Murat Menteş _ Korkma Ben Varım Murat Menteş _ Korkma Ben Varım KORKMA BEN VARIM MURAT MENTEŞ

MURAT MENTEŞ • Korkma Ben Varım MURAT MENTEŞ İstanbul'da doğdu. Bisiklet tamiriyle uğraştı, ufak tefek sihirbazlık numaraları öğrendi ve amatör olarak boksla ilgilendi. Yediği yumruklar dayanılmaz raddeye gelince, ringlere veda edip şiir yazmaya koyuldu. Yayınevi, dergi, gazete, televizyon gibi yayın kuruluşlarında çalıştı. Metin yazarlığı yaptı. Korkma Ben Varım, Dublörün Dilemması’ndan [2005, İletişim Yayınları] sonra ikinci romanı. İletişim Yayınları 1427 • Çağdaş Türkçe Edebiyat 201 ISBN-13: 978-97S-05-0714-4 © 2009 İletişim Yayıncılık A. Ş. 1. BASKI 2009, İstanbul KAPAK VE ÇİZGİ ÖYKÜ Ersin Karabulut UYGULAMA Hüsnü Abbas DÜZELTİ D.Üzgün BASKI ve CİLT Sena Ofset Litros Yolu 2. Matbaacılar Sitesi B Blok 6. Kat No. 4NB 7-9-11 Topkapı 34010 İstanbul Tel: 212.613 03 21 İletişim Yayınları Binbirdirek Meydanı Sokak İletişim Han No. 7 Cağaloğlu 34122 İstanbul Tel: 212.516 22 60-61-62 • Faks: 212.516 12 58 e-mail: iletisim@iletisim.com.tr • web: www.iletisim.com.tr MURAT MENTEŞ Korkma Ben Varım Misafir Sanatçı ERSİN KARABULUT İletişim

Bu kitapta anlatılan olayların hepsi gerçektir, fakat hiçbiri henüz cereyan etmemiştir.

İÇİNDEKİLER İki yarayı birleştiren yara.......................................................................................13 FU................................................................................................... ........................................19 Tabut filosu............................................................................................... .......................21 Telefonda nakavt............................................................................................. ............25 Ejderi boyamak......................................................................................... ....................27 Yirmi yıl sonra doğan ikiz kardeş.....................................................................31 Kayboluş seferi [Lalita Lal].................................................................................33

Adamın kılına zarar vermeden kellesini uçurmak................................34 Kudurmuş yamyamların çiğköfte partisi.....................................................37 Ankara'yı yüzerek geçmek...................................................................................40 Aptallar daima ömrünün baharındadır [Ezel Zelzele]........................43 Kılıcını baston olarak kullanan Samuray....................................................47 Senin emsallerin cennette gezer.....................................................................50 Nafile filinta.............................................................................................. .......................52 Korkma ben varım.............................................................................................. .........54 Kendini benim yerime kucakla..........................................................................56 Ceninin uçan tekmeleri [Reyhan Horanta]...............................................60 İçimdeki hayvan, içimdeki çocuğu yiyor....................................................65 Canavar sakızı ağzımda.......................................................................................... 68 Çiy tanesine çakılan jet uçağı [Turgut Rulet]........................................69 Katiller cinayetten sonra derin bir uyku çeker......................................73 İnançlarım gereği, bazı şeyleri tadında bırakıyorum..........................76 Tam anlamıyla eh [Mr. Spock / Korkut Üneli]......................................79 1970'lerde Allah bizimleydi [Mr. Spock/ Korkut Üneli]...............81 Korkut'un Mübeccel'e faydası yok [Mr. Spock / Korkut Üneli].........................................................................86 Sana dün Kocatepe'den bir baktım Aziz İstanbul................................92 Mortoları en iyi moruklar anlar.......................................................................101 "Sensiz gecelerde hep tabancayla uyurum".........................................109 GICIRBEY..................................................................................... ..................................117 Siperdeki zürafa.............................................................................................. ...........119 II. Abdülhamid, Sherlock Holmes vartasını nasıl atlattı? [Huduni]......................................................................................... .........................125 Sahibini omzuna konduran kuş [Huduni]................................................139 Erkeğin kalbine giden yola mayın döşemek [Kevser]....................141 Ecelin paratoneriyle toprağa iletilen yıldırım aşkı [Huduni]......144 Onun etlerini kanına doğrayacağım!..........................................................147 Gökyüzündeki bir kuşu köşeye kıstıramazsın......................................152 Mezardan şartlı tahliye........................................................................................15 5

1

Zorla denize sürüklenen kara kaplumbağası.......................................158 Ben, Mehmet Ağa'yı sarı çizmesinden tanırım [Recai Gıcırbey]........................................................................................ ........163 İntikam ittifakı............................................................................................. ..............168 Güzel kokmak sevaptır........................................................................................1 74 Bütün bitkiler şifalıdır [Ruhiye Ruhan].....................................................178 Arşimet Kanunu'nu yazsam yeniden..........................................................181 Dünya benden saklanabileceğin kadar büyük değil!......................186 Herkes hak ettiği cezayı bulsa dünya altüst olur.............................190 Gözyaşı tabancası......................................................................................... ...........196 Resmî romantizm...................................................................................... ...............197 Zamanda yolculuğa ömür yetmez................................................................198 Sevgilisini düşmanlarının arasından seçmek [Balkan Balkır]... 201 Laboratuardan kaçan virüs................................................................................204 Sır yalansa daha hızlı yayılır.............................................................................205 Ecelin uçurtması yükseliyor.............................................................................210 Kaderin elindeki ustura........................................................................................212 Peygamber'in kedisi [Nefertiti].....................................................................216 Kanla gargara [Abdülcabbar Turabi].........................................................220 Gözlem yapıp tahmin yumurtlayan robot.................................................225 Kafa kopunca tıraş biter.....................................................................................228 ŞİBUMİ.......................................................................................... ..................................233 Uzay gemisi şeklindeki bulutların altında...............................................235 Kupon karşılığı aşk................................................................................................. 239 Kurşungeçirmez yorgan.......................................................................................242 Sen cennete gidince, cennet daha güzel bir yer olacak..............247 Tuhaf adamlar, acayip koşullarda lazım olabilir.................................252 Korkma ben varım - II [Leyla Kalahari]....................................................256 Öyle aptalca ki, kızların aklını başından alıyor...................................260 "Siz hiç sabunluyken ağladınız mı?"..........................................................263 Süpermen'le aynı berbere giden garsonlar............................................267

Kumruyla burun buruna gelen uskumru..................................................269 Uyuşuklar yardımseverdir, asalaklar sıcakkanlı, dalkavuklar alıngan....................................273 Azrail'in karşısında sakız çiğnenmez........................................................281 Her polisin içinde, tutuklaması gereken bir suçlu vardır [Şerif Şibumi]........................................................................................... ...........288 Yeryüzüne serilen palto.......................................................................................293 EK: Müntekim Gıcırbey'in okunmamış mektuplarından birkaçı...................................................294 Alevleri görmezden gelerek yangını söndüremeyiz..........................294 Aşktan kaçış varsa bile kurtuluş yoktur.................................................297 Kalbin darmadağın olunca, kafan da karışır.........................................299 Rüyanda başrolde değilsen, kabus görüyorsun demektir...........301 Yalnızlık deliliğin hammaddesidir.................................................................303 TEHLİKE....................................................................................... ...................................305 Bu dünyaya yaşamaya gelmedim.................................................................307 Kainat kestirmelerle doludur...........................................................................309 Kardanadam katliamı........................................................................................... .315 Sen cehenneme gidince, cehennem daha kötü bir yer olacak...........................................................315 Uzayda her namlu tetiğin emrinde...............................................................321 Atom Karınca Duası [Atom Bombacıyan]..............................................329 Damadın son yolculuğu........................................................................................ 333 Kabus görürken hayal kuramazsın...............................................................334 Gaipten gelen ıvır zıvır..........................................................................................342 İncele incele iltifata dönüşen hakaretler................................................343 Aptal gibi görünmeyi göze alırsan, mucizeleri ucuz atlatırsın..346 Bütün günahlar para kaybettirir....................................................................349 Hayaletin kaza sonucu ölümü.........................................................................351 Rodeo yapan terli cüce palyaço....................................................................356 Yalanlarla bir yerlere gidebilirsin fakat geri dönemezsin............359 Babam, havadaki uçurtmayı nasıl satın aldı? [Gerçek Tehlike].......................................................................................... .....362 Gökkuşağının üstünden geçen balon [Neptün Petunya].............366

2

Yılan ile oğlağın telefon konuşması............................................................371 Bir şapkayı beğenince kafana çiviyle çakıyor musun?.................376 Godzilla diyeti............................................................................................... ..............379 İstikbal zamanın dışındadır...............................................................................381 Hayvanat bahçesinde insan avı.....................................................................384 Baharı müjdeleyen polis helikopteri...........................................................389 Fatiha ruhun gıdasıdır.......................................................................................... .393 Otuz yaşındaki bebek............................................................................................3 96 Tamir edilirken buharlaşan gemi...................................................................404 Şampiyon Ninja'nın rekor denemesi...........................................................405 At, pirenin ayağına gitmez.................................................................................411 İki sakızı birbirine değdirmeden çiğnemek............................................416 Kainatın derinliklerinde yankılanan silah sesleri...............................420 Katmerli zakkumların üzerine tükürdükten sonra... [Eduardo Mendoza] ... katillere özgü kendini beğenmişlikle çekti silahını [Daniel Pennac] ve şarjörü boşaltıncaya kadar ateş etti. [Amelie Nothomb] İki Yarayı Birleştiren Yara Ölümden korkuyorduk, çünkü insandık, [JERZY KOSINSKI, 1933-1991] Bengal kaplanı, sevgilime yiyecekmiş gibi bakıyordu. Esneyen kaplana dublaj yapıyorum: "Voarg, güzelliğiniz dişlerimi kamaştırıyor küçük hanım." Şebnem'in, gülümsediğinde 'U' harfine benzeyen ağzı, yanaklarında beliren parantezlerin içinde kalıyor. Gökyüzünde dolunayı andıran, pudralı bir kış güneşi. İki cihan aşkım Şebnem'in jelibon dudaklarının arasından çıkan buhar, bana hayatın özü, özeti gibi görünüyor. Nefesi, ancak rüyalarda işitilebilecek türde bir ninni. Parmaklarının muzlu gofret zarafeti beni mayıştırıyor. Gri, yeşil ve mavi karışımı, kestane irisi gözlerinde 'patlayan şeker' kıvılcımları. Soyulmuş elmadan yontulmuş bir yüz. Burnunun üstünden geçerek yanaklarını birleştiren çiçek tozu çiller, kanatları açık bir kelebek etkisi uyandırıyor. Saçları, gül şerbetiy-le boyanmış kızıl ipek. Aşk insanın sadece psikolojisini ve kimyasını değil; tarihini, müziğini, coğrafyasını, edebiyatını, fiziğini, beslenme çantasının içindekileri, hayat bilgisini de değiştiriyor. Büyük dedem, zamanında, bir dilberin aşkından aklını kaçırmış, sonra da İstiklal Harbi'ne katılıp şehit olmuş. Şebnem'e bakınca, damarlarımdan bir çılgınlık akımının geçtiğini hissediyorum. Kaplan departmanından akbaba kafeslerine yöneliyoruz. Burası, şehir merkezinin uzağında, kocaman bir hayvanat bahçesi. Teleferikle tepeye çıkıyor, sonra aşağı doğru geze toza iniyorsunuz. Ağaçlara yerleştirilmiş hoparlörlerden Loituma'nm levan Polkka şarkısı yayılıyor. Kabanımın cebindeki mücevher kutucuğunu yokluyorum. Evlenme teklif etmek amma zor iş. Teleferikte baş başayken,

içimden binlerce kez "Evlen benimle Şebnem" deyip cebimdeki kutuyla oynadım. Boşuna. Kaplanın huzurunda da yeterince konsantre olamadım. Akbaba kafesinin önü, hayırlı bir iş teklifi için pek ideal bir yer sayılmaz, haksız mıyım? Rakunlar, develer, tavuslar, yaban domuzları, ayılar, goriller, tavşanlar, foklar, aslanlar, midilliler, tilkiler, flamingolar, gergedanlar, lamalar, zebralar, kurtlar, papağanlar, kangurular... Hiçbiri, tarihî bir an'a tanıklık etmeye hazır görünmüyordu. Hayvancağızlar zaten mahpusluktan akıllarını oynatmışlar, bana tezahürat yapacak mecalleri yok. Yağmurun baskınına uğradık. Gürül gürül yağıyor. "Hemen bir gemi bulup hayvanları toplasam iyi olacak" diyorum. Şebnem şakır şakır gülüyor. Bir sarayın tavanından sarkan ve pervane gibi fırıl fırıl dönen kristal avizeler düşünün. Yağmur, etraftaki tek tük ziyaretçileri adeta siliyor; görevliler de dahil herkes kantine doğru koşarak kayboluyor. Hayvancıklar da kuytulara, köşelere sığmıyorlar. Biz, alçacık bir duvardan dışarı sarkan salkımsöğüde yanaşıyoruz. 11 Duvarın öbür tarafında bir grup penguen, yarışma jürisi gibi toplanmış bize bakıyorlar. Yolun üzerinden renkli bir yağ akıyor. Hayal ile rüya arasındaki mahmur boşluktayız. Hızlanan yağmurun şakırtısından güçlükle duyulan şarkı, kulağımdan içeri neşe sızdırıyor. Cebimdeki kutudan yüzüğü alıp avucumda saklarken "Mikail, göğün soğuk su musluğunu gene sonuna kadar açtı" diye söyleniyorum. Şebnem'den şimşek güzelliğinde bir kahkaha. Terk edilmiş bir okyanusta baş başa kalmış iki balık gibi sarhoşuz. Tek taşlı pırlanta yüzüğü, özenle tutarak Şebnem'e uzatıyorum: "Sana sırılsıklam âşığım Şebnem, benimle evlenir misin?" Müstakbel gelinimin yüzünde göz kamaştırıcı bir gülücük beliriyor. Şeffaf elini yavaşça kaldırıyor. Tam o anda, başparmağımla işaretparmağım arasındaki yüzüğün içinden bir mermi geçiyor! Vınnn! Sırtından vurulan bir penguen, nar taneleri saçarak infilak ediyor! Bum! Silahlı iki adam, yokuşun başından bize doğru koşuyor! Niyetleri ciddi, her hallerinden belli. Derhal, Şebnem'in bileğini kavrıyorum, var gücümüzle kaçıyoruz. Duvarın bitiminden sola dönüyoruz. insan ile tabiat, gene ayrı dillerden konuşuyorlar: Mermiler, yağmurun içinde metalik ve yatay bir başka yağmur olup yağıyor. Tam anlamıyla nefes kesici... Titreyen bir göledin kıyısında kıpırdamadan poz veren, gözü yaşlı Nü timsahının kuyruğundan bir kurşun sekiyor. Başını paçavra bulutlara gömmüş zürafa boynundan, yüksek kafesindeki tünekte pusmuş olan kaya kartalı göğsünden vuruluyor! Güzelim postunda siyah bir delik açılan Iran leoparı yana devriliyor! 15 Dünyanın dört bir yanından getirilerek burada hapsedilmiş tüm hayvanlar feryat figan ediyor. Havuzun üzerindeki ahşap köprüden geçerken, kırmızı gagalı siyah kuğular bize acıyarak bakıyorlar. "Burada kurda kuşa yem olacağız" diye düşünüyorum. Sürüngen akvaryumlarının sağlı sollu sıralandığı ışıklı, sıcak bir tünelden geçiyoruz. Ardımızdaki maratoncu katiller, akvaryumlara kurşun delikleri açarak koşturuyorlar. İguanalar, bukalemunlar, çıngıraklıyılanlar... hiç istiflerini bozmuyorlar. Galiba hepsi sağır. Tünelden fırlayıp yağmura daldığımız anda sağ omzumu sıyırıyor bir mermi ve gök gürlüyor. Gövdeleri, yağmuru sünger gibi emen devekuşlarının saçaklı kirpikleriyle gıdıklanarak, kafesle duvar arasındaki daracık

3

omzumdan akan kana parmak uçlarıyla hafifçe dokunuyor..... bu adamlar bizi öldürecek!" Son sözlerime şerh düşüyorum: "KORKMA BEN VARIM!" 17 Tabut filosu Okyanus da nihayetinde balıkların çişi değil midir? [WANG VVEIHUI. boynumuza dolandı. dileklerin çabuk gerçekleşir" diyerek olduğu yere oturuyor. sadece sıyrık" deyip gülümsüyorum. Açıklarda beliren dev dalgalar çığ gibi büyüyerek hızla kıyıya yaklaşıyor. minyatür bir koy'un ucundaydım. Fişekli poyrazın güttüğü katran. Evrensel Vesvese] Eski bir Çin atasözü der ki "Kıyıya vuran ejderha. Çift kişilikli tabiat aniden durulup dinginleşiyor. Şebnem. ben de kafamı bir o yana bir bu yana çeviriyordum. sirkteki disiplin de yoktu. sudan masamızın öbür ucunda Eşrefiyye Şeyhi Allah Dostu Muhsin Efendi sandal ya da sandalye işlevi gören tabutuna bağdaş kurmuş. Kainatta çıt yoktu. 1(» Galerinin kapısı. hangi rüyada görülmüş?! Hatip Halilullah Efendi: "Ben tam sol gözümden vuruldum Fu. çalkantılı tebessümleri ve itimatlı kıpırtılarıyla tabutlardan inip koy'un etrafında sıralanıyorlar. sakallı ihtiyarların Hint Okyanusu'nda işi ne? Dalgalar tuhaf bir biçimde yatışıyor.. gümrük polisi ağzıyla ho-murdanıyorum: "Ne işiniz var burada?!" "Sakin ol Fu" diyor Şazeliyye Şeyhi Oruç Bey. kurumaya bırakılmış." Oruç Bey: "Yedi kişiydiler. deminden beri çocuklar gibi fısıldaşıp didiştiği Filozof Feridun Bey'e nedense "Sen ne diyorsun be Freud? Benim. Açıyorum. apardı canımızı. Cüce maymunların ocağına düşmüştük. arkadaşlarını çağırıyorlar. Koy'u toplantı masası gibi kullanıyor. diğeri ona yerdeki ıslak ayak izlerimizi işaret ediyor. Okyanus. Maymunlarla birlikte ben de kapıdan giren tabancalı iki adama bakıyorum. Biri gözleriyle etrafı tararken.. "Ben iyiyim. Ellerinde makinalı tüfeklerle toplantı salonuna daldılar!. tepedeki kanallardan geçerek." Aklım başımdan gidiyor: "Öldünüz mü?! Hepiniz mi?" Başlarını "evet" anlamında hafifçe sallıyorlar." Üstat Şair Selman Elma: "Çirkin maskeler takmışlardı. alt dişlerimi.. Şemsiye büyüklüğündeki yaprakların arkasına saklanıyoruz.. Tabutların üzerinde dikilmiş pir-i faniler kıyıya çıkacakken." Mevlevi Yahya Efendi: "Kurşunlar gövdemize saplanırken güçbela. ne 23 karpuzu? Kanımız tutkal gibi aktı! Halat olup kolumuzu bağladı. Gözlerinden naylon ip gibi yaşlar iniyor. Melami Şeyhi Ruşen Ali Bey: "Mermiler dolu gibi yağmaya başladı!. Şebnem'in otel sabunu gibi küçük kulağına. Benim tam karşımda. ormandaki hiyerarşi de. Güney Afrika'da.. hamsilerin maskarası olur. ipini koparmış bir kukla gibiydim. Son gördüğüm şey. peşimizdekilere bulunduğumuz yeri gösteriyorlar. Bektaşi Şeyhi Siyami Bey.. Bir avuç kurşun çenemi. Biraz daha yakına geldiklerinde." İslam Tarihi Uzmanı İrfan Bey: "Yanlışınız var aziz dostum. Bu cübbeli.boşluğu aşıyoruz. Müstakil tel kafesler. gözlerimi koruyan aynalı gözlük ve dizlerime inen bermuda şort ile. Daha önce görmediğim türden. Üstünde 'LÜTFEN SESSİZ OLUNUZ' yazılı bir tabela bulunan ahşap kapıdan içeri giriyoruz. kilden bir heykel. boğdu bizi!" Alevî Dedesi Saz Âşığı Reşat Bey: "Azrail'in yönettiği bir tufan gibiydi. sörfçülerin bizim Bakanlık Heyeti azaları olduğunu fark ediyorum. ense yaparak ıssızlığa mukayyet olan bir korkuluk. Sörf yapıyorlar. kulağı nereden çekip çıkardınız?" 4 . afet ve eğlence. kemiklerimi kalaylıyordu. "Rüyasında 22 aksakallı dedeyi birarada görmek de ilk bana nasip oldu herhalde" deyip toplantıyı açıyorum. Bu tsunami sahnesi karşısında donakalıyorum." Müderris İdris Efendi: "Hepimiz anında birer kan fıskiyesine döndük! Muz beyazı salona karpuz tozu püskürüyordu sanki. Saydam masamızın içinde rengarenk balıklar yüzüyor. "bu bir rüya. bir Afrika belgeselinin ortasındayız. içimi kaplayan huşu. fil çiftesi yemiş gibi fırlıyorum. Şebnem aşk coşkusu ve ölüm korkusuyla şoklanmış halde fısıldıyor: "Sevgilim. öfkeden aklını kaçırmış bir adam vardı. Gezegenin kıyısına iliştirilmiş.. Tabii felaket ve spor. "Nasıl?!" Hafız Behzat Efendi: "İkindiden sonra oturmuş hoşbeş ediyorduk.. çevresinde yerlerimizi alıyoruz." Siyami Bey: "Avazı çıktığı kadar 'Bilmem n'aparım böyle aşkın ızdırabını!' diye bağırdı. Böyle tafsilatlı dehşet. göstermelik bir hayat belirtisi. pırlanta yüzüğü parmağına takıyorum.." Onlar böyle pingpong maçı yapar gibi parça parça konuştukça.. Sörf tahtası yerine tabutlara binmişler! Şoktayım. gönlümü sarmalayan vecd. "Bizi vurdular" diyor Şeyh Dalyan. Önümüzdeki dikdörtgen levhaya takılıyor gözüm: 'CÜCE MAYMUNLAR GALERİSİ'. kocaman bitkilerin kollarına atılıyoruz. sessizce "Seni seviyorum" derken. bir deniz canavarının tırnak izine benzeyen. Son sözlerimi söylememin vakti geçmek üzere. Nakşibendiyye Şeyhi Ulvi Efendi hatırımı soruyor: "Nasılsın Fu?" "Elhamdülillah. Yaz tatili iznimi kışın kullanırım." Hac Rekortmeni Seyyah Sadık Bey: "Yahu ne muzu. Kurşunlar sol gözünüze değil sol kulağınıza doldu. bir evliya kabristanı kadar sessizdi. Kimsecikler yoktu. uğursuz bir gıcırtıyla aralanıyor. tehlike ve beden terbiyesi. Korlaşmış bir demir topağı deldi geçti gözümü.. Ruhuma yayılan esenlik." "Rüya mı?" Her zamanki zinde sükunetleri. Kare bir holde buluyoruz kendimizi. Maymunlar gözlerini bize dikiyorlar... Afallıyorum: "Ne?" Yeseviyye Şeyhi Mazhar Baba şahadet parmağıyla meclistekileri işaret ederek görünmez bir daire çiziyor: "Hepimiz öldük. sizleri sormalı?" Bayramiyye Tarikatı'nın yeni lideri Şeyh Musa muzip bir gülümsemeyle "Sırlarını saklarsan. Durban'ın Umtata bölgesinde. Dalgalara teyellenmiş insanlar görünüyor." Ayaklarımı Hint Okyanusu'na uzatmış yatıyordum. Berbat haldeydik. vahşice bir işgüzarlıkla bizi gammazlıyorlar: Çığlık çığlığa zıplayıp." Müfessir Enes Efendi: "En önde siyah takım elbiseli. Vuvvvvvvv!!! Foşşşşşşş!!! n Deniz birdenbire volkanik bir buzdağı gibi patlıyor! Yattığım yerden. Balıkların üzerinde pamuk topağı bulutlar. dilimi paramparça etti!. Şubat güneşi derimi. denizin dibinde birçok balıktan daha çok zaman geçirmişliğim var!" diye çıkışıyor. Kâdiriyye Tarikatı'nın Şeyhi Dalyan Efendi açılışı besmeleyle tazeliyor. ellerini kafeslerden uzatarak. Hayvanat bahçesinde. yarım yamalak şahadet getirdik. yüksek mi yüksek tavandaki koridorlarla birbirine bağlanıyor.. Arada albatroslar kayıyor. bildiğimiz ağaçlara hiç benzemeyen. Karşımızda bir kapı daha. Şebnem de ben de soluk soluğayız.. Maymunlar. Kan da kulaklarınızdan fışkırdı!" Halilullah Efendi itiraz ediyor: "Yahu kurşunu nereme yediğimi bilmez miyim mirim? Gözüm patladı diyorum size. havai fişek gibi patlayan kıvılcımlı kanımdı!." Bayılmak üzereyim.. Bazıları. 1655-1730.

Ezel Bey.dit dit dit dıııııt . sol gözüm!.. Yine de açıklamayı deneseniz Fuat Bey? Yani bu komployu. bu acil bir durum! Yarın heyet üyelerini güvenli bir yere nakletmeniz gerekiyor! Onları bakanlık binasından uzak tutmalısınız!" Özel kalem müdürünün keyfi gıcırdı. "Ezel Bey?" 25 "Buyurun?" "Ben.. Hint Okyanusu vişne reçeli kazanı gibi kıpkırmızı kaynıyordu." "Yedi kişi mi?" "Evet. koridorda karşıma çıkıp polis rozeti gibi yüzüme tutuyor Nanda'nın fotoğrafını: "Rica ederim ona dikkatli bakın!." "Yo." "Rüyanızda mı gördünüz?" "Biliyorum." "Peki. Emniyet güçleri yarın da iş başında olacak. Bir türlü telaffuz edemediğim. Kulak diyorum.] Eskinin eskisi bir Çin atasözü "iktidarsızların vicdanı. Müdür Bey. Ankara'yı uyarmalıydım. ağzından nal gibi. Denizin dibinde. Güney Afrika'ya kim ihbar etti?" "Bakanlık Heyeti. gökten Nanda'nın fotoğrafları yağıyor. Avami bir alaycılıkla öttü: "Siz şu anda Güney Afrika Cumhuriyeti'nde değil misiniz?" "Evet efendim." İrfan Bey: "Sen ne biçim eşref-i mahlukatsın! İnatta ısrar ediyorsun?. demirden 'D' harfleri dökülüyordu.. Güney Afrika." Özel Kalem Müdürü'nün sesinden ezelî rakibini nakavt eden bir boksörün zafer narasındaki haz yansıyordu: "Anladığımdan emin olabilirsiniz Fuat Bey. "Çok yüce gönüllüsünüz Bay Moyi." "Şaka mı yapıyorsunuz?" 26 "Hayır. Aman Allah'ım! Kıpkırmızı. Nasıl desem." "Tamam. Bakanlık Heyeti'ne saldırı düzenlenecek!" "Saldırı mı. Eski bir Çin atasözü "Nefsini terbiye etme kararındaysan. biz burada dururken size.. Muhtemeldir ki. Rüyamda gördüm. Evet." "Ezel Bey anlatamadım. ingiltere ve Hollanda'da rastlayabileceğin en güzel kızdır" diyerek bana elindeki fotoğrafı gösteriyordu: "İşte benim güzel Nanda'm.. Ezel Bey. 5 ." Kaç gündür rüyalarımda. Yanlış mı anlamışım.. fakat yedi kişiler. iki genç." [Dit dit dit dınııt .dit dit dit dıııııt ." "Meraklanmayın.. bayramlık ağzını açıp düğünlük tngilizcesiyle sordu: "Teklifimi düşündünüz mü Bay Fu?" "Derhal telefon etmeliyim Bay Moyi!" Bakanlığın numarasını çevirdim.. Bay Moyi'nin Hindi sesi: "İki Müslüman.." cepli kefen kostümüyle dolaşan arsız hayalet.. inanması zor. Heyet'e saldırılacağını nereden çıkarıyorsunuz? Bir kabile büyücüsü mü söyledi?" "Hayır. Fuat Atıf Tufa. bizim ihtiyarlar işitemediğim. çirkin ve esmer cimcimenin fotoğrafı.. Ne kımıldayabiliyor ne de ses çıkarabiliyordum. Heyetin yarın orada olmasını engellemelisiniz! "Fuat Bey. kafamın." Halilullah Efendi "Göz. "Nanda. önce nefesini düzenle" der..... Ona göre. fakat yanılıyor olsam bile tedbir almaya değmez mi sizce?" "Olabilir tabii. lütfen.. kızınız hakikaten pek şeker. Yukarı bakıyorum: Bay Moyi bir helikopterde. Heyet'e kim saldıracak?" "Kim olduklarını bilmiyorum. çok mühim bir mesele için aradım sizi.İrfan Bey kendinden emin: "Ben sizden handiyse beş saniye sonra kurşunlandım. Asansörün kapısı aralanıyor: "Kızım ve siz. sakin olun.. iradesizlerin şuuru yoktur" buyurur.. iki hayat arkadaşı." Merdiven çıkarken birdenbire tepemde kahverengi kanatlarını açmış dev bir kumru: "Nanda ile Fu! Güney yarımkürenin en görkemli çifti. karabasana dönüşmüştü. Bay Moyi et derdinde. muazzam beyninize değen kurşunlar sizi aldanışa sevk ediyor. Türk olduğumu duyunca çok sevindi. Fakat ben." Bakanlık Heyeti'nin konuşmalarını artık uğultu halinde duymaya başlamıştım. Yarın ikindiden sonra." İşin doğrusu Nanda'yı hiç görmemiştim. Masa olarak kullandığımız küçük koydaki berrak su kızılcık şerbeti gibi kırmızıya dönmüştü. Bakanın cep telefonu kapsama alanının dışında. Şazeliyye Şeyhi Oruç Bey bana dönerek ayağa kalktı ve sesi yüzümde şimşek gibi sakladı: "YARIN!" Telefonda nakavt Elope Hotel'e kadar doping testinden kaçan bir at gibi koştum... ne münasebet?" "Evet. Fonda. kan iki kulaktan birden şorladı. ne romantik!." Restoranın eşiğinde Nanda'nın fotoğrafıyla göz göze geliyorum.dit dit dit dıııııt." "Onların haberi var mı yani?" "Sanmıyorum. Lobide pusuya yatmış olan otel sahibi "Hint Zengini" Gamaka Moyi. Onyedi yaşındaki kızı Nanda için beyaz tenli ve Müslüman bir damat arıyordu. Kabus görmüşsünüz. fakat rica ederim Bakanlık Heyeti'ni koruyun.. Nanda ile evlenerek hayat maceramı 'renklendirmeliydim'.. Rüya. Yani Türkiye saatiyle 15:00-16:00 sularında!" "Neler söylüyorsunuz Fuat Bey?" "Bakın. evlilik fikrinden çok uzağım. Ellerimi ağzımın kenarlarında birleştirdim ve nihayet haykırdım: "Bütün bunlar ne zaman olduuuuu?!" Kıyıya en yakın tabutun kapağı açıldı." dedikçe." "Hint Zengini.." İhtiyarların girdiği tabutlar kanlı denizde yavaş yavaş yüzmeye başlamıştı. Bir hafta önce.. Heyet üyelerine tahsis edilen salon cevap vermiyor. anlamıyorsunuz. Sonunda. Muhtemelen beş sene öncesine aitti. Elope Hotel'e yerleştiğim gün beni gözüne kestirdi. güvenli bir yerde tutun. n'olur bana inanın Ezel Bey!" "Yarın gerçekleşeceğini söylediğiniz saldırıp nasıl haber aldınız?" "Bunu izah etmem biraz zor. Ne dersiniz Bay Fu?" Plaj terliği gibi bir dil gerektiren Hint aksanıyla "Nanda" dedikçe. özel kalem müdürüne ulaştım. Ejderi boyamak Ben can derdindeydim." "Öyle mi? Sizin rüyanıza göre program yapmamızı istiyorsunuz. kurşunlar sol kulaktan girdi.. sol kulak. uluslararası ilişkilerle gönül ilişkilerini harman edeceksiniz. Yâ Rabbim. Tabii.. Hindistan. anlayamadığım birşeyler söyleye söyleye bir bir tabutlara girdiler! Felç olmuştum.. Sayın Tufa?" "Ezel Bey. şişko bulutları andıran çuvallardan fotoğraflar saçıyor! Kolumda bir kıpırtı. Şimdi kapatmalıyım.. Sadece o aşağıdan çekilmiş. İrfan Bey "Kulak. imparatorluk orduları birbirini kesip biçiyor ya da balinaları mızraklıyorlardı sanki. lütfen bana inanın. En azından Heyet'e durumu açıklayın.... söyler misiniz... yalvarırım bu tedbiri alın. ağzımın. duvağı açılmamış bir gelinlik içinde Nanda!. Derken.. kader beni buralara kadar boş yere sürüklemiş olamazdı. Basın müşavirliğinde kimse yok. anlaması.....dit dit dit dıııııt . benim gözüm. O arada zât-ı şahanenizi temaşa etmekteydim. sanırım Afrika'nın sıcağı sizi biraz etkilemiş. babasının söylediği gibi kız onyedi yaşındaysa. gövdemin içinde dönüp duran soru şuydu: "Bütün bunlar ne zaman oldu?! Bütün bunlar ne zaman oldu?! Bütün bunlar ne zaman oldu?!.

. harika. yeşil. kendini ünlü yazarın adaşı ilan etmişti. "ülkemdeki herkes bana kısaca 'Fu' der. İçiyorum. siyah." Anlaşılan kaynatam olmak için can atan Bay Moyi. kulakları arasına kolye gibi dizilmişti. tonton bir kadındı. kemikleri aynı kalır. Uçakta yer yokmuş.. Şoför." "Hangi ülkedensiniz peki?" "Türkiye.. mavi. sağdaki camdan dışarıyı seyre koyuldum. israil ordusuna askerî bot taşımak. nerede?" "Bir bakanlıkta. taklit etmek özgünlüktür. Civardakilere "Elveda!. kamuyu da bilgilendirmişti. 350 verdim. arabasında sessizlik istemiyordu: "Ne iş yapıyorsunuz?" "Basın müşaviriyim." "Biraz kafam karıştı" dedi. sarılmak ister gibi kollarını açtı pilot. Bütün mesele duygularla ilgili. Elindeki işe ara verip bana açık yeşil bir içecek ikram ediyor. Çenesini yargıç tokmağı gibi kaldırıp beni işaret ederek sordu: "Kim bu çocuk. AİDS mi yaygın. mükemmel seyyah. beyaz." Eğer yolcu uçağına binebilseydim. sen de oynarsın" dedi bir ses. pilotun karısıyla yan yana oturuyordum. lunapark oyuncakları gibi cafcaflı taksilere yöneldim. ihtiyar katırı ürkütmesem iyi olacaktı. hesabı nakit olarak ödedim.. Bundan sonra ben de biriyle tanıştığım zaman ilk iş üstünü arayacağım. partal bir kartal. bilir misin?" "Nerden bileyim?" "Ejderi boyasan da derisini boyarsın. bir an sizi o sandım." "Vay canına. Hayır." Minyatür bir bavuldan ibaret olan yükümü kapıp çıktım. Şoför.. Dick?" Lafa karışıp "Fuat Atıf Tufa" dedim. Pilot birden üstümü aramaya başladı." Adam bana Tel-Aviv'e kadar bir kargo uçağıyla gitmek isteyip istemediğimi sordu. "Ne demek bu?" "Eski bir Çin atasözü. Pamuk şekeri ve pişmaniyeden yapılmış gibi saçaklı. görevli kızdan havaalanının telefonunu istemiştim. Siyahi şoförler palmiye gölgelerine çömelmiş kara kara düşünüyorlardı. oniki saat sonra Ankara'ya varırdım. uçağınızın kalkmasına neredeyse üç saat var. pembe. Pilot göstergeleri yumrukluyordu! Tayyaremizin vidaları gevşemişti. görüyorsunuz ya?" "Bay Moyi'nin." "Yapmayın lütfen. Birbirlerine çok benziyorlardı. mayhoş. Pilotun yaşı. Ülkenizde nüfus mu fazla. işte. dilim damağımda saklıyor: "Nedir bu?" "Çakal eriği likörü. Adımı." "Haydi. Hapishane hastanesinde ameliyata alınan bir idam mahkumu gibi dehşet içindeydim. Kafa karışıklığı sık görülen bir şeydir. yedek yolcu listesine kaydettirdim. değil mi?" Karşılık vermedim. Ezel Zelzele'ye izan ihsan eyle. Bizim ihtiyarlara bir şey olmasın diye içimden dua ediyordum: "Allah'ım rüyamda gördüklerim orada kalsın n'olur. uçağın merdivenlerinden ağır ağır inip yanımıza geldi. Uçağa binmemi engellemek için belki de bütün biletleri satın almıştı?. Saat 17:30 olmuştu. O da bana.. "Takma kafana ahbap. Öteki. diğerinde kibrit suyu gibi bir kahve. Pilot.. "Memnun oldum Allan. Bir Çin darbımeselidir: "Yerin kulağı varsa. 'Oteldeki Türk' müsünüz?" "Artık taksideyim. demir kuş. 400 dolar istediler. Yüzüm buruşuyor. ikisi de maden işçilerini andırıyordu.. az kalsın arabanın kaportası yamulacaktı: "Bir tür seks bakanlığı mı bu?" "Bilmiyorum. Hemen harekete geçersek. Uçan halı üzerine inşa edilmiş bir köpek kulübesi." "Bay Moyi'nin size Nanda'nın yanında vereceği hediyeleri romantiklikten mi reddettiniz?" "Neden bahsettiğinizi anlamıyorum?" Aklım. kızı için seçtiği bir Türk'ten söz ediyor herkes. Dönüp baktım. Ankara yolcularıyla dolu uçak havalanıyor. karnında ikiyüzelli kişiyle Anadolu'ya doğru uçmaya başladı bile. fakat lavabo beyazı dişleri. Bir tek kafadan ve ağızdan bu kadar çok soru art arda çıkamazdı. seyyahım. Heyet'in katledilmesine izin verme. size iki villa ve bir düzine otomobil vereceğini.. Bay Moyi içeriye sızabilirdi. Fakat işe yaramadı. Sualtı aksanıyla: "Ne tarafa bayım?" "Havaalanına. Dick'in ihtiyar versiyonu. Lafı yokuşa sürdüm: "Ne dediniz?" "Hangi bakanlıkta çalıştığınızı sordum efendim?" "Gönül işleri Bakanlığı. beyaz." Yükümüzün postal olduğunu öğrenince biraz şaşırdım. Eski Çin'de bir söz vardır: "Yabancı topraklarda. Bir kargo uçağı için fazla küçüktü. Bindiğim taksi Güney Afrika Cumhuriyeti bayrağının renklerine boyanmıştı: Kırmızı. ben de Cemal Süreya. böyle bir şey mümkün değildi. sarı. Derhal kabul ettim. komisyonunu alıp toz oldu. tahminen ellibeşti. Koltuğunda ahtapot gibi yüzüyor mübarek. Cuma namazını Kocatepe Camii'nde kılmam işten değildi." "Turist misiniz?" "Yo. neden seks bakanlığı var?" Arabadan atlamamak için kendimi zor tutuyordum: "Halkımız çok romantiktir. Aşka resmen destek veren bir bakanlık bizimki. Bay Moyi sizi boşuna beğenmemiş! Ne bakanlığı?" Taksi bir sorgu odasına. "Adım.." "Öyle mi? Hiç duymamıştım.. "Benim de. Arkalarından kahveyi döküyorum. Bakanlık Heyeti'ndeydi. değil. merak ettim. bir gecekonduydu sanki. 37. işitme engelli kraliçeler bile duydu?" Konuyu iyi bildiğim bir alana çektim: "Eski bir Çin atasözü ne der ahbap." "Yoksa siz. kartları kader karıştırır. Ne taşıyordu acaba? Cüceler için fincan mı? Bu kanatlı. [LINYUTANG] Bir elimde kibrit kutusu kadar bavulum." 30 Yirmi yıl sonra doğan ikiz kardeş iyi seyyah. Havaalanında beni avlayan adam ise otuzbeşinde filandı." deyip el sallayarak kendimi dışarı attım. Odamda fazla oyalanmadım. Sonunda havalandık. Odamın anahtarlarını resepsiyona teslim ettim. adıma bir bilet ayırtabileceğim. Edgar Poe" deyip neşeyle elini uzattı.. Tel-Aviv'de akrabaları falan varmış. Pilot." "Fazla vaktimiz yok" deyip. Bir iki saat içinde vize alamazlardı. Uçakta." "Ne?!" Adam öyle bir güldü ki. Yahudi'ymiş." "İkisi de aynı şey değil mi efendim?" "Hayır dostum. Uçağı görünce fikrim değişti: Kocatepe Camii'nde cenaze namazım kılınabilirdi. nereye gittiğini bilmeyendir. Benimle bir daha asla görüşmeyeceğini bildiği ve galiba cahilin teki olduğumu düşündüğü için. ilk Ankara seferi otuzaltı saat sonraymış! Halbuki otel resepsiyonunu aramış. Otelin bahçe kapısının karşısında dizilmiş. Dick de pilotun yirmi sene sonra doğmuş ikizi gibiydi.Nanda'yla görüşmeden yola koyulacaktım. kapıların da gözü vardır. normal şartlarda asla 6 ." "Ah. Konuyu değiştirdim: "Biraz hızlı sürebilir misiniz?" "Bu yolda hız limiti saatte 50 mil efendim. Üstelik." Ben de kollarımı açtım.. şoför de üniformalı ve yedi başlı bir ejderhaya dönüşmüştü. arada bir tokatladığı direksiyonu tutmadan kullanıyor arabayı. Çantamı Dick didik didik aradı. nereden geldiğini bilmeyendir. İyi fikir. Vay canına! Bu besbelli Bay Moyi'nin işiydi..

" Ret: "Ne yani." Kar maskesinin ortasındaki mahcup gözlere baktım: "Kurşunları boşaltırsanız. şoförler. ellerindeki otomatik silahlar iyilik perisinin sihirli değneği gibi görünüyordu gözüme. Cinai Kinayeler] Bay Fu'nun başına bu çorabı Bay Moyi ördü. objektiflerini bize doğrultmuşlardı.. herkes beni hostes sanıyor. alışverişe. kafanıza silah dayayabilir miyim? Samuray. Onbeş dakika içinde İsrail askerleri ile 'bizimkiler' arasında pazarlık başladı. boş bir silah. çorap için kullanılan renkler. Her şey yoluna girecek. Bay Fu'nun otelden her çıkışında. Kalkıp gittim. Yapmadım. kılımıza zarar vermezler" düşüncesindeydiler sanırım. kime kısmet. Nanda harika bir kızdır. çiçeği burnunda bir rehineydim. görelim.... Yüzmeye. Militanlar. temizlikçiler. Kontrol kulesinden gelen uyarılara rağmen. böyle tatsız bir vesileyle tanışmak istemezdik. elbette" derken belindeki tabancayı çekip şarjörü çıkardı. önümüz kıştı. Öğlen olmuştu. Teşekkürler. Kadın bir çift çorap örmüştü. diğeriyle silahın namlusunu şakağıma sürtüyordu. Filistin İntikam Tugayı'na mensup olduklarını söyleyen bir grup hava korsanının eline düştük. hiçbir ordunun kılık kıyafet nizamnamesine uymayacak çeşitlilikteydi." Bir iki saniye düşündü ve İngiliz pasaportu taşıyan tüm personeli ilk uçakla Ankara'ya tatile göndermeye karar verdi.. boşta kalan örgü şişlerini almışlardı.. uçakta Bay Fu'ya yer bırakmamaktı. örgü örüyordu. Olanlara inanamıyordum. Güney Afrika'nın Angelina Jolie'ye cevabıdır.. kulağıma eğilerekten "Bunu yaptığım için özür dilerim dostum. Adam potinlerini çıkarıp çorapları oracıkta giyiverdi. kadın." Flaşlar patladı. Flaşlar patladı. "Bu uçak israil hapishanelerine benzesin istemiyoruz. "Yanlış anlamayın" dedi. Bir an önce harekete geçmeliydim. Eğer bu doğruysa. Uçak böyle yavaş giderse. büyükannesini ziyarete gitmişti. masörler." Nükte: "Bunu derhal bir bez afişe yazın. Hayat harbiden tuhaftı. Bay Moyi'ye durumu bildiriyordum. Bizim iş defileden pek farklı değil. tabancaları. göz nuru çorapları militanlardan birine hediye etti. gezmeye. birkaç saat sonra Ankara sakinlerinin ayaklarını yerden keseceğim. Beni Tel-Aviv'e getiren pilot ile Yahudi karısı hallerinden memnun görünüyorlardı. Garsonlar. Kudurmuş yamyamların çiğköfte partisi 7 . Besbelli çocuklar içindi. Elope Hotel'in resepsiyonunda part-time çalışıyorum. Ya siz?". Olmaz olsundu. Zamanımın. hakkında hiçbir şey bilmediğimiz Türkiye'nin. rehinelere hostesler gibi gülümseyerek tatlı sözler söylüyorlardı: "Sizinle. Allah sonumu hayreylesindi.. Çünkü kulaklarımıza inanamıyoruz. Lalita Lal. Bu arada. pek hoş bir duygu değil. Boş bir kafa. İlk karşılaşmada aranmaya alışmalıydım belki de? Bu aramalar sırasında. Nanda'nın Bay Fu'yu sırf beyaz tenli bir dindaşı olduğu için sevebileceğinden. uçağımız öksürüklü bir akbaba gibi sarsılı sarsık alçaldı ve yere çarpıp sürüklenerek Boeing 767'nin kanadının altına girdi. Kayboluş seferi [Lalita Lal] Turistler dünyayı ele geçirdi! [KURUSH KUMAR.. Çünkü.. bari boş konuşmayalım" demekle yetindim. biliyorum. makineli tüfeklerin namlularıyla karşılaştık. nereye gitsem orada yerçekimi ortadan kalkıyor.. aşçılar. çalgıcılar. Kapılar açıldığında. Hayattan derin bir nefes çektim.. Sonra uçağın pencerelerine Filistin bayrakları asıp pankartlar gerdiler: "Masum insanlarla dolu israil zindanları boşaltılsın!". Bay Moyi kadar emin değildim doğrusu. Yeğenler. adını ilk defa duyduğumuz başkentine. Arkamdaki centilmenden anında kurtulup aşağı atlayabilirdim. yüzlerindeki kar maskeleri bir tebessüm kalıbı. Kimsenin canı yanmayacak. Çok naziksiniz. herkesin tek tek üzerini arayıp cep telefonlarını. Dört saatlik. toplayarak bez torbalara doldurdular. rehberler. "Bu adamlar kellemizi uçursalar bile. şarkıcılar. belki Nanda daha çok hak ediyor: "O. İstediği asıl şey. Eleman. belki torunların ayakları üşümesin. Cevap vermedim. "Hayır" dedim "henüz değil. Tamam. nereye giderse gitsin." Laf lafı açtı. hava korsanlarıyla israilli subaylar arasındaki atışma uzadıkça uzadı. laf aramızda. Nanda'nın da onun fotoğraflarını görmeye hakkı olduğunu düşündüm. Önce İsrail askerlerine bot taşımıştım. kuaförler.. Bizi apartopar Boeing 767'ye. el çantalarını.. Nanda annesiyle birlikte Bombay'a. "Beyefendi. pilotun karısı elinde şişler. Telefon edip "Bay Fu ülkesine dönüyor" dediğimde.. sigaraları. şimdilik. "sadece kameralara poz vermek için. Militanlardan üçü. cüzdanları. Stockholm sendromuna yakalanan Ören Bayan. derhal biletleri ayırtıp. Flaşlar patladı. rehinelerin arasına naklettiler. kendisine haber vermemizi emretmişti. Onun yerine "Estağfurullah. Şubat'ın 25'iydi. bekçiler.. Sağolun. saatleri. israil ordusundaki bütün askerlere çorap örebilirdi. tam otuzüç kişi. Havaalanı. Adım. Herkes görsün. Uçağın 150 metre kadar ötesinde kurulan uzun barikatın arkasında siper alan muhabirler. bir ameliyathane koridoru gibiydi. kalemleri. Maksadımız sizleri incitmek değil. Uçağa binen elemanların her birine tam maaş ikramiye vaat etti. Adamın kılına zarar vermeden kellesini uçurmak Aksilikler. Uçağın kapısını açtılar. istediklerinizi alacaksınız. Nişanlımın benim için söylediği şu sözü. Çok üzgünüz. kaybolmaya yollandık! Şu anda uçaktayız. neden olmasın?" "Ah." Biz Hintliler. takvim yaprağını gün bitmeden mi koparalım? Unutun bunu.." Öylesine kibardılar ki. bahçıvanlar. ingiliz diplomatların bulunduğu uçağı zapt etmişlerdi. o kadar güzelim ki. dansözler. bir an önce havaalanına gitmemizi buyurdu! Ankara'da bir iki gün kalabilir ya da gider gitmez geri dönebilirdik. bodyguardlar. tesadüflerin de takviyesiyle felaket katına yükseldi. Kime niyet. Militanlardan biri sevecen bir jestle beni yanına çağırdı. Ertesi gün fotoğrafım Newsweek’in kapağındaydı. barmenler. bellboylar. Soru: "Rehinelerin durumu nasıl?" Cevap: "Hapsettiğiniz Filistinlilerden iyi durumdalar. adam arkadan bir eliyle boynumu kavrıyor. gecikmeye ayırabileceğim kısmını kullanmıştım.bulaşmayacağım bir işti. Lütfen sakin olunuz. inanın bana. Onbeş saat süren yolculuktan sonra vardığımız Tel-Aviv'in dumanlı göğünde bizim külüstür tayyare irtifa kaybediyordu. eşikte durdum. Yine de Bay Fu'nun gizlice birkaç fotoğrafını çektim. Çorapmış." Vaat: "Konuşarak halledebiliriz. Korsanlar. Patronum. Bay Fu ile Nanda biraraya hiç gelemediler. Nişanlıma sorarsanız. şimdi de ingiliz diplomatlarla aynı saftaydım. çakmakları.. Ne de olsa güney yarımküreden kuzey yarımküreye uçuyorduk. ecelin şifası olmadığını bilir." Rica: "Pankartları indirin lütfen. Yardımcı olduğunuz için minnettarız. sizce sakıncası yoksa. abartmayayım. Bir keresinde benim de başıma gelmişti. Halbuki. bazen neşeyi aşk zannederiz. bilet alıp almadığını sordu.

"Hepimiz Osmanlı torunuyuz" filan deyip boynuma sarıldılar. dinlenmeyi. Kapıdaki polislere kimliğimi gösterip içeri girdim. silbaştan öğrenmiştim. Kurşun delikleriyle kalbura dönmüş beyaz duvarlarda. durulmuş olmam gerekirdi. Bu kısacık sürede. Bakanlık binasının merdivenlerinden cehennemin bodrum katma iniyorum.. Onu son yolculuğuna uğurladığımız duygusuna kapılmış ve kendi cenaze merasimini özenle. susmayı. Kafamın içinde dönen binlerce pervane duruyor. Dışarıda. Hafız Behzat Efendi belinden vurulmuş olmalı. * it * Bakanlık binasının önü mahşer meydanı gibiydi. takoz ve çekme halatı bulundurmaları istendi. Rüyamda sol gözünden vurulduğunu söylemişti. ciğerler kanlı püreler halinde dağılmıştı. Kalabalık. gökyüzünün hareketlerini tartmayı. kıyametten sağ kurtulmuş bir deli gibi ağlıyordum. şeytan görmüş bir keçi yavrusu gibi. Dalyan Efendi'nin başı. "kaderi duyumsamak"tan söz ediyordu.. Etraftakilere belli etmeden.. Günlerdir otoparkta bekleyen sarı Vosvos'uma atlayıp gaza bastım. fren çığlıkları. sanırım Mazhar Baba'ya aitti. nehri de taşırmıştı. Ayaklarını yerden kesecek şekilde kaldırdıktan sonra sağ avucumun bileğimle birleşen kısmıyla göğsüne sert bir darbe indiriyorum! Bakanlığımızın özel kalem müdürü havalanıyor ve ertesi günkü Hürriyet gazetesinin manşetine konuyor. Kader hem zamana 8 . tımarhane mutfağında pişmiş akrep zehiri reçeliyle doluydu sanki. Hayrete düşmüş gibi bir hali var. Türk hükümetinin resmî görevlisi olduğuma inanmak istemiyorlardı. Boynunun sağ yarısı bir canavar tarafından ısırılmış gibi yırtıktı. Sağ salim geri dönmesi enikonu sürpriz olmuştu. Oruç Bey toplantı masasına kapaklanmış. feleğin çemberine sıkışıp kalmışsın?" derdi. ikramda bulunan biriydi. bir şehri boyamanın en kötü yöntemidir. 233-297] Adrenalin sarhoşu olmuştum. Bu şehir. Sonunda. ruhunu Kabe'de teslim etmek istediğini söylerdi hep. Feridun Bey ona sık sık "Sen ne biçim Bektaşi'sin arkadaş. Geç kalmıştım. Seyyah Sadık Bey. Buna karşılık Rahip Moju Ming'den Javaca-Do felsefesini ve dövüş sanatı tahsil etmiştim. cesedinizin düşmanın yüzüne bakmasına dikkat edin. Radyonun düğmesini çevirdim. kapattım. Zıpkın yemiş gibi birden duruyorum. Ankara'yı yüzerek geçmek Herkesin üç kişiliği vardın Ortaya çıkardığı. Yüzünün bir kitaba gömülü olduğunu fark edince doğrusu şaşırmadım. hal hatır soran. tüm düşmanlarının cesetlerinin yüzdüğünü görürsün" dermiş. buyur eden. gülümsemeyi. Anlaşılan suratını elleriyle korumaya çalışmış. düşmemişti demek. İslam Tarihi Uzmanı İrfan Bey haklıydı: Kurşunlar. saçılmış ezik et kırıntıları ve milyonlarca kan lekesi parlıyordu. telsiz cızırtıları. [ZHANG ZAI. artık sakinleşmiş. bağrışmalar. oturmayı. Koşarak toplantı salonuna vardım.Katliam. cesetlerin üzerini örtmekle meşguldü. Halilullah Efendi'nin bir kulağından girip ötekinden çıkmıştı. göğsüme balyoz yemiş gibi sarsıldım. cinayetin dumanıyla sarmalanarak yükseliyordu. Nehre indiğim anda sabrım taşmış.. Uzun süre ayakta kalmış. ambulansların oluşturduğu çarpık koridorlardan sendeleyerek geçtim. işaretparmağı kalkık gevşek yumruk. yedi ay önce kurulmuştu. köpekbalığı kaynıyor. yürümeyi. Bakanlık Heyeti'nin tüm azaları öldürülmüştü! O nur yüzlü. Çıktığımı fark eden bir kadın muhabir. Gönül İşleri Bakanlığı. Feridun Bey'in elleri.. Sakalları kızıla kesmişti.. Sirenler. [SHANC SHOU. 974-1079. bir bambu ağacı gibi. Polisler bile ayakuçlarma basıyor. Ölümün buharı. kırıntılar halinde yağıyor. Örtülerden birinin altından görünen. kolları iki yana açık." Bakanlık Heyeti'ni katleden yedi kişiyi zincirle döve döve öldürüp. Karnında kocaman bir gedik vardı. elinde mikro-teyple bana doğru koşuyor. Üç dört parmağı kopmuş. Arkadan giren kurşunlar. aksakallı ihtiyarlar kıpkızıl bir bataklığa fırlatılmıştı. Giysisinde kızıl çizgiler oluşmuştu. Polis arabalarının. Hatip Halilullah Efendi'nin gözleri açıktı. dilini. Bir polis helikopterinin etrafını dolanırken Ezel Zelzele'yle burun buruna geliyoruz. Gazeteciler. Tabanları yağlıyorum. Arkasında da fotoğrafçısı. cesetlerini takozla ezdikten sonra çekme halatvyla bağlayarak bir dağın tepesinden çığ gibi yuvarlamak iyi olurdu. bitmeyen bir tıraşa başladılar. Dünyaya az önce gelmiş gibiydi hep. rüzgarın uğultusuna kulak vermeyi. Her zaman selam veren. Ezel Zelzele kalorifer kazanma kilitlenmiş bir bostan korkuluğu gibi dile geliyor: "Hepsi ölmüş mü?" 40 Ona. Siyami Bey'in alnında bordo bir delik. Ayakta durmayı.. melekleri ağırlayan bir ermişin tebessümü. Mermi. Konsantre olmayı. fakat yanılıyordu. artık vişneçürüğü. Eşikten içeri bakınca. Birkaç televizyon muhabiri arkamdan seslendi. sahip olduğu ve sahip olduğunu sandığı. helikopter patırtıları birbirine karışıyordu. Üstat Selman Elma'nın kalbinin üzerinde yumruk kadar. Ankara'daki İsrail Büyükelçiliği'nden gelen bir onay mesajı sayesinde yakamı kurtardım. Acil servis elemanları sedyelerle salona girdiler. kanımın damarlarımda pıhtılaştığını hissediyordum. Altmışüç yaşında. dişlerini paramparça etmişti. beyinler akmış. Ulvi Efendi'nin yüzünde. Sarı Vosvos'umla Ankara'yı bir uçtan bir uca yüzerek geçtim. gövdesi. Sol elimin parmaklarını bükerek çenesinin altına kenetliyorum.. samimiyetle tasarlayan Sadık Bey'in ardından gözyaşı dökmüştük. Gençliğimin üç senesini Tibet'teki bir manastıra bağışlamıştım. Şeytanın kuaförü gibi. yolunmuş kırmızı güller gibi. Müslüman olduğumu daha önce söylemediğim için sitem bile ettiler. İkizini idam eden bir cellat gibi. elleriyle ağızlarını. kanla dolu bir çukur.. nefes almayı.. yapış yapıştı. Besbelli göğsünü yatay olarak biçen kurşunlara da "Safalar getirdiniz" anlamında gülümsemişti.. Mermiler çenesini. Hazin vazife başlıyordu. Hesabıma göre. Bakanlık Heyeti ise yirmidört haftadır faaliyet gösteriyordu. Çinli bilgeler "Nehrin kıyısında sabırla beklersen. Midem. Her şeye hayret ederdi. Bembeyaz takkesi. koşuşturan görevlilerin ayak sesleri. Yerler vıcık vıcık. Bakanlık Heyeti'nden feyiz almıştım. Polisler. İsrail polisine laf anlatana kadar canım çıktı.. Kudurmuş yamyamların çiğköfte partisi henüz sona ermiş gibiydi. Dünden kalma bayat bir kar.. kırkıncı kez Hacca giderken çok ümitliydi. Çok feci. Ber HavayoUarı'na ait kiralık bir uçakla göğe yükseldim. kendi dışkısını yiyen uyuz bir domuzun kusmuğuna nasıl bakılırsa öyle bakıyorum.." Saat 13:00 sularında Filistinli militanlar beni serbest bıraktılar. Besbelli. Aldırmadım.. bir güvercin gibi tabiatla uyum içinde kendi hayatımı çekip çevirmeyi bellediğimi sanıyordum. hayatının şampanya dönemini çoktan geride bırakıp ıhlamur evresine ulaşmış bir kadının sesi beni uyarıyor: "Sürücülerin zincir. gözlerini kapatıyorlardı. Delik deşik cesetler hâlâ tazeydi. kanatlarından kan sızan kitabı usulca çekip paltomun içinden koltuğuma sıkıştırırken kapağa göz ucuyla baktım: İdris Shah Tales of Dervishes. Fî tarihinde. Bağırsaklar dökülmüş. çimento fabrikası bacasından çıkmış gibi pis bir gökyüzü. uslanmış. Ebediyetin Faydalan] Bir zamanlar Çin'de şöyle denirmiş: "Savaşta öldürülürseniz. başının arkasından saplanmış olmalı. önde kova ağzı büyüklüğünde bir delik açılmasına ve iç organların dağılmasına sebep olmuş. Dalyan Efendi. Gönül İşleri Bakanı Mithat Hattat'ı çembere almışlar. bacakları isabet almıştı.

Dahası. prosedür. [HONG HUA HUI. boğazına dayanmış paslı bir bıçak. Tom Waits'in ağzı kulağıma yaklaşıyor: Göze göz alacaksın. Mithat Hattat bakan oldu. Çekirge. devlet işleri. meydanlarda ve medyada "İktidara gelince Gönül işleri Bakanlığı kuracağız" vaadinde bulundu. Fakat bu öyle bir mükafat ki. bilincimize yani varlığımızı teşkil eden yoğunluk bölgesine odaklanan gerilimin adıydı. fakat galiba hayatlarımızın biçimlenmesinde formüller kadar sırların da etkisi var. bizim Ninja tosbağa da sarı Volkswagen kullanıyor: Hurda bir tost makinası... Toplu taşıma araçlarına.. biz de meclise girdik. Cennet ile Cehennem arasındaydık. ilahiyatçıları. Son genel seçimlerde tek başına iktidara geldik.. onu evinizin bahçe kapısında görmek istemezsiniz. Bu kartla. kendini sadrazamın sol t. Din işleri. devlete ait müzelere. düğün masraflarının önemli bir kısmı peşin olarak karşılanıyor. Burnu öyle havada ki... fakat bilirsiniz. Yazıktır. hayvanat bahçelerine önceden rezervasyon yaptırarak ücretsiz gidebiliyorsunuz. Özellikle gençlerin oy kullanmaları ve bizi desteklemeleri için yoğun çaba sarf ettik. Zaten birkaç paragraf sonra işim bitecek.Hakikat akılla değil. Ankara'da Bakanlık Heyeti ile birlikteyken de. parktaki at heykelini dört nala sürmekten daha zor. kalbimi bir sırlar mezarlığı olarak düzenlememe imkan verecek işaretleri keşfetme yolunda yürüdüm. iletişim bilgilerinizi.. Vejetaryenmiş. onu ancak terbiyeden sonra gelen olgunluk sayesinde kavrayabilirdik. Bakanlık Heyeti'nden seçtiğiniz bir üye ile görüşüyorsunuz. protokol umurumda değil. zihnimize. Fu Bey. yirmiiki kişilik bir heyet tayin etti. ödül ile ceza. eğer sevdiğiniz kişi sizi seçer ve onun aşkı da bakanlıkça onaylanırsa. İyi ile kötü. Devlet orkestrasının konserleri için de aynı şey geçerli. sinemalara. bekarlığının yirmidokuzuncu yılında." Dalga geçtiğini düşündüm.. Şöyle diyordu: "Her şeyin başı aşk. 9 . Her ikisi de AŞKart'lı çiftlere faizsiz konut.. dili ceviz yaprağı. daima ömrünün baharındadır.. Artık bütün tembihleri unutmuş. tam bilemiyorum. Suratı mantar ağacı. kapılarını teselliye kapatmış. Her neyse. Bir siyasi parti. devletimizi de güçlendirecek olan aşktır. Dokuz Canlı Bitki] Elinizdeki kitabı okumaya devam etmeyin.. 48 Herif o derece şomağızlı ki. Ben kurucu üyelerdenim. olay gerçekleşmeden veriyor! Yakarı değirmeni gibi. Tam bir skandal. ekonomi. helal ile haram. ister istemez üstünü de çiziyor.Tasavvuf bir savunma sanatıdır. tekerleğin icadından önce üretilmiş sanki. işte bu kahvaltı çayına tost banan angut bakan olunca. yuvasına şofben takılmış bir leyleğin şaşkınlığı var. insanın en ince ve en keskin ayrımları temsil eden sınırda hareket etmesi demekti. fanilik fikri..] gibi. Samimiyet. Şeyhülislamlık görünümlü Gönül işleri Bakanlığı yedi aydır faaliyet gösteriyordu. Değerli vaktinizi daha fazla boşa harcamayın. belli tatil beldelerinde geçirebilecekleri bir balayı finanse ediliyor. metroya para ödemeden binebiliyorsunuz. günah ile sevap.. Sizi temin ederim. Gönül İşleri Bakanlığı'nda görevlendirilmeyi ummuyordum.. Beni uygar kılan koşumları kemiriyorum. Sonra da adresinize sarı bir zarf postalanıyor. her hapşırışında şapkası başından uçuyor.Hakikat. ümit ile korku. Kar ön camı kapatıyor. Ya da içimizi derin bir şükran duygusu ve yaşama sevinci kaplıyor. Ondokuz ay önce kuruldu. 1899-1951. avantajlar sunuyor. Atın gitsin... kravatı. Siyaset. Benden günah gitti. lafı hep aynı yere getirmişti: "Ezel Bey. An geliyor. Sonra. Ted Bundy [ABD'li seri katil. hem de bizzat bizim ruhumuza. Ön cam. Tarikat liderlerini. nefsimize. sanat. Tibet'te Moju Ming'in dizi dibindeyken de. kara haberi. üzerine de vesikalık fotoğrafınızı yapıştırıyorsunuz.şağı sanıyor! Yeryüzünün fethini yeni tamamlamış kumandan gibi dolaşıyor bakanlıkta. Feci şekilde sıska. Otluyor. basireti kördüğüm olmuş biriyim.. Program. eğitim. Siz bana bakmayın. Çok ciddiyim. Radyonun sesini açıyorum. İçinde bir karga iskeleti taşıyor. Bakanlığın hazırladığı matbu bir form doldurarak kimlik bilgilerinizi. Tarım Ve Köy İşleri ya da Orman Bakanlığı'nı gözüme kestirmiştim. hayatı bir skandal silsilesi gibi algılamamıza neden oluyor. eylemlerimizin anlamını tehlikeye sokar" derdi. PAP. otomobil. Gezegenimizin onsuz da dönebileceğine inanmıyor. meczupları. yatırım ve tüketim kredileri veriliyor. hayırla tamamına erdirsin. dünyanın öbür ucundan telefon edip. 1989'da idam edildi. İki cihanda yüzünüz gülsün" notu. Ayrıca birçok özel kuruluş. Babaannesinin gardırobundan giyiniyor: Yanmış mukavvadan bir ceket. Sıranız gelince mülakata çağrılıyorsunuz. diğerinde kılıç tutuyorum. Bakışlarında. 'namahrem' bir elden alındığı takdirde. gönlümüze. ankesörlü telefonları bedava kullanabiliyorsunuz. ancak aşkla işler.. Aptallar daima ömrünün baharındadır [Ezel Zelzele] Bu satırları yazarken bir elimde tabanca. Göğsümde barut macunu gibi bir öfke kabarıyor. AŞKart sahiplerine dikkate değer indirimler. zihnimde yer etmişti: 1. Devlet tiyatrolarına. silecekler açıyor. millî maçlara bilet gibi bonuslar kazanıyorsunuz. Beyninin kayışı sıkışmış bir hödük. Ondaki siyaset yeteneğini görmek için mikroskop gerek. vapurlara. Bana sorarsanız. iradenin forsunu aşan bir imkan vardı ki.. Sayın bakan ellibeş yaşında. teslimiyette. Buna mukabil. vicdanımıza. Araba. uçak yolculukları. cesaretle bulunur." Ve seçmen aşka geldi. belediye otobüslerine. Samimiyetimizin fark edilmesinin bir mükafat niteliği taşıdığı aşikar. doğru ile yanlış.. yani Performans ve Azim Partisi. göz gibi açılıp kapanıyor. Ne de olsa ziraat mühendisiyim. kendi samimiyetinin altını çizmeye kalkıştı mı. Bakanlıktan çıkarken Halilullah Efendi'nin gözlerini açık unutmuşum gibi bir hisse kapılıyorum. Sözlerine niye inanasınız? Kitabın son sayfasında olduğunuzu varsayamaz mısınız? Ha? SON Hâlâ okuyorsunuz demek. içinden "Bakanlığımız aşkınızı maalesef onaylamamıştır" yazılı bir kağıt çıkıyor. tramvaylara. hacıları. evreni bir karambol kumkuması [çanağı]. Yuvalarımız gibi. Çöl Tarzan'ı. arka koltukta mikrofona eğilmiş Black Wings şarkısını söylüyor. Sanatoryum kaçkını gibi.. Kader mekanizmasını çözmek imkansız. Moju Ming "Ebediyet. 2. onu hareket ettirmek. Çünkü kibirli. Bitmiyor. aptallar zinde olur. Üç husus. 3. Millî Eğitim Bakanlığı ve Kültür Bakanlığı Yaymları'ndan kitap setleri. Diyelim siz birine âşık oldunuz. trenlere.[tarihe ve an'a] ve mekana [uzaya ve vücudumuza] yayılan. sevdiğiniz kişinin adını beyan ediyor. sağlık. dişe diş Tam da Kitap'ta yazdığı gibi Takipten asla cayma Ve sakın ha unutma Masadaki hiçbir herifin tipini. Sizin namınıza üzüldüm. dervişleri. Aşkınız resmen tasdik edildiği takdirde zarfta plastik bir dijital kart buluyorsunuz: AŞKart. Dağılması an meselesi. Başkanımız Bekir G. Ya da "Allah mübarek etsin. İnsan. Başbakanın kartvizitiyle dişlerini karıştırıyor. insanı bir fiyasko figüranı. mahremiyetle mukayyet olsa gerek. gönül işleri hep birbirine karıştı. hocaları bakanlığın başına sardı. Fu denilen bu uğursuz zibidinin anlattıkları baştan sona zırva. savunma sanatlarının kalbinde gizlidir.. soğan kabuğu gömlek. Çok acayip. Tom Waits. İnanmak. n'olursunuz Bakanlık Heyeti'ni koruyun. lanete dönüşmesi işten değil.

kuyruklarla bağdaşır mı? Asla. Barbaros Boratav... Buna bayılıyor. Burnuma bir Smith&Wesson yapışıyor! Namlunun diğer ucunda vampir maskesi takmış bir adam.. temkinlice gerileyip etrafa bakışlar fırlatıyor. dilenciler. Matemin. Bir saniye içinde sol elle üstten kavradığım kolunu sağ bileğimle önden geriye büküyorum. Maskeyi avuçlayıp bir hamlede suratından ayırıyorum. Size onu tanıtmakta geciktim. Artık başıma iyi veya kötü hiçbir şey gelmez duygusundaydım. Bakanlığa gidip durumu öğrenmeliyim. AŞKart'ın sağlayacağı maddi kolaylıklara hiç de muhtaç değillerdi. sokak şarkıcıları. Bu kitaptaki harf sayısı kadar insan toplandı. Aşk prosedürlerle.. bayılanlar." Ayaklarım sabit. Bu sayfayı sükunet harcıyla sıvamak istiyorum. Bu arada. Kadim Çinli savaşçılara göre." Herifin acelesi var. Bir insanın ellisinden sonra galeyana gelip cinnet getireceğine ihtimal vermiyorum. Mülakata alındıkları halde. "Deli gibi seviyorum" diyen. yerli ve yabancı basında sürekli bizim bakanlıktan bahsediliyordu. Müntekim Gıcırbey'i anlatmak için kelimeler yerine narkoz buharı kullanabilseydim isabet olurdu. Alınyazım silikleşmişti.. çalakalem kara çalma vesikası. kimlik bilgilerinin ve aşka dair mesajlarının yer aldığı dandik bir mecmua. Demek ki bakanlık üyeleri de aşkın sonsuza dek süreceğine pek ihtimal vermiyor. Basın bildirileri ve bakanın konuşmalarını yazıyor.. Ne acıdır ki. kiralık katiller tutup Heyet'in üstüne salmıştı. aysberge tırmanmaya çalışan kaplumbağalar kadar yavaştı. Rahip Moju Ming bir keresinde "Köpeğin ağzında fildişi bulamazsın" demişti. Bir de aylık bülten hazırlıyor: İlan-ı Aşk. Heyet lağvedilsin diye gırtlak patlatıyorlardı. formalitelerle.. Güney Afrika'da gördüğüm rüyada. Kalbimde kaynayan kezzap kazanından yükselen duman beynimi sarmış anlaşılan. evin içindeyiz. kanadında piştov taşıyan akbabalar yok mu? Var. bakanlığın arşiv dosyalarına girip. üstü başı dağılıyordu.. Koskoca Sofeafe'taki küçücük daireme varınca. pekala. PAP muhalifleri arasında Heyet'i kurşuna dizmeye kalkışacak kadar gözüdönmüş birileri olamazdı. Bir adım atıyor. akademisyenler.. Menderes Kıya.. İzdihamdan da öte bir şeydi. Ufuk çepellenmişti. bu Öztürk Serengil [1930-1999] şivesi de neyin nesi? "Tamam. Salon kapısının iki kanadı da açık. Senin emsallerin cennette gezer Sağır-dilsizler kongresi açılışındaki saygı duruşunun sessizliğine ihtiyacım var. gövdemi yavaşça sağa döndürürken.. Kalp krizi geçirenler. ekrandaki yüzlerine uzun uzadıya bakıyorum. ilk iş sigaraya başladım. besbelli kişisel bir hıncın sonucuydu.. fikir değiştiriyorum. Artık herşey sona erdi. kabine üyelerinin de AŞKart alıp al [almayacakları tartışılıyordu. televizyonlarda Heyet'e ateş püskürülüyordu. Ani bir kararla. Silahlı vampir. Komünist bir gerilla grubu? Daha neler. katillerin liderinin "S. İhtiyarlık hakkındaki hüsnü kuruntum beni hataya sürüklememeli. Bektaşi Şeyhi Siyami Bey.. Gangsterler de aşk bayırından yuvarlanıyordu ve her yuvarlanışta olduğu gibi onların da canı acıyor.. AŞKart'a layık görülmeyenler. değerlendirme daha da ağır yapılıyordu. Yabancı bir gizli servisin işi miydi? Hiç sanmam. Açıkça soruyorum: "İhtiyarlardan sonra sıra bende demek?" Hırçın bir hortlak hırıltısıyla "Keppe gegeni!" Hoppala. Cüzdanları şişkindi. birdenbire bahar gelen evimin ortasından bir dere akmaya başlıyor. Şebnem Şibumi adında bir kıza yakmış abayı. Başbakan Çekirge ve Bakan Hattat başta olmak üzere.. namluyu tutarak yukarı çeviriyorum. Yüzbinlerce form doldurulmuştu fakat günde beşon kişi mülakata alınıyor. bürokratlar.. aşkına resmiyet kazandıramayan kimse. Sadece ikiyüzyetmişbir kişi. Kafasını devletin duvarlarına vurmuş. şiirler filan da bulunuyor. Ve donup kalıyorum. bileğini yakalayıp. polisler. Heyettekiler doktor olsalar. Kahince fısıldıyor: "Geberreceksin geri zekkeliy!" İltifat ediyorum: "Çok içten konuşuyorsun. hamile kadınlara doğum için onbir ay sonrasına gün verilecekti yani.. Kapıyı açıyorum. Tavşan hızıyla çoğalan insanlara hizmet veren yirmiiki kişilik Bakanlık Heyeti.. Bu vatandaşlar. bizzat profesyonel katildi. yazarlar. Acaba silahlı bir hırsız mı. ben bir keçilim!" Holdeyiz. Bakanlık Heyeti'ndeki kaplumbağalar ters çevrildi. savaş da muallakta kalıyor. "Pek değil" cevabı alınca avucunu yalayan ve belki de nevri dönenler. Ya da. alelacele bir suçlu uydurup gebertmekten başka birşey düşünmediğimi fark ediyorum. Bilgisayardan. Hiperaktif moruklar. Seyyar satıcılar. O halde neden bakanlığın onayını almak istemişlerdi? Herhalde sevdiklerini etkilemek için. İçinde birtakım romantik metinler. aşkı teyit edilmeyenlerin listesini inceledim.AŞKart'ınızı her üç yılda yenilemeniz gerekiyor. Tabii ya! Güvenlik kameraları herşeyi kaydetmiştir!. Neyim ben. AŞKart'la sevgililer ancak beleş mezara gireceklerdi. dedektif mi? Dokuz ismin yer aldığı listem aslında bir iftira taslağı. Otopsi raporlarından da bazı ipuçları yakalanabilir. Hemen hepsinin poliste kaydı vardı. öldüresiye nefret edenler kimlerdi? Siyasi rakipler mi? Hayır.. Meraktan çatlayacağım. kirli işlere bulaşmış tiplerdi. Hikmet Mete Tetik. Tahir Fettah Çalapala. Böyle giderse. Olay yeri tetkikinde bulunan delilleri polisten temin edebilirim. Derken. aşkı bakanlık tarafından onaylanmamış biri. Kılıcını baston olarak kullanan Samuray Kılıcını baston olarak kullanan bir Samuray kadar bitkindim.. 49 Aldırışsızca emrediyor: "Erkeni dön.kerim böyle aşkın ızdırabını!" diye bağırdığını söylemişti. Aşkı bakanlık tarafından onaylananların birer fotoğraflarının. salondaki tek kişilik su yatağına ateş edince. Haydutların. Katliam. kavgaya tutuşanlar. Volkan Revan. Vampirden geriye bir akvaryum yılanı kalıyor. Tabancayı bırakmadan suratına alelade bir yumruk indiriyorum. münasip bir karanlık üretebilirim belki?. Sigarayı söndürüp ayaklanıyorum. "Biz de gönül işleri bakanlığı istiyoruz" diye haykırıyorlardı. genci.. kederden başka hiçbir şey yetişmeyen uyuşuk karanlığına gömülmüştüm. AŞKart almaya hak kazananlar arasında Gıcırbey'in adına rastlayınca şaşakalmıştım. Muhtemelen. yoksa Bakanlık Heyeti'ni katleden gruptan mı? İkinci şıkkı tercih ederim. Dayanılır gibi değil. Şahin Dehşet. bakanlığın basın müşaviri. Mülakat 10 . kuyrukta tanışıp âşık olanlar. yaraları ham olanlara şifa verir. Tahir Fettah Çalapala ve Barbaros Boratav'ı yedeğe alıyorum." "Sözlerine dikket et. Bakanlık binası önünde kuyrukluyıldız büyüklüğünde kuyruklar oluştu. bakanlığa müracaat etti.. televizyon muhabirleri.. beni zımbalayıp başkalarına yetişecek belli ki. Sağ ayağımla çelme takınca sırtüstü düşüyor.. Galiba yanlış yerde sondaj yapıyordum.. sakin olalım. Çünkü bunu nasıl yapabileceğimden emin değilim. Hayati Tehlike ve Neşet Semi Neşter. Kıracakmış gibi bastırıyorum. "intikam şarabı. ellerimi kaldırarak hafiften geri çekiliyorum. yankesiciler. Hikmet Mete Tetik. yaşlısı milyonlarca insan. Bir yolunu bulup harf denilen şu lekeleri biteviye çoğaltsam. Portmantodan pardösümü alıp sırtıma geçiriyorum." Düşman muğlak olunca. Elli yaşın üstündeki Şahin Dehşet. Fu. Şüphelendiğim adamların sayısı dokuzdu: Ekrem Eşkinli.. Ardından. Zaten her gün gazetelerde. Bakanlık Heyeti'ni katletmek kimin işine yarardı ki? Heyet'ten. gagasında hançer. Al Politikacılar. italyanlar sokağa dökülmüş.

