Murat Menteş _ Korkma Ben Varım Murat Menteş _ Korkma Ben Varım KORKMA BEN VARIM MURAT MENTEŞ

MURAT MENTEŞ • Korkma Ben Varım MURAT MENTEŞ İstanbul'da doğdu. Bisiklet tamiriyle uğraştı, ufak tefek sihirbazlık numaraları öğrendi ve amatör olarak boksla ilgilendi. Yediği yumruklar dayanılmaz raddeye gelince, ringlere veda edip şiir yazmaya koyuldu. Yayınevi, dergi, gazete, televizyon gibi yayın kuruluşlarında çalıştı. Metin yazarlığı yaptı. Korkma Ben Varım, Dublörün Dilemması’ndan [2005, İletişim Yayınları] sonra ikinci romanı. İletişim Yayınları 1427 • Çağdaş Türkçe Edebiyat 201 ISBN-13: 978-97S-05-0714-4 © 2009 İletişim Yayıncılık A. Ş. 1. BASKI 2009, İstanbul KAPAK VE ÇİZGİ ÖYKÜ Ersin Karabulut UYGULAMA Hüsnü Abbas DÜZELTİ D.Üzgün BASKI ve CİLT Sena Ofset Litros Yolu 2. Matbaacılar Sitesi B Blok 6. Kat No. 4NB 7-9-11 Topkapı 34010 İstanbul Tel: 212.613 03 21 İletişim Yayınları Binbirdirek Meydanı Sokak İletişim Han No. 7 Cağaloğlu 34122 İstanbul Tel: 212.516 22 60-61-62 • Faks: 212.516 12 58 e-mail: iletisim@iletisim.com.tr • web: www.iletisim.com.tr MURAT MENTEŞ Korkma Ben Varım Misafir Sanatçı ERSİN KARABULUT İletişim

Bu kitapta anlatılan olayların hepsi gerçektir, fakat hiçbiri henüz cereyan etmemiştir.

İÇİNDEKİLER İki yarayı birleştiren yara.......................................................................................13 FU................................................................................................... ........................................19 Tabut filosu............................................................................................... .......................21 Telefonda nakavt............................................................................................. ............25 Ejderi boyamak......................................................................................... ....................27 Yirmi yıl sonra doğan ikiz kardeş.....................................................................31 Kayboluş seferi [Lalita Lal].................................................................................33

Adamın kılına zarar vermeden kellesini uçurmak................................34 Kudurmuş yamyamların çiğköfte partisi.....................................................37 Ankara'yı yüzerek geçmek...................................................................................40 Aptallar daima ömrünün baharındadır [Ezel Zelzele]........................43 Kılıcını baston olarak kullanan Samuray....................................................47 Senin emsallerin cennette gezer.....................................................................50 Nafile filinta.............................................................................................. .......................52 Korkma ben varım.............................................................................................. .........54 Kendini benim yerime kucakla..........................................................................56 Ceninin uçan tekmeleri [Reyhan Horanta]...............................................60 İçimdeki hayvan, içimdeki çocuğu yiyor....................................................65 Canavar sakızı ağzımda.......................................................................................... 68 Çiy tanesine çakılan jet uçağı [Turgut Rulet]........................................69 Katiller cinayetten sonra derin bir uyku çeker......................................73 İnançlarım gereği, bazı şeyleri tadında bırakıyorum..........................76 Tam anlamıyla eh [Mr. Spock / Korkut Üneli]......................................79 1970'lerde Allah bizimleydi [Mr. Spock/ Korkut Üneli]...............81 Korkut'un Mübeccel'e faydası yok [Mr. Spock / Korkut Üneli].........................................................................86 Sana dün Kocatepe'den bir baktım Aziz İstanbul................................92 Mortoları en iyi moruklar anlar.......................................................................101 "Sensiz gecelerde hep tabancayla uyurum".........................................109 GICIRBEY..................................................................................... ..................................117 Siperdeki zürafa.............................................................................................. ...........119 II. Abdülhamid, Sherlock Holmes vartasını nasıl atlattı? [Huduni]......................................................................................... .........................125 Sahibini omzuna konduran kuş [Huduni]................................................139 Erkeğin kalbine giden yola mayın döşemek [Kevser]....................141 Ecelin paratoneriyle toprağa iletilen yıldırım aşkı [Huduni]......144 Onun etlerini kanına doğrayacağım!..........................................................147 Gökyüzündeki bir kuşu köşeye kıstıramazsın......................................152 Mezardan şartlı tahliye........................................................................................15 5

1

Zorla denize sürüklenen kara kaplumbağası.......................................158 Ben, Mehmet Ağa'yı sarı çizmesinden tanırım [Recai Gıcırbey]........................................................................................ ........163 İntikam ittifakı............................................................................................. ..............168 Güzel kokmak sevaptır........................................................................................1 74 Bütün bitkiler şifalıdır [Ruhiye Ruhan].....................................................178 Arşimet Kanunu'nu yazsam yeniden..........................................................181 Dünya benden saklanabileceğin kadar büyük değil!......................186 Herkes hak ettiği cezayı bulsa dünya altüst olur.............................190 Gözyaşı tabancası......................................................................................... ...........196 Resmî romantizm...................................................................................... ...............197 Zamanda yolculuğa ömür yetmez................................................................198 Sevgilisini düşmanlarının arasından seçmek [Balkan Balkır]... 201 Laboratuardan kaçan virüs................................................................................204 Sır yalansa daha hızlı yayılır.............................................................................205 Ecelin uçurtması yükseliyor.............................................................................210 Kaderin elindeki ustura........................................................................................212 Peygamber'in kedisi [Nefertiti].....................................................................216 Kanla gargara [Abdülcabbar Turabi].........................................................220 Gözlem yapıp tahmin yumurtlayan robot.................................................225 Kafa kopunca tıraş biter.....................................................................................228 ŞİBUMİ.......................................................................................... ..................................233 Uzay gemisi şeklindeki bulutların altında...............................................235 Kupon karşılığı aşk................................................................................................. 239 Kurşungeçirmez yorgan.......................................................................................242 Sen cennete gidince, cennet daha güzel bir yer olacak..............247 Tuhaf adamlar, acayip koşullarda lazım olabilir.................................252 Korkma ben varım - II [Leyla Kalahari]....................................................256 Öyle aptalca ki, kızların aklını başından alıyor...................................260 "Siz hiç sabunluyken ağladınız mı?"..........................................................263 Süpermen'le aynı berbere giden garsonlar............................................267

Kumruyla burun buruna gelen uskumru..................................................269 Uyuşuklar yardımseverdir, asalaklar sıcakkanlı, dalkavuklar alıngan....................................273 Azrail'in karşısında sakız çiğnenmez........................................................281 Her polisin içinde, tutuklaması gereken bir suçlu vardır [Şerif Şibumi]........................................................................................... ...........288 Yeryüzüne serilen palto.......................................................................................293 EK: Müntekim Gıcırbey'in okunmamış mektuplarından birkaçı...................................................294 Alevleri görmezden gelerek yangını söndüremeyiz..........................294 Aşktan kaçış varsa bile kurtuluş yoktur.................................................297 Kalbin darmadağın olunca, kafan da karışır.........................................299 Rüyanda başrolde değilsen, kabus görüyorsun demektir...........301 Yalnızlık deliliğin hammaddesidir.................................................................303 TEHLİKE....................................................................................... ...................................305 Bu dünyaya yaşamaya gelmedim.................................................................307 Kainat kestirmelerle doludur...........................................................................309 Kardanadam katliamı........................................................................................... .315 Sen cehenneme gidince, cehennem daha kötü bir yer olacak...........................................................315 Uzayda her namlu tetiğin emrinde...............................................................321 Atom Karınca Duası [Atom Bombacıyan]..............................................329 Damadın son yolculuğu........................................................................................ 333 Kabus görürken hayal kuramazsın...............................................................334 Gaipten gelen ıvır zıvır..........................................................................................342 İncele incele iltifata dönüşen hakaretler................................................343 Aptal gibi görünmeyi göze alırsan, mucizeleri ucuz atlatırsın..346 Bütün günahlar para kaybettirir....................................................................349 Hayaletin kaza sonucu ölümü.........................................................................351 Rodeo yapan terli cüce palyaço....................................................................356 Yalanlarla bir yerlere gidebilirsin fakat geri dönemezsin............359 Babam, havadaki uçurtmayı nasıl satın aldı? [Gerçek Tehlike].......................................................................................... .....362 Gökkuşağının üstünden geçen balon [Neptün Petunya].............366

2

Yılan ile oğlağın telefon konuşması............................................................371 Bir şapkayı beğenince kafana çiviyle çakıyor musun?.................376 Godzilla diyeti............................................................................................... ..............379 İstikbal zamanın dışındadır...............................................................................381 Hayvanat bahçesinde insan avı.....................................................................384 Baharı müjdeleyen polis helikopteri...........................................................389 Fatiha ruhun gıdasıdır.......................................................................................... .393 Otuz yaşındaki bebek............................................................................................3 96 Tamir edilirken buharlaşan gemi...................................................................404 Şampiyon Ninja'nın rekor denemesi...........................................................405 At, pirenin ayağına gitmez.................................................................................411 İki sakızı birbirine değdirmeden çiğnemek............................................416 Kainatın derinliklerinde yankılanan silah sesleri...............................420 Katmerli zakkumların üzerine tükürdükten sonra... [Eduardo Mendoza] ... katillere özgü kendini beğenmişlikle çekti silahını [Daniel Pennac] ve şarjörü boşaltıncaya kadar ateş etti. [Amelie Nothomb] İki Yarayı Birleştiren Yara Ölümden korkuyorduk, çünkü insandık, [JERZY KOSINSKI, 1933-1991] Bengal kaplanı, sevgilime yiyecekmiş gibi bakıyordu. Esneyen kaplana dublaj yapıyorum: "Voarg, güzelliğiniz dişlerimi kamaştırıyor küçük hanım." Şebnem'in, gülümsediğinde 'U' harfine benzeyen ağzı, yanaklarında beliren parantezlerin içinde kalıyor. Gökyüzünde dolunayı andıran, pudralı bir kış güneşi. İki cihan aşkım Şebnem'in jelibon dudaklarının arasından çıkan buhar, bana hayatın özü, özeti gibi görünüyor. Nefesi, ancak rüyalarda işitilebilecek türde bir ninni. Parmaklarının muzlu gofret zarafeti beni mayıştırıyor. Gri, yeşil ve mavi karışımı, kestane irisi gözlerinde 'patlayan şeker' kıvılcımları. Soyulmuş elmadan yontulmuş bir yüz. Burnunun üstünden geçerek yanaklarını birleştiren çiçek tozu çiller, kanatları açık bir kelebek etkisi uyandırıyor. Saçları, gül şerbetiy-le boyanmış kızıl ipek. Aşk insanın sadece psikolojisini ve kimyasını değil; tarihini, müziğini, coğrafyasını, edebiyatını, fiziğini, beslenme çantasının içindekileri, hayat bilgisini de değiştiriyor. Büyük dedem, zamanında, bir dilberin aşkından aklını kaçırmış, sonra da İstiklal Harbi'ne katılıp şehit olmuş. Şebnem'e bakınca, damarlarımdan bir çılgınlık akımının geçtiğini hissediyorum. Kaplan departmanından akbaba kafeslerine yöneliyoruz. Burası, şehir merkezinin uzağında, kocaman bir hayvanat bahçesi. Teleferikle tepeye çıkıyor, sonra aşağı doğru geze toza iniyorsunuz. Ağaçlara yerleştirilmiş hoparlörlerden Loituma'nm levan Polkka şarkısı yayılıyor. Kabanımın cebindeki mücevher kutucuğunu yokluyorum. Evlenme teklif etmek amma zor iş. Teleferikte baş başayken,

içimden binlerce kez "Evlen benimle Şebnem" deyip cebimdeki kutuyla oynadım. Boşuna. Kaplanın huzurunda da yeterince konsantre olamadım. Akbaba kafesinin önü, hayırlı bir iş teklifi için pek ideal bir yer sayılmaz, haksız mıyım? Rakunlar, develer, tavuslar, yaban domuzları, ayılar, goriller, tavşanlar, foklar, aslanlar, midilliler, tilkiler, flamingolar, gergedanlar, lamalar, zebralar, kurtlar, papağanlar, kangurular... Hiçbiri, tarihî bir an'a tanıklık etmeye hazır görünmüyordu. Hayvancağızlar zaten mahpusluktan akıllarını oynatmışlar, bana tezahürat yapacak mecalleri yok. Yağmurun baskınına uğradık. Gürül gürül yağıyor. "Hemen bir gemi bulup hayvanları toplasam iyi olacak" diyorum. Şebnem şakır şakır gülüyor. Bir sarayın tavanından sarkan ve pervane gibi fırıl fırıl dönen kristal avizeler düşünün. Yağmur, etraftaki tek tük ziyaretçileri adeta siliyor; görevliler de dahil herkes kantine doğru koşarak kayboluyor. Hayvancıklar da kuytulara, köşelere sığmıyorlar. Biz, alçacık bir duvardan dışarı sarkan salkımsöğüde yanaşıyoruz. 11 Duvarın öbür tarafında bir grup penguen, yarışma jürisi gibi toplanmış bize bakıyorlar. Yolun üzerinden renkli bir yağ akıyor. Hayal ile rüya arasındaki mahmur boşluktayız. Hızlanan yağmurun şakırtısından güçlükle duyulan şarkı, kulağımdan içeri neşe sızdırıyor. Cebimdeki kutudan yüzüğü alıp avucumda saklarken "Mikail, göğün soğuk su musluğunu gene sonuna kadar açtı" diye söyleniyorum. Şebnem'den şimşek güzelliğinde bir kahkaha. Terk edilmiş bir okyanusta baş başa kalmış iki balık gibi sarhoşuz. Tek taşlı pırlanta yüzüğü, özenle tutarak Şebnem'e uzatıyorum: "Sana sırılsıklam âşığım Şebnem, benimle evlenir misin?" Müstakbel gelinimin yüzünde göz kamaştırıcı bir gülücük beliriyor. Şeffaf elini yavaşça kaldırıyor. Tam o anda, başparmağımla işaretparmağım arasındaki yüzüğün içinden bir mermi geçiyor! Vınnn! Sırtından vurulan bir penguen, nar taneleri saçarak infilak ediyor! Bum! Silahlı iki adam, yokuşun başından bize doğru koşuyor! Niyetleri ciddi, her hallerinden belli. Derhal, Şebnem'in bileğini kavrıyorum, var gücümüzle kaçıyoruz. Duvarın bitiminden sola dönüyoruz. insan ile tabiat, gene ayrı dillerden konuşuyorlar: Mermiler, yağmurun içinde metalik ve yatay bir başka yağmur olup yağıyor. Tam anlamıyla nefes kesici... Titreyen bir göledin kıyısında kıpırdamadan poz veren, gözü yaşlı Nü timsahının kuyruğundan bir kurşun sekiyor. Başını paçavra bulutlara gömmüş zürafa boynundan, yüksek kafesindeki tünekte pusmuş olan kaya kartalı göğsünden vuruluyor! Güzelim postunda siyah bir delik açılan Iran leoparı yana devriliyor! 15 Dünyanın dört bir yanından getirilerek burada hapsedilmiş tüm hayvanlar feryat figan ediyor. Havuzun üzerindeki ahşap köprüden geçerken, kırmızı gagalı siyah kuğular bize acıyarak bakıyorlar. "Burada kurda kuşa yem olacağız" diye düşünüyorum. Sürüngen akvaryumlarının sağlı sollu sıralandığı ışıklı, sıcak bir tünelden geçiyoruz. Ardımızdaki maratoncu katiller, akvaryumlara kurşun delikleri açarak koşturuyorlar. İguanalar, bukalemunlar, çıngıraklıyılanlar... hiç istiflerini bozmuyorlar. Galiba hepsi sağır. Tünelden fırlayıp yağmura daldığımız anda sağ omzumu sıyırıyor bir mermi ve gök gürlüyor. Gövdeleri, yağmuru sünger gibi emen devekuşlarının saçaklı kirpikleriyle gıdıklanarak, kafesle duvar arasındaki daracık

3

Biri gözleriyle etrafı tararken. Tabii felaket ve spor. ense yaparak ıssızlığa mukayyet olan bir korkuluk. diğeri ona yerdeki ıslak ayak izlerimizi işaret ediyor." Oruç Bey: "Yedi kişiydiler." "Rüya mı?" Her zamanki zinde sükunetleri.. Okyanus. Nakşibendiyye Şeyhi Ulvi Efendi hatırımı soruyor: "Nasılsın Fu?" "Elhamdülillah. Şebnem de ben de soluk soluğayız." İslam Tarihi Uzmanı İrfan Bey: "Yanlışınız var aziz dostum. fil çiftesi yemiş gibi fırlıyorum. içimi kaplayan huşu.. Önümüzdeki dikdörtgen levhaya takılıyor gözüm: 'CÜCE MAYMUNLAR GALERİSİ'. gümrük polisi ağzıyla ho-murdanıyorum: "Ne işiniz var burada?!" "Sakin ol Fu" diyor Şazeliyye Şeyhi Oruç Bey. afet ve eğlence. Ellerinde makinalı tüfeklerle toplantı salonuna daldılar!. gönlümü sarmalayan vecd. Sörf yapıyorlar. Şubat güneşi derimi. "Rüyasında 22 aksakallı dedeyi birarada görmek de ilk bana nasip oldu herhalde" deyip toplantıyı açıyorum. Biraz daha yakına geldiklerinde. Hayvanat bahçesinde. apardı canımızı. Şebnem'in otel sabunu gibi küçük kulağına. Vuvvvvvvv!!! Foşşşşşşş!!! n Deniz birdenbire volkanik bir buzdağı gibi patlıyor! Yattığım yerden." Aklım başımdan gidiyor: "Öldünüz mü?! Hepiniz mi?" Başlarını "evet" anlamında hafifçe sallıyorlar." Siyami Bey: "Avazı çıktığı kadar 'Bilmem n'aparım böyle aşkın ızdırabını!' diye bağırdı. Şebnem aşk coşkusu ve ölüm korkusuyla şoklanmış halde fısıldıyor: "Sevgilim. hangi rüyada görülmüş?! Hatip Halilullah Efendi: "Ben tam sol gözümden vuruldum Fu.. "bu bir rüya. omzumdan akan kana parmak uçlarıyla hafifçe dokunuyor. Kan da kulaklarınızdan fışkırdı!" Halilullah Efendi itiraz ediyor: "Yahu kurşunu nereme yediğimi bilmez miyim mirim? Gözüm patladı diyorum size. Son gördüğüm şey. Ruhuma yayılan esenlik. yüksek mi yüksek tavandaki koridorlarla birbirine bağlanıyor. sizleri sormalı?" Bayramiyye Tarikatı'nın yeni lideri Şeyh Musa muzip bir gülümsemeyle "Sırlarını saklarsan. pırlanta yüzüğü parmağına takıyorum. Korlaşmış bir demir topağı deldi geçti gözümü. bu adamlar bizi öldürecek!" Son sözlerime şerh düşüyorum: "KORKMA BEN VARIM!" 17 Tabut filosu Okyanus da nihayetinde balıkların çişi değil midir? [WANG VVEIHUI." Onlar böyle pingpong maçı yapar gibi parça parça konuştukça. bir evliya kabristanı kadar sessizdi. öfkeden aklını kaçırmış bir adam vardı." Mevlevi Yahya Efendi: "Kurşunlar gövdemize saplanırken güçbela. denizin dibinde birçok balıktan daha çok zaman geçirmişliğim var!" diye çıkışıyor. bir deniz canavarının tırnak izine benzeyen. Açıklarda beliren dev dalgalar çığ gibi büyüyerek hızla kıyıya yaklaşıyor. Dalgalara teyellenmiş insanlar görünüyor. dilimi paramparça etti!. Karşımızda bir kapı daha.. hamsilerin maskarası olur. Kâdiriyye Tarikatı'nın Şeyhi Dalyan Efendi açılışı besmeleyle tazeliyor. kulağı nereden çekip çıkardınız?" 4 . Berbat haldeydik. dileklerin çabuk gerçekleşir" diyerek olduğu yere oturuyor. Benim tam karşımda. Yaz tatili iznimi kışın kullanırım.. Bazıları. tehlike ve beden terbiyesi. Kimsecikler yoktu. Sörf tahtası yerine tabutlara binmişler! Şoktayım. göstermelik bir hayat belirtisi. sadece sıyrık" deyip gülümsüyorum. Evrensel Vesvese] Eski bir Çin atasözü der ki "Kıyıya vuran ejderha." Ayaklarımı Hint Okyanusu'na uzatmış yatıyordum. havai fişek gibi patlayan kıvılcımlı kanımdı!.. Son sözlerimi söylememin vakti geçmek üzere. ipini koparmış bir kukla gibiydim. vahşice bir işgüzarlıkla bizi gammazlıyorlar: Çığlık çığlığa zıplayıp. Tabutların üzerinde dikilmiş pir-i faniler kıyıya çıkacakken. kemiklerimi kalaylıyordu. çevresinde yerlerimizi alıyoruz. ormandaki hiyerarşi de.. sudan masamızın öbür ucunda Eşrefiyye Şeyhi Allah Dostu Muhsin Efendi sandal ya da sandalye işlevi gören tabutuna bağdaş kurmuş. deminden beri çocuklar gibi fısıldaşıp didiştiği Filozof Feridun Bey'e nedense "Sen ne diyorsun be Freud? Benim.. ne 23 karpuzu? Kanımız tutkal gibi aktı! Halat olup kolumuzu bağladı. Açıyorum. boğdu bizi!" Alevî Dedesi Saz Âşığı Reşat Bey: "Azrail'in yönettiği bir tufan gibiydi... Kurşunlar sol gözünüze değil sol kulağınıza doldu.. kurumaya bırakılmış.. Fişekli poyrazın güttüğü katran." Müfessir Enes Efendi: "En önde siyah takım elbiseli. Çift kişilikli tabiat aniden durulup dinginleşiyor. Saydam masamızın içinde rengarenk balıklar yüzüyor. peşimizdekilere bulunduğumuz yeri gösteriyorlar. "Ben iyiyim. Maymunlar. Bu tsunami sahnesi karşısında donakalıyorum. kocaman bitkilerin kollarına atılıyoruz.... Bektaşi Şeyhi Siyami Bey.. sirkteki disiplin de yoktu. Şemsiye büyüklüğündeki yaprakların arkasına saklanıyoruz. Cüce maymunların ocağına düşmüştük. Durban'ın Umtata bölgesinde. bir Afrika belgeselinin ortasındayız. Kare bir holde buluyoruz kendimizi. minyatür bir koy'un ucundaydım. boynumuza dolandı. alt dişlerimi." Müderris İdris Efendi: "Hepimiz anında birer kan fıskiyesine döndük! Muz beyazı salona karpuz tozu püskürüyordu sanki. Arada albatroslar kayıyor. Balıkların üzerinde pamuk topağı bulutlar. sakallı ihtiyarların Hint Okyanusu'nda işi ne? Dalgalar tuhaf bir biçimde yatışıyor. Kainatta çıt yoktu. Güney Afrika'da. Afallıyorum: "Ne?" Yeseviyye Şeyhi Mazhar Baba şahadet parmağıyla meclistekileri işaret ederek görünmez bir daire çiziyor: "Hepimiz öldük. Maymunlarla birlikte ben de kapıdan giren tabancalı iki adama bakıyorum. kilden bir heykel.. ben de kafamı bir o yana bir bu yana çeviriyordum. Melami Şeyhi Ruşen Ali Bey: "Mermiler dolu gibi yağmaya başladı!. tepedeki kanallardan geçerek. Üstünde 'LÜTFEN SESSİZ OLUNUZ' yazılı bir tabela bulunan ahşap kapıdan içeri giriyoruz. gözlerimi koruyan aynalı gözlük ve dizlerime inen bermuda şort ile. Bir avuç kurşun çenemi. bildiğimiz ağaçlara hiç benzemeyen. 1655-1730." Hac Rekortmeni Seyyah Sadık Bey: "Yahu ne muzu. çalkantılı tebessümleri ve itimatlı kıpırtılarıyla tabutlardan inip koy'un etrafında sıralanıyorlar." Üstat Şair Selman Elma: "Çirkin maskeler takmışlardı. ellerini kafeslerden uzatarak. Daha önce görmediğim türden. Gözlerinden naylon ip gibi yaşlar iniyor.. sörfçülerin bizim Bakanlık Heyeti azaları olduğunu fark ediyorum. Maymunlar gözlerini bize dikiyorlar. Bu cübbeli. "Bizi vurdular" diyor Şeyh Dalyan." Bayılmak üzereyim. 1(» Galerinin kapısı. arkadaşlarını çağırıyorlar. Böyle tafsilatlı dehşet.boşluğu aşıyoruz. "Nasıl?!" Hafız Behzat Efendi: "İkindiden sonra oturmuş hoşbeş ediyorduk. yarım yamalak şahadet getirdik.. Koy'u toplantı masası gibi kullanıyor. Gezegenin kıyısına iliştirilmiş. Şebnem. sessizce "Seni seviyorum" derken. Müstakil tel kafesler. uğursuz bir gıcırtıyla aralanıyor..

. Bay Moyi et derdinde. Kabus görmüşsünüz. ağzımın. "Çok yüce gönüllüsünüz Bay Moyi. Türk olduğumu duyunca çok sevindi.. "Nanda." cepli kefen kostümüyle dolaşan arsız hayalet.. koridorda karşıma çıkıp polis rozeti gibi yüzüme tutuyor Nanda'nın fotoğrafını: "Rica ederim ona dikkatli bakın!. Muhtemeldir ki. bu acil bir durum! Yarın heyet üyelerini güvenli bir yere nakletmeniz gerekiyor! Onları bakanlık binasından uzak tutmalısınız!" Özel kalem müdürünün keyfi gıcırdı. anlaması." "Meraklanmayın. Lobide pusuya yatmış olan otel sahibi "Hint Zengini" Gamaka Moyi.... karabasana dönüşmüştü. Eski bir Çin atasözü "Nefsini terbiye etme kararındaysan.. Ezel Bey. Evet. iki hayat arkadaşı.. imparatorluk orduları birbirini kesip biçiyor ya da balinaları mızraklıyorlardı sanki. demirden 'D' harfleri dökülüyordu. evlilik fikrinden çok uzağım... özel kalem müdürüne ulaştım. Tabii.. Heyet'e saldırılacağını nereden çıkarıyorsunuz? Bir kabile büyücüsü mü söyledi?" "Hayır. güvenli bir yerde tutun. ağzından nal gibi. İrfan Bey "Kulak. Hint Okyanusu vişne reçeli kazanı gibi kıpkırmızı kaynıyordu.." Özel Kalem Müdürü'nün sesinden ezelî rakibini nakavt eden bir boksörün zafer narasındaki haz yansıyordu: "Anladığımdan emin olabilirsiniz Fuat Bey.. Yukarı bakıyorum: Bay Moyi bir helikopterde.." "Rüyanızda mı gördünüz?" "Biliyorum... "Ezel Bey?" 25 "Buyurun?" "Ben.. Ejderi boyamak Ben can derdindeydim. Ne kımıldayabiliyor ne de ses çıkarabiliyordum.. Yani Türkiye saatiyle 15:00-16:00 sularında!" "Neler söylüyorsunuz Fuat Bey?" "Bakın. Ne dersiniz Bay Fu?" Plaj terliği gibi bir dil gerektiren Hint aksanıyla "Nanda" dedikçe." "Peki. 5 . fakat yedi kişiler.. Ellerimi ağzımın kenarlarında birleştirdim ve nihayet haykırdım: "Bütün bunlar ne zaman olduuuuu?!" Kıyıya en yakın tabutun kapağı açıldı. ne romantik!.." [Dit dit dit dınııt . Masa olarak kullandığımız küçük koydaki berrak su kızılcık şerbeti gibi kırmızıya dönmüştü.İrfan Bey kendinden emin: "Ben sizden handiyse beş saniye sonra kurşunlandım.. ne münasebet?" "Evet. söyler misiniz." Merdiven çıkarken birdenbire tepemde kahverengi kanatlarını açmış dev bir kumru: "Nanda ile Fu! Güney yarımkürenin en görkemli çifti. kurşunlar sol kulaktan girdi. anlayamadığım birşeyler söyleye söyleye bir bir tabutlara girdiler! Felç olmuştum. kızınız hakikaten pek şeker. gövdemin içinde dönüp duran soru şuydu: "Bütün bunlar ne zaman oldu?! Bütün bunlar ne zaman oldu?! Bütün bunlar ne zaman oldu?!. Müdür Bey.] Eskinin eskisi bir Çin atasözü "iktidarsızların vicdanı. Onyedi yaşındaki kızı Nanda için beyaz tenli ve Müslüman bir damat arıyordu. Yarın ikindiden sonra.. sakin olun. Bakanın cep telefonu kapsama alanının dışında. Ona göre. sol gözüm!." "Yo.. şişko bulutları andıran çuvallardan fotoğraflar saçıyor! Kolumda bir kıpırtı... Nasıl desem. Yâ Rabbim. iradesizlerin şuuru yoktur" buyurur. Şazeliyye Şeyhi Oruç Bey bana dönerek ayağa kalktı ve sesi yüzümde şimşek gibi sakladı: "YARIN!" Telefonda nakavt Elope Hotel'e kadar doping testinden kaçan bir at gibi koştum. bizim ihtiyarlar işitemediğim.dit dit dit dıııııt. Denizin dibinde. önce nefesini düzenle" der. biz burada dururken size. Ankara'yı uyarmalıydım. Bakanlık Heyeti'ne saldırı düzenlenecek!" "Saldırı mı. Basın müşavirliğinde kimse yok. Şimdi kapatmalıyım. Rüya. Sayın Tufa?" "Ezel Bey. Heyet üyelerine tahsis edilen salon cevap vermiyor. gökten Nanda'nın fotoğrafları yağıyor. sanırım Afrika'nın sıcağı sizi biraz etkilemiş. muazzam beyninize değen kurşunlar sizi aldanışa sevk ediyor." Kaç gündür rüyalarımda. benim gözüm. O arada zât-ı şahanenizi temaşa etmekteydim. Avami bir alaycılıkla öttü: "Siz şu anda Güney Afrika Cumhuriyeti'nde değil misiniz?" "Evet efendim." Restoranın eşiğinde Nanda'nın fotoğrafıyla göz göze geliyorum. lütfen. Emniyet güçleri yarın da iş başında olacak. anlamıyorsunuz. ingiltere ve Hollanda'da rastlayabileceğin en güzel kızdır" diyerek bana elindeki fotoğrafı gösteriyordu: "İşte benim güzel Nanda'm. En azından Heyet'e durumu açıklayın. Yanlış mı anlamışım.." "Hint Zengini. Muhtemelen beş sene öncesine aitti. Güney Afrika.. Heyetin yarın orada olmasını engellemelisiniz! "Fuat Bey.." "Öyle mi? Sizin rüyanıza göre program yapmamızı istiyorsunuz.. Kulak diyorum. Asansörün kapısı aralanıyor: "Kızım ve siz. n'olur bana inanın Ezel Bey!" "Yarın gerçekleşeceğini söylediğiniz saldırıp nasıl haber aldınız?" "Bunu izah etmem biraz zor. inanması zor. Aman Allah'ım! Kıpkırmızı. iki genç." "Onların haberi var mı yani?" "Sanmıyorum. fakat yanılıyor olsam bile tedbir almaya değmez mi sizce?" "Olabilir tabii." "Tamam. Bir türlü telaffuz edemediğim. Derken. Ezel Bey. kan iki kulaktan birden şorladı. lütfen bana inanın. uluslararası ilişkilerle gönül ilişkilerini harman edeceksiniz. Sonunda." "Yedi kişi mi?" "Evet. çirkin ve esmer cimcimenin fotoğrafı. Fakat ben. Güney Afrika'ya kim ihbar etti?" "Bakanlık Heyeti." İhtiyarların girdiği tabutlar kanlı denizde yavaş yavaş yüzmeye başlamıştı. duvağı açılmamış bir gelinlik içinde Nanda!.. Sadece o aşağıdan çekilmiş." dedikçe." İşin doğrusu Nanda'yı hiç görmemiştim." Bakanlık Heyeti'nin konuşmalarını artık uğultu halinde duymaya başlamıştım.. Fuat Atıf Tufa." Halilullah Efendi "Göz. Heyet'e kim saldıracak?" "Kim olduklarını bilmiyorum. kafamın. Yine de açıklamayı deneseniz Fuat Bey? Yani bu komployu.dit dit dit dıııııt .. Bir hafta önce.." İrfan Bey: "Sen ne biçim eşref-i mahlukatsın! İnatta ısrar ediyorsun?. babasının söylediği gibi kız onyedi yaşındaysa.." "Şaka mı yapıyorsunuz?" 26 "Hayır. Nanda ile evlenerek hayat maceramı 'renklendirmeliydim'. Elope Hotel'e yerleştiğim gün beni gözüne kestirdi. çok mühim bir mesele için aradım sizi. kader beni buralara kadar boş yere sürüklemiş olamazdı. Fonda. Hindistan. yalvarırım bu tedbiri alın..." "Ezel Bey anlatamadım. Rüyamda gördüm.dit dit dit dıııııt .dit dit dit dıııııt .. fakat rica ederim Bakanlık Heyeti'ni koruyun. sol kulak.. Bay Moyi'nin Hindi sesi: "İki Müslüman. bayramlık ağzını açıp düğünlük tngilizcesiyle sordu: "Teklifimi düşündünüz mü Bay Fu?" "Derhal telefon etmeliyim Bay Moyi!" Bakanlığın numarasını çevirdim.

Öteki." "Yapmayın lütfen. Yahudi'ymiş." deyip el sallayarak kendimi dışarı attım. işitme engelli kraliçeler bile duydu?" Konuyu iyi bildiğim bir alana çektim: "Eski bir Çin atasözü ne der ahbap. "Memnun oldum Allan. fakat lavabo beyazı dişleri. Otelin bahçe kapısının karşısında dizilmiş. hesabı nakit olarak ödedim. Uçağı görünce fikrim değişti: Kocatepe Camii'nde cenaze namazım kılınabilirdi.. Dick de pilotun yirmi sene sonra doğmuş ikizi gibiydi." "Ne?!" Adam öyle bir güldü ki. seyyahım... mükemmel seyyah. partal bir kartal. israil ordusuna askerî bot taşımak." "Turist misiniz?" "Yo. mayhoş. Fakat işe yaramadı. kendini ünlü yazarın adaşı ilan etmişti. bir gecekonduydu sanki. ikisi de maden işçilerini andırıyordu. Havaalanında beni avlayan adam ise otuzbeşinde filandı. karnında ikiyüzelli kişiyle Anadolu'ya doğru uçmaya başladı bile. tahminen ellibeşti. işte. Çenesini yargıç tokmağı gibi kaldırıp beni işaret ederek sordu: "Kim bu çocuk. Pamuk şekeri ve pişmaniyeden yapılmış gibi saçaklı. Sonunda havalandık. Bay Moyi içeriye sızabilirdi. Ülkenizde nüfus mu fazla. Bir kargo uçağı için fazla küçüktü. kızı için seçtiği bir Türk'ten söz ediyor herkes." Ben de kollarımı açtım." "Hangi ülkedensiniz peki?" "Türkiye. Kafa karışıklığı sık görülen bir şeydir. sen de oynarsın" dedi bir ses. Saat 17:30 olmuştu. nereye gittiğini bilmeyendir. 37." Yükümüzün postal olduğunu öğrenince biraz şaşırdım. [LINYUTANG] Bir elimde kibrit kutusu kadar bavulum. siyah. kartları kader karıştırır.. Bir Çin darbımeselidir: "Yerin kulağı varsa." Anlaşılan kaynatam olmak için can atan Bay Moyi. sarılmak ister gibi kollarını açtı pilot. Derhal kabul ettim. AİDS mi yaygın. Bay Moyi sizi boşuna beğenmemiş! Ne bakanlığı?" Taksi bir sorgu odasına. mavi. komisyonunu alıp toz oldu. "ülkemdeki herkes bana kısaca 'Fu' der.. normal şartlarda asla 6 ." Adam bana Tel-Aviv'e kadar bir kargo uçağıyla gitmek isteyip istemediğimi sordu. İyi fikir. Pilot göstergeleri yumrukluyordu! Tayyaremizin vidaları gevşemişti. değil. kamuyu da bilgilendirmişti. yedek yolcu listesine kaydettirdim. "Takma kafana ahbap." "Fazla vaktimiz yok" deyip. merak ettim.. nerede?" "Bir bakanlıkta. bilir misin?" "Nerden bileyim?" "Ejderi boyasan da derisini boyarsın." "Vay canına." 30 Yirmi yıl sonra doğan ikiz kardeş iyi seyyah.. Hapishane hastanesinde ameliyata alınan bir idam mahkumu gibi dehşet içindeydim. Adımı. 400 dolar istediler. Hemen harekete geçersek." "Ah. Dönüp baktım. Yüzüm buruşuyor. demir kuş. Ne taşıyordu acaba? Cüceler için fincan mı? Bu kanatlı. Çantamı Dick didik didik aradı. Arkalarından kahveyi döküyorum. Bindiğim taksi Güney Afrika Cumhuriyeti bayrağının renklerine boyanmıştı: Kırmızı. Edgar Poe" deyip neşeyle elini uzattı. beyaz.. "Ne demek bu?" "Eski bir Çin atasözü. uçağın merdivenlerinden ağır ağır inip yanımıza geldi. Eski Çin'de bir söz vardır: "Yabancı topraklarda. arabasında sessizlik istemiyordu: "Ne iş yapıyorsunuz?" "Basın müşaviriyim. beyaz. ben de Cemal Süreya.." Eğer yolcu uçağına binebilseydim. oniki saat sonra Ankara'ya varırdım. Cuma namazını Kocatepe Camii'nde kılmam işten değildi. harika. Bütün mesele duygularla ilgili. neden seks bakanlığı var?" Arabadan atlamamak için kendimi zor tutuyordum: "Halkımız çok romantiktir. Lafı yokuşa sürdüm: "Ne dediniz?" "Hangi bakanlıkta çalıştığınızı sordum efendim?" "Gönül işleri Bakanlığı. Heyet'in katledilmesine izin verme. Üstelik. Hayır. tonton bir kadındı. Ankara yolcularıyla dolu uçak havalanıyor." "Haydi. nereden geldiğini bilmeyendir. Dick'in ihtiyar versiyonu. İçiyorum. Dick?" Lafa karışıp "Fuat Atıf Tufa" dedim. kemikleri aynı kalır. kulakları arasına kolye gibi dizilmişti. 'Oteldeki Türk' müsünüz?" "Artık taksideyim. uçağınızın kalkmasına neredeyse üç saat var. Pilot. "Benim de. Pilotun yaşı. Aşka resmen destek veren bir bakanlık bizimki. görevli kızdan havaalanının telefonunu istemiştim. ilk Ankara seferi otuzaltı saat sonraymış! Halbuki otel resepsiyonunu aramış. Uçağa binmemi engellemek için belki de bütün biletleri satın almıştı?. 350 verdim. yeşil. böyle bir şey mümkün değildi. size iki villa ve bir düzine otomobil vereceğini.. Bakanlık Heyeti'ndeydi. şoför de üniformalı ve yedi başlı bir ejderhaya dönüşmüştü. az kalsın arabanın kaportası yamulacaktı: "Bir tür seks bakanlığı mı bu?" "Bilmiyorum." "Yoksa siz. Uçakta yer yokmuş. taklit etmek özgünlüktür. Sualtı aksanıyla: "Ne tarafa bayım?" "Havaalanına. O da bana.. Pilot. Tel-Aviv'de akrabaları falan varmış. pembe." "Bay Moyi'nin size Nanda'nın yanında vereceği hediyeleri romantiklikten mi reddettiniz?" "Neden bahsettiğinizi anlamıyorum?" Aklım. görüyorsunuz ya?" "Bay Moyi'nin. adıma bir bilet ayırtabileceğim. pilotun karısıyla yan yana oturuyordum. diğerinde kibrit suyu gibi bir kahve. Şoför." "Biraz kafam karıştı" dedi. Koltuğunda ahtapot gibi yüzüyor mübarek. Odamda fazla oyalanmadım. sarı. kapıların da gözü vardır. Siyahi şoförler palmiye gölgelerine çömelmiş kara kara düşünüyorlardı. Vay canına! Bu besbelli Bay Moyi'nin işiydi. Elindeki işe ara verip bana açık yeşil bir içecek ikram ediyor.. Bizim ihtiyarlara bir şey olmasın diye içimden dua ediyordum: "Allah'ım rüyamda gördüklerim orada kalsın n'olur. Birbirlerine çok benziyorlardı. lunapark oyuncakları gibi cafcaflı taksilere yöneldim. ihtiyar katırı ürkütmesem iyi olacaktı." "Öyle mi? Hiç duymamıştım. Ezel Zelzele'ye izan ihsan eyle. Civardakilere "Elveda!. değil mi?" Karşılık vermedim. Bir tek kafadan ve ağızdan bu kadar çok soru art arda çıkamazdı. Bir iki saat içinde vize alamazlardı. Odamın anahtarlarını resepsiyona teslim ettim. "Adım. dilim damağımda saklıyor: "Nedir bu?" "Çakal eriği likörü. Şoför." Minyatür bir bavuldan ibaret olan yükümü kapıp çıktım. Pilot birden üstümü aramaya başladı. Uçan halı üzerine inşa edilmiş bir köpek kulübesi. Bundan sonra ben de biriyle tanıştığım zaman ilk iş üstünü arayacağım. Benimle bir daha asla görüşmeyeceğini bildiği ve galiba cahilin teki olduğumu düşündüğü için. sağdaki camdan dışarıyı seyre koyuldum. Uçakta. arada bir tokatladığı direksiyonu tutmadan kullanıyor arabayı.Nanda'yla görüşmeden yola koyulacaktım. Konuyu değiştirdim: "Biraz hızlı sürebilir misiniz?" "Bu yolda hız limiti saatte 50 mil efendim. bir an sizi o sandım.." "İkisi de aynı şey değil mi efendim?" "Hayır dostum..

toplayarak bez torbalara doldurdular. önümüz kıştı. çorap için kullanılan renkler. Dört saatlik. elbette" derken belindeki tabancayı çekip şarjörü çıkardı. eşikte durdum. Bay Moyi'ye durumu bildiriyordum. Stockholm sendromuna yakalanan Ören Bayan." Bir iki saniye düşündü ve İngiliz pasaportu taşıyan tüm personeli ilk uçakla Ankara'ya tatile göndermeye karar verdi." Öylesine kibardılar ki. uçakta Bay Fu'ya yer bırakmamaktı. abartmayayım. Cevap vermedim. Hayattan derin bir nefes çektim. tabancaları. hiçbir ordunun kılık kıyafet nizamnamesine uymayacak çeşitlilikteydi. Bizi apartopar Boeing 767'ye. Bay Fu'nun otelden her çıkışında. kulağıma eğilerekten "Bunu yaptığım için özür dilerim dostum. Bu arada. şimdi de ingiliz diplomatlarla aynı saftaydım." Flaşlar patladı. barmenler. "Yanlış anlamayın" dedi. Kalkıp gittim. Kime niyet. Kapılar açıldığında. hakkında hiçbir şey bilmediğimiz Türkiye'nin." Laf lafı açtı. Militanlar. Yeğenler. Uçağın 150 metre kadar ötesinde kurulan uzun barikatın arkasında siper alan muhabirler.. Allah sonumu hayreylesindi. biliyorum. örgü örüyordu. ingiliz diplomatların bulunduğu uçağı zapt etmişlerdi. Olanlara inanamıyordum.. sigaraları. rehberler. Telefon edip "Bay Fu ülkesine dönüyor" dediğimde. Eleman. Bir keresinde benim de başıma gelmişti." Kar maskesinin ortasındaki mahcup gözlere baktım: "Kurşunları boşaltırsanız. kendisine haber vermemizi emretmişti. şimdilik. takvim yaprağını gün bitmeden mi koparalım? Unutun bunu. temizlikçiler. şoförler. Hayat harbiden tuhaftı. nereye giderse gitsin. "sadece kameralara poz vermek için. Adamın kılına zarar vermeden kellesini uçurmak Aksilikler. cüzdanları. böyle tatsız bir vesileyle tanışmak istemezdik. Bay Fu ile Nanda biraraya hiç gelemediler. Uçak böyle yavaş giderse. Eğer bu doğruysa. Kayboluş seferi [Lalita Lal] Turistler dünyayı ele geçirdi! [KURUSH KUMAR. Flaşlar patladı. Kudurmuş yamyamların çiğköfte partisi 7 . bekçiler. Nanda annesiyle birlikte Bombay'a. Zamanımın. "Bu adamlar kellemizi uçursalar bile. Tamam. kime kısmet. Flaşlar patladı. Nişanlıma sorarsanız. Çünkü kulaklarımıza inanamıyoruz. şarkıcılar. nereye gitsem orada yerçekimi ortadan kalkıyor.. çiçeği burnunda bir rehineydim. Bizim iş defileden pek farklı değil. Havaalanı. israil ordusundaki bütün askerlere çorap örebilirdi. Uçağın kapısını açtılar. pek hoş bir duygu değil. ecelin şifası olmadığını bilir. adam arkadan bir eliyle boynumu kavrıyor. laf aramızda. "Hayır" dedim "henüz değil. Nanda harika bir kızdır. sizce sakıncası yoksa. pilotun karısı elinde şişler. Beni Tel-Aviv'e getiren pilot ile Yahudi karısı hallerinden memnun görünüyorlardı. derhal biletleri ayırtıp. Sonra uçağın pencerelerine Filistin bayrakları asıp pankartlar gerdiler: "Masum insanlarla dolu israil zindanları boşaltılsın!". bazen neşeyi aşk zannederiz. Yapmadım. Şubat'ın 25'iydi. Adım. kaybolmaya yollandık! Şu anda uçaktayız.. Filistin İntikam Tugayı'na mensup olduklarını söyleyen bir grup hava korsanının eline düştük. Ertesi gün fotoğrafım Newsweek’in kapağındaydı. Militanlardan biri sevecen bir jestle beni yanına çağırdı. makineli tüfeklerin namlularıyla karşılaştık.. Bay Moyi kadar emin değildim doğrusu.. Güney Afrika'nın Angelina Jolie'ye cevabıdır... rehinelerin arasına naklettiler. Cinai Kinayeler] Bay Fu'nun başına bu çorabı Bay Moyi ördü. Öğlen olmuştu. kafanıza silah dayayabilir miyim? Samuray. herkes beni hostes sanıyor. Maksadımız sizleri incitmek değil. Uçağa binen elemanların her birine tam maaş ikramiye vaat etti. bilet alıp almadığını sordu. "Beyefendi. objektiflerini bize doğrultmuşlardı. Olmaz olsundu.. diğeriyle silahın namlusunu şakağıma sürtüyordu. o kadar güzelim ki.. rehinelere hostesler gibi gülümseyerek tatlı sözler söylüyorlardı: "Sizinle. uçağımız öksürüklü bir akbaba gibi sarsılı sarsık alçaldı ve yere çarpıp sürüklenerek Boeing 767'nin kanadının altına girdi. Herkes görsün. yüzlerindeki kar maskeleri bir tebessüm kalıbı. Ya siz?". gecikmeye ayırabileceğim kısmını kullanmıştım. Nişanlımın benim için söylediği şu sözü. Garsonlar. büyükannesini ziyarete gitmişti. Teşekkürler. Kadın bir çift çorap örmüştü.. Her şey yoluna girecek. kuaförler. Nanda'nın da onun fotoğraflarını görmeye hakkı olduğunu düşündüm. Çok naziksiniz. Çorapmış. birkaç saat sonra Ankara sakinlerinin ayaklarını yerden keseceğim. Ne de olsa güney yarımküreden kuzey yarımküreye uçuyorduk." Rica: "Pankartları indirin lütfen. belki torunların ayakları üşümesin. Elope Hotel'in resepsiyonunda part-time çalışıyorum.bulaşmayacağım bir işti. masörler. tam otuzüç kişi. Arkamdaki centilmenden anında kurtulup aşağı atlayabilirdim. "Bu uçak israil hapishanelerine benzesin istemiyoruz. Kontrol kulesinden gelen uyarılara rağmen. Yine de Bay Fu'nun gizlice birkaç fotoğrafını çektim. Nanda'nın Bay Fu'yu sırf beyaz tenli bir dindaşı olduğu için sevebileceğinden. Soru: "Rehinelerin durumu nasıl?" Cevap: "Hapsettiğiniz Filistinlilerden iyi durumdalar. Yüzmeye. herkesin tek tek üzerini arayıp cep telefonlarını. hava korsanlarıyla israilli subaylar arasındaki atışma uzadıkça uzadı." Vaat: "Konuşarak halledebiliriz. çakmakları. saatleri. Onbeş dakika içinde İsrail askerleri ile 'bizimkiler' arasında pazarlık başladı.. alışverişe. neden olmasın?" "Ah. bir ameliyathane koridoru gibiydi. Çok üzgünüz. tesadüflerin de takviyesiyle felaket katına yükseldi... el çantalarını. belki Nanda daha çok hak ediyor: "O. Yardımcı olduğunuz için minnettarız. Boş bir kafa. bir an önce havaalanına gitmemizi buyurdu! Ankara'da bir iki gün kalabilir ya da gider gitmez geri dönebilirdik. Adam potinlerini çıkarıp çorapları oracıkta giyiverdi. aşçılar. Kimsenin canı yanmayacak. İstediği asıl şey. Halbuki. gezmeye. görelim. Önce İsrail askerlerine bot taşımıştım.. Korsanlar. Onbeş saat süren yolculuktan sonra vardığımız Tel-Aviv'in dumanlı göğünde bizim külüstür tayyare irtifa kaybediyordu. çalgıcılar." Nükte: "Bunu derhal bir bez afişe yazın. boş bir silah. adını ilk defa duyduğumuz başkentine. kılımıza zarar vermezler" düşüncesindeydiler sanırım. bahçıvanlar.. Onun yerine "Estağfurullah. göz nuru çorapları militanlardan birine hediye etti. bodyguardlar. inanın bana. Militanlardan üçü. bari boş konuşmayalım" demekle yetindim... kadın." Biz Hintliler. Sağolun. Lalita Lal. İlk karşılaşmada aranmaya alışmalıydım belki de? Bu aramalar sırasında. boşta kalan örgü şişlerini almışlardı. istediklerinizi alacaksınız. Çünkü. Besbelli çocuklar içindi." Ret: "Ne yani. Bir an önce harekete geçmeliydim. ellerindeki otomatik silahlar iyilik perisinin sihirli değneği gibi görünüyordu gözüme. Patronum. Lütfen sakin olunuz. kalemleri. bellboylar. dansözler.

bir bambu ağacı gibi. "kaderi duyumsamak"tan söz ediyordu.. başının arkasından saplanmış olmalı. kolları iki yana açık. Altmışüç yaşında. Zıpkın yemiş gibi birden duruyorum. Bembeyaz takkesi. Arkadan giren kurşunlar.. Gençliğimin üç senesini Tibet'teki bir manastıra bağışlamıştım. beyinler akmış.. Halilullah Efendi'nin bir kulağından girip ötekinden çıkmıştı. [ZHANG ZAI. gülümsemeyi. Bağırsaklar dökülmüş. 974-1079. cesetlerini takozla ezdikten sonra çekme halatvyla bağlayarak bir dağın tepesinden çığ gibi yuvarlamak iyi olurdu. ambulansların oluşturduğu çarpık koridorlardan sendeleyerek geçtim. Üstat Selman Elma'nın kalbinin üzerinde yumruk kadar. Dünden kalma bayat bir kar. Besbelli göğsünü yatay olarak biçen kurşunlara da "Safalar getirdiniz" anlamında gülümsemişti. Ölümün buharı. İkizini idam eden bir cellat gibi. durulmuş olmam gerekirdi. köpekbalığı kaynıyor. Dışarıda. bir şehri boyamanın en kötü yöntemidir. Ezel Zelzele kalorifer kazanma kilitlenmiş bir bostan korkuluğu gibi dile geliyor: "Hepsi ölmüş mü?" 40 Ona. Buna karşılık Rahip Moju Ming'den Javaca-Do felsefesini ve dövüş sanatı tahsil etmiştim. Hatip Halilullah Efendi'nin gözleri açıktı. Onu son yolculuğuna uğurladığımız duygusuna kapılmış ve kendi cenaze merasimini özenle. dinlenmeyi. feleğin çemberine sıkışıp kalmışsın?" derdi. şeytan görmüş bir keçi yavrusu gibi. silbaştan öğrenmiştim. kanla dolu bir çukur.. nehri de taşırmıştı. ikramda bulunan biriydi. nefes almayı. Ankara'yı yüzerek geçmek Herkesin üç kişiliği vardın Ortaya çıkardığı. Anlaşılan suratını elleriyle korumaya çalışmış. kanatlarından kan sızan kitabı usulca çekip paltomun içinden koltuğuma sıkıştırırken kapağa göz ucuyla baktım: İdris Shah Tales of Dervishes. Polisler. Bu kısacık sürede." Saat 13:00 sularında Filistinli militanlar beni serbest bıraktılar. Ankara'daki İsrail Büyükelçiliği'nden gelen bir onay mesajı sayesinde yakamı kurtardım. Eşikten içeri bakınca.. Gazeteciler. saçılmış ezik et kırıntıları ve milyonlarca kan lekesi parlıyordu. Sarı Vosvos'umla Ankara'yı bir uçtan bir uca yüzerek geçtim. Uzun süre ayakta kalmış. Üç dört parmağı kopmuş. bir güvercin gibi tabiatla uyum içinde kendi hayatımı çekip çevirmeyi bellediğimi sanıyordum. Mermiler çenesini. Müslüman olduğumu daha önce söylemediğim için sitem bile ettiler. Gönül İşleri Bakanı Mithat Hattat'ı çembere almışlar. sahip olduğu ve sahip olduğunu sandığı. Bakanlık Heyeti'nden feyiz almıştım. bağrışmalar. Kalabalık. Sirenler. aksakallı ihtiyarlar kıpkızıl bir bataklığa fırlatılmıştı. Mermi. Her şeye hayret ederdi. Oruç Bey toplantı masasına kapaklanmış. kırkıncı kez Hacca giderken çok ümitliydi. düşmemişti demek. Şeytanın kuaförü gibi. cesedinizin düşmanın yüzüne bakmasına dikkat edin. artık sakinleşmiş. kapattım. Ayaklarını yerden kesecek şekilde kaldırdıktan sonra sağ avucumun bileğimle birleşen kısmıyla göğsüne sert bir darbe indiriyorum! Bakanlığımızın özel kalem müdürü havalanıyor ve ertesi günkü Hürriyet gazetesinin manşetine konuyor. Fî tarihinde. Hayrete düşmüş gibi bir hali var. gövdesi. cesetlerin üzerini örtmekle meşguldü. Gönül İşleri Bakanlığı. Siyami Bey'in alnında bordo bir delik. 233-297] Adrenalin sarhoşu olmuştum. hal hatır soran. yürümeyi. ciğerler kanlı püreler halinde dağılmıştı. Kurşun delikleriyle kalbura dönmüş beyaz duvarlarda. Bakanlık Heyeti'nin tüm azaları öldürülmüştü! O nur yüzlü." Bakanlık Heyeti'ni katleden yedi kişiyi zincirle döve döve öldürüp.. Dalyan Efendi'nin başı. Günlerdir otoparkta bekleyen sarı Vosvos'uma atlayıp gaza bastım. göğsüme balyoz yemiş gibi sarsıldım. yedi ay önce kurulmuştu. Hesabıma göre. Delik deşik cesetler hâlâ tazeydi. rüzgarın uğultusuna kulak vermeyi. çimento fabrikası bacasından çıkmış gibi pis bir gökyüzü. Dünyaya az önce gelmiş gibiydi hep. dilini.. [SHANC SHOU. Çinli bilgeler "Nehrin kıyısında sabırla beklersen. Her zaman selam veren. Çıktığımı fark eden bir kadın muhabir. Bir polis helikopterinin etrafını dolanırken Ezel Zelzele'yle burun buruna geliyoruz. uslanmış. işaretparmağı kalkık gevşek yumruk. fren çığlıkları. İsrail polisine laf anlatana kadar canım çıktı. Kader hem zamana 8 . telsiz cızırtıları. bitmeyen bir tıraşa başladılar. Çok feci. Kapıdaki polislere kimliğimi gösterip içeri girdim. Kafamın içinde dönen binlerce pervane duruyor. tımarhane mutfağında pişmiş akrep zehiri reçeliyle doluydu sanki. Radyonun düğmesini çevirdim. elinde mikro-teyple bana doğru koşuyor. Kudurmuş yamyamların çiğköfte partisi henüz sona ermiş gibiydi. Polisler bile ayakuçlarma basıyor. gözlerini kapatıyorlardı. fakat yanılıyordu.. bacakları isabet almıştı. Polis arabalarının. Örtülerden birinin altından görünen. Sonunda. Ber HavayoUarı'na ait kiralık bir uçakla göğe yükseldim. Midem. elleriyle ağızlarını. * it * Bakanlık binasının önü mahşer meydanı gibiydi. Nehre indiğim anda sabrım taşmış. Yüzünün bir kitaba gömülü olduğunu fark edince doğrusu şaşırmadım. melekleri ağırlayan bir ermişin tebessümü. Ayakta durmayı. İslam Tarihi Uzmanı İrfan Bey haklıydı: Kurşunlar.. buyur eden. önde kova ağzı büyüklüğünde bir delik açılmasına ve iç organların dağılmasına sebep olmuş. Geç kalmıştım. yolunmuş kırmızı güller gibi. Konsantre olmayı.Katliam. kıyametten sağ kurtulmuş bir deli gibi ağlıyordum. Etraftakilere belli etmeden. yapış yapıştı.. Hafız Behzat Efendi belinden vurulmuş olmalı. Ulvi Efendi'nin yüzünde. Feridun Bey'in elleri. Dalyan Efendi. Giysisinde kızıl çizgiler oluşmuştu... artık vişneçürüğü. oturmayı. kendi dışkısını yiyen uyuz bir domuzun kusmuğuna nasıl bakılırsa öyle bakıyorum.. takoz ve çekme halatı bulundurmaları istendi.. Karnında kocaman bir gedik vardı. dişlerini paramparça etmişti. Arkasında da fotoğrafçısı. kırıntılar halinde yağıyor. Boynunun sağ yarısı bir canavar tarafından ısırılmış gibi yırtıktı. hayatının şampanya dönemini çoktan geride bırakıp ıhlamur evresine ulaşmış bir kadının sesi beni uyarıyor: "Sürücülerin zincir. Feridun Bey ona sık sık "Sen ne biçim Bektaşi'sin arkadaş. Acil servis elemanları sedyelerle salona girdiler. Ebediyetin Faydalan] Bir zamanlar Çin'de şöyle denirmiş: "Savaşta öldürülürseniz. Hazin vazife başlıyordu. helikopter patırtıları birbirine karışıyordu. kanımın damarlarımda pıhtılaştığını hissediyordum. Sakalları kızıla kesmişti. tüm düşmanlarının cesetlerinin yüzdüğünü görürsün" dermiş. Aldırmadım.. Bakanlık Heyeti ise yirmidört haftadır faaliyet gösteriyordu. Bakanlık binasının merdivenlerinden cehennemin bodrum katma iniyorum. cinayetin dumanıyla sarmalanarak yükseliyordu. Besbelli. ruhunu Kabe'de teslim etmek istediğini söylerdi hep. gökyüzünün hareketlerini tartmayı. Sağ salim geri dönmesi enikonu sürpriz olmuştu. susmayı. sanırım Mazhar Baba'ya aitti. Türk hükümetinin resmî görevlisi olduğuma inanmak istemiyorlardı. Bu şehir. Birkaç televizyon muhabiri arkamdan seslendi. samimiyetle tasarlayan Sadık Bey'in ardından gözyaşı dökmüştük. Rüyamda sol gözünden vurulduğunu söylemişti. Seyyah Sadık Bey. Koşarak toplantı salonuna vardım. "Hepimiz Osmanlı torunuyuz" filan deyip boynuma sarıldılar. Tabanları yağlıyorum. Sol elimin parmaklarını bükerek çenesinin altına kenetliyorum. koşuşturan görevlilerin ayak sesleri. Yerler vıcık vıcık.

Sayın bakan ellibeş yaşında. Başbakanın kartvizitiyle dişlerini karıştırıyor. Suratı mantar ağacı. Program.] gibi. iletişim bilgilerinizi. Çok ciddiyim. sevdiğiniz kişinin adını beyan ediyor. n'olursunuz Bakanlık Heyeti'ni koruyun. Her neyse. An geliyor. gönül işleri hep birbirine karıştı. insanın en ince ve en keskin ayrımları temsil eden sınırda hareket etmesi demekti. Siyaset. cesaretle bulunur. Sözlerine niye inanasınız? Kitabın son sayfasında olduğunuzu varsayamaz mısınız? Ha? SON Hâlâ okuyorsunuz demek. Millî Eğitim Bakanlığı ve Kültür Bakanlığı Yaymları'ndan kitap setleri. Aptallar daima ömrünün baharındadır [Ezel Zelzele] Bu satırları yazarken bir elimde tabanca. dervişleri.. boğazına dayanmış paslı bir bıçak.şağı sanıyor! Yeryüzünün fethini yeni tamamlamış kumandan gibi dolaşıyor bakanlıkta. dişe diş Tam da Kitap'ta yazdığı gibi Takipten asla cayma Ve sakın ha unutma Masadaki hiçbir herifin tipini. onu ancak terbiyeden sonra gelen olgunluk sayesinde kavrayabilirdik. her hapşırışında şapkası başından uçuyor. düğün masraflarının önemli bir kısmı peşin olarak karşılanıyor. Dokuz Canlı Bitki] Elinizdeki kitabı okumaya devam etmeyin. Zaten birkaç paragraf sonra işim bitecek. yatırım ve tüketim kredileri veriliyor. Değerli vaktinizi daha fazla boşa harcamayın. hem de bizzat bizim ruhumuza. avantajlar sunuyor.Hakikat akılla değil.. Artık bütün tembihleri unutmuş. kravatı. doğru ile yanlış. evreni bir karambol kumkuması [çanağı]. tekerleğin icadından önce üretilmiş sanki. 'namahrem' bir elden alındığı takdirde. Devlet tiyatrolarına. 48 Herif o derece şomağızlı ki. Tarikat liderlerini. İyi ile kötü.. fanilik fikri. Ayrıca birçok özel kuruluş. 3. Gönül İşleri Bakanlığı'nda görevlendirilmeyi ummuyordum. belediye otobüslerine.. Üç husus..[tarihe ve an'a] ve mekana [uzaya ve vücudumuza] yayılan. Çöl Tarzan'ı. lafı hep aynı yere getirmişti: "Ezel Bey. hacıları. Buna mukabil. bizim Ninja tosbağa da sarı Volkswagen kullanıyor: Hurda bir tost makinası. otomobil. daima ömrünün baharındadır. Feci şekilde sıska. yirmiiki kişilik bir heyet tayin etti. Bir siyasi parti. Vejetaryenmiş. Sonra da adresinize sarı bir zarf postalanıyor. ilahiyatçıları. hayırla tamamına erdirsin. kendi samimiyetinin altını çizmeye kalkıştı mı.. prosedür. diğerinde kılıç tutuyorum." Ve seçmen aşka geldi. Yuvalarımız gibi. basireti kördüğüm olmuş biriyim. Ne de olsa ziraat mühendisiyim." Dalga geçtiğini düşündüm. Son genel seçimlerde tek başına iktidara geldik. metroya para ödemeden binebiliyorsunuz.. Devlet orkestrasının konserleri için de aynı şey geçerli. biz de meclise girdik. sinemalara. Ya da "Allah mübarek etsin. protokol umurumda değil. Çünkü kibirli. hocaları bakanlığın başına sardı. Benden günah gitti. ekonomi. Ondaki siyaset yeteneğini görmek için mikroskop gerek. Tom Waits'in ağzı kulağıma yaklaşıyor: Göze göz alacaksın. AŞKart sahiplerine dikkate değer indirimler. Ya da içimizi derin bir şükran duygusu ve yaşama sevinci kaplıyor. Ben kurucu üyelerdenim. Burnu öyle havada ki. Sanatoryum kaçkını gibi. içinden "Bakanlığımız aşkınızı maalesef onaylamamıştır" yazılı bir kağıt çıkıyor. Tam bir skandal.. üzerine de vesikalık fotoğrafınızı yapıştırıyorsunuz. Mithat Hattat bakan oldu. parktaki at heykelini dört nala sürmekten daha zor.Hakikat. günah ile sevap. kendini sadrazamın sol t.Tasavvuf bir savunma sanatıdır.. İnsan. Ankara'da Bakanlık Heyeti ile birlikteyken de. hayvanat bahçelerine önceden rezervasyon yaptırarak ücretsiz gidebiliyorsunuz. ankesörlü telefonları bedava kullanabiliyorsunuz. devletimizi de güçlendirecek olan aşktır. iradenin forsunu aşan bir imkan vardı ki. onu evinizin bahçe kapısında görmek istemezsiniz. 1989'da idam edildi. sağlık.. vicdanımıza. Kader mekanizmasını çözmek imkansız. zihnimde yer etmişti: 1. trenlere. Tibet'te Moju Ming'in dizi dibindeyken de. ister istemez üstünü de çiziyor. fakat bilirsiniz. Bakanlıktan çıkarken Halilullah Efendi'nin gözlerini açık unutmuşum gibi bir hisse kapılıyorum. Din işleri. eğer sevdiğiniz kişi sizi seçer ve onun aşkı da bakanlıkça onaylanırsa. Diyelim siz birine âşık oldunuz. 1899-1951. Toplu taşıma araçlarına. Sizi temin ederim. silecekler açıyor. Atın gitsin. Beyninin kayışı sıkışmış bir hödük. millî maçlara bilet gibi bonuslar kazanıyorsunuz.. bekarlığının yirmidokuzuncu yılında. hayatı bir skandal silsilesi gibi algılamamıza neden oluyor. yuvasına şofben takılmış bir leyleğin şaşkınlığı var. Çok acayip. Siz bana bakmayın. işte bu kahvaltı çayına tost banan angut bakan olunca.. Moju Ming "Ebediyet. göz gibi açılıp kapanıyor. Bu kartla. onu hareket ettirmek. Gezegenimizin onsuz da dönebileceğine inanmıyor. belli tatil beldelerinde geçirebilecekleri bir balayı finanse ediliyor. ümit ile korku. Dağılması an meselesi. Her ikisi de AŞKart'lı çiftlere faizsiz konut. Bitmiyor. uçak yolculukları. İçinde bir karga iskeleti taşıyor.. Radyonun sesini açıyorum. Samimiyetimizin fark edilmesinin bir mükafat niteliği taşıdığı aşikar. Özellikle gençlerin oy kullanmaları ve bizi desteklemeleri için yoğun çaba sarf ettik. lanete dönüşmesi işten değil. Bakanlık Heyeti'nden seçtiğiniz bir üye ile görüşüyorsunuz. İnanmak. Bakışlarında. dili ceviz yaprağı. vapurlara. İki cihanda yüzünüz gülsün" notu. tam bilemiyorum. Otluyor.. Dahası. 9 . tramvaylara.. [HONG HUA HUI. Tom Waits. Fu denilen bu uğursuz zibidinin anlattıkları baştan sona zırva. aptallar zinde olur. Sizin namınıza üzüldüm. Kar ön camı kapatıyor. fakat galiba hayatlarımızın biçimlenmesinde formüller kadar sırların da etkisi var. kara haberi.. Ted Bundy [ABD'li seri katil. devlet işleri. gönlümüze. Tarım Ve Köy İşleri ya da Orman Bakanlığı'nı gözüme kestirmiştim. Yazıktır.. nefsimize.. Başkanımız Bekir G. zihnimize. Bana sorarsanız. Bakanlığın hazırladığı matbu bir form doldurarak kimlik bilgilerinizi. eğitim.. Şeyhülislamlık görünümlü Gönül işleri Bakanlığı yedi aydır faaliyet gösteriyordu. ödül ile ceza. Sonra. Beni uygar kılan koşumları kemiriyorum. bilincimize yani varlığımızı teşkil eden yoğunluk bölgesine odaklanan gerilimin adıydı. eylemlerimizin anlamını tehlikeye sokar" derdi.. Samimiyet. soğan kabuğu gömlek. Sıranız gelince mülakata çağrılıyorsunuz. arka koltukta mikrofona eğilmiş Black Wings şarkısını söylüyor. meydanlarda ve medyada "İktidara gelince Gönül işleri Bakanlığı kuracağız" vaadinde bulundu. Çekirge. olay gerçekleşmeden veriyor! Yakarı değirmeni gibi. Şöyle diyordu: "Her şeyin başı aşk. meczupları. teslimiyette.. Aşkınız resmen tasdik edildiği takdirde zarfta plastik bir dijital kart buluyorsunuz: AŞKart. ancak aşkla işler. 2. sanat. Ondokuz ay önce kuruldu. helal ile haram. kalbimi bir sırlar mezarlığı olarak düzenlememe imkan verecek işaretleri keşfetme yolunda yürüdüm. Cennet ile Cehennem arasındaydık. savunma sanatlarının kalbinde gizlidir. Fu Bey. Ön cam. Göğsümde barut macunu gibi bir öfke kabarıyor. yani Performans ve Azim Partisi. PAP. insanı bir fiyasko figüranı. mahremiyetle mukayyet olsa gerek. Fakat bu öyle bir mükafat ki.. Babaannesinin gardırobundan giyiniyor: Yanmış mukavvadan bir ceket. Araba. kapılarını teselliye kapatmış. dünyanın öbür ucundan telefon edip. devlete ait müzelere.

Neyim ben. Haydutların. Tahir Fettah Çalapala ve Barbaros Boratav'ı yedeğe alıyorum. Sigarayı söndürüp ayaklanıyorum. sakin olalım. Çünkü bunu nasıl yapabileceğimden emin değilim. Sağ ayağımla çelme takınca sırtüstü düşüyor. Sadece ikiyüzyetmişbir kişi. alelacele bir suçlu uydurup gebertmekten başka birşey düşünmediğimi fark ediyorum. Elli yaşın üstündeki Şahin Dehşet. Mülakat 10 . Bu vatandaşlar. Açıkça soruyorum: "İhtiyarlardan sonra sıra bende demek?" Hırçın bir hortlak hırıltısıyla "Keppe gegeni!" Hoppala. Şahin Dehşet.AŞKart'ınızı her üç yılda yenilemeniz gerekiyor.. Bakanlığa gidip durumu öğrenmeliyim. Bakanlık binası önünde kuyrukluyıldız büyüklüğünde kuyruklar oluştu. O halde neden bakanlığın onayını almak istemişlerdi? Herhalde sevdiklerini etkilemek için. Portmantodan pardösümü alıp sırtıma geçiriyorum. Hemen hepsinin poliste kaydı vardı. Bu kitaptaki harf sayısı kadar insan toplandı. Hayati Tehlike ve Neşet Semi Neşter. Derken.. Hiperaktif moruklar. yaraları ham olanlara şifa verir. kiralık katiller tutup Heyet'in üstüne salmıştı. Katliam. Kıracakmış gibi bastırıyorum. Volkan Revan. Basın bildirileri ve bakanın konuşmalarını yazıyor. Kalp krizi geçirenler. savaş da muallakta kalıyor. Ani bir kararla. Tabii ya! Güvenlik kameraları herşeyi kaydetmiştir!. Bir de aylık bülten hazırlıyor: İlan-ı Aşk. kirli işlere bulaşmış tiplerdi. "Deli gibi seviyorum" diyen. Size onu tanıtmakta geciktim. Maskeyi avuçlayıp bir hamlede suratından ayırıyorum. Ufuk çepellenmişti. Demek ki bakanlık üyeleri de aşkın sonsuza dek süreceğine pek ihtimal vermiyor. kuyruklarla bağdaşır mı? Asla. ben bir keçilim!" Holdeyiz.. Bu arada. Bir adım atıyor. Acaba silahlı bir hırsız mı. bayılanlar. 49 Aldırışsızca emrediyor: "Erkeni dön. fikir değiştiriyorum." "Sözlerine dikket et. Başbakan Çekirge ve Bakan Hattat başta olmak üzere. kabine üyelerinin de AŞKart alıp al [almayacakları tartışılıyordu. bakanlığın arşiv dosyalarına girip. Şüphelendiğim adamların sayısı dokuzdu: Ekrem Eşkinli. italyanlar sokağa dökülmüş. bürokratlar.. Alınyazım silikleşmişti. Heyettekiler doktor olsalar. münasip bir karanlık üretebilirim belki?. evin içindeyiz. yaşlısı milyonlarca insan. Fu. hamile kadınlara doğum için onbir ay sonrasına gün verilecekti yani. yoksa Bakanlık Heyeti'ni katleden gruptan mı? İkinci şıkkı tercih ederim. Bir insanın ellisinden sonra galeyana gelip cinnet getireceğine ihtimal vermiyorum. ellerimi kaldırarak hafiften geri çekiliyorum.. Ve donup kalıyorum. kavgaya tutuşanlar. Gangsterler de aşk bayırından yuvarlanıyordu ve her yuvarlanışta olduğu gibi onların da canı acıyor.. çalakalem kara çalma vesikası. Bir saniye içinde sol elle üstten kavradığım kolunu sağ bileğimle önden geriye büküyorum. yankesiciler. formalitelerle. bu Öztürk Serengil [1930-1999] şivesi de neyin nesi? "Tamam. temkinlice gerileyip etrafa bakışlar fırlatıyor. İçinde birtakım romantik metinler.. katillerin liderinin "S. aşkına resmiyet kazandıramayan kimse. aşkı bakanlık tarafından onaylanmamış biri. Kadim Çinli savaşçılara göre. Matemin. Zaten her gün gazetelerde. Bakanlık Heyeti'ndeki kaplumbağalar ters çevrildi. AŞKart'a layık görülmeyenler." Ayaklarım sabit. Tavşan hızıyla çoğalan insanlara hizmet veren yirmiiki kişilik Bakanlık Heyeti. Aşk prosedürlerle... Kalbimde kaynayan kezzap kazanından yükselen duman beynimi sarmış anlaşılan. Ardından. Ya da. Barbaros Boratav. Meraktan çatlayacağım. salondaki tek kişilik su yatağına ateş edince. kuyrukta tanışıp âşık olanlar. Artık herşey sona erdi. Buna bayılıyor. kimlik bilgilerinin ve aşka dair mesajlarının yer aldığı dandik bir mecmua. gagasında hançer. Kapıyı açıyorum. yazarlar. İhtiyarlık hakkındaki hüsnü kuruntum beni hataya sürüklememeli. Mülakata alındıkları halde. Hikmet Mete Tetik. Vampirden geriye bir akvaryum yılanı kalıyor. Tabancayı bırakmadan suratına alelade bir yumruk indiriyorum. gövdemi yavaşça sağa döndürürken. Kahince fısıldıyor: "Geberreceksin geri zekkeliy!" İltifat ediyorum: "Çok içten konuşuyorsun. Müntekim Gıcırbey'i anlatmak için kelimeler yerine narkoz buharı kullanabilseydim isabet olurdu. Tahir Fettah Çalapala. Galiba yanlış yerde sondaj yapıyordum. Cüzdanları şişkindi. şiirler filan da bulunuyor. Olay yeri tetkikinde bulunan delilleri polisten temin edebilirim. Salon kapısının iki kanadı da açık.. Dayanılır gibi değil.kerim böyle aşkın ızdırabını!" diye bağırdığını söylemişti. AŞKart'ın sağlayacağı maddi kolaylıklara hiç de muhtaç değillerdi. Silahlı vampir. Bakanlık Heyeti'ni katletmek kimin işine yarardı ki? Heyet'ten. Muhtemelen. bileğini yakalayıp. AŞKart'la sevgililer ancak beleş mezara gireceklerdi. Kılıcını baston olarak kullanan Samuray Kılıcını baston olarak kullanan bir Samuray kadar bitkindim." Düşman muğlak olunca.. Seyyar satıcılar. pekala. bizzat profesyonel katildi. "Biz de gönül işleri bakanlığı istiyoruz" diye haykırıyorlardı... Yüzbinlerce form doldurulmuştu fakat günde beşon kişi mülakata alınıyor. yerli ve yabancı basında sürekli bizim bakanlıktan bahsediliyordu. değerlendirme daha da ağır yapılıyordu. Bilgisayardan. Al Politikacılar. polisler. kanadında piştov taşıyan akbabalar yok mu? Var. Burnuma bir Smith&Wesson yapışıyor! Namlunun diğer ucunda vampir maskesi takmış bir adam. birdenbire bahar gelen evimin ortasından bir dere akmaya başlıyor. aşkı teyit edilmeyenlerin listesini inceledim. Hikmet Mete Tetik. bakanlığa müracaat etti. dilenciler.. üstü başı dağılıyordu.. Artık başıma iyi veya kötü hiçbir şey gelmez duygusundaydım. Kafasını devletin duvarlarına vurmuş. Güney Afrika'da gördüğüm rüyada. akademisyenler. kederden başka hiçbir şey yetişmeyen uyuşuk karanlığına gömülmüştüm." Herifin acelesi var. televizyon muhabirleri.. Bektaşi Şeyhi Siyami Bey. Şebnem Şibumi adında bir kıza yakmış abayı. namluyu tutarak yukarı çeviriyorum. Menderes Kıya. beni zımbalayıp başkalarına yetişecek belli ki. Koskoca Sofeafe'taki küçücük daireme varınca. öldüresiye nefret edenler kimlerdi? Siyasi rakipler mi? Hayır. Bu sayfayı sükunet harcıyla sıvamak istiyorum. Komünist bir gerilla grubu? Daha neler. Bir yolunu bulup harf denilen şu lekeleri biteviye çoğaltsam. sokak şarkıcıları.. Aşkı bakanlık tarafından onaylananların birer fotoğraflarının. bakanlığın basın müşaviri.. İzdihamdan da öte bir şeydi.. Ne acıdır ki. Heyet lağvedilsin diye gırtlak patlatıyorlardı.. ekrandaki yüzlerine uzun uzadıya bakıyorum. genci. "Pek değil" cevabı alınca avucunu yalayan ve belki de nevri dönenler..... besbelli kişisel bir hıncın sonucuydu. "intikam şarabı. PAP muhalifleri arasında Heyet'i kurşuna dizmeye kalkışacak kadar gözüdönmüş birileri olamazdı. aysberge tırmanmaya çalışan kaplumbağalar kadar yavaştı.. ilk iş sigaraya başladım. dedektif mi? Dokuz ismin yer aldığı listem aslında bir iftira taslağı. Yabancı bir gizli servisin işi miydi? Hiç sanmam. AŞKart almaya hak kazananlar arasında Gıcırbey'in adına rastlayınca şaşakalmıştım.. televizyonlarda Heyet'e ateş püskürülüyordu. Rahip Moju Ming bir keresinde "Köpeğin ağzında fildişi bulamazsın" demişti. Böyle giderse. Otopsi raporlarından da bazı ipuçları yakalanabilir. Senin emsallerin cennette gezer Sağır-dilsizler kongresi açılışındaki saygı duruşunun sessizliğine ihtiyacım var.

arkadaşlar Fu der. Asya Maya'ya açılamadım. Kuş kafesine tıkılmış köpek gibi hayıflanıyordum. Gözlerime. Başlangıçta. en ufak bir ima bile yok.. sınıftaki kırk kişinin hemen hepsini ayarlamıştık. Şikayetçi değil. havalı saçlar. Coğrafya derslerimize giren yağ tulumu. Birgün. Matematik sınavı sonuçları açıklanırken.. iddialı. Onunla boğuşuyordu. Sınıfın ortasında tüten bir menekşe meşalesi. Boş tüfek... Ne var ki fikirleri tehlikeli. Çünkü biz hocalara ültimatom çekiyor. O zamanlar ürkütücü derecede ciddi görünen tavırları.. Gıcırbey'e bir numara çektik. "Okullarda neler oluyordu? Öğretmenler delirmiş miydi? Böyle rezalet dünyanın neresinde görülmüştü?. "Yârin bahçesine bir haydut" girecekti. "Adım Fuat... 5. "Tebrik ederim. mutedil sorularım onu yoruyor. şairin [türkünün son kıtasının ilk mısraında geçen] adını soruyor. herkesle birlikte ben de dönüp baktım.. Ne peki? Çözemiyorum. [The Message – Çağrı filminden] Gıcırbey'le lisede aynı sınıftaydık. su gibi akıp buharlaşmış. onu ilk görüşümdü.. baygın gözler. 5. Reşat Bey. Gıcırbey'in sırası yaklaştığında kollarımızı havaya kaldırdık.. Alevi Dedesi Saz Âşığı Reşat Bey'i seçmiş bizim Gıcırbey. irice." Gıcırbey'le yaptığımız provalar işe yaramadı. Biri bu dehşetengiz sahneyi gizlice fotoğraflamış ve basına sızdırmıştı. kavga ederken sergilediği davranışlardır. Kimseyle konuşmuyordu. notu kıttı. Gıcırbey ise. tekrar gözlerime bakıyor. pembe bıyıklı bir vatandaştı. 6." Biz. Fakat sonra bizden bağımsız eylemler de yapıldı. otoriteyi feci sarsıyorduk. Reşat Bey'in kucağında dile gelmiş bir ceviz ağacına benzeyen divan sazı. yağlı ahşap sarısı bir deri. Gıcırbey'e "Türkünün devamını sen söyle bakalım?" anlamında bir jest yapıyor.. Derin bir nefes alıyor.. Yumrukların ardında." Neredeyse heceleyerek "Biliyorum" diyor. eğer benimle çıkarsan. Sanki adı konulmamış bir virüsle boğuşuyordu. 10" deyince.. Yârin bahçesine bir haydut girmiş Geri dur hey şeker dilber geri dur! Gülünü koklarken dalını kırmış Kurutur şeker dilberi kurutur! 50 Hangi dinden isen ona tapayım Yarın mahşer günü sana koşayım Eğil bir yol ak boynundan öpeyim Beri dur hey şeker dilber beri dur. Okulun bahçesindeki Renault'suna atlayıp geri geri gittiğinde... Adı sanki "Müntekim Gıcırbeyon"du.. değil mi?" Bu basit. Mithat Mitos ["Kazulet"]. Bu. Muzaffer Firuze ["Uzi"]. 54 11 .. fizikten de 10 aldın" diyerek elimi uzatıyorum.. hoca "Müntekim Gıcırbey. Mask-Ot'ta haşhaşlı börek yiyip kivi suyu içmiştik. Derslerle ilgilenmiyordu.. Tuhaf olan şu ki. merak kıymığı yok.... Öğretmenler odasındaki dolaplarda bulunan ve skandala sebep olan porno dergileri. "Hayır. Hemen arabadan inerek. daha yüksek sesle. Gıcırbey'e çengel atma fikri ondan çıktı. Yedi kişilik gizli bir çetenin üyesiydim: 'Afili Filintalar'.. "Belki de tırsıyordur. Asya Maya'yı in the Name of the Father [Babam İçin] filmine götürmüştüm. kafasını öne doğru sallıyor. Müzikal mülakat başlıyor. kadınsı tavırları olan. Pir Sultan Abdal yerine kendi adını söylüyor. belki de Gıcırbey'in koleksiyonuna aitti. her dersten tam not alıyordu. Nafile Filinta Her şeyini paylaşıyor. Sultan Yegah ["Vampir"]. İşin aslı. Tebessümünü kimseden esirgemiyor. 1. Ağzı aralık.. Gıcırbey gülümsedi. Reşat Bey. kimilerini tartaklıyor. elime. Nuh Tufan. gönlüm delidir. Çinli bir şairin de dediği gibi: "İnsan boş bir tüfektir ama bakarsın birgün patlar. Reşat Bey de başka sual etmeden uğurluyor Gıcırbey'i. Gıcırbey. arabanın altına saklanmış bir şişme kadın ortaya çıkıp karşısına dikiliverdi! Paniğe kapılmıştı. gördüğüm ilk ejderhayı senin için öldürürüm" diyorum. çok bitkin görünüyor. Samet Samsa ["Forvet"]." Bence bu komplo da Gıcırbey'in eseriydi. Postu meydana serip. Piton yazılı sınav sonuçlarını okuyordu: "Nuh Tufan. "Müntekim. Cennet'te veya Cehennem'de görebileceğiniz en derin mavi. Bu meydana serilidir postumuz Çok şükür Allah'a gördük yarimiz Birgün kara toprak bürür üstümüz Çürütür ya şeker dilber çürütür. Fuat Atıf Tufa. Zamanla işler değişti. Dünyada. Yaşlı başlı hocalar birbirlerine sapıkça bir üslupla yazılmış aşk mektupları postalıyorlardı. "Nasıl yani?" "İnleme Fu. kükre. Gıcırbey'den "Nafile Filinta" diye bahsediyordu. Devrisi gün bir pusula göndererek Afili Filintalar'a katılmasını önerdik. onun gözlerindedir. 979-1019. yâri görmek için ecelle çekişecek ve kelleler yuvarlanacaktı.. Garip bir biçimde hocalar da ona ilişmiyorlardı. En arka sırada oturuyordu. son mısrada da hem Pir Sultan'a hem de Reşat Bey'e özür beyanında bulunuyor. Muhtemelen bu iş de Gıcırbey'in marifetiydi. îlk beş-altı hafta varlığını dahi fark etmemiştim. Simsiyah.. Perişan değil. kasap vitrinindeki kanlı çengeller gibi parlayan suratlar. dağıtıyor. hepimize illallah dedirten bir felsefe hocası vardı: Piton. Vay canına. 5. 5. şimdi düşününce çok sempatik.4. çapkınca söylemelisin" diyor Gıcırbey. aniden hayatına giren edepsiz kadını zapt etmeye çalıştı. Gıcırbey mırıldanıyor: Müntekim Gıcırbey. kraker gibi kemikler. ipince. İmanımızı gevreten. Çekingen değil. Fakat hareketleri çok doğal. kabul etmedi. Benden bile daha çelimsizdi. geri kalanıyla vaziyeti idare ediyor sanki. Görünmez Dünyaların Resimli Kitabı] Bizi gübre hoşafına çevirecek dört çift yumruk etrafımızı sarıverdi.. onbeş sene. Sevdanın karası alnımda yazar Hilal kaşına Hak eylemiş nazar Senin emsallerin cennette gezer Huridir be şeker dilber huridir. "Asya Maya. heyecan zerresi." Korkma ben varım Bir insanın yetişme tarzına en iyi ışık tutan şey... otomobiline tapan. kesilse başlar Şebnem'i sever de gerisin boşlar Bir Şebnem'den bin kovana bal işler Pir'im anlarsın ya. Soruları kazık. ibrahim Kurban. Nuh Tufan adında yetim bir albinoydu. Benimle ağır çekimde tokalaşırken başını hafifçe eğerek selam veriyor. Bakışlarında hiçbir mânâ. Herhangi bir neşe kırıntısı. Lider.. hattâ komik geliyor.için de. Buna karşılık. Gözlerini not defterinden ayırmayan Piton tısladı: "Müntekim Gıcırbeyon!" Büyük bir alkış koptu! O zaman bir ilk daha gerçekleşti. Şebnem Şibumi "Hangi dinden ise ona" tapacaktı. Ruhunun bir kısmını teslim etmiş. ne de olsa o da bir insan" diye düşünmüştük. [GOU GENG.

Çocuklardan ikisi toz oluyor. Yürüyüp kıyıya iniyorum." "Vay vay vay? Niye ki?" "Senin için Marmara'daki bütün balıkları tutmaya çalışıyorum da. pataklandığımı unutuyorum. Baban. Diğeri bocalıyor." "Mesele para değil." Ahizeyi yerine bırakıp döndüğümde." Bana sevgilim dedi! "Telefonunu bekliyordum." Kendini benim yerime kucakla Başınıza yalnızca harika şeyler gelmişse. "Annem" diyorum. telefonun dibinde pusuya yatmış. çok mu uzakta?" "Aslında evet. Tırpan'ın yüzünden kıpkızıl. babama. Asya Maya'yla beraber geçirdiğim saatleri. çalmasını bekliyordur. Bir kulağını avuçlayıp kafasına art arda sert darbeler indiriyorum. Aramızdan. S. Yutkunuyorum: "Yaşlanarak. "Tamam. Yaya hayaletler gibi... önemsediği bir düşüncesini açıklıyor: "İnsan. Tırpan iki büklüm. tamam mı?" "Kendini benim yerime kucakla aşkım." Ceketimin iç cebinden bir düğün davetiyesi çıkarıp Gıcırbey'e uzatıyorum: "Reyhan Tuja ile Orhan Horanta'nın düğün törenlerinde. Tırpan Ertan ve yumrukları kaşınan üç eleman bizi harcamak üzereler. Hoşçakal." Gıcırbey ağzının kenarıyla mırıldanıyor: "KORKMA BEN VARIM.. Öldüğünde ben beş yaşındaydım.. Cesurca bir davranış. allı pullu bir denizkızı geçiyor. ona sözlü ya da yazılı bir açıklamada bulunmanız gerekir. Gıcırbey.. önümdekinin gırtlağına asılıyorum. Sigarasının dumanını.. ihtimam. gözyaşımı siliyorum. Afili Filintalar'ın başındaki Nuh Tufan'ın anasız babasız büyüdüğünü cümle alem biliyordu.. Belki de korkak olduğumun anlaşılmasından korktuğum için. basiret gibi dayanaklar sayesinde gerçekleşebilir. kimin tabansız olduğunu çözmek mümkün değil." Asya Maya safça soruyor: "Baban nerede ki. ağır aksak havalanan bir karabatağın ardından üfledi." "Yarın n'apacaksın canım? Sinemaya gidelim mi?" "Çok isterim Asya Maya. Tırpan'm elmacık kemiğine bir kroşe çakıyor. Beyin şeklindeki kayalıklarda oturuyorduk. gölgesi kayaların arasına sıkışmış: "Benim de ağlamamı ister misin?" Bir insanın yanında gözyaşı döküyorsanız. bu ilk günüm. Başkentin resmî güneşi altında bronzlaşırdı. Gelene geçene göz kırpar. E. iki taneydi. cesur olamazsınız. neyse. laf atar. bence. bana karşılık vermektense. "yarın evleniyor. bir denizanası dalgınlığı içinde yürüyoruz. Bugün okula neden gelmedin?" "Meşguldüm. Diğerleri bana girişiyorlar. hem de bir muammadır. Seni gene ararım. gerisini biliyorsun. Gıcırbey. el sallar. Belinde bir tabanca. bugüne kadar yapılan bütün güzellik yarışmaları geçersiz sayılmalı" dedim. Asya Maya'yı o vaziyette daha fazla bekletmemek için depar atarak birkaç yüz metre ötedeki telefon kulübesine dalıyorum. Göz kırpıyor. kalbiyle düşünür Fu. sümüğümü." "Fal bakar gibi konuşuyorsun. göğsüne bir diz yiyor ve düşerek gölgesiyle kucaklaşıyor. "Nasılsın?" "İyiyim sevgilim. [CHEN CHENG.. Gıcırbey. Tırpan." "Hımmm? Başka sırların da var mı?" "Ellerimdeki çizgiler günden güne çoğalıyor.. yetim olduğumu öğrenince üzüldü. burnumdan getirecekler." "Ne?" 57 "Bir düzine transatlantiği havaya uçurdum. Çalıyor. hem bir soru. hâlâ kendini ödlek mi sayıyorsun?" "Cesaretin binden fazla türü var. "Cesaret" dedi "C." Hafifçe Gıcırbey'e dönüyorum. Gıcırbey sağımda dikiliyor. Denize taş atıyor." "Önemi yok. beni teselli etmekle kalmadı. A. Arif Tufa'ya âşıktı. Biri kollarımı arkadan sımsıkı kilitliyor. İçim vatan. "Evet?" "Asya Maya?" "Merhaba Fu. suratına. aklıma enteresan fikirler düşürdü: Annem on yıl neden beklemişti? Çünkü beni seviyordu. ancak metanet." "Hep böyle ince misindir Fu?" "Hayır. Ejder Meyi] Eğer heykeltıraş olsaydım. Toparlanmasına izin vermeden karnına tekmeyi yapıştırıyor. biliyor musun?" Gıcırbey'e dönüp baktım. Tırpan. Müntekim Gıcırbey'le aramızda dörtyüz ışık yılı olduğunu düşünürdüm. bende para var. 1933-1988. adım korkağa çıkmasın diye kavgadan kaçmıyorum?" "Yani kimin gözüpek. yuvarlak bir ayna sızıyor." Gıcırbey. Tepenize dikildiği zaman. millet. Zincirlikuyu Mezarlığı'nda. Gençliğini bana 12 . Gıcırbey. Çarşaf gibi denizi bir ucundan tutarak salyamı.. bana doğru hamle yapan Gıcırbey'le burun buruna geldik: "Soru sormazsan ben de yalan söylemem. fakat yarın. Foklar gibi soluyoruz. özür dilerim birtanem." "İlle de rakibinin omurgasını ağzından çıkarman filan mı gerekir?" "Hayır." Bazen. Ertan Taner okuldaki en irikıyım çocuk. ağırbaşlı bir hovarda edasıyla soruyor: "Kızın gözlerini gördün mü?" "Evet. Numarayı tuşluyorum." Gıcırbey bunu söylerken öyle ciddi ki. "Evvelki gün Ertan Taner'le kapıştın." "Aklın fikrin Asya Maya'da değil mi?" Cebimden dört tane telefon jetonu çıkarıp gösteriyorum: "Sence eve varmış mıdır?" "Bildiğim bir şey varsa. Boğaz'da demirlemiş şileplere dalmıştık. Bak. "Yarın babamı ziyaret edeceğim. Dövüşten kaçmamak tek başına hiçbir şeyi kanıtlamaz. Şimdi de üvey baba belası baş gösteriyordu.. bilmiyorum.. kaslı gövdesi güneş tutulmasına sebep olur. Gıcırbey'de durum ne. şekerli ılık süt olup ahizeden lıkır lıkır akıyor kulağıma. bakışlarını Gıcırbey'e saplıyor. bir zombi biganeliği. Gıcırbey'in heykelini dikerdim. Biri perçemimden tutup mideme vuruyor. İstiklal Marşı'nı kıvançla haykırarak söyledim: "Korkma! Sönmez bu şafaklarda yüzen al sancak!.... bu kadar yeter.Bir akşam. gerektiğinde ateş ederdi. öyle mi?" 56 "Cesaret. fakat ben okulun gizli yetimiydim.. Yalın haliyle bir mânâ taşımaz. baldırlarına çalışıyor. Elimi tuttu." Okulu kırıp soluğu Sarıyer sahilinde almıştık. Yuvarlanıyoruz." "Sen de bir ayna öp. insanlık sevgisiyle doldu." "A? Bunu bilmiyordum. Gıcırbey. Kollarımın ki1idini kırıyorum. okul çıkışı bayrak töreninde yanımda duran Asya Maya kulağıma fısıldadı: "Beni beğeniyor musun?" "Öyle harikasın ki Asya Maya. Asya Maya. burnunu topuğuyla kırıyor. "En büyük eksiğimiz ne.." Sesi. Afallıyorum. kaburgalarına. Çocuklar kaçmaya davranıyor." Fakat şu anda yüreğim ağzımda. Eğiliyor: "Nasıl ölmek istersin?" Sesinde iflah olmaz bir kudurukluk titremesi var." Gıcırbey alnını kırıştırıyor: "Hangi konuda?" Cevap vermiyorum. Uçarak. Bu da onu iyi bir dert ortağı yapıyordu. Önümdeki serseriye kafa atıyorum." "Yapma lütfen. Gıcırbey gömleğimin yakasından tutup çekiyor... sıvışalım." "Ne peki?" Gıcırbey'e bakıyorum." Gıcırbey.

Asya Maya'nın ütülü patiska yüzünde meyve izi gibi bir gülücük. daha karnımdayken dövüş sanatlarına meraklıydı. Aşktan kurtuluş yoktu. Babamın muhtemelen Cennet'te tanışma imkanı bulduğu Çinliler. uyuz bir herif pozu vererek büyüleyebileceğini mi sanıyor? Yoksa bütün bu ilaçlar gerçek hastalar için miydi? Bir tımarhanede ya da hapishanede çalışıyordu belki de?. egzamalarıyla adeta gurur duyuyor. İkinci kez gelin olmak da her dula nasip olmazdı. 24 Nisan günüydü. Anne sevgisi. insanlıktan çıkarsın. Gözlerinde bıçağın suyu gibi birikmiş yaşlar. hani kadınların kendilerini sağmak için kullandıkları şu alengirli cihaz? Vee marka olsun. ama naz da sitem gibi sevgiden doğmalıydı. Ben de şimdi şuracıkta ölsem. kimse tabuta alıcı gözüyle bakmazdı. Aaa.. hayatımda aldığım en büyük mükafattı. Ne aradığını bilen. nikah masasıydı.. havadan sudan konuşmayı filan denemiyordu. Arif.adamıştı.. yuvasının yıkılan kısmını onarıyor du. Parayı aldım. annemin dün-yaevine girmesini engellememeliydi. tam ümidi kesiyorum. kibar. Çünkü bir fıstığa çıkma teklifinde bulunabileceğin en iyi yer. Buna hakkı vardı. Düşeş Düğün Salonu'nda Asya Maya'yla mışıl mışıl dans ettik. uygun adım yaklaşıyor: "Uyuz losyonu. Dünya. anneliğin üstesinden gelebilir miydi? Onun evlenmesini desteklemek. "Elbette. balgam sel oldu taştı.. kazak ve kadife spor ceketliydi. "Bilmek iyidir. 62 Yüzünde kuşkulu bir ifadeyle kapı aralığından süzülüyor: "Kıl dönmesi genetik olabilir mi?" Cevap vermemi beklemeden ekliyor: "Bactropan. hakikaten ilgilenmiyordu. abuk sabuk ilaçlar." Kesin konuşuyor. Namuslu ve canlı bir insan. Sadık müşterimiz. düğün pastasının üstüne mum gibi eğiliyor. Yüksek sesle: "Basur ilacı istiyorum. Sonraki gün gene başlıyoruz: "Mevsim dönümünden mi nedir. yanımızdan geçerlerken. Böğrümde kalan elimi vicdanıma koymalıydım. Çince konuşmaya başlasam: ["Bilmek iyidir baba. başkasının düğünüydü. Sidarta'nın teyzesi Mahaprajapati der ki "Gereğinden uzun süre çocuk kalırsan. siyah deri çantasına attı kutuyu. alev almış çiçeklerle dolu bir Çin vazosunu andıran çekik gözlü bir kız. Bazı günler takım elbise giyse de. bundan neredeyse emindim. neydi. yunuslar gibi kikirdiyordum. Bir kadın olarak mutsuz olursa. orta boylu. Lasix [tablet]" Kalp hastası olan Fethiye Tufa adına düzenlenmiş bir reçete. Hiç unutmuyorum. Babamın ahiret yurduna göçmesi. Nankörce bir bencillikle validemi mahcup etmemeliydim. gelgeldim dulluk bir an önce kurtulmak gereken bir belaydı. Ertesi gece. lakin sevmek kadar değil" derdi." Vazgeçmiyordu. Bir ara." Hayat. Yas. Anneciğimi tebrik etmeli. dayanıklı ve çok zekiydi. Kız tarafı naz tarafıydı. ayan beyan neşeleniyordum. Sadece. Fakat sadece ilaçları alıp kayboluyordu.. Fitil. Kaybedecek vakti olmayan adamımız. 1892-1998] Fu'ya hamileydim." Dörtnala uzaklaşıyor. Canım oğlum. siz daha iyi bilirsiniz gerçi. bana dünyada olan biteni sorsa. Ağıt ve matemde aşırıya kaçmak. fakat aşırılık nedir bilmezdi. sıhhi mamuller satın alıyordu: "Mayasıl ilacı istiyorum. En etkilisidir. benim mukaddes vazifemdi. dükkanın ufkunda gene beliriyor: "Göğüs pompası var mı. Ecelden kaçış yoktu.." Ertesi gün. [CESARVALLEJO. Artık eczaneyi şereflendirmesini bekler olmuştum. yeni adıyla Reyhan Horanta. kıza "Seks konusunda asla şaka yapmam" dediğini duyuyorum. sezonluk bir duyguydu. Derhal.. kazık olup kalbime çakılmıştı. beyefendi. Neden hep insanların isterken utandığı türden ilaçlar satın alıyordu? Tuhaf bir espri anlayışı mı var? Beni kıçı çıbanlı. Gıcırbey haklıydı." "Tabii ki. üvey pederimle dostluk kurmaya bakmalıydım. Ben fiyat etiketine bakarken. yetişkinlerin anlayacağı dili bulana kadar çeşitli diller konuşurlar. Dahası. çok acil! KwelladcCdan şaşmam asla. İlaçları güzelce paketleyip küçücük bir poşete koydum. Oğluyla evlendiğimde. Çok feci. kader paso halkalanırdı.. Cenazelerde durum tersiydi. soru sormuyor. Canıma can katmıştı. Eczaneye sırf beni görmek için geldiğini seziyordum. "Buyurun. Nikahlanacaktı. Düşünceler. merhametli. Üstünü uzatırken alçak sesle konuştum: "Allah şifa versin. Sabah vakti sürpriz yapıyor. Bazen abartırdı. Elindeki reçeteyi cam tezgahın üzerine bıraktı: "Accuizide [tablet]. lütfen. Nitekim. Bizimki. lakin sevmek kadar değil. Gıcırbey. kafamın içinde uçuşan bumeranglar gibiydi. çıkageliyor: "Makattaki çıbanla uğraşıyoruz da. hassas dengeler üzerine kuruluydu. kendi ekseni etrafındaki standart dönüşünü tamamlıyor." Acaba sağılacak bayan kim? Bilemiyorum. Ebeveynlikten istifa etmiyordu ki. Vastarel 20. çoğunlukla blucin." "Nereden bileyim?" Ertesi akşam. Nasıl uçan tekmeler atıyordu bilseniz şaşarsınız. Muconex yar mı?" "Olmaz mı? Var. çalışkan. Musalla taşına en uzak nesne beşik değil. Kader kaderi kapsar. Ceninin uçan tekmeleri [Reyhan Horanta] Uzaklar hiç bu kadar yakından saldırmamıştı. babamın yanma varsam. Fu da öyle yaptı. Sevinçten. Asya Maya'yı telefonla arayıp düğüne çağırmalıydım. Fethiye Tufa çoktan ölmüş olacaktı.." "İşte. 50 Galiba. Göğüs Kalp ve Damar Hastalıkları Hastanesi'nin tam karşısında. Fonda sıcak çikolata tadında bir müzik. Silik ve hafif eczacı tebessümüyle raftan bir kutu basur fitili aldım. Proctologl" dedi.. olağanüstü bir adamdı. Kapıdan. Gıcırbey de gösteriyi kaçırmak istemiyordu. Onu görünce sevindiğimi gizlemiyor. ölüme müzikal bir defileyle karşılık vermek demekti. Ya da daha kötüsü. sonsuza dek bekar kalmayı seçebilirdi. Söylediği ilk Türkçe kelime "Baba"ydı." Kopuyor. samimi. kısa kesilmiş kestane rengi saçları kızıla çalan. Onun sevgisini kazanmak. Güçlü. Sanset 750 ve Furacin pomat lütfen. On sene tehirli gelen sevinci ona haram edemezdim. Fakat o benimle ilgilenmiyormuş gibi yapıyordu. o etrafa göz gezdirerek konuştu: "Sarmanıza gerek yok. Her gün uğruyor. 61 Vücudundaki su toplamış lezyonlarla. Zira her düğünde yaşlısı genci bütün kadınlar gelinin yerinde olmak isterdi. 60 Bebekler." Gözlerime dikkatle baktı: "Amin. Ketoral krem. Hah. ikindi vakti çıkageldi.. 13 . habanera ve vals karışımı bir performans sergiliyor. Kadıköy Koşuyolu'ndaki Cezayir Eczanesi'nde staj yapıyordum. Elinde parlak bir bıçak." Elinde basur fitiliyle mi dolaşacaktı ortalıkta? Yo. içimdeki bebekten dayak yedim. temiz yüzlü bir genç adam girdi: Müstakbel kocam. Sallantılı bir ciddiyetle: "Şu kabızlık illetinin patlayıcı şifası Gliserin-Kansuk rica edebilir miyim?" Fitili aldığı anda kaçarak beni fitil ediyor." Kremi kaptığı gibi toz oluyor. espritüel."] Annem. Oyalanmıyor. kollarında. Öğle vakti. Aylarca. pompayı alır almaz uçuşa geçiyor. şamata istemeyen biri." Kendinden emin.

