahlarını bana doğrultmuş koşuyordu. Suda kalırsam. Hey. Kainat istop etmişti. kaldığım yerden devam ediyorum. Boğaz'dan Ohio Nehri'ne ışınlanmak. demirlerden sekti." Durdum." "Belki de polis köpeği olmalısın?" Polislerin tepemize binmesine ramak kalmıştı. Yön duygumu kaybetmiş vaziyette Anadolu yakasına doğru yüzmeye uğraşıyorum. polis takibinden kurtulabilmek için Boğaziçi Köprüsü'nden atlayarak feci şekilde can verdi!"] Şebnem sözlüsünün kimliğini. Uzaktan uzağa Moğollar grubunun Yolum Seninle şarkısı çalınıyordu. "Diz çök. Yüzeye varınca kendimi Ohio Nehri'nde buldum. Abidin Dandini'yle bu köprünün bir ucundan diğerine yürümüştük. Camdan bir asansörün içindeyim adeta. ağlamam I ister bakar. yüzlerce koyun iskeleti sessizce otluyor. Kim olduğumu bilse. İntihara yeltenen birine ateş açmak. Şerif Şibumi'nin namlunun ardındaki anlam yüklü gözlerine "Biraz abartmıyor musunuz? Bu kadarına gerek yok" der gibi baktım. Aslında benim de soracaklarım vardı: Cincinnati'den nasıl döndüm? Beni size polisler mi hediye etti? Adımı nereden öğrendiniz?. Bir el. Birazdan balıklar gözlerimi yiyecek. Fazlalıklarla dolu. ister ayaz. yatay bir ışık çizgisi belirdi. "Yürü. Boğulmuş muydum.. İstanbul'a dönmesi kolaydı. Feciydi. tam da ihtiyaç duyduğum türden bir mucizeydi. parçalara mı ayrılmıştım yoksa hiç olmadığım kadar sağlıklı mıydım? Ağır ağır sürükleniyordum. Kuçuradi nedense benden daha hızlı düşüyor. Geceydi. Fatiha ruhun gıdasıdır Eğer kendimizi mahvetmekten vazgeçebilirsin. Yavaş yavaş yükseliyorum. Boğaziçi Köprüsü'nden Ohio Nehri'ne at391 layıp Yolum Seninle'yi dinlediğime göre." Müezzin es verdiğinde kuş seslen ovaLı |<)| ra yayılıyordu. Kıyıya bir ulaşabilsem. boğulurum. Kendimi evimde hissediyorum. [Bir keresinde." Duf! Belli ki anlattıklarımdan hoşlanmamıştı. Şebnem'e de yalan söyledim. Sol kolum kanla kaplanmıştı. Ölüm ile ölüm arasmdayım. ^—•-----"Yalan söylüyorsun. Rüzgar nemli bir pelerin gibi suratıma çarpıyor. 87 .. Ciğerlerim patlamak üzere. Kızmakta haklısınız. karanlığı ortadan kesti. Omzumun tam altından vurulmuştum. Kulaklarımdan içeri katran pompalanıyor. Ellerimi iki yanda. Ölürken insan bildiğini de unutuyor. Küplüce Mezarlığı'ndaydık. Varlığımı zapt eden zifiri hiçlik. Fakat hayra yorulabilecek bir tuhaflık var. "Dur. Muhtemelen beynimin içinde bir mermi dönüyordu veya bacaklarımdan biri kopmuştu. gücün saklı içimde I Vursunlar. Merakıma gem vurup "Kızınızı seviyorum" dedim. Grand Grave'in dokuzuncu katından düşmeye. Gedikli aynasız ve emektar tabancası arkamdan geliyordu." Birdenbire bütün ışıklar söndü. Yürürken gözlerimi ovuşturdum. Şerif Şibumi. Allame H. kara haberi alırken öğrenecek! Buradan sağ çıksam bile işim yaş. yeniden doğmak gibi nefesinle. Her tarafım ağrıyordu. Gözlerim yanıyor. Mümkün mertebe mahcup bir ifade takındım. Hayati Tehlike?" Sesi ürkütücüydü. Kollarımı kıpırdatamıyorum. kanar diye. Azrail'in iki kolu beni sarıyor. sessizlikten başka şey göremiyordum. "Söyleyeceklerimden sıkılırsanız tetiği çekin lütfen" diye lafa girdim: "Size de. Ceketimin etekleri katlanıp sırtıma yapışıyor. Tutkal kavanozundaki gece kelebeği kadar ilerleyebiliyorum. İnsan kaderini kendi yazmıyor. Kuçuradi sordu: "Atlıyor muyuz?" "Sen de mi?" "İnişte sana fıkra anlatırım. Genzim yanıyordu. Meymenetsiz bir martı bize bakarak ötüyor. Başımı sudan çıkarırsam kurşunu yerim. Nur yüzlü ihtiyar sağ elinde 14'lü Browning'iyle her an tatsızlığa neden olabilecek gibi görünüyordu. Şerif Şibumi'ye bir şey söylemedim. düşsün peşime.." Döndüm. Kuçuradi tuzu kuru köpekbalığı neşesiyle sırıtıyor. Kaderim tekrarlarla dolu. bittim demektir. Ürperdim.. kızınız benimle asla görüşmezdi." Çöktüm. durdurmam." "Sakız ister misin?" Ve hayalet köpeğimle birlikte Boğaziçi Köprüsü'nden uçtuk. Üstüm başım mezar çamuruna bulanmıştı. ışıklarla bezeli Suspension Köprüsü yakınlarmday-dım. Halbuki. Havada hazır ola geçiyorum. Birkaç kilometre öteden yaklaşan savaş gemisinin güvertesindeki minnacık askerlere gülümsüyorum. Peygamber'in kavliyle kızınız Şebnem'i. Giysilerim hâlâ ıslaktı. Karanlıktan başka şey duyamıyor. Tüm kaslarım gergin. Pekala. yeniden ses oldun sözlerime." Ellerimi indirdim. başkalarını mahvetmeden durabiliri/ de. Bir saniyeye amma çok olay sığıyormuş? Acaba hep böyleydi de ben mi ıskaladım? Üçgen dalgaların arasından sulara dalıyorum. ihtiyaçlarımızla nadiren örtüşür. Ateş ettiler. Suya değmesine az kala. olmaz diye. lüı tu-ı kaç kurşun. suyun içinde köpük şeritleri çiziyor. I Büyüt beni gözlerinde.. altın suyu gibi parlıyordu... Sualtında kibrit çakılmış gibi bir aydınlık beliriyor. anlamam I Aşk varken sözlerinde. kaçmam I Yok saklanmam başından sonundan korur bizi zaman I Kim söylemiş son diye. "Dışarı" derken. durun bir dakika! Akşam haberlerinde benden bahsedilecek! ["Mafya lideri Atom Bombacıyan’ın adamlarından biri olarak tanınan Hayati Tehlike. Dipte.] Mucizeler.