Gıcırbey gülümsedi. Dünyada. Ruhunun bir kısmını teslim etmiş. Onunla boğuşuyordu.. 5. Reşat Bey de başka sual etmeden uğurluyor Gıcırbey'i. Yumrukların ardında... son mısrada da hem Pir Sultan'a hem de Reşat Bey'e özür beyanında bulunuyor." Korkma ben varım Bir insanın yetişme tarzına en iyi ışık tutan şey. şimdi düşününce çok sempatik. kesilse başlar Şebnem'i sever de gerisin boşlar Bir Şebnem'den bin kovana bal işler Pir'im anlarsın ya. Gözlerime.. elime. Çünkü biz hocalara ültimatom çekiyor. Muhtemelen bu iş de Gıcırbey'in marifetiydi. şairin [türkünün son kıtasının ilk mısraında geçen] adını soruyor. Asya Maya'ya açılamadım. onbeş sene. Zamanla işler değişti. ne de olsa o da bir insan" diye düşünmüştük.. Biri bu dehşetengiz sahneyi gizlice fotoğraflamış ve basına sızdırmıştı. Gıcırbey'e "Türkünün devamını sen söyle bakalım?" anlamında bir jest yapıyor. baygın gözler. daha yüksek sesle. belki de Gıcırbey'in koleksiyonuna aitti. Fuat Atıf Tufa. Muzaffer Firuze ["Uzi"]. Soruları kazık. Devrisi gün bir pusula göndererek Afili Filintalar'a katılmasını önerdik. aniden hayatına giren edepsiz kadını zapt etmeye çalıştı. kabul etmedi. Öğretmenler odasındaki dolaplarda bulunan ve skandala sebep olan porno dergileri. [The Message – Çağrı filminden] Gıcırbey'le lisede aynı sınıftaydık. Benden bile daha çelimsizdi. Sevdanın karası alnımda yazar Hilal kaşına Hak eylemiş nazar Senin emsallerin cennette gezer Huridir be şeker dilber huridir. merak kıymığı yok. Samet Samsa ["Forvet"]. çok bitkin görünüyor. İşin aslı.. Lider. Sultan Yegah ["Vampir"]. Asya Maya'yı in the Name of the Father [Babam İçin] filmine götürmüştüm. onun gözlerindedir. Görünmez Dünyaların Resimli Kitabı] Bizi gübre hoşafına çevirecek dört çift yumruk etrafımızı sarıverdi... Mask-Ot'ta haşhaşlı börek yiyip kivi suyu içmiştik. hepimize illallah dedirten bir felsefe hocası vardı: Piton.. Fakat hareketleri çok doğal. Alevi Dedesi Saz Âşığı Reşat Bey'i seçmiş bizim Gıcırbey. Adı sanki "Müntekim Gıcırbeyon"du.. Matematik sınavı sonuçları açıklanırken. îlk beş-altı hafta varlığını dahi fark etmemiştim... Çinli bir şairin de dediği gibi: "İnsan boş bir tüfektir ama bakarsın birgün patlar. Reşat Bey'in kucağında dile gelmiş bir ceviz ağacına benzeyen divan sazı. Gıcırbey'e bir numara çektik. İmanımızı gevreten. Şikayetçi değil. Vay canına. "Hayır.. sınıftaki kırk kişinin hemen hepsini ayarlamıştık. En arka sırada oturuyordu. otomobiline tapan. Gıcırbey'in sırası yaklaştığında kollarımızı havaya kaldırdık. onu ilk görüşümdü.. kükre. Boş tüfek. 1. otoriteyi feci sarsıyorduk. fizikten de 10 aldın" diyerek elimi uzatıyorum. değil mi?" Bu basit.. arabanın altına saklanmış bir şişme kadın ortaya çıkıp karşısına dikiliverdi! Paniğe kapılmıştı. iddialı. Yedi kişilik gizli bir çetenin üyesiydim: 'Afili Filintalar'.. Nafile Filinta Her şeyini paylaşıyor. kavga ederken sergilediği davranışlardır.. Nuh Tufan adında yetim bir albinoydu. Yârin bahçesine bir haydut girmiş Geri dur hey şeker dilber geri dur! Gülünü koklarken dalını kırmış Kurutur şeker dilberi kurutur! 50 Hangi dinden isen ona tapayım Yarın mahşer günü sana koşayım Eğil bir yol ak boynundan öpeyim Beri dur hey şeker dilber beri dur. Cennet'te veya Cehennem'de görebileceğiniz en derin mavi.. Reşat Bey. Gıcırbey'e çengel atma fikri ondan çıktı. Derslerle ilgilenmiyordu. havalı saçlar. geri kalanıyla vaziyeti idare ediyor sanki. arkadaşlar Fu der.. Gıcırbey. Çekingen değil. 10" deyince. [GOU GENG. dağıtıyor. Ağzı aralık. "Müntekim. tekrar gözlerime bakıyor. Simsiyah. Bu meydana serilidir postumuz Çok şükür Allah'a gördük yarimiz Birgün kara toprak bürür üstümüz Çürütür ya şeker dilber çürütür. Gıcırbey mırıldanıyor: Müntekim Gıcırbey. Kimseyle konuşmuyordu.. Derin bir nefes alıyor. notu kıttı. Benimle ağır çekimde tokalaşırken başını hafifçe eğerek selam veriyor. kraker gibi kemikler. 5. Herhangi bir neşe kırıntısı." Bence bu komplo da Gıcırbey'in eseriydi. yâri görmek için ecelle çekişecek ve kelleler yuvarlanacaktı. 54 11 .. kadınsı tavırları olan.. ipince.. pembe bıyıklı bir vatandaştı.. Birgün. Fakat sonra bizden bağımsız eylemler de yapıldı. "Asya Maya. Hemen arabadan inerek. irice. Buna karşılık. Yaşlı başlı hocalar birbirlerine sapıkça bir üslupla yazılmış aşk mektupları postalıyorlardı.için de. 979-1019.4.. Perişan değil. Gözlerini not defterinden ayırmayan Piton tısladı: "Müntekim Gıcırbeyon!" Büyük bir alkış koptu! O zaman bir ilk daha gerçekleşti. Piton yazılı sınav sonuçlarını okuyordu: "Nuh Tufan. Bakışlarında hiçbir mânâ. ibrahim Kurban. Kuş kafesine tıkılmış köpek gibi hayıflanıyordum. yağlı ahşap sarısı bir deri. Ne peki? Çözemiyorum. 5. Müzikal mülakat başlıyor. gönlüm delidir. çapkınca söylemelisin" diyor Gıcırbey. eğer benimle çıkarsan. "Okullarda neler oluyordu? Öğretmenler delirmiş miydi? Böyle rezalet dünyanın neresinde görülmüştü?. "Tebrik ederim. "Nasıl yani?" "İnleme Fu. mutedil sorularım onu yoruyor. Sanki adı konulmamış bir virüsle boğuşuyordu.. kafasını öne doğru sallıyor. gördüğüm ilk ejderhayı senin için öldürürüm" diyorum. Coğrafya derslerimize giren yağ tulumu. su gibi akıp buharlaşmış. Gıcırbey ise. en ufak bir ima bile yok.. Tuhaf olan şu ki." Neredeyse heceleyerek "Biliyorum" diyor. "Belki de tırsıyordur. her dersten tam not alıyordu.. Sınıfın ortasında tüten bir menekşe meşalesi. 6. Postu meydana serip. 5. Garip bir biçimde hocalar da ona ilişmiyorlardı. "Adım Fuat. hoca "Müntekim Gıcırbey.. O zamanlar ürkütücü derecede ciddi görünen tavırları." Biz. Mithat Mitos ["Kazulet"]. kasap vitrinindeki kanlı çengeller gibi parlayan suratlar. Tebessümünü kimseden esirgemiyor. Pir Sultan Abdal yerine kendi adını söylüyor. Okulun bahçesindeki Renault'suna atlayıp geri geri gittiğinde. kimilerini tartaklıyor. Başlangıçta. herkesle birlikte ben de dönüp baktım. heyecan zerresi. "Yârin bahçesine bir haydut" girecekti. hattâ komik geliyor.." Gıcırbey'le yaptığımız provalar işe yaramadı. Ne var ki fikirleri tehlikeli. Nuh Tufan. Reşat Bey. Şebnem Şibumi "Hangi dinden ise ona" tapacaktı. Bu. Gıcırbey'den "Nafile Filinta" diye bahsediyordu.

Numarayı tuşluyorum. çok mu uzakta?" "Aslında evet. hem de bir muammadır. Kollarımın ki1idini kırıyorum. Gıcırbey'in heykelini dikerdim. Denize taş atıyor. Foklar gibi soluyoruz. çalmasını bekliyordur. pataklandığımı unutuyorum." Gıcırbey alnını kırıştırıyor: "Hangi konuda?" Cevap vermiyorum. Bir kulağını avuçlayıp kafasına art arda sert darbeler indiriyorum." Gıcırbey bunu söylerken öyle ciddi ki. Bak. tamam mı?" "Kendini benim yerime kucakla aşkım. "yarın evleniyor. ağır aksak havalanan bir karabatağın ardından üfledi. [CHEN CHENG. Arif Tufa'ya âşıktı.. burnumdan getirecekler. gerisini biliyorsun." Fakat şu anda yüreğim ağzımda." "Fal bakar gibi konuşuyorsun. Yutkunuyorum: "Yaşlanarak. el sallar. biliyor musun?" Gıcırbey'e dönüp baktım. şekerli ılık süt olup ahizeden lıkır lıkır akıyor kulağıma.. yetim olduğumu öğrenince üzüldü. Tırpan'ın yüzünden kıpkızıl." Gıcırbey. kimin tabansız olduğunu çözmek mümkün değil. aklıma enteresan fikirler düşürdü: Annem on yıl neden beklemişti? Çünkü beni seviyordu. allı pullu bir denizkızı geçiyor. Gıcırbey. Hoşçakal. Diğerleri bana girişiyorlar. beni teselli etmekle kalmadı." "A? Bunu bilmiyordum. gölgesi kayaların arasına sıkışmış: "Benim de ağlamamı ister misin?" Bir insanın yanında gözyaşı döküyorsanız. bu ilk günüm." Gıcırbey." "Hep böyle ince misindir Fu?" "Hayır. kaslı gövdesi güneş tutulmasına sebep olur. ona sözlü ya da yazılı bir açıklamada bulunmanız gerekir. Gıcırbey. bakışlarını Gıcırbey'e saplıyor." Ceketimin iç cebinden bir düğün davetiyesi çıkarıp Gıcırbey'e uzatıyorum: "Reyhan Tuja ile Orhan Horanta'nın düğün törenlerinde.. E. bugüne kadar yapılan bütün güzellik yarışmaları geçersiz sayılmalı" dedim. Göz kırpıyor. Elimi tuttu. fakat ben okulun gizli yetimiydim. gözyaşımı siliyorum.. özür dilerim birtanem. Belinde bir tabanca. ancak metanet. Tırpan iki büklüm. yuvarlak bir ayna sızıyor.. Belki de korkak olduğumun anlaşılmasından korktuğum için. suratına. Gıcırbey sağımda dikiliyor." Asya Maya safça soruyor: "Baban nerede ki. kalbiyle düşünür Fu. Şimdi de üvey baba belası baş gösteriyordu. Bu da onu iyi bir dert ortağı yapıyordu. Tırpan." Bazen. Asya Maya'yla beraber geçirdiğim saatleri.. Tırpan. baldırlarına çalışıyor. öyle mi?" 56 "Cesaret.. Dövüşten kaçmamak tek başına hiçbir şeyi kanıtlamaz. laf atar. Çocuklardan ikisi toz oluyor. Aramızdan. göğsüne bir diz yiyor ve düşerek gölgesiyle kucaklaşıyor. Toparlanmasına izin vermeden karnına tekmeyi yapıştırıyor. "En büyük eksiğimiz ne. Bugün okula neden gelmedin?" "Meşguldüm. iki taneydi. Gıcırbey." "Önemi yok. telefonun dibinde pusuya yatmış. Uçarak. bir zombi biganeliği. burnunu topuğuyla kırıyor. bana karşılık vermektense. Asya Maya'yı o vaziyette daha fazla bekletmemek için depar atarak birkaç yüz metre ötedeki telefon kulübesine dalıyorum. bilmiyorum." "Aklın fikrin Asya Maya'da değil mi?" Cebimden dört tane telefon jetonu çıkarıp gösteriyorum: "Sence eve varmış mıdır?" "Bildiğim bir şey varsa. Yuvarlanıyoruz. Tepenize dikildiği zaman. Çalıyor. bir denizanası dalgınlığı içinde yürüyoruz. Tırpan Ertan ve yumrukları kaşınan üç eleman bizi harcamak üzereler. Seni gene ararım. Önümdeki serseriye kafa atıyorum. adım korkağa çıkmasın diye kavgadan kaçmıyorum?" "Yani kimin gözüpek. fakat yarın. Başkentin resmî güneşi altında bronzlaşırdı. bana doğru hamle yapan Gıcırbey'le burun buruna geldik: "Soru sormazsan ben de yalan söylemem. Gıcırbey'de durum ne." Bana sevgilim dedi! "Telefonunu bekliyordum." Gıcırbey ağzının kenarıyla mırıldanıyor: "KORKMA BEN VARIM. Çarşaf gibi denizi bir ucundan tutarak salyamı." "Yapma lütfen. "Yarın babamı ziyaret edeceğim. İstiklal Marşı'nı kıvançla haykırarak söyledim: "Korkma! Sönmez bu şafaklarda yüzen al sancak!. Yürüyüp kıyıya iniyorum." "Sen de bir ayna öp." "Yarın n'apacaksın canım? Sinemaya gidelim mi?" "Çok isterim Asya Maya." "İlle de rakibinin omurgasını ağzından çıkarman filan mı gerekir?" "Hayır. Cesurca bir davranış." Kendini benim yerime kucakla Başınıza yalnızca harika şeyler gelmişse. Sigarasının dumanını. "Evet?" "Asya Maya?" "Merhaba Fu. Gençliğini bana 12 . Gıcırbey. Gıcırbey gömleğimin yakasından tutup çekiyor. neyse. basiret gibi dayanaklar sayesinde gerçekleşebilir." Sesi. Gıcırbey. "Annem" diyorum. gerektiğinde ateş ederdi. Çocuklar kaçmaya davranıyor. "Tamam." "Ne peki?" Gıcırbey'e bakıyorum. Zincirlikuyu Mezarlığı'nda. Ertan Taner okuldaki en irikıyım çocuk. Asya Maya.. Yaya hayaletler gibi. sümüğümü." "Hımmm? Başka sırların da var mı?" "Ellerimdeki çizgiler günden güne çoğalıyor. sıvışalım. Tırpan'm elmacık kemiğine bir kroşe çakıyor. hem bir soru. A. önümdekinin gırtlağına asılıyorum." Okulu kırıp soluğu Sarıyer sahilinde almıştık. S. cesur olamazsınız." "Ne?" 57 "Bir düzine transatlantiği havaya uçurdum. okul çıkışı bayrak töreninde yanımda duran Asya Maya kulağıma fısıldadı: "Beni beğeniyor musun?" "Öyle harikasın ki Asya Maya." Hafifçe Gıcırbey'e dönüyorum. Afallıyorum. insanlık sevgisiyle doldu. Gelene geçene göz kırpar. Afili Filintalar'ın başındaki Nuh Tufan'ın anasız babasız büyüdüğünü cümle alem biliyordu. "Evvelki gün Ertan Taner'le kapıştın." "Mesele para değil. Biri kollarımı arkadan sımsıkı kilitliyor. ihtimam. bende para var. millet. Yalın haliyle bir mânâ taşımaz... bu kadar yeter.. Müntekim Gıcırbey'le aramızda dörtyüz ışık yılı olduğunu düşünürdüm. Diğeri bocalıyor..Bir akşam. babama. hâlâ kendini ödlek mi sayıyorsun?" "Cesaretin binden fazla türü var.." "Vay vay vay? Niye ki?" "Senin için Marmara'daki bütün balıkları tutmaya çalışıyorum da. Baban. İçim vatan.. ağırbaşlı bir hovarda edasıyla soruyor: "Kızın gözlerini gördün mü?" "Evet... Beyin şeklindeki kayalıklarda oturuyorduk.. Eğiliyor: "Nasıl ölmek istersin?" Sesinde iflah olmaz bir kudurukluk titremesi var.. kaburgalarına. önemsediği bir düşüncesini açıklıyor: "İnsan.. Biri perçemimden tutup mideme vuruyor. Öldüğünde ben beş yaşındaydım. Boğaz'da demirlemiş şileplere dalmıştık. 1933-1988. "Cesaret" dedi "C. bence. Ejder Meyi] Eğer heykeltıraş olsaydım." Ahizeyi yerine bırakıp döndüğümde. "Nasılsın?" "İyiyim sevgilim.

düğün pastasının üstüne mum gibi eğiliyor. fakat aşırılık nedir bilmezdi. Sidarta'nın teyzesi Mahaprajapati der ki "Gereğinden uzun süre çocuk kalırsan. Silik ve hafif eczacı tebessümüyle raftan bir kutu basur fitili aldım. Yas. Güçlü. babamın yanma varsam. [CESARVALLEJO. kafamın içinde uçuşan bumeranglar gibiydi. kibar. Nitekim. Zira her düğünde yaşlısı genci bütün kadınlar gelinin yerinde olmak isterdi. Sallantılı bir ciddiyetle: "Şu kabızlık illetinin patlayıcı şifası Gliserin-Kansuk rica edebilir miyim?" Fitili aldığı anda kaçarak beni fitil ediyor. kendi ekseni etrafındaki standart dönüşünü tamamlıyor. alev almış çiçeklerle dolu bir Çin vazosunu andıran çekik gözlü bir kız. yeni adıyla Reyhan Horanta. Hiç unutmuyorum. lütfen. Proctologl" dedi. çıkageliyor: "Makattaki çıbanla uğraşıyoruz da. habanera ve vals karışımı bir performans sergiliyor. Göğüs Kalp ve Damar Hastalıkları Hastanesi'nin tam karşısında. merhametli. abuk sabuk ilaçlar. Gıcırbey de gösteriyi kaçırmak istemiyordu. olağanüstü bir adamdı. neydi. Bazı günler takım elbise giyse de. Bir kadın olarak mutsuz olursa. Sanset 750 ve Furacin pomat lütfen. Babamın muhtemelen Cennet'te tanışma imkanı bulduğu Çinliler. siyah deri çantasına attı kutuyu. Her gün uğruyor.. uyuz bir herif pozu vererek büyüleyebileceğini mi sanıyor? Yoksa bütün bu ilaçlar gerçek hastalar için miydi? Bir tımarhanede ya da hapishanede çalışıyordu belki de?. sonsuza dek bekar kalmayı seçebilirdi. hakikaten ilgilenmiyordu. Ben fiyat etiketine bakarken. Eczaneye sırf beni görmek için geldiğini seziyordum. Muconex yar mı?" "Olmaz mı? Var. 1892-1998] Fu'ya hamileydim." Kendinden emin. balgam sel oldu taştı. Ne aradığını bilen. Fu da öyle yaptı. 24 Nisan günüydü. hayatımda aldığım en büyük mükafattı. Canım oğlum. orta boylu. Kader kaderi kapsar. ölüme müzikal bir defileyle karşılık vermek demekti. Fonda sıcak çikolata tadında bir müzik." "İşte.. hani kadınların kendilerini sağmak için kullandıkları şu alengirli cihaz? Vee marka olsun. "Bilmek iyidir. beyefendi. samimi. egzamalarıyla adeta gurur duyuyor.. çoğunlukla blucin. İkinci kez gelin olmak da her dula nasip olmazdı. Anne sevgisi. Anneciğimi tebrik etmeli.adamıştı. ayan beyan neşeleniyordum. Artık eczaneyi şereflendirmesini bekler olmuştum. Elindeki reçeteyi cam tezgahın üzerine bıraktı: "Accuizide [tablet]. Dünya. Hah. yanımızdan geçerlerken. insanlıktan çıkarsın. Fakat sadece ilaçları alıp kayboluyordu.. çalışkan. Ceninin uçan tekmeleri [Reyhan Horanta] Uzaklar hiç bu kadar yakından saldırmamıştı. İlaçları güzelce paketleyip küçücük bir poşete koydum. En etkilisidir. Kız tarafı naz tarafıydı." Dörtnala uzaklaşıyor. o etrafa göz gezdirerek konuştu: "Sarmanıza gerek yok. Arif. ikindi vakti çıkageldi. benim mukaddes vazifemdi. Nikahlanacaktı. 62 Yüzünde kuşkulu bir ifadeyle kapı aralığından süzülüyor: "Kıl dönmesi genetik olabilir mi?" Cevap vermemi beklemeden ekliyor: "Bactropan. Fitil. Gıcırbey haklıydı. Ağıt ve matemde aşırıya kaçmak. Söylediği ilk Türkçe kelime "Baba"ydı. Çünkü bir fıstığa çıkma teklifinde bulunabileceğin en iyi yer. Düşünceler. dayanıklı ve çok zekiydi." Ertesi gün. Üstünü uzatırken alçak sesle konuştum: "Allah şifa versin. dükkanın ufkunda gene beliriyor: "Göğüs pompası var mı. Babamın ahiret yurduna göçmesi. başkasının düğünüydü. anneliğin üstesinden gelebilir miydi? Onun evlenmesini desteklemek. gelgeldim dulluk bir an önce kurtulmak gereken bir belaydı. içimdeki bebekten dayak yedim. Oğluyla evlendiğimde. nikah masasıydı. Namuslu ve canlı bir insan."] Annem. soru sormuyor." "Tabii ki. Çok feci. Yüksek sesle: "Basur ilacı istiyorum. "Buyurun. Öğle vakti. kimse tabuta alıcı gözüyle bakmazdı. yuvasının yıkılan kısmını onarıyor du. Dahası.. Aaa. Oyalanmıyor. yetişkinlerin anlayacağı dili bulana kadar çeşitli diller konuşurlar. Fethiye Tufa çoktan ölmüş olacaktı. 50 Galiba. sıhhi mamuller satın alıyordu: "Mayasıl ilacı istiyorum. Neden hep insanların isterken utandığı türden ilaçlar satın alıyordu? Tuhaf bir espri anlayışı mı var? Beni kıçı çıbanlı. Ecelden kaçış yoktu. bundan neredeyse emindim.. tam ümidi kesiyorum. On sene tehirli gelen sevinci ona haram edemezdim. Vastarel 20. Canıma can katmıştı. siz daha iyi bilirsiniz gerçi. Bir ara. Sevinçten. lakin sevmek kadar değil" derdi. Kaybedecek vakti olmayan adamımız." Hayat. Kadıköy Koşuyolu'ndaki Cezayir Eczanesi'nde staj yapıyordum. şamata istemeyen biri. espritüel. Kapıdan. 61 Vücudundaki su toplamış lezyonlarla. bana dünyada olan biteni sorsa. Ketoral krem. Nasıl uçan tekmeler atıyordu bilseniz şaşarsınız. yunuslar gibi kikirdiyordum. Nankörce bir bencillikle validemi mahcup etmemeliydim. Sonraki gün gene başlıyoruz: "Mevsim dönümünden mi nedir. Aylarca.." Acaba sağılacak bayan kim? Bilemiyorum. kısa kesilmiş kestane rengi saçları kızıla çalan. Elinde parlak bir bıçak." Elinde basur fitiliyle mi dolaşacaktı ortalıkta? Yo. hassas dengeler üzerine kuruluydu." "Nereden bileyim?" Ertesi akşam." Kopuyor. Lasix [tablet]" Kalp hastası olan Fethiye Tufa adına düzenlenmiş bir reçete. kader paso halkalanırdı. kazık olup kalbime çakılmıştı. Sadık müşterimiz. Böğrümde kalan elimi vicdanıma koymalıydım. Çince konuşmaya başlasam: ["Bilmek iyidir baba. Onu görünce sevindiğimi gizlemiyor. uygun adım yaklaşıyor: "Uyuz losyonu. ama naz da sitem gibi sevgiden doğmalıydı. Aşktan kurtuluş yoktu." Kremi kaptığı gibi toz oluyor.. "Elbette. Sadece. Bazen abartırdı. Onun sevgisini kazanmak." Gözlerime dikkatle baktı: "Amin. Parayı aldım." Vazgeçmiyordu. lakin sevmek kadar değil. 13 . üvey pederimle dostluk kurmaya bakmalıydım. Asya Maya'nın ütülü patiska yüzünde meyve izi gibi bir gülücük. havadan sudan konuşmayı filan denemiyordu. Gözlerinde bıçağın suyu gibi birikmiş yaşlar. kazak ve kadife spor ceketliydi. 60 Bebekler. Ya da daha kötüsü. Bizimki. daha karnımdayken dövüş sanatlarına meraklıydı... sezonluk bir duyguydu. temiz yüzlü bir genç adam girdi: Müstakbel kocam. Cenazelerde durum tersiydi.. Fakat o benimle ilgilenmiyormuş gibi yapıyordu. Ertesi gece." Kesin konuşuyor. Buna hakkı vardı. kollarında. Sabah vakti sürpriz yapıyor. Derhal. çok acil! KwelladcCdan şaşmam asla. Asya Maya'yı telefonla arayıp düğüne çağırmalıydım. Ebeveynlikten istifa etmiyordu ki. annemin dün-yaevine girmesini engellememeliydi. kıza "Seks konusunda asla şaka yapmam" dediğini duyuyorum. Ben de şimdi şuracıkta ölsem. Gıcırbey. Musalla taşına en uzak nesne beşik değil. pompayı alır almaz uçuşa geçiyor. Düşeş Düğün Salonu'nda Asya Maya'yla mışıl mışıl dans ettik.

tek yönlü bir eziyet seansına dönüştü. "Şimdi isteğin aksanla konuşabilirsin tıynetsiz hödük! "Aouuü! Aouuü!" diye öterek ağlıyordu. dengeyi sağlamam imkansızdı. Allah'ım. amortiden öte anlam taşımayacaktı. 22'ye karşı 7 can alınacaktı.. suratına çalışacağımı söyledim.. öbür yandan tabancayla dizkapaklarını eziyordum... esprilerin üzerine anında sünger çekiyor. Evet. muzipçe gülerek söylediği sözler hâlâ kulaklarımda: "Öylesine arsız bir herifim ki. Buna müstahaktı. gece gündüz sedece limon yemiş. Emekliliği yaklaşmış bir celladın aldırışsız havasına bürünmüştüm. Yağlı kömüre kesmiş yüzünü gördüğüm anda kalbim kömürleşti. aynımdan bir tane daha çıkar!" İçimdeki hayvan. çetelerin peşine takılmıştı. Hani şu Gönül işleri Bakanlığı'na müracaat edip de aşkı onaylanmayan karanlık tiplerden biri. kafasına doğru saydam çizgiler halinde yükseliyordu. Besbelli. "Kendiy evinde edem mi vüreceksin?" Maskesizken sesi. gençten bir gangstermiş." 66 Meğerse hayırsız. Islak çoraplarımı ayaklarımdan sıyırıp ağzına tıktım. Böylesini görmemiştim. Terliyordu. Hayati Tehlike. Evet. şu ebemkuşağı ebeme girsin!" Ona inandım.. ayaklarını önden birbirine. Bağırırsa. bileği sert.. İş üstündeyken. kalpazanların.. meleklerin büküp doğuya sapladığı renkli. ne biçim bir aksanın var senin?" "Eaa. Gangsterler ondan nefret ediyordu. dişleri bembeyazken. Sandalyeye bağlı yırtıcı kuşun iplerini kopardım. katiller 7 kişiyse. Ben ağzım açık. cerahatsiz. dişleri bile yanmıştı. Fakat Arifi hiçbir zaman unutamadım. "Yanlış anlama ama. Beni. yani kavs-i kuzah. bademcik iltihabı için gargara. Gönül İşleri Bakanlığı’nın. "Lobotomi nedir bilir misin? Ha?" Dehşete düşmesi için." "Şaka yapıyorsun." "Fazla ümitlenme de. Kanın çoğu yerde kalacaktı. Hayati Tehlike yolladı. Hattâ. koltukaltı kıl köklerindeki irin için krem. Şimdi ellidört yaşındayım. dışarıda gıcır gıcır bir ebemkuşağı var. Fucidin satın aldığı gün. Eksanımız o yüzden birez meyhoş yani." "Ne?" "Ebemkuşağı. Bir an önce.. "Her iki el başparmağını ta dibinden kessem iyi olacak.Fare zehiri. Böylece asla silah kullanamazsın" diyerek tabancayı gösterdim. Ayağa kalktı. Adalet terazisinin bir kefesine Bakanlık Heyeti'nin cesetlerini koyduktan sonra diğer kefeye ne koyarsam koyayım. Banyoda bulduğum mor çamaşır ipiyle ellerini bileklerden iskemlenin kolluklarına. Matrak sohbetimiz. donuk bir ifade yerleşti. bu onun alamet-i farikasıymış. Dava açmak üzereydi.. Yani ne bulursam fırlatıyorum. kuduz bir maymunun ağzındaki köpük kadar bile değerin yok!" Ikınma. boğazını da arkalığa başlamıştım.. oval boruya bakarken "Reyhan. lobotomiden çakması gerekmiyordu sanırım. Orhan'la ondört senedir evliyiz. Hakikaten gökkuşağı fevkaladeydi. Oruç Bey'in rüyamda söylediği gibi. Onunla kafatasında bir delik açacağım. Arif Tufa cumhuriyet savaşıydı. Çömelip limon gazisi konuğumun paçalarını dizlerinden yukarıya kadar sıvadım. şeker çizgileri halinde yağıyordu. işittiğimde aklımı kaçırabileceğim türden tehditler sıralıyordum: "Dört dakika sonra. İntikam. ortada polisiye bir bilmece yoktu. Sandalyeye ben bağlı olsam. Yağmurun ortasında sırılsıklam bir güneş." Gözleri yuvalarından dışarı uğradı. kiralık katillerin. böğürtü ve çığlık karışımı bir karşılık verdi. Çocuğumuz olmadı. "Bak. Acıdan dişlerini gıcırdatıyordu. Hayati Tehlike. benekli prezervatif. ensesi kalın. Gıcık telaffuzu. İlaç almıştı fakat bu defa kaçmamıştı." Tabancayla çenesini dürttüm: "Söyle!" "Dedim ya. öfkeden. yani eleğimsağma." "Kaç yaşındasın?" "Yarım seat sonra kıyrk olacağım. hiç kullanılmamış bir kuyumcu matkabım var. "Yellenememek ne büyük dert! Meteospazmyl kapsülleri olmasa halimiz duman!". Ne olacaktı? Eğer." Yatağımdan akan su.. yani gökkuşağı!" Afallamıştım. Tabancasını 14 .. adam kaçırıp fidye isteyenlerin.. "Evet. Hayati Tehlike. Birdenbire hurdaya dönen araba yanmaya başlamış ve infilak etmiş!. hayat arkadaşıyız. kahırdan vahşileşmiştim. Mecidiyeköy civarında. Turgut Rulet adlı bir kiralık katilmiş. Dereyi görmüştük. evde bir akarsu yatağı oluşturmuştu. "Seninle öyle pataklayacağım ki. her bakımdan bir teselli armağanından.. Çaresizlikten... değil mi?" "Şakaysa. Soluk soluğaydı: "Abidin Dandini. gökkuşağı çıkmasına değil.. geberip Cehennem'e gittiğinde rahat bir nefes alacaksın!" diye bağırdıktan sonra çorap yumağını ağzından çektim.. Uyuşturucu kaçakçılarının. "Son soru'n bu mu?" "Yya senin?" Ağzında rulo halinde duran meşin dilini oynatmakta zorlanıyor sanki. îstikleal Harbiy sırasında. Yağmur. imkansızlaşınca daha da şiddetleniyor.. apsesiz. Birtakım yeraltı örgütlerinin. derenin içindeydik. Su yatağımı patlatıp salonumda gerçek bir havuz problemi doğurmuştu.. "Hı?" Adımı nereden biliyordu? "Bu akşam beraber Allahüekber Dağları'na çıkalım mı?" 83 "Bana çıkma mı teklif ediyorsunuz?" Gıcıklık etme sırası bendeydi. Arifi teşhis etmek için morga çağrıldım. Fakat o bunu bilmiyordu. Bir çeteye filan mensup değilmiş... Yerden avuçladığım suyu suratına çarpınca iyice ayılıyor. bizim köyde feciy kitlik olmuş. kasıntısız bir konu açmasına. sanki ayak bileklerindeki su. Patronu da Hayati Tehlike diye. Ünlü mafya babası Atom Bombacıyan’ın suç dosyasını hazırlamıştı. Su çeken ayakkabılarımı çıkardım. sen dünyadaki bütün eczanelerden alınabilecek en şifalı kapsül. Bakanlık Heyeti'ni katleden manganın başındaki adam da bu Hayati Tehlike'ydi. Arifin ölümünden sonra. Sonra da minik bir huniyle beynine o delikten kezzap akıtacağım. İlk defa birine işkence ediyordum. onun yerine namluyu soktum. sanık sandalyeleri ergonomik değildir. Yüzüne abartılı. Aşk. Ona adresimi vermişler ve o da soru sormamış. bacaklarının derisini yüzeceğim. Mahmur bir neşeyle sırıttım: "Benim nazarımda. uğursuz bir iş için kapıma gelen bu hırt... Gözlerimi kısıp burnumu kırıştırdım. Görünüşe bakılırsa.. korlaşmış çeliğe dökülen sirke gibi cızırtılı. elmalarla armutları toplayacak kıvama gelmesini umuyordum. içimdeki çocuğu yiyor Cehennem uyruklu misafirime getto tokadı atıyorum. Beraber kapıya çıktık. hayatın kısalığı üzerine uzun uzun düşündüm.. Bir keresinde. yani alâimisema. Ayrıca. hepsi onu harcamak için can atıyordu. toprağa gömsen. "Biliyor musunuz. Tabancanın kabzasıyla diz kapaklarına vurdum. çevre yolunda seyrederken otomobilin kontrolünü kaybederek küçük bir köprüden uçup aşağıdaki yola düşmüş. Yalnız çalışırmış. en kıvamlı şurupsun" dedi. Silahla dolu ağzını boşalttım. Herkes. "Cinayet kurbanlarının çoğu kendi silahlarıyla öldürülürler" deyip Smith&Wesson'la alnına nişan alıyorum. dokuz ay boyunca.." Bir yandan bu psikopat repliklerini okurken. Bakanlık Heyeti'nin benimle ilgisinden haberi yokmuş. 11 Mayıs'ta harikulade bir yağmur yağıyordu. Hayati Tehlike'yi ve ekürisini nallayacaktım ve.. yo. Öztürk Se-rengil taklidi yaparmış. en tatlı tablet..

çünkü. kaosa gebeydi. Kerize kesilen Yakuzaları tiye almış: "Sizin adınız. üst başlarından geceye kan tozları saçarak düşüyor! Cumburlop! Bahçedeki '8' biçimli havuzun içine! Velhasılıkelam. şarkı mı mırıldanıyor. Caniler işinin ehliymiş.. Tavana kök salmış. Tilt olup poyraza dönen Yakuzalar için. deveye binmiş. Tam düşecekken. Yakuzaları öldüren "meçhul caniler" diye bir şey olmadığını. kemikler eziliyor. Duruma bakılırsa. Çiy tanesine çakılan jet uçağı [Turgut Rulet] Hayat.. iki sarhoş." Niko ile Hayati. virgül şeklinde bir perçem. Tam üç sene emek verdiğim Javaca-Do'yu bir anda unutup. Niko. 1862-1943] Son nefesimi yarım saat önce verdim. Toplamı 20 eden. Bütün bunları biliyorum. Artık öldüğüme. Ha?" Niko mazotu çekip mideyi ateşlemiş. Bir kez daha. geriye taralı saçlar. 1997'ye kadar. Kızlar ciyak ciyak kaçışıyor. 70 Tahammülü sıfırlanan. Kalbi kadar temiz. Niko." İçimdeki hayvan. üç'ün Japonca'sı. Mısırlı sinirli. bir Sicilyalı ve iki Bernli'nin oturduğu masada. mezar tozu serpilmiş. Kafasını gözünü patlattım. Korumalar birbirine giriyor. îçeri girerken yüzleri maskeliymiş. Meslek hanesine "serbest" yazmış. Saldırıyı. Ben ki. Abidin Dandini. sinek valesi şeklinde. İstanbul'da oturuyor... çırpınarak can çekişmeye başladı. bizim çekik gözlü horozlar acaba 'Yubitsume' yapacaklar mı? Siz hani bazen izzetinefsi yeniden şahlandırmak için serçe parmağı üst boğumundan kırpıyorsunuz ya. Turgut Rulet'e çılgınca bir hücum doğaçladım. yirmi de. Lüks bir sorgu odası. papaz uçurmuş.. Bilgisayara aktarılmamış kayıtlarda kim bilir neler yazıyordu. Kaç kişi oldukları belli değilmiş. Hayati Tehlike. Artık öldüğüme göre. Kumar masasındaki buluşma. Amerikalılar mum gibi yamulmuş. sabrı taşan Yakuzalar galeyana gelip bizimkileri öldüresiye dövüyorlar. trapezci kostümü giymiş sahte sarışınlar. Şişme kadından olma plastik veled-i zinalar!" Üstüne ölü toprağı. İçeride kesif bir puro dumanı. Her yerde Niko ile Hayati. O da Yakuzaymış! Niho haha zuho haha puha hahha. Dumandan gocunuyorlar. bir Yakuza tarafından pencereden şutlanıyor! Pervaza tutunuyor. çocuğu yemişti. Niko'nun elini yakalıyor. Onu öylece bırakıp dışarı çıktım. Metal çekmecelerde Hayati Tehlike'nin dosyasını aradım. iki de Yakuza varmış. yamyam takımından yani alelade bir bitirimdi. Lefkoşe'de Grand Grave Oteli'nin kumarhanesinde pokere sardırmışlar. SWAT timlerinin de kullandığı. Tam zom yani. Fu denen rafadan lavuk. Çevriye ablamın büyük oğlu.. Asla yaşlanmayacaktı. sönmek üzereler. Olay yeri inceleme ekibi de bir ipucu bulamamış: "Herifçioğulları sanki dalgıç kostümüyle gelmişler. otel güvenliği içeriye dalıyor. Âşık olduğu kişi: Şebnem Şibumi. eşzamanlı os. Tabancalar vestiyere bırakıldığı için. hayati tehlikeyi atlatıp taburcu oluyor. Atom Bombacıyan’ın öz çocuğu muydu. hastaneye kaldırıldıktan dört gün sonra ölüyor. vazifem belliydi: Liseden beri hiç görüşmediğim arkadaşımın karşısına dikilip "Hayati Tehlike'nin menzilindesin" diyecektim. Üç de olabilirmiş. Canavar sakızı ağzımdaydı. Niko. Pembe klasörü buldum. Niko'nun şansı yaver gidiyormuş. meyve bıçağıyla Niko'nun karnını deşip.. Zaman ve mekan. Tuhaf. Niko'yu kafalamıştı. Hayati'ye dönüp Türkçe "Arkadaşlar g. Bir Tibet nasihati şöyle başlar: "Hepimizin içinde bir çocuk. iki Kahireli. sözlerini sarhoş İngilizcesine şöyle çeviriyor: "Diyorum ki. Hayati'nin yanağına çatal saplıyorlar.. bunu kendileri de bilmiyordu. tüm vücutları dövmeli Yakuzalarm ellerinin üstünü işaret ediyor: "Ben de koluma dövme yaptıracağım. epeydir beni çağırıyordu. silahlı. Katliamı araştıran komiser yardımcısından ayaküstü bilgi alıyorum. en terso üçlü kombinasyon. Yakuzalar nefes almıyor. Bir ara. limuzin sefaları. 'Hanafunda' mıydı şu Japon iskambili? Hani en kötü sayının 20 olduğu oyun? Ya-Ku-Za da 'sekiz. ağzımı açabilirim. masalar devriliyor. küfür mü ediyor. iki 'Yılan Kanı' istedik: Taylandlı barmenin spesiyal kokteyli.. Atom Bombacıyan zamanında bile tayfaya katılmamıştım. çok sert kapışmada sanki Kızılırmak'ın buzları kırılıyor. yanlarında üç-dört fedai. hijyenik bir infaz ünitesi. gözlerimi yumduğuma göre. orası muamma. Hayati Tehlike'nin vesikalık fotoğrafını inceledim: Kahverengi. Bu bizim Gıcırbey'in yâri değil mi? Ta kendisi! Dosyayı araklayıp tüydüm. İlk yudumla ikincisi arasında sordum: "Güvercin kim?" "Ha?" 15 ." Dandini'nin has adamı Hayati Tehlike. öldüğün zaman her şeyi daha net görüyorsun. matruş kardanadamlar. Hayati. kaburgalarının önden ve alttan birleştiği yere asırlık bir yumruk attım. esaslı bir makinalı tüfekmiş. Bön suratına kanlı bir somurtuş yerleşti. jöleli. iflastan sonra işler açılıyordu. beni doğduğuma pişman etti. boş bir sayfayı andıran alnında. Siyam ikizi gibi yedikleri içtikleri ayrı gitmiyordu. zaten kağıt oyununda kaybettiğiniz için Yakuza değil mi? Neydi. Bence asıl reis namzedi o. Bak bunları bana bit pazarında niyet çektiren bir şırfıntı anlattı. Atom Bombacıyan’ın sağ kolu Abidin Dandini. [DON VITO CASCIO FERRO. sayıklıyor. Niko'nun fedailerinden biri de yeğenim Cengiz Cingöz'dü. Bu sert. evlatlığı mı. Canavar sakızı ağzımda Bakanlık binasının çevresinde polisler nöbet tutuyor. Doğum tarihi: 1977. ağzını burnunu kırdım. dokuz. bodur ağaçlara benzeyen avizelere güçbela tutunan ekşi elmalar misali şişko ampullerin ışığı reçine gibi damlıyor. bir de hayvan vardır. ne bir giysi parçası.. Uyarı niyetine ateş edildiği anda Niko ile Hayati camdan uçuyorlar! ikisi de havada. Dandini'nin ahırına mı girecektim? İkide bir yolladığı takım elbiseli leş kuşlarının gagasında hep aynı nakarat: "Patron Turgut Rulet'siz olmaz' diyor. Ne bir saç teli. yalnızca ölülerin cevaplayabileceği bilmecelerle doludur. Kırılan kaburgalardan biri kalbine saplandı ve sırtüstü düştüğü sulak yerde. Kırk yaşıma girmemle canımın çıkması bir oldu iyi mi. Bu arada Yakuza çifti. Niko. baygın baygın gülüyorlar. parçalanmış şişeler gövdelere kakılıyor. Alman yapımı MP5 Navy'lerle gerçekleştirmişler. Hayati Tehlike'nin Gıcırbey'i de çivileyeceğini anlamak için kahin olmam gerekmiyordu. Kumarda canını da kaybetmek istemeyen kodamanlar yerlerde debeleniyor.tten doğdukları için enayi vergisi ödemeye gelmişler" deyip kahkahayı basıyor. İsviçreliler çakı gibi fakat diyelim kapalı çakı. dokuzuncu kattan böyle sarkarken. hükmen harabeleşmiş metruk binanın dördüncü katındaki odama çıktım. Çayını karıştırırken. kahvaltı haberlerini sunan gamlı bir spiker havasında konuşuyor. onların künyesini bizzat kendi ellerimle kazıdığımı söyleyebilirim. meçhul canilerce mortlatılarak tahtalı köyde koalisyon kuruyorlar. 5 yıldızlı otellerde kokainman fahişelerle gönül eğlendirmeler. Güzergahlarındaki güvenlik kameralarını patlatmışlar. O dumanın etrafını saran balmumundan korumalar. uluslararası kriminal bir pikniği andırıyormuş. ne parmak izi." Japonlar bu lafa fena bozuluyorlar. Niko susmuyor. Japonlar ise bir çift beton çivisi.. Ateş etmeye kalkışınca "Çat!" bileğini kırdım. Ricardo Rafsancani stilinde tıraşlanmış bir kelle..iade ettim. Sandalyeler fırlıyor. Yani bir çift minyatür çizme gibi favoriler ve kalın puntolu bir bıyık. Üniformalı. doğum günümde. Üç New Yorklu. otuz yaşında bir gangster. Keçi Yumruğu denilen meyhaneye geldi.rup geğirerek düet yapıyorlar. 1999'un bir güz gecesi. oluk oluk viski ve sabaha kadar poker. Mavi gözler.

Babamı kaybedince. İtaatkarlık içermeyen her davranıştan işkillenirler. Ya Noguşi ya da Ozu'ydu. Sonrasında. Doğrusu." 74 "Bütün bunları hırsızlıkla suçlandığınız zaman kendinizi temize çıkarmak için neden söylemediniz?" "Çünkü devecinin devesini aramaktan vazgeçmeyeceğini ve onu çabucak bulabileceğini göz önüne aldık." "Bizim geçirdiğimiz deneyler şunu gösterdi ki insan hakikati ararken bir gücü. ısırdığı yaprakları yırttığına göre ön dişlerinden birinin eksik olduğunun anlaşıldığını söylemişler. İdris Shah'ın 20 Eylül 1991 Salı günü Londra'da "Ramazan Oruç Tutam'a kardeşlik duygularıyla" imzaladığı. Üzerinde sadece şort vardı. evet" demiş. çıplak yatıyordu. Herşey bitti. Kısa bir süre sonra adam devesini arazide başıboş dolaşırken bulmuş ve dervişlerin salıverilmelerini temin maksadıyla mahkemeye başvurmuş. bastık küfürü. Herkes kendi kaybettiğini kendi arasın. ancak doğumu yakın hamile bir kadın elini yere dayayıp otururdu. özgüven ve azimden pay kapar. birini suçlamadan veya bir iddiaya sahip çıkmadan önce kendi ölçülerini tartmanın kaçınılmazlığını kabul edecekti. Bir konaklama yerinde çalılara takılmış uzun insan saçı gördük. Konsolosluğun duvarından arka bahçeye atladım. adam "Evet" demiş." Bazı kayıplarımız. Jet uçağı. Ardından. Senin noksanını tasvir edenler. cesedi sırtlayıp arabaya bindirdim. Bu arayışta diğerleri sadece arayanın neyi kaybettiğini hatırlatabilirler. eroin yüklü kamyonlar. dragonun burnundan saçılan aleve ateş ettim. cinayetten sonra derin bir uyku çekermiş. bahçedeki çardakta tavla ile satranç karışımı bir oyuna dalmışlardı. Bizim salıverilmemiz için harekete geçerek gönül yüceliğinin.. Yitiğini bulamadığını söyleyince. misafirhanenin duvarındaki sarmaşığa tırmandım. sorumluluk hissine sahip olmanın zevkini tadacaktı. Bense bir katili öldürmüştüm. onu bir yeraltı çarşısının merdivenlerinden aşağı yuvarlayarak ifa ettim. Öldüm. Bombacıyan’ın beyni arızalanınca. Fuat Atıf Tufa'yı mortlatmak Hayati'nin mi. Deveyi ararken yüksek düzeyde anlayış yeteneğine sahip üç dervişe rast gelmiş. Uzatmayayım. Anlayış sahibi üç ermişe akşamüzeri istirahat menzilinde yetişmiş. Oruç Bey anlattığında beni sarsan şu hikayeyle karşılaştım: Adamın biri. Evimize yıllara yayılan bir güz musallat olmuştu sanki. Aldık makinaları. Arkadaşlık. onun şapkasının astarındaki dikendim. Demem o ki. Eve yollandım. onu bu yolda bulma ümidi vardır. Hayati Tehlike'yi evladından kalan bir miras gibi benimsedi. Ve evet. Galiba. devecinin itadesini yerinde bularak üç ermişi. "Devemi kaybettim" demiş dervişlere "Onu gördünüz mü?" Dervişlerin ilki "Bir gözü kör müydü devenin?" diye sormuş. çiy tanesine çakılıp infilak etti. evet. onlardan nasıl olup da deveyi hiç görmedikleri halde deve hakkında bu kadar çok şey biliyor olduklarını açıklamalarını istemiş. biryargılama gücünü kendinde hıfzettiği zehabına kapılmamalı. devesini kaybetmiş. piri fanileri biçtik. Tarzan kılığındaki Örümcek Adam gibi. kaybettiği deveyi bu üç kişinin çaldıklarına kanaat getirmiş ve onları kadı karşısına çıkarıp başından geçenleri anlatarak dervişleri hırsızlıkla suçlamış. yazarın mürekkebine okurun kanının karıştığı kitapta. bir karine bulabileceğimi sezinliyordum. yolda devenin ayak izlerini gördüklerini. bizden başka şeyler de alır götürür. ne oldu? Burada bıçak olup yüreğime saplanmış kaburgamla yatıyorum. Gönül İşleri Bakanlığındaki morukları halledecek takıma katılmayı reddetmedim. Katiller cinayetten sonra derin bir uyku çeker İnsan." Kayıp devesinin peşine düşen adam bu üç dervişin kendi devesini görmüş olduklarına kanaat getirmiş ve alelacele dervişlerin geldiği istikamete koşturmuş.. Bunların bal ve mısır olduğunu gördük. Elimdeki fotoğrafa baktım. dervişler yine sorulara başlamış: "Devenin bir yanında bal. Daha önce dervişlerin kendi durumlarını izah etmeleri için bir fırsat tanımayı hiç aklına getirmemiş olan kadı. Kötü hikayelerle dolu bir antolojiye benzeyen şehirde turladık. birden yoksul düşmüştük. Keşfettiği gerçeği ahlaki bir olgunlukla perçinleyecekti. Bu Japonlar hep birbirine benziyor. Eee. böyleleri dostluğunuzla yetinmezler. Adam sevinçle "Evet" diyerek cevaplamış soruyu. Şiddetli Diriliş] Katiller. Ve onuncu sayfada. senden birşey gasp etmiş olmaz. 3 liralık banknot kadar sahteydi. O yüzden bir nevi minnet duygusuyla bana ihtiram gösteriyordu. "O halde" diye konuşmuş dervişler. "Arılar ve karıncalar yolun iki kenarında birşeylere üşüşmüşlerdi. izlerden birisinin silik oluşunun devenin bir bacağının topal oluşuna delalet ettiğini. evet!" cevabını yapıştırmış. tartışmasız derinlikte bir uykudaydı artık. Yakuzalardan biri.. herifin tam kalbinin üzerine denk gelen. Kadı. ahbaplık. [ŞEYH ABDÖLLATİF TUFEYLİ. Başarı ve ödül. dizginler Dandini'nin eline geçti. yine "Evet" demiş adam. "Biz senin devenin nerede olduğunu bilmiyoruz" demiş üçüncü derviş. Mağlubiyet. devesini kaybeden adam heyecanlanarak "Evet. Biz. Herşey. Bunu nimet bilmeli. Fakat işte adamın tüm vücudunda dövmeler vardı. deveyi gasp etme suçundan hapse atmış. Şazeliyye Şeyhi Oruç Bey'in kurşunlanmış başına yastık olan kitabı Tales of Deryishes'i okumaya başladım. çürüyerek büyüyen bir sarmaşık gibi her yanımızı sarıyordu. daha önce." Dolunaylı bir yaz gecesiydi. Benimle bir mafya mukavelesi imzalamak niyetindeydi. Japon konsolosluğunun misafirhanesindeler. Silahlı garsonlar. Susturuculu tabancamı çektim. mezarıma papatya koymasınlar. Terk edilince umudunun bir kısmı da yiter mesela. daldık içeri. İkinci dervişin "Ön dişlerinden biri eksik miydi?" sorusu karşısında. Abidin Dandini de. Yerde el ayası izi vardı. Hadisenin göründüğünden farklı cereyan ettiğini gören kadı ise gözünde mantık yollarına güvenerek kestirmeden hükme varmanın değerinin düştüğünü görecek ve bir arayışa koyulmayı takdir etmede daha üstün bir konum sahibi olacaktı. Canını aldığım ilk insan olan Turgut Rulet'e son görevimi. Dervişlerden üçüncüsü "Bir ayağı topal mıydı?" diye sorar sormaz. adam öldürerek kendini yenileyen insanlarız. kaderinde olmayan şeylerden kaçınmalı. Hayati Tehlike'nin hürmeti. öbür yanında mısır mı yüklüydü?" demiş birincisi. Dandini'nin mi fikriydi emin değilim. Onun açık ağzına sıktım kurşunu. Atom Bombacıyan. Gece. Kendinde yargılamaya yetecek donatım olduğu zehabına kapılmanın gönül kırıklığını tadacak. kalp dolar basan matbaalar ve biri bitip diğeri başlayan villa sitesi şantiyelerinden müteşekkil bir orkestraya şef oldu. selamları. Ben. 16 . Bulamamış adam aradığı yerlerde devesini ve ne yapması gerektiğini yine dervişlerden öğrenmek isteğiyle bu kez dervişlerin peşi sıra gitmiş. tevazuyu tırtıklar. 1777-1844. Kadı doğru hükme varmanın tevazuyla arayışa neler borçlu olduğunu görecekti. akvaryumdaki Japon balıklarını avlamak kadar kolay olmuştu. devenin üstündeki kadındı. o. onlara göre zayıflık alametidir. papatyaya alerjim var. nezaketi. yandaki odada uyuyan diğer çekik gözlünün çanına ot tıkadım. Bir hayır sahibi beni gömse bari.. Güçlülerde içtenlik aramayın."Kimi öldüreceğim?" Yakuzaların fotoğraflarını masaya bıraktı: "Şiga Noguşi ve Kenji Ozu. Eşyalarımız hızla eskiyordu. Hayati Tehlike. yöresinde müstakil insanlar istemiyordu. "sen deveni bizim geçtiğimiz güzergah üzerinde ararsan iyi edersin. Yakuzalarm defterini origami stilinde dürenin ben olduğumdan haberdardı. yolun yalnızca bir yakasından ot yenmiş olmasının tek gözünün körlüğüne delil olabileceğini. Fukaralık. Yalan. adam "Evet. İktidarın sağlaması cesetlerle yapılır. "Hamile bir kadın mı biniyor senin devene?" demiş ikincisi. Bunun üzerine deveci. Dervişler. Son dileğim.

eh benim yolum uzun. Vahşetimin mazeretini takviye etmeliydim. [JEAN ROSTAND." Tam anlamıyla eh [Mr. Gıcırbey ailesinden hiç söz etmezdi. köfte piyaz! Ellisinden sonra şahlandı dişsiz papu! Ulan yoksa hurileri manita tutup yatak sporu mu yapacaksın. her sezon bana postadan ayakkabı çıkar oldu. namaz boyunca toplam dört kere tekbir getiriliyor. âtina'yı okursun. Sübhaneke'yi okuyorsun. bana da yıllarca ayakkabı postalandığını söylemedim. sadece dört kere. aralık dudaklarını oynatmadan soruyor: "Nerde kaldın?" "Anca gelebildim." Çatlak sesli: "Toto oynama. Tekrar tekbir alınıyor. Hayati Tehlike'yi bulmak için İstanbul'a yollanacağım. Birgün postacı benim adıma gönderilmiş bir paket getirdi. ağzını açtığında opera söyleyecek sandım: "Sen Dracula'ya anlatırken öğrendim sayılır. sen maşallah abdest namaz işlerini bayağı bellemişsin." Boğuk sesli bir başkası: "Bak şimdi. arkamdan gelen gruptaki adamlar birşeyler geveliyor. Kenarda durmuştum. Acele etmedim. Ayakkabıları çıkararak girilen hiçbir yere gidemiyordum. değil mi?" En başta konuşan çatlak sesli. şadırvanda alırız abdesti. Fırtınanın ortasındaki sprey gibi hükümsüzleşmiş hissediyordum. bana da uzatıyor: "Bırakmadın değil mi?" "Eyvallah" deyip alıyorum. namazı kılacağız. Meğer. pazartesi. Kadınlı erkekli. ne tehdit. kurda kuşa yem olmuş bu korkuluklar benim ahretliklerim. o da olur. ona göre. Soğuğun tıkadığı ağızlardan. Zengin akrabalardan biridir diye düşündük. duaların hiçbirini bilmiyorum. başımda beyaz takke. fakat kim? O zamanki aklımla.. g. yak buyur. geç otur.Bârik salavatları okunuyor. Herkesin abdesti var. Derken. Kulak kabartıyorum." "Yalnız. konuşma balonu gibi buharlar yükseliyor." Şimdi. kırçıl sakallı bir adamın kolunda. Çok takdir ettim. Dracula. bu şakayı fiiliyata dökmek bana düşüyordu. ne de bir hesaplaşma." "Vay. Dracula'yı duymazlıktan geliyor. Nuh'a da aynı yöntemle ayakkabı gön-deriliyormuş ve o Gıcırbey'den şüphelenmiş. bazı şeyleri tadında bırakıyorum Kaderin penaltı düdüğü çalmıştı. İnançlarım gereği. Eşikteyim. Dua edersiniz artık. Beş kişiler. derin bir nefes alıyor: "inançlarım gereği. Annemin bu gizemli hediyelerden ötürü hafif ve basit bir hoşnutlukla birlikte ağır ve karmaşık bir keder duyduğunu fark edemiyordum. Mister Spock. yani bugün Bakanlık Heyeti'nin toplu cenaze namazı kılınacaktı. helal olsun. 41 numara kışlık botlar. Kocatepe Camii'ne çıkan yokuşları arşınlıyor. ezan daha okunmadı. Botları giydim. Dördüncü tekbirin ardından sağa ve sola selam veriliyor. Çin'de sık duyduğum bir vecize: "Yaşlılar asla göründüğü gibi değildir. çünkü Turgut Rulet'ten haber alamayınca yeni bir katil gönderir. uhrevi bir kalabalık." 17 . elindeki günü geçmiş gazeteyi bükerek. Bilmiyorsan. kolundaki kadını işaret ederek "Uçan Kız'la sen bir kenarda bekleyeceksiniz. Gelinliği parçalanmış kambur gelinler gibi arabalar sağlı sollu sıralanmış. "Ayol bize de bir cigara ver. eski ayakkabılarım su çekiyordu. Nuh'a. Yıllar sonra. herkes ne yapıyorsa biz de onu yaparız. Kadınlardan biri. kapı kendiliğinden açılıyor. yani Dracula keyifleniyor: "Nah var!" Mister Spock: "Olsun. paltosunu giyiyordum. arkadaşlarına ayak uyduramayıp geride kalan dazlak ihtiyara soruyor: "Tarzan. Toplam dört kere tekbir getireceğiz değil mi?" "Evet. Ben söz konusu ayakkabı dükkanından habersizdim. bir Samsun yakıyor. dokuz düğüm olmuş. Nuh Tufan. lavuk bize pestil sallıyor!" Kızılmaske mi? Sağ omzumun üstünden bakıyorum. Fakat cenaze namazını kılmadım ben. Herkes gelmiş. tatilin doğası gereği verimsiz geçmişti." Dracula: "Karambolden cennete dalacak. Tarzan alelacele paketi Kedi Kadın'a tutuyor: "Kusura bakma. Uygarlığın ceza sahasındaydım. Nerden baksanız altmışaltmışbeş civarındalar. İki de kadın. /(.. Açtım." Boğuk sesli Mister Spock arkasına dönüyor ve şişmanlıktan güçlükle yürüyebilen. Yan yana yürüyoruz şimdi. Mister Spock. hayalifenere dönmüşsün!" Tarzan. ama size eşlik edeyim ki bir arıza çıkmasın." Cırtlak bir ses: "Annem öleli dört ay oluyor.Bir eczanede çalışan annemin kazancı ev kirasını ve diğer masrafları karşılamaya yetmiyordu. Nuh ise onun hikayesinden etkilendiğimi düşünüp işi şakaya vurmuştu: "O sağlam ayakkabılar hatırına. tekerlek izleri birbirine karışmış. Yo. Abdestsiz namaz kılıp çarpılacaktık valla. cücük?" 78 Mister Spock. belki bizzat kendisi gelir diye düşündüm. Pazar günü vasıta bulmak bir dert. gizli 'hayranımın' kimliğini pek umursamadım. Ondan da önemlisi. Burası bizim sığınağımız." "Biz ne olacağız?" diyor kadınlardan biri. ne meydan okuma. Salli . ulan cenaze namazından da zerre çakozlamam. mızıkçılık yapma şimdi.ruktan nem kapma be Mister Spock. Uçan Kız lafa karışıyor: "Niye susuyorsun Korkut?" Hayda. Dokununca. Gözümde siyah gözlük. birbirlerine neden Tarzan. Ne bir saldırı." Tom Braks ha? Sağdaki kaldırıma geçip yavaşlıyorum. 18941977] Apaçi Apartmanı 13 numara. Yine de tetikteydim. Bu leziz üzüm kimin bağındandır diye ince eleyip sık dokuyacak halde değildim. hani Mister Spock'tı? "Bu vampirin sivri dilinden bana bile fenalık geldi. Yağmurda karda." ıı Boğuk ses: "Bak söz verdin Tom Braks. Kimse konuşmuyor." Tom Braks: "Hay Allah razı olsun senden Mister Spock. Alnını kırıştırıp camiye doğru bakıyor." Dracula'dan enseme bir ısırık daha: "Zekat keçisi gibisin mübarek. Tom Braks. Masanın etrafına dizili." Kızılmaske. İşittin mi Kızılmaske. beni diliyle tokatlıyor: "N'aber lan Mister Spock?" "Tam anlamıyla eh. dostluğumuz pekişsin!" diyor Kedi Kadın. Postalayanın adı yazılmamıştı. Versene ağzının payını şuna?" Mister Spock ya da yeni adıyla Korkut Bey. tiki.t contası. Bu kadar basit." Kızılmaske: "Yahu Spock. Gıcırbey kimi isterse tekmelerim. Önce. Artık postacıları ayakkabıcı gibi algılıyor ve ziyadesiyle seviyordum." Kızılmaske cevap veriyor: "Bakarız. ağır ağır tırmanıyorum. Liseye giderken rahmetli babamın ceketini. Sen de os. Gayriihtiyari gözlerim dolmuştu. fakat sadece ilk tekbirde eller kaldırılıyor. Üçüncü tekbirden sonra cenaze duası. bana Gıcırbey'in babasının kundura mağazasından söz etti. bazı şeyleri tadında bırakıyorum. cenaze namazı kılmayı?" Ne bu Allah aşkına? Huzurevi kaçkını tipler. Kızılmaske diye hitap ediyorlar? Tarzan öyle şişman ki. Sözüm söz. Yangına yelpazeyle gidiyordum. Çatlak sesli bir amca sızlanıyor: "Senin aklına uyup geldik. Karda envai çeşit ayak izleri. Spock / Korkut Üneli] En yavaş yaşlanma yaşlılarda görülür. 'Rabbena. Kadıköy'de rastlaştığım ortak arkadaşımız." Tarzan safça soruyor: "Senin de mi abdestin yok Spock?" "Var. Hafta sonu. 'Ve celle senaüke' demeyi unutma. Tom Braks: "Tamam. çok da yakıştı. sen biliyorsun değil mi. Kılacağız dedik kılacağız.

kalın camlı gözlüğünü düzeltti. İspanyol paça pantolonlar giyiyorduk. yorgun babaların hallerine hüngür hüngür ağlardık. Zayıftık. Solcuyduk. vicdan gibi kelimeler tedavülden kalkmamıştı. elma şekeri gibi gülücükler dağıtıyor. perişanım ben I Mecnun misali gurbet ellerde I Ümitsiz sevginin kurbanıyım ben I Yalan dünya. pazartesi günü. Hafızam. Faşizm kahrolsundu. Charles Bronson." Ağzım açık kalakalıyorum. Mike Hammer merakı ve Hz. Çekirge. bugünkülerden daha gerçek görünür. onu ne zaman görsem. fakat güçsüz değildik. Saçlar kabarık. Gözleri yıkanmış üzüm parlaklığında. mazlum delikanlıların. zenginlikten bahsediyordu. kazanacaktık. 20.. Şangır şungur kırılıyor bardaklar. Yoksulduk. Akikten bir kız.raklara yan bastılar! Hepsi imamın kayığına bindi! Zinhar g. Bir gülücük. Nostalji yoktu." 83 Ben böyle kendi yağımda kavrulup yanarken. Perihan'ı kıyıdan köşeden. Komşuluk ölmemişti. favoriler uzundu. Sahneden stüdyoya.ktir. bahtsız annelerin.. Başbakan Bekir G. bir masadaki karta bakıyorlar. Tanju Okan. Perihan Pirana'ya meftundum. Polis. Şarkılarda daima. otuz yıl önceki olaylar.. gönül verdiğimiz kişiyi incitmekten de. fokur fokur kaynar katran dolaşıyor. al kendin oku!" Gazeteyi alıyorum ve mırıldanarak okuyorum: "Gönül İşleri Bakanlığına bağlı Heyet'in 22 üyesi.... Gönül İşleri Bakanı Mithat Hattat 'Acımız büyük' şeklinde konuştu. Hayat çok hızlıydı. gıcır gıcır gurur kostümleri giyerdik.rmayacaksın aga. havalara uçardık. Behiye Aksoy'un meşhur Yalan Dünya şarkısı çalıyor: "Bir garip yolcuyum hayat Yolunda I Yolunu kaybetmiş. grevler. Ferit Ferik adında. Piranalar.. Âşık Mahzuni. Bana da Mister Spock rolünü öneriyor. Değirmenlerle savaşta yenilmemişiz daha. Federico Fellini. Halbuki çevresine yeşil sinekler gibi üşüşen heriflere. Çünkü tarihimiz bize kudretten. Bruce Lee. yüzyılın en güzel yılları. O hortikler ne çakar aşktan. Kocaman vidalar gibi gırç gırç döne döne batıyordu kalbime: “Bir gün gibi sanki geçti seneler Ümidim kayboldu.." "Eee. Sakaldan kesip bıyığa ekleyerek.. 'Bu vahşetin sorumluları cezasız kalmayacak' derken. Felekle kapışıyor. Çakırkeyif. 18 . İsmet Özel. eğri büğrü gülerek omzuma vurdu: "Sahi ya. hayat yolunda Ümitsiz sevginin kurbanıyım ben. Heyet üyelerinin naaşları. Karşılıksız aşklar. Hem de nasıl. zehirli dumanlar yükselecek.. Canımıza yapışan. ciğer onların" Dracula her zamanki hoyrat neşesiyle geveliyor. Mutfakta olmalı. gibi soruların cevapları merak ediliyor. Seyrettiğimiz filmlerdeki yetim çocukların. Uçan Kız. boykotlar. yani Perihan'ın tuzu kuruydu. kaçamak bir bakış. ama onurluyduk. Yarı saydam. yer sofralarında yürekten şükrediyorduk. Ve hepimiz Müjde Ar'ı düşlerdik. 1970'lerde. Kızılmaske. "Oha!" Hepimiz Dracula'ya dönüyoruz. Kalaya başlıyor: "Gönül İşleri Bakanlığı zaten kaşkarikonun claııiskasıydı. tiyatro. Kemal Tahir.. kitap eleştirileri yazıyordu. Bir akşam. Dracula... kemiğimizi çürüten fukaralığın üstüne kat kat. Ekmeğimi tiyatrodan kazanıyordum. verecek cevabım yok!. Karşısında tek kelime edemiyorum. Tarzan. Hart diye dilime bir asma kilit geçirip çenemin altından kilitliyorlar sanki. bir insanın başına gelebilecek en beklenmedik olaydır" demişti.. En büyük hazine kalbimizdeydi. ikindi namazını müteakip Cebeci Asrı Mezarlığı'nda toprağa verilecek. onun karşısında küçük düşmekten de ödümüz kopardı.. [ELMORE LEONARD. Komşular sağdı. mücevher gibi bir dilber. Oğuz Atay. sosyal demokrattır. taptaze bir umut çınlıyordu. Tonla dallama da yelkenlendi.. ebediyen saklanan sırlara dönüşürdü. can onların. "Şu Gönül İşleri Bakanlığı vardı ya?." "Bırak tüttürsünler. Beşiktaş sahilindeki Birdirbir Birahanesi'nde oturuyoruz. Tom Braks. Yaşlandığınızda. Yedi kat yalnızlığa gömülmemişiz. İnanın bana. Bir kız. duymuştuk da inanmamıştık. camdan el salladı mı. perişanım ben Alın yazımmış. Fenomen gazetesinde sinema. Aşktan nasibim bu kadardı. yolcu sarhoş. dün. Orhan Gencebay. Depresyon yoktu. Stres yoktu." Müziğin sihirli mancınığı. "Hass. dublaja koşuyordum. Clint Eastwood. dimdik ayaktaydı.. Nasıl utangaçtık. İçimde kamyon lastikleri yakılıyordu. o zamanlar aşklar ömür boyu sürerdi. Adımı sorsa. Fakir. Dracula geri adım atıyor: "Ağır olun! Dünya benim kıçımdan çıkmadı!" 1970'lerde Allah bizimleydi [Mr. saat 16:00 sularında meydana gelen olayla ilgili tahkikatı sürdürüyor. kıt kanaat geçiniyordum. Karun kadar zengindi. herşey bomboş /Hancı sarhoş.. bütün hücrelerimize azim aşılıyordu.tünden büyük os. namus. yoksul kızların. sevip saydığımız gazeteci bir ağabeyimiz vardı. Bir of çeksem ağzımdan simsiyah. Cüneyt Arkın. Henüz tam uygarlaşmamışız. kalbim kanlı bir yumruk olup göğsümü dövüyor! Bal rengi saçları. PAP'tan hiç hazzetmiyor.. bir bana. Dracula başını geriye atıp alnını kırıştırarak. Damarlarımda.79 Camdan dışarıyı seyreden Tom Braks elini yavaşça sağa sola sallıyor: "İçmeyin şu mereti yahu. Efkarlıydım.. beni hayal âlemine fırlatıyor. prostatitli kovboya sesleniyor: "Sifonu çekerken takma dişlerine mukayyet ol!" Uçan Kız'ı arıyor gözlerim.. Kayısı hamurundan. kıran kırana kavgalar. çaresizliğe meydan okuyor. ceylan sütünden yoğrulmuş. Sovyetler Birliği dağılmamış.. ne sandın?" Uzay Yolu [Star Trek] dizisinin sinema versiyonunu yazmış. Ferit Ağabey pattadak "Filmde oynar mısın Korkut?" deyiverdi. Allah bizimleydi. Tom Braks apışıp kalıyor. bilincim sıfırlanıyor. kimliği belirlenemeyen kişilerce katledildi. Baretta [Robert Blake]. İki senaryosu filme çekilmişti. yavru kuşlar gibi heyecanlanırdık. Sendikalar. Muhammed Ali. Bob Dylan. 1 Mayıslar. y. Allah'ım. Pink Floyd. Yılmaz Güney. bayram şekerinden. Spock / Korkut Üneli] Mazi ile bugünü birbirine karıştırma. Seslendirmeden de harçlık mesabesinde birşeyler kalıyordu. Neşet Ertaş. bakanlığın dağıttığı AŞKart'lar geçerliliğini koruyacak mı. Yeni bir heyet teşkil edilecek mi." Dracula. zekam. nah böyle derisini tuzlarlar adamın! N'oldu? işte. n'olmuş ona?" diye temkinlice soruyorum. söylene söylene kalkıp tuvalete yollanıyor.. gönülden?! Hiç! Hafız düdüğüyle racon kesersen. Leon Davidoviç Bronşteyn Troçki [1879-1940] "Yaşlanmak. Marlon Brando. John Lennon. mahcup. Fotoğraflar silme siyah-beyazdı. Haklıydık. Çay tepsisiyle gelir birazdan. Attilâ İlhan.. Şarkılar. Yani avucumu yalayıp sigara içiyordum. Edebiyat. "Sahi mi söylüyorsun Ferit Ağabey?" Kaim kenarlı. Yönetmen. Eyyub sabrıyla izliyordum. 'Dabıl Yu' lakaplı Yunus Yumak. Uzun yakalı dar gömlekler. bir merhaba. Elvis. Uzaktan sevmek diye de bir şey vardı. devlet kapısında alayının kuyruğu düğüm oldu!. Alınteri mukaddesti. Kedi Kadın. muz kabuğu gibi pürüzsüz yanaklarından süzülüyor. Mehtapta yüzen beyaz bir gonca." "Yeteeeeeeerrrr!" Paltomun cebindeki AŞKart'ı çıkarıp şak diye masaya vuruyorum. Kocaman güneş gözlükleri takardık. Beş Gölgeden Kaçış] Otuz sene evvel otuz yaşındaydım.. Haysiyet. 1970'ler.. "O yobaz katırların kıçını mühürlemişler!" "Ne? Ne zaman? Kim?" Dracula’nın keyfi gıcır: "Bakın bakın" diyerek gazetenin birinci sayfasına işaretparmağıyla vuruyor "Vallahi de muşmulaları kaynatmışlar.. Çayları getiren Uçan Kız'ın elinden tepsi düşüyor. Benimse işim yaştı.