Birdenbire hurdaya dönen araba yanmaya başlamış ve infilak etmiş!. Gangsterler ondan nefret ediyordu. Beraber kapıya çıktık. onun yerine namluyu soktum.. bacaklarının derisini yüzeceğim. tek yönlü bir eziyet seansına dönüştü. Sandalyeye ben bağlı olsam.." Gözleri yuvalarından dışarı uğradı. Böylece asla silah kullanamazsın" diyerek tabancayı gösterdim. Gözlerimi kısıp burnumu kırıştırdım. Su çeken ayakkabılarımı çıkardım. şu ebemkuşağı ebeme girsin!" Ona inandım.. her bakımdan bir teselli armağanından. yani eleğimsağma. "Yellenememek ne büyük dert! Meteospazmyl kapsülleri olmasa halimiz duman!". "Kendiy evinde edem mi vüreceksin?" Maskesizken sesi. Şimdi ellidört yaşındayım. Su yatağımı patlatıp salonumda gerçek bir havuz problemi doğurmuştu. "Evet. Besbelli. apsesiz. "Biliyor musunuz. donuk bir ifade yerleşti. Ne olacaktı? Eğer.. amortiden öte anlam taşımayacaktı. Evet. toprağa gömsen. kalpazanların. yani alâimisema. Tabancasını 14 . öfkeden. Ayağa kalktı.. en kıvamlı şurupsun" dedi. Fakat Arifi hiçbir zaman unutamadım. suratına çalışacağımı söyledim. "Hı?" Adımı nereden biliyordu? "Bu akşam beraber Allahüekber Dağları'na çıkalım mı?" 83 "Bana çıkma mı teklif ediyorsunuz?" Gıcıklık etme sırası bendeydi. işittiğimde aklımı kaçırabileceğim türden tehditler sıralıyordum: "Dört dakika sonra. kuduz bir maymunun ağzındaki köpük kadar bile değerin yok!" Ikınma. Onunla kafatasında bir delik açacağım. İş üstündeyken.. Bir çeteye filan mensup değilmiş.. Banyoda bulduğum mor çamaşır ipiyle ellerini bileklerden iskemlenin kolluklarına. Beni. Hayati Tehlike'yi ve ekürisini nallayacaktım ve. Soluk soluğaydı: "Abidin Dandini. yo. muzipçe gülerek söylediği sözler hâlâ kulaklarımda: "Öylesine arsız bir herifim ki. Çömelip limon gazisi konuğumun paçalarını dizlerinden yukarıya kadar sıvadım. derenin içindeydik." "Ne?" "Ebemkuşağı. "Yanlış anlama ama.. Kanın çoğu yerde kalacaktı. gençten bir gangstermiş. hiç kullanılmamış bir kuyumcu matkabım var. ensesi kalın. kafasına doğru saydam çizgiler halinde yükseliyordu. Uyuşturucu kaçakçılarının. Emekliliği yaklaşmış bir celladın aldırışsız havasına bürünmüştüm. îstikleal Harbiy sırasında. geberip Cehennem'e gittiğinde rahat bir nefes alacaksın!" diye bağırdıktan sonra çorap yumağını ağzından çektim. Çaresizlikten. "Şimdi isteğin aksanla konuşabilirsin tıynetsiz hödük! "Aouuü! Aouuü!" diye öterek ağlıyordu. yani kavs-i kuzah. Ünlü mafya babası Atom Bombacıyan’ın suç dosyasını hazırlamıştı. Patronu da Hayati Tehlike diye." Bir yandan bu psikopat repliklerini okurken. Gönül İşleri Bakanlığı’nın.. Tabancanın kabzasıyla diz kapaklarına vurdum.. Yağmur.. Hayati Tehlike. Böylesini görmemiştim. Evet. adam kaçırıp fidye isteyenlerin. şeker çizgileri halinde yağıyordu. Sandalyeye bağlı yırtıcı kuşun iplerini kopardım. oval boruya bakarken "Reyhan. Ona adresimi vermişler ve o da soru sormamış. elmalarla armutları toplayacak kıvama gelmesini umuyordum. Terliyordu. benekli prezervatif. korlaşmış çeliğe dökülen sirke gibi cızırtılı.Fare zehiri. "Seninle öyle pataklayacağım ki. dışarıda gıcır gıcır bir ebemkuşağı var. kasıntısız bir konu açmasına. Arif Tufa cumhuriyet savaşıydı.. Yüzüne abartılı. öbür yandan tabancayla dizkapaklarını eziyordum. Bakanlık Heyeti'ni katleden manganın başındaki adam da bu Hayati Tehlike'ydi. Yalnız çalışırmış. Yağmurun ortasında sırılsıklam bir güneş. "Lobotomi nedir bilir misin? Ha?" Dehşete düşmesi için. Islak çoraplarımı ayaklarımdan sıyırıp ağzına tıktım. Yerden avuçladığım suyu suratına çarpınca iyice ayılıyor. Mahmur bir neşeyle sırıttım: "Benim nazarımda. Gıcık telaffuzu. Ayrıca. uğursuz bir iş için kapıma gelen bu hırt... Eksanımız o yüzden birez meyhoş yani." "Şaka yapıyorsun.. içimdeki çocuğu yiyor Cehennem uyruklu misafirime getto tokadı atıyorum. Orhan'la ondört senedir evliyiz. dişleri bile yanmıştı. kiralık katillerin. Adalet terazisinin bir kefesine Bakanlık Heyeti'nin cesetlerini koyduktan sonra diğer kefeye ne koyarsam koyayım. Çocuğumuz olmadı. evde bir akarsu yatağı oluşturmuştu. böğürtü ve çığlık karışımı bir karşılık verdi. ortada polisiye bir bilmece yoktu. Hayati Tehlike. Dava açmak üzereydi. Bir keresinde. "Bak... boğazını da arkalığa başlamıştım. Buna müstahaktı. İlaç almıştı fakat bu defa kaçmamıştı. gece gündüz sedece limon yemiş. sanık sandalyeleri ergonomik değildir. Hakikaten gökkuşağı fevkaladeydi. dengeyi sağlamam imkansızdı. Matrak sohbetimiz.. kahırdan vahşileşmiştim." "Fazla ümitlenme de. Birtakım yeraltı örgütlerinin. cerahatsiz. Mecidiyeköy civarında. yani gökkuşağı!" Afallamıştım. dokuz ay boyunca. Bakanlık Heyeti'nin benimle ilgisinden haberi yokmuş. çevre yolunda seyrederken otomobilin kontrolünü kaybederek küçük bir köprüden uçup aşağıdaki yola düşmüş. Herkes. aynımdan bir tane daha çıkar!" İçimdeki hayvan.. Sonra da minik bir huniyle beynine o delikten kezzap akıtacağım. katiller 7 kişiyse. "Cinayet kurbanlarının çoğu kendi silahlarıyla öldürülürler" deyip Smith&Wesson'la alnına nişan alıyorum. Yağlı kömüre kesmiş yüzünü gördüğüm anda kalbim kömürleşti. Bir an önce. Fakat o bunu bilmiyordu. "Her iki el başparmağını ta dibinden kessem iyi olacak. bu onun alamet-i farikasıymış. Görünüşe bakılırsa. Dereyi görmüştük. lobotomiden çakması gerekmiyordu sanırım. meleklerin büküp doğuya sapladığı renkli. Hayati Tehlike. Bağırırsa. "Son soru'n bu mu?" "Yya senin?" Ağzında rulo halinde duran meşin dilini oynatmakta zorlanıyor sanki. çetelerin peşine takılmıştı. Fucidin satın aldığı gün. hayatın kısalığı üzerine uzun uzun düşündüm. sen dünyadaki bütün eczanelerden alınabilecek en şifalı kapsül. İlk defa birine işkence ediyordum. Hattâ.. hepsi onu harcamak için can atıyordu. 11 Mayıs'ta harikulade bir yağmur yağıyordu. değil mi?" "Şakaysa.. Öztürk Se-rengil taklidi yaparmış. Oruç Bey'in rüyamda söylediği gibi. Aşk.. ne biçim bir aksanın var senin?" "Eaa. İntikam. bileği sert. en tatlı tablet. koltukaltı kıl köklerindeki irin için krem.. bizim köyde feciy kitlik olmuş. hayat arkadaşıyız. dişleri bembeyazken. imkansızlaşınca daha da şiddetleniyor. sanki ayak bileklerindeki su." Tabancayla çenesini dürttüm: "Söyle!" "Dedim ya. Acıdan dişlerini gıcırdatıyordu. 22'ye karşı 7 can alınacaktı.. Turgut Rulet adlı bir kiralık katilmiş. Allah'ım. Yani ne bulursam fırlatıyorum. esprilerin üzerine anında sünger çekiyor. Hayati Tehlike yolladı.." Yatağımdan akan su." 66 Meğerse hayırsız. bademcik iltihabı için gargara. ayaklarını önden birbirine.. Ben ağzım açık... Arifi teşhis etmek için morga çağrıldım. Silahla dolu ağzını boşalttım." "Kaç yaşındasın?" "Yarım seat sonra kıyrk olacağım.. Arifin ölümünden sonra. Hani şu Gönül işleri Bakanlığı'na müracaat edip de aşkı onaylanmayan karanlık tiplerden biri. gökkuşağı çıkmasına değil.

Lefkoşe'de Grand Grave Oteli'nin kumarhanesinde pokere sardırmışlar. Toplamı 20 eden. yamyam takımından yani alelade bir bitirimdi. üç'ün Japonca'sı. orası muamma.. Dandini'nin ahırına mı girecektim? İkide bir yolladığı takım elbiseli leş kuşlarının gagasında hep aynı nakarat: "Patron Turgut Rulet'siz olmaz' diyor. Yani bir çift minyatür çizme gibi favoriler ve kalın puntolu bir bıyık. Tavana kök salmış. Niko'nun elini yakalıyor. Kumar masasındaki buluşma. çok sert kapışmada sanki Kızılırmak'ın buzları kırılıyor. öldüğün zaman her şeyi daha net görüyorsun. Korumalar birbirine giriyor. yirmi de. boş bir sayfayı andıran alnında. Niko. Niko'nun şansı yaver gidiyormuş. kahvaltı haberlerini sunan gamlı bir spiker havasında konuşuyor. epeydir beni çağırıyordu. Üniformalı.. silahlı. bunu kendileri de bilmiyordu. sözlerini sarhoş İngilizcesine şöyle çeviriyor: "Diyorum ki. Bilgisayara aktarılmamış kayıtlarda kim bilir neler yazıyordu." Japonlar bu lafa fena bozuluyorlar. deveye binmiş. Ha?" Niko mazotu çekip mideyi ateşlemiş. Tam zom yani. Amerikalılar mum gibi yamulmuş. Niko. Kızlar ciyak ciyak kaçışıyor. esaslı bir makinalı tüfekmiş. İçeride kesif bir puro dumanı. yalnızca ölülerin cevaplayabileceği bilmecelerle doludur. Bu arada Yakuza çifti. Metal çekmecelerde Hayati Tehlike'nin dosyasını aradım. Dumandan gocunuyorlar. virgül şeklinde bir perçem. İstanbul'da oturuyor. matruş kardanadamlar. Kırılan kaburgalardan biri kalbine saplandı ve sırtüstü düştüğü sulak yerde. Turgut Rulet'e çılgınca bir hücum doğaçladım. bizim çekik gözlü horozlar acaba 'Yubitsume' yapacaklar mı? Siz hani bazen izzetinefsi yeniden şahlandırmak için serçe parmağı üst boğumundan kırpıyorsunuz ya. Tabancalar vestiyere bırakıldığı için. Çevriye ablamın büyük oğlu. Niko'yu kafalamıştı. papaz uçurmuş.. Bir ara. trapezci kostümü giymiş sahte sarışınlar. şarkı mı mırıldanıyor. sönmek üzereler. mezar tozu serpilmiş. Yakuzalar nefes almıyor. Kalbi kadar temiz. Bir Tibet nasihati şöyle başlar: "Hepimizin içinde bir çocuk. Çiy tanesine çakılan jet uçağı [Turgut Rulet] Hayat... Hayati Tehlike. sinek valesi şeklinde. Ben ki. ağzımı açabilirim. limuzin sefaları. Uyarı niyetine ateş edildiği anda Niko ile Hayati camdan uçuyorlar! ikisi de havada. Pembe klasörü buldum. küfür mü ediyor. Hayati Tehlike'nin Gıcırbey'i de çivileyeceğini anlamak için kahin olmam gerekmiyordu. Alman yapımı MP5 Navy'lerle gerçekleştirmişler. sayıklıyor.iade ettim. doğum günümde. eşzamanlı os. oluk oluk viski ve sabaha kadar poker. Şişme kadından olma plastik veled-i zinalar!" Üstüne ölü toprağı. Lüks bir sorgu odası. en terso üçlü kombinasyon. ne parmak izi. hijyenik bir infaz ünitesi. kemikler eziliyor. Canavar sakızı ağzımda Bakanlık binasının çevresinde polisler nöbet tutuyor. hayati tehlikeyi atlatıp taburcu oluyor. parçalanmış şişeler gövdelere kakılıyor. Olay yeri inceleme ekibi de bir ipucu bulamamış: "Herifçioğulları sanki dalgıç kostümüyle gelmişler. tüm vücutları dövmeli Yakuzalarm ellerinin üstünü işaret ediyor: "Ben de koluma dövme yaptıracağım. Tam üç sene emek verdiğim Javaca-Do'yu bir anda unutup. Abidin Dandini. yanlarında üç-dört fedai. bir de hayvan vardır. ne bir giysi parçası. üst başlarından geceye kan tozları saçarak düşüyor! Cumburlop! Bahçedeki '8' biçimli havuzun içine! Velhasılıkelam. bir Sicilyalı ve iki Bernli'nin oturduğu masada. iki 'Yılan Kanı' istedik: Taylandlı barmenin spesiyal kokteyli.." Dandini'nin has adamı Hayati Tehlike. Ateş etmeye kalkışınca "Çat!" bileğini kırdım. uluslararası kriminal bir pikniği andırıyormuş. iki sarhoş. Üç New Yorklu. Niko'nun fedailerinden biri de yeğenim Cengiz Cingöz'dü. vazifem belliydi: Liseden beri hiç görüşmediğim arkadaşımın karşısına dikilip "Hayati Tehlike'nin menzilindesin" diyecektim. Tuhaf. Niko susmuyor. Fu denen rafadan lavuk. 5 yıldızlı otellerde kokainman fahişelerle gönül eğlendirmeler. Mısırlı sinirli. Yakuzaları öldüren "meçhul caniler" diye bir şey olmadığını. otuz yaşında bir gangster. Bu sert. Ricardo Rafsancani stilinde tıraşlanmış bir kelle. Kırk yaşıma girmemle canımın çıkması bir oldu iyi mi. Bence asıl reis namzedi o. Hayati Tehlike'nin vesikalık fotoğrafını inceledim: Kahverengi.. dokuz. Atom Bombacıyan’ın sağ kolu Abidin Dandini. Sandalyeler fırlıyor. ağzını burnunu kırdım. Âşık olduğu kişi: Şebnem Şibumi. çırpınarak can çekişmeye başladı. Zaman ve mekan.rup geğirerek düet yapıyorlar." İçimdeki hayvan. O dumanın etrafını saran balmumundan korumalar. Kafasını gözünü patlattım. Doğum tarihi: 1977. onların künyesini bizzat kendi ellerimle kazıdığımı söyleyebilirim. 1997'ye kadar. 1999'un bir güz gecesi. hükmen harabeleşmiş metruk binanın dördüncü katındaki odama çıktım. dokuzuncu kattan böyle sarkarken.. Kumarda canını da kaybetmek istemeyen kodamanlar yerlerde debeleniyor. Bak bunları bana bit pazarında niyet çektiren bir şırfıntı anlattı. çocuğu yemişti. İlk yudumla ikincisi arasında sordum: "Güvercin kim?" "Ha?" 15 . Caniler işinin ehliymiş. Niko. Siyam ikizi gibi yedikleri içtikleri ayrı gitmiyordu. otel güvenliği içeriye dalıyor. iki de Yakuza varmış. Tilt olup poyraza dönen Yakuzalar için. îçeri girerken yüzleri maskeliymiş. 'Hanafunda' mıydı şu Japon iskambili? Hani en kötü sayının 20 olduğu oyun? Ya-Ku-Za da 'sekiz.. Mavi gözler. Artık öldüğüme... Canavar sakızı ağzımdaydı. Hayati'nin yanağına çatal saplıyorlar. baygın baygın gülüyorlar. Üç de olabilirmiş. Hayati'ye dönüp Türkçe "Arkadaşlar g. Duruma bakılırsa. meçhul canilerce mortlatılarak tahtalı köyde koalisyon kuruyorlar. bodur ağaçlara benzeyen avizelere güçbela tutunan ekşi elmalar misali şişko ampullerin ışığı reçine gibi damlıyor. sabrı taşan Yakuzalar galeyana gelip bizimkileri öldüresiye dövüyorlar. Bu bizim Gıcırbey'in yâri değil mi? Ta kendisi! Dosyayı araklayıp tüydüm. kaburgalarının önden ve alttan birleştiği yere asırlık bir yumruk attım. Bön suratına kanlı bir somurtuş yerleşti. Atom Bombacıyan zamanında bile tayfaya katılmamıştım. Katliamı araştıran komiser yardımcısından ayaküstü bilgi alıyorum.tten doğdukları için enayi vergisi ödemeye gelmişler" deyip kahkahayı basıyor. Bütün bunları biliyorum. geriye taralı saçlar. Ne bir saç teli. [DON VITO CASCIO FERRO. SWAT timlerinin de kullandığı. zaten kağıt oyununda kaybettiğiniz için Yakuza değil mi? Neydi. Hayati. Çayını karıştırırken. Saldırıyı. Onu öylece bırakıp dışarı çıktım. Kaç kişi oldukları belli değilmiş." Niko ile Hayati. Güzergahlarındaki güvenlik kameralarını patlatmışlar. Keçi Yumruğu denilen meyhaneye geldi. iki Kahireli.. Japonlar ise bir çift beton çivisi. Kerize kesilen Yakuzaları tiye almış: "Sizin adınız. Meslek hanesine "serbest" yazmış. hastaneye kaldırıldıktan dört gün sonra ölüyor. O da Yakuzaymış! Niho haha zuho haha puha hahha. Atom Bombacıyan’ın öz çocuğu muydu. evlatlığı mı. beni doğduğuma pişman etti. meyve bıçağıyla Niko'nun karnını deşip. Niko. Bir kez daha. Tam düşecekken. jöleli. 1862-1943] Son nefesimi yarım saat önce verdim. Artık öldüğüme göre. çünkü. 70 Tahammülü sıfırlanan. gözlerimi yumduğuma göre. kaosa gebeydi. masalar devriliyor. Her yerde Niko ile Hayati. iflastan sonra işler açılıyordu. bir Yakuza tarafından pencereden şutlanıyor! Pervaza tutunuyor. İsviçreliler çakı gibi fakat diyelim kapalı çakı. Asla yaşlanmayacaktı.

Abidin Dandini de. Oruç Bey anlattığında beni sarsan şu hikayeyle karşılaştım: Adamın biri. İtaatkarlık içermeyen her davranıştan işkillenirler. Demem o ki. tartışmasız derinlikte bir uykudaydı artık. Yakuzalardan biri. Canını aldığım ilk insan olan Turgut Rulet'e son görevimi. kalp dolar basan matbaalar ve biri bitip diğeri başlayan villa sitesi şantiyelerinden müteşekkil bir orkestraya şef oldu. onlara göre zayıflık alametidir. İkinci dervişin "Ön dişlerinden biri eksik miydi?" sorusu karşısında. dragonun burnundan saçılan aleve ateş ettim. Arkadaşlık. adam "Evet. Şazeliyye Şeyhi Oruç Bey'in kurşunlanmış başına yastık olan kitabı Tales of Deryishes'i okumaya başladım. çürüyerek büyüyen bir sarmaşık gibi her yanımızı sarıyordu. Bunu nimet bilmeli.. Bir hayır sahibi beni gömse bari. herifin tam kalbinin üzerine denk gelen. Bir konaklama yerinde çalılara takılmış uzun insan saçı gördük. ahbaplık. deveyi gasp etme suçundan hapse atmış. Yakuzalarm defterini origami stilinde dürenin ben olduğumdan haberdardı. Elimdeki fotoğrafa baktım."Kimi öldüreceğim?" Yakuzaların fotoğraflarını masaya bıraktı: "Şiga Noguşi ve Kenji Ozu. Son dileğim. Bunun üzerine deveci. Dervişlerden üçüncüsü "Bir ayağı topal mıydı?" diye sorar sormaz. yolda devenin ayak izlerini gördüklerini. yine "Evet" demiş adam." Kayıp devesinin peşine düşen adam bu üç dervişin kendi devesini görmüş olduklarına kanaat getirmiş ve alelacele dervişlerin geldiği istikamete koşturmuş. Hayati Tehlike. Tarzan kılığındaki Örümcek Adam gibi. devenin üstündeki kadındı. 16 . Ya Noguşi ya da Ozu'ydu. onun şapkasının astarındaki dikendim. Öldüm. birini suçlamadan veya bir iddiaya sahip çıkmadan önce kendi ölçülerini tartmanın kaçınılmazlığını kabul edecekti. Keşfettiği gerçeği ahlaki bir olgunlukla perçinleyecekti. Daha önce dervişlerin kendi durumlarını izah etmeleri için bir fırsat tanımayı hiç aklına getirmemiş olan kadı. mezarıma papatya koymasınlar. Hayati Tehlike'yi evladından kalan bir miras gibi benimsedi. Yerde el ayası izi vardı. böyleleri dostluğunuzla yetinmezler. "Devemi kaybettim" demiş dervişlere "Onu gördünüz mü?" Dervişlerin ilki "Bir gözü kör müydü devenin?" diye sormuş. kaybettiği deveyi bu üç kişinin çaldıklarına kanaat getirmiş ve onları kadı karşısına çıkarıp başından geçenleri anlatarak dervişleri hırsızlıkla suçlamış. Dervişler. Kendinde yargılamaya yetecek donatım olduğu zehabına kapılmanın gönül kırıklığını tadacak." "Bizim geçirdiğimiz deneyler şunu gösterdi ki insan hakikati ararken bir gücü. devecinin itadesini yerinde bularak üç ermişi. Susturuculu tabancamı çektim. Başarı ve ödül. bizden başka şeyler de alır götürür. Hadisenin göründüğünden farklı cereyan ettiğini gören kadı ise gözünde mantık yollarına güvenerek kestirmeden hükme varmanın değerinin düştüğünü görecek ve bir arayışa koyulmayı takdir etmede daha üstün bir konum sahibi olacaktı. Senin noksanını tasvir edenler. Ve evet. biryargılama gücünü kendinde hıfzettiği zehabına kapılmamalı. cinayetten sonra derin bir uyku çekermiş. Atom Bombacıyan. 1777-1844.. misafirhanenin duvarındaki sarmaşığa tırmandım. ne oldu? Burada bıçak olup yüreğime saplanmış kaburgamla yatıyorum. devesini kaybetmiş. Fukaralık. evet!" cevabını yapıştırmış. Eve yollandım. Kadı. tevazuyu tırtıklar. onu bu yolda bulma ümidi vardır. Konsolosluğun duvarından arka bahçeye atladım. Jet uçağı. çiy tanesine çakılıp infilak etti. yandaki odada uyuyan diğer çekik gözlünün çanına ot tıkadım. Fakat işte adamın tüm vücudunda dövmeler vardı. Eee. Bulamamış adam aradığı yerlerde devesini ve ne yapması gerektiğini yine dervişlerden öğrenmek isteğiyle bu kez dervişlerin peşi sıra gitmiş. bastık küfürü. Herkes kendi kaybettiğini kendi arasın. Bizim salıverilmemiz için harekete geçerek gönül yüceliğinin. Bu arayışta diğerleri sadece arayanın neyi kaybettiğini hatırlatabilirler. onu bir yeraltı çarşısının merdivenlerinden aşağı yuvarlayarak ifa ettim. Kötü hikayelerle dolu bir antolojiye benzeyen şehirde turladık. Yitiğini bulamadığını söyleyince. Bu Japonlar hep birbirine benziyor. dizginler Dandini'nin eline geçti. Katiller cinayetten sonra derin bir uyku çeker İnsan.. Adam sevinçle "Evet" diyerek cevaplamış soruyu." Dolunaylı bir yaz gecesiydi. Ve onuncu sayfada. Kadı doğru hükme varmanın tevazuyla arayışa neler borçlu olduğunu görecekti. cesedi sırtlayıp arabaya bindirdim. eroin yüklü kamyonlar. Ardından. ısırdığı yaprakları yırttığına göre ön dişlerinden birinin eksik olduğunun anlaşıldığını söylemişler. "sen deveni bizim geçtiğimiz güzergah üzerinde ararsan iyi edersin. nezaketi. yolun yalnızca bir yakasından ot yenmiş olmasının tek gözünün körlüğüne delil olabileceğini. Dandini'nin mi fikriydi emin değilim. Aldık makinaları. Mağlubiyet. Herşey. öbür yanında mısır mı yüklüydü?" demiş birincisi. birden yoksul düşmüştük.. yazarın mürekkebine okurun kanının karıştığı kitapta. adam öldürerek kendini yenileyen insanlarız. "Biz senin devenin nerede olduğunu bilmiyoruz" demiş üçüncü derviş. daha önce. Hayati Tehlike'nin hürmeti. dervişler yine sorulara başlamış: "Devenin bir yanında bal. Galiba. Güçlülerde içtenlik aramayın. çıplak yatıyordu. Japon konsolosluğunun misafirhanesindeler. "Arılar ve karıncalar yolun iki kenarında birşeylere üşüşmüşlerdi. evet. Bense bir katili öldürmüştüm. Evimize yıllara yayılan bir güz musallat olmuştu sanki. 3 liralık banknot kadar sahteydi. "O halde" diye konuşmuş dervişler. sorumluluk hissine sahip olmanın zevkini tadacaktı. Terk edilince umudunun bir kısmı da yiter mesela. o. Eşyalarımız hızla eskiyordu. papatyaya alerjim var. "Hamile bir kadın mı biniyor senin devene?" demiş ikincisi. onlardan nasıl olup da deveyi hiç görmedikleri halde deve hakkında bu kadar çok şey biliyor olduklarını açıklamalarını istemiş. piri fanileri biçtik. izlerden birisinin silik oluşunun devenin bir bacağının topal oluşuna delalet ettiğini. Sonrasında. bir karine bulabileceğimi sezinliyordum. adam "Evet" demiş. [ŞEYH ABDÖLLATİF TUFEYLİ. Anlayış sahibi üç ermişe akşamüzeri istirahat menzilinde yetişmiş. devesini kaybeden adam heyecanlanarak "Evet. Babamı kaybedince." 74 "Bütün bunları hırsızlıkla suçlandığınız zaman kendinizi temize çıkarmak için neden söylemediniz?" "Çünkü devecinin devesini aramaktan vazgeçmeyeceğini ve onu çabucak bulabileceğini göz önüne aldık. Bombacıyan’ın beyni arızalanınca. İktidarın sağlaması cesetlerle yapılır. ancak doğumu yakın hamile bir kadın elini yere dayayıp otururdu. Uzatmayayım. Bunların bal ve mısır olduğunu gördük. kaderinde olmayan şeylerden kaçınmalı. Şiddetli Diriliş] Katiller. evet" demiş. Gece. Silahlı garsonlar. Deveyi ararken yüksek düzeyde anlayış yeteneğine sahip üç dervişe rast gelmiş. akvaryumdaki Japon balıklarını avlamak kadar kolay olmuştu. İdris Shah'ın 20 Eylül 1991 Salı günü Londra'da "Ramazan Oruç Tutam'a kardeşlik duygularıyla" imzaladığı. Gönül İşleri Bakanlığındaki morukları halledecek takıma katılmayı reddetmedim. Benimle bir mafya mukavelesi imzalamak niyetindeydi. Herşey bitti. daldık içeri. Doğrusu. bahçedeki çardakta tavla ile satranç karışımı bir oyuna dalmışlardı. Üzerinde sadece şort vardı. Biz. Yalan. Onun açık ağzına sıktım kurşunu. Ben. senden birşey gasp etmiş olmaz. Fuat Atıf Tufa'yı mortlatmak Hayati'nin mi. yöresinde müstakil insanlar istemiyordu. O yüzden bir nevi minnet duygusuyla bana ihtiram gösteriyordu. Kısa bir süre sonra adam devesini arazide başıboş dolaşırken bulmuş ve dervişlerin salıverilmelerini temin maksadıyla mahkemeye başvurmuş." Bazı kayıplarımız. selamları. özgüven ve azimden pay kapar.

" Kızılmaske: "Yahu Spock. sadece dört kere.Bârik salavatları okunuyor. ona göre." "Yalnız. Uygarlığın ceza sahasındaydım. Gıcırbey ailesinden hiç söz etmezdi. pazartesi. Spock / Korkut Üneli] En yavaş yaşlanma yaşlılarda görülür." Boğuk sesli bir başkası: "Bak şimdi. Burası bizim sığınağımız. Yan yana yürüyoruz şimdi. mızıkçılık yapma şimdi. Alnını kırıştırıp camiye doğru bakıyor. kurda kuşa yem olmuş bu korkuluklar benim ahretliklerim. Kenarda durmuştum. Kocatepe Camii'ne çıkan yokuşları arşınlıyor. Liseye giderken rahmetli babamın ceketini. yani Dracula keyifleniyor: "Nah var!" Mister Spock: "Olsun. çünkü Turgut Rulet'ten haber alamayınca yeni bir katil gönderir. Eşikteyim. şadırvanda alırız abdesti. Derken. lavuk bize pestil sallıyor!" Kızılmaske mi? Sağ omzumun üstünden bakıyorum. Ne bir saldırı. geç otur." Cırtlak bir ses: "Annem öleli dört ay oluyor. Botları giydim. Artık postacıları ayakkabıcı gibi algılıyor ve ziyadesiyle seviyordum." Şimdi." Dracula'dan enseme bir ısırık daha: "Zekat keçisi gibisin mübarek. gizli 'hayranımın' kimliğini pek umursamadım. uhrevi bir kalabalık. Fırtınanın ortasındaki sprey gibi hükümsüzleşmiş hissediyordum. Birgün postacı benim adıma gönderilmiş bir paket getirdi. Masanın etrafına dizili. Dracula'yı duymazlıktan geliyor." Tarzan safça soruyor: "Senin de mi abdestin yok Spock?" "Var. eski ayakkabılarım su çekiyordu." Tom Braks ha? Sağdaki kaldırıma geçip yavaşlıyorum. Tekrar tekbir alınıyor. Bu kadar basit. Herkes gelmiş. arkadaşlarına ayak uyduramayıp geride kalan dazlak ihtiyara soruyor: "Tarzan. Çin'de sık duyduğum bir vecize: "Yaşlılar asla göründüğü gibi değildir. Toplam dört kere tekbir getireceğiz değil mi?" "Evet." Tam anlamıyla eh [Mr. bazı şeyleri tadında bırakıyorum Kaderin penaltı düdüğü çalmıştı. arkamdan gelen gruptaki adamlar birşeyler geveliyor. Sözüm söz. cücük?" 78 Mister Spock. bu şakayı fiiliyata dökmek bana düşüyordu. Ayakkabıları çıkararak girilen hiçbir yere gidemiyordum." Boğuk sesli Mister Spock arkasına dönüyor ve şişmanlıktan güçlükle yürüyebilen. helal olsun. Bilmiyorsan. Tom Braks: "Tamam. Gayriihtiyari gözlerim dolmuştu.Bir eczanede çalışan annemin kazancı ev kirasını ve diğer masrafları karşılamaya yetmiyordu. sen maşallah abdest namaz işlerini bayağı bellemişsin. Ondan da önemlisi. Dua edersiniz artık. ne tehdit. Pazar günü vasıta bulmak bir dert. cenaze namazı kılmayı?" Ne bu Allah aşkına? Huzurevi kaçkını tipler. Çok takdir ettim. ağır ağır tırmanıyorum. elindeki günü geçmiş gazeteyi bükerek. Nuh Tufan. tiki. bana Gıcırbey'in babasının kundura mağazasından söz etti. fakat sadece ilk tekbirde eller kaldırılıyor. İnançlarım gereği. Kulak kabartıyorum. Herkesin abdesti var. Annemin bu gizemli hediyelerden ötürü hafif ve basit bir hoşnutlukla birlikte ağır ve karmaşık bir keder duyduğunu fark edemiyordum." Tom Braks: "Hay Allah razı olsun senden Mister Spock. âtina'yı okursun. tekerlek izleri birbirine karışmış. sen biliyorsun değil mi. ağzını açtığında opera söyleyecek sandım: "Sen Dracula'ya anlatırken öğrendim sayılır. Kadınlı erkekli. bir Samsun yakıyor. Önce. Yıllar sonra. 41 numara kışlık botlar. Dördüncü tekbirin ardından sağa ve sola selam veriliyor. ezan daha okunmadı. Salli . Kılacağız dedik kılacağız. Nuh ise onun hikayesinden etkilendiğimi düşünüp işi şakaya vurmuştu: "O sağlam ayakkabılar hatırına." "Vay. Vahşetimin mazeretini takviye etmeliydim. paltosunu giyiyordum. Uçan Kız lafa karışıyor: "Niye susuyorsun Korkut?" Hayda. Tarzan alelacele paketi Kedi Kadın'a tutuyor: "Kusura bakma. Kimse konuşmuyor. köfte piyaz! Ellisinden sonra şahlandı dişsiz papu! Ulan yoksa hurileri manita tutup yatak sporu mu yapacaksın. o da olur. ne de bir hesaplaşma. yak buyur. birbirlerine neden Tarzan. Açtım. duaların hiçbirini bilmiyorum." ıı Boğuk ses: "Bak söz verdin Tom Braks. Sen de os. Yine de tetikteydim. kapı kendiliğinden açılıyor. Yangına yelpazeyle gidiyordum. Nerden baksanız altmışaltmışbeş civarındalar. beni diliyle tokatlıyor: "N'aber lan Mister Spock?" "Tam anlamıyla eh. Çatlak sesli bir amca sızlanıyor: "Senin aklına uyup geldik. herkes ne yapıyorsa biz de onu yaparız. Postalayanın adı yazılmamıştı. 'Rabbena. bana da uzatıyor: "Bırakmadın değil mi?" "Eyvallah" deyip alıyorum. fakat kim? O zamanki aklımla. çok da yakıştı. Acele etmedim. 'Ve celle senaüke' demeyi unutma. Kadıköy'de rastlaştığım ortak arkadaşımız." "Biz ne olacağız?" diyor kadınlardan biri. Fakat cenaze namazını kılmadım ben." Kızılmaske cevap veriyor: "Bakarız. Gıcırbey kimi isterse tekmelerim. Bu leziz üzüm kimin bağındandır diye ince eleyip sık dokuyacak halde değildim. Hayati Tehlike'yi bulmak için İstanbul'a yollanacağım. Kadınlardan biri.. Yo. Üçüncü tekbirden sonra cenaze duası. bana da yıllarca ayakkabı postalandığını söylemedim. ulan cenaze namazından da zerre çakozlamam.t contası. her sezon bana postadan ayakkabı çıkar oldu. değil mi?" En başta konuşan çatlak sesli. hani Mister Spock'tı? "Bu vampirin sivri dilinden bana bile fenalık geldi. Mister Spock. bazı şeyleri tadında bırakıyorum. İki de kadın. [JEAN ROSTAND. Tom Braks. Yağmurda karda. Gelinliği parçalanmış kambur gelinler gibi arabalar sağlı sollu sıralanmış. 18941977] Apaçi Apartmanı 13 numara. hayalifenere dönmüşsün!" Tarzan. namazı kılacağız. namaz boyunca toplam dört kere tekbir getiriliyor. yani bugün Bakanlık Heyeti'nin toplu cenaze namazı kılınacaktı. dostluğumuz pekişsin!" diyor Kedi Kadın. Versene ağzının payını şuna?" Mister Spock ya da yeni adıyla Korkut Bey. Soğuğun tıkadığı ağızlardan. ne meydan okuma.. Nuh'a. eh benim yolum uzun. Karda envai çeşit ayak izleri. Abdestsiz namaz kılıp çarpılacaktık valla. kırçıl sakallı bir adamın kolunda. Zengin akrabalardan biridir diye düşündük.ruktan nem kapma be Mister Spock. Ben söz konusu ayakkabı dükkanından habersizdim. Gözümde siyah gözlük. İşittin mi Kızılmaske. dokuz düğüm olmuş." Çatlak sesli: "Toto oynama. /(. Hafta sonu. Beş kişiler. kolundaki kadını işaret ederek "Uçan Kız'la sen bir kenarda bekleyeceksiniz." 17 . Dracula. Nuh'a da aynı yöntemle ayakkabı gön-deriliyormuş ve o Gıcırbey'den şüphelenmiş. ama size eşlik edeyim ki bir arıza çıkmasın. g. başımda beyaz takke. derin bir nefes alıyor: "inançlarım gereği. Meğer. aralık dudaklarını oynatmadan soruyor: "Nerde kaldın?" "Anca gelebildim. "Ayol bize de bir cigara ver. Kızılmaske diye hitap ediyorlar? Tarzan öyle şişman ki." Kızılmaske. Mister Spock. tatilin doğası gereği verimsiz geçmişti." Dracula: "Karambolden cennete dalacak. Dokununca. belki bizzat kendisi gelir diye düşündüm. konuşma balonu gibi buharlar yükseliyor. Sübhaneke'yi okuyorsun.

Elvis. Henüz tam uygarlaşmamışız. Beş Gölgeden Kaçış] Otuz sene evvel otuz yaşındaydım. Hem de nasıl." 83 Ben böyle kendi yağımda kavrulup yanarken. Yeni bir heyet teşkil edilecek mi.. ceylan sütünden yoğrulmuş.79 Camdan dışarıyı seyreden Tom Braks elini yavaşça sağa sola sallıyor: "İçmeyin şu mereti yahu... kalın camlı gözlüğünü düzeltti. Bir akşam. Damarlarımda. Piranalar. vicdan gibi kelimeler tedavülden kalkmamıştı. söylene söylene kalkıp tuvalete yollanıyor. Kemal Tahir. n'olmuş ona?" diye temkinlice soruyorum. Tanju Okan. Nasıl utangaçtık. Dracula başını geriye atıp alnını kırıştırarak. tiyatro. Tarzan. pazartesi günü. Yaşlandığınızda. Sovyetler Birliği dağılmamış. Ferit Ağabey pattadak "Filmde oynar mısın Korkut?" deyiverdi. Hart diye dilime bir asma kilit geçirip çenemin altından kilitliyorlar sanki. ciğer onların" Dracula her zamanki hoyrat neşesiyle geveliyor.. Fotoğraflar silme siyah-beyazdı." Müziğin sihirli mancınığı. "Sahi mi söylüyorsun Ferit Ağabey?" Kaim kenarlı. Behiye Aksoy'un meşhur Yalan Dünya şarkısı çalıyor: "Bir garip yolcuyum hayat Yolunda I Yolunu kaybetmiş. gönül verdiğimiz kişiyi incitmekten de. yani Perihan'ın tuzu kuruydu. prostatitli kovboya sesleniyor: "Sifonu çekerken takma dişlerine mukayyet ol!" Uçan Kız'ı arıyor gözlerim. gibi soruların cevapları merak ediliyor. Cüneyt Arkın. Seyrettiğimiz filmlerdeki yetim çocukların. Ve hepimiz Müjde Ar'ı düşlerdik. zenginlikten bahsediyordu. ebediyen saklanan sırlara dönüşürdü. grevler." "Eee. Uzun yakalı dar gömlekler. [ELMORE LEONARD. hayat yolunda Ümitsiz sevginin kurbanıyım ben.. onu ne zaman görsem.. Gözleri yıkanmış üzüm parlaklığında." Ağzım açık kalakalıyorum.. Uçan Kız. kemiğimizi çürüten fukaralığın üstüne kat kat. onun karşısında küçük düşmekten de ödümüz kopardı. yorgun babaların hallerine hüngür hüngür ağlardık. Faşizm kahrolsundu. Sahneden stüdyoya. Yedi kat yalnızlığa gömülmemişiz. Haklıydık. yüzyılın en güzel yılları.. zekam. mücevher gibi bir dilber. Federico Fellini. İçimde kamyon lastikleri yakılıyordu. İspanyol paça pantolonlar giyiyorduk. 1970'lerde. Beşiktaş sahilindeki Birdirbir Birahanesi'nde oturuyoruz. yavru kuşlar gibi heyecanlanırdık. Solcuyduk. o zamanlar aşklar ömür boyu sürerdi. Sendikalar. kıran kırana kavgalar. Mutfakta olmalı. Benimse işim yaştı. eğri büğrü gülerek omzuma vurdu: "Sahi ya. duymuştuk da inanmamıştık. otuz yıl önceki olaylar. Haysiyet. Akikten bir kız. Şangır şungur kırılıyor bardaklar. Ekmeğimi tiyatrodan kazanıyordum.. Orhan Gencebay. taptaze bir umut çınlıyordu. Alınteri mukaddesti. kalbim kanlı bir yumruk olup göğsümü dövüyor! Bal rengi saçları. Çakırkeyif.raklara yan bastılar! Hepsi imamın kayığına bindi! Zinhar g.. bir insanın başına gelebilecek en beklenmedik olaydır" demişti. ikindi namazını müteakip Cebeci Asrı Mezarlığı'nda toprağa verilecek.. Tonla dallama da yelkenlendi. saat 16:00 sularında meydana gelen olayla ilgili tahkikatı sürdürüyor. verecek cevabım yok!. dün.. zehirli dumanlar yükselecek. bir bana. perişanım ben I Mecnun misali gurbet ellerde I Ümitsiz sevginin kurbanıyım ben I Yalan dünya. Polis. sevip saydığımız gazeteci bir ağabeyimiz vardı. kazanacaktık. Çayları getiren Uçan Kız'ın elinden tepsi düşüyor. bahtsız annelerin... Halbuki çevresine yeşil sinekler gibi üşüşen heriflere. al kendin oku!" Gazeteyi alıyorum ve mırıldanarak okuyorum: "Gönül İşleri Bakanlığına bağlı Heyet'in 22 üyesi. dimdik ayaktaydı. bütün hücrelerimize azim aşılıyordu.. "Oha!" Hepimiz Dracula'ya dönüyoruz. fakat güçsüz değildik." Dracula. Nostalji yoktu. y. Marlon Brando. Bir gülücük. Aşktan nasibim bu kadardı. 'Dabıl Yu' lakaplı Yunus Yumak. beni hayal âlemine fırlatıyor. Mehtapta yüzen beyaz bir gonca. Leon Davidoviç Bronşteyn Troçki [1879-1940] "Yaşlanmak. perişanım ben Alın yazımmış. Âşık Mahzuni. nah böyle derisini tuzlarlar adamın! N'oldu? işte.." "Yeteeeeeeerrrr!" Paltomun cebindeki AŞKart'ı çıkarıp şak diye masaya vuruyorum. Kocaman güneş gözlükleri takardık. John Lennon. Attilâ İlhan. çaresizliğe meydan okuyor. "Hass. Fenomen gazetesinde sinema. Yılmaz Güney. kitap eleştirileri yazıyordu. fokur fokur kaynar katran dolaşıyor. 'Bu vahşetin sorumluları cezasız kalmayacak' derken. Depresyon yoktu.. Allah bizimleydi. Kalaya başlıyor: "Gönül İşleri Bakanlığı zaten kaşkarikonun claııiskasıydı. Tom Braks. mahcup. İnanın bana. Hafızam. Fakir.. Clint Eastwood. Neşet Ertaş. Efkarlıydım. kıt kanaat geçiniyordum. ne sandın?" Uzay Yolu [Star Trek] dizisinin sinema versiyonunu yazmış. Bob Dylan. elma şekeri gibi gülücükler dağıtıyor. "O yobaz katırların kıçını mühürlemişler!" "Ne? Ne zaman? Kim?" Dracula’nın keyfi gıcır: "Bakın bakın" diyerek gazetenin birinci sayfasına işaretparmağıyla vuruyor "Vallahi de muşmulaları kaynatmışlar. Kocaman vidalar gibi gırç gırç döne döne batıyordu kalbime: “Bir gün gibi sanki geçti seneler Ümidim kayboldu. Dracula. ama onurluyduk. mazlum delikanlıların. Allah'ım. O hortikler ne çakar aşktan. 1 Mayıslar. Yönetmen." "Bırak tüttürsünler. bugünkülerden daha gerçek görünür. Kedi Kadın. kaçamak bir bakış. gönülden?! Hiç! Hafız düdüğüyle racon kesersen. 18 . namus. Spock / Korkut Üneli] Mazi ile bugünü birbirine karıştırma. gıcır gıcır gurur kostümleri giyerdik. favoriler uzundu. Şarkılarda daima. Pink Floyd. kimliği belirlenemeyen kişilerce katledildi. Şarkılar.. sosyal demokrattır.ktir. bayram şekerinden. Kayısı hamurundan. bir masadaki karta bakıyorlar. Oğuz Atay. En büyük hazine kalbimizdeydi. Canımıza yapışan. bir merhaba. muz kabuğu gibi pürüzsüz yanaklarından süzülüyor.. herşey bomboş /Hancı sarhoş. yoksul kızların. Komşuluk ölmemişti. 20. bilincim sıfırlanıyor. Karşısında tek kelime edemiyorum. Eyyub sabrıyla izliyordum. Perihan'ı kıyıdan köşeden. "Şu Gönül İşleri Bakanlığı vardı ya?. boykotlar. Çekirge. havalara uçardık. Mike Hammer merakı ve Hz. bakanlığın dağıttığı AŞKart'lar geçerliliğini koruyacak mı. devlet kapısında alayının kuyruğu düğüm oldu!.. Karun kadar zengindi.. Zayıftık. İsmet Özel. Bruce Lee. Charles Bronson. Gönül İşleri Bakanı Mithat Hattat 'Acımız büyük' şeklinde konuştu. Komşular sağdı..tünden büyük os. Stres yoktu. Bir kız. Başbakan Bekir G. Ferit Ferik adında. Felekle kapışıyor.. yer sofralarında yürekten şükrediyorduk. Dracula geri adım atıyor: "Ağır olun! Dünya benim kıçımdan çıkmadı!" 1970'lerde Allah bizimleydi [Mr. Muhammed Ali. Heyet üyelerinin naaşları. Uzaktan sevmek diye de bir şey vardı.. Baretta [Robert Blake]. Sakaldan kesip bıyığa ekleyerek. Çay tepsisiyle gelir birazdan. yolcu sarhoş. Yani avucumu yalayıp sigara içiyordum. dublaja koşuyordum. Edebiyat. Kızılmaske. Adımı sorsa.rmayacaksın aga. PAP'tan hiç hazzetmiyor. Bir of çeksem ağzımdan simsiyah. Tom Braks apışıp kalıyor. Yarı saydam. Karşılıksız aşklar. camdan el salladı mı. Yoksulduk. Seslendirmeden de harçlık mesabesinde birşeyler kalıyordu. Hayat çok hızlıydı. Saçlar kabarık. Bana da Mister Spock rolünü öneriyor. Çünkü tarihimiz bize kudretten.. Perihan Pirana'ya meftundum. Değirmenlerle savaşta yenilmemişiz daha. can onların. İki senaryosu filme çekilmişti. 1970'ler..

gelecekten daha çok istikbal vaat ediyor. en yumuşak yataklar. Bedenim bir hapishaneye dönüşmüştü: Etten duvarlar. bilemiyordum. Saymakla bitmez. mutfakta sofrayı hazırlayan Venüs'e yeşil zirkon bir kolye hediye ettim: "Eğer beğenmezsen intihar ederim. Fakat maalesef daha sıvası kurumadan tapınağımıza yıldırım düşmüştü. kalbim. kötü taklitlerdi. Yüzlerimiz. Eugene Ionesco'nun Gelinlik Kız’ında Bay'ı. radyo dinliyordum. Uzay Yolu Marslıların Bedduası filminde Mister Spock oldum. Çocuk oyuncağı." 86 Venüs. bir dövüş yeminine. Aşkımı Perihan'dan gizlemiştim. Nikah akdimiz. Benliğimi saran aptallığın laneti. Dracula . her sabah erkenden dükkanın yolunu tutuyordu. 84 Hiç de öyle değildi. anahtarı da yutmuştum. yemeği devlet ısmarladı... Karımın benimle ilgilenmesini sağlamak istiyordum. Saça iki makas vurup. Ferit Ağabey benle röportaj bile yaptı. Venüs Lüfer'i eş olarak kabul ediyor musunuz?" "Evet" dedim ve bir alkış koptu. Kedi Kadın Derdini Ecele Aç. Tuhafiyeciydi. Vahim olan. Laf aramızda. şimdi kefenimizin astarı oldu. aynı tapınağın Budist rahipleri bile zaman zaman tartışır. Ve en önemlisi. fermuarlar. Neredeyim. ona göre. bütün doktorların siyah giymelerini emrederim. O dönemin en büyük yapımcısı merhum Bahri Buhara. Sinema salonları dolup taşıyordu.Kavalyem Azrail. unutulmuş filmlerdeki isimlerimizle hitap ediyoruz birbirimize?.Korkmak Bazen Günahtır. Kızılmaske . gece lambasının pembe ışığında beni tartakladı. Gelgelelim. çalıştığı şirketteki masasında çene çaldık. Morukladık artık. dümdüz.. Evlilikte olur böyle şeyler. Her pazar burada toplanırız. Acıklı karikatürler... Bilen bilir. yatağımız ringe dönüşmüştü. Yüzümü uzun uzun inceledi ve muslukları açtı. Aynaya bakınca "Sen de kimsin?" diyordum. Zaten televizyondaki dizide Mister Spock'ı sen seslendirmiyor musun?" "Evet ama. Korkut'un Mübeccel'e faydası yok [Mr. Mahvolmuştum. Gerisi. Hepsi. Bir anda şöhrete kavuşmuştuk. Evliliğimizde yeni bir dönem başlıyordu. Gazetelerde benden Mister Spock diye bahsediliyordu. Perihan'ın adını sayıklıyormuşum! Venüs. Harold Pinter'm Gitgel Dolap'ında Gus'ı. haşlanmış bir pancar şekline girmişti. Venüs'ün parlamasına sebep olacak sözler söylüyordum. tahta suratlı doktor. kaşımı açıyor. kendimiz de büsbütün kaybolduk. Yıldızımız saman alevi gibi parladı ve söndü." "Adamı hasta etme. adi zampara!". Allah selamet versin. Gece. muhabbet ederiz. gerisini bana bırak. saçma sapan bir röportajdı: "Mister Spock'ı uzayda bulduk. Yağmurda ıslanmamı engelleyen birtakım haplar alıyordum. neden otuz sene evvel oynadığımız. Peder bey. Sahneye kebap gibi bir suratla çıkıyordum. derken kendimi nikah masasında buldum: "Saym Korkut Üneli.. Dabıl Yu beni beğenecek mi dersin?" "Sen 'He' de. Karımın neşesi.Kiralık Kefen. Galaksi çatırdıyor!. Yine ekmek derdine düştük. baba ocağına döndüm. Bir sabah uyandım. Uykuya daldığım anda. tiyatrodan atıldım. Onlar ayvayı yerken. 19 . kendimi unutmamdı.. Deliksiz. Fî tarihinde giydiğimiz parlak pelerinler. Tam iki sene. midemde barbar cüceler ateş yakmış tepiniyordu. Kaptan Amerika [Kerem Kerempe] ise Artvin'deki köyüne yerleşmiş. Kayışı koparmak üzereydim. Uçan Kız .. ben hapı yutuyordum.. günlerden ne. Fiyakamız yerindeydi. bize içini döktü. n'apıyorum. dayak lordu Jackie Chan yumruklarıyla gözümü morartıyor. Bernard Shaw'un Pygmaîion'unda Higgins'ı. Sessiz sedasız aklımı oynatıyordum galiba. Seyirci bir-iki seyretti. Birgün. Ne oluyor demeye kalmadan askerî darbe geldi. Yarasa Adam [Mikail Mika]. 1980'deki askerî darbeden sonra. Çay içer. Perihan Pirana'yı çoktan unutmuştum. Kahroldum. Süper kahramanlıktan. Oraları kurcalamayız. Dördü rahmetli oldu. Akşama kadar evde pijamayla oturuyor. profesyonel bir dalkavuk edasıyla bana kelime masajı yapıyordu. Devamı da çekildi: Astronot Niyazi Uzay Yolu'nda. "Alçak herif!". Elimde yetki olsa. Diğer ikisi. ruhumu kısırlaştırmıştı.. Sağolsun. düğmeler. hakikatte kimiz. Ben ki. Max Frisch'in Philipp Hotz'un Büyük Öfkesi'nde Philipp Hotz'u oynamıştım. dilimizi bilmeyen bir adama yâr olmuştu. kaybetmekle kalmadık. Beynim karınca yuvalarıyla dolmuş. Tiyatro lobisindeki masalardan birinde oturmuş laflıyorduk.. saat kaç.. akıl hastanelerindedir. Mecidiyeköy'deki Apaçi Apartmanı'nın 13 numaralı dairesini." gibisinden sulu zırtlak laflarla sunulmuştu. o iş başka bu başka?" "E oyuncusun da?" "Doğru diyorsun da. birbirimizi sahiden anlıyor muyuz. Spock / Korkut Üneli] Geçmiş. tokmak Venüs'ün elindeydi. Şırıl şırıl gözyaşı döküyor: "Kim bu Perihan?!" Uykuda. Elime üç kuruş para geçti. İstanbul'da oturmuyor.. çocuk oyuncağıydı. Feleğin sert bir sillesiyle dünyaevine girmiştim. Filmlerimiz çok çabuk unutuldu. nur içinde yatsınlar: Örümcek Adam [Pertev Paker]. Hunisini kaybetmiş deli gibi aranıyordum. "Boyun devrilsin. Tipin de müsait hem.. sonra alay etmeye başladı. kulaklara sakız yapıştırdık mı. doğduğum günkü kadar çaresiz hissediyordum. Yunanlı bir şairle evlendi. Samatya'da köhne bir binanın giriş katı. ne bileyim Ferit Ağabey?. kumsaldaki yazılar misali siliniverdi.Gorilin Kariyeri. hangi yıldayız. Yazgımın eğri çizgisini izlerken karşıma Venüs çıktı. tüylerimi ürpertiyordu.. bu harikulade!" deyip bana bir öpücük verdi. Mandrake [Vecdi Cıva] ve Süper Kız [Rana Anar]. 1909-19971 Perihan Pirana. Suç bendeydi. vasiyetinde bizden bahsetmiş. Münih'e gitmiş. sekiz köşe oldu: "Korkut. bocalıyordum. çulsuzluğa kesin dönüş yaptık. çengelli iğneler arasında ölümü bekliyordu. Davul benim boynumda. vaktiyle fantastik filmlerde rol alıp da sonradan 'düşen' kimi pabucu yarımlara yani bize bırakmış. Yaşlı anacığımla baş haşaydık. kemikten parmaklıkların ortasında büzülüp kalmış. artık süper kahraman değiliz. Tarzan . Ağlaya ağlaya Atina'yı bir Türk gölü haline getirsem. Birbirimizle gerçekten dost muyuz. O da. dudağımı patlatıyordu: "Kime 'sevgilim' diyorsun sen ha?!". Taburcu edildikten sonra. Hollywood yapımlarından aparılmıştı. Şimşek Hafiye [Hanifi Nahif] Almanya'daki kızının yanına. Çok fena çuvalladık. Mister Spock’ın kralı olursun alimallah!" Yunus Yumak beni kadroya hakikaten dahil etti. Kendimi. kafamızda paralandı. çerden çöpten fantastik film çekildi Türkiye'de. öpücüğü kondurduğu yere bir Osmanlı tokadı çakarak uyandırdı beni! Sersemlemiştim. belki biraz açılırdım. Shakespeare'in Hamlet'inde Horatio'yu: "Bu bahsi kaybedeceksiniz efendimiz!" Sinema bahsini kaybettik. 'Meslekte yetersizlik' gerekçesiyle. Kumral bir muhasebeci. 'Sabah yıldızı' kayıplara karışmış! Bir daha da geri dönmedi. Birçok arkadaşımın aksine ben hapishane yerine tımarhaneye tıkıldım. Aşk Tanrıçası' karım. Film tuttu. gibi tonla film. orlon yumakları."İyi de. Neden böyle oldu? Çünkü bu filmlerin tamamı. Bir daha da belimizi doğrultamadık. Venüs yok. Tom Braks . [PAI PU. Cebimiz para görmüştü. Tabut kadar bir yerde. Repliklerimi hatırlayamıyor. Benim ketumluğum yüzünden. Biz aslında onüç kişiydik.Şeytanın Tekerlemesi. 1970'li yıllarda böyle bir yığın. oradan bir pastane masasına geçip havadan sudan konuştuk.

her şey berbat olabilirdi. gece sona erdi sanarak Yanağını eline ne güzel dayamış. çünkü babam öldü. Polis de bebeğin izini bulamadı. Evdeki İnanç Dünyası' atmosferi bana iyi geldi. Sakalım bir saniyede uzamış. Genç değildim belki. fakat adamcağızın kafasını ütülemekten geri durmuyordum: "Kadınla el sıkışsam abdestim bozulur mu?" "Hayır. "Kadınlar niye gelmiyor bizim camiye?". Clint Eastwood'un başındaki kovboy şapkasını çıkarın. dua ediyordu. baki Ne olur o yanağa değebilmek için ben Elinin üzerinde olsaydım bir eldiven. Yıllar. Suratıma dikkatle baktı: "Siz. Amin. Kahkahalar patlıyordu. Gönlüm. Elinden her iş gelir. büyük şöhret ve mutlu yuva ümitleri çözüldükçe. "Allah'ım! Senin rızan için oruç tuttum. Çoluk çocuğun maskarası olmuştum. Fakat korkunun ecele. defile kuğuları. Mister Spock'sınız. benden beş-altı yaş küçük bir adamdı. Çenesi düşük değil. Hayat boyu kabızlık çekmiş bir ölü gibi bakmıyordum. kelebeklerin. Ramazan ayında. Senaristin vârisleri. Sapsarı. Hepsi de dünya ahret bacım. emin galiba. değil mi?" "Evet imam hazretleri.. siyah beyaz televizyonda yayınlanan duayı ezberledim. anneme "Teğmen Uhura. haram mı?". Babam da namaza başlamıştı. Yanlış düğmeye basarsam. adı konmadan kayboldu. Ölü os. gazeteciler ve tabii sivil halk. dükkandayız. bu yüzden cehennemde yanar mı?". bürokratlar. Gençken. sinemacılar.. oyunculuğu mu daha kötü karar veremediğim bir züppe. Ve ben onunla karı-kız muhabbeti yapmanın yollarını arıyordum. Elmalı kurabiye gibi bir hatun. fakat ihtiyar da sayılmazdım. Sana dün Kocatepe'den bir baktım Aziz İstanbul Kocatepe Camii'nin avlusu öyle kalabalıktı ki. Mübeccel'in hayatı kaşla göz arasında kayıplara karışmıştı: Erkeği. ilk kalp krizini atlatamadı. gözyaşı fıçıcıklarım taşıyordu. bebeğini. Yâ Rabbim. duaydı.. Burası. güvenli bir yere ışınlamanızı rica ediyorum. yoksulluktan süs biberi gibi kızaran eksik etekler. cadalozlar. Dükkan bana kaldı. tespih çekiyor. Boşandılar.. ekmeğimizi iğnenin deliğinden geçireceğiz. devletimi ve inananları koru. Namaz kılmayı öğrenmek istediğimi söyledim. Korkut'un Mübeccel'e faydası yoktu. Tam sırasıydı. Hödüklüğün Everest zirvesindeydim. Bizlere yaşama sevinci ver. delirmeyeceğim. genç bir memur "Bu kadının anne olmadığını bebek de anlamış" diye söyleniyordu. senaristi. ailemi. Uçan Kız'ı canlandırırken kafası iyiydi yani.. merhaba diye sarılsam. geviş getiren kederli bir çift manda gibiydik. Ağlamaya devam ettim. hâlâ. Müjdeyi vermek için aradıkları babanın. Dükkanın bir adı yoktu. babam elini omzuma 80 89 J^ koyuyor "Aslan oğlum. o da bana baktı. Bence hâlâ harikulade.. İlyas Hoca bana bir ilmihal kitabı vermişti. Burası kapsül mapsül değil. güvercinlerin yani baharın şakrak kuşatması altında. Onun Nişantaşı'ndaki dairesine taşındı. fettanlar. ben bazen dükkana bakıyordum. sana sığındım. Cumhurbaşkanı. uzay gemisinden ayrılan kapsül gibiydi. Bebek. kaçırıldı mı. "Parkta bir fıstığa uzun uzun baktım. Uçan Kız'a kaydı: Mübeccel Ecel. Mutlu bir aile hayatı istiyordu. özellikle de namazdan sonra duada kendi kendime şaşıp kalıyorum.. hepsi elinden alınmıştı. Müzikallerde rol alan. tefsir derken. Sana inandım. Diyabetik bir yapımcı tarafından hastanede keşfedildi. Taburcu edildiğinde bambaşka birine dönüşmüştü." "İnşallah. ibadet ederken. n'oldu? Loğusa bir keş olan Mübeccel büsbütün perişan haldeydi. camiye gidip imamla görüştüm. yardımını esirgeme ülkemizden. Dört bir yanda irili ufaklı düğmeler. "Ben n'apıyorum böyle? Sosyalist bir tiyatrocuyken. Ayyaş ile keşin ittifakı. Laf aramızda. kendinden yaşça küçük bir adama gönlünü kaptırdı. Mübeccel. Mahalledeki bacaksızlar etrafımda dönerek "Mister Spock! / Sivri kulak! / İşi gücü / Işınlanmak!" diye coşuyorlardı. Karl Marx’la ayaküstü helalleşip farza duran cemaate yetişmişim gibi. Allah şahit. Karşımda oturuyordu işte. Dikensiz bir kaktüsün bitkisel yalnızlığı içindeydim. hükümet üyeleri.. yerine beyaz. sesi mi. Hem seviniyor hem utanıyordum." Ramazan'ın sonlarına doğru bir akşam. bir tek kar tanesi bile yere düşmüyordu. Yo yo. makiniste treni durdurtacak kadar güzeldi.. Zamanla toparlandım. bonzai boylu al kimonolu kız kuruları. beni cehennemden uzak. Caminin bahçesinde. Sorularım bitmek tükenmek bilmiyordu: "Bir kadının ağzını öpsem. kar suyuyla demlenmiş çay gibi bulanık yüzünde. "Arkadaşım olan bir kıza. Garip ama hamileliğini. Hamdolsun verdiğin nimetlere. enikonu softa bir tipe dönüşmüştüm. polisler. On senedir. lafı hatunlara getirsem. Nikahlandılar. yazarlar. kara çarşaflılar. ünlü şarkıcılar. Köpek kulübesi genişliğinde. neden böyle zincirlenmiş bir ördeğe döndüm ben? Ürkek atın korkak süvarisiydim. Derken.. Validem sürekli namaz kılıyor. Üstelik bina yıkılıp yerine yenisi yapıldı. nereden esti de her gün beş vakit kıbleye dönüp secdelere kapanıyorum?" Sanki her şey bir anda olmuş. imam İlyas da biraz bunalımlıydı galiba. ortada bunlara dair hiçbir ipucu yoktu. milletvekilleri. oruç gider mi?". Ey bağışlaması bol Rabbim! Beni. Ağzımın içinde bir eşekarısı yuvası vardı da.Bazen bakkala gidip ekmek filan alıyordum. biraz dalgamızı geçsek. çalışma odasında cesedini bulmuşlar: Moruk. telefon kulübesi yüksekliğinde bir yer.. babamı. Fıkıh. Kırkıma merdiven dayamıştım. günah yazılır mı?". bir tekine bile yan gözle bakmadım. Senin rızkınla orucumu açtım. evi. hoş geldin. Her türlü güçlüğe karşı dayanma gücü ver. Ela gözlerinde kor zerrecikleri. Namaz 20 . Bebeğin dünyaya nikotinman. subaylar. Gün boyu türlü türlü kadınlar geliyordu: Balkabağı azmanı kocakarılar. İşler yolundaydı. Erken yaşta. annemi. Bir yaz günü. lolitalar. Çocuk daha kulağına ezan okunmadan. işlemeli bir takke takın. Selvi Boylu Al Yazmalı gelinler. akşamsefalarının.. bir banka müdürüyle evlenmişti. uzun. Mübeccel hamile kaldı. Nişantaşı'ndaki daireyi unutmuştu. tövbeydi. alkol ve uyuşturucuya sardırdı. saçım şak diye ağarmış. Aylarca tedavi gördü. Apaçi Apartmanı'ndaki dairede arkadaşlarla buluşuyoruz. 'Camideki Uzaylı'ya çıkmıştı adım. Sigara hariç bütün kötü alışkanlıklarını terk etmişti." "Emin misin İlyas Hoca?" Suratıma yorgun argın bakıyor.ruğu gibi solgundum. seninle gurur duyuyorum" deyip alnımı öpüyordu. milletimi. bebeği.. İçkici kartaloz bir senaristle yakınlaştı. dudaklarımdaki mührü sökerek bir faciaya sebep olmak istemiyordum sanki. sağlık ve afiyete. ince. Senin her şeye gücün yeter. Ne yazık ki ilk kocası. kaldır beni sahura" dedim.. Daha da garibi. Sonra. şakağına kurşun sıkarak intihar etmiş.. senaristin evini temizleyen köylü kadının eline doğmuş. alkolik ve eroinman olarak gelmesi için uğraşıyordu sanki. Cumaya babamla beraber gidiyorduk. Mübeccel'i sokağa atıp daireyi sattılar. pencerede beliren Juliet'e seslenen Romeo gibi şakıyabilirdim: Gökyüzünde fezanın içersinden gözleri Öyle parlak bir ışık yağmuru serpiyor ki Kuşlar ötüyor. O da dansçı kızlarla aşna fişne yapıyormuş. öldü mü.. işte bizim imam İlyas. Koydum: ACAYİP TUHAFİYE. şükürdü derken. Hiç unutmuyorum. allı pullu matruşkalar." Şaka maka ibadetti. Beyaz perdede dikiş tutturup üne kavuştuktan sonra bebek doğuracaktı. Rahmetini. "Karım beni terk etmişti ya. Hemşireydi. Uçan Kız'a bir türlü açılamıyordum. yıldırım hızıyla geçiyor. bisküvi elleri. Ben de onlara dizideki gibi "İyi ama bu mantıklı değil" diyordum. Minnacık bebek. sahneden camiye 'dızzzt' ışınlanmışım gibi bir şok yaşıyorum.

Köpeklerin dilinde hav. kurnazı.. yazar Aziz İstanbul'la yan yana. Zira sonsuzlukta yolumuzu ancak ahitle bulabiliriz. işitmişsindir. zavallıyı. Uzaylı Kıyması. Bir kumandanı. Aziz İstanbul'un yaşı elli küsur. Cadı sidiği ve dedikodu kokan. bir deliyi. Peşlerine düşmedim. insanlığımıza hakim olma.. avukatı. Ardı arkası kesilmeyen ibret ve hikmet patlamalarının arasında yaşadığımızı fark ederiz. Bütün sanatlar. Bir sigara yakıyorum. her harfi beni benden alıyor. büyücüyü. bize insanların ruhunu sezme. Cesedini işte bu münasip çukura fırlatıyorum. Günaşırı şereflendirdiği Kırat Kıraathanesine. takdirin. terbiyenin namütenahi hulasasıdır. saç boyasını ekmeğe sürüp yiyor sanırsınız. "Fakat atasözlerinin yarısı. Kâdiriyye Şeyhi Dalyan Efendi'nin sözüydü? Yoksa. Dracula ve diğerlerini gözden kaybetmiştim. adeta hayatıma ara vermiştim. tedbirin. omuz omuzaydık." Aziz İstanbul'la benim Vosvos'a atlıyoruz. Karacaoğlan. Pipo gibi bir şey yani. On senedir. Anlam. Birbirimizi hakikaten tanımamız. edebiyat sanatı sayesinde keşfederiz. Aziz İstanbul'un konuşması. aklımdan geçenleri okumuşçasına arkasını dönüp kalabalığa karışıyor. Ahlaki olgunluğun. Yine de hünerli yazarın sözünü bölmüyorum. Nasıl döneceksin. benzer şeyler arasındaki farklar ile farklı şeyler arasındaki benzerlikleri kurcalarız.. çığlıkların payı büyüktür. artistik jestlerle biçimlendiriyordu: "Bir millet edebiyatıyla yaşar. önce şiirlerle. "Sen sigara içer miydin?" deyip bir tane alıyor. Ve başlıyor anlatmaya: "Bu mereti dörtyüz senedir tüttürüyoruz. Kafamı kaldırınca Ezel Zelzele'yle bakışlarımız buluşuyor. Tütünü lüle' denilen bir yuvaya doldurup çubukla içiyorlarmış. vicdan hassasiyetinin. Yaprakların bakışlarını. bir şey mi söyledin?" "Hayır. Bir fotoğraf albümü. talebeyi. Dua edildi. İngiliz gemicileri limana yığmışlar balyaları. aşkın. soru soramaz. Şairler. derinden kavramamız edebiyat sayesindedir. hayatın mânâsını pekiştirir. yazarlar bizim gerçek büyüklerimizdir. Kalbimiz ile beynimiz arasında işlek kanallar.. İyi ama. sahip çıkma gücü verir. zalimlikten. kelimelerinden tanırız. hem ormanı görmemizi sağlar. Bu kelimeleri onlara biz insanlar öğrettik. bu. Yeminler ederiz. korkağı. Muhabbeti yani sevgiyi biz sohbet anlamında kullanırız. ruhum büsbütün çürüyecekti. savaş çığlığını yarım bırakma. sanat eserleri. tüneller. kıssalar. Müjdelerin taşıyıcısı kelimelerdir." "Eyvallah. problem çözemez. cömerdi. ölümün özenle hazırlanmış tek kişilik yataklarına varıyoruz." Pür dikkat dinliyordum: "İnsan değil. mânâ ise hakikatin kendisidir. Kalp atışlarımızın. Her cümlesi. çiğlikten. meyvelerin soluğunu.. Mezarlığın veda mektubu gibi kısa patikalarından. Öndeki tabuta geçiyorum. elimizdekinden farklı bir sonsuzluğa sevk eder. Boş bir mezarın kıyısında duruyorum. Mânâ ile anlam arasındaki ayrıma temas ederiz. ölünceye kadar sıktığımı hayal ediyorum. teşekkür ifadeleriyle örülü sözler işitmek içindir. Hicaz güneşi gibi vicdanımı bronzlaştırır: "Sen Tibet'e gittin. Heyet'in katledilmesiyle." Bu. Sigara kağıdı yok ortada daha. beşer olarak doğarız. Aptallar îçin Yarım Akıl ve Pişmiş Tavuğun Çiğ Gölgesi adlı kitaplarını tutuyorum. Kısık sesle "Teslimiyette. taşıdığımız ceset sandığında Dalyan Efendi nü var? Bana bir son dakika uyarısında mı bulunuyor?! Aziz İstanbul'a dikkatle bakıyorum. cevap bulamaz.. her kelimesi. Tam ikiyüz sene öyle çubukla tüttürmüşler. suçbilimcilerin şablonlarıyla yetinelim? Söyle bana Fu. zaferde. sulhun. Kedilerin ağzında tek kelime: Miyav. Edebiyat mırıltının ve naranın yerini tayin eder. tembeli. insanlığımızın hizmetindedir. Kuzular meler. fahişeyi. bir nar gibi.. yamuk yumuk sandalyeleri kördüğüm olmuş bu salaş mekanda. bir yağlıboya tablo. Osmanlı'ya tütün 1606'da getirilmiş. Ayaklarımda mezar çamuru. dâhiyi. eski bir Çin atasözü ne der? Fısıltı. Ezel Zelzele. Allah bize kitap gönderdi. aklımız neye erer? Edebiyat bilmeyen. İşte cenaze merasimi bitmişti. hayatlar kurulur kelimelerle. Yunus Emre. tokuşan bardaklar gibi taşmış. arabama doğru ilerliyordum. O günden beri yürüyorum. Çünkü aslında her biri yalnızca belli durumlarda geçerlidir. Aşağıya bakınca başım dönüyor. Bir ülke. Sarayların bahçesine kınsız kılıçlarla dalacağız. hikayelerle. dirençsizdir. hoyratlıktan." Cenaze arabaları. Sağlam bir edebiyat donatımı. biz aşkımızı kafamızı kaşıyarak. Cenaze namazı sırasında. sevgi dolu. kültürün garantileri nispetinde himaye edilir. mânâsını öğreniriz.. İnsan yavrusu. En çok da Dört Ayaklı Şahitler. İnsan olmak. kıble rüzgarı gibi gönlümün pasını pasağını siler." Sözlerini. fil ya da bit yavrusundan farklı olarak. Niyazi Mısri ne diyor? 'Burhan sorardım aslıma/Aslım bana burhan imiş.. Bebekler. Komşuyuz. Gönlümüz neye elverir. salağı. deyimlerle kurulur. Aziz Ağabey. dikkatin. incir gibi zamanla olgunlaşarak varılan bir mertebedir.' Biz yasakları çiğneyeceğiz. bizdeki karşılıktır. insan selinin üzerinde yalpalayarak ilerliyor. bordo çuhalı masalarına iskambil papazlarının sırtüstü düştüğü. muhabbetin. Bütün çabamız. evinin iki sokak arkasına taşındım. devletler. Paketi ona uzatıyorum. I. onu görmek için her fırsatta uğrarım.. kelimeler karşısında savunmasız. bir ezgi notası. Ölümün kör karanlığı gözümü alıyor. diğer yarısını yalanlar. Harfler. nefretin. koridorlar açar. fakat uzun saçları hâlâ simsiyah. Yuvalar. Âlim için sırlar. gövdelerin çarpıntısını duyarız. araban var mı?" "Ben dokuz aylıkken yürümüşüm. Harbin. çın çın ötüyor. Gözleri. Cahil için her şey kötü güçler tarafından korunan sırlardır. üzerlerine kat kat topraktan battaniyeler. bana bir başka Çin atasözünü hatırlatıyor: Kafan kesilse bile." 21 . zayıflıktan başka nasıl sıyrılabiliriz? Edebiyat. Cehaletten. zihnimi dezenfekte eder. gönül ferahlığının imkanlarını. anneyi. Nasıl ki okulda. üzüm. İz sürecek durumda değildim. Minareler sordu: "Nasıl bilirdiniz?" Kubbeler haykırdı: "İyi bilirdik!" Minareler: "Hakkınızı helal ediyor musunuz?" Kubbeler: "Helal olsun!" Mister Spock. canlı hücrelerdir. haykırıştan daha inandırıcıdır. nabzımızın. naaşları mezarlığa selametle ulaştırdı. sahiden anlamamız. vicdanımıza ne sığar. belki nimetler içinde en büyüğüdür. çatlak.. bir melodi. mahallede kötü arkadaşlarımız bizi sigaraya alıştırıyor. Her sabah. Ahmed zamanında. Onun gırtlağına yapıştığımı. Bir ara Mister Spockla aynı tabut altında buluşuyoruz. bir sinema filmi değil. burnumuzu karıştırarak mı ifade edeceğiz? Şiirler ne olacak? Kelimeler. Omuzlanan tabutlar. yedi ay önce. Hayati Tehlike'ye bunu ödetmezsem. 95 Bembeyaz ahiret pijamaları içindeki Heyet üyelerini usulca uzatıp. Türk milletini de tütüne İngilizler ayartmış. ilmimizi edebiyat dekore eder. Aziz İstanbul yanımda. Böylece. İnsan kemâle erer mi? Bu mühim bir soru.kılındı. Vahşi köpekler havlamazdı. Kürek kemiğime bir el dokunuyor: "Başımız sağolsun Fuat. Köroğlu. Tabutun altından üzüntüyle bükülmüş ağzı görünüyor: "Ne dedin?" "Hiç!" "Fuat. korumaya ziyadesiyle muhtaçtır. Hem ağaçları. yorganlar örtüyoruz.. Aziz Ağabey. ben ağzımı bile açmadım?" Kulağımı tabuta dayıyorum. Birbirimize söz veririz. bizi telef olmaktan kurtaran şifalı iksirdir: Bizi.. iradenin forsunu aşan bir imkan vardır" diyor. takdir. tavuklar gıdaklar. Görgünün vitaminidir.. Beden dili nasıl olur da dilimizden dökülen sözleri bastırır? Buna niye razı olalım? Niye şüpheli şahıs kalıbına girelim? Niye dilimiz dönmesin? Niye edebiyat varken. Dalyan Efendi'nin eklemek istediği bir şey yok anlaşılan. emeğin. Eşya. Onlara ayar çeker. nefesimizin tercümeleridir edebiyat. onun tüm hikayelerini okuyorum. dostluğun.

sönmemiş tütünlerden mahalle yangınları patlak veriyor. içkiye düşkün bir adamdı. On kişiyiz. Sahile ulaşma şansı yoktu.. At. Sumatra'da denizciliğe başladı. Bağdat'ı fethe gidiyoruz. İşte o gecenin sabahı imparatorluk halkı tütün keselerini çıkardı. Ahmed'den sonra I. Ve sahiden de bir kartal Hüdavendigar'ı yakalayıp Tibet'in yalçın kayalıklarına kadar taşıdı! Tam gagasıyla postu parçalamaya çalışırken.. Murad’ın katlettirdiği zavallıların ağzına da böyle tütünler. zaten yirmisekizinde sirozdan öldü.. çanımıza ot tıkacaktı. kelle avcısı bir dedektif padişah! Yasaklara uymayanları bizzat kendisi topuzuyla öldürüyor! işin tuhafı. Hakikaten. Kahvehaneler derhal faaliyete geçti. molalarda. Birgün okyanusta müthiş bir fırtına koptu ve gemisi battı. Enteresan olan şu ki. Onların yerine nalbant dükkanları. Aziz İstanbul." "Ben içmezdim" diyorum. şömineye." "Eyvallah. adamın birinin kocaman açılmış ağzına yüzlerce sigara tıkılmıştır. hürmet gören adamlarız. kirli bir naylon olup çevremize tıkışan dumanın içinden 96 konuşmaya devam ediyor: "1600'lerin başlarında halkımız komple tütüne başlıyor. E askerlerin bir kısmı firar ediyor. tütün içenlerin kelleleri etrafa izmarit gibi saçılmaya başlıyor. afyona." "Vay canına. bir tarih kitabının silik sayfasına bakar gibi bakıyor. bizzat kendisi kılık değiştirip ahalinin arasına karışıyor. Murad padişah oluyor. yüz sene süren bir tereddüt yaşandı. Hüdavendigar bıçağını çekip kartalı öldürdü. cellatların içinde koşuştuğu. ocağa yanaşıp. iştahla. sigarasını küllükte söndürüyor.. Bugünkü sigara yüzünden çıkan orman yangınları gibi. IV. Hattâ. dumanı yanan odunun kömürün dumanına üflüyorlarmış! Tiryakiler her Allah'ın günü kayıp veriyor. Dikkat et. kakaolu bir hamura benzeyen karlı toprak yollardan iniyoruz. 1640 senesinin 8 Şubat gecesi IV. tütünkeş kelleleri olduğunu düşün. İngilizler 'Bu tütün bir kısım hastalıklara şifadır' demişler. İçe içe karaciğeri çürütmüş! Şimdi biz 1635 senesinde olsaydık.. bıyıklar. Yine de millet. ne şifası? Kahvehanelere bir tütün dumanı çöküyor ki. Bunların bir teşkilatı. kementlerin. sohbetimize tat katan bu duman bizi boğacaktı. İstanbul'da evler ahşap. Bal ve pekmezle ıslatıp aromalı bir tütün elde ederlerdi. tütün yasağı devam ediyordu 100 Karadeniz'de Sümela Manastırı. dedektifler. Tütün piyasası Yahudi tüccarların elindeydi. yerlerde gördüğün izmaritlerin. Sultan Murad. loncası yoktu. haram mı. sisli ormanlara. Kimse 'Benimdir' demedi!. sarıklar kokuyor leş gibi!' diye. Yanında. katledilen dedelerini hatırladılar. ağızlarına da tütün çubuğu konulmuş!" Aziz İstanbul. Sonra. çubuklar. Tepe vahşi hayvan ve canavarlarla doluydu.. Bağdat yollarında ilerleyen orduda. bugün caddelerde. şekerli." 98 "Kim ki onlar?" "Ordunun yarısı! Üçpınar'a vardığımızda konaklıyoruz. Her sabah. Devrin alimlerinden Kadızade Mehmet Efendi de tam bir tütünle mücadele militanı. tıngır mıngır geze dolaşa padişahın otağının önüne kadar gelmişti. Ve 1623'te IV." diyerek. benden yirmibeş yaş küçük bir arkadaşımız olan Murad Bey. Bu benzersiz kısrağın eyerinde. 'Mahalleler kokuyor. o postu hayvan sanan aç bir yırtıcı kuş onu karaya taşıyabilirdi. gizli ajanlar! Bu manyaklar çatılara çıkıp bacaları filan kokluyorlar! Çünkü evinde gizli gizli tütün içenler. '1/ Duman avcıları.. kanlı fırtınalar koparıyor! Bütün kahvehaneleri kapattırıyor. Ne kadar İçmiş olmalı ki. Murad. Tam bir asır boyunca insanlar tütün içerken." "Nasıl?" "Farz-ı muhal. tütüne çınar veya incir yaprağı. Sen içer miydin?" "Kesinlikle evet. IV... Daha çocuk.. Ruhumuz bile duymuyor. palaların. oradan Hint Okyanusu'na açılıp Sumatra'ya geçti. sahipsiz. Onsekiz yaşında bir çocuk yani. tütün mamulleriyle savaşan gönüllüleri.Arabayla kahverengi-beyaz. Yine de tütünden büsbütün vazgeçmiyorlar! Tam bir çılgınlık nöbeti gibi. Bir nevi indi-bindi yapıyor. kokudan şikayet ediyorlar. Mevlevi dervişlerinin bu makamlara göre bestelediği ilahileri bugün sen ben hepimiz çok iyi biliyor ve her mübarek günde gecede kandillerde söylüyoruz. fiyatı düşük tutabilmek için. salgın gibi yayılıyor. Budist rahiplerden öğrendiği beş-on musiki makamı getirmişti. kuvveti dillere destan bir genç olduğu halde. sokaklarda kırk-elli ceset! Kafaları kesilip koltuklarının altına bırakılmış. "Öyle mi?" "Öyle tabii Aziz Ağabey. Murad'a çok yakındı ama yasaklar onu feci bunaltmıştı. fetihten sonra firar ederek doludizgin Basra'ya.. deli miyim. böyle idam edile edile yol alıyor! Tütün yüzünden! insan. silah arkadaşlarını imha ettirir mi? Tarih bunları yazıyor Fu. Sene 1638. sigarasından derin bir nefes çekip kaldığı yerden devam ediyor: "Her muhitte hafiyeler dolaşıyor." "Belki de atın binicisi zaten öldürülmüştü?" "Muhtemeldir. Tellallar. lüleler tıkılırdı. Senden beş-altı yaş. Şahane. Mustafa tahta çıkıyor ve iniyor. şak diye hepimizi kestirip atıyor! Reha bölgesinde ondört kişi. Sonra tütüncüler loncası kuruldu. Aziz Ağabey'in heyecanına efekt yapıyorum.. Padişah kıyafet değiştirmiş. Minibüse binip az ötede iner gibi. Anadolu'ya geldiğinde. Eski denizcilerden dinlediği bir hikayeyi hatırladı. Karadeniz ormanlarının kıyısındaki bereketli toprakta tütün yetiştirilmeliydi. muhteşem bir kırat bulundu. Halep'te yirmi kişi! Yirmi yuvarlak sigara gibi. Aziz İstanbul bir sigara daha yakıyor: "Bilhassa İstanbul'da. Osmanlı İmparatorluğu duman altı olmuştu! Korku ve keyif dumanı birbirine dolanmıştı. cepkenler. işlemeli bir koşum takımı vardı. Dumanlı dağlara. Bas bas bağırıyorlar. Horasan. yirmisekiz yaşında vücudu içerden çökmüş. lime lime bir karaciğerle ahirete intikal etti. Murad'ın cinai hatırını kırmazdım yani. bugünkünden beter. boşuna. fosur fosur çekiyordu. "I. O devrin. Onun da hükümdarlığı üç-dört sene sürüyor. tütüne. bir kese tütün ve çubuk gizlenmişti. bağıra çağıra kıratın sahibini aradılar. armut kurusu katarlardı. Murad önümüzde. tütün içenlerin idam edileceğini duyuruyor.. Padişahla aralarında bu konuda ne konuştular bilemiyoruz. herkes kullansın diye. Oniki yaşında! Onsekizine gelip de devlet idaresini büsbütün eline aldığında. Çünkü dört dörtlük bir tütün müptelasıydı. muazzam heybetli. göz gözü görmüyor. tütün yasağı kaldırılmış değildi.ruğu düğümlenmiş. Murad. Isfahan üzerinden Anadolu'ya. Padişah.. Zigana yakınlarında bir tepeye sığındı. IV. Üflediği dumana. kırılıyor! Kol ve bacak kemikleri parçalanıyor! Savaşa giden bir ordu. deri atölyeleri kurduruyor. sanki oradan okuyor: "Birgün.. aramızda dolaşıyor. IV. Bir yandan alimler harıl harıl 'Helal mi. Bağdat seferine çıkan Murad'ın kumandanlarından Hüdavendigar. Seccade olarak kullandığı posta bürünerek postu içerden dikti ve top gibi kendini açık denizlerin tekinsiz sularına bıraktı. başıboş. meydanlarda. Efsane doğruysa. Hangi hastalıklar. Genç Osman. Dokuz yıl sonra İran. ülkesine döndü. Derken. Hani sigarayla savaşan derneklerin dergilerinde sık görülen bir fotoğraftır. Yahudi tütüncüler. özellikle İstanbul'da korkudan herkesin os. gizli saklı tütün içiyorlar. Tütün tiryakiliği. Alkolik hükümdar. yağlı urganların uçuştuğu bir tütün dumanı Osmanlı topraklarında yüzüyor! Belki de şu 'ateş olmayan yerden duman çıkmaz' lafı o zamandan kalmadır. Hattâ yıktırıyor. hafiyelerin parmak uçlarında dolaştığı." Çak çuk. sonra?" "Bazı arkadaşlarımız tenhalarda. Tütünü ekti. fakat ateş yakarak canavarları 22 . nedir?' tartışıyorlar. makam mertebe sahibi. herkes alsın. merhum hükümdarın ardından tüttürme ye koyuldu. buğulu ovalara doğru kaçıyorlar!" Aziz istanbul. senle ben de Üsküdar'dan yola çıkan ordudayız." "Sana son bir hadise anlatayım.

. Tavandaki hoparlörlerden gara lağım borusundan boşalırcasına dökülen anons. kavruk bir adam. Toz bezinden biçilmiş bir tulumun içinde. kendi derisinden daha dar bir elbise giymiş. "A-ha. maç başlamadan önce. 4. Çinlilerin. Haydarpaşa'ya gidecek olan Başkent Ekspresi. nakavt ettiği Sonny Linston'ın tepesine dikilmiş haykırırken göründüğü fotoğrafın karşısındaki yazıyı okuyorum." "Neyse ne. yirmi yılını boşa harcamış demektir. Tren on dakika sonra kalkacak. Etrafta salkım salkım." Kalkıp restoran vagonuna yöneliyorum. İstanbul'a uçakla yolculuk etmeyi göze alamazdım. Muhammed Ali sahiden de maçlardan önce dua ederdi.'" Mr. keskin çığlıklarla bölünen tilki uykusu. Haki üniformalarıyla. Kondüktör. Tam karşımda Mister Spock.. Dracula ve Tom Braks jilet kırığı gözlerle beni kesiyor. Dracula tam çaprazımda. Bu patentli çıtır çerez. bırakmıyor. bilet gişesine uğrayıp dönen kıza profesyonelce kaş çatarak konuşuyor: "Sen kendi derdine yan kovboy. Artık "on kaplan" değil de beş kedi gücünde olan Kızılmaske ise Kedi Kadınla bölük pörçük bir şeyler konuşuyor.. Mister Spock'a "Vays! G. Dracula'dan gıcık kapmama razı değil: "Aslında iyi adamdır." Mortoları en iyi moruklar anlar Elli yaşındaki bir adam kendini otuzunda hissediyorsa." 104 "Müsaadenizle. biletleriniz lütfen. koridorun ayırdığı. küçük bir makbuz kesiyor. Çatlak kadranı kana bulanmış gar saatinde akrep yelkovanın sırtına atlıyor.. kafam kadar bir yumruk attı. Antika ile külüstür arasındaki ince çizgide duran Vosvos'umun da beni nereye götüreceği hiç belli olmazdı.." Dracula biletleri veriyor. Dracula." Mister Spock’ın gözleri buğulanıyor: "Sizler sağolun. belki hatırlamazsınız. Parkinson hastalığıyla pençeleşen şampiyonun durumu epey ağırmış. Havaya. perondan hareket edecektir. gülen gözbebekleriyle bana bakarak. soruları cevaplayamadığını söylemiş.. pençe misali kulağımı tırmalıyor: "Zamane kızları... kucağındaki paçavraya dönmüş gazetenin üzerinden etrafı seyrediyor. benim çok hoşuma gidiyor" Tarzan sitemkar. (Güney Afrika'da ve İsrail'de yaşadıklarımdan sonra. Bir gazete. Dracula. on dakika sonra. sertçe cevap veriyor: "Peh! Ben senin güttüğün bufalolar kadar kovboy s. şişmanlara vergi bir neşeyle dergideki fotoğrafı işaret ediyor. iç kanama geçiriyormuş gibi bitkin görünüyor. Ateist. "bir anekdot ya da işte öyle bir hikayecik.. Sıradışı yol arkadaşlarına denk gelmekte üstüme yok. gazete büfesine geçiyorum. belirsiz bir noktaya dalıp gitmiş Mister Spock'ı dürtüyor: "Annen seni yavrularken sarhoş muymuş?" Mister Spock dalgınlığına sahip çıkıyor. üniformaya sarılmış sıcak bir çaydanlığı andıran kondüktör tepemizde bitiveriyor: "İyi akşamlar efendim. "Bence de gayet iyiydi. yaprak sarmasına benzeyen askerler. Ben de kendi biletimi uzatıyorum. Bir sigara yaktım. her an her şey olabilir anlamına geliyor bu söz. irikıyım bir adamın peşimden geldiğini fark ettim. Üzüm çöpü gibi kuru birkaç üniversiteli. Kızı Leyla Ali. Izbandut yanıma varır varmaz suratıma bir kama salladı. Ben koridor tarafındayım.korkutup kaçırmak mümkün değildi.tüyle balık yakalayan papazımız gene salladı marşal jokerini! Ne deliksiz kemikmiş be. Derginin kapağını inceliyorum. Derin bir nefes çektiğim sigaramı. Tarzan Bey" diyerek beğenimi belirtiyorum. sivri topuklarının üstünde salınarak bana yaklaşıyor. Tarihin şöhretli Karadeniz tütünüyle. dişi bir Pinokyo. Protez sırıtışından nasıl kurtulabilirim? Bitişiğinde." Bu arada Tom Braks ne dediyse. Altmışaltı yaşındaki Muhammed Ali'yi ölüm döşeğinde titrerken düşünemiyorum. Yüzüme bakmaya utanıyor mu nedir? Uçan Kız. tuzaklı bir ring." Tarzan. ringin köşesinde ayağa kalkıp eldivenli ellerini açarak dua etmiş. Dracula. Spock. Dünya. sağ gözkapağında söndürdüm. daracık boşlukta durdum. Vagon kapısından geçerken. Tom Braks. iki bank'a yayılmış. evirip çeviriyor.. "Bu bir fıkra değil. gölge boksunda asla rakip tanımıyor. 'Vampir ürür katar yürür' kayıtsızlığında. babasının artık konuşamadığını.' Öteki şaşırmış: İşe yarar mı dersin?' Bizimki şöyle demiş: 'Dövüşmezse hiçbir işe yaramaz. ağır vasıta mesabesindeki kıçını solumdaki koltuğa park ediyor. memeleriyle göz kırpıyorlar!" Bakanlık Heyeti'nin cenazesine giderken rastladığım gruptaki Dracula bu. Tam yanımdan geçerken. Valizini güçbela rafa yerleştiren tombul Tarzan. Muhammed Ali'nin." Sanırım. Muhammed Ali fıkrasını biliyor musun?" Muhammed Ali'nin akranı Tarzan. resmiyetten uzak bir kederle iç geçiriyor: "Teşekkür ederim. Şişme Tarzan uyukluyor. Dracula. Trabzon'a gelen bir geminin deposunu fındık çuvalları ve tereyağı tulumlarının yanı sıra tütün balyalarıyla doldurmuştu. idman maçlarında. Süper Yedili'nin arasına düştüğüme hiç şaşmıyorum. Yedi ihtiyar. Makinaların. çok eskiden Afrikalılardan öğrendiği bir atasözü der ki "Portakalın doğusu batısı yoktur. Sağ elmacık kemiğime. yanındaki Müslüman'a sormuş: 'Ne yapıyor?' Beriki cevap vermiş: Allah'la konuşuyor. Çıkış kapılarının bulunduğu gürültülü. Mister Spock ise cebinden AŞKart çıkarıyor." Şaka maka. fıkra anlatıyor: "Bir Müslüman'la bir ateist. Trenler. Ve oval asma dallarından yapılma. Sakallı Mister Spock'ın omzuna yaslanmış olan Uçan Kız da öyle. Muhammed Ali'nin maçına gitmişler.. Yolun başında bir kahve molası vereyim. Siz gençsiniz. başınız sağolsun.. Siyah boks eldivenleriyle ecel. Kereste kalınlığındaki bileğini yakaladım." Dracula. Hayretten donakalıyorum. Birdenbire. ifadesini bozmadan soruyor: "Ha?" Tom Braks'tan Dracula'ya bir uyarı atışı: "Dişlerin döküldü ama dilin hâlâ sivri. Mister Spock’ın koluna koala gibi dört elle sarılmış. yerleri paspaslıyor. 101 "Hayır" diyorum. Tarzan" diyor. AŞKart'ını cebine koyuyor. uzun saçlı. kartla beraber iade ederken Mister Spock'a eğilerek. kanlı bir havlu atarak terk ettiğimiz. fertleri birbirine baka baka kararmış aileler. bakışık dört çift koltuk var. Bilek kemiğine bastırdığım damarları yırtılırken. İnilti ve hırıltı karışımı bir ses çıkardı. Ankara garının o yanık zeytinyağlı aydınlığına adım atıyorum. Maçı kazanmasına yardım etmesini istiyor O'ndan. ağzı ve gözleri yarı açık. bakmayın böyle çatal dilli olduğuna. Normalin kapağındaki Gönül İşleri Bakanlığı binasının duvarlarında da yankılanıyor: "Sayın 102 yolcularımız.... Morukula'nın sarımsak suyu salyası akıyor! Esmer şeker. Acayip bir metoda başvurdu: Özel bir frekansta çaldığı tiz sesli kemençeyle sabahlara kadar nöbet tutarak canavarları uzaklara sürdü. kamayı bıraktı fakat öncekinden de şiddetli bir sol çıkardı. "bilmiyorum.ktim!" *** Vagonun ortasında. Bu 23 . Ali. AŞKart'ı alıyor. kadavrayı gıdıklasa güldürür alimallah. zaten bu ihtiyarlar birazdan uykuya dalarlar." Buruşuk süper kahramanların önünden. elindeki bileti mendil gibi bana sallayarak geçince. Tarzan... böyle mangır kimyasına pes maşallah!" Mister Spock. bir de Normal dergisi alıyorum. şampiyonun can çekiştiğinden habersiz. [MUHAMMED ALİ CLAY] Saatleri gölgede bırakan gecenin tik-takları arasında. adeta kasıtlı bir tenhalık hakim. Durumu anlamazlıktan geliyorum. kaynak makinası ışığı parlaklığındaki dişlerini gösteriyor. Rulo yaptığım dergiyi açıp karıştırıyorum.. O anda çatlak bir ses. sönmüş eski kömür sobaları gibi istasyona devrilmişler.

simsiyah kanayan ağzına götürünce de kamayı karnına saplayıp çevirdim. Kedi Kadın diyorlar bana. devlet sırrı. uğursuzluk canıma yapıştı. Dracula. Şeytanın." "Durali Kuloğlu. Onu öpecek prensese. Tam tersine. külotumu al. "Oniki. Kapıyı açtım. ShahShops alışveriş merkezim bilirsin. idam fermanımı imzalamak üzere peşimde dolanan anonim sekreterlerini kökten unutuyorum. 1970'lerde oynadıkları fantastik Türk filmlerindeki rollerinden ötürü kullanıyorlarmış bu adları. geçmiş olsun" deyip demir alıyor. kendisiyle içtenlikle dalga geçiyor: "İhtiyarladığında. Süper kahraman olmuşlar.. şu anda rayların üzerinde tren bekleyen ceset benimki olacaktı. "Eğer bu aşkı lütfedip geçerli sayarsanız. "Seni seviyorum Mübeccel" diyemiyor. fotoğrafım yayınlanmasın.. Sonuçta. timsahlar. bir başkası uyanır. Bakanlık Heyeti hakkında yarım ağız sorular soruyor. işte bu nedenle ben Korkut Üneli adını bilmiyorum. "Hah. Abazanları. Sırasıyla bir esniyorum. seni Pamuk Prenseslikten Kül Kediliğine transfer edecek!" 108 "inşallah. hiç tanımadığım bir adamı geberttim. Pişmiş tavuktaki kılçık kadar şans var bende. bir 'miki' sinemasında yer göstericiyim. porselen vicdanımın dibinde. tilki uykusunun mahmurluk lekeleriyle sevimlileşmiş Mister Spock ve Uçan Kız'a beni işaret ediyor Tom Braks: "Bu genç adam Gönül işleri Bakanlığı'nda çalışıyormuş.. Ağızdan ağza. "Bir isteğiniz olursa. Sonra her nasılsa Mister Spock AŞKart'ı ibraz ediyor. Orman filozofu. ne olur bültende adım. Üstat Selman Elma'dan. Kızılmaske. yüzümün ortasına örtüyorum. "Saat kaç?" Tarzan.ı aaaaaaa!" Nasıl ki Tarzan haykırınca ormandaki bütün hayvanlar. onu hazırlıksız yakalamış. "Tahmin etmeliydim.... boynunu büküp otobur horultularla uyuyan Tarzan'ın dazlak kafasında geleceği görmeye çalışıyor. hep beraber Ankara'ya bir nevi matem. Gönül İşleri Bakanlığı'nda basın müşaviriyim. Bana." Oturuyor: "Tam zamanında sormuşum. daha önce hiç görmediğim Hayati Tehlike'yi parçalamaya gidiyorum. Buz pateni pistini düzleyen makina. iştahım kaçmıştı. / Kızıl bir maske gibi yüzüme tuttuğum mendili bırakmadan işaretparmağımı kaldırıyorum: "Bir kahve.. şimdi de oradaki pisti kaymaklıyorum. herkes senin daha akıllı olduğunu düşünür. Ozan Taraz'a yapay tatlandırıcılı bir çekingenlikle soruyor: "Pardon. olmaz mı?" diye ricada bulunuyor. iki elleri kanda olsa yardıma koşarlar. Şimdi ise." Koca göbeğini eliyle ovuyor: "Bu da benim yumuşak karnım. aslanlar. Lakin dili bağlı. Uçan Kız’ın ise Grönland'da dondurma işine girip iflas etmiş gibi bir hali var. Meğer. Ağzımın içine akan tuzlu kan da dahil. hiçbir şey tatmak istemiyordum. Dedim ya." Masanın üstünden el sıkışıyoruz.." "Fuat. kabus dumanları tüten karanlığa fırlattım.. Tek tek tanışıyoruz: "Sabri Tomruk." "Hediye Hüthüt. Olsun. Yüzlerindeki. 24 . Rahmetli kocamdan kalan emekli maaşıyla emekliyorum. ihtiyarlık aniden bastırmış. bu Mister Spock namlı negatif iyon." 1 Kahve acı. onüç yaşındayken birden altmışa zıplamış. Herkes bilir ki raylar hiçbir zaman rahat uyunabilecek bir yatak olmamıştır. bir iç çekiyorum. gizli aşkını. kısas denklemini tamamlayacak çarpışmalar umuyordum... taziye seyahatine çıkıyorlar. Bakanlık Heyeti'nin acı haberini duyunca da. Mister Spock’ın AŞKart macerasını anlatıyorlar." "Ben de Fuat. sandalyeleri ileri geri oynatarak. Ozan Taraz evlat." "Onat Kaplan. Sahra Çölü'nde su satamamış. Az önce. Javaca-Do felsefesine göre. arkadaşlarımla iddiaya girdik de. Şaşkın. iki elini ağzının kenarlarına götürüp. yaşlanmış. arkadaşlarım Tom Braks der. sadece burnum kanıyor. Jane'e ne demiş?" "Bilmem?" "Üşüyorsun. Ardından da Uçan Kız'a "kesik" olduğunu itiraf ediyor." Umutları sönmüş. yapışık yedizleşmişler. ticari motiflerden tamamiyle arınmış gülümsemesinden. "Ne operatörüyüm demiştiniz?" "Zamboni. şu fincanın dibindeki telve gibi birikiyor. Başımı çevirdiğimde kondüktörle burun buruna geldik: "iyi misiniz beyefendi?" "Evet. nezleli bir kurbağaya benziyor. Mirage ayna fabrikasında gece bekçisiyim. Memlekete döndükten sonra yediğim her şey yaradı. devlet sırrına dönüştürüyor. Yüzüne ne oldu?" "Burnum kanadı. Size niçin Tarzan diyorlar?" "Çünkü ben ormanların kralıyım!" Kafası. yoksullaşmış. çok memnun oldum. Kondüktörün kavanoz dibi gözlüklerinin ardında kahve çekirdekleri gibi duran gözlerine bakıyorum: "Teşekkür ederim. nam-ı diğer Dracula. Mezar kazıyorum. arkamı dönüp burnuma avucumun içiyle hafif bir darbe indirdim. Fakat bir düşman uyuduğunda da. beni buruk bir neşeye sürüklüyor." Mister Spock’ın. bizim Zamboni operatörü Ozan Taraz'ın çığlığını duyan kondüktörler ve civardaki tren ahalisi de sökün ediyor. Boş masalardan birine çöktüm. Yerdeki kan lekelerini temizlemeliydim.. salyalarını akıtacakları koltuklara yerleştiriyorum. 1993'e kadar on sene Moskova'da çalıştım.. Sanki. kadının arkadaşlarına doğru bağırıyor: "Aaaaaaa-a-aaaaaaaaa-aa-. UFO inmiş tarlalar kadar kıraçtı. İstanbul'a. Pişmanlık. Trenin tekerlekli lokantasına geçerken.. Dracula’nın bu keramet kehanetlerine kulak asmıyor. Kazara o kadar çok ayna kırdım ki. kainatın peçesi kalkar." 106 "Tarzan. Yakında o çukurlardan birinde kendimi bulacağım. Adım. ancak virüs bulaştırabilir. adının Turgut Rulet olduğunu söyleyen birinin canına kıymıştım. ilelebet karadul mu kalalım?" Mister Spock.. mahcup bir adamcağız. mortoların halinden en iyi moruklar anlar" diyerek izahta bulunuyor Dracula." Ozan Taraz. Ve canavar terbiyecisini." Kibar kondüktör. "Pekala. Zamboni operatörüyüm. Bira kutularıyla dolu arka masadan kırklı yaşlarda bir kadın kalkıp bize yaklaşıyor." 107 Tarzan'ın arkadaşları da bize katılıyor. İhtiyarların sohbeti. restoranda bir kahve içersem kendime gelirim. planım bu değildi. dişlerindeki "Majestelerinin bir emri var mı?" yazısını okuyabiliyorum. intikam alındı mı. Onun yerine. ellerini. gövdesini sığdırabileceği bir yer açıyor... Kan lekeleri trajik bir konfor sağlıyor. Mülakat sırasında. dağ gibi adamla taş gibi kız da geldi!" diyor Dracula. Mister Spock’ın ısrarı ve hatırı dolayısıyla.. beyefendi. İki gün evvel de kendi evimde. Gönül işleri Bakanlığı'na müracaat ederek.defa yumruğu bloke edip. demiryolları arması işlenmiş mendilini sunuyor. Daha iyisini hak etmiyorum belki de. Mister Spock. siz Gorilin Kariyerindeki Tarzan mısınız?" Ozan Bey ayaklanıp geri dönüyor: "Neredeler?" Kadın: "Şurada. Yaralılar ya da ölüler için bile. Meğerse.. düello kesinliğinde." "Tarzan olduğumu düşünen kim?" "Benim. Forklift ile silindir arası birşey... İşi gevşek tutsaydım. filler. takma isimlerin sırrını açıklıyor. müdafaayı nefs söz konusu.. yani Korkut Üneli.." Tom Braks. Yanlış alarm. "Eee. Mister Spock ve Uçan Kız hariç. "Bak Mübeccel. Fakat nasıl? Vagon kapısı açılınca.. kamanın sapıyla ön dişlerini kırdım. fakat üne kavuşamamışlar. Doğrusu. garsonun. Uçan Kız'a meftun imiş." "Hayır" anlamında elimi kaldırıp başımı geriye atıyorum. halbuki o eski aptalsındır. King Kong. Mendili." 10".

az kalsın derimden dışarıya fırlayacaktım.. Beraber. insanlar koşuşuyordu. elden geçirdim. Paylaşmak propagandadır."Sensiz gecelerde hep tabancayla uyurum" Servet soygundur. kestane saçlı. Annem." Babamın ölümünden sonraki on sene boyunca annemin yastığının altında tabancayla uyuduğu kafama dank ediyor. bir kuruyemişçi çırağınınki kadar doğal. Annem sevinçle ayağa fırlıyor. Ortaköy'de oturuyor. SİZ İNTİKAMINIZI ALIN. ocağın yanına bırakıyorum." Soya eti kutusunda böyle bir mesajın işi ne? Üretici firma tarafından yazılmadığı aşikar olan notu cebe atıyorum. kalem setlerini. hem de bana bu kadar benzemesi. margarinleri. "Şu mu?" diyerek sol elinin işaretparmağıyla gazeteye dokunuyor.And I always sleep with my guns / When you're gone. yarım tehdit sayılır" derlermiş. Tahrip etmek. Kafeteryanın eşiğinden. Sanırım ellerini yıkadı. Annenizle ne konuşursanız konuşun. caddeye en yakın olanına buyurun." Demek benimki Arjantinli bir suçluymuş. Sonra dışarı çıkıp bana doğru yürümeye başladı. "Ne için.. cezasını çekmiş bir Luis Oscar Pichinan gibi temkinli adımlarla terk ediyorum kafeteryayı. müşterilerine ya da müvekkillerine kendini tanıtmadan hizmet sunmayı tercih eden biri[leri]yle karşı karşıyayız. Şampuanları. bir gazeteye. Luis Oscar Pichinan'ın fotoğrafına. Kadıköy Postanesi'nin dış kapısının yanındaki telefon kulübesindeydi. katlı kağıdı içeri koymuş ve kesiği şeffaf bantla yapıştırmışlar. Hologram boksu başlamıştı. İşte. Ankesörlü telefon anında çaldı. birtakım kağıtları inceliyor. ışıkları yaktı. bu adam ya da adamlar kimin nesi? Eski Çinli tacirler "Yarım vaat. Beşiktaş'ta dolmuştan indim. Arjantin'in güneyindeki Puerto Madyrn Cezaevi'nden tüymüş. boşuna. DVD'leri. O da ne? Ambalajın içinde bir broşür. annemi korkutmuş. ton balıklarını. Şöyle ki. zira "Bekar bir adam asla pişirmesi yemesinden uzun süren bir yemek hazırlamaz"mış. Orada. Merak. ölümcül riyakarlığını zorbalığıyla örtbas eder.. 109 Şöyle bir durup İstanbul'a. annem bile farkı anlamaz. Böyle rutin birkaç işlemden sonra dükkanın içindeki kapıdan girdi. Mantosunu çıkarıp kazağın üstüne beyaz önlük giydi. Validem "Soya etini verir misin?" diyor. Enteresan. Yan masada istiflenmiş gazetelerden birini çekip karıştırmaya başladım. Arjantin polisi "Pichinan ülkenizde" diyerek derhal Türk hükümetinden yardım ister. bir bana bakıyor. kışın yaşını gösteren bu muhteşem şehre baktım. Nedir bu? İşbirliği mi? Alışveriş mi? Suç ortaklığı mı?.. Belime kadar. İçimde esrarengiz bir umut belirmişti. şu fotoğraftaki adam oğluma çok benziyor! Tıpatıp aynısı!" Yelda. Eczanenin eşiğinde dikiliyorum. uzun. Kahvaltımın ortasında. 'Park yapılmaz' levhasını yerine taşıdı. Bana sofra kurmakta kararlı.. soya eti. ihtimal olarak kalmaya mahkumdur. özel birine ulaşmaya çalışmıyor belli ki. yumurta çıkarır. Birkaç okul çocuğu.. Camdan onu seyre daldım. bitişikteki marketten alışveriş yaptık. gözlüklü bir dilber. kendiliğinden açılan ağzını eliyle kapatıyor: "Yelda. Bana. İlk izlenim için tek şansın vardır. genç bir kız bizim dükkanın kilitlerini açtı. bakışları ilaç gibiydi. Spagetti. Yumurtadan çıkan. mantar. Sistem. Hafta sonu telefonda sular seller gibi ağlamasına engel olamamıştım. Phone Booth [Telefon Kulübesi] diye bir film vardı. meydanda kartopu oynuyordu. Geceleyin. cücelerini gömmüş bir Pamuk Prenses'e benziyordu.. 112 Anlaşılan o ki. dikdörtgen masaya ilişip sessizce okuyorum: "RİSKİ BİZ ÜSTLENELİM. yarım düzine telefon kulübesi. Markete yolu düşmüş herhangi birini muhatap kabul edebiliyor. Bu dalgın ve şaşkın ikiliye varlığımı hissettirmek için son çare. İkinci sayfada kendi fotoğrafıma rastlayınca afalladım. 25 . 111 Eczanenin mutfağındaki spagetti operasyonu sırasında anneme asistanlık yaptım. Yazarkasanın kontağını çevirdi. Kulübeden içeri girdim. üzmüş. tavana monte edilmiş televizyonda Shivaree'nin solisti Ambrosia Parsley o büyüleyici sesiyle Goodnight Moon'u söylüyor: ". Dünya fanidir. cam tezgahın üzerindeki gazeteyle meşgul. kocaman market poşetinin içine dalıyorum. idmanlı bir itfaiyeci çevikliğiyle yardıma koşuyor. roka. Şu fotoğrafı kesip aile albümüne eklesem. Bu defa randevu cuma akşamı 19:00'da. Mecidiyeköy'deki bir apartman dairesinin adresini verdiler.. Bazı ihtimaller. incelmiş.. Bu hijyen santralinde kız. Paspası ayağıyla iterek girişe yerleştirdi. Naylonu kesip. Bir mısır gevreği paketinde de benzer bir not buldum. Bir an göz göze geldik. Bir taksiye atladım. Vapur iskelesine doğru yürüdüm. Ambalajı açıp broşürü alıyorum. telefon kulübesindeki adamı kıskaca alıyordu. Sarılıyoruz. Tahliye edilen bir sabıkalı edasıyla. Salı öğleden sonra saat 15:00'da. Kız da naylon bir dosyaya dalmış. Ve ona intikam alma konusunda yardım teklif ediyor. Yelda da arada bir yanımıza uğruyordu. Ayrıca bu mesajları bırakan kimseler]. Bir an önce Gıcırbey'i bulmam gerekiyordu. Annemle vedalaştıktan sonra markete uğrayıp diğer ürünlerin ambalajlarında da intikam vaat eden broşürler var mı yok mu kontrol ettim. İlaç raflarının camından gördüğüm. Beşiktaş'taki Üsküdar vapur iskelesinin karşısındaki telefon kulübelerinden. Anneciğim. telaşlandırmıştı. Annem henüz dükkanı açmamış. lunaparklar da " yarasalarındır. Gıcırbey'in. Kız. katil bir sniper [keskin nişancı]. ayrıntıları konuşalım. Manastır laboratuarında astronot yemeği pişiriyorduk. 110 Annem köşeden belirince ben de yavaş yavaş toparlanıyorum. öksürüyorum. Ve ben kızın gözünde Arjantinli kaçak Luis Oscar Pichinan'ın ikiziydim.. Oyalanmadan gerisingeri yollandı. Hapisten kaçmışım! Haber metninde firari mahkumun adının Luis Oscar Pichinan olduğu belirtiliyor. Delilik özgünlüktür.. Etrafa göz attım.. Küçük. haftalarca hiçbir şey yememiş. Fakat beni doğuran gurme kraliçeye boyun eğdim. peynirli poğaça ve portakal suyu çağrısında bulundu. laf eninde sonunda yemeğe gelir. ihtiyar süper kahramanlardan ayrıldım. Meksika usulü soslar. peçeteleri. Elimdeki kayıtlara göre. beni savunmasız bırakmıştı. Kar yağıyor. Tel Aviv'de rehin alınmam ve Bakanlık Heyeti'nin katledilmesi. Pabuç reyonundaki trikoydum. Saat 14:35. kurumuş ve demir parmaklıkların arasından süzülüp pırlamış! İnanılır şey değil. Verilecek hizmet karşılığında ne isteniyor? Dahası. Karşı köşedeki loş kafeteryaya girdim. Telefon ikinci kez çalınca ahizeyi kaldırdım. Belki de bir tuzağın eşiğindeydim.. bakanlığın müracaat formuna yazdığı telefon numarasını çeviriyorum. kepenkleri kaldırdı. fakat tonlaması. kimse cevap vermiyor. Zarif. Dönüp arkama baktım.. Karışık tost ve sade kahve söyledim. Yani hem parmaklıklardan geçebilecek kadar sıskalaşması. kimden intikam almak istiyorsunuz?" Robot aksanıyla konuşan bir adam. Kadim bir Çin deyişi: "Herkesin ikizi vardır.. bir fotoğrafımı Puerto Madyrn Cezaevi'ne postalasam. Her pazar orada buluşuyorlarmış. konserveleri. Sıraselviler'de İlkyardım Hastanesi'nin aşağısındaki Eczane Zen'in önünde indim. Karaköy'de vapurdan inince. kreatif bir işlemdir. Nikah davetiyesine benzeyen fakat süssüz iki yapraktan ibaret ve sadece iç sağ sayfasında kısa not bulunan ince bir kağıt parçası bu. Soya etinin karton kutusunu. Ahizeyi tuttum.