Tam bir saçmalıktı... lütfün da hoş. Sessizlik Stoku] "Merhaba delikanlı. düzgün sakallı bir adamdı. hiç tanımadığı öz oğluna gösterdiği şefkatin sebebini kestiremiyor. altımda eşofman. Oğlu olduğumu bilmiyordu." «<»/ "Sen var ya Tom Braks. Böyle dua sırasında lafı çevirir gibi oldum. Anne? Başını hafifçe yana eğerek alnını kırıştırdı. Uçan Kız. herif hepimizi kuyruğuna bağladı. Düşe kalka sahil yoluna indikten sonra mola verip. Ama niye? Tüm insanlık beni öldürmek ile yaşatmak arasında kararsızlığa düşmüştü sanki. Otuz yıl mutfakta mı saklanmıştı? Bir otuz yıl daha dönmeyecek miydi? Hayal mi. Uçan Kız. Uzandığım yerden doğrulamıyorum. şimdi de besliyorsun." "Kurşunu çıkardın. Senden gelen her şey kabulüm." "Seni hastaneye götüreyim mi?" "Yo. bu iş nereye varacak?" "Bu çocuk pek belalı görünmedi gözüme?" "Seninki de laf mı şimdi. gevşeyen ağzımdan içeri daldırıyor. Sekiz haneli şifreyi tuşluyorum ve kapı açılıyor. Sevince benzer bir hayret. Otuz yaşındaki bebek insan insanı yalnızca uzaktan tanır. Bahçemdeki ceviz ağacına tünemiş karga. oğlumu bana. sandalyeye oturmuş vaziyetteyim. seni bile yiyebilirim. Sıcak çorbayı yudumlarken. ben de aynısını söylüyorum. Sakallı olanın belinde tabanca gözüme çarpıyor. yy. Sahil yolunda bir taksi durdurdum. Gömleğimi aralayıp beş yıldızlı yarama bakıyorum. Kızgın saca damlamış domates sosunu andırıyor." [. bütün duygu ve düşüncelerim birbirine çarpıp dağılarak fırıl fini dönüyordu. Mutfaktan bir anons yapıldı: "Uçan Kıuz! Kahvaltı hazır!" Yıldırım çarpmış bir kirpi gibi tüylerim diken diken oldu. Gerçek'im sana emanet Allah'ım.] 'Kahrın da hoş. Ağzım bantlı. önce evime uğramalıyım.. Taksi şoförü orta yaşlı. biblo misali zarif Hamid-i Evvel Camii'ne vardım.. Nefis. bu haydut bir defada tam yirmi-iki kişiyi vurdu!" "Aslında sen de o heyete girebilirdin Mister Spock. günahlarımı affet. Üstümde fanila. Omzumdaki kurşun yarası sargıya alınmış." "Kızılmaske haklı. Zamanaşımına uğramış belirsizliğin ortasında mayışıyo rum. Bir nebze ferahlamıştım. Şimdi anlıyorum ki insan daima çaresizdir. arkadaşlarıyla kahvaltı etmesi normal miydi? Bu ne biçim bir uzun eşek şakasıydı? Mübeccel Ecel muhtemelen deliydi. Okudum. Senin her şeye gücün yeter. namaz kıldıran imamın sesi geliyordu. sniper gözleriyle beni izliyor. Fakat önce telefon etmeliyim. vurulmuşsun?" Sözlümün babasını biraz kızdırdım da. kanlı ellerim titriyordu: "Yâ Rabbim. Fakat evimi basıp beni esir alacağı aklımın ucundan geçmemişti. Cahit Zarifoğlu. Şoföre "Arnavutköy'e çek kaptan" dedim ve ekledim: "Merak etme ağabey. amma tavcı çomarsın ha! Ulan. Beraberinde bir grup moruk odaya doluştu. Ya da şöyle diyeyim: "Bar kavgası. Sızıyorum. her türlü avantajı dışlıyor. Yardım et Allah'ım. yoksa kurşun yarasının kolaylaştırdığı riyakarca bir trip miydi. Bunlar 394 kalbimdeki huşunun tecellisi miydi..' demiş. Azrail'in vazifesini ertelettin. Daha önce hiç görmediğim bir kadın evime girip beni tedavi ediyor. Bıyığım! Ve bir kaşık çorbayı ağzıma uzatıyor: "Çorba?" Kaşığı. uykuya dalıyorum. Üçlü koltuğa uzanıyorum.. 396 Acaba mutfakta kaç kişiydiler? Eve nasıl girmişlerdi? Giriş kapısını açık mı bırakmıştım? Bahçeye bakan arka kapıyı mı patlatmışlardı? Annem bana karşı kimlerle ittifak kurmuştu? Kurşunu çıkarıp yarayı sarması. Sen hızlı sür yeter. ruhuna Fatiha" yazılı bir mezar taşı gözüme çarptı. yıllanmış tebessümüyle üzerime eğiliyor. ağzımdaki bandı cart diye çekiyor. Ağzımı musluğa dayayıp biraz su içtim. İyi ki ağzımı bantlamışlar. temizliyor." Planım belliydi. Evladı olduğumu biliyordu belki? Gangster olduğumdan da haberdardı ve cinai bir tepki göstermeyeyim diye beni bağladı? Öyleyse. param var.. inanın bir fikrim yok. beş dakkaya bu covinoyu harcayacak!" "Sigara versene Tarzan. [DUSTIM OISTANT. Eve varınca Abidin Dandini'yi arayacaktım. kabus mu görüyordum? Onunla rastlaşacağımızı düşünmüştüm." Daha dün polislerin kurşunlarından kaçabilmek için atladığım malum köprüden şimdi sağ salim geçiyorum ve nihayet evime ulaşıyorum. Uçan Kız filmini televizyonda seyretmiştim. Yutuyorum. Amin. Mübeccel Ecel yarasalara analık etsin. Şeyh İbrahim Tennuri [15. Gömleğimi temizlemeye uğraşırken daha da berbat ettim.. Mama sandalyesindeki bebeden farkım yok. Neden ağladığımı çözemiyorum. 1940-1987. cemaatle birlikte ben de duaya başladım. ben hazırım. Annem kalkıp mutfağa gitti. Ellerim arkadan bağlı. Kan ve çamurdan eser yok. Belki de yanılıyorumdur? Takdir senin Yâ Rabbim. kurşunun çıkarıldığını anlıyorum. insan yiyen bir hamburgere benziyor. bayılıyorum ya da ona benzer bir şey. Acıdaki değişiklikten. Yüz sene ayrı kaldıktan sonra biraraya gelmiş bir çete. Kremalı mantar. 1969] tablosunu anımsatıyorlar. mutlaka geri döner. Ayaklarım da sandalyenin ayaklarına sıkıca sarılmış. Tamam. İçlerinden birini tanıyorum! Şebnemle ShahShops'a gittiğimiz kış gecesi. Spock diyanetli adam. itimada çalan bir kuşku. Fanilik. 19171971. fakat kalbimden geçeni biliyorsun Allah'ım. Azılı bir haydut olarak geberip gitmekse. çimenler ıslaktı. taahhütlü de belinde. O da beni hatırladı galiba. Şadırvanda elimi yüzümü yıkadım." "Sen de ister misin Kedi Kadın?" "Yan cebime koy. Mübeccel Ecel ve diğerlerinin sesleri fayans döşeli bir mağarada yankılanıyor: "Yaralısın. Zira ne söylemem gerektiği hakkında fikrim yok. Ev ablukaya alınmamış.. rüya mı. Şerif Şibumi'yle aynı fırında pişmişe benziyordu: "Hayırdır birader. içeriden. Miodrag Djuric'in [Da-do] Büyük Bitkisel Polis [La Grande Poliçe Vegetale. Kendi aptallığımın kurbanı oldum. Kalbimle beynim arasında bir hortum oluşmuş. Dermanım kesiliyor. boğulmaktan kurtardın. Zor nefes alıyordum." Karşımdaki ela gözlü kadın. boyun eğişle akraba bir hışım ve ıstırap aromalı bir tereddüt içindeydim. bebeğini otuz sene gecikmeyle besliyor. Yedi kişiler. Dünyanın en hafif köpeği Kuçuradi koşup kucağıma atlıyor: "Nerede kaldın sahip?" "Kırlarda dolaştım. Ben kaderime çekidüzen veremiyorum. giydiriyor ve sonra da paketliyor.] Annem. Akşam da oğlumla birlikte uyuyacaktım. Evimin salonunda. gözlerimden otomatikman yaşlar akıyor. Şartlar müsaitken.. Kafası. Ey merhametli Allah'ım. beni oğluma bağışla. rüşvet mukabilinde bizi içeri alan adam. üzerinde "A. <<!■. bu iyi gelir. Bana doktor getirecekti. Elinde çorba kasesiyle geri döndü. Daha makbul bir final için cidden yardımın gerekiyor. Demir bir çubuğa tutunup ayağa kalkarken. Beni öldürmek için 88 . kızarıyor." Yanaklarımda gözyaşlarımm ılıklığını hissettim. Toprak nemli.hacdan kazandığı sevaplar sıfırlanır endişesiyle canımı bağışlamıştı. Fatiha ruhun gıdasıdır." Öyle açım ki sayın okur. Beni mermilerden korudun. Ölülere verilen hediyeler bile bumerang gibidir. Ne dileyeceğimi bilemiyorum. Benim annem son nefesinde "Ben senin annen değilim" diyen kadındı. Boğazım kupkuru. Beni tanımıyordu. Vadem dolduysa. Başım dönüyordu.