'Meslekte yetersizlik' gerekçesiyle. Saymakla bitmez. Gece. Deliksiz. Çay içer. Oraları kurcalamayız. neden otuz sene evvel oynadığımız. Suç bendeydi. Mecidiyeköy'deki Apaçi Apartmanı'nın 13 numaralı dairesini. Aynaya bakınca "Sen de kimsin?" diyordum. Davul benim boynumda.. muhabbet ederiz. Tam iki sene. Feleğin sert bir sillesiyle dünyaevine girmiştim. Bir daha da belimizi doğrultamadık. Kayışı koparmak üzereydim. gibi tonla film. Bir anda şöhrete kavuşmuştuk. bocalıyordum. Shakespeare'in Hamlet'inde Horatio'yu: "Bu bahsi kaybedeceksiniz efendimiz!" Sinema bahsini kaybettik. Aşkımı Perihan'dan gizlemiştim. Yarasa Adam [Mikail Mika]. gelecekten daha çok istikbal vaat ediyor. kötü taklitlerdi. Perihan Pirana'yı çoktan unutmuştum. düğmeler. Yüzümü uzun uzun inceledi ve muslukları açtı. Film tuttu.. "Alçak herif!". ne bileyim Ferit Ağabey?. kulaklara sakız yapıştırdık mı. Acıklı karikatürler. Sahneye kebap gibi bir suratla çıkıyordum. Spock / Korkut Üneli] Geçmiş. Her pazar burada toplanırız.. Seyirci bir-iki seyretti. fermuarlar. Karımın neşesi. 1909-19971 Perihan Pirana. Dabıl Yu beni beğenecek mi dersin?" "Sen 'He' de. Bedenim bir hapishaneye dönüşmüştü: Etten duvarlar. Şimşek Hafiye [Hanifi Nahif] Almanya'daki kızının yanına. kalbim. Ağlaya ağlaya Atina'yı bir Türk gölü haline getirsem. ona göre. Yazgımın eğri çizgisini izlerken karşıma Venüs çıktı. şimdi kefenimizin astarı oldu. çerden çöpten fantastik film çekildi Türkiye'de. vaktiyle fantastik filmlerde rol alıp da sonradan 'düşen' kimi pabucu yarımlara yani bize bırakmış. yatağımız ringe dönüşmüştü. Kedi Kadın Derdini Ecele Aç. 1970'li yıllarda böyle bir yığın. Elimde yetki olsa. Gazetelerde benden Mister Spock diye bahsediliyordu. Peder bey. haşlanmış bir pancar şekline girmişti. Venüs'ün parlamasına sebep olacak sözler söylüyordum. Max Frisch'in Philipp Hotz'un Büyük Öfkesi'nde Philipp Hotz'u oynamıştım. 1980'deki askerî darbeden sonra.Gorilin Kariyeri. Taburcu edildikten sonra. Birçok arkadaşımın aksine ben hapishane yerine tımarhaneye tıkıldım. Mister Spock’ın kralı olursun alimallah!" Yunus Yumak beni kadroya hakikaten dahil etti. bilemiyordum. dayak lordu Jackie Chan yumruklarıyla gözümü morartıyor. nur içinde yatsınlar: Örümcek Adam [Pertev Paker]. dudağımı patlatıyordu: "Kime 'sevgilim' diyorsun sen ha?!". dümdüz. ben hapı yutuyordum.. Cebimiz para görmüştü. Ve en önemlisi. Uzay Yolu Marslıların Bedduası filminde Mister Spock oldum. Laf aramızda. Eugene Ionesco'nun Gelinlik Kız’ında Bay'ı.. Kumral bir muhasebeci. 'Sabah yıldızı' kayıplara karışmış! Bir daha da geri dönmedi. Yıldızımız saman alevi gibi parladı ve söndü. Kızılmaske . Galaksi çatırdıyor!. akıl hastanelerindedir. doğduğum günkü kadar çaresiz hissediyordum. dilimizi bilmeyen bir adama yâr olmuştu.. kendimiz de büsbütün kaybolduk. orlon yumakları. Dördü rahmetli oldu. Tom Braks . O da. bu harikulade!" deyip bana bir öpücük verdi. Repliklerimi hatırlayamıyor. Diğer ikisi. Çocuk oyuncağı. [PAI PU." gibisinden sulu zırtlak laflarla sunulmuştu. Kahroldum. Morukladık artık. Karımın benimle ilgilenmesini sağlamak istiyordum. Ben ki. hangi yıldayız.. günlerden ne. adi zampara!". Kendimi. Venüs Lüfer'i eş olarak kabul ediyor musunuz?" "Evet" dedim ve bir alkış koptu. Hepsi. hakikatte kimiz." 86 Venüs. yemeği devlet ısmarladı.Şeytanın Tekerlemesi. midemde barbar cüceler ateş yakmış tepiniyordu. tiyatrodan atıldım. Süper kahramanlıktan. Bernard Shaw'un Pygmaîion'unda Higgins'ı. Kaptan Amerika [Kerem Kerempe] ise Artvin'deki köyüne yerleşmiş. Birbirimizle gerçekten dost muyuz. Ferit Ağabey benle röportaj bile yaptı. Zaten televizyondaki dizide Mister Spock'ı sen seslendirmiyor musun?" "Evet ama. Venüs yok.. en yumuşak yataklar.Kiralık Kefen. Uçan Kız . çocuk oyuncağıydı. tahta suratlı doktor.. saat kaç.. 84 Hiç de öyle değildi. tüylerimi ürpertiyordu. Biz aslında onüç kişiydik. Allah selamet versin. birbirimizi sahiden anlıyor muyuz. "Boyun devrilsin. Sinema salonları dolup taşıyordu. Harold Pinter'm Gitgel Dolap'ında Gus'ı. ruhumu kısırlaştırmıştı. Yüzlerimiz.. Samatya'da köhne bir binanın giriş katı. O dönemin en büyük yapımcısı merhum Bahri Buhara. Tuhafiyeciydi. Yağmurda ıslanmamı engelleyen birtakım haplar alıyordum. o iş başka bu başka?" "E oyuncusun da?" "Doğru diyorsun da. tokmak Venüs'ün elindeydi. n'apıyorum. Akşama kadar evde pijamayla oturuyor. kaybetmekle kalmadık." "Adamı hasta etme. radyo dinliyordum. Tipin de müsait hem. derken kendimi nikah masasında buldum: "Saym Korkut Üneli. çulsuzluğa kesin dönüş yaptık. mutfakta sofrayı hazırlayan Venüs'e yeşil zirkon bir kolye hediye ettim: "Eğer beğenmezsen intihar ederim. Mandrake [Vecdi Cıva] ve Süper Kız [Rana Anar]. kumsaldaki yazılar misali siliniverdi. Fî tarihinde giydiğimiz parlak pelerinler. Mahvolmuştum. İstanbul'da oturmuyor. Tiyatro lobisindeki masalardan birinde oturmuş laflıyorduk. Evlilikte olur böyle şeyler.. çengelli iğneler arasında ölümü bekliyordu. Birgün. Gerisi. Devamı da çekildi: Astronot Niyazi Uzay Yolu'nda. Hollywood yapımlarından aparılmıştı. bir dövüş yeminine. Bilen bilir. profesyonel bir dalkavuk edasıyla bana kelime masajı yapıyordu. Fakat maalesef daha sıvası kurumadan tapınağımıza yıldırım düşmüştü.. Fiyakamız yerindeydi. Neden böyle oldu? Çünkü bu filmlerin tamamı. Elime üç kuruş para geçti. anahtarı da yutmuştum. gece lambasının pembe ışığında beni tartakladı. saçma sapan bir röportajdı: "Mister Spock'ı uzayda bulduk. kafamızda paralandı. Korkut'un Mübeccel'e faydası yok [Mr. oradan bir pastane masasına geçip havadan sudan konuştuk. Yunanlı bir şairle evlendi. Neredeyim. Şırıl şırıl gözyaşı döküyor: "Kim bu Perihan?!" Uykuda. Ne oluyor demeye kalmadan askerî darbe geldi.Korkmak Bazen Günahtır. Yaşlı anacığımla baş haşaydık.. Uykuya daldığım anda. vasiyetinde bizden bahsetmiş. Hunisini kaybetmiş deli gibi aranıyordum. Tarzan .. Bir sabah uyandım. Saça iki makas vurup."İyi de. Evliliğimizde yeni bir dönem başlıyordu. Sessiz sedasız aklımı oynatıyordum galiba. Dracula . sonra alay etmeye başladı. Çok fena çuvalladık. aynı tapınağın Budist rahipleri bile zaman zaman tartışır. öpücüğü kondurduğu yere bir Osmanlı tokadı çakarak uyandırdı beni! Sersemlemiştim. kemikten parmaklıkların ortasında büzülüp kalmış. sekiz köşe oldu: "Korkut. bize içini döktü. Filmlerimiz çok çabuk unutuldu. baba ocağına döndüm. Perihan'ın adını sayıklıyormuşum! Venüs.Kavalyem Azrail. belki biraz açılırdım. Nikah akdimiz. unutulmuş filmlerdeki isimlerimizle hitap ediyoruz birbirimize?. Sağolsun. Beynim karınca yuvalarıyla dolmuş. Yine ekmek derdine düştük. Gelgelelim. kaşımı açıyor. kendimi unutmamdı. çalıştığı şirketteki masasında çene çaldık. Benliğimi saran aptallığın laneti. Vahim olan. Münih'e gitmiş. her sabah erkenden dükkanın yolunu tutuyordu. Tabut kadar bir yerde. bütün doktorların siyah giymelerini emrederim. Aşk Tanrıçası' karım. gerisini bana bırak. artık süper kahraman değiliz. Benim ketumluğum yüzünden. Onlar ayvayı yerken. 19 .

öldü mü. gazeteciler ve tabii sivil halk. Gün boyu türlü türlü kadınlar geliyordu: Balkabağı azmanı kocakarılar. Genç değildim belki. Mahalledeki bacaksızlar etrafımda dönerek "Mister Spock! / Sivri kulak! / İşi gücü / Işınlanmak!" diye coşuyorlardı. kelebeklerin.. lolitalar. Bebek. Mübeccel'i sokağa atıp daireyi sattılar. Dört bir yanda irili ufaklı düğmeler. Sana dün Kocatepe'den bir baktım Aziz İstanbul Kocatepe Camii'nin avlusu öyle kalabalıktı ki. "Arkadaşım olan bir kıza.. devletimi ve inananları koru. bebeğini. dua ediyordu. değil mi?" "Evet imam hazretleri.. ekmeğimizi iğnenin deliğinden geçireceğiz. Suratıma dikkatle baktı: "Siz. beni cehennemden uzak. ince. siyah beyaz televizyonda yayınlanan duayı ezberledim. babamı. Garip ama hamileliğini. Hepsi de dünya ahret bacım. hâlâ.Bazen bakkala gidip ekmek filan alıyordum. Rahmetini. Mübeccel'in hayatı kaşla göz arasında kayıplara karışmıştı: Erkeği. Burası. sahneden camiye 'dızzzt' ışınlanmışım gibi bir şok yaşıyorum. yardımını esirgeme ülkemizden. Sapsarı.. Aylarca tedavi gördü. Hemşireydi. dudaklarımdaki mührü sökerek bir faciaya sebep olmak istemiyordum sanki. Sigara hariç bütün kötü alışkanlıklarını terk etmişti. ünlü şarkıcılar. Taburcu edildiğinde bambaşka birine dönüşmüştü. Yıllar. "Allah'ım! Senin rızan için oruç tuttum. Dükkanın bir adı yoktu. anneme "Teğmen Uhura. hükümet üyeleri. saçım şak diye ağarmış. Üstelik bina yıkılıp yerine yenisi yapıldı. fakat adamcağızın kafasını ütülemekten geri durmuyordum: "Kadınla el sıkışsam abdestim bozulur mu?" "Hayır. bebeği. kaldır beni sahura" dedim. ilk kalp krizini atlatamadı. babam elini omzuma 80 89 J^ koyuyor "Aslan oğlum. Tam sırasıydı. Nişantaşı'ndaki daireyi unutmuştu." Şaka maka ibadetti. ortada bunlara dair hiçbir ipucu yoktu. O da dansçı kızlarla aşna fişne yapıyormuş. geviş getiren kederli bir çift manda gibiydik. Senin rızkınla orucumu açtım. Senaristin vârisleri. bu yüzden cehennemde yanar mı?". çünkü babam öldü. Senin her şeye gücün yeter. güvenli bir yere ışınlamanızı rica ediyorum. senaristi. Her türlü güçlüğe karşı dayanma gücü ver. subaylar. Evdeki İnanç Dünyası' atmosferi bana iyi geldi. Minnacık bebek. nereden esti de her gün beş vakit kıbleye dönüp secdelere kapanıyorum?" Sanki her şey bir anda olmuş. tespih çekiyor. Uçan Kız'ı canlandırırken kafası iyiydi yani. hoş geldin. gözyaşı fıçıcıklarım taşıyordu.. güvercinlerin yani baharın şakrak kuşatması altında. telefon kulübesi yüksekliğinde bir yer." "İnşallah. Selvi Boylu Al Yazmalı gelinler. Korkut'un Mübeccel'e faydası yoktu. Ağlamaya devam ettim. Daha da garibi. Diyabetik bir yapımcı tarafından hastanede keşfedildi. çalışma odasında cesedini bulmuşlar: Moruk. yazarlar. Namaz kılmayı öğrenmek istediğimi söyledim. pencerede beliren Juliet'e seslenen Romeo gibi şakıyabilirdim: Gökyüzünde fezanın içersinden gözleri Öyle parlak bir ışık yağmuru serpiyor ki Kuşlar ötüyor. Çenesi düşük değil. uzun. Burası kapsül mapsül değil. cadalozlar. Fakat korkunun ecele. Nikahlandılar. sesi mi. Mister Spock'sınız. adı konmadan kayboldu. Dükkan bana kaldı. lafı hatunlara getirsem. kar suyuyla demlenmiş çay gibi bulanık yüzünde. Polis de bebeğin izini bulamadı. Clint Eastwood'un başındaki kovboy şapkasını çıkarın.. Ben de onlara dizideki gibi "İyi ama bu mantıklı değil" diyordum. Mübeccel hamile kaldı. Bir yaz günü. Uçan Kız'a kaydı: Mübeccel Ecel. alkol ve uyuşturucuya sardırdı. Erken yaşta. alkolik ve eroinman olarak gelmesi için uğraşıyordu sanki. Boşandılar. Uçan Kız'a bir türlü açılamıyordum. ben bazen dükkana bakıyordum. uzay gemisinden ayrılan kapsül gibiydi. Laf aramızda. Sana inandım. Müzikallerde rol alan.. o da bana baktı. bürokratlar. Onun Nişantaşı'ndaki dairesine taşındı. sinemacılar. Ramazan ayında. makiniste treni durdurtacak kadar güzeldi." Ramazan'ın sonlarına doğru bir akşam. işte bizim imam İlyas. "Kadınlar niye gelmiyor bizim camiye?". Hayat boyu kabızlık çekmiş bir ölü gibi bakmıyordum. biraz dalgamızı geçsek. Sorularım bitmek tükenmek bilmiyordu: "Bir kadının ağzını öpsem. Karşımda oturuyordu işte. akşamsefalarının. bir tek kar tanesi bile yere düşmüyordu. Amin. Mutlu bir aile hayatı istiyordu.. Hiç unutmuyorum. yoksulluktan süs biberi gibi kızaran eksik etekler. seninle gurur duyuyorum" deyip alnımı öpüyordu. özellikle de namazdan sonra duada kendi kendime şaşıp kalıyorum. sana sığındım. merhaba diye sarılsam. Sakalım bir saniyede uzamış. Karl Marx’la ayaküstü helalleşip farza duran cemaate yetişmişim gibi. tefsir derken. bonzai boylu al kimonolu kız kuruları. Elmalı kurabiye gibi bir hatun. oyunculuğu mu daha kötü karar veremediğim bir züppe. Beyaz perdede dikiş tutturup üne kavuştuktan sonra bebek doğuracaktı.ruğu gibi solgundum. Ölü os. On senedir. benden beş-altı yaş küçük bir adamdı. Koydum: ACAYİP TUHAFİYE. şakağına kurşun sıkarak intihar etmiş. ibadet ederken. İçkici kartaloz bir senaristle yakınlaştı... milletvekilleri. "Karım beni terk etmişti ya. Yo yo. "Parkta bir fıstığa uzun uzun baktım. Sonra. Ey bağışlaması bol Rabbim! Beni. Bebeğin dünyaya nikotinman. Fıkıh. milletimi. Zamanla toparlandım. Validem sürekli namaz kılıyor. Bence hâlâ harikulade. bir banka müdürüyle evlenmişti. allı pullu matruşkalar. n'oldu? Loğusa bir keş olan Mübeccel büsbütün perişan haldeydi. Çocuk daha kulağına ezan okunmadan." "Emin misin İlyas Hoca?" Suratıma yorgun argın bakıyor. senaristin evini temizleyen köylü kadının eline doğmuş. Dikensiz bir kaktüsün bitkisel yalnızlığı içindeydim. Bizlere yaşama sevinci ver.. Apaçi Apartmanı'ndaki dairede arkadaşlarla buluşuyoruz. Namaz 20 . Derken. yerine beyaz. Ne yazık ki ilk kocası. oruç gider mi?". haram mı?". Yanlış düğmeye basarsam. hepsi elinden alınmıştı. Hamdolsun verdiğin nimetlere. Kahkahalar patlıyordu. duaydı. İlyas Hoca bana bir ilmihal kitabı vermişti. dükkandayız.. enikonu softa bir tipe dönüşmüştüm. Babam da namaza başlamıştı. işlemeli bir takke takın. annemi. Çoluk çocuğun maskarası olmuştum. fakat ihtiyar da sayılmazdım. kaçırıldı mı. sağlık ve afiyete. gece sona erdi sanarak Yanağını eline ne güzel dayamış. Ağzımın içinde bir eşekarısı yuvası vardı da. ailemi. Hem seviniyor hem utanıyordum. Müjdeyi vermek için aradıkları babanın. Kırkıma merdiven dayamıştım. tövbeydi. büyük şöhret ve mutlu yuva ümitleri çözüldükçe. polisler. baki Ne olur o yanağa değebilmek için ben Elinin üzerinde olsaydım bir eldiven. Elinden her iş gelir. İşler yolundaydı. her şey berbat olabilirdi. Köpek kulübesi genişliğinde. camiye gidip imamla görüştüm.. delirmeyeceğim. Cumaya babamla beraber gidiyorduk. Ela gözlerinde kor zerrecikleri. kara çarşaflılar. neden böyle zincirlenmiş bir ördeğe döndüm ben? Ürkek atın korkak süvarisiydim. Cumhurbaşkanı. bisküvi elleri. Mübeccel. evi. emin galiba. Allah şahit. Ayyaş ile keşin ittifakı. 'Camideki Uzaylı'ya çıkmıştı adım. Gönlüm.. Ve ben onunla karı-kız muhabbeti yapmanın yollarını arıyordum. şükürdü derken. imam İlyas da biraz bunalımlıydı galiba. "Ben n'apıyorum böyle? Sosyalist bir tiyatrocuyken.. Hödüklüğün Everest zirvesindeydim. defile kuğuları. günah yazılır mı?". yıldırım hızıyla geçiyor.. fettanlar. kendinden yaşça küçük bir adama gönlünü kaptırdı. Caminin bahçesinde. Yâ Rabbim. Gençken. bir tekine bile yan gözle bakmadım. genç bir memur "Bu kadının anne olmadığını bebek de anlamış" diye söyleniyordu.

onun tüm hikayelerini okuyorum. Aptallar îçin Yarım Akıl ve Pişmiş Tavuğun Çiğ Gölgesi adlı kitaplarını tutuyorum. Pipo gibi bir şey yani. Omuzlanan tabutlar.. devletler." 21 . zayıflıktan başka nasıl sıyrılabiliriz? Edebiyat. Bebekler. fakat uzun saçları hâlâ simsiyah. aklımdan geçenleri okumuşçasına arkasını dönüp kalabalığa karışıyor. onu görmek için her fırsatta uğrarım.. problem çözemez. bir nar gibi. bir melodi. ilmimizi edebiyat dekore eder. Sarayların bahçesine kınsız kılıçlarla dalacağız." Aziz İstanbul'la benim Vosvos'a atlıyoruz. Onun gırtlağına yapıştığımı. Ahmed zamanında." "Eyvallah. belki nimetler içinde en büyüğüdür. Aziz Ağabey. Harfler. derinden kavramamız edebiyat sayesindedir. ben ağzımı bile açmadım?" Kulağımı tabuta dayıyorum. ölümün özenle hazırlanmış tek kişilik yataklarına varıyoruz. insan selinin üzerinde yalpalayarak ilerliyor. yazarlar bizim gerçek büyüklerimizdir. Kedilerin ağzında tek kelime: Miyav. aşkın. Âlim için sırlar. Paketi ona uzatıyorum. Mânâ ile anlam arasındaki ayrıma temas ederiz. Yuvalar. artistik jestlerle biçimlendiriyordu: "Bir millet edebiyatıyla yaşar. Kâdiriyye Şeyhi Dalyan Efendi'nin sözüydü? Yoksa. Birbirimize söz veririz. Her sabah. Bir ülke. yazar Aziz İstanbul'la yan yana. Yine de hünerli yazarın sözünü bölmüyorum. aklımız neye erer? Edebiyat bilmeyen. iradenin forsunu aşan bir imkan vardır" diyor. Komşuyuz. Tabutun altından üzüntüyle bükülmüş ağzı görünüyor: "Ne dedin?" "Hiç!" "Fuat. bir şey mi söyledin?" "Hayır. Aziz İstanbul'un yaşı elli küsur. Aşağıya bakınca başım dönüyor. kıssalar. Aziz İstanbul'un konuşması. Onlara ayar çeker.. hayatlar kurulur kelimelerle. koridorlar açar. Ezel Zelzele. meyvelerin soluğunu. Nasıl döneceksin. Görgünün vitaminidir. On senedir. haykırıştan daha inandırıcıdır. evinin iki sokak arkasına taşındım. Nasıl ki okulda. Ölümün kör karanlığı gözümü alıyor. hoyratlıktan. İngiliz gemicileri limana yığmışlar balyaları. mânâ ise hakikatin kendisidir. dostluğun. sanat eserleri. Cadı sidiği ve dedikodu kokan. dâhiyi. nabzımızın. Bir fotoğraf albümü. eski bir Çin atasözü ne der? Fısıltı. Öndeki tabuta geçiyorum." Pür dikkat dinliyordum: "İnsan değil.. gövdelerin çarpıntısını duyarız. "Fakat atasözlerinin yarısı. her harfi beni benden alıyor. dikkatin. Her cümlesi. gönül ferahlığının imkanlarını. önce şiirlerle. En çok da Dört Ayaklı Şahitler. Sigara kağıdı yok ortada daha. savaş çığlığını yarım bırakma. kıble rüzgarı gibi gönlümün pasını pasağını siler. Yeminler ederiz. Dalyan Efendi'nin eklemek istediği bir şey yok anlaşılan. saç boyasını ekmeğe sürüp yiyor sanırsınız. yamuk yumuk sandalyeleri kördüğüm olmuş bu salaş mekanda. mahallede kötü arkadaşlarımız bizi sigaraya alıştırıyor. Çünkü aslında her biri yalnızca belli durumlarda geçerlidir.. Ahlaki olgunluğun. "Sen sigara içer miydin?" deyip bir tane alıyor. ruhum büsbütün çürüyecekti. Niyazi Mısri ne diyor? 'Burhan sorardım aslıma/Aslım bana burhan imiş. elimizdekinden farklı bir sonsuzluğa sevk eder. talebeyi. Karacaoğlan. tembeli. salağı. arabama doğru ilerliyordum. nefesimizin tercümeleridir edebiyat. Ve başlıyor anlatmaya: "Bu mereti dörtyüz senedir tüttürüyoruz. Hicaz güneşi gibi vicdanımı bronzlaştırır: "Sen Tibet'e gittin." Sözlerini. Köroğlu.. İnsan olmak. çın çın ötüyor. Cehaletten. Tam ikiyüz sene öyle çubukla tüttürmüşler.. vicdan hassasiyetinin. büyücüyü. taşıdığımız ceset sandığında Dalyan Efendi nü var? Bana bir son dakika uyarısında mı bulunuyor?! Aziz İstanbul'a dikkatle bakıyorum. Mezarlığın veda mektubu gibi kısa patikalarından. Kalp atışlarımızın.. Şairler. cevap bulamaz. Heyet'in katledilmesiyle. Kısık sesle "Teslimiyette. kültürün garantileri nispetinde himaye edilir. Bir kumandanı. muhabbetin. Cesedini işte bu münasip çukura fırlatıyorum.. Tütünü lüle' denilen bir yuvaya doldurup çubukla içiyorlarmış. korkağı. Kalbimiz ile beynimiz arasında işlek kanallar. vicdanımıza ne sığar. bu. işitmişsindir. Günaşırı şereflendirdiği Kırat Kıraathanesine. araban var mı?" "Ben dokuz aylıkken yürümüşüm. dirençsizdir. Minareler sordu: "Nasıl bilirdiniz?" Kubbeler haykırdı: "İyi bilirdik!" Minareler: "Hakkınızı helal ediyor musunuz?" Kubbeler: "Helal olsun!" Mister Spock. çığlıkların payı büyüktür. deyimlerle kurulur. yedi ay önce. sulhun. sahiden anlamamız. üzerlerine kat kat topraktan battaniyeler. hem ormanı görmemizi sağlar. Sağlam bir edebiyat donatımı." Bu. emeğin. insanlığımıza hakim olma. bordo çuhalı masalarına iskambil papazlarının sırtüstü düştüğü. Hem ağaçları. Aziz Ağabey. suçbilimcilerin şablonlarıyla yetinelim? Söyle bana Fu.kılındı. İyi ama. Beden dili nasıl olur da dilimizden dökülen sözleri bastırır? Buna niye razı olalım? Niye şüpheli şahıs kalıbına girelim? Niye dilimiz dönmesin? Niye edebiyat varken. Bu kelimeleri onlara biz insanlar öğrettik. zavallıyı. Bir ara Mister Spockla aynı tabut altında buluşuyoruz. hayatın mânâsını pekiştirir. Dracula ve diğerlerini gözden kaybetmiştim. Gözleri. Ardı arkası kesilmeyen ibret ve hikmet patlamalarının arasında yaşadığımızı fark ederiz. 95 Bembeyaz ahiret pijamaları içindeki Heyet üyelerini usulca uzatıp. adeta hayatıma ara vermiştim. bize insanların ruhunu sezme. bizi telef olmaktan kurtaran şifalı iksirdir: Bizi. İz sürecek durumda değildim. bir ezgi notası. tedbirin.. çiğlikten. Anlam. Osmanlı'ya tütün 1606'da getirilmiş. bana bir başka Çin atasözünü hatırlatıyor: Kafan kesilse bile. incir gibi zamanla olgunlaşarak varılan bir mertebedir. Harbin. edebiyat sanatı sayesinde keşfederiz. İnsan kemâle erer mi? Bu mühim bir soru. zihnimi dezenfekte eder. Gönlümüz neye elverir. Yunus Emre. Cenaze namazı sırasında. sahip çıkma gücü verir. Cahil için her şey kötü güçler tarafından korunan sırlardır. cömerdi. beşer olarak doğarız. Kafamı kaldırınca Ezel Zelzele'yle bakışlarımız buluşuyor. Türk milletini de tütüne İngilizler ayartmış. Kuzular meler. insanlığımızın hizmetindedir. benzer şeyler arasındaki farklar ile farklı şeyler arasındaki benzerlikleri kurcalarız. nefretin. bizdeki karşılıktır. biz aşkımızı kafamızı kaşıyarak. I. teşekkür ifadeleriyle örülü sözler işitmek içindir. takdir.. Eşya." Cenaze arabaları. Boş bir mezarın kıyısında duruyorum. tüneller. her kelimesi. Edebiyat mırıltının ve naranın yerini tayin eder. Müjdelerin taşıyıcısı kelimelerdir. Kürek kemiğime bir el dokunuyor: "Başımız sağolsun Fuat. Hayati Tehlike'ye bunu ödetmezsem.' Biz yasakları çiğneyeceğiz. İşte cenaze merasimi bitmişti. Uzaylı Kıyması. zalimlikten.. kelimeler karşısında savunmasız. Yaprakların bakışlarını. Birbirimizi hakikaten tanımamız. canlı hücrelerdir. O günden beri yürüyorum. Vahşi köpekler havlamazdı. fahişeyi. Zira sonsuzlukta yolumuzu ancak ahitle bulabiliriz. naaşları mezarlığa selametle ulaştırdı.. burnumuzu karıştırarak mı ifade edeceğiz? Şiirler ne olacak? Kelimeler. takdirin. Bütün çabamız. Allah bize kitap gönderdi. soru soramaz. Ayaklarımda mezar çamuru. kurnazı. ölünceye kadar sıktığımı hayal ediyorum. bir deliyi. terbiyenin namütenahi hulasasıdır. sevgi dolu. fil ya da bit yavrusundan farklı olarak. Dua edildi. tokuşan bardaklar gibi taşmış. bir yağlıboya tablo. kelimelerinden tanırız. zaferde. diğer yarısını yalanlar. Bir sigara yakıyorum. korumaya ziyadesiyle muhtaçtır. mânâsını öğreniriz. üzüm. avukatı. Muhabbeti yani sevgiyi biz sohbet anlamında kullanırız. Peşlerine düşmedim. çatlak. Aziz İstanbul yanımda. omuz omuzaydık. Köpeklerin dilinde hav. İnsan yavrusu. Bütün sanatlar. Böylece. hikayelerle. yorganlar örtüyoruz. tavuklar gıdaklar. bir sinema filmi değil.. anneyi.

kokudan şikayet ediyorlar. iştahla. Horasan. Üflediği dumana. cepkenler." Çak çuk. Bir yandan alimler harıl harıl 'Helal mi. ocağa yanaşıp. Minibüse binip az ötede iner gibi. cellatların içinde koşuştuğu. Hattâ yıktırıyor. Padişah kıyafet değiştirmiş. sarıklar kokuyor leş gibi!' diye. Tütün piyasası Yahudi tüccarların elindeydi. Aziz İstanbul bir sigara daha yakıyor: "Bilhassa İstanbul'da. Alkolik hükümdar. Çünkü dört dörtlük bir tütün müptelasıydı. tütün içenlerin idam edileceğini duyuruyor. On kişiyiz. tütüne. şekerli. sanki oradan okuyor: "Birgün. buğulu ovalara doğru kaçıyorlar!" Aziz istanbul. içkiye düşkün bir adamdı. dumanı yanan odunun kömürün dumanına üflüyorlarmış! Tiryakiler her Allah'ın günü kayıp veriyor. IV... Ne kadar İçmiş olmalı ki.. Padişahla aralarında bu konuda ne konuştular bilemiyoruz. bıyıklar. Kimse 'Benimdir' demedi!. o postu hayvan sanan aç bir yırtıcı kuş onu karaya taşıyabilirdi. böyle idam edile edile yol alıyor! Tütün yüzünden! insan. senle ben de Üsküdar'dan yola çıkan ordudayız. Isfahan üzerinden Anadolu'ya. palaların... Aziz Ağabey'in heyecanına efekt yapıyorum. Murad. Karadeniz ormanlarının kıyısındaki bereketli toprakta tütün yetiştirilmeliydi. Padişah. Oniki yaşında! Onsekizine gelip de devlet idaresini büsbütün eline aldığında. işlemeli bir koşum takımı vardı.. Daha çocuk. bugün caddelerde. Bir nevi indi-bindi yapıyor.. haram mı.. kelle avcısı bir dedektif padişah! Yasaklara uymayanları bizzat kendisi topuzuyla öldürüyor! işin tuhafı. afyona. Hakikaten. Kahvehaneler derhal faaliyete geçti. kuvveti dillere destan bir genç olduğu halde." "Sana son bir hadise anlatayım. sokaklarda kırk-elli ceset! Kafaları kesilip koltuklarının altına bırakılmış. Bas bas bağırıyorlar. loncası yoktu. Hüdavendigar bıçağını çekip kartalı öldürdü. İçe içe karaciğeri çürütmüş! Şimdi biz 1635 senesinde olsaydık. Şahane. Onların yerine nalbant dükkanları. Budist rahiplerden öğrendiği beş-on musiki makamı getirmişti. Mustafa tahta çıkıyor ve iniyor. herkes kullansın diye. katledilen dedelerini hatırladılar. Enteresan olan şu ki. tütün mamulleriyle savaşan gönüllüleri.. muhteşem bir kırat bulundu.. herkes alsın. yerlerde gördüğün izmaritlerin. "Öyle mi?" "Öyle tabii Aziz Ağabey. gizli ajanlar! Bu manyaklar çatılara çıkıp bacaları filan kokluyorlar! Çünkü evinde gizli gizli tütün içenler. Senden beş-altı yaş. Eski denizcilerden dinlediği bir hikayeyi hatırladı. Sumatra'da denizciliğe başladı. sigarasından derin bir nefes çekip kaldığı yerden devam ediyor: "Her muhitte hafiyeler dolaşıyor. Yine de millet. bir kese tütün ve çubuk gizlenmişti. ne şifası? Kahvehanelere bir tütün dumanı çöküyor ki.Arabayla kahverengi-beyaz. Sene 1638. Derken. IV. kakaolu bir hamura benzeyen karlı toprak yollardan iniyoruz. tütünkeş kelleleri olduğunu düşün. boşuna. armut kurusu katarlardı. Aziz İstanbul. oradan Hint Okyanusu'na açılıp Sumatra'ya geçti. sönmemiş tütünlerden mahalle yangınları patlak veriyor. hafiyelerin parmak uçlarında dolaştığı. İstanbul'da evler ahşap. '1/ Duman avcıları. Murad'a çok yakındı ama yasaklar onu feci bunaltmıştı. benden yirmibeş yaş küçük bir arkadaşımız olan Murad Bey. sisli ormanlara." "Eyvallah. göz gözü görmüyor. Zigana yakınlarında bir tepeye sığındı. sigarasını küllükte söndürüyor. muazzam heybetli. bir tarih kitabının silik sayfasına bakar gibi bakıyor. şak diye hepimizi kestirip atıyor! Reha bölgesinde ondört kişi. merhum hükümdarın ardından tüttürme ye koyuldu. Bugünkü sigara yüzünden çıkan orman yangınları gibi. Genç Osman. silah arkadaşlarını imha ettirir mi? Tarih bunları yazıyor Fu. lüleler tıkılırdı. Murad padişah oluyor. Bağdat'ı fethe gidiyoruz. adamın birinin kocaman açılmış ağzına yüzlerce sigara tıkılmıştır. bugünkünden beter. IV. Ve 1623'te IV. tütün yasağı kaldırılmış değildi. E askerlerin bir kısmı firar ediyor. fosur fosur çekiyordu. fiyatı düşük tutabilmek için. Onun da hükümdarlığı üç-dört sene sürüyor. Tam bir asır boyunca insanlar tütün içerken. Murad önümüzde. Devrin alimlerinden Kadızade Mehmet Efendi de tam bir tütünle mücadele militanı. salgın gibi yayılıyor.. Ruhumuz bile duymuyor. 'Mahalleler kokuyor. aramızda dolaşıyor. molalarda. "I. Hani sigarayla savaşan derneklerin dergilerinde sık görülen bir fotoğraftır. Yahudi tütüncüler. gizli saklı tütün içiyorlar. Yanında. şömineye." "Belki de atın binicisi zaten öldürülmüştü?" "Muhtemeldir. Sonra tütüncüler loncası kuruldu. lime lime bir karaciğerle ahirete intikal etti. yağlı urganların uçuştuğu bir tütün dumanı Osmanlı topraklarında yüzüyor! Belki de şu 'ateş olmayan yerden duman çıkmaz' lafı o zamandan kalmadır. Halep'te yirmi kişi! Yirmi yuvarlak sigara gibi. Osmanlı İmparatorluğu duman altı olmuştu! Korku ve keyif dumanı birbirine dolanmıştı. makam mertebe sahibi.ruğu düğümlenmiş. başıboş. zaten yirmisekizinde sirozdan öldü. Her sabah. Ahmed'den sonra I. O devrin. fakat ateş yakarak canavarları 22 . deri atölyeleri kurduruyor. Dumanlı dağlara. Tütün tiryakiliği.." diyerek. sohbetimize tat katan bu duman bizi boğacaktı." "Nasıl?" "Farz-ı muhal. çubuklar. Tütünü ekti. Murad’ın katlettirdiği zavallıların ağzına da böyle tütünler. kementlerin. Tellallar. Efsane doğruysa. Mevlevi dervişlerinin bu makamlara göre bestelediği ilahileri bugün sen ben hepimiz çok iyi biliyor ve her mübarek günde gecede kandillerde söylüyoruz... Hangi hastalıklar. At. Anadolu'ya geldiğinde. tütün içenlerin kelleleri etrafa izmarit gibi saçılmaya başlıyor. hürmet gören adamlarız. Bal ve pekmezle ıslatıp aromalı bir tütün elde ederlerdi. Bu benzersiz kısrağın eyerinde. 1640 senesinin 8 Şubat gecesi IV. ülkesine döndü. deli miyim. Ve sahiden de bir kartal Hüdavendigar'ı yakalayıp Tibet'in yalçın kayalıklarına kadar taşıdı! Tam gagasıyla postu parçalamaya çalışırken." "Ben içmezdim" diyorum.. Dokuz yıl sonra İran. Murad'ın cinai hatırını kırmazdım yani. Bağdat seferine çıkan Murad'ın kumandanlarından Hüdavendigar. Bağdat yollarında ilerleyen orduda. ağızlarına da tütün çubuğu konulmuş!" Aziz İstanbul. tıngır mıngır geze dolaşa padişahın otağının önüne kadar gelmişti. Dikkat et. Bunların bir teşkilatı. dedektifler. Sultan Murad." 98 "Kim ki onlar?" "Ordunun yarısı! Üçpınar'a vardığımızda konaklıyoruz. çanımıza ot tıkacaktı. fetihten sonra firar ederek doludizgin Basra'ya. Tepe vahşi hayvan ve canavarlarla doluydu. İşte o gecenin sabahı imparatorluk halkı tütün keselerini çıkardı. meydanlarda. yirmisekiz yaşında vücudu içerden çökmüş." "Vay canına. bizzat kendisi kılık değiştirip ahalinin arasına karışıyor. Yine de tütünden büsbütün vazgeçmiyorlar! Tam bir çılgınlık nöbeti gibi. tütüne çınar veya incir yaprağı. Sonra. Onsekiz yaşında bir çocuk yani. sonra?" "Bazı arkadaşlarımız tenhalarda. nedir?' tartışıyorlar. kirli bir naylon olup çevremize tıkışan dumanın içinden 96 konuşmaya devam ediyor: "1600'lerin başlarında halkımız komple tütüne başlıyor. Hattâ. Birgün okyanusta müthiş bir fırtına koptu ve gemisi battı. Sahile ulaşma şansı yoktu. kırılıyor! Kol ve bacak kemikleri parçalanıyor! Savaşa giden bir ordu. IV. İngilizler 'Bu tütün bir kısım hastalıklara şifadır' demişler. sahipsiz. tütün yasağı devam ediyordu 100 Karadeniz'de Sümela Manastırı. Murad. kanlı fırtınalar koparıyor! Bütün kahvehaneleri kapattırıyor. bağıra çağıra kıratın sahibini aradılar. Seccade olarak kullandığı posta bürünerek postu içerden dikti ve top gibi kendini açık denizlerin tekinsiz sularına bıraktı. Sen içer miydin?" "Kesinlikle evet. özellikle İstanbul'da korkudan herkesin os. yüz sene süren bir tereddüt yaşandı.

" "Neyse ne. irikıyım bir adamın peşimden geldiğini fark ettim. küçük bir makbuz kesiyor. Acayip bir metoda başvurdu: Özel bir frekansta çaldığı tiz sesli kemençeyle sabahlara kadar nöbet tutarak canavarları uzaklara sürdü. biletleriniz lütfen. Tam karşımda Mister Spock. "bilmiyorum. Trenler. Yolun başında bir kahve molası vereyim. kavruk bir adam. AŞKart'ını cebine koyuyor.. Siz gençsiniz. bakmayın böyle çatal dilli olduğuna.. yerleri paspaslıyor. idman maçlarında. yaprak sarmasına benzeyen askerler.." Mister Spock’ın gözleri buğulanıyor: "Sizler sağolun.tüyle balık yakalayan papazımız gene salladı marşal jokerini! Ne deliksiz kemikmiş be. kamayı bıraktı fakat öncekinden de şiddetli bir sol çıkardı. kartla beraber iade ederken Mister Spock'a eğilerek. "Bu bir fıkra değil. pençe misali kulağımı tırmalıyor: "Zamane kızları. Yedi ihtiyar. nakavt ettiği Sonny Linston'ın tepesine dikilmiş haykırırken göründüğü fotoğrafın karşısındaki yazıyı okuyorum. bakışık dört çift koltuk var. dişi bir Pinokyo. Normalin kapağındaki Gönül İşleri Bakanlığı binasının duvarlarında da yankılanıyor: "Sayın 102 yolcularımız. Tarihin şöhretli Karadeniz tütünüyle. uzun saçlı.. elindeki bileti mendil gibi bana sallayarak geçince. Tarzan Bey" diyerek beğenimi belirtiyorum. Muhammed Ali sahiden de maçlardan önce dua ederdi. Izbandut yanıma varır varmaz suratıma bir kama salladı. Dracula. Tarzan" diyor. belirsiz bir noktaya dalıp gitmiş Mister Spock'ı dürtüyor: "Annen seni yavrularken sarhoş muymuş?" Mister Spock dalgınlığına sahip çıkıyor. [MUHAMMED ALİ CLAY] Saatleri gölgede bırakan gecenin tik-takları arasında. Vagon kapısından geçerken." Şaka maka..' Öteki şaşırmış: İşe yarar mı dersin?' Bizimki şöyle demiş: 'Dövüşmezse hiçbir işe yaramaz. iç kanama geçiriyormuş gibi bitkin görünüyor. 101 "Hayır" diyorum. Tren on dakika sonra kalkacak. Ali. sivri topuklarının üstünde salınarak bana yaklaşıyor. Siyah boks eldivenleriyle ecel. böyle mangır kimyasına pes maşallah!" Mister Spock. zaten bu ihtiyarlar birazdan uykuya dalarlar. çok eskiden Afrikalılardan öğrendiği bir atasözü der ki "Portakalın doğusu batısı yoktur." Bu arada Tom Braks ne dediyse. Mister Spock'a "Vays! G. Yüzüme bakmaya utanıyor mu nedir? Uçan Kız. Toz bezinden biçilmiş bir tulumun içinde.'" Mr. Derginin kapağını inceliyorum. Bu 23 . Spock. babasının artık konuşamadığını. Kereste kalınlığındaki bileğini yakaladım. Bilek kemiğine bastırdığım damarları yırtılırken. Makinaların.. bırakmıyor... Ateist. sertçe cevap veriyor: "Peh! Ben senin güttüğün bufalolar kadar kovboy s. Parkinson hastalığıyla pençeleşen şampiyonun durumu epey ağırmış." Dracula biletleri veriyor.. sönmüş eski kömür sobaları gibi istasyona devrilmişler. Tam yanımdan geçerken. yirmi yılını boşa harcamış demektir. Havaya. Mister Spock ise cebinden AŞKart çıkarıyor. memeleriyle göz kırpıyorlar!" Bakanlık Heyeti'nin cenazesine giderken rastladığım gruptaki Dracula bu. Valizini güçbela rafa yerleştiren tombul Tarzan. Morukula'nın sarımsak suyu salyası akıyor! Esmer şeker. gölge boksunda asla rakip tanımıyor. daracık boşlukta durdum.ktim!" *** Vagonun ortasında. Sağ elmacık kemiğime.. İstanbul'a uçakla yolculuk etmeyi göze alamazdım. Haydarpaşa'ya gidecek olan Başkent Ekspresi. Rulo yaptığım dergiyi açıp karıştırıyorum. ağzı ve gözleri yarı açık. (Güney Afrika'da ve İsrail'de yaşadıklarımdan sonra. Ben koridor tarafındayım. Dracula'dan gıcık kapmama razı değil: "Aslında iyi adamdır. şampiyonun can çekiştiğinden habersiz. "A-ha. Dracula. Trabzon'a gelen bir geminin deposunu fındık çuvalları ve tereyağı tulumlarının yanı sıra tütün balyalarıyla doldurmuştu. üniformaya sarılmış sıcak bir çaydanlığı andıran kondüktör tepemizde bitiveriyor: "İyi akşamlar efendim. şişmanlara vergi bir neşeyle dergideki fotoğrafı işaret ediyor. Etrafta salkım salkım. Dracula. Tavandaki hoparlörlerden gara lağım borusundan boşalırcasına dökülen anons. iki bank'a yayılmış.. kanlı bir havlu atarak terk ettiğimiz." Tarzan. Kondüktör. bilet gişesine uğrayıp dönen kıza profesyonelce kaş çatarak konuşuyor: "Sen kendi derdine yan kovboy. tuzaklı bir ring. İnilti ve hırıltı karışımı bir ses çıkardı. bir de Normal dergisi alıyorum. Artık "on kaplan" değil de beş kedi gücünde olan Kızılmaske ise Kedi Kadınla bölük pörçük bir şeyler konuşuyor. resmiyetten uzak bir kederle iç geçiriyor: "Teşekkür ederim. Kızı Leyla Ali. Protez sırıtışından nasıl kurtulabilirim? Bitişiğinde. Mister Spock’ın koluna koala gibi dört elle sarılmış. Altmışaltı yaşındaki Muhammed Ali'yi ölüm döşeğinde titrerken düşünemiyorum. başınız sağolsun..." Buruşuk süper kahramanların önünden. Tarzan. ağır vasıta mesabesindeki kıçını solumdaki koltuğa park ediyor. AŞKart'ı alıyor. Çatlak kadranı kana bulanmış gar saatinde akrep yelkovanın sırtına atlıyor. Maçı kazanmasına yardım etmesini istiyor O'ndan. Bir sigara yaktım.korkutup kaçırmak mümkün değildi. Çıkış kapılarının bulunduğu gürültülü. koridorun ayırdığı. Durumu anlamazlıktan geliyorum. yanındaki Müslüman'a sormuş: 'Ne yapıyor?' Beriki cevap vermiş: Allah'la konuşuyor. 4. evirip çeviriyor. perondan hareket edecektir. Çinlilerin. "bir anekdot ya da işte öyle bir hikayecik. gülen gözbebekleriyle bana bakarak. benim çok hoşuma gidiyor" Tarzan sitemkar. Üzüm çöpü gibi kuru birkaç üniversiteli." 104 "Müsaadenizle. Muhammed Ali'nin.. keskin çığlıklarla bölünen tilki uykusu. Dracula ve Tom Braks jilet kırığı gözlerle beni kesiyor. on dakika sonra. Ve oval asma dallarından yapılma. Bir gazete. Süper Yedili'nin arasına düştüğüme hiç şaşmıyorum. gazete büfesine geçiyorum.." Sanırım. kaynak makinası ışığı parlaklığındaki dişlerini gösteriyor." Dracula. Muhammed Ali'nin maçına gitmişler. ringin köşesinde ayağa kalkıp eldivenli ellerini açarak dua etmiş.." Mortoları en iyi moruklar anlar Elli yaşındaki bir adam kendini otuzunda hissediyorsa. ifadesini bozmadan soruyor: "Ha?" Tom Braks'tan Dracula'ya bir uyarı atışı: "Dişlerin döküldü ama dilin hâlâ sivri. sağ gözkapağında söndürdüm. Sakallı Mister Spock'ın omzuna yaslanmış olan Uçan Kız da öyle. Ben de kendi biletimi uzatıyorum. Dracula. belki hatırlamazsınız. kucağındaki paçavraya dönmüş gazetenin üzerinden etrafı seyrediyor. "Bence de gayet iyiydi. 'Vampir ürür katar yürür' kayıtsızlığında. O anda çatlak bir ses. soruları cevaplayamadığını söylemiş. kadavrayı gıdıklasa güldürür alimallah. Bu patentli çıtır çerez. kafam kadar bir yumruk attı.. Tom Braks. Dünya. Derin bir nefes çektiğim sigaramı. Ankara garının o yanık zeytinyağlı aydınlığına adım atıyorum." Kalkıp restoran vagonuna yöneliyorum. Sıradışı yol arkadaşlarına denk gelmekte üstüme yok. Dracula tam çaprazımda. Hayretten donakalıyorum. adeta kasıtlı bir tenhalık hakim. Haki üniformalarıyla. her an her şey olabilir anlamına geliyor bu söz.. Birdenbire. Muhammed Ali fıkrasını biliyor musun?" Muhammed Ali'nin akranı Tarzan. Antika ile külüstür arasındaki ince çizgide duran Vosvos'umun da beni nereye götüreceği hiç belli olmazdı. fertleri birbirine baka baka kararmış aileler. Şişme Tarzan uyukluyor. maç başlamadan önce. kendi derisinden daha dar bir elbise giymiş. fıkra anlatıyor: "Bir Müslüman'la bir ateist.

" "Onat Kaplan. Yaralılar ya da ölüler için bile." "Hediye Hüthüt." Oturuyor: "Tam zamanında sormuşum. arkadaşlarım Tom Braks der. 1970'lerde oynadıkları fantastik Türk filmlerindeki rollerinden ötürü kullanıyorlarmış bu adları. külotumu al. Yüzlerindeki. yapışık yedizleşmişler. dağ gibi adamla taş gibi kız da geldi!" diyor Dracula. "Eee. iştahım kaçmıştı." Masanın üstünden el sıkışıyoruz. bir başkası uyanır. İki gün evvel de kendi evimde. Mülakat sırasında. Rahmetli kocamdan kalan emekli maaşıyla emekliyorum. salyalarını akıtacakları koltuklara yerleştiriyorum. yaşlanmış. Daha iyisini hak etmiyorum belki de.. "Oniki. "Eğer bu aşkı lütfedip geçerli sayarsanız. Buz pateni pistini düzleyen makina.. demiryolları arması işlenmiş mendilini sunuyor. hep beraber Ankara'ya bir nevi matem.. beyefendi. seni Pamuk Prenseslikten Kül Kediliğine transfer edecek!" 108 "inşallah. ellerini." Kibar kondüktör.. Sırasıyla bir esniyorum.. Sanki.. takma isimlerin sırrını açıklıyor. Adım. Pişmanlık. bir iç çekiyorum. Ağızdan ağza. Herkes bilir ki raylar hiçbir zaman rahat uyunabilecek bir yatak olmamıştır. timsahlar. bu Mister Spock namlı negatif iyon. Sahra Çölü'nde su satamamış. yoksullaşmış." Ozan Taraz. idam fermanımı imzalamak üzere peşimde dolanan anonim sekreterlerini kökten unutuyorum. halbuki o eski aptalsındır. Şaşkın. Boş masalardan birine çöktüm. müdafaayı nefs söz konusu. Fakat bir düşman uyuduğunda da. Zamboni operatörüyüm. Orman filozofu. çok memnun oldum. UFO inmiş tarlalar kadar kıraçtı. Bakanlık Heyeti hakkında yarım ağız sorular soruyor." "Ben de Fuat. bir 'miki' sinemasında yer göstericiyim. yüzümün ortasına örtüyorum. garsonun. filler. gizli aşkını. Uçan Kız’ın ise Grönland'da dondurma işine girip iflas etmiş gibi bir hali var. sandalyeleri ileri geri oynatarak.. Kan lekeleri trajik bir konfor sağlıyor. geçmiş olsun" deyip demir alıyor. Dracula’nın bu keramet kehanetlerine kulak asmıyor. kabus dumanları tüten karanlığa fırlattım. Gönül İşleri Bakanlığı'nda basın müşaviriyim..." 1 Kahve acı. Mendili. Onu öpecek prensese. Mister Spock ve Uçan Kız hariç. hiç tanımadığım bir adamı geberttim. Süper kahraman olmuşlar. King Kong. işte bu nedenle ben Korkut Üneli adını bilmiyorum. Dracula. porselen vicdanımın dibinde. Üstat Selman Elma'dan. Yanlış alarm." 106 "Tarzan." 10". Bira kutularıyla dolu arka masadan kırklı yaşlarda bir kadın kalkıp bize yaklaşıyor. devlet sırrına dönüştürüyor. Meğerse. Mister Spock. Sonuçta.. Abazanları." "Hayır" anlamında elimi kaldırıp başımı geriye atıyorum. nam-ı diğer Dracula. uğursuzluk canıma yapıştı.. boynunu büküp otobur horultularla uyuyan Tarzan'ın dazlak kafasında geleceği görmeye çalışıyor. şu anda rayların üzerinde tren bekleyen ceset benimki olacaktı.ı aaaaaaa!" Nasıl ki Tarzan haykırınca ormandaki bütün hayvanlar. nezleli bir kurbağaya benziyor. Size niçin Tarzan diyorlar?" "Çünkü ben ormanların kralıyım!" Kafası. "Hah. Lakin dili bağlı. / Kızıl bir maske gibi yüzüme tuttuğum mendili bırakmadan işaretparmağımı kaldırıyorum: "Bir kahve. Kapıyı açtım. Uçan Kız'a meftun imiş. yani Korkut Üneli. "Ne operatörüyüm demiştiniz?" "Zamboni. Şeytanın. Ozan Taraz'a yapay tatlandırıcılı bir çekingenlikle soruyor: "Pardon.. şu fincanın dibindeki telve gibi birikiyor.. ihtiyarlık aniden bastırmış. Yakında o çukurlardan birinde kendimi bulacağım. herkes senin daha akıllı olduğunu düşünür. Tam tersine. gövdesini sığdırabileceği bir yer açıyor. Mister Spock’ın ısrarı ve hatırı dolayısıyla... aslanlar. Trenin tekerlekli lokantasına geçerken. kendisiyle içtenlikle dalga geçiyor: "İhtiyarladığında.. dişlerindeki "Majestelerinin bir emri var mı?" yazısını okuyabiliyorum. Yüzüne ne oldu?" "Burnum kanadı. Fakat nasıl? Vagon kapısı açılınca. tilki uykusunun mahmurluk lekeleriyle sevimlileşmiş Mister Spock ve Uçan Kız'a beni işaret ediyor Tom Braks: "Bu genç adam Gönül işleri Bakanlığı'nda çalışıyormuş. "Pekala. kadının arkadaşlarına doğru bağırıyor: "Aaaaaaa-a-aaaaaaaaa-aa-. ShahShops alışveriş merkezim bilirsin.. Javaca-Do felsefesine göre. sadece burnum kanıyor. fakat üne kavuşamamışlar. onu hazırlıksız yakalamış. İstanbul'a. "Tahmin etmeliydim. Az önce. onüç yaşındayken birden altmışa zıplamış. arkadaşlarımla iddiaya girdik de. "Seni seviyorum Mübeccel" diyemiyor.. Mezar kazıyorum. iki elini ağzının kenarlarına götürüp. Bana. bizim Zamboni operatörü Ozan Taraz'ın çığlığını duyan kondüktörler ve civardaki tren ahalisi de sökün ediyor. Gönül işleri Bakanlığı'na müracaat ederek. İhtiyarların sohbeti. "Bak Mübeccel. Doğrusu. hiçbir şey tatmak istemiyordum. taziye seyahatine çıkıyorlar. kainatın peçesi kalkar. Kondüktörün kavanoz dibi gözlüklerinin ardında kahve çekirdekleri gibi duran gözlerine bakıyorum: "Teşekkür ederim. kısas denklemini tamamlayacak çarpışmalar umuyordum.. Ozan Taraz evlat. kamanın sapıyla ön dişlerini kırdım. ancak virüs bulaştırabilir. 24 ." Mister Spock’ın. Mirage ayna fabrikasında gece bekçisiyim. olmaz mı?" diye ricada bulunuyor." 107 Tarzan'ın arkadaşları da bize katılıyor. Olsun. mortoların halinden en iyi moruklar anlar" diyerek izahta bulunuyor Dracula.. ne olur bültende adım. restoranda bir kahve içersem kendime gelirim. Sonra her nasılsa Mister Spock AŞKart'ı ibraz ediyor. iki elleri kanda olsa yardıma koşarlar." "Fuat. İşi gevşek tutsaydım. Ardından da Uçan Kız'a "kesik" olduğunu itiraf ediyor. 1993'e kadar on sene Moskova'da çalıştım. siz Gorilin Kariyerindeki Tarzan mısınız?" Ozan Bey ayaklanıp geri dönüyor: "Neredeler?" Kadın: "Şurada. Kedi Kadın diyorlar bana." Umutları sönmüş. planım bu değildi.. devlet sırrı. Dedim ya.defa yumruğu bloke edip. Jane'e ne demiş?" "Bilmem?" "Üşüyorsun.. ilelebet karadul mu kalalım?" Mister Spock. Mister Spock’ın AŞKart macerasını anlatıyorlar. adının Turgut Rulet olduğunu söyleyen birinin canına kıymıştım.. Ve canavar terbiyecisini. Yerdeki kan lekelerini temizlemeliydim.. Tek tek tanışıyoruz: "Sabri Tomruk. Onun yerine. mahcup bir adamcağız. "Saat kaç?" Tarzan. Meğer." Koca göbeğini eliyle ovuyor: "Bu da benim yumuşak karnım. Kızılmaske. Forklift ile silindir arası birşey. Şimdi ise. beni buruk bir neşeye sürüklüyor. Ağzımın içine akan tuzlu kan da dahil." "Durali Kuloğlu." Tom Braks. Memlekete döndükten sonra yediğim her şey yaradı. şimdi de oradaki pisti kaymaklıyorum. ticari motiflerden tamamiyle arınmış gülümsemesinden. Bakanlık Heyeti'nin acı haberini duyunca da. simsiyah kanayan ağzına götürünce de kamayı karnına saplayıp çevirdim. intikam alındı mı." "Tarzan olduğumu düşünen kim?" "Benim. daha önce hiç görmediğim Hayati Tehlike'yi parçalamaya gidiyorum. arkamı dönüp burnuma avucumun içiyle hafif bir darbe indirdim. Pişmiş tavuktaki kılçık kadar şans var bende. Başımı çevirdiğimde kondüktörle burun buruna geldik: "iyi misiniz beyefendi?" "Evet. düello kesinliğinde. Kazara o kadar çok ayna kırdım ki. fotoğrafım yayınlanmasın. "Bir isteğiniz olursa.

bir bana bakıyor. Verilecek hizmet karşılığında ne isteniyor? Dahası. öksürüyorum.. laf eninde sonunda yemeğe gelir. Elimdeki kayıtlara göre. "Şu mu?" diyerek sol elinin işaretparmağıyla gazeteye dokunuyor. Validem "Soya etini verir misin?" diyor. Karaköy'de vapurdan inince. Ortaköy'de oturuyor. Kız. 25 ."Sensiz gecelerde hep tabancayla uyurum" Servet soygundur.. elden geçirdim. kendiliğinden açılan ağzını eliyle kapatıyor: "Yelda. Fakat beni doğuran gurme kraliçeye boyun eğdim. kocaman market poşetinin içine dalıyorum. insanlar koşuşuyordu. "Ne için. Bazı ihtimaller. roka. Annem sevinçle ayağa fırlıyor. Gıcırbey'in. Bana sofra kurmakta kararlı. cam tezgahın üzerindeki gazeteyle meşgul. Merak. Arjantin'in güneyindeki Puerto Madyrn Cezaevi'nden tüymüş.. İkinci sayfada kendi fotoğrafıma rastlayınca afalladım. Telefon ikinci kez çalınca ahizeyi kaldırdım. İçimde esrarengiz bir umut belirmişti. peynirli poğaça ve portakal suyu çağrısında bulundu. Yazarkasanın kontağını çevirdi. Ankesörlü telefon anında çaldı. Kafeteryanın eşiğinden. Zarif. incelmiş... SİZ İNTİKAMINIZI ALIN. İlaç raflarının camından gördüğüm. kreatif bir işlemdir. peçeteleri. Sarılıyoruz. Etrafa göz attım. kalem setlerini. Orada.. Kadim bir Çin deyişi: "Herkesin ikizi vardır. Phone Booth [Telefon Kulübesi] diye bir film vardı. Yan masada istiflenmiş gazetelerden birini çekip karıştırmaya başladım. Ahizeyi tuttum. Yumurtadan çıkan. dikdörtgen masaya ilişip sessizce okuyorum: "RİSKİ BİZ ÜSTLENELİM." Babamın ölümünden sonraki on sene boyunca annemin yastığının altında tabancayla uyuduğu kafama dank ediyor. Hapisten kaçmışım! Haber metninde firari mahkumun adının Luis Oscar Pichinan olduğu belirtiliyor. Beşiktaş'taki Üsküdar vapur iskelesinin karşısındaki telefon kulübelerinden. bir kuruyemişçi çırağınınki kadar doğal. Meksika usulü soslar. Karşı köşedeki loş kafeteryaya girdim. Bu dalgın ve şaşkın ikiliye varlığımı hissettirmek için son çare. cücelerini gömmüş bir Pamuk Prenses'e benziyordu. bakanlığın müracaat formuna yazdığı telefon numarasını çeviriyorum. 112 Anlaşılan o ki. katil bir sniper [keskin nişancı].. Kız da naylon bir dosyaya dalmış. gözlüklü bir dilber. Naylonu kesip. Dönüp arkama baktım. Kulübeden içeri girdim. lunaparklar da " yarasalarındır. kestane saçlı. Salı öğleden sonra saat 15:00'da. Markete yolu düşmüş herhangi birini muhatap kabul edebiliyor. Kahvaltımın ortasında. katlı kağıdı içeri koymuş ve kesiği şeffaf bantla yapıştırmışlar. Sanırım ellerini yıkadı. Paspası ayağıyla iterek girişe yerleştirdi. müşterilerine ya da müvekkillerine kendini tanıtmadan hizmet sunmayı tercih eden biri[leri]yle karşı karşıyayız. uzun. Hafta sonu telefonda sular seller gibi ağlamasına engel olamamıştım. Vapur iskelesine doğru yürüdüm. Enteresan. üzmüş. 109 Şöyle bir durup İstanbul'a. Bir taksiye atladım. Anneciğim.. Manastır laboratuarında astronot yemeği pişiriyorduk. ışıkları yaktı. ihtiyar süper kahramanlardan ayrıldım. meydanda kartopu oynuyordu. kimden intikam almak istiyorsunuz?" Robot aksanıyla konuşan bir adam. Belime kadar. Annenizle ne konuşursanız konuşun. DVD'leri. Yani hem parmaklıklardan geçebilecek kadar sıskalaşması. Ambalajı açıp broşürü alıyorum. Küçük. boşuna. kışın yaşını gösteren bu muhteşem şehre baktım. yarım tehdit sayılır" derlermiş. Şu fotoğrafı kesip aile albümüne eklesem. tavana monte edilmiş televizyonda Shivaree'nin solisti Ambrosia Parsley o büyüleyici sesiyle Goodnight Moon'u söylüyor: ". Geceleyin." Soya eti kutusunda böyle bir mesajın işi ne? Üretici firma tarafından yazılmadığı aşikar olan notu cebe atıyorum. Bu defa randevu cuma akşamı 19:00'da. beni savunmasız bırakmıştı. 'Park yapılmaz' levhasını yerine taşıdı. margarinleri. İşte. Spagetti. Beşiktaş'ta dolmuştan indim. Ve ona intikam alma konusunda yardım teklif ediyor. genç bir kız bizim dükkanın kilitlerini açtı. Bir mısır gevreği paketinde de benzer bir not buldum. Beraber. bir gazeteye. bakışları ilaç gibiydi.. 110 Annem köşeden belirince ben de yavaş yavaş toparlanıyorum. mantar. kepenkleri kaldırdı. Ayrıca bu mesajları bırakan kimseler]. telefon kulübesindeki adamı kıskaca alıyordu. Nedir bu? İşbirliği mi? Alışveriş mi? Suç ortaklığı mı?. Bu hijyen santralinde kız. kimse cevap vermiyor. az kalsın derimden dışarıya fırlayacaktım. Annem. Pabuç reyonundaki trikoydum. Tel Aviv'de rehin alınmam ve Bakanlık Heyeti'nin katledilmesi.. ocağın yanına bırakıyorum. Karışık tost ve sade kahve söyledim. Sistem. özel birine ulaşmaya çalışmıyor belli ki. Dünya fanidir. Bir an göz göze geldik.. Annem henüz dükkanı açmamış. Luis Oscar Pichinan'ın fotoğrafına. Bir an önce Gıcırbey'i bulmam gerekiyordu. Birkaç okul çocuğu. Soya etinin karton kutusunu. Mantosunu çıkarıp kazağın üstüne beyaz önlük giydi. Kadıköy Postanesi'nin dış kapısının yanındaki telefon kulübesindeydi. konserveleri. idmanlı bir itfaiyeci çevikliğiyle yardıma koşuyor. ton balıklarını. Şöyle ki. Böyle rutin birkaç işlemden sonra dükkanın içindeki kapıdan girdi. annem bile farkı anlamaz. yarım düzine telefon kulübesi. bir fotoğrafımı Puerto Madyrn Cezaevi'ne postalasam. Yelda da arada bir yanımıza uğruyordu. Eczanenin eşiğinde dikiliyorum. Oyalanmadan gerisingeri yollandı. ayrıntıları konuşalım. Bana. fakat tonlaması. cezasını çekmiş bir Luis Oscar Pichinan gibi temkinli adımlarla terk ediyorum kafeteryayı. caddeye en yakın olanına buyurun. haftalarca hiçbir şey yememiş. telaşlandırmıştı. Şampuanları. soya eti. kurumuş ve demir parmaklıkların arasından süzülüp pırlamış! İnanılır şey değil. 111 Eczanenin mutfağındaki spagetti operasyonu sırasında anneme asistanlık yaptım. hem de bana bu kadar benzemesi. Mecidiyeköy'deki bir apartman dairesinin adresini verdiler.. Tahrip etmek. Paylaşmak propagandadır. Sonra dışarı çıkıp bana doğru yürümeye başladı. annemi korkutmuş.And I always sleep with my guns / When you're gone.. yumurta çıkarır. Sıraselviler'de İlkyardım Hastanesi'nin aşağısındaki Eczane Zen'in önünde indim. şu fotoğraftaki adam oğluma çok benziyor! Tıpatıp aynısı!" Yelda.. ihtimal olarak kalmaya mahkumdur. Saat 14:35. O da ne? Ambalajın içinde bir broşür. Arjantin polisi "Pichinan ülkenizde" diyerek derhal Türk hükümetinden yardım ister. Belki de bir tuzağın eşiğindeydim. Nikah davetiyesine benzeyen fakat süssüz iki yapraktan ibaret ve sadece iç sağ sayfasında kısa not bulunan ince bir kağıt parçası bu. bu adam ya da adamlar kimin nesi? Eski Çinli tacirler "Yarım vaat. Tahliye edilen bir sabıkalı edasıyla. Kar yağıyor. Annemle vedalaştıktan sonra markete uğrayıp diğer ürünlerin ambalajlarında da intikam vaat eden broşürler var mı yok mu kontrol ettim. Hologram boksu başlamıştı. birtakım kağıtları inceliyor.. Camdan onu seyre daldım." Demek benimki Arjantinli bir suçluymuş. Ve ben kızın gözünde Arjantinli kaçak Luis Oscar Pichinan'ın ikiziydim. zira "Bekar bir adam asla pişirmesi yemesinden uzun süren bir yemek hazırlamaz"mış. Delilik özgünlüktür. bitişikteki marketten alışveriş yaptık. ölümcül riyakarlığını zorbalığıyla örtbas eder. İlk izlenim için tek şansın vardır. Her pazar orada buluşuyorlarmış.

"Size ilk ağızda sırlarımı söylememi beklemeyin. Mesajda 'Riski biz üstlenelim' yazmışsınız. Fakat hiç görmediğim birine düşmanlarımdan söz etmekle asıl riske ben girmiş olmaz mıyım?" deyiverdim. 113 "Haklısınız..." "Üstelik kendi sesinizle bile konuşmuyorsunuz? Bunun bir telefon şakası olmadığını nereden bileceğim?" "Pekala, sizin için ne yapabilirim?" "Şu anda beni görüyor musunuz?" "Evet." Bu cevap beni nedense hiç şaşırtmamıştı. Yandaki kulübelere göz attım, ikisi doluydu. Birinde genç bir kadın ağlıyor, diğerinde orta yaşlı bir adam tuşlara basıyordu. Yani ikisi de hattın diğer ucundaki intikam robotu değildi. "Telefonu suratınıza kapatıp gidersem ne olacak?" "Hiç." "Yüreğime su serptiniz." "intikam almak istediğiniz biri yoksa, birbirimizin vaktini almayalım." "Tamam. Aslında kellelerini masamda dizili görmeyi arzuladığım birkaç kişi var." "Cinayet işlemiyoruz maalesef." "Ne yapıyorsunuz peki? Tükürüp kaçıyor musunuz?" Gülüyor. "Hayır, süründürüyoruz, itibarıyla oynuyoruz, eşekten düşmüş karpuza çeviriyoruz, pişman ediyoruz. Fakat asla öldürmüyoruz. Unutun bunu." "Nasıl?" derken etrafa bakmıyordum, anlamsızca sırıtarak kar tanelerini yakalamaya çalışan ikibuçuk metrelik bir zenciye takıldı gözüm. "Size yapılan kötülüğü ve kimin yaptığını söylüyorsunuz. Uğradığınız belayı ve başınıza dert açan kişiyi teyit ediyoruz. Varsa eğer adresini veriyorsunuz. Ona uygun gördüğünüz cezayı seçiyorsunuz. Biz de önerebiliriz. Ücreti nakit olarak ödüyorsunuz. Ve bir hafta içinde paranızın karşılığını alıyorsunuz." "Öncelikle, şu teyit etme işini anlamadım." "Biz intikam alıyoruz. Masum insanları cezalandırmak istemeyiz. Bu yüzden bize anlattığınız hikayenin gerçek olup olmadığını araştırıyoruz." "Parayı neden peşin ödüyorum? iş bittikten sonra versem olmaz mı?" "Olur. Fakat müşterilerle intikamdan sonra hiçbir şekilde temas kurmamayı tercih ederiz." Kış ortasında güneş gözlüğü takmış bir adam dikkatimi çekiyor. "Biliyor muydunuz, güneş gözlüğü dediğimiz şeyi aslında 16. yüzyılda, Çin mahkemelerinde hâkimler gözlerini ve mimiklerini saklamak için kullanıyormuş." "Sizi temin ederim, benim daha gelişkin yöntemlerim var." "Ya hizmetinizden memnun kalmazsam, mesela işi geciktirirseniz size nasıl ulaşacağım?" "Bize ulaşamazsınız. Biz size, hiç tanımadığınız kimselerin yaptığı bir eylemi satıyoruz. Canınızı sıkan kişinin ya da kişilerin, sizden uzakta, bambaşka birileri eliyle cezalandırılmasını diliyorsanız, biz varız. Arkadaş arıyorsanız, bu telefonu kapatıp 900'lü hatları tuşlayın." "Gelecek salı saat 15:00'da bu kulübeye gelirsem, yine telefon çalacak mı?" "Hayır." "Adam öldürmediğinizden emin misiniz?" "Kesinlikle evet." "Merakımı bağışlayın ama bu işten iyi kazanıyor musunuz?" "Size bağlı. Bize iş verecek misiniz?" "Sanmıyorum." "O halde size bir tavsiyede bulunayım." "Buyurun?" "Elinizi kana bulamayım Buna değmez, inanın." "Teşekkür ederim." Telefonu kapattım. Kulübeden çıkınca, gözlerimle, tumturaklı lakırdıların sahibi olan yalan virtüözünü aradım. Yok. Pudraşeker gibi serpiştiren karın altında, küresel

ısınmaya sebep olabilecek bir doğal afet. sigara yakıp peşinden caddeye kadar yürüdüm. Sünger sarısı, ıslak bir taksi durdurup, yarasa pislikleriyle dolu arka koltuğa oturdum. 116 GICIRBEY Siperdeki Zürafa Beyin harika bir organ; sabah kalktığınız anda çalışmaya başlıyor ve ofise gidinceye kadar da durmuyor! [ROBERT FROST, 1874-19B3] Hayata atılır atılmaz bahtım karardı, talihim köreldi; feleğin sillesini, kaderin tekmesini yedim. Tarantulalar iki buçuk yıl yiyeceksiz yaşayabilirler. Bildiğim bir şey varsa, tarantula değildim. Hafızasını kaybetmiş bir Mecnun gibi metropolün çöllerinde yaz kış iş aradıktan sonra, nihayet Girift-Ar adlı araştırma şirketine kabul edildim. İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi'ndeyken, iş görüşmelerinde beden dilinin önemini vurgulayan bir derse devam etmiştim. Sizi işe alma yetkisine sahip kişinin görüşme esnasında esnemesi, burnunu kaşıması, sağa ya da sola bakması, boynunu kütürdetmesi, alnını kırıştırması, dudaklarını yalaması, kaşlarını kaldırması, kulağını karıştırması, yakasındaki hayalî tozları silkmesi, başını yana eğerek dinlemesi, ellerini ıı<> ensesinde kenetleyerek geriye yaslanması, dirseği sizi gösterecek şekilde kolunu bükmesi, ayakuçlarının size ya da başka bir yere dönük olması... hepsinin bir anlamı var. Her kımıltı, her nefes, her mırıltı tıka basa dolu bir mesaj fıçıcığı... Bütün bu zırvalar yüzünden diyaloglar düelloya dönüşüyor. Beden dili, ilkelliğin daniskası. Mağara dönemine dönüş yolunda atılmış bir kulaç. Fakat ne yapalım ki, iktisat teorilerinin, finans bilmecelerinin, borsa büyülerinin geçerli hale gelmesini mümkün kılan bataklık jimnastiğinden kaçış yok. Ayrıca, dönemin güzellik telakkisine uygun tiplerin işe alınma ihtimali daha yüksek. Nicole Kidman'a ya da Tom Cruise'a tıpatıp benzemek mesela, kayda değer bir avantaj. Ayakkabıyla şapka arasındaki boşluğu, boyası cilası yerinde, üzerinde özenle çalışılmış, yağsız bir bedenle doldurmak gerekiyor. Statü göstergesi aksesuarlarla averaj sağlamak mümkün. Saat, çanta, cep telefonu... Ünlü markalar, sihirli sözcüklerin yerini tutar. Yani mülakatta dalkavuk dakikliği, soytarı enerjisi, cariye hassasiyeti türünden meziyetlere sahip olduğunuzu açığa vurmanız lazım. Ancak o zaman banknotların kağıt gemisinde forslu forsalar safına katılabilirsiniz. Bir de, karşınızdaki kişinin üzerindeki renklerde giyinmek, otomatik bir duygusal sıcaklık doğurur. Tabii ki kural haline getirilmiş hilelere bağlı kalınarak oynanan oyunda da mızıkçılık yapılabiliyor. Her neyse, Girift-Ar'a özgeçmişimi postaladıktan dört gün sonra, bana mülakat için randevu verildi. Girift-Ar’ın personel müdürü Selçuk Lulu'nun, şirketin internet sitesindeki fotoğrafını inceledim; zevksizlik nişanı, sarı puanlı, siyah bir kravatı vardı. Aynısından bir tane satın aldım. Risk, kokusuz bir gazdır: Söz konusu kravat, Selçuk Lulu'ya, otoriter kaynanası tarafından hediye edilmiş olabilirdi. Adamın, gözüne girmemi sağlamasını umduğum iple beni boğmaya kalkmayacağının garantisi yoktu... Görüşme günü beyaz çizgili açık mavi kravat takmış olan Selçuk Lulu, son yıllarda duyduğum en güzel cümleyi kurdu: "Pazartesi gel başla." Beni koridorun sonundaki merdivenin başına kadar yolcu etti. El sıkıştık: "Kravatın, çok güzelmiş?" "Sadece bir kravat işte." "Aynısından bende de var, Roma'dan almıştım."