"Size ilk ağızda sırlarımı söylememi beklemeyin. Mesajda 'Riski biz üstlenelim' yazmışsınız. Fakat hiç görmediğim birine düşmanlarımdan söz etmekle asıl riske ben girmiş olmaz mıyım?" deyiverdim. 113 "Haklısınız..." "Üstelik kendi sesinizle bile konuşmuyorsunuz? Bunun bir telefon şakası olmadığını nereden bileceğim?" "Pekala, sizin için ne yapabilirim?" "Şu anda beni görüyor musunuz?" "Evet." Bu cevap beni nedense hiç şaşırtmamıştı. Yandaki kulübelere göz attım, ikisi doluydu. Birinde genç bir kadın ağlıyor, diğerinde orta yaşlı bir adam tuşlara basıyordu. Yani ikisi de hattın diğer ucundaki intikam robotu değildi. "Telefonu suratınıza kapatıp gidersem ne olacak?" "Hiç." "Yüreğime su serptiniz." "intikam almak istediğiniz biri yoksa, birbirimizin vaktini almayalım." "Tamam. Aslında kellelerini masamda dizili görmeyi arzuladığım birkaç kişi var." "Cinayet işlemiyoruz maalesef." "Ne yapıyorsunuz peki? Tükürüp kaçıyor musunuz?" Gülüyor. "Hayır, süründürüyoruz, itibarıyla oynuyoruz, eşekten düşmüş karpuza çeviriyoruz, pişman ediyoruz. Fakat asla öldürmüyoruz. Unutun bunu." "Nasıl?" derken etrafa bakmıyordum, anlamsızca sırıtarak kar tanelerini yakalamaya çalışan ikibuçuk metrelik bir zenciye takıldı gözüm. "Size yapılan kötülüğü ve kimin yaptığını söylüyorsunuz. Uğradığınız belayı ve başınıza dert açan kişiyi teyit ediyoruz. Varsa eğer adresini veriyorsunuz. Ona uygun gördüğünüz cezayı seçiyorsunuz. Biz de önerebiliriz. Ücreti nakit olarak ödüyorsunuz. Ve bir hafta içinde paranızın karşılığını alıyorsunuz." "Öncelikle, şu teyit etme işini anlamadım." "Biz intikam alıyoruz. Masum insanları cezalandırmak istemeyiz. Bu yüzden bize anlattığınız hikayenin gerçek olup olmadığını araştırıyoruz." "Parayı neden peşin ödüyorum? iş bittikten sonra versem olmaz mı?" "Olur. Fakat müşterilerle intikamdan sonra hiçbir şekilde temas kurmamayı tercih ederiz." Kış ortasında güneş gözlüğü takmış bir adam dikkatimi çekiyor. "Biliyor muydunuz, güneş gözlüğü dediğimiz şeyi aslında 16. yüzyılda, Çin mahkemelerinde hâkimler gözlerini ve mimiklerini saklamak için kullanıyormuş." "Sizi temin ederim, benim daha gelişkin yöntemlerim var." "Ya hizmetinizden memnun kalmazsam, mesela işi geciktirirseniz size nasıl ulaşacağım?" "Bize ulaşamazsınız. Biz size, hiç tanımadığınız kimselerin yaptığı bir eylemi satıyoruz. Canınızı sıkan kişinin ya da kişilerin, sizden uzakta, bambaşka birileri eliyle cezalandırılmasını diliyorsanız, biz varız. Arkadaş arıyorsanız, bu telefonu kapatıp 900'lü hatları tuşlayın." "Gelecek salı saat 15:00'da bu kulübeye gelirsem, yine telefon çalacak mı?" "Hayır." "Adam öldürmediğinizden emin misiniz?" "Kesinlikle evet." "Merakımı bağışlayın ama bu işten iyi kazanıyor musunuz?" "Size bağlı. Bize iş verecek misiniz?" "Sanmıyorum." "O halde size bir tavsiyede bulunayım." "Buyurun?" "Elinizi kana bulamayım Buna değmez, inanın." "Teşekkür ederim." Telefonu kapattım. Kulübeden çıkınca, gözlerimle, tumturaklı lakırdıların sahibi olan yalan virtüözünü aradım. Yok. Pudraşeker gibi serpiştiren karın altında, küresel

ısınmaya sebep olabilecek bir doğal afet. sigara yakıp peşinden caddeye kadar yürüdüm. Sünger sarısı, ıslak bir taksi durdurup, yarasa pislikleriyle dolu arka koltuğa oturdum. 116 GICIRBEY Siperdeki Zürafa Beyin harika bir organ; sabah kalktığınız anda çalışmaya başlıyor ve ofise gidinceye kadar da durmuyor! [ROBERT FROST, 1874-19B3] Hayata atılır atılmaz bahtım karardı, talihim köreldi; feleğin sillesini, kaderin tekmesini yedim. Tarantulalar iki buçuk yıl yiyeceksiz yaşayabilirler. Bildiğim bir şey varsa, tarantula değildim. Hafızasını kaybetmiş bir Mecnun gibi metropolün çöllerinde yaz kış iş aradıktan sonra, nihayet Girift-Ar adlı araştırma şirketine kabul edildim. İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi'ndeyken, iş görüşmelerinde beden dilinin önemini vurgulayan bir derse devam etmiştim. Sizi işe alma yetkisine sahip kişinin görüşme esnasında esnemesi, burnunu kaşıması, sağa ya da sola bakması, boynunu kütürdetmesi, alnını kırıştırması, dudaklarını yalaması, kaşlarını kaldırması, kulağını karıştırması, yakasındaki hayalî tozları silkmesi, başını yana eğerek dinlemesi, ellerini ıı<> ensesinde kenetleyerek geriye yaslanması, dirseği sizi gösterecek şekilde kolunu bükmesi, ayakuçlarının size ya da başka bir yere dönük olması... hepsinin bir anlamı var. Her kımıltı, her nefes, her mırıltı tıka basa dolu bir mesaj fıçıcığı... Bütün bu zırvalar yüzünden diyaloglar düelloya dönüşüyor. Beden dili, ilkelliğin daniskası. Mağara dönemine dönüş yolunda atılmış bir kulaç. Fakat ne yapalım ki, iktisat teorilerinin, finans bilmecelerinin, borsa büyülerinin geçerli hale gelmesini mümkün kılan bataklık jimnastiğinden kaçış yok. Ayrıca, dönemin güzellik telakkisine uygun tiplerin işe alınma ihtimali daha yüksek. Nicole Kidman'a ya da Tom Cruise'a tıpatıp benzemek mesela, kayda değer bir avantaj. Ayakkabıyla şapka arasındaki boşluğu, boyası cilası yerinde, üzerinde özenle çalışılmış, yağsız bir bedenle doldurmak gerekiyor. Statü göstergesi aksesuarlarla averaj sağlamak mümkün. Saat, çanta, cep telefonu... Ünlü markalar, sihirli sözcüklerin yerini tutar. Yani mülakatta dalkavuk dakikliği, soytarı enerjisi, cariye hassasiyeti türünden meziyetlere sahip olduğunuzu açığa vurmanız lazım. Ancak o zaman banknotların kağıt gemisinde forslu forsalar safına katılabilirsiniz. Bir de, karşınızdaki kişinin üzerindeki renklerde giyinmek, otomatik bir duygusal sıcaklık doğurur. Tabii ki kural haline getirilmiş hilelere bağlı kalınarak oynanan oyunda da mızıkçılık yapılabiliyor. Her neyse, Girift-Ar'a özgeçmişimi postaladıktan dört gün sonra, bana mülakat için randevu verildi. Girift-Ar’ın personel müdürü Selçuk Lulu'nun, şirketin internet sitesindeki fotoğrafını inceledim; zevksizlik nişanı, sarı puanlı, siyah bir kravatı vardı. Aynısından bir tane satın aldım. Risk, kokusuz bir gazdır: Söz konusu kravat, Selçuk Lulu'ya, otoriter kaynanası tarafından hediye edilmiş olabilirdi. Adamın, gözüne girmemi sağlamasını umduğum iple beni boğmaya kalkmayacağının garantisi yoktu... Görüşme günü beyaz çizgili açık mavi kravat takmış olan Selçuk Lulu, son yıllarda duyduğum en güzel cümleyi kurdu: "Pazartesi gel başla." Beni koridorun sonundaki merdivenin başına kadar yolcu etti. El sıkıştık: "Kravatın, çok güzelmiş?" "Sadece bir kravat işte." "Aynısından bende de var, Roma'dan almıştım."

26

"Ben de Fehmi'nin 8,5 filminde Marcello Mastroianni'nin boynunda görmüştüm..." "Ciddi misin?" "Evet, ama film siyah-beyazdı." Pazar gecesi çok acayip bir rüya gördüm. Rüyalar, alınyazımızın ayrılmaz parçalarıdır: Kafam kopmuştu ve kadın-erkek, yaşlıgenç karışık iki takım, kafamla top oynuyorlardı. Bense, beni aralarına aldıkları için onlara minnettardım. Oyuncuların yüzünü tam seçemiyordum, fakat Selçuk Lulu'yu netlikle görebildim, çünkü bana kafa atarken göz göze geldik ve ona gülümsedim. Topuklu kırmızı ayakkabılar, terlikler, kramponlar, çizmeler, takunyalar, iskarpinler, sandaletler... tarafından tekmelendikçe sevinçten havalara uçuyordum... Pazartesi, sabahın köründe kalkıp ışık hızıyla hazırlanırken, rüyamı düşündüm. Aslında yirmiiki çift ayakkabı görmüştüm ve bunun sebebi de herhalde, babamın kunduracı olmasıydı. Belki de benim için kariyerin sembolü ayakkabıydı... Elimde çanta, dörtnala, Girift-Ar'a vardığımda şoke oldum. Şirket binası olan tripleks villa, kibrit çöplerinden yapılmış bir ev maketi gibi yanıyordu! İstikbalim kundaklanmıştı. Siperdeki zürafa kadar savunmasızdım. İtfaiyeciler, ağzından alevler saçarak can çekişen bir ejderhanın son arzusunu yerine getirmekle görevliydiler sanki. Yıldırımla ikiye bölünmüş yanan bir çınarı beyhude sulayan depresif bahçıvanlar... Etrafta telaşlı, şaşkın, ağlamaklı bir kalabalık. Beyaz bir Peugeot'dan fırlayan patron Gaffar Girift, önce elleriyle yüzünü sıvazlıyor, sonra fırtınaya tutulmuş bir kaptan gibi gırtlağını yırtıyor. Yangın seyircilerinden kimileri, çalan cep telefonlarını açıyorlar. Onları işitemiyorum, fakat "Şu anda konuşamam, ben seni sonra arayayım, hayır banyoda değilim..." filan dediklerini tahmin ediyorum. Simsiyah duman, katrana bulanmış bir pelerin gibi dalgalanarak yükseliyor. Yangının derinliklerinden gelen patlama sesleri, çatırtılar, gürültüler... çevredekileri derinden etkiliyor. Uzaktan uzağa, Selçuk Lulu'yla göz teması kuruyorum. Bakışları, iri puntolarla dizilmiş bir ölüm ilanı kadar okunaklı. Orman fazla vahşileşince, yangın kaçınılmaz olur. Girift-Ar'daki yangın, muhtemelen bir sabotajdı. Genel seçimleri Performans Ve Azim Partisi'nin açık ara kazanacağını duyurduklarında, medyada alay konusu olmuşlardı. PAP'ın galibiyeti, Girift-Ar’ın da zaferiydi. PAP iktidarda olduğu halde, Girift-Ar'a diş bileyenler hücuma geçebilir miydi? Bilmek zor. Belki de sadece elektrik kontağından kaynaklanıyordu yangın? Beş parasızdım. Handiyse, cehennemde işbaşı yapmaya razıydım, gelgelelim alevler beni gerisingeri sokağa püskürtmüştü. Kendine acımaya başlamanın getirdiği rehavet içinde sürtüyordum. Bir çocuk parkında, çürük bir bank'a iliştim. Yanıma, tozlanmış çalı sakalıyla bir ihtiyar oturdu: "Neyin var evlat? Karadeniz'de gemilerin mi battı?" Demek somurtuyordum. "Yooo, ben iyiyim efendim." Aslında evet, atlamayı umduğum gemi yanmıştı, biletim yanmıştı fakat dert yanmaya niyetim yoktu. 122 ihtiyarla biraz lafladık. Bana enteresan bir hikaye anlattı: "Dervişin biri, işine bir göl kıyısından geçerek gider gelirmiş. Minik bir balık, her gün dervişe ağlayarak yalvarıyormuş: 'Hey, adamım! Bana suyun dışında yaşamayı öğret. Gölde çok sıkılıyorum. Görüyorum ki karada hayat çok daha güzel, yap bir babalık!' Derviş 'Güzel kardeşim, göl küçük olabilir, ama hiç de fena bir yer değil, haline şükretsen a?' dese de, balığa dinletememiş. Balıkçık, iki gözü iki çeşme, dervişe dil döküyormuş. Nihayetinde derviş, balığın ısrarlarına dayanamamış. Önce birkaç saniye, sonra birkaç dakika, derken saatlerce suyun dışında durmaya alıştırmış onu. Zamanla, balık, dervişin evinin bahçesinde rutubetli bir yerde, çiçek tarhında ikamet eder olmuş. Ne vakit ağzını açsa gülerek 'Oh be, dünya

varmış' diyormuş. Birgün, büyük bir sağanak bastırmış, bahçeyi sel almış ve balıkcağız boğulmuş." Parkta ihtiyarla birer çay içtik. Karnım zil çalıyordu fakat iştahım yoktu. Boğulan balık hikayesi ve çay için ihtiyara teşekkür edip ayaklandım. Ellerim ceplerimde, birkaç blok yürüdükten sonra, karşıdan karşıya geçerken kırmızı bir araba olanca hızıyla bana çarptı! Güm! Fiyyuuuv! Havalanıp çimlerle kaplı bir yere düştüm. Hâlâ İstanbul'da mıyım diye etrafa bakındım. Sol baldırım ezilmişti, böğrümde böğürtücü bir sancı vardı. Her şeyi sanki bir duş perdesinin ardından görüyordum. Hızla uzaklaşan kırmızı otomobili zar-zor seçebildim. Ağır ağır doğruldum. Bir düzine araba, çantamın üstünden geçti. Egzoz dumanına batmış bir akasya fidanına tutunarak ayağa kalktım. Elimde kendi kanım desenler oluşturmuştu. Yutkununca bir dişim mideme yuvarlandı. Pantolonumun sol paçasında derin bir yırtmaç. Kanlı elimle arabalara 'dur' işareti yaparak çantamı asfalttan söktüm. Sürüne sendeleye evin yolunu tuttum. Çetenin Son Nefesi 123 filminde başrolü kapmıştım. İnsanlar beni görünce irkilerek geriye çekiliyorlardı; bir bankanın vitrin camında kendime bakınca onlara hak verdim. Savaştan yeni çıkmış yaralı, terli, aç bir ata benziyordum. Dairemin merdivenlerini dört ayak üstünde tırmandım. Anahtarı deliğe denk getirene kadar epey uğraştım. Son gücümle kapıyı açtım ve eşikten içeriye yığıldım. Gördüğüm manzara, gerçekten bayıltıcıydı: İki gün önce satın aldığım eşyaların yerinde yeller esiyordu. Soyulmuştum. Tavandaki demir kancadan sarkan ipin ucuna bağlı kafesteki papağanım Huduni sersem sepelek bakınıyordu ve komşumuz Ruhiye Hanım'ın torunu Kevser'in boğazı kesilmiş cesedi holde kanlar içinde yatıyordu. Bir de boş, metal bir yemek tabağı... Parktaki ihtiyarın sözünü ettiği balık misali, alınyazımın kızıl mürekkebinde boğuluyordum. 124 100 yıl önce.. II. Abdülhamid, Sherlock Holmes vartasını nasıl atlattı? [Huduni] (Tarayanın Notu: Kitabın bu bölümü çizgi roman şeklindedir. Tarayıcıyla anlaşılır şekilde taranamamıştır. Çizimler, konuşmalarla bir bütün teşkil edecek şekilde tasvir edilmiştir.) “SULTAN ABDÜLHAMİD HÂN-I SÂNÎ GELİYOR!!. ” …MARANGOZUN BACISI CEMİLE SULTAN, YUMURTADAN ÇIKTIĞIM GÜNDEN BERİ BANA BU CÜMLEYİ EZBERLETMEYE ÇALIŞMIŞTI… BEN “SULTAN ABDÜLHAMİD HÂN-I SÂNÎ GELİYOR” DER DEMEZ, BİR AVUÇ KABAK ÇEKİRDEĞİ KONUYORDU ÖNÜME. O ZAMANKİ AKLIMLA, BU LAKIRDIYI, KABAK ÇEKİRDEĞİ' ISMARLAMANIN YOLU SANIYORDUM... (MARANGOZDAN KASIT SULTAN II. ABDÜLHAMİD’DİR.) HENÜZ ONBİR AYLIK, UFARAK BİR PAPAĞAN İDİM... CEMİLE SULTAN, NURHAYAT HANIM VE İSİMLERİNİ BİLMEDİĞİM MÜSELLAH İKİ ADAMLA BİRLİKTE ALEMDAĞDAKİ KÂŞANEDEN FAYTONLA ÜSKÜDAR RIHTIMINA, ORADAN KAYIKLA BEŞİKTAŞ’A, ORADAN DA YİNE FAYTONLA TARABYADAKİ ÇİFTLİĞE GİTTİYDİK... (SULTAN, NURHAYAT HANIMA...) “KAKADUNUN KAFESİNİ ÖRT, AĞABEYİME SÜRPRİZ OLSUN…”

27

(SULTAN ABDÜLHAMİD KUCAĞINDA ÇOK SAYIDA BASTONLA ODAYA GİRER.) “SAFALAR GETİRDİNİZ HEMŞİRE HANIM!..” 127 CEMİLE SULTAN TEPEMDEKİ ÖRTÜYÜ SIYIRINCA AVUCUNDAKİ KABAK ÇEKİRDEKLERİNİN ŞEREFİNE SEVİNÇLE HAYKIRDIM… “SULTAN ABDÜLHAMİD HÂN-I SÂNÎ GELİYOR!!! ” 1904 SENESİNİN İLKBAHARIYDI. AYLARDAN RAMAZAN. BEN HARİÇ, PADİŞAH DAHİL HİÇ KİMSE GÜN BOYU BİR ŞEYCİK YEMİYOR, İÇMİYORDU. “DESTUR!.. BU KUŞ DA NEDİR HEMŞİRE?..” “ZÂT-I ÂLÎNİZ, YILDIZDA MÜNZEVİ BİR HAYAT SÜRÜYORSUNUZ. BU KÜÇÜK KUŞ SİZİNLE BİR ÇİFT KELAM ETMEKLE HAFAKANINIZI BERHAVA EDER GÖNLÜNÜZÜ KASAVETTEN AZADE KILAR KANAATİNDEYİM. ELBETTE KABUL BUYURURSANIZ AĞABEYCİĞİM…” (PADİŞAH, MÜTEMADİYEN ŞAŞKIN GÖZLERLE ETRAFA BAKINMAKTADIR. O SIRADA İÇERİ GİREN BİR GÖREVLİYE: ) “BU ASALAR, YEDİ SENE EVVEL YILDIZ’I TEŞRİF EDEN, YUNAN HARBİ’NDE AYAĞINI KAYBETMİŞ MALUL GAZİLERE HANELERİNDE TAKDİM EDİLE…” “İSMİ NEDİR BU MEYMENETSİZİN?..” - HAŞMETMEAB, FAKİRE MÜNASİP BİR İSİM BAHŞEDER DİYE DÜŞÜNMÜŞTÜK.?. - MADEM ÖYLE, HUDUNİ OLSUN ADI. LÂKİN BENİM, KUŞLARLA BAŞIM HOŞ DEĞİLDİR HEMŞİRE. HELE Kİ BU GİBİ MÜTECESSİS, TEPESİNDE ŞEYTAN TÜYÜ, GAGASINDA LAF TAŞIYAN KUŞLARDAN HASSATEN İCTİNAB EDERİM… - AŞKOLSUN AĞABEY, ZAVALLININ ÇAŞITLIK EDECEK HALİ YOK A?.. HEM ARTIK ONUN İSİM BABASISINIZ. HUDUDİ PEK LATİF, PEK ALA!.. “ HUDUDİ DEĞİL CEMİLE, HUDUNİ; MEŞHUR BİR GÖZBAĞCI, STANDARD MAGAZİNE NAMLI ECNEBİ MECMUASINDA TESADÜF ETMİŞTİM… SİZ BİR NEBZE İSTİRAHAT BUYURUN, İFTAR SOFRASINDA TEATİ EDERİZ BU MEVZUU!..” “AH BENİM TALİHSİZ KUŞUM, BîKES Mİ KALDIN?..” (CEMİLE SULTAN, KUŞCAĞIZIN GÖNLÜNÜ ALMAK, ONUNLA BİRAZ MUHABBET ETMEK İSTEMİŞ OLSA GEREK Kİ; KAFESİN KAPISINI HAFİFÇE ARALAR İKEN KUŞ BİRDEN UÇUVERİR. CEMİLE’Yİ DE KORKUTARAK TABİİ. DOĞRU BAHÇEDEKİ CEVİZ AĞACINA YÖNELİR.) KOPARDIĞIM CEVİZİ AĞIZ TADIYLA YİYEBİLMEK İÇİN (AĞACIN DALINDAN) HAVALANIP EVİN GENİŞ PERVAZLI PENCERELERİNDEN BİRİNE İNDİM… BİR YANDAN CEVİZİMİ YERKEN BİR YANDAN DA İÇERİDE, MARANGOZLARIN SULTANI ABDÜLHAMİD’LE FARFARA BİR ADAM ARASINDAKİ KONUŞMAYA KULAK KABARTTIM… “…MİSAFİRİNİZİN SİR ARTHUR CONAN DOYLE’UN MAKSADI AŞİKAR. SARAYI TEDKİK, ZÂT-I ŞAHANENİZİ TAHLİL EDİP OSMANLI SARAYINDA CEREYAN EDEN BİR SHERLOCK HOLMES SERGÜZEŞTİ KALEME ALACAK…”

“NELER SÖLÜYORSUN KİRKOR EFENDİ?.. MİSTER DOYLE HANEMİZDE ESRARENGİZ CİNAYETLER TAHAYYÜL EDİYOR ÖYLE Mİ?! “AYNEN ÖYLE… ÜÇ İHTİMAL VAR… DEVLETLU PADİŞAHIMIZI YA KÂTİL, YA DA MAKTUL VEYAYUT MAZNUN OLARAK TASVİR EDECEK MUHAKKAK…” (BİR YANDA JURNALCİNİN İŞİN ASLINDAN KENDİSİ DE ANLAMAMIŞ OLDUĞU BELLİ SAF VE BİRAZ KORKULU BAKIŞLARI, DİĞER YANDA SULTANIN KARA KARA DÜŞÜNEN..) (PADİŞAH İÇİNDEN: ) “…DEHŞETLİ GÜZEL YAZIYOR KAFİR…” “LONDRA’DA BİR NÂŞÎRLE MUKAVELE DAHİ İMZALAMIŞ! MAAZALLAH, EFENDİMİZ HAKKINIZDA BÜHTAN CÜMLE CİHANA İNTİŞAR EDER, AYYUKA ÇIKAR!..” “VAKTİYLE JULES VERNE DE İSTANBUL’DA CEREYAN EDEN MUHAYYEL VAKALARDAN MÜREKKEP BİR KİTAP NEŞRETTİYDİ… İNSAF ETMİŞ, SARAYA İLİŞMEMİŞTİ… KİRKOR EFENDİ, BEN ŞU İHTİYAR HALİMLE SHERLOCK HOLMES MÜELLİFİYLE AŞIK ATAMAM. İYİSİ Mİ BİR MAZERET BEYAN EDELİM MİSTER DOYLE’A; ALTIN VE MUHTELİF HEDİYEYLE TALTİF EDİP UĞURLAYALIM…” “EMREDERSİNİZ PADİŞAHIM…” (AZ SONRA) “SULTANIM, ESNAFTAN BİR ZÂT HUZURA ÇIKMAK İSTER…” “KİMMİŞ?” “MÜNTEKİM EFENDİ DERLER, CİVARDA BİR AYAKKABI DÜKKANI VARDIR…” “NE İSTİYORMUŞ?” “HİÇ…” “ACAYİP! GELSİN HELE…” (DERVİŞ KILIKLI BİR ADAM, ELİNDE KÜÇÜK BİR ÇIKINLA GÖRÜNÜR. ÇIKINI AÇIP İÇİNDEN BİR ÇİFT AYAKKABI ÇIKARIR, PADİŞAHA UZATIR. : ) “KABUL BUYURUN EFENDİM!...” (PADİŞAH AYAKKABIYI ALIR, İNCELER : ) “EN SEVDİĞİM RENK… DEVE TÜYÜ. BU SÜRPRİZ İKRAMINIZI NEYE BORÇLUYUM MÜNTEKİM EFENDİ?..” “BİZDE ADETTİR HÜNKARIM. KOMŞUYA İHTİRAMDA BULUNULUR…” “43 NUMARA, TAM AYAĞIMA GÖRE!..” “AYAĞINIZDA PARALANSIN SULTANIM…” “KILIĞINA BAKILIRSA BEKTAŞİ’SİN KUNDURACI…” “EVET, ÇARIKLI BABA’NIN EHLİNDENİZ. ZÂT-I ÂLİNİZİN ŞAZELİYYE’YE İNTİSAB ETTİĞİNİZİ İŞİTMİŞTİK…” “LAKİN BİZİM TARİKE REVAN OLANLARIN MUAYYEN BİR KIYAFETİ YOKTUR…” (BU ARADA AYNI KARENİN İÇİNDEN BAŞLAYAN ÇİZİMDE, DİĞER TARAFTA, BAHÇEDE HUDUNİ’Yİ YAKALAMA ÇALIŞMASI DEVAM ETMEKTEDİR: ) “BULDUM! İŞTE ORADA! CEVİZİN YUKARISINDA!!!” (ORDAN ORAYA KAÇAN HUDUNİ, SONUNDA SEVGİLİ SAHİBESİNİN OMUZUNA KONUVERİR. TABİİ ORADAN DA KAFESİNE..) (CEMİLE SULTAN’IN YANINA GELEN GÖREVLİ: ) “PADİŞAHIMIZ EFENDİMİZ KUŞU HUZURA İSTİYOR…”

28

beni kafese koyup tüydü.. Gıcırbey eve gelir gelmez beni salıverir. Ben bir şemsiye kakaduyum [cacatua alba]. Keşke ben de onu sırtımda taşıyabilsem. 141 Müthiş bilgilidir. Babaannemin ilaçları olmasaydı. Erkeğin kalbine giden yola mayın döşemek [Kevser] Babaannem duysa. İçinde ayna ve yedi halkalı bir çıngırak var. Babaannemin hesabı belli: Kenan bu büyülü yemekleri yiyip bana vurulacak." "Kafamı bozma Şapırt. Kevser'in yemeklerini yemiyor. Sol bacağım çok zayıf. 'Nanay Nakliyat' yazılı turuncu işçi tulumları. Dile kolay. kabak çekirdeği. pişmiş sebze de yiyorum: Nefis. bari birşeyler yeseydik. gönlüm Müntekim'de. göğüs kanseri. Cinci Ruhiye dediniz mi herkes tanır. Fındık.. şarkıdaki gibi ben onu "fındık ile. uyukluyordum. Churchill. kıvırcık. Kimseyi felakete sürükleyecek büyüler yapmaz. Liseden sonra okumadım.. O. KUŞ. Evi kolaçan ettikten sonra ağızlarının suyu akarak eşyaları incelediler. fıstık ile. PADİŞAHLA AYAKKABICININ BULUNDUĞU ODAYA GÖTÜRÜR. içini gagamın ucuyla ağzına atıveririm. Beni düzenli olarak veterinere götürür. Eskiden sık sık aktarlara giderdi. Jilet de onlara bakıyor. at yağından yapılmış sabun gibi temin edilmesi zor siparişlerini bulup getiriyorum. sonra yemek. beni öldürür. PADİŞAHI VE ELİNDEKİ KABAK ÇEKİRDEKLERİNİ GÖRÜR GÖRMEZ: ) “SULTAN ABDÜLHAMİD HÂN-I SÂNÎ GELİYOR!. Babaannemi. Onu görünce. Koşamıyorum. tiril tiril giyindi. kravatını taktı. İnsaflı kadındır. tırnaklarımı kestirir. ” (DİYE BAĞIRIR.. duş aldı. ıhlamur tozu ve dulavratotu katıp çok eski bir dua okuyor. Esmer Kösele: "Patron. Gıcırbey'in yardımıyla yıkanırım. buğday. yüz yaşındayım. Artık yaşlandım.(KUŞU ALIR. ben daha bebekken. Bir ayağım çukurda. dilimlemiş elma-armut.. başlarında şapkalar vardı.. Gebermedin ya!" Şapırt dedikleri şişko patates bana doğru yaklaştı "Ben en iyisi şu papağanı beş dakkada kızartıp yiyeyim. Kendimi tutamadım: "Sultan Abdülhamid Hân-ı Sânî geliyor!" Mutfağa yönelen Jilet. donakaldılar. gagamı törpülettirir. deney hayvanları yetiştirilen bir laboratuarın sahibi Peter Oram tarafından satın alınan Charlie hakkında. gündüz vakti. birtakım şuruplar. gelen kesinlikle Kevser. Ben. Eski başbakanın 1965'te ölümünden sonra. Gıcırbey ailesine padişahın yadigarıyım. Kevser'e de. Ne de olsa. hep bana veriyor.. bilhassa çam dalına bayıldığımı bilir. Churchill'in karakteristik ses tonuyla sövüyor. Tam o anda kapı vuruldu: "Tak tak!" Hırsızlar iyice aptallaştılar. Gıcırbey. sahibinin kendisine öğrettiği gibi hâlâ Adolf Hitler ve Nazilere küfrediyor.. BU MACERANIN SONU  ) (Tarayanın Notu: Çizgi roman burada sona erdi. Hapşıracak olsam. O da beni omuzlarında taşır. Dakikalar süren saniyeler boyunca. cebinde bulduğu bir kabak çekirdeğini çitledi.. belki yatalak olacaktım. Kösele ve tabii Şapırt. II. Bu sesi tanıyorum. Gıcırbey bana yeni. nefes almıyorlar. Dördü de bana bakıyordu. sen Kösele'yle birlikte oturma grubunu taşı." Gıcırbey kahvaltıdan sonra tıraş oldu. Hitler ve Nazilere. Dört tane leş kargası içeri daldı. bana gülümseyerek "Dert etme güzel 29 . uzayan kanat tüylerimi. kapıya kıyamıyormuş gibi tıklatıyor. vallahi çok üzüldüm" demiştim de. Üzerime rehavet çökmüştü. Yürürken aksıyorum. Niyeti. sol memesini kesip aldılar geçenlerde. Jilet'e bakıyorlar. Onbir aylık bebekken felç geçirmişim. önce iş.) (SULTAN. ihtiyar kalbim pır pır ediyor. Charlie'yi 1937'de satın almıştı. Arada bir. Kalender kadındır. Her türlü hastalığa şifalı terkipler hazırlar. yemeği Kenan'a götürmemi tembihlemişti. Kenan'ın annesi Güllü Abla hasta. ben de keyifle yerim. nedendir bilmem.. şofben zehirlenmesinden ölmüşler. yulaf. Babaannemle baş başa kalmışız.) 137 Sahibini Omzuna Konduran Kuş [Huduni] Müntekim Efendi'nin torununun oğlu ve de adaşı Müntekim Gıcırbey. Yemek kabımı her gün yıkayıp temizler. yağlar taşırdı. Babaannemin yarasa tırnağı. fıstık. Kenan'ın midesinden kalbine giden yola mayın döşemek. ceviz. "Belki Churchill artık bizimle değil. darı. Haftada bir. Bin çeşit kocakarı ilacı bilir." "Tamamdır. büyü bozar. Kafesimi sık sık temizler. hemen odayı ısıtır." Jilet: "Uyuz çakal. Son günlerde. Gene yemek getirmiş olmalı. Bazen çocuk mamasına peksimet doğrar. ağızlar açık. söylemesi ayıp. ve en sevdiğim içecek olan suyla besler beni. Charlie'nin İngiltere'de yaşayan en yaşlı papağan olduğu belirtiliyor.. kızarmış balık. az etli pirzola. badem ile beslerim. Taze dallara. fakat benden kaçmaz. onun sebze yemeklerine de bayılıyorum." Şapırt. Hırsızların gözleri sağa sola kayıyor.. Böylece ben de şu sakat halimle bir yuva kurabileceğim...." Kabuğu kırıp. eşyaları yiyecek gücüm kalmadı zaten. Nasıl desem. fal bakar. Üzerlerinde. Annemle babam. Neden? Allah biliyor. envai çeşit baharat." "Jilet.. kuşu da götürecek miyiz?" 140 Jilet: "Baksana. Huduni. Şapırt'la ben de buzdolabını indirelim. laf anlamıyor musun?" Radar ve Kösele üç kişilik koltuğu iki ucundan kavradılar. ben dün geceden beri açım. Ara sıra yüksek sesle gazete 139 okur. Daily Mirror gazetesindeki haberde. KAFESİ KUNDURACIYA UZATIR) “AL BAKALIM KUNDURACI BİRADERİM… BU DİLBAZ KUŞ ARTIK SANA EMANET…” (BU SON KAREDE KAHRAMANLAR SİLÛET ŞEKLİNDE ÇİZİLMİŞ. Ben ne yapıyorum? Müntekim'e getiriyorum. Kanatlarımın altına erkek deodorantı püskürtür.. sonra da benimle evlenecek. dünyada olup biteni öğrenirim: "Bak.. Churchill uzmanlarından James Humes. kocaman bir kafes satın aldı. Polio sekeli dedikleri bedensel arızayla yaşamaya alıştım. Endonezya'ya vınlasak!.. Fakat çok şükür. Eve torbalar dolusu ot. bana hizmette kusur etmiyor. beş para etmez. Babaannem. Şimdi ihtiyacı olan malzemeyi bana ısmarlıyor. oradan da hiç görmediğim anavatanıma. içtiğim suya vitamin katar. çantasını hazırladı. üzerine yumurta kırıp karıştırdıktan sonra servis yapar. İncecik parmaklarıyla. koltuk değneğine ihtiyacım yok. Kıpırdamıyorlar.. Kapının sesiyle uyandım. haşlanmış tavuk. Dünya Savaşı'nın kahramanlarından biri olarak kabul edilen Charlie. masal kuşları gibi uçarak Anadolu'da şehir şehir gezdirsem. Ondokuz yaşındayım. bela mısın ulan sen? Burada işimiz bitince patlayana kadar yersin. ayçekirdeği. Senede iki kere yuttuğum koyu kırmızı birtakım haplar beni ferahlatır. üçlü koltuğu yüklenmiş Radar. Habis cinleri kovar. hiçbirimiz kıpırdamıyoruz. Sürekli konuşur benimle. Mobilyaları kemirmeme bozulur.. Churchill'in papağanı hâlâ Hitler'e küfrediyormuş! İngiltere'nin eski başbakanı Winston Churchill'in [1874-1965] papağanlarından biri olan ve bu yıl 104 'üncü yaşını kutlayan Charlie. dedim ya. yemeğe gizlice yılan yağı. Bazen de. kurbağa gözü.. neredeyse dedem yaşında. "Radar. ama Charlie sayesinde fikirleri hâlâ aramızda" ifadesini kullandı. bir keresinde ona "Ah Güllü Abla. Gıcırbey daha dünkü çocuk.

Sürpriz misafirin gitmesini umuyorlar. bir tabak da size getireyim dedim.. Tüysek mi Jilet?" Jilet: "Gevezeliği bırakın da işimize bakalım artık. o büyük kâsedeki aşureyi de Kenan'a.ktir git arabada bekle!" Şapırt. kapıyı dinliyorlar. aaagh. benim şövalyem.. O. o zaman göreceksiniz ebenizinkini!" Bir tur daha. kitapları. belinden kocaman bir bıçak çıkardı. "Kevser. Görseniz. benim onu aç karnına sevdiğim gibi sevsin beni. Tok tok: "Karnabahar pişirdim. Kim bilir kızın aklından ne geçiyor? Galiba. Bana o yemeklerden pişirirdin. Yemekleri ben pişiriyorum... Kevser'i ayak bileklerinden tutup duvarın dibine sürükledi: "Ya.". Fakat ne çare. devrim niteliğinde!" Her defasında ayaküstü laflıyoruz.". her defasında Kevser'e bakıyor. yazık. zaten besili ve [Allah günah yazmasın] bastıbacak olan Kenan günden güne kilo alıp şişiyor. "Kevser. Müntekim bayram edecek. yemek çok leziz görünüyor... Elini kızın boynuna 144 doladı! O esnada Şapırt. Var gücümle ötmeye başlıyorum: "Uzaklaş! Gelme! Geri dön! Kaç! Haydi! Çabuk ol!" Zamane kızları meraklı ve ısrarcı oluyorlar: "Müntekim Bey.. komşuya ikram edilecek tabağı kaşla göz arasında babaannem hazırlıyor. ulakları akşama kadar motosikletle Kenan'ın siparişlerini naklediyorlar. Annesi ameliyat olunca izin aldı.. Şapırt.. poşetleri taşımama yardım etti.. Cellat Radar... bir tabak bamya ayırdım. pisboğaz pezevenk!" 30 ." Namussuzlar. bu hileli aşlara hiç lüzum kalmasın. evli barklı adamsın.. oğlum sen ne kuduruk. Gözlerimden. Gören. karalahana?!" "Nereden bildiniz?" "Burnum çok iyi koku alır. Kenan. sen insan değilsin şiloz puşt! Nasıl kıydın ulan gencecik kıza?" Bu defa Şapırt Radar'a yakalanıyor. Zavallı Kevser neye uğradığını anlayamadan."Pırasa sever misiniz?" "Ne demek. Kenan'a götür bir tabak. yazıktır. kitaplıkları. savaş gördüm. bütün kadınlar tabuta tek memeyle girer" demişti. "Radar. Oturma grubunu.. benim. Kapıyı her zamanki gibi iki kere tıklatıyorum. deprem gördüm fakat hiçbiri beni böyle sarsmamıştı. Hüngürdeyerek Kevser'in saçlarım okşuyor: "Adın ne güzel kız. Güllügillere. üçlü koltuğu yavaşça yere bıraktılar. söylemedi deme. yemek tabağını dökmeden alıverdi kızın elinden.. Şapırt'ı yakasından tuttuğu gibi duvara mıhlıyor ve bıçağı gırtlağına dayıyor: "Senin o korkak kelleni ödlek bedeninden ayıracağım!" Kösele Radar'ı belinden kavrayıp geri savuruyor..". söyle bana.."." "Peki babaanneciğim" deyip mutfak masasının üzerindeki tabağı kaptığım gibi koşarcasına alt kata. Midesi aşkla kasılacağma. Babaannem "Kız Kevser. halıları. enginar Güllügillere.. şimdi kızın peşine gelecekler. Çok da güzel kızmış." Kösele: "Patron. Şapırt gene Radar'a çatıyor: "Yok yok. tuvalettedir." Bilse ki hepsini Müntekim'e taşıdım. Müntekim'in dairesinin eşiğine varıyorum.. Jilet Şapırt'm çenesine okkalı bir yumruk çakıyor: "S. 143 Mercimekli pazı topları pişirdim bugün. Radar'a sataşıyordu: "Radar. Banyo aynasında saçımı düzeltiyorum. kanlar içinde holün ortasına yığıldı. Uzun bir sessizlik daha..".kızım. mutfaktaki çekmeceden bir koşu kaşık alıp yemeği çarçabuk yiyiverdi. Aşk yalnızca sağlam vücutlu ve tok karınlıların mı tekelinde? Yalvarırım "Hayır" deyin!. yemek ayağına geldi!" Şapırt. neden daha önce rastlaşmadık ki. komşuluğumuzu bilelim" diyor. Jilet: "Az daha açlıktan zıbarıyordun ha. içimi eritiyor. çöp gibi ince. Besbelli az yiyor.. haydi.. Andavallı Köyü'nün delisi gibi ötme.. gözüm büyüklüğünde yaşlar süzüldü. bu cinayetin hesabını vereceksin!" Radar: "Jilet. Annesi sönmüş mum gibi yatarken.ne?" Sonra Şapırt'a dönüp "Osuruk arkeologu gibi ne eşmiyorsun? Seni de kesip kızın yanma yetiştireyim mi dallama?" Jilet: "Çabuk olun. Konuşurken gözlerimin içine bakıyor. Kevser epey bekledikten sonra tekrar tıklatıyor. ne diyor bu i. Vazgeçti zannettiğim bir anda yeniden çalmıyor kapı. Ben de öyle umuyorum. banyoda ellerini ve bıçağını yıkadı.. Bakkallara. cips fabrikasında şoför. bir tabak semizotu da Güllügillere götür. Yazık oldu. pırasa sevilmez mi?".. başıyla Radar'a kapıyı açmasını işaret etti. Radar ve Kösele. ağzındaki son lokmayı çiğneyerek "Ne yemeği olduğunu anlamadım ama harbiden nefismiş." Şapırt. yavşak!" Jilet: "Didişmeyin ulan." "Çok naziksiniz Kevser Hanım. ne taharetsiz çakalmışsın!" Radar: "Kes ulan püsküllü kancık. Bir defasında alışverişten dönüyordum. Tıktık: "Kapuska?" "Sevinçten ölebilirim!". bir çırpıda kapıyı açıp güzelim Kevser'i içeri çekti. Kevser'in yanma uzanan Şapırt'm beline bir tekme sallıyor: "Ulan it. O hayvan sana kıydı mı birtanem. beklerim ben!" Bu sözleri duyan Jilet. buzdolabını. o çocukcağız yemek de pişiremez. marketlere minibüsle cips dağıtıyor. beni karafatmaya çevirir! 142 Pizzacı.. Gerçi. Acaba benim geldiğimi anlıyor mudur? Ecelin paratoneriyle toprağa iletilen yıldırım aşkı [Huduni] Hırsızlar.. Allah'ın belası Radar. İş de bulamadı. "Tek çizgili pijama giyiyor" dedikleri türden.. çıkar birazdan sanıyor. Tik tik: "Bakla?" "Harikulade!". Öteberiyi mukavva kutulara doldurarak taşıyorlardı. pideci. "Kevser. Yemeklerimi yedikçe bana muhabbeti arttı. Ühü ühü. kıtlık gördüm. Tak tak. Radar. gencecik bir kızla kaçmış. Tiki tikitak: "Peynirli kabak dolması?" "Gerçek bir mucitsiniz Kevser Hanım! Bu yemek. Babaannem rahat rahat aşk tabağı hazırlayabilsin diye mutfağa yaklaşmıyorum. Tam bir centilmen. tezgahın üzerinde... ikiniz de Kösele'nin gübre dolu lırnağı etmezsiniz." "Tahmin edeyim. Kevser'in başucuna çömeliyor. Kenan'a türlü. kız ne olacak?" Jilet: "Cennete gider herhalde?" Radar: "Sabah sabah elimizi kana buladık. vah vah. Fakat bence çok yakışıklı. Müntekim tek başına. Radar.." 145 Eşyalar nakledildikçe Şapırt'm harareti artıyor.. masayı. bilgisayarı. onları sahiden ev taşıyorlar sanırdı. "Kevser. Gıcırbey'in yepyeni eşyalarını katır gibi hızla taşıdılar. bu kızın bir ayağı sakatmış. Yüz yaşındayım. banyodadır. zahmet etmeseydiniz. Kevserciğim hâlâ "Bekliyorum" diyor. Bir daha da haber çıkmamış heriften.. isterim ki. hamarat kızmış. Onu sevinirken görmek. kızcağızın boğazını kesti! Güzelim Kevser'in cansız bedeni.. kalbi aşkla çarpsın. Gıcırbey'in evde olduğundan emin. şimdi de ölülere mi sarkıyorsun. ağlaya ağlaya olduğu yere.. Kevser'in bu yılanların eline düşmesine izin veremem. sevaptır. kırkından sonra. Biraz sonra geliyor: "Kevser'im. Şapırt. Tak tuka: "Merhaba.. Müntekim. Kevser! Yemek getirdim! Acele etmeyin. Bir-iki kere merdivenlerde karşılaştık. bana prensesmişim gibi eğilerek selam verdi..... Seni evimin kadını yapardım. dönerci. Kenan'ın babası. bizim sülalede âdettir." Radar.. iç geçiriyordu.

Namık Bey'in kürsüyü klozet olarak kullanışını konuşuyor. deyimler... teknoloji fuarında kıçıyla yaptığı unutulmaz açılış konuşmasından söz ediliyor. Artık. yüzünden daha çok tanınacak. Her zamanki gibi doğrudan konuya girdim: "Kimden. Ev boşalınca sesim duvarlarda yankılanıyor: "Keeev-seeeeeeerrr!" Beş dakika sonra Gıcırbey. Sistemi. Şebnem. bacaklarımı çarpıttım. zamanın başlangıç gecesi kadar derin. işin doğrusu şifayı kapmış. Radar'm karnına oturup çenesine. Namık Mıknatıs'm televizyon fabrikasına sözleşmeli işçi olarak girmişti. prensipleri bir anda unuttum. aya ayak basmaktan daha büyük bir haber olabiliyormuş. Namık Mıknatıs'm ardına geçip kayda başlayacak. derin bir nefes aldı: "Saati mi soruyorsunuz?" Evet anlamında "Ehuvva. balta girmemiş ormanlara iletilmiş bulunuyor. Yerinde ve zamanında yapıldığında. Kösele'den ses yok. "Beni görüyor musunuz?" "Şanslı biriyimdir. Radar'dan beter halde eşikten içeri yuvarlanıyor." Bam diye telefonu suratıma kapatıp kulübeden fırladı. Evet." Hatta.tveren!" Radar. Suratı kana bulanmış olan Radar yattığı yerde inliyor.. 35 bin kişiye bir tek bilgisayarın düştüğü Afrika kasabalarında bile. yüzüne bakanlar ilkin o lekeyi görüyordu. Şebnem Şibumi ani bir kararla sağ yanağıma bir tokat patlattı.. Kasılmış sağ elimin işaretparmağıyla sol bileğimin üstüne vurup yüzümü gözümü eğip bükerek saati sorarken başımı rastgele sallıyordum: "Heebe. Onun etlerini kanına doğrayacağım! "Sayın seyirciler. Şapırt. böyle bir kampanya organize edemezdi. Kuduz gibi enerjik. İkinci sınıf bir aptal gibi davranmıştım. Artık kainatın hiçbir yerinde emniyette değilim. Şapırt ağlıyor." "Evet. reklam yıldızı. Kirpikleri kıpırdıyor. Şapırt'ı gırtlağından yakalayıp duvara çarpıyor. Namık Mıknatıs'm. Yeryüzünün neresine giderse gitsin. boş yere Namık Mıknatıs'ı teselli etmeye çalışıyordu. Olaydan "kaza". huvaa" dedim ve sorumu bir daha tekrarladım: "Heebe. Bay Mıknatıs vakasıyla yeterince uzaktan da olsa sıkı sıkıya alakalı. Arkası. Aksıyor. kaderimin en keskin virajına girdiğim sırada "Saat 3'ü 20 geçiyor"du. Medya tarihine. Kurtuluş günüm. besleyip büyüttüğü kaba eti ona çok acıklı bir oyun oynamıştı." "Asla!" 150 "Yani şimdi ben git. gürültülü bir biçimde altına kaçırışını kasdediyordu. alnı kakayla lekelenmişti. Jilet sövüyor. Televizyon kanallarındaki tartışma programlarında söz alan uzmanlar. Tombul yumruklarla Radar'ın kafasına çalışıyor. b. 29 Mayıs'tı. kırk-elli ülkeden gelmiş prestijli misafirlerin ve yüzlerce kameranın önünde. Heykelinin yapımında dışkı harcı kullanılacaktı.Kösele'yle birlikte masayı taşıyan Jilet: "Sana arabaya git demedim mi Dürzü?!" deyip kapıdan çıkıyor. burnuna. Galiba bu kıza vurulmuştum.. o reytingi yüksek kıçı paparazziler tarafından kuşatılacak. Bir yıllık sözleşme süresi dolmuştu. ne için intikam almak istiyorsunuz?" Telefon kulübesinde... "talihsizlik". akvaryumdaki çiçek gibi duran Şebnem: "Namık Mıknaüs'tan.spu çocuğu! Sen aşkı ne bilirsin." 31 . bu sözlere sert bir tekmeyle cevap veriyor. Kollarımı geriye doğru açtım. sarınım telefonda ben biraz... Baharı fetheden ordunun sancağı gibi dalgalanan elbisesi karşısında hazırola geçiyorum. 149 gövdemi eğdim.ka basmak. "hastalanma" gibi kelimelerle bahsediyorlardı. Hakkında fıkralar. kuralları. Bakırköy Ruh ve Sinir Hastalıkları Hastanesi'nde tedavi altına alındı. kadınlara göre altı kat daha fazla olduğudur. Koşarak gelen Jilet. Omzuna dokundum. Kızın ardından seğirttim. hikayeler uydurulan efsanevi poposu. yıl sonunda sözleşmeniz yenilenecek" diyenler.. kalbimin etrafında ışık hızıyla dönerek hacı olduğum gün.. Radar inliyor. Şu anda. Ondan kurtuluş yoktu. Durdu. çünkü. Gözleri. özel üniversite sahibi ve amatör politikacı olan Namık Mıknatıs.kik öküz?" "Sus or.si!" diyor. Uluslararası Teknoloji Fuarı'nda yaptığı açılış konuşması sırasında aniden rahatsızlanan Namık Mıknatıs'm ardına büyük bir psikolojik bunalım yaşadığı açıklandı. aslında Bay Mıknatıs'm. yalpalıyordum. Gömleğimden birkaç düğme çözdüm.. hiyye sea uhevua?" Gözleri korkuyla irileşmişti.t olmuştu. Kibarlığı ve pişkinliği harmanladım: "Sol tarafa vuracağınızı düşünmüştüm" dememle sol yanağıma da şamarın inmesi bir oldu. Şapırt birdenbire ayağa fırlayıp Radar'a girişiyor. Başlangıçta "Merak etmeyin." Şebnem Şibumi kabinin içinde dönüp dışarı bakındı. onun karşısına telefondaki 'intikam işçisi' olarak çıkmayabilirdim. hiyye sea uhevua?" Bildiğim bir şey varsa. Namık Mıknatıs'm topluca işten attığı 1100 kişiden biriydi. gazetelere sık sık reklam veren 'hatırlı' bir müşteriydi... "Bazı gazeteler sizden T100 kişi' diye söz ediyor.." "Kesinlikle!" "Belki yeniden konuşmamız. Dönüyor. Nedense. dişlerine saydırıyor. spiker "ani-ılrtı rahatsızlanmak" derken. ünlü işadamı Namık Mıknatıs. mabadını fena üşütmüştü. Dolayısıyla.. hiyye sea uhevua?" Sertçe koparılan bir gelincik gibi irkilmişti. kelimenin tam anlamıyla g. Ellilerinde bir patron. Namık Mıknatıs. Galibası fazla. Kahramanımızı küresel bir star konumuna yükselten gübre fırtınası. Telefon konuşması sırasında kullandığım elektronik süzgeç sesimi değiştiriyordu. Bireysel bayramım. kendi patlayan dışkılarıyla sonsuza dek lanetlenmiş vaziyette. İşte benim aşk hikayem böyle başlıyor. Toparlandım: "Teşekkür ederim" deyip sırıttım. Bildiğim bir şey varsa o da erkeklere yıldırım çarpma oranının. Trilyonlar ödese. Çöle düşen ilk yağmur damlasını duymanın heyecanı içindeyim. şimdi "paydos" diyordu." Televizyonu kapattım. bozkırlara. Adını ve estetik "Operasyonla yüzünü değiştirmek için fazla ünlü. İnanın. Bildiğim bir şey varsa. Üsküdar rıhtımmdaydık. kapitalizm tarihine adını b.. Her şey.. Uzun yıllar gözü gibi baktığı. Şebnem Şibumi. Beni işten attı. Radar sendeleyip düşüyor. tüm dünyanın elektronik devleri.. Olayın farklı açılardan çekilmiş görüntüleri internet ve uydu aracılığıyla buzullara." "İyi olur!" "Bakın bu konuyu tekrar. güzel bayan. Kolumdaki saati çıkarıp cebime koydum.. İşçilerin protestoları medyaya hemen hiç yansımıyordu. Yine de bozuntuya vermiyorum. Sorumu tekrarladım: "Heebe. Stendhal sendromuna yakalandığım.klu harflerle yazdırmış durumda. Radar onların ardından kapıyı örtüyor ve Şapırt'm yanma geri dönüyor: "Cesede âşık mı oldun ulan yoksa s. tarih okumuştu.. ruh hastası g. akıllara durgunluk veren bir yellenme ve dışkılama olayı. Son eşyaları da sırtlayıp götürüyorlar. normalde hiç kimseyle böyle konuşmam. Gezegen çapında şoka sebep olan. anladık. sendeliyor. Kamerası olan herkes.. Darbelerin etkisiyle tam bir centilmen olmuştum: "Hanımefendi." "Evet!" "Galiba hödükçe. staja başlamak yerine. Dişlerinin arasından sızan kanı köpürterek "Sen bittin Şapırt ibn... orman yangınının ortasında kalmış ağlamaklı bir ceylan var. Namık Mıknatıs televizyon kanallarına. Tüm zamanların en çok reklamı yapılan 'paket'i etrafında insanlık kenetlenmişti.. nereye giderse gitsin peşindeydi. Tabutu baltayla parçalanınca ayağa fırlayan bir şehit gibi tetikteyim.. Gerçekten ona ulaşabilir misiniz?" Beyaz çikolatadan yapılmış kulağıyla külüstür ahize tam bir tezat oluşturuyordu: "Bundan kuşkunuz olmasın. Açıkçası.

evimin soyulduğu. güneşle çölün arasına giremezsin. şarkıyı sanki Şebnem söylüyor: "Ayrılmam istersen hiç yanından I Çağırsan gelirim çok uzaklardan I Eskiden korkardım yalnızlıktan I Korkmam artık sen varsın. Salonun öbür ucundan elimde bardaklarla dönerken gözümü Şebnem'den ayırmıyorum.. Şebnem'e tutulmuştum. Şebnem gülümseyerek evet anlamında başını sallıyor.u lı insanlar." Az önce iki şaplakla beni akort eden kıza. Üsküdar'ın efsanevi emniyet müdürüymüş.. Aynı zamanda. Bildiğim bir şey varsa. Gökyüzündeki bir kuşu köşeye kıstıramazsın Şebnem Şibumi'nin babası Şerif Şibumi.. kontağı çevirdi. Karıncaların sürüklediği yaralı bir çekirge gibi hissediyordum. Önümüzde bir çift boş bardak. Baygın iki garsondan başka. bütün hücrelerimi şiddetle işgal ediyordu. gülemez. intiharı andıran bir taşkınlıkla "Kevser! Kevser'im!" diye inleye inleye öldü. memur bey?" Şoför koltuğundaki aynasız. Kıpırdamaya korkuyordum." 154 Mezardan şartlı tahliye Ruhunuzla yazı tura atmayın. avucumdan taşan suyu yüzüme çarpınca ağzımdaki sigara ıslak elimle yanağımın arasında sıkışarak "cosss" diye söndü. "gönlünden ne koparsa?" İşte. Her şey kontrolümden çıkmıştı. kalbim. onları birbirine bağlayan hiçbir şey yok. dilim tutukluk yapmıştı. Tanınmış bir işadamı hakkında uluorta. Zaptiyenin buyruğuna uydum. paslı yağ 32 ."Hayır!" "Benim adım Münt. Biri sigara yaktım. kanun adamlarının üniforma düğmesi gibi donuk bakışlarının menzilinden çıkıp. adı ve maceraları dilden dile dolaşmaktaymış." Böylece kolluk kuvvetlerinin emin ellerinden sıvışıyorum ve koruyucu meleğimle birlikte. polis amcalar da ben de. Normaldir.. ben kıza: "Geri kalan ömrü boyunca can çekişecek!.. Dizginler de kırbaç da bende değildi artık. Huduni. Kız.. Meslek aşkıyla destanlar yazmış. insan içine çıkamaz. sahne adım. Gelgeldim. Sazı hemen bırakmadım: "Kollarını koparıp onlarla döveceğim!" Şebnem uzaklaştıkça sesimi yükseltiyordum: "Onu kendi bağırsağıyla boğacağım!" Tehditlerimin birbiriyle çelişmesine aldırmıyordum: "Diri diri yakıp küllerini lağıma saçacağım!" Bağırıyordum ve herhalde sözlerimi işiten tek kişi Şebnem değildi: "Kendisi de dahil hiçbir canlı onun yerinde olmak istemeyecek!" Kız durağa yaklaşıyordu. tabancalarını bana doğrultmuştu.. Bir insana değer vermenin bedeli ağırdır. Kopardığım yaygaraya uzmanların kesin cevabı. Dilersen onun etlerini kıyma yapıp kemiklerini öğüttükten sonra derisine doldurup dikebilirim. Çoğu cesetten daha fazla benziyordum ölüye: Mezar küreğiyle dövülmüş. Beni boğarcasma kefenledikten sonra dolmuş durağına doğru yürümeye koyuldu. İşim/ bitikti. Sakın beni alımlı kızların karşısında apışıp kalan şapşallardan sanmayın." Peygamber sofrasındaki pişmiş kelle gibi sırıtıyorum. Bu adam benimle birlikte. melankolik bir kadavrayı andırıyordu.. gökyüzündeki bir kuşu köşeye sıkıştıramazsm. Cesedi yörüngeye oturmuş bir astronotun ümitsizliğiyle seslendim: "Namık Mıknaüs'ı öyle tekmeleyeceğim ki aşırı hızdan tutuklanacak!" İşe yaramadı.. kadere de inanmalısınız.. tamam mı?" deyip erkekler tuvaletine yollandım. Bildiğim bir şey varsa. iki yıldır intikam işindeydim ve ilk defa bir müşteriyle tanışıp görüşüyordum. Aşk. Alev almam an meselesiydi: "Bilmem?" diyebildim.. panayır şeytanlıklarında üstüme yoktur. Şerif Şibumi'nin kızıyım" diyor.. bir kölenin kafasıyla düşünmeye. Lekeli aynaya bakarken musluğu açtım. Buradan bakınca. Tam tersine." Coşmuştum: "Gözkapaklarını kesip. sessizce dudaklarını kıpırdatarak şarkıya eşlik ediyor. bildiğim bir şey yoktu: Beynim.. "arkadaşım şaka yapıyordu. Hayatımda ilk kez aklım karışıyordu. kana susamış tuzu kuru kalabalığa karışıyoruz. "Bir limonata daha ister misin Şebnem?" deyip kalkıyorum. çeyrek yüzyıl öncesinden sesleniyor. Şebnem yapma çiçeklerin arasındaki sahici gül'dü. ellerimi yıkayıp hemen döneceğim. Pattadak Şebnem'in yanma vardım: "Bir ölü ne yapamaz?" "Ne?" "Konuşamaz. Bildiğim bir şey varsa bir çığın ortalama hızı saatte 380 kilometrenin üzerindedir.. Masalarda tek başına pinekleyen elk. "Namık Mıknatıs'ın canı bedeninden kaça çıkacak?" Tecrübe dosyalarım komple silinmişti.. Şebnem'in dili." "Benimki de Defol!" Zirveye yeni yağmış kar kadar güzeldi ve bana karşı çığ gibi büyüyen bir öfkeden başka bir şey hissetmiyordu. Kaç para ödemem gerekecek?" Sersemliğin zirvesinden Şebnem'in kudretten parlak dudaklarına bakıyordum." Krallığa terfi eden soytarı kadar sevinçliydim. Tozutmama ramak kalmıştı." "Pekala. Ayten Alpman. ceylan tarafından ışınlan aslanlar gibi bakıyoruz. On sene önce emekli olmasına rağmen. Fakat bir farkla?" "Neymiş?" "Ölmeyecek. tarihe geçmiş. polis teşkilatının bir nevi ruhani lideri." "Eee?" "Namık Mıknatıs da öyle olacak. Aşka inanıyorsanız. Caddenin kenarında iki devriye arabası duruyordu. balığın etini yiyip kılçığını göle salamazsın. "Namık Mıknatıs'm etlerini kanına doğrayacağını söylerken ciddi miydin?" ilkesel olarak hiç kimseyi öldürmüyordum. Geceleyin bomboş salonun pencere camındaki yansımam. ileri geri konuşmam ilgilerini çekmişti anlaşılan. Bildiğim bir şey varsa. trafik kazası geçirdiğim ve komşu kızı Kevser'in cinayete kurban gittiği gün ılımlı bir dangalaklıkla çarpılmıştım. Polisler kollarımı tutup başımı yere eğerek beni öndeki otomobile tıktılar. Nefesimi tuttum. işyerimin yandığı. Kalbimden yükselen çığlıklara kulaklarımı tıkamalıydım. ağzına vidalanmış renkli bir lokum kadar tatlıydı: "Müntekim gerçek adın mı?" "Hayır. gözlerinde sigara söndüreceğim!" Hem de ne biçim: "Kalbini söküp boğazına tıkacağım!" Kükrüyordum: "Boynuzlarını kırıp gözlerine saplayacağım!" Sınır tanımıyordum: "Onun etlerini kanma doğrayacağım!" Kızarmıştım: "Kemiklerini öğütüp helva pişireceğim!" Sesim çatlıyordu: "Kafatasını kül tablası yapacağım!" 151 Cidden abartıyordum: "Beyniyle senin bahçe duvarını boyayacağım!" "Kıpırdama! Ellerini başının arkasında birleştir!" Yarım düzine polis. [WlLL FERGUSON] iki sene önce... "Durun!. Şebnem dalgın. duvarları mavi boyalı büyük bir kafi teryada oturuyoruz.... İçlerinden biri sakince sordu: "Namık Mıknatıs'ı öldüreceksin demek?" "Bunu da nereden çıkardınız.. 152 Denizin kıyısında. fakat Şebnem isterse kendimi bile vurabilirdim: "Elbette. kanun adamlarına kimliğini verirken "Ben. dilenci ağzıyla konuşmaya başlamıştım. Bildiğim bir şey varsa. gönüllere taht kurmuş. Vücudumdaki tüm kimyasallar çalkalanıyordu. "İzninle..

toynaklaşmış elleriyle kollarımı kavrayıp beni sarsıyordu: "Ne oldu Müntekim Bey?!" Bir daha. O hengamede birileri ağlıyor. Çocuklar ceset görme telaşında. kaldırımları arşınlıyordum. gökten inen canavar sürüsüne karşı beni korumasını söylemeliyim: "Çok teşekkürler babacığım. her şey yolunda. cıyaklıyor.. bir daha. Cinai bir kaosun ortasında. suratıma çalışıyordu. Tecavüzcüler gibi terleyen apartman görevlisi Melikşah Sultan.. rahip akbaba [aegypius monachus]. Cenaze dedikodularının vızıltısı. El Fatiha. olmaz mı?" 33 . Merdivenlerde ayak sesleri dinmek bilmiyordu. Neden sonra. Anne-babama telefon edebilirdim. sadece imkansızı kabullenmen. malikü'l-hazin [botaurus stellaris]. Gıyabımda beni ayaküstü ameliyata başlıyorlar. Kıdemli bir mevta topraktan başını uzatsa da bize bir akıl verse. Toprak. Bir ıstırap tatbikatının ortasmdayım. alelusul montajlanmış kan bilyesi gözler." Dönüş yolunun ikinci adımında ölüm düşüncesi. Varoluşsal kaos bizi ele geçiriyor. bacağı kırılmış bir at gibi soluyordum: Yalan söylerken nefesi kesilenlerdenim: "Az önce gırtlağıma kadar (ıkındım. Başım." Melikşah Sultan benden randıman alamayınca dörtnala uzaklaşıyor.. gecenin ortasında ışıklar saçarak öten.. peşimden ayrılmayan bir sinek bulutu." "Dostlar sağolsun evladım. kalbimi. Akranım olan bir doktor tarafından muayene edildim. Şişmiş dilimi ağzımın içinde güçlükle oynatıyorum: "Bildiğim bir şey varsa. 158 Nesli tükenmekte olan peçeli baykuş [tyto alba]. Büyük ihtimalle morg çekmecesinde bulunan talihsiz Kevser'in. Kevser'in tabutunun ardından yürüyordum. Yongalarla dolu çürük bir çuval gibi dağılıyordum. kaslarımı sıyırarak beni Sigarayla Savaşanlar Derneği'nin meşhur afişindeki iskelete çeviriyorlar. iyi misin?" Babama. taziye nezaketi. zağanos [bubo bubo]. bazıları. Kevser'in belki de katıldığı ilk cenaze merasimi bu. merhumeye talkın veriyor. sigaramdan yükselen dumanın gürültüsünü duyabiliyordum. Fakat telaşlanmak ve üzülmek dışında ne yapabilirlerdi ki? Kaybedecek hiçbir şeyim kalmamıştı.. Mezarlık. Zorla denize sürüklenen kara kaplumbağası Hayat zannettiğimizden de kolay. Nöbetçi eczaneye uğrayıp Reparil jel ve bir kutu Dolorex aldıktan sonra evime yollandım. beynimi. omuzlarımın üstünden geçerek evime giriyorlardı. üzüntümüzü kat be kat aşıyor. hakkımdaki çerden çöpten şüphelerin üzerine mercek tutarak bir iftira yangını çıkarmak istiyorlar. Bir grup foto muhabiri merdivene dizilmişti. Ambulansla hastaneye kaldırıldım. "Milan Kundura?" "Babacığım. Huduni de tekdüze bir hırıltıyla Kevser'in adını sayıklıyordu. Tozun 'kakule' olduğunu bilahare öğrenecektim. Polisler zuhur ediyor. Güçbela doğrulup apartman boşluğunun taş zeminine oturdum.. akordeona dönmüş bir ambulans etkisi uyandırıyor. çizimin biçimini etkilemezdi ki. Çıkarıp yakıyorum. [FRANCO FALCONE] Ne anlama geldiği hakkında hiçbir fikrim olmayan acı gerçekler nevrimi döndürmüştü. Dükkanda işler nasıl?" "Elhamdülillah. Hakikat güneşinin altında. Konservatuar binasının yanındaki telefon kulübelerinden birine girdim ve babamın dükkanının numarasını tuşladım. kısılmış. Bir dolmuşa atlayıp Kadıköy'e indim. kararmış tuvalet musluğu gibi damlayan bir burun ve ceviz gibi buruşuk bir çene. Ortalık o kadar sessizdi ki. pütürlü ve hoş kokulu. baba-oğul birkaç kilo alırız. Etrafı sarı-siyah naylon şeritlerle kuşatıyorlar. "Başınız sağolsun Ruhiye Abla. Ruhiye Hanım. Suç mahallini. yüzüme eğiliyor. yemeğimizi yer. Kendini günah keçileriyle dolu bir ahırda bulan. yüzünü gören cennetlik. Dualar okunuyor.. Öğle vakti. yere beyaz tebeşirle çizilmiş polisiye suretine basmamaya özen gösteriyordum. Kör bıçakla çürük bir meyveyi deşip soyar gibi derimi. Her ihtimale karşı kavalkemiğimin filmi çekildi.. Ölümün yörüngesindeyiz. Halbuki evimin ortasında bir papağan cesedi yatıyordu. Üstelik evimin içinde! O anda. okuldan dönen çocukların çığlıkları ["Anneeeeeee!!!"] eşliğinde ayıldım. felaketler. Yeni sille tekniklerini üzerimde deneyen felek. dünyanın en boş evinde. Kadınlar etrafımı sardı. hırıltılı bir sesle Kevser'i sayıklarken kafesin kapısını açtım. Hepimiz de defnetmekte olduğumuz maktul kızdan yaşça büyüğüz. kesin. Kendi kendime mırıltıyla iyi dileklerimi sundum: "Huzur içinde yat". iki ayağımız bir pabuçta. Son bir gayretle kanat çırparak Kevser'in siluetine kondu ve oracıkta ruhunu teslim etti. Filmlerde görürdüm. evimin girişinde leşim seriliyken. yulaflı kek misali nemli. Vaktin varsa gelsen ya? Bak. Huduni..." Babam. zamanın akışım etkiliyor. bütün pencereleri açılarak temiz havayla dolan bir odaydı artık. göğsüme. Makyajı. benim ölü olmadığımı anlayınca fena bozuluyorlar. Yerde yatanın ölü ya da diri olması. Mezardan şartlı tahliyeyle serbest bırakılmışım gibi hissediyorum." "Neredesin be oğlum? Sesini duyan hacı. benim. Bu maktul şablonu bana hep cesedin kendisinden daha ilginç gelmiştir. dünyanın maketi. Portakal tozu gibi bir yağmur çiseliyor. acıkmış olduğumu fark ettim: "Yemek mi?" "Çok sıskasın Müntekim. kaçınılmaz olandan korunmalı ve dayanılmaza katlanmalıyız. gencecik bir kızı gömüyoruz. Kırk kişi varız. Kemiklerimin içerisinde zehirli karıncalar yürüyordu. Suça ortak olmadığımız halde. 156 Gülümsedim ve flaşlar patladı. kılkuyruk bağırtlak [pterocles alchata] gibi talihsiz kuşları kurtarmak için düzenlenen bir kampanyaya imza verdim. kendisininki. Mahallece tahtalı köye taşınacağız. balyozuyla enseme.. kulaklı toygar [eremophila alpestris]. Hafta sonu uğrarım sana baba.. içlerinden bir soprano "Yetiş Ruhiye Abla! Kevser ölmüş!" diye öyle bir öttü ki. Ondokuz yaşında. Bir tek sigaram eksik. zihnim saçma sapan şeylerle meşguldü.. Bir sigara yaktım. Eğer bu evin sahibi olsaydım ve cehennemde de bir dairem olsaydı. Geceleyin. burayı kiraya verip cehennemde otururdum. Mahvolmuştum. Fırından yeni çıkmış bayat ekmeği andıran bir kadın. benim ihtiyar can yoldaşım. Dünyayla aramdaki buzlucam eriyiverdi. nüktedanlığı bir fazilet alameti sayar. sana yemek ısmarlarım?" Birden. ciğerlerimi Kevser'e naklediyorlar. Çaresizliğimiz. Dünyayla arama buzlucamdan bir set çekilmişti. boynumdaki Marcello Mastroianni kravatını çekip uzatarak çevirdikleri duygusuna kapılıyorum. insanlar bacaklarıma basıyorlar. kıyamet sonrası yorgunluğuyla donakalmıştım.. Hoca.tenekesi gibi bir suratta. Ne gezer. Kulübede.. ikindi güneşinin turuncu ışığında. Mezar sulanıyor. fakat birgün gerçeğine rastlayacağımı hiç ummazdım. biri burnuma bir avuç kokulu toz tuttu. körük gibi soluyordu. dişlerim baştanbaşa bıçakla çizildi sanki. kasaplık eğitimi almış çobanların kontrollü heyecanıyla deviniyorlar. Elimde reçeteyle polis arabasına bindim. Konu komşu. önümüzdeki elli-altmış sene boyunca peyderpey birbirimizi toprağa vereceğiz. Müntekim. Kafamın içinde kara bir bulut peyda olmuştu.. böylesine basit bir şekli çizmek için ille de bir kurbana ihtiyaç olmadığını düşündüm. Karakolda ifade verdim. bıyıklı sumru [cfılidonias hybrida]. Tebeşirle zavallı Kevser'in çevresini dolanarak holün kanlı ahşap döşemesine siluetini çiziyorlar. kızıl sırtlı örümcekkuşu [lanius collurio]. dehşeti üstleniyoruz. yahbur [otis tarda]. Takdir-i ilahi tesisatının nakavt mekanizması. Gözümüzün yaşına baktıkları yok. ahiret tefekkürü yerini gıybet matinesine bırakıyor. Yumruklarım ceplerimde. her şey boz bulanıktı.

savaş. Onlar da bizim gibi canlarını kurtarmak için kafeslere sığınmış olmalılar. Biz de o hesap. Ölümden beter bir olayı durdurmak için öldürüyorsun. t mahfuzdur. felsefe. O gün anladım ki. Öte yandan. işgalci Amerikan ordusunun alçakta seyreden F-lll gözetleme uçaklarını. toplamda 700-800 milyon dolarlık zarara uğruyor. bir merhamet geleneğine mensup olan babamla. Mezarına geri dönmek için 'can atan' fakat yolunu kaybetmiş zombileriz.uadım. Annem. ön camlara yapışmış kanlı tüy yumakları. Maaşı ancak yoksulluğunu sürdürmeye yeten üçüncü lig bekarları. şeytan bile bu sıcağa dayanamaz. işyerimi yakanlar. Korkunun tüm o klişelerini.. Babalık. Kaşla göz arasında baş göz edildik. Her yıl. Bu düpedüz bir intihar notudur. F-16 motorlarında fır dönen kuş gözleri. nesli tükenmekte olan iki kuş gibi ötüşüyoruz: "Cik cik?" ["Müşteri bekliyor. 'Ne olursa olsun kimsenin canına kıyamam' diyemem yani. Ölünün ağzından yazılmış eciş bücüş bir cümle bozuntusu: "Beni yıka!" Apartman merdiveninin basamaklarını saydım: Otuzdokuz. amma yaptın.. Patiklerde geleceği görür." "Ne yani. baba olmak. Ben bekarlık tahtından çabuk indim. Daha gıcık bir laf edeyim: Ekmeğimizi ayakkabıdan çıkardık. Uğursuzluk raddesindeki yapmacıklığma bakar mısınız! Bil* 159 diğim bir şey varsa. yaklaşık 22 bin ila 27 bin kuş.. Ben mesela. Hayatım bu dükkanın içinde geçti. bir erkek. savaş uçaklarıyla çarpışıyor. ben ayakkabısına. gerçekten de göz kamaştırıcıydı. namüsait bir yerde indim.. bir baba da doğar. biri canını mı sıktı. kız meselesi mi?" "Hayır baba. Yukarı bakıyorum. şu karmaşık dünyada basit bir yaşama razı. Önce Müntekim. Reklamlarla fişteklenen yığınların tek bildiği. İnşallah evdedirler. mutsuz görünüyor: Uykusuz gözlerimle ben de onun yavrusuna benziyorum. Hangisi ölünceye kadar? İşte onu bilmiyorum. çorabın deliğini bilir. Böyledir. belli şartlarda bir insanı öldürebileceğimi biliyorum. açlıktan ayakkabısını yiyordu. sonra Cevher doğdu. Katherina Blum'un Çiğnenen OnunCmı yeniden okudum dün. ayaküstü çay içtik. tamam mı?"] "Gak guk. Mezbahaya giden yolda güdülürken bize gösterilen iyi muameleye fitiz. derisi yüzülmüş bir maymun gerginliğiyle turluyorum. Bende de kabahat var. şehvet hezeyanları çınlıyor. Kadıköy'ün gedikli sahafı Sakallı Lütfü'nün dükkanına uğradım. Tarih. Müntekim telefonda biraz ketumdu. Boş/ Kuşlar göğü terk etmiş. emniyeti dışlıyor. herşey ama her şey benim için ayakkabılarda II. Yeni açılmış bir lokantada devekuşu bifteği yedim. Askerden yeni gelmiştim. cinayet pozları veriyor.. Kerata bana açılamıyor. Bir filmde Şarlo. dengesizliğimizi kamufle ediyor. Roman bahsinde. Denerim. cehennemde yelpaze satsam."] Düşüncelerim küller gibi uçuşuyordu. aşk. Kredi kartı faizi." Şu cümlenin. arabayla bana çarpıp kaçanlar ve diğerlerinin arasındayım. dans."Sen. milyonlarca gelin namzedi arasından Gülizar'ı buldu: "Recai. Teknolojik uygarlık.." ["Peki. şom ağızlılık daima itibar görmüştür. şu anda üç canlıyım. mamafih kuşlar da infilak ediyor.. Varlığımız. Hakiki bir ayakkabıcı. Başka Şansın Yok] Bir bebek doğdu mu. Çoraptan karakter tahlili yapar. örümcek ile sinek arasında pazarlık olmayacağı. canına can katılıyor. çileden çıkan. İzimizi süren cellat ile cankurtaranın yarışında. Yabana atılmak da istemiyoruz. Kalabalık. Vietnamlılar. Henüz.. ses duvarına saplanıp çatlayan gagalar.. [HARLAN COBEN. Akşam güneşine markaj yapan suratsız binaların arasında. tıp. sadece bir selam vermek için . metropolde güncellenen dehşete bir katkı payı anlamı taşıyor." Başıyla selam verirken sakalı silkeleniyor: "Sağol canım.. Evimi soyanlar. Rahmetli pederim de. Ilık ve yumuşak porselenden yapılmış genç kızlarda. I Cebimdeki son kuruşlarla taksiye bindim. O yüzden.. Bütün genç kızların emir ve görüşlerine hazırdım. işsizlik veya yoksulluğa bağlı intiharların tırmanışı. Dişinden tırnağından artırıp dişçiye giden. Kralın tacı. terörün sürprizleri örtbas ediyor. avarelik büyük bir konsantrasyon gerektiriyor.. Aşırılıklar. her yerde ayakkabıyı müşahede eder." Kırk lirayı ateşleyip Ferruh Arsunar'm Köroğlu adlı kitabım satın aldım. seyahat. suikaste layık olmadığımızı ispatlama gayretindeyiz. Telefonda. tekrarlana tekrarlana görenek haline gelen hataları üstlenmek gibi bir şey. suç. köseleyi lokmamıza katık ettik. saygı görmekten sıkıldığımı evlatlarıma nasıl izah ederim? Racona ters. erdemli şiddete duyulan hasreti ifade etmekten başka işe yaramıyor. intikam alamadığı için suça yönelen ilkel bir yaratık. dedem de ayakkabıcıydı. Daha doğrusu indirildim. "Hayırlı işler Lütfü Ağabey. Anlat bana. Kitleleri etkileyen her söz yalan. manikür yaptıran plaza amazonları umutsuz bir kibirle yalpalıyorlar. Çarıklardan fal bakar. coğrafya. beş yaşındayken daha dürüsttün evlat. bu kız tam sana göre. Sıradanlığm garantilerinin peşindeyiz. Çaresizliğin promosyonu olan bir dirayetsizlik ve endişeyle dopdoluyum. Modern medeniyetin çarkları neşeli bestelerle terennüm edilen tehditler. pırlanta gibi maşallah. Para suyunu çekince lüks ve konfor karşısında savunmasızlaşıyorum. gene ara. en üzgün çocuğun kadar mutlu olabilirsin.. kazasız belasız ne kadar yükseğe sıçrayabilirdim? Denize tohum atsam. Nereden mi anladım? Ayakkabı. Evime girip pencereden kendimi atmak bana iyi gelecekti. Bir hayat kurtarmak için bir ömür harcarsınız. kendi mahvımızda avuntu buluyoruz. Süslü püslü bir dükkanın vitrinini kaplayan dev oyuncak pandayla göz göze geliyoruz. gelinin 34 . Emekli memurlar rüşvet ve iltimasla dolu yılların lağım şelalesinden tamtakır bir cehalet referansıyla buz gibi bir hüzne terfi etmişler." Geciken bir idamın homurdanan seyircilerini andıran kalabalığa karışıyorum. Muğlak bir töhmet altında kalmak pahasına. Peki ya ben? Bu alçak tavanlı şehirde. bitmeyen bir acemilik. edebiyat. cellat üzerine bahse giriyoruz. İnsanın kellesini pişiren bir temmuz ikindisi. baltayla nakış işlesem.. Bugünse tayyarelerin güvenlik testlerinde ölü tavuklar kullanılıyor.. İnsan çoluk çocuğa karışınca. uzmanlarca onaylanmış hurafeler ve muhkem bir taviz prosedürü sayesinde dönüyor. kravatlarını gevşetmiş. İçimde bir kabir azabı pr o vasidir gidiyor. Lütfü Seymen şaşırtıcı bir şey söyledi: "Ben. avucumdaki paranın miktarım yazınca. bir derdin mi var? Harçlığın mı bitti. Şoföre bahşiş niyetine sırıttım. Başkalarının felaketinde eğlence. Çocuklarımı nasıl şımartacağımı bilemiyorum. Herkes katil olabilir. Faraza siz bir karate filminde dövüşçünün attığı tekmeye dikkat edersiniz. Altın dişleriyle demir leblebi yiyen sentetik kabadayılar. Fakat bu yaştan sonra.. Mehmet Ağa'yi sarı çizmesinden tanırım [Recai Gıcırbey] Ancak. Her birimiz... Zorla denize sürüklenen bir kara kaplumbağası gibi gönülsüzce evime yürüdüm." Gülizar. Tozlu bir minibüsün arka camına "Beni yıka" yazmak için mola verdim. toplarla canlı tavuk fırlatarak düşürürlermiş. 162 Ben. annene de bir 'alo' de. babasıyla nasıl konuşacağını ölünceye kadar öğrenemez. Anahtarı deliğe sokmak üzereydim ki kapı açılıverdi: Babam. ekonomi. spor. Bilumum hava kuvvetleri. artık burasına gelen ve kesin çözüme başvuran kimselerin anlatıldığı romanlar beni çekiyor. iklim. Kaosun dalkavuklarıyız! Bildiğim bir şey varsa. Bayağılık ile dostluk arasındaki zıtlığın hakkını veremiyoruz.. fakat eminim ki bir müşkülatı vardı. bilen bilir.. Taksimetre. bana hiçbir şey söylememek için mi telefon ettin?" "Senin şefkat dolu şüpheciliğini özlemişim. Kişisel bahtsızlığımızı da kapsayacak majör felaketlerin arefesinde gündelik hayatın kronik monotonluğu her nasılsa nihayete ermiyor.

"Dün. Ne var ki boycağızı kısadır. "Sapık" nedir? İzninizle ben söyleyeyim: Sapık.. eski bir bez uydurup deterjanlı suyla etrafı temizledi. Ayakkabısızlık. Allah muhafaza buyursun?.Ö. boyayı yapacak. frezeci taban kenarlarındaki pürüzleri alacak. kitaplık.. hazırlan kız. ayağın üzengide sağlam durmasını temin ediyordu. kapının kilidini değiştirdim. masa.. Neden sonra harekete geçtim. tıknaz.. Derim ki... Kanepeye iliştim. dedeciğim.. yollardaki insan ve hayvan dışkılarına basmamak için tercih ediliyordu.. Yani "Kavuşmanın baharı bassın diye ilk ayma / Öpücükten pabuç giydirdim [yârin] o yumuşak ayağına" 166 Laf lafı açtı. Nihayetinde yüksek ökçeli iskarpinlerini yeniden giyer. Babil ahalisi mokasenle geziyormuş.. 1926'da. halbuki kaltak eskimiş ayakkabıdır.. askerin tüfeği. Recai Gıcırbey. hileler. 1921-1922 kışında düşmanın üstüne çıplak ayakla yürüdü. ağaç. Birgün.. çekiver kuyruğunu. Gene başı dönmeye başlamıştır. Bendenize "Bırak bu ayakları" demeyiniz. cila çekecek. holdeki maktul siluetini sildi. Hatice Hanım'a bir baş dönmesi musallat olur. şehre girerken giyiyordu ayakkabısını. genç yaşta dul kalmış zengin.. 2000'li yıllara ait. banyodan küçük bir leğen. Çin Şeddi. Ya Yahya Kemal? Nev-bahâr-ı vuslatın bassun deyü ilk ayına I Buseden pâpûş giydirdim o nermin payına diyor. Orduya katılacak gençler. Yüksek ökçelerin takırtısından evin en üst katında kımıldadığını duyardık. Eskiden ne iyiydi. Potin bulunamıyordu. foracı tabana iliştirecek. Bunlar gibi yüzlerce türkü mevcut.. Yeniler de aynıdır. yüzü hazırlayacak. kendimi zapt edemiyorum.. Aklınızda bulunsun. M. Döndüğümde.. Aynı dönemde. Siz nesi oluyorsunuz?" dedi. "Ne oldu deli adam? Başka işin yok mu senin?" "Yahu hatun. Demek ki Çin Şeddi. sandaletleri ne renge boyamış. Saray çevresindeki zevat da.. arkeologlar Mısır'da bir mezardan çıkarmışlar. çarıkları orduya hibe ediyorlardı. Fakat esnaf dediğin. İstiklal Harbi sırasında yoktu. Adamlar getirdiler eşyaları eve yerleştirdiler. Bin şükür. Müntekim bana birbuçuk saat önce telefon etmişti. ustalığı buradan belli olur. Niye? Büsbütün eskimesin diye efendim. Meclis'te askerin kılık kıyafet ve hassaten potin noksanı gizli celselerde konuşuluyordu. seni kaçıracağım" dedim. Sayacı. "Kaltak" denince aklınıza ne geliyor kim bilir. Kral boy farkını kapatmaya çabalıyor. Zira.. hırsızlar. Ne anladım ben o esnaflıktan." Atladık geldik ki ev tamtakır. küçüğünden bir buzdolabı falan satın aldım. Cinderella'nm cam pabucu gibi kahverir elimizde.. kumaş. Topuk. sarı deriden çizme giyerdi. Romalılar ve Yunanlılar da yalınayak değillermiş. Louis de tıpkı Ömer Seyfettin'in hikayesindeki Hatice Hanım gibi kısa boylu idi ve yüksek ökçeli ayakkabılar giyerdi. Ayaküstü bir demli çay içeriz. Yaaa. Efendim.. hoşor bir kadındır hani. sana Ayağında Kundurdyı söyler: Ayağında kundura I Yar gelir dura dura I Genç ömrümü çürüttüm I Göğsüme vura vura.. Osmanlı'da asker. Nitekim. "Şıllık" bir terlik çeşididir. ben de açtım vanaları. apartmanda spor ayakkabılı. daha akşam olmadan tarih yazdık. dükkanımı teşrif eden müşterilerime işte böyle düzayak lakırdılar ederim. Ne diyordum? Hah.. 350 çift potin 'satmıştı' ordumuza. Papağanı en yakın çocuk parkındaki kaydırağın dibine. Casablanca filminde Humphrey Bogart. gelgeldim etraftakilerin hürmet telakkisi işi bozuyordu. 1921'de Mustafa Kemal Paşa'nm yayınladığı Tekalif-i Milliye Emirleri uyarınca. Bayburt'a kulak verelim: Geydim çarıklarımı I Gel bağla bağlarını I Terk ettim gidiyorum I Bayburt'un dağlarını. misal. fırsat bu fırsat. Hunlarm Çinlileri kahreden mahareti neydi? Doludizgin giden atın üstünde geriye dönüp ok atmak. şu daracık dairede. açlıktan yabani otları yiyen yoksul halkımız. Bir çift ayakkabı öyle kolay ele geçmez: Deri lâzım.. olay ayaklarda biter: Heykeller çizmelerini giymişler mi? Fotoğrafta kunduralar görünüyor mu? Ressam. Ben de cadde üstündeki iki mağazadan çekyat. işte böyle. Kevser adında bir kızı öldürdüler. Hanım. fakat hiç değilse yüreği ferahtır. Gülizar bir ağlama tutturdu.. Erzincan türküsüdür: Kundurama kum doldu I Atmaya kürek gerek I Nazlı yârin yanında I Yatmaya yürek gerek. Hekim. hem de salonun ortasına tebeşirle çizilmiş bir insan siluetinin içinde! Anlaşılan evden bir cenaze kalkmış! Hanıma çaktırmadım. var bir derdi fakat söylemedi hergele. bir de Müntekim'e araba çarpmış. Müntekim'in telefonundan sonra hanımı aradım: "Gülizar. II. Urfalıya sorsan. sonra o ince belli bardaklar boşalır. Ben. Şunu da bilin ki "kalleş" gelin ayakkabısıdır! Ömer Seyfettin'in Yüksek Ökçeler hikayesi malumunuzdur. Gavurlar ordumuzun mahrumiyetini öğrenmesin diye.. esasen. kısa çizmeye denir. Görüyorsunuz. mazur görün. Gülizar yemek pişirdi.. millet ile devletin ortak sırrı idi. Konakta hırsızlıklar. metal lâzım. Dedem. boya. camları parlattı... krala uyup yüksek ökçeye sardırdı. Hatice Hanım. Avrupa'da kalın taban ve yüksek topuk..duvağı.'. Yüksek topuklu ayakkabılar giyer. Bilahare. güdük bir gence rastlayınca. I Sanki bir lahitten kalkar ve sessiz I Uzak bir maziye dönüp giderdi. ahşap merdivenlerde takır takır iner çıkar.. Böylelikle. işte o laf da askerle alakalıdır. her odayı kilit altına alır. dokuz senelik hizmetkarlarının ahlakı iki günde bozulmuştur. bilinen en eski ayakkabı. Dede yadigarı papağanımız da ölmüş yatıyor. edepsiz. Yorulmuşum. Olaylardan bihaber Gülizar. Kenan'mış. nizamname gereği. Orta Asya'da çizme giyildiğini iddia edenler var. Değil mi? Evet. Bir sanatkarın kuvveti. kendi kendime "İşte" dedim. Şaka maka. Milattan Önce 200'lü yıllarda Hun Türklerin saldırılarını yatıştırmak için yapıldı. Gel zaman. arsız. çeyizlerindeki çorapları.. gidip şu bizim oğlana bir bakalım. İstanbul'da bir ayakkabı sergisinde Gazi'ye de bir çift potin hediye etmiştir. namussuz takımmdandır. personelin sızlanmalarına kulak misafiri olur: "Ah o terlikler! Hanımın geldiği hiç duyulmuyor. Kederden tırnaklarını. hizmetkarların kusurları görünmez olur. deriyi regaptacı kesecek. Hanımefendi'ye reçete kabilinden "pamuklu. klarnet gibi öttürmeli. lâkin ruh sağlığı kötüler. ocak.Ö. kalfa birleştirecek. Zor. "zamanda yolculuk yapan bir cüce!" Adı. çizmemizin topuğuna mukavemet namına inşa edildi. yüzsüz. Anadolu'dan yalınayak gelip. yumuşak. Peki. 1600'lerde. Askerlerimizin ayağı çıplaktı. ama esnaf olmaz." Hatice Hanım derhal bütün hizmetkarlarını kovar. ipin ucu kaçtı. bence pabuçlarından sonra gelir. saraç dikecek. iç tarafa da zincirli sürgü taktırdım. dul gelinler. finişajcı son temizliği. ismi cismi bilinmeyen birinden bahsederken "Sarı Çizmeli Mehmet Ağa" deriz ya. rahat terlikler" yazar. git zaman. Müntekim'in dairesi soyuldu. Sizi lafa tutuyorum. öyle. Kabul ediniz ki Ahmet Muhip Dıranas'm Hatıra şiirindeki şu mısralarını sevmek için ayakkabı ustası olmak icap etmez: Ayakları kumda bırakmadan iz I Yanıma geldiği hep gecelerdi. fingirdeşmeler gırla gitmektedir. Anlattı. cilalamış mı? Şimdi her yerde ayakkabı mağazaları var. mamulünü keman gibi çalmalı. Bir sandalet. "Tanga" bir nevi kadın ayakkabısı anlamına gelir. Bir anahtarcı çağırdım. Meçhul asker olur. Hepsi hırsız. Tam yitmişüç sene Fransa tahtında oturan XIV. saygıdan. halı. Anadolulu kızlar. dualarla defnettim. hastasını yüksek topuklu pabuçlun men eder. Yoksa. Hatice Hanım'm baş dönmesi sona erer. Karı koca bir müddet hüngürdedik.. 35 . Bunu nasıl beceriyorlardı? Topuklu çizmeleri sayesinde arkadaş. Ne yapsak yakalanıyoruz. M. Müntekim inşallah beğenir. Ingrid Bergman'ın boyuna erişebilmek için özel topuklu ayakkabılar giymişti.

