Murat Menteş _ Korkma Ben Varım Murat Menteş _ Korkma Ben Varım KORKMA BEN VARIM MURAT MENTEŞ

MURAT MENTEŞ • Korkma Ben Varım MURAT MENTEŞ İstanbul'da doğdu. Bisiklet tamiriyle uğraştı, ufak tefek sihirbazlık numaraları öğrendi ve amatör olarak boksla ilgilendi. Yediği yumruklar dayanılmaz raddeye gelince, ringlere veda edip şiir yazmaya koyuldu. Yayınevi, dergi, gazete, televizyon gibi yayın kuruluşlarında çalıştı. Metin yazarlığı yaptı. Korkma Ben Varım, Dublörün Dilemması’ndan [2005, İletişim Yayınları] sonra ikinci romanı. İletişim Yayınları 1427 • Çağdaş Türkçe Edebiyat 201 ISBN-13: 978-97S-05-0714-4 © 2009 İletişim Yayıncılık A. Ş. 1. BASKI 2009, İstanbul KAPAK VE ÇİZGİ ÖYKÜ Ersin Karabulut UYGULAMA Hüsnü Abbas DÜZELTİ D.Üzgün BASKI ve CİLT Sena Ofset Litros Yolu 2. Matbaacılar Sitesi B Blok 6. Kat No. 4NB 7-9-11 Topkapı 34010 İstanbul Tel: 212.613 03 21 İletişim Yayınları Binbirdirek Meydanı Sokak İletişim Han No. 7 Cağaloğlu 34122 İstanbul Tel: 212.516 22 60-61-62 • Faks: 212.516 12 58 e-mail: iletisim@iletisim.com.tr • web: www.iletisim.com.tr MURAT MENTEŞ Korkma Ben Varım Misafir Sanatçı ERSİN KARABULUT İletişim

Bu kitapta anlatılan olayların hepsi gerçektir, fakat hiçbiri henüz cereyan etmemiştir.

İÇİNDEKİLER İki yarayı birleştiren yara.......................................................................................13 FU................................................................................................... ........................................19 Tabut filosu............................................................................................... .......................21 Telefonda nakavt............................................................................................. ............25 Ejderi boyamak......................................................................................... ....................27 Yirmi yıl sonra doğan ikiz kardeş.....................................................................31 Kayboluş seferi [Lalita Lal].................................................................................33

Adamın kılına zarar vermeden kellesini uçurmak................................34 Kudurmuş yamyamların çiğköfte partisi.....................................................37 Ankara'yı yüzerek geçmek...................................................................................40 Aptallar daima ömrünün baharındadır [Ezel Zelzele]........................43 Kılıcını baston olarak kullanan Samuray....................................................47 Senin emsallerin cennette gezer.....................................................................50 Nafile filinta.............................................................................................. .......................52 Korkma ben varım.............................................................................................. .........54 Kendini benim yerime kucakla..........................................................................56 Ceninin uçan tekmeleri [Reyhan Horanta]...............................................60 İçimdeki hayvan, içimdeki çocuğu yiyor....................................................65 Canavar sakızı ağzımda.......................................................................................... 68 Çiy tanesine çakılan jet uçağı [Turgut Rulet]........................................69 Katiller cinayetten sonra derin bir uyku çeker......................................73 İnançlarım gereği, bazı şeyleri tadında bırakıyorum..........................76 Tam anlamıyla eh [Mr. Spock / Korkut Üneli]......................................79 1970'lerde Allah bizimleydi [Mr. Spock/ Korkut Üneli]...............81 Korkut'un Mübeccel'e faydası yok [Mr. Spock / Korkut Üneli].........................................................................86 Sana dün Kocatepe'den bir baktım Aziz İstanbul................................92 Mortoları en iyi moruklar anlar.......................................................................101 "Sensiz gecelerde hep tabancayla uyurum".........................................109 GICIRBEY..................................................................................... ..................................117 Siperdeki zürafa.............................................................................................. ...........119 II. Abdülhamid, Sherlock Holmes vartasını nasıl atlattı? [Huduni]......................................................................................... .........................125 Sahibini omzuna konduran kuş [Huduni]................................................139 Erkeğin kalbine giden yola mayın döşemek [Kevser]....................141 Ecelin paratoneriyle toprağa iletilen yıldırım aşkı [Huduni]......144 Onun etlerini kanına doğrayacağım!..........................................................147 Gökyüzündeki bir kuşu köşeye kıstıramazsın......................................152 Mezardan şartlı tahliye........................................................................................15 5

1

Zorla denize sürüklenen kara kaplumbağası.......................................158 Ben, Mehmet Ağa'yı sarı çizmesinden tanırım [Recai Gıcırbey]........................................................................................ ........163 İntikam ittifakı............................................................................................. ..............168 Güzel kokmak sevaptır........................................................................................1 74 Bütün bitkiler şifalıdır [Ruhiye Ruhan].....................................................178 Arşimet Kanunu'nu yazsam yeniden..........................................................181 Dünya benden saklanabileceğin kadar büyük değil!......................186 Herkes hak ettiği cezayı bulsa dünya altüst olur.............................190 Gözyaşı tabancası......................................................................................... ...........196 Resmî romantizm...................................................................................... ...............197 Zamanda yolculuğa ömür yetmez................................................................198 Sevgilisini düşmanlarının arasından seçmek [Balkan Balkır]... 201 Laboratuardan kaçan virüs................................................................................204 Sır yalansa daha hızlı yayılır.............................................................................205 Ecelin uçurtması yükseliyor.............................................................................210 Kaderin elindeki ustura........................................................................................212 Peygamber'in kedisi [Nefertiti].....................................................................216 Kanla gargara [Abdülcabbar Turabi].........................................................220 Gözlem yapıp tahmin yumurtlayan robot.................................................225 Kafa kopunca tıraş biter.....................................................................................228 ŞİBUMİ.......................................................................................... ..................................233 Uzay gemisi şeklindeki bulutların altında...............................................235 Kupon karşılığı aşk................................................................................................. 239 Kurşungeçirmez yorgan.......................................................................................242 Sen cennete gidince, cennet daha güzel bir yer olacak..............247 Tuhaf adamlar, acayip koşullarda lazım olabilir.................................252 Korkma ben varım - II [Leyla Kalahari]....................................................256 Öyle aptalca ki, kızların aklını başından alıyor...................................260 "Siz hiç sabunluyken ağladınız mı?"..........................................................263 Süpermen'le aynı berbere giden garsonlar............................................267

Kumruyla burun buruna gelen uskumru..................................................269 Uyuşuklar yardımseverdir, asalaklar sıcakkanlı, dalkavuklar alıngan....................................273 Azrail'in karşısında sakız çiğnenmez........................................................281 Her polisin içinde, tutuklaması gereken bir suçlu vardır [Şerif Şibumi]........................................................................................... ...........288 Yeryüzüne serilen palto.......................................................................................293 EK: Müntekim Gıcırbey'in okunmamış mektuplarından birkaçı...................................................294 Alevleri görmezden gelerek yangını söndüremeyiz..........................294 Aşktan kaçış varsa bile kurtuluş yoktur.................................................297 Kalbin darmadağın olunca, kafan da karışır.........................................299 Rüyanda başrolde değilsen, kabus görüyorsun demektir...........301 Yalnızlık deliliğin hammaddesidir.................................................................303 TEHLİKE....................................................................................... ...................................305 Bu dünyaya yaşamaya gelmedim.................................................................307 Kainat kestirmelerle doludur...........................................................................309 Kardanadam katliamı........................................................................................... .315 Sen cehenneme gidince, cehennem daha kötü bir yer olacak...........................................................315 Uzayda her namlu tetiğin emrinde...............................................................321 Atom Karınca Duası [Atom Bombacıyan]..............................................329 Damadın son yolculuğu........................................................................................ 333 Kabus görürken hayal kuramazsın...............................................................334 Gaipten gelen ıvır zıvır..........................................................................................342 İncele incele iltifata dönüşen hakaretler................................................343 Aptal gibi görünmeyi göze alırsan, mucizeleri ucuz atlatırsın..346 Bütün günahlar para kaybettirir....................................................................349 Hayaletin kaza sonucu ölümü.........................................................................351 Rodeo yapan terli cüce palyaço....................................................................356 Yalanlarla bir yerlere gidebilirsin fakat geri dönemezsin............359 Babam, havadaki uçurtmayı nasıl satın aldı? [Gerçek Tehlike].......................................................................................... .....362 Gökkuşağının üstünden geçen balon [Neptün Petunya].............366

2

Yılan ile oğlağın telefon konuşması............................................................371 Bir şapkayı beğenince kafana çiviyle çakıyor musun?.................376 Godzilla diyeti............................................................................................... ..............379 İstikbal zamanın dışındadır...............................................................................381 Hayvanat bahçesinde insan avı.....................................................................384 Baharı müjdeleyen polis helikopteri...........................................................389 Fatiha ruhun gıdasıdır.......................................................................................... .393 Otuz yaşındaki bebek............................................................................................3 96 Tamir edilirken buharlaşan gemi...................................................................404 Şampiyon Ninja'nın rekor denemesi...........................................................405 At, pirenin ayağına gitmez.................................................................................411 İki sakızı birbirine değdirmeden çiğnemek............................................416 Kainatın derinliklerinde yankılanan silah sesleri...............................420 Katmerli zakkumların üzerine tükürdükten sonra... [Eduardo Mendoza] ... katillere özgü kendini beğenmişlikle çekti silahını [Daniel Pennac] ve şarjörü boşaltıncaya kadar ateş etti. [Amelie Nothomb] İki Yarayı Birleştiren Yara Ölümden korkuyorduk, çünkü insandık, [JERZY KOSINSKI, 1933-1991] Bengal kaplanı, sevgilime yiyecekmiş gibi bakıyordu. Esneyen kaplana dublaj yapıyorum: "Voarg, güzelliğiniz dişlerimi kamaştırıyor küçük hanım." Şebnem'in, gülümsediğinde 'U' harfine benzeyen ağzı, yanaklarında beliren parantezlerin içinde kalıyor. Gökyüzünde dolunayı andıran, pudralı bir kış güneşi. İki cihan aşkım Şebnem'in jelibon dudaklarının arasından çıkan buhar, bana hayatın özü, özeti gibi görünüyor. Nefesi, ancak rüyalarda işitilebilecek türde bir ninni. Parmaklarının muzlu gofret zarafeti beni mayıştırıyor. Gri, yeşil ve mavi karışımı, kestane irisi gözlerinde 'patlayan şeker' kıvılcımları. Soyulmuş elmadan yontulmuş bir yüz. Burnunun üstünden geçerek yanaklarını birleştiren çiçek tozu çiller, kanatları açık bir kelebek etkisi uyandırıyor. Saçları, gül şerbetiy-le boyanmış kızıl ipek. Aşk insanın sadece psikolojisini ve kimyasını değil; tarihini, müziğini, coğrafyasını, edebiyatını, fiziğini, beslenme çantasının içindekileri, hayat bilgisini de değiştiriyor. Büyük dedem, zamanında, bir dilberin aşkından aklını kaçırmış, sonra da İstiklal Harbi'ne katılıp şehit olmuş. Şebnem'e bakınca, damarlarımdan bir çılgınlık akımının geçtiğini hissediyorum. Kaplan departmanından akbaba kafeslerine yöneliyoruz. Burası, şehir merkezinin uzağında, kocaman bir hayvanat bahçesi. Teleferikle tepeye çıkıyor, sonra aşağı doğru geze toza iniyorsunuz. Ağaçlara yerleştirilmiş hoparlörlerden Loituma'nm levan Polkka şarkısı yayılıyor. Kabanımın cebindeki mücevher kutucuğunu yokluyorum. Evlenme teklif etmek amma zor iş. Teleferikte baş başayken,

içimden binlerce kez "Evlen benimle Şebnem" deyip cebimdeki kutuyla oynadım. Boşuna. Kaplanın huzurunda da yeterince konsantre olamadım. Akbaba kafesinin önü, hayırlı bir iş teklifi için pek ideal bir yer sayılmaz, haksız mıyım? Rakunlar, develer, tavuslar, yaban domuzları, ayılar, goriller, tavşanlar, foklar, aslanlar, midilliler, tilkiler, flamingolar, gergedanlar, lamalar, zebralar, kurtlar, papağanlar, kangurular... Hiçbiri, tarihî bir an'a tanıklık etmeye hazır görünmüyordu. Hayvancağızlar zaten mahpusluktan akıllarını oynatmışlar, bana tezahürat yapacak mecalleri yok. Yağmurun baskınına uğradık. Gürül gürül yağıyor. "Hemen bir gemi bulup hayvanları toplasam iyi olacak" diyorum. Şebnem şakır şakır gülüyor. Bir sarayın tavanından sarkan ve pervane gibi fırıl fırıl dönen kristal avizeler düşünün. Yağmur, etraftaki tek tük ziyaretçileri adeta siliyor; görevliler de dahil herkes kantine doğru koşarak kayboluyor. Hayvancıklar da kuytulara, köşelere sığmıyorlar. Biz, alçacık bir duvardan dışarı sarkan salkımsöğüde yanaşıyoruz. 11 Duvarın öbür tarafında bir grup penguen, yarışma jürisi gibi toplanmış bize bakıyorlar. Yolun üzerinden renkli bir yağ akıyor. Hayal ile rüya arasındaki mahmur boşluktayız. Hızlanan yağmurun şakırtısından güçlükle duyulan şarkı, kulağımdan içeri neşe sızdırıyor. Cebimdeki kutudan yüzüğü alıp avucumda saklarken "Mikail, göğün soğuk su musluğunu gene sonuna kadar açtı" diye söyleniyorum. Şebnem'den şimşek güzelliğinde bir kahkaha. Terk edilmiş bir okyanusta baş başa kalmış iki balık gibi sarhoşuz. Tek taşlı pırlanta yüzüğü, özenle tutarak Şebnem'e uzatıyorum: "Sana sırılsıklam âşığım Şebnem, benimle evlenir misin?" Müstakbel gelinimin yüzünde göz kamaştırıcı bir gülücük beliriyor. Şeffaf elini yavaşça kaldırıyor. Tam o anda, başparmağımla işaretparmağım arasındaki yüzüğün içinden bir mermi geçiyor! Vınnn! Sırtından vurulan bir penguen, nar taneleri saçarak infilak ediyor! Bum! Silahlı iki adam, yokuşun başından bize doğru koşuyor! Niyetleri ciddi, her hallerinden belli. Derhal, Şebnem'in bileğini kavrıyorum, var gücümüzle kaçıyoruz. Duvarın bitiminden sola dönüyoruz. insan ile tabiat, gene ayrı dillerden konuşuyorlar: Mermiler, yağmurun içinde metalik ve yatay bir başka yağmur olup yağıyor. Tam anlamıyla nefes kesici... Titreyen bir göledin kıyısında kıpırdamadan poz veren, gözü yaşlı Nü timsahının kuyruğundan bir kurşun sekiyor. Başını paçavra bulutlara gömmüş zürafa boynundan, yüksek kafesindeki tünekte pusmuş olan kaya kartalı göğsünden vuruluyor! Güzelim postunda siyah bir delik açılan Iran leoparı yana devriliyor! 15 Dünyanın dört bir yanından getirilerek burada hapsedilmiş tüm hayvanlar feryat figan ediyor. Havuzun üzerindeki ahşap köprüden geçerken, kırmızı gagalı siyah kuğular bize acıyarak bakıyorlar. "Burada kurda kuşa yem olacağız" diye düşünüyorum. Sürüngen akvaryumlarının sağlı sollu sıralandığı ışıklı, sıcak bir tünelden geçiyoruz. Ardımızdaki maratoncu katiller, akvaryumlara kurşun delikleri açarak koşturuyorlar. İguanalar, bukalemunlar, çıngıraklıyılanlar... hiç istiflerini bozmuyorlar. Galiba hepsi sağır. Tünelden fırlayıp yağmura daldığımız anda sağ omzumu sıyırıyor bir mermi ve gök gürlüyor. Gövdeleri, yağmuru sünger gibi emen devekuşlarının saçaklı kirpikleriyle gıdıklanarak, kafesle duvar arasındaki daracık

3

... Ellerinde makinalı tüfeklerle toplantı salonuna daldılar!. Bektaşi Şeyhi Siyami Bey.. alt dişlerimi. Bu cübbeli. Şemsiye büyüklüğündeki yaprakların arkasına saklanıyoruz. kilden bir heykel." Oruç Bey: "Yedi kişiydiler." "Rüya mı?" Her zamanki zinde sükunetleri. ipini koparmış bir kukla gibiydim. Yaz tatili iznimi kışın kullanırım. pırlanta yüzüğü parmağına takıyorum." Üstat Şair Selman Elma: "Çirkin maskeler takmışlardı. Sörf yapıyorlar. Şebnem'in otel sabunu gibi küçük kulağına.. sessizce "Seni seviyorum" derken. Son sözlerimi söylememin vakti geçmek üzere. bir deniz canavarının tırnak izine benzeyen. içimi kaplayan huşu.boşluğu aşıyoruz. ense yaparak ıssızlığa mukayyet olan bir korkuluk. göstermelik bir hayat belirtisi. vahşice bir işgüzarlıkla bizi gammazlıyorlar: Çığlık çığlığa zıplayıp. gönlümü sarmalayan vecd.." Bayılmak üzereyim. ne 23 karpuzu? Kanımız tutkal gibi aktı! Halat olup kolumuzu bağladı. Vuvvvvvvv!!! Foşşşşşşş!!! n Deniz birdenbire volkanik bir buzdağı gibi patlıyor! Yattığım yerden. Kurşunlar sol gözünüze değil sol kulağınıza doldu. Afallıyorum: "Ne?" Yeseviyye Şeyhi Mazhar Baba şahadet parmağıyla meclistekileri işaret ederek görünmez bir daire çiziyor: "Hepimiz öldük. Açıklarda beliren dev dalgalar çığ gibi büyüyerek hızla kıyıya yaklaşıyor. apardı canımızı. Biri gözleriyle etrafı tararken. tepedeki kanallardan geçerek. Maymunlarla birlikte ben de kapıdan giren tabancalı iki adama bakıyorum." Müderris İdris Efendi: "Hepimiz anında birer kan fıskiyesine döndük! Muz beyazı salona karpuz tozu püskürüyordu sanki. Şubat güneşi derimi. Berbat haldeydik. Gezegenin kıyısına iliştirilmiş. yarım yamalak şahadet getirdik.. sirkteki disiplin de yoktu. 1655-1730. bir Afrika belgeselinin ortasındayız. hamsilerin maskarası olur. Önümüzdeki dikdörtgen levhaya takılıyor gözüm: 'CÜCE MAYMUNLAR GALERİSİ'. uğursuz bir gıcırtıyla aralanıyor. Benim tam karşımda. afet ve eğlence." Aklım başımdan gidiyor: "Öldünüz mü?! Hepiniz mi?" Başlarını "evet" anlamında hafifçe sallıyorlar. ellerini kafeslerden uzatarak. bir evliya kabristanı kadar sessizdi. Üstünde 'LÜTFEN SESSİZ OLUNUZ' yazılı bir tabela bulunan ahşap kapıdan içeri giriyoruz. diğeri ona yerdeki ıslak ayak izlerimizi işaret ediyor. yüksek mi yüksek tavandaki koridorlarla birbirine bağlanıyor. gözlerimi koruyan aynalı gözlük ve dizlerime inen bermuda şort ile. ben de kafamı bir o yana bir bu yana çeviriyordum. Durban'ın Umtata bölgesinde... kocaman bitkilerin kollarına atılıyoruz. çevresinde yerlerimizi alıyoruz. Kâdiriyye Tarikatı'nın Şeyhi Dalyan Efendi açılışı besmeleyle tazeliyor. "Bizi vurdular" diyor Şeyh Dalyan. kurumaya bırakılmış." Hac Rekortmeni Seyyah Sadık Bey: "Yahu ne muzu. sudan masamızın öbür ucunda Eşrefiyye Şeyhi Allah Dostu Muhsin Efendi sandal ya da sandalye işlevi gören tabutuna bağdaş kurmuş.." Siyami Bey: "Avazı çıktığı kadar 'Bilmem n'aparım böyle aşkın ızdırabını!' diye bağırdı. Tabutların üzerinde dikilmiş pir-i faniler kıyıya çıkacakken. Çift kişilikli tabiat aniden durulup dinginleşiyor. Bir avuç kurşun çenemi. denizin dibinde birçok balıktan daha çok zaman geçirmişliğim var!" diye çıkışıyor. deminden beri çocuklar gibi fısıldaşıp didiştiği Filozof Feridun Bey'e nedense "Sen ne diyorsun be Freud? Benim... Kainatta çıt yoktu. Cüce maymunların ocağına düşmüştük. "Nasıl?!" Hafız Behzat Efendi: "İkindiden sonra oturmuş hoşbeş ediyorduk." Ayaklarımı Hint Okyanusu'na uzatmış yatıyordum. dilimi paramparça etti!. "Rüyasında 22 aksakallı dedeyi birarada görmek de ilk bana nasip oldu herhalde" deyip toplantıyı açıyorum. Biraz daha yakına geldiklerinde. Korlaşmış bir demir topağı deldi geçti gözümü. kemiklerimi kalaylıyordu. öfkeden aklını kaçırmış bir adam vardı. Müstakil tel kafesler. Bu tsunami sahnesi karşısında donakalıyorum.. Maymunlar gözlerini bize dikiyorlar. Tabii felaket ve spor. fil çiftesi yemiş gibi fırlıyorum. sizleri sormalı?" Bayramiyye Tarikatı'nın yeni lideri Şeyh Musa muzip bir gülümsemeyle "Sırlarını saklarsan. tehlike ve beden terbiyesi. Karşımızda bir kapı daha. Koy'u toplantı masası gibi kullanıyor. Evrensel Vesvese] Eski bir Çin atasözü der ki "Kıyıya vuran ejderha. havai fişek gibi patlayan kıvılcımlı kanımdı!. Kimsecikler yoktu. Nakşibendiyye Şeyhi Ulvi Efendi hatırımı soruyor: "Nasılsın Fu?" "Elhamdülillah. ormandaki hiyerarşi de. sakallı ihtiyarların Hint Okyanusu'nda işi ne? Dalgalar tuhaf bir biçimde yatışıyor. Gözlerinden naylon ip gibi yaşlar iniyor. 1(» Galerinin kapısı. bildiğimiz ağaçlara hiç benzemeyen. Maymunlar. peşimizdekilere bulunduğumuz yeri gösteriyorlar... Şebnem. sadece sıyrık" deyip gülümsüyorum." Onlar böyle pingpong maçı yapar gibi parça parça konuştukça." Müfessir Enes Efendi: "En önde siyah takım elbiseli. Bazıları. kulağı nereden çekip çıkardınız?" 4 . Daha önce görmediğim türden. dileklerin çabuk gerçekleşir" diyerek olduğu yere oturuyor. Dalgalara teyellenmiş insanlar görünüyor." Mevlevi Yahya Efendi: "Kurşunlar gövdemize saplanırken güçbela." İslam Tarihi Uzmanı İrfan Bey: "Yanlışınız var aziz dostum. "Ben iyiyim.... Okyanus. Saydam masamızın içinde rengarenk balıklar yüzüyor. Kan da kulaklarınızdan fışkırdı!" Halilullah Efendi itiraz ediyor: "Yahu kurşunu nereme yediğimi bilmez miyim mirim? Gözüm patladı diyorum size. boynumuza dolandı.. Açıyorum. Arada albatroslar kayıyor. Kare bir holde buluyoruz kendimizi. sörfçülerin bizim Bakanlık Heyeti azaları olduğunu fark ediyorum. Balıkların üzerinde pamuk topağı bulutlar. bu adamlar bizi öldürecek!" Son sözlerime şerh düşüyorum: "KORKMA BEN VARIM!" 17 Tabut filosu Okyanus da nihayetinde balıkların çişi değil midir? [WANG VVEIHUI. Güney Afrika'da. gümrük polisi ağzıyla ho-murdanıyorum: "Ne işiniz var burada?!" "Sakin ol Fu" diyor Şazeliyye Şeyhi Oruç Bey. Melami Şeyhi Ruşen Ali Bey: "Mermiler dolu gibi yağmaya başladı!. "bu bir rüya. boğdu bizi!" Alevî Dedesi Saz Âşığı Reşat Bey: "Azrail'in yönettiği bir tufan gibiydi. Şebnem aşk coşkusu ve ölüm korkusuyla şoklanmış halde fısıldıyor: "Sevgilim. hangi rüyada görülmüş?! Hatip Halilullah Efendi: "Ben tam sol gözümden vuruldum Fu. arkadaşlarını çağırıyorlar. Fişekli poyrazın güttüğü katran. Sörf tahtası yerine tabutlara binmişler! Şoktayım. omzumdan akan kana parmak uçlarıyla hafifçe dokunuyor. çalkantılı tebessümleri ve itimatlı kıpırtılarıyla tabutlardan inip koy'un etrafında sıralanıyorlar. minyatür bir koy'un ucundaydım. Ruhuma yayılan esenlik. Şebnem de ben de soluk soluğayız. Hayvanat bahçesinde. Son gördüğüm şey. Böyle tafsilatlı dehşet..

. Eski bir Çin atasözü "Nefsini terbiye etme kararındaysan." Halilullah Efendi "Göz.. Ne kımıldayabiliyor ne de ses çıkarabiliyordum...dit dit dit dıııııt . Heyet'e kim saldıracak?" "Kim olduklarını bilmiyorum. Tabii. Denizin dibinde. 5 .. duvağı açılmamış bir gelinlik içinde Nanda!." İşin doğrusu Nanda'yı hiç görmemiştim. Emniyet güçleri yarın da iş başında olacak. Yâ Rabbim." İhtiyarların girdiği tabutlar kanlı denizde yavaş yavaş yüzmeye başlamıştı... "Ezel Bey?" 25 "Buyurun?" "Ben.. anlayamadığım birşeyler söyleye söyleye bir bir tabutlara girdiler! Felç olmuştum.. inanması zor. karabasana dönüşmüştü. anlamıyorsunuz. Güney Afrika.." "Ezel Bey anlatamadım. Masa olarak kullandığımız küçük koydaki berrak su kızılcık şerbeti gibi kırmızıya dönmüştü.. O arada zât-ı şahanenizi temaşa etmekteydim." Özel Kalem Müdürü'nün sesinden ezelî rakibini nakavt eden bir boksörün zafer narasındaki haz yansıyordu: "Anladığımdan emin olabilirsiniz Fuat Bey. şişko bulutları andıran çuvallardan fotoğraflar saçıyor! Kolumda bir kıpırtı.dit dit dit dıııııt. yalvarırım bu tedbiri alın. Basın müşavirliğinde kimse yok. iki genç. Heyet'e saldırılacağını nereden çıkarıyorsunuz? Bir kabile büyücüsü mü söyledi?" "Hayır. sanırım Afrika'nın sıcağı sizi biraz etkilemiş." Bakanlık Heyeti'nin konuşmalarını artık uğultu halinde duymaya başlamıştım. özel kalem müdürüne ulaştım. Rüyamda gördüm. kızınız hakikaten pek şeker. fakat yedi kişiler. Elope Hotel'e yerleştiğim gün beni gözüne kestirdi. Yine de açıklamayı deneseniz Fuat Bey? Yani bu komployu.." "Rüyanızda mı gördünüz?" "Biliyorum. bizim ihtiyarlar işitemediğim. anlaması. sol kulak. çirkin ve esmer cimcimenin fotoğrafı.. ne romantik!. Türk olduğumu duyunca çok sevindi." "Hint Zengini... Fuat Atıf Tufa. Sayın Tufa?" "Ezel Bey. güvenli bir yerde tutun. ne münasebet?" "Evet. Şimdi kapatmalıyım." Kaç gündür rüyalarımda.. Yarın ikindiden sonra.." "Yo." "Meraklanmayın." Merdiven çıkarken birdenbire tepemde kahverengi kanatlarını açmış dev bir kumru: "Nanda ile Fu! Güney yarımkürenin en görkemli çifti." dedikçe. Nanda ile evlenerek hayat maceramı 'renklendirmeliydim'.. "Nanda. Ne dersiniz Bay Fu?" Plaj terliği gibi bir dil gerektiren Hint aksanıyla "Nanda" dedikçe. babasının söylediği gibi kız onyedi yaşındaysa. Bir hafta önce." İrfan Bey: "Sen ne biçim eşref-i mahlukatsın! İnatta ısrar ediyorsun?. iradesizlerin şuuru yoktur" buyurur... Bakanın cep telefonu kapsama alanının dışında. benim gözüm. Asansörün kapısı aralanıyor: "Kızım ve siz. Bakanlık Heyeti'ne saldırı düzenlenecek!" "Saldırı mı. Ona göre. fakat yanılıyor olsam bile tedbir almaya değmez mi sizce?" "Olabilir tabii. Nasıl desem... Heyet üyelerine tahsis edilen salon cevap vermiyor. biz burada dururken size. Derken.." Restoranın eşiğinde Nanda'nın fotoğrafıyla göz göze geliyorum. Güney Afrika'ya kim ihbar etti?" "Bakanlık Heyeti. ingiltere ve Hollanda'da rastlayabileceğin en güzel kızdır" diyerek bana elindeki fotoğrafı gösteriyordu: "İşte benim güzel Nanda'm.İrfan Bey kendinden emin: "Ben sizden handiyse beş saniye sonra kurşunlandım." "Peki. Kulak diyorum. lütfen.. Hindistan. ağzından nal gibi..." "Onların haberi var mı yani?" "Sanmıyorum.. Muhtemeldir ki.. Muhtemelen beş sene öncesine aitti." "Öyle mi? Sizin rüyanıza göre program yapmamızı istiyorsunuz. Fonda. Bay Moyi et derdinde... muazzam beyninize değen kurşunlar sizi aldanışa sevk ediyor.dit dit dit dıııııt . Kabus görmüşsünüz. fakat rica ederim Bakanlık Heyeti'ni koruyun. "Çok yüce gönüllüsünüz Bay Moyi. bu acil bir durum! Yarın heyet üyelerini güvenli bir yere nakletmeniz gerekiyor! Onları bakanlık binasından uzak tutmalısınız!" Özel kalem müdürünün keyfi gıcırdı. söyler misiniz. lütfen bana inanın. kurşunlar sol kulaktan girdi." "Yedi kişi mi?" "Evet. Yanlış mı anlamışım. ağzımın. kader beni buralara kadar boş yere sürüklemiş olamazdı." "Tamam. Sadece o aşağıdan çekilmiş. evlilik fikrinden çok uzağım.. Aman Allah'ım! Kıpkırmızı.. Ellerimi ağzımın kenarlarında birleştirdim ve nihayet haykırdım: "Bütün bunlar ne zaman olduuuuu?!" Kıyıya en yakın tabutun kapağı açıldı. Heyetin yarın orada olmasını engellemelisiniz! "Fuat Bey. demirden 'D' harfleri dökülüyordu." cepli kefen kostümüyle dolaşan arsız hayalet. Müdür Bey. gökten Nanda'nın fotoğrafları yağıyor.] Eskinin eskisi bir Çin atasözü "iktidarsızların vicdanı.. n'olur bana inanın Ezel Bey!" "Yarın gerçekleşeceğini söylediğiniz saldırıp nasıl haber aldınız?" "Bunu izah etmem biraz zor. sol gözüm!. Onyedi yaşındaki kızı Nanda için beyaz tenli ve Müslüman bir damat arıyordu.. Rüya. Ankara'yı uyarmalıydım. Avami bir alaycılıkla öttü: "Siz şu anda Güney Afrika Cumhuriyeti'nde değil misiniz?" "Evet efendim. Bay Moyi'nin Hindi sesi: "İki Müslüman.." "Şaka mı yapıyorsunuz?" 26 "Hayır.. çok mühim bir mesele için aradım sizi. Yukarı bakıyorum: Bay Moyi bir helikopterde. Ejderi boyamak Ben can derdindeydim. Yani Türkiye saatiyle 15:00-16:00 sularında!" "Neler söylüyorsunuz Fuat Bey?" "Bakın. iki hayat arkadaşı." [Dit dit dit dınııt . Fakat ben. Sonunda. İrfan Bey "Kulak.. Ezel Bey.. kan iki kulaktan birden şorladı. Şazeliyye Şeyhi Oruç Bey bana dönerek ayağa kalktı ve sesi yüzümde şimşek gibi sakladı: "YARIN!" Telefonda nakavt Elope Hotel'e kadar doping testinden kaçan bir at gibi koştum. önce nefesini düzenle" der. kafamın. Bir türlü telaffuz edemediğim. Ezel Bey. Evet. sakin olun. gövdemin içinde dönüp duran soru şuydu: "Bütün bunlar ne zaman oldu?! Bütün bunlar ne zaman oldu?! Bütün bunlar ne zaman oldu?!. imparatorluk orduları birbirini kesip biçiyor ya da balinaları mızraklıyorlardı sanki. uluslararası ilişkilerle gönül ilişkilerini harman edeceksiniz. Lobide pusuya yatmış olan otel sahibi "Hint Zengini" Gamaka Moyi. Hint Okyanusu vişne reçeli kazanı gibi kıpkırmızı kaynıyordu. bayramlık ağzını açıp düğünlük tngilizcesiyle sordu: "Teklifimi düşündünüz mü Bay Fu?" "Derhal telefon etmeliyim Bay Moyi!" Bakanlığın numarasını çevirdim. koridorda karşıma çıkıp polis rozeti gibi yüzüme tutuyor Nanda'nın fotoğrafını: "Rica ederim ona dikkatli bakın!.dit dit dit dıııııt . En azından Heyet'e durumu açıklayın.

şoför de üniformalı ve yedi başlı bir ejderhaya dönüşmüştü. kulakları arasına kolye gibi dizilmişti. Ülkenizde nüfus mu fazla. Pilot göstergeleri yumrukluyordu! Tayyaremizin vidaları gevşemişti. "Adım. Konuyu değiştirdim: "Biraz hızlı sürebilir misiniz?" "Bu yolda hız limiti saatte 50 mil efendim. işte.Nanda'yla görüşmeden yola koyulacaktım. ikisi de maden işçilerini andırıyordu." "Ah. Ankara yolcularıyla dolu uçak havalanıyor. Derhal kabul ettim. Aşka resmen destek veren bir bakanlık bizimki. Bir kargo uçağı için fazla küçüktü. nereden geldiğini bilmeyendir. Bir Çin darbımeselidir: "Yerin kulağı varsa. işitme engelli kraliçeler bile duydu?" Konuyu iyi bildiğim bir alana çektim: "Eski bir Çin atasözü ne der ahbap." "Yapmayın lütfen. arabasında sessizlik istemiyordu: "Ne iş yapıyorsunuz?" "Basın müşaviriyim. Pamuk şekeri ve pişmaniyeden yapılmış gibi saçaklı. siyah. [LINYUTANG] Bir elimde kibrit kutusu kadar bavulum.. ben de Cemal Süreya. neden seks bakanlığı var?" Arabadan atlamamak için kendimi zor tutuyordum: "Halkımız çok romantiktir. Lafı yokuşa sürdüm: "Ne dediniz?" "Hangi bakanlıkta çalıştığınızı sordum efendim?" "Gönül işleri Bakanlığı.. Üstelik. Yahudi'ymiş. fakat lavabo beyazı dişleri.." "Öyle mi? Hiç duymamıştım. Arkalarından kahveyi döküyorum.. Bindiğim taksi Güney Afrika Cumhuriyeti bayrağının renklerine boyanmıştı: Kırmızı. demir kuş. "Takma kafana ahbap." deyip el sallayarak kendimi dışarı attım. Ne taşıyordu acaba? Cüceler için fincan mı? Bu kanatlı. Vay canına! Bu besbelli Bay Moyi'nin işiydi. 350 verdim. kızı için seçtiği bir Türk'ten söz ediyor herkes. Elindeki işe ara verip bana açık yeşil bir içecek ikram ediyor. komisyonunu alıp toz oldu. arada bir tokatladığı direksiyonu tutmadan kullanıyor arabayı. Bakanlık Heyeti'ndeydi. değil mi?" Karşılık vermedim. Öteki. Çenesini yargıç tokmağı gibi kaldırıp beni işaret ederek sordu: "Kim bu çocuk. Cuma namazını Kocatepe Camii'nde kılmam işten değildi. Odamda fazla oyalanmadım. Benimle bir daha asla görüşmeyeceğini bildiği ve galiba cahilin teki olduğumu düşündüğü için. O da bana. kemikleri aynı kalır. mayhoş. nerede?" "Bir bakanlıkta. AİDS mi yaygın. Şoför. pembe. Dick?" Lafa karışıp "Fuat Atıf Tufa" dedim. görüyorsunuz ya?" "Bay Moyi'nin. diğerinde kibrit suyu gibi bir kahve. "Memnun oldum Allan. Fakat işe yaramadı. değil. böyle bir şey mümkün değildi. bir gecekonduydu sanki. Pilot. kendini ünlü yazarın adaşı ilan etmişti. size iki villa ve bir düzine otomobil vereceğini. İyi fikir. kamuyu da bilgilendirmişti. Pilotun yaşı. Bir tek kafadan ve ağızdan bu kadar çok soru art arda çıkamazdı. sarılmak ister gibi kollarını açtı pilot. Adımı. "Ne demek bu?" "Eski bir Çin atasözü. tahminen ellibeşti. "ülkemdeki herkes bana kısaca 'Fu' der. Uçakta yer yokmuş. merak ettim. ilk Ankara seferi otuzaltı saat sonraymış! Halbuki otel resepsiyonunu aramış." "Biraz kafam karıştı" dedi... Uçağı görünce fikrim değişti: Kocatepe Camii'nde cenaze namazım kılınabilirdi. Heyet'in katledilmesine izin verme. Dick'in ihtiyar versiyonu." "İkisi de aynı şey değil mi efendim?" "Hayır dostum. Dönüp baktım. görevli kızdan havaalanının telefonunu istemiştim. normal şartlarda asla 6 . Bir iki saat içinde vize alamazlardı." Yükümüzün postal olduğunu öğrenince biraz şaşırdım. Yüzüm buruşuyor.." "Hangi ülkedensiniz peki?" "Türkiye. Pilot birden üstümü aramaya başladı. Bay Moyi içeriye sızabilirdi. lunapark oyuncakları gibi cafcaflı taksilere yöneldim. adıma bir bilet ayırtabileceğim.." "Turist misiniz?" "Yo. Bundan sonra ben de biriyle tanıştığım zaman ilk iş üstünü arayacağım. seyyahım. uçağın merdivenlerinden ağır ağır inip yanımıza geldi. Saat 17:30 olmuştu. Uçakta." Anlaşılan kaynatam olmak için can atan Bay Moyi." "Ne?!" Adam öyle bir güldü ki. Tel-Aviv'de akrabaları falan varmış. kartları kader karıştırır. Bay Moyi sizi boşuna beğenmemiş! Ne bakanlığı?" Taksi bir sorgu odasına. pilotun karısıyla yan yana oturuyordum. Uçağa binmemi engellemek için belki de bütün biletleri satın almıştı?. beyaz." "Haydi. Otelin bahçe kapısının karşısında dizilmiş. sarı. Çantamı Dick didik didik aradı. Pilot. mavi. israil ordusuna askerî bot taşımak. Hayır. Birbirlerine çok benziyorlardı. hesabı nakit olarak ödedim. "Benim de. partal bir kartal. Koltuğunda ahtapot gibi yüzüyor mübarek. Uçan halı üzerine inşa edilmiş bir köpek kulübesi.. Ezel Zelzele'ye izan ihsan eyle. dilim damağımda saklıyor: "Nedir bu?" "Çakal eriği likörü. tonton bir kadındı. Odamın anahtarlarını resepsiyona teslim ettim." Eğer yolcu uçağına binebilseydim. harika. az kalsın arabanın kaportası yamulacaktı: "Bir tür seks bakanlığı mı bu?" "Bilmiyorum.. taklit etmek özgünlüktür.. Havaalanında beni avlayan adam ise otuzbeşinde filandı. Edgar Poe" deyip neşeyle elini uzattı. Hemen harekete geçersek. sen de oynarsın" dedi bir ses. yedek yolcu listesine kaydettirdim. nereye gittiğini bilmeyendir. uçağınızın kalkmasına neredeyse üç saat var." Adam bana Tel-Aviv'e kadar bir kargo uçağıyla gitmek isteyip istemediğimi sordu." "Bay Moyi'nin size Nanda'nın yanında vereceği hediyeleri romantiklikten mi reddettiniz?" "Neden bahsettiğinizi anlamıyorum?" Aklım. bilir misin?" "Nerden bileyim?" "Ejderi boyasan da derisini boyarsın." "Yoksa siz. Bizim ihtiyarlara bir şey olmasın diye içimden dua ediyordum: "Allah'ım rüyamda gördüklerim orada kalsın n'olur. yeşil. ihtiyar katırı ürkütmesem iyi olacaktı." "Fazla vaktimiz yok" deyip. 'Oteldeki Türk' müsünüz?" "Artık taksideyim." Minyatür bir bavuldan ibaret olan yükümü kapıp çıktım." 30 Yirmi yıl sonra doğan ikiz kardeş iyi seyyah. mükemmel seyyah. sağdaki camdan dışarıyı seyre koyuldum. Siyahi şoförler palmiye gölgelerine çömelmiş kara kara düşünüyorlardı. Hapishane hastanesinde ameliyata alınan bir idam mahkumu gibi dehşet içindeydim. bir an sizi o sandım. Sonunda havalandık. kapıların da gözü vardır.." Ben de kollarımı açtım. Civardakilere "Elveda!. 400 dolar istediler. beyaz. İçiyorum. Kafa karışıklığı sık görülen bir şeydir. Sualtı aksanıyla: "Ne tarafa bayım?" "Havaalanına. karnında ikiyüzelli kişiyle Anadolu'ya doğru uçmaya başladı bile.. Şoför. Dick de pilotun yirmi sene sonra doğmuş ikizi gibiydi.." "Vay canına. oniki saat sonra Ankara'ya varırdım. Bütün mesele duygularla ilgili. 37. Eski Çin'de bir söz vardır: "Yabancı topraklarda.

kadın. çorap için kullanılan renkler. tam otuzüç kişi. Stockholm sendromuna yakalanan Ören Bayan.. Ne de olsa güney yarımküreden kuzey yarımküreye uçuyorduk. bekçiler. yüzlerindeki kar maskeleri bir tebessüm kalıbı. Garsonlar. bellboylar. Bay Fu ile Nanda biraraya hiç gelemediler. Yeğenler." Rica: "Pankartları indirin lütfen.. Lütfen sakin olunuz. abartmayayım. Elope Hotel'in resepsiyonunda part-time çalışıyorum. Nanda harika bir kızdır. kulağıma eğilerekten "Bunu yaptığım için özür dilerim dostum. çiçeği burnunda bir rehineydim. Lalita Lal. Beni Tel-Aviv'e getiren pilot ile Yahudi karısı hallerinden memnun görünüyorlardı. İlk karşılaşmada aranmaya alışmalıydım belki de? Bu aramalar sırasında. Boş bir kafa.bulaşmayacağım bir işti. Flaşlar patladı. belki Nanda daha çok hak ediyor: "O. Sonra uçağın pencerelerine Filistin bayrakları asıp pankartlar gerdiler: "Masum insanlarla dolu israil zindanları boşaltılsın!". tabancaları. Adım.. şarkıcılar. Çok üzgünüz. ingiliz diplomatların bulunduğu uçağı zapt etmişlerdi. Korsanlar. Öğlen olmuştu. Yüzmeye. Soru: "Rehinelerin durumu nasıl?" Cevap: "Hapsettiğiniz Filistinlilerden iyi durumdalar. Eğer bu doğruysa. Bir keresinde benim de başıma gelmişti. Teşekkürler. biliyorum. Nanda'nın Bay Fu'yu sırf beyaz tenli bir dindaşı olduğu için sevebileceğinden. pilotun karısı elinde şişler. İstediği asıl şey. rehberler.." Bir iki saniye düşündü ve İngiliz pasaportu taşıyan tüm personeli ilk uçakla Ankara'ya tatile göndermeye karar verdi. Kontrol kulesinden gelen uyarılara rağmen. "sadece kameralara poz vermek için. Adam potinlerini çıkarıp çorapları oracıkta giyiverdi.. laf aramızda. o kadar güzelim ki. uçakta Bay Fu'ya yer bırakmamaktı. bir an önce havaalanına gitmemizi buyurdu! Ankara'da bir iki gün kalabilir ya da gider gitmez geri dönebilirdik. önümüz kıştı. Uçağın 150 metre kadar ötesinde kurulan uzun barikatın arkasında siper alan muhabirler. herkes beni hostes sanıyor. Yapmadım. Nanda'nın da onun fotoğraflarını görmeye hakkı olduğunu düşündüm.. Bay Moyi'ye durumu bildiriyordum. cüzdanları." Biz Hintliler. sigaraları. Kime niyet. Kayboluş seferi [Lalita Lal] Turistler dünyayı ele geçirdi! [KURUSH KUMAR. Dört saatlik. Militanlardan biri sevecen bir jestle beni yanına çağırdı. Kalkıp gittim. bilet alıp almadığını sordu. Zamanımın. kendisine haber vermemizi emretmişti. Uçak böyle yavaş giderse. rehinelere hostesler gibi gülümseyerek tatlı sözler söylüyorlardı: "Sizinle. Şubat'ın 25'iydi. Flaşlar patladı." Flaşlar patladı. adam arkadan bir eliyle boynumu kavrıyor. hiçbir ordunun kılık kıyafet nizamnamesine uymayacak çeşitlilikteydi. Bay Fu'nun otelden her çıkışında. "Beyefendi. birkaç saat sonra Ankara sakinlerinin ayaklarını yerden keseceğim. Çünkü kulaklarımıza inanamıyoruz." Ret: "Ne yani.. pek hoş bir duygu değil. kalemleri. "Hayır" dedim "henüz değil. büyükannesini ziyarete gitmişti. Cevap vermedim. "Bu uçak israil hapishanelerine benzesin istemiyoruz. bodyguardlar. Sağolun. boşta kalan örgü şişlerini almışlardı. masörler. Telefon edip "Bay Fu ülkesine dönüyor" dediğimde. şimdi de ingiliz diplomatlarla aynı saftaydım. Hayattan derin bir nefes çektim. ecelin şifası olmadığını bilir. Kimsenin canı yanmayacak." Nükte: "Bunu derhal bir bez afişe yazın. Nanda annesiyle birlikte Bombay'a. inanın bana. aşçılar. objektiflerini bize doğrultmuşlardı. Adamın kılına zarar vermeden kellesini uçurmak Aksilikler. bir ameliyathane koridoru gibiydi. çalgıcılar.. belki torunların ayakları üşümesin. istediklerinizi alacaksınız. "Bu adamlar kellemizi uçursalar bile. böyle tatsız bir vesileyle tanışmak istemezdik. Tamam. Onbeş dakika içinde İsrail askerleri ile 'bizimkiler' arasında pazarlık başladı. Eleman. Olmaz olsundu.. şoförler. kılımıza zarar vermezler" düşüncesindeydiler sanırım. kaybolmaya yollandık! Şu anda uçaktayız. eşikte durdum. Arkamdaki centilmenden anında kurtulup aşağı atlayabilirdim. Besbelli çocuklar içindi." Vaat: "Konuşarak halledebiliriz. Bu arada. hakkında hiçbir şey bilmediğimiz Türkiye'nin. tesadüflerin de takviyesiyle felaket katına yükseldi. makineli tüfeklerin namlularıyla karşılaştık. Bay Moyi kadar emin değildim doğrusu. Onun yerine "Estağfurullah.. hava korsanlarıyla israilli subaylar arasındaki atışma uzadıkça uzadı. Maksadımız sizleri incitmek değil. Her şey yoluna girecek. Filistin İntikam Tugayı'na mensup olduklarını söyleyen bir grup hava korsanının eline düştük. örgü örüyordu. nereye giderse gitsin. Bir an önce harekete geçmeliydim. saatleri. barmenler. Ertesi gün fotoğrafım Newsweek’in kapağındaydı. Kadın bir çift çorap örmüştü. temizlikçiler. Önce İsrail askerlerine bot taşımıştım. Olanlara inanamıyordum. Militanlar. gecikmeye ayırabileceğim kısmını kullanmıştım. "Yanlış anlamayın" dedi. Ya siz?". Patronum. ellerindeki otomatik silahlar iyilik perisinin sihirli değneği gibi görünüyordu gözüme. israil ordusundaki bütün askerlere çorap örebilirdi. Uçağın kapısını açtılar.. adını ilk defa duyduğumuz başkentine. göz nuru çorapları militanlardan birine hediye etti. toplayarak bez torbalara doldurdular. el çantalarını. Kudurmuş yamyamların çiğköfte partisi 7 .." Kar maskesinin ortasındaki mahcup gözlere baktım: "Kurşunları boşaltırsanız. neden olmasın?" "Ah. Halbuki. uçağımız öksürüklü bir akbaba gibi sarsılı sarsık alçaldı ve yere çarpıp sürüklenerek Boeing 767'nin kanadının altına girdi. Çünkü. bari boş konuşmayalım" demekle yetindim." Laf lafı açtı. Güney Afrika'nın Angelina Jolie'ye cevabıdır. çakmakları. Hayat harbiden tuhaftı. elbette" derken belindeki tabancayı çekip şarjörü çıkardı.. alışverişe. derhal biletleri ayırtıp. Herkes görsün.. Uçağa binen elemanların her birine tam maaş ikramiye vaat etti. Nişanlıma sorarsanız. diğeriyle silahın namlusunu şakağıma sürtüyordu. bazen neşeyi aşk zannederiz. Nişanlımın benim için söylediği şu sözü. Kapılar açıldığında. Bizim iş defileden pek farklı değil. sizce sakıncası yoksa." Öylesine kibardılar ki. şimdilik. kuaförler. Cinai Kinayeler] Bay Fu'nun başına bu çorabı Bay Moyi ördü. Çorapmış. kafanıza silah dayayabilir miyim? Samuray. herkesin tek tek üzerini arayıp cep telefonlarını.. Militanlardan üçü. bahçıvanlar. Havaalanı. görelim. gezmeye. Allah sonumu hayreylesindi.. dansözler. Bizi apartopar Boeing 767'ye. Yardımcı olduğunuz için minnettarız. Yine de Bay Fu'nun gizlice birkaç fotoğrafını çektim. boş bir silah.. rehinelerin arasına naklettiler. Çok naziksiniz. Onbeş saat süren yolculuktan sonra vardığımız Tel-Aviv'in dumanlı göğünde bizim külüstür tayyare irtifa kaybediyordu. kime kısmet. nereye gitsem orada yerçekimi ortadan kalkıyor. takvim yaprağını gün bitmeden mi koparalım? Unutun bunu..

Hayrete düşmüş gibi bir hali var. Sağ salim geri dönmesi enikonu sürpriz olmuştu. Ber HavayoUarı'na ait kiralık bir uçakla göğe yükseldim. rüzgarın uğultusuna kulak vermeyi. Gazeteciler. Besbelli. Siyami Bey'in alnında bordo bir delik. Dışarıda. bağrışmalar. telsiz cızırtıları. artık sakinleşmiş. Müslüman olduğumu daha önce söylemediğim için sitem bile ettiler.. saçılmış ezik et kırıntıları ve milyonlarca kan lekesi parlıyordu. Bağırsaklar dökülmüş. göğsüme balyoz yemiş gibi sarsıldım. Karnında kocaman bir gedik vardı. kapattım. kırıntılar halinde yağıyor. Midem. Sarı Vosvos'umla Ankara'yı bir uçtan bir uca yüzerek geçtim. Arkasında da fotoğrafçısı. helikopter patırtıları birbirine karışıyordu. Altmışüç yaşında. artık vişneçürüğü. Ölümün buharı. kırkıncı kez Hacca giderken çok ümitliydi. melekleri ağırlayan bir ermişin tebessümü. gökyüzünün hareketlerini tartmayı. Üç dört parmağı kopmuş. nefes almayı. cesetlerin üzerini örtmekle meşguldü. Polis arabalarının. Aldırmadım. dilini. Etraftakilere belli etmeden. Dalyan Efendi'nin başı. Hesabıma göre. Kurşun delikleriyle kalbura dönmüş beyaz duvarlarda. hal hatır soran. Eşikten içeri bakınca. Ayakta durmayı. köpekbalığı kaynıyor.. Bakanlık Heyeti ise yirmidört haftadır faaliyet gösteriyordu. cesetlerini takozla ezdikten sonra çekme halatvyla bağlayarak bir dağın tepesinden çığ gibi yuvarlamak iyi olurdu. Buna karşılık Rahip Moju Ming'den Javaca-Do felsefesini ve dövüş sanatı tahsil etmiştim.. Bu şehir. bir güvercin gibi tabiatla uyum içinde kendi hayatımı çekip çevirmeyi bellediğimi sanıyordum. silbaştan öğrenmiştim. "kaderi duyumsamak"tan söz ediyordu. Bir polis helikopterinin etrafını dolanırken Ezel Zelzele'yle burun buruna geliyoruz. tüm düşmanlarının cesetlerinin yüzdüğünü görürsün" dermiş. Örtülerden birinin altından görünen. Tabanları yağlıyorum. susmayı. bacakları isabet almıştı. Delik deşik cesetler hâlâ tazeydi. Her şeye hayret ederdi. cesedinizin düşmanın yüzüne bakmasına dikkat edin. Bakanlık Heyeti'nden feyiz almıştım. fren çığlıkları. takoz ve çekme halatı bulundurmaları istendi. gözlerini kapatıyorlardı. Yüzünün bir kitaba gömülü olduğunu fark edince doğrusu şaşırmadım. bir bambu ağacı gibi. İkizini idam eden bir cellat gibi. Polisler. Feridun Bey ona sık sık "Sen ne biçim Bektaşi'sin arkadaş. ambulansların oluşturduğu çarpık koridorlardan sendeleyerek geçtim. ciğerler kanlı püreler halinde dağılmıştı. Konsantre olmayı. Sakalları kızıla kesmişti. Sirenler. Anlaşılan suratını elleriyle korumaya çalışmış. feleğin çemberine sıkışıp kalmışsın?" derdi. kolları iki yana açık. Dünyaya az önce gelmiş gibiydi hep. Günlerdir otoparkta bekleyen sarı Vosvos'uma atlayıp gaza bastım. kanla dolu bir çukur. Gönül İşleri Bakanlığı. Halilullah Efendi'nin bir kulağından girip ötekinden çıkmıştı. Kalabalık.. ikramda bulunan biriydi. düşmemişti demek. Çıktığımı fark eden bir kadın muhabir. Mermi.. tımarhane mutfağında pişmiş akrep zehiri reçeliyle doluydu sanki. kanımın damarlarımda pıhtılaştığını hissediyordum.. cinayetin dumanıyla sarmalanarak yükseliyordu. hayatının şampanya dönemini çoktan geride bırakıp ıhlamur evresine ulaşmış bir kadının sesi beni uyarıyor: "Sürücülerin zincir. Oruç Bey toplantı masasına kapaklanmış. [SHANC SHOU.. Arkadan giren kurşunlar. Sol elimin parmaklarını bükerek çenesinin altına kenetliyorum. kanatlarından kan sızan kitabı usulca çekip paltomun içinden koltuğuma sıkıştırırken kapağa göz ucuyla baktım: İdris Shah Tales of Dervishes.. 233-297] Adrenalin sarhoşu olmuştum. Bakanlık Heyeti'nin tüm azaları öldürülmüştü! O nur yüzlü. Geç kalmıştım. kıyametten sağ kurtulmuş bir deli gibi ağlıyordum. sanırım Mazhar Baba'ya aitti. Çok feci. Besbelli göğsünü yatay olarak biçen kurşunlara da "Safalar getirdiniz" anlamında gülümsemişti." Saat 13:00 sularında Filistinli militanlar beni serbest bıraktılar. İslam Tarihi Uzmanı İrfan Bey haklıydı: Kurşunlar. aksakallı ihtiyarlar kıpkızıl bir bataklığa fırlatılmıştı. * it * Bakanlık binasının önü mahşer meydanı gibiydi. Mermiler çenesini. oturmayı.Katliam. yapış yapıştı. bir şehri boyamanın en kötü yöntemidir. Fî tarihinde. Ayaklarını yerden kesecek şekilde kaldırdıktan sonra sağ avucumun bileğimle birleşen kısmıyla göğsüne sert bir darbe indiriyorum! Bakanlığımızın özel kalem müdürü havalanıyor ve ertesi günkü Hürriyet gazetesinin manşetine konuyor. gülümsemeyi. Rüyamda sol gözünden vurulduğunu söylemişti. başının arkasından saplanmış olmalı. Çinli bilgeler "Nehrin kıyısında sabırla beklersen. Kudurmuş yamyamların çiğköfte partisi henüz sona ermiş gibiydi. Birkaç televizyon muhabiri arkamdan seslendi. durulmuş olmam gerekirdi. Uzun süre ayakta kalmış. beyinler akmış. Acil servis elemanları sedyelerle salona girdiler. uslanmış. Boynunun sağ yarısı bir canavar tarafından ısırılmış gibi yırtıktı. Hazin vazife başlıyordu.. Bembeyaz takkesi. Ulvi Efendi'nin yüzünde. "Hepimiz Osmanlı torunuyuz" filan deyip boynuma sarıldılar. yolunmuş kırmızı güller gibi. Onu son yolculuğuna uğurladığımız duygusuna kapılmış ve kendi cenaze merasimini özenle. elinde mikro-teyple bana doğru koşuyor.. Şeytanın kuaförü gibi. Feridun Bey'in elleri. bitmeyen bir tıraşa başladılar. Hafız Behzat Efendi belinden vurulmuş olmalı. işaretparmağı kalkık gevşek yumruk. Ebediyetin Faydalan] Bir zamanlar Çin'de şöyle denirmiş: "Savaşta öldürülürseniz. buyur eden. Ankara'daki İsrail Büyükelçiliği'nden gelen bir onay mesajı sayesinde yakamı kurtardım. Giysisinde kızıl çizgiler oluşmuştu. Kapıdaki polislere kimliğimi gösterip içeri girdim. Koşarak toplantı salonuna vardım. Ezel Zelzele kalorifer kazanma kilitlenmiş bir bostan korkuluğu gibi dile geliyor: "Hepsi ölmüş mü?" 40 Ona.. Polisler bile ayakuçlarma basıyor. Gençliğimin üç senesini Tibet'teki bir manastıra bağışlamıştım. Kader hem zamana 8 . Bakanlık binasının merdivenlerinden cehennemin bodrum katma iniyorum. kendi dışkısını yiyen uyuz bir domuzun kusmuğuna nasıl bakılırsa öyle bakıyorum. Her zaman selam veren. Seyyah Sadık Bey. sahip olduğu ve sahip olduğunu sandığı. İsrail polisine laf anlatana kadar canım çıktı. dişlerini paramparça etmişti. şeytan görmüş bir keçi yavrusu gibi. [ZHANG ZAI. Türk hükümetinin resmî görevlisi olduğuma inanmak istemiyorlardı." Bakanlık Heyeti'ni katleden yedi kişiyi zincirle döve döve öldürüp. Hatip Halilullah Efendi'nin gözleri açıktı. Yerler vıcık vıcık. Ankara'yı yüzerek geçmek Herkesin üç kişiliği vardın Ortaya çıkardığı. fakat yanılıyordu. yürümeyi. yedi ay önce kurulmuştu. Zıpkın yemiş gibi birden duruyorum.. Sonunda. nehri de taşırmıştı. Dalyan Efendi. Üstat Selman Elma'nın kalbinin üzerinde yumruk kadar. ruhunu Kabe'de teslim etmek istediğini söylerdi hep. gövdesi. Gönül İşleri Bakanı Mithat Hattat'ı çembere almışlar. samimiyetle tasarlayan Sadık Bey'in ardından gözyaşı dökmüştük.. Dünden kalma bayat bir kar. Kafamın içinde dönen binlerce pervane duruyor.. Radyonun düğmesini çevirdim.. önde kova ağzı büyüklüğünde bir delik açılmasına ve iç organların dağılmasına sebep olmuş. Nehre indiğim anda sabrım taşmış. dinlenmeyi. elleriyle ağızlarını. Bu kısacık sürede. 974-1079. koşuşturan görevlilerin ayak sesleri. çimento fabrikası bacasından çıkmış gibi pis bir gökyüzü.

biz de meclise girdik. Sizi temin ederim. boğazına dayanmış paslı bir bıçak. Program.. devlet işleri. Sözlerine niye inanasınız? Kitabın son sayfasında olduğunuzu varsayamaz mısınız? Ha? SON Hâlâ okuyorsunuz demek..] gibi. hayvanat bahçelerine önceden rezervasyon yaptırarak ücretsiz gidebiliyorsunuz. iradenin forsunu aşan bir imkan vardı ki. Zaten birkaç paragraf sonra işim bitecek. Sıranız gelince mülakata çağrılıyorsunuz. Sonra. hayatı bir skandal silsilesi gibi algılamamıza neden oluyor. sinemalara. Son genel seçimlerde tek başına iktidara geldik. ümit ile korku. dişe diş Tam da Kitap'ta yazdığı gibi Takipten asla cayma Ve sakın ha unutma Masadaki hiçbir herifin tipini. vapurlara. insanın en ince ve en keskin ayrımları temsil eden sınırda hareket etmesi demekti. eylemlerimizin anlamını tehlikeye sokar" derdi. otomobil. Sonra da adresinize sarı bir zarf postalanıyor. Siyaset. işte bu kahvaltı çayına tost banan angut bakan olunca. Buna mukabil.. Samimiyetimizin fark edilmesinin bir mükafat niteliği taşıdığı aşikar. An geliyor. Toplu taşıma araçlarına. tekerleğin icadından önce üretilmiş sanki. İçinde bir karga iskeleti taşıyor. ödül ile ceza. Değerli vaktinizi daha fazla boşa harcamayın.. Cennet ile Cehennem arasındaydık. Diyelim siz birine âşık oldunuz. Din işleri. nefsimize. Tibet'te Moju Ming'in dizi dibindeyken de.Tasavvuf bir savunma sanatıdır. savunma sanatlarının kalbinde gizlidir. avantajlar sunuyor. Fakat bu öyle bir mükafat ki. sevdiğiniz kişinin adını beyan ediyor. Dağılması an meselesi. cesaretle bulunur. eğer sevdiğiniz kişi sizi seçer ve onun aşkı da bakanlıkça onaylanırsa. Ondokuz ay önce kuruldu.. Tom Waits. Araba. eğitim. Üç husus. Atın gitsin. Şöyle diyordu: "Her şeyin başı aşk. teslimiyette. gönül işleri hep birbirine karıştı. olay gerçekleşmeden veriyor! Yakarı değirmeni gibi. Kader mekanizmasını çözmek imkansız. Dahası.Hakikat akılla değil. basireti kördüğüm olmuş biriyim. insanı bir fiyasko figüranı. yuvasına şofben takılmış bir leyleğin şaşkınlığı var. vicdanımıza. 9 . onu evinizin bahçe kapısında görmek istemezsiniz. prosedür. Ben kurucu üyelerdenim. lanete dönüşmesi işten değil. Bu kartla.. aptallar zinde olur. Otluyor. zihnimize. Fu Bey. Aşkınız resmen tasdik edildiği takdirde zarfta plastik bir dijital kart buluyorsunuz: AŞKart. ankesörlü telefonları bedava kullanabiliyorsunuz. 3. Radyonun sesini açıyorum. hacıları.. Babaannesinin gardırobundan giyiniyor: Yanmış mukavvadan bir ceket. fanilik fikri. [HONG HUA HUI. Çöl Tarzan'ı. Yazıktır. onu ancak terbiyeden sonra gelen olgunluk sayesinde kavrayabilirdik. Bitmiyor.. metroya para ödemeden binebiliyorsunuz. kendini sadrazamın sol t. yatırım ve tüketim kredileri veriliyor. iletişim bilgilerinizi. Çünkü kibirli. dili ceviz yaprağı. Tarım Ve Köy İşleri ya da Orman Bakanlığı'nı gözüme kestirmiştim. Göğsümde barut macunu gibi bir öfke kabarıyor. Her neyse. Kar ön camı kapatıyor. Bakanlık Heyeti'nden seçtiğiniz bir üye ile görüşüyorsunuz. mahremiyetle mukayyet olsa gerek. arka koltukta mikrofona eğilmiş Black Wings şarkısını söylüyor. İki cihanda yüzünüz gülsün" notu. ilahiyatçıları. Ön cam. hem de bizzat bizim ruhumuza. Başbakanın kartvizitiyle dişlerini karıştırıyor. Samimiyet. dervişleri. Suratı mantar ağacı. kara haberi. n'olursunuz Bakanlık Heyeti'ni koruyun. Gezegenimizin onsuz da dönebileceğine inanmıyor. hocaları bakanlığın başına sardı. İnsan. düğün masraflarının önemli bir kısmı peşin olarak karşılanıyor. üzerine de vesikalık fotoğrafınızı yapıştırıyorsunuz. doğru ile yanlış. Fu denilen bu uğursuz zibidinin anlattıkları baştan sona zırva. Siz bana bakmayın. Burnu öyle havada ki. Devlet orkestrasının konserleri için de aynı şey geçerli. Mithat Hattat bakan oldu. Tom Waits'in ağzı kulağıma yaklaşıyor: Göze göz alacaksın. her hapşırışında şapkası başından uçuyor. Başkanımız Bekir G. sağlık. devletimizi de güçlendirecek olan aşktır. Her ikisi de AŞKart'lı çiftlere faizsiz konut. parktaki at heykelini dört nala sürmekten daha zor. PAP.. bekarlığının yirmidokuzuncu yılında. sanat. ancak aşkla işler. uçak yolculukları. Çok ciddiyim. içinden "Bakanlığımız aşkınızı maalesef onaylamamıştır" yazılı bir kağıt çıkıyor. ekonomi. gönlümüze. göz gibi açılıp kapanıyor.. Moju Ming "Ebediyet. AŞKart sahiplerine dikkate değer indirimler... İnanmak. Dokuz Canlı Bitki] Elinizdeki kitabı okumaya devam etmeyin. belediye otobüslerine. Ya da içimizi derin bir şükran duygusu ve yaşama sevinci kaplıyor. lafı hep aynı yere getirmişti: "Ezel Bey. Tam bir skandal. Ne de olsa ziraat mühendisiyim. Ted Bundy [ABD'li seri katil. Vejetaryenmiş. Gönül İşleri Bakanlığı'nda görevlendirilmeyi ummuyordum. Sayın bakan ellibeş yaşında. hayırla tamamına erdirsin. Bakanlığın hazırladığı matbu bir form doldurarak kimlik bilgilerinizi. yirmiiki kişilik bir heyet tayin etti. Beyninin kayışı sıkışmış bir hödük. tam bilemiyorum. soğan kabuğu gömlek. evreni bir karambol kumkuması [çanağı]. Aptallar daima ömrünün baharındadır [Ezel Zelzele] Bu satırları yazarken bir elimde tabanca.." Dalga geçtiğini düşündüm. Artık bütün tembihleri unutmuş. bizim Ninja tosbağa da sarı Volkswagen kullanıyor: Hurda bir tost makinası. Devlet tiyatrolarına. meydanlarda ve medyada "İktidara gelince Gönül işleri Bakanlığı kuracağız" vaadinde bulundu.. Yuvalarımız gibi." Ve seçmen aşka geldi... İyi ile kötü.[tarihe ve an'a] ve mekana [uzaya ve vücudumuza] yayılan. meczupları. kapılarını teselliye kapatmış. Sizin namınıza üzüldüm. millî maçlara bilet gibi bonuslar kazanıyorsunuz. Çok acayip. ister istemez üstünü de çiziyor. Bakışlarında... Sanatoryum kaçkını gibi. Çekirge. Benden günah gitti. onu hareket ettirmek. kalbimi bir sırlar mezarlığı olarak düzenlememe imkan verecek işaretleri keşfetme yolunda yürüdüm. Millî Eğitim Bakanlığı ve Kültür Bakanlığı Yaymları'ndan kitap setleri.. fakat bilirsiniz. helal ile haram. 1899-1951. yani Performans ve Azim Partisi. Beni uygar kılan koşumları kemiriyorum. protokol umurumda değil. Bakanlıktan çıkarken Halilullah Efendi'nin gözlerini açık unutmuşum gibi bir hisse kapılıyorum. Ankara'da Bakanlık Heyeti ile birlikteyken de. Ayrıca birçok özel kuruluş. Bana sorarsanız. Bir siyasi parti. dünyanın öbür ucundan telefon edip. devlete ait müzelere.. günah ile sevap. bilincimize yani varlığımızı teşkil eden yoğunluk bölgesine odaklanan gerilimin adıydı. belli tatil beldelerinde geçirebilecekleri bir balayı finanse ediliyor. diğerinde kılıç tutuyorum. Ondaki siyaset yeteneğini görmek için mikroskop gerek.şağı sanıyor! Yeryüzünün fethini yeni tamamlamış kumandan gibi dolaşıyor bakanlıkta.. Feci şekilde sıska. Şeyhülislamlık görünümlü Gönül işleri Bakanlığı yedi aydır faaliyet gösteriyordu. Özellikle gençlerin oy kullanmaları ve bizi desteklemeleri için yoğun çaba sarf ettik. 1989'da idam edildi. Ya da "Allah mübarek etsin. fakat galiba hayatlarımızın biçimlenmesinde formüller kadar sırların da etkisi var. kendi samimiyetinin altını çizmeye kalkıştı mı. 'namahrem' bir elden alındığı takdirde. 2.Hakikat. zihnimde yer etmişti: 1. kravatı. 48 Herif o derece şomağızlı ki. Tarikat liderlerini.. silecekler açıyor. daima ömrünün baharındadır. trenlere. tramvaylara.

AŞKart'a layık görülmeyenler. Demek ki bakanlık üyeleri de aşkın sonsuza dek süreceğine pek ihtimal vermiyor. Heyettekiler doktor olsalar. İzdihamdan da öte bir şeydi. Haydutların. savaş da muallakta kalıyor. yerli ve yabancı basında sürekli bizim bakanlıktan bahsediliyordu. Maskeyi avuçlayıp bir hamlede suratından ayırıyorum.. Bu sayfayı sükunet harcıyla sıvamak istiyorum. italyanlar sokağa dökülmüş.. Buna bayılıyor.. kuyrukta tanışıp âşık olanlar. alelacele bir suçlu uydurup gebertmekten başka birşey düşünmediğimi fark ediyorum. ellerimi kaldırarak hafiften geri çekiliyorum. Aşk prosedürlerle... Matemin. Ufuk çepellenmişti. gövdemi yavaşça sağa döndürürken. kirli işlere bulaşmış tiplerdi. kiralık katiller tutup Heyet'in üstüne salmıştı... Olay yeri tetkikinde bulunan delilleri polisten temin edebilirim.. temkinlice gerileyip etrafa bakışlar fırlatıyor. Bektaşi Şeyhi Siyami Bey.kerim böyle aşkın ızdırabını!" diye bağırdığını söylemişti.. Fu. Gangsterler de aşk bayırından yuvarlanıyordu ve her yuvarlanışta olduğu gibi onların da canı acıyor. İhtiyarlık hakkındaki hüsnü kuruntum beni hataya sürüklememeli. Tabancayı bırakmadan suratına alelade bir yumruk indiriyorum. Artık herşey sona erdi. Otopsi raporlarından da bazı ipuçları yakalanabilir. polisler. bakanlığın arşiv dosyalarına girip. Ani bir kararla. AŞKart almaya hak kazananlar arasında Gıcırbey'in adına rastlayınca şaşakalmıştım. ekrandaki yüzlerine uzun uzadıya bakıyorum.. genci. yoksa Bakanlık Heyeti'ni katleden gruptan mı? İkinci şıkkı tercih ederim. bizzat profesyonel katildi. Çünkü bunu nasıl yapabileceğimden emin değilim. Müntekim Gıcırbey'i anlatmak için kelimeler yerine narkoz buharı kullanabilseydim isabet olurdu. Cüzdanları şişkindi. Hiperaktif moruklar. şiirler filan da bulunuyor. bileğini yakalayıp. pekala. bürokratlar. kabine üyelerinin de AŞKart alıp al [almayacakları tartışılıyordu. "Deli gibi seviyorum" diyen. yankesiciler. Bu vatandaşlar. üstü başı dağılıyordu." "Sözlerine dikket et. Böyle giderse. çalakalem kara çalma vesikası. Ne acıdır ki. Burnuma bir Smith&Wesson yapışıyor! Namlunun diğer ucunda vampir maskesi takmış bir adam. Bir adım atıyor. Alınyazım silikleşmişti. bayılanlar. Kadim Çinli savaşçılara göre. Bakanlık Heyeti'ni katletmek kimin işine yarardı ki? Heyet'ten. Kalp krizi geçirenler. AŞKart'ın sağlayacağı maddi kolaylıklara hiç de muhtaç değillerdi. Kahince fısıldıyor: "Geberreceksin geri zekkeliy!" İltifat ediyorum: "Çok içten konuşuyorsun. O halde neden bakanlığın onayını almak istemişlerdi? Herhalde sevdiklerini etkilemek için.. Rahip Moju Ming bir keresinde "Köpeğin ağzında fildişi bulamazsın" demişti. yazarlar. kederden başka hiçbir şey yetişmeyen uyuşuk karanlığına gömülmüştüm. Ya da.AŞKart'ınızı her üç yılda yenilemeniz gerekiyor. Tahir Fettah Çalapala ve Barbaros Boratav'ı yedeğe alıyorum. Acaba silahlı bir hırsız mı... Ve donup kalıyorum. birdenbire bahar gelen evimin ortasından bir dere akmaya başlıyor. kanadında piştov taşıyan akbabalar yok mu? Var. ben bir keçilim!" Holdeyiz. televizyonlarda Heyet'e ateş püskürülüyordu.. aysberge tırmanmaya çalışan kaplumbağalar kadar yavaştı.. Başbakan Çekirge ve Bakan Hattat başta olmak üzere. kuyruklarla bağdaşır mı? Asla. Dayanılır gibi değil. Bakanlığa gidip durumu öğrenmeliyim. ilk iş sigaraya başladım. dilenciler.. kavgaya tutuşanlar. münasip bir karanlık üretebilirim belki?. Kafasını devletin duvarlarına vurmuş. kimlik bilgilerinin ve aşka dair mesajlarının yer aldığı dandik bir mecmua. Size onu tanıtmakta geciktim. Neyim ben. Şahin Dehşet. evin içindeyiz. 49 Aldırışsızca emrediyor: "Erkeni dön. Güney Afrika'da gördüğüm rüyada. Menderes Kıya. katillerin liderinin "S. Seyyar satıcılar. Sigarayı söndürüp ayaklanıyorum. Heyet lağvedilsin diye gırtlak patlatıyorlardı. Elli yaşın üstündeki Şahin Dehşet. Tahir Fettah Çalapala. bakanlığa müracaat etti. Kalbimde kaynayan kezzap kazanından yükselen duman beynimi sarmış anlaşılan." Ayaklarım sabit. Portmantodan pardösümü alıp sırtıma geçiriyorum. PAP muhalifleri arasında Heyet'i kurşuna dizmeye kalkışacak kadar gözüdönmüş birileri olamazdı. Mülakat 10 . Şüphelendiğim adamların sayısı dokuzdu: Ekrem Eşkinli. yaşlısı milyonlarca insan. Al Politikacılar. Bilgisayardan... Kıracakmış gibi bastırıyorum. Hemen hepsinin poliste kaydı vardı.. Tabii ya! Güvenlik kameraları herşeyi kaydetmiştir!. Ardından. hamile kadınlara doğum için onbir ay sonrasına gün verilecekti yani. aşkı teyit edilmeyenlerin listesini inceledim. bakanlığın basın müşaviri. Sadece ikiyüzyetmişbir kişi. sakin olalım. AŞKart'la sevgililer ancak beleş mezara gireceklerdi.. akademisyenler. Bir de aylık bülten hazırlıyor: İlan-ı Aşk. Vampirden geriye bir akvaryum yılanı kalıyor. "Biz de gönül işleri bakanlığı istiyoruz" diye haykırıyorlardı. beni zımbalayıp başkalarına yetişecek belli ki. namluyu tutarak yukarı çeviriyorum. Barbaros Boratav. Volkan Revan. Bir saniye içinde sol elle üstten kavradığım kolunu sağ bileğimle önden geriye büküyorum. aşkı bakanlık tarafından onaylanmamış biri. "Pek değil" cevabı alınca avucunu yalayan ve belki de nevri dönenler. Bakanlık Heyeti'ndeki kaplumbağalar ters çevrildi. gagasında hançer.. Hikmet Mete Tetik. Hayati Tehlike ve Neşet Semi Neşter.. Komünist bir gerilla grubu? Daha neler. salondaki tek kişilik su yatağına ateş edince. Katliam." Düşman muğlak olunca. Muhtemelen. Kılıcını baston olarak kullanan Samuray Kılıcını baston olarak kullanan bir Samuray kadar bitkindim. yaraları ham olanlara şifa verir.. Derken." Herifin acelesi var. Salon kapısının iki kanadı da açık. besbelli kişisel bir hıncın sonucuydu. Galiba yanlış yerde sondaj yapıyordum. değerlendirme daha da ağır yapılıyordu. Bir yolunu bulup harf denilen şu lekeleri biteviye çoğaltsam. Kapıyı açıyorum.. Bu arada. İçinde birtakım romantik metinler.. Tavşan hızıyla çoğalan insanlara hizmet veren yirmiiki kişilik Bakanlık Heyeti. formalitelerle. Yabancı bir gizli servisin işi miydi? Hiç sanmam. Mülakata alındıkları halde. Yüzbinlerce form doldurulmuştu fakat günde beşon kişi mülakata alınıyor. bu Öztürk Serengil [1930-1999] şivesi de neyin nesi? "Tamam. Aşkı bakanlık tarafından onaylananların birer fotoğraflarının.. Silahlı vampir. Açıkça soruyorum: "İhtiyarlardan sonra sıra bende demek?" Hırçın bir hortlak hırıltısıyla "Keppe gegeni!" Hoppala. dedektif mi? Dokuz ismin yer aldığı listem aslında bir iftira taslağı. Senin emsallerin cennette gezer Sağır-dilsizler kongresi açılışındaki saygı duruşunun sessizliğine ihtiyacım var. Bir insanın ellisinden sonra galeyana gelip cinnet getireceğine ihtimal vermiyorum. televizyon muhabirleri. Basın bildirileri ve bakanın konuşmalarını yazıyor. Sağ ayağımla çelme takınca sırtüstü düşüyor. fikir değiştiriyorum. öldüresiye nefret edenler kimlerdi? Siyasi rakipler mi? Hayır. Bakanlık binası önünde kuyrukluyıldız büyüklüğünde kuyruklar oluştu. Koskoca Sofeafe'taki küçücük daireme varınca. Meraktan çatlayacağım. "intikam şarabı. sokak şarkıcıları. Zaten her gün gazetelerde. aşkına resmiyet kazandıramayan kimse. Artık başıma iyi veya kötü hiçbir şey gelmez duygusundaydım. Şebnem Şibumi adında bir kıza yakmış abayı. Hikmet Mete Tetik. Bu kitaptaki harf sayısı kadar insan toplandı.

"Asya Maya. kafasını öne doğru sallıyor. Birgün. elime. "Hayır. Çinli bir şairin de dediği gibi: "İnsan boş bir tüfektir ama bakarsın birgün patlar. Tebessümünü kimseden esirgemiyor. havalı saçlar. Derin bir nefes alıyor.. Mithat Mitos ["Kazulet"]. Benimle ağır çekimde tokalaşırken başını hafifçe eğerek selam veriyor. [The Message – Çağrı filminden] Gıcırbey'le lisede aynı sınıftaydık. Şebnem Şibumi "Hangi dinden ise ona" tapacaktı. Asya Maya'ya açılamadım. Bu meydana serilidir postumuz Çok şükür Allah'a gördük yarimiz Birgün kara toprak bürür üstümüz Çürütür ya şeker dilber çürütür." Bence bu komplo da Gıcırbey'in eseriydi. sınıftaki kırk kişinin hemen hepsini ayarlamıştık... Nuh Tufan. şairin [türkünün son kıtasının ilk mısraında geçen] adını soruyor. kabul etmedi. En arka sırada oturuyordu. Gıcırbey. Samet Samsa ["Forvet"].. Kuş kafesine tıkılmış köpek gibi hayıflanıyordum. Gıcırbey'e "Türkünün devamını sen söyle bakalım?" anlamında bir jest yapıyor. pembe bıyıklı bir vatandaştı. herkesle birlikte ben de dönüp baktım.. Matematik sınavı sonuçları açıklanırken.... Gıcırbey mırıldanıyor: Müntekim Gıcırbey. 5. Lider. Perişan değil.için de." Korkma ben varım Bir insanın yetişme tarzına en iyi ışık tutan şey. fizikten de 10 aldın" diyerek elimi uzatıyorum. Gıcırbey'e çengel atma fikri ondan çıktı. Simsiyah.. Görünmez Dünyaların Resimli Kitabı] Bizi gübre hoşafına çevirecek dört çift yumruk etrafımızı sarıverdi. hoca "Müntekim Gıcırbey.. Yedi kişilik gizli bir çetenin üyesiydim: 'Afili Filintalar'. onu ilk görüşümdü. Çekingen değil. Asya Maya'yı in the Name of the Father [Babam İçin] filmine götürmüştüm. Muhtemelen bu iş de Gıcırbey'in marifetiydi. Gözlerime. son mısrada da hem Pir Sultan'a hem de Reşat Bey'e özür beyanında bulunuyor. Ruhunun bir kısmını teslim etmiş. Ne var ki fikirleri tehlikeli. 1. su gibi akıp buharlaşmış. Gıcırbey'den "Nafile Filinta" diye bahsediyordu. gönlüm delidir. Gıcırbey ise. Gözlerini not defterinden ayırmayan Piton tısladı: "Müntekim Gıcırbeyon!" Büyük bir alkış koptu! O zaman bir ilk daha gerçekleşti.... [GOU GENG. Buna karşılık.. kimilerini tartaklıyor. Yumrukların ardında. "Tebrik ederim. Zamanla işler değişti. Okulun bahçesindeki Renault'suna atlayıp geri geri gittiğinde. Garip bir biçimde hocalar da ona ilişmiyorlardı. arabanın altına saklanmış bir şişme kadın ortaya çıkıp karşısına dikiliverdi! Paniğe kapılmıştı. Onunla boğuşuyordu. eğer benimle çıkarsan. kesilse başlar Şebnem'i sever de gerisin boşlar Bir Şebnem'den bin kovana bal işler Pir'im anlarsın ya. "Yârin bahçesine bir haydut" girecekti. Boş tüfek. onun gözlerindedir. daha yüksek sesle. hattâ komik geliyor. kavga ederken sergilediği davranışlardır. Dünyada. baygın gözler. 6. 5.. şimdi düşününce çok sempatik. geri kalanıyla vaziyeti idare ediyor sanki. "Adım Fuat." Gıcırbey'le yaptığımız provalar işe yaramadı.. merak kıymığı yok. 54 11 . Pir Sultan Abdal yerine kendi adını söylüyor. Reşat Bey de başka sual etmeden uğurluyor Gıcırbey'i. Gıcırbey'e bir numara çektik. aniden hayatına giren edepsiz kadını zapt etmeye çalıştı.4. kükre. belki de Gıcırbey'in koleksiyonuna aitti. Coğrafya derslerimize giren yağ tulumu. 10" deyince. Hemen arabadan inerek. Tuhaf olan şu ki. Derslerle ilgilenmiyordu. yâri görmek için ecelle çekişecek ve kelleler yuvarlanacaktı. ne de olsa o da bir insan" diye düşünmüştük. Devrisi gün bir pusula göndererek Afili Filintalar'a katılmasını önerdik. Sanki adı konulmamış bir virüsle boğuşuyordu. arkadaşlar Fu der. Biri bu dehşetengiz sahneyi gizlice fotoğraflamış ve basına sızdırmıştı. İmanımızı gevreten. Vay canına. Reşat Bey'in kucağında dile gelmiş bir ceviz ağacına benzeyen divan sazı. "Müntekim. "Belki de tırsıyordur. "Okullarda neler oluyordu? Öğretmenler delirmiş miydi? Böyle rezalet dünyanın neresinde görülmüştü?.. Şikayetçi değil. gördüğüm ilk ejderhayı senin için öldürürüm" diyorum. değil mi?" Bu basit. kadınsı tavırları olan." Biz. Kimseyle konuşmuyordu. Öğretmenler odasındaki dolaplarda bulunan ve skandala sebep olan porno dergileri. 5.. 5. Gıcırbey'in sırası yaklaştığında kollarımızı havaya kaldırdık. Postu meydana serip. Bu. onbeş sene. "Nasıl yani?" "İnleme Fu. Çünkü biz hocalara ültimatom çekiyor. Reşat Bey.. O zamanlar ürkütücü derecede ciddi görünen tavırları. îlk beş-altı hafta varlığını dahi fark etmemiştim. Bakışlarında hiçbir mânâ. Nafile Filinta Her şeyini paylaşıyor.. Sevdanın karası alnımda yazar Hilal kaşına Hak eylemiş nazar Senin emsallerin cennette gezer Huridir be şeker dilber huridir. Muzaffer Firuze ["Uzi"]. Cennet'te veya Cehennem'de görebileceğiniz en derin mavi. Yârin bahçesine bir haydut girmiş Geri dur hey şeker dilber geri dur! Gülünü koklarken dalını kırmış Kurutur şeker dilberi kurutur! 50 Hangi dinden isen ona tapayım Yarın mahşer günü sana koşayım Eğil bir yol ak boynundan öpeyim Beri dur hey şeker dilber beri dur. Nuh Tufan adında yetim bir albinoydu. notu kıttı. İşin aslı. Müzikal mülakat başlıyor... irice.. Fakat hareketleri çok doğal.. otomobiline tapan. Herhangi bir neşe kırıntısı. yağlı ahşap sarısı bir deri. Fakat sonra bizden bağımsız eylemler de yapıldı. Adı sanki "Müntekim Gıcırbeyon"du.. Başlangıçta. Sınıfın ortasında tüten bir menekşe meşalesi. tekrar gözlerime bakıyor. Alevi Dedesi Saz Âşığı Reşat Bey'i seçmiş bizim Gıcırbey. her dersten tam not alıyordu. 979-1019.. Piton yazılı sınav sonuçlarını okuyordu: "Nuh Tufan.. mutedil sorularım onu yoruyor. kraker gibi kemikler..." Neredeyse heceleyerek "Biliyorum" diyor. Sultan Yegah ["Vampir"]. iddialı. ibrahim Kurban. çok bitkin görünüyor. Reşat Bey. Ne peki? Çözemiyorum. ipince. kasap vitrinindeki kanlı çengeller gibi parlayan suratlar. Soruları kazık. Benden bile daha çelimsizdi. heyecan zerresi. hepimize illallah dedirten bir felsefe hocası vardı: Piton. Gıcırbey gülümsedi. çapkınca söylemelisin" diyor Gıcırbey. Yaşlı başlı hocalar birbirlerine sapıkça bir üslupla yazılmış aşk mektupları postalıyorlardı.. otoriteyi feci sarsıyorduk. en ufak bir ima bile yok. Mask-Ot'ta haşhaşlı börek yiyip kivi suyu içmiştik. dağıtıyor. Ağzı aralık. Fuat Atıf Tufa.

. Numarayı tuşluyorum. Biri perçemimden tutup mideme vuruyor. Gelene geçene göz kırpar. Bir kulağını avuçlayıp kafasına art arda sert darbeler indiriyorum.. Şimdi de üvey baba belası baş gösteriyordu.." Asya Maya safça soruyor: "Baban nerede ki." "İlle de rakibinin omurgasını ağzından çıkarman filan mı gerekir?" "Hayır." "Fal bakar gibi konuşuyorsun." Kendini benim yerime kucakla Başınıza yalnızca harika şeyler gelmişse." "Mesele para değil. bir zombi biganeliği. burnunu topuğuyla kırıyor. ona sözlü ya da yazılı bir açıklamada bulunmanız gerekir. Asya Maya. yetim olduğumu öğrenince üzüldü." Ahizeyi yerine bırakıp döndüğümde. Diğeri bocalıyor. Tırpan. Dövüşten kaçmamak tek başına hiçbir şeyi kanıtlamaz. suratına. Yalın haliyle bir mânâ taşımaz.." Gıcırbey.." "Vay vay vay? Niye ki?" "Senin için Marmara'daki bütün balıkları tutmaya çalışıyorum da. Göz kırpıyor. S. baldırlarına çalışıyor." Ceketimin iç cebinden bir düğün davetiyesi çıkarıp Gıcırbey'e uzatıyorum: "Reyhan Tuja ile Orhan Horanta'nın düğün törenlerinde... bilmiyorum. iki taneydi." "Sen de bir ayna öp.Bir akşam. İçim vatan.. neyse. Afili Filintalar'ın başındaki Nuh Tufan'ın anasız babasız büyüdüğünü cümle alem biliyordu.. Eğiliyor: "Nasıl ölmek istersin?" Sesinde iflah olmaz bir kudurukluk titremesi var. Biri kollarımı arkadan sımsıkı kilitliyor. Çocuklar kaçmaya davranıyor. hâlâ kendini ödlek mi sayıyorsun?" "Cesaretin binden fazla türü var. Çocuklardan ikisi toz oluyor. kalbiyle düşünür Fu. Tırpan'ın yüzünden kıpkızıl. Asya Maya'yla beraber geçirdiğim saatleri. bence. ağır aksak havalanan bir karabatağın ardından üfledi. Tırpan. Yaya hayaletler gibi. Diğerleri bana girişiyorlar. kaslı gövdesi güneş tutulmasına sebep olur.. Zincirlikuyu Mezarlığı'nda. Kollarımın ki1idini kırıyorum. Bu da onu iyi bir dert ortağı yapıyordu." Sesi. bana doğru hamle yapan Gıcırbey'le burun buruna geldik: "Soru sormazsan ben de yalan söylemem. Toparlanmasına izin vermeden karnına tekmeyi yapıştırıyor. Foklar gibi soluyoruz.. Uçarak. "yarın evleniyor. Denize taş atıyor. Belinde bir tabanca. fakat ben okulun gizli yetimiydim." Hafifçe Gıcırbey'e dönüyorum. fakat yarın. "Yarın babamı ziyaret edeceğim. İstiklal Marşı'nı kıvançla haykırarak söyledim: "Korkma! Sönmez bu şafaklarda yüzen al sancak!. kimin tabansız olduğunu çözmek mümkün değil. Hoşçakal. allı pullu bir denizkızı geçiyor. sıvışalım. Çalıyor." "Yarın n'apacaksın canım? Sinemaya gidelim mi?" "Çok isterim Asya Maya. gölgesi kayaların arasına sıkışmış: "Benim de ağlamamı ister misin?" Bir insanın yanında gözyaşı döküyorsanız. çalmasını bekliyordur. "En büyük eksiğimiz ne. gerektiğinde ateş ederdi. hem de bir muammadır. çok mu uzakta?" "Aslında evet. şekerli ılık süt olup ahizeden lıkır lıkır akıyor kulağıma. biliyor musun?" Gıcırbey'e dönüp baktım. kaburgalarına. Gıcırbey sağımda dikiliyor... laf atar." "Önemi yok. önemsediği bir düşüncesini açıklıyor: "İnsan. "Tamam. A." "Hımmm? Başka sırların da var mı?" "Ellerimdeki çizgiler günden güne çoğalıyor. okul çıkışı bayrak töreninde yanımda duran Asya Maya kulağıma fısıldadı: "Beni beğeniyor musun?" "Öyle harikasın ki Asya Maya." Bazen. [CHEN CHENG. Cesurca bir davranış. bugüne kadar yapılan bütün güzellik yarışmaları geçersiz sayılmalı" dedim. millet. "Annem" diyorum. ihtimam." "Aklın fikrin Asya Maya'da değil mi?" Cebimden dört tane telefon jetonu çıkarıp gösteriyorum: "Sence eve varmış mıdır?" "Bildiğim bir şey varsa. bana karşılık vermektense. Gıcırbey. Bak." Gıcırbey alnını kırıştırıyor: "Hangi konuda?" Cevap vermiyorum." Fakat şu anda yüreğim ağzımda. Yürüyüp kıyıya iniyorum. Çarşaf gibi denizi bir ucundan tutarak salyamı. Yuvarlanıyoruz. bu kadar yeter. Aramızdan.. Yutkunuyorum: "Yaşlanarak. önümdekinin gırtlağına asılıyorum. hem bir soru. insanlık sevgisiyle doldu.. E. Önümdeki serseriye kafa atıyorum. Tırpan Ertan ve yumrukları kaşınan üç eleman bizi harcamak üzereler." Gıcırbey. telefonun dibinde pusuya yatmış. bu ilk günüm. Tepenize dikildiği zaman." "A? Bunu bilmiyordum.. Gıcırbey'in heykelini dikerdim. ağırbaşlı bir hovarda edasıyla soruyor: "Kızın gözlerini gördün mü?" "Evet. gözyaşımı siliyorum." Gıcırbey ağzının kenarıyla mırıldanıyor: "KORKMA BEN VARIM. Gıcırbey. pataklandığımı unutuyorum. "Nasılsın?" "İyiyim sevgilim." "Hep böyle ince misindir Fu?" "Hayır. Öldüğünde ben beş yaşındaydım. Afallıyorum. babama. tamam mı?" "Kendini benim yerime kucakla aşkım. Elimi tuttu. "Evvelki gün Ertan Taner'le kapıştın. burnumdan getirecekler. 1933-1988. Arif Tufa'ya âşıktı." "Ne peki?" Gıcırbey'e bakıyorum. Gıcırbey. "Evet?" "Asya Maya?" "Merhaba Fu. el sallar. özür dilerim birtanem. aklıma enteresan fikirler düşürdü: Annem on yıl neden beklemişti? Çünkü beni seviyordu. Ejder Meyi] Eğer heykeltıraş olsaydım. Gıcırbey.. sümüğümü. "Cesaret" dedi "C. Belki de korkak olduğumun anlaşılmasından korktuğum için. Gıcırbey'de durum ne. Gençliğini bana 12 ." Okulu kırıp soluğu Sarıyer sahilinde almıştık. Tırpan iki büklüm. bakışlarını Gıcırbey'e saplıyor. öyle mi?" 56 "Cesaret. adım korkağa çıkmasın diye kavgadan kaçmıyorum?" "Yani kimin gözüpek. Seni gene ararım." "Yapma lütfen. cesur olamazsınız. Asya Maya'yı o vaziyette daha fazla bekletmemek için depar atarak birkaç yüz metre ötedeki telefon kulübesine dalıyorum. gerisini biliyorsun. ancak metanet. Beyin şeklindeki kayalıklarda oturuyorduk. yuvarlak bir ayna sızıyor. Ertan Taner okuldaki en irikıyım çocuk. Müntekim Gıcırbey'le aramızda dörtyüz ışık yılı olduğunu düşünürdüm.. Baban. Sigarasının dumanını. Başkentin resmî güneşi altında bronzlaşırdı. basiret gibi dayanaklar sayesinde gerçekleşebilir. Bugün okula neden gelmedin?" "Meşguldüm." Bana sevgilim dedi! "Telefonunu bekliyordum." Gıcırbey bunu söylerken öyle ciddi ki. bende para var. Boğaz'da demirlemiş şileplere dalmıştık. Tırpan'm elmacık kemiğine bir kroşe çakıyor. bir denizanası dalgınlığı içinde yürüyoruz. Gıcırbey." "Ne?" 57 "Bir düzine transatlantiği havaya uçurdum.. Gıcırbey gömleğimin yakasından tutup çekiyor. beni teselli etmekle kalmadı. göğsüne bir diz yiyor ve düşerek gölgesiyle kucaklaşıyor.

Asya Maya'yı telefonla arayıp düğüne çağırmalıydım. kıza "Seks konusunda asla şaka yapmam" dediğini duyuyorum.. Muconex yar mı?" "Olmaz mı? Var. Nikahlanacaktı. On sene tehirli gelen sevinci ona haram edemezdim. bana dünyada olan biteni sorsa. Ağıt ve matemde aşırıya kaçmak. ölüme müzikal bir defileyle karşılık vermek demekti. Çok feci. Ebeveynlikten istifa etmiyordu ki. orta boylu. çıkageliyor: "Makattaki çıbanla uğraşıyoruz da. Aaa. Üstünü uzatırken alçak sesle konuştum: "Allah şifa versin." "Nereden bileyim?" Ertesi akşam. Ben fiyat etiketine bakarken. bundan neredeyse emindim. Gıcırbey. annemin dün-yaevine girmesini engellememeliydi. tam ümidi kesiyorum. çalışkan. Sallantılı bir ciddiyetle: "Şu kabızlık illetinin patlayıcı şifası Gliserin-Kansuk rica edebilir miyim?" Fitili aldığı anda kaçarak beni fitil ediyor. sonsuza dek bekar kalmayı seçebilirdi. Fakat o benimle ilgilenmiyormuş gibi yapıyordu.. Musalla taşına en uzak nesne beşik değil. Namuslu ve canlı bir insan. Çince konuşmaya başlasam: ["Bilmek iyidir baba. insanlıktan çıkarsın. Bizimki. Oyalanmıyor.." Dörtnala uzaklaşıyor. düğün pastasının üstüne mum gibi eğiliyor. Kaybedecek vakti olmayan adamımız. benim mukaddes vazifemdi. Böğrümde kalan elimi vicdanıma koymalıydım. siyah deri çantasına attı kutuyu. Hiç unutmuyorum. ayan beyan neşeleniyordum. 61 Vücudundaki su toplamış lezyonlarla. Anne sevgisi.. hayatımda aldığım en büyük mükafattı. lakin sevmek kadar değil" derdi. Ne aradığını bilen. sezonluk bir duyguydu.. Bir kadın olarak mutsuz olursa. Neden hep insanların isterken utandığı türden ilaçlar satın alıyordu? Tuhaf bir espri anlayışı mı var? Beni kıçı çıbanlı. Buna hakkı vardı. Arif. Anneciğimi tebrik etmeli. Sanset 750 ve Furacin pomat lütfen. merhametli. fakat aşırılık nedir bilmezdi. Göğüs Kalp ve Damar Hastalıkları Hastanesi'nin tam karşısında. başkasının düğünüydü. olağanüstü bir adamdı. yunuslar gibi kikirdiyordum. Lasix [tablet]" Kalp hastası olan Fethiye Tufa adına düzenlenmiş bir reçete. soru sormuyor." Kopuyor. Vastarel 20. Zira her düğünde yaşlısı genci bütün kadınlar gelinin yerinde olmak isterdi." Ertesi gün. Gözlerinde bıçağın suyu gibi birikmiş yaşlar. Bazen abartırdı. Asya Maya'nın ütülü patiska yüzünde meyve izi gibi bir gülücük. Ceninin uçan tekmeleri [Reyhan Horanta] Uzaklar hiç bu kadar yakından saldırmamıştı. uygun adım yaklaşıyor: "Uyuz losyonu. dayanıklı ve çok zekiydi. Kader kaderi kapsar. En etkilisidir. Canıma can katmıştı. Onun sevgisini kazanmak. yuvasının yıkılan kısmını onarıyor du. üvey pederimle dostluk kurmaya bakmalıydım. babamın yanma varsam.adamıştı. Fethiye Tufa çoktan ölmüş olacaktı. İlaçları güzelce paketleyip küçücük bir poşete koydum. kısa kesilmiş kestane rengi saçları kızıla çalan. kazak ve kadife spor ceketliydi. Fu da öyle yaptı. yanımızdan geçerlerken. espritüel. hassas dengeler üzerine kuruluydu. Derhal. anneliğin üstesinden gelebilir miydi? Onun evlenmesini desteklemek. ama naz da sitem gibi sevgiden doğmalıydı. Canım oğlum. Sadece." Vazgeçmiyordu. Fonda sıcak çikolata tadında bir müzik. Sabah vakti sürpriz yapıyor. Sidarta'nın teyzesi Mahaprajapati der ki "Gereğinden uzun süre çocuk kalırsan. kibar. hani kadınların kendilerini sağmak için kullandıkları şu alengirli cihaz? Vee marka olsun. siz daha iyi bilirsiniz gerçi. abuk sabuk ilaçlar." Acaba sağılacak bayan kim? Bilemiyorum. beyefendi. "Bilmek iyidir. Dünya. dükkanın ufkunda gene beliriyor: "Göğüs pompası var mı. 62 Yüzünde kuşkulu bir ifadeyle kapı aralığından süzülüyor: "Kıl dönmesi genetik olabilir mi?" Cevap vermemi beklemeden ekliyor: "Bactropan. 24 Nisan günüydü. [CESARVALLEJO. yeni adıyla Reyhan Horanta. Elinde parlak bir bıçak." Kendinden emin.. Çünkü bir fıstığa çıkma teklifinde bulunabileceğin en iyi yer. Her gün uğruyor. kollarında.. "Buyurun.. kendi ekseni etrafındaki standart dönüşünü tamamlıyor. İkinci kez gelin olmak da her dula nasip olmazdı. Gıcırbey haklıydı. Fitil. şamata istemeyen biri. Elindeki reçeteyi cam tezgahın üzerine bıraktı: "Accuizide [tablet]. Aşktan kurtuluş yoktu. alev almış çiçeklerle dolu bir Çin vazosunu andıran çekik gözlü bir kız. hakikaten ilgilenmiyordu." Hayat. Cenazelerde durum tersiydi. Aylarca.. Babamın ahiret yurduna göçmesi. Oğluyla evlendiğimde. Bir ara. 13 . Onu görünce sevindiğimi gizlemiyor. Sadık müşterimiz. balgam sel oldu taştı. pompayı alır almaz uçuşa geçiyor."] Annem. 50 Galiba. Söylediği ilk Türkçe kelime "Baba"ydı." Kremi kaptığı gibi toz oluyor. Öğle vakti. Güçlü. egzamalarıyla adeta gurur duyuyor. yetişkinlerin anlayacağı dili bulana kadar çeşitli diller konuşurlar. o etrafa göz gezdirerek konuştu: "Sarmanıza gerek yok." Kesin konuşuyor. Sonraki gün gene başlıyoruz: "Mevsim dönümünden mi nedir. kimse tabuta alıcı gözüyle bakmazdı. çoğunlukla blucin." Elinde basur fitiliyle mi dolaşacaktı ortalıkta? Yo. Düşeş Düğün Salonu'nda Asya Maya'yla mışıl mışıl dans ettik. Düşünceler. daha karnımdayken dövüş sanatlarına meraklıydı. Artık eczaneyi şereflendirmesini bekler olmuştum.. Kapıdan. Fakat sadece ilaçları alıp kayboluyordu." "İşte. nikah masasıydı. Nankörce bir bencillikle validemi mahcup etmemeliydim. Ketoral krem. ikindi vakti çıkageldi. uyuz bir herif pozu vererek büyüleyebileceğini mi sanıyor? Yoksa bütün bu ilaçlar gerçek hastalar için miydi? Bir tımarhanede ya da hapishanede çalışıyordu belki de?. Yüksek sesle: "Basur ilacı istiyorum.. Sevinçten. gelgeldim dulluk bir an önce kurtulmak gereken bir belaydı. neydi. Parayı aldım. lütfen." "Tabii ki. lakin sevmek kadar değil. Nitekim. Ertesi gece. temiz yüzlü bir genç adam girdi: Müstakbel kocam. sıhhi mamuller satın alıyordu: "Mayasıl ilacı istiyorum. kader paso halkalanırdı. 1892-1998] Fu'ya hamileydim. Babamın muhtemelen Cennet'te tanışma imkanı bulduğu Çinliler. Kız tarafı naz tarafıydı. Silik ve hafif eczacı tebessümüyle raftan bir kutu basur fitili aldım. Kadıköy Koşuyolu'ndaki Cezayir Eczanesi'nde staj yapıyordum. Nasıl uçan tekmeler atıyordu bilseniz şaşarsınız. kafamın içinde uçuşan bumeranglar gibiydi. habanera ve vals karışımı bir performans sergiliyor. içimdeki bebekten dayak yedim. samimi. Dahası. çok acil! KwelladcCdan şaşmam asla. Ya da daha kötüsü. Gıcırbey de gösteriyi kaçırmak istemiyordu. Ecelden kaçış yoktu. 60 Bebekler." Gözlerime dikkatle baktı: "Amin. kazık olup kalbime çakılmıştı. Proctologl" dedi. Hah. Bazı günler takım elbise giyse de. Eczaneye sırf beni görmek için geldiğini seziyordum. "Elbette. Yas. Ben de şimdi şuracıkta ölsem. havadan sudan konuşmayı filan denemiyordu.

