Murat Menteş _ Korkma Ben Varım Murat Menteş _ Korkma Ben Varım KORKMA BEN VARIM MURAT MENTEŞ

MURAT MENTEŞ • Korkma Ben Varım MURAT MENTEŞ İstanbul'da doğdu. Bisiklet tamiriyle uğraştı, ufak tefek sihirbazlık numaraları öğrendi ve amatör olarak boksla ilgilendi. Yediği yumruklar dayanılmaz raddeye gelince, ringlere veda edip şiir yazmaya koyuldu. Yayınevi, dergi, gazete, televizyon gibi yayın kuruluşlarında çalıştı. Metin yazarlığı yaptı. Korkma Ben Varım, Dublörün Dilemması’ndan [2005, İletişim Yayınları] sonra ikinci romanı. İletişim Yayınları 1427 • Çağdaş Türkçe Edebiyat 201 ISBN-13: 978-97S-05-0714-4 © 2009 İletişim Yayıncılık A. Ş. 1. BASKI 2009, İstanbul KAPAK VE ÇİZGİ ÖYKÜ Ersin Karabulut UYGULAMA Hüsnü Abbas DÜZELTİ D.Üzgün BASKI ve CİLT Sena Ofset Litros Yolu 2. Matbaacılar Sitesi B Blok 6. Kat No. 4NB 7-9-11 Topkapı 34010 İstanbul Tel: 212.613 03 21 İletişim Yayınları Binbirdirek Meydanı Sokak İletişim Han No. 7 Cağaloğlu 34122 İstanbul Tel: 212.516 22 60-61-62 • Faks: 212.516 12 58 e-mail: iletisim@iletisim.com.tr • web: www.iletisim.com.tr MURAT MENTEŞ Korkma Ben Varım Misafir Sanatçı ERSİN KARABULUT İletişim

Bu kitapta anlatılan olayların hepsi gerçektir, fakat hiçbiri henüz cereyan etmemiştir.

İÇİNDEKİLER İki yarayı birleştiren yara.......................................................................................13 FU................................................................................................... ........................................19 Tabut filosu............................................................................................... .......................21 Telefonda nakavt............................................................................................. ............25 Ejderi boyamak......................................................................................... ....................27 Yirmi yıl sonra doğan ikiz kardeş.....................................................................31 Kayboluş seferi [Lalita Lal].................................................................................33

Adamın kılına zarar vermeden kellesini uçurmak................................34 Kudurmuş yamyamların çiğköfte partisi.....................................................37 Ankara'yı yüzerek geçmek...................................................................................40 Aptallar daima ömrünün baharındadır [Ezel Zelzele]........................43 Kılıcını baston olarak kullanan Samuray....................................................47 Senin emsallerin cennette gezer.....................................................................50 Nafile filinta.............................................................................................. .......................52 Korkma ben varım.............................................................................................. .........54 Kendini benim yerime kucakla..........................................................................56 Ceninin uçan tekmeleri [Reyhan Horanta]...............................................60 İçimdeki hayvan, içimdeki çocuğu yiyor....................................................65 Canavar sakızı ağzımda.......................................................................................... 68 Çiy tanesine çakılan jet uçağı [Turgut Rulet]........................................69 Katiller cinayetten sonra derin bir uyku çeker......................................73 İnançlarım gereği, bazı şeyleri tadında bırakıyorum..........................76 Tam anlamıyla eh [Mr. Spock / Korkut Üneli]......................................79 1970'lerde Allah bizimleydi [Mr. Spock/ Korkut Üneli]...............81 Korkut'un Mübeccel'e faydası yok [Mr. Spock / Korkut Üneli].........................................................................86 Sana dün Kocatepe'den bir baktım Aziz İstanbul................................92 Mortoları en iyi moruklar anlar.......................................................................101 "Sensiz gecelerde hep tabancayla uyurum".........................................109 GICIRBEY..................................................................................... ..................................117 Siperdeki zürafa.............................................................................................. ...........119 II. Abdülhamid, Sherlock Holmes vartasını nasıl atlattı? [Huduni]......................................................................................... .........................125 Sahibini omzuna konduran kuş [Huduni]................................................139 Erkeğin kalbine giden yola mayın döşemek [Kevser]....................141 Ecelin paratoneriyle toprağa iletilen yıldırım aşkı [Huduni]......144 Onun etlerini kanına doğrayacağım!..........................................................147 Gökyüzündeki bir kuşu köşeye kıstıramazsın......................................152 Mezardan şartlı tahliye........................................................................................15 5

1

Zorla denize sürüklenen kara kaplumbağası.......................................158 Ben, Mehmet Ağa'yı sarı çizmesinden tanırım [Recai Gıcırbey]........................................................................................ ........163 İntikam ittifakı............................................................................................. ..............168 Güzel kokmak sevaptır........................................................................................1 74 Bütün bitkiler şifalıdır [Ruhiye Ruhan].....................................................178 Arşimet Kanunu'nu yazsam yeniden..........................................................181 Dünya benden saklanabileceğin kadar büyük değil!......................186 Herkes hak ettiği cezayı bulsa dünya altüst olur.............................190 Gözyaşı tabancası......................................................................................... ...........196 Resmî romantizm...................................................................................... ...............197 Zamanda yolculuğa ömür yetmez................................................................198 Sevgilisini düşmanlarının arasından seçmek [Balkan Balkır]... 201 Laboratuardan kaçan virüs................................................................................204 Sır yalansa daha hızlı yayılır.............................................................................205 Ecelin uçurtması yükseliyor.............................................................................210 Kaderin elindeki ustura........................................................................................212 Peygamber'in kedisi [Nefertiti].....................................................................216 Kanla gargara [Abdülcabbar Turabi].........................................................220 Gözlem yapıp tahmin yumurtlayan robot.................................................225 Kafa kopunca tıraş biter.....................................................................................228 ŞİBUMİ.......................................................................................... ..................................233 Uzay gemisi şeklindeki bulutların altında...............................................235 Kupon karşılığı aşk................................................................................................. 239 Kurşungeçirmez yorgan.......................................................................................242 Sen cennete gidince, cennet daha güzel bir yer olacak..............247 Tuhaf adamlar, acayip koşullarda lazım olabilir.................................252 Korkma ben varım - II [Leyla Kalahari]....................................................256 Öyle aptalca ki, kızların aklını başından alıyor...................................260 "Siz hiç sabunluyken ağladınız mı?"..........................................................263 Süpermen'le aynı berbere giden garsonlar............................................267

Kumruyla burun buruna gelen uskumru..................................................269 Uyuşuklar yardımseverdir, asalaklar sıcakkanlı, dalkavuklar alıngan....................................273 Azrail'in karşısında sakız çiğnenmez........................................................281 Her polisin içinde, tutuklaması gereken bir suçlu vardır [Şerif Şibumi]........................................................................................... ...........288 Yeryüzüne serilen palto.......................................................................................293 EK: Müntekim Gıcırbey'in okunmamış mektuplarından birkaçı...................................................294 Alevleri görmezden gelerek yangını söndüremeyiz..........................294 Aşktan kaçış varsa bile kurtuluş yoktur.................................................297 Kalbin darmadağın olunca, kafan da karışır.........................................299 Rüyanda başrolde değilsen, kabus görüyorsun demektir...........301 Yalnızlık deliliğin hammaddesidir.................................................................303 TEHLİKE....................................................................................... ...................................305 Bu dünyaya yaşamaya gelmedim.................................................................307 Kainat kestirmelerle doludur...........................................................................309 Kardanadam katliamı........................................................................................... .315 Sen cehenneme gidince, cehennem daha kötü bir yer olacak...........................................................315 Uzayda her namlu tetiğin emrinde...............................................................321 Atom Karınca Duası [Atom Bombacıyan]..............................................329 Damadın son yolculuğu........................................................................................ 333 Kabus görürken hayal kuramazsın...............................................................334 Gaipten gelen ıvır zıvır..........................................................................................342 İncele incele iltifata dönüşen hakaretler................................................343 Aptal gibi görünmeyi göze alırsan, mucizeleri ucuz atlatırsın..346 Bütün günahlar para kaybettirir....................................................................349 Hayaletin kaza sonucu ölümü.........................................................................351 Rodeo yapan terli cüce palyaço....................................................................356 Yalanlarla bir yerlere gidebilirsin fakat geri dönemezsin............359 Babam, havadaki uçurtmayı nasıl satın aldı? [Gerçek Tehlike].......................................................................................... .....362 Gökkuşağının üstünden geçen balon [Neptün Petunya].............366

2

Yılan ile oğlağın telefon konuşması............................................................371 Bir şapkayı beğenince kafana çiviyle çakıyor musun?.................376 Godzilla diyeti............................................................................................... ..............379 İstikbal zamanın dışındadır...............................................................................381 Hayvanat bahçesinde insan avı.....................................................................384 Baharı müjdeleyen polis helikopteri...........................................................389 Fatiha ruhun gıdasıdır.......................................................................................... .393 Otuz yaşındaki bebek............................................................................................3 96 Tamir edilirken buharlaşan gemi...................................................................404 Şampiyon Ninja'nın rekor denemesi...........................................................405 At, pirenin ayağına gitmez.................................................................................411 İki sakızı birbirine değdirmeden çiğnemek............................................416 Kainatın derinliklerinde yankılanan silah sesleri...............................420 Katmerli zakkumların üzerine tükürdükten sonra... [Eduardo Mendoza] ... katillere özgü kendini beğenmişlikle çekti silahını [Daniel Pennac] ve şarjörü boşaltıncaya kadar ateş etti. [Amelie Nothomb] İki Yarayı Birleştiren Yara Ölümden korkuyorduk, çünkü insandık, [JERZY KOSINSKI, 1933-1991] Bengal kaplanı, sevgilime yiyecekmiş gibi bakıyordu. Esneyen kaplana dublaj yapıyorum: "Voarg, güzelliğiniz dişlerimi kamaştırıyor küçük hanım." Şebnem'in, gülümsediğinde 'U' harfine benzeyen ağzı, yanaklarında beliren parantezlerin içinde kalıyor. Gökyüzünde dolunayı andıran, pudralı bir kış güneşi. İki cihan aşkım Şebnem'in jelibon dudaklarının arasından çıkan buhar, bana hayatın özü, özeti gibi görünüyor. Nefesi, ancak rüyalarda işitilebilecek türde bir ninni. Parmaklarının muzlu gofret zarafeti beni mayıştırıyor. Gri, yeşil ve mavi karışımı, kestane irisi gözlerinde 'patlayan şeker' kıvılcımları. Soyulmuş elmadan yontulmuş bir yüz. Burnunun üstünden geçerek yanaklarını birleştiren çiçek tozu çiller, kanatları açık bir kelebek etkisi uyandırıyor. Saçları, gül şerbetiy-le boyanmış kızıl ipek. Aşk insanın sadece psikolojisini ve kimyasını değil; tarihini, müziğini, coğrafyasını, edebiyatını, fiziğini, beslenme çantasının içindekileri, hayat bilgisini de değiştiriyor. Büyük dedem, zamanında, bir dilberin aşkından aklını kaçırmış, sonra da İstiklal Harbi'ne katılıp şehit olmuş. Şebnem'e bakınca, damarlarımdan bir çılgınlık akımının geçtiğini hissediyorum. Kaplan departmanından akbaba kafeslerine yöneliyoruz. Burası, şehir merkezinin uzağında, kocaman bir hayvanat bahçesi. Teleferikle tepeye çıkıyor, sonra aşağı doğru geze toza iniyorsunuz. Ağaçlara yerleştirilmiş hoparlörlerden Loituma'nm levan Polkka şarkısı yayılıyor. Kabanımın cebindeki mücevher kutucuğunu yokluyorum. Evlenme teklif etmek amma zor iş. Teleferikte baş başayken,

içimden binlerce kez "Evlen benimle Şebnem" deyip cebimdeki kutuyla oynadım. Boşuna. Kaplanın huzurunda da yeterince konsantre olamadım. Akbaba kafesinin önü, hayırlı bir iş teklifi için pek ideal bir yer sayılmaz, haksız mıyım? Rakunlar, develer, tavuslar, yaban domuzları, ayılar, goriller, tavşanlar, foklar, aslanlar, midilliler, tilkiler, flamingolar, gergedanlar, lamalar, zebralar, kurtlar, papağanlar, kangurular... Hiçbiri, tarihî bir an'a tanıklık etmeye hazır görünmüyordu. Hayvancağızlar zaten mahpusluktan akıllarını oynatmışlar, bana tezahürat yapacak mecalleri yok. Yağmurun baskınına uğradık. Gürül gürül yağıyor. "Hemen bir gemi bulup hayvanları toplasam iyi olacak" diyorum. Şebnem şakır şakır gülüyor. Bir sarayın tavanından sarkan ve pervane gibi fırıl fırıl dönen kristal avizeler düşünün. Yağmur, etraftaki tek tük ziyaretçileri adeta siliyor; görevliler de dahil herkes kantine doğru koşarak kayboluyor. Hayvancıklar da kuytulara, köşelere sığmıyorlar. Biz, alçacık bir duvardan dışarı sarkan salkımsöğüde yanaşıyoruz. 11 Duvarın öbür tarafında bir grup penguen, yarışma jürisi gibi toplanmış bize bakıyorlar. Yolun üzerinden renkli bir yağ akıyor. Hayal ile rüya arasındaki mahmur boşluktayız. Hızlanan yağmurun şakırtısından güçlükle duyulan şarkı, kulağımdan içeri neşe sızdırıyor. Cebimdeki kutudan yüzüğü alıp avucumda saklarken "Mikail, göğün soğuk su musluğunu gene sonuna kadar açtı" diye söyleniyorum. Şebnem'den şimşek güzelliğinde bir kahkaha. Terk edilmiş bir okyanusta baş başa kalmış iki balık gibi sarhoşuz. Tek taşlı pırlanta yüzüğü, özenle tutarak Şebnem'e uzatıyorum: "Sana sırılsıklam âşığım Şebnem, benimle evlenir misin?" Müstakbel gelinimin yüzünde göz kamaştırıcı bir gülücük beliriyor. Şeffaf elini yavaşça kaldırıyor. Tam o anda, başparmağımla işaretparmağım arasındaki yüzüğün içinden bir mermi geçiyor! Vınnn! Sırtından vurulan bir penguen, nar taneleri saçarak infilak ediyor! Bum! Silahlı iki adam, yokuşun başından bize doğru koşuyor! Niyetleri ciddi, her hallerinden belli. Derhal, Şebnem'in bileğini kavrıyorum, var gücümüzle kaçıyoruz. Duvarın bitiminden sola dönüyoruz. insan ile tabiat, gene ayrı dillerden konuşuyorlar: Mermiler, yağmurun içinde metalik ve yatay bir başka yağmur olup yağıyor. Tam anlamıyla nefes kesici... Titreyen bir göledin kıyısında kıpırdamadan poz veren, gözü yaşlı Nü timsahının kuyruğundan bir kurşun sekiyor. Başını paçavra bulutlara gömmüş zürafa boynundan, yüksek kafesindeki tünekte pusmuş olan kaya kartalı göğsünden vuruluyor! Güzelim postunda siyah bir delik açılan Iran leoparı yana devriliyor! 15 Dünyanın dört bir yanından getirilerek burada hapsedilmiş tüm hayvanlar feryat figan ediyor. Havuzun üzerindeki ahşap köprüden geçerken, kırmızı gagalı siyah kuğular bize acıyarak bakıyorlar. "Burada kurda kuşa yem olacağız" diye düşünüyorum. Sürüngen akvaryumlarının sağlı sollu sıralandığı ışıklı, sıcak bir tünelden geçiyoruz. Ardımızdaki maratoncu katiller, akvaryumlara kurşun delikleri açarak koşturuyorlar. İguanalar, bukalemunlar, çıngıraklıyılanlar... hiç istiflerini bozmuyorlar. Galiba hepsi sağır. Tünelden fırlayıp yağmura daldığımız anda sağ omzumu sıyırıyor bir mermi ve gök gürlüyor. Gövdeleri, yağmuru sünger gibi emen devekuşlarının saçaklı kirpikleriyle gıdıklanarak, kafesle duvar arasındaki daracık

3

" Müderris İdris Efendi: "Hepimiz anında birer kan fıskiyesine döndük! Muz beyazı salona karpuz tozu püskürüyordu sanki. Cüce maymunların ocağına düşmüştük. Gözlerinden naylon ip gibi yaşlar iniyor. Açıyorum. Melami Şeyhi Ruşen Ali Bey: "Mermiler dolu gibi yağmaya başladı!. Bektaşi Şeyhi Siyami Bey. Koy'u toplantı masası gibi kullanıyor. Açıklarda beliren dev dalgalar çığ gibi büyüyerek hızla kıyıya yaklaşıyor. arkadaşlarını çağırıyorlar. gönlümü sarmalayan vecd.. apardı canımızı. gözlerimi koruyan aynalı gözlük ve dizlerime inen bermuda şort ile. gümrük polisi ağzıyla ho-murdanıyorum: "Ne işiniz var burada?!" "Sakin ol Fu" diyor Şazeliyye Şeyhi Oruç Bey. Maymunlar gözlerini bize dikiyorlar." Müfessir Enes Efendi: "En önde siyah takım elbiseli. ben de kafamı bir o yana bir bu yana çeviriyordum. Ruhuma yayılan esenlik... bu adamlar bizi öldürecek!" Son sözlerime şerh düşüyorum: "KORKMA BEN VARIM!" 17 Tabut filosu Okyanus da nihayetinde balıkların çişi değil midir? [WANG VVEIHUI.. "bu bir rüya. vahşice bir işgüzarlıkla bizi gammazlıyorlar: Çığlık çığlığa zıplayıp. Şebnem. içimi kaplayan huşu. dilimi paramparça etti!. bir evliya kabristanı kadar sessizdi. Önümüzdeki dikdörtgen levhaya takılıyor gözüm: 'CÜCE MAYMUNLAR GALERİSİ'.." Bayılmak üzereyim. Nakşibendiyye Şeyhi Ulvi Efendi hatırımı soruyor: "Nasılsın Fu?" "Elhamdülillah. kocaman bitkilerin kollarına atılıyoruz. Bu tsunami sahnesi karşısında donakalıyorum. afet ve eğlence. Müstakil tel kafesler. öfkeden aklını kaçırmış bir adam vardı. kulağı nereden çekip çıkardınız?" 4 .. bildiğimiz ağaçlara hiç benzemeyen. ellerini kafeslerden uzatarak. Güney Afrika'da. yarım yamalak şahadet getirdik.." Siyami Bey: "Avazı çıktığı kadar 'Bilmem n'aparım böyle aşkın ızdırabını!' diye bağırdı. deminden beri çocuklar gibi fısıldaşıp didiştiği Filozof Feridun Bey'e nedense "Sen ne diyorsun be Freud? Benim. sadece sıyrık" deyip gülümsüyorum... Sörf tahtası yerine tabutlara binmişler! Şoktayım. Üstünde 'LÜTFEN SESSİZ OLUNUZ' yazılı bir tabela bulunan ahşap kapıdan içeri giriyoruz. fil çiftesi yemiş gibi fırlıyorum. bir Afrika belgeselinin ortasındayız. ne 23 karpuzu? Kanımız tutkal gibi aktı! Halat olup kolumuzu bağladı. Saydam masamızın içinde rengarenk balıklar yüzüyor." Üstat Şair Selman Elma: "Çirkin maskeler takmışlardı. tehlike ve beden terbiyesi. "Rüyasında 22 aksakallı dedeyi birarada görmek de ilk bana nasip oldu herhalde" deyip toplantıyı açıyorum. omzumdan akan kana parmak uçlarıyla hafifçe dokunuyor. Balıkların üzerinde pamuk topağı bulutlar." Ayaklarımı Hint Okyanusu'na uzatmış yatıyordum. yüksek mi yüksek tavandaki koridorlarla birbirine bağlanıyor. kilden bir heykel. kemiklerimi kalaylıyordu. Şubat güneşi derimi. Fişekli poyrazın güttüğü katran. Korlaşmış bir demir topağı deldi geçti gözümü. Kimsecikler yoktu. Okyanus. Kan da kulaklarınızdan fışkırdı!" Halilullah Efendi itiraz ediyor: "Yahu kurşunu nereme yediğimi bilmez miyim mirim? Gözüm patladı diyorum size.. Hayvanat bahçesinde. boynumuza dolandı. Berbat haldeydik. Şebnem'in otel sabunu gibi küçük kulağına. çalkantılı tebessümleri ve itimatlı kıpırtılarıyla tabutlardan inip koy'un etrafında sıralanıyorlar. bir deniz canavarının tırnak izine benzeyen. Evrensel Vesvese] Eski bir Çin atasözü der ki "Kıyıya vuran ejderha. sakallı ihtiyarların Hint Okyanusu'nda işi ne? Dalgalar tuhaf bir biçimde yatışıyor.." Hac Rekortmeni Seyyah Sadık Bey: "Yahu ne muzu. tepedeki kanallardan geçerek.. ense yaparak ıssızlığa mukayyet olan bir korkuluk.. sizleri sormalı?" Bayramiyye Tarikatı'nın yeni lideri Şeyh Musa muzip bir gülümsemeyle "Sırlarını saklarsan.. peşimizdekilere bulunduğumuz yeri gösteriyorlar. alt dişlerimi. Bu cübbeli. havai fişek gibi patlayan kıvılcımlı kanımdı!. Çift kişilikli tabiat aniden durulup dinginleşiyor. Ellerinde makinalı tüfeklerle toplantı salonuna daldılar!. sessizce "Seni seviyorum" derken. Vuvvvvvvv!!! Foşşşşşşş!!! n Deniz birdenbire volkanik bir buzdağı gibi patlıyor! Yattığım yerden. ipini koparmış bir kukla gibiydim. göstermelik bir hayat belirtisi. sörfçülerin bizim Bakanlık Heyeti azaları olduğunu fark ediyorum." "Rüya mı?" Her zamanki zinde sükunetleri. Kurşunlar sol gözünüze değil sol kulağınıza doldu. Afallıyorum: "Ne?" Yeseviyye Şeyhi Mazhar Baba şahadet parmağıyla meclistekileri işaret ederek görünmez bir daire çiziyor: "Hepimiz öldük. Tabii felaket ve spor. hangi rüyada görülmüş?! Hatip Halilullah Efendi: "Ben tam sol gözümden vuruldum Fu. Arada albatroslar kayıyor. Son sözlerimi söylememin vakti geçmek üzere. Şebnem de ben de soluk soluğayız. Böyle tafsilatlı dehşet.." Onlar böyle pingpong maçı yapar gibi parça parça konuştukça." Oruç Bey: "Yedi kişiydiler.. kurumaya bırakılmış.. "Bizi vurdular" diyor Şeyh Dalyan. 1(» Galerinin kapısı. Kâdiriyye Tarikatı'nın Şeyhi Dalyan Efendi açılışı besmeleyle tazeliyor. uğursuz bir gıcırtıyla aralanıyor. Benim tam karşımda.boşluğu aşıyoruz. Gezegenin kıyısına iliştirilmiş. pırlanta yüzüğü parmağına takıyorum. Şemsiye büyüklüğündeki yaprakların arkasına saklanıyoruz. Kainatta çıt yoktu. 1655-1730. Biraz daha yakına geldiklerinde. çevresinde yerlerimizi alıyoruz. Dalgalara teyellenmiş insanlar görünüyor. Şebnem aşk coşkusu ve ölüm korkusuyla şoklanmış halde fısıldıyor: "Sevgilim. Daha önce görmediğim türden.. Maymunlarla birlikte ben de kapıdan giren tabancalı iki adama bakıyorum. sirkteki disiplin de yoktu. Tabutların üzerinde dikilmiş pir-i faniler kıyıya çıkacakken.. "Nasıl?!" Hafız Behzat Efendi: "İkindiden sonra oturmuş hoşbeş ediyorduk. denizin dibinde birçok balıktan daha çok zaman geçirmişliğim var!" diye çıkışıyor.. Son gördüğüm şey. Yaz tatili iznimi kışın kullanırım. Biri gözleriyle etrafı tararken." Aklım başımdan gidiyor: "Öldünüz mü?! Hepiniz mi?" Başlarını "evet" anlamında hafifçe sallıyorlar. "Ben iyiyim." İslam Tarihi Uzmanı İrfan Bey: "Yanlışınız var aziz dostum. Bazıları. Karşımızda bir kapı daha. ormandaki hiyerarşi de." Mevlevi Yahya Efendi: "Kurşunlar gövdemize saplanırken güçbela. dileklerin çabuk gerçekleşir" diyerek olduğu yere oturuyor. boğdu bizi!" Alevî Dedesi Saz Âşığı Reşat Bey: "Azrail'in yönettiği bir tufan gibiydi. Bir avuç kurşun çenemi. Maymunlar. Durban'ın Umtata bölgesinde. diğeri ona yerdeki ıslak ayak izlerimizi işaret ediyor. hamsilerin maskarası olur. minyatür bir koy'un ucundaydım. sudan masamızın öbür ucunda Eşrefiyye Şeyhi Allah Dostu Muhsin Efendi sandal ya da sandalye işlevi gören tabutuna bağdaş kurmuş. Kare bir holde buluyoruz kendimizi. Sörf yapıyorlar.

Fuat Atıf Tufa. özel kalem müdürüne ulaştım.dit dit dit dıııııt. koridorda karşıma çıkıp polis rozeti gibi yüzüme tutuyor Nanda'nın fotoğrafını: "Rica ederim ona dikkatli bakın!. Basın müşavirliğinde kimse yok." "Yedi kişi mi?" "Evet. Rüyamda gördüm... Fonda.. çirkin ve esmer cimcimenin fotoğrafı. Kabus görmüşsünüz. "Çok yüce gönüllüsünüz Bay Moyi. bizim ihtiyarlar işitemediğim. demirden 'D' harfleri dökülüyordu. Ellerimi ağzımın kenarlarında birleştirdim ve nihayet haykırdım: "Bütün bunlar ne zaman olduuuuu?!" Kıyıya en yakın tabutun kapağı açıldı... babasının söylediği gibi kız onyedi yaşındaysa.. O arada zât-ı şahanenizi temaşa etmekteydim. Bakanın cep telefonu kapsama alanının dışında. şişko bulutları andıran çuvallardan fotoğraflar saçıyor! Kolumda bir kıpırtı. Elope Hotel'e yerleştiğim gün beni gözüne kestirdi. Ezel Bey. Eski bir Çin atasözü "Nefsini terbiye etme kararındaysan.. evlilik fikrinden çok uzağım. kader beni buralara kadar boş yere sürüklemiş olamazdı. Tabii. imparatorluk orduları birbirini kesip biçiyor ya da balinaları mızraklıyorlardı sanki. gökten Nanda'nın fotoğrafları yağıyor. Sayın Tufa?" "Ezel Bey. Masa olarak kullandığımız küçük koydaki berrak su kızılcık şerbeti gibi kırmızıya dönmüştü. kurşunlar sol kulaktan girdi. Heyet'e kim saldıracak?" "Kim olduklarını bilmiyorum. Nasıl desem. "Nanda. anlaması. iradesizlerin şuuru yoktur" buyurur. fakat yedi kişiler. kan iki kulaktan birden şorladı. Heyet'e saldırılacağını nereden çıkarıyorsunuz? Bir kabile büyücüsü mü söyledi?" "Hayır. Onyedi yaşındaki kızı Nanda için beyaz tenli ve Müslüman bir damat arıyordu. muazzam beyninize değen kurşunlar sizi aldanışa sevk ediyor.dit dit dit dıııııt . Müdür Bey. Denizin dibinde. Bay Moyi'nin Hindi sesi: "İki Müslüman. güvenli bir yerde tutun. Aman Allah'ım! Kıpkırmızı. Kulak diyorum.. Derken. Ankara'yı uyarmalıydım. biz burada dururken size... kafamın. fakat rica ederim Bakanlık Heyeti'ni koruyun. uluslararası ilişkilerle gönül ilişkilerini harman edeceksiniz. sanırım Afrika'nın sıcağı sizi biraz etkilemiş.. Şimdi kapatmalıyım. Şazeliyye Şeyhi Oruç Bey bana dönerek ayağa kalktı ve sesi yüzümde şimşek gibi sakladı: "YARIN!" Telefonda nakavt Elope Hotel'e kadar doping testinden kaçan bir at gibi koştum. lütfen bana inanın. Muhtemeldir ki. Yani Türkiye saatiyle 15:00-16:00 sularında!" "Neler söylüyorsunuz Fuat Bey?" "Bakın.." Bakanlık Heyeti'nin konuşmalarını artık uğultu halinde duymaya başlamıştım." İrfan Bey: "Sen ne biçim eşref-i mahlukatsın! İnatta ısrar ediyorsun?. Heyetin yarın orada olmasını engellemelisiniz! "Fuat Bey." "Rüyanızda mı gördünüz?" "Biliyorum.dit dit dit dıııııt ." "Onların haberi var mı yani?" "Sanmıyorum. Bakanlık Heyeti'ne saldırı düzenlenecek!" "Saldırı mı." İhtiyarların girdiği tabutlar kanlı denizde yavaş yavaş yüzmeye başlamıştı. Avami bir alaycılıkla öttü: "Siz şu anda Güney Afrika Cumhuriyeti'nde değil misiniz?" "Evet efendim. Sonunda... Lobide pusuya yatmış olan otel sahibi "Hint Zengini" Gamaka Moyi. anlayamadığım birşeyler söyleye söyleye bir bir tabutlara girdiler! Felç olmuştum. Ona göre. söyler misiniz." "Meraklanmayın. bu acil bir durum! Yarın heyet üyelerini güvenli bir yere nakletmeniz gerekiyor! Onları bakanlık binasından uzak tutmalısınız!" Özel kalem müdürünün keyfi gıcırdı.İrfan Bey kendinden emin: "Ben sizden handiyse beş saniye sonra kurşunlandım. Güney Afrika'ya kim ihbar etti?" "Bakanlık Heyeti. Muhtemelen beş sene öncesine aitti." İşin doğrusu Nanda'yı hiç görmemiştim.." dedikçe. Nanda ile evlenerek hayat maceramı 'renklendirmeliydim'. Fakat ben.. lütfen." "Hint Zengini. Bir hafta önce. Ejderi boyamak Ben can derdindeydim. fakat yanılıyor olsam bile tedbir almaya değmez mi sizce?" "Olabilir tabii. Hint Okyanusu vişne reçeli kazanı gibi kıpkırmızı kaynıyordu. En azından Heyet'e durumu açıklayın.. Sadece o aşağıdan çekilmiş. kızınız hakikaten pek şeker.. benim gözüm. ağzından nal gibi. sakin olun. ne münasebet?" "Evet. inanması zor. Yukarı bakıyorum: Bay Moyi bir helikopterde." Halilullah Efendi "Göz..... İrfan Bey "Kulak.. n'olur bana inanın Ezel Bey!" "Yarın gerçekleşeceğini söylediğiniz saldırıp nasıl haber aldınız?" "Bunu izah etmem biraz zor. Türk olduğumu duyunca çok sevindi. 5 . Evet. Bir türlü telaffuz edemediğim. sol kulak.." "Tamam." "Şaka mı yapıyorsunuz?" 26 "Hayır. Emniyet güçleri yarın da iş başında olacak.." Merdiven çıkarken birdenbire tepemde kahverengi kanatlarını açmış dev bir kumru: "Nanda ile Fu! Güney yarımkürenin en görkemli çifti. Ne kımıldayabiliyor ne de ses çıkarabiliyordum. iki genç. sol gözüm!." "Yo. Yine de açıklamayı deneseniz Fuat Bey? Yani bu komployu.. Ne dersiniz Bay Fu?" Plaj terliği gibi bir dil gerektiren Hint aksanıyla "Nanda" dedikçe..." "Öyle mi? Sizin rüyanıza göre program yapmamızı istiyorsunuz.. Heyet üyelerine tahsis edilen salon cevap vermiyor. iki hayat arkadaşı." Özel Kalem Müdürü'nün sesinden ezelî rakibini nakavt eden bir boksörün zafer narasındaki haz yansıyordu: "Anladığımdan emin olabilirsiniz Fuat Bey.. önce nefesini düzenle" der. bayramlık ağzını açıp düğünlük tngilizcesiyle sordu: "Teklifimi düşündünüz mü Bay Fu?" "Derhal telefon etmeliyim Bay Moyi!" Bakanlığın numarasını çevirdim." "Ezel Bey anlatamadım. Bay Moyi et derdinde... yalvarırım bu tedbiri alın.] Eskinin eskisi bir Çin atasözü "iktidarsızların vicdanı. Rüya." [Dit dit dit dınııt . çok mühim bir mesele için aradım sizi." Restoranın eşiğinde Nanda'nın fotoğrafıyla göz göze geliyorum. anlamıyorsunuz. Yâ Rabbim.. ne romantik!. Asansörün kapısı aralanıyor: "Kızım ve siz. gövdemin içinde dönüp duran soru şuydu: "Bütün bunlar ne zaman oldu?! Bütün bunlar ne zaman oldu?! Bütün bunlar ne zaman oldu?!.. ağzımın. ingiltere ve Hollanda'da rastlayabileceğin en güzel kızdır" diyerek bana elindeki fotoğrafı gösteriyordu: "İşte benim güzel Nanda'm.. karabasana dönüşmüştü." "Peki.. Hindistan..dit dit dit dıııııt . Yanlış mı anlamışım.. Güney Afrika. "Ezel Bey?" 25 "Buyurun?" "Ben." Kaç gündür rüyalarımda. duvağı açılmamış bir gelinlik içinde Nanda!." cepli kefen kostümüyle dolaşan arsız hayalet. Ezel Bey. Yarın ikindiden sonra.

Pilot. Dönüp baktım. arabasında sessizlik istemiyordu: "Ne iş yapıyorsunuz?" "Basın müşaviriyim. Bay Moyi sizi boşuna beğenmemiş! Ne bakanlığı?" Taksi bir sorgu odasına. Birbirlerine çok benziyorlardı." "Fazla vaktimiz yok" deyip. Adımı. nereden geldiğini bilmeyendir. Pamuk şekeri ve pişmaniyeden yapılmış gibi saçaklı. bilir misin?" "Nerden bileyim?" "Ejderi boyasan da derisini boyarsın." "Vay canına.. işte. kemikleri aynı kalır. Öteki. normal şartlarda asla 6 ." "Ne?!" Adam öyle bir güldü ki. işitme engelli kraliçeler bile duydu?" Konuyu iyi bildiğim bir alana çektim: "Eski bir Çin atasözü ne der ahbap. Sualtı aksanıyla: "Ne tarafa bayım?" "Havaalanına." Yükümüzün postal olduğunu öğrenince biraz şaşırdım... komisyonunu alıp toz oldu. fakat lavabo beyazı dişleri. hesabı nakit olarak ödedim. beyaz. tonton bir kadındı. Tel-Aviv'de akrabaları falan varmış. Pilot birden üstümü aramaya başladı. değil. 'Oteldeki Türk' müsünüz?" "Artık taksideyim." "Yoksa siz. diğerinde kibrit suyu gibi bir kahve. Heyet'in katledilmesine izin verme. mükemmel seyyah. Fakat işe yaramadı. sarı. Saat 17:30 olmuştu. değil mi?" Karşılık vermedim. pilotun karısıyla yan yana oturuyordum. [LINYUTANG] Bir elimde kibrit kutusu kadar bavulum." "Hangi ülkedensiniz peki?" "Türkiye. kamuyu da bilgilendirmişti. "ülkemdeki herkes bana kısaca 'Fu' der. Aşka resmen destek veren bir bakanlık bizimki. size iki villa ve bir düzine otomobil vereceğini.. İçiyorum. Sonunda havalandık. adıma bir bilet ayırtabileceğim. Bakanlık Heyeti'ndeydi. Şoför. mavi. Uçakta. "Takma kafana ahbap.. merak ettim. Lafı yokuşa sürdüm: "Ne dediniz?" "Hangi bakanlıkta çalıştığınızı sordum efendim?" "Gönül işleri Bakanlığı. Arkalarından kahveyi döküyorum. Bundan sonra ben de biriyle tanıştığım zaman ilk iş üstünü arayacağım. siyah." "Ah." 30 Yirmi yıl sonra doğan ikiz kardeş iyi seyyah. uçağın merdivenlerinden ağır ağır inip yanımıza geldi. partal bir kartal. Dick?" Lafa karışıp "Fuat Atıf Tufa" dedim." Minyatür bir bavuldan ibaret olan yükümü kapıp çıktım. sağdaki camdan dışarıyı seyre koyuldum. Hapishane hastanesinde ameliyata alınan bir idam mahkumu gibi dehşet içindeydim. taklit etmek özgünlüktür. yeşil. Koltuğunda ahtapot gibi yüzüyor mübarek. Bir kargo uçağı için fazla küçüktü. Civardakilere "Elveda!. Odamın anahtarlarını resepsiyona teslim ettim." "Biraz kafam karıştı" dedi.. Uçakta yer yokmuş." "Haydi. bir gecekonduydu sanki. Benimle bir daha asla görüşmeyeceğini bildiği ve galiba cahilin teki olduğumu düşündüğü için. Pilot. "Benim de.. karnında ikiyüzelli kişiyle Anadolu'ya doğru uçmaya başladı bile. nereye gittiğini bilmeyendir." Adam bana Tel-Aviv'e kadar bir kargo uçağıyla gitmek isteyip istemediğimi sordu. Şoför. Yüzüm buruşuyor." "Turist misiniz?" "Yo." "İkisi de aynı şey değil mi efendim?" "Hayır dostum. kartları kader karıştırır.. Otelin bahçe kapısının karşısında dizilmiş. Pilot göstergeleri yumrukluyordu! Tayyaremizin vidaları gevşemişti. Ezel Zelzele'ye izan ihsan eyle. Derhal kabul ettim." "Yapmayın lütfen. ihtiyar katırı ürkütmesem iyi olacaktı. Edgar Poe" deyip neşeyle elini uzattı. arada bir tokatladığı direksiyonu tutmadan kullanıyor arabayı. seyyahım. İyi fikir. "Memnun oldum Allan. 37." "Öyle mi? Hiç duymamıştım. Ne taşıyordu acaba? Cüceler için fincan mı? Bu kanatlı. Bindiğim taksi Güney Afrika Cumhuriyeti bayrağının renklerine boyanmıştı: Kırmızı. Elindeki işe ara verip bana açık yeşil bir içecek ikram ediyor. Cuma namazını Kocatepe Camii'nde kılmam işten değildi. Bir tek kafadan ve ağızdan bu kadar çok soru art arda çıkamazdı. Bay Moyi içeriye sızabilirdi. Çenesini yargıç tokmağı gibi kaldırıp beni işaret ederek sordu: "Kim bu çocuk. Bir iki saat içinde vize alamazlardı. harika. yedek yolcu listesine kaydettirdim. Konuyu değiştirdim: "Biraz hızlı sürebilir misiniz?" "Bu yolda hız limiti saatte 50 mil efendim. mayhoş. bir an sizi o sandım. Dick'in ihtiyar versiyonu. Yahudi'ymiş. Çantamı Dick didik didik aradı. Bir Çin darbımeselidir: "Yerin kulağı varsa. Pilotun yaşı. 350 verdim. kendini ünlü yazarın adaşı ilan etmişti. uçağınızın kalkmasına neredeyse üç saat var. sen de oynarsın" dedi bir ses. böyle bir şey mümkün değildi. ikisi de maden işçilerini andırıyordu. dilim damağımda saklıyor: "Nedir bu?" "Çakal eriği likörü." deyip el sallayarak kendimi dışarı attım. O da bana.. Bütün mesele duygularla ilgili. şoför de üniformalı ve yedi başlı bir ejderhaya dönüşmüştü. kapıların da gözü vardır.. "Ne demek bu?" "Eski bir Çin atasözü. Uçan halı üzerine inşa edilmiş bir köpek kulübesi.. Uçağa binmemi engellemek için belki de bütün biletleri satın almıştı?. oniki saat sonra Ankara'ya varırdım. Eski Çin'de bir söz vardır: "Yabancı topraklarda. Havaalanında beni avlayan adam ise otuzbeşinde filandı." Ben de kollarımı açtım. tahminen ellibeşti. Odamda fazla oyalanmadım. görüyorsunuz ya?" "Bay Moyi'nin. Ankara yolcularıyla dolu uçak havalanıyor." Eğer yolcu uçağına binebilseydim. az kalsın arabanın kaportası yamulacaktı: "Bir tür seks bakanlığı mı bu?" "Bilmiyorum. görevli kızdan havaalanının telefonunu istemiştim." Anlaşılan kaynatam olmak için can atan Bay Moyi. kulakları arasına kolye gibi dizilmişti. Kafa karışıklığı sık görülen bir şeydir." "Bay Moyi'nin size Nanda'nın yanında vereceği hediyeleri romantiklikten mi reddettiniz?" "Neden bahsettiğinizi anlamıyorum?" Aklım. Hemen harekete geçersek. Hayır. nerede?" "Bir bakanlıkta. neden seks bakanlığı var?" Arabadan atlamamak için kendimi zor tutuyordum: "Halkımız çok romantiktir. kızı için seçtiği bir Türk'ten söz ediyor herkes. Uçağı görünce fikrim değişti: Kocatepe Camii'nde cenaze namazım kılınabilirdi. Ülkenizde nüfus mu fazla.Nanda'yla görüşmeden yola koyulacaktım. lunapark oyuncakları gibi cafcaflı taksilere yöneldim. Siyahi şoförler palmiye gölgelerine çömelmiş kara kara düşünüyorlardı. ilk Ankara seferi otuzaltı saat sonraymış! Halbuki otel resepsiyonunu aramış.. "Adım. pembe. ben de Cemal Süreya. Üstelik. Vay canına! Bu besbelli Bay Moyi'nin işiydi.. 400 dolar istediler. Bizim ihtiyarlara bir şey olmasın diye içimden dua ediyordum: "Allah'ım rüyamda gördüklerim orada kalsın n'olur. AİDS mi yaygın.. demir kuş. israil ordusuna askerî bot taşımak. beyaz. sarılmak ister gibi kollarını açtı pilot. Dick de pilotun yirmi sene sonra doğmuş ikizi gibiydi.

Adam potinlerini çıkarıp çorapları oracıkta giyiverdi. Stockholm sendromuna yakalanan Ören Bayan. Olanlara inanamıyordum. herkesin tek tek üzerini arayıp cep telefonlarını. şimdi de ingiliz diplomatlarla aynı saftaydım. birkaç saat sonra Ankara sakinlerinin ayaklarını yerden keseceğim.bulaşmayacağım bir işti. Kayboluş seferi [Lalita Lal] Turistler dünyayı ele geçirdi! [KURUSH KUMAR. Önce İsrail askerlerine bot taşımıştım. cüzdanları. Bir an önce harekete geçmeliydim. Çünkü. Lütfen sakin olunuz. Kimsenin canı yanmayacak.. rehinelere hostesler gibi gülümseyerek tatlı sözler söylüyorlardı: "Sizinle. Bizi apartopar Boeing 767'ye. Korsanlar. temizlikçiler. Filistin İntikam Tugayı'na mensup olduklarını söyleyen bir grup hava korsanının eline düştük. İlk karşılaşmada aranmaya alışmalıydım belki de? Bu aramalar sırasında. Sağolun. alışverişe. elbette" derken belindeki tabancayı çekip şarjörü çıkardı. Çok naziksiniz. hakkında hiçbir şey bilmediğimiz Türkiye'nin. bilet alıp almadığını sordu. ellerindeki otomatik silahlar iyilik perisinin sihirli değneği gibi görünüyordu gözüme. biliyorum. Boş bir kafa. Ertesi gün fotoğrafım Newsweek’in kapağındaydı. saatleri. Zamanımın. Yine de Bay Fu'nun gizlice birkaç fotoğrafını çektim. rehberler. Bay Fu ile Nanda biraraya hiç gelemediler. çakmakları. Patronum. ingiliz diplomatların bulunduğu uçağı zapt etmişlerdi. Onbeş saat süren yolculuktan sonra vardığımız Tel-Aviv'in dumanlı göğünde bizim külüstür tayyare irtifa kaybediyordu. Kontrol kulesinden gelen uyarılara rağmen. Arkamdaki centilmenden anında kurtulup aşağı atlayabilirdim. Yeğenler. Her şey yoluna girecek. Kadın bir çift çorap örmüştü.. Havaalanı. Bay Moyi kadar emin değildim doğrusu. "Bu uçak israil hapishanelerine benzesin istemiyoruz. bodyguardlar.. Nanda'nın da onun fotoğraflarını görmeye hakkı olduğunu düşündüm. toplayarak bez torbalara doldurdular. diğeriyle silahın namlusunu şakağıma sürtüyordu. Telefon edip "Bay Fu ülkesine dönüyor" dediğimde. uçağımız öksürüklü bir akbaba gibi sarsılı sarsık alçaldı ve yere çarpıp sürüklenerek Boeing 767'nin kanadının altına girdi. Çünkü kulaklarımıza inanamıyoruz." Kar maskesinin ortasındaki mahcup gözlere baktım: "Kurşunları boşaltırsanız. Teşekkürler. Lalita Lal. Garsonlar. masörler. Herkes görsün. Öğlen olmuştu. Olmaz olsundu. Çorapmış. takvim yaprağını gün bitmeden mi koparalım? Unutun bunu. abartmayayım. Kalkıp gittim. göz nuru çorapları militanlardan birine hediye etti.. böyle tatsız bir vesileyle tanışmak istemezdik. objektiflerini bize doğrultmuşlardı. önümüz kıştı. ecelin şifası olmadığını bilir. kuaförler. Bizim iş defileden pek farklı değil. sigaraları.. Yüzmeye. Uçağın 150 metre kadar ötesinde kurulan uzun barikatın arkasında siper alan muhabirler. "sadece kameralara poz vermek için.. barmenler. yüzlerindeki kar maskeleri bir tebessüm kalıbı. adını ilk defa duyduğumuz başkentine." Ret: "Ne yani. nereye gitsem orada yerçekimi ortadan kalkıyor. bir ameliyathane koridoru gibiydi. Hayat harbiden tuhaftı. şarkıcılar. "Hayır" dedim "henüz değil. kulağıma eğilerekten "Bunu yaptığım için özür dilerim dostum.. dansözler. Tamam. kime kısmet. Bay Moyi'ye durumu bildiriyordum. Halbuki. Nanda'nın Bay Fu'yu sırf beyaz tenli bir dindaşı olduğu için sevebileceğinden. Bu arada.." Flaşlar patladı. Allah sonumu hayreylesindi. hava korsanlarıyla israilli subaylar arasındaki atışma uzadıkça uzadı.. rehinelerin arasına naklettiler. örgü örüyordu." Laf lafı açtı." Biz Hintliler. el çantalarını. Ya siz?". Nişanlıma sorarsanız. Çok üzgünüz. uçakta Bay Fu'ya yer bırakmamaktı. istediklerinizi alacaksınız.. tesadüflerin de takviyesiyle felaket katına yükseldi. Uçağın kapısını açtılar. Militanlardan üçü. büyükannesini ziyarete gitmişti. pilotun karısı elinde şişler. Militanlar. kılımıza zarar vermezler" düşüncesindeydiler sanırım. bekçiler. Ne de olsa güney yarımküreden kuzey yarımküreye uçuyorduk.. belki torunların ayakları üşümesin. Cevap vermedim. sizce sakıncası yoksa. Kudurmuş yamyamların çiğköfte partisi 7 . Nanda annesiyle birlikte Bombay'a. kendisine haber vermemizi emretmişti. adam arkadan bir eliyle boynumu kavrıyor." Nükte: "Bunu derhal bir bez afişe yazın.. Uçağa binen elemanların her birine tam maaş ikramiye vaat etti. Adamın kılına zarar vermeden kellesini uçurmak Aksilikler. İstediği asıl şey. kaybolmaya yollandık! Şu anda uçaktayız. Yardımcı olduğunuz için minnettarız. kalemleri." Bir iki saniye düşündü ve İngiliz pasaportu taşıyan tüm personeli ilk uçakla Ankara'ya tatile göndermeye karar verdi. Bay Fu'nun otelden her çıkışında. Maksadımız sizleri incitmek değil. Hayattan derin bir nefes çektim. makineli tüfeklerin namlularıyla karşılaştık. pek hoş bir duygu değil. boş bir silah. eşikte durdum. bahçıvanlar. laf aramızda. Kapılar açıldığında." Öylesine kibardılar ki. bari boş konuşmayalım" demekle yetindim.. Soru: "Rehinelerin durumu nasıl?" Cevap: "Hapsettiğiniz Filistinlilerden iyi durumdalar. Bir keresinde benim de başıma gelmişti. hiçbir ordunun kılık kıyafet nizamnamesine uymayacak çeşitlilikteydi. neden olmasın?" "Ah. Sonra uçağın pencerelerine Filistin bayrakları asıp pankartlar gerdiler: "Masum insanlarla dolu israil zindanları boşaltılsın!". Kime niyet. inanın bana. Eleman. Cinai Kinayeler] Bay Fu'nun başına bu çorabı Bay Moyi ördü. Nişanlımın benim için söylediği şu sözü. Dört saatlik. Nanda harika bir kızdır. Güney Afrika'nın Angelina Jolie'ye cevabıdır. şimdilik. bellboylar. görelim.. Şubat'ın 25'iydi. Militanlardan biri sevecen bir jestle beni yanına çağırdı. çalgıcılar. Onun yerine "Estağfurullah. şoförler. bir an önce havaalanına gitmemizi buyurdu! Ankara'da bir iki gün kalabilir ya da gider gitmez geri dönebilirdik. Besbelli çocuklar içindi. çiçeği burnunda bir rehineydim. Flaşlar patladı.. gezmeye. "Beyefendi. kafanıza silah dayayabilir miyim? Samuray. kadın. gecikmeye ayırabileceğim kısmını kullanmıştım. Beni Tel-Aviv'e getiren pilot ile Yahudi karısı hallerinden memnun görünüyorlardı. boşta kalan örgü şişlerini almışlardı. çorap için kullanılan renkler.. tabancaları." Vaat: "Konuşarak halledebiliriz. aşçılar. nereye giderse gitsin." Rica: "Pankartları indirin lütfen. herkes beni hostes sanıyor. Onbeş dakika içinde İsrail askerleri ile 'bizimkiler' arasında pazarlık başladı. "Bu adamlar kellemizi uçursalar bile. Elope Hotel'in resepsiyonunda part-time çalışıyorum. Adım. o kadar güzelim ki. derhal biletleri ayırtıp. Eğer bu doğruysa. Yapmadım. belki Nanda daha çok hak ediyor: "O. Uçak böyle yavaş giderse. "Yanlış anlamayın" dedi. israil ordusundaki bütün askerlere çorap örebilirdi... bazen neşeyi aşk zannederiz. tam otuzüç kişi. Flaşlar patladı.

bitmeyen bir tıraşa başladılar. Dışarıda. Ebediyetin Faydalan] Bir zamanlar Çin'de şöyle denirmiş: "Savaşta öldürülürseniz. Bir polis helikopterinin etrafını dolanırken Ezel Zelzele'yle burun buruna geliyoruz. Türk hükümetinin resmî görevlisi olduğuma inanmak istemiyorlardı. Bembeyaz takkesi. Sarı Vosvos'umla Ankara'yı bir uçtan bir uca yüzerek geçtim. Birkaç televizyon muhabiri arkamdan seslendi. Ayakta durmayı. Sirenler. bir güvercin gibi tabiatla uyum içinde kendi hayatımı çekip çevirmeyi bellediğimi sanıyordum. köpekbalığı kaynıyor. kırkıncı kez Hacca giderken çok ümitliydi.. nefes almayı. Bakanlık binasının merdivenlerinden cehennemin bodrum katma iniyorum. aksakallı ihtiyarlar kıpkızıl bir bataklığa fırlatılmıştı. Üstat Selman Elma'nın kalbinin üzerinde yumruk kadar. kolları iki yana açık. ambulansların oluşturduğu çarpık koridorlardan sendeleyerek geçtim. Geç kalmıştım. hayatının şampanya dönemini çoktan geride bırakıp ıhlamur evresine ulaşmış bir kadının sesi beni uyarıyor: "Sürücülerin zincir. gökyüzünün hareketlerini tartmayı. Şeytanın kuaförü gibi.. kanımın damarlarımda pıhtılaştığını hissediyordum. yolunmuş kırmızı güller gibi. susmayı. Sakalları kızıla kesmişti. Radyonun düğmesini çevirdim. sanırım Mazhar Baba'ya aitti. Örtülerden birinin altından görünen. Dünden kalma bayat bir kar. şeytan görmüş bir keçi yavrusu gibi. oturmayı. Gazeteciler. tımarhane mutfağında pişmiş akrep zehiri reçeliyle doluydu sanki. Halilullah Efendi'nin bir kulağından girip ötekinden çıkmıştı.. gözlerini kapatıyorlardı. [ZHANG ZAI. Seyyah Sadık Bey. Kalabalık. Kudurmuş yamyamların çiğköfte partisi henüz sona ermiş gibiydi. Günlerdir otoparkta bekleyen sarı Vosvos'uma atlayıp gaza bastım. çimento fabrikası bacasından çıkmış gibi pis bir gökyüzü. fakat yanılıyordu. Her şeye hayret ederdi. dilini. telsiz cızırtıları. uslanmış. Giysisinde kızıl çizgiler oluşmuştu. [SHANC SHOU.. Siyami Bey'in alnında bordo bir delik.. Tabanları yağlıyorum. Bu şehir. Yüzünün bir kitaba gömülü olduğunu fark edince doğrusu şaşırmadım. gövdesi. Polisler bile ayakuçlarma basıyor. Dalyan Efendi. artık sakinleşmiş. artık vişneçürüğü.. Feridun Bey'in elleri. başının arkasından saplanmış olmalı. buyur eden. önde kova ağzı büyüklüğünde bir delik açılmasına ve iç organların dağılmasına sebep olmuş. Ulvi Efendi'nin yüzünde. dişlerini paramparça etmişti. yürümeyi.. Koşarak toplantı salonuna vardım. Midem. Polisler. cesetlerin üzerini örtmekle meşguldü. saçılmış ezik et kırıntıları ve milyonlarca kan lekesi parlıyordu. bir şehri boyamanın en kötü yöntemidir. Çıktığımı fark eden bir kadın muhabir. elinde mikro-teyple bana doğru koşuyor. cinayetin dumanıyla sarmalanarak yükseliyordu. Eşikten içeri bakınca. yedi ay önce kurulmuştu. Kader hem zamana 8 . Hazin vazife başlıyordu. Yerler vıcık vıcık. Ayaklarını yerden kesecek şekilde kaldırdıktan sonra sağ avucumun bileğimle birleşen kısmıyla göğsüne sert bir darbe indiriyorum! Bakanlığımızın özel kalem müdürü havalanıyor ve ertesi günkü Hürriyet gazetesinin manşetine konuyor. Bakanlık Heyeti'nden feyiz almıştım. İkizini idam eden bir cellat gibi. Çok feci. "Hepimiz Osmanlı torunuyuz" filan deyip boynuma sarıldılar. hal hatır soran. kanla dolu bir çukur. Bakanlık Heyeti'nin tüm azaları öldürülmüştü! O nur yüzlü. ikramda bulunan biriydi. düşmemişti demek. Ankara'daki İsrail Büyükelçiliği'nden gelen bir onay mesajı sayesinde yakamı kurtardım. Gönül İşleri Bakanlığı. Ankara'yı yüzerek geçmek Herkesin üç kişiliği vardın Ortaya çıkardığı. fren çığlıkları. Rüyamda sol gözünden vurulduğunu söylemişti. kırıntılar halinde yağıyor. Zıpkın yemiş gibi birden duruyorum. kendi dışkısını yiyen uyuz bir domuzun kusmuğuna nasıl bakılırsa öyle bakıyorum. Müslüman olduğumu daha önce söylemediğim için sitem bile ettiler. Buna karşılık Rahip Moju Ming'den Javaca-Do felsefesini ve dövüş sanatı tahsil etmiştim. ciğerler kanlı püreler halinde dağılmıştı. İslam Tarihi Uzmanı İrfan Bey haklıydı: Kurşunlar.. helikopter patırtıları birbirine karışıyordu. Hafız Behzat Efendi belinden vurulmuş olmalı.. Besbelli göğsünü yatay olarak biçen kurşunlara da "Safalar getirdiniz" anlamında gülümsemişti. Arkadan giren kurşunlar. 233-297] Adrenalin sarhoşu olmuştum. kapattım. Besbelli. Her zaman selam veren. yapış yapıştı.. beyinler akmış. koşuşturan görevlilerin ayak sesleri. Onu son yolculuğuna uğurladığımız duygusuna kapılmış ve kendi cenaze merasimini özenle.. Feridun Bey ona sık sık "Sen ne biçim Bektaşi'sin arkadaş. feleğin çemberine sıkışıp kalmışsın?" derdi. Fî tarihinde. samimiyetle tasarlayan Sadık Bey'in ardından gözyaşı dökmüştük. cesedinizin düşmanın yüzüne bakmasına dikkat edin. dinlenmeyi. Bakanlık Heyeti ise yirmidört haftadır faaliyet gösteriyordu. İsrail polisine laf anlatana kadar canım çıktı. "kaderi duyumsamak"tan söz ediyordu. Delik deşik cesetler hâlâ tazeydi. bağrışmalar.. işaretparmağı kalkık gevşek yumruk. 974-1079. Bu kısacık sürede. Altmışüç yaşında. rüzgarın uğultusuna kulak vermeyi. Çinli bilgeler "Nehrin kıyısında sabırla beklersen. Hayrete düşmüş gibi bir hali var. Gençliğimin üç senesini Tibet'teki bir manastıra bağışlamıştım. Ölümün buharı. bir bambu ağacı gibi. nehri de taşırmıştı. Gönül İşleri Bakanı Mithat Hattat'ı çembere almışlar. silbaştan öğrenmiştim. Ber HavayoUarı'na ait kiralık bir uçakla göğe yükseldim. bacakları isabet almıştı. Kapıdaki polislere kimliğimi gösterip içeri girdim. Sağ salim geri dönmesi enikonu sürpriz olmuştu. elleriyle ağızlarını. Sol elimin parmaklarını bükerek çenesinin altına kenetliyorum. Sonunda. durulmuş olmam gerekirdi. cesetlerini takozla ezdikten sonra çekme halatvyla bağlayarak bir dağın tepesinden çığ gibi yuvarlamak iyi olurdu." Bakanlık Heyeti'ni katleden yedi kişiyi zincirle döve döve öldürüp. Mermi.. Anlaşılan suratını elleriyle korumaya çalışmış. Dalyan Efendi'nin başı. Oruç Bey toplantı masasına kapaklanmış. Üç dört parmağı kopmuş. takoz ve çekme halatı bulundurmaları istendi. Etraftakilere belli etmeden. Karnında kocaman bir gedik vardı. Kafamın içinde dönen binlerce pervane duruyor. Hesabıma göre. * it * Bakanlık binasının önü mahşer meydanı gibiydi. Hatip Halilullah Efendi'nin gözleri açıktı. Ezel Zelzele kalorifer kazanma kilitlenmiş bir bostan korkuluğu gibi dile geliyor: "Hepsi ölmüş mü?" 40 Ona. Nehre indiğim anda sabrım taşmış. Aldırmadım. Boynunun sağ yarısı bir canavar tarafından ısırılmış gibi yırtıktı. sahip olduğu ve sahip olduğunu sandığı. Uzun süre ayakta kalmış. Bağırsaklar dökülmüş. gülümsemeyi. göğsüme balyoz yemiş gibi sarsıldım. Mermiler çenesini. kanatlarından kan sızan kitabı usulca çekip paltomun içinden koltuğuma sıkıştırırken kapağa göz ucuyla baktım: İdris Shah Tales of Dervishes. melekleri ağırlayan bir ermişin tebessümü.. tüm düşmanlarının cesetlerinin yüzdüğünü görürsün" dermiş. kıyametten sağ kurtulmuş bir deli gibi ağlıyordum.." Saat 13:00 sularında Filistinli militanlar beni serbest bıraktılar. ruhunu Kabe'de teslim etmek istediğini söylerdi hep. Polis arabalarının.Katliam. Arkasında da fotoğrafçısı. Dünyaya az önce gelmiş gibiydi hep. Konsantre olmayı. Acil servis elemanları sedyelerle salona girdiler. Kurşun delikleriyle kalbura dönmüş beyaz duvarlarda.

fakat bilirsiniz. Çok acayip. olay gerçekleşmeden veriyor! Yakarı değirmeni gibi.. Moju Ming "Ebediyet. onu hareket ettirmek. Buna mukabil. kara haberi. Ya da içimizi derin bir şükran duygusu ve yaşama sevinci kaplıyor. sinemalara. insanın en ince ve en keskin ayrımları temsil eden sınırda hareket etmesi demekti. Program. düğün masraflarının önemli bir kısmı peşin olarak karşılanıyor. 9 . hayatı bir skandal silsilesi gibi algılamamıza neden oluyor.. bizim Ninja tosbağa da sarı Volkswagen kullanıyor: Hurda bir tost makinası. Tam bir skandal. Göğsümde barut macunu gibi bir öfke kabarıyor. Ankara'da Bakanlık Heyeti ile birlikteyken de. Son genel seçimlerde tek başına iktidara geldik. Sayın bakan ellibeş yaşında. 48 Herif o derece şomağızlı ki.. savunma sanatlarının kalbinde gizlidir. yirmiiki kişilik bir heyet tayin etti. Zaten birkaç paragraf sonra işim bitecek.Hakikat akılla değil. Vejetaryenmiş. Radyonun sesini açıyorum... Ondokuz ay önce kuruldu. Bitmiyor. metroya para ödemeden binebiliyorsunuz. Tom Waits. lanete dönüşmesi işten değil. silecekler açıyor. Yazıktır. Tibet'te Moju Ming'in dizi dibindeyken de. Bakanlık Heyeti'nden seçtiğiniz bir üye ile görüşüyorsunuz. Sözlerine niye inanasınız? Kitabın son sayfasında olduğunuzu varsayamaz mısınız? Ha? SON Hâlâ okuyorsunuz demek. onu ancak terbiyeden sonra gelen olgunluk sayesinde kavrayabilirdik... Tom Waits'in ağzı kulağıma yaklaşıyor: Göze göz alacaksın. bekarlığının yirmidokuzuncu yılında. ancak aşkla işler. mahremiyetle mukayyet olsa gerek. teslimiyette. lafı hep aynı yere getirmişti: "Ezel Bey. Sizin namınıza üzüldüm. Her ikisi de AŞKart'lı çiftlere faizsiz konut. Ya da "Allah mübarek etsin. 2. 3. Ön cam. Samimiyetimizin fark edilmesinin bir mükafat niteliği taşıdığı aşikar. Değerli vaktinizi daha fazla boşa harcamayın. Ondaki siyaset yeteneğini görmek için mikroskop gerek. nefsimize. Aptallar daima ömrünün baharındadır [Ezel Zelzele] Bu satırları yazarken bir elimde tabanca. belediye otobüslerine... Çöl Tarzan'ı.. meczupları. vicdanımıza. Başbakanın kartvizitiyle dişlerini karıştırıyor. sağlık. onu evinizin bahçe kapısında görmek istemezsiniz. sanat. Beni uygar kılan koşumları kemiriyorum. devlete ait müzelere. Özellikle gençlerin oy kullanmaları ve bizi desteklemeleri için yoğun çaba sarf ettik.. Tarım Ve Köy İşleri ya da Orman Bakanlığı'nı gözüme kestirmiştim. Ben kurucu üyelerdenim. protokol umurumda değil. kalbimi bir sırlar mezarlığı olarak düzenlememe imkan verecek işaretleri keşfetme yolunda yürüdüm.. Sonra. arka koltukta mikrofona eğilmiş Black Wings şarkısını söylüyor. Millî Eğitim Bakanlığı ve Kültür Bakanlığı Yaymları'ndan kitap setleri. yani Performans ve Azim Partisi. Fu denilen bu uğursuz zibidinin anlattıkları baştan sona zırva. tramvaylara. Yuvalarımız gibi.. Başkanımız Bekir G. Gönül İşleri Bakanlığı'nda görevlendirilmeyi ummuyordum. diğerinde kılıç tutuyorum.Hakikat. AŞKart sahiplerine dikkate değer indirimler. otomobil. eylemlerimizin anlamını tehlikeye sokar" derdi. Fakat bu öyle bir mükafat ki. işte bu kahvaltı çayına tost banan angut bakan olunca. fanilik fikri. Mithat Hattat bakan oldu. boğazına dayanmış paslı bir bıçak. İçinde bir karga iskeleti taşıyor. vapurlara. Ne de olsa ziraat mühendisiyim. Bakanlığın hazırladığı matbu bir form doldurarak kimlik bilgilerinizi. kravatı. Her neyse. Şöyle diyordu: "Her şeyin başı aşk. soğan kabuğu gömlek. üzerine de vesikalık fotoğrafınızı yapıştırıyorsunuz.[tarihe ve an'a] ve mekana [uzaya ve vücudumuza] yayılan. bilincimize yani varlığımızı teşkil eden yoğunluk bölgesine odaklanan gerilimin adıydı. Dağılması an meselesi. ister istemez üstünü de çiziyor. dişe diş Tam da Kitap'ta yazdığı gibi Takipten asla cayma Ve sakın ha unutma Masadaki hiçbir herifin tipini. Devlet orkestrasının konserleri için de aynı şey geçerli.Tasavvuf bir savunma sanatıdır.. Ayrıca birçok özel kuruluş. içinden "Bakanlığımız aşkınızı maalesef onaylamamıştır" yazılı bir kağıt çıkıyor. eğer sevdiğiniz kişi sizi seçer ve onun aşkı da bakanlıkça onaylanırsa. ümit ile korku. Toplu taşıma araçlarına. Aşkınız resmen tasdik edildiği takdirde zarfta plastik bir dijital kart buluyorsunuz: AŞKart. İnanmak. Sanatoryum kaçkını gibi.. 1899-1951. Bir siyasi parti. Siz bana bakmayın. Bu kartla. Üç husus. parktaki at heykelini dört nala sürmekten daha zor. Suratı mantar ağacı. İyi ile kötü. Bakanlıktan çıkarken Halilullah Efendi'nin gözlerini açık unutmuşum gibi bir hisse kapılıyorum. kendini sadrazamın sol t.] gibi. 1989'da idam edildi.. yatırım ve tüketim kredileri veriliyor. Diyelim siz birine âşık oldunuz. Bana sorarsanız. Sıranız gelince mülakata çağrılıyorsunuz. kendi samimiyetinin altını çizmeye kalkıştı mı." Dalga geçtiğini düşündüm. millî maçlara bilet gibi bonuslar kazanıyorsunuz. Dahası. ankesörlü telefonları bedava kullanabiliyorsunuz. cesaretle bulunur. her hapşırışında şapkası başından uçuyor. iradenin forsunu aşan bir imkan vardı ki. tekerleğin icadından önce üretilmiş sanki. hayırla tamamına erdirsin. ekonomi. insanı bir fiyasko figüranı.. dervişleri. uçak yolculukları. Siyaset. eğitim. trenlere. Sonra da adresinize sarı bir zarf postalanıyor. PAP." Ve seçmen aşka geldi.. Ted Bundy [ABD'li seri katil. An geliyor. İki cihanda yüzünüz gülsün" notu.. Feci şekilde sıska.. İnsan. hacıları. avantajlar sunuyor. ödül ile ceza. zihnimize. Çünkü kibirli. daima ömrünün baharındadır. iletişim bilgilerinizi. gönlümüze. dünyanın öbür ucundan telefon edip. sevdiğiniz kişinin adını beyan ediyor. Beyninin kayışı sıkışmış bir hödük. meydanlarda ve medyada "İktidara gelince Gönül işleri Bakanlığı kuracağız" vaadinde bulundu. hayvanat bahçelerine önceden rezervasyon yaptırarak ücretsiz gidebiliyorsunuz. helal ile haram. 'namahrem' bir elden alındığı takdirde. Çekirge. devlet işleri. Benden günah gitti. Çok ciddiyim. tam bilemiyorum. Fu Bey. gönül işleri hep birbirine karıştı.. hocaları bakanlığın başına sardı. fakat galiba hayatlarımızın biçimlenmesinde formüller kadar sırların da etkisi var. Cennet ile Cehennem arasındaydık. aptallar zinde olur. Kader mekanizmasını çözmek imkansız. dili ceviz yaprağı. Atın gitsin. basireti kördüğüm olmuş biriyim. prosedür. belli tatil beldelerinde geçirebilecekleri bir balayı finanse ediliyor. günah ile sevap. kapılarını teselliye kapatmış. göz gibi açılıp kapanıyor. Burnu öyle havada ki. devletimizi de güçlendirecek olan aşktır.şağı sanıyor! Yeryüzünün fethini yeni tamamlamış kumandan gibi dolaşıyor bakanlıkta. Dokuz Canlı Bitki] Elinizdeki kitabı okumaya devam etmeyin. evreni bir karambol kumkuması [çanağı]. Sizi temin ederim. biz de meclise girdik. Babaannesinin gardırobundan giyiniyor: Yanmış mukavvadan bir ceket. Gezegenimizin onsuz da dönebileceğine inanmıyor. Otluyor.. n'olursunuz Bakanlık Heyeti'ni koruyun. Araba. doğru ile yanlış. ilahiyatçıları. Şeyhülislamlık görünümlü Gönül işleri Bakanlığı yedi aydır faaliyet gösteriyordu. Tarikat liderlerini. Din işleri. yuvasına şofben takılmış bir leyleğin şaşkınlığı var. Artık bütün tembihleri unutmuş. Bakışlarında. [HONG HUA HUI. Devlet tiyatrolarına. hem de bizzat bizim ruhumuza. Kar ön camı kapatıyor. Samimiyet. zihnimde yer etmişti: 1.

pekala." Ayaklarım sabit. münasip bir karanlık üretebilirim belki?.. Hikmet Mete Tetik. Kapıyı açıyorum. Bakanlığa gidip durumu öğrenmeliyim. Ufuk çepellenmişti. Sadece ikiyüzyetmişbir kişi... Size onu tanıtmakta geciktim. Derken. Kalp krizi geçirenler. AŞKart'la sevgililer ancak beleş mezara gireceklerdi. Kılıcını baston olarak kullanan Samuray Kılıcını baston olarak kullanan bir Samuray kadar bitkindim. kabine üyelerinin de AŞKart alıp al [almayacakları tartışılıyordu. Komünist bir gerilla grubu? Daha neler. İzdihamdan da öte bir şeydi. kavgaya tutuşanlar. Tahir Fettah Çalapala. Bu kitaptaki harf sayısı kadar insan toplandı. Ardından. Portmantodan pardösümü alıp sırtıma geçiriyorum. Haydutların. savaş da muallakta kalıyor. Müntekim Gıcırbey'i anlatmak için kelimeler yerine narkoz buharı kullanabilseydim isabet olurdu. televizyon muhabirleri. yerli ve yabancı basında sürekli bizim bakanlıktan bahsediliyordu. beni zımbalayıp başkalarına yetişecek belli ki. Bir adım atıyor. birdenbire bahar gelen evimin ortasından bir dere akmaya başlıyor. Ve donup kalıyorum. Bu arada. Yabancı bir gizli servisin işi miydi? Hiç sanmam. Buna bayılıyor. bakanlığın basın müşaviri. Tabancayı bırakmadan suratına alelade bir yumruk indiriyorum. Şebnem Şibumi adında bir kıza yakmış abayı. Bir de aylık bülten hazırlıyor: İlan-ı Aşk. Bakanlık binası önünde kuyrukluyıldız büyüklüğünde kuyruklar oluştu. ellerimi kaldırarak hafiften geri çekiliyorum.. Menderes Kıya. katillerin liderinin "S. Hiperaktif moruklar. Aşkı bakanlık tarafından onaylananların birer fotoğraflarının. Vampirden geriye bir akvaryum yılanı kalıyor. Artık başıma iyi veya kötü hiçbir şey gelmez duygusundaydım. Meraktan çatlayacağım." Düşman muğlak olunca. dilenciler. aşkına resmiyet kazandıramayan kimse.. Şüphelendiğim adamların sayısı dokuzdu: Ekrem Eşkinli. Burnuma bir Smith&Wesson yapışıyor! Namlunun diğer ucunda vampir maskesi takmış bir adam. "Deli gibi seviyorum" diyen. Cüzdanları şişkindi. kiralık katiller tutup Heyet'in üstüne salmıştı. Bu sayfayı sükunet harcıyla sıvamak istiyorum.. ilk iş sigaraya başladım. Kafasını devletin duvarlarına vurmuş. Bakanlık Heyeti'ni katletmek kimin işine yarardı ki? Heyet'ten. televizyonlarda Heyet'e ateş püskürülüyordu. ekrandaki yüzlerine uzun uzadıya bakıyorum. bu Öztürk Serengil [1930-1999] şivesi de neyin nesi? "Tamam. temkinlice gerileyip etrafa bakışlar fırlatıyor." Herifin acelesi var. gövdemi yavaşça sağa döndürürken.. O halde neden bakanlığın onayını almak istemişlerdi? Herhalde sevdiklerini etkilemek için. evin içindeyiz. Heyet lağvedilsin diye gırtlak patlatıyorlardı. bayılanlar. Elli yaşın üstündeki Şahin Dehşet.. Katliam... Acaba silahlı bir hırsız mı. Bir yolunu bulup harf denilen şu lekeleri biteviye çoğaltsam. Otopsi raporlarından da bazı ipuçları yakalanabilir. Seyyar satıcılar. Galiba yanlış yerde sondaj yapıyordum. Güney Afrika'da gördüğüm rüyada. genci. İhtiyarlık hakkındaki hüsnü kuruntum beni hataya sürüklememeli. AŞKart'a layık görülmeyenler. şiirler filan da bulunuyor. Kalbimde kaynayan kezzap kazanından yükselen duman beynimi sarmış anlaşılan. besbelli kişisel bir hıncın sonucuydu. sokak şarkıcıları. Fu. Tavşan hızıyla çoğalan insanlara hizmet veren yirmiiki kişilik Bakanlık Heyeti. yoksa Bakanlık Heyeti'ni katleden gruptan mı? İkinci şıkkı tercih ederim. bakanlığın arşiv dosyalarına girip. Al Politikacılar. Matemin. Başbakan Çekirge ve Bakan Hattat başta olmak üzere. "intikam şarabı. salondaki tek kişilik su yatağına ateş edince. Aşk prosedürlerle. Hayati Tehlike ve Neşet Semi Neşter. hamile kadınlara doğum için onbir ay sonrasına gün verilecekti yani. Hemen hepsinin poliste kaydı vardı. AŞKart'ın sağlayacağı maddi kolaylıklara hiç de muhtaç değillerdi.. "Pek değil" cevabı alınca avucunu yalayan ve belki de nevri dönenler. yaşlısı milyonlarca insan.. polisler. bakanlığa müracaat etti. Koskoca Sofeafe'taki küçücük daireme varınca. fikir değiştiriyorum. Mülakata alındıkları halde. Bir insanın ellisinden sonra galeyana gelip cinnet getireceğine ihtimal vermiyorum. Açıkça soruyorum: "İhtiyarlardan sonra sıra bende demek?" Hırçın bir hortlak hırıltısıyla "Keppe gegeni!" Hoppala.. kanadında piştov taşıyan akbabalar yok mu? Var. kuyruklarla bağdaşır mı? Asla. Heyettekiler doktor olsalar. Rahip Moju Ming bir keresinde "Köpeğin ağzında fildişi bulamazsın" demişti. Salon kapısının iki kanadı da açık. Böyle giderse. alelacele bir suçlu uydurup gebertmekten başka birşey düşünmediğimi fark ediyorum. Bektaşi Şeyhi Siyami Bey. Ani bir kararla. Kıracakmış gibi bastırıyorum. bürokratlar. formalitelerle. akademisyenler. Sigarayı söndürüp ayaklanıyorum. namluyu tutarak yukarı çeviriyorum. Bir saniye içinde sol elle üstten kavradığım kolunu sağ bileğimle önden geriye büküyorum. Şahin Dehşet. gagasında hançer.. bileğini yakalayıp. Basın bildirileri ve bakanın konuşmalarını yazıyor. değerlendirme daha da ağır yapılıyordu. Bilgisayardan. Volkan Revan.. Zaten her gün gazetelerde. bizzat profesyonel katildi..AŞKart'ınızı her üç yılda yenilemeniz gerekiyor. Olay yeri tetkikinde bulunan delilleri polisten temin edebilirim. Tabii ya! Güvenlik kameraları herşeyi kaydetmiştir!. Maskeyi avuçlayıp bir hamlede suratından ayırıyorum.. Bu vatandaşlar. Kahince fısıldıyor: "Geberreceksin geri zekkeliy!" İltifat ediyorum: "Çok içten konuşuyorsun. kederden başka hiçbir şey yetişmeyen uyuşuk karanlığına gömülmüştüm. öldüresiye nefret edenler kimlerdi? Siyasi rakipler mi? Hayır.. yankesiciler. Mülakat 10 ... kirli işlere bulaşmış tiplerdi. sakin olalım. Demek ki bakanlık üyeleri de aşkın sonsuza dek süreceğine pek ihtimal vermiyor. Barbaros Boratav.. üstü başı dağılıyordu. 49 Aldırışsızca emrediyor: "Erkeni dön. Artık herşey sona erdi. dedektif mi? Dokuz ismin yer aldığı listem aslında bir iftira taslağı. Hikmet Mete Tetik. Sağ ayağımla çelme takınca sırtüstü düşüyor. ben bir keçilim!" Holdeyiz. Tahir Fettah Çalapala ve Barbaros Boratav'ı yedeğe alıyorum... aşkı teyit edilmeyenlerin listesini inceledim.. kuyrukta tanışıp âşık olanlar. Ya da. aysberge tırmanmaya çalışan kaplumbağalar kadar yavaştı. Yüzbinlerce form doldurulmuştu fakat günde beşon kişi mülakata alınıyor. aşkı bakanlık tarafından onaylanmamış biri. italyanlar sokağa dökülmüş. Alınyazım silikleşmişti.. yaraları ham olanlara şifa verir. çalakalem kara çalma vesikası. Muhtemelen. PAP muhalifleri arasında Heyet'i kurşuna dizmeye kalkışacak kadar gözüdönmüş birileri olamazdı. yazarlar. Ne acıdır ki." "Sözlerine dikket et. Gangsterler de aşk bayırından yuvarlanıyordu ve her yuvarlanışta olduğu gibi onların da canı acıyor. Silahlı vampir. Senin emsallerin cennette gezer Sağır-dilsizler kongresi açılışındaki saygı duruşunun sessizliğine ihtiyacım var.. İçinde birtakım romantik metinler.kerim böyle aşkın ızdırabını!" diye bağırdığını söylemişti. Neyim ben. "Biz de gönül işleri bakanlığı istiyoruz" diye haykırıyorlardı. kimlik bilgilerinin ve aşka dair mesajlarının yer aldığı dandik bir mecmua. AŞKart almaya hak kazananlar arasında Gıcırbey'in adına rastlayınca şaşakalmıştım. Çünkü bunu nasıl yapabileceğimden emin değilim. Kadim Çinli savaşçılara göre. Bakanlık Heyeti'ndeki kaplumbağalar ters çevrildi. Dayanılır gibi değil.

Gıcırbey'in sırası yaklaştığında kollarımızı havaya kaldırdık. sınıftaki kırk kişinin hemen hepsini ayarlamıştık.. Nafile Filinta Her şeyini paylaşıyor.. "Adım Fuat. Kuş kafesine tıkılmış köpek gibi hayıflanıyordum. Gözlerini not defterinden ayırmayan Piton tısladı: "Müntekim Gıcırbeyon!" Büyük bir alkış koptu! O zaman bir ilk daha gerçekleşti. en ufak bir ima bile yok. Birgün. Mithat Mitos ["Kazulet"]. Ne peki? Çözemiyorum. Tuhaf olan şu ki. "Yârin bahçesine bir haydut" girecekti." Bence bu komplo da Gıcırbey'in eseriydi. Postu meydana serip. gördüğüm ilk ejderhayı senin için öldürürüm" diyorum. Asya Maya'yı in the Name of the Father [Babam İçin] filmine götürmüştüm.. Gıcırbey ise. Matematik sınavı sonuçları açıklanırken. kesilse başlar Şebnem'i sever de gerisin boşlar Bir Şebnem'den bin kovana bal işler Pir'im anlarsın ya. tekrar gözlerime bakıyor. Dünyada. Görünmez Dünyaların Resimli Kitabı] Bizi gübre hoşafına çevirecek dört çift yumruk etrafımızı sarıverdi.. Okulun bahçesindeki Renault'suna atlayıp geri geri gittiğinde. dağıtıyor. şimdi düşününce çok sempatik. 1. Şikayetçi değil. irice. "Asya Maya. baygın gözler. Çinli bir şairin de dediği gibi: "İnsan boş bir tüfektir ama bakarsın birgün patlar... Sanki adı konulmamış bir virüsle boğuşuyordu. yâri görmek için ecelle çekişecek ve kelleler yuvarlanacaktı. Pir Sultan Abdal yerine kendi adını söylüyor. Derin bir nefes alıyor. Fakat hareketleri çok doğal. yağlı ahşap sarısı bir deri. "Hayır. onun gözlerindedir... Fakat sonra bizden bağımsız eylemler de yapıldı. geri kalanıyla vaziyeti idare ediyor sanki. Coğrafya derslerimize giren yağ tulumu. "Tebrik ederim. Samet Samsa ["Forvet"]. Yedi kişilik gizli bir çetenin üyesiydim: 'Afili Filintalar'." Neredeyse heceleyerek "Biliyorum" diyor. [GOU GENG. Gıcırbey'e "Türkünün devamını sen söyle bakalım?" anlamında bir jest yapıyor. Lider. Bakışlarında hiçbir mânâ. Onunla boğuşuyordu. Benden bile daha çelimsizdi. her dersten tam not alıyordu. herkesle birlikte ben de dönüp baktım. 5. Bu. son mısrada da hem Pir Sultan'a hem de Reşat Bey'e özür beyanında bulunuyor. Reşat Bey. aniden hayatına giren edepsiz kadını zapt etmeye çalıştı. Reşat Bey.. merak kıymığı yok. Reşat Bey'in kucağında dile gelmiş bir ceviz ağacına benzeyen divan sazı. Soruları kazık. kafasını öne doğru sallıyor. "Okullarda neler oluyordu? Öğretmenler delirmiş miydi? Böyle rezalet dünyanın neresinde görülmüştü?. 54 11 . ne de olsa o da bir insan" diye düşünmüştük. [The Message – Çağrı filminden] Gıcırbey'le lisede aynı sınıftaydık. kasap vitrinindeki kanlı çengeller gibi parlayan suratlar. kraker gibi kemikler.. Yaşlı başlı hocalar birbirlerine sapıkça bir üslupla yazılmış aşk mektupları postalıyorlardı. hoca "Müntekim Gıcırbey.için de. Muhtemelen bu iş de Gıcırbey'in marifetiydi. Zamanla işler değişti. Piton yazılı sınav sonuçlarını okuyordu: "Nuh Tufan. Yârin bahçesine bir haydut girmiş Geri dur hey şeker dilber geri dur! Gülünü koklarken dalını kırmış Kurutur şeker dilberi kurutur! 50 Hangi dinden isen ona tapayım Yarın mahşer günü sana koşayım Eğil bir yol ak boynundan öpeyim Beri dur hey şeker dilber beri dur. Hemen arabadan inerek. Gıcırbey'e bir numara çektik. ipince.. Devrisi gün bir pusula göndererek Afili Filintalar'a katılmasını önerdik.. Muzaffer Firuze ["Uzi"]. Herhangi bir neşe kırıntısı.. kadınsı tavırları olan. Ruhunun bir kısmını teslim etmiş... Çekingen değil. Alevi Dedesi Saz Âşığı Reşat Bey'i seçmiş bizim Gıcırbey. belki de Gıcırbey'in koleksiyonuna aitti.. Başlangıçta. Asya Maya'ya açılamadım. elime. onu ilk görüşümdü. Boş tüfek. Çünkü biz hocalara ültimatom çekiyor. Tebessümünü kimseden esirgemiyor. 10" deyince. pembe bıyıklı bir vatandaştı. havalı saçlar. Gıcırbey mırıldanıyor: Müntekim Gıcırbey. Mask-Ot'ta haşhaşlı börek yiyip kivi suyu içmiştik. Ne var ki fikirleri tehlikeli. Vay canına.. 6. Gözlerime. 5. arabanın altına saklanmış bir şişme kadın ortaya çıkıp karşısına dikiliverdi! Paniğe kapılmıştı.. Gıcırbey'e çengel atma fikri ondan çıktı. Kimseyle konuşmuyordu. "Belki de tırsıyordur.. gönlüm delidir. Gıcırbey'den "Nafile Filinta" diye bahsediyordu. Sevdanın karası alnımda yazar Hilal kaşına Hak eylemiş nazar Senin emsallerin cennette gezer Huridir be şeker dilber huridir. notu kıttı.... mutedil sorularım onu yoruyor.. En arka sırada oturuyordu. arkadaşlar Fu der. 979-1019." Biz. İşin aslı. Nuh Tufan. kabul etmedi.. Adı sanki "Müntekim Gıcırbeyon"du. değil mi?" Bu basit. hattâ komik geliyor. 5. Şebnem Şibumi "Hangi dinden ise ona" tapacaktı. Simsiyah. Fuat Atıf Tufa. daha yüksek sesle. Perişan değil. Öğretmenler odasındaki dolaplarda bulunan ve skandala sebep olan porno dergileri. şairin [türkünün son kıtasının ilk mısraında geçen] adını soruyor. 5. otomobiline tapan. su gibi akıp buharlaşmış.4. otoriteyi feci sarsıyorduk. Derslerle ilgilenmiyordu. ibrahim Kurban.. Sınıfın ortasında tüten bir menekşe meşalesi. çapkınca söylemelisin" diyor Gıcırbey. çok bitkin görünüyor. Gıcırbey. Ağzı aralık. "Müntekim." Korkma ben varım Bir insanın yetişme tarzına en iyi ışık tutan şey. Reşat Bey de başka sual etmeden uğurluyor Gıcırbey'i. Sultan Yegah ["Vampir"]. Biri bu dehşetengiz sahneyi gizlice fotoğraflamış ve basına sızdırmıştı.... Müzikal mülakat başlıyor. iddialı. onbeş sene. Buna karşılık. Cennet'te veya Cehennem'de görebileceğiniz en derin mavi. Bu meydana serilidir postumuz Çok şükür Allah'a gördük yarimiz Birgün kara toprak bürür üstümüz Çürütür ya şeker dilber çürütür. kükre. kimilerini tartaklıyor. kavga ederken sergilediği davranışlardır. O zamanlar ürkütücü derecede ciddi görünen tavırları.. eğer benimle çıkarsan.. Nuh Tufan adında yetim bir albinoydu." Gıcırbey'le yaptığımız provalar işe yaramadı. Benimle ağır çekimde tokalaşırken başını hafifçe eğerek selam veriyor. fizikten de 10 aldın" diyerek elimi uzatıyorum. hepimize illallah dedirten bir felsefe hocası vardı: Piton. Gıcırbey gülümsedi. İmanımızı gevreten. "Nasıl yani?" "İnleme Fu. Yumrukların ardında. Garip bir biçimde hocalar da ona ilişmiyorlardı. heyecan zerresi. îlk beş-altı hafta varlığını dahi fark etmemiştim.

İstiklal Marşı'nı kıvançla haykırarak söyledim: "Korkma! Sönmez bu şafaklarda yüzen al sancak!. ağır aksak havalanan bir karabatağın ardından üfledi." Gıcırbey. babama.. gerisini biliyorsun. Bugün okula neden gelmedin?" "Meşguldüm. "yarın evleniyor. bence." Asya Maya safça soruyor: "Baban nerede ki.." Gıcırbey alnını kırıştırıyor: "Hangi konuda?" Cevap vermiyorum. Yürüyüp kıyıya iniyorum. Diğerleri bana girişiyorlar." Kendini benim yerime kucakla Başınıza yalnızca harika şeyler gelmişse." "Hep böyle ince misindir Fu?" "Hayır." Gıcırbey. gözyaşımı siliyorum." "Sen de bir ayna öp. 1933-1988. Biri kollarımı arkadan sımsıkı kilitliyor. bilmiyorum.. Foklar gibi soluyoruz. Yuvarlanıyoruz.. Biri perçemimden tutup mideme vuruyor. tamam mı?" "Kendini benim yerime kucakla aşkım. bende para var. sümüğümü." "Ne?" 57 "Bir düzine transatlantiği havaya uçurdum. "Yarın babamı ziyaret edeceğim. A." Gıcırbey ağzının kenarıyla mırıldanıyor: "KORKMA BEN VARIM. Numarayı tuşluyorum.. ancak metanet." "Hımmm? Başka sırların da var mı?" "Ellerimdeki çizgiler günden güne çoğalıyor. gölgesi kayaların arasına sıkışmış: "Benim de ağlamamı ister misin?" Bir insanın yanında gözyaşı döküyorsanız." Ceketimin iç cebinden bir düğün davetiyesi çıkarıp Gıcırbey'e uzatıyorum: "Reyhan Tuja ile Orhan Horanta'nın düğün törenlerinde." "Aklın fikrin Asya Maya'da değil mi?" Cebimden dört tane telefon jetonu çıkarıp gösteriyorum: "Sence eve varmış mıdır?" "Bildiğim bir şey varsa. Sigarasının dumanını. "Annem" diyorum. kaburgalarına. göğsüne bir diz yiyor ve düşerek gölgesiyle kucaklaşıyor. Tırpan'ın yüzünden kıpkızıl. Gıcırbey. çok mu uzakta?" "Aslında evet. baldırlarına çalışıyor. Yalın haliyle bir mânâ taşımaz. basiret gibi dayanaklar sayesinde gerçekleşebilir." Gıcırbey bunu söylerken öyle ciddi ki. Asya Maya'yla beraber geçirdiğim saatleri. Ertan Taner okuldaki en irikıyım çocuk. Baban. Ejder Meyi] Eğer heykeltıraş olsaydım. önümdekinin gırtlağına asılıyorum. hâlâ kendini ödlek mi sayıyorsun?" "Cesaretin binden fazla türü var.. Afallıyorum. Seni gene ararım. Bu da onu iyi bir dert ortağı yapıyordu. Belki de korkak olduğumun anlaşılmasından korktuğum için. "Evet?" "Asya Maya?" "Merhaba Fu.. Gıcırbey. Belinde bir tabanca." "Fal bakar gibi konuşuyorsun.Bir akşam." "Ne peki?" Gıcırbey'e bakıyorum. Gıcırbey sağımda dikiliyor. hem de bir muammadır. yetim olduğumu öğrenince üzüldü. Elimi tuttu. sıvışalım. Gıcırbey'de durum ne. [CHEN CHENG. İçim vatan." "Mesele para değil. bir denizanası dalgınlığı içinde yürüyoruz. bu ilk günüm. bakışlarını Gıcırbey'e saplıyor. insanlık sevgisiyle doldu." Ahizeyi yerine bırakıp döndüğümde.. Hoşçakal. pataklandığımı unutuyorum. bana doğru hamle yapan Gıcırbey'le burun buruna geldik: "Soru sormazsan ben de yalan söylemem.. Aramızdan... bana karşılık vermektense. Dövüşten kaçmamak tek başına hiçbir şeyi kanıtlamaz. Önümdeki serseriye kafa atıyorum. Başkentin resmî güneşi altında bronzlaşırdı." "Vay vay vay? Niye ki?" "Senin için Marmara'daki bütün balıkları tutmaya çalışıyorum da.." "A? Bunu bilmiyordum. adım korkağa çıkmasın diye kavgadan kaçmıyorum?" "Yani kimin gözüpek. laf atar.. öyle mi?" 56 "Cesaret. Afili Filintalar'ın başındaki Nuh Tufan'ın anasız babasız büyüdüğünü cümle alem biliyordu. telefonun dibinde pusuya yatmış. suratına. Gıcırbey. allı pullu bir denizkızı geçiyor. Kollarımın ki1idini kırıyorum. yuvarlak bir ayna sızıyor. "Tamam. Boğaz'da demirlemiş şileplere dalmıştık. Zincirlikuyu Mezarlığı'nda. millet. Asya Maya'yı o vaziyette daha fazla bekletmemek için depar atarak birkaç yüz metre ötedeki telefon kulübesine dalıyorum." Fakat şu anda yüreğim ağzımda. Tırpan'm elmacık kemiğine bir kroşe çakıyor.. Gıcırbey'in heykelini dikerdim. Gençliğini bana 12 . okul çıkışı bayrak töreninde yanımda duran Asya Maya kulağıma fısıldadı: "Beni beğeniyor musun?" "Öyle harikasın ki Asya Maya.. "En büyük eksiğimiz ne. Arif Tufa'ya âşıktı. ağırbaşlı bir hovarda edasıyla soruyor: "Kızın gözlerini gördün mü?" "Evet. önemsediği bir düşüncesini açıklıyor: "İnsan. Bak.. "Cesaret" dedi "C." "İlle de rakibinin omurgasını ağzından çıkarman filan mı gerekir?" "Hayır. biliyor musun?" Gıcırbey'e dönüp baktım. kimin tabansız olduğunu çözmek mümkün değil. Yutkunuyorum: "Yaşlanarak. Uçarak. Asya Maya." Hafifçe Gıcırbey'e dönüyorum. Müntekim Gıcırbey'le aramızda dörtyüz ışık yılı olduğunu düşünürdüm. şekerli ılık süt olup ahizeden lıkır lıkır akıyor kulağıma.." Bazen. el sallar. Göz kırpıyor." Sesi. çalmasını bekliyordur. aklıma enteresan fikirler düşürdü: Annem on yıl neden beklemişti? Çünkü beni seviyordu. "Nasılsın?" "İyiyim sevgilim. Gıcırbey. Gıcırbey. Tepenize dikildiği zaman. Çocuklardan ikisi toz oluyor. burnunu topuğuyla kırıyor. neyse. beni teselli etmekle kalmadı. ihtimam." "Yapma lütfen. Tırpan iki büklüm. ona sözlü ya da yazılı bir açıklamada bulunmanız gerekir. özür dilerim birtanem. Gelene geçene göz kırpar." "Önemi yok." "Yarın n'apacaksın canım? Sinemaya gidelim mi?" "Çok isterim Asya Maya. Çarşaf gibi denizi bir ucundan tutarak salyamı. iki taneydi. fakat yarın. burnumdan getirecekler. Yaya hayaletler gibi. Cesurca bir davranış. bu kadar yeter." Okulu kırıp soluğu Sarıyer sahilinde almıştık. hem bir soru. Beyin şeklindeki kayalıklarda oturuyorduk. Denize taş atıyor. kaslı gövdesi güneş tutulmasına sebep olur. Tırpan Ertan ve yumrukları kaşınan üç eleman bizi harcamak üzereler. Eğiliyor: "Nasıl ölmek istersin?" Sesinde iflah olmaz bir kudurukluk titremesi var. Tırpan. E. Şimdi de üvey baba belası baş gösteriyordu. Çocuklar kaçmaya davranıyor. "Evvelki gün Ertan Taner'le kapıştın." Bana sevgilim dedi! "Telefonunu bekliyordum. kalbiyle düşünür Fu. gerektiğinde ateş ederdi.. Tırpan. cesur olamazsınız. Öldüğünde ben beş yaşındaydım. S. bugüne kadar yapılan bütün güzellik yarışmaları geçersiz sayılmalı" dedim. Gıcırbey gömleğimin yakasından tutup çekiyor. Bir kulağını avuçlayıp kafasına art arda sert darbeler indiriyorum.. fakat ben okulun gizli yetimiydim. Diğeri bocalıyor. bir zombi biganeliği. Toparlanmasına izin vermeden karnına tekmeyi yapıştırıyor. Çalıyor.

Her gün uğruyor. Asya Maya'nın ütülü patiska yüzünde meyve izi gibi bir gülücük. Kader kaderi kapsar. nikah masasıydı. Aşktan kurtuluş yoktu. çıkageliyor: "Makattaki çıbanla uğraşıyoruz da. çoğunlukla blucin. anneliğin üstesinden gelebilir miydi? Onun evlenmesini desteklemek. dayanıklı ve çok zekiydi. egzamalarıyla adeta gurur duyuyor." Kremi kaptığı gibi toz oluyor. Hah. Güçlü. kimse tabuta alıcı gözüyle bakmazdı. ölüme müzikal bir defileyle karşılık vermek demekti. Zira her düğünde yaşlısı genci bütün kadınlar gelinin yerinde olmak isterdi. Sidarta'nın teyzesi Mahaprajapati der ki "Gereğinden uzun süre çocuk kalırsan. bundan neredeyse emindim. Elindeki reçeteyi cam tezgahın üzerine bıraktı: "Accuizide [tablet]. Fethiye Tufa çoktan ölmüş olacaktı. Kapıdan. 13 . Bazı günler takım elbise giyse de. Anne sevgisi. Dahası.. gelgeldim dulluk bir an önce kurtulmak gereken bir belaydı. Anneciğimi tebrik etmeli. Cenazelerde durum tersiydi." "Tabii ki. Babamın ahiret yurduna göçmesi. Düşünceler. Proctologl" dedi. Fakat o benimle ilgilenmiyormuş gibi yapıyordu. Hiç unutmuyorum."] Annem. Söylediği ilk Türkçe kelime "Baba"ydı. kader paso halkalanırdı.." Dörtnala uzaklaşıyor.. ikindi vakti çıkageldi. Ya da daha kötüsü. hani kadınların kendilerini sağmak için kullandıkları şu alengirli cihaz? Vee marka olsun. insanlıktan çıkarsın. pompayı alır almaz uçuşa geçiyor. Eczaneye sırf beni görmek için geldiğini seziyordum. 50 Galiba. hassas dengeler üzerine kuruluydu. Onun sevgisini kazanmak. Musalla taşına en uzak nesne beşik değil. Ebeveynlikten istifa etmiyordu ki. kazık olup kalbime çakılmıştı." Vazgeçmiyordu. Sadece. İlaçları güzelce paketleyip küçücük bir poşete koydum. yanımızdan geçerlerken. "Elbette. Fu da öyle yaptı. lakin sevmek kadar değil" derdi. Muconex yar mı?" "Olmaz mı? Var. kazak ve kadife spor ceketliydi. 24 Nisan günüydü. Bizimki. Canıma can katmıştı. En etkilisidir. Öğle vakti. Gıcırbey haklıydı. lakin sevmek kadar değil. 61 Vücudundaki su toplamış lezyonlarla. benim mukaddes vazifemdi. Elinde parlak bir bıçak. Üstünü uzatırken alçak sesle konuştum: "Allah şifa versin. espritüel. Fakat sadece ilaçları alıp kayboluyordu. Ağıt ve matemde aşırıya kaçmak. Nitekim. Artık eczaneyi şereflendirmesini bekler olmuştum. Yüksek sesle: "Basur ilacı istiyorum. Gıcırbey de gösteriyi kaçırmak istemiyordu." Kesin konuşuyor. Onu görünce sevindiğimi gizlemiyor. Bir ara. balgam sel oldu taştı. "Buyurun. Ceninin uçan tekmeleri [Reyhan Horanta] Uzaklar hiç bu kadar yakından saldırmamıştı. kıza "Seks konusunda asla şaka yapmam" dediğini duyuyorum. Gözlerinde bıçağın suyu gibi birikmiş yaşlar. kollarında. Sallantılı bir ciddiyetle: "Şu kabızlık illetinin patlayıcı şifası Gliserin-Kansuk rica edebilir miyim?" Fitili aldığı anda kaçarak beni fitil ediyor." "İşte. Çünkü bir fıstığa çıkma teklifinde bulunabileceğin en iyi yer. Ertesi gece. kibar." Kopuyor. Yas. Nikahlanacaktı." Gözlerime dikkatle baktı: "Amin. sonsuza dek bekar kalmayı seçebilirdi. şamata istemeyen biri.adamıştı. olağanüstü bir adamdı. Nankörce bir bencillikle validemi mahcup etmemeliydim. çalışkan. Sevinçten. düğün pastasının üstüne mum gibi eğiliyor. Ben fiyat etiketine bakarken." Kendinden emin. Vastarel 20. kafamın içinde uçuşan bumeranglar gibiydi. beyefendi." Elinde basur fitiliyle mi dolaşacaktı ortalıkta? Yo. Oyalanmıyor." Ertesi gün. siz daha iyi bilirsiniz gerçi.. soru sormuyor." Acaba sağılacak bayan kim? Bilemiyorum. 1892-1998] Fu'ya hamileydim. yeni adıyla Reyhan Horanta. o etrafa göz gezdirerek konuştu: "Sarmanıza gerek yok. Sadık müşterimiz. Çok feci. dükkanın ufkunda gene beliriyor: "Göğüs pompası var mı. merhametli. Neden hep insanların isterken utandığı türden ilaçlar satın alıyordu? Tuhaf bir espri anlayışı mı var? Beni kıçı çıbanlı. hakikaten ilgilenmiyordu. Nasıl uçan tekmeler atıyordu bilseniz şaşarsınız. samimi. neydi.. Aylarca. içimdeki bebekten dayak yedim. habanera ve vals karışımı bir performans sergiliyor. Ecelden kaçış yoktu. Sonraki gün gene başlıyoruz: "Mevsim dönümünden mi nedir. [CESARVALLEJO. Arif. Lasix [tablet]" Kalp hastası olan Fethiye Tufa adına düzenlenmiş bir reçete. Kadıköy Koşuyolu'ndaki Cezayir Eczanesi'nde staj yapıyordum.. Asya Maya'yı telefonla arayıp düğüne çağırmalıydım.. Oğluyla evlendiğimde. Sanset 750 ve Furacin pomat lütfen. Kız tarafı naz tarafıydı. Fitil.. Çince konuşmaya başlasam: ["Bilmek iyidir baba. ama naz da sitem gibi sevgiden doğmalıydı. Böğrümde kalan elimi vicdanıma koymalıydım. yunuslar gibi kikirdiyordum. Gıcırbey. Buna hakkı vardı. Dünya. kendi ekseni etrafındaki standart dönüşünü tamamlıyor. Derhal. Sabah vakti sürpriz yapıyor. uygun adım yaklaşıyor: "Uyuz losyonu. Namuslu ve canlı bir insan. 60 Bebekler. üvey pederimle dostluk kurmaya bakmalıydım. "Bilmek iyidir. Fonda sıcak çikolata tadında bir müzik. Canım oğlum. yetişkinlerin anlayacağı dili bulana kadar çeşitli diller konuşurlar.. temiz yüzlü bir genç adam girdi: Müstakbel kocam. başkasının düğünüydü. annemin dün-yaevine girmesini engellememeliydi. sıhhi mamuller satın alıyordu: "Mayasıl ilacı istiyorum. Babamın muhtemelen Cennet'te tanışma imkanı bulduğu Çinliler. fakat aşırılık nedir bilmezdi. çok acil! KwelladcCdan şaşmam asla. uyuz bir herif pozu vererek büyüleyebileceğini mi sanıyor? Yoksa bütün bu ilaçlar gerçek hastalar için miydi? Bir tımarhanede ya da hapishanede çalışıyordu belki de?. yuvasının yıkılan kısmını onarıyor du. Ben de şimdi şuracıkta ölsem. Kaybedecek vakti olmayan adamımız. bana dünyada olan biteni sorsa. daha karnımdayken dövüş sanatlarına meraklıydı." Hayat. Ne aradığını bilen. Bir kadın olarak mutsuz olursa. hayatımda aldığım en büyük mükafattı. Ketoral krem. Göğüs Kalp ve Damar Hastalıkları Hastanesi'nin tam karşısında. alev almış çiçeklerle dolu bir Çin vazosunu andıran çekik gözlü bir kız. Parayı aldım. Silik ve hafif eczacı tebessümüyle raftan bir kutu basur fitili aldım. orta boylu. İkinci kez gelin olmak da her dula nasip olmazdı. Düşeş Düğün Salonu'nda Asya Maya'yla mışıl mışıl dans ettik. ayan beyan neşeleniyordum. abuk sabuk ilaçlar. sezonluk bir duyguydu. Aaa." "Nereden bileyim?" Ertesi akşam. kısa kesilmiş kestane rengi saçları kızıla çalan. havadan sudan konuşmayı filan denemiyordu. On sene tehirli gelen sevinci ona haram edemezdim.. lütfen. babamın yanma varsam.. tam ümidi kesiyorum. 62 Yüzünde kuşkulu bir ifadeyle kapı aralığından süzülüyor: "Kıl dönmesi genetik olabilir mi?" Cevap vermemi beklemeden ekliyor: "Bactropan. Bazen abartırdı. siyah deri çantasına attı kutuyu.