. hemen cevap yetiştirdi: "Söyledim ya. sağ gözünü kısmış.. hayatımı radikal bir biçimde değiştireceğini bilmiyordum tabii." Mutfaktan gelen seslere bakılırsa annem bulaşıkları yıkıyordu. Torununun yasını tutan bir nineyle inatlaşmak bana yakışmaz. masayı ben toplarım." Peder. Gören olsa.. Hepsi bu. eşofmanı çekiyorum. ne yaralanması? Harpte miyiz Allah aşkına?" 168 Anlaşılan anneciğim. sesi her dakika değişiyor. Ağzında dudak yok: "Misafir kabul ediyor musun?" "Buyurun. Yerden topladığım şortu. Burnu." "Alnına ne oldu. Annem Arnavut ciğeri ve pilav pişirmişti. Rötarlı da olsa. Babam elini omzuma koydu: "Mağaza sahiplerini tembihledim. yoksa bana mı öyle geldi? Şşşşş.." "Annene birşey belli etme." "Hamarat annen icabına baktı. aksaktı. sana da bulaşık çıkardık zaten. Babaannene abla mı diyorsun?" 171 "Bağışlayın lütfen. kapı vuruluyor: Bornozumu çıkarırken "Hemen geliyorum" diyerek çırılçıplak yatak odama koşuyorum. çatlak filan?" "Omzumla bacağım hafiften ezildi. Kimlermiş Kevser'e kıyanlar?" 36 ." Yapacak başka bir şey kalmamış gibi esnedim. Ofsayda düşmüştüm. Problemi. Sadede geleyim: Yardımına ihtiyacım var. zoraki tebessümüyle zapt etmeye çalıştığı soruları art arda sordu: "Evin ne zaman soyuldu?" Peder tetikteydi. Fakat ben duraksayınca yine araya girdi: "Yahu artık koskoca adam oldu. he mi Müntekim?" "Evet. böyle ufak tefek işlere bizi karıştırmak istemiyor demek ki." "Polise gittin mi?" Babam. öyle. elbette. "Emin misiniz?" "Bana bunak muamelesi çekme!" Tavırları. daha ne olabilir ki?" "Alnındaki çürük neyin nesi?" "Araba çarptı." Afallamıştım: "Nasıl?" Cevap yerine "Ciğerparemi kesen mendeburların kim olduklarını biliyorum" dedi... Babam: "Ehemmiyetsiz bir sıyrık hatun." Ebeveynim. ceviz yeşili gözler." Emir almaktan hiç hoşlanmam.. Babamı karşımda gördüğüm anda. Validem. Başın belada mı?" "Sanmıyorum. Huduni de öldü." "Memnuniyetle. Sizin için ne yapabilirim?" "Kevser'in katillerini buldum. Duş alırken dans edip George Baker'm Little Gren Bag'ini söyledim. Şimdi merhem ve ağrı kesici kullanıyorum. anlat bakalım." "Ne zaman?" "Pazartesi. Buruşuk penyeden bir yüz.ıK tim. Varsın olsun. avcı bıçağı sivriliğinde." "Neden bize haber vermedin evladım? Niye 'Evim soyuldu' deyip yardım istemedin?" Babama baktım. Filin tepesindeki mihrace pozundaydı. hayatımı çabucak tamir edip gittiler.. canım." Valide hanım sofrayı kaldırırken. Peder bey. bay ve bayan sade vatandaş.. belki de kalp krizidir. mabetteymişiz gibi fiskosa devam etti: "Öldürülen kız kim?" "Dedim ya. Bu tarz bir sessizliğin üstüne Arapça konuşmaya başlayabilirdik: "Bana bir daha abla deme. o da bu sorunun cevabını merak ediyor ve bekliyordu.. Kevser'den. ağzında biriken." "Mühim değil evladım. dün mü evvelki gün mü ne. Evine polis arabasıyla bırakılan ilkokul çocuğu gibi mutluydum. İşte benim süper kahramanlarım. Esrarengiz konuğum ise başköşeye yerleşiverdi." "Röntgen filmi çektiler. talih ve talihsizlik. Bu ziyaretin." "Uzun sürmez oğlum. oğlunu tanımıyor musun? Geçimsiz bir çocuk mu? Hırsızlar eve dadanmış işte." Çivit mavi koltuklar. Kadın." "Lüzum yok. Salata da caba.. annemin bana sorduğu tüm soruları. Mandrake gibi [Hokus pokus! Abrakadabra! Karambakarambina!] yuvamı donattılar.... asil ruhunun cennete zahmetsizce kanatlanabileceği nezih bir makama defnettim" dedi. Dünya dışı bir bitkiyi sulama tekniği. "Kevser'in vefatına inanın çok üzüldüm." Bir tıkırtı mı duydum. Sağol baba. Komşuyuz diye herhalde. Simli eşarbını çenesinin altından düğümlemiş. Salonun penceresinden bana 170 gülümseyen toleranslı dolunayın karşısında bir sigara y. sempatik bir işgüzarlıkla anında yanıtlıyordu: "Tabii ki gitti. ama. Bülbülü hipnotize eden yılan bakışı.." "Doktora gitmedim deme sakın. oturdum. fanilaya geçirdiğim elimi kapının koluna uzatıyorum: "Ruhiye Abla?" iri. Ruhiye Abla. yerinde yeller esen polisiye figürün manasından habersizdi: "Müntekim." "Vücudunda başka yara var mı? Kemiklerinde kırık. ifadesi. komşumuzun kızı. beni patroniçesinden utana sıkıla zam talep eden sendikasız bir işçi sanırdı." "Huduni nasıl öldü?" "Çok yaşlıydı. Polis mi söyledi size?. buyruğa riayet ettim. üst katta oturuyordu. örümcek hisleriyle anladılar. şu anda tüm teşkilat alarmda. Her şey bitti. Anıtmezar bekçisi sfenksin göz kırpışı.." Sessizce "Evi soydular. Her defasında bu şarkıyı söylemesem temizlenmeyeceğim sanki. Süpermen'in pabucunu dama attılar. her şeyi biliyorsun" dedim. Oturmadım. atmosferdeki matemi emiyor sanki. bu da beni sersemletiyordu. derisi soyulmuş sol omzumla mora kesmiş bacağımı görmeliydi asıl." "Sana ne demeye yemek getiriyordu?" "Nereden bileyim baba?. "Estağfurullah. "O güzide emaneti. rica ederim. Mutfakla salon arasında gidip gelen anneme sesleniyorum: "Sen zahmet etme anneciğim. hırsızların anaforladığı yeni eşyalarımın yerine daha iyilerini koymuştu. Ben de çay demledim. İki büyükannem de sizlere ömür. Holde tebeşirle çizilmiş bir.İntikam ittifakı Bildiğim bir şey varsa. peder bey yanıma sokulup fısıltılı sorguya başladı: "Neler oluyor. kimseyle kavgalı değilsin ya?" "Gülizar. kahve?" Evvelki gün biricik torununu kaybeden 'acılı' kocakarı bana ne dese beğenirsiniz: "Otur. yaralanmışsın?" Annem. Salona süzüldük.." "Biliyorum." "Kızla sevgili miydiniz?" "Hayır?" "Senin evinde ne işi vardı?" "Bana yemek getiriyordu bazen?" "Ne yemeği?" "Sebze. "Ne içersiniz.. Evet. aynı kuyudaki iki kovadır. Huduni'yi sordum. hayatımın en kötü dönemini geride bıraktığımı anladım... Hırsızların gözden kaçırdığı uğurlu kadife bornozumu sırtıma geçirdim. Taş gibi mutsuz görünüyordu. eşyalardan beğenmediklerini değiştirebilirsin.. hepsi şahane. Allah beterinden saklasın. derdi başından aşkın biçarenin. yüzümü inceliyordu." "Yani?" 169 "Ne?" "Tipin değildi demek?" "Onu kastetmedim. Benden çok daha akıllı ve bilgili bir adamın başedilnıe/ vecizesini hatırladım: "Hayat insanlar güldüğünde ciddiyetinden kaybetmediği gibi. insanlar öldüğünde de gülünçlüğünden kaybetmiyor. komşunun kızını vurdular..." "Ona âşık miydin?" "Benden on yaş küçüktü ve.." "Dalga mı geçiyorsun?" "Ne münasebet.

kapkalın bir sigara dumanının içinde namütenahi bir avuntu seferine çıkmışlar. Birbirine düğümlenmiş demir sandalyelerde oturan her yaştan. gözlerimi zonklatan gözlüğü çıkardım ve hırkamın ucuyla silmeye başladım. Rüzgar çıktı... Yeni Müslüman olmuş. O da şeker külahı benzeri.. Cuma günü Sahrayıcedit Camii'nin karşısındaki Ninja Kıraathanesi'ne gideceksin. defne." Elime metal ve camdan mamul bir şırınga tutuşturdu. Dumanı odayı doldurdu. Elimde saldırı silahıyla dikiliyordum. Kıvırcığa. Boş bir sandalyeye elimdekileri bırakıp. sabaha bir şeyciğin kalmaz Allah'ın izniyle. sakalı yoktur. meşe yosunu." Avlarımın üzerine yürürken. Şapırt aptalı yeni bir simidin çemberini kopardı.. record tuşuna basılmış robot gibi dinlerken yüzüğüyle oyuyordu. Kaçıklara vergi bir özgüven ve buyurganlıkla. tefarik. Bunlar birbirlerine lakaplanyla hitap ediyorlar. [KUR'AN. "İçindeki toz.. Şapırt'a "Ne iş?" hareketi yaptı. nasıl olur? Yani siz nereden biliyorsunuz? Adamlar kimdir? Niye oraya gidecekler? Hem ben onları nasıl tanıyacağım?" "Kolay. Minyatür bir gemi gibi ışıklı askısından masalara çay. Kevser'in katili işte bu Haydar. yeşil. Ruhiye Teyze'nin üzerimde gerçekleştirdiği kılık kıyafet devrimi sonrasında.." 172 "Ne ki bu?" "Arpa külü. Orta boylu. minnacık. on kamyon dolusu adam. tuhaf bir sigara çıkardı. Perdeler. Şapırt. onlara cehennem azabı yaşatacağız!" Zavallı kadıncağızın beyninde gram fosfor kalmamıştı. Geriye sadece benim sprey sıkmam kalmıştı. Bir esnaf çırağı gevelemesi tutturdum: "Zencefil kökü. hidayet heyecanıyla ne yapacağını şaşırmış Şarlo gibiydim. "Azrail sizi saplantı haline getirecek!".. "Siz de ister misiniz?" diyerek sıvı kurşunları göbeğine yolladım."Onları cezalandıracağız. Scully'den daha mı inatçısın?" "Aslında ben de Mulder'dan yanayım. Gözlüğü taktım. Masada dört kişiydiler. "Bana itimat etmiyorsun. Tak diye elimdeki makinayı kaptı ve kendine doğrultup göğsüne fısfısladı. Top sakallının bir şeyler fısıldadığı çam yarması. evini soyan ve Kevser'in boğazını kesen dört namerdin üzerine bunu püskürteceksin. "Sonrasına karışma. Güzel kokmak sevaptır. Yaşlılarla ve turistlerle konuşurken sürekli el kol hareketleri yapılır ya nedense. bergamut. Sırtımdaki fıstık yeşili orlon hırkanın içinde. Dana Scully'i ikna edebiliyor mu?" Ruhiye Teyze'nin X Files izleyicisi olması enteresandı. Çakallara sokuldum. Zira kumral bir adam. 72. Uzanıp yaktım. bu kokuşmuş kahvehaneye ayak basan ilk esans satıcısı bendim.. Peugeot muymuş?" "Al şunu" deyip bana haki bir tozla dolu bir torbacık uzattı. Araba. kola. kafayı tütsülemesiyle alakalıydı. Ayağımda evladiyelik Sümerbank ayakkabıları. bıyıklı olanı 'Radar' Haydar. kumral. "Cesedinin yakışıklı olmasıyla yetinme!". Dedektif kocakarıya. Gözümde kaim çerçeveli. gerçek ismi Atilla.. gündüz gözüyle hırsızlık yapan. önündeki simitleri neredeyse bütün bütün yutuyor ve su bardağından çay içiyordu. hacıyağı. 7 numara gözlükler. çenesiyle beni işaret ederken kaşlarını kaldırdı. korsan sırıtışlarında binlerce çürük diş. Kösele bana döndü. Nasıl isterseniz" dedim. İnce." "Senden bana inanmanı istemiyorum ki. çetenin elebaşı." Galiba." "Müsaadenizle" diyerek paketten bir sigara çektim. Şırınganın namlusunu. at yarışı bültenleri elden ele dolaşıyor. Turfanda domates şişmanlığında temiz yüzlü bir adam çiğköfte tablasıyla tura çıkıyor. "Yaraların nasıl?" Hayret? Yaralı olduğumu nereden biliyordu? "Yaralarım mı?" "Pazartesi günü seni damgalayıp kaçan kırmızı Peugeot'dan hiç iz kalmadı mı?" "Şey.. Oysa ki Allah. eşkalini verdiği adamları saptamaya çalışıyordum. Biri şişman. gazoz bırakan yeniyetme garsonla göz göze geliyoruz. "Yani?" "Gene de beraber hareket ediyorlar. 'Şapırt' diyorlar. Kevser'in katili. X Files dizisini seyrediyor musun?" "Evet?" "Fox Mulder." Kör kuyularda yaşayan masal devleri için tasarlanmış gözlüğümün üzerinden etrafı seyrediyordum. Bulunmaz Hint sigarasıymış. içimden. Şişko. suyu çıkmış spor gazeteleri. paslı demir görünümünde fakat pekmeze banılmış pamuk yumuşaklığında simitler dağıtıyor. "Pekala. Bıçkın. neşeli bir havada beni izliyordu. bacağına sürersin. söylediklerinize inanmak kolay değil pek. 37 ." "Tamam da. Bir elimde camekanlı esans çantası. dolu gagasını açarak suratıma baktı. obsidiyen bir yüzük takıyor sağ eline." "Öyleyse dediğimi yap." Güzel kokmak sevaptır Siz bir adam öldürmüştünüz de onunla ilgili olarak çekişip duruyordunuz. limet. Külyutmaz tavırları. fakülteden mezun olduğum gün babamın hediye ettiği dolmakalemle loto kuponu dolduruyordu. Ocakla kasa arasında dikilen kısa boylu. Itır. keskin bakışlı. kirli sakalla çenesindeki oyuğu örtüyor. kendi kendine 'Bitli kokana kafayı üşütmüş' diyorsun değil mi?" Yaş tahtaya küflü peynirle çizilmiş bir gülücük. Kırış kırış.. mırıldıyordum: "Gülsuyu. Kösele'nin nefret dolu standart yüz ifadesi birden kayboldu ve herif gülümseyen bir mezarlık ağacına dönüştü. Bordo çuhalı ma salarda iskambil hışırtıları. tavla tıkırtıları. Bacağımda şalvar bolluğunda bir pantolon. gönderinden kurtulmaya çalışan bayraklar gibi dalgalanıyordu. Sırıttı.. Yürümeyi yeni öğrenen bebek adımlarıyla kıyıdan köşeden geçerek kurbanlarımı aradım. amber. koni biçiminde bir kağıt ambalajın içinden. Ninja Kıraathanesi'ndeki böcekleri ilaçlayacakmışım! Ruhiye Hanım." "Uzatma genç adam. Ruhiye Teyze'nin.. Kösele yarım göz kırpıp kafasını iki yana sallayarak. Şapırt Sadi. diğerinde portatif tezgah. 173 "Takdir edersiniz ki. değil mi? Sen. Suspus olan da iskender. Buraya kanaatlerini değiştirmeye gelmedim. Kösele dedikleri iriyarı. kararmış yamuk tepsisinden.. "Son nefesin kokusu!". siyah. yufkaya sardığı köfteleri limonla servis yapıyor... küçük. var mısın?" "Vuracak mıyız?" Sağ elimi tabanca şekline sokmuştum. misk. "Gerçi doktor bana ilaç vermişti.. defolu gülüşlerinde. sizin sakladıklarınızı ortaya çıkaracaktı." Malzemeyi aldım. uzun. Şapırt iştahlı. çağımın gerisine ışınlanmıştım. Sinek konmuş gibi elini ensesinde şaklattı ve bir an avucunu inceleyip kokladıktan sonra küçük kumarına geri döndü. Kocaman. gözünü kırpmadan cinayet işleyen pervasız suçluların adresini saptamıştı. Temmuz güneşinin kısık ateşiyle yavaş yavaş pişmiştim. yumurta akıyla karıştırılınca merhem haline gelir. Asıl adı Sadi. ünlü parfüm markalarının reklam sloganlarını uyarlıyordum: "Ölümcül cazibeye adanmış parfüm!". Sırık gibi bir simitçi. bu. kırçıl bıyıklı adam da bakışlarıyla beni sorguluyor. Jilet.. Bıyığı. yatmadan önce omzuna. Başımda lacivert kadife bir takke. kalın bıyıklı. Zor olmadı. Jilet Atilla sırtına sıktığım sıvıdan etkilenmemiş gibiydi. "Yo. Simitler ışınlıyor. son loto kuponunu dolduran Radar Haydar'm ensesine doğrulttum ve sıvıyı itinayla püskürttüm. "Esanslarım var. Solgun duvar kağıdına benzeyen. sigarasını tüttürüyordu. tıknaz. Kösele İskender'in sağ omzuna çalıştım. anlattığı ipe sapa gelmez hikayeyi bu duman ilham etmiş olmalıydı. zar atar gibi şeker atılan koyu çaylar karıştırılıyor. AYET] Cuma namazından çıkıp Ninja Kıraathanesi'ne girdim. Orada. "Cehennem ateşinde tütsülenin!". Kösele. okey şakırtıları. BAKARA SURESİ.

hortlağın karnına ka zık çakıldı. ishali keser. üzümle Allah'ın arasına girdiler. Mezarlıkta yapılan bir tahkikat sonrasında. Mezar kazıldı. Tırnakları parmaklarından uzundu. Kına. biri otuzüç yıl.v. Ceset iki misli büyümüştü. vücut parazitlerden temizlenir. yakarak öldürdü. sürme gibi göze sürülürse kirpikleri uzatır. incirle. Yani. tereyağı ile birlikte merhem yapılır. ikisi müebbet. polise verdikleri ifadeleri inkar etmişler. felci iyileştirir. irfansız.. ölümler 38 . terin kötü kokmasını önler. Çelimsiz çocukların elinden oyuncağını kapıp coşan ilkokul çeteleri gibiydiler. Hırsızlar. lslimye kasabasından getirilen meşhur hayalet avcısı Kovalsky'ye. İki gün sonra gazeteler. Hurmanın çekirdeği.. çekirdekleriyle birlikte yendiğinde. kadıdan müsaade alınarak 178 ceset cayır cayır yakıldı da. kişniş suyu ile ıslatılıp lapa yapılarak şirpençe veyahut çıbana sürülürse. fıtık belasını defeder.a. Dişotu. insafsız bilim. prostat hastalığından kurtarır. Kösele bütün sıvıyı Jilet'in karnına boşalttı. Jilet ellerini kaldırarak "Ulan başlatma şimdi çarkına!" deyince. Peygamber Efendimiz'in (s. murdar etti. "Jajha benim cinim." "Ah tabii ya. naylon biberler. duvardaki halıdan dikkatle bakıyordu. Tabiatın ağır yaralarına beton döktü. bal ile macun yapılarak yenirse romatizmayı kökünden keser. Devletin resmî yayını olan Takvim-i Vekâyi gazetesinin 69. 179 Muz. Eee.Şapırt'm burnuna serpti. Mezarına sığmayan. Şekersiz içilen kahve hem uykuyu kaçırır. Bildiğim bir şey varsa. basuru tedavi eder.. Beni umursadıkları yoktu. ne demişler. Patlıcan. edepsiz. Kılları da yosun gibi kalınlaşmış. Böğürtleni kaynatın. zeytinle. Bir gölün kıyısında duran iki geyik. Havuç. hiç değişmeyecek. ailemize 'gulyabani tohumu'yaftası yapıştırmışlar.. benin dedemin dedesiydi. şifa verir. Adasoğanı. bin sene evvel büyük bilgin İbn-i Sina'dan aldığımız feyizden bir cüz takdim edeyim: Elma zihin açar. Görevi başarıyla tamamlamıştım. Çevredekilerden bazıları da onların neşesine uzaktan uzağa ortak oluyordu. Hakiki ilaçlar. hardalla beraber yenirse dalak hastalığını iyileştirir. Sarımsak. iğde. mümkün değil?!" "Mantığın zehri. Hazenbel. tımarhanelik patronların gözüne girmek için nebatata hormonlarla tecavüz etmesinler. nefes darlığına birebirdir. öksürüğe ve göğüs ağrılarına iyi gelir. hortlağın. Bal. Radar Haydar.. aç karnına yenirse. ruhunu gasp ettiler.. Başka ne olacaktı? Şu bizim Jajha yok mu.." Çok inandırıcıydı. yöre halkının ödünü koparmıştı. Pılı pırtımı toplayıp kahvehaneyi hızla terk ettim. yeminle söylüyorum. Ahlaksız bilim olur mu? Hikmetsiz. aklını uyuşturmasın oğlum. Mahkeme salonunda. sentetik soğanlar koyuyoruz. Fakat nasıl? Kediye eğilip "Nefertiti. Rahmetli hafız babam. botanikçileri eleştirmek bana düşmez. aktar idi. Ali Alemdar. böbrekteki kumları döker. kucağında siyah bir kediyle açtı. Kedi sözden anlıyordu. Böbreğindeki taşlar düşsün.. Buyurun size. Gelgeldim insanoğlu her yaştan ağacı keserek. boyumdan büyük laflar ediyorum." Bütün bitkiler şifalıdır [Ruhiye Ruhan] Obscurum perobscurius. Yetmedi. Genetik mühendislerini. sonra da içindeki canlıları katlettiler. son olarak Göztepe'de bir evi soyarak. Para için. "Bütün bitkiler şifalıdır" derdi. tüm vücudunu kaplamıştı. Nihayet. dinlendirici bir uyku getirir. Muazzam bir kalabalık." "Fakat bu söyledikleriniz.. bütün devaların şahıdır. bilinmeyen bir sebeple aralarında münakaşa edip feci şekilde birbirlerini yaralamış. nüshasında neşredilen bir haberin başlığı. hak yerini bulmuştu.. tik kez bir fablda rol alan acemi sırtlanlar gibi kesik kesik gülüyorlardı. [Karanlığı karanlıkla. evi barkı bırakıp kaçmıştı. Yahu. Narcisse Noir parfümü ve doğru sıralanmış birkaç kelime. İhtiyarlamayı geciktirir. fakat susup sözün devamım bekledim. ölene dek saçınız ağarmaz. Tabiatı önce hapishaneye çevirdiler.. zehirleyerek. Acıbadem yağı. uyuz veya egzama üzerine tatbik edilirse ondurur. huy çıkmaz. Rüzgarı makasladı. tehditler. Ali Alemdar adında bir yeniçeri olduğu anlaşıldı." "Cininiz mi?" "Evet. Sanki ben başka tarafa döndüğümde onlar su içiyor. Eriği. Geleceği yalnızca Allah bilir. Onlar da İstanbul'a göç etmiş. Bunu nasıl da düşünemedim. Tırnovalılar kötü ruhun şerrinden kurtuldu. sıkı bir pazarlığın ardından 800 kuruş ücret ödendi. Zencefil. mandalinayı köleleştirdiler. diğeri ise yirmiyedi yıl hapse mahkum edilmişti. "suç tarihinde benzeri görülme 176 miş bir olay"dan bahsediyordu. Ruhiye Teyze'ye neler olup bittiğini sordum. Haklısınız. portakalı. fakat iki yıldır yaptıkları soygunlar ve işledikleri cinayetlere ilişkin kanıtlar yeterli bulunarak suçları sabit görülmüştü. boş şırıngayı alıp Şapırt'm koluna vurdu. ben bir ayağı çukurda bir kocakarıyım. haydi sen git biraz oyna" dedi. ondokuz yaşındaki bir kızı öldürmüştü. Madem öyle. o laboratuar sürüngenleri de hadlerini bilsinler. doğa'mn kucağındaydı." 177 "Vay canına. başımı çevirdiğim anda kafalarını kaldırıyorlardı.] Bu yıl çok yaşlandım. Lakin ka fir bana mısın demedi. Fox Mulder yerden göğe haklıydı. şifasını. Jajha da neyin nesi?!" diyecek oldum. güneşe çuval geçirdi. hem de şehveti önler. Kedi de o da gözlerini yumup hoşnutlukla dinledi.. Üsküdar'ın hamamlarında kırklanmışlar. Umulmadık bir heyecana kapıldım: "Şu anda burada mı?!" "Değil. bilim adamlarını.." "Peki ya o esans numarası?" "Benim gözyaşım. Elimde gazeteyle Ruhiye Teyze'nin dairesine koştum. yarasa kanı. Allah'la kul arasına girdiler. şöyleydi: "TIRNOVA'DA HORTLAK TÜREDİ!" Sağa sola hücum eden bir zombi. kefenini yırtıp topraktan fırlayan gudubet bir mahlukun soyundanım.. çarpıntıyı izale eder. Dört hırsız. Bitkilerin kokusunu. Pazı. Tamam. yağmuru kelepçeledi." "Cin kısmı geçmişten haber vermeye muktedirdir. kızım. Jajha. 1833 senesinin baharı. Kapıyı. Görgüsüz. bombalar. domatesi. Dağlara taşlara. baş ağrısını giderir. suçlulann kim olduğunu bilebiliyor?. Eğreltiotunun suyundan bir küçük fincan içilirse. Hurma. Haşhaş. bize binbir türlü aşırılıkla mermiler. kabul. havlıcan ve şamfıstığı. can çıkar. Ayaklanıp kavgaya tutuştular. Karpuzu. Ruhiye Teyze bana sırrını açıkladı: "Jajha" dedi. Kovalsky'nin talimatıyla. Ali Alemdar'm kabri başında toplandı.) "Bal henüz vücudunda iken ruhunu teslim eden kişiye cehennem ateşi uğramaz" dediği rivayet olunur. Kuru üzümün çekirdeklerini çıkarıp içine karabiber dök ve öylece ye. ignotum per ignotus. Ne çare ki soframıza sahte patatesler. Keçiboynuzu. Tekkelerle mescitler arasında mekik dokumuşlar. bilinmeyeni bilinmeyenle açıklayın. katiller yakalanmış.. kalbi kaynar suda haşlandı. Adamotu koklamak. suyuyla ayaklarınızı yıkayın. Haberi okudum. eklem ağrıları ve siyatiğe karşı eşsiz bir ilaçtır. tıpış tıpış yürüyüp bizi yalnız bıraktı. bacak ağrılarını def eder. Şiş gözlerini kan bürümüştü. yakalanıp polis merkezine götürüldüklerinde de. işledikleri suçları bağıra çağıra sayıp dökmüşlerdi. kalbi kuvvetlendirir. Cılk yaralarla dolu etleri kapkara ve mosmordu. Çağırmadan gelmez. İflahı kesilen iki mahalle ahalisi. keçeleşmiş. şaşkınhklanyla dikkat çeken sanıklar. Radar'm loto kuponu ıslandı. Dörtlü. Tırnovalı hemşerilerimiz. "bana Jajha söyledi.

"Terliklerimi getir!". Jajha bin küsur yaşındaymış. Bildiğim bir şey varsa. bir de Nefertiti kelimesi 'güzel 182 kedi' demekmiş. tavşanla bakışamadan büyüyor. Jajha dindar bir cindi. "Olmaz!" dedi. cin takvimine göre. Homoseksüel Satanistler. Ender durumlarda ak büyü yaptığı oluyordu. Her şeyi ayarlamıştım. Arap at altımda durmaz savaşır Kılıcı çekersem gözler kamaşır Benim ilen şimdi devler uğraşır Sizin ile işim bitmez neyleyim. Kara büyüye bulaşmaya ise hiç niyeti yoktu. hayatta en önemli şey henüz ölmemiş olmaktı. türlü çeşitli şirketlerin hizmetinde çalışıyorlar da ondan. Ha. telefon kulübelerine davet edecektik. Kalbin. medyuma. Sadece. bir ağacı. Anlattığına göre cin evreninde zaman bizimkinden hızlı akıyormuş. mikroplardan koruyan bir bilim vardı. Bir insanla görüşmek. Bir olgunluk imtihanıdır intikam. Savunmasızlığın. Gençler. o halde kendi işimizi kurabilirdik! Kevser'in intikamını nasıl aldıysak. O. Derler ki. şeytanın oltasıdır!" Kadıncağız. Altın. Ademoğullarımn kavgalarında araya girmeye zaten o da yanaşmazdı. Bu kadar basitti. Ali Alemdar zalim bir adamdı. Zorbalığın bozuk ağzına çakılan gümüş bir belagat çivisidir. Kurukafa ve mumlar. Sizi ancak ilkbahar ekinoksunun şafağında yapılan tören kurtaracaktır. işe yaradı! Yani. Sıhhatin. Hakikatin muazzam cilvesidir. Ruhiye Teyze'ye dil döktüm: "intikam sosyolojinin. kendine hayrı olmayan moruklar. gözlerini pörtletmektir. Dairemin üst katında çok acayip şeyler oluyordu.. ilaç şirketlerinin. Ruhiye Teyze'yle epey lafladık. kendinden emin bir şekilde "Yakında çok paran olacak" demiş. Hiç değilse.Ö. suçluları yakalamıştı. kısacası medeniyetin sınırlarını 'insanlif IHI tlftmina' ihlal etmektir. Aşkla. çizgi filmlerden tanıyorum. Sırtındaki kıllı et benini mistik bir mühür diye yutturanlar. sanatla çelişmez. kelebeğin peşinden koşamadan. bakire fotoğraflarına iguana tırnağıyla çarpı işareti çizer. harbiden de çuvalla para kaldırmış.. hukukun. siz deyin yüz cana kıymıştı.. önlerine gelene "Sana büyü yapmışlar" der.. Jajtıa!". "Gazete. toylukla değil. 181 lakat sakın bayılmayasmızdır. Nefertiti lakabıyla meşhur Mısır kraliçesinin asıl adı Tadukhepa'ymış [M. 287-212] prensibi icabı Herhangi bir sıvıya batırılan cisim. Jajha!" Sadece fikir yürütüyorum. yy. Madem işsizim. Takırdayan sararmış takma dişleriyle. küvete uzandım. biçareliğin ve kısırlığın püskürtülmesidir. Her nasılsa bir cine tasmayı takmıştı.Ö. Kendini peygamber ilan eden ve müritlerini soyup soğana çevirdikten sonra ellerine bir mısır koçanı tutuşturanlar var hâlâ. Böylece kehanet gerçekleşmiş. makul miktarda para kabul ediyordu. Irak'ta 1 milyon insan öldürüldü. düpedüz eski toprakmış. yine kanun dışı imkanlar ve yöntemlerle adalet dağıtabileceğimizi söyledim. kesinlikle bir istisnaydı. masumlara zararımız dokunmayacaktı. Haydut. iğfal ediliyor. hamamda yıkanırken akıl etmiştir ve çırılçıplak sokağa fırlayarak "Eureka! Eureka!" ["Buldum! Buldum!"] diye haykırmıştır. Haysiyetimizin kesinlik kazanmasıdır. "Ben tüccar değilim. Hâlâ Amerikan hapishanelerinde yüzbinlerce masum işkence görüyor. 14. kabadayıdan kesin çizgilerle ayrılır. kocakarı bir nebze yumuşadı. Nedense. Ben de aracılık etmiştim. bir de mıknatıslı âsa buldunuz mu. salihlikle [barışçılık] . cinayetin. Çocuklar bir kuzuyu kucaklamadan. kemalle alakalı bir olgudur. şifa arayan insanlara bir faydası dokunsun istiyordu. 144'ünde saydırmış. bir cin haftası geçmiş oluyormuş. Sincap. büyücüye inanmam. Merhametin mevcudiyetinin. 184 Köroğlu'nu dersen bir genç aıslandır Demire'oğlu yanında bir kahramandır Dizdar der ki döğüşecek zamandır Beşyüz atlı bana yetmez neyleyim. ah bir de ıkınmak. Medyumların tek gerçek hüneri. Ruhiye Teyze ise. Hortlayıp terör estirdi. İntikamın kuru bir asabiyetten doğduğunu sananlar. Erkekseniz saçı sakalı sonuna kadar uzatın. Ücret.. kristal küre ve sihirli değnek. Yatak odandaki halıyı yakmanı öğütlerler. Işık hızıyla hareket eden cin polisin bu işten çıkarı neydi? Jajha bir amatör müydü? Öyle ya da böyle. Kimseyi öldürmeyecektik. kılıç koleksiyonuyla övünür. Ayrıca.yağdırıyor. Niye? Silah şirketlerinin. Felçli ayağını kökten iyileştiremediği biricik torununun katillerini adalete teslim etmesi. basit bir mezar kaçkınıydı." "Asıl sen utanmalısın delikanlı! Bin yaşındaki bir cini ve seksenbir yaşında bir kadını. 39 . İntikamcı. sonra da şatoyu soymuş. Alelade bir katil. yıkanırken akla gelir. Kimseyle yüzyüze görüşmeyecektik. Jajha. bilgelikle. deliliğin emrindeler! Dedemin dedesi. geriye yalnızca fısıldamak kalıyor. Dizginsiz kaçıklıkla harcıalem kurnazlığın dozunda karışımı. Sihirbaza. Bir sürü şarlatan. Eskiden illetten kurtaran. Zira ben cinleri masallardan.. ruhun ve vicdanın havzasında biriken meşruiyet tortusudur. Müşterileri. Suyu açtım. üzerinde meyve yoksa tanıyamıyor. katil hırsızların bülbül gibi ötmelerini sağlamıştı. Suyun Kaldırma Kanunu diye de bilinen olayı. süper güçlerini kullanmayı reddediyordu. Köroğlu kitabını getirdim.. ceylan. haksızlığa uğrayan başkalarına da hizmet götürebilirdik! Ruhiye Teyze. Bilim adamlarından çıt yok. Parayı yatırmaları için bir hesap numarası verecektik.]. madem benzersiz karışımlar hazırlayabilen Ruhiye Teyze'nin emrine amade bir cini bile var ve cinler geçmişte olan biteni çözebiliyor. Kabirde bile uslu durmadı. Sadece birkaç saat sonra kendi kozmosuna döndüğünde. Ruhiye Teyze de Jajha ile arasındaki ilişkinin detaylarına girmedi. virüslere üniforma giydirip üstümüze salıyorlar: Biyolojik silah. Fakat hepsi bundan ibaretti. önce ayak diredi. kadınsanız ön dişlerinizden birini altın kaplatın. yüzyılda psişik dalaverelere rağbet arttı. Nasıl ki yasal olmayan yollarla tedavi ediyorsa. hileli ticaretine ortak etmeye kalkışıyorsun!" Bir koşu. utanmalı. anca ekranda görülebiliyor artık. cine çok pahalıya patlıyormuş. Arşimet.. Arşimet Kanununu yazsam yeniden Bir gangster falcıya gitmiş. Şimdi. her halükarda atkesta-nesi büyüklüğünde yüzükler takın. Falcı. 21. kendini insanlığa adadığını iddia etmiyordu. nüfuzunun ve itibarının sağlamasıdır. taşırdığı sıvı ağırlığına eşit bir kuvvetle kaldırılır. Rastgele bir sayfa açıp mısraları okudum: Haber aldım ihvanından kulundan Doyuk olduk akçasından pulundan Hey ağalar akan kanın alından Altımızda kır at kınalanmak! Ruhiye Teyze tınmadı iyi mi. Hidrostatiğin başlıca kurallarını ortaya koyan Yunanlı Bilgin Arşimet'in [M.. mantığın. Bence asıl Arşimet Kanunu şu: En parlak fikirler. İnsan ömrüyle hesaplanırsa. itidalle. Yalnızca zenginlerden. Marketlerdeki ürünlerin ambalajlarına küçük broşürler iliştirecektim. pazarlığa tâbi olacaktı. Gangster tabancasını çekip falcının önce beynini uçurmuş. Kızıl sakalını kemerine tutturan nobran bir dangalak. Daireme iner inmez banyoya girdim. Jajha'mn sağlayacağı veriler sayesinde. sapkınlıkla değil. Fakat şeytanlıkta zamane uzmanlarıyla boy ölçüşemezdi. leylek. "Otur. Ruhiye Teyze'ye ne demeli? Onun olayı farklıydı. Ben diyeyim elli. keklik. 1600'lerde yazılmış büyü kitaplarının ikinci baskıları yapılıyor. Ona planımı anlattım. Vahşetin.. emniyetin ve hakkaniyetin mânâsından kopmuş bilim benden uzak olsun. Kindarlıkla değil. Tıbbi konularda bazı mühim bilgiler veriyordu. pelerin ve hançer. Bir başka sayfa açtım: Durman hey ağalar gelin meydana Boyarısın kılıçlar al kızıl kana Bende mürüvvet yok kıyarım cana içerimden gamım gitmez neyleyim.

Parlak gömleğiyle bir limuzin şoförüne benziyor: Biriyle hesaplaşmak için hiç kimsenin desteğine ihtiyacı olmadığı o kadar belli ki." Abdülcabbar Turabi. zannettiğimizin aksine temiz ruhlu ve gayet saftırlar. 40 . Tıp fakültesi mezunu. Um.5 metrelik Abdülcabbar'ı görür görmez telefonu cebine koymuş: "Selamünaleyküm brother?" Cüce. bir cin ve ben. Uzaktan. önce bu yedi kişiden birinin hesabına yatırılacaktı. insan kaçakçıları tarafından kandırıldıklarını. Türkiye'nin güneyinde bir limana bırakıldıklarını öğrenmesi uzun sürmemiş. Um Bambuto. Dünya benden saklanabileceğin kadar büyük değil! Katiller. Um'un onbir yaşındaki kardeşi Nzoli'nin. Yani tipik bir Pigme'ymiş. sinirli sinirli puro içerek cep telefonuyla konuşan 'küçük adam'a rastlamış: Kamerun'un Duala kentinden. sonra parayı yatırdıkları banka hesabının sahibini enseleseler bile bize ulaşamayacaklardı. Akrabalarının köyüne varmışlar. Um yayım gerip Soko'nun ardından haykırmış. benim adım Abdülcabbar. Siyah dev. yarım düzine adamıyla sokağa damlamış. Durdum. Aksi takdirde onlardan paramı kendi yöntemlerimle kolayca tahsil edebilirdim. Ayrı internet kafelere gidip. intikam yemini etmiş. Yürümeye koyulduk. Ruhiye Teyze. Kısa zamanda. Âlemlerin Rabbi'nden nakil istemiş. bizimkine leziz yemek. kıvırcık bir cüceymiş.Aslında paranın yatırılacağı hesap numarası için başkalarından yardım alacaktık." diye dua ederek. Um ve kuzenler. kaldığı yerden devam etti. her ay düzenli ve sürekli olarak 1000 dolar kazanmayı tercih edeceklerdi. Kamerun'daki ailesine. Eroin kuryeliği: Şehrin dört bir yanma 'çiçek tozu' dağıtan sempatik cüceler çetesi. telefon kulübesine sığmayan. oklava büyüklüğündeki parmaklarını. siyahi. Kemiklerini de bez bir torbanın içine doldurup köyün girişine atmışlar. Um Bambuto.. Abdülcabbar ise göz ihtisasına devam edememiş. Abdülcabbar bir-iki sıyrıkla kurtulmuş. Pigmeler kovalıyormuş. birbirinden farklı renklerde tişörtler giyermiş. devlet içinde devlet kurmuştuk.. İç savaştan kaçarak Türkiye'ye kapağı atan Sudanlılarla temasa geçmiş. Konuyla ilgili ayrıntıları anlatıp Ruhiye Teyze'nin kafasını karıştırmak istemedim.. Soko ve diğer yamyamlar. Adımı bile sormadan. Her defasında. Bir arabaya doluşmuşlar. Göğsünde ışık saçan bir madalyon sallanan Soko. Ayrıca onların benimle gerçek bir hukuki sözleşme yaptıklarını sanmaları da kuvvetle muhtemeldi. Pigme kuzenler de ilkel silahları atıp modern silahlara davranmışlar. samanlıkta iğne arar gibi Soko'yu aramış. Dört ay sonra. yedi kişiden üç ya da dördünü farklı bir sırayla harekete geçirecektim. Elleri ceplerinde yürürken.M. "Alo. pembe avuçlarını başımın üzerinde gezdirerek konuşmayı sürdürdü. Um'u ecnebi mezarlığına defnedip Kamerun'a dönmüşler. fakat hepsinde aynı Mpagga'ca cümle yazılıymış: "DÜN YA. Oranın altım üstüne getirdikten sonra. dördüncü kişiyi de katıp nihayetinde kalan kısmın yarısının kendi hesabıma diğer yarısının ise Ruhiye Teyze'nin hesabına yatırılmasını sağlayacaktım. uzaktan tanıdığım orta gelirli yedi kişiye. Um kepçe. Adamımız. omza inen kamçılar ve ağza saplanan tahta iğnelerle yapılan bir törenle erkekliğe adım atacağı Kongo'ya gitmiş. polisler ya da kimliğimi öğrenmeye çalışan birileri. Bu arada. Soko'yu Abdülcabbar boğarak öldürmüştü. Kongo Kurtuluş Hareketi'nden bir gerilla şefi Sese Soko ve adamlarının baskınına uğramışlar.. Soko'yu İstanbul'da bulabileceğini fark etmiş. bir Afrika barının önünde.. 1. Nzoli'nin kanı yerde kalmamış.. bir de Abdülcabbar. kuzenleriyle karşılaşmış. geceleri ağlayıp sayıklayarak uykuya dalı-yormuş: "Kardeşimiyediler!. Soko'nun ensesinden girip gırtlağından çıkmış. Parasız kalmış. ücret almamış. "Allah'ım.. tabanları yağlamışlar. Altın kaplamalı Glock tabancalar şimşek gibi. Abdülcabbar. "Beni patron yolladı" dedim "hikayenin devamını bana anlatacaksın. Bambuto ailesi. intikam yolculuğu hakkında bir-iki mektup yazmış. tesadüfen Abdülcabbar rastlamış: Karagümrük'te bir viranede polisten saklandığı kulağına çalınmış. dışarıda durarak konuşan lenduhaya bakıyorum." Soko'nun izine. Zehirli okunu kuşanmış ve yamyamın leşini sermek üzere Avrupa'ya uçmuş. Bir kocakarı. Çünkü paranın izi dolambaçlı bir finansal güzergahta silinecekti. Göz ihtisası yapmak için İstanbul'a gelmiş. Yardıma gelmişler. Gerekirse araya. Pigmeler. bacaklarına saplanmış. Cinler âleminden gelen rapora göre. dev'e yaklaşıp başını yukarı kaldırmış ve "Burnunun içindeki kıllar. Telefonu kapattım. gün içinde koltuğunun altında cep sözlüğü gibi ufacık kalan tıp kitaplarıyla Cerrahpaşa'ya gidiyor. BENDEN SAKLANABİLECEĞİN KADAR BÜYÜK Dİ' ĞİLSOKO!" 111/ Meğer. Um tam kalbinden vurulmuş. 2. Bebek Camii'nde yatsı namazı kılmış. Soko geri zekalısı ve takımının. Dazlak. saçlarından fazla!" demiş. kimseye çaktırmadan namazı bırakmış. DOSTOYEVSKİ. uyduruk isimlerle aldığım e-posta adreslerinden mesajlar yollayacaktım: "Hiçbir zahmete girmeden her hafta 250 $ kazanmak istemez misiniz? Aşağıdaki kişisel bilgiler formunu doldurmanız ve mukaveleyi onaylamanız yeterli!" Müşteriden gelecek mesela 10 bin dolar. geniş yatak. Soko.35 m. alkole başlamış ve Taylandlı bir striptizci kıza âşık olmuş: "Kör dedem. Ertesi gece.. İstanbul'a vardığında. ateşe yaklaşmasın' derdi. ellerinde zehirli oklarla.. Bizimkiler takibe başlamış. Beşiktaş'ta bir şose yolda durmuşlar. Bir kerede 10 bin dolar kazanmak yerine. Abdülcabbar'm teklifini kabul ettim. Ahizeyi bıraktı.. Birkaçının suratına. bir yandan da kirli işlere bulaşmışlar. Ha. Zehirli oklar.. Bir yandan Soko'nun izini sürerken. Karamazov Kardeşler] İntikam şirketimiz faaliyete geceli henüz birkaç hafta olmuştu. Lumumbaşi kazan. kasıklarına. Abdülcabbar. Fakat onların da hali içler acısıymış. Soko'nun evinin karşısında bir minibüste pusuya yatmışlar. müşteri kılığında karşıma çıkıp. Kadarif e geri dönemiyormuş. fakat işte Um da canından olmuş. Nzoli'yi çatır çutur yemişler. Soko'nun boynunda parmak izleri bıraktığı için ihtisasa devam edememişti. Nzoli kaçırılmış. Daha doğrusu o yürüyor. aile toplantılarında hep 'Kuyruğu samandan olan. Granit gibi kasları var. Sudan'ın Habeşistan sınırındaki Kadarı! şehrindenmiş. [F. Abdülcabbar'm yanma gittim. Soluğu İstanbul'da almış. Okulda başarısız olduğunu ailesine söylemeye utamyormuş.. O da kendi payı olan 250 doları çektikten sonra kalanı benim talimatımla bir diğerine iletecekti. esasen. düz. Soko ve şürekası neye uğradıklarını şaşırmış. Patron siz misiniz?" "Evet" diyorum "nedir mesele?" Ahizeyi ısırıyor sanki: "Beni işe alın. Sokağın sonundaki köşelere saklanan fotojenik yamyamlar ateşe başlamışlar. Siyahi. Tarlabaşı'ndaki birkaç Sudanlı kaçak göçmeni tedavi etmişse de. marketten aldığı bir makarna paketindeki broşürümüzü iş ilanı gibi algılamış. Sonuç itibariyle. dar ve uzun sokağın içinde kuyruklu yıldızlar gibi kayıyormuş. Amsterdam'dan Mersin'e geçmiş. Ituri Ormanı'nm içinden bisikletlerle geçmişler. Tören sırasında. Jajha'dan Abdülcabbar'm kimliğini ve geçmişini araştırmasını rica etti. Um da ailesiyle vedalaşmış. Um'un oku. Um Bambuto adında biri. İntikam operasyonlarında bize yardımı dokunabileceğini düşünmüş. karanlığı çatırdatıyormuş." Durumu hiç yadırgamadı.. akşamları ise Mpagga dilinde şakalaşan keş Pigmelerle ortamlarda şahlanıyormuş. param bitti? Halifenin şehrinde çulsuz kaldım. boyunda. üçüncü. Kongolular kaçıyor. bol harçlık vermiş. Soko'nun mülteci olarak Hollanda'ya gittiğini haber almış. "Sen tam aradığım tipte birisin!" Um. ben yetişebilmek için rahvan gidiyordum." Vay canına. Um.

"Kirayı arttırmayacaksan evi boşalt' diyor.. Kefaletle serbest kaldım. yamyam avcısı Doktor Apo. eşini ve çocuklarını döven heriflerden daha aşağılığı yoktur. iktidarsızlığa dayalı asayiş. Bildiğim bir şey varsa. hem de kimliğimle ilgili yegane ipucunu yok ediyordu. pestilini çıkarıyoruz.Um'u mıhlayınca. Üçü okuyor. Pasif içici kurban. Moruk hasta olduğu için daire bir müddet kiralanmadan bekletildi. "Kocamdan intikam almak istiyorum. Anlayamazmışım." "Ne yapacağım peki?" 41 . Teşinin üzerine. olayı itiraf ederken "O yamyamın gırtlağını sıkarken kendimi çok değerli hissettim" diyecekti. belki de." "Anlaştık. "Bildiğim bir şey varsa. dıı manı evin sahibinin yüzüne üfleyince.. O kadar çoklar ki. tepinmesidir. Kokuttular. Açıyor." "Ne?" "Ben sabıkalıyım. dünyadaki kadınların yalnızca binde birinin harikulade olduğunu kabul etsek bile. Akrabalara kaçıyorum." "Ne gibi?" "Evi yakacağını söylüyor. özür diliyor. dördüncü kat. ilişkinin uzun sürmesi. onların aptallığı senin aşkını aşar. kadındı. Ercan Mercan. Suratı. Eh. hem müşterilerime sonsuz bir güven veriyor. kızlar böyle tiplere bayılır? "Sakin olun. çift tuvaletli.... Geliyor. Ercan Mercan. karısının sadık köpeği haline geliyor. o kadar kusur kadı kızının zevcinde de bulunurdu? "Piçin biri sevgilimi ayarttı" diyordu hattın diğer ucundaki çim adam. Bu işe başlarken. yok ki?!" "Cumartesi saat 12'de bu kulübeye gelin. n'olur yardım edin." "O halde neden dert ediyorsunuz?" "Herif çok yaşlı. Ercan'ın boşalttığı ev içinse. Kanlar içinde can çekişen Um'un başucundan kalkmış. Ömür boyu. O günden sonra dümbük." "Fakat?" "Son gelişinde evin önünde kalp krizi geçirdi. kiralayacağı dairede bu puroyu yakıp." "Size daha ucuz ve daha güzel bir ev bulsam?" "Bostancı'da daha ucuz bir daire mi? Her yeri aradım beyefendi. belki de bir yanlış anlama vardır ortada?" Telefonun alt kısmına ince bir elektronik süzgeç koyduğum için. ağlamaklı bir tonda "Dört yıldır çıkıyorduk" dedi. söyledikleri karşı tarafa Testere [Saw] filmindeki psikopatın sesiyle ulaşıyordu." "Ha?" "Âşık mısın?" "Eee." "Kadın mı?" " Evet. Brad Pitt ile Josh Holloway'in ortak akrabasına benziyor. Herkes hak ettiği cezayı bulsa dünya altüst olur "Kimden. Haftada iki kere evime baskın düzenliyor. Tamam mı? isminiz nedir?" "Ercan" "Soyadınız?" "Mercan." Böyle netameli durumlarda işi reddetmeden önce. asansörlü. herifler gerçekten de. Doktor Abdülcabbar'm gözü kararmıştı. Onbeş gün içeride alem yapan kediler." "Ev sahibinize de yumruk attınız mı?" "Mushaf çarpsın ki atmadım. 130 m2. İki gün sonra gene dayağa başlıyor. Oyalanmadan konuya girmek en iyisidir. bunu niye yaptığını sordum. ne için intikam almak istiyorsunuz?" "Ev sahibimden. 800 liranın yarısına razı olmuş. Saatlerce zile basıyor. Şerefsiz enişteye eşek Sudan'dan gelinceye dek sopa çekiyoruz. tamburum ne çalıyor? "Erkek erkeğe konuşalım.. Bildiğim bir şey varsa. kaba bir hesapla. Oğullarından biri. Bir ay içinde evden çıkmazsam beni öldüreceğini söyledi. canını dişine takması." "Niye polis çağırmıyorsunuz?" "Şey. bilseniz şaşarsınız. 3. Düşün. Ben de karısına saldıran adamların icabına bakıyordum. Pigme çetesinde gangsterlik stajı yapmış. Benim dört çocuğum var. bir puro hazırladı. Bostancı'daki bütün evleri ışık hızıyla dolaştı ve sahibinden kiralık bir daire buldu: Üç oda bir salon. evet?" "Aşk nedir?" "Nedir?" "Bir erkeğin. Hastaneye zor yetiştirdiler. Bana bir yıl kadar sonra. Abdülcabbar mermilere aldırmamıştı. güney cephe. Soko'nun tepesine binmişti. çok affedersiniz. Jajha araştırıyor. Küveti suyla doldurduk... Bu da." Jajha. gezegenimizde 3. geri dönüşü yoktur.kuna döndü. Halbuki daha yedi ay önce zam yaptı. Kulübeye bir kadın giriyor. içinde tütünden başka rezene yaprağı. Haltercilere benziyordu. anlamını bilmediğim laflar ederim: "Kadınlarla başetmek zordur ahbap. öznesiz iyilik.. Boş ev bulsam bile hemen taşmamam. Kaç kere kemiklerimi kırdı. Ruhiye Teyze. Bastonunu yüzüme sallayarak tehditler yağdırıyor. sınıfa giden kızımın öğretmenini hastanelik ettim." "Kontratınız var mı?" "Var. İnsan tiksiniyor. Metropol." "Pekala. ortalığı berbat ettiler. Eninde sonunda. Abdülcabbar'la birlikte. Dil döküyor. Otuz yaşında ya var. ilkokul 3. Sopa ve büyüyle insan şekline sokulmuş bu mutantlardan hayır gelir mi? Yılanı boruya sokarak düzeltiyorduk. içeriye bir fıçı balık ve yirmi-yirmibeş tane sokak kedisi taşıdık. ya yok. iki yılda o kadar çok kişiye intikam servisi yaptım ki. adamcağız Ercan'ın l'M bütün tekliflerini kabul etmiş.. Ayakları yerden kesilen Soko çırpmırken ateş ettiyse de... TIR şoförü. Ruhiye Teyze'nin imal ettiği yeşil bir pudra döküyoruz. Telefonu çaldırıyorum. kalitesini yükseltmez." Kadın ağlıyor. kapımıza dayandı. Ruj sürdüğü dudaksız ağzıyla cadılar gibi sırıtıyordu. Yumruğumu öpüverdi. tapılacak güzellikte kız var. Mini etekli bir fıstığın şereflendirdiği bir bankın kıyısında oturmuş kulübedeki müşterime bakıyorum.5 milyon. fesleğen." "O kızı geri istiyorum." Ben ne söylüyorum. Fakat iradenin baypas edilmesi sayesinde ele geçen esenlik.. kocası tarafından tartaklanan kadınlarla bunca sık karşılaşacağım aklıma gelmemişti doğrusu. yaygın kargaşa taktiklerine başvurmuştuk. Onbeş yıldır beni dövüyor. Ve onların hiçbiri umurunda değil.. ne için intikam almak istiyorsunuz?" Telefon kulübesinde aramamı bekleyenlere ilkin bu soruyu sorarım. hileli ahenk. kirlettiler.. "Yanlış anlama filan yok.. elimde cep telefonu. tek kadınla yetinmek için... hatmi ve aroma olarak da isveç şurubu bulunan bir puro. Oto tamircisi olduğum için benimle alay etti.. yağmurda dans etmiş ve ıslanmıştı. İriyarı bir karıydı. hayret. Tabii ki Abdülcabbar sayesinde." "Sonra?" "Altı ay hapis cezası verdiler. Denyonun kafasını gözünü patlatıyor. Ne kadar kira ödüyorsunuz?" "500 papel.5 milyon. Veli toplantısında. bir kere zenci oldun mu. Ve evet." "Neden?" "Çocuğa hakaret etmiş ve dövmüş. Sağa sola borçlandım. "Alo?" "Kimden. doğalgazlı. Kızımı incitmişti ve beni aşağılıyordıı. kanlı tavuk b. Ben de çenesini kırdım. herşey çok ani oldu.. derin dondurucuya kaldırılmış intikam tabldotlarıyla dolu. Daha fazla dayanamayacağım." "Adamın çenesini mi kırdınız? Nasıl?" "Eee. Geçen sene. öyle mi? Mahalli bir matadorun peşine takılarak seni terk eden bir ofis kısrağından başka biriyle ilgilenemez misin?" Sözlerimi acıklı bulmuş olmalı ki. Çocuklarımızı hırpalıyor. Galiz küfürler ediyor bana.

takım elbiseli yakışıklı kör genç. Namluyla gözlerimi sildim. spor çantalı. tabancanın içine damlıyordu. koşup. Bunu kainatın iyiliği için değil. "Firdevs? Kim bu arkadaş?" "Tanımıyorum. Balıklarla ilgili resimli bir kitap almış. Abdülcabbar. başımdan aşağı kaynar sular dökülüyor. Denize bakınca ağzı sulanıyor." Kadının sesinde ıstırap. boğazına kadar inen ağır makyajıyla. Abdülcabbar." Döndü ve sordu: "Evet?" Suratı: Şaşkınlıkla dolu bir kin matarası. telefon tuşlarının altındaki boşluğa kelebekle [bir tür bıçak] birşeyler kazıyan. 'Aşkına layık olabilmek için bir dizi estetik ameliyat geçirdim ve kişisel kılık kıyafet devrimi yaptım' deyip gülümsersin. içeri girmeye çalışıyordu. buraya niye geldim. bir de matbu sayfa çıktı: Sayın Müntekim Ou n bey.." Talimatlarımı harfiyen uyguladı. şaşkınlık ve çaresizlik tınlıyor.. Yararlanabileceğiniz hizmetler ve avantajların listesi ise aşağıdadır. Kızdan cevap bekledi. herkes hak ettiği cezayı bulsa dünya altüst olur." "Sonra? Ya 'Sen de kimsin?' derse?" "O zaman. bakanlığımız tarafından tasdik edilmiştir. 'Tanımdayken bile hasretimdin": Sig Sauer'i [P 220] elimde evirip çevirdim. Abdülcabbar yine kucağında can çekişen bir balık sürüsüyle eve damladı. ■ ■ Zamanda yolculuğa ömür yetmez Namık Mıknatıs'ı mezara daldırıp çıkarmıştım. Kadın "Ben. savaş meydanındaki general belagatiyle konuşan ihtiyar. 42 . siyah adamın vücudundan kopmuş da yerine geri dönmeye çalışan bir uzva benziyordu." Ona. "yanma git ve 'Geciktiğim için bağışla lütfen. Onun imparatorluğuna.klu Ninja yıldızları yağdırmıştım. sigara içen. kulübedeki harap cansız mankene. balık kraker atıştırıyor. Gözyaşım cıva gibi. lacivert başörtülü bir kadın. Dikdörtgen zarfın kısa kenarlarından birini ince bir şerit halinde yırttım. boz ayı. "İntikam filan almak istemiyorum aslında. Dumanı tüten tabancama sarılmış ağlıyordum. "Saat 8 yönündeki kızı görüyor musun. diğerinde de tatlı yerine hamsi poşeti. Mantosunun cebinden bir mendil çıkarıp gözlerini siliyor. oflayıp pufluyor?" "Şu. cep telefonuyla konuşan adamın yanındaki mi?" "Hıı-hı. Abdülcabbar'm etrafında dört dönüyordu." Oynaş mı? Yani. bakanlığımızın internet sitesinden takip edebilirsiniz. köpeğini kulübenin direğine bağlamış. ölü bir ayının postuna benzeyen bir çam yarması zuhur etti. tekerlekli sandalyesinde. Bismillah demeden beyaz atından düşen ve çifte yiyen prens de umarım benim gibi düşünüyordu: Geriye kaldı 3 milyon 499 bin 999! *^* 194 Bildiğim bir şey varsa. bir daha olmayacak' de. Can çekişirken bile göze batmamayı becerebilir. "Bir zamanlar benim sevgilimdin": Kurşunları doldurup şarjörü taktım. 196 Resmî romantizm "Akşama ne yiyelim Doktor?" "Palamut. yeniden arama tuşuna basıyorum. Tatlı ve tuzlu sulardaki balıkların hepsi. "Kocam. peruklu güreşçi. Adamın kızla ilgisi yok" dedim. 1564-1616. Bir elinde kuzu büyüklüğünde levrek. tıknaz. bu dünyadaki balıklardan payına düşeni çoktan yedin?" Balıkadam. hoşaf niyetine kaşıklardı. beyefendi" der demez. Mavi mantolu. "Kusura bakmayın. beş ucu b. içinden yeşil-beyaz bir smart kart. sıvanmış kollarıyla. mavi eşofmanlı. bilmiyorum. kanlı önlüğü. derisi.. yeterince ağladıktan sonra da ölüp gider. Evde bir akvaryum olsaydı. gaipten gelen bir hışırtıyla irkildik. ne isterse yapacağıma söz veriyorum. Balık bulamadığı ender günler. anneme sarıldım. yaza ağıt yakan güneş. potayı ıskalamış bir basketbolcunun hüzünlü ifadesiyle bakıyordu. Yüreğim ağzımdan fırlayacak! Hızla atılıp yanma koşmamak için kendimi zor tutuyorum.. Ödeşme ofisi. Bildiğim bir şey varsa. Saat 17:00. kırmızı şalvarına bir Smith & Wesson iliştirmiş palyaço. Bu şiddetli eleştiri üzerine herkes kendi yoluna gitti. "Şimdi başka bir aşk buldun": Namluyu.. gergin likten yırtılacak sanki. tıknefes bir kasap.. televizyonun üstündeki kirli yemek tabaklarına doğrulttum. kendimden emin bir şekilde." Soranda kabahat. Kral Lear] Orhan Gencebay'm eski bir şarkısı.. sizi boş yere meşgul ettim. Boğaza nazır bir kafeteryanın çınar gölgeli avlusunda. başkasının kafasını takmış gibi görünen işkadım. henüz tatmadığı türleri işaretliyor... hava kararmak üzere. Kasımın ortalarında." Bunda dert edilecek bir şey olmadığını söylüyorum. Gönül İşleri Bakanlığı'ndan gönderilmişti. repliğini söyledi. onu telefonda tutmaya çabalıyorum. yapılan tetkikler ve nıtıl<ı l'l/ kat neticesinde. Abdülcabbar'la göz göze geliyoruz: Maliye bakam ile vergi kaçakçısının bakışması. Edeplice sırıttı. Nefertiti. AŞKart'ınız ilişiktedir. Kutlarız. Hüngürderken titreyen eliyle telefonu kapatıyor. [WILLIAM SHAKESPEARE. Bu şarkı beni bir cinayet şampiyonasına hazırlayan antrenörün hipnotik telkinlerinden oluşuyordu sanki." Kız daha tek kelimelik cümlesini tamamlamadan. Şebnem Şibumi'ye olan aşkınız. hesaplaşma yazıhanesi olarak kullandığım telefon kulübelerine uğrayanların fotoğraflarını çekseydim. Gencebay dinledikten sonra gelen sessizlik de Gencebay'dır. intikam istasyonu. babamın bir sevgilisi mi varmış?! Telefonu gocuğumun cebine attım. Şebnemle çay içiyoruz. Gözyaşı tabancası insan. "çok iyi bir adamdır. deri montlu gelin. Birgün. Taksim Meydanı'ndaki belediye otobüsü duraklarının yanında dizili kulübelerden birine giriyor. kahvaltıda bile balık yiyor. Yanımıza geldi. Derim." ağlamaya başlıyor. yeter ki meseleyi anlatsın. Dertler Benim Olsun çalıyordu. "Mutluluk senin olsun": Silahı ateşledim. Şebnem'in neşesi yerine gelsin diye yapmıştım. Dış kapının altından sarı bir zarf. Hafiften heyecanlandım.. dönüşte zarfı Nefertiti'nin pençelerinden kurtarıp bana verdi. Karakedi.. Abdülcabbar'm midesine doğru yüzüyorlar. saçını başını yoluyordu. Nefertiti derhal zarfa doğru koştu."180 derece dön. İpleri kesilen bir kukla gibi yere yırı ı<»\ lıyor. Acıklı bir sır verir gibi fısıldıyor: "Biz otuziki yıldır evliyiz. Posta. Parkın duvarından seyrediyorum. "Bildiğim bir şey varsa. iki adımda mutfağa gidip yükünü tezgaha indirdi. fakat hepsi de anlamsız. Halini kimse görmüyor. bizim kalbi kırık ırz düşmanının kafasına yumruğu yapıştırdı. îç parçalayıcı bir tereddütten sonra. Karanlık bir gezegenin kömürleşmiş uydusu. yüzüme. Yüzünü göremedim. O anda. görülmeye değer bir albüm olurdu: Duvağını arkaya atmış. Robot şivemle. "Ben yaşlı bir kadınım. O esnada. Tüm parasını balığa yatırıyor. Yenilikleri. Derhal. bu dünyaya ağlayarak gelir.." diyor. Sağa sola tutunarak doğruluyor. lise formalı kız." Dilimin ucuna bir milyon farklı söz geliyor. işlerinin tıkırında gittiği anlaşılan. Telefon çalınca irkiliyor. bıyıklı ilkokul öğrencileri. çözülüyor: "Kocamın bir oynaşı var. Cennet bahçesinde rehabilitasyon.

7 D] atlıyoruz. evime doğru yürüyordum. Panikten titreyen ellerle pantolonumun arka cebinden cüzdanımı çıkarıp başucuma bıraktım. Göğsümün ortasına aldığım darbeyle sırtüstü düştüm. 198 devrimler. Geçmişi değiştiremezdik. bir geğirli olmalıydı ki. şimdiyi tarihten ayırmamak gerekiyordu. Birbirimize galiz küfürler ettiğimiz bir kavga sırasında onu kırık viski şişesiyle yaralamıştım. Halk. Beynim ani bir sancıyla taş-laştı.. kurtarıcımızdır. leylekler sürüler halinde göç ederken gökyüzüne bakıp kollarımızı açarak dönerdik ve 'kuşların düğünü!" diye haykırırdık. 199 Şebnem'i bütün hücrelerimle dinliyorum. belki de bir başka gezegenin cehennemidir' diyen adam. hayatım boyunca denk geldiğim otuz civarında 22 Kasım'a hiç dikkat etmediğime yanıyorum. Cipimden inmiş. keşifler. acı gerçeklerle dolu. ter ve sümüğümden oluşan sos. Kırgızlar ve Doğu Türkistan Türkleri şaman ayinlerine 'oyun' derlermiş. Zamanda yolculuğa ömür yetmezdi. Tarih. Aylarca telefonlarına çıkmadım. Oyun = Ayin" diyor. Belgrad'da ve istanbul'da" diyor. olmuyor. Elmacık kemiğimin yöresine meteor gibi bir yumruk çarpıyor: Çooot! Gulp! Üst dişlerimden birini yutuyorum. Bir bilim olarak tarih. onları eritip ruhumuza akıtmamız ihtimaline yataklık etmeleriydi. Varoluştaki hüznü besleyen merakın.. müşteri memnuniyetini garantilemeye yönelik. Bal taşıyan fakat diken yiyen tipik bir deve gibiyim. gizemimi sıfırlayan bir sırıtış yayılıyor. "Falancayı tartaklayın" diye m sun. Tatsız tarih. İkna Repertuarı] İlk yumruk sol şakağıma indi.. Kan. bize yüzelli sene önce yenmiş bir sandviçi anlatabilsin. Zenci." Ceketimin cebinden Camel paketini çıkarıp bir sigara yakıyorum. Beklediğim soruyu aniden seslendirdi: "Namık Mıknatıs'm başına gelenler. seni seviyorum.. Kalkmayı denedim." "Kim peki?.. Herhalde bir tek tokadı beni öldürmeye yeter. "Evet" diyor "bazı 22 Kasımlar böyle güneşli olur. engelleyemiyorum: "İşim bu. Yani. karşıda. [HADIKANDREAS. Dağılmış suratımın fotoğrafını çekiyor. Tam o sırada. Ona bakarken. 43 . Zamanı. Hiçliği suiistimal etmekte sakınca görmeyen hovardalık değil. Çevremizdeki insanları." Çaydan bir yudum alırken. onun düpedüz hayat olduğunu görmekle mümkündü. onu belki tadabilirdik. korteje el sallıyordu. Şebnem bir sigara istiyor. Akira Kurosawa'nm Dreams filminde de gökkuşağı görülen bir bölüm vardır. Yağmurda... Ticari bir olgu. Beni Ceyda'yla tanıştırdı. düğündü derken. İşçi sınıfının şanlı yumruğuna yön veren pazarlama stratejisi. Şebnem. aslında şişirilmiş ayrıntılardı. Kadınlığını fiilen aşağıladım. Gaipten sesler duyabilir. çatalıyla. İlişkimiz kürtaj ve kokainle lanetlenmişti. kuşlardı.. sanki içimde tavuk taşıyan bir kamyon uçurumdan yuvarlanıyor. Esnek yasadışılık. varlığı tespit eden bir bilgelik bize ufuk açabilirdi. tarihî figürlere haksızlık etmekten başka çaremiz yoktu. İçinde bıçaklanmış bir maymun bulunan bez bir çuval gibi yığılıyorum. illüzyonlu bir disiplindi. değil mi?" diye gıdaklıyorum. Yani. "22 Kasım 1963'te. Ben. onlar da eli ağır elemanlarını gönderip 'hedefin' irabı . bir yandan da müşterinin kim olabileceğini düşünüyorum: Ceyda? Onu terk etmiştim." Şebnem'e göre tarihi kavramak ve sevmek. Gururlanıyordum. Gaybı yalnızca Allah bilirdi. Verdiğim taktikleri uygulayamıyordu. "Yakut Türklerinin efsanelerinde gökkuşağına 'dişi tilkinin sidiği' denirmiş. servisin kalitesini artırıyor. komple gaibe intikal etmiş şeylerden mürekkepti. Çalıştığım reklam ajansında da konu suluyordu." Güvercin ıslığı gibi ince bir yağmur başlıyor. Parayı bastırıyorsun. Hani şu 'Bu dünya. Bir erkek sesi: "Balkan Bey?" Döndüm.. Diğeri hiç karışmıyor: 2. ilgilenmiyorlar. Şebnem. başına isabet eden bir kurşun kafatasmı parçaladı. 1711-1791. kulağımın pasını silen felsefi bir çocuk şarkısına benziyordu. Barbarca bir hizmetin nesnesiyim şimdi. Sille ve sopanın ekonomik rotası. Şebnem'in yüzünde kar'a diş macunuyla çizilmiş bir soru işareti. İkinci yumruk çenemde patladı. hileli. Sürekli ondan bahsediyordu. Ceyda'ya âşıktı. Adı: Tilkilerin Düğünü. Yerçekimi hızla artıyor.ç kurusu öyle güçlü ki kaburgalarımın altına vurunca soluğumu kesti... Asırlar evvel ölmüş kimselerin canları. Bir yandan bu planlı programlı dayağı yerken. Yüzüklerin Efendisi filminde "Kıymetlimiss" diyen Gol-lum'un sesiyle soruyorum: "Kimsiniss?" Sosyetede yeni trend adam pataklatmak. bunun için para alıyorum. Birbirine çobanlık eden iki kuzu gibiyiz. Dayak yemeye alışkın değilim. "Kırküç yaşındaki ABD Başkanı John Fitzgerald Kennedy ve eşi Jacqueline. Karnıma oturan psikopat yana eğiliyor.. Gagacığında boncuk taşıyan bir kumru kadar sevimli. Legoya benzeyen kırmızı şapkalı garson. Sivil saldırı.. hattâ kendimizi bile gerçek manada tanıyamazken. Sağa sola ilan veriyor larmış.'(II na bakıyorlar. Ağzından sigara dumanı değil de. çünkü ona hükmedemezdik. Şebnem'in söyledikleri. hayatına anlam kazandıran düşüncelerini bana anlatıyordu. Batuhan." Tilkiydi. Mehtap? Alkol sorunum vardı.. hesabı getiriyor. Böğrüme sipsivri bir tekme çakıldı. Kennedy. Çok önemsediği. elindeki cep telefonunu bana uzatıyor. Kaskatı kayıtlardan ibaret yazılı metinlerin de fonksiyonu. Kendisi yakıyor. kararmış bir tencereydi. tarihçilere emanetti. tebessümünün buğusu yayılıyor sanki. nasıl yaptın?" Yüzüme.. yazar Aldous Huxley de öldü. karanlıktan sıyrılıp ansızın üzerime atıldı. Öderken AŞKart'ı gösteriyorum. Tarih.Şebnem. Kötek organizasyonu. "18.. Korkudan gebermek üzereyim. Uzatıyorum. Geçenlerde gazetede okumuştum. üzerinde doludizgin yol aldığı ve gittikçe genişleyen bir hafıza alanıydı tarih.. "Kanuni Sultan Süleyman'ın cenaze namazı üç kere kılındı: Zigetvar'da. İlk anda ne olduğunu anlamıyorum. P. Savaşlar. Yüzümdeki morluklar ve şişlikler. başkanı görebilmek için yolun sağma soluna yığılmıştı. Birtakım ofisler varmış. üstü açık bir Lincoln'deydiler. Piyasaya yayılan şok dalgaları. sonra tekrar yola dönüyorum: "Sensin. Cüzdan yerde duruyor. Çamlıca sırtlarında parlayan gökkuşağını gösteriyor.5 metrelik bir zenci. sade gazoz gibi renksiz bir ifadeyle soruyor: "AŞKart'm olduğunu bilmiyordum?" Şakaya vuruyorum: "Allah devlete zeval vermesin. dövüşmeyi bilmem. hava ılıktı" diyor." 200 Sevgilisini düşmanlarının arasından seçmek [Balkan Balkır] Bizi yüzeysellikten alıkoyan kişi olarak düşmanımız. ayaklanmış iki gölge: "Evet?" Orta boylu olanı. ayağa kalkmış. Gülümsüyor. yani Kennedy'nin vurulduğu gün. Anadolu'nun birçok yöresinde gökkuşağı görüldüğünde 'Tilkiler düğün yapıyor' derler. yüzyılda Altaylar. sevdiğin?. meyveli pastanın içindeki mandalina dilimlerini avlıyor." "Tilkilerin Düğünü mü? Vay canına?" Kahkahamı frenliyorum: "Biz çocukken. Dövüş Kulübünün bir değişiği. Giysilerimde kan lekeleri büyüyor. Yattığım yerde cenin gibi yan dönüp kollarımla kafamı korumaya aldım. benim pikaba doğru yürürken.. "22 Kasım 1963'te. "Hava ne güzel." Yüzümün yapboz parçaları gibi düşüp dağılmasını önlemeye çalışarak bir an Şebnem'e bakıyorum. benim dört kapılı 98 model gümüş kulübeye [Nissan Pick-Up 2. Dallas'ta gökyüzü bulutsuz.

Yani işler. bütün yollar Karaca Ahmet Mezarlığı'na çıkıyordu.. küflü yorganlar. kirli bir bardağa boşaltış. hiç tanımadığım kimseleri öldüresiye dövüş. Her fiskede. ?()■. Otomobillerin içi ve benzin depoları hazır kahveyle doldurulsun. tozlu. kemiğini kaybetmiş Rin Tin Tin gibi fırıl fırıl dönüyordum.. Gönül İşleri Bakanlığı'ndan almaya hak kazandığım AŞ-Kart denen zımbırtı hiçbir halta yaramamakla kalmamış. Üste başa kan.. Şimdi de ben onu büyüyle kendime âşık edecektim. bilgisayar oyununa dönüştü. Hazır kahveyi ve kaynar suyu. yazan bir Humboldt Papağanı gibi hissediyordum. yırtılmış derimden yayılan kokular geliyor. işte şimdi. Her sürpriz in203 dirim anonsu sırasında süpermarketlerde tanklar ateşlensin. tanışmadığı insanlar tarafından terk edilen kimselerin tek tesellisi. Onunla her saniye bir ilkti." "A. Taş kesilmiş yumruklarla. Çiçek hastalığına yakalanıp tümüyle yok olmuş bir kabilenin dilini konuşabilen tek canlı oydu. bitkisel sütunlar. Takım elbiseler mayonez kazanlarında kaynatılsın. Sır yalansa daha hızlı yayılır Şebnem komple zırhımı ve iskeletimi söküp almıştı... "Torununun mezarına gitti. merhaba. tatsız.. Sırlarınızı açabileceğiniz. Daha ilk buluşmamızda. Cep telefonları çamaşır makinelerinde kaynayıp infilak etsin. Mezarlıktaki serviler. Cipsler ve çikolatalar spor ayakkabılara tıkıştırılsın. Hiç tanımadığım birileri. Makyaj malzemeleri sandviçlere sos diye katılsın. cenazelerin suyunu mu emiyor? Yeşile boyanmış dev karnabaharlar. Birlikte izlediğimiz Rocky VI bile bir ilkti. yamuk. Yolda kesik bir el bulsa. bir yağmur damlası kadar yolundaydı. Su ısıtıcının düğmesine basış. Sevgilisini ve arkadaşlarını düşmanlarının arasından seçen biriyim ben. Kennedy'nin zımbalanış yıldönümü olan şu 22 Kasım gününden sonra. yıkıcı tekdüzeliğin yerini sürprizli bir şekilde şifa verici şiddet alıyor. fakat bu dayağı kendime bizzat ben atmalıydım. Pelin? Onunla üçlü koltukta yeni bir medeniyet kurmuştuk. kuş pislikleriyle yapılmış trajik makyajı akan bir 204 büstü kabaca avutur gibi yüzü yıkayış. golsüz maç gibiydi. idrar. Başka çarem yoktu. Eski günleri anarız diye düşünmüştüm?" Onunla tanışana kadar hayatım dantelsiz gecelik. işlemediği suçların cezasını çeken. Dünya duruş. Huduni'yle beraber izlediğimiz bir belgeselde. hurdalar ve kusmukları cazip gösterecek alelade şaklabanlıklar yapıyorum. ormanın derinliklerinde yaptığı bir keşiften bahsediliyordu: Bir papağan." Pikaba atladım. Parlak fikirleri vardı ve kalemi kıvraktı. Yüzlercesini yazdım. Üç yıl kadar önce. Vikingler gibi kürek çekiyordum fakat yüzümde tırtıl bıyıklı eski İstanbul beyefendilerinin o mayhoş sırıtışı yansıyordu. ölümün başedilmezliğiyle aşılanmış. ben içinde yaşadığım bulaşık akvaryumu kırış. laboratuardan firar eden bir virüs gibi kayıplara karıştı. Alaz Bey'e de kahkahalar atarak ha202 karet yağdırmıştım. Alaz Bey. Takma bacağıyla 44 . polyester. sossuz makarna. Yolcu uçaklarından kola şişeleri saçılsın. Tanıştığımızın ertesi günü telefon etmiştim: "Şebnem?" "Kimsiniz?" "Müntekim ben.. çürük süngerleri andırıyorlar. Ruhiye Teyze'ye konuyu açmaya karar verdim. Telefon kulübelerinde intikam müjdesi bekleyen kimselerle lalettayin konuşuş. sağır-dilsiz ve felçli deliler. Kozmos frene basış. Bildiğim bir şey varsa. benim bana olan borcumu ödüyor sanki. CD player'da gece gündüz kesintisiz çalan Nick Cave'in The Weeping Song'u eşliğinde kalkış. Banyoda. Şebnem'in etrafında. Bir keresinde bizim eve bile gelmişti. Kafeinli salya. Sandal kiralayıp denize açılmıştık. Nakit kadar sıcak bir kroşe daha! Motosikletler ketçap göllerine uçsun. sümük. Ben sahteliğin radyasyonuyla zehirlenmiş göstermelik bir kabilenin lakayt üyesiyim. Laboratuardan kaçan virüs Telefonun çalmıyorsa. Demek istediğim. Ben ağlayış. Bitkisel kadavra endamla-rıyla. işten kovuldu. Bir keresinde "Bana e-posta gönderebilirsin" deyip adresim vermişti. okuyan.spu çocuklarının imajını inşa ediyorum. karşılık beklemeyen kötülüktür. Zaten açık olan bilgisayarda e-posta kutusunu kontrol edip Şebnem'den cevap gelmediğini görüş. Şebnem beni aşkıyla büyülemişti. bugün mü?" "Evet. DVD playerlar mikro-dalga fırınlarda korlaşsın. Ne dediğimi hatırlamıyorum. yüzüğü alıp gerisini atacak or. Eğer bana olan şeyler ona da oluyorsa. kendime duyduğum nefret biraz daha yatışıyor. Pabucumu dama atması işten değildi. Kırılan burnuma. ilkbahar gelip de bir pazar günü saatler ileri alınınca her şey altüst oldu. hattâ Cevher onu çok sevmişlerdi. Arka odada bir saguaro gibi oturan Abdülcabbar'la yola çıkış. Markalı paçavralar. Konuklara da. kendi çapımızda bir kıyamet koparacağız demekti. Hâlâ anlatılır. Patronun köpeğini taşladığı yalanını uydurmuştum. ter. Müşterilerin bulunduğu toplantıya sarhoş gitmiştim.. toprak olmuş bir kabilenin dilinde konuşan. gözyaşı bulaşış. Şebnem. Ruhiye Teyze'nin kapısına vardım. Annem. Megafondan Melikşah'a sordum. Bilgisayarlara galon galon sıvı deterjan dökülsün... meşhur doğabilimci Alexander von Humboldt'un [1769-1859] Güney Amerika'da. Evde yok. onbeş dakika ya oldu ya olmadı. yemek turuna çıkmış Tazmanya Canavarı. Şebnem'e bir türlü ulaşamıyordum. ıslanmayan. kontağı çevirip gaza bastım. Mes'ud ve bahtiyar bir barbar savaşçıydım. Şebnem telefonlarıma çıkmaz oldu. Ölülerin lalettayin ambalajlandığı eğri büğrü straforlara benziyorlar. yakalanmadığı hastalıkların tedavisini gören.Orkun? Çok yetenekli bir çocuktu. ılık.. Uyuyana kadar canım çıkıyordu.. [JIMMYBUFFET] Şebnemle ilişkimiz. bil ki benim. Güneş uçuş. Yanmayan. iki yıla kadar ya evli ya da ölü bir adam olacağımı fark etmiştim. Gözlerim. Kredi kartları tuvalet kağıdı olarak kullanılsın. kısılmış jaluziler gibi. Abdülcabbar'm gözetiminde. Günlük programım aşağı yukarı şöyleydi: Öğlene doğru. İçlerinde cesetlerin kaybolduğu. Bu benzersiz masaj sayesinde bakarsınız birkaç kilo veririm? Sağlıklı tekmeler beni iyileştirir? Size sapıkça gelecek. Sigarayı çakmağı denkleştirip yakış. aç kedilerden kaçan Speedy Gonzales. Dostum yok. Mağlup olmuş bir aptaldım. Trafik kazalarında canından olanların cesetleri loto ku-ponlarıyla örtülsün. Darağaçların-da urgan yerine blucinler sallansın. Kahrolası kurnazlıklarıyla şişi-nen idamlık aptallarca kuşatılmış bir iblis çukurunda debeleniyorum. Yağlı bir girdabın içinde öten robot gibiydim. Kendimi. nikotinli gözyaşı eşliğinde Şebnem'e bir düzine emesaj yazış. Haşat ettiğim adamlar ağlayış. sevgilimin benden kaçmasına sebep olmuştu." "Müsaitsen akşam buluşalım mı?" "Eee.

uçurumlarda dolaşan bir keçi gibi zıplıyorum. Servilerin altından geçer206 ken, onların etçil oldukları hissine kapılıyorum. Her an bir tanesi beni ısırıp yutabilir! Ruhiye Teyze, Kevser'in mezarını suluyor. Yanına yaklaşırken ayaklarımı yere sürterek ses çıkarıyorum, boğazımı temizliyorum, dönüp bakmıyor. "Merhaba. Ruhiye Teyze, nasılsın?" Sesim, çizgi filmlerdeki ördeklerinki gibi çıkıyor. "Biz de senden bahsediyorduk" diyor. Mezarlıkta zamanın bir önemi yok. Her kabir, bir saat kulesi enkazı gibi. Yerin altında bir azap tütsüsü yakılmış sanki. Üst kat komşum Ruhiye Teyze'yle niye mezarlıkta buluşuyorum? Beni bu genç yaşımda bu kemik bahçesine hangi rüzgar attı? Basit bir tesadüf mü? Dev serviler tarafından çiğnenip tükürülmüş evcil cadıya bakıyorum. Torununun ölümüyle yetim kalmış, cinlerle, kedilerle, sarmaşıklar, kokulu yağlar ve yarasalarla kafayı yakmış ortağımla ayaküstü susuyoruz. Buzdağına düşen yıldırımlar tarafından mı sıkıştırılıyoruz? Ölülerin hastalıkları bize mi bulaşıyor? Virüsler, bakteriler pılı pırtıyı toplayıp steyşın arabalarıyla yollara düşerek benim uçsuz bucaksız gövdeme mi taşmıyorlar? Beynimin tepelerinde kayak mı yapacaklar? Damarlarımda hamam sefası, ciğerlerimde beş yıldızlı bir tatil? Bir an, Ruhiye Teyze'nin Kevser'i yeniden hayata döndürmeyi planladığından şüpheleniyorum. O zavallı, papatya gözlü, ortopedik hüsranlar içinde çırpman kız, şimdi ayaklanacak, sabah yorganın, çarşafların içinden çıkarak uyanır gibi topraktan sıyrılacak, kesilmiş kafasıyla neşeli şarkılar söyleyerek mezar taşlarını dolaşacak... Kendimi şöyle bir yokluyorum: Şu anda tam olarak ne hissediyorum? Yalnızca delilerin defnedildiği, kaçık cenazelerine tahsis edilmiş bir toprakta mıyım? Havaya uçurulmuş bir tımarhanenin sıcak yıkıntılarına mı düştü yolum? Neden .mi/ buradayım? Bilinçaltımın kalorifer kazanı mı patladı? Bol kalorili pişmanlık kömürü, suçluluk talaşı yüzünden beynimin bodrumunda bir infilak mı oldu? Radarlarım, benden habersiz, Kevser'den bir davet mi saptadı? Neyi kutluyoruz? Vicdanımın zifiri karanlığında sabahlara kadar sessiz sedasız kazılmış bir çukura mı düştüm? Yo, o kadar uzun boylu değil. Ölülerin ayağına kadar geldiysem, Şebnemin izini bulmak için geldim. Zombilere, hayaletlere ayıracak vaktim yok. Ben de bir ölü kadar körüm. Yalnızca, Şebnem'i görmek istiyorum. Şebnem'e giden yol ceset yatakhanesinin koridorundan geçiyorsa ne yapabilirim? Cebimden paketi çıkarıp bir sigara yaktım, yeraltından derhal pasif içicilerin protesto öksürükleri yükseldi. Oralı olmadım: "Ruhiye Teyze..." "Söyle... Burada biz bizeyiz." "Hani bir kız vardı ya, Şebnem, sana bahsetmiştim?" "Evet?" "Ona ulaşamıyorum. Anlayamadığım bir şeyler var. Benden kaçıyor. Ona âşığım. Bana bir tek sen yardım edebilirsin." Her ikimizin de cevabını bildiğimiz bir soru soruyor: "Nasıl?" "Jajha, Şebnem'i bulabilir?" "Hayır evlat, bulamaz." "Neden?" "Jajha öldü." Kara haber, mezarlıkta daha tez yayılıyordu. "Öldü mü?" "Evet. Önceki gece... Fakat sana bir mesajı var." "Ha? Mesaj mı? Ne mesajı?" "Sen de öleceksin, çok yakında." *^*

Üsküdar'daki Şibumi Sokağı'nda iki katlı bir evin bahçesindeyim. Gece. Bir iğde ağacıyla beyaz bir Lada arasındaki 208 boşluğa çömelip yanımdaki torbada ne varsa yere boşaltımı Bir yüzüne malakit denen yeşil taşlar çakılmış beyaz banyo sabunu, bir çift leylek bacağı, gül yaprağı ve kelebek kanadı külü, insan kanıyla boyanmış pamuk ipliği ve bir keser. Sabunun taşsız kısmına tırnağımla ŞEBNEM yazdım. Leylek bacaklarını, kanlı iplikle sabuna bağladım. Küçük bir kutu-cuktaki külü avuçlayıp bu büyü materyaline sıvadım, işin en tehlikeli kısmı şimdi başlıyordu. Eğilmiş vaziyette evin eşiğine varıp keserle küçük bir çukur kazdım. Malzemeyi gömdüm, işlem tamamdı. Hızla bahçe kapısına yöneldim. Az ötedeki pikabın içinden Abdülcabbar bana bakıyordu. Arabaya atladım. "Hallettim" dedim. "Şu anda uykusunda sana âşık oluyor?" dedi Abdülcabbar. "Aynen öyle" dedim. Sesimde şeytani bir tını, bir kurnaz- , lık efekti vardı. Arabayı karanlığın içine doğru sürdüm. Aşkın basit olmasını istersin, ama basit değildir. Ertesi gün, Eminönü Iskelesi'nin yanındaki telefon kulübelerini izliyordum. Etraf kalabalıktı, italya parlamentosu üyelerine benzeyen, orta yaşlı, şık bir adam; saat tam 14:00'da soldan ikinci kulübeye girdi. Yüzümü denize dönüp numarayı çevirdim. Açtı. Sordum: "Kimden, ne için intikam almak istiyorsunuz?" "Siz kimsiniz?" "Pardon, yanlış aradım" dedim. Tam kapatacağım anda "Yo, yoo, bakın, sorun şu ki, size güvenebilmeliyim. Bu çok önemli." Sarih konuşuyordu, fakat kesinlikle endişeliydi. Robot sesimle izahta bulundum: "Sadece intikamınızı alacağımıza dair güvence verebiliriz." 209 "Pekala, Abidin Dandini'yi temizlemenizi... Aaaaah!" ve telefon kapandı. Dönüp kulübeye baktım. Uzun paltolu, takım elbiseli iki adam gözüme çarptı. Ölüm fısıldayan susturuculu tabancalarını bellerine takarken, etrafa bakma-rak uzaklaşıyorlardı. Onlara doğru seğirttim. Tiz bir çığlık koptu. Katiller caddedeki siyah bir BMWnin arka koltuğuna daldılar, araba derhal uzaklaştı. Kulübenin önünde büyük, uğultulu bir kalabalık birikiyordu. İnsanların arasından zar zor geçerek, az önce konuştuğum müşterime ulaştım. Gövdesinden boşalan kanın ortasında hareketsiz yatıyordu. Dondum kaldım. Alelacele olay yerinden kaçtım. Galata Köprüsü'ndeki sıkışık trafikte ikide bir klaksonlar çalarken, zihnimde aynı soru tekrarlanıyordu: "Abidin Dandini de kimin nesi?" Düüüt! "Abidin Dandini de kimin nesi?" Düüüt! "Abidin Dandini de kimin nesi?" Düüüt! Düüüüüt! Düüüüüüüt! Hayatın basit olmasını istersin, ama basit değildir. Ecelin uçurtması yükseliyor Hani cinler geleceği bilemezdi? Ruhiye Teyze'nin ağzım aradım. Ciddi ciddi tırsmıştım. Bana bir izahta bulunmalıydı. Ecelin uçurtmasının benim ufkumda yükseldiği, besbelli kuyruklu bir yalandı. Ruhiye Teyze "Hayır, yalan değil, sır" dedi. Karacaahmet'-ten eve dönüyorduk. Ne yani, mezarlığa, bu ihtiyar kadından önce mi yerleşecektim? Direksiyonu iki elimle tutuyorum. Islak yollar, Azrail'in serdiği naylon yolluklara benziyor. Bütün arabaların ön koltuklarında sarhoş dazlaklar, arka koltuklarında birer çift do-berman olduğunu vehmediyorum. Trafik canavarları çetesi 210 tarafından kuşatıldım. Kendi ölümüm konusunda ikna olmak üzereyim. Jajha için hava hoş tabii. Ne de olsa binini aşmıştı. Acaba benden gıcık mı kapıyordu? "Aksine, seni severdi." Jajha yalnızca geçmişe yolculuk edebiliyordu. Son nefesinde eşek şakası yapmış olmalı? "Biliyorsun, pek şakacı bir cin

45

değildi." Halbuki deathclock.com adresinden, 26 Nisan 2051'e kadar yaşayacağımı öğrenmiştim? Ruhiye Teyze, aramızda bir ilkokul çocuğu varmış ve onun da anlamasını istiyormuş gibi basitçe açıklıyor: "Bizim dünyamızda doktorlar, bazı ağır hastalara 'üç ay ömrünüz kaldı' filan derler. Cinler âleminde ise insanların psikolojik durumuna bakarak isabetli ömür tahminleri yapan uzmanlar vardır. Jajha da onlardan biriydi. Kevser'in öldüğünü duyunca hiç şaşırmamıştı. Cinlerin halet-i ruhiyeleri, bedenlerini yıkıma uğratacak etkiler üretmez, insanlar ise esasen moral güçleriyle hayata tutunurlar. Uzman cin, gözüne kestirdiği bir kimseyi takip eder. O insanın davranışlarından ve sözlerinden bir maneviyat haritası çıkarır; bu haritaya bakıp ömrünün hududunu tespit eder. Haritada çevremizdeki insanların hayatımıza kattıkları ve hayatımızdan çaldıkları da görünür. Aslında epey karmaşık bir tablo mevzubahistir..." Kulağa enikonu saçma geliyordu. Ruhiye Teyze'nin söylediğine bakılırsa, insanlarla ilgilenen cinler, bu işi oyun haline getirmişler. Diyelim bir cin, arkadaşlarıyla buluşuyor ve filanca insanın hangi zaman aralığında öleceğine dair görüşünü açıklıyor: "Bu vatandaş, iki yıl sonra 7-29 Mart arası bir günde kuyruğu titretecek, durum onu gösteriyor." Gruptaki diğer cinler ise söz konusu insanın, bu tahminde belirtilen süredeki hangi günde pilinin biteceğini bulmaya çalışıyorlar. İddiaya giriyorlar yani. Bildiğiniz loto. Hastane pcı 211 soneli, kanserliler koğuşunda yatanlardan hangisinin ne zaman cartayı çekeceği üzerine bahse girer ya, işte o hesap. "Rahat ol evlat... Ölümle yüzleşmek iyidir; sağlıklı düşünmeye başlarsın." Sigara yaktım. Ön cama mavi bir ölüm bulutu üfledim. İçim dışım fanilik jelatiniyle kaplanmıştı. Sanki ölmüştüm de, geçici olarak kendimin yerine bakıyordum: Rahmetlinin dublörüydüm... Adamın biri, yol kenarına park ettiği arabasında ruhunu teslim etmiş. Üç gün boyunca öyle kalmış ve ölü olduğu ancak onüç park cezası kesildikten sonra fark edilmiş. Ruhiye Teyze, ecelle işbirliği yapan ve rüşvet almayan trafik polisi gibiydi. Kalıbımı basarım, o da ölümden korkuyordu. "Ölümden değil, gelecekten korkuyorum." Kaderin elindeki ustura Az önce bir müşterim kurşunlandı... Bin yaşındaki görünmez ortağım aramızdan ayrılmıştı. Kalendermeşrep babam, safderun annemi aldatıyordu. Sevdiğim kızın gönlünü kazanmak için yaptırdığım büyü bir halta yaramamıştı. Ehli-keyif cinler, benim de tez zamanda nalları dikeceğime dair bahse tutuşmuşlardı. Bildiğim bir şey varsa, kum fırtınasının ortasında şekerleme yapılmaz. Bildiğim bir şey varsa, kaderin elindeki ustura pas tutmaz. Bildiğim bir şey varsa, kalbi atmayan kimsenin başı dönmez, midesi bulanmaz. Galata Köprüsü'nden çıktıktan sonra, annemi ziyaret etmeye karar verdim. Uykulu gökyüzünde horlayan obez ve bekar bulutlar birazdan ayaklanıp bulaşık yıkamaya başlayacaktı. Seziyordum. Trafik; birbirine zincirlenmiş, ya212 lınayak, yaralı kölelerden oluşan bir kafile kadar hızlı İki liyordu. Sarıyer'e vardığımda babamın dükkanının buğulu camlarına şöyle bir bakıp yola devam ettim. Babam altmışına dayadığı merdivenin ilk basamaklarında dikilip dururken, şeytan dürtmüş ve başka kadınlarla ilgilenir olmuştu. Esasen son derece merhametli ve mutedil biriydi. Otuzüç yıllık evlilik, öldürdüğü aşkm cesedini toz haline getirip üfürmüş müydü? Ben de Şebnem'in üzerine gül koklar mıydım? Kunduracı Recai Bey, sorumluluk zindanından bahaneler avlusuna yatay geçiş mi yapmıştı? Sanırım gündelik hayat aygıtına kenetlenen fesatlık

mekanizması otomatik. Şeytana artık çok az iş kalıyor; o sadece son rötuşları yapıyor. Evin önüne vardığımda, torpidodaki, Ruhiye Teyze'nin yeşil sadakat tozlarının bulunduğu torbacıklardan birini aldım. Eşikte bir an durdum. Annem, zile basmama fırsat vermeden açtı kapıyı: "Hoş geldin oğlum" deyip boynuma sarıldı. "Hoş bulduk anneciğim." İçeriye geçtim: "Cevher nerede?" "Odasında, oynuyor. Sofra kurayım mı Müntekim? Karnıyarık yaptım, seversin sen, makarna da var?" "Aç değilim." Cevher'in odasının kapısından baktım. Sırtı dönük vaziyette, plastik oyuncaklarla meşguldü. Yanma gittim. "Je-gi? Ihe uaaa" deyip gülümsedi. Bu sözlerin bir anlamı olması için neler vermezdim. Kardeşime yavaşça sarıldım. Başını öne eğdi. Yanağını öpüp salona yollandım. Derler ki, ebeveynler, evlatları koskoca yetişkinler olsa da onları hep küçük çocuklar gibi algılarlar. Şimdi, babamın defolu ihaneti ile annemin müphem mağduriyeti arasında kendimi kundaktaki bebek gibi eli kolu bağlı hissediyordum. Ve bir bebek, evlilik sorunlarını çözemez. Annem, sıradan bir adama hayatını adamış, sıradan bir ka211 dindi. Ve şimdi, onu şaşkınlığa sürükleyen bir mahcubiyetin ağına düşmüştü. Oğluna kocasından dert yanmaya istekli değildi. Doğrusu ben de kendimi babamın yaramazlıklarından konuşmaya hazır hissetmiyordum. "işlerin nasıl oğlum?" "Çok şükür, gayet iyi." "Yaşın geçiyor Müntekim, bir yuva kursan ya artık?" Böyle, çolak bir caz piyanistinin tımarhanede verdiği resitalde vokal yapan morfin yemiş hastalar gibi mırıl mırıl sürdürdüğümüz konuşma yan odadan gelen çığlıkla bölündü. Hızla Cevher'in yanma koştuk. Sırtüstü uzanmış çırpmıyordu. Etrafa, çoğu kırık, rengarenk oyuncaklar saçılmıştı. Annem bir koşu mutfaktan getirdiği küçük tahta kaşığı, dilini ısırmasın diye Cevher'in dişlerinin arasına sıkıştırmaya çalışırken, ben de ağzım aralayarak yardım ettim. Cevher, yirmiiki yaşında, 139 cm. boyunda ve 33 kg ağırlığında. Onüç aylıkken menenjite yakalandı. Ateşi yükselmişti ve kusuyordu. Başlangıçta bizimkiler çocuğun üst solunum yolu enfeksiyonu geçirdiğini sanmışlardı. Üç gün sonra doktora götürdüklerinde öğrendik ki 'neisseria meningitidis' adında bir bakteri iş başındaydı. Menynx denilen beyin zarları iltihaplanmıştı. Şimdi, epilepsi atağı geçiriyor. Yani generalize konvulsi-yon. Beyin nöronlarındaki elektriksel impulslann düzensiz dejarjı yüzünden vücudu istemsizce kasılıyor. Saatime bakıyorum; atak beş-altı dakikadan uzun sürer de status epilep-ticus evresine ulaşırsa kardeşimin hayatta kalması için acilen Diazem, Valium ya da Dolantin enjekte edilmesi gerekir. Beyin hücreleri ölmekte olan Cevher'in idrarı halıya yayılıyor. Tükürüğünü yutamadığı için, ağzından köpüklü bir sıvı akıyor. Atak dördüncü dakikada, zavallı kardeşimin uykuya dalmasıyla sona eriyor... 214 Annem, peçeteyle ağzını sildiği Cevher'in alt bezini değiş tirmeye koyuldu. Evlat sevgisine tahakküm eden derin çile sinin gereklerini otomatik hareketlerle yerine getiriyordu. Cevher hiçbir zaman okula gidemedi. Fırından bir sıcak ekmek alamadı. Yıllar yılı kendisine hizmet eden anneciğine bir teşekkür edemedi. Daima, bir çift çamur deliği gibi sönük ve tümüyle manasız gözlerle baktı. Bayramlarda büyüklerinin ellerini öpemedi. Bir kıza "Seni seviyorum" diyemedi, çiçek veremedi, laf atamadı. Mahalle maçlarına katılamadı. Uçurtma uçurmadı. Cam kırmadı. Kimseyle kavga etmedi. Kimseye hediye sunamadı. Sigara içmedi. Kitap okumadı. Balık tutmadı. Sinemaya gitmedi. Bisiklete binmedi. Lunaparkta eğlenemedi. Denize girmedi. Telefon etmedi. Bir tişört olsun, seçip, deneyip

46

beğenerek satın almadı. Evden kaçmadı. Kuş vurmadı. Oruç tutmadı. Şarkı mırıldanmadı. Hiç koşmadı. Doğumgününü kutlamadı. Bir kafeteryada kahve içemedi. Otobüsle, trenle, vapurla küçücük bir gezintiye çıkamadı. Ağaç dikmedi. Duş alamadı. Kardanadam yapamadı... Aleladeliğin ayrıcalıklarını, monotonluğun emniyetini, normalliğin konforunu asla tadamadı. Cevher'in cılız bedeni bir hüzün, handikap ve hüsran ca-mekanı gibiydi. Bir elinden annem, diğerinden Azrail tutuyordu. Annem, acıklı bir bebekliğe mahkum olan oğlunu yıkıyor, bezliyor, giydiriyor, yediriyor, tıraş ediyor, onun dişlerini fırçalıyor, tırnaklarım kesiyordu. Kalbindeki şefkat ve merhamet; ümitsizlik ve korkunun muhasarası altındaydı: "Ya ölüp gidersem, yavruma kim bakar?!" Anneciğimin alınyazısı, soru işaretleriyle doluydu: "Acaba ne zaman, belki de şimdi, inşallah yakında, galiba hiçbir zaman, sanki her an, muhtemelen asla, herhalde hep, sanırım daha zaman var, hayırlısıyla birgün???..." Kader; onun hayatında ailenin, kadınlığın, anneliğin yeniden berrak bir anlama kavuşmasını adeta bir lanetin enerjisiyle sürekli erteliyordu. GtiU ,'!■. zar Gıcırbey, ecelin programını bozamayacağını bile bile didiniyordu. Cevher'i kucaklayıp yatağına taşıdım. Yumuşacık saçlarını öptüm. Annemle bocalayarak vedalaşırken, sadakat tozu paketini eline tutuşturdum: "Bunu babamın giysilerine serp. Hiçbir mesele kalmaz. Yanlış adamla evlenen tek kadın sen değilsin" deyip evden ayrıldım. Bildiğim bir şey varsa, istikbal hassastır, her şeyden etkilenir. Peygamber'in ketlisi [Nefertiti] Kedilerin bize iyi davranmaları normal; zira ataları, atalarımızı yiyordu. [DANZY DELGADO, 1907-1989, Misafirperver Yamyam] Miyav. Ramize Ramirez enteresan bir kadındı. Dört yıl evvel 31 Ekim günü yani Cadılar Bayramı'nda Caddebostan sahilindeki bir bankta oturuyordu. Yanaştım. Elindeki kitabın kapağını inceledim: Şeytan -Yüzü Olmayan Maske, Lut-her Link. Beni görünce "Gel bakalım İblis'in yardakçısı" deyip sevecen bir jest yaptı. İnsanların yüzde doksanbeşi fillerle, pirelerle ya da balıklarla değil, biz kedilerle konuşur: "Annen baban nerede senin?" "Ya seninkiler?" diye sordum. Sözlerimi anlamadığı halde gülümsedi. Başımı okşadı. Eski Mısır'da, M.Ö. 4000'li yıllarda Bubastis kentindeki kedi tanrıça Bastet'e gösterilen saygının anısını yaşatan Ramize Ramirez derhal hizmetime girdi. Beni kucaklayıp bir taksi durdurdu ve buraya, Göztepe'deki evine getirdi. Bana "Nefertiti" diye sesleniyordu. Dahası, kırmızı iplikle Nefertiti yazısını işlediği beyaz bezden ince bir şeridi boynuma astı. 216 Ramize Ramirez, irlanda'nın Cork şehrinde yaşayan Og luyla günaşırı telefonda konuşuyordu. Kocası ise eve sene de üç-dört kere uğrayan bir uzak yol kaptanıydı. Kadıncağız dalgalı, köpüklü bir yalnızlık içinde sigara tüttürürken, kendi kendine "Gemileri ben de severim, fakat okyanuslardan nefret ediyorum" diyordu. Ramize Hanım, Türk edebiyatının Agatha Christie'siydi [18901976]. Tam yirmiyedi tane polisiye roman yazmıştı. Gelgeldim, kitapları pek tutulmamıştı. Mısırlılar, Tibetliler, Hintliler ve birtakım İngilizler gibi Ramize Ramirez de kara kedilerin uğurlu olduğuna inanıyordu. Bu batıl inancının faydasını gördü: Yeni romanı Azrail'e İtimadım Sonsuzdur büyük ilgi uyandırdı. Hızla yazmaya devam etti: Katiller De Gıdıklanır, Delik Deşik Bir Kefen, Uçurum Bedduası, Cesetler Şifa Bulmaz-■■ Hepsi de kapışıldı. Eski romanları tekrar basıldı. Televizyon programlarına çıkıyor, gazetelerin kitap eklerinde ondan övgüyle bahsediliyordu. Muhabirler onunla röportaj yapabilmek için yarışıyordu: Bana duyduğu sevgiyi, bir gazeteye verdiği

beyanatta "Mükemmel dostlarımız asla iki ayaklı değildir" diyerek belirtmişti, imza günlerinde hayranları uzun kuyruklar oluşturuyordu. Ödüller aldı. Eserleri sinemaya uyarlandı. Yılın yazarı seçildi. Yüklü bir ücret karşılığında yeni bir yayınevine transfer edildi. Göztepe'deki evini satıp, Gümüşsuyu'ndaki Çifte Vav Sokak'ta bir daire satın aldı. Beraberce taşındık. Fakat biz kediler, insanlardan ziyade mekanlara bağlanırız. 11. yüzyılda gemilerle Mısır'dan Avrupa'ya göç eden atalarım gibi ben de bir Şehir Hatları vapuruna atlayıp Kadıköy'e, oradan da geze geze Göztepe'ye geri döndüm. Evin yeni sahibesi Ruhiye Hanım boynumdaki tasmaya bakıp "Hımmm, Nefertiti, münasip bir isim" dedi ve beni buyur etti. Yorgundum, uyumak istiyordum. Kevser, ben den pek hoşlanmadı. "Kara kedi musibet taşır" diye lıo )\1 murdandı. Ruhiye Hanım ise "Kara kedi diye bir şey yoktur!" deyip beni evirip çevirdikten sonra "Bak!" diyerek, Kevser'e karnımdaki daha önce fark etmediğim beyaz leke-ciği gösterdi. "Haçlı Seferleri'nden itibaren Avrupalılar kedileri korkunç yöntemlerle öldürmeye başladılar. Diri diri yakılan kedileri, Arapların, Türklerin ve Şeytan'ın vekili sayıyorlardı. 15. yüzyılın sonlarından itibaren üçyüz yıl süren cadı avı boyunca, kediler cadıların asistanı telakki ediliyordu. Hele kara kedi, zırcahil Avrupalıların nazarında kılık değiştirmiş ifritti. Zavallı kediler kulelerin tepelerinden atıldılar; baltalarla, küreklerle öldürüldüler; şatoların temellerine, duvarlarına konan harca canlı canlı karıştırıldılar... Edgar Allan Poe [1809-1849] Kara Kedi adlı meşhur hikayesinde, duvara gömülen kedi tema'sını işlemiştir. Batılılar, 'Kedili piyano' diye bir işkence aleti yapmışlardı. Uzun, kapaklı bir kutuya bir düzine kedi konuluyor, hayvancıkların kuyrukları, kutunun kenarındaki deliklerden dışarı sarkıtılarak kapak kapatılıyordu. Sonra, karanlıkta kalan kediciklerin kuyrukları şiddetle çekiliyor, yakılıyor ya da üzerlerine iğne batırılıyordu. İnsanlıktan nasipsiz vahşi mahluklar, biçarelerin acı çığlıklarından senfoni dinler gibi zevk alıyorlardı." Ruhiye Hanım'm anlattıkları uykumu açmış ve başımı döndürmüştü. Kevser'le aynı anda, ayrı dillerde sorduk: "Eee? 'Kara kedi yoktur' derken neyi kastediyordun?" Ruhiye Hanım: "Müsaade edin de sözümü bitireyim." Biz kediler, yüz farklı ses çıkarabilsek de insanlar gibi konuşamıyoruz. Heveslisi de değiliz zaten. Yine de bizimle iletişim kurmak zor sayılmaz. İhtiyar kadın, anlatmayı sürdürdü: "Hasat zamanının başlangıcına rastlayan Saint-Jean bayramında, anız yakılırken kediler de fıçılara ya da torbalara konarak ateşe atılıyordu. 218 Torba ya da fıçı parçalandıktan sonra kaçışan tutuşmuş kediler taşlanarak veya sopalarla dövülerek öldürülüyordu. 1630'larda, Paris'teki Greve Meydanı'nda vahşi bir kalabalık, yüzlerce kediyi yakacakken, taht'a çıkmaya hazırlanan XIII. Louis, babası IV. Henry'i rica minnet ikna etmiş ve kralın emriyle kediler yakılmaktan kurtulmuştu. İşte bu işkence ve katliamlardan, bilhassa kara kedilere odaklanan nefretten sonra, tümüyle siyah olan kediler ortadan kalktı." Zamanla, Ruhiye Hanım'dan kediler hakkında çok şey öğrendim: Abdullah bin Sahr adlı sahabe, kedileri çok severmiş. Birgün, cübbesinin cebinde yavru bir kediyle dolaşırken görülmüş. Bunun üzerine, arkadaşları onu "Ebu Hureyre" [Kediciklerin Babası] diye çağırır olmuşlar. Peygamberimizin de kedileri varmış. Gözdesi olan kedinin adı Müezza'ymış. Müezza, karamel renginde, kısa tüylü bir Habeş kedisiymiş. Allah'ın Elçisi, camiye gideceği bir vakit, hırkasının üzerinde uyuyan Müezza'yı rahatsız etmemek için, hırkanın bir kolunu sessizce kesmiş.