Buna müstahaktı. benekli prezervatif. donuk bir ifade yerleşti. Adalet terazisinin bir kefesine Bakanlık Heyeti'nin cesetlerini koyduktan sonra diğer kefeye ne koyarsam koyayım.. gökkuşağı çıkmasına değil. Birdenbire hurdaya dönen araba yanmaya başlamış ve infilak etmiş!. Yağlı kömüre kesmiş yüzünü gördüğüm anda kalbim kömürleşti. Yağmurun ortasında sırılsıklam bir güneş... Banyoda bulduğum mor çamaşır ipiyle ellerini bileklerden iskemlenin kolluklarına. geberip Cehennem'e gittiğinde rahat bir nefes alacaksın!" diye bağırdıktan sonra çorap yumağını ağzından çektim. Dava açmak üzereydi. gençten bir gangstermiş. yani kavs-i kuzah. esprilerin üzerine anında sünger çekiyor. Dereyi görmüştük. Yani ne bulursam fırlatıyorum. onun yerine namluyu soktum. böğürtü ve çığlık karışımı bir karşılık verdi. kahırdan vahşileşmiştim. "Yellenememek ne büyük dert! Meteospazmyl kapsülleri olmasa halimiz duman!". "Her iki el başparmağını ta dibinden kessem iyi olacak. ensesi kalın. en kıvamlı şurupsun" dedi. Evet. Böylece asla silah kullanamazsın" diyerek tabancayı gösterdim.. Yüzüne abartılı. Bir an önce. öfkeden. Mahmur bir neşeyle sırıttım: "Benim nazarımda. lobotomiden çakması gerekmiyordu sanırım... ne biçim bir aksanın var senin?" "Eaa. Tabancasını 14 .Fare zehiri... gece gündüz sedece limon yemiş. dışarıda gıcır gıcır bir ebemkuşağı var. hayatın kısalığı üzerine uzun uzun düşündüm." Gözleri yuvalarından dışarı uğradı. Evet. boğazını da arkalığa başlamıştım. Sonra da minik bir huniyle beynine o delikten kezzap akıtacağım. Terliyordu. 22'ye karşı 7 can alınacaktı.. kasıntısız bir konu açmasına... Sandalyeye bağlı yırtıcı kuşun iplerini kopardım. Allah'ım. her bakımdan bir teselli armağanından. Hayati Tehlike. "Bak. hayat arkadaşıyız. en tatlı tablet. şeker çizgileri halinde yağıyordu. Bakanlık Heyeti'ni katleden manganın başındaki adam da bu Hayati Tehlike'ydi. Yağmur. yani eleğimsağma. "Seninle öyle pataklayacağım ki. Turgut Rulet adlı bir kiralık katilmiş. Uyuşturucu kaçakçılarının. "Biliyor musunuz. Hayati Tehlike. Hattâ. hiç kullanılmamış bir kuyumcu matkabım var. Tabancanın kabzasıyla diz kapaklarına vurdum. İlk defa birine işkence ediyordum. sen dünyadaki bütün eczanelerden alınabilecek en şifalı kapsül. Kanın çoğu yerde kalacaktı. 11 Mayıs'ta harikulade bir yağmur yağıyordu. oval boruya bakarken "Reyhan. Su çeken ayakkabılarımı çıkardım. Aşk. çetelerin peşine takılmıştı. Matrak sohbetimiz.. Arif Tufa cumhuriyet savaşıydı. Emekliliği yaklaşmış bir celladın aldırışsız havasına bürünmüştüm. "Şimdi isteğin aksanla konuşabilirsin tıynetsiz hödük! "Aouuü! Aouuü!" diye öterek ağlıyordu. değil mi?" "Şakaysa. Orhan'la ondört senedir evliyiz. Besbelli." "Şaka yapıyorsun. çevre yolunda seyrederken otomobilin kontrolünü kaybederek küçük bir köprüden uçup aşağıdaki yola düşmüş. Ayağa kalktı. "Lobotomi nedir bilir misin? Ha?" Dehşete düşmesi için. sanık sandalyeleri ergonomik değildir. Mecidiyeköy civarında... Fakat Arifi hiçbir zaman unutamadım. tek yönlü bir eziyet seansına dönüştü. Soluk soluğaydı: "Abidin Dandini. bu onun alamet-i farikasıymış. Gönül İşleri Bakanlığı’nın. Gangsterler ondan nefret ediyordu. bademcik iltihabı için gargara. Oruç Bey'in rüyamda söylediği gibi. Islak çoraplarımı ayaklarımdan sıyırıp ağzına tıktım. Arifi teşhis etmek için morga çağrıldım. aynımdan bir tane daha çıkar!" İçimdeki hayvan. Yalnız çalışırmış. Eksanımız o yüzden birez meyhoş yani. Fucidin satın aldığı gün. "Son soru'n bu mu?" "Yya senin?" Ağzında rulo halinde duran meşin dilini oynatmakta zorlanıyor sanki. Gözlerimi kısıp burnumu kırıştırdım. Hakikaten gökkuşağı fevkaladeydi. "Cinayet kurbanlarının çoğu kendi silahlarıyla öldürülürler" deyip Smith&Wesson'la alnına nişan alıyorum. Beni.. Bakanlık Heyeti'nin benimle ilgisinden haberi yokmuş.. Patronu da Hayati Tehlike diye. Ona adresimi vermişler ve o da soru sormamış. hepsi onu harcamak için can atıyordu." Tabancayla çenesini dürttüm: "Söyle!" "Dedim ya. Herkes. Hayati Tehlike yolladı. Acıdan dişlerini gıcırdatıyordu. koltukaltı kıl köklerindeki irin için krem. dengeyi sağlamam imkansızdı. kuduz bir maymunun ağzındaki köpük kadar bile değerin yok!" Ikınma.. derenin içindeydik. Arifin ölümünden sonra. Yerden avuçladığım suyu suratına çarpınca iyice ayılıyor. bileği sert. Görünüşe bakılırsa. öbür yandan tabancayla dizkapaklarını eziyordum." Bir yandan bu psikopat repliklerini okurken. toprağa gömsen. suratına çalışacağımı söyledim. kiralık katillerin. kafasına doğru saydam çizgiler halinde yükseliyordu. evde bir akarsu yatağı oluşturmuştu. Hani şu Gönül işleri Bakanlığı'na müracaat edip de aşkı onaylanmayan karanlık tiplerden biri. katiller 7 kişiyse.. Sandalyeye ben bağlı olsam. işittiğimde aklımı kaçırabileceğim türden tehditler sıralıyordum: "Dört dakika sonra. meleklerin büküp doğuya sapladığı renkli. elmalarla armutları toplayacak kıvama gelmesini umuyordum. amortiden öte anlam taşımayacaktı. kalpazanların.. dokuz ay boyunca. şu ebemkuşağı ebeme girsin!" Ona inandım. İlaç almıştı fakat bu defa kaçmamıştı. Bağırırsa. Ben ağzım açık. Öztürk Se-rengil taklidi yaparmış." "Kaç yaşındasın?" "Yarım seat sonra kıyrk olacağım. ayaklarını önden birbirine. yani alâimisema." "Ne?" "Ebemkuşağı. Fakat o bunu bilmiyordu. Onunla kafatasında bir delik açacağım. dişleri bile yanmıştı. bacaklarının derisini yüzeceğim. Çömelip limon gazisi konuğumun paçalarını dizlerinden yukarıya kadar sıvadım. dişleri bembeyazken. bizim köyde feciy kitlik olmuş. muzipçe gülerek söylediği sözler hâlâ kulaklarımda: "Öylesine arsız bir herifim ki.. yo. Çaresizlikten.. Silahla dolu ağzını boşalttım. Beraber kapıya çıktık. Çocuğumuz olmadı." "Fazla ümitlenme de. "Yanlış anlama ama. korlaşmış çeliğe dökülen sirke gibi cızırtılı. sanki ayak bileklerindeki su. îstikleal Harbiy sırasında. Hayati Tehlike. imkansızlaşınca daha da şiddetleniyor. Birtakım yeraltı örgütlerinin. "Hı?" Adımı nereden biliyordu? "Bu akşam beraber Allahüekber Dağları'na çıkalım mı?" 83 "Bana çıkma mı teklif ediyorsunuz?" Gıcıklık etme sırası bendeydi.. Bir keresinde.. "Kendiy evinde edem mi vüreceksin?" Maskesizken sesi.. Bir çeteye filan mensup değilmiş. adam kaçırıp fidye isteyenlerin. içimdeki çocuğu yiyor Cehennem uyruklu misafirime getto tokadı atıyorum. ortada polisiye bir bilmece yoktu.. Ünlü mafya babası Atom Bombacıyan’ın suç dosyasını hazırlamıştı." Yatağımdan akan su. Böylesini görmemiştim. Su yatağımı patlatıp salonumda gerçek bir havuz problemi doğurmuştu. Hayati Tehlike'yi ve ekürisini nallayacaktım ve. cerahatsiz. Gıcık telaffuzu.. apsesiz." 66 Meğerse hayırsız.. İntikam. Şimdi ellidört yaşındayım. Ayrıca. uğursuz bir iş için kapıma gelen bu hırt. Ne olacaktı? Eğer. yani gökkuşağı!" Afallamıştım. İş üstündeyken.. "Evet..

Niko. hastaneye kaldırıldıktan dört gün sonra ölüyor.tten doğdukları için enayi vergisi ödemeye gelmişler" deyip kahkahayı basıyor. Hayati Tehlike. Niko'nun elini yakalıyor. epeydir beni çağırıyordu. Canavar sakızı ağzımda Bakanlık binasının çevresinde polisler nöbet tutuyor. Güzergahlarındaki güvenlik kameralarını patlatmışlar. hükmen harabeleşmiş metruk binanın dördüncü katındaki odama çıktım. Mısırlı sinirli. Doğum tarihi: 1977.. Keçi Yumruğu denilen meyhaneye geldi.rup geğirerek düet yapıyorlar. ağzımı açabilirim. Pembe klasörü buldum. silahlı. Hayati'nin yanağına çatal saplıyorlar. İstanbul'da oturuyor. İsviçreliler çakı gibi fakat diyelim kapalı çakı. Kızlar ciyak ciyak kaçışıyor. Fu denen rafadan lavuk. Niko. bir Yakuza tarafından pencereden şutlanıyor! Pervaza tutunuyor. Toplamı 20 eden. Canavar sakızı ağzımdaydı. Bu arada Yakuza çifti. meyve bıçağıyla Niko'nun karnını deşip. Bu bizim Gıcırbey'in yâri değil mi? Ta kendisi! Dosyayı araklayıp tüydüm. Niko'nun fedailerinden biri de yeğenim Cengiz Cingöz'dü. Tam düşecekken. Bir Tibet nasihati şöyle başlar: "Hepimizin içinde bir çocuk. Bir ara. İlk yudumla ikincisi arasında sordum: "Güvercin kim?" "Ha?" 15 ... Hayati Tehlike'nin Gıcırbey'i de çivileyeceğini anlamak için kahin olmam gerekmiyordu. doğum günümde. kemikler eziliyor. 70 Tahammülü sıfırlanan. deveye binmiş.." Japonlar bu lafa fena bozuluyorlar. iki Kahireli. Üniformalı. matruş kardanadamlar. eşzamanlı os.. ne bir giysi parçası. Dandini'nin ahırına mı girecektim? İkide bir yolladığı takım elbiseli leş kuşlarının gagasında hep aynı nakarat: "Patron Turgut Rulet'siz olmaz' diyor. Artık öldüğüme göre.. onların künyesini bizzat kendi ellerimle kazıdığımı söyleyebilirim. trapezci kostümü giymiş sahte sarışınlar. Ne bir saç teli. çırpınarak can çekişmeye başladı. vazifem belliydi: Liseden beri hiç görüşmediğim arkadaşımın karşısına dikilip "Hayati Tehlike'nin menzilindesin" diyecektim. Zaman ve mekan. en terso üçlü kombinasyon. Tavana kök salmış. üç'ün Japonca'sı. dokuz. geriye taralı saçlar. Hayati Tehlike'nin vesikalık fotoğrafını inceledim: Kahverengi. Şişme kadından olma plastik veled-i zinalar!" Üstüne ölü toprağı. Yakuzaları öldüren "meçhul caniler" diye bir şey olmadığını. Metal çekmecelerde Hayati Tehlike'nin dosyasını aradım. Turgut Rulet'e çılgınca bir hücum doğaçladım. Korumalar birbirine giriyor. Bak bunları bana bit pazarında niyet çektiren bir şırfıntı anlattı. Alman yapımı MP5 Navy'lerle gerçekleştirmişler. çok sert kapışmada sanki Kızılırmak'ın buzları kırılıyor. Üç New Yorklu. Ben ki. Bu sert. Kumarda canını da kaybetmek istemeyen kodamanlar yerlerde debeleniyor. Bön suratına kanlı bir somurtuş yerleşti. Artık öldüğüme. Niko. kaburgalarının önden ve alttan birleştiği yere asırlık bir yumruk attım. Üç de olabilirmiş. bodur ağaçlara benzeyen avizelere güçbela tutunan ekşi elmalar misali şişko ampullerin ışığı reçine gibi damlıyor. yalnızca ölülerin cevaplayabileceği bilmecelerle doludur. yirmi de. yanlarında üç-dört fedai. Tilt olup poyraza dönen Yakuzalar için. Katliamı araştıran komiser yardımcısından ayaküstü bilgi alıyorum. hayati tehlikeyi atlatıp taburcu oluyor. virgül şeklinde bir perçem. Atom Bombacıyan’ın öz çocuğu muydu. Kaç kişi oldukları belli değilmiş. oluk oluk viski ve sabaha kadar poker. O dumanın etrafını saran balmumundan korumalar. papaz uçurmuş. iki de Yakuza varmış. Niko susmuyor. Dumandan gocunuyorlar. çünkü. küfür mü ediyor. beni doğduğuma pişman etti. şarkı mı mırıldanıyor. 1999'un bir güz gecesi. 5 yıldızlı otellerde kokainman fahişelerle gönül eğlendirmeler. Siyam ikizi gibi yedikleri içtikleri ayrı gitmiyordu. Caniler işinin ehliymiş. Kırk yaşıma girmemle canımın çıkması bir oldu iyi mi. Bilgisayara aktarılmamış kayıtlarda kim bilir neler yazıyordu. Kırılan kaburgalardan biri kalbine saplandı ve sırtüstü düştüğü sulak yerde. O da Yakuzaymış! Niho haha zuho haha puha hahha. tüm vücutları dövmeli Yakuzalarm ellerinin üstünü işaret ediyor: "Ben de koluma dövme yaptıracağım. limuzin sefaları. Çevriye ablamın büyük oğlu. meçhul canilerce mortlatılarak tahtalı köyde koalisyon kuruyorlar. Japonlar ise bir çift beton çivisi. kaosa gebeydi. Uyarı niyetine ateş edildiği anda Niko ile Hayati camdan uçuyorlar! ikisi de havada. 1997'ye kadar. Lefkoşe'de Grand Grave Oteli'nin kumarhanesinde pokere sardırmışlar. Bence asıl reis namzedi o.. esaslı bir makinalı tüfekmiş. Tam üç sene emek verdiğim Javaca-Do'yu bir anda unutup. Hayati. Niko'nun şansı yaver gidiyormuş. Bir kez daha. Ha?" Niko mazotu çekip mideyi ateşlemiş. parçalanmış şişeler gövdelere kakılıyor. 1862-1943] Son nefesimi yarım saat önce verdim. Ricardo Rafsancani stilinde tıraşlanmış bir kelle. Tam zom yani. Sandalyeler fırlıyor. Kumar masasındaki buluşma." Niko ile Hayati. iki sarhoş. Olay yeri inceleme ekibi de bir ipucu bulamamış: "Herifçioğulları sanki dalgıç kostümüyle gelmişler. jöleli. Çayını karıştırırken. sözlerini sarhoş İngilizcesine şöyle çeviriyor: "Diyorum ki. Yakuzalar nefes almıyor. Çiy tanesine çakılan jet uçağı [Turgut Rulet] Hayat. ağzını burnunu kırdım. Kerize kesilen Yakuzaları tiye almış: "Sizin adınız. otel güvenliği içeriye dalıyor.. baygın baygın gülüyorlar. Niko'yu kafalamıştı. sönmek üzereler. evlatlığı mı. bir Sicilyalı ve iki Bernli'nin oturduğu masada. ne parmak izi. dokuzuncu kattan böyle sarkarken. Niko. Abidin Dandini. Âşık olduğu kişi: Şebnem Şibumi. Asla yaşlanmayacaktı." Dandini'nin has adamı Hayati Tehlike. Hayati'ye dönüp Türkçe "Arkadaşlar g. Tabancalar vestiyere bırakıldığı için. masalar devriliyor. boş bir sayfayı andıran alnında. yamyam takımından yani alelade bir bitirimdi.. bir de hayvan vardır. Yani bir çift minyatür çizme gibi favoriler ve kalın puntolu bir bıyık. Tuhaf. gözlerimi yumduğuma göre. iki 'Yılan Kanı' istedik: Taylandlı barmenin spesiyal kokteyli. öldüğün zaman her şeyi daha net görüyorsun. otuz yaşında bir gangster. sabrı taşan Yakuzalar galeyana gelip bizimkileri öldüresiye dövüyorlar. Amerikalılar mum gibi yamulmuş. Ateş etmeye kalkışınca "Çat!" bileğini kırdım. Saldırıyı. bunu kendileri de bilmiyordu. 'Hanafunda' mıydı şu Japon iskambili? Hani en kötü sayının 20 olduğu oyun? Ya-Ku-Za da 'sekiz.. [DON VITO CASCIO FERRO. hijyenik bir infaz ünitesi. çocuğu yemişti.iade ettim. Lüks bir sorgu odası. mezar tozu serpilmiş. sinek valesi şeklinde. kahvaltı haberlerini sunan gamlı bir spiker havasında konuşuyor. üst başlarından geceye kan tozları saçarak düşüyor! Cumburlop! Bahçedeki '8' biçimli havuzun içine! Velhasılıkelam. Mavi gözler. Duruma bakılırsa. zaten kağıt oyununda kaybettiğiniz için Yakuza değil mi? Neydi. İçeride kesif bir puro dumanı. Onu öylece bırakıp dışarı çıktım. Her yerde Niko ile Hayati.. Kafasını gözünü patlattım." İçimdeki hayvan. sayıklıyor. Meslek hanesine "serbest" yazmış. SWAT timlerinin de kullandığı. Bütün bunları biliyorum.. uluslararası kriminal bir pikniği andırıyormuş. Atom Bombacıyan zamanında bile tayfaya katılmamıştım. îçeri girerken yüzleri maskeliymiş. bizim çekik gözlü horozlar acaba 'Yubitsume' yapacaklar mı? Siz hani bazen izzetinefsi yeniden şahlandırmak için serçe parmağı üst boğumundan kırpıyorsunuz ya. Atom Bombacıyan’ın sağ kolu Abidin Dandini. Kalbi kadar temiz. iflastan sonra işler açılıyordu. orası muamma.

yolun yalnızca bir yakasından ot yenmiş olmasının tek gözünün körlüğüne delil olabileceğini. adam öldürerek kendini yenileyen insanlarız. birini suçlamadan veya bir iddiaya sahip çıkmadan önce kendi ölçülerini tartmanın kaçınılmazlığını kabul edecekti. Doğrusu. kalp dolar basan matbaalar ve biri bitip diğeri başlayan villa sitesi şantiyelerinden müteşekkil bir orkestraya şef oldu. ahbaplık. Şazeliyye Şeyhi Oruç Bey'in kurşunlanmış başına yastık olan kitabı Tales of Deryishes'i okumaya başladım. Daha önce dervişlerin kendi durumlarını izah etmeleri için bir fırsat tanımayı hiç aklına getirmemiş olan kadı. Sonrasında. dragonun burnundan saçılan aleve ateş ettim. senden birşey gasp etmiş olmaz. "sen deveni bizim geçtiğimiz güzergah üzerinde ararsan iyi edersin. Tarzan kılığındaki Örümcek Adam gibi. Aldık makinaları. onlardan nasıl olup da deveyi hiç görmedikleri halde deve hakkında bu kadar çok şey biliyor olduklarını açıklamalarını istemiş. izlerden birisinin silik oluşunun devenin bir bacağının topal oluşuna delalet ettiğini. Uzatmayayım. Herşey bitti. Hayati Tehlike. bizden başka şeyler de alır götürür. Atom Bombacıyan. herifin tam kalbinin üzerine denk gelen. evet!" cevabını yapıştırmış. Jet uçağı. biryargılama gücünü kendinde hıfzettiği zehabına kapılmamalı. Bu Japonlar hep birbirine benziyor. Hayati Tehlike'nin hürmeti. İdris Shah'ın 20 Eylül 1991 Salı günü Londra'da "Ramazan Oruç Tutam'a kardeşlik duygularıyla" imzaladığı. Anlayış sahibi üç ermişe akşamüzeri istirahat menzilinde yetişmiş. Bense bir katili öldürmüştüm." Kayıp devesinin peşine düşen adam bu üç dervişin kendi devesini görmüş olduklarına kanaat getirmiş ve alelacele dervişlerin geldiği istikamete koşturmuş. onlara göre zayıflık alametidir. Kötü hikayelerle dolu bir antolojiye benzeyen şehirde turladık. Bu arayışta diğerleri sadece arayanın neyi kaybettiğini hatırlatabilirler. Silahlı garsonlar. Öldüm. evet. Başarı ve ödül. ısırdığı yaprakları yırttığına göre ön dişlerinden birinin eksik olduğunun anlaşıldığını söylemişler. Ve onuncu sayfada. kaderinde olmayan şeylerden kaçınmalı. Fakat işte adamın tüm vücudunda dövmeler vardı. Güçlülerde içtenlik aramayın. Onun açık ağzına sıktım kurşunu. yine "Evet" demiş adam.. İktidarın sağlaması cesetlerle yapılır. 1777-1844. adam "Evet. bir karine bulabileceğimi sezinliyordum. Ve evet. İkinci dervişin "Ön dişlerinden biri eksik miydi?" sorusu karşısında. çıplak yatıyordu. Senin noksanını tasvir edenler. Dandini'nin mi fikriydi emin değilim. yazarın mürekkebine okurun kanının karıştığı kitapta. Herşey. Terk edilince umudunun bir kısmı da yiter mesela. öbür yanında mısır mı yüklüydü?" demiş birincisi. çiy tanesine çakılıp infilak etti. deveyi gasp etme suçundan hapse atmış. selamları. Bizim salıverilmemiz için harekete geçerek gönül yüceliğinin. Bir konaklama yerinde çalılara takılmış uzun insan saçı gördük. dizginler Dandini'nin eline geçti.. papatyaya alerjim var. bahçedeki çardakta tavla ile satranç karışımı bir oyuna dalmışlardı. Elimdeki fotoğrafa baktım. evet" demiş. eroin yüklü kamyonlar. "Hamile bir kadın mı biniyor senin devene?" demiş ikincisi." Bazı kayıplarımız. Ben. Dervişlerden üçüncüsü "Bir ayağı topal mıydı?" diye sorar sormaz. onu bir yeraltı çarşısının merdivenlerinden aşağı yuvarlayarak ifa ettim. Abidin Dandini de. Babamı kaybedince. Bombacıyan’ın beyni arızalanınca. Bunu nimet bilmeli. "Biz senin devenin nerede olduğunu bilmiyoruz" demiş üçüncü derviş. daldık içeri. Adam sevinçle "Evet" diyerek cevaplamış soruyu. Demem o ki. "Arılar ve karıncalar yolun iki kenarında birşeylere üşüşmüşlerdi. Deveyi ararken yüksek düzeyde anlayış yeteneğine sahip üç dervişe rast gelmiş. Üzerinde sadece şort vardı. nezaketi. Gece. devesini kaybeden adam heyecanlanarak "Evet."Kimi öldüreceğim?" Yakuzaların fotoğraflarını masaya bıraktı: "Şiga Noguşi ve Kenji Ozu. o.. Keşfettiği gerçeği ahlaki bir olgunlukla perçinleyecekti. Yerde el ayası izi vardı. Bir hayır sahibi beni gömse bari. bastık küfürü. Herkes kendi kaybettiğini kendi arasın. Yakuzalarm defterini origami stilinde dürenin ben olduğumdan haberdardı. Son dileğim. daha önce. Oruç Bey anlattığında beni sarsan şu hikayeyle karşılaştım: Adamın biri. Katiller cinayetten sonra derin bir uyku çeker İnsan. dervişler yine sorulara başlamış: "Devenin bir yanında bal. Mağlubiyet. Bunun üzerine deveci. tartışmasız derinlikte bir uykudaydı artık. Ya Noguşi ya da Ozu'ydu. 3 liralık banknot kadar sahteydi. İtaatkarlık içermeyen her davranıştan işkillenirler. Eve yollandım. Bulamamış adam aradığı yerlerde devesini ve ne yapması gerektiğini yine dervişlerden öğrenmek isteğiyle bu kez dervişlerin peşi sıra gitmiş. Dervişler. cinayetten sonra derin bir uyku çekermiş." "Bizim geçirdiğimiz deneyler şunu gösterdi ki insan hakikati ararken bir gücü. kaybettiği deveyi bu üç kişinin çaldıklarına kanaat getirmiş ve onları kadı karşısına çıkarıp başından geçenleri anlatarak dervişleri hırsızlıkla suçlamış. tevazuyu tırtıklar. Hayati Tehlike'yi evladından kalan bir miras gibi benimsedi. Yakuzalardan biri. Kısa bir süre sonra adam devesini arazide başıboş dolaşırken bulmuş ve dervişlerin salıverilmelerini temin maksadıyla mahkemeye başvurmuş. Kadı. Evimize yıllara yayılan bir güz musallat olmuştu sanki. Yitiğini bulamadığını söyleyince. Hadisenin göründüğünden farklı cereyan ettiğini gören kadı ise gözünde mantık yollarına güvenerek kestirmeden hükme varmanın değerinin düştüğünü görecek ve bir arayışa koyulmayı takdir etmede daha üstün bir konum sahibi olacaktı. piri fanileri biçtik. Şiddetli Diriliş] Katiller. cesedi sırtlayıp arabaya bindirdim. çürüyerek büyüyen bir sarmaşık gibi her yanımızı sarıyordu. devesini kaybetmiş. birden yoksul düşmüştük. misafirhanenin duvarındaki sarmaşığa tırmandım. devecinin itadesini yerinde bularak üç ermişi." 74 "Bütün bunları hırsızlıkla suçlandığınız zaman kendinizi temize çıkarmak için neden söylemediniz?" "Çünkü devecinin devesini aramaktan vazgeçmeyeceğini ve onu çabucak bulabileceğini göz önüne aldık. "O halde" diye konuşmuş dervişler. ancak doğumu yakın hamile bir kadın elini yere dayayıp otururdu. [ŞEYH ABDÖLLATİF TUFEYLİ. Fuat Atıf Tufa'yı mortlatmak Hayati'nin mi. Ardından. Galiba. "Devemi kaybettim" demiş dervişlere "Onu gördünüz mü?" Dervişlerin ilki "Bir gözü kör müydü devenin?" diye sormuş. mezarıma papatya koymasınlar. Yalan. Eee. Konsolosluğun duvarından arka bahçeye atladım. ne oldu? Burada bıçak olup yüreğime saplanmış kaburgamla yatıyorum.. böyleleri dostluğunuzla yetinmezler. Benimle bir mafya mukavelesi imzalamak niyetindeydi. Eşyalarımız hızla eskiyordu. akvaryumdaki Japon balıklarını avlamak kadar kolay olmuştu. Arkadaşlık. onu bu yolda bulma ümidi vardır. yandaki odada uyuyan diğer çekik gözlünün çanına ot tıkadım. sorumluluk hissine sahip olmanın zevkini tadacaktı. onun şapkasının astarındaki dikendim. Kadı doğru hükme varmanın tevazuyla arayışa neler borçlu olduğunu görecekti. Kendinde yargılamaya yetecek donatım olduğu zehabına kapılmanın gönül kırıklığını tadacak. 16 . Susturuculu tabancamı çektim. yolda devenin ayak izlerini gördüklerini. devenin üstündeki kadındı. Fukaralık. adam "Evet" demiş. yöresinde müstakil insanlar istemiyordu. Biz. Japon konsolosluğunun misafirhanesindeler. O yüzden bir nevi minnet duygusuyla bana ihtiram gösteriyordu. Bunların bal ve mısır olduğunu gördük. özgüven ve azimden pay kapar. Gönül İşleri Bakanlığındaki morukları halledecek takıma katılmayı reddetmedim. Canını aldığım ilk insan olan Turgut Rulet'e son görevimi." Dolunaylı bir yaz gecesiydi.

" Boğuk sesli Mister Spock arkasına dönüyor ve şişmanlıktan güçlükle yürüyebilen. Bu kadar basit. birbirlerine neden Tarzan. Çin'de sık duyduğum bir vecize: "Yaşlılar asla göründüğü gibi değildir. Tom Braks: "Tamam. Kadınlı erkekli. elindeki günü geçmiş gazeteyi bükerek. ulan cenaze namazından da zerre çakozlamam. Gelinliği parçalanmış kambur gelinler gibi arabalar sağlı sollu sıralanmış. Ondan da önemlisi. Bilmiyorsan. Dracula'yı duymazlıktan geliyor. yani bugün Bakanlık Heyeti'nin toplu cenaze namazı kılınacaktı. Herkesin abdesti var. aralık dudaklarını oynatmadan soruyor: "Nerde kaldın?" "Anca gelebildim. Kocatepe Camii'ne çıkan yokuşları arşınlıyor. bu şakayı fiiliyata dökmek bana düşüyordu. köfte piyaz! Ellisinden sonra şahlandı dişsiz papu! Ulan yoksa hurileri manita tutup yatak sporu mu yapacaksın. çok da yakıştı. Çok takdir ettim. gizli 'hayranımın' kimliğini pek umursamadım. bana da yıllarca ayakkabı postalandığını söylemedim. yani Dracula keyifleniyor: "Nah var!" Mister Spock: "Olsun. Burası bizim sığınağımız." "Biz ne olacağız?" diyor kadınlardan biri.Bârik salavatları okunuyor." Kızılmaske cevap veriyor: "Bakarız. tiki. Mister Spock. bazı şeyleri tadında bırakıyorum Kaderin penaltı düdüğü çalmıştı. Masanın etrafına dizili." Tam anlamıyla eh [Mr. Herkes gelmiş. geç otur. o da olur. Tom Braks. arkadaşlarına ayak uyduramayıp geride kalan dazlak ihtiyara soruyor: "Tarzan. Artık postacıları ayakkabıcı gibi algılıyor ve ziyadesiyle seviyordum." Boğuk sesli bir başkası: "Bak şimdi. Gayriihtiyari gözlerim dolmuştu. Meğer. ağzını açtığında opera söyleyecek sandım: "Sen Dracula'ya anlatırken öğrendim sayılır. arkamdan gelen gruptaki adamlar birşeyler geveliyor. dostluğumuz pekişsin!" diyor Kedi Kadın. Beş kişiler." "Vay. Versene ağzının payını şuna?" Mister Spock ya da yeni adıyla Korkut Bey. Abdestsiz namaz kılıp çarpılacaktık valla. helal olsun. Hafta sonu. Annemin bu gizemli hediyelerden ötürü hafif ve basit bir hoşnutlukla birlikte ağır ve karmaşık bir keder duyduğunu fark edemiyordum. kapı kendiliğinden açılıyor." ıı Boğuk ses: "Bak söz verdin Tom Braks. kolundaki kadını işaret ederek "Uçan Kız'la sen bir kenarda bekleyeceksiniz. Uçan Kız lafa karışıyor: "Niye susuyorsun Korkut?" Hayda. ama size eşlik edeyim ki bir arıza çıkmasın. Spock / Korkut Üneli] En yavaş yaşlanma yaşlılarda görülür. her sezon bana postadan ayakkabı çıkar oldu. ne de bir hesaplaşma. çünkü Turgut Rulet'ten haber alamayınca yeni bir katil gönderir. Yağmurda karda. Eşikteyim. Hayati Tehlike'yi bulmak için İstanbul'a yollanacağım. eh benim yolum uzun. Acele etmedim. Nuh'a. İşittin mi Kızılmaske. eski ayakkabılarım su çekiyordu. Tekrar tekbir alınıyor. cenaze namazı kılmayı?" Ne bu Allah aşkına? Huzurevi kaçkını tipler. Üçüncü tekbirden sonra cenaze duası. Yine de tetikteydim. Ben söz konusu ayakkabı dükkanından habersizdim." Kızılmaske.Bir eczanede çalışan annemin kazancı ev kirasını ve diğer masrafları karşılamaya yetmiyordu. Bu leziz üzüm kimin bağındandır diye ince eleyip sık dokuyacak halde değildim. Yıllar sonra. Kulak kabartıyorum. başımda beyaz takke. Kimse konuşmuyor. Ayakkabıları çıkararak girilen hiçbir yere gidemiyordum. sen biliyorsun değil mi. Birgün postacı benim adıma gönderilmiş bir paket getirdi. Vahşetimin mazeretini takviye etmeliydim. Açtım. ağır ağır tırmanıyorum." Tarzan safça soruyor: "Senin de mi abdestin yok Spock?" "Var. Fırtınanın ortasındaki sprey gibi hükümsüzleşmiş hissediyordum. Liseye giderken rahmetli babamın ceketini. Gözümde siyah gözlük. /(." Dracula'dan enseme bir ısırık daha: "Zekat keçisi gibisin mübarek. 'Ve celle senaüke' demeyi unutma. Kılacağız dedik kılacağız. Postalayanın adı yazılmamıştı.. şadırvanda alırız abdesti." Şimdi. Pazar günü vasıta bulmak bir dert. Sözüm söz. Zengin akrabalardan biridir diye düşündük. Uygarlığın ceza sahasındaydım. mızıkçılık yapma şimdi. konuşma balonu gibi buharlar yükseliyor. değil mi?" En başta konuşan çatlak sesli. sadece dört kere. Alnını kırıştırıp camiye doğru bakıyor. Tarzan alelacele paketi Kedi Kadın'a tutuyor: "Kusura bakma. Kadıköy'de rastlaştığım ortak arkadaşımız. paltosunu giyiyordum. Kadınlardan biri. herkes ne yapıyorsa biz de onu yaparız. g. kırçıl sakallı bir adamın kolunda. derin bir nefes alıyor: "inançlarım gereği. Soğuğun tıkadığı ağızlardan. ne meydan okuma. Nerden baksanız altmışaltmışbeş civarındalar.. cücük?" 78 Mister Spock. Dracula. Nuh'a da aynı yöntemle ayakkabı gön-deriliyormuş ve o Gıcırbey'den şüphelenmiş." Tom Braks: "Hay Allah razı olsun senden Mister Spock. fakat kim? O zamanki aklımla. Sübhaneke'yi okuyorsun. Nuh ise onun hikayesinden etkilendiğimi düşünüp işi şakaya vurmuştu: "O sağlam ayakkabılar hatırına." Tom Braks ha? Sağdaki kaldırıma geçip yavaşlıyorum. Nuh Tufan. bana Gıcırbey'in babasının kundura mağazasından söz etti. ezan daha okunmadı. bana da uzatıyor: "Bırakmadın değil mi?" "Eyvallah" deyip alıyorum." Dracula: "Karambolden cennete dalacak. Kenarda durmuştum. fakat sadece ilk tekbirde eller kaldırılıyor. Çatlak sesli bir amca sızlanıyor: "Senin aklına uyup geldik. belki bizzat kendisi gelir diye düşündüm. 18941977] Apaçi Apartmanı 13 numara. namaz boyunca toplam dört kere tekbir getiriliyor. Kızılmaske diye hitap ediyorlar? Tarzan öyle şişman ki." "Yalnız. kurda kuşa yem olmuş bu korkuluklar benim ahretliklerim. Botları giydim. ne tehdit. yak buyur. hani Mister Spock'tı? "Bu vampirin sivri dilinden bana bile fenalık geldi. Salli . Gıcırbey ailesinden hiç söz etmezdi. Gıcırbey kimi isterse tekmelerim. "Ayol bize de bir cigara ver.t contası. bazı şeyleri tadında bırakıyorum. uhrevi bir kalabalık. dokuz düğüm olmuş. [JEAN ROSTAND. namazı kılacağız. bir Samsun yakıyor. Karda envai çeşit ayak izleri. Dokununca." Cırtlak bir ses: "Annem öleli dört ay oluyor. Fakat cenaze namazını kılmadım ben. Sen de os. Derken. duaların hiçbirini bilmiyorum." Çatlak sesli: "Toto oynama. pazartesi. Toplam dört kere tekbir getireceğiz değil mi?" "Evet. ona göre. İnançlarım gereği. tekerlek izleri birbirine karışmış.ruktan nem kapma be Mister Spock. lavuk bize pestil sallıyor!" Kızılmaske mi? Sağ omzumun üstünden bakıyorum. sen maşallah abdest namaz işlerini bayağı bellemişsin. 41 numara kışlık botlar." Kızılmaske: "Yahu Spock. Mister Spock. Yangına yelpazeyle gidiyordum. Yo. hayalifenere dönmüşsün!" Tarzan. Dördüncü tekbirin ardından sağa ve sola selam veriliyor. 'Rabbena. İki de kadın. Ne bir saldırı. Dua edersiniz artık. beni diliyle tokatlıyor: "N'aber lan Mister Spock?" "Tam anlamıyla eh." 17 . âtina'yı okursun. Yan yana yürüyoruz şimdi. Önce. tatilin doğası gereği verimsiz geçmişti.

yavru kuşlar gibi heyecanlanırdık. gönül verdiğimiz kişiyi incitmekten de. "O yobaz katırların kıçını mühürlemişler!" "Ne? Ne zaman? Kim?" Dracula’nın keyfi gıcır: "Bakın bakın" diyerek gazetenin birinci sayfasına işaretparmağıyla vuruyor "Vallahi de muşmulaları kaynatmışlar.. Tom Braks apışıp kalıyor. muz kabuğu gibi pürüzsüz yanaklarından süzülüyor. Perihan Pirana'ya meftundum. Hayat çok hızlıydı. duymuştuk da inanmamıştık. Komşuluk ölmemişti.. Bir akşam. Behiye Aksoy'un meşhur Yalan Dünya şarkısı çalıyor: "Bir garip yolcuyum hayat Yolunda I Yolunu kaybetmiş. Orhan Gencebay. Kedi Kadın. Mutfakta olmalı. hayat yolunda Ümitsiz sevginin kurbanıyım ben. Ekmeğimi tiyatrodan kazanıyordum. Henüz tam uygarlaşmamışız. verecek cevabım yok!. gibi soruların cevapları merak ediliyor. Halbuki çevresine yeşil sinekler gibi üşüşen heriflere.. y. Tom Braks. 1 Mayıslar." Ağzım açık kalakalıyorum. Çay tepsisiyle gelir birazdan. Spock / Korkut Üneli] Mazi ile bugünü birbirine karıştırma. Çayları getiren Uçan Kız'ın elinden tepsi düşüyor. Bir of çeksem ağzımdan simsiyah. Karşılıksız aşklar. Komşular sağdı. [ELMORE LEONARD. Yılmaz Güney.. eğri büğrü gülerek omzuma vurdu: "Sahi ya. Clint Eastwood. Heyet üyelerinin naaşları.. Değirmenlerle savaşta yenilmemişiz daha.. İspanyol paça pantolonlar giyiyorduk. kıran kırana kavgalar. perişanım ben I Mecnun misali gurbet ellerde I Ümitsiz sevginin kurbanıyım ben I Yalan dünya. bir merhaba.. Efkarlıydım. Bana da Mister Spock rolünü öneriyor.. can onların. boykotlar. Hem de nasıl. Uzun yakalı dar gömlekler. Hafızam. Pink Floyd. Kemal Tahir. Kocaman güneş gözlükleri takardık. bayram şekerinden. zenginlikten bahsediyordu. Fakir. kimliği belirlenemeyen kişilerce katledildi. Marlon Brando. nah böyle derisini tuzlarlar adamın! N'oldu? işte. 20. bir masadaki karta bakıyorlar. Leon Davidoviç Bronşteyn Troçki [1879-1940] "Yaşlanmak. Stres yoktu. Sahneden stüdyoya. kemiğimizi çürüten fukaralığın üstüne kat kat. Edebiyat.. Kayısı hamurundan. bütün hücrelerimize azim aşılıyordu. beni hayal âlemine fırlatıyor. Aşktan nasibim bu kadardı. Cüneyt Arkın. ikindi namazını müteakip Cebeci Asrı Mezarlığı'nda toprağa verilecek... Karun kadar zengindi. Allah bizimleydi. favoriler uzundu.. Fenomen gazetesinde sinema. Çekirge. al kendin oku!" Gazeteyi alıyorum ve mırıldanarak okuyorum: "Gönül İşleri Bakanlığına bağlı Heyet'in 22 üyesi. Şangır şungur kırılıyor bardaklar. dublaja koşuyordum. kıt kanaat geçiniyordum... Sendikalar. camdan el salladı mı. Depresyon yoktu.tünden büyük os. Ve hepimiz Müjde Ar'ı düşlerdik. Federico Fellini. Dracula. Yoksulduk. yoksul kızların. Yönetmen. Yaşlandığınızda. yüzyılın en güzel yılları." 83 Ben böyle kendi yağımda kavrulup yanarken. onun karşısında küçük düşmekten de ödümüz kopardı. kalın camlı gözlüğünü düzeltti. kalbim kanlı bir yumruk olup göğsümü dövüyor! Bal rengi saçları. bakanlığın dağıttığı AŞKart'lar geçerliliğini koruyacak mı. dimdik ayaktaydı. Bob Dylan. otuz yıl önceki olaylar. ciğer onların" Dracula her zamanki hoyrat neşesiyle geveliyor. Adımı sorsa. Haysiyet. sosyal demokrattır. Yeni bir heyet teşkil edilecek mi.... Akikten bir kız. Gönül İşleri Bakanı Mithat Hattat 'Acımız büyük' şeklinde konuştu. 18 . tiyatro. pazartesi günü. Saçlar kabarık. İki senaryosu filme çekilmişti. Bir gülücük. yer sofralarında yürekten şükrediyorduk. taptaze bir umut çınlıyordu. Beş Gölgeden Kaçış] Otuz sene evvel otuz yaşındaydım. bir bana. "Sahi mi söylüyorsun Ferit Ağabey?" Kaim kenarlı. mazlum delikanlıların. O hortikler ne çakar aşktan. Neşet Ertaş. Mehtapta yüzen beyaz bir gonca.. Ferit Ağabey pattadak "Filmde oynar mısın Korkut?" deyiverdi. zekam. Çünkü tarihimiz bize kudretten. Muhammed Ali.. Tanju Okan. Alınteri mukaddesti.79 Camdan dışarıyı seyreden Tom Braks elini yavaşça sağa sola sallıyor: "İçmeyin şu mereti yahu. prostatitli kovboya sesleniyor: "Sifonu çekerken takma dişlerine mukayyet ol!" Uçan Kız'ı arıyor gözlerim. Yedi kat yalnızlığa gömülmemişiz. Bir kız. Tarzan. Kızılmaske... fokur fokur kaynar katran dolaşıyor. Bruce Lee. Charles Bronson. Eyyub sabrıyla izliyordum. namus. "Hass.. Sakaldan kesip bıyığa ekleyerek. Attilâ İlhan. 'Dabıl Yu' lakaplı Yunus Yumak. Seyrettiğimiz filmlerdeki yetim çocukların. Sovyetler Birliği dağılmamış. Elvis. Damarlarımda. "Şu Gönül İşleri Bakanlığı vardı ya?. 'Bu vahşetin sorumluları cezasız kalmayacak' derken." "Bırak tüttürsünler. yani Perihan'ın tuzu kuruydu. havalara uçardık. bilincim sıfırlanıyor. Gözleri yıkanmış üzüm parlaklığında.. n'olmuş ona?" diye temkinlice soruyorum. Beşiktaş sahilindeki Birdirbir Birahanesi'nde oturuyoruz. Faşizm kahrolsundu. ebediyen saklanan sırlara dönüşürdü. Haklıydık. çaresizliğe meydan okuyor. Karşısında tek kelime edemiyorum. perişanım ben Alın yazımmış. Başbakan Bekir G. herşey bomboş /Hancı sarhoş. İçimde kamyon lastikleri yakılıyordu. fakat güçsüz değildik. gönülden?! Hiç! Hafız düdüğüyle racon kesersen. grevler.. yolcu sarhoş. 1970'lerde. Baretta [Robert Blake]. sevip saydığımız gazeteci bir ağabeyimiz vardı. mücevher gibi bir dilber. "Oha!" Hepimiz Dracula'ya dönüyoruz.raklara yan bastılar! Hepsi imamın kayığına bindi! Zinhar g. Ferit Ferik adında. Nostalji yoktu. Uçan Kız.. söylene söylene kalkıp tuvalete yollanıyor.rmayacaksın aga. Perihan'ı kıyıdan köşeden. zehirli dumanlar yükselecek. ceylan sütünden yoğrulmuş. Âşık Mahzuni. Yarı saydam." Müziğin sihirli mancınığı. Kalaya başlıyor: "Gönül İşleri Bakanlığı zaten kaşkarikonun claııiskasıydı. Fotoğraflar silme siyah-beyazdı. İnanın bana. Uzaktan sevmek diye de bir şey vardı. mahcup.ktir. 1970'ler. Hart diye dilime bir asma kilit geçirip çenemin altından kilitliyorlar sanki. ama onurluyduk. Zayıftık. Piranalar. Yani avucumu yalayıp sigara içiyordum. elma şekeri gibi gülücükler dağıtıyor. ne sandın?" Uzay Yolu [Star Trek] dizisinin sinema versiyonunu yazmış. kaçamak bir bakış. bir insanın başına gelebilecek en beklenmedik olaydır" demişti. Oğuz Atay.. Canımıza yapışan.. Dracula geri adım atıyor: "Ağır olun! Dünya benim kıçımdan çıkmadı!" 1970'lerde Allah bizimleydi [Mr. gıcır gıcır gurur kostümleri giyerdik. dün. devlet kapısında alayının kuyruğu düğüm oldu!. Seslendirmeden de harçlık mesabesinde birşeyler kalıyordu. kazanacaktık. Çakırkeyif. Mike Hammer merakı ve Hz. bahtsız annelerin. Nasıl utangaçtık. En büyük hazine kalbimizdeydi. vicdan gibi kelimeler tedavülden kalkmamıştı. onu ne zaman görsem. Tonla dallama da yelkenlendi. Dracula başını geriye atıp alnını kırıştırarak. Kocaman vidalar gibi gırç gırç döne döne batıyordu kalbime: “Bir gün gibi sanki geçti seneler Ümidim kayboldu. PAP'tan hiç hazzetmiyor. bugünkülerden daha gerçek görünür. Felekle kapışıyor." "Yeteeeeeeerrrr!" Paltomun cebindeki AŞKart'ı çıkarıp şak diye masaya vuruyorum. Polis. John Lennon. Allah'ım. o zamanlar aşklar ömür boyu sürerdi. İsmet Özel. saat 16:00 sularında meydana gelen olayla ilgili tahkikatı sürdürüyor. Solcuyduk. Şarkılarda daima. yorgun babaların hallerine hüngür hüngür ağlardık. kitap eleştirileri yazıyordu." "Eee." Dracula. Şarkılar. Benimse işim yaştı.

dilimizi bilmeyen bir adama yâr olmuştu.Şeytanın Tekerlemesi. şimdi kefenimizin astarı oldu. hangi yıldayız.. Birgün. saat kaç. Laf aramızda. tokmak Venüs'ün elindeydi. bu harikulade!" deyip bana bir öpücük verdi. Saymakla bitmez. Eugene Ionesco'nun Gelinlik Kız’ında Bay'ı. 19 . ne bileyim Ferit Ağabey?. tüylerimi ürpertiyordu. orlon yumakları.. Oraları kurcalamayız. Yağmurda ıslanmamı engelleyen birtakım haplar alıyordum.. Film tuttu. Ağlaya ağlaya Atina'yı bir Türk gölü haline getirsem. 1970'li yıllarda böyle bir yığın. Bernard Shaw'un Pygmaîion'unda Higgins'ı. mutfakta sofrayı hazırlayan Venüs'e yeşil zirkon bir kolye hediye ettim: "Eğer beğenmezsen intihar ederim. Nikah akdimiz. Şırıl şırıl gözyaşı döküyor: "Kim bu Perihan?!" Uykuda. Ne oluyor demeye kalmadan askerî darbe geldi. kaşımı açıyor. kendimi unutmamdı. Yaşlı anacığımla baş haşaydık.. o iş başka bu başka?" "E oyuncusun da?" "Doğru diyorsun da. Saça iki makas vurup. Ferit Ağabey benle röportaj bile yaptı. saçma sapan bir röportajdı: "Mister Spock'ı uzayda bulduk. Şimşek Hafiye [Hanifi Nahif] Almanya'daki kızının yanına.Kiralık Kefen. Ben ki. Zaten televizyondaki dizide Mister Spock'ı sen seslendirmiyor musun?" "Evet ama. çulsuzluğa kesin dönüş yaptık. neden otuz sene evvel oynadığımız.. Venüs yok.. muhabbet ederiz. Kedi Kadın Derdini Ecele Aç. yatağımız ringe dönüşmüştü. Spock / Korkut Üneli] Geçmiş. Evlilikte olur böyle şeyler. Sağolsun. 'Meslekte yetersizlik' gerekçesiyle. Birbirimizle gerçekten dost muyuz. bize içini döktü. çengelli iğneler arasında ölümü bekliyordu. radyo dinliyordum. Perihan Pirana'yı çoktan unutmuştum. haşlanmış bir pancar şekline girmişti. Ve en önemlisi. Dabıl Yu beni beğenecek mi dersin?" "Sen 'He' de." gibisinden sulu zırtlak laflarla sunulmuştu. Fî tarihinde giydiğimiz parlak pelerinler." 86 Venüs. Mahvolmuştum. en yumuşak yataklar. Hunisini kaybetmiş deli gibi aranıyordum. Max Frisch'in Philipp Hotz'un Büyük Öfkesi'nde Philipp Hotz'u oynamıştım. nur içinde yatsınlar: Örümcek Adam [Pertev Paker]. ona göre. Venüs'ün parlamasına sebep olacak sözler söylüyordum. Hollywood yapımlarından aparılmıştı. gece lambasının pembe ışığında beni tartakladı. Mister Spock’ın kralı olursun alimallah!" Yunus Yumak beni kadroya hakikaten dahil etti. Uzay Yolu Marslıların Bedduası filminde Mister Spock oldum. Morukladık artık. Her pazar burada toplanırız. kalbim. Münih'e gitmiş. Aşk Tanrıçası' karım. Bir anda şöhrete kavuşmuştuk."İyi de. Aşkımı Perihan'dan gizlemiştim. derken kendimi nikah masasında buldum: "Saym Korkut Üneli. Yarasa Adam [Mikail Mika]. tiyatrodan atıldım. Gece. çalıştığı şirketteki masasında çene çaldık. kötü taklitlerdi. bilemiyordum. Kahroldum. vaktiyle fantastik filmlerde rol alıp da sonradan 'düşen' kimi pabucu yarımlara yani bize bırakmış. anahtarı da yutmuştum. belki biraz açılırdım. bir dövüş yeminine. Biz aslında onüç kişiydik. 1909-19971 Perihan Pirana. "Boyun devrilsin. Elimde yetki olsa. Kumral bir muhasebeci. Perihan'ın adını sayıklıyormuşum! Venüs. dümdüz. Birçok arkadaşımın aksine ben hapishane yerine tımarhaneye tıkıldım.Korkmak Bazen Günahtır. Gazetelerde benden Mister Spock diye bahsediliyordu. O dönemin en büyük yapımcısı merhum Bahri Buhara.Kavalyem Azrail. sonra alay etmeye başladı. Çok fena çuvalladık." "Adamı hasta etme. "Alçak herif!". Allah selamet versin. Davul benim boynumda.. Elime üç kuruş para geçti. Devamı da çekildi: Astronot Niyazi Uzay Yolu'nda. Mecidiyeköy'deki Apaçi Apartmanı'nın 13 numaralı dairesini.. kumsaldaki yazılar misali siliniverdi. Seyirci bir-iki seyretti. Evliliğimizde yeni bir dönem başlıyordu. Kayışı koparmak üzereydim. Yazgımın eğri çizgisini izlerken karşıma Venüs çıktı. Aynaya bakınca "Sen de kimsin?" diyordum. Uykuya daldığım anda. kendimiz de büsbütün kaybolduk. Feleğin sert bir sillesiyle dünyaevine girmiştim. Karımın neşesi. her sabah erkenden dükkanın yolunu tutuyordu. baba ocağına döndüm. aynı tapınağın Budist rahipleri bile zaman zaman tartışır. Kendimi.Gorilin Kariyeri. Akşama kadar evde pijamayla oturuyor. Neden böyle oldu? Çünkü bu filmlerin tamamı. Tuhafiyeciydi. Neredeyim. adi zampara!". tahta suratlı doktor. Tam iki sene. Cebimiz para görmüştü. Fakat maalesef daha sıvası kurumadan tapınağımıza yıldırım düşmüştü. kemikten parmaklıkların ortasında büzülüp kalmış. günlerden ne. gelecekten daha çok istikbal vaat ediyor. Peder bey. Dördü rahmetli oldu.. Bedenim bir hapishaneye dönüşmüştü: Etten duvarlar. sekiz köşe oldu: "Korkut. Shakespeare'in Hamlet'inde Horatio'yu: "Bu bahsi kaybedeceksiniz efendimiz!" Sinema bahsini kaybettik. Deliksiz. Dracula . düğmeler. dudağımı patlatıyordu: "Kime 'sevgilim' diyorsun sen ha?!". Repliklerimi hatırlayamıyor.. [PAI PU. kaybetmekle kalmadık. Venüs Lüfer'i eş olarak kabul ediyor musunuz?" "Evet" dedim ve bir alkış koptu. Filmlerimiz çok çabuk unutuldu. unutulmuş filmlerdeki isimlerimizle hitap ediyoruz birbirimize?. Galaksi çatırdıyor!. fermuarlar. yemeği devlet ısmarladı. öpücüğü kondurduğu yere bir Osmanlı tokadı çakarak uyandırdı beni! Sersemlemiştim. ben hapı yutuyordum. Tiyatro lobisindeki masalardan birinde oturmuş laflıyorduk. Sahneye kebap gibi bir suratla çıkıyordum. Uçan Kız . Bir sabah uyandım. Tarzan . İstanbul'da oturmuyor. vasiyetinde bizden bahsetmiş. Samatya'da köhne bir binanın giriş katı. Fiyakamız yerindeydi. Onlar ayvayı yerken. Tipin de müsait hem. Yüzlerimiz. Sessiz sedasız aklımı oynatıyordum galiba. akıl hastanelerindedir. Beynim karınca yuvalarıyla dolmuş. ruhumu kısırlaştırmıştı. Vahim olan. gerisini bana bırak. Hepsi. çerden çöpten fantastik film çekildi Türkiye'de. Diğer ikisi. kafamızda paralandı. Acıklı karikatürler. Kızılmaske . Yunanlı bir şairle evlendi. Gelgelelim. oradan bir pastane masasına geçip havadan sudan konuştuk. artık süper kahraman değiliz. Benliğimi saran aptallığın laneti. Bir daha da belimizi doğrultamadık. Tabut kadar bir yerde.. Yine ekmek derdine düştük. Çay içer. bütün doktorların siyah giymelerini emrederim... 'Sabah yıldızı' kayıplara karışmış! Bir daha da geri dönmedi. çocuk oyuncağıydı. dayak lordu Jackie Chan yumruklarıyla gözümü morartıyor. hakikatte kimiz. Bilen bilir. Yıldızımız saman alevi gibi parladı ve söndü. Mandrake [Vecdi Cıva] ve Süper Kız [Rana Anar]. Harold Pinter'm Gitgel Dolap'ında Gus'ı. Karımın benimle ilgilenmesini sağlamak istiyordum. Çocuk oyuncağı. n'apıyorum. gibi tonla film. Benim ketumluğum yüzünden. Korkut'un Mübeccel'e faydası yok [Mr. 84 Hiç de öyle değildi. Taburcu edildikten sonra. profesyonel bir dalkavuk edasıyla bana kelime masajı yapıyordu. Süper kahramanlıktan. kulaklara sakız yapıştırdık mı.. Kaptan Amerika [Kerem Kerempe] ise Artvin'deki köyüne yerleşmiş. bocalıyordum. Suç bendeydi. Gerisi. O da. Yüzümü uzun uzun inceledi ve muslukları açtı. 1980'deki askerî darbeden sonra. birbirimizi sahiden anlıyor muyuz. Sinema salonları dolup taşıyordu. doğduğum günkü kadar çaresiz hissediyordum. midemde barbar cüceler ateş yakmış tepiniyordu. Tom Braks ..

babamı.. Bebeğin dünyaya nikotinman. benden beş-altı yaş küçük bir adamdı. O da dansçı kızlarla aşna fişne yapıyormuş. Üstelik bina yıkılıp yerine yenisi yapıldı. senaristi. polisler. saçım şak diye ağarmış. akşamsefalarının.. Selvi Boylu Al Yazmalı gelinler. "Parkta bir fıstığa uzun uzun baktım. Gönlüm. Sonra.. Ve ben onunla karı-kız muhabbeti yapmanın yollarını arıyordum. Nikahlandılar. Sigara hariç bütün kötü alışkanlıklarını terk etmişti. bebeği. Validem sürekli namaz kılıyor. ilk kalp krizini atlatamadı. yazarlar. Müzikallerde rol alan. baki Ne olur o yanağa değebilmek için ben Elinin üzerinde olsaydım bir eldiven. Uçan Kız'ı canlandırırken kafası iyiydi yani. bir banka müdürüyle evlenmişti. ailemi. yıldırım hızıyla geçiyor. duaydı. Elmalı kurabiye gibi bir hatun. şakağına kurşun sıkarak intihar etmiş.ruğu gibi solgundum. Caminin bahçesinde. allı pullu matruşkalar. Suratıma dikkatle baktı: "Siz. Mübeccel hamile kaldı. On senedir. beni cehennemden uzak. kara çarşaflılar. Ağlamaya devam ettim. Çoluk çocuğun maskarası olmuştum.. Bizlere yaşama sevinci ver. Allah şahit. lafı hatunlara getirsem. annemi. Genç değildim belki. kelebeklerin. Karl Marx’la ayaküstü helalleşip farza duran cemaate yetişmişim gibi. Hamdolsun verdiğin nimetlere." Şaka maka ibadetti. biraz dalgamızı geçsek. Uçan Kız'a kaydı: Mübeccel Ecel. kar suyuyla demlenmiş çay gibi bulanık yüzünde. Dükkan bana kaldı. hükümet üyeleri. delirmeyeceğim. günah yazılır mı?". Senaristin vârisleri. seninle gurur duyuyorum" deyip alnımı öpüyordu. babam elini omzuma 80 89 J^ koyuyor "Aslan oğlum.. Fakat korkunun ecele. Kırkıma merdiven dayamıştım. ibadet ederken. Onun Nişantaşı'ndaki dairesine taşındı. devletimi ve inananları koru.. "Karım beni terk etmişti ya. Taburcu edildiğinde bambaşka birine dönüşmüştü. dudaklarımdaki mührü sökerek bir faciaya sebep olmak istemiyordum sanki. Cumhurbaşkanı. sesi mi. öldü mü. Senin her şeye gücün yeter." "İnşallah.. Yo yo. Amin. kaldır beni sahura" dedim. Bebek. Beyaz perdede dikiş tutturup üne kavuştuktan sonra bebek doğuracaktı. nereden esti de her gün beş vakit kıbleye dönüp secdelere kapanıyorum?" Sanki her şey bir anda olmuş. Nişantaşı'ndaki daireyi unutmuştu. Yıllar. telefon kulübesi yüksekliğinde bir yer. Hepsi de dünya ahret bacım. Sapsarı. Çocuk daha kulağına ezan okunmadan. sana sığındım.. Müjdeyi vermek için aradıkları babanın. "Ben n'apıyorum böyle? Sosyalist bir tiyatrocuyken. Karşımda oturuyordu işte. Bir yaz günü.. Senin rızkınla orucumu açtım.. sahneden camiye 'dızzzt' ışınlanmışım gibi bir şok yaşıyorum. bebeğini. genç bir memur "Bu kadının anne olmadığını bebek de anlamış" diye söyleniyordu. "Allah'ım! Senin rızan için oruç tuttum. o da bana baktı. Sakalım bir saniyede uzamış.. tövbeydi. Polis de bebeğin izini bulamadı. oruç gider mi?". Hiç unutmuyorum. Gençken. Minnacık bebek. Namaz 20 . Elinden her iş gelir. Clint Eastwood'un başındaki kovboy şapkasını çıkarın. Burası kapsül mapsül değil. Namaz kılmayı öğrenmek istediğimi söyledim. uzay gemisinden ayrılan kapsül gibiydi. gece sona erdi sanarak Yanağını eline ne güzel dayamış. dükkandayız. haram mı?". "Kadınlar niye gelmiyor bizim camiye?". ünlü şarkıcılar. enikonu softa bir tipe dönüşmüştüm. evi. milletimi. Ela gözlerinde kor zerrecikleri. büyük şöhret ve mutlu yuva ümitleri çözüldükçe. güvercinlerin yani baharın şakrak kuşatması altında. şükürdü derken. ortada bunlara dair hiçbir ipucu yoktu. fakat ihtiyar da sayılmazdım. pencerede beliren Juliet'e seslenen Romeo gibi şakıyabilirdim: Gökyüzünde fezanın içersinden gözleri Öyle parlak bir ışık yağmuru serpiyor ki Kuşlar ötüyor. uzun. Yanlış düğmeye basarsam. Evdeki İnanç Dünyası' atmosferi bana iyi geldi. Gün boyu türlü türlü kadınlar geliyordu: Balkabağı azmanı kocakarılar. Yâ Rabbim. Aylarca tedavi gördü. gazeteciler ve tabii sivil halk. Mübeccel'in hayatı kaşla göz arasında kayıplara karışmıştı: Erkeği. Erken yaşta. "Arkadaşım olan bir kıza. Mahalledeki bacaksızlar etrafımda dönerek "Mister Spock! / Sivri kulak! / İşi gücü / Işınlanmak!" diye coşuyorlardı. yerine beyaz. Derken.. emin galiba. her şey berbat olabilirdi. kaçırıldı mı. fakat adamcağızın kafasını ütülemekten geri durmuyordum: "Kadınla el sıkışsam abdestim bozulur mu?" "Hayır. ekmeğimizi iğnenin deliğinden geçireceğiz. Fıkıh. Bence hâlâ harikulade. Her türlü güçlüğe karşı dayanma gücü ver. camiye gidip imamla görüştüm. 'Camideki Uzaylı'ya çıkmıştı adım. lolitalar. bisküvi elleri. n'oldu? Loğusa bir keş olan Mübeccel büsbütün perişan haldeydi. değil mi?" "Evet imam hazretleri. sağlık ve afiyete. Ayyaş ile keşin ittifakı. ben bazen dükkana bakıyordum. Mübeccel. ince. Hem seviniyor hem utanıyordum. Kahkahalar patlıyordu. Apaçi Apartmanı'ndaki dairede arkadaşlarla buluşuyoruz. alkolik ve eroinman olarak gelmesi için uğraşıyordu sanki. imam İlyas da biraz bunalımlıydı galiba. İşler yolundaydı. Hemşireydi. Daha da garibi. Sorularım bitmek tükenmek bilmiyordu: "Bir kadının ağzını öpsem. Laf aramızda. cadalozlar. anneme "Teğmen Uhura. çünkü babam öldü. İçkici kartaloz bir senaristle yakınlaştı. bir tekine bile yan gözle bakmadım. bürokratlar. adı konmadan kayboldu. güvenli bir yere ışınlamanızı rica ediyorum. Ölü os.. Korkut'un Mübeccel'e faydası yoktu. Ağzımın içinde bir eşekarısı yuvası vardı da. defile kuğuları. Koydum: ACAYİP TUHAFİYE. yardımını esirgeme ülkemizden.. Ne yazık ki ilk kocası. siyah beyaz televizyonda yayınlanan duayı ezberledim. Dikensiz bir kaktüsün bitkisel yalnızlığı içindeydim. bu yüzden cehennemde yanar mı?". işte bizim imam İlyas. Ey bağışlaması bol Rabbim! Beni. işlemeli bir takke takın. subaylar.Bazen bakkala gidip ekmek filan alıyordum. Sana inandım. Boşandılar. geviş getiren kederli bir çift manda gibiydik. dua ediyordu. yoksulluktan süs biberi gibi kızaran eksik etekler. sinemacılar.. hâlâ. çalışma odasında cesedini bulmuşlar: Moruk. Uçan Kız'a bir türlü açılamıyordum. Mister Spock'sınız. merhaba diye sarılsam. Diyabetik bir yapımcı tarafından hastanede keşfedildi. Rahmetini. Sana dün Kocatepe'den bir baktım Aziz İstanbul Kocatepe Camii'nin avlusu öyle kalabalıktı ki." Ramazan'ın sonlarına doğru bir akşam. oyunculuğu mu daha kötü karar veremediğim bir züppe. Cumaya babamla beraber gidiyorduk. özellikle de namazdan sonra duada kendi kendime şaşıp kalıyorum. Burası. Köpek kulübesi genişliğinde. Zamanla toparlandım. hoş geldin. alkol ve uyuşturucuya sardırdı. Mutlu bir aile hayatı istiyordu. bir tek kar tanesi bile yere düşmüyordu. neden böyle zincirlenmiş bir ördeğe döndüm ben? Ürkek atın korkak süvarisiydim. milletvekilleri. makiniste treni durdurtacak kadar güzeldi. tefsir derken. Dükkanın bir adı yoktu. kendinden yaşça küçük bir adama gönlünü kaptırdı. senaristin evini temizleyen köylü kadının eline doğmuş." "Emin misin İlyas Hoca?" Suratıma yorgun argın bakıyor. Garip ama hamileliğini. gözyaşı fıçıcıklarım taşıyordu. Hödüklüğün Everest zirvesindeydim. Çenesi düşük değil. İlyas Hoca bana bir ilmihal kitabı vermişti. Ramazan ayında. Dört bir yanda irili ufaklı düğmeler. fettanlar. Tam sırasıydı. bonzai boylu al kimonolu kız kuruları.. tespih çekiyor. Hayat boyu kabızlık çekmiş bir ölü gibi bakmıyordum. hepsi elinden alınmıştı. Mübeccel'i sokağa atıp daireyi sattılar. Ben de onlara dizideki gibi "İyi ama bu mantıklı değil" diyordum. Babam da namaza başlamıştı.

Osmanlı'ya tütün 1606'da getirilmiş. ölünceye kadar sıktığımı hayal ediyorum. Kısık sesle "Teslimiyette. Öndeki tabuta geçiyorum. adeta hayatıma ara vermiştim. Sağlam bir edebiyat donatımı. aşkın. kıble rüzgarı gibi gönlümün pasını pasağını siler. İngiliz gemicileri limana yığmışlar balyaları. bizdeki karşılıktır. Sarayların bahçesine kınsız kılıçlarla dalacağız. eski bir Çin atasözü ne der? Fısıltı. Yuvalar. sanat eserleri. Ahmed zamanında. bordo çuhalı masalarına iskambil papazlarının sırtüstü düştüğü. hoyratlıktan. onu görmek için her fırsatta uğrarım. korkağı. Cenaze namazı sırasında. Tütünü lüle' denilen bir yuvaya doldurup çubukla içiyorlarmış. I. sahip çıkma gücü verir. Nasıl ki okulda.." Cenaze arabaları. biz aşkımızı kafamızı kaşıyarak. koridorlar açar. Omuzlanan tabutlar. zihnimi dezenfekte eder. Ve başlıyor anlatmaya: "Bu mereti dörtyüz senedir tüttürüyoruz. Karacaoğlan. Aşağıya bakınca başım dönüyor. Köroğlu. Böylece. Yeminler ederiz. onun tüm hikayelerini okuyorum. Bu kelimeleri onlara biz insanlar öğrettik. ölümün özenle hazırlanmış tek kişilik yataklarına varıyoruz. kültürün garantileri nispetinde himaye edilir. sulhun.. insanlığımıza hakim olma. gönül ferahlığının imkanlarını. Görgünün vitaminidir. kıssalar. fahişeyi. Eşya. Bütün çabamız. Bir ara Mister Spockla aynı tabut altında buluşuyoruz. Boş bir mezarın kıyısında duruyorum. saç boyasını ekmeğe sürüp yiyor sanırsınız.kılındı. Kalp atışlarımızın. Ölümün kör karanlığı gözümü alıyor. omuz omuzaydık. Bebekler. Vahşi köpekler havlamazdı. Allah bize kitap gönderdi. artistik jestlerle biçimlendiriyordu: "Bir millet edebiyatıyla yaşar. zaferde. belki nimetler içinde en büyüğüdür. insanlığımızın hizmetindedir. Aziz İstanbul'un konuşması. Bir fotoğraf albümü. Ezel Zelzele. burnumuzu karıştırarak mı ifade edeceğiz? Şiirler ne olacak? Kelimeler. savaş çığlığını yarım bırakma. hikayelerle. naaşları mezarlığa selametle ulaştırdı. sevgi dolu. iradenin forsunu aşan bir imkan vardır" diyor. bize insanların ruhunu sezme. En çok da Dört Ayaklı Şahitler. yazarlar bizim gerçek büyüklerimizdir. Paketi ona uzatıyorum. Bütün sanatlar. Harbin. "Fakat atasözlerinin yarısı. Tam ikiyüz sene öyle çubukla tüttürmüşler. çın çın ötüyor. her kelimesi. çığlıkların payı büyüktür. emeğin. Ayaklarımda mezar çamuru. deyimlerle kurulur. Yunus Emre. tokuşan bardaklar gibi taşmış. Mezarlığın veda mektubu gibi kısa patikalarından. evinin iki sokak arkasına taşındım. üzüm. Hicaz güneşi gibi vicdanımı bronzlaştırır: "Sen Tibet'e gittin. talebeyi. işitmişsindir.. sahiden anlamamız. Birbirimizi hakikaten tanımamız. çatlak. İyi ama. hem ormanı görmemizi sağlar. fakat uzun saçları hâlâ simsiyah. Günaşırı şereflendirdiği Kırat Kıraathanesine. zavallıyı. bir melodi. Her cümlesi. Minareler sordu: "Nasıl bilirdiniz?" Kubbeler haykırdı: "İyi bilirdik!" Minareler: "Hakkınızı helal ediyor musunuz?" Kubbeler: "Helal olsun!" Mister Spock.." 21 . aklımız neye erer? Edebiyat bilmeyen. Kedilerin ağzında tek kelime: Miyav. On senedir. Yaprakların bakışlarını. Uzaylı Kıyması. Kalbimiz ile beynimiz arasında işlek kanallar. takdir. mânâ ise hakikatin kendisidir. Komşuyuz. Onlara ayar çeker. Dua edildi. bir deliyi. anneyi. Köpeklerin dilinde hav.. dâhiyi. gövdelerin çarpıntısını duyarız. bir şey mi söyledin?" "Hayır. 95 Bembeyaz ahiret pijamaları içindeki Heyet üyelerini usulca uzatıp." Bu.. haykırıştan daha inandırıcıdır. Her sabah. zayıflıktan başka nasıl sıyrılabiliriz? Edebiyat. yamuk yumuk sandalyeleri kördüğüm olmuş bu salaş mekanda. Nasıl döneceksin. çiğlikten. İnsan yavrusu. bir yağlıboya tablo. Çünkü aslında her biri yalnızca belli durumlarda geçerlidir. bizi telef olmaktan kurtaran şifalı iksirdir: Bizi. Peşlerine düşmedim.. Hem ağaçları. dirençsizdir. canlı hücrelerdir. büyücüyü. Zira sonsuzlukta yolumuzu ancak ahitle bulabiliriz. cevap bulamaz. Onun gırtlağına yapıştığımı... soru soramaz. zalimlikten.. Kafamı kaldırınca Ezel Zelzele'yle bakışlarımız buluşuyor. bana bir başka Çin atasözünü hatırlatıyor: Kafan kesilse bile. Dracula ve diğerlerini gözden kaybetmiştim. korumaya ziyadesiyle muhtaçtır. araban var mı?" "Ben dokuz aylıkken yürümüşüm. arabama doğru ilerliyordum." Pür dikkat dinliyordum: "İnsan değil. yedi ay önce. İz sürecek durumda değildim. önce şiirlerle. Kuzular meler. takdirin. Beden dili nasıl olur da dilimizden dökülen sözleri bastırır? Buna niye razı olalım? Niye şüpheli şahıs kalıbına girelim? Niye dilimiz dönmesin? Niye edebiyat varken. salağı. İnsan kemâle erer mi? Bu mühim bir soru. terbiyenin namütenahi hulasasıdır. tembeli.. tüneller. dikkatin. ben ağzımı bile açmadım?" Kulağımı tabuta dayıyorum. Gözleri. devletler. elimizdekinden farklı bir sonsuzluğa sevk eder. diğer yarısını yalanlar. Aziz Ağabey. Dalyan Efendi'nin eklemek istediği bir şey yok anlaşılan. tedbirin. Mânâ ile anlam arasındaki ayrıma temas ederiz." Aziz İstanbul'la benim Vosvos'a atlıyoruz. tavuklar gıdaklar. Bir sigara yakıyorum. Ahlaki olgunluğun. O günden beri yürüyorum. muhabbetin. mânâsını öğreniriz. Gönlümüz neye elverir. Birbirimize söz veririz. Niyazi Mısri ne diyor? 'Burhan sorardım aslıma/Aslım bana burhan imiş. Kâdiriyye Şeyhi Dalyan Efendi'nin sözüydü? Yoksa. hayatın mânâsını pekiştirir. kelimeler karşısında savunmasız. yorganlar örtüyoruz. Sigara kağıdı yok ortada daha. bir ezgi notası. yazar Aziz İstanbul'la yan yana. Cehaletten. kelimelerinden tanırız. insan selinin üzerinde yalpalayarak ilerliyor. Edebiyat mırıltının ve naranın yerini tayin eder.. cömerdi. meyvelerin soluğunu. Aziz Ağabey. bir nar gibi. avukatı. Aziz İstanbul'un yaşı elli küsur.. Harfler. fil ya da bit yavrusundan farklı olarak. bu. problem çözemez. Muhabbeti yani sevgiyi biz sohbet anlamında kullanırız. bir sinema filmi değil. incir gibi zamanla olgunlaşarak varılan bir mertebedir. "Sen sigara içer miydin?" deyip bir tane alıyor. Cesedini işte bu münasip çukura fırlatıyorum. Cadı sidiği ve dedikodu kokan. beşer olarak doğarız." "Eyvallah. nabzımızın. nefesimizin tercümeleridir edebiyat. üzerlerine kat kat topraktan battaniyeler. Heyet'in katledilmesiyle. Aptallar îçin Yarım Akıl ve Pişmiş Tavuğun Çiğ Gölgesi adlı kitaplarını tutuyorum.. Cahil için her şey kötü güçler tarafından korunan sırlardır. vicdan hassasiyetinin. Âlim için sırlar. İnsan olmak. Yine de hünerli yazarın sözünü bölmüyorum. benzer şeyler arasındaki farklar ile farklı şeyler arasındaki benzerlikleri kurcalarız. Anlam. Müjdelerin taşıyıcısı kelimelerdir. Bir ülke. edebiyat sanatı sayesinde keşfederiz. aklımdan geçenleri okumuşçasına arkasını dönüp kalabalığa karışıyor. İşte cenaze merasimi bitmişti. Tabutun altından üzüntüyle bükülmüş ağzı görünüyor: "Ne dedin?" "Hiç!" "Fuat. derinden kavramamız edebiyat sayesindedir. mahallede kötü arkadaşlarımız bizi sigaraya alıştırıyor. Şairler. nefretin. ruhum büsbütün çürüyecekti. kurnazı. dostluğun. hayatlar kurulur kelimelerle. Aziz İstanbul yanımda. Pipo gibi bir şey yani. suçbilimcilerin şablonlarıyla yetinelim? Söyle bana Fu. ilmimizi edebiyat dekore eder. Hayati Tehlike'ye bunu ödetmezsem. vicdanımıza ne sığar. taşıdığımız ceset sandığında Dalyan Efendi nü var? Bana bir son dakika uyarısında mı bulunuyor?! Aziz İstanbul'a dikkatle bakıyorum." Sözlerini.' Biz yasakları çiğneyeceğiz. Kürek kemiğime bir el dokunuyor: "Başımız sağolsun Fuat. Türk milletini de tütüne İngilizler ayartmış. her harfi beni benden alıyor. Bir kumandanı. teşekkür ifadeleriyle örülü sözler işitmek içindir. Ardı arkası kesilmeyen ibret ve hikmet patlamalarının arasında yaşadığımızı fark ederiz.

Yine de millet. başıboş. cepkenler. Aziz Ağabey'in heyecanına efekt yapıyorum. Her sabah.Arabayla kahverengi-beyaz. Karadeniz ormanlarının kıyısındaki bereketli toprakta tütün yetiştirilmeliydi. Seccade olarak kullandığı posta bürünerek postu içerden dikti ve top gibi kendini açık denizlerin tekinsiz sularına bıraktı.. Genç Osman. armut kurusu katarlardı. "I. hafiyelerin parmak uçlarında dolaştığı. Murad'ın cinai hatırını kırmazdım yani. muhteşem bir kırat bulundu. yerlerde gördüğün izmaritlerin. tütüne. fakat ateş yakarak canavarları 22 . Şahane. Tütün tiryakiliği. ağızlarına da tütün çubuğu konulmuş!" Aziz İstanbul. sahipsiz. Ve sahiden de bir kartal Hüdavendigar'ı yakalayıp Tibet'in yalçın kayalıklarına kadar taşıdı! Tam gagasıyla postu parçalamaya çalışırken. '1/ Duman avcıları. Daha çocuk. nedir?' tartışıyorlar. Tepe vahşi hayvan ve canavarlarla doluydu. çanımıza ot tıkacaktı. Sahile ulaşma şansı yoktu. Zigana yakınlarında bir tepeye sığındı. işlemeli bir koşum takımı vardı. benden yirmibeş yaş küçük bir arkadaşımız olan Murad Bey. sarıklar kokuyor leş gibi!' diye. herkes alsın. IV. kementlerin. buğulu ovalara doğru kaçıyorlar!" Aziz istanbul.ruğu düğümlenmiş. dedektifler. İçe içe karaciğeri çürütmüş! Şimdi biz 1635 senesinde olsaydık. palaların. içkiye düşkün bir adamdı. Sultan Murad. Murad. İstanbul'da evler ahşap. sokaklarda kırk-elli ceset! Kafaları kesilip koltuklarının altına bırakılmış.." "Sana son bir hadise anlatayım. salgın gibi yayılıyor. oradan Hint Okyanusu'na açılıp Sumatra'ya geçti. İşte o gecenin sabahı imparatorluk halkı tütün keselerini çıkardı. fiyatı düşük tutabilmek için. Sonra. Dumanlı dağlara. Derken." "Belki de atın binicisi zaten öldürülmüştü?" "Muhtemeldir." Çak çuk. Bağdat'ı fethe gidiyoruz." "Ben içmezdim" diyorum. Dokuz yıl sonra İran. Padişah. ülkesine döndü. bugünkünden beter. IV. afyona. Aziz İstanbul. Hattâ. tütün içenlerin kelleleri etrafa izmarit gibi saçılmaya başlıyor. Isfahan üzerinden Anadolu'ya. Bugünkü sigara yüzünden çıkan orman yangınları gibi. sigarasını küllükte söndürüyor. E askerlerin bir kısmı firar ediyor. O devrin. iştahla." "Eyvallah. sisli ormanlara.. Bir yandan alimler harıl harıl 'Helal mi. merhum hükümdarın ardından tüttürme ye koyuldu. herkes kullansın diye. Bağdat yollarında ilerleyen orduda. dumanı yanan odunun kömürün dumanına üflüyorlarmış! Tiryakiler her Allah'ın günü kayıp veriyor. "Öyle mi?" "Öyle tabii Aziz Ağabey. On kişiyiz. Üflediği dumana. muazzam heybetli. Aziz İstanbul bir sigara daha yakıyor: "Bilhassa İstanbul'da. çubuklar. hürmet gören adamlarız. lüleler tıkılırdı. kelle avcısı bir dedektif padişah! Yasaklara uymayanları bizzat kendisi topuzuyla öldürüyor! işin tuhafı. Ahmed'den sonra I. Birgün okyanusta müthiş bir fırtına koptu ve gemisi battı. Bal ve pekmezle ıslatıp aromalı bir tütün elde ederlerdi. makam mertebe sahibi. Sonra tütüncüler loncası kuruldu. Tütün piyasası Yahudi tüccarların elindeydi. sönmemiş tütünlerden mahalle yangınları patlak veriyor. katledilen dedelerini hatırladılar. özellikle İstanbul'da korkudan herkesin os. lime lime bir karaciğerle ahirete intikal etti. sohbetimize tat katan bu duman bizi boğacaktı. bugün caddelerde. Oniki yaşında! Onsekizine gelip de devlet idaresini büsbütün eline aldığında. senle ben de Üsküdar'dan yola çıkan ordudayız." "Vay canına. sigarasından derin bir nefes çekip kaldığı yerden devam ediyor: "Her muhitte hafiyeler dolaşıyor. Senden beş-altı yaş. yağlı urganların uçuştuğu bir tütün dumanı Osmanlı topraklarında yüzüyor! Belki de şu 'ateş olmayan yerden duman çıkmaz' lafı o zamandan kalmadır. Mevlevi dervişlerinin bu makamlara göre bestelediği ilahileri bugün sen ben hepimiz çok iyi biliyor ve her mübarek günde gecede kandillerde söylüyoruz. Devrin alimlerinden Kadızade Mehmet Efendi de tam bir tütünle mücadele militanı. Ve 1623'te IV. şak diye hepimizi kestirip atıyor! Reha bölgesinde ondört kişi. Murad padişah oluyor. Tellallar." "Nasıl?" "Farz-ı muhal. o postu hayvan sanan aç bir yırtıcı kuş onu karaya taşıyabilirdi. deri atölyeleri kurduruyor. sonra?" "Bazı arkadaşlarımız tenhalarda. tütüne çınar veya incir yaprağı. 'Mahalleler kokuyor. şekerli. ne şifası? Kahvehanelere bir tütün dumanı çöküyor ki. Ruhumuz bile duymuyor. Bu benzersiz kısrağın eyerinde. fosur fosur çekiyordu. 1640 senesinin 8 Şubat gecesi IV. Murad'a çok yakındı ama yasaklar onu feci bunaltmıştı. Tam bir asır boyunca insanlar tütün içerken. Ne kadar İçmiş olmalı ki. gizli ajanlar! Bu manyaklar çatılara çıkıp bacaları filan kokluyorlar! Çünkü evinde gizli gizli tütün içenler. Murad’ın katlettirdiği zavallıların ağzına da böyle tütünler. bıyıklar. Yine de tütünden büsbütün vazgeçmiyorlar! Tam bir çılgınlık nöbeti gibi. tıngır mıngır geze dolaşa padişahın otağının önüne kadar gelmişti. boşuna. yirmisekiz yaşında vücudu içerden çökmüş. göz gözü görmüyor. Murad. IV.. kuvveti dillere destan bir genç olduğu halde.. At.. bir kese tütün ve çubuk gizlenmişti. Budist rahiplerden öğrendiği beş-on musiki makamı getirmişti. Osmanlı İmparatorluğu duman altı olmuştu! Korku ve keyif dumanı birbirine dolanmıştı. şömineye. Efsane doğruysa.. böyle idam edile edile yol alıyor! Tütün yüzünden! insan. Kahvehaneler derhal faaliyete geçti. Onun da hükümdarlığı üç-dört sene sürüyor. Çünkü dört dörtlük bir tütün müptelasıydı. Eski denizcilerden dinlediği bir hikayeyi hatırladı. Anadolu'ya geldiğinde. Bir nevi indi-bindi yapıyor. deli miyim.. Onların yerine nalbant dükkanları. Yanında. Kimse 'Benimdir' demedi!. Hüdavendigar bıçağını çekip kartalı öldürdü. Padişah kıyafet değiştirmiş." diyerek. tütünkeş kelleleri olduğunu düşün. tütün içenlerin idam edileceğini duyuruyor. Mustafa tahta çıkıyor ve iniyor. aramızda dolaşıyor.. tütün yasağı kaldırılmış değildi. molalarda. sanki oradan okuyor: "Birgün. yüz sene süren bir tereddüt yaşandı. cellatların içinde koşuştuğu. Sen içer miydin?" "Kesinlikle evet. Murad önümüzde. kakaolu bir hamura benzeyen karlı toprak yollardan iniyoruz.. Bunların bir teşkilatı. bağıra çağıra kıratın sahibini aradılar. loncası yoktu. Sumatra'da denizciliğe başladı. kirli bir naylon olup çevremize tıkışan dumanın içinden 96 konuşmaya devam ediyor: "1600'lerin başlarında halkımız komple tütüne başlıyor. kanlı fırtınalar koparıyor! Bütün kahvehaneleri kapattırıyor. Sene 1638. bizzat kendisi kılık değiştirip ahalinin arasına karışıyor. silah arkadaşlarını imha ettirir mi? Tarih bunları yazıyor Fu. kırılıyor! Kol ve bacak kemikleri parçalanıyor! Savaşa giden bir ordu. fetihten sonra firar ederek doludizgin Basra'ya. ocağa yanaşıp.. Dikkat et.. Halep'te yirmi kişi! Yirmi yuvarlak sigara gibi.. kokudan şikayet ediyorlar. Bağdat seferine çıkan Murad'ın kumandanlarından Hüdavendigar. tütün yasağı devam ediyordu 100 Karadeniz'de Sümela Manastırı. haram mı. İngilizler 'Bu tütün bir kısım hastalıklara şifadır' demişler. Hakikaten. zaten yirmisekizinde sirozdan öldü. Enteresan olan şu ki.. Horasan.. Minibüse binip az ötede iner gibi. IV. Alkolik hükümdar. meydanlarda. gizli saklı tütün içiyorlar. Tütünü ekti. Hangi hastalıklar. Yahudi tütüncüler. tütün mamulleriyle savaşan gönüllüleri. Padişahla aralarında bu konuda ne konuştular bilemiyoruz. Hani sigarayla savaşan derneklerin dergilerinde sık görülen bir fotoğraftır. Bas bas bağırıyorlar." 98 "Kim ki onlar?" "Ordunun yarısı! Üçpınar'a vardığımızda konaklıyoruz. adamın birinin kocaman açılmış ağzına yüzlerce sigara tıkılmıştır. bir tarih kitabının silik sayfasına bakar gibi bakıyor. Hattâ yıktırıyor. Onsekiz yaşında bir çocuk yani.

101 "Hayır" diyorum. bilet gişesine uğrayıp dönen kıza profesyonelce kaş çatarak konuşuyor: "Sen kendi derdine yan kovboy... gölge boksunda asla rakip tanımıyor. Muhammed Ali'nin maçına gitmişler. Süper Yedili'nin arasına düştüğüme hiç şaşmıyorum. gülen gözbebekleriyle bana bakarak. sönmüş eski kömür sobaları gibi istasyona devrilmişler. gazete büfesine geçiyorum. idman maçlarında. Ben koridor tarafındayım. Spock. perondan hareket edecektir." Mortoları en iyi moruklar anlar Elli yaşındaki bir adam kendini otuzunda hissediyorsa. Rulo yaptığım dergiyi açıp karıştırıyorum. Yedi ihtiyar. [MUHAMMED ALİ CLAY] Saatleri gölgede bırakan gecenin tik-takları arasında. Valizini güçbela rafa yerleştiren tombul Tarzan. Antika ile külüstür arasındaki ince çizgide duran Vosvos'umun da beni nereye götüreceği hiç belli olmazdı. çok eskiden Afrikalılardan öğrendiği bir atasözü der ki "Portakalın doğusu batısı yoktur. her an her şey olabilir anlamına geliyor bu söz.' Öteki şaşırmış: İşe yarar mı dersin?' Bizimki şöyle demiş: 'Dövüşmezse hiçbir işe yaramaz. kafam kadar bir yumruk attı.. bırakmıyor. "bilmiyorum. iç kanama geçiriyormuş gibi bitkin görünüyor. Çıkış kapılarının bulunduğu gürültülü. Kereste kalınlığındaki bileğini yakaladım. Izbandut yanıma varır varmaz suratıma bir kama salladı. benim çok hoşuma gidiyor" Tarzan sitemkar. fıkra anlatıyor: "Bir Müslüman'la bir ateist. Şişme Tarzan uyukluyor. elindeki bileti mendil gibi bana sallayarak geçince. kadavrayı gıdıklasa güldürür alimallah. Normalin kapağındaki Gönül İşleri Bakanlığı binasının duvarlarında da yankılanıyor: "Sayın 102 yolcularımız. başınız sağolsun. Kızı Leyla Ali. AŞKart'ını cebine koyuyor. daracık boşlukta durdum. Trabzon'a gelen bir geminin deposunu fındık çuvalları ve tereyağı tulumlarının yanı sıra tütün balyalarıyla doldurmuştu. kartla beraber iade ederken Mister Spock'a eğilerek. Altmışaltı yaşındaki Muhammed Ali'yi ölüm döşeğinde titrerken düşünemiyorum. Etrafta salkım salkım. Yolun başında bir kahve molası vereyim. Tam karşımda Mister Spock. babasının artık konuşamadığını." Sanırım." Bu arada Tom Braks ne dediyse. yirmi yılını boşa harcamış demektir. Ali. Yüzüme bakmaya utanıyor mu nedir? Uçan Kız... nakavt ettiği Sonny Linston'ın tepesine dikilmiş haykırırken göründüğü fotoğrafın karşısındaki yazıyı okuyorum. Muhammed Ali sahiden de maçlardan önce dua ederdi. Dracula. sertçe cevap veriyor: "Peh! Ben senin güttüğün bufalolar kadar kovboy s. Tom Braks. Kondüktör. Dracula'dan gıcık kapmama razı değil: "Aslında iyi adamdır. ağır vasıta mesabesindeki kıçını solumdaki koltuğa park ediyor. Bilek kemiğine bastırdığım damarları yırtılırken. AŞKart'ı alıyor. sivri topuklarının üstünde salınarak bana yaklaşıyor. Tarihin şöhretli Karadeniz tütünüyle... ağzı ve gözleri yarı açık. İnilti ve hırıltı karışımı bir ses çıkardı. Protez sırıtışından nasıl kurtulabilirim? Bitişiğinde. Muhammed Ali'nin. Üzüm çöpü gibi kuru birkaç üniversiteli. Toz bezinden biçilmiş bir tulumun içinde. Acayip bir metoda başvurdu: Özel bir frekansta çaldığı tiz sesli kemençeyle sabahlara kadar nöbet tutarak canavarları uzaklara sürdü. Mister Spock'a "Vays! G. küçük bir makbuz kesiyor.. Parkinson hastalığıyla pençeleşen şampiyonun durumu epey ağırmış. zaten bu ihtiyarlar birazdan uykuya dalarlar. (Güney Afrika'da ve İsrail'de yaşadıklarımdan sonra... Tarzan Bey" diyerek beğenimi belirtiyorum.. soruları cevaplayamadığını söylemiş. Birdenbire. Dracula. Durumu anlamazlıktan geliyorum. Dünya. Haki üniformalarıyla. Sağ elmacık kemiğime." Şaka maka. belki hatırlamazsınız. Mister Spock’ın koluna koala gibi dört elle sarılmış. kaynak makinası ışığı parlaklığındaki dişlerini gösteriyor. koridorun ayırdığı. Mister Spock ise cebinden AŞKart çıkarıyor. bakışık dört çift koltuk var.. Çinlilerin.ktim!" *** Vagonun ortasında. yerleri paspaslıyor. "Bu bir fıkra değil." Dracula. Sıradışı yol arkadaşlarına denk gelmekte üstüme yok. O anda çatlak bir ses. şampiyonun can çekiştiğinden habersiz. kanlı bir havlu atarak terk ettiğimiz. Vagon kapısından geçerken." Kalkıp restoran vagonuna yöneliyorum. belirsiz bir noktaya dalıp gitmiş Mister Spock'ı dürtüyor: "Annen seni yavrularken sarhoş muymuş?" Mister Spock dalgınlığına sahip çıkıyor.. Siyah boks eldivenleriyle ecel. Dracula.. Bu patentli çıtır çerez. 4. Artık "on kaplan" değil de beş kedi gücünde olan Kızılmaske ise Kedi Kadınla bölük pörçük bir şeyler konuşuyor.." "Neyse ne. Dracula tam çaprazımda. fertleri birbirine baka baka kararmış aileler.'" Mr. "Bence de gayet iyiydi.tüyle balık yakalayan papazımız gene salladı marşal jokerini! Ne deliksiz kemikmiş be. Bu 23 . Trenler. kavruk bir adam.. Havaya. ringin köşesinde ayağa kalkıp eldivenli ellerini açarak dua etmiş.. 'Vampir ürür katar yürür' kayıtsızlığında. şişmanlara vergi bir neşeyle dergideki fotoğrafı işaret ediyor. Derin bir nefes çektiğim sigaramı. sağ gözkapağında söndürdüm. Hayretten donakalıyorum. kamayı bıraktı fakat öncekinden de şiddetli bir sol çıkardı. ifadesini bozmadan soruyor: "Ha?" Tom Braks'tan Dracula'ya bir uyarı atışı: "Dişlerin döküldü ama dilin hâlâ sivri. Dracula. Derginin kapağını inceliyorum. resmiyetten uzak bir kederle iç geçiriyor: "Teşekkür ederim. pençe misali kulağımı tırmalıyor: "Zamane kızları. Muhammed Ali fıkrasını biliyor musun?" Muhammed Ali'nin akranı Tarzan. on dakika sonra. kucağındaki paçavraya dönmüş gazetenin üzerinden etrafı seyrediyor. "A-ha. Tren on dakika sonra kalkacak. "bir anekdot ya da işte öyle bir hikayecik. üniformaya sarılmış sıcak bir çaydanlığı andıran kondüktör tepemizde bitiveriyor: "İyi akşamlar efendim.. Maçı kazanmasına yardım etmesini istiyor O'ndan. bakmayın böyle çatal dilli olduğuna. biletleriniz lütfen. Dracula ve Tom Braks jilet kırığı gözlerle beni kesiyor. kendi derisinden daha dar bir elbise giymiş. memeleriyle göz kırpıyorlar!" Bakanlık Heyeti'nin cenazesine giderken rastladığım gruptaki Dracula bu. böyle mangır kimyasına pes maşallah!" Mister Spock. Morukula'nın sarımsak suyu salyası akıyor! Esmer şeker. Ankara garının o yanık zeytinyağlı aydınlığına adım atıyorum. Sakallı Mister Spock'ın omzuna yaslanmış olan Uçan Kız da öyle. Çatlak kadranı kana bulanmış gar saatinde akrep yelkovanın sırtına atlıyor." Dracula biletleri veriyor. Bir sigara yaktım. maç başlamadan önce. Tavandaki hoparlörlerden gara lağım borusundan boşalırcasına dökülen anons. yaprak sarmasına benzeyen askerler. yanındaki Müslüman'a sormuş: 'Ne yapıyor?' Beriki cevap vermiş: Allah'la konuşuyor." Mister Spock’ın gözleri buğulanıyor: "Sizler sağolun. Bir gazete. Makinaların. Siz gençsiniz. Tarzan" diyor. Haydarpaşa'ya gidecek olan Başkent Ekspresi." Tarzan." Buruşuk süper kahramanların önünden. adeta kasıtlı bir tenhalık hakim. uzun saçlı. bir de Normal dergisi alıyorum. dişi bir Pinokyo. Ve oval asma dallarından yapılma. İstanbul'a uçakla yolculuk etmeyi göze alamazdım.korkutup kaçırmak mümkün değildi. Ateist. keskin çığlıklarla bölünen tilki uykusu. irikıyım bir adamın peşimden geldiğini fark ettim. iki bank'a yayılmış. evirip çeviriyor. Tarzan. tuzaklı bir ring." 104 "Müsaadenizle. Ben de kendi biletimi uzatıyorum. Tam yanımdan geçerken.

seni Pamuk Prenseslikten Kül Kediliğine transfer edecek!" 108 "inşallah. 1970'lerde oynadıkları fantastik Türk filmlerindeki rollerinden ötürü kullanıyorlarmış bu adları. 1993'e kadar on sene Moskova'da çalıştım. devlet sırrına dönüştürüyor. Başımı çevirdiğimde kondüktörle burun buruna geldik: "iyi misiniz beyefendi?" "Evet. Yerdeki kan lekelerini temizlemeliydim. Sırasıyla bir esniyorum. kainatın peçesi kalkar. Size niçin Tarzan diyorlar?" "Çünkü ben ormanların kralıyım!" Kafası. nam-ı diğer Dracula... dişlerindeki "Majestelerinin bir emri var mı?" yazısını okuyabiliyorum. onüç yaşındayken birden altmışa zıplamış. timsahlar. Herkes bilir ki raylar hiçbir zaman rahat uyunabilecek bir yatak olmamıştır. Ağzımın içine akan tuzlu kan da dahil. Fakat nasıl? Vagon kapısı açılınca. kabus dumanları tüten karanlığa fırlattım. Yüzlerindeki. bir 'miki' sinemasında yer göstericiyim. Daha iyisini hak etmiyorum belki de.. yani Korkut Üneli.. gövdesini sığdırabileceği bir yer açıyor. simsiyah kanayan ağzına götürünce de kamayı karnına saplayıp çevirdim. devlet sırrı. "Bak Mübeccel. tilki uykusunun mahmurluk lekeleriyle sevimlileşmiş Mister Spock ve Uçan Kız'a beni işaret ediyor Tom Braks: "Bu genç adam Gönül işleri Bakanlığı'nda çalışıyormuş. aslanlar.. geçmiş olsun" deyip demir alıyor." 107 Tarzan'ın arkadaşları da bize katılıyor.. İstanbul'a.. kamanın sapıyla ön dişlerini kırdım. fakat üne kavuşamamışlar. restoranda bir kahve içersem kendime gelirim. King Kong.. külotumu al. mahcup bir adamcağız. arkadaşlarım Tom Braks der. "Bir isteğiniz olursa. bizim Zamboni operatörü Ozan Taraz'ın çığlığını duyan kondüktörler ve civardaki tren ahalisi de sökün ediyor. Onun yerine. daha önce hiç görmediğim Hayati Tehlike'yi parçalamaya gidiyorum. Yakında o çukurlardan birinde kendimi bulacağım. Pişmanlık.. Yüzüne ne oldu?" "Burnum kanadı." 106 "Tarzan. Mister Spock. Şimdi ise. Az önce. şu anda rayların üzerinde tren bekleyen ceset benimki olacaktı. Süper kahraman olmuşlar. Gönül İşleri Bakanlığı'nda basın müşaviriyim.. "Pekala." "Tarzan olduğumu düşünen kim?" "Benim. Yanlış alarm. gizli aşkını. taziye seyahatine çıkıyorlar. ancak virüs bulaştırabilir. Ve canavar terbiyecisini. hiç tanımadığım bir adamı geberttim." "Hayır" anlamında elimi kaldırıp başımı geriye atıyorum." "Onat Kaplan. Dracula. iki elini ağzının kenarlarına götürüp.defa yumruğu bloke edip. Şaşkın. yüzümün ortasına örtüyorum. Şeytanın. olmaz mı?" diye ricada bulunuyor. Mirage ayna fabrikasında gece bekçisiyim. Mister Spock’ın AŞKart macerasını anlatıyorlar. hep beraber Ankara'ya bir nevi matem. ticari motiflerden tamamiyle arınmış gülümsemesinden. çok memnun oldum. ilelebet karadul mu kalalım?" Mister Spock. Jane'e ne demiş?" "Bilmem?" "Üşüyorsun. kadının arkadaşlarına doğru bağırıyor: "Aaaaaaa-a-aaaaaaaaa-aa-. Fakat bir düşman uyuduğunda da. mortoların halinden en iyi moruklar anlar" diyerek izahta bulunuyor Dracula. İhtiyarların sohbeti. Üstat Selman Elma'dan. ihtiyarlık aniden bastırmış." Mister Spock’ın. Zamboni operatörüyüm. Olsun. Buz pateni pistini düzleyen makina." Oturuyor: "Tam zamanında sormuşum. Memlekete döndükten sonra yediğim her şey yaradı. / Kızıl bir maske gibi yüzüme tuttuğum mendili bırakmadan işaretparmağımı kaldırıyorum: "Bir kahve. ne olur bültende adım.. idam fermanımı imzalamak üzere peşimde dolanan anonim sekreterlerini kökten unutuyorum. Meğer. Dracula’nın bu keramet kehanetlerine kulak asmıyor. beni buruk bir neşeye sürüklüyor. planım bu değildi. bir başkası uyanır. şimdi de oradaki pisti kaymaklıyorum. uğursuzluk canıma yapıştı... bir iç çekiyorum. Sonuçta. salyalarını akıtacakları koltuklara yerleştiriyorum. kendisiyle içtenlikle dalga geçiyor: "İhtiyarladığında. Meğerse. onu hazırlıksız yakalamış.. hiçbir şey tatmak istemiyordum. Uçan Kız'a meftun imiş. sandalyeleri ileri geri oynatarak. İşi gevşek tutsaydım." Ozan Taraz.. nezleli bir kurbağaya benziyor. Kazara o kadar çok ayna kırdım ki." "Ben de Fuat... Rahmetli kocamdan kalan emekli maaşıyla emekliyorum. Ozan Taraz'a yapay tatlandırıcılı bir çekingenlikle soruyor: "Pardon." 1 Kahve acı. iştahım kaçmıştı." Masanın üstünden el sıkışıyoruz. Sahra Çölü'nde su satamamış.. yoksullaşmış. Orman filozofu. düello kesinliğinde. arkadaşlarımla iddiaya girdik de. Doğrusu. Kedi Kadın diyorlar bana. Yaralılar ya da ölüler için bile. 24 . herkes senin daha akıllı olduğunu düşünür. "Saat kaç?" Tarzan. Mister Spock ve Uçan Kız hariç. porselen vicdanımın dibinde. Mister Spock’ın ısrarı ve hatırı dolayısıyla. Forklift ile silindir arası birşey." Koca göbeğini eliyle ovuyor: "Bu da benim yumuşak karnım. Mülakat sırasında." Umutları sönmüş. Gönül işleri Bakanlığı'na müracaat ederek. Kan lekeleri trajik bir konfor sağlıyor. "Eğer bu aşkı lütfedip geçerli sayarsanız. demiryolları arması işlenmiş mendilini sunuyor. boynunu büküp otobur horultularla uyuyan Tarzan'ın dazlak kafasında geleceği görmeye çalışıyor." "Fuat. Tam tersine. Pişmiş tavuktaki kılçık kadar şans var bende. ShahShops alışveriş merkezim bilirsin." Tom Braks. adının Turgut Rulet olduğunu söyleyen birinin canına kıymıştım." 10". Lakin dili bağlı. yaşlanmış. Mendili.ı aaaaaaa!" Nasıl ki Tarzan haykırınca ormandaki bütün hayvanlar. Bana. "Tahmin etmeliydim. Ağızdan ağza. Boş masalardan birine çöktüm. Mezar kazıyorum. Kızılmaske. intikam alındı mı. Ozan Taraz evlat. garsonun. arkamı dönüp burnuma avucumun içiyle hafif bir darbe indirdim. Ardından da Uçan Kız'a "kesik" olduğunu itiraf ediyor. Uçan Kız’ın ise Grönland'da dondurma işine girip iflas etmiş gibi bir hali var... Tek tek tanışıyoruz: "Sabri Tomruk... şu fincanın dibindeki telve gibi birikiyor. ellerini. yapışık yedizleşmişler. Kapıyı açtım.. beyefendi. bu Mister Spock namlı negatif iyon. dağ gibi adamla taş gibi kız da geldi!" diyor Dracula. takma isimlerin sırrını açıklıyor. halbuki o eski aptalsındır. işte bu nedenle ben Korkut Üneli adını bilmiyorum. Abazanları. Sonra her nasılsa Mister Spock AŞKart'ı ibraz ediyor. kısas denklemini tamamlayacak çarpışmalar umuyordum. "Oniki. "Hah. Adım. fotoğrafım yayınlanmasın. Bakanlık Heyeti'nin acı haberini duyunca da. "Ne operatörüyüm demiştiniz?" "Zamboni. Bira kutularıyla dolu arka masadan kırklı yaşlarda bir kadın kalkıp bize yaklaşıyor. Javaca-Do felsefesine göre. Kondüktörün kavanoz dibi gözlüklerinin ardında kahve çekirdekleri gibi duran gözlerine bakıyorum: "Teşekkür ederim. Sanki." "Durali Kuloğlu. "Eee. İki gün evvel de kendi evimde. UFO inmiş tarlalar kadar kıraçtı. filler. "Seni seviyorum Mübeccel" diyemiyor. Dedim ya. siz Gorilin Kariyerindeki Tarzan mısınız?" Ozan Bey ayaklanıp geri dönüyor: "Neredeler?" Kadın: "Şurada. iki elleri kanda olsa yardıma koşarlar.. sadece burnum kanıyor. Bakanlık Heyeti hakkında yarım ağız sorular soruyor." "Hediye Hüthüt." Kibar kondüktör. müdafaayı nefs söz konusu. Trenin tekerlekli lokantasına geçerken. Onu öpecek prensese.