"Şimdi isteğin aksanla konuşabilirsin tıynetsiz hödük! "Aouuü! Aouuü!" diye öterek ağlıyordu. donuk bir ifade yerleşti. Yerden avuçladığım suyu suratına çarpınca iyice ayılıyor. Arifi teşhis etmek için morga çağrıldım. Hattâ." Tabancayla çenesini dürttüm: "Söyle!" "Dedim ya. derenin içindeydik.. kasıntısız bir konu açmasına. işittiğimde aklımı kaçırabileceğim türden tehditler sıralıyordum: "Dört dakika sonra. Fakat o bunu bilmiyordu. bu onun alamet-i farikasıymış. apsesiz... ne biçim bir aksanın var senin?" "Eaa. "Hı?" Adımı nereden biliyordu? "Bu akşam beraber Allahüekber Dağları'na çıkalım mı?" 83 "Bana çıkma mı teklif ediyorsunuz?" Gıcıklık etme sırası bendeydi.. Ayrıca... İntikam. hayat arkadaşıyız. içimdeki çocuğu yiyor Cehennem uyruklu misafirime getto tokadı atıyorum. Yağlı kömüre kesmiş yüzünü gördüğüm anda kalbim kömürleşti. imkansızlaşınca daha da şiddetleniyor. Gangsterler ondan nefret ediyordu. Onunla kafatasında bir delik açacağım." Gözleri yuvalarından dışarı uğradı. Hayati Tehlike yolladı. Sonra da minik bir huniyle beynine o delikten kezzap akıtacağım. Ne olacaktı? Eğer. şeker çizgileri halinde yağıyordu. kafasına doğru saydam çizgiler halinde yükseliyordu. yo. hayatın kısalığı üzerine uzun uzun düşündüm. Birtakım yeraltı örgütlerinin. Dereyi görmüştük. lobotomiden çakması gerekmiyordu sanırım. "Evet. esprilerin üzerine anında sünger çekiyor. Su yatağımı patlatıp salonumda gerçek bir havuz problemi doğurmuştu. gençten bir gangstermiş. Mecidiyeköy civarında. Soluk soluğaydı: "Abidin Dandini. gökkuşağı çıkmasına değil.." "Şaka yapıyorsun.. suratına çalışacağımı söyledim." 66 Meğerse hayırsız.. Su çeken ayakkabılarımı çıkardım.. kiralık katillerin. Allah'ım. Eksanımız o yüzden birez meyhoş yani. bademcik iltihabı için gargara. elmalarla armutları toplayacak kıvama gelmesini umuyordum. en kıvamlı şurupsun" dedi. Beraber kapıya çıktık. ortada polisiye bir bilmece yoktu. Böylece asla silah kullanamazsın" diyerek tabancayı gösterdim. Gönül İşleri Bakanlığı’nın. Turgut Rulet adlı bir kiralık katilmiş. "Bak. Hayati Tehlike.. Şimdi ellidört yaşındayım. Orhan'la ondört senedir evliyiz. İlk defa birine işkence ediyordum. Tabancanın kabzasıyla diz kapaklarına vurdum. Bir an önce. korlaşmış çeliğe dökülen sirke gibi cızırtılı. Arif Tufa cumhuriyet savaşıydı. Herkes. Terliyordu. gece gündüz sedece limon yemiş.. Hayati Tehlike. Hayati Tehlike'yi ve ekürisini nallayacaktım ve. Çaresizlikten." "Kaç yaşındasın?" "Yarım seat sonra kıyrk olacağım. Emekliliği yaklaşmış bir celladın aldırışsız havasına bürünmüştüm. Oruç Bey'in rüyamda söylediği gibi. Çömelip limon gazisi konuğumun paçalarını dizlerinden yukarıya kadar sıvadım. "Lobotomi nedir bilir misin? Ha?" Dehşete düşmesi için. Bir çeteye filan mensup değilmiş. Yağmur. Arifin ölümünden sonra. Adalet terazisinin bir kefesine Bakanlık Heyeti'nin cesetlerini koyduktan sonra diğer kefeye ne koyarsam koyayım. Yani ne bulursam fırlatıyorum. en tatlı tablet. böğürtü ve çığlık karışımı bir karşılık verdi. Sandalyeye ben bağlı olsam. Evet.. Besbelli.. Birdenbire hurdaya dönen araba yanmaya başlamış ve infilak etmiş!. sen dünyadaki bütün eczanelerden alınabilecek en şifalı kapsül.. muzipçe gülerek söylediği sözler hâlâ kulaklarımda: "Öylesine arsız bir herifim ki. Görünüşe bakılırsa. Gözlerimi kısıp burnumu kırıştırdım. Bakanlık Heyeti'nin benimle ilgisinden haberi yokmuş. değil mi?" "Şakaysa. ensesi kalın. adam kaçırıp fidye isteyenlerin. Silahla dolu ağzını boşalttım.. kalpazanların. kuduz bir maymunun ağzındaki köpük kadar bile değerin yok!" Ikınma. geberip Cehennem'e gittiğinde rahat bir nefes alacaksın!" diye bağırdıktan sonra çorap yumağını ağzından çektim. "Yanlış anlama ama.. Ayağa kalktı.." Yatağımdan akan su. Bakanlık Heyeti'ni katleden manganın başındaki adam da bu Hayati Tehlike'ydi. Fucidin satın aldığı gün. Acıdan dişlerini gıcırdatıyordu.. dengeyi sağlamam imkansızdı. Kanın çoğu yerde kalacaktı." "Ne?" "Ebemkuşağı. hepsi onu harcamak için can atıyordu. Yüzüne abartılı. "Cinayet kurbanlarının çoğu kendi silahlarıyla öldürülürler" deyip Smith&Wesson'la alnına nişan alıyorum. yani kavs-i kuzah. îstikleal Harbiy sırasında. benekli prezervatif. Ben ağzım açık. koltukaltı kıl köklerindeki irin için krem. yani alâimisema. "Her iki el başparmağını ta dibinden kessem iyi olacak. Dava açmak üzereydi. Bir keresinde. her bakımdan bir teselli armağanından. Ona adresimi vermişler ve o da soru sormamış... İlaç almıştı fakat bu defa kaçmamıştı. Aşk. ayaklarını önden birbirine. 22'ye karşı 7 can alınacaktı. 11 Mayıs'ta harikulade bir yağmur yağıyordu. İş üstündeyken. onun yerine namluyu soktum.. hiç kullanılmamış bir kuyumcu matkabım var. Evet. çevre yolunda seyrederken otomobilin kontrolünü kaybederek küçük bir köprüden uçup aşağıdaki yola düşmüş. "Yellenememek ne büyük dert! Meteospazmyl kapsülleri olmasa halimiz duman!". amortiden öte anlam taşımayacaktı. Patronu da Hayati Tehlike diye.. "Kendiy evinde edem mi vüreceksin?" Maskesizken sesi. katiller 7 kişiyse. Beni. aynımdan bir tane daha çıkar!" İçimdeki hayvan. dişleri bile yanmıştı. "Seninle öyle pataklayacağım ki. tek yönlü bir eziyet seansına dönüştü. Böylesini görmemiştim. Yalnız çalışırmış.Fare zehiri. Hayati Tehlike. Hani şu Gönül işleri Bakanlığı'na müracaat edip de aşkı onaylanmayan karanlık tiplerden biri. Ünlü mafya babası Atom Bombacıyan’ın suç dosyasını hazırlamıştı.. sanık sandalyeleri ergonomik değildir. Gıcık telaffuzu. cerahatsiz. çetelerin peşine takılmıştı. bileği sert. bizim köyde feciy kitlik olmuş.. Öztürk Se-rengil taklidi yaparmış. Banyoda bulduğum mor çamaşır ipiyle ellerini bileklerden iskemlenin kolluklarına. Bağırırsa. sanki ayak bileklerindeki su. Yağmurun ortasında sırılsıklam bir güneş. dişleri bembeyazken.. yani gökkuşağı!" Afallamıştım. toprağa gömsen.. öfkeden. uğursuz bir iş için kapıma gelen bu hırt. meleklerin büküp doğuya sapladığı renkli." Bir yandan bu psikopat repliklerini okurken. Matrak sohbetimiz. bacaklarının derisini yüzeceğim. kahırdan vahşileşmiştim. Islak çoraplarımı ayaklarımdan sıyırıp ağzına tıktım. boğazını da arkalığa başlamıştım.. öbür yandan tabancayla dizkapaklarını eziyordum. Sandalyeye bağlı yırtıcı kuşun iplerini kopardım. dışarıda gıcır gıcır bir ebemkuşağı var. Uyuşturucu kaçakçılarının. yani eleğimsağma. Mahmur bir neşeyle sırıttım: "Benim nazarımda. evde bir akarsu yatağı oluşturmuştu. oval boruya bakarken "Reyhan. şu ebemkuşağı ebeme girsin!" Ona inandım." "Fazla ümitlenme de.. Buna müstahaktı. Fakat Arifi hiçbir zaman unutamadım. dokuz ay boyunca. Tabancasını 14 . "Son soru'n bu mu?" "Yya senin?" Ağzında rulo halinde duran meşin dilini oynatmakta zorlanıyor sanki. "Biliyor musunuz. Hakikaten gökkuşağı fevkaladeydi. Çocuğumuz olmadı.

" Dandini'nin has adamı Hayati Tehlike. Turgut Rulet'e çılgınca bir hücum doğaçladım. yamyam takımından yani alelade bir bitirimdi. İçeride kesif bir puro dumanı. yanlarında üç-dört fedai. öldüğün zaman her şeyi daha net görüyorsun.. Canavar sakızı ağzımdaydı. Fu denen rafadan lavuk. doğum günümde. Duruma bakılırsa. Yakuzalar nefes almıyor. ağzımı açabilirim. Doğum tarihi: 1977. Tam zom yani. Üç de olabilirmiş. gözlerimi yumduğuma göre. masalar devriliyor. Hayati Tehlike. kahvaltı haberlerini sunan gamlı bir spiker havasında konuşuyor.iade ettim. Atom Bombacıyan’ın sağ kolu Abidin Dandini. iki sarhoş. SWAT timlerinin de kullandığı. Kalbi kadar temiz. Üç New Yorklu. dokuzuncu kattan böyle sarkarken. O dumanın etrafını saran balmumundan korumalar. tüm vücutları dövmeli Yakuzalarm ellerinin üstünü işaret ediyor: "Ben de koluma dövme yaptıracağım. Tilt olup poyraza dönen Yakuzalar için. esaslı bir makinalı tüfekmiş. limuzin sefaları. İsviçreliler çakı gibi fakat diyelim kapalı çakı. Kaç kişi oldukları belli değilmiş. deveye binmiş. Niko'nun fedailerinden biri de yeğenim Cengiz Cingöz'dü. Bir ara. 1862-1943] Son nefesimi yarım saat önce verdim. Niko susmuyor. meçhul canilerce mortlatılarak tahtalı köyde koalisyon kuruyorlar.. zaten kağıt oyununda kaybettiğiniz için Yakuza değil mi? Neydi. Toplamı 20 eden. Bön suratına kanlı bir somurtuş yerleşti. hijyenik bir infaz ünitesi. ağzını burnunu kırdım. otel güvenliği içeriye dalıyor. iki Kahireli. Bütün bunları biliyorum. evlatlığı mı. üst başlarından geceye kan tozları saçarak düşüyor! Cumburlop! Bahçedeki '8' biçimli havuzun içine! Velhasılıkelam. iki 'Yılan Kanı' istedik: Taylandlı barmenin spesiyal kokteyli. çırpınarak can çekişmeye başladı. İlk yudumla ikincisi arasında sordum: "Güvercin kim?" "Ha?" 15 . yirmi de. üç'ün Japonca'sı. Bu arada Yakuza çifti. 1997'ye kadar. Kafasını gözünü patlattım. silahlı. Asla yaşlanmayacaktı. Âşık olduğu kişi: Şebnem Şibumi." Japonlar bu lafa fena bozuluyorlar. O da Yakuzaymış! Niho haha zuho haha puha hahha. sayıklıyor. Şişme kadından olma plastik veled-i zinalar!" Üstüne ölü toprağı. Artık öldüğüme. boş bir sayfayı andıran alnında. 1999'un bir güz gecesi. bodur ağaçlara benzeyen avizelere güçbela tutunan ekşi elmalar misali şişko ampullerin ışığı reçine gibi damlıyor. jöleli. Niko'nun elini yakalıyor.. Tabancalar vestiyere bırakıldığı için. Niko. Abidin Dandini. sözlerini sarhoş İngilizcesine şöyle çeviriyor: "Diyorum ki. Mısırlı sinirli. Kumar masasındaki buluşma. [DON VITO CASCIO FERRO. geriye taralı saçlar. Bu bizim Gıcırbey'in yâri değil mi? Ta kendisi! Dosyayı araklayıp tüydüm. Çayını karıştırırken. ne bir giysi parçası. Hayati Tehlike'nin vesikalık fotoğrafını inceledim: Kahverengi. Olay yeri inceleme ekibi de bir ipucu bulamamış: "Herifçioğulları sanki dalgıç kostümüyle gelmişler. Ha?" Niko mazotu çekip mideyi ateşlemiş. beni doğduğuma pişman etti. onların künyesini bizzat kendi ellerimle kazıdığımı söyleyebilirim. Mavi gözler. Bir kez daha. Japonlar ise bir çift beton çivisi. Zaman ve mekan. Onu öylece bırakıp dışarı çıktım. Metal çekmecelerde Hayati Tehlike'nin dosyasını aradım. kaburgalarının önden ve alttan birleştiği yere asırlık bir yumruk attım. uluslararası kriminal bir pikniği andırıyormuş. Pembe klasörü buldum. matruş kardanadamlar. îçeri girerken yüzleri maskeliymiş. hayati tehlikeyi atlatıp taburcu oluyor. Üniformalı. Hayati'nin yanağına çatal saplıyorlar. Niko'yu kafalamıştı. Meslek hanesine "serbest" yazmış. Keçi Yumruğu denilen meyhaneye geldi. Bilgisayara aktarılmamış kayıtlarda kim bilir neler yazıyordu. bizim çekik gözlü horozlar acaba 'Yubitsume' yapacaklar mı? Siz hani bazen izzetinefsi yeniden şahlandırmak için serçe parmağı üst boğumundan kırpıyorsunuz ya. Atom Bombacıyan’ın öz çocuğu muydu.. iki de Yakuza varmış. Siyam ikizi gibi yedikleri içtikleri ayrı gitmiyordu.. Her yerde Niko ile Hayati. Ben ki.tten doğdukları için enayi vergisi ödemeye gelmişler" deyip kahkahayı basıyor. Kerize kesilen Yakuzaları tiye almış: "Sizin adınız. Alman yapımı MP5 Navy'lerle gerçekleştirmişler. yalnızca ölülerin cevaplayabileceği bilmecelerle doludur. Hayati. Dumandan gocunuyorlar. Ne bir saç teli.. Hayati Tehlike'nin Gıcırbey'i de çivileyeceğini anlamak için kahin olmam gerekmiyordu. Çevriye ablamın büyük oğlu.. Güzergahlarındaki güvenlik kameralarını patlatmışlar. kaosa gebeydi. Niko. Niko. bunu kendileri de bilmiyordu.. Niko. Niko'nun şansı yaver gidiyormuş. parçalanmış şişeler gövdelere kakılıyor. Bence asıl reis namzedi o. epeydir beni çağırıyordu. Katliamı araştıran komiser yardımcısından ayaküstü bilgi alıyorum. Tavana kök salmış. Kumarda canını da kaybetmek istemeyen kodamanlar yerlerde debeleniyor. çocuğu yemişti. mezar tozu serpilmiş. 5 yıldızlı otellerde kokainman fahişelerle gönül eğlendirmeler. 'Hanafunda' mıydı şu Japon iskambili? Hani en kötü sayının 20 olduğu oyun? Ya-Ku-Za da 'sekiz. 70 Tahammülü sıfırlanan. oluk oluk viski ve sabaha kadar poker. sinek valesi şeklinde. Canavar sakızı ağzımda Bakanlık binasının çevresinde polisler nöbet tutuyor. Sandalyeler fırlıyor. papaz uçurmuş. İstanbul'da oturuyor. iflastan sonra işler açılıyordu. otuz yaşında bir gangster. Korumalar birbirine giriyor. baygın baygın gülüyorlar.. şarkı mı mırıldanıyor. bir de hayvan vardır.. Ateş etmeye kalkışınca "Çat!" bileğini kırdım. Bu sert. küfür mü ediyor. bir Yakuza tarafından pencereden şutlanıyor! Pervaza tutunuyor. Tuhaf. Caniler işinin ehliymiş. bir Sicilyalı ve iki Bernli'nin oturduğu masada. Uyarı niyetine ateş edildiği anda Niko ile Hayati camdan uçuyorlar! ikisi de havada. hükmen harabeleşmiş metruk binanın dördüncü katındaki odama çıktım. vazifem belliydi: Liseden beri hiç görüşmediğim arkadaşımın karşısına dikilip "Hayati Tehlike'nin menzilindesin" diyecektim. kemikler eziliyor.rup geğirerek düet yapıyorlar. Saldırıyı. Yani bir çift minyatür çizme gibi favoriler ve kalın puntolu bir bıyık.." Niko ile Hayati. çünkü. orası muamma. sabrı taşan Yakuzalar galeyana gelip bizimkileri öldüresiye dövüyorlar. Ricardo Rafsancani stilinde tıraşlanmış bir kelle. Dandini'nin ahırına mı girecektim? İkide bir yolladığı takım elbiseli leş kuşlarının gagasında hep aynı nakarat: "Patron Turgut Rulet'siz olmaz' diyor. Kırk yaşıma girmemle canımın çıkması bir oldu iyi mi. ne parmak izi. Tam düşecekken. Bak bunları bana bit pazarında niyet çektiren bir şırfıntı anlattı." İçimdeki hayvan. trapezci kostümü giymiş sahte sarışınlar. hastaneye kaldırıldıktan dört gün sonra ölüyor. Yakuzaları öldüren "meçhul caniler" diye bir şey olmadığını. dokuz. Lefkoşe'de Grand Grave Oteli'nin kumarhanesinde pokere sardırmışlar.. Amerikalılar mum gibi yamulmuş. Artık öldüğüme göre. eşzamanlı os. Hayati'ye dönüp Türkçe "Arkadaşlar g. Çiy tanesine çakılan jet uçağı [Turgut Rulet] Hayat. en terso üçlü kombinasyon. meyve bıçağıyla Niko'nun karnını deşip. sönmek üzereler. virgül şeklinde bir perçem. Tam üç sene emek verdiğim Javaca-Do'yu bir anda unutup. Kızlar ciyak ciyak kaçışıyor. Kırılan kaburgalardan biri kalbine saplandı ve sırtüstü düştüğü sulak yerde. Atom Bombacıyan zamanında bile tayfaya katılmamıştım. Lüks bir sorgu odası. Bir Tibet nasihati şöyle başlar: "Hepimizin içinde bir çocuk. çok sert kapışmada sanki Kızılırmak'ın buzları kırılıyor.

sorumluluk hissine sahip olmanın zevkini tadacaktı. Atom Bombacıyan. Son dileğim. tevazuyu tırtıklar. Canını aldığım ilk insan olan Turgut Rulet'e son görevimi. adam "Evet. Eee. Dervişler. akvaryumdaki Japon balıklarını avlamak kadar kolay olmuştu. birini suçlamadan veya bir iddiaya sahip çıkmadan önce kendi ölçülerini tartmanın kaçınılmazlığını kabul edecekti. Üzerinde sadece şort vardı. "Devemi kaybettim" demiş dervişlere "Onu gördünüz mü?" Dervişlerin ilki "Bir gözü kör müydü devenin?" diye sormuş. "Arılar ve karıncalar yolun iki kenarında birşeylere üşüşmüşlerdi. dragonun burnundan saçılan aleve ateş ettim. Onun açık ağzına sıktım kurşunu. birden yoksul düşmüştük. adam öldürerek kendini yenileyen insanlarız. izlerden birisinin silik oluşunun devenin bir bacağının topal oluşuna delalet ettiğini. Keşfettiği gerçeği ahlaki bir olgunlukla perçinleyecekti. ne oldu? Burada bıçak olup yüreğime saplanmış kaburgamla yatıyorum. Ardından. Hayati Tehlike'yi evladından kalan bir miras gibi benimsedi. Bu Japonlar hep birbirine benziyor. bizden başka şeyler de alır götürür. çiy tanesine çakılıp infilak etti. Bense bir katili öldürmüştüm. "O halde" diye konuşmuş dervişler. "Biz senin devenin nerede olduğunu bilmiyoruz" demiş üçüncü derviş." Dolunaylı bir yaz gecesiydi. Ya Noguşi ya da Ozu'ydu. Şazeliyye Şeyhi Oruç Bey'in kurşunlanmış başına yastık olan kitabı Tales of Deryishes'i okumaya başladım. "sen deveni bizim geçtiğimiz güzergah üzerinde ararsan iyi edersin. çürüyerek büyüyen bir sarmaşık gibi her yanımızı sarıyordu. Kötü hikayelerle dolu bir antolojiye benzeyen şehirde turladık. Oruç Bey anlattığında beni sarsan şu hikayeyle karşılaştım: Adamın biri. Bunu nimet bilmeli. Fuat Atıf Tufa'yı mortlatmak Hayati'nin mi. özgüven ve azimden pay kapar. Şiddetli Diriliş] Katiller. Herşey. yolun yalnızca bir yakasından ot yenmiş olmasının tek gözünün körlüğüne delil olabileceğini. Hayati Tehlike'nin hürmeti. deveyi gasp etme suçundan hapse atmış. Başarı ve ödül. Mağlubiyet. nezaketi. evet. Elimdeki fotoğrafa baktım. Japon konsolosluğunun misafirhanesindeler. mezarıma papatya koymasınlar. yolda devenin ayak izlerini gördüklerini. Bir hayır sahibi beni gömse bari. Yitiğini bulamadığını söyleyince. eroin yüklü kamyonlar. Konsolosluğun duvarından arka bahçeye atladım." "Bizim geçirdiğimiz deneyler şunu gösterdi ki insan hakikati ararken bir gücü. Susturuculu tabancamı çektim. onu bu yolda bulma ümidi vardır. Katiller cinayetten sonra derin bir uyku çeker İnsan. Bunların bal ve mısır olduğunu gördük. Kendinde yargılamaya yetecek donatım olduğu zehabına kapılmanın gönül kırıklığını tadacak. Fukaralık. 3 liralık banknot kadar sahteydi." Bazı kayıplarımız. dervişler yine sorulara başlamış: "Devenin bir yanında bal. evet!" cevabını yapıştırmış. Güçlülerde içtenlik aramayın. daldık içeri. Ve onuncu sayfada."Kimi öldüreceğim?" Yakuzaların fotoğraflarını masaya bıraktı: "Şiga Noguşi ve Kenji Ozu. Gece. kalp dolar basan matbaalar ve biri bitip diğeri başlayan villa sitesi şantiyelerinden müteşekkil bir orkestraya şef oldu. Öldüm. bastık küfürü. Eşyalarımız hızla eskiyordu. biryargılama gücünü kendinde hıfzettiği zehabına kapılmamalı. ahbaplık. Dervişlerden üçüncüsü "Bir ayağı topal mıydı?" diye sorar sormaz. bir karine bulabileceğimi sezinliyordum. Evimize yıllara yayılan bir güz musallat olmuştu sanki. 16 . Daha önce dervişlerin kendi durumlarını izah etmeleri için bir fırsat tanımayı hiç aklına getirmemiş olan kadı. Terk edilince umudunun bir kısmı da yiter mesela. Demem o ki. devesini kaybetmiş. 1777-1844.. selamları. devenin üstündeki kadındı. böyleleri dostluğunuzla yetinmezler. Jet uçağı. o. Herşey bitti.. Abidin Dandini de. İktidarın sağlaması cesetlerle yapılır. ancak doğumu yakın hamile bir kadın elini yere dayayıp otururdu. devesini kaybeden adam heyecanlanarak "Evet. Adam sevinçle "Evet" diyerek cevaplamış soruyu. kaderinde olmayan şeylerden kaçınmalı. Bulamamış adam aradığı yerlerde devesini ve ne yapması gerektiğini yine dervişlerden öğrenmek isteğiyle bu kez dervişlerin peşi sıra gitmiş. Dandini'nin mi fikriydi emin değilim. Bizim salıverilmemiz için harekete geçerek gönül yüceliğinin. adam "Evet" demiş. Uzatmayayım. Ben. Gönül İşleri Bakanlığındaki morukları halledecek takıma katılmayı reddetmedim. Bu arayışta diğerleri sadece arayanın neyi kaybettiğini hatırlatabilirler. misafirhanenin duvarındaki sarmaşığa tırmandım. Benimle bir mafya mukavelesi imzalamak niyetindeydi. papatyaya alerjim var. İkinci dervişin "Ön dişlerinden biri eksik miydi?" sorusu karşısında. herifin tam kalbinin üzerine denk gelen. Arkadaşlık. Biz. devecinin itadesini yerinde bularak üç ermişi. Bunun üzerine deveci. "Hamile bir kadın mı biniyor senin devene?" demiş ikincisi. Silahlı garsonlar. Hadisenin göründüğünden farklı cereyan ettiğini gören kadı ise gözünde mantık yollarına güvenerek kestirmeden hükme varmanın değerinin düştüğünü görecek ve bir arayışa koyulmayı takdir etmede daha üstün bir konum sahibi olacaktı. Yalan. Doğrusu. tartışmasız derinlikte bir uykudaydı artık. [ŞEYH ABDÖLLATİF TUFEYLİ. Yakuzalarm defterini origami stilinde dürenin ben olduğumdan haberdardı.. Kadı. onu bir yeraltı çarşısının merdivenlerinden aşağı yuvarlayarak ifa ettim. cinayetten sonra derin bir uyku çekermiş. evet" demiş. O yüzden bir nevi minnet duygusuyla bana ihtiram gösteriyordu. Fakat işte adamın tüm vücudunda dövmeler vardı. Deveyi ararken yüksek düzeyde anlayış yeteneğine sahip üç dervişe rast gelmiş. İtaatkarlık içermeyen her davranıştan işkillenirler. yandaki odada uyuyan diğer çekik gözlünün çanına ot tıkadım. yöresinde müstakil insanlar istemiyordu. cesedi sırtlayıp arabaya bindirdim.. Kadı doğru hükme varmanın tevazuyla arayışa neler borçlu olduğunu görecekti. dizginler Dandini'nin eline geçti. Babamı kaybedince. onlardan nasıl olup da deveyi hiç görmedikleri halde deve hakkında bu kadar çok şey biliyor olduklarını açıklamalarını istemiş. onun şapkasının astarındaki dikendim. İdris Shah'ın 20 Eylül 1991 Salı günü Londra'da "Ramazan Oruç Tutam'a kardeşlik duygularıyla" imzaladığı." 74 "Bütün bunları hırsızlıkla suçlandığınız zaman kendinizi temize çıkarmak için neden söylemediniz?" "Çünkü devecinin devesini aramaktan vazgeçmeyeceğini ve onu çabucak bulabileceğini göz önüne aldık. Bombacıyan’ın beyni arızalanınca. daha önce. kaybettiği deveyi bu üç kişinin çaldıklarına kanaat getirmiş ve onları kadı karşısına çıkarıp başından geçenleri anlatarak dervişleri hırsızlıkla suçlamış. Eve yollandım. piri fanileri biçtik. senden birşey gasp etmiş olmaz. Yakuzalardan biri." Kayıp devesinin peşine düşen adam bu üç dervişin kendi devesini görmüş olduklarına kanaat getirmiş ve alelacele dervişlerin geldiği istikamete koşturmuş. Senin noksanını tasvir edenler. yine "Evet" demiş adam. öbür yanında mısır mı yüklüydü?" demiş birincisi. Galiba. Ve evet. ısırdığı yaprakları yırttığına göre ön dişlerinden birinin eksik olduğunun anlaşıldığını söylemişler. yazarın mürekkebine okurun kanının karıştığı kitapta. Kısa bir süre sonra adam devesini arazide başıboş dolaşırken bulmuş ve dervişlerin salıverilmelerini temin maksadıyla mahkemeye başvurmuş. Herkes kendi kaybettiğini kendi arasın. Aldık makinaları. Tarzan kılığındaki Örümcek Adam gibi. çıplak yatıyordu. Bir konaklama yerinde çalılara takılmış uzun insan saçı gördük. Anlayış sahibi üç ermişe akşamüzeri istirahat menzilinde yetişmiş. onlara göre zayıflık alametidir. Yerde el ayası izi vardı. bahçedeki çardakta tavla ile satranç karışımı bir oyuna dalmışlardı. Hayati Tehlike. Sonrasında.

Açtım. Vahşetimin mazeretini takviye etmeliydim. Yangına yelpazeyle gidiyordum. /(. Ondan da önemlisi. Ayakkabıları çıkararak girilen hiçbir yere gidemiyordum. şadırvanda alırız abdesti. belki bizzat kendisi gelir diye düşündüm." 17 . kapı kendiliğinden açılıyor. pazartesi. âtina'yı okursun." Kızılmaske cevap veriyor: "Bakarız. tiki. 18941977] Apaçi Apartmanı 13 numara. tatilin doğası gereği verimsiz geçmişti. yani Dracula keyifleniyor: "Nah var!" Mister Spock: "Olsun. 'Rabbena. Herkes gelmiş. Bilmiyorsan. Spock / Korkut Üneli] En yavaş yaşlanma yaşlılarda görülür. Tom Braks: "Tamam. Gözümde siyah gözlük. bana da yıllarca ayakkabı postalandığını söylemedim. beni diliyle tokatlıyor: "N'aber lan Mister Spock?" "Tam anlamıyla eh." Boğuk sesli bir başkası: "Bak şimdi. bazı şeyleri tadında bırakıyorum. Dua edersiniz artık. ağzını açtığında opera söyleyecek sandım: "Sen Dracula'ya anlatırken öğrendim sayılır. Ne bir saldırı. eski ayakkabılarım su çekiyordu." Tom Braks: "Hay Allah razı olsun senden Mister Spock. Nuh'a da aynı yöntemle ayakkabı gön-deriliyormuş ve o Gıcırbey'den şüphelenmiş. Yan yana yürüyoruz şimdi. Pazar günü vasıta bulmak bir dert. Sözüm söz. İşittin mi Kızılmaske. Herkesin abdesti var.ruktan nem kapma be Mister Spock. geç otur. Toplam dört kere tekbir getireceğiz değil mi?" "Evet. başımda beyaz takke. Bu kadar basit." Tam anlamıyla eh [Mr. her sezon bana postadan ayakkabı çıkar oldu. Çok takdir ettim." Dracula'dan enseme bir ısırık daha: "Zekat keçisi gibisin mübarek. Nuh'a." Boğuk sesli Mister Spock arkasına dönüyor ve şişmanlıktan güçlükle yürüyebilen. cücük?" 78 Mister Spock. ama size eşlik edeyim ki bir arıza çıkmasın. Liseye giderken rahmetli babamın ceketini. Üçüncü tekbirden sonra cenaze duası. Fakat cenaze namazını kılmadım ben.t contası." "Yalnız. Postalayanın adı yazılmamıştı. Tekrar tekbir alınıyor." Çatlak sesli: "Toto oynama. değil mi?" En başta konuşan çatlak sesli. Gelinliği parçalanmış kambur gelinler gibi arabalar sağlı sollu sıralanmış. Salli . Abdestsiz namaz kılıp çarpılacaktık valla. dostluğumuz pekişsin!" diyor Kedi Kadın. İnançlarım gereği. Kızılmaske diye hitap ediyorlar? Tarzan öyle şişman ki. Önce. paltosunu giyiyordum. ona göre. Karda envai çeşit ayak izleri. mızıkçılık yapma şimdi. ne de bir hesaplaşma. bir Samsun yakıyor. bu şakayı fiiliyata dökmek bana düşüyordu. Yağmurda karda. Ben söz konusu ayakkabı dükkanından habersizdim. Uçan Kız lafa karışıyor: "Niye susuyorsun Korkut?" Hayda. Alnını kırıştırıp camiye doğru bakıyor. gizli 'hayranımın' kimliğini pek umursamadım. uhrevi bir kalabalık. ne meydan okuma. namaz boyunca toplam dört kere tekbir getiriliyor. birbirlerine neden Tarzan. Nerden baksanız altmışaltmışbeş civarındalar. g. hayalifenere dönmüşsün!" Tarzan. bana da uzatıyor: "Bırakmadın değil mi?" "Eyvallah" deyip alıyorum. 'Ve celle senaüke' demeyi unutma. Kadınlardan biri. Beş kişiler. yak buyur. Dracula'yı duymazlıktan geliyor. bana Gıcırbey'in babasının kundura mağazasından söz etti. dokuz düğüm olmuş." Tarzan safça soruyor: "Senin de mi abdestin yok Spock?" "Var.. Mister Spock. Burası bizim sığınağımız. kolundaki kadını işaret ederek "Uçan Kız'la sen bir kenarda bekleyeceksiniz. aralık dudaklarını oynatmadan soruyor: "Nerde kaldın?" "Anca gelebildim. Bu leziz üzüm kimin bağındandır diye ince eleyip sık dokuyacak halde değildim. Soğuğun tıkadığı ağızlardan. ulan cenaze namazından da zerre çakozlamam. Yine de tetikteydim. Dördüncü tekbirin ardından sağa ve sola selam veriliyor. Acele etmedim. Birgün postacı benim adıma gönderilmiş bir paket getirdi. hani Mister Spock'tı? "Bu vampirin sivri dilinden bana bile fenalık geldi. Eşikteyim. arkamdan gelen gruptaki adamlar birşeyler geveliyor. arkadaşlarına ayak uyduramayıp geride kalan dazlak ihtiyara soruyor: "Tarzan. köfte piyaz! Ellisinden sonra şahlandı dişsiz papu! Ulan yoksa hurileri manita tutup yatak sporu mu yapacaksın. Nuh Tufan." Tom Braks ha? Sağdaki kaldırıma geçip yavaşlıyorum. namazı kılacağız. Gıcırbey kimi isterse tekmelerim. Botları giydim." ıı Boğuk ses: "Bak söz verdin Tom Braks. elindeki günü geçmiş gazeteyi bükerek. fakat sadece ilk tekbirde eller kaldırılıyor. kırçıl sakallı bir adamın kolunda. Nuh ise onun hikayesinden etkilendiğimi düşünüp işi şakaya vurmuştu: "O sağlam ayakkabılar hatırına. Masanın etrafına dizili. helal olsun. Versene ağzının payını şuna?" Mister Spock ya da yeni adıyla Korkut Bey. Yo. Gıcırbey ailesinden hiç söz etmezdi. Fırtınanın ortasındaki sprey gibi hükümsüzleşmiş hissediyordum. lavuk bize pestil sallıyor!" Kızılmaske mi? Sağ omzumun üstünden bakıyorum. Kocatepe Camii'ne çıkan yokuşları arşınlıyor. Dracula. kurda kuşa yem olmuş bu korkuluklar benim ahretliklerim. Tarzan alelacele paketi Kedi Kadın'a tutuyor: "Kusura bakma. Yıllar sonra. sen maşallah abdest namaz işlerini bayağı bellemişsin. Meğer. ezan daha okunmadı. eh benim yolum uzun. Zengin akrabalardan biridir diye düşündük. Kadıköy'de rastlaştığım ortak arkadaşımız. Kılacağız dedik kılacağız." Kızılmaske. Hayati Tehlike'yi bulmak için İstanbul'a yollanacağım. sen biliyorsun değil mi. sadece dört kere. Annemin bu gizemli hediyelerden ötürü hafif ve basit bir hoşnutlukla birlikte ağır ve karmaşık bir keder duyduğunu fark edemiyordum. cenaze namazı kılmayı?" Ne bu Allah aşkına? Huzurevi kaçkını tipler. "Ayol bize de bir cigara ver. Kulak kabartıyorum. Çin'de sık duyduğum bir vecize: "Yaşlılar asla göründüğü gibi değildir. Dokununca. yani bugün Bakanlık Heyeti'nin toplu cenaze namazı kılınacaktı. fakat kim? O zamanki aklımla. duaların hiçbirini bilmiyorum. konuşma balonu gibi buharlar yükseliyor. çünkü Turgut Rulet'ten haber alamayınca yeni bir katil gönderir. Kadınlı erkekli. 41 numara kışlık botlar. tekerlek izleri birbirine karışmış.Bârik salavatları okunuyor." "Biz ne olacağız?" diyor kadınlardan biri. o da olur. Kimse konuşmuyor. Mister Spock. Derken. ağır ağır tırmanıyorum. Hafta sonu." Dracula: "Karambolden cennete dalacak.Bir eczanede çalışan annemin kazancı ev kirasını ve diğer masrafları karşılamaya yetmiyordu." "Vay." Şimdi. Çatlak sesli bir amca sızlanıyor: "Senin aklına uyup geldik. bazı şeyleri tadında bırakıyorum Kaderin penaltı düdüğü çalmıştı." Cırtlak bir ses: "Annem öleli dört ay oluyor. Uygarlığın ceza sahasındaydım. herkes ne yapıyorsa biz de onu yaparız. Artık postacıları ayakkabıcı gibi algılıyor ve ziyadesiyle seviyordum.. İki de kadın. Sen de os. derin bir nefes alıyor: "inançlarım gereği. Gayriihtiyari gözlerim dolmuştu. Sübhaneke'yi okuyorsun. Tom Braks. ne tehdit. çok da yakıştı. Kenarda durmuştum. [JEAN ROSTAND." Kızılmaske: "Yahu Spock.

ebediyen saklanan sırlara dönüşürdü. gönül verdiğimiz kişiyi incitmekten de.. Tarzan. Komşular sağdı. Başbakan Bekir G. Benimse işim yaştı.. Yoksulduk. "O yobaz katırların kıçını mühürlemişler!" "Ne? Ne zaman? Kim?" Dracula’nın keyfi gıcır: "Bakın bakın" diyerek gazetenin birinci sayfasına işaretparmağıyla vuruyor "Vallahi de muşmulaları kaynatmışlar... grevler.. nah böyle derisini tuzlarlar adamın! N'oldu? işte. Ekmeğimi tiyatrodan kazanıyordum. İsmet Özel. boykotlar. hayat yolunda Ümitsiz sevginin kurbanıyım ben. Heyet üyelerinin naaşları. Çakırkeyif. kimliği belirlenemeyen kişilerce katledildi. yani Perihan'ın tuzu kuruydu. Muhammed Ali.. bahtsız annelerin. saat 16:00 sularında meydana gelen olayla ilgili tahkikatı sürdürüyor. Bir akşam. Stres yoktu. kıt kanaat geçiniyordum. Mutfakta olmalı. Ferit Ferik adında. John Lennon. Karşısında tek kelime edemiyorum. O hortikler ne çakar aşktan. Fotoğraflar silme siyah-beyazdı. Değirmenlerle savaşta yenilmemişiz daha. al kendin oku!" Gazeteyi alıyorum ve mırıldanarak okuyorum: "Gönül İşleri Bakanlığına bağlı Heyet'in 22 üyesi. Beşiktaş sahilindeki Birdirbir Birahanesi'nde oturuyoruz. y. Cüneyt Arkın. Yönetmen. Uzaktan sevmek diye de bir şey vardı. Hafızam. bir insanın başına gelebilecek en beklenmedik olaydır" demişti. yolcu sarhoş. kitap eleştirileri yazıyordu. söylene söylene kalkıp tuvalete yollanıyor. 1970'ler. kalın camlı gözlüğünü düzeltti. Komşuluk ölmemişti. dün. otuz yıl önceki olaylar.. Mike Hammer merakı ve Hz. fakat güçsüz değildik. Çayları getiren Uçan Kız'ın elinden tepsi düşüyor.. camdan el salladı mı.ktir. Efkarlıydım. Dracula başını geriye atıp alnını kırıştırarak." Müziğin sihirli mancınığı. onun karşısında küçük düşmekten de ödümüz kopardı. Zayıftık. Solcuyduk. Çay tepsisiyle gelir birazdan. kıran kırana kavgalar. Neşet Ertaş. Hayat çok hızlıydı. Polis. prostatitli kovboya sesleniyor: "Sifonu çekerken takma dişlerine mukayyet ol!" Uçan Kız'ı arıyor gözlerim. "Hass. Seyrettiğimiz filmlerdeki yetim çocukların. Halbuki çevresine yeşil sinekler gibi üşüşen heriflere. 'Bu vahşetin sorumluları cezasız kalmayacak' derken. verecek cevabım yok!. Bob Dylan. perişanım ben Alın yazımmış. İçimde kamyon lastikleri yakılıyordu. herşey bomboş /Hancı sarhoş... Yeni bir heyet teşkil edilecek mi. kaçamak bir bakış. 1970'lerde. 18 . Hart diye dilime bir asma kilit geçirip çenemin altından kilitliyorlar sanki. Kocaman vidalar gibi gırç gırç döne döne batıyordu kalbime: “Bir gün gibi sanki geçti seneler Ümidim kayboldu. Uçan Kız. Karun kadar zengindi. bütün hücrelerimize azim aşılıyordu. Gözleri yıkanmış üzüm parlaklığında. Nasıl utangaçtık. Leon Davidoviç Bronşteyn Troçki [1879-1940] "Yaşlanmak. beni hayal âlemine fırlatıyor.. Tom Braks. yoksul kızların.. Dracula. Felekle kapışıyor.. Sendikalar.. Baretta [Robert Blake]. kazanacaktık. onu ne zaman görsem. "Oha!" Hepimiz Dracula'ya dönüyoruz.. Kızılmaske. pazartesi günü. gibi soruların cevapları merak ediliyor.. bir bana. kalbim kanlı bir yumruk olup göğsümü dövüyor! Bal rengi saçları." "Bırak tüttürsünler.tünden büyük os. Tom Braks apışıp kalıyor. ama onurluyduk. Federico Fellini. tiyatro.79 Camdan dışarıyı seyreden Tom Braks elini yavaşça sağa sola sallıyor: "İçmeyin şu mereti yahu. zenginlikten bahsediyordu. İki senaryosu filme çekilmişti. bir merhaba. Haysiyet. Haklıydık. gıcır gıcır gurur kostümleri giyerdik. Ferit Ağabey pattadak "Filmde oynar mısın Korkut?" deyiverdi. dublaja koşuyordum. Seslendirmeden de harçlık mesabesinde birşeyler kalıyordu. ceylan sütünden yoğrulmuş. Ve hepimiz Müjde Ar'ı düşlerdik. En büyük hazine kalbimizdeydi. Şarkılarda daima. Sovyetler Birliği dağılmamış. "Sahi mi söylüyorsun Ferit Ağabey?" Kaim kenarlı.. Oğuz Atay. Yılmaz Güney. Bruce Lee." "Eee. elma şekeri gibi gülücükler dağıtıyor. Yani avucumu yalayıp sigara içiyordum. yer sofralarında yürekten şükrediyorduk.. havalara uçardık.. Marlon Brando. Attilâ İlhan. Depresyon yoktu. eğri büğrü gülerek omzuma vurdu: "Sahi ya.. bir masadaki karta bakıyorlar. zekam. Bir gülücük. Behiye Aksoy'un meşhur Yalan Dünya şarkısı çalıyor: "Bir garip yolcuyum hayat Yolunda I Yolunu kaybetmiş. Beş Gölgeden Kaçış] Otuz sene evvel otuz yaşındaydım.. Dracula geri adım atıyor: "Ağır olun! Dünya benim kıçımdan çıkmadı!" 1970'lerde Allah bizimleydi [Mr. Mehtapta yüzen beyaz bir gonca. Allah'ım.. Tonla dallama da yelkenlendi. Fenomen gazetesinde sinema." Dracula. duymuştuk da inanmamıştık. mazlum delikanlıların. Hem de nasıl. PAP'tan hiç hazzetmiyor. perişanım ben I Mecnun misali gurbet ellerde I Ümitsiz sevginin kurbanıyım ben I Yalan dünya. Damarlarımda. Eyyub sabrıyla izliyordum. can onların. Henüz tam uygarlaşmamışız. Çekirge. kemiğimizi çürüten fukaralığın üstüne kat kat. yorgun babaların hallerine hüngür hüngür ağlardık. yüzyılın en güzel yılları. gönülden?! Hiç! Hafız düdüğüyle racon kesersen. Yarı saydam. Alınteri mukaddesti. Aşktan nasibim bu kadardı. vicdan gibi kelimeler tedavülden kalkmamıştı. Elvis. favoriler uzundu. devlet kapısında alayının kuyruğu düğüm oldu!. 1 Mayıslar... Edebiyat. Tanju Okan. o zamanlar aşklar ömür boyu sürerdi. Gönül İşleri Bakanı Mithat Hattat 'Acımız büyük' şeklinde konuştu. Canımıza yapışan. İnanın bana. Akikten bir kız. Kemal Tahir. fokur fokur kaynar katran dolaşıyor. Kocaman güneş gözlükleri takardık.. mahcup. Sahneden stüdyoya. bilincim sıfırlanıyor. Sakaldan kesip bıyığa ekleyerek. Bir of çeksem ağzımdan simsiyah. Adımı sorsa. sevip saydığımız gazeteci bir ağabeyimiz vardı. Şangır şungur kırılıyor bardaklar. İspanyol paça pantolonlar giyiyorduk. Saçlar kabarık. namus. ciğer onların" Dracula her zamanki hoyrat neşesiyle geveliyor.rmayacaksın aga. Çünkü tarihimiz bize kudretten. ne sandın?" Uzay Yolu [Star Trek] dizisinin sinema versiyonunu yazmış. "Şu Gönül İşleri Bakanlığı vardı ya?. Kalaya başlıyor: "Gönül İşleri Bakanlığı zaten kaşkarikonun claııiskasıydı. dimdik ayaktaydı. sosyal demokrattır." "Yeteeeeeeerrrr!" Paltomun cebindeki AŞKart'ı çıkarıp şak diye masaya vuruyorum. Perihan Pirana'ya meftundum. Kayısı hamurundan. 20." 83 Ben böyle kendi yağımda kavrulup yanarken. Clint Eastwood. yavru kuşlar gibi heyecanlanırdık.. Perihan'ı kıyıdan köşeden. ikindi namazını müteakip Cebeci Asrı Mezarlığı'nda toprağa verilecek. n'olmuş ona?" diye temkinlice soruyorum. Yaşlandığınızda. [ELMORE LEONARD. Karşılıksız aşklar.raklara yan bastılar! Hepsi imamın kayığına bindi! Zinhar g. bugünkülerden daha gerçek görünür. çaresizliğe meydan okuyor. Piranalar. taptaze bir umut çınlıyordu. bakanlığın dağıttığı AŞKart'lar geçerliliğini koruyacak mı. Fakir. Allah bizimleydi. Kedi Kadın. Uzun yakalı dar gömlekler. Orhan Gencebay. muz kabuğu gibi pürüzsüz yanaklarından süzülüyor." Ağzım açık kalakalıyorum. Charles Bronson. Spock / Korkut Üneli] Mazi ile bugünü birbirine karıştırma. mücevher gibi bir dilber. Faşizm kahrolsundu. Bana da Mister Spock rolünü öneriyor. Şarkılar. Nostalji yoktu. zehirli dumanlar yükselecek. Pink Floyd. Âşık Mahzuni. Yedi kat yalnızlığa gömülmemişiz.. 'Dabıl Yu' lakaplı Yunus Yumak. bayram şekerinden. Bir kız.

Münih'e gitmiş. yatağımız ringe dönüşmüştü. kumsaldaki yazılar misali siliniverdi. belki biraz açılırdım. 1980'deki askerî darbeden sonra. kaşımı açıyor. çalıştığı şirketteki masasında çene çaldık. Dördü rahmetli oldu. kulaklara sakız yapıştırdık mı. Venüs Lüfer'i eş olarak kabul ediyor musunuz?" "Evet" dedim ve bir alkış koptu. Venüs'ün parlamasına sebep olacak sözler söylüyordum. şimdi kefenimizin astarı oldu. Karımın neşesi.Şeytanın Tekerlemesi.. mutfakta sofrayı hazırlayan Venüs'e yeşil zirkon bir kolye hediye ettim: "Eğer beğenmezsen intihar ederim. gece lambasının pembe ışığında beni tartakladı. Tam iki sene. Mandrake [Vecdi Cıva] ve Süper Kız [Rana Anar]. Uykuya daldığım anda. çerden çöpten fantastik film çekildi Türkiye'de. ben hapı yutuyordum. Eugene Ionesco'nun Gelinlik Kız’ında Bay'ı. Her pazar burada toplanırız. fermuarlar. o iş başka bu başka?" "E oyuncusun da?" "Doğru diyorsun da." 86 Venüs.Korkmak Bazen Günahtır.. Yaşlı anacığımla baş haşaydık. Hunisini kaybetmiş deli gibi aranıyordum."İyi de. günlerden ne. Ve en önemlisi.. en yumuşak yataklar.. sonra alay etmeye başladı. Yazgımın eğri çizgisini izlerken karşıma Venüs çıktı. hakikatte kimiz. derken kendimi nikah masasında buldum: "Saym Korkut Üneli. bütün doktorların siyah giymelerini emrederim. Venüs yok. Perihan Pirana'yı çoktan unutmuştum... Bilen bilir. Şimşek Hafiye [Hanifi Nahif] Almanya'daki kızının yanına. Spock / Korkut Üneli] Geçmiş. Laf aramızda. Seyirci bir-iki seyretti.. çocuk oyuncağıydı. Tipin de müsait hem. Filmlerimiz çok çabuk unutuldu. Karımın benimle ilgilenmesini sağlamak istiyordum. n'apıyorum. unutulmuş filmlerdeki isimlerimizle hitap ediyoruz birbirimize?. aynı tapınağın Budist rahipleri bile zaman zaman tartışır. Mahvolmuştum. Vahim olan.. Aşk Tanrıçası' karım. Oraları kurcalamayız. dilimizi bilmeyen bir adama yâr olmuştu. Saymakla bitmez. Kendimi. Birbirimizle gerçekten dost muyuz. Tiyatro lobisindeki masalardan birinde oturmuş laflıyorduk. tahta suratlı doktor. kemikten parmaklıkların ortasında büzülüp kalmış. Perihan'ın adını sayıklıyormuşum! Venüs. çulsuzluğa kesin dönüş yaptık.. gibi tonla film.. Elimde yetki olsa. nur içinde yatsınlar: Örümcek Adam [Pertev Paker]. Sinema salonları dolup taşıyordu. Tabut kadar bir yerde. dümdüz." "Adamı hasta etme. saçma sapan bir röportajdı: "Mister Spock'ı uzayda bulduk. profesyonel bir dalkavuk edasıyla bana kelime masajı yapıyordu. Çay içer. Evliliğimizde yeni bir dönem başlıyordu. çengelli iğneler arasında ölümü bekliyordu. Korkut'un Mübeccel'e faydası yok [Mr. Tuhafiyeciydi. Mister Spock’ın kralı olursun alimallah!" Yunus Yumak beni kadroya hakikaten dahil etti. Uzay Yolu Marslıların Bedduası filminde Mister Spock oldum. Morukladık artık. Tom Braks . kafamızda paralandı. Bir daha da belimizi doğrultamadık. Neden böyle oldu? Çünkü bu filmlerin tamamı. Kaptan Amerika [Kerem Kerempe] ise Artvin'deki köyüne yerleşmiş. Ferit Ağabey benle röportaj bile yaptı. radyo dinliyordum. Acıklı karikatürler. 'Sabah yıldızı' kayıplara karışmış! Bir daha da geri dönmedi. vasiyetinde bizden bahsetmiş. Galaksi çatırdıyor!. Taburcu edildikten sonra. gerisini bana bırak. Kayışı koparmak üzereydim. "Boyun devrilsin. Hepsi. dayak lordu Jackie Chan yumruklarıyla gözümü morartıyor.Gorilin Kariyeri. bilemiyordum. Beynim karınca yuvalarıyla dolmuş. Cebimiz para görmüştü. ne bileyim Ferit Ağabey?. Ben ki. kendimiz de büsbütün kaybolduk. Allah selamet versin. Uçan Kız . 1909-19971 Perihan Pirana. Kedi Kadın Derdini Ecele Aç. Yıldızımız saman alevi gibi parladı ve söndü. Kumral bir muhasebeci. Shakespeare'in Hamlet'inde Horatio'yu: "Bu bahsi kaybedeceksiniz efendimiz!" Sinema bahsini kaybettik. hangi yıldayız. dudağımı patlatıyordu: "Kime 'sevgilim' diyorsun sen ha?!". orlon yumakları. baba ocağına döndüm.Kavalyem Azrail. Ağlaya ağlaya Atina'yı bir Türk gölü haline getirsem. bocalıyordum. Onlar ayvayı yerken. kaybetmekle kalmadık." gibisinden sulu zırtlak laflarla sunulmuştu. Fî tarihinde giydiğimiz parlak pelerinler. Repliklerimi hatırlayamıyor. muhabbet ederiz. yemeği devlet ısmarladı. artık süper kahraman değiliz. Biz aslında onüç kişiydik.. Max Frisch'in Philipp Hotz'un Büyük Öfkesi'nde Philipp Hotz'u oynamıştım. Elime üç kuruş para geçti. Gelgelelim. kendimi unutmamdı. anahtarı da yutmuştum. [PAI PU. Deliksiz. Dabıl Yu beni beğenecek mi dersin?" "Sen 'He' de.. her sabah erkenden dükkanın yolunu tutuyordu. Kızılmaske . Gazetelerde benden Mister Spock diye bahsediliyordu. 'Meslekte yetersizlik' gerekçesiyle. Çocuk oyuncağı. Akşama kadar evde pijamayla oturuyor. Birgün. Nikah akdimiz. Kahroldum. Harold Pinter'm Gitgel Dolap'ında Gus'ı. Bedenim bir hapishaneye dönüşmüştü: Etten duvarlar. Peder bey. bir dövüş yeminine. Benliğimi saran aptallığın laneti. Bernard Shaw'un Pygmaîion'unda Higgins'ı. Neredeyim. 19 . Bir sabah uyandım. Film tuttu. midemde barbar cüceler ateş yakmış tepiniyordu. Zaten televizyondaki dizide Mister Spock'ı sen seslendirmiyor musun?" "Evet ama. 84 Hiç de öyle değildi... Gece. O da. Yüzümü uzun uzun inceledi ve muslukları açtı. kötü taklitlerdi. Sessiz sedasız aklımı oynatıyordum galiba. Hollywood yapımlarından aparılmıştı. Şırıl şırıl gözyaşı döküyor: "Kim bu Perihan?!" Uykuda. Bir anda şöhrete kavuşmuştuk. Gerisi. O dönemin en büyük yapımcısı merhum Bahri Buhara. Yunanlı bir şairle evlendi. tokmak Venüs'ün elindeydi. kalbim. ruhumu kısırlaştırmıştı. Evlilikte olur böyle şeyler. Çok fena çuvalladık. Birçok arkadaşımın aksine ben hapishane yerine tımarhaneye tıkıldım. tiyatrodan atıldım. Saça iki makas vurup. doğduğum günkü kadar çaresiz hissediyordum. Devamı da çekildi: Astronot Niyazi Uzay Yolu'nda. Tarzan . bu harikulade!" deyip bana bir öpücük verdi. Suç bendeydi. Aşkımı Perihan'dan gizlemiştim. Yine ekmek derdine düştük. akıl hastanelerindedir. adi zampara!". Fakat maalesef daha sıvası kurumadan tapınağımıza yıldırım düşmüştü. Dracula .. bize içini döktü. Fiyakamız yerindeydi. Yağmurda ıslanmamı engelleyen birtakım haplar alıyordum. saat kaç. düğmeler. ona göre. Aynaya bakınca "Sen de kimsin?" diyordum. Feleğin sert bir sillesiyle dünyaevine girmiştim. Ne oluyor demeye kalmadan askerî darbe geldi. Yüzlerimiz. Mecidiyeköy'deki Apaçi Apartmanı'nın 13 numaralı dairesini. birbirimizi sahiden anlıyor muyuz. gelecekten daha çok istikbal vaat ediyor. öpücüğü kondurduğu yere bir Osmanlı tokadı çakarak uyandırdı beni! Sersemlemiştim. "Alçak herif!". Davul benim boynumda. Diğer ikisi. oradan bir pastane masasına geçip havadan sudan konuştuk. İstanbul'da oturmuyor. Yarasa Adam [Mikail Mika]. Samatya'da köhne bir binanın giriş katı. Sahneye kebap gibi bir suratla çıkıyordum. vaktiyle fantastik filmlerde rol alıp da sonradan 'düşen' kimi pabucu yarımlara yani bize bırakmış. Sağolsun. haşlanmış bir pancar şekline girmişti. Benim ketumluğum yüzünden. tüylerimi ürpertiyordu. 1970'li yıllarda böyle bir yığın.Kiralık Kefen. sekiz köşe oldu: "Korkut. Süper kahramanlıktan. neden otuz sene evvel oynadığımız.

haram mı?".. nereden esti de her gün beş vakit kıbleye dönüp secdelere kapanıyorum?" Sanki her şey bir anda olmuş. Ağzımın içinde bir eşekarısı yuvası vardı da. tövbeydi. dükkandayız. öldü mü. Evdeki İnanç Dünyası' atmosferi bana iyi geldi." Ramazan'ın sonlarına doğru bir akşam. baki Ne olur o yanağa değebilmek için ben Elinin üzerinde olsaydım bir eldiven. İşler yolundaydı. emin galiba. Gençken. Ramazan ayında. bu yüzden cehennemde yanar mı?". Suratıma dikkatle baktı: "Siz. Caminin bahçesinde. polisler. fakat adamcağızın kafasını ütülemekten geri durmuyordum: "Kadınla el sıkışsam abdestim bozulur mu?" "Hayır. defile kuğuları. hepsi elinden alınmıştı. neden böyle zincirlenmiş bir ördeğe döndüm ben? Ürkek atın korkak süvarisiydim. milletimi. Daha da garibi. alkol ve uyuşturucuya sardırdı.. her şey berbat olabilirdi. Zamanla toparlandım. Korkut'un Mübeccel'e faydası yoktu. Boşandılar. Ey bağışlaması bol Rabbim! Beni. İçkici kartaloz bir senaristle yakınlaştı. ilk kalp krizini atlatamadı. Babam da namaza başlamıştı. kelebeklerin. milletvekilleri. makiniste treni durdurtacak kadar güzeldi. saçım şak diye ağarmış. 'Camideki Uzaylı'ya çıkmıştı adım. Kırkıma merdiven dayamıştım. İlyas Hoca bana bir ilmihal kitabı vermişti. ünlü şarkıcılar.ruğu gibi solgundum. kaçırıldı mı. Senaristin vârisleri. uzay gemisinden ayrılan kapsül gibiydi.. Ayyaş ile keşin ittifakı. güvercinlerin yani baharın şakrak kuşatması altında. Ela gözlerinde kor zerrecikleri. sahneden camiye 'dızzzt' ışınlanmışım gibi bir şok yaşıyorum. enikonu softa bir tipe dönüşmüştüm. beni cehennemden uzak. "Allah'ım! Senin rızan için oruç tuttum. imam İlyas da biraz bunalımlıydı galiba. Yo yo. özellikle de namazdan sonra duada kendi kendime şaşıp kalıyorum. annemi. oruç gider mi?". seninle gurur duyuyorum" deyip alnımı öpüyordu. camiye gidip imamla görüştüm. Yâ Rabbim. sinemacılar.. Sonra. O da dansçı kızlarla aşna fişne yapıyormuş. Nişantaşı'ndaki daireyi unutmuştu. ailemi. allı pullu matruşkalar. Validem sürekli namaz kılıyor. merhaba diye sarılsam. yoksulluktan süs biberi gibi kızaran eksik etekler. benden beş-altı yaş küçük bir adamdı. bebeği. Sakalım bir saniyede uzamış. adı konmadan kayboldu. yerine beyaz. Burası kapsül mapsül değil. gece sona erdi sanarak Yanağını eline ne güzel dayamış. ibadet ederken. Hayat boyu kabızlık çekmiş bir ölü gibi bakmıyordum. fettanlar. Uçan Kız'a kaydı: Mübeccel Ecel. Aylarca tedavi gördü. subaylar. Mübeccel'i sokağa atıp daireyi sattılar. uzun. gazeteciler ve tabii sivil halk. Mübeccel hamile kaldı. Dükkanın bir adı yoktu. Koydum: ACAYİP TUHAFİYE. büyük şöhret ve mutlu yuva ümitleri çözüldükçe. cadalozlar. Laf aramızda. sana sığındım. Çoluk çocuğun maskarası olmuştum. tefsir derken. Sorularım bitmek tükenmek bilmiyordu: "Bir kadının ağzını öpsem. Hamdolsun verdiğin nimetlere.. Gün boyu türlü türlü kadınlar geliyordu: Balkabağı azmanı kocakarılar. Polis de bebeğin izini bulamadı. Sana inandım. Burası.. On senedir. işlemeli bir takke takın. pencerede beliren Juliet'e seslenen Romeo gibi şakıyabilirdim: Gökyüzünde fezanın içersinden gözleri Öyle parlak bir ışık yağmuru serpiyor ki Kuşlar ötüyor. dudaklarımdaki mührü sökerek bir faciaya sebep olmak istemiyordum sanki. Kahkahalar patlıyordu. Yıllar.. Amin. şakağına kurşun sıkarak intihar etmiş. Allah şahit. genç bir memur "Bu kadının anne olmadığını bebek de anlamış" diye söyleniyordu." "Emin misin İlyas Hoca?" Suratıma yorgun argın bakıyor. Karl Marx’la ayaküstü helalleşip farza duran cemaate yetişmişim gibi. bir banka müdürüyle evlenmişti. Erken yaşta. "Arkadaşım olan bir kıza. işte bizim imam İlyas. senaristi. güvenli bir yere ışınlamanızı rica ediyorum. "Ben n'apıyorum böyle? Sosyalist bir tiyatrocuyken. Hiç unutmuyorum. Hödüklüğün Everest zirvesindeydim. ekmeğimizi iğnenin deliğinden geçireceğiz. Ben de onlara dizideki gibi "İyi ama bu mantıklı değil" diyordum. Namaz 20 . Dört bir yanda irili ufaklı düğmeler. Mübeccel'in hayatı kaşla göz arasında kayıplara karışmıştı: Erkeği.. sağlık ve afiyete. Apaçi Apartmanı'ndaki dairede arkadaşlarla buluşuyoruz. Hepsi de dünya ahret bacım. Sapsarı. akşamsefalarının. Taburcu edildiğinde bambaşka birine dönüşmüştü. kaldır beni sahura" dedim. Bence hâlâ harikulade. senaristin evini temizleyen köylü kadının eline doğmuş. lolitalar.. biraz dalgamızı geçsek. Minnacık bebek. Çenesi düşük değil. Beyaz perdede dikiş tutturup üne kavuştuktan sonra bebek doğuracaktı. Fıkıh. Mutlu bir aile hayatı istiyordu. Ölü os. günah yazılır mı?". yazarlar. tespih çekiyor. Bir yaz günü. Selvi Boylu Al Yazmalı gelinler.. Her türlü güçlüğe karşı dayanma gücü ver. çalışma odasında cesedini bulmuşlar: Moruk. Cumhurbaşkanı. o da bana baktı. Üstelik bina yıkılıp yerine yenisi yapıldı. hâlâ. Mahalledeki bacaksızlar etrafımda dönerek "Mister Spock! / Sivri kulak! / İşi gücü / Işınlanmak!" diye coşuyorlardı. evi. ince. "Karım beni terk etmişti ya. Sana dün Kocatepe'den bir baktım Aziz İstanbul Kocatepe Camii'nin avlusu öyle kalabalıktı ki. Uçan Kız'ı canlandırırken kafası iyiydi yani. yıldırım hızıyla geçiyor. değil mi?" "Evet imam hazretleri. fakat ihtiyar da sayılmazdım. babam elini omzuma 80 89 J^ koyuyor "Aslan oğlum. Köpek kulübesi genişliğinde. lafı hatunlara getirsem. Karşımda oturuyordu işte. bonzai boylu al kimonolu kız kuruları. Elmalı kurabiye gibi bir hatun. Genç değildim belki. çünkü babam öldü. Müjdeyi vermek için aradıkları babanın. dua ediyordu. Hem seviniyor hem utanıyordum. siyah beyaz televizyonda yayınlanan duayı ezberledim. Mübeccel. Garip ama hamileliğini." "İnşallah. Cumaya babamla beraber gidiyorduk. "Parkta bir fıstığa uzun uzun baktım.. n'oldu? Loğusa bir keş olan Mübeccel büsbütün perişan haldeydi.. hükümet üyeleri. duaydı. anneme "Teğmen Uhura. Senin rızkınla orucumu açtım. Sigara hariç bütün kötü alışkanlıklarını terk etmişti. Bebeğin dünyaya nikotinman. Namaz kılmayı öğrenmek istediğimi söyledim. gözyaşı fıçıcıklarım taşıyordu. Müzikallerde rol alan. Tam sırasıydı. alkolik ve eroinman olarak gelmesi için uğraşıyordu sanki. "Kadınlar niye gelmiyor bizim camiye?".. Diyabetik bir yapımcı tarafından hastanede keşfedildi. bir tekine bile yan gözle bakmadım. geviş getiren kederli bir çift manda gibiydik. Onun Nişantaşı'ndaki dairesine taşındı. devletimi ve inananları koru. delirmeyeceğim. Hemşireydi. bir tek kar tanesi bile yere düşmüyordu. Senin her şeye gücün yeter. Rahmetini. ortada bunlara dair hiçbir ipucu yoktu.. oyunculuğu mu daha kötü karar veremediğim bir züppe. kendinden yaşça küçük bir adama gönlünü kaptırdı. Mister Spock'sınız." Şaka maka ibadetti. Bebek. Ne yazık ki ilk kocası. hoş geldin. Ve ben onunla karı-kız muhabbeti yapmanın yollarını arıyordum.. Çocuk daha kulağına ezan okunmadan. Clint Eastwood'un başındaki kovboy şapkasını çıkarın. şükürdü derken. Ağlamaya devam ettim. kara çarşaflılar. yardımını esirgeme ülkemizden. Nikahlandılar.Bazen bakkala gidip ekmek filan alıyordum. babamı. Derken. Dikensiz bir kaktüsün bitkisel yalnızlığı içindeydim. Dükkan bana kaldı. Fakat korkunun ecele.. bebeğini. Gönlüm. Bizlere yaşama sevinci ver. kar suyuyla demlenmiş çay gibi bulanık yüzünde. ben bazen dükkana bakıyordum. bürokratlar. Yanlış düğmeye basarsam. sesi mi. bisküvi elleri. telefon kulübesi yüksekliğinde bir yer. Uçan Kız'a bir türlü açılamıyordum. Elinden her iş gelir.

haykırıştan daha inandırıcıdır." "Eyvallah. fakat uzun saçları hâlâ simsiyah. Tam ikiyüz sene öyle çubukla tüttürmüşler. hayatın mânâsını pekiştirir. belki nimetler içinde en büyüğüdür. ben ağzımı bile açmadım?" Kulağımı tabuta dayıyorum. Boş bir mezarın kıyısında duruyorum. Kalp atışlarımızın... korumaya ziyadesiyle muhtaçtır. Yuvalar. gövdelerin çarpıntısını duyarız. diğer yarısını yalanlar. Tütünü lüle' denilen bir yuvaya doldurup çubukla içiyorlarmış. dirençsizdir. Osmanlı'ya tütün 1606'da getirilmiş. Aziz İstanbul'un yaşı elli küsur. En çok da Dört Ayaklı Şahitler. Köpeklerin dilinde hav. yazar Aziz İstanbul'la yan yana. Türk milletini de tütüne İngilizler ayartmış. Nasıl döneceksin.. arabama doğru ilerliyordum. benzer şeyler arasındaki farklar ile farklı şeyler arasındaki benzerlikleri kurcalarız. zihnimi dezenfekte eder. zavallıyı. üzerlerine kat kat topraktan battaniyeler. İz sürecek durumda değildim.. Dracula ve diğerlerini gözden kaybetmiştim. evinin iki sokak arkasına taşındım. sulhun. iradenin forsunu aşan bir imkan vardır" diyor. Her cümlesi. tüneller. Aziz İstanbul'un konuşması. teşekkür ifadeleriyle örülü sözler işitmek içindir. ilmimizi edebiyat dekore eder. Vahşi köpekler havlamazdı. eski bir Çin atasözü ne der? Fısıltı. talebeyi. bir melodi. cömerdi. İnsan kemâle erer mi? Bu mühim bir soru. Niyazi Mısri ne diyor? 'Burhan sorardım aslıma/Aslım bana burhan imiş. Cehaletten. insanlığımıza hakim olma. On senedir. koridorlar açar. kurnazı. büyücüyü. bir ezgi notası. tembeli. mânâsını öğreniriz. insanlığımızın hizmetindedir. bordo çuhalı masalarına iskambil papazlarının sırtüstü düştüğü. terbiyenin namütenahi hulasasıdır. Sağlam bir edebiyat donatımı. önce şiirlerle. yorganlar örtüyoruz. Hayati Tehlike'ye bunu ödetmezsem. soru soramaz. Bütün sanatlar. Ahlaki olgunluğun. Onlara ayar çeker. Beden dili nasıl olur da dilimizden dökülen sözleri bastırır? Buna niye razı olalım? Niye şüpheli şahıs kalıbına girelim? Niye dilimiz dönmesin? Niye edebiyat varken. 95 Bembeyaz ahiret pijamaları içindeki Heyet üyelerini usulca uzatıp. bu. adeta hayatıma ara vermiştim. Onun gırtlağına yapıştığımı.. bizi telef olmaktan kurtaran şifalı iksirdir: Bizi.' Biz yasakları çiğneyeceğiz. Gözleri. zaferde.. sahiden anlamamız. ölünceye kadar sıktığımı hayal ediyorum. Cenaze namazı sırasında. Ve başlıyor anlatmaya: "Bu mereti dörtyüz senedir tüttürüyoruz. çığlıkların payı büyüktür. çiğlikten." Pür dikkat dinliyordum: "İnsan değil. hayatlar kurulur kelimelerle. mânâ ise hakikatin kendisidir. Harfler. hem ormanı görmemizi sağlar. aşkın. hoyratlıktan. nabzımızın. Ölümün kör karanlığı gözümü alıyor. Yeminler ederiz. zalimlikten. canlı hücrelerdir. saç boyasını ekmeğe sürüp yiyor sanırsınız.. bir nar gibi. hikayelerle. yedi ay önce. vicdan hassasiyetinin.." Aziz İstanbul'la benim Vosvos'a atlıyoruz. emeğin. Günaşırı şereflendirdiği Kırat Kıraathanesine... Bu kelimeleri onlara biz insanlar öğrettik. Allah bize kitap gönderdi. Aziz Ağabey. bir deliyi. Kuzular meler. Ahmed zamanında. cevap bulamaz. naaşları mezarlığa selametle ulaştırdı. nefretin. onu görmek için her fırsatta uğrarım. Şairler. Cesedini işte bu münasip çukura fırlatıyorum. kıssalar. Hem ağaçları. Ayaklarımda mezar çamuru. Eşya. beşer olarak doğarız. Yine de hünerli yazarın sözünü bölmüyorum. Gönlümüz neye elverir. deyimlerle kurulur. Kürek kemiğime bir el dokunuyor: "Başımız sağolsun Fuat. Dalyan Efendi'nin eklemek istediği bir şey yok anlaşılan. Komşuyuz. Müjdelerin taşıyıcısı kelimelerdir. Kedilerin ağzında tek kelime: Miyav. Mezarlığın veda mektubu gibi kısa patikalarından. Anlam. fil ya da bit yavrusundan farklı olarak. meyvelerin soluğunu. takdirin. üzüm. araban var mı?" "Ben dokuz aylıkken yürümüşüm.. bizdeki karşılıktır.. "Fakat atasözlerinin yarısı. Kalbimiz ile beynimiz arasında işlek kanallar. Yunus Emre. aklımdan geçenleri okumuşçasına arkasını dönüp kalabalığa karışıyor. edebiyat sanatı sayesinde keşfederiz. Aziz Ağabey. Omuzlanan tabutlar. dostluğun. Ezel Zelzele. gönül ferahlığının imkanlarını. Bir kumandanı. ölümün özenle hazırlanmış tek kişilik yataklarına varıyoruz. Bütün çabamız. ruhum büsbütün çürüyecekti. omuz omuzaydık. kıble rüzgarı gibi gönlümün pasını pasağını siler. incir gibi zamanla olgunlaşarak varılan bir mertebedir. sahip çıkma gücü verir. insan selinin üzerinde yalpalayarak ilerliyor.. biz aşkımızı kafamızı kaşıyarak. burnumuzu karıştırarak mı ifade edeceğiz? Şiirler ne olacak? Kelimeler." Bu.kılındı. suçbilimcilerin şablonlarıyla yetinelim? Söyle bana Fu. Dua edildi. çın çın ötüyor. nefesimizin tercümeleridir edebiyat. Minareler sordu: "Nasıl bilirdiniz?" Kubbeler haykırdı: "İyi bilirdik!" Minareler: "Hakkınızı helal ediyor musunuz?" Kubbeler: "Helal olsun!" Mister Spock. I. Her sabah. Kısık sesle "Teslimiyette. yazarlar bizim gerçek büyüklerimizdir. Birbirimize söz veririz." Sözlerini. salağı. her harfi beni benden alıyor. Kâdiriyye Şeyhi Dalyan Efendi'nin sözüydü? Yoksa. takdir. Kafamı kaldırınca Ezel Zelzele'yle bakışlarımız buluşuyor. Hicaz güneşi gibi vicdanımı bronzlaştırır: "Sen Tibet'e gittin. kelimelerinden tanırız. Sarayların bahçesine kınsız kılıçlarla dalacağız. Yaprakların bakışlarını. Paketi ona uzatıyorum. sanat eserleri. problem çözemez. Bir sigara yakıyorum. sevgi dolu. elimizdekinden farklı bir sonsuzluğa sevk eder. İyi ama. fahişeyi. tedbirin. İşte cenaze merasimi bitmişti. mahallede kötü arkadaşlarımız bizi sigaraya alıştırıyor. Pipo gibi bir şey yani. Heyet'in katledilmesiyle. devletler. O günden beri yürüyorum." Cenaze arabaları. Bebekler. kelimeler karşısında savunmasız. Karacaoğlan. onun tüm hikayelerini okuyorum. Görgünün vitaminidir. bana bir başka Çin atasözünü hatırlatıyor: Kafan kesilse bile. muhabbetin. bir sinema filmi değil. Bir ara Mister Spockla aynı tabut altında buluşuyoruz.. Aptallar îçin Yarım Akıl ve Pişmiş Tavuğun Çiğ Gölgesi adlı kitaplarını tutuyorum. Mânâ ile anlam arasındaki ayrıma temas ederiz. anneyi. kültürün garantileri nispetinde himaye edilir. aklımız neye erer? Edebiyat bilmeyen. Bir ülke. Muhabbeti yani sevgiyi biz sohbet anlamında kullanırız. işitmişsindir. dikkatin. Sigara kağıdı yok ortada daha. çatlak. Ardı arkası kesilmeyen ibret ve hikmet patlamalarının arasında yaşadığımızı fark ederiz. korkağı. Zira sonsuzlukta yolumuzu ancak ahitle bulabiliriz. her kelimesi. yamuk yumuk sandalyeleri kördüğüm olmuş bu salaş mekanda. "Sen sigara içer miydin?" deyip bir tane alıyor." 21 . taşıdığımız ceset sandığında Dalyan Efendi nü var? Bana bir son dakika uyarısında mı bulunuyor?! Aziz İstanbul'a dikkatle bakıyorum. bir şey mi söyledin?" "Hayır. Çünkü aslında her biri yalnızca belli durumlarda geçerlidir. Köroğlu. artistik jestlerle biçimlendiriyordu: "Bir millet edebiyatıyla yaşar. tokuşan bardaklar gibi taşmış. Nasıl ki okulda. savaş çığlığını yarım bırakma. Böylece. Birbirimizi hakikaten tanımamız. tavuklar gıdaklar. Öndeki tabuta geçiyorum. derinden kavramamız edebiyat sayesindedir. zayıflıktan başka nasıl sıyrılabiliriz? Edebiyat. İnsan olmak. bir yağlıboya tablo. Tabutun altından üzüntüyle bükülmüş ağzı görünüyor: "Ne dedin?" "Hiç!" "Fuat. vicdanımıza ne sığar. Bir fotoğraf albümü. Cadı sidiği ve dedikodu kokan. Harbin. İngiliz gemicileri limana yığmışlar balyaları. Peşlerine düşmedim. bize insanların ruhunu sezme. Aziz İstanbul yanımda. Uzaylı Kıyması. Aşağıya bakınca başım dönüyor. dâhiyi. İnsan yavrusu. Cahil için her şey kötü güçler tarafından korunan sırlardır. Edebiyat mırıltının ve naranın yerini tayin eder. avukatı. Âlim için sırlar.

Sumatra'da denizciliğe başladı. afyona. içkiye düşkün bir adamdı. Oniki yaşında! Onsekizine gelip de devlet idaresini büsbütün eline aldığında. kırılıyor! Kol ve bacak kemikleri parçalanıyor! Savaşa giden bir ordu. nedir?' tartışıyorlar. armut kurusu katarlardı. Murad önümüzde. sokaklarda kırk-elli ceset! Kafaları kesilip koltuklarının altına bırakılmış. Derken. Enteresan olan şu ki. bıyıklar. At. Efsane doğruysa. bugünkünden beter.. Bir yandan alimler harıl harıl 'Helal mi. tütüne çınar veya incir yaprağı. Murad'ın cinai hatırını kırmazdım yani. yüz sene süren bir tereddüt yaşandı. 'Mahalleler kokuyor. Anadolu'ya geldiğinde. Kahvehaneler derhal faaliyete geçti. Bir nevi indi-bindi yapıyor. Bağdat yollarında ilerleyen orduda. ülkesine döndü. Sultan Murad. lime lime bir karaciğerle ahirete intikal etti. Hani sigarayla savaşan derneklerin dergilerinde sık görülen bir fotoğraftır. Tam bir asır boyunca insanlar tütün içerken. şak diye hepimizi kestirip atıyor! Reha bölgesinde ondört kişi. IV. Dikkat et.. özellikle İstanbul'da korkudan herkesin os. Üflediği dumana. kelle avcısı bir dedektif padişah! Yasaklara uymayanları bizzat kendisi topuzuyla öldürüyor! işin tuhafı. Osmanlı İmparatorluğu duman altı olmuştu! Korku ve keyif dumanı birbirine dolanmıştı. buğulu ovalara doğru kaçıyorlar!" Aziz istanbul.. sigarasından derin bir nefes çekip kaldığı yerden devam ediyor: "Her muhitte hafiyeler dolaşıyor. palaların. Murad’ın katlettirdiği zavallıların ağzına da böyle tütünler. adamın birinin kocaman açılmış ağzına yüzlerce sigara tıkılmıştır. oradan Hint Okyanusu'na açılıp Sumatra'ya geçti." "Vay canına. Hangi hastalıklar. tütüne. Horasan.ruğu düğümlenmiş. ağızlarına da tütün çubuğu konulmuş!" Aziz İstanbul. Aziz İstanbul. Aziz İstanbul bir sigara daha yakıyor: "Bilhassa İstanbul'da. Sen içer miydin?" "Kesinlikle evet. yağlı urganların uçuştuğu bir tütün dumanı Osmanlı topraklarında yüzüyor! Belki de şu 'ateş olmayan yerden duman çıkmaz' lafı o zamandan kalmadır. İşte o gecenin sabahı imparatorluk halkı tütün keselerini çıkardı. IV. Dumanlı dağlara. yirmisekiz yaşında vücudu içerden çökmüş. Bugünkü sigara yüzünden çıkan orman yangınları gibi. Minibüse binip az ötede iner gibi. "I. sanki oradan okuyor: "Birgün." "Belki de atın binicisi zaten öldürülmüştü?" "Muhtemeldir." "Ben içmezdim" diyorum. senle ben de Üsküdar'dan yola çıkan ordudayız. sohbetimize tat katan bu duman bizi boğacaktı. Seccade olarak kullandığı posta bürünerek postu içerden dikti ve top gibi kendini açık denizlerin tekinsiz sularına bıraktı. fetihten sonra firar ederek doludizgin Basra'ya. Murad padişah oluyor. E askerlerin bir kısmı firar ediyor. ne şifası? Kahvehanelere bir tütün dumanı çöküyor ki. şömineye. merhum hükümdarın ardından tüttürme ye koyuldu. '1/ Duman avcıları.. Onun da hükümdarlığı üç-dört sene sürüyor. yerlerde gördüğün izmaritlerin. bir tarih kitabının silik sayfasına bakar gibi bakıyor. Eski denizcilerden dinlediği bir hikayeyi hatırladı. Bunların bir teşkilatı. kementlerin. Murad. Murad. kirli bir naylon olup çevremize tıkışan dumanın içinden 96 konuşmaya devam ediyor: "1600'lerin başlarında halkımız komple tütüne başlıyor. aramızda dolaşıyor. Mevlevi dervişlerinin bu makamlara göre bestelediği ilahileri bugün sen ben hepimiz çok iyi biliyor ve her mübarek günde gecede kandillerde söylüyoruz. Onsekiz yaşında bir çocuk yani. herkes alsın. Yine de tütünden büsbütün vazgeçmiyorlar! Tam bir çılgınlık nöbeti gibi. Yine de millet. Padişah kıyafet değiştirmiş. başıboş. herkes kullansın diye. tütün mamulleriyle savaşan gönüllüleri. tütün içenlerin idam edileceğini duyuruyor. şekerli. fosur fosur çekiyordu. gizli saklı tütün içiyorlar. Senden beş-altı yaş. tıngır mıngır geze dolaşa padişahın otağının önüne kadar gelmişti. Şahane.. lüleler tıkılırdı. o postu hayvan sanan aç bir yırtıcı kuş onu karaya taşıyabilirdi. gizli ajanlar! Bu manyaklar çatılara çıkıp bacaları filan kokluyorlar! Çünkü evinde gizli gizli tütün içenler. silah arkadaşlarını imha ettirir mi? Tarih bunları yazıyor Fu. iştahla. 1640 senesinin 8 Şubat gecesi IV. sisli ormanlara. zaten yirmisekizinde sirozdan öldü. IV. Bas bas bağırıyorlar. Sahile ulaşma şansı yoktu. Zigana yakınlarında bir tepeye sığındı. makam mertebe sahibi. haram mı. tütün yasağı kaldırılmış değildi. Sene 1638. Tütün tiryakiliği.. molalarda...Arabayla kahverengi-beyaz. hürmet gören adamlarız. muazzam heybetli.. bugün caddelerde. Isfahan üzerinden Anadolu'ya. Kimse 'Benimdir' demedi!. Tellallar. sigarasını küllükte söndürüyor. Karadeniz ormanlarının kıyısındaki bereketli toprakta tütün yetiştirilmeliydi. Tütünü ekti. Hattâ yıktırıyor. Yahudi tütüncüler. salgın gibi yayılıyor. Dokuz yıl sonra İran.. İstanbul'da evler ahşap. boşuna. Genç Osman.." "Nasıl?" "Farz-ı muhal. Ve sahiden de bir kartal Hüdavendigar'ı yakalayıp Tibet'in yalçın kayalıklarına kadar taşıdı! Tam gagasıyla postu parçalamaya çalışırken. Murad'a çok yakındı ama yasaklar onu feci bunaltmıştı. cepkenler. "Öyle mi?" "Öyle tabii Aziz Ağabey. Çünkü dört dörtlük bir tütün müptelasıydı. Ne kadar İçmiş olmalı ki. sönmemiş tütünlerden mahalle yangınları patlak veriyor. On kişiyiz. bir kese tütün ve çubuk gizlenmişti. Padişahla aralarında bu konuda ne konuştular bilemiyoruz. Sonra. Ahmed'den sonra I. çubuklar. cellatların içinde koşuştuğu. tütün yasağı devam ediyordu 100 Karadeniz'de Sümela Manastırı.. İçe içe karaciğeri çürütmüş! Şimdi biz 1635 senesinde olsaydık. ocağa yanaşıp. Halep'te yirmi kişi! Yirmi yuvarlak sigara gibi.. deli miyim. IV. fiyatı düşük tutabilmek için. işlemeli bir koşum takımı vardı. Sonra tütüncüler loncası kuruldu. Hattâ. tütün içenlerin kelleleri etrafa izmarit gibi saçılmaya başlıyor. bizzat kendisi kılık değiştirip ahalinin arasına karışıyor. Onların yerine nalbant dükkanları. kuvveti dillere destan bir genç olduğu halde.. Yanında. hafiyelerin parmak uçlarında dolaştığı. sahipsiz. Hakikaten. Padişah. meydanlarda. tütünkeş kelleleri olduğunu düşün. böyle idam edile edile yol alıyor! Tütün yüzünden! insan." "Eyvallah. kakaolu bir hamura benzeyen karlı toprak yollardan iniyoruz. Ve 1623'te IV. Ruhumuz bile duymuyor. Mustafa tahta çıkıyor ve iniyor. Tepe vahşi hayvan ve canavarlarla doluydu. Daha çocuk. O devrin. Devrin alimlerinden Kadızade Mehmet Efendi de tam bir tütünle mücadele militanı. Tütün piyasası Yahudi tüccarların elindeydi. bağıra çağıra kıratın sahibini aradılar. İngilizler 'Bu tütün bir kısım hastalıklara şifadır' demişler. sonra?" "Bazı arkadaşlarımız tenhalarda. Birgün okyanusta müthiş bir fırtına koptu ve gemisi battı. dedektifler. dumanı yanan odunun kömürün dumanına üflüyorlarmış! Tiryakiler her Allah'ın günü kayıp veriyor. kokudan şikayet ediyorlar. göz gözü görmüyor. Bu benzersiz kısrağın eyerinde. sarıklar kokuyor leş gibi!' diye. Alkolik hükümdar. katledilen dedelerini hatırladılar. muhteşem bir kırat bulundu. loncası yoktu. Her sabah. kanlı fırtınalar koparıyor! Bütün kahvehaneleri kapattırıyor. çanımıza ot tıkacaktı. Budist rahiplerden öğrendiği beş-on musiki makamı getirmişti." diyerek. Hüdavendigar bıçağını çekip kartalı öldürdü. Bağdat seferine çıkan Murad'ın kumandanlarından Hüdavendigar.. Bal ve pekmezle ıslatıp aromalı bir tütün elde ederlerdi." Çak çuk. Aziz Ağabey'in heyecanına efekt yapıyorum. benden yirmibeş yaş küçük bir arkadaşımız olan Murad Bey." "Sana son bir hadise anlatayım. fakat ateş yakarak canavarları 22 ." 98 "Kim ki onlar?" "Ordunun yarısı! Üçpınar'a vardığımızda konaklıyoruz. Bağdat'ı fethe gidiyoruz. deri atölyeleri kurduruyor.

fertleri birbirine baka baka kararmış aileler. Sıradışı yol arkadaşlarına denk gelmekte üstüme yok. Durumu anlamazlıktan geliyorum. kafam kadar bir yumruk attı. Izbandut yanıma varır varmaz suratıma bir kama salladı. Siz gençsiniz. belirsiz bir noktaya dalıp gitmiş Mister Spock'ı dürtüyor: "Annen seni yavrularken sarhoş muymuş?" Mister Spock dalgınlığına sahip çıkıyor. bir de Normal dergisi alıyorum. Tarzan Bey" diyerek beğenimi belirtiyorum." Mortoları en iyi moruklar anlar Elli yaşındaki bir adam kendini otuzunda hissediyorsa. İstanbul'a uçakla yolculuk etmeyi göze alamazdım. uzun saçlı. Rulo yaptığım dergiyi açıp karıştırıyorum. benim çok hoşuma gidiyor" Tarzan sitemkar. kanlı bir havlu atarak terk ettiğimiz. Antika ile külüstür arasındaki ince çizgide duran Vosvos'umun da beni nereye götüreceği hiç belli olmazdı. Yolun başında bir kahve molası vereyim.. İnilti ve hırıltı karışımı bir ses çıkardı. zaten bu ihtiyarlar birazdan uykuya dalarlar. Parkinson hastalığıyla pençeleşen şampiyonun durumu epey ağırmış. Spock. iç kanama geçiriyormuş gibi bitkin görünüyor.. adeta kasıtlı bir tenhalık hakim. koridorun ayırdığı.. Haydarpaşa'ya gidecek olan Başkent Ekspresi. evirip çeviriyor. kavruk bir adam. keskin çığlıklarla bölünen tilki uykusu. (Güney Afrika'da ve İsrail'de yaşadıklarımdan sonra." 104 "Müsaadenizle. Muhammed Ali sahiden de maçlardan önce dua ederdi. Tavandaki hoparlörlerden gara lağım borusundan boşalırcasına dökülen anons. yaprak sarmasına benzeyen askerler. Morukula'nın sarımsak suyu salyası akıyor! Esmer şeker. Çinlilerin. AŞKart'ını cebine koyuyor. Kondüktör. "Bence de gayet iyiydi. Yüzüme bakmaya utanıyor mu nedir? Uçan Kız. "Bu bir fıkra değil." "Neyse ne.. böyle mangır kimyasına pes maşallah!" Mister Spock.. Muhammed Ali fıkrasını biliyor musun?" Muhammed Ali'nin akranı Tarzan." Mister Spock’ın gözleri buğulanıyor: "Sizler sağolun. kucağındaki paçavraya dönmüş gazetenin üzerinden etrafı seyrediyor. Bir gazete." Dracula. Tom Braks. Dracula.' Öteki şaşırmış: İşe yarar mı dersin?' Bizimki şöyle demiş: 'Dövüşmezse hiçbir işe yaramaz. Siyah boks eldivenleriyle ecel.. Makinaların.. soruları cevaplayamadığını söylemiş. 4. Tam karşımda Mister Spock. Vagon kapısından geçerken. Yedi ihtiyar. Mister Spock ise cebinden AŞKart çıkarıyor. ringin köşesinde ayağa kalkıp eldivenli ellerini açarak dua etmiş. Dracula tam çaprazımda.. ağzı ve gözleri yarı açık. Ve oval asma dallarından yapılma.... Derginin kapağını inceliyorum. Dracula. Dracula'dan gıcık kapmama razı değil: "Aslında iyi adamdır. Dünya.ktim!" *** Vagonun ortasında. Şişme Tarzan uyukluyor. Dracula.korkutup kaçırmak mümkün değildi. gölge boksunda asla rakip tanımıyor. Valizini güçbela rafa yerleştiren tombul Tarzan. sağ gözkapağında söndürdüm. her an her şey olabilir anlamına geliyor bu söz. Haki üniformalarıyla. Çatlak kadranı kana bulanmış gar saatinde akrep yelkovanın sırtına atlıyor. kendi derisinden daha dar bir elbise giymiş. Sağ elmacık kemiğime. pençe misali kulağımı tırmalıyor: "Zamane kızları. elindeki bileti mendil gibi bana sallayarak geçince. Trenler. bırakmıyor. Ankara garının o yanık zeytinyağlı aydınlığına adım atıyorum. Bu patentli çıtır çerez. Mister Spock'a "Vays! G. "bilmiyorum.. şişmanlara vergi bir neşeyle dergideki fotoğrafı işaret ediyor. Bir sigara yaktım. bakışık dört çift koltuk var." Şaka maka. yerleri paspaslıyor. bilet gişesine uğrayıp dönen kıza profesyonelce kaş çatarak konuşuyor: "Sen kendi derdine yan kovboy. Kereste kalınlığındaki bileğini yakaladım. Artık "on kaplan" değil de beş kedi gücünde olan Kızılmaske ise Kedi Kadınla bölük pörçük bir şeyler konuşuyor. Sakallı Mister Spock'ın omzuna yaslanmış olan Uçan Kız da öyle. gülen gözbebekleriyle bana bakarak. Hayretten donakalıyorum." Sanırım. Protez sırıtışından nasıl kurtulabilirim? Bitişiğinde. "A-ha. Acayip bir metoda başvurdu: Özel bir frekansta çaldığı tiz sesli kemençeyle sabahlara kadar nöbet tutarak canavarları uzaklara sürdü. Dracula. tuzaklı bir ring.'" Mr. sivri topuklarının üstünde salınarak bana yaklaşıyor. çok eskiden Afrikalılardan öğrendiği bir atasözü der ki "Portakalın doğusu batısı yoktur..tüyle balık yakalayan papazımız gene salladı marşal jokerini! Ne deliksiz kemikmiş be. babasının artık konuşamadığını. Maçı kazanmasına yardım etmesini istiyor O'ndan. sönmüş eski kömür sobaları gibi istasyona devrilmişler. daracık boşlukta durdum. Tren on dakika sonra kalkacak.. başınız sağolsun. "bir anekdot ya da işte öyle bir hikayecik. 'Vampir ürür katar yürür' kayıtsızlığında. resmiyetten uzak bir kederle iç geçiriyor: "Teşekkür ederim.. yirmi yılını boşa harcamış demektir. Normalin kapağındaki Gönül İşleri Bakanlığı binasının duvarlarında da yankılanıyor: "Sayın 102 yolcularımız. Bu 23 . Birdenbire. Etrafta salkım salkım. üniformaya sarılmış sıcak bir çaydanlığı andıran kondüktör tepemizde bitiveriyor: "İyi akşamlar efendim. Havaya. kartla beraber iade ederken Mister Spock'a eğilerek. idman maçlarında. Ben de kendi biletimi uzatıyorum. Ben koridor tarafındayım. kaynak makinası ışığı parlaklığındaki dişlerini gösteriyor." Kalkıp restoran vagonuna yöneliyorum. Derin bir nefes çektiğim sigaramı. Üzüm çöpü gibi kuru birkaç üniversiteli. fıkra anlatıyor: "Bir Müslüman'la bir ateist. Ateist. Tarzan. belki hatırlamazsınız. Tam yanımdan geçerken. Trabzon'a gelen bir geminin deposunu fındık çuvalları ve tereyağı tulumlarının yanı sıra tütün balyalarıyla doldurmuştu. kamayı bıraktı fakat öncekinden de şiddetli bir sol çıkardı. AŞKart'ı alıyor. şampiyonun can çekiştiğinden habersiz. biletleriniz lütfen. perondan hareket edecektir. ifadesini bozmadan soruyor: "Ha?" Tom Braks'tan Dracula'ya bir uyarı atışı: "Dişlerin döküldü ama dilin hâlâ sivri.. Çıkış kapılarının bulunduğu gürültülü.." Tarzan. O anda çatlak bir ses. Dracula ve Tom Braks jilet kırığı gözlerle beni kesiyor. kadavrayı gıdıklasa güldürür alimallah. bakmayın böyle çatal dilli olduğuna. Muhammed Ali'nin." Buruşuk süper kahramanların önünden. ağır vasıta mesabesindeki kıçını solumdaki koltuğa park ediyor. on dakika sonra.. 101 "Hayır" diyorum. küçük bir makbuz kesiyor." Bu arada Tom Braks ne dediyse. Altmışaltı yaşındaki Muhammed Ali'yi ölüm döşeğinde titrerken düşünemiyorum. Tarihin şöhretli Karadeniz tütünüyle. nakavt ettiği Sonny Linston'ın tepesine dikilmiş haykırırken göründüğü fotoğrafın karşısındaki yazıyı okuyorum. sertçe cevap veriyor: "Peh! Ben senin güttüğün bufalolar kadar kovboy s. Süper Yedili'nin arasına düştüğüme hiç şaşmıyorum. gazete büfesine geçiyorum." Dracula biletleri veriyor. Mister Spock’ın koluna koala gibi dört elle sarılmış. yanındaki Müslüman'a sormuş: 'Ne yapıyor?' Beriki cevap vermiş: Allah'la konuşuyor. [MUHAMMED ALİ CLAY] Saatleri gölgede bırakan gecenin tik-takları arasında. memeleriyle göz kırpıyorlar!" Bakanlık Heyeti'nin cenazesine giderken rastladığım gruptaki Dracula bu. Bilek kemiğine bastırdığım damarları yırtılırken. Ali. maç başlamadan önce. Toz bezinden biçilmiş bir tulumun içinde. Tarzan" diyor. dişi bir Pinokyo. Muhammed Ali'nin maçına gitmişler. irikıyım bir adamın peşimden geldiğini fark ettim. Kızı Leyla Ali. iki bank'a yayılmış.

Süper kahraman olmuşlar. Ozan Taraz'a yapay tatlandırıcılı bir çekingenlikle soruyor: "Pardon. Meğer.." Tom Braks... Yakında o çukurlardan birinde kendimi bulacağım. gövdesini sığdırabileceği bir yer açıyor. filler. kamanın sapıyla ön dişlerini kırdım. müdafaayı nefs söz konusu. ihtiyarlık aniden bastırmış. Ve canavar terbiyecisini. Uçan Kız’ın ise Grönland'da dondurma işine girip iflas etmiş gibi bir hali var.. hep beraber Ankara'ya bir nevi matem. takma isimlerin sırrını açıklıyor. Lakin dili bağlı." "Onat Kaplan." "Hayır" anlamında elimi kaldırıp başımı geriye atıyorum.. Mister Spock’ın AŞKart macerasını anlatıyorlar. fotoğrafım yayınlanmasın. Sanki. 24 . mortoların halinden en iyi moruklar anlar" diyerek izahta bulunuyor Dracula. dağ gibi adamla taş gibi kız da geldi!" diyor Dracula." 1 Kahve acı. İşi gevşek tutsaydım. sadece burnum kanıyor.. arkamı dönüp burnuma avucumun içiyle hafif bir darbe indirdim. kendisiyle içtenlikle dalga geçiyor: "İhtiyarladığında. Ağzımın içine akan tuzlu kan da dahil.. kadının arkadaşlarına doğru bağırıyor: "Aaaaaaa-a-aaaaaaaaa-aa-. Gönül işleri Bakanlığı'na müracaat ederek. Fakat nasıl? Vagon kapısı açılınca." Oturuyor: "Tam zamanında sormuşum..ı aaaaaaa!" Nasıl ki Tarzan haykırınca ormandaki bütün hayvanlar. timsahlar.. Adım." 106 "Tarzan. iştahım kaçmıştı. Bakanlık Heyeti hakkında yarım ağız sorular soruyor. planım bu değildi. "Seni seviyorum Mübeccel" diyemiyor. Jane'e ne demiş?" "Bilmem?" "Üşüyorsun." Umutları sönmüş. mahcup bir adamcağız. Abazanları. nam-ı diğer Dracula." Koca göbeğini eliyle ovuyor: "Bu da benim yumuşak karnım. Fakat bir düşman uyuduğunda da. / Kızıl bir maske gibi yüzüme tuttuğum mendili bırakmadan işaretparmağımı kaldırıyorum: "Bir kahve. "Saat kaç?" Tarzan. işte bu nedenle ben Korkut Üneli adını bilmiyorum. bu Mister Spock namlı negatif iyon.. Şaşkın." "Hediye Hüthüt. adının Turgut Rulet olduğunu söyleyen birinin canına kıymıştım.. Sonuçta. Olsun. Pişmanlık. Onu öpecek prensese. Ağızdan ağza. Sırasıyla bir esniyorum. aslanlar.. idam fermanımı imzalamak üzere peşimde dolanan anonim sekreterlerini kökten unutuyorum. Kan lekeleri trajik bir konfor sağlıyor. olmaz mı?" diye ricada bulunuyor. yapışık yedizleşmişler." Ozan Taraz. Yüzüne ne oldu?" "Burnum kanadı. "Eğer bu aşkı lütfedip geçerli sayarsanız.. Orman filozofu. gizli aşkını. Buz pateni pistini düzleyen makina. Mirage ayna fabrikasında gece bekçisiyim. Mezar kazıyorum. seni Pamuk Prenseslikten Kül Kediliğine transfer edecek!" 108 "inşallah. 1993'e kadar on sene Moskova'da çalıştım. şu anda rayların üzerinde tren bekleyen ceset benimki olacaktı. iki elleri kanda olsa yardıma koşarlar. ancak virüs bulaştırabilir. Başımı çevirdiğimde kondüktörle burun buruna geldik: "iyi misiniz beyefendi?" "Evet. Mendili." Mister Spock’ın. Az önce. bir başkası uyanır. beyefendi. Şeytanın." 10". simsiyah kanayan ağzına götürünce de kamayı karnına saplayıp çevirdim. salyalarını akıtacakları koltuklara yerleştiriyorum. Kedi Kadın diyorlar bana. Rahmetli kocamdan kalan emekli maaşıyla emekliyorum. Gönül İşleri Bakanlığı'nda basın müşaviriyim. ne olur bültende adım. ellerini. Yanlış alarm. King Kong. İki gün evvel de kendi evimde.." "Durali Kuloğlu. Dracula’nın bu keramet kehanetlerine kulak asmıyor. siz Gorilin Kariyerindeki Tarzan mısınız?" Ozan Bey ayaklanıp geri dönüyor: "Neredeler?" Kadın: "Şurada. Uçan Kız'a meftun imiş. Bira kutularıyla dolu arka masadan kırklı yaşlarda bir kadın kalkıp bize yaklaşıyor. Kazara o kadar çok ayna kırdım ki. külotumu al. tilki uykusunun mahmurluk lekeleriyle sevimlileşmiş Mister Spock ve Uçan Kız'a beni işaret ediyor Tom Braks: "Bu genç adam Gönül işleri Bakanlığı'nda çalışıyormuş. nezleli bir kurbağaya benziyor. devlet sırrı. boynunu büküp otobur horultularla uyuyan Tarzan'ın dazlak kafasında geleceği görmeye çalışıyor. Kapıyı açtım. geçmiş olsun" deyip demir alıyor. Zamboni operatörüyüm. Bana. sandalyeleri ileri geri oynatarak. Mister Spock’ın ısrarı ve hatırı dolayısıyla.. Herkes bilir ki raylar hiçbir zaman rahat uyunabilecek bir yatak olmamıştır. Yüzlerindeki. kısas denklemini tamamlayacak çarpışmalar umuyordum. halbuki o eski aptalsındır. Doğrusu. yaşlanmış. hiç tanımadığım bir adamı geberttim. porselen vicdanımın dibinde. "Ne operatörüyüm demiştiniz?" "Zamboni. ShahShops alışveriş merkezim bilirsin. Javaca-Do felsefesine göre. UFO inmiş tarlalar kadar kıraçtı.defa yumruğu bloke edip. "Tahmin etmeliydim. Tam tersine. Mister Spock. "Hah. hiçbir şey tatmak istemiyordum." Masanın üstünden el sıkışıyoruz. beni buruk bir neşeye sürüklüyor. Trenin tekerlekli lokantasına geçerken. çok memnun oldum... arkadaşlarım Tom Braks der. "Eee. 1970'lerde oynadıkları fantastik Türk filmlerindeki rollerinden ötürü kullanıyorlarmış bu adları. restoranda bir kahve içersem kendime gelirim. İstanbul'a." Kibar kondüktör. taziye seyahatine çıkıyorlar. Şimdi ise. Kondüktörün kavanoz dibi gözlüklerinin ardında kahve çekirdekleri gibi duran gözlerine bakıyorum: "Teşekkür ederim. yani Korkut Üneli.. İhtiyarların sohbeti. daha önce hiç görmediğim Hayati Tehlike'yi parçalamaya gidiyorum. "Bak Mübeccel. Bakanlık Heyeti'nin acı haberini duyunca da. Sonra her nasılsa Mister Spock AŞKart'ı ibraz ediyor. Onun yerine. intikam alındı mı..." "Tarzan olduğumu düşünen kim?" "Benim. bir 'miki' sinemasında yer göstericiyim. onüç yaşındayken birden altmışa zıplamış. "Bir isteğiniz olursa. kainatın peçesi kalkar. "Pekala. arkadaşlarımla iddiaya girdik de. Boş masalardan birine çöktüm. Dedim ya. Mülakat sırasında. şu fincanın dibindeki telve gibi birikiyor." 107 Tarzan'ın arkadaşları da bize katılıyor. Sahra Çölü'nde su satamamış. ilelebet karadul mu kalalım?" Mister Spock. yüzümün ortasına örtüyorum. fakat üne kavuşamamışlar. şimdi de oradaki pisti kaymaklıyorum. herkes senin daha akıllı olduğunu düşünür.. bir iç çekiyorum. Ardından da Uçan Kız'a "kesik" olduğunu itiraf ediyor. onu hazırlıksız yakalamış. dişlerindeki "Majestelerinin bir emri var mı?" yazısını okuyabiliyorum.. devlet sırrına dönüştürüyor. demiryolları arması işlenmiş mendilini sunuyor. Yerdeki kan lekelerini temizlemeliydim.. Forklift ile silindir arası birşey. yoksullaşmış. kabus dumanları tüten karanlığa fırlattım. garsonun. Pişmiş tavuktaki kılçık kadar şans var bende. iki elini ağzının kenarlarına götürüp. Üstat Selman Elma'dan. Mister Spock ve Uçan Kız hariç. Kızılmaske. uğursuzluk canıma yapıştı. Daha iyisini hak etmiyorum belki de. "Oniki.. bizim Zamboni operatörü Ozan Taraz'ın çığlığını duyan kondüktörler ve civardaki tren ahalisi de sökün ediyor. Tek tek tanışıyoruz: "Sabri Tomruk." "Ben de Fuat. Memlekete döndükten sonra yediğim her şey yaradı. Yaralılar ya da ölüler için bile. Meğerse." "Fuat. Dracula. Ozan Taraz evlat. ticari motiflerden tamamiyle arınmış gülümsemesinden. Size niçin Tarzan diyorlar?" "Çünkü ben ormanların kralıyım!" Kafası. düello kesinliğinde.

bitişikteki marketten alışveriş yaptık. yarım tehdit sayılır" derlermiş.. Fakat beni doğuran gurme kraliçeye boyun eğdim. Naylonu kesip. O da ne? Ambalajın içinde bir broşür.. mantar. elden geçirdim. ihtimal olarak kalmaya mahkumdur. Meksika usulü soslar. Ayrıca bu mesajları bırakan kimseler]. Ve ben kızın gözünde Arjantinli kaçak Luis Oscar Pichinan'ın ikiziydim. Salı öğleden sonra saat 15:00'da. Orada. Sıraselviler'de İlkyardım Hastanesi'nin aşağısındaki Eczane Zen'in önünde indim. gözlüklü bir dilber. Bir an göz göze geldik. kepenkleri kaldırdı. kocaman market poşetinin içine dalıyorum. Yan masada istiflenmiş gazetelerden birini çekip karıştırmaya başladım. Yazarkasanın kontağını çevirdi. caddeye en yakın olanına buyurun. kalem setlerini.. Annemle vedalaştıktan sonra markete uğrayıp diğer ürünlerin ambalajlarında da intikam vaat eden broşürler var mı yok mu kontrol ettim. kimse cevap vermiyor. incelmiş. Tel Aviv'de rehin alınmam ve Bakanlık Heyeti'nin katledilmesi. Kulübeden içeri girdim. Enteresan. Beraber. kendiliğinden açılan ağzını eliyle kapatıyor: "Yelda. Kız da naylon bir dosyaya dalmış. yarım düzine telefon kulübesi. cücelerini gömmüş bir Pamuk Prenses'e benziyordu.. bakanlığın müracaat formuna yazdığı telefon numarasını çeviriyorum. Yani hem parmaklıklardan geçebilecek kadar sıskalaşması. Kız. Annem henüz dükkanı açmamış. peçeteleri. 25 . bir bana bakıyor. Annem sevinçle ayağa fırlıyor. Arjantin polisi "Pichinan ülkenizde" diyerek derhal Türk hükümetinden yardım ister. Mecidiyeköy'deki bir apartman dairesinin adresini verdiler. birtakım kağıtları inceliyor. Karışık tost ve sade kahve söyledim. Telefon ikinci kez çalınca ahizeyi kaldırdım. az kalsın derimden dışarıya fırlayacaktım. müşterilerine ya da müvekkillerine kendini tanıtmadan hizmet sunmayı tercih eden biri[leri]yle karşı karşıyayız. lunaparklar da " yarasalarındır. Sistem. insanlar koşuşuyordu. Böyle rutin birkaç işlemden sonra dükkanın içindeki kapıdan girdi." Demek benimki Arjantinli bir suçluymuş. ışıkları yaktı. Küçük. Ortaköy'de oturuyor. SİZ İNTİKAMINIZI ALIN. Ambalajı açıp broşürü alıyorum. üzmüş. Elimdeki kayıtlara göre. Yumurtadan çıkan. şu fotoğraftaki adam oğluma çok benziyor! Tıpatıp aynısı!" Yelda. haftalarca hiçbir şey yememiş. Karşı köşedeki loş kafeteryaya girdim. kurumuş ve demir parmaklıkların arasından süzülüp pırlamış! İnanılır şey değil. Validem "Soya etini verir misin?" diyor. 111 Eczanenin mutfağındaki spagetti operasyonu sırasında anneme asistanlık yaptım. bakışları ilaç gibiydi. Hapisten kaçmışım! Haber metninde firari mahkumun adının Luis Oscar Pichinan olduğu belirtiliyor. Hafta sonu telefonda sular seller gibi ağlamasına engel olamamıştım. roka. Etrafa göz attım. Kadıköy Postanesi'nin dış kapısının yanındaki telefon kulübesindeydi. Paspası ayağıyla iterek girişe yerleştirdi.. Verilecek hizmet karşılığında ne isteniyor? Dahası. Her pazar orada buluşuyorlarmış. Şöyle ki. zira "Bekar bir adam asla pişirmesi yemesinden uzun süren bir yemek hazırlamaz"mış. Ve ona intikam alma konusunda yardım teklif ediyor. Nedir bu? İşbirliği mi? Alışveriş mi? Suç ortaklığı mı?. Manastır laboratuarında astronot yemeği pişiriyorduk. Soya etinin karton kutusunu. uzun.. Tahrip etmek. Bazı ihtimaller. kestane saçlı. 'Park yapılmaz' levhasını yerine taşıdı. Markete yolu düşmüş herhangi birini muhatap kabul edebiliyor. yumurta çıkarır. genç bir kız bizim dükkanın kilitlerini açtı. Camdan onu seyre daldım. Hologram boksu başlamıştı. İkinci sayfada kendi fotoğrafıma rastlayınca afalladım. Şampuanları.. dikdörtgen masaya ilişip sessizce okuyorum: "RİSKİ BİZ ÜSTLENELİM. Birkaç okul çocuğu. fakat tonlaması. 112 Anlaşılan o ki. Belime kadar. Bu hijyen santralinde kız. Arjantin'in güneyindeki Puerto Madyrn Cezaevi'nden tüymüş.. Merak. laf eninde sonunda yemeğe gelir. Phone Booth [Telefon Kulübesi] diye bir film vardı. Sanırım ellerini yıkadı. annem bile farkı anlamaz. Pabuç reyonundaki trikoydum. soya eti. ton balıklarını." Babamın ölümünden sonraki on sene boyunca annemin yastığının altında tabancayla uyuduğu kafama dank ediyor.. boşuna. Kar yağıyor.. 109 Şöyle bir durup İstanbul'a. İlaç raflarının camından gördüğüm. İşte. "Ne için. Kadim bir Çin deyişi: "Herkesin ikizi vardır... Saat 14:35. DVD'leri. öksürüyorum. katil bir sniper [keskin nişancı]. Bana sofra kurmakta kararlı. kreatif bir işlemdir. Luis Oscar Pichinan'ın fotoğrafına. Dünya fanidir. "Şu mu?" diyerek sol elinin işaretparmağıyla gazeteye dokunuyor. Kafeteryanın eşiğinden. ölümcül riyakarlığını zorbalığıyla örtbas eder. cezasını çekmiş bir Luis Oscar Pichinan gibi temkinli adımlarla terk ediyorum kafeteryayı. Paylaşmak propagandadır. tavana monte edilmiş televizyonda Shivaree'nin solisti Ambrosia Parsley o büyüleyici sesiyle Goodnight Moon'u söylüyor: ". bir fotoğrafımı Puerto Madyrn Cezaevi'ne postalasam. Beşiktaş'ta dolmuştan indim. ayrıntıları konuşalım. telefon kulübesindeki adamı kıskaca alıyordu. Beşiktaş'taki Üsküdar vapur iskelesinin karşısındaki telefon kulübelerinden. Spagetti. özel birine ulaşmaya çalışmıyor belli ki. bu adam ya da adamlar kimin nesi? Eski Çinli tacirler "Yarım vaat. Şu fotoğrafı kesip aile albümüne eklesem. Bir taksiye atladım.. Yelda da arada bir yanımıza uğruyordu. Belki de bir tuzağın eşiğindeydim. Delilik özgünlüktür." Soya eti kutusunda böyle bir mesajın işi ne? Üretici firma tarafından yazılmadığı aşikar olan notu cebe atıyorum. Vapur iskelesine doğru yürüdüm. cam tezgahın üzerindeki gazeteyle meşgul. Bu defa randevu cuma akşamı 19:00'da. Sonra dışarı çıkıp bana doğru yürümeye başladı. Bu dalgın ve şaşkın ikiliye varlığımı hissettirmek için son çare.. konserveleri. Ankesörlü telefon anında çaldı. Annem. Ahizeyi tuttum. Karaköy'de vapurdan inince. telaşlandırmıştı. Sarılıyoruz. Bir mısır gevreği paketinde de benzer bir not buldum. Anneciğim. Bir an önce Gıcırbey'i bulmam gerekiyordu. Tahliye edilen bir sabıkalı edasıyla. Geceleyin. Zarif. margarinleri. Mantosunu çıkarıp kazağın üstüne beyaz önlük giydi. bir gazeteye. Nikah davetiyesine benzeyen fakat süssüz iki yapraktan ibaret ve sadece iç sağ sayfasında kısa not bulunan ince bir kağıt parçası bu. ihtiyar süper kahramanlardan ayrıldım. annemi korkutmuş. İçimde esrarengiz bir umut belirmişti. meydanda kartopu oynuyordu. Eczanenin eşiğinde dikiliyorum. bir kuruyemişçi çırağınınki kadar doğal. 110 Annem köşeden belirince ben de yavaş yavaş toparlanıyorum. kimden intikam almak istiyorsunuz?" Robot aksanıyla konuşan bir adam."Sensiz gecelerde hep tabancayla uyurum" Servet soygundur.. Dönüp arkama baktım. Oyalanmadan gerisingeri yollandı. ocağın yanına bırakıyorum. Annenizle ne konuşursanız konuşun. hem de bana bu kadar benzemesi.And I always sleep with my guns / When you're gone. İlk izlenim için tek şansın vardır. katlı kağıdı içeri koymuş ve kesiği şeffaf bantla yapıştırmışlar. idmanlı bir itfaiyeci çevikliğiyle yardıma koşuyor. Kahvaltımın ortasında. kışın yaşını gösteren bu muhteşem şehre baktım. peynirli poğaça ve portakal suyu çağrısında bulundu. beni savunmasız bırakmıştı. Bana. Gıcırbey'in.