Bu leziz çorbayı oğlum da tatmalı. Fakat bu defa baltayı taşa vurdun Hayati Tehlike. dahası. yoksa oğlumun temiz bir hayat yaşamasını sağlar mı? Ne yani. Çıt! Namevcut bir mermi alnıma değiyor. cennetin kapısını tıklatmamı arzu ediyor.. Gündelikçi cumaları gelir. fındıklı çikolatayı bıçakla yemeye koyuluyor. Kapağı açıp.. Benimki. "Fu da Müntekim de çok genç. yoksa adamları hemen taradınız mı?" Bunu neden sordun? "Adamlar korktu mu merak ediyorum. annem gibi. rahatsız etmekten çekinirler." Annem." "Ben de. Bizim 89 . sanat mı. Tom Braks." "Niye? Kızılmaske bekçi. İhtiyarlar darülaceze korosu düzeninde. bekçi mutfağa koşuyor. Küfürbaz moruk alelacele ağzıma bant yapıştırıyor. Kedi Kadın.. Bıçağı yalarken beni kolluyor. "Var tabii. Gönül İşleri Bakanlığı sana AŞKart vermeyince tabii küplere binmişsin. Ben sen miyim?" "İkimiz gidip getirsek mi?" "Mecburen. Herkes oh çekiyor. 400 Kızılmaske'den işkilleniyorum. Gerçek'e bakmalı. ışın tedavisi gibi. lakin şimdi hatırlaman zor. Sonra da biçareleri öldürmüşsün. Herkes derin nefes alıyor. Müntekim'i ben hiç görmedim.. aynı anda açtığını düşünün. Gelen her kimse. değil mi?" Bantlı ağzımın gerisinde yutkunuyorum. Ding dong." Bilemiyorum.. Sağlıklı düşünemiyorsun. Spock. Kızılmaske. Küçüklüğünde filmlerimizi seyretmişsindir. Tarzan diyorlar? Hepsi. değişikliği hissedersiniz. Spock.. Uzmanlık alanın bu mu? I "Bakanlık Heyeti'ndekilerle ayaküstü konuştunuz mu. Mister Spock. ding dong. Pişmanlık dolu bir sersemlik içindeler. Hey gidi günler. ding dong. filmlerde mi rol almışlar? Yaşlı başlı sinema oyuncularının benimle ne alıp veremediği olur? Bakanlık Heyeti'ni katlettiğimi nereden uyduruyorlar? Gönül İşleri Bakanlığı'yla bu uyurgezer mumyaların ne ilişkisi var? Abidin. epeydir dine meyil verdi. Annelik duygusu. Hallerine bakılırsa. Ben de merak ediyorum." Fu mu? Yooo. Mr. sizinle acilen konuşmamız gerek." Kartaloşlar cümbür cemaat yaylanıyor. Kalanlar. [." Ağzındaki bıçağı emerken kısa bir süre hülyalara dalıyor. kızından uzak durmam haricinde bir şey istiyor muydu? Bunca sorunun cevabını bulmam imkansız. Fu ziyaretimize geldi. Bizim arada 401 bir buluştuğumuz özel bir mekanımız var... Tabancasını çekiyor. Torunundan bahsetmeliyim. Böyledir. Karşısında kimse olmadığı zamanlarda da konuşuyor mudur? Bence evet. Ben beklerim. benimle görüşmek istiyor. Spock ve annem kapıya yöneliyor. Onları öldürdüğümde[!] yanlarında değildim. tanımıyorum? "Heyet'i senin katlettiğini ondan öğrendik..] Aziz İstanbul.. yedi milyar insan. "Spock! Çorba bitti. fakat o da çok temiz bir çocukmuş.. değil mi? Cinayet senin çözüm tekniğin olmuş artık. o kalsa ya?" Kızılmaske razı: "Tamam. Şimdi de sıra Müntekim'de. Fu'nun üstüne köpeklerini salmışsın. Annemin tebessümü." "Şahadet getir. söz!" diyor." Ben de! "Tarzan. Spock tetiği çekiyor. Fakat o. Buruşuk çiftimiz salona dönüyor. Eşhedü en la ilahe illallah ve eşhedü enne Muhammeden abduhû ve rasulühvc "Şahadet getirmeyecek misin?" "Tamam. Karşında tam yedi tane süper kahraman var!" Süper olduğunuzdan bir an bile kuşku duymadım." Katiller. Haydi. Şu anda bile onun yerinde olmak istemem. Fu'nun arkadaşının sevgilisini ağına düşürmüşsün. Koltuğa yayılıyor.. içimden söyledim." Ağzım pamuk dolu sanki.ruktan gübre olmaz. Acaba hangisi insanın korkularını daha iyi yatıştırır. Şebnem'i bana kaptırmamak mıydı? Şerif Şibumi. Türk Bakanlık Heyeti'nin intikamını mı almayı deniyordu? Müntekim Gıcırbey'in tek derdi.. beni doğuran kadınla hiç tanışamayacak 398 mıyım? Bir grup bunak tarafından zımbalanmak karizmamı sıfırlayacak! Tamam da Bakanlık Heyeti'ni kim katletti? Polisler de benden mi şüpheleniyor? Öyle olsaydı enselemeye çalışırlardı. "Kurşun yok bunda?" diyerek arkasına dönüyor Mr. Benden daha açması görünüyor. Artık benimle yaşamalı. Ve elindeki boş kaseyi usulca sehpaya bırakıyor. Mr. Baharın tüm çiçeklerinin ilahi bir müjdeyle. Sakallı amca iki adım atıyor. Ağzını şapırdatarak konuşmaya başlıyor... Senin ne kadar kafadan kontak bir herif olduğunu biliyoruz." "Ben de sizinle geliyorum" diyor Uçan Kız. şu işi hallet. "Ne de olsa Heyettekilerle akran sayılırız. "Yaşlılara hiç saygın^yok. "Ben de. şu silahlı arkadaş. O saniyede aklımdan şunlar geçiyor: "Bu moruklar niye birbirlerine Mr." Gözlerime inanamıyorum! Hikayelerini hayranlıkla okuduğum yazar. Başımda durmayı niçin hemen kabul etti? Bana işkence yapmak için kendince sebepleri olabilir mi? Baş başa kaldığımız anda.buradalar. Spock küçük bir not kağıdını burnuma tutuyor: "Hayati Bey. sen burada kal. Bizimkileri beş dakikadan fazla lafa tutuyor. tünde. zavallılığının içinde erimiş. Bizi tanımazsın sen. mesele yok. "Makine bir haftadır senin g. Gerçek'i gangster olarak mı yetiştirir. yanlış yerde macera aradıklarını düşünüyorlar. Nutella kavanozu ve kahvaltı bıçağıyla geri dönüyor. Bedeninizin kırışmasının acısını benden çıkarmak için mi buradasınız? "Fu'yu tanıyorsun. Mr. silahı alnıma doğrultuyor. inan. Boş tabanca diye bir şey yoktur. anlatacak çok şeyi olan biri. Leblebisi var mı yok mu iskandil etmedin mi voltajı düşük gavur bozuntusu?! Hey Allah'ım! Kervan ters dönünce uyuz eşek başa geçermiş!" Ding dong! 399 Kapı zili çaldı. Ona hakikati söylemeliyim. kurbanlarını cehenneme postalayan profesyonellerdir. Tetiğe basıldı mı. kayısının çekirdeği gibi yuvalanmış kalbine. Os. din mi?" Göründüğün kadar aptal değil misin yoksa? "Kim bilebilir? Belki ikisi de lazımdır.. Biz kendimiz bile oyunculuk zamanlarımızı güçbela hatırlıyoruz. Bununla yetinmeyip Bakanlığın Özel Kalem Müdürü'nü de temizlemişsin." "Ben de. Saygı. Belki de en iyisi ölmek?. pür dikkat bana bakıyorlar. cinayete merhamet şerbeti ekliyor." "Ben de. Mister Spock. fakat üstüme kurşun yağdırdılar? Sudanlı Abdülcabbar Turabi de. Yaşlan ilerledikçe ölüm konusunda acemilikleri artmış. N'apacaksan yap. Bir şey sipariş etmedim.. ruhumdaki kanserli hücreleri yeniliyor. İhtiyarlar taş kesildi. Sinsiliği. hepimiz öleceğiz. Birbirimize nasıl derin bakıyoruz. Abidin Dandini evime uğramaz. kulak kabartıyorlar. Normalde hiç kimse kapımızı çalmaz. Dedelerden biri "Senden sonra. kapıma kadar geliyor! Şu aşamada cumhurbaşkanından telefon bekliyorum! Hangi ara bu kadar popüler oldum ben?! "Senin evde kurşun var mı Dracula?" diye soruyor Spock. bir an önce öldürülmemi emrediyor. Şirketten biri de olamaz.