26

"Ben de Fehmi'nin 8,5 filminde Marcello Mastroianni'nin boynunda görmüştüm..." "Ciddi misin?" "Evet, ama film siyah-beyazdı." Pazar gecesi çok acayip bir rüya gördüm. Rüyalar, alınyazımızın ayrılmaz parçalarıdır: Kafam kopmuştu ve kadın-erkek, yaşlıgenç karışık iki takım, kafamla top oynuyorlardı. Bense, beni aralarına aldıkları için onlara minnettardım. Oyuncuların yüzünü tam seçemiyordum, fakat Selçuk Lulu'yu netlikle görebildim, çünkü bana kafa atarken göz göze geldik ve ona gülümsedim. Topuklu kırmızı ayakkabılar, terlikler, kramponlar, çizmeler, takunyalar, iskarpinler, sandaletler... tarafından tekmelendikçe sevinçten havalara uçuyordum... Pazartesi, sabahın köründe kalkıp ışık hızıyla hazırlanırken, rüyamı düşündüm. Aslında yirmiiki çift ayakkabı görmüştüm ve bunun sebebi de herhalde, babamın kunduracı olmasıydı. Belki de benim için kariyerin sembolü ayakkabıydı... Elimde çanta, dörtnala, Girift-Ar'a vardığımda şoke oldum. Şirket binası olan tripleks villa, kibrit çöplerinden yapılmış bir ev maketi gibi yanıyordu! İstikbalim kundaklanmıştı. Siperdeki zürafa kadar savunmasızdım. İtfaiyeciler, ağzından alevler saçarak can çekişen bir ejderhanın son arzusunu yerine getirmekle görevliydiler sanki. Yıldırımla ikiye bölünmüş yanan bir çınarı beyhude sulayan depresif bahçıvanlar... Etrafta telaşlı, şaşkın, ağlamaklı bir kalabalık. Beyaz bir Peugeot'dan fırlayan patron Gaffar Girift, önce elleriyle yüzünü sıvazlıyor, sonra fırtınaya tutulmuş bir kaptan gibi gırtlağını yırtıyor. Yangın seyircilerinden kimileri, çalan cep telefonlarını açıyorlar. Onları işitemiyorum, fakat "Şu anda konuşamam, ben seni sonra arayayım, hayır banyoda değilim..." filan dediklerini tahmin ediyorum. Simsiyah duman, katrana bulanmış bir pelerin gibi dalgalanarak yükseliyor. Yangının derinliklerinden gelen patlama sesleri, çatırtılar, gürültüler... çevredekileri derinden etkiliyor. Uzaktan uzağa, Selçuk Lulu'yla göz teması kuruyorum. Bakışları, iri puntolarla dizilmiş bir ölüm ilanı kadar okunaklı. Orman fazla vahşileşince, yangın kaçınılmaz olur. Girift-Ar'daki yangın, muhtemelen bir sabotajdı. Genel seçimleri Performans Ve Azim Partisi'nin açık ara kazanacağını duyurduklarında, medyada alay konusu olmuşlardı. PAP'ın galibiyeti, Girift-Ar’ın da zaferiydi. PAP iktidarda olduğu halde, Girift-Ar'a diş bileyenler hücuma geçebilir miydi? Bilmek zor. Belki de sadece elektrik kontağından kaynaklanıyordu yangın? Beş parasızdım. Handiyse, cehennemde işbaşı yapmaya razıydım, gelgelelim alevler beni gerisingeri sokağa püskürtmüştü. Kendine acımaya başlamanın getirdiği rehavet içinde sürtüyordum. Bir çocuk parkında, çürük bir bank'a iliştim. Yanıma, tozlanmış çalı sakalıyla bir ihtiyar oturdu: "Neyin var evlat? Karadeniz'de gemilerin mi battı?" Demek somurtuyordum. "Yooo, ben iyiyim efendim." Aslında evet, atlamayı umduğum gemi yanmıştı, biletim yanmıştı fakat dert yanmaya niyetim yoktu. 122 ihtiyarla biraz lafladık. Bana enteresan bir hikaye anlattı: "Dervişin biri, işine bir göl kıyısından geçerek gider gelirmiş. Minik bir balık, her gün dervişe ağlayarak yalvarıyormuş: 'Hey, adamım! Bana suyun dışında yaşamayı öğret. Gölde çok sıkılıyorum. Görüyorum ki karada hayat çok daha güzel, yap bir babalık!' Derviş 'Güzel kardeşim, göl küçük olabilir, ama hiç de fena bir yer değil, haline şükretsen a?' dese de, balığa dinletememiş. Balıkçık, iki gözü iki çeşme, dervişe dil döküyormuş. Nihayetinde derviş, balığın ısrarlarına dayanamamış. Önce birkaç saniye, sonra birkaç dakika, derken saatlerce suyun dışında durmaya alıştırmış onu. Zamanla, balık, dervişin evinin bahçesinde rutubetli bir yerde, çiçek tarhında ikamet eder olmuş. Ne vakit ağzını açsa gülerek 'Oh be, dünya

varmış' diyormuş. Birgün, büyük bir sağanak bastırmış, bahçeyi sel almış ve balıkcağız boğulmuş." Parkta ihtiyarla birer çay içtik. Karnım zil çalıyordu fakat iştahım yoktu. Boğulan balık hikayesi ve çay için ihtiyara teşekkür edip ayaklandım. Ellerim ceplerimde, birkaç blok yürüdükten sonra, karşıdan karşıya geçerken kırmızı bir araba olanca hızıyla bana çarptı! Güm! Fiyyuuuv! Havalanıp çimlerle kaplı bir yere düştüm. Hâlâ İstanbul'da mıyım diye etrafa bakındım. Sol baldırım ezilmişti, böğrümde böğürtücü bir sancı vardı. Her şeyi sanki bir duş perdesinin ardından görüyordum. Hızla uzaklaşan kırmızı otomobili zar-zor seçebildim. Ağır ağır doğruldum. Bir düzine araba, çantamın üstünden geçti. Egzoz dumanına batmış bir akasya fidanına tutunarak ayağa kalktım. Elimde kendi kanım desenler oluşturmuştu. Yutkununca bir dişim mideme yuvarlandı. Pantolonumun sol paçasında derin bir yırtmaç. Kanlı elimle arabalara 'dur' işareti yaparak çantamı asfalttan söktüm. Sürüne sendeleye evin yolunu tuttum. Çetenin Son Nefesi 123 filminde başrolü kapmıştım. İnsanlar beni görünce irkilerek geriye çekiliyorlardı; bir bankanın vitrin camında kendime bakınca onlara hak verdim. Savaştan yeni çıkmış yaralı, terli, aç bir ata benziyordum. Dairemin merdivenlerini dört ayak üstünde tırmandım. Anahtarı deliğe denk getirene kadar epey uğraştım. Son gücümle kapıyı açtım ve eşikten içeriye yığıldım. Gördüğüm manzara, gerçekten bayıltıcıydı: İki gün önce satın aldığım eşyaların yerinde yeller esiyordu. Soyulmuştum. Tavandaki demir kancadan sarkan ipin ucuna bağlı kafesteki papağanım Huduni sersem sepelek bakınıyordu ve komşumuz Ruhiye Hanım'ın torunu Kevser'in boğazı kesilmiş cesedi holde kanlar içinde yatıyordu. Bir de boş, metal bir yemek tabağı... Parktaki ihtiyarın sözünü ettiği balık misali, alınyazımın kızıl mürekkebinde boğuluyordum. 124 100 yıl önce.. II. Abdülhamid, Sherlock Holmes vartasını nasıl atlattı? [Huduni] (Tarayanın Notu: Kitabın bu bölümü çizgi roman şeklindedir. Tarayıcıyla anlaşılır şekilde taranamamıştır. Çizimler, konuşmalarla bir bütün teşkil edecek şekilde tasvir edilmiştir.) “SULTAN ABDÜLHAMİD HÂN-I SÂNÎ GELİYOR!!. ” …MARANGOZUN BACISI CEMİLE SULTAN, YUMURTADAN ÇIKTIĞIM GÜNDEN BERİ BANA BU CÜMLEYİ EZBERLETMEYE ÇALIŞMIŞTI… BEN “SULTAN ABDÜLHAMİD HÂN-I SÂNÎ GELİYOR” DER DEMEZ, BİR AVUÇ KABAK ÇEKİRDEĞİ KONUYORDU ÖNÜME. O ZAMANKİ AKLIMLA, BU LAKIRDIYI, KABAK ÇEKİRDEĞİ' ISMARLAMANIN YOLU SANIYORDUM... (MARANGOZDAN KASIT SULTAN II. ABDÜLHAMİD’DİR.) HENÜZ ONBİR AYLIK, UFARAK BİR PAPAĞAN İDİM... CEMİLE SULTAN, NURHAYAT HANIM VE İSİMLERİNİ BİLMEDİĞİM MÜSELLAH İKİ ADAMLA BİRLİKTE ALEMDAĞDAKİ KÂŞANEDEN FAYTONLA ÜSKÜDAR RIHTIMINA, ORADAN KAYIKLA BEŞİKTAŞ’A, ORADAN DA YİNE FAYTONLA TARABYADAKİ ÇİFTLİĞE GİTTİYDİK... (SULTAN, NURHAYAT HANIMA...) “KAKADUNUN KAFESİNİ ÖRT, AĞABEYİME SÜRPRİZ OLSUN…”

27

(SULTAN ABDÜLHAMİD KUCAĞINDA ÇOK SAYIDA BASTONLA ODAYA GİRER.) “SAFALAR GETİRDİNİZ HEMŞİRE HANIM!..” 127 CEMİLE SULTAN TEPEMDEKİ ÖRTÜYÜ SIYIRINCA AVUCUNDAKİ KABAK ÇEKİRDEKLERİNİN ŞEREFİNE SEVİNÇLE HAYKIRDIM… “SULTAN ABDÜLHAMİD HÂN-I SÂNÎ GELİYOR!!! ” 1904 SENESİNİN İLKBAHARIYDI. AYLARDAN RAMAZAN. BEN HARİÇ, PADİŞAH DAHİL HİÇ KİMSE GÜN BOYU BİR ŞEYCİK YEMİYOR, İÇMİYORDU. “DESTUR!.. BU KUŞ DA NEDİR HEMŞİRE?..” “ZÂT-I ÂLÎNİZ, YILDIZDA MÜNZEVİ BİR HAYAT SÜRÜYORSUNUZ. BU KÜÇÜK KUŞ SİZİNLE BİR ÇİFT KELAM ETMEKLE HAFAKANINIZI BERHAVA EDER GÖNLÜNÜZÜ KASAVETTEN AZADE KILAR KANAATİNDEYİM. ELBETTE KABUL BUYURURSANIZ AĞABEYCİĞİM…” (PADİŞAH, MÜTEMADİYEN ŞAŞKIN GÖZLERLE ETRAFA BAKINMAKTADIR. O SIRADA İÇERİ GİREN BİR GÖREVLİYE: ) “BU ASALAR, YEDİ SENE EVVEL YILDIZ’I TEŞRİF EDEN, YUNAN HARBİ’NDE AYAĞINI KAYBETMİŞ MALUL GAZİLERE HANELERİNDE TAKDİM EDİLE…” “İSMİ NEDİR BU MEYMENETSİZİN?..” - HAŞMETMEAB, FAKİRE MÜNASİP BİR İSİM BAHŞEDER DİYE DÜŞÜNMÜŞTÜK.?. - MADEM ÖYLE, HUDUNİ OLSUN ADI. LÂKİN BENİM, KUŞLARLA BAŞIM HOŞ DEĞİLDİR HEMŞİRE. HELE Kİ BU GİBİ MÜTECESSİS, TEPESİNDE ŞEYTAN TÜYÜ, GAGASINDA LAF TAŞIYAN KUŞLARDAN HASSATEN İCTİNAB EDERİM… - AŞKOLSUN AĞABEY, ZAVALLININ ÇAŞITLIK EDECEK HALİ YOK A?.. HEM ARTIK ONUN İSİM BABASISINIZ. HUDUDİ PEK LATİF, PEK ALA!.. “ HUDUDİ DEĞİL CEMİLE, HUDUNİ; MEŞHUR BİR GÖZBAĞCI, STANDARD MAGAZİNE NAMLI ECNEBİ MECMUASINDA TESADÜF ETMİŞTİM… SİZ BİR NEBZE İSTİRAHAT BUYURUN, İFTAR SOFRASINDA TEATİ EDERİZ BU MEVZUU!..” “AH BENİM TALİHSİZ KUŞUM, BîKES Mİ KALDIN?..” (CEMİLE SULTAN, KUŞCAĞIZIN GÖNLÜNÜ ALMAK, ONUNLA BİRAZ MUHABBET ETMEK İSTEMİŞ OLSA GEREK Kİ; KAFESİN KAPISINI HAFİFÇE ARALAR İKEN KUŞ BİRDEN UÇUVERİR. CEMİLE’Yİ DE KORKUTARAK TABİİ. DOĞRU BAHÇEDEKİ CEVİZ AĞACINA YÖNELİR.) KOPARDIĞIM CEVİZİ AĞIZ TADIYLA YİYEBİLMEK İÇİN (AĞACIN DALINDAN) HAVALANIP EVİN GENİŞ PERVAZLI PENCERELERİNDEN BİRİNE İNDİM… BİR YANDAN CEVİZİMİ YERKEN BİR YANDAN DA İÇERİDE, MARANGOZLARIN SULTANI ABDÜLHAMİD’LE FARFARA BİR ADAM ARASINDAKİ KONUŞMAYA KULAK KABARTTIM… “…MİSAFİRİNİZİN SİR ARTHUR CONAN DOYLE’UN MAKSADI AŞİKAR. SARAYI TEDKİK, ZÂT-I ŞAHANENİZİ TAHLİL EDİP OSMANLI SARAYINDA CEREYAN EDEN BİR SHERLOCK HOLMES SERGÜZEŞTİ KALEME ALACAK…”

“NELER SÖLÜYORSUN KİRKOR EFENDİ?.. MİSTER DOYLE HANEMİZDE ESRARENGİZ CİNAYETLER TAHAYYÜL EDİYOR ÖYLE Mİ?! “AYNEN ÖYLE… ÜÇ İHTİMAL VAR… DEVLETLU PADİŞAHIMIZI YA KÂTİL, YA DA MAKTUL VEYAYUT MAZNUN OLARAK TASVİR EDECEK MUHAKKAK…” (BİR YANDA JURNALCİNİN İŞİN ASLINDAN KENDİSİ DE ANLAMAMIŞ OLDUĞU BELLİ SAF VE BİRAZ KORKULU BAKIŞLARI, DİĞER YANDA SULTANIN KARA KARA DÜŞÜNEN..) (PADİŞAH İÇİNDEN: ) “…DEHŞETLİ GÜZEL YAZIYOR KAFİR…” “LONDRA’DA BİR NÂŞÎRLE MUKAVELE DAHİ İMZALAMIŞ! MAAZALLAH, EFENDİMİZ HAKKINIZDA BÜHTAN CÜMLE CİHANA İNTİŞAR EDER, AYYUKA ÇIKAR!..” “VAKTİYLE JULES VERNE DE İSTANBUL’DA CEREYAN EDEN MUHAYYEL VAKALARDAN MÜREKKEP BİR KİTAP NEŞRETTİYDİ… İNSAF ETMİŞ, SARAYA İLİŞMEMİŞTİ… KİRKOR EFENDİ, BEN ŞU İHTİYAR HALİMLE SHERLOCK HOLMES MÜELLİFİYLE AŞIK ATAMAM. İYİSİ Mİ BİR MAZERET BEYAN EDELİM MİSTER DOYLE’A; ALTIN VE MUHTELİF HEDİYEYLE TALTİF EDİP UĞURLAYALIM…” “EMREDERSİNİZ PADİŞAHIM…” (AZ SONRA) “SULTANIM, ESNAFTAN BİR ZÂT HUZURA ÇIKMAK İSTER…” “KİMMİŞ?” “MÜNTEKİM EFENDİ DERLER, CİVARDA BİR AYAKKABI DÜKKANI VARDIR…” “NE İSTİYORMUŞ?” “HİÇ…” “ACAYİP! GELSİN HELE…” (DERVİŞ KILIKLI BİR ADAM, ELİNDE KÜÇÜK BİR ÇIKINLA GÖRÜNÜR. ÇIKINI AÇIP İÇİNDEN BİR ÇİFT AYAKKABI ÇIKARIR, PADİŞAHA UZATIR. : ) “KABUL BUYURUN EFENDİM!...” (PADİŞAH AYAKKABIYI ALIR, İNCELER : ) “EN SEVDİĞİM RENK… DEVE TÜYÜ. BU SÜRPRİZ İKRAMINIZI NEYE BORÇLUYUM MÜNTEKİM EFENDİ?..” “BİZDE ADETTİR HÜNKARIM. KOMŞUYA İHTİRAMDA BULUNULUR…” “43 NUMARA, TAM AYAĞIMA GÖRE!..” “AYAĞINIZDA PARALANSIN SULTANIM…” “KILIĞINA BAKILIRSA BEKTAŞİ’SİN KUNDURACI…” “EVET, ÇARIKLI BABA’NIN EHLİNDENİZ. ZÂT-I ÂLİNİZİN ŞAZELİYYE’YE İNTİSAB ETTİĞİNİZİ İŞİTMİŞTİK…” “LAKİN BİZİM TARİKE REVAN OLANLARIN MUAYYEN BİR KIYAFETİ YOKTUR…” (BU ARADA AYNI KARENİN İÇİNDEN BAŞLAYAN ÇİZİMDE, DİĞER TARAFTA, BAHÇEDE HUDUNİ’Yİ YAKALAMA ÇALIŞMASI DEVAM ETMEKTEDİR: ) “BULDUM! İŞTE ORADA! CEVİZİN YUKARISINDA!!!” (ORDAN ORAYA KAÇAN HUDUNİ, SONUNDA SEVGİLİ SAHİBESİNİN OMUZUNA KONUVERİR. TABİİ ORADAN DA KAFESİNE..) (CEMİLE SULTAN’IN YANINA GELEN GÖREVLİ: ) “PADİŞAHIMIZ EFENDİMİZ KUŞU HUZURA İSTİYOR…”

28

Hırsızların gözleri sağa sola kayıyor. nefes almıyorlar. gönlüm Müntekim'de. koltuk değneğine ihtiyacım yok. Cinci Ruhiye dediniz mi herkes tanır. Hitler ve Nazilere. bari birşeyler yeseydik.. sahibinin kendisine öğrettiği gibi hâlâ Adolf Hitler ve Nazilere küfrediyor.(KUŞU ALIR." "Jilet. Gene yemek getirmiş olmalı. kocaman bir kafes satın aldı. Charlie'nin İngiltere'de yaşayan en yaşlı papağan olduğu belirtiliyor. önce iş. Bazen çocuk mamasına peksimet doğrar. Babaannemi.. O. kurbağa gözü. Beni düzenli olarak veterinere götürür. Ne de olsa. Dördü de bana bakıyordu. Ben bir şemsiye kakaduyum [cacatua alba]. Jilet'e bakıyorlar. birtakım şuruplar. Eski başbakanın 1965'te ölümünden sonra. sonra yemek. Esmer Kösele: "Patron. Gıcırbey bana yeni." "Tamamdır. yemeği Kenan'a götürmemi tembihlemişti. Bin çeşit kocakarı ilacı bilir.. ihtiyar kalbim pır pır ediyor. Charlie'yi 1937'de satın almıştı. eşyaları yiyecek gücüm kalmadı zaten. yüz yaşındayım. üçlü koltuğu yüklenmiş Radar. bela mısın ulan sen? Burada işimiz bitince patlayana kadar yersin. Kafesimi sık sık temizler. belki yatalak olacaktım. hemen odayı ısıtır. Gıcırbey daha dünkü çocuk.. ama Charlie sayesinde fikirleri hâlâ aramızda" ifadesini kullandı. Kevser'in yemeklerini yemiyor.. göğüs kanseri. Üzerlerinde. büyü bozar.. Dakikalar süren saniyeler boyunca. Kösele ve tabii Şapırt. Artık yaşlandım. Babaannemle baş başa kalmışız. Tam o anda kapı vuruldu: "Tak tak!" Hırsızlar iyice aptallaştılar. üzerine yumurta kırıp karıştırdıktan sonra servis yapar. nedendir bilmem. Kalender kadındır.. Son günlerde." Gıcırbey kahvaltıdan sonra tıraş oldu. Ben. tiril tiril giyindi.. Üzerime rehavet çökmüştü. Gıcırbey. fıstık. Evi kolaçan ettikten sonra ağızlarının suyu akarak eşyaları incelediler. fakat benden kaçmaz. Onu görünce." "Kafamı bozma Şapırt. 141 Müthiş bilgilidir. Dünya Savaşı'nın kahramanlarından biri olarak kabul edilen Charlie. Sol bacağım çok zayıf. Babaannem. ağızlar açık.. Koşamıyorum. Endonezya'ya vınlasak!. buğday. içini gagamın ucuyla ağzına atıveririm. Mobilyaları kemirmeme bozulur. KAFESİ KUNDURACIYA UZATIR) “AL BAKALIM KUNDURACI BİRADERİM… BU DİLBAZ KUŞ ARTIK SANA EMANET…” (BU SON KAREDE KAHRAMANLAR SİLÛET ŞEKLİNDE ÇİZİLMİŞ. badem ile beslerim. Ben ne yapıyorum? Müntekim'e getiriyorum. Liseden sonra okumadım. pişmiş sebze de yiyorum: Nefis. fıstık ile. "Radar. söylemesi ayıp. Churchill'in papağanı hâlâ Hitler'e küfrediyormuş! İngiltere'nin eski başbakanı Winston Churchill'in [1874-1965] papağanlarından biri olan ve bu yıl 104 'üncü yaşını kutlayan Charlie." Jilet: "Uyuz çakal. çantasını hazırladı. Gıcırbey eve gelir gelmez beni salıverir. O da beni omuzlarında taşır. ben dün geceden beri açım. dedim ya. vallahi çok üzüldüm" demiştim de. Nasıl desem. Kapının sesiyle uyandım. laf anlamıyor musun?" Radar ve Kösele üç kişilik koltuğu iki ucundan kavradılar.) (SULTAN. Haftada bir. Ondokuz yaşındayım. Babaannemin ilaçları olmasaydı.. yemeğe gizlice yılan yağı. Jilet de onlara bakıyor. hep bana veriyor. dünyada olup biteni öğrenirim: "Bak. uzayan kanat tüylerimi. envai çeşit baharat. fal bakar.) 137 Sahibini Omzuna Konduran Kuş [Huduni] Müntekim Efendi'nin torununun oğlu ve de adaşı Müntekim Gıcırbey. gagamı törpülettirir. Niyeti." Şapırt. dilimlemiş elma-armut. ben de keyifle yerim.. başlarında şapkalar vardı.. Churchill. Kanatlarımın altına erkek deodorantı püskürtür. 'Nanay Nakliyat' yazılı turuncu işçi tulumları. Dört tane leş kargası içeri daldı. Kevser'e de. Fındık. ve en sevdiğim içecek olan suyla besler beni. ıhlamur tozu ve dulavratotu katıp çok eski bir dua okuyor. Fakat çok şükür. Annemle babam. Keşke ben de onu sırtımda taşıyabilsem. tırnaklarımı kestirir.. Yürürken aksıyorum.. gündüz vakti. II. Huduni. bana gülümseyerek "Dert etme güzel 29 . onun sebze yemeklerine de bayılıyorum. ayçekirdeği. beni öldürür.. Erkeğin kalbine giden yola mayın döşemek [Kevser] Babaannem duysa. Her türlü hastalığa şifalı terkipler hazırlar. kravatını taktı. BU MACERANIN SONU  ) (Tarayanın Notu: Çizgi roman burada sona erdi. sonra da benimle evlenecek. Sürekli konuşur benimle. az etli pirzola. ceviz. ” (DİYE BAĞIRIR. Kıpırdamıyorlar. Neden? Allah biliyor. PADİŞAHI VE ELİNDEKİ KABAK ÇEKİRDEKLERİNİ GÖRÜR GÖRMEZ: ) “SULTAN ABDÜLHAMİD HÂN-I SÂNÎ GELİYOR!. masal kuşları gibi uçarak Anadolu'da şehir şehir gezdirsem. Kenan'ın annesi Güllü Abla hasta. Kimseyi felakete sürükleyecek büyüler yapmaz. duş aldı. PADİŞAHLA AYAKKABICININ BULUNDUĞU ODAYA GÖTÜRÜR.. darı. Bu sesi tanıyorum. "Belki Churchill artık bizimle değil. Babaannemin yarasa tırnağı. Churchill uzmanlarından James Humes. kızarmış balık. sol memesini kesip aldılar geçenlerde. yulaf. beş para etmez.. uyukluyordum. Arada bir. bilhassa çam dalına bayıldığımı bilir. haşlanmış tavuk. Gebermedin ya!" Şapırt dedikleri şişko patates bana doğru yaklaştı "Ben en iyisi şu papağanı beş dakkada kızartıp yiyeyim. Taze dallara. Bazen de. KUŞ. sen Kösele'yle birlikte oturma grubunu taşı. Bir ayağım çukurda. beni kafese koyup tüydü. Eve torbalar dolusu ot. Yemek kabımı her gün yıkayıp temizler. kabak çekirdeği. Gıcırbey ailesine padişahın yadigarıyım. bana hizmette kusur etmiyor.. kuşu da götürecek miyiz?" 140 Jilet: "Baksana. Kendimi tutamadım: "Sultan Abdülhamid Hân-ı Sânî geliyor!" Mutfağa yönelen Jilet. at yağından yapılmış sabun gibi temin edilmesi zor siparişlerini bulup getiriyorum.. Habis cinleri kovar. deney hayvanları yetiştirilen bir laboratuarın sahibi Peter Oram tarafından satın alınan Charlie hakkında. Kenan'ın midesinden kalbine giden yola mayın döşemek. Hapşıracak olsam. cebinde bulduğu bir kabak çekirdeğini çitledi. bir keresinde ona "Ah Güllü Abla.. İnsaflı kadındır. kıvırcık. şofben zehirlenmesinden ölmüşler. Eskiden sık sık aktarlara giderdi. Senede iki kere yuttuğum koyu kırmızı birtakım haplar beni ferahlatır. ben daha bebekken. yağlar taşırdı. kapıya kıyamıyormuş gibi tıklatıyor." Kabuğu kırıp. Dile kolay. hiçbirimiz kıpırdamıyoruz. Gıcırbey'in yardımıyla yıkanırım. Böylece ben de şu sakat halimle bir yuva kurabileceğim. Şapırt'la ben de buzdolabını indirelim.. Babaannemin hesabı belli: Kenan bu büyülü yemekleri yiyip bana vurulacak. içtiğim suya vitamin katar. Ara sıra yüksek sesle gazete 139 okur. Polio sekeli dedikleri bedensel arızayla yaşamaya alıştım. oradan da hiç görmediğim anavatanıma. İçinde ayna ve yedi halkalı bir çıngırak var. İncecik parmaklarıyla. şarkıdaki gibi ben onu "fındık ile. Churchill'in karakteristik ses tonuyla sövüyor. gelen kesinlikle Kevser. Onbir aylık bebekken felç geçirmişim. donakaldılar. neredeyse dedem yaşında. Daily Mirror gazetesindeki haberde. Şimdi ihtiyacı olan malzemeyi bana ısmarlıyor..

Biraz sonra geliyor: "Kevser'im. şimdi kızın peşine gelecekler. poşetleri taşımama yardım etti. Annesi ameliyat olunca izin aldı. Şapırt'ı yakasından tuttuğu gibi duvara mıhlıyor ve bıçağı gırtlağına dayıyor: "Senin o korkak kelleni ödlek bedeninden ayıracağım!" Kösele Radar'ı belinden kavrayıp geri savuruyor.. komşuya ikram edilecek tabağı kaşla göz arasında babaannem hazırlıyor. bir tabak semizotu da Güllügillere götür." "Çok naziksiniz Kevser Hanım. Babaannem rahat rahat aşk tabağı hazırlayabilsin diye mutfağa yaklaşmıyorum. Kenan'a türlü.". Kevser epey bekledikten sonra tekrar tıklatıyor. Radar ve Kösele. Tok tok: "Karnabahar pişirdim. Radar'a sataşıyordu: "Radar.. her defasında Kevser'e bakıyor.. devrim niteliğinde!" Her defasında ayaküstü laflıyoruz. "Kevser. Bir daha da haber çıkmamış heriften. Yemekleri ben pişiriyorum. Cellat Radar. gencecik bir kızla kaçmış. Şapırt.. Yüz yaşındayım... bu kızın bir ayağı sakatmış..... Tam bir centilmen. çöp gibi ince. yavşak!" Jilet: "Didişmeyin ulan. haydi. benim. Fakat ne çare. bir tabak bamya ayırdım. başıyla Radar'a kapıyı açmasını işaret etti.. kitapları... buzdolabını.. zahmet etmeseydiniz. o çocukcağız yemek de pişiremez. ağzındaki son lokmayı çiğneyerek "Ne yemeği olduğunu anlamadım ama harbiden nefismiş. Yazık oldu."Pırasa sever misiniz?" "Ne demek. Kevser! Yemek getirdim! Acele etmeyin..". "Tek çizgili pijama giyiyor" dedikleri türden. "Kevser. aaagh. Bir-iki kere merdivenlerde karşılaştık. İş de bulamadı... Kevser'in bu yılanların eline düşmesine izin veremem. o büyük kâsedeki aşureyi de Kenan'a. Tak tak. Kevser'i ayak bileklerinden tutup duvarın dibine sürükledi: "Ya. Kim bilir kızın aklından ne geçiyor? Galiba. oğlum sen ne kuduruk. Oturma grubunu. sen insan değilsin şiloz puşt! Nasıl kıydın ulan gencecik kıza?" Bu defa Şapırt Radar'a yakalanıyor. bizim sülalede âdettir.." Kösele: "Patron. Allah'ın belası Radar.". yemek çok leziz görünüyor. "Kevser. Gıcırbey'in yepyeni eşyalarını katır gibi hızla taşıdılar.. bana prensesmişim gibi eğilerek selam verdi. Aşk yalnızca sağlam vücutlu ve tok karınlıların mı tekelinde? Yalvarırım "Hayır" deyin!. Zavallı Kevser neye uğradığını anlayamadan.. benim şövalyem.. Tiki tikitak: "Peynirli kabak dolması?" "Gerçek bir mucitsiniz Kevser Hanım! Bu yemek.. Kapıyı her zamanki gibi iki kere tıklatıyorum.. ne diyor bu i. dönerci. Elini kızın boynuna 144 doladı! O esnada Şapırt." Namussuzlar. içimi eritiyor. zaten besili ve [Allah günah yazmasın] bastıbacak olan Kenan günden güne kilo alıp şişiyor. Şapırt gene Radar'a çatıyor: "Yok yok." "Tahmin edeyim. marketlere minibüsle cips dağıtıyor. masayı. Bir defasında alışverişten dönüyordum. yazıktır. bütün kadınlar tabuta tek memeyle girer" demişti.kızım. kızcağızın boğazını kesti! Güzelim Kevser'in cansız bedeni." 145 Eşyalar nakledildikçe Şapırt'm harareti artıyor.... vah vah.". onları sahiden ev taşıyorlar sanırdı. Kevserciğim hâlâ "Bekliyorum" diyor. Jilet Şapırt'm çenesine okkalı bir yumruk çakıyor: "S. Uzun bir sessizlik daha. banyoda ellerini ve bıçağını yıkadı. Güllügillere. gözüm büyüklüğünde yaşlar süzüldü. pideci. ağlaya ağlaya olduğu yere. Çok da güzel kızmış. bu cinayetin hesabını vereceksin!" Radar: "Jilet. Var gücümle ötmeye başlıyorum: "Uzaklaş! Gelme! Geri dön! Kaç! Haydi! Çabuk ol!" Zamane kızları meraklı ve ısrarcı oluyorlar: "Müntekim Bey. Şapırt... enginar Güllügillere..ne?" Sonra Şapırt'a dönüp "Osuruk arkeologu gibi ne eşmiyorsun? Seni de kesip kızın yanma yetiştireyim mi dallama?" Jilet: "Çabuk olun. yemek ayağına geldi!" Şapırt. bu hileli aşlara hiç lüzum kalmasın. savaş gördüm. Tıktık: "Kapuska?" "Sevinçten ölebilirim!". cips fabrikasında şoför. Kevser'in başucuna çömeliyor. 143 Mercimekli pazı topları pişirdim bugün. benim onu aç karnına sevdiğim gibi sevsin beni. bir tabak da size getireyim dedim. söylemedi deme." "Peki babaanneciğim" deyip mutfak masasının üzerindeki tabağı kaptığım gibi koşarcasına alt kata. Andavallı Köyü'nün delisi gibi ötme. pisboğaz pezevenk!" 30 . Hüngürdeyerek Kevser'in saçlarım okşuyor: "Adın ne güzel kız. Kenan.. isterim ki. tuvalettedir. Radar." Radar. hamarat kızmış. O. şimdi de ölülere mi sarkıyorsun.. Ben de öyle umuyorum. Onu sevinirken görmek. Annesi sönmüş mum gibi yatarken. banyodadır. beni karafatmaya çevirir! 142 Pizzacı. Müntekim'in dairesinin eşiğine varıyorum. Besbelli az yiyor. bir çırpıda kapıyı açıp güzelim Kevser'i içeri çekti.". Bana o yemeklerden pişirirdin. sevaptır. kız ne olacak?" Jilet: "Cennete gider herhalde?" Radar: "Sabah sabah elimizi kana buladık. Müntekim. Banyo aynasında saçımı düzeltiyorum. Gıcırbey'in evde olduğundan emin. kapıyı dinliyorlar. üçlü koltuğu yavaşça yere bıraktılar. belinden kocaman bir bıçak çıkardı. Fakat bence çok yakışıklı.. Vazgeçti zannettiğim bir anda yeniden çalmıyor kapı. ne taharetsiz çakalmışsın!" Radar: "Kes ulan püsküllü kancık. beklerim ben!" Bu sözleri duyan Jilet. kitaplıkları. Sürpriz misafirin gitmesini umuyorlar... o zaman göreceksiniz ebenizinkini!" Bir tur daha. karalahana?!" "Nereden bildiniz?" "Burnum çok iyi koku alır. evli barklı adamsın. Babaannem "Kız Kevser.. Midesi aşkla kasılacağma. mutfaktaki çekmeceden bir koşu kaşık alıp yemeği çarçabuk yiyiverdi. "Kevser. kanlar içinde holün ortasına yığıldı. tezgahın üzerinde. "Radar. Tik tik: "Bakla?" "Harikulade!".. deprem gördüm fakat hiçbiri beni böyle sarsmamıştı... kırkından sonra. Tüysek mi Jilet?" Jilet: "Gevezeliği bırakın da işimize bakalım artık. söyle bana. neden daha önce rastlaşmadık ki. bilgisayarı.. komşuluğumuzu bilelim" diyor. Kenan'ın babası. Kenan'a götür bir tabak." Bilse ki hepsini Müntekim'e taşıdım. Bakkallara. kalbi aşkla çarpsın.. Radar. Gerçi. Tak tuka: "Merhaba." Şapırt. pırasa sevilmez mi?". Yemeklerimi yedikçe bana muhabbeti arttı. Konuşurken gözlerimin içine bakıyor. Müntekim bayram edecek. çıkar birazdan sanıyor. yemek tabağını dökmeden alıverdi kızın elinden.. Öteberiyi mukavva kutulara doldurarak taşıyorlardı. Seni evimin kadını yapardım. Gözlerimden. ulakları akşama kadar motosikletle Kenan'ın siparişlerini naklediyorlar. halıları. Müntekim tek başına. Ühü ühü. Jilet: "Az daha açlıktan zıbarıyordun ha. ikiniz de Kösele'nin gübre dolu lırnağı etmezsiniz. yazık. Görseniz. iç geçiriyordu. Gören.ktir git arabada bekle!" Şapırt. O hayvan sana kıydı mı birtanem. Kevser'in yanma uzanan Şapırt'm beline bir tekme sallıyor: "Ulan it. kıtlık gördüm. Acaba benim geldiğimi anlıyor mudur? Ecelin paratoneriyle toprağa iletilen yıldırım aşkı [Huduni] Hırsızlar.

prensipleri bir anda unuttum. Her zamanki gibi doğrudan konuya girdim: "Kimden." "Evet!" "Galiba hödükçe. Koşarak gelen Jilet.." Hatta. Artık kainatın hiçbir yerinde emniyette değilim. balta girmemiş ormanlara iletilmiş bulunuyor. tarih okumuştu.. Radar onların ardından kapıyı örtüyor ve Şapırt'm yanma geri dönüyor: "Cesede âşık mı oldun ulan yoksa s. deyimler. aya ayak basmaktan daha büyük bir haber olabiliyormuş. Namık Mıknatıs televizyon kanallarına. hiyye sea uhevua?" Sertçe koparılan bir gelincik gibi irkilmişti. Namık Mıknatıs'm topluca işten attığı 1100 kişiden biriydi. normalde hiç kimseyle böyle konuşmam. çünkü. Bildiğim bir şey varsa o da erkeklere yıldırım çarpma oranının. besleyip büyüttüğü kaba eti ona çok acıklı bir oyun oynamıştı. Bir yıllık sözleşme süresi dolmuştu. Kasılmış sağ elimin işaretparmağıyla sol bileğimin üstüne vurup yüzümü gözümü eğip bükerek saati sorarken başımı rastgele sallıyordum: "Heebe.. Galibası fazla. Şebnem Şibumi ani bir kararla sağ yanağıma bir tokat patlattı. Telefon konuşması sırasında kullandığım elektronik süzgeç sesimi değiştiriyordu. Şu anda. Sorumu tekrarladım: "Heebe. Kibarlığı ve pişkinliği harmanladım: "Sol tarafa vuracağınızı düşünmüştüm" dememle sol yanağıma da şamarın inmesi bir oldu. kırk-elli ülkeden gelmiş prestijli misafirlerin ve yüzlerce kameranın önünde. 149 gövdemi eğdim. Son eşyaları da sırtlayıp götürüyorlar. gazetelere sık sık reklam veren 'hatırlı' bir müşteriydi. ruh hastası g. "hastalanma" gibi kelimelerle bahsediyorlardı. Jilet sövüyor. yüzüne bakanlar ilkin o lekeyi görüyordu. 29 Mayıs'tı. Beni işten attı. Kirpikleri kıpırdıyor. Ondan kurtuluş yoktu.. b.. Suratı kana bulanmış olan Radar yattığı yerde inliyor.. kapitalizm tarihine adını b. işin doğrusu şifayı kapmış. İnanın.kik öküz?" "Sus or.. zamanın başlangıç gecesi kadar derin.... Hakkında fıkralar. Şapırt birdenbire ayağa fırlayıp Radar'a girişiyor. Yerinde ve zamanında yapıldığında.." Şebnem Şibumi kabinin içinde dönüp dışarı bakındı. Bakırköy Ruh ve Sinir Hastalıkları Hastanesi'nde tedavi altına alındı. özel üniversite sahibi ve amatör politikacı olan Namık Mıknatıs.. "Beni görüyor musunuz?" "Şanslı biriyimdir. staja başlamak yerine.t olmuştu. Dönüyor. spiker "ani-ılrtı rahatsızlanmak" derken.. Yine de bozuntuya vermiyorum. Toparlandım: "Teşekkür ederim" deyip sırıttım. sendeliyor.spu çocuğu! Sen aşkı ne bilirsin. boş yere Namık Mıknatıs'ı teselli etmeye çalışıyordu. sarınım telefonda ben biraz.si!" diyor. Dolayısıyla. Onun etlerini kanına doğrayacağım! "Sayın seyirciler. Baharı fetheden ordunun sancağı gibi dalgalanan elbisesi karşısında hazırola geçiyorum.. Sistemi. dişlerine saydırıyor.. Ellilerinde bir patron. Bay Mıknatıs vakasıyla yeterince uzaktan da olsa sıkı sıkıya alakalı. kendi patlayan dışkılarıyla sonsuza dek lanetlenmiş vaziyette. Stendhal sendromuna yakalandığım. Trilyonlar ödese. Kösele'den ses yok. Adını ve estetik "Operasyonla yüzünü değiştirmek için fazla ünlü. Nedense.. güzel bayan. yüzünden daha çok tanınacak. hikayeler uydurulan efsanevi poposu. aslında Bay Mıknatıs'm. kuralları. Televizyon kanallarındaki tartışma programlarında söz alan uzmanlar. Her şey. Namık Mıknatıs. hiyye sea uhevua?" Bildiğim bir şey varsa. Radar'dan beter halde eşikten içeri yuvarlanıyor. Bildiğim bir şey varsa. Olaydan "kaza". Şebnem. Şebnem Şibumi.tveren!" Radar. Tüm zamanların en çok reklamı yapılan 'paket'i etrafında insanlık kenetlenmişti. bacaklarımı çarpıttım. Artık.. böyle bir kampanya organize edemezdi.. Açıkçası. kelimenin tam anlamıyla g. Kahramanımızı küresel bir star konumuna yükselten gübre fırtınası. Omzuna dokundum. ünlü işadamı Namık Mıknatıs. kadınlara göre altı kat daha fazla olduğudur. Radar'm karnına oturup çenesine. akıllara durgunluk veren bir yellenme ve dışkılama olayı. Namık Mıknatıs'm. tüm dünyanın elektronik devleri. anladık. Gözleri.. Olayın farklı açılardan çekilmiş görüntüleri internet ve uydu aracılığıyla buzullara." Bam diye telefonu suratıma kapatıp kulübeden fırladı. Namık Bey'in kürsüyü klozet olarak kullanışını konuşuyor. Kuduz gibi enerjik... Dişlerinin arasından sızan kanı köpürterek "Sen bittin Şapırt ibn. alnı kakayla lekelenmişti. Çöle düşen ilk yağmur damlasını duymanın heyecanı içindeyim. mabadını fena üşütmüştü. huvaa" dedim ve sorumu bir daha tekrarladım: "Heebe. bozkırlara. Kızın ardından seğirttim. orman yangınının ortasında kalmış ağlamaklı bir ceylan var. derin bir nefes aldı: "Saati mi soruyorsunuz?" Evet anlamında "Ehuvva. Tabutu baltayla parçalanınca ayağa fırlayan bir şehit gibi tetikteyim. Kollarımı geriye doğru açtım. teknoloji fuarında kıçıyla yaptığı unutulmaz açılış konuşmasından söz ediliyor." 31 . Uluslararası Teknoloji Fuarı'nda yaptığı açılış konuşması sırasında aniden rahatsızlanan Namık Mıknatıs'm ardına büyük bir psikolojik bunalım yaşadığı açıklandı. Şapırt ağlıyor. Üsküdar rıhtımmdaydık. kaderimin en keskin virajına girdiğim sırada "Saat 3'ü 20 geçiyor"du. bu sözlere sert bir tekmeyle cevap veriyor. nereye giderse gitsin peşindeydi. Kolumdaki saati çıkarıp cebime koydum. Namık Mıknatıs'm televizyon fabrikasına sözleşmeli işçi olarak girmişti. Şapırt'ı gırtlağından yakalayıp duvara çarpıyor. Kamerası olan herkes. Durdu..Kösele'yle birlikte masayı taşıyan Jilet: "Sana arabaya git demedim mi Dürzü?!" deyip kapıdan çıkıyor. Radar sendeleyip düşüyor. yalpalıyordum. Medya tarihine. ne için intikam almak istiyorsunuz?" Telefon kulübesinde. Uzun yıllar gözü gibi baktığı. Gömleğimden birkaç düğme çözdüm. gürültülü bir biçimde altına kaçırışını kasdediyordu. şimdi "paydos" diyordu. Evet. Darbelerin etkisiyle tam bir centilmen olmuştum: "Hanımefendi. İşte benim aşk hikayem böyle başlıyor..klu harflerle yazdırmış durumda. akvaryumdaki çiçek gibi duran Şebnem: "Namık Mıknaüs'tan. kalbimin etrafında ışık hızıyla dönerek hacı olduğum gün. "talihsizlik". Başlangıçta "Merak etmeyin. İkinci sınıf bir aptal gibi davranmıştım. Radar inliyor. Yeryüzünün neresine giderse gitsin." "Kesinlikle!" "Belki yeniden konuşmamız. Aksıyor. Şapırt. Bireysel bayramım. Heykelinin yapımında dışkı harcı kullanılacaktı. yıl sonunda sözleşmeniz yenilenecek" diyenler. Gerçekten ona ulaşabilir misiniz?" Beyaz çikolatadan yapılmış kulağıyla külüstür ahize tam bir tezat oluşturuyordu: "Bundan kuşkunuz olmasın. "Bazı gazeteler sizden T100 kişi' diye söz ediyor." "İyi olur!" "Bakın bu konuyu tekrar. o reytingi yüksek kıçı paparazziler tarafından kuşatılacak." "Asla!" 150 "Yani şimdi ben git. Ev boşalınca sesim duvarlarda yankılanıyor: "Keeev-seeeeeeerrr!" Beş dakika sonra Gıcırbey. hiyye sea uhevua?" Gözleri korkuyla irileşmişti... Namık Mıknatıs'm ardına geçip kayda başlayacak. Galiba bu kıza vurulmuştum.." "Evet. Kurtuluş günüm. Tombul yumruklarla Radar'ın kafasına çalışıyor. reklam yıldızı. Arkası.ka basmak. onun karşısına telefondaki 'intikam işçisi' olarak çıkmayabilirdim. burnuna." Televizyonu kapattım. 35 bin kişiye bir tek bilgisayarın düştüğü Afrika kasabalarında bile. Gezegen çapında şoka sebep olan. İşçilerin protestoları medyaya hemen hiç yansımıyordu.

On sene önce emekli olmasına rağmen. Geceleyin bomboş salonun pencere camındaki yansımam. gülemez. ileri geri konuşmam ilgilerini çekmişti anlaşılan. Şebnem dalgın. Hayatımda ilk kez aklım karışıyordu. Vücudumdaki tüm kimyasallar çalkalanıyordu. Şebnem gülümseyerek evet anlamında başını sallıyor. gökyüzündeki bir kuşu köşeye sıkıştıramazsm. adı ve maceraları dilden dile dolaşmaktaymış. Fakat bir farkla?" "Neymiş?" "Ölmeyecek."Hayır!" "Benim adım Münt. insan içine çıkamaz. Buradan bakınca. dilenci ağzıyla konuşmaya başlamıştım. "arkadaşım şaka yapıyordu. Şebnem yapma çiçeklerin arasındaki sahici gül'dü. balığın etini yiyip kılçığını göle salamazsın.. kalbim....u lı insanlar.. ağzına vidalanmış renkli bir lokum kadar tatlıydı: "Müntekim gerçek adın mı?" "Hayır. Kaç para ödemem gerekecek?" Sersemliğin zirvesinden Şebnem'in kudretten parlak dudaklarına bakıyordum. ellerimi yıkayıp hemen döneceğim. paslı yağ 32 . Bildiğim bir şey varsa. Her şey kontrolümden çıkmıştı. Kopardığım yaygaraya uzmanların kesin cevabı. intiharı andıran bir taşkınlıkla "Kevser! Kevser'im!" diye inleye inleye öldü. işyerimin yandığı... gönüllere taht kurmuş. Huduni. "gönlünden ne koparsa?" İşte. kontağı çevirdi.. memur bey?" Şoför koltuğundaki aynasız. sahne adım. polis amcalar da ben de. Aşk. "Bir limonata daha ister misin Şebnem?" deyip kalkıyorum. gözlerinde sigara söndüreceğim!" Hem de ne biçim: "Kalbini söküp boğazına tıkacağım!" Kükrüyordum: "Boynuzlarını kırıp gözlerine saplayacağım!" Sınır tanımıyordum: "Onun etlerini kanma doğrayacağım!" Kızarmıştım: "Kemiklerini öğütüp helva pişireceğim!" Sesim çatlıyordu: "Kafatasını kül tablası yapacağım!" 151 Cidden abartıyordum: "Beyniyle senin bahçe duvarını boyayacağım!" "Kıpırdama! Ellerini başının arkasında birleştir!" Yarım düzine polis. Şebnem'e tutulmuştum.. Normaldir. Önümüzde bir çift boş bardak." Peygamber sofrasındaki pişmiş kelle gibi sırıtıyorum.. Aşka inanıyorsanız. Tozutmama ramak kalmıştı. iki yıldır intikam işindeydim ve ilk defa bir müşteriyle tanışıp görüşüyordum. panayır şeytanlıklarında üstüme yoktur. Gökyüzündeki bir kuşu köşeye kıstıramazsın Şebnem Şibumi'nin babası Şerif Şibumi. İçlerinden biri sakince sordu: "Namık Mıknatıs'ı öldüreceksin demek?" "Bunu da nereden çıkardınız. polis teşkilatının bir nevi ruhani lideri. evimin soyulduğu. duvarları mavi boyalı büyük bir kafi teryada oturuyoruz. Caddenin kenarında iki devriye arabası duruyordu.. Sakın beni alımlı kızların karşısında apışıp kalan şapşallardan sanmayın. Bir insana değer vermenin bedeli ağırdır. Alev almam an meselesiydi: "Bilmem?" diyebildim. Bu adam benimle birlikte." Coşmuştum: "Gözkapaklarını kesip.. İşim/ bitikti. Bildiğim bir şey varsa. Tam tersine. şarkıyı sanki Şebnem söylüyor: "Ayrılmam istersen hiç yanından I Çağırsan gelirim çok uzaklardan I Eskiden korkardım yalnızlıktan I Korkmam artık sen varsın. bildiğim bir şey yoktu: Beynim. kanun adamlarına kimliğini verirken "Ben.. sessizce dudaklarını kıpırdatarak şarkıya eşlik ediyor. Zaptiyenin buyruğuna uydum.. Gelgeldim. Salonun öbür ucundan elimde bardaklarla dönerken gözümü Şebnem'den ayırmıyorum. Şerif Şibumi'nin kızıyım" diyor. Masalarda tek başına pinekleyen elk." 154 Mezardan şartlı tahliye Ruhunuzla yazı tura atmayın. melankolik bir kadavrayı andırıyordu.. kana susamış tuzu kuru kalabalığa karışıyoruz. Sazı hemen bırakmadım: "Kollarını koparıp onlarla döveceğim!" Şebnem uzaklaştıkça sesimi yükseltiyordum: "Onu kendi bağırsağıyla boğacağım!" Tehditlerimin birbiriyle çelişmesine aldırmıyordum: "Diri diri yakıp küllerini lağıma saçacağım!" Bağırıyordum ve herhalde sözlerimi işiten tek kişi Şebnem değildi: "Kendisi de dahil hiçbir canlı onun yerinde olmak istemeyecek!" Kız durağa yaklaşıyordu. Kıpırdamaya korkuyordum.. dilim tutukluk yapmıştı. Lekeli aynaya bakarken musluğu açtım. ben kıza: "Geri kalan ömrü boyunca can çekişecek!." Krallığa terfi eden soytarı kadar sevinçliydim. Nefesimi tuttum." "Eee?" "Namık Mıknatıs da öyle olacak. Cesedi yörüngeye oturmuş bir astronotun ümitsizliğiyle seslendim: "Namık Mıknaüs'ı öyle tekmeleyeceğim ki aşırı hızdan tutuklanacak!" İşe yaramadı.. Bildiğim bir şey varsa bir çığın ortalama hızı saatte 380 kilometrenin üzerindedir. tamam mı?" deyip erkekler tuvaletine yollandım. güneşle çölün arasına giremezsin. Kız.." Az önce iki şaplakla beni akort eden kıza. "Namık Mıknatıs'ın canı bedeninden kaça çıkacak?" Tecrübe dosyalarım komple silinmişti. avucumdan taşan suyu yüzüme çarpınca ağzımdaki sigara ıslak elimle yanağımın arasında sıkışarak "cosss" diye söndü.. Dilersen onun etlerini kıyma yapıp kemiklerini öğüttükten sonra derisine doldurup dikebilirim. kadere de inanmalısınız. Karıncaların sürüklediği yaralı bir çekirge gibi hissediyordum. Ayten Alpman. Polisler kollarımı tutup başımı yere eğerek beni öndeki otomobile tıktılar. Biri sigara yaktım. Meslek aşkıyla destanlar yazmış." Böylece kolluk kuvvetlerinin emin ellerinden sıvışıyorum ve koruyucu meleğimle birlikte. Bildiğim bir şey varsa. tabancalarını bana doğrultmuştu. Bildiğim bir şey varsa." "Pekala. [WlLL FERGUSON] iki sene önce. çeyrek yüzyıl öncesinden sesleniyor. Çoğu cesetten daha fazla benziyordum ölüye: Mezar küreğiyle dövülmüş. tarihe geçmiş. trafik kazası geçirdiğim ve komşu kızı Kevser'in cinayete kurban gittiği gün ılımlı bir dangalaklıkla çarpılmıştım." "Benimki de Defol!" Zirveye yeni yağmış kar kadar güzeldi ve bana karşı çığ gibi büyüyen bir öfkeden başka bir şey hissetmiyordu. Üsküdar'ın efsanevi emniyet müdürüymüş. ceylan tarafından ışınlan aslanlar gibi bakıyoruz. "Namık Mıknatıs'm etlerini kanına doğrayacağını söylerken ciddi miydin?" ilkesel olarak hiç kimseyi öldürmüyordum. "Durun!. Baygın iki garsondan başka. onları birbirine bağlayan hiçbir şey yok. Beni boğarcasma kefenledikten sonra dolmuş durağına doğru yürümeye koyuldu. "İzninle. Pattadak Şebnem'in yanma vardım: "Bir ölü ne yapamaz?" "Ne?" "Konuşamaz. Şebnem'in dili.. kanun adamlarının üniforma düğmesi gibi donuk bakışlarının menzilinden çıkıp. Tanınmış bir işadamı hakkında uluorta. Kalbimden yükselen çığlıklara kulaklarımı tıkamalıydım. bir kölenin kafasıyla düşünmeye. 152 Denizin kıyısında. bütün hücrelerimi şiddetle işgal ediyordu. Dizginler de kırbaç da bende değildi artık. fakat Şebnem isterse kendimi bile vurabilirdim: "Elbette. Aynı zamanda...

nüktedanlığı bir fazilet alameti sayar. Kevser'in belki de katıldığı ilk cenaze merasimi bu. Takdir-i ilahi tesisatının nakavt mekanizması... ahiret tefekkürü yerini gıybet matinesine bırakıyor. kıyamet sonrası yorgunluğuyla donakalmıştım. Ambulansla hastaneye kaldırıldım. Mezar sulanıyor. dehşeti üstleniyoruz. Eğer bu evin sahibi olsaydım ve cehennemde de bir dairem olsaydı. Akranım olan bir doktor tarafından muayene edildim. iki ayağımız bir pabuçta. zihnim saçma sapan şeylerle meşguldü. ikindi güneşinin turuncu ışığında. yüzünü gören cennetlik. bir daha. dünyanın en boş evinde. Dünyayla aramdaki buzlucam eriyiverdi. acıkmış olduğumu fark ettim: "Yemek mi?" "Çok sıskasın Müntekim. omuzlarımın üstünden geçerek evime giriyorlardı. Fakat telaşlanmak ve üzülmek dışında ne yapabilirlerdi ki? Kaybedecek hiçbir şeyim kalmamıştı. Çocuklar ceset görme telaşında. Bir dolmuşa atlayıp Kadıköy'e indim. biri burnuma bir avuç kokulu toz tuttu. zağanos [bubo bubo].. burayı kiraya verip cehennemde otururdum. Üstelik evimin içinde! O anda." Dönüş yolunun ikinci adımında ölüm düşüncesi. Dükkanda işler nasıl?" "Elhamdülillah. zamanın akışım etkiliyor. olmaz mı?" 33 . önümüzdeki elli-altmış sene boyunca peyderpey birbirimizi toprağa vereceğiz. rahip akbaba [aegypius monachus]." "Neredesin be oğlum? Sesini duyan hacı. akordeona dönmüş bir ambulans etkisi uyandırıyor. Bir grup foto muhabiri merdivene dizilmişti. Yeni sille tekniklerini üzerimde deneyen felek. Çıkarıp yakıyorum. kasaplık eğitimi almış çobanların kontrollü heyecanıyla deviniyorlar. Çaresizliğimiz. Kırk kişi varız. taziye nezaketi.. Ölümün yörüngesindeyiz. Gözümüzün yaşına baktıkları yok. Suça ortak olmadığımız halde. Polisler zuhur ediyor. Huduni. Kadınlar etrafımı sardı. Hepimiz de defnetmekte olduğumuz maktul kızdan yaşça büyüğüz. dişlerim baştanbaşa bıçakla çizildi sanki. dünyanın maketi. göğsüme. hırıltılı bir sesle Kevser'i sayıklarken kafesin kapısını açtım. her şey boz bulanıktı. kalbimi. Ne gezer. Bu maktul şablonu bana hep cesedin kendisinden daha ilginç gelmiştir. Merdivenlerde ayak sesleri dinmek bilmiyordu. felaketler. her şey yolunda. böylesine basit bir şekli çizmek için ille de bir kurbana ihtiyaç olmadığını düşündüm. Ruhiye Hanım. yemeğimizi yer. ciğerlerimi Kevser'e naklediyorlar.. gecenin ortasında ışıklar saçarak öten. üzüntümüzü kat be kat aşıyor. Ortalık o kadar sessizdi ki. Halbuki evimin ortasında bir papağan cesedi yatıyordu. boynumdaki Marcello Mastroianni kravatını çekip uzatarak çevirdikleri duygusuna kapılıyorum. kaçınılmaz olandan korunmalı ve dayanılmaza katlanmalıyız. sana yemek ısmarlarım?" Birden. Mezarlık. Müntekim. Tebeşirle zavallı Kevser'in çevresini dolanarak holün kanlı ahşap döşemesine siluetini çiziyorlar. bıyıklı sumru [cfılidonias hybrida]. Yongalarla dolu çürük bir çuval gibi dağılıyordum. Elimde reçeteyle polis arabasına bindim. balyozuyla enseme. Gıyabımda beni ayaküstü ameliyata başlıyorlar. 158 Nesli tükenmekte olan peçeli baykuş [tyto alba]. Bir sigara yaktım. Yumruklarım ceplerimde. Etrafı sarı-siyah naylon şeritlerle kuşatıyorlar." "Dostlar sağolsun evladım." Babam. Varoluşsal kaos bizi ele geçiriyor. kaldırımları arşınlıyordum. Anne-babama telefon edebilirdim. okuldan dönen çocukların çığlıkları ["Anneeeeeee!!!"] eşliğinde ayıldım. Kendini günah keçileriyle dolu bir ahırda bulan. kesin. Son bir gayretle kanat çırparak Kevser'in siluetine kondu ve oracıkta ruhunu teslim etti." Melikşah Sultan benden randıman alamayınca dörtnala uzaklaşıyor. Yerde yatanın ölü ya da diri olması. Şişmiş dilimi ağzımın içinde güçlükle oynatıyorum: "Bildiğim bir şey varsa.. pütürlü ve hoş kokulu. Filmlerde görürdüm. Tecavüzcüler gibi terleyen apartman görevlisi Melikşah Sultan. kısılmış. Fırından yeni çıkmış bayat ekmeği andıran bir kadın. Hafta sonu uğrarım sana baba. gencecik bir kızı gömüyoruz.. Kevser'in tabutunun ardından yürüyordum. peşimden ayrılmayan bir sinek bulutu. Hakikat güneşinin altında. Başım.. Kıdemli bir mevta topraktan başını uzatsa da bize bir akıl verse. Cenaze dedikodularının vızıltısı. benim.. Bir ıstırap tatbikatının ortasmdayım. Dünyayla arama buzlucamdan bir set çekilmişti. Neden sonra. alelusul montajlanmış kan bilyesi gözler. Nöbetçi eczaneye uğrayıp Reparil jel ve bir kutu Dolorex aldıktan sonra evime yollandım. Geceleyin. bacağı kırılmış bir at gibi soluyordum: Yalan söylerken nefesi kesilenlerdenim: "Az önce gırtlağıma kadar (ıkındım.. bazıları. Dualar okunuyor. körük gibi soluyordu.. Güçbela doğrulup apartman boşluğunun taş zeminine oturdum. "Başınız sağolsun Ruhiye Abla. toynaklaşmış elleriyle kollarımı kavrayıp beni sarsıyordu: "Ne oldu Müntekim Bey?!" Bir daha. Cinai bir kaosun ortasında. iyi misin?" Babama. sigaramdan yükselen dumanın gürültüsünü duyabiliyordum. Makyajı. [FRANCO FALCONE] Ne anlama geldiği hakkında hiçbir fikrim olmayan acı gerçekler nevrimi döndürmüştü. cıyaklıyor. merhumeye talkın veriyor. Mahallece tahtalı köye taşınacağız. gökten inen canavar sürüsüne karşı beni korumasını söylemeliyim: "Çok teşekkürler babacığım.tenekesi gibi bir suratta. Öğle vakti. yahbur [otis tarda]. Bir tek sigaram eksik. Mezardan şartlı tahliyeyle serbest bırakılmışım gibi hissediyorum. yere beyaz tebeşirle çizilmiş polisiye suretine basmamaya özen gösteriyordum. Kulübede. kararmış tuvalet musluğu gibi damlayan bir burun ve ceviz gibi buruşuk bir çene. Ondokuz yaşında. insanlar bacaklarıma basıyorlar. kulaklı toygar [eremophila alpestris]. kaslarımı sıyırarak beni Sigarayla Savaşanlar Derneği'nin meşhur afişindeki iskelete çeviriyorlar. yulaflı kek misali nemli. bütün pencereleri açılarak temiz havayla dolan bir odaydı artık. Hoca. beynimi. baba-oğul birkaç kilo alırız. El Fatiha. suratıma çalışıyordu... Zorla denize sürüklenen kara kaplumbağası Hayat zannettiğimizden de kolay. hakkımdaki çerden çöpten şüphelerin üzerine mercek tutarak bir iftira yangını çıkarmak istiyorlar. Vaktin varsa gelsen ya? Bak. 156 Gülümsedim ve flaşlar patladı.. Büyük ihtimalle morg çekmecesinde bulunan talihsiz Kevser'in. Tozun 'kakule' olduğunu bilahare öğrenecektim. kılkuyruk bağırtlak [pterocles alchata] gibi talihsiz kuşları kurtarmak için düzenlenen bir kampanyaya imza verdim. Toprak. benim ölü olmadığımı anlayınca fena bozuluyorlar. "Milan Kundura?" "Babacığım.. Karakolda ifade verdim. Kör bıçakla çürük bir meyveyi deşip soyar gibi derimi. Mahvolmuştum. çizimin biçimini etkilemezdi ki. sadece imkansızı kabullenmen. fakat birgün gerçeğine rastlayacağımı hiç ummazdım. Konu komşu. kendisininki. Huduni de tekdüze bir hırıltıyla Kevser'in adını sayıklıyordu. Suç mahallini. evimin girişinde leşim seriliyken. kızıl sırtlı örümcekkuşu [lanius collurio]. Her ihtimale karşı kavalkemiğimin filmi çekildi. Kemiklerimin içerisinde zehirli karıncalar yürüyordu. Kafamın içinde kara bir bulut peyda olmuştu. yüzüme eğiliyor. benim ihtiyar can yoldaşım. O hengamede birileri ağlıyor. Portakal tozu gibi bir yağmur çiseliyor.. içlerinden bir soprano "Yetiş Ruhiye Abla! Kevser ölmüş!" diye öyle bir öttü ki. Kendi kendime mırıltıyla iyi dileklerimi sundum: "Huzur içinde yat". malikü'l-hazin [botaurus stellaris]. Konservatuar binasının yanındaki telefon kulübelerinden birine girdim ve babamın dükkanının numarasını tuşladım.

Vietnamlılar. örümcek ile sinek arasında pazarlık olmayacağı.. Kerata bana açılamıyor. Ben bekarlık tahtından çabuk indim. cehennemde yelpaze satsam. amma yaptın. İçimde bir kabir azabı pr o vasidir gidiyor. şu anda üç canlıyım. gene ara. biri canını mı sıktı. çileden çıkan. Altın dişleriyle demir leblebi yiyen sentetik kabadayılar." ["Peki.uadım. tamam mı?"] "Gak guk. Bu düpedüz bir intihar notudur. yaklaşık 22 bin ila 27 bin kuş. O gün anladım ki. pırlanta gibi maşallah. Evimi soyanlar. İzimizi süren cellat ile cankurtaranın yarışında. Ölünün ağzından yazılmış eciş bücüş bir cümle bozuntusu: "Beni yıka!" Apartman merdiveninin basamaklarını saydım: Otuzdokuz. Fakat bu yaştan sonra. işsizlik veya yoksulluğa bağlı intiharların tırmanışı. metropolde güncellenen dehşete bir katkı payı anlamı taşıyor. ses duvarına saplanıp çatlayan gagalar. Kişisel bahtsızlığımızı da kapsayacak majör felaketlerin arefesinde gündelik hayatın kronik monotonluğu her nasılsa nihayete ermiyor.. Böyledir. Taksimetre.. tıp." Geciken bir idamın homurdanan seyircilerini andıran kalabalığa karışıyorum. kravatlarını gevşetmiş. coğrafya.. artık burasına gelen ve kesin çözüme başvuran kimselerin anlatıldığı romanlar beni çekiyor. Şoföre bahşiş niyetine sırıttım. Teknolojik uygarlık. Akşam güneşine markaj yapan suratsız binaların arasında. beş yaşındayken daha dürüsttün evlat. köseleyi lokmamıza katık ettik. Maaşı ancak yoksulluğunu sürdürmeye yeten üçüncü lig bekarları. Yukarı bakıyorum. F-16 motorlarında fır dönen kuş gözleri. nesli tükenmekte olan iki kuş gibi ötüşüyoruz: "Cik cik?" ["Müşteri bekliyor. Bugünse tayyarelerin güvenlik testlerinde ölü tavuklar kullanılıyor. suç." Kırk lirayı ateşleyip Ferruh Arsunar'm Köroğlu adlı kitabım satın aldım. Annem. bir derdin mi var? Harçlığın mı bitti. terörün sürprizleri örtbas ediyor. "Hayırlı işler Lütfü Ağabey. arabayla bana çarpıp kaçanlar ve diğerlerinin arasındayım. her yerde ayakkabıyı müşahede eder.. Sıradanlığm garantilerinin peşindeyiz. mamafih kuşlar da infilak ediyor. Nereden mi anladım? Ayakkabı. Bende de kabahat var. bilen bilir. işgalci Amerikan ordusunun alçakta seyreden F-lll gözetleme uçaklarını. felsefe.. Uğursuzluk raddesindeki yapmacıklığma bakar mısınız! Bil* 159 diğim bir şey varsa. t mahfuzdur. Ilık ve yumuşak porselenden yapılmış genç kızlarda. savaş uçaklarıyla çarpışıyor." Gülizar. Herkes katil olabilir.. Evime girip pencereden kendimi atmak bana iyi gelecekti.. Her birimiz. işyerimi yakanlar. Önce Müntekim. Korkunun tüm o klişelerini. Katherina Blum'un Çiğnenen OnunCmı yeniden okudum dün. 'Ne olursa olsun kimsenin canına kıyamam' diyemem yani. Zorla denize sürüklenen bir kara kaplumbağası gibi gönülsüzce evime yürüdüm. uzmanlarca onaylanmış hurafeler ve muhkem bir taviz prosedürü sayesinde dönüyor. Hakiki bir ayakkabıcı. Varlığımız. baba olmak. Reklamlarla fişteklenen yığınların tek bildiği. Denerim. Anahtarı deliğe sokmak üzereydim ki kapı açılıverdi: Babam. edebiyat." Başıyla selam verirken sakalı silkeleniyor: "Sağol canım. spor. İnsan çoluk çocuğa karışınca. şu karmaşık dünyada basit bir yaşama razı.. Bilumum hava kuvvetleri. seyahat. Babalık. Emekli memurlar rüşvet ve iltimasla dolu yılların lağım şelalesinden tamtakır bir cehalet referansıyla buz gibi bir hüzne terfi etmişler. tekrarlana tekrarlana görenek haline gelen hataları üstlenmek gibi bir şey. toplamda 700-800 milyon dolarlık zarara uğruyor. şehvet hezeyanları çınlıyor. Başkalarının felaketinde eğlence. dengesizliğimizi kamufle ediyor. Daha doğrusu indirildim." "Ne yani. mutsuz görünüyor: Uykusuz gözlerimle ben de onun yavrusuna benziyorum. Her yıl.. Boş/ Kuşlar göğü terk etmiş. ben ayakkabısına." Şu cümlenin. erdemli şiddete duyulan hasreti ifade etmekten başka işe yaramıyor.. Yeni açılmış bir lokantada devekuşu bifteği yedim. Peki ya ben? Bu alçak tavanlı şehirde. Roman bahsinde. Kitleleri etkileyen her söz yalan. Onlar da bizim gibi canlarını kurtarmak için kafeslere sığınmış olmalılar. İnşallah evdedirler. suikaste layık olmadığımızı ispatlama gayretindeyiz.. Çarıklardan fal bakar. cinayet pozları veriyor. Biz de o hesap. İnsanın kellesini pişiren bir temmuz ikindisi. saygı görmekten sıkıldığımı evlatlarıma nasıl izah ederim? Racona ters. Modern medeniyetin çarkları neşeli bestelerle terennüm edilen tehditler. çorabın deliğini bilir. iklim. Hayatım bu dükkanın içinde geçti."] Düşüncelerim küller gibi uçuşuyordu.. bir erkek. kız meselesi mi?" "Hayır baba.. bir baba da doğar.. dans. Daha gıcık bir laf edeyim: Ekmeğimizi ayakkabıdan çıkardık. Muğlak bir töhmet altında kalmak pahasına. Telefonda. Bayağılık ile dostluk arasındaki zıtlığın hakkını veremiyoruz. toplarla canlı tavuk fırlatarak düşürürlermiş. Kalabalık. Henüz. Kadıköy'ün gedikli sahafı Sakallı Lütfü'nün dükkanına uğradım. Kaosun dalkavuklarıyız! Bildiğim bir şey varsa.. dedem de ayakkabıcıydı. namüsait bir yerde indim. bir merhamet geleneğine mensup olan babamla."Sen. aşk. annene de bir 'alo' de. Öte yandan. Çoraptan karakter tahlili yapar. bu kız tam sana göre. Bir hayat kurtarmak için bir ömür harcarsınız. bitmeyen bir acemilik. O yüzden. manikür yaptıran plaza amazonları umutsuz bir kibirle yalpalıyorlar. kendi mahvımızda avuntu buluyoruz. Rahmetli pederim de. milyonlarca gelin namzedi arasından Gülizar'ı buldu: "Recai. kazasız belasız ne kadar yükseğe sıçrayabilirdim? Denize tohum atsam. Lütfü Seymen şaşırtıcı bir şey söyledi: "Ben. ön camlara yapışmış kanlı tüy yumakları.. Mezbahaya giden yolda güdülürken bize gösterilen iyi muameleye fitiz. Kredi kartı faizi. Ölümden beter bir olayı durdurmak için öldürüyorsun. şom ağızlılık daima itibar görmüştür. avucumdaki paranın miktarım yazınca. belli şartlarda bir insanı öldürebileceğimi biliyorum. Faraza siz bir karate filminde dövüşçünün attığı tekmeye dikkat edersiniz. gelinin 34 . Ben mesela. gerçekten de göz kamaştırıcıydı. Çaresizliğin promosyonu olan bir dirayetsizlik ve endişeyle dopdoluyum. intikam alamadığı için suça yönelen ilkel bir yaratık. Çocuklarımı nasıl şımartacağımı bilemiyorum. Mezarına geri dönmek için 'can atan' fakat yolunu kaybetmiş zombileriz. babasıyla nasıl konuşacağını ölünceye kadar öğrenemez. sonra Cevher doğdu. Mehmet Ağa'yi sarı çizmesinden tanırım [Recai Gıcırbey] Ancak. Tozlu bir minibüsün arka camına "Beni yıka" yazmak için mola verdim. fakat eminim ki bir müşkülatı vardı.. Dişinden tırnağından artırıp dişçiye giden. Kralın tacı. Bütün genç kızların emir ve görüşlerine hazırdım. herşey ama her şey benim için ayakkabılarda II. savaş. Hangisi ölünceye kadar? İşte onu bilmiyorum.. Süslü püslü bir dükkanın vitrinini kaplayan dev oyuncak pandayla göz göze geliyoruz. sadece bir selam vermek için . cellat üzerine bahse giriyoruz. Patiklerde geleceği görür. Askerden yeni gelmiştim. ekonomi. şeytan bile bu sıcağa dayanamaz. Yabana atılmak da istemiyoruz. derisi yüzülmüş bir maymun gerginliğiyle turluyorum. Kaşla göz arasında baş göz edildik. avarelik büyük bir konsantrasyon gerektiriyor. I Cebimdeki son kuruşlarla taksiye bindim. Aşırılıklar. bana hiçbir şey söylememek için mi telefon ettin?" "Senin şefkat dolu şüpheciliğini özlemişim. Bir filmde Şarlo. Anlat bana. açlıktan ayakkabısını yiyordu. Başka Şansın Yok] Bir bebek doğdu mu. Tarih. baltayla nakış işlesem. canına can katılıyor. [HARLAN COBEN. Müntekim telefonda biraz ketumdu.. 162 Ben. emniyeti dışlıyor. Para suyunu çekince lüks ve konfor karşısında savunmasızlaşıyorum. en üzgün çocuğun kadar mutlu olabilirsin. ayaküstü çay içtik.