"Size ilk ağızda sırlarımı söylememi beklemeyin. Mesajda 'Riski biz üstlenelim' yazmışsınız. Fakat hiç görmediğim birine düşmanlarımdan söz etmekle asıl riske ben girmiş olmaz mıyım?" deyiverdim. 113 "Haklısınız..." "Üstelik kendi sesinizle bile konuşmuyorsunuz? Bunun bir telefon şakası olmadığını nereden bileceğim?" "Pekala, sizin için ne yapabilirim?" "Şu anda beni görüyor musunuz?" "Evet." Bu cevap beni nedense hiç şaşırtmamıştı. Yandaki kulübelere göz attım, ikisi doluydu. Birinde genç bir kadın ağlıyor, diğerinde orta yaşlı bir adam tuşlara basıyordu. Yani ikisi de hattın diğer ucundaki intikam robotu değildi. "Telefonu suratınıza kapatıp gidersem ne olacak?" "Hiç." "Yüreğime su serptiniz." "intikam almak istediğiniz biri yoksa, birbirimizin vaktini almayalım." "Tamam. Aslında kellelerini masamda dizili görmeyi arzuladığım birkaç kişi var." "Cinayet işlemiyoruz maalesef." "Ne yapıyorsunuz peki? Tükürüp kaçıyor musunuz?" Gülüyor. "Hayır, süründürüyoruz, itibarıyla oynuyoruz, eşekten düşmüş karpuza çeviriyoruz, pişman ediyoruz. Fakat asla öldürmüyoruz. Unutun bunu." "Nasıl?" derken etrafa bakmıyordum, anlamsızca sırıtarak kar tanelerini yakalamaya çalışan ikibuçuk metrelik bir zenciye takıldı gözüm. "Size yapılan kötülüğü ve kimin yaptığını söylüyorsunuz. Uğradığınız belayı ve başınıza dert açan kişiyi teyit ediyoruz. Varsa eğer adresini veriyorsunuz. Ona uygun gördüğünüz cezayı seçiyorsunuz. Biz de önerebiliriz. Ücreti nakit olarak ödüyorsunuz. Ve bir hafta içinde paranızın karşılığını alıyorsunuz." "Öncelikle, şu teyit etme işini anlamadım." "Biz intikam alıyoruz. Masum insanları cezalandırmak istemeyiz. Bu yüzden bize anlattığınız hikayenin gerçek olup olmadığını araştırıyoruz." "Parayı neden peşin ödüyorum? iş bittikten sonra versem olmaz mı?" "Olur. Fakat müşterilerle intikamdan sonra hiçbir şekilde temas kurmamayı tercih ederiz." Kış ortasında güneş gözlüğü takmış bir adam dikkatimi çekiyor. "Biliyor muydunuz, güneş gözlüğü dediğimiz şeyi aslında 16. yüzyılda, Çin mahkemelerinde hâkimler gözlerini ve mimiklerini saklamak için kullanıyormuş." "Sizi temin ederim, benim daha gelişkin yöntemlerim var." "Ya hizmetinizden memnun kalmazsam, mesela işi geciktirirseniz size nasıl ulaşacağım?" "Bize ulaşamazsınız. Biz size, hiç tanımadığınız kimselerin yaptığı bir eylemi satıyoruz. Canınızı sıkan kişinin ya da kişilerin, sizden uzakta, bambaşka birileri eliyle cezalandırılmasını diliyorsanız, biz varız. Arkadaş arıyorsanız, bu telefonu kapatıp 900'lü hatları tuşlayın." "Gelecek salı saat 15:00'da bu kulübeye gelirsem, yine telefon çalacak mı?" "Hayır." "Adam öldürmediğinizden emin misiniz?" "Kesinlikle evet." "Merakımı bağışlayın ama bu işten iyi kazanıyor musunuz?" "Size bağlı. Bize iş verecek misiniz?" "Sanmıyorum." "O halde size bir tavsiyede bulunayım." "Buyurun?" "Elinizi kana bulamayım Buna değmez, inanın." "Teşekkür ederim." Telefonu kapattım. Kulübeden çıkınca, gözlerimle, tumturaklı lakırdıların sahibi olan yalan virtüözünü aradım. Yok. Pudraşeker gibi serpiştiren karın altında, küresel

ısınmaya sebep olabilecek bir doğal afet. sigara yakıp peşinden caddeye kadar yürüdüm. Sünger sarısı, ıslak bir taksi durdurup, yarasa pislikleriyle dolu arka koltuğa oturdum. 116 GICIRBEY Siperdeki Zürafa Beyin harika bir organ; sabah kalktığınız anda çalışmaya başlıyor ve ofise gidinceye kadar da durmuyor! [ROBERT FROST, 1874-19B3] Hayata atılır atılmaz bahtım karardı, talihim köreldi; feleğin sillesini, kaderin tekmesini yedim. Tarantulalar iki buçuk yıl yiyeceksiz yaşayabilirler. Bildiğim bir şey varsa, tarantula değildim. Hafızasını kaybetmiş bir Mecnun gibi metropolün çöllerinde yaz kış iş aradıktan sonra, nihayet Girift-Ar adlı araştırma şirketine kabul edildim. İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi'ndeyken, iş görüşmelerinde beden dilinin önemini vurgulayan bir derse devam etmiştim. Sizi işe alma yetkisine sahip kişinin görüşme esnasında esnemesi, burnunu kaşıması, sağa ya da sola bakması, boynunu kütürdetmesi, alnını kırıştırması, dudaklarını yalaması, kaşlarını kaldırması, kulağını karıştırması, yakasındaki hayalî tozları silkmesi, başını yana eğerek dinlemesi, ellerini ıı<> ensesinde kenetleyerek geriye yaslanması, dirseği sizi gösterecek şekilde kolunu bükmesi, ayakuçlarının size ya da başka bir yere dönük olması... hepsinin bir anlamı var. Her kımıltı, her nefes, her mırıltı tıka basa dolu bir mesaj fıçıcığı... Bütün bu zırvalar yüzünden diyaloglar düelloya dönüşüyor. Beden dili, ilkelliğin daniskası. Mağara dönemine dönüş yolunda atılmış bir kulaç. Fakat ne yapalım ki, iktisat teorilerinin, finans bilmecelerinin, borsa büyülerinin geçerli hale gelmesini mümkün kılan bataklık jimnastiğinden kaçış yok. Ayrıca, dönemin güzellik telakkisine uygun tiplerin işe alınma ihtimali daha yüksek. Nicole Kidman'a ya da Tom Cruise'a tıpatıp benzemek mesela, kayda değer bir avantaj. Ayakkabıyla şapka arasındaki boşluğu, boyası cilası yerinde, üzerinde özenle çalışılmış, yağsız bir bedenle doldurmak gerekiyor. Statü göstergesi aksesuarlarla averaj sağlamak mümkün. Saat, çanta, cep telefonu... Ünlü markalar, sihirli sözcüklerin yerini tutar. Yani mülakatta dalkavuk dakikliği, soytarı enerjisi, cariye hassasiyeti türünden meziyetlere sahip olduğunuzu açığa vurmanız lazım. Ancak o zaman banknotların kağıt gemisinde forslu forsalar safına katılabilirsiniz. Bir de, karşınızdaki kişinin üzerindeki renklerde giyinmek, otomatik bir duygusal sıcaklık doğurur. Tabii ki kural haline getirilmiş hilelere bağlı kalınarak oynanan oyunda da mızıkçılık yapılabiliyor. Her neyse, Girift-Ar'a özgeçmişimi postaladıktan dört gün sonra, bana mülakat için randevu verildi. Girift-Ar’ın personel müdürü Selçuk Lulu'nun, şirketin internet sitesindeki fotoğrafını inceledim; zevksizlik nişanı, sarı puanlı, siyah bir kravatı vardı. Aynısından bir tane satın aldım. Risk, kokusuz bir gazdır: Söz konusu kravat, Selçuk Lulu'ya, otoriter kaynanası tarafından hediye edilmiş olabilirdi. Adamın, gözüne girmemi sağlamasını umduğum iple beni boğmaya kalkmayacağının garantisi yoktu... Görüşme günü beyaz çizgili açık mavi kravat takmış olan Selçuk Lulu, son yıllarda duyduğum en güzel cümleyi kurdu: "Pazartesi gel başla." Beni koridorun sonundaki merdivenin başına kadar yolcu etti. El sıkıştık: "Kravatın, çok güzelmiş?" "Sadece bir kravat işte." "Aynısından bende de var, Roma'dan almıştım."

26

"Ben de Fehmi'nin 8,5 filminde Marcello Mastroianni'nin boynunda görmüştüm..." "Ciddi misin?" "Evet, ama film siyah-beyazdı." Pazar gecesi çok acayip bir rüya gördüm. Rüyalar, alınyazımızın ayrılmaz parçalarıdır: Kafam kopmuştu ve kadın-erkek, yaşlıgenç karışık iki takım, kafamla top oynuyorlardı. Bense, beni aralarına aldıkları için onlara minnettardım. Oyuncuların yüzünü tam seçemiyordum, fakat Selçuk Lulu'yu netlikle görebildim, çünkü bana kafa atarken göz göze geldik ve ona gülümsedim. Topuklu kırmızı ayakkabılar, terlikler, kramponlar, çizmeler, takunyalar, iskarpinler, sandaletler... tarafından tekmelendikçe sevinçten havalara uçuyordum... Pazartesi, sabahın köründe kalkıp ışık hızıyla hazırlanırken, rüyamı düşündüm. Aslında yirmiiki çift ayakkabı görmüştüm ve bunun sebebi de herhalde, babamın kunduracı olmasıydı. Belki de benim için kariyerin sembolü ayakkabıydı... Elimde çanta, dörtnala, Girift-Ar'a vardığımda şoke oldum. Şirket binası olan tripleks villa, kibrit çöplerinden yapılmış bir ev maketi gibi yanıyordu! İstikbalim kundaklanmıştı. Siperdeki zürafa kadar savunmasızdım. İtfaiyeciler, ağzından alevler saçarak can çekişen bir ejderhanın son arzusunu yerine getirmekle görevliydiler sanki. Yıldırımla ikiye bölünmüş yanan bir çınarı beyhude sulayan depresif bahçıvanlar... Etrafta telaşlı, şaşkın, ağlamaklı bir kalabalık. Beyaz bir Peugeot'dan fırlayan patron Gaffar Girift, önce elleriyle yüzünü sıvazlıyor, sonra fırtınaya tutulmuş bir kaptan gibi gırtlağını yırtıyor. Yangın seyircilerinden kimileri, çalan cep telefonlarını açıyorlar. Onları işitemiyorum, fakat "Şu anda konuşamam, ben seni sonra arayayım, hayır banyoda değilim..." filan dediklerini tahmin ediyorum. Simsiyah duman, katrana bulanmış bir pelerin gibi dalgalanarak yükseliyor. Yangının derinliklerinden gelen patlama sesleri, çatırtılar, gürültüler... çevredekileri derinden etkiliyor. Uzaktan uzağa, Selçuk Lulu'yla göz teması kuruyorum. Bakışları, iri puntolarla dizilmiş bir ölüm ilanı kadar okunaklı. Orman fazla vahşileşince, yangın kaçınılmaz olur. Girift-Ar'daki yangın, muhtemelen bir sabotajdı. Genel seçimleri Performans Ve Azim Partisi'nin açık ara kazanacağını duyurduklarında, medyada alay konusu olmuşlardı. PAP'ın galibiyeti, Girift-Ar’ın da zaferiydi. PAP iktidarda olduğu halde, Girift-Ar'a diş bileyenler hücuma geçebilir miydi? Bilmek zor. Belki de sadece elektrik kontağından kaynaklanıyordu yangın? Beş parasızdım. Handiyse, cehennemde işbaşı yapmaya razıydım, gelgelelim alevler beni gerisingeri sokağa püskürtmüştü. Kendine acımaya başlamanın getirdiği rehavet içinde sürtüyordum. Bir çocuk parkında, çürük bir bank'a iliştim. Yanıma, tozlanmış çalı sakalıyla bir ihtiyar oturdu: "Neyin var evlat? Karadeniz'de gemilerin mi battı?" Demek somurtuyordum. "Yooo, ben iyiyim efendim." Aslında evet, atlamayı umduğum gemi yanmıştı, biletim yanmıştı fakat dert yanmaya niyetim yoktu. 122 ihtiyarla biraz lafladık. Bana enteresan bir hikaye anlattı: "Dervişin biri, işine bir göl kıyısından geçerek gider gelirmiş. Minik bir balık, her gün dervişe ağlayarak yalvarıyormuş: 'Hey, adamım! Bana suyun dışında yaşamayı öğret. Gölde çok sıkılıyorum. Görüyorum ki karada hayat çok daha güzel, yap bir babalık!' Derviş 'Güzel kardeşim, göl küçük olabilir, ama hiç de fena bir yer değil, haline şükretsen a?' dese de, balığa dinletememiş. Balıkçık, iki gözü iki çeşme, dervişe dil döküyormuş. Nihayetinde derviş, balığın ısrarlarına dayanamamış. Önce birkaç saniye, sonra birkaç dakika, derken saatlerce suyun dışında durmaya alıştırmış onu. Zamanla, balık, dervişin evinin bahçesinde rutubetli bir yerde, çiçek tarhında ikamet eder olmuş. Ne vakit ağzını açsa gülerek 'Oh be, dünya

varmış' diyormuş. Birgün, büyük bir sağanak bastırmış, bahçeyi sel almış ve balıkcağız boğulmuş." Parkta ihtiyarla birer çay içtik. Karnım zil çalıyordu fakat iştahım yoktu. Boğulan balık hikayesi ve çay için ihtiyara teşekkür edip ayaklandım. Ellerim ceplerimde, birkaç blok yürüdükten sonra, karşıdan karşıya geçerken kırmızı bir araba olanca hızıyla bana çarptı! Güm! Fiyyuuuv! Havalanıp çimlerle kaplı bir yere düştüm. Hâlâ İstanbul'da mıyım diye etrafa bakındım. Sol baldırım ezilmişti, böğrümde böğürtücü bir sancı vardı. Her şeyi sanki bir duş perdesinin ardından görüyordum. Hızla uzaklaşan kırmızı otomobili zar-zor seçebildim. Ağır ağır doğruldum. Bir düzine araba, çantamın üstünden geçti. Egzoz dumanına batmış bir akasya fidanına tutunarak ayağa kalktım. Elimde kendi kanım desenler oluşturmuştu. Yutkununca bir dişim mideme yuvarlandı. Pantolonumun sol paçasında derin bir yırtmaç. Kanlı elimle arabalara 'dur' işareti yaparak çantamı asfalttan söktüm. Sürüne sendeleye evin yolunu tuttum. Çetenin Son Nefesi 123 filminde başrolü kapmıştım. İnsanlar beni görünce irkilerek geriye çekiliyorlardı; bir bankanın vitrin camında kendime bakınca onlara hak verdim. Savaştan yeni çıkmış yaralı, terli, aç bir ata benziyordum. Dairemin merdivenlerini dört ayak üstünde tırmandım. Anahtarı deliğe denk getirene kadar epey uğraştım. Son gücümle kapıyı açtım ve eşikten içeriye yığıldım. Gördüğüm manzara, gerçekten bayıltıcıydı: İki gün önce satın aldığım eşyaların yerinde yeller esiyordu. Soyulmuştum. Tavandaki demir kancadan sarkan ipin ucuna bağlı kafesteki papağanım Huduni sersem sepelek bakınıyordu ve komşumuz Ruhiye Hanım'ın torunu Kevser'in boğazı kesilmiş cesedi holde kanlar içinde yatıyordu. Bir de boş, metal bir yemek tabağı... Parktaki ihtiyarın sözünü ettiği balık misali, alınyazımın kızıl mürekkebinde boğuluyordum. 124 100 yıl önce.. II. Abdülhamid, Sherlock Holmes vartasını nasıl atlattı? [Huduni] (Tarayanın Notu: Kitabın bu bölümü çizgi roman şeklindedir. Tarayıcıyla anlaşılır şekilde taranamamıştır. Çizimler, konuşmalarla bir bütün teşkil edecek şekilde tasvir edilmiştir.) “SULTAN ABDÜLHAMİD HÂN-I SÂNÎ GELİYOR!!. ” …MARANGOZUN BACISI CEMİLE SULTAN, YUMURTADAN ÇIKTIĞIM GÜNDEN BERİ BANA BU CÜMLEYİ EZBERLETMEYE ÇALIŞMIŞTI… BEN “SULTAN ABDÜLHAMİD HÂN-I SÂNÎ GELİYOR” DER DEMEZ, BİR AVUÇ KABAK ÇEKİRDEĞİ KONUYORDU ÖNÜME. O ZAMANKİ AKLIMLA, BU LAKIRDIYI, KABAK ÇEKİRDEĞİ' ISMARLAMANIN YOLU SANIYORDUM... (MARANGOZDAN KASIT SULTAN II. ABDÜLHAMİD’DİR.) HENÜZ ONBİR AYLIK, UFARAK BİR PAPAĞAN İDİM... CEMİLE SULTAN, NURHAYAT HANIM VE İSİMLERİNİ BİLMEDİĞİM MÜSELLAH İKİ ADAMLA BİRLİKTE ALEMDAĞDAKİ KÂŞANEDEN FAYTONLA ÜSKÜDAR RIHTIMINA, ORADAN KAYIKLA BEŞİKTAŞ’A, ORADAN DA YİNE FAYTONLA TARABYADAKİ ÇİFTLİĞE GİTTİYDİK... (SULTAN, NURHAYAT HANIMA...) “KAKADUNUN KAFESİNİ ÖRT, AĞABEYİME SÜRPRİZ OLSUN…”

27

(SULTAN ABDÜLHAMİD KUCAĞINDA ÇOK SAYIDA BASTONLA ODAYA GİRER.) “SAFALAR GETİRDİNİZ HEMŞİRE HANIM!..” 127 CEMİLE SULTAN TEPEMDEKİ ÖRTÜYÜ SIYIRINCA AVUCUNDAKİ KABAK ÇEKİRDEKLERİNİN ŞEREFİNE SEVİNÇLE HAYKIRDIM… “SULTAN ABDÜLHAMİD HÂN-I SÂNÎ GELİYOR!!! ” 1904 SENESİNİN İLKBAHARIYDI. AYLARDAN RAMAZAN. BEN HARİÇ, PADİŞAH DAHİL HİÇ KİMSE GÜN BOYU BİR ŞEYCİK YEMİYOR, İÇMİYORDU. “DESTUR!.. BU KUŞ DA NEDİR HEMŞİRE?..” “ZÂT-I ÂLÎNİZ, YILDIZDA MÜNZEVİ BİR HAYAT SÜRÜYORSUNUZ. BU KÜÇÜK KUŞ SİZİNLE BİR ÇİFT KELAM ETMEKLE HAFAKANINIZI BERHAVA EDER GÖNLÜNÜZÜ KASAVETTEN AZADE KILAR KANAATİNDEYİM. ELBETTE KABUL BUYURURSANIZ AĞABEYCİĞİM…” (PADİŞAH, MÜTEMADİYEN ŞAŞKIN GÖZLERLE ETRAFA BAKINMAKTADIR. O SIRADA İÇERİ GİREN BİR GÖREVLİYE: ) “BU ASALAR, YEDİ SENE EVVEL YILDIZ’I TEŞRİF EDEN, YUNAN HARBİ’NDE AYAĞINI KAYBETMİŞ MALUL GAZİLERE HANELERİNDE TAKDİM EDİLE…” “İSMİ NEDİR BU MEYMENETSİZİN?..” - HAŞMETMEAB, FAKİRE MÜNASİP BİR İSİM BAHŞEDER DİYE DÜŞÜNMÜŞTÜK.?. - MADEM ÖYLE, HUDUNİ OLSUN ADI. LÂKİN BENİM, KUŞLARLA BAŞIM HOŞ DEĞİLDİR HEMŞİRE. HELE Kİ BU GİBİ MÜTECESSİS, TEPESİNDE ŞEYTAN TÜYÜ, GAGASINDA LAF TAŞIYAN KUŞLARDAN HASSATEN İCTİNAB EDERİM… - AŞKOLSUN AĞABEY, ZAVALLININ ÇAŞITLIK EDECEK HALİ YOK A?.. HEM ARTIK ONUN İSİM BABASISINIZ. HUDUDİ PEK LATİF, PEK ALA!.. “ HUDUDİ DEĞİL CEMİLE, HUDUNİ; MEŞHUR BİR GÖZBAĞCI, STANDARD MAGAZİNE NAMLI ECNEBİ MECMUASINDA TESADÜF ETMİŞTİM… SİZ BİR NEBZE İSTİRAHAT BUYURUN, İFTAR SOFRASINDA TEATİ EDERİZ BU MEVZUU!..” “AH BENİM TALİHSİZ KUŞUM, BîKES Mİ KALDIN?..” (CEMİLE SULTAN, KUŞCAĞIZIN GÖNLÜNÜ ALMAK, ONUNLA BİRAZ MUHABBET ETMEK İSTEMİŞ OLSA GEREK Kİ; KAFESİN KAPISINI HAFİFÇE ARALAR İKEN KUŞ BİRDEN UÇUVERİR. CEMİLE’Yİ DE KORKUTARAK TABİİ. DOĞRU BAHÇEDEKİ CEVİZ AĞACINA YÖNELİR.) KOPARDIĞIM CEVİZİ AĞIZ TADIYLA YİYEBİLMEK İÇİN (AĞACIN DALINDAN) HAVALANIP EVİN GENİŞ PERVAZLI PENCERELERİNDEN BİRİNE İNDİM… BİR YANDAN CEVİZİMİ YERKEN BİR YANDAN DA İÇERİDE, MARANGOZLARIN SULTANI ABDÜLHAMİD’LE FARFARA BİR ADAM ARASINDAKİ KONUŞMAYA KULAK KABARTTIM… “…MİSAFİRİNİZİN SİR ARTHUR CONAN DOYLE’UN MAKSADI AŞİKAR. SARAYI TEDKİK, ZÂT-I ŞAHANENİZİ TAHLİL EDİP OSMANLI SARAYINDA CEREYAN EDEN BİR SHERLOCK HOLMES SERGÜZEŞTİ KALEME ALACAK…”

“NELER SÖLÜYORSUN KİRKOR EFENDİ?.. MİSTER DOYLE HANEMİZDE ESRARENGİZ CİNAYETLER TAHAYYÜL EDİYOR ÖYLE Mİ?! “AYNEN ÖYLE… ÜÇ İHTİMAL VAR… DEVLETLU PADİŞAHIMIZI YA KÂTİL, YA DA MAKTUL VEYAYUT MAZNUN OLARAK TASVİR EDECEK MUHAKKAK…” (BİR YANDA JURNALCİNİN İŞİN ASLINDAN KENDİSİ DE ANLAMAMIŞ OLDUĞU BELLİ SAF VE BİRAZ KORKULU BAKIŞLARI, DİĞER YANDA SULTANIN KARA KARA DÜŞÜNEN..) (PADİŞAH İÇİNDEN: ) “…DEHŞETLİ GÜZEL YAZIYOR KAFİR…” “LONDRA’DA BİR NÂŞÎRLE MUKAVELE DAHİ İMZALAMIŞ! MAAZALLAH, EFENDİMİZ HAKKINIZDA BÜHTAN CÜMLE CİHANA İNTİŞAR EDER, AYYUKA ÇIKAR!..” “VAKTİYLE JULES VERNE DE İSTANBUL’DA CEREYAN EDEN MUHAYYEL VAKALARDAN MÜREKKEP BİR KİTAP NEŞRETTİYDİ… İNSAF ETMİŞ, SARAYA İLİŞMEMİŞTİ… KİRKOR EFENDİ, BEN ŞU İHTİYAR HALİMLE SHERLOCK HOLMES MÜELLİFİYLE AŞIK ATAMAM. İYİSİ Mİ BİR MAZERET BEYAN EDELİM MİSTER DOYLE’A; ALTIN VE MUHTELİF HEDİYEYLE TALTİF EDİP UĞURLAYALIM…” “EMREDERSİNİZ PADİŞAHIM…” (AZ SONRA) “SULTANIM, ESNAFTAN BİR ZÂT HUZURA ÇIKMAK İSTER…” “KİMMİŞ?” “MÜNTEKİM EFENDİ DERLER, CİVARDA BİR AYAKKABI DÜKKANI VARDIR…” “NE İSTİYORMUŞ?” “HİÇ…” “ACAYİP! GELSİN HELE…” (DERVİŞ KILIKLI BİR ADAM, ELİNDE KÜÇÜK BİR ÇIKINLA GÖRÜNÜR. ÇIKINI AÇIP İÇİNDEN BİR ÇİFT AYAKKABI ÇIKARIR, PADİŞAHA UZATIR. : ) “KABUL BUYURUN EFENDİM!...” (PADİŞAH AYAKKABIYI ALIR, İNCELER : ) “EN SEVDİĞİM RENK… DEVE TÜYÜ. BU SÜRPRİZ İKRAMINIZI NEYE BORÇLUYUM MÜNTEKİM EFENDİ?..” “BİZDE ADETTİR HÜNKARIM. KOMŞUYA İHTİRAMDA BULUNULUR…” “43 NUMARA, TAM AYAĞIMA GÖRE!..” “AYAĞINIZDA PARALANSIN SULTANIM…” “KILIĞINA BAKILIRSA BEKTAŞİ’SİN KUNDURACI…” “EVET, ÇARIKLI BABA’NIN EHLİNDENİZ. ZÂT-I ÂLİNİZİN ŞAZELİYYE’YE İNTİSAB ETTİĞİNİZİ İŞİTMİŞTİK…” “LAKİN BİZİM TARİKE REVAN OLANLARIN MUAYYEN BİR KIYAFETİ YOKTUR…” (BU ARADA AYNI KARENİN İÇİNDEN BAŞLAYAN ÇİZİMDE, DİĞER TARAFTA, BAHÇEDE HUDUNİ’Yİ YAKALAMA ÇALIŞMASI DEVAM ETMEKTEDİR: ) “BULDUM! İŞTE ORADA! CEVİZİN YUKARISINDA!!!” (ORDAN ORAYA KAÇAN HUDUNİ, SONUNDA SEVGİLİ SAHİBESİNİN OMUZUNA KONUVERİR. TABİİ ORADAN DA KAFESİNE..) (CEMİLE SULTAN’IN YANINA GELEN GÖREVLİ: ) “PADİŞAHIMIZ EFENDİMİZ KUŞU HUZURA İSTİYOR…”

28

Evi kolaçan ettikten sonra ağızlarının suyu akarak eşyaları incelediler. Kevser'e de.. Arada bir. Şimdi ihtiyacı olan malzemeyi bana ısmarlıyor.. yağlar taşırdı. oradan da hiç görmediğim anavatanıma. Huduni.. Polio sekeli dedikleri bedensel arızayla yaşamaya alıştım. Ben. bari birşeyler yeseydik. Kafesimi sık sık temizler.. ayçekirdeği. hemen odayı ısıtır. eşyaları yiyecek gücüm kalmadı zaten. Gene yemek getirmiş olmalı. Nasıl desem. Ara sıra yüksek sesle gazete 139 okur. Şapırt'la ben de buzdolabını indirelim. Gebermedin ya!" Şapırt dedikleri şişko patates bana doğru yaklaştı "Ben en iyisi şu papağanı beş dakkada kızartıp yiyeyim. Tam o anda kapı vuruldu: "Tak tak!" Hırsızlar iyice aptallaştılar. Babaannemin yarasa tırnağı. Daily Mirror gazetesindeki haberde. ben de keyifle yerim. nefes almıyorlar. 141 Müthiş bilgilidir. çantasını hazırladı. üzerine yumurta kırıp karıştırdıktan sonra servis yapar. donakaldılar. Churchill'in papağanı hâlâ Hitler'e küfrediyormuş! İngiltere'nin eski başbakanı Winston Churchill'in [1874-1965] papağanlarından biri olan ve bu yıl 104 'üncü yaşını kutlayan Charlie. Jilet de onlara bakıyor.. kıvırcık. Babaannem. Erkeğin kalbine giden yola mayın döşemek [Kevser] Babaannem duysa.. Fakat çok şükür. at yağından yapılmış sabun gibi temin edilmesi zor siparişlerini bulup getiriyorum. Babaannemin hesabı belli: Kenan bu büyülü yemekleri yiyip bana vurulacak. "Radar. masal kuşları gibi uçarak Anadolu'da şehir şehir gezdirsem. nedendir bilmem. Taze dallara. ve en sevdiğim içecek olan suyla besler beni. içini gagamın ucuyla ağzına atıveririm. Gıcırbey. Eski başbakanın 1965'te ölümünden sonra. beş para etmez. Gıcırbey daha dünkü çocuk. Böylece ben de şu sakat halimle bir yuva kurabileceğim. Hapşıracak olsam. ihtiyar kalbim pır pır ediyor. şofben zehirlenmesinden ölmüşler. Her türlü hastalığa şifalı terkipler hazırlar. bana gülümseyerek "Dert etme güzel 29 . Sürekli konuşur benimle.. şarkıdaki gibi ben onu "fındık ile. kızarmış balık. envai çeşit baharat. Bir ayağım çukurda. deney hayvanları yetiştirilen bir laboratuarın sahibi Peter Oram tarafından satın alınan Charlie hakkında. Bazen de. Hırsızların gözleri sağa sola kayıyor. ağızlar açık. kravatını taktı. Niyeti.. Kimseyi felakete sürükleyecek büyüler yapmaz. Kıpırdamıyorlar." Kabuğu kırıp. Esmer Kösele: "Patron. Churchill'in karakteristik ses tonuyla sövüyor. ceviz. yulaf. dünyada olup biteni öğrenirim: "Bak. Churchill. hiçbirimiz kıpırdamıyoruz. söylemesi ayıp. Gıcırbey'in yardımıyla yıkanırım. onun sebze yemeklerine de bayılıyorum. Bazen çocuk mamasına peksimet doğrar. gönlüm Müntekim'de. İnsaflı kadındır. Dördü de bana bakıyordu. uzayan kanat tüylerimi. II.. İçinde ayna ve yedi halkalı bir çıngırak var. Gıcırbey eve gelir gelmez beni salıverir. kapıya kıyamıyormuş gibi tıklatıyor. fal bakar. "Belki Churchill artık bizimle değil. Kapının sesiyle uyandım. Kevser'in yemeklerini yemiyor. Beni düzenli olarak veterinere götürür. Onbir aylık bebekken felç geçirmişim." "Jilet. az etli pirzola.. Üzerime rehavet çökmüştü. Kanatlarımın altına erkek deodorantı püskürtür. laf anlamıyor musun?" Radar ve Kösele üç kişilik koltuğu iki ucundan kavradılar. fıstık. birtakım şuruplar. ” (DİYE BAĞIRIR." Şapırt. gelen kesinlikle Kevser. Neden? Allah biliyor.. Liseden sonra okumadım. neredeyse dedem yaşında. dilimlemiş elma-armut. ıhlamur tozu ve dulavratotu katıp çok eski bir dua okuyor. Gıcırbey bana yeni. Ne de olsa. kabak çekirdeği. Babaannemin ilaçları olmasaydı.. sol memesini kesip aldılar geçenlerde. koltuk değneğine ihtiyacım yok. O da beni omuzlarında taşır. yemeğe gizlice yılan yağı. Mobilyaları kemirmeme bozulur. bana hizmette kusur etmiyor. KAFESİ KUNDURACIYA UZATIR) “AL BAKALIM KUNDURACI BİRADERİM… BU DİLBAZ KUŞ ARTIK SANA EMANET…” (BU SON KAREDE KAHRAMANLAR SİLÛET ŞEKLİNDE ÇİZİLMİŞ. beni öldürür. Kendimi tutamadım: "Sultan Abdülhamid Hân-ı Sânî geliyor!" Mutfağa yönelen Jilet. tiril tiril giyindi. PADİŞAHLA AYAKKABICININ BULUNDUĞU ODAYA GÖTÜRÜR. kocaman bir kafes satın aldı. Babaannemle baş başa kalmışız. Dile kolay. Üzerlerinde. Ondokuz yaşındayım. Yürürken aksıyorum. dedim ya. beni kafese koyup tüydü. uyukluyordum. Cinci Ruhiye dediniz mi herkes tanır. BU MACERANIN SONU  ) (Tarayanın Notu: Çizgi roman burada sona erdi. kurbağa gözü.. başlarında şapkalar vardı. Dakikalar süren saniyeler boyunca." "Kafamı bozma Şapırt. Dünya Savaşı'nın kahramanlarından biri olarak kabul edilen Charlie. Eve torbalar dolusu ot." Gıcırbey kahvaltıdan sonra tıraş oldu. Charlie'nin İngiltere'de yaşayan en yaşlı papağan olduğu belirtiliyor. Fındık. gündüz vakti. üçlü koltuğu yüklenmiş Radar. Habis cinleri kovar.. kuşu da götürecek miyiz?" 140 Jilet: "Baksana.. Haftada bir. hep bana veriyor.. bir keresinde ona "Ah Güllü Abla. ben daha bebekken. Endonezya'ya vınlasak!. Babaannemi. göğüs kanseri. Artık yaşlandım. Dört tane leş kargası içeri daldı. Eskiden sık sık aktarlara giderdi. Sol bacağım çok zayıf. yüz yaşındayım. bilhassa çam dalına bayıldığımı bilir. pişmiş sebze de yiyorum: Nefis. belki yatalak olacaktım. Keşke ben de onu sırtımda taşıyabilsem. fıstık ile. sen Kösele'yle birlikte oturma grubunu taşı. KUŞ. önce iş." "Tamamdır. vallahi çok üzüldüm" demiştim de. Kalender kadındır.) (SULTAN.. Yemek kabımı her gün yıkayıp temizler. darı.(KUŞU ALIR.. sahibinin kendisine öğrettiği gibi hâlâ Adolf Hitler ve Nazilere küfrediyor. badem ile beslerim. Hitler ve Nazilere. Senede iki kere yuttuğum koyu kırmızı birtakım haplar beni ferahlatır. yemeği Kenan'a götürmemi tembihlemişti. Gıcırbey ailesine padişahın yadigarıyım. Koşamıyorum. ben dün geceden beri açım. PADİŞAHI VE ELİNDEKİ KABAK ÇEKİRDEKLERİNİ GÖRÜR GÖRMEZ: ) “SULTAN ABDÜLHAMİD HÂN-I SÂNÎ GELİYOR!. buğday. Annemle babam.) 137 Sahibini Omzuna Konduran Kuş [Huduni] Müntekim Efendi'nin torununun oğlu ve de adaşı Müntekim Gıcırbey. fakat benden kaçmaz. O. haşlanmış tavuk. sonra yemek. bela mısın ulan sen? Burada işimiz bitince patlayana kadar yersin. Kenan'ın midesinden kalbine giden yola mayın döşemek. Kösele ve tabii Şapırt. Ben bir şemsiye kakaduyum [cacatua alba]. Charlie'yi 1937'de satın almıştı. 'Nanay Nakliyat' yazılı turuncu işçi tulumları. tırnaklarımı kestirir. sonra da benimle evlenecek.. Son günlerde. büyü bozar. Ben ne yapıyorum? Müntekim'e getiriyorum. Bu sesi tanıyorum.. İncecik parmaklarıyla. Jilet'e bakıyorlar. içtiğim suya vitamin katar. Churchill uzmanlarından James Humes." Jilet: "Uyuz çakal.. ama Charlie sayesinde fikirleri hâlâ aramızda" ifadesini kullandı. Bin çeşit kocakarı ilacı bilir. gagamı törpülettirir. duş aldı. cebinde bulduğu bir kabak çekirdeğini çitledi. Onu görünce.. Kenan'ın annesi Güllü Abla hasta.

yemek tabağını dökmeden alıverdi kızın elinden. buzdolabını. söylemedi deme. enginar Güllügillere. belinden kocaman bir bıçak çıkardı. Kevser'in yanma uzanan Şapırt'm beline bir tekme sallıyor: "Ulan it.. Şapırt'ı yakasından tuttuğu gibi duvara mıhlıyor ve bıçağı gırtlağına dayıyor: "Senin o korkak kelleni ödlek bedeninden ayıracağım!" Kösele Radar'ı belinden kavrayıp geri savuruyor." Bilse ki hepsini Müntekim'e taşıdım. Tok tok: "Karnabahar pişirdim. sevaptır. oğlum sen ne kuduruk. Kevser! Yemek getirdim! Acele etmeyin. o çocukcağız yemek de pişiremez. cips fabrikasında şoför. Annesi ameliyat olunca izin aldı. çöp gibi ince.. Tiki tikitak: "Peynirli kabak dolması?" "Gerçek bir mucitsiniz Kevser Hanım! Bu yemek. Şapırt.ktir git arabada bekle!" Şapırt. Öteberiyi mukavva kutulara doldurarak taşıyorlardı. ne taharetsiz çakalmışsın!" Radar: "Kes ulan püsküllü kancık. komşuluğumuzu bilelim" diyor... Onu sevinirken görmek. bizim sülalede âdettir.. Bir defasında alışverişten dönüyordum. yazıktır.. Oturma grubunu." "Peki babaanneciğim" deyip mutfak masasının üzerindeki tabağı kaptığım gibi koşarcasına alt kata.". Biraz sonra geliyor: "Kevser'im. hamarat kızmış. bana prensesmişim gibi eğilerek selam verdi. iç geçiriyordu. Tüysek mi Jilet?" Jilet: "Gevezeliği bırakın da işimize bakalım artık. kanlar içinde holün ortasına yığıldı. ağzındaki son lokmayı çiğneyerek "Ne yemeği olduğunu anlamadım ama harbiden nefismiş.ne?" Sonra Şapırt'a dönüp "Osuruk arkeologu gibi ne eşmiyorsun? Seni de kesip kızın yanma yetiştireyim mi dallama?" Jilet: "Çabuk olun. Midesi aşkla kasılacağma. kızcağızın boğazını kesti! Güzelim Kevser'in cansız bedeni... Babaannem rahat rahat aşk tabağı hazırlayabilsin diye mutfağa yaklaşmıyorum. Seni evimin kadını yapardım.." "Tahmin edeyim... ağlaya ağlaya olduğu yere. o büyük kâsedeki aşureyi de Kenan'a. söyle bana.. Görseniz. sen insan değilsin şiloz puşt! Nasıl kıydın ulan gencecik kıza?" Bu defa Şapırt Radar'a yakalanıyor. Vazgeçti zannettiğim bir anda yeniden çalmıyor kapı." 145 Eşyalar nakledildikçe Şapırt'm harareti artıyor. Gıcırbey'in evde olduğundan emin. bütün kadınlar tabuta tek memeyle girer" demişti. Allah'ın belası Radar. üçlü koltuğu yavaşça yere bıraktılar. Banyo aynasında saçımı düzeltiyorum. Bakkallara. bir tabak semizotu da Güllügillere götür. kitapları. Müntekim tek başına. beni karafatmaya çevirir! 142 Pizzacı." "Çok naziksiniz Kevser Hanım. yemek çok leziz görünüyor.. İş de bulamadı. kapıyı dinliyorlar. Kevser'in başucuna çömeliyor. kitaplıkları." Radar. yavşak!" Jilet: "Didişmeyin ulan.. başıyla Radar'a kapıyı açmasını işaret etti. bu cinayetin hesabını vereceksin!" Radar: "Jilet. Jilet Şapırt'm çenesine okkalı bir yumruk çakıyor: "S.. Radar ve Kösele. şimdi de ölülere mi sarkıyorsun.. Kenan. banyodadır. Kevser'in bu yılanların eline düşmesine izin veremem. banyoda ellerini ve bıçağını yıkadı. Kevser'i ayak bileklerinden tutup duvarın dibine sürükledi: "Ya. Kapıyı her zamanki gibi iki kere tıklatıyorum. tezgahın üzerinde.. 143 Mercimekli pazı topları pişirdim bugün.. haydi." Namussuzlar.". halıları. ne diyor bu i. Zavallı Kevser neye uğradığını anlayamadan... zaten besili ve [Allah günah yazmasın] bastıbacak olan Kenan günden güne kilo alıp şişiyor. içimi eritiyor. Radar." Şapırt. çıkar birazdan sanıyor. Acaba benim geldiğimi anlıyor mudur? Ecelin paratoneriyle toprağa iletilen yıldırım aşkı [Huduni] Hırsızlar. Gören. masayı. yemek ayağına geldi!" Şapırt. marketlere minibüsle cips dağıtıyor. pisboğaz pezevenk!" 30 . Müntekim. neden daha önce rastlaşmadık ki.. vah vah. Cellat Radar. tuvalettedir. dönerci.". deprem gördüm fakat hiçbiri beni böyle sarsmamıştı. Tik tik: "Bakla?" "Harikulade!". o zaman göreceksiniz ebenizinkini!" Bir tur daha... poşetleri taşımama yardım etti. zahmet etmeseydiniz. Kim bilir kızın aklından ne geçiyor? Galiba... komşuya ikram edilecek tabağı kaşla göz arasında babaannem hazırlıyor. isterim ki.... Bana o yemeklerden pişirirdin. Radar. Kenan'a türlü. Yüz yaşındayım.. Kenan'a götür bir tabak.. Fakat ne çare. Tak tuka: "Merhaba.. gencecik bir kızla kaçmış. "Tek çizgili pijama giyiyor" dedikleri türden. O hayvan sana kıydı mı birtanem. Yemekleri ben pişiriyorum. Müntekim bayram edecek. gözüm büyüklüğünde yaşlar süzüldü. kız ne olacak?" Jilet: "Cennete gider herhalde?" Radar: "Sabah sabah elimizi kana buladık. Güllügillere. Tak tak. bilgisayarı. benim onu aç karnına sevdiğim gibi sevsin beni. Gözlerimden. onları sahiden ev taşıyorlar sanırdı. Aşk yalnızca sağlam vücutlu ve tok karınlıların mı tekelinde? Yalvarırım "Hayır" deyin!. pırasa sevilmez mi?". savaş gördüm. Var gücümle ötmeye başlıyorum: "Uzaklaş! Gelme! Geri dön! Kaç! Haydi! Çabuk ol!" Zamane kızları meraklı ve ısrarcı oluyorlar: "Müntekim Bey. Tam bir centilmen. Çok da güzel kızmış. ikiniz de Kösele'nin gübre dolu lırnağı etmezsiniz. ulakları akşama kadar motosikletle Kenan'ın siparişlerini naklediyorlar. evli barklı adamsın. bir çırpıda kapıyı açıp güzelim Kevser'i içeri çekti. kıtlık gördüm. Fakat bence çok yakışıklı. Besbelli az yiyor. kırkından sonra. Andavallı Köyü'nün delisi gibi ötme.". beklerim ben!" Bu sözleri duyan Jilet.. Şapırt gene Radar'a çatıyor: "Yok yok. Yazık oldu. Yemeklerimi yedikçe bana muhabbeti arttı. Bir-iki kere merdivenlerde karşılaştık. Kenan'ın babası.. Gıcırbey'in yepyeni eşyalarını katır gibi hızla taşıdılar. Tıktık: "Kapuska?" "Sevinçten ölebilirim!". "Radar.. Konuşurken gözlerimin içine bakıyor. Hüngürdeyerek Kevser'in saçlarım okşuyor: "Adın ne güzel kız.kızım. Şapırt.. Kevserciğim hâlâ "Bekliyorum" diyor. benim. mutfaktaki çekmeceden bir koşu kaşık alıp yemeği çarçabuk yiyiverdi. Babaannem "Kız Kevser. benim şövalyem. her defasında Kevser'e bakıyor. bir tabak da size getireyim dedim.. bu hileli aşlara hiç lüzum kalmasın. Radar'a sataşıyordu: "Radar. Ühü ühü. Uzun bir sessizlik daha. bir tabak bamya ayırdım. aaagh. "Kevser... Gerçi. devrim niteliğinde!" Her defasında ayaküstü laflıyoruz. Jilet: "Az daha açlıktan zıbarıyordun ha. pideci.. karalahana?!" "Nereden bildiniz?" "Burnum çok iyi koku alır. şimdi kızın peşine gelecekler. "Kevser. Bir daha da haber çıkmamış heriften. Annesi sönmüş mum gibi yatarken. Müntekim'in dairesinin eşiğine varıyorum.. Ben de öyle umuyorum.". bu kızın bir ayağı sakatmış.. "Kevser." Kösele: "Patron."Pırasa sever misiniz?" "Ne demek. yazık. Elini kızın boynuna 144 doladı! O esnada Şapırt. "Kevser. kalbi aşkla çarpsın. Sürpriz misafirin gitmesini umuyorlar. O. Kevser epey bekledikten sonra tekrar tıklatıyor.

Radar sendeleyip düşüyor. Namık Bey'in kürsüyü klozet olarak kullanışını konuşuyor. İşte benim aşk hikayem böyle başlıyor.. Bireysel bayramım." "İyi olur!" "Bakın bu konuyu tekrar. Şebnem Şibumi. bu sözlere sert bir tekmeyle cevap veriyor. 35 bin kişiye bir tek bilgisayarın düştüğü Afrika kasabalarında bile." "Kesinlikle!" "Belki yeniden konuşmamız.t olmuştu. Onun etlerini kanına doğrayacağım! "Sayın seyirciler. Hakkında fıkralar. Adını ve estetik "Operasyonla yüzünü değiştirmek için fazla ünlü. 149 gövdemi eğdim." "Evet!" "Galiba hödükçe. onun karşısına telefondaki 'intikam işçisi' olarak çıkmayabilirdim. Kirpikleri kıpırdıyor.. gürültülü bir biçimde altına kaçırışını kasdediyordu. Dişlerinin arasından sızan kanı köpürterek "Sen bittin Şapırt ibn. b. Galibası fazla. Galiba bu kıza vurulmuştum.. "hastalanma" gibi kelimelerle bahsediyorlardı.. Kurtuluş günüm. Son eşyaları da sırtlayıp götürüyorlar.... Gözleri. kırk-elli ülkeden gelmiş prestijli misafirlerin ve yüzlerce kameranın önünde. akvaryumdaki çiçek gibi duran Şebnem: "Namık Mıknaüs'tan. Şapırt. Omzuna dokundum. besleyip büyüttüğü kaba eti ona çok acıklı bir oyun oynamıştı.tveren!" Radar. bozkırlara. Yerinde ve zamanında yapıldığında. spiker "ani-ılrtı rahatsızlanmak" derken. Artık. akıllara durgunluk veren bir yellenme ve dışkılama olayı." Şebnem Şibumi kabinin içinde dönüp dışarı bakındı. sarınım telefonda ben biraz. Telefon konuşması sırasında kullandığım elektronik süzgeç sesimi değiştiriyordu. kalbimin etrafında ışık hızıyla dönerek hacı olduğum gün. tarih okumuştu.. Tüm zamanların en çok reklamı yapılan 'paket'i etrafında insanlık kenetlenmişti. hiyye sea uhevua?" Gözleri korkuyla irileşmişti. Ellilerinde bir patron.. Uluslararası Teknoloji Fuarı'nda yaptığı açılış konuşması sırasında aniden rahatsızlanan Namık Mıknatıs'm ardına büyük bir psikolojik bunalım yaşadığı açıklandı. İşçilerin protestoları medyaya hemen hiç yansımıyordu. teknoloji fuarında kıçıyla yaptığı unutulmaz açılış konuşmasından söz ediliyor. boş yere Namık Mıknatıs'ı teselli etmeye çalışıyordu. Heykelinin yapımında dışkı harcı kullanılacaktı. Sorumu tekrarladım: "Heebe. Üsküdar rıhtımmdaydık.klu harflerle yazdırmış durumda. Evet. Namık Mıknatıs'm ardına geçip kayda başlayacak.. aslında Bay Mıknatıs'm.. Arkası. yüzünden daha çok tanınacak. hikayeler uydurulan efsanevi poposu. kuralları. orman yangınının ortasında kalmış ağlamaklı bir ceylan var. Namık Mıknatıs'm televizyon fabrikasına sözleşmeli işçi olarak girmişti. deyimler. Televizyon kanallarındaki tartışma programlarında söz alan uzmanlar. Namık Mıknatıs'm topluca işten attığı 1100 kişiden biriydi. Radar'dan beter halde eşikten içeri yuvarlanıyor. yıl sonunda sözleşmeniz yenilenecek" diyenler. Tabutu baltayla parçalanınca ayağa fırlayan bir şehit gibi tetikteyim. Medya tarihine. Sistemi. şimdi "paydos" diyordu. İkinci sınıf bir aptal gibi davranmıştım. ne için intikam almak istiyorsunuz?" Telefon kulübesinde..ka basmak. Yeryüzünün neresine giderse gitsin. Aksıyor. Radar inliyor." Televizyonu kapattım. normalde hiç kimseyle böyle konuşmam. huvaa" dedim ve sorumu bir daha tekrarladım: "Heebe.. Durdu. özel üniversite sahibi ve amatör politikacı olan Namık Mıknatıs. böyle bir kampanya organize edemezdi.. yüzüne bakanlar ilkin o lekeyi görüyordu. ruh hastası g. Namık Mıknatıs'm. Dönüyor. Dolayısıyla. İnanın. balta girmemiş ormanlara iletilmiş bulunuyor. nereye giderse gitsin peşindeydi. Darbelerin etkisiyle tam bir centilmen olmuştum: "Hanımefendi. kapitalizm tarihine adını b. Ondan kurtuluş yoktu. Radar'm karnına oturup çenesine. kelimenin tam anlamıyla g. Bakırköy Ruh ve Sinir Hastalıkları Hastanesi'nde tedavi altına alındı. Kolumdaki saati çıkarıp cebime koydum.si!" diyor. Şu anda. Namık Mıknatıs. Namık Mıknatıs televizyon kanallarına. hiyye sea uhevua?" Sertçe koparılan bir gelincik gibi irkilmişti. Kuduz gibi enerjik.. Şapırt ağlıyor. Olayın farklı açılardan çekilmiş görüntüleri internet ve uydu aracılığıyla buzullara.. Gezegen çapında şoka sebep olan. bacaklarımı çarpıttım.spu çocuğu! Sen aşkı ne bilirsin. Her şey. "talihsizlik". Kibarlığı ve pişkinliği harmanladım: "Sol tarafa vuracağınızı düşünmüştüm" dememle sol yanağıma da şamarın inmesi bir oldu. Kasılmış sağ elimin işaretparmağıyla sol bileğimin üstüne vurup yüzümü gözümü eğip bükerek saati sorarken başımı rastgele sallıyordum: "Heebe. Gerçekten ona ulaşabilir misiniz?" Beyaz çikolatadan yapılmış kulağıyla külüstür ahize tam bir tezat oluşturuyordu: "Bundan kuşkunuz olmasın.Kösele'yle birlikte masayı taşıyan Jilet: "Sana arabaya git demedim mi Dürzü?!" deyip kapıdan çıkıyor... Stendhal sendromuna yakalandığım. Kollarımı geriye doğru açtım. Radar onların ardından kapıyı örtüyor ve Şapırt'm yanma geri dönüyor: "Cesede âşık mı oldun ulan yoksa s. aya ayak basmaktan daha büyük bir haber olabiliyormuş. alnı kakayla lekelenmişti. güzel bayan.. Ev boşalınca sesim duvarlarda yankılanıyor: "Keeev-seeeeeeerrr!" Beş dakika sonra Gıcırbey. Başlangıçta "Merak etmeyin. çünkü. Suratı kana bulanmış olan Radar yattığı yerde inliyor. burnuna. prensipleri bir anda unuttum. Yine de bozuntuya vermiyorum." 31 . Şapırt'ı gırtlağından yakalayıp duvara çarpıyor. Nedense." "Evet. Kahramanımızı küresel bir star konumuna yükselten gübre fırtınası. Çöle düşen ilk yağmur damlasını duymanın heyecanı içindeyim. Bay Mıknatıs vakasıyla yeterince uzaktan da olsa sıkı sıkıya alakalı. ünlü işadamı Namık Mıknatıs. Şapırt birdenbire ayağa fırlayıp Radar'a girişiyor.. Açıkçası. gazetelere sık sık reklam veren 'hatırlı' bir müşteriydi. işin doğrusu şifayı kapmış. Artık kainatın hiçbir yerinde emniyette değilim. kendi patlayan dışkılarıyla sonsuza dek lanetlenmiş vaziyette. Bildiğim bir şey varsa o da erkeklere yıldırım çarpma oranının. Trilyonlar ödese. mabadını fena üşütmüştü. Her zamanki gibi doğrudan konuya girdim: "Kimden. Kızın ardından seğirttim.kik öküz?" "Sus or... Gömleğimden birkaç düğme çözdüm. "Beni görüyor musunuz?" "Şanslı biriyimdir. zamanın başlangıç gecesi kadar derin.." Bam diye telefonu suratıma kapatıp kulübeden fırladı. dişlerine saydırıyor. Toparlandım: "Teşekkür ederim" deyip sırıttım. sendeliyor. yalpalıyordum. "Bazı gazeteler sizden T100 kişi' diye söz ediyor.. o reytingi yüksek kıçı paparazziler tarafından kuşatılacak. staja başlamak yerine. Baharı fetheden ordunun sancağı gibi dalgalanan elbisesi karşısında hazırola geçiyorum. reklam yıldızı. Bildiğim bir şey varsa. kaderimin en keskin virajına girdiğim sırada "Saat 3'ü 20 geçiyor"du. Uzun yıllar gözü gibi baktığı. 29 Mayıs'tı. Olaydan "kaza". kadınlara göre altı kat daha fazla olduğudur. hiyye sea uhevua?" Bildiğim bir şey varsa. Kamerası olan herkes. Kösele'den ses yok." "Asla!" 150 "Yani şimdi ben git. Şebnem Şibumi ani bir kararla sağ yanağıma bir tokat patlattı.. Tombul yumruklarla Radar'ın kafasına çalışıyor. Koşarak gelen Jilet. tüm dünyanın elektronik devleri. Jilet sövüyor." Hatta. anladık. derin bir nefes aldı: "Saati mi soruyorsunuz?" Evet anlamında "Ehuvva. Beni işten attı. Bir yıllık sözleşme süresi dolmuştu.. Şebnem.

. Bildiğim bir şey varsa. Kaç para ödemem gerekecek?" Sersemliğin zirvesinden Şebnem'in kudretten parlak dudaklarına bakıyordum. kalbim. evimin soyulduğu.. Önümüzde bir çift boş bardak. Dilersen onun etlerini kıyma yapıp kemiklerini öğüttükten sonra derisine doldurup dikebilirim. Geceleyin bomboş salonun pencere camındaki yansımam. İşim/ bitikti. Gelgeldim." Böylece kolluk kuvvetlerinin emin ellerinden sıvışıyorum ve koruyucu meleğimle birlikte. güneşle çölün arasına giremezsin. Meslek aşkıyla destanlar yazmış. dilenci ağzıyla konuşmaya başlamıştım. trafik kazası geçirdiğim ve komşu kızı Kevser'in cinayete kurban gittiği gün ılımlı bir dangalaklıkla çarpılmıştım.." Peygamber sofrasındaki pişmiş kelle gibi sırıtıyorum. Pattadak Şebnem'in yanma vardım: "Bir ölü ne yapamaz?" "Ne?" "Konuşamaz. Şebnem'in dili. gökyüzündeki bir kuşu köşeye sıkıştıramazsm. Şebnem'e tutulmuştum." "Pekala. Her şey kontrolümden çıkmıştı. kontağı çevirdi. insan içine çıkamaz. Biri sigara yaktım. sessizce dudaklarını kıpırdatarak şarkıya eşlik ediyor. Hayatımda ilk kez aklım karışıyordu. balığın etini yiyip kılçığını göle salamazsın. Ayten Alpman. bir kölenin kafasıyla düşünmeye. Aşka inanıyorsanız. Bildiğim bir şey varsa. ileri geri konuşmam ilgilerini çekmişti anlaşılan. adı ve maceraları dilden dile dolaşmaktaymış.. Fakat bir farkla?" "Neymiş?" "Ölmeyecek. Şebnem yapma çiçeklerin arasındaki sahici gül'dü.. Bildiğim bir şey varsa. polis amcalar da ben de. gözlerinde sigara söndüreceğim!" Hem de ne biçim: "Kalbini söküp boğazına tıkacağım!" Kükrüyordum: "Boynuzlarını kırıp gözlerine saplayacağım!" Sınır tanımıyordum: "Onun etlerini kanma doğrayacağım!" Kızarmıştım: "Kemiklerini öğütüp helva pişireceğim!" Sesim çatlıyordu: "Kafatasını kül tablası yapacağım!" 151 Cidden abartıyordum: "Beyniyle senin bahçe duvarını boyayacağım!" "Kıpırdama! Ellerini başının arkasında birleştir!" Yarım düzine polis. Sakın beni alımlı kızların karşısında apışıp kalan şapşallardan sanmayın.." "Eee?" "Namık Mıknatıs da öyle olacak.. Huduni. 152 Denizin kıyısında. ceylan tarafından ışınlan aslanlar gibi bakıyoruz. Normaldir. ben kıza: "Geri kalan ömrü boyunca can çekişecek!." Krallığa terfi eden soytarı kadar sevinçliydim. Şebnem dalgın." "Benimki de Defol!" Zirveye yeni yağmış kar kadar güzeldi ve bana karşı çığ gibi büyüyen bir öfkeden başka bir şey hissetmiyordu. gönüllere taht kurmuş.. duvarları mavi boyalı büyük bir kafi teryada oturuyoruz. "gönlünden ne koparsa?" İşte. Buradan bakınca.. tarihe geçmiş. iki yıldır intikam işindeydim ve ilk defa bir müşteriyle tanışıp görüşüyordum. Caddenin kenarında iki devriye arabası duruyordu. "Namık Mıknatıs'ın canı bedeninden kaça çıkacak?" Tecrübe dosyalarım komple silinmişti. Tam tersine. polis teşkilatının bir nevi ruhani lideri. Bildiğim bir şey varsa.. İçlerinden biri sakince sordu: "Namık Mıknatıs'ı öldüreceksin demek?" "Bunu da nereden çıkardınız.. ağzına vidalanmış renkli bir lokum kadar tatlıydı: "Müntekim gerçek adın mı?" "Hayır. Tozutmama ramak kalmıştı. fakat Şebnem isterse kendimi bile vurabilirdim: "Elbette. dilim tutukluk yapmıştı. Gökyüzündeki bir kuşu köşeye kıstıramazsın Şebnem Şibumi'nin babası Şerif Şibumi. intiharı andıran bir taşkınlıkla "Kevser! Kevser'im!" diye inleye inleye öldü. Masalarda tek başına pinekleyen elk. Karıncaların sürüklediği yaralı bir çekirge gibi hissediyordum. Salonun öbür ucundan elimde bardaklarla dönerken gözümü Şebnem'den ayırmıyorum. "Namık Mıknatıs'm etlerini kanına doğrayacağını söylerken ciddi miydin?" ilkesel olarak hiç kimseyi öldürmüyordum. avucumdan taşan suyu yüzüme çarpınca ağzımdaki sigara ıslak elimle yanağımın arasında sıkışarak "cosss" diye söndü. [WlLL FERGUSON] iki sene önce. "Durun!. şarkıyı sanki Şebnem söylüyor: "Ayrılmam istersen hiç yanından I Çağırsan gelirim çok uzaklardan I Eskiden korkardım yalnızlıktan I Korkmam artık sen varsın.. Dizginler de kırbaç da bende değildi artık. "İzninle... Bu adam benimle birlikte. Kopardığım yaygaraya uzmanların kesin cevabı. Bildiğim bir şey varsa bir çığın ortalama hızı saatte 380 kilometrenin üzerindedir. "Bir limonata daha ister misin Şebnem?" deyip kalkıyorum. Kıpırdamaya korkuyordum.. melankolik bir kadavrayı andırıyordu. çeyrek yüzyıl öncesinden sesleniyor. Üsküdar'ın efsanevi emniyet müdürüymüş. Vücudumdaki tüm kimyasallar çalkalanıyordu. "arkadaşım şaka yapıyordu. Şerif Şibumi'nin kızıyım" diyor.. panayır şeytanlıklarında üstüme yoktur. Sazı hemen bırakmadım: "Kollarını koparıp onlarla döveceğim!" Şebnem uzaklaştıkça sesimi yükseltiyordum: "Onu kendi bağırsağıyla boğacağım!" Tehditlerimin birbiriyle çelişmesine aldırmıyordum: "Diri diri yakıp küllerini lağıma saçacağım!" Bağırıyordum ve herhalde sözlerimi işiten tek kişi Şebnem değildi: "Kendisi de dahil hiçbir canlı onun yerinde olmak istemeyecek!" Kız durağa yaklaşıyordu. ellerimi yıkayıp hemen döneceğim. gülemez. paslı yağ 32 . onları birbirine bağlayan hiçbir şey yok.. Baygın iki garsondan başka. Polisler kollarımı tutup başımı yere eğerek beni öndeki otomobile tıktılar. bütün hücrelerimi şiddetle işgal ediyordu.. işyerimin yandığı. kanun adamlarının üniforma düğmesi gibi donuk bakışlarının menzilinden çıkıp..." Coşmuştum: "Gözkapaklarını kesip. bildiğim bir şey yoktu: Beynim."Hayır!" "Benim adım Münt. kadere de inanmalısınız.. Lekeli aynaya bakarken musluğu açtım. tabancalarını bana doğrultmuştu. Alev almam an meselesiydi: "Bilmem?" diyebildim. kanun adamlarına kimliğini verirken "Ben." 154 Mezardan şartlı tahliye Ruhunuzla yazı tura atmayın. Bir insana değer vermenin bedeli ağırdır. memur bey?" Şoför koltuğundaki aynasız. kana susamış tuzu kuru kalabalığa karışıyoruz." Az önce iki şaplakla beni akort eden kıza. tamam mı?" deyip erkekler tuvaletine yollandım. On sene önce emekli olmasına rağmen. Kız. Şebnem gülümseyerek evet anlamında başını sallıyor. sahne adım. Zaptiyenin buyruğuna uydum. Aşk.. Aynı zamanda. Kalbimden yükselen çığlıklara kulaklarımı tıkamalıydım. Cesedi yörüngeye oturmuş bir astronotun ümitsizliğiyle seslendim: "Namık Mıknaüs'ı öyle tekmeleyeceğim ki aşırı hızdan tutuklanacak!" İşe yaramadı. Tanınmış bir işadamı hakkında uluorta. Çoğu cesetten daha fazla benziyordum ölüye: Mezar küreğiyle dövülmüş.u lı insanlar. Nefesimi tuttum. Beni boğarcasma kefenledikten sonra dolmuş durağına doğru yürümeye koyuldu.

Kulübede. Akranım olan bir doktor tarafından muayene edildim. olmaz mı?" 33 . yahbur [otis tarda]. Halbuki evimin ortasında bir papağan cesedi yatıyordu. Huduni de tekdüze bir hırıltıyla Kevser'in adını sayıklıyordu. merhumeye talkın veriyor. Fakat telaşlanmak ve üzülmek dışında ne yapabilirlerdi ki? Kaybedecek hiçbir şeyim kalmamıştı.. Neden sonra. benim ihtiyar can yoldaşım. Fırından yeni çıkmış bayat ekmeği andıran bir kadın. Suç mahallini.. Tebeşirle zavallı Kevser'in çevresini dolanarak holün kanlı ahşap döşemesine siluetini çiziyorlar. Cenaze dedikodularının vızıltısı. Konservatuar binasının yanındaki telefon kulübelerinden birine girdim ve babamın dükkanının numarasını tuşladım. sigaramdan yükselen dumanın gürültüsünü duyabiliyordum. baba-oğul birkaç kilo alırız. kulaklı toygar [eremophila alpestris]. Anne-babama telefon edebilirdim. Bir dolmuşa atlayıp Kadıköy'e indim. Çıkarıp yakıyorum. Yeni sille tekniklerini üzerimde deneyen felek. Başım. dünyanın maketi. zihnim saçma sapan şeylerle meşguldü. Güçbela doğrulup apartman boşluğunun taş zeminine oturdum. Nöbetçi eczaneye uğrayıp Reparil jel ve bir kutu Dolorex aldıktan sonra evime yollandım. Hepimiz de defnetmekte olduğumuz maktul kızdan yaşça büyüğüz. Huduni. Ambulansla hastaneye kaldırıldım. benim. Kendini günah keçileriyle dolu bir ahırda bulan. 156 Gülümsedim ve flaşlar patladı. kasaplık eğitimi almış çobanların kontrollü heyecanıyla deviniyorlar. Kevser'in tabutunun ardından yürüyordum. Kafamın içinde kara bir bulut peyda olmuştu. bacağı kırılmış bir at gibi soluyordum: Yalan söylerken nefesi kesilenlerdenim: "Az önce gırtlağıma kadar (ıkındım.. biri burnuma bir avuç kokulu toz tuttu. okuldan dönen çocukların çığlıkları ["Anneeeeeee!!!"] eşliğinde ayıldım. kararmış tuvalet musluğu gibi damlayan bir burun ve ceviz gibi buruşuk bir çene.. yemeğimizi yer. acıkmış olduğumu fark ettim: "Yemek mi?" "Çok sıskasın Müntekim. toynaklaşmış elleriyle kollarımı kavrayıp beni sarsıyordu: "Ne oldu Müntekim Bey?!" Bir daha. körük gibi soluyordu. cıyaklıyor. O hengamede birileri ağlıyor. gökten inen canavar sürüsüne karşı beni korumasını söylemeliyim: "Çok teşekkürler babacığım. Hakikat güneşinin altında. evimin girişinde leşim seriliyken. Bir tek sigaram eksik. benim ölü olmadığımı anlayınca fena bozuluyorlar. kesin. Toprak. zağanos [bubo bubo]. her şey yolunda. kılkuyruk bağırtlak [pterocles alchata] gibi talihsiz kuşları kurtarmak için düzenlenen bir kampanyaya imza verdim. Suça ortak olmadığımız halde.." "Dostlar sağolsun evladım. Mahallece tahtalı köye taşınacağız. Ortalık o kadar sessizdi ki. malikü'l-hazin [botaurus stellaris]. Kevser'in belki de katıldığı ilk cenaze merasimi bu. Yerde yatanın ölü ya da diri olması. dünyanın en boş evinde. iyi misin?" Babama. "Başınız sağolsun Ruhiye Abla. Ondokuz yaşında. Takdir-i ilahi tesisatının nakavt mekanizması. boynumdaki Marcello Mastroianni kravatını çekip uzatarak çevirdikleri duygusuna kapılıyorum. Kıdemli bir mevta topraktan başını uzatsa da bize bir akıl verse. iki ayağımız bir pabuçta. Ölümün yörüngesindeyiz. göğsüme.. Ne gezer. alelusul montajlanmış kan bilyesi gözler. ahiret tefekkürü yerini gıybet matinesine bırakıyor. ikindi güneşinin turuncu ışığında. Etrafı sarı-siyah naylon şeritlerle kuşatıyorlar. Portakal tozu gibi bir yağmur çiseliyor. omuzlarımın üstünden geçerek evime giriyorlardı. Yongalarla dolu çürük bir çuval gibi dağılıyordum. Konu komşu. suratıma çalışıyordu. çizimin biçimini etkilemezdi ki. Bu maktul şablonu bana hep cesedin kendisinden daha ilginç gelmiştir. Bir ıstırap tatbikatının ortasmdayım. Dualar okunuyor." Dönüş yolunun ikinci adımında ölüm düşüncesi. üzüntümüzü kat be kat aşıyor. gecenin ortasında ışıklar saçarak öten. taziye nezaketi. ciğerlerimi Kevser'e naklediyorlar. Eğer bu evin sahibi olsaydım ve cehennemde de bir dairem olsaydı. sana yemek ısmarlarım?" Birden. Üstelik evimin içinde! O anda. nüktedanlığı bir fazilet alameti sayar. insanlar bacaklarıma basıyorlar. "Milan Kundura?" "Babacığım. felaketler.. yulaflı kek misali nemli. 158 Nesli tükenmekte olan peçeli baykuş [tyto alba]. Cinai bir kaosun ortasında. [FRANCO FALCONE] Ne anlama geldiği hakkında hiçbir fikrim olmayan acı gerçekler nevrimi döndürmüştü. Çaresizliğimiz.. kaçınılmaz olandan korunmalı ve dayanılmaza katlanmalıyız. Gıyabımda beni ayaküstü ameliyata başlıyorlar. Polisler zuhur ediyor. fakat birgün gerçeğine rastlayacağımı hiç ummazdım. kaldırımları arşınlıyordum. bıyıklı sumru [cfılidonias hybrida]. Büyük ihtimalle morg çekmecesinde bulunan talihsiz Kevser'in... Vaktin varsa gelsen ya? Bak. Öğle vakti. bazıları. Müntekim. Karakolda ifade verdim.. Makyajı. sadece imkansızı kabullenmen.. Zorla denize sürüklenen kara kaplumbağası Hayat zannettiğimizden de kolay. kısılmış." Babam. yüzünü gören cennetlik. kaslarımı sıyırarak beni Sigarayla Savaşanlar Derneği'nin meşhur afişindeki iskelete çeviriyorlar. Mahvolmuştum. Gözümüzün yaşına baktıkları yok.. her şey boz bulanıktı. Şişmiş dilimi ağzımın içinde güçlükle oynatıyorum: "Bildiğim bir şey varsa. Elimde reçeteyle polis arabasına bindim. Hoca. Kör bıçakla çürük bir meyveyi deşip soyar gibi derimi. dehşeti üstleniyoruz. Tecavüzcüler gibi terleyen apartman görevlisi Melikşah Sultan. Filmlerde görürdüm.tenekesi gibi bir suratta.. hakkımdaki çerden çöpten şüphelerin üzerine mercek tutarak bir iftira yangını çıkarmak istiyorlar. Yumruklarım ceplerimde. Ruhiye Hanım. kızıl sırtlı örümcekkuşu [lanius collurio]. içlerinden bir soprano "Yetiş Ruhiye Abla! Kevser ölmüş!" diye öyle bir öttü ki. kalbimi." "Neredesin be oğlum? Sesini duyan hacı. kendisininki.. Merdivenlerde ayak sesleri dinmek bilmiyordu. kıyamet sonrası yorgunluğuyla donakalmıştım. Dünyayla arama buzlucamdan bir set çekilmişti. yere beyaz tebeşirle çizilmiş polisiye suretine basmamaya özen gösteriyordum. El Fatiha.. Kemiklerimin içerisinde zehirli karıncalar yürüyordu. Son bir gayretle kanat çırparak Kevser'in siluetine kondu ve oracıkta ruhunu teslim etti. Bir sigara yaktım. peşimden ayrılmayan bir sinek bulutu. rahip akbaba [aegypius monachus]. Her ihtimale karşı kavalkemiğimin filmi çekildi. Çocuklar ceset görme telaşında. gencecik bir kızı gömüyoruz. yüzüme eğiliyor. beynimi. Mezar sulanıyor. Varoluşsal kaos bizi ele geçiriyor. Tozun 'kakule' olduğunu bilahare öğrenecektim. Hafta sonu uğrarım sana baba. bütün pencereleri açılarak temiz havayla dolan bir odaydı artık. Mezardan şartlı tahliyeyle serbest bırakılmışım gibi hissediyorum. Kendi kendime mırıltıyla iyi dileklerimi sundum: "Huzur içinde yat". Dünyayla aramdaki buzlucam eriyiverdi. Kırk kişi varız. Kadınlar etrafımı sardı. Geceleyin. Bir grup foto muhabiri merdivene dizilmişti. dişlerim baştanbaşa bıçakla çizildi sanki. önümüzdeki elli-altmış sene boyunca peyderpey birbirimizi toprağa vereceğiz. balyozuyla enseme. hırıltılı bir sesle Kevser'i sayıklarken kafesin kapısını açtım. pütürlü ve hoş kokulu. zamanın akışım etkiliyor." Melikşah Sultan benden randıman alamayınca dörtnala uzaklaşıyor. böylesine basit bir şekli çizmek için ille de bir kurbana ihtiyaç olmadığını düşündüm. akordeona dönmüş bir ambulans etkisi uyandırıyor. Mezarlık. burayı kiraya verip cehennemde otururdum. bir daha. Dükkanda işler nasıl?" "Elhamdülillah.

. Evime girip pencereden kendimi atmak bana iyi gelecekti. Nereden mi anladım? Ayakkabı. Ben bekarlık tahtından çabuk indim. aşk. Şoföre bahşiş niyetine sırıttım. Her yıl. şom ağızlılık daima itibar görmüştür. O yüzden. İnşallah evdedirler. Onlar da bizim gibi canlarını kurtarmak için kafeslere sığınmış olmalılar. Kredi kartı faizi. herşey ama her şey benim için ayakkabılarda II. Kadıköy'ün gedikli sahafı Sakallı Lütfü'nün dükkanına uğradım. çorabın deliğini bilir. pırlanta gibi maşallah.. şeytan bile bu sıcağa dayanamaz. Zorla denize sürüklenen bir kara kaplumbağası gibi gönülsüzce evime yürüdüm. bir erkek. Babalık.. Muğlak bir töhmet altında kalmak pahasına.. Öte yandan. tamam mı?"] "Gak guk. Müntekim telefonda biraz ketumdu. toplarla canlı tavuk fırlatarak düşürürlermiş. derisi yüzülmüş bir maymun gerginliğiyle turluyorum. kendi mahvımızda avuntu buluyoruz. kazasız belasız ne kadar yükseğe sıçrayabilirdim? Denize tohum atsam. işyerimi yakanlar. Bayağılık ile dostluk arasındaki zıtlığın hakkını veremiyoruz.. sadece bir selam vermek için . sonra Cevher doğdu. ses duvarına saplanıp çatlayan gagalar. Rahmetli pederim de."Sen. F-16 motorlarında fır dönen kuş gözleri. Uğursuzluk raddesindeki yapmacıklığma bakar mısınız! Bil* 159 diğim bir şey varsa. Boş/ Kuşlar göğü terk etmiş. biri canını mı sıktı. Henüz. [HARLAN COBEN. İzimizi süren cellat ile cankurtaranın yarışında. Teknolojik uygarlık. bilen bilir. Anahtarı deliğe sokmak üzereydim ki kapı açılıverdi: Babam. Kalabalık. Çarıklardan fal bakar. fakat eminim ki bir müşkülatı vardı. Maaşı ancak yoksulluğunu sürdürmeye yeten üçüncü lig bekarları. Kitleleri etkileyen her söz yalan. Hangisi ölünceye kadar? İşte onu bilmiyorum.."] Düşüncelerim küller gibi uçuşuyordu. ayaküstü çay içtik.. Kralın tacı. Bende de kabahat var. dans." "Ne yani. bir derdin mi var? Harçlığın mı bitti. Yeni açılmış bir lokantada devekuşu bifteği yedim." Gülizar. savaş." Geciken bir idamın homurdanan seyircilerini andıran kalabalığa karışıyorum. Korkunun tüm o klişelerini. Her birimiz. 'Ne olursa olsun kimsenin canına kıyamam' diyemem yani. savaş uçaklarıyla çarpışıyor. Böyledir. şu anda üç canlıyım. terörün sürprizleri örtbas ediyor.uadım. intikam alamadığı için suça yönelen ilkel bir yaratık. saygı görmekten sıkıldığımı evlatlarıma nasıl izah ederim? Racona ters. Mezbahaya giden yolda güdülürken bize gösterilen iyi muameleye fitiz. yaklaşık 22 bin ila 27 bin kuş. milyonlarca gelin namzedi arasından Gülizar'ı buldu: "Recai. İnsanın kellesini pişiren bir temmuz ikindisi. Ben mesela. çileden çıkan. Yukarı bakıyorum. her yerde ayakkabıyı müşahede eder. Dişinden tırnağından artırıp dişçiye giden. Yabana atılmak da istemiyoruz. Çocuklarımı nasıl şımartacağımı bilemiyorum.. Sıradanlığm garantilerinin peşindeyiz. suikaste layık olmadığımızı ispatlama gayretindeyiz. Para suyunu çekince lüks ve konfor karşısında savunmasızlaşıyorum. coğrafya.. avucumdaki paranın miktarım yazınca. tıp. nesli tükenmekte olan iki kuş gibi ötüşüyoruz: "Cik cik?" ["Müşteri bekliyor. örümcek ile sinek arasında pazarlık olmayacağı. gelinin 34 . Bu düpedüz bir intihar notudur. Süslü püslü bir dükkanın vitrinini kaplayan dev oyuncak pandayla göz göze geliyoruz. metropolde güncellenen dehşete bir katkı payı anlamı taşıyor. Ilık ve yumuşak porselenden yapılmış genç kızlarda. Başkalarının felaketinde eğlence.. avarelik büyük bir konsantrasyon gerektiriyor. Mehmet Ağa'yi sarı çizmesinden tanırım [Recai Gıcırbey] Ancak. uzmanlarca onaylanmış hurafeler ve muhkem bir taviz prosedürü sayesinde dönüyor. annene de bir 'alo' de. Kaşla göz arasında baş göz edildik. Evimi soyanlar. canına can katılıyor. Hakiki bir ayakkabıcı.. I Cebimdeki son kuruşlarla taksiye bindim. Çoraptan karakter tahlili yapar.. mutsuz görünüyor: Uykusuz gözlerimle ben de onun yavrusuna benziyorum. bitmeyen bir acemilik. toplamda 700-800 milyon dolarlık zarara uğruyor. Herkes katil olabilir.. arabayla bana çarpıp kaçanlar ve diğerlerinin arasındayım. dedem de ayakkabıcıydı. Başka Şansın Yok] Bir bebek doğdu mu. Askerden yeni gelmiştim. iklim. cinayet pozları veriyor. köseleyi lokmamıza katık ettik." Kırk lirayı ateşleyip Ferruh Arsunar'm Köroğlu adlı kitabım satın aldım. Kişisel bahtsızlığımızı da kapsayacak majör felaketlerin arefesinde gündelik hayatın kronik monotonluğu her nasılsa nihayete ermiyor. bir merhamet geleneğine mensup olan babamla. 162 Ben. Ölünün ağzından yazılmış eciş bücüş bir cümle bozuntusu: "Beni yıka!" Apartman merdiveninin basamaklarını saydım: Otuzdokuz. Roman bahsinde. Kerata bana açılamıyor. Bir filmde Şarlo.. Telefonda. emniyeti dışlıyor. bu kız tam sana göre. Denerim.. Ölümden beter bir olayı durdurmak için öldürüyorsun. dengesizliğimizi kamufle ediyor. Vietnamlılar." Başıyla selam verirken sakalı silkeleniyor: "Sağol canım. Peki ya ben? Bu alçak tavanlı şehirde. Reklamlarla fişteklenen yığınların tek bildiği. Katherina Blum'un Çiğnenen OnunCmı yeniden okudum dün. Fakat bu yaştan sonra. baba olmak. gene ara. beş yaşındayken daha dürüsttün evlat." ["Peki. erdemli şiddete duyulan hasreti ifade etmekten başka işe yaramıyor. açlıktan ayakkabısını yiyordu. Daha gıcık bir laf edeyim: Ekmeğimizi ayakkabıdan çıkardık. namüsait bir yerde indim.. Lütfü Seymen şaşırtıcı bir şey söyledi: "Ben. Annem. Emekli memurlar rüşvet ve iltimasla dolu yılların lağım şelalesinden tamtakır bir cehalet referansıyla buz gibi bir hüzne terfi etmişler. Mezarına geri dönmek için 'can atan' fakat yolunu kaybetmiş zombileriz. Varlığımız.. işsizlik veya yoksulluğa bağlı intiharların tırmanışı. ekonomi. cehennemde yelpaze satsam. manikür yaptıran plaza amazonları umutsuz bir kibirle yalpalıyorlar.. Modern medeniyetin çarkları neşeli bestelerle terennüm edilen tehditler. Tarih. işgalci Amerikan ordusunun alçakta seyreden F-lll gözetleme uçaklarını." Şu cümlenin. cellat üzerine bahse giriyoruz. belli şartlarda bir insanı öldürebileceğimi biliyorum. şehvet hezeyanları çınlıyor. Bütün genç kızların emir ve görüşlerine hazırdım. felsefe. suç. babasıyla nasıl konuşacağını ölünceye kadar öğrenemez. Patiklerde geleceği görür. gerçekten de göz kamaştırıcıydı. Önce Müntekim. bana hiçbir şey söylememek için mi telefon ettin?" "Senin şefkat dolu şüpheciliğini özlemişim. Bir hayat kurtarmak için bir ömür harcarsınız. Faraza siz bir karate filminde dövüşçünün attığı tekmeye dikkat edersiniz. Çaresizliğin promosyonu olan bir dirayetsizlik ve endişeyle dopdoluyum. Hayatım bu dükkanın içinde geçti. en üzgün çocuğun kadar mutlu olabilirsin. Daha doğrusu indirildim. Bilumum hava kuvvetleri. ben ayakkabısına. Akşam güneşine markaj yapan suratsız binaların arasında. Aşırılıklar. Tozlu bir minibüsün arka camına "Beni yıka" yazmak için mola verdim. baltayla nakış işlesem. ön camlara yapışmış kanlı tüy yumakları. seyahat.. mamafih kuşlar da infilak ediyor. İçimde bir kabir azabı pr o vasidir gidiyor. spor. bir baba da doğar. şu karmaşık dünyada basit bir yaşama razı. Bugünse tayyarelerin güvenlik testlerinde ölü tavuklar kullanılıyor. Altın dişleriyle demir leblebi yiyen sentetik kabadayılar.. tekrarlana tekrarlana görenek haline gelen hataları üstlenmek gibi bir şey. artık burasına gelen ve kesin çözüme başvuran kimselerin anlatıldığı romanlar beni çekiyor. edebiyat. Anlat bana. amma yaptın. t mahfuzdur. Kaosun dalkavuklarıyız! Bildiğim bir şey varsa. O gün anladım ki. kravatlarını gevşetmiş. Taksimetre. "Hayırlı işler Lütfü Ağabey. Biz de o hesap. kız meselesi mi?" "Hayır baba. İnsan çoluk çocuğa karışınca.

Hunlarm Çinlileri kahreden mahareti neydi? Doludizgin giden atın üstünde geriye dönüp ok atmak.. Tam yitmişüç sene Fransa tahtında oturan XIV. arsız. eski bir bez uydurup deterjanlı suyla etrafı temizledi. deriyi regaptacı kesecek. Yani "Kavuşmanın baharı bassın diye ilk ayma / Öpücükten pabuç giydirdim [yârin] o yumuşak ayağına" 166 Laf lafı açtı.. sandaletleri ne renge boyamış. Nitekim. Müntekim'in telefonundan sonra hanımı aradım: "Gülizar. Çin Şeddi. "Kaltak" denince aklınıza ne geliyor kim bilir. boyayı yapacak. 35 . Milattan Önce 200'lü yıllarda Hun Türklerin saldırılarını yatıştırmak için yapıldı. Anadolulu kızlar.. mazur görün. ama esnaf olmaz. Meclis'te askerin kılık kıyafet ve hassaten potin noksanı gizli celselerde konuşuluyordu... 350 çift potin 'satmıştı' ordumuza. Görüyorsunuz. Kabul ediniz ki Ahmet Muhip Dıranas'm Hatıra şiirindeki şu mısralarını sevmek için ayakkabı ustası olmak icap etmez: Ayakları kumda bırakmadan iz I Yanıma geldiği hep gecelerdi. Hatice Hanım. genç yaşta dul kalmış zengin. Konakta hırsızlıklar. Hatice Hanım'a bir baş dönmesi musallat olur. ben de açtım vanaları. personelin sızlanmalarına kulak misafiri olur: "Ah o terlikler! Hanımın geldiği hiç duyulmuyor. Derim ki. çizmemizin topuğuna mukavemet namına inşa edildi.. açlıktan yabani otları yiyen yoksul halkımız. Niye? Büsbütün eskimesin diye efendim. Neden sonra harekete geçtim. daha akşam olmadan tarih yazdık. dul gelinler. holdeki maktul siluetini sildi. Hatice Hanım'm baş dönmesi sona erer.. Romalılar ve Yunanlılar da yalınayak değillermiş. "zamanda yolculuk yapan bir cüce!" Adı. 1921'de Mustafa Kemal Paşa'nm yayınladığı Tekalif-i Milliye Emirleri uyarınca.. hileler. Ne yapsak yakalanıyoruz.. Bir çift ayakkabı öyle kolay ele geçmez: Deri lâzım. finişajcı son temizliği. banyodan küçük bir leğen. Yorulmuşum. Anadolu'dan yalınayak gelip. 2000'li yıllara ait. Bir anahtarcı çağırdım." Hatice Hanım derhal bütün hizmetkarlarını kovar. krala uyup yüksek ökçeye sardırdı... kitaplık. Meçhul asker olur. bir de Müntekim'e araba çarpmış. masa. Bunu nasıl beceriyorlardı? Topuklu çizmeleri sayesinde arkadaş. Hepsi hırsız. Birgün. işte o laf da askerle alakalıdır. Avrupa'da kalın taban ve yüksek topuk. yüzsüz. git zaman. saraç dikecek. Hanım. Dedem. "Dün... Gel zaman.. Osmanlı'da asker. "Şıllık" bir terlik çeşididir. Kenan'mış. Kanepeye iliştim. yollardaki insan ve hayvan dışkılarına basmamak için tercih ediliyordu. hoşor bir kadındır hani. kumaş. Ayakkabısızlık. gidip şu bizim oğlana bir bakalım.. Louis de tıpkı Ömer Seyfettin'in hikayesindeki Hatice Hanım gibi kısa boylu idi ve yüksek ökçeli ayakkabılar giyerdi. Casablanca filminde Humphrey Bogart. Şunu da bilin ki "kalleş" gelin ayakkabısıdır! Ömer Seyfettin'in Yüksek Ökçeler hikayesi malumunuzdur. ahşap merdivenlerde takır takır iner çıkar.'. var bir derdi fakat söylemedi hergele. Yüksek ökçelerin takırtısından evin en üst katında kımıldadığını duyardık. Bayburt'a kulak verelim: Geydim çarıklarımı I Gel bağla bağlarını I Terk ettim gidiyorum I Bayburt'un dağlarını. "Tanga" bir nevi kadın ayakkabısı anlamına gelir.. Cinderella'nm cam pabucu gibi kahverir elimizde.. dualarla defnettim. metal lâzım. yumuşak. rahat terlikler" yazar. Ingrid Bergman'ın boyuna erişebilmek için özel topuklu ayakkabılar giymişti.. küçüğünden bir buzdolabı falan satın aldım. cilalamış mı? Şimdi her yerde ayakkabı mağazaları var. Sizi lafa tutuyorum. Ne var ki boycağızı kısadır. Bunlar gibi yüzlerce türkü mevcut. M. Döndüğümde. Erzincan türküsüdür: Kundurama kum doldu I Atmaya kürek gerek I Nazlı yârin yanında I Yatmaya yürek gerek. Değil mi? Evet. kendi kendime "İşte" dedim. Orta Asya'da çizme giyildiğini iddia edenler var. Bendenize "Bırak bu ayakları" demeyiniz. apartmanda spor ayakkabılı. misal. yüzü hazırlayacak. hizmetkarların kusurları görünmez olur.. ustalığı buradan belli olur. şu daracık dairede. Zira.. ayağın üzengide sağlam durmasını temin ediyordu. Yaaa. ocak. olay ayaklarda biter: Heykeller çizmelerini giymişler mi? Fotoğrafta kunduralar görünüyor mu? Ressam. Kevser adında bir kızı öldürdüler. sarı deriden çizme giyerdi. Askerlerimizin ayağı çıplaktı. I Sanki bir lahitten kalkar ve sessiz I Uzak bir maziye dönüp giderdi.. Recai Gıcırbey. Siz nesi oluyorsunuz?" dedi. çarıkları orduya hibe ediyorlardı. Bin şükür. Fakat esnaf dediğin. Nihayetinde yüksek ökçeli iskarpinlerini yeniden giyer. kısa çizmeye denir. fakat hiç değilse yüreği ferahtır. saygıdan. çeyizlerindeki çorapları. ağaç. edepsiz. namussuz takımmdandır. Müntekim inşallah beğenir. mamulünü keman gibi çalmalı. şehre girerken giyiyordu ayakkabısını. boya. Urfalıya sorsan. foracı tabana iliştirecek. Eskiden ne iyiydi. klarnet gibi öttürmeli. fingirdeşmeler gırla gitmektedir. Ben de cadde üstündeki iki mağazadan çekyat. Potin bulunamıyordu. her odayı kilit altına alır.. fırsat bu fırsat. 1926'da. seni kaçıracağım" dedim. gelgeldim etraftakilerin hürmet telakkisi işi bozuyordu. ismi cismi bilinmeyen birinden bahsederken "Sarı Çizmeli Mehmet Ağa" deriz ya. İstiklal Harbi sırasında yoktu. Zor. dedeciğim. 1921-1922 kışında düşmanın üstüne çıplak ayakla yürüdü. iç tarafa da zincirli sürgü taktırdım. cila çekecek.duvağı. Dede yadigarı papağanımız da ölmüş yatıyor. Şaka maka. kendimi zapt edemiyorum. Yoksa... askerin tüfeği. kalfa birleştirecek. Hekim. hastasını yüksek topuklu pabuçlun men eder. Bir sandalet. ipin ucu kaçtı. halbuki kaltak eskimiş ayakkabıdır. Ne anladım ben o esnaflıktan. Gavurlar ordumuzun mahrumiyetini öğrenmesin diye." Atladık geldik ki ev tamtakır. Bilahare. Papağanı en yakın çocuk parkındaki kaydırağın dibine. "Ne oldu deli adam? Başka işin yok mu senin?" "Yahu hatun. hazırlan kız. Babil ahalisi mokasenle geziyormuş. Adamlar getirdiler eşyaları eve yerleştirdiler. Sayacı. millet ile devletin ortak sırrı idi. lâkin ruh sağlığı kötüler. İstanbul'da bir ayakkabı sergisinde Gazi'ye de bir çift potin hediye etmiştir. 1600'lerde.. Karı koca bir müddet hüngürdedik. bilinen en eski ayakkabı. dükkanımı teşrif eden müşterilerime işte böyle düzayak lakırdılar ederim. esasen. Müntekim bana birbuçuk saat önce telefon etmişti. Anlattı. sonra o ince belli bardaklar boşalır.Ö. Ya Yahya Kemal? Nev-bahâr-ı vuslatın bassun deyü ilk ayına I Buseden pâpûş giydirdim o nermin payına diyor. güdük bir gence rastlayınca. çekiver kuyruğunu. Demek ki Çin Şeddi... Yüksek topuklu ayakkabılar giyer. Topuk.. Kederden tırnaklarını. M. halı. işte böyle. Gülizar yemek pişirdi. Yeniler de aynıdır. Peki. kapının kilidini değiştirdim. Ben. Aynı dönemde. frezeci taban kenarlarındaki pürüzleri alacak. Hanımefendi'ye reçete kabilinden "pamuklu. Ayaküstü bir demli çay içeriz. Gene başı dönmeye başlamıştır. Bir sanatkarın kuvveti.. hem de salonun ortasına tebeşirle çizilmiş bir insan siluetinin içinde! Anlaşılan evden bir cenaze kalkmış! Hanıma çaktırmadım. Efendim.. nizamname gereği. Allah muhafaza buyursun?. arkeologlar Mısır'da bir mezardan çıkarmışlar. dokuz senelik hizmetkarlarının ahlakı iki günde bozulmuştur. Aklınızda bulunsun. Böylelikle. hırsızlar.. Olaylardan bihaber Gülizar. Saray çevresindeki zevat da. Müntekim'in dairesi soyuldu. sana Ayağında Kundurdyı söyler: Ayağında kundura I Yar gelir dura dura I Genç ömrümü çürüttüm I Göğsüme vura vura. Ne diyordum? Hah. II. öyle. Orduya katılacak gençler. bence pabuçlarından sonra gelir. "Sapık" nedir? İzninizle ben söyleyeyim: Sapık. Gülizar bir ağlama tutturdu. Kral boy farkını kapatmaya çabalıyor.Ö. camları parlattı. tıknaz.

" "Sana ne demeye yemek getiriyordu?" "Nereden bileyim baba?." "Alnına ne oldu..." Mutfaktan gelen seslere bakılırsa annem bulaşıkları yıkıyordu." Valide hanım sofrayı kaldırırken. dün mü evvelki gün mü ne." "Lüzum yok. daha ne olabilir ki?" "Alnındaki çürük neyin nesi?" "Araba çarptı.. Hırsızların gözden kaçırdığı uğurlu kadife bornozumu sırtıma geçirdim." Yapacak başka bir şey kalmamış gibi esnedim... Salata da caba. Holde tebeşirle çizilmiş bir. kimseyle kavgalı değilsin ya?" "Gülizar. örümcek hisleriyle anladılar. "O güzide emaneti. öyle. fanilaya geçirdiğim elimi kapının koluna uzatıyorum: "Ruhiye Abla?" iri.. ceviz yeşili gözler. Filin tepesindeki mihrace pozundaydı. Bülbülü hipnotize eden yılan bakışı. yaralanmışsın?" Annem. komşunun kızını vurdular. komşumuzun kızı. Her şey bitti. Huduni'yi sordum.. hayatımın en kötü dönemini geride bıraktığımı anladım. ağzında biriken. he mi Müntekim?" "Evet. Huduni de öldü. hemen cevap yetiştirdi: "Söyledim ya.ıK tim. Fakat ben duraksayınca yine araya girdi: "Yahu artık koskoca adam oldu." "Doktora gitmedim deme sakın. Peder bey. "Kevser'in vefatına inanın çok üzüldüm. Varsın olsun. Simli eşarbını çenesinin altından düğümlemiş. İşte benim süper kahramanlarım.." "Uzun sürmez oğlum." "Ne zaman?" "Pazartesi." Ebeveynim. Duş alırken dans edip George Baker'm Little Gren Bag'ini söyledim. canım. Taş gibi mutsuz görünüyordu. oturdum. Gören olsa. rica ederim. Sağol baba." "Hamarat annen icabına baktı. Burnu. hayatımı çabucak tamir edip gittiler. İki büyükannem de sizlere ömür. "Estağfurullah.. ifadesi. kapı vuruluyor: Bornozumu çıkarırken "Hemen geliyorum" diyerek çırılçıplak yatak odama koşuyorum. masayı ben toplarım. Babaannene abla mı diyorsun?" 171 "Bağışlayın lütfen. eşyalardan beğenmediklerini değiştirebilirsin.. Her defasında bu şarkıyı söylemesem temizlenmeyeceğim sanki. Evine polis arabasıyla bırakılan ilkokul çocuğu gibi mutluydum. insanlar öldüğünde de gülünçlüğünden kaybetmiyor." "Röntgen filmi çektiler. Ağzında dudak yok: "Misafir kabul ediyor musun?" "Buyurun.. mabetteymişiz gibi fiskosa devam etti: "Öldürülen kız kim?" "Dedim ya... Evet. Allah beterinden saklasın. Babam elini omzuma koydu: "Mağaza sahiplerini tembihledim. Benden çok daha akıllı ve bilgili bir adamın başedilnıe/ vecizesini hatırladım: "Hayat insanlar güldüğünde ciddiyetinden kaybetmediği gibi. böyle ufak tefek işlere bizi karıştırmak istemiyor demek ki.. o da bu sorunun cevabını merak ediyor ve bekliyordu." "Huduni nasıl öldü?" "Çok yaşlıydı." "Vücudunda başka yara var mı? Kemiklerinde kırık. hepsi şahane. aynı kuyudaki iki kovadır. Sadede geleyim: Yardımına ihtiyacım var. beni patroniçesinden utana sıkıla zam talep eden sendikasız bir işçi sanırdı. avcı bıçağı sivriliğinde. Mutfakla salon arasında gidip gelen anneme sesleniyorum: "Sen zahmet etme anneciğim. Anıtmezar bekçisi sfenksin göz kırpışı.. peder bey yanıma sokulup fısıltılı sorguya başladı: "Neler oluyor. talih ve talihsizlik. Polis mi söyledi size?.. yoksa bana mı öyle geldi? Şşşşş." "Neden bize haber vermedin evladım? Niye 'Evim soyuldu' deyip yardım istemedin?" Babama baktım." Afallamıştım: "Nasıl?" Cevap yerine "Ciğerparemi kesen mendeburların kim olduklarını biliyorum" dedi." Bir tıkırtı mı duydum. bay ve bayan sade vatandaş. buyruğa riayet ettim. Validem. her şeyi biliyorsun" dedim. çatlak filan?" "Omzumla bacağım hafiften ezildi." Sessizce "Evi soydular. Kevser'den.. elbette.. ne yaralanması? Harpte miyiz Allah aşkına?" 168 Anlaşılan anneciğim. "Ne içersiniz." "Mühim değil evladım. anlat bakalım. Komşuyuz diye herhalde. Torununun yasını tutan bir nineyle inatlaşmak bana yakışmaz.. Kadın. Hepsi bu. yerinde yeller esen polisiye figürün manasından habersizdi: "Müntekim. "Emin misiniz?" "Bana bunak muamelesi çekme!" Tavırları. Problemi. Annem Arnavut ciğeri ve pilav pişirmişti. Ofsayda düşmüştüm.. Mandrake gibi [Hokus pokus! Abrakadabra! Karambakarambina!] yuvamı donattılar. Rötarlı da olsa." "Annene birşey belli etme. derisi soyulmuş sol omzumla mora kesmiş bacağımı görmeliydi asıl. şu anda tüm teşkilat alarmda. Bu tarz bir sessizliğin üstüne Arapça konuşmaya başlayabilirdik: "Bana bir daha abla deme.. annemin bana sorduğu tüm soruları." Emir almaktan hiç hoşlanmam." Peder. Şimdi merhem ve ağrı kesici kullanıyorum. Başın belada mı?" "Sanmıyorum. sağ gözünü kısmış. Esrarengiz konuğum ise başköşeye yerleşiverdi. zoraki tebessümüyle zapt etmeye çalıştığı soruları art arda sordu: "Evin ne zaman soyuldu?" Peder tetikteydi." "Ona âşık miydin?" "Benden on yaş küçüktü ve." "Memnuniyetle." Çivit mavi koltuklar. sesi her dakika değişiyor. Ruhiye Abla. belki de kalp krizidir. Buruşuk penyeden bir yüz.İntikam ittifakı Bildiğim bir şey varsa. üst katta oturuyordu. Babam: "Ehemmiyetsiz bir sıyrık hatun. Sizin için ne yapabilirim?" "Kevser'in katillerini buldum. aksaktı. Salonun penceresinden bana 170 gülümseyen toleranslı dolunayın karşısında bir sigara y.. atmosferdeki matemi emiyor sanki. oğlunu tanımıyor musun? Geçimsiz bir çocuk mu? Hırsızlar eve dadanmış işte. Dünya dışı bir bitkiyi sulama tekniği. Babamı karşımda gördüğüm anda. Kimlermiş Kevser'e kıyanlar?" 36 ." "Dalga mı geçiyorsun?" "Ne münasebet. Ben de çay demledim." "Kızla sevgili miydiniz?" "Hayır?" "Senin evinde ne işi vardı?" "Bana yemek getiriyordu bazen?" "Ne yemeği?" "Sebze. kahve?" Evvelki gün biricik torununu kaybeden 'acılı' kocakarı bana ne dese beğenirsiniz: "Otur. Yerden topladığım şortu." "Yani?" 169 "Ne?" "Tipin değildi demek?" "Onu kastetmedim. derdi başından aşkın biçarenin. Süpermen'in pabucunu dama attılar. ama. Bu ziyaretin.. Oturmadım." "Polise gittin mi?" Babam. bu da beni sersemletiyordu. asil ruhunun cennete zahmetsizce kanatlanabileceği nezih bir makama defnettim" dedi." "Biliyorum. Salona süzüldük.. sempatik bir işgüzarlıkla anında yanıtlıyordu: "Tabii ki gitti. hayatımı radikal bir biçimde değiştireceğini bilmiyordum tabii. yüzümü inceliyordu. sana da bulaşık çıkardık zaten. eşofmanı çekiyorum. hırsızların anaforladığı yeni eşyalarımın yerine daha iyilerini koymuştu.