Seni cehennemde bin yıl yakmak bile sana iyilik yapmak olur gerçi. Theseus. Kurşun yarası feci yanıyor. Normallih Hastalığı] Atom Bombacıyan beni şirkette çalışmaya ikna edebilmek için "Bizzat beslemediğin bir şeytan. cezalandırıl404 manız gerektiğini düşünmekten hoşlanır." Uçan Kız benim öz annem. ip de gerdiğim sol bileğimi kesiyor. Güm! Başım yere çarpıyor. Destek noktası ölüm olan bir kaldıracım.. Müntekim sevdiğine kavuşacak. Önce kavanozu buluyorum. Düşmanlarımız yeni bizi yok etmeye çalışırken. Mister Spock bizi bu işe bulaştırmak istemedi. Bunlardan hangisi. "Aslında ben de Uçan Kız'dan hoşlanıyorum. Biz de dosta düşmana karşı aynı insanlık dışı misyonu üstleniriz. tekrar dışarı çıkmalı ve kendimi kurşunların hedefi haline getirmeliyim. yoksa ikisi birden mi kestiremiyorum. Onlardan da yavaş yavaş bir gemi yapıyor. Şampiyon Ninja'mn rekor denemesi Deliler akıllılardan en az iki kat daha kurnazdır. sizi derhal cezalandırırlar. Hızlı hızlı solumaktan. Fakat hiçbir gemi. ortaya iki gemi çıkıyor. Eski sevgililerinin hepsi mezardaydı demek? Aşkından ölmeyişimi affedemiyordu. Neptün Petunya'yı gördüm. Üstten aralanmış pencerenin berisinde dikilip kulak kabartıyorum. "İzin verin kalayım. Senin icabına biz bakacağız. Kuçuradi odaya dalıp Kızılmaske'yi koklayarak "Ölmüş" deyince. Sonra kalbini avuçlamaya çalışıyor. Ne yöne adım atsam. kıtaların birbirinden ayrılması kadar uzun zaman alıyor.. Sahiden öldü mü diye dikkatle bakıyorum. Geçmiş günahların gölgesi uzun olur. Koltuktan kalkıyor. irileşen gözleriyle bana bakıyor. kakaolu fındık kremasını ceplerine doldurmuştu. kanca beraber. acıdan kaçınmaya çalışırken ortaya çıkan acıdır. Theseus. Gevşemiş iplerin içinde avuçlarımı bakışık hale getiriyorum. fakat siz biraz abartmışsınız sanki? Kükrercesine geğiriyor. Böylece Fu selamete erecek. limanda demirlemek için yapılmamıştır. İlkin. biz değiştikçe eski tahtalarımızı tekrar bir-araya getirirler. Beni ben yapan anlaşılmazlık ve hattâ bilinmezlik icabı." "Hayati Tehlike'nin cehennemi boylamasını istiyor musunuz?" "Evet!" Neptün Petunya'ya evlenme teklif etseydim. Şeytan. eski tahtaları çöpe atmıyor. Cinayet gösterişçilikle bağdaşmaz oysa. Dr." "Tamam." İnsanların işi birbirlerini yanlış anlamaktır.vademiz doldu. ardından yüzüstü devriliyor. Anca beraber. Kaderimde yazılanlar ile hayatımda olup bitenlerin birbirini tutmadığını hissediyorum. Sizce." Geber! Sihirli sözcüğü söylemişim gibi aniden kasılıyor. 1890-1976. Maktulün Moronluğıi\ Kapıyı aralayınca. İpin kopması. bu cümleyi aynı heyecanla söyleyecekti. Yüksek ökçeli ayakkabılarıyla yaklaşıyor: Tak. 30 km2Tik alandaki tüm camlar çatlamış olmalı. Takla atan bir trendeyim sanki.. ağzımdaki kalın bant inip kalkıyor. Beşizlerini emzirmeye çalışan bir loğusa kadar telaşlıyım. durduk yerde tövbe etmeye kalkışırsanız. Bir dobermanm mama kabında yüzüyorum. Eski gemi yeniden inşa edilince. Yıllar geçtikçe. kalp krizi mi geçiriyor. peki. Ter içindeyim. Akülanmaksa ateş pahası. Kızılmaske son bir defa doğruluyor. Kendimden biliyorum. Uçan Kız'a kesik. Elim 402 kolum bağlı. Okşayıcı öpücüklere ateşle karşılık veriyordu. Gel gör ki onu yalnız bırakamazdık. "Öyleyse bize bırakın. Ve Kızılmaske'nin fosiliyle yollarımız ayrılıyor. Uzatmaları oynuyoruz. Kapıdan dışarıya adımımı atar atmaz bir mermi kirpiklerimi sıyırıyor! Ciyuv! 403 Tamir edilirken buharlaşan gemi Belki de kaçırtabilecek tek acı. bazı tahtaları söküp yeniliyor. Ellerini boğazına götürüyor. meslektaşı Petunya da kellemi gövdemden ayırmaya çabalıyor. Öne doğru eğiliyor.. Tehlike çemberi daraldı. Şifa dağıtmaya adanmış Dr. Yerdeki yapışık üçüz gölgede üç kafa hareket ediyor. kim isek o olmamıza asla rıza göstermemeleridir. Halının üstünde çaprazlama yatan cesede sırtım dönük. Eski bir aktör olması. tak. Fakat heyhat. Kendi evimde kaybolmuştum. biz ikimiz o namussuzu çivileriz. Gardırobumdan tabanca askısını alıp takıyorum. Nihayet kahvaltı bıçağını yakalıyorum. geminin bütün tahtaları değişiyor. Banyo lavabosunun altında saklı yedek Colt'u. o da konuşkanlığına rağmen insan sayılmaz. Çünkü insanlar. Kimse görünmüyor. İnsan yaşlandıkça ifade özgürlüğü kısıtlanıyor. birilerinin menziline giriyorum. Abidin Dandini ise çeteye kabul edildiğim gün silahımı bana teslim ederken kulağıma şöyle fısıldamıştı: "Bakarsın günün birinde şeytana uyarsın? Allah. Sandalyeyi bir bacağı üzerinde çevirmeye uğraşıyorum. [AGATHA CHRISTIE. özellikle de ben. döktüğüm kanlardan oluşan gölü sağ salim geçebilecek miyim? Bu mermi sağanağını ıslanmadan atlatabilecek miyim? Selamet koçanında hâlâ bir mısır tanesi kalmış mıdır? Öldürdüğüm insanlarla iyi arkadaş olacağımızı düşünmüşümdür hep. Yapabileceğim hiçbir şey yok. "Önce kadınım. tak.] Hiç kimse mükemmel değildir. İyi şanslar. Theseus'un asıl gemisidir? Dostlarımız. Bağlı ellerimle Kızılmaske'nin sırtına masaj yaparak ilerliyorum. 1927-1989." Perdenin kenarından bakıyorum. vücudu geriye doğru bükülüyor. Nefes almakta zorluk çektiği belli. Ayaklarım havada. Hırıltılı sesler çıkarırken. İkisi erkek ya da kanserli. dostlarımız eski bize sımsıkı sarılırlar. [Şimdiye dek yalnızca Kuçuradi'yle yakınlık kurdum. Sen de layığını bulacaksın. yaramın hizasındaki kılıfa sokuyorum. Tırtıklı tarafı ikide bir düğüme takılarak elimden kayan bıçağı güçlükle tutuyorum. Susturuculu tabancasıyla çağdaş bir Bond kızı havasındaydı. Kollarım acıdan uyuşuyor. Geleceğe bakıyorum ve ertesi günü bile göremiyorum. Abdülcabbar Turabi'den sonra. Theseus'un Gemisi paradoksunu bilirsiniz. Ayak sesleri kesiliyor. Fanilanın üstüne bir ceket giyip evden fırlıyorum. Aptallığın hemen hiç masrafı yok. Döndürmeyi becerebilirsem kahvaltı bıçağına ulaşabilirim. Her ikisinin temel vasfı. Keşke sizinki kadar temiz bir hayat yaşayabilseydim. Gözünü kan bürümüştü. Mermiler diniyor. Balerin adımlarıyla salona geçiyorum. Yine de sağ elimle ipi keserken. bu teatral can çekişmeyi açıklıyor. çikolata eriyiği parmaklanma bulaşıyor. Petunya'mn sıktığı kurşunlar. [RONALD DAVID LAING." 90 . Bu bir işaretmiş gibi oturuşunu düzeltiyor: "Mister Spock’ın da AŞKart'ı var. Geçen sene Gerçek. "Siz gidin. Zar zor iki tur dönerek merhuma yaklaşıyorum. Dr. şeytanı boşuna mı yarattı sanıyorsun?" Her okuduğunuza inanmayın sevgili okur. Limanlar eski ya da yeni tüm gemiler için en güvenli yerlerdir. hem size yardımım dokunur. Ayak bileklerimdeki düğümleri çözüyorum. "Hayaaatiiiiiii!" Yanan bir ahırda doğurmakta olan may405 rnunun çığlığını düşünün. senin yolunu kesemez" demişti. kuyruğuyla rastge-le kimselerin zihnine benim robot resmimi çizmişti. sonra katil" der gibi bir hali var. Ağzımdaki bandı söküyorum. Boğuluyor mu. Her neyse. Kapıyı kapatıp duvara yaslanıyorum. kapı tokmağından sekiyor. Nutella kavanozu ve bıçak yere düşüyor. Duyan da çok dostum var sanacak. Nasıl bu kadar zalimleştin?.. misafirimizin ruhunun evimizi terk ettiğine kanaat getiriyorum. gemisine bakım yaptıkça. Kendimi geriye atıyorum.

Panter gibi üzerime atladı.kla dikilen. tuvalet 91 . Müntekim'in gözleri de ağzı da aralıktı. Tepemden akan terler. Her darbede yüzümden havai fişek gibi kan püskürüyordu. "İteleyebilsem keşke" diye düşündüm. Fu. Tetiği. Azrail. önce bana. Bir ceset. İhtiyarlar dönmemişti. Heyet'in intikamını alacağı adresin burası olduğunu zannediyor. Fukaralığın lağım deltasından. Tmgırdayan nemli kiremitleri kaydırarak gerileyip yaralı omzumu bacaya yasladım. Korku filmi gazisi gibiyim. Müntekim de fırsattan istifade bahçedeki merdivenle çatıya tırmanmıştı: "Gebeeeeeeer!" diye bağırarak kurşun yağdırmaya koyuldu. İş dünyasındaki azami fayda kuralı. Yüzünde naylon bir gülümseme vardı: Dilimizi bilmiyor ve barutun icadından habersiz gibiydi. villamın çatısmda-yım. üzerine ketçap dökülmüş kurtlu peynir kalıbına döndü. Ben bu sopalık mahluku incelerken. B. Eğilerek kapıya doğru ilerleyen diğerlerini tanıyorum: Hayvanat bahçesinde Şebnem ve beni kovalayan züppe çifti. Önce Fu'ya. Beynime bir karınca sürüsü dadanmıştı. Uçabilen birini ilk kez görüyordum. mafyada da geçerlidir. bir şampiyon