Elimdeki kayıtlara göre. insanlar koşuşuyordu. Saat 14:35. üzmüş. öksürüyorum. telaşlandırmıştı. Dünya fanidir. annem bile farkı anlamaz. Ambalajı açıp broşürü alıyorum. laf eninde sonunda yemeğe gelir. peynirli poğaça ve portakal suyu çağrısında bulundu. beni savunmasız bırakmıştı. Sistem. Bir an önce Gıcırbey'i bulmam gerekiyordu. Sanırım ellerini yıkadı. Kadıköy Postanesi'nin dış kapısının yanındaki telefon kulübesindeydi. yarım tehdit sayılır" derlermiş. Yani hem parmaklıklardan geçebilecek kadar sıskalaşması. Yazarkasanın kontağını çevirdi. cam tezgahın üzerindeki gazeteyle meşgul. Manastır laboratuarında astronot yemeği pişiriyorduk. Telefon ikinci kez çalınca ahizeyi kaldırdım. Annem henüz dükkanı açmamış. Hapisten kaçmışım! Haber metninde firari mahkumun adının Luis Oscar Pichinan olduğu belirtiliyor. ölümcül riyakarlığını zorbalığıyla örtbas eder. Tel Aviv'de rehin alınmam ve Bakanlık Heyeti'nin katledilmesi. 110 Annem köşeden belirince ben de yavaş yavaş toparlanıyorum. şu fotoğraftaki adam oğluma çok benziyor! Tıpatıp aynısı!" Yelda.. Beraber. Dönüp arkama baktım. "Şu mu?" diyerek sol elinin işaretparmağıyla gazeteye dokunuyor. katlı kağıdı içeri koymuş ve kesiği şeffaf bantla yapıştırmışlar. Sıraselviler'de İlkyardım Hastanesi'nin aşağısındaki Eczane Zen'in önünde indim. Yelda da arada bir yanımıza uğruyordu. Mantosunu çıkarıp kazağın üstüne beyaz önlük giydi. kepenkleri kaldırdı. incelmiş. kışın yaşını gösteren bu muhteşem şehre baktım.. Nedir bu? İşbirliği mi? Alışveriş mi? Suç ortaklığı mı?..And I always sleep with my guns / When you're gone. yarım düzine telefon kulübesi. Yan masada istiflenmiş gazetelerden birini çekip karıştırmaya başladım. mantar. Bu hijyen santralinde kız. ton balıklarını. kimden intikam almak istiyorsunuz?" Robot aksanıyla konuşan bir adam. Beşiktaş'ta dolmuştan indim. Markete yolu düşmüş herhangi birini muhatap kabul edebiliyor. peçeteleri. Pabuç reyonundaki trikoydum." Babamın ölümünden sonraki on sene boyunca annemin yastığının altında tabancayla uyuduğu kafama dank ediyor. Ayrıca bu mesajları bırakan kimseler]. Bir taksiye atladım. Soya etinin karton kutusunu. Zarif. İlk izlenim için tek şansın vardır. "Ne için. ihtiyar süper kahramanlardan ayrıldım. Camdan onu seyre daldım. bir gazeteye. kurumuş ve demir parmaklıkların arasından süzülüp pırlamış! İnanılır şey değil. Geceleyin. Delilik özgünlüktür. kestane saçlı. boşuna. soya eti. Spagetti. Fakat beni doğuran gurme kraliçeye boyun eğdim. 25 . ihtimal olarak kalmaya mahkumdur. Orada. Phone Booth [Telefon Kulübesi] diye bir film vardı. margarinleri. tavana monte edilmiş televizyonda Shivaree'nin solisti Ambrosia Parsley o büyüleyici sesiyle Goodnight Moon'u söylüyor: ". katil bir sniper [keskin nişancı]. Eczanenin eşiğinde dikiliyorum. lunaparklar da " yarasalarındır. telefon kulübesindeki adamı kıskaca alıyordu. bir fotoğrafımı Puerto Madyrn Cezaevi'ne postalasam. Kafeteryanın eşiğinden. kocaman market poşetinin içine dalıyorum. Şöyle ki. Bu dalgın ve şaşkın ikiliye varlığımı hissettirmek için son çare. gözlüklü bir dilber. Ortaköy'de oturuyor. Her pazar orada buluşuyorlarmış. Şampuanları. Tahrip etmek. O da ne? Ambalajın içinde bir broşür. bitişikteki marketten alışveriş yaptık. Mecidiyeköy'deki bir apartman dairesinin adresini verdiler. bu adam ya da adamlar kimin nesi? Eski Çinli tacirler "Yarım vaat.. elden geçirdim.. genç bir kız bizim dükkanın kilitlerini açtı. kalem setlerini. Şu fotoğrafı kesip aile albümüne eklesem. yumurta çıkarır. Karışık tost ve sade kahve söyledim.. caddeye en yakın olanına buyurun. DVD'leri.. zira "Bekar bir adam asla pişirmesi yemesinden uzun süren bir yemek hazırlamaz"mış. Oyalanmadan gerisingeri yollandı. 111 Eczanenin mutfağındaki spagetti operasyonu sırasında anneme asistanlık yaptım. fakat tonlaması. uzun. idmanlı bir itfaiyeci çevikliğiyle yardıma koşuyor. Annenizle ne konuşursanız konuşun. Sarılıyoruz. İkinci sayfada kendi fotoğrafıma rastlayınca afalladım. dikdörtgen masaya ilişip sessizce okuyorum: "RİSKİ BİZ ÜSTLENELİM. Hafta sonu telefonda sular seller gibi ağlamasına engel olamamıştım. Bir mısır gevreği paketinde de benzer bir not buldum. 109 Şöyle bir durup İstanbul'a. Annem.. Sonra dışarı çıkıp bana doğru yürümeye başladı.. Bu defa randevu cuma akşamı 19:00'da. Ankesörlü telefon anında çaldı. annemi korkutmuş.. Bana. Arjantin polisi "Pichinan ülkenizde" diyerek derhal Türk hükümetinden yardım ister. Gıcırbey'in. Belime kadar. Anneciğim. bakışları ilaç gibiydi. kimse cevap vermiyor. İşte. Annem sevinçle ayağa fırlıyor. Arjantin'in güneyindeki Puerto Madyrn Cezaevi'nden tüymüş. Ve ben kızın gözünde Arjantinli kaçak Luis Oscar Pichinan'ın ikiziydim." Soya eti kutusunda böyle bir mesajın işi ne? Üretici firma tarafından yazılmadığı aşikar olan notu cebe atıyorum. konserveleri. Ahizeyi tuttum." Demek benimki Arjantinli bir suçluymuş.. Tahliye edilen bir sabıkalı edasıyla. Paylaşmak propagandadır. Böyle rutin birkaç işlemden sonra dükkanın içindeki kapıdan girdi. Birkaç okul çocuğu. roka. bir bana bakıyor. Nikah davetiyesine benzeyen fakat süssüz iki yapraktan ibaret ve sadece iç sağ sayfasında kısa not bulunan ince bir kağıt parçası bu. özel birine ulaşmaya çalışmıyor belli ki. Salı öğleden sonra saat 15:00'da. 112 Anlaşılan o ki. Bana sofra kurmakta kararlı. müşterilerine ya da müvekkillerine kendini tanıtmadan hizmet sunmayı tercih eden biri[leri]yle karşı karşıyayız. Bir an göz göze geldik.. kendiliğinden açılan ağzını eliyle kapatıyor: "Yelda. cezasını çekmiş bir Luis Oscar Pichinan gibi temkinli adımlarla terk ediyorum kafeteryayı. 'Park yapılmaz' levhasını yerine taşıdı. Luis Oscar Pichinan'ın fotoğrafına. Vapur iskelesine doğru yürüdüm. Kadim bir Çin deyişi: "Herkesin ikizi vardır. Belki de bir tuzağın eşiğindeydim. Beşiktaş'taki Üsküdar vapur iskelesinin karşısındaki telefon kulübelerinden. ocağın yanına bırakıyorum. Kahvaltımın ortasında. Karşı köşedeki loş kafeteryaya girdim. bakanlığın müracaat formuna yazdığı telefon numarasını çeviriyorum. Bazı ihtimaller. Karaköy'de vapurdan inince. Hologram boksu başlamıştı. Kulübeden içeri girdim. ayrıntıları konuşalım. Verilecek hizmet karşılığında ne isteniyor? Dahası. cücelerini gömmüş bir Pamuk Prenses'e benziyordu. Merak. Enteresan. Ve ona intikam alma konusunda yardım teklif ediyor. Kız. birtakım kağıtları inceliyor. Kız da naylon bir dosyaya dalmış. Naylonu kesip. haftalarca hiçbir şey yememiş. Annemle vedalaştıktan sonra markete uğrayıp diğer ürünlerin ambalajlarında da intikam vaat eden broşürler var mı yok mu kontrol ettim. Meksika usulü soslar. SİZ İNTİKAMINIZI ALIN. hem de bana bu kadar benzemesi."Sensiz gecelerde hep tabancayla uyurum" Servet soygundur.. ışıkları yaktı. az kalsın derimden dışarıya fırlayacaktım. İçimde esrarengiz bir umut belirmişti.. İlaç raflarının camından gördüğüm. bir kuruyemişçi çırağınınki kadar doğal. Yumurtadan çıkan. Etrafa göz attım. Küçük. Kar yağıyor. Paspası ayağıyla iterek girişe yerleştirdi. kreatif bir işlemdir.. Validem "Soya etini verir misin?" diyor. meydanda kartopu oynuyordu.

"Size ilk ağızda sırlarımı söylememi beklemeyin. Mesajda 'Riski biz üstlenelim' yazmışsınız. Fakat hiç görmediğim birine düşmanlarımdan söz etmekle asıl riske ben girmiş olmaz mıyım?" deyiverdim. 113 "Haklısınız..." "Üstelik kendi sesinizle bile konuşmuyorsunuz? Bunun bir telefon şakası olmadığını nereden bileceğim?" "Pekala, sizin için ne yapabilirim?" "Şu anda beni görüyor musunuz?" "Evet." Bu cevap beni nedense hiç şaşırtmamıştı. Yandaki kulübelere göz attım, ikisi doluydu. Birinde genç bir kadın ağlıyor, diğerinde orta yaşlı bir adam tuşlara basıyordu. Yani ikisi de hattın diğer ucundaki intikam robotu değildi. "Telefonu suratınıza kapatıp gidersem ne olacak?" "Hiç." "Yüreğime su serptiniz." "intikam almak istediğiniz biri yoksa, birbirimizin vaktini almayalım." "Tamam. Aslında kellelerini masamda dizili görmeyi arzuladığım birkaç kişi var." "Cinayet işlemiyoruz maalesef." "Ne yapıyorsunuz peki? Tükürüp kaçıyor musunuz?" Gülüyor. "Hayır, süründürüyoruz, itibarıyla oynuyoruz, eşekten düşmüş karpuza çeviriyoruz, pişman ediyoruz. Fakat asla öldürmüyoruz. Unutun bunu." "Nasıl?" derken etrafa bakmıyordum, anlamsızca sırıtarak kar tanelerini yakalamaya çalışan ikibuçuk metrelik bir zenciye takıldı gözüm. "Size yapılan kötülüğü ve kimin yaptığını söylüyorsunuz. Uğradığınız belayı ve başınıza dert açan kişiyi teyit ediyoruz. Varsa eğer adresini veriyorsunuz. Ona uygun gördüğünüz cezayı seçiyorsunuz. Biz de önerebiliriz. Ücreti nakit olarak ödüyorsunuz. Ve bir hafta içinde paranızın karşılığını alıyorsunuz." "Öncelikle, şu teyit etme işini anlamadım." "Biz intikam alıyoruz. Masum insanları cezalandırmak istemeyiz. Bu yüzden bize anlattığınız hikayenin gerçek olup olmadığını araştırıyoruz." "Parayı neden peşin ödüyorum? iş bittikten sonra versem olmaz mı?" "Olur. Fakat müşterilerle intikamdan sonra hiçbir şekilde temas kurmamayı tercih ederiz." Kış ortasında güneş gözlüğü takmış bir adam dikkatimi çekiyor. "Biliyor muydunuz, güneş gözlüğü dediğimiz şeyi aslında 16. yüzyılda, Çin mahkemelerinde hâkimler gözlerini ve mimiklerini saklamak için kullanıyormuş." "Sizi temin ederim, benim daha gelişkin yöntemlerim var." "Ya hizmetinizden memnun kalmazsam, mesela işi geciktirirseniz size nasıl ulaşacağım?" "Bize ulaşamazsınız. Biz size, hiç tanımadığınız kimselerin yaptığı bir eylemi satıyoruz. Canınızı sıkan kişinin ya da kişilerin, sizden uzakta, bambaşka birileri eliyle cezalandırılmasını diliyorsanız, biz varız. Arkadaş arıyorsanız, bu telefonu kapatıp 900'lü hatları tuşlayın." "Gelecek salı saat 15:00'da bu kulübeye gelirsem, yine telefon çalacak mı?" "Hayır." "Adam öldürmediğinizden emin misiniz?" "Kesinlikle evet." "Merakımı bağışlayın ama bu işten iyi kazanıyor musunuz?" "Size bağlı. Bize iş verecek misiniz?" "Sanmıyorum." "O halde size bir tavsiyede bulunayım." "Buyurun?" "Elinizi kana bulamayım Buna değmez, inanın." "Teşekkür ederim." Telefonu kapattım. Kulübeden çıkınca, gözlerimle, tumturaklı lakırdıların sahibi olan yalan virtüözünü aradım. Yok. Pudraşeker gibi serpiştiren karın altında, küresel

ısınmaya sebep olabilecek bir doğal afet. sigara yakıp peşinden caddeye kadar yürüdüm. Sünger sarısı, ıslak bir taksi durdurup, yarasa pislikleriyle dolu arka koltuğa oturdum. 116 GICIRBEY Siperdeki Zürafa Beyin harika bir organ; sabah kalktığınız anda çalışmaya başlıyor ve ofise gidinceye kadar da durmuyor! [ROBERT FROST, 1874-19B3] Hayata atılır atılmaz bahtım karardı, talihim köreldi; feleğin sillesini, kaderin tekmesini yedim. Tarantulalar iki buçuk yıl yiyeceksiz yaşayabilirler. Bildiğim bir şey varsa, tarantula değildim. Hafızasını kaybetmiş bir Mecnun gibi metropolün çöllerinde yaz kış iş aradıktan sonra, nihayet Girift-Ar adlı araştırma şirketine kabul edildim. İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi'ndeyken, iş görüşmelerinde beden dilinin önemini vurgulayan bir derse devam etmiştim. Sizi işe alma yetkisine sahip kişinin görüşme esnasında esnemesi, burnunu kaşıması, sağa ya da sola bakması, boynunu kütürdetmesi, alnını kırıştırması, dudaklarını yalaması, kaşlarını kaldırması, kulağını karıştırması, yakasındaki hayalî tozları silkmesi, başını yana eğerek dinlemesi, ellerini ıı<> ensesinde kenetleyerek geriye yaslanması, dirseği sizi gösterecek şekilde kolunu bükmesi, ayakuçlarının size ya da başka bir yere dönük olması... hepsinin bir anlamı var. Her kımıltı, her nefes, her mırıltı tıka basa dolu bir mesaj fıçıcığı... Bütün bu zırvalar yüzünden diyaloglar düelloya dönüşüyor. Beden dili, ilkelliğin daniskası. Mağara dönemine dönüş yolunda atılmış bir kulaç. Fakat ne yapalım ki, iktisat teorilerinin, finans bilmecelerinin, borsa büyülerinin geçerli hale gelmesini mümkün kılan bataklık jimnastiğinden kaçış yok. Ayrıca, dönemin güzellik telakkisine uygun tiplerin işe alınma ihtimali daha yüksek. Nicole Kidman'a ya da Tom Cruise'a tıpatıp benzemek mesela, kayda değer bir avantaj. Ayakkabıyla şapka arasındaki boşluğu, boyası cilası yerinde, üzerinde özenle çalışılmış, yağsız bir bedenle doldurmak gerekiyor. Statü göstergesi aksesuarlarla averaj sağlamak mümkün. Saat, çanta, cep telefonu... Ünlü markalar, sihirli sözcüklerin yerini tutar. Yani mülakatta dalkavuk dakikliği, soytarı enerjisi, cariye hassasiyeti türünden meziyetlere sahip olduğunuzu açığa vurmanız lazım. Ancak o zaman banknotların kağıt gemisinde forslu forsalar safına katılabilirsiniz. Bir de, karşınızdaki kişinin üzerindeki renklerde giyinmek, otomatik bir duygusal sıcaklık doğurur. Tabii ki kural haline getirilmiş hilelere bağlı kalınarak oynanan oyunda da mızıkçılık yapılabiliyor. Her neyse, Girift-Ar'a özgeçmişimi postaladıktan dört gün sonra, bana mülakat için randevu verildi. Girift-Ar’ın personel müdürü Selçuk Lulu'nun, şirketin internet sitesindeki fotoğrafını inceledim; zevksizlik nişanı, sarı puanlı, siyah bir kravatı vardı. Aynısından bir tane satın aldım. Risk, kokusuz bir gazdır: Söz konusu kravat, Selçuk Lulu'ya, otoriter kaynanası tarafından hediye edilmiş olabilirdi. Adamın, gözüne girmemi sağlamasını umduğum iple beni boğmaya kalkmayacağının garantisi yoktu... Görüşme günü beyaz çizgili açık mavi kravat takmış olan Selçuk Lulu, son yıllarda duyduğum en güzel cümleyi kurdu: "Pazartesi gel başla." Beni koridorun sonundaki merdivenin başına kadar yolcu etti. El sıkıştık: "Kravatın, çok güzelmiş?" "Sadece bir kravat işte." "Aynısından bende de var, Roma'dan almıştım."

26

"Ben de Fehmi'nin 8,5 filminde Marcello Mastroianni'nin boynunda görmüştüm..." "Ciddi misin?" "Evet, ama film siyah-beyazdı." Pazar gecesi çok acayip bir rüya gördüm. Rüyalar, alınyazımızın ayrılmaz parçalarıdır: Kafam kopmuştu ve kadın-erkek, yaşlıgenç karışık iki takım, kafamla top oynuyorlardı. Bense, beni aralarına aldıkları için onlara minnettardım. Oyuncuların yüzünü tam seçemiyordum, fakat Selçuk Lulu'yu netlikle görebildim, çünkü bana kafa atarken göz göze geldik ve ona gülümsedim. Topuklu kırmızı ayakkabılar, terlikler, kramponlar, çizmeler, takunyalar, iskarpinler, sandaletler... tarafından tekmelendikçe sevinçten havalara uçuyordum... Pazartesi, sabahın köründe kalkıp ışık hızıyla hazırlanırken, rüyamı düşündüm. Aslında yirmiiki çift ayakkabı görmüştüm ve bunun sebebi de herhalde, babamın kunduracı olmasıydı. Belki de benim için kariyerin sembolü ayakkabıydı... Elimde çanta, dörtnala, Girift-Ar'a vardığımda şoke oldum. Şirket binası olan tripleks villa, kibrit çöplerinden yapılmış bir ev maketi gibi yanıyordu! İstikbalim kundaklanmıştı. Siperdeki zürafa kadar savunmasızdım. İtfaiyeciler, ağzından alevler saçarak can çekişen bir ejderhanın son arzusunu yerine getirmekle görevliydiler sanki. Yıldırımla ikiye bölünmüş yanan bir çınarı beyhude sulayan depresif bahçıvanlar... Etrafta telaşlı, şaşkın, ağlamaklı bir kalabalık. Beyaz bir Peugeot'dan fırlayan patron Gaffar Girift, önce elleriyle yüzünü sıvazlıyor, sonra fırtınaya tutulmuş bir kaptan gibi gırtlağını yırtıyor. Yangın seyircilerinden kimileri, çalan cep telefonlarını açıyorlar. Onları işitemiyorum, fakat "Şu anda konuşamam, ben seni sonra arayayım, hayır banyoda değilim..." filan dediklerini tahmin ediyorum. Simsiyah duman, katrana bulanmış bir pelerin gibi dalgalanarak yükseliyor. Yangının derinliklerinden gelen patlama sesleri, çatırtılar, gürültüler... çevredekileri derinden etkiliyor. Uzaktan uzağa, Selçuk Lulu'yla göz teması kuruyorum. Bakışları, iri puntolarla dizilmiş bir ölüm ilanı kadar okunaklı. Orman fazla vahşileşince, yangın kaçınılmaz olur. Girift-Ar'daki yangın, muhtemelen bir sabotajdı. Genel seçimleri Performans Ve Azim Partisi'nin açık ara kazanacağını duyurduklarında, medyada alay konusu olmuşlardı. PAP'ın galibiyeti, Girift-Ar’ın da zaferiydi. PAP iktidarda olduğu halde, Girift-Ar'a diş bileyenler hücuma geçebilir miydi? Bilmek zor. Belki de sadece elektrik kontağından kaynaklanıyordu yangın? Beş parasızdım. Handiyse, cehennemde işbaşı yapmaya razıydım, gelgelelim alevler beni gerisingeri sokağa püskürtmüştü. Kendine acımaya başlamanın getirdiği rehavet içinde sürtüyordum. Bir çocuk parkında, çürük bir bank'a iliştim. Yanıma, tozlanmış çalı sakalıyla bir ihtiyar oturdu: "Neyin var evlat? Karadeniz'de gemilerin mi battı?" Demek somurtuyordum. "Yooo, ben iyiyim efendim." Aslında evet, atlamayı umduğum gemi yanmıştı, biletim yanmıştı fakat dert yanmaya niyetim yoktu. 122 ihtiyarla biraz lafladık. Bana enteresan bir hikaye anlattı: "Dervişin biri, işine bir göl kıyısından geçerek gider gelirmiş. Minik bir balık, her gün dervişe ağlayarak yalvarıyormuş: 'Hey, adamım! Bana suyun dışında yaşamayı öğret. Gölde çok sıkılıyorum. Görüyorum ki karada hayat çok daha güzel, yap bir babalık!' Derviş 'Güzel kardeşim, göl küçük olabilir, ama hiç de fena bir yer değil, haline şükretsen a?' dese de, balığa dinletememiş. Balıkçık, iki gözü iki çeşme, dervişe dil döküyormuş. Nihayetinde derviş, balığın ısrarlarına dayanamamış. Önce birkaç saniye, sonra birkaç dakika, derken saatlerce suyun dışında durmaya alıştırmış onu. Zamanla, balık, dervişin evinin bahçesinde rutubetli bir yerde, çiçek tarhında ikamet eder olmuş. Ne vakit ağzını açsa gülerek 'Oh be, dünya

varmış' diyormuş. Birgün, büyük bir sağanak bastırmış, bahçeyi sel almış ve balıkcağız boğulmuş." Parkta ihtiyarla birer çay içtik. Karnım zil çalıyordu fakat iştahım yoktu. Boğulan balık hikayesi ve çay için ihtiyara teşekkür edip ayaklandım. Ellerim ceplerimde, birkaç blok yürüdükten sonra, karşıdan karşıya geçerken kırmızı bir araba olanca hızıyla bana çarptı! Güm! Fiyyuuuv! Havalanıp çimlerle kaplı bir yere düştüm. Hâlâ İstanbul'da mıyım diye etrafa bakındım. Sol baldırım ezilmişti, böğrümde böğürtücü bir sancı vardı. Her şeyi sanki bir duş perdesinin ardından görüyordum. Hızla uzaklaşan kırmızı otomobili zar-zor seçebildim. Ağır ağır doğruldum. Bir düzine araba, çantamın üstünden geçti. Egzoz dumanına batmış bir akasya fidanına tutunarak ayağa kalktım. Elimde kendi kanım desenler oluşturmuştu. Yutkununca bir dişim mideme yuvarlandı. Pantolonumun sol paçasında derin bir yırtmaç. Kanlı elimle arabalara 'dur' işareti yaparak çantamı asfalttan söktüm. Sürüne sendeleye evin yolunu tuttum. Çetenin Son Nefesi 123 filminde başrolü kapmıştım. İnsanlar beni görünce irkilerek geriye çekiliyorlardı; bir bankanın vitrin camında kendime bakınca onlara hak verdim. Savaştan yeni çıkmış yaralı, terli, aç bir ata benziyordum. Dairemin merdivenlerini dört ayak üstünde tırmandım. Anahtarı deliğe denk getirene kadar epey uğraştım. Son gücümle kapıyı açtım ve eşikten içeriye yığıldım. Gördüğüm manzara, gerçekten bayıltıcıydı: İki gün önce satın aldığım eşyaların yerinde yeller esiyordu. Soyulmuştum. Tavandaki demir kancadan sarkan ipin ucuna bağlı kafesteki papağanım Huduni sersem sepelek bakınıyordu ve komşumuz Ruhiye Hanım'ın torunu Kevser'in boğazı kesilmiş cesedi holde kanlar içinde yatıyordu. Bir de boş, metal bir yemek tabağı... Parktaki ihtiyarın sözünü ettiği balık misali, alınyazımın kızıl mürekkebinde boğuluyordum. 124 100 yıl önce.. II. Abdülhamid, Sherlock Holmes vartasını nasıl atlattı? [Huduni] (Tarayanın Notu: Kitabın bu bölümü çizgi roman şeklindedir. Tarayıcıyla anlaşılır şekilde taranamamıştır. Çizimler, konuşmalarla bir bütün teşkil edecek şekilde tasvir edilmiştir.) “SULTAN ABDÜLHAMİD HÂN-I SÂNÎ GELİYOR!!. ” …MARANGOZUN BACISI CEMİLE SULTAN, YUMURTADAN ÇIKTIĞIM GÜNDEN BERİ BANA BU CÜMLEYİ EZBERLETMEYE ÇALIŞMIŞTI… BEN “SULTAN ABDÜLHAMİD HÂN-I SÂNÎ GELİYOR” DER DEMEZ, BİR AVUÇ KABAK ÇEKİRDEĞİ KONUYORDU ÖNÜME. O ZAMANKİ AKLIMLA, BU LAKIRDIYI, KABAK ÇEKİRDEĞİ' ISMARLAMANIN YOLU SANIYORDUM... (MARANGOZDAN KASIT SULTAN II. ABDÜLHAMİD’DİR.) HENÜZ ONBİR AYLIK, UFARAK BİR PAPAĞAN İDİM... CEMİLE SULTAN, NURHAYAT HANIM VE İSİMLERİNİ BİLMEDİĞİM MÜSELLAH İKİ ADAMLA BİRLİKTE ALEMDAĞDAKİ KÂŞANEDEN FAYTONLA ÜSKÜDAR RIHTIMINA, ORADAN KAYIKLA BEŞİKTAŞ’A, ORADAN DA YİNE FAYTONLA TARABYADAKİ ÇİFTLİĞE GİTTİYDİK... (SULTAN, NURHAYAT HANIMA...) “KAKADUNUN KAFESİNİ ÖRT, AĞABEYİME SÜRPRİZ OLSUN…”

27

(SULTAN ABDÜLHAMİD KUCAĞINDA ÇOK SAYIDA BASTONLA ODAYA GİRER.) “SAFALAR GETİRDİNİZ HEMŞİRE HANIM!..” 127 CEMİLE SULTAN TEPEMDEKİ ÖRTÜYÜ SIYIRINCA AVUCUNDAKİ KABAK ÇEKİRDEKLERİNİN ŞEREFİNE SEVİNÇLE HAYKIRDIM… “SULTAN ABDÜLHAMİD HÂN-I SÂNÎ GELİYOR!!! ” 1904 SENESİNİN İLKBAHARIYDI. AYLARDAN RAMAZAN. BEN HARİÇ, PADİŞAH DAHİL HİÇ KİMSE GÜN BOYU BİR ŞEYCİK YEMİYOR, İÇMİYORDU. “DESTUR!.. BU KUŞ DA NEDİR HEMŞİRE?..” “ZÂT-I ÂLÎNİZ, YILDIZDA MÜNZEVİ BİR HAYAT SÜRÜYORSUNUZ. BU KÜÇÜK KUŞ SİZİNLE BİR ÇİFT KELAM ETMEKLE HAFAKANINIZI BERHAVA EDER GÖNLÜNÜZÜ KASAVETTEN AZADE KILAR KANAATİNDEYİM. ELBETTE KABUL BUYURURSANIZ AĞABEYCİĞİM…” (PADİŞAH, MÜTEMADİYEN ŞAŞKIN GÖZLERLE ETRAFA BAKINMAKTADIR. O SIRADA İÇERİ GİREN BİR GÖREVLİYE: ) “BU ASALAR, YEDİ SENE EVVEL YILDIZ’I TEŞRİF EDEN, YUNAN HARBİ’NDE AYAĞINI KAYBETMİŞ MALUL GAZİLERE HANELERİNDE TAKDİM EDİLE…” “İSMİ NEDİR BU MEYMENETSİZİN?..” - HAŞMETMEAB, FAKİRE MÜNASİP BİR İSİM BAHŞEDER DİYE DÜŞÜNMÜŞTÜK.?. - MADEM ÖYLE, HUDUNİ OLSUN ADI. LÂKİN BENİM, KUŞLARLA BAŞIM HOŞ DEĞİLDİR HEMŞİRE. HELE Kİ BU GİBİ MÜTECESSİS, TEPESİNDE ŞEYTAN TÜYÜ, GAGASINDA LAF TAŞIYAN KUŞLARDAN HASSATEN İCTİNAB EDERİM… - AŞKOLSUN AĞABEY, ZAVALLININ ÇAŞITLIK EDECEK HALİ YOK A?.. HEM ARTIK ONUN İSİM BABASISINIZ. HUDUDİ PEK LATİF, PEK ALA!.. “ HUDUDİ DEĞİL CEMİLE, HUDUNİ; MEŞHUR BİR GÖZBAĞCI, STANDARD MAGAZİNE NAMLI ECNEBİ MECMUASINDA TESADÜF ETMİŞTİM… SİZ BİR NEBZE İSTİRAHAT BUYURUN, İFTAR SOFRASINDA TEATİ EDERİZ BU MEVZUU!..” “AH BENİM TALİHSİZ KUŞUM, BîKES Mİ KALDIN?..” (CEMİLE SULTAN, KUŞCAĞIZIN GÖNLÜNÜ ALMAK, ONUNLA BİRAZ MUHABBET ETMEK İSTEMİŞ OLSA GEREK Kİ; KAFESİN KAPISINI HAFİFÇE ARALAR İKEN KUŞ BİRDEN UÇUVERİR. CEMİLE’Yİ DE KORKUTARAK TABİİ. DOĞRU BAHÇEDEKİ CEVİZ AĞACINA YÖNELİR.) KOPARDIĞIM CEVİZİ AĞIZ TADIYLA YİYEBİLMEK İÇİN (AĞACIN DALINDAN) HAVALANIP EVİN GENİŞ PERVAZLI PENCERELERİNDEN BİRİNE İNDİM… BİR YANDAN CEVİZİMİ YERKEN BİR YANDAN DA İÇERİDE, MARANGOZLARIN SULTANI ABDÜLHAMİD’LE FARFARA BİR ADAM ARASINDAKİ KONUŞMAYA KULAK KABARTTIM… “…MİSAFİRİNİZİN SİR ARTHUR CONAN DOYLE’UN MAKSADI AŞİKAR. SARAYI TEDKİK, ZÂT-I ŞAHANENİZİ TAHLİL EDİP OSMANLI SARAYINDA CEREYAN EDEN BİR SHERLOCK HOLMES SERGÜZEŞTİ KALEME ALACAK…”

“NELER SÖLÜYORSUN KİRKOR EFENDİ?.. MİSTER DOYLE HANEMİZDE ESRARENGİZ CİNAYETLER TAHAYYÜL EDİYOR ÖYLE Mİ?! “AYNEN ÖYLE… ÜÇ İHTİMAL VAR… DEVLETLU PADİŞAHIMIZI YA KÂTİL, YA DA MAKTUL VEYAYUT MAZNUN OLARAK TASVİR EDECEK MUHAKKAK…” (BİR YANDA JURNALCİNİN İŞİN ASLINDAN KENDİSİ DE ANLAMAMIŞ OLDUĞU BELLİ SAF VE BİRAZ KORKULU BAKIŞLARI, DİĞER YANDA SULTANIN KARA KARA DÜŞÜNEN..) (PADİŞAH İÇİNDEN: ) “…DEHŞETLİ GÜZEL YAZIYOR KAFİR…” “LONDRA’DA BİR NÂŞÎRLE MUKAVELE DAHİ İMZALAMIŞ! MAAZALLAH, EFENDİMİZ HAKKINIZDA BÜHTAN CÜMLE CİHANA İNTİŞAR EDER, AYYUKA ÇIKAR!..” “VAKTİYLE JULES VERNE DE İSTANBUL’DA CEREYAN EDEN MUHAYYEL VAKALARDAN MÜREKKEP BİR KİTAP NEŞRETTİYDİ… İNSAF ETMİŞ, SARAYA İLİŞMEMİŞTİ… KİRKOR EFENDİ, BEN ŞU İHTİYAR HALİMLE SHERLOCK HOLMES MÜELLİFİYLE AŞIK ATAMAM. İYİSİ Mİ BİR MAZERET BEYAN EDELİM MİSTER DOYLE’A; ALTIN VE MUHTELİF HEDİYEYLE TALTİF EDİP UĞURLAYALIM…” “EMREDERSİNİZ PADİŞAHIM…” (AZ SONRA) “SULTANIM, ESNAFTAN BİR ZÂT HUZURA ÇIKMAK İSTER…” “KİMMİŞ?” “MÜNTEKİM EFENDİ DERLER, CİVARDA BİR AYAKKABI DÜKKANI VARDIR…” “NE İSTİYORMUŞ?” “HİÇ…” “ACAYİP! GELSİN HELE…” (DERVİŞ KILIKLI BİR ADAM, ELİNDE KÜÇÜK BİR ÇIKINLA GÖRÜNÜR. ÇIKINI AÇIP İÇİNDEN BİR ÇİFT AYAKKABI ÇIKARIR, PADİŞAHA UZATIR. : ) “KABUL BUYURUN EFENDİM!...” (PADİŞAH AYAKKABIYI ALIR, İNCELER : ) “EN SEVDİĞİM RENK… DEVE TÜYÜ. BU SÜRPRİZ İKRAMINIZI NEYE BORÇLUYUM MÜNTEKİM EFENDİ?..” “BİZDE ADETTİR HÜNKARIM. KOMŞUYA İHTİRAMDA BULUNULUR…” “43 NUMARA, TAM AYAĞIMA GÖRE!..” “AYAĞINIZDA PARALANSIN SULTANIM…” “KILIĞINA BAKILIRSA BEKTAŞİ’SİN KUNDURACI…” “EVET, ÇARIKLI BABA’NIN EHLİNDENİZ. ZÂT-I ÂLİNİZİN ŞAZELİYYE’YE İNTİSAB ETTİĞİNİZİ İŞİTMİŞTİK…” “LAKİN BİZİM TARİKE REVAN OLANLARIN MUAYYEN BİR KIYAFETİ YOKTUR…” (BU ARADA AYNI KARENİN İÇİNDEN BAŞLAYAN ÇİZİMDE, DİĞER TARAFTA, BAHÇEDE HUDUNİ’Yİ YAKALAMA ÇALIŞMASI DEVAM ETMEKTEDİR: ) “BULDUM! İŞTE ORADA! CEVİZİN YUKARISINDA!!!” (ORDAN ORAYA KAÇAN HUDUNİ, SONUNDA SEVGİLİ SAHİBESİNİN OMUZUNA KONUVERİR. TABİİ ORADAN DA KAFESİNE..) (CEMİLE SULTAN’IN YANINA GELEN GÖREVLİ: ) “PADİŞAHIMIZ EFENDİMİZ KUŞU HUZURA İSTİYOR…”

28

Liseden sonra okumadım. ceviz. Eskiden sık sık aktarlara giderdi. oradan da hiç görmediğim anavatanıma. Gıcırbey'in yardımıyla yıkanırım. 141 Müthiş bilgilidir. şofben zehirlenmesinden ölmüşler. Bu sesi tanıyorum. ve en sevdiğim içecek olan suyla besler beni. Kapının sesiyle uyandım. Gıcırbey daha dünkü çocuk. Gene yemek getirmiş olmalı. hiçbirimiz kıpırdamıyoruz. önce iş. fıstık ile. ihtiyar kalbim pır pır ediyor. kuşu da götürecek miyiz?" 140 Jilet: "Baksana. Niyeti.) 137 Sahibini Omzuna Konduran Kuş [Huduni] Müntekim Efendi'nin torununun oğlu ve de adaşı Müntekim Gıcırbey. Keşke ben de onu sırtımda taşıyabilsem. sen Kösele'yle birlikte oturma grubunu taşı. Charlie'yi 1937'de satın almıştı. sonra da benimle evlenecek. Habis cinleri kovar. Babaannemi. Kevser'e de. Onbir aylık bebekken felç geçirmişim. belki yatalak olacaktım. Ara sıra yüksek sesle gazete 139 okur. kravatını taktı. az etli pirzola. gagamı törpülettirir. Kenan'ın midesinden kalbine giden yola mayın döşemek. Artık yaşlandım. darı. Annemle babam.. laf anlamıyor musun?" Radar ve Kösele üç kişilik koltuğu iki ucundan kavradılar.. sahibinin kendisine öğrettiği gibi hâlâ Adolf Hitler ve Nazilere küfrediyor. eşyaları yiyecek gücüm kalmadı zaten. II. fıstık. kocaman bir kafes satın aldı. Churchill. Üzerlerinde. birtakım şuruplar. Sürekli konuşur benimle. Cinci Ruhiye dediniz mi herkes tanır. dilimlemiş elma-armut. badem ile beslerim. 'Nanay Nakliyat' yazılı turuncu işçi tulumları. Kösele ve tabii Şapırt. kabak çekirdeği.. gündüz vakti. haşlanmış tavuk. Nasıl desem. Evi kolaçan ettikten sonra ağızlarının suyu akarak eşyaları incelediler. fakat benden kaçmaz. beni kafese koyup tüydü. ayçekirdeği. Eve torbalar dolusu ot. Kenan'ın annesi Güllü Abla hasta.. Gıcırbey. Dile kolay. bela mısın ulan sen? Burada işimiz bitince patlayana kadar yersin. Churchill'in papağanı hâlâ Hitler'e küfrediyormuş! İngiltere'nin eski başbakanı Winston Churchill'in [1874-1965] papağanlarından biri olan ve bu yıl 104 'üncü yaşını kutlayan Charlie. söylemesi ayıp. kızarmış balık.) (SULTAN. Babaannemin yarasa tırnağı. Hapşıracak olsam. dünyada olup biteni öğrenirim: "Bak. Hırsızların gözleri sağa sola kayıyor.. vallahi çok üzüldüm" demiştim de." Kabuğu kırıp. Onu görünce. üzerine yumurta kırıp karıştırdıktan sonra servis yapar. başlarında şapkalar vardı.. Sol bacağım çok zayıf.(KUŞU ALIR. Şimdi ihtiyacı olan malzemeyi bana ısmarlıyor. Ne de olsa. onun sebze yemeklerine de bayılıyorum. Babaannemle baş başa kalmışız. Senede iki kere yuttuğum koyu kırmızı birtakım haplar beni ferahlatır. Bazen çocuk mamasına peksimet doğrar. Bin çeşit kocakarı ilacı bilir. pişmiş sebze de yiyorum: Nefis. Babaannemin hesabı belli: Kenan bu büyülü yemekleri yiyip bana vurulacak.. Fakat çok şükür. duş aldı. uyukluyordum." "Kafamı bozma Şapırt. Bazen de. PADİŞAHI VE ELİNDEKİ KABAK ÇEKİRDEKLERİNİ GÖRÜR GÖRMEZ: ) “SULTAN ABDÜLHAMİD HÂN-I SÂNÎ GELİYOR!. sol memesini kesip aldılar geçenlerde. O da beni omuzlarında taşır. Mobilyaları kemirmeme bozulur. Dakikalar süren saniyeler boyunca. Şapırt'la ben de buzdolabını indirelim. "Radar.. bana hizmette kusur etmiyor.. içtiğim suya vitamin katar." Şapırt. donakaldılar.. Charlie'nin İngiltere'de yaşayan en yaşlı papağan olduğu belirtiliyor." "Jilet. Eski başbakanın 1965'te ölümünden sonra. Tam o anda kapı vuruldu: "Tak tak!" Hırsızlar iyice aptallaştılar. Babaannemin ilaçları olmasaydı. bir keresinde ona "Ah Güllü Abla. KAFESİ KUNDURACIYA UZATIR) “AL BAKALIM KUNDURACI BİRADERİM… BU DİLBAZ KUŞ ARTIK SANA EMANET…” (BU SON KAREDE KAHRAMANLAR SİLÛET ŞEKLİNDE ÇİZİLMİŞ. yağlar taşırdı. Her türlü hastalığa şifalı terkipler hazırlar. Kalender kadındır. Kafesimi sık sık temizler. Yemek kabımı her gün yıkayıp temizler. Huduni. Haftada bir. hep bana veriyor. çantasını hazırladı. BU MACERANIN SONU  ) (Tarayanın Notu: Çizgi roman burada sona erdi. sonra yemek. cebinde bulduğu bir kabak çekirdeğini çitledi." Gıcırbey kahvaltıdan sonra tıraş oldu. uzayan kanat tüylerimi. PADİŞAHLA AYAKKABICININ BULUNDUĞU ODAYA GÖTÜRÜR. kurbağa gözü. büyü bozar. envai çeşit baharat. Churchill uzmanlarından James Humes. KUŞ.. Gebermedin ya!" Şapırt dedikleri şişko patates bana doğru yaklaştı "Ben en iyisi şu papağanı beş dakkada kızartıp yiyeyim. Erkeğin kalbine giden yola mayın döşemek [Kevser] Babaannem duysa. ama Charlie sayesinde fikirleri hâlâ aramızda" ifadesini kullandı. O. Koşamıyorum. Jilet de onlara bakıyor. Gıcırbey eve gelir gelmez beni salıverir. Churchill'in karakteristik ses tonuyla sövüyor.. Daily Mirror gazetesindeki haberde. beş para etmez. İçinde ayna ve yedi halkalı bir çıngırak var. neredeyse dedem yaşında... koltuk değneğine ihtiyacım yok. ben daha bebekken. dedim ya. Ben ne yapıyorum? Müntekim'e getiriyorum. kapıya kıyamıyormuş gibi tıklatıyor. "Belki Churchill artık bizimle değil. Böylece ben de şu sakat halimle bir yuva kurabileceğim. Dört tane leş kargası içeri daldı. içini gagamın ucuyla ağzına atıveririm. Kendimi tutamadım: "Sultan Abdülhamid Hân-ı Sânî geliyor!" Mutfağa yönelen Jilet. Yürürken aksıyorum. Hitler ve Nazilere. ıhlamur tozu ve dulavratotu katıp çok eski bir dua okuyor. şarkıdaki gibi ben onu "fındık ile. bilhassa çam dalına bayıldığımı bilir. tiril tiril giyindi... nedendir bilmem. Bir ayağım çukurda.. Taze dallara. Esmer Kösele: "Patron.. ” (DİYE BAĞIRIR. Beni düzenli olarak veterinere götürür. Endonezya'ya vınlasak!. Ben. beni öldürür.. buğday. Jilet'e bakıyorlar. Gıcırbey ailesine padişahın yadigarıyım. Gıcırbey bana yeni. Kevser'in yemeklerini yemiyor. kıvırcık. Ondokuz yaşındayım. yüz yaşındayım. yemeği Kenan'a götürmemi tembihlemişti. ben dün geceden beri açım. Neden? Allah biliyor. Kanatlarımın altına erkek deodorantı püskürtür. Kimseyi felakete sürükleyecek büyüler yapmaz. Polio sekeli dedikleri bedensel arızayla yaşamaya alıştım.. Arada bir. İnsaflı kadındır. fal bakar. ağızlar açık. Ben bir şemsiye kakaduyum [cacatua alba].. Dünya Savaşı'nın kahramanlarından biri olarak kabul edilen Charlie. nefes almıyorlar. İncecik parmaklarıyla. tırnaklarımı kestirir." "Tamamdır. deney hayvanları yetiştirilen bir laboratuarın sahibi Peter Oram tarafından satın alınan Charlie hakkında. masal kuşları gibi uçarak Anadolu'da şehir şehir gezdirsem. gönlüm Müntekim'de. Son günlerde. gelen kesinlikle Kevser. Babaannem. göğüs kanseri. bari birşeyler yeseydik. yulaf. Dördü de bana bakıyordu. Fındık." Jilet: "Uyuz çakal. yemeğe gizlice yılan yağı. bana gülümseyerek "Dert etme güzel 29 . hemen odayı ısıtır. üçlü koltuğu yüklenmiş Radar. Kıpırdamıyorlar. at yağından yapılmış sabun gibi temin edilmesi zor siparişlerini bulup getiriyorum.. Üzerime rehavet çökmüştü. ben de keyifle yerim.

bu hileli aşlara hiç lüzum kalmasın. benim. Radar. Banyo aynasında saçımı düzeltiyorum. Gerçi. Midesi aşkla kasılacağma. 143 Mercimekli pazı topları pişirdim bugün. benim şövalyem. Andavallı Köyü'nün delisi gibi ötme. beklerim ben!" Bu sözleri duyan Jilet. Müntekim tek başına. ne taharetsiz çakalmışsın!" Radar: "Kes ulan püsküllü kancık. benim onu aç karnına sevdiğim gibi sevsin beni. karalahana?!" "Nereden bildiniz?" "Burnum çok iyi koku alır.. kapıyı dinliyorlar. Biraz sonra geliyor: "Kevser'im. Güllügillere.". bütün kadınlar tabuta tek memeyle girer" demişti. bilgisayarı. Gören. Aşk yalnızca sağlam vücutlu ve tok karınlıların mı tekelinde? Yalvarırım "Hayır" deyin!. Tıktık: "Kapuska?" "Sevinçten ölebilirim!".. Acaba benim geldiğimi anlıyor mudur? Ecelin paratoneriyle toprağa iletilen yıldırım aşkı [Huduni] Hırsızlar. vah vah... Annesi ameliyat olunca izin aldı. Görseniz. Fakat bence çok yakışıklı. "Kevser. zahmet etmeseydiniz. Radar." "Peki babaanneciğim" deyip mutfak masasının üzerindeki tabağı kaptığım gibi koşarcasına alt kata.. bizim sülalede âdettir. Bakkallara." Kösele: "Patron. "Tek çizgili pijama giyiyor" dedikleri türden. Müntekim'in dairesinin eşiğine varıyorum. Uzun bir sessizlik daha. "Kevser. üçlü koltuğu yavaşça yere bıraktılar. yavşak!" Jilet: "Didişmeyin ulan. marketlere minibüsle cips dağıtıyor. Ben de öyle umuyorum. Jilet: "Az daha açlıktan zıbarıyordun ha. Elini kızın boynuna 144 doladı! O esnada Şapırt. ağlaya ağlaya olduğu yere. yazık. Cellat Radar.. yemek ayağına geldi!" Şapırt. Kevser'in başucuna çömeliyor. Şapırt'ı yakasından tuttuğu gibi duvara mıhlıyor ve bıçağı gırtlağına dayıyor: "Senin o korkak kelleni ödlek bedeninden ayıracağım!" Kösele Radar'ı belinden kavrayıp geri savuruyor. mutfaktaki çekmeceden bir koşu kaşık alıp yemeği çarçabuk yiyiverdi.. Fakat ne çare. Onu sevinirken görmek. buzdolabını. belinden kocaman bir bıçak çıkardı.ne?" Sonra Şapırt'a dönüp "Osuruk arkeologu gibi ne eşmiyorsun? Seni de kesip kızın yanma yetiştireyim mi dallama?" Jilet: "Çabuk olun. Ühü ühü. oğlum sen ne kuduruk." Şapırt.. Kevserciğim hâlâ "Bekliyorum" diyor. bu kızın bir ayağı sakatmış... İş de bulamadı. her defasında Kevser'e bakıyor. cips fabrikasında şoför. kitapları. devrim niteliğinde!" Her defasında ayaküstü laflıyoruz.. Radar'a sataşıyordu: "Radar. savaş gördüm. enginar Güllügillere. komşuya ikram edilecek tabağı kaşla göz arasında babaannem hazırlıyor. Tüysek mi Jilet?" Jilet: "Gevezeliği bırakın da işimize bakalım artık. Tak tak. Tiki tikitak: "Peynirli kabak dolması?" "Gerçek bir mucitsiniz Kevser Hanım! Bu yemek.. dönerci. yemek tabağını dökmeden alıverdi kızın elinden. ağzındaki son lokmayı çiğneyerek "Ne yemeği olduğunu anlamadım ama harbiden nefismiş. gözüm büyüklüğünde yaşlar süzüldü. kırkından sonra. Kapıyı her zamanki gibi iki kere tıklatıyorum. başıyla Radar'a kapıyı açmasını işaret etti.. Kim bilir kızın aklından ne geçiyor? Galiba.. Kevser'in yanma uzanan Şapırt'm beline bir tekme sallıyor: "Ulan it. o büyük kâsedeki aşureyi de Kenan'a.." Namussuzlar.. Tok tok: "Karnabahar pişirdim. sen insan değilsin şiloz puşt! Nasıl kıydın ulan gencecik kıza?" Bu defa Şapırt Radar'a yakalanıyor.. sevaptır. O hayvan sana kıydı mı birtanem. komşuluğumuzu bilelim" diyor. Öteberiyi mukavva kutulara doldurarak taşıyorlardı.."." Bilse ki hepsini Müntekim'e taşıdım. kız ne olacak?" Jilet: "Cennete gider herhalde?" Radar: "Sabah sabah elimizi kana buladık." "Çok naziksiniz Kevser Hanım.. Kenan'a götür bir tabak. şimdi de ölülere mi sarkıyorsun. Yüz yaşındayım. neden daha önce rastlaşmadık ki. Yemekleri ben pişiriyorum. Tak tuka: "Merhaba. haydi.. banyodadır. tezgahın üzerinde. Konuşurken gözlerimin içine bakıyor.. Bir-iki kere merdivenlerde karşılaştık. evli barklı adamsın. Vazgeçti zannettiğim bir anda yeniden çalmıyor kapı. Oturma grubunu.. Kenan. iç geçiriyordu... Yemeklerimi yedikçe bana muhabbeti arttı. çöp gibi ince. Bir defasında alışverişten dönüyordum. yemek çok leziz görünüyor.. Müntekim. o zaman göreceksiniz ebenizinkini!" Bir tur daha. Çok da güzel kızmış. tuvalettedir. yazıktır." Radar.. zaten besili ve [Allah günah yazmasın] bastıbacak olan Kenan günden güne kilo alıp şişiyor.. bir çırpıda kapıyı açıp güzelim Kevser'i içeri çekti. Zavallı Kevser neye uğradığını anlayamadan.". Kevser'in bu yılanların eline düşmesine izin veremem.. Şapırt. banyoda ellerini ve bıçağını yıkadı. Seni evimin kadını yapardım.". "Radar.. pisboğaz pezevenk!" 30 .. halıları." 145 Eşyalar nakledildikçe Şapırt'm harareti artıyor. Yazık oldu. içimi eritiyor.. pırasa sevilmez mi?". pideci. çıkar birazdan sanıyor. Sürpriz misafirin gitmesini umuyorlar. Müntekim bayram edecek.kızım. Şapırt gene Radar'a çatıyor: "Yok yok.. Kevser'i ayak bileklerinden tutup duvarın dibine sürükledi: "Ya. kalbi aşkla çarpsın. bana prensesmişim gibi eğilerek selam verdi. deprem gördüm fakat hiçbiri beni böyle sarsmamıştı. onları sahiden ev taşıyorlar sanırdı. Tam bir centilmen. bir tabak semizotu da Güllügillere götür. Gözlerimden."Pırasa sever misiniz?" "Ne demek. Kevser! Yemek getirdim! Acele etmeyin. aaagh." "Tahmin edeyim. Kenan'a türlü. Tik tik: "Bakla?" "Harikulade!".. söyle bana. ne diyor bu i. kıtlık gördüm. isterim ki. Besbelli az yiyor.. O.ktir git arabada bekle!" Şapırt. bu cinayetin hesabını vereceksin!" Radar: "Jilet. masayı. Radar ve Kösele...". Bana o yemeklerden pişirirdin.. Var gücümle ötmeye başlıyorum: "Uzaklaş! Gelme! Geri dön! Kaç! Haydi! Çabuk ol!" Zamane kızları meraklı ve ısrarcı oluyorlar: "Müntekim Bey. söylemedi deme.. ikiniz de Kösele'nin gübre dolu lırnağı etmezsiniz.. Hüngürdeyerek Kevser'in saçlarım okşuyor: "Adın ne güzel kız. poşetleri taşımama yardım etti. ulakları akşama kadar motosikletle Kenan'ın siparişlerini naklediyorlar. "Kevser. Babaannem rahat rahat aşk tabağı hazırlayabilsin diye mutfağa yaklaşmıyorum. beni karafatmaya çevirir! 142 Pizzacı. Şapırt. Jilet Şapırt'm çenesine okkalı bir yumruk çakıyor: "S. kitaplıkları. Annesi sönmüş mum gibi yatarken. Gıcırbey'in evde olduğundan emin. Bir daha da haber çıkmamış heriften. bir tabak bamya ayırdım.. hamarat kızmış. bir tabak da size getireyim dedim. kanlar içinde holün ortasına yığıldı. kızcağızın boğazını kesti! Güzelim Kevser'in cansız bedeni. gencecik bir kızla kaçmış. Babaannem "Kız Kevser.. Kenan'ın babası. o çocukcağız yemek de pişiremez. Allah'ın belası Radar. Gıcırbey'in yepyeni eşyalarını katır gibi hızla taşıdılar. şimdi kızın peşine gelecekler. Kevser epey bekledikten sonra tekrar tıklatıyor. "Kevser.

Şapırt. prensipleri bir anda unuttum.. Kahramanımızı küresel bir star konumuna yükselten gübre fırtınası.kik öküz?" "Sus or. "Bazı gazeteler sizden T100 kişi' diye söz ediyor.. Kibarlığı ve pişkinliği harmanladım: "Sol tarafa vuracağınızı düşünmüştüm" dememle sol yanağıma da şamarın inmesi bir oldu. Omzuna dokundum. kelimenin tam anlamıyla g. Namık Mıknatıs'm topluca işten attığı 1100 kişiden biriydi.. Kirpikleri kıpırdıyor. anladık. Hakkında fıkralar. Evet... kapitalizm tarihine adını b. bu sözlere sert bir tekmeyle cevap veriyor. kalbimin etrafında ışık hızıyla dönerek hacı olduğum gün." "İyi olur!" "Bakın bu konuyu tekrar.. sarınım telefonda ben biraz. nereye giderse gitsin peşindeydi. "Beni görüyor musunuz?" "Şanslı biriyimdir. şimdi "paydos" diyordu. Namık Mıknatıs'm.klu harflerle yazdırmış durumda. hiyye sea uhevua?" Bildiğim bir şey varsa. Telefon konuşması sırasında kullandığım elektronik süzgeç sesimi değiştiriyordu. Radar onların ardından kapıyı örtüyor ve Şapırt'm yanma geri dönüyor: "Cesede âşık mı oldun ulan yoksa s. aslında Bay Mıknatıs'm. derin bir nefes aldı: "Saati mi soruyorsunuz?" Evet anlamında "Ehuvva. Arkası.. kırk-elli ülkeden gelmiş prestijli misafirlerin ve yüzlerce kameranın önünde. Adını ve estetik "Operasyonla yüzünü değiştirmek için fazla ünlü. Artık kainatın hiçbir yerinde emniyette değilim.t olmuştu.." Hatta..spu çocuğu! Sen aşkı ne bilirsin. Heykelinin yapımında dışkı harcı kullanılacaktı. Artık.tveren!" Radar. normalde hiç kimseyle böyle konuşmam. Kasılmış sağ elimin işaretparmağıyla sol bileğimin üstüne vurup yüzümü gözümü eğip bükerek saati sorarken başımı rastgele sallıyordum: "Heebe. tüm dünyanın elektronik devleri. ünlü işadamı Namık Mıknatıs. özel üniversite sahibi ve amatör politikacı olan Namık Mıknatıs. Ev boşalınca sesim duvarlarda yankılanıyor: "Keeev-seeeeeeerrr!" Beş dakika sonra Gıcırbey. Gerçekten ona ulaşabilir misiniz?" Beyaz çikolatadan yapılmış kulağıyla külüstür ahize tam bir tezat oluşturuyordu: "Bundan kuşkunuz olmasın. Şapırt birdenbire ayağa fırlayıp Radar'a girişiyor. Trilyonlar ödese. zamanın başlangıç gecesi kadar derin. gürültülü bir biçimde altına kaçırışını kasdediyordu.. Toparlandım: "Teşekkür ederim" deyip sırıttım. Açıkçası. Kösele'den ses yok. akıllara durgunluk veren bir yellenme ve dışkılama olayı. Nedense. Dolayısıyla. bacaklarımı çarpıttım. Bildiğim bir şey varsa. Galiba bu kıza vurulmuştum. Uluslararası Teknoloji Fuarı'nda yaptığı açılış konuşması sırasında aniden rahatsızlanan Namık Mıknatıs'm ardına büyük bir psikolojik bunalım yaşadığı açıklandı. Namık Mıknatıs'm televizyon fabrikasına sözleşmeli işçi olarak girmişti.si!" diyor.. Üsküdar rıhtımmdaydık. İşte benim aşk hikayem böyle başlıyor. Ellilerinde bir patron. boş yere Namık Mıknatıs'ı teselli etmeye çalışıyordu. gazetelere sık sık reklam veren 'hatırlı' bir müşteriydi. işin doğrusu şifayı kapmış.." 31 . kuralları. Kamerası olan herkes. güzel bayan. hikayeler uydurulan efsanevi poposu." Şebnem Şibumi kabinin içinde dönüp dışarı bakındı. Durdu. "hastalanma" gibi kelimelerle bahsediyorlardı. Olaydan "kaza". yüzüne bakanlar ilkin o lekeyi görüyordu. Olayın farklı açılardan çekilmiş görüntüleri internet ve uydu aracılığıyla buzullara. burnuna. Sorumu tekrarladım: "Heebe. Kuduz gibi enerjik. orman yangınının ortasında kalmış ağlamaklı bir ceylan var.. reklam yıldızı. yüzünden daha çok tanınacak. Namık Mıknatıs'm ardına geçip kayda başlayacak.. Yerinde ve zamanında yapıldığında. Ondan kurtuluş yoktu. Çöle düşen ilk yağmur damlasını duymanın heyecanı içindeyim. Radar sendeleyip düşüyor. akvaryumdaki çiçek gibi duran Şebnem: "Namık Mıknaüs'tan.ka basmak. Kolumdaki saati çıkarıp cebime koydum. Şu anda. ruh hastası g. kaderimin en keskin virajına girdiğim sırada "Saat 3'ü 20 geçiyor"du. 149 gövdemi eğdim. Suratı kana bulanmış olan Radar yattığı yerde inliyor. böyle bir kampanya organize edemezdi.." Bam diye telefonu suratıma kapatıp kulübeden fırladı." "Asla!" 150 "Yani şimdi ben git. Her zamanki gibi doğrudan konuya girdim: "Kimden.. staja başlamak yerine. Gömleğimden birkaç düğme çözdüm. Uzun yıllar gözü gibi baktığı. İşçilerin protestoları medyaya hemen hiç yansımıyordu. Tabutu baltayla parçalanınca ayağa fırlayan bir şehit gibi tetikteyim... Gözleri. huvaa" dedim ve sorumu bir daha tekrarladım: "Heebe. Kızın ardından seğirttim. deyimler. kendi patlayan dışkılarıyla sonsuza dek lanetlenmiş vaziyette. Tüm zamanların en çok reklamı yapılan 'paket'i etrafında insanlık kenetlenmişti." "Evet. dişlerine saydırıyor.. Aksıyor. sendeliyor. Baharı fetheden ordunun sancağı gibi dalgalanan elbisesi karşısında hazırola geçiyorum.. 35 bin kişiye bir tek bilgisayarın düştüğü Afrika kasabalarında bile. Bireysel bayramım. Başlangıçta "Merak etmeyin. Şebnem Şibumi. Dişlerinin arasından sızan kanı köpürterek "Sen bittin Şapırt ibn. yalpalıyordum." "Evet!" "Galiba hödükçe. balta girmemiş ormanlara iletilmiş bulunuyor. ne için intikam almak istiyorsunuz?" Telefon kulübesinde. çünkü. Onun etlerini kanına doğrayacağım! "Sayın seyirciler. Bakırköy Ruh ve Sinir Hastalıkları Hastanesi'nde tedavi altına alındı. b." Televizyonu kapattım. tarih okumuştu. İnanın. Tombul yumruklarla Radar'ın kafasına çalışıyor.. Her şey. Namık Bey'in kürsüyü klozet olarak kullanışını konuşuyor. Galibası fazla. Şebnem.Kösele'yle birlikte masayı taşıyan Jilet: "Sana arabaya git demedim mi Dürzü?!" deyip kapıdan çıkıyor. Jilet sövüyor. Şapırt'ı gırtlağından yakalayıp duvara çarpıyor." "Kesinlikle!" "Belki yeniden konuşmamız. Sistemi. Radar'm karnına oturup çenesine. spiker "ani-ılrtı rahatsızlanmak" derken. Namık Mıknatıs televizyon kanallarına. Gezegen çapında şoka sebep olan. yıl sonunda sözleşmeniz yenilenecek" diyenler. teknoloji fuarında kıçıyla yaptığı unutulmaz açılış konuşmasından söz ediliyor. onun karşısına telefondaki 'intikam işçisi' olarak çıkmayabilirdim. Bay Mıknatıs vakasıyla yeterince uzaktan da olsa sıkı sıkıya alakalı. Beni işten attı. aya ayak basmaktan daha büyük bir haber olabiliyormuş. Son eşyaları da sırtlayıp götürüyorlar. o reytingi yüksek kıçı paparazziler tarafından kuşatılacak. kadınlara göre altı kat daha fazla olduğudur. Radar inliyor.. Şebnem Şibumi ani bir kararla sağ yanağıma bir tokat patlattı. Medya tarihine. Kurtuluş günüm. bozkırlara.. Koşarak gelen Jilet. besleyip büyüttüğü kaba eti ona çok acıklı bir oyun oynamıştı. Darbelerin etkisiyle tam bir centilmen olmuştum: "Hanımefendi. Dönüyor. "talihsizlik". Yeryüzünün neresine giderse gitsin.. Yine de bozuntuya vermiyorum. Televizyon kanallarındaki tartışma programlarında söz alan uzmanlar. Kollarımı geriye doğru açtım. Stendhal sendromuna yakalandığım. hiyye sea uhevua?" Sertçe koparılan bir gelincik gibi irkilmişti. Bildiğim bir şey varsa o da erkeklere yıldırım çarpma oranının... Namık Mıknatıs. alnı kakayla lekelenmişti. İkinci sınıf bir aptal gibi davranmıştım. mabadını fena üşütmüştü. Radar'dan beter halde eşikten içeri yuvarlanıyor. hiyye sea uhevua?" Gözleri korkuyla irileşmişti. Bir yıllık sözleşme süresi dolmuştu. Şapırt ağlıyor. 29 Mayıs'tı.

. Sakın beni alımlı kızların karşısında apışıp kalan şapşallardan sanmayın." Az önce iki şaplakla beni akort eden kıza. onları birbirine bağlayan hiçbir şey yok. Pattadak Şebnem'in yanma vardım: "Bir ölü ne yapamaz?" "Ne?" "Konuşamaz. Karıncaların sürüklediği yaralı bir çekirge gibi hissediyordum. Gökyüzündeki bir kuşu köşeye kıstıramazsın Şebnem Şibumi'nin babası Şerif Şibumi. memur bey?" Şoför koltuğundaki aynasız. ceylan tarafından ışınlan aslanlar gibi bakıyoruz. Fakat bir farkla?" "Neymiş?" "Ölmeyecek. Polisler kollarımı tutup başımı yere eğerek beni öndeki otomobile tıktılar." "Benimki de Defol!" Zirveye yeni yağmış kar kadar güzeldi ve bana karşı çığ gibi büyüyen bir öfkeden başka bir şey hissetmiyordu. Vücudumdaki tüm kimyasallar çalkalanıyordu. Şebnem yapma çiçeklerin arasındaki sahici gül'dü. intiharı andıran bir taşkınlıkla "Kevser! Kevser'im!" diye inleye inleye öldü.. Şebnem dalgın. 152 Denizin kıyısında. kanun adamlarının üniforma düğmesi gibi donuk bakışlarının menzilinden çıkıp. Bildiğim bir şey varsa. Bildiğim bir şey varsa. Alev almam an meselesiydi: "Bilmem?" diyebildim. gülemez. Kıpırdamaya korkuyordum.. kalbim. "İzninle. Şerif Şibumi'nin kızıyım" diyor. Normaldir. Şebnem'in dili.. panayır şeytanlıklarında üstüme yoktur. "Durun!. İçlerinden biri sakince sordu: "Namık Mıknatıs'ı öldüreceksin demek?" "Bunu da nereden çıkardınız. Dilersen onun etlerini kıyma yapıp kemiklerini öğüttükten sonra derisine doldurup dikebilirim." Böylece kolluk kuvvetlerinin emin ellerinden sıvışıyorum ve koruyucu meleğimle birlikte. bütün hücrelerimi şiddetle işgal ediyordu. Beni boğarcasma kefenledikten sonra dolmuş durağına doğru yürümeye koyuldu. "Namık Mıknatıs'ın canı bedeninden kaça çıkacak?" Tecrübe dosyalarım komple silinmişti. Çoğu cesetten daha fazla benziyordum ölüye: Mezar küreğiyle dövülmüş. Huduni." "Eee?" "Namık Mıknatıs da öyle olacak.. Caddenin kenarında iki devriye arabası duruyordu. gönüllere taht kurmuş. Önümüzde bir çift boş bardak. Kalbimden yükselen çığlıklara kulaklarımı tıkamalıydım. melankolik bir kadavrayı andırıyordu. çeyrek yüzyıl öncesinden sesleniyor." Coşmuştum: "Gözkapaklarını kesip. On sene önce emekli olmasına rağmen. Bildiğim bir şey varsa bir çığın ortalama hızı saatte 380 kilometrenin üzerindedir. "Namık Mıknatıs'm etlerini kanına doğrayacağını söylerken ciddi miydin?" ilkesel olarak hiç kimseyi öldürmüyordum. ileri geri konuşmam ilgilerini çekmişti anlaşılan.u lı insanlar. fakat Şebnem isterse kendimi bile vurabilirdim: "Elbette.. Biri sigara yaktım. Sazı hemen bırakmadım: "Kollarını koparıp onlarla döveceğim!" Şebnem uzaklaştıkça sesimi yükseltiyordum: "Onu kendi bağırsağıyla boğacağım!" Tehditlerimin birbiriyle çelişmesine aldırmıyordum: "Diri diri yakıp küllerini lağıma saçacağım!" Bağırıyordum ve herhalde sözlerimi işiten tek kişi Şebnem değildi: "Kendisi de dahil hiçbir canlı onun yerinde olmak istemeyecek!" Kız durağa yaklaşıyordu. Ayten Alpman. dilenci ağzıyla konuşmaya başlamıştım.. Gelgeldim. trafik kazası geçirdiğim ve komşu kızı Kevser'in cinayete kurban gittiği gün ılımlı bir dangalaklıkla çarpılmıştım. Zaptiyenin buyruğuna uydum. "arkadaşım şaka yapıyordu. "gönlünden ne koparsa?" İşte.. işyerimin yandığı. adı ve maceraları dilden dile dolaşmaktaymış. Tam tersine." Krallığa terfi eden soytarı kadar sevinçliydim. Cesedi yörüngeye oturmuş bir astronotun ümitsizliğiyle seslendim: "Namık Mıknaüs'ı öyle tekmeleyeceğim ki aşırı hızdan tutuklanacak!" İşe yaramadı. Aşk. Kopardığım yaygaraya uzmanların kesin cevabı. Bildiğim bir şey varsa.. balığın etini yiyip kılçığını göle salamazsın. ellerimi yıkayıp hemen döneceğim. bir kölenin kafasıyla düşünmeye. Buradan bakınca. paslı yağ 32 . Üsküdar'ın efsanevi emniyet müdürüymüş. tarihe geçmiş. Aynı zamanda.. Kız. kana susamış tuzu kuru kalabalığa karışıyoruz. şarkıyı sanki Şebnem söylüyor: "Ayrılmam istersen hiç yanından I Çağırsan gelirim çok uzaklardan I Eskiden korkardım yalnızlıktan I Korkmam artık sen varsın. İşim/ bitikti. Şebnem gülümseyerek evet anlamında başını sallıyor." 154 Mezardan şartlı tahliye Ruhunuzla yazı tura atmayın.. kanun adamlarına kimliğini verirken "Ben. polis teşkilatının bir nevi ruhani lideri. Bildiğim bir şey varsa." "Pekala. Dizginler de kırbaç da bende değildi artık. gökyüzündeki bir kuşu köşeye sıkıştıramazsm. Kaç para ödemem gerekecek?" Sersemliğin zirvesinden Şebnem'in kudretten parlak dudaklarına bakıyordum.. ağzına vidalanmış renkli bir lokum kadar tatlıydı: "Müntekim gerçek adın mı?" "Hayır. sahne adım. sessizce dudaklarını kıpırdatarak şarkıya eşlik ediyor."Hayır!" "Benim adım Münt. Şebnem'e tutulmuştum. Aşka inanıyorsanız. gözlerinde sigara söndüreceğim!" Hem de ne biçim: "Kalbini söküp boğazına tıkacağım!" Kükrüyordum: "Boynuzlarını kırıp gözlerine saplayacağım!" Sınır tanımıyordum: "Onun etlerini kanma doğrayacağım!" Kızarmıştım: "Kemiklerini öğütüp helva pişireceğim!" Sesim çatlıyordu: "Kafatasını kül tablası yapacağım!" 151 Cidden abartıyordum: "Beyniyle senin bahçe duvarını boyayacağım!" "Kıpırdama! Ellerini başının arkasında birleştir!" Yarım düzine polis. Masalarda tek başına pinekleyen elk. avucumdan taşan suyu yüzüme çarpınca ağzımdaki sigara ıslak elimle yanağımın arasında sıkışarak "cosss" diye söndü. bildiğim bir şey yoktu: Beynim. "Bir limonata daha ister misin Şebnem?" deyip kalkıyorum. Hayatımda ilk kez aklım karışıyordu. polis amcalar da ben de. Baygın iki garsondan başka. Geceleyin bomboş salonun pencere camındaki yansımam. insan içine çıkamaz.. kadere de inanmalısınız. Nefesimi tuttum. tabancalarını bana doğrultmuştu. ben kıza: "Geri kalan ömrü boyunca can çekişecek!.." Peygamber sofrasındaki pişmiş kelle gibi sırıtıyorum. Tozutmama ramak kalmıştı. tamam mı?" deyip erkekler tuvaletine yollandım... Salonun öbür ucundan elimde bardaklarla dönerken gözümü Şebnem'den ayırmıyorum. [WlLL FERGUSON] iki sene önce.... kontağı çevirdi... dilim tutukluk yapmıştı. Her şey kontrolümden çıkmıştı. Meslek aşkıyla destanlar yazmış. Lekeli aynaya bakarken musluğu açtım.. iki yıldır intikam işindeydim ve ilk defa bir müşteriyle tanışıp görüşüyordum. Tanınmış bir işadamı hakkında uluorta. Bu adam benimle birlikte. Bir insana değer vermenin bedeli ağırdır. duvarları mavi boyalı büyük bir kafi teryada oturuyoruz. evimin soyulduğu. güneşle çölün arasına giremezsin.

gencecik bir kızı gömüyoruz. kaçınılmaz olandan korunmalı ve dayanılmaza katlanmalıyız.. sadece imkansızı kabullenmen. Ne gezer." Babam. Kendini günah keçileriyle dolu bir ahırda bulan. bir daha. Eğer bu evin sahibi olsaydım ve cehennemde de bir dairem olsaydı. bacağı kırılmış bir at gibi soluyordum: Yalan söylerken nefesi kesilenlerdenim: "Az önce gırtlağıma kadar (ıkındım. Dualar okunuyor.. iyi misin?" Babama.. fakat birgün gerçeğine rastlayacağımı hiç ummazdım. ikindi güneşinin turuncu ışığında. Zorla denize sürüklenen kara kaplumbağası Hayat zannettiğimizden de kolay. merhumeye talkın veriyor. Çaresizliğimiz. Akranım olan bir doktor tarafından muayene edildim. "Milan Kundura?" "Babacığım.. kaldırımları arşınlıyordum. çizimin biçimini etkilemezdi ki. Neden sonra. Portakal tozu gibi bir yağmur çiseliyor. Kemiklerimin içerisinde zehirli karıncalar yürüyordu. zamanın akışım etkiliyor. beynimi. gecenin ortasında ışıklar saçarak öten. akordeona dönmüş bir ambulans etkisi uyandırıyor. dişlerim baştanbaşa bıçakla çizildi sanki. cıyaklıyor. toynaklaşmış elleriyle kollarımı kavrayıp beni sarsıyordu: "Ne oldu Müntekim Bey?!" Bir daha. kaslarımı sıyırarak beni Sigarayla Savaşanlar Derneği'nin meşhur afişindeki iskelete çeviriyorlar. felaketler. körük gibi soluyordu. Bir dolmuşa atlayıp Kadıköy'e indim. Huduni de tekdüze bir hırıltıyla Kevser'in adını sayıklıyordu. yemeğimizi yer. kendisininki.. Kafamın içinde kara bir bulut peyda olmuştu. Yumruklarım ceplerimde. Makyajı. Kendi kendime mırıltıyla iyi dileklerimi sundum: "Huzur içinde yat". Mezardan şartlı tahliyeyle serbest bırakılmışım gibi hissediyorum. burayı kiraya verip cehennemde otururdum. Fırından yeni çıkmış bayat ekmeği andıran bir kadın.. Tozun 'kakule' olduğunu bilahare öğrenecektim. biri burnuma bir avuç kokulu toz tuttu. Yongalarla dolu çürük bir çuval gibi dağılıyordum. Toprak. Kevser'in belki de katıldığı ilk cenaze merasimi bu. hakkımdaki çerden çöpten şüphelerin üzerine mercek tutarak bir iftira yangını çıkarmak istiyorlar. insanlar bacaklarıma basıyorlar. baba-oğul birkaç kilo alırız. Dükkanda işler nasıl?" "Elhamdülillah. Anne-babama telefon edebilirdim. Tebeşirle zavallı Kevser'in çevresini dolanarak holün kanlı ahşap döşemesine siluetini çiziyorlar. Karakolda ifade verdim. "Başınız sağolsun Ruhiye Abla. Güçbela doğrulup apartman boşluğunun taş zeminine oturdum. Huduni. Polisler zuhur ediyor. Kırk kişi varız. Dünyayla aramdaki buzlucam eriyiverdi. acıkmış olduğumu fark ettim: "Yemek mi?" "Çok sıskasın Müntekim. Halbuki evimin ortasında bir papağan cesedi yatıyordu.. Her ihtimale karşı kavalkemiğimin filmi çekildi. ahiret tefekkürü yerini gıybet matinesine bırakıyor. omuzlarımın üstünden geçerek evime giriyorlardı. Elimde reçeteyle polis arabasına bindim. 158 Nesli tükenmekte olan peçeli baykuş [tyto alba]. balyozuyla enseme. Suça ortak olmadığımız halde. Tecavüzcüler gibi terleyen apartman görevlisi Melikşah Sultan. Ruhiye Hanım.. Son bir gayretle kanat çırparak Kevser'in siluetine kondu ve oracıkta ruhunu teslim etti. Geceleyin. Merdivenlerde ayak sesleri dinmek bilmiyordu.. Ambulansla hastaneye kaldırıldım. kulaklı toygar [eremophila alpestris].. dehşeti üstleniyoruz. Yeni sille tekniklerini üzerimde deneyen felek. Büyük ihtimalle morg çekmecesinde bulunan talihsiz Kevser'in. dünyanın maketi. Hafta sonu uğrarım sana baba. okuldan dönen çocukların çığlıkları ["Anneeeeeee!!!"] eşliğinde ayıldım. Yerde yatanın ölü ya da diri olması. Fakat telaşlanmak ve üzülmek dışında ne yapabilirlerdi ki? Kaybedecek hiçbir şeyim kalmamıştı. Konservatuar binasının yanındaki telefon kulübelerinden birine girdim ve babamın dükkanının numarasını tuşladım. üzüntümüzü kat be kat aşıyor.. gökten inen canavar sürüsüne karşı beni korumasını söylemeliyim: "Çok teşekkürler babacığım. iki ayağımız bir pabuçta. kısılmış. Cenaze dedikodularının vızıltısı. benim ölü olmadığımı anlayınca fena bozuluyorlar. zağanos [bubo bubo]. pütürlü ve hoş kokulu. kılkuyruk bağırtlak [pterocles alchata] gibi talihsiz kuşları kurtarmak için düzenlenen bir kampanyaya imza verdim. Ortalık o kadar sessizdi ki. Üstelik evimin içinde! O anda. sigaramdan yükselen dumanın gürültüsünü duyabiliyordum. ciğerlerimi Kevser'e naklediyorlar. Ondokuz yaşında. kalbimi. göğsüme. Müntekim. [FRANCO FALCONE] Ne anlama geldiği hakkında hiçbir fikrim olmayan acı gerçekler nevrimi döndürmüştü. Cinai bir kaosun ortasında. Ölümün yörüngesindeyiz. zihnim saçma sapan şeylerle meşguldü. Dünyayla arama buzlucamdan bir set çekilmişti. benim ihtiyar can yoldaşım. taziye nezaketi. Bir sigara yaktım. önümüzdeki elli-altmış sene boyunca peyderpey birbirimizi toprağa vereceğiz. kasaplık eğitimi almış çobanların kontrollü heyecanıyla deviniyorlar. El Fatiha. alelusul montajlanmış kan bilyesi gözler. nüktedanlığı bir fazilet alameti sayar. Hakikat güneşinin altında. dünyanın en boş evinde. Etrafı sarı-siyah naylon şeritlerle kuşatıyorlar. Mahvolmuştum. yulaflı kek misali nemli. Gıyabımda beni ayaküstü ameliyata başlıyorlar." Dönüş yolunun ikinci adımında ölüm düşüncesi. kızıl sırtlı örümcekkuşu [lanius collurio]. içlerinden bir soprano "Yetiş Ruhiye Abla! Kevser ölmüş!" diye öyle bir öttü ki. Gözümüzün yaşına baktıkları yok.tenekesi gibi bir suratta. her şey yolunda.. malikü'l-hazin [botaurus stellaris]. Suç mahallini. kıyamet sonrası yorgunluğuyla donakalmıştım. Mezarlık. Konu komşu. kesin.. Kör bıçakla çürük bir meyveyi deşip soyar gibi derimi. Varoluşsal kaos bizi ele geçiriyor. Kulübede." Melikşah Sultan benden randıman alamayınca dörtnala uzaklaşıyor. Bir tek sigaram eksik. Hoca. Vaktin varsa gelsen ya? Bak. Mezar sulanıyor. sana yemek ısmarlarım?" Birden. Şişmiş dilimi ağzımın içinde güçlükle oynatıyorum: "Bildiğim bir şey varsa. boynumdaki Marcello Mastroianni kravatını çekip uzatarak çevirdikleri duygusuna kapılıyorum. bütün pencereleri açılarak temiz havayla dolan bir odaydı artık. Bir grup foto muhabiri merdivene dizilmişti. suratıma çalışıyordu. 156 Gülümsedim ve flaşlar patladı. hırıltılı bir sesle Kevser'i sayıklarken kafesin kapısını açtım. peşimden ayrılmayan bir sinek bulutu. Öğle vakti.. olmaz mı?" 33 . Çıkarıp yakıyorum. her şey boz bulanıktı. Hepimiz de defnetmekte olduğumuz maktul kızdan yaşça büyüğüz. yüzüme eğiliyor. Kıdemli bir mevta topraktan başını uzatsa da bize bir akıl verse. Filmlerde görürdüm. Nöbetçi eczaneye uğrayıp Reparil jel ve bir kutu Dolorex aldıktan sonra evime yollandım. Bir ıstırap tatbikatının ortasmdayım. böylesine basit bir şekli çizmek için ille de bir kurbana ihtiyaç olmadığını düşündüm. benim. yahbur [otis tarda]. Çocuklar ceset görme telaşında. evimin girişinde leşim seriliyken. yüzünü gören cennetlik." "Neredesin be oğlum? Sesini duyan hacı. Kadınlar etrafımı sardı. bazıları. bıyıklı sumru [cfılidonias hybrida]. Bu maktul şablonu bana hep cesedin kendisinden daha ilginç gelmiştir. Kevser'in tabutunun ardından yürüyordum. rahip akbaba [aegypius monachus]. Başım." "Dostlar sağolsun evladım. Takdir-i ilahi tesisatının nakavt mekanizması. yere beyaz tebeşirle çizilmiş polisiye suretine basmamaya özen gösteriyordum... kararmış tuvalet musluğu gibi damlayan bir burun ve ceviz gibi buruşuk bir çene. Mahallece tahtalı köye taşınacağız. O hengamede birileri ağlıyor.

bir erkek. işsizlik veya yoksulluğa bağlı intiharların tırmanışı. nesli tükenmekte olan iki kuş gibi ötüşüyoruz: "Cik cik?" ["Müşteri bekliyor. Reklamlarla fişteklenen yığınların tek bildiği. uzmanlarca onaylanmış hurafeler ve muhkem bir taviz prosedürü sayesinde dönüyor. tıp. Böyledir. kazasız belasız ne kadar yükseğe sıçrayabilirdim? Denize tohum atsam. Kredi kartı faizi. Faraza siz bir karate filminde dövüşçünün attığı tekmeye dikkat edersiniz. Kalabalık. avucumdaki paranın miktarım yazınca."Sen. baba olmak." Geciken bir idamın homurdanan seyircilerini andıran kalabalığa karışıyorum.. ben ayakkabısına. Altın dişleriyle demir leblebi yiyen sentetik kabadayılar. Önce Müntekim. bir merhamet geleneğine mensup olan babamla. dedem de ayakkabıcıydı... pırlanta gibi maşallah. Evimi soyanlar." Başıyla selam verirken sakalı silkeleniyor: "Sağol canım. Yukarı bakıyorum. manikür yaptıran plaza amazonları umutsuz bir kibirle yalpalıyorlar. İzimizi süren cellat ile cankurtaranın yarışında. beş yaşındayken daha dürüsttün evlat. en üzgün çocuğun kadar mutlu olabilirsin. toplamda 700-800 milyon dolarlık zarara uğruyor. dans. ekonomi. Daha gıcık bir laf edeyim: Ekmeğimizi ayakkabıdan çıkardık. coğrafya. Mezarına geri dönmek için 'can atan' fakat yolunu kaybetmiş zombileriz." Şu cümlenin. kendi mahvımızda avuntu buluyoruz. Çoraptan karakter tahlili yapar. annene de bir 'alo' de. derisi yüzülmüş bir maymun gerginliğiyle turluyorum. Bilumum hava kuvvetleri. Evime girip pencereden kendimi atmak bana iyi gelecekti. Askerden yeni gelmiştim. canına can katılıyor.. Annem. cinayet pozları veriyor. çorabın deliğini bilir. Sıradanlığm garantilerinin peşindeyiz. her yerde ayakkabıyı müşahede eder... Hangisi ölünceye kadar? İşte onu bilmiyorum. Lütfü Seymen şaşırtıcı bir şey söyledi: "Ben. gerçekten de göz kamaştırıcıydı. Kerata bana açılamıyor. Akşam güneşine markaj yapan suratsız binaların arasında. çileden çıkan. Onlar da bizim gibi canlarını kurtarmak için kafeslere sığınmış olmalılar.. Peki ya ben? Bu alçak tavanlı şehirde. Katherina Blum'un Çiğnenen OnunCmı yeniden okudum dün. bilen bilir. O gün anladım ki. metropolde güncellenen dehşete bir katkı payı anlamı taşıyor. Taksimetre. Bir filmde Şarlo. saygı görmekten sıkıldığımı evlatlarıma nasıl izah ederim? Racona ters. İnşallah evdedirler. Anahtarı deliğe sokmak üzereydim ki kapı açılıverdi: Babam. Müntekim telefonda biraz ketumdu. bir baba da doğar. ayaküstü çay içtik.. İnsan çoluk çocuğa karışınca. Daha doğrusu indirildim. spor. bitmeyen bir acemilik. Kaosun dalkavuklarıyız! Bildiğim bir şey varsa. babasıyla nasıl konuşacağını ölünceye kadar öğrenemez. Tozlu bir minibüsün arka camına "Beni yıka" yazmak için mola verdim.. Bütün genç kızların emir ve görüşlerine hazırdım. amma yaptın. Teknolojik uygarlık. açlıktan ayakkabısını yiyordu. bir derdin mi var? Harçlığın mı bitti. sadece bir selam vermek için . Yeni açılmış bir lokantada devekuşu bifteği yedim." Kırk lirayı ateşleyip Ferruh Arsunar'm Köroğlu adlı kitabım satın aldım. köseleyi lokmamıza katık ettik. Şoföre bahşiş niyetine sırıttım. Başka Şansın Yok] Bir bebek doğdu mu. Rahmetli pederim de. cellat üzerine bahse giriyoruz. namüsait bir yerde indim. t mahfuzdur.. Varlığımız. Ölümden beter bir olayı durdurmak için öldürüyorsun. Kaşla göz arasında baş göz edildik. şeytan bile bu sıcağa dayanamaz." ["Peki. milyonlarca gelin namzedi arasından Gülizar'ı buldu: "Recai. baltayla nakış işlesem. Çaresizliğin promosyonu olan bir dirayetsizlik ve endişeyle dopdoluyum.. fakat eminim ki bir müşkülatı vardı.. Bu düpedüz bir intihar notudur. emniyeti dışlıyor. Bayağılık ile dostluk arasındaki zıtlığın hakkını veremiyoruz. Emekli memurlar rüşvet ve iltimasla dolu yılların lağım şelalesinden tamtakır bir cehalet referansıyla buz gibi bir hüzne terfi etmişler. Ben bekarlık tahtından çabuk indim. Nereden mi anladım? Ayakkabı. şehvet hezeyanları çınlıyor. mutsuz görünüyor: Uykusuz gözlerimle ben de onun yavrusuna benziyorum. İçimde bir kabir azabı pr o vasidir gidiyor. Hakiki bir ayakkabıcı. aşk. Babalık.. şom ağızlılık daima itibar görmüştür. Fakat bu yaştan sonra. herşey ama her şey benim için ayakkabılarda II. gene ara. Ölünün ağzından yazılmış eciş bücüş bir cümle bozuntusu: "Beni yıka!" Apartman merdiveninin basamaklarını saydım: Otuzdokuz. Aşırılıklar. Mehmet Ağa'yi sarı çizmesinden tanırım [Recai Gıcırbey] Ancak. şu anda üç canlıyım. Patiklerde geleceği görür. Bir hayat kurtarmak için bir ömür harcarsınız. Mezbahaya giden yolda güdülürken bize gösterilen iyi muameleye fitiz. Para suyunu çekince lüks ve konfor karşısında savunmasızlaşıyorum. Kadıköy'ün gedikli sahafı Sakallı Lütfü'nün dükkanına uğradım.. Hayatım bu dükkanın içinde geçti.. Telefonda.. Dişinden tırnağından artırıp dişçiye giden. artık burasına gelen ve kesin çözüme başvuran kimselerin anlatıldığı romanlar beni çekiyor. örümcek ile sinek arasında pazarlık olmayacağı. intikam alamadığı için suça yönelen ilkel bir yaratık. 'Ne olursa olsun kimsenin canına kıyamam' diyemem yani. Her birimiz. Modern medeniyetin çarkları neşeli bestelerle terennüm edilen tehditler. "Hayırlı işler Lütfü Ağabey. Tarih. Uğursuzluk raddesindeki yapmacıklığma bakar mısınız! Bil* 159 diğim bir şey varsa. işyerimi yakanlar.. mamafih kuşlar da infilak ediyor. Ilık ve yumuşak porselenden yapılmış genç kızlarda. dengesizliğimizi kamufle ediyor. Süslü püslü bir dükkanın vitrinini kaplayan dev oyuncak pandayla göz göze geliyoruz. savaş uçaklarıyla çarpışıyor. Ben mesela. Öte yandan. 162 Ben. kız meselesi mi?" "Hayır baba. [HARLAN COBEN. Çarıklardan fal bakar. tekrarlana tekrarlana görenek haline gelen hataları üstlenmek gibi bir şey. F-16 motorlarında fır dönen kuş gözleri. Kralın tacı. avarelik büyük bir konsantrasyon gerektiriyor."] Düşüncelerim küller gibi uçuşuyordu. Çocuklarımı nasıl şımartacağımı bilemiyorum. biri canını mı sıktı. terörün sürprizleri örtbas ediyor. Korkunun tüm o klişelerini. O yüzden. Kitleleri etkileyen her söz yalan. arabayla bana çarpıp kaçanlar ve diğerlerinin arasındayım.. seyahat. toplarla canlı tavuk fırlatarak düşürürlermiş. Vietnamlılar. sonra Cevher doğdu." Gülizar. belli şartlarda bir insanı öldürebileceğimi biliyorum. edebiyat. Zorla denize sürüklenen bir kara kaplumbağası gibi gönülsüzce evime yürüdüm. İnsanın kellesini pişiren bir temmuz ikindisi.uadım. suç. kravatlarını gevşetmiş. yaklaşık 22 bin ila 27 bin kuş.. Boş/ Kuşlar göğü terk etmiş. Başkalarının felaketinde eğlence. Bugünse tayyarelerin güvenlik testlerinde ölü tavuklar kullanılıyor. gelinin 34 . I Cebimdeki son kuruşlarla taksiye bindim. ses duvarına saplanıp çatlayan gagalar. Biz de o hesap. Anlat bana. Roman bahsinde. suikaste layık olmadığımızı ispatlama gayretindeyiz. bu kız tam sana göre. Bende de kabahat var. cehennemde yelpaze satsam. Muğlak bir töhmet altında kalmak pahasına. Herkes katil olabilir.. Denerim. tamam mı?"] "Gak guk. iklim. Yabana atılmak da istemiyoruz. savaş. işgalci Amerikan ordusunun alçakta seyreden F-lll gözetleme uçaklarını. şu karmaşık dünyada basit bir yaşama razı." "Ne yani. ön camlara yapışmış kanlı tüy yumakları. felsefe. erdemli şiddete duyulan hasreti ifade etmekten başka işe yaramıyor. bana hiçbir şey söylememek için mi telefon ettin?" "Senin şefkat dolu şüpheciliğini özlemişim. Maaşı ancak yoksulluğunu sürdürmeye yeten üçüncü lig bekarları. Her yıl. Kişisel bahtsızlığımızı da kapsayacak majör felaketlerin arefesinde gündelik hayatın kronik monotonluğu her nasılsa nihayete ermiyor. Henüz.

Hunlarm Çinlileri kahreden mahareti neydi? Doludizgin giden atın üstünde geriye dönüp ok atmak. bir de Müntekim'e araba çarpmış.. çekiver kuyruğunu.. ben de açtım vanaları. git zaman. Eskiden ne iyiydi.. 1921'de Mustafa Kemal Paşa'nm yayınladığı Tekalif-i Milliye Emirleri uyarınca. kitaplık. Nitekim. ama esnaf olmaz. Bunlar gibi yüzlerce türkü mevcut. Aynı dönemde. II. Hatice Hanım. güdük bir gence rastlayınca. sonra o ince belli bardaklar boşalır. Siz nesi oluyorsunuz?" dedi. 35 . küçüğünden bir buzdolabı falan satın aldım. Müntekim bana birbuçuk saat önce telefon etmişti. Aklınızda bulunsun. holdeki maktul siluetini sildi.. Ben. dualarla defnettim. Babil ahalisi mokasenle geziyormuş. "Şıllık" bir terlik çeşididir. çeyizlerindeki çorapları.. I Sanki bir lahitten kalkar ve sessiz I Uzak bir maziye dönüp giderdi.. tıknaz. halı. Karı koca bir müddet hüngürdedik. kendi kendime "İşte" dedim... Neden sonra harekete geçtim. Avrupa'da kalın taban ve yüksek topuk. fırsat bu fırsat. hizmetkarların kusurları görünmez olur. fingirdeşmeler gırla gitmektedir.. Müntekim'in telefonundan sonra hanımı aradım: "Gülizar. cila çekecek. ustalığı buradan belli olur.. 2000'li yıllara ait. boyayı yapacak. şehre girerken giyiyordu ayakkabısını. Anadolulu kızlar.. ocak. Yani "Kavuşmanın baharı bassın diye ilk ayma / Öpücükten pabuç giydirdim [yârin] o yumuşak ayağına" 166 Laf lafı açtı. Louis de tıpkı Ömer Seyfettin'in hikayesindeki Hatice Hanım gibi kısa boylu idi ve yüksek ökçeli ayakkabılar giyerdi. çizmemizin topuğuna mukavemet namına inşa edildi. seni kaçıracağım" dedim.. Orta Asya'da çizme giyildiğini iddia edenler var. Kevser adında bir kızı öldürdüler. kumaş. Konakta hırsızlıklar. bilinen en eski ayakkabı. fakat hiç değilse yüreği ferahtır. Değil mi? Evet. "Ne oldu deli adam? Başka işin yok mu senin?" "Yahu hatun. gelgeldim etraftakilerin hürmet telakkisi işi bozuyordu. Ben de cadde üstündeki iki mağazadan çekyat. lâkin ruh sağlığı kötüler. saygıdan. sarı deriden çizme giyerdi. cilalamış mı? Şimdi her yerde ayakkabı mağazaları var.. misal. Yorulmuşum. personelin sızlanmalarına kulak misafiri olur: "Ah o terlikler! Hanımın geldiği hiç duyulmuyor. masa. dükkanımı teşrif eden müşterilerime işte böyle düzayak lakırdılar ederim. Böylelikle. Gene başı dönmeye başlamıştır.. Ne diyordum? Hah. Nihayetinde yüksek ökçeli iskarpinlerini yeniden giyer. Bir sandalet. Tam yitmişüç sene Fransa tahtında oturan XIV. rahat terlikler" yazar. Anadolu'dan yalınayak gelip. İstanbul'da bir ayakkabı sergisinde Gazi'ye de bir çift potin hediye etmiştir.. Yaaa... arkeologlar Mısır'da bir mezardan çıkarmışlar. askerin tüfeği. genç yaşta dul kalmış zengin. Recai Gıcırbey. bence pabuçlarından sonra gelir. camları parlattı. "Kaltak" denince aklınıza ne geliyor kim bilir. "zamanda yolculuk yapan bir cüce!" Adı. hırsızlar. Sizi lafa tutuyorum. ağaç. iç tarafa da zincirli sürgü taktırdım. Kabul ediniz ki Ahmet Muhip Dıranas'm Hatıra şiirindeki şu mısralarını sevmek için ayakkabı ustası olmak icap etmez: Ayakları kumda bırakmadan iz I Yanıma geldiği hep gecelerdi. Yüksek ökçelerin takırtısından evin en üst katında kımıldadığını duyardık. arsız. Cinderella'nm cam pabucu gibi kahverir elimizde. finişajcı son temizliği. Askerlerimizin ayağı çıplaktı. Derim ki. foracı tabana iliştirecek. Bunu nasıl beceriyorlardı? Topuklu çizmeleri sayesinde arkadaş. hazırlan kız. Romalılar ve Yunanlılar da yalınayak değillermiş. Saray çevresindeki zevat da.. Peki. sandaletleri ne renge boyamış. 1926'da.. Çin Şeddi. Orduya katılacak gençler. Papağanı en yakın çocuk parkındaki kaydırağın dibine. Görüyorsunuz. hoşor bir kadındır hani. Meçhul asker olur. Demek ki Çin Şeddi. her odayı kilit altına alır. "Tanga" bir nevi kadın ayakkabısı anlamına gelir. Ne yapsak yakalanıyoruz. öyle.. 350 çift potin 'satmıştı' ordumuza." Atladık geldik ki ev tamtakır.duvağı. M. deriyi regaptacı kesecek.. Hepsi hırsız. İstiklal Harbi sırasında yoktu. apartmanda spor ayakkabılı. M.Ö. açlıktan yabani otları yiyen yoksul halkımız. hileler. Hanımefendi'ye reçete kabilinden "pamuklu. yumuşak. Hatice Hanım'm baş dönmesi sona erer. Ya Yahya Kemal? Nev-bahâr-ı vuslatın bassun deyü ilk ayına I Buseden pâpûş giydirdim o nermin payına diyor. saraç dikecek. Efendim. Kanepeye iliştim. gidip şu bizim oğlana bir bakalım. dedeciğim. Müntekim'in dairesi soyuldu. dul gelinler. Anlattı. nizamname gereği. metal lâzım. Birgün. Dedem. namussuz takımmdandır. yollardaki insan ve hayvan dışkılarına basmamak için tercih ediliyordu. Topuk. Hekim.. Adamlar getirdiler eşyaları eve yerleştirdiler.. Şunu da bilin ki "kalleş" gelin ayakkabısıdır! Ömer Seyfettin'in Yüksek Ökçeler hikayesi malumunuzdur. Ne anladım ben o esnaflıktan. mamulünü keman gibi çalmalı. Allah muhafaza buyursun?. Gavurlar ordumuzun mahrumiyetini öğrenmesin diye. ayağın üzengide sağlam durmasını temin ediyordu.. ismi cismi bilinmeyen birinden bahsederken "Sarı Çizmeli Mehmet Ağa" deriz ya.Ö. işte böyle. Bir çift ayakkabı öyle kolay ele geçmez: Deri lâzım. kendimi zapt edemiyorum. Şaka maka. Zor. şu daracık dairede. eski bir bez uydurup deterjanlı suyla etrafı temizledi. Osmanlı'da asker. Sayacı. Bayburt'a kulak verelim: Geydim çarıklarımı I Gel bağla bağlarını I Terk ettim gidiyorum I Bayburt'un dağlarını. var bir derdi fakat söylemedi hergele. Gülizar yemek pişirdi. Casablanca filminde Humphrey Bogart. Milattan Önce 200'lü yıllarda Hun Türklerin saldırılarını yatıştırmak için yapıldı. krala uyup yüksek ökçeye sardırdı. yüzü hazırlayacak. Hatice Hanım'a bir baş dönmesi musallat olur. hastasını yüksek topuklu pabuçlun men eder. "Dün. Bilahare.. ipin ucu kaçtı. millet ile devletin ortak sırrı idi. esasen. Ne var ki boycağızı kısadır. Müntekim inşallah beğenir. Döndüğümde. Kederden tırnaklarını. Niye? Büsbütün eskimesin diye efendim. Ayaküstü bir demli çay içeriz. hem de salonun ortasına tebeşirle çizilmiş bir insan siluetinin içinde! Anlaşılan evden bir cenaze kalkmış! Hanıma çaktırmadım. Hanım. Meclis'te askerin kılık kıyafet ve hassaten potin noksanı gizli celselerde konuşuluyordu. Bir sanatkarın kuvveti. kalfa birleştirecek. Yoksa. daha akşam olmadan tarih yazdık. Kenan'mış. Potin bulunamıyordu. frezeci taban kenarlarındaki pürüzleri alacak. Dede yadigarı papağanımız da ölmüş yatıyor. banyodan küçük bir leğen. yüzsüz. Ayakkabısızlık.. Gel zaman. Bin şükür. Bir anahtarcı çağırdım. 1921-1922 kışında düşmanın üstüne çıplak ayakla yürüdü. Yeniler de aynıdır. Erzincan türküsüdür: Kundurama kum doldu I Atmaya kürek gerek I Nazlı yârin yanında I Yatmaya yürek gerek. Olaylardan bihaber Gülizar. klarnet gibi öttürmeli.. Yüksek topuklu ayakkabılar giyer. boya.. Ingrid Bergman'ın boyuna erişebilmek için özel topuklu ayakkabılar giymişti. işte o laf da askerle alakalıdır. sana Ayağında Kundurdyı söyler: Ayağında kundura I Yar gelir dura dura I Genç ömrümü çürüttüm I Göğsüme vura vura.. kapının kilidini değiştirdim. Bendenize "Bırak bu ayakları" demeyiniz.. çarıkları orduya hibe ediyorlardı. kısa çizmeye denir. mazur görün. Urfalıya sorsan. dokuz senelik hizmetkarlarının ahlakı iki günde bozulmuştur. edepsiz. Gülizar bir ağlama tutturdu. Fakat esnaf dediğin. 1600'lerde. ahşap merdivenlerde takır takır iner çıkar.'.. halbuki kaltak eskimiş ayakkabıdır." Hatice Hanım derhal bütün hizmetkarlarını kovar. Kral boy farkını kapatmaya çabalıyor. olay ayaklarda biter: Heykeller çizmelerini giymişler mi? Fotoğrafta kunduralar görünüyor mu? Ressam. Zira. "Sapık" nedir? İzninizle ben söyleyeyim: Sapık.