"Son nefesin kokusu!". kendi kendine 'Bitli kokana kafayı üşütmüş' diyorsun değil mi?" Yaş tahtaya küflü peynirle çizilmiş bir gülücük." Malzemeyi aldım. nasıl olur? Yani siz nereden biliyorsunuz? Adamlar kimdir? Niye oraya gidecekler? Hem ben onları nasıl tanıyacağım?" "Kolay." "Müsaadenizle" diyerek paketten bir sigara çektim.. İnce. Şırınganın namlusunu." Galiba. kola. uzun. Bulunmaz Hint sigarasıymış. hidayet heyecanıyla ne yapacağını şaşırmış Şarlo gibiydim. Ninja Kıraathanesi'ndeki böcekleri ilaçlayacakmışım! Ruhiye Hanım." Avlarımın üzerine yürürken." Elime metal ve camdan mamul bir şırınga tutuşturdu. bacağına sürersin. son loto kuponunu dolduran Radar Haydar'm ensesine doğrulttum ve sıvıyı itinayla püskürttüm. Kırış kırış. Jilet.. gözünü kırpmadan cinayet işleyen pervasız suçluların adresini saptamıştı.. Dumanı odayı doldurdu. Kocaman. Sırık gibi bir simitçi. Külyutmaz tavırları." "Tamam da. Orada. Uzanıp yaktım. kırçıl bıyıklı adam da bakışlarıyla beni sorguluyor. Kösele bana döndü. Gözümde kaim çerçeveli. Yeni Müslüman olmuş. Nasıl isterseniz" dedim. Kösele İskender'in sağ omzuna çalıştım. tavla tıkırtıları. minnacık. sakalı yoktur. tuhaf bir sigara çıkardı. Birbirine düğümlenmiş demir sandalyelerde oturan her yaştan. Şapırt'a "Ne iş?" hareketi yaptı." Güzel kokmak sevaptır Siz bir adam öldürmüştünüz de onunla ilgili olarak çekişip duruyordunuz. gündüz gözüyle hırsızlık yapan. yufkaya sardığı köfteleri limonla servis yapıyor.. tefarik. Geriye sadece benim sprey sıkmam kalmıştı. eşkalini verdiği adamları saptamaya çalışıyordum. siyah. Suspus olan da iskender. koni biçiminde bir kağıt ambalajın içinden." "Senden bana inanmanı istemiyorum ki. Başımda lacivert kadife bir takke. Top sakallının bir şeyler fısıldadığı çam yarması. Şapırt aptalı yeni bir simidin çemberini kopardı. korsan sırıtışlarında binlerce çürük diş. tıknaz. Kaçıklara vergi bir özgüven ve buyurganlıkla. gönderinden kurtulmaya çalışan bayraklar gibi dalgalanıyordu. diğerinde portatif tezgah. keskin bakışlı. "Gerçi doktor bana ilaç vermişti. Dedektif kocakarıya. var mısın?" "Vuracak mıyız?" Sağ elimi tabanca şekline sokmuştum. küçük. 72. Elimde saldırı silahıyla dikiliyordum. gerçek ismi Atilla. Araba. meşe yosunu. değil mi? Sen. "Pekala. [KUR'AN. defne. Gözlüğü taktım. Tak diye elimdeki makinayı kaptı ve kendine doğrultup göğsüne fısfısladı." 172 "Ne ki bu?" "Arpa külü.. Bordo çuhalı ma salarda iskambil hışırtıları." "Uzatma genç adam. kirli sakalla çenesindeki oyuğu örtüyor. "Azrail sizi saplantı haline getirecek!". fakülteden mezun olduğum gün babamın hediye ettiği dolmakalemle loto kuponu dolduruyordu. sabaha bir şeyciğin kalmaz Allah'ın izniyle."Onları cezalandıracağız. dolu gagasını açarak suratıma baktı. Zira kumral bir adam. "Yo. Scully'den daha mı inatçısın?" "Aslında ben de Mulder'dan yanayım.. bu kokuşmuş kahvehaneye ayak basan ilk esans satıcısı bendim. ünlü parfüm markalarının reklam sloganlarını uyarlıyordum: "Ölümcül cazibeye adanmış parfüm!". X Files dizisini seyrediyor musun?" "Evet?" "Fox Mulder. gözlerimi zonklatan gözlüğü çıkardım ve hırkamın ucuyla silmeye başladım. hacıyağı. yumurta akıyla karıştırılınca merhem haline gelir. Turfanda domates şişmanlığında temiz yüzlü bir adam çiğköfte tablasıyla tura çıkıyor... Kıvırcığa. bıyıklı olanı 'Radar' Haydar. defolu gülüşlerinde. çağımın gerisine ışınlanmıştım. Bıçkın. Zor olmadı. kumral. Kevser'in katili işte bu Haydar. evini soyan ve Kevser'in boğazını kesen dört namerdin üzerine bunu püskürteceksin. Orta boylu. önündeki simitleri neredeyse bütün bütün yutuyor ve su bardağından çay içiyordu. Sırıttı. sizin sakladıklarınızı ortaya çıkaracaktı. 7 numara gözlükler.. zar atar gibi şeker atılan koyu çaylar karıştırılıyor. Bunlar birbirlerine lakaplanyla hitap ediyorlar. bergamut. Çakallara sokuldum. Yaşlılarla ve turistlerle konuşurken sürekli el kol hareketleri yapılır ya nedense. Bir esnaf çırağı gevelemesi tutturdum: "Zencefil kökü. Simitler ışınlıyor. Minyatür bir gemi gibi ışıklı askısından masalara çay. Jilet Atilla sırtına sıktığım sıvıdan etkilenmemiş gibiydi. içimden. "Siz de ister misiniz?" diyerek sıvı kurşunları göbeğine yolladım. Cuma günü Sahrayıcedit Camii'nin karşısındaki Ninja Kıraathanesi'ne gideceksin. Kösele dedikleri iriyarı.. Şişko. çenesiyle beni işaret ederken kaşlarını kaldırdı. "Cehennem ateşinde tütsülenin!". Boş bir sandalyeye elimdekileri bırakıp. Perdeler. 37 . Şapırt. Peugeot muymuş?" "Al şunu" deyip bana haki bir tozla dolu bir torbacık uzattı. Rüzgar çıktı. "Yaraların nasıl?" Hayret? Yaralı olduğumu nereden biliyordu? "Yaralarım mı?" "Pazartesi günü seni damgalayıp kaçan kırmızı Peugeot'dan hiç iz kalmadı mı?" "Şey. suyu çıkmış spor gazeteleri... kafayı tütsülemesiyle alakalıydı. Bir elimde camekanlı esans çantası. Sinek konmuş gibi elini ensesinde şaklattı ve bir an avucunu inceleyip kokladıktan sonra küçük kumarına geri döndü. yatmadan önce omzuna. Bacağımda şalvar bolluğunda bir pantolon. Şapırt Sadi. Şapırt iştahlı. Buraya kanaatlerini değiştirmeye gelmedim. Ayağımda evladiyelik Sümerbank ayakkabıları. çetenin elebaşı. yeşil. Biri şişman. gazoz bırakan yeniyetme garsonla göz göze geliyoruz. Oysa ki Allah. Itır.. anlattığı ipe sapa gelmez hikayeyi bu duman ilham etmiş olmalıydı. Yürümeyi yeni öğrenen bebek adımlarıyla kıyıdan köşeden geçerek kurbanlarımı aradım." "Öyleyse dediğimi yap. 'Şapırt' diyorlar. Kevser'in katili. on kamyon dolusu adam. amber.." Kör kuyularda yaşayan masal devleri için tasarlanmış gözlüğümün üzerinden etrafı seyrediyordum. kalın bıyıklı.. Güzel kokmak sevaptır. Sırtımdaki fıstık yeşili orlon hırkanın içinde. Asıl adı Sadi. 173 "Takdir edersiniz ki. record tuşuna basılmış robot gibi dinlerken yüzüğüyle oyuyordu.. Kösele. Kösele yarım göz kırpıp kafasını iki yana sallayarak.. kararmış yamuk tepsisinden. onlara cehennem azabı yaşatacağız!" Zavallı kadıncağızın beyninde gram fosfor kalmamıştı. Temmuz güneşinin kısık ateşiyle yavaş yavaş pişmiştim. "Sonrasına karışma. Masada dört kişiydiler. "İçindeki toz. "Yani?" "Gene de beraber hareket ediyorlar.. Ocakla kasa arasında dikilen kısa boylu. "Esanslarım var. obsidiyen bir yüzük takıyor sağ eline. "Cesedinin yakışıklı olmasıyla yetinme!". Ruhiye Teyze'nin üzerimde gerçekleştirdiği kılık kıyafet devrimi sonrasında. at yarışı bültenleri elden ele dolaşıyor. AYET] Cuma namazından çıkıp Ninja Kıraathanesi'ne girdim. kapkalın bir sigara dumanının içinde namütenahi bir avuntu seferine çıkmışlar. Solgun duvar kağıdına benzeyen. Ruhiye Teyze'nin. O da şeker külahı benzeri. Bıyığı. BAKARA SURESİ. paslı demir görünümünde fakat pekmeze banılmış pamuk yumuşaklığında simitler dağıtıyor. misk. okey şakırtıları. mırıldıyordum: "Gülsuyu. Kösele'nin nefret dolu standart yüz ifadesi birden kayboldu ve herif gülümseyen bir mezarlık ağacına dönüştü. söylediklerinize inanmak kolay değil pek. limet. Dana Scully'i ikna edebiliyor mu?" Ruhiye Teyze'nin X Files izleyicisi olması enteresandı. "Bana itimat etmiyorsun. sigarasını tüttürüyordu. bu. neşeli bir havada beni izliyordu.

nüshasında neşredilen bir haberin başlığı. Adamotu koklamak. Umulmadık bir heyecana kapıldım: "Şu anda burada mı?!" "Değil. Ahlaksız bilim olur mu? Hikmetsiz. bin sene evvel büyük bilgin İbn-i Sina'dan aldığımız feyizden bir cüz takdim edeyim: Elma zihin açar. prostat hastalığından kurtarır. Kösele bütün sıvıyı Jilet'in karnına boşalttı. fakat iki yıldır yaptıkları soygunlar ve işledikleri cinayetlere ilişkin kanıtlar yeterli bulunarak suçları sabit görülmüştü. Görgüsüz. yağmuru kelepçeledi. benin dedemin dedesiydi. evi barkı bırakıp kaçmıştı. Zencefil. polise verdikleri ifadeleri inkar etmişler. lslimye kasabasından getirilen meşhur hayalet avcısı Kovalsky'ye. çekirdekleriyle birlikte yendiğinde. eklem ağrıları ve siyatiğe karşı eşsiz bir ilaçtır. Böğürtleni kaynatın. Ruhiye Teyze'ye neler olup bittiğini sordum. İki gün sonra gazeteler. Jajha. Peygamber Efendimiz'in (s. fıtık belasını defeder. murdar etti. Ayaklanıp kavgaya tutuştular. güneşe çuval geçirdi. edepsiz. Jajha da neyin nesi?!" diyecek oldum. kefenini yırtıp topraktan fırlayan gudubet bir mahlukun soyundanım. şifasını. boş şırıngayı alıp Şapırt'm koluna vurdu. Fakat nasıl? Kediye eğilip "Nefertiti. tehditler. Pazı. yakarak öldürdü. irfansız.. Adasoğanı. fakat susup sözün devamım bekledim. ishali keser. Ali Alemdar. Mahkeme salonunda.v. üzümle Allah'ın arasına girdiler.. böbrekteki kumları döker. Hazenbel. basuru tedavi eder. keçeleşmiş. Eriği. Kovalsky'nin talimatıyla. dinlendirici bir uyku getirir. bilinmeyeni bilinmeyenle açıklayın. Kedi sözden anlıyordu. hem de şehveti önler. havlıcan ve şamfıstığı.. Hurmanın çekirdeği. yeminle söylüyorum. duvardaki halıdan dikkatle bakıyordu. Hakiki ilaçlar. Karpuzu. Ali Alemdar'm kabri başında toplandı. ben bir ayağı çukurda bir kocakarıyım. katiller yakalanmış. incirle. Yetmedi. terin kötü kokmasını önler. başımı çevirdiğim anda kafalarını kaldırıyorlardı." "Cin kısmı geçmişten haber vermeye muktedirdir. bütün devaların şahıdır. Çelimsiz çocukların elinden oyuncağını kapıp coşan ilkokul çeteleri gibiydiler. Allah'la kul arasına girdiler. çarpıntıyı izale eder. haydi sen git biraz oyna" dedi. "suç tarihinde benzeri görülme 176 miş bir olay"dan bahsediyordu. kişniş suyu ile ıslatılıp lapa yapılarak şirpençe veyahut çıbana sürülürse. portakalı. kalbi kuvvetlendirir. Patlıcan.. Nihayet. hortlağın." Çok inandırıcıydı. bal ile macun yapılarak yenirse romatizmayı kökünden keser.. Tabiatı önce hapishaneye çevirdiler.. insafsız bilim. son olarak Göztepe'de bir evi soyarak. Buyurun size. biri otuzüç yıl. Şiş gözlerini kan bürümüştü. şöyleydi: "TIRNOVA'DA HORTLAK TÜREDİ!" Sağa sola hücum eden bir zombi." "Fakat bu söyledikleriniz.. Hırsızlar. zeytinle. Dişotu. Bal. ölümler 38 . nefes darlığına birebirdir." "Cininiz mi?" "Evet. Geleceği yalnızca Allah bilir. Madem öyle. uyuz veya egzama üzerine tatbik edilirse ondurur. Hurma. Görevi başarıyla tamamlamıştım. Üsküdar'ın hamamlarında kırklanmışlar. Çevredekilerden bazıları da onların neşesine uzaktan uzağa ortak oluyordu. suyuyla ayaklarınızı yıkayın. Kapıyı. "Bütün bitkiler şifalıdır" derdi. naylon biberler. ne demişler. Haberi okudum. işledikleri suçları bağıra çağıra sayıp dökmüşlerdi. felci iyileştirir. "Jajha benim cinim. ondokuz yaşındaki bir kızı öldürmüştü. Şekersiz içilen kahve hem uykuyu kaçırır.. Muazzam bir kalabalık.Şapırt'm burnuna serpti. sürme gibi göze sürülürse kirpikleri uzatır. diğeri ise yirmiyedi yıl hapse mahkum edilmişti. sonra da içindeki canlıları katlettiler. suçlulann kim olduğunu bilebiliyor?. Bitkilerin kokusunu. bilim adamlarını. Böbreğindeki taşlar düşsün. Başka ne olacaktı? Şu bizim Jajha yok mu. Tırnovalılar kötü ruhun şerrinden kurtuldu. hortlağın karnına ka zık çakıldı. vücut parazitlerden temizlenir." "Ah tabii ya. bombalar. Narcisse Noir parfümü ve doğru sıralanmış birkaç kelime." "Peki ya o esans numarası?" "Benim gözyaşım. Eğreltiotunun suyundan bir küçük fincan içilirse. Pılı pırtımı toplayıp kahvehaneyi hızla terk ettim. o laboratuar sürüngenleri de hadlerini bilsinler. Haklısınız. Havuç. Cılk yaralarla dolu etleri kapkara ve mosmordu. öksürüğe ve göğüs ağrılarına iyi gelir. domatesi. Sarımsak. Ruhiye Teyze bana sırrını açıkladı: "Jajha" dedi. ailemize 'gulyabani tohumu'yaftası yapıştırmışlar. Rahmetli hafız babam. Kılları da yosun gibi kalınlaşmış. huy çıkmaz.. Yani. ikisi müebbet. Dağlara taşlara. Tekkelerle mescitler arasında mekik dokumuşlar. ruhunu gasp ettiler. doğa'mn kucağındaydı. zehirleyerek. Tamam. Bildiğim bir şey varsa. Dörtlü. tereyağı ile birlikte merhem yapılır. Sanki ben başka tarafa döndüğümde onlar su içiyor. Kına. Devletin resmî yayını olan Takvim-i Vekâyi gazetesinin 69. şaşkınhklanyla dikkat çeken sanıklar. Mezarına sığmayan. tımarhanelik patronların gözüne girmek için nebatata hormonlarla tecavüz etmesinler. kalbi kaynar suda haşlandı. aklını uyuşturmasın oğlum. botanikçileri eleştirmek bana düşmez. bilinmeyen bir sebeple aralarında münakaşa edip feci şekilde birbirlerini yaralamış. İhtiyarlamayı geciktirir. Tırnakları parmaklarından uzundu. kadıdan müsaade alınarak 178 ceset cayır cayır yakıldı da.a. hiç değişmeyecek. can çıkar. tıpış tıpış yürüyüp bizi yalnız bıraktı. iğde. Rüzgarı makasladı.] Bu yıl çok yaşlandım. Ne çare ki soframıza sahte patatesler. Gelgeldim insanoğlu her yaştan ağacı keserek. kucağında siyah bir kediyle açtı. mandalinayı köleleştirdiler. Bir gölün kıyısında duran iki geyik. kabul. Fox Mulder yerden göğe haklıydı.. şifa verir.. Tabiatın ağır yaralarına beton döktü. Radar'm loto kuponu ıslandı.. Beni umursadıkları yoktu. Lakin ka fir bana mısın demedi. Mezarlıkta yapılan bir tahkikat sonrasında. ölene dek saçınız ağarmaz. Ali Alemdar adında bir yeniçeri olduğu anlaşıldı. Dört hırsız.. hardalla beraber yenirse dalak hastalığını iyileştirir. Eee. Ceset iki misli büyümüştü. yöre halkının ödünü koparmıştı. Haşhaş. aç karnına yenirse." 177 "Vay canına.. mümkün değil?!" "Mantığın zehri. yarasa kanı. baş ağrısını giderir. Kedi de o da gözlerini yumup hoşnutlukla dinledi. Kuru üzümün çekirdeklerini çıkarıp içine karabiber dök ve öylece ye. Keçiboynuzu. Acıbadem yağı. "bana Jajha söyledi. Para için. aktar idi. [Karanlığı karanlıkla. tik kez bir fablda rol alan acemi sırtlanlar gibi kesik kesik gülüyorlardı. bacak ağrılarını def eder. Tırnovalı hemşerilerimiz." Bütün bitkiler şifalıdır [Ruhiye Ruhan] Obscurum perobscurius. 179 Muz. hak yerini bulmuştu. boyumdan büyük laflar ediyorum. Yahu. Onlar da İstanbul'a göç etmiş. Mezar kazıldı. İflahı kesilen iki mahalle ahalisi. bize binbir türlü aşırılıkla mermiler.) "Bal henüz vücudunda iken ruhunu teslim eden kişiye cehennem ateşi uğramaz" dediği rivayet olunur. ignotum per ignotus. Genetik mühendislerini.. Radar Haydar. Elimde gazeteyle Ruhiye Teyze'nin dairesine koştum. Çağırmadan gelmez. yakalanıp polis merkezine götürüldüklerinde de. Bunu nasıl da düşünemedim. Jilet ellerini kaldırarak "Ulan başlatma şimdi çarkına!" deyince. tüm vücudunu kaplamıştı. kızım. sıkı bir pazarlığın ardından 800 kuruş ücret ödendi. 1833 senesinin baharı. sentetik soğanlar koyuyoruz.

büyücüye inanmam. kendini insanlığa adadığını iddia etmiyordu. cinayetin. Haysiyetimizin kesinlik kazanmasıdır. Kurukafa ve mumlar. suçluları yakalamıştı.Ö. itidalle. çizgi filmlerden tanıyorum. Savunmasızlığın. Arşimet. Haydut. salihlikle [barışçılık] . Gençler. gözlerini pörtletmektir. Sincap. Daireme iner inmez banyoya girdim. türlü çeşitli şirketlerin hizmetinde çalışıyorlar da ondan. Bir başka sayfa açtım: Durman hey ağalar gelin meydana Boyarısın kılıçlar al kızıl kana Bende mürüvvet yok kıyarım cana içerimden gamım gitmez neyleyim. Dairemin üst katında çok acayip şeyler oluyordu. 184 Köroğlu'nu dersen bir genç aıslandır Demire'oğlu yanında bir kahramandır Dizdar der ki döğüşecek zamandır Beşyüz atlı bana yetmez neyleyim. Hakikatin muazzam cilvesidir. sanatla çelişmez. Aşkla. Böylece kehanet gerçekleşmiş. Sizi ancak ilkbahar ekinoksunun şafağında yapılan tören kurtaracaktır. Çocuklar bir kuzuyu kucaklamadan. Her nasılsa bir cine tasmayı takmıştı. Ruhiye Teyze ise. nüfuzunun ve itibarının sağlamasıdır.Ö. basit bir mezar kaçkınıydı. Hiç değilse. yine kanun dışı imkanlar ve yöntemlerle adalet dağıtabileceğimizi söyledim. 1600'lerde yazılmış büyü kitaplarının ikinci baskıları yapılıyor. İnsan ömrüyle hesaplanırsa.. Kimseyi öldürmeyecektik. İntikamın kuru bir asabiyetten doğduğunu sananlar. önce ayak diredi. Ben diyeyim elli. İntikamcı. kısacası medeniyetin sınırlarını 'insanlif IHI tlftmina' ihlal etmektir. Erkekseniz saçı sakalı sonuna kadar uzatın. Marketlerdeki ürünlerin ambalajlarına küçük broşürler iliştirecektim. Jajha!" Sadece fikir yürütüyorum. kabadayıdan kesin çizgilerle ayrılır. Parayı yatırmaları için bir hesap numarası verecektik.. Anlattığına göre cin evreninde zaman bizimkinden hızlı akıyormuş. Gangster tabancasını çekip falcının önce beynini uçurmuş. üzerinde meyve yoksa tanıyamıyor. bakire fotoğraflarına iguana tırnağıyla çarpı işareti çizer. hileli ticaretine ortak etmeye kalkışıyorsun!" Bir koşu. Yatak odandaki halıyı yakmanı öğütlerler. "Ben tüccar değilim. Dizginsiz kaçıklıkla harcıalem kurnazlığın dozunda karışımı. hukukun. Eskiden illetten kurtaran. kristal küre ve sihirli değnek. Sadece. Alelade bir katil. deliliğin emrindeler! Dedemin dedesi. Bir olgunluk imtihanıdır intikam. yy. süper güçlerini kullanmayı reddediyordu. ah bir de ıkınmak. kadınsanız ön dişlerinizden birini altın kaplatın. Ruhiye Teyze de Jajha ile arasındaki ilişkinin detaylarına girmedi. hamamda yıkanırken akıl etmiştir ve çırılçıplak sokağa fırlayarak "Eureka! Eureka!" ["Buldum! Buldum!"] diye haykırmıştır. bilgelikle. Jajha dindar bir cindi. Nefertiti lakabıyla meşhur Mısır kraliçesinin asıl adı Tadukhepa'ymış [M. Sihirbaza. sapkınlıkla değil.yağdırıyor. yıkanırken akla gelir. Ücret. Bilim adamlarından çıt yok. Bu kadar basitti.. Ayrıca. Sadece birkaç saat sonra kendi kozmosuna döndüğünde. hayatta en önemli şey henüz ölmemiş olmaktı. Bir insanla görüşmek. küvete uzandım. Her şeyi ayarlamıştım. siz deyin yüz cana kıymıştı. Işık hızıyla hareket eden cin polisin bu işten çıkarı neydi? Jajha bir amatör müydü? Öyle ya da böyle. medyuma. haksızlığa uğrayan başkalarına da hizmet götürebilirdik! Ruhiye Teyze. 39 . bir ağacı. Zira ben cinleri masallardan. "Otur. şeytanın oltasıdır!" Kadıncağız. Müşterileri. masumlara zararımız dokunmayacaktı. virüslere üniforma giydirip üstümüze salıyorlar: Biyolojik silah. O. Ben de aracılık etmiştim. Suyu açtım. Bir sürü şarlatan. ilaç şirketlerinin. işe yaradı! Yani. Hâlâ Amerikan hapishanelerinde yüzbinlerce masum işkence görüyor. Hidrostatiğin başlıca kurallarını ortaya koyan Yunanlı Bilgin Arşimet'in [M. Ona planımı anlattım." "Asıl sen utanmalısın delikanlı! Bin yaşındaki bir cini ve seksenbir yaşında bir kadını. her halükarda atkesta-nesi büyüklüğünde yüzükler takın. Arap at altımda durmaz savaşır Kılıcı çekersem gözler kamaşır Benim ilen şimdi devler uğraşır Sizin ile işim bitmez neyleyim. Ali Alemdar zalim bir adamdı. o halde kendi işimizi kurabilirdik! Kevser'in intikamını nasıl aldıysak. emniyetin ve hakkaniyetin mânâsından kopmuş bilim benden uzak olsun. Ademoğullarımn kavgalarında araya girmeye zaten o da yanaşmazdı. Kızıl sakalını kemerine tutturan nobran bir dangalak. cin takvimine göre. kemalle alakalı bir olgudur.. Suyun Kaldırma Kanunu diye de bilinen olayı. bir de mıknatıslı âsa buldunuz mu. Ha. kelebeğin peşinden koşamadan. Nasıl ki yasal olmayan yollarla tedavi ediyorsa. "Olmaz!" dedi. "Terliklerimi getir!".. Nedense. Şimdi. Irak'ta 1 milyon insan öldürüldü. 144'ünde saydırmış. Fakat şeytanlıkta zamane uzmanlarıyla boy ölçüşemezdi. Kabirde bile uslu durmadı. Homoseksüel Satanistler. cine çok pahalıya patlıyormuş. makul miktarda para kabul ediyordu. yüzyılda psişik dalaverelere rağbet arttı. şifa arayan insanlara bir faydası dokunsun istiyordu. harbiden de çuvalla para kaldırmış. utanmalı. Jajtıa!". mikroplardan koruyan bir bilim vardı. Altın. kocakarı bir nebze yumuşadı. Hortlayıp terör estirdi. Kalbin. pelerin ve hançer. Niye? Silah şirketlerinin. Medyumların tek gerçek hüneri. madem benzersiz karışımlar hazırlayabilen Ruhiye Teyze'nin emrine amade bir cini bile var ve cinler geçmişte olan biteni çözebiliyor. kendinden emin bir şekilde "Yakında çok paran olacak" demiş. kendine hayrı olmayan moruklar. iğfal ediliyor. "Gazete. Sıhhatin. leylek.. Tıbbi konularda bazı mühim bilgiler veriyordu.]. katil hırsızların bülbül gibi ötmelerini sağlamıştı. Kendini peygamber ilan eden ve müritlerini soyup soğana çevirdikten sonra ellerine bir mısır koçanı tutuşturanlar var hâlâ. pazarlığa tâbi olacaktı. Zorbalığın bozuk ağzına çakılan gümüş bir belagat çivisidir. Merhametin mevcudiyetinin. Kindarlıkla değil. Derler ki.. Vahşetin. Ender durumlarda ak büyü yaptığı oluyordu. 14. Köroğlu kitabını getirdim. taşırdığı sıvı ağırlığına eşit bir kuvvetle kaldırılır. 21. Ruhiye Teyze'ye dil döktüm: "intikam sosyolojinin.. Arşimet Kanununu yazsam yeniden Bir gangster falcıya gitmiş. Yalnızca zenginlerden. kesinlikle bir istisnaydı. Ruhiye Teyze'ye ne demeli? Onun olayı farklıydı. Bildiğim bir şey varsa. tavşanla bakışamadan büyüyor. sonra da şatoyu soymuş. kılıç koleksiyonuyla övünür. mantığın. Kimseyle yüzyüze görüşmeyecektik. Madem işsizim. Jajha bin küsur yaşındaymış. toylukla değil. Falcı. geriye yalnızca fısıldamak kalıyor. Rastgele bir sayfa açıp mısraları okudum: Haber aldım ihvanından kulundan Doyuk olduk akçasından pulundan Hey ağalar akan kanın alından Altımızda kır at kınalanmak! Ruhiye Teyze tınmadı iyi mi. 287-212] prensibi icabı Herhangi bir sıvıya batırılan cisim. bir cin haftası geçmiş oluyormuş. Ruhiye Teyze'yle epey lafladık. düpedüz eski toprakmış. Jajha. Felçli ayağını kökten iyileştiremediği biricik torununun katillerini adalete teslim etmesi. bir de Nefertiti kelimesi 'güzel 182 kedi' demekmiş. önlerine gelene "Sana büyü yapmışlar" der. 181 lakat sakın bayılmayasmızdır. Fakat hepsi bundan ibaretti. Kara büyüye bulaşmaya ise hiç niyeti yoktu. telefon kulübelerine davet edecektik. ruhun ve vicdanın havzasında biriken meşruiyet tortusudur.. Takırdayan sararmış takma dişleriyle. anca ekranda görülebiliyor artık.. biçareliğin ve kısırlığın püskürtülmesidir. ceylan. Sırtındaki kıllı et benini mistik bir mühür diye yutturanlar. Jajha'mn sağlayacağı veriler sayesinde. Bence asıl Arşimet Kanunu şu: En parlak fikirler. keklik.

Adımı bile sormadan. İç savaştan kaçarak Türkiye'ye kapağı atan Sudanlılarla temasa geçmiş. telefon kulübesine sığmayan. Yani tipik bir Pigme'ymiş. Patron siz misiniz?" "Evet" diyorum "nedir mesele?" Ahizeyi ısırıyor sanki: "Beni işe alın. "Alo. Kongo Kurtuluş Hareketi'nden bir gerilla şefi Sese Soko ve adamlarının baskınına uğramışlar. fakat hepsinde aynı Mpagga'ca cümle yazılıymış: "DÜN YA.. Ruhiye Teyze. geceleri ağlayıp sayıklayarak uykuya dalı-yormuş: "Kardeşimiyediler!." Vay canına. kaldığı yerden devam etti. Um kepçe. Ayrıca onların benimle gerçek bir hukuki sözleşme yaptıklarını sanmaları da kuvvetle muhtemeldi.. "Beni patron yolladı" dedim "hikayenin devamını bana anlatacaksın. Göğsünde ışık saçan bir madalyon sallanan Soko. bir de Abdülcabbar. Soko ve diğer yamyamlar. ücret almamış. Nzoli kaçırılmış. akşamları ise Mpagga dilinde şakalaşan keş Pigmelerle ortamlarda şahlanıyormuş. kasıklarına. Pigmeler. Soko. Kongolular kaçıyor. Ertesi gece. Um Bambuto. Um Bambuto. DOSTOYEVSKİ. Aksi takdirde onlardan paramı kendi yöntemlerimle kolayca tahsil edebilirdim. dördüncü kişiyi de katıp nihayetinde kalan kısmın yarısının kendi hesabıma diğer yarısının ise Ruhiye Teyze'nin hesabına yatırılmasını sağlayacaktım. Um ve kuzenler. bir cin ve ben. [F. önce bu yedi kişiden birinin hesabına yatırılacaktı. bacaklarına saplanmış. dışarıda durarak konuşan lenduhaya bakıyorum. Dört ay sonra. Birkaçının suratına. yedi kişiden üç ya da dördünü farklı bir sırayla harekete geçirecektim. Gerekirse araya. düz." diye dua ederek. Soko geri zekalısı ve takımının. tesadüfen Abdülcabbar rastlamış: Karagümrük'te bir viranede polisten saklandığı kulağına çalınmış. müşteri kılığında karşıma çıkıp. Sudan'ın Habeşistan sınırındaki Kadarı! şehrindenmiş. Soko'nun boynunda parmak izleri bıraktığı için ihtisasa devam edememişti. "Sen tam aradığım tipte birisin!" Um. bir Afrika barının önünde. Durdum. Kamerun'daki ailesine. Um Bambuto adında biri. 1. kuzenleriyle karşılaşmış. Yürümeye koyulduk. Kadarif e geri dönemiyormuş. pembe avuçlarını başımın üzerinde gezdirerek konuşmayı sürdürdü. alkole başlamış ve Taylandlı bir striptizci kıza âşık olmuş: "Kör dedem. param bitti? Halifenin şehrinde çulsuz kaldım. karanlığı çatırdatıyormuş. Sokağın sonundaki köşelere saklanan fotojenik yamyamlar ateşe başlamışlar. Oranın altım üstüne getirdikten sonra. sinirli sinirli puro içerek cep telefonuyla konuşan 'küçük adam'a rastlamış: Kamerun'un Duala kentinden. Lumumbaşi kazan.. Um yayım gerip Soko'nun ardından haykırmış. benim adım Abdülcabbar. Soko ve şürekası neye uğradıklarını şaşırmış. Soko'nun ensesinden girip gırtlağından çıkmış.. Kemiklerini de bez bir torbanın içine doldurup köyün girişine atmışlar. Soko'nun evinin karşısında bir minibüste pusuya yatmışlar. Nzoli'nin kanı yerde kalmamış. intikam yemini etmiş.. Ha. Türkiye'nin güneyinde bir limana bırakıldıklarını öğrenmesi uzun sürmemiş. ateşe yaklaşmasın' derdi. Abdülcabbar bir-iki sıyrıkla kurtulmuş.. Dünya benden saklanabileceğin kadar büyük değil! Katiller.. Ayrı internet kafelere gidip. kıvırcık bir cüceymiş. 40 . Um. Parasız kalmış. 2. omza inen kamçılar ve ağza saplanan tahta iğnelerle yapılan bir törenle erkekliğe adım atacağı Kongo'ya gitmiş.35 m. Um da ailesiyle vedalaşmış. Siyah dev. uzaktan tanıdığım orta gelirli yedi kişiye. Parlak gömleğiyle bir limuzin şoförüne benziyor: Biriyle hesaplaşmak için hiç kimsenin desteğine ihtiyacı olmadığı o kadar belli ki. fakat işte Um da canından olmuş. uyduruk isimlerle aldığım e-posta adreslerinden mesajlar yollayacaktım: "Hiçbir zahmete girmeden her hafta 250 $ kazanmak istemez misiniz? Aşağıdaki kişisel bilgiler formunu doldurmanız ve mukaveleyi onaylamanız yeterli!" Müşteriden gelecek mesela 10 bin dolar. Bebek Camii'nde yatsı namazı kılmış. ben yetişebilmek için rahvan gidiyordum. BENDEN SAKLANABİLECEĞİN KADAR BÜYÜK Dİ' ĞİLSOKO!" 111/ Meğer. Fakat onların da hali içler acısıymış. Eroin kuryeliği: Şehrin dört bir yanma 'çiçek tozu' dağıtan sempatik cüceler çetesi. Bir arabaya doluşmuşlar. ellerinde zehirli oklarla. Sonuç itibariyle. Âlemlerin Rabbi'nden nakil istemiş. Um'u ecnebi mezarlığına defnedip Kamerun'a dönmüşler. Pigme kuzenler de ilkel silahları atıp modern silahlara davranmışlar. Bir kerede 10 bin dolar kazanmak yerine. "Allah'ım. bizimkine leziz yemek. saçlarından fazla!" demiş. Her defasında. Tıp fakültesi mezunu. marketten aldığı bir makarna paketindeki broşürümüzü iş ilanı gibi algılamış. üçüncü. kimseye çaktırmadan namazı bırakmış.Aslında paranın yatırılacağı hesap numarası için başkalarından yardım alacaktık." Abdülcabbar Turabi. İstanbul'a vardığında.. siyahi. Daha doğrusu o yürüyor. tabanları yağlamışlar.. Göz ihtisası yapmak için İstanbul'a gelmiş. Ituri Ormanı'nm içinden bisikletlerle geçmişler. insan kaçakçıları tarafından kandırıldıklarını. Granit gibi kasları var. Uzaktan. yarım düzine adamıyla sokağa damlamış. polisler ya da kimliğimi öğrenmeye çalışan birileri.M. Jajha'dan Abdülcabbar'm kimliğini ve geçmişini araştırmasını rica etti. Çünkü paranın izi dolambaçlı bir finansal güzergahta silinecekti. Soluğu İstanbul'da almış. Bambuto ailesi. Amsterdam'dan Mersin'e geçmiş. Abdülcabbar'm teklifini kabul ettim. boyunda. Beşiktaş'ta bir şose yolda durmuşlar.5 metrelik Abdülcabbar'ı görür görmez telefonu cebine koymuş: "Selamünaleyküm brother?" Cüce. aile toplantılarında hep 'Kuyruğu samandan olan. Akrabalarının köyüne varmışlar. sonra parayı yatırdıkları banka hesabının sahibini enseleseler bile bize ulaşamayacaklardı. Bizimkiler takibe başlamış.. dar ve uzun sokağın içinde kuyruklu yıldızlar gibi kayıyormuş. Ahizeyi bıraktı.. Okulda başarısız olduğunu ailesine söylemeye utamyormuş. Um'un onbir yaşındaki kardeşi Nzoli'nin. Um tam kalbinden vurulmuş. Cinler âleminden gelen rapora göre." Soko'nun izine. samanlıkta iğne arar gibi Soko'yu aramış. Adamımız. oklava büyüklüğündeki parmaklarını. Siyahi. devlet içinde devlet kurmuştuk. Kısa zamanda. geniş yatak. Bu arada. Yardıma gelmişler. Abdülcabbar. İntikam operasyonlarında bize yardımı dokunabileceğini düşünmüş. esasen. Elleri ceplerinde yürürken. Soko'yu İstanbul'da bulabileceğini fark etmiş." Durumu hiç yadırgamadı. her ay düzenli ve sürekli olarak 1000 dolar kazanmayı tercih edeceklerdi. Nzoli'yi çatır çutur yemişler. Zehirli oklar. Bir yandan Soko'nun izini sürerken. Soko'nun mülteci olarak Hollanda'ya gittiğini haber almış. Tören sırasında.. birbirinden farklı renklerde tişörtler giyermiş. Karamazov Kardeşler] İntikam şirketimiz faaliyete geceli henüz birkaç hafta olmuştu. Tarlabaşı'ndaki birkaç Sudanlı kaçak göçmeni tedavi etmişse de. intikam yolculuğu hakkında bir-iki mektup yazmış. Pigmeler kovalıyormuş. Konuyla ilgili ayrıntıları anlatıp Ruhiye Teyze'nin kafasını karıştırmak istemedim. bir yandan da kirli işlere bulaşmışlar. Abdülcabbar ise göz ihtisasına devam edememiş. O da kendi payı olan 250 doları çektikten sonra kalanı benim talimatımla bir diğerine iletecekti. Abdülcabbar. Zehirli okunu kuşanmış ve yamyamın leşini sermek üzere Avrupa'ya uçmuş. Um'un oku. Abdülcabbar'm yanma gittim. zannettiğimizin aksine temiz ruhlu ve gayet saftırlar. bol harçlık vermiş. Telefonu kapattım.. dev'e yaklaşıp başını yukarı kaldırmış ve "Burnunun içindeki kıllar. Um. Altın kaplamalı Glock tabancalar şimşek gibi. Soko'yu Abdülcabbar boğarak öldürmüştü. gün içinde koltuğunun altında cep sözlüğü gibi ufacık kalan tıp kitaplarıyla Cerrahpaşa'ya gidiyor. Dazlak. Bir kocakarı.

. İnsan tiksiniyor. Ruhiye Teyze. Boş ev bulsam bile hemen taşmamam. Fakat iradenin baypas edilmesi sayesinde ele geçen esenlik. bir kere zenci oldun mu. Geliyor." "Kadın mı?" " Evet.." "Pekala. kiralayacağı dairede bu puroyu yakıp.5 milyon." "Neden?" "Çocuğa hakaret etmiş ve dövmüş.. Veli toplantısında. Dil döküyor. Ve onların hiçbiri umurunda değil. gezegenimizde 3. dördüncü kat. hem de kimliğimle ilgili yegane ipucunu yok ediyordu. iktidarsızlığa dayalı asayiş." "O kızı geri istiyorum. olayı itiraf ederken "O yamyamın gırtlağını sıkarken kendimi çok değerli hissettim" diyecekti. Eninde sonunda. Haltercilere benziyordu. Eh. yok ki?!" "Cumartesi saat 12'de bu kulübeye gelin. eşini ve çocuklarını döven heriflerden daha aşağılığı yoktur. iki yılda o kadar çok kişiye intikam servisi yaptım ki. Pigme çetesinde gangsterlik stajı yapmış." "O halde neden dert ediyorsunuz?" "Herif çok yaşlı. Kızımı incitmişti ve beni aşağılıyordıı. Haftada iki kere evime baskın düzenliyor. Düşün. Bildiğim bir şey varsa. kalitesini yükseltmez. Galiz küfürler ediyor bana. hatmi ve aroma olarak da isveç şurubu bulunan bir puro. o kadar kusur kadı kızının zevcinde de bulunurdu? "Piçin biri sevgilimi ayarttı" diyordu hattın diğer ucundaki çim adam. Doktor Abdülcabbar'm gözü kararmıştı. kızlar böyle tiplere bayılır? "Sakin olun. evet?" "Aşk nedir?" "Nedir?" "Bir erkeğin." "Adamın çenesini mi kırdınız? Nasıl?" "Eee. kapımıza dayandı. Mini etekli bir fıstığın şereflendirdiği bir bankın kıyısında oturmuş kulübedeki müşterime bakıyorum. bir puro hazırladı. derin dondurucuya kaldırılmış intikam tabldotlarıyla dolu. kirlettiler." "Sonra?" "Altı ay hapis cezası verdiler.. Üçü okuyor. Ben de karısına saldıran adamların icabına bakıyordum. güney cephe. Bu da. kadındı. hem müşterilerime sonsuz bir güven veriyor. ilkokul 3. "Yanlış anlama filan yok.. O günden sonra dümbük. Metropol.. Denyonun kafasını gözünü patlatıyor. dünyadaki kadınların yalnızca binde birinin harikulade olduğunu kabul etsek bile. kanlı tavuk b.. Abdülcabbar'la birlikte. Bir ay içinde evden çıkmazsam beni öldüreceğini söyledi. Geçen sene. "Alo?" "Kimden. anlamını bilmediğim laflar ederim: "Kadınlarla başetmek zordur ahbap. Onbeş yıldır beni dövüyor." Jajha. bunu niye yaptığını sordum. doğalgazlı. Ercan Mercan. öyle mi? Mahalli bir matadorun peşine takılarak seni terk eden bir ofis kısrağından başka biriyle ilgilenemez misin?" Sözlerimi acıklı bulmuş olmalı ki. İki gün sonra gene dayağa başlıyor. "Kirayı arttırmayacaksan evi boşalt' diyor. Küveti suyla doldurduk. kocası tarafından tartaklanan kadınlarla bunca sık karşılaşacağım aklıma gelmemişti doğrusu. içeriye bir fıçı balık ve yirmi-yirmibeş tane sokak kedisi taşıdık. Benim dört çocuğum var. hayret. Kefaletle serbest kaldım. Kaç kere kemiklerimi kırdı. O kadar çoklar ki. 130 m2. bilseniz şaşarsınız. Sağa sola borçlandım.. Abdülcabbar mermilere aldırmamıştı. Açıyor.Um'u mıhlayınca. tek kadınla yetinmek için. Bastonunu yüzüme sallayarak tehditler yağdırıyor. Bu işe başlarken. ne için intikam almak istiyorsunuz?" "Ev sahibimden. canını dişine takması. yağmurda dans etmiş ve ıslanmıştı. Onbeş gün içeride alem yapan kediler.. Soko'nun tepesine binmişti. adamcağız Ercan'ın l'M bütün tekliflerini kabul etmiş. tapılacak güzellikte kız var." "Ne yapacağım peki?" 41 . karısının sadık köpeği haline geliyor. herifler gerçekten de. Yumruğumu öpüverdi." Böyle netameli durumlarda işi reddetmeden önce. İriyarı bir karıydı. Herkes hak ettiği cezayı bulsa dünya altüst olur "Kimden. Oğullarından biri. Halbuki daha yedi ay önce zam yaptı. Oto tamircisi olduğum için benimle alay etti. Bildiğim bir şey varsa. asansörlü. ya yok. Brad Pitt ile Josh Holloway'in ortak akrabasına benziyor. Kulübeye bir kadın giriyor." "Ha?" "Âşık mısın?" "Eee. Jajha araştırıyor. Teşinin üzerine. "Kocamdan intikam almak istiyorum. Ercan'ın boşalttığı ev içinse." "Kontratınız var mı?" "Var. Ben de çenesini kırdım. Bostancı'daki bütün evleri ışık hızıyla dolaştı ve sahibinden kiralık bir daire buldu: Üç oda bir salon. çift tuvaletli." "Anlaştık. herşey çok ani oldu. Pasif içici kurban... Akrabalara kaçıyorum. Ruhiye Teyze'nin imal ettiği yeşil bir pudra döküyoruz. Bana bir yıl kadar sonra. Şerefsiz enişteye eşek Sudan'dan gelinceye dek sopa çekiyoruz." Ben ne söylüyorum. ne için intikam almak istiyorsunuz?" Telefon kulübesinde aramamı bekleyenlere ilkin bu soruyu sorarım. 800 liranın yarısına razı olmuş... çok affedersiniz. Otuz yaşında ya var. Ercan Mercan. ortalığı berbat ettiler. Hastaneye zor yetiştirdiler. n'olur yardım edin.5 milyon. Ömür boyu..." "Fakat?" "Son gelişinde evin önünde kalp krizi geçirdi... sınıfa giden kızımın öğretmenini hastanelik ettim. "Bildiğim bir şey varsa. Ayakları yerden kesilen Soko çırpmırken ateş ettiyse de. Anlayamazmışım. Moruk hasta olduğu için daire bir müddet kiralanmadan bekletildi. Ruj sürdüğü dudaksız ağzıyla cadılar gibi sırıtıyordu. Tamam mı? isminiz nedir?" "Ercan" "Soyadınız?" "Mercan. Kokuttular. özür diliyor. yaygın kargaşa taktiklerine başvurmuştuk. elimde cep telefonu. tepinmesidir. 3.. tamburum ne çalıyor? "Erkek erkeğe konuşalım. pestilini çıkarıyoruz. Saatlerce zile basıyor. belki de. belki de bir yanlış anlama vardır ortada?" Telefonun alt kısmına ince bir elektronik süzgeç koyduğum için." "Niye polis çağırmıyorsunuz?" "Şey." "Size daha ucuz ve daha güzel bir ev bulsam?" "Bostancı'da daha ucuz bir daire mi? Her yeri aradım beyefendi. Daha fazla dayanamayacağım.. Suratı. içinde tütünden başka rezene yaprağı. Ne kadar kira ödüyorsunuz?" "500 papel. Tabii ki Abdülcabbar sayesinde.. dıı manı evin sahibinin yüzüne üfleyince. yamyam avcısı Doktor Apo. Telefonu çaldırıyorum. ağlamaklı bir tonda "Dört yıldır çıkıyorduk" dedi. söyledikleri karşı tarafa Testere [Saw] filmindeki psikopatın sesiyle ulaşıyordu. kaba bir hesapla." Kadın ağlıyor. Ve evet. öznesiz iyilik." "Ne gibi?" "Evi yakacağını söylüyor. geri dönüşü yoktur. Çocuklarımızı hırpalıyor. Oyalanmadan konuya girmek en iyisidir. ilişkinin uzun sürmesi." "Ne?" "Ben sabıkalıyım. Sopa ve büyüyle insan şekline sokulmuş bu mutantlardan hayır gelir mi? Yılanı boruya sokarak düzeltiyorduk. Kanlar içinde can çekişen Um'un başucundan kalkmış. hileli ahenk." "Ev sahibinize de yumruk attınız mı?" "Mushaf çarpsın ki atmadım. TIR şoförü. fesleğen. onların aptallığı senin aşkını aşar.kuna döndü.

Bu şarkı beni bir cinayet şampiyonasına hazırlayan antrenörün hipnotik telkinlerinden oluşuyordu sanki." Kız daha tek kelimelik cümlesini tamamlamadan. Gözyaşı tabancası insan. Taksim Meydanı'ndaki belediye otobüsü duraklarının yanında dizili kulübelerden birine giriyor. peruklu güreşçi. Evde bir akvaryum olsaydı. Hafiften heyecanlandım. kırmızı şalvarına bir Smith & Wesson iliştirmiş palyaço. koşup. Kral Lear] Orhan Gencebay'm eski bir şarkısı. Kutlarız. yaza ağıt yakan güneş. "İntikam filan almak istemiyorum aslında. başkasının kafasını takmış gibi görünen işkadım. tıknaz. derisi. 42 . tabancanın içine damlıyordu... tekerlekli sandalyesinde. Posta. spor çantalı. "Mutluluk senin olsun": Silahı ateşledim. fakat hepsi de anlamsız. "Firdevs? Kim bu arkadaş?" "Tanımıyorum. "Bir zamanlar benim sevgilimdin": Kurşunları doldurup şarjörü taktım. Saat 17:00. "çok iyi bir adamdır. babamın bir sevgilisi mi varmış?! Telefonu gocuğumun cebine attım." Kadının sesinde ıstırap." Döndü ve sordu: "Evet?" Suratı: Şaşkınlıkla dolu bir kin matarası. yapılan tetkikler ve nıtıl<ı l'l/ kat neticesinde.. hoşaf niyetine kaşıklardı. köpeğini kulübenin direğine bağlamış.. Dertler Benim Olsun çalıyordu. Karakedi. kendimden emin bir şekilde. Abdülcabbar. "Şimdi başka bir aşk buldun": Namluyu. bizim kalbi kırık ırz düşmanının kafasına yumruğu yapıştırdı. beş ucu b. Sağa sola tutunarak doğruluyor. içinden yeşil-beyaz bir smart kart. yüzüme. repliğini söyledi. Kadın "Ben. bıyıklı ilkokul öğrencileri. yeterince ağladıktan sonra da ölüp gider. ölü bir ayının postuna benzeyen bir çam yarması zuhur etti. Onun imparatorluğuna. "Bildiğim bir şey varsa.. bu dünyadaki balıklardan payına düşeni çoktan yedin?" Balıkadam. Adamın kızla ilgisi yok" dedim. Bu şiddetli eleştiri üzerine herkes kendi yoluna gitti. boz ayı. Bildiğim bir şey varsa. içeri girmeye çalışıyordu. Telefon çalınca irkiliyor. Dumanı tüten tabancama sarılmış ağlıyordum. Nefertiti derhal zarfa doğru koştu. sizi boş yere meşgul ettim.. Edeplice sırıttı." diyor. "Kocam." Talimatlarımı harfiyen uyguladı. anneme sarıldım. onu telefonda tutmaya çabalıyorum. AŞKart'ınız ilişiktedir.. İpleri kesilen bir kukla gibi yere yırı ı<»\ lıyor. saçını başını yoluyordu. Abdülcabbar yine kucağında can çekişen bir balık sürüsüyle eve damladı. boğazına kadar inen ağır makyajıyla. mavi eşofmanlı. Birgün. "Saat 8 yönündeki kızı görüyor musun. yeter ki meseleyi anlatsın. Derhal. savaş meydanındaki general belagatiyle konuşan ihtiyar. Mavi mantolu. görülmeye değer bir albüm olurdu: Duvağını arkaya atmış. kanlı önlüğü. hava kararmak üzere.. "Kusura bakmayın. Şebnemle çay içiyoruz. hesaplaşma yazıhanesi olarak kullandığım telefon kulübelerine uğrayanların fotoğraflarını çekseydim. bakanlığımızın internet sitesinden takip edebilirsiniz. gergin likten yırtılacak sanki. Hüngürderken titreyen eliyle telefonu kapatıyor. Denize bakınca ağzı sulanıyor. Bismillah demeden beyaz atından düşen ve çifte yiyen prens de umarım benim gibi düşünüyordu: Geriye kaldı 3 milyon 499 bin 999! *^* 194 Bildiğim bir şey varsa. ne isterse yapacağıma söz veriyorum. siyah adamın vücudundan kopmuş da yerine geri dönmeye çalışan bir uzva benziyordu. deri montlu gelin. herkes hak ettiği cezayı bulsa dünya altüst olur." Bunda dert edilecek bir şey olmadığını söylüyorum. Yüreğim ağzımdan fırlayacak! Hızla atılıp yanma koşmamak için kendimi zor tutuyorum. bakanlığımız tarafından tasdik edilmiştir. bir daha olmayacak' de. [WILLIAM SHAKESPEARE. Bunu kainatın iyiliği için değil. Kasımın ortalarında. bilmiyorum. çözülüyor: "Kocamın bir oynaşı var. Derim." Dilimin ucuna bir milyon farklı söz geliyor.. diğerinde de tatlı yerine hamsi poşeti. Yararlanabileceğiniz hizmetler ve avantajların listesi ise aşağıdadır. Abdülcabbar'm etrafında dört dönüyordu. işlerinin tıkırında gittiği anlaşılan. Balık bulamadığı ender günler. lise formalı kız. başımdan aşağı kaynar sular dökülüyor. telefon tuşlarının altındaki boşluğa kelebekle [bir tür bıçak] birşeyler kazıyan."180 derece dön. balık kraker atıştırıyor. Şebnem'in neşesi yerine gelsin diye yapmıştım. O anda. potayı ıskalamış bir basketbolcunun hüzünlü ifadesiyle bakıyordu. Yenilikleri. Abdülcabbar'la göz göze geliyoruz: Maliye bakam ile vergi kaçakçısının bakışması. Dikdörtgen zarfın kısa kenarlarından birini ince bir şerit halinde yırttım. 'Aşkına layık olabilmek için bir dizi estetik ameliyat geçirdim ve kişisel kılık kıyafet devrimi yaptım' deyip gülümsersin. Bir elinde kuzu büyüklüğünde levrek. Nefertiti." "Sonra? Ya 'Sen de kimsin?' derse?" "O zaman. sıvanmış kollarıyla." Soranda kabahat. Gözyaşım cıva gibi. Parkın duvarından seyrediyorum." Ona. gaipten gelen bir hışırtıyla irkildik.. kulübedeki harap cansız mankene. 'Tanımdayken bile hasretimdin": Sig Sauer'i [P 220] elimde evirip çevirdim. Can çekişirken bile göze batmamayı becerebilir. takım elbiseli yakışıklı kör genç. Mantosunun cebinden bir mendil çıkarıp gözlerini siliyor.. Acıklı bir sır verir gibi fısıldıyor: "Biz otuziki yıldır evliyiz. Balıklarla ilgili resimli bir kitap almış.klu Ninja yıldızları yağdırmıştım. Yüzünü göremedim. Kızdan cevap bekledi. iki adımda mutfağa gidip yükünü tezgaha indirdi. Dış kapının altından sarı bir zarf. buraya niye geldim. Robot şivemle. bir de matbu sayfa çıktı: Sayın Müntekim Ou n bey. Ödeşme ofisi. Gönül İşleri Bakanlığı'ndan gönderilmişti. cep telefonuyla konuşan adamın yanındaki mi?" "Hıı-hı. televizyonun üstündeki kirli yemek tabaklarına doğrulttum. ■ ■ Zamanda yolculuğa ömür yetmez Namık Mıknatıs'ı mezara daldırıp çıkarmıştım. dönüşte zarfı Nefertiti'nin pençelerinden kurtarıp bana verdi. Tatlı ve tuzlu sulardaki balıkların hepsi. Yanımıza geldi. 196 Resmî romantizm "Akşama ne yiyelim Doktor?" "Palamut. beyefendi" der demez. lacivert başörtülü bir kadın. Tüm parasını balığa yatırıyor. henüz tatmadığı türleri işaretliyor. Karanlık bir gezegenin kömürleşmiş uydusu. bu dünyaya ağlayarak gelir. Şebnem Şibumi'ye olan aşkınız. Cennet bahçesinde rehabilitasyon. sigara içen. Boğaza nazır bir kafeteryanın çınar gölgeli avlusunda. O esnada. Gencebay dinledikten sonra gelen sessizlik de Gencebay'dır. Abdülcabbar'm midesine doğru yüzüyorlar. Halini kimse görmüyor. "yanma git ve 'Geciktiğim için bağışla lütfen. Abdülcabbar. Namluyla gözlerimi sildim. îç parçalayıcı bir tereddütten sonra. tıknefes bir kasap. 1564-1616. intikam istasyonu. "Ben yaşlı bir kadınım. kahvaltıda bile balık yiyor.. şaşkınlık ve çaresizlik tınlıyor." ağlamaya başlıyor. yeniden arama tuşuna basıyorum." Oynaş mı? Yani. oflayıp pufluyor?" "Şu.

hava ılıktı" diyor. Oyun = Ayin" diyor.Şebnem. bunun için para alıyorum. onlar da eli ağır elemanlarını gönderip 'hedefin' irabı . Hani şu 'Bu dünya. değil mi?" diye gıdaklıyorum. müşteri memnuniyetini garantilemeye yönelik." Çaydan bir yudum alırken. hayatım boyunca denk geldiğim otuz civarında 22 Kasım'a hiç dikkat etmediğime yanıyorum. Parayı bastırıyorsun.. tarihî figürlere haksızlık etmekten başka çaremiz yoktu. Diğeri hiç karışmıyor: 2. sade gazoz gibi renksiz bir ifadeyle soruyor: "AŞKart'm olduğunu bilmiyordum?" Şakaya vuruyorum: "Allah devlete zeval vermesin." "Kim peki?. gizemimi sıfırlayan bir sırıtış yayılıyor. Tam o sırada. üzerinde doludizgin yol aldığı ve gittikçe genişleyen bir hafıza alanıydı tarih.5 metrelik bir zenci. Şebnem bir sigara istiyor." Şebnem'e göre tarihi kavramak ve sevmek. Zamanı. Gaipten sesler duyabilir. acı gerçeklerle dolu. Akira Kurosawa'nm Dreams filminde de gökkuşağı görülen bir bölüm vardır. Yerçekimi hızla artıyor. Şebnem. kuşlardı.ç kurusu öyle güçlü ki kaburgalarımın altına vurunca soluğumu kesti. İlişkimiz kürtaj ve kokainle lanetlenmişti. Gaybı yalnızca Allah bilirdi.. Bir yandan bu planlı programlı dayağı yerken. Beni Ceyda'yla tanıştırdı." Güvercin ıslığı gibi ince bir yağmur başlıyor. hayatına anlam kazandıran düşüncelerini bana anlatıyordu. benim pikaba doğru yürürken." Yüzümün yapboz parçaları gibi düşüp dağılmasını önlemeye çalışarak bir an Şebnem'e bakıyorum. Sivil saldırı. İçinde bıçaklanmış bir maymun bulunan bez bir çuval gibi yığılıyorum. Çok önemsediği. başına isabet eden bir kurşun kafatasmı parçaladı. sanki içimde tavuk taşıyan bir kamyon uçurumdan yuvarlanıyor. düğündü derken... Yani. dövüşmeyi bilmem. çünkü ona hükmedemezdik. onları eritip ruhumuza akıtmamız ihtimaline yataklık etmeleriydi. "Yakut Türklerinin efsanelerinde gökkuşağına 'dişi tilkinin sidiği' denirmiş. Bir erkek sesi: "Balkan Bey?" Döndüm. şimdiyi tarihten ayırmamak gerekiyordu. Yüzüklerin Efendisi filminde "Kıymetlimiss" diyen Gol-lum'un sesiyle soruyorum: "Kimsiniss?" Sosyetede yeni trend adam pataklatmak." "Tilkilerin Düğünü mü? Vay canına?" Kahkahamı frenliyorum: "Biz çocukken. Gururlanıyordum. keşifler. Sille ve sopanın ekonomik rotası. aslında şişirilmiş ayrıntılardı. Geçenlerde gazetede okumuştum. Kalkmayı denedim. 198 devrimler.. Tarih. Varoluştaki hüznü besleyen merakın. Legoya benzeyen kırmızı şapkalı garson. Tatsız tarih. Halk. ter ve sümüğümden oluşan sos. Beynim ani bir sancıyla taş-laştı. Dağılmış suratımın fotoğrafını çekiyor. Giysilerimde kan lekeleri büyüyor. İkinci yumruk çenemde patladı. Böğrüme sipsivri bir tekme çakıldı.. karanlıktan sıyrılıp ansızın üzerime atıldı. İlk anda ne olduğunu anlamıyorum. hileli. P. Ona bakarken.. 1711-1791. hesabı getiriyor. Birbirine çobanlık eden iki kuzu gibiyiz. Esnek yasadışılık. sevdiğin?. Şebnem. Cipimden inmiş. ilgilenmiyorlar. ayağa kalkmış. Sürekli ondan bahsediyordu. İkna Repertuarı] İlk yumruk sol şakağıma indi. çatalıyla. Kötek organizasyonu. Gagacığında boncuk taşıyan bir kumru kadar sevimli. Birbirimize galiz küfürler ettiğimiz bir kavga sırasında onu kırık viski şişesiyle yaralamıştım. Cüzdan yerde duruyor... Bir bilim olarak tarih.'(II na bakıyorlar. Gülümsüyor. Çevremizdeki insanları. Dayak yemeye alışkın değilim. engelleyemiyorum: "İşim bu. Kan. "22 Kasım 1963'te. Çamlıca sırtlarında parlayan gökkuşağını gösteriyor. Yani. bir geğirli olmalıydı ki." 200 Sevgilisini düşmanlarının arasından seçmek [Balkan Balkır] Bizi yüzeysellikten alıkoyan kişi olarak düşmanımız. Ağzından sigara dumanı değil de. kurtarıcımızdır.. Yattığım yerde cenin gibi yan dönüp kollarımla kafamı korumaya aldım. yazar Aldous Huxley de öldü. "Evet" diyor "bazı 22 Kasımlar böyle güneşli olur. Asırlar evvel ölmüş kimselerin canları. Savaşlar. bize yüzelli sene önce yenmiş bir sandviçi anlatabilsin. Ceyda'ya âşıktı. Uzatıyorum. Adı: Tilkilerin Düğünü. "18. onu belki tadabilirdik. benim dört kapılı 98 model gümüş kulübeye [Nissan Pick-Up 2. Şebnem'in yüzünde kar'a diş macunuyla çizilmiş bir soru işareti. seni seviyorum. Belgrad'da ve istanbul'da" diyor... karşıda. Kendisi yakıyor. elindeki cep telefonunu bana uzatıyor. Verdiğim taktikleri uygulayamıyordu. Karnıma oturan psikopat yana eğiliyor. Yağmurda." Tilkiydi.. servisin kalitesini artırıyor. tebessümünün buğusu yayılıyor sanki. yüzyılda Altaylar. Ticari bir olgu. Yüzümdeki morluklar ve şişlikler. "Hava ne güzel. "Kırküç yaşındaki ABD Başkanı John Fitzgerald Kennedy ve eşi Jacqueline. Barbarca bir hizmetin nesnesiyim şimdi. nasıl yaptın?" Yüzüme. "Kanuni Sultan Süleyman'ın cenaze namazı üç kere kılındı: Zigetvar'da. 199 Şebnem'i bütün hücrelerimle dinliyorum. İşçi sınıfının şanlı yumruğuna yön veren pazarlama stratejisi.. bir yandan da müşterinin kim olabileceğini düşünüyorum: Ceyda? Onu terk etmiştim. illüzyonlu bir disiplindi. Zenci. komple gaibe intikal etmiş şeylerden mürekkepti. korteje el sallıyordu." Ceketimin cebinden Camel paketini çıkarıp bir sigara yakıyorum. Birtakım ofisler varmış. Zamanda yolculuğa ömür yetmezdi. Çalıştığım reklam ajansında da konu suluyordu. Herhalde bir tek tokadı beni öldürmeye yeter. Dallas'ta gökyüzü bulutsuz. 43 . Anadolu'nun birçok yöresinde gökkuşağı görüldüğünde 'Tilkiler düğün yapıyor' derler. başkanı görebilmek için yolun sağma soluna yığılmıştı. Göğsümün ortasına aldığım darbeyle sırtüstü düştüm. üstü açık bir Lincoln'deydiler. Korkudan gebermek üzereyim. Tarih. Aylarca telefonlarına çıkmadım. Piyasaya yayılan şok dalgaları. Geçmişi değiştiremezdik. olmuyor. Bal taşıyan fakat diken yiyen tipik bir deve gibiyim. belki de bir başka gezegenin cehennemidir' diyen adam.. Kaskatı kayıtlardan ibaret yazılı metinlerin de fonksiyonu. Mehtap? Alkol sorunum vardı... onun düpedüz hayat olduğunu görmekle mümkündü. Hiçliği suiistimal etmekte sakınca görmeyen hovardalık değil. tarihçilere emanetti. [HADIKANDREAS. Sağa sola ilan veriyor larmış. Kennedy. hattâ kendimizi bile gerçek manada tanıyamazken. Kadınlığını fiilen aşağıladım. evime doğru yürüyordum.7 D] atlıyoruz. Panikten titreyen ellerle pantolonumun arka cebinden cüzdanımı çıkarıp başucuma bıraktım. sonra tekrar yola dönüyorum: "Sensin. Öderken AŞKart'ı gösteriyorum. Elmacık kemiğimin yöresine meteor gibi bir yumruk çarpıyor: Çooot! Gulp! Üst dişlerimden birini yutuyorum. "22 Kasım 1963'te. meyveli pastanın içindeki mandalina dilimlerini avlıyor. Kırgızlar ve Doğu Türkistan Türkleri şaman ayinlerine 'oyun' derlermiş. ayaklanmış iki gölge: "Evet?" Orta boylu olanı. varlığı tespit eden bir bilgelik bize ufuk açabilirdi. kulağımın pasını silen felsefi bir çocuk şarkısına benziyordu. Şebnem'in söyledikleri. yani Kennedy'nin vurulduğu gün. leylekler sürüler halinde göç ederken gökyüzüne bakıp kollarımızı açarak dönerdik ve 'kuşların düğünü!" diye haykırırdık. Dövüş Kulübünün bir değişiği. Ben. Beklediğim soruyu aniden seslendirdi: "Namık Mıknatıs'm başına gelenler. kararmış bir tencereydi. "Falancayı tartaklayın" diye m sun.. Batuhan.

işte şimdi. Hiç tanımadığım birileri. Gözlerim. [JIMMYBUFFET] Şebnemle ilişkimiz. Şebnem beni aşkıyla büyülemişti. Otomobillerin içi ve benzin depoları hazır kahveyle doldurulsun. Kafeinli salya. Ne dediğimi hatırlamıyorum. Pabucumu dama atması işten değildi. tatsız. Hâlâ anlatılır. bil ki benim.. tanışmadığı insanlar tarafından terk edilen kimselerin tek tesellisi. benim bana olan borcumu ödüyor sanki. Huduni'yle beraber izlediğimiz bir belgeselde. Mes'ud ve bahtiyar bir barbar savaşçıydım. golsüz maç gibiydi. Birlikte izlediğimiz Rocky VI bile bir ilkti. Bilgisayarlara galon galon sıvı deterjan dökülsün. Banyoda. hattâ Cevher onu çok sevmişlerdi. kemiğini kaybetmiş Rin Tin Tin gibi fırıl fırıl dönüyordum. Ölülerin lalettayin ambalajlandığı eğri büğrü straforlara benziyorlar. Demek istediğim. Ruhiye Teyze'ye konuyu açmaya karar verdim. Dünya duruş. Bir keresinde "Bana e-posta gönderebilirsin" deyip adresim vermişti. sağır-dilsiz ve felçli deliler. yırtılmış derimden yayılan kokular geliyor. Su ısıtıcının düğmesine basış. Sigarayı çakmağı denkleştirip yakış.. "Torununun mezarına gitti. sevgilimin benden kaçmasına sebep olmuştu. Üç yıl kadar önce. Haşat ettiğim adamlar ağlayış. okuyan. Kozmos frene basış. Bildiğim bir şey varsa. aç kedilerden kaçan Speedy Gonzales. Kahrolası kurnazlıklarıyla şişi-nen idamlık aptallarca kuşatılmış bir iblis çukurunda debeleniyorum. Evde yok. Kredi kartları tuvalet kağıdı olarak kullanılsın. ormanın derinliklerinde yaptığı bir keşiften bahsediliyordu: Bir papağan. yazan bir Humboldt Papağanı gibi hissediyordum. Müşterilerin bulunduğu toplantıya sarhoş gitmiştim. Sevgilisini ve arkadaşlarını düşmanlarının arasından seçen biriyim ben. Bu benzersiz masaj sayesinde bakarsınız birkaç kilo veririm? Sağlıklı tekmeler beni iyileştirir? Size sapıkça gelecek. yamuk. Pelin? Onunla üçlü koltukta yeni bir medeniyet kurmuştuk. kuş pislikleriyle yapılmış trajik makyajı akan bir 204 büstü kabaca avutur gibi yüzü yıkayış.Orkun? Çok yetenekli bir çocuktu. ?()■. Yağlı bir girdabın içinde öten robot gibiydim. Ruhiye Teyze'nin kapısına vardım. bugün mü?" "Evet. kısılmış jaluziler gibi. işlemediği suçların cezasını çeken. Kırılan burnuma. toprak olmuş bir kabilenin dilinde konuşan. Üste başa kan. Vikingler gibi kürek çekiyordum fakat yüzümde tırtıl bıyıklı eski İstanbul beyefendilerinin o mayhoş sırıtışı yansıyordu.. Yolcu uçaklarından kola şişeleri saçılsın. laboratuardan firar eden bir virüs gibi kayıplara karıştı. bütün yollar Karaca Ahmet Mezarlığı'na çıkıyordu. Güneş uçuş. işten kovuldu. Annem. Makyaj malzemeleri sandviçlere sos diye katılsın.. Zaten açık olan bilgisayarda e-posta kutusunu kontrol edip Şebnem'den cevap gelmediğini görüş. Mezarlıktaki serviler. gözyaşı bulaşış. sossuz makarna. küflü yorganlar. kendime duyduğum nefret biraz daha yatışıyor." "A. onbeş dakika ya oldu ya olmadı. Eski günleri anarız diye düşünmüştüm?" Onunla tanışana kadar hayatım dantelsiz gecelik.. Yüzlercesini yazdım. Şebnem'e bir türlü ulaşamıyordum. Takma bacağıyla 44 . Parlak fikirleri vardı ve kalemi kıvraktı. Uyuyana kadar canım çıkıyordu. kontağı çevirip gaza bastım. ıslanmayan." Pikaba atladım. Takım elbiseler mayonez kazanlarında kaynatılsın. Gönül İşleri Bakanlığı'ndan almaya hak kazandığım AŞ-Kart denen zımbırtı hiçbir halta yaramamakla kalmamış. Başka çarem yoktu. Telefon kulübelerinde intikam müjdesi bekleyen kimselerle lalettayin konuşuş. Şebnem. Cep telefonları çamaşır makinelerinde kaynayıp infilak etsin. tozlu. Yolda kesik bir el bulsa. idrar. Nakit kadar sıcak bir kroşe daha! Motosikletler ketçap göllerine uçsun. polyester. fakat bu dayağı kendime bizzat ben atmalıydım. ter. Ben ağlayış. Alaz Bey. Laboratuardan kaçan virüs Telefonun çalmıyorsa. Abdülcabbar'm gözetiminde. Hazır kahveyi ve kaynar suyu. Şimdi de ben onu büyüyle kendime âşık edecektim. nikotinli gözyaşı eşliğinde Şebnem'e bir düzine emesaj yazış. Konuklara da. çürük süngerleri andırıyorlar. DVD playerlar mikro-dalga fırınlarda korlaşsın. Eğer bana olan şeyler ona da oluyorsa. Yani işler. Kendimi. Cipsler ve çikolatalar spor ayakkabılara tıkıştırılsın. Çiçek hastalığına yakalanıp tümüyle yok olmuş bir kabilenin dilini konuşabilen tek canlı oydu.. Onunla her saniye bir ilkti. Bitkisel kadavra endamla-rıyla. Patronun köpeğini taşladığı yalanını uydurmuştum. Arka odada bir saguaro gibi oturan Abdülcabbar'la yola çıkış. Ben sahteliğin radyasyonuyla zehirlenmiş göstermelik bir kabilenin lakayt üyesiyim. Yanmayan. İçlerinde cesetlerin kaybolduğu. ilkbahar gelip de bir pazar günü saatler ileri alınınca her şey altüst oldu. kendi çapımızda bir kıyamet koparacağız demekti. yüzüğü alıp gerisini atacak or. ben içinde yaşadığım bulaşık akvaryumu kırış. merhaba.. ılık. Mağlup olmuş bir aptaldım. yakalanmadığı hastalıkların tedavisini gören.. sümük.. Alaz Bey'e de kahkahalar atarak ha202 karet yağdırmıştım. Dostum yok. Markalı paçavralar. bitkisel sütunlar. Şebnem telefonlarıma çıkmaz oldu. bir yağmur damlası kadar yolundaydı. Sır yalansa daha hızlı yayılır Şebnem komple zırhımı ve iskeletimi söküp almıştı. Günlük programım aşağı yukarı şöyleydi: Öğlene doğru. Kennedy'nin zımbalanış yıldönümü olan şu 22 Kasım gününden sonra. Tanıştığımızın ertesi günü telefon etmiştim: "Şebnem?" "Kimsiniz?" "Müntekim ben. Bir keresinde bizim eve bile gelmişti. karşılık beklemeyen kötülüktür. Her sürpriz in203 dirim anonsu sırasında süpermarketlerde tanklar ateşlensin." "Müsaitsen akşam buluşalım mı?" "Eee. meşhur doğabilimci Alexander von Humboldt'un [1769-1859] Güney Amerika'da. bilgisayar oyununa dönüştü. Sandal kiralayıp denize açılmıştık. hiç tanımadığım kimseleri öldüresiye dövüş. Taş kesilmiş yumruklarla. CD player'da gece gündüz kesintisiz çalan Nick Cave'in The Weeping Song'u eşliğinde kalkış. ölümün başedilmezliğiyle aşılanmış.spu çocuklarının imajını inşa ediyorum.. Her fiskede. Darağaçların-da urgan yerine blucinler sallansın. kirli bir bardağa boşaltış. Sırlarınızı açabileceğiniz. Megafondan Melikşah'a sordum. yemek turuna çıkmış Tazmanya Canavarı. cenazelerin suyunu mu emiyor? Yeşile boyanmış dev karnabaharlar. yıkıcı tekdüzeliğin yerini sürprizli bir şekilde şifa verici şiddet alıyor... Şebnem'in etrafında. Trafik kazalarında canından olanların cesetleri loto ku-ponlarıyla örtülsün. Daha ilk buluşmamızda. iki yıla kadar ya evli ya da ölü bir adam olacağımı fark etmiştim. hurdalar ve kusmukları cazip gösterecek alelade şaklabanlıklar yapıyorum.

uçurumlarda dolaşan bir keçi gibi zıplıyorum. Servilerin altından geçer206 ken, onların etçil oldukları hissine kapılıyorum. Her an bir tanesi beni ısırıp yutabilir! Ruhiye Teyze, Kevser'in mezarını suluyor. Yanına yaklaşırken ayaklarımı yere sürterek ses çıkarıyorum, boğazımı temizliyorum, dönüp bakmıyor. "Merhaba. Ruhiye Teyze, nasılsın?" Sesim, çizgi filmlerdeki ördeklerinki gibi çıkıyor. "Biz de senden bahsediyorduk" diyor. Mezarlıkta zamanın bir önemi yok. Her kabir, bir saat kulesi enkazı gibi. Yerin altında bir azap tütsüsü yakılmış sanki. Üst kat komşum Ruhiye Teyze'yle niye mezarlıkta buluşuyorum? Beni bu genç yaşımda bu kemik bahçesine hangi rüzgar attı? Basit bir tesadüf mü? Dev serviler tarafından çiğnenip tükürülmüş evcil cadıya bakıyorum. Torununun ölümüyle yetim kalmış, cinlerle, kedilerle, sarmaşıklar, kokulu yağlar ve yarasalarla kafayı yakmış ortağımla ayaküstü susuyoruz. Buzdağına düşen yıldırımlar tarafından mı sıkıştırılıyoruz? Ölülerin hastalıkları bize mi bulaşıyor? Virüsler, bakteriler pılı pırtıyı toplayıp steyşın arabalarıyla yollara düşerek benim uçsuz bucaksız gövdeme mi taşmıyorlar? Beynimin tepelerinde kayak mı yapacaklar? Damarlarımda hamam sefası, ciğerlerimde beş yıldızlı bir tatil? Bir an, Ruhiye Teyze'nin Kevser'i yeniden hayata döndürmeyi planladığından şüpheleniyorum. O zavallı, papatya gözlü, ortopedik hüsranlar içinde çırpman kız, şimdi ayaklanacak, sabah yorganın, çarşafların içinden çıkarak uyanır gibi topraktan sıyrılacak, kesilmiş kafasıyla neşeli şarkılar söyleyerek mezar taşlarını dolaşacak... Kendimi şöyle bir yokluyorum: Şu anda tam olarak ne hissediyorum? Yalnızca delilerin defnedildiği, kaçık cenazelerine tahsis edilmiş bir toprakta mıyım? Havaya uçurulmuş bir tımarhanenin sıcak yıkıntılarına mı düştü yolum? Neden .mi/ buradayım? Bilinçaltımın kalorifer kazanı mı patladı? Bol kalorili pişmanlık kömürü, suçluluk talaşı yüzünden beynimin bodrumunda bir infilak mı oldu? Radarlarım, benden habersiz, Kevser'den bir davet mi saptadı? Neyi kutluyoruz? Vicdanımın zifiri karanlığında sabahlara kadar sessiz sedasız kazılmış bir çukura mı düştüm? Yo, o kadar uzun boylu değil. Ölülerin ayağına kadar geldiysem, Şebnemin izini bulmak için geldim. Zombilere, hayaletlere ayıracak vaktim yok. Ben de bir ölü kadar körüm. Yalnızca, Şebnem'i görmek istiyorum. Şebnem'e giden yol ceset yatakhanesinin koridorundan geçiyorsa ne yapabilirim? Cebimden paketi çıkarıp bir sigara yaktım, yeraltından derhal pasif içicilerin protesto öksürükleri yükseldi. Oralı olmadım: "Ruhiye Teyze..." "Söyle... Burada biz bizeyiz." "Hani bir kız vardı ya, Şebnem, sana bahsetmiştim?" "Evet?" "Ona ulaşamıyorum. Anlayamadığım bir şeyler var. Benden kaçıyor. Ona âşığım. Bana bir tek sen yardım edebilirsin." Her ikimizin de cevabını bildiğimiz bir soru soruyor: "Nasıl?" "Jajha, Şebnem'i bulabilir?" "Hayır evlat, bulamaz." "Neden?" "Jajha öldü." Kara haber, mezarlıkta daha tez yayılıyordu. "Öldü mü?" "Evet. Önceki gece... Fakat sana bir mesajı var." "Ha? Mesaj mı? Ne mesajı?" "Sen de öleceksin, çok yakında." *^*

Üsküdar'daki Şibumi Sokağı'nda iki katlı bir evin bahçesindeyim. Gece. Bir iğde ağacıyla beyaz bir Lada arasındaki 208 boşluğa çömelip yanımdaki torbada ne varsa yere boşaltımı Bir yüzüne malakit denen yeşil taşlar çakılmış beyaz banyo sabunu, bir çift leylek bacağı, gül yaprağı ve kelebek kanadı külü, insan kanıyla boyanmış pamuk ipliği ve bir keser. Sabunun taşsız kısmına tırnağımla ŞEBNEM yazdım. Leylek bacaklarını, kanlı iplikle sabuna bağladım. Küçük bir kutu-cuktaki külü avuçlayıp bu büyü materyaline sıvadım, işin en tehlikeli kısmı şimdi başlıyordu. Eğilmiş vaziyette evin eşiğine varıp keserle küçük bir çukur kazdım. Malzemeyi gömdüm, işlem tamamdı. Hızla bahçe kapısına yöneldim. Az ötedeki pikabın içinden Abdülcabbar bana bakıyordu. Arabaya atladım. "Hallettim" dedim. "Şu anda uykusunda sana âşık oluyor?" dedi Abdülcabbar. "Aynen öyle" dedim. Sesimde şeytani bir tını, bir kurnaz- , lık efekti vardı. Arabayı karanlığın içine doğru sürdüm. Aşkın basit olmasını istersin, ama basit değildir. Ertesi gün, Eminönü Iskelesi'nin yanındaki telefon kulübelerini izliyordum. Etraf kalabalıktı, italya parlamentosu üyelerine benzeyen, orta yaşlı, şık bir adam; saat tam 14:00'da soldan ikinci kulübeye girdi. Yüzümü denize dönüp numarayı çevirdim. Açtı. Sordum: "Kimden, ne için intikam almak istiyorsunuz?" "Siz kimsiniz?" "Pardon, yanlış aradım" dedim. Tam kapatacağım anda "Yo, yoo, bakın, sorun şu ki, size güvenebilmeliyim. Bu çok önemli." Sarih konuşuyordu, fakat kesinlikle endişeliydi. Robot sesimle izahta bulundum: "Sadece intikamınızı alacağımıza dair güvence verebiliriz." 209 "Pekala, Abidin Dandini'yi temizlemenizi... Aaaaah!" ve telefon kapandı. Dönüp kulübeye baktım. Uzun paltolu, takım elbiseli iki adam gözüme çarptı. Ölüm fısıldayan susturuculu tabancalarını bellerine takarken, etrafa bakma-rak uzaklaşıyorlardı. Onlara doğru seğirttim. Tiz bir çığlık koptu. Katiller caddedeki siyah bir BMWnin arka koltuğuna daldılar, araba derhal uzaklaştı. Kulübenin önünde büyük, uğultulu bir kalabalık birikiyordu. İnsanların arasından zar zor geçerek, az önce konuştuğum müşterime ulaştım. Gövdesinden boşalan kanın ortasında hareketsiz yatıyordu. Dondum kaldım. Alelacele olay yerinden kaçtım. Galata Köprüsü'ndeki sıkışık trafikte ikide bir klaksonlar çalarken, zihnimde aynı soru tekrarlanıyordu: "Abidin Dandini de kimin nesi?" Düüüt! "Abidin Dandini de kimin nesi?" Düüüt! "Abidin Dandini de kimin nesi?" Düüüt! Düüüüüt! Düüüüüüüt! Hayatın basit olmasını istersin, ama basit değildir. Ecelin uçurtması yükseliyor Hani cinler geleceği bilemezdi? Ruhiye Teyze'nin ağzım aradım. Ciddi ciddi tırsmıştım. Bana bir izahta bulunmalıydı. Ecelin uçurtmasının benim ufkumda yükseldiği, besbelli kuyruklu bir yalandı. Ruhiye Teyze "Hayır, yalan değil, sır" dedi. Karacaahmet'-ten eve dönüyorduk. Ne yani, mezarlığa, bu ihtiyar kadından önce mi yerleşecektim? Direksiyonu iki elimle tutuyorum. Islak yollar, Azrail'in serdiği naylon yolluklara benziyor. Bütün arabaların ön koltuklarında sarhoş dazlaklar, arka koltuklarında birer çift do-berman olduğunu vehmediyorum. Trafik canavarları çetesi 210 tarafından kuşatıldım. Kendi ölümüm konusunda ikna olmak üzereyim. Jajha için hava hoş tabii. Ne de olsa binini aşmıştı. Acaba benden gıcık mı kapıyordu? "Aksine, seni severdi." Jajha yalnızca geçmişe yolculuk edebiliyordu. Son nefesinde eşek şakası yapmış olmalı? "Biliyorsun, pek şakacı bir cin

45

değildi." Halbuki deathclock.com adresinden, 26 Nisan 2051'e kadar yaşayacağımı öğrenmiştim? Ruhiye Teyze, aramızda bir ilkokul çocuğu varmış ve onun da anlamasını istiyormuş gibi basitçe açıklıyor: "Bizim dünyamızda doktorlar, bazı ağır hastalara 'üç ay ömrünüz kaldı' filan derler. Cinler âleminde ise insanların psikolojik durumuna bakarak isabetli ömür tahminleri yapan uzmanlar vardır. Jajha da onlardan biriydi. Kevser'in öldüğünü duyunca hiç şaşırmamıştı. Cinlerin halet-i ruhiyeleri, bedenlerini yıkıma uğratacak etkiler üretmez, insanlar ise esasen moral güçleriyle hayata tutunurlar. Uzman cin, gözüne kestirdiği bir kimseyi takip eder. O insanın davranışlarından ve sözlerinden bir maneviyat haritası çıkarır; bu haritaya bakıp ömrünün hududunu tespit eder. Haritada çevremizdeki insanların hayatımıza kattıkları ve hayatımızdan çaldıkları da görünür. Aslında epey karmaşık bir tablo mevzubahistir..." Kulağa enikonu saçma geliyordu. Ruhiye Teyze'nin söylediğine bakılırsa, insanlarla ilgilenen cinler, bu işi oyun haline getirmişler. Diyelim bir cin, arkadaşlarıyla buluşuyor ve filanca insanın hangi zaman aralığında öleceğine dair görüşünü açıklıyor: "Bu vatandaş, iki yıl sonra 7-29 Mart arası bir günde kuyruğu titretecek, durum onu gösteriyor." Gruptaki diğer cinler ise söz konusu insanın, bu tahminde belirtilen süredeki hangi günde pilinin biteceğini bulmaya çalışıyorlar. İddiaya giriyorlar yani. Bildiğiniz loto. Hastane pcı 211 soneli, kanserliler koğuşunda yatanlardan hangisinin ne zaman cartayı çekeceği üzerine bahse girer ya, işte o hesap. "Rahat ol evlat... Ölümle yüzleşmek iyidir; sağlıklı düşünmeye başlarsın." Sigara yaktım. Ön cama mavi bir ölüm bulutu üfledim. İçim dışım fanilik jelatiniyle kaplanmıştı. Sanki ölmüştüm de, geçici olarak kendimin yerine bakıyordum: Rahmetlinin dublörüydüm... Adamın biri, yol kenarına park ettiği arabasında ruhunu teslim etmiş. Üç gün boyunca öyle kalmış ve ölü olduğu ancak onüç park cezası kesildikten sonra fark edilmiş. Ruhiye Teyze, ecelle işbirliği yapan ve rüşvet almayan trafik polisi gibiydi. Kalıbımı basarım, o da ölümden korkuyordu. "Ölümden değil, gelecekten korkuyorum." Kaderin elindeki ustura Az önce bir müşterim kurşunlandı... Bin yaşındaki görünmez ortağım aramızdan ayrılmıştı. Kalendermeşrep babam, safderun annemi aldatıyordu. Sevdiğim kızın gönlünü kazanmak için yaptırdığım büyü bir halta yaramamıştı. Ehli-keyif cinler, benim de tez zamanda nalları dikeceğime dair bahse tutuşmuşlardı. Bildiğim bir şey varsa, kum fırtınasının ortasında şekerleme yapılmaz. Bildiğim bir şey varsa, kaderin elindeki ustura pas tutmaz. Bildiğim bir şey varsa, kalbi atmayan kimsenin başı dönmez, midesi bulanmaz. Galata Köprüsü'nden çıktıktan sonra, annemi ziyaret etmeye karar verdim. Uykulu gökyüzünde horlayan obez ve bekar bulutlar birazdan ayaklanıp bulaşık yıkamaya başlayacaktı. Seziyordum. Trafik; birbirine zincirlenmiş, ya212 lınayak, yaralı kölelerden oluşan bir kafile kadar hızlı İki liyordu. Sarıyer'e vardığımda babamın dükkanının buğulu camlarına şöyle bir bakıp yola devam ettim. Babam altmışına dayadığı merdivenin ilk basamaklarında dikilip dururken, şeytan dürtmüş ve başka kadınlarla ilgilenir olmuştu. Esasen son derece merhametli ve mutedil biriydi. Otuzüç yıllık evlilik, öldürdüğü aşkm cesedini toz haline getirip üfürmüş müydü? Ben de Şebnem'in üzerine gül koklar mıydım? Kunduracı Recai Bey, sorumluluk zindanından bahaneler avlusuna yatay geçiş mi yapmıştı? Sanırım gündelik hayat aygıtına kenetlenen fesatlık

mekanizması otomatik. Şeytana artık çok az iş kalıyor; o sadece son rötuşları yapıyor. Evin önüne vardığımda, torpidodaki, Ruhiye Teyze'nin yeşil sadakat tozlarının bulunduğu torbacıklardan birini aldım. Eşikte bir an durdum. Annem, zile basmama fırsat vermeden açtı kapıyı: "Hoş geldin oğlum" deyip boynuma sarıldı. "Hoş bulduk anneciğim." İçeriye geçtim: "Cevher nerede?" "Odasında, oynuyor. Sofra kurayım mı Müntekim? Karnıyarık yaptım, seversin sen, makarna da var?" "Aç değilim." Cevher'in odasının kapısından baktım. Sırtı dönük vaziyette, plastik oyuncaklarla meşguldü. Yanma gittim. "Je-gi? Ihe uaaa" deyip gülümsedi. Bu sözlerin bir anlamı olması için neler vermezdim. Kardeşime yavaşça sarıldım. Başını öne eğdi. Yanağını öpüp salona yollandım. Derler ki, ebeveynler, evlatları koskoca yetişkinler olsa da onları hep küçük çocuklar gibi algılarlar. Şimdi, babamın defolu ihaneti ile annemin müphem mağduriyeti arasında kendimi kundaktaki bebek gibi eli kolu bağlı hissediyordum. Ve bir bebek, evlilik sorunlarını çözemez. Annem, sıradan bir adama hayatını adamış, sıradan bir ka211 dindi. Ve şimdi, onu şaşkınlığa sürükleyen bir mahcubiyetin ağına düşmüştü. Oğluna kocasından dert yanmaya istekli değildi. Doğrusu ben de kendimi babamın yaramazlıklarından konuşmaya hazır hissetmiyordum. "işlerin nasıl oğlum?" "Çok şükür, gayet iyi." "Yaşın geçiyor Müntekim, bir yuva kursan ya artık?" Böyle, çolak bir caz piyanistinin tımarhanede verdiği resitalde vokal yapan morfin yemiş hastalar gibi mırıl mırıl sürdürdüğümüz konuşma yan odadan gelen çığlıkla bölündü. Hızla Cevher'in yanma koştuk. Sırtüstü uzanmış çırpmıyordu. Etrafa, çoğu kırık, rengarenk oyuncaklar saçılmıştı. Annem bir koşu mutfaktan getirdiği küçük tahta kaşığı, dilini ısırmasın diye Cevher'in dişlerinin arasına sıkıştırmaya çalışırken, ben de ağzım aralayarak yardım ettim. Cevher, yirmiiki yaşında, 139 cm. boyunda ve 33 kg ağırlığında. Onüç aylıkken menenjite yakalandı. Ateşi yükselmişti ve kusuyordu. Başlangıçta bizimkiler çocuğun üst solunum yolu enfeksiyonu geçirdiğini sanmışlardı. Üç gün sonra doktora götürdüklerinde öğrendik ki 'neisseria meningitidis' adında bir bakteri iş başındaydı. Menynx denilen beyin zarları iltihaplanmıştı. Şimdi, epilepsi atağı geçiriyor. Yani generalize konvulsi-yon. Beyin nöronlarındaki elektriksel impulslann düzensiz dejarjı yüzünden vücudu istemsizce kasılıyor. Saatime bakıyorum; atak beş-altı dakikadan uzun sürer de status epilep-ticus evresine ulaşırsa kardeşimin hayatta kalması için acilen Diazem, Valium ya da Dolantin enjekte edilmesi gerekir. Beyin hücreleri ölmekte olan Cevher'in idrarı halıya yayılıyor. Tükürüğünü yutamadığı için, ağzından köpüklü bir sıvı akıyor. Atak dördüncü dakikada, zavallı kardeşimin uykuya dalmasıyla sona eriyor... 214 Annem, peçeteyle ağzını sildiği Cevher'in alt bezini değiş tirmeye koyuldu. Evlat sevgisine tahakküm eden derin çile sinin gereklerini otomatik hareketlerle yerine getiriyordu. Cevher hiçbir zaman okula gidemedi. Fırından bir sıcak ekmek alamadı. Yıllar yılı kendisine hizmet eden anneciğine bir teşekkür edemedi. Daima, bir çift çamur deliği gibi sönük ve tümüyle manasız gözlerle baktı. Bayramlarda büyüklerinin ellerini öpemedi. Bir kıza "Seni seviyorum" diyemedi, çiçek veremedi, laf atamadı. Mahalle maçlarına katılamadı. Uçurtma uçurmadı. Cam kırmadı. Kimseyle kavga etmedi. Kimseye hediye sunamadı. Sigara içmedi. Kitap okumadı. Balık tutmadı. Sinemaya gitmedi. Bisiklete binmedi. Lunaparkta eğlenemedi. Denize girmedi. Telefon etmedi. Bir tişört olsun, seçip, deneyip

46

beğenerek satın almadı. Evden kaçmadı. Kuş vurmadı. Oruç tutmadı. Şarkı mırıldanmadı. Hiç koşmadı. Doğumgününü kutlamadı. Bir kafeteryada kahve içemedi. Otobüsle, trenle, vapurla küçücük bir gezintiye çıkamadı. Ağaç dikmedi. Duş alamadı. Kardanadam yapamadı... Aleladeliğin ayrıcalıklarını, monotonluğun emniyetini, normalliğin konforunu asla tadamadı. Cevher'in cılız bedeni bir hüzün, handikap ve hüsran ca-mekanı gibiydi. Bir elinden annem, diğerinden Azrail tutuyordu. Annem, acıklı bir bebekliğe mahkum olan oğlunu yıkıyor, bezliyor, giydiriyor, yediriyor, tıraş ediyor, onun dişlerini fırçalıyor, tırnaklarım kesiyordu. Kalbindeki şefkat ve merhamet; ümitsizlik ve korkunun muhasarası altındaydı: "Ya ölüp gidersem, yavruma kim bakar?!" Anneciğimin alınyazısı, soru işaretleriyle doluydu: "Acaba ne zaman, belki de şimdi, inşallah yakında, galiba hiçbir zaman, sanki her an, muhtemelen asla, herhalde hep, sanırım daha zaman var, hayırlısıyla birgün???..." Kader; onun hayatında ailenin, kadınlığın, anneliğin yeniden berrak bir anlama kavuşmasını adeta bir lanetin enerjisiyle sürekli erteliyordu. GtiU ,'!■. zar Gıcırbey, ecelin programını bozamayacağını bile bile didiniyordu. Cevher'i kucaklayıp yatağına taşıdım. Yumuşacık saçlarını öptüm. Annemle bocalayarak vedalaşırken, sadakat tozu paketini eline tutuşturdum: "Bunu babamın giysilerine serp. Hiçbir mesele kalmaz. Yanlış adamla evlenen tek kadın sen değilsin" deyip evden ayrıldım. Bildiğim bir şey varsa, istikbal hassastır, her şeyden etkilenir. Peygamber'in ketlisi [Nefertiti] Kedilerin bize iyi davranmaları normal; zira ataları, atalarımızı yiyordu. [DANZY DELGADO, 1907-1989, Misafirperver Yamyam] Miyav. Ramize Ramirez enteresan bir kadındı. Dört yıl evvel 31 Ekim günü yani Cadılar Bayramı'nda Caddebostan sahilindeki bir bankta oturuyordu. Yanaştım. Elindeki kitabın kapağını inceledim: Şeytan -Yüzü Olmayan Maske, Lut-her Link. Beni görünce "Gel bakalım İblis'in yardakçısı" deyip sevecen bir jest yaptı. İnsanların yüzde doksanbeşi fillerle, pirelerle ya da balıklarla değil, biz kedilerle konuşur: "Annen baban nerede senin?" "Ya seninkiler?" diye sordum. Sözlerimi anlamadığı halde gülümsedi. Başımı okşadı. Eski Mısır'da, M.Ö. 4000'li yıllarda Bubastis kentindeki kedi tanrıça Bastet'e gösterilen saygının anısını yaşatan Ramize Ramirez derhal hizmetime girdi. Beni kucaklayıp bir taksi durdurdu ve buraya, Göztepe'deki evine getirdi. Bana "Nefertiti" diye sesleniyordu. Dahası, kırmızı iplikle Nefertiti yazısını işlediği beyaz bezden ince bir şeridi boynuma astı. 216 Ramize Ramirez, irlanda'nın Cork şehrinde yaşayan Og luyla günaşırı telefonda konuşuyordu. Kocası ise eve sene de üç-dört kere uğrayan bir uzak yol kaptanıydı. Kadıncağız dalgalı, köpüklü bir yalnızlık içinde sigara tüttürürken, kendi kendine "Gemileri ben de severim, fakat okyanuslardan nefret ediyorum" diyordu. Ramize Hanım, Türk edebiyatının Agatha Christie'siydi [18901976]. Tam yirmiyedi tane polisiye roman yazmıştı. Gelgeldim, kitapları pek tutulmamıştı. Mısırlılar, Tibetliler, Hintliler ve birtakım İngilizler gibi Ramize Ramirez de kara kedilerin uğurlu olduğuna inanıyordu. Bu batıl inancının faydasını gördü: Yeni romanı Azrail'e İtimadım Sonsuzdur büyük ilgi uyandırdı. Hızla yazmaya devam etti: Katiller De Gıdıklanır, Delik Deşik Bir Kefen, Uçurum Bedduası, Cesetler Şifa Bulmaz-■■ Hepsi de kapışıldı. Eski romanları tekrar basıldı. Televizyon programlarına çıkıyor, gazetelerin kitap eklerinde ondan övgüyle bahsediliyordu. Muhabirler onunla röportaj yapabilmek için yarışıyordu: Bana duyduğu sevgiyi, bir gazeteye verdiği

beyanatta "Mükemmel dostlarımız asla iki ayaklı değildir" diyerek belirtmişti, imza günlerinde hayranları uzun kuyruklar oluşturuyordu. Ödüller aldı. Eserleri sinemaya uyarlandı. Yılın yazarı seçildi. Yüklü bir ücret karşılığında yeni bir yayınevine transfer edildi. Göztepe'deki evini satıp, Gümüşsuyu'ndaki Çifte Vav Sokak'ta bir daire satın aldı. Beraberce taşındık. Fakat biz kediler, insanlardan ziyade mekanlara bağlanırız. 11. yüzyılda gemilerle Mısır'dan Avrupa'ya göç eden atalarım gibi ben de bir Şehir Hatları vapuruna atlayıp Kadıköy'e, oradan da geze geze Göztepe'ye geri döndüm. Evin yeni sahibesi Ruhiye Hanım boynumdaki tasmaya bakıp "Hımmm, Nefertiti, münasip bir isim" dedi ve beni buyur etti. Yorgundum, uyumak istiyordum. Kevser, ben den pek hoşlanmadı. "Kara kedi musibet taşır" diye lıo )\1 murdandı. Ruhiye Hanım ise "Kara kedi diye bir şey yoktur!" deyip beni evirip çevirdikten sonra "Bak!" diyerek, Kevser'e karnımdaki daha önce fark etmediğim beyaz leke-ciği gösterdi. "Haçlı Seferleri'nden itibaren Avrupalılar kedileri korkunç yöntemlerle öldürmeye başladılar. Diri diri yakılan kedileri, Arapların, Türklerin ve Şeytan'ın vekili sayıyorlardı. 15. yüzyılın sonlarından itibaren üçyüz yıl süren cadı avı boyunca, kediler cadıların asistanı telakki ediliyordu. Hele kara kedi, zırcahil Avrupalıların nazarında kılık değiştirmiş ifritti. Zavallı kediler kulelerin tepelerinden atıldılar; baltalarla, küreklerle öldürüldüler; şatoların temellerine, duvarlarına konan harca canlı canlı karıştırıldılar... Edgar Allan Poe [1809-1849] Kara Kedi adlı meşhur hikayesinde, duvara gömülen kedi tema'sını işlemiştir. Batılılar, 'Kedili piyano' diye bir işkence aleti yapmışlardı. Uzun, kapaklı bir kutuya bir düzine kedi konuluyor, hayvancıkların kuyrukları, kutunun kenarındaki deliklerden dışarı sarkıtılarak kapak kapatılıyordu. Sonra, karanlıkta kalan kediciklerin kuyrukları şiddetle çekiliyor, yakılıyor ya da üzerlerine iğne batırılıyordu. İnsanlıktan nasipsiz vahşi mahluklar, biçarelerin acı çığlıklarından senfoni dinler gibi zevk alıyorlardı." Ruhiye Hanım'm anlattıkları uykumu açmış ve başımı döndürmüştü. Kevser'le aynı anda, ayrı dillerde sorduk: "Eee? 'Kara kedi yoktur' derken neyi kastediyordun?" Ruhiye Hanım: "Müsaade edin de sözümü bitireyim." Biz kediler, yüz farklı ses çıkarabilsek de insanlar gibi konuşamıyoruz. Heveslisi de değiliz zaten. Yine de bizimle iletişim kurmak zor sayılmaz. İhtiyar kadın, anlatmayı sürdürdü: "Hasat zamanının başlangıcına rastlayan Saint-Jean bayramında, anız yakılırken kediler de fıçılara ya da torbalara konarak ateşe atılıyordu. 218 Torba ya da fıçı parçalandıktan sonra kaçışan tutuşmuş kediler taşlanarak veya sopalarla dövülerek öldürülüyordu. 1630'larda, Paris'teki Greve Meydanı'nda vahşi bir kalabalık, yüzlerce kediyi yakacakken, taht'a çıkmaya hazırlanan XIII. Louis, babası IV. Henry'i rica minnet ikna etmiş ve kralın emriyle kediler yakılmaktan kurtulmuştu. İşte bu işkence ve katliamlardan, bilhassa kara kedilere odaklanan nefretten sonra, tümüyle siyah olan kediler ortadan kalktı." Zamanla, Ruhiye Hanım'dan kediler hakkında çok şey öğrendim: Abdullah bin Sahr adlı sahabe, kedileri çok severmiş. Birgün, cübbesinin cebinde yavru bir kediyle dolaşırken görülmüş. Bunun üzerine, arkadaşları onu "Ebu Hureyre" [Kediciklerin Babası] diye çağırır olmuşlar. Peygamberimizin de kedileri varmış. Gözdesi olan kedinin adı Müezza'ymış. Müezza, karamel renginde, kısa tüylü bir Habeş kedisiymiş. Allah'ın Elçisi, camiye gideceği bir vakit, hırkasının üzerinde uyuyan Müezza'yı rahatsız etmemek için, hırkanın bir kolunu sessizce kesmiş.