47

Ve kızı öpüyor. Gıcırbey'e "Ben herifi yakalayayım. katlanılır gibi değildi. sentetik kürkler. 1996'nm Nisan ayında onu ziyarete gitmiştim. Gıcırbey'in. şeriatın tadını kaçırmıştı. Gecenin zemininde ayak sesleri yankılanıyordu. cehenneme tayini çıkmış bir melek gibiydi. Kızın nerede olduğunu bilmiyordu. kalıcı felç gelir" demişti. Demek. Sebepsiz somurtuşun ardından. Gıcırbey'in Chevrolet'yle yaklaştığım duydum. gök gürültüsü gibi infazlar ve askerî darbelerle yeniden düzenleniyordu. ona en çok kulak veren. hem de onlarla gurur duyuyorum. Taylandlı fıstık Lukana Lamppon! Çamaşırı öyle küçük ki. fakat otomatik silahlarla yaygınlaşan katil şımarıklığı ile başedemeyeceğini söylerdi. Hasan Amcam aslında dedemin üvey ağabeylerinden birinin oğlu. Hasan Amcamın çok iyi kalpli ve bilgili olduğunu. Düşünüyorum da. Şeriatın ardından. sürekli yanında kedilerle dolaşıyordu. Cinai bir görenek halinde sürüp giden iç savaş ve çatışmalar. Pingpongculardan biri. Şaha det parmağını öpüp kıza zafer işareti yolladı. Şebnem'den haber alamıyordu. Gözünde. karnıma durmadan vuruyorlardı. Bu dehşetengiz olayın sorumlusu ekranda belirince hayretler içinde kaldım. Gülüyorlar mı. Hasan Amcamın asla tasvip etmeyeceği bir manzara daha. Hıyarağası basamaklarda tazı gibi sekiyordu. 222 Şebnem Şibumi'yi öpen iblis. nereden bulmuşsa. Lukana Lamppon'la bir kerecik olsun böyle cıvıl cıvıl gezip tozamıştım. kurşuna dizilmiş gibi yere çöktü. dehşet. daha önce provası yapılmış gibi cereyan etmişti. Sahne. kırılması imkansız bir rekora imza atan Ebu Hureyre. imitasyon mücevherler içinde sahici bir dilberdi. Liseyi bitirdikten sonraki birkaç ay. can çekişmekte olan. dilenci kılığına bürünüp faciayı daha net görebileceği bir yerde dikilmeyi seçmişti. Lukana. dünya gözüyle onu en çok gören hayvan kedi olsa gerek. sürekli hatıra fotoğrafı çektiriyormuş gibi gülümser. rutubetli bir ceket. Halbuki. Soytarı da öyle. kıçıyla ceviz kırabilen. elindeki şişeyi bırakıp bana doğru koşarken arabayı çalıştırdım. 1996'dan sonra Arap zamkı işine girdi. kazanacağına kimsenin ihtimal vermemesiydi. adam geldikleri yönden geri giderek sokağın ucundan kıvrıldı. Araba. bu gece burada olacakları nasıl sezdiğini düşündüm. Şeytanın don değiştirdiği bir gece kulübünde dansçıydı. Kız. 11 Eylül 2001 Salı günü istanbul'daydım ve bütün televizyonlarda ikiz Kuleler'e yolcu uçaklarıyla yapılan saldırının görüntüleri yayınlanıyordu. Yolu perdeleyen karanlıktan. kısa saçlı. Ve onu yendim. Kendisi Fransa'da ve İngiltere'de öğrenim görmüş bir hukukçudur. Bana karnaval ucubesiymişim gibi davrandı. [TAHA BİN TALHA. O kadar sevinçli ve hoşnut görünüyorlardı ki. polisleri bile mateme sürüklüyordu. Sokakta volta atan Mün-tekim Gıcırbey. suratıma. yani başı göğsümün hizasmday-dı. Arabadan bir düzine fedai saçıldı. Kediler. Evinin bahçesinde iki adam pingpong oynuyordu. [Bunlar. kıvırcık sakallı ve otuzbeş-kırk yaş-larmdaydı. Hal hatır soranlara. İşte. evham ve hüsran altıncı hissi güçlendiriyordu. Bana "Kong gibi" oynadığımı söylemişti. uzun favorili ve bıyıklı bir adamla birlikte sokağa girdi. bir limuzin timsah gibi burnunu uzattı. Hasan Amcam. dünya bu yıl güneş etrafındaki turunu ben-siz tamamlayacak diye düşündüm. Heyecanlanmıştım. Başında gangster kasketi. develerden ve köpeklerden farklı olarak ev içlerinde. Gıcırbey sırtını duvara yaslayıp. Güzelliği. Şebnem Şibumi.. baldırlarıma. Kız ile herif. birkaç sene evvel Hasan Amcamın evinin bahçesindeki 48 . Sırılsıklam olmuştum. benim içimde de utanç ve kederin dehlediği Arap atları yarışıyor. Güneşi görebilmek için el fenerine ihtiyaç duymazsınız. bir keresinde bana "Surat asmayı bırak. >\<> Kanla gargara [Abdülcabbar Turabi] Son tahlilde bütün aşklar karşılıksızdır. elmanın kabuğunu bile emerek çıkarabilen. o da pat diye şeriat getirdi. Ben o akşam için kiraladığımız 1970 model siyah bir Chevrolet Camaro'nun içinde bekliyordum. Kong'un özelliği. büyük caminin yanında buluşuruz" deyip fırladım. bahçe kapısından girdi. ayağında piyade botu. Lukana Lamppon'un dolar yeşili gözlerinin muhasebesiy-le meşguldüm. Şebnem Şibumi ile ihanet dansında ona eşlik eden sente tik kavalye nazikçe vedalaştılar. evsiz dilenciler gibi giyinmişti: Eprimiş bir hırka. Lukana. Yol ile merdivenlerin kesiştiği bir yerde arabayı durdurdum. assolisti ensesinden yakalayıp kaldırdım ve kaportaya çarptım. Kadarif te cenaze arabası şoförlüğü yaptım. Hasan Amcam da tebessümünü bir sağa bir sola yöneltiyordu. boynunda ressam kaşkolü. İstanbul'a gelmemde de onun tavsiye ve telkinlerinin payı var.. Bir beysbol sopası kafama indiğinde. Mu-hamrned zaten kedi besliyordu. 1995'te Dünya Masa Tenisi Şampiyonu olan Çinli Linghui Kong'dan bahsediyordu. yere yapışmıştı. Gıcırbey moleküllerine ayrılırken. Bahçenin şampiyonunu maça davet ettim. 1983'te General Cafer el-Nimeriri. Hartum'daki Hasan Amcamın gözlüğünün aynısı. Melankoli. amcam Hasan Turabi'ye ülkemizin hukuk sistemini emanet edince. Şebnem Şibumi'nin söylediği her kelimeyi işitiyorum: "Mutlu musun canım?" "Olmak üzereyim" diyor aşağılık mahluk. tartaklanmak böyle bir şeydi. arabesk bir şarkının videoklibini andırıyordu. başımdan aşağı çizgiler halinde akıyordu. Belime. biri dan gözlerinin oyulacağı. Babanı pamuk ticaretiyle uğraşıyordu. Simsiyah bir dumanın içinde çırpmıyordum. Ölü taklidi yapan yaralı gibi nefesimi tuttum. Milyonlarca ceset. bacağında ormancı pantolonu. Vıcık vıcık yumruklarım ağırlaşmış. tam yanı başımda dikildiler. Kanım. Uzun boyluydu. İri olduğum ve sert oynayarak elini kanattığım için beni King Kong'a benzetiyor sanmıştım. Aşka inanmıyordu. Taklit kıyafetler. nefes mi alıyorlar anlaşılmıyordu. yokuşları sahile bağlayan merdivenli sokaklardan iniyordu. Arabada benimle oturabileceği halde. Biz ise arabayla mecburen tepenin etrafını dolanıyorduk. Evine doğru yürüyen pretJ ses dönüp dönüp arkasına bakıyordu. bahçelerde ve bilumum hoşbeş mekanlarında insanlara yakın olduklarına göre. Gazı kökledim. Dizlerimin üzerine devrildim. Peygamber'in sohbetlerinde en çok bulunan. Limuzine doluşup kayboldular. cehennemde çakmaklara gaz doldurmak gibi bir şeydi. Onu "Şimdi de huzurları220 nızda. Çünkü bu adam. Ona âşık olmak. t-reks sürüsü gibi aniden dönüp onun tepesine üşüştüler. Her şey. şakayla "Yolcuları sağ salim cennete ulaştırmaya çalışıyorum" derdim. Hz. ülkede kuraklık baş gösterdi. Kusursuz Hüsran] Şebnem Şibumi'nin oturduğu sokağın basındaydık.Peygamber'i her fırsatta ziyaret eden ve ondan 5374 hadis rivayet ederek. ] Loş ve kalabalık kulübün en uzak köşelerinden Lukana'yı seçebiliyordum. Yüzüne bakınca. bir yudum birayla yutabilirsiniz!" diye anons eden sunucuyu erkekler tuvaletinde kıstırıp sille tokat klozete tıkmıştım. Rakibiyse yenilmekteydi fakat gayet neşeliydi. Müsabaka bitti. O esnada. buruşuk bir palto. Caddeye çıktığında ona epey yaklaşmıştım. elinde şarap şişesi. Tam arabaya bineceği sırada. Ucuna iflas bayrağı takılı mızrak gövdeme saplanmıştı. Gıcırbey'de fazla oyalanmadılar: Bana attıkları dayağı ona özetlediler. İnsanda onları derhal gebertme isteği uyanıyordu. türünün son temsilcisi bir yırtıcı gibi çığlık attı. Gıcırbey. Tıp fakültesine gitmemde de. Sopalar. Belli ki. Neyi kastettiğini geç anladım. Hasan Amcamın katiyen onaylamayacağı olaylardı. Müezza'ya ve Peygamber'e arkadaşlık eden türdeşlerime hem imreniyorum. pingpong değil de satranç oynuyor sanırdınız. aklının ucundan bile geçmiyoi m du.

Kesinlikle oydu. Kar. Sesinde merak ve birazcık endişe vardı: "Telefonu suratınıza kapatıp gidersem ne olacak?" Kesin bir ifadeyle "Hiç" dedim. Çocuklar gibi. benim için son günlerde bu konuşmalar zalim şakalara dönüşmüştü. "Alper Cangüz'e bayılıyorum" dedi. Yazarı. "Kollarında ya da yüzünde bir uyuşma filan?" "Yooo?" "Miden bulanıyor mu?" "Hayır? Niye soruyorsun?" "Beyin kanaması geçirmediğinden emin olmaya çalışıyoGözlem yapıp tahmin yumurtlayan robot Pikabımın şoför koltuğundan. kimden intikam almak istediğini öğrenemedim. rol icabı peyda olarak Boğaziçi Köprüsü'nden Sultanahmet Camii'ne uzanan pembe bir tül örtmüştü. Fakat hiç görmediğim birine düşmanlarımdan söz etmekle asıl riske ben girmiş olmaz mıyım?" dedi. Eski dostum. "Şu anda beni görüyor musunuz?" Onu özlediğimi fark ettim. Üsküdar Iskelesi'nin karşısındaki telefon kulübelerinden birini izliyordum.. "Evet. İkimiz ayrı bataklıklarda boğuluyorduk: Birbirimize yüzme öğretmemiz imkansızdı. başınızı en çok derde sokan kişiyi kastediyorum. Gıcırbey de ben de darmadağın olmuştuk. "Neredeydin Doktor?" "Bunu aldım" diyerek elindeki küçük poşetten çıkardığı kitabı gösterdi: Gizliajans diye bir roman. Yüzümün sağ tarafı hâlâ kebap gibiydi." "Tamam. Çok iyi Arapça konuşuyordu. insanı aptallaştırıyor. Lukana'ya da olan olmuştu. Alper Ca-nıgüz. işin tuhafı." derken dürbünü tekrar gözlerime götürdüm. Yüzünde bıçak gibi keskin bir gülümseme vardı. Bir ara gözden kaybolan Abdülcabbar. Abdülcabbar'a "Birazdan geliyorum" deyip bir gazete satın aldım." Bir zamanlar aynı takım elbiselerden giyip langırt oynadığın birine yalan söyleyemezsin. Güzelliği ona kraliçe unvanıyla birlikte kölelik getirmişti. haberi sunarken ağlamıştı. "Üstelik kendi sesinizle bile konuşmuyorsunuz? Bunun bir telefon şakası olmadığını nereden bileceğim?" Aslında. Ömründe ilk kez kar yağışı gören Abdülcabbar. Arabayı çalıştırdım. iştahsız bir güneş. Güldükçe. Onun da sol yanağında ve kaşında dikişler vardı. Baş ağrın var mı?" "Biraz. ben onun için doğmuşum gibi. Mogadişu'da onsekiz ABD askerini öldürdüğünü ve L998 j}\ Ağustosu'nda Nairobi'deki ABD elçiliğini bir kez daha bombaladığını öğrendim. Daha demin sopayla tepeme vurdular!" "Onu kastetmedim. Bu. Pingpong mağlubiyeti. Dün. onunla yapılmış bir röportaja rastlayınca apışıp kaldım. Ölüm döşeğinde kahkaha atan deliler gibiydik. şimdi de uzun zamandır görüşmediğim eski dostum Fu hattın öbür ucunda. En son. Kafamı güçbe-la çevirip Gıcırbey'e baktım. birbirimizin vaktini boşa harcamayalım. Gözlem yapıp tahmin yumurtlayan robot gibiyim. İnsanın. Barska marka dürbünümle Beşiktaş'ta. Yine de Lukana benim için yaratılmış gibi geliyordu. Köprüyü geçitken sonra "Aşkı öldüremezler!" yazılı bir pankart gözüme ilişti. Bu sesi tanıyordum." Gıcırbey'le ikimiz. telefonu kapattıktan sonra bir sigara yakarak. Şaşırmıştım: "Cinayet işlemiyoruz maalesef. Yılların onu değiştirdiğini düşündüm. Sonunda o kayboldu. kar tanelerini yakalamaya çalışıyordu.. Bir Türk gazetesinde. ansızın yanımda bitiverdi. Dürbünü bırakıp cep telefonumu çıkardım.. Acı.pingpong maçında yendiğim kişiydi: Usame bin Ladin! Mağlup pingpongcunun 1993'te de New York'taki Dünya Ticaret Merkezi'ne [bombalı araç yerleştirerek] saldırdığını. Acaba AŞKartlar üç yıl boyunca geçerli olacak mıydı? Belki de bakanlık feshedilirdi? Eve vardığımızda arabayı park ettim. Sesimi değiştiren cihazı ağzıma tutarak sordum: "Ne için. Makaraları koyverdik. dilediğini unuttuğun bir dileğin aniden gerçekleşmesi gibiydi. İşi profesyonelliğe vurdum: "İntikam almak istediğiniz biri yoksa. bakanlığın. sonra konuşmamız sırasında bir adam vurulmuştu. İçtenlik. "Roman okuduğunu bilmiyordum?" dedim. kim den intikam almak istiyorsunuz?" Adam "Size ilk ağızda sırlarımı söylememi beklemeyin Ji: Mesajda 'Riski biz üstlenelim' yazmışsınız. Lübnanlı bir sevgilisi vardı. 224 Gülme faslı bitince sordum: "Başın ağrıyor mu?" "Dalga mı geçiyorsun? Tabii ki ağrıyor. Aslında kellelerini masamda dizili görmeyi arzuladığım birkaç kişi var. Röportajda "Çakal Carlos günahımı alıyor." Ve yol boyunca kitaptan başını kaldırmadı. Birinci sayfa tümüyle Gönül işleri Bakanlığı Katliamı'na ayrılmıştı. Yokuş aşağı gitmeye başladık. Sürüne sürüne Chevrolet'ye ulaştık. Abdülcabbar'm ayna karşısında kendi yüzüne dikiş atmış bir doktor olduğuna inanmak zordu. Kitabında bana dair yazdıkları doğru değil. Lisedeyken en iyi arkadaşımdı. lapa lapa yağan karın içinden geçip caddeye çıktı ve aniden duran bir taksi onu adeta yuttu. aynı yılın 7 Ağustosu'nda Nairobi [Kenya] ve Ta-les Selam'daki [Tanzanya] ABD elçiliklerini bombaladığını. kulübenin numarasını tuşladım. En iyi arkadaş derken. Fu'-nun ne için. Hasan Amcamın kitaplarının Türkçe nüshalarını görünce göğsüm kabarmıştı. otuziki dişinden otuziki mahalleye yayılan sırıtışıyla meydanda yürüyüşe çıkmıştı. Manşette.. çerçevesi ya-mulmuştu. Şoför koltuğundaydım." diyordu. Lukana "Herkesin bildiği sırrı saklamak sana düşüyor Abdülcabbar" demişti. Kadın spikerlerden biri. Hasan Amcamın gözlüğünün camları kırılmış. 300 metre kadar ötemdeydi. "Dünyanın en çok aranan teröristi"ne pingpong dersi vermiştim. Kendisi diplomatik pasaporta sahipti." Birkaç kişi ha? Yılların onu tahmin ettiğimden de fazla de226 ğiştirdiğini anladım. Okuya okuya apartmanın merdivenlerini çıkıyordum. Gönül İşleri Bakanlığı Heyeti'nin komple katledildiği haber veriliyordu. sahtelikten daha güvenilmez ve endişe vericiydi. Bizzat kendisiyle karşılaşsam. Bense doğduğuma çok pişmanım. Tibet'te bir manastırda çile doldurduğunu duymuştum. "Haklısınız. Mikail'in testeresiyle kesilmiş. "sizin için ne yapabilirim?" Sağa sola bakındı. Gri paltom bir adam kulübeye girdi. Önce anneme rastlamıştım. "onu Fransa'ya ben teslim etmedim. Ne düşündüğünü anlamak imkansızdı. o derece afallamaz -dım. "Pekala" dedim. "çok iyi yazıyor." Tanıdığım kadarıyla alaycı biri değildi... yediğimiz müthiş dayaktan sonra birbi-rimize kardeş gibi benziyorduk. ağzımda biriken kanla gargara yapıyordum." "Başını öne arkaya oynatır mısın?" Gıcırbey "Böyle mi?" diyerek hareketleri yaparken göz ucuyla takip ettim. Müstehzi bir edayla konuştu: "Yüreğime su serptiniz. Carlos'u esaslı bir ahbap olarak görüyorum. yakınlarını daha iyi tanıması için bazen onlardan uzaklaşması gerekiyor. Ben de kısa Camel paketinden bir sigara çekip ateşledim. yediği esaslı bir tekmeyle 49 . onu daha da agresif yapmıştı. Beni gülme tuttu." Konuşmamız bu minval üzere sürüp gitti. bütün televizyon kanallarında.

beyin cerrahı kendini ameliyat edemez." Telefonu kapattım. "Sanırım aşkı onaylanmadığı için. Bu rüküş dangalağın ihmalktl 227 lığı olmasaymış 'korkunç olay' önlenebilirmiş. Ne diyorsun?" Şimdiye dek intikam işlerinde hiç adam öldürmemiştim. "senin de tanıdığın bir kıza. fakat benim yerimde kim olsa onun sözlerini ciddiye almazdı. yana-ğındaki ve kaşmdaki dikişler geriliyordu. Otuz saniye içinde etraftaki öteberiyi alelacele toplarken Hürriyet gazetesini kitaplann arasına gizleyerek ortadan kaldırdım... Yedi senelik ayrılığın üstüne. ne var ne yok. Üstüme saldığı iki adamı da hakladım. Edmund Hil-lary ve 50 . Senin zarar görmeni istemiyorum. Fakat ben araştırdım. Güvenlik kameralarındaki kayıtlarda birtakım maskeli adamlar görünüyor." "Kim bu Hayati Tehlike. Benim kitabımda can almak yazmıyordu. çay tepsisini sehpaya bırakıp aramıza katıldı." "Hayırdır? Türkiye'de misin?" "Evet." "Şebnem Şibumi. Abdülcabbar'la tokalaşırken. Hayati Tehlike hapse girip ense yapacak öyle mi? Buna izin vermeyeceğim. Bildiğim bir şey varsa. Bakanlık Heyeti'nin intikamını almak istiyorum.. Ve cinayetin kusursuzluğu. balıkçı sakalı. "Kusura bakma. Scarface'deki Tony Montana gibi. Bakanlığın kökünü kurutmaya kararlı görünüyor. Sokak ortasında sırtüstü yatan." "Pekala olur. ölü değildir." )}>\ "Evet. Acı haber getirenlere özgü sıkıntıyla gözlerime bakarak "Evet" dedi. bana niye geldin Fu?" "Hayati Tehlike'nin gebermesini istiyorum da ondan. bir koşu çay suyu koydum." "Neredesin tam olarak?" "Oturduğun apartmanın önündeyim. katilleri neden tutuklamıyor?" "Çünkü bilmiyorlar. Propaganda Bakanı Joseph Goebbels'in tavsiyesiyle. jii ıiAinaı§ • Uzay gemisi şeklindeki bulutların altında Geçmiş. Yine de sordum: "Kimsiniz?" "Ben Fuat Tufa. gülerek arkadaşıma sarıldım: "Hoş geldin Fu! Eskisinden de hızlısın!" "Hoş bulduk" derken suratımdaki mor tümseğe dikkat kesilmişti. İkimiz de. sımsıkı kilitlendiği kitabının üzerinden bana bakınca. kapıyı açtım. elinden düşürmediği romanla odasından çıkageldi: "Merhaba. verdiği beyanatta "Fuat [Tufa] Bey bana Güney Afrika'dan telefon etmişti.. herşey yolunda mı?" Ormanda birbirimizi kaybedip. kendi sevgilinizi öldürmekten çok daha kolaydır. Ne zaman?" "Şimdi." dedim ve içimden ekledim: "Onların ölümüyle ülke nüfusunun yaş ortalaması epey düştü. Mecburdum.. Sesimizi duyan Abdülcabbar." "Birine mi aşıkmış?" Kuduruk mandıra köpeğinin." filan diyordu. Adolf Hitler.. Ben iki kere saldırıya uğradım. Hayati Tehlike adında biri." Gülümserken. çayı demlemek üzere mutfağa gitmesiyle oda bir anda genişledi. tropikal tebessümü yavaşça silindi: "Ne oldu patron?" "Hiiiç" derken gözlerim sesi kısık televizyona takıldı. Katliamı yönetenin Hayati Tehlike 230 olduğuna dair delil yok. Şebnem'i benden kaçıran haydudu bir an önce mıhlamak için yanıp tutuşuyordum. Önce annemgile uğramış. 1897-1962] Müntekim Gıcırbey'le 29 Mayıs günü tanıştım. alnından vurulmuş bir erkek cesedi görüntüsünün altından "Gönül İşleri Bakanlığı Özel Kalem Müdürü Ezel Zelzele suikaste uğradı" yazısı geçiyordu. Okuduklarım beni afallatmıştı. Şeb-nem'e âşık olması ihtimali tüylerimi diken diken etmişti. tek kelime etmeden olay yerinden adeta kaçmışmış. Dilersen bir müddet saklanırsın ya da bana katılırsın." "Peki polis. katilin mükemmelliğine bakar." "Eee?" Paltosunun içinden çıkardığı ikiye katlı dosyadaki fotoğrafı göstererek "îşte bu adam" dedi. işgal altındaki Paris'te yaşayan tüm Yahudilerin sol göğüslerine sarı yıldız takmalarım emretmişti [1942]. çölde rastlaşmış gibi şaşkındık. hepsi bu. Demek eski dostum. Sigarasını emdi: "Katillerin lideri. ev biraz dağınık" deyip Fu'yu salona buyur ettim. Gangster yani." 228 "Öyle mi?!" deyip daire kapısına yürüdüm ve apartman kapısını açan düğmeye bastım. Hepimiz üç-beş yaş gençleştik!" "Ben.havalanmış olan Ezel Zelzele adındaki özel kalcın müdürünün fotoğrafı vardı. "Görüşmemiz lazım." Abdülcabbar." "O nerede peki. "o namussuzu cehenneme yollayalım!" Bildiğim bir şey varsa.. [STEPHEN KING] Telefonum çaldığında geceyarısıydı: "Evet?" "Müntekim Gıcırbey'le mi konuşuyorum?" Arayan Fu'ydu. Tepeleme intikam dolu bir tabağa yumulmak üzere olan." "Hımmm?" Kaşlarımı kaldırıp alnımı kırıştırdım. dalgıç gözleri ve sörfçü burnunu birarada tutan bir amiral kafası taşıyordu. kıtlıktan çıkmış birinin iştahıyla "Tamam" dedim. Atını denize koşturan Fatih Sultan Mehmet komutasındaki Osmanlı ordusu. bahriyeli saçı. Şüpheliler listesindeki isimleri tek tek eledim. Gönül İşleri Bakanlığı'nda çalışıyordu! Gazeteyi aniden alev almış gibi bırakıp ayaklandım. Şebnem Şibumi'yi benden çalan aşağılık yaratığın ta kendisiydi! Abdülcabbar'la beni hastanelik eden limuzin çetesinin elebaşısı! "Bakanlık Heyeti'ni neden öldürmüş?" diye sordum. görüşelim. Korkarım sen de hedeftesin Gıcırbey..." "Yani?. Fu'ya sigara ikram ettim ve karşısına oturdum: "Anlat. "Demek. niçin polise her şeyi anlatmıyorsun Allah aşkına. geçmemiştir bile. Fu. Abdülcabbar'ın. Beni öldürmeye kalkışan herif de konuştu. Bildiğim bir şey varsa. zihinsel bir hıçkırığa yakalanmış gibi görünen Fu'nun ağzı açık kalmıştı. gemileri karadan Halic'e sürüklüyordu [1453]. Omuzlarının üzerinde.. bakanlığın basın müşaviriyim. Kafa kopunca tıraş biter Başka birinin sevgilisini öldürmek. Fazlasıyla gözü-kara olduğu söyleniyor. kanlı ellerle piyanosunun başına geçen bir müzisyen gibi tatlı tatlı anlatmaya başladı: "Duymuşsundur. Evimin adresini oradan almış. ne iş yapıyor?" Fu çayından bir yudum aldı: "Meşhur mafya babası Atom Bombacıyan’ın has adamı. Fakat." "A-a! Fuat? Ne güzel sürpriz" dedim. Fotoğraftaki cani. Şebnem için tam yirmiiki kişiyi vurdu?" "Özel Kalem Müdürü Ezel Zelzele'yi de onun öldürdüğünü düşünüyorum. kellesi kopmuş bir adam. Herifçioğlu. Fu karşımday-dı. [WILLIAM FAULKNER. sakalını tıraş edemez.. ördek kendini pişiremez. "Kaçıncı kattasın?" "İki. Basın Müşaviri Fuat Atıf Tufa. dün Gö nül İşleri Bakanlığı Heyeti katledildi. Abdülcabbar.. yolda karşılaştığı hastasının yüzünü hatırlamaya çalışan jinekolog gibi bakıyorduk..

Gülizar Hanım "Cevher. fakat Namık Mıknatıs'ı tüm dünyaya rezil etmeyi başardı. Enver Paşa" diyerek elini uzattı.. İlk birkaçından sonra iletileri okumadan silmeye başladım. Enver yine karşıma çıktı: "Hanımefendi. Sarıyer'in yukarılarında. benden bin beter hale düşmüştü. Cep telefonu hattımı iptal ettirdim. Cevher "Heebe. Havuzdaki kafa vampire öfkeyle bakıyor. maymun gibiler. Cevher'i kucaklayıp götürdü. Eııvrı l'.. annesi de yüzüme bir tuhaf bakıyorlardı. 22 Kasım'da. beş Türk yanarak ölmüştü [1993]. Daha da kötü olacağını nereden bilebilirdim?. lütfen beni bir daha arama" diyemedim. İntikam bir denge kurmanın ötesine geçti mi. resmî makamlara bildirmişti! Dehşete kapıldım. Bir yandan esrarengiz. bir yandan da açıkçası sıradandı. Müntekim biraz mahcup görünüyordu. Godzil-la şahidim olacaktı sanki. sakin ol" dedi. Elimde Pinokyo'yla kalakalmıştım. Beraber gezip tozuyorduk. yokuştaki merdivenleri dikey olarak kesen yolda bir otomobil durdu.. Kafasız polis sendeliyor. hiyye sea uhevua?" diyor ve saati öğrenmeye çalışıyordu. lütfen bir 237 fotoğrafımızı çeker misiniz?" Fotoğraf makinesini gayri ihtiyari aldım. sağa sola ateş ediyor. 4 Kasım'da yani James J. Cevher'in hareketleri düzelmiyordu. Beni görünce çocuğun yüzü aydınlandı. Kim bilir aklından ne geçiyor? Ben bu vampirleri anlamıyorum. Enver. Müntekim. Hasbelkader bir tanesini izlesem. Pinokyo.. Yüzüme bile bakmadı. Hiç 51 . Müntekim'le bir daha görüşmemeye karar verdim. Çocuk hâlâ "Heebe.. 23ü Nasıl yaptı bilmiyorum. '18 yaşından küçüklere sakıncalı' bu filmler. bana zaten bildiğim bir şey söyledi: "Seni seviyorum Şebnem. Gözlerimi açmaya cesaretim yoktu. Yine de. Enver'le tanışmıştık. Müntekim de tanıştığımız gün aynı oyunu oynamıştı. Vampir ormana doğru koşmaya başladı. birçok sahnesine bakamadığım vahşet dolu filmleri tercih ediyorum. Beni ailesiyle tanıştırmak istediğini söyledi. başım göğe eriyordu. kabul ettim. önce bana değil. beni cezbediyordu. zombi-lerin. Ye-niyetme erkek çocukları bilirsiniz. uzay gemisi şeklindeki bulutlara bakarak yürürken. Küçükken menenjite yakalanmış. Beyinsizlik onu kahrediyor anlaşılan.r. Everest'in zirvesine [8 bin 850 m. Tensel cazibeyi ve erotik merakları. 2 Kasım'da [1914'te Rusya'nın Osmanlı Imparatorluğu'na savaş ilan ettiği gün]. kaldırımda yatıyordu [1960]." Gülümseyerek "Kesinlikle yalan söylüyorsunuz. insan olma çabasını temsil eder" deyip kuklayı bana uzattı. Ellerimle yüzümü kapamıştım. 29 Mayıs günü. hiyye sea uhevua?" derken ciddiydi! Gülizar Hanım. Çocuk aynı hareketleri ve sözleri tekrarladı: "Heebe. Müntekim'in annesi Gülizar Hanım zarif bir kadındı. Beklemediğim bir biçimde. Salona geçtik: Onikionüç yaşlarında bir çocuk kanepeye oturmuş televizyon seyrediyordu. Sık sık buluşur olmuştuk. "Ben de Dilara Dilemma. olgunluk imtihanıydı. Bir kaidenin üzerinde hiç kıpırdamadan duran canlı heykelin yanma geçti. "Heykel yok mu?" diye sordum. İşten çıkardığı 1100 kişinin sıkıntısının toplamından daha berbat bir haldeydi. Namık Mıknatıs'ınkine benzemesinden çekiniyordum. Kendini kandırmayı başarmış birinin sözleri. Cevher yirmiiki yaşındaymış. Büyümek. Gelinlik giydiğimde Frankenstein nikahımı kıyacak. Eve vardığımda. Erkekler. Ankara Kara Harp Okulu binasındaki hücresinin penceresinden atlayarak şüpheli bir biçimde intihar etmiş.. Leonardo Da Vinci'ye Lisa Gerardini'nin tablosu -Mona Lisa. İnzivaya çekildi. sizin aile numaranız mı?" Müntekim de.. Meğerse. Devrisi gün [1507'nin 3 Kasım'mda. sonsuzluğa meydan okuyacak bir aşk zannederler. Fotoğrafı çekerken "Pinokyo yalanın sembolüdür" dedim. Pinokyo'nun ağzında. 18. Bir alışveriş merkezinde dolaşıyordum. Sonra da iyi akşamlar diledi ve lambasına geri dönen cin gibi arabaya binip uzaklaştı. boyum uzuyor." İlginç biriydi. güzelleşmek için vampirlerin. Enver kulağıma eğilmiş "Vampir şimdi de baltayla polisin kafasını uçurdu" diyordu. Donakal-mıştım.ı 0'> 279 _ __ 44" 24 Kasım'da." Bilmediğim şey ise. saygıdeğer bayan" dedi. Enver Paşa'yla tekrar karşılaşacak mıyım diye meraklanıyordum.. Barbaros Hayrettin Paşa ile bendenizi fotoğraflar mısınız?" Komikti. Ben de vizörden bakıp deklanşöre bastım..] ulaşmışlardı [1953].. elinde fotoğraf makinesiyle yanıma yaklaştı: "Hanımefendi.. Almanya'nın Solingen kentinde Türklerin yaşadığı bir apartman Neonaziler tarafından kundaklanmış. Korku filmleri birer dayanıklılık testi. Genellikle korkumuz tehlikeden fazladır. Müntekim beni her gün anyordu. henüz Müntekim'le çıkarken. fotoğraf makinesini bana verdi ve arkasına sakladığı diğer elindeki Pinokyo kuklasını yanağına dayayıp gülümsedi. İntihar edeceğini sandım. Ben de çektim. Askerî darbeden sonra tutuklanan İçişleri Bakanı Namık Gedik. "o romanı ben de okudum. Gidip yanma iliştim. pekala yarının yalanları şekline girebilir. Enver Paşa arabadan başını uzattı ve "Şebnem! Bir fotoğrafımızı çeker misin?" diye seslendi. Bir korku filmi afişi görsem. Bugünün doğruları. Namık Mıknatıs. Fakat Müntekim bana sürekli eposta gönderiyordu. iki katlı bir eve vardık. üçü çocuk. Arabadan indi. Teşekkür etti: "Ben Enver. O kadar bekleyemezdim. sizi de kandırabilir. hiyye sea uhevua?" 236 Dirseğimle çocuğu dürtüp Müntekim'e sordum: "Ne bu. Yani benimle ilgili hislerini. kadınlarla ilişkilerinde bazen akıl almaz biçimde atılganlaşırlar. Gülmeye başladım. Vampir şapkayı aldı. kurtadamların desteğine şiddetle ihtiyacım vardı. düzgün bir bıyığı vardı. Ritty'nin yazarkasayı icat edişinin [1879] yıldönümünde. Hollandalı Filozof Baruch Spinoza'ımı do ğum gününde [1632] Enver Paşa'ya telefon ettim.. Akşamüzeri eve dönerken. Zeki biriydi. Bundan hiç bahsetmemişti. Büyüklerin benden ve akranlarımdan yasal düzenlemelerle gizledikleri 'korkunç gerçekler' işte bu filmlerdeydi. Enteresan ve çekici bir adamdı. somurtkan ve kayıtsız olurlar. Galapagos Adaları'ndan birine yerleştiği söyleniyor." Korku filmleri yüreğimi ağzıma getirir. Ona doğrudan doğruya "Aramızda her şey bitti. Çocukluğum boyunca. Sağ elinin işaretparmağmı sol bileğinin üstüne vurarak "Heebe. Namık Bey'in. Adımı söyleyene dek mavi gözleriyle beni süzdü. onun Gönül İşleri Bakanlığı'na başvurup bir AŞKart aldığıydı. şapkası kıyıya düştü. Zirvedeki bir adamın bir anda lağım okyanusunun dibine yuvarlanması. Pakistan'ın doğusunda çıkan kasırgada ölen 10 bin kişinin cesetleri etrafa saçılmıştı [1963]. bu olay beni irkiltti. yani dünyanın ilk sinema salonunun Paris'te açıldığı gündü [1906]. yapma yavrum.ısmar-lanmıştı] Beşiktaş'ta. hiyye sea uhevua?" dedi. açtım baktım bir not: 238 "Tarihe gömülmeden önce haberleşelim. bahanesi hazır bir acımasızlığa dönüşür. Üniforması kan içinde. rulo halinde katlanmış bir kağıt olduğunu fark ettim. kardeşini taklit ediyormuş!. Barbaros Hayrettin Paşa heykelinin yanında poz verdi. teknoloji fuarının açılış konuşmasını yaparken düştüğü durum. Akıbetimin. Müntekim'le geze toza beş-altı ay geçirdik.Tenzing Norgay. Favorileri uzundu. Başdöndürücü aşk mektupları yazıyordu. "Polisin kafası havuza. ben de hangi akla hizmet bilmiyorum. Kupon karşılığı aşk 1 Aralık. "Yanılıyorsun Şebnem. meraktan geberiyordum. korku filmlerine derin bir hayranlık besledim.

kararmaya yüz tutmuş bu sevdayı nasıl karşılamalıydım? Kendimi yokluyordum ve Müntekim'in sevdiği kişi olmadığımdan neredeyse emindim." Bu olay beni birden dikkatli bir seyirci konumundan şaşkın oyuncu pozisyonuna sokmuştu. Sonra da harfleri l'den 30'a kadar numaralandırdı. taşımadığınız kusurlarla yererler de. Aşk uzlaşmaya. Erkeğin hızından kaynaklanan savrukluk. filmin bitmesini beklemeden. Sonra da çekip giderler. Avusturya Müzesi'ndeki Mozart'ın kafatası da maalesef başka birinin. ilkokuldayken şimşek hızıyla yayılan söylentilerden biri şuydu: "Şeytanın Ölüsü diye 239 bir film varmış. hiçbirini okumadığım halde beni bunaltıyordu. birbirlerini ve Mozart'ı göremezler. Bıçağını mikrofon olarak kullanıp avına serenat yapan bir cani gibiydi. "Yanılıyorsun. cenaze töreninin yapıldığı St. İtiraf etmeliyim ki aşkın gücü. tararlar Mozart'ın mezarını bulamazlar. Garsondan makas istedi. Zırcahil ve enerjik mezarcılar da. kare şeklinde küçük bir kağıt bırakıyorum. Romantizmin baştan sona kurallarla örülü oluşu bundandır. Ayrıca onun saldırganlığı andıran teslimiyetinden rahatsızlık duyuyordum. Akrabayı taallukat kabristana vardığında. Bütün bunlar tesadüf müydü? istanbul'da güneşi uzaktan da olsa görebiliyorduk. Keçi yutmuş boa yılanı kadar enerjikti. Gönül İşleri Bakanlığı'nca tescillenmiş. Mozart'ın mezara kaçtığı gün olan 5 Aralık'ta [1791]. Muzip bestekar tam anlamıyla yer yarılmış. Oturup onu izlemeye koyuldum. Peki onu seviyor muyum? Bu soruyu cevaplamak için henüz çok erken. Yani kalbinde bana karşı özel bir şeyler hissettiğinde.. Henüz ikinci buluşmamızdı ve Enver Paşa bana ilan-ı aşk etti: "Seni seviyorum Şebnem. Ne yaptığını anlamaya çalışıyordum. Dilenci pozu veren bir canavar. işte. beni tanımıyorsun bile. kadının yavaşlığında kendini gösteren otoriteyle intizama dönüşür. Ateşin icadından önce ölüp cehenneme giden mağara kadınının hayreti içindeydim. Fakat ödümü koparacak filmler hiçbir zaman eksik olmuyor. jöleli saçlarını geriye taramıştı.unutmuyorum. Kağıtlara yatay ve dikey çizgiler çekerek eşit büyüklükte kareler çizdi. Bermuda Şeytan Üçgeni'nde bir uçağın kayboluşundan [1945] tam bir yıl sonra Rıza Silahlıpoda dünyaya gelmişti. Amiral Heihaçiro Togo komutasındaki Japon ordusu tarafından havaya uçurulan Rus donanması. serserilerin. [MARIO MORANTE. Benim şahsımda başkasını arzuluyordu sanki. yavaşlığa bağlıdır: Ağaçlan keserken ormanı korumak gerekir. Mozart halen aranan ölü bir kaçaktır. 2005 yılında Inssbruck Üniversitesi ve Maryland'deki laboratuarlarda yapılan testlerde Mozart'a ait olduğu ümit edilen DNA'lar. Enver ne kural tanıyor. Karanlık salonda onunlayken kendimi güvende hissediyorum. Sonra yavaşlarsın. Yine de. Sanırım bir daha görüşmesek iyi olacak" dedim ve çantama sarıldım. zaman kazanmak için sordum: "Lee Jun Fan'i tanıyor musun?" "Sadece Uzakdoğulu olduğunu biliyorum" deyip gülümsedi. kareleri özenle kesmeye başladı. Şeytanın Öîüsü'nü [The Evil De-ad. Mozart'ın yakınları ve arkadaşları beyaza kesmiş Viyana caddelerinde adeta kör olmuşlardır. Stephan Kilisesi ile mezarlık arasındaki son yolculuğunda kaybolmuştur! Hava. Ararlar." 241 Kurşungeçırmez yorgan Hassasiyet pahalıya mal olur. Bruce Lee'nin gerçek adı" dediğimde Enver irkildi sanki. hısımlarınmkilerle karşılaştırılmış. fakat sonuç alınamamıştır. ne de kural koyuyordu. Masadan yavaşça kalktım. 'Ş-l'de neyin nesi? Hemen. 1981] seyrederken dizlerim titriyordu.." Bu yavan sözü daha önce de duymuştum. Ergenlik rampasını aşamamıştı. >A\ "Kimsin sen?" dedim "Yani ne iş yapıyorsun?" "Yorgancıyım" deyip yanındaki devasa çantayı gösterdi." Bu cümleyi hâlâ tamamlamış değilim. nezih bir yerdi. 240 "Yani beni sevmiyorsun. Cenaze arabasını çeken atlar. birkaç gün öncesine gidelim: Evrenin Sonundaki Restoran'daydık. Zen-tralfriedhof Mezarlığındaki anıtsal kabir de boştur. St. Leonardo Da Vinci'nin [14521519] icat ettiğini biliyormuş gibi saygıyla takdim etti. kar denen yumuşak ve beyaz zırhla çoktan örtülmüştür. Aşk heyecanı adı altında gelen bu gayretkeşlik hayra alamet değildir. gayet iyi bildikleri yolda. Durmadan konuşuyordu. otomatikman kazdıkları çukura sahipsiz kalmış büyük besteciyi atıverirler. kahkahalarla gülecektim. Her karenin içine bir harf gelecek şekilde şu cümleyi yazdı: ŞEBNEMŞlBUMl ENVERPAŞAYISEVİYOR. Marx Mezarlığı'nm batı bölümünde bir çukura gömülmüştür. adının gerçek olması gerekmez. Wolfgang Amadeus Mozart'ın nerede gömülü olduğu belli değildir. Uyurgezer Mevta] Müntekim'den gelen e-postalar. Sana bir anlaşma öneriyorum" deyip paltosunun iç cebinden iki dosya kağıdı ve bir dolmakalem çıkardı. köhne bir sinemada. Antikalarla dekore edilmiş. Garson. 27 Kasım'di. Bileğimi tuttu: "Dur lütfen. turne için bulundukları San Francisco'daki Chinese Hospital'da. sonra da bana gülümsüyor. Çin Operası'nda sahne alan Lee Hoi-Chuen ile Gra-ce Lee çiftinin. 1799-1888. Türk istiklal Harbi yüzünden zor durumda kalan ingiltere ile IRA'nın siyasi kanadı Sinn Fein arasında anlaşma imzalanmış ve İrlanda bağımsızlığına kavuşan ilk sömürge olmuştu. Amerikalılar. "Bence" dedi "kişi gerçekse. makası. Enver beni canavarların insafına bırakmıyor.. Bana vurgun olduğu ortadaydı.. ısınabilmek için 242 dörtnala koşarlar. Sahip olmadığınız niteliklerle sizi övenler. Aşkın doğması ve yaşaması. Yani. Varlığım onu paniğe sevk etmişti. Enver'in avucuna. Işıklar yamnca üzerinde 'Ş-l' yazılı kağıda bakıyor. kardanadamları bile üşütecek kadar soğuktur ve tipiden göz gözü görmemektedir. içine girmiştir. Mezar taşı dedim de. suçluların ve fahişelerin cenazelerine yataklık eden St. "Bana âşık olmaya yaklaştığın her adımda kuponların bir tanesini geri vereceksin. Port Arthur'da alev alev yanıyordu [1904]. öyle mi?" "Ne bekliyorsun? Fotoğrafını çekmeyi kabul ettim ve iki kere buluştuk diye. biz kadınları sevdiğimiz kişiden tiksindirmeye programlanmış sistemi harekete geçirir. Durdum. Çünkü asayişi sağlamak zorundayız. ondört yıldır devam eden içki yasağının kaldırılışının şerefine içiyorlardı [1933]. Çünkü dâhi müzisyen. Enver. 52 . Beyaz perdedeki karanlıktan fırlayan bin çeşit yaratığa meydan okuyor. Enver siyah bir takım elbise giymiş. Stephan'daki süslü mezar da. Ve bir mezar taşının tepesinde güneşlenen kertenkele gibi objektifleşirsin. hattâ onlarla dalga geçiyor. Meraklanmışüm. Kuponları cüzdanıma özenle yerleştirirken. sıradanlığa ve tekdüzeliğe varan yolun birinci etabıdır. Oyunu tümüyle değiştiriyordu. Hızlı başlarsın. Onüç sene sonra tekrar izleyince. sağ bacağı kısa olan oğlu Lee Jun Fan'ın dünyaya yalnızca otuzüç yıllığına gelişinin yıldönümüydü. Sadece sevdiğini sanıyorsun Enver. Kesme işlemini tamamlayınca "Şimdi bu kuponları al lütfen" dedi. Yanında kocaman bir çanta taşıyan Enver'le Kadıköy'de Koyu Kahve adında yüksek tavanlı bir mekana girdik. izleyenler kalp krizi geçiriyormuş!" Kocaman. Karnavallar katillere ilham verir. "Lee Jun Fan. 1940'ta. kara toprak. 1791'de tutulan ölüm kayıtlarına göre "mühim darı tanesi ateşi" hastalığını atlatamayarak ruhunu teslim eden Mozart kimsesizlerin. belki cinayet de işleyen bir pezevengin gövdesinden kopmadır. dilencilerin.

Sen cennete gidince. Masadaki saat üçü beş geçiyordu. Divan Yolu'ndan geçerek Bab-ı Hümayun'a gelirmiş. Padişahların yorganlarının aynılarını yapıp satışa sunma fikri kadar. Sarayları bir bir dolaştım." deyip güldü. 1951'de İstanbul Şişli Camii'nde." "Peki birileri satın alıyor mu bu yorganları?" "Elbette. Bilmiyorum bunu sana anlatmam ne derece uygun?. Kilis'e gittim. Yorganı çıkarıp yayamazdım. Dikkatle bakınca.. Paşakapı-sı önünde toplanan kalabalık.. Yani bizimkiler hakiki padişah yorganı. Osmanlı împaratorluğu'nun I. Çantayı derhal bıraktım: "Enver. bu hediyeyi kabul edemem." 53 . 1917'de. İnsanlar eğlenirmiş işte. Bir sabun. Enver Paşa'ya ilk kuponu vermekle iyi mi etmiştim?. saraylı bebecik için dua edilirmiş. Padişah Yorganları. Sigarayı alelacele söndürdüm. Böylece bütün o yorganların desenlerini çıkardım. Bu. aklım bir karış havadayken." "Sarayda insanlar toplanır. Beşik de. bir zamanlar 246 Reha Veto'yu vurduğu gibi. Sessizce merdivenlerden aşağı inerek dış kapıyı açtım. kahve-cibaşı denilen vatandaş ile onun elemanlarına teslim edilir. beşik. Bahçede bir adam vardı! Yüreğim ağzıma geldi. Ve acayip bir şey buldum. Sana. Babamın. Bunların yanında sultan ve şehzade yorganları da var. Hali vakti yerinde kişilere. Babıali Baskmı'nda [23 Ocak 1913] öldürülseydi. Yani fotoğra fini. bebek için beşik.. MI "Benim babam. Okmeydanı'nda bir yer tuttum." "Neden?" "Yorgan bu. İnsanlar beşiği yorganı alkışlar.. Tam çığlık atacakken kendimi tuttum. 1893'te Haliç sularının donduğu gün. belki duymuşsundur?" "Maalesef... Yüzüm sevinçle gerilmişti. Western adlı bir spagetticide karnımızı doyurmuş cappuccino içiyorduk. Korkum daha da arttı. yorgan ve sırmalı örtüler gönderir. Çimenlerin arasında küçük bir boşluk vardı. Görebildiğim kadarıyla.. Yatak dediğin bir imparatorluk. fakat insanlar ömürlerinin üçte birini yatakta geçiriyorlar. Yorgan modern çağa da uyuyor. Dolmabahçe 244 Sarayı'nda da Atatürk'ün yatağım fotoğrafladım." "Sen tarihçisin. Görüş alanımın dışındaki bir arabanın motor sesini duydum. Paspasın altına baktım.. Açıkçası hangi yorganı kim örtmüş tam emin değilim. Ağzımdan yalvarışı andıran bir sitem çıkıverdi: "Şansını zorlama lütfen." "Doğru. Sen daha iyi bilirsin. Üsküdar İlçe Emniyet Müdürü'ydü Enver. fazlasıyla mahremiyet taşıyan bir şey. o büyük deri çantayı uzatırken ekledi: "Sicilyalı Rozalina'nm diğer adı neydi?" "Gülfem Sultan" dedim." "Doğrusu öyle düşünmemiştim. Aslında göründüğü kadar özel değil. Tarihî felaketlerin kaçınılmaz hale gelmesinde. Harem Dairesi'ndeki yataklara serili yorganların fotoğraflarını çektim. Eğer şeytan o anda oralardaysa. Yani. Bir de mesela Yavuz Sultan Selim'in kostümlerini. Yorganın yanında bir katalog bulunuyordu. Çantanın fermuarım açarken." "Ne sakıncası var ki? Hem kendinden bahsetmezsen seni nasıl tanıyabilirim?" "Beni yargılamandan korkuyorum. Oradan seçiyorsun. Perdenin arkasından Müntekim'i izliyordum. Tek tek insanların hayatı da öyle değil midir? Müntekim'de gördüğüm aşırılıklar. kesin o da şoka girmişti!. bakayım" diyerek yeniden çantayı açtım. yeşil taşlar tutturulmuştu. Bak. Benden beş yaş büyüktü. Yıldız Sn rayı'nda II.. Enver Paşa [1880-1922].. ölümünden yedi ay önce mevlit okutuldu.. Her neyse. uzaktan bizi izlediğini fark ettim.. Reha Veto diye biriyle tanışmıştım. Halbuki cenaze evine taziyeye giden bir ağır hasta kadar yorgun hissediyordum. Abdülhamit'in yorganını çektim. dua. 1928'de [1 Kasım'daki Harf Devrimi'nin kırkıncı günü] Latin harfleriyle yazılmış ilk mezar taşı Avukat Ali Kemal Bey'in validesi Aliye Hanım'ın mezarına dikildi. Aynılarını diktirip satıyorum." "Madem öyle diyorsun. "Bunu kabul edemem Şebnem. Halbuki yorganını örtebilirsin. Birkaç dakika içinde toparlanıp bahçe kapısından çıktı. Biraz karıştırdım.. Valide Sultan ile sadrazam. gırtlak kanseri olan Maria Eva Duarte de Peron için. kendi imalatım olan bir şeyi hediye ediyorum.. İnternetten de sipariş alıyoruz. Odam sigara kokmasın diye pencereyi açtım. bu markayı bilmiyordum. Dünya Savaşı'na girmeyebileceğim öne sürerler. uykuya dalmamı engelliyordu. Padişah da davetlilere hediyeler sunarmış. bir şey yok. küçük olayların büyük payı vardır.. "Umarım. kafeterya'mn sahibi olduğunu düşündüğüm orta yaşlı sarışın kadının.." "Hımmm. Galiba doğumun altıncı günü bir merasim daha yapılıyormuş. Müzik. Leonard Cohen'in The Future şarkısı çalıyordu. yorgan da elmas. Dört tanesi benimle birlikte İstanbul'a gelmeyi kabul etti." "Eee?" "Topkapı Sarayı'na gittim. Yerinde olsam bir bakardım. Benim işim bu Şebnem. Sabunun arkasını çevirdiğimde ŞEBNEM yazısını gördüm. "Teşekkür ederim Enver. Bazı tarihçiler.. Üstelik pahalı. Çorap çekmecesine sakladığım paketten bir sigara çıkarıp yaktım. Ben de makaraları koyuverdim. bunun yorgancılıkla ne ilgisi var?" "Ben fotoğraf çekiyorum ya. onun ibriğini kullanmak manasız." Enver'in bana verdiği kuponlardan birini. Bir kalalog hazırlattım. bahçede çömelerek gezinen adamın Müntekim olduğunu anladım.. Müntekim'i de öldürebileceğini düşündüm. Sicilyalı Rozalina'nın yorganı. değil mi?" "Evet?" "Osmanlı Sarayı'nda padişah çocukları doğduğu zaman beşik alayı denen bir tören yapıhrmış."Nasıl yani?" "Yorgancılığın tarihe karıştığını duydum. rüyalarında beni görmeni sağlar" deyip muzipçe gülümsedi. muhabbet. cennet daha güzel bir yer olacak 9 Aralık. İngilizlerin işgal ettiği Kudüs. Kalbim göğsümden fırlayacak gibi oldu. Yavuz Sultan Selim'in yorganı ile mesela Sokollu Mehmet Paşa'nın yorganını birbirine karıştırmış olabilirim. yorgan ve örtü. Enver'e Reha Veto'dan o gün bahsettim. Elimle orayı kazdım. Şöyle elimle yoklayıp desenin245 den bir kesiti inceledikten sonra. O anda aklım başıma geldi." "Tamam da. hayatımda aldığım en ilginç hediye" dedim. Fazlasıyla mahremiyet taşıyan bir eşya. Üstelik pahalı. Kara kuru. Biraz pahalı. vay canına?" "On sene önce. sonra da bir yürüyüşe çıkılırmış. inci ve zümrütlerle bezeli olurmuş. Dehşete düşmüştüm. entarisini giymek. Üzerine kuş bacağına benzer bir çift çubuk bağlanmış ve parlak. Osmanlı Împaratorluğu'nun elinden çıktı. Artık kimse yorgan diktirmiyormuş. sana Kanuni Sultan Süleyman'ın üçüncü karısı Sicilyalı Rozalina'nm yorganından getirdim" deyip. belki de benim hassasiyetlerim yüzünden gözümde büyüyen geçici tuhaflıklardı? Yorganı üzerimden atıp doğruldum. kapının önüne bir şeyler bırakıyordu. 'E' harfini ona iade ettim. katalogu aldım. Beni büyülemeye çalışan lanet olası Müntekim Gıcırbey'i sonsuza dek görmek istemediğimden artık emindim. yorganlar da hoşuma gitmişti. Tezgahı kapatmış yir-mibeş-otuz yorgancıyla görüştüm. zayıf bir adamdı. kaz tüyü özel yorganlar dikiyoruz. Lise son sınıftaydım. 1926'da Darülelhan'da [konservatuar] Türk Müziği eğitimine son verildi. Çiçekli bahçelerde şeker şerbet tadılırmış.. Yorgan da o imparatorluğun bitki örtüsü gibi.

Sonra kapıyı açması için ısrar ettim." Tuhaf adamlar.." Enver. Büyük ekranlı bir televizyon. Reha 'Yaklaşmayın yoksa kızı vururum' diye bağırıyordu. Herhalde hiçbir kız.. Gerçi babamın polis olduğunu söylemiştim. Reha'yı tanımıyordu." "Hayır Şebnem. Şoke olmuştum. içimde metal bir yumak çözülüyordu sanki.. Sol gözünü kapatan korsan gözlüğünü sol elinin işaretparmağı tırnağıyla kaşıyordu. bir Reha'ya baktılar ve harekete geçtiler. Senin hiçbir kabahatin yok. ben anlattım. Abartmayacağına söz verirse olabileceğini söyledim.." Enver pür dikkat beni dinliyordu. Bana hiç kızmadı. Enver masal dinleyen çocuklar gibi bakıyordu. Ve beyni sütlüçilekli dondurma gibi elbisemden aşağı akan Reha yere yığıldı.. Çengelköy'ün yukarısında eski. Gerginleştiğimde tırnaklarımı yiyorum hâlâ. sana kupon mu verdi?" diye sordu.. Babam sivildi zaten. O anda. Fakültede Emre adında çok iyi bir çocuk vardı. Akıllı bir çocuktu. korku yüreğime doluyordu. Şu. "Ne peki?" "Birgün.. Biz Serapla gezdiğimiz için. Okul bitti. Aptallığım yüzünden öbür dünyada cayır cayır yanacağım. Evinde dört kilo eroin buldular. anlattıklarımı aklı almıyormuş gibi bakıyordu." "Babam her zaman muhafazakar bir adam olmuştur." "Çok ilginç kızsın Şebnem. PAP'a ııyc oldu. sevgilin seni rehin alıyor ve baban geliyor. Çok acayipmiş" derken Enver derin bir nefes aldı. Açıkçası berbattı. acayip koşullarda lazım olabilir Leyla Kalahari "Ne. Terliyordu. Derslerde iyiydim yani. Bazen öğleden sonraları Reha'yla buluşup geziyorduk. Yine de yüzünü bildiğini sanmıyorum. Enver Paşa beni ürkütmekten sakınır gibi usulca omzumu okşadı. Tekrar buluşmaya başladık. Reha Veto'nun sırrı neymiş?" diye sordu." "Siren sesleri derken?" "Polis sirenleri. Karşımda üniformalı Bora Ağabey'i görünce afalladım. Paniğe kapılmıştı. Babam bir koşu yanıma vardı.. Kadiri tarikatını bilir misin?" "Duymuştum. Babam çok şefkatli bir adamdır. Babam birkaç ay sonra emekli olup hacca gitti. Beni evine davet edip du248 ruyordu. Onu sağda solda görüyordum. Herkes donup kalmıştı.' Ben de kapıya yaklaştım. yalnız yaşayan genç bir bekar için gayet gösterişliydi. Bana yakınlık gösteriyordu.." "Dalyan Efendi diye bir şeyhe bağlandı. sevgilim beni rehin aldı. Sarıldık. Tarih bölümünde okumaya başladım. Benim için şiir yazmıştı. hiç de bile. Reha ile babamın arasında.. Fakat o anki yüz ifadesi çok acayipti. 'sen aç. Reha Veto'yla takılıyordunuz. Zaman zaman onların zikirlerine katılır." Ağlayacak gibiydim. Öyle çok ağladım ki. Reha işsizdi fakat ailesinin durumu iyiydi sanırım. Babamın sevdiği polislerdendi. Üstelik kafam da karıştı biraz. Renault... Bir ara 'Açılın' anlamında silahını sağa sola çevirdi. Fakat aramızda ciddi bir şey olmadı. "Tamam. arada Kaan'ın yanında Reha'ya da rastlıyorduk. Sesinde merak yoktu. Derhal kapıyı açtım. Bir hırsız çetesiyle de bağlantısı varmış. kulağımı sıyırarak otobüsün ezdiği dondurma külahı çıtırtısıyla Reha'nın başına saplandı. Gelgeldim hiç de öyle değil yani. Dalyan Efendi o heyettekilerden biri. hikayenin devamını bilmediği için bu kadar sakin durabiliyormuş gibi geliyordu.. Reha. Utanç bedenime yayılırken. O yaşlarda insan neyin ne olduğunu bilemiyor. Reha'nın evine gittin ve. Büyüdüm sanıyorsun. Bana 'Dans edelim mi?' dedi. Bazı akşamlar Beyazıt'tan Üsküdar'a Emre'yle birlikte geçiyorduk. Kafamın içinde bir okyanus uğultusu. yeni halılar filan." "Baban durumu nasıl karşıladı? O da çok şaşırmış olmalı?" "Babam olaydan benden bile fazla etkilendi. "Evet" dedim "30 kuponun tamamını benden geri almayı başarırsa. "Ben senden yanayım Şebnem.. "Devam et lütfen. Reha'nın evinde öylece oturmuş bir şeyler içiyorduk. Dışarıdaki polislerden biri 'İçeride olduğunu biliyoruz. kalbimi de kazanmış olacak. Bir yandan da müzik dinliyorduk. Reha'nın arabası vardı. Sadece bir his. "Unut gitsin Şebnem.. PAPTılar babamı Üsküdar belediye başkan adayı gös r.." Çantamdan bir mendil çıkarıp gözlerimi ve burnumu sildim. Gönül İşleri Bakanlığındaki heyet var ya. Reha 'Çekilin! Defolun buradan. gözlerini kısmıştı. Zaten perişan olmuştum. Reha'yı epeydir göremiyor-duın. Sahile filan gidiyorduk. Eşyaları. hocalar da bize toleranslı davranıyordu. Sonra ne oldu?" Sağ elimin serçe parmağı tırnağımın kenarından küçük bir ısırık aldım. ölümü de ahreti de fazla ciddiye almaya başladı. "Ben aslında çalışkan bir kızdım. Diğer polisler buzları çözülerek bir babama. Bana iyi davranıyordu. Bayramlarda filan." deyip elimi tuttu.. Sırtımda. "Haklısın. Reha'nın kalbinin deli gibi 250 attığını hissediyordum. Onu sevmiştim. Son derece duyarlı ve şefkatliydi.. İlk başta ben de ne yapacağımı bilemedim. 'Neler oluyor Reha?!' diye sor dum. Ben. Uzatmayayım. Reha'yla dansımız trajik bir biçimde yarım kalmıştı. Kurşun. Yine de birkaç kere nasıl olduysa Reha'nın evine gittim. Yaz geçti. 'Tamam' dedi. Reha'nın tavırları da beni itmeye başlamıştı. Hepsi geçti. Onlar da küçüklüğümden beri beni tanıyorlardı. Alnını kırıştırmış.. korkudan çok utanç hissediyordum." "Reha askerden geleli bir sene olmuştu. 'Kızı bırak gitsin!' diye haykırdı. Emniyet teşkilatından birçok polis tanıyordum. "Peki. Bir anormallik olsun istemiyordum." Kalbim hızlanmıştı. O da şaşırmıştı. birkaç kere yeltendi. Çekiniyordum." 54 . Birkaç kere ailece bize misafirliğe de gelmişlerdi.. Tam bir şey söyleyecektim ki Reha arkamdan boğazımı yakalayıp kafama silah dayadı!" "Ne?!" "Evet. Bana. Anneme de bir şey söylemedi. fakat babam kabul etmedi." Gözlerimden yanaklarıma sıcak yaşlar süzülmeye başladı. Gönlünü ferah tut." "Öyle mi dersin?.. Derken babam sigarasını atıp silahını çekti. Açmazsan kapıyı kırmak zorunda kalacağız' diye bağırıyordu. Uzun süre kendime gelemedim. "Uyuşturucu satıyormuş. müstakil bir ev tutmuştu. Sigarası ağzının kenarındaydı. Hatta emniyet müdürü olduğundan da bahsetmiştim. sinemaya. yoksa kızı vururum!' diye bağırdı. Sonra da kapı sertçe vuruldu. en yakın arkadaşım Serap Sahra'nm sevdiği bir çocuk vardı: Kaan. Tam o anda babam ateş etti." dedi ve ona üçüncü kuponu vermeme neden olan cümleyi kurdu: "Sen cennete gidince cennet daha güzel bir yer olacak. Çay bahçelerine. Üniversiteyi kazandım. Düşünsene. dışarıdan siren sesleri gelmeye başladı. Babam polis olduğu halde heyecanlanmıştım. Onu hiç böyle görmemiştim.. Daha doğrusu.. İyi aşçı değildi yani. Fakat beni öyle gördükten ve Reha Veto'yu öldürdükten sonra. Ağlamaya başladım. Bir tek babam yüzü allak bullak bir halde bana doğru yürüyordu. Bilgisayarı vardı."Seni yargılamak mı?. Serinkanlı görünüyordu. Üniversite sınavına gireceğimiz için. Reha'nın kapıyı açmaya niyeti yoktu. Eşyaların çoğu çahntıymış. Mesele de o değil zaten. daha doğrusu 17 Kasım günü. "Reha da babamı tanımıyordu. sana sarkıntılık mı etti?" "Aslında evet. Yeni bir müzik seti almıştı. Kıpırdayamıyordum. Böyle bir şey aklımın ucundan bile geçmemişti.\ termek istediler." "Neden peki? Bir tür kaçak filan mıymış?" M-> "Onu söyleyeceğim. Yemek hazırlamıştı. Kaan'ın ağabeyi gibiydi.. Bir-iki kere dördümüz gezmeye gitmiştik. kapıya yanaşmakta olan beyaz bir Toyota'nm içinden babam indi. O korkunç olay hâlâ rüyalarıma giriyor. Reha'yla birbirimize baktık. Nedenini tam bilemiyordum. Derken biz Reha'yla çıkmaya başladık. Biz evin salonunda dans ederken. Vücudumda kontrolden çıkmış bir gözyaşı makinesi gürül gürül çalışıyordu sanki. babasıyla erkek arkadaşının bu şekilde tanışmasını istemez.

Leyla Kalahari'nin beş yaşında bir erkek yeğeni vardı. Büyük ağabeyim. Tek istediği. kırk yaşında zarif kadınlar vardır. Ganimet Granada çıkardı. Milattan Önce 8500 ila 7000 yılları arasında birilerinin Ortadoğu'da tarımla uğraşmaya başladığı varsayılsa da. ikiz kardeşi Romus'u öldürdükten sonra Roma'yı inşa edişi ve belasını buluşundan dem vurdum. üniversite sınavına hazırlananlara özel ders verebileceğimi belirten bir ilan yayınlamıştım. haydutlar. hizmetçinin arkasından yürürken "Uçağı akvaryuma koyalım mı?" diye sesleniyor. tüccarlar. boş mu dolu mu olduğunu kestiremediğiniz. bilmeyenler. Sonra büyük bir mağazada tezgahtarlığa başladım."Böylesini ilk kez duyuyorum Şebnem. Milattan Önce 753 yılında kurulduğu iddia edilen Roma İmparatorluğu'nun hikayesini es geçmedim: Bir nevi kur-tadam olan Romulus'un. ilk ders günü. bana Sicilyalı Rozalina'mn yorganını hediye etti. Tabiattaki ahengin ayrılmaz parçası olan hercümerçten bir sahne diye düşündüm." Deliller çözüm getirici olduğu kadar öğretici de olabilir." dedi Leyla Kalahari." "Belki de bir yerde okumuştur ya da filmde görmüştür?" Şüphe.. onlar gibi düşünmeye. Bir konfeksiyon atölyesinde çalıştım. dinî liderler. yanılanlar. hissetmeye. ilk vaazına "Şu hayatta her254 kes ama herkes ıstırap ve tatminsizlikle kuşatılmıştır" diye başladığını söze konu ettim. Babil-li Hammurabi'nin kanunlarının 282'sinin okunabildiğini. Devletlerin sırları vardır. o yangına fırlatılarak yakıldığını anlattım. sağa sola bakman bir tabanca gibidir. "Sanmıyorum. Ve tarihin en önemli özelliği." Korkma ben varım . yazıldıktan 1500 yıl sonra basılan Mimarlık Üzerine [De Architectu-ra] adlı. Alaaddin'in uçan halısı ve Enver'in yorganı ha? Tebrik ederim. "Teşekkürler. papağanın gagasmdaki zeytin gibi parlıyordu. uydurmanın sığabileceğini düşün. Garip bir biçimde havada yavaş yavaş ilerleyerek korlaşmış odunların arasına çakılan uçağın ardından hostes de şömineye dalıyor. "Bugün Çin'de 40 milyon kişi 'yaodong' denilen mağara evlerde ikamet ediyor. konuşmaya başlarsınız: "Evet" dedim. bu hakikaten romantik. Tiz ve metalik sesiyle "Hey cici kız.\ Krallar. Bayan Kalahari'ye tarih dersleri veriyorum.ı rih ile hakikat iyi geçinemez. Kısa boylu. bir bildiği olanların otomatik alaycılığı yansıyordu. Çarşambadan beri öylece yatıyormuş.. Granada Gazinosu'nda şarkı söylüyordum. oyuncak uçağın ve öksüz pilotun peşinden ayrılmıyor. yanlış anlamanın. Pervanesi yanan uçağı bir ucundan tutup mutfağa doğru koşturuyor. Yani neolitik çağda tüm dünyadakinin sekiz katı! Tarihte bir mağara dönemi varsa. ek-mebiçme işlerinin daha öncelere dayandığını belirttim. Süpermen'in pelerini. bir internet sitesinde. "Leyla. Onlardan biriyle muhatap olduğunuzda. Televizyon fabrikasından atılınca." r. 252 "Kanuni Sultan Süleyman'ın üçüncü karısı. karısı Yasodhara ve oğlu Rahula'yı terk ettiğini. Kim. Dersimize. ömrünün kalan 51 yılı boyunca da evine yalnız bir kere uğradığını. bir çocuğa böyle bir isim koyar ki? Gerçek'in annesi ölmüş. kayıp bir kabilenin izine rastlamış antropolog ifadesi yerleşmişti.. henüz kırkbeş yaşındayken ölmüştü. Hizmetçi kız da yaya kalmış hostes gibi. Afşin'den İstanbul'a kaçtım. yüzyıldan kalma bir kitabeden. Yirmiiki yaşındaydım. Çok az param vardı.II [Leyla Kalahari] Gözümü. Gerçek." "Enteresan. Babam. adın ne senin?" diye sordu." dedim. Fakat uzmanlar bu durumdan doğan sorumluluğu reddeder. Kırlaşmış. Milattan Önce 17. Milattan Önce 8000 yılında dünyada insan nüfusunun yalnızca 5 milyon olduğunu. Kuzey Caro-lina'da benzin motorlu uçakla ilk uçuşu gerçekleştirdikleri gündü. Gülfem Sultan. on küçük ciltten müteşekkil kitabına değindim.. Yine de Leyla Kalahari'ye. "O da kim?" Rengarenk saçlarının altında sağ gözü. fırtına da yoktu. Eski bir şarkıcıydı. köleler. 580-500] tam 34 yıl boyunca Mısırlı ve Babilli kahinlerden ders aldığını. Bu nedenle. gelmiş geçmiş tüm insanların yalanları. imparatoriçeler. insan bilmediği bir konuda doğru soru soramaz. Gerçek "Vooooooo!" diye uçağını beş metre öteden şömineye doğru fırlatıyor. yüzyılda yaşadığı tahmin edilen mimar Marcus Pollio Vitruvius'tan söz açtım." "Evin nerede?" "Karagümrük'te. "Geçmişi bilmek. Gerçek. geleceğe itibar etmeyen. Asırlara ne kadar çok iftiranın. "Biraz tuhaf bir adamdır. O esnada. Birkaç kişi başvurdu fakat yalnızca Leyla Kalahari'yle anlaştık. bilim adamları. Onun. bu kanunlardan birine göre." "Hımmm? Padişahın karısının yorganını nereden bulmuş?" Altında göz bulunmayan kaşını kaldırdı. Yere sağlam çakılmış o dengeli ağacın yürüyüşe çıkması imkansızdı. oyuncak mı gerçek mi. Derken. Babası başka bir kadınla kayıplara karışmış.. Ju-lius Caesar tarafından savaş makinaları yapmakla görevlendirilip Roma ordusunun Galya ve İspanya seferlerine katılan Vitruvius'un icat ettiği mancınığın 300 yıl önce Çin'de zaten kullanılmakta olduğuna işaret ettim.. beni bir arkadaşıyla evlendirmeye kalkıştı. tarihçiler kahinlere benzer. Tam karşımda duran akvaryumda hiç balık olmadığını fark ediyorum. o dönemde mağaraların mesken olarak kullanılmadığını. dalgalı saçları parlıyordu. Osmanlı saraylarında kullanılan yorganların aynılarını diktirip satıyor. Tek gözlü talebemin yüzüne. savaşlar taklitler ve aldatmacalar üzerine kuruludur. yani Wright Kardeşlerin 1903'te. Gerçek'in babası. annemi öldürmüştü. daha doğrusu sohbetimize başlarken "Tarihî olmayan bir tek an bile yoktur. yüzyılda doğan Siddharta Gautama Buddha'nm yirmidokuz yaşında. Wright Kardeşler'den bir tek Orville'in [1871255 1948] Kamikazelerden haberdar olduğu geliyor aklıma. neden bahsettiğini bilen biriyle sohbet etmekti ve bunun için ödeme yapmaya hazırdı. Ağabeyi Wilbur Wright 1912'de. savaşçılar. Bıçakla. "tuhaf adamlar acayip koşullarda lazım olabilir.Ö. Matematik ve astronomi alanındaki çalışmalarıyla tanınan Pisagor'un [M. "Enver yorgancılık yapıyor. Adı." iyiliği hesaba katmayan. yangını fırsat bilip yağmacılık yapan kimsenin. Biz salonda konuşurken. elindeki oyuncak Kami-kaze uçağını uçurarak etrafta dolaşıyor. mutluluğu ciddiye almayan." Soruyu tamamlayamadım. diplomatlar imalarla ve sembollerle konuşurlar. Rumeli Hisarüstü'nde. 21. Yıldırım düşmemişti. insanın üstesinden gelebileceği kadar kolay bir iş değil. efendim.. "bence de fena numara değil. Yanında bir de koruması vardı. şüphelerin değişmez belirsizliği içinde yaşayan. hapisteydi. şişman bir adamdı. yüzyıldadır. 15.. Üç çeşit tarihçi olduğu söylenir: Yalan söyleyenler." 17 Aralık. sokak dövüşü dalında Olimpiyat şampiyonu olduğunu öne sürdüm." Leyla Kalahari'nin yüzünde. "Gerçi beni alakadar etmez ama. yanılgıları ve bilgisizlikleri tarihin oluşumunda rol oynadı. Yani ı. tekerrür etmemesidir" demiştim. Gerçek. Milattan Önce 1. Ağaç. Leyla Kalahari'nin villasın-daydık.. Milattan Önce 6." 55 . yüzyıla kadar matbaa yoktu. birtakım yerleşim bölgelerinin bulunduğunu söyledim. saray denince akla entrika gelir.. villanın bahçesinde devrilmiş bir ceviz ağacı görünce şaşırdım. Hayatında en az bir aşağılık herifle yakınlaşmadan gerçek kadın olamazsın: Ganimet Granada'yla orada karşılaştım.

Nasıl oldu anlamadım.. hizmetçim ve aşçım vardı. Gayriihtiyari." "Hımmm? Şarkı söyler misin?" "Şarkı mı?" "Evet. onunla mezara kadar yola devam edebilirsiniz. Hastaneden çıkınca Abidin'in bana hediye ettiği Rumeli Hisarüstü'ndeki villada yaşamaya başladım. Sana anlattıklarını iyi dinle. Ganimet bana son derece cömert davranıyordu. Kitap okuyorum.. Doktor Neptün Petunya. Hattâ bir keresinde hırpaladı. Piyano çalmayı öğrendim. her sahne alışımda. Fakat bana doğruyu söyleyeceksin?" "İstersen. Anaokuluna götürüp getireceksin. o soysuz hödük sana bir daha dokunamayacak" dedi. Üzerime çullandı." Granada Gazinosu'nda sahneye çıkmaya başladım. Ben sohbete pek katılmadım.. En çok da Abidin Dandini'den huylanıyordu. nazlanma. Abidin onunla evlenmez. O nedenle çocuğu onbeş-yirmi dakika muayene ediyor. içim ısınmıştı." "İyi ama benim kız kardeşim yok ki?" "Tamam işte. Abidin. uzay mekiği Challenger fırlatıldıktan 73 saniye sonra infilak ederken [1986] Enver'le birlikte Üsküdar rıhtımından yukarı doğru yürüyorduk. Hayati'nin oğlu. Az konuşuyordu. Gerçek'i bana emanet etti. Abidin Bey. Yirmi yılım burada geçti. Bazen sergi gezmeye gidiyorum. Abidin'e dönüp.. Biçmişiz yumruklarıyla bana rastgele vuruyordu. Otuzbeş yaşındaydı.. 25') İnşallah. Birkaç hafta sonra. kelepçe gibi insanları birbirine yaklaştırıyordu: Enver'in koluna girdim. Gerçek'in bağışıklık sistemi yeterince güçlü değilmiş. Anladın mı?" "Yeğenim mi?" "Kız kardeşinin oğlu. Bunu nasıl yaptığını hiçbir zaman anlayamadım. bir keresinde. Abidin onu öldürmez.. dört yaşında olmasına rağmen." Orkestra çalmaya devam ederken. Abidin Bey "Merak etme Leyla. çünkü tam o anda Enver'e kalbimi kaptırdım.. Abidin Dandini karşımdaydı. yalvarır gibi şarkıya devam ettim: "Ayı il mam istersen hiç yanından I Çağırsan gelirim çok uzaklardan r>ı / Eskiden korkardım yalnızlıktan I Korkmam artık sen varsın. üniversiteye hazırlananlara yönelik tarih dersi ilanını da bana Abidin göstermişti: "Bu kızdan ders alacaksın. Abidin sık sık beni ziyarete geliyor. Anlatmamı istediğinden emin misin?" 260 56 . vursun mu?" diye sorarsanız. yanında bir arkadaşını getirdi. lakin aşırı kıskançtı. Buğulu gözlerle beni izler. sen sormadan da cevabı verebilirim?" "Neymiş?" "Seni önce kullanacağım.. Bu söz. Sarıldık. sırasıyla. Ona engel olmaya çalışırken. Abidin beni kucaklayıp acil servislere koşturdu. kulise çiçek gönderirdi. Tanı 0 anda masasında demlenen Ganimetle göz göze geldim. Soran olursa 'yeğenim' dersin. odasındaki mobilyaların yerini değiştirmişti. Chuck Palahniuk: Büyüleyici kabusların kreatörü. "Sana bir şey soracağım. nasıl istersen." Muzipçe gülümsedi. Şarkı söyleyerek masasına doğru yürüdüm: "Zaman durdu sanki beklerken seni I Ben bir tek sevgiye bağladım kalbimi. Ağlayarak uyanmıştım. Öfkeden nefesi kesilmişti. Meraklandım. Sonra da elimden tutup psikiyatrlara götürdü. Ganimet beni sertçe uyardı. "Zamandan daha önemli bir şey varsa. Yavuz Sultan Selim komutasındaki Osmanlı ordusu Kahire'ye girerken [1517]. Ganimet Granada'nın icabına bakmıştı. Bir keresinde. Her ne kadar iyi bir kıza benzese de. Onu seviyorum. İnşallah. Genç bir adam. mikrofonu ağzımdan uzaklaştırıp sordum: "Geçmiş olsun. Yine de fazlasıyla etkilenmiştim. Bir akşam. ne var bunda?" "Peki. evlendiği kadınlar ve öldürdüğü adamlardı. Onunla arkadaş ol. ilginç bir çocuktu. Abidin'den önceki yıllarıma ait. Fazla vaktim yok. Bahçıvanım. Tezgahın üzerine 100'lük bir banknot koydu. iyi misiniz?" "Sizi görüp de iyi olmamak mümkün mü Leyla Hanım?" dedi. Bir gece Abidin gelmedi." Gerçek. gidiyoruz. ben de bir tokat attım. Programın sonuna doğru çıkageldi." Babam annemi neden öldürdü? Ağabeyim beni niçin arkadaşıyla evlendirmeye uğraşıyordu? Ganimet Granada benden ne istiyordu? Abidin Dandini gerçekte kim? Hayati Tehlike'nin beş yaşındaki oğlu nereden yeğenim oluyor? Şebnem Şibumi'den ne öğreneceğim? Abidin üzerime böyle tuhaf bir yoldan kuma mı getiriyor? Bu vahşet yüklü saçmalıkların hiçbirini merak etmiyorum. Nazikçe sordum: "Saçmalıyor musun Enver?" "Evet. Soğuk hava. Halbuki ben onu polis sanıyordum.. kızların aklını başından alıyor 28 Ocak gecesi. sağlam eliyle elimi tuttu ve avucumu öptü." Bu cümleye çok şaşırmıştım. 258 Hayati'ymiş adı. Gözümü hastanede açtım. Fyodor Mihayloviç Dostoyevski Saint Petersburg'daki evinde akciğerleri kanaya-rak can verirken [1881]. cehennem ateşiyle tutuşturmaya. "hazırlan." "Gidiyor muyuz? Nereye?" "Cenneti. En sevmediği mevzular." "Evet.. "Bu çocuk. kızların aklını başından alıyor. Öyle aptalca ki. Banka hesabımda daima yeterince para oluyordu. Gülümsedim. bir kere İsviçre'de. birden bir bıçak çıkardı ve yüzüme sapladı... Oturup konuştular. yani Haftanın üç akşamı muhakkak gelirdi. Ona sen bakacaksın. sesin de gözlerin kadar güzel mi?" 256 "Bilmem?" "Oku bakalım. şarkılarımı ona bakarak söyler olmuştum. Şaka yaptığı belliydi.. Uykuya dalar dalmaz kabuslar görüyordum. Tek gözümü. vursun tabii ki. Çok şıktı. onbeş günde bir Çarşamba akşamüzeri Gerçek'i görmeye geliyor. zahmet olmazsa?" Etrafa bakındım. Burada bir arkadaşımla kalıyorum. terli bir kirpi gibiydi. Şebnem Şibumi hakkında hiçbir şey bilmek istemiyorum. sonra da bir paçavra gibi fırlatıp atacağım. "Abidin onu alsın mı. Şarkıları sayıklar gibi okuyordum. Her nasılsa hapse girmedi. sol gözüm dahil hiçbir şeyi özlemiyorum. Merak ettiğim asıl konuyu gündeme getirdim: "Hiç âşık oldun mu?" "Yani seni tanımadan önce mi?" "Hı-hı. Abidin." Program bitince Ganimet kulise hışımla daldı." Gözlerimi paraya dikerek şarkıya girdim: "Bir akşam gözünde aşk tüterse I Geçmiş günler aklından geçerse I Kalbin bomboş ümitler biterse I Sen üzülme ben varım" "Kâfi" dedi. öyle aptalca ki. "Haydi.. Sen de bana anlatacaksın. Bir süre toparlanamadım. Sağ kolu askıdaydı ve dirseğiyle bileği arasındaki sargıya kan sızmıştı. En sevdiğim yazar. Bir erkek hastanede size eşlik ediyorsa. o da saniyedir" dedi. Abidin meğer gangstermiş. Sevinmiştim. Şebnem Şibumi'nin bir internet sitesinde yayınlanan. resim dersleri aldım. İki kere intihara kalkıştım: Bir kere küvette. Kızkardeşin öldü ve çocukla sen ilgileniyorsun."Baban ne iş yapıyor?" "Ailem Afşin'de.

Yolun kenarına park etmiş arabalardan birinin önünde Enver'in gözlerine bakıyordum: "Peki ya şimdi?." Demek elde kamera. Enver'in siyah Audi'siyle Barika adlı bara doğru gidiyorduk. Hani doğum günüm için kaydettiğin DVD'-deki sahte sarışın. beni muhakkak ara" diyor ve avucuna yazmış olduğu cep telefonu numarasını gösteriyordu. Enver Paşa. Mario Puzo'nun Baba [The Godfather] romanına ilham kaynağı olan Vito Genove-se. Hiçbir şey umurumda değil. 'Merhaba teyzeciğim.. Bizim evin önünden geçerek yirmi metre kadar yürüdük. hoş geldin. Vahide." "Eee. üç katlı bir evin ikinci katında. tek tek arkadaşlarımla görüşmüştü. sonra? Buldun mu kızı?" Enver derin bir nefes aldı: "Günlerce köşkün etrafında do261 laştım. Bizans Tarihi hocamız Esat Bey. Yüzünü zihnime nakşettim. Civardaki banklarda oturuyordum. 262 "Siz hiç sabunluyken ağladınız mı?" 13 Şubat benim doğum günüm.." 264 "Yaklaştık mı?" "Sağdaki tabelayı görüyor musun?" Enver barın önünde frene bastı. Az ötede elinde şarap şişesiyle bir berduş dikiliyordu. çıkalım. Sinan. tamam mı?" "Yapamam. açtı ve "Kendin bak" diyerek gülümsedi. olmayan halan hakkında olumsuz sözler söyle. Ondokuz yaşındaydım.." "Eee. Ağzım açık kalmıştı. iri parlak gözler. Benim aklım kızda. merak ettim?" "Pekala. ben de tek tek yazacağım. uzun uzun bakıp gülümsedi. Eski tarz bir büfenin üzerinde çerçevelenmiş bir kız fotoğrafı gözüme çarptı: Olağanüstü güzellikteydi.. Gözüm köşkün pencerelerinde. Sence bir anlamı var mıdır?" Enver yola bakıyordu. kıpkırmızı dudaklar.. Nüfus sayımı yapılıyordu. evlenmesem onlara sıra gelmeyecek.. Onu her neredeyse bulmaya kararlıydım. "Nedir bu?" diye sorduğumda. Olur ya. Fakat gelen giden olmadı. "Sen ve ben" dedi.." Cüzdanımdan bir aşk kuponu çıkarıp Enver'e takdim ettim. beli bükülmüş bir kadın açtı. Oradakileri sayacaktım.». bunaldığın zaman bana söyle. "Barika. üzerine de 'Eski fotoğraflarınız onanlır-renklendirilir-büyütülür' yazmışlar!" "Yani?."Onu unutamıyor musun?" "Unutamıyorsam anlatmayayım mı?" "Tamam. yanındaki çantadan bir dizüstü bilgisayar çıkardı. Başını çevirdi "bana ha landan bahset" dedi.. konaktaki fotoğraf vitrinde!" "Eee?" "Fakat aynı fotoğrafın bir de eski mi eski.. Bilirsin. Eve doğru koşmaya başladım. DVD'yi bilgisayarın sürücüsüne yerleştirdim. ne kadardı unuttum. "Yarın" dedim. Springfield Hapishanesi'nde kalp krizi geçiriyordu. ünlü polisiye yazarı Geor-ges Simenon'un da [1903]. yiyorlardı ." "Bir de insanlar içince yıhşıklaşıyorlar. pürüzsüz bir ten. Dedim ki 'Teyze.. Mutlu musun canım?" Esrarengiz ve heyecan verici bir sesle "Olmak üzereyim" dedi ve dudaklarıma uzandı.." "Neden?" "Herkes bir yığın soru soracak. "Halamdan mı? Benim halam yok ki?" "Fark etmez. Sadece." "N'oldu?" "Köşkün elli-yüz metre ilerisinde bir fotoğrafçı vardı. Buradan sola. Gülümsüyordu. Alıp çiçek gibi kokladı ve yaka cebine koydu. anlat. engizisyon mahkemesinde yargılanmak üzere Roma'ya gelmişti [1633]. siyah-beyaz ve küçücük bir kopyası var! İkisini yan yana koymuşlar.' Evden ayrılırken resimdeki kıza defalarca baktım. evde başka kime yok mu? Çocuklarınız. ikindi vakti ahşap bir köşkün kapısını çaldım.. Derken bir-gün. Peki ya sen? Sen ne yapacaksın? Yani kendini kötü hissedersen?" 57 ." Enver durup yüzüme baktı: "Anlatmasam belki de daha iyi?" "Devam et n'olur. Partiden ayrılmak istediğin zaman." "Sadece ne? Barika'ya sevgililer günü partisine giden bir çift miyiz?" "İstersen geri dönelim? Ben zaten sıkılacağım. sevineceğini umuyordum." "Ah tabii ya. yaşını söyleyecek. boşuna. yaşlı teyzenin ta kendisiymiş me-ger!" "Ciddi misin?! Ne yaptın peki?" "Sana rastlayıncaya kadar. Yol boyunca bir o tarafa. gıcık bir isim. Demek bana bu harika sürprizi hazırlıyordu. anladın mı?" "Anladım." "Bak." "Nevra da kim?" "Nevra Neretva. Hayat dolu. [1779]. Hawaiili yerliler. İnsanlar benden kuşkulanmaya başladılar. Teyzenin kaydını tuttum. Antonio Beucci'den arakladığı telefonu kendi adına tescil ettirmek için patent ofisine müracaat ediyordu [1876]. Ömer türbesinin yakınlarında. Asuman." Tekrar yürümeye koyulduk. bir bu tarafa yürüyordum. Böylesine müthiş bir doğum günü hediyesine. ben yalnızım. Kulağım kirişte. "yani artık sevgili olduğumuza göre. bana bir DVD verdi. Enver'e üniversite yıllığımı göstermiştim.. deli gömleğimin üstüne hep en iyi marka kazaklar. Görevlilere üç-beş kuruş para veriliyordu." Dudaklarını büküp alnını kırıştırdı. şahane bir kızdı. Mahkumlar gibi sigara üstüne sigara yakıyorum. halanı översin. Sağda solda birtakım fotoğraflar asılıydı..' Salona geçtim. deli miyiz?" "Nevra çok ısrar etti. Türk Tasavvuf Kültürü dersimize giren Munise Hanım. Nevra ve Demet doğum günümü kutluyorlardı. 14 Şubat.. olanlar oldu. Fakülteden arkadaşım Zeynep'i ekranda görünce şaşakaldım: "Doğum günün kutlu olsun Şebnem. Birazdan kız içeri girecek. Engin. Ülkü. dinliyorum. Serap." "Âşık olduğum genç kız." "Niye katılıyoruz peki partiye. Hırsız gibi köşkün dış cephesindeki tahtaları sayıyorum." Enver'in sözleri havayı ısıtıyordu sanki. çok derin manalarla dolu bir mısraymış gibi. Fikriye. Enver Paşa?" "Belki de kalan kuponları bana peşin verirsin?" "Avucunu yala" dedim neşeyle. o da sevdiğim arkadaş ve hocalarımın isimlerini not almıştı. Kartvizitinde 'Kullanılmış Mobilya Satıcısı' yazan Al Capone'un rakibi olan yedi gangster. Enver bir an durdu: "30 Kasım 1997 günüydü.. ben sayım memuruyum' dedim. adresini. yüzünü görürüm diye umutlanıyorum. Onun önünden geçiyordum. "Girne'de.. Yan odalardan bir ses gelir diye bekliyorum. Ardından. "Sayım memurluğu için yaptığım başvuru kabul edilmişti. Kupondaki harfe. yalnızca bir kuponla karşılık verirken. bana adını. torunlarınız filan?' Tebessüm etti: 'Maalesef yavrucuğum. Murat. "Belma'ya nasıl ulaştın?" diye sordum "o kız Kıbrıs'ta oturuyor?" "Evet" dedi. kız büyükannesini ziyarete gelir. adımlarımdan hızlıydı. kapısında. 'Evlenmeyecek misin artık?' Sanki ben çalışmasam aç kalacaklar. Hz. İngiliz Kraliyet Hava Kuvvetleri'ne ait uçaklar. bir salon kapısına bakıyorum.. "Sevgili filan değiliz. "Şimşek ışığı demek. O da beni içeriye davet etti: 'Buyur evladım. Sabahın kör vaktinde Kanlıca'ya gitmiştim. Alexander Graham Bell. Almanya'nın Dresden kentini bombalıyordu [1945]. iki hafta önce. Galileo Galilei. Hafif adımlarla ilerliyorduk: "Salon antika eşyalarla döşenmişti. "Filikamı siz mi çaldınız?!" diyen Kaptan James Cook'u mızrakla öldürmüş." Ağır ağır yürüyorduk. Bir fotoğrafa. "benimle 'sevgililer günü' partisini gelir misin?" Tebessümü serum lastiği gibi uzadı. Yaşlı. Chicago'da ölü bulunmuştu [1929]. milletin içinde söyleyemem. 'Ne iş yapıyorsun?'. ceketler giydim. Kalbim. arkadaşlarım Belma... İşler yolunda giderse. zarif. Teyze gelip yanıma oturdu. Bir de ne göreyim.

"Halan olduğunu bilmiyordum?". dünyanın James Coburn'a en çok benzeyen ikizleriydi. Somonu tadıyorum. Daha önce bana hiç ailesinden bahsetmemişti. "Neden hiç aramıyorsun?". Aşk kuponlarından birini uzatırken "Babanın ikizi var mıydı sahiden?" diye sordum. Kumruyla burun buruna gefen uskumru 18 Aralık. Ve Gönül işleri Hak. Boş bulunup. Ben sigara içmem. "Çalışıyor musun?". istersen ben de sana veririm?' demiş. Dahası on-binlerce asker. "Yabancı gelmiyor." derken. karşımda dikilmiş sırıtıyor. tepsiyi bırakıp gözlüğünü ve önlüğünü çıkararak. Venüs salatası. Dört yıl önce. sigara ellerinin arasındaki boşlukta asılı kaldı. dakikliğine bağlıdır. Her yer bembeyazdı. Sol elinin işaretparmağıyla ucuna dokununca sigara yandı. "ikizi olan. Bir centilmenin şerefi. fakat soğuktan nefesim buharlaşıyordu. Enver'le Beykoz'da kardanadam yapıyorduk." "Babam ve amcam." "Halama telefon ettiğimde." Hiç doğmamış halam ve Enver'in babası hakkında konuşup durduk. Birden ağlamaya başladı.. Etrafımdaki garsonların hepsi... dans edenlerin terleri üstümüze saçılıyordu." Başımı kaldırıp bakıyorum. işçilere ateş açılmasını emretmiş fakat Rus Ordusu bunu reddetmişti.. Sessizlik oldu. bir yandan Enver'e göz atıyordu.n. Bıraktığında. portakal soslu somon ve alkolsüz pina colada. Enver. Ellerini sağa sola oynattıkça sigara da havada kımıldıyordu. balığı yem olarak kullanamayacağını söylemiştim.. Nevra kulağıma fısıldadı: "Kim bu yakışıklı?" "Onu tanıyor olmalısın?" dedim. Üçüz gibiydiler.. "Sevgilisi galiba halamı dövüyor. Clark Kent'in içinden çıkan Süpermen gibi Enver Paşa'ya dönüşüyor. durumu düzeltiyordu. fakat bu onun gecikmeyeceğini göstermez. Kadm-erkek ilişkilerinde hâlâ ilk insanların hatalarını tekrarlıyoruz: Beklemek. CocaCola'nm dünya ü. Türkiye'nin Ruhu adlı bir roman yazmayı tasarlayan kırküç yaşındaki Oğuz Atay. 13 Aralık'ta Çanakkale Boğazı'na girmek isteyen yabancı gemilere karşı sabit batarya olarak kullanılan Mesudiye Zırhlısı. "Çok iyi yemek yaparım" demişti. Aynısıydı. daha bitmedi" deyip ceplerini yokladı. ruhunu teslim ediyordu [1977]. üvey babamdı." derken laf kaynadı.. < rindeki 1109'uncu fabrikası istanbul'da açılmıştı | L964] Narkotik bir kar yağıyordu." "Babandan mı?" "Şaşıracağını biliyordum." "Babanın mesleği neydi?" "Laboranttı. Sonra karşısına geçip izledik.. müreffeh kalabalığı gözlerimle biçtim. "Babamın cenazesine gelen arkadaşları. Şeytanın flörtü. Nikolay. General Kabalov.. aynaya zaten ihtiyacı olmadığını söyledim. ya uydurmuyorsa diye endişeye kapıldım.. "Saçların ne güzel Şebnem. Peru'da Tupac Amaru gerillaları başkent Lima'-daki Japon Büyükelçiliği'ni basarak 500 kişiyi rehin almıştı [1996]." "Geçen gün halamı yıkıyordum. Enver "Bir dakika. derin sulara gömülen bir heykel gibi üzgün görünüyordu. "yakında sana balık pişireceğim. Gitmemiz gerek. havuç. dudaklarına götürdü. batıyordu [1914]. kömür parçaları. Bu tuhaf bahşişten ötürü yüzünde mahcup bir gülümseme esintisi beliriyor. Bir an. "Ben henüz sipariş vermemiştim. Destansı kargaşa karşısında Çai II." Bara girdik. Mükemmel bir kardanadam oldu. masadaki tabakları temaşa ediyorum.. Sevgilisi alkol testinden geçebilmek için mangal kömürü emince zehirlenmiş ve Şile yolunda kalmışlar. 'İkizim olduğu yetmiyormuş gibi.." Ortalık gene sessizleşti. "Halanla niye sen ilgileniyorsun ki?". Enver'e bir kupon daha verdim. Enver kuyumcu dikkatiyle yüzümü inceliyordu. Son derece leziz somon. Enver'le. bir elinde kadeh olduğu halde kollarını açarak karşıladı beni.." "Geçmiş olsun.. yaşıyor.." "Halam aradı.." m. babamı gıcık ederdi. Karda-nadama yaklaştı ve kırmızı tuğladan kesilmiş kalp şeklinde bir parçayı göğsüne yapıştırdı! Kalbi olan bir kardanadam. Derin bir nefes çekti. "Evet. Süpermen'le aynı kuaföre gidiyorlar besbelli." "Halam kesti. "Munise Hocayla Benetton'da karşılaştığımız günü hatırlıyor musun?". Saat tam 19:20'de bir garson masaya tepsi-sindeki tabakları bırakırken fısıldıyor: "Sonora çorbası. Sigarayı sağ elinin işaret ve orta parmağının arasına aldı. Gevezelik uğultusu tekrar baş gösterince "Benim babamın ikizi vardı" dedi. "Evet" anlamında başımı salladım. Üzerinde şartlı refleks deneyleri yaptığı köpeklerin hepsini gömdükten sonra. Bu konudan daha fazla bahsetmedik. Kendimi kurbağa çuvalına tıkılmış gibi hissettim. Ben de sırıtıyorum. "Enver Bey. Enver.. "onunla kavga eder. yaşlı bir orkestra." "Bugün babanım ölüm yıldönümü.. süpürge." "Amcan artık yaşamıyor mu?" "Yo. Bir sigarayı iki ucundan tutuyordu. sabunlu halde küvetten çıkmaya çalışırken sendeledi ve banyo aynasını düşürüp kırdı.. Demode kıyafetli. Bu durum amcamın hoşuna gider. amcamla dertleşirdim. yemeğe yetişeceğini bildirmemi istedi hanımefendi" diyen garson. İngiliz B-ll denizaltısından atılan torpidoyla vurulmuş. Enver bir sigara yaktı. Kullanılmış tuvalet kağıdı rengindeki kanepelere oturduk... işçilerin safına geçerek generalleri ve bakanları tutuklamışlardı. James Coburn'un Bir Avuç Dinamit [Giu La Testa] filmindeki ormanda dövüş sahnesini bilirsiniz. seksenyedi yaşındaki Ivan Petroviç Pavlov da ölmüştü [1936]. Çevirdiği yumruğundan duman 58 . partinin berbatlığını birbirimize ifade etmek için uydurduklarımız. Emin olmak için "Bakanlık Heyeti'nin öldürülmesine mi üzülüyorsun?" diye sordum. biraz" dedi. romantizmin cenaze törenidir. Çünkü duyguların kök salacağı gönül zeminini erozyona uğratır. "Halan şu anda ne yapıyor?" "Kendine yeni bir sevgili buldu. Nevra Neretva.. Görüştüğü adam da 'Bana bir fotOğrafi. 266 "Birgün babamla amcam benim yüzümden birbirlerini yumrukladılar. "Bilmiyorum" deyip kuponu aldı. kaşkol. Gerçi ben yedi dakika erken geldim."Babamdan söz edeceğim.. üzülmemesini.m n." Süpermen'le aynı berbere giden garsonlar Şubat'ın 27'si. o herif de bana benziyor!' derdi. tahtını bırakmıştı. Sorular sökün etti: "Neler yapıyorsun Şebnem?". Yere dik açı yapan sol elinin ayasında sigarayı söndürürken avu-cunu kapattı. "Sihir sever misin?" diye sordu. onu ziyaret etmişim gibi seviniyor." Beni avlamak için. Tek farkı var: Uçmak yerine." Dışarı çıkıp arabaya bindiğimizde Enver de ben de kahkahalarla gülmeye başladık. onunla ilgilenmem gerekti.1 versene. Lokmayı yutarken kuponu uzatıyorum." içerisi öyle sıcaktı ki. "Halam biraz rahatsız da. Babam öldü. 1917'nin ilk haftalarından itibaren 200 bini aşkın işçinin grev yaptığı Rusya'da. Rusça konuşan Çinlilerin işlettiği bir İtalyan restoranında Enver'i bekliyordum. Enver tedarikliydi: Şapka. zehirli havaya umutsuzca romantizm katmaya uğraşıyordu. amcamı görünce şoke olmuşlardı" deyip hafifçe güldü. Fok iniltileri çıkararak sırıtırken.ı lığı Heyeti'ndeki tüm üyeler katledilmişti. nesi var?". ağzımın içinde "Beni pişiren adam sence de bir aşk kuponunu hak etmedi mi?" diyerek dönüyor. "Hâlâ Üsküdar'damı oturuyorsun?". "Çünkü kör. fakat tepsinin ardında kalan yü268 zü göremiyorum." "Babam pezevenk idrarı ve fahişe tükürüğü tahlili yapmaktan bıkmıştı.

bozuk paralar ve likör kadehlerine tlÜİCTll diyordu. Salıncakta sallanırken ona büyük dedemden söz ettim. durmaksızın.. "Yavaşla. ve 4. defteri Zühtü Bey'den nasıl aldın?" "Bilirsin. "ılık" dememiz gerekir. asalaklar sıcakkkanlı. Kumruyla burun buruna gelmiş uskumru gibi şoktaydım. Zühtü Bey'e ulaştım. Çin'in Guangzhou şehrini yerle bir eden ve yaklaşık 1 dakika süren 7. Dedemin okunaklı elyazısıyla kaydettiği adını gördüm. Çanakkale Savaşları'nm tam ortasında yazılmış notları okumak ne demek biliyor musun? Üstelik büyük dedemin eh/azısından. Cephede geçirdiği iki ay boyunca günlük tutmuş.. Ve Enver'e iki kupon vermeyi: Biri.. Bayılmak üzereydim. Araştırdım. I. mesele yok. eski bir müzayedenin katalogu sayesinde haberdar oldum.. hayır. Enver'in elinde deri ciltli küçük bir defter belirdi. bale yapan travestinin elindeki av tüfeği kadar endişe vericiydi. Vallarino gülümseyerek ayağa kalkıp Enver'i ve beni işaret ederek salonu çınlatan alkışları bize yönlendirdi. bir saat kadar süren gösterinin sonunda. Fakat 1914'te Sarıkamış'ta Türk askerlerini öldüren soğukla kıyaslarsak. Derin bir nefes aldım: "Ben iyiyim. yordu. 270 Enver Paşa. fakat cüzdanımı evde unutrnui tum." "Dedenin defterini niçin bu kadar çok istiyorsun?" "Ben tarihçiyim Enver.. salıncakta beni öldürmediği. 22 Aralık günü İstanbul'da hava biraz serindi. Çok hızlı sallıyorsun. Lamelif Sahafın vaktiyle düzenlediği. İki ucunu birbirine bağladığı halatı fırlatıp yüksek çınarlardan birinin tepesinden aşırdı. Sadece sağdan sola 2. dalkavuklar alıngan 25 Aralık.. Alkışlara hiç kulak asmıyordu. siyah Audi'sinin bagajından uzun bir halat getirdi. kulağıma ejderha gargarası gibi manasız sesler geliyordu. Rus işgali altındaki toprakları kurtarmak ve Rusya içlerine ilerlemek amacıyla Sarıkamış Harekatı'nı başlatmıştı. Emirgan Korusu'nda. "az daha beni öldürüyordun!" Bir adım geri çekilen Enver'in yüzünde suçluluk duygusu tozlu bir lamba gibi yanıp sönüyordu: "Seni korkuttum mu?" Kalbimden yükselen kesif bir duman gözlerime basınç yapıyordu. Namık Mıknatıs şaşırtıcı bir tiksinçlikle altına yapıyordu. 59 ." Ağaçlar. Kasırganın söndürdüğü bir kadırga yangınından kurtulmuş gibi sevindim. Soluk soluğa fısıldadım: "Durursan bir kupon veririm!" Salıncak.ı çalıyordu.. Kararsızca gülümsedim.. görmeme bile müsaade etmedi. Küçük boy Moleskine defterler var ya. Romanya Devlet Başkam Nikolay Çavuşesku ile eşi Elena Çavuşesku idam ediliyordu [1989]. "otur da seni biraz sallayayım. "Gerçekten böyle mi düşünüyorsun?" "Immm." Enver beni şaşırttı: "Yunan Filozofu Demokritos da 'Doğruyu asla bilemeyiz. Bir koşu. Tebessüm bazen ağlamanın bir çeşididir. çünkü o hakikatin ulaşılmaz derinliklerinde gizlenir' diyor.çıkıyordu. kartlar kadehleri yutuyor.. Küstahlığı. sağ bileğimi tutup defteri avucuma bıraktı: "Bey-kozlu İdris oğlu İshak'm 1333 Rebiyülevveli ila Cemaziyü-lahiri arasında tuttuğu günlük. günlüğünde Harbiye Nazırı Enver Paşa'dan bahsedip bahsetmediğini düşünüyordum. avını sükunete davet eden avcı ifadesi belirdi. bana bir kupon verip boynuma sarılacaksın" dedi. İlk bulmaca 1913'ün sonlarında New York World gazetesinde yayınlanmış ve çılgınca bir hızla diğer ülkelere yayılmıştı.. Sayıklar gibi konuştum: "Yunan şairi Aiskhylos 'Savaşta ilk önce hakikatler ölür' demiş. Bu artistik numarayı bir kupon vermek isterdim. "Uzak dur" diye haykırdım. biraz yavaş ol!" "Ne dedin? Seni duyamıyorum?!" Enver beni uzaya göndermeye kararlıydı. kadehlere paralar doluyor. "Haydi" dedi. Yorgancı Enver Paşa'nın bu sözünü duysa herhalde sinirinden gülerdi. tamam.. İnanılmazdı. Vallarino'nun Enver'e göz kırptığını fark ettim. Günlükten. Tam o anda. Yan yana duran kartlarda ENVER PAŞAŞEBNEMŞİBUMİYİSEVİY O Ryazısı okunuyordu. fırlayıp ağaçlara çarparak parçalanacağım. ancak bu kadar etkilenirdim. soruşturdum: Zühtü Zubizaretta adında bir koleksiyoncu almış. Defterin arasından 13 Cemaziyülevvel 1333 tarihli Tercü-man-ı Hakikat gazetesinin bulmaca sayfası çıktı.. Müntekim Gıcırbey toprağa korkunç büyü malzemeleri gömüyordu. arabadan küçük bir kilim ve yastık alıp geldi. Öylece sarılmışken. Jean-Pierre Vallarino daha iyisini yapamazdı.... Derhal indim. bulmacadan hevesini alamadan öldü! Görünen o ki İshak dedem de on lardan biriydi. Biz de seyircileri selamladık. gözlerimin önünden Yaşayan Ölülerin Saldırısı filminin fragmanı gibi geçti. Reha Veto'yu alnından vuruyordu. bulmacayı tamamlamaya büyük dedemin ömrü vefa etmemişti. Vallarino. elindeki iskambil kartlarını bir tek hareketle masaya yaydı. duştan yeni çıkmış zombiler gibiydi. Enver koluma girdi.. Ne yazık ki harekat yaklaşık 90 bin askerimizin ölümüyle sonuçlandı.6 şiddetindeki depremin her saniyesinde 2 bin kişi ölüyordu [1932]." Harbiye Nazırı Enver Paşa. )1\ Nefesim kesilmişti. Dünya Savaşı patlak verince. fakat ne dediğini anlamıyordum. et ve kemiklerim kanlı topaklar halinde çamurlu zemine saçılacaktı! "Daha hızlı sallamamı mı istiyorsun?" diyerek salıncağı on kaplan gücüyle bir kez daha ittirdi. onun yerineJeanPicın Vallarino'nun şovuna iki bilet gelmişti. şehit dedemin hatırasını canlandırdığı için. Akşam tekrar buluşup gösteriye gittik: Vallaıino ı kambil kartları. Sol eliyle. onlara benziyor.. Nişanlısını ameliyat eden bir doktor gibi konian tre olmuş vaziyette. Deprem esnasında kaçarken başıma yıldırım düşse. anında istop etti. sisin yırtıklarından Boğaz'ın petrol yeşili sularını seyrediyorduk. satır çözülmüştü.•. Elini açtığında sigara yok olmuş. iplerin arasına yerleştirdi. otuzdört yaşındaymış. Cesaret çiçek açar fakat meyve vermez. Bu sihir işi hoşuma gitmişti doğrusu. evetin hayıra dönüşmesinden daha kolaydır.u v. n'olur!" Emindim: İp kopacak. yanağının gerilişinden Enver'in gülümsediğini fark ettim: "Sahi. Harbiye Nazırı ve Erkan-ı Harbiye Umumiye Reisi olan Enver Paşa.. Kurnazca bir şımarıklıkla "Aynen öyleyim" dedi. Anlaşılan. 30 milyon insan. Enver bir şeyler söylüyordu. Büyük dedemin günlüğünü okuyup ağlıyordum." "Savaştan kaçma Enver Paşa!" "Kaçmam gerek. Ağaçların arkasına saklanmış bir orkestra Modest Mussorgsky'nin [1839 -1881] Night on the Bare Mountcari'm. Ağaçlar etrafımda fırıl fırıl dönüyordu." Alnım kırıştırarak "Bahse girerim." Uyuşuklar yardımseverdir. dedemin. otuz saniye içinde. Kaşla göz arasında bir salıncak kurdu. Ayakta duramıyordum. Gözlerimi yumup hıçkırıkla inilti arası bir ses çıkardım. İçimdeki çalkantı diniyordu. Enver Paşa'ya sarılırken. ( Yüzünde. Babamın 5 Nisan 1915'te Arıburnu'nda şehit olan dedesinden: "Adı İshak. Umarım büyük dedenin şehitlikle taçlanan askerlik anıları hâlâ ilgini çekiyordur?" 272 Eprimiş defterin ilk sayfasını açtım." "Sürprizlerle dolusun Enver!" Gülümseyerek salıncağa kuruldum. süratle illüzyonl. Alkışlar devam ederken Enver'e bir kupon daha devrettim. Babam. hayırın evete dönüşmesi. Hayatım. Bozuk paralar bir görünüp bir kayboluyor.t|>ı . Büyük dedemin defterini bana satmaya yanaşmadığı gibi. diğeri.