öyle. kahve?" Evvelki gün biricik torununu kaybeden 'acılı' kocakarı bana ne dese beğenirsiniz: "Otur." "Memnuniyetle. ağzında biriken.ıK tim.. "Ne içersiniz. he mi Müntekim?" "Evet." Valide hanım sofrayı kaldırırken. insanlar öldüğünde de gülünçlüğünden kaybetmiyor. Problemi. buyruğa riayet ettim. Her defasında bu şarkıyı söylemesem temizlenmeyeceğim sanki. hemen cevap yetiştirdi: "Söyledim ya. hepsi şahane. sempatik bir işgüzarlıkla anında yanıtlıyordu: "Tabii ki gitti. Sağol baba. Burnu. "Estağfurullah...." "Sana ne demeye yemek getiriyordu?" "Nereden bileyim baba?." "Polise gittin mi?" Babam. Her şey bitti. Huduni de öldü. Mandrake gibi [Hokus pokus! Abrakadabra! Karambakarambina!] yuvamı donattılar. Ağzında dudak yok: "Misafir kabul ediyor musun?" "Buyurun. hayatımın en kötü dönemini geride bıraktığımı anladım. üst katta oturuyordu. Annem Arnavut ciğeri ve pilav pişirmişti. İki büyükannem de sizlere ömür. hayatımı radikal bir biçimde değiştireceğini bilmiyordum tabii. Yerden topladığım şortu.. Taş gibi mutsuz görünüyordu. kimseyle kavgalı değilsin ya?" "Gülizar. o da bu sorunun cevabını merak ediyor ve bekliyordu. Salona süzüldük." "Alnına ne oldu. Fakat ben duraksayınca yine araya girdi: "Yahu artık koskoca adam oldu." "Yani?" 169 "Ne?" "Tipin değildi demek?" "Onu kastetmedim. Oturmadım. Filin tepesindeki mihrace pozundaydı.. yaralanmışsın?" Annem. hayatımı çabucak tamir edip gittiler. Babam: "Ehemmiyetsiz bir sıyrık hatun." "Huduni nasıl öldü?" "Çok yaşlıydı. Ben de çay demledim. aksaktı. yüzümü inceliyordu. Rötarlı da olsa. Sizin için ne yapabilirim?" "Kevser'in katillerini buldum. her şeyi biliyorsun" dedim. kapı vuruluyor: Bornozumu çıkarırken "Hemen geliyorum" diyerek çırılçıplak yatak odama koşuyorum. fanilaya geçirdiğim elimi kapının koluna uzatıyorum: "Ruhiye Abla?" iri. Gören olsa. Torununun yasını tutan bir nineyle inatlaşmak bana yakışmaz. avcı bıçağı sivriliğinde." "Neden bize haber vermedin evladım? Niye 'Evim soyuldu' deyip yardım istemedin?" Babama baktım. oturdum." Yapacak başka bir şey kalmamış gibi esnedim. Kevser'den. Bülbülü hipnotize eden yılan bakışı. hırsızların anaforladığı yeni eşyalarımın yerine daha iyilerini koymuştu. "Kevser'in vefatına inanın çok üzüldüm. Mutfakla salon arasında gidip gelen anneme sesleniyorum: "Sen zahmet etme anneciğim.. komşunun kızını vurdular. derisi soyulmuş sol omzumla mora kesmiş bacağımı görmeliydi asıl.. derdi başından aşkın biçarenin." "Biliyorum.." Emir almaktan hiç hoşlanmam. çatlak filan?" "Omzumla bacağım hafiften ezildi. yoksa bana mı öyle geldi? Şşşşş.." Mutfaktan gelen seslere bakılırsa annem bulaşıkları yıkıyordu. İşte benim süper kahramanlarım. Ofsayda düşmüştüm." Çivit mavi koltuklar. Süpermen'in pabucunu dama attılar. Anıtmezar bekçisi sfenksin göz kırpışı. Salonun penceresinden bana 170 gülümseyen toleranslı dolunayın karşısında bir sigara y." "Lüzum yok. Babaannene abla mı diyorsun?" 171 "Bağışlayın lütfen." "Uzun sürmez oğlum." Ebeveynim. "Emin misiniz?" "Bana bunak muamelesi çekme!" Tavırları. Duş alırken dans edip George Baker'm Little Gren Bag'ini söyledim.İntikam ittifakı Bildiğim bir şey varsa.." Bir tıkırtı mı duydum. ama. rica ederim." "Mühim değil evladım. komşumuzun kızı.." "Hamarat annen icabına baktı. Simli eşarbını çenesinin altından düğümlemiş.. peder bey yanıma sokulup fısıltılı sorguya başladı: "Neler oluyor. asil ruhunun cennete zahmetsizce kanatlanabileceği nezih bir makama defnettim" dedi." "Dalga mı geçiyorsun?" "Ne münasebet.. Esrarengiz konuğum ise başköşeye yerleşiverdi.. masayı ben toplarım. Buruşuk penyeden bir yüz. mabetteymişiz gibi fiskosa devam etti: "Öldürülen kız kim?" "Dedim ya. Dünya dışı bir bitkiyi sulama tekniği. elbette. eşyalardan beğenmediklerini değiştirebilirsin." "Annene birşey belli etme." "Ne zaman?" "Pazartesi. Şimdi merhem ve ağrı kesici kullanıyorum. sana da bulaşık çıkardık zaten. şu anda tüm teşkilat alarmda." "Kızla sevgili miydiniz?" "Hayır?" "Senin evinde ne işi vardı?" "Bana yemek getiriyordu bazen?" "Ne yemeği?" "Sebze. bu da beni sersemletiyordu.. Huduni'yi sordum." Sessizce "Evi soydular." "Ona âşık miydin?" "Benden on yaş küçüktü ve." Afallamıştım: "Nasıl?" Cevap yerine "Ciğerparemi kesen mendeburların kim olduklarını biliyorum" dedi. Hırsızların gözden kaçırdığı uğurlu kadife bornozumu sırtıma geçirdim. sağ gözünü kısmış." "Röntgen filmi çektiler. Evet. Evine polis arabasıyla bırakılan ilkokul çocuğu gibi mutluydum. Peder bey. sesi her dakika değişiyor. Babam elini omzuma koydu: "Mağaza sahiplerini tembihledim. ne yaralanması? Harpte miyiz Allah aşkına?" 168 Anlaşılan anneciğim. ifadesi. Benden çok daha akıllı ve bilgili bir adamın başedilnıe/ vecizesini hatırladım: "Hayat insanlar güldüğünde ciddiyetinden kaybetmediği gibi. beni patroniçesinden utana sıkıla zam talep eden sendikasız bir işçi sanırdı.. oğlunu tanımıyor musun? Geçimsiz bir çocuk mu? Hırsızlar eve dadanmış işte. Hepsi bu. Bu tarz bir sessizliğin üstüne Arapça konuşmaya başlayabilirdik: "Bana bir daha abla deme." "Vücudunda başka yara var mı? Kemiklerinde kırık. eşofmanı çekiyorum. böyle ufak tefek işlere bizi karıştırmak istemiyor demek ki. Validem. "O güzide emaneti. Holde tebeşirle çizilmiş bir... daha ne olabilir ki?" "Alnındaki çürük neyin nesi?" "Araba çarptı. dün mü evvelki gün mü ne. Ruhiye Abla. Başın belada mı?" "Sanmıyorum. Babamı karşımda gördüğüm anda. Polis mi söyledi size?. atmosferdeki matemi emiyor sanki." "Doktora gitmedim deme sakın. belki de kalp krizidir. Sadede geleyim: Yardımına ihtiyacım var. yerinde yeller esen polisiye figürün manasından habersizdi: "Müntekim. bay ve bayan sade vatandaş. Allah beterinden saklasın. talih ve talihsizlik. annemin bana sorduğu tüm soruları. Kadın." Peder.. Kimlermiş Kevser'e kıyanlar?" 36 . Salata da caba.... ceviz yeşili gözler. zoraki tebessümüyle zapt etmeye çalıştığı soruları art arda sordu: "Evin ne zaman soyuldu?" Peder tetikteydi. Varsın olsun. örümcek hisleriyle anladılar. anlat bakalım.. aynı kuyudaki iki kovadır. canım. Bu ziyaretin. Komşuyuz diye herhalde.

gözlerimi zonklatan gözlüğü çıkardım ve hırkamın ucuyla silmeye başladım. Buraya kanaatlerini değiştirmeye gelmedim. "İçindeki toz. fakülteden mezun olduğum gün babamın hediye ettiği dolmakalemle loto kuponu dolduruyordu. Birbirine düğümlenmiş demir sandalyelerde oturan her yaştan. keskin bakışlı. diğerinde portatif tezgah.. Kösele dedikleri iriyarı.. hacıyağı. bacağına sürersin. Masada dört kişiydiler.. Zor olmadı. okey şakırtıları. "Son nefesin kokusu!". Bıçkın. Perdeler. Kösele. eşkalini verdiği adamları saptamaya çalışıyordum. Nasıl isterseniz" dedim..." "Müsaadenizle" diyerek paketten bir sigara çektim. Cuma günü Sahrayıcedit Camii'nin karşısındaki Ninja Kıraathanesi'ne gideceksin. önündeki simitleri neredeyse bütün bütün yutuyor ve su bardağından çay içiyordu. neşeli bir havada beni izliyordu. gönderinden kurtulmaya çalışan bayraklar gibi dalgalanıyordu. sizin sakladıklarınızı ortaya çıkaracaktı." 172 "Ne ki bu?" "Arpa külü. kola. çağımın gerisine ışınlanmıştım. Scully'den daha mı inatçısın?" "Aslında ben de Mulder'dan yanayım. 72. Gözlüğü taktım. Şapırt aptalı yeni bir simidin çemberini kopardı. Dana Scully'i ikna edebiliyor mu?" Ruhiye Teyze'nin X Files izleyicisi olması enteresandı." "Tamam da. Sırıttı. Külyutmaz tavırları. Gözümde kaim çerçeveli. kalın bıyıklı. yeşil.. kapkalın bir sigara dumanının içinde namütenahi bir avuntu seferine çıkmışlar. çetenin elebaşı. kırçıl bıyıklı adam da bakışlarıyla beni sorguluyor.. Simitler ışınlıyor. Turfanda domates şişmanlığında temiz yüzlü bir adam çiğköfte tablasıyla tura çıkıyor. Bordo çuhalı ma salarda iskambil hışırtıları.. gerçek ismi Atilla. 7 numara gözlükler. İnce. Şırınganın namlusunu. defne." "Senden bana inanmanı istemiyorum ki. kafayı tütsülemesiyle alakalıydı. yufkaya sardığı köfteleri limonla servis yapıyor. sigarasını tüttürüyordu. 'Şapırt' diyorlar. bu.. Çakallara sokuldum. zar atar gibi şeker atılan koyu çaylar karıştırılıyor.." "Öyleyse dediğimi yap." Güzel kokmak sevaptır Siz bir adam öldürmüştünüz de onunla ilgili olarak çekişip duruyordunuz. Kevser'in katili. Kösele İskender'in sağ omzuna çalıştım.. Top sakallının bir şeyler fısıldadığı çam yarması." Avlarımın üzerine yürürken. Rüzgar çıktı. meşe yosunu. içimden. "Yo.. Kocaman. suyu çıkmış spor gazeteleri. tefarik. küçük. AYET] Cuma namazından çıkıp Ninja Kıraathanesi'ne girdim. korsan sırıtışlarında binlerce çürük diş. gündüz gözüyle hırsızlık yapan. Temmuz güneşinin kısık ateşiyle yavaş yavaş pişmiştim. Boş bir sandalyeye elimdekileri bırakıp. Biri şişman." "Uzatma genç adam. 37 . "Cehennem ateşinde tütsülenin!". Dumanı odayı doldurdu. on kamyon dolusu adam. Bir elimde camekanlı esans çantası. at yarışı bültenleri elden ele dolaşıyor. sabaha bir şeyciğin kalmaz Allah'ın izniyle. BAKARA SURESİ.. Kırış kırış. Yürümeyi yeni öğrenen bebek adımlarıyla kıyıdan köşeden geçerek kurbanlarımı aradım. Kösele'nin nefret dolu standart yüz ifadesi birden kayboldu ve herif gülümseyen bir mezarlık ağacına dönüştü. tıknaz. kendi kendine 'Bitli kokana kafayı üşütmüş' diyorsun değil mi?" Yaş tahtaya küflü peynirle çizilmiş bir gülücük. Solgun duvar kağıdına benzeyen. Bulunmaz Hint sigarasıymış. Şapırt'a "Ne iş?" hareketi yaptı. Güzel kokmak sevaptır. Oysa ki Allah. var mısın?" "Vuracak mıyız?" Sağ elimi tabanca şekline sokmuştum.. Ocakla kasa arasında dikilen kısa boylu. bu kokuşmuş kahvehaneye ayak basan ilk esans satıcısı bendim.. Ninja Kıraathanesi'ndeki böcekleri ilaçlayacakmışım! Ruhiye Hanım. "Yaraların nasıl?" Hayret? Yaralı olduğumu nereden biliyordu? "Yaralarım mı?" "Pazartesi günü seni damgalayıp kaçan kırmızı Peugeot'dan hiç iz kalmadı mı?" "Şey. record tuşuna basılmış robot gibi dinlerken yüzüğüyle oyuyordu. "Pekala. [KUR'AN. Bir esnaf çırağı gevelemesi tutturdum: "Zencefil kökü. X Files dizisini seyrediyor musun?" "Evet?" "Fox Mulder. hidayet heyecanıyla ne yapacağını şaşırmış Şarlo gibiydim. Suspus olan da iskender. Uzanıp yaktım. çenesiyle beni işaret ederken kaşlarını kaldırdı. misk. Geriye sadece benim sprey sıkmam kalmıştı. Sırık gibi bir simitçi. Peugeot muymuş?" "Al şunu" deyip bana haki bir tozla dolu bir torbacık uzattı. Sinek konmuş gibi elini ensesinde şaklattı ve bir an avucunu inceleyip kokladıktan sonra küçük kumarına geri döndü. gözünü kırpmadan cinayet işleyen pervasız suçluların adresini saptamıştı. tuhaf bir sigara çıkardı. sakalı yoktur. "Cesedinin yakışıklı olmasıyla yetinme!"." Elime metal ve camdan mamul bir şırınga tutuşturdu. değil mi? Sen. Araba. Orta boylu. kirli sakalla çenesindeki oyuğu örtüyor. evini soyan ve Kevser'in boğazını kesen dört namerdin üzerine bunu püskürteceksin. son loto kuponunu dolduran Radar Haydar'm ensesine doğrulttum ve sıvıyı itinayla püskürttüm." Galiba. Kıvırcığa. "Bana itimat etmiyorsun. tavla tıkırtıları. Şişko. Bunlar birbirlerine lakaplanyla hitap ediyorlar. paslı demir görünümünde fakat pekmeze banılmış pamuk yumuşaklığında simitler dağıtıyor. siyah. Ruhiye Teyze'nin. Jilet Atilla sırtına sıktığım sıvıdan etkilenmemiş gibiydi. ünlü parfüm markalarının reklam sloganlarını uyarlıyordum: "Ölümcül cazibeye adanmış parfüm!". Kösele bana döndü. Jilet. onlara cehennem azabı yaşatacağız!" Zavallı kadıncağızın beyninde gram fosfor kalmamıştı. Yaşlılarla ve turistlerle konuşurken sürekli el kol hareketleri yapılır ya nedense. amber. Şapırt. kararmış yamuk tepsisinden." Malzemeyi aldım. gazoz bırakan yeniyetme garsonla göz göze geliyoruz. Ayağımda evladiyelik Sümerbank ayakkabıları. "Azrail sizi saplantı haline getirecek!". Kaçıklara vergi bir özgüven ve buyurganlıkla. "Gerçi doktor bana ilaç vermişti."Onları cezalandıracağız. Minyatür bir gemi gibi ışıklı askısından masalara çay. Kösele yarım göz kırpıp kafasını iki yana sallayarak. yatmadan önce omzuna. "Siz de ister misiniz?" diyerek sıvı kurşunları göbeğine yolladım. "Sonrasına karışma.. Dedektif kocakarıya. Başımda lacivert kadife bir takke. Kevser'in katili işte bu Haydar. dolu gagasını açarak suratıma baktı. "Esanslarım var. Elimde saldırı silahıyla dikiliyordum. Bacağımda şalvar bolluğunda bir pantolon. bıyıklı olanı 'Radar' Haydar. Bıyığı. nasıl olur? Yani siz nereden biliyorsunuz? Adamlar kimdir? Niye oraya gidecekler? Hem ben onları nasıl tanıyacağım?" "Kolay. defolu gülüşlerinde. Zira kumral bir adam. minnacık. yumurta akıyla karıştırılınca merhem haline gelir. koni biçiminde bir kağıt ambalajın içinden." Kör kuyularda yaşayan masal devleri için tasarlanmış gözlüğümün üzerinden etrafı seyrediyordum. kumral. Orada. "Yani?" "Gene de beraber hareket ediyorlar. söylediklerinize inanmak kolay değil pek. mırıldıyordum: "Gülsuyu. Şapırt Sadi. O da şeker külahı benzeri. 173 "Takdir edersiniz ki. Asıl adı Sadi. anlattığı ipe sapa gelmez hikayeyi bu duman ilham etmiş olmalıydı. Şapırt iştahlı. Itır. Sırtımdaki fıstık yeşili orlon hırkanın içinde. obsidiyen bir yüzük takıyor sağ eline.. uzun. Yeni Müslüman olmuş. bergamut. Tak diye elimdeki makinayı kaptı ve kendine doğrultup göğsüne fısfısladı. Ruhiye Teyze'nin üzerimde gerçekleştirdiği kılık kıyafet devrimi sonrasında.. limet.

Jajha." "Ah tabii ya. ailemize 'gulyabani tohumu'yaftası yapıştırmışlar. Eee. bin sene evvel büyük bilgin İbn-i Sina'dan aldığımız feyizden bir cüz takdim edeyim: Elma zihin açar. Geleceği yalnızca Allah bilir. basuru tedavi eder. çekirdekleriyle birlikte yendiğinde. Hazenbel. Bildiğim bir şey varsa. keçeleşmiş. Jajha da neyin nesi?!" diyecek oldum. hem de şehveti önler. Tabiatı önce hapishaneye çevirdiler. polise verdikleri ifadeleri inkar etmişler." Çok inandırıcıydı. şaşkınhklanyla dikkat çeken sanıklar. hortlağın karnına ka zık çakıldı. Yetmedi. Mezar kazıldı. Tırnovalılar kötü ruhun şerrinden kurtuldu. Tamam. Fox Mulder yerden göğe haklıydı. boş şırıngayı alıp Şapırt'm koluna vurdu. Hurmanın çekirdeği. çarpıntıyı izale eder. Pazı. havlıcan ve şamfıstığı. kefenini yırtıp topraktan fırlayan gudubet bir mahlukun soyundanım. Böbreğindeki taşlar düşsün. Şiş gözlerini kan bürümüştü. böbrekteki kumları döker. Genetik mühendislerini. zeytinle.] Bu yıl çok yaşlandım. aktar idi. lslimye kasabasından getirilen meşhur hayalet avcısı Kovalsky'ye. İki gün sonra gazeteler. biri otuzüç yıl.. ondokuz yaşındaki bir kızı öldürmüştü. bombalar. Tabiatın ağır yaralarına beton döktü. Hurma. bize binbir türlü aşırılıkla mermiler. Bitkilerin kokusunu. duvardaki halıdan dikkatle bakıyordu. sonra da içindeki canlıları katlettiler. tüm vücudunu kaplamıştı. Acıbadem yağı. Kapıyı. Radar'm loto kuponu ıslandı. bütün devaların şahıdır. benin dedemin dedesiydi. can çıkar. Ayaklanıp kavgaya tutuştular.. Cılk yaralarla dolu etleri kapkara ve mosmordu. tik kez bir fablda rol alan acemi sırtlanlar gibi kesik kesik gülüyorlardı. hortlağın. kalbi kaynar suda haşlandı. Bir gölün kıyısında duran iki geyik. Zencefil. Dağlara taşlara. huy çıkmaz.. Tırnovalı hemşerilerimiz. Bal. Lakin ka fir bana mısın demedi. yarasa kanı.. sıkı bir pazarlığın ardından 800 kuruş ücret ödendi. Ali Alemdar." Bütün bitkiler şifalıdır [Ruhiye Ruhan] Obscurum perobscurius. uyuz veya egzama üzerine tatbik edilirse ondurur. Kına. felci iyileştirir. Onlar da İstanbul'a göç etmiş. Kovalsky'nin talimatıyla." "Cin kısmı geçmişten haber vermeye muktedirdir. prostat hastalığından kurtarır. ölümler 38 . üzümle Allah'ın arasına girdiler. Sanki ben başka tarafa döndüğümde onlar su içiyor. Nihayet. "Bütün bitkiler şifalıdır" derdi. mümkün değil?!" "Mantığın zehri. diğeri ise yirmiyedi yıl hapse mahkum edilmişti. fıtık belasını defeder. bacak ağrılarını def eder. Buyurun size. o laboratuar sürüngenleri de hadlerini bilsinler." "Peki ya o esans numarası?" "Benim gözyaşım. irfansız. başımı çevirdiğim anda kafalarını kaldırıyorlardı. Üsküdar'ın hamamlarında kırklanmışlar. baş ağrısını giderir. bilinmeyeni bilinmeyenle açıklayın. Dört hırsız. kızım. Ali Alemdar adında bir yeniçeri olduğu anlaşıldı. domatesi. Bunu nasıl da düşünemedim. güneşe çuval geçirdi. incirle. Keçiboynuzu. Ruhiye Teyze bana sırrını açıkladı: "Jajha" dedi. botanikçileri eleştirmek bana düşmez. aç karnına yenirse. Ahlaksız bilim olur mu? Hikmetsiz. zehirleyerek. kalbi kuvvetlendirir. yöre halkının ödünü koparmıştı.. Eriği. İhtiyarlamayı geciktirir. Jilet ellerini kaldırarak "Ulan başlatma şimdi çarkına!" deyince. kabul. Şekersiz içilen kahve hem uykuyu kaçırır. bilinmeyen bir sebeple aralarında münakaşa edip feci şekilde birbirlerini yaralamış. Ceset iki misli büyümüştü. vücut parazitlerden temizlenir. Görevi başarıyla tamamlamıştım.Şapırt'm burnuna serpti. hardalla beraber yenirse dalak hastalığını iyileştirir. Haklısınız. yakalanıp polis merkezine götürüldüklerinde de. Hırsızlar. portakalı. Fakat nasıl? Kediye eğilip "Nefertiti. nefes darlığına birebirdir. Yahu. Mezarlıkta yapılan bir tahkikat sonrasında. Ali Alemdar'm kabri başında toplandı. tereyağı ile birlikte merhem yapılır. tıpış tıpış yürüyüp bizi yalnız bıraktı. Karpuzu. edepsiz.. sürme gibi göze sürülürse kirpikleri uzatır. haydi sen git biraz oyna" dedi. Ne çare ki soframıza sahte patatesler. ne demişler. Çevredekilerden bazıları da onların neşesine uzaktan uzağa ortak oluyordu. Kuru üzümün çekirdeklerini çıkarıp içine karabiber dök ve öylece ye. Kösele bütün sıvıyı Jilet'in karnına boşalttı. Umulmadık bir heyecana kapıldım: "Şu anda burada mı?!" "Değil. Tırnakları parmaklarından uzundu. ölene dek saçınız ağarmaz. Görgüsüz.v." "Cininiz mi?" "Evet. Madem öyle. Devletin resmî yayını olan Takvim-i Vekâyi gazetesinin 69. aklını uyuşturmasın oğlum. 179 Muz.. Kedi sözden anlıyordu.. Gelgeldim insanoğlu her yaştan ağacı keserek. murdar etti. Böğürtleni kaynatın. Kedi de o da gözlerini yumup hoşnutlukla dinledi. Pılı pırtımı toplayıp kahvehaneyi hızla terk ettim. "bana Jajha söyledi. şifa verir. kucağında siyah bir kediyle açtı. Allah'la kul arasına girdiler. nüshasında neşredilen bir haberin başlığı. bilim adamlarını. kişniş suyu ile ıslatılıp lapa yapılarak şirpençe veyahut çıbana sürülürse.. ignotum per ignotus. "Jajha benim cinim. Kılları da yosun gibi kalınlaşmış. son olarak Göztepe'de bir evi soyarak. Havuç. yakarak öldürdü. öksürüğe ve göğüs ağrılarına iyi gelir. Çağırmadan gelmez. Mahkeme salonunda.. şifasını. katiller yakalanmış. insafsız bilim. Haberi okudum. ikisi müebbet.. mandalinayı köleleştirdiler. Elimde gazeteyle Ruhiye Teyze'nin dairesine koştum. Ruhiye Teyze'ye neler olup bittiğini sordum. Adasoğanı.a. iğde. Dişotu. bal ile macun yapılarak yenirse romatizmayı kökünden keser. hak yerini bulmuştu. şöyleydi: "TIRNOVA'DA HORTLAK TÜREDİ!" Sağa sola hücum eden bir zombi. Eğreltiotunun suyundan bir küçük fincan içilirse. evi barkı bırakıp kaçmıştı. fakat susup sözün devamım bekledim. sentetik soğanlar koyuyoruz. naylon biberler. ruhunu gasp ettiler. Muazzam bir kalabalık.. kadıdan müsaade alınarak 178 ceset cayır cayır yakıldı da. Yani. ben bir ayağı çukurda bir kocakarıyım. 1833 senesinin baharı. Para için. işledikleri suçları bağıra çağıra sayıp dökmüşlerdi. dinlendirici bir uyku getirir. Sarımsak. Beni umursadıkları yoktu. hiç değişmeyecek.. doğa'mn kucağındaydı. Peygamber Efendimiz'in (s. terin kötü kokmasını önler. İflahı kesilen iki mahalle ahalisi. Haşhaş. [Karanlığı karanlıkla. Mezarına sığmayan. Hakiki ilaçlar.. Adamotu koklamak. boyumdan büyük laflar ediyorum. "suç tarihinde benzeri görülme 176 miş bir olay"dan bahsediyordu." "Fakat bu söyledikleriniz. suyuyla ayaklarınızı yıkayın. Rüzgarı makasladı. suçlulann kim olduğunu bilebiliyor?. yeminle söylüyorum. Narcisse Noir parfümü ve doğru sıralanmış birkaç kelime. yağmuru kelepçeledi. ishali keser." 177 "Vay canına. Çelimsiz çocukların elinden oyuncağını kapıp coşan ilkokul çeteleri gibiydiler.) "Bal henüz vücudunda iken ruhunu teslim eden kişiye cehennem ateşi uğramaz" dediği rivayet olunur. Başka ne olacaktı? Şu bizim Jajha yok mu. Patlıcan. tımarhanelik patronların gözüne girmek için nebatata hormonlarla tecavüz etmesinler. tehditler. eklem ağrıları ve siyatiğe karşı eşsiz bir ilaçtır. fakat iki yıldır yaptıkları soygunlar ve işledikleri cinayetlere ilişkin kanıtlar yeterli bulunarak suçları sabit görülmüştü. Radar Haydar. Dörtlü. Rahmetli hafız babam. Tekkelerle mescitler arasında mekik dokumuşlar..

hileli ticaretine ortak etmeye kalkışıyorsun!" Bir koşu. 181 lakat sakın bayılmayasmızdır. kısacası medeniyetin sınırlarını 'insanlif IHI tlftmina' ihlal etmektir. Her şeyi ayarlamıştım. biçareliğin ve kısırlığın püskürtülmesidir. siz deyin yüz cana kıymıştı. Ruhiye Teyze'yle epey lafladık. Ender durumlarda ak büyü yaptığı oluyordu. Jajha!" Sadece fikir yürütüyorum.. Zorbalığın bozuk ağzına çakılan gümüş bir belagat çivisidir. Bilim adamlarından çıt yok. Dizginsiz kaçıklıkla harcıalem kurnazlığın dozunda karışımı. Dairemin üst katında çok acayip şeyler oluyordu. şeytanın oltasıdır!" Kadıncağız. Bir olgunluk imtihanıdır intikam. Arap at altımda durmaz savaşır Kılıcı çekersem gözler kamaşır Benim ilen şimdi devler uğraşır Sizin ile işim bitmez neyleyim. cinayetin. mantığın. 39 .. Madem işsizim. Müşterileri. yıkanırken akla gelir. hayatta en önemli şey henüz ölmemiş olmaktı. Ruhiye Teyze'ye ne demeli? Onun olayı farklıydı. yüzyılda psişik dalaverelere rağbet arttı. mikroplardan koruyan bir bilim vardı.. Fakat hepsi bundan ibaretti. Anlattığına göre cin evreninde zaman bizimkinden hızlı akıyormuş. bilgelikle. Bildiğim bir şey varsa. Takırdayan sararmış takma dişleriyle. Ben diyeyim elli. "Olmaz!" dedi. makul miktarda para kabul ediyordu. 144'ünde saydırmış. büyücüye inanmam. 21. ilaç şirketlerinin.Ö. Tıbbi konularda bazı mühim bilgiler veriyordu. Hiç değilse. "Otur. haksızlığa uğrayan başkalarına da hizmet götürebilirdik! Ruhiye Teyze. Derler ki. toylukla değil. İntikamın kuru bir asabiyetten doğduğunu sananlar. Jajtıa!". iğfal ediliyor. leylek. Homoseksüel Satanistler. Hâlâ Amerikan hapishanelerinde yüzbinlerce masum işkence görüyor. süper güçlerini kullanmayı reddediyordu. Ruhiye Teyze de Jajha ile arasındaki ilişkinin detaylarına girmedi. "Ben tüccar değilim. Daireme iner inmez banyoya girdim. önce ayak diredi. Kızıl sakalını kemerine tutturan nobran bir dangalak. Rastgele bir sayfa açıp mısraları okudum: Haber aldım ihvanından kulundan Doyuk olduk akçasından pulundan Hey ağalar akan kanın alından Altımızda kır at kınalanmak! Ruhiye Teyze tınmadı iyi mi. harbiden de çuvalla para kaldırmış. küvete uzandım. Köroğlu kitabını getirdim. hukukun. bakire fotoğraflarına iguana tırnağıyla çarpı işareti çizer. Gençler. Sıhhatin. 184 Köroğlu'nu dersen bir genç aıslandır Demire'oğlu yanında bir kahramandır Dizdar der ki döğüşecek zamandır Beşyüz atlı bana yetmez neyleyim. bir cin haftası geçmiş oluyormuş. salihlikle [barışçılık] . utanmalı. işe yaradı! Yani. türlü çeşitli şirketlerin hizmetinde çalışıyorlar da ondan. o halde kendi işimizi kurabilirdik! Kevser'in intikamını nasıl aldıysak. kabadayıdan kesin çizgilerle ayrılır. Yatak odandaki halıyı yakmanı öğütlerler.. katil hırsızların bülbül gibi ötmelerini sağlamıştı. bir ağacı. Nedense. kadınsanız ön dişlerinizden birini altın kaplatın.. "Terliklerimi getir!". Kara büyüye bulaşmaya ise hiç niyeti yoktu. yy. düpedüz eski toprakmış. Ha. O. Kurukafa ve mumlar. bir de Nefertiti kelimesi 'güzel 182 kedi' demekmiş. ceylan.. Felçli ayağını kökten iyileştiremediği biricik torununun katillerini adalete teslim etmesi. Böylece kehanet gerçekleşmiş. Bu kadar basitti. Kimseyle yüzyüze görüşmeyecektik. ruhun ve vicdanın havzasında biriken meşruiyet tortusudur. pelerin ve hançer. Erkekseniz saçı sakalı sonuna kadar uzatın. Bir sürü şarlatan. 1600'lerde yazılmış büyü kitaplarının ikinci baskıları yapılıyor. Ruhiye Teyze ise. Irak'ta 1 milyon insan öldürüldü. İnsan ömrüyle hesaplanırsa. Sadece. Hortlayıp terör estirdi. Sırtındaki kıllı et benini mistik bir mühür diye yutturanlar. Nefertiti lakabıyla meşhur Mısır kraliçesinin asıl adı Tadukhepa'ymış [M. yine kanun dışı imkanlar ve yöntemlerle adalet dağıtabileceğimizi söyledim. medyuma. sanatla çelişmez. Aşkla. Eskiden illetten kurtaran. Bence asıl Arşimet Kanunu şu: En parlak fikirler. Nasıl ki yasal olmayan yollarla tedavi ediyorsa. cine çok pahalıya patlıyormuş. Bir insanla görüşmek. Medyumların tek gerçek hüneri." "Asıl sen utanmalısın delikanlı! Bin yaşındaki bir cini ve seksenbir yaşında bir kadını. Sadece birkaç saat sonra kendi kozmosuna döndüğünde. Ben de aracılık etmiştim. kendini insanlığa adadığını iddia etmiyordu.]. kristal küre ve sihirli değnek. kendine hayrı olmayan moruklar. geriye yalnızca fısıldamak kalıyor. Jajha. Alelade bir katil. Fakat şeytanlıkta zamane uzmanlarıyla boy ölçüşemezdi. 287-212] prensibi icabı Herhangi bir sıvıya batırılan cisim. Falcı. sapkınlıkla değil.yağdırıyor. Haydut. "Gazete. sonra da şatoyu soymuş. Ücret. Niye? Silah şirketlerinin. Vahşetin. Yalnızca zenginlerden. çizgi filmlerden tanıyorum. ah bir de ıkınmak. Suyun Kaldırma Kanunu diye de bilinen olayı. kemalle alakalı bir olgudur. suçluları yakalamıştı. Işık hızıyla hareket eden cin polisin bu işten çıkarı neydi? Jajha bir amatör müydü? Öyle ya da böyle. Kimseyi öldürmeyecektik. Bir başka sayfa açtım: Durman hey ağalar gelin meydana Boyarısın kılıçlar al kızıl kana Bende mürüvvet yok kıyarım cana içerimden gamım gitmez neyleyim. şifa arayan insanlara bir faydası dokunsun istiyordu. Ona planımı anlattım. Arşimet Kanununu yazsam yeniden Bir gangster falcıya gitmiş. Altın.. Parayı yatırmaları için bir hesap numarası verecektik.. Her nasılsa bir cine tasmayı takmıştı. Kabirde bile uslu durmadı. hamamda yıkanırken akıl etmiştir ve çırılçıplak sokağa fırlayarak "Eureka! Eureka!" ["Buldum! Buldum!"] diye haykırmıştır. gözlerini pörtletmektir. Şimdi. itidalle. kendinden emin bir şekilde "Yakında çok paran olacak" demiş. anca ekranda görülebiliyor artık. keklik. önlerine gelene "Sana büyü yapmışlar" der. pazarlığa tâbi olacaktı. masumlara zararımız dokunmayacaktı. Jajha bin küsur yaşındaymış. Merhametin mevcudiyetinin. kelebeğin peşinden koşamadan. Ayrıca. virüslere üniforma giydirip üstümüze salıyorlar: Biyolojik silah. 14. Marketlerdeki ürünlerin ambalajlarına küçük broşürler iliştirecektim. Savunmasızlığın. madem benzersiz karışımlar hazırlayabilen Ruhiye Teyze'nin emrine amade bir cini bile var ve cinler geçmişte olan biteni çözebiliyor. deliliğin emrindeler! Dedemin dedesi. tavşanla bakışamadan büyüyor. Zira ben cinleri masallardan. Ali Alemdar zalim bir adamdı. kocakarı bir nebze yumuşadı. kılıç koleksiyonuyla övünür. Ademoğullarımn kavgalarında araya girmeye zaten o da yanaşmazdı. Sizi ancak ilkbahar ekinoksunun şafağında yapılan tören kurtaracaktır. basit bir mezar kaçkınıydı. emniyetin ve hakkaniyetin mânâsından kopmuş bilim benden uzak olsun. üzerinde meyve yoksa tanıyamıyor. Jajha dindar bir cindi. Suyu açtım..Ö. her halükarda atkesta-nesi büyüklüğünde yüzükler takın. kesinlikle bir istisnaydı. Kindarlıkla değil. Gangster tabancasını çekip falcının önce beynini uçurmuş. nüfuzunun ve itibarının sağlamasıdır. Arşimet. İntikamcı. Ruhiye Teyze'ye dil döktüm: "intikam sosyolojinin. Jajha'mn sağlayacağı veriler sayesinde. telefon kulübelerine davet edecektik.. Sincap. Kalbin. Sihirbaza. taşırdığı sıvı ağırlığına eşit bir kuvvetle kaldırılır. Hidrostatiğin başlıca kurallarını ortaya koyan Yunanlı Bilgin Arşimet'in [M. Kendini peygamber ilan eden ve müritlerini soyup soğana çevirdikten sonra ellerine bir mısır koçanı tutuşturanlar var hâlâ. Haysiyetimizin kesinlik kazanmasıdır. Hakikatin muazzam cilvesidir. bir de mıknatıslı âsa buldunuz mu. Çocuklar bir kuzuyu kucaklamadan. cin takvimine göre.

"Alo. Birkaçının suratına. Ituri Ormanı'nm içinden bisikletlerle geçmişler. 2. Pigmeler kovalıyormuş. Karamazov Kardeşler] İntikam şirketimiz faaliyete geceli henüz birkaç hafta olmuştu. Um tam kalbinden vurulmuş. Abdülcabbar'm teklifini kabul ettim. Dört ay sonra. BENDEN SAKLANABİLECEĞİN KADAR BÜYÜK Dİ' ĞİLSOKO!" 111/ Meğer. Abdülcabbar'm yanma gittim." Durumu hiç yadırgamadı. Soko'nun evinin karşısında bir minibüste pusuya yatmışlar. Yardıma gelmişler. kıvırcık bir cüceymiş. 40 . Adımı bile sormadan. bir yandan da kirli işlere bulaşmışlar. Bizimkiler takibe başlamış. İstanbul'a vardığında." Abdülcabbar Turabi. Sokağın sonundaki köşelere saklanan fotojenik yamyamlar ateşe başlamışlar. Oranın altım üstüne getirdikten sonra. "Beni patron yolladı" dedim "hikayenin devamını bana anlatacaksın. Kamerun'daki ailesine. birbirinden farklı renklerde tişörtler giyermiş. Um Bambuto. Ha. Akrabalarının köyüne varmışlar. sinirli sinirli puro içerek cep telefonuyla konuşan 'küçük adam'a rastlamış: Kamerun'un Duala kentinden. dışarıda durarak konuşan lenduhaya bakıyorum. Nzoli kaçırılmış. marketten aldığı bir makarna paketindeki broşürümüzü iş ilanı gibi algılamış. kasıklarına. Ruhiye Teyze. ben yetişebilmek için rahvan gidiyordum. polisler ya da kimliğimi öğrenmeye çalışan birileri. Um ve kuzenler. DOSTOYEVSKİ. benim adım Abdülcabbar. Um'u ecnebi mezarlığına defnedip Kamerun'a dönmüşler. Um'un oku. düz. Durdum. Um Bambuto. Bebek Camii'nde yatsı namazı kılmış. kaldığı yerden devam etti. Bir arabaya doluşmuşlar." Soko'nun izine. Um Bambuto adında biri. Zehirli oklar. Um yayım gerip Soko'nun ardından haykırmış. Soko'nun boynunda parmak izleri bıraktığı için ihtisasa devam edememişti.. zannettiğimizin aksine temiz ruhlu ve gayet saftırlar. sonra parayı yatırdıkları banka hesabının sahibini enseleseler bile bize ulaşamayacaklardı. Nzoli'yi çatır çutur yemişler. intikam yemini etmiş. Soko'nun ensesinden girip gırtlağından çıkmış. Um. Soko ve diğer yamyamlar. Siyahi. Um da ailesiyle vedalaşmış. uzaktan tanıdığım orta gelirli yedi kişiye. dev'e yaklaşıp başını yukarı kaldırmış ve "Burnunun içindeki kıllar. Dazlak. Altın kaplamalı Glock tabancalar şimşek gibi. Um kepçe. Türkiye'nin güneyinde bir limana bırakıldıklarını öğrenmesi uzun sürmemiş. Yani tipik bir Pigme'ymiş. Sonuç itibariyle. Tıp fakültesi mezunu. Kongolular kaçıyor. bir de Abdülcabbar. ücret almamış. Um'un onbir yaşındaki kardeşi Nzoli'nin. pembe avuçlarını başımın üzerinde gezdirerek konuşmayı sürdürdü. Soko'nun mülteci olarak Hollanda'ya gittiğini haber almış. ellerinde zehirli oklarla. Um.5 metrelik Abdülcabbar'ı görür görmez telefonu cebine koymuş: "Selamünaleyküm brother?" Cüce. [F. Zehirli okunu kuşanmış ve yamyamın leşini sermek üzere Avrupa'ya uçmuş.. Kısa zamanda. bir cin ve ben. Kemiklerini de bez bir torbanın içine doldurup köyün girişine atmışlar. Okulda başarısız olduğunu ailesine söylemeye utamyormuş. esasen. tesadüfen Abdülcabbar rastlamış: Karagümrük'te bir viranede polisten saklandığı kulağına çalınmış. devlet içinde devlet kurmuştuk.. samanlıkta iğne arar gibi Soko'yu aramış. dar ve uzun sokağın içinde kuyruklu yıldızlar gibi kayıyormuş. Cinler âleminden gelen rapora göre. Beşiktaş'ta bir şose yolda durmuşlar. üçüncü. fakat hepsinde aynı Mpagga'ca cümle yazılıymış: "DÜN YA. uyduruk isimlerle aldığım e-posta adreslerinden mesajlar yollayacaktım: "Hiçbir zahmete girmeden her hafta 250 $ kazanmak istemez misiniz? Aşağıdaki kişisel bilgiler formunu doldurmanız ve mukaveleyi onaylamanız yeterli!" Müşteriden gelecek mesela 10 bin dolar. Soluğu İstanbul'da almış. oklava büyüklüğündeki parmaklarını. param bitti? Halifenin şehrinde çulsuz kaldım. geniş yatak. Uzaktan. Bambuto ailesi. Aksi takdirde onlardan paramı kendi yöntemlerimle kolayca tahsil edebilirdim.. İntikam operasyonlarında bize yardımı dokunabileceğini düşünmüş. "Allah'ım.. gün içinde koltuğunun altında cep sözlüğü gibi ufacık kalan tıp kitaplarıyla Cerrahpaşa'ya gidiyor." diye dua ederek. Yürümeye koyulduk. Adamımız. Soko'yu Abdülcabbar boğarak öldürmüştü. Ertesi gece. Daha doğrusu o yürüyor. kimseye çaktırmadan namazı bırakmış.. Granit gibi kasları var. Parasız kalmış.. Bir yandan Soko'nun izini sürerken. geceleri ağlayıp sayıklayarak uykuya dalı-yormuş: "Kardeşimiyediler!. boyunda. fakat işte Um da canından olmuş. Konuyla ilgili ayrıntıları anlatıp Ruhiye Teyze'nin kafasını karıştırmak istemedim. telefon kulübesine sığmayan.. karanlığı çatırdatıyormuş. intikam yolculuğu hakkında bir-iki mektup yazmış. tabanları yağlamışlar. aile toplantılarında hep 'Kuyruğu samandan olan. Parlak gömleğiyle bir limuzin şoförüne benziyor: Biriyle hesaplaşmak için hiç kimsenin desteğine ihtiyacı olmadığı o kadar belli ki.35 m. Göğsünde ışık saçan bir madalyon sallanan Soko. Abdülcabbar. dördüncü kişiyi de katıp nihayetinde kalan kısmın yarısının kendi hesabıma diğer yarısının ise Ruhiye Teyze'nin hesabına yatırılmasını sağlayacaktım. Tarlabaşı'ndaki birkaç Sudanlı kaçak göçmeni tedavi etmişse de. Elleri ceplerinde yürürken. Fakat onların da hali içler acısıymış. Âlemlerin Rabbi'nden nakil istemiş. Kongo Kurtuluş Hareketi'nden bir gerilla şefi Sese Soko ve adamlarının baskınına uğramışlar. bir Afrika barının önünde. bacaklarına saplanmış.Aslında paranın yatırılacağı hesap numarası için başkalarından yardım alacaktık. ateşe yaklaşmasın' derdi. kuzenleriyle karşılaşmış. omza inen kamçılar ve ağza saplanan tahta iğnelerle yapılan bir törenle erkekliğe adım atacağı Kongo'ya gitmiş. Abdülcabbar bir-iki sıyrıkla kurtulmuş. siyahi. Bu arada.. Ayrı internet kafelere gidip. Tören sırasında. Her defasında.. Eroin kuryeliği: Şehrin dört bir yanma 'çiçek tozu' dağıtan sempatik cüceler çetesi. Jajha'dan Abdülcabbar'm kimliğini ve geçmişini araştırmasını rica etti. Soko'yu İstanbul'da bulabileceğini fark etmiş. önce bu yedi kişiden birinin hesabına yatırılacaktı. Siyah dev. Ayrıca onların benimle gerçek bir hukuki sözleşme yaptıklarını sanmaları da kuvvetle muhtemeldi. Kadarif e geri dönemiyormuş. bizimkine leziz yemek. O da kendi payı olan 250 doları çektikten sonra kalanı benim talimatımla bir diğerine iletecekti.. saçlarından fazla!" demiş. Soko. Bir kerede 10 bin dolar kazanmak yerine. bol harçlık vermiş. Soko geri zekalısı ve takımının. Pigme kuzenler de ilkel silahları atıp modern silahlara davranmışlar. Dünya benden saklanabileceğin kadar büyük değil! Katiller. Göz ihtisası yapmak için İstanbul'a gelmiş. Nzoli'nin kanı yerde kalmamış. yarım düzine adamıyla sokağa damlamış." Vay canına. Sudan'ın Habeşistan sınırındaki Kadarı! şehrindenmiş. müşteri kılığında karşıma çıkıp. Çünkü paranın izi dolambaçlı bir finansal güzergahta silinecekti. Ahizeyi bıraktı. 1.M. Abdülcabbar ise göz ihtisasına devam edememiş.. her ay düzenli ve sürekli olarak 1000 dolar kazanmayı tercih edeceklerdi. alkole başlamış ve Taylandlı bir striptizci kıza âşık olmuş: "Kör dedem. yedi kişiden üç ya da dördünü farklı bir sırayla harekete geçirecektim.. Telefonu kapattım. "Sen tam aradığım tipte birisin!" Um. Lumumbaşi kazan. Amsterdam'dan Mersin'e geçmiş. Patron siz misiniz?" "Evet" diyorum "nedir mesele?" Ahizeyi ısırıyor sanki: "Beni işe alın. akşamları ise Mpagga dilinde şakalaşan keş Pigmelerle ortamlarda şahlanıyormuş. Soko ve şürekası neye uğradıklarını şaşırmış. Bir kocakarı. İç savaştan kaçarak Türkiye'ye kapağı atan Sudanlılarla temasa geçmiş. Abdülcabbar. Gerekirse araya. Pigmeler. insan kaçakçıları tarafından kandırıldıklarını.

Ercan'ın boşalttığı ev içinse. Eninde sonunda. doğalgazlı. İki gün sonra gene dayağa başlıyor. tamburum ne çalıyor? "Erkek erkeğe konuşalım. ortalığı berbat ettiler. Ruhiye Teyze. Fakat iradenin baypas edilmesi sayesinde ele geçen esenlik. Kokuttular. Otuz yaşında ya var. bir puro hazırladı. onların aptallığı senin aşkını aşar. Ömür boyu. iktidarsızlığa dayalı asayiş. Denyonun kafasını gözünü patlatıyor. kanlı tavuk b." "Ne?" "Ben sabıkalıyım. Ve onların hiçbiri umurunda değil. Saatlerce zile basıyor. Jajha araştırıyor. karısının sadık köpeği haline geliyor. 130 m2." "Adamın çenesini mi kırdınız? Nasıl?" "Eee. Bastonunu yüzüme sallayarak tehditler yağdırıyor. "Yanlış anlama filan yok. öznesiz iyilik. Telefonu çaldırıyorum. canını dişine takması. 3. dıı manı evin sahibinin yüzüne üfleyince. kızlar böyle tiplere bayılır? "Sakin olun. herifler gerçekten de.. Doktor Abdülcabbar'm gözü kararmıştı.. kiralayacağı dairede bu puroyu yakıp." Ben ne söylüyorum. Kanlar içinde can çekişen Um'un başucundan kalkmış. TIR şoförü.. sınıfa giden kızımın öğretmenini hastanelik ettim. güney cephe. özür diliyor.. Düşün. kadındı. Herkes hak ettiği cezayı bulsa dünya altüst olur "Kimden." "Niye polis çağırmıyorsunuz?" "Şey. evet?" "Aşk nedir?" "Nedir?" "Bir erkeğin. "Kirayı arttırmayacaksan evi boşalt' diyor. belki de bir yanlış anlama vardır ortada?" Telefonun alt kısmına ince bir elektronik süzgeç koyduğum için. Bildiğim bir şey varsa. elimde cep telefonu. Ve evet. "Bildiğim bir şey varsa.. söyledikleri karşı tarafa Testere [Saw] filmindeki psikopatın sesiyle ulaşıyordu." Böyle netameli durumlarda işi reddetmeden önce. o kadar kusur kadı kızının zevcinde de bulunurdu? "Piçin biri sevgilimi ayarttı" diyordu hattın diğer ucundaki çim adam. Benim dört çocuğum var. Abdülcabbar'la birlikte.kuna döndü.. Soko'nun tepesine binmişti. Bir ay içinde evden çıkmazsam beni öldüreceğini söyledi.. hatmi ve aroma olarak da isveç şurubu bulunan bir puro. 800 liranın yarısına razı olmuş. Ben de çenesini kırdım." "Ha?" "Âşık mısın?" "Eee... Bostancı'daki bütün evleri ışık hızıyla dolaştı ve sahibinden kiralık bir daire buldu: Üç oda bir salon. hayret. Abdülcabbar mermilere aldırmamıştı.Um'u mıhlayınca. Anlayamazmışım. Oyalanmadan konuya girmek en iyisidir.. dünyadaki kadınların yalnızca binde birinin harikulade olduğunu kabul etsek bile. kalitesini yükseltmez." "Neden?" "Çocuğa hakaret etmiş ve dövmüş. Galiz küfürler ediyor bana. Ercan Mercan. İriyarı bir karıydı. tek kadınla yetinmek için. Ruj sürdüğü dudaksız ağzıyla cadılar gibi sırıtıyordu." "Ne gibi?" "Evi yakacağını söylüyor. içinde tütünden başka rezene yaprağı. Haltercilere benziyordu." "O kızı geri istiyorum. bilseniz şaşarsınız. hem müşterilerime sonsuz bir güven veriyor. geri dönüşü yoktur. tapılacak güzellikte kız var. Onbeş gün içeride alem yapan kediler. Eh. Boş ev bulsam bile hemen taşmamam. Brad Pitt ile Josh Holloway'in ortak akrabasına benziyor. ağlamaklı bir tonda "Dört yıldır çıkıyorduk" dedi. gezegenimizde 3.. Sopa ve büyüyle insan şekline sokulmuş bu mutantlardan hayır gelir mi? Yılanı boruya sokarak düzeltiyorduk. n'olur yardım edin." "Ev sahibinize de yumruk attınız mı?" "Mushaf çarpsın ki atmadım.. Mini etekli bir fıstığın şereflendirdiği bir bankın kıyısında oturmuş kulübedeki müşterime bakıyorum. Daha fazla dayanamayacağım. fesleğen.. içeriye bir fıçı balık ve yirmi-yirmibeş tane sokak kedisi taşıdık. Açıyor. iki yılda o kadar çok kişiye intikam servisi yaptım ki. Ne kadar kira ödüyorsunuz?" "500 papel." "Pekala. yaygın kargaşa taktiklerine başvurmuştuk. çok affedersiniz. "Alo?" "Kimden. ilişkinin uzun sürmesi. Haftada iki kere evime baskın düzenliyor. Ruhiye Teyze'nin imal ettiği yeşil bir pudra döküyoruz. Moruk hasta olduğu için daire bir müddet kiralanmadan bekletildi.. Geçen sene. Küveti suyla doldurduk. Tabii ki Abdülcabbar sayesinde. "Kocamdan intikam almak istiyorum. Oğullarından biri. adamcağız Ercan'ın l'M bütün tekliflerini kabul etmiş. kirlettiler. tepinmesidir. hem de kimliğimle ilgili yegane ipucunu yok ediyordu. Pasif içici kurban. Tamam mı? isminiz nedir?" "Ercan" "Soyadınız?" "Mercan. Metropol." "Kadın mı?" " Evet.5 milyon. Bu işe başlarken. Hastaneye zor yetiştirdiler. çift tuvaletli. Kaç kere kemiklerimi kırdı. yok ki?!" "Cumartesi saat 12'de bu kulübeye gelin. Bildiğim bir şey varsa. bunu niye yaptığını sordum. Ben de karısına saldıran adamların icabına bakıyordum. derin dondurucuya kaldırılmış intikam tabldotlarıyla dolu. Ercan Mercan. İnsan tiksiniyor. Bu da. yağmurda dans etmiş ve ıslanmıştı. Oto tamircisi olduğum için benimle alay etti. ne için intikam almak istiyorsunuz?" "Ev sahibimden. dördüncü kat. kaba bir hesapla." "Size daha ucuz ve daha güzel bir ev bulsam?" "Bostancı'da daha ucuz bir daire mi? Her yeri aradım beyefendi. Bana bir yıl kadar sonra. bir kere zenci oldun mu.. Onbeş yıldır beni dövüyor. Dil döküyor. Kulübeye bir kadın giriyor. yamyam avcısı Doktor Apo. Çocuklarımızı hırpalıyor. kocası tarafından tartaklanan kadınlarla bunca sık karşılaşacağım aklıma gelmemişti doğrusu. Akrabalara kaçıyorum. olayı itiraf ederken "O yamyamın gırtlağını sıkarken kendimi çok değerli hissettim" diyecekti.. O günden sonra dümbük. pestilini çıkarıyoruz. ya yok. Geliyor." "Anlaştık. ne için intikam almak istiyorsunuz?" Telefon kulübesinde aramamı bekleyenlere ilkin bu soruyu sorarım. Veli toplantısında. herşey çok ani oldu.. O kadar çoklar ki. öyle mi? Mahalli bir matadorun peşine takılarak seni terk eden bir ofis kısrağından başka biriyle ilgilenemez misin?" Sözlerimi acıklı bulmuş olmalı ki. Halbuki daha yedi ay önce zam yaptı." "Fakat?" "Son gelişinde evin önünde kalp krizi geçirdi. asansörlü. eşini ve çocuklarını döven heriflerden daha aşağılığı yoktur. Kefaletle serbest kaldım.5 milyon." Jajha. Sağa sola borçlandım. Yumruğumu öpüverdi. belki de.." Kadın ağlıyor. Şerefsiz enişteye eşek Sudan'dan gelinceye dek sopa çekiyoruz. Kızımı incitmişti ve beni aşağılıyordıı." "Ne yapacağım peki?" 41 ." "Sonra?" "Altı ay hapis cezası verdiler. Teşinin üzerine. Ayakları yerden kesilen Soko çırpmırken ateş ettiyse de. Üçü okuyor. hileli ahenk. Suratı. anlamını bilmediğim laflar ederim: "Kadınlarla başetmek zordur ahbap. ilkokul 3." "Kontratınız var mı?" "Var.." "O halde neden dert ediyorsunuz?" "Herif çok yaşlı.. Pigme çetesinde gangsterlik stajı yapmış. kapımıza dayandı.

Balık bulamadığı ender günler. "Bir zamanlar benim sevgilimdin": Kurşunları doldurup şarjörü taktım. "Kusura bakmayın. cep telefonuyla konuşan adamın yanındaki mi?" "Hıı-hı. Derim. Yenilikleri. Tüm parasını balığa yatırıyor. [WILLIAM SHAKESPEARE. Saat 17:00. bilmiyorum." Ona. sıvanmış kollarıyla. Onun imparatorluğuna. Birgün. Yüreğim ağzımdan fırlayacak! Hızla atılıp yanma koşmamak için kendimi zor tutuyorum." diyor." Dilimin ucuna bir milyon farklı söz geliyor. kahvaltıda bile balık yiyor. bıyıklı ilkokul öğrencileri. tekerlekli sandalyesinde... siyah adamın vücudundan kopmuş da yerine geri dönmeye çalışan bir uzva benziyordu. henüz tatmadığı türleri işaretliyor.. tıknaz. Boğaza nazır bir kafeteryanın çınar gölgeli avlusunda. yaza ağıt yakan güneş. 1564-1616. Posta. Dumanı tüten tabancama sarılmış ağlıyordum. 'Tanımdayken bile hasretimdin": Sig Sauer'i [P 220] elimde evirip çevirdim. oflayıp pufluyor?" "Şu.. televizyonun üstündeki kirli yemek tabaklarına doğrulttum. "Firdevs? Kim bu arkadaş?" "Tanımıyorum. Yararlanabileceğiniz hizmetler ve avantajların listesi ise aşağıdadır. Gözyaşım cıva gibi. Derhal. tıknefes bir kasap. gaipten gelen bir hışırtıyla irkildik. boz ayı. tabancanın içine damlıyordu.. Halini kimse görmüyor. peruklu güreşçi. takım elbiseli yakışıklı kör genç. "Saat 8 yönündeki kızı görüyor musun. diğerinde de tatlı yerine hamsi poşeti. "çok iyi bir adamdır. bakanlığımızın internet sitesinden takip edebilirsiniz. Tatlı ve tuzlu sulardaki balıkların hepsi. Şebnem Şibumi'ye olan aşkınız. bir de matbu sayfa çıktı: Sayın Müntekim Ou n bey. Parkın duvarından seyrediyorum. Cennet bahçesinde rehabilitasyon. Telefon çalınca irkiliyor. başımdan aşağı kaynar sular dökülüyor. Abdülcabbar'm midesine doğru yüzüyorlar." ağlamaya başlıyor. Kasımın ortalarında. fakat hepsi de anlamsız. Abdülcabbar. sizi boş yere meşgul ettim. "Kocam. lise formalı kız. Bir elinde kuzu büyüklüğünde levrek. şaşkınlık ve çaresizlik tınlıyor. Bunu kainatın iyiliği için değil. Dertler Benim Olsun çalıyordu. Karanlık bir gezegenin kömürleşmiş uydusu. yeterince ağladıktan sonra da ölüp gider. Yüzünü göremedim. deri montlu gelin. Robot şivemle. ■ ■ Zamanda yolculuğa ömür yetmez Namık Mıknatıs'ı mezara daldırıp çıkarmıştım. Yanımıza geldi. O esnada. Mantosunun cebinden bir mendil çıkarıp gözlerini siliyor. Dış kapının altından sarı bir zarf." Kadının sesinde ıstırap." Döndü ve sordu: "Evet?" Suratı: Şaşkınlıkla dolu bir kin matarası. kanlı önlüğü. babamın bir sevgilisi mi varmış?! Telefonu gocuğumun cebine attım. bir daha olmayacak' de. yeniden arama tuşuna basıyorum. O anda.. 42 .klu Ninja yıldızları yağdırmıştım. 'Aşkına layık olabilmek için bir dizi estetik ameliyat geçirdim ve kişisel kılık kıyafet devrimi yaptım' deyip gülümsersin. Taksim Meydanı'ndaki belediye otobüsü duraklarının yanında dizili kulübelerden birine giriyor. Şebnem'in neşesi yerine gelsin diye yapmıştım. iki adımda mutfağa gidip yükünü tezgaha indirdi. savaş meydanındaki general belagatiyle konuşan ihtiyar. Bu şiddetli eleştiri üzerine herkes kendi yoluna gitti. Gözyaşı tabancası insan. saçını başını yoluyordu. bizim kalbi kırık ırz düşmanının kafasına yumruğu yapıştırdı. koşup.. sigara içen. Kızdan cevap bekledi. Kutlarız.. buraya niye geldim. "İntikam filan almak istemiyorum aslında. Gönül İşleri Bakanlığı'ndan gönderilmişti. yüzüme. "yanma git ve 'Geciktiğim için bağışla lütfen. Nefertiti derhal zarfa doğru koştu. Can çekişirken bile göze batmamayı becerebilir."180 derece dön. Şebnemle çay içiyoruz. Namluyla gözlerimi sildim. Bu şarkı beni bir cinayet şampiyonasına hazırlayan antrenörün hipnotik telkinlerinden oluşuyordu sanki. Bildiğim bir şey varsa. köpeğini kulübenin direğine bağlamış.. bakanlığımız tarafından tasdik edilmiştir. Bismillah demeden beyaz atından düşen ve çifte yiyen prens de umarım benim gibi düşünüyordu: Geriye kaldı 3 milyon 499 bin 999! *^* 194 Bildiğim bir şey varsa. işlerinin tıkırında gittiği anlaşılan." Talimatlarımı harfiyen uyguladı. hoşaf niyetine kaşıklardı. Evde bir akvaryum olsaydı. kırmızı şalvarına bir Smith & Wesson iliştirmiş palyaço. bu dünyaya ağlayarak gelir. Nefertiti. "Ben yaşlı bir kadınım. Dikdörtgen zarfın kısa kenarlarından birini ince bir şerit halinde yırttım. mavi eşofmanlı. îç parçalayıcı bir tereddütten sonra. Edeplice sırıttı. Balıklarla ilgili resimli bir kitap almış. Karakedi. beş ucu b. çözülüyor: "Kocamın bir oynaşı var. içinden yeşil-beyaz bir smart kart. dönüşte zarfı Nefertiti'nin pençelerinden kurtarıp bana verdi. intikam istasyonu. hesaplaşma yazıhanesi olarak kullandığım telefon kulübelerine uğrayanların fotoğraflarını çekseydim. gergin likten yırtılacak sanki.. "Şimdi başka bir aşk buldun": Namluyu. lacivert başörtülü bir kadın. ölü bir ayının postuna benzeyen bir çam yarması zuhur etti. balık kraker atıştırıyor." Kız daha tek kelimelik cümlesini tamamlamadan." "Sonra? Ya 'Sen de kimsin?' derse?" "O zaman. kendimden emin bir şekilde. Abdülcabbar'm etrafında dört dönüyordu. derisi. başkasının kafasını takmış gibi görünen işkadım. spor çantalı. Gencebay dinledikten sonra gelen sessizlik de Gencebay'dır. Abdülcabbar'la göz göze geliyoruz: Maliye bakam ile vergi kaçakçısının bakışması. Denize bakınca ağzı sulanıyor. Hafiften heyecanlandım. bu dünyadaki balıklardan payına düşeni çoktan yedin?" Balıkadam. boğazına kadar inen ağır makyajıyla. yeter ki meseleyi anlatsın. herkes hak ettiği cezayı bulsa dünya altüst olur." Bunda dert edilecek bir şey olmadığını söylüyorum. yapılan tetkikler ve nıtıl<ı l'l/ kat neticesinde. görülmeye değer bir albüm olurdu: Duvağını arkaya atmış. Abdülcabbar. kulübedeki harap cansız mankene. anneme sarıldım. İpleri kesilen bir kukla gibi yere yırı ı<»\ lıyor. Kadın "Ben. hava kararmak üzere. Adamın kızla ilgisi yok" dedim. Ödeşme ofisi. 196 Resmî romantizm "Akşama ne yiyelim Doktor?" "Palamut. Kral Lear] Orhan Gencebay'm eski bir şarkısı. onu telefonda tutmaya çabalıyorum. AŞKart'ınız ilişiktedir. "Bildiğim bir şey varsa. içeri girmeye çalışıyordu. ne isterse yapacağıma söz veriyorum. Sağa sola tutunarak doğruluyor. repliğini söyledi." Soranda kabahat.. "Mutluluk senin olsun": Silahı ateşledim. potayı ıskalamış bir basketbolcunun hüzünlü ifadesiyle bakıyordu. Abdülcabbar yine kucağında can çekişen bir balık sürüsüyle eve damladı. Hüngürderken titreyen eliyle telefonu kapatıyor." Oynaş mı? Yani. telefon tuşlarının altındaki boşluğa kelebekle [bir tür bıçak] birşeyler kazıyan. Mavi mantolu. beyefendi" der demez.. Acıklı bir sır verir gibi fısıldıyor: "Biz otuziki yıldır evliyiz.

Yüzüklerin Efendisi filminde "Kıymetlimiss" diyen Gol-lum'un sesiyle soruyorum: "Kimsiniss?" Sosyetede yeni trend adam pataklatmak. Bal taşıyan fakat diken yiyen tipik bir deve gibiyim." Çaydan bir yudum alırken." Tilkiydi. hileli. bir geğirli olmalıydı ki. Belgrad'da ve istanbul'da" diyor. komple gaibe intikal etmiş şeylerden mürekkepti. tarihçilere emanetti. Bir erkek sesi: "Balkan Bey?" Döndüm. gizemimi sıfırlayan bir sırıtış yayılıyor. Halk. başkanı görebilmek için yolun sağma soluna yığılmıştı.. Sürekli ondan bahsediyordu. Tarih. sevdiğin?.. çatalıyla. Birbirine çobanlık eden iki kuzu gibiyiz. Kalkmayı denedim. kuşlardı. İşçi sınıfının şanlı yumruğuna yön veren pazarlama stratejisi. Sivil saldırı." 200 Sevgilisini düşmanlarının arasından seçmek [Balkan Balkır] Bizi yüzeysellikten alıkoyan kişi olarak düşmanımız. Karnıma oturan psikopat yana eğiliyor. Adı: Tilkilerin Düğünü. sade gazoz gibi renksiz bir ifadeyle soruyor: "AŞKart'm olduğunu bilmiyordum?" Şakaya vuruyorum: "Allah devlete zeval vermesin. servisin kalitesini artırıyor. Yani. P. Giysilerimde kan lekeleri büyüyor. hesabı getiriyor.. Şebnem bir sigara istiyor. ter ve sümüğümden oluşan sos. Zamanda yolculuğa ömür yetmezdi.. ayaklanmış iki gölge: "Evet?" Orta boylu olanı. ilgilenmiyorlar. Gururlanıyordum. Piyasaya yayılan şok dalgaları. dövüşmeyi bilmem. Diğeri hiç karışmıyor: 2. olmuyor. varlığı tespit eden bir bilgelik bize ufuk açabilirdi. Çok önemsediği. hattâ kendimizi bile gerçek manada tanıyamazken. Cüzdan yerde duruyor. aslında şişirilmiş ayrıntılardı. belki de bir başka gezegenin cehennemidir' diyen adam. Herhalde bir tek tokadı beni öldürmeye yeter. tarihî figürlere haksızlık etmekten başka çaremiz yoktu. Asırlar evvel ölmüş kimselerin canları. Zamanı. Korkudan gebermek üzereyim. İkna Repertuarı] İlk yumruk sol şakağıma indi.. Varoluştaki hüznü besleyen merakın. Geçenlerde gazetede okumuştum. üstü açık bir Lincoln'deydiler. Beklediğim soruyu aniden seslendirdi: "Namık Mıknatıs'm başına gelenler. seni seviyorum. Yani. Kaskatı kayıtlardan ibaret yazılı metinlerin de fonksiyonu. müşteri memnuniyetini garantilemeye yönelik. Çevremizdeki insanları. bize yüzelli sene önce yenmiş bir sandviçi anlatabilsin. şimdiyi tarihten ayırmamak gerekiyordu. Gülümsüyor. Beni Ceyda'yla tanıştırdı. Kötek organizasyonu. Şebnem. Birbirimize galiz küfürler ettiğimiz bir kavga sırasında onu kırık viski şişesiyle yaralamıştım." Ceketimin cebinden Camel paketini çıkarıp bir sigara yakıyorum. 1711-1791. Verdiğim taktikleri uygulayamıyordu. korteje el sallıyordu. Birtakım ofisler varmış. Hani şu 'Bu dünya. Çalıştığım reklam ajansında da konu suluyordu.. hayatına anlam kazandıran düşüncelerini bana anlatıyordu. Yüzümdeki morluklar ve şişlikler... Kendisi yakıyor. onun düpedüz hayat olduğunu görmekle mümkündü. Cipimden inmiş.'(II na bakıyorlar. onu belki tadabilirdik. leylekler sürüler halinde göç ederken gökyüzüne bakıp kollarımızı açarak dönerdik ve 'kuşların düğünü!" diye haykırırdık. "Kırküç yaşındaki ABD Başkanı John Fitzgerald Kennedy ve eşi Jacqueline. Sille ve sopanın ekonomik rotası.. Gagacığında boncuk taşıyan bir kumru kadar sevimli. Akira Kurosawa'nm Dreams filminde de gökkuşağı görülen bir bölüm vardır." "Tilkilerin Düğünü mü? Vay canına?" Kahkahamı frenliyorum: "Biz çocukken. Panikten titreyen ellerle pantolonumun arka cebinden cüzdanımı çıkarıp başucuma bıraktım. bir yandan da müşterinin kim olabileceğini düşünüyorum: Ceyda? Onu terk etmiştim.5 metrelik bir zenci. benim pikaba doğru yürürken. Böğrüme sipsivri bir tekme çakıldı. Ceyda'ya âşıktı. Tam o sırada.Şebnem. Uzatıyorum. başına isabet eden bir kurşun kafatasmı parçaladı.." Güvercin ıslığı gibi ince bir yağmur başlıyor. Şebnem'in söyledikleri. Gaipten sesler duyabilir." Yüzümün yapboz parçaları gibi düşüp dağılmasını önlemeye çalışarak bir an Şebnem'e bakıyorum. "Kanuni Sultan Süleyman'ın cenaze namazı üç kere kılındı: Zigetvar'da. Anadolu'nun birçok yöresinde gökkuşağı görüldüğünde 'Tilkiler düğün yapıyor' derler. Kadınlığını fiilen aşağıladım. nasıl yaptın?" Yüzüme. Hiçliği suiistimal etmekte sakınca görmeyen hovardalık değil.. Elmacık kemiğimin yöresine meteor gibi bir yumruk çarpıyor: Çooot! Gulp! Üst dişlerimden birini yutuyorum. İkinci yumruk çenemde patladı. Aylarca telefonlarına çıkmadım. Ona bakarken. Mehtap? Alkol sorunum vardı. Tatsız tarih. üzerinde doludizgin yol aldığı ve gittikçe genişleyen bir hafıza alanıydı tarih.. İçinde bıçaklanmış bir maymun bulunan bez bir çuval gibi yığılıyorum. acı gerçeklerle dolu. kurtarıcımızdır. hayatım boyunca denk geldiğim otuz civarında 22 Kasım'a hiç dikkat etmediğime yanıyorum. keşifler. Zenci. Kennedy. Yattığım yerde cenin gibi yan dönüp kollarımla kafamı korumaya aldım. değil mi?" diye gıdaklıyorum. Beynim ani bir sancıyla taş-laştı. Tarih. Esnek yasadışılık. evime doğru yürüyordum. Ticari bir olgu. İlk anda ne olduğunu anlamıyorum. sanki içimde tavuk taşıyan bir kamyon uçurumdan yuvarlanıyor. 43 . meyveli pastanın içindeki mandalina dilimlerini avlıyor.. elindeki cep telefonunu bana uzatıyor. Şebnem. İlişkimiz kürtaj ve kokainle lanetlenmişti. yüzyılda Altaylar.. Yağmurda. 199 Şebnem'i bütün hücrelerimle dinliyorum. "Falancayı tartaklayın" diye m sun." "Kim peki?. Batuhan. Göğsümün ortasına aldığım darbeyle sırtüstü düştüm. kararmış bir tencereydi.. Oyun = Ayin" diyor. yazar Aldous Huxley de öldü. Yerçekimi hızla artıyor.ç kurusu öyle güçlü ki kaburgalarımın altına vurunca soluğumu kesti. çünkü ona hükmedemezdik.. engelleyemiyorum: "İşim bu. yani Kennedy'nin vurulduğu gün. Savaşlar. Ben. kulağımın pasını silen felsefi bir çocuk şarkısına benziyordu. sonra tekrar yola dönüyorum: "Sensin. benim dört kapılı 98 model gümüş kulübeye [Nissan Pick-Up 2. Bir yandan bu planlı programlı dayağı yerken." Şebnem'e göre tarihi kavramak ve sevmek. Dövüş Kulübünün bir değişiği. karanlıktan sıyrılıp ansızın üzerime atıldı. Bir bilim olarak tarih. Sağa sola ilan veriyor larmış. Legoya benzeyen kırmızı şapkalı garson. "Evet" diyor "bazı 22 Kasımlar böyle güneşli olur. Kırgızlar ve Doğu Türkistan Türkleri şaman ayinlerine 'oyun' derlermiş. Gaybı yalnızca Allah bilirdi. hava ılıktı" diyor. 198 devrimler. Barbarca bir hizmetin nesnesiyim şimdi. Dallas'ta gökyüzü bulutsuz. bunun için para alıyorum.. karşıda. Dağılmış suratımın fotoğrafını çekiyor. illüzyonlu bir disiplindi. tebessümünün buğusu yayılıyor sanki. onlar da eli ağır elemanlarını gönderip 'hedefin' irabı . "22 Kasım 1963'te. Öderken AŞKart'ı gösteriyorum. Ağzından sigara dumanı değil de. Şebnem'in yüzünde kar'a diş macunuyla çizilmiş bir soru işareti. "Hava ne güzel. "Yakut Türklerinin efsanelerinde gökkuşağına 'dişi tilkinin sidiği' denirmiş. Çamlıca sırtlarında parlayan gökkuşağını gösteriyor. Parayı bastırıyorsun.. "22 Kasım 1963'te. "18. Kan. Geçmişi değiştiremezdik. Dayak yemeye alışkın değilim. [HADIKANDREAS. düğündü derken. ayağa kalkmış.7 D] atlıyoruz. onları eritip ruhumuza akıtmamız ihtimaline yataklık etmeleriydi.

Şebnem. Bu benzersiz masaj sayesinde bakarsınız birkaç kilo veririm? Sağlıklı tekmeler beni iyileştirir? Size sapıkça gelecek.. Yolda kesik bir el bulsa. merhaba. Alaz Bey. Ne dediğimi hatırlamıyorum.. [JIMMYBUFFET] Şebnemle ilişkimiz. Markalı paçavralar. Su ısıtıcının düğmesine basış. işlemediği suçların cezasını çeken. küflü yorganlar. Sır yalansa daha hızlı yayılır Şebnem komple zırhımı ve iskeletimi söküp almıştı.Orkun? Çok yetenekli bir çocuktu. sossuz makarna. bütün yollar Karaca Ahmet Mezarlığı'na çıkıyordu. Kahrolası kurnazlıklarıyla şişi-nen idamlık aptallarca kuşatılmış bir iblis çukurunda debeleniyorum.spu çocuklarının imajını inşa ediyorum." "A. bitkisel sütunlar. Her sürpriz in203 dirim anonsu sırasında süpermarketlerde tanklar ateşlensin. Makyaj malzemeleri sandviçlere sos diye katılsın. Birlikte izlediğimiz Rocky VI bile bir ilkti. yüzüğü alıp gerisini atacak or. yamuk. işten kovuldu. Ruhiye Teyze'nin kapısına vardım. Bir keresinde "Bana e-posta gönderebilirsin" deyip adresim vermişti. kuş pislikleriyle yapılmış trajik makyajı akan bir 204 büstü kabaca avutur gibi yüzü yıkayış. meşhur doğabilimci Alexander von Humboldt'un [1769-1859] Güney Amerika'da. Sırlarınızı açabileceğiniz. fakat bu dayağı kendime bizzat ben atmalıydım. Kırılan burnuma. bir yağmur damlası kadar yolundaydı.. "Torununun mezarına gitti. kendime duyduğum nefret biraz daha yatışıyor. Çiçek hastalığına yakalanıp tümüyle yok olmuş bir kabilenin dilini konuşabilen tek canlı oydu. Cipsler ve çikolatalar spor ayakkabılara tıkıştırılsın. Pabucumu dama atması işten değildi. Demek istediğim. Müşterilerin bulunduğu toplantıya sarhoş gitmiştim. Ölülerin lalettayin ambalajlandığı eğri büğrü straforlara benziyorlar. golsüz maç gibiydi. Bir keresinde bizim eve bile gelmişti.. Sandal kiralayıp denize açılmıştık. Yağlı bir girdabın içinde öten robot gibiydim. Şimdi de ben onu büyüyle kendime âşık edecektim. Ruhiye Teyze'ye konuyu açmaya karar verdim. Vikingler gibi kürek çekiyordum fakat yüzümde tırtıl bıyıklı eski İstanbul beyefendilerinin o mayhoş sırıtışı yansıyordu. yırtılmış derimden yayılan kokular geliyor. Günlük programım aşağı yukarı şöyleydi: Öğlene doğru. Bitkisel kadavra endamla-rıyla. Parlak fikirleri vardı ve kalemi kıvraktı. Haşat ettiğim adamlar ağlayış. Banyoda. Abdülcabbar'm gözetiminde. Patronun köpeğini taşladığı yalanını uydurmuştum. Otomobillerin içi ve benzin depoları hazır kahveyle doldurulsun. Sigarayı çakmağı denkleştirip yakış. sağır-dilsiz ve felçli deliler. tozlu. Alaz Bey'e de kahkahalar atarak ha202 karet yağdırmıştım. kirli bir bardağa boşaltış. Daha ilk buluşmamızda. Laboratuardan kaçan virüs Telefonun çalmıyorsa. Gözlerim. idrar. Gönül İşleri Bakanlığı'ndan almaya hak kazandığım AŞ-Kart denen zımbırtı hiçbir halta yaramamakla kalmamış. Kafeinli salya. tatsız. Yüzlercesini yazdım. İçlerinde cesetlerin kaybolduğu.. çürük süngerleri andırıyorlar. Ben sahteliğin radyasyonuyla zehirlenmiş göstermelik bir kabilenin lakayt üyesiyim. hurdalar ve kusmukları cazip gösterecek alelade şaklabanlıklar yapıyorum.. Onunla her saniye bir ilkti. ?()■. Annem. Üste başa kan. Hiç tanımadığım birileri. Telefon kulübelerinde intikam müjdesi bekleyen kimselerle lalettayin konuşuş. benim bana olan borcumu ödüyor sanki. ılık. Bilgisayarlara galon galon sıvı deterjan dökülsün. DVD playerlar mikro-dalga fırınlarda korlaşsın. Yani işler. Zaten açık olan bilgisayarda e-posta kutusunu kontrol edip Şebnem'den cevap gelmediğini görüş." "Müsaitsen akşam buluşalım mı?" "Eee. yıkıcı tekdüzeliğin yerini sürprizli bir şekilde şifa verici şiddet alıyor. Şebnem telefonlarıma çıkmaz oldu. işte şimdi. iki yıla kadar ya evli ya da ölü bir adam olacağımı fark etmiştim." Pikaba atladım. yakalanmadığı hastalıkların tedavisini gören. toprak olmuş bir kabilenin dilinde konuşan. karşılık beklemeyen kötülüktür. sümük. Taş kesilmiş yumruklarla. polyester. Şebnem'in etrafında. Yanmayan. Eski günleri anarız diye düşünmüştüm?" Onunla tanışana kadar hayatım dantelsiz gecelik. yemek turuna çıkmış Tazmanya Canavarı. hattâ Cevher onu çok sevmişlerdi. nikotinli gözyaşı eşliğinde Şebnem'e bir düzine emesaj yazış. bugün mü?" "Evet. ter. kontağı çevirip gaza bastım. sevgilimin benden kaçmasına sebep olmuştu. Kendimi. Evde yok. Kredi kartları tuvalet kağıdı olarak kullanılsın. Uyuyana kadar canım çıkıyordu. Bildiğim bir şey varsa. gözyaşı bulaşış. Sevgilisini ve arkadaşlarını düşmanlarının arasından seçen biriyim ben.. Hâlâ anlatılır. Şebnem'e bir türlü ulaşamıyordum. okuyan. laboratuardan firar eden bir virüs gibi kayıplara karıştı. Cep telefonları çamaşır makinelerinde kaynayıp infilak etsin. Ben ağlayış. kemiğini kaybetmiş Rin Tin Tin gibi fırıl fırıl dönüyordum.. Arka odada bir saguaro gibi oturan Abdülcabbar'la yola çıkış. Her fiskede. onbeş dakika ya oldu ya olmadı. bilgisayar oyununa dönüştü. Pelin? Onunla üçlü koltukta yeni bir medeniyet kurmuştuk. Eğer bana olan şeyler ona da oluyorsa. Trafik kazalarında canından olanların cesetleri loto ku-ponlarıyla örtülsün. Nakit kadar sıcak bir kroşe daha! Motosikletler ketçap göllerine uçsun. Güneş uçuş.. Dünya duruş.. yazan bir Humboldt Papağanı gibi hissediyordum. Şebnem beni aşkıyla büyülemişti. bil ki benim. cenazelerin suyunu mu emiyor? Yeşile boyanmış dev karnabaharlar. Tanıştığımızın ertesi günü telefon etmiştim: "Şebnem?" "Kimsiniz?" "Müntekim ben. Huduni'yle beraber izlediğimiz bir belgeselde. Takım elbiseler mayonez kazanlarında kaynatılsın. Darağaçların-da urgan yerine blucinler sallansın. Üç yıl kadar önce. Konuklara da. hiç tanımadığım kimseleri öldüresiye dövüş. Başka çarem yoktu. Dostum yok. Kozmos frene basış. ölümün başedilmezliğiyle aşılanmış. kısılmış jaluziler gibi. ıslanmayan. kendi çapımızda bir kıyamet koparacağız demekti. Yolcu uçaklarından kola şişeleri saçılsın. ilkbahar gelip de bir pazar günü saatler ileri alınınca her şey altüst oldu... Megafondan Melikşah'a sordum. Takma bacağıyla 44 . ben içinde yaşadığım bulaşık akvaryumu kırış. Hazır kahveyi ve kaynar suyu. ormanın derinliklerinde yaptığı bir keşiften bahsediliyordu: Bir papağan. CD player'da gece gündüz kesintisiz çalan Nick Cave'in The Weeping Song'u eşliğinde kalkış. Mezarlıktaki serviler. Mağlup olmuş bir aptaldım. Mes'ud ve bahtiyar bir barbar savaşçıydım. tanışmadığı insanlar tarafından terk edilen kimselerin tek tesellisi. Kennedy'nin zımbalanış yıldönümü olan şu 22 Kasım gününden sonra. aç kedilerden kaçan Speedy Gonzales.

uçurumlarda dolaşan bir keçi gibi zıplıyorum. Servilerin altından geçer206 ken, onların etçil oldukları hissine kapılıyorum. Her an bir tanesi beni ısırıp yutabilir! Ruhiye Teyze, Kevser'in mezarını suluyor. Yanına yaklaşırken ayaklarımı yere sürterek ses çıkarıyorum, boğazımı temizliyorum, dönüp bakmıyor. "Merhaba. Ruhiye Teyze, nasılsın?" Sesim, çizgi filmlerdeki ördeklerinki gibi çıkıyor. "Biz de senden bahsediyorduk" diyor. Mezarlıkta zamanın bir önemi yok. Her kabir, bir saat kulesi enkazı gibi. Yerin altında bir azap tütsüsü yakılmış sanki. Üst kat komşum Ruhiye Teyze'yle niye mezarlıkta buluşuyorum? Beni bu genç yaşımda bu kemik bahçesine hangi rüzgar attı? Basit bir tesadüf mü? Dev serviler tarafından çiğnenip tükürülmüş evcil cadıya bakıyorum. Torununun ölümüyle yetim kalmış, cinlerle, kedilerle, sarmaşıklar, kokulu yağlar ve yarasalarla kafayı yakmış ortağımla ayaküstü susuyoruz. Buzdağına düşen yıldırımlar tarafından mı sıkıştırılıyoruz? Ölülerin hastalıkları bize mi bulaşıyor? Virüsler, bakteriler pılı pırtıyı toplayıp steyşın arabalarıyla yollara düşerek benim uçsuz bucaksız gövdeme mi taşmıyorlar? Beynimin tepelerinde kayak mı yapacaklar? Damarlarımda hamam sefası, ciğerlerimde beş yıldızlı bir tatil? Bir an, Ruhiye Teyze'nin Kevser'i yeniden hayata döndürmeyi planladığından şüpheleniyorum. O zavallı, papatya gözlü, ortopedik hüsranlar içinde çırpman kız, şimdi ayaklanacak, sabah yorganın, çarşafların içinden çıkarak uyanır gibi topraktan sıyrılacak, kesilmiş kafasıyla neşeli şarkılar söyleyerek mezar taşlarını dolaşacak... Kendimi şöyle bir yokluyorum: Şu anda tam olarak ne hissediyorum? Yalnızca delilerin defnedildiği, kaçık cenazelerine tahsis edilmiş bir toprakta mıyım? Havaya uçurulmuş bir tımarhanenin sıcak yıkıntılarına mı düştü yolum? Neden .mi/ buradayım? Bilinçaltımın kalorifer kazanı mı patladı? Bol kalorili pişmanlık kömürü, suçluluk talaşı yüzünden beynimin bodrumunda bir infilak mı oldu? Radarlarım, benden habersiz, Kevser'den bir davet mi saptadı? Neyi kutluyoruz? Vicdanımın zifiri karanlığında sabahlara kadar sessiz sedasız kazılmış bir çukura mı düştüm? Yo, o kadar uzun boylu değil. Ölülerin ayağına kadar geldiysem, Şebnemin izini bulmak için geldim. Zombilere, hayaletlere ayıracak vaktim yok. Ben de bir ölü kadar körüm. Yalnızca, Şebnem'i görmek istiyorum. Şebnem'e giden yol ceset yatakhanesinin koridorundan geçiyorsa ne yapabilirim? Cebimden paketi çıkarıp bir sigara yaktım, yeraltından derhal pasif içicilerin protesto öksürükleri yükseldi. Oralı olmadım: "Ruhiye Teyze..." "Söyle... Burada biz bizeyiz." "Hani bir kız vardı ya, Şebnem, sana bahsetmiştim?" "Evet?" "Ona ulaşamıyorum. Anlayamadığım bir şeyler var. Benden kaçıyor. Ona âşığım. Bana bir tek sen yardım edebilirsin." Her ikimizin de cevabını bildiğimiz bir soru soruyor: "Nasıl?" "Jajha, Şebnem'i bulabilir?" "Hayır evlat, bulamaz." "Neden?" "Jajha öldü." Kara haber, mezarlıkta daha tez yayılıyordu. "Öldü mü?" "Evet. Önceki gece... Fakat sana bir mesajı var." "Ha? Mesaj mı? Ne mesajı?" "Sen de öleceksin, çok yakında." *^*

Üsküdar'daki Şibumi Sokağı'nda iki katlı bir evin bahçesindeyim. Gece. Bir iğde ağacıyla beyaz bir Lada arasındaki 208 boşluğa çömelip yanımdaki torbada ne varsa yere boşaltımı Bir yüzüne malakit denen yeşil taşlar çakılmış beyaz banyo sabunu, bir çift leylek bacağı, gül yaprağı ve kelebek kanadı külü, insan kanıyla boyanmış pamuk ipliği ve bir keser. Sabunun taşsız kısmına tırnağımla ŞEBNEM yazdım. Leylek bacaklarını, kanlı iplikle sabuna bağladım. Küçük bir kutu-cuktaki külü avuçlayıp bu büyü materyaline sıvadım, işin en tehlikeli kısmı şimdi başlıyordu. Eğilmiş vaziyette evin eşiğine varıp keserle küçük bir çukur kazdım. Malzemeyi gömdüm, işlem tamamdı. Hızla bahçe kapısına yöneldim. Az ötedeki pikabın içinden Abdülcabbar bana bakıyordu. Arabaya atladım. "Hallettim" dedim. "Şu anda uykusunda sana âşık oluyor?" dedi Abdülcabbar. "Aynen öyle" dedim. Sesimde şeytani bir tını, bir kurnaz- , lık efekti vardı. Arabayı karanlığın içine doğru sürdüm. Aşkın basit olmasını istersin, ama basit değildir. Ertesi gün, Eminönü Iskelesi'nin yanındaki telefon kulübelerini izliyordum. Etraf kalabalıktı, italya parlamentosu üyelerine benzeyen, orta yaşlı, şık bir adam; saat tam 14:00'da soldan ikinci kulübeye girdi. Yüzümü denize dönüp numarayı çevirdim. Açtı. Sordum: "Kimden, ne için intikam almak istiyorsunuz?" "Siz kimsiniz?" "Pardon, yanlış aradım" dedim. Tam kapatacağım anda "Yo, yoo, bakın, sorun şu ki, size güvenebilmeliyim. Bu çok önemli." Sarih konuşuyordu, fakat kesinlikle endişeliydi. Robot sesimle izahta bulundum: "Sadece intikamınızı alacağımıza dair güvence verebiliriz." 209 "Pekala, Abidin Dandini'yi temizlemenizi... Aaaaah!" ve telefon kapandı. Dönüp kulübeye baktım. Uzun paltolu, takım elbiseli iki adam gözüme çarptı. Ölüm fısıldayan susturuculu tabancalarını bellerine takarken, etrafa bakma-rak uzaklaşıyorlardı. Onlara doğru seğirttim. Tiz bir çığlık koptu. Katiller caddedeki siyah bir BMWnin arka koltuğuna daldılar, araba derhal uzaklaştı. Kulübenin önünde büyük, uğultulu bir kalabalık birikiyordu. İnsanların arasından zar zor geçerek, az önce konuştuğum müşterime ulaştım. Gövdesinden boşalan kanın ortasında hareketsiz yatıyordu. Dondum kaldım. Alelacele olay yerinden kaçtım. Galata Köprüsü'ndeki sıkışık trafikte ikide bir klaksonlar çalarken, zihnimde aynı soru tekrarlanıyordu: "Abidin Dandini de kimin nesi?" Düüüt! "Abidin Dandini de kimin nesi?" Düüüt! "Abidin Dandini de kimin nesi?" Düüüt! Düüüüüt! Düüüüüüüt! Hayatın basit olmasını istersin, ama basit değildir. Ecelin uçurtması yükseliyor Hani cinler geleceği bilemezdi? Ruhiye Teyze'nin ağzım aradım. Ciddi ciddi tırsmıştım. Bana bir izahta bulunmalıydı. Ecelin uçurtmasının benim ufkumda yükseldiği, besbelli kuyruklu bir yalandı. Ruhiye Teyze "Hayır, yalan değil, sır" dedi. Karacaahmet'-ten eve dönüyorduk. Ne yani, mezarlığa, bu ihtiyar kadından önce mi yerleşecektim? Direksiyonu iki elimle tutuyorum. Islak yollar, Azrail'in serdiği naylon yolluklara benziyor. Bütün arabaların ön koltuklarında sarhoş dazlaklar, arka koltuklarında birer çift do-berman olduğunu vehmediyorum. Trafik canavarları çetesi 210 tarafından kuşatıldım. Kendi ölümüm konusunda ikna olmak üzereyim. Jajha için hava hoş tabii. Ne de olsa binini aşmıştı. Acaba benden gıcık mı kapıyordu? "Aksine, seni severdi." Jajha yalnızca geçmişe yolculuk edebiliyordu. Son nefesinde eşek şakası yapmış olmalı? "Biliyorsun, pek şakacı bir cin

45

değildi." Halbuki deathclock.com adresinden, 26 Nisan 2051'e kadar yaşayacağımı öğrenmiştim? Ruhiye Teyze, aramızda bir ilkokul çocuğu varmış ve onun da anlamasını istiyormuş gibi basitçe açıklıyor: "Bizim dünyamızda doktorlar, bazı ağır hastalara 'üç ay ömrünüz kaldı' filan derler. Cinler âleminde ise insanların psikolojik durumuna bakarak isabetli ömür tahminleri yapan uzmanlar vardır. Jajha da onlardan biriydi. Kevser'in öldüğünü duyunca hiç şaşırmamıştı. Cinlerin halet-i ruhiyeleri, bedenlerini yıkıma uğratacak etkiler üretmez, insanlar ise esasen moral güçleriyle hayata tutunurlar. Uzman cin, gözüne kestirdiği bir kimseyi takip eder. O insanın davranışlarından ve sözlerinden bir maneviyat haritası çıkarır; bu haritaya bakıp ömrünün hududunu tespit eder. Haritada çevremizdeki insanların hayatımıza kattıkları ve hayatımızdan çaldıkları da görünür. Aslında epey karmaşık bir tablo mevzubahistir..." Kulağa enikonu saçma geliyordu. Ruhiye Teyze'nin söylediğine bakılırsa, insanlarla ilgilenen cinler, bu işi oyun haline getirmişler. Diyelim bir cin, arkadaşlarıyla buluşuyor ve filanca insanın hangi zaman aralığında öleceğine dair görüşünü açıklıyor: "Bu vatandaş, iki yıl sonra 7-29 Mart arası bir günde kuyruğu titretecek, durum onu gösteriyor." Gruptaki diğer cinler ise söz konusu insanın, bu tahminde belirtilen süredeki hangi günde pilinin biteceğini bulmaya çalışıyorlar. İddiaya giriyorlar yani. Bildiğiniz loto. Hastane pcı 211 soneli, kanserliler koğuşunda yatanlardan hangisinin ne zaman cartayı çekeceği üzerine bahse girer ya, işte o hesap. "Rahat ol evlat... Ölümle yüzleşmek iyidir; sağlıklı düşünmeye başlarsın." Sigara yaktım. Ön cama mavi bir ölüm bulutu üfledim. İçim dışım fanilik jelatiniyle kaplanmıştı. Sanki ölmüştüm de, geçici olarak kendimin yerine bakıyordum: Rahmetlinin dublörüydüm... Adamın biri, yol kenarına park ettiği arabasında ruhunu teslim etmiş. Üç gün boyunca öyle kalmış ve ölü olduğu ancak onüç park cezası kesildikten sonra fark edilmiş. Ruhiye Teyze, ecelle işbirliği yapan ve rüşvet almayan trafik polisi gibiydi. Kalıbımı basarım, o da ölümden korkuyordu. "Ölümden değil, gelecekten korkuyorum." Kaderin elindeki ustura Az önce bir müşterim kurşunlandı... Bin yaşındaki görünmez ortağım aramızdan ayrılmıştı. Kalendermeşrep babam, safderun annemi aldatıyordu. Sevdiğim kızın gönlünü kazanmak için yaptırdığım büyü bir halta yaramamıştı. Ehli-keyif cinler, benim de tez zamanda nalları dikeceğime dair bahse tutuşmuşlardı. Bildiğim bir şey varsa, kum fırtınasının ortasında şekerleme yapılmaz. Bildiğim bir şey varsa, kaderin elindeki ustura pas tutmaz. Bildiğim bir şey varsa, kalbi atmayan kimsenin başı dönmez, midesi bulanmaz. Galata Köprüsü'nden çıktıktan sonra, annemi ziyaret etmeye karar verdim. Uykulu gökyüzünde horlayan obez ve bekar bulutlar birazdan ayaklanıp bulaşık yıkamaya başlayacaktı. Seziyordum. Trafik; birbirine zincirlenmiş, ya212 lınayak, yaralı kölelerden oluşan bir kafile kadar hızlı İki liyordu. Sarıyer'e vardığımda babamın dükkanının buğulu camlarına şöyle bir bakıp yola devam ettim. Babam altmışına dayadığı merdivenin ilk basamaklarında dikilip dururken, şeytan dürtmüş ve başka kadınlarla ilgilenir olmuştu. Esasen son derece merhametli ve mutedil biriydi. Otuzüç yıllık evlilik, öldürdüğü aşkm cesedini toz haline getirip üfürmüş müydü? Ben de Şebnem'in üzerine gül koklar mıydım? Kunduracı Recai Bey, sorumluluk zindanından bahaneler avlusuna yatay geçiş mi yapmıştı? Sanırım gündelik hayat aygıtına kenetlenen fesatlık

mekanizması otomatik. Şeytana artık çok az iş kalıyor; o sadece son rötuşları yapıyor. Evin önüne vardığımda, torpidodaki, Ruhiye Teyze'nin yeşil sadakat tozlarının bulunduğu torbacıklardan birini aldım. Eşikte bir an durdum. Annem, zile basmama fırsat vermeden açtı kapıyı: "Hoş geldin oğlum" deyip boynuma sarıldı. "Hoş bulduk anneciğim." İçeriye geçtim: "Cevher nerede?" "Odasında, oynuyor. Sofra kurayım mı Müntekim? Karnıyarık yaptım, seversin sen, makarna da var?" "Aç değilim." Cevher'in odasının kapısından baktım. Sırtı dönük vaziyette, plastik oyuncaklarla meşguldü. Yanma gittim. "Je-gi? Ihe uaaa" deyip gülümsedi. Bu sözlerin bir anlamı olması için neler vermezdim. Kardeşime yavaşça sarıldım. Başını öne eğdi. Yanağını öpüp salona yollandım. Derler ki, ebeveynler, evlatları koskoca yetişkinler olsa da onları hep küçük çocuklar gibi algılarlar. Şimdi, babamın defolu ihaneti ile annemin müphem mağduriyeti arasında kendimi kundaktaki bebek gibi eli kolu bağlı hissediyordum. Ve bir bebek, evlilik sorunlarını çözemez. Annem, sıradan bir adama hayatını adamış, sıradan bir ka211 dindi. Ve şimdi, onu şaşkınlığa sürükleyen bir mahcubiyetin ağına düşmüştü. Oğluna kocasından dert yanmaya istekli değildi. Doğrusu ben de kendimi babamın yaramazlıklarından konuşmaya hazır hissetmiyordum. "işlerin nasıl oğlum?" "Çok şükür, gayet iyi." "Yaşın geçiyor Müntekim, bir yuva kursan ya artık?" Böyle, çolak bir caz piyanistinin tımarhanede verdiği resitalde vokal yapan morfin yemiş hastalar gibi mırıl mırıl sürdürdüğümüz konuşma yan odadan gelen çığlıkla bölündü. Hızla Cevher'in yanma koştuk. Sırtüstü uzanmış çırpmıyordu. Etrafa, çoğu kırık, rengarenk oyuncaklar saçılmıştı. Annem bir koşu mutfaktan getirdiği küçük tahta kaşığı, dilini ısırmasın diye Cevher'in dişlerinin arasına sıkıştırmaya çalışırken, ben de ağzım aralayarak yardım ettim. Cevher, yirmiiki yaşında, 139 cm. boyunda ve 33 kg ağırlığında. Onüç aylıkken menenjite yakalandı. Ateşi yükselmişti ve kusuyordu. Başlangıçta bizimkiler çocuğun üst solunum yolu enfeksiyonu geçirdiğini sanmışlardı. Üç gün sonra doktora götürdüklerinde öğrendik ki 'neisseria meningitidis' adında bir bakteri iş başındaydı. Menynx denilen beyin zarları iltihaplanmıştı. Şimdi, epilepsi atağı geçiriyor. Yani generalize konvulsi-yon. Beyin nöronlarındaki elektriksel impulslann düzensiz dejarjı yüzünden vücudu istemsizce kasılıyor. Saatime bakıyorum; atak beş-altı dakikadan uzun sürer de status epilep-ticus evresine ulaşırsa kardeşimin hayatta kalması için acilen Diazem, Valium ya da Dolantin enjekte edilmesi gerekir. Beyin hücreleri ölmekte olan Cevher'in idrarı halıya yayılıyor. Tükürüğünü yutamadığı için, ağzından köpüklü bir sıvı akıyor. Atak dördüncü dakikada, zavallı kardeşimin uykuya dalmasıyla sona eriyor... 214 Annem, peçeteyle ağzını sildiği Cevher'in alt bezini değiş tirmeye koyuldu. Evlat sevgisine tahakküm eden derin çile sinin gereklerini otomatik hareketlerle yerine getiriyordu. Cevher hiçbir zaman okula gidemedi. Fırından bir sıcak ekmek alamadı. Yıllar yılı kendisine hizmet eden anneciğine bir teşekkür edemedi. Daima, bir çift çamur deliği gibi sönük ve tümüyle manasız gözlerle baktı. Bayramlarda büyüklerinin ellerini öpemedi. Bir kıza "Seni seviyorum" diyemedi, çiçek veremedi, laf atamadı. Mahalle maçlarına katılamadı. Uçurtma uçurmadı. Cam kırmadı. Kimseyle kavga etmedi. Kimseye hediye sunamadı. Sigara içmedi. Kitap okumadı. Balık tutmadı. Sinemaya gitmedi. Bisiklete binmedi. Lunaparkta eğlenemedi. Denize girmedi. Telefon etmedi. Bir tişört olsun, seçip, deneyip

46

beğenerek satın almadı. Evden kaçmadı. Kuş vurmadı. Oruç tutmadı. Şarkı mırıldanmadı. Hiç koşmadı. Doğumgününü kutlamadı. Bir kafeteryada kahve içemedi. Otobüsle, trenle, vapurla küçücük bir gezintiye çıkamadı. Ağaç dikmedi. Duş alamadı. Kardanadam yapamadı... Aleladeliğin ayrıcalıklarını, monotonluğun emniyetini, normalliğin konforunu asla tadamadı. Cevher'in cılız bedeni bir hüzün, handikap ve hüsran ca-mekanı gibiydi. Bir elinden annem, diğerinden Azrail tutuyordu. Annem, acıklı bir bebekliğe mahkum olan oğlunu yıkıyor, bezliyor, giydiriyor, yediriyor, tıraş ediyor, onun dişlerini fırçalıyor, tırnaklarım kesiyordu. Kalbindeki şefkat ve merhamet; ümitsizlik ve korkunun muhasarası altındaydı: "Ya ölüp gidersem, yavruma kim bakar?!" Anneciğimin alınyazısı, soru işaretleriyle doluydu: "Acaba ne zaman, belki de şimdi, inşallah yakında, galiba hiçbir zaman, sanki her an, muhtemelen asla, herhalde hep, sanırım daha zaman var, hayırlısıyla birgün???..." Kader; onun hayatında ailenin, kadınlığın, anneliğin yeniden berrak bir anlama kavuşmasını adeta bir lanetin enerjisiyle sürekli erteliyordu. GtiU ,'!■. zar Gıcırbey, ecelin programını bozamayacağını bile bile didiniyordu. Cevher'i kucaklayıp yatağına taşıdım. Yumuşacık saçlarını öptüm. Annemle bocalayarak vedalaşırken, sadakat tozu paketini eline tutuşturdum: "Bunu babamın giysilerine serp. Hiçbir mesele kalmaz. Yanlış adamla evlenen tek kadın sen değilsin" deyip evden ayrıldım. Bildiğim bir şey varsa, istikbal hassastır, her şeyden etkilenir. Peygamber'in ketlisi [Nefertiti] Kedilerin bize iyi davranmaları normal; zira ataları, atalarımızı yiyordu. [DANZY DELGADO, 1907-1989, Misafirperver Yamyam] Miyav. Ramize Ramirez enteresan bir kadındı. Dört yıl evvel 31 Ekim günü yani Cadılar Bayramı'nda Caddebostan sahilindeki bir bankta oturuyordu. Yanaştım. Elindeki kitabın kapağını inceledim: Şeytan -Yüzü Olmayan Maske, Lut-her Link. Beni görünce "Gel bakalım İblis'in yardakçısı" deyip sevecen bir jest yaptı. İnsanların yüzde doksanbeşi fillerle, pirelerle ya da balıklarla değil, biz kedilerle konuşur: "Annen baban nerede senin?" "Ya seninkiler?" diye sordum. Sözlerimi anlamadığı halde gülümsedi. Başımı okşadı. Eski Mısır'da, M.Ö. 4000'li yıllarda Bubastis kentindeki kedi tanrıça Bastet'e gösterilen saygının anısını yaşatan Ramize Ramirez derhal hizmetime girdi. Beni kucaklayıp bir taksi durdurdu ve buraya, Göztepe'deki evine getirdi. Bana "Nefertiti" diye sesleniyordu. Dahası, kırmızı iplikle Nefertiti yazısını işlediği beyaz bezden ince bir şeridi boynuma astı. 216 Ramize Ramirez, irlanda'nın Cork şehrinde yaşayan Og luyla günaşırı telefonda konuşuyordu. Kocası ise eve sene de üç-dört kere uğrayan bir uzak yol kaptanıydı. Kadıncağız dalgalı, köpüklü bir yalnızlık içinde sigara tüttürürken, kendi kendine "Gemileri ben de severim, fakat okyanuslardan nefret ediyorum" diyordu. Ramize Hanım, Türk edebiyatının Agatha Christie'siydi [18901976]. Tam yirmiyedi tane polisiye roman yazmıştı. Gelgeldim, kitapları pek tutulmamıştı. Mısırlılar, Tibetliler, Hintliler ve birtakım İngilizler gibi Ramize Ramirez de kara kedilerin uğurlu olduğuna inanıyordu. Bu batıl inancının faydasını gördü: Yeni romanı Azrail'e İtimadım Sonsuzdur büyük ilgi uyandırdı. Hızla yazmaya devam etti: Katiller De Gıdıklanır, Delik Deşik Bir Kefen, Uçurum Bedduası, Cesetler Şifa Bulmaz-■■ Hepsi de kapışıldı. Eski romanları tekrar basıldı. Televizyon programlarına çıkıyor, gazetelerin kitap eklerinde ondan övgüyle bahsediliyordu. Muhabirler onunla röportaj yapabilmek için yarışıyordu: Bana duyduğu sevgiyi, bir gazeteye verdiği

beyanatta "Mükemmel dostlarımız asla iki ayaklı değildir" diyerek belirtmişti, imza günlerinde hayranları uzun kuyruklar oluşturuyordu. Ödüller aldı. Eserleri sinemaya uyarlandı. Yılın yazarı seçildi. Yüklü bir ücret karşılığında yeni bir yayınevine transfer edildi. Göztepe'deki evini satıp, Gümüşsuyu'ndaki Çifte Vav Sokak'ta bir daire satın aldı. Beraberce taşındık. Fakat biz kediler, insanlardan ziyade mekanlara bağlanırız. 11. yüzyılda gemilerle Mısır'dan Avrupa'ya göç eden atalarım gibi ben de bir Şehir Hatları vapuruna atlayıp Kadıköy'e, oradan da geze geze Göztepe'ye geri döndüm. Evin yeni sahibesi Ruhiye Hanım boynumdaki tasmaya bakıp "Hımmm, Nefertiti, münasip bir isim" dedi ve beni buyur etti. Yorgundum, uyumak istiyordum. Kevser, ben den pek hoşlanmadı. "Kara kedi musibet taşır" diye lıo )\1 murdandı. Ruhiye Hanım ise "Kara kedi diye bir şey yoktur!" deyip beni evirip çevirdikten sonra "Bak!" diyerek, Kevser'e karnımdaki daha önce fark etmediğim beyaz leke-ciği gösterdi. "Haçlı Seferleri'nden itibaren Avrupalılar kedileri korkunç yöntemlerle öldürmeye başladılar. Diri diri yakılan kedileri, Arapların, Türklerin ve Şeytan'ın vekili sayıyorlardı. 15. yüzyılın sonlarından itibaren üçyüz yıl süren cadı avı boyunca, kediler cadıların asistanı telakki ediliyordu. Hele kara kedi, zırcahil Avrupalıların nazarında kılık değiştirmiş ifritti. Zavallı kediler kulelerin tepelerinden atıldılar; baltalarla, küreklerle öldürüldüler; şatoların temellerine, duvarlarına konan harca canlı canlı karıştırıldılar... Edgar Allan Poe [1809-1849] Kara Kedi adlı meşhur hikayesinde, duvara gömülen kedi tema'sını işlemiştir. Batılılar, 'Kedili piyano' diye bir işkence aleti yapmışlardı. Uzun, kapaklı bir kutuya bir düzine kedi konuluyor, hayvancıkların kuyrukları, kutunun kenarındaki deliklerden dışarı sarkıtılarak kapak kapatılıyordu. Sonra, karanlıkta kalan kediciklerin kuyrukları şiddetle çekiliyor, yakılıyor ya da üzerlerine iğne batırılıyordu. İnsanlıktan nasipsiz vahşi mahluklar, biçarelerin acı çığlıklarından senfoni dinler gibi zevk alıyorlardı." Ruhiye Hanım'm anlattıkları uykumu açmış ve başımı döndürmüştü. Kevser'le aynı anda, ayrı dillerde sorduk: "Eee? 'Kara kedi yoktur' derken neyi kastediyordun?" Ruhiye Hanım: "Müsaade edin de sözümü bitireyim." Biz kediler, yüz farklı ses çıkarabilsek de insanlar gibi konuşamıyoruz. Heveslisi de değiliz zaten. Yine de bizimle iletişim kurmak zor sayılmaz. İhtiyar kadın, anlatmayı sürdürdü: "Hasat zamanının başlangıcına rastlayan Saint-Jean bayramında, anız yakılırken kediler de fıçılara ya da torbalara konarak ateşe atılıyordu. 218 Torba ya da fıçı parçalandıktan sonra kaçışan tutuşmuş kediler taşlanarak veya sopalarla dövülerek öldürülüyordu. 1630'larda, Paris'teki Greve Meydanı'nda vahşi bir kalabalık, yüzlerce kediyi yakacakken, taht'a çıkmaya hazırlanan XIII. Louis, babası IV. Henry'i rica minnet ikna etmiş ve kralın emriyle kediler yakılmaktan kurtulmuştu. İşte bu işkence ve katliamlardan, bilhassa kara kedilere odaklanan nefretten sonra, tümüyle siyah olan kediler ortadan kalktı." Zamanla, Ruhiye Hanım'dan kediler hakkında çok şey öğrendim: Abdullah bin Sahr adlı sahabe, kedileri çok severmiş. Birgün, cübbesinin cebinde yavru bir kediyle dolaşırken görülmüş. Bunun üzerine, arkadaşları onu "Ebu Hureyre" [Kediciklerin Babası] diye çağırır olmuşlar. Peygamberimizin de kedileri varmış. Gözdesi olan kedinin adı Müezza'ymış. Müezza, karamel renginde, kısa tüylü bir Habeş kedisiymiş. Allah'ın Elçisi, camiye gideceği bir vakit, hırkasının üzerinde uyuyan Müezza'yı rahatsız etmemek için, hırkanın bir kolunu sessizce kesmiş.