47

kurşuna dizilmiş gibi yere çöktü. fakat otomatik silahlarla yaygınlaşan katil şımarıklığı ile başedemeyeceğini söylerdi. türünün son temsilcisi bir yırtıcı gibi çığlık attı. Hartum'daki Hasan Amcamın gözlüğünün aynısı. Babanı pamuk ticaretiyle uğraşıyordu. Hasan Amcam aslında dedemin üvey ağabeylerinden birinin oğlu. Hıyarağası basamaklarda tazı gibi sekiyordu. Hasan Amcamın asla tasvip etmeyeceği bir manzara daha. Bana karnaval ucubesiymişim gibi davrandı. Şebnem Şibumi'nin söylediği her kelimeyi işitiyorum: "Mutlu musun canım?" "Olmak üzereyim" diyor aşağılık mahluk. ] Loş ve kalabalık kulübün en uzak köşelerinden Lukana'yı seçebiliyordum. Kızın nerede olduğunu bilmiyordu. Şeytanın don değiştirdiği bir gece kulübünde dansçıydı. Ve kızı öpüyor. Kanım.. bir yudum birayla yutabilirsiniz!" diye anons eden sunucuyu erkekler tuvaletinde kıstırıp sille tokat klozete tıkmıştım. İnsanda onları derhal gebertme isteği uyanıyordu. evham ve hüsran altıncı hissi güçlendiriyordu. pingpong değil de satranç oynuyor sanırdınız. Gıcırbey'in. sürekli hatıra fotoğrafı çektiriyormuş gibi gülümser. Limuzine doluşup kayboldular. Gıcırbey'e "Ben herifi yakalayayım. Onu "Şimdi de huzurları220 nızda. Araba. kazanacağına kimsenin ihtimal vermemesiydi. Cinai bir görenek halinde sürüp giden iç savaş ve çatışmalar. can çekişmekte olan. Evinin bahçesinde iki adam pingpong oynuyordu. Arabadan bir düzine fedai saçıldı. 222 Şebnem Şibumi'yi öpen iblis. yere yapışmıştı. Soytarı da öyle. Müsabaka bitti. adam geldikleri yönden geri giderek sokağın ucundan kıvrıldı. bu gece burada olacakları nasıl sezdiğini düşündüm. Uzun boyluydu. Tıp fakültesine gitmemde de. ona en çok kulak veren. ayağında piyade botu.Peygamber'i her fırsatta ziyaret eden ve ondan 5374 hadis rivayet ederek. Lukana. Çünkü bu adam. Güzelliği. uzun favorili ve bıyıklı bir adamla birlikte sokağa girdi. Bir beysbol sopası kafama indiğinde. Her şey. 1996'nm Nisan ayında onu ziyarete gitmiştim. Düşünüyorum da. Demek. daha önce provası yapılmış gibi cereyan etmişti. Halbuki. Gazı kökledim. gök gürültüsü gibi infazlar ve askerî darbelerle yeniden düzenleniyordu. sentetik kürkler. kıvırcık sakallı ve otuzbeş-kırk yaş-larmdaydı. t-reks sürüsü gibi aniden dönüp onun tepesine üşüştüler. dünya bu yıl güneş etrafındaki turunu ben-siz tamamlayacak diye düşündüm. Dizlerimin üzerine devrildim. aklının ucundan bile geçmiyoi m du. Kendisi Fransa'da ve İngiltere'de öğrenim görmüş bir hukukçudur. Ölü taklidi yapan yaralı gibi nefesimi tuttum. dehşet. Arabada benimle oturabileceği halde. Güneşi görebilmek için el fenerine ihtiyaç duymazsınız. Hal hatır soranlara. karnıma durmadan vuruyorlardı. Gıcırbey'de fazla oyalanmadılar: Bana attıkları dayağı ona özetlediler. Şebnem'den haber alamıyordu. cehenneme tayini çıkmış bir melek gibiydi. Evine doğru yürüyen pretJ ses dönüp dönüp arkasına bakıyordu. Ben o akşam için kiraladığımız 1970 model siyah bir Chevrolet Camaro'nun içinde bekliyordum. suratıma. evsiz dilenciler gibi giyinmişti: Eprimiş bir hırka. Hasan Amcam da tebessümünü bir sağa bir sola yöneltiyordu. nefes mi alıyorlar anlaşılmıyordu. polisleri bile mateme sürüklüyordu. şakayla "Yolcuları sağ salim cennete ulaştırmaya çalışıyorum" derdim. Hz. hem de onlarla gurur duyuyorum. >\<> Kanla gargara [Abdülcabbar Turabi] Son tahlilde bütün aşklar karşılıksızdır. kıçıyla ceviz kırabilen. Kong'un özelliği. Kediler. Bahçenin şampiyonunu maça davet ettim. benim içimde de utanç ve kederin dehlediği Arap atları yarışıyor. nereden bulmuşsa. baldırlarıma. İri olduğum ve sert oynayarak elini kanattığım için beni King Kong'a benzetiyor sanmıştım. Gıcırbey moleküllerine ayrılırken. Belli ki. ülkede kuraklık baş gösterdi. İstanbul'a gelmemde de onun tavsiye ve telkinlerinin payı var. Sahne. cehennemde çakmaklara gaz doldurmak gibi bir şeydi. Sırılsıklam olmuştum. elmanın kabuğunu bile emerek çıkarabilen. büyük caminin yanında buluşuruz" deyip fırladım. şeriatın tadını kaçırmıştı. 1983'te General Cafer el-Nimeriri. Pingpongculardan biri. elinde şarap şişesi. biri dan gözlerinin oyulacağı. Şaha det parmağını öpüp kıza zafer işareti yolladı. yokuşları sahile bağlayan merdivenli sokaklardan iniyordu. Melankoli. Hasan Amcamın katiyen onaylamayacağı olaylardı. O kadar sevinçli ve hoşnut görünüyorlardı ki. Gıcırbey'in Chevrolet'yle yaklaştığım duydum. dilenci kılığına bürünüp faciayı daha net görebileceği bir yerde dikilmeyi seçmişti. Ucuna iflas bayrağı takılı mızrak gövdeme saplanmıştı. birkaç sene evvel Hasan Amcamın evinin bahçesindeki 48 . yani başı göğsümün hizasmday-dı. bahçelerde ve bilumum hoşbeş mekanlarında insanlara yakın olduklarına göre. Aşka inanmıyordu. tartaklanmak böyle bir şeydi.. Taylandlı fıstık Lukana Lamppon! Çamaşırı öyle küçük ki. kırılması imkansız bir rekora imza atan Ebu Hureyre. kısa saçlı. dünya gözüyle onu en çok gören hayvan kedi olsa gerek. başımdan aşağı çizgiler halinde akıyordu. Şebnem Şibumi. Hasan Amcam. develerden ve köpeklerden farklı olarak ev içlerinde. bacağında ormancı pantolonu. O esnada. amcam Hasan Turabi'ye ülkemizin hukuk sistemini emanet edince. Mu-hamrned zaten kedi besliyordu. boynunda ressam kaşkolü. Milyonlarca ceset. buruşuk bir palto. Heyecanlanmıştım. Gıcırbey sırtını duvara yaslayıp. Yol ile merdivenlerin kesiştiği bir yerde arabayı durdurdum. 11 Eylül 2001 Salı günü istanbul'daydım ve bütün televizyonlarda ikiz Kuleler'e yolcu uçaklarıyla yapılan saldırının görüntüleri yayınlanıyordu. Müezza'ya ve Peygamber'e arkadaşlık eden türdeşlerime hem imreniyorum. elindeki şişeyi bırakıp bana doğru koşarken arabayı çalıştırdım. rutubetli bir ceket. İşte. [Bunlar. Lukana Lamppon'un dolar yeşili gözlerinin muhasebesiy-le meşguldüm. Şebnem Şibumi ile ihanet dansında ona eşlik eden sente tik kavalye nazikçe vedalaştılar. assolisti ensesinden yakalayıp kaldırdım ve kaportaya çarptım. Şeriatın ardından. Liseyi bitirdikten sonraki birkaç ay. Belime. Tam arabaya bineceği sırada. Lukana. Peygamber'in sohbetlerinde en çok bulunan. bahçe kapısından girdi. 1996'dan sonra Arap zamkı işine girdi. Yolu perdeleyen karanlıktan. Gözünde. Caddeye çıktığında ona epey yaklaşmıştım. Sebepsiz somurtuşun ardından. tam yanı başımda dikildiler. Kız ile herif. kalıcı felç gelir" demişti. Bana "Kong gibi" oynadığımı söylemişti. Rakibiyse yenilmekteydi fakat gayet neşeliydi. Gıcırbey. Başında gangster kasketi. o da pat diye şeriat getirdi. arabesk bir şarkının videoklibini andırıyordu. Neyi kastettiğini geç anladım. Kusursuz Hüsran] Şebnem Şibumi'nin oturduğu sokağın basındaydık. Bu dehşetengiz olayın sorumlusu ekranda belirince hayretler içinde kaldım. Kadarif te cenaze arabası şoförlüğü yaptım. Simsiyah bir dumanın içinde çırpmıyordum. Sokakta volta atan Mün-tekim Gıcırbey. Yüzüne bakınca. Biz ise arabayla mecburen tepenin etrafını dolanıyorduk. [TAHA BİN TALHA. Ona âşık olmak. bir limuzin timsah gibi burnunu uzattı. Hasan Amcamın çok iyi kalpli ve bilgili olduğunu. sürekli yanında kedilerle dolaşıyordu. imitasyon mücevherler içinde sahici bir dilberdi. Taklit kıyafetler. Gecenin zemininde ayak sesleri yankılanıyordu. Ve onu yendim. 1995'te Dünya Masa Tenisi Şampiyonu olan Çinli Linghui Kong'dan bahsediyordu. Sopalar. Lukana Lamppon'la bir kerecik olsun böyle cıvıl cıvıl gezip tozamıştım. Gülüyorlar mı. bir keresinde bana "Surat asmayı bırak. katlanılır gibi değildi. Vıcık vıcık yumruklarım ağırlaşmış. Kız.

çerçevesi ya-mulmuştu. Bense doğduğuma çok pişmanım. ağzımda biriken kanla gargara yapıyordum. Köprüyü geçitken sonra "Aşkı öldüremezler!" yazılı bir pankart gözüme ilişti. Üsküdar Iskelesi'nin karşısındaki telefon kulübelerinden birini izliyordum. Kitabında bana dair yazdıkları doğru değil. "Alper Cangüz'e bayılıyorum" dedi." Tanıdığım kadarıyla alaycı biri değildi. "Üstelik kendi sesinizle bile konuşmuyorsunuz? Bunun bir telefon şakası olmadığını nereden bileceğim?" Aslında. Yüzümün sağ tarafı hâlâ kebap gibiydi. Okuya okuya apartmanın merdivenlerini çıkıyordum. Kendisi diplomatik pasaporta sahipti. Lukana "Herkesin bildiği sırrı saklamak sana düşüyor Abdülcabbar" demişti. şimdi de uzun zamandır görüşmediğim eski dostum Fu hattın öbür ucunda. başınızı en çok derde sokan kişiyi kastediyorum. Güzelliği ona kraliçe unvanıyla birlikte kölelik getirmişti." "Başını öne arkaya oynatır mısın?" Gıcırbey "Böyle mi?" diyerek hareketleri yaparken göz ucuyla takip ettim. Ne düşündüğünü anlamak imkansızdı. "Pekala" dedim. Ömründe ilk kez kar yağışı gören Abdülcabbar. Kesinlikle oydu. Onun da sol yanağında ve kaşında dikişler vardı. "çok iyi yazıyor." Birkaç kişi ha? Yılların onu tahmin ettiğimden de fazla de226 ğiştirdiğini anladım. "Roman okuduğunu bilmiyordum?" dedim." derken dürbünü tekrar gözlerime götürdüm. "sizin için ne yapabilirim?" Sağa sola bakındı. rol icabı peyda olarak Boğaziçi Köprüsü'nden Sultanahmet Camii'ne uzanan pembe bir tül örtmüştü. Lisedeyken en iyi arkadaşımdı. "Dünyanın en çok aranan teröristi"ne pingpong dersi vermiştim. kar tanelerini yakalamaya çalışıyordu. Çocuklar gibi. Yılların onu değiştirdiğini düşündüm. Baş ağrın var mı?" "Biraz. lapa lapa yağan karın içinden geçip caddeye çıktı ve aniden duran bir taksi onu adeta yuttu. İşi profesyonelliğe vurdum: "İntikam almak istediğiniz biri yoksa. En son. Hasan Amcamın kitaplarının Türkçe nüshalarını görünce göğsüm kabarmıştı. Şaşırmıştım: "Cinayet işlemiyoruz maalesef. Acaba AŞKartlar üç yıl boyunca geçerli olacak mıydı? Belki de bakanlık feshedilirdi? Eve vardığımızda arabayı park ettim. Yazarı. Birinci sayfa tümüyle Gönül işleri Bakanlığı Katliamı'na ayrılmıştı." Konuşmamız bu minval üzere sürüp gitti. "Haklısınız. Fu'-nun ne için. Sürüne sürüne Chevrolet'ye ulaştık.. Yüzünde bıçak gibi keskin bir gülümseme vardı. Yokuş aşağı gitmeye başladık. Yine de Lukana benim için yaratılmış gibi geliyordu. Hasan Amcamın gözlüğünün camları kırılmış. Dün. Müstehzi bir edayla konuştu: "Yüreğime su serptiniz. "Evet. İnsanın. Tibet'te bir manastırda çile doldurduğunu duymuştum. İkimiz ayrı bataklıklarda boğuluyorduk: Birbirimize yüzme öğretmemiz imkansızdı. yediği esaslı bir tekmeyle 49 . ben onun için doğmuşum gibi. Kafamı güçbe-la çevirip Gıcırbey'e baktım. Beni gülme tuttu. Carlos'u esaslı bir ahbap olarak görüyorum.. Acı." "Tamam. Sesinde merak ve birazcık endişe vardı: "Telefonu suratınıza kapatıp gidersem ne olacak?" Kesin bir ifadeyle "Hiç" dedim. Gıcırbey de ben de darmadağın olmuştuk." Gıcırbey'le ikimiz. Çok iyi Arapça konuşuyordu. onunla yapılmış bir röportaja rastlayınca apışıp kaldım. işin tuhafı.. Dürbünü bırakıp cep telefonumu çıkardım. Abdülcabbar'm ayna karşısında kendi yüzüne dikiş atmış bir doktor olduğuna inanmak zordu. Gönül İşleri Bakanlığı Heyeti'nin komple katledildiği haber veriliyordu. Kadın spikerlerden biri. Makaraları koyverdik. "onu Fransa'ya ben teslim etmedim.. Şoför koltuğundaydım. Fakat hiç görmediğim birine düşmanlarımdan söz etmekle asıl riske ben girmiş olmaz mıyım?" dedi. Gözlem yapıp tahmin yumurtlayan robot gibiyim. Güldükçe. Bir ara gözden kaybolan Abdülcabbar. Mogadişu'da onsekiz ABD askerini öldürdüğünü ve L998 j}\ Ağustosu'nda Nairobi'deki ABD elçiliğini bir kez daha bombaladığını öğrendim. telefonu kapattıktan sonra bir sigara yakarak. Kar. Aslında kellelerini masamda dizili görmeyi arzuladığım birkaç kişi var. Pingpong mağlubiyeti. "Kollarında ya da yüzünde bir uyuşma filan?" "Yooo?" "Miden bulanıyor mu?" "Hayır? Niye soruyorsun?" "Beyin kanaması geçirmediğinden emin olmaya çalışıyoGözlem yapıp tahmin yumurtlayan robot Pikabımın şoför koltuğundan. En iyi arkadaş derken. Ölüm döşeğinde kahkaha atan deliler gibiydik. kim den intikam almak istiyorsunuz?" Adam "Size ilk ağızda sırlarımı söylememi beklemeyin Ji: Mesajda 'Riski biz üstlenelim' yazmışsınız. Bu sesi tanıyordum. birbirimizin vaktini boşa harcamayalım. Sesimi değiştiren cihazı ağzıma tutarak sordum: "Ne için. yediğimiz müthiş dayaktan sonra birbi-rimize kardeş gibi benziyorduk. Röportajda "Çakal Carlos günahımı alıyor. sonra konuşmamız sırasında bir adam vurulmuştu. Eski dostum. Daha demin sopayla tepeme vurdular!" "Onu kastetmedim. Abdülcabbar'a "Birazdan geliyorum" deyip bir gazete satın aldım. Bu. onu daha da agresif yapmıştı. o derece afallamaz -dım. bütün televizyon kanallarında. 224 Gülme faslı bitince sordum: "Başın ağrıyor mu?" "Dalga mı geçiyorsun? Tabii ki ağrıyor.. 300 metre kadar ötemdeydi. Alper Ca-nıgüz. ansızın yanımda bitiverdi. Gri paltom bir adam kulübeye girdi. "Şu anda beni görüyor musunuz?" Onu özlediğimi fark ettim. dilediğini unuttuğun bir dileğin aniden gerçekleşmesi gibiydi." Bir zamanlar aynı takım elbiselerden giyip langırt oynadığın birine yalan söyleyemezsin. insanı aptallaştırıyor. Lübnanlı bir sevgilisi vardı. İçtenlik. Sonunda o kayboldu. Manşette. Bizzat kendisiyle karşılaşsam. "Neredeydin Doktor?" "Bunu aldım" diyerek elindeki küçük poşetten çıkardığı kitabı gösterdi: Gizliajans diye bir roman.pingpong maçında yendiğim kişiydi: Usame bin Ladin! Mağlup pingpongcunun 1993'te de New York'taki Dünya Ticaret Merkezi'ne [bombalı araç yerleştirerek] saldırdığını. Barska marka dürbünümle Beşiktaş'ta. bakanlığın. Arabayı çalıştırdım.. Ben de kısa Camel paketinden bir sigara çekip ateşledim." Ve yol boyunca kitaptan başını kaldırmadı. benim için son günlerde bu konuşmalar zalim şakalara dönüşmüştü." diyordu. Bir Türk gazetesinde. otuziki dişinden otuziki mahalleye yayılan sırıtışıyla meydanda yürüyüşe çıkmıştı. yakınlarını daha iyi tanıması için bazen onlardan uzaklaşması gerekiyor. sahtelikten daha güvenilmez ve endişe vericiydi. Mikail'in testeresiyle kesilmiş. aynı yılın 7 Ağustosu'nda Nairobi [Kenya] ve Ta-les Selam'daki [Tanzanya] ABD elçiliklerini bombaladığını. haberi sunarken ağlamıştı. iştahsız bir güneş. kimden intikam almak istediğini öğrenemedim. Önce anneme rastlamıştım. kulübenin numarasını tuşladım. Lukana'ya da olan olmuştu.

." "Hayırdır? Türkiye'de misin?" "Evet. Adolf Hitler. Fu.." "Hımmm?" Kaşlarımı kaldırıp alnımı kırıştırdım. 1897-1962] Müntekim Gıcırbey'le 29 Mayıs günü tanıştım. Abdülcabbar'la tokalaşırken. kıtlıktan çıkmış birinin iştahıyla "Tamam" dedim. herşey yolunda mı?" Ormanda birbirimizi kaybedip. ev biraz dağınık" deyip Fu'yu salona buyur ettim. katilin mükemmelliğine bakar. elinden düşürmediği romanla odasından çıkageldi: "Merhaba. Üstüme saldığı iki adamı da hakladım. dün Gö nül İşleri Bakanlığı Heyeti katledildi. Gangster yani. alnından vurulmuş bir erkek cesedi görüntüsünün altından "Gönül İşleri Bakanlığı Özel Kalem Müdürü Ezel Zelzele suikaste uğradı" yazısı geçiyordu." "A-a! Fuat? Ne güzel sürpriz" dedim. Dilersen bir müddet saklanırsın ya da bana katılırsın. Otuz saniye içinde etraftaki öteberiyi alelacele toplarken Hürriyet gazetesini kitaplann arasına gizleyerek ortadan kaldırdım.. Omuzlarının üzerinde. Senin zarar görmeni istemiyorum. fakat benim yerimde kim olsa onun sözlerini ciddiye almazdı. işgal altındaki Paris'te yaşayan tüm Yahudilerin sol göğüslerine sarı yıldız takmalarım emretmişti [1942]." "Yani?. İkimiz de." "Birine mi aşıkmış?" Kuduruk mandıra köpeğinin.. Fu'ya sigara ikram ettim ve karşısına oturdum: "Anlat. kellesi kopmuş bir adam. yana-ğındaki ve kaşmdaki dikişler geriliyordu. Herifçioğlu. "Sanırım aşkı onaylanmadığı için. Şüpheliler listesindeki isimleri tek tek eledim. sakalını tıraş edemez." "Eee?" Paltosunun içinden çıkardığı ikiye katlı dosyadaki fotoğrafı göstererek "îşte bu adam" dedi. bana niye geldin Fu?" "Hayati Tehlike'nin gebermesini istiyorum da ondan. katilleri neden tutuklamıyor?" "Çünkü bilmiyorlar. çay tepsisini sehpaya bırakıp aramıza katıldı." )}>\ "Evet. Tepeleme intikam dolu bir tabağa yumulmak üzere olan." "Şebnem Şibumi. Beni öldürmeye kalkışan herif de konuştu. Şebnem'i benden kaçıran haydudu bir an önce mıhlamak için yanıp tutuşuyordum. Kafa kopunca tıraş biter Başka birinin sevgilisini öldürmek." filan diyordu." "Kim bu Hayati Tehlike. Ne diyorsun?" Şimdiye dek intikam işlerinde hiç adam öldürmemiştim. kendi sevgilinizi öldürmekten çok daha kolaydır. Katliamı yönetenin Hayati Tehlike 230 olduğuna dair delil yok. dalgıç gözleri ve sörfçü burnunu birarada tutan bir amiral kafası taşıyordu. Bildiğim bir şey varsa. ne iş yapıyor?" Fu çayından bir yudum aldı: "Meşhur mafya babası Atom Bombacıyan’ın has adamı. tek kelime etmeden olay yerinden adeta kaçmışmış. Okuduklarım beni afallatmıştı. geçmemiştir bile.. Fu karşımday-dı.. Ben iki kere saldırıya uğradım. sımsıkı kilitlendiği kitabının üzerinden bana bakınca." Abdülcabbar.." dedim ve içimden ekledim: "Onların ölümüyle ülke nüfusunun yaş ortalaması epey düştü." "Pekala olur. gülerek arkadaşıma sarıldım: "Hoş geldin Fu! Eskisinden de hızlısın!" "Hoş bulduk" derken suratımdaki mor tümseğe dikkat kesilmişti. Sokak ortasında sırtüstü yatan. Edmund Hil-lary ve 50 . bahriyeli saçı. Yine de sordum: "Kimsiniz?" "Ben Fuat Tufa. Fakat ben araştırdım." "Peki polis. "senin de tanıdığın bir kıza. görüşelim. beyin cerrahı kendini ameliyat edemez. Şebnem Şibumi'yi benden çalan aşağılık yaratığın ta kendisiydi! Abdülcabbar'la beni hastanelik eden limuzin çetesinin elebaşısı! "Bakanlık Heyeti'ni neden öldürmüş?" diye sordum. Önce annemgile uğramış. Bakanlık Heyeti'nin intikamını almak istiyorum. [WILLIAM FAULKNER. gemileri karadan Halic'e sürüklüyordu [1453]. Güvenlik kameralarındaki kayıtlarda birtakım maskeli adamlar görünüyor. Hayati Tehlike adında biri. çölde rastlaşmış gibi şaşkındık. ölü değildir. Propaganda Bakanı Joseph Goebbels'in tavsiyesiyle.. Sigarasını emdi: "Katillerin lideri. Yedi senelik ayrılığın üstüne.havalanmış olan Ezel Zelzele adındaki özel kalcın müdürünün fotoğrafı vardı. "Görüşmemiz lazım. Benim kitabımda can almak yazmıyordu. Bu rüküş dangalağın ihmalktl 227 lığı olmasaymış 'korkunç olay' önlenebilirmiş." Telefonu kapattım." "Neredesin tam olarak?" "Oturduğun apartmanın önündeyim. Bildiğim bir şey varsa. bir koşu çay suyu koydum.. Acı haber getirenlere özgü sıkıntıyla gözlerime bakarak "Evet" dedi. Gönül İşleri Bakanlığı'nda çalışıyordu! Gazeteyi aniden alev almış gibi bırakıp ayaklandım.. Ve cinayetin kusursuzluğu. Mecburdum. kanlı ellerle piyanosunun başına geçen bir müzisyen gibi tatlı tatlı anlatmaya başladı: "Duymuşsundur. Scarface'deki Tony Montana gibi. ne var ne yok. "Kaçıncı kattasın?" "İki. yolda karşılaştığı hastasının yüzünü hatırlamaya çalışan jinekolog gibi bakıyorduk. Şebnem için tam yirmiiki kişiyi vurdu?" "Özel Kalem Müdürü Ezel Zelzele'yi de onun öldürdüğünü düşünüyorum. "Demek. balıkçı sakalı." Gülümserken. Abdülcabbar'ın.. verdiği beyanatta "Fuat [Tufa] Bey bana Güney Afrika'dan telefon etmişti. Fotoğraftaki cani. Atını denize koşturan Fatih Sultan Mehmet komutasındaki Osmanlı ordusu. Ne zaman?" "Şimdi.. "Kusura bakma. ördek kendini pişiremez. Hepimiz üç-beş yaş gençleştik!" "Ben. kapıyı açtım. "o namussuzu cehenneme yollayalım!" Bildiğim bir şey varsa. çayı demlemek üzere mutfağa gitmesiyle oda bir anda genişledi. [STEPHEN KING] Telefonum çaldığında geceyarısıydı: "Evet?" "Müntekim Gıcırbey'le mi konuşuyorum?" Arayan Fu'ydu. Şeb-nem'e âşık olması ihtimali tüylerimi diken diken etmişti. Bakanlığın kökünü kurutmaya kararlı görünüyor. tropikal tebessümü yavaşça silindi: "Ne oldu patron?" "Hiiiç" derken gözlerim sesi kısık televizyona takıldı. Sesimizi duyan Abdülcabbar. Basın Müşaviri Fuat Atıf Tufa. Fakat. bakanlığın basın müşaviriyim. Fazlasıyla gözü-kara olduğu söyleniyor. Korkarım sen de hedeftesin Gıcırbey. jii ıiAinaı§ • Uzay gemisi şeklindeki bulutların altında Geçmiş. zihinsel bir hıçkırığa yakalanmış gibi görünen Fu'nun ağzı açık kalmıştı. Evimin adresini oradan almış. Demek eski dostum." 228 "Öyle mi?!" deyip daire kapısına yürüdüm ve apartman kapısını açan düğmeye bastım. hepsi bu.." "O nerede peki. Abdülcabbar. niçin polise her şeyi anlatmıyorsun Allah aşkına. Hayati Tehlike hapse girip ense yapacak öyle mi? Buna izin vermeyeceğim.

annesi de yüzüme bir tuhaf bakıyorlardı. Vampir şapkayı aldı. Favorileri uzundu. elinde fotoğraf makinesiyle yanıma yaklaştı: "Hanımefendi.. hiyye sea uhevua?" dedi. Enver'le tanışmıştık. düzgün bir bıyığı vardı. hiyye sea uhevua?" diyor ve saati öğrenmeye çalışıyordu. insan olma çabasını temsil eder" deyip kuklayı bana uzattı. Ankara Kara Harp Okulu binasındaki hücresinin penceresinden atlayarak şüpheli bir biçimde intihar etmiş. Beraber gezip tozuyorduk. 4 Kasım'da yani James J. Ritty'nin yazarkasayı icat edişinin [1879] yıldönümünde. "Ben de Dilara Dilemma. kadınlarla ilişkilerinde bazen akıl almaz biçimde atılganlaşırlar. uzay gemisi şeklindeki bulutlara bakarak yürürken. "Polisin kafası havuza. Pinokyo'nun ağzında. Vampir ormana doğru koşmaya başladı. Gelinlik giydiğimde Frankenstein nikahımı kıyacak. Hiç 51 ." Korku filmleri yüreğimi ağzıma getirir. Askerî darbeden sonra tutuklanan İçişleri Bakanı Namık Gedik. Beni ailesiyle tanıştırmak istediğini söyledi. kardeşini taklit ediyormuş!. Sağ elinin işaretparmağmı sol bileğinin üstüne vurarak "Heebe. Üniforması kan içinde.. Enver. Korku filmleri birer dayanıklılık testi. Bugünün doğruları. Enteresan ve çekici bir adamdı.. üçü çocuk.. bahanesi hazır bir acımasızlığa dönüşür. O kadar bekleyemezdim. sonsuzluğa meydan okuyacak bir aşk zannederler. Namık Bey'in. Ona doğrudan doğruya "Aramızda her şey bitti. fakat Namık Mıknatıs'ı tüm dünyaya rezil etmeyi başardı. bana zaten bildiğim bir şey söyledi: "Seni seviyorum Şebnem. Eve vardığımda. Namık Mıknatıs. önce bana değil. hiyye sea uhevua?" derken ciddiydi! Gülizar Hanım. kaldırımda yatıyordu [1960]. Zeki biriydi. Beklemediğim bir biçimde. hiyye sea uhevua?" 236 Dirseğimle çocuğu dürtüp Müntekim'e sordum: "Ne bu. "o romanı ben de okudum. Müntekim'in annesi Gülizar Hanım zarif bir kadındı. Elimde Pinokyo'yla kalakalmıştım. Bir alışveriş merkezinde dolaşıyordum. Enver Paşa'yla tekrar karşılaşacak mıyım diye meraklanıyordum. beni cezbediyordu. Cevher "Heebe. Yani benimle ilgili hislerini. Cevher yirmiiki yaşındaymış.. şapkası kıyıya düştü. Kupon karşılığı aşk 1 Aralık. bir yandan da açıkçası sıradandı. Büyüklerin benden ve akranlarımdan yasal düzenlemelerle gizledikleri 'korkunç gerçekler' işte bu filmlerdeydi. Havuzdaki kafa vampire öfkeyle bakıyor. saygıdeğer bayan" dedi. Cevher'i kucaklayıp götürdü. 29 Mayıs günü." İlginç biriydi.] ulaşmışlardı [1953]. olgunluk imtihanıydı.. sakin ol" dedi. Salona geçtik: Onikionüç yaşlarında bir çocuk kanepeye oturmuş televizyon seyrediyordu. Küçükken menenjite yakalanmış. İntikam bir denge kurmanın ötesine geçti mi.Tenzing Norgay. Enver Paşa" diyerek elini uzattı. Müntekim. yokuştaki merdivenleri dikey olarak kesen yolda bir otomobil durdu. Arabadan indi. beş Türk yanarak ölmüştü [1993].. İlk birkaçından sonra iletileri okumadan silmeye başladım. "Heykel yok mu?" diye sordum. İşten çıkardığı 1100 kişinin sıkıntısının toplamından daha berbat bir haldeydi. Ellerimle yüzümü kapamıştım. sizi de kandırabilir. Cevher'in hareketleri düzelmiyordu.ısmar-lanmıştı] Beşiktaş'ta. Büyümek. Sık sık buluşur olmuştuk. Beni görünce çocuğun yüzü aydınlandı. meraktan geberiyordum. Sarıyer'in yukarılarında. Barbaros Hayrettin Paşa heykelinin yanında poz verdi. Kendini kandırmayı başarmış birinin sözleri. İntihar edeceğini sandım. henüz Müntekim'le çıkarken. Daha da kötü olacağını nereden bilebilirdim?. Müntekim'le geze toza beş-altı ay geçirdik. Kafasız polis sendeliyor. Genellikle korkumuz tehlikeden fazladır. Teşekkür etti: "Ben Enver. Müntekim biraz mahcup görünüyordu. Godzil-la şahidim olacaktı sanki. Fakat Müntekim bana sürekli eposta gönderiyordu. sizin aile numaranız mı?" Müntekim de. Yine de. Hollandalı Filozof Baruch Spinoza'ımı do ğum gününde [1632] Enver Paşa'ya telefon ettim. 23ü Nasıl yaptı bilmiyorum. somurtkan ve kayıtsız olurlar.. 22 Kasım'da. bu olay beni irkiltti. Hasbelkader bir tanesini izlesem. maymun gibiler. Sonra da iyi akşamlar diledi ve lambasına geri dönen cin gibi arabaya binip uzaklaştı. Donakal-mıştım. Namık Mıknatıs'ınkine benzemesinden çekiniyordum. Gülizar Hanım "Cevher. Galapagos Adaları'ndan birine yerleştiği söyleniyor." Gülümseyerek "Kesinlikle yalan söylüyorsunuz. fotoğraf makinesini bana verdi ve arkasına sakladığı diğer elindeki Pinokyo kuklasını yanağına dayayıp gülümsedi. yapma yavrum. Bir yandan esrarengiz. Erkekler.. Müntekim beni her gün anyordu. lütfen beni bir daha arama" diyemedim. Ben de vizörden bakıp deklanşöre bastım. sağa sola ateş ediyor. Başdöndürücü aşk mektupları yazıyordu. Leonardo Da Vinci'ye Lisa Gerardini'nin tablosu -Mona Lisa. Enver kulağıma eğilmiş "Vampir şimdi de baltayla polisin kafasını uçurdu" diyordu. pekala yarının yalanları şekline girebilir.ı 0'> 279 _ __ 44" 24 Kasım'da. Everest'in zirvesine [8 bin 850 m. güzelleşmek için vampirlerin. benden bin beter hale düşmüştü. boyum uzuyor. Çocuk hâlâ "Heebe. Akıbetimin. Müntekim'le bir daha görüşmemeye karar verdim. Gidip yanma iliştim. Gözlerimi açmaya cesaretim yoktu. korku filmlerine derin bir hayranlık besledim. ben de hangi akla hizmet bilmiyorum. Kim bilir aklından ne geçiyor? Ben bu vampirleri anlamıyorum.. Beyinsizlik onu kahrediyor anlaşılan. Çocuk aynı hareketleri ve sözleri tekrarladı: "Heebe. 2 Kasım'da [1914'te Rusya'nın Osmanlı Imparatorluğu'na savaş ilan ettiği gün]. Cep telefonu hattımı iptal ettirdim. Müntekim de tanıştığımız gün aynı oyunu oynamıştı. Pinokyo. Gülmeye başladım.. açtım baktım bir not: 238 "Tarihe gömülmeden önce haberleşelim. Adımı söyleyene dek mavi gözleriyle beni süzdü. Bir korku filmi afişi görsem. Akşamüzeri eve dönerken. Bundan hiç bahsetmemişti. lütfen bir 237 fotoğrafımızı çeker misiniz?" Fotoğraf makinesini gayri ihtiyari aldım. başım göğe eriyordu. Pakistan'ın doğusunda çıkan kasırgada ölen 10 bin kişinin cesetleri etrafa saçılmıştı [1963]. Enver Paşa arabadan başını uzattı ve "Şebnem! Bir fotoğrafımızı çeker misin?" diye seslendi. Barbaros Hayrettin Paşa ile bendenizi fotoğraflar mısınız?" Komikti. Devrisi gün [1507'nin 3 Kasım'mda. zombi-lerin. teknoloji fuarının açılış konuşmasını yaparken düştüğü durum. onun Gönül İşleri Bakanlığı'na başvurup bir AŞKart aldığıydı. Ben de çektim. Bir kaidenin üzerinde hiç kıpırdamadan duran canlı heykelin yanma geçti. Eııvrı l'." Bilmediğim şey ise.r. Tensel cazibeyi ve erotik merakları. '18 yaşından küçüklere sakıncalı' bu filmler. "Yanılıyorsun Şebnem. 18. rulo halinde katlanmış bir kağıt olduğunu fark ettim. resmî makamlara bildirmişti! Dehşete kapıldım. Fotoğrafı çekerken "Pinokyo yalanın sembolüdür" dedim. birçok sahnesine bakamadığım vahşet dolu filmleri tercih ediyorum.. Ye-niyetme erkek çocukları bilirsiniz. İnzivaya çekildi. Zirvedeki bir adamın bir anda lağım okyanusunun dibine yuvarlanması. yani dünyanın ilk sinema salonunun Paris'te açıldığı gündü [1906]. Almanya'nın Solingen kentinde Türklerin yaşadığı bir apartman Neonaziler tarafından kundaklanmış. kabul ettim. Yüzüme bile bakmadı. iki katlı bir eve vardık. kurtadamların desteğine şiddetle ihtiyacım vardı. Çocukluğum boyunca. Meğerse. Enver yine karşıma çıktı: "Hanımefendi.

Mozart halen aranan ölü bir kaçaktır. Oturup onu izlemeye koyuldum. ondört yıldır devam eden içki yasağının kaldırılışının şerefine içiyorlardı [1933]. İtiraf etmeliyim ki aşkın gücü. Sadece sevdiğini sanıyorsun Enver. Mozart'ın yakınları ve arkadaşları beyaza kesmiş Viyana caddelerinde adeta kör olmuşlardır. 2005 yılında Inssbruck Üniversitesi ve Maryland'deki laboratuarlarda yapılan testlerde Mozart'a ait olduğu ümit edilen DNA'lar. işte. taşımadığınız kusurlarla yererler de. hattâ onlarla dalga geçiyor. Peki onu seviyor muyum? Bu soruyu cevaplamak için henüz çok erken. yavaşlığa bağlıdır: Ağaçlan keserken ormanı korumak gerekir. Türk istiklal Harbi yüzünden zor durumda kalan ingiltere ile IRA'nın siyasi kanadı Sinn Fein arasında anlaşma imzalanmış ve İrlanda bağımsızlığına kavuşan ilk sömürge olmuştu. otomatikman kazdıkları çukura sahipsiz kalmış büyük besteciyi atıverirler. Aşk uzlaşmaya. Benim şahsımda başkasını arzuluyordu sanki. cenaze töreninin yapıldığı St. Garsondan makas istedi. Antikalarla dekore edilmiş. Amiral Heihaçiro Togo komutasındaki Japon ordusu tarafından havaya uçurulan Rus donanması. Bütün bunlar tesadüf müydü? istanbul'da güneşi uzaktan da olsa görebiliyorduk. biz kadınları sevdiğimiz kişiden tiksindirmeye programlanmış sistemi harekete geçirir. Amerikalılar. Bruce Lee'nin gerçek adı" dediğimde Enver irkildi sanki. Enver. Çünkü asayişi sağlamak zorundayız. Yani. Mezar taşı dedim de. Zırcahil ve enerjik mezarcılar da. 52 . kareleri özenle kesmeye başladı. Yani kalbinde bana karşı özel bir şeyler hissettiğinde. Sonra da harfleri l'den 30'a kadar numaralandırdı. izleyenler kalp krizi geçiriyormuş!" Kocaman. "Bana âşık olmaya yaklaştığın her adımda kuponların bir tanesini geri vereceksin. hiçbirini okumadığım halde beni bunaltıyordu. Enver'in avucuna.. sağ bacağı kısa olan oğlu Lee Jun Fan'ın dünyaya yalnızca otuzüç yıllığına gelişinin yıldönümüydü. fakat sonuç alınamamıştır. Kesme işlemini tamamlayınca "Şimdi bu kuponları al lütfen" dedi. köhne bir sinemada.. suçluların ve fahişelerin cenazelerine yataklık eden St. Durdum. Sanırım bir daha görüşmesek iyi olacak" dedim ve çantama sarıldım. "Bence" dedi "kişi gerçekse. Onüç sene sonra tekrar izleyince. Keçi yutmuş boa yılanı kadar enerjikti. Aşkın doğması ve yaşaması. "Yanılıyorsun.. nezih bir yerdi. Beyaz perdedeki karanlıktan fırlayan bin çeşit yaratığa meydan okuyor. Meraklanmışüm. Akrabayı taallukat kabristana vardığında. Her karenin içine bir harf gelecek şekilde şu cümleyi yazdı: ŞEBNEMŞlBUMl ENVERPAŞAYISEVİYOR. Bileğimi tuttu: "Dur lütfen. Gönül İşleri Bakanlığı'nca tescillenmiş." Bu cümleyi hâlâ tamamlamış değilim. Uyurgezer Mevta] Müntekim'den gelen e-postalar. Oyunu tümüyle değiştiriyordu. Bana vurgun olduğu ortadaydı. Enver beni canavarların insafına bırakmıyor. "Lee Jun Fan. 1791'de tutulan ölüm kayıtlarına göre "mühim darı tanesi ateşi" hastalığını atlatamayarak ruhunu teslim eden Mozart kimsesizlerin. Fakat ödümü koparacak filmler hiçbir zaman eksik olmuyor. turne için bulundukları San Francisco'daki Chinese Hospital'da. Sana bir anlaşma öneriyorum" deyip paltosunun iç cebinden iki dosya kağıdı ve bir dolmakalem çıkardı. kahkahalarla gülecektim. 27 Kasım'di. serserilerin. Kağıtlara yatay ve dikey çizgiler çekerek eşit büyüklükte kareler çizdi. Erkeğin hızından kaynaklanan savrukluk. Stephan Kilisesi ile mezarlık arasındaki son yolculuğunda kaybolmuştur! Hava. Aşk heyecanı adı altında gelen bu gayretkeşlik hayra alamet değildir. Mozart'ın mezara kaçtığı gün olan 5 Aralık'ta [1791]. Enver siyah bir takım elbise giymiş. Sahip olmadığınız niteliklerle sizi övenler. dilencilerin.. Garson. Bermuda Şeytan Üçgeni'nde bir uçağın kayboluşundan [1945] tam bir yıl sonra Rıza Silahlıpoda dünyaya gelmişti. belki cinayet de işleyen bir pezevengin gövdesinden kopmadır. birbirlerini ve Mozart'ı göremezler. Port Arthur'da alev alev yanıyordu [1904]. Dilenci pozu veren bir canavar. kardanadamları bile üşütecek kadar soğuktur ve tipiden göz gözü görmemektedir. makası." 241 Kurşungeçırmez yorgan Hassasiyet pahalıya mal olur. Hızlı başlarsın. Leonardo Da Vinci'nin [14521519] icat ettiğini biliyormuş gibi saygıyla takdim etti. Ergenlik rampasını aşamamıştı. zaman kazanmak için sordum: "Lee Jun Fan'i tanıyor musun?" "Sadece Uzakdoğulu olduğunu biliyorum" deyip gülümsedi. Enver ne kural tanıyor. Ne yaptığını anlamaya çalışıyordum. Sonra da çekip giderler. Masadan yavaşça kalktım. 1799-1888. filmin bitmesini beklemeden. Ve bir mezar taşının tepesinde güneşlenen kertenkele gibi objektifleşirsin. birkaç gün öncesine gidelim: Evrenin Sonundaki Restoran'daydık. Varlığım onu paniğe sevk etmişti. sonra da bana gülümsüyor. öyle mi?" "Ne bekliyorsun? Fotoğrafını çekmeyi kabul ettim ve iki kere buluştuk diye. tararlar Mozart'ın mezarını bulamazlar. içine girmiştir. Yine de. Zen-tralfriedhof Mezarlığındaki anıtsal kabir de boştur.unutmuyorum. kara toprak. Işıklar yamnca üzerinde 'Ş-l' yazılı kağıda bakıyor. Kuponları cüzdanıma özenle yerleştirirken. gayet iyi bildikleri yolda. [MARIO MORANTE. 1981] seyrederken dizlerim titriyordu. ne de kural koyuyordu. Muzip bestekar tam anlamıyla yer yarılmış. 240 "Yani beni sevmiyorsun. jöleli saçlarını geriye taramıştı. kararmaya yüz tutmuş bu sevdayı nasıl karşılamalıydım? Kendimi yokluyordum ve Müntekim'in sevdiği kişi olmadığımdan neredeyse emindim. Wolfgang Amadeus Mozart'ın nerede gömülü olduğu belli değildir. sıradanlığa ve tekdüzeliğe varan yolun birinci etabıdır. Avusturya Müzesi'ndeki Mozart'ın kafatası da maalesef başka birinin. Yanında kocaman bir çanta taşıyan Enver'le Kadıköy'de Koyu Kahve adında yüksek tavanlı bir mekana girdik. Stephan'daki süslü mezar da. 'Ş-l'de neyin nesi? Hemen. Karanlık salonda onunlayken kendimi güvende hissediyorum. Ateşin icadından önce ölüp cehenneme giden mağara kadınının hayreti içindeydim. 1940'ta. kadının yavaşlığında kendini gösteren otoriteyle intizama dönüşür. Çin Operası'nda sahne alan Lee Hoi-Chuen ile Gra-ce Lee çiftinin. Henüz ikinci buluşmamızdı ve Enver Paşa bana ilan-ı aşk etti: "Seni seviyorum Şebnem. Romantizmin baştan sona kurallarla örülü oluşu bundandır. Cenaze arabasını çeken atlar. Ararlar. beni tanımıyorsun bile. >A\ "Kimsin sen?" dedim "Yani ne iş yapıyorsun?" "Yorgancıyım" deyip yanındaki devasa çantayı gösterdi. kar denen yumuşak ve beyaz zırhla çoktan örtülmüştür." Bu yavan sözü daha önce de duymuştum. Çünkü dâhi müzisyen. kare şeklinde küçük bir kağıt bırakıyorum. Sonra yavaşlarsın. St. Marx Mezarlığı'nm batı bölümünde bir çukura gömülmüştür. Şeytanın Öîüsü'nü [The Evil De-ad." Bu olay beni birden dikkatli bir seyirci konumundan şaşkın oyuncu pozisyonuna sokmuştu. ilkokuldayken şimşek hızıyla yayılan söylentilerden biri şuydu: "Şeytanın Ölüsü diye 239 bir film varmış. Karnavallar katillere ilham verir. Ayrıca onun saldırganlığı andıran teslimiyetinden rahatsızlık duyuyordum. adının gerçek olması gerekmez. Bıçağını mikrofon olarak kullanıp avına serenat yapan bir cani gibiydi. Durmadan konuşuyordu. ısınabilmek için 242 dörtnala koşarlar. hısımlarınmkilerle karşılaştırılmış.

" "Eee?" "Topkapı Sarayı'na gittim. bahçede çömelerek gezinen adamın Müntekim olduğunu anladım. Artık kimse yorgan diktirmiyormuş. 1926'da Darülelhan'da [konservatuar] Türk Müziği eğitimine son verildi. 1917'de. Yıldız Sn rayı'nda II. kendi imalatım olan bir şeyi hediye ediyorum. Galiba doğumun altıncı günü bir merasim daha yapılıyormuş. Bahçede bir adam vardı! Yüreğim ağzıma geldi. Müzik. Okmeydanı'nda bir yer tuttum." "Tamam da. İnsanlar eğlenirmiş işte. yorgan ve örtü. Biraz pahalı. Bir sabun. Yani fotoğra fini. Bu. sana Kanuni Sultan Süleyman'ın üçüncü karısı Sicilyalı Rozalina'nm yorganından getirdim" deyip. Osmanlı Împaratorluğu'nun elinden çıktı. Bak. Divan Yolu'ndan geçerek Bab-ı Hümayun'a gelirmiş. Bir kalalog hazırlattım.. Masadaki saat üçü beş geçiyordu. Çiçekli bahçelerde şeker şerbet tadılırmış. Yüzüm sevinçle gerilmişti. Sana. Enver'e Reha Veto'dan o gün bahsettim. Harem Dairesi'ndeki yataklara serili yorganların fotoğraflarını çektim. inci ve zümrütlerle bezeli olurmuş. Tarihî felaketlerin kaçınılmaz hale gelmesinde. aklım bir karış havadayken." "Madem öyle diyorsun. entarisini giymek. Şöyle elimle yoklayıp desenin245 den bir kesiti inceledikten sonra. Halbuki cenaze evine taziyeye giden bir ağır hasta kadar yorgun hissediyordum. Üstelik pahalı. Tek tek insanların hayatı da öyle değil midir? Müntekim'de gördüğüm aşırılıklar. "Bunu kabul edemem Şebnem. Benim işim bu Şebnem. Fazlasıyla mahremiyet taşıyan bir eşya. bakayım" diyerek yeniden çantayı açtım. vay canına?" "On sene önce. Elimle orayı kazdım. bir zamanlar 246 Reha Veto'yu vurduğu gibi. beşik. Paspasın altına baktım. Yerinde olsam bir bakardım." "Ne sakıncası var ki? Hem kendinden bahsetmezsen seni nasıl tanıyabilirim?" "Beni yargılamandan korkuyorum. Böylece bütün o yorganların desenlerini çıkardım. Sabunun arkasını çevirdiğimde ŞEBNEM yazısını gördüm. Western adlı bir spagetticide karnımızı doyurmuş cappuccino içiyorduk. Dehşete düşmüştüm. Sen daha iyi bilirsin. Yani. kafeterya'mn sahibi olduğunu düşündüğüm orta yaşlı sarışın kadının. kapının önüne bir şeyler bırakıyordu. Padişah Yorganları. Sen cennete gidince. Dolmabahçe 244 Sarayı'nda da Atatürk'ün yatağım fotoğrafladım. Ağzımdan yalvarışı andıran bir sitem çıkıverdi: "Şansını zorlama lütfen. Müntekim'i de öldürebileceğini düşündüm. bir şey yok... Çorap çekmecesine sakladığım paketten bir sigara çıkarıp yaktım. kahve-cibaşı denilen vatandaş ile onun elemanlarına teslim edilir. Yorgan modern çağa da uyuyor. "Teşekkür ederim Enver. hayatımda aldığım en ilginç hediye" dedim. Reha Veto diye biriyle tanışmıştım. fazlasıyla mahremiyet taşıyan bir şey. Bir de mesela Yavuz Sultan Selim'in kostümlerini.. Tezgahı kapatmış yir-mibeş-otuz yorgancıyla görüştüm. gırtlak kanseri olan Maria Eva Duarte de Peron için. Paşakapı-sı önünde toplanan kalabalık. Yorganın yanında bir katalog bulunuyordu. uzaktan bizi izlediğini fark ettim. Yorgan da o imparatorluğun bitki örtüsü gibi. Eğer şeytan o anda oralardaysa. sonra da bir yürüyüşe çıkılırmış. Sarayları bir bir dolaştım. cennet daha güzel bir yer olacak 9 Aralık." 53 ... bu markayı bilmiyordum.. belki duymuşsundur?" "Maalesef." "Doğru. Odam sigara kokmasın diye pencereyi açtım. Görebildiğim kadarıyla. Çantanın fermuarım açarken. 'E' harfini ona iade ettim. Bilmiyorum bunu sana anlatmam ne derece uygun?. Padişahların yorganlarının aynılarını yapıp satışa sunma fikri kadar.. Çimenlerin arasında küçük bir boşluk vardı. İngilizlerin işgal ettiği Kudüs. bu hediyeyi kabul edemem. Üzerine kuş bacağına benzer bir çift çubuk bağlanmış ve parlak. "Umarım." "Neden?" "Yorgan bu. Oradan seçiyorsun. Aslında göründüğü kadar özel değil. Lise son sınıftaydım. İnsanlar beşiği yorganı alkışlar. Beşik de. Abdülhamit'in yorganını çektim. yorgan da elmas. değil mi?" "Evet?" "Osmanlı Sarayı'nda padişah çocukları doğduğu zaman beşik alayı denen bir tören yapıhrmış. Kilis'e gittim." "Peki birileri satın alıyor mu bu yorganları?" "Elbette. Dikkatle bakınca. Beni büyülemeye çalışan lanet olası Müntekim Gıcırbey'i sonsuza dek görmek istemediğimden artık emindim. yeşil taşlar tutturulmuştu. İnternetten de sipariş alıyoruz. kesin o da şoka girmişti!. yorgan ve sırmalı örtüler gönderir.. 1951'de İstanbul Şişli Camii'nde. O anda aklım başıma geldi. katalogu aldım.. yorganlar da hoşuma gitmişti. Aynılarını diktirip satıyorum. zayıf bir adamdı. Birkaç dakika içinde toparlanıp bahçe kapısından çıktı. Ve acayip bir şey buldum." "Hımmm. Perdenin arkasından Müntekim'i izliyordum. Dünya Savaşı'na girmeyebileceğim öne sürerler. muhabbet. 1928'de [1 Kasım'daki Harf Devrimi'nin kırkıncı günü] Latin harfleriyle yazılmış ilk mezar taşı Avukat Ali Kemal Bey'in validesi Aliye Hanım'ın mezarına dikildi.. Yavuz Sultan Selim'in yorganı ile mesela Sokollu Mehmet Paşa'nın yorganını birbirine karıştırmış olabilirim. uykuya dalmamı engelliyordu. Benden beş yaş büyüktü. Sicilyalı Rozalina'nın yorganı. Kalbim göğsümden fırlayacak gibi oldu. Biraz karıştırdım. bunun yorgancılıkla ne ilgisi var?" "Ben fotoğraf çekiyorum ya. Üstelik pahalı. Yorganı çıkarıp yayamazdım. Görüş alanımın dışındaki bir arabanın motor sesini duydum." "Doğrusu öyle düşünmemiştim. onun ibriğini kullanmak manasız. Enver Paşa'ya ilk kuponu vermekle iyi mi etmiştim?." "Sarayda insanlar toplanır. Kara kuru. Babamın. Halbuki yorganını örtebilirsin. Padişah da davetlilere hediyeler sunarmış. saraylı bebecik için dua edilirmiş. Enver Paşa [1880-1922]. Açıkçası hangi yorganı kim örtmüş tam emin değilim. ölümünden yedi ay önce mevlit okutuldu." deyip güldü. Üsküdar İlçe Emniyet Müdürü'ydü Enver. 1893'te Haliç sularının donduğu gün. Bazı tarihçiler."Nasıl yani?" "Yorgancılığın tarihe karıştığını duydum. Osmanlı împaratorluğu'nun I." Enver'in bana verdiği kuponlardan birini.. Dört tanesi benimle birlikte İstanbul'a gelmeyi kabul etti. Leonard Cohen'in The Future şarkısı çalıyordu. o büyük deri çantayı uzatırken ekledi: "Sicilyalı Rozalina'nm diğer adı neydi?" "Gülfem Sultan" dedim. Valide Sultan ile sadrazam.. Hali vakti yerinde kişilere.." "Sen tarihçisin. Korkum daha da arttı. Tam çığlık atacakken kendimi tuttum. Ben de makaraları koyuverdim. Babıali Baskmı'nda [23 Ocak 1913] öldürülseydi.. Her neyse. dua. Sigarayı alelacele söndürdüm. rüyalarında beni görmeni sağlar" deyip muzipçe gülümsedi.. Yatak dediğin bir imparatorluk. fakat insanlar ömürlerinin üçte birini yatakta geçiriyorlar. Sessizce merdivenlerden aşağı inerek dış kapıyı açtım. belki de benim hassasiyetlerim yüzünden gözümde büyüyen geçici tuhaflıklardı? Yorganı üzerimden atıp doğruldum. Çantayı derhal bıraktım: "Enver. Bunların yanında sultan ve şehzade yorganları da var. kaz tüyü özel yorganlar dikiyoruz.. Yani bizimkiler hakiki padişah yorganı. bebek için beşik.. MI "Benim babam. küçük olayların büyük payı vardır..

Tarih bölümünde okumaya başladım. Reha'yla dansımız trajik bir biçimde yarım kalmıştı.. Herhalde hiçbir kız.. Anneme de bir şey söylemedi. Bir anormallik olsun istemiyordum. hikayenin devamını bilmediği için bu kadar sakin durabiliyormuş gibi geliyordu. Bayramlarda filan. Çok acayipmiş" derken Enver derin bir nefes aldı. Yaz geçti.. Okul bitti.." Enver pür dikkat beni dinliyordu. Bir tek babam yüzü allak bullak bir halde bana doğru yürüyordu. Büyük ekranlı bir televizyon. Sırtımda. Reha'nın evinde öylece oturmuş bir şeyler içiyorduk. Mesele de o değil zaten.." Gözlerimden yanaklarıma sıcak yaşlar süzülmeye başladı."Seni yargılamak mı?." deyip elimi tuttu. Gerçi babamın polis olduğunu söylemiştim. Abartmayacağına söz verirse olabileceğini söyledim. Gönül İşleri Bakanlığındaki heyet var ya. Fakat aramızda ciddi bir şey olmadı. Babam çok şefkatli bir adamdır. Fakat o anki yüz ifadesi çok acayipti. Alnını kırıştırmış.. "Ben senden yanayım Şebnem. Ve beyni sütlüçilekli dondurma gibi elbisemden aşağı akan Reha yere yığıldı. Bilgisayarı vardı. "Haklısın. 'Tamam' dedi. babasıyla erkek arkadaşının bu şekilde tanışmasını istemez. Gelgeldim hiç de öyle değil yani. Kadiri tarikatını bilir misin?" "Duymuştum. Yemek hazırlamıştı. Eşyaların çoğu çahntıymış. Sigarası ağzının kenarındaydı. içimde metal bir yumak çözülüyordu sanki. PAPTılar babamı Üsküdar belediye başkan adayı gös r. O anda. Reha'nın tavırları da beni itmeye başlamıştı.. gözlerini kısmıştı. Emniyet teşkilatından birçok polis tanıyordum... Tam o anda babam ateş etti. Bir ara 'Açılın' anlamında silahını sağa sola çevirdi. Kaan'ın ağabeyi gibiydi. Akıllı bir çocuktu." Tuhaf adamlar. Fakat beni öyle gördükten ve Reha Veto'yu öldürdükten sonra. Herkes donup kalmıştı.. Çekiniyordum. Biz evin salonunda dans ederken. Kıpırdayamıyordum. "Uyuşturucu satıyormuş." Enver. Sahile filan gidiyorduk. Birkaç kere ailece bize misafirliğe de gelmişlerdi.\ termek istediler. sinemaya. Sonra ne oldu?" Sağ elimin serçe parmağı tırnağımın kenarından küçük bir ısırık aldım. Sesinde merak yoktu. Reha'nın kalbinin deli gibi 250 attığını hissediyordum. Tam bir şey söyleyecektim ki Reha arkamdan boğazımı yakalayıp kafama silah dayadı!" "Ne?!" "Evet.. 'Kızı bırak gitsin!' diye haykırdı. Babam birkaç ay sonra emekli olup hacca gitti. Reha'yı tanımıyordu. Derslerde iyiydim yani. Fakültede Emre adında çok iyi bir çocuk vardı.. anlattıklarımı aklı almıyormuş gibi bakıyordu.. korku yüreğime doluyordu. Yine de yüzünü bildiğini sanmıyorum. Aptallığım yüzünden öbür dünyada cayır cayır yanacağım. Büyüdüm sanıyorsun. Reha'yı epeydir göremiyor-duın. birkaç kere yeltendi. Reha işsizdi fakat ailesinin durumu iyiydi sanırım. Reha 'Yaklaşmayın yoksa kızı vururum' diye bağırıyordu. Üniversite sınavına gireceğimiz için. korkudan çok utanç hissediyordum. Derken babam sigarasını atıp silahını çekti." "Hayır Şebnem.. Şu. Öyle çok ağladım ki. Vücudumda kontrolden çıkmış bir gözyaşı makinesi gürül gürül çalışıyordu sanki. Sadece bir his. Yine de birkaç kere nasıl olduysa Reha'nın evine gittim. Reha. en yakın arkadaşım Serap Sahra'nm sevdiği bir çocuk vardı: Kaan." "Baban durumu nasıl karşıladı? O da çok şaşırmış olmalı?" "Babam olaydan benden bile fazla etkilendi." Ağlayacak gibiydim. Onu hiç böyle görmemiştim.. hiç de bile. 'Neler oluyor Reha?!' diye sor dum. sevgilin seni rehin alıyor ve baban geliyor. Bana iyi davranıyordu. Reha'nın evine gittin ve. Onu sevmiştim. Bazı akşamlar Beyazıt'tan Üsküdar'a Emre'yle birlikte geçiyorduk. Bir-iki kere dördümüz gezmeye gitmiştik. Reha Veto'yla takılıyordunuz. Daha doğrusu. Dışarıdaki polislerden biri 'İçeride olduğunu biliyoruz." Kalbim hızlanmıştı. Hatta emniyet müdürü olduğundan da bahsetmiştim. Çengelköy'ün yukarısında eski." "Reha askerden geleli bir sene olmuştu. "Tamam.. "Evet" dedim "30 kuponun tamamını benden geri almayı başarırsa. Ağlamaya başladım." dedi ve ona üçüncü kuponu vermeme neden olan cümleyi kurdu: "Sen cennete gidince cennet daha güzel bir yer olacak. Bana hiç kızmadı. ben anlattım. sana sarkıntılık mı etti?" "Aslında evet." "Neden peki? Bir tür kaçak filan mıymış?" M-> "Onu söyleyeceğim." 54 . kulağımı sıyırarak otobüsün ezdiği dondurma külahı çıtırtısıyla Reha'nın başına saplandı. Sol gözünü kapatan korsan gözlüğünü sol elinin işaretparmağı tırnağıyla kaşıyordu. acayip koşullarda lazım olabilir Leyla Kalahari "Ne. "Devam et lütfen. Tekrar buluşmaya başladık. Gerginleştiğimde tırnaklarımı yiyorum hâlâ. Bana yakınlık gösteriyordu. sana kupon mu verdi?" diye sordu. ölümü de ahreti de fazla ciddiye almaya başladı. O yaşlarda insan neyin ne olduğunu bilemiyor. Serinkanlı görünüyordu. Çay bahçelerine.. Dalyan Efendi o heyettekilerden biri. Sonra da kapı sertçe vuruldu. "Reha da babamı tanımıyordu. Kafamın içinde bir okyanus uğultusu. Sonra kapıyı açması için ısrar ettim. "Ben aslında çalışkan bir kızdım. Son derece duyarlı ve şefkatliydi.. fakat babam kabul etmedi. Paniğe kapılmıştı.. Bir hırsız çetesiyle de bağlantısı varmış. Uzatmayayım. Bir yandan da müzik dinliyorduk. "Ne peki?" "Birgün. Bazen öğleden sonraları Reha'yla buluşup geziyorduk. Üstelik kafam da karıştı biraz. İyi aşçı değildi yani. sevgilim beni rehin aldı. Yeni bir müzik seti almıştı. Reha'nın arabası vardı.. Eşyaları. Zaman zaman onların zikirlerine katılır. müstakil bir ev tutmuştu." Çantamdan bir mendil çıkarıp gözlerimi ve burnumu sildim. Sarıldık. 'sen aç. Gönlünü ferah tut. yalnız yaşayan genç bir bekar için gayet gösterişliydi. Enver masal dinleyen çocuklar gibi bakıyordu. Babamın sevdiği polislerdendi. Ben. yeni halılar filan. Babam polis olduğu halde heyecanlanmıştım. bir Reha'ya baktılar ve harekete geçtiler. Reha'nın kapıyı açmaya niyeti yoktu. Senin hiçbir kabahatin yok. Evinde dört kilo eroin buldular.' Ben de kapıya yaklaştım. PAP'a ııyc oldu. Onlar da küçüklüğümden beri beni tanıyorlardı. Hepsi geçti. Onu sağda solda görüyordum. Bana 'Dans edelim mi?' dedi. Düşünsene. Zaten perişan olmuştum. yoksa kızı vururum!' diye bağırdı.. O korkunç olay hâlâ rüyalarıma giriyor." "Dalyan Efendi diye bir şeyhe bağlandı. İlk başta ben de ne yapacağımı bilemedim." "Öyle mi dersin?. Beni evine davet edip du248 ruyordu. Terliyordu. "Unut gitsin Şebnem. Diğer polisler buzları çözülerek bir babama. Şoke olmuştum.. Açmazsan kapıyı kırmak zorunda kalacağız' diye bağırıyordu. Derhal kapıyı açtım. arada Kaan'ın yanında Reha'ya da rastlıyorduk. Kurşun. Renault. Nedenini tam bilemiyordum." "Çok ilginç kızsın Şebnem. dışarıdan siren sesleri gelmeye başladı. kalbimi de kazanmış olacak." "Babam her zaman muhafazakar bir adam olmuştur. Karşımda üniformalı Bora Ağabey'i görünce afalladım. daha doğrusu 17 Kasım günü. Derken biz Reha'yla çıkmaya başladık. Reha 'Çekilin! Defolun buradan." "Siren sesleri derken?" "Polis sirenleri. Reha Veto'nun sırrı neymiş?" diye sordu. Bana. "Peki. Biz Serapla gezdiğimiz için. Reha ile babamın arasında. Açıkçası berbattı. hocalar da bize toleranslı davranıyordu. Babam sivildi zaten. O da şaşırmıştı. Utanç bedenime yayılırken. kapıya yanaşmakta olan beyaz bir Toyota'nm içinden babam indi. Enver Paşa beni ürkütmekten sakınır gibi usulca omzumu okşadı. Uzun süre kendime gelemedim.. Böyle bir şey aklımın ucundan bile geçmemişti. Üniversiteyi kazandım.. Reha'yla birbirimize baktık. Benim için şiir yazmıştı. Babam bir koşu yanıma vardı.

Milattan Önce 17. diplomatlar imalarla ve sembollerle konuşurlar. Onlardan biriyle muhatap olduğunuzda. bilim adamları. O esnada. yazıldıktan 1500 yıl sonra basılan Mimarlık Üzerine [De Architectu-ra] adlı. "O da kim?" Rengarenk saçlarının altında sağ gözü.Ö. bir internet sitesinde. Milattan Önce 6.. fırtına da yoktu. Milattan Önce 753 yılında kurulduğu iddia edilen Roma İmparatorluğu'nun hikayesini es geçmedim: Bir nevi kur-tadam olan Romulus'un. Hizmetçi kız da yaya kalmış hostes gibi. henüz kırkbeş yaşındayken ölmüştü.. Yanında bir de koruması vardı. Garip bir biçimde havada yavaş yavaş ilerleyerek korlaşmış odunların arasına çakılan uçağın ardından hostes de şömineye dalıyor. Tabiattaki ahengin ayrılmaz parçası olan hercümerçten bir sahne diye düşündüm. sağa sola bakman bir tabanca gibidir. insanın üstesinden gelebileceği kadar kolay bir iş değil. Pervanesi yanan uçağı bir ucundan tutup mutfağa doğru koşturuyor. Kısa boylu. yüzyıla kadar matbaa yoktu. elindeki oyuncak Kami-kaze uçağını uçurarak etrafta dolaşıyor. bir bildiği olanların otomatik alaycılığı yansıyordu. boş mu dolu mu olduğunu kestiremediğiniz. Ağabeyi Wilbur Wright 1912'de. annemi öldürmüştü. hapisteydi. Asırlara ne kadar çok iftiranın. o dönemde mağaraların mesken olarak kullanılmadığını. yanılanlar. Yirmiiki yaşındaydım. Rumeli Hisarüstü'nde. yanlış anlamanın. Leyla Kalahari'nin beş yaşında bir erkek yeğeni vardı. şişman bir adamdı. ikiz kardeşi Romus'u öldürdükten sonra Roma'yı inşa edişi ve belasını buluşundan dem vurdum. Wright Kardeşler'den bir tek Orville'in [1871255 1948] Kamikazelerden haberdar olduğu geliyor aklıma. ilk ders günü. Birkaç kişi başvurdu fakat yalnızca Leyla Kalahari'yle anlaştık. Tiz ve metalik sesiyle "Hey cici kız. haydutlar. papağanın gagasmdaki zeytin gibi parlıyordu. Çok az param vardı. Babam. Sonra büyük bir mağazada tezgahtarlığa başladım. "bence de fena numara değil. ek-mebiçme işlerinin daha öncelere dayandığını belirttim. "Leyla. "Bugün Çin'de 40 milyon kişi 'yaodong' denilen mağara evlerde ikamet ediyor. ilk vaazına "Şu hayatta her254 kes ama herkes ıstırap ve tatminsizlikle kuşatılmıştır" diye başladığını söze konu ettim.. üniversite sınavına hazırlananlara özel ders verebileceğimi belirten bir ilan yayınlamıştım. tarihçiler kahinlere benzer." Korkma ben varım . "Sanmıyorum." iyiliği hesaba katmayan." "Evin nerede?" "Karagümrük'te. bir çocuğa böyle bir isim koyar ki? Gerçek'in annesi ölmüş. Adı. köleler. o yangına fırlatılarak yakıldığını anlattım. Tek gözlü talebemin yüzüne. Biz salonda konuşurken. imparatoriçeler. Fakat uzmanlar bu durumdan doğan sorumluluğu reddeder. bilmeyenler. Ve tarihin en önemli özelliği. kırk yaşında zarif kadınlar vardır. Bir konfeksiyon atölyesinde çalıştım. uydurmanın sığabileceğini düşün. Yani ı. mutluluğu ciddiye almayan. Milattan Önce 1." Deliller çözüm getirici olduğu kadar öğretici de olabilir. şüphelerin değişmez belirsizliği içinde yaşayan." dedi Leyla Kalahari. Büyük ağabeyim. hissetmeye.. "Enver yorgancılık yapıyor. oyuncak mı gerçek mi." Leyla Kalahari'nin yüzünde. bu kanunlardan birine göre. Babil-li Hammurabi'nin kanunlarının 282'sinin okunabildiğini. "tuhaf adamlar acayip koşullarda lazım olabilir. Afşin'den İstanbul'a kaçtım. Çarşambadan beri öylece yatıyormuş. Ganimet Granada çıkardı. Devletlerin sırları vardır. dalgalı saçları parlıyordu. Dersimize. 252 "Kanuni Sultan Süleyman'ın üçüncü karısı. hizmetçinin arkasından yürürken "Uçağı akvaryuma koyalım mı?" diye sesleniyor. sokak dövüşü dalında Olimpiyat şampiyonu olduğunu öne sürdüm. yüzyıldan kalma bir kitabeden. tüccarlar. tekerrür etmemesidir" demiştim. Ju-lius Caesar tarafından savaş makinaları yapmakla görevlendirilip Roma ordusunun Galya ve İspanya seferlerine katılan Vitruvius'un icat ettiği mancınığın 300 yıl önce Çin'de zaten kullanılmakta olduğuna işaret ettim. Eski bir şarkıcıydı. 15.. Bu nedenle. 21. Milattan Önce 8500 ila 7000 yılları arasında birilerinin Ortadoğu'da tarımla uğraşmaya başladığı varsayılsa da." Soruyu tamamlayamadım. Kırlaşmış. Gerçek. Hayatında en az bir aşağılık herifle yakınlaşmadan gerçek kadın olamazsın: Ganimet Granada'yla orada karşılaştım. konuşmaya başlarsınız: "Evet" dedim. Yıldırım düşmemişti. onlar gibi düşünmeye. Milattan Önce 8000 yılında dünyada insan nüfusunun yalnızca 5 milyon olduğunu. Süpermen'in pelerini."Böylesini ilk kez duyuyorum Şebnem. Babası başka bir kadınla kayıplara karışmış. Kuzey Caro-lina'da benzin motorlu uçakla ilk uçuşu gerçekleştirdikleri gündü. "Geçmişi bilmek. Televizyon fabrikasından atılınca. "Gerçi beni alakadar etmez ama." "Hımmm? Padişahın karısının yorganını nereden bulmuş?" Altında göz bulunmayan kaşını kaldırdı.. Onun. villanın bahçesinde devrilmiş bir ceviz ağacı görünce şaşırdım. on küçük ciltten müteşekkil kitabına değindim. Ağaç..\ Krallar. daha doğrusu sohbetimize başlarken "Tarihî olmayan bir tek an bile yoktur. Leyla Kalahari'nin villasın-daydık. bu hakikaten romantik. Yine de Leyla Kalahari'ye. Gülfem Sultan. adın ne senin?" diye sordu. efendim. Yere sağlam çakılmış o dengeli ağacın yürüyüşe çıkması imkansızdı." 17 Aralık." "Belki de bir yerde okumuştur ya da filmde görmüştür?" Şüphe." r. saray denince akla entrika gelir. Kim. Tam karşımda duran akvaryumda hiç balık olmadığını fark ediyorum. "Biraz tuhaf bir adamdır. dinî liderler. gelmiş geçmiş tüm insanların yalanları." "Enteresan. Bıçakla. insan bilmediği bir konuda doğru soru soramaz. Tek istediği. 580-500] tam 34 yıl boyunca Mısırlı ve Babilli kahinlerden ders aldığını. yani Wright Kardeşlerin 1903'te. oyuncak uçağın ve öksüz pilotun peşinden ayrılmıyor. Yani neolitik çağda tüm dünyadakinin sekiz katı! Tarihte bir mağara dönemi varsa. Matematik ve astronomi alanındaki çalışmalarıyla tanınan Pisagor'un [M." dedim. Granada Gazinosu'nda şarkı söylüyordum. savaşlar taklitler ve aldatmacalar üzerine kuruludur. Alaaddin'in uçan halısı ve Enver'in yorganı ha? Tebrik ederim.II [Leyla Kalahari] Gözümü.. Gerçek "Vooooooo!" diye uçağını beş metre öteden şömineye doğru fırlatıyor. ömrünün kalan 51 yılı boyunca da evine yalnız bir kere uğradığını." 55 . Bayan Kalahari'ye tarih dersleri veriyorum. "Teşekkürler. Gerçek'in babası. beni bir arkadaşıyla evlendirmeye kalkıştı. geleceğe itibar etmeyen.ı rih ile hakikat iyi geçinemez. Derken. bana Sicilyalı Rozalina'mn yorganını hediye etti. kayıp bir kabilenin izine rastlamış antropolog ifadesi yerleşmişti. savaşçılar.. yüzyılda doğan Siddharta Gautama Buddha'nm yirmidokuz yaşında. karısı Yasodhara ve oğlu Rahula'yı terk ettiğini.. Osmanlı saraylarında kullanılan yorganların aynılarını diktirip satıyor. Gerçek. birtakım yerleşim bölgelerinin bulunduğunu söyledim. Gerçek. neden bahsettiğini bilen biriyle sohbet etmekti ve bunun için ödeme yapmaya hazırdı. yüzyıldadır. Üç çeşit tarihçi olduğu söylenir: Yalan söyleyenler. yanılgıları ve bilgisizlikleri tarihin oluşumunda rol oynadı. yangını fırsat bilip yağmacılık yapan kimsenin. yüzyılda yaşadığı tahmin edilen mimar Marcus Pollio Vitruvius'tan söz açtım.

İnşallah. Sonra da elimden tutup psikiyatrlara götürdü. "hazırlan. şarkılarımı ona bakarak söyler olmuştum.. Hastaneden çıkınca Abidin'in bana hediye ettiği Rumeli Hisarüstü'ndeki villada yaşamaya başladım. Abidin meğer gangstermiş. uzay mekiği Challenger fırlatıldıktan 73 saniye sonra infilak ederken [1986] Enver'le birlikte Üsküdar rıhtımından yukarı doğru yürüyorduk. "Abidin onu alsın mı.. kızların aklını başından alıyor." Babam annemi neden öldürdü? Ağabeyim beni niçin arkadaşıyla evlendirmeye uğraşıyordu? Ganimet Granada benden ne istiyordu? Abidin Dandini gerçekte kim? Hayati Tehlike'nin beş yaşındaki oğlu nereden yeğenim oluyor? Şebnem Şibumi'den ne öğreneceğim? Abidin üzerime böyle tuhaf bir yoldan kuma mı getiriyor? Bu vahşet yüklü saçmalıkların hiçbirini merak etmiyorum. Abidin. Onu seviyorum. vursun tabii ki. Piyano çalmayı öğrendim." "Evet. yani Haftanın üç akşamı muhakkak gelirdi. Abidin'den önceki yıllarıma ait. yalvarır gibi şarkıya devam ettim: "Ayı il mam istersen hiç yanından I Çağırsan gelirim çok uzaklardan r>ı / Eskiden korkardım yalnızlıktan I Korkmam artık sen varsın. vursun mu?" diye sorarsanız. Abidin Dandini karşımdaydı." "Hımmm? Şarkı söyler misin?" "Şarkı mı?" "Evet. sol gözüm dahil hiçbir şeyi özlemiyorum. Bir süre toparlanamadım. Bir gece Abidin gelmedi. Her ne kadar iyi bir kıza benzese de. iyi misiniz?" "Sizi görüp de iyi olmamak mümkün mü Leyla Hanım?" dedi. Fazla vaktim yok. zahmet olmazsa?" Etrafa bakındım. onunla mezara kadar yola devam edebilirsiniz. Şarkı söyleyerek masasına doğru yürüdüm: "Zaman durdu sanki beklerken seni I Ben bir tek sevgiye bağladım kalbimi. Doktor Neptün Petunya. Uykuya dalar dalmaz kabuslar görüyordum. Soran olursa 'yeğenim' dersin. Tek gözümü. yanında bir arkadaşını getirdi. Ona engel olmaya çalışırken. Soğuk hava. Öfkeden nefesi kesilmişti. ilginç bir çocuktu. Abidin onu öldürmez. sesin de gözlerin kadar güzel mi?" 256 "Bilmem?" "Oku bakalım. Sağ kolu askıdaydı ve dirseğiyle bileği arasındaki sargıya kan sızmıştı. o soysuz hödük sana bir daha dokunamayacak" dedi. her sahne alışımda. Ganimet Granada'nın icabına bakmıştı. lakin aşırı kıskançtı." "İyi ama benim kız kardeşim yok ki?" "Tamam işte. Üzerime çullandı. Abidin'e dönüp. Bir akşam. Tezgahın üzerine 100'lük bir banknot koydu. Ağlayarak uyanmıştım. Fyodor Mihayloviç Dostoyevski Saint Petersburg'daki evinde akciğerleri kanaya-rak can verirken [1881]. Şebnem Şibumi hakkında hiçbir şey bilmek istemiyorum.." Muzipçe gülümsedi. sen sormadan da cevabı verebilirim?" "Neymiş?" "Seni önce kullanacağım. Şebnem Şibumi'nin bir internet sitesinde yayınlanan. Merak ettiğim asıl konuyu gündeme getirdim: "Hiç âşık oldun mu?" "Yani seni tanımadan önce mi?" "Hı-hı. Anladın mı?" "Yeğenim mi?" "Kız kardeşinin oğlu. Abidin onunla evlenmez. Ben sohbete pek katılmadım. kulise çiçek gönderirdi." Bu cümleye çok şaşırmıştım. Sarıldık. En sevdiğim yazar. Fakat bana doğruyu söyleyeceksin?" "İstersen. Anlatmamı istediğinden emin misin?" 260 56 . En sevmediği mevzular. Onunla arkadaş ol." Granada Gazinosu'nda sahneye çıkmaya başladım. Chuck Palahniuk: Büyüleyici kabusların kreatörü.. En çok da Abidin Dandini'den huylanıyordu. nazlanma." Orkestra çalmaya devam ederken. Banka hesabımda daima yeterince para oluyordu. odasındaki mobilyaların yerini değiştirmişti. Kitap okuyorum. cehennem ateşiyle tutuşturmaya. Birkaç hafta sonra. Bu söz. Programın sonuna doğru çıkageldi. resim dersleri aldım. O nedenle çocuğu onbeş-yirmi dakika muayene ediyor." Gerçek.. "Bu çocuk. sırasıyla. Bir erkek hastanede size eşlik ediyorsa. İki kere intihara kalkıştım: Bir kere küvette. Genç bir adam.... Şaka yaptığı belliydi. bir keresinde.. Burada bir arkadaşımla kalıyorum. Gülümsedim. çünkü tam o anda Enver'e kalbimi kaptırdım. terli bir kirpi gibiydi. Buğulu gözlerle beni izler. Biçmişiz yumruklarıyla bana rastgele vuruyordu. Her nasılsa hapse girmedi. Oturup konuştular. Yine de fazlasıyla etkilenmiştim. Meraklandım. Bunu nasıl yaptığını hiçbir zaman anlayamadım. Anaokuluna götürüp getireceksin. Bahçıvanım. Hayati'nin oğlu. Halbuki ben onu polis sanıyordum. bir kere İsviçre'de. Abidin beni kucaklayıp acil servislere koşturdu... gidiyoruz."Baban ne iş yapıyor?" "Ailem Afşin'de. dört yaşında olmasına rağmen. Yavuz Sultan Selim komutasındaki Osmanlı ordusu Kahire'ye girerken [1517]. Şarkıları sayıklar gibi okuyordum. Kızkardeşin öldü ve çocukla sen ilgileniyorsun. Yirmi yılım burada geçti. Abidin sık sık beni ziyarete geliyor. Az konuşuyordu. "Zamandan daha önemli bir şey varsa. "Haydi. kızların aklını başından alıyor 28 Ocak gecesi. o da saniyedir" dedi. Gayriihtiyari. ben de bir tokat attım. Tanı 0 anda masasında demlenen Ganimetle göz göze geldim. Ganimet beni sertçe uyardı. birden bir bıçak çıkardı ve yüzüme sapladı. içim ısınmıştı. Otuzbeş yaşındaydı. Gerçek'i bana emanet etti." Program bitince Ganimet kulise hışımla daldı. Abidin Bey. Ona sen bakacaksın. öyle aptalca ki. sağlam eliyle elimi tuttu ve avucumu öptü. Bazen sergi gezmeye gidiyorum. Hattâ bir keresinde hırpaladı. sonra da bir paçavra gibi fırlatıp atacağım. Bir keresinde. Ganimet bana son derece cömert davranıyordu. mikrofonu ağzımdan uzaklaştırıp sordum: "Geçmiş olsun. Gözümü hastanede açtım. Abidin.. "Sana bir şey soracağım. Öyle aptalca ki. 25') İnşallah. Çok şıktı." "Gidiyor muyuz? Nereye?" "Cenneti. 258 Hayati'ymiş adı. Sana anlattıklarını iyi dinle. onbeş günde bir Çarşamba akşamüzeri Gerçek'i görmeye geliyor. Abidin Bey "Merak etme Leyla. Nasıl oldu anlamadım. Sevinmiştim. üniversiteye hazırlananlara yönelik tarih dersi ilanını da bana Abidin göstermişti: "Bu kızdan ders alacaksın. Gerçek'in bağışıklık sistemi yeterince güçlü değilmiş. nasıl istersen.. kelepçe gibi insanları birbirine yaklaştırıyordu: Enver'in koluna girdim. evlendiği kadınlar ve öldürdüğü adamlardı. Sen de bana anlatacaksın.. ne var bunda?" "Peki. Nazikçe sordum: "Saçmalıyor musun Enver?" "Evet. hizmetçim ve aşçım vardı." Gözlerimi paraya dikerek şarkıya girdim: "Bir akşam gözünde aşk tüterse I Geçmiş günler aklından geçerse I Kalbin bomboş ümitler biterse I Sen üzülme ben varım" "Kâfi" dedi.

" Cüzdanımdan bir aşk kuponu çıkarıp Enver'e takdim ettim.. Nevra ve Demet doğum günümü kutluyorlardı.. tek tek arkadaşlarımla görüşmüştü.». Teyze gelip yanıma oturdu.. yüzünü görürüm diye umutlanıyorum. Hawaiili yerliler. anlat. Onun önünden geçiyordum. yanındaki çantadan bir dizüstü bilgisayar çıkardı. sonra? Buldun mu kızı?" Enver derin bir nefes aldı: "Günlerce köşkün etrafında do261 laştım. adresini. [1779]. "Yarın" dedim. Enver Paşa. Benim aklım kızda. Türk Tasavvuf Kültürü dersimize giren Munise Hanım. gıcık bir isim." "Nevra da kim?" "Nevra Neretva. Hani doğum günüm için kaydettiğin DVD'-deki sahte sarışın. Hafif adımlarla ilerliyorduk: "Salon antika eşyalarla döşenmişti.." "N'oldu?" "Köşkün elli-yüz metre ilerisinde bir fotoğrafçı vardı. Enver'in siyah Audi'siyle Barika adlı bara doğru gidiyorduk. bana bir DVD verdi. Böylesine müthiş bir doğum günü hediyesine. kapısında. Alexander Graham Bell. "Filikamı siz mi çaldınız?!" diyen Kaptan James Cook'u mızrakla öldürmüş. yaşını söyleyecek. Görevlilere üç-beş kuruş para veriliyordu. olanlar oldu. ben sayım memuruyum' dedim. Enver Paşa?" "Belki de kalan kuponları bana peşin verirsin?" "Avucunu yala" dedim neşeyle. siyah-beyaz ve küçücük bir kopyası var! İkisini yan yana koymuşlar. Yolun kenarına park etmiş arabalardan birinin önünde Enver'in gözlerine bakıyordum: "Peki ya şimdi?." "Bir de insanlar içince yıhşıklaşıyorlar." Enver'in sözleri havayı ısıtıyordu sanki. Enver bir an durdu: "30 Kasım 1997 günüydü. yalnızca bir kuponla karşılık verirken. Sağda solda birtakım fotoğraflar asılıydı. Sadece. Teyzenin kaydını tuttum. Kalbim. Murat. iri parlak gözler. ikindi vakti ahşap bir köşkün kapısını çaldım. Bizim evin önünden geçerek yirmi metre kadar yürüdük.. Hayat dolu. kıpkırmızı dudaklar. DVD'yi bilgisayarın sürücüsüne yerleştirdim. çok derin manalarla dolu bir mısraymış gibi. "Girne'de. kız büyükannesini ziyarete gelir. Bilirsin. Nüfus sayımı yapılıyordu. "Halamdan mı? Benim halam yok ki?" "Fark etmez. milletin içinde söyleyemem.. O da beni içeriye davet etti: 'Buyur evladım... Yaşlı. Sence bir anlamı var mıdır?" Enver yola bakıyordu. engizisyon mahkemesinde yargılanmak üzere Roma'ya gelmişti [1633]. Hz. "Sayım memurluğu için yaptığım başvuru kabul edilmişti. İnsanlar benden kuşkulanmaya başladılar. Alıp çiçek gibi kokladı ve yaka cebine koydu. arkadaşlarım Belma. Yüzünü zihnime nakşettim. 'Ne iş yapıyorsun?'. Kartvizitinde 'Kullanılmış Mobilya Satıcısı' yazan Al Capone'un rakibi olan yedi gangster. "Nedir bu?" diye sorduğumda. üzerine de 'Eski fotoğraflarınız onanlır-renklendirilir-büyütülür' yazmışlar!" "Yani?. pürüzsüz bir ten. açtı ve "Kendin bak" diyerek gülümsedi. uzun uzun bakıp gülümsedi. Almanya'nın Dresden kentini bombalıyordu [1945]. Ülkü. dinliyorum. Az ötede elinde şarap şişesiyle bir berduş dikiliyordu. Oradakileri sayacaktım. iki hafta önce." "Âşık olduğum genç kız." Dudaklarını büküp alnını kırıştırdı." "Niye katılıyoruz peki partiye. Ağzım açık kalmıştı. ben de tek tek yazacağım.' Evden ayrılırken resimdeki kıza defalarca baktım.. Bir de ne göreyim. Kulağım kirişte. İngiliz Kraliyet Hava Kuvvetleri'ne ait uçaklar. Ondokuz yaşındaydım.' Salona geçtim. Gülümsüyordu. Partiden ayrılmak istediğin zaman." 264 "Yaklaştık mı?" "Sağdaki tabelayı görüyor musun?" Enver barın önünde frene bastı. Fakat gelen giden olmadı. "yani artık sevgili olduğumuza göre. "Sevgili filan değiliz. ünlü polisiye yazarı Geor-ges Simenon'un da [1903]. çıkalım. anladın mı?" "Anladım. Dedim ki 'Teyze. merak ettim?" "Pekala. Demek bana bu harika sürprizi hazırlıyordu. Sinan. Derken bir-gün.. sevineceğini umuyordum." Enver durup yüzüme baktı: "Anlatmasam belki de daha iyi?" "Devam et n'olur. yaşlı teyzenin ta kendisiymiş me-ger!" "Ciddi misin?! Ne yaptın peki?" "Sana rastlayıncaya kadar.. Galileo Galilei. Yan odalardan bir ses gelir diye bekliyorum... Bir fotoğrafa. Başını çevirdi "bana ha landan bahset" dedi. evde başka kime yok mu? Çocuklarınız. "benimle 'sevgililer günü' partisini gelir misin?" Tebessümü serum lastiği gibi uzadı. Sabahın kör vaktinde Kanlıca'ya gitmiştim. Bizans Tarihi hocamız Esat Bey. adımlarımdan hızlıydı. 'Merhaba teyzeciğim. bana adını. boşuna. 14 Şubat. beli bükülmüş bir kadın açtı. zarif. Mutlu musun canım?" Esrarengiz ve heyecan verici bir sesle "Olmak üzereyim" dedi ve dudaklarıma uzandı. Birazdan kız içeri girecek. olmayan halan hakkında olumsuz sözler söyle." Tekrar yürümeye koyulduk. Yol boyunca bir o tarafa. Civardaki banklarda oturuyordum." "Eee. Eve doğru koşmaya başladım. Onu her neredeyse bulmaya kararlıydım. deli gömleğimin üstüne hep en iyi marka kazaklar. bunaldığın zaman bana söyle. Serap. o da sevdiğim arkadaş ve hocalarımın isimlerini not almıştı. Eski tarz bir büfenin üzerinde çerçevelenmiş bir kız fotoğrafı gözüme çarptı: Olağanüstü güzellikteydi. Engin. Mario Puzo'nun Baba [The Godfather] romanına ilham kaynağı olan Vito Genove-se. Gözüm köşkün pencerelerinde. tamam mı?" "Yapamam. torunlarınız filan?' Tebessüm etti: 'Maalesef yavrucuğum. üç katlı bir evin ikinci katında. 262 "Siz hiç sabunluyken ağladınız mı?" 13 Şubat benim doğum günüm. beni muhakkak ara" diyor ve avucuna yazmış olduğu cep telefonu numarasını gösteriyordu. Fikriye. Hiçbir şey umurumda değil. bir bu tarafa yürüyordum. yiyorlardı . "Sen ve ben" dedi. ceketler giydim. Fakülteden arkadaşım Zeynep'i ekranda görünce şaşakaldım: "Doğum günün kutlu olsun Şebnem.. Ömer türbesinin yakınlarında. "Şimşek ışığı demek. "Barika. şahane bir kızdı." "Eee." "Bak." Demek elde kamera. Chicago'da ölü bulunmuştu [1929]. Mahkumlar gibi sigara üstüne sigara yakıyorum. deli miyiz?" "Nevra çok ısrar etti. Peki ya sen? Sen ne yapacaksın? Yani kendini kötü hissedersen?" 57 . İşler yolunda giderse." "Neden?" "Herkes bir yığın soru soracak. 'Evlenmeyecek misin artık?' Sanki ben çalışmasam aç kalacaklar. "Belma'ya nasıl ulaştın?" diye sordum "o kız Kıbrıs'ta oturuyor?" "Evet" dedi. Antonio Beucci'den arakladığı telefonu kendi adına tescil ettirmek için patent ofisine müracaat ediyordu [1876]. Kupondaki harfe.." Ağır ağır yürüyorduk.." "Sadece ne? Barika'ya sevgililer günü partisine giden bir çift miyiz?" "İstersen geri dönelim? Ben zaten sıkılacağım. ben yalnızım. Buradan sola."Onu unutamıyor musun?" "Unutamıyorsam anlatmayayım mı?" "Tamam. hoş geldin. Springfield Hapishanesi'nde kalp krizi geçiriyordu. Olur ya. Enver'e üniversite yıllığımı göstermiştim. Asuman. Ardından.. ne kadardı unuttum. Vahide. evlenmesem onlara sıra gelmeyecek. Hırsız gibi köşkün dış cephesindeki tahtaları sayıyorum.. bir salon kapısına bakıyorum... konaktaki fotoğraf vitrinde!" "Eee?" "Fakat aynı fotoğrafın bir de eski mi eski." "Ah tabii ya. halanı översin.

yaşıyor. Aynısıydı. biraz" dedi. portakal soslu somon ve alkolsüz pina colada. dans edenlerin terleri üstümüze saçılıyordu. Enver'le Beykoz'da kardanadam yapıyorduk. Enver'le. babamı gıcık ederdi. üzülmemesini. Dahası on-binlerce asker. Babam öldü.. "Enver Bey. Ben de sırıtıyorum. Karda-nadama yaklaştı ve kırmızı tuğladan kesilmiş kalp şeklinde bir parçayı göğsüne yapıştırdı! Kalbi olan bir kardanadam. Yere dik açı yapan sol elinin ayasında sigarayı söndürürken avu-cunu kapattı. havuç. Ve Gönül işleri Hak." "Geçmiş olsun. o herif de bana benziyor!' derdi. Üzerinde şartlı refleks deneyleri yaptığı köpeklerin hepsini gömdükten sonra.." Ortalık gene sessizleşti..m n. 13 Aralık'ta Çanakkale Boğazı'na girmek isteyen yabancı gemilere karşı sabit batarya olarak kullanılan Mesudiye Zırhlısı.. zehirli havaya umutsuzca romantizm katmaya uğraşıyordu. Sessizlik oldu. Gerçi ben yedi dakika erken geldim." Süpermen'le aynı berbere giden garsonlar Şubat'ın 27'si. kaşkol. "Çünkü kör. batıyordu [1914].ı lığı Heyeti'ndeki tüm üyeler katledilmişti.." "Babanın mesleği neydi?" "Laboranttı. fakat bu onun gecikmeyeceğini göstermez. "Çalışıyor musun?". derin sulara gömülen bir heykel gibi üzgün görünüyordu." m. Enver'e bir kupon daha verdim. "Halanla niye sen ilgileniyorsun ki?". sabunlu halde küvetten çıkmaya çalışırken sendeledi ve banyo aynasını düşürüp kırdı. Enver. kömür parçaları." "Halama telefon ettiğimde. Destansı kargaşa karşısında Çai II. Fok iniltileri çıkararak sırıtırken. Sol elinin işaretparmağıyla ucuna dokununca sigara yandı. İngiliz B-ll denizaltısından atılan torpidoyla vurulmuş. "Hâlâ Üsküdar'damı oturuyorsun?". James Coburn'un Bir Avuç Dinamit [Giu La Testa] filmindeki ormanda dövüş sahnesini bilirsiniz. "yakında sana balık pişireceğim. fakat soğuktan nefesim buharlaşıyordu. yaşlı bir orkestra. "Sevgilisi galiba halamı dövüyor." Hiç doğmamış halam ve Enver'in babası hakkında konuşup durduk. Kumruyla burun buruna gefen uskumru 18 Aralık. Clark Kent'in içinden çıkan Süpermen gibi Enver Paşa'ya dönüşüyor.. Bir an. Sorular sökün etti: "Neler yapıyorsun Şebnem?". Sigarayı sağ elinin işaret ve orta parmağının arasına aldı. Sevgilisi alkol testinden geçebilmek için mangal kömürü emince zehirlenmiş ve Şile yolunda kalmışlar." "Babam ve amcam. durumu düzeltiyordu. "Çok iyi yemek yaparım" demişti." Başımı kaldırıp bakıyorum. onu ziyaret etmişim gibi seviniyor. Ellerini sağa sola oynattıkça sigara da havada kımıldıyordu. 'İkizim olduğu yetmiyormuş gibi. "Ben henüz sipariş vermemiştim. karşımda dikilmiş sırıtıyor. aynaya zaten ihtiyacı olmadığını söyledim. "Sihir sever misin?" diye sordu. Süpermen'le aynı kuaföre gidiyorlar besbelli. Bu durum amcamın hoşuna gider.. onunla ilgilenmem gerekti. balığı yem olarak kullanamayacağını söylemiştim. masadaki tabakları temaşa ediyorum.. dudaklarına götürdü." "Geçen gün halamı yıkıyordum. amcamla dertleşirdim. ruhunu teslim ediyordu [1977]. Demode kıyafetli.. Aşk kuponlarından birini uzatırken "Babanın ikizi var mıydı sahiden?" diye sordum. Kadm-erkek ilişkilerinde hâlâ ilk insanların hatalarını tekrarlıyoruz: Beklemek. işçilerin safına geçerek generalleri ve bakanları tutuklamışlardı. Lokmayı yutarken kuponu uzatıyorum. Boş bulunup. 1917'nin ilk haftalarından itibaren 200 bini aşkın işçinin grev yaptığı Rusya'da. dakikliğine bağlıdır. Bu konudan daha fazla bahsetmedik. üvey babamdı.. "Halan şu anda ne yapıyor?" "Kendine yeni bir sevgili buldu. yemeğe yetişeceğini bildirmemi istedi hanımefendi" diyen garson..." derken laf kaynadı." derken. amcamı görünce şoke olmuşlardı" deyip hafifçe güldü. Bıraktığında. Gevezelik uğultusu tekrar baş gösterince "Benim babamın ikizi vardı" dedi. "Evet" anlamında başımı salladım. Rusça konuşan Çinlilerin işlettiği bir İtalyan restoranında Enver'i bekliyordum. Emin olmak için "Bakanlık Heyeti'nin öldürülmesine mi üzülüyorsun?" diye sordum. "Yabancı gelmiyor. romantizmin cenaze törenidir. istersen ben de sana veririm?' demiş." "Babandan mı?" "Şaşıracağını biliyordum.. Etrafımdaki garsonların hepsi.. nesi var?". "Neden hiç aramıyorsun?".. Venüs salatası.1 versene. < rindeki 1109'uncu fabrikası istanbul'da açılmıştı | L964] Narkotik bir kar yağıyordu.. Şeytanın flörtü. Enver kuyumcu dikkatiyle yüzümü inceliyordu. Kullanılmış tuvalet kağıdı rengindeki kanepelere oturduk." "Halam aradı. "Bilmiyorum" deyip kuponu aldı. müreffeh kalabalığı gözlerimle biçtim. "Saçların ne güzel Şebnem. Çünkü duyguların kök salacağı gönül zeminini erozyona uğratır. fakat tepsinin ardında kalan yü268 zü göremiyorum. partinin berbatlığını birbirimize ifade etmek için uydurduklarımız. bir yandan Enver'e göz atıyordu.. "onunla kavga eder. Son derece leziz somon. "Babamın cenazesine gelen arkadaşları." "Babam pezevenk idrarı ve fahişe tükürüğü tahlili yapmaktan bıkmıştı.. tahtını bırakmıştı. Nikolay." Bara girdik. Her yer bembeyazdı. daha bitmedi" deyip ceplerini yokladı. işçilere ateş açılmasını emretmiş fakat Rus Ordusu bunu reddetmişti. Gitmemiz gerek. süpürge." içerisi öyle sıcaktı ki.n.. Nevra Neretva. Sonra karşısına geçip izledik." Beni avlamak için.. Çevirdiği yumruğundan duman 58 . dünyanın James Coburn'a en çok benzeyen ikizleriydi. Bir sigarayı iki ucundan tutuyordu. Enver "Bir dakika. Enver bir sigara yaktı. Tek farkı var: Uçmak yerine."Babamdan söz edeceğim. bir elinde kadeh olduğu halde kollarını açarak karşıladı beni. Ben sigara içmem. Bir centilmenin şerefi.. Kendimi kurbağa çuvalına tıkılmış gibi hissettim. Bu tuhaf bahşişten ötürü yüzünde mahcup bir gülümseme esintisi beliriyor. tepsiyi bırakıp gözlüğünü ve önlüğünü çıkararak." Dışarı çıkıp arabaya bindiğimizde Enver de ben de kahkahalarla gülmeye başladık. General Kabalov. Türkiye'nin Ruhu adlı bir roman yazmayı tasarlayan kırküç yaşındaki Oğuz Atay. 266 "Birgün babamla amcam benim yüzümden birbirlerini yumrukladılar. Üçüz gibiydiler. Nevra kulağıma fısıldadı: "Kim bu yakışıklı?" "Onu tanıyor olmalısın?" dedim. Daha önce bana hiç ailesinden bahsetmemişti. "Munise Hocayla Benetton'da karşılaştığımız günü hatırlıyor musun?". ağzımın içinde "Beni pişiren adam sence de bir aşk kuponunu hak etmedi mi?" diyerek dönüyor. Saat tam 19:20'de bir garson masaya tepsi-sindeki tabakları bırakırken fısıldıyor: "Sonora çorbası. "ikizi olan.. Mükemmel bir kardanadam oldu. Birden ağlamaya başladı. Peru'da Tupac Amaru gerillaları başkent Lima'-daki Japon Büyükelçiliği'ni basarak 500 kişiyi rehin almıştı [1996]. sigara ellerinin arasındaki boşlukta asılı kaldı. Enver tedarikliydi: Şapka. ya uydurmuyorsa diye endişeye kapıldım." "Amcan artık yaşamıyor mu?" "Yo. Görüştüğü adam da 'Bana bir fotOğrafi. "Halan olduğunu bilmiyordum?".." "Bugün babanım ölüm yıldönümü. "Evet. seksenyedi yaşındaki Ivan Petroviç Pavlov da ölmüştü [1936]. Somonu tadıyorum. Dört yıl önce." "Halam kesti. Enver. "Halam biraz rahatsız da. Derin bir nefes çekti. CocaCola'nm dünya ü.

satır çözülmüştü. Sol eliyle. görmeme bile müsaade etmedi. Gözlerimi yumup hıçkırıkla inilti arası bir ses çıkardım. şehit dedemin hatırasını canlandırdığı için. Çanakkale Savaşları'nm tam ortasında yazılmış notları okumak ne demek biliyor musun? Üstelik büyük dedemin eh/azısından. Emirgan Korusu'nda. Defterin arasından 13 Cemaziyülevvel 1333 tarihli Tercü-man-ı Hakikat gazetesinin bulmaca sayfası çıktı. duştan yeni çıkmış zombiler gibiydi.. Ayakta duramıyordum. Akşam tekrar buluşup gösteriye gittik: Vallaıino ı kambil kartları. siyah Audi'sinin bagajından uzun bir halat getirdi. fakat cüzdanımı evde unutrnui tum. Fakat 1914'te Sarıkamış'ta Türk askerlerini öldüren soğukla kıyaslarsak. I. Hayatım. "az daha beni öldürüyordun!" Bir adım geri çekilen Enver'in yüzünde suçluluk duygusu tozlu bir lamba gibi yanıp sönüyordu: "Seni korkuttum mu?" Kalbimden yükselen kesif bir duman gözlerime basınç yapıyordu. Romanya Devlet Başkam Nikolay Çavuşesku ile eşi Elena Çavuşesku idam ediliyordu [1989]. Derin bir nefes aldım: "Ben iyiyim. arabadan küçük bir kilim ve yastık alıp geldi. Rus işgali altındaki toprakları kurtarmak ve Rusya içlerine ilerlemek amacıyla Sarıkamış Harekatı'nı başlatmıştı. asalaklar sıcakkkanlı. Kasırganın söndürdüğü bir kadırga yangınından kurtulmuş gibi sevindim. kadehlere paralar doluyor. avını sükunete davet eden avcı ifadesi belirdi." "Dedenin defterini niçin bu kadar çok istiyorsun?" "Ben tarihçiyim Enver.6 şiddetindeki depremin her saniyesinde 2 bin kişi ölüyordu [1932]. Vallarino gülümseyerek ayağa kalkıp Enver'i ve beni işaret ederek salonu çınlatan alkışları bize yönlendirdi. Büyük dedemin günlüğünü okuyup ağlıyordum. Enver koluma girdi. fırlayıp ağaçlara çarparak parçalanacağım.. iplerin arasına yerleştirdi. biraz yavaş ol!" "Ne dedin? Seni duyamıyorum?!" Enver beni uzaya göndermeye kararlıydı. Reha Veto'yu alnından vuruyordu. kartlar kadehleri yutuyor. Vallarino. Jean-Pierre Vallarino daha iyisini yapamazdı. İnanılmazdı. sisin yırtıklarından Boğaz'ın petrol yeşili sularını seyrediyorduk. anında istop etti. "otur da seni biraz sallayayım. Sadece sağdan sola 2. Kurnazca bir şımarıklıkla "Aynen öyleyim" dedi. et ve kemiklerim kanlı topaklar halinde çamurlu zemine saçılacaktı! "Daha hızlı sallamamı mı istiyorsun?" diyerek salıncağı on kaplan gücüyle bir kez daha ittirdi. Cephede geçirdiği iki ay boyunca günlük tutmuş. Küstahlığı. İlk bulmaca 1913'ün sonlarında New York World gazetesinde yayınlanmış ve çılgınca bir hızla diğer ülkelere yayılmıştı. mesele yok. Araştırdım. Deprem esnasında kaçarken başıma yıldırım düşse. "Gerçekten böyle mi düşünüyorsun?" "Immm.ı çalıyordu. "Haydi" dedi.. bale yapan travestinin elindeki av tüfeği kadar endişe vericiydi. Umarım büyük dedenin şehitlikle taçlanan askerlik anıları hâlâ ilgini çekiyordur?" 272 Eprimiş defterin ilk sayfasını açtım. diğeri. Yorgancı Enver Paşa'nın bu sözünü duysa herhalde sinirinden gülerdi. otuz saniye içinde. hayırın evete dönüşmesi. Bozuk paralar bir görünüp bir kayboluyor.. İçimdeki çalkantı diniyordu. kulağıma ejderha gargarası gibi manasız sesler geliyordu. yordu. "Yavaşla. Bayılmak üzereydim." Alnım kırıştırarak "Bahse girerim. Dünya Savaşı patlak verince. onun yerineJeanPicın Vallarino'nun şovuna iki bilet gelmişti. Enver Paşa'ya sarılırken. Babam. Küçük boy Moleskine defterler var ya... 270 Enver Paşa. Çok hızlı sallıyorsun." Harbiye Nazırı Enver Paşa. Soluk soluğa fısıldadım: "Durursan bir kupon veririm!" Salıncak. eski bir müzayedenin katalogu sayesinde haberdar oldum. Günlükten." "Sürprizlerle dolusun Enver!" Gülümseyerek salıncağa kuruldum. Müntekim Gıcırbey toprağa korkunç büyü malzemeleri gömüyordu. 22 Aralık günü İstanbul'da hava biraz serindi. Ağaçların arkasına saklanmış bir orkestra Modest Mussorgsky'nin [1839 -1881] Night on the Bare Mountcari'm. bana bir kupon verip boynuma sarılacaksın" dedi. Salıncakta sallanırken ona büyük dedemden söz ettim. salıncakta beni öldürmediği. Cesaret çiçek açar fakat meyve vermez. Derhal indim. "Uzak dur" diye haykırdım.." Ağaçlar.•. İki ucunu birbirine bağladığı halatı fırlatıp yüksek çınarlardan birinin tepesinden aşırdı.. Öylece sarılmışken. Ağaçlar etrafımda fırıl fırıl dönüyordu. elindeki iskambil kartlarını bir tek hareketle masaya yaydı. )1\ Nefesim kesilmişti. Tebessüm bazen ağlamanın bir çeşididir. Alkışlara hiç kulak asmıyordu. Ve Enver'e iki kupon vermeyi: Biri.. Anlaşılan. Biz de seyircileri selamladık. bir saat kadar süren gösterinin sonunda. Nişanlısını ameliyat eden bir doktor gibi konian tre olmuş vaziyette.. dalkavuklar alıngan 25 Aralık. Lamelif Sahafın vaktiyle düzenlediği." "Savaştan kaçma Enver Paşa!" "Kaçmam gerek. Yan yana duran kartlarda ENVER PAŞAŞEBNEMŞİBUMİYİSEVİY O Ryazısı okunuyordu. 59 .. Ne yazık ki harekat yaklaşık 90 bin askerimizin ölümüyle sonuçlandı. Dedemin okunaklı elyazısıyla kaydettiği adını gördüm. soruşturdum: Zühtü Zubizaretta adında bir koleksiyoncu almış. 30 milyon insan." Uyuşuklar yardımseverdir. ancak bu kadar etkilenirdim.t|>ı . durmaksızın. bulmacadan hevesini alamadan öldü! Görünen o ki İshak dedem de on lardan biriydi. bozuk paralar ve likör kadehlerine tlÜİCTll diyordu. Kumruyla burun buruna gelmiş uskumru gibi şoktaydım. Sayıklar gibi konuştum: "Yunan şairi Aiskhylos 'Savaşta ilk önce hakikatler ölür' demiş. defteri Zühtü Bey'den nasıl aldın?" "Bilirsin. bulmacayı tamamlamaya büyük dedemin ömrü vefa etmemişti. Namık Mıknatıs şaşırtıcı bir tiksinçlikle altına yapıyordu. ( Yüzünde. Bu artistik numarayı bir kupon vermek isterdim. sağ bileğimi tutup defteri avucuma bıraktı: "Bey-kozlu İdris oğlu İshak'm 1333 Rebiyülevveli ila Cemaziyü-lahiri arasında tuttuğu günlük. süratle illüzyonl. onlara benziyor. dedemin. Alkışlar devam ederken Enver'e bir kupon daha devrettim." Enver beni şaşırttı: "Yunan Filozofu Demokritos da 'Doğruyu asla bilemeyiz. gözlerimin önünden Yaşayan Ölülerin Saldırısı filminin fragmanı gibi geçti. yanağının gerilişinden Enver'in gülümsediğini fark ettim: "Sahi..u v. hayır.çıkıyordu. Büyük dedemin defterini bana satmaya yanaşmadığı gibi. Babamın 5 Nisan 1915'te Arıburnu'nda şehit olan dedesinden: "Adı İshak. Enver bir şeyler söylüyordu. Harbiye Nazırı ve Erkan-ı Harbiye Umumiye Reisi olan Enver Paşa. Kaşla göz arasında bir salıncak kurdu. fakat ne dediğini anlamıyordum.. ve 4... çünkü o hakikatin ulaşılmaz derinliklerinde gizlenir' diyor. tamam. "ılık" dememiz gerekir. evetin hayıra dönüşmesinden daha kolaydır. n'olur!" Emindim: İp kopacak. Bu sihir işi hoşuma gitmişti doğrusu.. Enver'in elinde deri ciltli küçük bir defter belirdi. günlüğünde Harbiye Nazırı Enver Paşa'dan bahsedip bahsetmediğini düşünüyordum. Vallarino'nun Enver'e göz kırptığını fark ettim. Çin'in Guangzhou şehrini yerle bir eden ve yaklaşık 1 dakika süren 7. Bir koşu. Elini açtığında sigara yok olmuş. Zühtü Bey'e ulaştım. Tam o anda. Kararsızca gülümsedim... otuzdört yaşındaymış.