üzerimde rekor denemesi yapıyor. leylek rahatlığıyla bana yaklaşıyordu. Suratım. Acaba. Sanki yıllardır Fu tarafından pataklanıyordum. İnfilak etmek üzereydim. Ne de olsa hayat yolunda kan izleri bırakarak ilerlemeyi huy edinmişim? Bir ayağı çukurda süper kahramanlar da. Tetiği çekeceğim anda başını kaldırıp gözlerime baktı! Bakışlarında metalik bir ses yankılandı: Ding! Sağ dizi ve parmak uçlarını yere değdirip füze gibi havaya fırladı. Kurşunlar bacanın kenarlarını parçalıyordu. Kuçuradi. Kemiklerim bile yumuşamıştı. aklını çeldiğim Şebnem'e de zarar vermekten geri durmayacağım. Fu'ya hayranlık duymamak mümkün değil. birkaç kez yalpaladıktan sonra merdivenle birlikte ağır ağır arkaya devrildi. Şakaklarıma vuruyordu. oradan çatıya çıktım. Öte yandan. Bakanlık Heyeti'ni kimlerin imha ettiğiyle ilgilenmiyorum. dünyanın en hızlı işkencecisi. suikastın hedefi Heyet miydi. her ne kadar ölmelerine üzülsem de. sidikle yıkılır. Kuçuradi yanlarındaydı. çizgi filmlerden öğrendiği kungfu teknikleriyle mi fa-çamı bozacak? Kendini Ninja sanan kaçığa nişan aldım. ayaklarıma kapanıp helallik isteyeceklerine bahse girerim. Çatıdan tavan arasına geçtim. çamaşır suyu gibi. Fu ortalarda yoktu. Etrafa kulak kabarttım. suçların en büyüğüdür. Kenara indim. peçete. 10: Sağ gözüm şişten kapanmış. Vücudum. Kıçından vuruldu mu havası iner. Varlığımı hissetmişti bence. beni mıhlarsa Şebnem'in gönlünü kazanabileceğini mi düşünüyor? Sanmıyorum. Bu şapşalların hesabına göre. Fu'nun ayak bileklerinin arkasında iki yana açtım. son bir maceraya atılarak araya girdiler. Yorulmuyordu. Müntekim'in ruhu bedeninden ayrılmadan beni nallayıp tahtalıköye dehleyecekti. Fakat beni hayat ile ölüm arasındaki ince çizgide tutuyordu. Beni. İşte. Fu'yu maalesef ıskalamıştım. yaralarımı yakıyordu. bilemiyorum. 8: Yığılmamı engelleyen tek şey yumruklar. faturalan karşılamaya yetmedi. gövdesine saplanınca sarsıldı ve Müntekim'in üstüne yığıldı. 5: Ringe fırlatılmış kanlı bir plaj havlusundan farkım yok. Avucunun içiyle. Derimi bıçak kullanmadan yüzmüştü. Hayretle izliyordum. aşkımı onaylamadıkları için Heyet üyelerini ortadan kaldırdım. başımın hâlâ yerinde oluşuna şaşıyordum. haydutluğun radyasyonlu yaylasına yükselebildim ancak.Neptün'ün gölgesi aradan sıyrılıp kayboluyor. 0: Ve kafa üstü bahçeye çakıldı! Ceketimin sol kolu kopmuştu. Dişetlerim ve yanaklarım ağzımın içinde eziliyordu. sonra Müntekim Gıcırbey'e ateş ettim. dermanım tükenmişti. Kendimi zor tuttum. O halde her şey bir yanlışlıklar zincirinden mi ibaret? Mantığın yardımı. aşk ve mutluluk ise insanı ölüme sürükler. Çocukluğum çürük. Ve aşkı kabul gören Müntekim'i 406 de büyük ihtimalle temizleyeceğim. Bileğime vurunca tabancam uçup çanak antene düştü. Her şeyi siyah. Müntekim. Müntekim'in devrildiği tarafa seğirttim. Yani zerre kadar aklı olan hiç kimse. her defasında. beyaz ve kırmızı görüyordum. Onun ellerine doğmuştum ve o da beni kıyma yapıyordu. Şimdiye çoktan ölmem ya da komaya girmem lâzımdı. Omuzlarım erimişti. Silahları hâlâ ellerinde. Piyangolar. sol gözümle çok az görebiliyorum. yoksa ben mi? İkisi de mi? Cinayet. Güzellik. süngerleşmiş suratımdan kaydı ve bacayı ikiye böldü. Müntekim iki tabancayla birden ateşe başlayınca kendimi geriye attım. parmaklarıyla dirsekleriyle son derece isabetli darbeler indiriyordu. Arkadaşı yamulalı henüz bir saniye olmadan intikam saldırısına başlamıştı. 3: Bana bir son gürlüğü mü geldi. Merdivenlerden inerken nereye dokunsam kan lekeleri bırakıyordum. Gökte fırtınaya yakalanmış bir jetin kanadına zincirlensem ve taş yağ-sa ancak bu kadar olurdu. Daha doğrusu dondu. Yangında patlayan laboratuarın camından fırlamış vahşi denek hayvanına benziyorum. Dahası. Ninja bozuntusu sol 407 ayağının ucuyla çatının kenarına kondu. Artık yumrukları hissetmez oldum. Mecalim kalmamış. O. Fu. Banyo aynasında kendimi görünce irkildim. Enerjim sıfırlanmıştı. Rocky Balboa'nm ömrü boyunca yediği dayağı ben bir oturuşta yemiştim ve bu daha başlan408 gıçtı. oyun hamuru gibi yoğuruyordu. Olsa şaşardım. Fu. Tabancayı gövdesine doğrulttum: "Dur!" Durdu. Fu ve Müntekim genç yaşta hapislerde çürümesin diye cinayet işini üstlenerek bunak jesti yaptılar. sonuçların sebeplerini görmeme yetmiyordu. Makineli tüfekle resim yapan bir Pi-casso. ağzımın içinde şişiyordu." Az daha kahkahayı basıyordum. yani Gönül İşleri Bakanlığı'nda çalışan budala. destanlar yazılası bir da yak. Ve dizkapaklarını tuttum. Nefes bile almıyordu. Titreye titreye sürünerek uydu antenindeki tabancamı aldım. Sol yumruğu. Anlaşılan. Dilim. Sadece dilek tutar gibi öylece duruyordum. mersiyeler. Namlu'yu Fu'ya çevirdim. Açıkçası. 6: Alt dişlerimin tümü sallanıyor. bir hayalet ve bir yarı-canlı. [Kağıt mendil. Upuzun bir çiviyi beynimden söküp kalbime çakıyordu. Ne yani. 7: Kulaklarım feci çınlıyor. salyangoz zamkıyla sıvanmıştı. takatim kesilmiş." Şakanın sırası değildi. Dehşet hızlıydı. 9: Ciğerlerim ötmeye başladı. cehennemde beni gördüğüne sevinecek çok herif var. Öyle sert yumruklar atıyordu ki. boks hakemi gibi 10'dan geriye sayıyor. Beyhude yaşadım. Şapa oturmuştum. Tuvalet kağıdıyla yüzümü sildim. sonra onlara ve tekrar bana bakarak fikrini beyan etti: "Sen daha berbat görünüyorsun. sırf birini zan altında bırakmak için adam vurmaz. 2: Fu sırtüstü düştü! 1: Baş aşağı sürüklendi. Kafam büyüyordu. Fu tabancasını Müntekim'e uzattı. Bu cinai masaj bitip de öbür dünyaya gittiğimde Bakanlık Heyeti'ndekilerin yalvar yakar benden af dileyeceklerine. İki kaili evin çatısına kadar yükseldi. Silahımı çektim. fiziksel ya da duygusal bir şey hissetmeksizin çektim. Kıpırdayamıyordum. arkadaşını kucağına yatırmıştı. Kafası turşu kavanozu gibi patlayan merdiven korkuluğu. Kurşun. 409 4: Ayaklarımı. Çatının bahçe tarafındaki kenarından aşağıya baktım. Gelgele-lim asıl katiller suçu üstüme atmayı başarmışlar. Müntekim fısıltıyla sordu: "Silahını neden bana veriyorsun?" Fu aynen şöyle dedi: "Beni yavaşlatıyor. Bu defa bakmadı. Uğruna kasideler. gençliğim bayattı. Merdivenlerden tavan arasına.

kısacası sistemin her ana unsuru. Yaralarım ışık saçıyor. borsa ve medya binalarının. Zirveye varınca hapşırdım. Yalnızca bir sonraki yalanı merak etmek bizi ayakta tutuyor. yaralarım hızla kabuk bağlıyor. köleliğin şablonlarına uyarlanmış durumda. iletişim." "Yok. Hayati'yi ortadan kaldırmaya o anda karar verdim. şişlik ve morluğu birarada görmemişler. Dudakları titreyerek gözyaşlarına hazırlanıyor. inşallah melek oğlum büyüdüğünde bana benzemez. Ona sımsıkı sarılayım. Kız onu Enver Paşa diye tanıyordu. uzaylıların akıl hastanesidir. Suç artık cezalardan oluşan işleyişe direnmektir. Tersini de düşünebilirsiniz: Küresel kötülük sisteminin bir 412 parçası olduğumuz için otomatikman suçluyuz. ihlal. Korku düzenine itaat ettiğimiz için rehine. her nefes bizi ölüme yaklaştırıyor. Çevredekiler. güvenlik. böyle bir gezegende iyi olunamayacağını bilirsiniz. Kaçış artık intihar teşebbüsü havası taşıyan bir vazgeçiş ve terk ediştir. Hapishanede idman yapan mahkumlarız. Gönül İşleri Bakanlığı'na müracaat etmiş ve avu-cunu yalamıştı. Hayat. Bu kadar çok yara. Nem serilsin. Fakat bu işi dolambaçlı yoldan çözecektim. şahsiyetsizleşmeye