2000'li yıllara ait. Yani "Kavuşmanın baharı bassın diye ilk ayma / Öpücükten pabuç giydirdim [yârin] o yumuşak ayağına" 166 Laf lafı açtı. "Şıllık" bir terlik çeşididir. 1926'da.. hileler. Papağanı en yakın çocuk parkındaki kaydırağın dibine. Zira. Niye? Büsbütün eskimesin diye efendim. Urfalıya sorsan. Hanım. Bir çift ayakkabı öyle kolay ele geçmez: Deri lâzım. dul gelinler. Bunu nasıl beceriyorlardı? Topuklu çizmeleri sayesinde arkadaş. eski bir bez uydurup deterjanlı suyla etrafı temizledi. hizmetkarların kusurları görünmez olur. çizmemizin topuğuna mukavemet namına inşa edildi. Konakta hırsızlıklar. Tam yitmişüç sene Fransa tahtında oturan XIV. "zamanda yolculuk yapan bir cüce!" Adı. şu daracık dairede. halı.. Ya Yahya Kemal? Nev-bahâr-ı vuslatın bassun deyü ilk ayına I Buseden pâpûş giydirdim o nermin payına diyor.. Gülizar bir ağlama tutturdu. 1600'lerde. Bilahare. ipin ucu kaçtı. sandaletleri ne renge boyamış. dedeciğim. krala uyup yüksek ökçeye sardırdı.Ö. Bayburt'a kulak verelim: Geydim çarıklarımı I Gel bağla bağlarını I Terk ettim gidiyorum I Bayburt'un dağlarını. kapının kilidini değiştirdim. fakat hiç değilse yüreği ferahtır.. Osmanlı'da asker. Peki. misal.. saygıdan. banyodan küçük bir leğen. Bendenize "Bırak bu ayakları" demeyiniz." Hatice Hanım derhal bütün hizmetkarlarını kovar. "Tanga" bir nevi kadın ayakkabısı anlamına gelir. "Ne oldu deli adam? Başka işin yok mu senin?" "Yahu hatun. Olaylardan bihaber Gülizar. Avrupa'da kalın taban ve yüksek topuk. Romalılar ve Yunanlılar da yalınayak değillermiş. Yeniler de aynıdır. metal lâzım. lâkin ruh sağlığı kötüler. olay ayaklarda biter: Heykeller çizmelerini giymişler mi? Fotoğrafta kunduralar görünüyor mu? Ressam. Hepsi hırsız.. "Kaltak" denince aklınıza ne geliyor kim bilir. boya. cila çekecek. bir de Müntekim'e araba çarpmış. klarnet gibi öttürmeli.. Yoksa.. İstiklal Harbi sırasında yoktu. kısa çizmeye denir. Birgün. sana Ayağında Kundurdyı söyler: Ayağında kundura I Yar gelir dura dura I Genç ömrümü çürüttüm I Göğsüme vura vura. Müntekim'in dairesi soyuldu. Aklınızda bulunsun. ama esnaf olmaz. sonra o ince belli bardaklar boşalır. kalfa birleştirecek.. çekiver kuyruğunu. Anadolu'dan yalınayak gelip.. Ayakkabısızlık. var bir derdi fakat söylemedi hergele. arkeologlar Mısır'da bir mezardan çıkarmışlar. Orta Asya'da çizme giyildiğini iddia edenler var.. Dede yadigarı papağanımız da ölmüş yatıyor. sarı deriden çizme giyerdi. gelgeldim etraftakilerin hürmet telakkisi işi bozuyordu.. Topuk. Bir sanatkarın kuvveti. şehre girerken giyiyordu ayakkabısını. hastasını yüksek topuklu pabuçlun men eder. Şunu da bilin ki "kalleş" gelin ayakkabısıdır! Ömer Seyfettin'in Yüksek Ökçeler hikayesi malumunuzdur. Nitekim. Meclis'te askerin kılık kıyafet ve hassaten potin noksanı gizli celselerde konuşuluyordu. arsız. Erzincan türküsüdür: Kundurama kum doldu I Atmaya kürek gerek I Nazlı yârin yanında I Yatmaya yürek gerek. Hatice Hanım. dükkanımı teşrif eden müşterilerime işte böyle düzayak lakırdılar ederim. Ben de cadde üstündeki iki mağazadan çekyat. M. çarıkları orduya hibe ediyorlardı.. açlıktan yabani otları yiyen yoksul halkımız.'. Askerlerimizin ayağı çıplaktı.. Hanımefendi'ye reçete kabilinden "pamuklu. Gülizar yemek pişirdi. 35 .. "Sapık" nedir? İzninizle ben söyleyeyim: Sapık. işte o laf da askerle alakalıdır. Müntekim inşallah beğenir. Böylelikle." Atladık geldik ki ev tamtakır. Hekim. işte böyle. fırsat bu fırsat. Casablanca filminde Humphrey Bogart. Neden sonra harekete geçtim. personelin sızlanmalarına kulak misafiri olur: "Ah o terlikler! Hanımın geldiği hiç duyulmuyor. ayağın üzengide sağlam durmasını temin ediyordu. apartmanda spor ayakkabılı... Aynı dönemde. kumaş. nizamname gereği.. Gel zaman. Müntekim'in telefonundan sonra hanımı aradım: "Gülizar. dokuz senelik hizmetkarlarının ahlakı iki günde bozulmuştur. Ne diyordum? Hah. mamulünü keman gibi çalmalı. Ne anladım ben o esnaflıktan. bilinen en eski ayakkabı. Recai Gıcırbey. küçüğünden bir buzdolabı falan satın aldım.. camları parlattı. Bin şükür. Ne var ki boycağızı kısadır. Döndüğümde. Hatice Hanım'a bir baş dönmesi musallat olur. Anadolulu kızlar. hem de salonun ortasına tebeşirle çizilmiş bir insan siluetinin içinde! Anlaşılan evden bir cenaze kalkmış! Hanıma çaktırmadım. M. Hatice Hanım'm baş dönmesi sona erer. Ayaküstü bir demli çay içeriz... foracı tabana iliştirecek. esasen. ocak. Eskiden ne iyiydi.Ö. Milattan Önce 200'lü yıllarda Hun Türklerin saldırılarını yatıştırmak için yapıldı. dualarla defnettim. Ben. Louis de tıpkı Ömer Seyfettin'in hikayesindeki Hatice Hanım gibi kısa boylu idi ve yüksek ökçeli ayakkabılar giyerdi. Yüksek topuklu ayakkabılar giyer.. namussuz takımmdandır. kitaplık. Sayacı. ben de açtım vanaları. kendimi zapt edemiyorum. Ne yapsak yakalanıyoruz. Kanepeye iliştim. Kederden tırnaklarını. Siz nesi oluyorsunuz?" dedi.. Yaaa. her odayı kilit altına alır. Babil ahalisi mokasenle geziyormuş. seni kaçıracağım" dedim. Müntekim bana birbuçuk saat önce telefon etmişti. halbuki kaltak eskimiş ayakkabıdır.. yumuşak. Allah muhafaza buyursun?. genç yaşta dul kalmış zengin. fingirdeşmeler gırla gitmektedir. I Sanki bir lahitten kalkar ve sessiz I Uzak bir maziye dönüp giderdi. II. masa. Kevser adında bir kızı öldürdüler. frezeci taban kenarlarındaki pürüzleri alacak. mazur görün. Demek ki Çin Şeddi. kendi kendime "İşte" dedim. öyle. yüzsüz. gidip şu bizim oğlana bir bakalım. Kral boy farkını kapatmaya çabalıyor. iç tarafa da zincirli sürgü taktırdım. İstanbul'da bir ayakkabı sergisinde Gazi'ye de bir çift potin hediye etmiştir. daha akşam olmadan tarih yazdık. rahat terlikler" yazar. millet ile devletin ortak sırrı idi. Şaka maka. hoşor bir kadındır hani. Dedem. cilalamış mı? Şimdi her yerde ayakkabı mağazaları var. Sizi lafa tutuyorum. Efendim. bence pabuçlarından sonra gelir. ağaç. holdeki maktul siluetini sildi. ustalığı buradan belli olur. yüzü hazırlayacak. deriyi regaptacı kesecek. çeyizlerindeki çorapları.. Orduya katılacak gençler. "Dün. güdük bir gence rastlayınca. ismi cismi bilinmeyen birinden bahsederken "Sarı Çizmeli Mehmet Ağa" deriz ya. boyayı yapacak. 350 çift potin 'satmıştı' ordumuza. Görüyorsunuz. hazırlan kız. Kabul ediniz ki Ahmet Muhip Dıranas'm Hatıra şiirindeki şu mısralarını sevmek için ayakkabı ustası olmak icap etmez: Ayakları kumda bırakmadan iz I Yanıma geldiği hep gecelerdi. Bunlar gibi yüzlerce türkü mevcut. Kenan'mış.. yollardaki insan ve hayvan dışkılarına basmamak için tercih ediliyordu. Bir sandalet. Cinderella'nm cam pabucu gibi kahverir elimizde. Derim ki. hırsızlar. tıknaz. Değil mi? Evet.. askerin tüfeği. Çin Şeddi. Meçhul asker olur. saraç dikecek. finişajcı son temizliği. edepsiz.. Adamlar getirdiler eşyaları eve yerleştirdiler. Potin bulunamıyordu. Nihayetinde yüksek ökçeli iskarpinlerini yeniden giyer.. Gavurlar ordumuzun mahrumiyetini öğrenmesin diye. Yorulmuşum. Saray çevresindeki zevat da. Ingrid Bergman'ın boyuna erişebilmek için özel topuklu ayakkabılar giymişti. 1921-1922 kışında düşmanın üstüne çıplak ayakla yürüdü. 1921'de Mustafa Kemal Paşa'nm yayınladığı Tekalif-i Milliye Emirleri uyarınca. Hunlarm Çinlileri kahreden mahareti neydi? Doludizgin giden atın üstünde geriye dönüp ok atmak. Karı koca bir müddet hüngürdedik. Bir anahtarcı çağırdım. Zor. git zaman. Yüksek ökçelerin takırtısından evin en üst katında kımıldadığını duyardık. Gene başı dönmeye başlamıştır.. Anlattı. ahşap merdivenlerde takır takır iner çıkar.duvağı. Fakat esnaf dediğin..

derdi başından aşkın biçarenin. hayatımı radikal bir biçimde değiştireceğini bilmiyordum tabii. Salonun penceresinden bana 170 gülümseyen toleranslı dolunayın karşısında bir sigara y. bay ve bayan sade vatandaş. annemin bana sorduğu tüm soruları." Peder. Süpermen'in pabucunu dama attılar. her şeyi biliyorsun" dedim.. Peder bey.. Kadın. hemen cevap yetiştirdi: "Söyledim ya. Huduni'yi sordum.. "O güzide emaneti." "Sana ne demeye yemek getiriyordu?" "Nereden bileyim baba?. kapı vuruluyor: Bornozumu çıkarırken "Hemen geliyorum" diyerek çırılçıplak yatak odama koşuyorum.. atmosferdeki matemi emiyor sanki. yaralanmışsın?" Annem. İki büyükannem de sizlere ömür.ıK tim. Mandrake gibi [Hokus pokus! Abrakadabra! Karambakarambina!] yuvamı donattılar. Ofsayda düşmüştüm. Simli eşarbını çenesinin altından düğümlemiş.. kahve?" Evvelki gün biricik torununu kaybeden 'acılı' kocakarı bana ne dese beğenirsiniz: "Otur. Babamı karşımda gördüğüm anda." "Kızla sevgili miydiniz?" "Hayır?" "Senin evinde ne işi vardı?" "Bana yemek getiriyordu bazen?" "Ne yemeği?" "Sebze. mabetteymişiz gibi fiskosa devam etti: "Öldürülen kız kim?" "Dedim ya. Polis mi söyledi size?. Ben de çay demledim. Her şey bitti. he mi Müntekim?" "Evet." "Polise gittin mi?" Babam. anlat bakalım.. masayı ben toplarım. yoksa bana mı öyle geldi? Şşşşş. "Estağfurullah. eşyalardan beğenmediklerini değiştirebilirsin. derisi soyulmuş sol omzumla mora kesmiş bacağımı görmeliydi asıl." "Röntgen filmi çektiler. asil ruhunun cennete zahmetsizce kanatlanabileceği nezih bir makama defnettim" dedi. böyle ufak tefek işlere bizi karıştırmak istemiyor demek ki. eşofmanı çekiyorum. Mutfakla salon arasında gidip gelen anneme sesleniyorum: "Sen zahmet etme anneciğim. ne yaralanması? Harpte miyiz Allah aşkına?" 168 Anlaşılan anneciğim." Afallamıştım: "Nasıl?" Cevap yerine "Ciğerparemi kesen mendeburların kim olduklarını biliyorum" dedi." "Mühim değil evladım. elbette. Babaannene abla mı diyorsun?" 171 "Bağışlayın lütfen. ceviz yeşili gözler. aksaktı. belki de kalp krizidir. Ruhiye Abla. sağ gözünü kısmış. Sizin için ne yapabilirim?" "Kevser'in katillerini buldum." "Alnına ne oldu. Yerden topladığım şortu." "Vücudunda başka yara var mı? Kemiklerinde kırık." Ebeveynim. Her defasında bu şarkıyı söylemesem temizlenmeyeceğim sanki. Babam elini omzuma koydu: "Mağaza sahiplerini tembihledim. buyruğa riayet ettim. dün mü evvelki gün mü ne.. Duş alırken dans edip George Baker'm Little Gren Bag'ini söyledim." "Annene birşey belli etme." "Ne zaman?" "Pazartesi. Kevser'den. beni patroniçesinden utana sıkıla zam talep eden sendikasız bir işçi sanırdı. Huduni de öldü. kimseyle kavgalı değilsin ya?" "Gülizar.İntikam ittifakı Bildiğim bir şey varsa. sempatik bir işgüzarlıkla anında yanıtlıyordu: "Tabii ki gitti." "Uzun sürmez oğlum. İşte benim süper kahramanlarım. "Emin misiniz?" "Bana bunak muamelesi çekme!" Tavırları. hırsızların anaforladığı yeni eşyalarımın yerine daha iyilerini koymuştu. insanlar öldüğünde de gülünçlüğünden kaybetmiyor. üst katta oturuyordu. Fakat ben duraksayınca yine araya girdi: "Yahu artık koskoca adam oldu." "Hamarat annen icabına baktı.. ama.. Esrarengiz konuğum ise başköşeye yerleşiverdi. hepsi şahane. Oturmadım. örümcek hisleriyle anladılar. canım. Komşuyuz diye herhalde. oturdum. Filin tepesindeki mihrace pozundaydı. "Ne içersiniz. Kimlermiş Kevser'e kıyanlar?" 36 . komşunun kızını vurdular. Anıtmezar bekçisi sfenksin göz kırpışı." "Ona âşık miydin?" "Benden on yaş küçüktü ve. öyle. hayatımı çabucak tamir edip gittiler... sana da bulaşık çıkardık zaten. Validem. Bu tarz bir sessizliğin üstüne Arapça konuşmaya başlayabilirdik: "Bana bir daha abla deme. Benden çok daha akıllı ve bilgili bir adamın başedilnıe/ vecizesini hatırladım: "Hayat insanlar güldüğünde ciddiyetinden kaybetmediği gibi. Gören olsa." "Huduni nasıl öldü?" "Çok yaşlıydı. zoraki tebessümüyle zapt etmeye çalıştığı soruları art arda sordu: "Evin ne zaman soyuldu?" Peder tetikteydi. komşumuzun kızı. yerinde yeller esen polisiye figürün manasından habersizdi: "Müntekim. Holde tebeşirle çizilmiş bir." "Doktora gitmedim deme sakın." Çivit mavi koltuklar. ağzında biriken. Bu ziyaretin.." Yapacak başka bir şey kalmamış gibi esnedim. Bülbülü hipnotize eden yılan bakışı. Burnu. oğlunu tanımıyor musun? Geçimsiz bir çocuk mu? Hırsızlar eve dadanmış işte. hayatımın en kötü dönemini geride bıraktığımı anladım. ifadesi. Annem Arnavut ciğeri ve pilav pişirmişti. daha ne olabilir ki?" "Alnındaki çürük neyin nesi?" "Araba çarptı." "Lüzum yok. sesi her dakika değişiyor.. Ağzında dudak yok: "Misafir kabul ediyor musun?" "Buyurun." "Neden bize haber vermedin evladım? Niye 'Evim soyuldu' deyip yardım istemedin?" Babama baktım. Salona süzüldük. Allah beterinden saklasın.. Salata da caba. Evet. Hırsızların gözden kaçırdığı uğurlu kadife bornozumu sırtıma geçirdim... Hepsi bu. Babam: "Ehemmiyetsiz bir sıyrık hatun." Mutfaktan gelen seslere bakılırsa annem bulaşıkları yıkıyordu. Dünya dışı bir bitkiyi sulama tekniği. Şimdi merhem ve ağrı kesici kullanıyorum. "Kevser'in vefatına inanın çok üzüldüm. Sağol baba... o da bu sorunun cevabını merak ediyor ve bekliyordu." "Dalga mı geçiyorsun?" "Ne münasebet. talih ve talihsizlik. Evine polis arabasıyla bırakılan ilkokul çocuğu gibi mutluydum. Varsın olsun. bu da beni sersemletiyordu. Taş gibi mutsuz görünüyordu. Problemi. peder bey yanıma sokulup fısıltılı sorguya başladı: "Neler oluyor." Bir tıkırtı mı duydum." Sessizce "Evi soydular.. çatlak filan?" "Omzumla bacağım hafiften ezildi.." "Memnuniyetle." Valide hanım sofrayı kaldırırken.." Emir almaktan hiç hoşlanmam.. Torununun yasını tutan bir nineyle inatlaşmak bana yakışmaz. şu anda tüm teşkilat alarmda. Sadede geleyim: Yardımına ihtiyacım var. yüzümü inceliyordu. Rötarlı da olsa. fanilaya geçirdiğim elimi kapının koluna uzatıyorum: "Ruhiye Abla?" iri. Buruşuk penyeden bir yüz.. avcı bıçağı sivriliğinde. Başın belada mı?" "Sanmıyorum.." "Biliyorum." "Yani?" 169 "Ne?" "Tipin değildi demek?" "Onu kastetmedim. rica ederim. aynı kuyudaki iki kovadır.

Kevser'in katili işte bu Haydar. Sırıttı. Simitler ışınlıyor. 37 . Yeni Müslüman olmuş. "Esanslarım var." "Müsaadenizle" diyerek paketten bir sigara çektim. Sırtımdaki fıstık yeşili orlon hırkanın içinde.. BAKARA SURESİ. Bacağımda şalvar bolluğunda bir pantolon. bacağına sürersin. değil mi? Sen.. misk. meşe yosunu. kumral. Orada. sigarasını tüttürüyordu." Avlarımın üzerine yürürken. Çakallara sokuldum. Bir elimde camekanlı esans çantası.." Kör kuyularda yaşayan masal devleri için tasarlanmış gözlüğümün üzerinden etrafı seyrediyordum. paslı demir görünümünde fakat pekmeze banılmış pamuk yumuşaklığında simitler dağıtıyor.. "Sonrasına karışma. nasıl olur? Yani siz nereden biliyorsunuz? Adamlar kimdir? Niye oraya gidecekler? Hem ben onları nasıl tanıyacağım?" "Kolay. Kaçıklara vergi bir özgüven ve buyurganlıkla. Şapırt. Tak diye elimdeki makinayı kaptı ve kendine doğrultup göğsüne fısfısladı. kırçıl bıyıklı adam da bakışlarıyla beni sorguluyor. Külyutmaz tavırları. Dumanı odayı doldurdu. Geriye sadece benim sprey sıkmam kalmıştı. amber. defolu gülüşlerinde. anlattığı ipe sapa gelmez hikayeyi bu duman ilham etmiş olmalıydı. son loto kuponunu dolduran Radar Haydar'm ensesine doğrulttum ve sıvıyı itinayla püskürttüm. bu. 'Şapırt' diyorlar. Bunlar birbirlerine lakaplanyla hitap ediyorlar. Kösele'nin nefret dolu standart yüz ifadesi birden kayboldu ve herif gülümseyen bir mezarlık ağacına dönüştü. siyah. Kocaman. tefarik. on kamyon dolusu adam. Nasıl isterseniz" dedim. Jilet Atilla sırtına sıktığım sıvıdan etkilenmemiş gibiydi. kararmış yamuk tepsisinden. 72. Kösele İskender'in sağ omzuna çalıştım." "Senden bana inanmanı istemiyorum ki. sakalı yoktur. neşeli bir havada beni izliyordu. ünlü parfüm markalarının reklam sloganlarını uyarlıyordum: "Ölümcül cazibeye adanmış parfüm!"." 172 "Ne ki bu?" "Arpa külü.. Orta boylu. "Gerçi doktor bana ilaç vermişti. Solgun duvar kağıdına benzeyen. gözlerimi zonklatan gözlüğü çıkardım ve hırkamın ucuyla silmeye başladım. Şapırt Sadi. X Files dizisini seyrediyor musun?" "Evet?" "Fox Mulder.. Masada dört kişiydiler. Oysa ki Allah. gazoz bırakan yeniyetme garsonla göz göze geliyoruz. tuhaf bir sigara çıkardı. [KUR'AN. obsidiyen bir yüzük takıyor sağ eline.. Elimde saldırı silahıyla dikiliyordum." "Uzatma genç adam. küçük. bıyıklı olanı 'Radar' Haydar. Kösele. Bulunmaz Hint sigarasıymış. Zor olmadı. kapkalın bir sigara dumanının içinde namütenahi bir avuntu seferine çıkmışlar. Bordo çuhalı ma salarda iskambil hışırtıları. Ruhiye Teyze'nin üzerimde gerçekleştirdiği kılık kıyafet devrimi sonrasında. "Yaraların nasıl?" Hayret? Yaralı olduğumu nereden biliyordu? "Yaralarım mı?" "Pazartesi günü seni damgalayıp kaçan kırmızı Peugeot'dan hiç iz kalmadı mı?" "Şey.. Güzel kokmak sevaptır. 173 "Takdir edersiniz ki. "Cehennem ateşinde tütsülenin!". Suspus olan da iskender. Itır. Şapırt aptalı yeni bir simidin çemberini kopardı. diğerinde portatif tezgah. keskin bakışlı. kafayı tütsülemesiyle alakalıydı. Ninja Kıraathanesi'ndeki böcekleri ilaçlayacakmışım! Ruhiye Hanım." Malzemeyi aldım. Uzanıp yaktım. var mısın?" "Vuracak mıyız?" Sağ elimi tabanca şekline sokmuştum. kirli sakalla çenesindeki oyuğu örtüyor. Gözümde kaim çerçeveli.... Jilet. "Pekala. içimden. sizin sakladıklarınızı ortaya çıkaracaktı. Yaşlılarla ve turistlerle konuşurken sürekli el kol hareketleri yapılır ya nedense. zar atar gibi şeker atılan koyu çaylar karıştırılıyor. Peugeot muymuş?" "Al şunu" deyip bana haki bir tozla dolu bir torbacık uzattı. Yürümeyi yeni öğrenen bebek adımlarıyla kıyıdan köşeden geçerek kurbanlarımı aradım.. yatmadan önce omzuna. AYET] Cuma namazından çıkıp Ninja Kıraathanesi'ne girdim." Güzel kokmak sevaptır Siz bir adam öldürmüştünüz de onunla ilgili olarak çekişip duruyordunuz.. Kösele dedikleri iriyarı. Sinek konmuş gibi elini ensesinde şaklattı ve bir an avucunu inceleyip kokladıktan sonra küçük kumarına geri döndü.. Ocakla kasa arasında dikilen kısa boylu. uzun. Perdeler. gönderinden kurtulmaya çalışan bayraklar gibi dalgalanıyordu. gündüz gözüyle hırsızlık yapan. Şırınganın namlusunu. O da şeker külahı benzeri. Scully'den daha mı inatçısın?" "Aslında ben de Mulder'dan yanayım. "Siz de ister misiniz?" diyerek sıvı kurşunları göbeğine yolladım. "Cesedinin yakışıklı olmasıyla yetinme!". Top sakallının bir şeyler fısıldadığı çam yarması. onlara cehennem azabı yaşatacağız!" Zavallı kadıncağızın beyninde gram fosfor kalmamıştı. koni biçiminde bir kağıt ambalajın içinden. Kevser'in katili. evini soyan ve Kevser'in boğazını kesen dört namerdin üzerine bunu püskürteceksin. kola. Dana Scully'i ikna edebiliyor mu?" Ruhiye Teyze'nin X Files izleyicisi olması enteresandı. tıknaz. at yarışı bültenleri elden ele dolaşıyor. dolu gagasını açarak suratıma baktı. eşkalini verdiği adamları saptamaya çalışıyordum.. İnce. Kösele yarım göz kırpıp kafasını iki yana sallayarak. hacıyağı. minnacık. yeşil. kalın bıyıklı. Dedektif kocakarıya. bergamut. limet. 7 numara gözlükler. çetenin elebaşı. Ayağımda evladiyelik Sümerbank ayakkabıları." Elime metal ve camdan mamul bir şırınga tutuşturdu." "Tamam da. önündeki simitleri neredeyse bütün bütün yutuyor ve su bardağından çay içiyordu. Cuma günü Sahrayıcedit Camii'nin karşısındaki Ninja Kıraathanesi'ne gideceksin. Araba. Temmuz güneşinin kısık ateşiyle yavaş yavaş pişmiştim. çağımın gerisine ışınlanmıştım. Zira kumral bir adam.. kendi kendine 'Bitli kokana kafayı üşütmüş' diyorsun değil mi?" Yaş tahtaya küflü peynirle çizilmiş bir gülücük. Bıyığı. çenesiyle beni işaret ederken kaşlarını kaldırdı. Gözlüğü taktım. record tuşuna basılmış robot gibi dinlerken yüzüğüyle oyuyordu. tavla tıkırtıları. Rüzgar çıktı. Boş bir sandalyeye elimdekileri bırakıp. Birbirine düğümlenmiş demir sandalyelerde oturan her yaştan. Asıl adı Sadi. Kösele bana döndü. "İçindeki toz. yumurta akıyla karıştırılınca merhem haline gelir. yufkaya sardığı köfteleri limonla servis yapıyor." Galiba. Başımda lacivert kadife bir takke." "Öyleyse dediğimi yap. "Yani?" "Gene de beraber hareket ediyorlar. Şişko. Turfanda domates şişmanlığında temiz yüzlü bir adam çiğköfte tablasıyla tura çıkıyor. Buraya kanaatlerini değiştirmeye gelmedim. Kırış kırış. korsan sırıtışlarında binlerce çürük diş. Kıvırcığa. okey şakırtıları.. Biri şişman. Şapırt iştahlı.. söylediklerinize inanmak kolay değil pek. mırıldıyordum: "Gülsuyu. Ruhiye Teyze'nin. "Yo. Bıçkın. defne. bu kokuşmuş kahvehaneye ayak basan ilk esans satıcısı bendim. fakülteden mezun olduğum gün babamın hediye ettiği dolmakalemle loto kuponu dolduruyordu. "Azrail sizi saplantı haline getirecek!". Bir esnaf çırağı gevelemesi tutturdum: "Zencefil kökü. sabaha bir şeyciğin kalmaz Allah'ın izniyle. gözünü kırpmadan cinayet işleyen pervasız suçluların adresini saptamıştı. Minyatür bir gemi gibi ışıklı askısından masalara çay."Onları cezalandıracağız. "Son nefesin kokusu!". Şapırt'a "Ne iş?" hareketi yaptı. suyu çıkmış spor gazeteleri. hidayet heyecanıyla ne yapacağını şaşırmış Şarlo gibiydim. Sırık gibi bir simitçi. "Bana itimat etmiyorsun. gerçek ismi Atilla.

Eee. lslimye kasabasından getirilen meşhur hayalet avcısı Kovalsky'ye. bacak ağrılarını def eder. Yani. suçlulann kim olduğunu bilebiliyor?. katiller yakalanmış. nefes darlığına birebirdir. yağmuru kelepçeledi. Dağlara taşlara. işledikleri suçları bağıra çağıra sayıp dökmüşlerdi. Acıbadem yağı. Eriği." "Peki ya o esans numarası?" "Benim gözyaşım. Üsküdar'ın hamamlarında kırklanmışlar. Kına. terin kötü kokmasını önler. can çıkar. bilinmeyen bir sebeple aralarında münakaşa edip feci şekilde birbirlerini yaralamış. Ali Alemdar adında bir yeniçeri olduğu anlaşıldı. Çelimsiz çocukların elinden oyuncağını kapıp coşan ilkokul çeteleri gibiydiler. mandalinayı köleleştirdiler. yakalanıp polis merkezine götürüldüklerinde de. ölene dek saçınız ağarmaz. uyuz veya egzama üzerine tatbik edilirse ondurur. dinlendirici bir uyku getirir. çarpıntıyı izale eder.. aç karnına yenirse. havlıcan ve şamfıstığı. Mezar kazıldı. hem de şehveti önler. boyumdan büyük laflar ediyorum. Bitkilerin kokusunu. sıkı bir pazarlığın ardından 800 kuruş ücret ödendi. Hurma. keçeleşmiş. ruhunu gasp ettiler.. Haklısınız. başımı çevirdiğim anda kafalarını kaldırıyorlardı. üzümle Allah'ın arasına girdiler. zeytinle.v. Tırnakları parmaklarından uzundu. Sanki ben başka tarafa döndüğümde onlar su içiyor... Şiş gözlerini kan bürümüştü. güneşe çuval geçirdi. Ali Alemdar'm kabri başında toplandı. aktar idi. şifasını. "suç tarihinde benzeri görülme 176 miş bir olay"dan bahsediyordu. Ruhiye Teyze bana sırrını açıkladı: "Jajha" dedi. Madem öyle. fıtık belasını defeder. hardalla beraber yenirse dalak hastalığını iyileştirir. Geleceği yalnızca Allah bilir. İhtiyarlamayı geciktirir. ikisi müebbet. Zencefil. hortlağın karnına ka zık çakıldı. Keçiboynuzu. bilinmeyeni bilinmeyenle açıklayın. Jajha da neyin nesi?!" diyecek oldum. kefenini yırtıp topraktan fırlayan gudubet bir mahlukun soyundanım. Dörtlü.. Böbreğindeki taşlar düşsün. insafsız bilim. Şekersiz içilen kahve hem uykuyu kaçırır. ölümler 38 . yarasa kanı. Fox Mulder yerden göğe haklıydı. tüm vücudunu kaplamıştı. Hakiki ilaçlar." "Fakat bu söyledikleriniz. ignotum per ignotus. Kovalsky'nin talimatıyla. o laboratuar sürüngenleri de hadlerini bilsinler. incirle." Çok inandırıcıydı. [Karanlığı karanlıkla. vücut parazitlerden temizlenir. Elimde gazeteyle Ruhiye Teyze'nin dairesine koştum. felci iyileştirir. sonra da içindeki canlıları katlettiler.. evi barkı bırakıp kaçmıştı. Hazenbel. sürme gibi göze sürülürse kirpikleri uzatır. Beni umursadıkları yoktu. prostat hastalığından kurtarır. Mezarlıkta yapılan bir tahkikat sonrasında. Onlar da İstanbul'a göç etmiş." 177 "Vay canına. polise verdikleri ifadeleri inkar etmişler. yeminle söylüyorum. baş ağrısını giderir. Rahmetli hafız babam. Tabiatı önce hapishaneye çevirdiler. Radar Haydar.. Pılı pırtımı toplayıp kahvehaneyi hızla terk ettim.] Bu yıl çok yaşlandım. mümkün değil?!" "Mantığın zehri. Radar'm loto kuponu ıslandı. Bildiğim bir şey varsa. Yahu. yakarak öldürdü. ben bir ayağı çukurda bir kocakarıyım. Adasoğanı. basuru tedavi eder." "Cininiz mi?" "Evet. Muazzam bir kalabalık. çekirdekleriyle birlikte yendiğinde. şaşkınhklanyla dikkat çeken sanıklar. bin sene evvel büyük bilgin İbn-i Sina'dan aldığımız feyizden bir cüz takdim edeyim: Elma zihin açar. boş şırıngayı alıp Şapırt'm koluna vurdu. Genetik mühendislerini.) "Bal henüz vücudunda iken ruhunu teslim eden kişiye cehennem ateşi uğramaz" dediği rivayet olunur. Kılları da yosun gibi kalınlaşmış. Ayaklanıp kavgaya tutuştular. Tırnovalılar kötü ruhun şerrinden kurtuldu. ondokuz yaşındaki bir kızı öldürmüştü. tımarhanelik patronların gözüne girmek için nebatata hormonlarla tecavüz etmesinler. haydi sen git biraz oyna" dedi. duvardaki halıdan dikkatle bakıyordu. Haberi okudum. bombalar. doğa'mn kucağındaydı. Hurmanın çekirdeği. hortlağın. ishali keser. edepsiz. Haşhaş. Bunu nasıl da düşünemedim. "bana Jajha söyledi. zehirleyerek. ailemize 'gulyabani tohumu'yaftası yapıştırmışlar. benin dedemin dedesiydi. tehditler. bütün devaların şahıdır. Nihayet. Kedi sözden anlıyordu. Kuru üzümün çekirdeklerini çıkarıp içine karabiber dök ve öylece ye. bal ile macun yapılarak yenirse romatizmayı kökünden keser. kişniş suyu ile ıslatılıp lapa yapılarak şirpençe veyahut çıbana sürülürse. Adamotu koklamak. Peygamber Efendimiz'in (s. Kapıyı. hiç değişmeyecek.. kucağında siyah bir kediyle açtı. kızım. Tamam." "Ah tabii ya. Hırsızlar." "Cin kısmı geçmişten haber vermeye muktedirdir. İflahı kesilen iki mahalle ahalisi. Lakin ka fir bana mısın demedi. Kösele bütün sıvıyı Jilet'in karnına boşalttı. kabul. diğeri ise yirmiyedi yıl hapse mahkum edilmişti.Şapırt'm burnuna serpti. tıpış tıpış yürüyüp bizi yalnız bıraktı. Sarımsak. "Bütün bitkiler şifalıdır" derdi. şöyleydi: "TIRNOVA'DA HORTLAK TÜREDİ!" Sağa sola hücum eden bir zombi. 179 Muz. sentetik soğanlar koyuyoruz. botanikçileri eleştirmek bana düşmez. suyuyla ayaklarınızı yıkayın.. domatesi. Mezarına sığmayan. böbrekteki kumları döker. "Jajha benim cinim. Ceset iki misli büyümüştü. Çağırmadan gelmez. Patlıcan." Bütün bitkiler şifalıdır [Ruhiye Ruhan] Obscurum perobscurius. Ahlaksız bilim olur mu? Hikmetsiz. öksürüğe ve göğüs ağrılarına iyi gelir. Tırnovalı hemşerilerimiz. aklını uyuşturmasın oğlum. bilim adamlarını. 1833 senesinin baharı. Kedi de o da gözlerini yumup hoşnutlukla dinledi. iğde. Jilet ellerini kaldırarak "Ulan başlatma şimdi çarkına!" deyince. İki gün sonra gazeteler. naylon biberler. Devletin resmî yayını olan Takvim-i Vekâyi gazetesinin 69. Başka ne olacaktı? Şu bizim Jajha yok mu. eklem ağrıları ve siyatiğe karşı eşsiz bir ilaçtır. Dişotu.. bize binbir türlü aşırılıkla mermiler. Ruhiye Teyze'ye neler olup bittiğini sordum. Ne çare ki soframıza sahte patatesler. Böğürtleni kaynatın. kalbi kuvvetlendirir.. Bir gölün kıyısında duran iki geyik. şifa verir. Ali Alemdar. yöre halkının ödünü koparmıştı. Görgüsüz. ne demişler. Bal. biri otuzüç yıl. hak yerini bulmuştu..a. Tekkelerle mescitler arasında mekik dokumuşlar. kadıdan müsaade alınarak 178 ceset cayır cayır yakıldı da. tik kez bir fablda rol alan acemi sırtlanlar gibi kesik kesik gülüyorlardı.. Yetmedi. Havuç. Görevi başarıyla tamamlamıştım. murdar etti. irfansız. Umulmadık bir heyecana kapıldım: "Şu anda burada mı?!" "Değil. Fakat nasıl? Kediye eğilip "Nefertiti. portakalı. Allah'la kul arasına girdiler. Para için. huy çıkmaz. son olarak Göztepe'de bir evi soyarak. Dört hırsız. Çevredekilerden bazıları da onların neşesine uzaktan uzağa ortak oluyordu. Narcisse Noir parfümü ve doğru sıralanmış birkaç kelime. Cılk yaralarla dolu etleri kapkara ve mosmordu. Pazı.. fakat iki yıldır yaptıkları soygunlar ve işledikleri cinayetlere ilişkin kanıtlar yeterli bulunarak suçları sabit görülmüştü. tereyağı ile birlikte merhem yapılır. nüshasında neşredilen bir haberin başlığı. Gelgeldim insanoğlu her yaştan ağacı keserek.. Eğreltiotunun suyundan bir küçük fincan içilirse. Rüzgarı makasladı. Mahkeme salonunda. fakat susup sözün devamım bekledim. kalbi kaynar suda haşlandı. Tabiatın ağır yaralarına beton döktü. Karpuzu. Buyurun size. Jajha.

.. Homoseksüel Satanistler. anca ekranda görülebiliyor artık. Zorbalığın bozuk ağzına çakılan gümüş bir belagat çivisidir. kadınsanız ön dişlerinizden birini altın kaplatın. emniyetin ve hakkaniyetin mânâsından kopmuş bilim benden uzak olsun. Ademoğullarımn kavgalarında araya girmeye zaten o da yanaşmazdı. Gençler. hukukun. basit bir mezar kaçkınıydı. Müşterileri. 21. bilgelikle. Marketlerdeki ürünlerin ambalajlarına küçük broşürler iliştirecektim. Gangster tabancasını çekip falcının önce beynini uçurmuş. Takırdayan sararmış takma dişleriyle. utanmalı. iğfal ediliyor.. Bir sürü şarlatan. Nefertiti lakabıyla meşhur Mısır kraliçesinin asıl adı Tadukhepa'ymış [M. suçluları yakalamıştı. mantığın. Hortlayıp terör estirdi. Ücret. 181 lakat sakın bayılmayasmızdır. Bilim adamlarından çıt yok. Haydut. gözlerini pörtletmektir. küvete uzandım. Falcı. kristal küre ve sihirli değnek. yy. Dairemin üst katında çok acayip şeyler oluyordu. İntikamcı.. İntikamın kuru bir asabiyetten doğduğunu sananlar. Ha. Böylece kehanet gerçekleşmiş. kılıç koleksiyonuyla övünür. Merhametin mevcudiyetinin. deliliğin emrindeler! Dedemin dedesi. düpedüz eski toprakmış. kendini insanlığa adadığını iddia etmiyordu. Ruhiye Teyze de Jajha ile arasındaki ilişkinin detaylarına girmedi. Vahşetin. Jajtıa!". Arşimet Kanununu yazsam yeniden Bir gangster falcıya gitmiş. Kalbin. Ben diyeyim elli. yüzyılda psişik dalaverelere rağbet arttı. Tıbbi konularda bazı mühim bilgiler veriyordu. hayatta en önemli şey henüz ölmemiş olmaktı. önlerine gelene "Sana büyü yapmışlar" der.Ö. işe yaradı! Yani. Çocuklar bir kuzuyu kucaklamadan. ilaç şirketlerinin.yağdırıyor. Kimseyle yüzyüze görüşmeyecektik. Parayı yatırmaları için bir hesap numarası verecektik. Yalnızca zenginlerden. Suyu açtım. Yatak odandaki halıyı yakmanı öğütlerler. 287-212] prensibi icabı Herhangi bir sıvıya batırılan cisim. Her nasılsa bir cine tasmayı takmıştı. "Otur." "Asıl sen utanmalısın delikanlı! Bin yaşındaki bir cini ve seksenbir yaşında bir kadını. önce ayak diredi. Nedense. Kara büyüye bulaşmaya ise hiç niyeti yoktu. Suyun Kaldırma Kanunu diye de bilinen olayı. Rastgele bir sayfa açıp mısraları okudum: Haber aldım ihvanından kulundan Doyuk olduk akçasından pulundan Hey ağalar akan kanın alından Altımızda kır at kınalanmak! Ruhiye Teyze tınmadı iyi mi. Fakat hepsi bundan ibaretti. Sizi ancak ilkbahar ekinoksunun şafağında yapılan tören kurtaracaktır.]. Bir insanla görüşmek. Kendini peygamber ilan eden ve müritlerini soyup soğana çevirdikten sonra ellerine bir mısır koçanı tutuşturanlar var hâlâ. Köroğlu kitabını getirdim. her halükarda atkesta-nesi büyüklüğünde yüzükler takın. Hakikatin muazzam cilvesidir. Eskiden illetten kurtaran. Bence asıl Arşimet Kanunu şu: En parlak fikirler. ah bir de ıkınmak. Her şeyi ayarlamıştım. kesinlikle bir istisnaydı. pazarlığa tâbi olacaktı. O. Bir başka sayfa açtım: Durman hey ağalar gelin meydana Boyarısın kılıçlar al kızıl kana Bende mürüvvet yok kıyarım cana içerimden gamım gitmez neyleyim. Sadece birkaç saat sonra kendi kozmosuna döndüğünde. Kabirde bile uslu durmadı. Anlattığına göre cin evreninde zaman bizimkinden hızlı akıyormuş. tavşanla bakışamadan büyüyor. sonra da şatoyu soymuş.. Işık hızıyla hareket eden cin polisin bu işten çıkarı neydi? Jajha bir amatör müydü? Öyle ya da böyle. o halde kendi işimizi kurabilirdik! Kevser'in intikamını nasıl aldıysak. Jajha. Sincap. Sadece. pelerin ve hançer. Arap at altımda durmaz savaşır Kılıcı çekersem gözler kamaşır Benim ilen şimdi devler uğraşır Sizin ile işim bitmez neyleyim. Bir olgunluk imtihanıdır intikam. Ona planımı anlattım. geriye yalnızca fısıldamak kalıyor.Ö. harbiden de çuvalla para kaldırmış. kendine hayrı olmayan moruklar. süper güçlerini kullanmayı reddediyordu. Kimseyi öldürmeyecektik. üzerinde meyve yoksa tanıyamıyor.. Haysiyetimizin kesinlik kazanmasıdır. Sırtındaki kıllı et benini mistik bir mühür diye yutturanlar. telefon kulübelerine davet edecektik. Ben de aracılık etmiştim. makul miktarda para kabul ediyordu. Fakat şeytanlıkta zamane uzmanlarıyla boy ölçüşemezdi. Niye? Silah şirketlerinin. Şimdi. sanatla çelişmez. siz deyin yüz cana kıymıştı. haksızlığa uğrayan başkalarına da hizmet götürebilirdik! Ruhiye Teyze. hamamda yıkanırken akıl etmiştir ve çırılçıplak sokağa fırlayarak "Eureka! Eureka!" ["Buldum! Buldum!"] diye haykırmıştır.. kocakarı bir nebze yumuşadı. kendinden emin bir şekilde "Yakında çok paran olacak" demiş. Ruhiye Teyze'ye ne demeli? Onun olayı farklıydı. cin takvimine göre. Jajha'mn sağlayacağı veriler sayesinde. ruhun ve vicdanın havzasında biriken meşruiyet tortusudur. Hâlâ Amerikan hapishanelerinde yüzbinlerce masum işkence görüyor. 184 Köroğlu'nu dersen bir genç aıslandır Demire'oğlu yanında bir kahramandır Dizdar der ki döğüşecek zamandır Beşyüz atlı bana yetmez neyleyim. Hiç değilse. yine kanun dışı imkanlar ve yöntemlerle adalet dağıtabileceğimizi söyledim.. büyücüye inanmam. "Ben tüccar değilim. Erkekseniz saçı sakalı sonuna kadar uzatın. Ruhiye Teyze ise. cine çok pahalıya patlıyormuş.. leylek. Sıhhatin. "Terliklerimi getir!". Alelade bir katil. hileli ticaretine ortak etmeye kalkışıyorsun!" Bir koşu. İnsan ömrüyle hesaplanırsa. Ayrıca. Nasıl ki yasal olmayan yollarla tedavi ediyorsa. "Olmaz!" dedi. madem benzersiz karışımlar hazırlayabilen Ruhiye Teyze'nin emrine amade bir cini bile var ve cinler geçmişte olan biteni çözebiliyor. kemalle alakalı bir olgudur. Jajha bin küsur yaşındaymış. Sihirbaza. 39 . Madem işsizim. Medyumların tek gerçek hüneri. bakire fotoğraflarına iguana tırnağıyla çarpı işareti çizer. bir cin haftası geçmiş oluyormuş. Ali Alemdar zalim bir adamdı. virüslere üniforma giydirip üstümüze salıyorlar: Biyolojik silah. 1600'lerde yazılmış büyü kitaplarının ikinci baskıları yapılıyor. toylukla değil. Aşkla. Jajha!" Sadece fikir yürütüyorum. Daireme iner inmez banyoya girdim. salihlikle [barışçılık] . taşırdığı sıvı ağırlığına eşit bir kuvvetle kaldırılır. cinayetin. Dizginsiz kaçıklıkla harcıalem kurnazlığın dozunda karışımı. Ruhiye Teyze'yle epey lafladık. Derler ki. şeytanın oltasıdır!" Kadıncağız. medyuma. "Gazete. masumlara zararımız dokunmayacaktı. mikroplardan koruyan bir bilim vardı. çizgi filmlerden tanıyorum. türlü çeşitli şirketlerin hizmetinde çalışıyorlar da ondan. Irak'ta 1 milyon insan öldürüldü. bir de mıknatıslı âsa buldunuz mu. 144'ünde saydırmış. şifa arayan insanlara bir faydası dokunsun istiyordu. Felçli ayağını kökten iyileştiremediği biricik torununun katillerini adalete teslim etmesi. Arşimet. bir de Nefertiti kelimesi 'güzel 182 kedi' demekmiş. itidalle. Altın. kısacası medeniyetin sınırlarını 'insanlif IHI tlftmina' ihlal etmektir. Ruhiye Teyze'ye dil döktüm: "intikam sosyolojinin. keklik. nüfuzunun ve itibarının sağlamasıdır. Jajha dindar bir cindi. Kurukafa ve mumlar. Ender durumlarda ak büyü yaptığı oluyordu. Hidrostatiğin başlıca kurallarını ortaya koyan Yunanlı Bilgin Arşimet'in [M. Kızıl sakalını kemerine tutturan nobran bir dangalak. yıkanırken akla gelir. sapkınlıkla değil. bir ağacı. Bildiğim bir şey varsa. Kindarlıkla değil. kelebeğin peşinden koşamadan. Zira ben cinleri masallardan. 14. biçareliğin ve kısırlığın püskürtülmesidir. ceylan. Bu kadar basitti.. katil hırsızların bülbül gibi ötmelerini sağlamıştı. Savunmasızlığın. kabadayıdan kesin çizgilerle ayrılır.

Göğsünde ışık saçan bir madalyon sallanan Soko. Göz ihtisası yapmak için İstanbul'a gelmiş. pembe avuçlarını başımın üzerinde gezdirerek konuşmayı sürdürdü. param bitti? Halifenin şehrinde çulsuz kaldım. "Allah'ım. Bir arabaya doluşmuşlar. tesadüfen Abdülcabbar rastlamış: Karagümrük'te bir viranede polisten saklandığı kulağına çalınmış.. tabanları yağlamışlar. yarım düzine adamıyla sokağa damlamış. sonra parayı yatırdıkları banka hesabının sahibini enseleseler bile bize ulaşamayacaklardı." Soko'nun izine. Ahizeyi bıraktı. DOSTOYEVSKİ. Ruhiye Teyze. Soluğu İstanbul'da almış. Ituri Ormanı'nm içinden bisikletlerle geçmişler. Soko'nun ensesinden girip gırtlağından çıkmış. "Alo. Tıp fakültesi mezunu. Sonuç itibariyle. "Sen tam aradığım tipte birisin!" Um. Zehirli oklar. Nzoli'yi çatır çutur yemişler. Ertesi gece.. esasen. kimseye çaktırmadan namazı bırakmış. Pigmeler kovalıyormuş.5 metrelik Abdülcabbar'ı görür görmez telefonu cebine koymuş: "Selamünaleyküm brother?" Cüce. Parasız kalmış.. önce bu yedi kişiden birinin hesabına yatırılacaktı. saçlarından fazla!" demiş. kuzenleriyle karşılaşmış. Bir kocakarı. Soko'nun boynunda parmak izleri bıraktığı için ihtisasa devam edememişti. ben yetişebilmek için rahvan gidiyordum. Bir kerede 10 bin dolar kazanmak yerine. Yani tipik bir Pigme'ymiş. Bebek Camii'nde yatsı namazı kılmış. [F. dar ve uzun sokağın içinde kuyruklu yıldızlar gibi kayıyormuş. her ay düzenli ve sürekli olarak 1000 dolar kazanmayı tercih edeceklerdi.. marketten aldığı bir makarna paketindeki broşürümüzü iş ilanı gibi algılamış. Sudan'ın Habeşistan sınırındaki Kadarı! şehrindenmiş. dışarıda durarak konuşan lenduhaya bakıyorum. Parlak gömleğiyle bir limuzin şoförüne benziyor: Biriyle hesaplaşmak için hiç kimsenin desteğine ihtiyacı olmadığı o kadar belli ki.. alkole başlamış ve Taylandlı bir striptizci kıza âşık olmuş: "Kör dedem.Aslında paranın yatırılacağı hesap numarası için başkalarından yardım alacaktık. düz. Ayrıca onların benimle gerçek bir hukuki sözleşme yaptıklarını sanmaları da kuvvetle muhtemeldi. bir cin ve ben. uyduruk isimlerle aldığım e-posta adreslerinden mesajlar yollayacaktım: "Hiçbir zahmete girmeden her hafta 250 $ kazanmak istemez misiniz? Aşağıdaki kişisel bilgiler formunu doldurmanız ve mukaveleyi onaylamanız yeterli!" Müşteriden gelecek mesela 10 bin dolar. Abdülcabbar'm yanma gittim. bacaklarına saplanmış. insan kaçakçıları tarafından kandırıldıklarını. Soko. Birkaçının suratına. bizimkine leziz yemek. ateşe yaklaşmasın' derdi. müşteri kılığında karşıma çıkıp. Gerekirse araya. Dazlak. Um. Abdülcabbar'm teklifini kabul ettim. Jajha'dan Abdülcabbar'm kimliğini ve geçmişini araştırmasını rica etti. Nzoli'nin kanı yerde kalmamış. Oranın altım üstüne getirdikten sonra." diye dua ederek. Bu arada.. O da kendi payı olan 250 doları çektikten sonra kalanı benim talimatımla bir diğerine iletecekti. aile toplantılarında hep 'Kuyruğu samandan olan. dev'e yaklaşıp başını yukarı kaldırmış ve "Burnunun içindeki kıllar. Soko ve diğer yamyamlar. Abdülcabbar. Kongo Kurtuluş Hareketi'nden bir gerilla şefi Sese Soko ve adamlarının baskınına uğramışlar.. Zehirli okunu kuşanmış ve yamyamın leşini sermek üzere Avrupa'ya uçmuş. İntikam operasyonlarında bize yardımı dokunabileceğini düşünmüş. Soko'yu İstanbul'da bulabileceğini fark etmiş. Um Bambuto. bir Afrika barının önünde. Um tam kalbinden vurulmuş. Um'un oku. Abdülcabbar. Dünya benden saklanabileceğin kadar büyük değil! Katiller. intikam yolculuğu hakkında bir-iki mektup yazmış.. Patron siz misiniz?" "Evet" diyorum "nedir mesele?" Ahizeyi ısırıyor sanki: "Beni işe alın. Um.M. kasıklarına. Kemiklerini de bez bir torbanın içine doldurup köyün girişine atmışlar. devlet içinde devlet kurmuştuk.. Çünkü paranın izi dolambaçlı bir finansal güzergahta silinecekti. omza inen kamçılar ve ağza saplanan tahta iğnelerle yapılan bir törenle erkekliğe adım atacağı Kongo'ya gitmiş. yedi kişiden üç ya da dördünü farklı bir sırayla harekete geçirecektim. kaldığı yerden devam etti. Altın kaplamalı Glock tabancalar şimşek gibi. 1. Kısa zamanda. Bambuto ailesi. Soko'nun evinin karşısında bir minibüste pusuya yatmışlar. Pigme kuzenler de ilkel silahları atıp modern silahlara davranmışlar. Kadarif e geri dönemiyormuş. Nzoli kaçırılmış. fakat işte Um da canından olmuş. Fakat onların da hali içler acısıymış. Pigmeler. Soko ve şürekası neye uğradıklarını şaşırmış. ellerinde zehirli oklarla. Um kepçe. Daha doğrusu o yürüyor. Türkiye'nin güneyinde bir limana bırakıldıklarını öğrenmesi uzun sürmemiş. Bir yandan Soko'nun izini sürerken. 2. Soko'nun mülteci olarak Hollanda'ya gittiğini haber almış. Granit gibi kasları var. bol harçlık vermiş. telefon kulübesine sığmayan. Her defasında. Elleri ceplerinde yürürken. sinirli sinirli puro içerek cep telefonuyla konuşan 'küçük adam'a rastlamış: Kamerun'un Duala kentinden. polisler ya da kimliğimi öğrenmeye çalışan birileri. 40 . Um yayım gerip Soko'nun ardından haykırmış. Tarlabaşı'ndaki birkaç Sudanlı kaçak göçmeni tedavi etmişse de. Konuyla ilgili ayrıntıları anlatıp Ruhiye Teyze'nin kafasını karıştırmak istemedim. Aksi takdirde onlardan paramı kendi yöntemlerimle kolayca tahsil edebilirdim. dördüncü kişiyi de katıp nihayetinde kalan kısmın yarısının kendi hesabıma diğer yarısının ise Ruhiye Teyze'nin hesabına yatırılmasını sağlayacaktım. Durdum. Âlemlerin Rabbi'nden nakil istemiş. Um ve kuzenler. Yürümeye koyulduk." Durumu hiç yadırgamadı. birbirinden farklı renklerde tişörtler giyermiş. Eroin kuryeliği: Şehrin dört bir yanma 'çiçek tozu' dağıtan sempatik cüceler çetesi. Abdülcabbar ise göz ihtisasına devam edememiş. Dört ay sonra. Lumumbaşi kazan. boyunda. ücret almamış. Beşiktaş'ta bir şose yolda durmuşlar. Telefonu kapattım.35 m." Abdülcabbar Turabi.. üçüncü. fakat hepsinde aynı Mpagga'ca cümle yazılıymış: "DÜN YA. karanlığı çatırdatıyormuş.. Abdülcabbar bir-iki sıyrıkla kurtulmuş. "Beni patron yolladı" dedim "hikayenin devamını bana anlatacaksın. Sokağın sonundaki köşelere saklanan fotojenik yamyamlar ateşe başlamışlar. Adamımız. geniş yatak. bir yandan da kirli işlere bulaşmışlar. İç savaştan kaçarak Türkiye'ye kapağı atan Sudanlılarla temasa geçmiş. Siyahi. Uzaktan. Yardıma gelmişler.. Kamerun'daki ailesine. Siyah dev. akşamları ise Mpagga dilinde şakalaşan keş Pigmelerle ortamlarda şahlanıyormuş. geceleri ağlayıp sayıklayarak uykuya dalı-yormuş: "Kardeşimiyediler!. Soko'yu Abdülcabbar boğarak öldürmüştü. Kongolular kaçıyor. Um Bambuto. intikam yemini etmiş. samanlıkta iğne arar gibi Soko'yu aramış. Bizimkiler takibe başlamış. zannettiğimizin aksine temiz ruhlu ve gayet saftırlar. uzaktan tanıdığım orta gelirli yedi kişiye. Um da ailesiyle vedalaşmış. İstanbul'a vardığında. Soko geri zekalısı ve takımının. Ayrı internet kafelere gidip. Karamazov Kardeşler] İntikam şirketimiz faaliyete geceli henüz birkaç hafta olmuştu. bir de Abdülcabbar. Um Bambuto adında biri. kıvırcık bir cüceymiş. Adımı bile sormadan. Um'u ecnebi mezarlığına defnedip Kamerun'a dönmüşler. Amsterdam'dan Mersin'e geçmiş. Akrabalarının köyüne varmışlar. Tören sırasında. Cinler âleminden gelen rapora göre. Okulda başarısız olduğunu ailesine söylemeye utamyormuş. gün içinde koltuğunun altında cep sözlüğü gibi ufacık kalan tıp kitaplarıyla Cerrahpaşa'ya gidiyor." Vay canına. BENDEN SAKLANABİLECEĞİN KADAR BÜYÜK Dİ' ĞİLSOKO!" 111/ Meğer. siyahi.. Ha. oklava büyüklüğündeki parmaklarını. Um'un onbir yaşındaki kardeşi Nzoli'nin. benim adım Abdülcabbar.

" "Adamın çenesini mi kırdınız? Nasıl?" "Eee.. anlamını bilmediğim laflar ederim: "Kadınlarla başetmek zordur ahbap." "Ne?" "Ben sabıkalıyım.. kapımıza dayandı. Akrabalara kaçıyorum. kaba bir hesapla. bunu niye yaptığını sordum. TIR şoförü. Onbeş yıldır beni dövüyor. Ercan Mercan. kirlettiler. Küveti suyla doldurduk. Jajha araştırıyor. Haftada iki kere evime baskın düzenliyor. canını dişine takması. ya yok. o kadar kusur kadı kızının zevcinde de bulunurdu? "Piçin biri sevgilimi ayarttı" diyordu hattın diğer ucundaki çim adam. kocası tarafından tartaklanan kadınlarla bunca sık karşılaşacağım aklıma gelmemişti doğrusu. Daha fazla dayanamayacağım." "Size daha ucuz ve daha güzel bir ev bulsam?" "Bostancı'da daha ucuz bir daire mi? Her yeri aradım beyefendi. hem müşterilerime sonsuz bir güven veriyor. Kızımı incitmişti ve beni aşağılıyordıı. bilseniz şaşarsınız. Doktor Abdülcabbar'm gözü kararmıştı. Anlayamazmışım. Bana bir yıl kadar sonra. eşini ve çocuklarını döven heriflerden daha aşağılığı yoktur. Ben de çenesini kırdım. dördüncü kat. çok affedersiniz. Suratı. Kokuttular. Galiz küfürler ediyor bana. Kulübeye bir kadın giriyor. İki gün sonra gene dayağa başlıyor. kiralayacağı dairede bu puroyu yakıp. içinde tütünden başka rezene yaprağı.. Ercan Mercan.. Oto tamircisi olduğum için benimle alay etti. tamburum ne çalıyor? "Erkek erkeğe konuşalım.Um'u mıhlayınca. Teşinin üzerine." "Ha?" "Âşık mısın?" "Eee." "Sonra?" "Altı ay hapis cezası verdiler. Dil döküyor. çift tuvaletli. yok ki?!" "Cumartesi saat 12'de bu kulübeye gelin. "Bildiğim bir şey varsa. Bildiğim bir şey varsa. Halbuki daha yedi ay önce zam yaptı.. iktidarsızlığa dayalı asayiş. Kefaletle serbest kaldım. Hastaneye zor yetiştirdiler. hileli ahenk. Herkes hak ettiği cezayı bulsa dünya altüst olur "Kimden. 800 liranın yarısına razı olmuş. Ruhiye Teyze'nin imal ettiği yeşil bir pudra döküyoruz. Üçü okuyor... Ayakları yerden kesilen Soko çırpmırken ateş ettiyse de. geri dönüşü yoktur. pestilini çıkarıyoruz. Ben de karısına saldıran adamların icabına bakıyordum. Şerefsiz enişteye eşek Sudan'dan gelinceye dek sopa çekiyoruz. karısının sadık köpeği haline geliyor. dıı manı evin sahibinin yüzüne üfleyince. onların aptallığı senin aşkını aşar. öznesiz iyilik. kalitesini yükseltmez. ilişkinin uzun sürmesi. gezegenimizde 3. Eh." "Niye polis çağırmıyorsunuz?" "Şey. Geçen sene. Ömür boyu... hem de kimliğimle ilgili yegane ipucunu yok ediyordu. Fakat iradenin baypas edilmesi sayesinde ele geçen esenlik. Mini etekli bir fıstığın şereflendirdiği bir bankın kıyısında oturmuş kulübedeki müşterime bakıyorum. kanlı tavuk b. tapılacak güzellikte kız var. sınıfa giden kızımın öğretmenini hastanelik ettim. Boş ev bulsam bile hemen taşmamam. Tamam mı? isminiz nedir?" "Ercan" "Soyadınız?" "Mercan. Ercan'ın boşalttığı ev içinse. Ve evet. Veli toplantısında. bir puro hazırladı. asansörlü. Bu da. herifler gerçekten de.. Ne kadar kira ödüyorsunuz?" "500 papel. Bostancı'daki bütün evleri ışık hızıyla dolaştı ve sahibinden kiralık bir daire buldu: Üç oda bir salon. Moruk hasta olduğu için daire bir müddet kiralanmadan bekletildi. Bildiğim bir şey varsa.5 milyon. kızlar böyle tiplere bayılır? "Sakin olun. Ve onların hiçbiri umurunda değil.. "Yanlış anlama filan yok. Abdülcabbar'la birlikte. güney cephe. Metropol. Telefonu çaldırıyorum. İnsan tiksiniyor. belki de. herşey çok ani oldu. Pasif içici kurban. Abdülcabbar mermilere aldırmamıştı. elimde cep telefonu. Yumruğumu öpüverdi. Kaç kere kemiklerimi kırdı. iki yılda o kadar çok kişiye intikam servisi yaptım ki. Kanlar içinde can çekişen Um'un başucundan kalkmış." "O halde neden dert ediyorsunuz?" "Herif çok yaşlı. Soko'nun tepesine binmişti." "Pekala. Sağa sola borçlandım. ortalığı berbat ettiler.. 130 m2. Açıyor. ağlamaklı bir tonda "Dört yıldır çıkıyorduk" dedi. O günden sonra dümbük.." "Kontratınız var mı?" "Var.. hayret. ilkokul 3. Pigme çetesinde gangsterlik stajı yapmış. "Kirayı arttırmayacaksan evi boşalt' diyor. Ruj sürdüğü dudaksız ağzıyla cadılar gibi sırıtıyordu. Bu işe başlarken. Bastonunu yüzüme sallayarak tehditler yağdırıyor.. 3. Benim dört çocuğum var.. Denyonun kafasını gözünü patlatıyor. içeriye bir fıçı balık ve yirmi-yirmibeş tane sokak kedisi taşıdık." "Ne yapacağım peki?" 41 . Saatlerce zile basıyor. ne için intikam almak istiyorsunuz?" "Ev sahibimden. Sopa ve büyüyle insan şekline sokulmuş bu mutantlardan hayır gelir mi? Yılanı boruya sokarak düzeltiyorduk." Jajha. derin dondurucuya kaldırılmış intikam tabldotlarıyla dolu. Haltercilere benziyordu." Ben ne söylüyorum..5 milyon. hatmi ve aroma olarak da isveç şurubu bulunan bir puro. Çocuklarımızı hırpalıyor. söyledikleri karşı tarafa Testere [Saw] filmindeki psikopatın sesiyle ulaşıyordu. evet?" "Aşk nedir?" "Nedir?" "Bir erkeğin. doğalgazlı. n'olur yardım edin. Eninde sonunda. yağmurda dans etmiş ve ıslanmıştı." "Neden?" "Çocuğa hakaret etmiş ve dövmüş. yaygın kargaşa taktiklerine başvurmuştuk. dünyadaki kadınların yalnızca binde birinin harikulade olduğunu kabul etsek bile. bir kere zenci oldun mu. "Alo?" "Kimden. Bir ay içinde evden çıkmazsam beni öldüreceğini söyledi. tek kadınla yetinmek için. Otuz yaşında ya var." "Ev sahibinize de yumruk attınız mı?" "Mushaf çarpsın ki atmadım. Geliyor. Oyalanmadan konuya girmek en iyisidir.. olayı itiraf ederken "O yamyamın gırtlağını sıkarken kendimi çok değerli hissettim" diyecekti.. "Kocamdan intikam almak istiyorum. adamcağız Ercan'ın l'M bütün tekliflerini kabul etmiş. Brad Pitt ile Josh Holloway'in ortak akrabasına benziyor. belki de bir yanlış anlama vardır ortada?" Telefonun alt kısmına ince bir elektronik süzgeç koyduğum için. Oğullarından biri." "Anlaştık." Kadın ağlıyor. tepinmesidir." "Kadın mı?" " Evet. İriyarı bir karıydı. O kadar çoklar ki." "O kızı geri istiyorum." "Ne gibi?" "Evi yakacağını söylüyor. kadındı. Tabii ki Abdülcabbar sayesinde." Böyle netameli durumlarda işi reddetmeden önce." "Fakat?" "Son gelişinde evin önünde kalp krizi geçirdi. öyle mi? Mahalli bir matadorun peşine takılarak seni terk eden bir ofis kısrağından başka biriyle ilgilenemez misin?" Sözlerimi acıklı bulmuş olmalı ki. Ruhiye Teyze.kuna döndü. özür diliyor. Onbeş gün içeride alem yapan kediler. ne için intikam almak istiyorsunuz?" Telefon kulübesinde aramamı bekleyenlere ilkin bu soruyu sorarım.. fesleğen. yamyam avcısı Doktor Apo. Düşün.

"Bildiğim bir şey varsa." ağlamaya başlıyor. bir daha olmayacak' de. Edeplice sırıttı. bir de matbu sayfa çıktı: Sayın Müntekim Ou n bey. beş ucu b. 'Aşkına layık olabilmek için bir dizi estetik ameliyat geçirdim ve kişisel kılık kıyafet devrimi yaptım' deyip gülümsersin. İpleri kesilen bir kukla gibi yere yırı ı<»\ lıyor. Şebnemle çay içiyoruz. Ödeşme ofisi. "Bir zamanlar benim sevgilimdin": Kurşunları doldurup şarjörü taktım. Saat 17:00. kırmızı şalvarına bir Smith & Wesson iliştirmiş palyaço. bıyıklı ilkokul öğrencileri. "Firdevs? Kim bu arkadaş?" "Tanımıyorum. Bismillah demeden beyaz atından düşen ve çifte yiyen prens de umarım benim gibi düşünüyordu: Geriye kaldı 3 milyon 499 bin 999! *^* 194 Bildiğim bir şey varsa. içeri girmeye çalışıyordu. hoşaf niyetine kaşıklardı. Posta. Yanımıza geldi. yeterince ağladıktan sonra da ölüp gider. bu dünyadaki balıklardan payına düşeni çoktan yedin?" Balıkadam. "İntikam filan almak istemiyorum aslında." Döndü ve sordu: "Evet?" Suratı: Şaşkınlıkla dolu bir kin matarası. Bu şarkı beni bir cinayet şampiyonasına hazırlayan antrenörün hipnotik telkinlerinden oluşuyordu sanki. yeniden arama tuşuna basıyorum. O esnada. Abdülcabbar." Talimatlarımı harfiyen uyguladı. yeter ki meseleyi anlatsın.klu Ninja yıldızları yağdırmıştım. Abdülcabbar'm etrafında dört dönüyordu. Mavi mantolu. savaş meydanındaki general belagatiyle konuşan ihtiyar... ne isterse yapacağıma söz veriyorum. Yüreğim ağzımdan fırlayacak! Hızla atılıp yanma koşmamak için kendimi zor tutuyorum. gaipten gelen bir hışırtıyla irkildik. Dertler Benim Olsun çalıyordu. Nefertiti derhal zarfa doğru koştu. çözülüyor: "Kocamın bir oynaşı var. sigara içen. boğazına kadar inen ağır makyajıyla. Gencebay dinledikten sonra gelen sessizlik de Gencebay'dır. tabancanın içine damlıyordu. Dumanı tüten tabancama sarılmış ağlıyordum. Namluyla gözlerimi sildim. Bildiğim bir şey varsa. Yenilikleri. potayı ıskalamış bir basketbolcunun hüzünlü ifadesiyle bakıyordu. bilmiyorum. hava kararmak üzere. Derhal. Hüngürderken titreyen eliyle telefonu kapatıyor. Karakedi. Robot şivemle." Soranda kabahat. babamın bir sevgilisi mi varmış?! Telefonu gocuğumun cebine attım. koşup. kendimden emin bir şekilde. yaza ağıt yakan güneş. bizim kalbi kırık ırz düşmanının kafasına yumruğu yapıştırdı. tıknefes bir kasap. repliğini söyledi. Yararlanabileceğiniz hizmetler ve avantajların listesi ise aşağıdadır. lacivert başörtülü bir kadın. Taksim Meydanı'ndaki belediye otobüsü duraklarının yanında dizili kulübelerden birine giriyor. Kasımın ortalarında. içinden yeşil-beyaz bir smart kart. bu dünyaya ağlayarak gelir. sıvanmış kollarıyla. sizi boş yere meşgul ettim. Abdülcabbar yine kucağında can çekişen bir balık sürüsüyle eve damladı. Parkın duvarından seyrediyorum. Denize bakınca ağzı sulanıyor. "Kusura bakmayın. televizyonun üstündeki kirli yemek tabaklarına doğrulttum. "Kocam. Abdülcabbar'la göz göze geliyoruz: Maliye bakam ile vergi kaçakçısının bakışması. gergin likten yırtılacak sanki. Boğaza nazır bir kafeteryanın çınar gölgeli avlusunda. Yüzünü göremedim." "Sonra? Ya 'Sen de kimsin?' derse?" "O zaman. bakanlığımız tarafından tasdik edilmiştir. kulübedeki harap cansız mankene. diğerinde de tatlı yerine hamsi poşeti. başımdan aşağı kaynar sular dökülüyor. Gözyaşım cıva gibi. Cennet bahçesinde rehabilitasyon. spor çantalı. Şebnem Şibumi'ye olan aşkınız. Kadın "Ben. "Ben yaşlı bir kadınım. saçını başını yoluyordu. AŞKart'ınız ilişiktedir. lise formalı kız. Adamın kızla ilgisi yok" dedim. 'Tanımdayken bile hasretimdin": Sig Sauer'i [P 220] elimde evirip çevirdim. Telefon çalınca irkiliyor. "Şimdi başka bir aşk buldun": Namluyu. Abdülcabbar'm midesine doğru yüzüyorlar.. onu telefonda tutmaya çabalıyorum. Derim.. siyah adamın vücudundan kopmuş da yerine geri dönmeye çalışan bir uzva benziyordu. yüzüme.. yapılan tetkikler ve nıtıl<ı l'l/ kat neticesinde." Ona. fakat hepsi de anlamsız. Tatlı ve tuzlu sulardaki balıkların hepsi.. O anda. Evde bir akvaryum olsaydı. herkes hak ettiği cezayı bulsa dünya altüst olur. peruklu güreşçi. tıknaz. 196 Resmî romantizm "Akşama ne yiyelim Doktor?" "Palamut. Gönül İşleri Bakanlığı'ndan gönderilmişti. ölü bir ayının postuna benzeyen bir çam yarması zuhur etti. beyefendi" der demez. derisi. Bunu kainatın iyiliği için değil. Birgün. takım elbiseli yakışıklı kör genç. Karanlık bir gezegenin kömürleşmiş uydusu. Bu şiddetli eleştiri üzerine herkes kendi yoluna gitti. şaşkınlık ve çaresizlik tınlıyor. kanlı önlüğü. tekerlekli sandalyesinde." Kız daha tek kelimelik cümlesini tamamlamadan. "Saat 8 yönündeki kızı görüyor musun. îç parçalayıcı bir tereddütten sonra.. Hafiften heyecanlandım. Onun imparatorluğuna. işlerinin tıkırında gittiği anlaşılan... mavi eşofmanlı. [WILLIAM SHAKESPEARE." Dilimin ucuna bir milyon farklı söz geliyor. Halini kimse görmüyor.." diyor. Mantosunun cebinden bir mendil çıkarıp gözlerini siliyor. telefon tuşlarının altındaki boşluğa kelebekle [bir tür bıçak] birşeyler kazıyan. Balık bulamadığı ender günler. Can çekişirken bile göze batmamayı becerebilir. iki adımda mutfağa gidip yükünü tezgaha indirdi. Bir elinde kuzu büyüklüğünde levrek. Abdülcabbar. Şebnem'in neşesi yerine gelsin diye yapmıştım. buraya niye geldim. balık kraker atıştırıyor. oflayıp pufluyor?" "Şu. dönüşte zarfı Nefertiti'nin pençelerinden kurtarıp bana verdi. cep telefonuyla konuşan adamın yanındaki mi?" "Hıı-hı. Kutlarız. 42 ."180 derece dön. deri montlu gelin." Bunda dert edilecek bir şey olmadığını söylüyorum. boz ayı.. 1564-1616. Dikdörtgen zarfın kısa kenarlarından birini ince bir şerit halinde yırttım. görülmeye değer bir albüm olurdu: Duvağını arkaya atmış. Sağa sola tutunarak doğruluyor. Dış kapının altından sarı bir zarf. Tüm parasını balığa yatırıyor.. hesaplaşma yazıhanesi olarak kullandığım telefon kulübelerine uğrayanların fotoğraflarını çekseydim. "yanma git ve 'Geciktiğim için bağışla lütfen. başkasının kafasını takmış gibi görünen işkadım. ■ ■ Zamanda yolculuğa ömür yetmez Namık Mıknatıs'ı mezara daldırıp çıkarmıştım. Acıklı bir sır verir gibi fısıldıyor: "Biz otuziki yıldır evliyiz. Kral Lear] Orhan Gencebay'm eski bir şarkısı. "çok iyi bir adamdır. Balıklarla ilgili resimli bir kitap almış. anneme sarıldım. "Mutluluk senin olsun": Silahı ateşledim." Kadının sesinde ıstırap. intikam istasyonu. kahvaltıda bile balık yiyor." Oynaş mı? Yani. köpeğini kulübenin direğine bağlamış. bakanlığımızın internet sitesinden takip edebilirsiniz. Gözyaşı tabancası insan. Kızdan cevap bekledi. Nefertiti. henüz tatmadığı türleri işaretliyor.