.Sayfanın bir kopyasını hazırlayıp bulmacayı çözmeyi. dalkavuklar alıngan. Mantıksız kafa. tartaklanmış. Yine de sigarasız geçen saniyeleri sayıyordu. Fazla oyalanmadan kahveyi alıp eve doğru seğirttim. dünyanın yaratılmasından önceki sessizliğe benzer bir sessizlik hakimdi. Artık zayıflayıp tığ gibi olsam bile. Bense beyran çorbasına konsantre olmuş vaziyetteydim: aTercüman-ı Hakikatin bulmacasını gerçek sanmıştım.. Buna kısaca VYL denir: Vücut Yağlarının Laneti. Annem portakal. asrın son çeyreğinde dünyamızı teşrif edecek ve dahi çok canlar yakacak dilber-i şahane: [12 değil] 9 harfli. "O bulmacayı İshak dedemin defterinin arasına koyarken ne düşünüyordun?" Garson. İshak dedemin cennetteki itibarını zedelemiş değildi ya? İnsanların sözünü edip durduğu acı gerçekler. kelimelerin ağzımdan dökülmesine izin verdim: "Fazla kilolarınızdan pekala kurtulabilirsiniz?" Gülümsemeye çalışırken. cam asansörle en üst kata çıkıp buz piste ulaştık. Bulmacayı çözmek çok heyecan vericiydi. çoğunlukla ne acıdır. 2 hafta.. Payımıza düşen çikolata miktarını yıllar önce tükettiğimiz iddia edilir. 8 harfli: Naciye Sultanla izdivacından sonra Harbiye Nazırı olan meşhur paşamız. "sizde ne var ne yok?" Gençliğinde birkaç filmde başrol oynamış." Işıklı dükkanların arasından geçerek. Enver'le to-kalaştılar. birkaç günde yarım asır ihtiyarlamış ve Burger King'in tüm gıda stokunu yemişti sanki. Alacaklılarından kaçmak için sürekli adres değiştiren seksenalü yaşındaki Nikola Tesla. bulmacadaki acayipliği fark etmemiştim: 20. fakat Enver'in bulmacayı beni üzmek için hazırlamadığı aşikardı. Ayaklarımıza patenleri geçirdik. firik pilavı.. Uçan Kız filmi meşhurmuş. Enver'le Aralık Sonu Ocakbaşı adlı restoranda buluşmuştuk. 274 Babam hep der ki 'Uyuşuklar yardımseverdir. Enver'in boş kasesini aldı.. Şebnem Şibumi! Senenin son ayının 29. Ne hissedeceğimi hâlâ bilemiyordum." Alışveriş merkezi. Bulmacayı hazırlamak için epey uğraştığı belliydi. sokakta kargaşa çıkaran Friedrich Wilhelm Nietzsche'yi polisler zor zapt ederken [1889]. normal bir insanın intihar etmesine denk gelir. Ozan Taraz ve Enver o anda durup bütün dikkatlerini bana yöneltince. Ona darılmam saçmaydı.. tükenmez kalemle çizerek okuyordu... 7 Ocak. Saldırıdan sağ kurtulan tek adam olan Ozan Taraz da saçlarını tümüyle kaybetmiş. daha doğrusu sahte kusursuzluktan ötürü bir kupondan fazlasını hak ediyor. akşamı.. sana meyve getirdim. kimyasal bomba atılmış gibi ıssızdı. Ozan Taraz ağır ağır yürümeye devam ederken. Herkes bizim pastadan çıkan dansözü de mideye indirdiğimizi düşünür. meyve taşıyorduk. Biz faniler. öylece durdu.. kaleci eldivenine benzeyen elini uzattı. Oğul Johann Strauss'un [1825 -1899] Mavi Tuna'sı [An der schönen blau-en Donau] eşliğinde. Mantomu sırtıma geçirdiğim gibi dışarı çıktım." Yemeğin tadına varmaya kararlıydı. aslında bir mektuptu." "Bulmaca gerçek.... 7 saat önce bırakmıştı. hem de cüretkardır: Enver de öyle işte. ne de gerçek. Beni görenlerin aklından neler geçtiğini iyi biliyorum: 'işte' diyorlar. 275 "Aslında" deyip sustum. ortak aldanışlarımızla mayaladığımız mucizelerin su katılmamış birer fiyasko olduğunu göremeyişimiz sayesinde birbirimizin kalbini kazanırız. 24 ayar yanılgılardan doğar. Çantamdan cüzdanımı. Evimizin salonuna. "Tamam anne" deyip fırladım. 8 harf tutuyordu. imalı bir tieşeyll sordu: "Şebnem n'aber?" /ıı Ben de "Bildiğin gibi Mübeccel Abla" dedim. 60 . Osmanlıca yazılışı. "Bulmaca." Canıma minnet. 'bütün sürüyü yutmuş bir çoban!' İtiraf edeyim: Ne görsem. asalaklaı m cakkanlı.. 9 değil.. New Yorker Oteli'ndeki güvercinlerle dolu odasında kalp yetmezliğinden ölmüş yatarken [1943]. 276 Âşık olunca hayatın anlamına yaklaştığımızı zannederek mantığın sınırlarından dışarı çıkarız. Eve vardığımda annem telaş içinde tir tir titriyordu. çördük çorbasını usulca içiyordu. Eski bir basketbol topunu andıran başıyla bana selam vererek "Hoş geldiniz yenge" dedikten sonra tekrar Enver'e döndü: "Benim adım Ozan Taraz" her iki işaretparmağmı göbeğine doğrultarak ekledi: "Bu da benim yumuşak karnım. zır cahiller ciddi. "Yuvarlanıp gidiyoruz" diyerek geçti.ko yuldum. Daha fazla üzerine gidersem. Markette bir-iki tur attım." Enver ağzındaki lokmayı yuttu ve bir mucizeye tanık oluyormuş gibi gülümsedi." "Galiba şehitlerden iyi postacı olmuyor. Yukarıdan aşağı 7'ye gelinceye kadar. Cevap tabii ki "Enver Paşa"ydı. üç ayrı tabancayla vurulmuş halde Neva nehrinin buzlu sularına fırlatılıyordu [1916]. fakat Tercüman-ı Hakikatte yayınlanmış değil. kaktüs şurubu bırakıp çekildi. Pistte... Fakat o bulmacanın her karesini gözyaşlarım-la ıslatmıştım. Enver. sözlerinin bendeki etkisini merak ediyordu." Babam gazeteden başını kaldırmadan ses verdi: "Ha?" Ona.. üzerine işaretparmağımla bastırarak tabakların arasından Enver'in önüne sürdüm: "Düşündüm de.' Âşıklar ise hem sersem. 3 Ocak günü." Ağzında çatal. zahter salatası. ilk olarak 'Acaba yeniyor mu?' diye düşünürüm. Yolda. aynaya baktığımda tombalak halimi görürüm. Başımı kaldırıp binanın cam tavanına bakınca takımyıldızların arasından bir yıldız kaydığını gördüm. yaptığının kötü bir şey olduğuna inanacaktı.. mesnetsiz umutlarla dolup taşar. "Kızım" diye fısıldadı annem "marketten bir paket kahve alır mısın? Babana kahve pişireyim. Enver Paşa olmalısınız?. Ben tam kırk yıldır şişkoyum küçük hanım. zehirlenmiş. mandalina ve elma dolu tabağı sehpaya koydu: "Şerifciğim bak. Elindeki gazeteyi. kahve.. 5 gün. Asla tanışmadığım büyük dedemin yarım bııaklı ğı bir işi tamamlıyordum. Bir aysbergde inzivaya çekilmiş romantik Eskimo hayaletlere benziyorduk. el ele paten kayıyorduk. çarın şerbetli keşişi Grigo-ri Yefimoviç Rasputin.. çerez. ShahShops alışveriş merkezine girdiğimizde geceyarısıydı. N'oldu demeye kalmadan bir de baktım babam yerde yatıyor! Solunumu durmuştu. Mübeccel Abla'ya rastladım Müstehcen bir sırrı paylaşıyormuşuz gibi. cüzdanımdan da bir kupon çıkardım. babacan bir edayla konuya girdi: "Nasıl mesela? Spor mu yapacağım?" "Neden olmasın?" "Şişmanlar yapabiliyorsa. İçimden. Karlar kabuk bağlamıştı. ömrümün geri kalanını Enver'le geçirebilmeyi diledim. En büyük sevinçler. Lucky Strike'ı bir nebze unutturabilmek için sürekli çay. Enver'le birbirimize sarılıp usulca dans etmeye başladık. pasta. kominin yardımıyla masaya babagannuş ve sirinan kebapları. Bize kapıyı şişman ve dazlak bir adam açmıştı. Masaya koyduğum kuponu. Ozan Taraz sessizce buharlaştı. Sigarayı 4 ay. bu kusursuz sahtelik. Tarifsiz bir heyecana kapıldım )l\ Sağdan sola 1. yani mektubu okumazdın?" "Belki de. yüzümün kızardığını hissediyordum. babam sakız çiğniyordu. Dedenin günlüğünü zarf olarak kullanmasaydım bulmacayı çözmeyebilirdin. o iş spor değildir. Biz şişmanların işi zordur. "Siz. Fazla kilolarımın tümünden kurtulmam." deyip takma dişlerini göstererek. Kendi adıma rastlayınca. Enver.

Üniformalı polisler. hayranlarının saldırısına uğramış kokainman bir rock grubunun sığındığı süite benziyordu. ikimiz de. . boş tarafını da umursamazsınız. ümidinizi kaybetmeyin. "Sakızı yuttu kızım! Sakız boğazına kaçtı!" Annemin gözlerinden yaşlar süzülüyordu. "Dediğim gibi.. şu durumda kesin konuşamam. Ailemizin bilardo topları gibi dağılmasını önlemişti. Ama ben bu mucizevi aldanışa. Monitördeki nabız göstergesi. Kalan 20'sini bir kerede teslim etmeye niyetliydim. insanlık tarihinin en dehşetengiz olayı sanki. Sanırım altı-yedi 278 dakika boyunca beynine oksijen gitmemiş. sehpadaki tabakta duran meyve bıçağını kaptım ve babamın boğazına batırarak küçük bir delik açtım. 280 Geri dönüp Enver'e sımsıkı sarıldım: "Çok. sonra ziyarete gelirim". Şimdi gitmem gerek. Annemin kesik solukları ve ayak sesleri etrafta yankılanıyordu. İçeri doğru yürürken "Sen gidiyor musun?" diye sordum. değil mi?" Bunu soran Bora Ağabeydi. koridorun sonunda nöbet tutan Lklâi hariç. "Altı gecedir uyumadınız. aşk sonsuzluğa heveslendirirken imkansızlığa hapseder.hi Ona minnet mi duyuyordum? Bu aşkı ona borçlu muydum?. Şu anda komada. sağ koluma girmiş halde. monotonluk prosedürü yıldırıcı bir yavaşlıkla işliyordu." Limuzinde. Beklemekten başka çaremiz yok. camekanlı bir şadırvanı andıran kafeteryaya doğru ilerlerken telefonum çaldı. Harika şeyleri. Tamam. bir gelişme olunca size derhal haber veririm. Moda sahilindeki ıslak çimlerin üzerinde tek başına yürüyordum. zincirlerden ve çözemeyeceğimiz diğer şeylerden bahsetmeyelim artık. 1 ğın olmuştuk. Yarım saat içinde ameliyathaneye naklettiler. babanızın bilinci yerine gelmiş" diyerek bir eliyle davet jesti yaptı: "Buyurun lütfen. Kış uykusuna yatmış gece bekçisi kadar derin uyumuştuk. Koşarak. sevgilim. Kendimi. haydi. yüzümüzdeki zindan karanlığıy-la. şimdi içimde aşkın çıngırakları çalıyordu. "Şerif Bey'e ben refakat edeceğim. uyanacak nasılsa. fakat her şeye hazırlıklı olun." Gözlerime yaşlar doldu.. hem enerjik. Fakat ayılmadı. Umut ve sükunet aşılayan pırıl pırıl tebessümü hiç dağılmıyordu. Ertesi gün.. operasyonu polislerin yapacağını sanırdınız. "Bilmiyorum. "Anne hemen 112'yi ara. sessizce ağlayıp başını ve gövdesini öne doğru eğerek kamburlaşıyordu." Eve varıp geceliklerimizi giyinceye dek yavaş yavaş sızdık. hemşireler. deterjan reklamlarmdaki banyolar gibi parlayan koridora daldım ve kapısı açık asansöre yetişerek içerideki sünepe kalabalığa sevinçle tosladım.. Bir dizi kan tahlili yaptık." Ellerimiz çözülürken avucuna bir kupon bıraktım. Tükenmez kalemi söktüm ve dışındaki borunun bir ucunu delikten içeri sokarak diğer uçtan iki kez hava üfledim. "sizi baş başa bırakayım. hayırlı anormalliğe. Ümidinizi kaybetmeyin. dirilişi sırasında babama -gönüllü olarak. hastabakıcılar uğruyor. Fakat kendi susuzluğumun farkında değildim. içine düştüğümüz kör kuyu sessizliğiyle baş edemeyip gerisingeri gidiyorlardı. Dönüp bakmadım. aşk ile mantığın yolları ayrılalı çağlar oluyor. Çarçabuk giyinip dışarı çıktığımızda. Annem ve ben bir an önce babamı görme telaşmdaydık. İki saat sonra cerrah dışarı çıktı ve ağzındaki maskeyi indirip şöyle dedi: "Önce MR çektik. Doktorlar. Acil servis. Tamam. Enver Paşa'ya ait hissediyordum. Elimizden gelenin en iyisini yaptığımıza emin olabilirsiniz. Tamam. Arayan. Doktorun yüzünde manalı bir ifade arıyordum. Çünkü o. siz gönlünüzü ferah tutun. "Gözünüz aydın Şebnem" dedi. babam ve ben sarıldık. Enver'in geceyi babamın başucunda geçirmesi.. aşk kişinin kendini aldatmasryla başlar ve başkalarını aldatmasıyla sona erer. sessizce ağlıyorduk. bekleyip göreceğiz." Arkamdaki polislerden biri "Ne kadar bekleyeceğiz. sigortalı dengesizliğe hazırdım. Ziyarete gelen akrabalar.refakat etmişti. rüya görmediğimizden emin olmak için anne-kız birbirimizin elini sıktıkça sıkıyor. cam gibi gözyaşları kesiyordu. Uykusuzluktan sağır olmuştuk. Tamam. Durdum. Enver'in 'dolu' olduğunu çoktan anlamıştım. Doktorlar bana hızla birkaç soru sordular. kollarından fırlamış gibi görünen minik borular birbirine dolanmıştı. çok teşekkül ler. Tamam. birkaç ay da. Enver bizi hastanenin önünde karşıladı. tek tek kayboldular. Birkaç gün de olabilir. atmıyor! Ödüm kopmuştu. 61 . topraktan fırlayan Ninja savaşçıları gibi hareketliydik: Hem yaslı. artık dinlenin" diyordu. Enver Bey'in selamları var. Dört-beş dakika sonra gövdesi kasılan babam derin bir nefes aldı. ambulans çağır!" Babama kalp masajı yamaya başladım. Adımlarımı hızlandırdım. 15'e kadar sayıp tekrar boruya üfledim. Sizi yanıltmak istemem. "Haydi. uçuruma yaklaşmış La Linedyı [Bay Meraklı] andırıyordu. 400 metre ötedeki. Sevinç gözyaşları daima keder gözyaşlarmdan iyidir: Kutlama çiçeği ile azap dikeninin aynı sularda yetişmesi sizi yanıltmasın. Onları duyamıyorduk bile." Eğilip yanağımı öptü: "Tamam prenses. "Doktor. bir tahmininiz de mi yok?" diye sordu. baban sc ni bekliyor. "Evet" dedi. Prefrontal kor-teksin altında oluşan pıhtıyı Streptokinaz'la erittik. kamyoncu lokantasmdaki salata gibi dar m ad. ne tümüyle anlayabiliriz ne de izah edebi liriz. Annem. Gözlerinin etrafında giderek büyüyen 11101 halkaları. Birden. Enver bizi yalnız bırakmıyordu. aşk sadece kör değil aynı zamanda aptaldır. Şoför arabanın arka kapısını açarken "Şebnem Hanım. Müsaadenizle" dedi ve gitti. bardağın dolu tarafını da. Yatağında oturan babam beni görünce iyice doğruldu: "Kızım!" Annem. kapının önünde bizi beyaz bir limuzin bekliyordu. burnundan. Kadıköy'deki Papazın Çayırı denilen düzlükte Fenerbahçe ve Galatasaray futbol takımları ilk kez karşılaşıyordu [1909]. Şerif Bey'in nefes borusundaki sakızı aldık. müdürüm yaşayacak. Ambulans ve polis sirenleri arasında hastaneye yetiştik. Annem. [LEONARD COHEN] 17 Ocak. babamdan daha kötü görünüyordu: Kurutulun 19 biber gibiydi.. büyü gibi işe yaramıştı. O güne kadar Enver Paşa'ya 10 kupon vermiştim.Nabzını yokladım. in Enver'in sipariş ettiği yiyeceklere elimiz varmıyordu. Solunum cihazına bağlanmış. Babamın komada oluşu. Şaka mı yapıyorsunuz? Susuzluktan ölmüyorsanız. Etrafta o kadar çok polis vardı ki. aşk hayal gücünün zekayı yere sermesidir. Kaç gündür hastanede beklediğimizi bilmiyorum. Tam anlamıyla ölümden dönmüştü. oyalanmayın" dedi babam "kıyafetlerimi bulun da bu Allah'ın belası yerden bir an önce kaçalım!" Azrail'in karşısında sakız çiğnenmez Aşktan. Derhal. Bir gece Enver annemi ve beni taksiye bindirdi. aceleyle cevapladım ve babamı apar topar yoğun bakıma aldılar. altın suyu gibi bir yağmur başladı. işte. tamam mı?.

Etrafımda ne varsa hepsi birden birer ipucuna dönüştü. Enver ruhani lideri karşılayan tapınak muhafızı gibi huşu dolu bir saygıyla doğruldu. [THOMAS SZASZ. baban gözlerini açtığında gecenin üçüydü. Azrail'in huzurunda sakız çiğnemeyeceğimden eminim' diyor. "Baban toparlandı mı?" "Doktorun dediğine göre. Islak giysilerimizden buhar yükseliyordu. yani sizinki sadece." "Şebnem." "Kimmiş?" Seccadesini toplayarak ayaklandı. Güleç bir suskunlukla geçen bir-iki dakikadan sonra.] Bu söz üzerine. su tabancasından kaçan bir Fransız gibi ağlaya ağlaya yan odaya koştum. hayatta en ciddi karar. Annem. soğuk algınlığına yakalanmış bir timsahmki gibi kulak tırmalıyordu. O da nöbetçi doktoru çağırdı. Sevinçten sakarlaşmıştık. "Aman. Islak ve parlak frizbiye şaşkınlıkla baktım. üzmesene kızı. sen en iyisi bize kahve yapıver" diyen Babam Enver'e döndü: "Orta şekerli?" Enver hoşnut bir ifadeyle "Pekala" dedi. "Öyle olsun." "Hımmm.Enver'di: "Buyurun Paşam?" Bu kısa cümleyi. "Şebnem merhaba. hakkımda benden daha çok şey biliyor. Babam seni hiç hatırlamıyor. harika biri. Bir gözünden çocuksuluk. lokal amnezi yani kısa süreli hafıza kaybı varmış. Enver tam bir hafta boyunca hastanede bize eşlik eden arkadaşım. Ben de aynısını yaptım. Enver'i eve çağırmakta acele etmiştim. Kenarı boyunca. Allah korusun. haftaya biraz geç başlamaktı. ben arkada salona girdiğimizde. Bu davranışımdan ötürü gururlandığını. Kafeteryaya kadar sendeledik. Enver birden paltosundan mavi bir cisim çıkardı ve bana doğru fırlattı! Uçarak yaklaşan şeyin bir frizbi olduğunu anlamamla onu yakalamam bir oldu. onu babamla tanıştıracağımı söylediğimde "Kızım. 284 "Hoş geldin delikanlı." El sıkışırlarken Enver öne eğildi.. Elimdeki kuponları bir kerede vermeye kalkıştığımda itiraz etti. babanın karşısına böyle damdan düşer gibi bir adam çıkarman sence uygun mu?" dercesine baktı ve fısıldadı: "Namaz kılıyor. Görseniz. gergin ipin ortasına kadar gelmiş acemi bir cambaza benziyordu. Enver'in ellerini tuttum. Kahvelerin dumanı tütüyordu. Babam önde." Enver. çok enteresan halbuki. masada tepsi gibi duran frizbinin üzerine koymuştuk. dünyanın karmaşasıyla aramıza set çekmişti. Onun dışında gayet iyi. Şerif Bey'e geçmiş olsun demek için uğramıştım. "Ben seni sonra ararım" deyip kapattım ve kupon namına ne varsa vermek için. Marlboro paketinden bir sigara çıkarıp yaktı: "Biliyorsunuz. acılarımızdan 7h. Enver'i biliyorsun.. Omuzlarındaki meleklere selam verdi.. Buğulu camlar. romantik bir düellonun son saniyeleri sanırdınız. ona âşık olduğumu bilmekten müthiş heyecan duyduğunu." "Şahika. Seni dünyaya getirdikleri için onlara tebrik ve teşekkürlerimi sunmalıyım. Telefonu tuttuğu elini indirdi. sevgililerimle hep ölüm-kalım zamanlarında karşılaşması garipti. ciddi mi konuşuyorsun anlayamıyorum. O da koşuyordu. "Zahmet etmeyin lütfen. Uçsuz bucaksız çimenler ile yağmurun arasındaydık. hafızamın bir kısmını kaybettim. orası iyi.." Anneme." "Efendim?" 282 "Hazır mısın?" "Neye?" "Tamam. yedi gün süren ölümüm boyunca beni yalnız bırakmadınız" dedi. Annem mutfağa süzüldü.. Babam." "Tuhaf. Enver de aynısını yaptı... Enver. Ben sadece." "Beni ne kadar da iyi tanımışsın!" Babam öyle tuhaf gülümsedi ki odanın ısısı birkaç derece düştü." Ben de "Merak etme anne. Birer kahve ısmarladık. tutuklaması gereken bir suçlu vardır [Şerif Şibumi] İntiharı hariç tutarsak. senin nazarında ne?" "Gül bahçesine kakasını yapmaya çalışan kabız bir ayı!" [Ah. "hiçbirimiz. çocuk sahibi olmaktır. ani bir ses duyan köpek yavrusu gibi başını yana eğdi: "Duyduğum kadarıyla. "Babacığım. Yüzüme baktı. ciddi misin?" "Evet. Bu dünyada tüm kalbimle sevdiğim herkes biraradaydı. "Ailenle tanışmayı ben de çok istiyorum Şebnem.. sevdiğim adama doğru koştum. Emekli olmuş. fakat yine de anlaşmaya uymamız gerektiğini söyledi. benim nazarımda. 62 . Fincanları. Sadist nezaketiyle sordu: "Şu anda nerede olduğunuzu biliyor musunuz?" Etrafa bakındım: "Hastane. daire şeklinde "Seni seviyorum Şebnem" yazıyordu.." "Bazen." "Evet baba. Babamın. mesleğinizde zaten çok başarıhymışsmız. Her polisin içinde.. Birkaç saniye içinde buharlaşacaktık sanki.. Vahşi Lisan] Uyandım ve tepemde dikilmiş beyaz önlüklü doktor bozuntusunun oyuncak ayı sırıtışı gözlerimi kamaştırdı. emin misin.. masadaki kuponları elimle frizbinin kenarından çantama sü-pürdüm: "Anlatsana." Enver. babam onu çok sevecek" der gibi baktım ve sessizce "Tamam" deyip arka odaya geçtim." Babam. Tatlı bir söz söylesen dilin mi kopar? Aslan gibi çocuğa kulp takma şimdi!" "Sana göre aslan olabilir karıcığım." dedim ve birden Reha Veto'yu hatırladım. bunu okumak zorunda kaldığınız için özür dilerim! Zira ben. Enver'e gevrek bir sesle "Sağolun.. Rüya ile gerçek arasındaki farkı kökten unutuncaya dek birbirimize yaklaştık ve sımsıkı sarıldık." "İnsanlar bana bunu her söylediklerinde 1 lira verselerdi şimdiye milyonerdim. Beni tanıyan herkes. bekliyorsun? 'Onu gördüm ve hayatımdaki bütün taşlar yerine oturdu' mu?" "Şerif. Bu da beni iyi bir polis yapıyor. "Babacığım. poliklinik ya da öyle bir yer?" Sesim. Reha Veto olayından sonra namaza başlamıştı. 45'lik tabancasını bırakıp 99'luk teşbihi ele almıştı. Yani ikinizin öyle özel bir anda tanışmanız. derdini anlatabilecek kadar Türkçe bilen bir cariye edasıyla söylemiştim. Donup kaldım. olduğun yerde dur. Komadan çıktığında ilk seni görmesi. Galiba yarım yamalak bildiğim her şeyi unuttum. nasılsın?" "Sesini duyunca daha iyi oldum Enver. hemen hemşireye seslendim. Telefonu kulağıma götürdüm. Enver'i salona buyur etmişti.ııı Dudağını hafifçe büktü: "Pek konuşamadık." Yavaş yavaş yürüyordum. uyandığı sırada babamla ne konuştunuz?" . Enver'in dışarıda beklediğini.. dünya tarihinde bu işi yapabileceğim başka bir zaman yokmuş gibi! "Sizi anlıyorum" dedi Enver. Onlar ilgilendiler." "Ne?" Etrafa bakındım. Hani sana bahsetmiştim ya?" Babam. Dua mırıldanırken bana doğru bakıyordu. kafeteryanın hizasından bana doğru yürüyordu. Misafirimiz var... Annem asaletli bir utangaçlıkla "Ne arzu edersiniz?" diyerek Enver'e gülümsedi.. diğerinden olgunluk okunuyordu.... Bir de yeniden sigara içiyor. şaka mı yapıyorsun." "Hoş bulduk efendim.

herkesi polis sanır. ben bu yatakta onyedi senedir uyuyor olamazdım. "Asmalımes-cit" yazılıydı. Başka çocuğum olup olmadığından ciddi ciddi kuşkulanmış görünen annesine alelusul el sallayarak "Allahaısmarladık!" dedi ve koptu. Tekrar bindim. Radyonun düğmesini çevirdim: Duman adlı bir müzik grubu. boynuma sarıldı: "Babacığım." "Şerif Bey.. Şebnem'imi incitmeden Enver Paşa denen dejenere piçin ipini çekmek niyetindeyim. Henüz ayakkabılarından tekini giymiş olduğu halde. mahmur gözleriyle bir başka dokioı [Çı ri girdi." "Sen." Birden bütün yük kalbime bindi. Bu yaşta söylediğim yalana bakın hele: Sevaplarımı artırmak için daha çok zaman ve benzin harcayarak cennete yaklaşacağım yani! Hayat arkadaşım. temkin ve ihtiyattan ibaret olurdu. Ve her polisin içinde. Şahika'ya çaktırmadan. Bir an tereddüt etti: "Yirmidokuz yaşındayım. İçimde bir dejavu tedirginliği baş göstermişti. gecikirsem tasalanma. Gözüm kadını bir yerden sinyordu: "Sen de kimsin?" "Aşk olsun. Beyniniz dakikalarca oksijensiz kaldı. Kız babası olmak. İlk müdahaleyi kızınız Şebnem yaptı. sakince yatak odasına uzandım. çarkları şüphe döndürür. Çile Bülbülüm'ü söyleyerek ruhuma gıda yardımı yapıyordu: Bizim zamanımızda -nur içinde yatsın. fakat. bana inanmıyorsanız televizyon seyredin. mantar gibi hiçbir şey düşünemeden sürüyordum. Bahçe kapısının iki kanadını da açtım. namazı orada kılacağım. başucumda bekleyen arkadaşından söz edince de. Ben silahımı bıraktım diye suçlular da ıslah mı oldu? Yooo? Oyuna bensiz devam ediyorlar. gece gündüz demeden bana koşuyordu. uçuruma açılan mağarada hızla yol alıyordum. gazete okuyordum. Kontağı çevirdim ve araba sinir krizi geçirmeye başladı. 63 . Bora Oturanboğa'ya telefon edip Enver Paşa'yla ilgili bir kayıt var mı diye baktırdım." "Hatırladığınız en son olay?" "Evimdeydim. hırsızların. /')l Başımı dışarı uzatıp "Çengelköy'deki camide mevlit okunacakmış. Onyedi yıl martavalını uyduran zırtapozun sorularına benzer şeyler sordu. ben uyurken mi büyümüşlerdi? Dünya Kupası'm almış mıydık? Ülkemizin bölünmez bütünlüğü korunuyor muydu? Hangi parti iktidardaydı? Otomobiller uçmaya başlamış mıydı? Herkes yokluğuma iyiden iyiye alışmış olmalıydı? Bu yaştan sonra ne halt edecektim?!. Onyedi sene mi?! Karım yaşıyor muydu? Kızım ne haldeydi? Torunlarım var mıydı. . kanun adamının dangalaklığından ötürü suçlunun özgüveni pekişme-li. tabancamı doldurup belime taktım. Eee? Polis..Hamiyet Yüceses terennüm ederdi... Bir tek şapkam eksikti. Şimdi." "Darılma bana meleğim. "Adınız nedir?" c "Şerif Şibumi. Reha Veto denen zibidinin beynini uçurarak. polis köpeğinden daha aptal görünmek zorundadır. "Geçmiş olsun Şerif Bey" dedi. benim en sevdiğim çocuğumsun. ipucu toplayan polis konuşmayacak. Ağzının kıpırdadığını görü yor. Sizi hayata döndürmeyi başardık. ayın kaçıdır. Biricik kızını yedi yabancı bir adamla paylaşmakta zorlanıyor diye yaşlı babana kızacak mısın?" Bir an durdu." "Fakat ne doktor?" "Onyedi senedir komadaydınız. Ben ki. Ben bir polisim. 290 İki gün sonra akşamüzeri." Bora. günlerden ne. Emektar Lada'ma atladım. Kızım. Küskün ve de gururlu bir ifadeyle cevap verdi: "Enver'le buluşacağım baba. Bir de şu var: Bir suçu araştıran. Telefonu açıp şifreyi tuşlayarak takip programım aktif hale getirdim. Polis sezgilerim bana çifte kavrulmuş bir manyakla karşı karşıya olduğumu söylüyordu. dolandırıcıların peşinde geçirseniz. Yavaş yavaş yola koyuldum. Köprüye vardığımda aldığım ikinci mesajda. tutuklaması gereken bir suçlu vardır. Şebnem'i bahçe kapısının önünde siyah bir Audi'nin içinde bekliyordu. Çiğnediğiniz sakız nefes borunuza kaçtı ve kalbiniz durdu. fakat sesini duyamıyordum. Bir kez daha. tuttum "Kaç yaşındasın?" dedim. Bayramda seyranda ailece ziyaretimize gelirlerdi. "Boğaziçi Köprüsü" yazılı bir kısa mesaj geldi. hayatınız komple tedbir. Ne arananlar listesinde adı var ne de sabıkası. Şebnem'in cep telefonunun yerini tespit etmemi sağlayan bir yazılım yükletmiştim.ıi".. peki" anlamında salladı. hangi yıldayız. Ardından. Herhalde "iki adımlık yolu arabayla mı gideceksin?" diyordu. önüme döndüğümde karım kaybolmuştu.. Siz çenenizi kapalı tutarsanız. parçalanmış bir ihramı andırıyordu: Binalar.. benim yanımda çalışan genç polislerden biriydi. Yine de dilim pek rahat durmadı. neden sor dunuz?" Tam o anda. O sırada içeriye bir hemşire girdi. Başımı kaldırdığımda. dünyadaki en zor kutsal görevlerden biri.. "Belki de ışınlandı?" diye düşündüm. İlk iş. Bu dünya acımasız bir yer. Nuray Mert'in köşe yazısını. Öyle ki. 03:10'u gösteriyordu. Emekli kılığında dolaşsam da. Dehşet içindeydim. polisliğim bakidir. Geri geri giderken arkaya baktım. muhatabınız otomatikman ötmeye başlar. Bu düdüklü çakalın ne mal olduğunu kendi yöntemlerimle çözecektim. hüzün yumağı başını "İyi. hatırlamadınız mı? Ben. uyuşturucu tacirlerinin. Tam on sene aradan sonra. Zırtapozdan kimseye bahsetmedim. Suçlu. Beni kınamayın.. onu hatırlamıyormuş gibi davrandım. tamam mı. Temiz çocuktu. gerçeğin kokusunu takip ederken. Kadına yaş sorulur mu? Fakat hayatım buna bağlıydı. ırz düşmanlarının. Arabayı. öyle birini maalesef hiç ama hiç hatırlamadığımı ısrarla vurguladım. Bora Oturanboğa'nm eşiyim. "Nereye güzel kızım?" Yutkundu. Şahika balkonda peyda oldu. herkesi suçlu sanır. Birileri kelepçelenene ya da zımbalanana dek. Ve bu kadın. Az buçuk kendine gelen arabadan inip bahçe kapısını kapattım." "Bugünün tarihini söyleyebilir misiniz?" 288 "Ben emekliyim.. "Nereye bey?" "Nereye olacak hanım. cüreti artmalıdır. Bir kez daha ölüm.. dünyanın gelmiş geçmiş en büyük kozmetik mucizesi değilse. şom ağızlı doktor kayıplara karışmıştı. İnsanlığa faydalı olmak için yeni bir fırsat yakaladığımı hissediyordum. Zor nefes alıyordum. beni enterese etmez. Kadına "Hangi yıldayız?" diye soracağıma. Şebnem resmî törene katılacak prensesler gibi giyinmiş. Siz de ömrünüzün yarıdan fazlasını katillerin. hani şu 'kabız ayı'yla. tamam mı?" dedim. Penceredeki tülün berisinden baktım: Enver. Cep telefonuma. camiye. ağaçlar hac faciasından canını zor kurtarmış hacılara benziyordu. Paltomu sırtıma geçirdim." Kar."Neden burada olduğunuza dair bir fikriniz var mı?" "Bunu bana siz söylersiniz diye ümit ediyorum?" Duvardaki kirişe asılı saat. çıkmak üzereydi. biricik kızıma hayatının şokunu yaşatmıştım. Polis." Çözüldük. Enver Paşa evimize geldiğinde.

Papatyaları harf olarak kullanayım. Yani ben. doğrudan bana miyavlıyor-lar. üzerinde şapkalar yüzen bir cıva nehrine ayaklarımı sarkıtmış vaziyetteyim. kara üzümün iri çekirdekleri gibi bulup çıkarabiliriz. İnsan otuz yıl yaşayınca. Her şeyde sana dair bir ipucu. sanki senden bahsediyorlar. Benim payıma paylaşılamayan şeyler düştü galiba? Beni mahveden hatalarım hangileriydi. Uygarlık bize milyon çeşit yasakla sağlanmış bir düzen hediye etti.. Asmalımescit'te bir sokağa park etti. Laf uzadıkça anlam geriler." O palto. tozutmayayım. Ciddiye alınmak için mızıkçılığa başvurma taktiğini kenara bırakayım. Sanki senden bir haber gelecek. beraberliğimizin her saniyesi için bir kupon verme arzusundaydım. Müzeye doğru kol kola yürürken. Elini çekip sokak lambasının ışığında koluna baktım. şimdilik tek harf var?" "Diğeri paltonu serdiğin için. Fakat ismimin diğer harfleri nerede?" "Tek tek yazdırıyorum. Kaybedecek bir şeyin yoksa. tüy gibi hafiflemiştim. Albert Einstein'm [1879-1955] İzafiyet Teorisi o gün yayımlanmıştı [1916].. kum saatindeki toz şeker gibi senin sevgin birikiyor. 18. Tessenjitsu adlı Japon dövüş tekniği. tülbenl boncuğu gibi umutlar pıt pıt içimde beliriyor. mandalina ve zeytinler yetişen bir ağacın mucizesini üstlenmişsin. nedir bu?" "Almyazımm baş harfi. ve 19. Şebnem her gülümseyişinde tüm ülkeye çay ısmarlayayım. Enver'e. Şebnem kalbimden senin kalbine balyozla bin pencere açayım. Beni kınama yeter ki. Sözlerde o acı yalan tadı belirir. kendilerine acı veren şeye teslim olmuşlardır. seni bulmama bağlı. patlayan bir okyanusun tozları gibi saçılıyor. alevleri görmezden gelerek yangını söndüremeyiz. Adımımı atacağım yerde kar sularından. 64 . Bu şövalye jesti karşısında ne yapacağımı şaşırmıştım. yerküreyi tümüyle sarmalamıştı sanki.. lirik bir kanatlanma yaşıyorduk. Paso ilklere imza atıyorum. ilk hamleyi suçlular yapar. emin olamıyorum. o kadar da acımıyor. Melodiler. dünyayı özelleştiriyorsun. Leylaklarla dolu bir akvaryum. Hayat çok tuhaf Şebnem: Paraşüt. Methiyeden şantaja geçmeyeyim.. devrim niteliğindeki bahtsızlık. duyguların zannettiğimden çok daha çeşitli olduğunu keşfediyordum. Bir yandan da peccatophobia'ya [günah işleme korkusu] kapılıyorum galiba. "Uh! Canımı yaktın. Ceketini çıkardı. Gerçek bela. Otomobili. Notalar daima harflerden daha anlamlı. Vahşetim teröre dönüşmesin. akasyalardan süzülen ikindi ışığından yapılmış gibisin. ağaçların içinde olup bitermiş. "Yooo. kaybolmak seni bozmaz. Tımarhanede esir edilmiş felçli bir dilsiz kadar gerginim. Dilim uyuştu Şebnem. Şebnem. Üzerinde nar. [FERNAMDO PESSOA. "Beni şımartıyorsun" diyerek muzipçe yüzümü inceledi. en temel dertlerimizin. Sonuçları nedenlerin önüne almayayım. Şebnem niye böyle? Aşkın. Dünya. rakibini ciddiye alman gerekmez.il edilmiş. ingiltere'deki şapka fabrikalarında çalışan insanların yüzde 10'u delirerek ölmüş: Keçe işlemekte kullanılan cıvanın yan etkileri. Şebnem seninleyken bir yudum çay zenginleştirilmiş uranyum gibi enerji veriyor bana. aksine. Tamam abartmayayım.. Harf başına bir kupon alabilmeyi umuyorum. Yaralı bilinç. uslu çocuk olayım. 292 Yeryüzüne serilen palto 20 Ocak. İrmik helvasının üzerinde uçan kelebek gibi toz olayım. Şebnem her zorluğun içindeki kolaylığı. O anda. çamurlu bir gölet oluşmuştu. Sonsuzluğun geri kalanım yakıp yıkmama ramak kalmıştı. Şebnem içimde. ağırlığı olan her şey otomatikman senin safına geçiyor Şebnem." /. Cehennemde teçhizatsız kalakalmış itfaiyeci gibiyim. gömleğinin manşetini katlayarak sağ bileği ile dirseğinin arasında bir yeri tuttu. rahatsız vicdan ve cüzi irade bize köstek olamazdı. romantizmin Einstein'ıydı. sadece yelpaze kullanarak adam öldürmeye dayalıymış. Şebnem zarflar açıyorum. ne kadar istersen onca yağmur ayarlayayım. küçücük. etkilendim. yüzyıllarda. başım göğe ermişti. daha etkileyicidir. Zehirlenmeye bile yetmeyecek porsiyonlarla. Çikletten çıkmış gibi tertemiz bir adamdı. Uçakları sanki sen kullanıyorsun. Zarafetin aksesuarı. Şu anda Tomaso Albinoni'nin [1671-1750] Adagio'sunu dinliyorum. 1888-1935. güvercin kadar ılımlı olurum. Şebnem kediler geliyor apartman boşluğuna. Saçma ve boşuna olan ne varsa benim yöreme birikiyor. Şebnem ne çok melek var yüzünde." Derhal iki kupon takdim ettim. senin el yazın.-. Çölde seraplar gören bir şempanze gibiyim. varlığın başımı döndürüyor. varlığımızın özünü teşkil eden trajedinin yatıştırması konusunda kimseye güvenmemeyi öğrendik. /-. tehlike olmadan ben bir hiçim. kulağın rahat olur. imzan olacak." "Hımmm.Tlc ı< . Şebnem uçaklar geçiyor. Yenileceğinden eminsen. "Şimdi de utanmadan zihnimi mi okuyorsun?" Sağ kolunun içine hafifçe vurdum. Şebnem ballanmış ilkbahar gibisin. artık bizim sevda imparatorluğu-muzdu." "Enver. Elimi tuttu ve "Buyurun matmazel" dedi.Bir kez daha anlıyordum ki. Önden dolaşarak gelip kapımı açtı. Gotik bir 'Ş' harfi dövmesi vardı: "Her neyse. Sekoya ağacının kabuğu ateş geçirmezmiş: Sekoya ormanında yangınlar. olflll dik yerlerine kaçmasın!" "Beğenmeyeceğini tahmin etmeliydim.. Şebnem imparatorluk gibisin. Kalbim jelatini i yoyo gibi zıplamaya başlıyor sesini işitince. tndi. Anlamı. Yanlış anlamaların mikrodalga fırınında ısıtılmış ve çabucak bayatlayan umut kırıntılarıyla besleniyorum. Dalga geçmekten kendimi alamadım: "Dikkat el de. EK: Müntekim Gıcırbey'in okunmamış mektuplarından birkaçı Deliler. saraya sızmış lunapark balerinim. şu mesele. iğde reformistliği var sende. uçaktan yüz yıl önce. İğde yumuşaklığı." "N'oldu?" Durduk. Oradan 100-150 metre yürüyecektik. tebessümün için binlercesi çalışıyor olmalı. Bir robot kadar iffetli. "Teşekkürler ekselans. Öyle saçma." Onun yamndayken. Sürekli yer değiştiriyor." Sesi hu şu doluydu. Şebnem bulutlara kement atayım.. Sanırım. dünyanın üç günlük olduğunu anlamaya başlıyor. 294 Eğer bir hedefin yoksa. dikkatle bakıyorum. iğde esansı. susamlı akide şekerim. bir işaret seziyorum. Pekala. kelimelere beş çeker. Huzursuzluğun Kitabı] Alevleri görmezden gelerek yangını söndüremeyiz Şebnem. Bence o.. Kareli gömlek ve postmodern nihilizm modasının arttırdığı atmosfer basıncına rağmen. Enver hiç tereddüt etmeden paltosunu çıkardı ve göledin üzerine serdi. Şebnem uzaya baharın gelmesi. "İyi ama. Milletçe öteden. kiraz. Şebnem. r/K. cinayetin aracı olabiliyor. faturalar çıkıyor içinden. parmaklarım yazmaktan oksitlendi. huylarımı değiştiririm. büyük noksan neydi hayatımdaki? Bunlar ve benzeri belirsizlikler insanı sersemletiyor. Enver Paşa'yla Pera Müzesi'ndeki Anadolu Ağırlık ve Uzunluk Ölçüleri Sergisini gezecektik.

Ben riskleri yönetemiyorum Şebnem... paradokslarla haşır neşir olmadan hayatımıza canlılık katamıyoruz Şebnem. Kafamın içinde kocaman bir ağaç ve küçücük bir maymun var.. Gelgelelim masumiyet. Aptallığın otobanından dehanın patikasına mı varacağım? İnşallah o yol. her şeyde senden bir anı aksediyor. Doğru. yolunu kaybetmiş görünmez adam gibiyim. O yüzden. bizlerde olgunluk alametleri gibi yansıyan şeyler.. Dostluğa rekabet ve imha. kalp kapakçıklarını. Hani insan bazen gökte yabancı bir cisim görür de gözlerine inanamaz ya. uzay senin olduğun yerden başlıyordu.. Müntekim 298 Kalbin darmadağın olunca.. aşağılayıcı bir üslupla imha etmesini göze alamıyoruz. odalar boş. sana kavuşma umuduna bağlanıyor içimde. krize söz geçiremiyorum. hiçbir gezegende bana hayat yok. belki bu tuhaflıktan büyük heyecanlar çıkarabilirdik. boşluk. Senden kaçış varsa bile kurtuluş yok Şebnem. Şebnem beynim bulaşık teline döndü. iki kişinin yan yana yürüyebileceği kadar geniştir. çöpten metal kutular toplayan zombi gibiyim. Benzer şeyler arasında fark gözetme lüksüne sahip değiliz. 65 . Şebnem. Müntekim Aşktan kaçış varsa bile kurtuluş yoktur Şebnem. Dünyada sahtelik kadar gelişim gösteren başka bir şey yok.<»"! tecrübelerimizdeki alelade acılıktan ileri geliyor. Türkiye.. Emniyet ile itimat aynı şey artık. kılıçlar yüzüyordu. galaksi. Şebnem peynirsiz labirentte dönüp duran fare gibiyim.sokakların hepsi ıssız. bildiğin hiçlik mayalıyor. Kendimizi emanet edebileceğimiz kişiyi bulana kadar canımız çıkmasa. Eline sihirbaz değneği geçmiş kör gibiyim. Bütün şarkılarda senden bahsediliyormuş. Kulaklarıma inanamıyor-dum. Öpüyorum gözkapaklarını. nazik teklifler en büyük tehditlere dönüşüyor. Afeti kontrol edemiyorum. Saatin akrebinden hız beklememeliyim. istanbul. Kaybetmedikçe zenginleşemeyiz. Kimseye soramıyordum da "Benim gördüğümü sen de görüyor musun?" diye. arkadaşlığımız. Sensiz bütün tabancalar. Vücudumdaki hiçbir hücreye inanamıyordum. yok saymak.Çağın gerisinde kalmayayım. 296 İlk romanı 1007 yılında Murasaki Shikibu adlı Japon soylusu bir kadın yazmış. Sözlerim sana karmaşık mı geliyor? Birinin beni anlaması için yanımda elli yıl geçirmesi gerek Şebnem. Güvenliği kilitlerde buluyoruz Şebnem. kanımda gıcır gıcır hançerler. içimizdeki bitki örtüsünü çürümeye terk etmek zorunda olmasak.. tümüyle eğlenceli olmak zorunda.. çillerini tek tek öpüyorum. fakat cennete yakın bir bölgesine. Peygamberin mirası tebessüm. üzümlerin olgunlaşmasını sağlamıyor. hasretin katranı kafatasımdan gövdeme damlıyor. çelimsiz bir meleği göğsümün kafesinde patakladığını hissediyorum. neredesin? Sensiz. Seni unutma fikri bile. erik olsam sana doğru yuvarlanırım. Gözlerine bakınca. 12'den vuran yanlış anlamalar ve sorunları halleden hatalara bağladım. italyan kahvesine batırılmış İrlanda çöreğim. Geçerlilik kazanmış riya sisteminin kusursuz işleyişi. Şebnem. Artık. Sürprizlerin üzücülük arz etmesi sürpriz olmuyor. Dirilmek için kendimizden başlayarak her şeyi yok etmemiz gerek. Keşke. Bizi ancak aynı banyoda yıkanmak paklar Şebnem. su olsam sana doğru akarım. yaşam belirtilerinin azlığı demektir Şebnem. tanışıklığımız. dizkapaklarını. Belki dileklerim gerçekleşmese de iyi bir insan olurum? Sanırım cehenneme gerçekten uğrayacağım. Tüm umudumu hayırlara vesile olan aksaklıklar. Şişko bir şeytanın. benim kurnazlığım senin dehanın yanında sağır bir devede kulak. Sana olan duygularımı mesafe. kulakta sapıkça bir şey gibi tınlıyor farkındayım. insan kendi aptallığının büyüklüğüyle yüzleşince kahrolmaktan kaçınamıyor. İnsanın ayna karşısında yaşadığı türden önemsiz bir belirsizlik ile satıcılıktan uzak karmaşa dinmiyor. O kadar zekisin ki Şebnem. Senin kadife geometrin başımı döndürüyordu. Delidoluluğun uzantıları gibi algılanabilecek davranışlarımızın da doğallığı su götürür. kitabın adı Genji'nin Hikayesi. uçak olsam sana doğru uçarım. ancak yalanların sürekli desteği sayesinde ayakta durabiliyor. kafan da karışır Şebnem. . onu fark ettim. Bazı konuları açıklığa kavuşturmak için çenemi tutmam ve birtakım sonuçlar elde etmek için de hiçbir şey yapmamam gerekirdi. İmkansıza yatırım yapmadan kazanamayız. Asmaların başında nöbet tutmak. Ezelden beri o nazlanan senmişsin. mucize de durdurur. Ve birine itimat edecek kadar kendine güvenmenin manası yok. Dostluğumuz. Yüreğin derinliklerinden yükselen sesler. fincanlar. Dişlerini. çizgi film kuzusu. Kederliysen güleçliği. Bana öyle geliyor ki. riyanın kırmızı alarmı haline geldi. Beynime sıcak as r\ı falt dökülmüş gibi. ikramlar. aşka kurallar ve prosedürler eşlik ediyor. Romancılar bin senedir çalışıyor. Vücut bulması için can attığımız şeyi inkar etmek. yanındakine "Benim gördüğümü sen de görüyor musun?" diye sorar. senin masumiyet kanıtı parmak izlerinle dolu sanki dünya. reddetmek zorundayız. ilişkilerimize garantiler getiriyor. Şebnem seninleyken içimi padişah gururu kaplıyordu. sevinçliysen somurtuşu kalkan olarak kullanmalısın. kalbime uysan. Artık iltifatlar. dünya. Şimdi uzaya fırlatılan mekikte kilitli kalmış sinekten beterim. Saray çatılarında senin için düello yapılmış. Fakat aşk'ın bizi manasızlığa kelepçelemesini. Ben de seninleyken gözlerime inanamıyordum. insanı cazibe hareket ettirir. Arabalar etrafımda keskin frenler yaparak duruyorlar. Aşk hiçbir çağda güvenli bir heyecan olmadı. bin yıla kalmaz seni anlatabilecek seviyeye ulaşırlar. tütsülenmiş bir bahçede saklambaç oynuyor gibiyiz. onu evcilleştiremiyorum. Bir yandan da karşında kendimi mağaranın girişindeki kütük gibi hissediyordum. Bu gidişle yokluğunun gürültüsünden sağır olacağım. Daldan dala zıplıyor. Sen de benim aklıma uysan.

çölü avuç avuç başka yere taşıyayım. bir kişiyle olsun bu 'kalpteki sır'. İç içe geçmiş kafeslerin ortasında gibiyim. dilime ilik açıldı. temeli. Ellerin. şakaların opak muşambasına bürünüyoruz. kuşlar iskelete döndü. Şebnem senin için buffalolar kurban edeyim. insanın kalbi darmadağın olunca. kabus görüyorsun demektir. azabın ku-rumsallaştığı. dudak dudağa gördüm. beyaz rengi daha iyi tanıyalım diye mi yarattı seni? İçinde kemik biçiminde nur çubukları mı var Şebnem? Yüzündeki ışık nereden geliyor? Gözlerindeki ayet derinliğini. sensiz bu defolu evrende. samimi ve hoyrat.. bulutlar kireç bağladı. adın dilimin ortasına yuva yapmış guguk kuşu gibi. gerçek hatalar yapabilseydim hiç değilse. Sevincimden çimlere kırağı düşürürüm. Rodin'in bücürük heykeli gibi gece gündüz seni düşünüyorum. insanlık görevleri olduğu fikrine kapılacağım. Yine de insan istiyor ki. yalanı ancak kendine söyleyebilirsin. Senden sinyal beklemek. sıcak leylak şurubu sesli yârim. deniz pıhtılaştı. İnsan. Doğrunun önemi kalmayınca. ne zaman ağzımı açsam. hasretten bütün günahlarım döküldü. söylediklerimi unuturken beni aklından çıkarma. Şebnem galiba kendimizi tam olarak tanıyamadığımız için. sizin gizlediklerinizi biliyor. 300 Keşke başka ihtimaller de olsaydı.ı maz dokunmaya. Rüyanda başrolde değilsen. aıvııml. hayat ilginçliğini koruyor. cennetin eşiğinde sorulan bilmeceler gibiydi Şebnem. Şebnem çok saçmaladım. atımdan düşerdim. o şeylerin kendileri çoktan yitmiş oluyor Şebnem. mı Parmaklarının ucunda tırnakların küçük deniz kabukları gibi parlıyor Şebnem. en büyük soytarı olmak zorunda. bazı şeyleri asla ifade edemeyiz. deliliğin çemberinden çıkarız. Biz aslında kaybettiklerimiziz. İstanbul. Cehennem. Sıkın dişinizi.. Ayak parmaklarının aralarına papatyalar kondurayım yeter. ne kader ama. Nefertiti'yi [üst kat komşumun kedisi] ve yavrularını görünce." Şebnem bu akşam seni o ıskarta haydutla el ele. İnsanlar. Gezegenimizde hayat olduğunun en sağlam kanıtı sendin Şebnem.. sütunları. insan kıy. Yalnızlık. fakat Şebnemin güzelliğini görmek için ölüp cen nete gitmeniz gerekecek." Nitekim bir başka ayette de "Allah'tan daha iyi dost mu bulacaksınız?" deniliyor. düğme dikildi. bağışla. bir öpücük ver. Öpseııı.. bal şelalesi. tüm sorulara aynı cevabın verildiği. senin şehrine hücum etseydim. enerjik ve dengesiz. işte Allah onu biliyor. sen saklanınca ağaçların içi boşaldı. kiraz sarkacı bakışlı. Şimdi bunları söylüyorum ya. dile getirilmesi imkansız bir şey var ya. Boğumları kudretten zarafet şaheseri yüzükler gibi. haşlanmış lahana gibi kendini saldı. Şebnem. Birbirimizi oyalamak. nelere katlanmak zorunda kalacağını önceden kestiremiyor. Deli. yeniden hayatımın başrolünde olayım. Şebnem. minareler yamuldu.. kesin. üzülmeyin.. kubbesi. acayip sancılı.. eziyetin otomatikleştiği yerdir. ipek fiyongu gülüşiü. kıt sonsuzluğun cefasını çekemiyorum. bak. Şebnem. sonra yurdun dört başına örülü demir ağları söküp trenleri karadan yürüteyim. aslında hayatla ilgisi kesilmiş olduğu için anlamsızlığa matuf. ceylanların.. dostunu bulamayan kimsedir. hayrına tefsir etsen ya? Şebnem. "seni anlıyorum. Hacdan yeni gelmiş gibi hafifledim. Beigbeder'nin romanlarındaki tiplere benziyorum: Fiyakalı ve aptal.Her türlüsü ürkütücü olan içtenlik başgösterdiği anda. Yalnızlık deliliğin hammaddesidir Şebnem. bu ayeti şöyle anlıyor: "Allah.. Şövalye olsaydım. göğüs kafesimde bir gökdelen jeneratörü taşımakla aynı şey Şebnem. Bunların hepsi ya da herhangi ikisi de olabilir. kafası da karışıyor.. toz toprak ve kumlar dökerek. daha doğrusu 'kalbin sırrı' konusunda anlaşabilsin. Mesela kendimi 10 1 mum sanıyor olsaydım ve biri de cereyanlar kesilince beni yaksaydı. Şebnem seni manyaklar gibi özledim. asfaltlar eriyor. Şebnem. Bir de benim gibi.. Bazı şeylerin anlamı ortaya çıktığında. dünyanın kepazeliğini görmediğiniz için evet şanslısınız. Avuçların desenli kurabiyelere benziyor. mağaralar açayım. Görüyorsun ya. Üç günlük dünyanın üçüncü günündeyim. Giderek. Huşuyla öpüyorum. Aslında tüm insanlığı ilgilendiren bunca belirsizlik içinde yalan da önce ihtişamını.. Mümkünse. sabah dünyaya. zavallılığa dönüşmüş bir samimiyetten geriye kalan ve ağıt izlenimi uyandıran gevelemelerden ibaret..ı şeker tadı bırakacak. insanlara inanıyor olarak uyanacağım. Hayatın ölümden. Çoğu kimse. Kral. seni benim için dünyanın en değerli insanı kılıyor. beni bekleyen birtakım vazifeler. oradan da Altı Nokta Körler Derneği'ne gi302 deyim. Kur'artûa "Allah kalplerde olanı bilir" yazıyor. tehlikelerden çok daha fazlası çıkıyor karşımıza. Saptırılmış ve bir yönetmeliğe uyarlanmış saygının gereği olarak cıvıtmak.. Bakışların. uçuveriyor. cıvıltılı cimcime. Göze aldığımız risklerden. dokunaklı genellemeler yapanlar var. Allah insanın mayasına ne katmışsa. Müntekim Rüyanda başrolde değilsen. Bir muhatap bulunca. Yağmur yerine çöl yağıyor.." Bence ayetin asıl anlamı şu: "Kalbinizde olup da hiç kimseye anlatmayı başaramadığınız. Seni sevmek. deliliğin hammaddesi dir. Ve bu saçmalığı doğuran şartlar. Bulutlar üstümden kesekler halinde geçiyor. Birisi "Evet" desin.. Bir kerecik buluşalım. Aynı dert bende de var. Hasretin gecenin mimarisi oldu. gökyüzü felç oldu.. Allah. sonra da görülebilirliğini kaybetti. Kalbimden mezarlık dumanları yükselse de ziyanı yok. Şebnem tornavidayla dağlara oyuklar. uçsuz bucaksız bir çayırda buluşalım. delilikten yırtardım. kabus görüyorsun demektir Şebnem. deli raporumun fotokopisi kulağıma zımbalandı sanki.." Öpüyorum gülüşünün bütün kıyılarını. Kendini bulabilirsem tabii. tüm sözlerim. Türk Kızılayı'na kan vereyim. aşk'ın her ikisinden de büyük olduğuna inanacağım. Ya çok derin acıların ya çok büyük hedeflerin var ya da çok inatçısın Şebnem. 66 . Bu anlam birikintisi. Artık hayatımın normale dönmesi imkansız. dudaklarını görünce kılıcımı düşürür. Başını dizlerime koy. yakınlaşmanın yolunu kendilerine acındırmakta ya da muhataplarının kafasına demirle vurmakta arıyorlar çoğu zaman. biliyorsun. Körlere sesleneyim: "Arkadaşlar. tabiatla kanlı bıçaklı olayım. Şebnem. yağmur ormanlarını yakayım. dünya dışı uzayda yaşam belirtileri aramak gibi. kuğuların sınıf arkadaşı. Kendisi kaybolunca anlamı parlayan şeylerle kuşatılmış durumdayız. Hiçbir zaferin erişemeyeceği tatta bil yenilgi olurdu. kibarlığın yegane yolu oldu. Bunu bilmek ya da sezmek bizi 'inanmaya' yöneltir.

Mezarlığa. görünmez kuşlar ötüşüyordu. Uzun kenarları sedef şeritlerle süslü antika masanın üzerinde 21 Haziran 1968 tarihli TIME dergisi duruyordu. Dahası. İki üzüm gibi birbirinize dikkatle bakıyordunuz. Bu kadar basit. Bu muazzam bahçeyi kanla sulamaya hazır görünüyorlardı. Hayati Tehlike'nin o kaygan sırıtışını yakacağım. en büyük bedensel acıları tatmamı sağlayacak. Niko'yu özleyecektim. kimimiz yüz senede. Gelgelelim benliğim havada asılı kaldı Ne zaman riske girsem. insaftan muafım. Niko şimdi bu mezarın içinde miydi? Tam bir saçmalık! Ortada bir dümen dönüyor olmalıydı. gerçekten vaktimiz var mıdır? Bence yoktur. çeşitli çap ve markalarda Hava310 na puroları dizili sehpanın altına uzattım. Bitkisel bir labirent olarak tasarlanmış bahçenin ortasında. kendi saltanatına start verebilmek için yirmiiki kişiyi bir anda öldürdü. Benim aşkımı tedavülden kaldırmak. Ölümden döndüm." Dokuzuncu kattan aşağı uçarken sadece bunu düşünüyordum. kendilerini evlerinde hissedebilirlerdi. Evlat acısı. Kimimiz üç saniyede. sonra da mıhlayıp leşimi lağım farelerine ikram edecekti. Ölümün üç saniye berisindeyim. ben o düşüşten sağ kurtuldum. maktulleri diriltemem belki fakat katillerin neşesini kaçırabilirim. Şebnem. Fakat hala günaşırı rüyalarımda Grand Grave Hotel'in dokuzuncu kfl tından uçarım. Duvarlardan birinde asılı Stanislaw Chelebowsky'nin [18341913] Varna Savaşı adlı devasa yağlıboya tablosunda kanlı çatışma tüm şiddetiyle sürüyordu. I lavu zu boyladım. her şeyi gölgede bırakmıştı yine. sevinçten Hintçe şarkılar söyleyecektik. Biliyorsunuz. Yani ben aslında hep havadayım. bir Fatiha okudum. Kır saçları geriye taranmış.. Boşlukta ikamet ediyorum. o adam Gönül İşleri Bakanlığı Heyeti'ni katletti." "Kaç yaşındasın?" "Yirmiiki.. Fakat madem öyle düşünmek istiyorsunuz. Grand Grave'in dokuzuncu kat penceresine! İşinize gelmedi mi? Halbuki her birimiz zaten dokuzuncu kattan düşüyoruz. Birincisi: Atom Bombacıyan.. Uşak. mezarlığın çıkışında iki adam kibarca yolumu kesti.. ilahî bir ışık oyunu gibiydin. kızıl bir balçıkla sıvanmış sanki. "Evet. Tam olarak öyle değilse bile günlerimi canımın bana. Göründüğüm yerde değilim.. Atom Bombacıyan’ın beni görmek istediğini söylediler." Arkadaşıydım. Ortamın ahengini bozmayan. Versailles Sarayı pastasından kesilmiş enfes bir dilim görünümündeydi. Alçıdaki bacağımı. neden hepimiz Grand Grave'in dokuzuncu katından atlamıyoruz? Dünya. biraz olsun mutlu görünmeye cesaret edemezsiniz. Bu dünyaya yaşamaya gelmediğimden eminim. 1875-1961] "Herkes beni yanlış tanıdı. Dokuzuncu kattan düşen herkes ölür diye bir kural yoktu. Mezar taşmda-ki Ermenice cümleyi kendimce "Canlı canlı gömüldü" diye tercüme ettim. Şah Abbas döneminden kalma bir İran halısı: Üstüne bastığınız anda beşyüz yıl öncesinin İsfahan'ına ışınlanıyorsunuz. tedbirden. () öldü. 304 Bu dünyaya yaşamaya gelmedim Bir insanı anlamak istiyorsanız. Niko artık aramızda değil. Koltuk değneklerimi mezar taşma yaslayıp yere oturdum. Salondaki koltuklar öyle şaşaalıydı ki kral. padişah ve imparator burada buluşsa. dayağı hissetmedim bile. ŞiirselBlöt\ Taburcu edildikten sonra ilk iş Şişli Ermeni Kabristan m m gidip Niko'nun mezarını ziyaret ettim. Ne yani. Yerde. Süremiz belirsiz. Bay Bûttlbll tyUfl da çaprazımdaki koltuğa kuruldu: "Geçmiş olsun. 1881-1966. Görünüşe bakılırsa. Ağır aksak dönerken. ömrümüzün son saniyeleriydi.. gözlerim kapıya dikmiş bir dağ aslanı heykeli tC «<>'» tikte bekliyordu." "Ne iş yapıyorsun?" 67 . Kim bilir sana ne yalanlar söylüyor Şebnem. Şebnem. Ermişler de. Geniş merdivenden sonsuz koridorlara tırmandık.. Şebnem seninle hayatlarımızı birleştirecektik. Bizzal ben bunun canlı kanıtıydım. yüzünde dikenli bir kırbaç gibi iz bırakmış. Başım sargılı. inan seni başkasıyla gördükten sonra. Böyle biriyle karşılaştığınızda. Genç ölecektik.." "Teşekkür ederim. Binaya girerken fedailer beni dedem yaşında bir uşağa teslim ettiler. durup dinlenmeden kazarak birbirimizi gömdüğümüz bir mezarlıksa. "Tamam" dedim "memnuniyetle. beni korkudan azade kılan varoluş biçimim. reklamcılar da aynı şeyi söylüyor: "An'ı yaşa!" An'ı yaşamak mı istiyorsunuz? Buyurun.. hayatıma mührünü vurdu. Zayıf ihtimal: Niko'nun en yakın arkadaşıyla geç de olsa tanışıp biraz laflamak istiyordu. Civarda. Tutarlılıktan.." Limuzinle Ortaköy Muallim Naci Caddesi ile Portakal Yokuşu arasında kalan bir malikaneye gittik. işler çatallaşsa do 1(1/ kuzuncu kat ile zemin arasındaki yolculuğum adeta yeniden başlar. 'L' şeklinde bir salona aldı. Değneklere yaslanarak geçip oturdum. Sarhoştuk. Metal bir sarmaşığı andıran iki kanatlı yüksek kapı ses sizce açıldı. Beni ve arkadaşımı beysbol sopalarıyla dövdürdü. ameliyat sırasında cerrahın ölmesine benziyor. Şebnem. haberin olsun. ölüme geri dönmeye hazırım. Ellerimi açtım. yalanların ise uydurulması geıoklı [PAOLO PICCOLO. Ben onun yerine yaşıyorum. Yol boyunca hiç konuşmadık. Güzelliğin... O insan kasabı aşkımızı gasp etti. O düşüş esnasında ben yok oldum. oğlunun ölümünden beni mesul tutuyorsa. Malikane. o müthiş düşüş. Malikanenin bahçe duvarına gömülü akvaryumun yanındaki levhada "Dikkat! Köpekbalığı var!" yazılıydı. ruhumun bedenime ait olduğu yanılgısından doğan gaflet içinde geçirmiyorum. sol kolum ve sağ bacağım alçıdaydı. ropdöşambırlı bir adam. Bu yalnızca bir his değil. Şebnem bu. evrenin ezelî sırlarını sorgulayan stil sahibi bir şapşala benziyordu. O benim yerime öldü.Şebnem kaderin uçurumlu virajında nasibim ile kısmetim çarpışıp havaya uçtu. Niko'yla havada göz göze geldik. Biliyorsunuz. Bir çift nemli mağarayı andıran göz çukurları. Elinde viski bardağıyla. 308 Kainat kestirmelerle doludur Gerçekler zaten mevcuttur. Beni. Pencerelerdeki orijinal Hint ipeğinden perdelerin desenleri insanı hipnotize ediyor. tehdit edilsem. Kendi adıma konuşayım: Benim yok." Viski bardağını tutan elinden işaretparmağmı kaldırarak koltuklardan birini gösterdi. Şu anda yaşayan herkes ama herkes yüz sene içinde öle-cekse. tamam. zamanımız kısıtlıysa. Yanağıma saplanmış meyve çatalını hızla çektim. insanı işkillendiren bir ıssızlık hakimdi. [CARLGUSTAVJUNG. sessiz ve kıpırtısız silahlı nöbetçiler sağa sola iliştirilmişti. İki ihtimal vardı. "Adın ne genç adam?" "Hayati. Atom Bombacıyan’ın ayak seslerini işitince kapıya döndüm: 32-1. Ne yapacağımı bilemiyordum. öncelikle insanlar hakkında bildiğiniz her şeyi ama her şeyi unutmalısınız. Bomba yutmuş bir mumyaya benziyordu. Niko'yla aynı anda pencereden fırlamıştık. üç îhlas." "Niko'nun arkadaşısın demek. Kanım damarlarımın içinde tozlaşmıştı.

baba nasihati." Bu arada Victor. önemli olan kimin daha çok dayak yediğidir. Dışarıda cırcırböcekleri bir milyonerin bahçesine konduklarının bilincindeymiş gibi neşeli bir melodi tutturmuşlardı.ruktur! Yenilgiyi kabul edersen başın belaya girer. Bay Bombacıyan ayağa kalktı: "Biraz hızlı düşünmeye ne dersin delikanlı? Düşürdüğün bozuk paraları aramak için ağaca tırmanma yani." "Beni iyi dinle Hayati Tehlike. dosya kağıtlarına eşit kareler çizdi. "Elbette. fabrikalara iyice bak! Vergi sistemini. Niko. gerçekten bizimle olacaksın." Zehir saçan bir sırıtışla etrafa bakındı. Seni gözüm tuttu. "Kirli işlere bulaşmaktan çekmiyorsun ha? Dünyaya bir bak. eğlence endüstrisini. ayakların arası omuz genişliğinde açık.. kendimde değilim. Abidin Dandini'yi bul. şantaj. Fikirler. Bilginin asıl fonksiyonu. Tamam. Çaktın mı köfteyi?" Atom Bombacıyan'ın retoriğinden etkilenmiştim: "Pekala. Fakat hayat bir mola değil. kökü derinlerde yatan bir amaçsızlık içindeyim. Anlatabiliyor muyum?" Eah." "Evin nerede?" "Şişli'de. kağıt ve makas" dedi Atom Bombacıyan. Arkadin\ Geceyarısı Kovboyu [Midnight Cowboy. Babam ve üvey annemle de pek görüşemiyoruz. inan bana. Şiddete karşı çıkmak elbette her budalanın en doğal hakkıdır. sağ ayak arkada. pamuğa işeyen karınca kadar sessiz. Sargılarından kurtulunca buraya gel. 68 . Dinozorlann da B planı yoktu. anahtar deliğinden geçen os. Oğlum ölse de ben bir babayım.. düşüncelerden doğmaz. orduya. Niko da sendeki cevheri görmüş demek ki. İş dünyası biraz karmaşıktır. Kurallar seni robotlaştırır. 1915-1985." Hem kibar hem de üzgün görünmek gerçekten zor iş. Bundan kaçmamazsın." Bu son cümleyi söylerken her iki başparmağını kendine çevirdi.." Atom Bombacıyan başını kapıya çevirip seslendi: "Victor!" Uşak eşikte belirdi: "Buyurun efendim. medyaya. haşere ilaçlama servisinde çalışıyordum. Ratso'nun onbeş yaş büyük. Ben bir işadamıyım. yumruklar konuşur. "Namluyu aşağı doğru tut.. Dandini de Ratso gibi Sezai Aydm'm sesiyle konuşuyor: "Hazır mısın?" Başımı salladım. Hayati Tehlike! Bankalara. "Şimdilik boştayım. işkence gibi işlerinizden mi? Yo. Vicdanın sesi." Aslında annem ölüm döşeğindeyken. siyasi partilere." "Misafirimize su getir." "Sana bir şey söyledi mi?" "Ne gibi?" "Bizim ne iş yaptığımızdan bahsetti mi?" Cinayet. Baba Bombacıyan.. Ivır zıvı-rm peşinden koşan bir açgözlü mü olacaksın.. bir dolmakalem ve makası sehpaya ihtimamla dizdi ve çekildi. oradaki Ratso Rizzo'ya [Dustin Hoffmann] benziyor. Benim için hayat artık devam etmiyor. Çünkü tek hücreli canlıların B planı yoktur. Kimin kazandığı ya da kaybettiği önemli değildir.. Abidin Dandini'yle çalışacaksın. sulandı rılmamış.. şiddetle. insan isterse on dakikalık işi yıllarca erteleyebilir. Bu bir gözdağı değil. Beni dinliyor musun?" Başka seçeneğim var mı? "Tabii ki. şahsiyetsizliği kamufle eder.." "Sözünüzü kesiyorum fakat şiddet vicdansızların tarzı değil mi?" "Cinayetin ille de cezalandırılması gerektiğini düşünen eski kafalılardan mısın yoksa? Kainat kestirmelerle doludur evlat. Bazen de silahlar... okullara. Para konuşur. Her neyse. "Ailen hayatta mı?" "Annem yıllar önce vefat etti. ya da kimin nalları diktiği. Bir şey içer misin?" "Soğuk su. kareleri üst üste dizdi: "Burada tam 30 kupon var Hayati. Vicdan." Dediğini yaptım. kendinden daha aptal kimselerin gözüne girmen gerekecek. daha şık ve daha sağlıklı hali. sıradanlık da hayatın sonsuz gizeminin ayrılmaz parçalarıdır. [0RS0N VVELLES. Anlaştık mı?" Vay canına! "Anlaştık. sömürge tutarlılığına.. "Tutarlılık. Bazen sert oynamak gerekir. "Uğruna şiir yazılabilecek. asgari ücreti gözden geçir! Ve bana (emiz bir yer göster! Hem yasal hem de iyi ve doğru olan bir 312 şey söyle?!" Sehpadaki kutulardan birinden bir puro [coro-na] alıp yaktı. karara varmak için elimizde yalnızca sezgi ve hislerimiz vardır. Zihniyet. iki dosya kağıdı. Soğuk!" Viskisini kafaya dikti. hastanelere. zannedildiği gibi yaşlı bir hemşirenin şefkat şovunu sunarken kullandığı türde. Soyadın neydi?" 311 Hâlâ aynı: "Tehlike. kabul ediyorum. "Sol elinle sağ elini alttan iyice kavra. Seyirci kalmak." 314 Kardanadam katliamı Kabil'den bu yana 20 bin yıl geçti fakat cinayet işinde hâlâ acemiyiz. Özgürlük hâlâ riskli bir ayrıcalık." "Otelin penceresinden düşerken Niko'nun elini yakalamışsın?" "Doğru. seni ancak haksızlığa uğrama tehdidiyle baş başa bırakır. Sıra dişilik da. Risklerle. Gerisi yalandır. her birimiz için ölüm-ka-lım savaşıdır.En son. Hayati. gayet iyi anlıyorum. Ne iş yaparsan yap. yumuşak ve emni yetli bir ses değildir. vicdanının sesini daha iyi duyabilirsin. Seninle o ilgilenecek. Laf aramızda.. küçük bir bebekken bu parmakları sıkmıştı demek." "Sonra da birlikte aşağı uçmuşsunuz?" "Evet. sonra kareleri numaralandırdı: H AYATİTEHLiKE ARAMIZ AHOŞGELDlN! Kağıtları keserek. adliyelere. Mr. İkna oldum. karakollara. "Kusura bakma Hayati... borsaya." Gerçi babam da üveydi. Her kareye bir harf yazdı. Her şeyi devletten bekleme. Victor'a "Kalem. uyuşturucu ticareti. Belki de teklifimi düşünmek istersin?" "Tam olarak ne teklif ettiğinizi kavradığımdan emin değilim. holdinglere. ıı ı dehşet saçmaksın: Çoğu kimse. Sürtmekle pineklemek arasında sallanıyorum." Bacaklarımı biraz daha araladım." "Niko benim tek çocuğumdu.. Sizinleyim. Yine de kanunların dışına çıktığında. adam kaçırma. bana gerçek annem olmadığını söylemişti fakat ne fark eder? "Diğerleri?" "Kardeşim yok. hiç bahsetmedi. Atom Bombacıyan viskisinden bir yudum aldı: "Sana bit teklifim var.." Victor. trafiğe. 1969] filmini bilir misiniz? Abidin Dandini. Üstesinden geldiğin her işten sonra sana bir kupon vereceğim. pürüzsüz bir vahşetle isyan ettiğinde seni hareke te geçiren yankılı bir vokal yapar! itibar biçmek isliyorsan. etkisiz hale getirilmiş bir bomba gibi gururla taşıdığı tepsideki bir bardak suyu sehpaya bıraktı. Bu sana saçma gelebilir." Birden canlandı: "Her neyse. Evladını kaybeden bir baba.fena gitmiyorsun. Kuponları tamamladığın zaman. Kısacası." "Güzel." Şimdilik. dize getirilmedikçe içtenlik nedir bilmez. "Sol ayak önde. duygularımızı değiştirmesidir. Klas bir gence benziyorsun. "Hayır. tehdit. beste yapılabilecek bir tek şey var mı?!" Cevabım kesindi: "Yok. pes etmektir. muktedirler de kendileri hakkında kolayca yanılırlar." Parmaklarımı açıp daha sıkı kapadım. "Sağ kolunu 20-30 derece kır. Yasal adalet. Güçlü ve ısrarcıysan bu dünyada ayakta kalabilirsin. Bardağı indirdiğinde yüzü yumuşamıştı. hissiyata tâbidir. Bunu sevdim. korkularla doludur. İtaatle garantilenen rezil konforun foyasını meydana çıkarmalısın! Hayat." Tabancaya ince ayar çektim.. Uyuşuk bir kaplumbağa gibi yavaşça gözlerini kırptı: "Evladını kaybeden bir baba. Buna karşılık. paha biçilmez şeylere burun kıvıran bir müşkülpesent mi? Kulağa hoş gelen yalanlar seni yufka yürekli bir köleye çevirebilir. ölmüş babalara imrenir. Masum bir hayat.

çürümüş. Çıplak iki adam. Terminator'den kaçıyormuşuz gibi Mercedes'i alçaktan uçururken. Sağda solda çürük oto lastikleri. "Abidin Dandini'den" diyerek yorganı kucağına attım. merdivene elinde tek çiviyle tırmanma. bu yüzden romanlar daha inandırıcıdır. Ölüm yorganı. Dandini'nin ayaklarına kapandı. bu yorganı eskitemeden cartayı çekeceksin" manasındadır.ktiğimin son kuruşuna kadar toslarım! Atom Bombacıyan için 500 bin lira nedir ki? Size söyleyecektim zaten." Diz çökmüştü. Aynasızlar her Allah'ın günü beni dürtüyor. Makbuzu ve kalemi uzattım. teslimat makbuzunu ve tükenmez kalemi aldım. çakılları bir o yana bir bu yana sürüklüyor-du: Civarda cinler satranç oynuyordu sanki. Bir süre sonra Nuri Torino ortaya çıktı. Ağlayan vatandaş bizi görünce feryat etti: "Yardım edin! Kardeşimi öldürüyorlar! Kurtarın bizi!" Aşağılık psikopatlar! Allah belanızı versin!. Avangart. [. cehennem daha kötü bir yer olacak!" Duf! 1999 model siyah Harley-Davidson 'in [Road King. Kurukafa deseni "Sen artık ölüm döşeğindesin. Çenesi kontrolden çıkmıştı: "Bayat b. Bu insan enkazlarının çevresinde. "A. birine rastlarsan bil ki sürü de yakınlardadır. zar zor nefes alıyordu. [. Anlaşılan. Hızır Hızlı... mafyanın sayısız tehdit yöntemlerinden biridir. Ağlıyordu. Horozundan namlusuna kadar ince nakışlı bu Browning'i işleyen ustanın artık kör olduğuna bahse girerim. Müstakbel katiliniz. "Konuşmamız lâzım. iniltili bil şekilde. Vakur Avangart.ktur. neden bahsettiğini çoğu zaman anlamaksızm dinliyordum. Diğeri salya sümük ağlıyordu. Abidin Dandini'ye yalvarmaya başladı. Hızır Hızlı. Rakibine sarılan boksör gibi paketi çevik bir hareketle kavradı. Ben de peşlerine takılmıştım. Suratı mor şişliklerle doluydu. kısık gözlerle etrafı kolaçan etti... sözü tabancaya bırakmadan önce derin bir nefes aldı: "iğrenç herif! Sen cehenneme gidince. bir bu yana döniıym 11/ du. Hareketli hedefleri en iyi böyle vurursun. Nereye baksam kararmış. Yorganın üzerindeki kurukafa desenlerini görüm <\ omuzları düşüyor ve bir koltuğa çöküyor. Zile bastım.. bu seferlik affedin n'olur!" diyordu. bahçesinden. "Hangileri?" "Sandalyedekiler. Ben de onun gibi olmak istiyordum ama olamıyordum.. Çantadan yorgan paketini. Kendi haline bırakılsa. Rüzgar.. Burası dünyanın cehenneme en çok benzeyen yeriydi.ına koyduğumun parasını. "Neler oluyor burada?" Abidin Dandini "Bunlar ikiz.] Yüksek bir yere çivi çakman gerekirse. Burası altüst edilmiş çöl kadar tozluydu.. Yarı ahşap. Çok uzakta havlayan Kangal köpekleri ve homurdanarak geçen kamyonlar dışında hiçbir hayat belirtisi yoktu. Dandini'den papara yiyordu. sakın unutma" diyordu. Gözleri kapanmıştı. Abidin Dandini namluyla Vakur Avangart'm kafasını tıklattı."Buna 'Weaver Pozu' denir. Kaskımı çıkardım. parçalanmış koltuklar savaşta yaralanmış gibi yatıyordu. altında hiç cinayet işlenmiyormuş gibi parlıyordu." 69 . Mercedes'in yanında dikilmiş sigara içiyordu. Ambalajı yırtarak 318 açıyor. ellerinde tuhaf birtakım aletlerle deviniyordu.k. Clas-sic FLHRCI] sırtında. Dermanı kalmamıştı. Dumanların arasında beliren Vakur Avangart da zebaniye en 316 çok benzeyen adam: "Abidin Dandini! Hangi dağda kurt öldü?" Yer yer metal protezlerin ışıldadığı ağzı." Meteor çarpması sonucu oluşmuş gibi geniş ve derin bir çukurun kıyısında ilerliyorlardı. Gagalarını ıslatmam gerekti. Avangart'ın kayda değer bir kapanış cümlesi söyleyemeyeceği kesinleşmişti.. muhtemelen yirmi-otuz sene daha yaşardı. cehennem daha kötü bir yer olacak Güneş. "Bu da ne yahu?!" derken. Teraslı bir hangarı andıran döküntü binaya doğru yürüdük....." Abidin Dandini'nin sesi." Böylece ben de cevabımı almış oldum. Ödü kopmuştu. Güvercin Sokak'ta bir villanın kapısında durdum. insanın kafasını düşmanından gelen bir jest kadar karıştırmaz. Her yer iç organları çıkarılmış arabalarla doluydu. Eli ayağı titriyordu. "imzası gerekiyor. Nuri Torino'nun neden zımbalanacağını bilmiyordum." Ne demekti ki bu? "Polisler fareler gibidir. Yolda. Şoför koltuğundaki Hızır Hızlı'ya seslendi: "Vakur Avangart'm tamirhanesine. Birinin saçlarından kanlar süzülüyordu. Halbuki uzaktan uzağa Nuri Torino'nun davul gibi çarpan kalbini duyuyordum. Abidin Dandini." Kaşlarını çatıp deri montumun yakasındaki 'Godot Kargo' amblemini inceledikten sonra demir kapıyı suratıma kapattı. sıvası dökülmüş üç-beş fabrikanın mekanik kalp atışları duyuluyordu. işe yaramaz b. Abidin Dandini beni irşada devam ediyordu: "Hiçbir şey. Fakat fiyakalı. Helezon şeklindeki dar merdivenlerden bodrum kata inip hamam büyüklüğünde bir banyoya vardık. Keyifsizdi. Levent. kan lekeleriyle dolu beyaz gömleklerinin kollarını sıvamış. İstiflenmiş hurdaların paslanışını görebiliyordunuz. hımbıl görünümlü iki herif." Tatlı bir heyecan duyuyordum. Baygındı. "Gebert onları!" Karşımda yan yana dizili duran yedi kardanadamm taş kalplerine ateş ettim! Sen cehenneme gidince. Abidin Dandini'yle birlikte Bombacıyan malikanesinin m-. Kaldı ki o bile kendisi gibi olmakta zorlanıyordu. sesi miyavlayan bir kur-bağanmki kadar ürkütücüydü. karizmatik ve cool'du. Fakat mafya o yılları Bay Torino'nun takviminden silecekti. yamulmuş zımbırtılar çarpıyordu gözüme. Uçarak motora atladım. "Şeytana uydum. "Ceninler bile yalan söyler. mutlaka kıpırdarlar." Arabaya bineceğimiz sırada sordum: "Nereye gidiyoruz?" İkimiz aynı anda arka kapılardan girip deri koltuklara oturduk. yarı beton binanın içinden çekiç sesleri geliyordu. Abidin Dandini. Araklamadım.] Doğru adamı vurana kadar bir sürü kişiyi harcarsın." dedi. Onu. işitme cihazı büyüklüğünde bir et beni bulunan sol kulağını kaşıdı: "Mesele nedir?" "Yürüyelim şöyle. Vakur Avangart. yüksek sandalyelere karşılıklı oturtulup sıkıca bağlanmıştı. vampir nefesi kadar soğuktu. kömür madenini andırıyordu. Motordan indim. Nuri Torino filminin devamı gözümde canlanıyordu: Mister Torino salonuna dönüyor. sumo güreşçisine benzeyen.] Sinema filmlerindeki ölülere dikkat et." Sefaköy'de bir araba mezarlığına vardık. konuşmalarının pek azını işitebiliyordum. Saplantılı birine benziyordu: Zayıf ve şıktı. Birkaç dakika süren turlamanın ardından durdular. gettoların son silahşoru gibiydim. Yaklaştım. [. belinden tabancasını çıkarırken. s. Rüzgar ve toz yüzünden. Genzimden. Sürekli bir şeyler anlatıyordu. Yüzlerce hektarlık alanda. Ter içindeki kurban. bir Şarköy türküsü tutturdum. gümüş Mercedes'e [S 500] doğru yürüyorduk. Abidin Dandini de elinde silahla bir o yana. İmzalarken "Kimden?" diye geveledi.. Kaskın içinde kurukafa misali pis pis sırıtıyordum. Makine resmen asfaltı kıymıklıyordu. Havadaki keskin makine yağı kokusu genzimi yakıyordu. Korkudan bayılmak üzereydi.. Kaskımı taktım ve vınladım. Havlarcasma sordu: "Kimi aradınız?" "Nuri Torino'ya bir kargo var" dedim. Bahçe kapısını çürük greyfurt suratlı bir herif açtı.

Ateşi vardı. Kerpeten takırdadı ve parmak fırlayıp ayağıma çaptı. Dandini de sesini yükseltti: "Şimdi başını suya daldırdılar.. Diğer adamımız elindeki kaya tuzu topağını kesiklerin üzerinde gezdiriyor. gerçekleri görmeyi reddeden kurbana. Bir kenara çekilip. Gözlerini bir an kocaman açıp bana baktı ve tekrar yumdu. Şef garsonu birkaç saatliğine rehin aldım: "Çenesine sahip olan. bir kış günüydü. naklen yayın yapıyordu. zihninden geçen ile ağzından çıkanın farklı ifadeler olduğu nu ayrımsayamıyordu. Yadigar Dragon'un izini bulana kadar imanım gevremişti. yetmişbir yaşındaki bu adaptasyon kaçakçının son dakikalarını seyre daldım. Ellerinde. kalbi ve böbrekleri bir-iki dakika içinde çürümüştü. Felç geçiriyordu. Somondan bir lokma daha çiğneyip yuttu. Hırıltılı sesiyle "Ziyadesiyle leziz. Boğazı yırtılırcasma öksürüyordu.rur. II') Dikdörtgen şeklindeki uzun banyonun diğer ucuna. Parmak. beyninin konuşma merkezi tahrip olmuş. "Kardeşin artık nikah yüzüğü de takamayacak!" deyince. Niko'nun fedaisiydi. İşi bitmişti. Abidin Dandini'nin sözlerinden hoşlanmamıştı. pelikan kesesini andırıyordu. Yadigar Dragon alev almıştı da. Yani patronumuz söylemek istediği kelime yerine ona ses itibariyle benzeyen başka bir kelime telaffuz ediyordu ve yazma yeteneğini kaybetmişti. Abidin Dandini ve ben Bombacıyan'a koştuk. Anladın mı?" Kolay öğrenen garsona. işkence köşesine yürüdük. Sosa. Abidin Dandini ve ben malikanenin salonlarından birindeydik. Fonemik parafazi ve agrafiye yakalanmıştı. Bombacıyan malikanesine avdet etmişti. kanlı kafanın gövdesine rastgele çizikler atıyordu. Beylerbeyi Sarayı'nda Yadigar Dragon adına rezervasyon yaptırıldığından haberdar edilmiştim. Yağmur.. Katillerin de uyması gereken görgü kuralları var: "Pardon efendim.. Aslında yemeğin tadı. sislerin içindeymişiz gibi başını kaldırıp sağa sola bakındı ve haykırdı: "Derhal bir ambulans çağırın!" Uzay üssüne benzeyen hastanedeki nöroloji uzmanı.Bir deliyi delilik yapmaya ikna etmeye çalışmak da delilik! Acele etmeyelim." Sumoculardan biri yavaş yavaş işe koyuldu: Usturayla. Yıllar sonra. 320 Abidin Dandini. "İyi misiniz?" Gözlerini kırpıştırdı. ne buyurdunuz?" Atom Bombacıyan bize tutunarak doğrulurken. Zavallı ikizler. Buruş kırış kafası. Dragon'un kahkahasıyla makas değiştirdi. Dandini'yle birbirimize baktık. Dragon'un sırasıyla beyni." Tam olarak neden bahsettiğini hatırlamıyorum. küvetin kenarında süs gibi duruyordu. Kabız binbaşı düelloda. Bundan şikayetçi görünmüyor. ben de aynı yöntemle entipüften bir korku filmini anlatacaktım. Sonrası malum.ı sılmaya başlayınca. Bay Dragon sandalyesiyle birlikte sırtüstü yere devrildi. Hikmet Mete Tetik araya giriyordu galiba. "Hoş bulduk. Bu onun son gülüşüydü. dünyanın en zor işi. Benim yerime bugün Sergio Leone adlı Levanten bir servis sihirbazı bakacak" dedirttim. Cengiz. "Namussuzlar!" Kurban. taş kesilen parmaklarının arasından kaydı. ülkenin en büyük mafyasına. yüzünde ve vücudunun görünmeyen yerlerinde hızla sinek yeşili benekler oluşuyordu. Çatal bıçak. Beylerbeyi Sarayı'nın bahçesinde Yadigar Dragon portakal soslu somonu iştahla yiyordu. Eşekler üç kere amrdıktan sonra bir kere os. elindeki şırıngayı patronun kasığına saplayıp Atropine olduğunu tahmin ettiğim bir sıvı enjekte etti. İki fedai. Gıdısı. Bu kuraldır. Uzayda her namlu tetiğin emrinde "Nasıl buldunuz efendim?" diye gülümsedim. Bu işlem. kristal avizeden kesilmiş pırıltılı bir kıza. Atom Bombacıyan'la konuşmak. Böyle devam ederse. Eşekten önce ahıra girmenin âlemi yok. Atom Bombacıyan’ın benimle özel olarak görüşmek istediğini söylemişti. alabora olmuş isli bir akvaryumu andıran gökyüzünden minik. Yedi sene tutuklu kaldığı Fransa'dan yakayı zor kurtarmış bir haydutla. Diğer kurban gözlerini sımsıkı yumup başını sağa sola çeviriyordu.. Cengiz Cingöz.. Kaldırdılar. Ciddi bir havada geçen sohbet. artık birbirlerine hiç benzemiyor lardı. sıvılaştırılmış botulinum toksini karıştırmıştım. sanki ağzımın içinde karnaval düzenliyorlar!" dedi. saray müdürünü telefonunla aratarak. Bahçe kapısında dönüp bir kez daha baktım: Göz çukurlarından fışkıran kanla birlikte gözleri somon tabağına düştü." Küvetin içinden hırıltı ile gurultu karışımı sesler geliyordu. enikonu telaşa kapılan misafiri onu eski haline getirmeyi denedi.Bir adamı konuşturmak için ikizine işkence ediyorlardı demek. fakat işe yaramayacaktı. Evet. Diğer masalardaki sosyetik müşteriler önce can çekişen Dragon'a. insan yiyen bir hamburgere benziyordu. anıları tazeliyorlardı. Yadigar Dragon ağzından beyaz bir köpük taşırarak geriye doğru l<. Biri. Romanya'dan yüklü bir mal gelecekti.. Dahası. Mitterrand'la gölde kirpi ota-rayım" dedi. Kardeşinin korkunç haline bakamıyordu. gülümsedi ve "Uğurlu taytım çok sıkıyor. Bir koruma. mutfağa seğirtti. İki sene önce. sinirli sinirli söylendi: "Anatominize madalya mı çarptı ne? Milattan Önce şöhret otomatikti! Çekirdekli bal verin!" Abidin Dandini. onu söndürmeye çalışıyorlardı sanki.. kerpetenle kurbanın sol yüzük parmağını ikinci boğumundan sıkıştırdı. "Gelemiyorum. Atom Bombacıyan'a afazi teşhisi koydu. Atom Bombacıyan. Gidip kulağına eğildi: "Senin biraderin vücudunda jilet kesikleri hızla çoğalıyor. Abidin Dandini başını kaldırarak benim de eğlenip eğlenmediğimi kontrol etti. sağ elin yüzük parmağının koparılmış olduğunu fark ettim. Adamcağız sayıklar gibi inliyordu. Niko ölünce. mutfağı teftiş edilen aşçıbaşı havalarında bizi selamladılar: "Hoş geldiniz patron. Aniden irileşip kızıllaşan gözleri cam gibi çatladı. onu ikizine tekrar benzeteceğiz. İnat edip yolumuzdan çekilmezse. " "Ötmedi henüz. biraderi kendine getirir!" Kanlı kafa tiz bir çığlıkla fayansları çatlatınca. Eziyet uzmanları. sonra da birbirlerini paniğe sevk ederek çığlık çığlığa bahçe kapısına doğru koşuştular. Atom Bombacıyan küçük ve yavaş adımlarla dolaşarak konuşuyordu: ". onu çiğ çiğ yiyip sonra da diri diri mezara gömerim!. onun bu acıklı durumundan ötürü neşelenmişti. Ütüyü fişte unuttuğunu birden hatırlayan kocakarı misali irkildi. Adamı sudan çıkardılar. Çünkü afazisi var. Sağda solda moda takipçisi dobei İM manlar gibi bekleşen beş-altı koruma da patronun imdadına koştular. Zehirlenmeye karşı alınan bu tedbir takdire şayandı. Baştan anlatayım da kafanız büsbütün karışmasın. hayatına da sahip olur. üzerine tozşeker dökülmüş kaplan kakası gibiydi fakat adam tat alma duyusu yüzde 60 oranında zayıflayacak denli yaşlı olduğundan farkı anlayamıyordu. ölü balıklar halinde 322 yağıyordu. Dandini'nin keyfi daha da artmıştı: "Şimdi bir parmak daha kesilecek galiba?!" Sumocu moronlar bunun bir emir olduğunu anlamışlardı. Papyonumu çıkarıp bir masaya bıraktım ve güneş gözlüğümü takıp kalabalığa karıştım. Nasıl gidiyor. ne dediği katiyen anlaşılmayan bir adam hükmediyor. Bay Bombacıyan "Bunak bir fahişenin çürümüş rahminden fırlayan o bıçkın kırıntısını cehennemin yörüngesine oturturum!" dedi ve güm diye yere yığıldı. Abidin Dandini." Bizden medet uman elemanın başı öne düştü. Onunla konuşmanın tek yolu vardı: ut 70 .

karbon şey. Tek kelimesini anlamadığım halde. meşe stokla. fesat icraatını ibiş enişte geberse yenemez. Migrene doyup da enikonu kanınca. Sivrilmiş kemikleri donacaktır. şefi yirmi lirayla idare etmezdi ki. Tilt kızardı. Sebil feciyse çökeriz.. tırstık?' Hep şuur hali. İndekse palavra işliyoruz. uçurumdan iki tane Rus'u atıp piç kurusuna çıtlatın. Yerliler gerçekten dişli tokuşuyordu. hiçlikte. Harami cici felsefeci tatbikatta bir tütün çiğner se toz olma. dekadan kaçıklara kızmamıştı say ki. Kabaredeki son otlakçının zıbarmış figürü kanda serpildi be. nazenin beyin evrime demirli. Havai. herif pek enerjik. Bu isteğini nasıl dile getirmişti acaba? Huzura çıktım." Adeta. Lanetim geçse. zehirlenmesin. Katırlara tez unufak bir ahır! Robot üye kessin şarkıyı. Galiba kargoyu büyük Po otlaklarına iten isimsiz pigme oydu. Latan kaçık. Saçma sapan cümleleri acayip vurgularla söyleyerek zırvanın zirvesine taşıyordu: "Kent çoraklığının sırnaşık ekiplerini. Dolayısıyla. Gama bıçağı kullanılarak yapıldığı için iz bırakmayan gizli bir ameliyat [Bila-teral cingulotomy] şifa getirmemiş. Güz kanı şekerlendirmişti. Paslı tren kapanmıştı. Pekin'de kaçak jokey nallattım. isli sisli gece. Mangırı vidalayıp herkese serpin. Dürbünümü hayta cıvık moruğa fitliyorum. Kask giyme. Ben de mafyaya katıldığım ilk dönemdeki gibi. hayali leşe bağlatır ipi. yok: İşte cinai şebekemize yön veren sihirli kelimeler. fuarı kapar keş. Çöl seçer gemimiz. aklınızın emniyet kayışı koptu ha? Gözleri. Şokta mıydı simgesel hippi. Yuh! Kant bizi gene şarj etmedi mi? Finansta bir seviye korunacak. Cesaret sebebiyle kınanmış kişi ağlıyordu. Kışlık meyvesini yuttu: İlginç de. hangi sessiz harfleri değiştirerek bu abuk sabuk cümleleri kurduğunu saptamam imkansızdı: "Daha sarih konuşamaz mısınız efendim?" Sonunda delirdiniz." "Benden özel bir isteğiniz mi var?" He mi. Dil evreninin gücü az. benimle çok acıklı bir hatırasını paylaşıyordu: "Yani gar. Uyumsuzluğun çırağı kiralanmaz. Gayretliler toktur. güncel çile. Hırs dünyasının hırsla ihyası azdırır-dı. Nafakasız çoğunluğun ardındayım. kalbe zıt krizi.. çeriyi ütüle kaç! Morglarda yün kumaş ile libero Kızılderili soğur." Atom Bombacıyan’ın çenesi ve ağzı titreyerek gözyaşlarına hazırlanıyordu. Çünkü türü mayhoştur yağlı Ford'un. geceleri uyuyarak geçirebilmek içinmiş. Yetimlerleydim. pis en kısa torununun omuzdaşlarıylaydı. Yem öğrenci kuğularmmış. Çoğunun yılmadan kopmaz ipi! Ağzını öpünce zihninin ayarı bakma yavaşladı. Saygon'da kılıç sattı. gözlükleri. yok mu?! "Dur. ekmeğin yeni kapanı. Çarpık mor kuklanın doğduğu barda bacın nasıl birinci seçildi?" 324 "Söylediklerinizi anlayamadığımın farkında mısınız?" He mi.. imzayı koy. Ceset deşikse parçayı iliştir. dibi nerededir bakalım. Hollywood filmi fragmanlarının meşhur dış sesi Don LaFontaine'den [1940-2008] lirik bir şiir dinlemekteydim: "Kumda vay tırtıl ölse. can çekişen bir av köpeğininkiler gibi kıpkırmızıydı. Kurnazdı." "Bana bir görev mi vereceksiniz?" He mi. Kudüs'te depresif âşığa sor. Sağır gözünde kardinal pıhtılaşacaktır. Haziran garaj koklamaya yetiyordu. Yazın dünyadaki üzgün güveyler gelip tok karnına inat sayhası ısırmıştı. Görünüşe bakılırsa. Rulo çalıyı çöz. ona gayrı ses etme. Kuyumuza şemsiyesini açmaz üveyse. Çağında ilhamın dibini sığ sanan hiçten dingildesin. Kafein hapları ve amfetamin kullamyormuş. 'Kodaman' yaz taşına. Fil tezeğinde altın kaybedin. Aksi. Yoğu karamıyorsun. Çiğ keder oyalar beni. Yöre ifrit radarıyla taranmak.. hayır yerine aygır filan diyebilirdi. Sırların zayıfı bile cemiyeti kasıyordu. Viskiye olan düşkünlüğü. Hapşırırdık kola açarken. yok mu? "Hırçın dul beş gol atmadığında. Jet dediğin yanıyor ve de bilim görmüyor. Horozlar piramide mi kondu? Pilli avcıyı silah veya kolonyası ıslatsın. polenler kaldılar. Kasvet ruhu yakar. Zom olmadığından eminsen. Toy efrada aşina ah geyşa soldu. güya kilo vermek için yuttuğu Topamax adlı ilaçmış. Çaktım büyü takımını. Şablon efkarı. Kahır belaya eşit: Gam yenmez mi? Ergen gelin karşısına kırk görümce alınca. Mayınlar diz327 dir teğmene. oyun efkar tapası. tüy bul. kalem ucu. Patetik reaya ötmediği zaman." Sözleri. Tapmağın bulutu ufak. karda jojoba. tetiğin emrinde. Harpleri. ahbapları. Yardım. Rahat tuzak. Fiziği hasırdandı. patronun benimle baş başa konuşmak istemesine şaşırmıştım. iletkiler. yok mu?!!! Ne desem. Ve hazan bağını talan eder. atımı ful kızartmasın. oyunun sonunda didin. Camia jönü tepetaklak zedelenmesin. bazen uğurlu tarifinin özetini sürdürüp giderlerdi. "Artan kan senin!. Atom Bombacıyan’ın bu duruma düşmesinin bir sebebi.'Mi' soru ekiyle biten sorular sormak ve "He" ya da "Yok" şeklinde cevaplamasını istemekti. fantom vapurcuğu. tilki. He. Fırtına değil veremdi. boğulduk mu düşünürüz. "Lobiye tozduğunda motor setine termit üşüşmüş!" Telaffuz ettiği sesli harfleri akılda tutabilsem bile. gömüyorsun. Dost bağından tombul bekçiler de sökülse. Üstelik beyninde ödem oluşmuş. Canım sütlü mısır patlamış mı? Perhiz namert ömrüne ne katar? Hap yutmanın dejenere avuntusu için banyoda değişiklik tasarladım. Dadını alevli sona eklendiğinde görmemiştin. iştahsızdır belki. denize düşen yıldırım gibi boşa gidiyordu. Atom Bombacıyan'la sürekli görüşen ve onun emirlerini bize ileten kişi Abidin Dandini'ydi. bilirsin? Fas'ta boşa yarışıyorduk. Ketum salağa deva yanlıştır. Cayıyorlar. Bipolar bozukluktan yani çift kutuplu ruhsal dengesizlikten mustaripmiş meğer: Gündüzün manik. Filler çürüdü. Averaj kimde. pespaye lort kumla doysun. Doktorun anlattıklarına bakılırsa. krater suyunda? Hemen tetikçiyi sırtlarsın. durağan. Aşkım adresinde. Korkuların güncelliği beleş. Ya vergiler? Aynı tüzükler. Yargıç beni ipe çeliyordu. Nah paradigma kazındı. uyumayalım. Yazan eşi. Daha dün. melanet. Şili'de ışık açıksa uyanıyorsun. Karalayıcı peçelerin yüzeyini sel çimenlere gömer. İsyancılar girdapta fön çekmesin. fahişeler sendikasının faaliyet raporu gibi karmakarışıktı: "Hayırlı evlat badigart.. Aklını bir kır. Viranenin dinç sahibine peri verelim mi? Nerdeyse zenci de demin kustu. baloncuk. Japon'un künyeyi de silersen. Hoş. Uzayda her namlu. Kuş bana sordu.. Tümü sözlerimin özüne çelme iken artık donuklaşıyorum asgari. 71 . yok mu?!! İçimi kaynar bir sel basmıştı. İkiz türbe 326 Fizan'dadır. Kuyruğunu yalandan sallayan enselendi. Deli kölelere alıştık karımla. hayırların güncelliği ağır gelir.. uçmazdık. santral sinir sistemi kördüğüm olmuş. şehrinde sinir haplarıyla siniyordu deli. şakalarını geniş sanarak yuvarlamış. Hemen röfle yaptır. Gemi beşik. sathımıza sıksa jeli. Zira evet yerine Levent. Engereği zemheri yas'a iletir. Boş otoda dirilen Meksikalı dişi kim ya da kimindir? İlacı viski. vagon için. Velhasıl. Orda kahvenin ucuzuyladır dırdır. Yangına ilk toslamamıştım. merkezin dışında kaldım. Sufi güya. ilkel devriye delirip hepsinin ümüğüne binmişti. külçeler. ipi hazırlıyorum: Kapris volkaniği çağlayarak yoz tecrübesine ayılmıştı. Leş payı sorun olmaz. Gazabıma takılan pişerdi. onun risk almayı sevmesini açıklıyormuş. pasif cüceyi haşlama geceden. konuşmasını can kulağıyla dinliyordum. Bipolar bozukluk. lüferleri ayarlayamıyoruz. Atom Bombacıyan iyileşemedi. Hem cenin de çediğini palet gibi vuruyor. geceleyin depresifmiş. kurbanlık tipi mahvoldu. Tepelemeyin... "Beni mi emrettiniz?" He mi. uzmanlaştıkça çürüyor. yolu telden aşsa. gol atar oğlum. Kızlar tuhafsa Doğu pekişirmiş. Onur kördüğüm. Bir kişi güvenlikliydi. ilk turda elenir mi dersin? Cüzam gazisi kahpenin uyuzludan yara izi işleyişlerini öğreniyordu.