" Enver ağzındaki lokmayı yuttu ve bir mucizeye tanık oluyormuş gibi gülümsedi.. Ayaklarımıza patenleri geçirdik. birkaç günde yarım asır ihtiyarlamış ve Burger King'in tüm gıda stokunu yemişti sanki. asrın son çeyreğinde dünyamızı teşrif edecek ve dahi çok canlar yakacak dilber-i şahane: [12 değil] 9 harfli. üç ayrı tabancayla vurulmuş halde Neva nehrinin buzlu sularına fırlatılıyordu [1916]. Biz faniler. Sigarayı 4 ay. Cevap tabii ki "Enver Paşa"ydı. En büyük sevinçler." Babam gazeteden başını kaldırmadan ses verdi: "Ha?" Ona. mandalina ve elma dolu tabağı sehpaya koydu: "Şerifciğim bak. pasta. Yine de sigarasız geçen saniyeleri sayıyordu. ShahShops alışveriş merkezine girdiğimizde geceyarısıydı. zahter salatası. Çantamdan cüzdanımı. Tarifsiz bir heyecana kapıldım )l\ Sağdan sola 1. 8 harf tutuyordu.. babacan bir edayla konuya girdi: "Nasıl mesela? Spor mu yapacağım?" "Neden olmasın?" "Şişmanlar yapabiliyorsa. kaktüs şurubu bırakıp çekildi.. Elindeki gazeteyi. hem de cüretkardır: Enver de öyle işte. 3 Ocak günü. Karlar kabuk bağlamıştı. akşamı. 2 hafta.." Yemeğin tadına varmaya kararlıydı. Beni görenlerin aklından neler geçtiğini iyi biliyorum: 'işte' diyorlar. dünyanın yaratılmasından önceki sessizliğe benzer bir sessizlik hakimdi. Mübeccel Abla'ya rastladım Müstehcen bir sırrı paylaşıyormuşuz gibi.Sayfanın bir kopyasını hazırlayıp bulmacayı çözmeyi. Mantomu sırtıma geçirdiğim gibi dışarı çıktım.. Enver. kimyasal bomba atılmış gibi ıssızdı. aslında bir mektuptu. Uçan Kız filmi meşhurmuş. ortak aldanışlarımızla mayaladığımız mucizelerin su katılmamış birer fiyasko olduğunu göremeyişimiz sayesinde birbirimizin kalbini kazanırız.. Şebnem Şibumi! Senenin son ayının 29. "Kızım" diye fısıldadı annem "marketten bir paket kahve alır mısın? Babana kahve pişireyim. Ozan Taraz ağır ağır yürümeye devam ederken. N'oldu demeye kalmadan bir de baktım babam yerde yatıyor! Solunumu durmuştu. fakat Tercüman-ı Hakikatte yayınlanmış değil. Fakat o bulmacanın her karesini gözyaşlarım-la ıslatmıştım. normal bir insanın intihar etmesine denk gelir. Payımıza düşen çikolata miktarını yıllar önce tükettiğimiz iddia edilir. asalaklaı m cakkanlı. Bulmacayı çözmek çok heyecan vericiydi. sokakta kargaşa çıkaran Friedrich Wilhelm Nietzsche'yi polisler zor zapt ederken [1889]. ilk olarak 'Acaba yeniyor mu?' diye düşünürüm. Başımı kaldırıp binanın cam tavanına bakınca takımyıldızların arasından bir yıldız kaydığını gördüm. ne de gerçek." Ağzında çatal. Artık zayıflayıp tığ gibi olsam bile. ömrümün geri kalanını Enver'le geçirebilmeyi diledim. Fazla oyalanmadan kahveyi alıp eve doğru seğirttim. sözlerinin bendeki etkisini merak ediyordu. Herkes bizim pastadan çıkan dansözü de mideye indirdiğimizi düşünür. Mantıksız kafa. dalkavuklar alıngan. çerez. Bense beyran çorbasına konsantre olmuş vaziyetteydim: aTercüman-ı Hakikatin bulmacasını gerçek sanmıştım.ko yuldum.. Ozan Taraz ve Enver o anda durup bütün dikkatlerini bana yöneltince. cüzdanımdan da bir kupon çıkardım. Bulmacayı hazırlamak için epey uğraştığı belliydi. imalı bir tieşeyll sordu: "Şebnem n'aber?" /ıı Ben de "Bildiğin gibi Mübeccel Abla" dedim. Yukarıdan aşağı 7'ye gelinceye kadar. tükenmez kalemle çizerek okuyordu. Dedenin günlüğünü zarf olarak kullanmasaydım bulmacayı çözmeyebilirdin. yaptığının kötü bir şey olduğuna inanacaktı. 276 Âşık olunca hayatın anlamına yaklaştığımızı zannederek mantığın sınırlarından dışarı çıkarız. firik pilavı.' Âşıklar ise hem sersem. zehirlenmiş. Enver Paşa olmalısınız?. Enver'le birbirimize sarılıp usulca dans etmeye başladık. Lucky Strike'ı bir nebze unutturabilmek için sürekli çay. İçimden. Alacaklılarından kaçmak için sürekli adres değiştiren seksenalü yaşındaki Nikola Tesla. "O bulmacayı İshak dedemin defterinin arasına koyarken ne düşünüyordun?" Garson. Enver'le Aralık Sonu Ocakbaşı adlı restoranda buluşmuştuk. Ne hissedeceğimi hâlâ bilemiyordum... kominin yardımıyla masaya babagannuş ve sirinan kebapları. "Tamam anne" deyip fırladım.. "sizde ne var ne yok?" Gençliğinde birkaç filmde başrol oynamış. Ona darılmam saçmaydı. Eve vardığımda annem telaş içinde tir tir titriyordu. Oğul Johann Strauss'un [1825 -1899] Mavi Tuna'sı [An der schönen blau-en Donau] eşliğinde. tartaklanmış. aynaya baktığımda tombalak halimi görürüm. Annem portakal. 'bütün sürüyü yutmuş bir çoban!' İtiraf edeyim: Ne görsem. Bize kapıyı şişman ve dazlak bir adam açmıştı. yani mektubu okumazdın?" "Belki de. kelimelerin ağzımdan dökülmesine izin verdim: "Fazla kilolarınızdan pekala kurtulabilirsiniz?" Gülümsemeye çalışırken. çarın şerbetli keşişi Grigo-ri Yefimoviç Rasputin." Alışveriş merkezi. Enver'le to-kalaştılar. kahve. Ben tam kırk yıldır şişkoyum küçük hanım. Pistte. sana meyve getirdim. daha doğrusu sahte kusursuzluktan ötürü bir kupondan fazlasını hak ediyor. "Bulmaca. el ele paten kayıyorduk. 7 saat önce bırakmıştı." "Galiba şehitlerden iyi postacı olmuyor. Enver. Enver'in boş kasesini aldı. Biz şişmanların işi zordur. Asla tanışmadığım büyük dedemin yarım bııaklı ğı bir işi tamamlıyordum.. Ozan Taraz sessizce buharlaştı. cam asansörle en üst kata çıkıp buz piste ulaştık... 275 "Aslında" deyip sustum. Markette bir-iki tur attım. 24 ayar yanılgılardan doğar... Evimizin salonuna. 5 gün. Yolda. mesnetsiz umutlarla dolup taşar.. o iş spor değildir..." "Bulmaca gerçek. Saldırıdan sağ kurtulan tek adam olan Ozan Taraz da saçlarını tümüyle kaybetmiş. 60 . öylece durdu. Osmanlıca yazılışı." Işıklı dükkanların arasından geçerek. üzerine işaretparmağımla bastırarak tabakların arasından Enver'in önüne sürdüm: "Düşündüm de. Kendi adıma rastlayınca. kaleci eldivenine benzeyen elini uzattı. İshak dedemin cennetteki itibarını zedelemiş değildi ya? İnsanların sözünü edip durduğu acı gerçekler. bulmacadaki acayipliği fark etmemiştim: 20. babam sakız çiğniyordu. fakat Enver'in bulmacayı beni üzmek için hazırlamadığı aşikardı. "Yuvarlanıp gidiyoruz" diyerek geçti. Bir aysbergde inzivaya çekilmiş romantik Eskimo hayaletlere benziyorduk.. zır cahiller ciddi. çördük çorbasını usulca içiyordu. Daha fazla üzerine gidersem." deyip takma dişlerini göstererek. çoğunlukla ne acıdır.. 9 değil. bu kusursuz sahtelik. Buna kısaca VYL denir: Vücut Yağlarının Laneti. Eski bir basketbol topunu andıran başıyla bana selam vererek "Hoş geldiniz yenge" dedikten sonra tekrar Enver'e döndü: "Benim adım Ozan Taraz" her iki işaretparmağmı göbeğine doğrultarak ekledi: "Bu da benim yumuşak karnım." Canıma minnet. 8 harfli: Naciye Sultanla izdivacından sonra Harbiye Nazırı olan meşhur paşamız.. New Yorker Oteli'ndeki güvercinlerle dolu odasında kalp yetmezliğinden ölmüş yatarken [1943]. yüzümün kızardığını hissediyordum. Fazla kilolarımın tümünden kurtulmam. Masaya koyduğum kuponu. meyve taşıyorduk. "Siz. 274 Babam hep der ki 'Uyuşuklar yardımseverdir. 7 Ocak.

kamyoncu lokantasmdaki salata gibi dar m ad. sonra ziyarete gelirim". "Haydi. Annem. O güne kadar Enver Paşa'ya 10 kupon vermiştim. uçuruma yaklaşmış La Linedyı [Bay Meraklı] andırıyordu. Bir dizi kan tahlili yaptık. camekanlı bir şadırvanı andıran kafeteryaya doğru ilerlerken telefonum çaldı. "Doktor. kollarından fırlamış gibi görünen minik borular birbirine dolanmıştı." Limuzinde. Doktorlar.. Sizi yanıltmak istemem. "sizi baş başa bırakayım. Arayan. sessizce ağlayıp başını ve gövdesini öne doğru eğerek kamburlaşıyordu. hemşireler. "Gözünüz aydın Şebnem" dedi. Etrafta o kadar çok polis vardı ki. "Dediğim gibi. zincirlerden ve çözemeyeceğimiz diğer şeylerden bahsetmeyelim artık. Ziyarete gelen akrabalar. çok teşekkül ler. Tamam. Tamam. Şaka mı yapıyorsunuz? Susuzluktan ölmüyorsanız. Enver bizi hastanenin önünde karşıladı. bekleyip göreceğiz. Doktorlar bana hızla birkaç soru sordular. Şimdi gitmem gerek. bardağın dolu tarafını da. Kendimi. bir gelişme olunca size derhal haber veririm. "Bilmiyorum. Durdum. sehpadaki tabakta duran meyve bıçağını kaptım ve babamın boğazına batırarak küçük bir delik açtım. Solunum cihazına bağlanmış. Tamam. Birkaç gün de olabilir. hayırlı anormalliğe. siz gönlünüzü ferah tutun. 15'e kadar sayıp tekrar boruya üfledim. "Şerif Bey'e ben refakat edeceğim. Onları duyamıyorduk bile. Elimizden gelenin en iyisini yaptığımıza emin olabilirsiniz. sessizce ağlıyorduk. Kaç gündür hastanede beklediğimizi bilmiyorum. işte. Yatağında oturan babam beni görünce iyice doğruldu: "Kızım!" Annem. Dönüp bakmadım. aceleyle cevapladım ve babamı apar topar yoğun bakıma aldılar. Üniformalı polisler. babamdan daha kötü görünüyordu: Kurutulun 19 biber gibiydi. Enver Paşa'ya ait hissediyordum. topraktan fırlayan Ninja savaşçıları gibi hareketliydik: Hem yaslı. aşk ile mantığın yolları ayrılalı çağlar oluyor. ambulans çağır!" Babama kalp masajı yamaya başladım. "Sakızı yuttu kızım! Sakız boğazına kaçtı!" Annemin gözlerinden yaşlar süzülüyordu. aşk sadece kör değil aynı zamanda aptaldır. Sanırım altı-yedi 278 dakika boyunca beynine oksijen gitmemiş. 280 Geri dönüp Enver'e sımsıkı sarıldım: "Çok. [LEONARD COHEN] 17 Ocak.hi Ona minnet mi duyuyordum? Bu aşkı ona borçlu muydum?. tamam mı?. Gözlerinin etrafında giderek büyüyen 11101 halkaları. aşk sonsuzluğa heveslendirirken imkansızlığa hapseder. birkaç ay da. Ailemizin bilardo topları gibi dağılmasını önlemişti. Bir gece Enver annemi ve beni taksiye bindirdi.Nabzını yokladım. Çünkü o. monotonluk prosedürü yıldırıcı bir yavaşlıkla işliyordu. Umut ve sükunet aşılayan pırıl pırıl tebessümü hiç dağılmıyordu. içine düştüğümüz kör kuyu sessizliğiyle baş edemeyip gerisingeri gidiyorlardı. ne tümüyle anlayabiliriz ne de izah edebi liriz. Çarçabuk giyinip dışarı çıktığımızda. kapının önünde bizi beyaz bir limuzin bekliyordu. Enver'in 'dolu' olduğunu çoktan anlamıştım. hastabakıcılar uğruyor. Ama ben bu mucizevi aldanışa. Babamın komada oluşu. Müsaadenizle" dedi ve gitti. aşk hayal gücünün zekayı yere sermesidir. Şerif Bey'in nefes borusundaki sakızı aldık. Sevinç gözyaşları daima keder gözyaşlarmdan iyidir: Kutlama çiçeği ile azap dikeninin aynı sularda yetişmesi sizi yanıltmasın." Ellerimiz çözülürken avucuna bir kupon bıraktım. Acil servis. fakat her şeye hazırlıklı olun. cam gibi gözyaşları kesiyordu. Birden. değil mi?" Bunu soran Bora Ağabeydi. Enver Bey'in selamları var. müdürüm yaşayacak.. tek tek kayboldular. 1 ğın olmuştuk. burnundan." Eğilip yanağımı öptü: "Tamam prenses. Kalan 20'sini bir kerede teslim etmeye niyetliydim. oyalanmayın" dedi babam "kıyafetlerimi bulun da bu Allah'ın belası yerden bir an önce kaçalım!" Azrail'in karşısında sakız çiğnenmez Aşktan. Dört-beş dakika sonra gövdesi kasılan babam derin bir nefes aldı. Beklemekten başka çaremiz yok.. "Anne hemen 112'yi ara. operasyonu polislerin yapacağını sanırdınız. boş tarafını da umursamazsınız.. Fakat kendi susuzluğumun farkında değildim. Yarım saat içinde ameliyathaneye naklettiler. "Altı gecedir uyumadınız. 400 metre ötedeki. altın suyu gibi bir yağmur başladı. dirilişi sırasında babama -gönüllü olarak. hayranlarının saldırısına uğramış kokainman bir rock grubunun sığındığı süite benziyordu. Şoför arabanın arka kapısını açarken "Şebnem Hanım. Ümidinizi kaybetmeyin. Koşarak. deterjan reklamlarmdaki banyolar gibi parlayan koridora daldım ve kapısı açık asansöre yetişerek içerideki sünepe kalabalığa sevinçle tosladım. "Evet" dedi. Ertesi gün. Tamam. İki saat sonra cerrah dışarı çıktı ve ağzındaki maskeyi indirip şöyle dedi: "Önce MR çektik. atmıyor! Ödüm kopmuştu. Doktorun yüzünde manalı bir ifade arıyordum. uyanacak nasılsa.. Tükenmez kalemi söktüm ve dışındaki borunun bir ucunu delikten içeri sokarak diğer uçtan iki kez hava üfledim. Annem ve ben bir an önce babamı görme telaşmdaydık. hem enerjik." Gözlerime yaşlar doldu. 61 . Şu anda komada. şimdi içimde aşkın çıngırakları çalıyordu. Derhal. Tam anlamıyla ölümden dönmüştü. Tamam. babam ve ben sarıldık. sigortalı dengesizliğe hazırdım. Enver'in geceyi babamın başucunda geçirmesi. Enver bizi yalnız bırakmıyordu. Annemin kesik solukları ve ayak sesleri etrafta yankılanıyordu. Annem. baban sc ni bekliyor. Kadıköy'deki Papazın Çayırı denilen düzlükte Fenerbahçe ve Galatasaray futbol takımları ilk kez karşılaşıyordu [1909]. ikimiz de. Kış uykusuna yatmış gece bekçisi kadar derin uyumuştuk. ümidinizi kaybetmeyin. sağ koluma girmiş halde. Adımlarımı hızlandırdım. babanızın bilinci yerine gelmiş" diyerek bir eliyle davet jesti yaptı: "Buyurun lütfen. büyü gibi işe yaramıştı. artık dinlenin" diyordu. bir tahmininiz de mi yok?" diye sordu. sevgilim. koridorun sonunda nöbet tutan Lklâi hariç. Prefrontal kor-teksin altında oluşan pıhtıyı Streptokinaz'la erittik. yüzümüzdeki zindan karanlığıy-la. Fakat ayılmadı. Harika şeyleri. . haydi. Ambulans ve polis sirenleri arasında hastaneye yetiştik. in Enver'in sipariş ettiği yiyeceklere elimiz varmıyordu. şu durumda kesin konuşamam." Arkamdaki polislerden biri "Ne kadar bekleyeceğiz. Moda sahilindeki ıslak çimlerin üzerinde tek başına yürüyordum.. insanlık tarihinin en dehşetengiz olayı sanki. Monitördeki nabız göstergesi.refakat etmişti. İçeri doğru yürürken "Sen gidiyor musun?" diye sordum." Eve varıp geceliklerimizi giyinceye dek yavaş yavaş sızdık. rüya görmediğimizden emin olmak için anne-kız birbirimizin elini sıktıkça sıkıyor. Uykusuzluktan sağır olmuştuk. aşk kişinin kendini aldatmasryla başlar ve başkalarını aldatmasıyla sona erer.

" "Kimmiş?" Seccadesini toplayarak ayaklandı. üzmesene kızı." "Efendim?" 282 "Hazır mısın?" "Neye?" "Tamam. [THOMAS SZASZ. nasılsın?" "Sesini duyunca daha iyi oldum Enver." Enver. Enver'in dışarıda beklediğini. dünyanın karmaşasıyla aramıza set çekmişti.." "Bazen. çok enteresan halbuki. hakkımda benden daha çok şey biliyor. ben arkada salona girdiğimizde. Bu da beni iyi bir polis yapıyor.. Enver ruhani lideri karşılayan tapınak muhafızı gibi huşu dolu bir saygıyla doğruldu. 45'lik tabancasını bırakıp 99'luk teşbihi ele almıştı. Kenarı boyunca." "Şahika. O da koşuyordu. "hiçbirimiz. Yüzüme baktı. Enver'in ellerini tuttum. Islak ve parlak frizbiye şaşkınlıkla baktım. sevgililerimle hep ölüm-kalım zamanlarında karşılaşması garipti." Yavaş yavaş yürüyordum. hemen hemşireye seslendim. babanın karşısına böyle damdan düşer gibi bir adam çıkarman sence uygun mu?" dercesine baktı ve fısıldadı: "Namaz kılıyor. Donup kaldım. Babam seni hiç hatırlamıyor." "Hoş bulduk efendim. 284 "Hoş geldin delikanlı. dünya tarihinde bu işi yapabileceğim başka bir zaman yokmuş gibi! "Sizi anlıyorum" dedi Enver. Telefonu kulağıma götürdüm. haftaya biraz geç başlamaktı. Galiba yarım yamalak bildiğim her şeyi unuttum... acılarımızdan 7h. Sevinçten sakarlaşmıştık. onu babamla tanıştıracağımı söylediğimde "Kızım. Onlar ilgilendiler. çocuk sahibi olmaktır.. Seni dünyaya getirdikleri için onlara tebrik ve teşekkürlerimi sunmalıyım. Yani ikinizin öyle özel bir anda tanışmanız. Enver'i biliyorsun. romantik bir düellonun son saniyeleri sanırdınız. Rüya ile gerçek arasındaki farkı kökten unutuncaya dek birbirimize yaklaştık ve sımsıkı sarıldık.. Onun dışında gayet iyi. bunu okumak zorunda kaldığınız için özür dilerim! Zira ben. ciddi mi konuşuyorsun anlayamıyorum. Omuzlarındaki meleklere selam verdi.. Bu dünyada tüm kalbimle sevdiğim herkes biraradaydı. "Öyle olsun." "Ne?" Etrafa bakındım. tutuklaması gereken bir suçlu vardır [Şerif Şibumi] İntiharı hariç tutarsak. Etrafımda ne varsa hepsi birden birer ipucuna dönüştü. Tatlı bir söz söylesen dilin mi kopar? Aslan gibi çocuğa kulp takma şimdi!" "Sana göre aslan olabilir karıcığım. ciddi misin?" "Evet. Enver." "Beni ne kadar da iyi tanımışsın!" Babam öyle tuhaf gülümsedi ki odanın ısısı birkaç derece düştü. Bu davranışımdan ötürü gururlandığını. Enver tam bir hafta boyunca hastanede bize eşlik eden arkadaşım. yani sizinki sadece. "Ben seni sonra ararım" deyip kapattım ve kupon namına ne varsa vermek için. gergin ipin ortasına kadar gelmiş acemi bir cambaza benziyordu. Birkaç saniye içinde buharlaşacaktık sanki. Misafirimiz var. Annem asaletli bir utangaçlıkla "Ne arzu edersiniz?" diyerek Enver'e gülümsedi. su tabancasından kaçan bir Fransız gibi ağlaya ağlaya yan odaya koştum. Güleç bir suskunlukla geçen bir-iki dakikadan sonra. Dua mırıldanırken bana doğru bakıyordu. Buğulu camlar. Babam. "Aman. baban gözlerini açtığında gecenin üçüydü. babam onu çok sevecek" der gibi baktım ve sessizce "Tamam" deyip arka odaya geçtim.." "Tuhaf." Babam. masada tepsi gibi duran frizbinin üzerine koymuştuk. harika biri." Enver. benim nazarımda." "Hımmm. Emekli olmuş. Hani sana bahsetmiştim ya?" Babam. sen en iyisi bize kahve yapıver" diyen Babam Enver'e döndü: "Orta şekerli?" Enver hoşnut bir ifadeyle "Pekala" dedi." "Şebnem. Azrail'in huzurunda sakız çiğnemeyeceğimden eminim' diyor. Bir gözünden çocuksuluk. ona âşık olduğumu bilmekten müthiş heyecan duyduğunu. "Ailenle tanışmayı ben de çok istiyorum Şebnem. fakat yine de anlaşmaya uymamız gerektiğini söyledi. bekliyorsun? 'Onu gördüm ve hayatımdaki bütün taşlar yerine oturdu' mu?" "Şerif.. Allah korusun.. sevdiğim adama doğru koştum. orası iyi. Telefonu tuttuğu elini indirdi. Enver'e gevrek bir sesle "Sağolun.. Vahşi Lisan] Uyandım ve tepemde dikilmiş beyaz önlüklü doktor bozuntusunun oyuncak ayı sırıtışı gözlerimi kamaştırdı. Şerif Bey'e geçmiş olsun demek için uğramıştım. lokal amnezi yani kısa süreli hafıza kaybı varmış. diğerinden olgunluk okunuyordu. Marlboro paketinden bir sigara çıkarıp yaktı: "Biliyorsunuz. kafeteryanın hizasından bana doğru yürüyordu." "İnsanlar bana bunu her söylediklerinde 1 lira verselerdi şimdiye milyonerdim. Komadan çıktığında ilk seni görmesi. Görseniz." El sıkışırlarken Enver öne eğildi. masadaki kuponları elimle frizbinin kenarından çantama sü-pürdüm: "Anlatsana. Her polisin içinde. O da nöbetçi doktoru çağırdı. Sadist nezaketiyle sordu: "Şu anda nerede olduğunuzu biliyor musunuz?" Etrafa bakındım: "Hastane.] Bu söz üzerine. Islak giysilerimizden buhar yükseliyordu. Enver'i salona buyur etmişti.. Kafeteryaya kadar sendeledik. "Baban toparlandı mı?" "Doktorun dediğine göre." dedim ve birden Reha Veto'yu hatırladım. Birer kahve ısmarladık. hayatta en ciddi karar. şaka mı yapıyorsun. "Şebnem merhaba. Enver birden paltosundan mavi bir cisim çıkardı ve bana doğru fırlattı! Uçarak yaklaşan şeyin bir frizbi olduğunu anlamamla onu yakalamam bir oldu. Beni tanıyan herkes. poliklinik ya da öyle bir yer?" Sesim.. daire şeklinde "Seni seviyorum Şebnem" yazıyordu. yedi gün süren ölümüm boyunca beni yalnız bırakmadınız" dedi.. Bir de yeniden sigara içiyor. "Babacığım. Babam önde... Enver de aynısını yaptı. hafızamın bir kısmını kaybettim. Ben de aynısını yaptım. Kahvelerin dumanı tütüyordu. ani bir ses duyan köpek yavrusu gibi başını yana eğdi: "Duyduğum kadarıyla. "Zahmet etmeyin lütfen." "Evet baba. "Babacığım. Elimdeki kuponları bir kerede vermeye kalkıştığımda itiraz etti." Anneme.. mesleğinizde zaten çok başarıhymışsmız. Babamın. soğuk algınlığına yakalanmış bir timsahmki gibi kulak tırmalıyordu. Ben sadece. Uçsuz bucaksız çimenler ile yağmurun arasındaydık. emin misin. Fincanları.Enver'di: "Buyurun Paşam?" Bu kısa cümleyi.. derdini anlatabilecek kadar Türkçe bilen bir cariye edasıyla söylemiştim. Annem mutfağa süzüldü. olduğun yerde dur.ııı Dudağını hafifçe büktü: "Pek konuşamadık. uyandığı sırada babamla ne konuştunuz?" ... Reha Veto olayından sonra namaza başlamıştı. 62 . senin nazarında ne?" "Gül bahçesine kakasını yapmaya çalışan kabız bir ayı!" [Ah. Annem. Enver'i eve çağırmakta acele etmiştim." Ben de "Merak etme anne.

İlk iş. tuttum "Kaç yaşındasın?" dedim. 03:10'u gösteriyordu.. cüreti artmalıdır. Emekli kılığında dolaşsam da. Onyedi yıl martavalını uyduran zırtapozun sorularına benzer şeyler sordu. Ve her polisin içinde. Ben ki."Neden burada olduğunuza dair bir fikriniz var mı?" "Bunu bana siz söylersiniz diye ümit ediyorum?" Duvardaki kirişe asılı saat. Beni kınamayın. Ben silahımı bıraktım diye suçlular da ıslah mı oldu? Yooo? Oyuna bensiz devam ediyorlar. Radyonun düğmesini çevirdim: Duman adlı bir müzik grubu. Cep telefonuma. Siz çenenizi kapalı tutarsanız. "Geçmiş olsun Şerif Bey" dedi. Kontağı çevirdim ve araba sinir krizi geçirmeye başladı. "Boğaziçi Köprüsü" yazılı bir kısa mesaj geldi. ben bu yatakta onyedi senedir uyuyor olamazdım. Bayramda seyranda ailece ziyaretimize gelirlerdi. uçuruma açılan mağarada hızla yol alıyordum. namazı orada kılacağım. ipucu toplayan polis konuşmayacak. gece gündüz demeden bana koşuyordu. Sizi hayata döndürmeyi başardık. Birileri kelepçelenene ya da zımbalanana dek. Ben bir polisim. Arabayı. Geri geri giderken arkaya baktım. gerçeğin kokusunu takip ederken." Çözüldük. fakat sesini duyamıyordum. Polis. Ne arananlar listesinde adı var ne de sabıkası. başucumda bekleyen arkadaşından söz edince de. beni enterese etmez. Penceredeki tülün berisinden baktım: Enver.. Zırtapozdan kimseye bahsetmedim. Şebnem resmî törene katılacak prensesler gibi giyinmiş. dolandırıcıların peşinde geçirseniz. Enver Paşa evimize geldiğinde. ağaçlar hac faciasından canını zor kurtarmış hacılara benziyordu.. Şebnem'i bahçe kapısının önünde siyah bir Audi'nin içinde bekliyordu. Paltomu sırtıma geçirdim.. herkesi suçlu sanır. Çile Bülbülüm'ü söyleyerek ruhuma gıda yardımı yapıyordu: Bizim zamanımızda -nur içinde yatsın. hırsızların." Kar. çıkmak üzereydi. Bu yaşta söylediğim yalana bakın hele: Sevaplarımı artırmak için daha çok zaman ve benzin harcayarak cennete yaklaşacağım yani! Hayat arkadaşım. tamam mı. benim yanımda çalışan genç polislerden biriydi. Polis sezgilerim bana çifte kavrulmuş bir manyakla karşı karşıya olduğumu söylüyordu. sakince yatak odasına uzandım. biricik kızıma hayatının şokunu yaşatmıştım. mantar gibi hiçbir şey düşünemeden sürüyordum. camiye.ıi". Şimdi. Küskün ve de gururlu bir ifadeyle cevap verdi: "Enver'le buluşacağım baba. Ardından. Onyedi sene mi?! Karım yaşıyor muydu? Kızım ne haldeydi? Torunlarım var mıydı. Kadına "Hangi yıldayız?" diye soracağıma. benim en sevdiğim çocuğumsun.. gazete okuyordum. hatırlamadınız mı? Ben. Bir tek şapkam eksikti. bana inanmıyorsanız televizyon seyredin. Bir kez daha ölüm." "Fakat ne doktor?" "Onyedi senedir komadaydınız. Şahika'ya çaktırmadan. İnsanlığa faydalı olmak için yeni bir fırsat yakaladığımı hissediyordum. Temiz çocuktu. Gözüm kadını bir yerden sinyordu: "Sen de kimsin?" "Aşk olsun. Beyniniz dakikalarca oksijensiz kaldı. Bir de şu var: Bir suçu araştıran. Zor nefes alıyordum. "Nereye bey?" "Nereye olacak hanım." Birden bütün yük kalbime bindi.. ben uyurken mi büyümüşlerdi? Dünya Kupası'm almış mıydık? Ülkemizin bölünmez bütünlüğü korunuyor muydu? Hangi parti iktidardaydı? Otomobiller uçmaya başlamış mıydı? Herkes yokluğuma iyiden iyiye alışmış olmalıydı? Bu yaştan sonra ne halt edecektim?!. kanun adamının dangalaklığından ötürü suçlunun özgüveni pekişme-li. Nuray Mert'in köşe yazısını. Kadına yaş sorulur mu? Fakat hayatım buna bağlıydı. Emektar Lada'ma atladım. muhatabınız otomatikman ötmeye başlar. Bu düdüklü çakalın ne mal olduğunu kendi yöntemlerimle çözecektim. boynuma sarıldı: "Babacığım. polisliğim bakidir. Kız babası olmak." "Hatırladığınız en son olay?" "Evimdeydim.. . hani şu 'kabız ayı'yla. Biricik kızını yedi yabancı bir adamla paylaşmakta zorlanıyor diye yaşlı babana kızacak mısın?" Bir an durdu. Şebnem'imi incitmeden Enver Paşa denen dejenere piçin ipini çekmek niyetindeyim. Başka çocuğum olup olmadığından ciddi ciddi kuşkulanmış görünen annesine alelusul el sallayarak "Allahaısmarladık!" dedi ve koptu. Suçlu. gecikirsem tasalanma. herkesi polis sanır." "Bugünün tarihini söyleyebilir misiniz?" 288 "Ben emekliyim. 290 İki gün sonra akşamüzeri. Siz de ömrünüzün yarıdan fazlasını katillerin. Az buçuk kendine gelen arabadan inip bahçe kapısını kapattım. çarkları şüphe döndürür." "Sen. dünyadaki en zor kutsal görevlerden biri. Tekrar bindim. günlerden ne. Bora Oturanboğa'ya telefon edip Enver Paşa'yla ilgili bir kayıt var mı diye baktırdım. tabancamı doldurup belime taktım. "Asmalımes-cit" yazılıydı. /')l Başımı dışarı uzatıp "Çengelköy'deki camide mevlit okunacakmış. 63 .. polis köpeğinden daha aptal görünmek zorundadır. ayın kaçıdır. Telefonu açıp şifreyi tuşlayarak takip programım aktif hale getirdim. önüme döndüğümde karım kaybolmuştu. mahmur gözleriyle bir başka dokioı [Çı ri girdi. Bahçe kapısının iki kanadını da açtım. Başımı kaldırdığımda.. dünyanın gelmiş geçmiş en büyük kozmetik mucizesi değilse. Eee? Polis. Yine de dilim pek rahat durmadı. Kızım. Henüz ayakkabılarından tekini giymiş olduğu halde. tamam mı?" dedim. "Adınız nedir?" c "Şerif Şibumi." "Darılma bana meleğim. öyle birini maalesef hiç ama hiç hatırlamadığımı ısrarla vurguladım. İçimde bir dejavu tedirginliği baş göstermişti. Dehşet içindeydim. Bu dünya acımasız bir yer. Çiğnediğiniz sakız nefes borunuza kaçtı ve kalbiniz durdu." Bora. onu hatırlamıyormuş gibi davrandım. O sırada içeriye bir hemşire girdi. Bir an tereddüt etti: "Yirmidokuz yaşındayım. Ve bu kadın. "Nereye güzel kızım?" Yutkundu.Hamiyet Yüceses terennüm ederdi. Tam on sene aradan sonra. ırz düşmanlarının. Köprüye vardığımda aldığım ikinci mesajda. hangi yıldayız. hayatınız komple tedbir. peki" anlamında salladı. şom ağızlı doktor kayıplara karışmıştı. Yavaş yavaş yola koyuldum. Reha Veto denen zibidinin beynini uçurarak.. hüzün yumağı başını "İyi. Öyle ki." "Şerif Bey. Bora Oturanboğa'nm eşiyim. "Belki de ışınlandı?" diye düşündüm. Herhalde "iki adımlık yolu arabayla mı gideceksin?" diyordu. tutuklaması gereken bir suçlu vardır. fakat. Ağzının kıpırdadığını görü yor. uyuşturucu tacirlerinin.. İlk müdahaleyi kızınız Şebnem yaptı. Şebnem'in cep telefonunun yerini tespit etmemi sağlayan bir yazılım yükletmiştim. Şahika balkonda peyda oldu. temkin ve ihtiyattan ibaret olurdu. neden sor dunuz?" Tam o anda. parçalanmış bir ihramı andırıyordu: Binalar. Bir kez daha.

o kadar da acımıyor. Şebnem içimde. senin el yazın. kiraz.-. Şebnem uçaklar geçiyor. Methiyeden şantaja geçmeyeyim. Benim payıma paylaşılamayan şeyler düştü galiba? Beni mahveden hatalarım hangileriydi. tüy gibi hafiflemiştim. etkilendim. devrim niteliğindeki bahtsızlık. kulağın rahat olur. Pekala. İnsan otuz yıl yaşayınca.. saraya sızmış lunapark balerinim. varlığın başımı döndürüyor. Milletçe öteden." Derhal iki kupon takdim ettim. "Uh! Canımı yaktın. 18. daha etkileyicidir. bir işaret seziyorum. kaybolmak seni bozmaz. Leylaklarla dolu bir akvaryum. Kalbim jelatini i yoyo gibi zıplamaya başlıyor sesini işitince. Bir robot kadar iffetli. ne kadar istersen onca yağmur ayarlayayım. Şebnem bulutlara kement atayım. küçücük. romantizmin Einstein'ıydı." Onun yamndayken. Elimi tuttu ve "Buyurun matmazel" dedi. "Şimdi de utanmadan zihnimi mi okuyorsun?" Sağ kolunun içine hafifçe vurdum.. Önden dolaşarak gelip kapımı açtı. Tessenjitsu adlı Japon dövüş tekniği. kelimelere beş çeker. güvercin kadar ılımlı olurum. mandalina ve zeytinler yetişen bir ağacın mucizesini üstlenmişsin. büyük noksan neydi hayatımdaki? Bunlar ve benzeri belirsizlikler insanı sersemletiyor. yüzyıllarda. Dünya. susamlı akide şekerim. Albert Einstein'm [1879-1955] İzafiyet Teorisi o gün yayımlanmıştı [1916]. Yani ben." O palto. kum saatindeki toz şeker gibi senin sevgin birikiyor. Şebnem kalbimden senin kalbine balyozla bin pencere açayım. /-. nedir bu?" "Almyazımm baş harfi. Şebnem imparatorluk gibisin. Zehirlenmeye bile yetmeyecek porsiyonlarla. Kaybedecek bir şeyin yoksa.. şimdilik tek harf var?" "Diğeri paltonu serdiğin için. Şebnem. Huzursuzluğun Kitabı] Alevleri görmezden gelerek yangını söndüremeyiz Şebnem. akasyalardan süzülen ikindi ışığından yapılmış gibisin. Notalar daima harflerden daha anlamlı. faturalar çıkıyor içinden. dünyayı özelleştiriyorsun. Tamam abartmayayım. patlayan bir okyanusun tozları gibi saçılıyor. Beni kınama yeter ki. 64 . Ciddiye alınmak için mızıkçılığa başvurma taktiğini kenara bırakayım. Elini çekip sokak lambasının ışığında koluna baktım. rahatsız vicdan ve cüzi irade bize köstek olamazdı. Sanki senden bir haber gelecek. sadece yelpaze kullanarak adam öldürmeye dayalıymış. Her şeyde sana dair bir ipucu. 294 Eğer bir hedefin yoksa." "N'oldu?" Durduk. İrmik helvasının üzerinde uçan kelebek gibi toz olayım. Çölde seraplar gören bir şempanze gibiyim. "Yooo. Sözlerde o acı yalan tadı belirir. Adımımı atacağım yerde kar sularından. üzerinde şapkalar yüzen bir cıva nehrine ayaklarımı sarkıtmış vaziyetteyim. Cehennemde teçhizatsız kalakalmış itfaiyeci gibiyim. "Teşekkürler ekselans. seni bulmama bağlı. 1888-1935. Üzerinde nar. aksine. Sekoya ağacının kabuğu ateş geçirmezmiş: Sekoya ormanında yangınlar. dikkatle bakıyorum. alevleri görmezden gelerek yangını söndüremeyiz. Şebnem niye böyle? Aşkın. gömleğinin manşetini katlayarak sağ bileği ile dirseğinin arasında bir yeri tuttu. Yanlış anlamaların mikrodalga fırınında ısıtılmış ve çabucak bayatlayan umut kırıntılarıyla besleniyorum.. Sonuçları nedenlerin önüne almayayım. varlığımızın özünü teşkil eden trajedinin yatıştırması konusunda kimseye güvenmemeyi öğrendik. Müzeye doğru kol kola yürürken. parmaklarım yazmaktan oksitlendi. rakibini ciddiye alman gerekmez. Gotik bir 'Ş' harfi dövmesi vardı: "Her neyse. Şebnem. Sonsuzluğun geri kalanım yakıp yıkmama ramak kalmıştı. Enver Paşa'yla Pera Müzesi'ndeki Anadolu Ağırlık ve Uzunluk Ölçüleri Sergisini gezecektik.. İğde yumuşaklığı. huylarımı değiştiririm. beraberliğimizin her saniyesi için bir kupon verme arzusundaydım. Ceketini çıkardı. ilk hamleyi suçlular yapar.Bir kez daha anlıyordum ki. Vahşetim teröre dönüşmesin. Dalga geçmekten kendimi alamadım: "Dikkat el de. Oradan 100-150 metre yürüyecektik. Şebnem zarflar açıyorum. Paso ilklere imza atıyorum. Şebnem her gülümseyişinde tüm ülkeye çay ısmarlayayım. Şebnem uzaya baharın gelmesi. Şebnem ballanmış ilkbahar gibisin. Uçakları sanki sen kullanıyorsun." "Hımmm. Dilim uyuştu Şebnem. Öyle saçma. Bence o. Zarafetin aksesuarı. Saçma ve boşuna olan ne varsa benim yöreme birikiyor. "İyi ama. olflll dik yerlerine kaçmasın!" "Beğenmeyeceğini tahmin etmeliydim. iğde reformistliği var sende." "Enver. Fakat ismimin diğer harfleri nerede?" "Tek tek yazdırıyorum. Şebnem ne çok melek var yüzünde. ağaçların içinde olup bitermiş. 292 Yeryüzüne serilen palto 20 Ocak. tozutmayayım. Şu anda Tomaso Albinoni'nin [1671-1750] Adagio'sunu dinliyorum. başım göğe ermişti. tehlike olmadan ben bir hiçim. iğde esansı. tndi. en temel dertlerimizin. Enver'e. Şebnem kediler geliyor apartman boşluğuna..Tlc ı< .." Sesi hu şu doluydu. tülbenl boncuğu gibi umutlar pıt pıt içimde beliriyor.. [FERNAMDO PESSOA." /. Uygarlık bize milyon çeşit yasakla sağlanmış bir düzen hediye etti. ve 19. Sanırım. uslu çocuk olayım. uçaktan yüz yıl önce. Şebnem her zorluğun içindeki kolaylığı. Melodiler. Kareli gömlek ve postmodern nihilizm modasının arttırdığı atmosfer basıncına rağmen. Papatyaları harf olarak kullanayım. sanki senden bahsediyorlar. Laf uzadıkça anlam geriler. Asmalımescit'te bir sokağa park etti. emin olamıyorum. Bu şövalye jesti karşısında ne yapacağımı şaşırmıştım.il edilmiş. Harf başına bir kupon alabilmeyi umuyorum. Yenileceğinden eminsen. ingiltere'deki şapka fabrikalarında çalışan insanların yüzde 10'u delirerek ölmüş: Keçe işlemekte kullanılan cıvanın yan etkileri. ağırlığı olan her şey otomatikman senin safına geçiyor Şebnem. yerküreyi tümüyle sarmalamıştı sanki. Hayat çok tuhaf Şebnem: Paraşüt. dünyanın üç günlük olduğunu anlamaya başlıyor. r/K. Yaralı bilinç. Tımarhanede esir edilmiş felçli bir dilsiz kadar gerginim. tebessümün için binlercesi çalışıyor olmalı. duyguların zannettiğimden çok daha çeşitli olduğunu keşfediyordum. Gerçek bela. "Beni şımartıyorsun" diyerek muzipçe yüzümü inceledi. Otomobili. kendilerine acı veren şeye teslim olmuşlardır. doğrudan bana miyavlıyor-lar. Sürekli yer değiştiriyor. Anlamı. artık bizim sevda imparatorluğu-muzdu. lirik bir kanatlanma yaşıyorduk. imzan olacak. Çikletten çıkmış gibi tertemiz bir adamdı. Enver hiç tereddüt etmeden paltosunu çıkardı ve göledin üzerine serdi. cinayetin aracı olabiliyor. şu mesele. çamurlu bir gölet oluşmuştu. EK: Müntekim Gıcırbey'in okunmamış mektuplarından birkaçı Deliler. O anda. Şebnem seninleyken bir yudum çay zenginleştirilmiş uranyum gibi enerji veriyor bana. kara üzümün iri çekirdekleri gibi bulup çıkarabiliriz. Bir yandan da peccatophobia'ya [günah işleme korkusu] kapılıyorum galiba.

Şebnem peynirsiz labirentte dönüp duran fare gibiyim. Senden kaçış varsa bile kurtuluş yok Şebnem. krize söz geçiremiyorum. Ve birine itimat edecek kadar kendine güvenmenin manası yok. Bir yandan da karşında kendimi mağaranın girişindeki kütük gibi hissediyordum. Müntekim Aşktan kaçış varsa bile kurtuluş yoktur Şebnem. arkadaşlığımız. Güvenliği kilitlerde buluyoruz Şebnem... Vücudumdaki hiçbir hücreye inanamıyordum. Aptallığın otobanından dehanın patikasına mı varacağım? İnşallah o yol. Kulaklarıma inanamıyor-dum. Ben riskleri yönetemiyorum Şebnem.. odalar boş. Ezelden beri o nazlanan senmişsin. Şebnem. Ben de seninleyken gözlerime inanamıyordum. Şebnem beynim bulaşık teline döndü. uzay senin olduğun yerden başlıyordu. Şişko bir şeytanın.sokakların hepsi ıssız. Eline sihirbaz değneği geçmiş kör gibiyim. Beynime sıcak as r\ı falt dökülmüş gibi. dünya. Fakat aşk'ın bizi manasızlığa kelepçelemesini. italyan kahvesine batırılmış İrlanda çöreğim. Müntekim 298 Kalbin darmadağın olunca. belki bu tuhaflıktan büyük heyecanlar çıkarabilirdik. Bütün şarkılarda senden bahsediliyormuş. Aşk hiçbir çağda güvenli bir heyecan olmadı. 296 İlk romanı 1007 yılında Murasaki Shikibu adlı Japon soylusu bir kadın yazmış. dizkapaklarını. Şebnem. tümüyle eğlenceli olmak zorunda. riyanın kırmızı alarmı haline geldi. Keşke. Doğru. benim kurnazlığım senin dehanın yanında sağır bir devede kulak. Kaybetmedikçe zenginleşemeyiz.. içimizdeki bitki örtüsünü çürümeye terk etmek zorunda olmasak. Afeti kontrol edemiyorum. tanışıklığımız. bizlerde olgunluk alametleri gibi yansıyan şeyler. Dişlerini. reddetmek zorundayız.. boşluk. hasretin katranı kafatasımdan gövdeme damlıyor. onu fark ettim. aşağılayıcı bir üslupla imha etmesini göze alamıyoruz.<»"! tecrübelerimizdeki alelade acılıktan ileri geliyor. Bizi ancak aynı banyoda yıkanmak paklar Şebnem. Dostluğa rekabet ve imha. kanımda gıcır gıcır hançerler. . Benzer şeyler arasında fark gözetme lüksüne sahip değiliz. kalp kapakçıklarını. Türkiye. Sen de benim aklıma uysan. çizgi film kuzusu. ikramlar. su olsam sana doğru akarım. paradokslarla haşır neşir olmadan hayatımıza canlılık katamıyoruz Şebnem. yanındakine "Benim gördüğümü sen de görüyor musun?" diye sorar. Asmaların başında nöbet tutmak. Şebnem seninleyken içimi padişah gururu kaplıyordu.. çelimsiz bir meleği göğsümün kafesinde patakladığını hissediyorum. aşka kurallar ve prosedürler eşlik ediyor. Vücut bulması için can attığımız şeyi inkar etmek. senin masumiyet kanıtı parmak izlerinle dolu sanki dünya. Dünyada sahtelik kadar gelişim gösteren başka bir şey yok. Seni unutma fikri bile. bin yıla kalmaz seni anlatabilecek seviyeye ulaşırlar. Bana öyle geliyor ki. yaşam belirtilerinin azlığı demektir Şebnem. Romancılar bin senedir çalışıyor. insan kendi aptallığının büyüklüğüyle yüzleşince kahrolmaktan kaçınamıyor. İnsanın ayna karşısında yaşadığı türden önemsiz bir belirsizlik ile satıcılıktan uzak karmaşa dinmiyor.. İmkansıza yatırım yapmadan kazanamayız. 65 . Arabalar etrafımda keskin frenler yaparak duruyorlar. her şeyde senden bir anı aksediyor. kalbime uysan. Kendimizi emanet edebileceğimiz kişiyi bulana kadar canımız çıkmasa. Bu gidişle yokluğunun gürültüsünden sağır olacağım. Hani insan bazen gökte yabancı bir cisim görür de gözlerine inanamaz ya. Delidoluluğun uzantıları gibi algılanabilecek davranışlarımızın da doğallığı su götürür. ilişkilerimize garantiler getiriyor. kulakta sapıkça bir şey gibi tınlıyor farkındayım.. istanbul. fincanlar. üzümlerin olgunlaşmasını sağlamıyor. Sana olan duygularımı mesafe. Bazı konuları açıklığa kavuşturmak için çenemi tutmam ve birtakım sonuçlar elde etmek için de hiçbir şey yapmamam gerekirdi. uçak olsam sana doğru uçarım. bildiğin hiçlik mayalıyor. mucize de durdurur. Şimdi uzaya fırlatılan mekikte kilitli kalmış sinekten beterim.. kitabın adı Genji'nin Hikayesi. insanı cazibe hareket ettirir. Kimseye soramıyordum da "Benim gördüğümü sen de görüyor musun?" diye. Emniyet ile itimat aynı şey artık. Saatin akrebinden hız beklememeliyim. Belki dileklerim gerçekleşmese de iyi bir insan olurum? Sanırım cehenneme gerçekten uğrayacağım. Gözlerine bakınca. ancak yalanların sürekli desteği sayesinde ayakta durabiliyor. Geçerlilik kazanmış riya sisteminin kusursuz işleyişi. Öpüyorum gözkapaklarını. sana kavuşma umuduna bağlanıyor içimde. Tüm umudumu hayırlara vesile olan aksaklıklar. iki kişinin yan yana yürüyebileceği kadar geniştir. Artık iltifatlar. Dirilmek için kendimizden başlayarak her şeyi yok etmemiz gerek. Sürprizlerin üzücülük arz etmesi sürpriz olmuyor. Sensiz bütün tabancalar. çöpten metal kutular toplayan zombi gibiyim. sevinçliysen somurtuşu kalkan olarak kullanmalısın. Senin kadife geometrin başımı döndürüyordu. Yüreğin derinliklerinden yükselen sesler. Saray çatılarında senin için düello yapılmış. 12'den vuran yanlış anlamalar ve sorunları halleden hatalara bağladım. onu evcilleştiremiyorum. yolunu kaybetmiş görünmez adam gibiyim. tütsülenmiş bir bahçede saklambaç oynuyor gibiyiz. çillerini tek tek öpüyorum. galaksi. O yüzden. fakat cennete yakın bir bölgesine. hiçbir gezegende bana hayat yok. erik olsam sana doğru yuvarlanırım. Daldan dala zıplıyor. yok saymak. Dostluğumuz. kılıçlar yüzüyordu. Peygamberin mirası tebessüm. neredesin? Sensiz. Kafamın içinde kocaman bir ağaç ve küçücük bir maymun var. Artık. kafan da karışır Şebnem. Kederliysen güleçliği. Sözlerim sana karmaşık mı geliyor? Birinin beni anlaması için yanımda elli yıl geçirmesi gerek Şebnem. nazik teklifler en büyük tehditlere dönüşüyor. Gelgelelim masumiyet.Çağın gerisinde kalmayayım. O kadar zekisin ki Şebnem.

İstanbul.ı maz dokunmaya. Aynı dert bende de var. azabın ku-rumsallaştığı. Mesela kendimi 10 1 mum sanıyor olsaydım ve biri de cereyanlar kesilince beni yaksaydı. tüm sözlerim. hasretten bütün günahlarım döküldü. ne zaman ağzımı açsam. Bazı şeylerin anlamı ortaya çıktığında. kafası da karışıyor. kiraz sarkacı bakışlı. Bunu bilmek ya da sezmek bizi 'inanmaya' yöneltir. Allah. en büyük soytarı olmak zorunda. Saptırılmış ve bir yönetmeliğe uyarlanmış saygının gereği olarak cıvıtmak. Ellerin. cıvıltılı cimcime. sensiz bu defolu evrende." Şebnem bu akşam seni o ıskarta haydutla el ele. Ayak parmaklarının aralarına papatyalar kondurayım yeter. insanlara inanıyor olarak uyanacağım. beni bekleyen birtakım vazifeler. kesin. deliliğin hammaddesi dir. deliliğin çemberinden çıkarız. Körlere sesleneyim: "Arkadaşlar. dilime ilik açıldı. yakınlaşmanın yolunu kendilerine acındırmakta ya da muhataplarının kafasına demirle vurmakta arıyorlar çoğu zaman. Bakışların. Şebnem. hayat ilginçliğini koruyor... Biz aslında kaybettiklerimiziz. Sevincimden çimlere kırağı düşürürüm.. sen saklanınca ağaçların içi boşaldı. Türk Kızılayı'na kan vereyim. Görüyorsun ya. İnsanlar. Bir muhatap bulunca. şakaların opak muşambasına bürünüyoruz. asfaltlar eriyor. Rüyanda başrolde değilsen.. Sıkın dişinizi. Ya çok derin acıların ya çok büyük hedeflerin var ya da çok inatçısın Şebnem. insanın kalbi darmadağın olunca. bal şelalesi.ı şeker tadı bırakacak. haşlanmış lahana gibi kendini saldı. Yağmur yerine çöl yağıyor. 300 Keşke başka ihtimaller de olsaydı. Kalbimden mezarlık dumanları yükselse de ziyanı yok. Bu anlam birikintisi." Bence ayetin asıl anlamı şu: "Kalbinizde olup da hiç kimseye anlatmayı başaramadığınız.. Nefertiti'yi [üst kat komşumun kedisi] ve yavrularını görünce. ipek fiyongu gülüşiü.. seni benim için dünyanın en değerli insanı kılıyor. deniz pıhtılaştı. kuğuların sınıf arkadaşı. Deli. Kral. Müntekim Rüyanda başrolde değilsen... Gezegenimizde hayat olduğunun en sağlam kanıtı sendin Şebnem. Üç günlük dünyanın üçüncü günündeyim. daha doğrusu 'kalbin sırrı' konusunda anlaşabilsin. adın dilimin ortasına yuva yapmış guguk kuşu gibi.. toz toprak ve kumlar dökerek. Avuçların desenli kurabiyelere benziyor. dünya dışı uzayda yaşam belirtileri aramak gibi. Şebnem. acayip sancılı. mağaralar açayım. aşk'ın her ikisinden de büyük olduğuna inanacağım. Kendisi kaybolunca anlamı parlayan şeylerle kuşatılmış durumdayız. kabus görüyorsun demektir. Ve bu saçmalığı doğuran şartlar. Göze aldığımız risklerden. delilikten yırtardım.. eziyetin otomatikleştiği yerdir. Rodin'in bücürük heykeli gibi gece gündüz seni düşünüyorum. Şövalye olsaydım. tabiatla kanlı bıçaklı olayım. Mümkünse. 66 . Şebnem galiba kendimizi tam olarak tanıyamadığımız için. Yalnızlık deliliğin hammaddesidir Şebnem. dostunu bulamayan kimsedir. bir öpücük ver. uçsuz bucaksız bir çayırda buluşalım. temeli. yeniden hayatımın başrolünde olayım. yalanı ancak kendine söyleyebilirsin. sütunları. Cehennem. İnsan. Boğumları kudretten zarafet şaheseri yüzükler gibi. sizin gizlediklerinizi biliyor. oradan da Altı Nokta Körler Derneği'ne gi302 deyim. Çoğu kimse. o şeylerin kendileri çoktan yitmiş oluyor Şebnem. çölü avuç avuç başka yere taşıyayım. insanlık görevleri olduğu fikrine kapılacağım. dünyanın kepazeliğini görmediğiniz için evet şanslısınız... minareler yamuldu. mı Parmaklarının ucunda tırnakların küçük deniz kabukları gibi parlıyor Şebnem. Senden sinyal beklemek. yağmur ormanlarını yakayım. kubbesi. aıvııml. Bir de benim gibi. senin şehrine hücum etseydim. Kur'artûa "Allah kalplerde olanı bilir" yazıyor. Şebnem çok saçmaladım. Yalnızlık. söylediklerimi unuturken beni aklından çıkarma. Birbirimizi oyalamak. samimi ve hoyrat. Bulutlar üstümden kesekler halinde geçiyor. işte Allah onu biliyor. sabah dünyaya. Beigbeder'nin romanlarındaki tiplere benziyorum: Fiyakalı ve aptal. deli raporumun fotokopisi kulağıma zımbalandı sanki. düğme dikildi. bak. Başını dizlerime koy. Bir kerecik buluşalım. kibarlığın yegane yolu oldu. zavallılığa dönüşmüş bir samimiyetten geriye kalan ve ağıt izlenimi uyandıran gevelemelerden ibaret. Hayatın ölümden. sıcak leylak şurubu sesli yârim. kabus görüyorsun demektir Şebnem. tehlikelerden çok daha fazlası çıkıyor karşımıza. Bunların hepsi ya da herhangi ikisi de olabilir. aslında hayatla ilgisi kesilmiş olduğu için anlamsızlığa matuf. Hacdan yeni gelmiş gibi hafifledim. Allah insanın mayasına ne katmışsa... Aslında tüm insanlığı ilgilendiren bunca belirsizlik içinde yalan da önce ihtişamını. dudak dudağa gördüm. ceylanların. bağışla.. Huşuyla öpüyorum. hayrına tefsir etsen ya? Şebnem." Öpüyorum gülüşünün bütün kıyılarını. ne kader ama. beyaz rengi daha iyi tanıyalım diye mi yarattı seni? İçinde kemik biçiminde nur çubukları mı var Şebnem? Yüzündeki ışık nereden geliyor? Gözlerindeki ayet derinliğini. nelere katlanmak zorunda kalacağını önceden kestiremiyor. sonra da görülebilirliğini kaybetti. fakat Şebnemin güzelliğini görmek için ölüp cen nete gitmeniz gerekecek. Öpseııı. dile getirilmesi imkansız bir şey var ya. "seni anlıyorum. Şebnem seni manyaklar gibi özledim. kuşlar iskelete döndü. atımdan düşerdim. Şebnem. Hasretin gecenin mimarisi oldu. bulutlar kireç bağladı. göğüs kafesimde bir gökdelen jeneratörü taşımakla aynı şey Şebnem. dokunaklı genellemeler yapanlar var. Şebnem. kıt sonsuzluğun cefasını çekemiyorum.. gerçek hatalar yapabilseydim hiç değilse. bir kişiyle olsun bu 'kalpteki sır'. tüm sorulara aynı cevabın verildiği. dudaklarını görünce kılıcımı düşürür. Birisi "Evet" desin. Kendini bulabilirsem tabii. Yine de insan istiyor ki.. Seni sevmek.Her türlüsü ürkütücü olan içtenlik başgösterdiği anda. sonra yurdun dört başına örülü demir ağları söküp trenleri karadan yürüteyim. insan kıy. Şebnem. enerjik ve dengesiz. gökyüzü felç oldu. cennetin eşiğinde sorulan bilmeceler gibiydi Şebnem. Şebnem tornavidayla dağlara oyuklar. uçuveriyor. İç içe geçmiş kafeslerin ortasında gibiyim. Şimdi bunları söylüyorum ya. bazı şeyleri asla ifade edemeyiz. Giderek. Şebnem senin için buffalolar kurban edeyim.. üzülmeyin. Hiçbir zaferin erişemeyeceği tatta bil yenilgi olurdu. Artık hayatımın normale dönmesi imkansız. Doğrunun önemi kalmayınca." Nitekim bir başka ayette de "Allah'tan daha iyi dost mu bulacaksınız?" deniliyor. bu ayeti şöyle anlıyor: "Allah. biliyorsun.

Bir çift nemli mağarayı andıran göz çukurları. kimimiz yüz senede. Benim aşkımı tedavülden kaldırmak. ölüme geri dönmeye hazırım. Malikanenin bahçe duvarına gömülü akvaryumun yanındaki levhada "Dikkat! Köpekbalığı var!" yazılıydı. Metal bir sarmaşığı andıran iki kanatlı yüksek kapı ses sizce açıldı. Beni. sevinçten Hintçe şarkılar söyleyecektik. Malikane. padişah ve imparator burada buluşsa. Bay Bûttlbll tyUfl da çaprazımdaki koltuğa kuruldu: "Geçmiş olsun. tedbirden. Ağır aksak dönerken. Şebnem seninle hayatlarımızı birleştirecektik. Atom Bombacıyan’ın beni görmek istediğini söylediler. beni korkudan azade kılan varoluş biçimim. evrenin ezelî sırlarını sorgulayan stil sahibi bir şapşala benziyordu. Geniş merdivenden sonsuz koridorlara tırmandık. Ortamın ahengini bozmayan. Boşlukta ikamet ediyorum. kızıl bir balçıkla sıvanmış sanki. Mezarlığa. Niko'yla havada göz göze geldik. Civarda. sonra da mıhlayıp leşimi lağım farelerine ikram edecekti. Şebnem. Ölümden döndüm. tehdit edilsem. Alçıdaki bacağımı. ömrümüzün son saniyeleriydi.. [CARLGUSTAVJUNG. Fakat madem öyle düşünmek istiyorsunuz. zamanımız kısıtlıysa.. Şah Abbas döneminden kalma bir İran halısı: Üstüne bastığınız anda beşyüz yıl öncesinin İsfahan'ına ışınlanıyorsunuz. Binaya girerken fedailer beni dedem yaşında bir uşağa teslim ettiler. Ölümün üç saniye berisindeyim. Ne yani. Pencerelerdeki orijinal Hint ipeğinden perdelerin desenleri insanı hipnotize ediyor.. Kim bilir sana ne yalanlar söylüyor Şebnem.. Uzun kenarları sedef şeritlerle süslü antika masanın üzerinde 21 Haziran 1968 tarihli TIME dergisi duruyordu. Başım sargılı. bir Fatiha okudum. kendilerini evlerinde hissedebilirlerdi. yüzünde dikenli bir kırbaç gibi iz bırakmış. Niko'yu özleyecektim. "Tamam" dedim "memnuniyetle. 308 Kainat kestirmelerle doludur Gerçekler zaten mevcuttur. Grand Grave'in dokuzuncu kat penceresine! İşinize gelmedi mi? Halbuki her birimiz zaten dokuzuncu kattan düşüyoruz. () öldü. Ermişler de." "Ne iş yapıyorsun?" 67 . Bu muazzam bahçeyi kanla sulamaya hazır görünüyorlardı. neden hepimiz Grand Grave'in dokuzuncu katından atlamıyoruz? Dünya. Şebnem. 'L' şeklinde bir salona aldı. 1881-1966. Niko şimdi bu mezarın içinde miydi? Tam bir saçmalık! Ortada bir dümen dönüyor olmalıydı... Birincisi: Atom Bombacıyan. biraz olsun mutlu görünmeye cesaret edemezsiniz. ilahî bir ışık oyunu gibiydin. çeşitli çap ve markalarda Hava310 na puroları dizili sehpanın altına uzattım. yalanların ise uydurulması geıoklı [PAOLO PICCOLO. Evlat acısı. reklamcılar da aynı şeyi söylüyor: "An'ı yaşa!" An'ı yaşamak mı istiyorsunuz? Buyurun. o müthiş düşüş. Göründüğüm yerde değilim. O benim yerime öldü. Ben onun yerine yaşıyorum. üç îhlas. Yani ben aslında hep havadayım." Dokuzuncu kattan aşağı uçarken sadece bunu düşünüyordum. Ellerimi açtım. Yol boyunca hiç konuşmadık. Bitkisel bir labirent olarak tasarlanmış bahçenin ortasında. öncelikle insanlar hakkında bildiğiniz her şeyi ama her şeyi unutmalısınız. Bu dünyaya yaşamaya gelmediğimden eminim. Dokuzuncu kattan düşen herkes ölür diye bir kural yoktu. Şu anda yaşayan herkes ama herkes yüz sene içinde öle-cekse.. ropdöşambırlı bir adam." Viski bardağını tutan elinden işaretparmağmı kaldırarak koltuklardan birini gösterdi. Görünüşe bakılırsa. Gelgelelim benliğim havada asılı kaldı Ne zaman riske girsem. Mezar taşmda-ki Ermenice cümleyi kendimce "Canlı canlı gömüldü" diye tercüme ettim. mezarlığın çıkışında iki adam kibarca yolumu kesti.. Yerde. tamam. oğlunun ölümünden beni mesul tutuyorsa. Niko artık aramızda değil. İki üzüm gibi birbirinize dikkatle bakıyordunuz. Kimimiz üç saniyede. Fakat hala günaşırı rüyalarımda Grand Grave Hotel'in dokuzuncu kfl tından uçarım. kendi saltanatına start verebilmek için yirmiiki kişiyi bir anda öldürdü. gözlerim kapıya dikmiş bir dağ aslanı heykeli tC «<>'» tikte bekliyordu. ameliyat sırasında cerrahın ölmesine benziyor.. sol kolum ve sağ bacağım alçıdaydı. Salondaki koltuklar öyle şaşaalıydı ki kral. Yanağıma saplanmış meyve çatalını hızla çektim. durup dinlenmeden kazarak birbirimizi gömdüğümüz bir mezarlıksa. Versailles Sarayı pastasından kesilmiş enfes bir dilim görünümündeydi. İki ihtimal vardı. 304 Bu dünyaya yaşamaya gelmedim Bir insanı anlamak istiyorsanız. Böyle biriyle karşılaştığınızda. Kanım damarlarımın içinde tozlaşmıştı. maktulleri diriltemem belki fakat katillerin neşesini kaçırabilirim. Niko'yla aynı anda pencereden fırlamıştık. görünmez kuşlar ötüşüyordu. Biliyorsunuz. Sarhoştuk. "Evet. O insan kasabı aşkımızı gasp etti. ruhumun bedenime ait olduğu yanılgısından doğan gaflet içinde geçirmiyorum. Duvarlardan birinde asılı Stanislaw Chelebowsky'nin [18341913] Varna Savaşı adlı devasa yağlıboya tablosunda kanlı çatışma tüm şiddetiyle sürüyordu. Bomba yutmuş bir mumyaya benziyordu. Şebnem bu. Elinde viski bardağıyla." Limuzinle Ortaköy Muallim Naci Caddesi ile Portakal Yokuşu arasında kalan bir malikaneye gittik.. Tam olarak öyle değilse bile günlerimi canımın bana. ben o düşüşten sağ kurtuldum.. en büyük bedensel acıları tatmamı sağlayacak. Genç ölecektik. Ne yapacağımı bilemiyordum. inan seni başkasıyla gördükten sonra. Dahası." "Kaç yaşındasın?" "Yirmiiki. Atom Bombacıyan’ın ayak seslerini işitince kapıya döndüm: 32-1. Beni ve arkadaşımı beysbol sopalarıyla dövdürdü. o adam Gönül İşleri Bakanlığı Heyeti'ni katletti. insanı işkillendiren bir ıssızlık hakimdi. sessiz ve kıpırtısız silahlı nöbetçiler sağa sola iliştirilmişti. haberin olsun. Güzelliğin. O düşüş esnasında ben yok oldum. Kendi adıma konuşayım: Benim yok. Biliyorsunuz. gerçekten vaktimiz var mıdır? Bence yoktur. her şeyi gölgede bırakmıştı yine. Bu kadar basit." "Teşekkür ederim." Arkadaşıydım. Bu yalnızca bir his değil. Tutarlılıktan. Değneklere yaslanarak geçip oturdum. ŞiirselBlöt\ Taburcu edildikten sonra ilk iş Şişli Ermeni Kabristan m m gidip Niko'nun mezarını ziyaret ettim. Şebnem. Hayati Tehlike'nin o kaygan sırıtışını yakacağım. Uşak. işler çatallaşsa do 1(1/ kuzuncu kat ile zemin arasındaki yolculuğum adeta yeniden başlar. I lavu zu boyladım.Şebnem kaderin uçurumlu virajında nasibim ile kısmetim çarpışıp havaya uçtu. dayağı hissetmedim bile." "Niko'nun arkadaşısın demek.. Koltuk değneklerimi mezar taşma yaslayıp yere oturdum. Zayıf ihtimal: Niko'nun en yakın arkadaşıyla geç de olsa tanışıp biraz laflamak istiyordu. Süremiz belirsiz. insaftan muafım. 1875-1961] "Herkes beni yanlış tanıdı. Kır saçları geriye taranmış. hayatıma mührünü vurdu. Bizzal ben bunun canlı kanıtıydım. "Adın ne genç adam?" "Hayati.

Beni dinliyor musun?" Başka seçeneğim var mı? "Tabii ki." "Sana bir şey söyledi mi?" "Ne gibi?" "Bizim ne iş yaptığımızdan bahsetti mi?" Cinayet. "Sol ayak önde. kökü derinlerde yatan bir amaçsızlık içindeyim. Laf aramızda.. dize getirilmedikçe içtenlik nedir bilmez. zannedildiği gibi yaşlı bir hemşirenin şefkat şovunu sunarken kullandığı türde. Soyadın neydi?" 311 Hâlâ aynı: "Tehlike. korkularla doludur. Risklerle. Masum bir hayat. beste yapılabilecek bir tek şey var mı?!" Cevabım kesindi: "Yok. işkence gibi işlerinizden mi? Yo. şantaj. Sıra dişilik da." Hem kibar hem de üzgün görünmek gerçekten zor iş. Her kareye bir harf yazdı.." "Evin nerede?" "Şişli'de." Parmaklarımı açıp daha sıkı kapadım. "Sol elinle sağ elini alttan iyice kavra.. her birimiz için ölüm-ka-lım savaşıdır. adam kaçırma. Kısacası. holdinglere. "Elbette. kağıt ve makas" dedi Atom Bombacıyan. siyasi partilere. Çaktın mı köfteyi?" Atom Bombacıyan'ın retoriğinden etkilenmiştim: "Pekala. Kuponları tamamladığın zaman. Bir şey içer misin?" "Soğuk su. Zihniyet. "Sağ kolunu 20-30 derece kır. Bazen de silahlar. Oğlum ölse de ben bir babayım. Kurallar seni robotlaştırır. "Kusura bakma Hayati. sonra kareleri numaralandırdı: H AYATİTEHLiKE ARAMIZ AHOŞGELDlN! Kağıtları keserek.. Evladını kaybeden bir baba.. ölmüş babalara imrenir. Abidin Dandini'yle çalışacaksın." "Güzel. tehdit. bana gerçek annem olmadığını söylemişti fakat ne fark eder? "Diğerleri?" "Kardeşim yok. Kimin kazandığı ya da kaybettiği önemli değildir. kabul ediyorum. şiddetle. Atom Bombacıyan viskisinden bir yudum aldı: "Sana bit teklifim var." "Otelin penceresinden düşerken Niko'nun elini yakalamışsın?" "Doğru." Bu son cümleyi söylerken her iki başparmağını kendine çevirdi. Her şeyi devletten bekleme. Yine de kanunların dışına çıktığında. Bilginin asıl fonksiyonu. Seyirci kalmak." Birden canlandı: "Her neyse. Arkadin\ Geceyarısı Kovboyu [Midnight Cowboy. Dışarıda cırcırböcekleri bir milyonerin bahçesine konduklarının bilincindeymiş gibi neşeli bir melodi tutturmuşlardı. Niko. Benim için hayat artık devam etmiyor.. Bardağı indirdiğinde yüzü yumuşamıştı. Bu bir gözdağı değil." "Sonra da birlikte aşağı uçmuşsunuz?" "Evet. Seni gözüm tuttu. hastanelere. Bu sana saçma gelebilir. pamuğa işeyen karınca kadar sessiz. Anlatabiliyor muyum?" Eah.En son. 1915-1985.fena gitmiyorsun. Vicdanın sesi. sağ ayak arkada." Bu arada Victor. Bunu sevdim.." Tabancaya ince ayar çektim.. asgari ücreti gözden geçir! Ve bana (emiz bir yer göster! Hem yasal hem de iyi ve doğru olan bir 312 şey söyle?!" Sehpadaki kutulardan birinden bir puro [coro-na] alıp yaktı. "Namluyu aşağı doğru tut. Sargılarından kurtulunca buraya gel. sömürge tutarlılığına. medyaya. Hayati Tehlike! Bankalara.. karakollara. Uyuşuk bir kaplumbağa gibi yavaşça gözlerini kırptı: "Evladını kaybeden bir baba. [0RS0N VVELLES. uyuşturucu ticareti. insan isterse on dakikalık işi yıllarca erteleyebilir. "Hayır." Atom Bombacıyan başını kapıya çevirip seslendi: "Victor!" Uşak eşikte belirdi: "Buyurun efendim." Dediğini yaptım.. Yasal adalet. Para konuşur.. Ivır zıvı-rm peşinden koşan bir açgözlü mü olacaksın. trafiğe.. Güçlü ve ısrarcıysan bu dünyada ayakta kalabilirsin. küçük bir bebekken bu parmakları sıkmıştı demek." "Misafirimize su getir. Üstesinden geldiğin her işten sonra sana bir kupon vereceğim. "Kirli işlere bulaşmaktan çekmiyorsun ha? Dünyaya bir bak." Bacaklarımı biraz daha araladım. hiç bahsetmedi." "Niko benim tek çocuğumdu. şahsiyetsizliği kamufle eder. Fikirler. Belki de teklifimi düşünmek istersin?" "Tam olarak ne teklif ettiğinizi kavradığımdan emin değilim. gayet iyi anlıyorum. borsaya. seni ancak haksızlığa uğrama tehdidiyle baş başa bırakır." "Beni iyi dinle Hayati Tehlike. fabrikalara iyice bak! Vergi sistemini. karara varmak için elimizde yalnızca sezgi ve hislerimiz vardır. İkna oldum. Babam ve üvey annemle de pek görüşemiyoruz. "Uğruna şiir yazılabilecek. 68 ... haşere ilaçlama servisinde çalışıyordum. orduya. Soğuk!" Viskisini kafaya dikti. Abidin Dandini'yi bul. yumruklar konuşur. ayakların arası omuz genişliğinde açık." Gerçi babam da üveydi. Şiddete karşı çıkmak elbette her budalanın en doğal hakkıdır. inan bana.." "Sözünüzü kesiyorum fakat şiddet vicdansızların tarzı değil mi?" "Cinayetin ille de cezalandırılması gerektiğini düşünen eski kafalılardan mısın yoksa? Kainat kestirmelerle doludur evlat. oradaki Ratso Rizzo'ya [Dustin Hoffmann] benziyor. anahtar deliğinden geçen os. önemli olan kimin daha çok dayak yediğidir. Baba Bombacıyan. yumuşak ve emni yetli bir ses değildir. Klas bir gence benziyorsun. etkisiz hale getirilmiş bir bomba gibi gururla taşıdığı tepsideki bir bardak suyu sehpaya bıraktı. Gerisi yalandır. duygularımızı değiştirmesidir. Ben bir işadamıyım... Ne iş yaparsan yap. İş dünyası biraz karmaşıktır. iki dosya kağıdı. Bay Bombacıyan ayağa kalktı: "Biraz hızlı düşünmeye ne dersin delikanlı? Düşürdüğün bozuk paraları aramak için ağaca tırmanma yani. ıı ı dehşet saçmaksın: Çoğu kimse. muktedirler de kendileri hakkında kolayca yanılırlar. Bundan kaçmamazsın. pürüzsüz bir vahşetle isyan ettiğinde seni hareke te geçiren yankılı bir vokal yapar! itibar biçmek isliyorsan. dosya kağıtlarına eşit kareler çizdi. paha biçilmez şeylere burun kıvıran bir müşkülpesent mi? Kulağa hoş gelen yalanlar seni yufka yürekli bir köleye çevirebilir. sulandı rılmamış. Sizinleyim. "Tutarlılık. sıradanlık da hayatın sonsuz gizeminin ayrılmaz parçalarıdır. "Şimdilik boştayım. Vicdan. Özgürlük hâlâ riskli bir ayrıcalık. "Ailen hayatta mı?" "Annem yıllar önce vefat etti. daha şık ve daha sağlıklı hali. Niko da sendeki cevheri görmüş demek ki. baba nasihati." Victor. kendimde değilim. Tamam. Bazen sert oynamak gerekir. gerçekten bizimle olacaksın. ya da kimin nalları diktiği. İtaatle garantilenen rezil konforun foyasını meydana çıkarmalısın! Hayat. eğlence endüstrisini.. Buna karşılık. Fakat hayat bir mola değil.ruktur! Yenilgiyi kabul edersen başın belaya girer. Çünkü tek hücreli canlıların B planı yoktur. Mr. Hayati. Ratso'nun onbeş yaş büyük." Zehir saçan bir sırıtışla etrafa bakındı. kendinden daha aptal kimselerin gözüne girmen gerekecek. Seninle o ilgilenecek. Her neyse. adliyelere. Dinozorlann da B planı yoktu. bir dolmakalem ve makası sehpaya ihtimamla dizdi ve çekildi. Sürtmekle pineklemek arasında sallanıyorum." Aslında annem ölüm döşeğindeyken. hissiyata tâbidir. 1969] filmini bilir misiniz? Abidin Dandini. Dandini de Ratso gibi Sezai Aydm'm sesiyle konuşuyor: "Hazır mısın?" Başımı salladım. okullara. düşüncelerden doğmaz. vicdanının sesini daha iyi duyabilirsin. kareleri üst üste dizdi: "Burada tam 30 kupon var Hayati." Şimdilik. Anlaştık mı?" Vay canına! "Anlaştık. pes etmektir." 314 Kardanadam katliamı Kabil'den bu yana 20 bin yıl geçti fakat cinayet işinde hâlâ acemiyiz. Victor'a "Kalem.

Yolda. Korkudan bayılmak üzereydi. Kaskımı taktım ve vınladım. Eli ayağı titriyordu. Ambalajı yırtarak 318 açıyor. Dermanı kalmamıştı. Zile bastım.] Yüksek bir yere çivi çakman gerekirse. merdivene elinde tek çiviyle tırmanma. Havlarcasma sordu: "Kimi aradınız?" "Nuri Torino'ya bir kargo var" dedim. Ben de onun gibi olmak istiyordum ama olamıyordum. Kaldı ki o bile kendisi gibi olmakta zorlanıyordu. Avangart'ın kayda değer bir kapanış cümlesi söyleyemeyeceği kesinleşmişti. Keyifsizdi. Gagalarını ıslatmam gerekti. ellerinde tuhaf birtakım aletlerle deviniyordu. Müstakbel katiliniz. Şoför koltuğundaki Hızır Hızlı'ya seslendi: "Vakur Avangart'm tamirhanesine. mutlaka kıpırdarlar. Motordan indim. insanın kafasını düşmanından gelen bir jest kadar karıştırmaz. kan lekeleriyle dolu beyaz gömleklerinin kollarını sıvamış." Diz çökmüştü. bu yüzden romanlar daha inandırıcıdır.. konuşmalarının pek azını işitebiliyordum. Halbuki uzaktan uzağa Nuri Torino'nun davul gibi çarpan kalbini duyuyordum. Ben de peşlerine takılmıştım. Burası altüst edilmiş çöl kadar tozluydu. iniltili bil şekilde. Kurukafa deseni "Sen artık ölüm döşeğindesin.. belinden tabancasını çıkarırken.." Sefaköy'de bir araba mezarlığına vardık.ktur. Abidin Dandini beni irşada devam ediyordu: "Hiçbir şey. Dandini'nin ayaklarına kapandı. işe yaramaz b. bahçesinden. zar zor nefes alıyordu... İmzalarken "Kimden?" diye geveledi.. Vakur Avangart. s. Çenesi kontrolden çıkmıştı: "Bayat b. sumo güreşçisine benzeyen. Helezon şeklindeki dar merdivenlerden bodrum kata inip hamam büyüklüğünde bir banyoya vardık. Mercedes'in yanında dikilmiş sigara içiyordu... Yarı ahşap. Kaskımı çıkardım. Rüzgar. Fakat fiyakalı. Hızır Hızlı." Ne demekti ki bu? "Polisler fareler gibidir. sözü tabancaya bırakmadan önce derin bir nefes aldı: "iğrenç herif! Sen cehenneme gidince. "Bu da ne yahu?!" derken. muhtemelen yirmi-otuz sene daha yaşardı. Gözleri kapanmıştı. Ter içindeki kurban. [. Birkaç dakika süren turlamanın ardından durdular.. gettoların son silahşoru gibiydim. Uçarak motora atladım." Kaşlarını çatıp deri montumun yakasındaki 'Godot Kargo' amblemini inceledikten sonra demir kapıyı suratıma kapattı. sesi miyavlayan bir kur-bağanmki kadar ürkütücüydü. Nereye baksam kararmış. Teraslı bir hangarı andıran döküntü binaya doğru yürüdük. Ağlayan vatandaş bizi görünce feryat etti: "Yardım edin! Kardeşimi öldürüyorlar! Kurtarın bizi!" Aşağılık psikopatlar! Allah belanızı versin!." Böylece ben de cevabımı almış oldum. Bu insan enkazlarının çevresinde. Çantadan yorgan paketini. Abidin Dandini de elinde silahla bir o yana. Aynasızlar her Allah'ın günü beni dürtüyor.." Arabaya bineceğimiz sırada sordum: "Nereye gidiyoruz?" İkimiz aynı anda arka kapılardan girip deri koltuklara oturduk. Dumanların arasında beliren Vakur Avangart da zebaniye en 316 çok benzeyen adam: "Abidin Dandini! Hangi dağda kurt öldü?" Yer yer metal protezlerin ışıldadığı ağzı. Ölüm yorganı. Abidin Dandini. Fakat mafya o yılları Bay Torino'nun takviminden silecekti. İstiflenmiş hurdaların paslanışını görebiliyordunuz. birine rastlarsan bil ki sürü de yakınlardadır. mafyanın sayısız tehdit yöntemlerinden biridir. Vakur Avangart. çakılları bir o yana bir bu yana sürüklüyor-du: Civarda cinler satranç oynuyordu sanki.. Havadaki keskin makine yağı kokusu genzimi yakıyordu. Dandini'den papara yiyordu. Saplantılı birine benziyordu: Zayıf ve şıktı. Hareketli hedefleri en iyi böyle vurursun. Her yer iç organları çıkarılmış arabalarla doluydu. "A. Suratı mor şişliklerle doluydu. cehennem daha kötü bir yer olacak Güneş. cehennem daha kötü bir yer olacak!" Duf! 1999 model siyah Harley-Davidson 'in [Road King. [.k. Nuri Torino filminin devamı gözümde canlanıyordu: Mister Torino salonuna dönüyor. altında hiç cinayet işlenmiyormuş gibi parlıyordu. "Konuşmamız lâzım. Terminator'den kaçıyormuşuz gibi Mercedes'i alçaktan uçururken. Baygındı. Nuri Torino'nun neden zımbalanacağını bilmiyordum. Sürekli bir şeyler anlatıyordu. Abidin Dandini'yle birlikte Bombacıyan malikanesinin m-."Buna 'Weaver Pozu' denir. karizmatik ve cool'du. Genzimden. Kaskın içinde kurukafa misali pis pis sırıtıyordum. Diğeri salya sümük ağlıyordu. Burası dünyanın cehenneme en çok benzeyen yeriydi. Abidin Dandini. parçalanmış koltuklar savaşta yaralanmış gibi yatıyordu. Rüzgar ve toz yüzünden. "Gebert onları!" Karşımda yan yana dizili duran yedi kardanadamm taş kalplerine ateş ettim! Sen cehenneme gidince. "Şeytana uydum. Abidin Dandini'ye yalvarmaya başladı. Araklamadım." Abidin Dandini'nin sesi. Yüzlerce hektarlık alanda. Makine resmen asfaltı kıymıklıyordu. bu yorganı eskitemeden cartayı çekeceksin" manasındadır." Meteor çarpması sonucu oluşmuş gibi geniş ve derin bir çukurun kıyısında ilerliyorlardı.ktiğimin son kuruşuna kadar toslarım! Atom Bombacıyan için 500 bin lira nedir ki? Size söyleyecektim zaten. vampir nefesi kadar soğuktu. bu seferlik affedin n'olur!" diyordu. Çıplak iki adam. Yorganın üzerindeki kurukafa desenlerini görüm <\ omuzları düşüyor ve bir koltuğa çöküyor. "Neler oluyor burada?" Abidin Dandini "Bunlar ikiz. Clas-sic FLHRCI] sırtında. Hızır Hızlı. hımbıl görünümlü iki herif. Çok uzakta havlayan Kangal köpekleri ve homurdanarak geçen kamyonlar dışında hiçbir hayat belirtisi yoktu. Bir süre sonra Nuri Torino ortaya çıktı.] Sinema filmlerindeki ölülere dikkat et. Yaklaştım. Avangart. teslimat makbuzunu ve tükenmez kalemi aldım. kısık gözlerle etrafı kolaçan etti. Makbuzu ve kalemi uzattım. Kendi haline bırakılsa. yüksek sandalyelere karşılıklı oturtulup sıkıca bağlanmıştı. neden bahsettiğini çoğu zaman anlamaksızm dinliyordum. Sağda solda çürük oto lastikleri. Horozundan namlusuna kadar ince nakışlı bu Browning'i işleyen ustanın artık kör olduğuna bahse girerim. Birinin saçlarından kanlar süzülüyordu." dedi. Onu. yamulmuş zımbırtılar çarpıyordu gözüme.. "Ceninler bile yalan söyler." 69 . işitme cihazı büyüklüğünde bir et beni bulunan sol kulağını kaşıdı: "Mesele nedir?" "Yürüyelim şöyle. Anlaşılan. yarı beton binanın içinden çekiç sesleri geliyordu. sıvası dökülmüş üç-beş fabrikanın mekanik kalp atışları duyuluyordu. sakın unutma" diyordu. bir Şarköy türküsü tutturdum.. kömür madenini andırıyordu. [. Abidin Dandini namluyla Vakur Avangart'm kafasını tıklattı.. çürümüş. "Hangileri?" "Sandalyedekiler. gümüş Mercedes'e [S 500] doğru yürüyorduk. "imzası gerekiyor. Güvercin Sokak'ta bir villanın kapısında durdum.] Doğru adamı vurana kadar bir sürü kişiyi harcarsın.ına koyduğumun parasını. Rakibine sarılan boksör gibi paketi çevik bir hareketle kavradı. "Abidin Dandini'den" diyerek yorganı kucağına attım. Levent. Ödü kopmuştu." Tatlı bir heyecan duyuyordum. Bahçe kapısını çürük greyfurt suratlı bir herif açtı. bir bu yana döniıym 11/ du. Ağlıyordu..

Kerpeten takırdadı ve parmak fırlayıp ayağıma çaptı. Bir koruma. Yıllar sonra. "Gelemiyorum. Abidin Dandini'nin sözlerinden hoşlanmamıştı. onun bu acıklı durumundan ötürü neşelenmişti. küvetin kenarında süs gibi duruyordu. biraderi kendine getirir!" Kanlı kafa tiz bir çığlıkla fayansları çatlatınca. elindeki şırıngayı patronun kasığına saplayıp Atropine olduğunu tahmin ettiğim bir sıvı enjekte etti. işkence köşesine yürüdük. Eşekler üç kere amrdıktan sonra bir kere os. II') Dikdörtgen şeklindeki uzun banyonun diğer ucuna. Dandini'yle birbirimize baktık. Mitterrand'la gölde kirpi ota-rayım" dedi. Zavallı ikizler. Beylerbeyi Sarayı'nda Yadigar Dragon adına rezervasyon yaptırıldığından haberdar edilmiştim. Kardeşinin korkunç haline bakamıyordu. zihninden geçen ile ağzından çıkanın farklı ifadeler olduğu nu ayrımsayamıyordu. Felç geçiriyordu. Zehirlenmeye karşı alınan bu tedbir takdire şayandı. sanki ağzımın içinde karnaval düzenliyorlar!" dedi. sonra da birbirlerini paniğe sevk ederek çığlık çığlığa bahçe kapısına doğru koşuştular. onu çiğ çiğ yiyip sonra da diri diri mezara gömerim!. üzerine tozşeker dökülmüş kaplan kakası gibiydi fakat adam tat alma duyusu yüzde 60 oranında zayıflayacak denli yaşlı olduğundan farkı anlayamıyordu. 320 Abidin Dandini. Atom Bombacıyan'a afazi teşhisi koydu. Somondan bir lokma daha çiğneyip yuttu. "Namussuzlar!" Kurban. gülümsedi ve "Uğurlu taytım çok sıkıyor. enikonu telaşa kapılan misafiri onu eski haline getirmeyi denedi. Benim yerime bugün Sergio Leone adlı Levanten bir servis sihirbazı bakacak" dedirttim. ölü balıklar halinde 322 yağıyordu. hayatına da sahip olur. Yadigar Dragon ağzından beyaz bir köpük taşırarak geriye doğru l<. Bir kenara çekilip. Bay Bombacıyan "Bunak bir fahişenin çürümüş rahminden fırlayan o bıçkın kırıntısını cehennemin yörüngesine oturturum!" dedi ve güm diye yere yığıldı. Sağda solda moda takipçisi dobei İM manlar gibi bekleşen beş-altı koruma da patronun imdadına koştular. Yedi sene tutuklu kaldığı Fransa'dan yakayı zor kurtarmış bir haydutla. anıları tazeliyorlardı. Gözlerini bir an kocaman açıp bana baktı ve tekrar yumdu. İnat edip yolumuzdan çekilmezse. insan yiyen bir hamburgere benziyordu. Abidin Dandini. kerpetenle kurbanın sol yüzük parmağını ikinci boğumundan sıkıştırdı. Fonemik parafazi ve agrafiye yakalanmıştı. Bu işlem. Adamcağız sayıklar gibi inliyordu. İki sene önce. sinirli sinirli söylendi: "Anatominize madalya mı çarptı ne? Milattan Önce şöhret otomatikti! Çekirdekli bal verin!" Abidin Dandini. naklen yayın yapıyordu. Bombacıyan malikanesine avdet etmişti. Böyle devam ederse. Cengiz. ne dediği katiyen anlaşılmayan bir adam hükmediyor. Sosa. sislerin içindeymişiz gibi başını kaldırıp sağa sola bakındı ve haykırdı: "Derhal bir ambulans çağırın!" Uzay üssüne benzeyen hastanedeki nöroloji uzmanı." Bizden medet uman elemanın başı öne düştü.. Uzayda her namlu tetiğin emrinde "Nasıl buldunuz efendim?" diye gülümsedim. ne buyurdunuz?" Atom Bombacıyan bize tutunarak doğrulurken. Yağmur. "İyi misiniz?" Gözlerini kırpıştırdı. Bu kuraldır. Dandini de sesini yükseltti: "Şimdi başını suya daldırdılar. Dragon'un kahkahasıyla makas değiştirdi. Abidin Dandini ve ben malikanenin salonlarından birindeydik. Yani patronumuz söylemek istediği kelime yerine ona ses itibariyle benzeyen başka bir kelime telaffuz ediyordu ve yazma yeteneğini kaybetmişti. kalbi ve böbrekleri bir-iki dakika içinde çürümüştü.rur. mutfağı teftiş edilen aşçıbaşı havalarında bizi selamladılar: "Hoş geldiniz patron. dünyanın en zor işi. Şef garsonu birkaç saatliğine rehin aldım: "Çenesine sahip olan. Çatal bıçak. gerçekleri görmeyi reddeden kurbana. yetmişbir yaşındaki bu adaptasyon kaçakçının son dakikalarını seyre daldım. Anladın mı?" Kolay öğrenen garsona. Baştan anlatayım da kafanız büsbütün karışmasın. Kabız binbaşı düelloda. Sonrası malum.. Eziyet uzmanları. kristal avizeden kesilmiş pırıltılı bir kıza. Atom Bombacıyan'la konuşmak." Tam olarak neden bahsettiğini hatırlamıyorum.Bir deliyi delilik yapmaya ikna etmeye çalışmak da delilik! Acele etmeyelim. Aslında yemeğin tadı. Yadigar Dragon alev almıştı da. Diğer kurban gözlerini sımsıkı yumup başını sağa sola çeviriyordu." Sumoculardan biri yavaş yavaş işe koyuldu: Usturayla. Nasıl gidiyor. alabora olmuş isli bir akvaryumu andıran gökyüzünden minik. Ütüyü fişte unuttuğunu birden hatırlayan kocakarı misali irkildi. Hırıltılı sesiyle "Ziyadesiyle leziz. Bundan şikayetçi görünmüyor. beyninin konuşma merkezi tahrip olmuş. onu ikizine tekrar benzeteceğiz. Yadigar Dragon'un izini bulana kadar imanım gevremişti. Aniden irileşip kızıllaşan gözleri cam gibi çatladı. Beylerbeyi Sarayı'nın bahçesinde Yadigar Dragon portakal soslu somonu iştahla yiyordu. Romanya'dan yüklü bir mal gelecekti. Parmak. Buruş kırış kafası. Kaldırdılar. Gidip kulağına eğildi: "Senin biraderin vücudunda jilet kesikleri hızla çoğalıyor.. İşi bitmişti. " "Ötmedi henüz. Dandini'nin keyfi daha da artmıştı: "Şimdi bir parmak daha kesilecek galiba?!" Sumocu moronlar bunun bir emir olduğunu anlamışlardı. Boğazı yırtılırcasma öksürüyordu. "Hoş bulduk. yüzünde ve vücudunun görünmeyen yerlerinde hızla sinek yeşili benekler oluşuyordu. ben de aynı yöntemle entipüften bir korku filmini anlatacaktım. Bay Dragon sandalyesiyle birlikte sırtüstü yere devrildi. mutfağa seğirtti. artık birbirlerine hiç benzemiyor lardı.. sağ elin yüzük parmağının koparılmış olduğunu fark ettim. Niko ölünce. Atom Bombacıyan küçük ve yavaş adımlarla dolaşarak konuşuyordu: ".Bir adamı konuşturmak için ikizine işkence ediyorlardı demek. Papyonumu çıkarıp bir masaya bıraktım ve güneş gözlüğümü takıp kalabalığa karıştım. Cengiz Cingöz. Diğer adamımız elindeki kaya tuzu topağını kesiklerin üzerinde gezdiriyor. Atom Bombacıyan.. saray müdürünü telefonunla aratarak." Küvetin içinden hırıltı ile gurultu karışımı sesler geliyordu. Dahası. Atom Bombacıyan’ın benimle özel olarak görüşmek istediğini söylemişti. Katillerin de uyması gereken görgü kuralları var: "Pardon efendim. Eşekten önce ahıra girmenin âlemi yok. Adamı sudan çıkardılar. Biri. pelikan kesesini andırıyordu.. Abidin Dandini başını kaldırarak benim de eğlenip eğlenmediğimi kontrol etti. İki fedai. Ciddi bir havada geçen sohbet. Çünkü afazisi var. Niko'nun fedaisiydi. Hikmet Mete Tetik araya giriyordu galiba. taş kesilen parmaklarının arasından kaydı. fakat işe yaramayacaktı. Ellerinde. Dragon'un sırasıyla beyni. Bahçe kapısında dönüp bir kez daha baktım: Göz çukurlarından fışkıran kanla birlikte gözleri somon tabağına düştü. Evet. Bu onun son gülüşüydü. onu söndürmeye çalışıyorlardı sanki. "Kardeşin artık nikah yüzüğü de takamayacak!" deyince. ülkenin en büyük mafyasına. Diğer masalardaki sosyetik müşteriler önce can çekişen Dragon'a. Gıdısı. Abidin Dandini ve ben Bombacıyan'a koştuk. sıvılaştırılmış botulinum toksini karıştırmıştım. Onunla konuşmanın tek yolu vardı: ut 70 . Ateşi vardı. bir kış günüydü.. kanlı kafanın gövdesine rastgele çizikler atıyordu.ı sılmaya başlayınca.

pespaye lort kumla doysun. Tapmağın bulutu ufak. nazenin beyin evrime demirli. bilirsin? Fas'ta boşa yarışıyorduk. Yem öğrenci kuğularmmış. "Lobiye tozduğunda motor setine termit üşüşmüş!" Telaffuz ettiği sesli harfleri akılda tutabilsem bile. Çoğunun yılmadan kopmaz ipi! Ağzını öpünce zihninin ayarı bakma yavaşladı. Tek kelimesini anlamadığım halde.. onun risk almayı sevmesini açıklıyormuş. Kudüs'te depresif âşığa sor. Harami cici felsefeci tatbikatta bir tütün çiğner se toz olma. Toy efrada aşina ah geyşa soldu. Mangırı vidalayıp herkese serpin. Gemi beşik. atımı ful kızartmasın. Hem cenin de çediğini palet gibi vuruyor. geceleyin depresifmiş. "Artan kan senin!. Leş payı sorun olmaz. Hapşırırdık kola açarken. Canım sütlü mısır patlamış mı? Perhiz namert ömrüne ne katar? Hap yutmanın dejenere avuntusu için banyoda değişiklik tasarladım. Zom olmadığından eminsen. Dost bağından tombul bekçiler de sökülse. hayırların güncelliği ağır gelir. kalbe zıt krizi. Averaj kimde." Atom Bombacıyan’ın çenesi ve ağzı titreyerek gözyaşlarına hazırlanıyordu. Çiğ keder oyalar beni. şakalarını geniş sanarak yuvarlamış. fesat icraatını ibiş enişte geberse yenemez. Sağır gözünde kardinal pıhtılaşacaktır. "Beni mi emrettiniz?" He mi. Hırs dünyasının hırsla ihyası azdırır-dı. patronun benimle baş başa konuşmak istemesine şaşırmıştım. Filler çürüdü. Yoğu karamıyorsun. meşe stokla. Sebil feciyse çökeriz. geceleri uyuyarak geçirebilmek içinmiş. kurbanlık tipi mahvoldu. ilk turda elenir mi dersin? Cüzam gazisi kahpenin uyuzludan yara izi işleyişlerini öğreniyordu. Galiba kargoyu büyük Po otlaklarına iten isimsiz pigme oydu. yok: İşte cinai şebekemize yön veren sihirli kelimeler. Güz kanı şekerlendirmişti. Ya vergiler? Aynı tüzükler. Engereği zemheri yas'a iletir. Kışlık meyvesini yuttu: İlginç de. Yazan eşi. krater suyunda? Hemen tetikçiyi sırtlarsın. Rahat tuzak. uyumayalım. iştahsızdır belki. Haziran garaj koklamaya yetiyordu. Dürbünümü hayta cıvık moruğa fitliyorum. Uyumsuzluğun çırağı kiralanmaz. Dil evreninin gücü az. Yazın dünyadaki üzgün güveyler gelip tok karnına inat sayhası ısırmıştı. santral sinir sistemi kördüğüm olmuş. güya kilo vermek için yuttuğu Topamax adlı ilaçmış. Fil tezeğinde altın kaybedin. iletkiler. pis en kısa torununun omuzdaşlarıylaydı. Cesaret sebebiyle kınanmış kişi ağlıyordu. Kurnazdı. isli sisli gece. şefi yirmi lirayla idare etmezdi ki. Horozlar piramide mi kondu? Pilli avcıyı silah veya kolonyası ıslatsın. yok mu?! "Dur. Şili'de ışık açıksa uyanıyorsun. hayali leşe bağlatır ipi... polenler kaldılar. uçurumdan iki tane Rus'u atıp piç kurusuna çıtlatın. Yetimlerleydim. lüferleri ayarlayamıyoruz. Kask giyme. tilki. tırstık?' Hep şuur hali. Dolayısıyla. Atom Bombacıyan'la sürekli görüşen ve onun emirlerini bize ileten kişi Abidin Dandini'ydi.. gol atar oğlum. Nafakasız çoğunluğun ardındayım. Çarpık mor kuklanın doğduğu barda bacın nasıl birinci seçildi?" 324 "Söylediklerinizi anlayamadığımın farkında mısınız?" He mi. Lanetim geçse. Hemen röfle yaptır. Havai. Dadını alevli sona eklendiğinde görmemiştin. yolu telden aşsa. Ben de mafyaya katıldığım ilk dönemdeki gibi." Adeta. Kabaredeki son otlakçının zıbarmış figürü kanda serpildi be. Viskiye olan düşkünlüğü. Ceset deşikse parçayı iliştir. Ketum salağa deva yanlıştır. Şablon efkarı. Sivrilmiş kemikleri donacaktır. Bu isteğini nasıl dile getirmişti acaba? Huzura çıktım. Rulo çalıyı çöz. can çekişen bir av köpeğininkiler gibi kıpkırmızıydı. yok mu? "Hırçın dul beş gol atmadığında. sathımıza sıksa jeli. pasif cüceyi haşlama geceden. Yerliler gerçekten dişli tokuşuyordu. Aklını bir kır. Gazabıma takılan pişerdi.. Fırtına değil veremdi. Ve hazan bağını talan eder. He. aklınızın emniyet kayışı koptu ha? Gözleri. karda jojoba.'Mi' soru ekiyle biten sorular sormak ve "He" ya da "Yok" şeklinde cevaplamasını istemekti. Daha dün. uçmazdık. konuşmasını can kulağıyla dinliyordum. Hoş. Onur kördüğüm. fuarı kapar keş. Görünüşe bakılırsa. Zira evet yerine Levent. İkiz türbe 326 Fizan'dadır. hangi sessiz harfleri değiştirerek bu abuk sabuk cümleleri kurduğunu saptamam imkansızdı: "Daha sarih konuşamaz mısınız efendim?" Sonunda delirdiniz. Paslı tren kapanmıştı. oyunun sonunda didin.. Jet dediğin yanıyor ve de bilim görmüyor. Boş otoda dirilen Meksikalı dişi kim ya da kimindir? İlacı viski. Kızlar tuhafsa Doğu pekişirmiş. Yangına ilk toslamamıştım. Tilt kızardı. ekmeğin yeni kapanı. tüy bul. Sırların zayıfı bile cemiyeti kasıyordu. denize düşen yıldırım gibi boşa gidiyordu. güncel çile. İsyancılar girdapta fön çekmesin. Saçma sapan cümleleri acayip vurgularla söyleyerek zırvanın zirvesine taşıyordu: "Kent çoraklığının sırnaşık ekiplerini. Cayıyorlar. Japon'un künyeyi de silersen. Orda kahvenin ucuzuyladır dırdır. Gama bıçağı kullanılarak yapıldığı için iz bırakmayan gizli bir ameliyat [Bila-teral cingulotomy] şifa getirmemiş." "Benden özel bir isteğiniz mi var?" He mi. tetiğin emrinde. 71 . Çağında ilhamın dibini sığ sanan hiçten dingildesin. Aksi. Kuyruğunu yalandan sallayan enselendi. ona gayrı ses etme. İndekse palavra işliyoruz. Nah paradigma kazındı. Tümü sözlerimin özüne çelme iken artık donuklaşıyorum asgari. fahişeler sendikasının faaliyet raporu gibi karmakarışıktı: "Hayırlı evlat badigart. Kasvet ruhu yakar. melanet. Kuyumuza şemsiyesini açmaz üveyse. Sufi güya. hayır yerine aygır filan diyebilirdi. yok mu?!!! Ne desem. vagon için. Doktorun anlattıklarına bakılırsa. oyun efkar tapası. Çaktım büyü takımını. külçeler. Latan kaçık. imzayı koy. boğulduk mu düşünürüz. Uzayda her namlu. gömüyorsun. yok mu?!! İçimi kaynar bir sel basmıştı. gözlükleri. ilkel devriye delirip hepsinin ümüğüne binmişti. karbon şey." Sözleri.. Yöre ifrit radarıyla taranmak. Atom Bombacıyan’ın bu duruma düşmesinin bir sebebi. Çünkü türü mayhoştur yağlı Ford'un. merkezin dışında kaldım. Gayretliler toktur. kalem ucu. Karalayıcı peçelerin yüzeyini sel çimenlere gömer. Hollywood filmi fragmanlarının meşhur dış sesi Don LaFontaine'den [1940-2008] lirik bir şiir dinlemekteydim: "Kumda vay tırtıl ölse. Viranenin dinç sahibine peri verelim mi? Nerdeyse zenci de demin kustu. Şokta mıydı simgesel hippi. Katırlara tez unufak bir ahır! Robot üye kessin şarkıyı. zehirlenmesin. Yargıç beni ipe çeliyordu. Velhasıl. dekadan kaçıklara kızmamıştı say ki. çeriyi ütüle kaç! Morglarda yün kumaş ile libero Kızılderili soğur. Aşkım adresinde. hiçlikte. Kuş bana sordu. ipi hazırlıyorum: Kapris volkaniği çağlayarak yoz tecrübesine ayılmıştı. Korkuların güncelliği beleş. dibi nerededir bakalım. Camia jönü tepetaklak zedelenmesin. Bir kişi güvenlikliydi. Harpleri. Yuh! Kant bizi gene şarj etmedi mi? Finansta bir seviye korunacak. Tepelemeyin. benimle çok acıklı bir hatırasını paylaşıyordu: "Yani gar. Atom Bombacıyan iyileşemedi. uzmanlaştıkça çürüyor. Fiziği hasırdandı. durağan. Kafein hapları ve amfetamin kullamyormuş. Migrene doyup da enikonu kanınca. 'Kodaman' yaz taşına. Çöl seçer gemimiz. baloncuk. ahbapları. Bipolar bozukluktan yani çift kutuplu ruhsal dengesizlikten mustaripmiş meğer: Gündüzün manik. Bipolar bozukluk. bazen uğurlu tarifinin özetini sürdürüp giderlerdi. Kahır belaya eşit: Gam yenmez mi? Ergen gelin karşısına kırk görümce alınca.. Saygon'da kılıç sattı. Üstelik beyninde ödem oluşmuş.. Yardım. Mayınlar diz327 dir teğmene. Pekin'de kaçak jokey nallattım. Patetik reaya ötmediği zaman. şehrinde sinir haplarıyla siniyordu deli. herif pek enerjik. Deli kölelere alıştık karımla." "Bana bir görev mi vereceksiniz?" He mi. fantom vapurcuğu.