Zamanı. 199 Şebnem'i bütün hücrelerimle dinliyorum. Birbirine çobanlık eden iki kuzu gibiyiz... Gururlanıyordum. Dağılmış suratımın fotoğrafını çekiyor. Korkudan gebermek üzereyim.. Göğsümün ortasına aldığım darbeyle sırtüstü düştüm. Gaybı yalnızca Allah bilirdi. ayaklanmış iki gölge: "Evet?" Orta boylu olanı. İşçi sınıfının şanlı yumruğuna yön veren pazarlama stratejisi. Sille ve sopanın ekonomik rotası. Yağmurda. Cüzdan yerde duruyor. 198 devrimler. Şebnem bir sigara istiyor. kurtarıcımızdır. Şebnem. Parayı bastırıyorsun. Birtakım ofisler varmış.." "Tilkilerin Düğünü mü? Vay canına?" Kahkahamı frenliyorum: "Biz çocukken. kuşlardı. Böğrüme sipsivri bir tekme çakıldı. Tam o sırada. tebessümünün buğusu yayılıyor sanki. Verdiğim taktikleri uygulayamıyordu. Bir erkek sesi: "Balkan Bey?" Döndüm. İçinde bıçaklanmış bir maymun bulunan bez bir çuval gibi yığılıyorum. meyveli pastanın içindeki mandalina dilimlerini avlıyor. onlar da eli ağır elemanlarını gönderip 'hedefin' irabı . Yüzümdeki morluklar ve şişlikler. "Evet" diyor "bazı 22 Kasımlar böyle güneşli olur. müşteri memnuniyetini garantilemeye yönelik. Yani. Gülümsüyor. Kendisi yakıyor.. "18. Çalıştığım reklam ajansında da konu suluyordu. Birbirimize galiz küfürler ettiğimiz bir kavga sırasında onu kırık viski şişesiyle yaralamıştım.. acı gerçeklerle dolu. Varoluştaki hüznü besleyen merakın. Yattığım yerde cenin gibi yan dönüp kollarımla kafamı korumaya aldım. Geçenlerde gazetede okumuştum. belki de bir başka gezegenin cehennemidir' diyen adam. Bir yandan bu planlı programlı dayağı yerken. Yüzüklerin Efendisi filminde "Kıymetlimiss" diyen Gol-lum'un sesiyle soruyorum: "Kimsiniss?" Sosyetede yeni trend adam pataklatmak. Barbarca bir hizmetin nesnesiyim şimdi. Hani şu 'Bu dünya.." Ceketimin cebinden Camel paketini çıkarıp bir sigara yakıyorum. servisin kalitesini artırıyor. "Falancayı tartaklayın" diye m sun. kararmış bir tencereydi." Güvercin ıslığı gibi ince bir yağmur başlıyor. "22 Kasım 1963'te. yazar Aldous Huxley de öldü. Panikten titreyen ellerle pantolonumun arka cebinden cüzdanımı çıkarıp başucuma bıraktım. benim dört kapılı 98 model gümüş kulübeye [Nissan Pick-Up 2. Piyasaya yayılan şok dalgaları. korteje el sallıyordu. şimdiyi tarihten ayırmamak gerekiyordu. Cipimden inmiş. Kötek organizasyonu." 200 Sevgilisini düşmanlarının arasından seçmek [Balkan Balkır] Bizi yüzeysellikten alıkoyan kişi olarak düşmanımız. onları eritip ruhumuza akıtmamız ihtimaline yataklık etmeleriydi. Beynim ani bir sancıyla taş-laştı. Giysilerimde kan lekeleri büyüyor. başına isabet eden bir kurşun kafatasmı parçaladı. Kadınlığını fiilen aşağıladım. Beklediğim soruyu aniden seslendirdi: "Namık Mıknatıs'm başına gelenler. Çamlıca sırtlarında parlayan gökkuşağını gösteriyor. Çok önemsediği. 43 . Bal taşıyan fakat diken yiyen tipik bir deve gibiyim. ayağa kalkmış. tarihî figürlere haksızlık etmekten başka çaremiz yoktu. Dayak yemeye alışkın değilim.." Tilkiydi. olmuyor. Gaipten sesler duyabilir. "Kanuni Sultan Süleyman'ın cenaze namazı üç kere kılındı: Zigetvar'da. "Yakut Türklerinin efsanelerinde gökkuşağına 'dişi tilkinin sidiği' denirmiş. Uzatıyorum.. Hiçliği suiistimal etmekte sakınca görmeyen hovardalık değil. Ona bakarken. elindeki cep telefonunu bana uzatıyor. Halk. benim pikaba doğru yürürken. Adı: Tilkilerin Düğünü. bunun için para alıyorum. "22 Kasım 1963'te. Sivil saldırı. Ceyda'ya âşıktı. Gagacığında boncuk taşıyan bir kumru kadar sevimli. İkna Repertuarı] İlk yumruk sol şakağıma indi. aslında şişirilmiş ayrıntılardı. leylekler sürüler halinde göç ederken gökyüzüne bakıp kollarımızı açarak dönerdik ve 'kuşların düğünü!" diye haykırırdık. bize yüzelli sene önce yenmiş bir sandviçi anlatabilsin. evime doğru yürüyordum. değil mi?" diye gıdaklıyorum. Batuhan. Ağzından sigara dumanı değil de. Çevremizdeki insanları. engelleyemiyorum: "İşim bu. gizemimi sıfırlayan bir sırıtış yayılıyor. Kan. hesabı getiriyor. ilgilenmiyorlar.. Kalkmayı denedim.Şebnem. Geçmişi değiştiremezdik." Yüzümün yapboz parçaları gibi düşüp dağılmasını önlemeye çalışarak bir an Şebnem'e bakıyorum. karşıda.. onu belki tadabilirdik. Dallas'ta gökyüzü bulutsuz. Dövüş Kulübünün bir değişiği. tarihçilere emanetti. Bir bilim olarak tarih. kulağımın pasını silen felsefi bir çocuk şarkısına benziyordu. Herhalde bir tek tokadı beni öldürmeye yeter.. Yani. yüzyılda Altaylar. düğündü derken. başkanı görebilmek için yolun sağma soluna yığılmıştı. Tatsız tarih. P. Şebnem'in söyledikleri. Akira Kurosawa'nm Dreams filminde de gökkuşağı görülen bir bölüm vardır. Zamanda yolculuğa ömür yetmezdi. Savaşlar. Legoya benzeyen kırmızı şapkalı garson. Mehtap? Alkol sorunum vardı. çatalıyla. Oyun = Ayin" diyor. bir geğirli olmalıydı ki. Aylarca telefonlarına çıkmadım. Karnıma oturan psikopat yana eğiliyor. Sağa sola ilan veriyor larmış. Öderken AŞKart'ı gösteriyorum.. Şebnem. üzerinde doludizgin yol aldığı ve gittikçe genişleyen bir hafıza alanıydı tarih. Tarih. sevdiğin?. Ben." Şebnem'e göre tarihi kavramak ve sevmek. sade gazoz gibi renksiz bir ifadeyle soruyor: "AŞKart'm olduğunu bilmiyordum?" Şakaya vuruyorum: "Allah devlete zeval vermesin. Sürekli ondan bahsediyordu. "Hava ne güzel. nasıl yaptın?" Yüzüme. komple gaibe intikal etmiş şeylerden mürekkepti.. onun düpedüz hayat olduğunu görmekle mümkündü. sanki içimde tavuk taşıyan bir kamyon uçurumdan yuvarlanıyor. Diğeri hiç karışmıyor: 2. Kennedy. [HADIKANDREAS. Kırgızlar ve Doğu Türkistan Türkleri şaman ayinlerine 'oyun' derlermiş. "Kırküç yaşındaki ABD Başkanı John Fitzgerald Kennedy ve eşi Jacqueline. illüzyonlu bir disiplindi.7 D] atlıyoruz. Anadolu'nun birçok yöresinde gökkuşağı görüldüğünde 'Tilkiler düğün yapıyor' derler. Ticari bir olgu. karanlıktan sıyrılıp ansızın üzerime atıldı.. 1711-1791.ç kurusu öyle güçlü ki kaburgalarımın altına vurunca soluğumu kesti. keşifler. üstü açık bir Lincoln'deydiler.. dövüşmeyi bilmem. Şebnem'in yüzünde kar'a diş macunuyla çizilmiş bir soru işareti. hayatım boyunca denk geldiğim otuz civarında 22 Kasım'a hiç dikkat etmediğime yanıyorum. Kaskatı kayıtlardan ibaret yazılı metinlerin de fonksiyonu.'(II na bakıyorlar. Yerçekimi hızla artıyor. sonra tekrar yola dönüyorum: "Sensin. hava ılıktı" diyor. hayatına anlam kazandıran düşüncelerini bana anlatıyordu. Asırlar evvel ölmüş kimselerin canları. İlk anda ne olduğunu anlamıyorum. Tarih. Beni Ceyda'yla tanıştırdı. Elmacık kemiğimin yöresine meteor gibi bir yumruk çarpıyor: Çooot! Gulp! Üst dişlerimden birini yutuyorum. seni seviyorum." "Kim peki?. bir yandan da müşterinin kim olabileceğini düşünüyorum: Ceyda? Onu terk etmiştim.5 metrelik bir zenci." Çaydan bir yudum alırken. Belgrad'da ve istanbul'da" diyor. hileli. varlığı tespit eden bir bilgelik bize ufuk açabilirdi. Esnek yasadışılık. hattâ kendimizi bile gerçek manada tanıyamazken. İlişkimiz kürtaj ve kokainle lanetlenmişti.. ter ve sümüğümden oluşan sos. yani Kennedy'nin vurulduğu gün. Zenci.. İkinci yumruk çenemde patladı. çünkü ona hükmedemezdik.

kontağı çevirip gaza bastım. yıkıcı tekdüzeliğin yerini sürprizli bir şekilde şifa verici şiddet alıyor. Yolda kesik bir el bulsa. Ruhiye Teyze'nin kapısına vardım. Şebnem beni aşkıyla büyülemişti. merhaba.. Müşterilerin bulunduğu toplantıya sarhoş gitmiştim. Alaz Bey.. Hiç tanımadığım birileri. Bilgisayarlara galon galon sıvı deterjan dökülsün. bugün mü?" "Evet. bil ki benim. sevgilimin benden kaçmasına sebep olmuştu. Patronun köpeğini taşladığı yalanını uydurmuştum. Zaten açık olan bilgisayarda e-posta kutusunu kontrol edip Şebnem'den cevap gelmediğini görüş. Ben ağlayış. yırtılmış derimden yayılan kokular geliyor. tozlu. ben içinde yaşadığım bulaşık akvaryumu kırış.. aç kedilerden kaçan Speedy Gonzales. Üste başa kan. Eski günleri anarız diye düşünmüştüm?" Onunla tanışana kadar hayatım dantelsiz gecelik. Ne dediğimi hatırlamıyorum. Dünya duruş. Sigarayı çakmağı denkleştirip yakış.. Alaz Bey'e de kahkahalar atarak ha202 karet yağdırmıştım. kendi çapımızda bir kıyamet koparacağız demekti. Şebnem. Parlak fikirleri vardı ve kalemi kıvraktı. golsüz maç gibiydi. ıslanmayan.Orkun? Çok yetenekli bir çocuktu.spu çocuklarının imajını inşa ediyorum. Takma bacağıyla 44 . Markalı paçavralar. ilkbahar gelip de bir pazar günü saatler ileri alınınca her şey altüst oldu. Arka odada bir saguaro gibi oturan Abdülcabbar'la yola çıkış. Sırlarınızı açabileceğiniz. kuş pislikleriyle yapılmış trajik makyajı akan bir 204 büstü kabaca avutur gibi yüzü yıkayış. onbeş dakika ya oldu ya olmadı. polyester. Şebnem'in etrafında. Kendimi. Mezarlıktaki serviler. Pabucumu dama atması işten değildi. idrar. İçlerinde cesetlerin kaybolduğu. sağır-dilsiz ve felçli deliler. Demek istediğim.. Bitkisel kadavra endamla-rıyla. toprak olmuş bir kabilenin dilinde konuşan. Kahrolası kurnazlıklarıyla şişi-nen idamlık aptallarca kuşatılmış bir iblis çukurunda debeleniyorum. işte şimdi. Bir keresinde bizim eve bile gelmişti. Yani işler. Makyaj malzemeleri sandviçlere sos diye katılsın. Vikingler gibi kürek çekiyordum fakat yüzümde tırtıl bıyıklı eski İstanbul beyefendilerinin o mayhoş sırıtışı yansıyordu. Yüzlercesini yazdım. Mağlup olmuş bir aptaldım. okuyan. Çiçek hastalığına yakalanıp tümüyle yok olmuş bir kabilenin dilini konuşabilen tek canlı oydu.. Nakit kadar sıcak bir kroşe daha! Motosikletler ketçap göllerine uçsun. tanışmadığı insanlar tarafından terk edilen kimselerin tek tesellisi. Bir keresinde "Bana e-posta gönderebilirsin" deyip adresim vermişti. yemek turuna çıkmış Tazmanya Canavarı.. Annem. Uyuyana kadar canım çıkıyordu. Trafik kazalarında canından olanların cesetleri loto ku-ponlarıyla örtülsün. yazan bir Humboldt Papağanı gibi hissediyordum. benim bana olan borcumu ödüyor sanki. Yağlı bir girdabın içinde öten robot gibiydim.. tatsız. gözyaşı bulaşış. Taş kesilmiş yumruklarla. Tanıştığımızın ertesi günü telefon etmiştim: "Şebnem?" "Kimsiniz?" "Müntekim ben. Laboratuardan kaçan virüs Telefonun çalmıyorsa. Kafeinli salya. Sandal kiralayıp denize açılmıştık. Kredi kartları tuvalet kağıdı olarak kullanılsın. sümük. Takım elbiseler mayonez kazanlarında kaynatılsın. Kennedy'nin zımbalanış yıldönümü olan şu 22 Kasım gününden sonra. Telefon kulübelerinde intikam müjdesi bekleyen kimselerle lalettayin konuşuş. Ölülerin lalettayin ambalajlandığı eğri büğrü straforlara benziyorlar. bütün yollar Karaca Ahmet Mezarlığı'na çıkıyordu. yakalanmadığı hastalıkların tedavisini gören. nikotinli gözyaşı eşliğinde Şebnem'e bir düzine emesaj yazış. Konuklara da. Otomobillerin içi ve benzin depoları hazır kahveyle doldurulsun. kısılmış jaluziler gibi. çürük süngerleri andırıyorlar. kemiğini kaybetmiş Rin Tin Tin gibi fırıl fırıl dönüyordum. hiç tanımadığım kimseleri öldüresiye dövüş. Bildiğim bir şey varsa. Ben sahteliğin radyasyonuyla zehirlenmiş göstermelik bir kabilenin lakayt üyesiyim. fakat bu dayağı kendime bizzat ben atmalıydım. hattâ Cevher onu çok sevmişlerdi. bilgisayar oyununa dönüştü. Sevgilisini ve arkadaşlarını düşmanlarının arasından seçen biriyim ben. DVD playerlar mikro-dalga fırınlarda korlaşsın. CD player'da gece gündüz kesintisiz çalan Nick Cave'in The Weeping Song'u eşliğinde kalkış. yamuk. Pelin? Onunla üçlü koltukta yeni bir medeniyet kurmuştuk. Şebnem'e bir türlü ulaşamıyordum. Üç yıl kadar önce. Ruhiye Teyze'ye konuyu açmaya karar verdim. Cipsler ve çikolatalar spor ayakkabılara tıkıştırılsın. Yolcu uçaklarından kola şişeleri saçılsın. "Torununun mezarına gitti. Dostum yok. hurdalar ve kusmukları cazip gösterecek alelade şaklabanlıklar yapıyorum. Su ısıtıcının düğmesine basış. ormanın derinliklerinde yaptığı bir keşiften bahsediliyordu: Bir papağan. Sır yalansa daha hızlı yayılır Şebnem komple zırhımı ve iskeletimi söküp almıştı. bitkisel sütunlar. Kırılan burnuma. Başka çarem yoktu.." Pikaba atladım. karşılık beklemeyen kötülüktür. Gönül İşleri Bakanlığı'ndan almaya hak kazandığım AŞ-Kart denen zımbırtı hiçbir halta yaramamakla kalmamış. Darağaçların-da urgan yerine blucinler sallansın. işten kovuldu. Her fiskede." "Müsaitsen akşam buluşalım mı?" "Eee. bir yağmur damlası kadar yolundaydı. Şimdi de ben onu büyüyle kendime âşık edecektim." "A. Banyoda. Şebnem telefonlarıma çıkmaz oldu. Günlük programım aşağı yukarı şöyleydi: Öğlene doğru. kirli bir bardağa boşaltış. ?()■. Hâlâ anlatılır. işlemediği suçların cezasını çeken.. ter. meşhur doğabilimci Alexander von Humboldt'un [1769-1859] Güney Amerika'da.. kendime duyduğum nefret biraz daha yatışıyor. Huduni'yle beraber izlediğimiz bir belgeselde. Abdülcabbar'm gözetiminde. Hazır kahveyi ve kaynar suyu. Onunla her saniye bir ilkti. [JIMMYBUFFET] Şebnemle ilişkimiz. Mes'ud ve bahtiyar bir barbar savaşçıydım. Gözlerim. yüzüğü alıp gerisini atacak or.. Her sürpriz in203 dirim anonsu sırasında süpermarketlerde tanklar ateşlensin. ölümün başedilmezliğiyle aşılanmış. Evde yok. Bu benzersiz masaj sayesinde bakarsınız birkaç kilo veririm? Sağlıklı tekmeler beni iyileştirir? Size sapıkça gelecek. Kozmos frene basış. ılık. iki yıla kadar ya evli ya da ölü bir adam olacağımı fark etmiştim. Haşat ettiğim adamlar ağlayış. Cep telefonları çamaşır makinelerinde kaynayıp infilak etsin. cenazelerin suyunu mu emiyor? Yeşile boyanmış dev karnabaharlar. Yanmayan. sossuz makarna. Eğer bana olan şeyler ona da oluyorsa. Güneş uçuş. Megafondan Melikşah'a sordum. laboratuardan firar eden bir virüs gibi kayıplara karıştı. küflü yorganlar. Daha ilk buluşmamızda. Birlikte izlediğimiz Rocky VI bile bir ilkti.

uçurumlarda dolaşan bir keçi gibi zıplıyorum. Servilerin altından geçer206 ken, onların etçil oldukları hissine kapılıyorum. Her an bir tanesi beni ısırıp yutabilir! Ruhiye Teyze, Kevser'in mezarını suluyor. Yanına yaklaşırken ayaklarımı yere sürterek ses çıkarıyorum, boğazımı temizliyorum, dönüp bakmıyor. "Merhaba. Ruhiye Teyze, nasılsın?" Sesim, çizgi filmlerdeki ördeklerinki gibi çıkıyor. "Biz de senden bahsediyorduk" diyor. Mezarlıkta zamanın bir önemi yok. Her kabir, bir saat kulesi enkazı gibi. Yerin altında bir azap tütsüsü yakılmış sanki. Üst kat komşum Ruhiye Teyze'yle niye mezarlıkta buluşuyorum? Beni bu genç yaşımda bu kemik bahçesine hangi rüzgar attı? Basit bir tesadüf mü? Dev serviler tarafından çiğnenip tükürülmüş evcil cadıya bakıyorum. Torununun ölümüyle yetim kalmış, cinlerle, kedilerle, sarmaşıklar, kokulu yağlar ve yarasalarla kafayı yakmış ortağımla ayaküstü susuyoruz. Buzdağına düşen yıldırımlar tarafından mı sıkıştırılıyoruz? Ölülerin hastalıkları bize mi bulaşıyor? Virüsler, bakteriler pılı pırtıyı toplayıp steyşın arabalarıyla yollara düşerek benim uçsuz bucaksız gövdeme mi taşmıyorlar? Beynimin tepelerinde kayak mı yapacaklar? Damarlarımda hamam sefası, ciğerlerimde beş yıldızlı bir tatil? Bir an, Ruhiye Teyze'nin Kevser'i yeniden hayata döndürmeyi planladığından şüpheleniyorum. O zavallı, papatya gözlü, ortopedik hüsranlar içinde çırpman kız, şimdi ayaklanacak, sabah yorganın, çarşafların içinden çıkarak uyanır gibi topraktan sıyrılacak, kesilmiş kafasıyla neşeli şarkılar söyleyerek mezar taşlarını dolaşacak... Kendimi şöyle bir yokluyorum: Şu anda tam olarak ne hissediyorum? Yalnızca delilerin defnedildiği, kaçık cenazelerine tahsis edilmiş bir toprakta mıyım? Havaya uçurulmuş bir tımarhanenin sıcak yıkıntılarına mı düştü yolum? Neden .mi/ buradayım? Bilinçaltımın kalorifer kazanı mı patladı? Bol kalorili pişmanlık kömürü, suçluluk talaşı yüzünden beynimin bodrumunda bir infilak mı oldu? Radarlarım, benden habersiz, Kevser'den bir davet mi saptadı? Neyi kutluyoruz? Vicdanımın zifiri karanlığında sabahlara kadar sessiz sedasız kazılmış bir çukura mı düştüm? Yo, o kadar uzun boylu değil. Ölülerin ayağına kadar geldiysem, Şebnemin izini bulmak için geldim. Zombilere, hayaletlere ayıracak vaktim yok. Ben de bir ölü kadar körüm. Yalnızca, Şebnem'i görmek istiyorum. Şebnem'e giden yol ceset yatakhanesinin koridorundan geçiyorsa ne yapabilirim? Cebimden paketi çıkarıp bir sigara yaktım, yeraltından derhal pasif içicilerin protesto öksürükleri yükseldi. Oralı olmadım: "Ruhiye Teyze..." "Söyle... Burada biz bizeyiz." "Hani bir kız vardı ya, Şebnem, sana bahsetmiştim?" "Evet?" "Ona ulaşamıyorum. Anlayamadığım bir şeyler var. Benden kaçıyor. Ona âşığım. Bana bir tek sen yardım edebilirsin." Her ikimizin de cevabını bildiğimiz bir soru soruyor: "Nasıl?" "Jajha, Şebnem'i bulabilir?" "Hayır evlat, bulamaz." "Neden?" "Jajha öldü." Kara haber, mezarlıkta daha tez yayılıyordu. "Öldü mü?" "Evet. Önceki gece... Fakat sana bir mesajı var." "Ha? Mesaj mı? Ne mesajı?" "Sen de öleceksin, çok yakında." *^*

Üsküdar'daki Şibumi Sokağı'nda iki katlı bir evin bahçesindeyim. Gece. Bir iğde ağacıyla beyaz bir Lada arasındaki 208 boşluğa çömelip yanımdaki torbada ne varsa yere boşaltımı Bir yüzüne malakit denen yeşil taşlar çakılmış beyaz banyo sabunu, bir çift leylek bacağı, gül yaprağı ve kelebek kanadı külü, insan kanıyla boyanmış pamuk ipliği ve bir keser. Sabunun taşsız kısmına tırnağımla ŞEBNEM yazdım. Leylek bacaklarını, kanlı iplikle sabuna bağladım. Küçük bir kutu-cuktaki külü avuçlayıp bu büyü materyaline sıvadım, işin en tehlikeli kısmı şimdi başlıyordu. Eğilmiş vaziyette evin eşiğine varıp keserle küçük bir çukur kazdım. Malzemeyi gömdüm, işlem tamamdı. Hızla bahçe kapısına yöneldim. Az ötedeki pikabın içinden Abdülcabbar bana bakıyordu. Arabaya atladım. "Hallettim" dedim. "Şu anda uykusunda sana âşık oluyor?" dedi Abdülcabbar. "Aynen öyle" dedim. Sesimde şeytani bir tını, bir kurnaz- , lık efekti vardı. Arabayı karanlığın içine doğru sürdüm. Aşkın basit olmasını istersin, ama basit değildir. Ertesi gün, Eminönü Iskelesi'nin yanındaki telefon kulübelerini izliyordum. Etraf kalabalıktı, italya parlamentosu üyelerine benzeyen, orta yaşlı, şık bir adam; saat tam 14:00'da soldan ikinci kulübeye girdi. Yüzümü denize dönüp numarayı çevirdim. Açtı. Sordum: "Kimden, ne için intikam almak istiyorsunuz?" "Siz kimsiniz?" "Pardon, yanlış aradım" dedim. Tam kapatacağım anda "Yo, yoo, bakın, sorun şu ki, size güvenebilmeliyim. Bu çok önemli." Sarih konuşuyordu, fakat kesinlikle endişeliydi. Robot sesimle izahta bulundum: "Sadece intikamınızı alacağımıza dair güvence verebiliriz." 209 "Pekala, Abidin Dandini'yi temizlemenizi... Aaaaah!" ve telefon kapandı. Dönüp kulübeye baktım. Uzun paltolu, takım elbiseli iki adam gözüme çarptı. Ölüm fısıldayan susturuculu tabancalarını bellerine takarken, etrafa bakma-rak uzaklaşıyorlardı. Onlara doğru seğirttim. Tiz bir çığlık koptu. Katiller caddedeki siyah bir BMWnin arka koltuğuna daldılar, araba derhal uzaklaştı. Kulübenin önünde büyük, uğultulu bir kalabalık birikiyordu. İnsanların arasından zar zor geçerek, az önce konuştuğum müşterime ulaştım. Gövdesinden boşalan kanın ortasında hareketsiz yatıyordu. Dondum kaldım. Alelacele olay yerinden kaçtım. Galata Köprüsü'ndeki sıkışık trafikte ikide bir klaksonlar çalarken, zihnimde aynı soru tekrarlanıyordu: "Abidin Dandini de kimin nesi?" Düüüt! "Abidin Dandini de kimin nesi?" Düüüt! "Abidin Dandini de kimin nesi?" Düüüt! Düüüüüt! Düüüüüüüt! Hayatın basit olmasını istersin, ama basit değildir. Ecelin uçurtması yükseliyor Hani cinler geleceği bilemezdi? Ruhiye Teyze'nin ağzım aradım. Ciddi ciddi tırsmıştım. Bana bir izahta bulunmalıydı. Ecelin uçurtmasının benim ufkumda yükseldiği, besbelli kuyruklu bir yalandı. Ruhiye Teyze "Hayır, yalan değil, sır" dedi. Karacaahmet'-ten eve dönüyorduk. Ne yani, mezarlığa, bu ihtiyar kadından önce mi yerleşecektim? Direksiyonu iki elimle tutuyorum. Islak yollar, Azrail'in serdiği naylon yolluklara benziyor. Bütün arabaların ön koltuklarında sarhoş dazlaklar, arka koltuklarında birer çift do-berman olduğunu vehmediyorum. Trafik canavarları çetesi 210 tarafından kuşatıldım. Kendi ölümüm konusunda ikna olmak üzereyim. Jajha için hava hoş tabii. Ne de olsa binini aşmıştı. Acaba benden gıcık mı kapıyordu? "Aksine, seni severdi." Jajha yalnızca geçmişe yolculuk edebiliyordu. Son nefesinde eşek şakası yapmış olmalı? "Biliyorsun, pek şakacı bir cin

45

değildi." Halbuki deathclock.com adresinden, 26 Nisan 2051'e kadar yaşayacağımı öğrenmiştim? Ruhiye Teyze, aramızda bir ilkokul çocuğu varmış ve onun da anlamasını istiyormuş gibi basitçe açıklıyor: "Bizim dünyamızda doktorlar, bazı ağır hastalara 'üç ay ömrünüz kaldı' filan derler. Cinler âleminde ise insanların psikolojik durumuna bakarak isabetli ömür tahminleri yapan uzmanlar vardır. Jajha da onlardan biriydi. Kevser'in öldüğünü duyunca hiç şaşırmamıştı. Cinlerin halet-i ruhiyeleri, bedenlerini yıkıma uğratacak etkiler üretmez, insanlar ise esasen moral güçleriyle hayata tutunurlar. Uzman cin, gözüne kestirdiği bir kimseyi takip eder. O insanın davranışlarından ve sözlerinden bir maneviyat haritası çıkarır; bu haritaya bakıp ömrünün hududunu tespit eder. Haritada çevremizdeki insanların hayatımıza kattıkları ve hayatımızdan çaldıkları da görünür. Aslında epey karmaşık bir tablo mevzubahistir..." Kulağa enikonu saçma geliyordu. Ruhiye Teyze'nin söylediğine bakılırsa, insanlarla ilgilenen cinler, bu işi oyun haline getirmişler. Diyelim bir cin, arkadaşlarıyla buluşuyor ve filanca insanın hangi zaman aralığında öleceğine dair görüşünü açıklıyor: "Bu vatandaş, iki yıl sonra 7-29 Mart arası bir günde kuyruğu titretecek, durum onu gösteriyor." Gruptaki diğer cinler ise söz konusu insanın, bu tahminde belirtilen süredeki hangi günde pilinin biteceğini bulmaya çalışıyorlar. İddiaya giriyorlar yani. Bildiğiniz loto. Hastane pcı 211 soneli, kanserliler koğuşunda yatanlardan hangisinin ne zaman cartayı çekeceği üzerine bahse girer ya, işte o hesap. "Rahat ol evlat... Ölümle yüzleşmek iyidir; sağlıklı düşünmeye başlarsın." Sigara yaktım. Ön cama mavi bir ölüm bulutu üfledim. İçim dışım fanilik jelatiniyle kaplanmıştı. Sanki ölmüştüm de, geçici olarak kendimin yerine bakıyordum: Rahmetlinin dublörüydüm... Adamın biri, yol kenarına park ettiği arabasında ruhunu teslim etmiş. Üç gün boyunca öyle kalmış ve ölü olduğu ancak onüç park cezası kesildikten sonra fark edilmiş. Ruhiye Teyze, ecelle işbirliği yapan ve rüşvet almayan trafik polisi gibiydi. Kalıbımı basarım, o da ölümden korkuyordu. "Ölümden değil, gelecekten korkuyorum." Kaderin elindeki ustura Az önce bir müşterim kurşunlandı... Bin yaşındaki görünmez ortağım aramızdan ayrılmıştı. Kalendermeşrep babam, safderun annemi aldatıyordu. Sevdiğim kızın gönlünü kazanmak için yaptırdığım büyü bir halta yaramamıştı. Ehli-keyif cinler, benim de tez zamanda nalları dikeceğime dair bahse tutuşmuşlardı. Bildiğim bir şey varsa, kum fırtınasının ortasında şekerleme yapılmaz. Bildiğim bir şey varsa, kaderin elindeki ustura pas tutmaz. Bildiğim bir şey varsa, kalbi atmayan kimsenin başı dönmez, midesi bulanmaz. Galata Köprüsü'nden çıktıktan sonra, annemi ziyaret etmeye karar verdim. Uykulu gökyüzünde horlayan obez ve bekar bulutlar birazdan ayaklanıp bulaşık yıkamaya başlayacaktı. Seziyordum. Trafik; birbirine zincirlenmiş, ya212 lınayak, yaralı kölelerden oluşan bir kafile kadar hızlı İki liyordu. Sarıyer'e vardığımda babamın dükkanının buğulu camlarına şöyle bir bakıp yola devam ettim. Babam altmışına dayadığı merdivenin ilk basamaklarında dikilip dururken, şeytan dürtmüş ve başka kadınlarla ilgilenir olmuştu. Esasen son derece merhametli ve mutedil biriydi. Otuzüç yıllık evlilik, öldürdüğü aşkm cesedini toz haline getirip üfürmüş müydü? Ben de Şebnem'in üzerine gül koklar mıydım? Kunduracı Recai Bey, sorumluluk zindanından bahaneler avlusuna yatay geçiş mi yapmıştı? Sanırım gündelik hayat aygıtına kenetlenen fesatlık

mekanizması otomatik. Şeytana artık çok az iş kalıyor; o sadece son rötuşları yapıyor. Evin önüne vardığımda, torpidodaki, Ruhiye Teyze'nin yeşil sadakat tozlarının bulunduğu torbacıklardan birini aldım. Eşikte bir an durdum. Annem, zile basmama fırsat vermeden açtı kapıyı: "Hoş geldin oğlum" deyip boynuma sarıldı. "Hoş bulduk anneciğim." İçeriye geçtim: "Cevher nerede?" "Odasında, oynuyor. Sofra kurayım mı Müntekim? Karnıyarık yaptım, seversin sen, makarna da var?" "Aç değilim." Cevher'in odasının kapısından baktım. Sırtı dönük vaziyette, plastik oyuncaklarla meşguldü. Yanma gittim. "Je-gi? Ihe uaaa" deyip gülümsedi. Bu sözlerin bir anlamı olması için neler vermezdim. Kardeşime yavaşça sarıldım. Başını öne eğdi. Yanağını öpüp salona yollandım. Derler ki, ebeveynler, evlatları koskoca yetişkinler olsa da onları hep küçük çocuklar gibi algılarlar. Şimdi, babamın defolu ihaneti ile annemin müphem mağduriyeti arasında kendimi kundaktaki bebek gibi eli kolu bağlı hissediyordum. Ve bir bebek, evlilik sorunlarını çözemez. Annem, sıradan bir adama hayatını adamış, sıradan bir ka211 dindi. Ve şimdi, onu şaşkınlığa sürükleyen bir mahcubiyetin ağına düşmüştü. Oğluna kocasından dert yanmaya istekli değildi. Doğrusu ben de kendimi babamın yaramazlıklarından konuşmaya hazır hissetmiyordum. "işlerin nasıl oğlum?" "Çok şükür, gayet iyi." "Yaşın geçiyor Müntekim, bir yuva kursan ya artık?" Böyle, çolak bir caz piyanistinin tımarhanede verdiği resitalde vokal yapan morfin yemiş hastalar gibi mırıl mırıl sürdürdüğümüz konuşma yan odadan gelen çığlıkla bölündü. Hızla Cevher'in yanma koştuk. Sırtüstü uzanmış çırpmıyordu. Etrafa, çoğu kırık, rengarenk oyuncaklar saçılmıştı. Annem bir koşu mutfaktan getirdiği küçük tahta kaşığı, dilini ısırmasın diye Cevher'in dişlerinin arasına sıkıştırmaya çalışırken, ben de ağzım aralayarak yardım ettim. Cevher, yirmiiki yaşında, 139 cm. boyunda ve 33 kg ağırlığında. Onüç aylıkken menenjite yakalandı. Ateşi yükselmişti ve kusuyordu. Başlangıçta bizimkiler çocuğun üst solunum yolu enfeksiyonu geçirdiğini sanmışlardı. Üç gün sonra doktora götürdüklerinde öğrendik ki 'neisseria meningitidis' adında bir bakteri iş başındaydı. Menynx denilen beyin zarları iltihaplanmıştı. Şimdi, epilepsi atağı geçiriyor. Yani generalize konvulsi-yon. Beyin nöronlarındaki elektriksel impulslann düzensiz dejarjı yüzünden vücudu istemsizce kasılıyor. Saatime bakıyorum; atak beş-altı dakikadan uzun sürer de status epilep-ticus evresine ulaşırsa kardeşimin hayatta kalması için acilen Diazem, Valium ya da Dolantin enjekte edilmesi gerekir. Beyin hücreleri ölmekte olan Cevher'in idrarı halıya yayılıyor. Tükürüğünü yutamadığı için, ağzından köpüklü bir sıvı akıyor. Atak dördüncü dakikada, zavallı kardeşimin uykuya dalmasıyla sona eriyor... 214 Annem, peçeteyle ağzını sildiği Cevher'in alt bezini değiş tirmeye koyuldu. Evlat sevgisine tahakküm eden derin çile sinin gereklerini otomatik hareketlerle yerine getiriyordu. Cevher hiçbir zaman okula gidemedi. Fırından bir sıcak ekmek alamadı. Yıllar yılı kendisine hizmet eden anneciğine bir teşekkür edemedi. Daima, bir çift çamur deliği gibi sönük ve tümüyle manasız gözlerle baktı. Bayramlarda büyüklerinin ellerini öpemedi. Bir kıza "Seni seviyorum" diyemedi, çiçek veremedi, laf atamadı. Mahalle maçlarına katılamadı. Uçurtma uçurmadı. Cam kırmadı. Kimseyle kavga etmedi. Kimseye hediye sunamadı. Sigara içmedi. Kitap okumadı. Balık tutmadı. Sinemaya gitmedi. Bisiklete binmedi. Lunaparkta eğlenemedi. Denize girmedi. Telefon etmedi. Bir tişört olsun, seçip, deneyip

46

beğenerek satın almadı. Evden kaçmadı. Kuş vurmadı. Oruç tutmadı. Şarkı mırıldanmadı. Hiç koşmadı. Doğumgününü kutlamadı. Bir kafeteryada kahve içemedi. Otobüsle, trenle, vapurla küçücük bir gezintiye çıkamadı. Ağaç dikmedi. Duş alamadı. Kardanadam yapamadı... Aleladeliğin ayrıcalıklarını, monotonluğun emniyetini, normalliğin konforunu asla tadamadı. Cevher'in cılız bedeni bir hüzün, handikap ve hüsran ca-mekanı gibiydi. Bir elinden annem, diğerinden Azrail tutuyordu. Annem, acıklı bir bebekliğe mahkum olan oğlunu yıkıyor, bezliyor, giydiriyor, yediriyor, tıraş ediyor, onun dişlerini fırçalıyor, tırnaklarım kesiyordu. Kalbindeki şefkat ve merhamet; ümitsizlik ve korkunun muhasarası altındaydı: "Ya ölüp gidersem, yavruma kim bakar?!" Anneciğimin alınyazısı, soru işaretleriyle doluydu: "Acaba ne zaman, belki de şimdi, inşallah yakında, galiba hiçbir zaman, sanki her an, muhtemelen asla, herhalde hep, sanırım daha zaman var, hayırlısıyla birgün???..." Kader; onun hayatında ailenin, kadınlığın, anneliğin yeniden berrak bir anlama kavuşmasını adeta bir lanetin enerjisiyle sürekli erteliyordu. GtiU ,'!■. zar Gıcırbey, ecelin programını bozamayacağını bile bile didiniyordu. Cevher'i kucaklayıp yatağına taşıdım. Yumuşacık saçlarını öptüm. Annemle bocalayarak vedalaşırken, sadakat tozu paketini eline tutuşturdum: "Bunu babamın giysilerine serp. Hiçbir mesele kalmaz. Yanlış adamla evlenen tek kadın sen değilsin" deyip evden ayrıldım. Bildiğim bir şey varsa, istikbal hassastır, her şeyden etkilenir. Peygamber'in ketlisi [Nefertiti] Kedilerin bize iyi davranmaları normal; zira ataları, atalarımızı yiyordu. [DANZY DELGADO, 1907-1989, Misafirperver Yamyam] Miyav. Ramize Ramirez enteresan bir kadındı. Dört yıl evvel 31 Ekim günü yani Cadılar Bayramı'nda Caddebostan sahilindeki bir bankta oturuyordu. Yanaştım. Elindeki kitabın kapağını inceledim: Şeytan -Yüzü Olmayan Maske, Lut-her Link. Beni görünce "Gel bakalım İblis'in yardakçısı" deyip sevecen bir jest yaptı. İnsanların yüzde doksanbeşi fillerle, pirelerle ya da balıklarla değil, biz kedilerle konuşur: "Annen baban nerede senin?" "Ya seninkiler?" diye sordum. Sözlerimi anlamadığı halde gülümsedi. Başımı okşadı. Eski Mısır'da, M.Ö. 4000'li yıllarda Bubastis kentindeki kedi tanrıça Bastet'e gösterilen saygının anısını yaşatan Ramize Ramirez derhal hizmetime girdi. Beni kucaklayıp bir taksi durdurdu ve buraya, Göztepe'deki evine getirdi. Bana "Nefertiti" diye sesleniyordu. Dahası, kırmızı iplikle Nefertiti yazısını işlediği beyaz bezden ince bir şeridi boynuma astı. 216 Ramize Ramirez, irlanda'nın Cork şehrinde yaşayan Og luyla günaşırı telefonda konuşuyordu. Kocası ise eve sene de üç-dört kere uğrayan bir uzak yol kaptanıydı. Kadıncağız dalgalı, köpüklü bir yalnızlık içinde sigara tüttürürken, kendi kendine "Gemileri ben de severim, fakat okyanuslardan nefret ediyorum" diyordu. Ramize Hanım, Türk edebiyatının Agatha Christie'siydi [18901976]. Tam yirmiyedi tane polisiye roman yazmıştı. Gelgeldim, kitapları pek tutulmamıştı. Mısırlılar, Tibetliler, Hintliler ve birtakım İngilizler gibi Ramize Ramirez de kara kedilerin uğurlu olduğuna inanıyordu. Bu batıl inancının faydasını gördü: Yeni romanı Azrail'e İtimadım Sonsuzdur büyük ilgi uyandırdı. Hızla yazmaya devam etti: Katiller De Gıdıklanır, Delik Deşik Bir Kefen, Uçurum Bedduası, Cesetler Şifa Bulmaz-■■ Hepsi de kapışıldı. Eski romanları tekrar basıldı. Televizyon programlarına çıkıyor, gazetelerin kitap eklerinde ondan övgüyle bahsediliyordu. Muhabirler onunla röportaj yapabilmek için yarışıyordu: Bana duyduğu sevgiyi, bir gazeteye verdiği

beyanatta "Mükemmel dostlarımız asla iki ayaklı değildir" diyerek belirtmişti, imza günlerinde hayranları uzun kuyruklar oluşturuyordu. Ödüller aldı. Eserleri sinemaya uyarlandı. Yılın yazarı seçildi. Yüklü bir ücret karşılığında yeni bir yayınevine transfer edildi. Göztepe'deki evini satıp, Gümüşsuyu'ndaki Çifte Vav Sokak'ta bir daire satın aldı. Beraberce taşındık. Fakat biz kediler, insanlardan ziyade mekanlara bağlanırız. 11. yüzyılda gemilerle Mısır'dan Avrupa'ya göç eden atalarım gibi ben de bir Şehir Hatları vapuruna atlayıp Kadıköy'e, oradan da geze geze Göztepe'ye geri döndüm. Evin yeni sahibesi Ruhiye Hanım boynumdaki tasmaya bakıp "Hımmm, Nefertiti, münasip bir isim" dedi ve beni buyur etti. Yorgundum, uyumak istiyordum. Kevser, ben den pek hoşlanmadı. "Kara kedi musibet taşır" diye lıo )\1 murdandı. Ruhiye Hanım ise "Kara kedi diye bir şey yoktur!" deyip beni evirip çevirdikten sonra "Bak!" diyerek, Kevser'e karnımdaki daha önce fark etmediğim beyaz leke-ciği gösterdi. "Haçlı Seferleri'nden itibaren Avrupalılar kedileri korkunç yöntemlerle öldürmeye başladılar. Diri diri yakılan kedileri, Arapların, Türklerin ve Şeytan'ın vekili sayıyorlardı. 15. yüzyılın sonlarından itibaren üçyüz yıl süren cadı avı boyunca, kediler cadıların asistanı telakki ediliyordu. Hele kara kedi, zırcahil Avrupalıların nazarında kılık değiştirmiş ifritti. Zavallı kediler kulelerin tepelerinden atıldılar; baltalarla, küreklerle öldürüldüler; şatoların temellerine, duvarlarına konan harca canlı canlı karıştırıldılar... Edgar Allan Poe [1809-1849] Kara Kedi adlı meşhur hikayesinde, duvara gömülen kedi tema'sını işlemiştir. Batılılar, 'Kedili piyano' diye bir işkence aleti yapmışlardı. Uzun, kapaklı bir kutuya bir düzine kedi konuluyor, hayvancıkların kuyrukları, kutunun kenarındaki deliklerden dışarı sarkıtılarak kapak kapatılıyordu. Sonra, karanlıkta kalan kediciklerin kuyrukları şiddetle çekiliyor, yakılıyor ya da üzerlerine iğne batırılıyordu. İnsanlıktan nasipsiz vahşi mahluklar, biçarelerin acı çığlıklarından senfoni dinler gibi zevk alıyorlardı." Ruhiye Hanım'm anlattıkları uykumu açmış ve başımı döndürmüştü. Kevser'le aynı anda, ayrı dillerde sorduk: "Eee? 'Kara kedi yoktur' derken neyi kastediyordun?" Ruhiye Hanım: "Müsaade edin de sözümü bitireyim." Biz kediler, yüz farklı ses çıkarabilsek de insanlar gibi konuşamıyoruz. Heveslisi de değiliz zaten. Yine de bizimle iletişim kurmak zor sayılmaz. İhtiyar kadın, anlatmayı sürdürdü: "Hasat zamanının başlangıcına rastlayan Saint-Jean bayramında, anız yakılırken kediler de fıçılara ya da torbalara konarak ateşe atılıyordu. 218 Torba ya da fıçı parçalandıktan sonra kaçışan tutuşmuş kediler taşlanarak veya sopalarla dövülerek öldürülüyordu. 1630'larda, Paris'teki Greve Meydanı'nda vahşi bir kalabalık, yüzlerce kediyi yakacakken, taht'a çıkmaya hazırlanan XIII. Louis, babası IV. Henry'i rica minnet ikna etmiş ve kralın emriyle kediler yakılmaktan kurtulmuştu. İşte bu işkence ve katliamlardan, bilhassa kara kedilere odaklanan nefretten sonra, tümüyle siyah olan kediler ortadan kalktı." Zamanla, Ruhiye Hanım'dan kediler hakkında çok şey öğrendim: Abdullah bin Sahr adlı sahabe, kedileri çok severmiş. Birgün, cübbesinin cebinde yavru bir kediyle dolaşırken görülmüş. Bunun üzerine, arkadaşları onu "Ebu Hureyre" [Kediciklerin Babası] diye çağırır olmuşlar. Peygamberimizin de kedileri varmış. Gözdesi olan kedinin adı Müezza'ymış. Müezza, karamel renginde, kısa tüylü bir Habeş kedisiymiş. Allah'ın Elçisi, camiye gideceği bir vakit, hırkasının üzerinde uyuyan Müezza'yı rahatsız etmemek için, hırkanın bir kolunu sessizce kesmiş.

47

Gözünde. Şebnem Şibumi. Sahne. Babanı pamuk ticaretiyle uğraşıyordu. Ve kızı öpüyor. Müezza'ya ve Peygamber'e arkadaşlık eden türdeşlerime hem imreniyorum. evham ve hüsran altıncı hissi güçlendiriyordu. Şeriatın ardından. Şeytanın don değiştirdiği bir gece kulübünde dansçıydı. Halbuki. dilenci kılığına bürünüp faciayı daha net görebileceği bir yerde dikilmeyi seçmişti. Kusursuz Hüsran] Şebnem Şibumi'nin oturduğu sokağın basındaydık. bahçelerde ve bilumum hoşbeş mekanlarında insanlara yakın olduklarına göre. Müsabaka bitti. Heyecanlanmıştım. yani başı göğsümün hizasmday-dı. Dizlerimin üzerine devrildim. buruşuk bir palto. Caddeye çıktığında ona epey yaklaşmıştım. daha önce provası yapılmış gibi cereyan etmişti. Düşünüyorum da. Lukana Lamppon'la bir kerecik olsun böyle cıvıl cıvıl gezip tozamıştım. Yolu perdeleyen karanlıktan. sürekli yanında kedilerle dolaşıyordu. Ona âşık olmak. Sebepsiz somurtuşun ardından. nefes mi alıyorlar anlaşılmıyordu. [Bunlar. şakayla "Yolcuları sağ salim cennete ulaştırmaya çalışıyorum" derdim. Gülüyorlar mı. Belli ki. suratıma.. Güneşi görebilmek için el fenerine ihtiyaç duymazsınız. Kediler. Hasan Amcamın asla tasvip etmeyeceği bir manzara daha. Hal hatır soranlara. şeriatın tadını kaçırmıştı. Kız ile herif. Gıcırbey'in. kazanacağına kimsenin ihtimal vermemesiydi. Belime. baldırlarıma. 222 Şebnem Şibumi'yi öpen iblis. t-reks sürüsü gibi aniden dönüp onun tepesine üşüştüler. İri olduğum ve sert oynayarak elini kanattığım için beni King Kong'a benzetiyor sanmıştım. Yol ile merdivenlerin kesiştiği bir yerde arabayı durdurdum. develerden ve köpeklerden farklı olarak ev içlerinde. Mu-hamrned zaten kedi besliyordu. bir yudum birayla yutabilirsiniz!" diye anons eden sunucuyu erkekler tuvaletinde kıstırıp sille tokat klozete tıkmıştım. Taylandlı fıstık Lukana Lamppon! Çamaşırı öyle küçük ki. Taklit kıyafetler. Hasan Amcam aslında dedemin üvey ağabeylerinden birinin oğlu. Bir beysbol sopası kafama indiğinde. Çünkü bu adam. 1996'dan sonra Arap zamkı işine girdi. Şebnem Şibumi ile ihanet dansında ona eşlik eden sente tik kavalye nazikçe vedalaştılar. Ölü taklidi yapan yaralı gibi nefesimi tuttum. Neyi kastettiğini geç anladım. amcam Hasan Turabi'ye ülkemizin hukuk sistemini emanet edince. Bu dehşetengiz olayın sorumlusu ekranda belirince hayretler içinde kaldım. rutubetli bir ceket. yere yapışmıştı. pingpong değil de satranç oynuyor sanırdınız. Bahçenin şampiyonunu maça davet ettim. uzun favorili ve bıyıklı bir adamla birlikte sokağa girdi. türünün son temsilcisi bir yırtıcı gibi çığlık attı. ülkede kuraklık baş gösterdi. arabesk bir şarkının videoklibini andırıyordu. assolisti ensesinden yakalayıp kaldırdım ve kaportaya çarptım. Kızın nerede olduğunu bilmiyordu. Kız. Pingpongculardan biri. İşte. Hasan Amcamın çok iyi kalpli ve bilgili olduğunu. Arabadan bir düzine fedai saçıldı. Lukana. adam geldikleri yönden geri giderek sokağın ucundan kıvrıldı. biri dan gözlerinin oyulacağı. Evine doğru yürüyen pretJ ses dönüp dönüp arkasına bakıyordu. cehenneme tayini çıkmış bir melek gibiydi. kurşuna dizilmiş gibi yere çöktü. Bana karnaval ucubesiymişim gibi davrandı. Soytarı da öyle. Liseyi bitirdikten sonraki birkaç ay. yokuşları sahile bağlayan merdivenli sokaklardan iniyordu. elindeki şişeyi bırakıp bana doğru koşarken arabayı çalıştırdım. Gıcırbey sırtını duvara yaslayıp. Hıyarağası basamaklarda tazı gibi sekiyordu. Melankoli. sentetik kürkler. Yüzüne bakınca. Şaha det parmağını öpüp kıza zafer işareti yolladı. >\<> Kanla gargara [Abdülcabbar Turabi] Son tahlilde bütün aşklar karşılıksızdır.Peygamber'i her fırsatta ziyaret eden ve ondan 5374 hadis rivayet ederek. boynunda ressam kaşkolü. Lukana Lamppon'un dolar yeşili gözlerinin muhasebesiy-le meşguldüm. imitasyon mücevherler içinde sahici bir dilberdi. Gecenin zemininde ayak sesleri yankılanıyordu. başımdan aşağı çizgiler halinde akıyordu. Araba. Gıcırbey'e "Ben herifi yakalayayım. Evinin bahçesinde iki adam pingpong oynuyordu. aklının ucundan bile geçmiyoi m du. kırılması imkansız bir rekora imza atan Ebu Hureyre. Başında gangster kasketi. Vıcık vıcık yumruklarım ağırlaşmış. dehşet. Ve onu yendim. sürekli hatıra fotoğrafı çektiriyormuş gibi gülümser. tam yanı başımda dikildiler. benim içimde de utanç ve kederin dehlediği Arap atları yarışıyor. Milyonlarca ceset. fakat otomatik silahlarla yaygınlaşan katil şımarıklığı ile başedemeyeceğini söylerdi. Gıcırbey'in Chevrolet'yle yaklaştığım duydum. Kanım. Gazı kökledim. cehennemde çakmaklara gaz doldurmak gibi bir şeydi. bacağında ormancı pantolonu. bahçe kapısından girdi. nereden bulmuşsa. 11 Eylül 2001 Salı günü istanbul'daydım ve bütün televizyonlarda ikiz Kuleler'e yolcu uçaklarıyla yapılan saldırının görüntüleri yayınlanıyordu. [TAHA BİN TALHA. Sokakta volta atan Mün-tekim Gıcırbey. dünya bu yıl güneş etrafındaki turunu ben-siz tamamlayacak diye düşündüm. Tam arabaya bineceği sırada. gök gürültüsü gibi infazlar ve askerî darbelerle yeniden düzenleniyordu.. Biz ise arabayla mecburen tepenin etrafını dolanıyorduk. ] Loş ve kalabalık kulübün en uzak köşelerinden Lukana'yı seçebiliyordum. bu gece burada olacakları nasıl sezdiğini düşündüm. İnsanda onları derhal gebertme isteği uyanıyordu. İstanbul'a gelmemde de onun tavsiye ve telkinlerinin payı var. Sopalar. büyük caminin yanında buluşuruz" deyip fırladım. O esnada. 1996'nm Nisan ayında onu ziyarete gitmiştim. Simsiyah bir dumanın içinde çırpmıyordum. evsiz dilenciler gibi giyinmişti: Eprimiş bir hırka. Aşka inanmıyordu. Limuzine doluşup kayboldular. karnıma durmadan vuruyorlardı. 1995'te Dünya Masa Tenisi Şampiyonu olan Çinli Linghui Kong'dan bahsediyordu. bir limuzin timsah gibi burnunu uzattı. Hartum'daki Hasan Amcamın gözlüğünün aynısı. ona en çok kulak veren. Hasan Amcam da tebessümünü bir sağa bir sola yöneltiyordu. Onu "Şimdi de huzurları220 nızda. tartaklanmak böyle bir şeydi. Şebnem'den haber alamıyordu. Lukana. kıçıyla ceviz kırabilen. Gıcırbey. Ucuna iflas bayrağı takılı mızrak gövdeme saplanmıştı. polisleri bile mateme sürüklüyordu. kısa saçlı. birkaç sene evvel Hasan Amcamın evinin bahçesindeki 48 . Kong'un özelliği. Hz. Kadarif te cenaze arabası şoförlüğü yaptım. O kadar sevinçli ve hoşnut görünüyorlardı ki. Arabada benimle oturabileceği halde. Peygamber'in sohbetlerinde en çok bulunan. Uzun boyluydu. Cinai bir görenek halinde sürüp giden iç savaş ve çatışmalar. dünya gözüyle onu en çok gören hayvan kedi olsa gerek. Tıp fakültesine gitmemde de. Gıcırbey moleküllerine ayrılırken. 1983'te General Cafer el-Nimeriri. Güzelliği. ayağında piyade botu. Demek. Rakibiyse yenilmekteydi fakat gayet neşeliydi. Hasan Amcam. can çekişmekte olan. katlanılır gibi değildi. hem de onlarla gurur duyuyorum. Gıcırbey'de fazla oyalanmadılar: Bana attıkları dayağı ona özetlediler. kıvırcık sakallı ve otuzbeş-kırk yaş-larmdaydı. elmanın kabuğunu bile emerek çıkarabilen. kalıcı felç gelir" demişti. o da pat diye şeriat getirdi. Her şey. elinde şarap şişesi. Şebnem Şibumi'nin söylediği her kelimeyi işitiyorum: "Mutlu musun canım?" "Olmak üzereyim" diyor aşağılık mahluk. Sırılsıklam olmuştum. Kendisi Fransa'da ve İngiltere'de öğrenim görmüş bir hukukçudur. Bana "Kong gibi" oynadığımı söylemişti. Ben o akşam için kiraladığımız 1970 model siyah bir Chevrolet Camaro'nun içinde bekliyordum. Hasan Amcamın katiyen onaylamayacağı olaylardı. bir keresinde bana "Surat asmayı bırak.

Bense doğduğuma çok pişmanım. Çocuklar gibi. Dün. ansızın yanımda bitiverdi. Ben de kısa Camel paketinden bir sigara çekip ateşledim. Lisedeyken en iyi arkadaşımdı." Ve yol boyunca kitaptan başını kaldırmadı." "Tamam. bakanlığın.. otuziki dişinden otuziki mahalleye yayılan sırıtışıyla meydanda yürüyüşe çıkmıştı. İşi profesyonelliğe vurdum: "İntikam almak istediğiniz biri yoksa. Onun da sol yanağında ve kaşında dikişler vardı. Yokuş aşağı gitmeye başladık. En iyi arkadaş derken. Mogadişu'da onsekiz ABD askerini öldürdüğünü ve L998 j}\ Ağustosu'nda Nairobi'deki ABD elçiliğini bir kez daha bombaladığını öğrendim. "sizin için ne yapabilirim?" Sağa sola bakındı. Çok iyi Arapça konuşuyordu. Sesimi değiştiren cihazı ağzıma tutarak sordum: "Ne için. En son. Kafamı güçbe-la çevirip Gıcırbey'e baktım.. Röportajda "Çakal Carlos günahımı alıyor. telefonu kapattıktan sonra bir sigara yakarak. Yüzümün sağ tarafı hâlâ kebap gibiydi. birbirimizin vaktini boşa harcamayalım. Kar. "Üstelik kendi sesinizle bile konuşmuyorsunuz? Bunun bir telefon şakası olmadığını nereden bileceğim?" Aslında. Kendisi diplomatik pasaporta sahipti. Lukana "Herkesin bildiği sırrı saklamak sana düşüyor Abdülcabbar" demişti. Barska marka dürbünümle Beşiktaş'ta. Hasan Amcamın kitaplarının Türkçe nüshalarını görünce göğsüm kabarmıştı. Müstehzi bir edayla konuştu: "Yüreğime su serptiniz. Carlos'u esaslı bir ahbap olarak görüyorum.. "Kollarında ya da yüzünde bir uyuşma filan?" "Yooo?" "Miden bulanıyor mu?" "Hayır? Niye soruyorsun?" "Beyin kanaması geçirmediğinden emin olmaya çalışıyoGözlem yapıp tahmin yumurtlayan robot Pikabımın şoför koltuğundan. Aslında kellelerini masamda dizili görmeyi arzuladığım birkaç kişi var. çerçevesi ya-mulmuştu. Daha demin sopayla tepeme vurdular!" "Onu kastetmedim.pingpong maçında yendiğim kişiydi: Usame bin Ladin! Mağlup pingpongcunun 1993'te de New York'taki Dünya Ticaret Merkezi'ne [bombalı araç yerleştirerek] saldırdığını. Ölüm döşeğinde kahkaha atan deliler gibiydik." Tanıdığım kadarıyla alaycı biri değildi. sahtelikten daha güvenilmez ve endişe vericiydi. Kesinlikle oydu. o derece afallamaz -dım. Dürbünü bırakıp cep telefonumu çıkardım. yediğimiz müthiş dayaktan sonra birbi-rimize kardeş gibi benziyorduk. Yüzünde bıçak gibi keskin bir gülümseme vardı. Üsküdar Iskelesi'nin karşısındaki telefon kulübelerinden birini izliyordum. Lübnanlı bir sevgilisi vardı. Abdülcabbar'm ayna karşısında kendi yüzüne dikiş atmış bir doktor olduğuna inanmak zordu. "çok iyi yazıyor. Acaba AŞKartlar üç yıl boyunca geçerli olacak mıydı? Belki de bakanlık feshedilirdi? Eve vardığımızda arabayı park ettim. kar tanelerini yakalamaya çalışıyordu. Gözlem yapıp tahmin yumurtlayan robot gibiyim. rol icabı peyda olarak Boğaziçi Köprüsü'nden Sultanahmet Camii'ne uzanan pembe bir tül örtmüştü. "onu Fransa'ya ben teslim etmedim. Fu'-nun ne için." diyordu. Eski dostum. "Pekala" dedim." "Başını öne arkaya oynatır mısın?" Gıcırbey "Böyle mi?" diyerek hareketleri yaparken göz ucuyla takip ettim. Lukana'ya da olan olmuştu. Kitabında bana dair yazdıkları doğru değil. kimden intikam almak istediğini öğrenemedim. aynı yılın 7 Ağustosu'nda Nairobi [Kenya] ve Ta-les Selam'daki [Tanzanya] ABD elçiliklerini bombaladığını. haberi sunarken ağlamıştı. Birinci sayfa tümüyle Gönül işleri Bakanlığı Katliamı'na ayrılmıştı. İçtenlik. Manşette. Mikail'in testeresiyle kesilmiş. Ne düşündüğünü anlamak imkansızdı. "Alper Cangüz'e bayılıyorum" dedi. yakınlarını daha iyi tanıması için bazen onlardan uzaklaşması gerekiyor." Gıcırbey'le ikimiz. Şoför koltuğundaydım. Fakat hiç görmediğim birine düşmanlarımdan söz etmekle asıl riske ben girmiş olmaz mıyım?" dedi. 224 Gülme faslı bitince sordum: "Başın ağrıyor mu?" "Dalga mı geçiyorsun? Tabii ki ağrıyor. lapa lapa yağan karın içinden geçip caddeye çıktı ve aniden duran bir taksi onu adeta yuttu. Sesinde merak ve birazcık endişe vardı: "Telefonu suratınıza kapatıp gidersem ne olacak?" Kesin bir ifadeyle "Hiç" dedim. Önce anneme rastlamıştım. Sonunda o kayboldu. Baş ağrın var mı?" "Biraz. Pingpong mağlubiyeti. yediği esaslı bir tekmeyle 49 . "Dünyanın en çok aranan teröristi"ne pingpong dersi vermiştim.. Köprüyü geçitken sonra "Aşkı öldüremezler!" yazılı bir pankart gözüme ilişti. benim için son günlerde bu konuşmalar zalim şakalara dönüşmüştü. İkimiz ayrı bataklıklarda boğuluyorduk: Birbirimize yüzme öğretmemiz imkansızdı. Gıcırbey de ben de darmadağın olmuştuk. "Roman okuduğunu bilmiyordum?" dedim. "Evet. Alper Ca-nıgüz. başınızı en çok derde sokan kişiyi kastediyorum. Gönül İşleri Bakanlığı Heyeti'nin komple katledildiği haber veriliyordu. şimdi de uzun zamandır görüşmediğim eski dostum Fu hattın öbür ucunda. işin tuhafı. Sürüne sürüne Chevrolet'ye ulaştık. Hasan Amcamın gözlüğünün camları kırılmış. Bir ara gözden kaybolan Abdülcabbar. 300 metre kadar ötemdeydi. dilediğini unuttuğun bir dileğin aniden gerçekleşmesi gibiydi. Yılların onu değiştirdiğini düşündüm.. Şaşırmıştım: "Cinayet işlemiyoruz maalesef. onunla yapılmış bir röportaja rastlayınca apışıp kaldım. kim den intikam almak istiyorsunuz?" Adam "Size ilk ağızda sırlarımı söylememi beklemeyin Ji: Mesajda 'Riski biz üstlenelim' yazmışsınız. "Haklısınız. Acı." Konuşmamız bu minval üzere sürüp gitti. "Şu anda beni görüyor musunuz?" Onu özlediğimi fark ettim. Gri paltom bir adam kulübeye girdi. insanı aptallaştırıyor." Birkaç kişi ha? Yılların onu tahmin ettiğimden de fazla de226 ğiştirdiğini anladım.. Ömründe ilk kez kar yağışı gören Abdülcabbar. Makaraları koyverdik. onu daha da agresif yapmıştı. sonra konuşmamız sırasında bir adam vurulmuştu. ağzımda biriken kanla gargara yapıyordum. Yazarı. ben onun için doğmuşum gibi. Bu." derken dürbünü tekrar gözlerime götürdüm. Arabayı çalıştırdım. Yine de Lukana benim için yaratılmış gibi geliyordu. Okuya okuya apartmanın merdivenlerini çıkıyordum." Bir zamanlar aynı takım elbiselerden giyip langırt oynadığın birine yalan söyleyemezsin. Güzelliği ona kraliçe unvanıyla birlikte kölelik getirmişti. Güldükçe. Kadın spikerlerden biri. kulübenin numarasını tuşladım. Tibet'te bir manastırda çile doldurduğunu duymuştum. Abdülcabbar'a "Birazdan geliyorum" deyip bir gazete satın aldım. "Neredeydin Doktor?" "Bunu aldım" diyerek elindeki küçük poşetten çıkardığı kitabı gösterdi: Gizliajans diye bir roman. Bizzat kendisiyle karşılaşsam. bütün televizyon kanallarında. İnsanın. Bu sesi tanıyordum. Bir Türk gazetesinde. iştahsız bir güneş. Beni gülme tuttu.

. Beni öldürmeye kalkışan herif de konuştu.. Demek eski dostum. dün Gö nül İşleri Bakanlığı Heyeti katledildi. "Sanırım aşkı onaylanmadığı için. "Görüşmemiz lazım. kanlı ellerle piyanosunun başına geçen bir müzisyen gibi tatlı tatlı anlatmaya başladı: "Duymuşsundur." "A-a! Fuat? Ne güzel sürpriz" dedim. bana niye geldin Fu?" "Hayati Tehlike'nin gebermesini istiyorum da ondan. çay tepsisini sehpaya bırakıp aramıza katıldı. "Kaçıncı kattasın?" "İki. Yedi senelik ayrılığın üstüne.." 228 "Öyle mi?!" deyip daire kapısına yürüdüm ve apartman kapısını açan düğmeye bastım. hepsi bu. Bildiğim bir şey varsa. kıtlıktan çıkmış birinin iştahıyla "Tamam" dedim. Fu'ya sigara ikram ettim ve karşısına oturdum: "Anlat. Ve cinayetin kusursuzluğu. Korkarım sen de hedeftesin Gıcırbey. Ne zaman?" "Şimdi. kapıyı açtım. Abdülcabbar. dalgıç gözleri ve sörfçü burnunu birarada tutan bir amiral kafası taşıyordu. Kafa kopunca tıraş biter Başka birinin sevgilisini öldürmek." "Eee?" Paltosunun içinden çıkardığı ikiye katlı dosyadaki fotoğrafı göstererek "îşte bu adam" dedi. Dilersen bir müddet saklanırsın ya da bana katılırsın. Hayati Tehlike hapse girip ense yapacak öyle mi? Buna izin vermeyeceğim. Evimin adresini oradan almış. çayı demlemek üzere mutfağa gitmesiyle oda bir anda genişledi. Sokak ortasında sırtüstü yatan. gülerek arkadaşıma sarıldım: "Hoş geldin Fu! Eskisinden de hızlısın!" "Hoş bulduk" derken suratımdaki mor tümseğe dikkat kesilmişti. Üstüme saldığı iki adamı da hakladım. çölde rastlaşmış gibi şaşkındık. kellesi kopmuş bir adam." "Neredesin tam olarak?" "Oturduğun apartmanın önündeyim. Fakat. ne iş yapıyor?" Fu çayından bir yudum aldı: "Meşhur mafya babası Atom Bombacıyan’ın has adamı. Şeb-nem'e âşık olması ihtimali tüylerimi diken diken etmişti. Sigarasını emdi: "Katillerin lideri." "Kim bu Hayati Tehlike. Şebnem için tam yirmiiki kişiyi vurdu?" "Özel Kalem Müdürü Ezel Zelzele'yi de onun öldürdüğünü düşünüyorum." "Hayırdır? Türkiye'de misin?" "Evet." Gülümserken. Fotoğraftaki cani. Omuzlarının üzerinde. Adolf Hitler. Scarface'deki Tony Montana gibi." "Peki polis. Otuz saniye içinde etraftaki öteberiyi alelacele toplarken Hürriyet gazetesini kitaplann arasına gizleyerek ortadan kaldırdım. "Demek. niçin polise her şeyi anlatmıyorsun Allah aşkına. yolda karşılaştığı hastasının yüzünü hatırlamaya çalışan jinekolog gibi bakıyorduk. Şüpheliler listesindeki isimleri tek tek eledim. ördek kendini pişiremez. "Kusura bakma. bakanlığın basın müşaviriyim." Telefonu kapattım. işgal altındaki Paris'te yaşayan tüm Yahudilerin sol göğüslerine sarı yıldız takmalarım emretmişti [1942]. ne var ne yok." "Pekala olur. Abdülcabbar'ın. gemileri karadan Halic'e sürüklüyordu [1453]. Ben iki kere saldırıya uğradım. [STEPHEN KING] Telefonum çaldığında geceyarısıydı: "Evet?" "Müntekim Gıcırbey'le mi konuşuyorum?" Arayan Fu'ydu. sımsıkı kilitlendiği kitabının üzerinden bana bakınca.. Atını denize koşturan Fatih Sultan Mehmet komutasındaki Osmanlı ordusu. katilin mükemmelliğine bakar. Acı haber getirenlere özgü sıkıntıyla gözlerime bakarak "Evet" dedi. Edmund Hil-lary ve 50 ." "Şebnem Şibumi. Güvenlik kameralarındaki kayıtlarda birtakım maskeli adamlar görünüyor. Tepeleme intikam dolu bir tabağa yumulmak üzere olan. görüşelim. tropikal tebessümü yavaşça silindi: "Ne oldu patron?" "Hiiiç" derken gözlerim sesi kısık televizyona takıldı. Hepimiz üç-beş yaş gençleştik!" "Ben. Bakanlık Heyeti'nin intikamını almak istiyorum. bir koşu çay suyu koydum.. Fu karşımday-dı. beyin cerrahı kendini ameliyat edemez. Bakanlığın kökünü kurutmaya kararlı görünüyor." filan diyordu. bahriyeli saçı. Fakat ben araştırdım.." dedim ve içimden ekledim: "Onların ölümüyle ülke nüfusunun yaş ortalaması epey düştü. Senin zarar görmeni istemiyorum." Abdülcabbar. verdiği beyanatta "Fuat [Tufa] Bey bana Güney Afrika'dan telefon etmişti.. "senin de tanıdığın bir kıza. Abdülcabbar'la tokalaşırken. fakat benim yerimde kim olsa onun sözlerini ciddiye almazdı. yana-ğındaki ve kaşmdaki dikişler geriliyordu. jii ıiAinaı§ • Uzay gemisi şeklindeki bulutların altında Geçmiş. katilleri neden tutuklamıyor?" "Çünkü bilmiyorlar. "o namussuzu cehenneme yollayalım!" Bildiğim bir şey varsa. Propaganda Bakanı Joseph Goebbels'in tavsiyesiyle. herşey yolunda mı?" Ormanda birbirimizi kaybedip. zihinsel bir hıçkırığa yakalanmış gibi görünen Fu'nun ağzı açık kalmıştı.havalanmış olan Ezel Zelzele adındaki özel kalcın müdürünün fotoğrafı vardı.. Ne diyorsun?" Şimdiye dek intikam işlerinde hiç adam öldürmemiştim. Basın Müşaviri Fuat Atıf Tufa. [WILLIAM FAULKNER. Katliamı yönetenin Hayati Tehlike 230 olduğuna dair delil yok. Gönül İşleri Bakanlığı'nda çalışıyordu! Gazeteyi aniden alev almış gibi bırakıp ayaklandım. sakalını tıraş edemez. Fu. tek kelime etmeden olay yerinden adeta kaçmışmış. Şebnem Şibumi'yi benden çalan aşağılık yaratığın ta kendisiydi! Abdülcabbar'la beni hastanelik eden limuzin çetesinin elebaşısı! "Bakanlık Heyeti'ni neden öldürmüş?" diye sordum. Şebnem'i benden kaçıran haydudu bir an önce mıhlamak için yanıp tutuşuyordum." )}>\ "Evet. Önce annemgile uğramış.. ev biraz dağınık" deyip Fu'yu salona buyur ettim. alnından vurulmuş bir erkek cesedi görüntüsünün altından "Gönül İşleri Bakanlığı Özel Kalem Müdürü Ezel Zelzele suikaste uğradı" yazısı geçiyordu. Fazlasıyla gözü-kara olduğu söyleniyor. elinden düşürmediği romanla odasından çıkageldi: "Merhaba. Sesimizi duyan Abdülcabbar. kendi sevgilinizi öldürmekten çok daha kolaydır. Hayati Tehlike adında biri. Okuduklarım beni afallatmıştı. 1897-1962] Müntekim Gıcırbey'le 29 Mayıs günü tanıştım." "O nerede peki. geçmemiştir bile. İkimiz de." "Hımmm?" Kaşlarımı kaldırıp alnımı kırıştırdım.. Bu rüküş dangalağın ihmalktl 227 lığı olmasaymış 'korkunç olay' önlenebilirmiş.. Bildiğim bir şey varsa. Herifçioğlu.." "Yani?. Benim kitabımda can almak yazmıyordu. ölü değildir. balıkçı sakalı. Mecburdum. Gangster yani.." "Birine mi aşıkmış?" Kuduruk mandıra köpeğinin. Yine de sordum: "Kimsiniz?" "Ben Fuat Tufa.