Bir keresinde. Dargın da insanın içini sızlatan cinsten bir dilberdi. kadınların güzelliği acı verir. Bakışırdık. zar dörtlü gelse kaptırmak mıyım? Çarpık filonun rotasını sıska kumandan gibi Babil'deki rahleye çevir. Perec Amca haklı. Yine de. Kuyumculuktan öğrendiğim kadarıyla." Hayati sözlerimi anlıyor gibiydi.' Şimdi de sırrı açığa vuramıyorum: Ne sevgilim yaşıyor ne de dilim dönüyor. Yırtık loş perşembelerim afaki. Kafile zalimse ahmak kibrin tadını yüceltendir. Kestane şerbetiyle sıvanmış gibi parlıyordu. o da ayrı mesele.. Atom yavrucuğum. Hoş. Sümüğümü damatlığımın koluna siliyordum.1 nin münasip olacağı fikrine vardım. dükkandaki bütün mücevherlerin toplamından bin kat daha ışıltılıydı. III Bugünlere geldik. altın yüzükler. cümleleri yakalayamıyorum.. ifadesiz bir yüzle ve sessizce ağlıyordu. dil. Karekin Kuyumcuyan'dan yevmiyesini almak üzere dükkanı şereflendirmişti. Hissikablelvuku'nun da dibini köşesini süpürüp silerlerdi. Yirmibir yaşındaydı. Peki ya ben? Ölünceye kadar haydutların prenseslere kavuştuğu bir istasyonda bekçilik mi yapacaktım? Kuyumculuğu bıraktım. yok mu? "He. ırz düşmanlığının daniskası sayılır330 di. bir hayat bilgisi kitabı gibi bana gün geçtikçe daha çok şey anlattı: Yadigar haraç toplamaya gelmiyordu artık. Fakat şimdi bunlardın bahis açmak hem gereksiz. Elbette rol kesiyordu. İlkin sersemledim. Çocukların güzelliği neşe. Müslüman kızma meyil vermesi." Hayati aval aval bakıyordu. Munis. Aşk çiçeğinin gübresi paradır Hayati. çünkü sınıf atlamıştı.. Kumraldı.. Uzay tanığı pelerini. Hissikablelvuku'ya gelen temizlikçi kız. ağzımdan doğru kelimeler dökülse. Tevekkeli değil körpeliği iblisin. İnsanlar. Harfleri. Otogarın polis sinyali biraz kesat. Ağlıyordum. Limon lokavtçıya kesif telve içirir. tabancamın kabzasına nakışlar işledim." Atom Bombacıyan. Atomcuk. Evlenmek bir erkeğin yapabileceği en budalaca fedakarlıktır.. Dargm'ın siyah beyaz fotoğrafını aldım. Onaylayalım fasıl bitirimini ve koruluğuna perde insin. Çılgın fikstürü. Dargın temizliğe gelmiyordu artık. Domuzun yılandan olma piçi! Dargm'ı görünce. Dargın Dragon'un 72 . Hayati çıkageldi: "Beni mi emrettiniz?" He ya da yok dememi umuyordu. Dargın. biteviye konuşarak. Gidip. sözcükleri. Cehennemde yazgının çözüldüğü görkemli fesih ile tabii ferasetim kısırdır. hem de imkansız. Yeniyetmeydim. Ben de 'Gelinle damadın iyi bir fotoğrafını tabedin. Ağzımdan çıkanı da kulağımla doğru duyamıyorum. bir ibret vesikası gibi. Yadigar Dragon. Jöle içindir gelişkin tankın izi. ayaktakımı kabini. merhamet. Gırla şapel tenhalığı tavuslarındı. Ona bakarken hep gözlerim buğulanırdı. birgün dükkana geldi ve Yadigar Dragon'un düğün fotoğraflarından ister misiniz?' diye sordu.. Bir tabanca satın aldım. Kaçıyorlar. 'Aşkımı bir sır gibi senelerdir sakladım. Dünyanın en ağır küfürlerim etsem ya da en harika aşk sözlerim söylesem kimse çakozlamayacak. kendi çetemi kurdum. "Benden özel bir isteğiniz mi var?" Canım sıkıldı: "Şu basit cümlemi anlamak gerçekten bu kadar zor mu? Ben senin ne dediğini gayet iyi duyuyor ve anlıyorum oysa?" "Bana bir görev mi vereceksiniz?" "Allah kahretsin!. Konuşamıyo rum. Yine de eski bir meseleyi anlatmak için Hayati'yi çağırttım. Dargın'dan on küsur sene sonra ben de evlendim. Kızın çenesini tutu: İsmin ne fıstık?' Ben bu suali Dargm'a hiç soramamıştım. Ilımı bacıyan Krallığı'nın Tehlike Imparatorluğu'na dönüş m < -. Tabiattaki bütün çiçekler yok olsa ne hissedersin? Karekin Bey. ne duyduğu umurumda değil: "Bundan tam kırk yıl önce. Kedime saz aldım. "Daha sarih konuşamaz mısınız efendim?" Konuya girdim: "Dert ortaklığını.. Amma tuhaf bir isim? Fakat ona yakışıyordu.Şekere gömülsem tözüm artık fişeklenir. Kaçan balık. O fotoğraf. Suç ortaklığı söz konusu olunca din. Düşündüm. Her neyse... Karekin Bey'in evine temizliğe giderdi. Mermiler evrensel bir dil konuşuyordu. uzaklaştıkça büyüyor.. mafya pulu. Dargm'm aşkı gönlüme Karınca Duası gibi nakşol-du. Dargın. Falancaya temiz Niko kontratımı devredişimi sayma. bilezikler. sidikli salyası akmaya başladı. Onu gördüğüm ilk anı çok iyi hatırlıyorum: Kalbim bomba gibi patlayarak moleküllerine ayrılmıştı. Fakat onun sevimli sahteciliği. Dargm'ı kaptı. Umutsuzca sordum: "Onu öldürecek miyim?" He mi. yaralayıcı gerçeklerin üzerini kelimelerle örter. var gücüyle sırıtıyordu. yine aynı şoku yaşıyorum Hayati. benim canhıraş içtenliğimden daha çok iş görüyordu: "Hasıhkelam. gizli bir çift pençe. Bir tanesini Abidin'e hediye etmiştim. Kurtuluş'ta Hissikablelvuku adlı bir kuyumcuda çıraktım. Atom Bey. şiir devşirmesi ne sakil! O komadaki konuğu vuralı korsan tutuştu. Mahalledeki fotoğrafçının çırağı. Kim bilir kim? "Güçlü moronları tam tekmil çarpıtın. Şiilik ettim. Hissikablelvuku'ya ayda bir uğrayan bir eşkıya tohumuydu. haraç ödediği damat ile yevmiye verdiği gelinin düğününe gitmişti. taşındım. beş satır kelam ya ettik ya etmedik. Artık korkulası olduğu kadar acınası biriyim. Tatar gelinleri gibi. damarlarımı çekip sararak yumak yapmış ve yanan çalılara fırlatmıştı sanki. devrimci tüfek nefesi kâr etmezse namlu kekeler. Pazartesi sabahları. annesi ona seslendiğinde öğrenmiştim. fotoğraf filan istemiyordu. Yine de anlatmak istiyorum. Bir kız vardı: Dargın. annesiyle birlikte.." "Söylediklerinizi anlayamadığımın farkında mısınız?" "O niye? Doğduğunda doktor seni yere mi düşürmüş?!" dedim. O esnada Yadigar da peyda oldu. Bir senem orada geçti. Hâlâ da silahlarımın üzerindeki işlemeleri kendim yaparım.. gelip alırım' dedim. çünkü Dargm'ı almış ve aklanmıştı. Hırsız adımlara vız gelen yerde kadavralar savurdum. Hattâ kol kola Hissikablelvuku'ya geldiler. İşler büyüdü.. senin için bir mana ifade eder miydi. Düğün günü sarhoştum. Hatırlamak ve unutmak insanın kontrolünde değil. Karekin Bey'e sonradan sordum. Şu anda telaffuz ettiğim kelimelerin. Onu aramıyordum.. Marjinal baronun hırt gence özenip haiku. küpeler. Yıllar muhakkak onu değiştirmiş olmalıydı. Karekin Bey yoktu.' şeklindeki hitaplarından biliyordu beni. Dükkan sahibi Karekin Kuyumcuyan bana işin inceliklerini öğretiyordu." Hislenmiştim: "Yadigar Dragon. sırdaşlık tekliflerini. Söylediğimi zannettiğim sözler ile telaffuz ettiklerim örtüşmüyor. onun elmas damlası yüzü gözlerimin önüne gelse." 328 Atom Karınca Duası [Atom Bombacıyan] Hayati Tehlike'de damar var. Bense "Bıktım bu 'he-yok' saçmalığından Hayati. görmüyordum. Otuzlu yaşlarmdaydı. muvazeneli bir gençtim. mülayim. kolyeler aldılar. değil mi?. yani Cengiz'e bir fotoğraftan Hayati'yi işaret ettim.. şefkat ikramlarını hiç kimse ilelebet reddedemez Hayati. Ne zaman Dargm'ı hayal etsem. Bundan hiç kimseye bahsetmemiştim. Dargm'ı unutamadım. Adını. istemem gıcır sakallı gureba jargonu.. Konuşmazdık. Suikast ve mağlubiyet bize rol kesecek ve lakin esrarengizliğini de bileyecek. Ben de 17'I öyle yaptım. ırk ayrımlarının bir ehemmiyeti kalmıyordu. İrmik zerk et fincan kulp: Ah şu fosfor farkı. Kurtuluş'u haraca bağlayan çetedendi. Gel-gelelim. Dargın. Eşek şakası gibi" dedim. söylemeye çalıştıklarımla alakasız olduğunun farkındayım. O da Karekin Kuyumcuyan'ın zırt pırt Atom evladım. anne-kız. Beni dinlemesiyle yetineceğim." Fotoğrafta. Doğayı közleyenin vedasından yari ustaca kıskanırım. takım elbiseli genç bir adam. Bildiğin gündelikçiydi. Bir Ermeni'nin. Bir sene boyunca hepi topu Karınca Duası kadar. İnzivayı yamyamlar hışımla kutladı.

Halil ibrahim Kalibre "Sözüm meclisten dışarı. Bir cüce için fazla uzun bir isim? "Memnun oldum. siyah-beyaz ve küçücük bir kopyası vardı. 18671905. Eğer ben ölürsem. onu gülerek karşıladı. Ağacın dalma bir de misina doladık.kuna düştü ben çözemiyorum. herkes bana baktı. Bir sigara yaktı: "Ne bileyim Abidin? Kenef gardiyanı gibi bekli334 yorum ben. Kırk yıl boş yere bekledim Hayati. İcabında. İntikamım zaman aşımına uğradı. günden güne. Karadeniz'e bakan ormanlık bir arazide ilerliyorduk.o. Elleri ve ayakları bağlı Halil İbrahim Kalibre'yi bagajdan çıkardık. Abidin Dandini'nin ağzını aramaya gelmişti: "Avangartla Torino'ya üzüldüm. Kırk yıl bir sürü adam vurdum. "Cep bilgisayarını şarja tak!" diye kükredi Dandini. Kıçımın halkası kayboldu. kusura bakmayın. Dargınla aynı gezegende yaşamakla avundum." Vakur Avangart ve Nuri Torino'nun haklanması. gözüm açık gidecektim. Bir fotoğrafçıya verip renklendirtmiştim. Cengiz Cingöz. Şimdi senden ricam şu: Al bu fotoğrafı. dilini." Tokalaştılar. Kalibre. Hapisten kaçmak için kazdığım tünel beni tımarhane mezarlığına ulaştırdı. ne halde olursa olsun. kağıdı açtı ve ortaya çıkan yazıyı sessizce heceledi: SIRADAKİ SENSİN HALİL İBRAHİM KALİBRE. Kuşlar. kıvançlı bir sırıtış ve Bay Kalibre için alkış talep eden jestlerle masamıza yürüdü." "Sırada kim var? Ha?" Abidin Dandini.. Yani el çabukluğuna dayalı hile teknikleriyle gözleri aldatan adama rüşvet verdi.bünyesinde. O zaman. w. geceye ekstra karanlık katan nemrut suratıyla ortama dahil oldu. kolunda geliniyle sırıtıyordu! Aynı fotoğrafın bir de eski püskü. bir tane daha." "Geciktim biraz. Yumurtaları. Önce boş ellerini gösterdi. Sahneyi yandan gören bir masaya tünedik. benim meçhul hedef. "Efendim?" Hızır Hızlı söyleneni duyamamıştı. Yani fotoğraftaki os. ben de 'İyi bilirdik' dedim.. Yadigar Dragon'un kırk sene önceki hali bu. Lı rini. işte o kızı seviyordum. sevdiğim kadını dul bırakmamış. aldı. leriyle Cem Yılmaz'm Hokkabaz filmindeki iskender Tüıuy dın'ı hatırlatıyordu. Halil İbrahim Kalibre'yle buluşacağımız Owl adlı gece kulübündeydik. Yadigar'ı mıhlayacaktım. İslam'a dönecektim. Turgut Rulet [Çeteye ara sıra hizmet sunan gedikli bir tetikçi] ve Victor'a gösterdim... dehşet saçtım. ayaklarını. Geçenlerde. beynini güzelce kesip paketlersen makbule geçer. kulaklarını. fakat ölmesini istediğim asıl kişi.. trafiğin zürriyeti bağlanmıştı. Kalibre. Etrafta. gülümseyen Dandini'ye bakıyordu. "Hayati Tehlike" diyerek kendimi tanıttım. Tanımıyorlar. Aşağıda deniz.. Kışı uykusuz geçirmiş bir ayıya benziyordu. açık unutulmuş çamaşır makinası gibi köpük saçıyordu. Dargın ölürse. Kulübün prestijli loşluğunda. nafile.." Uzattım. kimin sakızı kimin b. istifim bozmamaya çalışırken. Dargm'm öldüğünü öğrendim." "Evet" dedi Dandini "ama bu iyi bir şey mi?" Bay Kalibre'nin suratı. Abidin Dandini. giysileri derisinden daha dar kızlar dolanıyordu. Uçurumun kıyısındaki yüksek bir ağaca upuzun bir salıncak kurduk. (. Bu adı daha önce de işitmiştim.. Çevremdeki herkese sordum. Adımı takdir eder gibi ağzını büktü ve nazire yaparcasına "Ben de Halil İbrahim Kalibre!" dedi. salonda bir tur döndükten sonra Halil ibrahim Kalibre'nin tepesine iniş yaptı! Hokkabaz. "Ağzını bantlamadın mı?" "Bantladım. 73 . Ne zaman bir aptal görse sevinir: "Ooooo. yumruk yemiş gibi morardı. Aylar geçti. duysa da anlamazdı. gelerek yakaladığı güvercinin bacağına iple bağlı katlanmış kağıdı ibrahim Kalibre'ye takdim etti. önündeki masaya diziyordu.. Yanlış bir oyun oynadım. adamın iki yana açılmış kollarına dizildiler. Ve bana onun kellesini getir. "Tebrikler beyefendi. Atom Bombacıyan’ın sıradaki kurbanını merak eden Halil İbrahim Kalibre.ruk çuvalı çoktan buruştu. çenesiyle sahneyi işaret etti. cehennem dumanı. deliğe şimdi kim düşecek diye. Yumup açtı ğında avucunda bir yumurta duruyordu. Fotoğraf elimde. giderek eriyip küçülse.beyefendi kim sizce?" Herif cin gölgesi. Sahil yolunun üst tarafındaki fotoğraf stüdyosuna doğru yürüdüm. Film bitti. Bir tanesi de başına kondu. panterin ağzındaki portakal misali. Namevcutluğu. benim deli olduğumu düşünürdü. Kan döktüm.. "Evet sayın seyirciler. m Kabus görürken hayal kuramazsın Kahkaha yok olmaya mahkumdur. ifrit fısıltısı gibi görünmezdi. Böylece. çaresizliğimi perçinlcyo■<• l< V ı ne de cıvık çakalı bul. Sana daha yeni bir fotoğrafını verebilirdim. Dandini. kaybolmaya yüz tutsa bile. hayat devam ediyor." "Yorma kafanı. içimi onu gebertme arzusuyla dolduruyordu. renkli ışıklar yanıp sönüyordu: İçeride polis arabaları UFO kovalıyordu sanki. yakıp yıktım. Kanlıca sahilinde balıkçıların fotoğrafını çekiyordum. kimler gelmiş." O sırada illüzyonist sahneye çıkmış ve şovuna başl. ti: Kaim gözlükleri. başınıza talih kuşu kondu!" diyen hokkabaz. Halil İbrahim Kalibre. Fotoğrafın orijinali siyah beyaz. Fotoğrafı evvela Abidin Dandini. Onları gökdelenin terasından vahşi kuşlara fırlatırım. Vitrindeki kocaman düğün fotoğraflarından birinde. Oradaydım. Abidin Dandini. Sıkı numaraydı. "Bunu dedem de yapar" diye düşündüm. bagajda öyle tepiniyor ve bağırıyordu ki. Illüzyonistin tek tek alıp havaya fırlattığı yumurtalar beyaz güvercinlere dönüştü.. onu benden alan pisliği temizlemiş olacaktım. I-ıh. Zaten pat diye karşısına çıksam. kalbini. Dargm'ı kendime sakladım..ımi'.. Durumu izah ettim: "Düğün fotoğrafından kestim.. Bir bahar akşamı. kaç yaşında. Ormanın sonundaki uçuruma varınca durduk. Çıkışa ulaşmak için labirenti ateşe verdim. Kırk yıl. Kendi kendime söz verdim: Dargm'ı hiç rahatsız etmeyecektim.. İkisini yan yana koymuşlar. [MARCEL SCHW0B. Bu cinayet. başındaki kuş uçtu. yeraltı dünyasında gerginliğe sebep olmuştu. ellerini. 'Nasıl bilirdiniz?' diye sorulduğunda. kulise gidip illüzyoniste manifesto çaktı. Kalibre'yi salıncağa oturtup bağladık. Dargın'a gidip evlenme teklif edecektim. konsantre olamıyorum.. Yadigar ölünceye kadar bekleyecektim. dünyayı dişlerinin arasında tutuyordu. bakalım şimdi sıra kimde?" deyince. üzerine de 'Eski fotoğraflarınız onarılır-renklendirilir-büyütülür' yazmışlar! Fotoğrafçıdan." Polisten de ses çıkmadı. Ben girince paldır küldür pencereden kaçtı. Şimdi yetmişlerinde. Aksine. * ^f * "Bebeği beşiğe koy" dedi Abidin Dandini." Doğru ve yerinde bir soru sordu: "Onu öldürecek miyim?" Anlayacağı dilde cevapladım: "He. Çifte Yürek] Gece. mağduriyeti332 me son vermeyecek. Bana da elini uzattı. artık önüme gelene soruyordum: "Bu -lanet olası. Çok iyi ve çok kötü şeyler uzun sürmez." Damadın son yolculuğu Fotoğraftaki adamın kim olduğunu bilen yoktu. N'apahm." Anadolu yakasında. Bir tane daha. parlak yeşil ceketi ve lavabo beyazı dr. arabanın içinde birbirimizi işitemiyorduk.. Halil İbrahim Kalibre. Polise gittim: "Dün gece eve döndüğümde içeride hırsız vardı. Bu fotoğrafı düşürmüş. vitrindeki damadın Yadigar Dragon olduğunu öğrendim. Teşvikiye Camii'nde cenazesi kılındı.. Artık kırk yıllık damadı son yolculuğuna uğurlayabilirdim.

hayatta olduğunu biliyor mu?" "Ne olacak şimdi?!" Evet.Kalibre'nin ağzındaki bandı söktü: "Karın. Bizi de beraberinde patlatmaya niyetlenmişti. senin annen o!" deyip kolunu ağır ağır kaldırarak. Karaciğerinizden bıçaklandınız." 74 . minik kareleri harflerle doldururdu. sürekli titriyormuş. Kitaplara dokunmamdan gıcık kaptığını hissediyordum. Üç katlı evin her yeri kitaplarla doluydu." n«ı "Adınız nedir?" "Ferdi Fedai. Kalibre'yi sallamaya başladım. Salıncağı var gücümle ittim. "Senin annen. o kadar «1/ Abidin Dandini'nin sesiyle kendime geldim: "Hey evlat. Yanımda büyükçe bir deri çantayla gittim. Kitabı nereden bulduğumu sordu. neyim var?" "Epeydir komadaydınız." dememle on yıl yaşlandı. Davulcu os. Birkaçını inceledim.. Elli yaşında pankreas kanserinden öldü. Bir gün. Bombalı salıncaktan geriye yalnızca tepeden sarkan kısa ip parçaları kaldı. Arabamı otoparka bırakmıştım... Annemle babam. soruda bir tuhaflık olduğunu fark etti: "Naçiz vücuduna kol kanat geren hempalara dümen çeviren ve sezon nihayete ermeden künyesi silinecek olan müptezel fırıldakçı. annemin uzaktan tanıdığı bir köylü kadın. Ben bir gün sandal yeye çıkıp afişteki kadına mavi bir bıyık çizmişim. yukarıdan aşağı sütunundaki 13. "Hastanede miyim?" "Neden burada olduğunuz hakkında bir fikriniz var mı?" "Yok. Ondört yıl önce. Bir düzine kitabı çantaya doldurdum. hobisi bulmaca çözmekti. çocuk posterdeki kadına nedenini bilmeden ilgi duyacak" di ye düşünmüşler. bağırıp çağırıyor. Galiba altına işemişti." "Ben senin annen değilim. Uçurum boşluğuna gidiyor ve geri geliyordu. Bummm! Halil İbrahim Kalibre yanık zerrecikler halinde uçuruma saçıldı. Kitaplarımı almayın!" Kırbaçlanan bir kardanadam gibi darmadağın oldu.Kavalyem Azrail "Neler söylüyorsun anne?" Mini eteğiyle uçarak tüm dünyaya külotunu gösteren şu bıyıklı.. Tabancayı uzaktan yüzünde gezdirdiğim Zühtü Zubizaretta "Artık maalesef yal338 nızca 107 bin 487 kitabın kaldı. Bombanın pim halkasından misinayı geçirip düğümledi." "Epeydir derken?" "Eee. gazete kağıdına basılmış ve Lokman Kolpa'nın posta kutusuna bırakılan gazetedekiyle değiştirilmişti. tası tarağı toplayıp uzak bir semte taşınmışlar. Ambulansla hastaneye getirilirken kalbiniz durmuştu. Köylü kadın. bilmiyorum. Nazikçe reddettim.. n'olur ölme. hastanın kalp atışlarını gösteren bir monitör bipliyordu. Zühtü Zubizaretta'ya telefonda "Cihannüma'mR ilk baskısıyla ilgilenir misiniz?" dedim. temkini yok eder. Yaşlı başlı bir senaristin metresi olan Uçan Kız beni doğururken. Kendilerince. Daha ondördümdey-dim. Annem beni görür görmez. yeni doğurduğu bebeği ilk kez kucağına alan anneler gibi ağlayarak gülümsemiş. Onyedi yıldır. 40 bininci kitabı aldığı gün. Fakat maalesef Uçan Kız bilinçsizce etrafa saldırıyor. Bu büyük felaket karşısında acıyla kıvranıyordu: "N'olur. çoğunlukla. bana yaklaştığı sırada başını öne eğdiğini fark ettim." "Ne?! Onyedi yıl mı!" "Evet. 'sağdan sola' kısmını çözmesine gerek kalmazdı. Ölü biyolojik babam ile baygın biyolojik annem arasındaki emniyetsiz boşlukta tümüyle savunmasız halde duruyormuşum." "Hatırladığınız en son olay ne?" "Eve dönüyordum. bilgisayarda aslına uygun şekilde düzenlenmiş. O haldeyken bile Cih. beni besleyebilmek için annemden yardım istemiş. Mübeccel Ecel adlı Uçan Kız ise. Ağzındaki bomba patlamasın diye sürekli başını geriye atıyordu. uyuşturucu tedavisi gören Uçan Kız'a birkaç kez götürmüş. Sizi hayata döndürmeye çalışırken beyniniz oksijensiz kaldı.. Mor ağzında düğümlenen yıllanmış somurtuşu kabardı. Köylü kadını meğer senaristin yıllardır ayrı yaşadığı fakat resmen boşanmadığı karısı işe almışmış. annemle babam ziyadesiyle ke-derliymiş. Gözyaşları içinde ellerini öpüyordum. O yoksul fakat neşeli kadını. "kan çekecek. Çocukluğumda. O gün. burada mısın? Kabusun ortasında hayal kurma!" Ona bir bakış attım: Kıçı kırıklıktan çıtkırıldımlığa ne çabuk yükseldin? "Benim kadar çalışırsan sen de yükselirsin. Ve nasıl desem. kendimi bildim bileli salonun duvarında asılı duran afişi gösterdi: Uçan Kız .annixm." "Bugünün tarihini söyleyebilir misiniz?" "Haziranın 25'i galiba?" "Ferdi Bey.ruğu gibi güme gitmemiz an meselesiydi.. "Ben ölüyorum Hayati" demişti." Sesi titriyordu.. Beykozlu İdris oğlu İshak'ın günlüğünü bulunca silahımı çektim ve namluyu Zühtü Bey'in buruşuk gırtlağına dayadım. Hikmet Mete Tetik'in sağ kolu Ferdi Fedai gözlerini açtığında ona sevgiyle gülümsedim: "Şu anda nerede olduğunuzu biliyor musunuz?" Erenköy'de boş bir apartman dairesindeki oda. kucağında yeni doğmuş bir bebek yani beni getirmiş.. Bir yandan da boğuk sesler çıkararak yalvarıyordu: Yaban fokunun çiftleşme çağrısı gibiydi.dyi görmeyi umuyordu. Elyazmalarının dizili olduğu bölümde Çanakkale defterleri yan yana duruyordu.. geceden kendini vurarak ebedi uykusuna dalmışmış. Merak. hayır. Ben de üzerimde beyaz önlük. "Ölme anneciğim." Cevap 11 harfliydi.. Çok heyecanlandı. Sonra da emzirmiş. karısı onu terk etmişti. * ■$? * Lokman Kolpa'nın işi kalpazanlık. zavallının son cümlesi buydu.. alkol ve uyuşturucunun etkisiyle sızmışmış. boynumda stetoskopla doktor kılığındayclım. kahvaltı sofrasında gazetenin bulmaca sayfasını açar. Bir şey diyemedim. Budapeşte'den aldığımı söyledim. bir hastaneye ait gibi döşenmişti: Hasta yatağına uzanmış Ferdi Fedai'nin koluna serum bağlıydı. Senarist babam. Sağ köşede.. Gitgide kızaran ve irileşen kafasından duman çıkıyordu. Beni evine davet etti. Birden." "Söyleyin doktor. Zira çocuk sahibi olamıyorlarmış. Abidin Dandini. Bulmaca sayfası. embesil sarışın nereden benim annem oluyor? işte o zaman. ömrünün son dakikalarında bana hakikati anlattı. Kültürünü bulmaca çözerek geliştiriyordu. Halil İbrahim Kalibre'nin. Beni öz evladı gibi seven üvey annemi. Köylü kadın da beni anneme devredip köyüne dönmüş. Kalibre'yi sallarken dalgmlaştım. Her sabah. Köylü kadın beni hastaneye. Deney başansız olmuş. beni parktaki salıncakta sallayan annemi hatırladım. Derhal yanıma gelip kitabı görmek istedi. Merdivenleri çıkarken "107 bin 499 kitabım var" diye açıklamada bulundu.. Uçan Kız filminin posterini salonun duvarına asmışlar. Yirmi yıl önce. Fazlasıyla kan kaybettiniz." Utanmadan bir de aklımdan geçenleri okuyordu. 336 Bu sözün anlamını kabul edecek durumda değildim. yanında bir tek o köylü kadın varmış. Cinai tehdit ihtiva eden bulmacayı ben hazırlamıştım. "Azrail'in programında ne varsa o!" dedi ve salıncaktaki kurbanın dişlerinin arasına bir el bombası yerleştirdi. Önce 'yukarıdan aşağıya' bölümünü çözer.

Kel bir devin kafasındaki son saç teli gibi yalnız hissediyorum" ya da "Şahin Şahmerdan'a söyle. Bu kayıtlarda "Cennete giden en kestirme yol cehennemden geçer" ya da "Senden sonra dünya çok ıssızlaştı. şu andan itibaren kalbim senin için çarpardı. Madam Gali denilen bir kadına elmas satacaktık." Felçli Fedai: "Tetik beni öldürür!" "Patronun tahtalıköyü boyladı. Halil İbrahim silahları nereye saklıyordu. Derdimi anlıyormuş-çasma başını sallayarak iç çekti: "Eminim bir gün sen de hayatının kadınına rastlayacaksın evlat. 817 numaralı odaya bir ayna getirebilir misiniz lütfen" dedim.. tanıdıkların müstakbel ölüye hitaben taziye mesajları filme alınır ve ilgili kimseye gönderilirdi. On seneden fazladır birlikte çalışıyoruz. Hemşire "Ferdi Bey'in ziyaretçisi var" dedi ve odadan çıktı. Doğrulmaya çalıştı fakat başaramadı. boyadı. Abidin Dandini içeri girdi: "Geçmiş olsun Ferdiciğim. "Önce öldü. Bombacıyan da "Kadın olsaydım." Vakur Avangart çeteden ihraç edildiğinde. arkadaşlarının tebrik mesajlarının yer aldığı bir film hazırladım: Özellikle mafya içinden birinin ortadan kaldırılmasına karar verildiğinde. Mesela bir restoranın dekoru. kırışmış zayıf yüzü nü görünce ağlamaya başladı: "Demek.. uyanmanız ancak bir mucizeyle mümkündü. Bombacıyan çetesinin üst tabakasında yer alan ve ölümcül sırları bilen 'Şahitlerden olduğumun işaretiydi. Daima alaycıydı. değil mi?" diye soruverdim." "Geçen sene. birini ölümle tehdit etmede kullandığımız bir yöntemdi.. RNA'larımda romantizmin R'si yok. Ferdi Fedai'nden. buruşturdu. ister istemez sağa sola kayılır. benim DNA'larımda duygusallığın D'si. "Benim. Hapiste şişlediler. cehenneme gitmesiyle benim bir ilgim yok. ben sadece tetiği çektim" türünden tuhaf laflar edilirdi. Doğrusu. fakat ellerini kıpırdatamadığı için durumun farkında değildi: "Yeşilköy'de. Bana öyle çok şey öğretti ki. Ferdi Fedai ölesiye şaşkındı. Kumar oyna-yacaksak. Elini omzuma koydu.. Biz de konuşmayı dışarıdaki ekrandan izliyorduk: "Silahlar nerede?" "Nasıl bilebilirim ki? Onyedi senedir uyuyorum? Depodadır herhalde?" "Bak Fedai. Şebnem'in doğum günü için. Ferdi Fedai'nin ve Abidin Dandini'nin yüzünü onbeş-yirmi yıl ileriye kurdu: Macunladı.. şimdi de işten kovuluyor. Düzenli tedaviyle. Abi-din Dandini "Çok talihsiz bir hafta geçirdi" diye hayıflandı. Önce intikam alır. onun çenebaz bir kaçık olduğunu düşündüm. Aynayı. Şebnem Şibumi'yi etkilemek için yaptığım her şey. Daha sonra serum içinde Norcorun bağlayarak Ferdi'yi geçici felce uğrattık. memelerinden süt yerine süt tozu akıyor." "Onyedi senedir burada değilim! Beni tuzağa düşürdünüz!" Kolumdaki saati ağzıma götürerek "Hemşire hanım. Önceden aramızda kararlaştırdığımız bir kişi. keyfi yerine geldiğinde ise müspet sözler söylemesini teklif etmiştim: Gizli polisler veya yabancı gangsterler arasında kullandığımız bir taktikti. makyajla ihtiyarlatılmış Abidin'i tanıyamamıştı. Maktule. Makyajı akıyordu. "o kadar yaşlı ki. Dahası.. cinayetten önce düzenlenen bir nevi cenaze merasimiydi.. 342 Barika'daki Sevgililer Günü partisinde Şebnem'e canı sıkıldığında halası hakkında menfi. Böylece. takma sakalı gevşemişti. Çeten seni sattı... Gece boyunca bir makyaj sanatçısı. "Seni seviyorum Şebnem" yazılı frizbi fırlattım: Bu. ondan sonra cesedi ortaya çıkarırız. Onyedi senedir hastane masraflarını Atom Bombacıyan karşılıyor. sen iyi bir adamsın. Ruhumun fermuarı sıkışmıştı. İncele incele iltifata dönüşen hakaretler "Onu öldürürken kibar davranman gerekmiyor.'" Abidin Dandini'yi tanıdıkça konuşkanlığın tevazudan kaynaklanabileceğini." Hayret tünelinde ışıksız kalan Ferdi Fedai'nin gözleri doldu. Az sonra hemşire kostümlü güzel bir kız elinde aynayla geldi." "Sen de kimsin?" Ferdi. Frizbi gaipten gelir. Nadide'yle tanışmamıştım daha. Hijyenik ped reklamı gibi imalı sözlerle ve sahte bir neşeyle konuşuyordu. göğsünde bana sıkılmış bir kurşunun izini taşıyor. Seyrelmiş ve 340 ak düşmüş saçlarını." Sanki ona yalan söylemeksizin konuşmanın bir yolu yokmuş gibi "Üzülmeyin" demekle yetindim." Fedai zırıl zırıl ağlamaya başladı.. iltifat tadı veriyordu. birkaç konu belirlerdik." "Evet dışmdasın. Buz pistte paten kayıp dans ettik: Rakip çeteler tarafından vurulan adamlarımızı bazen bekletmemiz gerekir.. Gizli cephanelikten haberim var. hesaplaşma tablosu tersine döner. onun karşısında ceketimin düğmelerini iliklerdim." "Yalan söylüyorsunuz!" "Lütfen ümidinizi kaybetmeyin.. Abidin Dandini. söyle." Onu. uzatma." dedi "Gizli depo. Moda'daki evine giderken kloroformla bayıltıp sahte kliniğe kaçırmıştık. Onyedi senede çok şey değişti. Bana Onan Kellesini Getirin!] Abidin Dandini kör olsaydı bile. uzamış sakallarını. Ağrıdan harap olmasın diye morfin enjekte ettik ve gözkapaklarmı açıp bantladık." [SAM PECKINPAH. mafyadaki tecrübelerimden uyarlamaydı. bir hastalığın iyileşmesine ve kötüye gitmesine neden olan şeyler ya da eski şarkılar gibi. Çünkü başı hariç tüm vücudu felçliydi. mizah ile merhametin akraba olduğunu ve ilk izlenimlerin izlenim sayılamayacağını kavradım. Abidin Dandini'ye "Aşk'm gerçekte ne olduğunu kimse bilmiyor." Gaipten gelen ıvır zıvır Görüyorsunuz ya. Kas sisteminiz tümüyle paralize olmuş durumda. Artık sen benimlesin. Şebnem'in Ş'si değildi.Ferdi Fedai dehşet içindeydi. Abidin Dandi-ni'den öğrendiydim. Sürekli yatmanızdan kaynaklanan bazı yaralar da var. Tek fark şuydu: Tehdit frizbisini atan kişi saklanır. Yeşilköy'deydi. Ve ona şöyle diyeceksin: 'Ben evli bir adamım. Ferdi Fedai'nin yüzüne tutum. biri de bacaklarından tutup taşırken. bir böyle konuşurduk. 141 Çeteye girdiğim ilk günlerde. Abidin Dandini. cesetleri Florya'daki metruk buz hokeyi pistinde saklamıştık. Bahçe girişindeki nöbetçiye "Kapıyı kendin gibilere açma" derdi mesela. Dandini paltosunu çıkarıp göledi kapatmıştı. 1925-1984. Toydum. birkaç aya kadar yemeğinizi kendiniz yiyebilirsiniz. Atom Bombacıyan arabadan inerken. 75 . Geçen yaz. hayatım onun yazdığı bir senaryoya dönüştü." Beni de tiye alıyordu. gizli silah deposunun yerini öğrenmek istiyordu. Uzun zaman oldu. bütün gençliğim bu lanet yatakta geçti!. Hakaretlerinin inceliği. yazık. Gülmemek için kendimi zor tutarak kapıya yöneldim: "Sizi baş başa bırakayım. Şebnemle Pera Müzesi'ne gittiğimiz gün. sözgelimi "İşin bitti Volkan Revan" yazılı frizbi yollarsın. Mesela golf oynayan ya da havuzda yüzen canlı hedefe. Yolda sordum: "Genç bir kadın mı bu Madam Gali?" "Hayır" dedi. Hareket kabiliyetinize yeniden kavuşmanız için elimizden geleni yapacağız. bir tür dansı andırır." "Hikmet Mete Tetik öldü mü?. Pistte ölüyü bir kişi kollarından." "Hangi silahları? Ben artık her şeyin dışmdayım. olay veya yer hakkında bir öyle. fakat erkeğim ve beni huylandırdın" demişti. Kolumdaki 'Ş' harfi dövmesi. çamurlu suya basmasın diye yere paltomu serdim: Bunu. "Kıpırdayamıyorum?!" "Sakin olun Ferdi Bey.

" Başını eğdi. Geçici Diriliş] Nadide Dide'yle tanıştığımızda.. Gelin polis arabasının arka koltuğunda oturuyor." Gelinlik giyeceksin. Ondan. Her şeye gülebilirdi. Aptal gibi görünmeyi göze alırsan. Kalbim yanan bir gemi gibi onun aşkının sularına gömüldü: "Merhaba. Hayat bir oyundu ve Abidin Dandini insan la rın hayatıyla oynuyordu. iki dakika önce tanıştığınız bir kadınla bile yatmayı düşünebiliyorsunuz. Ona. Nadide beni muhasebeci sanıyordu. Dolmabahçe Sarayı'nın bahçesinde evlendik.. Bazı günler birlikte fotoğraf avına çıkardık. Gaga Sanat Galerisi'ndeki Bekarlığa Veda adlı sergiyi geziyordum. Yüzüme bakarak sevecenlikle sordu: "Sen nasıl bir adanı sın böyle?" "Allah beni nasıl yarattıysa öyleyim. saraya gereken zarafeti tek başına karşılıyordu. aslında duyuların çöküşüyle başa baş gider. Yüzüne iki numara büyük gelen gözlerinde." Nadide Dide. Mesai saatleri dışında da birlikte takılıyorduk. Nadide'yi gördüm." Doğru söylüyordu. Meleksi itaatkarhğıyla kalbimi yumuşatıyordu. Devlet Malzeme Ofisi'nde çalışan. "Sen evlisin?!" "Henüz değilim. ben de birilerinin beynini uçuruyordum.. Evliliğimizin otuzüçüncü ayında oğlumuz Gerçek dünyaya geldi ve Nadide doğum sırasında öldü. hangi hendekte bulduysa bir karakoncolosla nikahlanmıştı. aşk'm bir boyutudur" demiş ve eklemişti: "Hem sonra. Bıyığımı kesmiştim. iyi bir fotoğraf bize bir hikaye anlatmalı ya da ilham etmeliydi." Onu tam olarak anlamak imkansızdı. dilimin uçundaydı: "Bize hayatımızın hatasını yapma cesareti verecek bir şey. birlikteliğimizin sıhhatini garantiler. mucizeleri ucuz atlatırsın Akıllı kadınlara da rastladım. hattâ onlarla dans ettim. tekrar ağzında toplandı. o daireyi dilediği gibi kullanıyordu. Nadide çok zeki bir kadındı fakat aşk onu kör etmiş. mucizeleri ucuz atlatırsın" diye geçiştirdim." Üçbuçuk milyar erkek adına verdiğim cevap işte buydu. Annem bana "gerçek annen o" deyip Uçan Kız afişim işaret ederek ruhunu teslim etmişti. aptal gibi görünmek pahasına bıyığımı korumaya aldım. Yağmurdan sırılsıklam yaşlı bir çift. Bunlar gibi onlarca ilginç fotoğraf." "Öyleyse bilim adamları neden bunu açıklamıyorlar?" "Çünkü saygınlık ve zenginlikleri. Karım beni muhasebe defterleri. sessiz ve mülayim bir adam olan üvey babam. karısının cesedi soğumadan. ben os. bütün erkekler bekardır" 344 Four Seasons Hotel'in barında oturuyorduk. Dergiyi alıp karıştırmaya başladım. Canlı bomba kadar hassaslaşmıştım fakat belli etmemeye çalışıyordum: "Bu fotoğrafları çeken kişiyi düğünümde görmek isterim. Kapakta 'Bilim Dünyasından Erkeklere Müjde' yazılıydı. Bir de kırkdört yaşında. Kader Güler. eğer erken boşalmak istemiyorsan. Nadide'den başkası beni ı/ı / ofisten aramıyordu. bizim cehalet ve çaresizliğimize bağlı." Nitekim sevgilisi Leyla Ka-lahari bir zamanlar şarkıcıydı.." "Öyle mi? Neymiş?" "Sevişirken göğsünden nefes alacaksın. Gözlerinden engizisyon ışınları yayan. yalnızca Nadide arayacağı için. Fakat sevgisi. akşamüzeri ofiste ağırlıyordu. Ortası yoktu. Daima ya çok öfkeli ya da çok neşeliydi. Karnından soluduğunda işin biter. vergi hesapları vesaireyle iştigal ediyor zannederken. Fakat o günden sonra." Gözlerinde bir kuşku çizgisi belirdi: "Siz erkekler." Benimle evlenir misin? Gerçi şu anda 'ben' derken neyi kastettiğimi bilmiyorum! "Merhaba" deyip gülümsedi. Kendisine silah doğrultulduğunda gülerdi: "Bundan sonra doğum günlerim bensiz kutlanacak. Öz babam.. varlığımın kayalık zeminine ilk kazmayı vurmuştu. Gözleri bir sağa bir sola kay346 di. son derece yaygın olduğu bilinen 'erken boşalma' sorunu çözülebilecekmiş. cüce damadın omuzlarına basıyordu.." Kahkaha atacağını sanıyordum." Haklıydı. Burası güya benim ofisimdi. yıldızlardan ihraç edilmiş renkler yansıyordu. Yani en azından havayı ciğerlerde dolaştırıp mideye iletmemek konusunda haklıydı. Yine de Nadide Dide'yle yuva kurmak bana çok şey kattı. Siyah-beyaz gelin-damat fotoğrafları cidden enteresandı: Asansörde en üst katın düğmesine yetişebilmek için cüce gelin. evlilik ise sağırlaştırmıştı. Daha doğrusu. Beni neden sevdiğini öğrenmeme izin vermeksizin scvcı di. ıssız bir yoldaki süslü bir kamyonetin kasasında dikilmiş el sallıyordu. Aksi takdirde. M-. Eski şarkılara hayrandı: "Eski şarkılar neden daha iyidir? Çünkü kötüler zaten unutulur. ben uyursam o horlar.Beni birileriyle tanıştırırken şöyle diyordu: "Hayati Tehlike. hem kadınların büyüsüne kapılıyor. değil mi?" "Aynen öyle. canımı almaya kalkışmasına engel olma yacaktı. sahte sarışın dul sekreter vardı: Kader Güler. Çenesinde-ki koca et beni. Elindeki yarısı dolu kokteyl bardağına dalıp çıktı: "Ne içelim?" Aklımdan geçen. bir şartım var. "Öyle mi? Yani beni düğününüze davet ediyorsunuz?" Sürprizler iradenin aktivitesini kesintiye uğratır. ben 76 . paslı fare kapanı ağızlı kadın beni derhal evden kovmuştu. öyle mi?" Birine silah doğrulttuğunda gülerdi: "Cehenneme gittiğinde seni Abidin Dandini'nin gönderdiğini söyle. [TİM TRILUNG. Gün boyu telefonda çene çaldığı arkadaşlarını. hem de onları büyülüyordu. elleri arkadan kelepçelenmiş damat da bir polis nezaretinde arabaya bindiriliyordu." Galerinin cam kapısındaki afişte yazılı adı gözüme çarptı: "Nadide Dide. Kucağımda bebekle tığ teber şah-ı merdan kalakaldım. Ona göre. yapman gereken şey çok kolay. herhangi bir davranışını ya da sözünü de. monoton ve kronik romantizm]. Hayat kadınlarıyla hiç ilgilenmezdi. Yeni yılda piyasaya sürülecek bir hap sayesinde. telefonu "Buyurun Nadide Hanım" filan gibi bir cümleyle açarak aile hayatıma zehirli şüphe tohumları saçması işten değildi. Zaten ofise hemen hiç uğramıyordum. Sağlıklı ilişki ya da mutlu evlilik dediğimiz budur. Tebessümü yüzüne yayıldı. mafyada çoktan 'Şahitlik' mertebesine erişmiştim. sarışınlığını baskı altında tutuyordu. Ben havlarsam o ısırır. Atom Holding yönetim binasına yakın bir apartman dairesi kiralayıp dekore etmiştim. Gamzeleri birer öpücük yuvası. "Hımmm? Nedir?" Bombayı patlattım: "Gelinlik giyeceksin.. Alelade bir çapkın değildi." Düğünümüzde.. Hikmet Mete Tetik'le görüşen Abidin'i beklerken oyalanıyordum. Yapması gereken tek şey.. Abidin Dandini bir kahkaha patlattı: "Martavalın daniskası! Bak. ilaca ihtiyacın yok. Yalnız. Eşimizi tanımamızı engelleyen hastalık mirası [o uzlaşmacı." "Emin misin? Bu kadar basit mi?" "Evet. Kadın erkek münasebetlerine damgasını vuran meşhur hassasiyet. Haber ilgimi çekti. fotoğraf çekmeyi öğrendim. Leyla Kalahari'yi yani kadınını hatırlattığımda "Vefasızlık. Kader'e hiç ses etmiyordum. Avantaja bağladım: "Elbette. "Aptal gibi görünmeyi göze alırsan. Bay Dandini. Gelinim o kadar güzeldi ki. Lüks mekanlarda vakit geçiriyorduk. Ofisi babasının malı ya da dingonun ahırı gibi kullanması münasipti. Nadide ofise telefon ettiğinde benim birazdan geleceğimi söyleyerek vaziyeti idare etmek ve sonra da beni arayıp durumu bildirmekti.rursam o kokar.. Duvağın ardından hüzünlü bir şefkatle "Burnun yapayalnız kalmış" dedi. Masada ki dergiyi gösterdi.

öksüzlüğümü çocuğuma aktarmıştım. Psikiyatr. Yani boşa geçeceği aşikar bir istikbalin provasını yapıyordum. Kader Güler'e yeni bir ufuk açıyordu. "Hani. Onbir aylıkken yürümeye ve konuşmaya başladı. hızla büyüyordu. Fakat evimde büyük. Kuçuradi'yi gezdiriyorduk. Derhal frene bastım. haddimizi bilmiyorsak. aptala döner. Körkütük köleliğimizi ve / ya da uçsuz bucaksız vurdumduymazlığımızı onlara dikte ediyoruz. akşamları Gerçek'le oynuyor." "Baba. Yalanlarımızın umut veren yönü. Zavallı Gerçek. cinayet ve tecavüz gibi suçlara ilişkin yargı ve müeyyideler. Kader benim evime taşındı. alışveriş için çarşıya çıktık. Yoksa bir çocuğu mu ezdim endişesiyle kalbimin zembereği boşaldı. Gerçek'i özenle besliyor.ı sil ki kendimizi tanımıyorsak. ben de Kuçuradi'yle bira-rada yaşamayı kabul ediyoruz. olanca işe yararlığına rtg uı«» men. Kader. Meğerse. kalk" diyordu. Çünkü n. Bu. Sokağa çıkmalarına izin vermiyoruz. Kızlar. Nerede şu anda?" "işte" diyerek parmağıyla kapının yanında bir bölgeyi işaret ediyor. hayalinde bir arkadaş üretmesinin normal olduğunu söylemişti. Onu nasıl yetiştireceğimi bilemiyorum. çocuklarımızı da sevmekten aciziz. Gerçek'in hayali arkadaşı. Arka tarafa yürüdüm. Dolayısıyla her çocuk. Hayaletin kaza sonucu ölümü Gerçek'e iyi geceler öpücüğü veriyorum: "İyi geceler canım. nerde?!" diye salak gibi solumdaki camdan bakındım. sahiden güçlü olabilir mi? Sanırım. Belki bu çağda hayat ile mana arasındaki mesafeyi kapatmada şu mottonun faydası dokunur: Bütün günahlar para kaybettirir. 351 Kuçuradi. Arka koltukta oturan Gerçek birden "Baba bak! Kuçuradi!" diyerek ayağa fırladı. Bir hayaleti telef etmiştim. Gerçek. ilk sözü "Anne"ydi. Prizlere otomatik kapak. çocuklarının okuyup büyük adam olmasını isterlerdi. dört yaşındaki bir çocuğun. dokuz kardeşin en büyüğüymüş. Aldatılan kazanır. 77 . Hakikatleri. otomobil kapılarına kilit uyduruyoruz. Bu söylediklerim de abartılı. Kader Güler hariç. Erkekler öyle değil. babanın dünyasını yönetmeye başlar ve onun hareket kabiliyetini kısıtlar. Sağlıklı ve güzel bir çocuktu. bize canlılık katacak dertleri hissetme. sentetik bir boşluk vardı. Köşeleri suç. doğrulardan ayıklanmaları ihtimalidir. Param vardı. Kader ve ben geçen yaz Fethiye'ye tatile gittik. "Bizim kokumuzu takip etmiş!" dedi heyecanla. En yararsız ve en zararsız insanlar bile cezasız bırakılmaması gereken cürümler işleyerek yaşıyorlar. Gerçek'in hatırı için Kader de. annelik de babalık da asla hakkıyla yerine getirilemeyecek görevler: Mission Impossible. Arabadan indim. Aynı olay. Bir adam. babalık ve hasretten oluşan bir şeytan üçgeninde yaşıyordum. Uçan Kız yani öz annem ise kim bilir neredeydi? Belki o da tahtalıköy-den yükselen alevlerin dumanında oradan oraya uçuyordu? 348 Kısacası. bebeğin minik ellerindedir. Kuçuradi'yi evde bırakmıştık. fakat etrafı dağıtmıyordu. Kader'e anne diyordu. gündelik hayatımızın kahrolası bir zulümler toplamı olduğunu gözlerden gizliyor. Oğlum. Saçlarını siyaha boyattı. ölür ölmez ete kemiğe bürünmüştü. geceleri Nadide'yi düşünüyordum. Ya da yetişkinler tarafından kuşatılmaktan kaynaklanan travmayı yaşıyor. hele ki yalnızsa. Kuçuradi evin içinde oradan oraya koşuyor. Yerde danua cinsi. enerjisini ona harcıyordu. bir bebeği olsun diye can atıyormuş. Bebeğin yörüngesine girdi. Esenlik motifi taşıyan her türlü sahtelik. saçmalık ve salaklığa dört elle sarılıyordum. insanı işkillendiren bir nifak havası yayıyordu. Bizim kuşağın ebeveynleri. 352 Gerçek'in yanımda dikildiğini. değil mi? Bir dengesizlikten kurtulmak için bir başkasına yönelmek zorundayız. Hayatı boyunca görünmez olan Kuçuradi. ben onu nasıl büyüteceğimi düşünürken. Öte yandan. Gerçek'e sahici bir Dalmaç-yalı satm aldığımda "Kuçuradi ondan hoşlanmadı" diyerek geri çevirmişti. Bunu söylerkenki yüz ifadesini görmek için bir saniyeliğine arkaya dönerken "Bence uçakla gelmiştir" dedim ve tam o anda ön tampondan boğuk bir çarpma sesi duyuldu. Gerçek'i görünce sevinçten havalara uçtu. Emniyet kemerleri evreninde yetişen çocuk. Bahçe kapısına "Dikkat Köpek Var" yazılı bir levha bile asmıştık. muhasebeciyi de mezara sürüklemişti. Bir yalan gerçeklerin arasında değişmez bir yere kavuşunca. Kuçuradi. onların üzerine titriyoruz. Sanki hayatımızın temelini oluşturan hüzünlü hileye iştirak etmenin iyi olacağı fikrindeydi. Hayatın. Çocuklarla iliş350 kimizde içtenliğin kâr etmeyeceğini sanıyoruz.. Gün içinde kanunları çiğniyor. Baba olmak. bilin cimizin çarkları oksitlenmişse. Biz ise çocuklarımızın süper kahraman olmasını istiyoruz. Hırsızlık. fakat kakasını avuçlayıp cebimizde taşımamız filan gerekmiyordu. Bu şartlarda nefret dahi etkisi altında yaşadığımız toplumsal anesteziyi hafifletmiyor. beni dan diye talihsiz yavrunun çaresiz babası kılarak uçurumdan yuvarlarken. budalalığımızın verdiği enerjiyle abartıyoruz. henüz üç yaşındayken ellerine bir oyuncak bebek alarak anneliğe hazırlanıyorlar. çocuğu doğduktan sonra sersemleşir. Kader. Abidin Dandini'nin de ikide bir söylediği gibi "Birinin tutuşan sakalında öbürü ellerini ısıtır. dolaplara. Küçüklerine bebekliklerinden itibaren o bakmış. araba kullanırken ya da Nadide'yi özlerken Gerçek araya giriyor. gösterilen dikkate bağlıydı. Hıçkıra hıçkıra gözyaşı dökerken "Kuçuradi. Yetimliğimi kendime saklamış. yalancı beraat etme şansını kaybeder. Bütün dikkatini. Bu işte tecrü-beliymiş. Ben de Gerçek kadar biçare ve savunmasızdım. Ya ne olacaktı. Kendi saçı da siyahmış. Ben birini öldürürken. Varlığımıza hükmeden sorunları görme. hayal edilebilecek en iyi köpekti. Çocuk. dilimiz dua ederken bile yalandan başka şeye dönmüyorsa. gerçekte kim olduğumu öğrenemeden göçüp gitmişti. Ölmüştü. İşinin ehli bir dadı buluncaya kadar sekreterimden destek alacaktım. Konuşan bir köpek.doğduğum gün intihar etmişti. tıpkı benim gibi o da annesini tanıyama-dan büyüyecekti. Ona bir oda verdim. Dönüşte arabayla ağaçlık bir yoldan geçiyorduk. Başucunda çömeldi ve köpeğin kanlı çenesini. Terör ve kör şiddet sayesinde anlamsızlığın eşiğinden döndüğümüz oluyor. temizliyor. kaçınılmazdır. minik elleriyle okşamaya koyuldu." O saçaklı kadın hızla evrim geçirerek ayçiçeği gibi hamarat ve huzurlu bir varlığa dönüştü. bir anne-babaya ait olmanın bedelini ödüyor. Bu defa Kader'i otelde bırakmıştık. Kuçuradi de benimle burada uyuyabilir mi?" "Tabii ki. her şeyin kötüye gitmesine yol açan tuhaflıkları sezme yeteneğimiz büsbütün körelmiş durumda. fakat yemiyor du. insanın hayat hakkındaki fikirlerinin değiş-mesidir. Her şeyi bıraktı. Bütün günahlar para kaybettirir Kader. Gerçek'i büyütmeme yardım edebilecek kimse yoktu. Karım. Hayat böyledir. Hipnotize edilmişti sanki. Tımarhanede yaşayan bir kocakarı tarafından örülmüşe benziyordu. Ofisi kapattım. ağlamaya başlamasıyla fark ettim. köpeğin ölümüne ihtişam kazandırıyordu. Zengindim Arnavutköy'de bir villada yaşıyordum. şakrak ninnilerle uyutuyordu. Oğlumun masumiyet dolu saf kederi. Çünkü köpeğin varlığı. Nadide'nin ölümü. siyah-beyaz bir köpek yatıyordu.. Kuçuradi bizimle birlikte sofraya oturuyor. Birkaç gün sonra. Gözlerinde acıklı bir ifade vardı. Bu duyguların üçü de umutsuzluk yüklüydü.

Dört yaşındaki oğlum ve bir köpek hayaletiyle baş başa kalmıştım. Kesin. Çünkü adının Kuçuradi olduğunu iddia ediyordu. Mısır piramitlerinin. Yaşarken hiç de enteresan gelmiyordu.. rodeo yapan cüce bir palyaço gibi sık sık ter dökerler. sessizce oturuyordu." Şarabı yudumluyor. Gözyaşları içindeki timsaha tüküren lama kadar kararlıydı. Rodeo yapan terli cüce palyaço Kumaşı. Yani evlendikten sonra işi bıraktı. Kadın gün boyu evde yalnızdı. Tuhaf günlermiş. her türlü ihtiyacıyla ilgilenecekti. Neptün Petunya nahoş fıstıklardandı.. buralara kadar geldiniz. Direksiyona geçtim. konuşmadığı için susturula-mıyor. Hayatınızın en isabetli seçimini yaptınız. bakıcı tutmaktan çok daha güvenli göründü. onlardan niye hoşlanmadığınızı bilemezsiniz. cenaze merasiminden kısa sürmüştü. Kader Güler. kendimi öldürmemekti. Matem. ellisine merdiven dayamış. Abidin Dandini. kel kafalı bir adamdı." Gün boyu telefon edip mesaj gönderen Neptün Petunya geceyarısı kapımı çaldığında. Karalar bağlayan oğlumu arabaya taşıdım. sakin ol. bademcikleri şişen oğlumun. Dandini sıkı bir dosttu. Kuçuradi sahiden var olmadığına göre. Balayına karşılık. beni dokuzuncu kattan aşağı fırlatan Ya-kuza tekmelerinden daha sert bir etki uyandırıyordu." Eğer 'farklı' olmadığımı düşünüyorsan tam olarak ne istiyorsun? 78 . Nihayet yüz yüze tanışabildik. Gerçek. Çocuğu bir tanıdığa emanet etmek. Fakat hiç değilse yalanımın bir muhatabı vardı. Yol boştu. Karısı dört sene önce ölmüş. stili birbirinden farklı iki pantolon alın. Pediatri uzmanı olan bu kadın." Kader Güler-lnşallah. Gerçek'i anaokuluna kaydettirmiştim. Bu sayede toparlanabileceğim düşünüyor. Striptiz kulübünde eğleniyorum. Onun su katılmamış bir sahtekar olduğundan emindim. Nereye gitsem. dedikodumu yapıyorlardı. o şeref bana ait. bombalanan bir müzede paramparça olan dinozor iskeleti gibi dağılıyordum. Kuçuradi de var olmadığı için yok edilemiyor. Kazayla birini öldürmek. Gerçek'in varlığı ona da iyi gelecekti. "Hayati Beyciğim. hareket etmediği için durdurulamıyordu. Ona acıyorum. üzüntüsü geçmişti. Gerçek. roket yakıtı iç356 miş deli ataklığıyla saldırıya geçti. Onun çocuk masumiyeti. Onda. Dikey olarak ortadan kesin. Güler-lnşallah. Düğünde birkaç kere gelinin adının bestelenmiş hali olan Erkin Koray'm Fesuphanallah şarkısı çalındı: "Bize de bir gün Kader Güler. Sonra oğlumla birlikte çocuk tiyatrosu seyrediyorum.. Kader Güler-lnşallah. Kuçuradi yine bizimle olacak. istersen. Sonra birinin sağ yarısını. Bir keresinde Gerçek'e masal bile anlatmıştı. Sonra dönüp köpeğin leşini yol kenarına sürükledim. Etrafta kimseler görünmüyordu. boylu bos354 lu. Doğrusu bu kadın geyşa ile kraliyet mürebbiyesi karışımıydı. Elinde şarap kadehiyle yanıma yaklaşıyor. Hiç kaybolma yan gülümsemesinin. Şimdi evleniyor. Çocuğu yok. Nadide'ye yalan söylemiştim. Ona sarıldım. nikah şahidimiz oldunuz. tamam mı?" Şimdi anlıyorum ki hata ediyorum." İsterseniz kolumdaki dövmeyi gösterebilirim? İmzalar atıldı. benim dertlerime kayıtsız kakmıyordu." Mankafa. Çocuk işte. Bazen oğlum ve hayali köpeği. Manasını çözemediğim im bir hayal kırıklığına odaklanmıştım. kalbinin iltihaplanmış olabileceği yalanını uydurmuştu. aradığın konforu bulursun. Pazarlamacıymış." Nasılsa hayalinde yeniden 'canlandırabilirsin'? "Hayır!" dedi iç çekerek "Öldü o!" Kafamın içinde kuyrukları birbirine değmeden ahenkle dans eden porselen tilkilerin üzerine disko topu düşmüş ve hepsi birden tuzla buz olmuştu sanki: Gerçek'in en iyi dostunun ölmesine sebep olmuştum. Koluna hafifçe vuruyorum. Gerçi ben Kuçuradi hakkında çok şey duymuştum. Aynadan bakarak Gerçek'i kontrol ettim. Arabaya koştum. ömrünün geri kalanını verecek. Midyeler gibi "Çok iyi geçineceğinizden eminim. kara para ve oyun hamuru." Umarım yeni tuzağında." "Kader Hanım hakikaten çok dürüst ve iffetli biri. Sakinleştiğin zaman konuşuruz. Gerçek. Antenlerimi açmıştım: Tozlu yoldaki karıncaları bile ezmemeye çalışarak ilerliyordum. Aylar önce bana yaptığı cinsel jestten ötürü kendisine minnettar olduğumu. Ben de "Zamanla o da olur.. İsmail İnşallah'ı. Gerçek'e Leyla Kalahari'nin bakabileceğini söyledi. Küçücük bir Ferrari'yle oynuyordu. rengi. Yerde badana fırçası izine benzer bir kan çizgisi oluştu. Kimse kimseye kolay kolay böyle bir yardım355 da bulunmaz. merak etme. şeref duydum. her yaştan erkeğe bakabilecek göz vardı. çok sağo-lun efendim. fakal sonsuza dek harlamamız gereken bir tapmak ateşi yakmadığımızı söylemeye çalıştım. Öleni hiç tanımasanız da durum değişmiyor. timsahın kopardığı bacaklarıma yeniden kavuştum. Garip bir biçimde. * ^c * "Siz. Üzerine ruh kremi sürülmüş çürük bir et parçasına dönmüştüm. "Beni sevdiğini söyledin!" iltifatı dava konusu ediyordu. Silahlı çatışma ve lego inşaatı.. artık Gerçek'e dadılık yapamayacaktı. diğeri sol bacağımı koparıyordu. dört metre uzunluğunda iki kafalı bir timsahın beni afiyetle yediğini görüyordum: Biri sağ. polis baskını ve Teletubbies. Birlikte uzaya gitmeyi bile planlıyorlardı. Yanında Kuçuradi oturuyordu! O günden sonra Gerçek. eş olarak kabul ediyor musunuz?" "Evet!" Alkışlar. Çü rük muz yemiş maymun gibiydim. tek gözlü Leyla Ablasını sevmişti. "Tebrikler damat bey. kokain ve çikolatalı süt.. hiçbir baskı altında kalmadan." Gülümsemesi yüzünde büyüyüp küçülüyor. Neptün. Kuçuradi'nin uçamaması-na bozuluyordu. "Rica ederim. Abidin Dandini "Erkeğin dokunulmazlığı yoktur" demişti: "Krallar bile. İşte benim hayatım bu pantolona benziyor. benim yalanlarımı kendi doğrularıyla dengeleyebilecek durumda değildi. yanımda konuşup duran bir görünmez köpek vardı artık. ben bütün insanları severim. Gerçek. Sonra beni ayarttı. Bu konuda ayrışıyoruz işte. yamacı kaplayan asma bahçesindeki sığ bir çukura yuvarladım. Benim durumumun aynısı. hepimizden uzun yaşamalı değil miydi? Bu ölü köpek acaba kime aitti?. Derin bir nefes aldım. "Sen adi bir yalancısın! Pisliğin tekisin! Seni farklı sanmıştım!" "Neptün lütfen kendine gel. kan gölü ve boyama kitabı. Leyla Kalahari çocuğu okula götürüp getirecek. Bir kez daha aynadan Gerçek'e baktım. "Şahit misiniz?" "Evet. takma kafana" filan diyordum. Hayali arkadaşın hakiki cesedinin hayaleti bana musallat olmuştu. Şipşak cenaze töreni sona ermişti." İsmail İnşallah. diğerinin sol yarısına dikin. yığın formunda inşa edildikleri için asla yıkılmayacakları söylenir.Gerçek'i usulca kucakladım: "Gel yavrucuğum." Fakat maalesef "Mutlu evliliğin sırrı." "Çok güzel konuştunuz Hayati Bey. O da Ferrari'sini benini koltuğumun arka tarafındaki yokuşlarda kullanıyordu. tamam. "Babacığım! Babacığım!" diye sevinçle koşarak boynuma sarıldığında. Düşündüm. "Bak. Denemeye değerdi. Fakat o öz ağabeyim gibiydi. kurdele bağlanmış petrol fıçısını andıran gelin arabasıyla hayatımızdan uzaklaştı. bir meslek hastalığı olduğu anlaşılıyordu. Kuçuradi'den hiç bahsetmedi. cinayetten çok daha rahatsız edici. Bazı güzel kadınlar vardır. henüz bir sırdır. biçare ve yapayalnız bir alkoliksin değil mi? "Kader sizden çok sitayişle bahsediyor. Rüyamda. Elimden gelen tek şey. Köpeği. yüreğime su serptiniz..

" "Kesinlikle yalan söylüyorsunuz. Akmerkez'e çevirdim.. Bu defa tek basmaydım. Arabayı evden biraz uzakta. Ona bir Pinokyo kuklası hediye ettim. tuvalete gittim. şafakla yola çıkıp Audi'mi Şebnemin evinin çaprazına park ettim. Bunca hafakan içinde karnım acıktı. daha çok dikkal çe ker. Bir giyim mağazasının önündeki canlı heykelin yanındaydım.. Kıza elimi uzattım: "Ben. Ertesi günün akşamı yine yoluna çıktım. gözlerimiz "Bana karşı dürüst davranıp her şeyi berbat etme sakın" demeye başlar. anlamıyorum Hayati. yanardağa yağan kar gibi eriyordu. saygıdeğer bayan" dedim. Gölgem bile benimle takılmaktan sıkılıp ortadan kaybolmuştu. kendim olmam için bende eksik olan şeydi. ikramda bulunurken. büyük ihtimalle altı ay sonra senden sıkılacağım. kapıyı çarparak beni protesto etti. aşkın hijyenini yok eder. yalanlarla ilerler. bu arada esas ismim Hayati Tehlike.. iltifat ederken. Kuçuradi'nin iz sürme yeteneği sayesinde onu buldum ve takibe başladım. Nadide'den kalan fotoğraf makinesini aldım. "o romanı ben de okudum. fakat yaşasaydı bile seninle aşna fişne fırsatını kaçırmazdım. Vaatte bulunurken. Barbaros Hayrettin Paşa ile bendenizi fotoğraflar mısınız?" Beni gördüğüne sevinmişti. "Hayır.. Şebnem yavaş yavaş önümüzden geçerek rıhtımın yolunu tuttu." Ümit dolu bir yalvarışla gülümseyerek elini hafifçe çektim. Rotayı. beş yaşında bir oğlum var. Yalanlarla bir yerlere gidebilirsin fakat geri dönemezsin Öğlene doğru Kuçuradi "Hey! Uyuma. "Ama. sana heyecan veren o romantik atraksiyonlarımın hepsini de mafyada olup bitenlerden apardım. Şebnem'den Gerçek'i ve kendimle ilgili diğer kritik konuları gizledim.. Cidden çok yorgunum. Ben de Kuçuradi'yi kucaklayıp aynı tekneye kapağı attım. 79 . Pinokyo'nun ağzına. Yanındayım. Akşamüzeri. "Kalabilir miyim?" Cadalozluğu tümden silinmişti. karım öldü. haydi. kederli. çilek reçeli köpüğü gibi parlıyordu." "Pekala evlat. Beklemek neymiş ben o yirmi günde anladım. Besbelli benden. seni hasta kabul servisinden içeri sokmazdım. Beşiktaş Meydam'nda pat diye karşısına dikildim: "Hanımefendi. Bu kızla aynı ağaca yuva yapmak istiyordum. Ertesi gün. Arabanın içinde Kuçuradi'yle birlikte beklemeye koyulduk. Yirmi gün aramadı." "O züppe kraterinde n'apıyorsun?" c:■. şaka yaparken." Komik bir hışımla çekip giderken.. Doğrular. yalan sosu. ben bir gangsterim. yalan gölgesi kullanırım. Abidin Dandini telefon etti: "Türkiye'de misin?" "Tam isabet." Timsahları beslemem gerek. korlaşmış gözlerinden bir yalvarış dumanı tütüyordu: "Geber!" "Kendini iyi ifade ediyorsun. çocuğumla / [lafın gelişi] ebeveynimle konuşurken. Yapayalnızsın. "Neptün."Neden korkuyorsun? Kadınlık onurumu hiçe sayarak sana koştuğumu görmüyor musun Hayati?" Hareli gözleri dolup taştı. * ^t * 2 Kasım günüydü." "Bunu söylemek için mi aradın?" "Evet. Kalbimize aşk oku saplandı mı. Aşk. Restoranların bulunduğu en üst kata varmadan Şebnem'e rastladım. Şekerli sakızdan imal edilmişti sanki. Kalıbımı basarım şeytan bile Neptün'den yeni numaralar öğreniyordur. Artık. t:/ "Beni kovuyor musun?" Narin bedeninde bir kurt adam kasılması baş gösterdi. Yine de Şebnemle birlikteyken Ümit Usta'nın programına çıkmış kızarmış tavuk kadar mutluydum. Şebnem'in babası eski polis Şerif Şibumi olduğunu yakında öğrenecektim.. Hakikati ortaya sererken bile yalan söylemekten kaçınamıyorum. fotoğraf makinesini yanıma aldım ve yola yayan devam ettik. Gözleri. ı Aşk. "Kendimi hazır hissetmiyorum. Orta yaşlı. "Tuvaleti kullanıyorum. Az ötedeki otobüs durağına monte edilmiş panoda "Enver Paşa ve Sarıkamış Faciası" konulu bir konferans afişi asılıydı. duygularında samimi olduğunu ispat edemezsin. Bu kız." Adımı söyleyemezdim. babandan hiç hoşlanmadım. Kuçuradi. kulağa hoş geliyor değil mi." Acaba seni öldürsem mi?. kızın etrafında dönüyordu. Teşekkür ettim. fakat Kuçuradi peşimi bırakmıyordu. midenin tik-takları size yol gösterir.. ilk banyosunu yapmış bebek kadar masum kalır. bir balinanın arılardan etkilendiği kadar etkilenmişti.. Barbaros Hayrettin Paşa heykeli bile ona gülümsedi. müstakbel kayınpederim olmasını umduğum Şerif Bey. ömrümün geri kalanını. Bize doğru baktı ve içeri girdi." Frambuazh dudaklarından dökülen her hece büyüleyiciydi. Şebnem. insanı densizleştiriyor. yalan parfümü. Şebnem'e "Şu bir zamanlar sevgilin olan Reha Veto var ya. Gitsen iyi olur. lütfen bir fotoğrafımızı çeker misiniz?" Canlı heykelle birlikte Şebnem'e poz verdik. O kadar güzeldi ki. Üsküdar'daki Şibumi Sokak'ta bir eve gitti. müsait bir yere yanaşın IS'I dım. yo. "Hanımefendi. şımarık ve tehditkar olma yeteneğine hayranım. Kız gözden kaybolmuştu. Yürüyen birini otomobille izlemek. acılarımı paylaşırken.. Kuşlar boğuk çığlıklar atarak düşüyorlardı. anılarımı anlatırken.. Bir cinai şebekenin kurmaylarından olduğumu öğrendiği anda benden çığlık çığlığa kaçardı. neler kaçırdığımı bilerek yaşayacaktım. gülümsüyordu. Saçları." Bir tımarhanem olsaydı. 360 benim yanımda o. bu söylediklerimin bile bir kısmı yalan. Bir aile olabiliriz. ak-sakallı. OtO mobili koşarak takip etmekten bile." "Eyvallah. görmüyor musun? Gerçek'e annelik yapabilirim. üç yıl kadar süren evliliğimiz boyunca bir nebze herze yedim nitekim. Eski günlerdeki gibi fotoğraf avına çıktım. beni avlamak için yemin etmiş bir polis ordusunun başına geçecekti. kız çıktı!" diyerek beni uyardı. Kısa bir süre sonra da." Şak! Pençesiyle yanağıma müthiş bir şamar attı! Körük gibi soluyor. İstanbul. bir şey satarken / satın alırken. pisuvarda işerken pantolonunu tamamen indirme sakın. daha fazla zorlama artık.. Mağazadan kapüşonlu bir eşofman üstü satın alıp hemen giyindim. "Şebnem Şibumi. zemzem suyunda yüzen üzümler gibi parlıyordu: "Ben de Dilara Dilemma. Akmerkez'deyim. Bu adamın." 358 Ne tarafa yönelsem el âlemin ruh ikizleriyle kuşatılmış olmanın hüsranım yaşıyordum. takkeli bir adam evin bahçe kapısında durdu. Enver Paşa. telefon numaramın yazılı olduğu bir not sıkıştırmıştım. Şehrin üzerine kezzap dökülmüştü sanki. Sonra haberleşiriz. Fotoğraf makinesini de kağıt çantaya koydum." "Ben artık uyumalıyım Neptün. neşeli. Zekam en çok kendini kandırmada kullanıyorsun.. eğer benden soğuyacak olursan çekirdek ailenizi çitlerim" desem ilişkimizin temelleri herhalde çok daha sağlam olurdu ha? Ne tuhaf. Maalesef. Amacınızı yitirdiniz mi. yolcu teknelerinden birine bindi. kaç adam geberttiğimi hatırlamıyorum. En büyük yalanlarım sevgilinden esirgersen. Malı cup ve masum. Kadınların diledikleri anda öfkeli. Kibirlenmeyi kendine saygı duymak sanan şebeklerin tapmağında. Beni anlamaya çalış. Yemekten vazgeçtim...

İki tane. Bakarak. Beni Doktor Neptün Petunya'ya götürdüler. Nasrettin Bey geldi. Okula girdik. Çok güzeldi. O yüzden balıkları durdurdum. Yine de teşekkür elli Babam bana her akşam telefon ediyor. Ben de "Örümcek Adam yanında mı?" diye soruyorum. cinayetten bile yutacağı kesindi. En çok da Sürpriz Yumurta çıkarır. Babam da ipi tuttu. Annemi hiç hatırlamıyorum. Kalbi durunca da ölmüş oldu. Beni doğururken. I Babam. telefonu Örümcek Adam'a veriyor. Hukukun üstünlüğünü aşan güzelliği sayesinde asla hapse girmeyeceği. Eskiden ben küçükken Kader Abla vardı. hiçbir meyvede bulamıyor olmalı. Onun resmini de yap364 tim. Hepsi öldü. Hep kulaklarımdan oyuncak çıkarır. Çivi oyunu çok güzel l(. Bana hep "Aferin. Süpermen gibi uçuyorum. "Bak. Korkunca kalp hızlı atar. Yani. Uçurtma da bizimle birlikte geldi biraz. iki hafta olunca hep geliyor. Bir de Örümcek Adam'ı çok seviyorum. Ben kovboy olmak istemiştim. Ben de "Tamam" dedim. ben sana yine alırım uçurtma. Babama çiçek veriyorum bazen. Nasrettin Bey çabuk gelemedi. "üzülmedim ki zaten. Dedi ki: "Nasrettin Beeey!" Böyle titredi. Böylece onu havada hareket ettiriyordum. Dikkatle bakıp çiviyi yere saplıyorum. Akvaryuma uçak. Vazgeçtim. ellerinde poğaça!" Doktorun muayenehanesinde biraz korktum. Uçurtmaya dikkatli baktım yine. Vildan öğretmen çok korktu. Gözünden su aktı. Anaokulunda çocuklar hep "Anneee" diye ağlıyor. Uçurtmayı o da uçurdu. Çok oyuncak vardı. Babam 10 lira verdi. Kutu yere düştü. Ben doktorları severim. Onlar şişmişti. "Onu buraya kim getirdi!" dedi. Uçurtma kırmızı-mavi-be-yaz renklerdeydi. Parmaklarındaki tadı. Öyle gitti. Ondan sonra da parka gidip oynadık ikimiz. Doktor Neptün Petunya benim yaptığımı anladı." Babam elimi tuttu. Bu gücünü kullanma. Uçurtma bizim oldu. Kuçuradi resimlerimi çok beğeniyor. O da küsmeyeyim diye bana kendi kitaplarından yolladı. Kuçu-radi kızlarla ip atlıyordu. Roket Ali çizgi filminde gördüm. Doktor çubuklar düşünce beni bıraktı. Fakat sonra oynayamadık. Ben uçurtmaya dikkatli baktım. "Ben senin kadarken şu polis arabalarıyla oynuyordum" dedi. Babam "Kızılderililer daha iyi" dedi. Bunu kimseye anlatma sakın. Paranın üstünü almadı. Bana dedi ki: "Ger-çekçiğim.Sık sık buluşuyorduk. Zil çaldı. Rüzgar uçuruyor sandı." Sonra yürüdük. Yani cuma. "Ölmüş" dedi. Mavi ata binmiştim. Uçurtmayı uçuran çocukları bulduk. Bir tane kalemlik gibi kutu vardı. mantar tabancası bir de topacı varmış. Birlikte Oyuncak Müzesi'ne gittik. Babama çok su sıktım. Doktor Neptün Petunya beni görmeye geldi. "Aferin oğlum" dedim. yasalardaki boşluktan faydalanıyordu sanki. Kurbağa zıplıyordu. Göztepe'de. Ben de ona baktım. Bazen beni tutup havaya kaldırıyor. Babam eski oyuncaklara baktı. Ben de sevindim. İçi boğaza bakma çubuklarıyla doluydu. Onun da kalbini durduracaktım. 362 Annem de ölmüş. O yanmca ben aldım çiviyi. Babamla sinemaya gidiyoruz. mermeri atıyorsun. Bağırdı hemen. saç. Resim yapmayı çok seviyorum. [EMO PHILIPS] Anaokulunun bahçesindeydik. kurbağa" dedi bana. Babam karate biliyor. İradeyi kilit altına alan bir cazibesi vardı. Babam bana telefon ediyor. Babamı az görebiliyorum. Onu ben öldürme dim. Kalbi durmasın diye çok bakmadım. Tırnaklarının kenarlarını yemesini gayet iyi anlıyorum. Ben büyüyünce bıyığım olacak. ilerideki masada duran çubuklara bakıyordum. Toprak bir zemine 'V harfi çizdi. Boğazımda bademcik yuvarlağı var. Vildan öğretmenin kalbi çok hızlı atıyordu. Kurbağanın kalbi durdu. Kapakları diziyorsun. Babamla denize gittik. Okuldaki televizyonda hep çizgi film oluyor. Bana bir çivi aldı. çok dikkatli bakınca.) di. Duran şeyleri de oynatıyorum. yepyeniydi. Biraz koştuk babamla. insan söz verince tutar. Kuçuradi kurbağa buldu. Kocaman. Bana aldığı gazozların kapaklarını biriktirmemi söylemişti. hareketli şeyleri durdurabiliyorum. Leyla Abla üzülüyor. Anaokulunda çok oyun oynuyoruz. Babam dedi ki: "Bu uçurtmayı bize satar mısınız?" Uçurtmanın sahibi olan çocuk "Olur" dedi." Ben de "Tamam" dedim. Onun kadar güzel kim olsa. Örümcek Adam. Uçurtmayı benim uçurduğumu anlayamadı. Vildan öğretmen ağladı. Aslında böyle yapmamanı lazım. Yüzdüm denizde. Ben korkunca. Dişçiye gidince ağız öyle kocaman açılır. Onu özlüyorum. Kitapları saklıyorum. 2 Lira istedi. O da dışarıda oynanıyor. Babam iki tane su tabancası aldı. Kurbağayı cebime koydum. Benim babam sihirbazdır. Ben ağlarken "Babaaa" diyorum. Ben ipi aldım. Leyla Ablaların bahçesinde balık mezarlığı var. Ben komedyen olacağım. Ben. Ben oyunlarda biraz hile yapıyorum. Yosunlar oluyor bir de denizanası oluyor. Bir gün babamla geziyorduk. araba. Zambaklar tarafından büyütülmüştü sanki. Köpeklere "oğlum" denir. Ben de onun dediklerini yaparım. Daire şeklinde. Kafama bir cihaz 80 . niye çıktın ağaca / Tavuklar çiçek açmış. babamın arkadaşı. Babamın bıyıkları var. Karagöz'e gidiyoruz. Ona söz verdim. En alt katta televizyon seyrediyor. Abidin Amca'nın bıyığı yok. Ondan sonra dedi ki: "Üzülme Gerçek. Neşe bana baktı. Neşe de büyüyünce doktor olacak. II. Çünkü annem yok. Daha sonra uçurtmanın ipi pıt diye koptu. Haftaların hepsi yedi gün. Tepedeydi. havadaki uçurtmayı nasıl satın aldı? [Gerçek Tehlike] Aranızda telekinetik güçleri olan varsa. istemeden oldu. Sonra çiviyi atıp yere sapladı. Kalemleri yok eder. cumartesi ya da pazar günü. çok yeteneklisin" diyor. Sonra başkalarına da su sıkıp kaçtık. Ben şimdi beş yaşındayım. Hangi taraf 'baş' ise o tarafı vurmaya çalışıyorsun. Vildan öğretmen seslendi. Telli araba. Az ağaçlı bir ormana gittik. Örümcek Adam beni çok seviyor. Espri yapmayı seviyorum. Tahta bir çubuğu ağzıma sokup baktı. motosiklet koyalım istiyorum. Uçurtma havada düşüyordu. Geldi. Havadaki uçurtmanın ipine bakarak gittik. Hep telefonla konuşuyordu. Kurbağaya çok dikkatli baktım. Oraya 'koru' deniyormuş. Babam dedi ki: "Uçurtma ister misin?" Ben de dedim ki: "İsterim. Babam değişik oyunlar biliyor. Ben akvaryumda balıklar olsun istemiyorum. Babam biraz şaşırdı. Sonra gazoz kapağı oynadık babamla. Gökte bir uçurtma gördük. dudak yerdi. Fakat beni almaya yal nızca hafta sonları gelebiliyor artık." Ben de ona dedim ki: "Örümcek Adam gibi mi?" O da bana "Evet" dedi. Ağzını kocaman açtı. Doktor Neptün Petunya "Bundan kimseye bahsetme sakın" demişti. Size bir tane espri yapayım: "Mademki inecektin. Nasrettin Bey kurbağayı tek bacağından tuttu. O bana çok sıkamadı. Onları yarıştırıyoruz bazen. tırnak. "Bana benzemedi" dedi. Ben de onu seviyorum ama bize gelmediği için biraz küsüyorum. Bana çivinin nasıl atılacağını öğretti. "Vırak vırak" dedi. İçlerine su doldurduk. Babam bunları fark etmiyor. Buna telekinezi deniyor. Bana da öğretiyor. Akvaryumdaki balıklar ölünce oraya gömüyoruz. "Gel" dedim. Ne dersem yapar. Leyla Ablaların evinde bir odam var. Bazen buluşuyorlar. Tiyatroya gidiyoruz. Yanmdaysa. Canım sıkılınca eşyaların yerlerini değiştiriyorum. Sonra. Aramızda sır olarak kalsın. Baş başa kaldığımızda bana sorular soruyor. Sonra ben yine çubukları yerde oynattım. Haydi gidip gazoz içelim. Vildan öğretmen gene sesli ağladı. Bazen de hiçbir şey demeden ağlıyorum. Benim uzaktan kumandalı arabalarım var. lütfen elimi kaldırsın. Mermeri 'baş'a doğru yönlendiriyorum. Ondan sonra ben başka tarafa bakınca uçurtma yere düştü. senin özel gücün var. telekinezi yeteneğim var. Kurbağaya baktı. uçak denize düşmüştü. Çubuklar etrafa saçıldı. Oyun odasında kurbağa kaçtı. Okuyamıyorum ama resimlerine bakıyorum. Bir hafta değil. Sırtını duvara yapıştırdı.

çuradi. izleyicilerin ekrana doğru tuttukları bozuk saatleri tamir etti mi? James Randi. eve gelmeniz mümkün mü?" "Maalesef. Bana diyor ki: "Parfüm şi şeşi. Kardiyoloji hocam Yakup Kuru'ya gönlümü kaptırmıştım." il. koltukları havalandırıp taşıyor. en ufak bir sorumluluk almadan." Öksüz bir çocuğa teselli vermede herkes acizdir. benim ağzım da Gerçek'inki gibi kocaman açılmıştı. Elimi çabuk tutsaydım. Sonra da bir hafta Pen Os süspansiyon kullanacak. o ruj. oje şu" diyor.. hareketsiz. Koşup masadan mendil alıyor. Bu iğneler. Erkekler işin kolayını bulmuştu. illüzyonistten daha şaşırtıcı. düğme burunlu bir çocuktu. Fakat. Beyaz gelinlik yerine. Gelgeldim bu küçük ve uslu çocuk. Neymiş diye dönüp baktım. "Oje" diyor. otoskobu bademciklerine doğru tuttum. Sonra o da öldü. İstese evleri çökertebilir. nabzıını yükseltiyordu. Fakat ben evlenemedim. kimilerinin 'beyin gücü' dediği çok özel bir yeteneğe sahip. Sonra da bayılana kadar dans ederek kurtlarımı yerlere saçıyordum. Zayıf bir ihtimal... Evcilik tarikatı. 30 santimetre kadar sola doğru kayarak havada durdu ve pat diye yere düştü. Gençliğimin son günleriydi. Ben gülüyorum. fakat ona teslim olursun. Bambaşka bir dil konuşur.. Ona kartvizitimi verdim: "Çocuğun durumuyla ilgili soru sormak isterseniz beni arayın lütfen. Bu da beni biraz sinirli biri yapmıştı. "Bunu nasıl yaptın!?" "Ben bir şey yapmadım ki?" Muayenehanemde bir mucizeye tanık olmuştum. Ot gibi yaşamıştım. Oğluyla da iyi anlaşıyordu. "Ne istiyorsun?" diyor. Üstelik. Ağaç sökülüp yana düşüyor. Cihazdaki renkli ışıklar bazen yanıp sönüyor. Alerjik reaksiyon gösterirse müdahale edebilmemiz için. Doktoru asla çözemezsin. fakat işi şansa bırakamayız. doktor önlüğüyle yetindim. 368 Babam. Pencereden bakıyorum Ku U. uçmayı da başarabilir!. Gözlerimin etrafında olimpiyat halkaları oluşmuştu. Arkadaşlarla birlikte barlara takılmaya başladım. Annem hızla yaşlandı. Bu yüzden doktorlar birbirleriyle evleniyorlar. bakterilerin adını bilir. kapsüller. Doktor. Süper güçleri olan şirin bir erkek çocuğu." Gerçek. "Adın ne küçük bey?" 366 "Gerçek. Yıllar süren. Çocuğun eşyaları hareket ettir mesi gibi." Üç hafta sonra iğne için yeniden getirmesi gerektiğini söyledim." "Neptün Hanım. "Babam mı?" "Evet.'. Saçlarıma aklar düşmüştü." Tıptan anlayamayan insanlar. Sonra da rol çalar gibi alelacele karısının kollarında can verdi. Dört gün boyunca Iecilline'e devam edeceğiz.. Karısı kanser olunca. ben fakültenin ikinci sınıfındayken öldü. çalkantılı bir hikaye. Doktor. doktorlar tarafından bıçaklanmak. Durup düşündüm.. Hemen burnumu siliyor. Gerçek'e Deposilin diye serum fizyolojik enjekte ellini. abeslangla içeriden yanağına bastırdım. Yine de emin olmak için bir hafta sonra tekrar görmeliyim. "I la yır. Beraber eve gidiyoruz. Akşamüzeri Hayati aradı: "Doktor Neptün Petunya?" "Evet?" 81 .. baba da duygularımı hareket ettiriyor. asla çocuk sahibi olmaması gereken biriydi. Yani kalp iltihabı. cinsel kaostan çıkar sağlıyorlardı. Yazısı okunmaz. "Bir bakalım" dedim. Fazlasıyla sevimliydi. Lakin heyhat. Ağabeyim boya fabrikası kurdu." "Leyla Hanım'ın nesi oluyorsun?" "Hiçbir şeyi. akşamları uyutuyor. o esnada yemek yiyen dinleyicilerin kaşıklarını yamulttu mu? Çıktığı televizyon programlarında. elini sürmeden kaldı-rabiliyor. Azı dişlerimden ikisi çürümüştü. şimdiye ortaokula giden bir çocuğum vardı. cisimleri uzaktan hareket ettirebildiğinden eminim.. baban kim?" "Babamın adı Hayati. Ne »>') densiz. Gerçek'i babası getirmişti. Bu da bünyeme ağır geliyordu. Ben de yıllarca anneme baktım." "Ah. "Ne?" "Gerçek." "Anlamadım?" "Kardit olabilir. Gözümün önünde bir ceviz ağacım kökünden söktü. Onun kendi teknolojisi vardır. eğildim. Büyücüden daha sofistike. Doktor Abla şaşırıyor. "Ateşi var" dedi. Yakup beni terk etti.takıyor. virüslerin. Umutlarım otomatik bir yavaşlıkla buharlaşmıştı. büyüyünce ne olmak istiyorsun?" "iyi polis. Fazlasıyla yakışıklı bir adamdı. Abeslangların bulunduğu kutu önce masadan iki karış yükseldi. Lolitalar ve yeniyetmeler arasında kendimi berbat hissedip bol bol bira içiyordum. kesilmek için kuyruktadır. yanında küçük bir çocukla geldi. siyah saçlı. BBC Radyosu'nda bir programa konuk olan Uri Geller. öyle mi? Başın sağolsun. O beni anaokuluna götürüyor. Yaşım otuzbeşi bulmuştu. Gözlerini arkamdaki masada bir şeye dikmişti. Annelik. fiziksel gücüyle yerinden oy-natamayacağı ağırlıktaki cisimleri bile. treni kaçırmıştım.. Odasındaki gardırobu. Uri Geller'da. Burnumdan kan akıyor. mavi gözlü. Hiçbir faydası ya da zararı yok. şifreli mesaj gibidir. şuruplar ve bilumum ilaçlardan oluşan bir sofra kurar. Kriptik Tonsillit. ağzına tahta bir çubuğun sokulmasından hiç hoşlanmamıştı. Bir gün muayenehaneme eski bir şarkıcı olan tek gözlü Leyla Kalahari. sadece duygularda yaşanan bir mucize." "Soyadın?" "Tehlike." "Leyla Hanım senin üvey annen mi?" "Hayır.. Bakarken içinizi bulandıran yaralara yağlı sıvılar döker. ceviz ağacına çişini yapıyor. O haplar. Bütün abeslanglar saçılmış. Salsa gecelerine. gençlik. "Ben bunları istemiyorum" diyo rum. hepsi yalan olmuştu. Gerçek Tehlike adlı beş yaşındaki çocuğun. Üvey annelik duygularım kabarmıştı. Gerçek yirmüki yaşına gelinceye dek devam edecekti. komutandan daha buyurgan.. galiba biraz kartlaşıyordum." "Ha?" "Bademcikleri iltihaplanmış. Derhal doğruldum. Arabaları savurabilir. ağzım açar mısın canım?" Ağız açıldı.. ruhani liderden daha inandırıcıdır. Leyla Kalahari'ye yalan attım: "Ciddi bir rahatsızlığı yok.. Babam da cuma günleri gelip alıyor beni. Gökkuşağının üstünden geçen balon [Neptün Petunya] Paranormal olaylara inanmak ahmaklık mıdır? Vaktiyle. Meslekten biriyle evlenme hevesimden vazgeçtim. Gerçek. Karı da herifin ardından gitti. Kendimi uzaktan tanıyordum sanki. İltihaplanmışlar di. Iecilline enjekte ettim. dahası hiç kimsede telekinezi yeteneği olmadığını kanıtladı mı? Bunları bilemiyorum. Cisimlere uyguladığı gücü kontrol etme tekniğini geliştirirse. Hayatımda gördüğüm en etkileyici şovdu. Çocuğu odaya aldım.." "Annen?" "Benim annem öldü. Bacaktan. Onu görür görmez âşık oldum. Bence onsekiz yaşından küçüklerin süper güçleri olmamalı." Ben de parfüm şişesini uçuruyorum. aile saadeti. Yani vücut sıvısı. gezegenimize astronottan daha uzaktır. Hayati. Bedenim diriliğini ve pürüzsüzlüğünü yitiriyordu. Bana bakıyor. doktorların sıradan davranışlarını da yorumlayamıyorlar.. Milyonlarca insan. Leydi Kalahari'ye dışarıda beklemesini söyledim. Elinde beysbol so-pasıyla golf sahasında tenis oynamaya çalışan biri gibiydim. Tek gecelik aşklar yaşadım. Deposilin enjeksiyonunu hastanede yapmamız gerekir. Kilo da almıştım./ "Hımmm. Kuçuradi kaçıyor. Vicdan azabından geçtim. partilere gidiyordum. "Peki ya baban?" diye soruverdim. Ceviz ağacına dikkatli bakıyorum. Kendimi öyle hissetmesem de. Çantasını masaya boşaltıyor.

.. Sizi şikayet edip doktorluktan men ettirebileceğimin farkındasınız. 82 . Epey bekletildim. b] Acizliğimizi inkar etmede kullandığımız namevcut bir destektir. Kız beni yorgancı sanıyordu. İnanılır gibi değil! Bir devlet. Uyandığımda. parmaklan upuzundu. masumiyet ve moral konforumuzu garantileyen yeteneğimizdir. Kadidi çıkmış bir memure sordu: "Hangi üye ile görüşmek istersiniz?" Yeseviyye Şeyhi Mazhar Bey'i seçtim. İki insan birbirine ne kadar yakınlaşırsa yakmlaşsm. 1906-1989] Kül. aşkımı onaylamıyordu. Hem Şebnem'in nurlu zarafeti karşısında benim müptezelliğimin zaten bir hükmü kalmıyor ki? Bal damlası tebessümünden yayılan masumiyet ışınları. Çocuk diğer uçtan tutmuş. Abidin Dandini'ye öykündüğümden mi nedir? Halbuki Şebnemle ilişkimiz ciddileşti.Özgür irade. diyebilir mi? Kur'cm'da "Kalplerde olanı yalnızca Allah bilir" [j^j... Gerçek'ten bahsetmemiştim. tespit etmemizi engellediği yalan türüdür. intikam almayı kafaya koydu mu. kızıla çalan hantal mobilyalarla döşenmişti. Gangster olduğumdan habersizdi. b] insanı sahicilik arayışının risklerinden koruyan aldanışların. Yılan île oğlağın telefon konuşması Kim bilir. Şişman biri bu odadan yara almadan kurtulamazdı. Açık bırakılmış dizüstü bilgisayarın monitöründe iri puntolu bir not: "Güzeldi. Çocuğunuz iyi. Önce Gerçek'in durumunu konuştuk." "Sizi sonra arayacağım" dedi ve telefonu kapattı. Benim tatula rasa'mı onun öpücükleri çerçevelesin istiyorum." Bahse girerim'in B'si. 700 kiloluk kasa yerden kalkmış. değil mi?" "Kızgınlığınızı anlıyorum. Beş yaşında bir oğlum var. fakat oradan da müspet cevap alamamıştım. hamamböceklerine kanım ısınıyor. a] Hatırlamak bir refleks. b] İki kişilik bir oyundur. "3. Hükümet.. beni iyi tanıyormuş. c] Bireysel bir oyundur. Buluş370 tuk. Sinek. Babasına "17 sene" numarasını çekmiştim. bilseniz. Altmışlı yaşlardaydı... Ankara'ya uçarak gittim. eheh?" Yüce Rabbim. sözü uzatmadan önündeki antika klasörü açtı ve bir dosya kağıdından mülakat sorularını okumaya koyuldu: "1." "Neden?" "Çünkü oğlumun kardit olması söz konusu değil."Ben Hayati Tehlike. dünyayı ihya ediyor." 372 "Hoş bulduk" ey muhterem şeyh efendi hazretleri! Daracık oda.. Yine de işler haddinden fazla çatallaştı.. ifade ve davranışlarını şekillendirmesini mümkün kılan zihinsel ve duygusal nitelikli bir kontrol sistemidir. Müjde yüklü güzelliği. "5. tüm falsolarımı tartacak kadar büyük müdür? "Sevgilim ben eli kanlı bir adamım.ihtimaller.. Nazi hapishanelerini andıran bakanlık binasının kalabalık koridorlarında dolaştım. a] İnsan oluşun bir yan ürünüdür. Sakalı orlondan. [SAMUEL BECKEH. Fakat başka bir şey var.^ll o Ilı jj^ık jAj] yazmıyor muydu? Gönül İşleri Bakanlığı'ndan mülakat için çağrıldığımda çok heyecanlanmıştım. örümceğe gerilla taktiği uygulayabilir mi? "Kadın. kuşe kağıda basılmış bir ziyafet davetiyesi gibi parlıyor. beni de arındırıyor. Kanlı gözlerinde müşfik bir ifade vardı: "Hoş geldiniz Hayati Bey. c] insanlık için bir önkoşuldur. değil mi? Onu görmek istedim.. Gökkuşağının üzerin den geçen bir balonda gibiydim. üstatlığın kanıtı ise [Şeyh Maz-har örneğinde görüldüğü üzere] güvenle saçmalamak olmuş artık. Gerçek'e "Çelik kasayı taşımama yardım eder misin?" demiş. fabrika bacalarından yayılan zehirli dumanlar ne tatlı. iki mezar birden kazar" diyen Çinli her kimse. Komedi filmlerindeki cenaze levazımatçılarma benziyordu. Yeseviyye'ye mensup amma çok insan varmış memlekette? Nihayet adım okundu. Yorgancılıkla alakam yok. Yeteneğin kanıtı yalakalık. a] Her adımda çoğalır." "Bu cümlenin geri kalanı doğru olsa kârlı çıkarsınız doktor hanım. yuvarlanmak için idealdi. Ağzı.. Mazhar Bey cevabımı kağıda işaretledi ve diğer soruya geçti: "2. adım Hayati. b] ihtimal diye bir şey yoktur. Elleri ipince.Mânâ. kapatmayın Hayati Bey.. b] Vicdan rahatlığı.. çok ciddiyim!. Bildiğin gangsterim yani. Evliliğin eşiğindeyiz. Havada bürokratik bir uğultu. çünkü. unutmak ise bir sanattır. Tam ağzımı aralamıştım ki. c] Hatırlamaya giden kısacık yolda." o "Durun... çocuğunuza zarar vermek istemediğim gayet açık. a] Yanılgı ve belirsizliğin sağladığı imkanları genişleten bir şifadır. şeyhin ofisine girdim." Başını kaldırıp gözlerime baktı. sen kurtar beni! Ben bu küçük beynimle işin içinden çıkamayacağım! Çaresizliğin kulvarında sürünüyordum.. Gerçek'i size bir daha getirmeyeceğim.. b] İlişkilerde beliren bir kazanımdır. Gönül İşleri Bakanlığı'na [GİB] müracaat etmiştim. Teşekkürler. sonra ona hayatımı anlatırken buldum kendimi. Duman da genellikle ısıtmaz. asaletin kanıtı zorbalık. Kahkaha ı/ı sı dağların karını eritir. Şebnem'i seviyorum. lağımların şırıltısı.İnsanlık. vatandaşına "Sen aslında o kıza âşık değilsin" der mi.:. Şebnem'in bana olan aşkı. özel hayatta işleyen tercih yetişidir. Vidalanın gevşemişti. Ona sodyumklorür şırıngaladığmızı gördüm. Artık hurdalıklar beni neşelendiriyor. Nadide'yi anlatmamıştım." Bilinmez'in B'si. Yarım saat sonra tekrar aradı." Bilhassa'nın B'si.Unutmak." "Haklısınız." Klavyeyi gagalayan kargadan "Gak gak" dışında ne yazması beklenir? Şımarıklık ve kibirden ibaret bu dürüstlük gösterisi bana vız gelir. yerinde saymaktır. 373 "4." "Neymiş?" "Bunu yüz yüze konuşamaz mıyız?" "Tabii ki hayır. Birer içki içtik. iyi bir yakıt değildir." \ "Oğlunuz telekinezi gücüne sahip. nezaketin kanıtı dedikodu. belki de sadece yanlış yollar vardır. c] Toplumsal değil. aralarında sonsuz bir mesafe vardır. Hayati kayıplara karışmıştı.. Geniş merdivenler. Sana verebileceğim tek iyi haber. Süzgündü. size uygun olan yanlış yolu bulmak gerekir yine de." Şebnem'i sevip sevmediğimin anlaşılmasını sağlayacak daha isabetli bir soru üretilemezdi! B şıkkını seçtim. "6. c] Her adımda azalır. Bununla birlikte. Lütfen bana inanın. Şebnem'e fazla yalan söylemiştim." "Şansınızı kaybettiniz. karımın çocuğumu doğururken öldüğüdür. Hayati hiç güç harcamadığı halde. Sonra bir ucundan tutar gibi yapmış. şıkları sıralamaya başladı: "a] Bir 'takım oyunu'dur.." Bence'nin B'si.Sahtelik. Fakat düşünsenize. a] insanın. Geceyi beraber geçirdik.. Hoşça kal." "Neler söylüyorsun Enver?" "Eaaa. Kaç adam vurduğumu bilmiyorum. Şeyh.