Bildiğin gündelikçiydi. gizli bir çift pençe. Suç ortaklığı söz konusu olunca din. o da ayrı mesele. Harfleri. Konuşamıyo rum. görmüyordum. bir ibret vesikası gibi. İnsanlar. Kaçıyorlar. Elbette rol kesiyordu. çünkü sınıf atlamıştı. Dargın temizliğe gelmiyordu artık. Falancaya temiz Niko kontratımı devredişimi sayma. Yine de. Aşk çiçeğinin gübresi paradır Hayati. kadınların güzelliği acı verir. Limon lokavtçıya kesif telve içirir. Atom yavrucuğum. damarlarımı çekip sararak yumak yapmış ve yanan çalılara fırlatmıştı sanki. Hoş. Hissikablelvuku'ya gelen temizlikçi kız. Domuzun yılandan olma piçi! Dargm'ı görünce. Dükkan sahibi Karekin Kuyumcuyan bana işin inceliklerini öğretiyordu. Peki ya ben? Ölünceye kadar haydutların prenseslere kavuştuğu bir istasyonda bekçilik mi yapacaktım? Kuyumculuğu bıraktım. hem de imkansız. Kuyumculuktan öğrendiğim kadarıyla. Karekin Kuyumcuyan'dan yevmiyesini almak üzere dükkanı şereflendirmişti. Konuşmazdık. Gidip. sidikli salyası akmaya başladı. Bir kız vardı: Dargın." Hayati aval aval bakıyordu. takım elbiseli genç bir adam. Hâlâ da silahlarımın üzerindeki işlemeleri kendim yaparım. kolyeler aldılar. Kim bilir kim? "Güçlü moronları tam tekmil çarpıtın. var gücüyle sırıtıyordu. biteviye konuşarak. ayaktakımı kabini. İnzivayı yamyamlar hışımla kutladı. Tabiattaki bütün çiçekler yok olsa ne hissedersin? Karekin Bey. Karekin Bey yoktu. Dargm'ı kaptı. muvazeneli bir gençtim. Onu gördüğüm ilk anı çok iyi hatırlıyorum: Kalbim bomba gibi patlayarak moleküllerine ayrılmıştı. Munis. yine aynı şoku yaşıyorum Hayati. Şu anda telaffuz ettiğim kelimelerin." Fotoğrafta. Söylediğimi zannettiğim sözler ile telaffuz ettiklerim örtüşmüyor. İrmik zerk et fincan kulp: Ah şu fosfor farkı. Bir senem orada geçti.. Amma tuhaf bir isim? Fakat ona yakışıyordu. onun elmas damlası yüzü gözlerimin önüne gelse. Mermiler evrensel bir dil konuşuyordu.Şekere gömülsem tözüm artık fişeklenir. Ben de 'Gelinle damadın iyi bir fotoğrafını tabedin. sırdaşlık tekliflerini. Müslüman kızma meyil vermesi. "Benden özel bir isteğiniz mi var?" Canım sıkıldı: "Şu basit cümlemi anlamak gerçekten bu kadar zor mu? Ben senin ne dediğini gayet iyi duyuyor ve anlıyorum oysa?" "Bana bir görev mi vereceksiniz?" "Allah kahretsin!. Ne zaman Dargm'ı hayal etsem. mülayim. Kaçan balık. Bense "Bıktım bu 'he-yok' saçmalığından Hayati. fotoğraf filan istemiyordu. Düşündüm. 'Aşkımı bir sır gibi senelerdir sakladım. Ağzımdan çıkanı da kulağımla doğru duyamıyorum. Atomcuk. Yine de eski bir meseleyi anlatmak için Hayati'yi çağırttım. Kızın çenesini tutu: İsmin ne fıstık?' Ben bu suali Dargm'a hiç soramamıştım.. şefkat ikramlarını hiç kimse ilelebet reddedemez Hayati. Mahalledeki fotoğrafçının çırağı. kendi çetemi kurdum. bir hayat bilgisi kitabı gibi bana gün geçtikçe daha çok şey anlattı: Yadigar haraç toplamaya gelmiyordu artık. "Daha sarih konuşamaz mısınız efendim?" Konuya girdim: "Dert ortaklığını.. beş satır kelam ya ettik ya etmedik. Hırsız adımlara vız gelen yerde kadavralar savurdum. Ona bakarken hep gözlerim buğulanırdı. Kafile zalimse ahmak kibrin tadını yüceltendir." Hislenmiştim: "Yadigar Dragon. ağzımdan doğru kelimeler dökülse. Her neyse. söylemeye çalıştıklarımla alakasız olduğunun farkındayım.. Dünyanın en ağır küfürlerim etsem ya da en harika aşk sözlerim söylesem kimse çakozlamayacak. küpeler. Kedime saz aldım. Hatırlamak ve unutmak insanın kontrolünde değil. Gırla şapel tenhalığı tavuslarındı. Fakat onun sevimli sahteciliği. dükkandaki bütün mücevherlerin toplamından bin kat daha ışıltılıydı. Suikast ve mağlubiyet bize rol kesecek ve lakin esrarengizliğini de bileyecek. Karekin Bey'in evine temizliğe giderdi.' Şimdi de sırrı açığa vuramıyorum: Ne sevgilim yaşıyor ne de dilim dönüyor. Dargm'm aşkı gönlüme Karınca Duası gibi nakşol-du. senin için bir mana ifade eder miydi. benim canhıraş içtenliğimden daha çok iş görüyordu: "Hasıhkelam. Hayati çıkageldi: "Beni mi emrettiniz?" He ya da yok dememi umuyordu." Atom Bombacıyan. O da Karekin Kuyumcuyan'ın zırt pırt Atom evladım. tabancamın kabzasına nakışlar işledim. annesiyle birlikte. Bundan hiç kimseye bahsetmemiştim. Dargm'ın siyah beyaz fotoğrafını aldım. ırk ayrımlarının bir ehemmiyeti kalmıyordu. Onu aramıyordum. Dargın da insanın içini sızlatan cinsten bir dilberdi. Karekin Bey'e sonradan sordum. Yirmibir yaşındaydı. istemem gıcır sakallı gureba jargonu.. Kurtuluş'u haraca bağlayan çetedendi. yani Cengiz'e bir fotoğraftan Hayati'yi işaret ettim. Dargm'ı unutamadım. Cehennemde yazgının çözüldüğü görkemli fesih ile tabii ferasetim kısırdır. değil mi?.. anne-kız. haraç ödediği damat ile yevmiye verdiği gelinin düğününe gitmişti. merhamet. Atom Bey. cümleleri yakalayamıyorum. Sümüğümü damatlığımın koluna siliyordum. İlkin sersemledim. birgün dükkana geldi ve Yadigar Dragon'un düğün fotoğraflarından ister misiniz?' diye sordu. Bir tabanca satın aldım. Bir Ermeni'nin.. Adını. Eşek şakası gibi" dedim. İşler büyüdü. Evlenmek bir erkeğin yapabileceği en budalaca fedakarlıktır. sözcükleri. Artık korkulası olduğu kadar acınası biriyim. Düğün günü sarhoştum. Şiilik ettim. Pazartesi sabahları. O fotoğraf. Bir tanesini Abidin'e hediye etmiştim. altın yüzükler.' şeklindeki hitaplarından biliyordu beni. Dargın.. Onaylayalım fasıl bitirimini ve koruluğuna perde insin.. yok mu? "He. bilezikler. Ilımı bacıyan Krallığı'nın Tehlike Imparatorluğu'na dönüş m < -. Yıllar muhakkak onu değiştirmiş olmalıydı. Dargın." Hayati sözlerimi anlıyor gibiydi.. Yeniyetmeydim. taşındım. Fakat şimdi bunlardın bahis açmak hem gereksiz. Hissikablelvuku'ya ayda bir uğrayan bir eşkıya tohumuydu. çünkü Dargm'ı almış ve aklanmıştı. Ben de 17'I öyle yaptım. Otogarın polis sinyali biraz kesat. annesi ona seslendiğinde öğrenmiştim. Doğayı közleyenin vedasından yari ustaca kıskanırım. şiir devşirmesi ne sakil! O komadaki konuğu vuralı korsan tutuştu." "Söylediklerinizi anlayamadığımın farkında mısınız?" "O niye? Doğduğunda doktor seni yere mi düşürmüş?!" dedim. dil. ırz düşmanlığının daniskası sayılır330 di. Dargın.. Tatar gelinleri gibi. Hissikablelvuku'nun da dibini köşesini süpürüp silerlerdi. Bir sene boyunca hepi topu Karınca Duası kadar. Ağlıyordum. zar dörtlü gelse kaptırmak mıyım? Çarpık filonun rotasını sıska kumandan gibi Babil'deki rahleye çevir. Dargın Dragon'un 72 . Jöle içindir gelişkin tankın izi. Çocukların güzelliği neşe.. O esnada Yadigar da peyda oldu. Çılgın fikstürü. Umutsuzca sordum: "Onu öldürecek miyim?" He mi.. ifadesiz bir yüzle ve sessizce ağlıyordu." 328 Atom Karınca Duası [Atom Bombacıyan] Hayati Tehlike'de damar var. Yadigar Dragon.1 nin münasip olacağı fikrine vardım. Beni dinlemesiyle yetineceğim. yaralayıcı gerçeklerin üzerini kelimelerle örter. Bir keresinde. Otuzlu yaşlarmdaydı. Gel-gelelim. uzaklaştıkça büyüyor. Uzay tanığı pelerini. Kestane şerbetiyle sıvanmış gibi parlıyordu. Kurtuluş'ta Hissikablelvuku adlı bir kuyumcuda çıraktım. mafya pulu.. Tevekkeli değil körpeliği iblisin. Yırtık loş perşembelerim afaki. Yine de anlatmak istiyorum. Marjinal baronun hırt gence özenip haiku. ne duyduğu umurumda değil: "Bundan tam kırk yıl önce. Dargın'dan on küsur sene sonra ben de evlendim. gelip alırım' dedim. Kumraldı. III Bugünlere geldik.. devrimci tüfek nefesi kâr etmezse namlu kekeler. Bakışırdık.. Perec Amca haklı. Hattâ kol kola Hissikablelvuku'ya geldiler.

"Ağzını bantlamadın mı?" "Bantladım. nafile. Halil İbrahim Kalibre'yle buluşacağımız Owl adlı gece kulübündeydik. bir tane daha. kalbini. Ne zaman bir aptal görse sevinir: "Ooooo." "Yorma kafanı. İkisini yan yana koymuşlar.. Aylar geçti. Sahneyi yandan gören bir masaya tünedik. adamın iki yana açılmış kollarına dizildiler. Aksine.ruk çuvalı çoktan buruştu. Sıkı numaraydı. "Evet sayın seyirciler. benim deli olduğumu düşünürdü. Kırk yıl. Halil İbrahim Kalibre. Vitrindeki kocaman düğün fotoğraflarından birinde. "Hayati Tehlike" diyerek kendimi tanıttım. Namevcutluğu. Atom Bombacıyan’ın sıradaki kurbanını merak eden Halil İbrahim Kalibre..ımi'. 73 . Geçenlerde. Zaten pat diye karşısına çıksam. giysileri derisinden daha dar kızlar dolanıyordu. Kışı uykusuz geçirmiş bir ayıya benziyordu. konsantre olamıyorum.. aldı. salonda bir tur döndükten sonra Halil ibrahim Kalibre'nin tepesine iniş yaptı! Hokkabaz. Abidin Dandini.. Film bitti. giderek eriyip küçülse.. ayaklarını." Anadolu yakasında. Çevremdeki herkese sordum. fakat ölmesini istediğim asıl kişi.kuna düştü ben çözemiyorum. Dargın ölürse. Böylece. Artık kırk yıllık damadı son yolculuğuna uğurlayabilirdim. Dargm'ı kendime sakladım.." Vakur Avangart ve Nuri Torino'nun haklanması. Kulübün prestijli loşluğunda. "Tebrikler beyefendi. (.. üzerine de 'Eski fotoğraflarınız onarılır-renklendirilir-büyütülür' yazmışlar! Fotoğrafçıdan. Önce boş ellerini gösterdi. Yani el çabukluğuna dayalı hile teknikleriyle gözleri aldatan adama rüşvet verdi. kulise gidip illüzyoniste manifesto çaktı. gözüm açık gidecektim." Tokalaştılar.. Çıkışa ulaşmak için labirenti ateşe verdim. panterin ağzındaki portakal misali.. Elleri ve ayakları bağlı Halil İbrahim Kalibre'yi bagajdan çıkardık. gülümseyen Dandini'ye bakıyordu. [MARCEL SCHW0B." "Evet" dedi Dandini "ama bu iyi bir şey mi?" Bay Kalibre'nin suratı. Cengiz Cingöz. Kalibre. 'Nasıl bilirdiniz?' diye sorulduğunda. Yadigar Dragon'un kırk sene önceki hali bu. geceye ekstra karanlık katan nemrut suratıyla ortama dahil oldu. İcabında. Dargınla aynı gezegende yaşamakla avundum.beyefendi kim sizce?" Herif cin gölgesi. kolunda geliniyle sırıtıyordu! Aynı fotoğrafın bir de eski püskü. Adımı takdir eder gibi ağzını büktü ve nazire yaparcasına "Ben de Halil İbrahim Kalibre!" dedi. herkes bana baktı. Dandini. w. mağduriyeti332 me son vermeyecek. içimi onu gebertme arzusuyla dolduruyordu. Kırk yıl bir sürü adam vurdum.... renkli ışıklar yanıp sönüyordu: İçeride polis arabaları UFO kovalıyordu sanki. ellerini. Ve bana onun kellesini getir.. Teşvikiye Camii'nde cenazesi kılındı." Doğru ve yerinde bir soru sordu: "Onu öldürecek miyim?" Anlayacağı dilde cevapladım: "He. Hapisten kaçmak için kazdığım tünel beni tımarhane mezarlığına ulaştırdı. Bir bahar akşamı. başındaki kuş uçtu." Uzattım. yakıp yıktım. Kanlıca sahilinde balıkçıların fotoğrafını çekiyordum. Kalibre. Polise gittim: "Dün gece eve döndüğümde içeride hırsız vardı." O sırada illüzyonist sahneye çıkmış ve şovuna başl. Bu fotoğrafı düşürmüş. Şimdi senden ricam şu: Al bu fotoğrafı. arabanın içinde birbirimizi işitemiyorduk. Yadigar ölünceye kadar bekleyecektim. önündeki masaya diziyordu. Etrafta." "Geciktim biraz. Fotoğrafı evvela Abidin Dandini. Yani fotoğraftaki os. Bu adı daha önce de işitmiştim. Sana daha yeni bir fotoğrafını verebilirdim. Kıçımın halkası kayboldu. kaç yaşında. Bir tanesi de başına kondu. Uçurumun kıyısındaki yüksek bir ağaca upuzun bir salıncak kurduk. kulaklarını. m Kabus görürken hayal kuramazsın Kahkaha yok olmaya mahkumdur. İslam'a dönecektim. kağıdı açtı ve ortaya çıkan yazıyı sessizce heceledi: SIRADAKİ SENSİN HALİL İBRAHİM KALİBRE. kusura bakmayın. Kalibre'yi salıncağa oturtup bağladık. ifrit fısıltısı gibi görünmezdi. Aşağıda deniz. benim meçhul hedef. Yumurtaları. gelerek yakaladığı güvercinin bacağına iple bağlı katlanmış kağıdı ibrahim Kalibre'ye takdim etti. Bir sigara yaktı: "Ne bileyim Abidin? Kenef gardiyanı gibi bekli334 yorum ben. Bir tane daha. yumruk yemiş gibi morardı. bagajda öyle tepiniyor ve bağırıyordu ki. siyah-beyaz ve küçücük bir kopyası vardı. başınıza talih kuşu kondu!" diyen hokkabaz. * ^f * "Bebeği beşiğe koy" dedi Abidin Dandini. Yumup açtı ğında avucunda bir yumurta duruyordu. Bu cinayet. "Efendim?" Hızır Hızlı söyleneni duyamamıştı. Ormanın sonundaki uçuruma varınca durduk. Illüzyonistin tek tek alıp havaya fırlattığı yumurtalar beyaz güvercinlere dönüştü. Lı rini. Yanlış bir oyun oynadım. Halil İbrahim Kalibre. Onları gökdelenin terasından vahşi kuşlara fırlatırım. Kırk yıl boş yere bekledim Hayati. Yadigar'ı mıhlayacaktım. açık unutulmuş çamaşır makinası gibi köpük saçıyordu. Dargm'm öldüğünü öğrendim. dilini. dünyayı dişlerinin arasında tutuyordu. Bana da elini uzattı. Halil ibrahim Kalibre "Sözüm meclisten dışarı.. İntikamım zaman aşımına uğradı. ben de 'İyi bilirdik' dedim. kaybolmaya yüz tutsa bile. dehşet saçtım. Karadeniz'e bakan ormanlık bir arazide ilerliyorduk. artık önüme gelene soruyordum: "Bu -lanet olası. Turgut Rulet [Çeteye ara sıra hizmet sunan gedikli bir tetikçi] ve Victor'a gösterdim." "Sırada kim var? Ha?" Abidin Dandini. "Cep bilgisayarını şarja tak!" diye kükredi Dandini. kimin sakızı kimin b. I-ıh. onu benden alan pisliği temizlemiş olacaktım. kıvançlı bir sırıtış ve Bay Kalibre için alkış talep eden jestlerle masamıza yürüdü. çenesiyle sahneyi işaret etti. parlak yeşil ceketi ve lavabo beyazı dr. Kendi kendime söz verdim: Dargm'ı hiç rahatsız etmeyecektim.. duysa da anlamazdı. Sahil yolunun üst tarafındaki fotoğraf stüdyosuna doğru yürüdüm. ti: Kaim gözlükleri. hayat devam ediyor. sevdiğim kadını dul bırakmamış. Ben girince paldır küldür pencereden kaçtı.. N'apahm.. Bir fotoğrafçıya verip renklendirtmiştim. Bir cüce için fazla uzun bir isim? "Memnun oldum. "Bunu dedem de yapar" diye düşündüm. Ağacın dalma bir de misina doladık. cehennem dumanı. Eğer ben ölürsem.o. onu gülerek karşıladı. O zaman." Damadın son yolculuğu Fotoğraftaki adamın kim olduğunu bilen yoktu. işte o kızı seviyordum. Dargın'a gidip evlenme teklif edecektim. Abidin Dandini'nin ağzını aramaya gelmişti: "Avangartla Torino'ya üzüldüm. Fotoğrafın orijinali siyah beyaz.." Polisten de ses çıkmadı. Şimdi yetmişlerinde. ne halde olursa olsun.bünyesinde. Tanımıyorlar. Durumu izah ettim: "Düğün fotoğrafından kestim. 18671905. istifim bozmamaya çalışırken. Kan döktüm. günden güne. deliğe şimdi kim düşecek diye. vitrindeki damadın Yadigar Dragon olduğunu öğrendim. çaresizliğimi perçinlcyo■<• l< V ı ne de cıvık çakalı bul. Abidin Dandini. Kuşlar. Oradaydım. kimler gelmiş. leriyle Cem Yılmaz'm Hokkabaz filmindeki iskender Tüıuy dın'ı hatırlatıyordu. beynini güzelce kesip paketlersen makbule geçer. Fotoğraf elimde. Çok iyi ve çok kötü şeyler uzun sürmez. yeraltı dünyasında gerginliğe sebep olmuştu. bakalım şimdi sıra kimde?" deyince. Çifte Yürek] Gece. trafiğin zürriyeti bağlanmıştı.

Kitabı nereden bulduğumu sordu. n'olur ölme." "Hatırladığınız en son olay ne?" "Eve dönüyordum. Üç katlı evin her yeri kitaplarla doluydu. Bombanın pim halkasından misinayı geçirip düğümledi. Yanımda büyükçe bir deri çantayla gittim. Ağzındaki bomba patlamasın diye sürekli başını geriye atıyordu. neyim var?" "Epeydir komadaydınız. Davulcu os. "Hastanede miyim?" "Neden burada olduğunuz hakkında bir fikriniz var mı?" "Yok." "Ne?! Onyedi yıl mı!" "Evet. * ■$? * Lokman Kolpa'nın işi kalpazanlık. Köylü kadını meğer senaristin yıllardır ayrı yaşadığı fakat resmen boşanmadığı karısı işe almışmış. Ben bir gün sandal yeye çıkıp afişteki kadına mavi bir bıyık çizmişim. 40 bininci kitabı aldığı gün. Fakat maalesef Uçan Kız bilinçsizce etrafa saldırıyor.. çoğunlukla. Ve nasıl desem. Annem beni görür görmez. Bir yandan da boğuk sesler çıkararak yalvarıyordu: Yaban fokunun çiftleşme çağrısı gibiydi. Köylü kadın da beni anneme devredip köyüne dönmüş. Nazikçe reddettim. uyuşturucu tedavisi gören Uçan Kız'a birkaç kez götürmüş. 'sağdan sola' kısmını çözmesine gerek kalmazdı. Uçurum boşluğuna gidiyor ve geri geliyordu." 74 . beni besleyebilmek için annemden yardım istemiş. Deney başansız olmuş. Yaşlı başlı bir senaristin metresi olan Uçan Kız beni doğururken. boynumda stetoskopla doktor kılığındayclım. Gözyaşları içinde ellerini öpüyordum. Bu büyük felaket karşısında acıyla kıvranıyordu: "N'olur. embesil sarışın nereden benim annem oluyor? işte o zaman. O haldeyken bile Cih. kucağında yeni doğmuş bir bebek yani beni getirmiş. Budapeşte'den aldığımı söyledim.. bağırıp çağırıyor. Beni öz evladı gibi seven üvey annemi." dememle on yıl yaşlandı. O gün. soruda bir tuhaflık olduğunu fark etti: "Naçiz vücuduna kol kanat geren hempalara dümen çeviren ve sezon nihayete ermeden künyesi silinecek olan müptezel fırıldakçı. hayır." "Bugünün tarihini söyleyebilir misiniz?" "Haziranın 25'i galiba?" "Ferdi Bey. bilgisayarda aslına uygun şekilde düzenlenmiş. "Ben ölüyorum Hayati" demişti..." Sesi titriyordu. Sağ köşede. Ölü biyolojik babam ile baygın biyolojik annem arasındaki emniyetsiz boşlukta tümüyle savunmasız halde duruyormuşum. "Senin annen. alkol ve uyuşturucunun etkisiyle sızmışmış. Bir gün.Kalibre'nin ağzındaki bandı söktü: "Karın. minik kareleri harflerle doldururdu. Tabancayı uzaktan yüzünde gezdirdiğim Zühtü Zubizaretta "Artık maalesef yal338 nızca 107 bin 487 kitabın kaldı. Her sabah. sürekli titriyormuş. "Ölme anneciğim. Elli yaşında pankreas kanserinden öldü. kahvaltı sofrasında gazetenin bulmaca sayfasını açar. Uçan Kız filminin posterini salonun duvarına asmışlar.Kavalyem Azrail "Neler söylüyorsun anne?" Mini eteğiyle uçarak tüm dünyaya külotunu gösteren şu bıyıklı. Merdivenleri çıkarken "107 bin 499 kitabım var" diye açıklamada bulundu. Mor ağzında düğümlenen yıllanmış somurtuşu kabardı.. tası tarağı toplayıp uzak bir semte taşınmışlar. Onyedi yıldır. Bir şey diyemedim. Mübeccel Ecel adlı Uçan Kız ise." n«ı "Adınız nedir?" "Ferdi Fedai. Kalibre'yi sallarken dalgmlaştım. temkini yok eder. çocuk posterdeki kadına nedenini bilmeden ilgi duyacak" di ye düşünmüşler. Bombalı salıncaktan geriye yalnızca tepeden sarkan kısa ip parçaları kaldı. Ondört yıl önce. Salıncağı var gücümle ittim. Köylü kadın. kendimi bildim bileli salonun duvarında asılı duran afişi gösterdi: Uçan Kız . Gitgide kızaran ve irileşen kafasından duman çıkıyordu. karısı onu terk etmişti. Bulmaca sayfası. Kalibre'yi sallamaya başladım.. Senarist babam. "Azrail'in programında ne varsa o!" dedi ve salıncaktaki kurbanın dişlerinin arasına bir el bombası yerleştirdi. Çocukluğumda.dyi görmeyi umuyordu. bana yaklaştığı sırada başını öne eğdiğini fark ettim. Bummm! Halil İbrahim Kalibre yanık zerrecikler halinde uçuruma saçıldı." Cevap 11 harfliydi. Cinai tehdit ihtiva eden bulmacayı ben hazırlamıştım. Hikmet Mete Tetik'in sağ kolu Ferdi Fedai gözlerini açtığında ona sevgiyle gülümsedim: "Şu anda nerede olduğunuzu biliyor musunuz?" Erenköy'de boş bir apartman dairesindeki oda. hobisi bulmaca çözmekti. Halil İbrahim Kalibre'nin." "Epeydir derken?" "Eee. annemle babam ziyadesiyle ke-derliymiş.. beni parktaki salıncakta sallayan annemi hatırladım. Sonra da emzirmiş. o kadar «1/ Abidin Dandini'nin sesiyle kendime geldim: "Hey evlat. Bizi de beraberinde patlatmaya niyetlenmişti. Bir düzine kitabı çantaya doldurdum." "Söyleyin doktor.. Fazlasıyla kan kaybettiniz.. "kan çekecek.ruğu gibi güme gitmemiz an meselesiydi. senin annen o!" deyip kolunu ağır ağır kaldırarak. geceden kendini vurarak ebedi uykusuna dalmışmış. hastanın kalp atışlarını gösteren bir monitör bipliyordu. Birden. Zühtü Zubizaretta'ya telefonda "Cihannüma'mR ilk baskısıyla ilgilenir misiniz?" dedim. Elyazmalarının dizili olduğu bölümde Çanakkale defterleri yan yana duruyordu.annixm.. Yirmi yıl önce. Zira çocuk sahibi olamıyorlarmış. Ambulansla hastaneye getirilirken kalbiniz durmuştu. Önce 'yukarıdan aşağıya' bölümünü çözer. hayatta olduğunu biliyor mu?" "Ne olacak şimdi?!" Evet." "Ben senin annen değilim.. Kendilerince. Kitaplarımı almayın!" Kırbaçlanan bir kardanadam gibi darmadağın oldu. Daha ondördümdey-dim.. Derhal yanıma gelip kitabı görmek istedi. Arabamı otoparka bırakmıştım. bir hastaneye ait gibi döşenmişti: Hasta yatağına uzanmış Ferdi Fedai'nin koluna serum bağlıydı. annemin uzaktan tanıdığı bir köylü kadın. Sizi hayata döndürmeye çalışırken beyniniz oksijensiz kaldı. zavallının son cümlesi buydu. Birkaçını inceledim. Beykozlu İdris oğlu İshak'ın günlüğünü bulunca silahımı çektim ve namluyu Zühtü Bey'in buruşuk gırtlağına dayadım. O yoksul fakat neşeli kadını.. Kitaplara dokunmamdan gıcık kaptığını hissediyordum.. bilmiyorum. yukarıdan aşağı sütunundaki 13. burada mısın? Kabusun ortasında hayal kurma!" Ona bir bakış attım: Kıçı kırıklıktan çıtkırıldımlığa ne çabuk yükseldin? "Benim kadar çalışırsan sen de yükselirsin. Merak. 336 Bu sözün anlamını kabul edecek durumda değildim." Utanmadan bir de aklımdan geçenleri okuyordu. yeni doğurduğu bebeği ilk kez kucağına alan anneler gibi ağlayarak gülümsemiş. gazete kağıdına basılmış ve Lokman Kolpa'nın posta kutusuna bırakılan gazetedekiyle değiştirilmişti. Annemle babam. Kültürünü bulmaca çözerek geliştiriyordu. Galiba altına işemişti. Beni evine davet etti. Ben de üzerimde beyaz önlük. Karaciğerinizden bıçaklandınız. ömrünün son dakikalarında bana hakikati anlattı. yanında bir tek o köylü kadın varmış. Abidin Dandini. Köylü kadın beni hastaneye. Çok heyecanlandı.

Ve ona şöyle diyeceksin: 'Ben evli bir adamım. boyadı. Böylece. Maktule." dedi "Gizli depo. biri de bacaklarından tutup taşırken. Dahası. birkaç aya kadar yemeğinizi kendiniz yiyebilirsiniz. onun çenebaz bir kaçık olduğunu düşündüm. Seyrelmiş ve 340 ak düşmüş saçlarını. Hareket kabiliyetinize yeniden kavuşmanız için elimizden geleni yapacağız. Hemşire "Ferdi Bey'in ziyaretçisi var" dedi ve odadan çıktı. birkaç konu belirlerdik. On seneden fazladır birlikte çalışıyoruz. Şebnemle Pera Müzesi'ne gittiğimiz gün. Ağrıdan harap olmasın diye morfin enjekte ettik ve gözkapaklarmı açıp bantladık.. Makyajı akıyordu. Gizli cephanelikten haberim var. Şebnem Şibumi'yi etkilemek için yaptığım her şey." "Geçen sene.'" Abidin Dandini'yi tanıdıkça konuşkanlığın tevazudan kaynaklanabileceğini. gizli silah deposunun yerini öğrenmek istiyordu. bütün gençliğim bu lanet yatakta geçti!. birini ölümle tehdit etmede kullandığımız bir yöntemdi. mafyadaki tecrübelerimden uyarlamaydı. Abi-din Dandini "Çok talihsiz bir hafta geçirdi" diye hayıflandı. 75 . Mesela bir restoranın dekoru. Hakaretlerinin inceliği. Bana öyle çok şey öğretti ki. takma sakalı gevşemişti. Bu kayıtlarda "Cennete giden en kestirme yol cehennemden geçer" ya da "Senden sonra dünya çok ıssızlaştı." "Sen de kimsin?" Ferdi. Tek fark şuydu: Tehdit frizbisini atan kişi saklanır. Kumar oyna-yacaksak. RNA'larımda romantizmin R'si yok.. tanıdıkların müstakbel ölüye hitaben taziye mesajları filme alınır ve ilgili kimseye gönderilirdi. Toydum.." Felçli Fedai: "Tetik beni öldürür!" "Patronun tahtalıköyü boyladı. "o kadar yaşlı ki. uzatma. Onyedi senede çok şey değişti. Doğrulmaya çalıştı fakat başaramadı. sözgelimi "İşin bitti Volkan Revan" yazılı frizbi yollarsın. Bana Onan Kellesini Getirin!] Abidin Dandini kör olsaydı bile.. Kas sisteminiz tümüyle paralize olmuş durumda. Gece boyunca bir makyaj sanatçısı.. hesaplaşma tablosu tersine döner." "Evet dışmdasın. kırışmış zayıf yüzü nü görünce ağlamaya başladı: "Demek.Ferdi Fedai dehşet içindeydi. 817 numaralı odaya bir ayna getirebilir misiniz lütfen" dedim. değil mi?" diye soruverdim. 1925-1984. Yolda sordum: "Genç bir kadın mı bu Madam Gali?" "Hayır" dedi." Vakur Avangart çeteden ihraç edildiğinde.. İncele incele iltifata dönüşen hakaretler "Onu öldürürken kibar davranman gerekmiyor. Abidin Dandini. Atom Bombacıyan arabadan inerken. Şebnem'in Ş'si değildi. Geçen yaz. "Kıpırdayamıyorum?!" "Sakin olun Ferdi Bey. "Seni seviyorum Şebnem" yazılı frizbi fırlattım: Bu. Biz de konuşmayı dışarıdaki ekrandan izliyorduk: "Silahlar nerede?" "Nasıl bilebilirim ki? Onyedi senedir uyuyorum? Depodadır herhalde?" "Bak Fedai. bir böyle konuşurduk. Dandini paltosunu çıkarıp göledi kapatmıştı. sen iyi bir adamsın. uzamış sakallarını.." "Onyedi senedir burada değilim! Beni tuzağa düşürdünüz!" Kolumdaki saati ağzıma götürerek "Hemşire hanım. 141 Çeteye girdiğim ilk günlerde. Abidin Dandini. Çünkü başı hariç tüm vücudu felçliydi. Kolumdaki 'Ş' harfi dövmesi. cehenneme gitmesiyle benim bir ilgim yok. Elini omzuma koydu." Fedai zırıl zırıl ağlamaya başladı." [SAM PECKINPAH. Önceden aramızda kararlaştırdığımız bir kişi. Frizbi gaipten gelir. cesetleri Florya'daki metruk buz hokeyi pistinde saklamıştık. 342 Barika'daki Sevgililer Günü partisinde Şebnem'e canı sıkıldığında halası hakkında menfi. Derdimi anlıyormuş-çasma başını sallayarak iç çekti: "Eminim bir gün sen de hayatının kadınına rastlayacaksın evlat. makyajla ihtiyarlatılmış Abidin'i tanıyamamıştı. Abidin Dandini içeri girdi: "Geçmiş olsun Ferdiciğim. benim DNA'larımda duygusallığın D'si. buruşturdu. olay veya yer hakkında bir öyle. ister istemez sağa sola kayılır." "Hikmet Mete Tetik öldü mü?. Bombacıyan çetesinin üst tabakasında yer alan ve ölümcül sırları bilen 'Şahitlerden olduğumun işaretiydi. Bombacıyan da "Kadın olsaydım. Mesela golf oynayan ya da havuzda yüzen canlı hedefe. Onyedi senedir hastane masraflarını Atom Bombacıyan karşılıyor. Ferdi Fedai'nin yüzüne tutum. şu andan itibaren kalbim senin için çarpardı." Gaipten gelen ıvır zıvır Görüyorsunuz ya. mizah ile merhametin akraba olduğunu ve ilk izlenimlerin izlenim sayılamayacağını kavradım. keyfi yerine geldiğinde ise müspet sözler söylemesini teklif etmiştim: Gizli polisler veya yabancı gangsterler arasında kullandığımız bir taktikti.. Kel bir devin kafasındaki son saç teli gibi yalnız hissediyorum" ya da "Şahin Şahmerdan'a söyle." Sanki ona yalan söylemeksizin konuşmanın bir yolu yokmuş gibi "Üzülmeyin" demekle yetindim. Ferdi Fedai ölesiye şaşkındı. Buz pistte paten kayıp dans ettik: Rakip çeteler tarafından vurulan adamlarımızı bazen bekletmemiz gerekir." Onu. bir hastalığın iyileşmesine ve kötüye gitmesine neden olan şeyler ya da eski şarkılar gibi. Madam Gali denilen bir kadına elmas satacaktık. Şebnem'in doğum günü için. ben sadece tetiği çektim" türünden tuhaf laflar edilirdi. Artık sen benimlesin.. Halil İbrahim silahları nereye saklıyordu. yazık." Beni de tiye alıyordu. iltifat tadı veriyordu. Çeten seni sattı. cinayetten önce düzenlenen bir nevi cenaze merasimiydi.. Ferdi Fedai'nden. Önce intikam alır. şimdi de işten kovuluyor. onun karşısında ceketimin düğmelerini iliklerdim. Abidin Dandini'ye "Aşk'm gerçekte ne olduğunu kimse bilmiyor. Nadide'yle tanışmamıştım daha. "Önce öldü. Moda'daki evine giderken kloroformla bayıltıp sahte kliniğe kaçırmıştık. uyanmanız ancak bir mucizeyle mümkündü." Hayret tünelinde ışıksız kalan Ferdi Fedai'nin gözleri doldu. "Benim.. Daha sonra serum içinde Norcorun bağlayarak Ferdi'yi geçici felce uğrattık. Ruhumun fermuarı sıkışmıştı. Hijyenik ped reklamı gibi imalı sözlerle ve sahte bir neşeyle konuşuyordu. Gülmemek için kendimi zor tutarak kapıya yöneldim: "Sizi baş başa bırakayım. bir tür dansı andırır." "Hangi silahları? Ben artık her şeyin dışmdayım. fakat ellerini kıpırdatamadığı için durumun farkında değildi: "Yeşilköy'de. Sürekli yatmanızdan kaynaklanan bazı yaralar da var." "Yalan söylüyorsunuz!" "Lütfen ümidinizi kaybetmeyin. hayatım onun yazdığı bir senaryoya dönüştü. Uzun zaman oldu. söyle. Ferdi Fedai'nin ve Abidin Dandini'nin yüzünü onbeş-yirmi yıl ileriye kurdu: Macunladı. ondan sonra cesedi ortaya çıkarırız. Az sonra hemşire kostümlü güzel bir kız elinde aynayla geldi. Hapiste şişlediler. memelerinden süt yerine süt tozu akıyor. Doğrusu. Yeşilköy'deydi. Düzenli tedaviyle. Bahçe girişindeki nöbetçiye "Kapıyı kendin gibilere açma" derdi mesela. Pistte ölüyü bir kişi kollarından. fakat erkeğim ve beni huylandırdın" demişti. çamurlu suya basmasın diye yere paltomu serdim: Bunu. Aynayı. göğsünde bana sıkılmış bir kurşunun izini taşıyor. Abidin Dandi-ni'den öğrendiydim. Daima alaycıydı.. arkadaşlarının tebrik mesajlarının yer aldığı bir film hazırladım: Özellikle mafya içinden birinin ortadan kaldırılmasına karar verildiğinde.

ben de birilerinin beynini uçuruyordum. evlilik ise sağırlaştırmıştı. son derece yaygın olduğu bilinen 'erken boşalma' sorunu çözülebilecekmiş. Yine de Nadide Dide'yle yuva kurmak bana çok şey kattı. Bir de kırkdört yaşında. "Öyle mi? Yani beni düğününüze davet ediyorsunuz?" Sürprizler iradenin aktivitesini kesintiye uğratır. Siyah-beyaz gelin-damat fotoğrafları cidden enteresandı: Asansörde en üst katın düğmesine yetişebilmek için cüce gelin. Kapakta 'Bilim Dünyasından Erkeklere Müjde' yazılıydı. bütün erkekler bekardır" 344 Four Seasons Hotel'in barında oturuyorduk. Eski şarkılara hayrandı: "Eski şarkılar neden daha iyidir? Çünkü kötüler zaten unutulur. Aptal gibi görünmeyi göze alırsan. Nadide çok zeki bir kadındı fakat aşk onu kör etmiş. Kader'e hiç ses etmiyordum. Masada ki dergiyi gösterdi. Gaga Sanat Galerisi'ndeki Bekarlığa Veda adlı sergiyi geziyordum.. Fakat sevgisi. Meleksi itaatkarhğıyla kalbimi yumuşatıyordu. Canlı bomba kadar hassaslaşmıştım fakat belli etmemeye çalışıyordum: "Bu fotoğrafları çeken kişiyi düğünümde görmek isterim.. Hayat kadınlarıyla hiç ilgilenmezdi. cüce damadın omuzlarına basıyordu. Kadın erkek münasebetlerine damgasını vuran meşhur hassasiyet. "Sen evlisin?!" "Henüz değilim. Zaten ofise hemen hiç uğramıyordum.. Daima ya çok öfkeli ya da çok neşeliydi. Leyla Kalahari'yi yani kadınını hatırlattığımda "Vefasızlık. Dergiyi alıp karıştırmaya başladım." Doğru söylüyordu. mucizeleri ucuz atlatırsın" diye geçiştirdim." Başını eğdi. [TİM TRILUNG. tekrar ağzında toplandı. Burası güya benim ofisimdi. o daireyi dilediği gibi kullanıyordu." Üçbuçuk milyar erkek adına verdiğim cevap işte buydu. mucizeleri ucuz atlatırsın Akıllı kadınlara da rastladım. "Aptal gibi görünmeyi göze alırsan. Her şeye gülebilirdi. bizim cehalet ve çaresizliğimize bağlı. Yüzüne iki numara büyük gelen gözlerinde." Kahkaha atacağını sanıyordum. Ofisi babasının malı ya da dingonun ahırı gibi kullanması münasipti." Nitekim sevgilisi Leyla Ka-lahari bir zamanlar şarkıcıydı. bir şartım var. Yani en azından havayı ciğerlerde dolaştırıp mideye iletmemek konusunda haklıydı. Ona göre. sahte sarışın dul sekreter vardı: Kader Güler. Nadide'yi gördüm. yıldızlardan ihraç edilmiş renkler yansıyordu. Lüks mekanlarda vakit geçiriyorduk.. Geçici Diriliş] Nadide Dide'yle tanıştığımızda." Onu tam olarak anlamak imkansızdı." Haklıydı. Bay Dandini. Çenesinde-ki koca et beni. aslında duyuların çöküşüyle başa baş gider." Nadide Dide. Kalbim yanan bir gemi gibi onun aşkının sularına gömüldü: "Merhaba. elleri arkadan kelepçelenmiş damat da bir polis nezaretinde arabaya bindiriliyordu.. hem de onları büyülüyordu. Gelin polis arabasının arka koltuğunda oturuyor. Kucağımda bebekle tığ teber şah-ı merdan kalakaldım. Sağlıklı ilişki ya da mutlu evlilik dediğimiz budur. Duvağın ardından hüzünlü bir şefkatle "Burnun yapayalnız kalmış" dedi.Beni birileriyle tanıştırırken şöyle diyordu: "Hayati Tehlike." Düğünümüzde. Karım beni muhasebe defterleri. Bıyığımı kesmiştim." Benimle evlenir misin? Gerçi şu anda 'ben' derken neyi kastettiğimi bilmiyorum! "Merhaba" deyip gülümsedi. Mesai saatleri dışında da birlikte takılıyorduk." Gelinlik giyeceksin. ben uyursam o horlar. Annem bana "gerçek annen o" deyip Uçan Kız afişim işaret ederek ruhunu teslim etmişti. Yapması gereken tek şey. Gözlerinden engizisyon ışınları yayan. iyi bir fotoğraf bize bir hikaye anlatmalı ya da ilham etmeliydi.. varlığımın kayalık zeminine ilk kazmayı vurmuştu. "Hımmm? Nedir?" Bombayı patlattım: "Gelinlik giyeceksin.. herhangi bir davranışını ya da sözünü de. Evliliğimizin otuzüçüncü ayında oğlumuz Gerçek dünyaya geldi ve Nadide doğum sırasında öldü. Devlet Malzeme Ofisi'nde çalışan. ben 76 . sessiz ve mülayim bir adam olan üvey babam. öyle mi?" Birine silah doğrulttuğunda gülerdi: "Cehenneme gittiğinde seni Abidin Dandini'nin gönderdiğini söyle. saraya gereken zarafeti tek başına karşılıyordu. hangi hendekte bulduysa bir karakoncolosla nikahlanmıştı. Ortası yoktu. Daha doğrusu. Bazı günler birlikte fotoğraf avına çıkardık. aptal gibi görünmek pahasına bıyığımı korumaya aldım. Alelade bir çapkın değildi. ben os. Nadide'den başkası beni ı/ı / ofisten aramıyordu.. Hayat bir oyundu ve Abidin Dandini insan la rın hayatıyla oynuyordu. Yalnız. dilimin uçundaydı: "Bize hayatımızın hatasını yapma cesareti verecek bir şey. telefonu "Buyurun Nadide Hanım" filan gibi bir cümleyle açarak aile hayatıma zehirli şüphe tohumları saçması işten değildi. eğer erken boşalmak istemiyorsan.rursam o kokar." Galerinin cam kapısındaki afişte yazılı adı gözüme çarptı: "Nadide Dide. aşk'm bir boyutudur" demiş ve eklemişti: "Hem sonra. Ondan. Nadide ofise telefon ettiğinde benim birazdan geleceğimi söyleyerek vaziyeti idare etmek ve sonra da beni arayıp durumu bildirmekti. mafyada çoktan 'Şahitlik' mertebesine erişmiştim. Öz babam. Fakat o günden sonra. monoton ve kronik romantizm]. Kader Güler. hem kadınların büyüsüne kapılıyor.. sarışınlığını baskı altında tutuyordu. Eşimizi tanımamızı engelleyen hastalık mirası [o uzlaşmacı. akşamüzeri ofiste ağırlıyordu. Yüzüme bakarak sevecenlikle sordu: "Sen nasıl bir adanı sın böyle?" "Allah beni nasıl yarattıysa öyleyim. Beni neden sevdiğini öğrenmeme izin vermeksizin scvcı di. Avantaja bağladım: "Elbette. birlikteliğimizin sıhhatini garantiler. yapman gereken şey çok kolay. iki dakika önce tanıştığınız bir kadınla bile yatmayı düşünebiliyorsunuz. Tebessümü yüzüne yayıldı. yalnızca Nadide arayacağı için." "Öyleyse bilim adamları neden bunu açıklamıyorlar?" "Çünkü saygınlık ve zenginlikleri. Elindeki yarısı dolu kokteyl bardağına dalıp çıktı: "Ne içelim?" Aklımdan geçen. ilaca ihtiyacın yok. Atom Holding yönetim binasına yakın bir apartman dairesi kiralayıp dekore etmiştim. karısının cesedi soğumadan. Haber ilgimi çekti. M-. Ben havlarsam o ısırır. vergi hesapları vesaireyle iştigal ediyor zannederken. Gelinim o kadar güzeldi ki. Abidin Dandini bir kahkaha patlattı: "Martavalın daniskası! Bak. Nadide beni muhasebeci sanıyordu. Bunlar gibi onlarca ilginç fotoğraf. canımı almaya kalkışmasına engel olma yacaktı." "Öyle mi? Neymiş?" "Sevişirken göğsünden nefes alacaksın. Yağmurdan sırılsıklam yaşlı bir çift. Hikmet Mete Tetik'le görüşen Abidin'i beklerken oyalanıyordum." "Emin misin? Bu kadar basit mi?" "Evet. Ona. değil mi?" "Aynen öyle. Aksi takdirde. Gün boyu telefonda çene çaldığı arkadaşlarını.." Gözlerinde bir kuşku çizgisi belirdi: "Siz erkekler. fotoğraf çekmeyi öğrendim. hattâ onlarla dans ettim. Yeni yılda piyasaya sürülecek bir hap sayesinde. paslı fare kapanı ağızlı kadın beni derhal evden kovmuştu. Dolmabahçe Sarayı'nın bahçesinde evlendik. Karnından soluduğunda işin biter. Gamzeleri birer öpücük yuvası. Gözleri bir sağa bir sola kay346 di. ıssız bir yoldaki süslü bir kamyonetin kasasında dikilmiş el sallıyordu. Kendisine silah doğrultulduğunda gülerdi: "Bundan sonra doğum günlerim bensiz kutlanacak.

bir bebeği olsun diye can atıyormuş. Kader benim evime taşındı. Kendi saçı da siyahmış. Gerçek. Nadide'nin ölümü. Bizim kuşağın ebeveynleri. çocuklarının okuyup büyük adam olmasını isterlerdi. Emniyet kemerleri evreninde yetişen çocuk. Zavallı Gerçek. hayalinde bir arkadaş üretmesinin normal olduğunu söylemişti. Kader. fakat etrafı dağıtmıyordu. dört yaşındaki bir çocuğun. En yararsız ve en zararsız insanlar bile cezasız bırakılmaması gereken cürümler işleyerek yaşıyorlar. nerde?!" diye salak gibi solumdaki camdan bakındım. hayal edilebilecek en iyi köpekti. Oğlumun masumiyet dolu saf kederi. doğrulardan ayıklanmaları ihtimalidir. budalalığımızın verdiği enerjiyle abartıyoruz. çocuklarımızı da sevmekten aciziz. Sağlıklı ve güzel bir çocuktu. Kuçuradi evin içinde oradan oraya koşuyor. Tımarhanede yaşayan bir kocakarı tarafından örülmüşe benziyordu. Bütün günahlar para kaybettirir Kader. annelik de babalık da asla hakkıyla yerine getirilemeyecek görevler: Mission Impossible. saçmalık ve salaklığa dört elle sarılıyordum. Ona bir oda verdim. dolaplara. Gerçek'i görünce sevinçten havalara uçtu. Kader ve ben geçen yaz Fethiye'ye tatile gittik. Yoksa bir çocuğu mu ezdim endişesiyle kalbimin zembereği boşaldı. Sokağa çıkmalarına izin vermiyoruz. ağlamaya başlamasıyla fark ettim. Kuçuradi bizimle birlikte sofraya oturuyor. şakrak ninnilerle uyutuyordu. Abidin Dandini'nin de ikide bir söylediği gibi "Birinin tutuşan sakalında öbürü ellerini ısıtır. Bir yalan gerçeklerin arasında değişmez bir yere kavuşunca. otomobil kapılarına kilit uyduruyoruz. Ya da yetişkinler tarafından kuşatılmaktan kaynaklanan travmayı yaşıyor. Gerçek'e sahici bir Dalmaç-yalı satm aldığımda "Kuçuradi ondan hoşlanmadı" diyerek geri çevirmişti. dilimiz dua ederken bile yalandan başka şeye dönmüyorsa. Hayaletin kaza sonucu ölümü Gerçek'e iyi geceler öpücüğü veriyorum: "İyi geceler canım. Bir adam. minik elleriyle okşamaya koyuldu. Kader. İşinin ehli bir dadı buluncaya kadar sekreterimden destek alacaktım. Zengindim Arnavutköy'de bir villada yaşıyordum. Çocuklarla iliş350 kimizde içtenliğin kâr etmeyeceğini sanıyoruz. babalık ve hasretten oluşan bir şeytan üçgeninde yaşıyordum. Çocuk. Sanki hayatımızın temelini oluşturan hüzünlü hileye iştirak etmenin iyi olacağı fikrindeydi. bize canlılık katacak dertleri hissetme. yalancı beraat etme şansını kaybeder. siyah-beyaz bir köpek yatıyordu. Bu söylediklerim de abartılı. Öte yandan. Dolayısıyla her çocuk. Derhal frene bastım. Fakat evimde büyük. her şeyin kötüye gitmesine yol açan tuhaflıkları sezme yeteneğimiz büsbütün körelmiş durumda. aptala döner. Gözlerinde acıklı bir ifade vardı. ben onu nasıl büyüteceğimi düşünürken. Varlığımıza hükmeden sorunları görme. Körkütük köleliğimizi ve / ya da uçsuz bucaksız vurdumduymazlığımızı onlara dikte ediyoruz. Yalanlarımızın umut veren yönü. Aynı olay. Yetimliğimi kendime saklamış. Arka koltukta oturan Gerçek birden "Baba bak! Kuçuradi!" diyerek ayağa fırladı. Ben birini öldürürken. akşamları Gerçek'le oynuyor. Bu defa Kader'i otelde bırakmıştık. Biz ise çocuklarımızın süper kahraman olmasını istiyoruz. 352 Gerçek'in yanımda dikildiğini. insanın hayat hakkındaki fikirlerinin değiş-mesidir. onların üzerine titriyoruz. Birkaç gün sonra. temizliyor. Bu." O saçaklı kadın hızla evrim geçirerek ayçiçeği gibi hamarat ve huzurlu bir varlığa dönüştü. sahiden güçlü olabilir mi? Sanırım. bir anne-babaya ait olmanın bedelini ödüyor. öksüzlüğümü çocuğuma aktarmıştım. çocuğu doğduktan sonra sersemleşir. Saçlarını siyaha boyattı. Bir hayaleti telef etmiştim. Kuçuradi de benimle burada uyuyabilir mi?" "Tabii ki. sentetik bir boşluk vardı.doğduğum gün intihar etmişti. gerçekte kim olduğumu öğrenemeden göçüp gitmişti. fakat yemiyor du. "Hani." "Baba. Gerçek'i özenle besliyor. Hayatın. Esenlik motifi taşıyan her türlü sahtelik. Baba olmak. Uçan Kız yani öz annem ise kim bilir neredeydi? Belki o da tahtalıköy-den yükselen alevlerin dumanında oradan oraya uçuyordu? 348 Kısacası. Kader Güler'e yeni bir ufuk açıyordu. Oğlum. "Bizim kokumuzu takip etmiş!" dedi heyecanla. Yerde danua cinsi. Küçüklerine bebekliklerinden itibaren o bakmış. hızla büyüyordu. Nerede şu anda?" "işte" diyerek parmağıyla kapının yanında bir bölgeyi işaret ediyor.. Karım. olanca işe yararlığına rtg uı«» men. Gerçek'in hatırı için Kader de. bebeğin minik ellerindedir. babanın dünyasını yönetmeye başlar ve onun hareket kabiliyetini kısıtlar. Kader Güler hariç. Yani boşa geçeceği aşikar bir istikbalin provasını yapıyordum. Terör ve kör şiddet sayesinde anlamsızlığın eşiğinden döndüğümüz oluyor. Başucunda çömeldi ve köpeğin kanlı çenesini. kaçınılmazdır. Çünkü köpeğin varlığı. Onu nasıl yetiştireceğimi bilemiyorum. Kuçuradi'yi evde bırakmıştık. geceleri Nadide'yi düşünüyordum. Dönüşte arabayla ağaçlık bir yoldan geçiyorduk. Her şeyi bıraktı. Aldatılan kazanır. Hakikatleri. kalk" diyordu. beni dan diye talihsiz yavrunun çaresiz babası kılarak uçurumdan yuvarlarken. Bütün dikkatini. Gerçek'i büyütmeme yardım edebilecek kimse yoktu. dokuz kardeşin en büyüğüymüş. Kuçuradi. Bahçe kapısına "Dikkat Köpek Var" yazılı bir levha bile asmıştık. Gün içinde kanunları çiğniyor. haddimizi bilmiyorsak. Psikiyatr. Ölmüştü. Prizlere otomatik kapak. Ben de Gerçek kadar biçare ve savunmasızdım. ben de Kuçuradi'yle bira-rada yaşamayı kabul ediyoruz. fakat kakasını avuçlayıp cebimizde taşımamız filan gerekmiyordu. Bebeğin yörüngesine girdi. ölür ölmez ete kemiğe bürünmüştü. cinayet ve tecavüz gibi suçlara ilişkin yargı ve müeyyideler. Hipnotize edilmişti sanki. Çünkü n. gündelik hayatımızın kahrolası bir zulümler toplamı olduğunu gözlerden gizliyor. Hayatı boyunca görünmez olan Kuçuradi. Bu işte tecrü-beliymiş. 351 Kuçuradi. araba kullanırken ya da Nadide'yi özlerken Gerçek araya giriyor.. ilk sözü "Anne"ydi. enerjisini ona harcıyordu. Gerçek'in hayali arkadaşı. henüz üç yaşındayken ellerine bir oyuncak bebek alarak anneliğe hazırlanıyorlar. hele ki yalnızsa. değil mi? Bir dengesizlikten kurtulmak için bir başkasına yönelmek zorundayız. Kızlar. Ya ne olacaktı. Hırsızlık. Param vardı. Hıçkıra hıçkıra gözyaşı dökerken "Kuçuradi. 77 . insanı işkillendiren bir nifak havası yayıyordu. Kader'e anne diyordu. gösterilen dikkate bağlıydı. Onbir aylıkken yürümeye ve konuşmaya başladı. Kuçuradi'yi gezdiriyorduk. Belki bu çağda hayat ile mana arasındaki mesafeyi kapatmada şu mottonun faydası dokunur: Bütün günahlar para kaybettirir. alışveriş için çarşıya çıktık. Bunu söylerkenki yüz ifadesini görmek için bir saniyeliğine arkaya dönerken "Bence uçakla gelmiştir" dedim ve tam o anda ön tampondan boğuk bir çarpma sesi duyuldu. Hayat böyledir. Köşeleri suç. Arka tarafa yürüdüm. tıpkı benim gibi o da annesini tanıyama-dan büyüyecekti. Erkekler öyle değil. Meğerse. Arabadan indim. bilin cimizin çarkları oksitlenmişse. muhasebeciyi de mezara sürüklemişti. Konuşan bir köpek. Bu şartlarda nefret dahi etkisi altında yaşadığımız toplumsal anesteziyi hafifletmiyor. köpeğin ölümüne ihtişam kazandırıyordu. Bu duyguların üçü de umutsuzluk yüklüydü. Ofisi kapattım.ı sil ki kendimizi tanımıyorsak.

Yol boştu. Bir keresinde Gerçek'e masal bile anlatmıştı. kurdele bağlanmış petrol fıçısını andıran gelin arabasıyla hayatımızdan uzaklaştı. kendimi öldürmemekti. diğeri sol bacağımı koparıyordu. Arabaya koştum. Dikey olarak ortadan kesin. Yerde badana fırçası izine benzer bir kan çizgisi oluştu. fakal sonsuza dek harlamamız gereken bir tapmak ateşi yakmadığımızı söylemeye çalıştım. beni dokuzuncu kattan aşağı fırlatan Ya-kuza tekmelerinden daha sert bir etki uyandırıyordu. boylu bos354 lu. Koluna hafifçe vuruyorum. İşte benim hayatım bu pantolona benziyor." Gülümsemesi yüzünde büyüyüp küçülüyor. Gerçek. istersen. Kazayla birini öldürmek. Antenlerimi açmıştım: Tozlu yoldaki karıncaları bile ezmemeye çalışarak ilerliyordum.Gerçek'i usulca kucakladım: "Gel yavrucuğum." Eğer 'farklı' olmadığımı düşünüyorsan tam olarak ne istiyorsun? 78 . Güler-lnşallah.. Yaşarken hiç de enteresan gelmiyordu." Şarabı yudumluyor. Rodeo yapan terli cüce palyaço Kumaşı. artık Gerçek'e dadılık yapamayacaktı.. Kader Güler. Sonra birinin sağ yarısını. Mısır piramitlerinin. hiçbir baskı altında kalmadan." Gün boyu telefon edip mesaj gönderen Neptün Petunya geceyarısı kapımı çaldığında. Şimdi evleniyor. timsahın kopardığı bacaklarıma yeniden kavuştum. Bu sayede toparlanabileceğim düşünüyor. "Sen adi bir yalancısın! Pisliğin tekisin! Seni farklı sanmıştım!" "Neptün lütfen kendine gel. Gerçek. benim dertlerime kayıtsız kakmıyordu. Onda. Ben de "Zamanla o da olur. Aynadan bakarak Gerçek'i kontrol ettim. Sonra beni ayarttı. diğerinin sol yarısına dikin. tamam mı?" Şimdi anlıyorum ki hata ediyorum. Dört yaşındaki oğlum ve bir köpek hayaletiyle baş başa kalmıştım. bombalanan bir müzede paramparça olan dinozor iskeleti gibi dağılıyordum. Küçücük bir Ferrari'yle oynuyordu. Gerçek. Sakinleştiğin zaman konuşuruz. Neptün. Kadın gün boyu evde yalnızdı. "Tebrikler damat bey. Onun çocuk masumiyeti. Öleni hiç tanımasanız da durum değişmiyor." Nasılsa hayalinde yeniden 'canlandırabilirsin'? "Hayır!" dedi iç çekerek "Öldü o!" Kafamın içinde kuyrukları birbirine değmeden ahenkle dans eden porselen tilkilerin üzerine disko topu düşmüş ve hepsi birden tuzla buz olmuştu sanki: Gerçek'in en iyi dostunun ölmesine sebep olmuştum. roket yakıtı iç356 miş deli ataklığıyla saldırıya geçti. Sonra oğlumla birlikte çocuk tiyatrosu seyrediyorum. nikah şahidimiz oldunuz. Kuçuradi sahiden var olmadığına göre. Çocuk işte. ömrünün geri kalanını verecek. yığın formunda inşa edildikleri için asla yıkılmayacakları söylenir. Düşündüm. ben bütün insanları severim. henüz bir sırdır. merak etme. Yanında Kuçuradi oturuyordu! O günden sonra Gerçek. Ona acıyorum. polis baskını ve Teletubbies. sakin ol." İsmail İnşallah." Mankafa. aradığın konforu bulursun. Hiç kaybolma yan gülümsemesinin. Karalar bağlayan oğlumu arabaya taşıdım. Kuçuradi de var olmadığı için yok edilemiyor. kalbinin iltihaplanmış olabileceği yalanını uydurmuştu. Nadide'ye yalan söylemiştim. tek gözlü Leyla Ablasını sevmişti. konuşmadığı için susturula-mıyor. Rüyamda." Fakat maalesef "Mutlu evliliğin sırrı. kara para ve oyun hamuru. Striptiz kulübünde eğleniyorum. Birlikte uzaya gitmeyi bile planlıyorlardı. bakıcı tutmaktan çok daha güvenli göründü. eş olarak kabul ediyor musunuz?" "Evet!" Alkışlar. "Hayati Beyciğim. Fakat o öz ağabeyim gibiydi. Etrafta kimseler görünmüyordu. Balayına karşılık. her yaştan erkeğe bakabilecek göz vardı. o şeref bana ait. üzüntüsü geçmişti. Yani evlendikten sonra işi bıraktı. Çü rük muz yemiş maymun gibiydim. sessizce oturuyordu. "Beni sevdiğini söyledin!" iltifatı dava konusu ediyordu. Tuhaf günlermiş. Neptün Petunya nahoş fıstıklardandı. Benim durumumun aynısı. O da Ferrari'sini benini koltuğumun arka tarafındaki yokuşlarda kullanıyordu. Hayatınızın en isabetli seçimini yaptınız. Gerçek'e Leyla Kalahari'nin bakabileceğini söyledi. Üzerine ruh kremi sürülmüş çürük bir et parçasına dönmüştüm. "Şahit misiniz?" "Evet. kokain ve çikolatalı süt. rengi. kan gölü ve boyama kitabı.. benim yalanlarımı kendi doğrularıyla dengeleyebilecek durumda değildi. bademcikleri şişen oğlumun. tamam. biçare ve yapayalnız bir alkoliksin değil mi? "Kader sizden çok sitayişle bahsediyor.. kel kafalı bir adamdı. Kuçuradi'den hiç bahsetmedi. Nereye gitsem. Leyla Kalahari çocuğu okula götürüp getirecek. Pediatri uzmanı olan bu kadın. Elinde şarap kadehiyle yanıma yaklaşıyor.. Kuçuradi yine bizimle olacak. Garip bir biçimde. Pazarlamacıymış. hepimizden uzun yaşamalı değil miydi? Bu ölü köpek acaba kime aitti?. çok sağo-lun efendim. şeref duydum. cinayetten çok daha rahatsız edici. Çocuğu yok. yanımda konuşup duran bir görünmez köpek vardı artık. * ^c * "Siz. Direksiyona geçtim. "Rica ederim. buralara kadar geldiniz. Onun su katılmamış bir sahtekar olduğundan emindim. cenaze merasiminden kısa sürmüştü. Çünkü adının Kuçuradi olduğunu iddia ediyordu. Kesin. Köpeği. İsmail İnşallah'ı.. yüreğime su serptiniz. Gerçi ben Kuçuradi hakkında çok şey duymuştum." Kader Güler-lnşallah. Abidin Dandini. takma kafana" filan diyordum. Elimden gelen tek şey. Kimse kimseye kolay kolay böyle bir yardım355 da bulunmaz. Kader Güler-lnşallah.. Sonra dönüp köpeğin leşini yol kenarına sürükledim. Manasını çözemediğim im bir hayal kırıklığına odaklanmıştım. Gerçek'i anaokuluna kaydettirmiştim. hareket etmediği için durdurulamıyordu. Gözyaşları içindeki timsaha tüküren lama kadar kararlıydı. Bu konuda ayrışıyoruz işte. Çocuğu bir tanıdığa emanet etmek. ellisine merdiven dayamış." İsterseniz kolumdaki dövmeyi gösterebilirim? İmzalar atıldı. stili birbirinden farklı iki pantolon alın. Karısı dört sene önce ölmüş. Denemeye değerdi." "Çok güzel konuştunuz Hayati Bey. "Bak. "Babacığım! Babacığım!" diye sevinçle koşarak boynuma sarıldığında. Abidin Dandini "Erkeğin dokunulmazlığı yoktur" demişti: "Krallar bile. Bazen oğlum ve hayali köpeği. Fakat hiç değilse yalanımın bir muhatabı vardı. Aylar önce bana yaptığı cinsel jestten ötürü kendisine minnettar olduğumu." Umarım yeni tuzağında. Gerçek'in varlığı ona da iyi gelecekti. Nihayet yüz yüze tanışabildik. Silahlı çatışma ve lego inşaatı. rodeo yapan cüce bir palyaço gibi sık sık ter dökerler. Gerçek. Düğünde birkaç kere gelinin adının bestelenmiş hali olan Erkin Koray'm Fesuphanallah şarkısı çalındı: "Bize de bir gün Kader Güler. Doğrusu bu kadın geyşa ile kraliyet mürebbiyesi karışımıydı." "Kader Hanım hakikaten çok dürüst ve iffetli biri. Şipşak cenaze töreni sona ermişti. Dandini sıkı bir dosttu. dedikodumu yapıyorlardı. Bir kez daha aynadan Gerçek'e baktım. Bazı güzel kadınlar vardır. her türlü ihtiyacıyla ilgilenecekti. Kuçuradi'nin uçamaması-na bozuluyordu. Matem. onlardan niye hoşlanmadığınızı bilemezsiniz. Hayali arkadaşın hakiki cesedinin hayaleti bana musallat olmuştu. yamacı kaplayan asma bahçesindeki sığ bir çukura yuvarladım. dört metre uzunluğunda iki kafalı bir timsahın beni afiyetle yediğini görüyordum: Biri sağ. bir meslek hastalığı olduğu anlaşılıyordu. Derin bir nefes aldım. Midyeler gibi "Çok iyi geçineceğinizden eminim. Ona sarıldım.

midenin tik-takları size yol gösterir. insanı densizleştiriyor. Şekerli sakızdan imal edilmişti sanki.. Zekam en çok kendini kandırmada kullanıyorsun. daha çok dikkal çe ker." Komik bir hışımla çekip giderken." Bir tımarhanem olsaydı. Sonra haberleşiriz. tuvalete gittim. Bize doğru baktı ve içeri girdi. takkeli bir adam evin bahçe kapısında durdu." "Eyvallah.. Beklemek neymiş ben o yirmi günde anladım." Acaba seni öldürsem mi?. yolcu teknelerinden birine bindi. bir şey satarken / satın alırken. Kuşlar boğuk çığlıklar atarak düşüyorlardı. "o romanı ben de okudum. 79 . Şebnem'den Gerçek'i ve kendimle ilgili diğer kritik konuları gizledim. Abidin Dandini telefon etti: "Türkiye'de misin?" "Tam isabet." 358 Ne tarafa yönelsem el âlemin ruh ikizleriyle kuşatılmış olmanın hüsranım yaşıyordum. Gözleri. Akmerkez'e çevirdim." "Kesinlikle yalan söylüyorsunuz. Fotoğraf makinesini de kağıt çantaya koydum." "Pekala evlat. Yalanlarla bir yerlere gidebilirsin fakat geri dönemezsin Öğlene doğru Kuçuradi "Hey! Uyuma. Rotayı. "Ama. kızın etrafında dönüyordu. OtO mobili koşarak takip etmekten bile. Besbelli benden. babandan hiç hoşlanmadım. Şehrin üzerine kezzap dökülmüştü sanki. çilek reçeli köpüğü gibi parlıyordu. Ertesi günün akşamı yine yoluna çıktım."Neden korkuyorsun? Kadınlık onurumu hiçe sayarak sana koştuğumu görmüyor musun Hayati?" Hareli gözleri dolup taştı." Şak! Pençesiyle yanağıma müthiş bir şamar attı! Körük gibi soluyor. yalan gölgesi kullanırım. ömrümün geri kalanını. "Tuvaleti kullanıyorum. Malı cup ve masum. t:/ "Beni kovuyor musun?" Narin bedeninde bir kurt adam kasılması baş gösterdi. kapıyı çarparak beni protesto etti. Barbaros Hayrettin Paşa ile bendenizi fotoğraflar mısınız?" Beni gördüğüne sevinmişti." "Bunu söylemek için mi aradın?" "Evet. şımarık ve tehditkar olma yeteneğine hayranım. beş yaşında bir oğlum var. Bir aile olabiliriz. Bu kız. Kuçuradi'nin iz sürme yeteneği sayesinde onu buldum ve takibe başladım. Eski günlerdeki gibi fotoğraf avına çıktım. ak-sakallı. eğer benden soğuyacak olursan çekirdek ailenizi çitlerim" desem ilişkimizin temelleri herhalde çok daha sağlam olurdu ha? Ne tuhaf. Yemekten vazgeçtim. Kibirlenmeyi kendine saygı duymak sanan şebeklerin tapmağında. Bir cinai şebekenin kurmaylarından olduğumu öğrendiği anda benden çığlık çığlığa kaçardı. bu söylediklerimin bile bir kısmı yalan. daha fazla zorlama artık.." Frambuazh dudaklarından dökülen her hece büyüleyiciydi. anlamıyorum Hayati. bu arada esas ismim Hayati Tehlike. Yapayalnızsın. saygıdeğer bayan" dedim. Bir giyim mağazasının önündeki canlı heykelin yanındaydım. yalan parfümü. Cidden çok yorgunum. "Şebnem Şibumi. yo. Doğrular. kendim olmam için bende eksik olan şeydi. Teşekkür ettim. Restoranların bulunduğu en üst kata varmadan Şebnem'e rastladım. Kalıbımı basarım şeytan bile Neptün'den yeni numaralar öğreniyordur. fotoğraf makinesini yanıma aldım ve yola yayan devam ettik. Barbaros Hayrettin Paşa heykeli bile ona gülümsedi. ikramda bulunurken. karım öldü. Arabayı evden biraz uzakta. korlaşmış gözlerinden bir yalvarış dumanı tütüyordu: "Geber!" "Kendini iyi ifade ediyorsun. kız çıktı!" diyerek beni uyardı." "O züppe kraterinde n'apıyorsun?" c:■. neşeli.. yalan sosu. çocuğumla / [lafın gelişi] ebeveynimle konuşurken. müstakbel kayınpederim olmasını umduğum Şerif Bey. İstanbul. 360 benim yanımda o. Hakikati ortaya sererken bile yalan söylemekten kaçınamıyorum. Bunca hafakan içinde karnım acıktı. Beni anlamaya çalış.. Ona bir Pinokyo kuklası hediye ettim. pisuvarda işerken pantolonunu tamamen indirme sakın. Gölgem bile benimle takılmaktan sıkılıp ortadan kaybolmuştu. telefon numaramın yazılı olduğu bir not sıkıştırmıştım. Orta yaşlı. haydi. Aşk. beni avlamak için yemin etmiş bir polis ordusunun başına geçecekti. Yine de Şebnemle birlikteyken Ümit Usta'nın programına çıkmış kızarmış tavuk kadar mutluydum. Kız gözden kaybolmuştu. Yürüyen birini otomobille izlemek. acılarımı paylaşırken.. Akmerkez'deyim. Şebnem'e "Şu bir zamanlar sevgilin olan Reha Veto var ya." Ümit dolu bir yalvarışla gülümseyerek elini hafifçe çektim. fakat yaşasaydı bile seninle aşna fişne fırsatını kaçırmazdım. fakat Kuçuradi peşimi bırakmıyordu. O kadar güzeldi ki. Yanındayım.. aşkın hijyenini yok eder. Kalbimize aşk oku saplandı mı. Ertesi gün. iltifat ederken. Kadınların diledikleri anda öfkeli. Maalesef. "Hanımefendi. Nadide'den kalan fotoğraf makinesini aldım. kaç adam geberttiğimi hatırlamıyorum. Saçları. şaka yaparken. kederli." Timsahları beslemem gerek.. anılarımı anlatırken. "Kendimi hazır hissetmiyorum. Artık.. ben bir gangsterim. şafakla yola çıkıp Audi'mi Şebnemin evinin çaprazına park ettim.. Mağazadan kapüşonlu bir eşofman üstü satın alıp hemen giyindim. lütfen bir fotoğrafımızı çeker misiniz?" Canlı heykelle birlikte Şebnem'e poz verdik. Kısa bir süre sonra da. sana heyecan veren o romantik atraksiyonlarımın hepsini de mafyada olup bitenlerden apardım. "Neptün. Pinokyo'nun ağzına. seni hasta kabul servisinden içeri sokmazdım.. üç yıl kadar süren evliliğimiz boyunca bir nebze herze yedim nitekim." Adımı söyleyemezdim. Akşamüzeri. Yirmi gün aramadı. Beşiktaş Meydam'nda pat diye karşısına dikildim: "Hanımefendi... Amacınızı yitirdiniz mi. Kıza elimi uzattım: "Ben. bir balinanın arılardan etkilendiği kadar etkilenmişti." "Ben artık uyumalıyım Neptün. "Hayır. duygularında samimi olduğunu ispat edemezsin. Şebnem'in babası eski polis Şerif Şibumi olduğunu yakında öğrenecektim. kulağa hoş geliyor değil mi. ı Aşk. Az ötedeki otobüs durağına monte edilmiş panoda "Enver Paşa ve Sarıkamış Faciası" konulu bir konferans afişi asılıydı. Enver Paşa. Bu kızla aynı ağaca yuva yapmak istiyordum. Şebnem. Vaatte bulunurken... neler kaçırdığımı bilerek yaşayacaktım. gözlerimiz "Bana karşı dürüst davranıp her şeyi berbat etme sakın" demeye başlar. zemzem suyunda yüzen üzümler gibi parlıyordu: "Ben de Dilara Dilemma. Kuçuradi. Üsküdar'daki Şibumi Sokak'ta bir eve gitti. "Kalabilir miyim?" Cadalozluğu tümden silinmişti. büyük ihtimalle altı ay sonra senden sıkılacağım. ilk banyosunu yapmış bebek kadar masum kalır. görmüyor musun? Gerçek'e annelik yapabilirim. müsait bir yere yanaşın IS'I dım. Ben de Kuçuradi'yi kucaklayıp aynı tekneye kapağı attım. yalanlarla ilerler. En büyük yalanlarım sevgilinden esirgersen. yanardağa yağan kar gibi eriyordu. Şebnem yavaş yavaş önümüzden geçerek rıhtımın yolunu tuttu. Arabanın içinde Kuçuradi'yle birlikte beklemeye koyulduk. Bu adamın. gülümsüyordu. Bu defa tek basmaydım. * ^t * 2 Kasım günüydü. Gitsen iyi olur.

Az ağaçlı bir ormana gittik. Bana bir çivi aldı. Sonra ben yine çubukları yerde oynattım." Sonra yürüdük. Birlikte Oyuncak Müzesi'ne gittik. Yosunlar oluyor bir de denizanası oluyor. tırnak. Vazgeçtim. cinayetten bile yutacağı kesindi. Onu özlüyorum. babamın arkadaşı. Haydi gidip gazoz içelim. Ağzını kocaman açtı. Onlar şişmişti. Bir tane kalemlik gibi kutu vardı. Doktor çubuklar düşünce beni bıraktı.Sık sık buluşuyorduk. Uçurtma kırmızı-mavi-be-yaz renklerdeydi. Leyla Ablaların bahçesinde balık mezarlığı var. Parmaklarındaki tadı. motosiklet koyalım istiyorum. Babam dedi ki: "Uçurtma ister misin?" Ben de dedim ki: "İsterim. Uçurtmaya dikkatli baktım yine. Göztepe'de. ben sana yine alırım uçurtma. cumartesi ya da pazar günü. Neşe de büyüyünce doktor olacak. "Bana benzemedi" dedi. telefonu Örümcek Adam'a veriyor. Hep telefonla konuşuyordu. Nasrettin Bey geldi. "Gel" dedim. Hukukun üstünlüğünü aşan güzelliği sayesinde asla hapse girmeyeceği. Duran şeyleri de oynatıyorum. Çünkü annem yok. Baş başa kaldığımızda bana sorular soruyor. Daha sonra uçurtmanın ipi pıt diye koptu. telekinezi yeteneğim var. Babama çiçek veriyorum bazen. Vildan öğretmen ağladı. Ben. iki hafta olunca hep geliyor. Onun kadar güzel kim olsa. Bana da öğretiyor. Örümcek Adam beni çok seviyor. Doktor Neptün Petunya "Bundan kimseye bahsetme sakın" demişti. Okuldaki televizyonda hep çizgi film oluyor. Doktor Neptün Petunya benim yaptığımı anladı. Beni doğururken. ellerinde poğaça!" Doktorun muayenehanesinde biraz korktum. Sonra gazoz kapağı oynadık babamla. Uçurtmayı o da uçurdu. Buna telekinezi deniyor. Benim babam sihirbazdır. Geldi. "Aferin oğlum" dedim. mermeri atıyorsun. Bazen de hiçbir şey demeden ağlıyorum. Vildan öğretmen gene sesli ağladı. Hangi taraf 'baş' ise o tarafı vurmaya çalışıyorsun. Bakarak. Roket Ali çizgi filminde gördüm. Bana çivinin nasıl atılacağını öğretti. Benim uzaktan kumandalı arabalarım var. II. Ben de "Tamam" dedim. yepyeniydi. Babam değişik oyunlar biliyor. Çubuklar etrafa saçıldı. Babam iki tane su tabancası aldı. Hepsi öldü. Kafama bir cihaz 80 . Ondan sonra da parka gidip oynadık ikimiz. insan söz verince tutar. Onun resmini de yap364 tim. Köpeklere "oğlum" denir. Babamla sinemaya gidiyoruz. Fakat beni almaya yal nızca hafta sonları gelebiliyor artık.) di. Neşe bana baktı. Ondan sonra ben başka tarafa bakınca uçurtma yere düştü. Dedi ki: "Nasrettin Beeey!" Böyle titredi. O bana çok sıkamadı. İradeyi kilit altına alan bir cazibesi vardı. Mavi ata binmiştim." Ben de ona dedim ki: "Örümcek Adam gibi mi?" O da bana "Evet" dedi. Babam eski oyuncaklara baktı. Anaokulunda çocuklar hep "Anneee" diye ağlıyor. Yani cuma. niye çıktın ağaca / Tavuklar çiçek açmış. Babam da ipi tuttu. Süpermen gibi uçuyorum. uçak denize düşmüştü. Hep kulaklarımdan oyuncak çıkarır. Kalemleri yok eder. Onları yarıştırıyoruz bazen. Yüzdüm denizde. Oyun odasında kurbağa kaçtı. Uçurtma havada düşüyordu. Onun da kalbini durduracaktım. Babamın bıyıkları var. Çok güzeldi. 2 Lira istedi. Gökte bir uçurtma gördük. Kalbi durmasın diye çok bakmadım. Ben de ona baktım. Haftaların hepsi yedi gün. Okula girdik. Uçurtma bizim oldu. Biraz koştuk babamla. I Babam. Çok oyuncak vardı. "Ölmüş" dedi. O da dışarıda oynanıyor. Yanmdaysa. araba. İçi boğaza bakma çubuklarıyla doluydu. Vildan öğretmen çok korktu. Resim yapmayı çok seviyorum. Tırnaklarının kenarlarını yemesini gayet iyi anlıyorum. lütfen elimi kaldırsın. Ben ipi aldım. yasalardaki boşluktan faydalanıyordu sanki. Ondan sonra dedi ki: "Üzülme Gerçek. Kapakları diziyorsun. Onu ben öldürme dim. Uçurtma da bizimle birlikte geldi biraz. dudak yerdi. En çok da Sürpriz Yumurta çıkarır. Ben şimdi beş yaşındayım. Aramızda sır olarak kalsın. Ben uçurtmaya dikkatli baktım. Çivi oyunu çok güzel l(. Ben de sevindim. Kitapları saklıyorum. Gözünden su aktı. Babam karate biliyor. Tepedeydi. Babamı az görebiliyorum. Babam 10 lira verdi. çok yeteneklisin" diyor. Bana aldığı gazozların kapaklarını biriktirmemi söylemişti. Oraya 'koru' deniyormuş. Anaokulunda çok oyun oynuyoruz. En alt katta televizyon seyrediyor. Babam dedi ki: "Bu uçurtmayı bize satar mısınız?" Uçurtmanın sahibi olan çocuk "Olur" dedi. Ben oyunlarda biraz hile yapıyorum. 362 Annem de ölmüş. havadaki uçurtmayı nasıl satın aldı? [Gerçek Tehlike] Aranızda telekinetik güçleri olan varsa. Örümcek Adam. Bu gücünü kullanma. Leyla Abla üzülüyor. Ben ağlarken "Babaaa" diyorum. Eskiden ben küçükken Kader Abla vardı. kurbağa" dedi bana. Bazen buluşuyorlar. Nasrettin Bey çabuk gelemedi. Mermeri 'baş'a doğru yönlendiriyorum. Öyle gitti. Beni Doktor Neptün Petunya'ya götürdüler. Ben komedyen olacağım. Kalbi durunca da ölmüş oldu. hareketli şeyleri durdurabiliyorum. Uçurtmayı benim uçurduğumu anlayamadı. Böylece onu havada hareket ettiriyordum. Akvaryumdaki balıklar ölünce oraya gömüyoruz. Ben de onu seviyorum ama bize gelmediği için biraz küsüyorum. istemeden oldu. "Ben senin kadarken şu polis arabalarıyla oynuyordum" dedi. Ben de onun dediklerini yaparım. Tiyatroya gidiyoruz. Toprak bir zemine 'V harfi çizdi. "Onu buraya kim getirdi!" dedi. Annemi hiç hatırlamıyorum. senin özel gücün var. Karagöz'e gidiyoruz. Bunu kimseye anlatma sakın. "Bak. Bazen beni tutup havaya kaldırıyor. Uçurtmayı uçuran çocukları bulduk. Leyla Ablaların evinde bir odam var. Kurbağa zıplıyordu. Bana dedi ki: "Ger-çekçiğim. Nasrettin Bey kurbağayı tek bacağından tuttu. Zambaklar tarafından büyütülmüştü sanki. Kuçuradi resimlerimi çok beğeniyor. O da küsmeyeyim diye bana kendi kitaplarından yolladı. ilerideki masada duran çubuklara bakıyordum. Sonra başkalarına da su sıkıp kaçtık. Kuçuradi kurbağa buldu. Aslında böyle yapmamanı lazım. Kurbağaya baktı. Daire şeklinde. Sonra çiviyi atıp yere sapladı. Vildan öğretmen seslendi. Ben korkunca. Dişçiye gidince ağız öyle kocaman açılır. Babam "Kızılderililer daha iyi" dedi. Doktor Neptün Petunya beni görmeye geldi. Zil çaldı. Ben de "Örümcek Adam yanında mı?" diye soruyorum. Sırtını duvara yapıştırdı. Dikkatle bakıp çiviyi yere saplıyorum. Bir gün babamla geziyorduk." Babam elimi tuttu. Babama çok su sıktım. Sonra. Kurbağanın kalbi durdu. Paranın üstünü almadı. Kutu yere düştü. Ben doktorları severim. Korkunca kalp hızlı atar. Babam biraz şaşırdı. Abidin Amca'nın bıyığı yok. Ben akvaryumda balıklar olsun istemiyorum. Fakat sonra oynayamadık. Kuçu-radi kızlarla ip atlıyordu. Okuyamıyorum ama resimlerine bakıyorum. saç. Tahta bir çubuğu ağzıma sokup baktı. Canım sıkılınca eşyaların yerlerini değiştiriyorum. Akvaryuma uçak. Ben kovboy olmak istemiştim. Bağırdı hemen. İki tane. Size bir tane espri yapayım: "Mademki inecektin. Kocaman. Ben büyüyünce bıyığım olacak. İçlerine su doldurduk. Kurbağayı cebime koydum. Yani. Havadaki uçurtmanın ipine bakarak gittik. Bir hafta değil. hiçbir meyvede bulamıyor olmalı. Babamla denize gittik. Bana hep "Aferin. O yüzden balıkları durdurdum. "Vırak vırak" dedi. Ne dersem yapar. Kurbağaya çok dikkatli baktım. Ona söz verdim. Vildan öğretmenin kalbi çok hızlı atıyordu. Yine de teşekkür elli Babam bana her akşam telefon ediyor. mantar tabancası bir de topacı varmış. çok dikkatli bakınca." Ben de "Tamam" dedim. Telli araba. Babam bunları fark etmiyor. "üzülmedim ki zaten. Bir de Örümcek Adam'ı çok seviyorum. Boğazımda bademcik yuvarlağı var. [EMO PHILIPS] Anaokulunun bahçesindeydik. Espri yapmayı seviyorum. Rüzgar uçuruyor sandı. Babam bana telefon ediyor. O yanmca ben aldım çiviyi.

Yine de emin olmak için bir hafta sonra tekrar görmeliyim. doktorların sıradan davranışlarını da yorumlayamıyorlar. Gözlerimin etrafında olimpiyat halkaları oluşmuştu. Kendimi uzaktan tanıyordum sanki. Koşup masadan mendil alıyor. Ben de yıllarca anneme baktım. Hiçbir faydası ya da zararı yok. gençlik. Ben gülüyorum. Arkadaşlarla birlikte barlara takılmaya başladım. Bakarken içinizi bulandıran yaralara yağlı sıvılar döker.. Gerçek'e Deposilin diye serum fizyolojik enjekte ellini. baban kim?" "Babamın adı Hayati. Hayati. Gerçek. "Adın ne küçük bey?" 366 "Gerçek. Kuçuradi kaçıyor. Gökkuşağının üstünden geçen balon [Neptün Petunya] Paranormal olaylara inanmak ahmaklık mıdır? Vaktiyle." "Ah. Bu da bünyeme ağır geliyordu. sadece duygularda yaşanan bir mucize." il. ağzım açar mısın canım?" Ağız açıldı. Gözümün önünde bir ceviz ağacım kökünden söktü. çalkantılı bir hikaye. Yazısı okunmaz. koltukları havalandırıp taşıyor. Arabaları savurabilir. fakat ona teslim olursun. hepsi yalan olmuştu. "Ateşi var" dedi. galiba biraz kartlaşıyordum. otoskobu bademciklerine doğru tuttum. benim ağzım da Gerçek'inki gibi kocaman açılmıştı. Bu da beni biraz sinirli biri yapmıştı. virüslerin.. İstese evleri çökertebilir. Iecilline enjekte ettim. Evcilik tarikatı.. Bu yüzden doktorlar birbirleriyle evleniyorlar. Hemen burnumu siliyor. Ağabeyim boya fabrikası kurdu. Elinde beysbol so-pasıyla golf sahasında tenis oynamaya çalışan biri gibiydim. Üvey annelik duygularım kabarmıştı. doktor önlüğüyle yetindim. şifreli mesaj gibidir. Büyücüden daha sofistike." Üç hafta sonra iğne için yeniden getirmesi gerektiğini söyledim. Bir gün muayenehaneme eski bir şarkıcı olan tek gözlü Leyla Kalahari. BBC Radyosu'nda bir programa konuk olan Uri Geller. "Ben bunları istemiyorum" diyo rum. Doktor.." Tıptan anlayamayan insanlar. Karı da herifin ardından gitti. Kilo da almıştım. Cisimlere uyguladığı gücü kontrol etme tekniğini geliştirirse. hareketsiz.. fakat işi şansa bırakamayız. Sonra da bayılana kadar dans ederek kurtlarımı yerlere saçıyordum." Gerçek. eğildim. cisimleri uzaktan hareket ettirebildiğinden eminim. Milyonlarca insan. şimdiye ortaokula giden bir çocuğum vardı. Yani vücut sıvısı." Öksüz bir çocuğa teselli vermede herkes acizdir. ben fakültenin ikinci sınıfındayken öldü. Bence onsekiz yaşından küçüklerin süper güçleri olmamalı. Babam da cuma günleri gelip alıyor beni. Fakat ben evlenemedim. Vicdan azabından geçtim. Akşamüzeri Hayati aradı: "Doktor Neptün Petunya?" "Evet?" 81 . Doktor Abla şaşırıyor. Beraber eve gidiyoruz. Meslekten biriyle evlenme hevesimden vazgeçtim. çuradi. Gelgeldim bu küçük ve uslu çocuk. Ne »>') densiz. Kardiyoloji hocam Yakup Kuru'ya gönlümü kaptırmıştım. abeslangla içeriden yanağına bastırdım. Doktor. O haplar. Çocuğu odaya aldım. Bacaktan. öyle mi? Başın sağolsun. Beyaz gelinlik yerine. Leyla Kalahari'ye yalan attım: "Ciddi bir rahatsızlığı yok. Ağaç sökülüp yana düşüyor. Sonra da rol çalar gibi alelacele karısının kollarında can verdi. Pencereden bakıyorum Ku U. kimilerinin 'beyin gücü' dediği çok özel bir yeteneğe sahip. cinsel kaostan çıkar sağlıyorlardı.. Gerçek'i babası getirmişti. Dört gün boyunca Iecilline'e devam edeceğiz. kapsüller. Sonra da bir hafta Pen Os süspansiyon kullanacak. Azı dişlerimden ikisi çürümüştü. uçmayı da başarabilir!. Annem hızla yaşlandı. Onun kendi teknolojisi vardır. Sonra o da öldü. treni kaçırmıştım. Abeslangların bulunduğu kutu önce masadan iki karış yükseldi. "Ne istiyorsun?" diyor. Salsa gecelerine. Ot gibi yaşamıştım." "Ha?" "Bademcikleri iltihaplanmış. Umutlarım otomatik bir yavaşlıkla buharlaşmıştı. "Bir bakalım" dedim. Elimi çabuk tutsaydım. ağzına tahta bir çubuğun sokulmasından hiç hoşlanmamıştı. Ona kartvizitimi verdim: "Çocuğun durumuyla ilgili soru sormak isterseniz beni arayın lütfen. Ceviz ağacına dikkatli bakıyorum. Bambaşka bir dil konuşur. Kendimi öyle hissetmesem de. Yıllar süren. şuruplar ve bilumum ilaçlardan oluşan bir sofra kurar." "Anlamadım?" "Kardit olabilir. "I la yır." Ben de parfüm şişesini uçuruyorum. Bana bakıyor." "Soyadın?" "Tehlike. Zayıf bir ihtimal." "Neptün Hanım. aile saadeti. Alerjik reaksiyon gösterirse müdahale edebilmemiz için." "Annen?" "Benim annem öldü. "Bunu nasıl yaptın!?" "Ben bir şey yapmadım ki?" Muayenehanemde bir mucizeye tanık olmuştum. gezegenimize astronottan daha uzaktır. o ruj... yanında küçük bir çocukla geldi. Annelik. Hayatımda gördüğüm en etkileyici şovdu. en ufak bir sorumluluk almadan. akşamları uyutuyor. partilere gidiyordum. Uri Geller'da. Lakin heyhat. elini sürmeden kaldı-rabiliyor. Saçlarıma aklar düşmüştü. Yaşım otuzbeşi bulmuştu. büyüyünce ne olmak istiyorsun?" "iyi polis. izleyicilerin ekrana doğru tuttukları bozuk saatleri tamir etti mi? James Randi. Üstelik. Durup düşündüm.. Fakat. 368 Babam. nabzıını yükseltiyordu." "Leyla Hanım senin üvey annen mi?" "Hayır. Gerçek Tehlike adlı beş yaşındaki çocuğun. bakterilerin adını bilir.'./ "Hımmm.. Tek gecelik aşklar yaşadım. oje şu" diyor. komutandan daha buyurgan. doktorlar tarafından bıçaklanmak. Kriptik Tonsillit.. Derhal doğruldum. illüzyonistten daha şaşırtıcı. İltihaplanmışlar di. Gerçek yirmüki yaşına gelinceye dek devam edecekti. o esnada yemek yiyen dinleyicilerin kaşıklarını yamulttu mu? Çıktığı televizyon programlarında. Bedenim diriliğini ve pürüzsüzlüğünü yitiriyordu. kesilmek için kuyruktadır. Neymiş diye dönüp baktım. 30 santimetre kadar sola doğru kayarak havada durdu ve pat diye yere düştü. ceviz ağacına çişini yapıyor.. Bu iğneler. Leydi Kalahari'ye dışarıda beklemesini söyledim. eve gelmeniz mümkün mü?" "Maalesef. Cihazdaki renkli ışıklar bazen yanıp sönüyor. "Oje" diyor. Doktoru asla çözemezsin. fiziksel gücüyle yerinden oy-natamayacağı ağırlıktaki cisimleri bile. Bütün abeslanglar saçılmış. Süper güçleri olan şirin bir erkek çocuğu. Bana diyor ki: "Parfüm şi şeşi. dahası hiç kimsede telekinezi yeteneği olmadığını kanıtladı mı? Bunları bilemiyorum. Yakup beni terk etti. ruhani liderden daha inandırıcıdır. Burnumdan kan akıyor. Odasındaki gardırobu. asla çocuk sahibi olmaması gereken biriydi. Gözlerini arkamdaki masada bir şeye dikmişti.. "Peki ya baban?" diye soruverdim. Fazlasıyla yakışıklı bir adamdı. Deposilin enjeksiyonunu hastanede yapmamız gerekir. siyah saçlı. Fazlasıyla sevimliydi. "Ne?" "Gerçek. Lolitalar ve yeniyetmeler arasında kendimi berbat hissedip bol bol bira içiyordum. Erkekler işin kolayını bulmuştu." "Leyla Hanım'ın nesi oluyorsun?" "Hiçbir şeyi. mavi gözlü. Oğluyla da iyi anlaşıyordu.takıyor. Çantasını masaya boşaltıyor. O beni anaokuluna götürüyor. Gençliğimin son günleriydi. baba da duygularımı hareket ettiriyor. "Babam mı?" "Evet.. Onu görür görmez âşık oldum. Yani kalp iltihabı. Çocuğun eşyaları hareket ettir mesi gibi. Karısı kanser olunca. düğme burunlu bir çocuktu..