47

Peygamber'in sohbetlerinde en çok bulunan. Yüzüne bakınca. Şeriatın ardından. fakat otomatik silahlarla yaygınlaşan katil şımarıklığı ile başedemeyeceğini söylerdi. t-reks sürüsü gibi aniden dönüp onun tepesine üşüştüler. aklının ucundan bile geçmiyoi m du. Bahçenin şampiyonunu maça davet ettim. 11 Eylül 2001 Salı günü istanbul'daydım ve bütün televizyonlarda ikiz Kuleler'e yolcu uçaklarıyla yapılan saldırının görüntüleri yayınlanıyordu. Taklit kıyafetler. bacağında ormancı pantolonu. Gülüyorlar mı. Rakibiyse yenilmekteydi fakat gayet neşeliydi. Biz ise arabayla mecburen tepenin etrafını dolanıyorduk. başımdan aşağı çizgiler halinde akıyordu. Hal hatır soranlara. Gıcırbey sırtını duvara yaslayıp. Kadarif te cenaze arabası şoförlüğü yaptım. Hasan Amcamın çok iyi kalpli ve bilgili olduğunu. Kusursuz Hüsran] Şebnem Şibumi'nin oturduğu sokağın basındaydık. cehenneme tayini çıkmış bir melek gibiydi. ] Loş ve kalabalık kulübün en uzak köşelerinden Lukana'yı seçebiliyordum. Hıyarağası basamaklarda tazı gibi sekiyordu. İşte. Ölü taklidi yapan yaralı gibi nefesimi tuttum. Evinin bahçesinde iki adam pingpong oynuyordu. daha önce provası yapılmış gibi cereyan etmişti. kazanacağına kimsenin ihtimal vermemesiydi. Vıcık vıcık yumruklarım ağırlaşmış. bir yudum birayla yutabilirsiniz!" diye anons eden sunucuyu erkekler tuvaletinde kıstırıp sille tokat klozete tıkmıştım. Şeytanın don değiştirdiği bir gece kulübünde dansçıydı. İnsanda onları derhal gebertme isteği uyanıyordu. Gözünde. adam geldikleri yönden geri giderek sokağın ucundan kıvrıldı. rutubetli bir ceket.. Onu "Şimdi de huzurları220 nızda. Başında gangster kasketi. Hasan Amcamın asla tasvip etmeyeceği bir manzara daha. can çekişmekte olan. Demek. bir limuzin timsah gibi burnunu uzattı. buruşuk bir palto. elinde şarap şişesi. ona en çok kulak veren. İri olduğum ve sert oynayarak elini kanattığım için beni King Kong'a benzetiyor sanmıştım. Ucuna iflas bayrağı takılı mızrak gövdeme saplanmıştı. Yolu perdeleyen karanlıktan. dilenci kılığına bürünüp faciayı daha net görebileceği bir yerde dikilmeyi seçmişti. 222 Şebnem Şibumi'yi öpen iblis. gök gürültüsü gibi infazlar ve askerî darbelerle yeniden düzenleniyordu. Ve kızı öpüyor. benim içimde de utanç ve kederin dehlediği Arap atları yarışıyor. Düşünüyorum da. Bir beysbol sopası kafama indiğinde. Şebnem'den haber alamıyordu. Belli ki. İstanbul'a gelmemde de onun tavsiye ve telkinlerinin payı var. Sopalar. yere yapışmıştı. karnıma durmadan vuruyorlardı. Kızın nerede olduğunu bilmiyordu. elmanın kabuğunu bile emerek çıkarabilen. Gıcırbey'in Chevrolet'yle yaklaştığım duydum. Ben o akşam için kiraladığımız 1970 model siyah bir Chevrolet Camaro'nun içinde bekliyordum. evham ve hüsran altıncı hissi güçlendiriyordu.Peygamber'i her fırsatta ziyaret eden ve ondan 5374 hadis rivayet ederek. Hasan Amcam da tebessümünü bir sağa bir sola yöneltiyordu. yokuşları sahile bağlayan merdivenli sokaklardan iniyordu. nereden bulmuşsa. kısa saçlı. Lukana. hem de onlarla gurur duyuyorum. biri dan gözlerinin oyulacağı. Taylandlı fıstık Lukana Lamppon! Çamaşırı öyle küçük ki. o da pat diye şeriat getirdi. Çünkü bu adam. dehşet. Gıcırbey'e "Ben herifi yakalayayım. Gıcırbey'de fazla oyalanmadılar: Bana attıkları dayağı ona özetlediler. Müezza'ya ve Peygamber'e arkadaşlık eden türdeşlerime hem imreniyorum. Halbuki. Hartum'daki Hasan Amcamın gözlüğünün aynısı. Sırılsıklam olmuştum. Milyonlarca ceset. Liseyi bitirdikten sonraki birkaç ay. bahçe kapısından girdi. kurşuna dizilmiş gibi yere çöktü. şeriatın tadını kaçırmıştı. Simsiyah bir dumanın içinde çırpmıyordum. Caddeye çıktığında ona epey yaklaşmıştım. Kız. evsiz dilenciler gibi giyinmişti: Eprimiş bir hırka. 1995'te Dünya Masa Tenisi Şampiyonu olan Çinli Linghui Kong'dan bahsediyordu. Melankoli. O esnada. >\<> Kanla gargara [Abdülcabbar Turabi] Son tahlilde bütün aşklar karşılıksızdır. elindeki şişeyi bırakıp bana doğru koşarken arabayı çalıştırdım. Kendisi Fransa'da ve İngiltere'de öğrenim görmüş bir hukukçudur. Neyi kastettiğini geç anladım. Lukana Lamppon'la bir kerecik olsun böyle cıvıl cıvıl gezip tozamıştım. sürekli yanında kedilerle dolaşıyordu. 1983'te General Cafer el-Nimeriri. suratıma. Pingpongculardan biri. kalıcı felç gelir" demişti. O kadar sevinçli ve hoşnut görünüyorlardı ki. Sahne. Bana karnaval ucubesiymişim gibi davrandı.. Hasan Amcam aslında dedemin üvey ağabeylerinden birinin oğlu. Arabadan bir düzine fedai saçıldı. bahçelerde ve bilumum hoşbeş mekanlarında insanlara yakın olduklarına göre. Sokakta volta atan Mün-tekim Gıcırbey. Yol ile merdivenlerin kesiştiği bir yerde arabayı durdurdum. Limuzine doluşup kayboldular. assolisti ensesinden yakalayıp kaldırdım ve kaportaya çarptım. Dizlerimin üzerine devrildim. birkaç sene evvel Hasan Amcamın evinin bahçesindeki 48 . uzun favorili ve bıyıklı bir adamla birlikte sokağa girdi. Gıcırbey moleküllerine ayrılırken. Ve onu yendim. Cinai bir görenek halinde sürüp giden iç savaş ve çatışmalar. Bana "Kong gibi" oynadığımı söylemişti. Tam arabaya bineceği sırada. develerden ve köpeklerden farklı olarak ev içlerinde. büyük caminin yanında buluşuruz" deyip fırladım. arabesk bir şarkının videoklibini andırıyordu. bir keresinde bana "Surat asmayı bırak. Müsabaka bitti. kıçıyla ceviz kırabilen. Sebepsiz somurtuşun ardından. Şaha det parmağını öpüp kıza zafer işareti yolladı. Şebnem Şibumi ile ihanet dansında ona eşlik eden sente tik kavalye nazikçe vedalaştılar. Lukana. Hasan Amcam. ayağında piyade botu. Gıcırbey'in. katlanılır gibi değildi. Heyecanlanmıştım. sentetik kürkler. Kong'un özelliği. Kanım. Şebnem Şibumi'nin söylediği her kelimeyi işitiyorum: "Mutlu musun canım?" "Olmak üzereyim" diyor aşağılık mahluk. Arabada benimle oturabileceği halde. Lukana Lamppon'un dolar yeşili gözlerinin muhasebesiy-le meşguldüm. dünya bu yıl güneş etrafındaki turunu ben-siz tamamlayacak diye düşündüm. Her şey. 1996'nm Nisan ayında onu ziyarete gitmiştim. Şebnem Şibumi. Uzun boyluydu. kıvırcık sakallı ve otuzbeş-kırk yaş-larmdaydı. [Bunlar. Gazı kökledim. ülkede kuraklık baş gösterdi. amcam Hasan Turabi'ye ülkemizin hukuk sistemini emanet edince. cehennemde çakmaklara gaz doldurmak gibi bir şeydi. nefes mi alıyorlar anlaşılmıyordu. şakayla "Yolcuları sağ salim cennete ulaştırmaya çalışıyorum" derdim. [TAHA BİN TALHA. Araba. Gıcırbey. boynunda ressam kaşkolü. imitasyon mücevherler içinde sahici bir dilberdi. Evine doğru yürüyen pretJ ses dönüp dönüp arkasına bakıyordu. pingpong değil de satranç oynuyor sanırdınız. polisleri bile mateme sürüklüyordu. Soytarı da öyle. 1996'dan sonra Arap zamkı işine girdi. türünün son temsilcisi bir yırtıcı gibi çığlık attı. Bu dehşetengiz olayın sorumlusu ekranda belirince hayretler içinde kaldım. Güzelliği. Hasan Amcamın katiyen onaylamayacağı olaylardı. Aşka inanmıyordu. Mu-hamrned zaten kedi besliyordu. Kediler. dünya gözüyle onu en çok gören hayvan kedi olsa gerek. Belime. Ona âşık olmak. Kız ile herif. baldırlarıma. yani başı göğsümün hizasmday-dı. Güneşi görebilmek için el fenerine ihtiyaç duymazsınız. Hz. Babanı pamuk ticaretiyle uğraşıyordu. tam yanı başımda dikildiler. bu gece burada olacakları nasıl sezdiğini düşündüm. Gecenin zemininde ayak sesleri yankılanıyordu. Tıp fakültesine gitmemde de. kırılması imkansız bir rekora imza atan Ebu Hureyre. tartaklanmak böyle bir şeydi. sürekli hatıra fotoğrafı çektiriyormuş gibi gülümser.

çerçevesi ya-mulmuştu. Fu'-nun ne için. Aslında kellelerini masamda dizili görmeyi arzuladığım birkaç kişi var. Acı. o derece afallamaz -dım.." diyordu. Sürüne sürüne Chevrolet'ye ulaştık. Sonunda o kayboldu. "Dünyanın en çok aranan teröristi"ne pingpong dersi vermiştim. insanı aptallaştırıyor.. otuziki dişinden otuziki mahalleye yayılan sırıtışıyla meydanda yürüyüşe çıkmıştı. Bizzat kendisiyle karşılaşsam. Manşette. sonra konuşmamız sırasında bir adam vurulmuştu. kim den intikam almak istiyorsunuz?" Adam "Size ilk ağızda sırlarımı söylememi beklemeyin Ji: Mesajda 'Riski biz üstlenelim' yazmışsınız. Lukana'ya da olan olmuştu. ansızın yanımda bitiverdi. Çocuklar gibi. Abdülcabbar'm ayna karşısında kendi yüzüne dikiş atmış bir doktor olduğuna inanmak zordu. "Üstelik kendi sesinizle bile konuşmuyorsunuz? Bunun bir telefon şakası olmadığını nereden bileceğim?" Aslında. benim için son günlerde bu konuşmalar zalim şakalara dönüşmüştü. Hasan Amcamın kitaplarının Türkçe nüshalarını görünce göğsüm kabarmıştı. Lisedeyken en iyi arkadaşımdı.. Baş ağrın var mı?" "Biraz. dilediğini unuttuğun bir dileğin aniden gerçekleşmesi gibiydi. Fakat hiç görmediğim birine düşmanlarımdan söz etmekle asıl riske ben girmiş olmaz mıyım?" dedi. kimden intikam almak istediğini öğrenemedim. şimdi de uzun zamandır görüşmediğim eski dostum Fu hattın öbür ucunda." "Tamam." Ve yol boyunca kitaptan başını kaldırmadı. Eski dostum. Dürbünü bırakıp cep telefonumu çıkardım. İçtenlik. yakınlarını daha iyi tanıması için bazen onlardan uzaklaşması gerekiyor. Kafamı güçbe-la çevirip Gıcırbey'e baktım. Yine de Lukana benim için yaratılmış gibi geliyordu. bütün televizyon kanallarında. Okuya okuya apartmanın merdivenlerini çıkıyordum. Kendisi diplomatik pasaporta sahipti. Abdülcabbar'a "Birazdan geliyorum" deyip bir gazete satın aldım. birbirimizin vaktini boşa harcamayalım. "Pekala" dedim. Bu sesi tanıyordum. kar tanelerini yakalamaya çalışıyordu. En iyi arkadaş derken. yediği esaslı bir tekmeyle 49 ." "Başını öne arkaya oynatır mısın?" Gıcırbey "Böyle mi?" diyerek hareketleri yaparken göz ucuyla takip ettim. Çok iyi Arapça konuşuyordu. Köprüyü geçitken sonra "Aşkı öldüremezler!" yazılı bir pankart gözüme ilişti. rol icabı peyda olarak Boğaziçi Köprüsü'nden Sultanahmet Camii'ne uzanan pembe bir tül örtmüştü. iştahsız bir güneş. En son." Konuşmamız bu minval üzere sürüp gitti. "sizin için ne yapabilirim?" Sağa sola bakındı. Ömründe ilk kez kar yağışı gören Abdülcabbar. kulübenin numarasını tuşladım." Gıcırbey'le ikimiz. 300 metre kadar ötemdeydi. Makaraları koyverdik. aynı yılın 7 Ağustosu'nda Nairobi [Kenya] ve Ta-les Selam'daki [Tanzanya] ABD elçiliklerini bombaladığını. "Kollarında ya da yüzünde bir uyuşma filan?" "Yooo?" "Miden bulanıyor mu?" "Hayır? Niye soruyorsun?" "Beyin kanaması geçirmediğinden emin olmaya çalışıyoGözlem yapıp tahmin yumurtlayan robot Pikabımın şoför koltuğundan. Şaşırmıştım: "Cinayet işlemiyoruz maalesef.. Gıcırbey de ben de darmadağın olmuştuk. 224 Gülme faslı bitince sordum: "Başın ağrıyor mu?" "Dalga mı geçiyorsun? Tabii ki ağrıyor. ağzımda biriken kanla gargara yapıyordum. Hasan Amcamın gözlüğünün camları kırılmış. onunla yapılmış bir röportaja rastlayınca apışıp kaldım. Kesinlikle oydu. İkimiz ayrı bataklıklarda boğuluyorduk: Birbirimize yüzme öğretmemiz imkansızdı.. Bir ara gözden kaybolan Abdülcabbar. Üsküdar Iskelesi'nin karşısındaki telefon kulübelerinden birini izliyordum. lapa lapa yağan karın içinden geçip caddeye çıktı ve aniden duran bir taksi onu adeta yuttu. Bu. Carlos'u esaslı bir ahbap olarak görüyorum. Sesinde merak ve birazcık endişe vardı: "Telefonu suratınıza kapatıp gidersem ne olacak?" Kesin bir ifadeyle "Hiç" dedim. Güzelliği ona kraliçe unvanıyla birlikte kölelik getirmişti." Birkaç kişi ha? Yılların onu tahmin ettiğimden de fazla de226 ğiştirdiğini anladım. Gri paltom bir adam kulübeye girdi. Önce anneme rastlamıştım. onu daha da agresif yapmıştı. Yazarı." Bir zamanlar aynı takım elbiselerden giyip langırt oynadığın birine yalan söyleyemezsin. Onun da sol yanağında ve kaşında dikişler vardı. Bir Türk gazetesinde. Yılların onu değiştirdiğini düşündüm. Gönül İşleri Bakanlığı Heyeti'nin komple katledildiği haber veriliyordu. Güldükçe. Lukana "Herkesin bildiği sırrı saklamak sana düşüyor Abdülcabbar" demişti. sahtelikten daha güvenilmez ve endişe vericiydi. yediğimiz müthiş dayaktan sonra birbi-rimize kardeş gibi benziyorduk. Müstehzi bir edayla konuştu: "Yüreğime su serptiniz. Bense doğduğuma çok pişmanım. "Şu anda beni görüyor musunuz?" Onu özlediğimi fark ettim." Tanıdığım kadarıyla alaycı biri değildi. "Roman okuduğunu bilmiyordum?" dedim. Kadın spikerlerden biri. başınızı en çok derde sokan kişiyi kastediyorum. Lübnanlı bir sevgilisi vardı. Acaba AŞKartlar üç yıl boyunca geçerli olacak mıydı? Belki de bakanlık feshedilirdi? Eve vardığımızda arabayı park ettim. bakanlığın. Gözlem yapıp tahmin yumurtlayan robot gibiyim. işin tuhafı. Daha demin sopayla tepeme vurdular!" "Onu kastetmedim. İşi profesyonelliğe vurdum: "İntikam almak istediğiniz biri yoksa. Ne düşündüğünü anlamak imkansızdı. Şoför koltuğundaydım. "Evet.pingpong maçında yendiğim kişiydi: Usame bin Ladin! Mağlup pingpongcunun 1993'te de New York'taki Dünya Ticaret Merkezi'ne [bombalı araç yerleştirerek] saldırdığını. Alper Ca-nıgüz. "Neredeydin Doktor?" "Bunu aldım" diyerek elindeki küçük poşetten çıkardığı kitabı gösterdi: Gizliajans diye bir roman. haberi sunarken ağlamıştı. Yüzünde bıçak gibi keskin bir gülümseme vardı. telefonu kapattıktan sonra bir sigara yakarak. Tibet'te bir manastırda çile doldurduğunu duymuştum. "onu Fransa'ya ben teslim etmedim." derken dürbünü tekrar gözlerime götürdüm. Arabayı çalıştırdım. ben onun için doğmuşum gibi. Kar. Birinci sayfa tümüyle Gönül işleri Bakanlığı Katliamı'na ayrılmıştı. Ölüm döşeğinde kahkaha atan deliler gibiydik. Röportajda "Çakal Carlos günahımı alıyor. Sesimi değiştiren cihazı ağzıma tutarak sordum: "Ne için. Yüzümün sağ tarafı hâlâ kebap gibiydi. Dün. İnsanın. Barska marka dürbünümle Beşiktaş'ta. Mikail'in testeresiyle kesilmiş. "Alper Cangüz'e bayılıyorum" dedi. Mogadişu'da onsekiz ABD askerini öldürdüğünü ve L998 j}\ Ağustosu'nda Nairobi'deki ABD elçiliğini bir kez daha bombaladığını öğrendim.. "Haklısınız. Yokuş aşağı gitmeye başladık. Pingpong mağlubiyeti. Kitabında bana dair yazdıkları doğru değil. Beni gülme tuttu. "çok iyi yazıyor. Ben de kısa Camel paketinden bir sigara çekip ateşledim.

Ve cinayetin kusursuzluğu." "A-a! Fuat? Ne güzel sürpriz" dedim.. Propaganda Bakanı Joseph Goebbels'in tavsiyesiyle. katilin mükemmelliğine bakar. Kafa kopunca tıraş biter Başka birinin sevgilisini öldürmek. kellesi kopmuş bir adam. Dilersen bir müddet saklanırsın ya da bana katılırsın. ne iş yapıyor?" Fu çayından bir yudum aldı: "Meşhur mafya babası Atom Bombacıyan’ın has adamı. İkimiz de. gülerek arkadaşıma sarıldım: "Hoş geldin Fu! Eskisinden de hızlısın!" "Hoş bulduk" derken suratımdaki mor tümseğe dikkat kesilmişti. Fu. Scarface'deki Tony Montana gibi. geçmemiştir bile. kapıyı açtım. gemileri karadan Halic'e sürüklüyordu [1453]. Bildiğim bir şey varsa. görüşelim. niçin polise her şeyi anlatmıyorsun Allah aşkına.. Hayati Tehlike adında biri. Yedi senelik ayrılığın üstüne. "Kaçıncı kattasın?" "İki." "Birine mi aşıkmış?" Kuduruk mandıra köpeğinin." "Pekala olur... [WILLIAM FAULKNER. bakanlığın basın müşaviriyim. Fotoğraftaki cani. elinden düşürmediği romanla odasından çıkageldi: "Merhaba. herşey yolunda mı?" Ormanda birbirimizi kaybedip. kendi sevgilinizi öldürmekten çok daha kolaydır. Önce annemgile uğramış.. Güvenlik kameralarındaki kayıtlarda birtakım maskeli adamlar görünüyor. Sigarasını emdi: "Katillerin lideri. Şebnem'i benden kaçıran haydudu bir an önce mıhlamak için yanıp tutuşuyordum." "Neredesin tam olarak?" "Oturduğun apartmanın önündeyim. fakat benim yerimde kim olsa onun sözlerini ciddiye almazdı. Gönül İşleri Bakanlığı'nda çalışıyordu! Gazeteyi aniden alev almış gibi bırakıp ayaklandım." Gülümserken. ölü değildir. ne var ne yok." Abdülcabbar. Yine de sordum: "Kimsiniz?" "Ben Fuat Tufa." Telefonu kapattım.. "senin de tanıdığın bir kıza. Fakat ben araştırdım. Atını denize koşturan Fatih Sultan Mehmet komutasındaki Osmanlı ordusu. "Görüşmemiz lazım. Fu'ya sigara ikram ettim ve karşısına oturdum: "Anlat." "Eee?" Paltosunun içinden çıkardığı ikiye katlı dosyadaki fotoğrafı göstererek "îşte bu adam" dedi. Korkarım sen de hedeftesin Gıcırbey. tek kelime etmeden olay yerinden adeta kaçmışmış. Adolf Hitler. Herifçioğlu. dalgıç gözleri ve sörfçü burnunu birarada tutan bir amiral kafası taşıyordu." )}>\ "Evet. çayı demlemek üzere mutfağa gitmesiyle oda bir anda genişledi. Ne zaman?" "Şimdi. Bakanlığın kökünü kurutmaya kararlı görünüyor.. dün Gö nül İşleri Bakanlığı Heyeti katledildi.havalanmış olan Ezel Zelzele adındaki özel kalcın müdürünün fotoğrafı vardı. kanlı ellerle piyanosunun başına geçen bir müzisyen gibi tatlı tatlı anlatmaya başladı: "Duymuşsundur. sımsıkı kilitlendiği kitabının üzerinden bana bakınca. ev biraz dağınık" deyip Fu'yu salona buyur ettim. [STEPHEN KING] Telefonum çaldığında geceyarısıydı: "Evet?" "Müntekim Gıcırbey'le mi konuşuyorum?" Arayan Fu'ydu. Katliamı yönetenin Hayati Tehlike 230 olduğuna dair delil yok. Bu rüküş dangalağın ihmalktl 227 lığı olmasaymış 'korkunç olay' önlenebilirmiş. Evimin adresini oradan almış. Fazlasıyla gözü-kara olduğu söyleniyor." "Hayırdır? Türkiye'de misin?" "Evet. "Demek. kıtlıktan çıkmış birinin iştahıyla "Tamam" dedim.. Abdülcabbar. Fu karşımday-dı. sakalını tıraş edemez. çay tepsisini sehpaya bırakıp aramıza katıldı. Mecburdum. Bildiğim bir şey varsa. yolda karşılaştığı hastasının yüzünü hatırlamaya çalışan jinekolog gibi bakıyorduk. çölde rastlaşmış gibi şaşkındık. zihinsel bir hıçkırığa yakalanmış gibi görünen Fu'nun ağzı açık kalmıştı. verdiği beyanatta "Fuat [Tufa] Bey bana Güney Afrika'dan telefon etmişti. bahriyeli saçı. "Kusura bakma. hepsi bu. bir koşu çay suyu koydum. Beni öldürmeye kalkışan herif de konuştu. "Sanırım aşkı onaylanmadığı için." "O nerede peki. Ne diyorsun?" Şimdiye dek intikam işlerinde hiç adam öldürmemiştim. Üstüme saldığı iki adamı da hakladım. ördek kendini pişiremez." dedim ve içimden ekledim: "Onların ölümüyle ülke nüfusunun yaş ortalaması epey düştü.. Ben iki kere saldırıya uğradım. Basın Müşaviri Fuat Atıf Tufa. Abdülcabbar'la tokalaşırken. tropikal tebessümü yavaşça silindi: "Ne oldu patron?" "Hiiiç" derken gözlerim sesi kısık televizyona takıldı. Omuzlarının üzerinde. Demek eski dostum.. Şebnem Şibumi'yi benden çalan aşağılık yaratığın ta kendisiydi! Abdülcabbar'la beni hastanelik eden limuzin çetesinin elebaşısı! "Bakanlık Heyeti'ni neden öldürmüş?" diye sordum. katilleri neden tutuklamıyor?" "Çünkü bilmiyorlar. beyin cerrahı kendini ameliyat edemez. yana-ğındaki ve kaşmdaki dikişler geriliyordu." 228 "Öyle mi?!" deyip daire kapısına yürüdüm ve apartman kapısını açan düğmeye bastım. Hayati Tehlike hapse girip ense yapacak öyle mi? Buna izin vermeyeceğim." "Peki polis. "o namussuzu cehenneme yollayalım!" Bildiğim bir şey varsa. Bakanlık Heyeti'nin intikamını almak istiyorum. Abdülcabbar'ın. Fakat. Sokak ortasında sırtüstü yatan." "Kim bu Hayati Tehlike. Otuz saniye içinde etraftaki öteberiyi alelacele toplarken Hürriyet gazetesini kitaplann arasına gizleyerek ortadan kaldırdım. Şeb-nem'e âşık olması ihtimali tüylerimi diken diken etmişti.. Edmund Hil-lary ve 50 .." "Hımmm?" Kaşlarımı kaldırıp alnımı kırıştırdım." "Yani?. Okuduklarım beni afallatmıştı. Gangster yani. jii ıiAinaı§ • Uzay gemisi şeklindeki bulutların altında Geçmiş. Acı haber getirenlere özgü sıkıntıyla gözlerime bakarak "Evet" dedi. Şüpheliler listesindeki isimleri tek tek eledim. 1897-1962] Müntekim Gıcırbey'le 29 Mayıs günü tanıştım. Benim kitabımda can almak yazmıyordu. işgal altındaki Paris'te yaşayan tüm Yahudilerin sol göğüslerine sarı yıldız takmalarım emretmişti [1942]. Tepeleme intikam dolu bir tabağa yumulmak üzere olan. Hepimiz üç-beş yaş gençleştik!" "Ben. Senin zarar görmeni istemiyorum." filan diyordu.." "Şebnem Şibumi. Sesimizi duyan Abdülcabbar. bana niye geldin Fu?" "Hayati Tehlike'nin gebermesini istiyorum da ondan. alnından vurulmuş bir erkek cesedi görüntüsünün altından "Gönül İşleri Bakanlığı Özel Kalem Müdürü Ezel Zelzele suikaste uğradı" yazısı geçiyordu. Şebnem için tam yirmiiki kişiyi vurdu?" "Özel Kalem Müdürü Ezel Zelzele'yi de onun öldürdüğünü düşünüyorum. balıkçı sakalı.

Daha da kötü olacağını nereden bilebilirdim?. Zirvedeki bir adamın bir anda lağım okyanusunun dibine yuvarlanması. hiyye sea uhevua?" diyor ve saati öğrenmeye çalışıyordu. Başdöndürücü aşk mektupları yazıyordu. Beyinsizlik onu kahrediyor anlaşılan. Hasbelkader bir tanesini izlesem. Enteresan ve çekici bir adamdı. kabul ettim. Beraber gezip tozuyorduk. açtım baktım bir not: 238 "Tarihe gömülmeden önce haberleşelim. elinde fotoğraf makinesiyle yanıma yaklaştı: "Hanımefendi. İntikam bir denge kurmanın ötesine geçti mi. Barbaros Hayrettin Paşa heykelinin yanında poz verdi. Büyümek. iki katlı bir eve vardık. Enver Paşa arabadan başını uzattı ve "Şebnem! Bir fotoğrafımızı çeker misin?" diye seslendi. Cevher'in hareketleri düzelmiyordu.. Barbaros Hayrettin Paşa ile bendenizi fotoğraflar mısınız?" Komikti. Enver. İlk birkaçından sonra iletileri okumadan silmeye başladım. Donakal-mıştım. Beni ailesiyle tanıştırmak istediğini söyledi. rulo halinde katlanmış bir kağıt olduğunu fark ettim. uzay gemisi şeklindeki bulutlara bakarak yürürken. hiyye sea uhevua?" derken ciddiydi! Gülizar Hanım. Bir korku filmi afişi görsem. Adımı söyleyene dek mavi gözleriyle beni süzdü.Tenzing Norgay. boyum uzuyor. Müntekim. Ben de çektim. Müntekim biraz mahcup görünüyordu.. Erkekler. Pakistan'ın doğusunda çıkan kasırgada ölen 10 bin kişinin cesetleri etrafa saçılmıştı [1963]. Enver Paşa'yla tekrar karşılaşacak mıyım diye meraklanıyordum. Müntekim beni her gün anyordu. insan olma çabasını temsil eder" deyip kuklayı bana uzattı. beş Türk yanarak ölmüştü [1993]. Eve vardığımda. "Heykel yok mu?" diye sordum. Vampir şapkayı aldı. Meğerse. Kafasız polis sendeliyor. bahanesi hazır bir acımasızlığa dönüşür. Akşamüzeri eve dönerken. Büyüklerin benden ve akranlarımdan yasal düzenlemelerle gizledikleri 'korkunç gerçekler' işte bu filmlerdeydi. beni cezbediyordu. kurtadamların desteğine şiddetle ihtiyacım vardı. Sık sık buluşur olmuştuk. sakin ol" dedi. İntihar edeceğini sandım. saygıdeğer bayan" dedi. pekala yarının yalanları şekline girebilir. meraktan geberiyordum. Ellerimle yüzümü kapamıştım. Godzil-la şahidim olacaktı sanki. Devrisi gün [1507'nin 3 Kasım'mda. Cevher yirmiiki yaşındaymış." Korku filmleri yüreğimi ağzıma getirir. 18. Ben de vizörden bakıp deklanşöre bastım. Favorileri uzundu. yokuştaki merdivenleri dikey olarak kesen yolda bir otomobil durdu. Ankara Kara Harp Okulu binasındaki hücresinin penceresinden atlayarak şüpheli bir biçimde intihar etmiş. bana zaten bildiğim bir şey söyledi: "Seni seviyorum Şebnem. Fakat Müntekim bana sürekli eposta gönderiyordu. fotoğraf makinesini bana verdi ve arkasına sakladığı diğer elindeki Pinokyo kuklasını yanağına dayayıp gülümsedi. Leonardo Da Vinci'ye Lisa Gerardini'nin tablosu -Mona Lisa. Namık Bey'in. Gözlerimi açmaya cesaretim yoktu. Vampir ormana doğru koşmaya başladı. somurtkan ve kayıtsız olurlar. Bir alışveriş merkezinde dolaşıyordum. sizi de kandırabilir.. Zeki biriydi. kaldırımda yatıyordu [1960]. sağa sola ateş ediyor. Havuzdaki kafa vampire öfkeyle bakıyor. Müntekim'le bir daha görüşmemeye karar verdim.. Sonra da iyi akşamlar diledi ve lambasına geri dönen cin gibi arabaya binip uzaklaştı.r. Yani benimle ilgili hislerini. yani dünyanın ilk sinema salonunun Paris'te açıldığı gündü [1906]. 4 Kasım'da yani James J. Bugünün doğruları. lütfen beni bir daha arama" diyemedim.. Çocukluğum boyunca. şapkası kıyıya düştü. sonsuzluğa meydan okuyacak bir aşk zannederler." İlginç biriydi. Ona doğrudan doğruya "Aramızda her şey bitti. Hiç 51 . Korku filmleri birer dayanıklılık testi. Cevher'i kucaklayıp götürdü. Enver kulağıma eğilmiş "Vampir şimdi de baltayla polisin kafasını uçurdu" diyordu. Teşekkür etti: "Ben Enver. Kendini kandırmayı başarmış birinin sözleri. "o romanı ben de okudum.. Everest'in zirvesine [8 bin 850 m. '18 yaşından küçüklere sakıncalı' bu filmler. Pinokyo'nun ağzında. kadınlarla ilişkilerinde bazen akıl almaz biçimde atılganlaşırlar. önce bana değil.ısmar-lanmıştı] Beşiktaş'ta. hiyye sea uhevua?" dedi. Gelinlik giydiğimde Frankenstein nikahımı kıyacak.. resmî makamlara bildirmişti! Dehşete kapıldım. Bir kaidenin üzerinde hiç kıpırdamadan duran canlı heykelin yanma geçti.. Elimde Pinokyo'yla kalakalmıştım. Fotoğrafı çekerken "Pinokyo yalanın sembolüdür" dedim. Küçükken menenjite yakalanmış. Akıbetimin. Enver Paşa" diyerek elini uzattı. olgunluk imtihanıydı. Beni görünce çocuğun yüzü aydınlandı. lütfen bir 237 fotoğrafımızı çeker misiniz?" Fotoğraf makinesini gayri ihtiyari aldım. Pinokyo. Tensel cazibeyi ve erotik merakları. Almanya'nın Solingen kentinde Türklerin yaşadığı bir apartman Neonaziler tarafından kundaklanmış. henüz Müntekim'le çıkarken. Cep telefonu hattımı iptal ettirdim. sizin aile numaranız mı?" Müntekim de." Bilmediğim şey ise. üçü çocuk. ben de hangi akla hizmet bilmiyorum. birçok sahnesine bakamadığım vahşet dolu filmleri tercih ediyorum. Ye-niyetme erkek çocukları bilirsiniz. başım göğe eriyordu. Müntekim de tanıştığımız gün aynı oyunu oynamıştı.. "Yanılıyorsun Şebnem. Namık Mıknatıs. hiyye sea uhevua?" 236 Dirseğimle çocuğu dürtüp Müntekim'e sordum: "Ne bu. Müntekim'in annesi Gülizar Hanım zarif bir kadındı. onun Gönül İşleri Bakanlığı'na başvurup bir AŞKart aldığıydı. bu olay beni irkiltti. bir yandan da açıkçası sıradandı. Salona geçtik: Onikionüç yaşlarında bir çocuk kanepeye oturmuş televizyon seyrediyordu." Gülümseyerek "Kesinlikle yalan söylüyorsunuz. düzgün bir bıyığı vardı. Ritty'nin yazarkasayı icat edişinin [1879] yıldönümünde. 29 Mayıs günü. Kupon karşılığı aşk 1 Aralık. Eııvrı l'. Namık Mıknatıs'ınkine benzemesinden çekiniyordum. Bir yandan esrarengiz. teknoloji fuarının açılış konuşmasını yaparken düştüğü durum. Çocuk aynı hareketleri ve sözleri tekrarladı: "Heebe. Gülmeye başladım. Genellikle korkumuz tehlikeden fazladır. Enver'le tanışmıştık.] ulaşmışlardı [1953]. Yüzüme bile bakmadı. Hollandalı Filozof Baruch Spinoza'ımı do ğum gününde [1632] Enver Paşa'ya telefon ettim. Çocuk hâlâ "Heebe. 22 Kasım'da. 2 Kasım'da [1914'te Rusya'nın Osmanlı Imparatorluğu'na savaş ilan ettiği gün]. Yine de. Arabadan indi. Gülizar Hanım "Cevher. benden bin beter hale düşmüştü. annesi de yüzüme bir tuhaf bakıyorlardı. Cevher "Heebe. Galapagos Adaları'ndan birine yerleştiği söyleniyor. güzelleşmek için vampirlerin. Kim bilir aklından ne geçiyor? Ben bu vampirleri anlamıyorum. İşten çıkardığı 1100 kişinin sıkıntısının toplamından daha berbat bir haldeydi. "Polisin kafası havuza. O kadar bekleyemezdim. kardeşini taklit ediyormuş!. 23ü Nasıl yaptı bilmiyorum. Üniforması kan içinde. Enver yine karşıma çıktı: "Hanımefendi. "Ben de Dilara Dilemma. Bundan hiç bahsetmemişti. yapma yavrum. fakat Namık Mıknatıs'ı tüm dünyaya rezil etmeyi başardı. Müntekim'le geze toza beş-altı ay geçirdik. İnzivaya çekildi. maymun gibiler. Beklemediğim bir biçimde.ı 0'> 279 _ __ 44" 24 Kasım'da.... zombi-lerin. Gidip yanma iliştim. Sarıyer'in yukarılarında. Sağ elinin işaretparmağmı sol bileğinin üstüne vurarak "Heebe. korku filmlerine derin bir hayranlık besledim. Askerî darbeden sonra tutuklanan İçişleri Bakanı Namık Gedik.

sağ bacağı kısa olan oğlu Lee Jun Fan'ın dünyaya yalnızca otuzüç yıllığına gelişinin yıldönümüydü. kara toprak. 'Ş-l'de neyin nesi? Hemen. cenaze töreninin yapıldığı St. Enver siyah bir takım elbise giymiş. Varlığım onu paniğe sevk etmişti. "Lee Jun Fan. Zen-tralfriedhof Mezarlığındaki anıtsal kabir de boştur. taşımadığınız kusurlarla yererler de. kareleri özenle kesmeye başladı. kararmaya yüz tutmuş bu sevdayı nasıl karşılamalıydım? Kendimi yokluyordum ve Müntekim'in sevdiği kişi olmadığımdan neredeyse emindim. Oturup onu izlemeye koyuldum. [MARIO MORANTE. 2005 yılında Inssbruck Üniversitesi ve Maryland'deki laboratuarlarda yapılan testlerde Mozart'a ait olduğu ümit edilen DNA'lar. filmin bitmesini beklemeden. Enver beni canavarların insafına bırakmıyor. Cenaze arabasını çeken atlar. "Yanılıyorsun. "Bence" dedi "kişi gerçekse. Leonardo Da Vinci'nin [14521519] icat ettiğini biliyormuş gibi saygıyla takdim etti. Aşk uzlaşmaya. Türk istiklal Harbi yüzünden zor durumda kalan ingiltere ile IRA'nın siyasi kanadı Sinn Fein arasında anlaşma imzalanmış ve İrlanda bağımsızlığına kavuşan ilk sömürge olmuştu. nezih bir yerdi.unutmuyorum. Marx Mezarlığı'nm batı bölümünde bir çukura gömülmüştür." Bu yavan sözü daha önce de duymuştum. Stephan Kilisesi ile mezarlık arasındaki son yolculuğunda kaybolmuştur! Hava. belki cinayet de işleyen bir pezevengin gövdesinden kopmadır. İtiraf etmeliyim ki aşkın gücü. serserilerin. Enver. Sonra yavaşlarsın. beni tanımıyorsun bile. Mozart'ın mezara kaçtığı gün olan 5 Aralık'ta [1791]. >A\ "Kimsin sen?" dedim "Yani ne iş yapıyorsun?" "Yorgancıyım" deyip yanındaki devasa çantayı gösterdi. Sahip olmadığınız niteliklerle sizi övenler. Enver ne kural tanıyor.. Sana bir anlaşma öneriyorum" deyip paltosunun iç cebinden iki dosya kağıdı ve bir dolmakalem çıkardı. ilkokuldayken şimşek hızıyla yayılan söylentilerden biri şuydu: "Şeytanın Ölüsü diye 239 bir film varmış. Aşk heyecanı adı altında gelen bu gayretkeşlik hayra alamet değildir. Masadan yavaşça kalktım. Gönül İşleri Bakanlığı'nca tescillenmiş. Wolfgang Amadeus Mozart'ın nerede gömülü olduğu belli değildir. izleyenler kalp krizi geçiriyormuş!" Kocaman. Yanında kocaman bir çanta taşıyan Enver'le Kadıköy'de Koyu Kahve adında yüksek tavanlı bir mekana girdik. hattâ onlarla dalga geçiyor. Bana vurgun olduğu ortadaydı. Ateşin icadından önce ölüp cehenneme giden mağara kadınının hayreti içindeydim. Muzip bestekar tam anlamıyla yer yarılmış." Bu olay beni birden dikkatli bir seyirci konumundan şaşkın oyuncu pozisyonuna sokmuştu. Onüç sene sonra tekrar izleyince. Karnavallar katillere ilham verir. Yani. 27 Kasım'di. Avusturya Müzesi'ndeki Mozart'ın kafatası da maalesef başka birinin. Beyaz perdedeki karanlıktan fırlayan bin çeşit yaratığa meydan okuyor. Ayrıca onun saldırganlığı andıran teslimiyetinden rahatsızlık duyuyordum. 1791'de tutulan ölüm kayıtlarına göre "mühim darı tanesi ateşi" hastalığını atlatamayarak ruhunu teslim eden Mozart kimsesizlerin. 1799-1888. Dilenci pozu veren bir canavar. otomatikman kazdıkları çukura sahipsiz kalmış büyük besteciyi atıverirler. St. Yine de. kardanadamları bile üşütecek kadar soğuktur ve tipiden göz gözü görmemektedir. Hızlı başlarsın. Antikalarla dekore edilmiş. Işıklar yamnca üzerinde 'Ş-l' yazılı kağıda bakıyor. kare şeklinde küçük bir kağıt bırakıyorum." Bu cümleyi hâlâ tamamlamış değilim. Ergenlik rampasını aşamamıştı. fakat sonuç alınamamıştır. adının gerçek olması gerekmez. Sonra da çekip giderler. Stephan'daki süslü mezar da. Ne yaptığını anlamaya çalışıyordum. Bermuda Şeytan Üçgeni'nde bir uçağın kayboluşundan [1945] tam bir yıl sonra Rıza Silahlıpoda dünyaya gelmişti. gayet iyi bildikleri yolda. 52 . Zırcahil ve enerjik mezarcılar da. Çin Operası'nda sahne alan Lee Hoi-Chuen ile Gra-ce Lee çiftinin. jöleli saçlarını geriye taramıştı. turne için bulundukları San Francisco'daki Chinese Hospital'da. ondört yıldır devam eden içki yasağının kaldırılışının şerefine içiyorlardı [1933]. Fakat ödümü koparacak filmler hiçbir zaman eksik olmuyor. Henüz ikinci buluşmamızdı ve Enver Paşa bana ilan-ı aşk etti: "Seni seviyorum Şebnem.. sıradanlığa ve tekdüzeliğe varan yolun birinci etabıdır. 240 "Yani beni sevmiyorsun. biz kadınları sevdiğimiz kişiden tiksindirmeye programlanmış sistemi harekete geçirir. Mozart halen aranan ölü bir kaçaktır. Sadece sevdiğini sanıyorsun Enver. Çünkü dâhi müzisyen. Her karenin içine bir harf gelecek şekilde şu cümleyi yazdı: ŞEBNEMŞlBUMl ENVERPAŞAYISEVİYOR. kahkahalarla gülecektim. Kuponları cüzdanıma özenle yerleştirirken." 241 Kurşungeçırmez yorgan Hassasiyet pahalıya mal olur. Meraklanmışüm.. sonra da bana gülümsüyor.. suçluların ve fahişelerin cenazelerine yataklık eden St. birkaç gün öncesine gidelim: Evrenin Sonundaki Restoran'daydık. Bütün bunlar tesadüf müydü? istanbul'da güneşi uzaktan da olsa görebiliyorduk. Mezar taşı dedim de. ne de kural koyuyordu. köhne bir sinemada. Sonra da harfleri l'den 30'a kadar numaralandırdı. Benim şahsımda başkasını arzuluyordu sanki. Amerikalılar. Kesme işlemini tamamlayınca "Şimdi bu kuponları al lütfen" dedi. Peki onu seviyor muyum? Bu soruyu cevaplamak için henüz çok erken. Garsondan makas istedi. zaman kazanmak için sordum: "Lee Jun Fan'i tanıyor musun?" "Sadece Uzakdoğulu olduğunu biliyorum" deyip gülümsedi. Oyunu tümüyle değiştiriyordu. ısınabilmek için 242 dörtnala koşarlar. yavaşlığa bağlıdır: Ağaçlan keserken ormanı korumak gerekir. "Bana âşık olmaya yaklaştığın her adımda kuponların bir tanesini geri vereceksin. içine girmiştir. 1981] seyrederken dizlerim titriyordu. tararlar Mozart'ın mezarını bulamazlar. Yani kalbinde bana karşı özel bir şeyler hissettiğinde. Kağıtlara yatay ve dikey çizgiler çekerek eşit büyüklükte kareler çizdi. birbirlerini ve Mozart'ı göremezler. Enver'in avucuna. Durmadan konuşuyordu. işte. Bileğimi tuttu: "Dur lütfen. Erkeğin hızından kaynaklanan savrukluk. Ve bir mezar taşının tepesinde güneşlenen kertenkele gibi objektifleşirsin. dilencilerin. hiçbirini okumadığım halde beni bunaltıyordu. Bıçağını mikrofon olarak kullanıp avına serenat yapan bir cani gibiydi. Akrabayı taallukat kabristana vardığında. Keçi yutmuş boa yılanı kadar enerjikti. kadının yavaşlığında kendini gösteren otoriteyle intizama dönüşür. Karanlık salonda onunlayken kendimi güvende hissediyorum. makası. Durdum. Şeytanın Öîüsü'nü [The Evil De-ad. Romantizmin baştan sona kurallarla örülü oluşu bundandır. Port Arthur'da alev alev yanıyordu [1904]. 1940'ta. Sanırım bir daha görüşmesek iyi olacak" dedim ve çantama sarıldım. Mozart'ın yakınları ve arkadaşları beyaza kesmiş Viyana caddelerinde adeta kör olmuşlardır. Garson. hısımlarınmkilerle karşılaştırılmış. Ararlar. öyle mi?" "Ne bekliyorsun? Fotoğrafını çekmeyi kabul ettim ve iki kere buluştuk diye. Uyurgezer Mevta] Müntekim'den gelen e-postalar. Amiral Heihaçiro Togo komutasındaki Japon ordusu tarafından havaya uçurulan Rus donanması. Çünkü asayişi sağlamak zorundayız. Aşkın doğması ve yaşaması. kar denen yumuşak ve beyaz zırhla çoktan örtülmüştür. Bruce Lee'nin gerçek adı" dediğimde Enver irkildi sanki.

kesin o da şoka girmişti!. belki de benim hassasiyetlerim yüzünden gözümde büyüyen geçici tuhaflıklardı? Yorganı üzerimden atıp doğruldum.. Sana. Tezgahı kapatmış yir-mibeş-otuz yorgancıyla görüştüm. 1917'de. uzaktan bizi izlediğini fark ettim. Kara kuru. Yatak dediğin bir imparatorluk." "Hımmm. İnternetten de sipariş alıyoruz.. Aslında göründüğü kadar özel değil. Tam çığlık atacakken kendimi tuttum. Müntekim'i de öldürebileceğini düşündüm. Enver Paşa'ya ilk kuponu vermekle iyi mi etmiştim?. Birkaç dakika içinde toparlanıp bahçe kapısından çıktı. 1928'de [1 Kasım'daki Harf Devrimi'nin kırkıncı günü] Latin harfleriyle yazılmış ilk mezar taşı Avukat Ali Kemal Bey'in validesi Aliye Hanım'ın mezarına dikildi. bir zamanlar 246 Reha Veto'yu vurduğu gibi. bir şey yok. Padişah da davetlilere hediyeler sunarmış. saraylı bebecik için dua edilirmiş. Reha Veto diye biriyle tanışmıştım. Kalbim göğsümden fırlayacak gibi oldu. Osmanlı împaratorluğu'nun I. Şöyle elimle yoklayıp desenin245 den bir kesiti inceledikten sonra. Bir kalalog hazırlattım. Bu. bakayım" diyerek yeniden çantayı açtım. "Bunu kabul edemem Şebnem. Dört tanesi benimle birlikte İstanbul'a gelmeyi kabul etti. Babıali Baskmı'nda [23 Ocak 1913] öldürülseydi. Yerinde olsam bir bakardım." "Doğru. yorgan ve örtü. Çantanın fermuarım açarken." Enver'in bana verdiği kuponlardan birini." "Sarayda insanlar toplanır. Yorgan modern çağa da uyuyor. değil mi?" "Evet?" "Osmanlı Sarayı'nda padişah çocukları doğduğu zaman beşik alayı denen bir tören yapıhrmış." "Sen tarihçisin. inci ve zümrütlerle bezeli olurmuş. Padişahların yorganlarının aynılarını yapıp satışa sunma fikri kadar. aklım bir karış havadayken.. İnsanlar eğlenirmiş işte. "Teşekkür ederim Enver.. Western adlı bir spagetticide karnımızı doyurmuş cappuccino içiyorduk. İnsanlar beşiği yorganı alkışlar. katalogu aldım. Bir de mesela Yavuz Sultan Selim'in kostümlerini. sonra da bir yürüyüşe çıkılırmış... Enver'e Reha Veto'dan o gün bahsettim. Yani. Lise son sınıftaydım. bahçede çömelerek gezinen adamın Müntekim olduğunu anladım.. ölümünden yedi ay önce mevlit okutuldu. gırtlak kanseri olan Maria Eva Duarte de Peron için. kapının önüne bir şeyler bırakıyordu. Galiba doğumun altıncı günü bir merasim daha yapılıyormuş. beşik. yorgan da elmas.. Biraz pahalı. Yorganı çıkarıp yayamazdım. Her neyse.. Kilis'e gittim. Tek tek insanların hayatı da öyle değil midir? Müntekim'de gördüğüm aşırılıklar. Beni büyülemeye çalışan lanet olası Müntekim Gıcırbey'i sonsuza dek görmek istemediğimden artık emindim. Okmeydanı'nda bir yer tuttum." "Peki birileri satın alıyor mu bu yorganları?" "Elbette. 'E' harfini ona iade ettim. 1926'da Darülelhan'da [konservatuar] Türk Müziği eğitimine son verildi. Ben de makaraları koyuverdim." "Doğrusu öyle düşünmemiştim.. Valide Sultan ile sadrazam. belki duymuşsundur?" "Maalesef." "Madem öyle diyorsun. cennet daha güzel bir yer olacak 9 Aralık. Bak. Eğer şeytan o anda oralardaysa. Beşik de. Dolmabahçe 244 Sarayı'nda da Atatürk'ün yatağım fotoğrafladım. fazlasıyla mahremiyet taşıyan bir şey. Üstelik pahalı. dua. kahve-cibaşı denilen vatandaş ile onun elemanlarına teslim edilir. Odam sigara kokmasın diye pencereyi açtım. uykuya dalmamı engelliyordu. bu hediyeyi kabul edemem. zayıf bir adamdı. MI "Benim babam. fakat insanlar ömürlerinin üçte birini yatakta geçiriyorlar. Artık kimse yorgan diktirmiyormuş. Dikkatle bakınca. Görüş alanımın dışındaki bir arabanın motor sesini duydum. O anda aklım başıma geldi. Sessizce merdivenlerden aşağı inerek dış kapıyı açtım. Bazı tarihçiler. Benim işim bu Şebnem. yorganlar da hoşuma gitmişti. Paşakapı-sı önünde toplanan kalabalık. Görebildiğim kadarıyla. Fazlasıyla mahremiyet taşıyan bir eşya. Bir sabun. "Umarım. Yıldız Sn rayı'nda II. Üsküdar İlçe Emniyet Müdürü'ydü Enver. Aynılarını diktirip satıyorum. Sabunun arkasını çevirdiğimde ŞEBNEM yazısını gördüm. Sigarayı alelacele söndürdüm. Bilmiyorum bunu sana anlatmam ne derece uygun?. onun ibriğini kullanmak manasız. Hali vakti yerinde kişilere. Böylece bütün o yorganların desenlerini çıkardım.. entarisini giymek. Bahçede bir adam vardı! Yüreğim ağzıma geldi." "Eee?" "Topkapı Sarayı'na gittim. yorgan ve sırmalı örtüler gönderir. Korkum daha da arttı. Dehşete düşmüştüm. Sarayları bir bir dolaştım. Perdenin arkasından Müntekim'i izliyordum. Açıkçası hangi yorganı kim örtmüş tam emin değilim. Oradan seçiyorsun.. Sicilyalı Rozalina'nın yorganı. 1951'de İstanbul Şişli Camii'nde. Yani bizimkiler hakiki padişah yorganı. Halbuki yorganını örtebilirsin. Yorganın yanında bir katalog bulunuyordu.. Masadaki saat üçü beş geçiyordu." "Tamam da. Harem Dairesi'ndeki yataklara serili yorganların fotoğraflarını çektim." deyip güldü. Abdülhamit'in yorganını çektim. Biraz karıştırdım. bunun yorgancılıkla ne ilgisi var?" "Ben fotoğraf çekiyorum ya. Osmanlı Împaratorluğu'nun elinden çıktı. Ve acayip bir şey buldum. yeşil taşlar tutturulmuştu. bu markayı bilmiyordum. hayatımda aldığım en ilginç hediye" dedim. Yani fotoğra fini." 53 . kafeterya'mn sahibi olduğunu düşündüğüm orta yaşlı sarışın kadının. kendi imalatım olan bir şeyi hediye ediyorum.. Halbuki cenaze evine taziyeye giden bir ağır hasta kadar yorgun hissediyordum. Yorgan da o imparatorluğun bitki örtüsü gibi. Divan Yolu'ndan geçerek Bab-ı Hümayun'a gelirmiş." "Ne sakıncası var ki? Hem kendinden bahsetmezsen seni nasıl tanıyabilirim?" "Beni yargılamandan korkuyorum."Nasıl yani?" "Yorgancılığın tarihe karıştığını duydum. Üzerine kuş bacağına benzer bir çift çubuk bağlanmış ve parlak. İngilizlerin işgal ettiği Kudüs. Dünya Savaşı'na girmeyebileceğim öne sürerler. Çantayı derhal bıraktım: "Enver. küçük olayların büyük payı vardır. Padişah Yorganları. Babamın. muhabbet. Ağzımdan yalvarışı andıran bir sitem çıkıverdi: "Şansını zorlama lütfen. Çiçekli bahçelerde şeker şerbet tadılırmış. Bunların yanında sultan ve şehzade yorganları da var. vay canına?" "On sene önce. kaz tüyü özel yorganlar dikiyoruz. Sen cennete gidince. Sen daha iyi bilirsin. Benden beş yaş büyüktü. 1893'te Haliç sularının donduğu gün.. sana Kanuni Sultan Süleyman'ın üçüncü karısı Sicilyalı Rozalina'nm yorganından getirdim" deyip.. Çimenlerin arasında küçük bir boşluk vardı. bebek için beşik. Tarihî felaketlerin kaçınılmaz hale gelmesinde. Yavuz Sultan Selim'in yorganı ile mesela Sokollu Mehmet Paşa'nın yorganını birbirine karıştırmış olabilirim.. Yüzüm sevinçle gerilmişti.. Leonard Cohen'in The Future şarkısı çalıyordu. o büyük deri çantayı uzatırken ekledi: "Sicilyalı Rozalina'nm diğer adı neydi?" "Gülfem Sultan" dedim.. Enver Paşa [1880-1922]. Müzik. Çorap çekmecesine sakladığım paketten bir sigara çıkarıp yaktım. Elimle orayı kazdım. Paspasın altına baktım. Üstelik pahalı." "Neden?" "Yorgan bu. rüyalarında beni görmeni sağlar" deyip muzipçe gülümsedi.

Fakat beni öyle gördükten ve Reha Veto'yu öldürdükten sonra. bir Reha'ya baktılar ve harekete geçtiler. kapıya yanaşmakta olan beyaz bir Toyota'nm içinden babam indi. 'sen aç. Akıllı bir çocuktu. Yaz geçti. Babam sivildi zaten. Babam çok şefkatli bir adamdır. Bayramlarda filan. Bir tek babam yüzü allak bullak bir halde bana doğru yürüyordu. Anneme de bir şey söylemedi. Fakat o anki yüz ifadesi çok acayipti. Gelgeldim hiç de öyle değil yani. Onu sağda solda görüyordum. Açıkçası berbattı. Bir hırsız çetesiyle de bağlantısı varmış. Onlar da küçüklüğümden beri beni tanıyorlardı. ben anlattım. Reha'yı tanımıyordu. Enver Paşa beni ürkütmekten sakınır gibi usulca omzumu okşadı." 54 . fakat babam kabul etmedi... Karşımda üniformalı Bora Ağabey'i görünce afalladım. Son derece duyarlı ve şefkatliydi. Terliyordu. Babam birkaç ay sonra emekli olup hacca gitti." "Çok ilginç kızsın Şebnem. Şu. Büyüdüm sanıyorsun." Çantamdan bir mendil çıkarıp gözlerimi ve burnumu sildim. kalbimi de kazanmış olacak.. sana sarkıntılık mı etti?" "Aslında evet. Babam bir koşu yanıma vardı. hikayenin devamını bilmediği için bu kadar sakin durabiliyormuş gibi geliyordu. Alnını kırıştırmış. gözlerini kısmıştı. Bir ara 'Açılın' anlamında silahını sağa sola çevirdi. "Tamam. Üstelik kafam da karıştı biraz.. Tarih bölümünde okumaya başladım. yoksa kızı vururum!' diye bağırdı.. Fakat aramızda ciddi bir şey olmadı. Bazı akşamlar Beyazıt'tan Üsküdar'a Emre'yle birlikte geçiyorduk. Reha'yla dansımız trajik bir biçimde yarım kalmıştı. yeni halılar filan. O da şaşırmıştı. Zaten perişan olmuştum. daha doğrusu 17 Kasım günü. PAP'a ııyc oldu. Emniyet teşkilatından birçok polis tanıyordum. Mesele de o değil zaten.. Gönlünü ferah tut. Çok acayipmiş" derken Enver derin bir nefes aldı." Gözlerimden yanaklarıma sıcak yaşlar süzülmeye başladı. Sigarası ağzının kenarındaydı.. Hepsi geçti. Reha'yı epeydir göremiyor-duın.. Eşyaları. Ağlamaya başladım. Reha'nın evinde öylece oturmuş bir şeyler içiyorduk. Herhalde hiçbir kız. Açmazsan kapıyı kırmak zorunda kalacağız' diye bağırıyordu. Tam o anda babam ateş etti. birkaç kere yeltendi.. 'Neler oluyor Reha?!' diye sor dum. Ve beyni sütlüçilekli dondurma gibi elbisemden aşağı akan Reha yere yığıldı. Benim için şiir yazmıştı. Biz Serapla gezdiğimiz için. Tam bir şey söyleyecektim ki Reha arkamdan boğazımı yakalayıp kafama silah dayadı!" "Ne?!" "Evet. Renault. kulağımı sıyırarak otobüsün ezdiği dondurma külahı çıtırtısıyla Reha'nın başına saplandı. Bir yandan da müzik dinliyorduk. Eşyaların çoğu çahntıymış. Reha 'Yaklaşmayın yoksa kızı vururum' diye bağırıyordu." "Öyle mi dersin?. Sesinde merak yoktu." "Baban durumu nasıl karşıladı? O da çok şaşırmış olmalı?" "Babam olaydan benden bile fazla etkilendi. Tekrar buluşmaya başladık. Herkes donup kalmıştı. Reha. Reha'nın tavırları da beni itmeye başlamıştı. Vücudumda kontrolden çıkmış bir gözyaşı makinesi gürül gürül çalışıyordu sanki. sana kupon mu verdi?" diye sordu. O korkunç olay hâlâ rüyalarıma giriyor.. Düşünsene. Utanç bedenime yayılırken." "Reha askerden geleli bir sene olmuştu." Kalbim hızlanmıştı. Gönül İşleri Bakanlığındaki heyet var ya... Diğer polisler buzları çözülerek bir babama.. Üniversite sınavına gireceğimiz için. Aptallığım yüzünden öbür dünyada cayır cayır yanacağım. Dışarıdaki polislerden biri 'İçeride olduğunu biliyoruz. "Peki. en yakın arkadaşım Serap Sahra'nm sevdiği bir çocuk vardı: Kaan.. Reha'nın arabası vardı. anlattıklarımı aklı almıyormuş gibi bakıyordu." Enver pür dikkat beni dinliyordu. yalnız yaşayan genç bir bekar için gayet gösterişliydi. Yine de birkaç kere nasıl olduysa Reha'nın evine gittim. Beni evine davet edip du248 ruyordu. Sadece bir his. "Uyuşturucu satıyormuş. Sol gözünü kapatan korsan gözlüğünü sol elinin işaretparmağı tırnağıyla kaşıyordu. Büyük ekranlı bir televizyon. Reha'nın evine gittin ve.. Kıpırdayamıyordum. Yeni bir müzik seti almıştı. ölümü de ahreti de fazla ciddiye almaya başladı. Reha Veto'yla takılıyordunuz. sevgilim beni rehin aldı. 'Kızı bırak gitsin!' diye haykırdı." Tuhaf adamlar. Ben. Kurşun. Bana hiç kızmadı. müstakil bir ev tutmuştu. İlk başta ben de ne yapacağımı bilemedim. Bana." Ağlayacak gibiydim. Reha 'Çekilin! Defolun buradan. Nedenini tam bilemiyordum. Üniversiteyi kazandım.' Ben de kapıya yaklaştım. Çengelköy'ün yukarısında eski. Bilgisayarı vardı. Reha ile babamın arasında." "Hayır Şebnem. Hatta emniyet müdürü olduğundan da bahsetmiştim. Derken babam sigarasını atıp silahını çekti. Sonra da kapı sertçe vuruldu. Evinde dört kilo eroin buldular. Dalyan Efendi o heyettekilerden biri. Derken biz Reha'yla çıkmaya başladık. 'Tamam' dedi. Yine de yüzünü bildiğini sanmıyorum. Derslerde iyiydim yani. korku yüreğime doluyordu.. Senin hiçbir kabahatin yok. PAPTılar babamı Üsküdar belediye başkan adayı gös r. arada Kaan'ın yanında Reha'ya da rastlıyorduk.. Bir anormallik olsun istemiyordum. Bazen öğleden sonraları Reha'yla buluşup geziyorduk. Gerçi babamın polis olduğunu söylemiştim. Kadiri tarikatını bilir misin?" "Duymuştum. Sonra kapıyı açması için ısrar ettim." "Dalyan Efendi diye bir şeyhe bağlandı. sevgilin seni rehin alıyor ve baban geliyor. O anda. sinemaya. Öyle çok ağladım ki. Bana 'Dans edelim mi?' dedi. Onu hiç böyle görmemiştim." "Babam her zaman muhafazakar bir adam olmuştur. Fakültede Emre adında çok iyi bir çocuk vardı. Çay bahçelerine." deyip elimi tuttu. "Haklısın. O yaşlarda insan neyin ne olduğunu bilemiyor. Paniğe kapılmıştı. Reha'yla birbirimize baktık. Enver masal dinleyen çocuklar gibi bakıyordu. "Evet" dedim "30 kuponun tamamını benden geri almayı başarırsa. Derhal kapıyı açtım. Daha doğrusu. "Ne peki?" "Birgün. Gerginleştiğimde tırnaklarımı yiyorum hâlâ. hiç de bile. Bana yakınlık gösteriyordu. korkudan çok utanç hissediyordum.. Babam polis olduğu halde heyecanlanmıştım. Serinkanlı görünüyordu." "Neden peki? Bir tür kaçak filan mıymış?" M-> "Onu söyleyeceğim. Bir-iki kere dördümüz gezmeye gitmiştik.. Sırtımda.. "Ben aslında çalışkan bir kızdım. Böyle bir şey aklımın ucundan bile geçmemişti.. babasıyla erkek arkadaşının bu şekilde tanışmasını istemez. Zaman zaman onların zikirlerine katılır. Babamın sevdiği polislerdendi." Enver. Çekiniyordum. Abartmayacağına söz verirse olabileceğini söyledim. "Ben senden yanayım Şebnem. Sonra ne oldu?" Sağ elimin serçe parmağı tırnağımın kenarından küçük bir ısırık aldım. İyi aşçı değildi yani. Kaan'ın ağabeyi gibiydi." dedi ve ona üçüncü kuponu vermeme neden olan cümleyi kurdu: "Sen cennete gidince cennet daha güzel bir yer olacak. Sarıldık. Sahile filan gidiyorduk. dışarıdan siren sesleri gelmeye başladı. Onu sevmiştim. "Devam et lütfen.." "Siren sesleri derken?" "Polis sirenleri. Okul bitti."Seni yargılamak mı?. "Reha da babamı tanımıyordu. Kafamın içinde bir okyanus uğultusu. Şoke olmuştum. Uzun süre kendime gelemedim. Reha işsizdi fakat ailesinin durumu iyiydi sanırım. Birkaç kere ailece bize misafirliğe de gelmişlerdi. acayip koşullarda lazım olabilir Leyla Kalahari "Ne. "Unut gitsin Şebnem. içimde metal bir yumak çözülüyordu sanki. Reha Veto'nun sırrı neymiş?" diye sordu..\ termek istediler. Reha'nın kalbinin deli gibi 250 attığını hissediyordum. Uzatmayayım. Reha'nın kapıyı açmaya niyeti yoktu. Yemek hazırlamıştı. hocalar da bize toleranslı davranıyordu. Biz evin salonunda dans ederken. Bana iyi davranıyordu..

Gerçek. Eski bir şarkıcıydı. Devletlerin sırları vardır. bu hakikaten romantik. "Bugün Çin'de 40 milyon kişi 'yaodong' denilen mağara evlerde ikamet ediyor. Sonra büyük bir mağazada tezgahtarlığa başladım. Onlardan biriyle muhatap olduğunuzda. Milattan Önce 8500 ila 7000 yılları arasında birilerinin Ortadoğu'da tarımla uğraşmaya başladığı varsayılsa da. birtakım yerleşim bölgelerinin bulunduğunu söyledim. 580-500] tam 34 yıl boyunca Mısırlı ve Babilli kahinlerden ders aldığını. ilk vaazına "Şu hayatta her254 kes ama herkes ıstırap ve tatminsizlikle kuşatılmıştır" diye başladığını söze konu ettim." r. efendim. on küçük ciltten müteşekkil kitabına değindim. Milattan Önce 1. yüzyıla kadar matbaa yoktu. annemi öldürmüştü. üniversite sınavına hazırlananlara özel ders verebileceğimi belirten bir ilan yayınlamıştım.. Bayan Kalahari'ye tarih dersleri veriyorum. Osmanlı saraylarında kullanılan yorganların aynılarını diktirip satıyor." "Enteresan. "Geçmişi bilmek. 252 "Kanuni Sultan Süleyman'ın üçüncü karısı. Tam karşımda duran akvaryumda hiç balık olmadığını fark ediyorum." Korkma ben varım . Fakat uzmanlar bu durumdan doğan sorumluluğu reddeder. Gerçek "Vooooooo!" diye uçağını beş metre öteden şömineye doğru fırlatıyor. oyuncak uçağın ve öksüz pilotun peşinden ayrılmıyor. Afşin'den İstanbul'a kaçtım.. ömrünün kalan 51 yılı boyunca da evine yalnız bir kere uğradığını. Tek gözlü talebemin yüzüne. Tek istediği. Pervanesi yanan uçağı bir ucundan tutup mutfağa doğru koşturuyor. yangını fırsat bilip yağmacılık yapan kimsenin. ek-mebiçme işlerinin daha öncelere dayandığını belirttim. "Biraz tuhaf bir adamdır. sokak dövüşü dalında Olimpiyat şampiyonu olduğunu öne sürdüm. Gülfem Sultan. henüz kırkbeş yaşındayken ölmüştü. sağa sola bakman bir tabanca gibidir. dinî liderler." iyiliği hesaba katmayan. oyuncak mı gerçek mi. Yine de Leyla Kalahari'ye.. konuşmaya başlarsınız: "Evet" dedim. beni bir arkadaşıyla evlendirmeye kalkıştı. daha doğrusu sohbetimize başlarken "Tarihî olmayan bir tek an bile yoktur. bilim adamları. yanılanlar. Onun. "O da kim?" Rengarenk saçlarının altında sağ gözü. Büyük ağabeyim. Matematik ve astronomi alanındaki çalışmalarıyla tanınan Pisagor'un [M. Biz salonda konuşurken." "Hımmm? Padişahın karısının yorganını nereden bulmuş?" Altında göz bulunmayan kaşını kaldırdı. ikiz kardeşi Romus'u öldürdükten sonra Roma'yı inşa edişi ve belasını buluşundan dem vurdum. papağanın gagasmdaki zeytin gibi parlıyordu. haydutlar. Garip bir biçimde havada yavaş yavaş ilerleyerek korlaşmış odunların arasına çakılan uçağın ardından hostes de şömineye dalıyor. Adı. Milattan Önce 6. Rumeli Hisarüstü'nde. Yirmiiki yaşındaydım. Televizyon fabrikasından atılınca. gelmiş geçmiş tüm insanların yalanları. Çok az param vardı. Dersimize. Ağabeyi Wilbur Wright 1912'de.. Bu nedenle. 21."Böylesini ilk kez duyuyorum Şebnem. Bıçakla. Süpermen'in pelerini. dalgalı saçları parlıyordu. Ve tarihin en önemli özelliği. mutluluğu ciddiye almayan. Ganimet Granada çıkardı. Yanında bir de koruması vardı. yanlış anlamanın.. "Teşekkürler. Bir konfeksiyon atölyesinde çalıştım. onlar gibi düşünmeye. 15. fırtına da yoktu. Tabiattaki ahengin ayrılmaz parçası olan hercümerçten bir sahne diye düşündüm. hissetmeye. Leyla Kalahari'nin villasın-daydık. ilk ders günü. Leyla Kalahari'nin beş yaşında bir erkek yeğeni vardı." dedim.." Deliller çözüm getirici olduğu kadar öğretici de olabilir. yüzyılda yaşadığı tahmin edilen mimar Marcus Pollio Vitruvius'tan söz açtım. Yani ı. Granada Gazinosu'nda şarkı söylüyordum. yüzyıldadır. Babil-li Hammurabi'nin kanunlarının 282'sinin okunabildiğini. o yangına fırlatılarak yakıldığını anlattım. Kim. tekerrür etmemesidir" demiştim. saray denince akla entrika gelir. Asırlara ne kadar çok iftiranın. Babası başka bir kadınla kayıplara karışmış. Birkaç kişi başvurdu fakat yalnızca Leyla Kalahari'yle anlaştık. "Enver yorgancılık yapıyor. elindeki oyuncak Kami-kaze uçağını uçurarak etrafta dolaşıyor.." "Belki de bir yerde okumuştur ya da filmde görmüştür?" Şüphe. bu kanunlardan birine göre. Yani neolitik çağda tüm dünyadakinin sekiz katı! Tarihte bir mağara dönemi varsa. Milattan Önce 8000 yılında dünyada insan nüfusunun yalnızca 5 milyon olduğunu. karısı Yasodhara ve oğlu Rahula'yı terk ettiğini. hapisteydi. Gerçek.Ö. Tiz ve metalik sesiyle "Hey cici kız. neden bahsettiğini bilen biriyle sohbet etmekti ve bunun için ödeme yapmaya hazırdı. O esnada. tüccarlar.\ Krallar. Milattan Önce 17. bir internet sitesinde. Alaaddin'in uçan halısı ve Enver'in yorganı ha? Tebrik ederim. hizmetçinin arkasından yürürken "Uçağı akvaryuma koyalım mı?" diye sesleniyor. kırk yaşında zarif kadınlar vardır. Çarşambadan beri öylece yatıyormuş." "Evin nerede?" "Karagümrük'te. Kuzey Caro-lina'da benzin motorlu uçakla ilk uçuşu gerçekleştirdikleri gündü. o dönemde mağaraların mesken olarak kullanılmadığını. Gerçek'in babası. Babam.. uydurmanın sığabileceğini düşün." dedi Leyla Kalahari. geleceğe itibar etmeyen. yazıldıktan 1500 yıl sonra basılan Mimarlık Üzerine [De Architectu-ra] adlı. insanın üstesinden gelebileceği kadar kolay bir iş değil. "bence de fena numara değil. Hizmetçi kız da yaya kalmış hostes gibi. "Sanmıyorum. şişman bir adamdı. yüzyıldan kalma bir kitabeden... Ju-lius Caesar tarafından savaş makinaları yapmakla görevlendirilip Roma ordusunun Galya ve İspanya seferlerine katılan Vitruvius'un icat ettiği mancınığın 300 yıl önce Çin'de zaten kullanılmakta olduğuna işaret ettim. imparatoriçeler." Soruyu tamamlayamadım. şüphelerin değişmez belirsizliği içinde yaşayan. "Gerçi beni alakadar etmez ama." 17 Aralık. yanılgıları ve bilgisizlikleri tarihin oluşumunda rol oynadı. diplomatlar imalarla ve sembollerle konuşurlar." Leyla Kalahari'nin yüzünde. boş mu dolu mu olduğunu kestiremediğiniz. yüzyılda doğan Siddharta Gautama Buddha'nm yirmidokuz yaşında. köleler. kayıp bir kabilenin izine rastlamış antropolog ifadesi yerleşmişti. Milattan Önce 753 yılında kurulduğu iddia edilen Roma İmparatorluğu'nun hikayesini es geçmedim: Bir nevi kur-tadam olan Romulus'un. Derken. insan bilmediği bir konuda doğru soru soramaz. adın ne senin?" diye sordu. Üç çeşit tarihçi olduğu söylenir: Yalan söyleyenler. Gerçek. Hayatında en az bir aşağılık herifle yakınlaşmadan gerçek kadın olamazsın: Ganimet Granada'yla orada karşılaştım. savaşlar taklitler ve aldatmacalar üzerine kuruludur. bir çocuğa böyle bir isim koyar ki? Gerçek'in annesi ölmüş." 55 . "tuhaf adamlar acayip koşullarda lazım olabilir. villanın bahçesinde devrilmiş bir ceviz ağacı görünce şaşırdım. bana Sicilyalı Rozalina'mn yorganını hediye etti. bir bildiği olanların otomatik alaycılığı yansıyordu. Kısa boylu.ı rih ile hakikat iyi geçinemez.II [Leyla Kalahari] Gözümü. Yere sağlam çakılmış o dengeli ağacın yürüyüşe çıkması imkansızdı. savaşçılar. tarihçiler kahinlere benzer. Ağaç. "Leyla. Yıldırım düşmemişti. Wright Kardeşler'den bir tek Orville'in [1871255 1948] Kamikazelerden haberdar olduğu geliyor aklıma. bilmeyenler. yani Wright Kardeşlerin 1903'te. Kırlaşmış.

Gülümsedim. 258 Hayati'ymiş adı. resim dersleri aldım. Abidin beni kucaklayıp acil servislere koşturdu. Hattâ bir keresinde hırpaladı. sol gözüm dahil hiçbir şeyi özlemiyorum. Nasıl oldu anlamadım. Şaka yaptığı belliydi. zahmet olmazsa?" Etrafa bakındım.. "Zamandan daha önemli bir şey varsa. çünkü tam o anda Enver'e kalbimi kaptırdım. Ganimet beni sertçe uyardı. Şarkıları sayıklar gibi okuyordum. dört yaşında olmasına rağmen. iyi misiniz?" "Sizi görüp de iyi olmamak mümkün mü Leyla Hanım?" dedi. yalvarır gibi şarkıya devam ettim: "Ayı il mam istersen hiç yanından I Çağırsan gelirim çok uzaklardan r>ı / Eskiden korkardım yalnızlıktan I Korkmam artık sen varsın.. Soran olursa 'yeğenim' dersin. yani Haftanın üç akşamı muhakkak gelirdi." "İyi ama benim kız kardeşim yok ki?" "Tamam işte." "Hımmm? Şarkı söyler misin?" "Şarkı mı?" "Evet. ilginç bir çocuktu. birden bir bıçak çıkardı ve yüzüme sapladı. İki kere intihara kalkıştım: Bir kere küvette." Muzipçe gülümsedi. Bu söz." Gözlerimi paraya dikerek şarkıya girdim: "Bir akşam gözünde aşk tüterse I Geçmiş günler aklından geçerse I Kalbin bomboş ümitler biterse I Sen üzülme ben varım" "Kâfi" dedi." Program bitince Ganimet kulise hışımla daldı. Bir keresinde. Şebnem Şibumi'nin bir internet sitesinde yayınlanan. İnşallah. Abidin. Anladın mı?" "Yeğenim mi?" "Kız kardeşinin oğlu. Tanı 0 anda masasında demlenen Ganimetle göz göze geldim. Banka hesabımda daima yeterince para oluyordu. Meraklandım. Abidin onunla evlenmez. Chuck Palahniuk: Büyüleyici kabusların kreatörü. kulise çiçek gönderirdi. Merak ettiğim asıl konuyu gündeme getirdim: "Hiç âşık oldun mu?" "Yani seni tanımadan önce mi?" "Hı-hı. sen sormadan da cevabı verebilirim?" "Neymiş?" "Seni önce kullanacağım. Bazen sergi gezmeye gidiyorum. bir kere İsviçre'de. Az konuşuyordu."Baban ne iş yapıyor?" "Ailem Afşin'de. Hayati'nin oğlu. Anlatmamı istediğinden emin misin?" 260 56 . öyle aptalca ki.. sırasıyla. Hastaneden çıkınca Abidin'in bana hediye ettiği Rumeli Hisarüstü'ndeki villada yaşamaya başladım. Şarkı söyleyerek masasına doğru yürüdüm: "Zaman durdu sanki beklerken seni I Ben bir tek sevgiye bağladım kalbimi.. sesin de gözlerin kadar güzel mi?" 256 "Bilmem?" "Oku bakalım. Ona sen bakacaksın." Gerçek. Abidin meğer gangstermiş. kızların aklını başından alıyor. terli bir kirpi gibiydi.. Otuzbeş yaşındaydı. Çok şıktı.. Buğulu gözlerle beni izler. Biçmişiz yumruklarıyla bana rastgele vuruyordu. Programın sonuna doğru çıkageldi. O nedenle çocuğu onbeş-yirmi dakika muayene ediyor.. "Abidin onu alsın mı. Bunu nasıl yaptığını hiçbir zaman anlayamadım. Öyle aptalca ki. Abidin Bey "Merak etme Leyla.." "Evet. uzay mekiği Challenger fırlatıldıktan 73 saniye sonra infilak ederken [1986] Enver'le birlikte Üsküdar rıhtımından yukarı doğru yürüyorduk. Bir akşam. Abidin sık sık beni ziyarete geliyor. Kızkardeşin öldü ve çocukla sen ilgileniyorsun. Öfkeden nefesi kesilmişti. Bahçıvanım. onunla mezara kadar yola devam edebilirsiniz. Ona engel olmaya çalışırken. Oturup konuştular.. yanında bir arkadaşını getirdi. Ağlayarak uyanmıştım. şarkılarımı ona bakarak söyler olmuştum.. Sağ kolu askıdaydı ve dirseğiyle bileği arasındaki sargıya kan sızmıştı. gidiyoruz. nazlanma.. Tek gözümü." Bu cümleye çok şaşırmıştım. Fazla vaktim yok. Onu seviyorum. Abidin'e dönüp. En sevmediği mevzular. vursun tabii ki. kızların aklını başından alıyor 28 Ocak gecesi. Burada bir arkadaşımla kalıyorum. Uykuya dalar dalmaz kabuslar görüyordum. 25') İnşallah. En çok da Abidin Dandini'den huylanıyordu. Sen de bana anlatacaksın. o soysuz hödük sana bir daha dokunamayacak" dedi.. "hazırlan. nasıl istersen. onbeş günde bir Çarşamba akşamüzeri Gerçek'i görmeye geliyor. Her ne kadar iyi bir kıza benzese de. üniversiteye hazırlananlara yönelik tarih dersi ilanını da bana Abidin göstermişti: "Bu kızdan ders alacaksın. Abidin Bey." "Gidiyor muyuz? Nereye?" "Cenneti. Birkaç hafta sonra. Tezgahın üzerine 100'lük bir banknot koydu. Gerçek'i bana emanet etti." Granada Gazinosu'nda sahneye çıkmaya başladım. Abidin'den önceki yıllarıma ait. sonra da bir paçavra gibi fırlatıp atacağım. Piyano çalmayı öğrendim. içim ısınmıştı. Abidin Dandini karşımdaydı. Gerçek'in bağışıklık sistemi yeterince güçlü değilmiş. Yirmi yılım burada geçti." Babam annemi neden öldürdü? Ağabeyim beni niçin arkadaşıyla evlendirmeye uğraşıyordu? Ganimet Granada benden ne istiyordu? Abidin Dandini gerçekte kim? Hayati Tehlike'nin beş yaşındaki oğlu nereden yeğenim oluyor? Şebnem Şibumi'den ne öğreneceğim? Abidin üzerime böyle tuhaf bir yoldan kuma mı getiriyor? Bu vahşet yüklü saçmalıkların hiçbirini merak etmiyorum. odasındaki mobilyaların yerini değiştirmişti. Sarıldık. Ganimet Granada'nın icabına bakmıştı. Sonra da elimden tutup psikiyatrlara götürdü. cehennem ateşiyle tutuşturmaya. Fakat bana doğruyu söyleyeceksin?" "İstersen. Onunla arkadaş ol. Nazikçe sordum: "Saçmalıyor musun Enver?" "Evet. sağlam eliyle elimi tuttu ve avucumu öptü. Ganimet bana son derece cömert davranıyordu. ne var bunda?" "Peki." Orkestra çalmaya devam ederken. Gözümü hastanede açtım. Yine de fazlasıyla etkilenmiştim. Abidin onu öldürmez. mikrofonu ağzımdan uzaklaştırıp sordum: "Geçmiş olsun. evlendiği kadınlar ve öldürdüğü adamlardı. Her nasılsa hapse girmedi. "Bu çocuk. Üzerime çullandı. Yavuz Sultan Selim komutasındaki Osmanlı ordusu Kahire'ye girerken [1517]. o da saniyedir" dedi. Doktor Neptün Petunya. her sahne alışımda. Halbuki ben onu polis sanıyordum. Şebnem Şibumi hakkında hiçbir şey bilmek istemiyorum. En sevdiğim yazar. Kitap okuyorum. Sevinmiştim. Abidin. "Haydi. "Sana bir şey soracağım. hizmetçim ve aşçım vardı. ben de bir tokat attım. lakin aşırı kıskançtı. Bir süre toparlanamadım. Sana anlattıklarını iyi dinle. Ben sohbete pek katılmadım. Bir gece Abidin gelmedi.. Bir erkek hastanede size eşlik ediyorsa. vursun mu?" diye sorarsanız. Fyodor Mihayloviç Dostoyevski Saint Petersburg'daki evinde akciğerleri kanaya-rak can verirken [1881]. Soğuk hava. bir keresinde.. kelepçe gibi insanları birbirine yaklaştırıyordu: Enver'in koluna girdim. Anaokuluna götürüp getireceksin. Gayriihtiyari. Genç bir adam.

"Halamdan mı? Benim halam yok ki?" "Fark etmez. 'Ne iş yapıyorsun?'. Partiden ayrılmak istediğin zaman. Birazdan kız içeri girecek.. zarif.' Evden ayrılırken resimdeki kıza defalarca baktım." "Ah tabii ya..' Salona geçtim. sonra? Buldun mu kızı?" Enver derin bir nefes aldı: "Günlerce köşkün etrafında do261 laştım. Böylesine müthiş bir doğum günü hediyesine. gıcık bir isim." "Niye katılıyoruz peki partiye. Springfield Hapishanesi'nde kalp krizi geçiriyordu. Ardından. Sinan.. 'Evlenmeyecek misin artık?' Sanki ben çalışmasam aç kalacaklar. Hafif adımlarla ilerliyorduk: "Salon antika eşyalarla döşenmişti. Yan odalardan bir ses gelir diye bekliyorum. deli gömleğimin üstüne hep en iyi marka kazaklar. "Filikamı siz mi çaldınız?!" diyen Kaptan James Cook'u mızrakla öldürmüş. çok derin manalarla dolu bir mısraymış gibi. Gülümsüyordu. bir bu tarafa yürüyordum." Enver'in sözleri havayı ısıtıyordu sanki." "Bir de insanlar içince yıhşıklaşıyorlar. bana adını. yanındaki çantadan bir dizüstü bilgisayar çıkardı. ben sayım memuruyum' dedim. hoş geldin." Dudaklarını büküp alnını kırıştırdı. Yolun kenarına park etmiş arabalardan birinin önünde Enver'in gözlerine bakıyordum: "Peki ya şimdi?. engizisyon mahkemesinde yargılanmak üzere Roma'ya gelmişti [1633]. Türk Tasavvuf Kültürü dersimize giren Munise Hanım." "Âşık olduğum genç kız. Sadece. torunlarınız filan?' Tebessüm etti: 'Maalesef yavrucuğum. olmayan halan hakkında olumsuz sözler söyle... Yüzünü zihnime nakşettim. "Sen ve ben" dedi. "Sevgili filan değiliz. Mutlu musun canım?" Esrarengiz ve heyecan verici bir sesle "Olmak üzereyim" dedi ve dudaklarıma uzandı. İşler yolunda giderse. o da sevdiğim arkadaş ve hocalarımın isimlerini not almıştı. Fakat gelen giden olmadı. Ondokuz yaşındaydım. arkadaşlarım Belma. Alexander Graham Bell.». konaktaki fotoğraf vitrinde!" "Eee?" "Fakat aynı fotoğrafın bir de eski mi eski."Onu unutamıyor musun?" "Unutamıyorsam anlatmayayım mı?" "Tamam. Kupondaki harfe." Demek elde kamera. Hz. Hiçbir şey umurumda değil. yiyorlardı . Asuman. Nüfus sayımı yapılıyordu." Cüzdanımdan bir aşk kuponu çıkarıp Enver'e takdim ettim. Kulağım kirişte." Ağır ağır yürüyorduk." Enver durup yüzüme baktı: "Anlatmasam belki de daha iyi?" "Devam et n'olur. iri parlak gözler. DVD'yi bilgisayarın sürücüsüne yerleştirdim. Demek bana bu harika sürprizi hazırlıyordu. Dedim ki 'Teyze. kız büyükannesini ziyarete gelir. iki hafta önce. kapısında. Ülkü." 264 "Yaklaştık mı?" "Sağdaki tabelayı görüyor musun?" Enver barın önünde frene bastı. yaşını söyleyecek. Onun önünden geçiyordum. evlenmesem onlara sıra gelmeyecek. Başını çevirdi "bana ha landan bahset" dedi. çıkalım. Yol boyunca bir o tarafa." "Sadece ne? Barika'ya sevgililer günü partisine giden bir çift miyiz?" "İstersen geri dönelim? Ben zaten sıkılacağım.." "Eee. Engin.. O da beni içeriye davet etti: 'Buyur evladım.. Enver'e üniversite yıllığımı göstermiştim. yalnızca bir kuponla karşılık verirken. deli miyiz?" "Nevra çok ısrar etti. Hawaiili yerliler. "benimle 'sevgililer günü' partisini gelir misin?" Tebessümü serum lastiği gibi uzadı. Fikriye. merak ettim?" "Pekala. dinliyorum. Enver'in siyah Audi'siyle Barika adlı bara doğru gidiyorduk. adımlarımdan hızlıydı. Eve doğru koşmaya başladım. yüzünü görürüm diye umutlanıyorum. siyah-beyaz ve küçücük bir kopyası var! İkisini yan yana koymuşlar.. 14 Şubat. "Sayım memurluğu için yaptığım başvuru kabul edilmişti. Bilirsin. İnsanlar benden kuşkulanmaya başladılar. ben de tek tek yazacağım.. ünlü polisiye yazarı Geor-ges Simenon'un da [1903]. anlat. "Yarın" dedim. ben yalnızım. Enver Paşa. Olur ya.. Mario Puzo'nun Baba [The Godfather] romanına ilham kaynağı olan Vito Genove-se. sevineceğini umuyordum. Teyze gelip yanıma oturdu. Enver bir an durdu: "30 Kasım 1997 günüydü. Sağda solda birtakım fotoğraflar asılıydı. Görevlilere üç-beş kuruş para veriliyordu. Bizim evin önünden geçerek yirmi metre kadar yürüdük. İngiliz Kraliyet Hava Kuvvetleri'ne ait uçaklar. halanı översin. yaşlı teyzenin ta kendisiymiş me-ger!" "Ciddi misin?! Ne yaptın peki?" "Sana rastlayıncaya kadar. üzerine de 'Eski fotoğraflarınız onanlır-renklendirilir-büyütülür' yazmışlar!" "Yani?. Buradan sola. pürüzsüz bir ten. Enver Paşa?" "Belki de kalan kuponları bana peşin verirsin?" "Avucunu yala" dedim neşeyle. şahane bir kızdı. Serap. üç katlı bir evin ikinci katında." "Bak. Kalbim.. adresini. Oradakileri sayacaktım. kıpkırmızı dudaklar. Fakülteden arkadaşım Zeynep'i ekranda görünce şaşakaldım: "Doğum günün kutlu olsun Şebnem. Ömer türbesinin yakınlarında. Ağzım açık kalmıştı. Galileo Galilei. uzun uzun bakıp gülümsedi. "Belma'ya nasıl ulaştın?" diye sordum "o kız Kıbrıs'ta oturuyor?" "Evet" dedi. Peki ya sen? Sen ne yapacaksın? Yani kendini kötü hissedersen?" 57 . beli bükülmüş bir kadın açtı." "Neden?" "Herkes bir yığın soru soracak. "Girne'de. ceketler giydim. Benim aklım kızda. Sence bir anlamı var mıdır?" Enver yola bakıyordu. bunaldığın zaman bana söyle. 262 "Siz hiç sabunluyken ağladınız mı?" 13 Şubat benim doğum günüm.. Hani doğum günüm için kaydettiğin DVD'-deki sahte sarışın. Eski tarz bir büfenin üzerinde çerçevelenmiş bir kız fotoğrafı gözüme çarptı: Olağanüstü güzellikteydi. ikindi vakti ahşap bir köşkün kapısını çaldım. Onu her neredeyse bulmaya kararlıydım. Antonio Beucci'den arakladığı telefonu kendi adına tescil ettirmek için patent ofisine müracaat ediyordu [1876]. tamam mı?" "Yapamam.. Nevra ve Demet doğum günümü kutluyorlardı. [1779]." "Eee.. Gözüm köşkün pencerelerinde. Bizans Tarihi hocamız Esat Bey. Hırsız gibi köşkün dış cephesindeki tahtaları sayıyorum. olanlar oldu. tek tek arkadaşlarımla görüşmüştü. bir salon kapısına bakıyorum. "Barika. beni muhakkak ara" diyor ve avucuna yazmış olduğu cep telefonu numarasını gösteriyordu. Sabahın kör vaktinde Kanlıca'ya gitmiştim. Almanya'nın Dresden kentini bombalıyordu [1945]. Bir fotoğrafa. Az ötede elinde şarap şişesiyle bir berduş dikiliyordu. Hayat dolu." "Nevra da kim?" "Nevra Neretva. boşuna. Vahide. açtı ve "Kendin bak" diyerek gülümsedi. Murat. anladın mı?" "Anladım. Civardaki banklarda oturuyordum. 'Merhaba teyzeciğim. Bir de ne göreyim. "yani artık sevgili olduğumuza göre. Teyzenin kaydını tuttum. "Nedir bu?" diye sorduğumda.. Yaşlı. Alıp çiçek gibi kokladı ve yaka cebine koydu. Derken bir-gün.. Mahkumlar gibi sigara üstüne sigara yakıyorum.. evde başka kime yok mu? Çocuklarınız. Chicago'da ölü bulunmuştu [1929]. "Şimşek ışığı demek.." "N'oldu?" "Köşkün elli-yüz metre ilerisinde bir fotoğrafçı vardı. milletin içinde söyleyemem. bana bir DVD verdi. Kartvizitinde 'Kullanılmış Mobilya Satıcısı' yazan Al Capone'un rakibi olan yedi gangster.. ne kadardı unuttum." Tekrar yürümeye koyulduk.

Nikolay. müreffeh kalabalığı gözlerimle biçtim. Sessizlik oldu. Enver.. karşımda dikilmiş sırıtıyor."Babamdan söz edeceğim.. Enver kuyumcu dikkatiyle yüzümü inceliyordu. zehirli havaya umutsuzca romantizm katmaya uğraşıyordu. yaşıyor. General Kabalov. Bu durum amcamın hoşuna gider. nesi var?". ruhunu teslim ediyordu [1977]... Enver'le. Yere dik açı yapan sol elinin ayasında sigarayı söndürürken avu-cunu kapattı. "Halan şu anda ne yapıyor?" "Kendine yeni bir sevgili buldu. tepsiyi bırakıp gözlüğünü ve önlüğünü çıkararak. Her yer bembeyazdı. fakat tepsinin ardında kalan yü268 zü göremiyorum. 266 "Birgün babamla amcam benim yüzümden birbirlerini yumrukladılar. Bıraktığında. Destansı kargaşa karşısında Çai II." m. Sigarayı sağ elinin işaret ve orta parmağının arasına aldı. onu ziyaret etmişim gibi seviniyor. Kadm-erkek ilişkilerinde hâlâ ilk insanların hatalarını tekrarlıyoruz: Beklemek.. işçilere ateş açılmasını emretmiş fakat Rus Ordusu bunu reddetmişti. 1917'nin ilk haftalarından itibaren 200 bini aşkın işçinin grev yaptığı Rusya'da. tahtını bırakmıştı. kaşkol. "Sevgilisi galiba halamı dövüyor. Ve Gönül işleri Hak.. dudaklarına götürdü. Ben de sırıtıyorum. Babam öldü. "Halanla niye sen ilgileniyorsun ki?". 13 Aralık'ta Çanakkale Boğazı'na girmek isteyen yabancı gemilere karşı sabit batarya olarak kullanılan Mesudiye Zırhlısı. Etrafımdaki garsonların hepsi... üvey babamdı.. "Neden hiç aramıyorsun?". Kumruyla burun buruna gefen uskumru 18 Aralık. derin sulara gömülen bir heykel gibi üzgün görünüyordu. masadaki tabakları temaşa ediyorum. biraz" dedi. Bir sigarayı iki ucundan tutuyordu. Bu konudan daha fazla bahsetmedik.." "Bugün babanım ölüm yıldönümü. "Evet. < rindeki 1109'uncu fabrikası istanbul'da açılmıştı | L964] Narkotik bir kar yağıyordu. aynaya zaten ihtiyacı olmadığını söyledim." Hiç doğmamış halam ve Enver'in babası hakkında konuşup durduk." "Halama telefon ettiğimde." Beni avlamak için. Emin olmak için "Bakanlık Heyeti'nin öldürülmesine mi üzülüyorsun?" diye sordum. ya uydurmuyorsa diye endişeye kapıldım." "Amcan artık yaşamıyor mu?" "Yo. "Halam biraz rahatsız da. süpürge. Sonra karşısına geçip izledik. "Evet" anlamında başımı salladım. "Bilmiyorum" deyip kuponu aldı. Enver'le Beykoz'da kardanadam yapıyorduk. Clark Kent'in içinden çıkan Süpermen gibi Enver Paşa'ya dönüşüyor. üzülmemesini. babamı gıcık ederdi. "Çünkü kör. sigara ellerinin arasındaki boşlukta asılı kaldı. Üzerinde şartlı refleks deneyleri yaptığı köpeklerin hepsini gömdükten sonra.." "Babam pezevenk idrarı ve fahişe tükürüğü tahlili yapmaktan bıkmıştı. amcamı görünce şoke olmuşlardı" deyip hafifçe güldü. işçilerin safına geçerek generalleri ve bakanları tutuklamışlardı. 'İkizim olduğu yetmiyormuş gibi. Ellerini sağa sola oynattıkça sigara da havada kımıldıyordu. "yakında sana balık pişireceğim. sabunlu halde küvetten çıkmaya çalışırken sendeledi ve banyo aynasını düşürüp kırdı. Tek farkı var: Uçmak yerine. CocaCola'nm dünya ü.. Kendimi kurbağa çuvalına tıkılmış gibi hissettim. Bu tuhaf bahşişten ötürü yüzünde mahcup bir gülümseme esintisi beliriyor. Kullanılmış tuvalet kağıdı rengindeki kanepelere oturduk. Çünkü duyguların kök salacağı gönül zeminini erozyona uğratır. Saat tam 19:20'de bir garson masaya tepsi-sindeki tabakları bırakırken fısıldıyor: "Sonora çorbası. yemeğe yetişeceğini bildirmemi istedi hanımefendi" diyen garson. Aynısıydı. "onunla kavga eder. bir yandan Enver'e göz atıyordu. Bir an. istersen ben de sana veririm?' demiş." Dışarı çıkıp arabaya bindiğimizde Enver de ben de kahkahalarla gülmeye başladık. Çevirdiği yumruğundan duman 58 . amcamla dertleşirdim. Karda-nadama yaklaştı ve kırmızı tuğladan kesilmiş kalp şeklinde bir parçayı göğsüne yapıştırdı! Kalbi olan bir kardanadam. Türkiye'nin Ruhu adlı bir roman yazmayı tasarlayan kırküç yaşındaki Oğuz Atay. Aşk kuponlarından birini uzatırken "Babanın ikizi var mıydı sahiden?" diye sordum." "Halam kesti. Görüştüğü adam da 'Bana bir fotOğrafi. partinin berbatlığını birbirimize ifade etmek için uydurduklarımız.. Mükemmel bir kardanadam oldu.. dünyanın James Coburn'a en çok benzeyen ikizleriydi. Bir centilmenin şerefi." içerisi öyle sıcaktı ki. Rusça konuşan Çinlilerin işlettiği bir İtalyan restoranında Enver'i bekliyordum. "ikizi olan." "Babam ve amcam. kömür parçaları. Venüs salatası. "Çalışıyor musun?". Birden ağlamaya başladı. Süpermen'le aynı kuaföre gidiyorlar besbelli. Şeytanın flörtü. yaşlı bir orkestra." derken. Sevgilisi alkol testinden geçebilmek için mangal kömürü emince zehirlenmiş ve Şile yolunda kalmışlar. portakal soslu somon ve alkolsüz pina colada." "Geçen gün halamı yıkıyordum.." Başımı kaldırıp bakıyorum. romantizmin cenaze törenidir. Demode kıyafetli. Dahası on-binlerce asker." "Halam aradı. Gevezelik uğultusu tekrar baş gösterince "Benim babamın ikizi vardı" dedi.. Gerçi ben yedi dakika erken geldim. Boş bulunup. ağzımın içinde "Beni pişiren adam sence de bir aşk kuponunu hak etmedi mi?" diyerek dönüyor. "Saçların ne güzel Şebnem. Son derece leziz somon.n. Enver'e bir kupon daha verdim." Bara girdik. daha bitmedi" deyip ceplerini yokladı. havuç.. Üçüz gibiydiler. batıyordu [1914]. balığı yem olarak kullanamayacağını söylemiştim." "Babandan mı?" "Şaşıracağını biliyordum. "Yabancı gelmiyor.. İngiliz B-ll denizaltısından atılan torpidoyla vurulmuş.m n. "Hâlâ Üsküdar'damı oturuyorsun?". Sol elinin işaretparmağıyla ucuna dokununca sigara yandı. "Babamın cenazesine gelen arkadaşları." derken laf kaynadı.ı lığı Heyeti'ndeki tüm üyeler katledilmişti. dans edenlerin terleri üstümüze saçılıyordu. Derin bir nefes çekti. bir elinde kadeh olduğu halde kollarını açarak karşıladı beni.1 versene.. Gitmemiz gerek. Lokmayı yutarken kuponu uzatıyorum. Peru'da Tupac Amaru gerillaları başkent Lima'-daki Japon Büyükelçiliği'ni basarak 500 kişiyi rehin almıştı [1996]. Sorular sökün etti: "Neler yapıyorsun Şebnem?".. Ben sigara içmem. "Munise Hocayla Benetton'da karşılaştığımız günü hatırlıyor musun?". Enver "Bir dakika. Enver tedarikliydi: Şapka. "Çok iyi yemek yaparım" demişti. "Halan olduğunu bilmiyordum?".. Enver.. "Ben henüz sipariş vermemiştim. "Sihir sever misin?" diye sordu. Nevra Neretva. Daha önce bana hiç ailesinden bahsetmemişti." Ortalık gene sessizleşti. fakat soğuktan nefesim buharlaşıyordu. seksenyedi yaşındaki Ivan Petroviç Pavlov da ölmüştü [1936]. dakikliğine bağlıdır.. onunla ilgilenmem gerekti. James Coburn'un Bir Avuç Dinamit [Giu La Testa] filmindeki ormanda dövüş sahnesini bilirsiniz. Nevra kulağıma fısıldadı: "Kim bu yakışıklı?" "Onu tanıyor olmalısın?" dedim. fakat bu onun gecikmeyeceğini göstermez. Somonu tadıyorum. Enver bir sigara yaktı." "Geçmiş olsun." "Babanın mesleği neydi?" "Laboranttı. Dört yıl önce. durumu düzeltiyordu." Süpermen'le aynı berbere giden garsonlar Şubat'ın 27'si. o herif de bana benziyor!' derdi. "Enver Bey. Fok iniltileri çıkararak sırıtırken.

duştan yeni çıkmış zombiler gibiydi. İlk bulmaca 1913'ün sonlarında New York World gazetesinde yayınlanmış ve çılgınca bir hızla diğer ülkelere yayılmıştı. kadehlere paralar doluyor. günlüğünde Harbiye Nazırı Enver Paşa'dan bahsedip bahsetmediğini düşünüyordum. Sayıklar gibi konuştum: "Yunan şairi Aiskhylos 'Savaşta ilk önce hakikatler ölür' demiş. soruşturdum: Zühtü Zubizaretta adında bir koleksiyoncu almış. Rus işgali altındaki toprakları kurtarmak ve Rusya içlerine ilerlemek amacıyla Sarıkamış Harekatı'nı başlatmıştı. bana bir kupon verip boynuma sarılacaksın" dedi. İki ucunu birbirine bağladığı halatı fırlatıp yüksek çınarlardan birinin tepesinden aşırdı. Vallarino. "az daha beni öldürüyordun!" Bir adım geri çekilen Enver'in yüzünde suçluluk duygusu tozlu bir lamba gibi yanıp sönüyordu: "Seni korkuttum mu?" Kalbimden yükselen kesif bir duman gözlerime basınç yapıyordu. Küstahlığı. Enver koluma girdi. Çin'in Guangzhou şehrini yerle bir eden ve yaklaşık 1 dakika süren 7. 30 milyon insan. hayır. iplerin arasına yerleştirdi. Gözlerimi yumup hıçkırıkla inilti arası bir ses çıkardım. 270 Enver Paşa. Enver bir şeyler söylüyordu." "Sürprizlerle dolusun Enver!" Gülümseyerek salıncağa kuruldum. Alkışlar devam ederken Enver'e bir kupon daha devrettim. avını sükunete davet eden avcı ifadesi belirdi." Uyuşuklar yardımseverdir. evetin hayıra dönüşmesinden daha kolaydır. Harbiye Nazırı ve Erkan-ı Harbiye Umumiye Reisi olan Enver Paşa... bir saat kadar süren gösterinin sonunda. 59 .6 şiddetindeki depremin her saniyesinde 2 bin kişi ölüyordu [1932]. Bu sihir işi hoşuma gitmişti doğrusu. yordu. durmaksızın. Salıncakta sallanırken ona büyük dedemden söz ettim. anında istop etti. )1\ Nefesim kesilmişti.. Lamelif Sahafın vaktiyle düzenlediği. Biz de seyircileri selamladık.. diğeri." "Savaştan kaçma Enver Paşa!" "Kaçmam gerek. Sadece sağdan sola 2. biraz yavaş ol!" "Ne dedin? Seni duyamıyorum?!" Enver beni uzaya göndermeye kararlıydı.t|>ı . İnanılmazdı. otuzdört yaşındaymış. Dünya Savaşı patlak verince. Reha Veto'yu alnından vuruyordu. Cesaret çiçek açar fakat meyve vermez. gözlerimin önünden Yaşayan Ölülerin Saldırısı filminin fragmanı gibi geçti. Yorgancı Enver Paşa'nın bu sözünü duysa herhalde sinirinden gülerdi.. Romanya Devlet Başkam Nikolay Çavuşesku ile eşi Elena Çavuşesku idam ediliyordu [1989]... Emirgan Korusu'nda.u v. Bayılmak üzereydim. fakat cüzdanımı evde unutrnui tum. şehit dedemin hatırasını canlandırdığı için... Umarım büyük dedenin şehitlikle taçlanan askerlik anıları hâlâ ilgini çekiyordur?" 272 Eprimiş defterin ilk sayfasını açtım. ve 4. mesele yok. salıncakta beni öldürmediği. Babamın 5 Nisan 1915'te Arıburnu'nda şehit olan dedesinden: "Adı İshak. bozuk paralar ve likör kadehlerine tlÜİCTll diyordu.." Harbiye Nazırı Enver Paşa. Vallarino gülümseyerek ayağa kalkıp Enver'i ve beni işaret ederek salonu çınlatan alkışları bize yönlendirdi. Büyük dedemin defterini bana satmaya yanaşmadığı gibi. Enver'in elinde deri ciltli küçük bir defter belirdi. Kasırganın söndürdüğü bir kadırga yangınından kurtulmuş gibi sevindim. tamam.. görmeme bile müsaade etmedi. bulmacayı tamamlamaya büyük dedemin ömrü vefa etmemişti.. Jean-Pierre Vallarino daha iyisini yapamazdı. hayırın evete dönüşmesi. siyah Audi'sinin bagajından uzun bir halat getirdi. ancak bu kadar etkilenirdim. Bu artistik numarayı bir kupon vermek isterdim. Müntekim Gıcırbey toprağa korkunç büyü malzemeleri gömüyordu." Ağaçlar. Defterin arasından 13 Cemaziyülevvel 1333 tarihli Tercü-man-ı Hakikat gazetesinin bulmaca sayfası çıktı. Küçük boy Moleskine defterler var ya. Alkışlara hiç kulak asmıyordu. kartlar kadehleri yutuyor. Nişanlısını ameliyat eden bir doktor gibi konian tre olmuş vaziyette. Bir koşu.•. fakat ne dediğini anlamıyordum. Bozuk paralar bir görünüp bir kayboluyor. süratle illüzyonl. et ve kemiklerim kanlı topaklar halinde çamurlu zemine saçılacaktı! "Daha hızlı sallamamı mı istiyorsun?" diyerek salıncağı on kaplan gücüyle bir kez daha ittirdi. Öylece sarılmışken. I. n'olur!" Emindim: İp kopacak. Soluk soluğa fısıldadım: "Durursan bir kupon veririm!" Salıncak. Dedemin okunaklı elyazısıyla kaydettiği adını gördüm. onun yerineJeanPicın Vallarino'nun şovuna iki bilet gelmişti. "Yavaşla. Fakat 1914'te Sarıkamış'ta Türk askerlerini öldüren soğukla kıyaslarsak. Enver Paşa'ya sarılırken. dedemin. Derin bir nefes aldım: "Ben iyiyim. 22 Aralık günü İstanbul'da hava biraz serindi. Anlaşılan. Deprem esnasında kaçarken başıma yıldırım düşse. Büyük dedemin günlüğünü okuyup ağlıyordum. sisin yırtıklarından Boğaz'ın petrol yeşili sularını seyrediyorduk." "Dedenin defterini niçin bu kadar çok istiyorsun?" "Ben tarihçiyim Enver. satır çözülmüştü." Enver beni şaşırttı: "Yunan Filozofu Demokritos da 'Doğruyu asla bilemeyiz.. yanağının gerilişinden Enver'in gülümsediğini fark ettim: "Sahi. "Uzak dur" diye haykırdım. Akşam tekrar buluşup gösteriye gittik: Vallaıino ı kambil kartları. "otur da seni biraz sallayayım.çıkıyordu. bulmacadan hevesini alamadan öldü! Görünen o ki İshak dedem de on lardan biriydi." Alnım kırıştırarak "Bahse girerim. Kaşla göz arasında bir salıncak kurdu. sağ bileğimi tutup defteri avucuma bıraktı: "Bey-kozlu İdris oğlu İshak'm 1333 Rebiyülevveli ila Cemaziyü-lahiri arasında tuttuğu günlük. çünkü o hakikatin ulaşılmaz derinliklerinde gizlenir' diyor. asalaklar sıcakkkanlı. "Gerçekten böyle mi düşünüyorsun?" "Immm. Yan yana duran kartlarda ENVER PAŞAŞEBNEMŞİBUMİYİSEVİY O Ryazısı okunuyordu. Günlükten. Kumruyla burun buruna gelmiş uskumru gibi şoktaydım. Tam o anda. Tebessüm bazen ağlamanın bir çeşididir.. "Haydi" dedi. Çanakkale Savaşları'nm tam ortasında yazılmış notları okumak ne demek biliyor musun? Üstelik büyük dedemin eh/azısından. Zühtü Bey'e ulaştım. Namık Mıknatıs şaşırtıcı bir tiksinçlikle altına yapıyordu.. defteri Zühtü Bey'den nasıl aldın?" "Bilirsin. arabadan küçük bir kilim ve yastık alıp geldi. bale yapan travestinin elindeki av tüfeği kadar endişe vericiydi. Ve Enver'e iki kupon vermeyi: Biri. İçimdeki çalkantı diniyordu. elindeki iskambil kartlarını bir tek hareketle masaya yaydı. Cephede geçirdiği iki ay boyunca günlük tutmuş. Ağaçların arkasına saklanmış bir orkestra Modest Mussorgsky'nin [1839 -1881] Night on the Bare Mountcari'm.. eski bir müzayedenin katalogu sayesinde haberdar oldum. Ağaçlar etrafımda fırıl fırıl dönüyordu. fırlayıp ağaçlara çarparak parçalanacağım.. kulağıma ejderha gargarası gibi manasız sesler geliyordu. otuz saniye içinde. Kararsızca gülümsedim. Elini açtığında sigara yok olmuş. "ılık" dememiz gerekir. Ne yazık ki harekat yaklaşık 90 bin askerimizin ölümüyle sonuçlandı.ı çalıyordu. Araştırdım. Vallarino'nun Enver'e göz kırptığını fark ettim. dalkavuklar alıngan 25 Aralık. Babam. Hayatım. Ayakta duramıyordum. Çok hızlı sallıyorsun. ( Yüzünde. Kurnazca bir şımarıklıkla "Aynen öyleyim" dedi. onlara benziyor.. Derhal indim. Sol eliyle.