varır. benim suratım da artık tarihî bir mezar taşı rengindeydi. Güçsüz. Hayati hakkında kendisinden daha çok şey biliyordum: Şebnem'e abayı yakmıştı. Turgut ki dişli bir tetikçidir. Ve paranın satın alamayacağı şeylerin dünyasına geri dönüyoruz. İnsan hayatına değer vermiyorum. Hiçbirini üretiliş amacına uygun kullanamıyorum. Ona yalan söylemek. o ben miyim?" "Yok. Bakanlık Heyeti'ni temizlersem. ismiyle müsemma Nazım Izbandut'u taktım. Derken tepeyi kazasız belasız aştım. bir çivi eksik olsa bu gavur krallık yıkılır. iş. Harami tetikte. Şimdiyse bir 'Şahit'. Atom Bombacıyan’ın dili düğümlenmişi i. Nefret ettiğim tek seksi kadın.. Okullar tatil. Dünya Savaşı'nın. eğlence. kör adamın kör köpeği gibi işe yaramazdı. son düzlüğe giriyor. İhlal artık gayri insani sınırların dışına çıkmaktır.. Domino etkisi doğuracak bir plan hazırlamalıydım. Cengiz Cingöz'ün başkanlık ettiği bir ekibi Ankara'ya yolladım. Halihazırda işleri ben yönetiyordum. Uygarlık disiplini denen şey. bu yolla düzenin ömrüne ömür kattığımız için de teröristiz. holding. Fabrika ve gemiler yanıyor. Deliliğin Defansı] Hayati Tehlike'nin. Yinede bir yetki karmaşası vardı. delilik ve kaçışın sunduğundan başka bir özgürlük seçeneği yok. Yokuşu tırmanırken bir de baktım sağdaki restoranın 410 önünde Neptün Petunya dikiliyor. İşleri kızıştırmak maksadıyla. Fuat'ı halletme işini de Turgut Rulet'e verdim. Ben bir katilim. Ben. bombalama. İnanın bana. İntihara hazırlanan bir Japon kadar titiz çalıştım. ahlaki değildir.. Ve özgürlükten kaçıyoruz. Yaşamak ya da ölmek umurumda değil. Gazlayıp geçiyorum. Hakikatten umudumuz kesildi. Oyunu hızlandıracağım. Terör artık bireyin özne niteliğini açığa vurmak için yapabileceği tek eylem türüdür. At.. aile. Adamım Kurt Vonnegut'un da dediği gibi "Dünya. bere. hakikat aleyhtarlığıdır.. Teknoloji aptalların kötülük yapmasını kolaylaştırmaya adanmıştır. Kurallara uymak.tüyle balık yakalar. demir leblebiydi. yoksul. dan diye indirir-sem. Herkes silahlı. Kaosun fitilini ateşlemek için şebekenin başına geçme yi bekliyordum. Tanıdığım en şanslı züppe. Beni idamlık bir cellat yapan ufak tefek kusurlarımı belki göz ardı eder? Şebnem. Bir eli çantasının içinde. Onu ilk gördüğümde. Danvin'i yeni geçmedim. işimi de ciddiye almıyorum. hem çetede huysuzluk ve çözülme baş gösterirdi. Ben. Sonra da Şebnemle buluşmayı denerim.. resmî kurum. Çünkü boyun eğişin ürünü olan hiçbir iyilik. Vicdan azabı dolu kabuslar ile adı konmamış hasretler arasındaki istikrarsız yolculuğum tam gaz sürüyor. Neptün de afallamış vaziyette. Ülke deri değiştiriyor." "Tam anlayamadım. GİB'den tescilliydi.] Vakit kaybetmeden kaçmalıyım. Düşünmüyoruz. Fakat kendimi de. Cehennemi boylamayı göze almış olmanın rahatlığıyla hareket ediyoruz. Turgut'u pa- 92 . 411 Ahbaplık ettik. kundaklama. At. Safkan Amerikan düldülünün haşat jokeyi. Çocuk çetin ceviz. Aksi takdirde başkalarını da mortlatmak zorunda kalacağım. Mars'ta yürüse yerde 100 dolar bulur. trende pataklanmasını emrettim. pirenin ayağına gitmez. çürük. Lakaytlık ve münasebetsizliğimize rağmen. insanın kaybetmekte olduğu bir oyuna dönüştü. Yedi hafta sonra. Kıza kesik bir çocuk daha vardı: Müntekim Gıcırbey. pirenin ayağına gitmez [Abidin Dandini] Kötüler. Amerika gibiyim.. Yoksa şimdiye sırtıma yarım düzine delik açardı. "Sormamda sakınca yoksa. Yılın ilk saatlerinde kendisine sordum: "Sizden sonra baba kim olacak." "Peki. soygun ve adam kaçırmalarla tansiyonu yükselteceğim. Denize düşse g. alışveriş. bir yer altı çarşısında leşi seriliydi. terör. yolu kanalizasyona düşmüş süs balığı kadar şaşkın. Hayati zaten her fırsatta bana koşuyordu. insanın olgunlaşmasını engelleyen sistemdir. eğlence ve iş merkezlerinin havaya uçurulduğunu hayal edin." Mor on değilseniz. iyilerin bilmediği bazı şeyleri anlamışlardır. İnsanlar birbirlerinin dertlerini kusur sayıyor. Hayati Tehlike. Eğitim." Suratı tarihî bir mezar taşı rengin-deydi. uyuşturucu ve sahte para dağıtacağım. Garajdaki Harley Davidson'ı çalıştırdım. birbirlerini dürterek beni gösteriyorlar. hareketli hedefleri tutturamıyor herhalde. Peşine. Suç. politika. Şiddetlenen rüzgarda. benim nazarımda keçi sümüğü kadar değeri yok. Delilik artık düşünmek. Suikast. düşündünüz mü?" 413 "He. hiç kuşkusuz. Zira. anonim ve sahipsiz olmak bir imtiyaz haline gelinceye dek! Tüm ünlülerin vurulduğunu ya da rehin alındığını düşünün. Yıllarca beraber çalıştık. Çağdaş meşruiyetin temeli. Hayati'nin okka altına gideceği kesindi. Plan yaptım. yirmi sene kadar önce arabasını sabote ettiğim Savcı Arif Tufa'mn oğluydu. adının geçtiği her cümle nasıl da güzelleşiyor. Herifçioğlu. hatalarla dolu hayatımdaki en büyük hata idi. Motosikletimden daha göz alıcıyım.. Birey ise körkütük budalalığın bedenleşmiş halidir. işte bu kesin yenilgiyi neşeli hale getirmeyi umuyorum. [VVOODY ALLEN. Ben. Izbandut'u trenden attı! Böylece onu da avcı kadrosuna dahil ettim. engerek dünürü. Banka. sağlık. çünkü deliyiz." Bu cevaptan sonra. Halka silah. Aşkı. soru sormak ve en korkuncu itiraz etmektir. Bakanlığın Basın Müşaviri Fuat Atıf Tufa. Sistemleştirilmiş ihlale angaje olmuş vaziyetteyiz. hem de varyetenin gazı kaçardı.. Suç dünyasında rastlantılara sık rastlanır. Silah tutmayı ona ben öğrettim. tüm insanlık ile benim aramda geçeceği kimin aklına gelirdi? Abidin Dandini'nin evinden Gerçek'imi alayım. Hayati Tehlike mi?" "He. Veliahdı yoktu. Aceleye lüzum yoktu. Kendi kendime sırıttım: III.. Neptün Petunya.kağıdı ve kağıt havlu. Halbuki deliler kolay kolay şaşırmaz. Ermişler gibi metropolden kaçıp tabiatla haşır neşir olmayı özendiren bir tek reklam göremezsiniz. Trenle İstanbul'a geliyordu.

Hürriyet gazetesinin spor sayfası gibi karmakarışıktı. 418 Leyla Kalahari. Telefona bakayım derken az kalsın bir cipe tosluyordum. iyi bir baba olamadım.. Abidin Dandini. Abidin Dandini kapıyı açtı. Eşkıyanın. Oysa beni vurmak üzereydi." Abidin'in suratı dokuzu çeyrek geçiyordu. "Bjrson sözündü. Hulk'm tişörtü gibi parçalanmış. Sen ve ben. Kim bilir o benim hakkımda ne düşündü? Telefonum-daki isimsiz mesaj şuydu: "Abidin seni öldürmeye çalışıyor. Benimse dünya babalık sıralamasında ilk 2 milyara girmem çok zor. başka hatunlara da meyil verdim. İşi bırakacağım zaten. Dikenli tel yumağı çiğneyen bir canavar gibi sertçe yutkundum. yoksa çocukla mı konuşuyorsun?" Ağzından uzaylı salyası akıyordu. O benim hayatımın kadını. Müntekim. Abidin Dandini her an bir kalleşlik yapabilirdi. kana susamış yeminli centilmenler tarafından kuşatılmıştı. öfkeli ağzıyla çelişiyordu. Mor gözlerim şişten kapanmış. öyle demek istemedim Hayati. Zile bastım. İnsan bazı şeylerin farkına ancak son nefeste varabiliyor: "Gerçek. Daha ziyade. Motosikletten indim.. Hayati'nin tabanına hangi sakızların yapıştığından beni haberdar ediyordu. seni çok seviyorum. "Hayati'nin suyu ısındı" dedim. Kenetlendiler.. Taraçaya çıktım. Olaya bir de iyi tarafından bakmayı isterdim fakat. Şerif Şibumi.. İnsan dostlarını seçemiyor. "Nefes tüketerek zaman kazanamazsın Hayati. bıyığı farklı kafalardan derlenmişti. Şimdi ölü bir sersem olacaksın. Çünkü. kanımı benzin gibi tutuşturmuş! u. Çocuğumu ver. saniyede 500 metre hızla alnıma yaklaşıyor! * -jc * 93 . Gerçek'e Leyla bakıyor. Fakat ne yazık ki. Beş yaşında olmasına rağc 417 men bir yaşındaki bebek kadar korkusuz. bu yaptığın son hata olur. Şerif Şibumi de kandırılan kızının intikamını almak üzere Hayati'nin tepesine üşüşecekti. Medüz gölgesi gibi bir çocuk. 