birçok sahnesine bakamadığım vahşet dolu filmleri tercih ediyorum. başım göğe eriyordu. Başdöndürücü aşk mektupları yazıyordu. Havuzdaki kafa vampire öfkeyle bakıyor. olgunluk imtihanıydı.] ulaşmışlardı [1953]. O kadar bekleyemezdim. Eve vardığımda. bu olay beni irkiltti. sakin ol" dedi. kabul ettim.. Müntekim biraz mahcup görünüyordu. Tensel cazibeyi ve erotik merakları. Pakistan'ın doğusunda çıkan kasırgada ölen 10 bin kişinin cesetleri etrafa saçılmıştı [1963]. Enver Paşa arabadan başını uzattı ve "Şebnem! Bir fotoğrafımızı çeker misin?" diye seslendi." İlginç biriydi. Meğerse. Kafasız polis sendeliyor.. Beklemediğim bir biçimde. rulo halinde katlanmış bir kağıt olduğunu fark ettim. Bir yandan esrarengiz. Üniforması kan içinde. Ellerimle yüzümü kapamıştım. Enver kulağıma eğilmiş "Vampir şimdi de baltayla polisin kafasını uçurdu" diyordu. sağa sola ateş ediyor. teknoloji fuarının açılış konuşmasını yaparken düştüğü durum. Hollandalı Filozof Baruch Spinoza'ımı do ğum gününde [1632] Enver Paşa'ya telefon ettim.. Cevher'i kucaklayıp götürdü. Akşamüzeri eve dönerken. Enver'le tanışmıştık. kurtadamların desteğine şiddetle ihtiyacım vardı. bana zaten bildiğim bir şey söyledi: "Seni seviyorum Şebnem. Ye-niyetme erkek çocukları bilirsiniz. 22 Kasım'da. Fakat Müntekim bana sürekli eposta gönderiyordu. Müntekim'le geze toza beş-altı ay geçirdik. Bundan hiç bahsetmemişti. Yani benimle ilgili hislerini. "Yanılıyorsun Şebnem. sizin aile numaranız mı?" Müntekim de. Ben de vizörden bakıp deklanşöre bastım. Fotoğrafı çekerken "Pinokyo yalanın sembolüdür" dedim. onun Gönül İşleri Bakanlığı'na başvurup bir AŞKart aldığıydı. Ben de çektim. Leonardo Da Vinci'ye Lisa Gerardini'nin tablosu -Mona Lisa. Enver yine karşıma çıktı: "Hanımefendi. beni cezbediyordu. Ona doğrudan doğruya "Aramızda her şey bitti.r. elinde fotoğraf makinesiyle yanıma yaklaştı: "Hanımefendi. Bir korku filmi afişi görsem. maymun gibiler. Beyinsizlik onu kahrediyor anlaşılan. Gülizar Hanım "Cevher. İntihar edeceğini sandım. "o romanı ben de okudum. Korku filmleri birer dayanıklılık testi. Sonra da iyi akşamlar diledi ve lambasına geri dönen cin gibi arabaya binip uzaklaştı. Müntekim'le bir daha görüşmemeye karar verdim. Enver.. iki katlı bir eve vardık. güzelleşmek için vampirlerin. Enver Paşa" diyerek elini uzattı. boyum uzuyor. Gelinlik giydiğimde Frankenstein nikahımı kıyacak.. Godzil-la şahidim olacaktı sanki. Hiç 51 . pekala yarının yalanları şekline girebilir. Beraber gezip tozuyorduk. Kim bilir aklından ne geçiyor? Ben bu vampirleri anlamıyorum. bir yandan da açıkçası sıradandı. 29 Mayıs günü. Zirvedeki bir adamın bir anda lağım okyanusunun dibine yuvarlanması. Çocukluğum boyunca. 2 Kasım'da [1914'te Rusya'nın Osmanlı Imparatorluğu'na savaş ilan ettiği gün]. Elimde Pinokyo'yla kalakalmıştım. henüz Müntekim'le çıkarken. Askerî darbeden sonra tutuklanan İçişleri Bakanı Namık Gedik... Devrisi gün [1507'nin 3 Kasım'mda. Küçükken menenjite yakalanmış.Tenzing Norgay. Ankara Kara Harp Okulu binasındaki hücresinin penceresinden atlayarak şüpheli bir biçimde intihar etmiş. Ritty'nin yazarkasayı icat edişinin [1879] yıldönümünde. kadınlarla ilişkilerinde bazen akıl almaz biçimde atılganlaşırlar. zombi-lerin. Cevher yirmiiki yaşındaymış. Vampir ormana doğru koşmaya başladı.ı 0'> 279 _ __ 44" 24 Kasım'da.. Müntekim beni her gün anyordu. Beni ailesiyle tanıştırmak istediğini söyledi. yokuştaki merdivenleri dikey olarak kesen yolda bir otomobil durdu. Kupon karşılığı aşk 1 Aralık. uzay gemisi şeklindeki bulutlara bakarak yürürken. İşten çıkardığı 1100 kişinin sıkıntısının toplamından daha berbat bir haldeydi. kaldırımda yatıyordu [1960]. Yüzüme bile bakmadı. İlk birkaçından sonra iletileri okumadan silmeye başladım." Bilmediğim şey ise. kardeşini taklit ediyormuş!. İnzivaya çekildi. Eııvrı l'. hiyye sea uhevua?" diyor ve saati öğrenmeye çalışıyordu. Enver Paşa'yla tekrar karşılaşacak mıyım diye meraklanıyordum. Cevher'in hareketleri düzelmiyordu. Erkekler. 23ü Nasıl yaptı bilmiyorum. Gülmeye başladım. fotoğraf makinesini bana verdi ve arkasına sakladığı diğer elindeki Pinokyo kuklasını yanağına dayayıp gülümsedi. Donakal-mıştım. beş Türk yanarak ölmüştü [1993]. Bir alışveriş merkezinde dolaşıyordum. ben de hangi akla hizmet bilmiyorum.. Salona geçtik: Onikionüç yaşlarında bir çocuk kanepeye oturmuş televizyon seyrediyordu. meraktan geberiyordum. Adımı söyleyene dek mavi gözleriyle beni süzdü. Barbaros Hayrettin Paşa ile bendenizi fotoğraflar mısınız?" Komikti. üçü çocuk... sonsuzluğa meydan okuyacak bir aşk zannederler. düzgün bir bıyığı vardı. Müntekim de tanıştığımız gün aynı oyunu oynamıştı. Everest'in zirvesine [8 bin 850 m. '18 yaşından küçüklere sakıncalı' bu filmler. Arabadan indi. Gidip yanma iliştim. Çocuk hâlâ "Heebe. 18. Cevher "Heebe. saygıdeğer bayan" dedi. annesi de yüzüme bir tuhaf bakıyorlardı. Namık Mıknatıs'ınkine benzemesinden çekiniyordum. Almanya'nın Solingen kentinde Türklerin yaşadığı bir apartman Neonaziler tarafından kundaklanmış. lütfen bir 237 fotoğrafımızı çeker misiniz?" Fotoğraf makinesini gayri ihtiyari aldım. Enteresan ve çekici bir adamdı. somurtkan ve kayıtsız olurlar. önce bana değil. Galapagos Adaları'ndan birine yerleştiği söyleniyor.ısmar-lanmıştı] Beşiktaş'ta. Cep telefonu hattımı iptal ettirdim. Akıbetimin. insan olma çabasını temsil eder" deyip kuklayı bana uzattı. Pinokyo'nun ağzında. Namık Mıknatıs. Yine de. Bir kaidenin üzerinde hiç kıpırdamadan duran canlı heykelin yanma geçti. Pinokyo. Teşekkür etti: "Ben Enver. "Ben de Dilara Dilemma. yapma yavrum. resmî makamlara bildirmişti! Dehşete kapıldım. Sarıyer'in yukarılarında. bahanesi hazır bir acımasızlığa dönüşür. korku filmlerine derin bir hayranlık besledim. Hasbelkader bir tanesini izlesem. lütfen beni bir daha arama" diyemedim. Müntekim'in annesi Gülizar Hanım zarif bir kadındı. şapkası kıyıya düştü. Zeki biriydi. "Heykel yok mu?" diye sordum. Namık Bey'in. Müntekim. fakat Namık Mıknatıs'ı tüm dünyaya rezil etmeyi başardı. Sık sık buluşur olmuştuk. Çocuk aynı hareketleri ve sözleri tekrarladı: "Heebe. Sağ elinin işaretparmağmı sol bileğinin üstüne vurarak "Heebe. Genellikle korkumuz tehlikeden fazladır.. açtım baktım bir not: 238 "Tarihe gömülmeden önce haberleşelim. hiyye sea uhevua?" 236 Dirseğimle çocuğu dürtüp Müntekim'e sordum: "Ne bu. Büyüklerin benden ve akranlarımdan yasal düzenlemelerle gizledikleri 'korkunç gerçekler' işte bu filmlerdeydi. sizi de kandırabilir. hiyye sea uhevua?" derken ciddiydi! Gülizar Hanım." Gülümseyerek "Kesinlikle yalan söylüyorsunuz. yani dünyanın ilk sinema salonunun Paris'te açıldığı gündü [1906]. "Polisin kafası havuza. Büyümek. Barbaros Hayrettin Paşa heykelinin yanında poz verdi. İntikam bir denge kurmanın ötesine geçti mi. Bugünün doğruları. Beni görünce çocuğun yüzü aydınlandı. benden bin beter hale düşmüştü." Korku filmleri yüreğimi ağzıma getirir. Kendini kandırmayı başarmış birinin sözleri. 4 Kasım'da yani James J. Vampir şapkayı aldı. hiyye sea uhevua?" dedi. Gözlerimi açmaya cesaretim yoktu. Daha da kötü olacağını nereden bilebilirdim?. Favorileri uzundu.

nezih bir yerdi. işte. suçluların ve fahişelerin cenazelerine yataklık eden St." Bu olay beni birden dikkatli bir seyirci konumundan şaşkın oyuncu pozisyonuna sokmuştu. Sana bir anlaşma öneriyorum" deyip paltosunun iç cebinden iki dosya kağıdı ve bir dolmakalem çıkardı. Aşkın doğması ve yaşaması. beni tanımıyorsun bile. İtiraf etmeliyim ki aşkın gücü. öyle mi?" "Ne bekliyorsun? Fotoğrafını çekmeyi kabul ettim ve iki kere buluştuk diye. 2005 yılında Inssbruck Üniversitesi ve Maryland'deki laboratuarlarda yapılan testlerde Mozart'a ait olduğu ümit edilen DNA'lar. Yine de.. Sonra da çekip giderler. Enver'in avucuna. sonra da bana gülümsüyor. belki cinayet de işleyen bir pezevengin gövdesinden kopmadır. Romantizmin baştan sona kurallarla örülü oluşu bundandır. Varlığım onu paniğe sevk etmişti. 240 "Yani beni sevmiyorsun.. adının gerçek olması gerekmez. Dilenci pozu veren bir canavar. Leonardo Da Vinci'nin [14521519] icat ettiğini biliyormuş gibi saygıyla takdim etti. Port Arthur'da alev alev yanıyordu [1904]. filmin bitmesini beklemeden. ilkokuldayken şimşek hızıyla yayılan söylentilerden biri şuydu: "Şeytanın Ölüsü diye 239 bir film varmış. Oturup onu izlemeye koyuldum. zaman kazanmak için sordum: "Lee Jun Fan'i tanıyor musun?" "Sadece Uzakdoğulu olduğunu biliyorum" deyip gülümsedi. Işıklar yamnca üzerinde 'Ş-l' yazılı kağıda bakıyor. Çünkü asayişi sağlamak zorundayız. birbirlerini ve Mozart'ı göremezler. 1791'de tutulan ölüm kayıtlarına göre "mühim darı tanesi ateşi" hastalığını atlatamayarak ruhunu teslim eden Mozart kimsesizlerin. Her karenin içine bir harf gelecek şekilde şu cümleyi yazdı: ŞEBNEMŞlBUMl ENVERPAŞAYISEVİYOR. Bıçağını mikrofon olarak kullanıp avına serenat yapan bir cani gibiydi. turne için bulundukları San Francisco'daki Chinese Hospital'da. Bermuda Şeytan Üçgeni'nde bir uçağın kayboluşundan [1945] tam bir yıl sonra Rıza Silahlıpoda dünyaya gelmişti. gayet iyi bildikleri yolda. jöleli saçlarını geriye taramıştı. >A\ "Kimsin sen?" dedim "Yani ne iş yapıyorsun?" "Yorgancıyım" deyip yanındaki devasa çantayı gösterdi. "Lee Jun Fan. Bana vurgun olduğu ortadaydı. Enver beni canavarların insafına bırakmıyor. Çin Operası'nda sahne alan Lee Hoi-Chuen ile Gra-ce Lee çiftinin. kare şeklinde küçük bir kağıt bırakıyorum. tararlar Mozart'ın mezarını bulamazlar. Masadan yavaşça kalktım. Muzip bestekar tam anlamıyla yer yarılmış. Garsondan makas istedi. Zen-tralfriedhof Mezarlığındaki anıtsal kabir de boştur. kar denen yumuşak ve beyaz zırhla çoktan örtülmüştür. makası. kararmaya yüz tutmuş bu sevdayı nasıl karşılamalıydım? Kendimi yokluyordum ve Müntekim'in sevdiği kişi olmadığımdan neredeyse emindim. otomatikman kazdıkları çukura sahipsiz kalmış büyük besteciyi atıverirler. Garson." Bu cümleyi hâlâ tamamlamış değilim. Gönül İşleri Bakanlığı'nca tescillenmiş. Hızlı başlarsın.unutmuyorum. Ergenlik rampasını aşamamıştı. Ararlar. Peki onu seviyor muyum? Bu soruyu cevaplamak için henüz çok erken. sıradanlığa ve tekdüzeliğe varan yolun birinci etabıdır. Avusturya Müzesi'ndeki Mozart'ın kafatası da maalesef başka birinin. izleyenler kalp krizi geçiriyormuş!" Kocaman. kareleri özenle kesmeye başladı. Mozart halen aranan ölü bir kaçaktır. Cenaze arabasını çeken atlar. 52 . Bileğimi tuttu: "Dur lütfen. Yani. köhne bir sinemada. Meraklanmışüm. Zırcahil ve enerjik mezarcılar da. Antikalarla dekore edilmiş. Uyurgezer Mevta] Müntekim'den gelen e-postalar. sağ bacağı kısa olan oğlu Lee Jun Fan'ın dünyaya yalnızca otuzüç yıllığına gelişinin yıldönümüydü. hısımlarınmkilerle karşılaştırılmış. 27 Kasım'di. Durmadan konuşuyordu. Mozart'ın mezara kaçtığı gün olan 5 Aralık'ta [1791]. Enver ne kural tanıyor. 'Ş-l'de neyin nesi? Hemen. Sanırım bir daha görüşmesek iyi olacak" dedim ve çantama sarıldım. Ne yaptığını anlamaya çalışıyordum. Henüz ikinci buluşmamızdı ve Enver Paşa bana ilan-ı aşk etti: "Seni seviyorum Şebnem. Mozart'ın yakınları ve arkadaşları beyaza kesmiş Viyana caddelerinde adeta kör olmuşlardır. "Yanılıyorsun. Ayrıca onun saldırganlığı andıran teslimiyetinden rahatsızlık duyuyordum. serserilerin. Türk istiklal Harbi yüzünden zor durumda kalan ingiltere ile IRA'nın siyasi kanadı Sinn Fein arasında anlaşma imzalanmış ve İrlanda bağımsızlığına kavuşan ilk sömürge olmuştu. dilencilerin. Benim şahsımda başkasını arzuluyordu sanki. "Bana âşık olmaya yaklaştığın her adımda kuponların bir tanesini geri vereceksin. hattâ onlarla dalga geçiyor. kardanadamları bile üşütecek kadar soğuktur ve tipiden göz gözü görmemektedir. ondört yıldır devam eden içki yasağının kaldırılışının şerefine içiyorlardı [1933]. Mezar taşı dedim de. Karanlık salonda onunlayken kendimi güvende hissediyorum. Ve bir mezar taşının tepesinde güneşlenen kertenkele gibi objektifleşirsin. yavaşlığa bağlıdır: Ağaçlan keserken ormanı korumak gerekir. Aşk heyecanı adı altında gelen bu gayretkeşlik hayra alamet değildir. Enver siyah bir takım elbise giymiş. Sonra yavaşlarsın. Aşk uzlaşmaya. Stephan Kilisesi ile mezarlık arasındaki son yolculuğunda kaybolmuştur! Hava. taşımadığınız kusurlarla yererler de.. cenaze töreninin yapıldığı St. Keçi yutmuş boa yılanı kadar enerjikti. Çünkü dâhi müzisyen. Bruce Lee'nin gerçek adı" dediğimde Enver irkildi sanki. Amiral Heihaçiro Togo komutasındaki Japon ordusu tarafından havaya uçurulan Rus donanması.. Enver. Kesme işlemini tamamlayınca "Şimdi bu kuponları al lütfen" dedi." Bu yavan sözü daha önce de duymuştum. kahkahalarla gülecektim. fakat sonuç alınamamıştır. Sonra da harfleri l'den 30'a kadar numaralandırdı. kara toprak. Fakat ödümü koparacak filmler hiçbir zaman eksik olmuyor. Kağıtlara yatay ve dikey çizgiler çekerek eşit büyüklükte kareler çizdi. Akrabayı taallukat kabristana vardığında. Marx Mezarlığı'nm batı bölümünde bir çukura gömülmüştür. ısınabilmek için 242 dörtnala koşarlar. Beyaz perdedeki karanlıktan fırlayan bin çeşit yaratığa meydan okuyor. Durdum. 1799-1888. içine girmiştir. Bütün bunlar tesadüf müydü? istanbul'da güneşi uzaktan da olsa görebiliyorduk. Şeytanın Öîüsü'nü [The Evil De-ad. ne de kural koyuyordu. St. Oyunu tümüyle değiştiriyordu. hiçbirini okumadığım halde beni bunaltıyordu. kadının yavaşlığında kendini gösteren otoriteyle intizama dönüşür. Stephan'daki süslü mezar da. birkaç gün öncesine gidelim: Evrenin Sonundaki Restoran'daydık. Amerikalılar. Kuponları cüzdanıma özenle yerleştirirken. Karnavallar katillere ilham verir. Onüç sene sonra tekrar izleyince. Erkeğin hızından kaynaklanan savrukluk. Yanında kocaman bir çanta taşıyan Enver'le Kadıköy'de Koyu Kahve adında yüksek tavanlı bir mekana girdik. Ateşin icadından önce ölüp cehenneme giden mağara kadınının hayreti içindeydim. 1981] seyrederken dizlerim titriyordu. [MARIO MORANTE. Sadece sevdiğini sanıyorsun Enver. Sahip olmadığınız niteliklerle sizi övenler. Wolfgang Amadeus Mozart'ın nerede gömülü olduğu belli değildir." 241 Kurşungeçırmez yorgan Hassasiyet pahalıya mal olur. "Bence" dedi "kişi gerçekse. biz kadınları sevdiğimiz kişiden tiksindirmeye programlanmış sistemi harekete geçirir. Yani kalbinde bana karşı özel bir şeyler hissettiğinde. 1940'ta.

Bilmiyorum bunu sana anlatmam ne derece uygun?. kapının önüne bir şeyler bırakıyordu. Masadaki saat üçü beş geçiyordu. Abdülhamit'in yorganını çektim. Sabunun arkasını çevirdiğimde ŞEBNEM yazısını gördüm. aklım bir karış havadayken. yorgan ve sırmalı örtüler gönderir.. Görüş alanımın dışındaki bir arabanın motor sesini duydum. onun ibriğini kullanmak manasız. Hali vakti yerinde kişilere. Padişah Yorganları. Sigarayı alelacele söndürdüm.. 1951'de İstanbul Şişli Camii'nde. bir şey yok. vay canına?" "On sene önce. Kalbim göğsümden fırlayacak gibi oldu.. belki duymuşsundur?" "Maalesef. bu hediyeyi kabul edemem. bir zamanlar 246 Reha Veto'yu vurduğu gibi. Kara kuru. Dört tanesi benimle birlikte İstanbul'a gelmeyi kabul etti. küçük olayların büyük payı vardır. Tam çığlık atacakken kendimi tuttum. Paspasın altına baktım. O anda aklım başıma geldi. Her neyse. Sana.. Halbuki yorganını örtebilirsin. Yorganın yanında bir katalog bulunuyordu. Dikkatle bakınca. Çimenlerin arasında küçük bir boşluk vardı. uzaktan bizi izlediğini fark ettim. Sicilyalı Rozalina'nın yorganı. sonra da bir yürüyüşe çıkılırmış. Şöyle elimle yoklayıp desenin245 den bir kesiti inceledikten sonra. Padişahların yorganlarının aynılarını yapıp satışa sunma fikri kadar. Enver Paşa [1880-1922]. Tarihî felaketlerin kaçınılmaz hale gelmesinde." deyip güldü. Benden beş yaş büyüktü. uykuya dalmamı engelliyordu.. Okmeydanı'nda bir yer tuttum. "Bunu kabul edemem Şebnem. Bazı tarihçiler. Bir sabun. Çantanın fermuarım açarken. Fazlasıyla mahremiyet taşıyan bir eşya. Sessizce merdivenlerden aşağı inerek dış kapıyı açtım. "Teşekkür ederim Enver. Görebildiğim kadarıyla. Benim işim bu Şebnem. Lise son sınıftaydım. Paşakapı-sı önünde toplanan kalabalık. 'E' harfini ona iade ettim. Yüzüm sevinçle gerilmişti. Çantayı derhal bıraktım: "Enver. Birkaç dakika içinde toparlanıp bahçe kapısından çıktı. Sen daha iyi bilirsin. Yani bizimkiler hakiki padişah yorganı. kahve-cibaşı denilen vatandaş ile onun elemanlarına teslim edilir. Üsküdar İlçe Emniyet Müdürü'ydü Enver. Bir kalalog hazırlattım. 1928'de [1 Kasım'daki Harf Devrimi'nin kırkıncı günü] Latin harfleriyle yazılmış ilk mezar taşı Avukat Ali Kemal Bey'in validesi Aliye Hanım'ın mezarına dikildi. İnsanlar beşiği yorganı alkışlar. kesin o da şoka girmişti!. Elimle orayı kazdım. sana Kanuni Sultan Süleyman'ın üçüncü karısı Sicilyalı Rozalina'nm yorganından getirdim" deyip. entarisini giymek. bakayım" diyerek yeniden çantayı açtım. Yani fotoğra fini.. Ben de makaraları koyuverdim. Yani. Yıldız Sn rayı'nda II.. Padişah da davetlilere hediyeler sunarmış. Divan Yolu'ndan geçerek Bab-ı Hümayun'a gelirmiş. 1926'da Darülelhan'da [konservatuar] Türk Müziği eğitimine son verildi. belki de benim hassasiyetlerim yüzünden gözümde büyüyen geçici tuhaflıklardı? Yorganı üzerimden atıp doğruldum." "Sarayda insanlar toplanır. Aslında göründüğü kadar özel değil." 53 . Odam sigara kokmasın diye pencereyi açtım... Galiba doğumun altıncı günü bir merasim daha yapılıyormuş. ölümünden yedi ay önce mevlit okutuldu." "Hımmm. Sarayları bir bir dolaştım." "Sen tarihçisin. Bunların yanında sultan ve şehzade yorganları da var. dua. Osmanlı împaratorluğu'nun I. Enver Paşa'ya ilk kuponu vermekle iyi mi etmiştim?."Nasıl yani?" "Yorgancılığın tarihe karıştığını duydum.. Üzerine kuş bacağına benzer bir çift çubuk bağlanmış ve parlak. beşik. cennet daha güzel bir yer olacak 9 Aralık. Halbuki cenaze evine taziyeye giden bir ağır hasta kadar yorgun hissediyordum. Artık kimse yorgan diktirmiyormuş. bebek için beşik. Çiçekli bahçelerde şeker şerbet tadılırmış. Western adlı bir spagetticide karnımızı doyurmuş cappuccino içiyorduk." "Neden?" "Yorgan bu. yorgan ve örtü. Yavuz Sultan Selim'in yorganı ile mesela Sokollu Mehmet Paşa'nın yorganını birbirine karıştırmış olabilirim. Üstelik pahalı. yeşil taşlar tutturulmuştu." "Tamam da. Bir de mesela Yavuz Sultan Selim'in kostümlerini. Çorap çekmecesine sakladığım paketten bir sigara çıkarıp yaktım. Bak. Tezgahı kapatmış yir-mibeş-otuz yorgancıyla görüştüm." "Ne sakıncası var ki? Hem kendinden bahsetmezsen seni nasıl tanıyabilirim?" "Beni yargılamandan korkuyorum. Beşik de. Ve acayip bir şey buldum. Leonard Cohen'in The Future şarkısı çalıyordu. Müntekim'i de öldürebileceğini düşündüm. Korkum daha da arttı." "Peki birileri satın alıyor mu bu yorganları?" "Elbette. Yorgan modern çağa da uyuyor. Yorganı çıkarıp yayamazdım." "Madem öyle diyorsun. Eğer şeytan o anda oralardaysa. Böylece bütün o yorganların desenlerini çıkardım. bu markayı bilmiyordum. kendi imalatım olan bir şeyi hediye ediyorum.. Dolmabahçe 244 Sarayı'nda da Atatürk'ün yatağım fotoğrafladım. saraylı bebecik için dua edilirmiş. İnternetten de sipariş alıyoruz.. bunun yorgancılıkla ne ilgisi var?" "Ben fotoğraf çekiyorum ya... Dünya Savaşı'na girmeyebileceğim öne sürerler. muhabbet. Beni büyülemeye çalışan lanet olası Müntekim Gıcırbey'i sonsuza dek görmek istemediğimden artık emindim. Ağzımdan yalvarışı andıran bir sitem çıkıverdi: "Şansını zorlama lütfen. Yatak dediğin bir imparatorluk. fazlasıyla mahremiyet taşıyan bir şey. Yerinde olsam bir bakardım. Yorgan da o imparatorluğun bitki örtüsü gibi. değil mi?" "Evet?" "Osmanlı Sarayı'nda padişah çocukları doğduğu zaman beşik alayı denen bir tören yapıhrmış. Babamın. bahçede çömelerek gezinen adamın Müntekim olduğunu anladım. 1917'de. Açıkçası hangi yorganı kim örtmüş tam emin değilim. Sen cennete gidince. Osmanlı Împaratorluğu'nun elinden çıktı. Valide Sultan ile sadrazam." "Doğrusu öyle düşünmemiştim. hayatımda aldığım en ilginç hediye" dedim... o büyük deri çantayı uzatırken ekledi: "Sicilyalı Rozalina'nm diğer adı neydi?" "Gülfem Sultan" dedim. Oradan seçiyorsun. zayıf bir adamdı. Bu. Kilis'e gittim. yorganlar da hoşuma gitmişti." "Doğru. Tek tek insanların hayatı da öyle değil midir? Müntekim'de gördüğüm aşırılıklar. Bahçede bir adam vardı! Yüreğim ağzıma geldi." Enver'in bana verdiği kuponlardan birini.. gırtlak kanseri olan Maria Eva Duarte de Peron için. inci ve zümrütlerle bezeli olurmuş. Babıali Baskmı'nda [23 Ocak 1913] öldürülseydi. Biraz karıştırdım. MI "Benim babam. Reha Veto diye biriyle tanışmıştım. Enver'e Reha Veto'dan o gün bahsettim. "Umarım. yorgan da elmas. İnsanlar eğlenirmiş işte. Müzik. katalogu aldım. Biraz pahalı. 1893'te Haliç sularının donduğu gün. Harem Dairesi'ndeki yataklara serili yorganların fotoğraflarını çektim. kaz tüyü özel yorganlar dikiyoruz..." "Eee?" "Topkapı Sarayı'na gittim. Üstelik pahalı. fakat insanlar ömürlerinin üçte birini yatakta geçiriyorlar. Dehşete düşmüştüm. Aynılarını diktirip satıyorum. Perdenin arkasından Müntekim'i izliyordum. İngilizlerin işgal ettiği Kudüs. rüyalarında beni görmeni sağlar" deyip muzipçe gülümsedi. kafeterya'mn sahibi olduğunu düşündüğüm orta yaşlı sarışın kadının.

O korkunç olay hâlâ rüyalarıma giriyor. Sigarası ağzının kenarındaydı.. "Ne peki?" "Birgün." "Reha askerden geleli bir sene olmuştu. Çok acayipmiş" derken Enver derin bir nefes aldı. Bilgisayarı vardı. Büyüdüm sanıyorsun. Okul bitti. Onu sevmiştim. Aptallığım yüzünden öbür dünyada cayır cayır yanacağım. Sarıldık.. İlk başta ben de ne yapacağımı bilemedim. içimde metal bir yumak çözülüyordu sanki. Bazı akşamlar Beyazıt'tan Üsküdar'a Emre'yle birlikte geçiyorduk. Eşyaların çoğu çahntıymış. Babam birkaç ay sonra emekli olup hacca gitti. "Ben aslında çalışkan bir kızdım. Tam bir şey söyleyecektim ki Reha arkamdan boğazımı yakalayıp kafama silah dayadı!" "Ne?!" "Evet. Babam bir koşu yanıma vardı. Şu.." Çantamdan bir mendil çıkarıp gözlerimi ve burnumu sildim. Bayramlarda filan. Sonra ne oldu?" Sağ elimin serçe parmağı tırnağımın kenarından küçük bir ısırık aldım. Fakat beni öyle gördükten ve Reha Veto'yu öldürdükten sonra. "Peki." Enver. Fakültede Emre adında çok iyi bir çocuk vardı. Reha işsizdi fakat ailesinin durumu iyiydi sanırım.\ termek istediler. Onu sağda solda görüyordum. Senin hiçbir kabahatin yok.. PAPTılar babamı Üsküdar belediye başkan adayı gös r. kapıya yanaşmakta olan beyaz bir Toyota'nm içinden babam indi. Kafamın içinde bir okyanus uğultusu. 'sen aç. Gönlünü ferah tut. Renault. korku yüreğime doluyordu. "Ben senden yanayım Şebnem. sana kupon mu verdi?" diye sordu. Zaten perişan olmuştum. Karşımda üniformalı Bora Ağabey'i görünce afalladım. Reha'yı tanımıyordu. Daha doğrusu. Terliyordu. Hepsi geçti. Yaz geçti. Böyle bir şey aklımın ucundan bile geçmemişti." "Siren sesleri derken?" "Polis sirenleri. Sol gözünü kapatan korsan gözlüğünü sol elinin işaretparmağı tırnağıyla kaşıyordu. Babam sivildi zaten. Reha'nın arabası vardı. Tekrar buluşmaya başladık. Derhal kapıyı açtım. Alnını kırıştırmış. Ve beyni sütlüçilekli dondurma gibi elbisemden aşağı akan Reha yere yığıldı. Kaan'ın ağabeyi gibiydi. Reha'nın kapıyı açmaya niyeti yoktu.. Reha ile babamın arasında. Düşünsene. Sahile filan gidiyorduk." Ağlayacak gibiydim. Bana hiç kızmadı. "Reha da babamı tanımıyordu. 'Tamam' dedi.... babasıyla erkek arkadaşının bu şekilde tanışmasını istemez. Abartmayacağına söz verirse olabileceğini söyledim." "Hayır Şebnem. Emniyet teşkilatından birçok polis tanıyordum. Sırtımda. Yemek hazırlamıştı. anlattıklarımı aklı almıyormuş gibi bakıyordu. bir Reha'ya baktılar ve harekete geçtiler.. Tarih bölümünde okumaya başladım. Gerçi babamın polis olduğunu söylemiştim. Reha'yla birbirimize baktık.. Vücudumda kontrolden çıkmış bir gözyaşı makinesi gürül gürül çalışıyordu sanki. Reha'nın evine gittin ve." Enver pür dikkat beni dinliyordu.. Derslerde iyiydim yani. Reha Veto'yla takılıyordunuz. Babam polis olduğu halde heyecanlanmıştım. Reha 'Yaklaşmayın yoksa kızı vururum' diye bağırıyordu. Derken babam sigarasını atıp silahını çekti. Açıkçası berbattı. Enver masal dinleyen çocuklar gibi bakıyordu. Fakat aramızda ciddi bir şey olmadı. Ağlamaya başladım. Bana yakınlık gösteriyordu. Bir hırsız çetesiyle de bağlantısı varmış. Şoke olmuştum. müstakil bir ev tutmuştu. "Uyuşturucu satıyormuş. Onlar da küçüklüğümden beri beni tanıyorlardı. PAP'a ııyc oldu. Hatta emniyet müdürü olduğundan da bahsetmiştim. Birkaç kere ailece bize misafirliğe de gelmişlerdi. Reha Veto'nun sırrı neymiş?" diye sordu.. "Unut gitsin Şebnem. Çay bahçelerine. sevgilim beni rehin aldı. kulağımı sıyırarak otobüsün ezdiği dondurma külahı çıtırtısıyla Reha'nın başına saplandı." Tuhaf adamlar.. sana sarkıntılık mı etti?" "Aslında evet. yalnız yaşayan genç bir bekar için gayet gösterişliydi. Reha. Reha'yı epeydir göremiyor-duın. Sonra kapıyı açması için ısrar ettim. Kadiri tarikatını bilir misin?" "Duymuştum. Çengelköy'ün yukarısında eski. Sadece bir his. arada Kaan'ın yanında Reha'ya da rastlıyorduk. Sesinde merak yoktu.. Reha'nın tavırları da beni itmeye başlamıştı. fakat babam kabul etmedi. Zaman zaman onların zikirlerine katılır." dedi ve ona üçüncü kuponu vermeme neden olan cümleyi kurdu: "Sen cennete gidince cennet daha güzel bir yer olacak. Utanç bedenime yayılırken. Herhalde hiçbir kız. Reha'nın evinde öylece oturmuş bir şeyler içiyorduk.. Bana 'Dans edelim mi?' dedi.. Yeni bir müzik seti almıştı. Mesele de o değil zaten. Üstelik kafam da karıştı biraz... ölümü de ahreti de fazla ciddiye almaya başladı. Paniğe kapılmıştı." "Neden peki? Bir tür kaçak filan mıymış?" M-> "Onu söyleyeceğim. Derken biz Reha'yla çıkmaya başladık. Kurşun. Reha 'Çekilin! Defolun buradan." "Dalyan Efendi diye bir şeyhe bağlandı. 'Kızı bırak gitsin!' diye haykırdı. Reha'nın kalbinin deli gibi 250 attığını hissediyordum. Gönül İşleri Bakanlığındaki heyet var ya. yeni halılar filan. yoksa kızı vururum!' diye bağırdı. "Tamam. Serinkanlı görünüyordu. Sonra da kapı sertçe vuruldu.. Biz evin salonunda dans ederken. Gelgeldim hiç de öyle değil yani. Dalyan Efendi o heyettekilerden biri. Bir anormallik olsun istemiyordum. "Devam et lütfen. dışarıdan siren sesleri gelmeye başladı. Eşyaları. Ben. kalbimi de kazanmış olacak. Açmazsan kapıyı kırmak zorunda kalacağız' diye bağırıyordu. Beni evine davet edip du248 ruyordu." Kalbim hızlanmıştı. Nedenini tam bilemiyordum. Diğer polisler buzları çözülerek bir babama. Son derece duyarlı ve şefkatliydi. Bazen öğleden sonraları Reha'yla buluşup geziyorduk. Bir yandan da müzik dinliyorduk. hocalar da bize toleranslı davranıyordu." "Babam her zaman muhafazakar bir adam olmuştur. en yakın arkadaşım Serap Sahra'nm sevdiği bir çocuk vardı: Kaan. 'Neler oluyor Reha?!' diye sor dum. Herkes donup kalmıştı. Enver Paşa beni ürkütmekten sakınır gibi usulca omzumu okşadı. Benim için şiir yazmıştı. Babamın sevdiği polislerdendi. Bana iyi davranıyordu. Çekiniyordum. hikayenin devamını bilmediği için bu kadar sakin durabiliyormuş gibi geliyordu. Büyük ekranlı bir televizyon. Öyle çok ağladım ki. Onu hiç böyle görmemiştim. Fakat o anki yüz ifadesi çok acayipti. hiç de bile. Biz Serapla gezdiğimiz için. Bir-iki kere dördümüz gezmeye gitmiştik. Yine de yüzünü bildiğini sanmıyorum. gözlerini kısmıştı. daha doğrusu 17 Kasım günü." "Öyle mi dersin?. Tam o anda babam ateş etti. sinemaya. Üniversite sınavına gireceğimiz için. Evinde dört kilo eroin buldular... Üniversiteyi kazandım. "Haklısın. ben anlattım." 54 . Uzun süre kendime gelemedim. İyi aşçı değildi yani. Gerginleştiğimde tırnaklarımı yiyorum hâlâ. O yaşlarda insan neyin ne olduğunu bilemiyor."Seni yargılamak mı?. Bir ara 'Açılın' anlamında silahını sağa sola çevirdi. birkaç kere yeltendi. Akıllı bir çocuktu.. Dışarıdaki polislerden biri 'İçeride olduğunu biliyoruz. acayip koşullarda lazım olabilir Leyla Kalahari "Ne. korkudan çok utanç hissediyordum. Uzatmayayım. Bir tek babam yüzü allak bullak bir halde bana doğru yürüyordu. Bana." "Baban durumu nasıl karşıladı? O da çok şaşırmış olmalı?" "Babam olaydan benden bile fazla etkilendi. O anda. Kıpırdayamıyordum. Anneme de bir şey söylemedi..' Ben de kapıya yaklaştım." "Çok ilginç kızsın Şebnem. sevgilin seni rehin alıyor ve baban geliyor. Yine de birkaç kere nasıl olduysa Reha'nın evine gittim. Reha'yla dansımız trajik bir biçimde yarım kalmıştı. O da şaşırmıştı." deyip elimi tuttu. Babam çok şefkatli bir adamdır.. "Evet" dedim "30 kuponun tamamını benden geri almayı başarırsa." Gözlerimden yanaklarıma sıcak yaşlar süzülmeye başladı.

"Leyla. Çok az param vardı. Asırlara ne kadar çok iftiranın. Yirmiiki yaşındaydım. Tek gözlü talebemin yüzüne. oyuncak mı gerçek mi. Kısa boylu. Matematik ve astronomi alanındaki çalışmalarıyla tanınan Pisagor'un [M. "Gerçi beni alakadar etmez ama. gelmiş geçmiş tüm insanların yalanları. Tiz ve metalik sesiyle "Hey cici kız. dinî liderler. insan bilmediği bir konuda doğru soru soramaz. o yangına fırlatılarak yakıldığını anlattım." "Hımmm? Padişahın karısının yorganını nereden bulmuş?" Altında göz bulunmayan kaşını kaldırdı. savaşlar taklitler ve aldatmacalar üzerine kuruludur. Yani neolitik çağda tüm dünyadakinin sekiz katı! Tarihte bir mağara dönemi varsa. insanın üstesinden gelebileceği kadar kolay bir iş değil. "O da kim?" Rengarenk saçlarının altında sağ gözü. Milattan Önce 8500 ila 7000 yılları arasında birilerinin Ortadoğu'da tarımla uğraşmaya başladığı varsayılsa da. Fakat uzmanlar bu durumdan doğan sorumluluğu reddeder. on küçük ciltten müteşekkil kitabına değindim. "Bugün Çin'de 40 milyon kişi 'yaodong' denilen mağara evlerde ikamet ediyor. Yıldırım düşmemişti. yangını fırsat bilip yağmacılık yapan kimsenin. Alaaddin'in uçan halısı ve Enver'in yorganı ha? Tebrik ederim. bilmeyenler." Soruyu tamamlayamadım." "Evin nerede?" "Karagümrük'te. Derken. Dersimize. Gerçek."Böylesini ilk kez duyuyorum Şebnem. bu hakikaten romantik.ı rih ile hakikat iyi geçinemez. papağanın gagasmdaki zeytin gibi parlıyordu. Onlardan biriyle muhatap olduğunuzda. Bıçakla. ek-mebiçme işlerinin daha öncelere dayandığını belirttim." dedim. Milattan Önce 753 yılında kurulduğu iddia edilen Roma İmparatorluğu'nun hikayesini es geçmedim: Bir nevi kur-tadam olan Romulus'un. karısı Yasodhara ve oğlu Rahula'yı terk ettiğini. Bir konfeksiyon atölyesinde çalıştım. neden bahsettiğini bilen biriyle sohbet etmekti ve bunun için ödeme yapmaya hazırdı. oyuncak uçağın ve öksüz pilotun peşinden ayrılmıyor." dedi Leyla Kalahari.. Yani ı. beni bir arkadaşıyla evlendirmeye kalkıştı. Bayan Kalahari'ye tarih dersleri veriyorum. ömrünün kalan 51 yılı boyunca da evine yalnız bir kere uğradığını. Babil-li Hammurabi'nin kanunlarının 282'sinin okunabildiğini. mutluluğu ciddiye almayan. birtakım yerleşim bölgelerinin bulunduğunu söyledim. tekerrür etmemesidir" demiştim. hissetmeye. efendim. o dönemde mağaraların mesken olarak kullanılmadığını. "tuhaf adamlar acayip koşullarda lazım olabilir. dalgalı saçları parlıyordu. bir çocuğa böyle bir isim koyar ki? Gerçek'in annesi ölmüş. Leyla Kalahari'nin villasın-daydık. bilim adamları. haydutlar. saray denince akla entrika gelir. hapisteydi. Çarşambadan beri öylece yatıyormuş. Rumeli Hisarüstü'nde. Gerçek'in babası. hizmetçinin arkasından yürürken "Uçağı akvaryuma koyalım mı?" diye sesleniyor. kayıp bir kabilenin izine rastlamış antropolog ifadesi yerleşmişti. Babam. Bu nedenle. Milattan Önce 17.. Tabiattaki ahengin ayrılmaz parçası olan hercümerçten bir sahne diye düşündüm." Deliller çözüm getirici olduğu kadar öğretici de olabilir. yazıldıktan 1500 yıl sonra basılan Mimarlık Üzerine [De Architectu-ra] adlı. uydurmanın sığabileceğini düşün." 17 Aralık. imparatoriçeler. Wright Kardeşler'den bir tek Orville'in [1871255 1948] Kamikazelerden haberdar olduğu geliyor aklıma.. Milattan Önce 1. yanılgıları ve bilgisizlikleri tarihin oluşumunda rol oynadı. yüzyıla kadar matbaa yoktu. yüzyıldadır. Granada Gazinosu'nda şarkı söylüyordum.." "Enteresan. Büyük ağabeyim. yani Wright Kardeşlerin 1903'te. Yere sağlam çakılmış o dengeli ağacın yürüyüşe çıkması imkansızdı. savaşçılar. boş mu dolu mu olduğunu kestiremediğiniz. tüccarlar. elindeki oyuncak Kami-kaze uçağını uçurarak etrafta dolaşıyor. onlar gibi düşünmeye.." "Belki de bir yerde okumuştur ya da filmde görmüştür?" Şüphe." r. villanın bahçesinde devrilmiş bir ceviz ağacı görünce şaşırdım. ilk ders günü. Ağaç. Kuzey Caro-lina'da benzin motorlu uçakla ilk uçuşu gerçekleştirdikleri gündü. Ju-lius Caesar tarafından savaş makinaları yapmakla görevlendirilip Roma ordusunun Galya ve İspanya seferlerine katılan Vitruvius'un icat ettiği mancınığın 300 yıl önce Çin'de zaten kullanılmakta olduğuna işaret ettim. "Enver yorgancılık yapıyor. Yine de Leyla Kalahari'ye." Korkma ben varım . Kırlaşmış. Gülfem Sultan.. Ağabeyi Wilbur Wright 1912'de. diplomatlar imalarla ve sembollerle konuşurlar. yüzyılda doğan Siddharta Gautama Buddha'nm yirmidokuz yaşında. şüphelerin değişmez belirsizliği içinde yaşayan.. tarihçiler kahinlere benzer. yüzyılda yaşadığı tahmin edilen mimar Marcus Pollio Vitruvius'tan söz açtım. Milattan Önce 8000 yılında dünyada insan nüfusunun yalnızca 5 milyon olduğunu. "Biraz tuhaf bir adamdır. adın ne senin?" diye sordu.. "Teşekkürler. geleceğe itibar etmeyen. Üç çeşit tarihçi olduğu söylenir: Yalan söyleyenler." Leyla Kalahari'nin yüzünde. Biz salonda konuşurken. ikiz kardeşi Romus'u öldürdükten sonra Roma'yı inşa edişi ve belasını buluşundan dem vurdum. Tek istediği. daha doğrusu sohbetimize başlarken "Tarihî olmayan bir tek an bile yoktur. "Sanmıyorum. Sonra büyük bir mağazada tezgahtarlığa başladım. Garip bir biçimde havada yavaş yavaş ilerleyerek korlaşmış odunların arasına çakılan uçağın ardından hostes de şömineye dalıyor. Hizmetçi kız da yaya kalmış hostes gibi. Milattan Önce 6." 55 . Birkaç kişi başvurdu fakat yalnızca Leyla Kalahari'yle anlaştık. sağa sola bakman bir tabanca gibidir. Onun. bana Sicilyalı Rozalina'mn yorganını hediye etti. Eski bir şarkıcıydı. yanlış anlamanın. Afşin'den İstanbul'a kaçtım. Ve tarihin en önemli özelliği. Osmanlı saraylarında kullanılan yorganların aynılarını diktirip satıyor. köleler. Gerçek "Vooooooo!" diye uçağını beş metre öteden şömineye doğru fırlatıyor. Adı. annemi öldürmüştü. Gerçek. Gerçek. yanılanlar. "Geçmişi bilmek.II [Leyla Kalahari] Gözümü. henüz kırkbeş yaşındayken ölmüştü. Kim.\ Krallar. konuşmaya başlarsınız: "Evet" dedim. sokak dövüşü dalında Olimpiyat şampiyonu olduğunu öne sürdüm. üniversite sınavına hazırlananlara özel ders verebileceğimi belirten bir ilan yayınlamıştım. bu kanunlardan birine göre. 252 "Kanuni Sultan Süleyman'ın üçüncü karısı. Süpermen'in pelerini.. "bence de fena numara değil.Ö. kırk yaşında zarif kadınlar vardır. şişman bir adamdı. 580-500] tam 34 yıl boyunca Mısırlı ve Babilli kahinlerden ders aldığını." iyiliği hesaba katmayan. Leyla Kalahari'nin beş yaşında bir erkek yeğeni vardı.. Ganimet Granada çıkardı. Pervanesi yanan uçağı bir ucundan tutup mutfağa doğru koşturuyor. ilk vaazına "Şu hayatta her254 kes ama herkes ıstırap ve tatminsizlikle kuşatılmıştır" diye başladığını söze konu ettim. O esnada. fırtına da yoktu. 21. Televizyon fabrikasından atılınca. Devletlerin sırları vardır. bir bildiği olanların otomatik alaycılığı yansıyordu. 15. bir internet sitesinde. Yanında bir de koruması vardı. yüzyıldan kalma bir kitabeden. Hayatında en az bir aşağılık herifle yakınlaşmadan gerçek kadın olamazsın: Ganimet Granada'yla orada karşılaştım. Tam karşımda duran akvaryumda hiç balık olmadığını fark ediyorum. Babası başka bir kadınla kayıplara karışmış.

Yirmi yılım burada geçti. Abidin Bey "Merak etme Leyla. kızların aklını başından alıyor. Ben sohbete pek katılmadım. sağlam eliyle elimi tuttu ve avucumu öptü. Burada bir arkadaşımla kalıyorum. Her ne kadar iyi bir kıza benzese de. bir keresinde. Bir keresinde. Gerçek'i bana emanet etti.. Piyano çalmayı öğrendim." Program bitince Ganimet kulise hışımla daldı. 258 Hayati'ymiş adı. kızların aklını başından alıyor 28 Ocak gecesi.. her sahne alışımda. Bu söz. Abidin'e dönüp." Babam annemi neden öldürdü? Ağabeyim beni niçin arkadaşıyla evlendirmeye uğraşıyordu? Ganimet Granada benden ne istiyordu? Abidin Dandini gerçekte kim? Hayati Tehlike'nin beş yaşındaki oğlu nereden yeğenim oluyor? Şebnem Şibumi'den ne öğreneceğim? Abidin üzerime böyle tuhaf bir yoldan kuma mı getiriyor? Bu vahşet yüklü saçmalıkların hiçbirini merak etmiyorum.. yani Haftanın üç akşamı muhakkak gelirdi. Yavuz Sultan Selim komutasındaki Osmanlı ordusu Kahire'ye girerken [1517]. Gerçek'in bağışıklık sistemi yeterince güçlü değilmiş.. odasındaki mobilyaların yerini değiştirmişti. hizmetçim ve aşçım vardı.. Sağ kolu askıdaydı ve dirseğiyle bileği arasındaki sargıya kan sızmıştı. Chuck Palahniuk: Büyüleyici kabusların kreatörü.. Öyle aptalca ki. Sen de bana anlatacaksın. öyle aptalca ki. birden bir bıçak çıkardı ve yüzüme sapladı. Bir gece Abidin gelmedi. Şebnem Şibumi hakkında hiçbir şey bilmek istemiyorum. üniversiteye hazırlananlara yönelik tarih dersi ilanını da bana Abidin göstermişti: "Bu kızdan ders alacaksın. İnşallah. Bunu nasıl yaptığını hiçbir zaman anlayamadım. Hastaneden çıkınca Abidin'in bana hediye ettiği Rumeli Hisarüstü'ndeki villada yaşamaya başladım." Granada Gazinosu'nda sahneye çıkmaya başladım.. "Sana bir şey soracağım. Bazen sergi gezmeye gidiyorum. yalvarır gibi şarkıya devam ettim: "Ayı il mam istersen hiç yanından I Çağırsan gelirim çok uzaklardan r>ı / Eskiden korkardım yalnızlıktan I Korkmam artık sen varsın. Soran olursa 'yeğenim' dersin. Abidin onu öldürmez. Biçmişiz yumruklarıyla bana rastgele vuruyordu. Anlatmamı istediğinden emin misin?" 260 56 . Abidin beni kucaklayıp acil servislere koşturdu. ne var bunda?" "Peki. o da saniyedir" dedi. "hazırlan. lakin aşırı kıskançtı. Öfkeden nefesi kesilmişti. "Bu çocuk. Sarıldık. onbeş günde bir Çarşamba akşamüzeri Gerçek'i görmeye geliyor. Meraklandım. Sana anlattıklarını iyi dinle. evlendiği kadınlar ve öldürdüğü adamlardı. Bir süre toparlanamadım. Ona engel olmaya çalışırken. Ganimet beni sertçe uyardı. Uykuya dalar dalmaz kabuslar görüyordum. Nasıl oldu anlamadım. Anladın mı?" "Yeğenim mi?" "Kız kardeşinin oğlu. Abidin Dandini karşımdaydı. içim ısınmıştı. Abidin onunla evlenmez." "İyi ama benim kız kardeşim yok ki?" "Tamam işte. Tezgahın üzerine 100'lük bir banknot koydu. Hattâ bir keresinde hırpaladı. Nazikçe sordum: "Saçmalıyor musun Enver?" "Evet. Onunla arkadaş ol. Gözümü hastanede açtım. Tek gözümü." "Gidiyor muyuz? Nereye?" "Cenneti. Bir akşam. resim dersleri aldım. bir kere İsviçre'de. Anaokuluna götürüp getireceksin. nazlanma. Oturup konuştular."Baban ne iş yapıyor?" "Ailem Afşin'de. Şaka yaptığı belliydi. Gayriihtiyari. Tanı 0 anda masasında demlenen Ganimetle göz göze geldim. En çok da Abidin Dandini'den huylanıyordu. ilginç bir çocuktu. uzay mekiği Challenger fırlatıldıktan 73 saniye sonra infilak ederken [1986] Enver'le birlikte Üsküdar rıhtımından yukarı doğru yürüyorduk. Fakat bana doğruyu söyleyeceksin?" "İstersen. Gülümsedim. Fazla vaktim yok. Birkaç hafta sonra. kelepçe gibi insanları birbirine yaklaştırıyordu: Enver'in koluna girdim." "Hımmm? Şarkı söyler misin?" "Şarkı mı?" "Evet." Gerçek. Ona sen bakacaksın. Banka hesabımda daima yeterince para oluyordu. Soğuk hava. sen sormadan da cevabı verebilirim?" "Neymiş?" "Seni önce kullanacağım. sol gözüm dahil hiçbir şeyi özlemiyorum. Abidin meğer gangstermiş." Bu cümleye çok şaşırmıştım. Kitap okuyorum. İki kere intihara kalkıştım: Bir kere küvette.. Bir erkek hastanede size eşlik ediyorsa. "Zamandan daha önemli bir şey varsa. ben de bir tokat attım. Çok şıktı. dört yaşında olmasına rağmen. Sevinmiştim.. Onu seviyorum. Buğulu gözlerle beni izler. Abidin Bey. Her nasılsa hapse girmedi. Ganimet Granada'nın icabına bakmıştı. Ganimet bana son derece cömert davranıyordu.. şarkılarımı ona bakarak söyler olmuştum. cehennem ateşiyle tutuşturmaya. Programın sonuna doğru çıkageldi." Muzipçe gülümsedi. sırasıyla. Abidin sık sık beni ziyarete geliyor. En sevdiğim yazar. Genç bir adam. Abidin. Hayati'nin oğlu. Fyodor Mihayloviç Dostoyevski Saint Petersburg'daki evinde akciğerleri kanaya-rak can verirken [1881]. "Haydi. 25') İnşallah. Merak ettiğim asıl konuyu gündeme getirdim: "Hiç âşık oldun mu?" "Yani seni tanımadan önce mi?" "Hı-hı.. nasıl istersen. gidiyoruz. onunla mezara kadar yola devam edebilirsiniz. Şebnem Şibumi'nin bir internet sitesinde yayınlanan. Az konuşuyordu. yanında bir arkadaşını getirdi. Şarkıları sayıklar gibi okuyordum. Doktor Neptün Petunya. vursun mu?" diye sorarsanız." "Evet. terli bir kirpi gibiydi. Abidin. Bahçıvanım. çünkü tam o anda Enver'e kalbimi kaptırdım. "Abidin onu alsın mı. Abidin'den önceki yıllarıma ait. o soysuz hödük sana bir daha dokunamayacak" dedi. Sonra da elimden tutup psikiyatrlara götürdü. vursun tabii ki.. kulise çiçek gönderirdi. sesin de gözlerin kadar güzel mi?" 256 "Bilmem?" "Oku bakalım. mikrofonu ağzımdan uzaklaştırıp sordum: "Geçmiş olsun. Yine de fazlasıyla etkilenmiştim. iyi misiniz?" "Sizi görüp de iyi olmamak mümkün mü Leyla Hanım?" dedi. Şarkı söyleyerek masasına doğru yürüdüm: "Zaman durdu sanki beklerken seni I Ben bir tek sevgiye bağladım kalbimi. Kızkardeşin öldü ve çocukla sen ilgileniyorsun. zahmet olmazsa?" Etrafa bakındım. sonra da bir paçavra gibi fırlatıp atacağım.. Halbuki ben onu polis sanıyordum." Orkestra çalmaya devam ederken. Ağlayarak uyanmıştım. Otuzbeş yaşındaydı.. Üzerime çullandı. En sevmediği mevzular." Gözlerimi paraya dikerek şarkıya girdim: "Bir akşam gözünde aşk tüterse I Geçmiş günler aklından geçerse I Kalbin bomboş ümitler biterse I Sen üzülme ben varım" "Kâfi" dedi. O nedenle çocuğu onbeş-yirmi dakika muayene ediyor.

. Bizim evin önünden geçerek yirmi metre kadar yürüdük. "Girne'de. Yolun kenarına park etmiş arabalardan birinin önünde Enver'in gözlerine bakıyordum: "Peki ya şimdi?. Enver'in siyah Audi'siyle Barika adlı bara doğru gidiyorduk. Asuman."Onu unutamıyor musun?" "Unutamıyorsam anlatmayayım mı?" "Tamam.. Böylesine müthiş bir doğum günü hediyesine." 264 "Yaklaştık mı?" "Sağdaki tabelayı görüyor musun?" Enver barın önünde frene bastı. Hawaiili yerliler. yalnızca bir kuponla karşılık verirken." "Niye katılıyoruz peki partiye. yaşlı teyzenin ta kendisiymiş me-ger!" "Ciddi misin?! Ne yaptın peki?" "Sana rastlayıncaya kadar. iki hafta önce. "yani artık sevgili olduğumuza göre. "benimle 'sevgililer günü' partisini gelir misin?" Tebessümü serum lastiği gibi uzadı.." Tekrar yürümeye koyulduk." Enver'in sözleri havayı ısıtıyordu sanki. Başını çevirdi "bana ha landan bahset" dedi. çok derin manalarla dolu bir mısraymış gibi. bana bir DVD verdi.. [1779]." "Ah tabii ya. Hani doğum günüm için kaydettiğin DVD'-deki sahte sarışın. bir salon kapısına bakıyorum. boşuna. Benim aklım kızda. milletin içinde söyleyemem. sevineceğini umuyordum. Partiden ayrılmak istediğin zaman. bir bu tarafa yürüyordum. anlat. Hayat dolu. Serap.. kıpkırmızı dudaklar. Almanya'nın Dresden kentini bombalıyordu [1945]. iri parlak gözler. Kulağım kirişte." "Bir de insanlar içince yıhşıklaşıyorlar. İşler yolunda giderse. konaktaki fotoğraf vitrinde!" "Eee?" "Fakat aynı fotoğrafın bir de eski mi eski. Yüzünü zihnime nakşettim. Ardından. Olur ya. dinliyorum." "Eee. Civardaki banklarda oturuyordum. Yol boyunca bir o tarafa. Chicago'da ölü bulunmuştu [1929]." "Âşık olduğum genç kız. "Nedir bu?" diye sorduğumda.. Nevra ve Demet doğum günümü kutluyorlardı." Enver durup yüzüme baktı: "Anlatmasam belki de daha iyi?" "Devam et n'olur.. yiyorlardı ." Cüzdanımdan bir aşk kuponu çıkarıp Enver'e takdim ettim. Ondokuz yaşındaydım. üç katlı bir evin ikinci katında. Hiçbir şey umurumda değil. Kalbim. Hırsız gibi köşkün dış cephesindeki tahtaları sayıyorum. Ağzım açık kalmıştı. yanındaki çantadan bir dizüstü bilgisayar çıkardı.' Salona geçtim. Yaşlı. Az ötede elinde şarap şişesiyle bir berduş dikiliyordu. 'Merhaba teyzeciğim. Fikriye. engizisyon mahkemesinde yargılanmak üzere Roma'ya gelmişti [1633]." Dudaklarını büküp alnını kırıştırdı. "Yarın" dedim. adımlarımdan hızlıydı. evde başka kime yok mu? Çocuklarınız. Hz.. olanlar oldu. Birazdan kız içeri girecek. "Şimşek ışığı demek. Sağda solda birtakım fotoğraflar asılıydı. halanı översin. Bizans Tarihi hocamız Esat Bey. arkadaşlarım Belma. Sabahın kör vaktinde Kanlıca'ya gitmiştim." "Nevra da kim?" "Nevra Neretva. "Filikamı siz mi çaldınız?!" diyen Kaptan James Cook'u mızrakla öldürmüş. Fakat gelen giden olmadı.. ben de tek tek yazacağım.. pürüzsüz bir ten. Engin. Teyzenin kaydını tuttum. "Sen ve ben" dedi. torunlarınız filan?' Tebessüm etti: 'Maalesef yavrucuğum. yüzünü görürüm diye umutlanıyorum. Fakülteden arkadaşım Zeynep'i ekranda görünce şaşakaldım: "Doğum günün kutlu olsun Şebnem. Teyze gelip yanıma oturdu. merak ettim?" "Pekala." Ağır ağır yürüyorduk. Springfield Hapishanesi'nde kalp krizi geçiriyordu. ben yalnızım. Yan odalardan bir ses gelir diye bekliyorum. ceketler giydim. Demek bana bu harika sürprizi hazırlıyordu. üzerine de 'Eski fotoğraflarınız onanlır-renklendirilir-büyütülür' yazmışlar!" "Yani?. Alexander Graham Bell. Bilirsin. şahane bir kızdı. Buradan sola. Gülümsüyordu. İnsanlar benden kuşkulanmaya başladılar. DVD'yi bilgisayarın sürücüsüne yerleştirdim.. Gözüm köşkün pencerelerinde.. evlenmesem onlara sıra gelmeyecek. tamam mı?" "Yapamam. Bir fotoğrafa. ben sayım memuruyum' dedim. Antonio Beucci'den arakladığı telefonu kendi adına tescil ettirmek için patent ofisine müracaat ediyordu [1876]. beli bükülmüş bir kadın açtı. Mario Puzo'nun Baba [The Godfather] romanına ilham kaynağı olan Vito Genove-se. Eve doğru koşmaya başladım. Sinan..»." "Neden?" "Herkes bir yığın soru soracak. olmayan halan hakkında olumsuz sözler söyle. Kupondaki harfe. 262 "Siz hiç sabunluyken ağladınız mı?" 13 Şubat benim doğum günüm. 'Evlenmeyecek misin artık?' Sanki ben çalışmasam aç kalacaklar. Sadece. o da sevdiğim arkadaş ve hocalarımın isimlerini not almıştı." "Sadece ne? Barika'ya sevgililer günü partisine giden bir çift miyiz?" "İstersen geri dönelim? Ben zaten sıkılacağım. uzun uzun bakıp gülümsedi. Dedim ki 'Teyze. çıkalım. Görevlilere üç-beş kuruş para veriliyordu. "Barika. Vahide. beni muhakkak ara" diyor ve avucuna yazmış olduğu cep telefonu numarasını gösteriyordu. açtı ve "Kendin bak" diyerek gülümsedi." Demek elde kamera. ünlü polisiye yazarı Geor-ges Simenon'un da [1903]. ne kadardı unuttum. bunaldığın zaman bana söyle. tek tek arkadaşlarımla görüşmüştü. "Sayım memurluğu için yaptığım başvuru kabul edilmişti. Türk Tasavvuf Kültürü dersimize giren Munise Hanım. Enver Paşa. Peki ya sen? Sen ne yapacaksın? Yani kendini kötü hissedersen?" 57 . adresini. deli miyiz?" "Nevra çok ısrar etti. zarif. Ülkü. Onun önünden geçiyordum.. Eski tarz bir büfenin üzerinde çerçevelenmiş bir kız fotoğrafı gözüme çarptı: Olağanüstü güzellikteydi. "Belma'ya nasıl ulaştın?" diye sordum "o kız Kıbrıs'ta oturuyor?" "Evet" dedi." "Bak. Murat. Enver Paşa?" "Belki de kalan kuponları bana peşin verirsin?" "Avucunu yala" dedim neşeyle. Derken bir-gün." "N'oldu?" "Köşkün elli-yüz metre ilerisinde bir fotoğrafçı vardı.. Enver'e üniversite yıllığımı göstermiştim. siyah-beyaz ve küçücük bir kopyası var! İkisini yan yana koymuşlar.. Nüfus sayımı yapılıyordu. anladın mı?" "Anladım. hoş geldin. Onu her neredeyse bulmaya kararlıydım. Hafif adımlarla ilerliyorduk: "Salon antika eşyalarla döşenmişti. bana adını. deli gömleğimin üstüne hep en iyi marka kazaklar. kız büyükannesini ziyarete gelir. 'Ne iş yapıyorsun?'. gıcık bir isim. İngiliz Kraliyet Hava Kuvvetleri'ne ait uçaklar. "Sevgili filan değiliz. ikindi vakti ahşap bir köşkün kapısını çaldım. kapısında. Sence bir anlamı var mıdır?" Enver yola bakıyordu. 14 Şubat... Oradakileri sayacaktım. Alıp çiçek gibi kokladı ve yaka cebine koydu. Galileo Galilei. Enver bir an durdu: "30 Kasım 1997 günüydü.. Kartvizitinde 'Kullanılmış Mobilya Satıcısı' yazan Al Capone'un rakibi olan yedi gangster. yaşını söyleyecek. O da beni içeriye davet etti: 'Buyur evladım. Bir de ne göreyim." "Eee. Mutlu musun canım?" Esrarengiz ve heyecan verici bir sesle "Olmak üzereyim" dedi ve dudaklarıma uzandı. sonra? Buldun mu kızı?" Enver derin bir nefes aldı: "Günlerce köşkün etrafında do261 laştım.. Mahkumlar gibi sigara üstüne sigara yakıyorum. "Halamdan mı? Benim halam yok ki?" "Fark etmez.' Evden ayrılırken resimdeki kıza defalarca baktım. Ömer türbesinin yakınlarında.

Ben sigara içmem. Nevra kulağıma fısıldadı: "Kim bu yakışıklı?" "Onu tanıyor olmalısın?" dedim. "yakında sana balık pişireceğim." Başımı kaldırıp bakıyorum. zehirli havaya umutsuzca romantizm katmaya uğraşıyordu. Sorular sökün etti: "Neler yapıyorsun Şebnem?". Bir centilmenin şerefi. Enver kuyumcu dikkatiyle yüzümü inceliyordu." "Babandan mı?" "Şaşıracağını biliyordum. işçilerin safına geçerek generalleri ve bakanları tutuklamışlardı. portakal soslu somon ve alkolsüz pina colada. "Halan olduğunu bilmiyordum?". fakat tepsinin ardında kalan yü268 zü göremiyorum." "Geçen gün halamı yıkıyordum. onunla ilgilenmem gerekti. "onunla kavga eder.. Yere dik açı yapan sol elinin ayasında sigarayı söndürürken avu-cunu kapattı. Enver'le Beykoz'da kardanadam yapıyorduk. Enver'e bir kupon daha verdim.. Bu durum amcamın hoşuna gider. bir elinde kadeh olduğu halde kollarını açarak karşıladı beni. Kullanılmış tuvalet kağıdı rengindeki kanepelere oturduk.. fakat soğuktan nefesim buharlaşıyordu. Ellerini sağa sola oynattıkça sigara da havada kımıldıyordu. Enver. Sonra karşısına geçip izledik. Bıraktığında. Bu konudan daha fazla bahsetmedik. üzülmemesini.. General Kabalov. balığı yem olarak kullanamayacağını söylemiştim. Görüştüğü adam da 'Bana bir fotOğrafi. Enver. Kendimi kurbağa çuvalına tıkılmış gibi hissettim.. "Halan şu anda ne yapıyor?" "Kendine yeni bir sevgili buldu.. "Neden hiç aramıyorsun?". kaşkol. 13 Aralık'ta Çanakkale Boğazı'na girmek isteyen yabancı gemilere karşı sabit batarya olarak kullanılan Mesudiye Zırhlısı. Sigarayı sağ elinin işaret ve orta parmağının arasına aldı." derken. babamı gıcık ederdi. Gevezelik uğultusu tekrar baş gösterince "Benim babamın ikizi vardı" dedi. dudaklarına götürdü. karşımda dikilmiş sırıtıyor. romantizmin cenaze törenidir." Dışarı çıkıp arabaya bindiğimizde Enver de ben de kahkahalarla gülmeye başladık. bir yandan Enver'e göz atıyordu." "Halam aradı." m.1 versene.. süpürge. biraz" dedi." Ortalık gene sessizleşti." "Babanın mesleği neydi?" "Laboranttı. amcamla dertleşirdim. Sol elinin işaretparmağıyla ucuna dokununca sigara yandı. Üçüz gibiydiler. CocaCola'nm dünya ü. "Enver Bey. Dört yıl önce." "Halama telefon ettiğimde. tahtını bırakmıştı. Enver "Bir dakika. Sessizlik oldu. Clark Kent'in içinden çıkan Süpermen gibi Enver Paşa'ya dönüşüyor. "Halam biraz rahatsız da. dünyanın James Coburn'a en çok benzeyen ikizleriydi." derken laf kaynadı. "Babamın cenazesine gelen arkadaşları. Peru'da Tupac Amaru gerillaları başkent Lima'-daki Japon Büyükelçiliği'ni basarak 500 kişiyi rehin almıştı [1996]. Enver tedarikliydi: Şapka. dakikliğine bağlıdır. "Çünkü kör. Üzerinde şartlı refleks deneyleri yaptığı köpeklerin hepsini gömdükten sonra. Bu tuhaf bahşişten ötürü yüzünde mahcup bir gülümseme esintisi beliriyor. kömür parçaları. Venüs salatası. yaşlı bir orkestra. "Munise Hocayla Benetton'da karşılaştığımız günü hatırlıyor musun?".. Şeytanın flörtü. Enver bir sigara yaktı. "Halanla niye sen ilgileniyorsun ki?"." "Geçmiş olsun... "Evet" anlamında başımı salladım. "Ben henüz sipariş vermemiştim. Kumruyla burun buruna gefen uskumru 18 Aralık. Mükemmel bir kardanadam oldu. işçilere ateş açılmasını emretmiş fakat Rus Ordusu bunu reddetmişti. sabunlu halde küvetten çıkmaya çalışırken sendeledi ve banyo aynasını düşürüp kırdı. Çevirdiği yumruğundan duman 58 ." "Amcan artık yaşamıyor mu?" "Yo. müreffeh kalabalığı gözlerimle biçtim.n. James Coburn'un Bir Avuç Dinamit [Giu La Testa] filmindeki ormanda dövüş sahnesini bilirsiniz. Dahası on-binlerce asker. Her yer bembeyazdı. derin sulara gömülen bir heykel gibi üzgün görünüyordu.ı lığı Heyeti'ndeki tüm üyeler katledilmişti." "Babam ve amcam. ya uydurmuyorsa diye endişeye kapıldım. Nikolay. "Çalışıyor musun?". Bir sigarayı iki ucundan tutuyordu. Enver'le. Lokmayı yutarken kuponu uzatıyorum.. Daha önce bana hiç ailesinden bahsetmemişti. onu ziyaret etmişim gibi seviniyor. yemeğe yetişeceğini bildirmemi istedi hanımefendi" diyen garson. dans edenlerin terleri üstümüze saçılıyordu." Süpermen'le aynı berbere giden garsonlar Şubat'ın 27'si. Son derece leziz somon.. "Sihir sever misin?" diye sordu. nesi var?". 'İkizim olduğu yetmiyormuş gibi.. "Bilmiyorum" deyip kuponu aldı." Bara girdik. Rusça konuşan Çinlilerin işlettiği bir İtalyan restoranında Enver'i bekliyordum. Demode kıyafetli.. Çünkü duyguların kök salacağı gönül zeminini erozyona uğratır. Aşk kuponlarından birini uzatırken "Babanın ikizi var mıydı sahiden?" diye sordum. Gerçi ben yedi dakika erken geldim.. Babam öldü. 266 "Birgün babamla amcam benim yüzümden birbirlerini yumrukladılar. Gitmemiz gerek. < rindeki 1109'uncu fabrikası istanbul'da açılmıştı | L964] Narkotik bir kar yağıyordu. 1917'nin ilk haftalarından itibaren 200 bini aşkın işçinin grev yaptığı Rusya'da.. Destansı kargaşa karşısında Çai II. Bir an. durumu düzeltiyordu. Derin bir nefes çekti. partinin berbatlığını birbirimize ifade etmek için uydurduklarımız. yaşıyor.. Ve Gönül işleri Hak. seksenyedi yaşındaki Ivan Petroviç Pavlov da ölmüştü [1936]. Etrafımdaki garsonların hepsi. tepsiyi bırakıp gözlüğünü ve önlüğünü çıkararak.. "Yabancı gelmiyor." "Halam kesti. Süpermen'le aynı kuaföre gidiyorlar besbelli."Babamdan söz edeceğim. Tek farkı var: Uçmak yerine. Nevra Neretva." "Babam pezevenk idrarı ve fahişe tükürüğü tahlili yapmaktan bıkmıştı. Karda-nadama yaklaştı ve kırmızı tuğladan kesilmiş kalp şeklinde bir parçayı göğsüne yapıştırdı! Kalbi olan bir kardanadam.. "Saçların ne güzel Şebnem. sigara ellerinin arasındaki boşlukta asılı kaldı. havuç. Kadm-erkek ilişkilerinde hâlâ ilk insanların hatalarını tekrarlıyoruz: Beklemek. İngiliz B-ll denizaltısından atılan torpidoyla vurulmuş." "Bugün babanım ölüm yıldönümü. "Hâlâ Üsküdar'damı oturuyorsun?"." içerisi öyle sıcaktı ki. istersen ben de sana veririm?' demiş. Sevgilisi alkol testinden geçebilmek için mangal kömürü emince zehirlenmiş ve Şile yolunda kalmışlar." Hiç doğmamış halam ve Enver'in babası hakkında konuşup durduk. ruhunu teslim ediyordu [1977]. daha bitmedi" deyip ceplerini yokladı. "Çok iyi yemek yaparım" demişti. Boş bulunup. "Sevgilisi galiba halamı dövüyor. Emin olmak için "Bakanlık Heyeti'nin öldürülmesine mi üzülüyorsun?" diye sordum. o herif de bana benziyor!' derdi. fakat bu onun gecikmeyeceğini göstermez.m n." Beni avlamak için.. ağzımın içinde "Beni pişiren adam sence de bir aşk kuponunu hak etmedi mi?" diyerek dönüyor. "ikizi olan.. üvey babamdı. Birden ağlamaya başladı. aynaya zaten ihtiyacı olmadığını söyledim.. Saat tam 19:20'de bir garson masaya tepsi-sindeki tabakları bırakırken fısıldıyor: "Sonora çorbası. masadaki tabakları temaşa ediyorum. "Evet.. Aynısıydı. Fok iniltileri çıkararak sırıtırken. batıyordu [1914]. amcamı görünce şoke olmuşlardı" deyip hafifçe güldü. Somonu tadıyorum. Ben de sırıtıyorum. Türkiye'nin Ruhu adlı bir roman yazmayı tasarlayan kırküç yaşındaki Oğuz Atay.