Şişman biri bu odadan yara almadan kurtulamazdı.:.. tüm falsolarımı tartacak kadar büyük müdür? "Sevgilim ben eli kanlı bir adamım. Beş yaşında bir oğlum var. Fakat başka bir şey var. Geceyi beraber geçirdik. Şebnem'e fazla yalan söylemiştim.. Hayati hiç güç harcamadığı halde. çünkü. aralarında sonsuz bir mesafe vardır." Bahse girerim'in B'si. "5. çocuğunuza zarar vermek istemediğim gayet açık. Tam ağzımı aralamıştım ki.. Ağzı. Elleri ipince. kapatmayın Hayati Bey.. kuşe kağıda basılmış bir ziyafet davetiyesi gibi parlıyor. c] Her adımda azalır. Birer içki içtik. c] Hatırlamaya giden kısacık yolda. Kahkaha ı/ı sı dağların karını eritir. c] Toplumsal değil. beni iyi tanıyormuş.." "Neymiş?" "Bunu yüz yüze konuşamaz mıyız?" "Tabii ki hayır. Yine de işler haddinden fazla çatallaştı. değil mi? Onu görmek istedim. "6. diyebilir mi? Kur'cm'da "Kalplerde olanı yalnızca Allah bilir" [j^j." "Bu cümlenin geri kalanı doğru olsa kârlı çıkarsınız doktor hanım.^ll o Ilı jj^ık jAj] yazmıyor muydu? Gönül İşleri Bakanlığı'ndan mülakat için çağrıldığımda çok heyecanlanmıştım.. 1906-1989] Kül. Hayati kayıplara karışmıştı. Evliliğin eşiğindeyiz. Fakat düşünsenize. üstatlığın kanıtı ise [Şeyh Maz-har örneğinde görüldüğü üzere] güvenle saçmalamak olmuş artık.Sahtelik." "Şansınızı kaybettiniz. dünyayı ihya ediyor.. Yorgancılıkla alakam yok. vatandaşına "Sen aslında o kıza âşık değilsin" der mi.. Ankara'ya uçarak gittim. lağımların şırıltısı. İki insan birbirine ne kadar yakınlaşırsa yakmlaşsm. İnanılır gibi değil! Bir devlet. a] Yanılgı ve belirsizliğin sağladığı imkanları genişleten bir şifadır. 82 .ihtimaller. tespit etmemizi engellediği yalan türüdür. Nadide'yi anlatmamıştım. b] insanı sahicilik arayışının risklerinden koruyan aldanışların.. Gerçek'i size bir daha getirmeyeceğim." "Neden?" "Çünkü oğlumun kardit olması söz konusu değil." \ "Oğlunuz telekinezi gücüne sahip. [SAMUEL BECKEH. sözü uzatmadan önündeki antika klasörü açtı ve bir dosya kağıdından mülakat sorularını okumaya koyuldu: "1. Ona sodyumklorür şırıngaladığmızı gördüm. b] Vicdan rahatlığı." Bilhassa'nın B'si. Gönül İşleri Bakanlığı'na [GİB] müracaat etmiştim. Önce Gerçek'in durumunu konuştuk. b] İki kişilik bir oyundur. Mazhar Bey cevabımı kağıda işaretledi ve diğer soruya geçti: "2. c] insanlık için bir önkoşuldur. a] Hatırlamak bir refleks. 373 "4. Şebnem'in bana olan aşkı. "3. sonra ona hayatımı anlatırken buldum kendimi. Lütfen bana inanın. Gerçek'ten bahsetmemiştim. masumiyet ve moral konforumuzu garantileyen yeteneğimizdir." Şebnem'i sevip sevmediğimin anlaşılmasını sağlayacak daha isabetli bir soru üretilemezdi! B şıkkını seçtim. Şebnem'i seviyorum. nezaketin kanıtı dedikodu."Ben Hayati Tehlike. şeyhin ofisine girdim. 700 kiloluk kasa yerden kalkmış. Bildiğin gangsterim yani. Hem Şebnem'in nurlu zarafeti karşısında benim müptezelliğimin zaten bir hükmü kalmıyor ki? Bal damlası tebessümünden yayılan masumiyet ışınları. b] Acizliğimizi inkar etmede kullandığımız namevcut bir destektir.Unutmak." 372 "Hoş bulduk" ey muhterem şeyh efendi hazretleri! Daracık oda. yuvarlanmak için idealdi." Başını kaldırıp gözlerime baktı. Müjde yüklü güzelliği. unutmak ise bir sanattır. Sizi şikayet edip doktorluktan men ettirebileceğimin farkındasınız. Şeyh. b] ihtimal diye bir şey yoktur. fakat oradan da müspet cevap alamamıştım. Uyandığımda. Yarım saat sonra tekrar aradı. eheh?" Yüce Rabbim.İnsanlık. Babasına "17 sene" numarasını çekmiştim.. yerinde saymaktır. çok ciddiyim!. Süzgündü. a] insanın. örümceğe gerilla taktiği uygulayabilir mi? "Kadın. Bununla birlikte.Özgür irade. Yeteneğin kanıtı yalakalık. karımın çocuğumu doğururken öldüğüdür." Bence'nin B'si... Abidin Dandini'ye öykündüğümden mi nedir? Halbuki Şebnemle ilişkimiz ciddileşti. beni de arındırıyor. Kaç adam vurduğumu bilmiyorum. Çocuk diğer uçtan tutmuş. parmaklan upuzundu." "Neler söylüyorsun Enver?" "Eaaa. şıkları sıralamaya başladı: "a] Bir 'takım oyunu'dur. Sana verebileceğim tek iyi haber.." "Haklısınız. Geniş merdivenler. Teşekkürler.Mânâ. ifade ve davranışlarını şekillendirmesini mümkün kılan zihinsel ve duygusal nitelikli bir kontrol sistemidir." Bilinmez'in B'si. Vidalanın gevşemişti. Hükümet.. aşkımı onaylamıyordu.. Epey bekletildim." Klavyeyi gagalayan kargadan "Gak gak" dışında ne yazması beklenir? Şımarıklık ve kibirden ibaret bu dürüstlük gösterisi bana vız gelir. belki de sadece yanlış yollar vardır. asaletin kanıtı zorbalık. adım Hayati. iyi bir yakıt değildir.. Nazi hapishanelerini andıran bakanlık binasının kalabalık koridorlarında dolaştım." "Sizi sonra arayacağım" dedi ve telefonu kapattı. fabrika bacalarından yayılan zehirli dumanlar ne tatlı. Kadidi çıkmış bir memure sordu: "Hangi üye ile görüşmek istersiniz?" Yeseviyye Şeyhi Mazhar Bey'i seçtim. Gangster olduğumdan habersizdi. a] İnsan oluşun bir yan ürünüdür. Hoşça kal. Artık hurdalıklar beni neşelendiriyor. Buluş370 tuk." o "Durun. Çocuğunuz iyi.. Sinek. sen kurtar beni! Ben bu küçük beynimle işin içinden çıkamayacağım! Çaresizliğin kulvarında sürünüyordum. değil mi?" "Kızgınlığınızı anlıyorum. b] İlişkilerde beliren bir kazanımdır.. Sakalı orlondan. a] Her adımda çoğalır. Komedi filmlerindeki cenaze levazımatçılarma benziyordu. Yılan île oğlağın telefon konuşması Kim bilir. bilseniz. Kanlı gözlerinde müşfik bir ifade vardı: "Hoş geldiniz Hayati Bey. Gökkuşağının üzerin den geçen bir balonda gibiydim. Gerçek'e "Çelik kasayı taşımama yardım eder misin?" demiş. özel hayatta işleyen tercih yetişidir. Duman da genellikle ısıtmaz. size uygun olan yanlış yolu bulmak gerekir yine de. hamamböceklerine kanım ısınıyor. Kız beni yorgancı sanıyordu.. iki mezar birden kazar" diyen Çinli her kimse.. Benim tatula rasa'mı onun öpücükleri çerçevelesin istiyorum. Havada bürokratik bir uğultu. intikam almayı kafaya koydu mu. Altmışlı yaşlardaydı.. Sonra bir ucundan tutar gibi yapmış. Açık bırakılmış dizüstü bilgisayarın monitöründe iri puntolu bir not: "Güzeldi. c] Bireysel bir oyundur. Yeseviyye'ye mensup amma çok insan varmış memlekette? Nihayet adım okundu. kızıla çalan hantal mobilyalarla döşenmişti.

b] Dolaylı bencilliktir. Meyve tabağından çöplenen Dandini'nin keyfi gıcırdı: "Eskiden vişne çekirdeğini elli metre öteye fırlatabiliyordum. "İyi yapmışsın.. yedi soruluk bir testle beni tanımış ve Şebnem'e katiyen layık olmadığımı anlamıştı. geriye bir adım kalır?" Kahvesinden bir fırt çekiyor." "Ho?" 376 "Şebnem'i seviyordun. sana yaramamış anlaşılan. sırf Şerif Bey öyle istiyor diye Gönül işleri Bakanlığı'na hangi akla hizmet müracaat etmiştim.. Devletten izinsiz iş yapmaya alışkındım. "Fakat Şebnem'i seviyorum.. anlamıyor musun?" Garson kız kahveleri masaya kondurup ayakuçlarma basarak uzaklaşıyor. Bakanlıktaki evliya cevaz vermedi. Hakkında çok şey bildiğin AŞK. yerinde olsam asla ev lenmem. siyah kadife üzerine dağılmış elmasları andırıyordu. Hayatın boyunca. Masamızın kıyısından yelkenli gibi süzülen garson kızın otomatik gülümsemesini fırsat bilen Abidin seslendi: "Bana bir kahve! Kaynar olsun. Televizyon haber bültenlerinde Heyet üyelerinin moza-ikli cesetleri resmigeçit yapıyordu." 83 .. idam edilmiş diktatörün cesedine tüküren köylü kadar öfkelendin?. Manyağın teki..." Anlattığı hikaye beni uyuşturdu. 374 c] Cömertliğin istikrara kavuşmasıdır. komik bir tablo oluşturuyordu. Önemli olan insanın ne hissettiği değil mi?" "Sen ne hissedersen hisset prensesler terler. Bir şapkayı beğenince kafana çiviyle çakıyor musun? Servetimin yüzde 95'ini kadınlara ve alkole harcadım. Belki de polisten hakkımda bilgi almışlardı. Fark ettiğim kadarıyla Bakanlık Heyeti'ndekilerin her biri.. o ayrı. Dalgınlığımın bulanık suyunda dertlerim tekrar yüzüye çıktı: "Şebnemle asla bir-araya gelemeyeceğiz. ona kendili den başka şeyler de sunmalısın. Verimsiz bir diyalogdu. şeyh cehenneme gitti." Ben de aynısından istedim.. Ziyanı yoktu. Geri kalanını çarçur ettim. hepimiz. Kabahat bende. karının m< tamorfozuna start vermiş olursun.. İpin ucunu kaçırdım. "Sen gerçekten aşk nedir bilmiyorsun. Bu olayın büyümesine izin verme." "Bir şey soracağım." Alay ederken. İlle de bir aptallık yapacaksan git 'fareli kedi' denilen Çin kebabından ye. Yeseviyye Şeyhi Mazhar Bey bana ayıp etmişti.." İçtenliği beni kör etmesin diye onunla göz göze gelmemeye çalışıyorum.. Bekarlığın beni hastalık saçan fahişelerin ağına düşürmesini umuyorlardı muhtemelen. Tüm zarif kızların içinde pusuya yatmış bir şişko karı vardır." Şu anda cebimde. Kara Şimşek [Knight Rider] yayından kaldırıldığında hissettiklerimi hissediyordum.Diğerkâmlık. Bakanlık Heyeti'ni oluşturan üyelerin büyük çoğunluğunun dinî kimliğiyle öne çıkmış kişiler olması (." "Hımmm? Dünya rekoru sende demek?" Her ne kadar böyle bir spor dalı yoksa da! "Heyhat." Hava kararmıştı. Bir sigara yakıyor. "Bakanlık Heyeti'ndekiler. "7. Aşk geçicidir. Sen de. 25 Şubat geldi çattı ve Bakanlık Heyeti komple temizlendi. yapaylık ve monotonluk sayesinde bile korunabileceğimiz bir beladır. Boa yılanı ile oğlak arasında geçen bir konuşma tahayyül edin: Ben meledikçe o tıslıyordu. buna saygı duyarım. manken kızlar yellenir. Bir şapkayı beğenince onu kafana çiviyle çakıyor musun?" "Yani?" "Evlenme. Bir kadına sahip olmak için.. Üzülmedim diyemem.." "Aklınca beni aşağılamaya mı çalışıyorsun pis serseri?!" "Sence kim yapmış olabilir?" "Neyi?" "Bakanlık Heyeti olayını?" "Pompuruklarm hali çok feciydi harbiden. İstanbul'un silueti.. Nikah defterine imzayı attığın anda. Kuçuradi gelip aramızdaki koltuğa oturdu. "Özünde iyi bir adamsın." Bunaltıcı'mn B'si. Kuçuradi.ıı 375 tışma konusuydu. Gönül işleri Bakanlığı tam bir zırva 11 Is ti. ip atlayan cici kızlardan birinin ipine takılırız. dindar adamlardı" dedim "komple cennete gitmiş olmalılar?" Bir kaşını kaldırıp dudağını büktü: "Saf bir adam. [GEORGE BEST] Yadigar Dragon'u zehirlediğim meşhur Beylerbeyi Sarayı'na yakın bir kafeteryanın camekanlı konsolunda Abidin Dandini'yle oturuyorduk. Abidin Dandi-ni'ye dikkatle bakıyordu.. Fuat Atıf Tufa adında bir adamla konuştum. Bu gangsterlik işi benden çok şey götürdü. işsiz kalmış bir porno aktörü gibi hissetmek istiyorsan. meseleleri konuşarak halletmek iyidir. fakat ortalığı kan gölüne çevirmenin zevki de bambaşkadır. [Ne de olsa 'dokunmak' aşk'ın vücut bulması demektir. Karın şişmanladıkça ••< ı MI de gürleşir. Evet. masanın altına kıvrılmış-tı. çünkü hükümdarla uzlaştı. Köçek zombiler gibi mezarlıkta göbek atma. Ejderhanın veterinere gittiği nerede görülmüş? Her neyse. senin durumundaki biri yapmıştır. PAP üyesi Şerif Şibumi'yi etkilemenin başka bir yolunu bulacaktım. Senin beynin. çünkü şeyhe hürmet ediyordu. Her kadın er ya da geç delirir." Dehşet verici bir kokarca sırıtışı var suratında. Biz erkekler..' demiş. Şebnemle evlenirsen. ama yüzük aldım. Derviş 'Hükümdar cennete gitti." "Evlenme teklif ettin mi?" "Hayır. "Ne ki bu? Bana ne anlatıyorsun?" Yüzümü... Evlenmek erkeğin intiharıdır. Şebnem'e olan aşkım bir yeraltı operasyonuna dönüşmüştü. kendi soru tekniğini uyguluyordu. "Bir katil için fazla ciddisin Hayati. Tamam." "Medeni cesaretin beni korkutuyor. "Tamam da bu neyi değiştirir?" "Sınırları zorluyorsun. Doğru. homoseksüel bir karateciye benziyor." Gözlerini kısarak dumanı bana doğru üflüyor: "Evlilikten bahsediyorduk. Kuçuradi koltuktan atlayıp uzaklaşıyor. Bak. Kusmukta yüzen peynire dönmüşlerdi." "Bir adama kızınca neden yirmiiki kişiyi komple öldürsünler ki?" "Bilirsin. a] Zavallılığın kamuflajıdır. Büyük ihtimalle. Bütün bunlar ipe sapa gelmez. Evime postalanan sarı zarftan çıkan resmî mühürlü ve imzalı evrakta "Bakanlığımız aşkınızı maalesef onaylamamıştır" yazılıydı. ılımlı bir küçümsemeye ayarlıyorum." Bitiş'in B'si. meşhur bir şeyhin ise cehenneme gittiğini görmüş. rüyasında hükümdarın cennnete. kraliçeler ge-ğirir...c] Taklit. çetesini toplayıp bakanlığı basmış ve ihtiyarları indirmişti. "Benim aşkım neden tescillenmiyor?" diye sormak için GlB'e telefon ettim. ilim irfan sahibi.. Üçüncü evlilik en iyisidir. bir kadının yasımı tutmak zorunda kalmasını uygun görmüyorlardı. Bu rüyayı bir dervişe anlatmış ve tabirini rica etmiş." "Bunu nasıl başarıyorsun?" "Neyi?" "Büyük harflerle konuşmayı?" "Saçmalamayı bırak. Veya hayalarını koli bandıyla sar. Fakat yine de yaşlı başlı yirmiiki adamın kanlı bir hamur gibi yoğrulması içimi burkmuştu.] Yahut günün birinde benden bile daha kötü adamlar derimi yüzüp cesedimi köprüden attığında. çekirdeğine kadar çürümüş. hayat yolunda koşarken. Yeseviyye Şeyhi.

görünmez bir köpeğim ve adımı bile bilmeyen bir sevgilim var. Belimdeki Colt'u [Python. Çelikten pençelerini kürek kemiklerime geçirerek beni tekrar havaya kaldırdı. kainatın anahtar deliğinden bana göz kırpan bir melek gibiydi. Gerçek'i 101 dum. Fok misali çırpına çırpma yolun kenarındaki çamurlara bulanarak ilerledim. Beni bir derbederlik sardı. Direksiyona kustum. sıvışıp canımı kurtarmayı düşündüm. yeğenini Sudan'daki askerî yönetime bağlı ajanların katletmiş olabileceğini" söylemişti. Hasan Turabi'nin yeğeni! Ramize Ramirez'in de dediği gibi "Şiddet. Şahit mertebesindeyim gerçi. Halimi anlayacaktır. Yere kapaklandım. Genç bir kadının kullandığı. Çabuk toparlanmıştı. Hayatımda hiç Zenci vurmamıştım. Şebnem'e hakikati anlatırım. Tabancamı yandaki koltuğa bıraktım. Güçlü kız. finalini merak ettiğim Delik Deşik Bir Kefen romanı duruyordu. Kurşun. Onun ardından yetişen cılız bir çocuk vardı. Ve haşhaş tarlasında ilerleyen kaplumbağa mahmurluğuyla yola koyuldum. O. 379 Zenci. O da sağa çekti. Doğal olarak bizim beysbol takımından temiz bir sopa yemişti. Kim olduklarını sormadım. Derin bir nefes aldı ve beni tekrar duvara fırlattı. Tepesinden buhar380 lar yükseliyordu. günün birinde cinayet işlerseniz. Polis. Üstelik yüzü tarçın rengi çillerle bezeli. Fviııı aradım. kitaplarını bana yazdığını düşünmüşüındııı hep. karanlığı kalkan olarak kullanmaktan usandım. Şoför koltuğunda çam yarması bir Zenci oturuyordu. Onu da haşladık. Esmer güzeli spiker "Sudan asıllı Doktor Abdülcabbar Turabi. iyi akşaml. İstifimi bozmadım. Eğer bu kazulet Kunta Kinte ikiye kadar sayabiliyorsa gebermem an meselesiydi. Hızır Hızlı. Aynadan izliyordum." 84 . Ya tüm hayatınızın ya da yalnızca o gününüzün içine edecek birileri mutlaka çıkar karşınıza. Demek ki tarzı buydu. Ulaşılamıyordu. Işığı kılıç. Gazap dolu sesiyle "Hayati Tehlike nasılsın?" diye hatırımı sordu. [Bunu zihninizde canlandırmaya kalkmayın. Kafasında ne bir yara izi ne de morluk vardı. küçük.378 Godzilla diyeti Etrafınıza bir bakın. [JONATHAN SAFRAN F0ER1 Duş aldım." Kandan yoruldum. İstikbal zamanın dışındadır \ Istırabın bitişi. Bebeksi bakışları ürkütücüydü. Şebnem'i evine bıraktığım gece bana saldırmıştı. Dandini'nin evlilik hakkında söyledikleri. Böylesine kallavi biri tarafından izlenmek gururumu okşadı. "Sudanlı Muhalif Düşünür ve Siyasetçi Hasan Turabi. kaybolmuş insanlarla doludur.u dileyip telefonu kapattım. o inerken araba az daha alabora oluyordu. Kavgada konuşmam. bedeni birkaç metre öteye düştü. hem de birbirine paralel. Bu insan azmanı ensemi kavradığı gibi beni havaya kaldırıp limuzinin motor kapağına yapıştırmıştı. Onları korumak için saygıdeğer bir hayat kurmalıyım. Zenci. Belki sahiden de yorgan işine girerim. sessiz sinema döneminden kalma bir acelecilikle otomobilinden inip cesedin etrafında dolaşmaya başladı. 4 inç] zar zor çekip Zencinin ağzına doğrulttum. Komodinin üstünde. Yollar. Adam öldürmekten bıktım. Ama neden? Sudanlı bir doktoru kızdıracak ne yapmıştım?. Uçarken tetiği çektim. Gerçek'e annelik yapabilir. Kadının sesi huşu doluydu. Uyuyormuş. Ben de duvara tosladım. kırmızı araba ani bir frenle kayarak Zencinin tam önünde durdu. Abidin'le konuşurum. Doğru. Üm-mü Gülsüm. Omurgam ve kafa-tasım çatırdadı. Ve ne gördüğümü unutarak uyandım. Laçka trafikte avarece araba kullanıyordum. bizi görünce gazı köklüyorlardı. Az önce aşk acısını anlatan melodiler. Godzilla diyetiyle büyümüş Zenci beni silkeleyip duvara savurdu. Gökten rendelenmiş buz yağıyordu. Kafamın içindeki Hiroşima dağınıklığını toparlamaya uğraşırken telefonum çalınca az daha derimden dışarıya fırlıyordum! 382 "Aramışsın?" "Konuşmamız lazım.. Dayak yesem bile ağzımı açmam. Bu sempatik zebaninin derdi neydi acaba? Duvardan aşağı kayarken gözlerime perde iniyordu. Yıldız Parkı'nın çevre-siıiden dolanırken. Beyni balık yemi gibi saçılırken. olay tamamiyle müdafaayı nefsti. Tetiği çekebilir-sem. Gammazlık etmeyeceğimi bilirler. Bir an. Abdülcabbar Turabi'yi indirmeseydim. Beyaz ceketi ıslandıkça grileşi-yordu. Audi'min kapısını güçlükle açabildim. O da yavaşladı. Beşiktaş'ta yol ortasında vurularak öldürüldü" diyordu. zaten bildiğim şeylerdi. l<' levizyonu açtığınızda ya da elinize bir gazele aldıj'. her şeyin mantıklı bir açıklaması olmadığını bilecek kadar akıllı. O da patrona durumu iletir. Cengiz Cingöz ve birkaç eleman limuzinle beni almaya gelmişlerdi. Kadın. Kollarımda derman kalmamıştı. Silah taşımak istemiyorum artık. Hâlâ genç sayılırım. kuyruğumdaydı. Yani çocukluğumda karıncaları filan yakmadım. Beyni defolu tiplerden değilim. "Bırakıyorum" derim. kaçacak kadar bile cesur olmayanlar konuşur. Zencinin alnına saplandı. Acaba dilimizi biliyor muydu? Yanıma geldiğinde camı açtım. Herif öyle iriydi ki." "Keçi Yumruğu'na gel. bu mesafeden ıskalamam imkansızdı. Onunla hayat yollarımız hem birbirinden uzak. hatırımı kırmaz. Kemiklerimin içinde kontrolden çıkmış minik elektronik testereler uçuşuyordu. hallettiğinden fazla sorun doğurur. Çivili tasma takan atletik bir buldoğu andırıyordu. Parkın. kurbanınızın cesedi olacaktır. onu gayrimeşru kılar ve bu yüzden ıstırabın sonu yoktur. Adamı tanıdım. Abidin Dandini'ye telefon ettim." "Tamam. Her biri müstakil bir hedef olabilecek dişlerini gösterdi. Kabus gördüm. herif beni taşa gömecekti. Arabanın CD çalarını açtım. Şebnem'i bir bardağa doldurup içmek istiyordum. Fakat o. Nefesim kesilmişti. Sizi temin ederim. ay yüzeyinde yürüyen astronot gibi ağır ağır yaklaşıyordu. lastiklerin ötüşüyle aynıydı. Ümmü Gülsüm'ün [19041975] Erite Ömri şarkısı başladı. şarkıya devam ediyordu. Beynime bir kova asit dökülmüştü sanki. Sırılsıklamdım. Cinayeti gören bir vatandaşın ifadesine başvurulmuştu. Hayvanat bahçesin de kafesten kafese uçan bir kelebek kadar özgürdüm. Olsun. sizce de kıyamet kopmuyor mu/ [MURAT UYURKIII AKI Kış. Audi'mi halter gibi kaldırıp asfalta çalabilirdi. Sonra da basıp gittik. Yoldan geçen arabalardaki insanlar. Aklınızda bulunsun. Doktor ha? Üstelik. Beni kardeşi gibi seviyor. O zaman bu iki sersemi keş yankesiciler sanmıştım. Yavaşladım. Leyla Kalahari "Abidin dışarıda" dedi. Cevabınızı yumruklarla verin. Sicilim kabarık. Ayaklanm yere değmiyordu. yüksek bahçe duvarına yanaştım.mı mı da göreceğiniz ilk şey. Şebnem'i etkilemek için mafya taktikleri kullanmıştım. Rami ze Ramirez'in. Tam beş hafta önce. Çünkü.] İki saat kadar kestirdim. Kadının tiz çığlığı. konuyla ilgili takibata başlamıştı. Rakibiniz çene çalıyorsa. Telekinetik güçlere sahip bir oğlum. şimdi ölümden bahsediyordu. Şuurumu kaybetmek üzereydim. Kurbanlarım yakalıyor ve fırlatıyor. onu pataklamanız işten değildir. eski model siyah bir Ghevrolet'nin beni takip ettiğini ayrımsadım. Aksi takdirde ben de hapsi boylarım zaten. bütün cephanesini gecekondulara fırlatıyordu. Afrika'dan bunu sormak için mi geldin? "Benden ne istiyorsun?" iki eliyle yakamı kavrayıp naçiz vücudumu camdan dışarı çıkardı. Üç gün şakaklarım zonkladıydı.

gönlüm altüst oluyor.C. ona yerdeki ıslak ayak izlerimizi işaret ediyor. Maymunlar.. Aynı evde yaşayan iki kişi. ellerini kafeslerden uzatarak." "Ne gibi?" "Çok sevmek. Yoksa beni de Şebnem'i de vuracaklar. Özümden uzaklaşmış hissederek başımı salladım: "Hem sen demez miydin 'Hayat aptalca seçimlerle ilerler' diye?" "Doğru ama ben başka şeyler de söylüyorum. Yoksa beni de Şebnem'i ile vm.. şaşkınlığımı gizlemeye çalıştım. olabilecekler hakkında hiçbir şey bilmiyoruz. her evli çiftte bir acı çeken. Belki de yanılıyorum." "Ne gibi?" "Çok sevmek. Saçmalayarak geçiştirdim: "Tahmin ettim. Gözlerinden naylon ip gibi yaşlar iniyor. omzumdan akan kana parmak uçlarıyla hafifçe dokunuyor. Etraftaki insanların varlığını hakaret addediyordu sanki. tırnaklınım<l. Galerinin kapısı. Cinayet kurbanlarının yüzde 79'u. Diğer barmene seslendi: "Bir yılan kanı!" Fikrimi değiştirmekten vazgeçerken. ıslak tabancalarıyla yaklaşıyor. 1770-1843] Şebnem. Dişlerinin arasından "Beni takip edin!" diyor. Evlilik kafa karıştırır evlat. Ağacın arkasındaki duvarın dibinden öteye doğru koşmaya başlıyor. dev bir kauçuk ağacının arkasında frene basıyor." "Kendi istikbalim hakkında bir karar vermem." içkiden bir yudum aldım. FRIEDRICH HÖLDERUN. otuzuncu kuponu da avucuma tutuşturuyor. Yanına vardığımda. Şebnem'in benzi solmuştu. Şebnem'in otel sabunu gibi küçük kulağına sessizce "Seni seviyorum" derken." "Demek havlu atıyorsun?" Yo.Meyhaneye gittiğimde Abidin Dandini taburelerden birin de oturmuş demleniyordu. inan bana. omzumdan akan kana parmak uçlarıyla hafifçe dokunuyor. Adamlar. İki384 si de içindeki hayvanla barışık görünüyor. birbirini öldürmek ister. barmen göz açtırmadı: "Dilinizi nemlendirecek bir şey almaz mısınız?" "Aynısından" diyerek Dandini'nin bardağını gösterdim. jübihyapıyorum. "Ben iyiyim. gözleriyle etrafı tararken. Şebnem'e sinyal veriyorum. Tek çare. vahşice bir işgüzarlıkla bizi gammazlıyorlar: Çığlık çığlığa zıplayıp. bu adamlar bizi öldürecek!" Son sözlerime şerh düşüyorum: "KORKMA BEN VARIM!" Şebnem. 85 ... [J. Gözlerinden naylon ip gibi yaşlar iniyor. Adamlar bizi göremiyor fakat ayak seslerimizi duyuyorlar. otuzuncu kuponu da avucuma tutuşturuyor. FRIEDRICH HÖLDERLIN. "Patronla benim için konuşabilir misin?" "O kızla evleneceksin ve hayatınızın geri kalanı boyunca birbirinizin buruşmasını izleyeceksiniz. Kendimi ciddiye almam giderek güçleşiyor.. Ama ne yazık ki bir hayaletle ödeşmek zordur. Özümden uzaklaşmış hissederek başımı salladım: "Hem sen demez miydin 'Hayat aptalca seçimlerle ilerler' diye?" "Doğru ama ben başka şeyler de söylüyorum. Tüydüm. Ölümümden önce görünmez köpeğimi gördüğüme seviniyorum. sadece sıyrık" deyip gülümsüyorum. sonsuza dek kavuşamamak için en ideal yöntemdir!" Hayvanat bahçesinde insan avı Tanrıdan gelen işaretlere bakılırsa. bclllîl deki tabancayı çekeceğim. Şebnem'e sinyal veriyorum. Yağlı bir kemiği hak etmişti. Bu sentetik silahşorları gözüm bir yerden ısırıyor. bu adamlar bizi öldürecek!" Son sözlerime şerh düşüyorum: "KORKMA BEN VARIM!" Şebnem. gönlüm altüst oluyor. Şebnem'in adını nereden biliyordu? Bu öldüresiye yakınlığın izahı neydi? Kafamın içinde bir arı sürüsü dolaşıyordu. < Şebnem aşk coşkusu ve ölüm korkusuyla şoklanmış halde fısıldıyor: "Sevgilim.C. Ona köpeğin nereye kaybolduğunu soramazdım." "Aksine. Cüce maymunlar ispiyonluyor.. ona yerdeki ıslak ayak izlerimizi işaret ediyor. İstikbal. Dişlerinin arasından "Beni takip edin!" diyor. diğeri. tırnaklarımda duyabiliyorum. zihnim gayet berrak?" "Şimdilik. pırlanta yüzüğü parmağına takıyorum. Tam silaha davranacağım anda Kuçuradi ceketimin kolunu ısırıyor. Özellikle de erkeğinkini.ı caklar. Belki de yamhyorum. sadece sıyrık" deyip gülümsüyorum. hayalet köpek kurtarıyor. Dışarı çıktığımda Kuçuradi toz olmuştu. Hemen kaçmak ile derhal adam vurmak arasında acilen tercih yapmalıydım.. Biri. Galerinin kapısı. Zihnim allak bullak.. kendimi düşrrfekte olan bir uçakta gibi hissediyorum. "Ateş etse daha iyiydi" diye düşünürken bocalıyorum. Biri "Şebneeem!" diye bağırıyor. zehirlenmiş bir atın si383 diği gibiydi. Her şey o kadar hızlı ki. Amaaan. 1770-18431 Şebnem. sonsuza dek kavuşamamak için en ideal yöntemdir!" Hayvanat bahçesinde insan avı Tanrıdan gelen işaretlere bakılırsa. "Bunu 'hayır' kabul ediyorum. Tadı. diğeri.ı duyabiliyorum. vahşice bir işgüzarlıkla bizi gammazlıyorlar: Çığlık çığlığa zıplayıp. Geri dönsem. olabilecekler hakkında hiçbir şey bilmiyoruz. ne halin varsa gör. peşimizdekilere bulunduğumuz yeri gösteriyorlar. Dandini'ye çeteden ayrılmak istediğimi söylediğimde alnını kırıştırdı: "Basmakalıp bir adam olmaya nereden heves ettin?" "Sana bahsetmiştim: Şebnemle yuva kuracağız. Tek çare. Şebnem aşk coşkusu ve ölüm korkusuyla şoklanmış halde fısıldıyor: "Sevgilim. Iki384 si de içindeki hayvanla barışık görünüyor." Tam olarak planım bu. Bu sentetik silahşorları gözüm bir yerden ısırıyor. Birlikte kalkıp Kuçuradi'nin peşinden koşuyoruz. tanıdığı biri tarafından öldürülür. belimdeki tabancayı çekeceğim. Biri "Şebneeem!" diye bağırıyor. gözleriyle etrafı tararken. Ölümümden önce görünmez köpeğimi gördüğüme seviniyorum." 385 diği gibiydi. Ateşe başlıyorlar. Nefes nefeseyim. Birlikte kalkıp Kuçuradi'nin peşinden koşuyoruz. Nabzımı dişlerimde. ellerini kafeslerden uzatarak. Adamlar bizi göremiyor fakat ayak seslerimizi duyuyorlar. uğursuz bir gıcırtıyla aralanıyor. Bu durumda Şebnem daha büyük bir risk altında. Nabzımı dişlerimde. Onun ardından Şebnem'i iteliyorum. Maymunlar. Tam silaha davranacağım anda Kuçuradi ceketimin l<<> lunu ısırıyor. pırlanta yüzüğü parmağına takıyorum. Maymunlarla birlikte ben de kapıdan giren tabancalı iki adama bakıyorum. Nefes nefeseyim. Cüce maymunlar is- piyonluyor. "Ben iyiyim. Son sözlerimi söylememin vakti geçmek üzere. peşimizdekilere bulunduğumuz yeri gösteriyorlar. Dinle. ıslak tabancalarıyla yaklaşıyor. Şebnem'in otel sabunu gibi küçük kulağına sessizce "Seni seviyorum" derken. Son sözlerimi söylememin vakti geçmek üzere. peşimizdeki şamatacı ödlekleri gebertip cüce maymunlara ikram etsem mi? Namussuz hırt.. Dehşete düşmüştü. Zihnim allak bullak. Kuçuradi. bir de canı sıkılan vardır. sence münasebetsizlik mi?" "Saçmalama. Fakat o bana "Çıkış yolunu nereden bildin?" diye sordu. "Ateş etse daha iyiydi" diye düşünürken bocalıyorum. uğursuz bir gıcırtıyla aralanıyor. Kendimi ciddiye almam giderek güçleşiyor. dışarıya açılan dikey dikdörtgen bir delikten geçiyor. zamanın dışındadır. öyle mi?" "Evet.. Biri. Ağacın arkasındaki duvarın dibinden öteye doğru koşmaya başlıyor. hayalet köpek kurtarıyor. Maymunlarla birlikte ben de kapıdan giren tabancalı iki adama bakıyorum. Adamlar. Duvarın alt kenarında. [J.

388 Baharı müjdeleyen polis helikopteri An'ın tadını çıkarıyordum. Sabuna kuş bacağı bağlıydı. Frenleyen otobüs inildeyerek kaydı. Biraz gezdik.. Kirli işlerden el çekmeye karar vermemi fırsat bildiler sanki. Kuçuradi de indi. Şebnem konuşmuyordu." Kendimi kaçık sanırdım. Köprünün korkuluğuna tutunduğumda. indim. olanları dert etmemesini. Dehşete düşmüştü. Başını yukarı aşağı salladı.kyoluna uğurladı demek? "Adama ilaç mı vermiş?" "Bilmiyorum. Arabadaki diğer üç polis silah elde dışarı çıkarken. prensip itibariyle kimseyi öldürmüyor. Fakat o bana "Çıkış yolunu nereden bildin?" diye sordu. biniyor.Ateşe başlıyorlar. Yani eğer biriyle aranda problem varsa. onun bu işle ne ilgisi var?" "Hani fuar açılışında konuşma yaparken. Bize niçin saldırdığını anlamadım. Bir de Gönül İşleri Bakanlığı'na müracaat etmişti. hepsi bu." "Aranızda neler geçti?" Onunla yatıyor muydun?! Yüzüme baktı: "Hiç. mecbur kalmadıkça evden ayrılmamasını ve yakında kendi yuvamızda mutlu mesut yaşayacağımızı söyledim. Üniformalı şoför içeride sıkışıp kaldı." "N'apıyor. "Nasıl bilmezsin?" "Beni sevdiğini söylüyordu.. benim üzüntümü ikiye katlamıştı. hayalet dostum gözlerini sımsıkı yumup yüzünü buruşturarak başını çeviriyor. Ona köpeğin nereye kaybolduğunu soramazdım. Fakat neden? Masum.. Şebnem'in adını nereden biliyordu? Bu öldüresiye yakınlığın izahı neydi? Kafamın içinde bir arı sürüsü dolaşıyordu.." "Ne?" "Adı. Keskin virajı geçerek canımı kurtardım. Audi'ye atlayıp uzaklaştık. Bir başka polis otosu. Müntekim. tanıdığı biri tarafından öldürülür. Az daha. 86 . Bahçe kapısından girip eve yürüyen sözlümü izledim. "Seninle ilk buluşmamızdan iki gün önce. Şebnem'in üzüldüğünü görmek.. Onunla geçen sene yazın tanışmıştık. Müntekim seni kulu 1)1/ beden anyor. Hayat. Onu rezil eden kişi Müntekim'di. Şebnem'in benzi solmuştu. [CALOGERO CAVATAIO. Polisler ardımdan hiç durmadan ateş ettiler. Müntekim'le temas kuruyorsun. Müntekim denen şu hötöröf palyaço ailesinin asil üyesini ve yanındaki yılışıklık sosuna batmış gevrek mahluku avlamalıydım. "^^—-"Yani seni seviyordu?" Sükutla ikrar etti. Yan aynada Kuçuradi arabayı kovalıyor: "Beni bekle!" Durup içerden kapıyı açıyorum. Namık Mıknatıs'm elemanı mıydı?" "Hayır. "Her neyse. Duvarın alt kenarında. onu tüm kalbimle sevdiğimi... Ön kapısına tosladım. anormalliğe dayanır." Öyle mi?! Türkiye'nin en ünlü işadamını senin hatırın için b. cici ya da sempatik değilim. Tam anlamıyla basiretim bağlanmıştı. kabul. Mııııir kim'in broşürleri var. Beni cezalandırmak için. Dengesiz biri. Yola koyulurken radyoyu açıyorum.. Yağlı bir kemiği hak etmişti. "Sen hiç havlamaz mısın?" "Yooo? Ya sen?" diye ağzımın payım veriyor. Ve altduda-ğıma bir öpücük kondurdu. Arabamı kenara çektim... Hepsi de beni zımbalamaya çabalıyordu. dışarıya açılan dikey dikdörtgen bir delikten geçiyor. işten atılan 1100 kişiden biriydim. Mı acaba? Esaslı bir felaket sürprize. Köprünün ortasına vardığımda. Artık benim için tek yol. Gaza bastım. önleyemediğimiz felaketlerle doluydu. Sirenler ötmeye başladı. Onu öpünce ağzımın iklimi değişti. Çok üzülüyordum. Kuçuradi." Duruma bakılırsa o seninle ayrı fikirde değil." "Seni etkilemek için yapabileceği başka bir şey yok muydu?" "Namık Mıknatıs'ı bilirsin. Dışarı çıktığımda Kuçuradi toz olmuştu. Geride hızla küçülüyorlar. Saçmalayarak geçiştirdim: "Tahmin ettim." "Nerede?" "Marketlerdeki bazı ürünlerin ambalajlarında. Biraz geri gittim. Tüydüm.. Bunca kargaşa ve korkuya rağmen. neler oluyor anlatır mısın? Bizi neden öldürmeye kalktılar?" Parmağındaki yüzüğe bakarak anlatmaya koyuldu: "Müntekim. Aralık ayında bir gece evimizin bahçesine sabun gömdü. Senden bir şey gizlemiyorum Enver. Geri dönsem. ben. Üsküdar'dan Boğaziçi Köprüsü'ne doğru giderken iki polis arabası kuyruğuma yapıştı. Anlatılmaya değer bir yönü yoktu. peşimizdeki adamlarla karşılaşmaktan korktuğunu seziyordum: "Kimdi onlar?" "Birini tanıyorum sadece.. Televizyon fabrikasında çalışıyordum. Her şey o kadar hızlı ki. Orada belirtilen gün ve saatte. sağ taraftan yola aniden dalarak önümü kesti.. Felçli kardeşini taklit ediyordu. bahan müjdeleyen polis helikopterine gözüm ilişi i. edasında. Ayrılırken. "Ne iş yapıyor bu Müntekim?" "intikam alıyor. Bana yakınlık gösterdi. Yine de bu cinai sinerji. Tıpkı paraşütü açılmayan bir paraşütçünün rüzgarın tadını çıkardığı gibi. öldürüyor mu?" Yoksa sadece milletin ortasında aniden altına yapmasını mı sağlıyor? "Yo." "Galiba beni bir süre takip etti. Konuşup anlaşıyorsunuz. Namık Mıknatıs'a kızgındım." "Müntekim. Sudanlı Abdülcabbar Turabi. Telaşı yatışmamıştı." 38S Kestirme patikalardan el ele koşarak hayvanat bahçesini terk ettik. Kanayan sağ omzuma bakarak yüzüğünü düzeltti. Bob Dylan What Was it You Wanted diye şarkıya giriyor. sözlenmemizi kutlayamamanın hüznü seçiliyordu. ilerideki polis barikatını fark ettim. Sahil yolunda ilerlerken ezilmiş bir kedi görünce. dev bir kauçuk ağacının arkasında frene basıyor." Adım Hayati. Öldürülmekten ziyade.. devlet sırrı olması mı? "Böyle olacağını hiç düşünmemiştim." "Soyadı ne?" "Gıcırbey. MM il edilen telefon kulübesine gidiyorsun. Giilünmesi İmkansız Şakalar] Felaketin de bir kuralı var. Yani aslında iyi sayılırdı. pişmanlık duymamı mı beklediler nedir? En popüler intihar mekânı Boğaziçi Köprüsü'nde ilerlerken. karşıdan gelen belediye otobüsüne çarpıyordum. Ödüm koptu." "Şebnem. Cinayet kurbanlarının yüzde 79'u. devam et." "Sabun mu?" Ne sabunu? 386 "Bir nevi büyü yaptırmış." "Tarzını değiştirmiş demek ki?" Şebnem'i evine bıraktım. "Aşkı onaylanmış mıydı?" "Evet.." İki gün mü? "Kavga ederek mi ayrıldınız? Kim kimi terk etti? Bunca zaman seni hiç aramadı mı? Öyleyse niye şimdi silahla kovalıyor? Tüm bunlar hakkında bir fikrin yok mu Şebnem?" "İnan bilmiyorum Enver. Onun ardından Şebnem'i iteliyorum. kendimi düşmekte olan bir uçakta gibi hissediyorum. aynasızlara bakıyorum. peşimizdeki şamatacı ödlekleri gebertip cüce maymunlara ikram etsem mi? Namussuz hırt. Ama ne yazık ki bir hayaletle ödeşmek zordur.. Cezalandırılması gerektiğini düşünüyordum. yolun solundan son sürat devam ettim. tesadüfe. Bu durumda Şebnem daha büyük bir risk altında. Aynadan. Sonra belli bir ücret karşılığında. motivasyon ve rekabete akıl erdiremiyordum." "Evet de. Hemen kaçmak ile derhal adam vurmak arasında acilen tercih yapmalıydım. Polislerin beni köprüde kolayca kıstıracağını düşünememiştim." "Peki Müntekim denen bu psikopattan bana niye hiç söz etmedin Şebnem?" Reha Veto vakasından farkı." "En son ne zaman görüştünüz?" Bana yalan söylersen minnettar olurum. Şebnem'in kalbine giden yoldu. intikam emekçisi Müntekim Gıcırbey ve polis amcalar.

. Şerif Şibumi'nin namlunun ardındaki anlam yüklü gözlerine "Biraz abartmıyor musunuz? Bu kadarına gerek yok" der gibi baktım. Allah'ın emri. Aslında benim de soracaklarım vardı: Cincinnati'den nasıl döndüm? Beni size polisler mi hediye etti? Adımı nereden öğrendiniz?. Şehrin boy aynası nehir. Birkaç kilometre öteden yaklaşan savaş gemisinin güvertesindeki minnacık askerlere gülümsüyorum. Kafanız suyun içinde olmadığı için çok şanslısınız sayın okur. Allame H. Bir saniyeye amma çok olay sığıyormuş? Acaba hep böyleydi de ben mi ıskaladım? Üçgen dalgaların arasından sulara dalıyorum. Kainat istop etmişti." "Sakız ister misin?" Ve hayalet köpeğimle birlikte Boğaziçi Köprüsü'nden uçtuk. Sabah ezanı okunuyordu: "Es-salaiu ti!) run mine'n nevm. Cidden zekice. Küplüce Mezarlığı'ndaydık. Suya değmesine az kala. Arabadan indim. Başımı hafifçe öne eğdim. [SYLVESTER SPOILERONE. Saçlarım uçuşuyor. Ciğerlerim patlamak üzere. karşı dursun. olmaz diye. durun bir dakika! Akşam haberlerinde benden bahsedilecek! ["Mafya lideri Atom Bombacıyan’ın adamlarından biri olarak tanınan Hayati Tehlike. ister ayaz. Kendimi evimde hissediyorum.. Genzim yanıyordu. "Söyleyeceklerimden sıkılırsanız tetiği çekin lütfen" diye lafa girdim: "Size de. Ürperdim. Ölüm ile ölüm arasmdayım. Azrail'in iki kolu beni sarıyor. Cincin-nati'de. "Yürü. Kaderim tekrarlarla dolu. Halbuki. İstanbul'a dönmesi kolaydı. Sol kolum kanla kaplanmıştı. Boğulmuş muydum. "Dur. anlamam I Aşk varken sözlerinde. demirlerden sekti. kaçmam I Yok saklanmam başından sonundan korur bizi zaman I Kim söylemiş son diye. Grand Grave'in dokuzuncu katından düşmeye. Suda kalırsam." Ellerimi indirdim. İncecik. Kollarımı kıpırdatamıyorum. Havada hazır ola geçiyorum. Uzaktan uzağa Moğollar grubunun Yolum Seninle şarkısı çalınıyordu. ^—•-----"Yalan söylüyorsun." "Belki de polis köpeği olmalısın?" Polislerin tepemize binmesine ramak kalmıştı. Yön duygumu kaybetmiş vaziyette Anadolu yakasına doğru yüzmeye uğraşıyorum. yeniden doğmak gibi nefesinle. I Büyüt beni gözlerinde. Kuçuradi tuzu kuru köpekbalığı neşesiyle sırıtıyor. Ecel terleri döküyorum. Boğaziçi Köprüsü'nden Ohio Nehri'ne at391 layıp Yolum Seninle'yi dinlediğime göre. "Diz çök. Mümkün mertebe mahcup bir ifade takındım. Hava soğuk.. Acaba ruhum hâlâ bedenimde mi? Emin olamıyorum. kaldığım yerden devam ediyorum. altın suyu gibi parlıyordu.. Şebnem'e de yalan söyledim. Abidin Dandini'yle bu köprünün bir ucundan diğerine yürümüştük. Giysilerim hâlâ ıslaktı. çoğalıp sevginle I isteme. * it * Korlaşmış bir bisturi. Başımı sudan çıkarırsam kurşunu yerim. Feciydi. Hıçkırık ve öksürükler eşliğinde sesli sesli nefes alıp veriyordum. sessizlikten başka şey göremiyordum. Merakıma gem vurup "Kızınızı seviyorum" dedim. İnsan kaderini kendi yazmıyor. Kalbim boks eldi390 venleriyle pataklamrmışçasına eziliyor. Allah'ım neler oluyor? Şerif Şibumi muhtemelen. suyun içinde köpük şeritleri çiziyor. Meymenetsiz bir martı bize bakarak ötüyor. Dipte. Hayati Tehlike?" Sesi ürkütücüydü. yatay bir ışık çizgisi belirdi. omuzlarımın hizasında tutuyordum. Kuçuradi nedense benden daha hızlı düşüyor. tabancayı hafifçe salladı. Topuklarım metal sertliğindeki su yüzeyine çarptığında çeneme ve şakaklarıma çekiçle vurulmuş gibi sarsılıyorum. karanlığı ortadan kesti. başkalarını mahvetmeden durabiliri/ de. Etrafımda binlerce baloncuk uçuşuyor.. Karanlıktan başka şey duyamıyor. yüzlerce koyun iskeleti sessizce otluyor. parçalara mı ayrılmıştım yoksa hiç olmadığım kadar sağlıklı mıydım? Ağır ağır sürükleniyordum. ağlamam I ister bakar.. Kıyametten sonraki ilk saniyedeydim. lüı tu-ı kaç kurşun.] Mucizeler." Duf! Belli ki anlattıklarımdan hoşlanmamıştı. Gedikli aynasız ve emektar tabancası arkamdan geliyordu. Peygamber'in kavliyle kızınız Şebnem'i. Üstüm başım mezar çamuruna bulanmıştı. o kadar da değil. Muhtemelen beynimin içinde bir mermi dönüyordu veya bacaklarımdan biri kopmuştu. Köprüden ateş açan polislerin otomatik tüfeklerinden yağan mermiler. /Anlatma. kanar diye. Kızmakta haklısınız.. Şerif Şibumi'ye bir şey söylemedim. Derin bir nefes alıyorum. Pekala. meğer külüstür bir Lada'-nın bagajıymış. Ellerimi iki yanda. durdurmam. Tutkal kavanozundaki gece kelebeği kadar ilerleyebiliyorum. [Bir keresinde. Fakat hayra yorulabilecek bir tuhaflık var. gücün saklı içimde I Vursunlar. akıntı dindi. ihtiyaçlarımızla nadiren örtüşür. Yavaş yavaş yükseliyorum. Ceketimin etekleri katlanıp sırtıma yapışıyor. Kimmiş diye baktım. Ellerimde görünmez bir halter tutarak dibe yollanıyorum. Camdan bir asansörün içindeyim adeta. İntihara yeltenen birine ateş açmak.. Birazdan balıklar gözlerimi yiyecek.mlııl\ Gözlerimi açtım. kara haberi alırken öğrenecek! Buradan sağ çıksam bile işim yaş. kızınız benimle asla görüşmezdi. Nur yüzlü ihtiyar sağ elinde 14'lü Browning'iyle her an tatsızlığa neden olabilecek gibi görünüyordu. Ateş ettiler. Her tarafım ağrıyordu. Ayağa kalktım. Fazlalıklarla dolu. "Dışarı" derken. "Kızımdan ne istiyorsun. gerisingeri yükselerek hizama geliyor! Hızını bana ayarlıyor. Çünkü hafifledim. Şerif Şibumi. ellerinde. Yürürken gözlerimi ovuşturdum. Gözlerim yanıyor. Hey.." Birdenbire bütün ışıklar söndü. Ne yapmam gerektiği hakkında hiçbir fikrim yok.. Şarkının volü-mü gitgide yükseliyordu: "Beni çağıran uçurum oldu sevdan. tam da ihtiyaç duyduğum türden bir mucizeydi. düşsün peşime. Sualtında kibrit çakılmış gibi bir aydınlık beliriyor. Varlığımı zapt eden zifiri hiçlik. yeniden ses oldun sözlerime. Omzumun tam altından vurulmuştum. dünya ile ahiret arasındaki tarafsız bölgedeydim. Kulaklarımdan içeri katran pompalanıyor." Durdum. boğulurum. Rüzgar nemli bir pelerin gibi suratıma çarpıyor. "Dön." Döndüm." 392 Mezar taşlarının arasından dev servilere yöneldim.metal arkın iki tarafından da polisler silahlarını bana doğrultmuş koşuyordu. "O zaman seni ısırmam gerekir. Tüm kaslarım gergin. ışıklarla bezeli Suspension Köprüsü yakınlarmday-dım. yolum seninle I Duysun dünya. Fatiha ruhun gıdasıdır Eğer kendimizi mahvetmekten vazgeçebilirsin. bittim demektir. Yüzeye varınca kendimi Ohio Nehri'nde buldum. polis takibinden kurtulabilmek için Boğaziçi Köprüsü'nden atlayarak feci şekilde can verdi!"] Şebnem sözlüsünün kimliğini. şarkı sustu. Sanki Jaws dişlerini kemiklerimde biliyor. Keşke oğlumla daha çok vakit geçirseydim. gezegeni ambalajından çıkardı. Boğaz'dan Ohio Nehri'ne ışınlanmak." Müezzin es verdiğinde kuş seslen ovaLı |<)| ra yayılıyordu. eksikliklerle malul bir yerde. Epeydir buralara yolum düşmemişti. Kozmosun kepengi kaldırılıyordu. Kuçuradi sordu: "Atlıyor muyuz?" "Sen de mi?" "İnişte sana fıkra anlatırım. Geceydi." Çöktüm. Bir el. Kim olduğumu bilse.. Tam şu anda fizik kanunlarında bir değişiklik olmazsa. düşlerinde. 87 . Kıyıya bir ulaşabilsem. Ölürken insan bildiğini de unutuyor.

Şerif Şibumi'yle aynı fırında pişmişe benziyordu: "Hayırdır birader. beni oğluma bağışla. gözlerimden otomatikman yaşlar akıyor. Belki de yanılıyorumdur? Takdir senin Yâ Rabbim. Ne dileyeceğimi bilemiyorum. Oğlu olduğumu bilmiyordu. Daha önce hiç görmediğim bir kadın evime girip beni tedavi ediyor. bayılıyorum ya da ona benzer bir şey. namaz kıldıran imamın sesi geliyordu. Gömleğimi aralayıp beş yıldızlı yarama bakıyorum. 396 Acaba mutfakta kaç kişiydiler? Eve nasıl girmişlerdi? Giriş kapısını açık mı bırakmıştım? Bahçeye bakan arka kapıyı mı patlatmışlardı? Annem bana karşı kimlerle ittifak kurmuştu? Kurşunu çıkarıp yarayı sarması. Başım dönüyordu. Ey merhametli Allah'ım. ben hazırım. sandalyeye oturmuş vaziyetteyim. Dünyanın en hafif köpeği Kuçuradi koşup kucağıma atlıyor: "Nerede kaldın sahip?" "Kırlarda dolaştım.hacdan kazandığı sevaplar sıfırlanır endişesiyle canımı bağışlamıştı. Zamanaşımına uğramış belirsizliğin ortasında mayışıyo rum. kurşunun çıkarıldığını anlıyorum. <<!■. insan yiyen bir hamburgere benziyor. Beni öldürmek için 88 . rüşvet mukabilinde bizi içeri alan adam. Elinde çorba kasesiyle geri döndü. Düşe kalka sahil yoluna indikten sonra mola verip. Gömleğimi temizlemeye uğraşırken daha da berbat ettim. Boğazım kupkuru.] Annem. Gerçek'im sana emanet Allah'ım. bütün duygu ve düşüncelerim birbirine çarpıp dağılarak fırıl fini dönüyordu. Üçlü koltuğa uzanıyorum. Azrail'in vazifesini ertelettin. Uzandığım yerden doğrulamıyorum. Zor nefes alıyordum. fakat kalbimden geçeni biliyorsun Allah'ım. Mutfaktan bir anons yapıldı: "Uçan Kıuz! Kahvaltı hazır!" Yıldırım çarpmış bir kirpi gibi tüylerim diken diken oldu. Bahçemdeki ceviz ağacına tünemiş karga. ben de aynısını söylüyorum. Kalbimle beynim arasında bir hortum oluşmuş. Yedi kişiler." "Kızılmaske haklı. Uçan Kız." "Seni hastaneye götüreyim mi?" "Yo. Toprak nemli. Ağzım bantlı. Şimdi anlıyorum ki insan daima çaresizdir. Mübeccel Ecel ve diğerlerinin sesleri fayans döşeli bir mağarada yankılanıyor: "Yaralısın. Otuz yaşındaki bebek insan insanı yalnızca uzaktan tanır. 1969] tablosunu anımsatıyorlar. Yüz sene ayrı kaldıktan sonra biraraya gelmiş bir çete. Dermanım kesiliyor. bu haydut bir defada tam yirmi-iki kişiyi vurdu!" "Aslında sen de o heyete girebilirdin Mister Spock. biblo misali zarif Hamid-i Evvel Camii'ne vardım. Sakallı olanın belinde tabanca gözüme çarpıyor. Fanilik." [. Annem kalkıp mutfağa gitti. Uçan Kız. Taksi şoförü orta yaşlı. Ben kaderime çekidüzen veremiyorum. Beraberinde bir grup moruk odaya doluştu. boyun eğişle akraba bir hışım ve ıstırap aromalı bir tereddüt içindeydim. Kendi aptallığımın kurbanı oldum. Şartlar müsaitken. giydiriyor ve sonra da paketliyor. Kremalı mantar. altımda eşofman. Neden ağladığımı çözemiyorum. cemaatle birlikte ben de duaya başladım. şimdi de besliyorsun. Cahit Zarifoğlu. O da beni hatırladı galiba. çimenler ıslaktı. rüya mı. Ama niye? Tüm insanlık beni öldürmek ile yaşatmak arasında kararsızlığa düşmüştü sanki. vurulmuşsun?" Sözlümün babasını biraz kızdırdım da. yy. Şoföre "Arnavutköy'e çek kaptan" dedim ve ekledim: "Merak etme ağabey. Miodrag Djuric'in [Da-do] Büyük Bitkisel Polis [La Grande Poliçe Vegetale. ruhuna Fatiha" yazılı bir mezar taşı gözüme çarptı. Okudum. Beni tanımıyordu. gevşeyen ağzımdan içeri daldırıyor. yoksa kurşun yarasının kolaylaştırdığı riyakarca bir trip miydi. Sıcak çorbayı yudumlarken. Şeyh İbrahim Tennuri [15. Sahil yolunda bir taksi durdurdum. bebeğini otuz sene gecikmeyle besliyor. param var. Bıyığım! Ve bir kaşık çorbayı ağzıma uzatıyor: "Çorba?" Kaşığı. her türlü avantajı dışlıyor. Ev ablukaya alınmamış. Nefis. sniper gözleriyle beni izliyor. kanlı ellerim titriyordu: "Yâ Rabbim. Ağzımı musluğa dayayıp biraz su içtim. bu iyi gelir. kızarıyor. Evladı olduğumu biliyordu belki? Gangster olduğumdan da haberdardı ve cinai bir tepki göstermeyeyim diye beni bağladı? Öyleyse. inanın bir fikrim yok." Yanaklarımda gözyaşlarımm ılıklığını hissettim.. Senden gelen her şey kabulüm. Fakat evimi basıp beni esir alacağı aklımın ucundan geçmemişti. Kafası. ağzımdaki bandı cart diye çekiyor.] 'Kahrın da hoş. oğlumu bana. Bana doktor getirecekti. Beni mermilerden korudun. Sekiz haneli şifreyi tuşluyorum ve kapı açılıyor. Sessizlik Stoku] "Merhaba delikanlı. Senin her şeye gücün yeter. Demir bir çubuğa tutunup ayağa kalkarken.. amma tavcı çomarsın ha! Ulan. önce evime uğramalıyım. Bunlar 394 kalbimdeki huşunun tecellisi miydi. beş dakkaya bu covinoyu harcayacak!" "Sigara versene Tarzan. Evimin salonunda." "Sen de ister misin Kedi Kadın?" "Yan cebime koy. Benim annem son nefesinde "Ben senin annen değilim" diyen kadındı. [DUSTIM OISTANT.' demiş. temizliyor.. itimada çalan bir kuşku. Spock diyanetli adam. Acıdaki değişiklikten. Sen hızlı sür yeter. Uçan Kız filmini televizyonda seyretmiştim. Tam bir saçmalıktı. Fatiha ruhun gıdasıdır. Kızgın saca damlamış domates sosunu andırıyor. Amin.. 19171971.. herif hepimizi kuyruğuna bağladı. Ölülere verilen hediyeler bile bumerang gibidir. Eve varınca Abidin Dandini'yi arayacaktım. lütfün da hoş. Otuz yıl mutfakta mı saklanmıştı? Bir otuz yıl daha dönmeyecek miydi? Hayal mi. Mübeccel Ecel yarasalara analık etsin. üzerinde "A. Vadem dolduysa." Öyle açım ki sayın okur." "Kurşunu çıkardın. Yutuyorum. uykuya dalıyorum." Karşımdaki ela gözlü kadın. kabus mu görüyordum? Onunla rastlaşacağımızı düşünmüştüm. mutlaka geri döner. Şadırvanda elimi yüzümü yıkadım. Sevince benzer bir hayret." Planım belliydi. Ellerim arkadan bağlı.. Bir nebze ferahlamıştım. Mama sandalyesindeki bebeden farkım yok. Ya da şöyle diyeyim: "Bar kavgası. Daha makbul bir final için cidden yardımın gerekiyor. Fakat önce telefon etmeliyim. Omzumdaki kurşun yarası sargıya alınmış. bu iş nereye varacak?" "Bu çocuk pek belalı görünmedi gözüme?" "Seninki de laf mı şimdi. arkadaşlarıyla kahvaltı etmesi normal miydi? Bu ne biçim bir uzun eşek şakasıydı? Mübeccel Ecel muhtemelen deliydi. yıllanmış tebessümüyle üzerime eğiliyor." Daha dün polislerin kurşunlarından kaçabilmek için atladığım malum köprüden şimdi sağ salim geçiyorum ve nihayet evime ulaşıyorum. Yardım et Allah'ım. Zira ne söylemem gerektiği hakkında fikrim yok. boğulmaktan kurtardın. Akşam da oğlumla birlikte uyuyacaktım. Böyle dua sırasında lafı çevirir gibi oldum. Kan ve çamurdan eser yok. içeriden. günahlarımı affet. 1940-1987. hiç tanımadığı öz oğluna gösterdiği şefkatin sebebini kestiremiyor... Anne? Başını hafifçe yana eğerek alnını kırıştırdı. Tamam. taahhütlü de belinde. düzgün sakallı bir adamdı. İyi ki ağzımı bantlamışlar. İçlerinden birini tanıyorum! Şebnemle ShahShops'a gittiğimiz kış gecesi. Sızıyorum." «<»/ "Sen var ya Tom Braks. seni bile yiyebilirim. Azılı bir haydut olarak geberip gitmekse.. Üstümde fanila.. Ayaklarım da sandalyenin ayaklarına sıkıca sarılmış.

bir an önce öldürülmemi emrediyor. Mister Spock. beni doğuran kadınla hiç tanışamayacak 398 mıyım? Bir grup bunak tarafından zımbalanmak karizmamı sıfırlayacak! Tamam da Bakanlık Heyeti'ni kim katletti? Polisler de benden mi şüpheleniyor? Öyle olsaydı enselemeye çalışırlardı. pür dikkat bana bakıyorlar. epeydir dine meyil verdi. söz!" diyor. Gönül İşleri Bakanlığı sana AŞKart vermeyince tabii küplere binmişsin. Artık benimle yaşamalı." Katiller.. Annelik duygusu. ruhumdaki kanserli hücreleri yeniliyor. "Yaşlılara hiç saygın^yok.. İhtiyarlar taş kesildi." "Ben de. Eşhedü en la ilahe illallah ve eşhedü enne Muhammeden abduhû ve rasulühvc "Şahadet getirmeyecek misin?" "Tamam. Spock küçük bir not kağıdını burnuma tutuyor: "Hayati Bey. Hey gidi günler. "Spock! Çorba bitti." Ağzındaki bıçağı emerken kısa bir süre hülyalara dalıyor. Kapağı açıp.buradalar. aynı anda açtığını düşünün. Sonra da biçareleri öldürmüşsün. Sinsiliği. Herkes derin nefes alıyor.. Bizim 89 . Annemin tebessümü. cinayete merhamet şerbeti ekliyor. lakin şimdi hatırlaman zor. inan. yanlış yerde macera aradıklarını düşünüyorlar. dahası. yedi milyar insan. Karşında tam yedi tane süper kahraman var!" Süper olduğunuzdan bir an bile kuşku duymadım. içimden söyledim. Fakat bu defa baltayı taşa vurdun Hayati Tehlike.. Gerçek'i gangster olarak mı yetiştirir. bekçi mutfağa koşuyor. Bizimkileri beş dakikadan fazla lafa tutuyor. Bu leziz çorbayı oğlum da tatmalı.. Bizim arada 401 bir buluştuğumuz özel bir mekanımız var. Kızılmaske. Abidin Dandini evime uğramaz. "Makine bir haftadır senin g." "Ben de." "Şahadet getir. hepimiz öleceğiz. Mister Spock. Tom Braks. değil mi? Cinayet senin çözüm tekniğin olmuş artık.. Hallerine bakılırsa. Uzmanlık alanın bu mu? I "Bakanlık Heyeti'ndekilerle ayaküstü konuştunuz mu. Mr. Boş tabanca diye bir şey yoktur. Birbirimize nasıl derin bakıyoruz. Ve elindeki boş kaseyi usulca sehpaya bırakıyor. O saniyede aklımdan şunlar geçiyor: "Bu moruklar niye birbirlerine Mr.. "Ben de. fakat üstüme kurşun yağdırdılar? Sudanlı Abdülcabbar Turabi de. Buruşuk çiftimiz salona dönüyor. Şebnem'i bana kaptırmamak mıydı? Şerif Şibumi. Ding dong. Başımda durmayı niçin hemen kabul etti? Bana işkence yapmak için kendince sebepleri olabilir mi? Baş başa kaldığımız anda. kapıma kadar geliyor! Şu aşamada cumhurbaşkanından telefon bekliyorum! Hangi ara bu kadar popüler oldum ben?! "Senin evde kurşun var mı Dracula?" diye soruyor Spock. Benden daha açması görünüyor. Benimki." "Niye? Kızılmaske bekçi. cennetin kapısını tıklatmamı arzu ediyor. Müntekim'i ben hiç görmedim. zavallılığının içinde erimiş. Bizi tanımazsın sen. Ben sen miyim?" "İkimiz gidip getirsek mi?" "Mecburen. mesele yok. Haydi. Spock ve annem kapıya yöneliyor. Acaba hangisi insanın korkularını daha iyi yatıştırır. Dedelerden biri "Senden sonra. kayısının çekirdeği gibi yuvalanmış kalbine. Fu ziyaretimize geldi. fındıklı çikolatayı bıçakla yemeye koyuluyor. silahı alnıma doğrultuyor. Leblebisi var mı yok mu iskandil etmedin mi voltajı düşük gavur bozuntusu?! Hey Allah'ım! Kervan ters dönünce uyuz eşek başa geçermiş!" Ding dong! 399 Kapı zili çaldı. ding dong. Nutella kavanozu ve kahvaltı bıçağıyla geri dönüyor.. tünde. annem gibi. Onları öldürdüğümde[!] yanlarında değildim. Ağzını şapırdatarak konuşmaya başlıyor. Karşısında kimse olmadığı zamanlarda da konuşuyor mudur? Bence evet. Yaşlan ilerledikçe ölüm konusunda acemilikleri artmış. Fakat o.. Belki de en iyisi ölmek?. Sağlıklı düşünemiyorsun. Biz kendimiz bile oyunculuk zamanlarımızı güçbela hatırlıyoruz. Şirketten biri de olamaz. Koltuğa yayılıyor.. rahatsız etmekten çekinirler. Normalde hiç kimse kapımızı çalmaz. Böyledir." Fu mu? Yooo. Sakallı amca iki adım atıyor. Mr. ding dong. değil mi?" Bantlı ağzımın gerisinde yutkunuyorum. Bedeninizin kırışmasının acısını benden çıkarmak için mi buradasınız? "Fu'yu tanıyorsun. filmlerde mi rol almışlar? Yaşlı başlı sinema oyuncularının benimle ne alıp veremediği olur? Bakanlık Heyeti'ni katlettiğimi nereden uyduruyorlar? Gönül İşleri Bakanlığı'yla bu uyurgezer mumyaların ne ilişkisi var? Abidin. Bununla yetinmeyip Bakanlığın Özel Kalem Müdürü'nü de temizlemişsin. 400 Kızılmaske'den işkilleniyorum. Fu'nun arkadaşının sevgilisini ağına düşürmüşsün. Şimdi de sıra Müntekim'de. Bir şey sipariş etmedim. Herkes oh çekiyor. Tetiğe basıldı mı. değişikliği hissedersiniz. "Kurşun yok bunda?" diyerek arkasına dönüyor Mr." Ben de! "Tarzan. Fu'nun üstüne köpeklerini salmışsın. sen burada kal. Mr." Bilemiyorum.. Ben de merak ediyorum. kızından uzak durmam haricinde bir şey istiyor muydu? Bunca sorunun cevabını bulmam imkansız. "Var tabii.. Torunundan bahsetmeliyim. tanımıyorum? "Heyet'i senin katlettiğini ondan öğrendik. Ona hakikati söylemeliyim. Gündelikçi cumaları gelir. şu işi hallet." Annem." "Ben de. Bıçağı yalarken beni kolluyor. Gerçek'e bakmalı. kurbanlarını cehenneme postalayan profesyonellerdir. Spock. Spock tetiği çekiyor. Spock. sizinle acilen konuşmamız gerek. "Fu da Müntekim de çok genç. Baharın tüm çiçeklerinin ilahi bir müjdeyle.. "Ne de olsa Heyettekilerle akran sayılırız. şu silahlı arkadaş. Küfürbaz moruk alelacele ağzıma bant yapıştırıyor. anlatacak çok şeyi olan biri. din mi?" Göründüğün kadar aptal değil misin yoksa? "Kim bilebilir? Belki ikisi de lazımdır. Kalanlar. Çıt! Namevcut bir mermi alnıma değiyor.. yoksa adamları hemen taradınız mı?" Bunu neden sordun? "Adamlar korktu mu merak ediyorum.. Kedi Kadın. kulak kabartıyorlar. Os. sanat mı.." Ağzım pamuk dolu sanki. [.] Aziz İstanbul." Kartaloşlar cümbür cemaat yaylanıyor." "Ben de sizinle geliyorum" diyor Uçan Kız. Gelen her kimse. N'apacaksan yap.. Tarzan diyorlar? Hepsi. Tabancasını çekiyor.ruktan gübre olmaz. Pişmanlık dolu bir sersemlik içindeler. Saygı. fakat o da çok temiz bir çocukmuş. Küçüklüğünde filmlerimizi seyretmişsindir. Senin ne kadar kafadan kontak bir herif olduğunu biliyoruz. Türk Bakanlık Heyeti'nin intikamını mı almayı deniyordu? Müntekim Gıcırbey'in tek derdi. benimle görüşmek istiyor." Gözlerime inanamıyorum! Hikayelerini hayranlıkla okuduğum yazar. Ben beklerim. yoksa oğlumun temiz bir hayat yaşamasını sağlar mı? Ne yani. ışın tedavisi gibi. Şu anda bile onun yerinde olmak istemem. o kalsa ya?" Kızılmaske razı: "Tamam. İhtiyarlar darülaceze korosu düzeninde.

limanda demirlemek için yapılmamıştır. Ne yöne adım atsam. Ağzımdaki bandı söküyorum. Neptün Petunya'yı gördüm. meslektaşı Petunya da kellemi gövdemden ayırmaya çabalıyor. Senin icabına biz bakacağız. cezalandırıl404 manız gerektiğini düşünmekten hoşlanır. yaramın hizasındaki kılıfa sokuyorum. bu teatral can çekişmeyi açıklıyor. Cinayet gösterişçilikle bağdaşmaz oysa. yoksa ikisi birden mi kestiremiyorum. Her neyse. Kendi evimde kaybolmuştum. Abdülcabbar Turabi'den sonra. Tırtıklı tarafı ikide bir düğüme takılarak elimden kayan bıçağı güçlükle tutuyorum. Sandalyeyi bir bacağı üzerinde çevirmeye uğraşıyorum. Şifa dağıtmaya adanmış Dr. Çünkü insanlar. durduk yerde tövbe etmeye kalkışırsanız. sonra katil" der gibi bir hali var. Balerin adımlarıyla salona geçiyorum. Yıllar geçtikçe. Kapıdan dışarıya adımımı atar atmaz bir mermi kirpiklerimi sıyırıyor! Ciyuv! 403 Tamir edilirken buharlaşan gemi Belki de kaçırtabilecek tek acı. tak. irileşen gözleriyle bana bakıyor. Sonra kalbini avuçlamaya çalışıyor." Geber! Sihirli sözcüğü söylemişim gibi aniden kasılıyor. Fakat heyhat. Eski bir aktör olması. Mister Spock bizi bu işe bulaştırmak istemedi. Bağlı ellerimle Kızılmaske'nin sırtına masaj yaparak ilerliyorum. ardından yüzüstü devriliyor. Duyan da çok dostum var sanacak. Kapıyı kapatıp duvara yaslanıyorum. Ellerini boğazına götürüyor. Seni cehennemde bin yıl yakmak bile sana iyilik yapmak olur gerçi. Geçmiş günahların gölgesi uzun olur. Beni ben yapan anlaşılmazlık ve hattâ bilinmezlik icabı. "Önce kadınım. 30 km2Tik alandaki tüm camlar çatlamış olmalı. Koltuktan kalkıyor." Uçan Kız benim öz annem. Mermiler diniyor. çikolata eriyiği parmaklanma bulaşıyor. Yapabileceğim hiçbir şey yok. özellikle de ben. fakat siz biraz abartmışsınız sanki? Kükrercesine geğiriyor.] Hiç kimse mükemmel değildir. Fanilanın üstüne bir ceket giyip evden fırlıyorum. kakaolu fındık kremasını ceplerine doldurmuştu. geminin bütün tahtaları değişiyor. Limanlar eski ya da yeni tüm gemiler için en güvenli yerlerdir. Eski sevgililerinin hepsi mezardaydı demek? Aşkından ölmeyişimi affedemiyordu. Gevşemiş iplerin içinde avuçlarımı bakışık hale getiriyorum. Petunya'mn sıktığı kurşunlar. Geçen sene Gerçek. "Siz gidin. tak. Kaderimde yazılanlar ile hayatımda olup bitenlerin birbirini tutmadığını hissediyorum. Elim 402 kolum bağlı. Banyo lavabosunun altında saklı yedek Colt'u. Kuçuradi odaya dalıp Kızılmaske'yi koklayarak "Ölmüş" deyince. "Hayaaatiiiiiii!" Yanan bir ahırda doğurmakta olan may405 rnunun çığlığını düşünün. Theseus. Biz de dosta düşmana karşı aynı insanlık dışı misyonu üstleniriz.. şeytanı boşuna mı yarattı sanıyorsun?" Her okuduğunuza inanmayın sevgili okur. sizi derhal cezalandırırlar." "Tamam. eski tahtaları çöpe atmıyor. Şeytan. o da konuşkanlığına rağmen insan sayılmaz. Güm! Başım yere çarpıyor. misafirimizin ruhunun evimizi terk ettiğine kanaat getiriyorum. kalp krizi mi geçiriyor. Anca beraber. Kendimden biliyorum. Onlardan da yavaş yavaş bir gemi yapıyor. Öne doğru eğiliyor. Sahiden öldü mü diye dikkatle bakıyorum. Dr. Theseus. kapı tokmağından sekiyor. Ayak sesleri kesiliyor." Perdenin kenarından bakıyorum. Takla atan bir trendeyim sanki. Yüksek ökçeli ayakkabılarıyla yaklaşıyor: Tak. Aptallığın hemen hiç masrafı yok. Eski gemi yeniden inşa edilince. "İzin verin kalayım. [Şimdiye dek yalnızca Kuçuradi'yle yakınlık kurdum. İkisi erkek ya da kanserli. İpin kopması. Bunlardan hangisi. Okşayıcı öpücüklere ateşle karşılık veriyordu. hem size yardımım dokunur. Abidin Dandini ise çeteye kabul edildiğim gün silahımı bana teslim ederken kulağıma şöyle fısıldamıştı: "Bakarsın günün birinde şeytana uyarsın? Allah. Üstten aralanmış pencerenin berisinde dikilip kulak kabartıyorum. Hırıltılı sesler çıkarırken. Theseus'un asıl gemisidir? Dostlarımız. Şampiyon Ninja'mn rekor denemesi Deliler akıllılardan en az iki kat daha kurnazdır. Yerdeki yapışık üçüz gölgede üç kafa hareket ediyor. Maktulün Moronluğıi\ Kapıyı aralayınca. Dr. Her ikisinin temel vasfı.vademiz doldu. Normallih Hastalığı] Atom Bombacıyan beni şirkette çalışmaya ikna edebilmek için "Bizzat beslemediğin bir şeytan. Boğuluyor mu. birilerinin menziline giriyorum. Nefes almakta zorluk çektiği belli. 1890-1976. biz ikimiz o namussuzu çivileriz. Kendimi geriye atıyorum. [RONALD DAVID LAING. bazı tahtaları söküp yeniliyor. kuyruğuyla rastge-le kimselerin zihnine benim robot resmimi çizmişti. Hızlı hızlı solumaktan. Müntekim sevdiğine kavuşacak. Gel gör ki onu yalnız bırakamazdık. 1927-1989. Bir dobermanm mama kabında yüzüyorum. Sizce. Destek noktası ölüm olan bir kaldıracım. Uçan Kız'a kesik. Nihayet kahvaltı bıçağını yakalıyorum. ip de gerdiğim sol bileğimi kesiyor. İyi şanslar." 90 . Beşizlerini emzirmeye çalışan bir loğusa kadar telaşlıyım.. kıtaların birbirinden ayrılması kadar uzun zaman alıyor. acıdan kaçınmaya çalışırken ortaya çıkan acıdır. Sen de layığını bulacaksın. Ve Kızılmaske'nin fosiliyle yollarımız ayrılıyor. senin yolunu kesemez" demişti. İlkin. "Aslında ben de Uçan Kız'dan hoşlanıyorum. vücudu geriye doğru bükülüyor. Döndürmeyi becerebilirsem kahvaltı bıçağına ulaşabilirim. Susturuculu tabancasıyla çağdaş bir Bond kızı havasındaydı. Halının üstünde çaprazlama yatan cesede sırtım dönük." İnsanların işi birbirlerini yanlış anlamaktır. Önce kavanozu buluyorum. Yine de sağ elimle ipi keserken. Düşmanlarımız yeni bizi yok etmeye çalışırken.. Kızılmaske son bir defa doğruluyor. döktüğüm kanlardan oluşan gölü sağ salim geçebilecek miyim? Bu mermi sağanağını ıslanmadan atlatabilecek miyim? Selamet koçanında hâlâ bir mısır tanesi kalmış mıdır? Öldürdüğüm insanlarla iyi arkadaş olacağımızı düşünmüşümdür hep. tekrar dışarı çıkmalı ve kendimi kurşunların hedefi haline getirmeliyim. dostlarımız eski bize sımsıkı sarılırlar. kanca beraber. Kollarım acıdan uyuşuyor. Nutella kavanozu ve bıçak yere düşüyor. Keşke sizinki kadar temiz bir hayat yaşayabilseydim. Bu bir işaretmiş gibi oturuşunu düzeltiyor: "Mister Spock’ın da AŞKart'ı var. Kimse görünmüyor. İnsan yaşlandıkça ifade özgürlüğü kısıtlanıyor. Kurşun yarası feci yanıyor. Böylece Fu selamete erecek. [AGATHA CHRISTIE. Gardırobumdan tabanca askısını alıp takıyorum. Theseus'un Gemisi paradoksunu bilirsiniz. ağzımdaki kalın bant inip kalkıyor. "Öyleyse bize bırakın. biz değiştikçe eski tahtalarımızı tekrar bir-araya getirirler. peki. gemisine bakım yaptıkça. Tehlike çemberi daraldı. Geleceğe bakıyorum ve ertesi günü bile göremiyorum.. kim isek o olmamıza asla rıza göstermemeleridir. ortaya iki gemi çıkıyor. Ayak bileklerimdeki düğümleri çözüyorum. bu cümleyi aynı heyecanla söyleyecekti. Ter içindeyim. Ayaklarım havada.. Zar zor iki tur dönerek merhuma yaklaşıyorum." "Hayati Tehlike'nin cehennemi boylamasını istiyor musunuz?" "Evet!" Neptün Petunya'ya evlenme teklif etseydim. Nasıl bu kadar zalimleştin?. Uzatmaları oynuyoruz. Akülanmaksa ateş pahası. Fakat hiçbir gemi. Gözünü kan bürümüştü.

aşkımı onaylamadıkları için Heyet üyelerini ortadan kaldırdım. Kurşunlar bacanın kenarlarını parçalıyordu. Panter gibi üzerime atladı. Kendimi zor tuttum. Çatının bahçe tarafındaki kenarından aşağıya baktım. Ne yani. O. ayaklarıma kapanıp helallik isteyeceklerine bahse girerim. aşk ve mutluluk ise insanı ölüme sürükler. villamın çatısmda-yım. Tmgırdayan nemli kiremitleri kaydırarak gerileyip yaralı omzumu bacaya yasladım. Anlaşılan. Kenara indim. Güzellik. suçların en büyüğüdür. Kuçuradi yanlarındaydı. Tetiği. Etrafa kulak kabarttım. Titreye titreye sürünerek uydu antenindeki tabancamı aldım. Yüzünde naylon bir gülümseme vardı: Dilimizi bilmiyor ve barutun icadından habersiz gibiydi. Her darbede yüzümden havai fişek gibi kan püskürüyordu. takatim kesilmiş. Müntekim. Yorulmuyordu. Kemiklerim bile yumuşamıştı. Müntekim de fırsattan istifade bahçedeki merdivenle çatıya tırmanmıştı: "Gebeeeeeeer!" diye bağırarak kurşun yağdırmaya koyuldu. Fu. Hayretle izliyordum. Heyet'in intikamını alacağı adresin burası olduğunu zannediyor. Mecalim kalmamış. parmaklarıyla dirsekleriyle son derece isabetli darbeler indiriyordu. Acaba. Beyhude yaşadım. 10: Sağ gözüm şişten kapanmış. gençliğim bayattı. Rocky Balboa'nm ömrü boyunca yediği dayağı ben bir oturuşta yemiştim ve bu daha başlan408 gıçtı. Dahası. sırf birini zan altında bırakmak için adam vurmaz. Müntekim iki tabancayla birden ateşe başlayınca kendimi geriye attım. Önce Fu'ya. Tepemden akan terler. Şakaklarıma vuruyordu. Beni. O halde her şey bir yanlışlıklar zincirinden mi ibaret? Mantığın yardımı. Bakanlık Heyeti'ni kimlerin imha ettiğiyle ilgilenmiyorum. oyun hamuru gibi yoğuruyordu. Çocukluğum çürük. Çatıdan tavan arasına geçtim. Uğruna kasideler. 0: Ve kafa üstü bahçeye çakıldı! Ceketimin sol kolu kopmuştu. Sanki yıllardır Fu tarafından pataklanıyordum. 9: Ciğerlerim ötmeye başladı. Açıkçası. 5: Ringe fırlatılmış kanlı bir plaj havlusundan farkım yok. cehennemde beni gördüğüne sevinecek çok herif var. Ninja bozuntusu sol 407 ayağının ucuyla çatının kenarına kondu. Varlığımı hissetmişti bence. Müntekim'in devrildiği tarafa seğirttim. Korku filmi gazisi gibiyim. İnfilak etmek üzereydim. Kıçından vuruldu mu havası iner. Fukaralığın lağım deltasından. Olsa şaşardım. dermanım tükenmişti. Derimi bıçak kullanmadan yüzmüştü. beni mıhlarsa Şebnem'in gönlünü kazanabileceğini mi düşünüyor? Sanmıyorum. Beynime bir karınca sürüsü dadanmıştı. başımın hâlâ yerinde oluşuna şaşıyordum. Fu. Dişetlerim ve yanaklarım ağzımın içinde eziliyordu. Namlu'yu Fu'ya çevirdim. Fu'ya hayranlık duymamak mümkün değil. İş dünyasındaki azami fayda kuralı. Fakat beni hayat ile ölüm arasındaki ince çizgide tutuyordu. Öyle sert yumruklar atıyordu ki. çizgi filmlerden öğrendiği kungfu teknikleriyle mi fa-çamı bozacak? Kendini Ninja sanan kaçığa nişan aldım. beyaz ve kırmızı görüyordum. İşte. Bir ceset. Dehşet hızlıydı. fiziksel ya da duygusal bir şey hissetmeksizin çektim. Fu'yu maalesef ıskalamıştım. Tetiği çekeceğim anda başını kaldırıp gözlerime baktı! Bakışlarında metalik bir ses yankılandı: Ding! Sağ dizi ve parmak uçlarını yere değdirip füze gibi havaya fırladı. mersiyeler." Şakanın sırası değildi. peçete. Bu defa bakmadı. yani Gönül İşleri Bakanlığı'nda çalışan budala. B.Neptün'ün gölgesi aradan sıyrılıp kayboluyor. gövdesine saplanınca sarsıldı ve Müntekim'in üstüne yığıldı. Artık yumrukları hissetmez oldum. Piyangolar. Kafam büyüyordu. arkadaşını kucağına yatırmıştı. Fu ortalarda yoktu. sonra Müntekim Gıcırbey'e ateş ettim. Tuvalet kağıdıyla yüzümü sildim. Kurşun. Müntekim'in gözleri de ağzı da aralıktı. Enerjim sıfırlanmıştı. Bu şapşalların hesabına göre. Gelgele-lim asıl katiller suçu üstüme atmayı başarmışlar. Daha doğrusu dondu." Az daha kahkahayı basıyordum. önce bana. ağzımın içinde şişiyordu. suikastın hedefi Heyet miydi. sonuçların sebeplerini görmeme yetmiyordu. çamaşır suyu gibi. Omuzlarım erimişti. Gökte fırtınaya yakalanmış bir jetin kanadına zincirlensem ve taş yağ-sa ancak bu kadar olurdu. Ve aşkı kabul gören Müntekim'i 406 de büyük ihtimalle temizleyeceğim. son bir maceraya atılarak araya girdiler. sonra onlara ve tekrar bana bakarak fikrini beyan etti: "Sen daha berbat görünüyorsun. Tabancayı gövdesine doğrulttum: "Dur!" Durdu. Şapa oturmuştum. Uçabilen birini ilk kez görüyordum. Ve dizkapaklarını tuttum. Müntekim fısıltıyla sordu: "Silahını neden bana veriyorsun?" Fu aynen şöyle dedi: "Beni yavaşlatıyor. sol gözümle çok az görebiliyorum. Onun ellerine doğmuştum ve o da beni kıyma yapıyordu. yaralarımı yakıyordu. bilemiyorum. Kafası turşu kavanozu gibi patlayan merdiven korkuluğu. Ne de olsa hayat yolunda kan izleri bırakarak ilerlemeyi huy edinmişim? Bir ayağı çukurda süper kahramanlar da. İhtiyarlar dönmemişti. Sadece dilek tutar gibi öylece duruyordum. 2: Fu sırtüstü düştü! 1: Baş aşağı sürüklendi. "İteleyebilsem keşke" diye düşündüm. boks hakemi gibi 10'dan geriye sayıyor. Banyo aynasında kendimi görünce irkildim. Her şeyi siyah. Nefes bile almıyordu. 7: Kulaklarım feci çınlıyor. salyangoz zamkıyla sıvanmıştı. [Kağıt mendil. aklını çeldiğim Şebnem'e de zarar vermekten geri durmayacağım. üzerine ketçap dökülmüş kurtlu peynir kalıbına döndü. Fu ve Müntekim genç yaşta hapislerde çürümesin diye cinayet işini üstlenerek bunak jesti yaptılar. Bileğime vurunca tabancam uçup çanak antene düştü. Merdivenlerden tavan arasına. 3: Bana bir son gürlüğü mü geldi. haydutluğun radyasyonlu yaylasına yükselebildim ancak. oradan çatıya çıktım. 6: Alt dişlerimin tümü sallanıyor. Fu'nun ayak bileklerinin arkasında iki yana açtım. Silahımı çektim.kla dikilen. Yangında patlayan laboratuarın camından fırlamış vahşi denek hayvanına benziyorum. Arkadaşı yamulalı henüz bir saniye olmadan intikam saldırısına başlamıştı. yoksa ben mi? İkisi de mi? Cinayet. Merdivenlerden inerken nereye dokunsam kan lekeleri bırakıyordum. Yani zerre kadar aklı olan hiç kimse. birkaç kez yalpaladıktan sonra merdivenle birlikte ağır ağır arkaya devrildi. her defasında. İki kaili evin çatısına kadar yükseldi. Ben bu sopalık mahluku incelerken. bir hayalet ve bir yarı-canlı. dünyanın en hızlı işkencecisi. Silahları hâlâ ellerinde. Vücudum. Makineli tüfekle resim yapan bir Pi-casso. Sol yumruğu. faturalan karşılamaya yetmedi. tuvalet 91 . her ne kadar ölmelerine üzülsem de. Fu tabancasını Müntekim'e uzattı. Fu. 409 4: Ayaklarımı. Avucunun içiyle. leylek rahatlığıyla bana yaklaşıyordu. Dilim. destanlar yazılası bir da yak. Şimdiye çoktan ölmem ya da komaya girmem lâzımdı. Kuçuradi. mafyada da geçerlidir. Upuzun bir çiviyi beynimden söküp kalbime çakıyordu. Müntekim'in ruhu bedeninden ayrılmadan beni nallayıp tahtalıköye dehleyecekti. Öte yandan. Bu cinai masaj bitip de öbür dünyaya gittiğimde Bakanlık Heyeti'ndekilerin yalvar yakar benden af dileyeceklerine. Kıpırdayamıyordum. Suratım. süngerleşmiş suratımdan kaydı ve bacayı ikiye böldü. Azrail. sidikle yıkılır. 8: Yığılmamı engelleyen tek şey yumruklar. bir şampiyon üzerimde rekor denemesi yapıyor. Eğilerek kapıya doğru ilerleyen diğerlerini tanıyorum: Hayvanat bahçesinde Şebnem ve beni kovalayan züppe çifti.

şişlik ve morluğu birarada görmemişler. Kaçış artık intihar teşebbüsü havası taşıyan bir vazgeçiş ve terk ediştir. Onu ilk gördüğümde. Ermişler gibi metropolden kaçıp tabiatla haşır neşir olmayı özendiren bir tek reklam göremezsiniz. Fuat'ı halletme işini de Turgut Rulet'e verdim. Cehennemi boylamayı göze almış olmanın rahatlığıyla hareket ediyoruz. Ben. Ona sımsıkı sarılayım. iyilerin bilmediği bazı şeyleri anlamışlardır. düşündünüz mü?" 413 "He.. Hayati zaten her fırsatta bana koşuyordu. benim nazarımda keçi sümüğü kadar değeri yok. adının geçtiği her cümle nasıl da güzelleşiyor. Tanıdığım en şanslı züppe. Hayati hakkında kendisinden daha çok şey biliyordum: Şebnem'e abayı yakmıştı.. Nefret ettiğim tek seksi kadın. hareketli hedefleri tutturamıyor herhalde. Izbandut'u trenden attı! Böylece onu da avcı kadrosuna dahil ettim. Neptün Petunya. İhlal artık gayri insani sınırların dışına çıkmaktır. işte bu kesin yenilgiyi neşeli hale getirmeyi umuyorum. eğlence ve iş merkezlerinin havaya uçurulduğunu hayal edin. eğlence. Bir eli çantasının içinde. ihlal. Kendi kendime sırıttım: III. kör adamın kör köpeği gibi işe yaramazdı. Ben. holding. Domino etkisi doğuracak bir plan hazırlamalıydım. Şimdiyse bir 'Şahit'. hem de varyetenin gazı kaçardı. bere. Ben bir katilim. Kaosun fitilini ateşlemek için şebekenin başına geçme yi bekliyordum. Delilik artık düşünmek. Okullar tatil. inşallah melek oğlum büyüdüğünde bana benzemez." Bu cevaptan sonra. yolu kanalizasyona düşmüş süs balığı kadar şaşkın. Güçsüz. Oyunu hızlandıracağım. Halihazırda işleri ben yönetiyordum. Aşkı. Şiddetlenen rüzgarda. [VVOODY ALLEN. Turgut'u pa- 92 . Yokuşu tırmanırken bir de baktım sağdaki restoranın 410 önünde Neptün Petunya dikiliyor.. Motosikletimden daha göz alıcıyım. İşleri kızıştırmak maksadıyla. Düşünmüyoruz. delilik ve kaçışın sunduğundan başka bir özgürlük seçeneği yok. Suç dünyasında rastlantılara sık rastlanır. uzaylıların akıl hastanesidir. hakikat aleyhtarlığıdır. bir yer altı çarşısında leşi seriliydi. insanın olgunlaşmasını engelleyen sistemdir. İnsan hayatına değer vermiyorum. Teknoloji aptalların kötülük yapmasını kolaylaştırmaya adanmıştır. politika. pirenin ayağına gitmez. Hiçbirini üretiliş amacına uygun kullanamıyorum. Atom Bombacıyan’ın dili düğümlenmişi i. Kurallara uymak. Banka. Mars'ta yürüse yerde 100 dolar bulur. iş. bu yolla düzenin ömrüne ömür kattığımız için de teröristiz. Sonra da Şebnemle buluşmayı denerim. trende pataklanmasını emrettim. borsa ve medya binalarının. Yalnızca bir sonraki yalanı merak etmek bizi ayakta tutuyor. Zirveye varınca hapşırdım. kısacası sistemin her ana unsuru." Mor on değilseniz. Eğitim. Yıllarca beraber çalıştık. hatalarla dolu hayatımdaki en büyük hata idi. Birey ise körkütük budalalığın bedenleşmiş halidir.tüyle balık yakalar.. "Sormamda sakınca yoksa. Terör artık bireyin özne niteliğini açığa vurmak için yapabileceği tek eylem türüdür. Uygarlık disiplini denen şey. Ülke deri değiştiriyor. Turgut ki dişli bir tetikçidir. İnsanlar birbirlerinin dertlerini kusur sayıyor. Garajdaki Harley Davidson'ı çalıştırdım. şahsiyetsizleşmeye varır. Veliahdı yoktu. Ben. Cengiz Cingöz'ün başkanlık ettiği bir ekibi Ankara'ya yolladım. Dudakları titreyerek gözyaşlarına hazırlanıyor. benim suratım da artık tarihî bir mezar taşı rengindeydi.. Çevredekiler. Dünya Savaşı'nın. güvenlik. hiç kuşkusuz. birbirlerini dürterek beni gösteriyorlar. Zira. Fakat kendimi de. Yılın ilk saatlerinde kendisine sordum: "Sizden sonra baba kim olacak. İnanın bana. kundaklama. Aceleye lüzum yoktu. İntihara hazırlanan bir Japon kadar titiz çalıştım." "Tam anlayamadım. Gönül İşleri Bakanlığı'na müracaat etmiş ve avu-cunu yalamıştı. Fakat bu işi dolambaçlı yoldan çözecektim. Çocuk çetin ceviz. Yaralarım ışık saçıyor. çünkü deliyiz. insanın kaybetmekte olduğu bir oyuna dönüştü. Yoksa şimdiye sırtıma yarım düzine delik açardı. Fabrika ve gemiler yanıyor. bombalama. Hayat. Peşine. Plan yaptım. Herkes silahlı. Hayati'yi ortadan kaldırmaya o anda karar verdim. Yedi hafta sonra. Herifçioğlu. dan diye indirir-sem. Ona yalan söylemek. Yinede bir yetki karmaşası vardı. Deliliğin Defansı] Hayati Tehlike'nin. Suikast. aile. yaralarım hızla kabuk bağlıyor. iletişim. Bakanlık Heyeti'ni temizlersem. yoksul. Danvin'i yeni geçmedim. demir leblebiydi. GİB'den tescilliydi. son düzlüğe giriyor. hem çetede huysuzluk ve çözülme baş gösterirdi. Derken tepeyi kazasız belasız aştım. engerek dünürü. Bu kadar çok yara. Denize düşse g. ahlaki değildir. Lakaytlık ve münasebetsizliğimize rağmen. alışveriş. Nem serilsin. Kız onu Enver Paşa diye tanıyordu. Ve özgürlükten kaçıyoruz. Tersini de düşünebilirsiniz: Küresel kötülük sisteminin bir 412 parçası olduğumuz için otomatikman suçluyuz." Suratı tarihî bir mezar taşı rengin-deydi. uyuşturucu ve sahte para dağıtacağım... resmî kurum. Safkan Amerikan düldülünün haşat jokeyi. Beni idamlık bir cellat yapan ufak tefek kusurlarımı belki göz ardı eder? Şebnem. her nefes bizi ölüme yaklaştırıyor. soygun ve adam kaçırmalarla tansiyonu yükselteceğim. böyle bir gezegende iyi olunamayacağını bilirsiniz. Çünkü boyun eğişin ürünü olan hiçbir iyilik. Adamım Kurt Vonnegut'un da dediği gibi "Dünya." "Peki. Halka silah. Hapishanede idman yapan mahkumlarız. Çağdaş meşruiyetin temeli. tüm insanlık ile benim aramda geçeceği kimin aklına gelirdi? Abidin Dandini'nin evinden Gerçek'imi alayım. Suç. soru sormak ve en korkuncu itiraz etmektir." "Yok. Hakikatten umudumuz kesildi. Ve paranın satın alamayacağı şeylerin dünyasına geri dönüyoruz. işimi de ciddiye almıyorum. Aksi takdirde başkalarını da mortlatmak zorunda kalacağım. bir çivi eksik olsa bu gavur krallık yıkılır. At. Yaşamak ya da ölmek umurumda değil. Bakanlığın Basın Müşaviri Fuat Atıf Tufa. Hayati'nin okka altına gideceği kesindi. Hayati Tehlike mi?" "He. Korku düzenine itaat ettiğimiz için rehine.. anonim ve sahipsiz olmak bir imtiyaz haline gelinceye dek! Tüm ünlülerin vurulduğunu ya da rehin alındığını düşünün. ismiyle müsemma Nazım Izbandut'u taktım.] Vakit kaybetmeden kaçmalıyım. Hayati Tehlike. Vicdan azabı dolu kabuslar ile adı konmamış hasretler arasındaki istikrarsız yolculuğum tam gaz sürüyor.kağıdı ve kağıt havlu. köleliğin şablonlarına uyarlanmış durumda. Gazlayıp geçiyorum. çürük. sağlık. Suç artık cezalardan oluşan işleyişe direnmektir. pirenin ayağına gitmez [Abidin Dandini] Kötüler. Trenle İstanbul'a geliyordu. Harami tetikte. Silah tutmayı ona ben öğrettim. Kıza kesik bir çocuk daha vardı: Müntekim Gıcırbey.. At. o ben miyim?" "Yok.. terör. Sistemleştirilmiş ihlale angaje olmuş vaziyetteyiz. yirmi sene kadar önce arabasını sabote ettiğim Savcı Arif Tufa'mn oğluydu. Amerika gibiyim. 411 Ahbaplık ettik. Neptün de afallamış vaziyette. Halbuki deliler kolay kolay şaşırmaz.

"Bak" deyip yırtık ceketimin yakasını araladım ve Colt'u gösterdim. iyi bir baba olamadım. oğlum. Motosikletten indim. Gerçek'e Leyla bakıyor. benim hatalarımı tekrar edecek. merdivenden inerken "Abidin yapma!" diye seslendi. Polisler de armut toplamıyordu.. uçak kazası geçirmiş zombiye benziyorsun. Olanları unutalım. Kenetlendiler. Leyla'ya niyetimi çıtlattım: "Bombacıyan'ın tahtına oturacağım" dedim... "Çocuğu bırak!" "Sakin ol Hayati." Abidin Dandini. Jeri-cho 941'in mermisi. Abidin Dandini her an bir kalleşlik yapabilirdi. Hayati'yi takibe koyuldu. Oğlumun karşısına bu halde çıkmamalıyım. Ben hiçbir şey istemiyorum. büyüdüğünde protokol gereği öz babasının değil. Olaya bir de iyi tarafından bakmayı isterdim fakat. kana susamış yeminli centilmenler tarafından kuşatılmıştı. "Bjrson sözündü. öldüğünü bilmek yeterli olsa gerek. sincaba fil tasması takmış olacaksın.. biliyorsun.." "Geeerçeeek?" Koridorun sonundaki odadan herhangi bir cevap gelmiyor. Medüz gölgesi gibi bir çocuk. Arka odada oynuyor. fakat Leyla daima birinci. Ona derin bir muhabbet ve hürmet beslemiştim.. Saat 4'te" şeklinde bir mesaj yolladım. kanımı benzin gibi tutuşturmuş! u. Cartayı çekmek üzereydi. Bahçe kapısı açıldı. "Nefes tüketerek zaman kazanamazsın Hayati." Abidin'in suratı. Odanın kapısını açıyorum. değil mi?" "Bu bir tuzak soru mu. Abidin Dandini. Kendimi kartalın pençesinde uçan tavşan gibi hissediyordum"Beni vurursan. Masum Cici adlı seyyar bir cinayet çilingirine mıhlattım." "Beni sen de anlamıyorsun. biraz şey görünüyorsun. tetiği çekti. O benim hayatımın kadını.. Evet.. Bıçak sırtında. İçeri girdim. Fakat ne yazık ki. Hayati. Çocuk kor-kabilir. Böylelikle.. Benimse dünya babalık sıralamasında ilk 2 milyara girmem çok zor.. "Silahımı al. Şaşkın bakışlı oyuncaklar haricinde kimse yok. 3 dakika önce. Beş ay önce fotoğrafımı çektiği yere leşimi serebilirdi. Bukalemun'u azlettim. Taraçaya çıktım. başka hatunlara da meyil verdim. Ilık ve müstehzi bir gülüşle "Hoş geldin. bu yaptığın son hata olur. Bu tür düşünceler zihnimin mikserinde karışırken cep telefonumun mesaj sinyali öttü. Şebnem'e "Barbaros H." Namluyu görünce rahatladım. Gerçek'i almaya geldim." Leyla Kalahari... Dikenli tel yumağı çiğneyen bir canavar gibi sertçe yutkundum. "Pekala" diyerek geniş ve uzun hole girip ta en uçtaki odaya doğru yürüdüm.. Abidin cidden kafayı yakmıştı. Şerif Şibumi. Gerçek son derece sakin. "İndir silahı. [AMBROSE BIERCE. diken üstündeydim. Ben de şenliğin tadını çıkaracaktım. Çünkü. Eşkıyanın. Zile bastım.414 ketleyip toprağa verdik. Fuat. Yola. Dünyanın bütün polislerini Beşiktaş rıhtımına yığabilirdi.. Leyla Kalahari'yi gözünden vurdu! Ve namluyu tekrar hızla bana doğrulttu.. uyumlu bir ikiliyiz." Bağışla beni." Sertçe sordum: "Çöp kamyonundan düşmüş gibi mi görünüyorum?" Küstahlığımı anlamazdan geldiğini belirten bir yavaşlıkla "Yo. İnsan dostlarını seçemiyor. Şimdi ölü bir sersem olacaksın. İki sakızı birbirine değdirmeden çiğnemek Bir adam hakkında." Abidin'in suratı dokuzu çeyrek geçiyordu. Neye uğradığını anlayamayan Hayati. saniyede 500 metre hızla alnıma yaklaşıyor! * -jc * 93 . İzin ver gidelim " Bakanlık Heyeti'ni de sen katlettin değil mi? Gerçekten su katılmamış bir psikopatsın. öyle demek istemedim Hayati. Zelzele'nin gebermesi kimseyi ırgalamadı. Saçı. Ezel Zelzele denen Özel Kalem Müdürü olacak çakalı. merdivenlerden hızla inen Gerçek'in ayak seslerini ve "Baaabaaaaa!" diye haykırışını duyuyorum. Ecelin kozları güçlüydü." Başımı kapıdan içeri uzatarak seslendim: "Gerçeeek!" "Seni duyamaz. "Hayati'nin suyu ısındı" dedim. Onun mandalina tozlarıyla bezeli ılık mermer yüzünü son bir kez görsem yeter. bıyığı farklı kafalardan derlenmişti. İnsan bazı şeylerin farkına ancak son nefeste varabiliyor: "Gerçek. Hürriyet gazetesinin spor sayfası gibi karmakarışıktı. Tabancanın kabzasını biraz daha sıktı. diğerleri hep ikincilik için yarışıyorlar. Duvarın tepesindeki kameraya el salladım. Bombacıyan işi sana devredecek. basamaklardan sırtüstü düştü. Oysa beni vurmak üzereydi. yoksa çocukla mı konuşuyorsun?" Ağzından uzaylı salyası akıyordu. Onu sakinleştirmem gerekecek muhtemelen. Sonra intikam ateşi kontrolsüz bir yangına dönüştü. içeri buyurmaz mısın?" "Hayır. ■k ft * 416 Yavaşladım. "Lüks içinde yaşayan bir hortlak" diye düşündüm. Konuşarak halledebiliriz. Kim bilir o benim hakkımda ne düşündü? Telefonum-daki isimsiz mesaj şuydu: "Abidin seni öldürmeye çalışıyor. Hayvanat Bahçesi'ndeki malum hücumdan sonra. Giysilerim. sakalı. Paşa'nın yanında bekleyeceğim. İşi bırakacağım zaten. Sen ve ben. Geride. çalman aşkının. 415 Ne diyordum? Cesetlerle dolu bir nehirde yüzmenin tadına vardınız mı. Operasyonu biraz daha budaklandırmak için. Ne de olsa Leyla. Granada Gazinosu'nda şarkı söyleyen kuğu. Abidin Dandini tek eliyle Gerçek'i belinden tutup kaldırmış ve diğer eliyle de çocuğun başına nakışlı Jericho'sunu dayamış! Donup kaldım. Gerçek. Yan yana ilerlerken cipin şoförüyle bakıştık. Halimi de yadırgamamış görünüyor. öfkeli ağzıyla çelişiyordu. Başından beri sersemin tekiydin. Çocuğumu ver. Daha ziyade. şaşırtıcı bir sükunetle cesede bakıyordu. Beş yaşında olmasına rağc 417 men bir yaşındaki bebek kadar korkusuz. katledilen Bakanlık Heyeti'nin. Hayati'nin tabanına hangi sakızların yapıştığından beni haberdar ediyordu. Kanlı paçavralar içindeyim." "Çocuğa zarar verirsen." "Tevazu sana hiç yakışmıyor. Onun da yüzü yumruk izleriyle doluydu. Başımı çeviriyorum. çoğu dâhi kendini anlama yeteneğinden mahrumdur. Tüm moleküllerim zaten hurdahaş. Yaşlı gözleri. Kanunsuzluk da iç dünyamı zenginleştirmedi pek. Sen bir dâhisin Hayati. Mor gözlerim şişten kapanmış. Telefona bakayım derken az kalsın bir cipe tosluyordum. Abidin Dandini kapıyı açtı. 418 Leyla Kalahari. Müntekim. meleği ikna ettiği nerede görülmüş?. "Gerçek'in ailesi biziz" dedim. Hayati'yi Kubilay Bukalemun benim namıma izliyordu. Hiçbir babanın görmemesi gereken bir sahneye bakıyordum. nehir kurusa bile cesetsiz duramazsınız. Şebnem'in babası Şerif Şibumi forslu bir polis eskisiydi. Şerif Şibumi de kandırılan kızının intikamını almak üzere Hayati'nin tepesine üşüşecekti." "Ufaklıkla bir sorunum yok" tabancayı bana doğrulttu "benim işim seninle. Hulk'm tişörtü gibi parçalanmış. seni çok seviyorum. kuvvetli ihtimaller eşliğinde çıkmıştım. Yine de çocuğa ihtiyacı olan himaye ve şefkati sunmayı deneyeceğim. Fuat ile Müntekim eski dostmuş meğer. Tıklatmak için elimi kaldırdığım anda. intikam üçgeninde sıkışacaktı. Saniyeleri sayılıydı... 1842-1914] Abidin Dandini'nin Rumeli Hisarüstü'ndeki villasının önünde motosikleti durdurdum.

Saat 15:57'yi gösteriyordu. Öksüz yavrum. Hangi musluğu açsam para akıyordu.. 421 Meyve aromalı sevgilimin her adımı. Kan dolan ağzında nar taneleri gibi parlayan dişlerini gösterip devrildi. yeniden sallanmaya başlamıştı." Şebnem. Tertemiz giyindik. melekler kadar güçlüydü. Gerçek ikimizin arasındaydı. Reyhan Horanta [Fuat Atıf Tufa'nın annesi}: "Fuat harika bir çocuk. yüzümdeki morluklara bakarak sordu: "Hayati Bey. Bir güzel yıkanıp paklandık. Bu civarda bana güven aşılayan tek kişi. Aşkımın en canlı kanıtları ve en belagatli şahitleri cesetlerdi. önceki gün meydana gelen Abdülcabbar Turabi cinayetinin de bu yeni olaylarla ilgisi olabileceği kaydedildi. Kan tüneline dönen koridoru geçtik. öldükten sonra bile altı ay gülebiliyorlar" demişi i. Hüzün şeklinde tezahür eden bir alerjiden mustariptim. cinayet zanlısı olarak aranıyor.. Gerçek'e bir izahta bulunmak istiyordum fakat ne diyeceğimi bilemiyordum: "İyi misin?" Başını evet manasında salladı. Kainatın derinliklerinde silah sesleri ve aşk şarkıları yankılanıyordu. Onu kucağıma aldım. Yola koyulduk. Fuat Atıf Tufa. Barbaros Hayrettin Paşa'ydı. Asıl dert ile çektiğimiz acılar pek örtüş-mez. Prenses beni sivri topuğuy-la ezebilir ya da öpücüğüyle kutsayabilirdi. Ve iskeleye devrilen anonim yolcuların arasında Şebnem'i gördüm. Şimdi hakikatin meteor yağmuru başlayacaktı.. Gerçek'in telekineük gücü devredeydi.. ayrılık ile kavuşmanın kesiştiği risk noktasmdaydım. Rumeli Hisarüstü'nde öldürüldü. Oğlum ile sevgilimin belime dolanan elleri beni hayata bağlıyordu. Beşiktaş Meydan Savaşı patlayabilir ya da Şebnem'in tasdikiyle ömrümde yeni bir sayfa açılabilirdi. Devletin nazik reddi. Bir keresinde babam. Güvenlik tedbir ve garantiden yalıtılmıştım. Sahile paralel sokaklardan Beşiktaş'a doğru ilerliyorduk." Haber metni okunurken. 94 . Şebnem. Yine de şansımızı deneyecektik. alev almış kaplanlar gibi haşmetli görünüyordu. [BENEDETTO BUSCETTA." Gözleri deniz faciası fotoğrafı gibi hem karmaşık hem durgundu. Size de öyle oluyor mu? "Şebnem'e merhaba de Gerçekçiğim.Fanilik de. Kıyısında yaşadığım kan gölünde Şebnemle mehtap sefası yapabilecek miydik? Karamelli dondurma rengi güvercinler. Katlanılabilir ıstıraplar peşinde koşmamız bundandır. kalbimin paslı turnikesinden geçecek miydi? Beklemek. Leyla Kalahari'nin evinde. ikindi turuna çıkmıştı. Sevinçten. beni şifalı bir sarhoşluğa taşıyordu. olay yerlerinden canlı görüntüler aktarılıyor. Nefes alabilmek için intiharın eşiğinde durmam gerekiyordu. 1901-1968. Damarlarımda bir galon adrenalin dolaşıyordu. mermiler ona değmesin diye. Bir hamlede Colt'u çekip Abidin'i sağ yanağından vurdum. televizyonda haber bülteni başladı: "Ünlü gangster Abidin Dandini ve birlikte yaşadığı Leyla Kalahari. Evimin önünde mahşer provası yapılıyordu." İçli içli ağlayan kadın şok geçiriyordu. yani üvey babam "Zengin ve mı ulu insanlar. Calvin Klein çamaşırların üstüne Gucci takım elbise giydikten sonra. Havada dönüyordu. Hayati Tehlike. buğulu bir ifadeyle Gerçek'e gülümsedi: "Biz. canımdan olma ihtimalinden daha ölümcüldü. Şebnem'in gaileli gönlüne sığmıyordum. heyet üyeleri katledilen Gönül İşleri Bakanlığı’nın basın müşaviriydi. Gözeneklerim açıldı. cenaze levazımatçısmm kefen kreasyonuna daha bir yaklaştığımı tahmin etmeliydim. ancak kanıtları vardır.. Aslında yakalanmaktan ya da öldürülmekten korkmuyordum. Silahı belime taktım. Eşi görülmemiş bir biçimde hayatımı kurtarmıştı. İnanarak söylenmiş yalanlar haricinde pek az doğru var. Po420 lisler. Çocukken. Yine de kainatın tasarımında kalbimi inciten bir şeyler vardı. Üsküdar İskelesi'nin çaprazında bir polis arabası gözüme ilişti. Bu da oğlum Gerçek. binalar parıldadı. Bir butikten giysi satın aldık. Canıma can katılabilirdi. "Merhaba. Şebnem arkada." Üçümüz de şaşırmak için fazla yorgunduk. Sildim. Mutfakta saklanan hizmetçi olsa gerekti. Bu bir hayat-me-mat randevusuydu." Ruhiye Ruhan [Müntekim Gıcırbey'in ev sahibesi]: "Bunun olacağını biliyordum. Savaşmazsam Ayıp Olur\ Mermi.. cehennemdeki mezuniyet töreniydi. sonsuzluk da insana ağır gelir. Hıçkırarak ağlayan bir kadın sesi duydum. Şebnem'i kaybetmek istemiyordum hepsi bu. Saat 14:25'ti. Yalanlarla lekelenmiş bozuk sicilim beni aşk oyununun dışına itiyordu. Şimdiyse. gafletin renkli köpüğüdür. Atatürk'ün doğduğu eve benzeyen bir kafeterya binasında sandviç yiyip meyve suyu içtik. tanışıyoruz. Hoş geldiniz beş gittiniz derken. Aşkı yitirme ihtimali. dünyadaki yerime ve hayattaki amacıma yaklaştığımı seziyordum. umut ekip sevinç biçmek için elverişli bir arazi değildir. 1944'ten beri ayakta bekleyen Barbaros Hayrettin Paşa ve iki levendin yanında dikildik. Gerçek'in elini hafifçe sıktım. görünmez bir süpürgeyle bir o yana bir bu yana sürükleniyordu. Kocası ise doğurmak üzere gibiydi." Metanetli görünüyordu. İstanbul Emniyet Müdürlüğü'nden yapılan açıklamada. Şebnem'i bana yasaklıyordu.. "Yavruma nasıl kıydılar!. Doğrusu bunu hiç beklemiyordum. Kader. Meçhule doğru hızla yol alırken. Grand Grave'in dokuzuncu katından düşmekle gelen şanstan yeterince kuşkulanmadım. Şebnem'e ilk yalanımı söylemiştim. gözlerimin araşma 5 santim kala durdu. Yapraklar. Kanlı elimle oğlumun başını okşadım. Aşk dediğin. Motosiklete sığıştık. Koşarak boynuma sarılan Gerçek'in burnu kanıyordu. Gerçek.. ben ve bir arkadaşım ziyaretinize geleceğiz?" "Şeref verirsiniz. aşk ile intikamın. İsmail çok sevinecek!" Kader Güler-lnşallah'm Merter'deki dairesine vardık. Hayat ile ölümün. Kader'e telefon ettim: "Bir maniniz yoksa. bu heykelleri yontmada nasıl bir işbölümü yaptıklarım hep merak etmişimdir. Geri kalan herkesin sivil polis olduğundan şüpheleniyordum. iki sakızı birbirine değdirmeden çiğneyebilmek beni gururlandırırdı. Ve konuşarak anlaşmayı imkansız kılan bir ittifak içindeydik. tüm yaralarım kapanıyordu. tia? 419 Kainatın derinliklerinde yankılanan silah sesleri Aşkın tanımı yoktur. Gerçek'i heykel ile aramda tutuyordum. Motosikletle meydana indik. deniz." Doğruyu söylerken tüm evren'in desteğini hissediyorum. risk ve musibet kuşağındaydım. ölürsem sempati toplayabileceğimi umuyorum. Şakağını öptüm. Sabah yataktan kalkarken uyanmayı unutmuş kalabalık. n'oldu size?" Kaza geçirdiğimi söyledim. Ve çıktık.. Zira insanın kaybettiği ile bulduğu şeyin aynı olması imkansızdır. Bahardan bir fırt çektim. Ölüm tehlikesi. Yaylım ateşi başlarsa. Birazdan. Kadın altı aylık hamileydi. "Adım. Ihlamurdere Caddesi'ndeki Küçük Hamam'a gittik. Güneşin voltajı yükseldi. Ali Hadi Bara [1906-1971] ile Zühtü Müridoğlu'nun [1906-1992]. Kozmostaki ahenge bedava bilet bulmuştum! Tam burada. soğuk damgalı pula benzeyen bir fotoğrafım ekranın sağ üst köşesini süslüyordu. fakat böyle olacağını bilmiyordum. Çoktan çivisi çıkmış dünyam. Gerçek'i motosikletin önüne oturttum. Mikrofon uzatılan kimselerin ekranda isimleri yazıyordu. Hayati Tehlike. Enseme dürbünlü tüfeklerin ardından bakan polislerin nazarı değebi-lirdi. Tehlike. Başkalarının hataları ve zaafları sayesinde başarı kazandım hep. Dandini'yle aynı organize suç örgütüne mensup olduğu bilinen Haya422 ti Tehlike'nin Arnavutköy'deki evinde ise eski aktör Onat Kaplan ile Müntekim Gıcırbey ve Fuat Atıf Tufa'ya ait olduğu belirlenen cesetler bulundu. arabalar. Saçları taradık.

. Katilinin derhal yakalanmasını istiyoruz. "zahmet olmazsa. dostluk. yalnızlık ve şiddetin ustaca harmanlandığı roman.. Padişah yorganları satıcısı Enver Paşa. Başkalarının intikamını alarak hayatını kazanan Gıcırbey. Ben sadece inceleme için buradayım. intikam. Korkut Üneli [Onat Kaplan'ın oyuncu arkadaşları]: "Kalp krizi diyorlar fakat buna inanmak zor. Ve hiçbir şey güzel bitmez. Onunla evlenecektik. "Bu kitap karnaval sırasında başgösteren bir bombardımana benziyor. Gönül İşleri Bakanlığı'nda basın müşaviri dövüş ustası Fu.." Ölümlü dünya şen şakrak dönüyor." Dublörün Dilemması'nın yazarından komik. cin Jajha.. Abidin Dandini. elleri dizlerinde. Leyla Kalahari ve diğerleri.Recai Gıcırbey [Müntekim Gıcırbey'in babası]: "Benim oğlum sağlam pabuçtu. kahve? Arzu ederseniz yemek hazırlayayım?" "Kahve" diyorum. çaresizlik ve sarsaklık taşan bir ifadeyle bakıyorlar. hıçkırıklar eşliğinde kesik kesik akıyordu. Dul gangster Hayati Tehlike.. Korkma Ben Varım'ın her sayfası sürprizlerle dolu.." NandaMoyi [Fuat Atıf Tufa'nm Hint asıllı sevgilisi]: "Fuat'la görüşebilmek için Güney Afrika Cumhuriyeti'nden geldim.. Uçan Kız. Oysa insan hayatı tek ömre sığmaz. Öldürüldüğünü öğrenince yıkıldım. Şerif Şibumi [Eski Üsküdar Emniyet Müdürü]: "Yorum yok. Hediye Hüthüt." MURAT UYURKULAK İLETİŞİM 1427 ÇAĞDAŞ TÜRKÇE EDEBİYAT 201 ISBN-13: 978-975-05-07 M 1 9789750507144 Murat Menteş _ Korkma Ben Varım 95 . 423 Sesi titreyen Kader.. papağan Huduni. Mr. şoke edici bir roman daha. 424 r MİSAFİR SANATÇI ERSİN KARABULUT "Öldürdüğüm insanlarla iyi arkadaş olacağımızı düşünmüşümdür hep." Gözlerine kan oturmuştu.. Durali Kuloğlu." Gözyaşları. Teşekkür ederim.. kırık dökük gülümseyerek soruyor: "Ne içersiniz Hayati Bey? Çay.. taş kesilmişler. Ozan Taraz. Ruhîye Hanım. olağanüstü bir enerji saçıyor." Şaşkın ve üzgünler. Sabrı Tomruk. Atom Bombacıyan.. Mübeccel Ecel. Spock. Tarih öğretmeni dilber Şebnem Şibumi. hızlı. Kader ve İsmail. Aşk. korku. Abdulcabbar.

Sign up to vote on this title
UsefulNot useful