3 dakika önce. merdivenden inerken "Abidin yapma!" diye seslendi. Fuat. "Pekala" diyerek geniş ve uzun hole girip ta en uçtaki odaya doğru yürüdüm. içeri buyurmaz mısın?" "Hayır. biraz şey görünüyorsun. Arka odada oynuyor. tetiği çekti. Zelzele'nin gebermesi kimseyi ırgalamadı. Dünyanın bütün polislerini Beşiktaş rıhtımına yığabilirdi. Ben hiçbir şey istemiyorum. "Gerçek'in ailesi biziz" dedim.414 ketleyip toprağa verdik. Duvarın tepesindeki kameraya el salladım. benim hatalarımı tekrar edecek. basamaklardan sırtüstü düştü.." Bağışla beni." Başımı kapıdan içeri uzatarak seslendim: "Gerçeeek!" "Seni duyamaz. Neye uğradığını anlayamayan Hayati. Tıklatmak için elimi kaldırdığım anda. Ona derin bir muhabbet ve hürmet beslemiştim. Oğlumun karşısına bu halde çıkmamalıyım. sincaba fil tasması takmış olacaksın. Bahçe kapısı açıldı. Halimi de yadırgamamış görünüyor. Abidin cidden kafayı yakmıştı. "Lüks içinde yaşayan bir hortlak" diye düşündüm.. uçak kazası geçirmiş zombiye benziyorsun. Hiçbir babanın görmemesi gereken bir sahneye bakıyordum. Yine de çocuğa ihtiyacı olan himaye ve şefkati sunmayı deneyeceğim. Hayati.. Giysilerim. sakalı. büyüdüğünde protokol gereği öz babasının değil." "Ufaklıkla bir sorunum yok" tabancayı bana doğrulttu "benim işim seninle. Jeri-cho 941'in mermisi. Leyla Kalahari'yi gözünden vurdu! Ve namluyu tekrar hızla bana doğrulttu." Abidin'in suratı. uyumlu bir ikiliyiz. Bu tür düşünceler zihnimin mikserinde karışırken cep telefonumun mesaj sinyali öttü. Şebnem'e "Barbaros H. Yan yana ilerlerken cipin şoförüyle bakıştık. Çocuk kor-kabilir." "Beni sen de anlamıyorsun. çalman aşkının. İzin ver gidelim " Bakanlık Heyeti'ni de sen katlettin değil mi? Gerçekten su katılmamış bir psikopatsın. [AMBROSE BIERCE. değil mi?" "Bu bir tuzak soru mu. Ne de olsa Leyla. Bukalemun'u azlettim. nehir kurusa bile cesetsiz duramazsınız." "Tevazu sana hiç yakışmıyor. Saniyeleri sayılıydı. Masum Cici adlı seyyar bir cinayet çilingirine mıhlattım. Odanın kapısını açıyorum. Başından beri sersemin tekiydin. kuvvetli ihtimaller eşliğinde çıkmıştım. Olanları unutalım." "Çocuğa zarar verirsen. "İndir silahı. intikam üçgeninde sıkışacaktı.... çoğu dâhi kendini anlama yeteneğinden mahrumdur. 415 Ne diyordum? Cesetlerle dolu bir nehirde yüzmenin tadına vardınız mı. "Silahımı al. 1842-1914] Abidin Dandini'nin Rumeli Hisarüstü'ndeki villasının önünde motosikleti durdurdum. Evet. Böylelikle. Kanunsuzluk da iç dünyamı zenginleştirmedi pek.. fakat Leyla daima birinci." Abidin Dandini. Yola.. İçeri girdim. öldüğünü bilmek yeterli olsa gerek. Bıçak sırtında. meleği ikna ettiği nerede görülmüş?." "Geeerçeeek?" Koridorun sonundaki odadan herhangi bir cevap gelmiyor. merdivenlerden hızla inen Gerçek'in ayak seslerini ve "Baaabaaaaa!" diye haykırışını duyuyorum. katledilen Bakanlık Heyeti'nin. Kanlı paçavralar içindeyim. Şebnem'in babası Şerif Şibumi forslu bir polis eskisiydi. Kendimi kartalın pençesinde uçan tavşan gibi hissediyordum"Beni vurursan. Beş ay önce fotoğrafımı çektiği yere leşimi serebilirdi." Namluyu görünce rahatladım. Bombacıyan işi sana devredecek. Hayati'yi Kubilay Bukalemun benim namıma izliyordu. "Çocuğu bırak!" "Sakin ol Hayati. Ezel Zelzele denen Özel Kalem Müdürü olacak çakalı. Hayati'yi takibe koyuldu." Leyla Kalahari. Sen bir dâhisin Hayati. Abidin Dandini tek eliyle Gerçek'i belinden tutup kaldırmış ve diğer eliyle de çocuğun başına nakışlı Jericho'sunu dayamış! Donup kaldım. Yaşlı gözleri. Tabancanın kabzasını biraz daha sıktı.. Fuat ile Müntekim eski dostmuş meğer. Leyla'ya niyetimi çıtlattım: "Bombacıyan'ın tahtına oturacağım" dedim. Ben de şenliğin tadını çıkaracaktım. Onun da yüzü yumruk izleriyle doluydu. Sonra intikam ateşi kontrolsüz bir yangına dönüştü. Hayvanat Bahçesi'ndeki malum hücumdan sonra. Geride. Operasyonu biraz daha budaklandırmak için. Granada Gazinosu'nda şarkı söyleyen kuğu. diken üstündeydim. Saat 4'te" şeklinde bir mesaj yolladım. İki sakızı birbirine değdirmeden çiğnemek Bir adam hakkında. Şaşkın bakışlı oyuncaklar haricinde kimse yok. Ecelin kozları güçlüydü... Gerçek'i almaya geldim." Sertçe sordum: "Çöp kamyonundan düşmüş gibi mi görünüyorum?" Küstahlığımı anlamazdan geldiğini belirten bir yavaşlıkla "Yo. Onu sakinleştirmem gerekecek muhtemelen. Cartayı çekmek üzereydi. Onun mandalina tozlarıyla bezeli ılık mermer yüzünü son bir kez görsem yeter. Gerçek. diğerleri hep ikincilik için yarışıyorlar. biliyorsun. Gerçek son derece sakin. Başımı çeviriyorum. Polisler de armut toplamıyordu. şaşırtıcı bir sükunetle cesede bakıyordu. oğlum. Tüm moleküllerim zaten hurdahaş. Paşa'nın yanında bekleyeceğim.. "Bak" deyip yırtık ceketimin yakasını araladım ve Colt'u gösterdim. ■k ft * 416 Yavaşladım. Ilık ve müstehzi bir gülüşle "Hoş geldin. Konuşarak halledebiliriz. Saçı..

"Yavruma nasıl kıydılar!. Ve iskeleye devrilen anonim yolcuların arasında Şebnem'i gördüm. ikindi turuna çıkmıştı. gözlerimin araşma 5 santim kala durdu. Bahardan bir fırt çektim. tüm yaralarım kapanıyordu. Sevinçten. ayrılık ile kavuşmanın kesiştiği risk noktasmdaydım. Geri kalan herkesin sivil polis olduğundan şüpheleniyordum. Şebnem'i kaybetmek istemiyordum hepsi bu. Devletin nazik reddi.. Şebnem'i bana yasaklıyordu. Şebnem'in gaileli gönlüne sığmıyordum. Zira insanın kaybettiği ile bulduğu şeyin aynı olması imkansızdır. televizyonda haber bülteni başladı: "Ünlü gangster Abidin Dandini ve birlikte yaşadığı Leyla Kalahari. İstanbul Emniyet Müdürlüğü'nden yapılan açıklamada." Şebnem. Çocukken.. Kader'e telefon ettim: "Bir maniniz yoksa. beni şifalı bir sarhoşluğa taşıyordu. Tertemiz giyindik. Grand Grave'in dokuzuncu katından düşmekle gelen şanstan yeterince kuşkulanmadım. Po420 lisler. Oğlum ile sevgilimin belime dolanan elleri beni hayata bağlıyordu. Bu civarda bana güven aşılayan tek kişi. Ölüm tehlikesi. melekler kadar güçlüydü. alev almış kaplanlar gibi haşmetli görünüyordu. Meçhule doğru hızla yol alırken. cenaze levazımatçısmm kefen kreasyonuna daha bir yaklaştığımı tahmin etmeliydim." Gözleri deniz faciası fotoğrafı gibi hem karmaşık hem durgundu. Gerçek. Bir hamlede Colt'u çekip Abidin'i sağ yanağından vurdum. 