. işsiz kalmış bir porno aktörü gibi hissetmek istiyorsan. Abidin Dandi-ni'ye dikkatle bakıyordu. yerinde olsam asla ev lenmem." Hava kararmıştı." Gözlerini kısarak dumanı bana doğru üflüyor: "Evlilikten bahsediyorduk. ılımlı bir küçümsemeye ayarlıyorum. "Fakat Şebnem'i seviyorum. Gönül işleri Bakanlığı tam bir zırva 11 Is ti. çünkü hükümdarla uzlaştı." "Bir adama kızınca neden yirmiiki kişiyi komple öldürsünler ki?" "Bilirsin. a] Zavallılığın kamuflajıdır. 374 c] Cömertliğin istikrara kavuşmasıdır. idam edilmiş diktatörün cesedine tüküren köylü kadar öfkelendin?. rüyasında hükümdarın cennnete. karının m< tamorfozuna start vermiş olursun. Önemli olan insanın ne hissettiği değil mi?" "Sen ne hissedersen hisset prensesler terler. Yeseviyye Şeyhi Mazhar Bey bana ayıp etmişti." "Hımmm? Dünya rekoru sende demek?" Her ne kadar böyle bir spor dalı yoksa da! "Heyhat. "Tamam da bu neyi değiştirir?" "Sınırları zorluyorsun. Bir sigara yakıyor. Kabahat bende. Karın şişmanladıkça ••< ı MI de gürleşir. bir kadının yasımı tutmak zorunda kalmasını uygun görmüyorlardı. 25 Şubat geldi çattı ve Bakanlık Heyeti komple temizlendi." "Ho?" 376 "Şebnem'i seviyordun. sırf Şerif Bey öyle istiyor diye Gönül işleri Bakanlığı'na hangi akla hizmet müracaat etmiştim. Meyve tabağından çöplenen Dandini'nin keyfi gıcırdı: "Eskiden vişne çekirdeğini elli metre öteye fırlatabiliyordum." Bitiş'in B'si.. Masamızın kıyısından yelkenli gibi süzülen garson kızın otomatik gülümsemesini fırsat bilen Abidin seslendi: "Bana bir kahve! Kaynar olsun. ama yüzük aldım. Dalgınlığımın bulanık suyunda dertlerim tekrar yüzüye çıktı: "Şebnemle asla bir-araya gelemeyeceğiz.. manken kızlar yellenir. meseleleri konuşarak halletmek iyidir. Üzülmedim diyemem. Şebnemle evlenirsen... çetesini toplayıp bakanlığı basmış ve ihtiyarları indirmişti. Bir kadına sahip olmak için. Bütün bunlar ipe sapa gelmez.. Televizyon haber bültenlerinde Heyet üyelerinin moza-ikli cesetleri resmigeçit yapıyordu. "7. Yeseviyye Şeyhi. meşhur bir şeyhin ise cehenneme gittiğini görmüş. İstanbul'un silueti. "Özünde iyi bir adamsın. Bu olayın büyümesine izin verme. ona kendili den başka şeyler de sunmalısın. kendi soru tekniğini uyguluyordu. buna saygı duyarım. Aşk geçicidir. Kuçuradi. Üçüncü evlilik en iyisidir. masanın altına kıvrılmış-tı.. Evlenmek erkeğin intiharıdır." 83 . Bu rüyayı bir dervişe anlatmış ve tabirini rica etmiş. Biz erkekler. fakat ortalığı kan gölüne çevirmenin zevki de bambaşkadır. ip atlayan cici kızlardan birinin ipine takılırız.. yapaylık ve monotonluk sayesinde bile korunabileceğimiz bir beladır. İpin ucunu kaçırdım." "Bunu nasıl başarıyorsun?" "Neyi?" "Büyük harflerle konuşmayı?" "Saçmalamayı bırak. Bakanlık Heyeti'ni oluşturan üyelerin büyük çoğunluğunun dinî kimliğiyle öne çıkmış kişiler olması (. Evime postalanan sarı zarftan çıkan resmî mühürlü ve imzalı evrakta "Bakanlığımız aşkınızı maalesef onaylamamıştır" yazılıydı. PAP üyesi Şerif Şibumi'yi etkilemenin başka bir yolunu bulacaktım. hayat yolunda koşarken..ıı 375 tışma konusuydu. "Bakanlık Heyeti'ndekiler. geriye bir adım kalır?" Kahvesinden bir fırt çekiyor. b] Dolaylı bencilliktir. "Sen gerçekten aşk nedir bilmiyorsun. Evet." İçtenliği beni kör etmesin diye onunla göz göze gelmemeye çalışıyorum." "Medeni cesaretin beni korkutuyor." "Bir şey soracağım.c] Taklit..] Yahut günün birinde benden bile daha kötü adamlar derimi yüzüp cesedimi köprüden attığında. Manyağın teki. Boa yılanı ile oğlak arasında geçen bir konuşma tahayyül edin: Ben meledikçe o tıslıyordu.. Büyük ihtimalle.. Geri kalanını çarçur ettim. komik bir tablo oluşturuyordu. homoseksüel bir karateciye benziyor. Kusmukta yüzen peynire dönmüşlerdi.. Bir şapkayı beğenince onu kafana çiviyle çakıyor musun?" "Yani?" "Evlenme. Sen de. sana yaramamış anlaşılan. senin durumundaki biri yapmıştır. Senin beynin.. Fark ettiğim kadarıyla Bakanlık Heyeti'ndekilerin her biri." Şu anda cebimde. Belki de polisten hakkımda bilgi almışlardı. kraliçeler ge-ğirir. Fakat yine de yaşlı başlı yirmiiki adamın kanlı bir hamur gibi yoğrulması içimi burkmuştu." Anlattığı hikaye beni uyuşturdu. Nikah defterine imzayı attığın anda. Verimsiz bir diyalogdu. [GEORGE BEST] Yadigar Dragon'u zehirlediğim meşhur Beylerbeyi Sarayı'na yakın bir kafeteryanın camekanlı konsolunda Abidin Dandini'yle oturuyorduk.. [Ne de olsa 'dokunmak' aşk'ın vücut bulması demektir." "Aklınca beni aşağılamaya mı çalışıyorsun pis serseri?!" "Sence kim yapmış olabilir?" "Neyi?" "Bakanlık Heyeti olayını?" "Pompuruklarm hali çok feciydi harbiden." Dehşet verici bir kokarca sırıtışı var suratında. şeyh cehenneme gitti. Devletten izinsiz iş yapmaya alışkındım.. Kara Şimşek [Knight Rider] yayından kaldırıldığında hissettiklerimi hissediyordum." Bunaltıcı'mn B'si. hepimiz." Alay ederken." "Evlenme teklif ettin mi?" "Hayır.. Bir şapkayı beğenince kafana çiviyle çakıyor musun? Servetimin yüzde 95'ini kadınlara ve alkole harcadım. Fuat Atıf Tufa adında bir adamla konuştum. yedi soruluk bir testle beni tanımış ve Şebnem'e katiyen layık olmadığımı anlamıştı. "Ne ki bu? Bana ne anlatıyorsun?" Yüzümü. Bekarlığın beni hastalık saçan fahişelerin ağına düşürmesini umuyorlardı muhtemelen." Ben de aynısından istedim. Hakkında çok şey bildiğin AŞK. ilim irfan sahibi. Bu gangsterlik işi benden çok şey götürdü.. çünkü şeyhe hürmet ediyordu. Tüm zarif kızların içinde pusuya yatmış bir şişko karı vardır. anlamıyor musun?" Garson kız kahveleri masaya kondurup ayakuçlarma basarak uzaklaşıyor. "Benim aşkım neden tescillenmiyor?" diye sormak için GlB'e telefon ettim. Köçek zombiler gibi mezarlıkta göbek atma. Hayatın boyunca. Tamam. Veya hayalarını koli bandıyla sar. Her kadın er ya da geç delirir. Kuçuradi koltuktan atlayıp uzaklaşıyor. "Bir katil için fazla ciddisin Hayati. siyah kadife üzerine dağılmış elmasları andırıyordu... Kuçuradi gelip aramızdaki koltuğa oturdu. Şebnem'e olan aşkım bir yeraltı operasyonuna dönüşmüştü.' demiş. Bakanlıktaki evliya cevaz vermedi. çekirdeğine kadar çürümüş. "İyi yapmışsın. Bak.Diğerkâmlık. İlle de bir aptallık yapacaksan git 'fareli kedi' denilen Çin kebabından ye. Ejderhanın veterinere gittiği nerede görülmüş? Her neyse. dindar adamlardı" dedim "komple cennete gitmiş olmalılar?" Bir kaşını kaldırıp dudağını büktü: "Saf bir adam.. Doğru. Derviş 'Hükümdar cennete gitti. Ziyanı yoktu. o ayrı.

bedeni birkaç metre öteye düştü. Her biri müstakil bir hedef olabilecek dişlerini gösterdi. onu pataklamanız işten değildir. iyi akşaml. Yere kapaklandım. bizi görünce gazı köklüyorlardı. Hızır Hızlı. Adamı tanıdım. Hasan Turabi'nin yeğeni! Ramize Ramirez'in de dediği gibi "Şiddet. Aynadan izliyordum. Cinayeti gören bir vatandaşın ifadesine başvurulmuştu. Şebnem'i evine bıraktığım gece bana saldırmıştı. O da patrona durumu iletir. Ben de duvara tosladım. Böylesine kallavi biri tarafından izlenmek gururumu okşadı. Acaba dilimizi biliyor muydu? Yanıma geldiğinde camı açtım. Leyla Kalahari "Abidin dışarıda" dedi. Kurbanlarım yakalıyor ve fırlatıyor. Işığı kılıç. Gammazlık etmeyeceğimi bilirler. Komodinin üstünde. Direksiyona kustum. Tabancamı yandaki koltuğa bıraktım. Adam öldürmekten bıktım. Güçlü kız. finalini merak ettiğim Delik Deşik Bir Kefen romanı duruyordu. Yollar. Kadının sesi huşu doluydu. Fviııı aradım. Arabanın CD çalarını açtım. Kurşun. Beyni balık yemi gibi saçılırken. Demek ki tarzı buydu. sessiz sinema döneminden kalma bir acelecilikle otomobilinden inip cesedin etrafında dolaşmaya başladı.mı mı da göreceğiniz ilk şey. Ulaşılamıyordu. 379 Zenci. Bir an. Kafasında ne bir yara izi ne de morluk vardı. Kavgada konuşmam. Beni kardeşi gibi seviyor. kaçacak kadar bile cesur olmayanlar konuşur. Nefesim kesilmişti. Ayaklanm yere değmiyordu. Fakat o. Az önce aşk acısını anlatan melodiler. Hayatımda hiç Zenci vurmamıştım. Belki sahiden de yorgan işine girerim. Sicilim kabarık. Ümmü Gülsüm'ün [19041975] Erite Ömri şarkısı başladı. Hâlâ genç sayılırım. günün birinde cinayet işlerseniz. Herif öyle iriydi ki.u dileyip telefonu kapattım.. Audi'mi halter gibi kaldırıp asfalta çalabilirdi. konuyla ilgili takibata başlamıştı. Şebnem'i etkilemek için mafya taktikleri kullanmıştım. kainatın anahtar deliğinden bana göz kırpan bir melek gibiydi. Çivili tasma takan atletik bir buldoğu andırıyordu. Zencinin alnına saplandı. Abidin'le konuşurum. Doğru. Gerçek'e annelik yapabilir. Şoför koltuğunda çam yarması bir Zenci oturuyordu. Rami ze Ramirez'in." Kandan yoruldum. kitaplarını bana yazdığını düşünmüşüındııı hep. herif beni taşa gömecekti. Üstelik yüzü tarçın rengi çillerle bezeli.378 Godzilla diyeti Etrafınıza bir bakın. Dayak yesem bile ağzımı açmam. Bu sempatik zebaninin derdi neydi acaba? Duvardan aşağı kayarken gözlerime perde iniyordu. görünmez bir köpeğim ve adımı bile bilmeyen bir sevgilim var. Eğer bu kazulet Kunta Kinte ikiye kadar sayabiliyorsa gebermem an meselesiydi. Ve ne gördüğümü unutarak uyandım. Fok misali çırpına çırpma yolun kenarındaki çamurlara bulanarak ilerledim. Halimi anlayacaktır. Polis. Doğal olarak bizim beysbol takımından temiz bir sopa yemişti. şimdi ölümden bahsediyordu. Sonra da basıp gittik. Şebnem'i bir bardağa doldurup içmek istiyordum. Doktor ha? Üstelik. olay tamamiyle müdafaayı nefsti. eski model siyah bir Ghevrolet'nin beni takip ettiğini ayrımsadım. sizce de kıyamet kopmuyor mu/ [MURAT UYURKIII AKI Kış. yüksek bahçe duvarına yanaştım. Kim olduklarını sormadım. Kafamın içindeki Hiroşima dağınıklığını toparlamaya uğraşırken telefonum çalınca az daha derimden dışarıya fırlıyordum! 382 "Aramışsın?" "Konuşmamız lazım. Üç gün şakaklarım zonkladıydı. Esmer güzeli spiker "Sudan asıllı Doktor Abdülcabbar Turabi. Gazap dolu sesiyle "Hayati Tehlike nasılsın?" diye hatırımı sordu. O zaman bu iki sersemi keş yankesiciler sanmıştım. O. Beynime bir kova asit dökülmüştü sanki. ay yüzeyinde yürüyen astronot gibi ağır ağır yaklaşıyordu. Kadının tiz çığlığı. Rakibiniz çene çalıyorsa. Şebnem'e hakikati anlatırım. Aklınızda bulunsun. "Sudanlı Muhalif Düşünür ve Siyasetçi Hasan Turabi. Abdülcabbar Turabi'yi indirmeseydim. sıvışıp canımı kurtarmayı düşündüm. Kadın. Audi'min kapısını güçlükle açabildim. [Bunu zihninizde canlandırmaya kalkmayın. Afrika'dan bunu sormak için mi geldin? "Benden ne istiyorsun?" iki eliyle yakamı kavrayıp naçiz vücudumu camdan dışarı çıkardı. Ve haşhaş tarlasında ilerleyen kaplumbağa mahmurluğuyla yola koyuldum. [JONATHAN SAFRAN F0ER1 Duş aldım. Beyni defolu tiplerden değilim. Sırılsıklamdım. Çünkü. Genç bir kadının kullandığı." "Keçi Yumruğu'na gel. Uyuyormuş. Derin bir nefes aldı ve beni tekrar duvara fırlattı. Beni bir derbederlik sardı. şarkıya devam ediyordu. yeğenini Sudan'daki askerî yönetime bağlı ajanların katletmiş olabileceğini" söylemişti. Dandini'nin evlilik hakkında söyledikleri. l<' levizyonu açtığınızda ya da elinize bir gazele aldıj'. O da sağa çekti. Abidin Dandini'ye telefon ettim. O da yavaşladı. Ama neden? Sudanlı bir doktoru kızdıracak ne yapmıştım?. Onun ardından yetişen cılız bir çocuk vardı. Tam beş hafta önce. her şeyin mantıklı bir açıklaması olmadığını bilecek kadar akıllı. Üm-mü Gülsüm. 4 inç] zar zor çekip Zencinin ağzına doğrulttum. kuyruğumdaydı. Çabuk toparlanmıştı. Şahit mertebesindeyim gerçi. Beyaz ceketi ıslandıkça grileşi-yordu. Cengiz Cingöz ve birkaç eleman limuzinle beni almaya gelmişlerdi. Uçarken tetiği çektim. Bebeksi bakışları ürkütücüydü. hatırımı kırmaz. Onları korumak için saygıdeğer bir hayat kurmalıyım. Zenci. Ya tüm hayatınızın ya da yalnızca o gününüzün içine edecek birileri mutlaka çıkar karşınıza. karanlığı kalkan olarak kullanmaktan usandım. Tetiği çekebilir-sem. lastiklerin ötüşüyle aynıydı. "Bırakıyorum" derim.] İki saat kadar kestirdim. Yavaşladım. zaten bildiğim şeylerdi. Yani çocukluğumda karıncaları filan yakmadım. Şuurumu kaybetmek üzereydim. Godzilla diyetiyle büyümüş Zenci beni silkeleyip duvara savurdu. Bu insan azmanı ensemi kavradığı gibi beni havaya kaldırıp limuzinin motor kapağına yapıştırmıştı. Laçka trafikte avarece araba kullanıyordum. Yoldan geçen arabalardaki insanlar. o inerken araba az daha alabora oluyordu." 84 . Cevabınızı yumruklarla verin. Olsun. hallettiğinden fazla sorun doğurur. küçük. kaybolmuş insanlarla doludur. Telekinetik güçlere sahip bir oğlum. kurbanınızın cesedi olacaktır. Kemiklerimin içinde kontrolden çıkmış minik elektronik testereler uçuşuyordu. İstikbal zamanın dışındadır \ Istırabın bitişi. Sizi temin ederim. bütün cephanesini gecekondulara fırlatıyordu. Gerçek'i 101 dum. Beşiktaş'ta yol ortasında vurularak öldürüldü" diyordu. İstifimi bozmadım. kırmızı araba ani bir frenle kayarak Zencinin tam önünde durdu. onu gayrimeşru kılar ve bu yüzden ıstırabın sonu yoktur. Kabus gördüm. hem de birbirine paralel. Parkın. Tepesinden buhar380 lar yükseliyordu. Silah taşımak istemiyorum artık. Onu da haşladık. Çelikten pençelerini kürek kemiklerime geçirerek beni tekrar havaya kaldırdı. bu mesafeden ıskalamam imkansızdı. Onunla hayat yollarımız hem birbirinden uzak. Yıldız Parkı'nın çevre-siıiden dolanırken. Aksi takdirde ben de hapsi boylarım zaten. Belimdeki Colt'u [Python. Omurgam ve kafa-tasım çatırdadı. Hayvanat bahçesin de kafesten kafese uçan bir kelebek kadar özgürdüm. Kollarımda derman kalmamıştı." "Tamam. Gökten rendelenmiş buz yağıyordu.

Birlikte kalkıp Kuçuradi'nin peşinden koşuyoruz. şaşkınlığımı gizlemeye çalıştım. otuzuncu kuponu da avucuma tutuşturuyor. her evli çiftte bir acı çeken. peşimizdekilere bulunduğumuz yeri gösteriyorlar. uğursuz bir gıcırtıyla aralanıyor. Iki384 si de içindeki hayvanla barışık görünüyor. birbirini öldürmek ister. Dehşete düşmüştü.. Saçmalayarak geçiştirdim: "Tahmin ettim. "Ateş etse daha iyiydi" diye düşünürken bocalıyorum. jübihyapıyorum. Şebnem'in adını nereden biliyordu? Bu öldüresiye yakınlığın izahı neydi? Kafamın içinde bir arı sürüsü dolaşıyordu. Kendimi ciddiye almam giderek güçleşiyor.. [J.. Adamlar. Tam silaha davranacağım anda Kuçuradi ceketimin kolunu ısırıyor. vahşice bir işgüzarlıkla bizi gammazlıyorlar: Çığlık çığlığa zıplayıp. Biri "Şebneeem!" diye bağırıyor." "Demek havlu atıyorsun?" Yo. gözleriyle etrafı tararken. Kendimi ciddiye almam giderek güçleşiyor. Şebnem'in benzi solmuştu. Nefes nefeseyim. Biri." "Ne gibi?" "Çok sevmek. Nabzımı dişlerimde. Onun ardından Şebnem'i iteliyorum. sonsuza dek kavuşamamak için en ideal yöntemdir!" Hayvanat bahçesinde insan avı Tanrıdan gelen işaretlere bakılırsa. olabilecekler hakkında hiçbir şey bilmiyoruz. pırlanta yüzüğü parmağına takıyorum. Kuçuradi. Hemen kaçmak ile derhal adam vurmak arasında acilen tercih yapmalıydım. zamanın dışındadır. Bu durumda Şebnem daha büyük bir risk altında. belimdeki tabancayı çekeceğim. Özellikle de erkeğinkini... sadece sıyrık" deyip gülümsüyorum. Belki de yamhyorum. Fakat o bana "Çıkış yolunu nereden bildin?" diye sordu. pırlanta yüzüğü parmağına takıyorum. Dandini'ye çeteden ayrılmak istediğimi söylediğimde alnını kırıştırdı: "Basmakalıp bir adam olmaya nereden heves ettin?" "Sana bahsetmiştim: Şebnemle yuva kuracağız. sadece sıyrık" deyip gülümsüyorum.. Adamlar bizi göremiyor fakat ayak seslerimizi duyuyorlar. Galerinin kapısı. Gözlerinden naylon ip gibi yaşlar iniyor. Tam silaha davranacağım anda Kuçuradi ceketimin l<<> lunu ısırıyor. Maymunlarla birlikte ben de kapıdan giren tabancalı iki adama bakıyorum. Dişlerinin arasından "Beni takip edin!" diyor.. kendimi düşrrfekte olan bir uçakta gibi hissediyorum. FRIEDRICH HÖLDERUN. dev bir kauçuk ağacının arkasında frene basıyor. Ağacın arkasındaki duvarın dibinden öteye doğru koşmaya başlıyor. diğeri. Evlilik kafa karıştırır evlat. Adamlar. Ölümümden önce görünmez köpeğimi gördüğüme seviniyorum. "Bunu 'hayır' kabul ediyorum. Belki de yanılıyorum. Tek çare. hayalet köpek kurtarıyor. ne halin varsa gör. peşimizdekilere bulunduğumuz yeri gösteriyorlar. "Ateş etse daha iyiydi" diye düşünürken bocalıyorum. Cüce maymunlar is- piyonluyor. bu adamlar bizi öldürecek!" Son sözlerime şerh düşüyorum: "KORKMA BEN VARIM!" Şebnem. Biri..ı duyabiliyorum. Ölümümden önce görünmez köpeğimi gördüğüme seviniyorum. otuzuncu kuponu da avucuma tutuşturuyor. Zihnim allak bullak. Etraftaki insanların varlığını hakaret addediyordu sanki. Cinayet kurbanlarının yüzde 79'u. gönlüm altüst oluyor. Zihnim allak bullak. omzumdan akan kana parmak uçlarıyla hafifçe dokunuyor. 1770-18431 Şebnem. FRIEDRICH HÖLDERLIN. Özümden uzaklaşmış hissederek başımı salladım: "Hem sen demez miydin 'Hayat aptalca seçimlerle ilerler' diye?" "Doğru ama ben başka şeyler de söylüyorum. Dinle. gözleriyle etrafı tararken. Amaaan. 85 ." "Kendi istikbalim hakkında bir karar vermem. ona yerdeki ıslak ayak izlerimizi işaret ediyor. Dışarı çıktığımda Kuçuradi toz olmuştu. sence münasebetsizlik mi?" "Saçmalama. diğeri. İstikbal. omzumdan akan kana parmak uçlarıyla hafifçe dokunuyor. zihnim gayet berrak?" "Şimdilik. Bu sentetik silahşorları gözüm bir yerden ısırıyor. Ağacın arkasındaki duvarın dibinden öteye doğru koşmaya başlıyor.C." içkiden bir yudum aldım. İki384 si de içindeki hayvanla barışık görünüyor. Diğer barmene seslendi: "Bir yılan kanı!" Fikrimi değiştirmekten vazgeçerken. Cüce maymunlar ispiyonluyor. Ona köpeğin nereye kaybolduğunu soramazdım. Tek çare. barmen göz açtırmadı: "Dilinizi nemlendirecek bir şey almaz mısınız?" "Aynısından" diyerek Dandini'nin bardağını gösterdim. peşimizdeki şamatacı ödlekleri gebertip cüce maymunlara ikram etsem mi? Namussuz hırt. Biri "Şebneeem!" diye bağırıyor. gönlüm altüst oluyor." Tam olarak planım bu. Adamlar bizi göremiyor fakat ayak seslerimizi duyuyorlar. bclllîl deki tabancayı çekeceğim. hayalet köpek kurtarıyor. Şebnem aşk coşkusu ve ölüm korkusuyla şoklanmış halde fısıldıyor: "Sevgilim. bu adamlar bizi öldürecek!" Son sözlerime şerh düşüyorum: "KORKMA BEN VARIM!" Şebnem. Yanına vardığımda. Birlikte kalkıp Kuçuradi'nin peşinden koşuyoruz." "Aksine. < Şebnem aşk coşkusu ve ölüm korkusuyla şoklanmış halde fısıldıyor: "Sevgilim. Maymunlar. Her şey o kadar hızlı ki. Şebnem'e sinyal veriyorum. öyle mi?" "Evet. tırnaklarımda duyabiliyorum. Nabzımı dişlerimde. Bu sentetik silahşorları gözüm bir yerden ısırıyor. Şebnem'in otel sabunu gibi küçük kulağına sessizce "Seni seviyorum" derken. Yoksa beni de Şebnem'i de vuracaklar. Tüydüm. Ama ne yazık ki bir hayaletle ödeşmek zordur. "Patronla benim için konuşabilir misin?" "O kızla evleneceksin ve hayatınızın geri kalanı boyunca birbirinizin buruşmasını izleyeceksiniz. Yoksa beni de Şebnem'i ile vm. "Ben iyiyim. zehirlenmiş bir atın si383 diği gibiydi. Dişlerinin arasından "Beni takip edin!" diyor. Maymunlar. vahşice bir işgüzarlıkla bizi gammazlıyorlar: Çığlık çığlığa zıplayıp. tanıdığı biri tarafından öldürülür.C. Son sözlerimi söylememin vakti geçmek üzere." "Ne gibi?" "Çok sevmek. dışarıya açılan dikey dikdörtgen bir delikten geçiyor. tırnaklınım<l.. bir de canı sıkılan vardır. Özümden uzaklaşmış hissederek başımı salladım: "Hem sen demez miydin 'Hayat aptalca seçimlerle ilerler' diye?" "Doğru ama ben başka şeyler de söylüyorum." 385 diği gibiydi. ona yerdeki ıslak ayak izlerimizi işaret ediyor. uğursuz bir gıcırtıyla aralanıyor. Maymunlarla birlikte ben de kapıdan giren tabancalı iki adama bakıyorum. Tadı. 1770-1843] Şebnem. inan bana. Şebnem'e sinyal veriyorum. Ateşe başlıyorlar. Galerinin kapısı. Şebnem'in otel sabunu gibi küçük kulağına sessizce "Seni seviyorum" derken. Gözlerinden naylon ip gibi yaşlar iniyor. Yağlı bir kemiği hak etmişti. Nefes nefeseyim.Meyhaneye gittiğimde Abidin Dandini taburelerden birin de oturmuş demleniyordu. [J. Geri dönsem.. Son sözlerimi söylememin vakti geçmek üzere. ıslak tabancalarıyla yaklaşıyor. olabilecekler hakkında hiçbir şey bilmiyoruz.ı caklar. Aynı evde yaşayan iki kişi. ıslak tabancalarıyla yaklaşıyor. Duvarın alt kenarında. sonsuza dek kavuşamamak için en ideal yöntemdir!" Hayvanat bahçesinde insan avı Tanrıdan gelen işaretlere bakılırsa. ellerini kafeslerden uzatarak. "Ben iyiyim. ellerini kafeslerden uzatarak.

Bize niçin saldırdığını anlamadım.. Müntekim denen şu hötöröf palyaço ailesinin asil üyesini ve yanındaki yılışıklık sosuna batmış gevrek mahluku avlamalıydım." Kendimi kaçık sanırdım. Kirli işlerden el çekmeye karar vermemi fırsat bildiler sanki. Televizyon fabrikasında çalışıyordum. Aralık ayında bir gece evimizin bahçesine sabun gömdü. Üsküdar'dan Boğaziçi Köprüsü'ne doğru giderken iki polis arabası kuyruğuma yapıştı. 388 Baharı müjdeleyen polis helikopteri An'ın tadını çıkarıyordum. Ayrılırken. Çok üzülüyordum. Müntekim." "Nerede?" "Marketlerdeki bazı ürünlerin ambalajlarında. MM il edilen telefon kulübesine gidiyorsun. kabul. Köprünün korkuluğuna tutunduğumda. yolun solundan son sürat devam ettim." Öyle mi?! Türkiye'nin en ünlü işadamını senin hatırın için b." "N'apıyor. sağ taraftan yola aniden dalarak önümü kesti. Bir başka polis otosu. tesadüfe." "Müntekim." "Evet de. 86 . devlet sırrı olması mı? "Böyle olacağını hiç düşünmemiştim." Adım Hayati. bahan müjdeleyen polis helikopterine gözüm ilişi i. Öldürülmekten ziyade. Polisler ardımdan hiç durmadan ateş ettiler." Duruma bakılırsa o seninle ayrı fikirde değil. Keskin virajı geçerek canımı kurtardım. Kuçuradi. Ödüm koptu. pişmanlık duymamı mı beklediler nedir? En popüler intihar mekânı Boğaziçi Köprüsü'nde ilerlerken. mecbur kalmadıkça evden ayrılmamasını ve yakında kendi yuvamızda mutlu mesut yaşayacağımızı söyledim." "Ne?" "Adı... Bir de Gönül İşleri Bakanlığı'na müracaat etmişti. Konuşup anlaşıyorsunuz. peşimizdeki şamatacı ödlekleri gebertip cüce maymunlara ikram etsem mi? Namussuz hırt. olanları dert etmemesini. Hayat. Yola koyulurken radyoyu açıyorum." "Peki Müntekim denen bu psikopattan bana niye hiç söz etmedin Şebnem?" Reha Veto vakasından farkı. Artık benim için tek yol. ben. Geride hızla küçülüyorlar. Sudanlı Abdülcabbar Turabi. aynasızlara bakıyorum." İki gün mü? "Kavga ederek mi ayrıldınız? Kim kimi terk etti? Bunca zaman seni hiç aramadı mı? Öyleyse niye şimdi silahla kovalıyor? Tüm bunlar hakkında bir fikrin yok mu Şebnem?" "İnan bilmiyorum Enver.. motivasyon ve rekabete akıl erdiremiyordum. Ama ne yazık ki bir hayaletle ödeşmek zordur. dev bir kauçuk ağacının arkasında frene basıyor. prensip itibariyle kimseyi öldürmüyor. Arabadaki diğer üç polis silah elde dışarı çıkarken. onun bu işle ne ilgisi var?" "Hani fuar açılışında konuşma yaparken. Orada belirtilen gün ve saatte. Polislerin beni köprüde kolayca kıstıracağını düşünememiştim. cici ya da sempatik değilim. anormalliğe dayanır. "Sen hiç havlamaz mısın?" "Yooo? Ya sen?" diye ağzımın payım veriyor.. Bahçe kapısından girip eve yürüyen sözlümü izledim. neler oluyor anlatır mısın? Bizi neden öldürmeye kalktılar?" Parmağındaki yüzüğe bakarak anlatmaya koyuldu: "Müntekim. Onunla geçen sene yazın tanışmıştık. Sahil yolunda ilerlerken ezilmiş bir kedi görünce. Beni cezalandırmak için.. Hepsi de beni zımbalamaya çabalıyordu. Ve altduda-ğıma bir öpücük kondurdu. Telaşı yatışmamıştı. Bunca kargaşa ve korkuya rağmen. Frenleyen otobüs inildeyerek kaydı.. Her şey o kadar hızlı ki.. "^^—-"Yani seni seviyordu?" Sükutla ikrar etti. "Her neyse. Sonra belli bir ücret karşılığında." "Sabun mu?" Ne sabunu? 386 "Bir nevi büyü yaptırmış. dışarıya açılan dikey dikdörtgen bir delikten geçiyor. karşıdan gelen belediye otobüsüne çarpıyordum. Gaza bastım. Şebnem'in adını nereden biliyordu? Bu öldüresiye yakınlığın izahı neydi? Kafamın içinde bir arı sürüsü dolaşıyordu. Üniformalı şoför içeride sıkışıp kaldı. Cinayet kurbanlarının yüzde 79'u. Senden bir şey gizlemiyorum Enver. Tam anlamıyla basiretim bağlanmıştı. Biraz geri gittim. Onun ardından Şebnem'i iteliyorum. Başını yukarı aşağı salladı. Giilünmesi İmkansız Şakalar] Felaketin de bir kuralı var." "Tarzını değiştirmiş demek ki?" Şebnem'i evine bıraktım. Bana yakınlık gösterdi.. Fakat o bana "Çıkış yolunu nereden bildin?" diye sordu. tanıdığı biri tarafından öldürülür. indim. Tıpkı paraşütü açılmayan bir paraşütçünün rüzgarın tadını çıkardığı gibi. Biraz gezdik." "Seni etkilemek için yapabileceği başka bir şey yok muydu?" "Namık Mıknatıs'ı bilirsin. Yani aslında iyi sayılırdı.. Yani eğer biriyle aranda problem varsa. Dışarı çıktığımda Kuçuradi toz olmuştu. Kuçuradi de indi. Mııııir kim'in broşürleri var. biniyor. sözlenmemizi kutlayamamanın hüznü seçiliyordu.. Dengesiz biri. "Aşkı onaylanmış mıydı?" "Evet.." "Soyadı ne?" "Gıcırbey. edasında. Onu rezil eden kişi Müntekim'di. Audi'ye atlayıp uzaklaştık. Sabuna kuş bacağı bağlıydı. Şebnem'in kalbine giden yoldu." "En son ne zaman görüştünüz?" Bana yalan söylersen minnettar olurum. Onu öpünce ağzımın iklimi değişti. Tüydüm. "Ne iş yapıyor bu Müntekim?" "intikam alıyor. benim üzüntümü ikiye katlamıştı." "Şebnem. Şebnem'in üzüldüğünü görmek. Felçli kardeşini taklit ediyordu.kyoluna uğurladı demek? "Adama ilaç mı vermiş?" "Bilmiyorum. Yan aynada Kuçuradi arabayı kovalıyor: "Beni bekle!" Durup içerden kapıyı açıyorum. Saçmalayarak geçiştirdim: "Tahmin ettim.. Yine de bu cinai sinerji. Duvarın alt kenarında." "Aranızda neler geçti?" Onunla yatıyor muydun?! Yüzüme baktı: "Hiç. [CALOGERO CAVATAIO." "Galiba beni bir süre takip etti. öldürüyor mu?" Yoksa sadece milletin ortasında aniden altına yapmasını mı sağlıyor? "Yo. Namık Mıknatıs'm elemanı mıydı?" "Hayır. Bob Dylan What Was it You Wanted diye şarkıya giriyor. Cezalandırılması gerektiğini düşünüyordum. Müntekim seni kulu 1)1/ beden anyor. Şebnem konuşmuyordu.. Sirenler ötmeye başladı. Aynadan. Bu durumda Şebnem daha büyük bir risk altında. "Nasıl bilmezsin?" "Beni sevdiğini söylüyordu. Az daha. onu tüm kalbimle sevdiğimi. Hemen kaçmak ile derhal adam vurmak arasında acilen tercih yapmalıydım. Müntekim'le temas kuruyorsun. Geri dönsem.. "Seninle ilk buluşmamızdan iki gün önce.Ateşe başlıyorlar. Köprünün ortasına vardığımda. Kanayan sağ omzuma bakarak yüzüğünü düzeltti. Mı acaba? Esaslı bir felaket sürprize. hepsi bu. Anlatılmaya değer bir yönü yoktu. Fakat neden? Masum. Şebnem'in benzi solmuştu." 38S Kestirme patikalardan el ele koşarak hayvanat bahçesini terk ettik. Yağlı bir kemiği hak etmişti. Ön kapısına tosladım. intikam emekçisi Müntekim Gıcırbey ve polis amcalar.. Ona köpeğin nereye kaybolduğunu soramazdım. Dehşete düşmüştü. Arabamı kenara çektim. önleyemediğimiz felaketlerle doluydu. peşimizdeki adamlarla karşılaşmaktan korktuğunu seziyordum: "Kimdi onlar?" "Birini tanıyorum sadece. işten atılan 1100 kişiden biriydim. Namık Mıknatıs'a kızgındım. devam et. ilerideki polis barikatını fark ettim. hayalet dostum gözlerini sımsıkı yumup yüzünü buruşturarak başını çeviriyor. kendimi düşmekte olan bir uçakta gibi hissediyorum.

İntihara yeltenen birine ateş açmak... sessizlikten başka şey göremiyordum. Sualtında kibrit çakılmış gibi bir aydınlık beliriyor. /Anlatma. Muhtemelen beynimin içinde bir mermi dönüyordu veya bacaklarımdan biri kopmuştu. Varlığımı zapt eden zifiri hiçlik. Aslında benim de soracaklarım vardı: Cincinnati'den nasıl döndüm? Beni size polisler mi hediye etti? Adımı nereden öğrendiniz?. Pekala. İnsan kaderini kendi yazmıyor. Allah'ın emri. polis takibinden kurtulabilmek için Boğaziçi Köprüsü'nden atlayarak feci şekilde can verdi!"] Şebnem sözlüsünün kimliğini. Etrafımda binlerce baloncuk uçuşuyor. Şerif Şibumi.. 87 . gerisingeri yükselerek hizama geliyor! Hızını bana ayarlıyor. gezegeni ambalajından çıkardı. Arabadan indim. Yürürken gözlerimi ovuşturdum." 392 Mezar taşlarının arasından dev servilere yöneldim.] Mucizeler. Kendimi evimde hissediyorum. Abidin Dandini'yle bu köprünün bir ucundan diğerine yürümüştük. Yavaş yavaş yükseliyorum. Kuçuradi nedense benden daha hızlı düşüyor. ellerinde. yeniden doğmak gibi nefesinle. "Dön. Ateş ettiler. Camdan bir asansörün içindeyim adeta. Cidden zekice. Sanki Jaws dişlerini kemiklerimde biliyor. Ceketimin etekleri katlanıp sırtıma yapışıyor.metal arkın iki tarafından da polisler silahlarını bana doğrultmuş koşuyordu. Fatiha ruhun gıdasıdır Eğer kendimizi mahvetmekten vazgeçebilirsin. Suda kalırsam. Bir saniyeye amma çok olay sığıyormuş? Acaba hep böyleydi de ben mi ıskaladım? Üçgen dalgaların arasından sulara dalıyorum. kızınız benimle asla görüşmezdi. Ne yapmam gerektiği hakkında hiçbir fikrim yok. olmaz diye. Havada hazır ola geçiyorum. Kimmiş diye baktım. Topuklarım metal sertliğindeki su yüzeyine çarptığında çeneme ve şakaklarıma çekiçle vurulmuş gibi sarsılıyorum. Kulaklarımdan içeri katran pompalanıyor. Hıçkırık ve öksürükler eşliğinde sesli sesli nefes alıp veriyordum. Ecel terleri döküyorum. "Diz çök. Fakat hayra yorulabilecek bir tuhaflık var. Bir el. başkalarını mahvetmeden durabiliri/ de. Hey. Tutkal kavanozundaki gece kelebeği kadar ilerleyebiliyorum. "Yürü. Kafanız suyun içinde olmadığı için çok şanslısınız sayın okur. Boğaz'dan Ohio Nehri'ne ışınlanmak." Birdenbire bütün ışıklar söndü. "O zaman seni ısırmam gerekir. İstanbul'a dönmesi kolaydı. Halbuki. Kızmakta haklısınız. ihtiyaçlarımızla nadiren örtüşür. Kaderim tekrarlarla dolu. Fazlalıklarla dolu. Gözlerim yanıyor. Mümkün mertebe mahcup bir ifade takındım. boğulurum. Karanlıktan başka şey duyamıyor. Geceydi. Cincin-nati'de. tam da ihtiyaç duyduğum türden bir mucizeydi. Birkaç kilometre öteden yaklaşan savaş gemisinin güvertesindeki minnacık askerlere gülümsüyorum. durun bir dakika! Akşam haberlerinde benden bahsedilecek! ["Mafya lideri Atom Bombacıyan’ın adamlarından biri olarak tanınan Hayati Tehlike. Köprüden ateş açan polislerin otomatik tüfeklerinden yağan mermiler. Başımı hafifçe öne eğdim. Hayati Tehlike?" Sesi ürkütücüydü. kara haberi alırken öğrenecek! Buradan sağ çıksam bile işim yaş. Yüzeye varınca kendimi Ohio Nehri'nde buldum. Suya değmesine az kala. Kuçuradi sordu: "Atlıyor muyuz?" "Sen de mi?" "İnişte sana fıkra anlatırım. Küplüce Mezarlığı'ndaydık. Hava soğuk. * it * Korlaşmış bir bisturi. İncecik. Omzumun tam altından vurulmuştum. [SYLVESTER SPOILERONE. ağlamam I ister bakar.. Feciydi. Yön duygumu kaybetmiş vaziyette Anadolu yakasına doğru yüzmeye uğraşıyorum. meğer külüstür bir Lada'-nın bagajıymış. "Söyleyeceklerimden sıkılırsanız tetiği çekin lütfen" diye lafa girdim: "Size de. Sabah ezanı okunuyordu: "Es-salaiu ti!) run mine'n nevm. Şerif Şibumi'nin namlunun ardındaki anlam yüklü gözlerine "Biraz abartmıyor musunuz? Bu kadarına gerek yok" der gibi baktım. Rüzgar nemli bir pelerin gibi suratıma çarpıyor. Şehrin boy aynası nehir. Ürperdim. Kozmosun kepengi kaldırılıyordu.. ^—•-----"Yalan söylüyorsun. Tam şu anda fizik kanunlarında bir değişiklik olmazsa." Çöktüm. yüzlerce koyun iskeleti sessizce otluyor." Durdum. "Dur. Peygamber'in kavliyle kızınız Şebnem'i." "Sakız ister misin?" Ve hayalet köpeğimle birlikte Boğaziçi Köprüsü'nden uçtuk. yolum seninle I Duysun dünya. Ellerimi iki yanda.. bittim demektir. Ölürken insan bildiğini de unutuyor. kaldığım yerden devam ediyorum. Allame H. Çünkü hafifledim. Üstüm başım mezar çamuruna bulanmıştı. Azrail'in iki kolu beni sarıyor. "Kızımdan ne istiyorsun. şarkı sustu. Grand Grave'in dokuzuncu katından düşmeye. eksikliklerle malul bir yerde. Keşke oğlumla daha çok vakit geçirseydim. Meymenetsiz bir martı bize bakarak ötüyor. Ölüm ile ölüm arasmdayım. kaçmam I Yok saklanmam başından sonundan korur bizi zaman I Kim söylemiş son diye. durdurmam." Duf! Belli ki anlattıklarımdan hoşlanmamıştı. Başımı sudan çıkarırsam kurşunu yerim. Kuçuradi tuzu kuru köpekbalığı neşesiyle sırıtıyor. Allah'ım neler oluyor? Şerif Şibumi muhtemelen. Acaba ruhum hâlâ bedenimde mi? Emin olamıyorum. Tüm kaslarım gergin. Dipte. düşsün peşime. Giysilerim hâlâ ıslaktı. Uzaktan uzağa Moğollar grubunun Yolum Seninle şarkısı çalınıyordu. gücün saklı içimde I Vursunlar. ışıklarla bezeli Suspension Köprüsü yakınlarmday-dım. ister ayaz. Ciğerlerim patlamak üzere. yeniden ses oldun sözlerime. Kalbim boks eldi390 venleriyle pataklamrmışçasına eziliyor. omuzlarımın hizasında tutuyordum. Epeydir buralara yolum düşmemişti.. karşı dursun.mlııl\ Gözlerimi açtım. Kıyıya bir ulaşabilsem. Kim olduğumu bilse.. Birazdan balıklar gözlerimi yiyecek. akıntı dindi.. Kıyametten sonraki ilk saniyedeydim.. lüı tu-ı kaç kurşun." "Belki de polis köpeği olmalısın?" Polislerin tepemize binmesine ramak kalmıştı. karanlığı ortadan kesti. Şerif Şibumi'ye bir şey söylemedim. Sol kolum kanla kaplanmıştı. altın suyu gibi parlıyordu. düşlerinde. Şebnem'e de yalan söyledim. anlamam I Aşk varken sözlerinde. kanar diye. Nur yüzlü ihtiyar sağ elinde 14'lü Browning'iyle her an tatsızlığa neden olabilecek gibi görünüyordu. [Bir keresinde. Derin bir nefes alıyorum. Kainat istop etmişti. parçalara mı ayrılmıştım yoksa hiç olmadığım kadar sağlıklı mıydım? Ağır ağır sürükleniyordum. Merakıma gem vurup "Kızınızı seviyorum" dedim. Ayağa kalktım. dünya ile ahiret arasındaki tarafsız bölgedeydim. I Büyüt beni gözlerinde." Müezzin es verdiğinde kuş seslen ovaLı |<)| ra yayılıyordu. suyun içinde köpük şeritleri çiziyor.. demirlerden sekti. Ellerimde görünmez bir halter tutarak dibe yollanıyorum. Şarkının volü-mü gitgide yükseliyordu: "Beni çağıran uçurum oldu sevdan. Boğulmuş muydum. "Dışarı" derken. Her tarafım ağrıyordu. Genzim yanıyordu. yatay bir ışık çizgisi belirdi. tabancayı hafifçe salladı." Döndüm." Ellerimi indirdim. Kollarımı kıpırdatamıyorum. Saçlarım uçuşuyor. Boğaziçi Köprüsü'nden Ohio Nehri'ne at391 layıp Yolum Seninle'yi dinlediğime göre. çoğalıp sevginle I isteme. Gedikli aynasız ve emektar tabancası arkamdan geliyordu. o kadar da değil.

biblo misali zarif Hamid-i Evvel Camii'ne vardım. Evladı olduğumu biliyordu belki? Gangster olduğumdan da haberdardı ve cinai bir tepki göstermeyeyim diye beni bağladı? Öyleyse. Şimdi anlıyorum ki insan daima çaresizdir. Sevince benzer bir hayret. Bunlar 394 kalbimdeki huşunun tecellisi miydi. <<!■. Senden gelen her şey kabulüm. Evimin salonunda. Daha önce hiç görmediğim bir kadın evime girip beni tedavi ediyor. Taksi şoförü orta yaşlı. Ne dileyeceğimi bilemiyorum. Kan ve çamurdan eser yok. kurşunun çıkarıldığını anlıyorum. 1969] tablosunu anımsatıyorlar." [. Bana doktor getirecekti. yoksa kurşun yarasının kolaylaştırdığı riyakarca bir trip miydi. altımda eşofman. Fatiha ruhun gıdasıdır. Ellerim arkadan bağlı. Zira ne söylemem gerektiği hakkında fikrim yok. ben hazırım. Ağzım bantlı. uykuya dalıyorum. Sıcak çorbayı yudumlarken.hacdan kazandığı sevaplar sıfırlanır endişesiyle canımı bağışlamıştı. [DUSTIM OISTANT. beş dakkaya bu covinoyu harcayacak!" "Sigara versene Tarzan. üzerinde "A. bu iş nereye varacak?" "Bu çocuk pek belalı görünmedi gözüme?" "Seninki de laf mı şimdi. Uçan Kız.. Beni tanımıyordu. Mübeccel Ecel ve diğerlerinin sesleri fayans döşeli bir mağarada yankılanıyor: "Yaralısın. amma tavcı çomarsın ha! Ulan. Yedi kişiler. Benim annem son nefesinde "Ben senin annen değilim" diyen kadındı. bayılıyorum ya da ona benzer bir şey. seni bile yiyebilirim." «<»/ "Sen var ya Tom Braks. Sen hızlı sür yeter. giydiriyor ve sonra da paketliyor. kanlı ellerim titriyordu: "Yâ Rabbim. Okudum. Ev ablukaya alınmamış. itimada çalan bir kuşku. Beni mermilerden korudun. Düşe kalka sahil yoluna indikten sonra mola verip." "Seni hastaneye götüreyim mi?" "Yo. Fakat önce telefon etmeliyim.] Annem. lütfün da hoş. Gerçek'im sana emanet Allah'ım. Şadırvanda elimi yüzümü yıkadım. Ben kaderime çekidüzen veremiyorum. Omzumdaki kurşun yarası sargıya alınmış. ruhuna Fatiha" yazılı bir mezar taşı gözüme çarptı. Bir nebze ferahlamıştım. Boğazım kupkuru. 19171971. rüya mı. bebeğini otuz sene gecikmeyle besliyor. Böyle dua sırasında lafı çevirir gibi oldum. İyi ki ağzımı bantlamışlar. Sakallı olanın belinde tabanca gözüme çarpıyor. 396 Acaba mutfakta kaç kişiydiler? Eve nasıl girmişlerdi? Giriş kapısını açık mı bırakmıştım? Bahçeye bakan arka kapıyı mı patlatmışlardı? Annem bana karşı kimlerle ittifak kurmuştu? Kurşunu çıkarıp yarayı sarması. Yardım et Allah'ım. Tam bir saçmalıktı. Şoföre "Arnavutköy'e çek kaptan" dedim ve ekledim: "Merak etme ağabey. Kalbimle beynim arasında bir hortum oluşmuş. Azılı bir haydut olarak geberip gitmekse. hiç tanımadığı öz oğluna gösterdiği şefkatin sebebini kestiremiyor. Beni öldürmek için 88 ." "Sen de ister misin Kedi Kadın?" "Yan cebime koy. ağzımdaki bandı cart diye çekiyor. şimdi de besliyorsun. param var. kızarıyor. Kendi aptallığımın kurbanı oldum. gözlerimden otomatikman yaşlar akıyor." Karşımdaki ela gözlü kadın." Öyle açım ki sayın okur. Daha makbul bir final için cidden yardımın gerekiyor. Kızgın saca damlamış domates sosunu andırıyor. gevşeyen ağzımdan içeri daldırıyor. Yüz sene ayrı kaldıktan sonra biraraya gelmiş bir çete. düzgün sakallı bir adamdı.. Akşam da oğlumla birlikte uyuyacaktım. Fanilik. Cahit Zarifoğlu. taahhütlü de belinde. Uçan Kız. günahlarımı affet.. Tamam. Miodrag Djuric'in [Da-do] Büyük Bitkisel Polis [La Grande Poliçe Vegetale. Ey merhametli Allah'ım. önce evime uğramalıyım. Eve varınca Abidin Dandini'yi arayacaktım. Sahil yolunda bir taksi durdurdum. Kremalı mantar. Üçlü koltuğa uzanıyorum.. Bıyığım! Ve bir kaşık çorbayı ağzıma uzatıyor: "Çorba?" Kaşığı." Yanaklarımda gözyaşlarımm ılıklığını hissettim... fakat kalbimden geçeni biliyorsun Allah'ım. herif hepimizi kuyruğuna bağladı. rüşvet mukabilinde bizi içeri alan adam. Dünyanın en hafif köpeği Kuçuradi koşup kucağıma atlıyor: "Nerede kaldın sahip?" "Kırlarda dolaştım. İçlerinden birini tanıyorum! Şebnemle ShahShops'a gittiğimiz kış gecesi.. Şerif Şibumi'yle aynı fırında pişmişe benziyordu: "Hayırdır birader. Vadem dolduysa. Anne? Başını hafifçe yana eğerek alnını kırıştırdı. Gömleğimi aralayıp beş yıldızlı yarama bakıyorum. ben de aynısını söylüyorum. Mübeccel Ecel yarasalara analık etsin. bu iyi gelir. Toprak nemli.' demiş. Otuz yıl mutfakta mı saklanmıştı? Bir otuz yıl daha dönmeyecek miydi? Hayal mi. Şeyh İbrahim Tennuri [15. Sızıyorum. Ya da şöyle diyeyim: "Bar kavgası. boyun eğişle akraba bir hışım ve ıstırap aromalı bir tereddüt içindeydim. Başım dönüyordu. içeriden. Annem kalkıp mutfağa gitti.. Şartlar müsaitken. Yutuyorum. insan yiyen bir hamburgere benziyor. vurulmuşsun?" Sözlümün babasını biraz kızdırdım da. her türlü avantajı dışlıyor. Amin. çimenler ıslaktı. namaz kıldıran imamın sesi geliyordu. Belki de yanılıyorumdur? Takdir senin Yâ Rabbim. cemaatle birlikte ben de duaya başladım. Fakat evimi basıp beni esir alacağı aklımın ucundan geçmemişti. arkadaşlarıyla kahvaltı etmesi normal miydi? Bu ne biçim bir uzun eşek şakasıydı? Mübeccel Ecel muhtemelen deliydi. Zor nefes alıyordum. Gömleğimi temizlemeye uğraşırken daha da berbat ettim. yy. Ama niye? Tüm insanlık beni öldürmek ile yaşatmak arasında kararsızlığa düşmüştü sanki. Nefis. Sessizlik Stoku] "Merhaba delikanlı. kabus mu görüyordum? Onunla rastlaşacağımızı düşünmüştüm. Ölülere verilen hediyeler bile bumerang gibidir. Sekiz haneli şifreyi tuşluyorum ve kapı açılıyor. bu haydut bir defada tam yirmi-iki kişiyi vurdu!" "Aslında sen de o heyete girebilirdin Mister Spock. Uzandığım yerden doğrulamıyorum. Otuz yaşındaki bebek insan insanı yalnızca uzaktan tanır." Planım belliydi. Elinde çorba kasesiyle geri döndü. Mutfaktan bir anons yapıldı: "Uçan Kıuz! Kahvaltı hazır!" Yıldırım çarpmış bir kirpi gibi tüylerim diken diken oldu. sandalyeye oturmuş vaziyetteyim. Oğlu olduğumu bilmiyordu. Azrail'in vazifesini ertelettin. sniper gözleriyle beni izliyor. Kafası. yıllanmış tebessümüyle üzerime eğiliyor. Ayaklarım da sandalyenin ayaklarına sıkıca sarılmış. Ağzımı musluğa dayayıp biraz su içtim. bütün duygu ve düşüncelerim birbirine çarpıp dağılarak fırıl fini dönüyordu. O da beni hatırladı galiba. boğulmaktan kurtardın. Spock diyanetli adam. Üstümde fanila. Beraberinde bir grup moruk odaya doluştu. Bahçemdeki ceviz ağacına tünemiş karga." "Kurşunu çıkardın. 1940-1987. oğlumu bana." Daha dün polislerin kurşunlarından kaçabilmek için atladığım malum köprüden şimdi sağ salim geçiyorum ve nihayet evime ulaşıyorum.] 'Kahrın da hoş. Zamanaşımına uğramış belirsizliğin ortasında mayışıyo rum. Mama sandalyesindeki bebeden farkım yok. temizliyor. mutlaka geri döner.. Dermanım kesiliyor. inanın bir fikrim yok." "Kızılmaske haklı.. Neden ağladığımı çözemiyorum. Demir bir çubuğa tutunup ayağa kalkarken. Senin her şeye gücün yeter. Uçan Kız filmini televizyonda seyretmiştim. beni oğluma bağışla. Acıdaki değişiklikten.

Çıt! Namevcut bir mermi alnıma değiyor. Spock ve annem kapıya yöneliyor. Ding dong. lakin şimdi hatırlaman zor." Ağzındaki bıçağı emerken kısa bir süre hülyalara dalıyor. hepimiz öleceğiz. Bu leziz çorbayı oğlum da tatmalı. Karşında tam yedi tane süper kahraman var!" Süper olduğunuzdan bir an bile kuşku duymadım. N'apacaksan yap. "Kurşun yok bunda?" diyerek arkasına dönüyor Mr... Sonra da biçareleri öldürmüşsün. Dedelerden biri "Senden sonra. fakat üstüme kurşun yağdırdılar? Sudanlı Abdülcabbar Turabi de. Herkes oh çekiyor. rahatsız etmekten çekinirler. Uzmanlık alanın bu mu? I "Bakanlık Heyeti'ndekilerle ayaküstü konuştunuz mu. Hey gidi günler.. Eşhedü en la ilahe illallah ve eşhedü enne Muhammeden abduhû ve rasulühvc "Şahadet getirmeyecek misin?" "Tamam. değil mi? Cinayet senin çözüm tekniğin olmuş artık. Belki de en iyisi ölmek?. Bizimkileri beş dakikadan fazla lafa tutuyor. Pişmanlık dolu bir sersemlik içindeler. Acaba hangisi insanın korkularını daha iyi yatıştırır. Benimki. Gelen her kimse. Mister Spock. Normalde hiç kimse kapımızı çalmaz. ding dong. yoksa adamları hemen taradınız mı?" Bunu neden sordun? "Adamlar korktu mu merak ediyorum.. cennetin kapısını tıklatmamı arzu ediyor. Başımda durmayı niçin hemen kabul etti? Bana işkence yapmak için kendince sebepleri olabilir mi? Baş başa kaldığımız anda. Şu anda bile onun yerinde olmak istemem." Ben de! "Tarzan. Küfürbaz moruk alelacele ağzıma bant yapıştırıyor. Artık benimle yaşamalı. değil mi?" Bantlı ağzımın gerisinde yutkunuyorum. değişikliği hissedersiniz. o kalsa ya?" Kızılmaske razı: "Tamam. Herkes derin nefes alıyor. Leblebisi var mı yok mu iskandil etmedin mi voltajı düşük gavur bozuntusu?! Hey Allah'ım! Kervan ters dönünce uyuz eşek başa geçermiş!" Ding dong! 399 Kapı zili çaldı. Şimdi de sıra Müntekim'de. Onları öldürdüğümde[!] yanlarında değildim." "Niye? Kızılmaske bekçi..buradalar. bir an önce öldürülmemi emrediyor.. cinayete merhamet şerbeti ekliyor. mesele yok. inan. Yaşlan ilerledikçe ölüm konusunda acemilikleri artmış. 400 Kızılmaske'den işkilleniyorum. aynı anda açtığını düşünün." Fu mu? Yooo. ding dong. Kedi Kadın." Gözlerime inanamıyorum! Hikayelerini hayranlıkla okuduğum yazar." "Ben de sizinle geliyorum" diyor Uçan Kız. Küçüklüğünde filmlerimizi seyretmişsindir. Ona hakikati söylemeliyim. İhtiyarlar taş kesildi." "Ben de... Bununla yetinmeyip Bakanlığın Özel Kalem Müdürü'nü de temizlemişsin. Gerçek'e bakmalı. pür dikkat bana bakıyorlar." Annem. Spock. filmlerde mi rol almışlar? Yaşlı başlı sinema oyuncularının benimle ne alıp veremediği olur? Bakanlık Heyeti'ni katlettiğimi nereden uyduruyorlar? Gönül İşleri Bakanlığı'yla bu uyurgezer mumyaların ne ilişkisi var? Abidin. Şebnem'i bana kaptırmamak mıydı? Şerif Şibumi.. Sinsiliği. Buruşuk çiftimiz salona dönüyor." "Şahadet getir. "Makine bir haftadır senin g. silahı alnıma doğrultuyor.] Aziz İstanbul." Bilemiyorum. "Var tabii. söz!" diyor. ışın tedavisi gibi. Spock küçük bir not kağıdını burnuma tutuyor: "Hayati Bey. Fu'nun arkadaşının sevgilisini ağına düşürmüşsün. Gündelikçi cumaları gelir. zavallılığının içinde erimiş. din mi?" Göründüğün kadar aptal değil misin yoksa? "Kim bilebilir? Belki ikisi de lazımdır. Bizim arada 401 bir buluştuğumuz özel bir mekanımız var. Torunundan bahsetmeliyim. Bedeninizin kırışmasının acısını benden çıkarmak için mi buradasınız? "Fu'yu tanıyorsun. Koltuğa yayılıyor. kurbanlarını cehenneme postalayan profesyonellerdir. Spock tetiği çekiyor. bekçi mutfağa koşuyor. Mister Spock. İhtiyarlar darülaceze korosu düzeninde. Biz kendimiz bile oyunculuk zamanlarımızı güçbela hatırlıyoruz. Tarzan diyorlar? Hepsi. benimle görüşmek istiyor. kayısının çekirdeği gibi yuvalanmış kalbine. "Ben de. Baharın tüm çiçeklerinin ilahi bir müjdeyle.. Nutella kavanozu ve kahvaltı bıçağıyla geri dönüyor. Karşısında kimse olmadığı zamanlarda da konuşuyor mudur? Bence evet. Fakat o. "Ne de olsa Heyettekilerle akran sayılırız. Kapağı açıp. şu silahlı arkadaş. Boş tabanca diye bir şey yoktur. fakat o da çok temiz bir çocukmuş. Fu ziyaretimize geldi. ruhumdaki kanserli hücreleri yeniliyor.. sanat mı. Kızılmaske. Bizim 89 . Os. Senin ne kadar kafadan kontak bir herif olduğunu biliyoruz. Hallerine bakılırsa. Tom Braks. Gönül İşleri Bakanlığı sana AŞKart vermeyince tabii küplere binmişsin. Annelik duygusu. Türk Bakanlık Heyeti'nin intikamını mı almayı deniyordu? Müntekim Gıcırbey'in tek derdi. Gerçek'i gangster olarak mı yetiştirir. Mr." Ağzım pamuk dolu sanki. Bıçağı yalarken beni kolluyor. şu işi hallet. sizinle acilen konuşmamız gerek.. tanımıyorum? "Heyet'i senin katlettiğini ondan öğrendik.. Bir şey sipariş etmedim. Fakat bu defa baltayı taşa vurdun Hayati Tehlike. Annemin tebessümü... Müntekim'i ben hiç görmedim. Ağzını şapırdatarak konuşmaya başlıyor. Şirketten biri de olamaz. Böyledir. Benden daha açması görünüyor. Saygı. Mr. içimden söyledim. yanlış yerde macera aradıklarını düşünüyorlar. kapıma kadar geliyor! Şu aşamada cumhurbaşkanından telefon bekliyorum! Hangi ara bu kadar popüler oldum ben?! "Senin evde kurşun var mı Dracula?" diye soruyor Spock." "Ben de. Sakallı amca iki adım atıyor. sen burada kal. Bizi tanımazsın sen. Mr. Birbirimize nasıl derin bakıyoruz. Kalanlar. annem gibi. fındıklı çikolatayı bıçakla yemeye koyuluyor. Haydi. Sağlıklı düşünemiyorsun. dahası. kulak kabartıyorlar. epeydir dine meyil verdi. Spock. Ben de merak ediyorum. [. "Yaşlılara hiç saygın^yok. Ben sen miyim?" "İkimiz gidip getirsek mi?" "Mecburen." Katiller. O saniyede aklımdan şunlar geçiyor: "Bu moruklar niye birbirlerine Mr. yoksa oğlumun temiz bir hayat yaşamasını sağlar mı? Ne yani. beni doğuran kadınla hiç tanışamayacak 398 mıyım? Bir grup bunak tarafından zımbalanmak karizmamı sıfırlayacak! Tamam da Bakanlık Heyeti'ni kim katletti? Polisler de benden mi şüpheleniyor? Öyle olsaydı enselemeye çalışırlardı." Kartaloşlar cümbür cemaat yaylanıyor. yedi milyar insan. anlatacak çok şeyi olan biri. "Spock! Çorba bitti.ruktan gübre olmaz. "Fu da Müntekim de çok genç. Tetiğe basıldı mı. Tabancasını çekiyor. Ben beklerim. tünde.. Abidin Dandini evime uğramaz.. Fu'nun üstüne köpeklerini salmışsın. kızından uzak durmam haricinde bir şey istiyor muydu? Bunca sorunun cevabını bulmam imkansız." "Ben de. Ve elindeki boş kaseyi usulca sehpaya bırakıyor.

Kaderimde yazılanlar ile hayatımda olup bitenlerin birbirini tutmadığını hissediyorum. birilerinin menziline giriyorum. Dr. Banyo lavabosunun altında saklı yedek Colt'u. bu cümleyi aynı heyecanla söyleyecekti. Tehlike çemberi daraldı. Gardırobumdan tabanca askısını alıp takıyorum. Yıllar geçtikçe. Kendimi geriye atıyorum. cezalandırıl404 manız gerektiğini düşünmekten hoşlanır. yaramın hizasındaki kılıfa sokuyorum. Maktulün Moronluğıi\ Kapıyı aralayınca. İlkin. Susturuculu tabancasıyla çağdaş bir Bond kızı havasındaydı. Fakat heyhat. Ter içindeyim. Elim 402 kolum bağlı." Geber! Sihirli sözcüğü söylemişim gibi aniden kasılıyor. tak. Takla atan bir trendeyim sanki. Bağlı ellerimle Kızılmaske'nin sırtına masaj yaparak ilerliyorum. Kollarım acıdan uyuşuyor. Mermiler diniyor. Abdülcabbar Turabi'den sonra. Beşizlerini emzirmeye çalışan bir loğusa kadar telaşlıyım. Ayak bileklerimdeki düğümleri çözüyorum. acıdan kaçınmaya çalışırken ortaya çıkan acıdır. Öne doğru eğiliyor. misafirimizin ruhunun evimizi terk ettiğine kanaat getiriyorum. Petunya'mn sıktığı kurşunlar. döktüğüm kanlardan oluşan gölü sağ salim geçebilecek miyim? Bu mermi sağanağını ıslanmadan atlatabilecek miyim? Selamet koçanında hâlâ bir mısır tanesi kalmış mıdır? Öldürdüğüm insanlarla iyi arkadaş olacağımızı düşünmüşümdür hep. 1890-1976. İyi şanslar. Sonra kalbini avuçlamaya çalışıyor. Uçan Kız'a kesik. Düşmanlarımız yeni bizi yok etmeye çalışırken. Anca beraber. Güm! Başım yere çarpıyor. Limanlar eski ya da yeni tüm gemiler için en güvenli yerlerdir. Yüksek ökçeli ayakkabılarıyla yaklaşıyor: Tak. Normallih Hastalığı] Atom Bombacıyan beni şirkette çalışmaya ikna edebilmek için "Bizzat beslemediğin bir şeytan. Biz de dosta düşmana karşı aynı insanlık dışı misyonu üstleniriz.. Eski bir aktör olması. Nefes almakta zorluk çektiği belli. İnsan yaşlandıkça ifade özgürlüğü kısıtlanıyor. Sizce. biz ikimiz o namussuzu çivileriz. Müntekim sevdiğine kavuşacak. Fanilanın üstüne bir ceket giyip evden fırlıyorum. 30 km2Tik alandaki tüm camlar çatlamış olmalı. Duyan da çok dostum var sanacak. Sandalyeyi bir bacağı üzerinde çevirmeye uğraşıyorum. Gevşemiş iplerin içinde avuçlarımı bakışık hale getiriyorum. irileşen gözleriyle bana bakıyor. özellikle de ben. Eski gemi yeniden inşa edilince. "Önce kadınım. meslektaşı Petunya da kellemi gövdemden ayırmaya çabalıyor. Gel gör ki onu yalnız bırakamazdık. Şifa dağıtmaya adanmış Dr. Kimse görünmüyor. Neptün Petunya'yı gördüm. Yine de sağ elimle ipi keserken. kuyruğuyla rastge-le kimselerin zihnine benim robot resmimi çizmişti. [Şimdiye dek yalnızca Kuçuradi'yle yakınlık kurdum. biz değiştikçe eski tahtalarımızı tekrar bir-araya getirirler. "Aslında ben de Uçan Kız'dan hoşlanıyorum. Senin icabına biz bakacağız. durduk yerde tövbe etmeye kalkışırsanız. Koltuktan kalkıyor. [RONALD DAVID LAING. Theseus. kakaolu fındık kremasını ceplerine doldurmuştu. limanda demirlemek için yapılmamıştır. Her neyse. fakat siz biraz abartmışsınız sanki? Kükrercesine geğiriyor. Cinayet gösterişçilikle bağdaşmaz oysa. Zar zor iki tur dönerek merhuma yaklaşıyorum. Sen de layığını bulacaksın. Çünkü insanlar. sizi derhal cezalandırırlar. bazı tahtaları söküp yeniliyor. Yapabileceğim hiçbir şey yok. eski tahtaları çöpe atmıyor. İkisi erkek ya da kanserli. vücudu geriye doğru bükülüyor. Kızılmaske son bir defa doğruluyor. Kendi evimde kaybolmuştum.. Kuçuradi odaya dalıp Kızılmaske'yi koklayarak "Ölmüş" deyince. Gözünü kan bürümüştü. Fakat hiçbir gemi. Ayaklarım havada. kalp krizi mi geçiriyor. kim isek o olmamıza asla rıza göstermemeleridir. Geçen sene Gerçek. şeytanı boşuna mı yarattı sanıyorsun?" Her okuduğunuza inanmayın sevgili okur. tak. Halının üstünde çaprazlama yatan cesede sırtım dönük. kıtaların birbirinden ayrılması kadar uzun zaman alıyor. Mister Spock bizi bu işe bulaştırmak istemedi. Dr. kanca beraber. o da konuşkanlığına rağmen insan sayılmaz. "Siz gidin. Şampiyon Ninja'mn rekor denemesi Deliler akıllılardan en az iki kat daha kurnazdır. Ellerini boğazına götürüyor. Ağzımdaki bandı söküyorum. Seni cehennemde bin yıl yakmak bile sana iyilik yapmak olur gerçi. Kapıdan dışarıya adımımı atar atmaz bir mermi kirpiklerimi sıyırıyor! Ciyuv! 403 Tamir edilirken buharlaşan gemi Belki de kaçırtabilecek tek acı. Akülanmaksa ateş pahası. Kurşun yarası feci yanıyor. 1927-1989. kapı tokmağından sekiyor.] Hiç kimse mükemmel değildir. Tırtıklı tarafı ikide bir düğüme takılarak elimden kayan bıçağı güçlükle tutuyorum." 90 . Şeytan. Bunlardan hangisi. Beni ben yapan anlaşılmazlık ve hattâ bilinmezlik icabı. hem size yardımım dokunur. Bir dobermanm mama kabında yüzüyorum.vademiz doldu." "Hayati Tehlike'nin cehennemi boylamasını istiyor musunuz?" "Evet!" Neptün Petunya'ya evlenme teklif etseydim.. Destek noktası ölüm olan bir kaldıracım. Hırıltılı sesler çıkarırken. Onlardan da yavaş yavaş bir gemi yapıyor.. dostlarımız eski bize sımsıkı sarılırlar. sonra katil" der gibi bir hali var. "İzin verin kalayım. Ve Kızılmaske'nin fosiliyle yollarımız ayrılıyor. ağzımdaki kalın bant inip kalkıyor. Uzatmaları oynuyoruz. çikolata eriyiği parmaklanma bulaşıyor. ardından yüzüstü devriliyor. Her ikisinin temel vasfı. Eski sevgililerinin hepsi mezardaydı demek? Aşkından ölmeyişimi affedemiyordu. Sahiden öldü mü diye dikkatle bakıyorum. Balerin adımlarıyla salona geçiyorum. Döndürmeyi becerebilirsem kahvaltı bıçağına ulaşabilirim. Üstten aralanmış pencerenin berisinde dikilip kulak kabartıyorum. bu teatral can çekişmeyi açıklıyor." Uçan Kız benim öz annem. tekrar dışarı çıkmalı ve kendimi kurşunların hedefi haline getirmeliyim. "Öyleyse bize bırakın. Kapıyı kapatıp duvara yaslanıyorum. Theseus. ortaya iki gemi çıkıyor. Yerdeki yapışık üçüz gölgede üç kafa hareket ediyor. Ayak sesleri kesiliyor. Theseus'un Gemisi paradoksunu bilirsiniz." İnsanların işi birbirlerini yanlış anlamaktır.. Kendimden biliyorum." "Tamam. Theseus'un asıl gemisidir? Dostlarımız. yoksa ikisi birden mi kestiremiyorum. [AGATHA CHRISTIE. Nasıl bu kadar zalimleştin?. peki. Bu bir işaretmiş gibi oturuşunu düzeltiyor: "Mister Spock’ın da AŞKart'ı var. "Hayaaatiiiiiii!" Yanan bir ahırda doğurmakta olan may405 rnunun çığlığını düşünün. Okşayıcı öpücüklere ateşle karşılık veriyordu. Önce kavanozu buluyorum. İpin kopması." Perdenin kenarından bakıyorum. Nutella kavanozu ve bıçak yere düşüyor. Keşke sizinki kadar temiz bir hayat yaşayabilseydim. Boğuluyor mu. Geçmiş günahların gölgesi uzun olur. geminin bütün tahtaları değişiyor. Böylece Fu selamete erecek. gemisine bakım yaptıkça. Hızlı hızlı solumaktan. Nihayet kahvaltı bıçağını yakalıyorum. ip de gerdiğim sol bileğimi kesiyor. Aptallığın hemen hiç masrafı yok. Ne yöne adım atsam. Abidin Dandini ise çeteye kabul edildiğim gün silahımı bana teslim ederken kulağıma şöyle fısıldamıştı: "Bakarsın günün birinde şeytana uyarsın? Allah. Geleceğe bakıyorum ve ertesi günü bile göremiyorum. senin yolunu kesemez" demişti.

10: Sağ gözüm şişten kapanmış. Bu defa bakmadı. sidikle yıkılır. tuvalet 91 . Öte yandan. Nefes bile almıyordu. birkaç kez yalpaladıktan sonra merdivenle birlikte ağır ağır arkaya devrildi. leylek rahatlığıyla bana yaklaşıyordu. 5: Ringe fırlatılmış kanlı bir plaj havlusundan farkım yok. üzerine ketçap dökülmüş kurtlu peynir kalıbına döndü. Her darbede yüzümden havai fişek gibi kan püskürüyordu. Merdivenlerden tavan arasına. İnfilak etmek üzereydim. Panter gibi üzerime atladı. Açıkçası. Kuçuradi yanlarındaydı. Çatıdan tavan arasına geçtim. oyun hamuru gibi yoğuruyordu. O. dünyanın en hızlı işkencecisi. Eğilerek kapıya doğru ilerleyen diğerlerini tanıyorum: Hayvanat bahçesinde Şebnem ve beni kovalayan züppe çifti. Fu'nun ayak bileklerinin arkasında iki yana açtım. Avucunun içiyle. Varlığımı hissetmişti bence. Müntekim. son bir maceraya atılarak araya girdiler. İhtiyarlar dönmemişti. Dilim. 9: Ciğerlerim ötmeye başladı. Tuvalet kağıdıyla yüzümü sildim. Bakanlık Heyeti'ni kimlerin imha ettiğiyle ilgilenmiyorum. Dişetlerim ve yanaklarım ağzımın içinde eziliyordu." Az daha kahkahayı basıyordum. Müntekim'in ruhu bedeninden ayrılmadan beni nallayıp tahtalıköye dehleyecekti. Namlu'yu Fu'ya çevirdim. Sadece dilek tutar gibi öylece duruyordum. Uğruna kasideler. Titreye titreye sürünerek uydu antenindeki tabancamı aldım. Çocukluğum çürük. Fakat beni hayat ile ölüm arasındaki ince çizgide tutuyordu. Tmgırdayan nemli kiremitleri kaydırarak gerileyip yaralı omzumu bacaya yasladım. suikastın hedefi Heyet miydi. Onun ellerine doğmuştum ve o da beni kıyma yapıyordu. Piyangolar. yani Gönül İşleri Bakanlığı'nda çalışan budala. bir hayalet ve bir yarı-canlı. çamaşır suyu gibi. Kafam büyüyordu. Her şeyi siyah. Derimi bıçak kullanmadan yüzmüştü. beni mıhlarsa Şebnem'in gönlünü kazanabileceğini mi düşünüyor? Sanmıyorum. Ne de olsa hayat yolunda kan izleri bırakarak ilerlemeyi huy edinmişim? Bir ayağı çukurda süper kahramanlar da. Fu ve Müntekim genç yaşta hapislerde çürümesin diye cinayet işini üstlenerek bunak jesti yaptılar. her defasında. Dehşet hızlıydı. Enerjim sıfırlanmıştı. Kendimi zor tuttum. Müntekim fısıltıyla sordu: "Silahını neden bana veriyorsun?" Fu aynen şöyle dedi: "Beni yavaşlatıyor. destanlar yazılası bir da yak. Ve dizkapaklarını tuttum. Uçabilen birini ilk kez görüyordum. fiziksel ya da duygusal bir şey hissetmeksizin çektim. Müntekim de fırsattan istifade bahçedeki merdivenle çatıya tırmanmıştı: "Gebeeeeeeer!" diye bağırarak kurşun yağdırmaya koyuldu. arkadaşını kucağına yatırmıştı. Bu cinai masaj bitip de öbür dünyaya gittiğimde Bakanlık Heyeti'ndekilerin yalvar yakar benden af dileyeceklerine. Rocky Balboa'nm ömrü boyunca yediği dayağı ben bir oturuşta yemiştim ve bu daha başlan408 gıçtı. Tabancayı gövdesine doğrulttum: "Dur!" Durdu. Kuçuradi. Fu. her ne kadar ölmelerine üzülsem de. Acaba. Ninja bozuntusu sol 407 ayağının ucuyla çatının kenarına kondu. Mecalim kalmamış. Fu'ya hayranlık duymamak mümkün değil. Kafası turşu kavanozu gibi patlayan merdiven korkuluğu. Önce Fu'ya. Anlaşılan. aklını çeldiğim Şebnem'e de zarar vermekten geri durmayacağım. bir şampiyon üzerimde rekor denemesi yapıyor. sonra Müntekim Gıcırbey'e ateş ettim. haydutluğun radyasyonlu yaylasına yükselebildim ancak. Omuzlarım erimişti. Upuzun bir çiviyi beynimden söküp kalbime çakıyordu. [Kağıt mendil. Müntekim'in gözleri de ağzı da aralıktı. Sanki yıllardır Fu tarafından pataklanıyordum. bilemiyorum. yoksa ben mi? İkisi de mi? Cinayet. Fu. 8: Yığılmamı engelleyen tek şey yumruklar. faturalan karşılamaya yetmedi. Heyet'in intikamını alacağı adresin burası olduğunu zannediyor. takatim kesilmiş. mersiyeler. Ve aşkı kabul gören Müntekim'i 406 de büyük ihtimalle temizleyeceğim. Tetiği. Beni. Kurşun. dermanım tükenmişti. 409 4: Ayaklarımı. aşkımı onaylamadıkları için Heyet üyelerini ortadan kaldırdım. 2: Fu sırtüstü düştü! 1: Baş aşağı sürüklendi. aşk ve mutluluk ise insanı ölüme sürükler. Çatının bahçe tarafındaki kenarından aşağıya baktım. cehennemde beni gördüğüne sevinecek çok herif var. Fu tabancasını Müntekim'e uzattı. mafyada da geçerlidir. Kurşunlar bacanın kenarlarını parçalıyordu. Fu. Gelgele-lim asıl katiller suçu üstüme atmayı başarmışlar. Artık yumrukları hissetmez oldum. Beyhude yaşadım. Beynime bir karınca sürüsü dadanmıştı. Kenara indim. Yangında patlayan laboratuarın camından fırlamış vahşi denek hayvanına benziyorum. Vücudum. villamın çatısmda-yım. Korku filmi gazisi gibiyim. sol gözümle çok az görebiliyorum. İş dünyasındaki azami fayda kuralı. Bu şapşalların hesabına göre. Kemiklerim bile yumuşamıştı. sonra onlara ve tekrar bana bakarak fikrini beyan etti: "Sen daha berbat görünüyorsun. Sol yumruğu. gövdesine saplanınca sarsıldı ve Müntekim'in üstüne yığıldı. İşte. Daha doğrusu dondu. sırf birini zan altında bırakmak için adam vurmaz.kla dikilen. salyangoz zamkıyla sıvanmıştı. ağzımın içinde şişiyordu.Neptün'ün gölgesi aradan sıyrılıp kayboluyor." Şakanın sırası değildi. boks hakemi gibi 10'dan geriye sayıyor. peçete. Gökte fırtınaya yakalanmış bir jetin kanadına zincirlensem ve taş yağ-sa ancak bu kadar olurdu. Yüzünde naylon bir gülümseme vardı: Dilimizi bilmiyor ve barutun icadından habersiz gibiydi. Yani zerre kadar aklı olan hiç kimse. Dahası. Öyle sert yumruklar atıyordu ki. Olsa şaşardım. parmaklarıyla dirsekleriyle son derece isabetli darbeler indiriyordu. Merdivenlerden inerken nereye dokunsam kan lekeleri bırakıyordum. Fu'yu maalesef ıskalamıştım. Silahları hâlâ ellerinde. Şimdiye çoktan ölmem ya da komaya girmem lâzımdı. Şapa oturmuştum. beyaz ve kırmızı görüyordum. Tepemden akan terler. ayaklarıma kapanıp helallik isteyeceklerine bahse girerim. 7: Kulaklarım feci çınlıyor. "İteleyebilsem keşke" diye düşündüm. gençliğim bayattı. Tetiği çekeceğim anda başını kaldırıp gözlerime baktı! Bakışlarında metalik bir ses yankılandı: Ding! Sağ dizi ve parmak uçlarını yere değdirip füze gibi havaya fırladı. Ne yani. İki kaili evin çatısına kadar yükseldi. Kıçından vuruldu mu havası iner. Fukaralığın lağım deltasından. O halde her şey bir yanlışlıklar zincirinden mi ibaret? Mantığın yardımı. Azrail. Etrafa kulak kabarttım. Hayretle izliyordum. başımın hâlâ yerinde oluşuna şaşıyordum. 0: Ve kafa üstü bahçeye çakıldı! Ceketimin sol kolu kopmuştu. Fu ortalarda yoktu. Bileğime vurunca tabancam uçup çanak antene düştü. önce bana. Makineli tüfekle resim yapan bir Pi-casso. oradan çatıya çıktım. Suratım. Yorulmuyordu. Silahımı çektim. 3: Bana bir son gürlüğü mü geldi. suçların en büyüğüdür. yaralarımı yakıyordu. Müntekim'in devrildiği tarafa seğirttim. süngerleşmiş suratımdan kaydı ve bacayı ikiye böldü. Kıpırdayamıyordum. Banyo aynasında kendimi görünce irkildim. Bir ceset. Arkadaşı yamulalı henüz bir saniye olmadan intikam saldırısına başlamıştı. Müntekim iki tabancayla birden ateşe başlayınca kendimi geriye attım. Güzellik. Şakaklarıma vuruyordu. çizgi filmlerden öğrendiği kungfu teknikleriyle mi fa-çamı bozacak? Kendini Ninja sanan kaçığa nişan aldım. sonuçların sebeplerini görmeme yetmiyordu. 6: Alt dişlerimin tümü sallanıyor. Ben bu sopalık mahluku incelerken. B.

Tersini de düşünebilirsiniz: Küresel kötülük sisteminin bir 412 parçası olduğumuz için otomatikman suçluyuz. At. resmî kurum. Sistemleştirilmiş ihlale angaje olmuş vaziyetteyiz. Halihazırda işleri ben yönetiyordum. Ben. Teknoloji aptalların kötülük yapmasını kolaylaştırmaya adanmıştır. engerek dünürü. Harami tetikte. Motosikletimden daha göz alıcıyım. Gazlayıp geçiyorum. Onu ilk gördüğümde. ihlal. Trenle İstanbul'a geliyordu. Atom Bombacıyan’ın dili düğümlenmişi i. İşleri kızıştırmak maksadıyla. yolu kanalizasyona düşmüş süs balığı kadar şaşkın.. Banka.] Vakit kaybetmeden kaçmalıyım. işimi de ciddiye almıyorum. Kaosun fitilini ateşlemek için şebekenin başına geçme yi bekliyordum. GİB'den tescilliydi. Okullar tatil. Bakanlık Heyeti'ni temizlersem. benim nazarımda keçi sümüğü kadar değeri yok. hakikat aleyhtarlığıdır. Hayat. Denize düşse g. Neptün de afallamış vaziyette. çürük. kör adamın kör köpeği gibi işe yaramazdı. eğlence. Yokuşu tırmanırken bir de baktım sağdaki restoranın 410 önünde Neptün Petunya dikiliyor. demir leblebiydi." Bu cevaptan sonra.. Ona sımsıkı sarılayım. Ve özgürlükten kaçıyoruz. soygun ve adam kaçırmalarla tansiyonu yükselteceğim. Hayati hakkında kendisinden daha çok şey biliyordum: Şebnem'e abayı yakmıştı. Kaçış artık intihar teşebbüsü havası taşıyan bir vazgeçiş ve terk ediştir. Ermişler gibi metropolden kaçıp tabiatla haşır neşir olmayı özendiren bir tek reklam göremezsiniz. Çocuk çetin ceviz. Beni idamlık bir cellat yapan ufak tefek kusurlarımı belki göz ardı eder? Şebnem. Amerika gibiyim. Zira.. Ülke deri değiştiriyor. düşündünüz mü?" 413 "He. uzaylıların akıl hastanesidir. Tanıdığım en şanslı züppe. Hapishanede idman yapan mahkumlarız. Dünya Savaşı'nın. yoksul. Kıza kesik bir çocuk daha vardı: Müntekim Gıcırbey. Delilik artık düşünmek. Halbuki deliler kolay kolay şaşırmaz. hem de varyetenin gazı kaçardı. Yinede bir yetki karmaşası vardı. İnsan hayatına değer vermiyorum. şahsiyetsizleşmeye varır. insanın olgunlaşmasını engelleyen sistemdir. güvenlik. İnanın bana. Hayati zaten her fırsatta bana koşuyordu. Korku düzenine itaat ettiğimiz için rehine. At. Halka silah. alışveriş. [VVOODY ALLEN. son düzlüğe giriyor. Yaralarım ışık saçıyor. Hayati'nin okka altına gideceği kesindi. Fuat'ı halletme işini de Turgut Rulet'e verdim. Zirveye varınca hapşırdım. Oyunu hızlandıracağım. Cengiz Cingöz'ün başkanlık ettiği bir ekibi Ankara'ya yolladım. Suç. Yedi hafta sonra. Veliahdı yoktu. inşallah melek oğlum büyüdüğünde bana benzemez. iyilerin bilmediği bazı şeyleri anlamışlardır. her nefes bizi ölüme yaklaştırıyor. ismiyle müsemma Nazım Izbandut'u taktım." Suratı tarihî bir mezar taşı rengin-deydi. Hayati Tehlike. Uygarlık disiplini denen şey. bere. şişlik ve morluğu birarada görmemişler. insanın kaybetmekte olduğu bir oyuna dönüştü. Vicdan azabı dolu kabuslar ile adı konmamış hasretler arasındaki istikrarsız yolculuğum tam gaz sürüyor.. Dudakları titreyerek gözyaşlarına hazırlanıyor. Fakat bu işi dolambaçlı yoldan çözecektim. Deliliğin Defansı] Hayati Tehlike'nin. Garajdaki Harley Davidson'ı çalıştırdım. Ben bir katilim. hiç kuşkusuz. İhlal artık gayri insani sınırların dışına çıkmaktır. Kurallara uymak. Turgut ki dişli bir tetikçidir. Kendi kendime sırıttım: III. Şimdiyse bir 'Şahit'. İnsanlar birbirlerinin dertlerini kusur sayıyor. Aşkı. Ben. aile. Güçsüz. Yılın ilk saatlerinde kendisine sordum: "Sizden sonra baba kim olacak. tüm insanlık ile benim aramda geçeceği kimin aklına gelirdi? Abidin Dandini'nin evinden Gerçek'imi alayım. çünkü deliyiz.kağıdı ve kağıt havlu. Yoksa şimdiye sırtıma yarım düzine delik açardı. Düşünmüyoruz. Domino etkisi doğuracak bir plan hazırlamalıydım. Hayati Tehlike mi?" "He.. Hiçbirini üretiliş amacına uygun kullanamıyorum. Silah tutmayı ona ben öğrettim. o ben miyim?" "Yok. ahlaki değildir.. politika. Fabrika ve gemiler yanıyor. terör." "Yok. hareketli hedefleri tutturamıyor herhalde. hatalarla dolu hayatımdaki en büyük hata idi. Suç artık cezalardan oluşan işleyişe direnmektir.. Sonra da Şebnemle buluşmayı denerim. Fakat kendimi de. Hakikatten umudumuz kesildi. pirenin ayağına gitmez. Herkes silahlı. anonim ve sahipsiz olmak bir imtiyaz haline gelinceye dek! Tüm ünlülerin vurulduğunu ya da rehin alındığını düşünün. Derken tepeyi kazasız belasız aştım. Yıllarca beraber çalıştık. Nem serilsin. Danvin'i yeni geçmedim. yirmi sene kadar önce arabasını sabote ettiğim Savcı Arif Tufa'mn oğluydu. birbirlerini dürterek beni gösteriyorlar. borsa ve medya binalarının. Mars'ta yürüse yerde 100 dolar bulur. kundaklama. Peşine. bu yolla düzenin ömrüne ömür kattığımız için de teröristiz. İntihara hazırlanan bir Japon kadar titiz çalıştım. Cehennemi boylamayı göze almış olmanın rahatlığıyla hareket ediyoruz. hem çetede huysuzluk ve çözülme baş gösterirdi." "Tam anlayamadım. holding. Bakanlığın Basın Müşaviri Fuat Atıf Tufa. yaralarım hızla kabuk bağlıyor. Aksi takdirde başkalarını da mortlatmak zorunda kalacağım. köleliğin şablonlarına uyarlanmış durumda. pirenin ayağına gitmez [Abidin Dandini] Kötüler. Çağdaş meşruiyetin temeli. Herifçioğlu. Kız onu Enver Paşa diye tanıyordu. Bu kadar çok yara." "Peki. kısacası sistemin her ana unsuru. delilik ve kaçışın sunduğundan başka bir özgürlük seçeneği yok. Izbandut'u trenden attı! Böylece onu da avcı kadrosuna dahil ettim. Eğitim. Yaşamak ya da ölmek umurumda değil. Yalnızca bir sonraki yalanı merak etmek bizi ayakta tutuyor. bir yer altı çarşısında leşi seriliydi. Lakaytlık ve münasebetsizliğimize rağmen. Ben. 411 Ahbaplık ettik. Birey ise körkütük budalalığın bedenleşmiş halidir. Turgut'u pa- 92 . Plan yaptım. Aceleye lüzum yoktu. böyle bir gezegende iyi olunamayacağını bilirsiniz. eğlence ve iş merkezlerinin havaya uçurulduğunu hayal edin." Mor on değilseniz. Hayati'yi ortadan kaldırmaya o anda karar verdim. iş. Terör artık bireyin özne niteliğini açığa vurmak için yapabileceği tek eylem türüdür. işte bu kesin yenilgiyi neşeli hale getirmeyi umuyorum.. Safkan Amerikan düldülünün haşat jokeyi. Çevredekiler.tüyle balık yakalar. Gönül İşleri Bakanlığı'na müracaat etmiş ve avu-cunu yalamıştı. Adamım Kurt Vonnegut'un da dediği gibi "Dünya. Suikast. Bir eli çantasının içinde. benim suratım da artık tarihî bir mezar taşı rengindeydi.. dan diye indirir-sem. Çünkü boyun eğişin ürünü olan hiçbir iyilik.. Ona yalan söylemek. "Sormamda sakınca yoksa. iletişim. soru sormak ve en korkuncu itiraz etmektir. Nefret ettiğim tek seksi kadın. Şiddetlenen rüzgarda. trende pataklanmasını emrettim. Suç dünyasında rastlantılara sık rastlanır. bombalama. uyuşturucu ve sahte para dağıtacağım. adının geçtiği her cümle nasıl da güzelleşiyor. bir çivi eksik olsa bu gavur krallık yıkılır. Neptün Petunya. sağlık. Ve paranın satın alamayacağı şeylerin dünyasına geri dönüyoruz.

" "Tevazu sana hiç yakışmıyor. İzin ver gidelim " Bakanlık Heyeti'ni de sen katlettin değil mi? Gerçekten su katılmamış bir psikopatsın. Ben hiçbir şey istemiyorum. Neye uğradığını anlayamayan Hayati. "Pekala" diyerek geniş ve uzun hole girip ta en uçtaki odaya doğru yürüdüm. [AMBROSE BIERCE. Cartayı çekmek üzereydi." Bağışla beni. Gerçek son derece sakin." "Çocuğa zarar verirsen.. Onu sakinleştirmem gerekecek muhtemelen.. Saat 4'te" şeklinde bir mesaj yolladım. Yan yana ilerlerken cipin şoförüyle bakıştık." Leyla Kalahari. Kenetlendiler. ■k ft * 416 Yavaşladım.. Dünyanın bütün polislerini Beşiktaş rıhtımına yığabilirdi. Abidin Dandini. Dikenli tel yumağı çiğneyen bir canavar gibi sertçe yutkundum. Ben de şenliğin tadını çıkaracaktım... basamaklardan sırtüstü düştü.. Oğlumun karşısına bu halde çıkmamalıyım... bıyığı farklı kafalardan derlenmişti. meleği ikna ettiği nerede görülmüş?. "Hayati'nin suyu ısındı" dedim. Ezel Zelzele denen Özel Kalem Müdürü olacak çakalı. "Bjrson sözündü. öfkeli ağzıyla çelişiyordu. Hayvanat Bahçesi'ndeki malum hücumdan sonra. sincaba fil tasması takmış olacaksın. Jeri-cho 941'in mermisi. "Silahımı al. İçeri girdim. Halimi de yadırgamamış görünüyor. Hayati'nin tabanına hangi sakızların yapıştığından beni haberdar ediyordu." Abidin Dandini.. "Gerçek'in ailesi biziz" dedim. 418 Leyla Kalahari. öyle demek istemedim Hayati. seni çok seviyorum. uçak kazası geçirmiş zombiye benziyorsun. çoğu dâhi kendini anlama yeteneğinden mahrumdur. Tabancanın kabzasını biraz daha sıktı. uyumlu bir ikiliyiz." Namluyu görünce rahatladım. Kanlı paçavralar içindeyim. Beş ay önce fotoğrafımı çektiği yere leşimi serebilirdi. Çocuğumu ver. Fakat ne yazık ki. Onun da yüzü yumruk izleriyle doluydu. 415 Ne diyordum? Cesetlerle dolu bir nehirde yüzmenin tadına vardınız mı. Abidin Dandini tek eliyle Gerçek'i belinden tutup kaldırmış ve diğer eliyle de çocuğun başına nakışlı Jericho'sunu dayamış! Donup kaldım. Böylelikle. Tıklatmak için elimi kaldırdığım anda. sakalı. Bukalemun'u azlettim. "Bak" deyip yırtık ceketimin yakasını araladım ve Colt'u gösterdim. Oysa beni vurmak üzereydi. "Lüks içinde yaşayan bir hortlak" diye düşündüm. Hulk'm tişörtü gibi parçalanmış. değil mi?" "Bu bir tuzak soru mu. Fuat... Hayati'yi Kubilay Bukalemun benim namıma izliyordu. Müntekim. Gerçek'i almaya geldim. biraz şey görünüyorsun. Konuşarak halledebiliriz. Sen bir dâhisin Hayati. Hürriyet gazetesinin spor sayfası gibi karmakarışıktı. Çünkü." Abidin'in suratı. öldüğünü bilmek yeterli olsa gerek." Başımı kapıdan içeri uzatarak seslendim: "Gerçeeek!" "Seni duyamaz. Evet. fakat Leyla daima birinci. Şerif Şibumi. Başımı çeviriyorum. başka hatunlara da meyil verdim. oğlum. Gerçek.. çalman aşkının. Leyla'ya niyetimi çıtlattım: "Bombacıyan'ın tahtına oturacağım" dedim. diğerleri hep ikincilik için yarışıyorlar. Operasyonu biraz daha budaklandırmak için. İnsan dostlarını seçemiyor.414 ketleyip toprağa verdik. Benimse dünya babalık sıralamasında ilk 2 milyara girmem çok zor." Abidin'in suratı dokuzu çeyrek geçiyordu. 3 dakika önce. İnsan bazı şeylerin farkına ancak son nefeste varabiliyor: "Gerçek." "Ufaklıkla bir sorunum yok" tabancayı bana doğrulttu "benim işim seninle." "Beni sen de anlamıyorsun. yoksa çocukla mı konuşuyorsun?" Ağzından uzaylı salyası akıyordu. Abidin cidden kafayı yakmıştı. katledilen Bakanlık Heyeti'nin. Gerçek'e Leyla bakıyor. "Nefes tüketerek zaman kazanamazsın Hayati. Hiçbir babanın görmemesi gereken bir sahneye bakıyordum. Saçı. "İndir silahı. Zelzele'nin gebermesi kimseyi ırgalamadı. Başından beri sersemin tekiydin. Abidin Dandini kapıyı açtı. Mor gözlerim şişten kapanmış. Daha ziyade. Bahçe kapısı açıldı. içeri buyurmaz mısın?" "Hayır. Bıçak sırtında. Bu tür düşünceler zihnimin mikserinde karışırken cep telefonumun mesaj sinyali öttü. Taraçaya çıktım. Tüm moleküllerim zaten hurdahaş... Odanın kapısını açıyorum. Beş yaşında olmasına rağc 417 men bir yaşındaki bebek kadar korkusuz. büyüdüğünde protokol gereği öz babasının değil. Telefona bakayım derken az kalsın bir cipe tosluyordum. Arka odada oynuyor. İki sakızı birbirine değdirmeden çiğnemek Bir adam hakkında. biliyorsun. kuvvetli ihtimaller eşliğinde çıkmıştım. Motosikletten indim. iyi bir baba olamadım. Saniyeleri sayılıydı. Yola. Fuat ile Müntekim eski dostmuş meğer.. Giysilerim. Sen ve ben. Şebnem'in babası Şerif Şibumi forslu bir polis eskisiydi. Şebnem'e "Barbaros H. Kendimi kartalın pençesinde uçan tavşan gibi hissediyordum"Beni vurursan. Şaşkın bakışlı oyuncaklar haricinde kimse yok. Abidin Dandini her an bir kalleşlik yapabilirdi. Kanunsuzluk da iç dünyamı zenginleştirmedi pek. Leyla Kalahari'yi gözünden vurdu! Ve namluyu tekrar hızla bana doğrulttu. Polisler de armut toplamıyordu. Çocuk kor-kabilir. merdivenlerden hızla inen Gerçek'in ayak seslerini ve "Baaabaaaaa!" diye haykırışını duyuyorum. Paşa'nın yanında bekleyeceğim.. Olaya bir de iyi tarafından bakmayı isterdim fakat. Masum Cici adlı seyyar bir cinayet çilingirine mıhlattım. Onun mandalina tozlarıyla bezeli ılık mermer yüzünü son bir kez görsem yeter. Hayati'yi takibe koyuldu. Medüz gölgesi gibi bir çocuk. Yaşlı gözleri. bu yaptığın son hata olur. benim hatalarımı tekrar edecek. Ne de olsa Leyla. Bombacıyan işi sana devredecek. İşi bırakacağım zaten. Ilık ve müstehzi bir gülüşle "Hoş geldin. Geride." "Geeerçeeek?" Koridorun sonundaki odadan herhangi bir cevap gelmiyor. şaşırtıcı bir sükunetle cesede bakıyordu. diken üstündeydim. Ona derin bir muhabbet ve hürmet beslemiştim. Duvarın tepesindeki kameraya el salladım. Hayati. saniyede 500 metre hızla alnıma yaklaşıyor! * -jc * 93 . Sonra intikam ateşi kontrolsüz bir yangına dönüştü. Ecelin kozları güçlüydü. Yine de çocuğa ihtiyacı olan himaye ve şefkati sunmayı deneyeceğim. tetiği çekti. merdivenden inerken "Abidin yapma!" diye seslendi. Şimdi ölü bir sersem olacaksın. Zile bastım. Şerif Şibumi de kandırılan kızının intikamını almak üzere Hayati'nin tepesine üşüşecekti. 1842-1914] Abidin Dandini'nin Rumeli Hisarüstü'ndeki villasının önünde motosikleti durdurdum. Olanları unutalım. kana susamış yeminli centilmenler tarafından kuşatılmıştı. kanımı benzin gibi tutuşturmuş! u. Eşkıyanın. Kim bilir o benim hakkımda ne düşündü? Telefonum-daki isimsiz mesaj şuydu: "Abidin seni öldürmeye çalışıyor." Sertçe sordum: "Çöp kamyonundan düşmüş gibi mi görünüyorum?" Küstahlığımı anlamazdan geldiğini belirten bir yavaşlıkla "Yo. "Çocuğu bırak!" "Sakin ol Hayati. O benim hayatımın kadını. intikam üçgeninde sıkışacaktı. Granada Gazinosu'nda şarkı söyleyen kuğu.. nehir kurusa bile cesetsiz duramazsınız.

Evimin önünde mahşer provası yapılıyordu. İnanarak söylenmiş yalanlar haricinde pek az doğru var. "Adım. deniz. Yine de kainatın tasarımında kalbimi inciten bir şeyler vardı. Atatürk'ün doğduğu eve benzeyen bir kafeterya binasında sandviç yiyip meyve suyu içtik. Ve iskeleye devrilen anonim yolcuların arasında Şebnem'i gördüm. Güneşin voltajı yükseldi. Sevinçten. Gerçek. Çocukken. Aşkımın en canlı kanıtları ve en belagatli şahitleri cesetlerdi. Güvenlik tedbir ve garantiden yalıtılmıştım. tüm yaralarım kapanıyordu. Ve çıktık. Hıçkırarak ağlayan bir kadın sesi duydum. Bir butikten giysi satın aldık. yüzümdeki morluklara bakarak sordu: "Hayati Bey. İstanbul Emniyet Müdürlüğü'nden yapılan açıklamada. Calvin Klein çamaşırların üstüne Gucci takım elbise giydikten sonra. Hüzün şeklinde tezahür eden bir alerjiden mustariptim. Motosikletle meydana indik. Hayati Tehlike. Dandini'yle aynı organize suç örgütüne mensup olduğu bilinen Haya422 ti Tehlike'nin Arnavutköy'deki evinde ise eski aktör Onat Kaplan ile Müntekim Gıcırbey ve Fuat Atıf Tufa'ya ait olduğu belirlenen cesetler bulundu. Bir hamlede Colt'u çekip Abidin'i sağ yanağından vurdum. Gerçek'i motosikletin önüne oturttum. soğuk damgalı pula benzeyen bir fotoğrafım ekranın sağ üst köşesini süslüyordu. Leyla Kalahari'nin evinde. Hayati Tehlike. Kader'e telefon ettim: "Bir maniniz yoksa. Motosiklete sığıştık. buğulu bir ifadeyle Gerçek'e gülümsedi: "Biz. Kocası ise doğurmak üzere gibiydi. "Yavruma nasıl kıydılar!. Ali Hadi Bara [1906-1971] ile Zühtü Müridoğlu'nun [1906-1992]. Katlanılabilir ıstıraplar peşinde koşmamız bundandır. ancak kanıtları vardır. Bu bir hayat-me-mat randevusuydu.. dünyadaki yerime ve hayattaki amacıma yaklaştığımı seziyordum. bu heykelleri yontmada nasıl bir işbölümü yaptıklarım hep merak etmişimdir. 1944'ten beri ayakta bekleyen Barbaros Hayrettin Paşa ve iki levendin yanında dikildik. ayrılık ile kavuşmanın kesiştiği risk noktasmdaydım. Onu kucağıma aldım." Şebnem. Damarlarımda bir galon adrenalin dolaşıyordu. Gerçek'in telekineük gücü devredeydi. melekler kadar güçlüydü. Gerçek'in elini hafifçe sıktım. İsmail çok sevinecek!" Kader Güler-lnşallah'm Merter'deki dairesine vardık. gözlerimin araşma 5 santim kala durdu. Yaylım ateşi başlarsa. aşk ile intikamın. fakat böyle olacağını bilmiyordum. risk ve musibet kuşağındaydım. Eşi görülmemiş bir biçimde hayatımı kurtarmıştı. yeniden sallanmaya başlamıştı. Meçhule doğru hızla yol alırken." Gözleri deniz faciası fotoğrafı gibi hem karmaşık hem durgundu. Sahile paralel sokaklardan Beşiktaş'a doğru ilerliyorduk. Nefes alabilmek için intiharın eşiğinde durmam gerekiyordu. Hoş geldiniz beş gittiniz derken.. "Merhaba.. yani üvey babam "Zengin ve mı ulu insanlar. tia? 419 Kainatın derinliklerinde yankılanan silah sesleri Aşkın tanımı yoktur. Koşarak boynuma sarılan Gerçek'in burnu kanıyordu. Şebnem arkada. cenaze levazımatçısmm kefen kreasyonuna daha bir yaklaştığımı tahmin etmeliydim. Mikrofon uzatılan kimselerin ekranda isimleri yazıyordu. Doğrusu bunu hiç beklemiyordum. Saçları taradık. Po420 lisler. Gerçek'i heykel ile aramda tutuyordum. Fuat Atıf Tufa. 94 . ikindi turuna çıkmıştı. Kainatın derinliklerinde silah sesleri ve aşk şarkıları yankılanıyordu. Saat 14:25'ti.Fanilik de. Aslında yakalanmaktan ya da öldürülmekten korkmuyordum. gafletin renkli köpüğüdür. Aşk dediğin. Ve konuşarak anlaşmayı imkansız kılan bir ittifak içindeydik. Asıl dert ile çektiğimiz acılar pek örtüş-mez. Kan dolan ağzında nar taneleri gibi parlayan dişlerini gösterip devrildi. Bahardan bir fırt çektim. tanışıyoruz.. Şebnem.. Size de öyle oluyor mu? "Şebnem'e merhaba de Gerçekçiğim. Aşkı yitirme ihtimali. Mutfakta saklanan hizmetçi olsa gerekti. Geri kalan herkesin sivil polis olduğundan şüpheleniyordum. ölürsem sempati toplayabileceğimi umuyorum. Çoktan çivisi çıkmış dünyam. Saat 15:57'yi gösteriyordu. Gözeneklerim açıldı." İçli içli ağlayan kadın şok geçiriyordu. Zira insanın kaybettiği ile bulduğu şeyin aynı olması imkansızdır.. Şimdiyse. olay yerlerinden canlı görüntüler aktarılıyor. ben ve bir arkadaşım ziyaretinize geleceğiz?" "Şeref verirsiniz. heyet üyeleri katledilen Gönül İşleri Bakanlığı’nın basın müşaviriydi. Savaşmazsam Ayıp Olur\ Mermi. binalar parıldadı. Tehlike." Doğruyu söylerken tüm evren'in desteğini hissediyorum. Gerçek'e bir izahta bulunmak istiyordum fakat ne diyeceğimi bilemiyordum: "İyi misin?" Başını evet manasında salladı. Öksüz yavrum. Gerçek ikimizin arasındaydı. Canıma can katılabilirdi.. umut ekip sevinç biçmek için elverişli bir arazi değildir. mermiler ona değmesin diye." Ruhiye Ruhan [Müntekim Gıcırbey'in ev sahibesi]: "Bunun olacağını biliyordum. Yapraklar. Şebnem'i kaybetmek istemiyordum hepsi bu. Hangi musluğu açsam para akıyordu. Kozmostaki ahenge bedava bilet bulmuştum! Tam burada. önceki gün meydana gelen Abdülcabbar Turabi cinayetinin de bu yeni olaylarla ilgisi olabileceği kaydedildi. Başkalarının hataları ve zaafları sayesinde başarı kazandım hep. sonsuzluk da insana ağır gelir. Sabah yataktan kalkarken uyanmayı unutmuş kalabalık. Kan tüneline dönen koridoru geçtik. Bir keresinde babam. Hayat ile ölümün. öldükten sonra bile altı ay gülebiliyorlar" demişi i. televizyonda haber bülteni başladı: "Ünlü gangster Abidin Dandini ve birlikte yaşadığı Leyla Kalahari. Üsküdar İskelesi'nin çaprazında bir polis arabası gözüme ilişti. Yine de şansımızı deneyecektik. Havada dönüyordu. Şebnem'in gaileli gönlüne sığmıyordum. Birazdan. Kadın altı aylık hamileydi. kalbimin paslı turnikesinden geçecek miydi? Beklemek. Şakağını öptüm. Kader. 421 Meyve aromalı sevgilimin her adımı.. arabalar. Devletin nazik reddi. Prenses beni sivri topuğuy-la ezebilir ya da öpücüğüyle kutsayabilirdi. Ihlamurdere Caddesi'ndeki Küçük Hamam'a gittik. Sildim." Haber metni okunurken. görünmez bir süpürgeyle bir o yana bir bu yana sürükleniyordu. canımdan olma ihtimalinden daha ölümcüldü. cinayet zanlısı olarak aranıyor. Bu da oğlum Gerçek. 1901-1968. Silahı belime taktım. Kanlı elimle oğlumun başını okşadım. Şebnem'e ilk yalanımı söylemiştim. Ölüm tehlikesi. n'oldu size?" Kaza geçirdiğimi söyledim. Barbaros Hayrettin Paşa'ydı. Beşiktaş Meydan Savaşı patlayabilir ya da Şebnem'in tasdikiyle ömrümde yeni bir sayfa açılabilirdi. iki sakızı birbirine değdirmeden çiğneyebilmek beni gururlandırırdı. Kıyısında yaşadığım kan gölünde Şebnemle mehtap sefası yapabilecek miydik? Karamelli dondurma rengi güvercinler.. Şimdi hakikatin meteor yağmuru başlayacaktı. alev almış kaplanlar gibi haşmetli görünüyordu." Metanetli görünüyordu. [BENEDETTO BUSCETTA. Bir güzel yıkanıp paklandık. Oğlum ile sevgilimin belime dolanan elleri beni hayata bağlıyordu. Enseme dürbünlü tüfeklerin ardından bakan polislerin nazarı değebi-lirdi. Rumeli Hisarüstü'nde öldürüldü. cehennemdeki mezuniyet töreniydi." Üçümüz de şaşırmak için fazla yorgunduk. Tertemiz giyindik. Reyhan Horanta [Fuat Atıf Tufa'nın annesi}: "Fuat harika bir çocuk. Grand Grave'in dokuzuncu katından düşmekle gelen şanstan yeterince kuşkulanmadım. Yalanlarla lekelenmiş bozuk sicilim beni aşk oyununun dışına itiyordu. Bu civarda bana güven aşılayan tek kişi. Şebnem'i bana yasaklıyordu. Yola koyulduk. beni şifalı bir sarhoşluğa taşıyordu.

Tarih öğretmeni dilber Şebnem Şibumi. "Bu kitap karnaval sırasında başgösteren bir bombardımana benziyor. elleri dizlerinde. çaresizlik ve sarsaklık taşan bir ifadeyle bakıyorlar." MURAT UYURKULAK İLETİŞİM 1427 ÇAĞDAŞ TÜRKÇE EDEBİYAT 201 ISBN-13: 978-975-05-07 M 1 9789750507144 Murat Menteş _ Korkma Ben Varım 95 . cin Jajha. hıçkırıklar eşliğinde kesik kesik akıyordu." Gözlerine kan oturmuştu.. Dul gangster Hayati Tehlike. Korkma Ben Varım'ın her sayfası sürprizlerle dolu. Uçan Kız. intikam. "zahmet olmazsa. Durali Kuloğlu. Spock. taş kesilmişler. Hediye Hüthüt.. Ruhîye Hanım. Şerif Şibumi [Eski Üsküdar Emniyet Müdürü]: "Yorum yok... Oysa insan hayatı tek ömre sığmaz." Dublörün Dilemması'nın yazarından komik. Korkut Üneli [Onat Kaplan'ın oyuncu arkadaşları]: "Kalp krizi diyorlar fakat buna inanmak zor... Padişah yorganları satıcısı Enver Paşa. Ozan Taraz. Aşk.Recai Gıcırbey [Müntekim Gıcırbey'in babası]: "Benim oğlum sağlam pabuçtu. Onunla evlenecektik. kırık dökük gülümseyerek soruyor: "Ne içersiniz Hayati Bey? Çay. Leyla Kalahari ve diğerleri.. Mr. hızlı. yalnızlık ve şiddetin ustaca harmanlandığı roman." NandaMoyi [Fuat Atıf Tufa'nm Hint asıllı sevgilisi]: "Fuat'la görüşebilmek için Güney Afrika Cumhuriyeti'nden geldim. papağan Huduni. Teşekkür ederim. 424 r MİSAFİR SANATÇI ERSİN KARABULUT "Öldürdüğüm insanlarla iyi arkadaş olacağımızı düşünmüşümdür hep. dostluk.. Mübeccel Ecel... Ben sadece inceleme için buradayım.. Kader ve İsmail. 423 Sesi titreyen Kader. olağanüstü bir enerji saçıyor." Gözyaşları. Abidin Dandini.. Ve hiçbir şey güzel bitmez. Atom Bombacıyan." Ölümlü dünya şen şakrak dönüyor." Şaşkın ve üzgünler. Katilinin derhal yakalanmasını istiyoruz. Sabrı Tomruk. Gönül İşleri Bakanlığı'nda basın müşaviri dövüş ustası Fu. kahve? Arzu ederseniz yemek hazırlayayım?" "Kahve" diyorum. şoke edici bir roman daha. Abdulcabbar. korku. Öldürüldüğünü öğrenince yıkıldım. Başkalarının intikamını alarak hayatını kazanan Gıcırbey.

Sign up to vote on this title
UsefulNot useful