babacan bir edayla konuya girdi: "Nasıl mesela? Spor mu yapacağım?" "Neden olmasın?" "Şişmanlar yapabiliyorsa. Bulmacayı çözmek çok heyecan vericiydi. Asla tanışmadığım büyük dedemin yarım bııaklı ğı bir işi tamamlıyordum. İshak dedemin cennetteki itibarını zedelemiş değildi ya? İnsanların sözünü edip durduğu acı gerçekler. tartaklanmış." deyip takma dişlerini göstererek.." Işıklı dükkanların arasından geçerek.. zehirlenmiş. kominin yardımıyla masaya babagannuş ve sirinan kebapları. Pistte. Markette bir-iki tur attım. Ozan Taraz ağır ağır yürümeye devam ederken. 60 . yani mektubu okumazdın?" "Belki de." Alışveriş merkezi. aynaya baktığımda tombalak halimi görürüm. cam asansörle en üst kata çıkıp buz piste ulaştık. Evimizin salonuna. 7 Ocak.ko yuldum. 275 "Aslında" deyip sustum. 8 harfli: Naciye Sultanla izdivacından sonra Harbiye Nazırı olan meşhur paşamız.. Fazla oyalanmadan kahveyi alıp eve doğru seğirttim.... 3 Ocak günü. kahve. asrın son çeyreğinde dünyamızı teşrif edecek ve dahi çok canlar yakacak dilber-i şahane: [12 değil] 9 harfli. mesnetsiz umutlarla dolup taşar. Ona darılmam saçmaydı. "O bulmacayı İshak dedemin defterinin arasına koyarken ne düşünüyordun?" Garson. ortak aldanışlarımızla mayaladığımız mucizelerin su katılmamış birer fiyasko olduğunu göremeyişimiz sayesinde birbirimizin kalbini kazanırız." Canıma minnet.. Buna kısaca VYL denir: Vücut Yağlarının Laneti. çerez. Uçan Kız filmi meşhurmuş. Ne hissedeceğimi hâlâ bilemiyordum.. imalı bir tieşeyll sordu: "Şebnem n'aber?" /ıı Ben de "Bildiğin gibi Mübeccel Abla" dedim. "Siz. çördük çorbasını usulca içiyordu.. Enver'le to-kalaştılar.." Yemeğin tadına varmaya kararlıydı. Elindeki gazeteyi. bulmacadaki acayipliği fark etmemiştim: 20. "Yuvarlanıp gidiyoruz" diyerek geçti. zır cahiller ciddi. Bense beyran çorbasına konsantre olmuş vaziyetteydim: aTercüman-ı Hakikatin bulmacasını gerçek sanmıştım. asalaklaı m cakkanlı." Babam gazeteden başını kaldırmadan ses verdi: "Ha?" Ona. Fakat o bulmacanın her karesini gözyaşlarım-la ıslatmıştım. 2 hafta. tükenmez kalemle çizerek okuyordu.. Osmanlıca yazılışı. normal bir insanın intihar etmesine denk gelir. firik pilavı. ShahShops alışveriş merkezine girdiğimizde geceyarısıydı. akşamı. meyve taşıyorduk. daha doğrusu sahte kusursuzluktan ötürü bir kupondan fazlasını hak ediyor. üzerine işaretparmağımla bastırarak tabakların arasından Enver'in önüne sürdüm: "Düşündüm de. Dedenin günlüğünü zarf olarak kullanmasaydım bulmacayı çözmeyebilirdin.' Âşıklar ise hem sersem. Lucky Strike'ı bir nebze unutturabilmek için sürekli çay. Karlar kabuk bağlamıştı. Başımı kaldırıp binanın cam tavanına bakınca takımyıldızların arasından bir yıldız kaydığını gördüm. Yolda.. Enver'le birbirimize sarılıp usulca dans etmeye başladık. Ben tam kırk yıldır şişkoyum küçük hanım. fakat Tercüman-ı Hakikatte yayınlanmış değil. Ozan Taraz sessizce buharlaştı. Eski bir basketbol topunu andıran başıyla bana selam vererek "Hoş geldiniz yenge" dedikten sonra tekrar Enver'e döndü: "Benim adım Ozan Taraz" her iki işaretparmağmı göbeğine doğrultarak ekledi: "Bu da benim yumuşak karnım. öylece durdu. "Tamam anne" deyip fırladım. Şebnem Şibumi! Senenin son ayının 29. dalkavuklar alıngan. sözlerinin bendeki etkisini merak ediyordu. Oğul Johann Strauss'un [1825 -1899] Mavi Tuna'sı [An der schönen blau-en Donau] eşliğinde. cüzdanımdan da bir kupon çıkardım. "Kızım" diye fısıldadı annem "marketten bir paket kahve alır mısın? Babana kahve pişireyim. Mantomu sırtıma geçirdiğim gibi dışarı çıktım. Daha fazla üzerine gidersem. Bulmacayı hazırlamak için epey uğraştığı belliydi. çarın şerbetli keşişi Grigo-ri Yefimoviç Rasputin. 8 harf tutuyordu. Bize kapıyı şişman ve dazlak bir adam açmıştı. babam sakız çiğniyordu. sokakta kargaşa çıkaran Friedrich Wilhelm Nietzsche'yi polisler zor zapt ederken [1889]. İçimden. yüzümün kızardığını hissediyordum. Masaya koyduğum kuponu. pasta. 274 Babam hep der ki 'Uyuşuklar yardımseverdir. Payımıza düşen çikolata miktarını yıllar önce tükettiğimiz iddia edilir. Biz faniler. mandalina ve elma dolu tabağı sehpaya koydu: "Şerifciğim bak. 5 gün. 'bütün sürüyü yutmuş bir çoban!' İtiraf edeyim: Ne görsem.. Eve vardığımda annem telaş içinde tir tir titriyordu. En büyük sevinçler. el ele paten kayıyorduk. kaleci eldivenine benzeyen elini uzattı.. bu kusursuz sahtelik.... 9 değil. Enver'le Aralık Sonu Ocakbaşı adlı restoranda buluşmuştuk. Annem portakal. Yine de sigarasız geçen saniyeleri sayıyordu. aslında bir mektuptu. Çantamdan cüzdanımı. 24 ayar yanılgılardan doğar. hem de cüretkardır: Enver de öyle işte. fakat Enver'in bulmacayı beni üzmek için hazırlamadığı aşikardı. Mübeccel Abla'ya rastladım Müstehcen bir sırrı paylaşıyormuşuz gibi. Tarifsiz bir heyecana kapıldım )l\ Sağdan sola 1. Alacaklılarından kaçmak için sürekli adres değiştiren seksenalü yaşındaki Nikola Tesla. Kendi adıma rastlayınca. dünyanın yaratılmasından önceki sessizliğe benzer bir sessizlik hakimdi.. Cevap tabii ki "Enver Paşa"ydı. Sigarayı 4 ay. Saldırıdan sağ kurtulan tek adam olan Ozan Taraz da saçlarını tümüyle kaybetmiş. Herkes bizim pastadan çıkan dansözü de mideye indirdiğimizi düşünür. birkaç günde yarım asır ihtiyarlamış ve Burger King'in tüm gıda stokunu yemişti sanki. 7 saat önce bırakmıştı. çoğunlukla ne acıdır.. Enver.. Enver'in boş kasesini aldı. Biz şişmanların işi zordur. Artık zayıflayıp tığ gibi olsam bile." "Galiba şehitlerden iyi postacı olmuyor. üç ayrı tabancayla vurulmuş halde Neva nehrinin buzlu sularına fırlatılıyordu [1916]. ne de gerçek. ömrümün geri kalanını Enver'le geçirebilmeyi diledim. "Bulmaca. N'oldu demeye kalmadan bir de baktım babam yerde yatıyor! Solunumu durmuştu. Yukarıdan aşağı 7'ye gelinceye kadar. Beni görenlerin aklından neler geçtiğini iyi biliyorum: 'işte' diyorlar." Ağzında çatal." Enver ağzındaki lokmayı yuttu ve bir mucizeye tanık oluyormuş gibi gülümsedi. sana meyve getirdim. Enver. o iş spor değildir. ilk olarak 'Acaba yeniyor mu?' diye düşünürüm. "sizde ne var ne yok?" Gençliğinde birkaç filmde başrol oynamış.Sayfanın bir kopyasını hazırlayıp bulmacayı çözmeyi. New Yorker Oteli'ndeki güvercinlerle dolu odasında kalp yetmezliğinden ölmüş yatarken [1943]. Ayaklarımıza patenleri geçirdik. Ozan Taraz ve Enver o anda durup bütün dikkatlerini bana yöneltince. kimyasal bomba atılmış gibi ıssızdı.. Fazla kilolarımın tümünden kurtulmam. Bir aysbergde inzivaya çekilmiş romantik Eskimo hayaletlere benziyorduk. kaktüs şurubu bırakıp çekildi. 276 Âşık olunca hayatın anlamına yaklaştığımızı zannederek mantığın sınırlarından dışarı çıkarız. zahter salatası. Mantıksız kafa." "Bulmaca gerçek. yaptığının kötü bir şey olduğuna inanacaktı. Enver Paşa olmalısınız?. kelimelerin ağzımdan dökülmesine izin verdim: "Fazla kilolarınızdan pekala kurtulabilirsiniz?" Gülümsemeye çalışırken.

kamyoncu lokantasmdaki salata gibi dar m ad. "Altı gecedir uyumadınız. aşk sadece kör değil aynı zamanda aptaldır. şu durumda kesin konuşamam. Kaç gündür hastanede beklediğimizi bilmiyorum. Sevinç gözyaşları daima keder gözyaşlarmdan iyidir: Kutlama çiçeği ile azap dikeninin aynı sularda yetişmesi sizi yanıltmasın. boş tarafını da umursamazsınız. hem enerjik. Ailemizin bilardo topları gibi dağılmasını önlemişti.. yüzümüzdeki zindan karanlığıy-la. "Dediğim gibi. babam ve ben sarıldık. bir tahmininiz de mi yok?" diye sordu. Şaka mı yapıyorsunuz? Susuzluktan ölmüyorsanız. [LEONARD COHEN] 17 Ocak. Tamam. Ambulans ve polis sirenleri arasında hastaneye yetiştik. aşk sonsuzluğa heveslendirirken imkansızlığa hapseder. Tamam. "Bilmiyorum. Ama ben bu mucizevi aldanışa. babamdan daha kötü görünüyordu: Kurutulun 19 biber gibiydi. İçeri doğru yürürken "Sen gidiyor musun?" diye sordum. Doktorlar bana hızla birkaç soru sordular. Elimizden gelenin en iyisini yaptığımıza emin olabilirsiniz. atmıyor! Ödüm kopmuştu. Enver bizi yalnız bırakmıyordu. Solunum cihazına bağlanmış. Arayan. Ümidinizi kaybetmeyin. baban sc ni bekliyor. kollarından fırlamış gibi görünen minik borular birbirine dolanmıştı. "Doktor. burnundan. Enver'in geceyi babamın başucunda geçirmesi. Yarım saat içinde ameliyathaneye naklettiler. çok teşekkül ler. Umut ve sükunet aşılayan pırıl pırıl tebessümü hiç dağılmıyordu. Üniformalı polisler. Tükenmez kalemi söktüm ve dışındaki borunun bir ucunu delikten içeri sokarak diğer uçtan iki kez hava üfledim. Şerif Bey'in nefes borusundaki sakızı aldık. Çünkü o. sessizce ağlayıp başını ve gövdesini öne doğru eğerek kamburlaşıyordu. hayırlı anormalliğe.Nabzını yokladım. 15'e kadar sayıp tekrar boruya üfledim. Doktorlar. Sanırım altı-yedi 278 dakika boyunca beynine oksijen gitmemiş. ambulans çağır!" Babama kalp masajı yamaya başladım. Enver Paşa'ya ait hissediyordum. Annem ve ben bir an önce babamı görme telaşmdaydık. Koşarak. "sizi baş başa bırakayım. Birden. ne tümüyle anlayabiliriz ne de izah edebi liriz. hayranlarının saldırısına uğramış kokainman bir rock grubunun sığındığı süite benziyordu. içine düştüğümüz kör kuyu sessizliğiyle baş edemeyip gerisingeri gidiyorlardı. uyanacak nasılsa. kapının önünde bizi beyaz bir limuzin bekliyordu. Kalan 20'sini bir kerede teslim etmeye niyetliydim. Doktorun yüzünde manalı bir ifade arıyordum. dirilişi sırasında babama -gönüllü olarak. Şimdi gitmem gerek. O güne kadar Enver Paşa'ya 10 kupon vermiştim. camekanlı bir şadırvanı andıran kafeteryaya doğru ilerlerken telefonum çaldı. aşk hayal gücünün zekayı yere sermesidir. Babamın komada oluşu. Bir gece Enver annemi ve beni taksiye bindirdi. Etrafta o kadar çok polis vardı ki. Acil servis. 280 Geri dönüp Enver'e sımsıkı sarıldım: "Çok. 400 metre ötedeki. ümidinizi kaybetmeyin. "Haydi. Uykusuzluktan sağır olmuştuk. Çarçabuk giyinip dışarı çıktığımızda. birkaç ay da. Derhal. Fakat kendi susuzluğumun farkında değildim.. "Şerif Bey'e ben refakat edeceğim. sonra ziyarete gelirim". Enver Bey'in selamları var. Tamam. Annem. Birkaç gün de olabilir.. operasyonu polislerin yapacağını sanırdınız. Adımlarımı hızlandırdım. altın suyu gibi bir yağmur başladı. siz gönlünüzü ferah tutun." Eğilip yanağımı öptü: "Tamam prenses. Enver'in 'dolu' olduğunu çoktan anlamıştım. sağ koluma girmiş halde. müdürüm yaşayacak. Prefrontal kor-teksin altında oluşan pıhtıyı Streptokinaz'la erittik. sessizce ağlıyorduk. haydi. tamam mı?. şimdi içimde aşkın çıngırakları çalıyordu. işte. Tamam. Harika şeyleri. değil mi?" Bunu soran Bora Ağabeydi.. insanlık tarihinin en dehşetengiz olayı sanki. bir gelişme olunca size derhal haber veririm. Yatağında oturan babam beni görünce iyice doğruldu: "Kızım!" Annem. cam gibi gözyaşları kesiyordu. topraktan fırlayan Ninja savaşçıları gibi hareketliydik: Hem yaslı. deterjan reklamlarmdaki banyolar gibi parlayan koridora daldım ve kapısı açık asansöre yetişerek içerideki sünepe kalabalığa sevinçle tosladım. Gözlerinin etrafında giderek büyüyen 11101 halkaları. hemşireler.refakat etmişti. Beklemekten başka çaremiz yok. Moda sahilindeki ıslak çimlerin üzerinde tek başına yürüyordum. artık dinlenin" diyordu. fakat her şeye hazırlıklı olun. zincirlerden ve çözemeyeceğimiz diğer şeylerden bahsetmeyelim artık. Dönüp bakmadım. Kadıköy'deki Papazın Çayırı denilen düzlükte Fenerbahçe ve Galatasaray futbol takımları ilk kez karşılaşıyordu [1909]. Fakat ayılmadı. babanızın bilinci yerine gelmiş" diyerek bir eliyle davet jesti yaptı: "Buyurun lütfen. Enver bizi hastanenin önünde karşıladı. aşk kişinin kendini aldatmasryla başlar ve başkalarını aldatmasıyla sona erer. in Enver'in sipariş ettiği yiyeceklere elimiz varmıyordu. oyalanmayın" dedi babam "kıyafetlerimi bulun da bu Allah'ın belası yerden bir an önce kaçalım!" Azrail'in karşısında sakız çiğnenmez Aşktan. "Evet" dedi. "Sakızı yuttu kızım! Sakız boğazına kaçtı!" Annemin gözlerinden yaşlar süzülüyordu. Sizi yanıltmak istemem.hi Ona minnet mi duyuyordum? Bu aşkı ona borçlu muydum?. 1 ğın olmuştuk. Müsaadenizle" dedi ve gitti. aceleyle cevapladım ve babamı apar topar yoğun bakıma aldılar." Ellerimiz çözülürken avucuna bir kupon bıraktım. Durdum. uçuruma yaklaşmış La Linedyı [Bay Meraklı] andırıyordu. Annem. İki saat sonra cerrah dışarı çıktı ve ağzındaki maskeyi indirip şöyle dedi: "Önce MR çektik. "Gözünüz aydın Şebnem" dedi. Annemin kesik solukları ve ayak sesleri etrafta yankılanıyordu. Tamam." Eve varıp geceliklerimizi giyinceye dek yavaş yavaş sızdık. monotonluk prosedürü yıldırıcı bir yavaşlıkla işliyordu. rüya görmediğimizden emin olmak için anne-kız birbirimizin elini sıktıkça sıkıyor. "Anne hemen 112'yi ara. Monitördeki nabız göstergesi. Ertesi gün." Limuzinde. . Kendimi.. Şu anda komada. tek tek kayboldular." Arkamdaki polislerden biri "Ne kadar bekleyeceğiz. bekleyip göreceğiz. hastabakıcılar uğruyor. büyü gibi işe yaramıştı. Dört-beş dakika sonra gövdesi kasılan babam derin bir nefes aldı. koridorun sonunda nöbet tutan Lklâi hariç. Tam anlamıyla ölümden dönmüştü. sehpadaki tabakta duran meyve bıçağını kaptım ve babamın boğazına batırarak küçük bir delik açtım.. sigortalı dengesizliğe hazırdım." Gözlerime yaşlar doldu. Ziyarete gelen akrabalar. 61 . bardağın dolu tarafını da. ikimiz de. aşk ile mantığın yolları ayrılalı çağlar oluyor. Şoför arabanın arka kapısını açarken "Şebnem Hanım. Kış uykusuna yatmış gece bekçisi kadar derin uyumuştuk. Onları duyamıyorduk bile. sevgilim. Bir dizi kan tahlili yaptık.

. Komadan çıktığında ilk seni görmesi. O da nöbetçi doktoru çağırdı. Enver." "Tuhaf.. "Ailenle tanışmayı ben de çok istiyorum Şebnem. Vahşi Lisan] Uyandım ve tepemde dikilmiş beyaz önlüklü doktor bozuntusunun oyuncak ayı sırıtışı gözlerimi kamaştırdı. senin nazarında ne?" "Gül bahçesine kakasını yapmaya çalışan kabız bir ayı!" [Ah. "Ben seni sonra ararım" deyip kapattım ve kupon namına ne varsa vermek için. gergin ipin ortasına kadar gelmiş acemi bir cambaza benziyordu. "hiçbirimiz.. Onlar ilgilendiler." Babam. Islak ve parlak frizbiye şaşkınlıkla baktım. Omuzlarındaki meleklere selam verdi. Uçsuz bucaksız çimenler ile yağmurun arasındaydık. Annem mutfağa süzüldü. "Öyle olsun." Yavaş yavaş yürüyordum. Babam seni hiç hatırlamıyor. Seni dünyaya getirdikleri için onlara tebrik ve teşekkürlerimi sunmalıyım. Galiba yarım yamalak bildiğim her şeyi unuttum. baban gözlerini açtığında gecenin üçüydü.. hayatta en ciddi karar. bunu okumak zorunda kaldığınız için özür dilerim! Zira ben. Buğulu camlar.. "Aman. orası iyi. şaka mı yapıyorsun. Kenarı boyunca. Enver'i biliyorsun. Yüzüme baktı. babam onu çok sevecek" der gibi baktım ve sessizce "Tamam" deyip arka odaya geçtim. sevdiğim adama doğru koştum. Hani sana bahsetmiştim ya?" Babam. emin misin. ani bir ses duyan köpek yavrusu gibi başını yana eğdi: "Duyduğum kadarıyla.ııı Dudağını hafifçe büktü: "Pek konuşamadık. Allah korusun.. masada tepsi gibi duran frizbinin üzerine koymuştuk. Babam. hakkımda benden daha çok şey biliyor." "Şebnem. Görseniz.. Sadist nezaketiyle sordu: "Şu anda nerede olduğunuzu biliyor musunuz?" Etrafa bakındım: "Hastane. Annem." Ben de "Merak etme anne.. Birkaç saniye içinde buharlaşacaktık sanki. Enver'i eve çağırmakta acele etmiştim. Beni tanıyan herkes. sen en iyisi bize kahve yapıver" diyen Babam Enver'e döndü: "Orta şekerli?" Enver hoşnut bir ifadeyle "Pekala" dedi. Dua mırıldanırken bana doğru bakıyordu.Enver'di: "Buyurun Paşam?" Bu kısa cümleyi. dünyanın karmaşasıyla aramıza set çekmişti. Bu dünyada tüm kalbimle sevdiğim herkes biraradaydı. "Baban toparlandı mı?" "Doktorun dediğine göre. Enver ruhani lideri karşılayan tapınak muhafızı gibi huşu dolu bir saygıyla doğruldu. yedi gün süren ölümüm boyunca beni yalnız bırakmadınız" dedi. Bir gözünden çocuksuluk. ciddi misin?" "Evet." "Hoş bulduk efendim. Misafirimiz var. babanın karşısına böyle damdan düşer gibi bir adam çıkarman sence uygun mu?" dercesine baktı ve fısıldadı: "Namaz kılıyor." "Hımmm. Donup kaldım." "Efendim?" 282 "Hazır mısın?" "Neye?" "Tamam. Azrail'in huzurunda sakız çiğnemeyeceğimden eminim' diyor.. Bu davranışımdan ötürü gururlandığını. Tatlı bir söz söylesen dilin mi kopar? Aslan gibi çocuğa kulp takma şimdi!" "Sana göre aslan olabilir karıcığım. ona âşık olduğumu bilmekten müthiş heyecan duyduğunu. Islak giysilerimizden buhar yükseliyordu. çocuk sahibi olmaktır. Telefonu tuttuğu elini indirdi. Enver birden paltosundan mavi bir cisim çıkardı ve bana doğru fırlattı! Uçarak yaklaşan şeyin bir frizbi olduğunu anlamamla onu yakalamam bir oldu. Bu da beni iyi bir polis yapıyor." Enver. su tabancasından kaçan bir Fransız gibi ağlaya ağlaya yan odaya koştum. fakat yine de anlaşmaya uymamız gerektiğini söyledi. Kahvelerin dumanı tütüyordu. ciddi mi konuşuyorsun anlayamıyorum.. Yani ikinizin öyle özel bir anda tanışmanız. Enver'i salona buyur etmişti. Emekli olmuş. Her polisin içinde... Şerif Bey'e geçmiş olsun demek için uğramıştım.. acılarımızdan 7h. Annem asaletli bir utangaçlıkla "Ne arzu edersiniz?" diyerek Enver'e gülümsedi. "Şebnem merhaba. Onun dışında gayet iyi. ben arkada salona girdiğimizde. Etrafımda ne varsa hepsi birden birer ipucuna dönüştü. haftaya biraz geç başlamaktı. daire şeklinde "Seni seviyorum Şebnem" yazıyordu. Reha Veto olayından sonra namaza başlamıştı. 62 . Rüya ile gerçek arasındaki farkı kökten unutuncaya dek birbirimize yaklaştık ve sımsıkı sarıldık. Enver'in ellerini tuttum. 284 "Hoş geldin delikanlı.] Bu söz üzerine. Marlboro paketinden bir sigara çıkarıp yaktı: "Biliyorsunuz.. dünya tarihinde bu işi yapabileceğim başka bir zaman yokmuş gibi! "Sizi anlıyorum" dedi Enver." Enver. sevgililerimle hep ölüm-kalım zamanlarında karşılaşması garipti. Güleç bir suskunlukla geçen bir-iki dakikadan sonra." "Evet baba." "Kimmiş?" Seccadesini toplayarak ayaklandı." Anneme.. Ben de aynısını yaptım. diğerinden olgunluk okunuyordu. Elimdeki kuponları bir kerede vermeye kalkıştığımda itiraz etti. Kafeteryaya kadar sendeledik. mesleğinizde zaten çok başarıhymışsmız. benim nazarımda. Bir de yeniden sigara içiyor. nasılsın?" "Sesini duyunca daha iyi oldum Enver. bekliyorsun? 'Onu gördüm ve hayatımdaki bütün taşlar yerine oturdu' mu?" "Şerif. "Babacığım. lokal amnezi yani kısa süreli hafıza kaybı varmış. 45'lik tabancasını bırakıp 99'luk teşbihi ele almıştı. romantik bir düellonun son saniyeleri sanırdınız. Enver'in dışarıda beklediğini. derdini anlatabilecek kadar Türkçe bilen bir cariye edasıyla söylemiştim. yani sizinki sadece.. [THOMAS SZASZ. uyandığı sırada babamla ne konuştunuz?" . Ben sadece. üzmesene kızı. tutuklaması gereken bir suçlu vardır [Şerif Şibumi] İntiharı hariç tutarsak. harika biri. Enver tam bir hafta boyunca hastanede bize eşlik eden arkadaşım. Fincanları. "Babacığım." "İnsanlar bana bunu her söylediklerinde 1 lira verselerdi şimdiye milyonerdim... Telefonu kulağıma götürdüm." "Bazen. Enver'e gevrek bir sesle "Sağolun. masadaki kuponları elimle frizbinin kenarından çantama sü-pürdüm: "Anlatsana. Enver de aynısını yaptı. poliklinik ya da öyle bir yer?" Sesim.. çok enteresan halbuki. hafızamın bir kısmını kaybettim." El sıkışırlarken Enver öne eğildi. "Zahmet etmeyin lütfen." "Beni ne kadar da iyi tanımışsın!" Babam öyle tuhaf gülümsedi ki odanın ısısı birkaç derece düştü. Sevinçten sakarlaşmıştık. hemen hemşireye seslendim. onu babamla tanıştıracağımı söylediğimde "Kızım. O da koşuyordu. Babamın." "Şahika. olduğun yerde dur." "Ne?" Etrafa bakındım. Birer kahve ısmarladık. soğuk algınlığına yakalanmış bir timsahmki gibi kulak tırmalıyordu.." dedim ve birden Reha Veto'yu hatırladım. kafeteryanın hizasından bana doğru yürüyordu. Babam önde.

Tekrar bindim. Şahika'ya çaktırmadan. hayatınız komple tedbir. hani şu 'kabız ayı'yla.ıi"." "Sen. şom ağızlı doktor kayıplara karışmıştı. temkin ve ihtiyattan ibaret olurdu. cüreti artmalıdır. Zor nefes alıyordum. /')l Başımı dışarı uzatıp "Çengelköy'deki camide mevlit okunacakmış. "Nereye güzel kızım?" Yutkundu. polis köpeğinden daha aptal görünmek zorundadır. ipucu toplayan polis konuşmayacak. Polis sezgilerim bana çifte kavrulmuş bir manyakla karşı karşıya olduğumu söylüyordu. gecikirsem tasalanma. Çile Bülbülüm'ü söyleyerek ruhuma gıda yardımı yapıyordu: Bizim zamanımızda -nur içinde yatsın. benim yanımda çalışan genç polislerden biriydi. İçimde bir dejavu tedirginliği baş göstermişti. Şahika balkonda peyda oldu. Suçlu." "Fakat ne doktor?" "Onyedi senedir komadaydınız. Temiz çocuktu. Gözüm kadını bir yerden sinyordu: "Sen de kimsin?" "Aşk olsun. neden sor dunuz?" Tam o anda. Şimdi. Siz çenenizi kapalı tutarsanız. Telefonu açıp şifreyi tuşlayarak takip programım aktif hale getirdim. Az buçuk kendine gelen arabadan inip bahçe kapısını kapattım. hatırlamadınız mı? Ben. "Adınız nedir?" c "Şerif Şibumi. gerçeğin kokusunu takip ederken. Beni kınamayın. tamam mı?" dedim. Biricik kızını yedi yabancı bir adamla paylaşmakta zorlanıyor diye yaşlı babana kızacak mısın?" Bir an durdu. 03:10'u gösteriyordu. Geri geri giderken arkaya baktım. Paltomu sırtıma geçirdim. Köprüye vardığımda aldığım ikinci mesajda." Çözüldük. mantar gibi hiçbir şey düşünemeden sürüyordum. Bir de şu var: Bir suçu araştıran. bana inanmıyorsanız televizyon seyredin. Ben bir polisim. camiye. Çiğnediğiniz sakız nefes borunuza kaçtı ve kalbiniz durdu. Öyle ki. çıkmak üzereydi. dünyanın gelmiş geçmiş en büyük kozmetik mucizesi değilse. Herhalde "iki adımlık yolu arabayla mı gideceksin?" diyordu. herkesi suçlu sanır. sakince yatak odasına uzandım. Ben ki. Radyonun düğmesini çevirdim: Duman adlı bir müzik grubu. Bir tek şapkam eksikti.Hamiyet Yüceses terennüm ederdi. kanun adamının dangalaklığından ötürü suçlunun özgüveni pekişme-li. . beni enterese etmez.. ben uyurken mi büyümüşlerdi? Dünya Kupası'm almış mıydık? Ülkemizin bölünmez bütünlüğü korunuyor muydu? Hangi parti iktidardaydı? Otomobiller uçmaya başlamış mıydı? Herkes yokluğuma iyiden iyiye alışmış olmalıydı? Bu yaştan sonra ne halt edecektim?!.. Cep telefonuma. başucumda bekleyen arkadaşından söz edince de."Neden burada olduğunuza dair bir fikriniz var mı?" "Bunu bana siz söylersiniz diye ümit ediyorum?" Duvardaki kirişe asılı saat. çarkları şüphe döndürür. Siz de ömrünüzün yarıdan fazlasını katillerin.. Ben silahımı bıraktım diye suçlular da ıslah mı oldu? Yooo? Oyuna bensiz devam ediyorlar. ırz düşmanlarının. Kadına yaş sorulur mu? Fakat hayatım buna bağlıydı. Eee? Polis. Küskün ve de gururlu bir ifadeyle cevap verdi: "Enver'le buluşacağım baba. Ve bu kadın. benim en sevdiğim çocuğumsun. Onyedi yıl martavalını uyduran zırtapozun sorularına benzer şeyler sordu. Tam on sene aradan sonra. hangi yıldayız. Bu dünya acımasız bir yer. onu hatırlamıyormuş gibi davrandım. gazete okuyordum. Bu yaşta söylediğim yalana bakın hele: Sevaplarımı artırmak için daha çok zaman ve benzin harcayarak cennete yaklaşacağım yani! Hayat arkadaşım. önüme döndüğümde karım kaybolmuştu. Bir an tereddüt etti: "Yirmidokuz yaşındayım. Ağzının kıpırdadığını görü yor. 290 İki gün sonra akşamüzeri. polisliğim bakidir. Penceredeki tülün berisinden baktım: Enver." Bora.. Bahçe kapısının iki kanadını da açtım. Ve her polisin içinde. herkesi polis sanır. "Geçmiş olsun Şerif Bey" dedi. Bir kez daha. İnsanlığa faydalı olmak için yeni bir fırsat yakaladığımı hissediyordum. Reha Veto denen zibidinin beynini uçurarak. Emekli kılığında dolaşsam da. Beyniniz dakikalarca oksijensiz kaldı." "Bugünün tarihini söyleyebilir misiniz?" 288 "Ben emekliyim. Başımı kaldırdığımda. Yavaş yavaş yola koyuldum. gece gündüz demeden bana koşuyordu. "Boğaziçi Köprüsü" yazılı bir kısa mesaj geldi. Bu düdüklü çakalın ne mal olduğunu kendi yöntemlerimle çözecektim. Bayramda seyranda ailece ziyaretimize gelirlerdi.. günlerden ne. peki" anlamında salladı. Polis." "Şerif Bey. dolandırıcıların peşinde geçirseniz. 63 ... namazı orada kılacağım. Dehşet içindeydim. tutuklaması gereken bir suçlu vardır. fakat." Kar. mahmur gözleriyle bir başka dokioı [Çı ri girdi.. Şebnem'i bahçe kapısının önünde siyah bir Audi'nin içinde bekliyordu. İlk müdahaleyi kızınız Şebnem yaptı. Arabayı. Enver Paşa evimize geldiğinde. Yine de dilim pek rahat durmadı." "Darılma bana meleğim. dünyadaki en zor kutsal görevlerden biri. parçalanmış bir ihramı andırıyordu: Binalar. "Nereye bey?" "Nereye olacak hanım. ayın kaçıdır. tamam mı. "Belki de ışınlandı?" diye düşündüm. Başka çocuğum olup olmadığından ciddi ciddi kuşkulanmış görünen annesine alelusul el sallayarak "Allahaısmarladık!" dedi ve koptu. Kontağı çevirdim ve araba sinir krizi geçirmeye başladı. muhatabınız otomatikman ötmeye başlar.. tabancamı doldurup belime taktım. Kadına "Hangi yıldayız?" diye soracağıma. O sırada içeriye bir hemşire girdi. boynuma sarıldı: "Babacığım. Kız babası olmak. Şebnem'imi incitmeden Enver Paşa denen dejenere piçin ipini çekmek niyetindeyim... Henüz ayakkabılarından tekini giymiş olduğu halde. öyle birini maalesef hiç ama hiç hatırlamadığımı ısrarla vurguladım. uyuşturucu tacirlerinin. fakat sesini duyamıyordum. ağaçlar hac faciasından canını zor kurtarmış hacılara benziyordu. Şebnem resmî törene katılacak prensesler gibi giyinmiş. ben bu yatakta onyedi senedir uyuyor olamazdım. Birileri kelepçelenene ya da zımbalanana dek. Ardından. Onyedi sene mi?! Karım yaşıyor muydu? Kızım ne haldeydi? Torunlarım var mıydı." Birden bütün yük kalbime bindi. tuttum "Kaç yaşındasın?" dedim. biricik kızıma hayatının şokunu yaşatmıştım. Emektar Lada'ma atladım." "Hatırladığınız en son olay?" "Evimdeydim. Ne arananlar listesinde adı var ne de sabıkası. hüzün yumağı başını "İyi. "Asmalımes-cit" yazılıydı. İlk iş. Zırtapozdan kimseye bahsetmedim. uçuruma açılan mağarada hızla yol alıyordum. Kızım. hırsızların. Bora Oturanboğa'ya telefon edip Enver Paşa'yla ilgili bir kayıt var mı diye baktırdım. Bora Oturanboğa'nm eşiyim. Bir kez daha ölüm. Şebnem'in cep telefonunun yerini tespit etmemi sağlayan bir yazılım yükletmiştim. Sizi hayata döndürmeyi başardık. Nuray Mert'in köşe yazısını.

"Beni şımartıyorsun" diyerek muzipçe yüzümü inceledi. Tamam abartmayayım. Bence o." Derhal iki kupon takdim ettim. İnsan otuz yıl yaşayınca. sadece yelpaze kullanarak adam öldürmeye dayalıymış. Sonuçları nedenlerin önüne almayayım. Bu şövalye jesti karşısında ne yapacağımı şaşırmıştım.. uslu çocuk olayım. Şebnem her gülümseyişinde tüm ülkeye çay ısmarlayayım. Yani ben. Şebnem. Şebnem ne çok melek var yüzünde. Cehennemde teçhizatsız kalakalmış itfaiyeci gibiyim. Şebnem kediler geliyor apartman boşluğuna. kaybolmak seni bozmaz. Zehirlenmeye bile yetmeyecek porsiyonlarla. tebessümün için binlercesi çalışıyor olmalı. tozutmayayım. Kalbim jelatini i yoyo gibi zıplamaya başlıyor sesini işitince. Zarafetin aksesuarı. Dünya." "Enver. Uçakları sanki sen kullanıyorsun. Sonsuzluğun geri kalanım yakıp yıkmama ramak kalmıştı. yüzyıllarda. ne kadar istersen onca yağmur ayarlayayım. şu mesele. tndi." O palto. Şebnem uçaklar geçiyor.il edilmiş. Şebnem her zorluğun içindeki kolaylığı.-. olflll dik yerlerine kaçmasın!" "Beğenmeyeceğini tahmin etmeliydim. ilk hamleyi suçlular yapar. doğrudan bana miyavlıyor-lar. Bir yandan da peccatophobia'ya [günah işleme korkusu] kapılıyorum galiba. Otomobili. /-. senin el yazın. Tessenjitsu adlı Japon dövüş tekniği. rahatsız vicdan ve cüzi irade bize köstek olamazdı. kelimelere beş çeker.. Yaralı bilinç. tülbenl boncuğu gibi umutlar pıt pıt içimde beliriyor. Pekala. seni bulmama bağlı. gömleğinin manşetini katlayarak sağ bileği ile dirseğinin arasında bir yeri tuttu.. Bir robot kadar iffetli. Şebnem içimde. Harf başına bir kupon alabilmeyi umuyorum. Şebnem seninleyken bir yudum çay zenginleştirilmiş uranyum gibi enerji veriyor bana. Methiyeden şantaja geçmeyeyim.. büyük noksan neydi hayatımdaki? Bunlar ve benzeri belirsizlikler insanı sersemletiyor. Müzeye doğru kol kola yürürken. Önden dolaşarak gelip kapımı açtı. Albert Einstein'm [1879-1955] İzafiyet Teorisi o gün yayımlanmıştı [1916]. susamlı akide şekerim. Sekoya ağacının kabuğu ateş geçirmezmiş: Sekoya ormanında yangınlar. kara üzümün iri çekirdekleri gibi bulup çıkarabiliriz." /. Öyle saçma. r/K. O anda. Elimi tuttu ve "Buyurun matmazel" dedi. Sözlerde o acı yalan tadı belirir. İğde yumuşaklığı.. Üzerinde nar. Beni kınama yeter ki. duyguların zannettiğimden çok daha çeşitli olduğunu keşfediyordum. kiraz. ağaçların içinde olup bitermiş. 1888-1935. dünyayı özelleştiriyorsun. kendilerine acı veren şeye teslim olmuşlardır. başım göğe ermişti. güvercin kadar ılımlı olurum. varlığımızın özünü teşkil eden trajedinin yatıştırması konusunda kimseye güvenmemeyi öğrendik. o kadar da acımıyor.Tlc ı< . EK: Müntekim Gıcırbey'in okunmamış mektuplarından birkaçı Deliler. Uygarlık bize milyon çeşit yasakla sağlanmış bir düzen hediye etti. küçücük. ingiltere'deki şapka fabrikalarında çalışan insanların yüzde 10'u delirerek ölmüş: Keçe işlemekte kullanılan cıvanın yan etkileri. Enver hiç tereddüt etmeden paltosunu çıkardı ve göledin üzerine serdi. Kareli gömlek ve postmodern nihilizm modasının arttırdığı atmosfer basıncına rağmen. Saçma ve boşuna olan ne varsa benim yöreme birikiyor. lirik bir kanatlanma yaşıyorduk. Şebnem kalbimden senin kalbine balyozla bin pencere açayım. huylarımı değiştiririm.Bir kez daha anlıyordum ki. Kaybedecek bir şeyin yoksa. Gotik bir 'Ş' harfi dövmesi vardı: "Her neyse. Şebnem bulutlara kement atayım. Notalar daima harflerden daha anlamlı. Şebnem. Çikletten çıkmış gibi tertemiz bir adamdı. Şebnem imparatorluk gibisin. saraya sızmış lunapark balerinim. Asmalımescit'te bir sokağa park etti. Sanki senden bir haber gelecek. faturalar çıkıyor içinden. Elini çekip sokak lambasının ışığında koluna baktım. Oradan 100-150 metre yürüyecektik. sanki senden bahsediyorlar. Huzursuzluğun Kitabı] Alevleri görmezden gelerek yangını söndüremeyiz Şebnem. dikkatle bakıyorum.. çamurlu bir gölet oluşmuştu. "Uh! Canımı yaktın. rakibini ciddiye alman gerekmez. Şebnem uzaya baharın gelmesi. Hayat çok tuhaf Şebnem: Paraşüt. Melodiler. İrmik helvasının üzerinde uçan kelebek gibi toz olayım. iğde reformistliği var sende. Yenileceğinden eminsen. Fakat ismimin diğer harfleri nerede?" "Tek tek yazdırıyorum. artık bizim sevda imparatorluğu-muzdu. tüy gibi hafiflemiştim. en temel dertlerimizin. akasyalardan süzülen ikindi ışığından yapılmış gibisin. mandalina ve zeytinler yetişen bir ağacın mucizesini üstlenmişsin. etkilendim. parmaklarım yazmaktan oksitlendi. Anlamı. Şebnem ballanmış ilkbahar gibisin. bir işaret seziyorum. alevleri görmezden gelerek yangını söndüremeyiz. Paso ilklere imza atıyorum. Şebnem zarflar açıyorum. ağırlığı olan her şey otomatikman senin safına geçiyor Şebnem.." "Hımmm. Adımımı atacağım yerde kar sularından. imzan olacak. şimdilik tek harf var?" "Diğeri paltonu serdiğin için. Gerçek bela. Benim payıma paylaşılamayan şeyler düştü galiba? Beni mahveden hatalarım hangileriydi. varlığın başımı döndürüyor. Ciddiye alınmak için mızıkçılığa başvurma taktiğini kenara bırakayım. devrim niteliğindeki bahtsızlık. beraberliğimizin her saniyesi için bir kupon verme arzusundaydım. yerküreyi tümüyle sarmalamıştı sanki. Dilim uyuştu Şebnem." "N'oldu?" Durduk. "İyi ama. kum saatindeki toz şeker gibi senin sevgin birikiyor. emin olamıyorum. patlayan bir okyanusun tozları gibi saçılıyor." Sesi hu şu doluydu. Enver'e. Yanlış anlamaların mikrodalga fırınında ısıtılmış ve çabucak bayatlayan umut kırıntılarıyla besleniyorum. nedir bu?" "Almyazımm baş harfi. [FERNAMDO PESSOA. Enver Paşa'yla Pera Müzesi'ndeki Anadolu Ağırlık ve Uzunluk Ölçüleri Sergisini gezecektik." Onun yamndayken. Milletçe öteden. kulağın rahat olur. 292 Yeryüzüne serilen palto 20 Ocak. Her şeyde sana dair bir ipucu. uçaktan yüz yıl önce. "Şimdi de utanmadan zihnimi mi okuyorsun?" Sağ kolunun içine hafifçe vurdum. 64 . Vahşetim teröre dönüşmesin. romantizmin Einstein'ıydı. Sürekli yer değiştiriyor. Şu anda Tomaso Albinoni'nin [1671-1750] Adagio'sunu dinliyorum. Şebnem niye böyle? Aşkın. Sanırım. Dalga geçmekten kendimi alamadım: "Dikkat el de. "Teşekkürler ekselans.. Leylaklarla dolu bir akvaryum. cinayetin aracı olabiliyor. Laf uzadıkça anlam geriler. 18. "Yooo. üzerinde şapkalar yüzen bir cıva nehrine ayaklarımı sarkıtmış vaziyetteyim. daha etkileyicidir. Çölde seraplar gören bir şempanze gibiyim. dünyanın üç günlük olduğunu anlamaya başlıyor. tehlike olmadan ben bir hiçim. aksine. Papatyaları harf olarak kullanayım. Ceketini çıkardı. 294 Eğer bir hedefin yoksa. iğde esansı. Tımarhanede esir edilmiş felçli bir dilsiz kadar gerginim. ve 19.

Keşke. Doğru. Beynime sıcak as r\ı falt dökülmüş gibi. riyanın kırmızı alarmı haline geldi. Ve birine itimat edecek kadar kendine güvenmenin manası yok. Bu gidişle yokluğunun gürültüsünden sağır olacağım... ilişkilerimize garantiler getiriyor. tümüyle eğlenceli olmak zorunda. Şebnem beynim bulaşık teline döndü. içimizdeki bitki örtüsünü çürümeye terk etmek zorunda olmasak. benim kurnazlığım senin dehanın yanında sağır bir devede kulak. paradokslarla haşır neşir olmadan hayatımıza canlılık katamıyoruz Şebnem. boşluk. fincanlar. su olsam sana doğru akarım. Ben de seninleyken gözlerime inanamıyordum. kafan da karışır Şebnem. bildiğin hiçlik mayalıyor. Eline sihirbaz değneği geçmiş kör gibiyim. Dünyada sahtelik kadar gelişim gösteren başka bir şey yok. onu fark ettim.. Artık iltifatlar. Öpüyorum gözkapaklarını. kılıçlar yüzüyordu. Sözlerim sana karmaşık mı geliyor? Birinin beni anlaması için yanımda elli yıl geçirmesi gerek Şebnem. Şimdi uzaya fırlatılan mekikte kilitli kalmış sinekten beterim. kalbime uysan. Kaybetmedikçe zenginleşemeyiz.. Hani insan bazen gökte yabancı bir cisim görür de gözlerine inanamaz ya. Bir yandan da karşında kendimi mağaranın girişindeki kütük gibi hissediyordum. kanımda gıcır gıcır hançerler. Delidoluluğun uzantıları gibi algılanabilecek davranışlarımızın da doğallığı su götürür. krize söz geçiremiyorum. Saatin akrebinden hız beklememeliyim.sokakların hepsi ıssız. Senden kaçış varsa bile kurtuluş yok Şebnem.<»"! tecrübelerimizdeki alelade acılıktan ileri geliyor. hasretin katranı kafatasımdan gövdeme damlıyor. Aşk hiçbir çağda güvenli bir heyecan olmadı. neredesin? Sensiz. insan kendi aptallığının büyüklüğüyle yüzleşince kahrolmaktan kaçınamıyor.. Ezelden beri o nazlanan senmişsin. Senin kadife geometrin başımı döndürüyordu. Bizi ancak aynı banyoda yıkanmak paklar Şebnem. yolunu kaybetmiş görünmez adam gibiyim.Çağın gerisinde kalmayayım. dizkapaklarını. iki kişinin yan yana yürüyebileceği kadar geniştir. italyan kahvesine batırılmış İrlanda çöreğim. Ben riskleri yönetemiyorum Şebnem. onu evcilleştiremiyorum. . Romancılar bin senedir çalışıyor. 296 İlk romanı 1007 yılında Murasaki Shikibu adlı Japon soylusu bir kadın yazmış. Sana olan duygularımı mesafe. Bazı konuları açıklığa kavuşturmak için çenemi tutmam ve birtakım sonuçlar elde etmek için de hiçbir şey yapmamam gerekirdi. Gelgelelim masumiyet. reddetmek zorundayız. üzümlerin olgunlaşmasını sağlamıyor. Şebnem. Belki dileklerim gerçekleşmese de iyi bir insan olurum? Sanırım cehenneme gerçekten uğrayacağım. Benzer şeyler arasında fark gözetme lüksüne sahip değiliz. İmkansıza yatırım yapmadan kazanamayız. çelimsiz bir meleği göğsümün kafesinde patakladığını hissediyorum. Gözlerine bakınca. Peygamberin mirası tebessüm. Daldan dala zıplıyor. Sürprizlerin üzücülük arz etmesi sürpriz olmuyor. uzay senin olduğun yerden başlıyordu. Kendimizi emanet edebileceğimiz kişiyi bulana kadar canımız çıkmasa. Vücudumdaki hiçbir hücreye inanamıyordum. fakat cennete yakın bir bölgesine. nazik teklifler en büyük tehditlere dönüşüyor. Dişlerini. mucize de durdurur. Şişko bir şeytanın. çizgi film kuzusu. çöpten metal kutular toplayan zombi gibiyim. Geçerlilik kazanmış riya sisteminin kusursuz işleyişi. aşka kurallar ve prosedürler eşlik ediyor. Yüreğin derinliklerinden yükselen sesler. istanbul. Kederliysen güleçliği. sevinçliysen somurtuşu kalkan olarak kullanmalısın. Tüm umudumu hayırlara vesile olan aksaklıklar. senin masumiyet kanıtı parmak izlerinle dolu sanki dünya. Bana öyle geliyor ki.. kulakta sapıkça bir şey gibi tınlıyor farkındayım. Şebnem peynirsiz labirentte dönüp duran fare gibiyim.. İnsanın ayna karşısında yaşadığı türden önemsiz bir belirsizlik ile satıcılıktan uzak karmaşa dinmiyor. tanışıklığımız. Müntekim 298 Kalbin darmadağın olunca. Arabalar etrafımda keskin frenler yaparak duruyorlar. uçak olsam sana doğru uçarım. Aptallığın otobanından dehanın patikasına mı varacağım? İnşallah o yol. Afeti kontrol edemiyorum. yok saymak. hiçbir gezegende bana hayat yok. arkadaşlığımız. Emniyet ile itimat aynı şey artık. Dirilmek için kendimizden başlayarak her şeyi yok etmemiz gerek. kalp kapakçıklarını. Kimseye soramıyordum da "Benim gördüğümü sen de görüyor musun?" diye. yaşam belirtilerinin azlığı demektir Şebnem. ancak yalanların sürekli desteği sayesinde ayakta durabiliyor. 65 . Türkiye. Kafamın içinde kocaman bir ağaç ve küçücük bir maymun var. insanı cazibe hareket ettirir. Dostluğa rekabet ve imha. Şebnem seninleyken içimi padişah gururu kaplıyordu. Seni unutma fikri bile. dünya. Müntekim Aşktan kaçış varsa bile kurtuluş yoktur Şebnem. Sensiz bütün tabancalar. Bütün şarkılarda senden bahsediliyormuş. galaksi. Asmaların başında nöbet tutmak. Fakat aşk'ın bizi manasızlığa kelepçelemesini. yanındakine "Benim gördüğümü sen de görüyor musun?" diye sorar.. aşağılayıcı bir üslupla imha etmesini göze alamıyoruz. odalar boş. erik olsam sana doğru yuvarlanırım. çillerini tek tek öpüyorum. Artık. bin yıla kalmaz seni anlatabilecek seviyeye ulaşırlar. sana kavuşma umuduna bağlanıyor içimde. Güvenliği kilitlerde buluyoruz Şebnem. ikramlar. Vücut bulması için can attığımız şeyi inkar etmek. kitabın adı Genji'nin Hikayesi. 12'den vuran yanlış anlamalar ve sorunları halleden hatalara bağladım. Saray çatılarında senin için düello yapılmış.. Şebnem. O kadar zekisin ki Şebnem. Sen de benim aklıma uysan. Dostluğumuz. Kulaklarıma inanamıyor-dum. her şeyde senden bir anı aksediyor. belki bu tuhaflıktan büyük heyecanlar çıkarabilirdik. O yüzden. bizlerde olgunluk alametleri gibi yansıyan şeyler. tütsülenmiş bir bahçede saklambaç oynuyor gibiyiz.

bu ayeti şöyle anlıyor: "Allah. Aslında tüm insanlığı ilgilendiren bunca belirsizlik içinde yalan da önce ihtişamını. deliliğin hammaddesi dir.. tehlikelerden çok daha fazlası çıkıyor karşımıza. ipek fiyongu gülüşiü. söylediklerimi unuturken beni aklından çıkarma. İç içe geçmiş kafeslerin ortasında gibiyim. Hiçbir zaferin erişemeyeceği tatta bil yenilgi olurdu. deniz pıhtılaştı. İnsan. beyaz rengi daha iyi tanıyalım diye mi yarattı seni? İçinde kemik biçiminde nur çubukları mı var Şebnem? Yüzündeki ışık nereden geliyor? Gözlerindeki ayet derinliğini. uçsuz bucaksız bir çayırda buluşalım. Başını dizlerime koy.. yeniden hayatımın başrolünde olayım. kabus görüyorsun demektir. Türk Kızılayı'na kan vereyim. Mümkünse. uçuveriyor. Şimdi bunları söylüyorum ya. "seni anlıyorum. Aynı dert bende de var. Öpseııı. sensiz bu defolu evrende. Allah. asfaltlar eriyor. sabah dünyaya. kıt sonsuzluğun cefasını çekemiyorum. Şebnem senin için buffalolar kurban edeyim. Kendini bulabilirsem tabii. haşlanmış lahana gibi kendini saldı. Beigbeder'nin romanlarındaki tiplere benziyorum: Fiyakalı ve aptal. nelere katlanmak zorunda kalacağını önceden kestiremiyor. dokunaklı genellemeler yapanlar var. yalanı ancak kendine söyleyebilirsin. yağmur ormanlarını yakayım. Birbirimizi oyalamak. insanın kalbi darmadağın olunca. göğüs kafesimde bir gökdelen jeneratörü taşımakla aynı şey Şebnem. Bir kerecik buluşalım. bağışla. tüm sorulara aynı cevabın verildiği. Doğrunun önemi kalmayınca. kuşlar iskelete döndü.. bazı şeyleri asla ifade edemeyiz. hayrına tefsir etsen ya? Şebnem. sizin gizlediklerinizi biliyor. insanlık görevleri olduğu fikrine kapılacağım... şakaların opak muşambasına bürünüyoruz. Deli. kubbesi. tüm sözlerim. ne zaman ağzımı açsam. 300 Keşke başka ihtimaller de olsaydı. dile getirilmesi imkansız bir şey var ya. zavallılığa dönüşmüş bir samimiyetten geriye kalan ve ağıt izlenimi uyandıran gevelemelerden ibaret. Kalbimden mezarlık dumanları yükselse de ziyanı yok.. Yalnızlık. Hayatın ölümden. bak. Allah insanın mayasına ne katmışsa. Rodin'in bücürük heykeli gibi gece gündüz seni düşünüyorum. cıvıltılı cimcime. 66 . Bunu bilmek ya da sezmek bizi 'inanmaya' yöneltir. cennetin eşiğinde sorulan bilmeceler gibiydi Şebnem. en büyük soytarı olmak zorunda. Bir muhatap bulunca. bir öpücük ver. sonra da görülebilirliğini kaybetti. Giderek. Ellerin. Avuçların desenli kurabiyelere benziyor. Körlere sesleneyim: "Arkadaşlar. eziyetin otomatikleştiği yerdir. dudaklarını görünce kılıcımı düşürür. kiraz sarkacı bakışlı. dünyanın kepazeliğini görmediğiniz için evet şanslısınız. Hacdan yeni gelmiş gibi hafifledim. gökyüzü felç oldu. Hasretin gecenin mimarisi oldu. yakınlaşmanın yolunu kendilerine acındırmakta ya da muhataplarının kafasına demirle vurmakta arıyorlar çoğu zaman. enerjik ve dengesiz. Müntekim Rüyanda başrolde değilsen. Bulutlar üstümden kesekler halinde geçiyor. temeli. Şebnem çok saçmaladım. Ya çok derin acıların ya çok büyük hedeflerin var ya da çok inatçısın Şebnem. Boğumları kudretten zarafet şaheseri yüzükler gibi. acayip sancılı. Yalnızlık deliliğin hammaddesidir Şebnem.. sıcak leylak şurubu sesli yârim. sen saklanınca ağaçların içi boşaldı. samimi ve hoyrat. bir kişiyle olsun bu 'kalpteki sır'. Kur'artûa "Allah kalplerde olanı bilir" yazıyor. Huşuyla öpüyorum. hayat ilginçliğini koruyor. dostunu bulamayan kimsedir. Birisi "Evet" desin. dudak dudağa gördüm.." Şebnem bu akşam seni o ıskarta haydutla el ele. kafası da karışıyor. Şebnem galiba kendimizi tam olarak tanıyamadığımız için. Rüyanda başrolde değilsen. ne kader ama. atımdan düşerdim. senin şehrine hücum etseydim. oradan da Altı Nokta Körler Derneği'ne gi302 deyim. Bir de benim gibi." Bence ayetin asıl anlamı şu: "Kalbinizde olup da hiç kimseye anlatmayı başaramadığınız.. Şebnem. biliyorsun. Bakışların. fakat Şebnemin güzelliğini görmek için ölüp cen nete gitmeniz gerekecek. Sıkın dişinizi.. seni benim için dünyanın en değerli insanı kılıyor. Şebnem. daha doğrusu 'kalbin sırrı' konusunda anlaşabilsin." Öpüyorum gülüşünün bütün kıyılarını. azabın ku-rumsallaştığı. Biz aslında kaybettiklerimiziz. insan kıy. Ve bu saçmalığı doğuran şartlar. aşk'ın her ikisinden de büyük olduğuna inanacağım. Seni sevmek. Bu anlam birikintisi. Sevincimden çimlere kırağı düşürürüm. Bunların hepsi ya da herhangi ikisi de olabilir. Görüyorsun ya. Göze aldığımız risklerden. Yine de insan istiyor ki. Şebnem. Artık hayatımın normale dönmesi imkansız. beni bekleyen birtakım vazifeler.. Cehennem. minareler yamuldu. Şebnem. Yağmur yerine çöl yağıyor.ı maz dokunmaya.. bulutlar kireç bağladı.Her türlüsü ürkütücü olan içtenlik başgösterdiği anda.. kesin. Senden sinyal beklemek. o şeylerin kendileri çoktan yitmiş oluyor Şebnem. deli raporumun fotokopisi kulağıma zımbalandı sanki. üzülmeyin. tabiatla kanlı bıçaklı olayım.. Kendisi kaybolunca anlamı parlayan şeylerle kuşatılmış durumdayız. Nefertiti'yi [üst kat komşumun kedisi] ve yavrularını görünce. dilime ilik açıldı.. bal şelalesi. Gezegenimizde hayat olduğunun en sağlam kanıtı sendin Şebnem. düğme dikildi. hasretten bütün günahlarım döküldü. Kral. Şebnem seni manyaklar gibi özledim. sütunları. kibarlığın yegane yolu oldu." Nitekim bir başka ayette de "Allah'tan daha iyi dost mu bulacaksınız?" deniliyor. Şövalye olsaydım. deliliğin çemberinden çıkarız. aıvııml. Saptırılmış ve bir yönetmeliğe uyarlanmış saygının gereği olarak cıvıtmak. delilikten yırtardım. toz toprak ve kumlar dökerek. dünya dışı uzayda yaşam belirtileri aramak gibi. Çoğu kimse. mağaralar açayım. Şebnem tornavidayla dağlara oyuklar.. aslında hayatla ilgisi kesilmiş olduğu için anlamsızlığa matuf. Üç günlük dünyanın üçüncü günündeyim. Şebnem. mı Parmaklarının ucunda tırnakların küçük deniz kabukları gibi parlıyor Şebnem. sonra yurdun dört başına örülü demir ağları söküp trenleri karadan yürüteyim. çölü avuç avuç başka yere taşıyayım. Ayak parmaklarının aralarına papatyalar kondurayım yeter. gerçek hatalar yapabilseydim hiç değilse. ceylanların. işte Allah onu biliyor. Bazı şeylerin anlamı ortaya çıktığında.. İstanbul. kabus görüyorsun demektir Şebnem. Mesela kendimi 10 1 mum sanıyor olsaydım ve biri de cereyanlar kesilince beni yaksaydı.. İnsanlar. insanlara inanıyor olarak uyanacağım. kuğuların sınıf arkadaşı.ı şeker tadı bırakacak. adın dilimin ortasına yuva yapmış guguk kuşu gibi.

her şeyi gölgede bırakmıştı yine. ameliyat sırasında cerrahın ölmesine benziyor. Görünüşe bakılırsa. Hayati Tehlike'nin o kaygan sırıtışını yakacağım. inan seni başkasıyla gördükten sonra. "Adın ne genç adam?" "Hayati. tamam... Bu yalnızca bir his değil. Biliyorsunuz. Bu dünyaya yaşamaya gelmediğimden eminim. Sarhoştuk." Arkadaşıydım. Şebnem. durup dinlenmeden kazarak birbirimizi gömdüğümüz bir mezarlıksa. Fakat hala günaşırı rüyalarımda Grand Grave Hotel'in dokuzuncu kfl tından uçarım. neden hepimiz Grand Grave'in dokuzuncu katından atlamıyoruz? Dünya. kendilerini evlerinde hissedebilirlerdi. Gelgelelim benliğim havada asılı kaldı Ne zaman riske girsem. Yol boyunca hiç konuşmadık. Değneklere yaslanarak geçip oturdum. üç îhlas. Şah Abbas döneminden kalma bir İran halısı: Üstüne bastığınız anda beşyüz yıl öncesinin İsfahan'ına ışınlanıyorsunuz. Niko şimdi bu mezarın içinde miydi? Tam bir saçmalık! Ortada bir dümen dönüyor olmalıydı. tehdit edilsem. ruhumun bedenime ait olduğu yanılgısından doğan gaflet içinde geçirmiyorum. Zayıf ihtimal: Niko'nun en yakın arkadaşıyla geç de olsa tanışıp biraz laflamak istiyordu. ömrümüzün son saniyeleriydi. yalanların ise uydurulması geıoklı [PAOLO PICCOLO. Bomba yutmuş bir mumyaya benziyordu. kendi saltanatına start verebilmek için yirmiiki kişiyi bir anda öldürdü. Koltuk değneklerimi mezar taşma yaslayıp yere oturdum." "Niko'nun arkadaşısın demek. 304 Bu dünyaya yaşamaya gelmedim Bir insanı anlamak istiyorsanız.. Civarda. haberin olsun. yüzünde dikenli bir kırbaç gibi iz bırakmış. sessiz ve kıpırtısız silahlı nöbetçiler sağa sola iliştirilmişti. Göründüğüm yerde değilim. Kendi adıma konuşayım: Benim yok. Beni. Salondaki koltuklar öyle şaşaalıydı ki kral. Şebnem seninle hayatlarımızı birleştirecektik. ölüme geri dönmeye hazırım. Niko'yu özleyecektim. görünmez kuşlar ötüşüyordu. Ortamın ahengini bozmayan. Fakat madem öyle düşünmek istiyorsunuz. Süremiz belirsiz. Şebnem. Yerde. reklamcılar da aynı şeyi söylüyor: "An'ı yaşa!" An'ı yaşamak mı istiyorsunuz? Buyurun. ilahî bir ışık oyunu gibiydin. Ellerimi açtım. gözlerim kapıya dikmiş bir dağ aslanı heykeli tC «<>'» tikte bekliyordu. Kim bilir sana ne yalanlar söylüyor Şebnem." Viski bardağını tutan elinden işaretparmağmı kaldırarak koltuklardan birini gösterdi. İki üzüm gibi birbirinize dikkatle bakıyordunuz. kızıl bir balçıkla sıvanmış sanki.. o müthiş düşüş. Tutarlılıktan. ben o düşüşten sağ kurtuldum. Benim aşkımı tedavülden kaldırmak. Malikanenin bahçe duvarına gömülü akvaryumun yanındaki levhada "Dikkat! Köpekbalığı var!" yazılıydı. sonra da mıhlayıp leşimi lağım farelerine ikram edecekti. beni korkudan azade kılan varoluş biçimim. Metal bir sarmaşığı andıran iki kanatlı yüksek kapı ses sizce açıldı. kimimiz yüz senede. Ölümün üç saniye berisindeyim." "Kaç yaşındasın?" "Yirmiiki. ŞiirselBlöt\ Taburcu edildikten sonra ilk iş Şişli Ermeni Kabristan m m gidip Niko'nun mezarını ziyaret ettim. 1881-1966. sevinçten Hintçe şarkılar söyleyecektik. () öldü. Niko'yla aynı anda pencereden fırlamıştık. Biliyorsunuz. Bitkisel bir labirent olarak tasarlanmış bahçenin ortasında. Elinde viski bardağıyla. Geniş merdivenden sonsuz koridorlara tırmandık. mezarlığın çıkışında iki adam kibarca yolumu kesti. Genç ölecektik. en büyük bedensel acıları tatmamı sağlayacak. Alçıdaki bacağımı. Bir çift nemli mağarayı andıran göz çukurları. Evlat acısı. Güzelliğin. Ağır aksak dönerken. o adam Gönül İşleri Bakanlığı Heyeti'ni katletti. Niko artık aramızda değil. ropdöşambırlı bir adam." Limuzinle Ortaköy Muallim Naci Caddesi ile Portakal Yokuşu arasında kalan bir malikaneye gittik. Versailles Sarayı pastasından kesilmiş enfes bir dilim görünümündeydi. Böyle biriyle karşılaştığınızda. Ermişler de. Ben onun yerine yaşıyorum. Dahası. "Evet." "Ne iş yapıyorsun?" 67 . işler çatallaşsa do 1(1/ kuzuncu kat ile zemin arasındaki yolculuğum adeta yeniden başlar. Şebnem bu. maktulleri diriltemem belki fakat katillerin neşesini kaçırabilirim. [CARLGUSTAVJUNG. Ölümden döndüm. 1875-1961] "Herkes beni yanlış tanıdı. İki ihtimal vardı. öncelikle insanlar hakkında bildiğiniz her şeyi ama her şeyi unutmalısınız. 308 Kainat kestirmelerle doludur Gerçekler zaten mevcuttur. gerçekten vaktimiz var mıdır? Bence yoktur. Ne yani. insanı işkillendiren bir ıssızlık hakimdi. Kanım damarlarımın içinde tozlaşmıştı. Tam olarak öyle değilse bile günlerimi canımın bana.. Beni ve arkadaşımı beysbol sopalarıyla dövdürdü.. Yani ben aslında hep havadayım.. Kır saçları geriye taranmış. I lavu zu boyladım. Mezarlığa. Atom Bombacıyan’ın ayak seslerini işitince kapıya döndüm: 32-1. "Tamam" dedim "memnuniyetle. Niko'yla havada göz göze geldik. Yanağıma saplanmış meyve çatalını hızla çektim." "Teşekkür ederim. evrenin ezelî sırlarını sorgulayan stil sahibi bir şapşala benziyordu. hayatıma mührünü vurdu. Grand Grave'in dokuzuncu kat penceresine! İşinize gelmedi mi? Halbuki her birimiz zaten dokuzuncu kattan düşüyoruz. sol kolum ve sağ bacağım alçıdaydı. Atom Bombacıyan’ın beni görmek istediğini söylediler. O insan kasabı aşkımızı gasp etti. O benim yerime öldü. Başım sargılı. Binaya girerken fedailer beni dedem yaşında bir uşağa teslim ettiler. çeşitli çap ve markalarda Hava310 na puroları dizili sehpanın altına uzattım.. Duvarlardan birinde asılı Stanislaw Chelebowsky'nin [18341913] Varna Savaşı adlı devasa yağlıboya tablosunda kanlı çatışma tüm şiddetiyle sürüyordu. Bu kadar basit. biraz olsun mutlu görünmeye cesaret edemezsiniz. Şebnem. 'L' şeklinde bir salona aldı. zamanımız kısıtlıysa. Bizzal ben bunun canlı kanıtıydım. insaftan muafım. tedbirden." Dokuzuncu kattan aşağı uçarken sadece bunu düşünüyordum. bir Fatiha okudum. Kimimiz üç saniyede. O düşüş esnasında ben yok oldum. oğlunun ölümünden beni mesul tutuyorsa. Ne yapacağımı bilemiyordum. Birincisi: Atom Bombacıyan. Boşlukta ikamet ediyorum... Bay Bûttlbll tyUfl da çaprazımdaki koltuğa kuruldu: "Geçmiş olsun. Bu muazzam bahçeyi kanla sulamaya hazır görünüyorlardı. Mezar taşmda-ki Ermenice cümleyi kendimce "Canlı canlı gömüldü" diye tercüme ettim.. Şu anda yaşayan herkes ama herkes yüz sene içinde öle-cekse..Şebnem kaderin uçurumlu virajında nasibim ile kısmetim çarpışıp havaya uçtu. Malikane. Pencerelerdeki orijinal Hint ipeğinden perdelerin desenleri insanı hipnotize ediyor. Uşak. Dokuzuncu kattan düşen herkes ölür diye bir kural yoktu. Uzun kenarları sedef şeritlerle süslü antika masanın üzerinde 21 Haziran 1968 tarihli TIME dergisi duruyordu. padişah ve imparator burada buluşsa. dayağı hissetmedim bile.

Fikirler. Bardağı indirdiğinde yüzü yumuşamıştı. kabul ediyorum. kendinden daha aptal kimselerin gözüne girmen gerekecek. kökü derinlerde yatan bir amaçsızlık içindeyim. Bu sana saçma gelebilir. seni ancak haksızlığa uğrama tehdidiyle baş başa bırakır. sömürge tutarlılığına. Soyadın neydi?" 311 Hâlâ aynı: "Tehlike. Dışarıda cırcırböcekleri bir milyonerin bahçesine konduklarının bilincindeymiş gibi neşeli bir melodi tutturmuşlardı. Bundan kaçmamazsın. adam kaçırma. "Tutarlılık. sulandı rılmamış. Kimin kazandığı ya da kaybettiği önemli değildir.. Seninle o ilgilenecek. "Namluyu aşağı doğru tut. Sıra dişilik da. Abidin Dandini'yle çalışacaksın. medyaya. asgari ücreti gözden geçir! Ve bana (emiz bir yer göster! Hem yasal hem de iyi ve doğru olan bir 312 şey söyle?!" Sehpadaki kutulardan birinden bir puro [coro-na] alıp yaktı. Fakat hayat bir mola değil. borsaya. Bazen sert oynamak gerekir. Laf aramızda. "Şimdilik boştayım. düşüncelerden doğmaz. pes etmektir. bir dolmakalem ve makası sehpaya ihtimamla dizdi ve çekildi." Şimdilik." Aslında annem ölüm döşeğindeyken. okullara. "Kusura bakma Hayati. kendimde değilim. hissiyata tâbidir. "Elbette. gerçekten bizimle olacaksın. Masum bir hayat. [0RS0N VVELLES. bana gerçek annem olmadığını söylemişti fakat ne fark eder? "Diğerleri?" "Kardeşim yok. Sizinleyim. oradaki Ratso Rizzo'ya [Dustin Hoffmann] benziyor. şahsiyetsizliği kamufle eder. Ne iş yaparsan yap. vicdanının sesini daha iyi duyabilirsin. siyasi partilere." "Misafirimize su getir. kağıt ve makas" dedi Atom Bombacıyan. ya da kimin nalları diktiği." Hem kibar hem de üzgün görünmek gerçekten zor iş. Çünkü tek hücreli canlıların B planı yoktur. iki dosya kağıdı. dize getirilmedikçe içtenlik nedir bilmez." Bacaklarımı biraz daha araladım." "Sözünüzü kesiyorum fakat şiddet vicdansızların tarzı değil mi?" "Cinayetin ille de cezalandırılması gerektiğini düşünen eski kafalılardan mısın yoksa? Kainat kestirmelerle doludur evlat. Anlaştık mı?" Vay canına! "Anlaştık. paha biçilmez şeylere burun kıvıran bir müşkülpesent mi? Kulağa hoş gelen yalanlar seni yufka yürekli bir köleye çevirebilir. Kurallar seni robotlaştırır. Sargılarından kurtulunca buraya gel. Klas bir gence benziyorsun.. adliyelere. Sürtmekle pineklemek arasında sallanıyorum." "Evin nerede?" "Şişli'de. korkularla doludur. Her şeyi devletten bekleme. Tamam. Uyuşuk bir kaplumbağa gibi yavaşça gözlerini kırptı: "Evladını kaybeden bir baba. Bazen de silahlar.. baba nasihati." Dediğini yaptım. Seyirci kalmak. Seni gözüm tuttu. tehdit. önemli olan kimin daha çok dayak yediğidir." "Otelin penceresinden düşerken Niko'nun elini yakalamışsın?" "Doğru. Ben bir işadamıyım. Kısacası. fabrikalara iyice bak! Vergi sistemini.. muktedirler de kendileri hakkında kolayca yanılırlar. eğlence endüstrisini. orduya.. "Sağ kolunu 20-30 derece kır. şantaj. holdinglere." Bu son cümleyi söylerken her iki başparmağını kendine çevirdi. Benim için hayat artık devam etmiyor. Her neyse.. Soğuk!" Viskisini kafaya dikti. Bilginin asıl fonksiyonu.. anahtar deliğinden geçen os. Dandini de Ratso gibi Sezai Aydm'm sesiyle konuşuyor: "Hazır mısın?" Başımı salladım. "Sol elinle sağ elini alttan iyice kavra. 1969] filmini bilir misiniz? Abidin Dandini. Niko." Gerçi babam da üveydi. Abidin Dandini'yi bul.." "Beni iyi dinle Hayati Tehlike. İkna oldum. Babam ve üvey annemle de pek görüşemiyoruz. Şiddete karşı çıkmak elbette her budalanın en doğal hakkıdır. Vicdan.. Risklerle. İş dünyası biraz karmaşıktır. pürüzsüz bir vahşetle isyan ettiğinde seni hareke te geçiren yankılı bir vokal yapar! itibar biçmek isliyorsan. "Uğruna şiir yazılabilecek. Ivır zıvı-rm peşinden koşan bir açgözlü mü olacaksın. Oğlum ölse de ben bir babayım." Zehir saçan bir sırıtışla etrafa bakındı. kareleri üst üste dizdi: "Burada tam 30 kupon var Hayati. Bay Bombacıyan ayağa kalktı: "Biraz hızlı düşünmeye ne dersin delikanlı? Düşürdüğün bozuk paraları aramak için ağaca tırmanma yani. "Sol ayak önde. Atom Bombacıyan viskisinden bir yudum aldı: "Sana bit teklifim var. karara varmak için elimizde yalnızca sezgi ve hislerimiz vardır.. "Kirli işlere bulaşmaktan çekmiyorsun ha? Dünyaya bir bak.ruktur! Yenilgiyi kabul edersen başın belaya girer.. Bir şey içer misin?" "Soğuk su. Gerisi yalandır. küçük bir bebekken bu parmakları sıkmıştı demek.. Niko da sendeki cevheri görmüş demek ki. Kuponları tamamladığın zaman." Parmaklarımı açıp daha sıkı kapadım. ölmüş babalara imrenir. hiç bahsetmedi. İtaatle garantilenen rezil konforun foyasını meydana çıkarmalısın! Hayat. Yine de kanunların dışına çıktığında. Yasal adalet. Victor'a "Kalem. Özgürlük hâlâ riskli bir ayrıcalık.fena gitmiyorsun. yumruklar konuşur." Birden canlandı: "Her neyse. Bu bir gözdağı değil. Ratso'nun onbeş yaş büyük. Çaktın mı köfteyi?" Atom Bombacıyan'ın retoriğinden etkilenmiştim: "Pekala. daha şık ve daha sağlıklı hali." Victor. Dinozorlann da B planı yoktu. Baba Bombacıyan. her birimiz için ölüm-ka-lım savaşıdır. sağ ayak arkada. Üstesinden geldiğin her işten sonra sana bir kupon vereceğim." 314 Kardanadam katliamı Kabil'den bu yana 20 bin yıl geçti fakat cinayet işinde hâlâ acemiyiz. duygularımızı değiştirmesidir.. Vicdanın sesi. Her kareye bir harf yazdı.. pamuğa işeyen karınca kadar sessiz." "Niko benim tek çocuğumdu. ıı ı dehşet saçmaksın: Çoğu kimse. ayakların arası omuz genişliğinde açık.. uyuşturucu ticareti. "Ailen hayatta mı?" "Annem yıllar önce vefat etti. Hayati Tehlike! Bankalara. 1915-1985. karakollara. gayet iyi anlıyorum. zannedildiği gibi yaşlı bir hemşirenin şefkat şovunu sunarken kullandığı türde. Mr." "Güzel. Buna karşılık..En son.. 68 . yumuşak ve emni yetli bir ses değildir. Bunu sevdim." Bu arada Victor. inan bana." "Sana bir şey söyledi mi?" "Ne gibi?" "Bizim ne iş yaptığımızdan bahsetti mi?" Cinayet. sıradanlık da hayatın sonsuz gizeminin ayrılmaz parçalarıdır. Hayati. Arkadin\ Geceyarısı Kovboyu [Midnight Cowboy. Anlatabiliyor muyum?" Eah. haşere ilaçlama servisinde çalışıyordum. sonra kareleri numaralandırdı: H AYATİTEHLiKE ARAMIZ AHOŞGELDlN! Kağıtları keserek.. insan isterse on dakikalık işi yıllarca erteleyebilir. trafiğe." "Sonra da birlikte aşağı uçmuşsunuz?" "Evet. şiddetle." Tabancaya ince ayar çektim. Güçlü ve ısrarcıysan bu dünyada ayakta kalabilirsin. Para konuşur. Belki de teklifimi düşünmek istersin?" "Tam olarak ne teklif ettiğinizi kavradığımdan emin değilim. Beni dinliyor musun?" Başka seçeneğim var mı? "Tabii ki. dosya kağıtlarına eşit kareler çizdi. etkisiz hale getirilmiş bir bomba gibi gururla taşıdığı tepsideki bir bardak suyu sehpaya bıraktı." Atom Bombacıyan başını kapıya çevirip seslendi: "Victor!" Uşak eşikte belirdi: "Buyurun efendim. hastanelere. Evladını kaybeden bir baba. Zihniyet. "Hayır. beste yapılabilecek bir tek şey var mı?!" Cevabım kesindi: "Yok. işkence gibi işlerinizden mi? Yo.

Bir süre sonra Nuri Torino ortaya çıktı. "Şeytana uydum. konuşmalarının pek azını işitebiliyordum. Gagalarını ıslatmam gerekti. Kurukafa deseni "Sen artık ölüm döşeğindesin.. [. muhtemelen yirmi-otuz sene daha yaşardı." Ne demekti ki bu? "Polisler fareler gibidir. Müstakbel katiliniz. Mercedes'in yanında dikilmiş sigara içiyordu. Ben de peşlerine takılmıştım. "Gebert onları!" Karşımda yan yana dizili duran yedi kardanadamm taş kalplerine ateş ettim! Sen cehenneme gidince. "Abidin Dandini'den" diyerek yorganı kucağına attım. "Ceninler bile yalan söyler. Kaldı ki o bile kendisi gibi olmakta zorlanıyordu. bu seferlik affedin n'olur!" diyordu." Arabaya bineceğimiz sırada sordum: "Nereye gidiyoruz?" İkimiz aynı anda arka kapılardan girip deri koltuklara oturduk. Ağlayan vatandaş bizi görünce feryat etti: "Yardım edin! Kardeşimi öldürüyorlar! Kurtarın bizi!" Aşağılık psikopatlar! Allah belanızı versin!. hımbıl görünümlü iki herif. Her yer iç organları çıkarılmış arabalarla doluydu. cehennem daha kötü bir yer olacak Güneş.. neden bahsettiğini çoğu zaman anlamaksızm dinliyordum. Vakur Avangart. Kaskın içinde kurukafa misali pis pis sırıtıyordum." Kaşlarını çatıp deri montumun yakasındaki 'Godot Kargo' amblemini inceledikten sonra demir kapıyı suratıma kapattı. kömür madenini andırıyordu. Kaskımı çıkardım. Çenesi kontrolden çıkmıştı: "Bayat b. Ambalajı yırtarak 318 açıyor.. Kendi haline bırakılsa. s. Çıplak iki adam. Çok uzakta havlayan Kangal köpekleri ve homurdanarak geçen kamyonlar dışında hiçbir hayat belirtisi yoktu. karizmatik ve cool'du.. Hızır Hızlı. vampir nefesi kadar soğuktu. Abidin Dandini namluyla Vakur Avangart'm kafasını tıklattı." Diz çökmüştü. Ben de onun gibi olmak istiyordum ama olamıyordum.. Abidin Dandini'ye yalvarmaya başladı. Fakat mafya o yılları Bay Torino'nun takviminden silecekti. Avangart. Anlaşılan. Hareketli hedefleri en iyi böyle vurursun.k. Ölüm yorganı. "Konuşmamız lâzım. ellerinde tuhaf birtakım aletlerle deviniyordu.. "Bu da ne yahu?!" derken. Rüzgar. kısık gözlerle etrafı kolaçan etti. Abidin Dandini'yle birlikte Bombacıyan malikanesinin m-.. Rüzgar ve toz yüzünden. Havlarcasma sordu: "Kimi aradınız?" "Nuri Torino'ya bir kargo var" dedim. mutlaka kıpırdarlar. Dandini'den papara yiyordu. Fakat fiyakalı. Gözleri kapanmıştı. sesi miyavlayan bir kur-bağanmki kadar ürkütücüydü." Tatlı bir heyecan duyuyordum.." dedi. Birkaç dakika süren turlamanın ardından durdular. Sağda solda çürük oto lastikleri. Abidin Dandini de elinde silahla bir o yana. Genzimden." Sefaköy'de bir araba mezarlığına vardık. Uçarak motora atladım. Yaklaştım. Ödü kopmuştu. "A. Ter içindeki kurban. Motordan indim. Eli ayağı titriyordu. Hızır Hızlı. yüksek sandalyelere karşılıklı oturtulup sıkıca bağlanmıştı. Burası dünyanın cehenneme en çok benzeyen yeriydi.] Sinema filmlerindeki ölülere dikkat et. Makine resmen asfaltı kıymıklıyordu. Nereye baksam kararmış. Vakur Avangart. merdivene elinde tek çiviyle tırmanma.ktur. Yolda. Avangart'ın kayda değer bir kapanış cümlesi söyleyemeyeceği kesinleşmişti. iniltili bil şekilde. Kaskımı taktım ve vınladım. insanın kafasını düşmanından gelen bir jest kadar karıştırmaz.. Helezon şeklindeki dar merdivenlerden bodrum kata inip hamam büyüklüğünde bir banyoya vardık. belinden tabancasını çıkarırken. sıvası dökülmüş üç-beş fabrikanın mekanik kalp atışları duyuluyordu. Şoför koltuğundaki Hızır Hızlı'ya seslendi: "Vakur Avangart'm tamirhanesine.ktiğimin son kuruşuna kadar toslarım! Atom Bombacıyan için 500 bin lira nedir ki? Size söyleyecektim zaten." Böylece ben de cevabımı almış oldum.] Doğru adamı vurana kadar bir sürü kişiyi harcarsın. Baygındı. Yüzlerce hektarlık alanda. sözü tabancaya bırakmadan önce derin bir nefes aldı: "iğrenç herif! Sen cehenneme gidince. Halbuki uzaktan uzağa Nuri Torino'nun davul gibi çarpan kalbini duyuyordum. bu yorganı eskitemeden cartayı çekeceksin" manasındadır. Birinin saçlarından kanlar süzülüyordu. Levent.. cehennem daha kötü bir yer olacak!" Duf! 1999 model siyah Harley-Davidson 'in [Road King. bir Şarköy türküsü tutturdum. [. çakılları bir o yana bir bu yana sürüklüyor-du: Civarda cinler satranç oynuyordu sanki. altında hiç cinayet işlenmiyormuş gibi parlıyordu. işe yaramaz b. Makbuzu ve kalemi uzattım." Abidin Dandini'nin sesi. Bu insan enkazlarının çevresinde. Havadaki keskin makine yağı kokusu genzimi yakıyordu. Abidin Dandini beni irşada devam ediyordu: "Hiçbir şey."Buna 'Weaver Pozu' denir. Terminator'den kaçıyormuşuz gibi Mercedes'i alçaktan uçururken. Saplantılı birine benziyordu: Zayıf ve şıktı. Nuri Torino filminin devamı gözümde canlanıyordu: Mister Torino salonuna dönüyor. Rakibine sarılan boksör gibi paketi çevik bir hareketle kavradı. Güvercin Sokak'ta bir villanın kapısında durdum. Clas-sic FLHRCI] sırtında. işitme cihazı büyüklüğünde bir et beni bulunan sol kulağını kaşıdı: "Mesele nedir?" "Yürüyelim şöyle. Burası altüst edilmiş çöl kadar tozluydu. Abidin Dandini. Horozundan namlusuna kadar ince nakışlı bu Browning'i işleyen ustanın artık kör olduğuna bahse girerim. zar zor nefes alıyordu. Aynasızlar her Allah'ın günü beni dürtüyor.. Dermanı kalmamıştı.] Yüksek bir yere çivi çakman gerekirse." Meteor çarpması sonucu oluşmuş gibi geniş ve derin bir çukurun kıyısında ilerliyorlardı. "Neler oluyor burada?" Abidin Dandini "Bunlar ikiz. Dandini'nin ayaklarına kapandı. gettoların son silahşoru gibiydim. Keyifsizdi. parçalanmış koltuklar savaşta yaralanmış gibi yatıyordu. "imzası gerekiyor. Onu.. Diğeri salya sümük ağlıyordu. [. birine rastlarsan bil ki sürü de yakınlardadır.. kan lekeleriyle dolu beyaz gömleklerinin kollarını sıvamış.. Korkudan bayılmak üzereydi. Teraslı bir hangarı andıran döküntü binaya doğru yürüdük. İstiflenmiş hurdaların paslanışını görebiliyordunuz. Sürekli bir şeyler anlatıyordu. yamulmuş zımbırtılar çarpıyordu gözüme. bir bu yana döniıym 11/ du. Ağlıyordu. Yarı ahşap. Çantadan yorgan paketini. Bahçe kapısını çürük greyfurt suratlı bir herif açtı. Yorganın üzerindeki kurukafa desenlerini görüm <\ omuzları düşüyor ve bir koltuğa çöküyor. bahçesinden. bu yüzden romanlar daha inandırıcıdır. çürümüş. sumo güreşçisine benzeyen." 69 . teslimat makbuzunu ve tükenmez kalemi aldım. sakın unutma" diyordu. Suratı mor şişliklerle doluydu. Abidin Dandini. Zile bastım. yarı beton binanın içinden çekiç sesleri geliyordu. "Hangileri?" "Sandalyedekiler. İmzalarken "Kimden?" diye geveledi. Nuri Torino'nun neden zımbalanacağını bilmiyordum. Araklamadım.. gümüş Mercedes'e [S 500] doğru yürüyorduk.ına koyduğumun parasını. mafyanın sayısız tehdit yöntemlerinden biridir. Dumanların arasında beliren Vakur Avangart da zebaniye en 316 çok benzeyen adam: "Abidin Dandini! Hangi dağda kurt öldü?" Yer yer metal protezlerin ışıldadığı ağzı.

Şef garsonu birkaç saatliğine rehin aldım: "Çenesine sahip olan. artık birbirlerine hiç benzemiyor lardı. İki sene önce. onu çiğ çiğ yiyip sonra da diri diri mezara gömerim!. Beylerbeyi Sarayı'nın bahçesinde Yadigar Dragon portakal soslu somonu iştahla yiyordu. onun bu acıklı durumundan ötürü neşelenmişti. Dandini de sesini yükseltti: "Şimdi başını suya daldırdılar. Somondan bir lokma daha çiğneyip yuttu. Bundan şikayetçi görünmüyor.. Ütüyü fişte unuttuğunu birden hatırlayan kocakarı misali irkildi. üzerine tozşeker dökülmüş kaplan kakası gibiydi fakat adam tat alma duyusu yüzde 60 oranında zayıflayacak denli yaşlı olduğundan farkı anlayamıyordu.. Gözlerini bir an kocaman açıp bana baktı ve tekrar yumdu. "Hoş bulduk. yüzünde ve vücudunun görünmeyen yerlerinde hızla sinek yeşili benekler oluşuyordu. Sosa. kerpetenle kurbanın sol yüzük parmağını ikinci boğumundan sıkıştırdı. ülkenin en büyük mafyasına. Dragon'un kahkahasıyla makas değiştirdi. Yedi sene tutuklu kaldığı Fransa'dan yakayı zor kurtarmış bir haydutla. onu ikizine tekrar benzeteceğiz. Dandini'yle birbirimize baktık. zihninden geçen ile ağzından çıkanın farklı ifadeler olduğu nu ayrımsayamıyordu. Abidin Dandini başını kaldırarak benim de eğlenip eğlenmediğimi kontrol etti. kristal avizeden kesilmiş pırıltılı bir kıza. taş kesilen parmaklarının arasından kaydı. Baştan anlatayım da kafanız büsbütün karışmasın. Fonemik parafazi ve agrafiye yakalanmıştı. Atom Bombacıyan’ın benimle özel olarak görüşmek istediğini söylemişti. Papyonumu çıkarıp bir masaya bıraktım ve güneş gözlüğümü takıp kalabalığa karıştım. İki fedai. Bu işlem. Bay Bombacıyan "Bunak bir fahişenin çürümüş rahminden fırlayan o bıçkın kırıntısını cehennemin yörüngesine oturturum!" dedi ve güm diye yere yığıldı. "İyi misiniz?" Gözlerini kırpıştırdı. Zehirlenmeye karşı alınan bu tedbir takdire şayandı. pelikan kesesini andırıyordu. Felç geçiriyordu. Diğer kurban gözlerini sımsıkı yumup başını sağa sola çeviriyordu. Beylerbeyi Sarayı'nda Yadigar Dragon adına rezervasyon yaptırıldığından haberdar edilmiştim. dünyanın en zor işi. Bir koruma. Bir kenara çekilip.ı sılmaya başlayınca. Buruş kırış kafası. Bombacıyan malikanesine avdet etmişti. "Namussuzlar!" Kurban. gerçekleri görmeyi reddeden kurbana. Çünkü afazisi var. fakat işe yaramayacaktı. Zavallı ikizler. sağ elin yüzük parmağının koparılmış olduğunu fark ettim. Diğer masalardaki sosyetik müşteriler önce can çekişen Dragon'a. anıları tazeliyorlardı. enikonu telaşa kapılan misafiri onu eski haline getirmeyi denedi. Eşekler üç kere amrdıktan sonra bir kere os.rur. mutfağa seğirtti. alabora olmuş isli bir akvaryumu andıran gökyüzünden minik.. " "Ötmedi henüz. Yadigar Dragon'un izini bulana kadar imanım gevremişti. Bahçe kapısında dönüp bir kez daha baktım: Göz çukurlarından fışkıran kanla birlikte gözleri somon tabağına düştü. onu söndürmeye çalışıyorlardı sanki. Niko'nun fedaisiydi. elindeki şırıngayı patronun kasığına saplayıp Atropine olduğunu tahmin ettiğim bir sıvı enjekte etti.. Benim yerime bugün Sergio Leone adlı Levanten bir servis sihirbazı bakacak" dedirttim. Yağmur. Yani patronumuz söylemek istediği kelime yerine ona ses itibariyle benzeyen başka bir kelime telaffuz ediyordu ve yazma yeteneğini kaybetmişti. mutfağı teftiş edilen aşçıbaşı havalarında bizi selamladılar: "Hoş geldiniz patron. Yadigar Dragon alev almıştı da. Bu kuraldır. Ellerinde. Hikmet Mete Tetik araya giriyordu galiba. "Kardeşin artık nikah yüzüğü de takamayacak!" deyince. Katillerin de uyması gereken görgü kuralları var: "Pardon efendim. beyninin konuşma merkezi tahrip olmuş." Sumoculardan biri yavaş yavaş işe koyuldu: Usturayla.Bir deliyi delilik yapmaya ikna etmeye çalışmak da delilik! Acele etmeyelim. Ciddi bir havada geçen sohbet. sıvılaştırılmış botulinum toksini karıştırmıştım. Dandini'nin keyfi daha da artmıştı: "Şimdi bir parmak daha kesilecek galiba?!" Sumocu moronlar bunun bir emir olduğunu anlamışlardı.Bir adamı konuşturmak için ikizine işkence ediyorlardı demek. Kabız binbaşı düelloda. Abidin Dandini'nin sözlerinden hoşlanmamıştı. Bu onun son gülüşüydü. yetmişbir yaşındaki bu adaptasyon kaçakçının son dakikalarını seyre daldım. küvetin kenarında süs gibi duruyordu. Abidin Dandini ve ben Bombacıyan'a koştuk. biraderi kendine getirir!" Kanlı kafa tiz bir çığlıkla fayansları çatlatınca." Bizden medet uman elemanın başı öne düştü." Küvetin içinden hırıltı ile gurultu karışımı sesler geliyordu. Onunla konuşmanın tek yolu vardı: ut 70 . Boğazı yırtılırcasma öksürüyordu. Biri. Adamı sudan çıkardılar. Atom Bombacıyan.. ben de aynı yöntemle entipüften bir korku filmini anlatacaktım. saray müdürünü telefonunla aratarak." Tam olarak neden bahsettiğini hatırlamıyorum. Romanya'dan yüklü bir mal gelecekti. Kardeşinin korkunç haline bakamıyordu. Yıllar sonra. ölü balıklar halinde 322 yağıyordu. Eşekten önce ahıra girmenin âlemi yok. Parmak.. Gıdısı. Atom Bombacıyan küçük ve yavaş adımlarla dolaşarak konuşuyordu: ". Nasıl gidiyor. Yadigar Dragon ağzından beyaz bir köpük taşırarak geriye doğru l<. Dragon'un sırasıyla beyni. bir kış günüydü. Sağda solda moda takipçisi dobei İM manlar gibi bekleşen beş-altı koruma da patronun imdadına koştular. Dahası. Uzayda her namlu tetiğin emrinde "Nasıl buldunuz efendim?" diye gülümsedim. Kaldırdılar. Abidin Dandini. ne dediği katiyen anlaşılmayan bir adam hükmediyor. Ateşi vardı. 320 Abidin Dandini. işkence köşesine yürüdük. naklen yayın yapıyordu. sislerin içindeymişiz gibi başını kaldırıp sağa sola bakındı ve haykırdı: "Derhal bir ambulans çağırın!" Uzay üssüne benzeyen hastanedeki nöroloji uzmanı. İşi bitmişti. Sonrası malum. Çatal bıçak. Adamcağız sayıklar gibi inliyordu. gülümsedi ve "Uğurlu taytım çok sıkıyor. Atom Bombacıyan'la konuşmak. Abidin Dandini ve ben malikanenin salonlarından birindeydik. sinirli sinirli söylendi: "Anatominize madalya mı çarptı ne? Milattan Önce şöhret otomatikti! Çekirdekli bal verin!" Abidin Dandini. Eziyet uzmanları. Niko ölünce. Diğer adamımız elindeki kaya tuzu topağını kesiklerin üzerinde gezdiriyor. Atom Bombacıyan'a afazi teşhisi koydu. hayatına da sahip olur. Hırıltılı sesiyle "Ziyadesiyle leziz. insan yiyen bir hamburgere benziyordu. ne buyurdunuz?" Atom Bombacıyan bize tutunarak doğrulurken. Anladın mı?" Kolay öğrenen garsona. Gidip kulağına eğildi: "Senin biraderin vücudunda jilet kesikleri hızla çoğalıyor. sanki ağzımın içinde karnaval düzenliyorlar!" dedi.. İnat edip yolumuzdan çekilmezse. II') Dikdörtgen şeklindeki uzun banyonun diğer ucuna. Cengiz. "Gelemiyorum. Aslında yemeğin tadı. Cengiz Cingöz. Evet. Mitterrand'la gölde kirpi ota-rayım" dedi. Aniden irileşip kızıllaşan gözleri cam gibi çatladı. Kerpeten takırdadı ve parmak fırlayıp ayağıma çaptı. Böyle devam ederse. sonra da birbirlerini paniğe sevk ederek çığlık çığlığa bahçe kapısına doğru koşuştular. kalbi ve böbrekleri bir-iki dakika içinde çürümüştü. Bay Dragon sandalyesiyle birlikte sırtüstü yere devrildi. kanlı kafanın gövdesine rastgele çizikler atıyordu.

Bir kişi güvenlikliydi. Tek kelimesini anlamadığım halde. hiçlikte. Şokta mıydı simgesel hippi. gözlükleri.. Kafein hapları ve amfetamin kullamyormuş. ipi hazırlıyorum: Kapris volkaniği çağlayarak yoz tecrübesine ayılmıştı. Harami cici felsefeci tatbikatta bir tütün çiğner se toz olma. Gazabıma takılan pişerdi. krater suyunda? Hemen tetikçiyi sırtlarsın. Fil tezeğinde altın kaybedin. Fiziği hasırdandı. Migrene doyup da enikonu kanınca. fahişeler sendikasının faaliyet raporu gibi karmakarışıktı: "Hayırlı evlat badigart. şehrinde sinir haplarıyla siniyordu deli. Katırlara tez unufak bir ahır! Robot üye kessin şarkıyı. güya kilo vermek için yuttuğu Topamax adlı ilaçmış. gol atar oğlum. Yerliler gerçekten dişli tokuşuyordu. gömüyorsun." Adeta. 'Kodaman' yaz taşına. ilk turda elenir mi dersin? Cüzam gazisi kahpenin uyuzludan yara izi işleyişlerini öğreniyordu. Havai. Kudüs'te depresif âşığa sor. atımı ful kızartmasın." "Benden özel bir isteğiniz mi var?" He mi. Sufi güya. Nah paradigma kazındı. Viskiye olan düşkünlüğü. Sivrilmiş kemikleri donacaktır. Yardım. Velhasıl. Leş payı sorun olmaz. pasif cüceyi haşlama geceden. Bipolar bozukluktan yani çift kutuplu ruhsal dengesizlikten mustaripmiş meğer: Gündüzün manik. Korkuların güncelliği beleş. melanet. Mayınlar diz327 dir teğmene. polenler kaldılar. Kuş bana sordu. baloncuk. dekadan kaçıklara kızmamıştı say ki. "Artan kan senin!. Pekin'de kaçak jokey nallattım. Çünkü türü mayhoştur yağlı Ford'un. ilkel devriye delirip hepsinin ümüğüne binmişti. fuarı kapar keş. Deli kölelere alıştık karımla. Kuyumuza şemsiyesini açmaz üveyse. yok mu?!!! Ne desem. yok mu? "Hırçın dul beş gol atmadığında. Atom Bombacıyan’ın bu duruma düşmesinin bir sebebi.. Yuh! Kant bizi gene şarj etmedi mi? Finansta bir seviye korunacak. Bipolar bozukluk." "Bana bir görev mi vereceksiniz?" He mi. lüferleri ayarlayamıyoruz. imzayı koy. tilki. Boş otoda dirilen Meksikalı dişi kim ya da kimindir? İlacı viski. "Beni mi emrettiniz?" He mi. şefi yirmi lirayla idare etmezdi ki. vagon için. zehirlenmesin. Ya vergiler? Aynı tüzükler. Fırtına değil veremdi. oyun efkar tapası. tetiğin emrinde. Karalayıcı peçelerin yüzeyini sel çimenlere gömer. Hırs dünyasının hırsla ihyası azdırır-dı. kalbe zıt krizi. Kahır belaya eşit: Gam yenmez mi? Ergen gelin karşısına kırk görümce alınca. meşe stokla. Dost bağından tombul bekçiler de sökülse. uyumayalım. bazen uğurlu tarifinin özetini sürdürüp giderlerdi. Viranenin dinç sahibine peri verelim mi? Nerdeyse zenci de demin kustu." Sözleri. Orda kahvenin ucuzuyladır dırdır. Kabaredeki son otlakçının zıbarmış figürü kanda serpildi be." Atom Bombacıyan’ın çenesi ve ağzı titreyerek gözyaşlarına hazırlanıyordu. yok: İşte cinai şebekemize yön veren sihirli kelimeler. iştahsızdır belki. kalem ucu. hayırların güncelliği ağır gelir. Kask giyme. Saygon'da kılıç sattı. İndekse palavra işliyoruz. hayali leşe bağlatır ipi. İkiz türbe 326 Fizan'dadır. onun risk almayı sevmesini açıklıyormuş. isli sisli gece. Dil evreninin gücü az. Güz kanı şekerlendirmişti. yok mu?! "Dur. Canım sütlü mısır patlamış mı? Perhiz namert ömrüne ne katar? Hap yutmanın dejenere avuntusu için banyoda değişiklik tasarladım. Latan kaçık. Dolayısıyla. Çiğ keder oyalar beni. uçurumdan iki tane Rus'u atıp piç kurusuna çıtlatın. Aklını bir kır. Çağında ilhamın dibini sığ sanan hiçten dingildesin. Hemen röfle yaptır. Lanetim geçse. patronun benimle baş başa konuşmak istemesine şaşırmıştım. Yangına ilk toslamamıştım.. Kışlık meyvesini yuttu: İlginç de.. Gama bıçağı kullanılarak yapıldığı için iz bırakmayan gizli bir ameliyat [Bila-teral cingulotomy] şifa getirmemiş. yok mu?!! İçimi kaynar bir sel basmıştı. Ben de mafyaya katıldığım ilk dönemdeki gibi. Yöre ifrit radarıyla taranmak. Horozlar piramide mi kondu? Pilli avcıyı silah veya kolonyası ıslatsın. Doktorun anlattıklarına bakılırsa. Yem öğrenci kuğularmmış. ona gayrı ses etme. durağan. sathımıza sıksa jeli. Çaktım büyü takımını. Hem cenin de çediğini palet gibi vuruyor. külçeler. Harpleri. Averaj kimde. Uzayda her namlu. herif pek enerjik. Sağır gözünde kardinal pıhtılaşacaktır. Paslı tren kapanmıştı. yolu telden aşsa. tırstık?' Hep şuur hali. can çekişen bir av köpeğininkiler gibi kıpkırmızıydı. karda jojoba. Aşkım adresinde. karbon şey. pis en kısa torununun omuzdaşlarıylaydı. fesat icraatını ibiş enişte geberse yenemez. Çöl seçer gemimiz. Gayretliler toktur. Toy efrada aşina ah geyşa soldu. güncel çile. Saçma sapan cümleleri acayip vurgularla söyleyerek zırvanın zirvesine taşıyordu: "Kent çoraklığının sırnaşık ekiplerini. Patetik reaya ötmediği zaman. Kasvet ruhu yakar. Aksi. Kızlar tuhafsa Doğu pekişirmiş.. Daha dün. Dadını alevli sona eklendiğinde görmemiştin. Dürbünümü hayta cıvık moruğa fitliyorum. Yoğu karamıyorsun. Ve hazan bağını talan eder. Tapmağın bulutu ufak. nazenin beyin evrime demirli. Sebil feciyse çökeriz. geceleri uyuyarak geçirebilmek içinmiş. geceleyin depresifmiş. Yetimlerleydim. Ceset deşikse parçayı iliştir. "Lobiye tozduğunda motor setine termit üşüşmüş!" Telaffuz ettiği sesli harfleri akılda tutabilsem bile. Tümü sözlerimin özüne çelme iken artık donuklaşıyorum asgari. Hoş. hayır yerine aygır filan diyebilirdi. Uyumsuzluğun çırağı kiralanmaz. Hollywood filmi fragmanlarının meşhur dış sesi Don LaFontaine'den [1940-2008] lirik bir şiir dinlemekteydim: "Kumda vay tırtıl ölse. Çarpık mor kuklanın doğduğu barda bacın nasıl birinci seçildi?" 324 "Söylediklerinizi anlayamadığımın farkında mısınız?" He mi. bilirsin? Fas'ta boşa yarışıyorduk. Atom Bombacıyan'la sürekli görüşen ve onun emirlerini bize ileten kişi Abidin Dandini'ydi. hangi sessiz harfleri değiştirerek bu abuk sabuk cümleleri kurduğunu saptamam imkansızdı: "Daha sarih konuşamaz mısınız efendim?" Sonunda delirdiniz. He. Japon'un künyeyi de silersen. Jet dediğin yanıyor ve de bilim görmüyor. Filler çürüdü. Cayıyorlar. Ketum salağa deva yanlıştır. çeriyi ütüle kaç! Morglarda yün kumaş ile libero Kızılderili soğur.. Camia jönü tepetaklak zedelenmesin. Cesaret sebebiyle kınanmış kişi ağlıyordu.. ekmeğin yeni kapanı. denize düşen yıldırım gibi boşa gidiyordu. uçmazdık. benimle çok acıklı bir hatırasını paylaşıyordu: "Yani gar.'Mi' soru ekiyle biten sorular sormak ve "He" ya da "Yok" şeklinde cevaplamasını istemekti. Kuyruğunu yalandan sallayan enselendi. Çoğunun yılmadan kopmaz ipi! Ağzını öpünce zihninin ayarı bakma yavaşladı. ahbapları. fantom vapurcuğu. kurbanlık tipi mahvoldu. 71 . Zom olmadığından eminsen. Yazan eşi. Yargıç beni ipe çeliyordu. merkezin dışında kaldım. Onur kördüğüm. Tilt kızardı. Engereği zemheri yas'a iletir.. İsyancılar girdapta fön çekmesin. Galiba kargoyu büyük Po otlaklarına iten isimsiz pigme oydu. Şablon efkarı. Yazın dünyadaki üzgün güveyler gelip tok karnına inat sayhası ısırmıştı. dibi nerededir bakalım. Gemi beşik. uzmanlaştıkça çürüyor. Sırların zayıfı bile cemiyeti kasıyordu. Bu isteğini nasıl dile getirmişti acaba? Huzura çıktım. Hapşırırdık kola açarken. tüy bul. iletkiler. Haziran garaj koklamaya yetiyordu. oyunun sonunda didin. Üstelik beyninde ödem oluşmuş. boğulduk mu düşünürüz. pespaye lort kumla doysun. şakalarını geniş sanarak yuvarlamış. Rulo çalıyı çöz. Kurnazdı. aklınızın emniyet kayışı koptu ha? Gözleri. Atom Bombacıyan iyileşemedi. Tepelemeyin. Nafakasız çoğunluğun ardındayım. Rahat tuzak.. Mangırı vidalayıp herkese serpin. Zira evet yerine Levent. konuşmasını can kulağıyla dinliyordum. santral sinir sistemi kördüğüm olmuş. Şili'de ışık açıksa uyanıyorsun. Görünüşe bakılırsa.