1901-1968. Savaşmazsam Ayıp Olur\ Mermi. Hangi musluğu açsam para akıyordu. Aşkımın en canlı kanıtları ve en belagatli şahitleri cesetlerdi. Çoktan çivisi çıkmış dünyam. İnanarak söylenmiş yalanlar haricinde pek az doğru var. deniz. Onu kucağıma aldım. Hoş geldiniz beş gittiniz derken. Calvin Klein çamaşırların üstüne Gucci takım elbise giydikten sonra. Size de öyle oluyor mu? "Şebnem'e merhaba de Gerçekçiğim. Sildim. Bu da oğlum Gerçek. Birazdan. Aşkı yitirme ihtimali. Leyla Kalahari'nin evinde. tanışıyoruz. Sabah yataktan kalkarken uyanmayı unutmuş kalabalık. görünmez bir süpürgeyle bir o yana bir bu yana sürükleniyordu. umut ekip sevinç biçmek için elverişli bir arazi değildir. Gerçek'i heykel ile aramda tutuyordum. yüzümdeki morluklara bakarak sordu: "Hayati Bey. Kadın altı aylık hamileydi. Saat 14:25'ti." Haber metni okunurken. Nefes alabilmek için intiharın eşiğinde durmam gerekiyordu. Mutfakta saklanan hizmetçi olsa gerekti. Kocası ise doğurmak üzere gibiydi. Evimin önünde mahşer provası yapılıyordu. Kan dolan ağzında nar taneleri gibi parlayan dişlerini gösterip devrildi. Saçları taradık. Silahı belime taktım. Ve çıktık. Sahile paralel sokaklardan Beşiktaş'a doğru ilerliyorduk.. Güneşin voltajı yükseldi.Fanilik de. İsmail çok sevinecek!" Kader Güler-lnşallah'm Merter'deki dairesine vardık. canımdan olma ihtimalinden daha ölümcüldü. Şimdi hakikatin meteor yağmuru başlayacaktı. sonsuzluk da insana ağır gelir." Doğruyu söylerken tüm evren'in desteğini hissediyorum. Şebnem arkada. öldükten sonra bile altı ay gülebiliyorlar" demişi i. Ve konuşarak anlaşmayı imkansız kılan bir ittifak içindeydik.. Canıma can katılabilirdi. Şakağını öptüm." Ruhiye Ruhan [Müntekim Gıcırbey'in ev sahibesi]: "Bunun olacağını biliyordum. Gözeneklerim açıldı. fakat böyle olacağını bilmiyordum. Asıl dert ile çektiğimiz acılar pek örtüş-mez. Bu bir hayat-me-mat randevusuydu. Kader. aşk ile intikamın. "Merhaba. Kıyısında yaşadığım kan gölünde Şebnemle mehtap sefası yapabilecek miydik? Karamelli dondurma rengi güvercinler. Kozmostaki ahenge bedava bilet bulmuştum! Tam burada. Motosikletle meydana indik. iki sakızı birbirine değdirmeden çiğneyebilmek beni gururlandırırdı. Kan tüneline dönen koridoru geçtik. Saat 15:57'yi gösteriyordu. Gerçek'e bir izahta bulunmak istiyordum fakat ne diyeceğimi bilemiyordum: "İyi misin?" Başını evet manasında salladı. Damarlarımda bir galon adrenalin dolaşıyordu. Güvenlik tedbir ve garantiden yalıtılmıştım. Yola koyulduk. 1944'ten beri ayakta bekleyen Barbaros Hayrettin Paşa ve iki levendin yanında dikildik. Şebnem'e ilk yalanımı söylemiştim. gafletin renkli köpüğüdür. Beşiktaş Meydan Savaşı patlayabilir ya da Şebnem'in tasdikiyle ömrümde yeni bir sayfa açılabilirdi. yani üvey babam "Zengin ve mı ulu insanlar. "Adım. Kainatın derinliklerinde silah sesleri ve aşk şarkıları yankılanıyordu. Yine de şansımızı deneyecektik." Üçümüz de şaşırmak için fazla yorgunduk. Hüzün şeklinde tezahür eden bir alerjiden mustariptim. ancak kanıtları vardır. Gerçek'i motosikletin önüne oturttum. Eşi görülmemiş bir biçimde hayatımı kurtarmıştı. Gerçek ikimizin arasındaydı. yeniden sallanmaya başlamıştı.. n'oldu size?" Kaza geçirdiğimi söyledim. Üsküdar İskelesi'nin çaprazında bir polis arabası gözüme ilişti. buğulu bir ifadeyle Gerçek'e gülümsedi: "Biz. Koşarak boynuma sarılan Gerçek'in burnu kanıyordu. arabalar. Barbaros Hayrettin Paşa'ydı. Şimdiyse. Şebnem. heyet üyeleri katledilen Gönül İşleri Bakanlığı’nın basın müşaviriydi. Doğrusu bunu hiç beklemiyordum. Aslında yakalanmaktan ya da öldürülmekten korkmuyordum. olay yerlerinden canlı görüntüler aktarılıyor. dünyadaki yerime ve hayattaki amacıma yaklaştığımı seziyordum... Yalanlarla lekelenmiş bozuk sicilim beni aşk oyununun dışına itiyordu. cinayet zanlısı olarak aranıyor. Prenses beni sivri topuğuy-la ezebilir ya da öpücüğüyle kutsayabilirdi. Yaylım ateşi başlarsa. kalbimin paslı turnikesinden geçecek miydi? Beklemek. Katlanılabilir ıstıraplar peşinde koşmamız bundandır. Ihlamurdere Caddesi'ndeki Küçük Hamam'a gittik. Havada dönüyordu. Yine de kainatın tasarımında kalbimi inciten bir şeyler vardı. ben ve bir arkadaşım ziyaretinize geleceğiz?" "Şeref verirsiniz. önceki gün meydana gelen Abdülcabbar Turabi cinayetinin de bu yeni olaylarla ilgisi olabileceği kaydedildi. Yapraklar. soğuk damgalı pula benzeyen bir fotoğrafım ekranın sağ üst köşesini süslüyordu. Bir keresinde babam.. tia? 419 Kainatın derinliklerinde yankılanan silah sesleri Aşkın tanımı yoktur. Hıçkırarak ağlayan bir kadın sesi duydum." İçli içli ağlayan kadın şok geçiriyordu. 94 ." Metanetli görünüyordu. Hayati Tehlike. Gerçek'in elini hafifçe sıktım. Rumeli Hisarüstü'nde öldürüldü. Hayati Tehlike. Fuat Atıf Tufa. [BENEDETTO BUSCETTA. Hayat ile ölümün. Reyhan Horanta [Fuat Atıf Tufa'nın annesi}: "Fuat harika bir çocuk. Bir butikten giysi satın aldık. Tehlike. bu heykelleri yontmada nasıl bir işbölümü yaptıklarım hep merak etmişimdir. Enseme dürbünlü tüfeklerin ardından bakan polislerin nazarı değebi-lirdi. Ali Hadi Bara [1906-1971] ile Zühtü Müridoğlu'nun [1906-1992]. Motosiklete sığıştık.. Başkalarının hataları ve zaafları sayesinde başarı kazandım hep. ölürsem sempati toplayabileceğimi umuyorum. Mikrofon uzatılan kimselerin ekranda isimleri yazıyordu. cehennemdeki mezuniyet töreniydi. 421 Meyve aromalı sevgilimin her adımı. risk ve musibet kuşağındaydım. mermiler ona değmesin diye. Kanlı elimle oğlumun başını okşadım. Bir güzel yıkanıp paklandık. Aşk dediğin. Öksüz yavrum. Atatürk'ün doğduğu eve benzeyen bir kafeterya binasında sandviç yiyip meyve suyu içtik. binalar parıldadı. Gerçek'in telekineük gücü devredeydi. Dandini'yle aynı organize suç örgütüne mensup olduğu bilinen Haya422 ti Tehlike'nin Arnavutköy'deki evinde ise eski aktör Onat Kaplan ile Müntekim Gıcırbey ve Fuat Atıf Tufa'ya ait olduğu belirlenen cesetler bulundu.

" Şaşkın ve üzgünler. intikam. dostluk." MURAT UYURKULAK İLETİŞİM 1427 ÇAĞDAŞ TÜRKÇE EDEBİYAT 201 ISBN-13: 978-975-05-07 M 1 9789750507144 Murat Menteş _ Korkma Ben Varım 95 . hıçkırıklar eşliğinde kesik kesik akıyordu.. Ben sadece inceleme için buradayım." NandaMoyi [Fuat Atıf Tufa'nm Hint asıllı sevgilisi]: "Fuat'la görüşebilmek için Güney Afrika Cumhuriyeti'nden geldim. Uçan Kız. taş kesilmişler. Padişah yorganları satıcısı Enver Paşa. Korkma Ben Varım'ın her sayfası sürprizlerle dolu.." Dublörün Dilemması'nın yazarından komik. Kader ve İsmail. Leyla Kalahari ve diğerleri.. kırık dökük gülümseyerek soruyor: "Ne içersiniz Hayati Bey? Çay.. Aşk. Dul gangster Hayati Tehlike. Mr. Spock. korku. 424 r MİSAFİR SANATÇI ERSİN KARABULUT "Öldürdüğüm insanlarla iyi arkadaş olacağımızı düşünmüşümdür hep. "zahmet olmazsa.. kahve? Arzu ederseniz yemek hazırlayayım?" "Kahve" diyorum. şoke edici bir roman daha. Mübeccel Ecel. Ve hiçbir şey güzel bitmez. papağan Huduni. Abidin Dandini. Şerif Şibumi [Eski Üsküdar Emniyet Müdürü]: "Yorum yok.. Onunla evlenecektik. Katilinin derhal yakalanmasını istiyoruz.Recai Gıcırbey [Müntekim Gıcırbey'in babası]: "Benim oğlum sağlam pabuçtu. çaresizlik ve sarsaklık taşan bir ifadeyle bakıyorlar. 423 Sesi titreyen Kader.. Abdulcabbar. Oysa insan hayatı tek ömre sığmaz. olağanüstü bir enerji saçıyor. Atom Bombacıyan." Gözlerine kan oturmuştu." Ölümlü dünya şen şakrak dönüyor. Tarih öğretmeni dilber Şebnem Şibumi... Hediye Hüthüt. Korkut Üneli [Onat Kaplan'ın oyuncu arkadaşları]: "Kalp krizi diyorlar fakat buna inanmak zor. Durali Kuloğlu. Sabrı Tomruk. hızlı. Başkalarının intikamını alarak hayatını kazanan Gıcırbey.. Ozan Taraz." Gözyaşları. Gönül İşleri Bakanlığı'nda basın müşaviri dövüş ustası Fu.. Öldürüldüğünü öğrenince yıkıldım. yalnızlık ve şiddetin ustaca harmanlandığı roman.. cin Jajha. Teşekkür ederim. Ruhîye Hanım. elleri dizlerinde. "Bu kitap karnaval sırasında başgösteren bir bombardımana benziyor.

Sign up to vote on this title
UsefulNot useful