Fakat onun sevimli sahteciliği. Kestane şerbetiyle sıvanmış gibi parlıyordu. Ağlıyordum. Atomcuk. Tabiattaki bütün çiçekler yok olsa ne hissedersin? Karekin Bey. Hırsız adımlara vız gelen yerde kadavralar savurdum. yok mu? "He. ağzımdan doğru kelimeler dökülse. 'Aşkımı bir sır gibi senelerdir sakladım. Dükkan sahibi Karekin Kuyumcuyan bana işin inceliklerini öğretiyordu. Marjinal baronun hırt gence özenip haiku. Gel-gelelim. biteviye konuşarak. haraç ödediği damat ile yevmiye verdiği gelinin düğününe gitmişti. Dargın temizliğe gelmiyordu artık. Ben de 'Gelinle damadın iyi bir fotoğrafını tabedin. Fakat şimdi bunlardın bahis açmak hem gereksiz. Hissikablelvuku'nun da dibini köşesini süpürüp silerlerdi. Atom yavrucuğum. Beni dinlemesiyle yetineceğim. Dargm'm aşkı gönlüme Karınca Duası gibi nakşol-du. Dargm'ın siyah beyaz fotoğrafını aldım. Eşek şakası gibi" dedim.. Bir sene boyunca hepi topu Karınca Duası kadar. Evlenmek bir erkeğin yapabileceği en budalaca fedakarlıktır. Müslüman kızma meyil vermesi. Suç ortaklığı söz konusu olunca din. Dargm'ı kaptı. Söylediğimi zannettiğim sözler ile telaffuz ettiklerim örtüşmüyor.. Onaylayalım fasıl bitirimini ve koruluğuna perde insin. Yine de anlatmak istiyorum. Dargın. damarlarımı çekip sararak yumak yapmış ve yanan çalılara fırlatmıştı sanki. bilezikler. Yine de. söylemeye çalıştıklarımla alakasız olduğunun farkındayım. Hissikablelvuku'ya ayda bir uğrayan bir eşkıya tohumuydu. Yırtık loş perşembelerim afaki. ne duyduğu umurumda değil: "Bundan tam kırk yıl önce. "Benden özel bir isteğiniz mi var?" Canım sıkıldı: "Şu basit cümlemi anlamak gerçekten bu kadar zor mu? Ben senin ne dediğini gayet iyi duyuyor ve anlıyorum oysa?" "Bana bir görev mi vereceksiniz?" "Allah kahretsin!.. Ağzımdan çıkanı da kulağımla doğru duyamıyorum. Hoş. Dargm'ı unutamadım. dükkandaki bütün mücevherlerin toplamından bin kat daha ışıltılıydı. Kurtuluş'u haraca bağlayan çetedendi.. benim canhıraş içtenliğimden daha çok iş görüyordu: "Hasıhkelam. Kaçıyorlar. senin için bir mana ifade eder miydi. gizli bir çift pençe. Yadigar Dragon. Karekin Bey yoktu. Bir keresinde. Kumraldı. Pazartesi sabahları. Bir kız vardı: Dargın. tabancamın kabzasına nakışlar işledim. dil.. Şiilik ettim. Karekin Bey'e sonradan sordum. Uzay tanığı pelerini. beş satır kelam ya ettik ya etmedik. Hayati çıkageldi: "Beni mi emrettiniz?" He ya da yok dememi umuyordu. Kuyumculuktan öğrendiğim kadarıyla. çünkü sınıf atlamıştı." Hayati sözlerimi anlıyor gibiydi.. muvazeneli bir gençtim. Kafile zalimse ahmak kibrin tadını yüceltendir. İlkin sersemledim. Domuzun yılandan olma piçi! Dargm'ı görünce.." Hayati aval aval bakıyordu. o da ayrı mesele." Fotoğrafta..1 nin münasip olacağı fikrine vardım. İnsanlar. ayaktakımı kabini. Bir senem orada geçti. şefkat ikramlarını hiç kimse ilelebet reddedemez Hayati. Jöle içindir gelişkin tankın izi. Çocukların güzelliği neşe. O da Karekin Kuyumcuyan'ın zırt pırt Atom evladım. bir hayat bilgisi kitabı gibi bana gün geçtikçe daha çok şey anlattı: Yadigar haraç toplamaya gelmiyordu artık. sidikli salyası akmaya başladı. cümleleri yakalayamıyorum. kolyeler aldılar. ırk ayrımlarının bir ehemmiyeti kalmıyordu. istemem gıcır sakallı gureba jargonu. Sümüğümü damatlığımın koluna siliyordum. III Bugünlere geldik. kadınların güzelliği acı verir. Kedime saz aldım. ırz düşmanlığının daniskası sayılır330 di. Perec Amca haklı. O fotoğraf. Mermiler evrensel bir dil konuşuyordu. gelip alırım' dedim. O esnada Yadigar da peyda oldu. sırdaşlık tekliflerini. görmüyordum. Yeniyetmeydim. Tevekkeli değil körpeliği iblisin." "Söylediklerinizi anlayamadığımın farkında mısınız?" "O niye? Doğduğunda doktor seni yere mi düşürmüş?!" dedim. Gidip. Harfleri. Aşk çiçeğinin gübresi paradır Hayati. Falancaya temiz Niko kontratımı devredişimi sayma. Limon lokavtçıya kesif telve içirir.. Otuzlu yaşlarmdaydı. Dargın da insanın içini sızlatan cinsten bir dilberdi.' şeklindeki hitaplarından biliyordu beni. Suikast ve mağlubiyet bize rol kesecek ve lakin esrarengizliğini de bileyecek. küpeler. Kızın çenesini tutu: İsmin ne fıstık?' Ben bu suali Dargm'a hiç soramamıştım.' Şimdi de sırrı açığa vuramıyorum: Ne sevgilim yaşıyor ne de dilim dönüyor. bir ibret vesikası gibi. mafya pulu. Yirmibir yaşındaydı. değil mi?. Şu anda telaffuz ettiğim kelimelerin. Bundan hiç kimseye bahsetmemiştim." Atom Bombacıyan. merhamet. Hissikablelvuku'ya gelen temizlikçi kız. Bir tabanca satın aldım. Hatırlamak ve unutmak insanın kontrolünde değil. Dargın'dan on küsur sene sonra ben de evlendim. Gırla şapel tenhalığı tavuslarındı.. sözcükleri. Her neyse. yaralayıcı gerçeklerin üzerini kelimelerle örter. Elbette rol kesiyordu.. Dünyanın en ağır küfürlerim etsem ya da en harika aşk sözlerim söylesem kimse çakozlamayacak. Onu aramıyordum. birgün dükkana geldi ve Yadigar Dragon'un düğün fotoğraflarından ister misiniz?' diye sordu. anne-kız. "Daha sarih konuşamaz mısınız efendim?" Konuya girdim: "Dert ortaklığını. annesiyle birlikte. Çılgın fikstürü. Doğayı közleyenin vedasından yari ustaca kıskanırım. onun elmas damlası yüzü gözlerimin önüne gelse. İrmik zerk et fincan kulp: Ah şu fosfor farkı. Konuşmazdık. Ne zaman Dargm'ı hayal etsem. Mahalledeki fotoğrafçının çırağı. kendi çetemi kurdum. Umutsuzca sordum: "Onu öldürecek miyim?" He mi. ifadesiz bir yüzle ve sessizce ağlıyordu." Hislenmiştim: "Yadigar Dragon. Onu gördüğüm ilk anı çok iyi hatırlıyorum: Kalbim bomba gibi patlayarak moleküllerine ayrılmıştı. Yıllar muhakkak onu değiştirmiş olmalıydı. uzaklaştıkça büyüyor. Cehennemde yazgının çözüldüğü görkemli fesih ile tabii ferasetim kısırdır. Dargın. takım elbiseli genç bir adam. Ben de 17'I öyle yaptım. Ona bakarken hep gözlerim buğulanırdı. Dargın. çünkü Dargm'ı almış ve aklanmıştı.. Atom Bey. Karekin Bey'in evine temizliğe giderdi. İnzivayı yamyamlar hışımla kutladı. taşındım. Konuşamıyo rum. altın yüzükler. Bildiğin gündelikçiydi. Düşündüm. Otogarın polis sinyali biraz kesat. mülayim. yine aynı şoku yaşıyorum Hayati. Dargın Dragon'un 72 . Bakışırdık. Düğün günü sarhoştum.." 328 Atom Karınca Duası [Atom Bombacıyan] Hayati Tehlike'de damar var. Artık korkulası olduğu kadar acınası biriyim.. Bir tanesini Abidin'e hediye etmiştim. Amma tuhaf bir isim? Fakat ona yakışıyordu. Yine de eski bir meseleyi anlatmak için Hayati'yi çağırttım. Kaçan balık.Şekere gömülsem tözüm artık fişeklenir. Hâlâ da silahlarımın üzerindeki işlemeleri kendim yaparım. Kim bilir kim? "Güçlü moronları tam tekmil çarpıtın. var gücüyle sırıtıyordu. zar dörtlü gelse kaptırmak mıyım? Çarpık filonun rotasını sıska kumandan gibi Babil'deki rahleye çevir. fotoğraf filan istemiyordu. şiir devşirmesi ne sakil! O komadaki konuğu vuralı korsan tutuştu. Munis. Adını. devrimci tüfek nefesi kâr etmezse namlu kekeler. Peki ya ben? Ölünceye kadar haydutların prenseslere kavuştuğu bir istasyonda bekçilik mi yapacaktım? Kuyumculuğu bıraktım. Hattâ kol kola Hissikablelvuku'ya geldiler. hem de imkansız. annesi ona seslendiğinde öğrenmiştim. Kurtuluş'ta Hissikablelvuku adlı bir kuyumcuda çıraktım. Bir Ermeni'nin. Karekin Kuyumcuyan'dan yevmiyesini almak üzere dükkanı şereflendirmişti. Ilımı bacıyan Krallığı'nın Tehlike Imparatorluğu'na dönüş m < -. İşler büyüdü. yani Cengiz'e bir fotoğraftan Hayati'yi işaret ettim... Bense "Bıktım bu 'he-yok' saçmalığından Hayati. Tatar gelinleri gibi.

Namevcutluğu. kalbini. hayat devam ediyor. açık unutulmuş çamaşır makinası gibi köpük saçıyordu. Onları gökdelenin terasından vahşi kuşlara fırlatırım. Hapisten kaçmak için kazdığım tünel beni tımarhane mezarlığına ulaştırdı. dehşet saçtım. Aksine. Elleri ve ayakları bağlı Halil İbrahim Kalibre'yi bagajdan çıkardık. içimi onu gebertme arzusuyla dolduruyordu.." Vakur Avangart ve Nuri Torino'nun haklanması. Abidin Dandini. w. Ve bana onun kellesini getir. önündeki masaya diziyordu. onu benden alan pisliği temizlemiş olacaktım. trafiğin zürriyeti bağlanmıştı. Sana daha yeni bir fotoğrafını verebilirdim. Kırk yıl bir sürü adam vurdum. Fotoğrafın orijinali siyah beyaz. Atom Bombacıyan’ın sıradaki kurbanını merak eden Halil İbrahim Kalibre.. kıvançlı bir sırıtış ve Bay Kalibre için alkış talep eden jestlerle masamıza yürüdü.. Fotoğraf elimde.o. Yadigar'ı mıhlayacaktım. başındaki kuş uçtu. Oradaydım. siyah-beyaz ve küçücük bir kopyası vardı. Yani fotoğraftaki os. bir tane daha. Bir tanesi de başına kondu. konsantre olamıyorum. yakıp yıktım. Halil ibrahim Kalibre "Sözüm meclisten dışarı. 18671905. Bu adı daha önce de işitmiştim. giysileri derisinden daha dar kızlar dolanıyordu. İntikamım zaman aşımına uğradı. kolunda geliniyle sırıtıyordu! Aynı fotoğrafın bir de eski püskü." "Geciktim biraz. Halil İbrahim Kalibre'yle buluşacağımız Owl adlı gece kulübündeydik. Teşvikiye Camii'nde cenazesi kılındı. "Evet sayın seyirciler. giderek eriyip küçülse. Dandini. Kıçımın halkası kayboldu. gülümseyen Dandini'ye bakıyordu. kulise gidip illüzyoniste manifesto çaktı. renkli ışıklar yanıp sönüyordu: İçeride polis arabaları UFO kovalıyordu sanki. Şimdi senden ricam şu: Al bu fotoğrafı. İcabında. Dargm'm öldüğünü öğrendim. üzerine de 'Eski fotoğraflarınız onarılır-renklendirilir-büyütülür' yazmışlar! Fotoğrafçıdan. Sahil yolunun üst tarafındaki fotoğraf stüdyosuna doğru yürüdüm. gelerek yakaladığı güvercinin bacağına iple bağlı katlanmış kağıdı ibrahim Kalibre'ye takdim etti. arabanın içinde birbirimizi işitemiyorduk." "Yorma kafanı. çenesiyle sahneyi işaret etti. Dargm'ı kendime sakladım.. [MARCEL SCHW0B. Halil İbrahim Kalibre. Bu fotoğrafı düşürmüş. N'apahm. Kalibre. "Ağzını bantlamadın mı?" "Bantladım.. dünyayı dişlerinin arasında tutuyordu. Yadigar Dragon'un kırk sene önceki hali bu. 73 . Kulübün prestijli loşluğunda. Yanlış bir oyun oynadım. Kalibre. Illüzyonistin tek tek alıp havaya fırlattığı yumurtalar beyaz güvercinlere dönüştü. * ^f * "Bebeği beşiğe koy" dedi Abidin Dandini. Ağacın dalma bir de misina doladık. Ne zaman bir aptal görse sevinir: "Ooooo. Turgut Rulet [Çeteye ara sıra hizmet sunan gedikli bir tetikçi] ve Victor'a gösterdim. panterin ağzındaki portakal misali. Bir sigara yaktı: "Ne bileyim Abidin? Kenef gardiyanı gibi bekli334 yorum ben. O zaman." Damadın son yolculuğu Fotoğraftaki adamın kim olduğunu bilen yoktu. bagajda öyle tepiniyor ve bağırıyordu ki. Kanlıca sahilinde balıkçıların fotoğrafını çekiyordum. Önce boş ellerini gösterdi. herkes bana baktı. Film bitti. "Cep bilgisayarını şarja tak!" diye kükredi Dandini. Karadeniz'e bakan ormanlık bir arazide ilerliyorduk. "Bunu dedem de yapar" diye düşündüm. "Hayati Tehlike" diyerek kendimi tanıttım. duysa da anlamazdı. Bana da elini uzattı. (. onu gülerek karşıladı. salonda bir tur döndükten sonra Halil ibrahim Kalibre'nin tepesine iniş yaptı! Hokkabaz.. deliğe şimdi kim düşecek diye. Artık kırk yıllık damadı son yolculuğuna uğurlayabilirdim.. kusura bakmayın. parlak yeşil ceketi ve lavabo beyazı dr. fakat ölmesini istediğim asıl kişi.bünyesinde. başınıza talih kuşu kondu!" diyen hokkabaz. Bir cüce için fazla uzun bir isim? "Memnun oldum. Etrafta. "Tebrikler beyefendi." "Evet" dedi Dandini "ama bu iyi bir şey mi?" Bay Kalibre'nin suratı. ifrit fısıltısı gibi görünmezdi. kimin sakızı kimin b. artık önüme gelene soruyordum: "Bu -lanet olası. leriyle Cem Yılmaz'm Hokkabaz filmindeki iskender Tüıuy dın'ı hatırlatıyordu. işte o kızı seviyordum." Polisten de ses çıkmadı. Aylar geçti. mağduriyeti332 me son vermeyecek. yeraltı dünyasında gerginliğe sebep olmuştu. günden güne. Yadigar ölünceye kadar bekleyecektim. nafile. Sıkı numaraydı. Dargın'a gidip evlenme teklif edecektim. istifim bozmamaya çalışırken. çaresizliğimi perçinlcyo■<• l< V ı ne de cıvık çakalı bul.... I-ıh.ruk çuvalı çoktan buruştu.. aldı. Cengiz Cingöz. Yani el çabukluğuna dayalı hile teknikleriyle gözleri aldatan adama rüşvet verdi. Çıkışa ulaşmak için labirenti ateşe verdim. Yumup açtı ğında avucunda bir yumurta duruyordu. Çifte Yürek] Gece. Abidin Dandini. ben de 'İyi bilirdik' dedim. sevdiğim kadını dul bırakmamış. Abidin Dandini'nin ağzını aramaya gelmişti: "Avangartla Torino'ya üzüldüm." Tokalaştılar." "Sırada kim var? Ha?" Abidin Dandini. benim meçhul hedef." Anadolu yakasında. Fotoğrafı evvela Abidin Dandini. ellerini. Dargınla aynı gezegende yaşamakla avundum... "Efendim?" Hızır Hızlı söyleneni duyamamıştı. kaç yaşında. kulaklarını.. Tanımıyorlar.. Bir fotoğrafçıya verip renklendirtmiştim." O sırada illüzyonist sahneye çıkmış ve şovuna başl. Bu cinayet. benim deli olduğumu düşünürdü. dilini." Doğru ve yerinde bir soru sordu: "Onu öldürecek miyim?" Anlayacağı dilde cevapladım: "He. Vitrindeki kocaman düğün fotoğraflarından birinde. Bir bahar akşamı. Kışı uykusuz geçirmiş bir ayıya benziyordu. yumruk yemiş gibi morardı. m Kabus görürken hayal kuramazsın Kahkaha yok olmaya mahkumdur. Kırk yıl. ne halde olursa olsun. kaybolmaya yüz tutsa bile. Şimdi yetmişlerinde. Adımı takdir eder gibi ağzını büktü ve nazire yaparcasına "Ben de Halil İbrahim Kalibre!" dedi. Bir tane daha.ımi'. kimler gelmiş. Polise gittim: "Dün gece eve döndüğümde içeride hırsız vardı. Lı rini. Yumurtaları.. İslam'a dönecektim. Sahneyi yandan gören bir masaya tünedik. İkisini yan yana koymuşlar. geceye ekstra karanlık katan nemrut suratıyla ortama dahil oldu. ayaklarını. Ormanın sonundaki uçuruma varınca durduk.. Aşağıda deniz.. adamın iki yana açılmış kollarına dizildiler. Uçurumun kıyısındaki yüksek bir ağaca upuzun bir salıncak kurduk. Kuşlar. vitrindeki damadın Yadigar Dragon olduğunu öğrendim. 'Nasıl bilirdiniz?' diye sorulduğunda.kuna düştü ben çözemiyorum." Uzattım. ti: Kaim gözlükleri. kağıdı açtı ve ortaya çıkan yazıyı sessizce heceledi: SIRADAKİ SENSİN HALİL İBRAHİM KALİBRE.beyefendi kim sizce?" Herif cin gölgesi. Halil İbrahim Kalibre. Geçenlerde. Eğer ben ölürsem. Dargın ölürse. Durumu izah ettim: "Düğün fotoğrafından kestim. gözüm açık gidecektim. cehennem dumanı. Kırk yıl boş yere bekledim Hayati. Kan döktüm. Zaten pat diye karşısına çıksam. Çok iyi ve çok kötü şeyler uzun sürmez. bakalım şimdi sıra kimde?" deyince. Ben girince paldır küldür pencereden kaçtı. beynini güzelce kesip paketlersen makbule geçer. Böylece. Çevremdeki herkese sordum. Kalibre'yi salıncağa oturtup bağladık. Kendi kendime söz verdim: Dargm'ı hiç rahatsız etmeyecektim.

senin annen o!" deyip kolunu ağır ağır kaldırarak.annixm. Bir gün. Hikmet Mete Tetik'in sağ kolu Ferdi Fedai gözlerini açtığında ona sevgiyle gülümsedim: "Şu anda nerede olduğunuzu biliyor musunuz?" Erenköy'de boş bir apartman dairesindeki oda. Köylü kadın. Fazlasıyla kan kaybettiniz. n'olur ölme. kahvaltı sofrasında gazetenin bulmaca sayfasını açar. yanında bir tek o köylü kadın varmış. Deney başansız olmuş. Ben bir gün sandal yeye çıkıp afişteki kadına mavi bir bıyık çizmişim. geceden kendini vurarak ebedi uykusuna dalmışmış." "Epeydir derken?" "Eee. Kültürünü bulmaca çözerek geliştiriyordu. 'sağdan sola' kısmını çözmesine gerek kalmazdı. boynumda stetoskopla doktor kılığındayclım." "Söyleyin doktor.. çoğunlukla. Fakat maalesef Uçan Kız bilinçsizce etrafa saldırıyor. Annemle babam. Kitaplara dokunmamdan gıcık kaptığını hissediyordum. yeni doğurduğu bebeği ilk kez kucağına alan anneler gibi ağlayarak gülümsemiş. embesil sarışın nereden benim annem oluyor? işte o zaman.ruğu gibi güme gitmemiz an meselesiydi.Kavalyem Azrail "Neler söylüyorsun anne?" Mini eteğiyle uçarak tüm dünyaya külotunu gösteren şu bıyıklı. Bir yandan da boğuk sesler çıkararak yalvarıyordu: Yaban fokunun çiftleşme çağrısı gibiydi. neyim var?" "Epeydir komadaydınız." Cevap 11 harfliydi. soruda bir tuhaflık olduğunu fark etti: "Naçiz vücuduna kol kanat geren hempalara dümen çeviren ve sezon nihayete ermeden künyesi silinecek olan müptezel fırıldakçı. Bulmaca sayfası." 74 . Daha ondördümdey-dim. O gün. hayatta olduğunu biliyor mu?" "Ne olacak şimdi?!" Evet. hayır. Abidin Dandini. Ölü biyolojik babam ile baygın biyolojik annem arasındaki emniyetsiz boşlukta tümüyle savunmasız halde duruyormuşum. Elyazmalarının dizili olduğu bölümde Çanakkale defterleri yan yana duruyordu. Galiba altına işemişti. "kan çekecek. O haldeyken bile Cih. gazete kağıdına basılmış ve Lokman Kolpa'nın posta kutusuna bırakılan gazetedekiyle değiştirilmişti. Bummm! Halil İbrahim Kalibre yanık zerrecikler halinde uçuruma saçıldı.. Ambulansla hastaneye getirilirken kalbiniz durmuştu. Yanımda büyükçe bir deri çantayla gittim. ömrünün son dakikalarında bana hakikati anlattı. yukarıdan aşağı sütunundaki 13. sürekli titriyormuş. Bir şey diyemedim. Merdivenleri çıkarken "107 bin 499 kitabım var" diye açıklamada bulundu." "Ne?! Onyedi yıl mı!" "Evet. Zira çocuk sahibi olamıyorlarmış. zavallının son cümlesi buydu. Sizi hayata döndürmeye çalışırken beyniniz oksijensiz kaldı. Üç katlı evin her yeri kitaplarla doluydu. beni besleyebilmek için annemden yardım istemiş. Bombanın pim halkasından misinayı geçirip düğümledi. Salıncağı var gücümle ittim. Birkaçını inceledim." Sesi titriyordu.." Utanmadan bir de aklımdan geçenleri okuyordu. Mübeccel Ecel adlı Uçan Kız ise. Uçurum boşluğuna gidiyor ve geri geliyordu. "Senin annen.. Yaşlı başlı bir senaristin metresi olan Uçan Kız beni doğururken. Karaciğerinizden bıçaklandınız. Bombalı salıncaktan geriye yalnızca tepeden sarkan kısa ip parçaları kaldı.. Uçan Kız filminin posterini salonun duvarına asmışlar. Budapeşte'den aldığımı söyledim." dememle on yıl yaşlandı.. Köylü kadın beni hastaneye. Senarist babam. Birden. Derhal yanıma gelip kitabı görmek istedi. beni parktaki salıncakta sallayan annemi hatırladım. Tabancayı uzaktan yüzünde gezdirdiğim Zühtü Zubizaretta "Artık maalesef yal338 nızca 107 bin 487 kitabın kaldı. Kalibre'yi sallarken dalgmlaştım. annemin uzaktan tanıdığı bir köylü kadın. çocuk posterdeki kadına nedenini bilmeden ilgi duyacak" di ye düşünmüşler. * ■$? * Lokman Kolpa'nın işi kalpazanlık. karısı onu terk etmişti. O yoksul fakat neşeli kadını. kucağında yeni doğmuş bir bebek yani beni getirmiş." n«ı "Adınız nedir?" "Ferdi Fedai. bir hastaneye ait gibi döşenmişti: Hasta yatağına uzanmış Ferdi Fedai'nin koluna serum bağlıydı.dyi görmeyi umuyordu. Zühtü Zubizaretta'ya telefonda "Cihannüma'mR ilk baskısıyla ilgilenir misiniz?" dedim. Bir düzine kitabı çantaya doldurdum. Elli yaşında pankreas kanserinden öldü. minik kareleri harflerle doldururdu. "Ölme anneciğim. Arabamı otoparka bırakmıştım. Halil İbrahim Kalibre'nin. Onyedi yıldır.." "Bugünün tarihini söyleyebilir misiniz?" "Haziranın 25'i galiba?" "Ferdi Bey. kendimi bildim bileli salonun duvarında asılı duran afişi gösterdi: Uçan Kız . Çocukluğumda. Çok heyecanlandı.Kalibre'nin ağzındaki bandı söktü: "Karın. Sağ köşede. Kendilerince. Annem beni görür görmez. Cinai tehdit ihtiva eden bulmacayı ben hazırlamıştım. hobisi bulmaca çözmekti.. 40 bininci kitabı aldığı gün. alkol ve uyuşturucunun etkisiyle sızmışmış. Ve nasıl desem. Beni evine davet etti. annemle babam ziyadesiyle ke-derliymiş. "Hastanede miyim?" "Neden burada olduğunuz hakkında bir fikriniz var mı?" "Yok. hastanın kalp atışlarını gösteren bir monitör bipliyordu. Köylü kadın da beni anneme devredip köyüne dönmüş. Kalibre'yi sallamaya başladım.. Köylü kadını meğer senaristin yıllardır ayrı yaşadığı fakat resmen boşanmadığı karısı işe almışmış. Davulcu os.. bilmiyorum. "Ben ölüyorum Hayati" demişti. uyuşturucu tedavisi gören Uçan Kız'a birkaç kez götürmüş. bana yaklaştığı sırada başını öne eğdiğini fark ettim. Nazikçe reddettim. Her sabah. burada mısın? Kabusun ortasında hayal kurma!" Ona bir bakış attım: Kıçı kırıklıktan çıtkırıldımlığa ne çabuk yükseldin? "Benim kadar çalışırsan sen de yükselirsin. Gitgide kızaran ve irileşen kafasından duman çıkıyordu. o kadar «1/ Abidin Dandini'nin sesiyle kendime geldim: "Hey evlat. Yirmi yıl önce. Ben de üzerimde beyaz önlük.. Gözyaşları içinde ellerini öpüyordum. Bu büyük felaket karşısında acıyla kıvranıyordu: "N'olur.. 336 Bu sözün anlamını kabul edecek durumda değildim. bağırıp çağırıyor. Mor ağzında düğümlenen yıllanmış somurtuşu kabardı. Kitabı nereden bulduğumu sordu. tası tarağı toplayıp uzak bir semte taşınmışlar. Ondört yıl önce. Önce 'yukarıdan aşağıya' bölümünü çözer. Beni öz evladı gibi seven üvey annemi.. "Azrail'in programında ne varsa o!" dedi ve salıncaktaki kurbanın dişlerinin arasına bir el bombası yerleştirdi. Merak. Kitaplarımı almayın!" Kırbaçlanan bir kardanadam gibi darmadağın oldu.. Ağzındaki bomba patlamasın diye sürekli başını geriye atıyordu. Beykozlu İdris oğlu İshak'ın günlüğünü bulunca silahımı çektim ve namluyu Zühtü Bey'in buruşuk gırtlağına dayadım." "Ben senin annen değilim." "Hatırladığınız en son olay ne?" "Eve dönüyordum. Bizi de beraberinde patlatmaya niyetlenmişti. Sonra da emzirmiş. bilgisayarda aslına uygun şekilde düzenlenmiş. temkini yok eder.

" [SAM PECKINPAH. "Seni seviyorum Şebnem" yazılı frizbi fırlattım: Bu. Abidin Dandini içeri girdi: "Geçmiş olsun Ferdiciğim. "Kıpırdayamıyorum?!" "Sakin olun Ferdi Bey. Önce intikam alır. Gece boyunca bir makyaj sanatçısı. Mesela golf oynayan ya da havuzda yüzen canlı hedefe. Çeten seni sattı. Az sonra hemşire kostümlü güzel bir kız elinde aynayla geldi. bütün gençliğim bu lanet yatakta geçti!. 342 Barika'daki Sevgililer Günü partisinde Şebnem'e canı sıkıldığında halası hakkında menfi. Abidin Dandi-ni'den öğrendiydim. Çünkü başı hariç tüm vücudu felçliydi.." "Hangi silahları? Ben artık her şeyin dışmdayım. Önceden aramızda kararlaştırdığımız bir kişi. birkaç aya kadar yemeğinizi kendiniz yiyebilirsiniz. Nadide'yle tanışmamıştım daha." Gaipten gelen ıvır zıvır Görüyorsunuz ya. Aynayı. 1925-1984. Seyrelmiş ve 340 ak düşmüş saçlarını. bir hastalığın iyileşmesine ve kötüye gitmesine neden olan şeyler ya da eski şarkılar gibi. memelerinden süt yerine süt tozu akıyor. Biz de konuşmayı dışarıdaki ekrandan izliyorduk: "Silahlar nerede?" "Nasıl bilebilirim ki? Onyedi senedir uyuyorum? Depodadır herhalde?" "Bak Fedai. cehenneme gitmesiyle benim bir ilgim yok. Bombacıyan da "Kadın olsaydım. hesaplaşma tablosu tersine döner.. kırışmış zayıf yüzü nü görünce ağlamaya başladı: "Demek. Yolda sordum: "Genç bir kadın mı bu Madam Gali?" "Hayır" dedi." Fedai zırıl zırıl ağlamaya başladı. buruşturdu. tanıdıkların müstakbel ölüye hitaben taziye mesajları filme alınır ve ilgili kimseye gönderilirdi. ben sadece tetiği çektim" türünden tuhaf laflar edilirdi. uyanmanız ancak bir mucizeyle mümkündü. cesetleri Florya'daki metruk buz hokeyi pistinde saklamıştık.. 75 . Onyedi senedir hastane masraflarını Atom Bombacıyan karşılıyor. onun çenebaz bir kaçık olduğunu düşündüm. uzatma. Bombacıyan çetesinin üst tabakasında yer alan ve ölümcül sırları bilen 'Şahitlerden olduğumun işaretiydi. Abi-din Dandini "Çok talihsiz bir hafta geçirdi" diye hayıflandı. "o kadar yaşlı ki.'" Abidin Dandini'yi tanıdıkça konuşkanlığın tevazudan kaynaklanabileceğini. onun karşısında ceketimin düğmelerini iliklerdim. On seneden fazladır birlikte çalışıyoruz. Gülmemek için kendimi zor tutarak kapıya yöneldim: "Sizi baş başa bırakayım. Ferdi Fedai'nin yüzüne tutum. Ve ona şöyle diyeceksin: 'Ben evli bir adamım." "Sen de kimsin?" Ferdi. Hareket kabiliyetinize yeniden kavuşmanız için elimizden geleni yapacağız. Abidin Dandini. biri de bacaklarından tutup taşırken. değil mi?" diye soruverdim." Vakur Avangart çeteden ihraç edildiğinde. Buz pistte paten kayıp dans ettik: Rakip çeteler tarafından vurulan adamlarımızı bazen bekletmemiz gerekir. Bana Onan Kellesini Getirin!] Abidin Dandini kör olsaydı bile. Ağrıdan harap olmasın diye morfin enjekte ettik ve gözkapaklarmı açıp bantladık. ondan sonra cesedi ortaya çıkarırız.. Toydum.. mafyadaki tecrübelerimden uyarlamaydı. ister istemez sağa sola kayılır. Gizli cephanelikten haberim var. Bahçe girişindeki nöbetçiye "Kapıyı kendin gibilere açma" derdi mesela." "Onyedi senedir burada değilim! Beni tuzağa düşürdünüz!" Kolumdaki saati ağzıma götürerek "Hemşire hanım. fakat ellerini kıpırdatamadığı için durumun farkında değildi: "Yeşilköy'de. Doğrusu. Şebnem'in doğum günü için. Hakaretlerinin inceliği. iltifat tadı veriyordu." "Yalan söylüyorsunuz!" "Lütfen ümidinizi kaybetmeyin. Ruhumun fermuarı sıkışmıştı. Dandini paltosunu çıkarıp göledi kapatmıştı. Frizbi gaipten gelir.. Bana öyle çok şey öğretti ki. Hijyenik ped reklamı gibi imalı sözlerle ve sahte bir neşeyle konuşuyordu. "Önce öldü. Sürekli yatmanızdan kaynaklanan bazı yaralar da var." Hayret tünelinde ışıksız kalan Ferdi Fedai'nin gözleri doldu. Mesela bir restoranın dekoru. Kas sisteminiz tümüyle paralize olmuş durumda. keyfi yerine geldiğinde ise müspet sözler söylemesini teklif etmiştim: Gizli polisler veya yabancı gangsterler arasında kullandığımız bir taktikti. Makyajı akıyordu. Dahası.. söyle." "Evet dışmdasın. makyajla ihtiyarlatılmış Abidin'i tanıyamamıştı.. Kel bir devin kafasındaki son saç teli gibi yalnız hissediyorum" ya da "Şahin Şahmerdan'a söyle. 141 Çeteye girdiğim ilk günlerde. birini ölümle tehdit etmede kullandığımız bir yöntemdi. sözgelimi "İşin bitti Volkan Revan" yazılı frizbi yollarsın. Moda'daki evine giderken kloroformla bayıltıp sahte kliniğe kaçırmıştık. Uzun zaman oldu. Hemşire "Ferdi Bey'in ziyaretçisi var" dedi ve odadan çıktı. İncele incele iltifata dönüşen hakaretler "Onu öldürürken kibar davranman gerekmiyor. Elini omzuma koydu. gizli silah deposunun yerini öğrenmek istiyordu. "Benim. Böylece. Kolumdaki 'Ş' harfi dövmesi. fakat erkeğim ve beni huylandırdın" demişti. şu andan itibaren kalbim senin için çarpardı. Bu kayıtlarda "Cennete giden en kestirme yol cehennemden geçer" ya da "Senden sonra dünya çok ıssızlaştı." Beni de tiye alıyordu. cinayetten önce düzenlenen bir nevi cenaze merasimiydi. bir böyle konuşurduk.. Düzenli tedaviyle." Sanki ona yalan söylemeksizin konuşmanın bir yolu yokmuş gibi "Üzülmeyin" demekle yetindim. Maktule. bir tür dansı andırır. Onyedi senede çok şey değişti. Atom Bombacıyan arabadan inerken. Madam Gali denilen bir kadına elmas satacaktık. Daha sonra serum içinde Norcorun bağlayarak Ferdi'yi geçici felce uğrattık." Onu. Doğrulmaya çalıştı fakat başaramadı. Pistte ölüyü bir kişi kollarından. uzamış sakallarını. Ferdi Fedai'nin ve Abidin Dandini'nin yüzünü onbeş-yirmi yıl ileriye kurdu: Macunladı. takma sakalı gevşemişti.. yazık. Abidin Dandini. Yeşilköy'deydi." Felçli Fedai: "Tetik beni öldürür!" "Patronun tahtalıköyü boyladı. göğsünde bana sıkılmış bir kurşunun izini taşıyor. benim DNA'larımda duygusallığın D'si. RNA'larımda romantizmin R'si yok." "Geçen sene. sen iyi bir adamsın. Hapiste şişlediler. Ferdi Fedai ölesiye şaşkındı. Kumar oyna-yacaksak. mizah ile merhametin akraba olduğunu ve ilk izlenimlerin izlenim sayılamayacağını kavradım." dedi "Gizli depo.. olay veya yer hakkında bir öyle. Şebnem Şibumi'yi etkilemek için yaptığım her şey. Derdimi anlıyormuş-çasma başını sallayarak iç çekti: "Eminim bir gün sen de hayatının kadınına rastlayacaksın evlat. birkaç konu belirlerdik. Artık sen benimlesin. Şebnemle Pera Müzesi'ne gittiğimiz gün. boyadı. çamurlu suya basmasın diye yere paltomu serdim: Bunu. hayatım onun yazdığı bir senaryoya dönüştü. 817 numaralı odaya bir ayna getirebilir misiniz lütfen" dedim. Abidin Dandini'ye "Aşk'm gerçekte ne olduğunu kimse bilmiyor. Daima alaycıydı.. şimdi de işten kovuluyor." "Hikmet Mete Tetik öldü mü?. Tek fark şuydu: Tehdit frizbisini atan kişi saklanır.Ferdi Fedai dehşet içindeydi. Halil İbrahim silahları nereye saklıyordu. arkadaşlarının tebrik mesajlarının yer aldığı bir film hazırladım: Özellikle mafya içinden birinin ortadan kaldırılmasına karar verildiğinde. Şebnem'in Ş'si değildi. Geçen yaz. Ferdi Fedai'nden.

"Öyle mi? Yani beni düğününüze davet ediyorsunuz?" Sürprizler iradenin aktivitesini kesintiye uğratır. Aksi takdirde. Yapması gereken tek şey. Masada ki dergiyi gösterdi. Kadın erkek münasebetlerine damgasını vuran meşhur hassasiyet. Tebessümü yüzüne yayıldı.. Yalnız. Abidin Dandini bir kahkaha patlattı: "Martavalın daniskası! Bak. Elindeki yarısı dolu kokteyl bardağına dalıp çıktı: "Ne içelim?" Aklımdan geçen. Gaga Sanat Galerisi'ndeki Bekarlığa Veda adlı sergiyi geziyordum. Burası güya benim ofisimdi.. Eşimizi tanımamızı engelleyen hastalık mirası [o uzlaşmacı." "Emin misin? Bu kadar basit mi?" "Evet. Geçici Diriliş] Nadide Dide'yle tanıştığımızda. tekrar ağzında toplandı. karısının cesedi soğumadan. Nadide beni muhasebeci sanıyordu. aptal gibi görünmek pahasına bıyığımı korumaya aldım. ben os. yalnızca Nadide arayacağı için.. Leyla Kalahari'yi yani kadınını hatırlattığımda "Vefasızlık.. ıssız bir yoldaki süslü bir kamyonetin kasasında dikilmiş el sallıyordu. Atom Holding yönetim binasına yakın bir apartman dairesi kiralayıp dekore etmiştim. Yani en azından havayı ciğerlerde dolaştırıp mideye iletmemek konusunda haklıydı. Fakat o günden sonra. Kader Güler. Evliliğimizin otuzüçüncü ayında oğlumuz Gerçek dünyaya geldi ve Nadide doğum sırasında öldü. Gün boyu telefonda çene çaldığı arkadaşlarını. iyi bir fotoğraf bize bir hikaye anlatmalı ya da ilham etmeliydi. Lüks mekanlarda vakit geçiriyorduk. Karım beni muhasebe defterleri. Yağmurdan sırılsıklam yaşlı bir çift. akşamüzeri ofiste ağırlıyordu. sessiz ve mülayim bir adam olan üvey babam. mucizeleri ucuz atlatırsın" diye geçiştirdim. öyle mi?" Birine silah doğrulttuğunda gülerdi: "Cehenneme gittiğinde seni Abidin Dandini'nin gönderdiğini söyle.. monoton ve kronik romantizm]. Ofisi babasının malı ya da dingonun ahırı gibi kullanması münasipti." Başını eğdi. Gözleri bir sağa bir sola kay346 di. o daireyi dilediği gibi kullanıyordu.. aşk'm bir boyutudur" demiş ve eklemişti: "Hem sonra. Ben havlarsam o ısırır. "Aptal gibi görünmeyi göze alırsan. Hayat bir oyundu ve Abidin Dandini insan la rın hayatıyla oynuyordu. ilaca ihtiyacın yok. Bay Dandini. Aptal gibi görünmeyi göze alırsan.." Kahkaha atacağını sanıyordum. Duvağın ardından hüzünlü bir şefkatle "Burnun yapayalnız kalmış" dedi." Gelinlik giyeceksin. Nadide'den başkası beni ı/ı / ofisten aramıyordu. fotoğraf çekmeyi öğrendim." Üçbuçuk milyar erkek adına verdiğim cevap işte buydu. Nadide'yi gördüm. Mesai saatleri dışında da birlikte takılıyorduk. saraya gereken zarafeti tek başına karşılıyordu. Nadide ofise telefon ettiğinde benim birazdan geleceğimi söyleyerek vaziyeti idare etmek ve sonra da beni arayıp durumu bildirmekti. Gelinim o kadar güzeldi ki. Bir de kırkdört yaşında. "Hımmm? Nedir?" Bombayı patlattım: "Gelinlik giyeceksin. elleri arkadan kelepçelenmiş damat da bir polis nezaretinde arabaya bindiriliyordu. Fakat sevgisi. telefonu "Buyurun Nadide Hanım" filan gibi bir cümleyle açarak aile hayatıma zehirli şüphe tohumları saçması işten değildi. ben de birilerinin beynini uçuruyordum. [TİM TRILUNG. Kucağımda bebekle tığ teber şah-ı merdan kalakaldım. bir şartım var. Yeni yılda piyasaya sürülecek bir hap sayesinde. Sağlıklı ilişki ya da mutlu evlilik dediğimiz budur. Siyah-beyaz gelin-damat fotoğrafları cidden enteresandı: Asansörde en üst katın düğmesine yetişebilmek için cüce gelin. yıldızlardan ihraç edilmiş renkler yansıyordu. Beni neden sevdiğini öğrenmeme izin vermeksizin scvcı di.Beni birileriyle tanıştırırken şöyle diyordu: "Hayati Tehlike. Ona." Nadide Dide. birlikteliğimizin sıhhatini garantiler. bütün erkekler bekardır" 344 Four Seasons Hotel'in barında oturuyorduk. "Sen evlisin?!" "Henüz değilim. Her şeye gülebilirdi." Düğünümüzde. Devlet Malzeme Ofisi'nde çalışan. Kapakta 'Bilim Dünyasından Erkeklere Müjde' yazılıydı. eğer erken boşalmak istemiyorsan.. değil mi?" "Aynen öyle. hangi hendekte bulduysa bir karakoncolosla nikahlanmıştı. yapman gereken şey çok kolay. Gözlerinden engizisyon ışınları yayan." Nitekim sevgilisi Leyla Ka-lahari bir zamanlar şarkıcıydı. mafyada çoktan 'Şahitlik' mertebesine erişmiştim. aslında duyuların çöküşüyle başa baş gider. iki dakika önce tanıştığınız bir kadınla bile yatmayı düşünebiliyorsunuz. cüce damadın omuzlarına basıyordu. Hayat kadınlarıyla hiç ilgilenmezdi." Gözlerinde bir kuşku çizgisi belirdi: "Siz erkekler. dilimin uçundaydı: "Bize hayatımızın hatasını yapma cesareti verecek bir şey." Haklıydı. Daha doğrusu. Kendisine silah doğrultulduğunda gülerdi: "Bundan sonra doğum günlerim bensiz kutlanacak. Çenesinde-ki koca et beni. ben uyursam o horlar. sahte sarışın dul sekreter vardı: Kader Güler.rursam o kokar. Ortası yoktu. Bıyığımı kesmiştim. Gamzeleri birer öpücük yuvası. Yine de Nadide Dide'yle yuva kurmak bana çok şey kattı. Daima ya çok öfkeli ya da çok neşeliydi. Ona göre. Avantaja bağladım: "Elbette. varlığımın kayalık zeminine ilk kazmayı vurmuştu. hattâ onlarla dans ettim. Gelin polis arabasının arka koltuğunda oturuyor. ben 76 . bizim cehalet ve çaresizliğimize bağlı." Doğru söylüyordu. Annem bana "gerçek annen o" deyip Uçan Kız afişim işaret ederek ruhunu teslim etmişti. Öz babam. paslı fare kapanı ağızlı kadın beni derhal evden kovmuştu.. Yüzüne iki numara büyük gelen gözlerinde. Kalbim yanan bir gemi gibi onun aşkının sularına gömüldü: "Merhaba. herhangi bir davranışını ya da sözünü de. vergi hesapları vesaireyle iştigal ediyor zannederken. canımı almaya kalkışmasına engel olma yacaktı. Ondan. Alelade bir çapkın değildi." Galerinin cam kapısındaki afişte yazılı adı gözüme çarptı: "Nadide Dide. evlilik ise sağırlaştırmıştı. mucizeleri ucuz atlatırsın Akıllı kadınlara da rastladım. Karnından soluduğunda işin biter. Zaten ofise hemen hiç uğramıyordum. Dergiyi alıp karıştırmaya başladım. Eski şarkılara hayrandı: "Eski şarkılar neden daha iyidir? Çünkü kötüler zaten unutulur. sarışınlığını baskı altında tutuyordu. Nadide çok zeki bir kadındı fakat aşk onu kör etmiş. Kader'e hiç ses etmiyordum. Meleksi itaatkarhğıyla kalbimi yumuşatıyordu." Benimle evlenir misin? Gerçi şu anda 'ben' derken neyi kastettiğimi bilmiyorum! "Merhaba" deyip gülümsedi. Canlı bomba kadar hassaslaşmıştım fakat belli etmemeye çalışıyordum: "Bu fotoğrafları çeken kişiyi düğünümde görmek isterim. Hikmet Mete Tetik'le görüşen Abidin'i beklerken oyalanıyordum. hem kadınların büyüsüne kapılıyor.." Onu tam olarak anlamak imkansızdı. son derece yaygın olduğu bilinen 'erken boşalma' sorunu çözülebilecekmiş. hem de onları büyülüyordu. Haber ilgimi çekti. Dolmabahçe Sarayı'nın bahçesinde evlendik." "Öyle mi? Neymiş?" "Sevişirken göğsünden nefes alacaksın. Bunlar gibi onlarca ilginç fotoğraf. Yüzüme bakarak sevecenlikle sordu: "Sen nasıl bir adanı sın böyle?" "Allah beni nasıl yarattıysa öyleyim." "Öyleyse bilim adamları neden bunu açıklamıyorlar?" "Çünkü saygınlık ve zenginlikleri. M-. Bazı günler birlikte fotoğraf avına çıkardık.

Hakikatleri. Varlığımıza hükmeden sorunları görme. şakrak ninnilerle uyutuyordu. Arka tarafa yürüdüm. Gerçek. Bir yalan gerçeklerin arasında değişmez bir yere kavuşunca. İşinin ehli bir dadı buluncaya kadar sekreterimden destek alacaktım. Abidin Dandini'nin de ikide bir söylediği gibi "Birinin tutuşan sakalında öbürü ellerini ısıtır. Ya ne olacaktı. Çünkü köpeğin varlığı. siyah-beyaz bir köpek yatıyordu. Hırsızlık. Nadide'nin ölümü. Çocuklarla iliş350 kimizde içtenliğin kâr etmeyeceğini sanıyoruz. Hayatın. olanca işe yararlığına rtg uı«» men. çocuğu doğduktan sonra sersemleşir. Zengindim Arnavutköy'de bir villada yaşıyordum. fakat kakasını avuçlayıp cebimizde taşımamız filan gerekmiyordu. 351 Kuçuradi. hele ki yalnızsa. sahiden güçlü olabilir mi? Sanırım. Bir hayaleti telef etmiştim. Gün içinde kanunları çiğniyor. köpeğin ölümüne ihtişam kazandırıyordu. Emniyet kemerleri evreninde yetişen çocuk. Oğlum. araba kullanırken ya da Nadide'yi özlerken Gerçek araya giriyor. Aynı olay. Bunu söylerkenki yüz ifadesini görmek için bir saniyeliğine arkaya dönerken "Bence uçakla gelmiştir" dedim ve tam o anda ön tampondan boğuk bir çarpma sesi duyuldu. gerçekte kim olduğumu öğrenemeden göçüp gitmişti. budalalığımızın verdiği enerjiyle abartıyoruz. Bahçe kapısına "Dikkat Köpek Var" yazılı bir levha bile asmıştık. her şeyin kötüye gitmesine yol açan tuhaflıkları sezme yeteneğimiz büsbütün körelmiş durumda. bilin cimizin çarkları oksitlenmişse. kalk" diyordu. Kendi saçı da siyahmış. fakat yemiyor du. kaçınılmazdır. Tımarhanede yaşayan bir kocakarı tarafından örülmüşe benziyordu.ı sil ki kendimizi tanımıyorsak.. minik elleriyle okşamaya koyuldu. Nerede şu anda?" "işte" diyerek parmağıyla kapının yanında bir bölgeyi işaret ediyor. Zavallı Gerçek. Arka koltukta oturan Gerçek birden "Baba bak! Kuçuradi!" diyerek ayağa fırladı. Kader'e anne diyordu. temizliyor. Uçan Kız yani öz annem ise kim bilir neredeydi? Belki o da tahtalıköy-den yükselen alevlerin dumanında oradan oraya uçuyordu? 348 Kısacası. Sağlıklı ve güzel bir çocuktu. Prizlere otomatik kapak. geceleri Nadide'yi düşünüyordum. Gerçek'in hatırı için Kader de. henüz üç yaşındayken ellerine bir oyuncak bebek alarak anneliğe hazırlanıyorlar. enerjisini ona harcıyordu. Bir adam. insanın hayat hakkındaki fikirlerinin değiş-mesidir. dört yaşındaki bir çocuğun. Ölmüştü. ölür ölmez ete kemiğe bürünmüştü." O saçaklı kadın hızla evrim geçirerek ayçiçeği gibi hamarat ve huzurlu bir varlığa dönüştü. Bu. Bebeğin yörüngesine girdi. Baba olmak. Yerde danua cinsi. alışveriş için çarşıya çıktık. Küçüklerine bebekliklerinden itibaren o bakmış. Dönüşte arabayla ağaçlık bir yoldan geçiyorduk. Sanki hayatımızın temelini oluşturan hüzünlü hileye iştirak etmenin iyi olacağı fikrindeydi. yalancı beraat etme şansını kaybeder. insanı işkillendiren bir nifak havası yayıyordu. Hayat böyledir. babalık ve hasretten oluşan bir şeytan üçgeninde yaşıyordum. bir bebeği olsun diye can atıyormuş. dolaplara. ben de Kuçuradi'yle bira-rada yaşamayı kabul ediyoruz. Yani boşa geçeceği aşikar bir istikbalin provasını yapıyordum. Yoksa bir çocuğu mu ezdim endişesiyle kalbimin zembereği boşaldı. Gözlerinde acıklı bir ifade vardı. Çünkü n. muhasebeciyi de mezara sürüklemişti. Gerçek'i büyütmeme yardım edebilecek kimse yoktu. hayalinde bir arkadaş üretmesinin normal olduğunu söylemişti. Kızlar. Kuçuradi evin içinde oradan oraya koşuyor. Onu nasıl yetiştireceğimi bilemiyorum. Fakat evimde büyük. Birkaç gün sonra. Kader. Her şeyi bıraktı. Kuçuradi de benimle burada uyuyabilir mi?" "Tabii ki. Saçlarını siyaha boyattı. Oğlumun masumiyet dolu saf kederi. Gerçek'i görünce sevinçten havalara uçtu. hızla büyüyordu. Arabadan indim. Gerçek'i özenle besliyor. Aldatılan kazanır. Bu duyguların üçü de umutsuzluk yüklüydü. Bu şartlarda nefret dahi etkisi altında yaşadığımız toplumsal anesteziyi hafifletmiyor. Param vardı. annelik de babalık da asla hakkıyla yerine getirilemeyecek görevler: Mission Impossible. Erkekler öyle değil. Bütün günahlar para kaybettirir Kader. onların üzerine titriyoruz. Başucunda çömeldi ve köpeğin kanlı çenesini. En yararsız ve en zararsız insanlar bile cezasız bırakılmaması gereken cürümler işleyerek yaşıyorlar. Dolayısıyla her çocuk. Ben de Gerçek kadar biçare ve savunmasızdım. Meğerse. "Hani. Bu defa Kader'i otelde bırakmıştık. Körkütük köleliğimizi ve / ya da uçsuz bucaksız vurdumduymazlığımızı onlara dikte ediyoruz. nerde?!" diye salak gibi solumdaki camdan bakındım. Hayatı boyunca görünmez olan Kuçuradi. çocuklarımızı da sevmekten aciziz. 352 Gerçek'in yanımda dikildiğini. gösterilen dikkate bağlıydı. Ofisi kapattım. haddimizi bilmiyorsak. Bu işte tecrü-beliymiş. fakat etrafı dağıtmıyordu. Bütün dikkatini. Onbir aylıkken yürümeye ve konuşmaya başladı. Yetimliğimi kendime saklamış. sentetik bir boşluk vardı. Öte yandan. Bizim kuşağın ebeveynleri." "Baba.. beni dan diye talihsiz yavrunun çaresiz babası kılarak uçurumdan yuvarlarken. Gerçek'e sahici bir Dalmaç-yalı satm aldığımda "Kuçuradi ondan hoşlanmadı" diyerek geri çevirmişti. Kuçuradi'yi evde bırakmıştık. bebeğin minik ellerindedir. dokuz kardeşin en büyüğüymüş. ilk sözü "Anne"ydi. 77 . Derhal frene bastım. Kader Güler'e yeni bir ufuk açıyordu. Hipnotize edilmişti sanki. Psikiyatr. Biz ise çocuklarımızın süper kahraman olmasını istiyoruz. Hayaletin kaza sonucu ölümü Gerçek'e iyi geceler öpücüğü veriyorum: "İyi geceler canım. Kader Güler hariç. otomobil kapılarına kilit uyduruyoruz. Kuçuradi bizimle birlikte sofraya oturuyor. Esenlik motifi taşıyan her türlü sahtelik. Kader ve ben geçen yaz Fethiye'ye tatile gittik. babanın dünyasını yönetmeye başlar ve onun hareket kabiliyetini kısıtlar. Köşeleri suç. Ya da yetişkinler tarafından kuşatılmaktan kaynaklanan travmayı yaşıyor. Konuşan bir köpek. Belki bu çağda hayat ile mana arasındaki mesafeyi kapatmada şu mottonun faydası dokunur: Bütün günahlar para kaybettirir. gündelik hayatımızın kahrolası bir zulümler toplamı olduğunu gözlerden gizliyor. Gerçek'in hayali arkadaşı. hayal edilebilecek en iyi köpekti. "Bizim kokumuzu takip etmiş!" dedi heyecanla. dilimiz dua ederken bile yalandan başka şeye dönmüyorsa. çocuklarının okuyup büyük adam olmasını isterlerdi. Karım. Bu söylediklerim de abartılı. bir anne-babaya ait olmanın bedelini ödüyor. saçmalık ve salaklığa dört elle sarılıyordum. değil mi? Bir dengesizlikten kurtulmak için bir başkasına yönelmek zorundayız. bize canlılık katacak dertleri hissetme. Kuçuradi. Yalanlarımızın umut veren yönü. aptala döner. Ben birini öldürürken. ağlamaya başlamasıyla fark ettim. tıpkı benim gibi o da annesini tanıyama-dan büyüyecekti. Sokağa çıkmalarına izin vermiyoruz. doğrulardan ayıklanmaları ihtimalidir. Kuçuradi'yi gezdiriyorduk. akşamları Gerçek'le oynuyor. cinayet ve tecavüz gibi suçlara ilişkin yargı ve müeyyideler. Terör ve kör şiddet sayesinde anlamsızlığın eşiğinden döndüğümüz oluyor. Ona bir oda verdim. Kader benim evime taşındı. Hıçkıra hıçkıra gözyaşı dökerken "Kuçuradi.doğduğum gün intihar etmişti. Çocuk. ben onu nasıl büyüteceğimi düşünürken. öksüzlüğümü çocuğuma aktarmıştım. Kader.

Çünkü adının Kuçuradi olduğunu iddia ediyordu. biçare ve yapayalnız bir alkoliksin değil mi? "Kader sizden çok sitayişle bahsediyor. Neptün. kalbinin iltihaplanmış olabileceği yalanını uydurmuştu. şeref duydum. Gerçek. her türlü ihtiyacıyla ilgilenecekti. Güler-lnşallah. Çocuk işte. üzüntüsü geçmişti. Denemeye değerdi. Bu konuda ayrışıyoruz işte. Sonra beni ayarttı. "Rica ederim. Şipşak cenaze töreni sona ermişti. Ona acıyorum. Pazarlamacıymış. tek gözlü Leyla Ablasını sevmişti. cinayetten çok daha rahatsız edici. bir meslek hastalığı olduğu anlaşılıyordu." Umarım yeni tuzağında. Bazı güzel kadınlar vardır. Hayali arkadaşın hakiki cesedinin hayaleti bana musallat olmuştu. Pediatri uzmanı olan bu kadın. Abidin Dandini. Üzerine ruh kremi sürülmüş çürük bir et parçasına dönmüştüm. bakıcı tutmaktan çok daha güvenli göründü. Aynadan bakarak Gerçek'i kontrol ettim." İsmail İnşallah.. Derin bir nefes aldım. kokain ve çikolatalı süt. Çocuğu bir tanıdığa emanet etmek. kara para ve oyun hamuru. "Tebrikler damat bey. Onun su katılmamış bir sahtekar olduğundan emindim. polis baskını ve Teletubbies.. "Şahit misiniz?" "Evet. Silahlı çatışma ve lego inşaatı. bademcikleri şişen oğlumun. Köpeği. cenaze merasiminden kısa sürmüştü. Nereye gitsem. Etrafta kimseler görünmüyordu. Elimden gelen tek şey. Arabaya koştum. sessizce oturuyordu. rengi.. Kuçuradi yine bizimle olacak. Sonra dönüp köpeğin leşini yol kenarına sürükledim. Dandini sıkı bir dosttu. Yanında Kuçuradi oturuyordu! O günden sonra Gerçek. yığın formunda inşa edildikleri için asla yıkılmayacakları söylenir." Fakat maalesef "Mutlu evliliğin sırrı. Gerçek. benim dertlerime kayıtsız kakmıyordu. Balayına karşılık. Kesin. "Beni sevdiğini söyledin!" iltifatı dava konusu ediyordu. diğeri sol bacağımı koparıyordu. Fakat o öz ağabeyim gibiydi." Kader Güler-lnşallah. Benim durumumun aynısı. Nihayet yüz yüze tanışabildik." Mankafa. Koluna hafifçe vuruyorum. timsahın kopardığı bacaklarıma yeniden kavuştum. yüreğime su serptiniz.. Kuçuradi'den hiç bahsetmedi. ömrünün geri kalanını verecek. kurdele bağlanmış petrol fıçısını andıran gelin arabasıyla hayatımızdan uzaklaştı. rodeo yapan cüce bir palyaço gibi sık sık ter dökerler. Manasını çözemediğim im bir hayal kırıklığına odaklanmıştım. ben bütün insanları severim. Antenlerimi açmıştım: Tozlu yoldaki karıncaları bile ezmemeye çalışarak ilerliyordum. Dikey olarak ortadan kesin. İşte benim hayatım bu pantolona benziyor. konuşmadığı için susturula-mıyor. Kuçuradi sahiden var olmadığına göre. Öleni hiç tanımasanız da durum değişmiyor. Gerçek'i anaokuluna kaydettirmiştim. hiçbir baskı altında kalmadan. Direksiyona geçtim. Nadide'ye yalan söylemiştim." "Kader Hanım hakikaten çok dürüst ve iffetli biri. takma kafana" filan diyordum. Ona sarıldım. o şeref bana ait. dört metre uzunluğunda iki kafalı bir timsahın beni afiyetle yediğini görüyordum: Biri sağ. Birlikte uzaya gitmeyi bile planlıyorlardı. Doğrusu bu kadın geyşa ile kraliyet mürebbiyesi karışımıydı. Yaşarken hiç de enteresan gelmiyordu. Gözyaşları içindeki timsaha tüküren lama kadar kararlıydı. sakin ol. Kuçuradi'nin uçamaması-na bozuluyordu. tamam. Elinde şarap kadehiyle yanıma yaklaşıyor. Rodeo yapan terli cüce palyaço Kumaşı. fakal sonsuza dek harlamamız gereken bir tapmak ateşi yakmadığımızı söylemeye çalıştım. yanımda konuşup duran bir görünmez köpek vardı artık. Striptiz kulübünde eğleniyorum. tamam mı?" Şimdi anlıyorum ki hata ediyorum. stili birbirinden farklı iki pantolon alın. istersen. Düğünde birkaç kere gelinin adının bestelenmiş hali olan Erkin Koray'm Fesuphanallah şarkısı çalındı: "Bize de bir gün Kader Güler." İsterseniz kolumdaki dövmeyi gösterebilirim? İmzalar atıldı. Sonra oğlumla birlikte çocuk tiyatrosu seyrediyorum. aradığın konforu bulursun. "Hayati Beyciğim. Bu sayede toparlanabileceğim düşünüyor. kel kafalı bir adamdı. Bir kez daha aynadan Gerçek'e baktım. Karalar bağlayan oğlumu arabaya taşıdım. boylu bos354 lu. * ^c * "Siz. Yol boştu." Nasılsa hayalinde yeniden 'canlandırabilirsin'? "Hayır!" dedi iç çekerek "Öldü o!" Kafamın içinde kuyrukları birbirine değmeden ahenkle dans eden porselen tilkilerin üzerine disko topu düşmüş ve hepsi birden tuzla buz olmuştu sanki: Gerçek'in en iyi dostunun ölmesine sebep olmuştum. benim yalanlarımı kendi doğrularıyla dengeleyebilecek durumda değildi. Sakinleştiğin zaman konuşuruz. Kadın gün boyu evde yalnızdı. Gerçek." "Çok güzel konuştunuz Hayati Bey. İsmail İnşallah'ı. Çocuğu yok. Karısı dört sene önce ölmüş.. Garip bir biçimde. Bir keresinde Gerçek'e masal bile anlatmıştı. Sonra birinin sağ yarısını. Düşündüm. kendimi öldürmemekti. buralara kadar geldiniz. Gerçek'e Leyla Kalahari'nin bakabileceğini söyledi. hepimizden uzun yaşamalı değil miydi? Bu ölü köpek acaba kime aitti?. onlardan niye hoşlanmadığınızı bilemezsiniz. "Sen adi bir yalancısın! Pisliğin tekisin! Seni farklı sanmıştım!" "Neptün lütfen kendine gel. roket yakıtı iç356 miş deli ataklığıyla saldırıya geçti. bombalanan bir müzede paramparça olan dinozor iskeleti gibi dağılıyordum. Çü rük muz yemiş maymun gibiydim. Yani evlendikten sonra işi bıraktı." Şarabı yudumluyor. Neptün Petunya nahoş fıstıklardandı. Küçücük bir Ferrari'yle oynuyordu. artık Gerçek'e dadılık yapamayacaktı. ellisine merdiven dayamış. diğerinin sol yarısına dikin. Kuçuradi de var olmadığı için yok edilemiyor. Aylar önce bana yaptığı cinsel jestten ötürü kendisine minnettar olduğumu. Fakat hiç değilse yalanımın bir muhatabı vardı. Matem. "Bak." Gün boyu telefon edip mesaj gönderen Neptün Petunya geceyarısı kapımı çaldığında.Gerçek'i usulca kucakladım: "Gel yavrucuğum. Kader Güler. eş olarak kabul ediyor musunuz?" "Evet!" Alkışlar. Abidin Dandini "Erkeğin dokunulmazlığı yoktur" demişti: "Krallar bile. hareket etmediği için durdurulamıyordu.. yamacı kaplayan asma bahçesindeki sığ bir çukura yuvarladım. henüz bir sırdır." Eğer 'farklı' olmadığımı düşünüyorsan tam olarak ne istiyorsun? 78 . her yaştan erkeğe bakabilecek göz vardı.. Midyeler gibi "Çok iyi geçineceğinizden eminim. Ben de "Zamanla o da olur. kan gölü ve boyama kitabı. Dört yaşındaki oğlum ve bir köpek hayaletiyle baş başa kalmıştım. Onun çocuk masumiyeti. Leyla Kalahari çocuğu okula götürüp getirecek. Kader Güler-lnşallah. Mısır piramitlerinin. Rüyamda. Gerçek'in varlığı ona da iyi gelecekti. Kazayla birini öldürmek. Gerçi ben Kuçuradi hakkında çok şey duymuştum." Gülümsemesi yüzünde büyüyüp küçülüyor. Gerçek. Şimdi evleniyor. Kimse kimseye kolay kolay böyle bir yardım355 da bulunmaz. "Babacığım! Babacığım!" diye sevinçle koşarak boynuma sarıldığında. Yerde badana fırçası izine benzer bir kan çizgisi oluştu. Hiç kaybolma yan gülümsemesinin. dedikodumu yapıyorlardı. Bazen oğlum ve hayali köpeği. nikah şahidimiz oldunuz. beni dokuzuncu kattan aşağı fırlatan Ya-kuza tekmelerinden daha sert bir etki uyandırıyordu. Hayatınızın en isabetli seçimini yaptınız. çok sağo-lun efendim. merak etme. Onda. O da Ferrari'sini benini koltuğumun arka tarafındaki yokuşlarda kullanıyordu. Tuhaf günlermiş.

bu söylediklerimin bile bir kısmı yalan. kaç adam geberttiğimi hatırlamıyorum." Timsahları beslemem gerek. anlamıyorum Hayati. Amacınızı yitirdiniz mi. şımarık ve tehditkar olma yeteneğine hayranım. kederli." 358 Ne tarafa yönelsem el âlemin ruh ikizleriyle kuşatılmış olmanın hüsranım yaşıyordum. Doğrular. Yürüyen birini otomobille izlemek. Yapayalnızsın. müsait bir yere yanaşın IS'I dım. Abidin Dandini telefon etti: "Türkiye'de misin?" "Tam isabet. fakat Kuçuradi peşimi bırakmıyordu.. aşkın hijyenini yok eder. eğer benden soğuyacak olursan çekirdek ailenizi çitlerim" desem ilişkimizin temelleri herhalde çok daha sağlam olurdu ha? Ne tuhaf. gülümsüyordu. beş yaşında bir oğlum var. Beni anlamaya çalış. yalan parfümü. * ^t * 2 Kasım günüydü. Şebnem'in babası eski polis Şerif Şibumi olduğunu yakında öğrenecektim. daha çok dikkal çe ker. midenin tik-takları size yol gösterir.. Akmerkez'e çevirdim. sana heyecan veren o romantik atraksiyonlarımın hepsini de mafyada olup bitenlerden apardım. ilk banyosunu yapmış bebek kadar masum kalır. Fotoğraf makinesini de kağıt çantaya koydum. üç yıl kadar süren evliliğimiz boyunca bir nebze herze yedim nitekim. Akmerkez'deyim. ı Aşk. görmüyor musun? Gerçek'e annelik yapabilirim." "O züppe kraterinde n'apıyorsun?" c:■." Adımı söyleyemezdim. "o romanı ben de okudum. ak-sakallı. Kuçuradi'nin iz sürme yeteneği sayesinde onu buldum ve takibe başladım. Şebnem yavaş yavaş önümüzden geçerek rıhtımın yolunu tuttu. ben bir gangsterim. Bu defa tek basmaydım. yalanlarla ilerler. zemzem suyunda yüzen üzümler gibi parlıyordu: "Ben de Dilara Dilemma. beni avlamak için yemin etmiş bir polis ordusunun başına geçecekti. kendim olmam için bende eksik olan şeydi. Ben de Kuçuradi'yi kucaklayıp aynı tekneye kapağı attım. Zekam en çok kendini kandırmada kullanıyorsun." Acaba seni öldürsem mi?." Şak! Pençesiyle yanağıma müthiş bir şamar attı! Körük gibi soluyor. En büyük yalanlarım sevgilinden esirgersen. şaka yaparken. saygıdeğer bayan" dedim. Yine de Şebnemle birlikteyken Ümit Usta'nın programına çıkmış kızarmış tavuk kadar mutluydum." "Bunu söylemek için mi aradın?" "Evet.. "Tuvaleti kullanıyorum. Ona bir Pinokyo kuklası hediye ettim. kulağa hoş geliyor değil mi. Gitsen iyi olur." Frambuazh dudaklarından dökülen her hece büyüleyiciydi. "Kendimi hazır hissetmiyorum. Besbelli benden. Kuçuradi. Bir aile olabiliriz. Kalbimize aşk oku saplandı mı. müstakbel kayınpederim olmasını umduğum Şerif Bey. korlaşmış gözlerinden bir yalvarış dumanı tütüyordu: "Geber!" "Kendini iyi ifade ediyorsun. Sonra haberleşiriz. Rotayı. pisuvarda işerken pantolonunu tamamen indirme sakın. Bir giyim mağazasının önündeki canlı heykelin yanındaydım. fakat yaşasaydı bile seninle aşna fişne fırsatını kaçırmazdım. "Ama. karım öldü. Kız gözden kaybolmuştu. Cidden çok yorgunum. Kibirlenmeyi kendine saygı duymak sanan şebeklerin tapmağında.. yo. gözlerimiz "Bana karşı dürüst davranıp her şeyi berbat etme sakın" demeye başlar. bir balinanın arılardan etkilendiği kadar etkilenmişti. "Neptün." "Eyvallah. kızın etrafında dönüyordu. yolcu teknelerinden birine bindi. "Hanımefendi. ömrümün geri kalanını. Arabanın içinde Kuçuradi'yle birlikte beklemeye koyulduk.. İstanbul.. Yirmi gün aramadı. iltifat ederken. fotoğraf makinesini yanıma aldım ve yola yayan devam ettik. 360 benim yanımda o. ikramda bulunurken. yalan sosu." Komik bir hışımla çekip giderken. tuvalete gittim.. Ertesi gün. Bu adamın. Beşiktaş Meydam'nda pat diye karşısına dikildim: "Hanımefendi. Şehrin üzerine kezzap dökülmüştü sanki. Kadınların diledikleri anda öfkeli. Gölgem bile benimle takılmaktan sıkılıp ortadan kaybolmuştu. Aşk.. Saçları. Yanındayım. duygularında samimi olduğunu ispat edemezsin. Hakikati ortaya sererken bile yalan söylemekten kaçınamıyorum. daha fazla zorlama artık. O kadar güzeldi ki. haydi. Şekerli sakızdan imal edilmişti sanki. Pinokyo'nun ağzına. Ertesi günün akşamı yine yoluna çıktım. büyük ihtimalle altı ay sonra senden sıkılacağım. Kuşlar boğuk çığlıklar atarak düşüyorlardı. Artık. Az ötedeki otobüs durağına monte edilmiş panoda "Enver Paşa ve Sarıkamış Faciası" konulu bir konferans afişi asılıydı. OtO mobili koşarak takip etmekten bile. Şebnem'den Gerçek'i ve kendimle ilgili diğer kritik konuları gizledim." "Kesinlikle yalan söylüyorsunuz. yalan gölgesi kullanırım. babandan hiç hoşlanmadım. lütfen bir fotoğrafımızı çeker misiniz?" Canlı heykelle birlikte Şebnem'e poz verdik. Vaatte bulunurken. Malı cup ve masum. 79 . Kalıbımı basarım şeytan bile Neptün'den yeni numaralar öğreniyordur. çocuğumla / [lafın gelişi] ebeveynimle konuşurken." "Ben artık uyumalıyım Neptün. Mağazadan kapüşonlu bir eşofman üstü satın alıp hemen giyindim.. Restoranların bulunduğu en üst kata varmadan Şebnem'e rastladım. neler kaçırdığımı bilerek yaşayacaktım. "Şebnem Şibumi. Barbaros Hayrettin Paşa heykeli bile ona gülümsedi." Ümit dolu bir yalvarışla gülümseyerek elini hafifçe çektim.. bu arada esas ismim Hayati Tehlike. Şebnem. Bu kızla aynı ağaca yuva yapmak istiyordum. Yalanlarla bir yerlere gidebilirsin fakat geri dönemezsin Öğlene doğru Kuçuradi "Hey! Uyuma.." Bir tımarhanem olsaydı. Akşamüzeri. seni hasta kabul servisinden içeri sokmazdım. bir şey satarken / satın alırken. Maalesef.. telefon numaramın yazılı olduğu bir not sıkıştırmıştım. Enver Paşa. Kıza elimi uzattım: "Ben. Üsküdar'daki Şibumi Sokak'ta bir eve gitti.. Nadide'den kalan fotoğraf makinesini aldım. Bir cinai şebekenin kurmaylarından olduğumu öğrendiği anda benden çığlık çığlığa kaçardı. "Kalabilir miyim?" Cadalozluğu tümden silinmişti."Neden korkuyorsun? Kadınlık onurumu hiçe sayarak sana koştuğumu görmüyor musun Hayati?" Hareli gözleri dolup taştı." "Pekala evlat. "Hayır. şafakla yola çıkıp Audi'mi Şebnemin evinin çaprazına park ettim. kapıyı çarparak beni protesto etti. Bize doğru baktı ve içeri girdi.. kız çıktı!" diyerek beni uyardı. t:/ "Beni kovuyor musun?" Narin bedeninde bir kurt adam kasılması baş gösterdi. Kısa bir süre sonra da.. Gözleri. neşeli. Yemekten vazgeçtim. Bunca hafakan içinde karnım acıktı. insanı densizleştiriyor. çilek reçeli köpüğü gibi parlıyordu. anılarımı anlatırken. Bu kız. Barbaros Hayrettin Paşa ile bendenizi fotoğraflar mısınız?" Beni gördüğüne sevinmişti. Beklemek neymiş ben o yirmi günde anladım. Arabayı evden biraz uzakta. yanardağa yağan kar gibi eriyordu. takkeli bir adam evin bahçe kapısında durdu. Eski günlerdeki gibi fotoğraf avına çıktım. Şebnem'e "Şu bir zamanlar sevgilin olan Reha Veto var ya. Teşekkür ettim. acılarımı paylaşırken. Orta yaşlı.

Uçurtma kırmızı-mavi-be-yaz renklerdeydi. Çubuklar etrafa saçıldı. ben sana yine alırım uçurtma. Ben kovboy olmak istemiştim. Paranın üstünü almadı. Tahta bir çubuğu ağzıma sokup baktı. Babamla denize gittik. O da dışarıda oynanıyor. Yine de teşekkür elli Babam bana her akşam telefon ediyor. "Vırak vırak" dedi. Uçurtma havada düşüyordu. kurbağa" dedi bana. Ben de ona baktım. cinayetten bile yutacağı kesindi. O yanmca ben aldım çiviyi. Kurbağaya çok dikkatli baktım. Kitapları saklıyorum.) di. Benim uzaktan kumandalı arabalarım var. Yani cuma. Birlikte Oyuncak Müzesi'ne gittik. saç." Babam elimi tuttu. Babam bunları fark etmiyor. Havadaki uçurtmanın ipine bakarak gittik. Ben uçurtmaya dikkatli baktım. Leyla Ablaların evinde bir odam var. hareketli şeyleri durdurabiliyorum. Onun da kalbini durduracaktım. II. Babam da ipi tuttu. İçlerine su doldurduk. Doktor Neptün Petunya "Bundan kimseye bahsetme sakın" demişti. Biraz koştuk babamla. Çok güzeldi. Kalemleri yok eder. Vazgeçtim. Aslında böyle yapmamanı lazım. cumartesi ya da pazar günü. mermeri atıyorsun. Göztepe'de. Bazen de hiçbir şey demeden ağlıyorum. Süpermen gibi uçuyorum. "Ölmüş" dedi. Haydi gidip gazoz içelim. Benim babam sihirbazdır. Uçurtmayı benim uçurduğumu anlayamadı. Bana aldığı gazozların kapaklarını biriktirmemi söylemişti. Nasrettin Bey çabuk gelemedi. Ben akvaryumda balıklar olsun istemiyorum. Duran şeyleri de oynatıyorum. Neşe bana baktı. Bu gücünü kullanma. Babam değişik oyunlar biliyor. Gökte bir uçurtma gördük. Çivi oyunu çok güzel l(. I Babam. Mermeri 'baş'a doğru yönlendiriyorum. Hep kulaklarımdan oyuncak çıkarır. Bana çivinin nasıl atılacağını öğretti. O bana çok sıkamadı. Onlar şişmişti. Hepsi öldü. hiçbir meyvede bulamıyor olmalı. Okuldaki televizyonda hep çizgi film oluyor. Okuyamıyorum ama resimlerine bakıyorum. Babama çok su sıktım. Bana da öğretiyor. Kuçuradi resimlerimi çok beğeniyor. Fakat beni almaya yal nızca hafta sonları gelebiliyor artık. Bağırdı hemen. Ben de onu seviyorum ama bize gelmediği için biraz küsüyorum. Yani. Vildan öğretmen ağladı. Ben de sevindim. Ondan sonra dedi ki: "Üzülme Gerçek. Ağzını kocaman açtı. yepyeniydi. Uçurtmayı uçuran çocukları bulduk. Doktor çubuklar düşünce beni bıraktı. İki tane. Babam 10 lira verdi. istemeden oldu. dudak yerdi. Uçurtmayı o da uçurdu. Annemi hiç hatırlamıyorum. Uçurtma bizim oldu. Ben ipi aldım." Ben de ona dedim ki: "Örümcek Adam gibi mi?" O da bana "Evet" dedi. Ondan sonra da parka gidip oynadık ikimiz. Leyla Ablaların bahçesinde balık mezarlığı var. Neşe de büyüyünce doktor olacak. Okula girdik. Onu özlüyorum. Vildan öğretmen çok korktu. Kurbağanın kalbi durdu. O yüzden balıkları durdurdum. Kuçuradi kurbağa buldu. Babam bana telefon ediyor. Tiyatroya gidiyoruz. "Aferin oğlum" dedim. Bana bir çivi aldı. En çok da Sürpriz Yumurta çıkarır. Doktor Neptün Petunya benim yaptığımı anladı. motosiklet koyalım istiyorum. Daha sonra uçurtmanın ipi pıt diye koptu. Ben de "Tamam" dedim. Ben oyunlarda biraz hile yapıyorum. Ben doktorları severim. Yosunlar oluyor bir de denizanası oluyor. Nasrettin Bey kurbağayı tek bacağından tuttu. 362 Annem de ölmüş. Roket Ali çizgi filminde gördüm. İradeyi kilit altına alan bir cazibesi vardı. Size bir tane espri yapayım: "Mademki inecektin. "Onu buraya kim getirdi!" dedi. Gözünden su aktı. En alt katta televizyon seyrediyor. Dikkatle bakıp çiviyi yere saplıyorum. çok dikkatli bakınca. Toprak bir zemine 'V harfi çizdi. Buna telekinezi deniyor. Yüzdüm denizde. Nasrettin Bey geldi. Bir hafta değil. Kuçu-radi kızlarla ip atlıyordu. Az ağaçlı bir ormana gittik. Mavi ata binmiştim. Sonra. uçak denize düşmüştü. Ondan sonra ben başka tarafa bakınca uçurtma yere düştü. Yanmdaysa. Hukukun üstünlüğünü aşan güzelliği sayesinde asla hapse girmeyeceği. Karagöz'e gidiyoruz. telekinezi yeteneğim var. Babam biraz şaşırdı. Bazen beni tutup havaya kaldırıyor. Uçurtmaya dikkatli baktım yine." Ben de "Tamam" dedim. Onun resmini de yap364 tim. Babamla sinemaya gidiyoruz. Bana dedi ki: "Ger-çekçiğim. Sonra gazoz kapağı oynadık babamla. Örümcek Adam. Vildan öğretmen gene sesli ağladı. Sonra başkalarına da su sıkıp kaçtık. Babam dedi ki: "Uçurtma ister misin?" Ben de dedim ki: "İsterim. ellerinde poğaça!" Doktorun muayenehanesinde biraz korktum. Onun kadar güzel kim olsa." Sonra yürüdük. mantar tabancası bir de topacı varmış. Akvaryuma uçak. 2 Lira istedi. Kapakları diziyorsun. Beni doğururken. Çok oyuncak vardı. Haftaların hepsi yedi gün. Leyla Abla üzülüyor. lütfen elimi kaldırsın. Dişçiye gidince ağız öyle kocaman açılır. senin özel gücün var. Kalbi durmasın diye çok bakmadım. Kurbağaya baktı. havadaki uçurtmayı nasıl satın aldı? [Gerçek Tehlike] Aranızda telekinetik güçleri olan varsa. Onları yarıştırıyoruz bazen. Hep telefonla konuşuyordu. Akvaryumdaki balıklar ölünce oraya gömüyoruz. Ben korkunca. Öyle gitti. Dedi ki: "Nasrettin Beeey!" Böyle titredi. Hangi taraf 'baş' ise o tarafı vurmaya çalışıyorsun. Ben ağlarken "Babaaa" diyorum. Fakat sonra oynayamadık. Kocaman. Örümcek Adam beni çok seviyor. Ne dersem yapar. Eskiden ben küçükken Kader Abla vardı. Vildan öğretmenin kalbi çok hızlı atıyordu. Babam iki tane su tabancası aldı. Çünkü annem yok. ilerideki masada duran çubuklara bakıyordum. Uçurtma da bizimle birlikte geldi biraz. Babam dedi ki: "Bu uçurtmayı bize satar mısınız?" Uçurtmanın sahibi olan çocuk "Olur" dedi. Babamın bıyıkları var. Oraya 'koru' deniyormuş. Sırtını duvara yapıştırdı. Rüzgar uçuruyor sandı. Ben de "Örümcek Adam yanında mı?" diye soruyorum. "Bana benzemedi" dedi. Bazen buluşuyorlar.Sık sık buluşuyorduk. Espri yapmayı seviyorum. Tırnaklarının kenarlarını yemesini gayet iyi anlıyorum. babamın arkadaşı. Kalbi durunca da ölmüş oldu. Ona söz verdim. Beni Doktor Neptün Petunya'ya götürdüler. [EMO PHILIPS] Anaokulunun bahçesindeydik. Bir de Örümcek Adam'ı çok seviyorum. Canım sıkılınca eşyaların yerlerini değiştiriyorum. Bakarak. Daire şeklinde. Abidin Amca'nın bıyığı yok. Bana hep "Aferin. Kafama bir cihaz 80 . Zil çaldı. Baş başa kaldığımızda bana sorular soruyor. niye çıktın ağaca / Tavuklar çiçek açmış. Tepedeydi. Doktor Neptün Petunya beni görmeye geldi. çok yeteneklisin" diyor. Babamı az görebiliyorum. Anaokulunda çocuklar hep "Anneee" diye ağlıyor. Resim yapmayı çok seviyorum. Babama çiçek veriyorum bazen. O da küsmeyeyim diye bana kendi kitaplarından yolladı. Vildan öğretmen seslendi. Ben büyüyünce bıyığım olacak. araba. Ben şimdi beş yaşındayım. "Ben senin kadarken şu polis arabalarıyla oynuyordum" dedi. Zambaklar tarafından büyütülmüştü sanki. iki hafta olunca hep geliyor. Geldi. Sonra çiviyi atıp yere sapladı. "Gel" dedim. telefonu Örümcek Adam'a veriyor. Boğazımda bademcik yuvarlağı var. Köpeklere "oğlum" denir. "Bak. insan söz verince tutar. Korkunca kalp hızlı atar. Kurbağayı cebime koydum. Bunu kimseye anlatma sakın. Oyun odasında kurbağa kaçtı. Bir tane kalemlik gibi kutu vardı. Ben komedyen olacağım. Babam karate biliyor. Bir gün babamla geziyorduk. Kurbağa zıplıyordu. Ben de onun dediklerini yaparım. Kutu yere düştü. Böylece onu havada hareket ettiriyordum. Anaokulunda çok oyun oynuyoruz. Sonra ben yine çubukları yerde oynattım. İçi boğaza bakma çubuklarıyla doluydu. Onu ben öldürme dim. Aramızda sır olarak kalsın. Parmaklarındaki tadı. tırnak. Telli araba. Babam eski oyuncaklara baktı. "üzülmedim ki zaten. yasalardaki boşluktan faydalanıyordu sanki. Ben. Babam "Kızılderililer daha iyi" dedi.

Gerçek yirmüki yaşına gelinceye dek devam edecekti. Bedenim diriliğini ve pürüzsüzlüğünü yitiriyordu. Bu da bünyeme ağır geliyordu. Erkekler işin kolayını bulmuştu. fakat ona teslim olursun. hareketsiz. Kendimi uzaktan tanıyordum sanki. Arkadaşlarla birlikte barlara takılmaya başladım. Odasındaki gardırobu. Bu da beni biraz sinirli biri yapmıştı. koltukları havalandırıp taşıyor. ruhani liderden daha inandırıcıdır. Kendimi öyle hissetmesem de. Doktor Abla şaşırıyor. Dört gün boyunca Iecilline'e devam edeceğiz. mavi gözlü. Bana bakıyor. kimilerinin 'beyin gücü' dediği çok özel bir yeteneğe sahip. Kilo da almıştım. akşamları uyutuyor. doktorlar tarafından bıçaklanmak. düğme burunlu bir çocuktu. "Ne istiyorsun?" diyor. Leyla Kalahari'ye yalan attım: "Ciddi bir rahatsızlığı yok. Doktoru asla çözemezsin. Bir gün muayenehaneme eski bir şarkıcı olan tek gözlü Leyla Kalahari. Elinde beysbol so-pasıyla golf sahasında tenis oynamaya çalışan biri gibiydim. Fazlasıyla sevimliydi. Iecilline enjekte ettim. virüslerin. "Bunu nasıl yaptın!?" "Ben bir şey yapmadım ki?" Muayenehanemde bir mucizeye tanık olmuştum.. Ceviz ağacına dikkatli bakıyorum. Gökkuşağının üstünden geçen balon [Neptün Petunya] Paranormal olaylara inanmak ahmaklık mıdır? Vaktiyle. Burnumdan kan akıyor. Yakup beni terk etti. kesilmek için kuyruktadır. en ufak bir sorumluluk almadan. Yine de emin olmak için bir hafta sonra tekrar görmeliyim. Yani vücut sıvısı. Fakat. Ağaç sökülüp yana düşüyor. Doktor. Yani kalp iltihabı. Deposilin enjeksiyonunu hastanede yapmamız gerekir.. Beraber eve gidiyoruz. Arabaları savurabilir. Kuçuradi kaçıyor.. Bambaşka bir dil konuşur. İltihaplanmışlar di. oje şu" diyor. uçmayı da başarabilir!. baba da duygularımı hareket ettiriyor.. Sonra da rol çalar gibi alelacele karısının kollarında can verdi. otoskobu bademciklerine doğru tuttum. illüzyonistten daha şaşırtıcı.'. Ot gibi yaşamıştım. Süper güçleri olan şirin bir erkek çocuğu. Yaşım otuzbeşi bulmuştu. o ruj. Cihazdaki renkli ışıklar bazen yanıp sönüyor. Bu yüzden doktorlar birbirleriyle evleniyorlar. kapsüller. Gözlerini arkamdaki masada bir şeye dikmişti. sadece duygularda yaşanan bir mucize. Babam da cuma günleri gelip alıyor beni. Pencereden bakıyorum Ku U.. Elimi çabuk tutsaydım. Ona kartvizitimi verdim: "Çocuğun durumuyla ilgili soru sormak isterseniz beni arayın lütfen..takıyor. Lakin heyhat. Onun kendi teknolojisi vardır. Tek gecelik aşklar yaşadım. Annem hızla yaşlandı." "Leyla Hanım'ın nesi oluyorsun?" "Hiçbir şeyi. fakat işi şansa bırakamayız. Hiçbir faydası ya da zararı yok. Cisimlere uyguladığı gücü kontrol etme tekniğini geliştirirse." Üç hafta sonra iğne için yeniden getirmesi gerektiğini söyledim. hepsi yalan olmuştu. o esnada yemek yiyen dinleyicilerin kaşıklarını yamulttu mu? Çıktığı televizyon programlarında. Akşamüzeri Hayati aradı: "Doktor Neptün Petunya?" "Evet?" 81 . cisimleri uzaktan hareket ettirebildiğinden eminim. Ben gülüyorum. Bacaktan. "Babam mı?" "Evet. çuradi. Lolitalar ve yeniyetmeler arasında kendimi berbat hissedip bol bol bira içiyordum. "Peki ya baban?" diye soruverdim. Kriptik Tonsillit. İstese evleri çökertebilir. Koşup masadan mendil alıyor. Üvey annelik duygularım kabarmıştı. Bence onsekiz yaşından küçüklerin süper güçleri olmamalı. Beyaz gelinlik yerine." Tıptan anlayamayan insanlar. Ben de yıllarca anneme baktım. şuruplar ve bilumum ilaçlardan oluşan bir sofra kurar. Hemen burnumu siliyor." "Annen?" "Benim annem öldü." "Anlamadım?" "Kardit olabilir. Alerjik reaksiyon gösterirse müdahale edebilmemiz için. Leydi Kalahari'ye dışarıda beklemesini söyledim. Oğluyla da iyi anlaşıyordu. Onu görür görmez âşık oldum. Fakat ben evlenemedim. "Ne?" "Gerçek. eğildim. "I la yır. Karısı kanser olunca. şifreli mesaj gibidir. Bütün abeslanglar saçılmış. "Oje" diyor. Sonra o da öldü. 368 Babam." "Leyla Hanım senin üvey annen mi?" "Hayır. komutandan daha buyurgan. "Ben bunları istemiyorum" diyo rum. Fazlasıyla yakışıklı bir adamdı. Abeslangların bulunduğu kutu önce masadan iki karış yükseldi. Çantasını masaya boşaltıyor. Bana diyor ki: "Parfüm şi şeşi. Çocuğu odaya aldım. "Bir bakalım" dedim. Ağabeyim boya fabrikası kurdu. Bakarken içinizi bulandıran yaralara yağlı sıvılar döker. Milyonlarca insan. fiziksel gücüyle yerinden oy-natamayacağı ağırlıktaki cisimleri bile. Gerçek. Çocuğun eşyaları hareket ettir mesi gibi. treni kaçırmıştım." Öksüz bir çocuğa teselli vermede herkes acizdir. izleyicilerin ekrana doğru tuttukları bozuk saatleri tamir etti mi? James Randi. Meslekten biriyle evlenme hevesimden vazgeçtim." "Soyadın?" "Tehlike. Derhal doğruldum. öyle mi? Başın sağolsun. siyah saçlı. Büyücüden daha sofistike. nabzıını yükseltiyordu. Gözlerimin etrafında olimpiyat halkaları oluşmuştu.. cinsel kaostan çıkar sağlıyorlardı. Vicdan azabından geçtim. O beni anaokuluna götürüyor. ağzına tahta bir çubuğun sokulmasından hiç hoşlanmamıştı. büyüyünce ne olmak istiyorsun?" "iyi polis. baban kim?" "Babamın adı Hayati. Gelgeldim bu küçük ve uslu çocuk. Durup düşündüm... Sonra da bir hafta Pen Os süspansiyon kullanacak." "Ah.. gençlik. Zayıf bir ihtimal." Gerçek." il. Ne »>') densiz. "Adın ne küçük bey?" 366 "Gerçek. Annelik. Kardiyoloji hocam Yakup Kuru'ya gönlümü kaptırmıştım. yanında küçük bir çocukla geldi. ağzım açar mısın canım?" Ağız açıldı. asla çocuk sahibi olmaması gereken biriydi. dahası hiç kimsede telekinezi yeteneği olmadığını kanıtladı mı? Bunları bilemiyorum. çalkantılı bir hikaye. şimdiye ortaokula giden bir çocuğum vardı. ceviz ağacına çişini yapıyor. Hayati. O haplar.. Gerçek'e Deposilin diye serum fizyolojik enjekte ellini. Azı dişlerimden ikisi çürümüştü. Umutlarım otomatik bir yavaşlıkla buharlaşmıştı. partilere gidiyordum." "Ha?" "Bademcikleri iltihaplanmış." Ben de parfüm şişesini uçuruyorum. "Ateşi var" dedi. Gözümün önünde bir ceviz ağacım kökünden söktü. ben fakültenin ikinci sınıfındayken öldü. Sonra da bayılana kadar dans ederek kurtlarımı yerlere saçıyordum. doktorların sıradan davranışlarını da yorumlayamıyorlar. Üstelik./ "Hımmm. eve gelmeniz mümkün mü?" "Maalesef. aile saadeti.. Uri Geller'da. Salsa gecelerine. Neymiş diye dönüp baktım.. Hayatımda gördüğüm en etkileyici şovdu. benim ağzım da Gerçek'inki gibi kocaman açılmıştı. bakterilerin adını bilir. Karı da herifin ardından gitti. Bu iğneler. Saçlarıma aklar düşmüştü. elini sürmeden kaldı-rabiliyor.. Evcilik tarikatı. Gerçek'i babası getirmişti. gezegenimize astronottan daha uzaktır." "Neptün Hanım. galiba biraz kartlaşıyordum. Gerçek Tehlike adlı beş yaşındaki çocuğun. Yazısı okunmaz. 30 santimetre kadar sola doğru kayarak havada durdu ve pat diye yere düştü. Doktor. BBC Radyosu'nda bir programa konuk olan Uri Geller.. Gençliğimin son günleriydi. Yıllar süren. doktor önlüğüyle yetindim. abeslangla içeriden yanağına bastırdım.

size uygun olan yanlış yolu bulmak gerekir yine de. kapatmayın Hayati Bey. lağımların şırıltısı. Gerçek'e "Çelik kasayı taşımama yardım eder misin?" demiş. İki insan birbirine ne kadar yakınlaşırsa yakmlaşsm. kuşe kağıda basılmış bir ziyafet davetiyesi gibi parlıyor.. Gerçek'ten bahsetmemiştim. Yeteneğin kanıtı yalakalık. Sinek. Çocuk diğer uçtan tutmuş.." Şebnem'i sevip sevmediğimin anlaşılmasını sağlayacak daha isabetli bir soru üretilemezdi! B şıkkını seçtim.. Lütfen bana inanın. dünyayı ihya ediyor. asaletin kanıtı zorbalık. sen kurtar beni! Ben bu küçük beynimle işin içinden çıkamayacağım! Çaresizliğin kulvarında sürünüyordum. fabrika bacalarından yayılan zehirli dumanlar ne tatlı. Babasına "17 sene" numarasını çekmiştim. "5. Ankara'ya uçarak gittim. Şebnem'i seviyorum. Kaç adam vurduğumu bilmiyorum. Buluş370 tuk." "Haklısınız. b] İlişkilerde beliren bir kazanımdır.. Şebnem'e fazla yalan söylemiştim. unutmak ise bir sanattır.. Önce Gerçek'in durumunu konuştuk. bilseniz. a] Her adımda çoğalır. beni de arındırıyor. aralarında sonsuz bir mesafe vardır. belki de sadece yanlış yollar vardır. adım Hayati. Yarım saat sonra tekrar aradı. çok ciddiyim!. Süzgündü. b] insanı sahicilik arayışının risklerinden koruyan aldanışların.. Sakalı orlondan. b] ihtimal diye bir şey yoktur. Şişman biri bu odadan yara almadan kurtulamazdı. Abidin Dandini'ye öykündüğümden mi nedir? Halbuki Şebnemle ilişkimiz ciddileşti. c] Hatırlamaya giden kısacık yolda. b] Acizliğimizi inkar etmede kullandığımız namevcut bir destektir.Sahtelik. Kahkaha ı/ı sı dağların karını eritir. masumiyet ve moral konforumuzu garantileyen yeteneğimizdir. fakat oradan da müspet cevap alamamıştım. Hoşça kal. Bildiğin gangsterim yani. a] Hatırlamak bir refleks. c] insanlık için bir önkoşuldur. karımın çocuğumu doğururken öldüğüdür. şıkları sıralamaya başladı: "a] Bir 'takım oyunu'dur." "Neymiş?" "Bunu yüz yüze konuşamaz mıyız?" "Tabii ki hayır.. Sana verebileceğim tek iyi haber.. Çocuğunuz iyi." Bilinmez'in B'si. Yine de işler haddinden fazla çatallaştı." \ "Oğlunuz telekinezi gücüne sahip. Birer içki içtik. 82 . Nadide'yi anlatmamıştım. c] Her adımda azalır. sonra ona hayatımı anlatırken buldum kendimi.. c] Bireysel bir oyundur. Ağzı." Başını kaldırıp gözlerime baktı." Klavyeyi gagalayan kargadan "Gak gak" dışında ne yazması beklenir? Şımarıklık ve kibirden ibaret bu dürüstlük gösterisi bana vız gelir. Duman da genellikle ısıtmaz." Bence'nin B'si. iyi bir yakıt değildir. Evliliğin eşiğindeyiz.Özgür irade. Altmışlı yaşlardaydı. Hükümet. c] Toplumsal değil. Kadidi çıkmış bir memure sordu: "Hangi üye ile görüşmek istersiniz?" Yeseviyye Şeyhi Mazhar Bey'i seçtim. Ona sodyumklorür şırıngaladığmızı gördüm. çünkü. b] Vicdan rahatlığı. Uyandığımda. Şeyh. eheh?" Yüce Rabbim. Fakat düşünsenize. Hem Şebnem'in nurlu zarafeti karşısında benim müptezelliğimin zaten bir hükmü kalmıyor ki? Bal damlası tebessümünden yayılan masumiyet ışınları. sözü uzatmadan önündeki antika klasörü açtı ve bir dosya kağıdından mülakat sorularını okumaya koyuldu: "1. Teşekkürler. 1906-1989] Kül. değil mi? Onu görmek istedim. Hayati kayıplara karışmıştı." "Sizi sonra arayacağım" dedi ve telefonu kapattı.^ll o Ilı jj^ık jAj] yazmıyor muydu? Gönül İşleri Bakanlığı'ndan mülakat için çağrıldığımda çok heyecanlanmıştım.. parmaklan upuzundu. a] Yanılgı ve belirsizliğin sağladığı imkanları genişleten bir şifadır. Epey bekletildim. Artık hurdalıklar beni neşelendiriyor.Unutmak... Sonra bir ucundan tutar gibi yapmış. Nazi hapishanelerini andıran bakanlık binasının kalabalık koridorlarında dolaştım...." "Neler söylüyorsun Enver?" "Eaaa. Havada bürokratik bir uğultu. Şebnem'in bana olan aşkı. "3. şeyhin ofisine girdim.. [SAMUEL BECKEH. Geniş merdivenler. tespit etmemizi engellediği yalan türüdür. Bununla birlikte. Gökkuşağının üzerin den geçen bir balonda gibiydim. beni iyi tanıyormuş." "Şansınızı kaybettiniz.. intikam almayı kafaya koydu mu. a] insanın.. Gangster olduğumdan habersizdi. Yeseviyye'ye mensup amma çok insan varmış memlekette? Nihayet adım okundu. Geceyi beraber geçirdik. üstatlığın kanıtı ise [Şeyh Maz-har örneğinde görüldüğü üzere] güvenle saçmalamak olmuş artık.ihtimaller." "Bu cümlenin geri kalanı doğru olsa kârlı çıkarsınız doktor hanım. b] İki kişilik bir oyundur. Kız beni yorgancı sanıyordu.İnsanlık. Vidalanın gevşemişti. Açık bırakılmış dizüstü bilgisayarın monitöründe iri puntolu bir not: "Güzeldi. örümceğe gerilla taktiği uygulayabilir mi? "Kadın. 373 "4. "6. aşkımı onaylamıyordu. değil mi?" "Kızgınlığınızı anlıyorum. Beş yaşında bir oğlum var. nezaketin kanıtı dedikodu. Müjde yüklü güzelliği. Gönül İşleri Bakanlığı'na [GİB] müracaat etmiştim." "Neden?" "Çünkü oğlumun kardit olması söz konusu değil. Hayati hiç güç harcamadığı halde.. Kanlı gözlerinde müşfik bir ifade vardı: "Hoş geldiniz Hayati Bey.:. Yorgancılıkla alakam yok. iki mezar birden kazar" diyen Çinli her kimse. İnanılır gibi değil! Bir devlet. çocuğunuza zarar vermek istemediğim gayet açık. Sizi şikayet edip doktorluktan men ettirebileceğimin farkındasınız." 372 "Hoş bulduk" ey muhterem şeyh efendi hazretleri! Daracık oda. Yılan île oğlağın telefon konuşması Kim bilir. Elleri ipince.. yerinde saymaktır. Komedi filmlerindeki cenaze levazımatçılarma benziyordu. a] İnsan oluşun bir yan ürünüdür. kızıla çalan hantal mobilyalarla döşenmişti."Ben Hayati Tehlike. vatandaşına "Sen aslında o kıza âşık değilsin" der mi. Tam ağzımı aralamıştım ki. Fakat başka bir şey var." Bilhassa'nın B'si." o "Durun. ifade ve davranışlarını şekillendirmesini mümkün kılan zihinsel ve duygusal nitelikli bir kontrol sistemidir. Gerçek'i size bir daha getirmeyeceğim." Bahse girerim'in B'si.. tüm falsolarımı tartacak kadar büyük müdür? "Sevgilim ben eli kanlı bir adamım. özel hayatta işleyen tercih yetişidir. yuvarlanmak için idealdi. diyebilir mi? Kur'cm'da "Kalplerde olanı yalnızca Allah bilir" [j^j. 700 kiloluk kasa yerden kalkmış. Mazhar Bey cevabımı kağıda işaretledi ve diğer soruya geçti: "2.Mânâ. Benim tatula rasa'mı onun öpücükleri çerçevelesin istiyorum. hamamböceklerine kanım ısınıyor.

. 25 Şubat geldi çattı ve Bakanlık Heyeti komple temizlendi. Nikah defterine imzayı attığın anda. ona kendili den başka şeyler de sunmalısın. Üçüncü evlilik en iyisidir. Geri kalanını çarçur ettim. Veya hayalarını koli bandıyla sar. a] Zavallılığın kamuflajıdır. Bekarlığın beni hastalık saçan fahişelerin ağına düşürmesini umuyorlardı muhtemelen. ılımlı bir küçümsemeye ayarlıyorum. Üzülmedim diyemem.. kendi soru tekniğini uyguluyordu. yerinde olsam asla ev lenmem.. "Benim aşkım neden tescillenmiyor?" diye sormak için GlB'e telefon ettim. Devletten izinsiz iş yapmaya alışkındım. ilim irfan sahibi." Bitiş'in B'si. Evet. manken kızlar yellenir. 374 c] Cömertliğin istikrara kavuşmasıdır. Evlenmek erkeğin intiharıdır. hepimiz. idam edilmiş diktatörün cesedine tüküren köylü kadar öfkelendin?.." "Medeni cesaretin beni korkutuyor.] Yahut günün birinde benden bile daha kötü adamlar derimi yüzüp cesedimi köprüden attığında. hayat yolunda koşarken. Köçek zombiler gibi mezarlıkta göbek atma. siyah kadife üzerine dağılmış elmasları andırıyordu. Kuçuradi. Televizyon haber bültenlerinde Heyet üyelerinin moza-ikli cesetleri resmigeçit yapıyordu." "Bir adama kızınca neden yirmiiki kişiyi komple öldürsünler ki?" "Bilirsin.. "Fakat Şebnem'i seviyorum. "Bakanlık Heyeti'ndekiler. "Ne ki bu? Bana ne anlatıyorsun?" Yüzümü.. masanın altına kıvrılmış-tı. rüyasında hükümdarın cennnete. Doğru." 83 . Bir şapkayı beğenince onu kafana çiviyle çakıyor musun?" "Yani?" "Evlenme.c] Taklit. İlle de bir aptallık yapacaksan git 'fareli kedi' denilen Çin kebabından ye." Anlattığı hikaye beni uyuşturdu. çekirdeğine kadar çürümüş.." Ben de aynısından istedim. meseleleri konuşarak halletmek iyidir.. "Bir katil için fazla ciddisin Hayati. Kabahat bende. homoseksüel bir karateciye benziyor.' demiş. "Sen gerçekten aşk nedir bilmiyorsun. şeyh cehenneme gitti. "Tamam da bu neyi değiştirir?" "Sınırları zorluyorsun. Fakat yine de yaşlı başlı yirmiiki adamın kanlı bir hamur gibi yoğrulması içimi burkmuştu. Hakkında çok şey bildiğin AŞK. geriye bir adım kalır?" Kahvesinden bir fırt çekiyor. karının m< tamorfozuna start vermiş olursun.. Abidin Dandi-ni'ye dikkatle bakıyordu. Senin beynin. Büyük ihtimalle. meşhur bir şeyhin ise cehenneme gittiğini görmüş. Evime postalanan sarı zarftan çıkan resmî mühürlü ve imzalı evrakta "Bakanlığımız aşkınızı maalesef onaylamamıştır" yazılıydı. yedi soruluk bir testle beni tanımış ve Şebnem'e katiyen layık olmadığımı anlamıştı.. komik bir tablo oluşturuyordu. Bu rüyayı bir dervişe anlatmış ve tabirini rica etmiş." Hava kararmıştı. Bakanlık Heyeti'ni oluşturan üyelerin büyük çoğunluğunun dinî kimliğiyle öne çıkmış kişiler olması (. Bu olayın büyümesine izin verme. Belki de polisten hakkımda bilgi almışlardı. İpin ucunu kaçırdım. Karın şişmanladıkça ••< ı MI de gürleşir.." "Hımmm? Dünya rekoru sende demek?" Her ne kadar böyle bir spor dalı yoksa da! "Heyhat. Şebnem'e olan aşkım bir yeraltı operasyonuna dönüşmüştü. Yeseviyye Şeyhi Mazhar Bey bana ayıp etmişti.." "Bunu nasıl başarıyorsun?" "Neyi?" "Büyük harflerle konuşmayı?" "Saçmalamayı bırak. Bir sigara yakıyor. Meyve tabağından çöplenen Dandini'nin keyfi gıcırdı: "Eskiden vişne çekirdeğini elli metre öteye fırlatabiliyordum. "İyi yapmışsın.. ama yüzük aldım. Bu gangsterlik işi benden çok şey götürdü.. Kusmukta yüzen peynire dönmüşlerdi. dindar adamlardı" dedim "komple cennete gitmiş olmalılar?" Bir kaşını kaldırıp dudağını büktü: "Saf bir adam." "Evlenme teklif ettin mi?" "Hayır. Kuçuradi koltuktan atlayıp uzaklaşıyor. Önemli olan insanın ne hissettiği değil mi?" "Sen ne hissedersen hisset prensesler terler." "Ho?" 376 "Şebnem'i seviyordun. o ayrı. kraliçeler ge-ğirir. sana yaramamış anlaşılan. anlamıyor musun?" Garson kız kahveleri masaya kondurup ayakuçlarma basarak uzaklaşıyor." Bunaltıcı'mn B'si. Bak. Kara Şimşek [Knight Rider] yayından kaldırıldığında hissettiklerimi hissediyordum. Biz erkekler. Manyağın teki. bir kadının yasımı tutmak zorunda kalmasını uygun görmüyorlardı. Derviş 'Hükümdar cennete gitti." Alay ederken. Bir şapkayı beğenince kafana çiviyle çakıyor musun? Servetimin yüzde 95'ini kadınlara ve alkole harcadım. Yeseviyye Şeyhi. Hayatın boyunca.." Gözlerini kısarak dumanı bana doğru üflüyor: "Evlilikten bahsediyorduk. Dalgınlığımın bulanık suyunda dertlerim tekrar yüzüye çıktı: "Şebnemle asla bir-araya gelemeyeceğiz. Ziyanı yoktu. Aşk geçicidir. "7. Fuat Atıf Tufa adında bir adamla konuştum. çünkü şeyhe hürmet ediyordu.. Tüm zarif kızların içinde pusuya yatmış bir şişko karı vardır." "Aklınca beni aşağılamaya mı çalışıyorsun pis serseri?!" "Sence kim yapmış olabilir?" "Neyi?" "Bakanlık Heyeti olayını?" "Pompuruklarm hali çok feciydi harbiden. Masamızın kıyısından yelkenli gibi süzülen garson kızın otomatik gülümsemesini fırsat bilen Abidin seslendi: "Bana bir kahve! Kaynar olsun." Dehşet verici bir kokarca sırıtışı var suratında. Boa yılanı ile oğlak arasında geçen bir konuşma tahayyül edin: Ben meledikçe o tıslıyordu. ip atlayan cici kızlardan birinin ipine takılırız. Sen de. Tamam. Bir kadına sahip olmak için. İstanbul'un silueti. Fark ettiğim kadarıyla Bakanlık Heyeti'ndekilerin her biri." "Bir şey soracağım. çünkü hükümdarla uzlaştı.Diğerkâmlık. fakat ortalığı kan gölüne çevirmenin zevki de bambaşkadır. PAP üyesi Şerif Şibumi'yi etkilemenin başka bir yolunu bulacaktım.. Bütün bunlar ipe sapa gelmez. buna saygı duyarım.." Şu anda cebimde.. [Ne de olsa 'dokunmak' aşk'ın vücut bulması demektir. Şebnemle evlenirsen. Gönül işleri Bakanlığı tam bir zırva 11 Is ti. Her kadın er ya da geç delirir. Ejderhanın veterinere gittiği nerede görülmüş? Her neyse. çetesini toplayıp bakanlığı basmış ve ihtiyarları indirmişti. senin durumundaki biri yapmıştır.ıı 375 tışma konusuydu. [GEORGE BEST] Yadigar Dragon'u zehirlediğim meşhur Beylerbeyi Sarayı'na yakın bir kafeteryanın camekanlı konsolunda Abidin Dandini'yle oturuyorduk. sırf Şerif Bey öyle istiyor diye Gönül işleri Bakanlığı'na hangi akla hizmet müracaat etmiştim. b] Dolaylı bencilliktir. "Özünde iyi bir adamsın. Bakanlıktaki evliya cevaz vermedi. Verimsiz bir diyalogdu. Kuçuradi gelip aramızdaki koltuğa oturdu. yapaylık ve monotonluk sayesinde bile korunabileceğimiz bir beladır..." İçtenliği beni kör etmesin diye onunla göz göze gelmemeye çalışıyorum. işsiz kalmış bir porno aktörü gibi hissetmek istiyorsan.

Godzilla diyetiyle büyümüş Zenci beni silkeleyip duvara savurdu. Nefesim kesilmişti. Dayak yesem bile ağzımı açmam.u dileyip telefonu kapattım. Komodinin üstünde. Sizi temin ederim. konuyla ilgili takibata başlamıştı." 84 . Gazap dolu sesiyle "Hayati Tehlike nasılsın?" diye hatırımı sordu. Ve haşhaş tarlasında ilerleyen kaplumbağa mahmurluğuyla yola koyuldum. [JONATHAN SAFRAN F0ER1 Duş aldım. Fviııı aradım. onu pataklamanız işten değildir.. kainatın anahtar deliğinden bana göz kırpan bir melek gibiydi. Beni kardeşi gibi seviyor. Kabus gördüm. Rami ze Ramirez'in. Cinayeti gören bir vatandaşın ifadesine başvurulmuştu. Uyuyormuş. kurbanınızın cesedi olacaktır. Ümmü Gülsüm'ün [19041975] Erite Ömri şarkısı başladı. Bir an. Bebeksi bakışları ürkütücüydü. Zenci. Olsun. sessiz sinema döneminden kalma bir acelecilikle otomobilinden inip cesedin etrafında dolaşmaya başladı. hem de birbirine paralel. Çünkü. Cevabınızı yumruklarla verin. Abidin'le konuşurum. Fakat o. Doktor ha? Üstelik. Belimdeki Colt'u [Python. Şoför koltuğunda çam yarması bir Zenci oturuyordu.378 Godzilla diyeti Etrafınıza bir bakın.mı mı da göreceğiniz ilk şey. Onları korumak için saygıdeğer bir hayat kurmalıyım. O da sağa çekti. kitaplarını bana yazdığını düşünmüşüındııı hep. hallettiğinden fazla sorun doğurur. Kemiklerimin içinde kontrolden çıkmış minik elektronik testereler uçuşuyordu. Çivili tasma takan atletik bir buldoğu andırıyordu. Hayatımda hiç Zenci vurmamıştım. Tetiği çekebilir-sem. Sicilim kabarık. Kurşun. Esmer güzeli spiker "Sudan asıllı Doktor Abdülcabbar Turabi. Her biri müstakil bir hedef olabilecek dişlerini gösterdi. Kurbanlarım yakalıyor ve fırlatıyor. Kim olduklarını sormadım. bedeni birkaç metre öteye düştü. Adamı tanıdım. Audi'min kapısını güçlükle açabildim. Rakibiniz çene çalıyorsa. O. Ayaklanm yere değmiyordu. Bu sempatik zebaninin derdi neydi acaba? Duvardan aşağı kayarken gözlerime perde iniyordu. [Bunu zihninizde canlandırmaya kalkmayın. Polis. Yollar. Derin bir nefes aldı ve beni tekrar duvara fırlattı. bu mesafeden ıskalamam imkansızdı. Kadının sesi huşu doluydu. eski model siyah bir Ghevrolet'nin beni takip ettiğini ayrımsadım. sizce de kıyamet kopmuyor mu/ [MURAT UYURKIII AKI Kış. Ben de duvara tosladım. Üm-mü Gülsüm. Leyla Kalahari "Abidin dışarıda" dedi. Abdülcabbar Turabi'yi indirmeseydim. "Bırakıyorum" derim. herif beni taşa gömecekti. zaten bildiğim şeylerdi. finalini merak ettiğim Delik Deşik Bir Kefen romanı duruyordu. Tam beş hafta önce. Beyni balık yemi gibi saçılırken. Laçka trafikte avarece araba kullanıyordum. Aklınızda bulunsun. Parkın. yüksek bahçe duvarına yanaştım. Yıldız Parkı'nın çevre-siıiden dolanırken. onu gayrimeşru kılar ve bu yüzden ıstırabın sonu yoktur. Tepesinden buhar380 lar yükseliyordu. Zencinin alnına saplandı. Onunla hayat yollarımız hem birbirinden uzak. Silah taşımak istemiyorum artık. Dandini'nin evlilik hakkında söyledikleri. ay yüzeyinde yürüyen astronot gibi ağır ağır yaklaşıyordu. her şeyin mantıklı bir açıklaması olmadığını bilecek kadar akıllı. Aynadan izliyordum. Ama neden? Sudanlı bir doktoru kızdıracak ne yapmıştım?. Abidin Dandini'ye telefon ettim. Kadın. Güçlü kız. kaybolmuş insanlarla doludur. Audi'mi halter gibi kaldırıp asfalta çalabilirdi. l<' levizyonu açtığınızda ya da elinize bir gazele aldıj'. hatırımı kırmaz. Beyaz ceketi ıslandıkça grileşi-yordu. Yavaşladım. Kafasında ne bir yara izi ne de morluk vardı. Üç gün şakaklarım zonkladıydı. Gerçek'i 101 dum. Adam öldürmekten bıktım. Işığı kılıç. Ulaşılamıyordu. İstifimi bozmadım. Arabanın CD çalarını açtım. bütün cephanesini gecekondulara fırlatıyordu. Tabancamı yandaki koltuğa bıraktım. olay tamamiyle müdafaayı nefsti. Bu insan azmanı ensemi kavradığı gibi beni havaya kaldırıp limuzinin motor kapağına yapıştırmıştı. O zaman bu iki sersemi keş yankesiciler sanmıştım. Hâlâ genç sayılırım. O da patrona durumu iletir. Omurgam ve kafa-tasım çatırdadı. Şuurumu kaybetmek üzereydim. Kafamın içindeki Hiroşima dağınıklığını toparlamaya uğraşırken telefonum çalınca az daha derimden dışarıya fırlıyordum! 382 "Aramışsın?" "Konuşmamız lazım. Herif öyle iriydi ki. Demek ki tarzı buydu. Yere kapaklandım. Eğer bu kazulet Kunta Kinte ikiye kadar sayabiliyorsa gebermem an meselesiydi. Şahit mertebesindeyim gerçi. Onun ardından yetişen cılız bir çocuk vardı. 379 Zenci. Çelikten pençelerini kürek kemiklerime geçirerek beni tekrar havaya kaldırdı. küçük. görünmez bir köpeğim ve adımı bile bilmeyen bir sevgilim var. o inerken araba az daha alabora oluyordu. Aksi takdirde ben de hapsi boylarım zaten. Beyni defolu tiplerden değilim. Ya tüm hayatınızın ya da yalnızca o gününüzün içine edecek birileri mutlaka çıkar karşınıza. Cengiz Cingöz ve birkaç eleman limuzinle beni almaya gelmişlerdi. Fok misali çırpına çırpma yolun kenarındaki çamurlara bulanarak ilerledim. şimdi ölümden bahsediyordu. yeğenini Sudan'daki askerî yönetime bağlı ajanların katletmiş olabileceğini" söylemişti. Şebnem'i bir bardağa doldurup içmek istiyordum. Belki sahiden de yorgan işine girerim. Şebnem'i etkilemek için mafya taktikleri kullanmıştım. Halimi anlayacaktır. Yoldan geçen arabalardaki insanlar. Böylesine kallavi biri tarafından izlenmek gururumu okşadı. kaçacak kadar bile cesur olmayanlar konuşur. 4 inç] zar zor çekip Zencinin ağzına doğrulttum. Onu da haşladık. şarkıya devam ediyordu. Doğru. lastiklerin ötüşüyle aynıydı." Kandan yoruldum. iyi akşaml. kuyruğumdaydı. Hızır Hızlı. Üstelik yüzü tarçın rengi çillerle bezeli. Doğal olarak bizim beysbol takımından temiz bir sopa yemişti. Az önce aşk acısını anlatan melodiler. Gökten rendelenmiş buz yağıyordu. Direksiyona kustum. Çabuk toparlanmıştı. Ve ne gördüğümü unutarak uyandım. Beni bir derbederlik sardı. Hasan Turabi'nin yeğeni! Ramize Ramirez'in de dediği gibi "Şiddet. Uçarken tetiği çektim. Afrika'dan bunu sormak için mi geldin? "Benden ne istiyorsun?" iki eliyle yakamı kavrayıp naçiz vücudumu camdan dışarı çıkardı. Genç bir kadının kullandığı. İstikbal zamanın dışındadır \ Istırabın bitişi." "Keçi Yumruğu'na gel. kırmızı araba ani bir frenle kayarak Zencinin tam önünde durdu. Sırılsıklamdım. "Sudanlı Muhalif Düşünür ve Siyasetçi Hasan Turabi. bizi görünce gazı köklüyorlardı. Beynime bir kova asit dökülmüştü sanki." "Tamam. sıvışıp canımı kurtarmayı düşündüm. Hayvanat bahçesin de kafesten kafese uçan bir kelebek kadar özgürdüm. karanlığı kalkan olarak kullanmaktan usandım. Acaba dilimizi biliyor muydu? Yanıma geldiğinde camı açtım. Telekinetik güçlere sahip bir oğlum. Gammazlık etmeyeceğimi bilirler. Yani çocukluğumda karıncaları filan yakmadım.] İki saat kadar kestirdim. Şebnem'e hakikati anlatırım. Şebnem'i evine bıraktığım gece bana saldırmıştı. Kollarımda derman kalmamıştı. Kavgada konuşmam. günün birinde cinayet işlerseniz. Beşiktaş'ta yol ortasında vurularak öldürüldü" diyordu. Gerçek'e annelik yapabilir. O da yavaşladı. Sonra da basıp gittik. Kadının tiz çığlığı.

Kuçuradi. Geri dönsem.ı duyabiliyorum. gözleriyle etrafı tararken. inan bana. uğursuz bir gıcırtıyla aralanıyor. Dehşete düşmüştü. diğeri. 1770-1843] Şebnem. Belki de yamhyorum. FRIEDRICH HÖLDERUN. ona yerdeki ıslak ayak izlerimizi işaret ediyor. Özellikle de erkeğinkini. "Bunu 'hayır' kabul ediyorum. Ölümümden önce görünmez köpeğimi gördüğüme seviniyorum. Bu sentetik silahşorları gözüm bir yerden ısırıyor. Her şey o kadar hızlı ki. gönlüm altüst oluyor. Nabzımı dişlerimde. Birlikte kalkıp Kuçuradi'nin peşinden koşuyoruz. barmen göz açtırmadı: "Dilinizi nemlendirecek bir şey almaz mısınız?" "Aynısından" diyerek Dandini'nin bardağını gösterdim. Bu durumda Şebnem daha büyük bir risk altında. bu adamlar bizi öldürecek!" Son sözlerime şerh düşüyorum: "KORKMA BEN VARIM!" Şebnem. Diğer barmene seslendi: "Bir yılan kanı!" Fikrimi değiştirmekten vazgeçerken. olabilecekler hakkında hiçbir şey bilmiyoruz. Fakat o bana "Çıkış yolunu nereden bildin?" diye sordu.. kendimi düşrrfekte olan bir uçakta gibi hissediyorum. Ateşe başlıyorlar. Duvarın alt kenarında.Meyhaneye gittiğimde Abidin Dandini taburelerden birin de oturmuş demleniyordu. Tadı. Hemen kaçmak ile derhal adam vurmak arasında acilen tercih yapmalıydım. hayalet köpek kurtarıyor. sadece sıyrık" deyip gülümsüyorum. omzumdan akan kana parmak uçlarıyla hafifçe dokunuyor. hayalet köpek kurtarıyor. uğursuz bir gıcırtıyla aralanıyor. vahşice bir işgüzarlıkla bizi gammazlıyorlar: Çığlık çığlığa zıplayıp. Şebnem'e sinyal veriyorum." "Ne gibi?" "Çok sevmek." içkiden bir yudum aldım. Ama ne yazık ki bir hayaletle ödeşmek zordur.C. Biri. Cüce maymunlar ispiyonluyor. Yağlı bir kemiği hak etmişti. zamanın dışındadır. Ona köpeğin nereye kaybolduğunu soramazdım. 85 . peşimizdekilere bulunduğumuz yeri gösteriyorlar. Zihnim allak bullak. Dandini'ye çeteden ayrılmak istediğimi söylediğimde alnını kırıştırdı: "Basmakalıp bir adam olmaya nereden heves ettin?" "Sana bahsetmiştim: Şebnemle yuva kuracağız. vahşice bir işgüzarlıkla bizi gammazlıyorlar: Çığlık çığlığa zıplayıp. öyle mi?" "Evet. tırnaklarımda duyabiliyorum." "Aksine. [J. Bu sentetik silahşorları gözüm bir yerden ısırıyor. otuzuncu kuponu da avucuma tutuşturuyor. Iki384 si de içindeki hayvanla barışık görünüyor. Adamlar bizi göremiyor fakat ayak seslerimizi duyuyorlar. Şebnem'in adını nereden biliyordu? Bu öldüresiye yakınlığın izahı neydi? Kafamın içinde bir arı sürüsü dolaşıyordu. Gözlerinden naylon ip gibi yaşlar iniyor. Özümden uzaklaşmış hissederek başımı salladım: "Hem sen demez miydin 'Hayat aptalca seçimlerle ilerler' diye?" "Doğru ama ben başka şeyler de söylüyorum. pırlanta yüzüğü parmağına takıyorum. İstikbal. zehirlenmiş bir atın si383 diği gibiydi.. Belki de yanılıyorum. belimdeki tabancayı çekeceğim. diğeri. Şebnem aşk coşkusu ve ölüm korkusuyla şoklanmış halde fısıldıyor: "Sevgilim. Birlikte kalkıp Kuçuradi'nin peşinden koşuyoruz. Dişlerinin arasından "Beni takip edin!" diyor. Özümden uzaklaşmış hissederek başımı salladım: "Hem sen demez miydin 'Hayat aptalca seçimlerle ilerler' diye?" "Doğru ama ben başka şeyler de söylüyorum. Adamlar bizi göremiyor fakat ayak seslerimizi duyuyorlar. Zihnim allak bullak. birbirini öldürmek ister. ıslak tabancalarıyla yaklaşıyor. Ağacın arkasındaki duvarın dibinden öteye doğru koşmaya başlıyor. Tam silaha davranacağım anda Kuçuradi ceketimin kolunu ısırıyor. Şebnem'e sinyal veriyorum. Maymunlar. jübihyapıyorum. dışarıya açılan dikey dikdörtgen bir delikten geçiyor. Amaaan. Şebnem'in otel sabunu gibi küçük kulağına sessizce "Seni seviyorum" derken. otuzuncu kuponu da avucuma tutuşturuyor. Cinayet kurbanlarının yüzde 79'u. Şebnem'in benzi solmuştu. Nabzımı dişlerimde. Yanına vardığımda. sadece sıyrık" deyip gülümsüyorum. < Şebnem aşk coşkusu ve ölüm korkusuyla şoklanmış halde fısıldıyor: "Sevgilim. Maymunlarla birlikte ben de kapıdan giren tabancalı iki adama bakıyorum.. Biri "Şebneeem!" diye bağırıyor.ı caklar. Biri. bclllîl deki tabancayı çekeceğim.. Yoksa beni de Şebnem'i de vuracaklar. Yoksa beni de Şebnem'i ile vm. ıslak tabancalarıyla yaklaşıyor. Etraftaki insanların varlığını hakaret addediyordu sanki. bu adamlar bizi öldürecek!" Son sözlerime şerh düşüyorum: "KORKMA BEN VARIM!" Şebnem. Nefes nefeseyim. bir de canı sıkılan vardır. Tüydüm.. "Ben iyiyim. tanıdığı biri tarafından öldürülür. "Ateş etse daha iyiydi" diye düşünürken bocalıyorum." "Demek havlu atıyorsun?" Yo. Evlilik kafa karıştırır evlat. Adamlar. "Ateş etse daha iyiydi" diye düşünürken bocalıyorum." "Ne gibi?" "Çok sevmek. ellerini kafeslerden uzatarak. omzumdan akan kana parmak uçlarıyla hafifçe dokunuyor. sonsuza dek kavuşamamak için en ideal yöntemdir!" Hayvanat bahçesinde insan avı Tanrıdan gelen işaretlere bakılırsa. 1770-18431 Şebnem. zihnim gayet berrak?" "Şimdilik. Nefes nefeseyim. İki384 si de içindeki hayvanla barışık görünüyor. her evli çiftte bir acı çeken. Kendimi ciddiye almam giderek güçleşiyor. ellerini kafeslerden uzatarak. Adamlar." "Kendi istikbalim hakkında bir karar vermem. Tek çare. Son sözlerimi söylememin vakti geçmek üzere." Tam olarak planım bu. Biri "Şebneeem!" diye bağırıyor. olabilecekler hakkında hiçbir şey bilmiyoruz. gözleriyle etrafı tararken. Son sözlerimi söylememin vakti geçmek üzere. "Ben iyiyim. Dişlerinin arasından "Beni takip edin!" diyor. Galerinin kapısı. Galerinin kapısı. tırnaklınım<l. Saçmalayarak geçiştirdim: "Tahmin ettim." 385 diği gibiydi. Aynı evde yaşayan iki kişi. Cüce maymunlar is- piyonluyor. Kendimi ciddiye almam giderek güçleşiyor. Onun ardından Şebnem'i iteliyorum. Şebnem'in otel sabunu gibi küçük kulağına sessizce "Seni seviyorum" derken. Maymunlarla birlikte ben de kapıdan giren tabancalı iki adama bakıyorum. şaşkınlığımı gizlemeye çalıştım. Maymunlar.. Dinle. Dışarı çıktığımda Kuçuradi toz olmuştu. Ağacın arkasındaki duvarın dibinden öteye doğru koşmaya başlıyor. FRIEDRICH HÖLDERLIN... dev bir kauçuk ağacının arkasında frene basıyor. sence münasebetsizlik mi?" "Saçmalama. peşimizdeki şamatacı ödlekleri gebertip cüce maymunlara ikram etsem mi? Namussuz hırt. gönlüm altüst oluyor. pırlanta yüzüğü parmağına takıyorum. "Patronla benim için konuşabilir misin?" "O kızla evleneceksin ve hayatınızın geri kalanı boyunca birbirinizin buruşmasını izleyeceksiniz.C.. Tek çare. Ölümümden önce görünmez köpeğimi gördüğüme seviniyorum. peşimizdekilere bulunduğumuz yeri gösteriyorlar. Gözlerinden naylon ip gibi yaşlar iniyor. [J. ona yerdeki ıslak ayak izlerimizi işaret ediyor. Tam silaha davranacağım anda Kuçuradi ceketimin l<<> lunu ısırıyor.. sonsuza dek kavuşamamak için en ideal yöntemdir!" Hayvanat bahçesinde insan avı Tanrıdan gelen işaretlere bakılırsa. ne halin varsa gör.

" Öyle mi?! Türkiye'nin en ünlü işadamını senin hatırın için b. Bunca kargaşa ve korkuya rağmen. Sudanlı Abdülcabbar Turabi.. karşıdan gelen belediye otobüsüne çarpıyordum. Bana yakınlık gösterdi. Yola koyulurken radyoyu açıyorum.." "Sabun mu?" Ne sabunu? 386 "Bir nevi büyü yaptırmış. "Aşkı onaylanmış mıydı?" "Evet." Duruma bakılırsa o seninle ayrı fikirde değil. ben. önleyemediğimiz felaketlerle doluydu. Geride hızla küçülüyorlar. hepsi bu. Bu durumda Şebnem daha büyük bir risk altında." "Şebnem. intikam emekçisi Müntekim Gıcırbey ve polis amcalar. Bir başka polis otosu. Sabuna kuş bacağı bağlıydı.." "Müntekim.. Şebnem'in benzi solmuştu... Anlatılmaya değer bir yönü yoktu. devam et. Kuçuradi de indi.Ateşe başlıyorlar." "Aranızda neler geçti?" Onunla yatıyor muydun?! Yüzüme baktı: "Hiç." 38S Kestirme patikalardan el ele koşarak hayvanat bahçesini terk ettik. Cinayet kurbanlarının yüzde 79'u. Frenleyen otobüs inildeyerek kaydı. cici ya da sempatik değilim. Televizyon fabrikasında çalışıyordum. Onun ardından Şebnem'i iteliyorum. Biraz gezdik. Öldürülmekten ziyade. pişmanlık duymamı mı beklediler nedir? En popüler intihar mekânı Boğaziçi Köprüsü'nde ilerlerken. Başını yukarı aşağı salladı. "Sen hiç havlamaz mısın?" "Yooo? Ya sen?" diye ağzımın payım veriyor. Konuşup anlaşıyorsunuz. Bir de Gönül İşleri Bakanlığı'na müracaat etmişti. tesadüfe. Sahil yolunda ilerlerken ezilmiş bir kedi görünce. tanıdığı biri tarafından öldürülür. Mı acaba? Esaslı bir felaket sürprize. Hemen kaçmak ile derhal adam vurmak arasında acilen tercih yapmalıydım. prensip itibariyle kimseyi öldürmüyor. peşimizdeki şamatacı ödlekleri gebertip cüce maymunlara ikram etsem mi? Namussuz hırt. Yani eğer biriyle aranda problem varsa. aynasızlara bakıyorum.. sağ taraftan yola aniden dalarak önümü kesti. Çok üzülüyordum. motivasyon ve rekabete akıl erdiremiyordum. Sonra belli bir ücret karşılığında. kendimi düşmekte olan bir uçakta gibi hissediyorum. Polislerin beni köprüde kolayca kıstıracağını düşünememiştim. Müntekim.. Beni cezalandırmak için. Saçmalayarak geçiştirdim: "Tahmin ettim. bahan müjdeleyen polis helikopterine gözüm ilişi i." İki gün mü? "Kavga ederek mi ayrıldınız? Kim kimi terk etti? Bunca zaman seni hiç aramadı mı? Öyleyse niye şimdi silahla kovalıyor? Tüm bunlar hakkında bir fikrin yok mu Şebnem?" "İnan bilmiyorum Enver. ilerideki polis barikatını fark ettim. Telaşı yatışmamıştı. peşimizdeki adamlarla karşılaşmaktan korktuğunu seziyordum: "Kimdi onlar?" "Birini tanıyorum sadece. Kirli işlerden el çekmeye karar vermemi fırsat bildiler sanki. Köprünün korkuluğuna tutunduğumda. Tüydüm. Giilünmesi İmkansız Şakalar] Felaketin de bir kuralı var. Dengesiz biri. Tam anlamıyla basiretim bağlanmıştı. sözlenmemizi kutlayamamanın hüznü seçiliyordu. olanları dert etmemesini. Audi'ye atlayıp uzaklaştık. "Her neyse. Aynadan. onun bu işle ne ilgisi var?" "Hani fuar açılışında konuşma yaparken. dışarıya açılan dikey dikdörtgen bir delikten geçiyor. Senden bir şey gizlemiyorum Enver. Yan aynada Kuçuradi arabayı kovalıyor: "Beni bekle!" Durup içerden kapıyı açıyorum.. edasında. Onu rezil eden kişi Müntekim'di.kyoluna uğurladı demek? "Adama ilaç mı vermiş?" "Bilmiyorum. "^^—-"Yani seni seviyordu?" Sükutla ikrar etti. Onunla geçen sene yazın tanışmıştık. "Seninle ilk buluşmamızdan iki gün önce. Gaza bastım." "Evet de. öldürüyor mu?" Yoksa sadece milletin ortasında aniden altına yapmasını mı sağlıyor? "Yo. kabul." "N'apıyor." Adım Hayati. dev bir kauçuk ağacının arkasında frene basıyor. Sirenler ötmeye başladı. hayalet dostum gözlerini sımsıkı yumup yüzünü buruşturarak başını çeviriyor. Mııııir kim'in broşürleri var. mecbur kalmadıkça evden ayrılmamasını ve yakında kendi yuvamızda mutlu mesut yaşayacağımızı söyledim. Arabamı kenara çektim. Yani aslında iyi sayılırdı. neler oluyor anlatır mısın? Bizi neden öldürmeye kalktılar?" Parmağındaki yüzüğe bakarak anlatmaya koyuldu: "Müntekim. 86 . Felçli kardeşini taklit ediyordu. işten atılan 1100 kişiden biriydim. onu tüm kalbimle sevdiğimi." Kendimi kaçık sanırdım. Tıpkı paraşütü açılmayan bir paraşütçünün rüzgarın tadını çıkardığı gibi. Ödüm koptu. Köprünün ortasına vardığımda. Şebnem'in adını nereden biliyordu? Bu öldüresiye yakınlığın izahı neydi? Kafamın içinde bir arı sürüsü dolaşıyordu. "Nasıl bilmezsin?" "Beni sevdiğini söylüyordu.. Ama ne yazık ki bir hayaletle ödeşmek zordur.. Az daha. Üniformalı şoför içeride sıkışıp kaldı. Fakat neden? Masum. Bahçe kapısından girip eve yürüyen sözlümü izledim. devlet sırrı olması mı? "Böyle olacağını hiç düşünmemiştim. Onu öpünce ağzımın iklimi değişti.. Namık Mıknatıs'a kızgındım. Yağlı bir kemiği hak etmişti. Bob Dylan What Was it You Wanted diye şarkıya giriyor." "En son ne zaman görüştünüz?" Bana yalan söylersen minnettar olurum. Müntekim denen şu hötöröf palyaço ailesinin asil üyesini ve yanındaki yılışıklık sosuna batmış gevrek mahluku avlamalıydım. Artık benim için tek yol. benim üzüntümü ikiye katlamıştı. yolun solundan son sürat devam ettim." "Peki Müntekim denen bu psikopattan bana niye hiç söz etmedin Şebnem?" Reha Veto vakasından farkı. Şebnem'in üzüldüğünü görmek. Ön kapısına tosladım. Hepsi de beni zımbalamaya çabalıyordu. Namık Mıknatıs'm elemanı mıydı?" "Hayır. Orada belirtilen gün ve saatte. Ona köpeğin nereye kaybolduğunu soramazdım. Polisler ardımdan hiç durmadan ateş ettiler. Biraz geri gittim. [CALOGERO CAVATAIO.. Her şey o kadar hızlı ki. Kuçuradi. Fakat o bana "Çıkış yolunu nereden bildin?" diye sordu. 388 Baharı müjdeleyen polis helikopteri An'ın tadını çıkarıyordum. Üsküdar'dan Boğaziçi Köprüsü'ne doğru giderken iki polis arabası kuyruğuma yapıştı. Şebnem'in kalbine giden yoldu." "Tarzını değiştirmiş demek ki?" Şebnem'i evine bıraktım." "Soyadı ne?" "Gıcırbey. Keskin virajı geçerek canımı kurtardım. indim. anormalliğe dayanır... "Ne iş yapıyor bu Müntekim?" "intikam alıyor. Kanayan sağ omzuma bakarak yüzüğünü düzeltti." "Galiba beni bir süre takip etti. Ayrılırken.." "Seni etkilemek için yapabileceği başka bir şey yok muydu?" "Namık Mıknatıs'ı bilirsin. Şebnem konuşmuyordu. Müntekim seni kulu 1)1/ beden anyor. Müntekim'le temas kuruyorsun." "Nerede?" "Marketlerdeki bazı ürünlerin ambalajlarında. MM il edilen telefon kulübesine gidiyorsun. Ve altduda-ğıma bir öpücük kondurdu. Arabadaki diğer üç polis silah elde dışarı çıkarken. Hayat. Dışarı çıktığımda Kuçuradi toz olmuştu. Geri dönsem. Dehşete düşmüştü. biniyor. Bize niçin saldırdığını anlamadım. Cezalandırılması gerektiğini düşünüyordum." "Ne?" "Adı. Aralık ayında bir gece evimizin bahçesine sabun gömdü. Yine de bu cinai sinerji. Duvarın alt kenarında.

Havada hazır ola geçiyorum. kızınız benimle asla görüşmezdi. Saçlarım uçuşuyor. "Diz çök. Tam şu anda fizik kanunlarında bir değişiklik olmazsa. Gözlerim yanıyor.. ağlamam I ister bakar. Geceydi. Boğaz'dan Ohio Nehri'ne ışınlanmak. Nur yüzlü ihtiyar sağ elinde 14'lü Browning'iyle her an tatsızlığa neden olabilecek gibi görünüyordu. polis takibinden kurtulabilmek için Boğaziçi Köprüsü'nden atlayarak feci şekilde can verdi!"] Şebnem sözlüsünün kimliğini. olmaz diye. Kafanız suyun içinde olmadığı için çok şanslısınız sayın okur. * it * Korlaşmış bir bisturi. Kimmiş diye baktım. Camdan bir asansörün içindeyim adeta. eksikliklerle malul bir yerde. Ecel terleri döküyorum. tam da ihtiyaç duyduğum türden bir mucizeydi. Suya değmesine az kala. Cidden zekice. Yavaş yavaş yükseliyorum. Sualtında kibrit çakılmış gibi bir aydınlık beliriyor. başkalarını mahvetmeden durabiliri/ de. tabancayı hafifçe salladı. gücün saklı içimde I Vursunlar. altın suyu gibi parlıyordu. İnsan kaderini kendi yazmıyor. akıntı dindi. Ellerimde görünmez bir halter tutarak dibe yollanıyorum. kaldığım yerden devam ediyorum. Başımı sudan çıkarırsam kurşunu yerim. "O zaman seni ısırmam gerekir. Etrafımda binlerce baloncuk uçuşuyor. durdurmam. Ateş ettiler. Ne yapmam gerektiği hakkında hiçbir fikrim yok. dünya ile ahiret arasındaki tarafsız bölgedeydim. Şarkının volü-mü gitgide yükseliyordu: "Beni çağıran uçurum oldu sevdan. Ürperdim. Fatiha ruhun gıdasıdır Eğer kendimizi mahvetmekten vazgeçebilirsin.. Kozmosun kepengi kaldırılıyordu. anlamam I Aşk varken sözlerinde." Müezzin es verdiğinde kuş seslen ovaLı |<)| ra yayılıyordu.metal arkın iki tarafından da polisler silahlarını bana doğrultmuş koşuyordu. kaçmam I Yok saklanmam başından sonundan korur bizi zaman I Kim söylemiş son diye.mlııl\ Gözlerimi açtım. Yön duygumu kaybetmiş vaziyette Anadolu yakasına doğru yüzmeye uğraşıyorum. İncecik. İstanbul'a dönmesi kolaydı. Köprüden ateş açan polislerin otomatik tüfeklerinden yağan mermiler." Çöktüm. şarkı sustu. [Bir keresinde." Durdum. sessizlikten başka şey göremiyordum. Varlığımı zapt eden zifiri hiçlik. Ölüm ile ölüm arasmdayım. "Dışarı" derken. gerisingeri yükselerek hizama geliyor! Hızını bana ayarlıyor. Epeydir buralara yolum düşmemişti. Allah'ım neler oluyor? Şerif Şibumi muhtemelen. Acaba ruhum hâlâ bedenimde mi? Emin olamıyorum. Boğaziçi Köprüsü'nden Ohio Nehri'ne at391 layıp Yolum Seninle'yi dinlediğime göre. Bir saniyeye amma çok olay sığıyormuş? Acaba hep böyleydi de ben mi ıskaladım? Üçgen dalgaların arasından sulara dalıyorum. Yüzeye varınca kendimi Ohio Nehri'nde buldum. Gedikli aynasız ve emektar tabancası arkamdan geliyordu.. Hey. Sanki Jaws dişlerini kemiklerimde biliyor. Hava soğuk. kara haberi alırken öğrenecek! Buradan sağ çıksam bile işim yaş. "Söyleyeceklerimden sıkılırsanız tetiği çekin lütfen" diye lafa girdim: "Size de. Şebnem'e de yalan söyledim. parçalara mı ayrılmıştım yoksa hiç olmadığım kadar sağlıklı mıydım? Ağır ağır sürükleniyordum. Suda kalırsam. omuzlarımın hizasında tutuyordum." Döndüm.] Mucizeler. yeniden ses oldun sözlerime. "Dön.. Yürürken gözlerimi ovuşturdum. Merakıma gem vurup "Kızınızı seviyorum" dedim. çoğalıp sevginle I isteme. karanlığı ortadan kesti. Tutkal kavanozundaki gece kelebeği kadar ilerleyebiliyorum. Azrail'in iki kolu beni sarıyor. boğulurum. Kulaklarımdan içeri katran pompalanıyor. ışıklarla bezeli Suspension Köprüsü yakınlarmday-dım. ellerinde. Ceketimin etekleri katlanıp sırtıma yapışıyor. "Dur. yeniden doğmak gibi nefesinle. Hıçkırık ve öksürükler eşliğinde sesli sesli nefes alıp veriyordum. Sabah ezanı okunuyordu: "Es-salaiu ti!) run mine'n nevm. Dipte. Fakat hayra yorulabilecek bir tuhaflık var. ^—•-----"Yalan söylüyorsun. karşı dursun. Fazlalıklarla dolu. Uzaktan uzağa Moğollar grubunun Yolum Seninle şarkısı çalınıyordu. Ellerimi iki yanda. Derin bir nefes alıyorum. Giysilerim hâlâ ıslaktı. Abidin Dandini'yle bu köprünün bir ucundan diğerine yürümüştük." Duf! Belli ki anlattıklarımdan hoşlanmamıştı. Kıyıya bir ulaşabilsem. Şerif Şibumi'ye bir şey söylemedim. kanar diye.. Ciğerlerim patlamak üzere. meğer külüstür bir Lada'-nın bagajıymış. bittim demektir. lüı tu-ı kaç kurşun. Kalbim boks eldi390 venleriyle pataklamrmışçasına eziliyor. düşsün peşime. Allah'ın emri.. Kollarımı kıpırdatamıyorum.. Üstüm başım mezar çamuruna bulanmıştı. düşlerinde. ister ayaz. Halbuki. demirlerden sekti. [SYLVESTER SPOILERONE. Kuçuradi tuzu kuru köpekbalığı neşesiyle sırıtıyor. yolum seninle I Duysun dünya. Mümkün mertebe mahcup bir ifade takındım. Grand Grave'in dokuzuncu katından düşmeye. durun bir dakika! Akşam haberlerinde benden bahsedilecek! ["Mafya lideri Atom Bombacıyan’ın adamlarından biri olarak tanınan Hayati Tehlike. Arabadan indim. Cincin-nati'de. Karanlıktan başka şey duyamıyor.. Tüm kaslarım gergin. Her tarafım ağrıyordu. İntihara yeltenen birine ateş açmak. Bir el. Genzim yanıyordu. ihtiyaçlarımızla nadiren örtüşür. Muhtemelen beynimin içinde bir mermi dönüyordu veya bacaklarımdan biri kopmuştu. Allame H. Şehrin boy aynası nehir. Kendimi evimde hissediyorum. Pekala. Keşke oğlumla daha çok vakit geçirseydim." "Belki de polis köpeği olmalısın?" Polislerin tepemize binmesine ramak kalmıştı." Ellerimi indirdim. Çünkü hafifledim. yatay bir ışık çizgisi belirdi. gezegeni ambalajından çıkardı. Kaderim tekrarlarla dolu. "Kızımdan ne istiyorsun.. Meymenetsiz bir martı bize bakarak ötüyor." "Sakız ister misin?" Ve hayalet köpeğimle birlikte Boğaziçi Köprüsü'nden uçtuk.. Birkaç kilometre öteden yaklaşan savaş gemisinin güvertesindeki minnacık askerlere gülümsüyorum. Sol kolum kanla kaplanmıştı. Başımı hafifçe öne eğdim.. Rüzgar nemli bir pelerin gibi suratıma çarpıyor. Ayağa kalktım. Şerif Şibumi. Kainat istop etmişti. Kızmakta haklısınız. Şerif Şibumi'nin namlunun ardındaki anlam yüklü gözlerine "Biraz abartmıyor musunuz? Bu kadarına gerek yok" der gibi baktım." 392 Mezar taşlarının arasından dev servilere yöneldim. Hayati Tehlike?" Sesi ürkütücüydü. Feciydi. Kim olduğumu bilse. yüzlerce koyun iskeleti sessizce otluyor. Küplüce Mezarlığı'ndaydık. Ölürken insan bildiğini de unutuyor. Peygamber'in kavliyle kızınız Şebnem'i. /Anlatma. I Büyüt beni gözlerinde. Kuçuradi sordu: "Atlıyor muyuz?" "Sen de mi?" "İnişte sana fıkra anlatırım. 87 . Kıyametten sonraki ilk saniyedeydim. Birazdan balıklar gözlerimi yiyecek." Birdenbire bütün ışıklar söndü. Omzumun tam altından vurulmuştum. Topuklarım metal sertliğindeki su yüzeyine çarptığında çeneme ve şakaklarıma çekiçle vurulmuş gibi sarsılıyorum. "Yürü. Kuçuradi nedense benden daha hızlı düşüyor. o kadar da değil. Aslında benim de soracaklarım vardı: Cincinnati'den nasıl döndüm? Beni size polisler mi hediye etti? Adımı nereden öğrendiniz?. suyun içinde köpük şeritleri çiziyor. Boğulmuş muydum.

Zor nefes alıyordum. Kendi aptallığımın kurbanı oldum." Planım belliydi. ben hazırım. amma tavcı çomarsın ha! Ulan. Gömleğimi aralayıp beş yıldızlı yarama bakıyorum. şimdi de besliyorsun. Şeyh İbrahim Tennuri [15. Belki de yanılıyorumdur? Takdir senin Yâ Rabbim. Ağzım bantlı. Uçan Kız." Daha dün polislerin kurşunlarından kaçabilmek için atladığım malum köprüden şimdi sağ salim geçiyorum ve nihayet evime ulaşıyorum. boyun eğişle akraba bir hışım ve ıstırap aromalı bir tereddüt içindeydim. sandalyeye oturmuş vaziyetteyim. bu iyi gelir. itimada çalan bir kuşku. Senin her şeye gücün yeter.] Annem. namaz kıldıran imamın sesi geliyordu. Bıyığım! Ve bir kaşık çorbayı ağzıma uzatıyor: "Çorba?" Kaşığı. Demir bir çubuğa tutunup ayağa kalkarken. Vadem dolduysa. Ölülere verilen hediyeler bile bumerang gibidir. param var. beş dakkaya bu covinoyu harcayacak!" "Sigara versene Tarzan. Fanilik.. 396 Acaba mutfakta kaç kişiydiler? Eve nasıl girmişlerdi? Giriş kapısını açık mı bırakmıştım? Bahçeye bakan arka kapıyı mı patlatmışlardı? Annem bana karşı kimlerle ittifak kurmuştu? Kurşunu çıkarıp yarayı sarması. ağzımdaki bandı cart diye çekiyor. Boğazım kupkuru. her türlü avantajı dışlıyor." [. Evladı olduğumu biliyordu belki? Gangster olduğumdan da haberdardı ve cinai bir tepki göstermeyeyim diye beni bağladı? Öyleyse. Sakallı olanın belinde tabanca gözüme çarpıyor. Şimdi anlıyorum ki insan daima çaresizdir. Şerif Şibumi'yle aynı fırında pişmişe benziyordu: "Hayırdır birader. hiç tanımadığı öz oğluna gösterdiği şefkatin sebebini kestiremiyor. vurulmuşsun?" Sözlümün babasını biraz kızdırdım da. Amin. Uçan Kız. Anne? Başını hafifçe yana eğerek alnını kırıştırdı. Ne dileyeceğimi bilemiyorum. Kremalı mantar. mutlaka geri döner. Şartlar müsaitken. Kalbimle beynim arasında bir hortum oluşmuş. Fakat önce telefon etmeliyim. yıllanmış tebessümüyle üzerime eğiliyor. sniper gözleriyle beni izliyor. Oğlu olduğumu bilmiyordu. boğulmaktan kurtardın. Zamanaşımına uğramış belirsizliğin ortasında mayışıyo rum. Kan ve çamurdan eser yok. Daha önce hiç görmediğim bir kadın evime girip beni tedavi ediyor." Öyle açım ki sayın okur. Ağzımı musluğa dayayıp biraz su içtim.] 'Kahrın da hoş. içeriden. inanın bir fikrim yok. Kafası. Ey merhametli Allah'ım.. Evimin salonunda.. O da beni hatırladı galiba. Daha makbul bir final için cidden yardımın gerekiyor. Böyle dua sırasında lafı çevirir gibi oldum. Şoföre "Arnavutköy'e çek kaptan" dedim ve ekledim: "Merak etme ağabey. Ev ablukaya alınmamış. Omzumdaki kurşun yarası sargıya alınmış.. ruhuna Fatiha" yazılı bir mezar taşı gözüme çarptı." "Kurşunu çıkardın. Sıcak çorbayı yudumlarken. Yutuyorum. Cahit Zarifoğlu. cemaatle birlikte ben de duaya başladım.hacdan kazandığı sevaplar sıfırlanır endişesiyle canımı bağışlamıştı. Mama sandalyesindeki bebeden farkım yok. gözlerimden otomatikman yaşlar akıyor. düzgün sakallı bir adamdı. Uzandığım yerden doğrulamıyorum. Bahçemdeki ceviz ağacına tünemiş karga. Mutfaktan bir anons yapıldı: "Uçan Kıuz! Kahvaltı hazır!" Yıldırım çarpmış bir kirpi gibi tüylerim diken diken oldu. Okudum. uykuya dalıyorum. Taksi şoförü orta yaşlı.." "Seni hastaneye götüreyim mi?" "Yo. rüşvet mukabilinde bizi içeri alan adam. Azılı bir haydut olarak geberip gitmekse. Beni mermilerden korudun. Acıdaki değişiklikten. Otuz yaşındaki bebek insan insanı yalnızca uzaktan tanır. temizliyor. 1969] tablosunu anımsatıyorlar. Neden ağladığımı çözemiyorum. fakat kalbimden geçeni biliyorsun Allah'ım.. Tamam. Senden gelen her şey kabulüm. oğlumu bana. altımda eşofman. Bana doktor getirecekti." Karşımdaki ela gözlü kadın. bu haydut bir defada tam yirmi-iki kişiyi vurdu!" "Aslında sen de o heyete girebilirdin Mister Spock. Düşe kalka sahil yoluna indikten sonra mola verip. İçlerinden birini tanıyorum! Şebnemle ShahShops'a gittiğimiz kış gecesi. 1940-1987. Nefis. Sızıyorum. bütün duygu ve düşüncelerim birbirine çarpıp dağılarak fırıl fini dönüyordu. Sevince benzer bir hayret. Üçlü koltuğa uzanıyorum. Benim annem son nefesinde "Ben senin annen değilim" diyen kadındı. insan yiyen bir hamburgere benziyor. Şadırvanda elimi yüzümü yıkadım. ben de aynısını söylüyorum. Sessizlik Stoku] "Merhaba delikanlı." "Sen de ister misin Kedi Kadın?" "Yan cebime koy. Bunlar 394 kalbimdeki huşunun tecellisi miydi. üzerinde "A. Yüz sene ayrı kaldıktan sonra biraraya gelmiş bir çete. Sekiz haneli şifreyi tuşluyorum ve kapı açılıyor. Ya da şöyle diyeyim: "Bar kavgası. Zira ne söylemem gerektiği hakkında fikrim yok. 19171971." «<»/ "Sen var ya Tom Braks. Bir nebze ferahlamıştım. Gerçek'im sana emanet Allah'ım. önce evime uğramalıyım. gevşeyen ağzımdan içeri daldırıyor. Annem kalkıp mutfağa gitti. Azrail'in vazifesini ertelettin. kurşunun çıkarıldığını anlıyorum." "Kızılmaske haklı. Ayaklarım da sandalyenin ayaklarına sıkıca sarılmış. herif hepimizi kuyruğuna bağladı. Tam bir saçmalıktı. Beni öldürmek için 88 .. bebeğini otuz sene gecikmeyle besliyor. kızarıyor. Fakat evimi basıp beni esir alacağı aklımın ucundan geçmemişti. Beraberinde bir grup moruk odaya doluştu. Eve varınca Abidin Dandini'yi arayacaktım. Yedi kişiler. kanlı ellerim titriyordu: "Yâ Rabbim. Yardım et Allah'ım. Otuz yıl mutfakta mı saklanmıştı? Bir otuz yıl daha dönmeyecek miydi? Hayal mi. yoksa kurşun yarasının kolaylaştırdığı riyakarca bir trip miydi. Ellerim arkadan bağlı. Mübeccel Ecel yarasalara analık etsin. Ben kaderime çekidüzen veremiyorum. Elinde çorba kasesiyle geri döndü. Toprak nemli.. [DUSTIM OISTANT. seni bile yiyebilirim. beni oğluma bağışla. Beni tanımıyordu." Yanaklarımda gözyaşlarımm ılıklığını hissettim. bayılıyorum ya da ona benzer bir şey. Akşam da oğlumla birlikte uyuyacaktım.' demiş. Sen hızlı sür yeter. Mübeccel Ecel ve diğerlerinin sesleri fayans döşeli bir mağarada yankılanıyor: "Yaralısın.. Dermanım kesiliyor. Spock diyanetli adam. günahlarımı affet. çimenler ıslaktı. Sahil yolunda bir taksi durdurdum.. Gömleğimi temizlemeye uğraşırken daha da berbat ettim. Başım dönüyordu. bu iş nereye varacak?" "Bu çocuk pek belalı görünmedi gözüme?" "Seninki de laf mı şimdi. Dünyanın en hafif köpeği Kuçuradi koşup kucağıma atlıyor: "Nerede kaldın sahip?" "Kırlarda dolaştım. rüya mı. Fatiha ruhun gıdasıdır. Ama niye? Tüm insanlık beni öldürmek ile yaşatmak arasında kararsızlığa düşmüştü sanki. Üstümde fanila. arkadaşlarıyla kahvaltı etmesi normal miydi? Bu ne biçim bir uzun eşek şakasıydı? Mübeccel Ecel muhtemelen deliydi. yy. biblo misali zarif Hamid-i Evvel Camii'ne vardım. Miodrag Djuric'in [Da-do] Büyük Bitkisel Polis [La Grande Poliçe Vegetale. İyi ki ağzımı bantlamışlar. <<!■. taahhütlü de belinde. giydiriyor ve sonra da paketliyor. lütfün da hoş. Uçan Kız filmini televizyonda seyretmiştim. Kızgın saca damlamış domates sosunu andırıyor. kabus mu görüyordum? Onunla rastlaşacağımızı düşünmüştüm.

Baharın tüm çiçeklerinin ilahi bir müjdeyle. Ben beklerim. İhtiyarlar darülaceze korosu düzeninde." Gözlerime inanamıyorum! Hikayelerini hayranlıkla okuduğum yazar." Katiller. 400 Kızılmaske'den işkilleniyorum. Gönül İşleri Bakanlığı sana AŞKart vermeyince tabii küplere binmişsin.buradalar. değil mi?" Bantlı ağzımın gerisinde yutkunuyorum. içimden söyledim. ding dong. söz!" diyor. fındıklı çikolatayı bıçakla yemeye koyuluyor. Türk Bakanlık Heyeti'nin intikamını mı almayı deniyordu? Müntekim Gıcırbey'in tek derdi. kulak kabartıyorlar." "Şahadet getir. O saniyede aklımdan şunlar geçiyor: "Bu moruklar niye birbirlerine Mr. Spock tetiği çekiyor. Sinsiliği. Artık benimle yaşamalı. zavallılığının içinde erimiş. Gündelikçi cumaları gelir. cinayete merhamet şerbeti ekliyor. Bizim arada 401 bir buluştuğumuz özel bir mekanımız var. Ve elindeki boş kaseyi usulca sehpaya bırakıyor. Abidin Dandini evime uğramaz." "Ben de. Birbirimize nasıl derin bakıyoruz. "Var tabii. Tom Braks. Bir şey sipariş etmedim. pür dikkat bana bakıyorlar. ışın tedavisi gibi. Os. hepimiz öleceğiz. silahı alnıma doğrultuyor.. Hey gidi günler. tünde. Fakat o. beni doğuran kadınla hiç tanışamayacak 398 mıyım? Bir grup bunak tarafından zımbalanmak karizmamı sıfırlayacak! Tamam da Bakanlık Heyeti'ni kim katletti? Polisler de benden mi şüpheleniyor? Öyle olsaydı enselemeye çalışırlardı. Onları öldürdüğümde[!] yanlarında değildim. Spock. Bu leziz çorbayı oğlum da tatmalı.. Yaşlan ilerledikçe ölüm konusunda acemilikleri artmış. "Fu da Müntekim de çok genç. Kedi Kadın. Uzmanlık alanın bu mu? I "Bakanlık Heyeti'ndekilerle ayaküstü konuştunuz mu. Bizim 89 . benimle görüşmek istiyor." Ağzım pamuk dolu sanki. Bununla yetinmeyip Bakanlığın Özel Kalem Müdürü'nü de temizlemişsin.] Aziz İstanbul. Spock ve annem kapıya yöneliyor.. anlatacak çok şeyi olan biri. inan. Pişmanlık dolu bir sersemlik içindeler. Torunundan bahsetmeliyim. Karşında tam yedi tane süper kahraman var!" Süper olduğunuzdan bir an bile kuşku duymadım." Ağzındaki bıçağı emerken kısa bir süre hülyalara dalıyor. kızından uzak durmam haricinde bir şey istiyor muydu? Bunca sorunun cevabını bulmam imkansız. Mister Spock. Mr. yoksa oğlumun temiz bir hayat yaşamasını sağlar mı? Ne yani. Dedelerden biri "Senden sonra.. "Ben de. Sakallı amca iki adım atıyor. Şu anda bile onun yerinde olmak istemem. Herkes derin nefes alıyor. kurbanlarını cehenneme postalayan profesyonellerdir. Boş tabanca diye bir şey yoktur. Bedeninizin kırışmasının acısını benden çıkarmak için mi buradasınız? "Fu'yu tanıyorsun. Benden daha açması görünüyor. Gerçek'i gangster olarak mı yetiştirir. Gelen her kimse. mesele yok." Bilemiyorum. Küfürbaz moruk alelacele ağzıma bant yapıştırıyor.. Mr. Mister Spock.. fakat üstüme kurşun yağdırdılar? Sudanlı Abdülcabbar Turabi de. Tabancasını çekiyor.. Koltuğa yayılıyor. Bizimkileri beş dakikadan fazla lafa tutuyor. Ona hakikati söylemeliyim. Küçüklüğünde filmlerimizi seyretmişsindir. rahatsız etmekten çekinirler. Biz kendimiz bile oyunculuk zamanlarımızı güçbela hatırlıyoruz. şu silahlı arkadaş. yedi milyar insan. [. Fakat bu defa baltayı taşa vurdun Hayati Tehlike. Annemin tebessümü. Kapağı açıp. Fu'nun arkadaşının sevgilisini ağına düşürmüşsün.. Fu'nun üstüne köpeklerini salmışsın.. Bıçağı yalarken beni kolluyor. Mr... Tetiğe basıldı mı. Eşhedü en la ilahe illallah ve eşhedü enne Muhammeden abduhû ve rasulühvc "Şahadet getirmeyecek misin?" "Tamam.ruktan gübre olmaz." Kartaloşlar cümbür cemaat yaylanıyor. Şirketten biri de olamaz. Herkes oh çekiyor. cennetin kapısını tıklatmamı arzu ediyor. Şebnem'i bana kaptırmamak mıydı? Şerif Şibumi. Sağlıklı düşünemiyorsun.. değişikliği hissedersiniz. şu işi hallet. Normalde hiç kimse kapımızı çalmaz. İhtiyarlar taş kesildi. "Makine bir haftadır senin g. kayısının çekirdeği gibi yuvalanmış kalbine. Ben de merak ediyorum. sanat mı. Çıt! Namevcut bir mermi alnıma değiyor. kapıma kadar geliyor! Şu aşamada cumhurbaşkanından telefon bekliyorum! Hangi ara bu kadar popüler oldum ben?! "Senin evde kurşun var mı Dracula?" diye soruyor Spock. dahası. ruhumdaki kanserli hücreleri yeniliyor." "Ben de." "Niye? Kızılmaske bekçi. din mi?" Göründüğün kadar aptal değil misin yoksa? "Kim bilebilir? Belki ikisi de lazımdır. değil mi? Cinayet senin çözüm tekniğin olmuş artık. Saygı. "Kurşun yok bunda?" diyerek arkasına dönüyor Mr. Buruşuk çiftimiz salona dönüyor. Müntekim'i ben hiç görmedim. Acaba hangisi insanın korkularını daha iyi yatıştırır. Spock küçük bir not kağıdını burnuma tutuyor: "Hayati Bey.. Şimdi de sıra Müntekim'de. bir an önce öldürülmemi emrediyor. Annelik duygusu. ding dong. Nutella kavanozu ve kahvaltı bıçağıyla geri dönüyor. epeydir dine meyil verdi. Leblebisi var mı yok mu iskandil etmedin mi voltajı düşük gavur bozuntusu?! Hey Allah'ım! Kervan ters dönünce uyuz eşek başa geçermiş!" Ding dong! 399 Kapı zili çaldı. Kalanlar. Spock.. o kalsa ya?" Kızılmaske razı: "Tamam. "Spock! Çorba bitti.." Annem.. Benimki. bekçi mutfağa koşuyor. yoksa adamları hemen taradınız mı?" Bunu neden sordun? "Adamlar korktu mu merak ediyorum. sen burada kal." "Ben de." "Ben de sizinle geliyorum" diyor Uçan Kız. Kızılmaske. "Yaşlılara hiç saygın^yok. Karşısında kimse olmadığı zamanlarda da konuşuyor mudur? Bence evet. Haydi. sizinle acilen konuşmamız gerek. Belki de en iyisi ölmek?.. yanlış yerde macera aradıklarını düşünüyorlar. Hallerine bakılırsa. filmlerde mi rol almışlar? Yaşlı başlı sinema oyuncularının benimle ne alıp veremediği olur? Bakanlık Heyeti'ni katlettiğimi nereden uyduruyorlar? Gönül İşleri Bakanlığı'yla bu uyurgezer mumyaların ne ilişkisi var? Abidin. Böyledir. Gerçek'e bakmalı. Senin ne kadar kafadan kontak bir herif olduğunu biliyoruz. "Ne de olsa Heyettekilerle akran sayılırız. Sonra da biçareleri öldürmüşsün. Ağzını şapırdatarak konuşmaya başlıyor. Ben sen miyim?" "İkimiz gidip getirsek mi?" "Mecburen. Bizi tanımazsın sen. Ding dong." Fu mu? Yooo. fakat o da çok temiz bir çocukmuş." Ben de! "Tarzan. N'apacaksan yap. annem gibi. tanımıyorum? "Heyet'i senin katlettiğini ondan öğrendik. lakin şimdi hatırlaman zor. Başımda durmayı niçin hemen kabul etti? Bana işkence yapmak için kendince sebepleri olabilir mi? Baş başa kaldığımız anda. Fu ziyaretimize geldi. Tarzan diyorlar? Hepsi. aynı anda açtığını düşünün.

kakaolu fındık kremasını ceplerine doldurmuştu. Kendimi geriye atıyorum. biz değiştikçe eski tahtalarımızı tekrar bir-araya getirirler. cezalandırıl404 manız gerektiğini düşünmekten hoşlanır. Kaderimde yazılanlar ile hayatımda olup bitenlerin birbirini tutmadığını hissediyorum. Halının üstünde çaprazlama yatan cesede sırtım dönük. Bu bir işaretmiş gibi oturuşunu düzeltiyor: "Mister Spock’ın da AŞKart'ı var. Hırıltılı sesler çıkarırken. Geçen sene Gerçek. 1890-1976. limanda demirlemek için yapılmamıştır. Geleceğe bakıyorum ve ertesi günü bile göremiyorum. Theseus. Limanlar eski ya da yeni tüm gemiler için en güvenli yerlerdir. Biz de dosta düşmana karşı aynı insanlık dışı misyonu üstleniriz. Akülanmaksa ateş pahası. Ve Kızılmaske'nin fosiliyle yollarımız ayrılıyor. Bir dobermanm mama kabında yüzüyorum. Gözünü kan bürümüştü. Döndürmeyi becerebilirsem kahvaltı bıçağına ulaşabilirim. Sandalyeyi bir bacağı üzerinde çevirmeye uğraşıyorum. Anca beraber. İlkin. kim isek o olmamıza asla rıza göstermemeleridir. Dr. hem size yardımım dokunur." 90 . Sonra kalbini avuçlamaya çalışıyor. Abdülcabbar Turabi'den sonra. Eski gemi yeniden inşa edilince. Maktulün Moronluğıi\ Kapıyı aralayınca.. birilerinin menziline giriyorum. Tehlike çemberi daraldı. Müntekim sevdiğine kavuşacak." Geber! Sihirli sözcüğü söylemişim gibi aniden kasılıyor. Elim 402 kolum bağlı. 30 km2Tik alandaki tüm camlar çatlamış olmalı. İyi şanslar. "İzin verin kalayım. Tırtıklı tarafı ikide bir düğüme takılarak elimden kayan bıçağı güçlükle tutuyorum. Kuçuradi odaya dalıp Kızılmaske'yi koklayarak "Ölmüş" deyince. Yüksek ökçeli ayakkabılarıyla yaklaşıyor: Tak. Kendimden biliyorum. Önce kavanozu buluyorum. Ter içindeyim. Keşke sizinki kadar temiz bir hayat yaşayabilseydim. Uçan Kız'a kesik.vademiz doldu. Mister Spock bizi bu işe bulaştırmak istemedi. Her ikisinin temel vasfı. Kendi evimde kaybolmuştum. Takla atan bir trendeyim sanki. Dr. 1927-1989. irileşen gözleriyle bana bakıyor. Fakat hiçbir gemi. Fanilanın üstüne bir ceket giyip evden fırlıyorum. Ağzımdaki bandı söküyorum.. Sahiden öldü mü diye dikkatle bakıyorum. Neptün Petunya'yı gördüm. Kızılmaske son bir defa doğruluyor. Her neyse. Bunlardan hangisi. İpin kopması. Gevşemiş iplerin içinde avuçlarımı bakışık hale getiriyorum. Nutella kavanozu ve bıçak yere düşüyor. bazı tahtaları söküp yeniliyor. Yerdeki yapışık üçüz gölgede üç kafa hareket ediyor. Eski bir aktör olması. eski tahtaları çöpe atmıyor. Destek noktası ölüm olan bir kaldıracım. Koltuktan kalkıyor. Kurşun yarası feci yanıyor. peki. tak. Üstten aralanmış pencerenin berisinde dikilip kulak kabartıyorum. Ayak bileklerimdeki düğümleri çözüyorum. Aptallığın hemen hiç masrafı yok.. Nasıl bu kadar zalimleştin?. Gardırobumdan tabanca askısını alıp takıyorum.. Sen de layığını bulacaksın. Onlardan da yavaş yavaş bir gemi yapıyor. Düşmanlarımız yeni bizi yok etmeye çalışırken. Geçmiş günahların gölgesi uzun olur. Böylece Fu selamete erecek. Zar zor iki tur dönerek merhuma yaklaşıyorum." İnsanların işi birbirlerini yanlış anlamaktır. ağzımdaki kalın bant inip kalkıyor. Şeytan." Perdenin kenarından bakıyorum. İnsan yaşlandıkça ifade özgürlüğü kısıtlanıyor. Gel gör ki onu yalnız bırakamazdık. Fakat heyhat. "Önce kadınım. "Hayaaatiiiiiii!" Yanan bir ahırda doğurmakta olan may405 rnunun çığlığını düşünün. ardından yüzüstü devriliyor. kapı tokmağından sekiyor. Abidin Dandini ise çeteye kabul edildiğim gün silahımı bana teslim ederken kulağıma şöyle fısıldamıştı: "Bakarsın günün birinde şeytana uyarsın? Allah. "Aslında ben de Uçan Kız'dan hoşlanıyorum. Mermiler diniyor.. Senin icabına biz bakacağız. senin yolunu kesemez" demişti. Şifa dağıtmaya adanmış Dr. ip de gerdiğim sol bileğimi kesiyor. dostlarımız eski bize sımsıkı sarılırlar. özellikle de ben. döktüğüm kanlardan oluşan gölü sağ salim geçebilecek miyim? Bu mermi sağanağını ıslanmadan atlatabilecek miyim? Selamet koçanında hâlâ bir mısır tanesi kalmış mıdır? Öldürdüğüm insanlarla iyi arkadaş olacağımızı düşünmüşümdür hep. Theseus'un asıl gemisidir? Dostlarımız. Normallih Hastalığı] Atom Bombacıyan beni şirkette çalışmaya ikna edebilmek için "Bizzat beslemediğin bir şeytan. acıdan kaçınmaya çalışırken ortaya çıkan acıdır. geminin bütün tahtaları değişiyor. Ellerini boğazına götürüyor. sonra katil" der gibi bir hali var. vücudu geriye doğru bükülüyor. Beni ben yapan anlaşılmazlık ve hattâ bilinmezlik icabı. Ayak sesleri kesiliyor. Bağlı ellerimle Kızılmaske'nin sırtına masaj yaparak ilerliyorum. Kimse görünmüyor. [Şimdiye dek yalnızca Kuçuradi'yle yakınlık kurdum. Öne doğru eğiliyor. Kollarım acıdan uyuşuyor. kanca beraber. Kapıyı kapatıp duvara yaslanıyorum. "Siz gidin. Şampiyon Ninja'mn rekor denemesi Deliler akıllılardan en az iki kat daha kurnazdır. fakat siz biraz abartmışsınız sanki? Kükrercesine geğiriyor. Duyan da çok dostum var sanacak. bu cümleyi aynı heyecanla söyleyecekti. Ne yöne adım atsam. Kapıdan dışarıya adımımı atar atmaz bir mermi kirpiklerimi sıyırıyor! Ciyuv! 403 Tamir edilirken buharlaşan gemi Belki de kaçırtabilecek tek acı. Seni cehennemde bin yıl yakmak bile sana iyilik yapmak olur gerçi. Hızlı hızlı solumaktan. Boğuluyor mu." Uçan Kız benim öz annem. meslektaşı Petunya da kellemi gövdemden ayırmaya çabalıyor. Cinayet gösterişçilikle bağdaşmaz oysa. kuyruğuyla rastge-le kimselerin zihnine benim robot resmimi çizmişti. sizi derhal cezalandırırlar. Yine de sağ elimle ipi keserken." "Hayati Tehlike'nin cehennemi boylamasını istiyor musunuz?" "Evet!" Neptün Petunya'ya evlenme teklif etseydim. İkisi erkek ya da kanserli. Uzatmaları oynuyoruz. "Öyleyse bize bırakın. tekrar dışarı çıkmalı ve kendimi kurşunların hedefi haline getirmeliyim. [RONALD DAVID LAING. Theseus'un Gemisi paradoksunu bilirsiniz. Sizce. Banyo lavabosunun altında saklı yedek Colt'u. Ayaklarım havada. Susturuculu tabancasıyla çağdaş bir Bond kızı havasındaydı. Okşayıcı öpücüklere ateşle karşılık veriyordu. misafirimizin ruhunun evimizi terk ettiğine kanaat getiriyorum. Nihayet kahvaltı bıçağını yakalıyorum. durduk yerde tövbe etmeye kalkışırsanız. o da konuşkanlığına rağmen insan sayılmaz. Güm! Başım yere çarpıyor.] Hiç kimse mükemmel değildir. biz ikimiz o namussuzu çivileriz. Yapabileceğim hiçbir şey yok. Eski sevgililerinin hepsi mezardaydı demek? Aşkından ölmeyişimi affedemiyordu. Theseus. [AGATHA CHRISTIE. Beşizlerini emzirmeye çalışan bir loğusa kadar telaşlıyım. Balerin adımlarıyla salona geçiyorum." "Tamam. kalp krizi mi geçiriyor. şeytanı boşuna mı yarattı sanıyorsun?" Her okuduğunuza inanmayın sevgili okur. çikolata eriyiği parmaklanma bulaşıyor. kıtaların birbirinden ayrılması kadar uzun zaman alıyor. Petunya'mn sıktığı kurşunlar. bu teatral can çekişmeyi açıklıyor. Yıllar geçtikçe. Çünkü insanlar. tak. yaramın hizasındaki kılıfa sokuyorum. ortaya iki gemi çıkıyor. Nefes almakta zorluk çektiği belli. gemisine bakım yaptıkça. yoksa ikisi birden mi kestiremiyorum.

sonra Müntekim Gıcırbey'e ateş ettim. Fu ve Müntekim genç yaşta hapislerde çürümesin diye cinayet işini üstlenerek bunak jesti yaptılar. Müntekim fısıltıyla sordu: "Silahını neden bana veriyorsun?" Fu aynen şöyle dedi: "Beni yavaşlatıyor. Fu'ya hayranlık duymamak mümkün değil. Tetiği çekeceğim anda başını kaldırıp gözlerime baktı! Bakışlarında metalik bir ses yankılandı: Ding! Sağ dizi ve parmak uçlarını yere değdirip füze gibi havaya fırladı. Kurşunlar bacanın kenarlarını parçalıyordu. Çatıdan tavan arasına geçtim. [Kağıt mendil. Banyo aynasında kendimi görünce irkildim. Tmgırdayan nemli kiremitleri kaydırarak gerileyip yaralı omzumu bacaya yasladım. Fu ortalarda yoktu. Silahımı çektim. Şimdiye çoktan ölmem ya da komaya girmem lâzımdı. yani Gönül İşleri Bakanlığı'nda çalışan budala. Etrafa kulak kabarttım. Müntekim'in devrildiği tarafa seğirttim. Sanki yıllardır Fu tarafından pataklanıyordum.kla dikilen. Acaba. beyaz ve kırmızı görüyordum. aşk ve mutluluk ise insanı ölüme sürükler. Yangında patlayan laboratuarın camından fırlamış vahşi denek hayvanına benziyorum. tuvalet 91 . 9: Ciğerlerim ötmeye başladı. Müntekim'in ruhu bedeninden ayrılmadan beni nallayıp tahtalıköye dehleyecekti. boks hakemi gibi 10'dan geriye sayıyor. her defasında. Silahları hâlâ ellerinde. mersiyeler. Müntekim. dermanım tükenmişti. çizgi filmlerden öğrendiği kungfu teknikleriyle mi fa-çamı bozacak? Kendini Ninja sanan kaçığa nişan aldım. O halde her şey bir yanlışlıklar zincirinden mi ibaret? Mantığın yardımı. beni mıhlarsa Şebnem'in gönlünü kazanabileceğini mi düşünüyor? Sanmıyorum. Ninja bozuntusu sol 407 ayağının ucuyla çatının kenarına kondu. Bileğime vurunca tabancam uçup çanak antene düştü. Ne de olsa hayat yolunda kan izleri bırakarak ilerlemeyi huy edinmişim? Bir ayağı çukurda süper kahramanlar da. bir şampiyon üzerimde rekor denemesi yapıyor. Beyhude yaşadım. Titreye titreye sürünerek uydu antenindeki tabancamı aldım. Tepemden akan terler. Uçabilen birini ilk kez görüyordum. Kafam büyüyordu. oradan çatıya çıktım. Dahası. Çocukluğum çürük. Artık yumrukları hissetmez oldum. Arkadaşı yamulalı henüz bir saniye olmadan intikam saldırısına başlamıştı. Kemiklerim bile yumuşamıştı. Enerjim sıfırlanmıştı. destanlar yazılası bir da yak. bir hayalet ve bir yarı-canlı. Merdivenlerden inerken nereye dokunsam kan lekeleri bırakıyordum. üzerine ketçap dökülmüş kurtlu peynir kalıbına döndü. aklını çeldiğim Şebnem'e de zarar vermekten geri durmayacağım. Derimi bıçak kullanmadan yüzmüştü. takatim kesilmiş. Varlığımı hissetmişti bence. Fakat beni hayat ile ölüm arasındaki ince çizgide tutuyordu. Kuçuradi yanlarındaydı. Kafası turşu kavanozu gibi patlayan merdiven korkuluğu. Her şeyi siyah. Kıpırdayamıyordum. Kendimi zor tuttum. Tabancayı gövdesine doğrulttum: "Dur!" Durdu. Bu defa bakmadı. mafyada da geçerlidir. Kurşun. Yani zerre kadar aklı olan hiç kimse. yoksa ben mi? İkisi de mi? Cinayet. Fu. Dilim. Müntekim iki tabancayla birden ateşe başlayınca kendimi geriye attım. Tetiği. Azrail. Dehşet hızlıydı. Merdivenlerden tavan arasına. yaralarımı yakıyordu. Çatının bahçe tarafındaki kenarından aşağıya baktım. İşte." Şakanın sırası değildi. ayaklarıma kapanıp helallik isteyeceklerine bahse girerim. Ben bu sopalık mahluku incelerken. ağzımın içinde şişiyordu. cehennemde beni gördüğüne sevinecek çok herif var. bilemiyorum. 2: Fu sırtüstü düştü! 1: Baş aşağı sürüklendi. leylek rahatlığıyla bana yaklaşıyordu. Şakaklarıma vuruyordu. Gelgele-lim asıl katiller suçu üstüme atmayı başarmışlar. çamaşır suyu gibi. Upuzun bir çiviyi beynimden söküp kalbime çakıyordu. Ve dizkapaklarını tuttum. birkaç kez yalpaladıktan sonra merdivenle birlikte ağır ağır arkaya devrildi. peçete. Mecalim kalmamış. Anlaşılan. faturalan karşılamaya yetmedi. Avucunun içiyle. Piyangolar. 8: Yığılmamı engelleyen tek şey yumruklar. Uğruna kasideler. Fu'nun ayak bileklerinin arkasında iki yana açtım. Eğilerek kapıya doğru ilerleyen diğerlerini tanıyorum: Hayvanat bahçesinde Şebnem ve beni kovalayan züppe çifti. Bakanlık Heyeti'ni kimlerin imha ettiğiyle ilgilenmiyorum. Sol yumruğu. başımın hâlâ yerinde oluşuna şaşıyordum. Panter gibi üzerime atladı. İhtiyarlar dönmemişti. İş dünyasındaki azami fayda kuralı. Olsa şaşardım. önce bana. her ne kadar ölmelerine üzülsem de. Kuçuradi. Gökte fırtınaya yakalanmış bir jetin kanadına zincirlensem ve taş yağ-sa ancak bu kadar olurdu. B. Beynime bir karınca sürüsü dadanmıştı. suikastın hedefi Heyet miydi. Ve aşkı kabul gören Müntekim'i 406 de büyük ihtimalle temizleyeceğim. Sadece dilek tutar gibi öylece duruyordum. parmaklarıyla dirsekleriyle son derece isabetli darbeler indiriyordu. Açıkçası. villamın çatısmda-yım. Onun ellerine doğmuştum ve o da beni kıyma yapıyordu. O. "İteleyebilsem keşke" diye düşündüm. Vücudum. Fu. Yüzünde naylon bir gülümseme vardı: Dilimizi bilmiyor ve barutun icadından habersiz gibiydi. Öte yandan. gençliğim bayattı. sidikle yıkılır. Önce Fu'ya. sırf birini zan altında bırakmak için adam vurmaz. Suratım. Fu'yu maalesef ıskalamıştım. Korku filmi gazisi gibiyim. gövdesine saplanınca sarsıldı ve Müntekim'in üstüne yığıldı. arkadaşını kucağına yatırmıştı. 10: Sağ gözüm şişten kapanmış. salyangoz zamkıyla sıvanmıştı. Nefes bile almıyordu. 409 4: Ayaklarımı. Güzellik. Müntekim de fırsattan istifade bahçedeki merdivenle çatıya tırmanmıştı: "Gebeeeeeeer!" diye bağırarak kurşun yağdırmaya koyuldu. sol gözümle çok az görebiliyorum. Dişetlerim ve yanaklarım ağzımın içinde eziliyordu. Bu şapşalların hesabına göre. suçların en büyüğüdür. fiziksel ya da duygusal bir şey hissetmeksizin çektim. sonra onlara ve tekrar bana bakarak fikrini beyan etti: "Sen daha berbat görünüyorsun. Kenara indim. Beni. Omuzlarım erimişti. Makineli tüfekle resim yapan bir Pi-casso. Her darbede yüzümden havai fişek gibi kan püskürüyordu. İki kaili evin çatısına kadar yükseldi. Öyle sert yumruklar atıyordu ki. Bir ceset. 3: Bana bir son gürlüğü mü geldi. Yorulmuyordu. oyun hamuru gibi yoğuruyordu. İnfilak etmek üzereydim. Namlu'yu Fu'ya çevirdim. 5: Ringe fırlatılmış kanlı bir plaj havlusundan farkım yok. Tuvalet kağıdıyla yüzümü sildim. süngerleşmiş suratımdan kaydı ve bacayı ikiye böldü. Bu cinai masaj bitip de öbür dünyaya gittiğimde Bakanlık Heyeti'ndekilerin yalvar yakar benden af dileyeceklerine. Kıçından vuruldu mu havası iner. Daha doğrusu dondu. Müntekim'in gözleri de ağzı da aralıktı. sonuçların sebeplerini görmeme yetmiyordu. son bir maceraya atılarak araya girdiler. Fu. 0: Ve kafa üstü bahçeye çakıldı! Ceketimin sol kolu kopmuştu. Fukaralığın lağım deltasından. aşkımı onaylamadıkları için Heyet üyelerini ortadan kaldırdım." Az daha kahkahayı basıyordum. Fu tabancasını Müntekim'e uzattı. Rocky Balboa'nm ömrü boyunca yediği dayağı ben bir oturuşta yemiştim ve bu daha başlan408 gıçtı. Ne yani. 7: Kulaklarım feci çınlıyor. haydutluğun radyasyonlu yaylasına yükselebildim ancak. Şapa oturmuştum.Neptün'ün gölgesi aradan sıyrılıp kayboluyor. 6: Alt dişlerimin tümü sallanıyor. Hayretle izliyordum. dünyanın en hızlı işkencecisi. Heyet'in intikamını alacağı adresin burası olduğunu zannediyor.

Hayati'nin okka altına gideceği kesindi. bir yer altı çarşısında leşi seriliydi. Silah tutmayı ona ben öğrettim.. Ben bir katilim. Mars'ta yürüse yerde 100 dolar bulur. sağlık. Gazlayıp geçiyorum. ihlal. Kaosun fitilini ateşlemek için şebekenin başına geçme yi bekliyordum." Suratı tarihî bir mezar taşı rengin-deydi. düşündünüz mü?" 413 "He. Ona sımsıkı sarılayım. Herifçioğlu. trende pataklanmasını emrettim. Fuat'ı halletme işini de Turgut Rulet'e verdim. Dudakları titreyerek gözyaşlarına hazırlanıyor. Çocuk çetin ceviz. Neptün de afallamış vaziyette. pirenin ayağına gitmez. Korku düzenine itaat ettiğimiz için rehine. Bakanlığın Basın Müşaviri Fuat Atıf Tufa. Suç. İnanın bana. Vicdan azabı dolu kabuslar ile adı konmamış hasretler arasındaki istikrarsız yolculuğum tam gaz sürüyor. Halihazırda işleri ben yönetiyordum. işte bu kesin yenilgiyi neşeli hale getirmeyi umuyorum. bir çivi eksik olsa bu gavur krallık yıkılır. Eğitim. Ben. demir leblebiydi. Turgut ki dişli bir tetikçidir. Yaralarım ışık saçıyor. Ona yalan söylemek. Yaşamak ya da ölmek umurumda değil. Düşünmüyoruz. Aksi takdirde başkalarını da mortlatmak zorunda kalacağım. Yinede bir yetki karmaşası vardı. At. terör.. hem de varyetenin gazı kaçardı. soru sormak ve en korkuncu itiraz etmektir. Cehennemi boylamayı göze almış olmanın rahatlığıyla hareket ediyoruz. alışveriş. uzaylıların akıl hastanesidir. Deliliğin Defansı] Hayati Tehlike'nin. At. Beni idamlık bir cellat yapan ufak tefek kusurlarımı belki göz ardı eder? Şebnem. Hayati zaten her fırsatta bana koşuyordu. hakikat aleyhtarlığıdır. Sistemleştirilmiş ihlale angaje olmuş vaziyetteyiz." Mor on değilseniz. Hayati Tehlike. insanın olgunlaşmasını engelleyen sistemdir. böyle bir gezegende iyi olunamayacağını bilirsiniz. Zirveye varınca hapşırdım. Terör artık bireyin özne niteliğini açığa vurmak için yapabileceği tek eylem türüdür. Uygarlık disiplini denen şey. Kaçış artık intihar teşebbüsü havası taşıyan bir vazgeçiş ve terk ediştir. uyuşturucu ve sahte para dağıtacağım. Delilik artık düşünmek. benim nazarımda keçi sümüğü kadar değeri yok. çünkü deliyiz. Garajdaki Harley Davidson'ı çalıştırdım. Fakat bu işi dolambaçlı yoldan çözecektim. Sonra da Şebnemle buluşmayı denerim. "Sormamda sakınca yoksa. Dünya Savaşı'nın. Adamım Kurt Vonnegut'un da dediği gibi "Dünya. İntihara hazırlanan bir Japon kadar titiz çalıştım. Ben. Okullar tatil. Ülke deri değiştiriyor. Onu ilk gördüğümde. hatalarla dolu hayatımdaki en büyük hata idi. eğlence. İnsanlar birbirlerinin dertlerini kusur sayıyor. hiç kuşkusuz." "Yok. Ben. Harami tetikte... Teknoloji aptalların kötülük yapmasını kolaylaştırmaya adanmıştır.. Çevredekiler. benim suratım da artık tarihî bir mezar taşı rengindeydi. adının geçtiği her cümle nasıl da güzelleşiyor. Ve paranın satın alamayacağı şeylerin dünyasına geri dönüyoruz. kundaklama. kör adamın kör köpeği gibi işe yaramazdı. o ben miyim?" "Yok. İşleri kızıştırmak maksadıyla. ismiyle müsemma Nazım Izbandut'u taktım. Nefret ettiğim tek seksi kadın. Kız onu Enver Paşa diye tanıyordu.. hem çetede huysuzluk ve çözülme baş gösterirdi. Çağdaş meşruiyetin temeli. Amerika gibiyim. resmî kurum. Plan yaptım..tüyle balık yakalar.. Aceleye lüzum yoktu. Fabrika ve gemiler yanıyor. son düzlüğe giriyor. eğlence ve iş merkezlerinin havaya uçurulduğunu hayal edin. engerek dünürü. İnsan hayatına değer vermiyorum. Derken tepeyi kazasız belasız aştım. Fakat kendimi de. her nefes bizi ölüme yaklaştırıyor. Zira. Kurallara uymak. Şiddetlenen rüzgarda.] Vakit kaybetmeden kaçmalıyım. Hakikatten umudumuz kesildi. bere. aile. iletişim. holding. Trenle İstanbul'a geliyordu. güvenlik." Bu cevaptan sonra. borsa ve medya binalarının. Peşine. Şimdiyse bir 'Şahit'. Aşkı. dan diye indirir-sem. Hayati'yi ortadan kaldırmaya o anda karar verdim. şahsiyetsizleşmeye varır. çürük. Banka. bu yolla düzenin ömrüne ömür kattığımız için de teröristiz. Halbuki deliler kolay kolay şaşırmaz. Yokuşu tırmanırken bir de baktım sağdaki restoranın 410 önünde Neptün Petunya dikiliyor. şişlik ve morluğu birarada görmemişler. delilik ve kaçışın sunduğundan başka bir özgürlük seçeneği yok. GİB'den tescilliydi. 411 Ahbaplık ettik. kısacası sistemin her ana unsuru. iyilerin bilmediği bazı şeyleri anlamışlardır. iş. soygun ve adam kaçırmalarla tansiyonu yükselteceğim. Herkes silahlı. Ermişler gibi metropolden kaçıp tabiatla haşır neşir olmayı özendiren bir tek reklam göremezsiniz. Turgut'u pa- 92 . Bakanlık Heyeti'ni temizlersem. işimi de ciddiye almıyorum. Bir eli çantasının içinde. Suikast. Suç dünyasında rastlantılara sık rastlanır. Lakaytlık ve münasebetsizliğimize rağmen. Hayati Tehlike mi?" "He. hareketli hedefleri tutturamıyor herhalde. Nem serilsin. Yoksa şimdiye sırtıma yarım düzine delik açardı. Yılın ilk saatlerinde kendisine sordum: "Sizden sonra baba kim olacak.. yaralarım hızla kabuk bağlıyor. pirenin ayağına gitmez [Abidin Dandini] Kötüler. Tanıdığım en şanslı züppe. ahlaki değildir. Yedi hafta sonra. Hapishanede idman yapan mahkumlarız. inşallah melek oğlum büyüdüğünde bana benzemez. Suç artık cezalardan oluşan işleyişe direnmektir.. İhlal artık gayri insani sınırların dışına çıkmaktır. Ve özgürlükten kaçıyoruz. köleliğin şablonlarına uyarlanmış durumda. Domino etkisi doğuracak bir plan hazırlamalıydım. tüm insanlık ile benim aramda geçeceği kimin aklına gelirdi? Abidin Dandini'nin evinden Gerçek'imi alayım. Birey ise körkütük budalalığın bedenleşmiş halidir. Bu kadar çok yara. Gönül İşleri Bakanlığı'na müracaat etmiş ve avu-cunu yalamıştı. yoksul. Safkan Amerikan düldülünün haşat jokeyi. Cengiz Cingöz'ün başkanlık ettiği bir ekibi Ankara'ya yolladım. Çünkü boyun eğişin ürünü olan hiçbir iyilik. Güçsüz. bombalama. Izbandut'u trenden attı! Böylece onu da avcı kadrosuna dahil ettim. Denize düşse g." "Tam anlayamadım. Halka silah. yolu kanalizasyona düşmüş süs balığı kadar şaşkın. Yalnızca bir sonraki yalanı merak etmek bizi ayakta tutuyor. insanın kaybetmekte olduğu bir oyuna dönüştü. politika. Danvin'i yeni geçmedim. Veliahdı yoktu." "Peki. Neptün Petunya. Tersini de düşünebilirsiniz: Küresel kötülük sisteminin bir 412 parçası olduğumuz için otomatikman suçluyuz. Kıza kesik bir çocuk daha vardı: Müntekim Gıcırbey. [VVOODY ALLEN. Hiçbirini üretiliş amacına uygun kullanamıyorum. yirmi sene kadar önce arabasını sabote ettiğim Savcı Arif Tufa'mn oğluydu. birbirlerini dürterek beni gösteriyorlar. Hayati hakkında kendisinden daha çok şey biliyordum: Şebnem'e abayı yakmıştı. Yıllarca beraber çalıştık. anonim ve sahipsiz olmak bir imtiyaz haline gelinceye dek! Tüm ünlülerin vurulduğunu ya da rehin alındığını düşünün. Kendi kendime sırıttım: III. Oyunu hızlandıracağım. Atom Bombacıyan’ın dili düğümlenmişi i.kağıdı ve kağıt havlu. Motosikletimden daha göz alıcıyım. Hayat.

İnsan dostlarını seçemiyor. Abidin Dandini. basamaklardan sırtüstü düştü. tetiği çekti. kuvvetli ihtimaller eşliğinde çıkmıştım. Telefona bakayım derken az kalsın bir cipe tosluyordum. Operasyonu biraz daha budaklandırmak için.. Bukalemun'u azlettim. Hayvanat Bahçesi'ndeki malum hücumdan sonra. Gerçek son derece sakin. "Bak" deyip yırtık ceketimin yakasını araladım ve Colt'u gösterdim. 418 Leyla Kalahari. Şaşkın bakışlı oyuncaklar haricinde kimse yok. Olanları unutalım. Ecelin kozları güçlüydü. Saçı. iyi bir baba olamadım.. "Hayati'nin suyu ısındı" dedim. çalman aşkının. yoksa çocukla mı konuşuyorsun?" Ağzından uzaylı salyası akıyordu. Evet. Müntekim. Bahçe kapısı açıldı. sakalı. Dikenli tel yumağı çiğneyen bir canavar gibi sertçe yutkundum. Yine de çocuğa ihtiyacı olan himaye ve şefkati sunmayı deneyeceğim. Yaşlı gözleri." Başımı kapıdan içeri uzatarak seslendim: "Gerçeeek!" "Seni duyamaz. Zile bastım." Abidin Dandini.. Hulk'm tişörtü gibi parçalanmış. İnsan bazı şeylerin farkına ancak son nefeste varabiliyor: "Gerçek.." Abidin'in suratı dokuzu çeyrek geçiyordu. Odanın kapısını açıyorum. 1842-1914] Abidin Dandini'nin Rumeli Hisarüstü'ndeki villasının önünde motosikleti durdurdum. Cartayı çekmek üzereydi." "Tevazu sana hiç yakışmıyor. Mor gözlerim şişten kapanmış. Halimi de yadırgamamış görünüyor. Başından beri sersemin tekiydin. Tüm moleküllerim zaten hurdahaş. oğlum." "Ufaklıkla bir sorunum yok" tabancayı bana doğrulttu "benim işim seninle.." Namluyu görünce rahatladım. Şerif Şibumi de kandırılan kızının intikamını almak üzere Hayati'nin tepesine üşüşecekti. ■k ft * 416 Yavaşladım. Yola. uçak kazası geçirmiş zombiye benziyorsun. Sonra intikam ateşi kontrolsüz bir yangına dönüştü." "Geeerçeeek?" Koridorun sonundaki odadan herhangi bir cevap gelmiyor. Kanunsuzluk da iç dünyamı zenginleştirmedi pek. seni çok seviyorum. Abidin Dandini kapıyı açtı. uyumlu bir ikiliyiz.. kana susamış yeminli centilmenler tarafından kuşatılmıştı. Kanlı paçavralar içindeyim. değil mi?" "Bu bir tuzak soru mu. "Çocuğu bırak!" "Sakin ol Hayati. Masum Cici adlı seyyar bir cinayet çilingirine mıhlattım. Olaya bir de iyi tarafından bakmayı isterdim fakat. Hayati'yi Kubilay Bukalemun benim namıma izliyordu. benim hatalarımı tekrar edecek. fakat Leyla daima birinci. Daha ziyade." "Beni sen de anlamıyorsun. Fuat. Şerif Şibumi. Beş ay önce fotoğrafımı çektiği yere leşimi serebilirdi. Granada Gazinosu'nda şarkı söyleyen kuğu. içeri buyurmaz mısın?" "Hayır. intikam üçgeninde sıkışacaktı. Medüz gölgesi gibi bir çocuk. 415 Ne diyordum? Cesetlerle dolu bir nehirde yüzmenin tadına vardınız mı. merdivenden inerken "Abidin yapma!" diye seslendi. Başımı çeviriyorum. Hiçbir babanın görmemesi gereken bir sahneye bakıyordum. Sen ve ben. Saniyeleri sayılıydı. Ona derin bir muhabbet ve hürmet beslemiştim. "Lüks içinde yaşayan bir hortlak" diye düşündüm." "Çocuğa zarar verirsen. çoğu dâhi kendini anlama yeteneğinden mahrumdur. Hayati. büyüdüğünde protokol gereği öz babasının değil. Leyla Kalahari'yi gözünden vurdu! Ve namluyu tekrar hızla bana doğrulttu. Duvarın tepesindeki kameraya el salladım. Onun mandalina tozlarıyla bezeli ılık mermer yüzünü son bir kez görsem yeter. başka hatunlara da meyil verdim. biraz şey görünüyorsun. meleği ikna ettiği nerede görülmüş?. Abidin cidden kafayı yakmıştı.. Abidin Dandini her an bir kalleşlik yapabilirdi.. Böylelikle. Polisler de armut toplamıyordu. "Pekala" diyerek geniş ve uzun hole girip ta en uçtaki odaya doğru yürüdüm. Dünyanın bütün polislerini Beşiktaş rıhtımına yığabilirdi. Çünkü. Ben de şenliğin tadını çıkaracaktım." Abidin'in suratı. Gerçek. Sen bir dâhisin Hayati. öfkeli ağzıyla çelişiyordu. Abidin Dandini tek eliyle Gerçek'i belinden tutup kaldırmış ve diğer eliyle de çocuğun başına nakışlı Jericho'sunu dayamış! Donup kaldım.. Leyla'ya niyetimi çıtlattım: "Bombacıyan'ın tahtına oturacağım" dedim. diğerleri hep ikincilik için yarışıyorlar. Fakat ne yazık ki. Yan yana ilerlerken cipin şoförüyle bakıştık. Geride. Şebnem'e "Barbaros H." Sertçe sordum: "Çöp kamyonundan düşmüş gibi mi görünüyorum?" Küstahlığımı anlamazdan geldiğini belirten bir yavaşlıkla "Yo.." Leyla Kalahari. 3 dakika önce. Jeri-cho 941'in mermisi. Motosikletten indim.414 ketleyip toprağa verdik. kanımı benzin gibi tutuşturmuş! u. Fuat ile Müntekim eski dostmuş meğer. "Nefes tüketerek zaman kazanamazsın Hayati.. İşi bırakacağım zaten. Konuşarak halledebiliriz. "Gerçek'in ailesi biziz" dedim. Ben hiçbir şey istemiyorum. biliyorsun. Neye uğradığını anlayamayan Hayati. Ne de olsa Leyla. Saat 4'te" şeklinde bir mesaj yolladım. diken üstündeydim. Kim bilir o benim hakkımda ne düşündü? Telefonum-daki isimsiz mesaj şuydu: "Abidin seni öldürmeye çalışıyor." Bağışla beni. "Silahımı al. "Bjrson sözündü. Şimdi ölü bir sersem olacaksın.. O benim hayatımın kadını. Bombacıyan işi sana devredecek. Giysilerim. Ilık ve müstehzi bir gülüşle "Hoş geldin. Ezel Zelzele denen Özel Kalem Müdürü olacak çakalı. Çocuk kor-kabilir. nehir kurusa bile cesetsiz duramazsınız. "İndir silahı. şaşırtıcı bir sükunetle cesede bakıyordu. Hayati'yi takibe koyuldu. Benimse dünya babalık sıralamasında ilk 2 milyara girmem çok zor. katledilen Bakanlık Heyeti'nin. bu yaptığın son hata olur. öyle demek istemedim Hayati. Onu sakinleştirmem gerekecek muhtemelen. İzin ver gidelim " Bakanlık Heyeti'ni de sen katlettin değil mi? Gerçekten su katılmamış bir psikopatsın.. öldüğünü bilmek yeterli olsa gerek. Hayati'nin tabanına hangi sakızların yapıştığından beni haberdar ediyordu. Onun da yüzü yumruk izleriyle doluydu. Hürriyet gazetesinin spor sayfası gibi karmakarışıktı. Gerçek'e Leyla bakıyor. Gerçek'i almaya geldim. Taraçaya çıktım. merdivenlerden hızla inen Gerçek'in ayak seslerini ve "Baaabaaaaa!" diye haykırışını duyuyorum.. Beş yaşında olmasına rağc 417 men bir yaşındaki bebek kadar korkusuz. Paşa'nın yanında bekleyeceğim. Zelzele'nin gebermesi kimseyi ırgalamadı. Oğlumun karşısına bu halde çıkmamalıyım. Bıçak sırtında. Çocuğumu ver. İki sakızı birbirine değdirmeden çiğnemek Bir adam hakkında.. sincaba fil tasması takmış olacaksın. Kendimi kartalın pençesinde uçan tavşan gibi hissediyordum"Beni vurursan. [AMBROSE BIERCE. Tıklatmak için elimi kaldırdığım anda. Oysa beni vurmak üzereydi. Bu tür düşünceler zihnimin mikserinde karışırken cep telefonumun mesaj sinyali öttü. Şebnem'in babası Şerif Şibumi forslu bir polis eskisiydi. Kenetlendiler. İçeri girdim. Tabancanın kabzasını biraz daha sıktı. bıyığı farklı kafalardan derlenmişti. Arka odada oynuyor.. saniyede 500 metre hızla alnıma yaklaşıyor! * -jc * 93 . Eşkıyanın..

Sildim. Evimin önünde mahşer provası yapılıyordu. Şimdi hakikatin meteor yağmuru başlayacaktı. Saat 15:57'yi gösteriyordu. Şebnem'i kaybetmek istemiyordum hepsi bu. heyet üyeleri katledilen Gönül İşleri Bakanlığı’nın basın müşaviriydi. Saçları taradık. Şebnem arkada. ölürsem sempati toplayabileceğimi umuyorum. deniz. Çoktan çivisi çıkmış dünyam... Güneşin voltajı yükseldi. Size de öyle oluyor mu? "Şebnem'e merhaba de Gerçekçiğim. arabalar. "Adım. beni şifalı bir sarhoşluğa taşıyordu. Gerçek'e bir izahta bulunmak istiyordum fakat ne diyeceğimi bilemiyordum: "İyi misin?" Başını evet manasında salladı.. öldükten sonra bile altı ay gülebiliyorlar" demişi i. Nefes alabilmek için intiharın eşiğinde durmam gerekiyordu. Oğlum ile sevgilimin belime dolanan elleri beni hayata bağlıyordu. Şebnem'in gaileli gönlüne sığmıyordum. 1901-1968. televizyonda haber bülteni başladı: "Ünlü gangster Abidin Dandini ve birlikte yaşadığı Leyla Kalahari. Katlanılabilir ıstıraplar peşinde koşmamız bundandır. Ali Hadi Bara [1906-1971] ile Zühtü Müridoğlu'nun [1906-1992]. Canıma can katılabilirdi. Ve konuşarak anlaşmayı imkansız kılan bir ittifak içindeydik. dünyadaki yerime ve hayattaki amacıma yaklaştığımı seziyordum. Güvenlik tedbir ve garantiden yalıtılmıştım. "Merhaba.. Damarlarımda bir galon adrenalin dolaşıyordu. ikindi turuna çıkmıştı. cehennemdeki mezuniyet töreniydi. Kıyısında yaşadığım kan gölünde Şebnemle mehtap sefası yapabilecek miydik? Karamelli dondurma rengi güvercinler." Ruhiye Ruhan [Müntekim Gıcırbey'in ev sahibesi]: "Bunun olacağını biliyordum. Bu bir hayat-me-mat randevusuydu. Başkalarının hataları ve zaafları sayesinde başarı kazandım hep. Üsküdar İskelesi'nin çaprazında bir polis arabası gözüme ilişti. aşk ile intikamın." Haber metni okunurken. tanışıyoruz. Gerçek'i heykel ile aramda tutuyordum.. Birazdan. fakat böyle olacağını bilmiyordum. yani üvey babam "Zengin ve mı ulu insanlar. alev almış kaplanlar gibi haşmetli görünüyordu. Aslında yakalanmaktan ya da öldürülmekten korkmuyordum. Kan dolan ağzında nar taneleri gibi parlayan dişlerini gösterip devrildi. Prenses beni sivri topuğuy-la ezebilir ya da öpücüğüyle kutsayabilirdi. Geri kalan herkesin sivil polis olduğundan şüpheleniyordum. Şebnem'i bana yasaklıyordu. Gerçek'in elini hafifçe sıktım. Hoş geldiniz beş gittiniz derken. Yalanlarla lekelenmiş bozuk sicilim beni aşk oyununun dışına itiyordu. Bir güzel yıkanıp paklandık. n'oldu size?" Kaza geçirdiğimi söyledim. Po420 lisler. Bahardan bir fırt çektim. Aşkı yitirme ihtimali. Gerçek. Savaşmazsam Ayıp Olur\ Mermi. Kadın altı aylık hamileydi. cinayet zanlısı olarak aranıyor. Yapraklar. iki sakızı birbirine değdirmeden çiğneyebilmek beni gururlandırırdı. soğuk damgalı pula benzeyen bir fotoğrafım ekranın sağ üst köşesini süslüyordu. mermiler ona değmesin diye. Atatürk'ün doğduğu eve benzeyen bir kafeterya binasında sandviç yiyip meyve suyu içtik. Bir keresinde babam. Kozmostaki ahenge bedava bilet bulmuştum! Tam burada. Öksüz yavrum. Koşarak boynuma sarılan Gerçek'in burnu kanıyordu. bu heykelleri yontmada nasıl bir işbölümü yaptıklarım hep merak etmişimdir. gözlerimin araşma 5 santim kala durdu. Hangi musluğu açsam para akıyordu." Gözleri deniz faciası fotoğrafı gibi hem karmaşık hem durgundu. olay yerlerinden canlı görüntüler aktarılıyor. cenaze levazımatçısmm kefen kreasyonuna daha bir yaklaştığımı tahmin etmeliydim. Çocukken. "Yavruma nasıl kıydılar!. melekler kadar güçlüydü. Motosiklete sığıştık. Mutfakta saklanan hizmetçi olsa gerekti. Motosikletle meydana indik. önceki gün meydana gelen Abdülcabbar Turabi cinayetinin de bu yeni olaylarla ilgisi olabileceği kaydedildi. Yine de şansımızı deneyecektik. Devletin nazik reddi. Bu da oğlum Gerçek. Yine de kainatın tasarımında kalbimi inciten bir şeyler vardı. Kader'e telefon ettim: "Bir maniniz yoksa. Barbaros Hayrettin Paşa'ydı. görünmez bir süpürgeyle bir o yana bir bu yana sürükleniyordu. Meçhule doğru hızla yol alırken.. tia? 419 Kainatın derinliklerinde yankılanan silah sesleri Aşkın tanımı yoktur. Ihlamurdere Caddesi'ndeki Küçük Hamam'a gittik.. kalbimin paslı turnikesinden geçecek miydi? Beklemek. Bu civarda bana güven aşılayan tek kişi. Kanlı elimle oğlumun başını okşadım. Sahile paralel sokaklardan Beşiktaş'a doğru ilerliyorduk. Hayati Tehlike. Saat 14:25'ti. Şebnem. Kocası ise doğurmak üzere gibiydi. Rumeli Hisarüstü'nde öldürüldü.Fanilik de. Ölüm tehlikesi. gafletin renkli köpüğüdür. Ve iskeleye devrilen anonim yolcuların arasında Şebnem'i gördüm. Gözeneklerim açıldı. Reyhan Horanta [Fuat Atıf Tufa'nın annesi}: "Fuat harika bir çocuk. Havada dönüyordu. Asıl dert ile çektiğimiz acılar pek örtüş-mez. Fuat Atıf Tufa. Doğrusu bunu hiç beklemiyordum." Üçümüz de şaşırmak için fazla yorgunduk. Tehlike. canımdan olma ihtimalinden daha ölümcüldü. İnanarak söylenmiş yalanlar haricinde pek az doğru var. umut ekip sevinç biçmek için elverişli bir arazi değildir. Hüzün şeklinde tezahür eden bir alerjiden mustariptim. Silahı belime taktım. ayrılık ile kavuşmanın kesiştiği risk noktasmdaydım. Eşi görülmemiş bir biçimde hayatımı kurtarmıştı." Doğruyu söylerken tüm evren'in desteğini hissediyorum. ancak kanıtları vardır. Hayat ile ölümün. sonsuzluk da insana ağır gelir. Beşiktaş Meydan Savaşı patlayabilir ya da Şebnem'in tasdikiyle ömrümde yeni bir sayfa açılabilirdi. Gerçek ikimizin arasındaydı. Bir butikten giysi satın aldık. Grand Grave'in dokuzuncu katından düşmekle gelen şanstan yeterince kuşkulanmadım. Tertemiz giyindik. Kan tüneline dönen koridoru geçtik." Şebnem. 94 . İsmail çok sevinecek!" Kader Güler-lnşallah'm Merter'deki dairesine vardık.. Kainatın derinliklerinde silah sesleri ve aşk şarkıları yankılanıyordu." Metanetli görünüyordu. Bir hamlede Colt'u çekip Abidin'i sağ yanağından vurdum. Enseme dürbünlü tüfeklerin ardından bakan polislerin nazarı değebi-lirdi. Hıçkırarak ağlayan bir kadın sesi duydum. Sabah yataktan kalkarken uyanmayı unutmuş kalabalık. Sevinçten. İstanbul Emniyet Müdürlüğü'nden yapılan açıklamada. Yaylım ateşi başlarsa. yüzümdeki morluklara bakarak sordu: "Hayati Bey. 1944'ten beri ayakta bekleyen Barbaros Hayrettin Paşa ve iki levendin yanında dikildik. yeniden sallanmaya başlamıştı.. buğulu bir ifadeyle Gerçek'e gülümsedi: "Biz. Onu kucağıma aldım. Ve çıktık. risk ve musibet kuşağındaydım. Hayati Tehlike. Şimdiyse. Gerçek'i motosikletin önüne oturttum. Dandini'yle aynı organize suç örgütüne mensup olduğu bilinen Haya422 ti Tehlike'nin Arnavutköy'deki evinde ise eski aktör Onat Kaplan ile Müntekim Gıcırbey ve Fuat Atıf Tufa'ya ait olduğu belirlenen cesetler bulundu. Şebnem'e ilk yalanımı söylemiştim. Zira insanın kaybettiği ile bulduğu şeyin aynı olması imkansızdır. Kader." İçli içli ağlayan kadın şok geçiriyordu. Aşk dediğin. Leyla Kalahari'nin evinde. Aşkımın en canlı kanıtları ve en belagatli şahitleri cesetlerdi. ben ve bir arkadaşım ziyaretinize geleceğiz?" "Şeref verirsiniz. Yola koyulduk. Şakağını öptüm. 421 Meyve aromalı sevgilimin her adımı. tüm yaralarım kapanıyordu. [BENEDETTO BUSCETTA. Gerçek'in telekineük gücü devredeydi. binalar parıldadı. Calvin Klein çamaşırların üstüne Gucci takım elbise giydikten sonra. Mikrofon uzatılan kimselerin ekranda isimleri yazıyordu.

Kader ve İsmail. Hediye Hüthüt. cin Jajha. 424 r MİSAFİR SANATÇI ERSİN KARABULUT "Öldürdüğüm insanlarla iyi arkadaş olacağımızı düşünmüşümdür hep. kahve? Arzu ederseniz yemek hazırlayayım?" "Kahve" diyorum. olağanüstü bir enerji saçıyor. korku. Oysa insan hayatı tek ömre sığmaz. Mübeccel Ecel.. kırık dökük gülümseyerek soruyor: "Ne içersiniz Hayati Bey? Çay.Recai Gıcırbey [Müntekim Gıcırbey'in babası]: "Benim oğlum sağlam pabuçtu." Gözyaşları. Tarih öğretmeni dilber Şebnem Şibumi." Ölümlü dünya şen şakrak dönüyor. çaresizlik ve sarsaklık taşan bir ifadeyle bakıyorlar." NandaMoyi [Fuat Atıf Tufa'nm Hint asıllı sevgilisi]: "Fuat'la görüşebilmek için Güney Afrika Cumhuriyeti'nden geldim. Padişah yorganları satıcısı Enver Paşa. Korkma Ben Varım'ın her sayfası sürprizlerle dolu. Aşk. yalnızlık ve şiddetin ustaca harmanlandığı roman. hıçkırıklar eşliğinde kesik kesik akıyordu... Ve hiçbir şey güzel bitmez. elleri dizlerinde. Uçan Kız. intikam.. Mr. Korkut Üneli [Onat Kaplan'ın oyuncu arkadaşları]: "Kalp krizi diyorlar fakat buna inanmak zor. Abdulcabbar.. şoke edici bir roman daha. Ben sadece inceleme için buradayım. Sabrı Tomruk.. Ozan Taraz.. "Bu kitap karnaval sırasında başgösteren bir bombardımana benziyor. Leyla Kalahari ve diğerleri.. papağan Huduni. Şerif Şibumi [Eski Üsküdar Emniyet Müdürü]: "Yorum yok. Abidin Dandini. Onunla evlenecektik. Ruhîye Hanım." MURAT UYURKULAK İLETİŞİM 1427 ÇAĞDAŞ TÜRKÇE EDEBİYAT 201 ISBN-13: 978-975-05-07 M 1 9789750507144 Murat Menteş _ Korkma Ben Varım 95 . Öldürüldüğünü öğrenince yıkıldım. Teşekkür ederim. Spock." Gözlerine kan oturmuştu. 423 Sesi titreyen Kader. Gönül İşleri Bakanlığı'nda basın müşaviri dövüş ustası Fu.. Katilinin derhal yakalanmasını istiyoruz. Durali Kuloğlu. hızlı.. taş kesilmişler. dostluk.." Dublörün Dilemması'nın yazarından komik." Şaşkın ve üzgünler. "zahmet olmazsa. Başkalarının intikamını alarak hayatını kazanan Gıcırbey.. Dul gangster Hayati Tehlike. Atom Bombacıyan.

Master your semester with Scribd & The New York Times

Special offer for students: Only $4.99/month.

Master your semester with Scribd & The New York Times

Cancel anytime.