Kasırganın söndürdüğü bir kadırga yangınından kurtulmuş gibi sevindim. durmaksızın. arabadan küçük bir kilim ve yastık alıp geldi. Vallarino. dalkavuklar alıngan 25 Aralık.. kulağıma ejderha gargarası gibi manasız sesler geliyordu." Enver beni şaşırttı: "Yunan Filozofu Demokritos da 'Doğruyu asla bilemeyiz. onun yerineJeanPicın Vallarino'nun şovuna iki bilet gelmişti.. görmeme bile müsaade etmedi. Babamın 5 Nisan 1915'te Arıburnu'nda şehit olan dedesinden: "Adı İshak. Vallarino'nun Enver'e göz kırptığını fark ettim. 22 Aralık günü İstanbul'da hava biraz serindi.6 şiddetindeki depremin her saniyesinde 2 bin kişi ölüyordu [1932]. Araştırdım. sisin yırtıklarından Boğaz'ın petrol yeşili sularını seyrediyorduk. İki ucunu birbirine bağladığı halatı fırlatıp yüksek çınarlardan birinin tepesinden aşırdı. "ılık" dememiz gerekir. Bu artistik numarayı bir kupon vermek isterdim. bir saat kadar süren gösterinin sonunda. anında istop etti. kadehlere paralar doluyor. "Uzak dur" diye haykırdım. gözlerimin önünden Yaşayan Ölülerin Saldırısı filminin fragmanı gibi geçti.... "otur da seni biraz sallayayım. İçimdeki çalkantı diniyordu. Sayıklar gibi konuştum: "Yunan şairi Aiskhylos 'Savaşta ilk önce hakikatler ölür' demiş." Harbiye Nazırı Enver Paşa. tamam. mesele yok.. hayırın evete dönüşmesi. yordu. bale yapan travestinin elindeki av tüfeği kadar endişe vericiydi. "az daha beni öldürüyordun!" Bir adım geri çekilen Enver'in yüzünde suçluluk duygusu tozlu bir lamba gibi yanıp sönüyordu: "Seni korkuttum mu?" Kalbimden yükselen kesif bir duman gözlerime basınç yapıyordu. salıncakta beni öldürmediği. çünkü o hakikatin ulaşılmaz derinliklerinde gizlenir' diyor. duştan yeni çıkmış zombiler gibiydi.. Enver bir şeyler söylüyordu. n'olur!" Emindim: İp kopacak. Jean-Pierre Vallarino daha iyisini yapamazdı. Lamelif Sahafın vaktiyle düzenlediği. Elini açtığında sigara yok olmuş. "Haydi" dedi." Uyuşuklar yardımseverdir. et ve kemiklerim kanlı topaklar halinde çamurlu zemine saçılacaktı! "Daha hızlı sallamamı mı istiyorsun?" diyerek salıncağı on kaplan gücüyle bir kez daha ittirdi. )1\ Nefesim kesilmişti. avını sükunete davet eden avcı ifadesi belirdi. "Gerçekten böyle mi düşünüyorsun?" "Immm. Emirgan Korusu'nda. siyah Audi'sinin bagajından uzun bir halat getirdi. Sadece sağdan sola 2. Derin bir nefes aldım: "Ben iyiyim. onlara benziyor. Soluk soluğa fısıldadım: "Durursan bir kupon veririm!" Salıncak. bulmacayı tamamlamaya büyük dedemin ömrü vefa etmemişti. evetin hayıra dönüşmesinden daha kolaydır.. 59 . Derhal indim. süratle illüzyonl. kartlar kadehleri yutuyor. iplerin arasına yerleştirdi. Ağaçların arkasına saklanmış bir orkestra Modest Mussorgsky'nin [1839 -1881] Night on the Bare Mountcari'm. Küstahlığı. biraz yavaş ol!" "Ne dedin? Seni duyamıyorum?!" Enver beni uzaya göndermeye kararlıydı. Çok hızlı sallıyorsun. Bayılmak üzereydim." "Savaştan kaçma Enver Paşa!" "Kaçmam gerek. Çanakkale Savaşları'nm tam ortasında yazılmış notları okumak ne demek biliyor musun? Üstelik büyük dedemin eh/azısından. defteri Zühtü Bey'den nasıl aldın?" "Bilirsin. Müntekim Gıcırbey toprağa korkunç büyü malzemeleri gömüyordu. Reha Veto'yu alnından vuruyordu. Nişanlısını ameliyat eden bir doktor gibi konian tre olmuş vaziyette. Namık Mıknatıs şaşırtıcı bir tiksinçlikle altına yapıyordu. Yan yana duran kartlarda ENVER PAŞAŞEBNEMŞİBUMİYİSEVİY O Ryazısı okunuyordu.u v. hayır. soruşturdum: Zühtü Zubizaretta adında bir koleksiyoncu almış. Kararsızca gülümsedim. otuz saniye içinde. ancak bu kadar etkilenirdim. İnanılmazdı. Ayakta duramıyordum. Büyük dedemin defterini bana satmaya yanaşmadığı gibi... dedemin.. Gözlerimi yumup hıçkırıkla inilti arası bir ses çıkardım. Cesaret çiçek açar fakat meyve vermez.t|>ı .. "Yavaşla. Yorgancı Enver Paşa'nın bu sözünü duysa herhalde sinirinden gülerdi. günlüğünde Harbiye Nazırı Enver Paşa'dan bahsedip bahsetmediğini düşünüyordum. Enver koluma girdi. Dünya Savaşı patlak verince. Büyük dedemin günlüğünü okuyup ağlıyordum." "Dedenin defterini niçin bu kadar çok istiyorsun?" "Ben tarihçiyim Enver. Harbiye Nazırı ve Erkan-ı Harbiye Umumiye Reisi olan Enver Paşa. 270 Enver Paşa. İlk bulmaca 1913'ün sonlarında New York World gazetesinde yayınlanmış ve çılgınca bir hızla diğer ülkelere yayılmıştı. Hayatım. Kaşla göz arasında bir salıncak kurdu... Biz de seyircileri selamladık. Enver'in elinde deri ciltli küçük bir defter belirdi. Tam o anda." "Sürprizlerle dolusun Enver!" Gülümseyerek salıncağa kuruldum. Fakat 1914'te Sarıkamış'ta Türk askerlerini öldüren soğukla kıyaslarsak.. şehit dedemin hatırasını canlandırdığı için. Kurnazca bir şımarıklıkla "Aynen öyleyim" dedi. Küçük boy Moleskine defterler var ya. Cephede geçirdiği iki ay boyunca günlük tutmuş. Alkışlar devam ederken Enver'e bir kupon daha devrettim.•. Defterin arasından 13 Cemaziyülevvel 1333 tarihli Tercü-man-ı Hakikat gazetesinin bulmaca sayfası çıktı. Babam. Kumruyla burun buruna gelmiş uskumru gibi şoktaydım. Öylece sarılmışken. Ağaçlar etrafımda fırıl fırıl dönüyordu. eski bir müzayedenin katalogu sayesinde haberdar oldum. Sol eliyle. yanağının gerilişinden Enver'in gülümsediğini fark ettim: "Sahi. ve 4. Dedemin okunaklı elyazısıyla kaydettiği adını gördüm.. satır çözülmüştü. elindeki iskambil kartlarını bir tek hareketle masaya yaydı. Bir koşu. ( Yüzünde. fakat ne dediğini anlamıyordum. Deprem esnasında kaçarken başıma yıldırım düşse. 30 milyon insan. Bozuk paralar bir görünüp bir kayboluyor. otuzdört yaşındaymış. Vallarino gülümseyerek ayağa kalkıp Enver'i ve beni işaret ederek salonu çınlatan alkışları bize yönlendirdi. I." Alnım kırıştırarak "Bahse girerim. Romanya Devlet Başkam Nikolay Çavuşesku ile eşi Elena Çavuşesku idam ediliyordu [1989]. Salıncakta sallanırken ona büyük dedemden söz ettim. fırlayıp ağaçlara çarparak parçalanacağım. diğeri. Çin'in Guangzhou şehrini yerle bir eden ve yaklaşık 1 dakika süren 7. fakat cüzdanımı evde unutrnui tum. Zühtü Bey'e ulaştım.. Enver Paşa'ya sarılırken. Ve Enver'e iki kupon vermeyi: Biri. Alkışlara hiç kulak asmıyordu. sağ bileğimi tutup defteri avucuma bıraktı: "Bey-kozlu İdris oğlu İshak'm 1333 Rebiyülevveli ila Cemaziyü-lahiri arasında tuttuğu günlük. Rus işgali altındaki toprakları kurtarmak ve Rusya içlerine ilerlemek amacıyla Sarıkamış Harekatı'nı başlatmıştı." Ağaçlar.. Günlükten. Tebessüm bazen ağlamanın bir çeşididir. Ne yazık ki harekat yaklaşık 90 bin askerimizin ölümüyle sonuçlandı. bozuk paralar ve likör kadehlerine tlÜİCTll diyordu.ı çalıyordu. Umarım büyük dedenin şehitlikle taçlanan askerlik anıları hâlâ ilgini çekiyordur?" 272 Eprimiş defterin ilk sayfasını açtım. Akşam tekrar buluşup gösteriye gittik: Vallaıino ı kambil kartları. asalaklar sıcakkkanlı.çıkıyordu. Bu sihir işi hoşuma gitmişti doğrusu. Anlaşılan. bana bir kupon verip boynuma sarılacaksın" dedi. bulmacadan hevesini alamadan öldü! Görünen o ki İshak dedem de on lardan biriydi.

tükenmez kalemle çizerek okuyordu. Enver'in boş kasesini aldı." Babam gazeteden başını kaldırmadan ses verdi: "Ha?" Ona. birkaç günde yarım asır ihtiyarlamış ve Burger King'in tüm gıda stokunu yemişti sanki. Herkes bizim pastadan çıkan dansözü de mideye indirdiğimizi düşünür. yüzümün kızardığını hissediyordum. Annem portakal.. dünyanın yaratılmasından önceki sessizliğe benzer bir sessizlik hakimdi. sana meyve getirdim. öylece durdu. cüzdanımdan da bir kupon çıkardım.Sayfanın bir kopyasını hazırlayıp bulmacayı çözmeyi. Oğul Johann Strauss'un [1825 -1899] Mavi Tuna'sı [An der schönen blau-en Donau] eşliğinde.... 24 ayar yanılgılardan doğar. Bir aysbergde inzivaya çekilmiş romantik Eskimo hayaletlere benziyorduk. fakat Tercüman-ı Hakikatte yayınlanmış değil. Ben tam kırk yıldır şişkoyum küçük hanım. Pistte. Mantomu sırtıma geçirdiğim gibi dışarı çıktım. normal bir insanın intihar etmesine denk gelir. Yolda. çerez. "Siz. zahter salatası. Masaya koyduğum kuponu." "Galiba şehitlerden iyi postacı olmuyor. Bulmacayı çözmek çok heyecan vericiydi. sokakta kargaşa çıkaran Friedrich Wilhelm Nietzsche'yi polisler zor zapt ederken [1889].. asalaklaı m cakkanlı. cam asansörle en üst kata çıkıp buz piste ulaştık. 7 saat önce bırakmıştı. Ne hissedeceğimi hâlâ bilemiyordum. "Yuvarlanıp gidiyoruz" diyerek geçti. İshak dedemin cennetteki itibarını zedelemiş değildi ya? İnsanların sözünü edip durduğu acı gerçekler. "sizde ne var ne yok?" Gençliğinde birkaç filmde başrol oynamış. Kendi adıma rastlayınca.ko yuldum. Daha fazla üzerine gidersem. Ozan Taraz ağır ağır yürümeye devam ederken. Bulmacayı hazırlamak için epey uğraştığı belliydi. Artık zayıflayıp tığ gibi olsam bile. Başımı kaldırıp binanın cam tavanına bakınca takımyıldızların arasından bir yıldız kaydığını gördüm. Fazla kilolarımın tümünden kurtulmam." Canıma minnet... Enver. ne de gerçek. kimyasal bomba atılmış gibi ıssızdı. el ele paten kayıyorduk." "Bulmaca gerçek. kelimelerin ağzımdan dökülmesine izin verdim: "Fazla kilolarınızdan pekala kurtulabilirsiniz?" Gülümsemeye çalışırken. yaptığının kötü bir şey olduğuna inanacaktı. 'bütün sürüyü yutmuş bir çoban!' İtiraf edeyim: Ne görsem. "Tamam anne" deyip fırladım. aynaya baktığımda tombalak halimi görürüm. Uçan Kız filmi meşhurmuş. Tarifsiz bir heyecana kapıldım )l\ Sağdan sola 1. babacan bir edayla konuya girdi: "Nasıl mesela? Spor mu yapacağım?" "Neden olmasın?" "Şişmanlar yapabiliyorsa. Biz faniler.. çoğunlukla ne acıdır. akşamı. Enver. Buna kısaca VYL denir: Vücut Yağlarının Laneti. Beni görenlerin aklından neler geçtiğini iyi biliyorum: 'işte' diyorlar. 5 gün. Fakat o bulmacanın her karesini gözyaşlarım-la ıslatmıştım. İçimden. "Bulmaca. meyve taşıyorduk. hem de cüretkardır: Enver de öyle işte. 8 harfli: Naciye Sultanla izdivacından sonra Harbiye Nazırı olan meşhur paşamız.. N'oldu demeye kalmadan bir de baktım babam yerde yatıyor! Solunumu durmuştu. Enver'le Aralık Sonu Ocakbaşı adlı restoranda buluşmuştuk. 2 hafta. "Kızım" diye fısıldadı annem "marketten bir paket kahve alır mısın? Babana kahve pişireyim. Evimizin salonuna. Biz şişmanların işi zordur. 275 "Aslında" deyip sustum. Ozan Taraz ve Enver o anda durup bütün dikkatlerini bana yöneltince. 9 değil. Bense beyran çorbasına konsantre olmuş vaziyetteydim: aTercüman-ı Hakikatin bulmacasını gerçek sanmıştım. Şebnem Şibumi! Senenin son ayının 29.. zehirlenmiş. imalı bir tieşeyll sordu: "Şebnem n'aber?" /ıı Ben de "Bildiğin gibi Mübeccel Abla" dedim. Cevap tabii ki "Enver Paşa"ydı. Karlar kabuk bağlamıştı. pasta. 3 Ocak günü. Ozan Taraz sessizce buharlaştı. Payımıza düşen çikolata miktarını yıllar önce tükettiğimiz iddia edilir. ShahShops alışveriş merkezine girdiğimizde geceyarısıydı. üzerine işaretparmağımla bastırarak tabakların arasından Enver'in önüne sürdüm: "Düşündüm de. kaleci eldivenine benzeyen elini uzattı. Bize kapıyı şişman ve dazlak bir adam açmıştı." Alışveriş merkezi. Eve vardığımda annem telaş içinde tir tir titriyordu. ömrümün geri kalanını Enver'le geçirebilmeyi diledim.. mesnetsiz umutlarla dolup taşar. Markette bir-iki tur attım." Ağzında çatal. Asla tanışmadığım büyük dedemin yarım bııaklı ğı bir işi tamamlıyordum. Lucky Strike'ı bir nebze unutturabilmek için sürekli çay.. sözlerinin bendeki etkisini merak ediyordu. daha doğrusu sahte kusursuzluktan ötürü bir kupondan fazlasını hak ediyor. Eski bir basketbol topunu andıran başıyla bana selam vererek "Hoş geldiniz yenge" dedikten sonra tekrar Enver'e döndü: "Benim adım Ozan Taraz" her iki işaretparmağmı göbeğine doğrultarak ekledi: "Bu da benim yumuşak karnım. fakat Enver'in bulmacayı beni üzmek için hazırlamadığı aşikardı.. Ona darılmam saçmaydı.' Âşıklar ise hem sersem. ilk olarak 'Acaba yeniyor mu?' diye düşünürüm. kaktüs şurubu bırakıp çekildi. Fazla oyalanmadan kahveyi alıp eve doğru seğirttim. aslında bir mektuptu... kominin yardımıyla masaya babagannuş ve sirinan kebapları. kahve. babam sakız çiğniyordu. Mantıksız kafa. 274 Babam hep der ki 'Uyuşuklar yardımseverdir. tartaklanmış. Yukarıdan aşağı 7'ye gelinceye kadar. zır cahiller ciddi. yani mektubu okumazdın?" "Belki de. çarın şerbetli keşişi Grigo-ri Yefimoviç Rasputin. Enver'le birbirimize sarılıp usulca dans etmeye başladık. üç ayrı tabancayla vurulmuş halde Neva nehrinin buzlu sularına fırlatılıyordu [1916].." Işıklı dükkanların arasından geçerek. 60 . bulmacadaki acayipliği fark etmemiştim: 20. Yine de sigarasız geçen saniyeleri sayıyordu. Saldırıdan sağ kurtulan tek adam olan Ozan Taraz da saçlarını tümüyle kaybetmiş. Ayaklarımıza patenleri geçirdik. bu kusursuz sahtelik. Osmanlıca yazılışı. Alacaklılarından kaçmak için sürekli adres değiştiren seksenalü yaşındaki Nikola Tesla. ortak aldanışlarımızla mayaladığımız mucizelerin su katılmamış birer fiyasko olduğunu göremeyişimiz sayesinde birbirimizin kalbini kazanırız. Dedenin günlüğünü zarf olarak kullanmasaydım bulmacayı çözmeyebilirdin. dalkavuklar alıngan. firik pilavı. mandalina ve elma dolu tabağı sehpaya koydu: "Şerifciğim bak." Yemeğin tadına varmaya kararlıydı. "O bulmacayı İshak dedemin defterinin arasına koyarken ne düşünüyordun?" Garson. Sigarayı 4 ay. Enver'le to-kalaştılar. 7 Ocak." Enver ağzındaki lokmayı yuttu ve bir mucizeye tanık oluyormuş gibi gülümsedi. o iş spor değildir. asrın son çeyreğinde dünyamızı teşrif edecek ve dahi çok canlar yakacak dilber-i şahane: [12 değil] 9 harfli.. En büyük sevinçler. Enver Paşa olmalısınız?. New Yorker Oteli'ndeki güvercinlerle dolu odasında kalp yetmezliğinden ölmüş yatarken [1943]. Elindeki gazeteyi.." deyip takma dişlerini göstererek... Çantamdan cüzdanımı. Mübeccel Abla'ya rastladım Müstehcen bir sırrı paylaşıyormuşuz gibi. çördük çorbasını usulca içiyordu.. 276 Âşık olunca hayatın anlamına yaklaştığımızı zannederek mantığın sınırlarından dışarı çıkarız. 8 harf tutuyordu.

kamyoncu lokantasmdaki salata gibi dar m ad. operasyonu polislerin yapacağını sanırdınız. koridorun sonunda nöbet tutan Lklâi hariç. [LEONARD COHEN] 17 Ocak. "Altı gecedir uyumadınız. Sevinç gözyaşları daima keder gözyaşlarmdan iyidir: Kutlama çiçeği ile azap dikeninin aynı sularda yetişmesi sizi yanıltmasın. uyanacak nasılsa. Babamın komada oluşu. kapının önünde bizi beyaz bir limuzin bekliyordu. dirilişi sırasında babama -gönüllü olarak. sonra ziyarete gelirim". aceleyle cevapladım ve babamı apar topar yoğun bakıma aldılar. Annem ve ben bir an önce babamı görme telaşmdaydık. uçuruma yaklaşmış La Linedyı [Bay Meraklı] andırıyordu. cam gibi gözyaşları kesiyordu. boş tarafını da umursamazsınız. Derhal. babamdan daha kötü görünüyordu: Kurutulun 19 biber gibiydi. Annem. çok teşekkül ler." Limuzinde. Enver'in geceyi babamın başucunda geçirmesi. aşk ile mantığın yolları ayrılalı çağlar oluyor. Şoför arabanın arka kapısını açarken "Şebnem Hanım. 400 metre ötedeki. 1 ğın olmuştuk. Harika şeyleri. müdürüm yaşayacak. Şaka mı yapıyorsunuz? Susuzluktan ölmüyorsanız. Şimdi gitmem gerek. Adımlarımı hızlandırdım. büyü gibi işe yaramıştı. 15'e kadar sayıp tekrar boruya üfledim. Uykusuzluktan sağır olmuştuk." Eğilip yanağımı öptü: "Tamam prenses. birkaç ay da. Acil servis. Kendimi. işte. Etrafta o kadar çok polis vardı ki. İki saat sonra cerrah dışarı çıktı ve ağzındaki maskeyi indirip şöyle dedi: "Önce MR çektik. Enver bizi hastanenin önünde karşıladı. Doktorun yüzünde manalı bir ifade arıyordum. aşk sonsuzluğa heveslendirirken imkansızlığa hapseder. Elimizden gelenin en iyisini yaptığımıza emin olabilirsiniz. Çarçabuk giyinip dışarı çıktığımızda. siz gönlünüzü ferah tutun. Durdum. Tamam. aşk kişinin kendini aldatmasryla başlar ve başkalarını aldatmasıyla sona erer. Ama ben bu mucizevi aldanışa. Annemin kesik solukları ve ayak sesleri etrafta yankılanıyordu. hemşireler. İçeri doğru yürürken "Sen gidiyor musun?" diye sordum. altın suyu gibi bir yağmur başladı. sigortalı dengesizliğe hazırdım. Arayan. "Şerif Bey'e ben refakat edeceğim. Tamam. "Sakızı yuttu kızım! Sakız boğazına kaçtı!" Annemin gözlerinden yaşlar süzülüyordu. "Haydi. fakat her şeye hazırlıklı olun. ikimiz de. burnundan. Enver Paşa'ya ait hissediyordum. Dönüp bakmadım. Ziyarete gelen akrabalar. Dört-beş dakika sonra gövdesi kasılan babam derin bir nefes aldı. ümidinizi kaybetmeyin.. yüzümüzdeki zindan karanlığıy-la. tek tek kayboldular. "sizi baş başa bırakayım. Enver Bey'in selamları var. "Doktor. Solunum cihazına bağlanmış. "Dediğim gibi. bekleyip göreceğiz. Çünkü o. içine düştüğümüz kör kuyu sessizliğiyle baş edemeyip gerisingeri gidiyorlardı. baban sc ni bekliyor. Enver'in 'dolu' olduğunu çoktan anlamıştım." Ellerimiz çözülürken avucuna bir kupon bıraktım. bir tahmininiz de mi yok?" diye sordu. Şu anda komada. babam ve ben sarıldık. Kaç gündür hastanede beklediğimizi bilmiyorum. değil mi?" Bunu soran Bora Ağabeydi.hi Ona minnet mi duyuyordum? Bu aşkı ona borçlu muydum?. sevgilim. sessizce ağlıyorduk. hayranlarının saldırısına uğramış kokainman bir rock grubunun sığındığı süite benziyordu.Nabzını yokladım. Bir dizi kan tahlili yaptık. aşk hayal gücünün zekayı yere sermesidir. sessizce ağlayıp başını ve gövdesini öne doğru eğerek kamburlaşıyordu. Kalan 20'sini bir kerede teslim etmeye niyetliydim. Şerif Bey'in nefes borusundaki sakızı aldık. 61 . hayırlı anormalliğe.. 280 Geri dönüp Enver'e sımsıkı sarıldım: "Çok. rüya görmediğimizden emin olmak için anne-kız birbirimizin elini sıktıkça sıkıyor.. topraktan fırlayan Ninja savaşçıları gibi hareketliydik: Hem yaslı. Müsaadenizle" dedi ve gitti. Ümidinizi kaybetmeyin. Doktorlar.. camekanlı bir şadırvanı andıran kafeteryaya doğru ilerlerken telefonum çaldı. haydi. Fakat kendi susuzluğumun farkında değildim. Prefrontal kor-teksin altında oluşan pıhtıyı Streptokinaz'la erittik. Sanırım altı-yedi 278 dakika boyunca beynine oksijen gitmemiş. ne tümüyle anlayabiliriz ne de izah edebi liriz. sağ koluma girmiş halde. Fakat ayılmadı. Enver bizi yalnız bırakmıyordu. sehpadaki tabakta duran meyve bıçağını kaptım ve babamın boğazına batırarak küçük bir delik açtım. Ertesi gün. bardağın dolu tarafını da. "Bilmiyorum. in Enver'in sipariş ettiği yiyeceklere elimiz varmıyordu. tamam mı?. "Anne hemen 112'yi ara. Onları duyamıyorduk bile. Tam anlamıyla ölümden dönmüştü. Tamam. Bir gece Enver annemi ve beni taksiye bindirdi. Birden. Ailemizin bilardo topları gibi dağılmasını önlemişti. monotonluk prosedürü yıldırıcı bir yavaşlıkla işliyordu. Monitördeki nabız göstergesi. şu durumda kesin konuşamam. Gözlerinin etrafında giderek büyüyen 11101 halkaları. hem enerjik.. Yarım saat içinde ameliyathaneye naklettiler. Moda sahilindeki ıslak çimlerin üzerinde tek başına yürüyordum. artık dinlenin" diyordu. "Gözünüz aydın Şebnem" dedi.refakat etmişti. Kış uykusuna yatmış gece bekçisi kadar derin uyumuştuk. oyalanmayın" dedi babam "kıyafetlerimi bulun da bu Allah'ın belası yerden bir an önce kaçalım!" Azrail'in karşısında sakız çiğnenmez Aşktan. Tamam. Tükenmez kalemi söktüm ve dışındaki borunun bir ucunu delikten içeri sokarak diğer uçtan iki kez hava üfledim. deterjan reklamlarmdaki banyolar gibi parlayan koridora daldım ve kapısı açık asansöre yetişerek içerideki sünepe kalabalığa sevinçle tosladım. kollarından fırlamış gibi görünen minik borular birbirine dolanmıştı. Umut ve sükunet aşılayan pırıl pırıl tebessümü hiç dağılmıyordu." Eve varıp geceliklerimizi giyinceye dek yavaş yavaş sızdık. Üniformalı polisler. Koşarak. şimdi içimde aşkın çıngırakları çalıyordu. Annem. aşk sadece kör değil aynı zamanda aptaldır.. insanlık tarihinin en dehşetengiz olayı sanki. hastabakıcılar uğruyor. atmıyor! Ödüm kopmuştu. bir gelişme olunca size derhal haber veririm." Gözlerime yaşlar doldu. Beklemekten başka çaremiz yok. "Evet" dedi. Ambulans ve polis sirenleri arasında hastaneye yetiştik. ambulans çağır!" Babama kalp masajı yamaya başladım. O güne kadar Enver Paşa'ya 10 kupon vermiştim. . Birkaç gün de olabilir. Kadıköy'deki Papazın Çayırı denilen düzlükte Fenerbahçe ve Galatasaray futbol takımları ilk kez karşılaşıyordu [1909]. babanızın bilinci yerine gelmiş" diyerek bir eliyle davet jesti yaptı: "Buyurun lütfen." Arkamdaki polislerden biri "Ne kadar bekleyeceğiz. Sizi yanıltmak istemem. Yatağında oturan babam beni görünce iyice doğruldu: "Kızım!" Annem. zincirlerden ve çözemeyeceğimiz diğer şeylerden bahsetmeyelim artık. Doktorlar bana hızla birkaç soru sordular. Tamam.

Misafirimiz var. Her polisin içinde." "Hoş bulduk efendim." dedim ve birden Reha Veto'yu hatırladım. babanın karşısına böyle damdan düşer gibi bir adam çıkarman sence uygun mu?" dercesine baktı ve fısıldadı: "Namaz kılıyor... Yüzüme baktı." Babam. Enver'i biliyorsun. Rüya ile gerçek arasındaki farkı kökten unutuncaya dek birbirimize yaklaştık ve sımsıkı sarıldık. dünya tarihinde bu işi yapabileceğim başka bir zaman yokmuş gibi! "Sizi anlıyorum" dedi Enver. gergin ipin ortasına kadar gelmiş acemi bir cambaza benziyordu. Azrail'in huzurunda sakız çiğnemeyeceğimden eminim' diyor. Kafeteryaya kadar sendeledik.. Omuzlarındaki meleklere selam verdi. Enver de aynısını yaptı. 45'lik tabancasını bırakıp 99'luk teşbihi ele almıştı. Seni dünyaya getirdikleri için onlara tebrik ve teşekkürlerimi sunmalıyım. fakat yine de anlaşmaya uymamız gerektiğini söyledi." "Beni ne kadar da iyi tanımışsın!" Babam öyle tuhaf gülümsedi ki odanın ısısı birkaç derece düştü. O da koşuyordu. sevdiğim adama doğru koştum.. yani sizinki sadece. şaka mı yapıyorsun. baban gözlerini açtığında gecenin üçüydü. Şerif Bey'e geçmiş olsun demek için uğramıştım. Güleç bir suskunlukla geçen bir-iki dakikadan sonra. Enver tam bir hafta boyunca hastanede bize eşlik eden arkadaşım. Birer kahve ısmarladık. "Aman. su tabancasından kaçan bir Fransız gibi ağlaya ağlaya yan odaya koştum. "Zahmet etmeyin lütfen. haftaya biraz geç başlamaktı. O da nöbetçi doktoru çağırdı. Enver ruhani lideri karşılayan tapınak muhafızı gibi huşu dolu bir saygıyla doğruldu. Vahşi Lisan] Uyandım ve tepemde dikilmiş beyaz önlüklü doktor bozuntusunun oyuncak ayı sırıtışı gözlerimi kamaştırdı. Babam önde. Bu davranışımdan ötürü gururlandığını. hemen hemşireye seslendim.. Ben de aynısını yaptım. Telefonu kulağıma götürdüm. Galiba yarım yamalak bildiğim her şeyi unuttum... [THOMAS SZASZ. Elimdeki kuponları bir kerede vermeye kalkıştığımda itiraz etti. tutuklaması gereken bir suçlu vardır [Şerif Şibumi] İntiharı hariç tutarsak. yedi gün süren ölümüm boyunca beni yalnız bırakmadınız" dedi. Onlar ilgilendiler. masadaki kuponları elimle frizbinin kenarından çantama sü-pürdüm: "Anlatsana. Sevinçten sakarlaşmıştık.. uyandığı sırada babamla ne konuştunuz?" .. babam onu çok sevecek" der gibi baktım ve sessizce "Tamam" deyip arka odaya geçtim. hakkımda benden daha çok şey biliyor. Bu da beni iyi bir polis yapıyor. dünyanın karmaşasıyla aramıza set çekmişti. orası iyi. Enver'i eve çağırmakta acele etmiştim. daire şeklinde "Seni seviyorum Şebnem" yazıyordu. Telefonu tuttuğu elini indirdi. Donup kaldım." "Bazen.. çok enteresan halbuki." Anneme. "Öyle olsun. Babam seni hiç hatırlamıyor.. Beni tanıyan herkes. ciddi mi konuşuyorsun anlayamıyorum. Annem mutfağa süzüldü. Sadist nezaketiyle sordu: "Şu anda nerede olduğunuzu biliyor musunuz?" Etrafa bakındım: "Hastane.ııı Dudağını hafifçe büktü: "Pek konuşamadık. acılarımızdan 7h." "İnsanlar bana bunu her söylediklerinde 1 lira verselerdi şimdiye milyonerdim... Tatlı bir söz söylesen dilin mi kopar? Aslan gibi çocuğa kulp takma şimdi!" "Sana göre aslan olabilir karıcığım. "Ben seni sonra ararım" deyip kapattım ve kupon namına ne varsa vermek için. Kenarı boyunca." "Evet baba. Allah korusun. nasılsın?" "Sesini duyunca daha iyi oldum Enver. ben arkada salona girdiğimizde. Marlboro paketinden bir sigara çıkarıp yaktı: "Biliyorsunuz.Enver'di: "Buyurun Paşam?" Bu kısa cümleyi. kafeteryanın hizasından bana doğru yürüyordu. Enver'in dışarıda beklediğini. diğerinden olgunluk okunuyordu. romantik bir düellonun son saniyeleri sanırdınız. Bir gözünden çocuksuluk. Hani sana bahsetmiştim ya?" Babam. Yani ikinizin öyle özel bir anda tanışmanız. derdini anlatabilecek kadar Türkçe bilen bir cariye edasıyla söylemiştim. ciddi misin?" "Evet." "Tuhaf. mesleğinizde zaten çok başarıhymışsmız." Enver. Enver birden paltosundan mavi bir cisim çıkardı ve bana doğru fırlattı! Uçarak yaklaşan şeyin bir frizbi olduğunu anlamamla onu yakalamam bir oldu. bekliyorsun? 'Onu gördüm ve hayatımdaki bütün taşlar yerine oturdu' mu?" "Şerif.. soğuk algınlığına yakalanmış bir timsahmki gibi kulak tırmalıyordu. "Baban toparlandı mı?" "Doktorun dediğine göre. Buğulu camlar. Komadan çıktığında ilk seni görmesi. Bu dünyada tüm kalbimle sevdiğim herkes biraradaydı.. Annem asaletli bir utangaçlıkla "Ne arzu edersiniz?" diyerek Enver'e gülümsedi." El sıkışırlarken Enver öne eğildi. Enver'e gevrek bir sesle "Sağolun. Emekli olmuş." "Ne?" Etrafa bakındım. 62 . Enver. emin misin. Reha Veto olayından sonra namaza başlamıştı. Etrafımda ne varsa hepsi birden birer ipucuna dönüştü. Babamın.. Enver'in ellerini tuttum. "Şebnem merhaba. Uçsuz bucaksız çimenler ile yağmurun arasındaydık. üzmesene kızı. harika biri. olduğun yerde dur. Bir de yeniden sigara içiyor. Islak giysilerimizden buhar yükseliyordu." "Kimmiş?" Seccadesini toplayarak ayaklandı. senin nazarında ne?" "Gül bahçesine kakasını yapmaya çalışan kabız bir ayı!" [Ah. hayatta en ciddi karar. "Babacığım. hafızamın bir kısmını kaybettim. Kahvelerin dumanı tütüyordu.] Bu söz üzerine. "Ailenle tanışmayı ben de çok istiyorum Şebnem. lokal amnezi yani kısa süreli hafıza kaybı varmış." Ben de "Merak etme anne. Dua mırıldanırken bana doğru bakıyordu. bunu okumak zorunda kaldığınız için özür dilerim! Zira ben.. Görseniz." Enver." "Efendim?" 282 "Hazır mısın?" "Neye?" "Tamam. Onun dışında gayet iyi. poliklinik ya da öyle bir yer?" Sesim." "Hımmm. "Babacığım. Birkaç saniye içinde buharlaşacaktık sanki. çocuk sahibi olmaktır.. Fincanları. sen en iyisi bize kahve yapıver" diyen Babam Enver'e döndü: "Orta şekerli?" Enver hoşnut bir ifadeyle "Pekala" dedi. Annem.. Ben sadece." Yavaş yavaş yürüyordum." "Şahika. ani bir ses duyan köpek yavrusu gibi başını yana eğdi: "Duyduğum kadarıyla. sevgililerimle hep ölüm-kalım zamanlarında karşılaşması garipti. 284 "Hoş geldin delikanlı. onu babamla tanıştıracağımı söylediğimde "Kızım. "hiçbirimiz." "Şebnem. ona âşık olduğumu bilmekten müthiş heyecan duyduğunu. Islak ve parlak frizbiye şaşkınlıkla baktım. masada tepsi gibi duran frizbinin üzerine koymuştuk.. benim nazarımda. Enver'i salona buyur etmişti. Babam.

dünyanın gelmiş geçmiş en büyük kozmetik mucizesi değilse. ırz düşmanlarının. Ben ki. Herhalde "iki adımlık yolu arabayla mı gideceksin?" diyordu. Reha Veto denen zibidinin beynini uçurarak." "Şerif Bey. Biricik kızını yedi yabancı bir adamla paylaşmakta zorlanıyor diye yaşlı babana kızacak mısın?" Bir an durdu. "Nereye bey?" "Nereye olacak hanım. kanun adamının dangalaklığından ötürü suçlunun özgüveni pekişme-li. Öyle ki. "Asmalımes-cit" yazılıydı.. 290 İki gün sonra akşamüzeri. Beyniniz dakikalarca oksijensiz kaldı.Hamiyet Yüceses terennüm ederdi. Siz de ömrünüzün yarıdan fazlasını katillerin.. Şebnem resmî törene katılacak prensesler gibi giyinmiş. Ağzının kıpırdadığını görü yor. .. Bir kez daha ölüm. Bu dünya acımasız bir yer. Başımı kaldırdığımda. Zor nefes alıyordum." Birden bütün yük kalbime bindi. başucumda bekleyen arkadaşından söz edince de. Şimdi. herkesi suçlu sanır. hayatınız komple tedbir.. Polis. namazı orada kılacağım. Tekrar bindim. gazete okuyordum. Arabayı. benim en sevdiğim çocuğumsun. hangi yıldayız. fakat. Az buçuk kendine gelen arabadan inip bahçe kapısını kapattım. Çiğnediğiniz sakız nefes borunuza kaçtı ve kalbiniz durdu. tuttum "Kaç yaşındasın?" dedim. Kız babası olmak. Paltomu sırtıma geçirdim. gece gündüz demeden bana koşuyordu. Beni kınamayın. İnsanlığa faydalı olmak için yeni bir fırsat yakaladığımı hissediyordum. ağaçlar hac faciasından canını zor kurtarmış hacılara benziyordu. /')l Başımı dışarı uzatıp "Çengelköy'deki camide mevlit okunacakmış. Dehşet içindeydim. Ben silahımı bıraktım diye suçlular da ıslah mı oldu? Yooo? Oyuna bensiz devam ediyorlar. temkin ve ihtiyattan ibaret olurdu. Başka çocuğum olup olmadığından ciddi ciddi kuşkulanmış görünen annesine alelusul el sallayarak "Allahaısmarladık!" dedi ve koptu. Zırtapozdan kimseye bahsetmedim. Ve her polisin içinde. muhatabınız otomatikman ötmeye başlar. Bu düdüklü çakalın ne mal olduğunu kendi yöntemlerimle çözecektim. Bu yaşta söylediğim yalana bakın hele: Sevaplarımı artırmak için daha çok zaman ve benzin harcayarak cennete yaklaşacağım yani! Hayat arkadaşım. Sizi hayata döndürmeyi başardık. Temiz çocuktu. Cep telefonuma. ipucu toplayan polis konuşmayacak. Bahçe kapısının iki kanadını da açtım. önüme döndüğümde karım kaybolmuştu. neden sor dunuz?" Tam o anda. Yavaş yavaş yola koyuldum. Kontağı çevirdim ve araba sinir krizi geçirmeye başladı.. parçalanmış bir ihramı andırıyordu: Binalar. İlk müdahaleyi kızınız Şebnem yaptı. 03:10'u gösteriyordu. polis köpeğinden daha aptal görünmek zorundadır. Siz çenenizi kapalı tutarsanız. Bir tek şapkam eksikti. "Nereye güzel kızım?" Yutkundu. Emektar Lada'ma atladım. Kadına "Hangi yıldayız?" diye soracağıma. Şahika balkonda peyda oldu.. boynuma sarıldı: "Babacığım. herkesi polis sanır. polisliğim bakidir. tamam mı. Henüz ayakkabılarından tekini giymiş olduğu halde. hatırlamadınız mı? Ben. tutuklaması gereken bir suçlu vardır. Gözüm kadını bir yerden sinyordu: "Sen de kimsin?" "Aşk olsun. Enver Paşa evimize geldiğinde. 63 . Radyonun düğmesini çevirdim: Duman adlı bir müzik grubu. camiye. Bora Oturanboğa'nm eşiyim. Bir de şu var: Bir suçu araştıran. "Belki de ışınlandı?" diye düşündüm. hani şu 'kabız ayı'yla. Şebnem'in cep telefonunun yerini tespit etmemi sağlayan bir yazılım yükletmiştim. Penceredeki tülün berisinden baktım: Enver. tamam mı?" dedim. Ben bir polisim. Tam on sene aradan sonra. uçuruma açılan mağarada hızla yol alıyordum. Ve bu kadın. Şebnem'i bahçe kapısının önünde siyah bir Audi'nin içinde bekliyordu. İçimde bir dejavu tedirginliği baş göstermişti. "Boğaziçi Köprüsü" yazılı bir kısa mesaj geldi. Onyedi yıl martavalını uyduran zırtapozun sorularına benzer şeyler sordu. Bir kez daha." "Hatırladığınız en son olay?" "Evimdeydim. Küskün ve de gururlu bir ifadeyle cevap verdi: "Enver'le buluşacağım baba. Birileri kelepçelenene ya da zımbalanana dek. tabancamı doldurup belime taktım. cüreti artmalıdır. mantar gibi hiçbir şey düşünemeden sürüyordum. İlk iş. beni enterese etmez. şom ağızlı doktor kayıplara karışmıştı. Kadına yaş sorulur mu? Fakat hayatım buna bağlıydı." "Darılma bana meleğim.. günlerden ne." "Sen.. ben uyurken mi büyümüşlerdi? Dünya Kupası'm almış mıydık? Ülkemizin bölünmez bütünlüğü korunuyor muydu? Hangi parti iktidardaydı? Otomobiller uçmaya başlamış mıydı? Herkes yokluğuma iyiden iyiye alışmış olmalıydı? Bu yaştan sonra ne halt edecektim?!. mahmur gözleriyle bir başka dokioı [Çı ri girdi. "Geçmiş olsun Şerif Bey" dedi. hırsızların." "Bugünün tarihini söyleyebilir misiniz?" 288 "Ben emekliyim. uyuşturucu tacirlerinin. gecikirsem tasalanma. Polis sezgilerim bana çifte kavrulmuş bir manyakla karşı karşıya olduğumu söylüyordu. Şahika'ya çaktırmadan." Bora. Bayramda seyranda ailece ziyaretimize gelirlerdi. Kızım. ben bu yatakta onyedi senedir uyuyor olamazdım."Neden burada olduğunuza dair bir fikriniz var mı?" "Bunu bana siz söylersiniz diye ümit ediyorum?" Duvardaki kirişe asılı saat. sakince yatak odasına uzandım. peki" anlamında salladı. "Adınız nedir?" c "Şerif Şibumi. Geri geri giderken arkaya baktım. çıkmak üzereydi. Emekli kılığında dolaşsam da. Eee? Polis. Ne arananlar listesinde adı var ne de sabıkası. Nuray Mert'in köşe yazısını. Bir an tereddüt etti: "Yirmidokuz yaşındayım. Onyedi sene mi?! Karım yaşıyor muydu? Kızım ne haldeydi? Torunlarım var mıydı.. Yine de dilim pek rahat durmadı. fakat sesini duyamıyordum.. Şebnem'imi incitmeden Enver Paşa denen dejenere piçin ipini çekmek niyetindeyim." Çözüldük. öyle birini maalesef hiç ama hiç hatırlamadığımı ısrarla vurguladım." Kar. Telefonu açıp şifreyi tuşlayarak takip programım aktif hale getirdim. Ardından. dolandırıcıların peşinde geçirseniz. hüzün yumağı başını "İyi. Köprüye vardığımda aldığım ikinci mesajda. biricik kızıma hayatının şokunu yaşatmıştım. çarkları şüphe döndürür. ayın kaçıdır. Çile Bülbülüm'ü söyleyerek ruhuma gıda yardımı yapıyordu: Bizim zamanımızda -nur içinde yatsın. benim yanımda çalışan genç polislerden biriydi.. onu hatırlamıyormuş gibi davrandım." "Fakat ne doktor?" "Onyedi senedir komadaydınız. Suçlu. O sırada içeriye bir hemşire girdi. bana inanmıyorsanız televizyon seyredin. dünyadaki en zor kutsal görevlerden biri.ıi". Bora Oturanboğa'ya telefon edip Enver Paşa'yla ilgili bir kayıt var mı diye baktırdım. gerçeğin kokusunu takip ederken.

kendilerine acı veren şeye teslim olmuşlardır. Öyle saçma.. Enver'e. EK: Müntekim Gıcırbey'in okunmamış mektuplarından birkaçı Deliler.. Bir yandan da peccatophobia'ya [günah işleme korkusu] kapılıyorum galiba. varlığımızın özünü teşkil eden trajedinin yatıştırması konusunda kimseye güvenmemeyi öğrendik. ve 19. Milletçe öteden. cinayetin aracı olabiliyor. artık bizim sevda imparatorluğu-muzdu. emin olamıyorum. Şebnem her zorluğun içindeki kolaylığı. İrmik helvasının üzerinde uçan kelebek gibi toz olayım. sanki senden bahsediyorlar. Kaybedecek bir şeyin yoksa. yüzyıllarda. Şebnem içimde. Gotik bir 'Ş' harfi dövmesi vardı: "Her neyse. kara üzümün iri çekirdekleri gibi bulup çıkarabiliriz. Dilim uyuştu Şebnem. Huzursuzluğun Kitabı] Alevleri görmezden gelerek yangını söndüremeyiz Şebnem. varlığın başımı döndürüyor. [FERNAMDO PESSOA. Benim payıma paylaşılamayan şeyler düştü galiba? Beni mahveden hatalarım hangileriydi. tülbenl boncuğu gibi umutlar pıt pıt içimde beliriyor. mandalina ve zeytinler yetişen bir ağacın mucizesini üstlenmişsin." /.-. "Teşekkürler ekselans. akasyalardan süzülen ikindi ışığından yapılmış gibisin. Şebnem kalbimden senin kalbine balyozla bin pencere açayım. Üzerinde nar. dikkatle bakıyorum. Sonsuzluğun geri kalanım yakıp yıkmama ramak kalmıştı.. Şebnem uzaya baharın gelmesi." O palto. uçaktan yüz yıl önce. Dalga geçmekten kendimi alamadım: "Dikkat el de." "Enver. beraberliğimizin her saniyesi için bir kupon verme arzusundaydım. küçücük. Müzeye doğru kol kola yürürken. Melodiler. olflll dik yerlerine kaçmasın!" "Beğenmeyeceğini tahmin etmeliydim. çamurlu bir gölet oluşmuştu. senin el yazın. Çikletten çıkmış gibi tertemiz bir adamdı. Notalar daima harflerden daha anlamlı. Elimi tuttu ve "Buyurun matmazel" dedi.il edilmiş. Yaralı bilinç." "N'oldu?" Durduk. "Şimdi de utanmadan zihnimi mi okuyorsun?" Sağ kolunun içine hafifçe vurdum. Leylaklarla dolu bir akvaryum. ağaçların içinde olup bitermiş. Dünya. daha etkileyicidir. 18. kulağın rahat olur. patlayan bir okyanusun tozları gibi saçılıyor. Şebnem her gülümseyişinde tüm ülkeye çay ısmarlayayım. Vahşetim teröre dönüşmesin. üzerinde şapkalar yüzen bir cıva nehrine ayaklarımı sarkıtmış vaziyetteyim. Her şeyde sana dair bir ipucu. devrim niteliğindeki bahtsızlık. Papatyaları harf olarak kullanayım. en temel dertlerimizin.. Kareli gömlek ve postmodern nihilizm modasının arttırdığı atmosfer basıncına rağmen. 64 . rahatsız vicdan ve cüzi irade bize köstek olamazdı. tebessümün için binlercesi çalışıyor olmalı.Tlc ı< . Sekoya ağacının kabuğu ateş geçirmezmiş: Sekoya ormanında yangınlar. Zarafetin aksesuarı. Şebnem imparatorluk gibisin.. Şebnem ne çok melek var yüzünde. saraya sızmış lunapark balerinim. iğde esansı." Sesi hu şu doluydu. etkilendim. İnsan otuz yıl yaşayınca. kelimelere beş çeker. Harf başına bir kupon alabilmeyi umuyorum. lirik bir kanatlanma yaşıyorduk. imzan olacak. Oradan 100-150 metre yürüyecektik. kum saatindeki toz şeker gibi senin sevgin birikiyor. ilk hamleyi suçlular yapar. "İyi ama.. "Yooo. Şebnem niye böyle? Aşkın. Ceketini çıkardı. tüy gibi hafiflemiştim. "Uh! Canımı yaktın. parmaklarım yazmaktan oksitlendi. Tımarhanede esir edilmiş felçli bir dilsiz kadar gerginim. Kalbim jelatini i yoyo gibi zıplamaya başlıyor sesini işitince. tozutmayayım. kiraz.. ingiltere'deki şapka fabrikalarında çalışan insanların yüzde 10'u delirerek ölmüş: Keçe işlemekte kullanılan cıvanın yan etkileri. huylarımı değiştiririm. Bence o. yerküreyi tümüyle sarmalamıştı sanki. Sanki senden bir haber gelecek." "Hımmm. Gerçek bela. 294 Eğer bir hedefin yoksa. Bu şövalye jesti karşısında ne yapacağımı şaşırmıştım. duyguların zannettiğimden çok daha çeşitli olduğunu keşfediyordum." Onun yamndayken. O anda. Albert Einstein'm [1879-1955] İzafiyet Teorisi o gün yayımlanmıştı [1916].. Sanırım. Zehirlenmeye bile yetmeyecek porsiyonlarla. Saçma ve boşuna olan ne varsa benim yöreme birikiyor. Tamam abartmayayım. faturalar çıkıyor içinden.Bir kez daha anlıyordum ki. Anlamı. doğrudan bana miyavlıyor-lar. aksine. Yani ben. Sürekli yer değiştiriyor. Tessenjitsu adlı Japon dövüş tekniği. Yanlış anlamaların mikrodalga fırınında ısıtılmış ve çabucak bayatlayan umut kırıntılarıyla besleniyorum. Pekala. şimdilik tek harf var?" "Diğeri paltonu serdiğin için. Fakat ismimin diğer harfleri nerede?" "Tek tek yazdırıyorum. 1888-1935. romantizmin Einstein'ıydı. kaybolmak seni bozmaz. Önden dolaşarak gelip kapımı açtı. büyük noksan neydi hayatımdaki? Bunlar ve benzeri belirsizlikler insanı sersemletiyor. nedir bu?" "Almyazımm baş harfi. başım göğe ermişti. Şebnem bulutlara kement atayım. dünyanın üç günlük olduğunu anlamaya başlıyor. Şebnem. bir işaret seziyorum. Ciddiye alınmak için mızıkçılığa başvurma taktiğini kenara bırakayım. Şebnem kediler geliyor apartman boşluğuna. Uygarlık bize milyon çeşit yasakla sağlanmış bir düzen hediye etti. Çölde seraplar gören bir şempanze gibiyim. r/K. Şu anda Tomaso Albinoni'nin [1671-1750] Adagio'sunu dinliyorum. Cehennemde teçhizatsız kalakalmış itfaiyeci gibiyim. ağırlığı olan her şey otomatikman senin safına geçiyor Şebnem. 292 Yeryüzüne serilen palto 20 Ocak. Sözlerde o acı yalan tadı belirir. tehlike olmadan ben bir hiçim. Elini çekip sokak lambasının ışığında koluna baktım. /-. Paso ilklere imza atıyorum. Bir robot kadar iffetli. o kadar da acımıyor. Uçakları sanki sen kullanıyorsun. seni bulmama bağlı. susamlı akide şekerim. Enver hiç tereddüt etmeden paltosunu çıkardı ve göledin üzerine serdi. iğde reformistliği var sende. Sonuçları nedenlerin önüne almayayım. alevleri görmezden gelerek yangını söndüremeyiz. tndi. Şebnem uçaklar geçiyor. ne kadar istersen onca yağmur ayarlayayım. gömleğinin manşetini katlayarak sağ bileği ile dirseğinin arasında bir yeri tuttu. Enver Paşa'yla Pera Müzesi'ndeki Anadolu Ağırlık ve Uzunluk Ölçüleri Sergisini gezecektik. Methiyeden şantaja geçmeyeyim. Laf uzadıkça anlam geriler. Otomobili. şu mesele. "Beni şımartıyorsun" diyerek muzipçe yüzümü inceledi. Asmalımescit'te bir sokağa park etti. Şebnem seninleyken bir yudum çay zenginleştirilmiş uranyum gibi enerji veriyor bana. uslu çocuk olayım. İğde yumuşaklığı. dünyayı özelleştiriyorsun. Şebnem ballanmış ilkbahar gibisin. güvercin kadar ılımlı olurum. Hayat çok tuhaf Şebnem: Paraşüt. Yenileceğinden eminsen. Şebnem. Adımımı atacağım yerde kar sularından. rakibini ciddiye alman gerekmez. sadece yelpaze kullanarak adam öldürmeye dayalıymış. Şebnem zarflar açıyorum. Beni kınama yeter ki." Derhal iki kupon takdim ettim.

yolunu kaybetmiş görünmez adam gibiyim. Yüreğin derinliklerinden yükselen sesler. kalbime uysan. Dirilmek için kendimizden başlayarak her şeyi yok etmemiz gerek. aşka kurallar ve prosedürler eşlik ediyor. Sürprizlerin üzücülük arz etmesi sürpriz olmuyor. dizkapaklarını. Aptallığın otobanından dehanın patikasına mı varacağım? İnşallah o yol. reddetmek zorundayız. kılıçlar yüzüyordu. 296 İlk romanı 1007 yılında Murasaki Shikibu adlı Japon soylusu bir kadın yazmış. Dostluğumuz.Çağın gerisinde kalmayayım. belki bu tuhaflıktan büyük heyecanlar çıkarabilirdik. Eline sihirbaz değneği geçmiş kör gibiyim. Kafamın içinde kocaman bir ağaç ve küçücük bir maymun var. arkadaşlığımız. Şimdi uzaya fırlatılan mekikte kilitli kalmış sinekten beterim. Kederliysen güleçliği. Keşke. Peygamberin mirası tebessüm. Ezelden beri o nazlanan senmişsin. Kaybetmedikçe zenginleşemeyiz. bin yıla kalmaz seni anlatabilecek seviyeye ulaşırlar. Doğru. Dünyada sahtelik kadar gelişim gösteren başka bir şey yok. Bizi ancak aynı banyoda yıkanmak paklar Şebnem.. Bu gidişle yokluğunun gürültüsünden sağır olacağım. sevinçliysen somurtuşu kalkan olarak kullanmalısın. Güvenliği kilitlerde buluyoruz Şebnem. tümüyle eğlenceli olmak zorunda. uçak olsam sana doğru uçarım. Dostluğa rekabet ve imha. mucize de durdurur. çillerini tek tek öpüyorum.. Bir yandan da karşında kendimi mağaranın girişindeki kütük gibi hissediyordum. sana kavuşma umuduna bağlanıyor içimde. Gözlerine bakınca. neredesin? Sensiz. italyan kahvesine batırılmış İrlanda çöreğim. 12'den vuran yanlış anlamalar ve sorunları halleden hatalara bağladım. Senden kaçış varsa bile kurtuluş yok Şebnem. tanışıklığımız. galaksi. Şebnem. Tüm umudumu hayırlara vesile olan aksaklıklar. fakat cennete yakın bir bölgesine. Ben de seninleyken gözlerime inanamıyordum. O yüzden. Kulaklarıma inanamıyor-dum. Şebnem seninleyken içimi padişah gururu kaplıyordu. kalp kapakçıklarını. fincanlar. Saray çatılarında senin için düello yapılmış.. erik olsam sana doğru yuvarlanırım. her şeyde senden bir anı aksediyor. Gelgelelim masumiyet. kanımda gıcır gıcır hançerler. Saatin akrebinden hız beklememeliyim. bildiğin hiçlik mayalıyor. nazik teklifler en büyük tehditlere dönüşüyor. Dişlerini. Müntekim 298 Kalbin darmadağın olunca. insan kendi aptallığının büyüklüğüyle yüzleşince kahrolmaktan kaçınamıyor. üzümlerin olgunlaşmasını sağlamıyor. ilişkilerimize garantiler getiriyor. Seni unutma fikri bile. Sözlerim sana karmaşık mı geliyor? Birinin beni anlaması için yanımda elli yıl geçirmesi gerek Şebnem. Sana olan duygularımı mesafe. iki kişinin yan yana yürüyebileceği kadar geniştir. Aşk hiçbir çağda güvenli bir heyecan olmadı. yaşam belirtilerinin azlığı demektir Şebnem. kafan da karışır Şebnem. Müntekim Aşktan kaçış varsa bile kurtuluş yoktur Şebnem. Vücut bulması için can attığımız şeyi inkar etmek.. bizlerde olgunluk alametleri gibi yansıyan şeyler. Benzer şeyler arasında fark gözetme lüksüne sahip değiliz. Öpüyorum gözkapaklarını. hiçbir gezegende bana hayat yok. insanı cazibe hareket ettirir. Şebnem peynirsiz labirentte dönüp duran fare gibiyim. içimizdeki bitki örtüsünü çürümeye terk etmek zorunda olmasak. çizgi film kuzusu. aşağılayıcı bir üslupla imha etmesini göze alamıyoruz. Beynime sıcak as r\ı falt dökülmüş gibi. paradokslarla haşır neşir olmadan hayatımıza canlılık katamıyoruz Şebnem. uzay senin olduğun yerden başlıyordu. istanbul. Bana öyle geliyor ki. Asmaların başında nöbet tutmak. Kendimizi emanet edebileceğimiz kişiyi bulana kadar canımız çıkmasa.<»"! tecrübelerimizdeki alelade acılıktan ileri geliyor. . Kimseye soramıyordum da "Benim gördüğümü sen de görüyor musun?" diye. Belki dileklerim gerçekleşmese de iyi bir insan olurum? Sanırım cehenneme gerçekten uğrayacağım. Şişko bir şeytanın.. hasretin katranı kafatasımdan gövdeme damlıyor. ancak yalanların sürekli desteği sayesinde ayakta durabiliyor. riyanın kırmızı alarmı haline geldi. dünya. Bazı konuları açıklığa kavuşturmak için çenemi tutmam ve birtakım sonuçlar elde etmek için de hiçbir şey yapmamam gerekirdi.. senin masumiyet kanıtı parmak izlerinle dolu sanki dünya. Şebnem beynim bulaşık teline döndü. onu fark ettim. kitabın adı Genji'nin Hikayesi... Afeti kontrol edemiyorum. ikramlar. tütsülenmiş bir bahçede saklambaç oynuyor gibiyiz. 65 .. çöpten metal kutular toplayan zombi gibiyim. Daldan dala zıplıyor. Hani insan bazen gökte yabancı bir cisim görür de gözlerine inanamaz ya. krize söz geçiremiyorum. yok saymak. odalar boş. İnsanın ayna karşısında yaşadığı türden önemsiz bir belirsizlik ile satıcılıktan uzak karmaşa dinmiyor. Artık. Senin kadife geometrin başımı döndürüyordu. su olsam sana doğru akarım. Sen de benim aklıma uysan. kulakta sapıkça bir şey gibi tınlıyor farkındayım. Artık iltifatlar. O kadar zekisin ki Şebnem. Emniyet ile itimat aynı şey artık. Vücudumdaki hiçbir hücreye inanamıyordum. Bütün şarkılarda senden bahsediliyormuş. Delidoluluğun uzantıları gibi algılanabilecek davranışlarımızın da doğallığı su götürür. Sensiz bütün tabancalar. Arabalar etrafımda keskin frenler yaparak duruyorlar. Geçerlilik kazanmış riya sisteminin kusursuz işleyişi. çelimsiz bir meleği göğsümün kafesinde patakladığını hissediyorum. benim kurnazlığım senin dehanın yanında sağır bir devede kulak. Ve birine itimat edecek kadar kendine güvenmenin manası yok. Fakat aşk'ın bizi manasızlığa kelepçelemesini. Romancılar bin senedir çalışıyor. Türkiye.sokakların hepsi ıssız. Şebnem. boşluk. İmkansıza yatırım yapmadan kazanamayız. yanındakine "Benim gördüğümü sen de görüyor musun?" diye sorar. Ben riskleri yönetemiyorum Şebnem. onu evcilleştiremiyorum.

Biz aslında kaybettiklerimiziz. mağaralar açayım. Şebnem senin için buffalolar kurban edeyim. yakınlaşmanın yolunu kendilerine acındırmakta ya da muhataplarının kafasına demirle vurmakta arıyorlar çoğu zaman. Kalbimden mezarlık dumanları yükselse de ziyanı yok. Yalnızlık. Ayak parmaklarının aralarına papatyalar kondurayım yeter. sıcak leylak şurubu sesli yârim. uçuveriyor. asfaltlar eriyor.ı maz dokunmaya. Ya çok derin acıların ya çok büyük hedeflerin var ya da çok inatçısın Şebnem. Hiçbir zaferin erişemeyeceği tatta bil yenilgi olurdu. ceylanların. hayrına tefsir etsen ya? Şebnem. hasretten bütün günahlarım döküldü. şakaların opak muşambasına bürünüyoruz.. bir kişiyle olsun bu 'kalpteki sır'. Yağmur yerine çöl yağıyor.Her türlüsü ürkütücü olan içtenlik başgösterdiği anda. o şeylerin kendileri çoktan yitmiş oluyor Şebnem. kafası da karışıyor. cıvıltılı cimcime. insan kıy. bu ayeti şöyle anlıyor: "Allah. bir öpücük ver. azabın ku-rumsallaştığı. Şebnem tornavidayla dağlara oyuklar.ı şeker tadı bırakacak. senin şehrine hücum etseydim.. Allah. Sevincimden çimlere kırağı düşürürüm. bak. nelere katlanmak zorunda kalacağını önceden kestiremiyor. Allah insanın mayasına ne katmışsa.. yağmur ormanlarını yakayım. sonra da görülebilirliğini kaybetti. kubbesi. kabus görüyorsun demektir Şebnem. insanlık görevleri olduğu fikrine kapılacağım. Hayatın ölümden. Doğrunun önemi kalmayınca. 300 Keşke başka ihtimaller de olsaydı. Şövalye olsaydım. İnsanlar. dünyanın kepazeliğini görmediğiniz için evet şanslısınız. Üç günlük dünyanın üçüncü günündeyim. Şebnem. toz toprak ve kumlar dökerek. Hacdan yeni gelmiş gibi hafifledim. seni benim için dünyanın en değerli insanı kılıyor." Öpüyorum gülüşünün bütün kıyılarını. deniz pıhtılaştı. tehlikelerden çok daha fazlası çıkıyor karşımıza. oradan da Altı Nokta Körler Derneği'ne gi302 deyim. sonra yurdun dört başına örülü demir ağları söküp trenleri karadan yürüteyim. Şebnem çok saçmaladım.. İç içe geçmiş kafeslerin ortasında gibiyim. kiraz sarkacı bakışlı. Birbirimizi oyalamak. yalanı ancak kendine söyleyebilirsin. deli raporumun fotokopisi kulağıma zımbalandı sanki. İstanbul. tüm sözlerim. daha doğrusu 'kalbin sırrı' konusunda anlaşabilsin. Kendini bulabilirsem tabii. dünya dışı uzayda yaşam belirtileri aramak gibi. tüm sorulara aynı cevabın verildiği. delilikten yırtardım. haşlanmış lahana gibi kendini saldı. ne kader ama. Birisi "Evet" desin. Bunların hepsi ya da herhangi ikisi de olabilir. üzülmeyin. kabus görüyorsun demektir. Yalnızlık deliliğin hammaddesidir Şebnem. Gezegenimizde hayat olduğunun en sağlam kanıtı sendin Şebnem. Şebnem. Huşuyla öpüyorum. Çoğu kimse. fakat Şebnemin güzelliğini görmek için ölüp cen nete gitmeniz gerekecek. Bunu bilmek ya da sezmek bizi 'inanmaya' yöneltir.. Bir kerecik buluşalım. Yine de insan istiyor ki. mı Parmaklarının ucunda tırnakların küçük deniz kabukları gibi parlıyor Şebnem. dokunaklı genellemeler yapanlar var. Rodin'in bücürük heykeli gibi gece gündüz seni düşünüyorum. Müntekim Rüyanda başrolde değilsen. deliliğin çemberinden çıkarız. sizin gizlediklerinizi biliyor. Kral. Seni sevmek. Ellerin. kesin.. hayat ilginçliğini koruyor. insanın kalbi darmadağın olunca. Mesela kendimi 10 1 mum sanıyor olsaydım ve biri de cereyanlar kesilince beni yaksaydı. cennetin eşiğinde sorulan bilmeceler gibiydi Şebnem.. Şebnem. deliliğin hammaddesi dir. sensiz bu defolu evrende. tabiatla kanlı bıçaklı olayım. enerjik ve dengesiz.. Türk Kızılayı'na kan vereyim. minareler yamuldu. Aslında tüm insanlığı ilgilendiren bunca belirsizlik içinde yalan da önce ihtişamını. Şebnem seni manyaklar gibi özledim. acayip sancılı.. Şimdi bunları söylüyorum ya. sen saklanınca ağaçların içi boşaldı.. Başını dizlerime koy. Cehennem. Beigbeder'nin romanlarındaki tiplere benziyorum: Fiyakalı ve aptal. sabah dünyaya. ne zaman ağzımı açsam. atımdan düşerdim. samimi ve hoyrat.. dostunu bulamayan kimsedir. Körlere sesleneyim: "Arkadaşlar. eziyetin otomatikleştiği yerdir. Şebnem. Giderek. zavallılığa dönüşmüş bir samimiyetten geriye kalan ve ağıt izlenimi uyandıran gevelemelerden ibaret.. insanlara inanıyor olarak uyanacağım. Nefertiti'yi [üst kat komşumun kedisi] ve yavrularını görünce. Ve bu saçmalığı doğuran şartlar. gerçek hatalar yapabilseydim hiç değilse. Artık hayatımın normale dönmesi imkansız. 66 . Bir muhatap bulunca. Şebnem. Mümkünse.. Boğumları kudretten zarafet şaheseri yüzükler gibi. sütunları.. beyaz rengi daha iyi tanıyalım diye mi yarattı seni? İçinde kemik biçiminde nur çubukları mı var Şebnem? Yüzündeki ışık nereden geliyor? Gözlerindeki ayet derinliğini. dudaklarını görünce kılıcımı düşürür.. biliyorsun. bağışla. gökyüzü felç oldu. kıt sonsuzluğun cefasını çekemiyorum. Bakışların. göğüs kafesimde bir gökdelen jeneratörü taşımakla aynı şey Şebnem. adın dilimin ortasına yuva yapmış guguk kuşu gibi. Bazı şeylerin anlamı ortaya çıktığında. bazı şeyleri asla ifade edemeyiz. düğme dikildi. Sıkın dişinizi. Aynı dert bende de var." Bence ayetin asıl anlamı şu: "Kalbinizde olup da hiç kimseye anlatmayı başaramadığınız. uçsuz bucaksız bir çayırda buluşalım. Bulutlar üstümden kesekler halinde geçiyor. Görüyorsun ya. söylediklerimi unuturken beni aklından çıkarma. Göze aldığımız risklerden. dile getirilmesi imkansız bir şey var ya. kuşlar iskelete döndü. Öpseııı. Kur'artûa "Allah kalplerde olanı bilir" yazıyor. Bir de benim gibi. temeli. "seni anlıyorum. dudak dudağa gördüm. Senden sinyal beklemek. dilime ilik açıldı. aıvııml. bulutlar kireç bağladı. Hasretin gecenin mimarisi oldu. Kendisi kaybolunca anlamı parlayan şeylerle kuşatılmış durumdayız." Şebnem bu akşam seni o ıskarta haydutla el ele. Rüyanda başrolde değilsen. Saptırılmış ve bir yönetmeliğe uyarlanmış saygının gereği olarak cıvıtmak. Bu anlam birikintisi. kuğuların sınıf arkadaşı. Şebnem galiba kendimizi tam olarak tanıyamadığımız için. beni bekleyen birtakım vazifeler. en büyük soytarı olmak zorunda. işte Allah onu biliyor.. aşk'ın her ikisinden de büyük olduğuna inanacağım. yeniden hayatımın başrolünde olayım. bal şelalesi. kibarlığın yegane yolu oldu. aslında hayatla ilgisi kesilmiş olduğu için anlamsızlığa matuf.. Deli." Nitekim bir başka ayette de "Allah'tan daha iyi dost mu bulacaksınız?" deniliyor. ipek fiyongu gülüşiü. İnsan.. çölü avuç avuç başka yere taşıyayım. Avuçların desenli kurabiyelere benziyor.

Şebnem. 1881-1966. Niko'yu özleyecektim. Uzun kenarları sedef şeritlerle süslü antika masanın üzerinde 21 Haziran 1968 tarihli TIME dergisi duruyordu. Duvarlardan birinde asılı Stanislaw Chelebowsky'nin [18341913] Varna Savaşı adlı devasa yağlıboya tablosunda kanlı çatışma tüm şiddetiyle sürüyordu. Şebnem bu. sevinçten Hintçe şarkılar söyleyecektik. () öldü." "Kaç yaşındasın?" "Yirmiiki.. Mezarlığa. Bitkisel bir labirent olarak tasarlanmış bahçenin ortasında. Böyle biriyle karşılaştığınızda. 304 Bu dünyaya yaşamaya gelmedim Bir insanı anlamak istiyorsanız. Hayati Tehlike'nin o kaygan sırıtışını yakacağım. ruhumun bedenime ait olduğu yanılgısından doğan gaflet içinde geçirmiyorum.. Metal bir sarmaşığı andıran iki kanatlı yüksek kapı ses sizce açıldı. kızıl bir balçıkla sıvanmış sanki. Şebnem. Fakat hala günaşırı rüyalarımda Grand Grave Hotel'in dokuzuncu kfl tından uçarım. Dahası. Genç ölecektik. bir Fatiha okudum. Tam olarak öyle değilse bile günlerimi canımın bana. 'L' şeklinde bir salona aldı.. Alçıdaki bacağımı. beni korkudan azade kılan varoluş biçimim. gerçekten vaktimiz var mıdır? Bence yoktur. üç îhlas. en büyük bedensel acıları tatmamı sağlayacak. sol kolum ve sağ bacağım alçıdaydı. Koltuk değneklerimi mezar taşma yaslayıp yere oturdum. Birincisi: Atom Bombacıyan." Dokuzuncu kattan aşağı uçarken sadece bunu düşünüyordum. mezarlığın çıkışında iki adam kibarca yolumu kesti. yalanların ise uydurulması geıoklı [PAOLO PICCOLO. Beni ve arkadaşımı beysbol sopalarıyla dövdürdü. sessiz ve kıpırtısız silahlı nöbetçiler sağa sola iliştirilmişti. ömrümüzün son saniyeleriydi.. Dokuzuncu kattan düşen herkes ölür diye bir kural yoktu. Şu anda yaşayan herkes ama herkes yüz sene içinde öle-cekse. Bomba yutmuş bir mumyaya benziyordu. maktulleri diriltemem belki fakat katillerin neşesini kaçırabilirim. Bu dünyaya yaşamaya gelmediğimden eminim." "Ne iş yapıyorsun?" 67 .. Versailles Sarayı pastasından kesilmiş enfes bir dilim görünümündeydi. "Tamam" dedim "memnuniyetle. Bay Bûttlbll tyUfl da çaprazımdaki koltuğa kuruldu: "Geçmiş olsun.Şebnem kaderin uçurumlu virajında nasibim ile kısmetim çarpışıp havaya uçtu. Niko'yla havada göz göze geldik. Civarda. 1875-1961] "Herkes beni yanlış tanıdı. I lavu zu boyladım. gözlerim kapıya dikmiş bir dağ aslanı heykeli tC «<>'» tikte bekliyordu. Biliyorsunuz. padişah ve imparator burada buluşsa. Niko şimdi bu mezarın içinde miydi? Tam bir saçmalık! Ortada bir dümen dönüyor olmalıydı. İki üzüm gibi birbirinize dikkatle bakıyordunuz. Ellerimi açtım. Bu kadar basit. tamam. ilahî bir ışık oyunu gibiydin." Arkadaşıydım. Göründüğüm yerde değilim. kendi saltanatına start verebilmek için yirmiiki kişiyi bir anda öldürdü. o adam Gönül İşleri Bakanlığı Heyeti'ni katletti. her şeyi gölgede bırakmıştı yine. Ölümden döndüm.. Elinde viski bardağıyla. İki ihtimal vardı. öncelikle insanlar hakkında bildiğiniz her şeyi ama her şeyi unutmalısınız. Şebnem. Mezar taşmda-ki Ermenice cümleyi kendimce "Canlı canlı gömüldü" diye tercüme ettim. zamanımız kısıtlıysa. Yol boyunca hiç konuşmadık. ölüme geri dönmeye hazırım. Atom Bombacıyan’ın ayak seslerini işitince kapıya döndüm: 32-1. Uşak. inan seni başkasıyla gördükten sonra... Yerde.. tehdit edilsem. Kim bilir sana ne yalanlar söylüyor Şebnem. Bu yalnızca bir his değil.. Evlat acısı. Kır saçları geriye taranmış. Gelgelelim benliğim havada asılı kaldı Ne zaman riske girsem. insanı işkillendiren bir ıssızlık hakimdi. neden hepimiz Grand Grave'in dokuzuncu katından atlamıyoruz? Dünya. görünmez kuşlar ötüşüyordu. hayatıma mührünü vurdu. biraz olsun mutlu görünmeye cesaret edemezsiniz. yüzünde dikenli bir kırbaç gibi iz bırakmış. Niko'yla aynı anda pencereden fırlamıştık. evrenin ezelî sırlarını sorgulayan stil sahibi bir şapşala benziyordu. Salondaki koltuklar öyle şaşaalıydı ki kral. Biliyorsunuz. Bizzal ben bunun canlı kanıtıydım. O benim yerime öldü. Ermişler de. Görünüşe bakılırsa. Bu muazzam bahçeyi kanla sulamaya hazır görünüyorlardı. Kanım damarlarımın içinde tozlaşmıştı. Kimimiz üç saniyede. dayağı hissetmedim bile. kimimiz yüz senede. Geniş merdivenden sonsuz koridorlara tırmandık. Kendi adıma konuşayım: Benim yok. insaftan muafım. Yanağıma saplanmış meyve çatalını hızla çektim. Yani ben aslında hep havadayım." "Teşekkür ederim.. Şebnem seninle hayatlarımızı birleştirecektik. ŞiirselBlöt\ Taburcu edildikten sonra ilk iş Şişli Ermeni Kabristan m m gidip Niko'nun mezarını ziyaret ettim. kendilerini evlerinde hissedebilirlerdi." Limuzinle Ortaköy Muallim Naci Caddesi ile Portakal Yokuşu arasında kalan bir malikaneye gittik. Boşlukta ikamet ediyorum. Ölümün üç saniye berisindeyim. Benim aşkımı tedavülden kaldırmak. oğlunun ölümünden beni mesul tutuyorsa. O düşüş esnasında ben yok oldum. Zayıf ihtimal: Niko'nun en yakın arkadaşıyla geç de olsa tanışıp biraz laflamak istiyordu. tedbirden. Sarhoştuk. ropdöşambırlı bir adam. Beni." Viski bardağını tutan elinden işaretparmağmı kaldırarak koltuklardan birini gösterdi. Ortamın ahengini bozmayan. reklamcılar da aynı şeyi söylüyor: "An'ı yaşa!" An'ı yaşamak mı istiyorsunuz? Buyurun. durup dinlenmeden kazarak birbirimizi gömdüğümüz bir mezarlıksa. ameliyat sırasında cerrahın ölmesine benziyor. Bir çift nemli mağarayı andıran göz çukurları. çeşitli çap ve markalarda Hava310 na puroları dizili sehpanın altına uzattım. işler çatallaşsa do 1(1/ kuzuncu kat ile zemin arasındaki yolculuğum adeta yeniden başlar. O insan kasabı aşkımızı gasp etti. Değneklere yaslanarak geçip oturdum. Ağır aksak dönerken. sonra da mıhlayıp leşimi lağım farelerine ikram edecekti. [CARLGUSTAVJUNG. Malikanenin bahçe duvarına gömülü akvaryumun yanındaki levhada "Dikkat! Köpekbalığı var!" yazılıydı. Pencerelerdeki orijinal Hint ipeğinden perdelerin desenleri insanı hipnotize ediyor. Süremiz belirsiz. Grand Grave'in dokuzuncu kat penceresine! İşinize gelmedi mi? Halbuki her birimiz zaten dokuzuncu kattan düşüyoruz. haberin olsun. o müthiş düşüş. Başım sargılı. 308 Kainat kestirmelerle doludur Gerçekler zaten mevcuttur. ben o düşüşten sağ kurtuldum.. Güzelliğin. "Adın ne genç adam?" "Hayati. Binaya girerken fedailer beni dedem yaşında bir uşağa teslim ettiler." "Niko'nun arkadaşısın demek. Tutarlılıktan. Şah Abbas döneminden kalma bir İran halısı: Üstüne bastığınız anda beşyüz yıl öncesinin İsfahan'ına ışınlanıyorsunuz. Malikane. Fakat madem öyle düşünmek istiyorsunuz. Ben onun yerine yaşıyorum. Ne yapacağımı bilemiyordum. Ne yani. Niko artık aramızda değil. Atom Bombacıyan’ın beni görmek istediğini söylediler. "Evet.

yumruklar konuşur. haşere ilaçlama servisinde çalışıyordum.. Dandini de Ratso gibi Sezai Aydm'm sesiyle konuşuyor: "Hazır mısın?" Başımı salladım. Dışarıda cırcırböcekleri bir milyonerin bahçesine konduklarının bilincindeymiş gibi neşeli bir melodi tutturmuşlardı. Fikirler. ayakların arası omuz genişliğinde açık." Bacaklarımı biraz daha araladım. Anlaştık mı?" Vay canına! "Anlaştık. sulandı rılmamış.. şahsiyetsizliği kamufle eder. Ne iş yaparsan yap. "Hayır. Şiddete karşı çıkmak elbette her budalanın en doğal hakkıdır. medyaya.. orduya. "Şimdilik boştayım. Masum bir hayat. bir dolmakalem ve makası sehpaya ihtimamla dizdi ve çekildi." "Otelin penceresinden düşerken Niko'nun elini yakalamışsın?" "Doğru. pürüzsüz bir vahşetle isyan ettiğinde seni hareke te geçiren yankılı bir vokal yapar! itibar biçmek isliyorsan." "Beni iyi dinle Hayati Tehlike. Baba Bombacıyan. Belki de teklifimi düşünmek istersin?" "Tam olarak ne teklif ettiğinizi kavradığımdan emin değilim. adliyelere. Para konuşur. eğlence endüstrisini. kağıt ve makas" dedi Atom Bombacıyan. oradaki Ratso Rizzo'ya [Dustin Hoffmann] benziyor. "Sol elinle sağ elini alttan iyice kavra. Kurallar seni robotlaştırır. Özgürlük hâlâ riskli bir ayrıcalık. hiç bahsetmedi. vicdanının sesini daha iyi duyabilirsin. Abidin Dandini'yle çalışacaksın..." 314 Kardanadam katliamı Kabil'den bu yana 20 bin yıl geçti fakat cinayet işinde hâlâ acemiyiz. [0RS0N VVELLES. Güçlü ve ısrarcıysan bu dünyada ayakta kalabilirsin. Kimin kazandığı ya da kaybettiği önemli değildir. Hayati. Bazen de silahlar..fena gitmiyorsun. Vicdanın sesi. pes etmektir. Zihniyet. seni ancak haksızlığa uğrama tehdidiyle baş başa bırakır. gayet iyi anlıyorum. 1915-1985. insan isterse on dakikalık işi yıllarca erteleyebilir. "Tutarlılık. Bardağı indirdiğinde yüzü yumuşamıştı. Sıra dişilik da.. Kuponları tamamladığın zaman. iki dosya kağıdı." "Evin nerede?" "Şişli'de. Yasal adalet." Bu son cümleyi söylerken her iki başparmağını kendine çevirdi. 68 . adam kaçırma. sağ ayak arkada.. Sürtmekle pineklemek arasında sallanıyorum. Mr. Bu bir gözdağı değil. Evladını kaybeden bir baba. Seni gözüm tuttu. işkence gibi işlerinizden mi? Yo. inan bana. "Ailen hayatta mı?" "Annem yıllar önce vefat etti. İkna oldum. gerçekten bizimle olacaksın. her birimiz için ölüm-ka-lım savaşıdır." Tabancaya ince ayar çektim. yumuşak ve emni yetli bir ses değildir. uyuşturucu ticareti. Buna karşılık. Soyadın neydi?" 311 Hâlâ aynı: "Tehlike. hastanelere. dize getirilmedikçe içtenlik nedir bilmez. ya da kimin nalları diktiği." Aslında annem ölüm döşeğindeyken.. pamuğa işeyen karınca kadar sessiz. Niko da sendeki cevheri görmüş demek ki. baba nasihati. küçük bir bebekken bu parmakları sıkmıştı demek. kendimde değilim. Beni dinliyor musun?" Başka seçeneğim var mı? "Tabii ki. şantaj. Her şeyi devletten bekleme. "Elbette. Bu sana saçma gelebilir." "Misafirimize su getir. "Sağ kolunu 20-30 derece kır." Gerçi babam da üveydi. Sizinleyim.." Parmaklarımı açıp daha sıkı kapadım..ruktur! Yenilgiyi kabul edersen başın belaya girer." "Güzel." "Sonra da birlikte aşağı uçmuşsunuz?" "Evet. muktedirler de kendileri hakkında kolayca yanılırlar." Bu arada Victor. Dinozorlann da B planı yoktu.En son. Soğuk!" Viskisini kafaya dikti. Abidin Dandini'yi bul. "Uğruna şiir yazılabilecek. Gerisi yalandır. daha şık ve daha sağlıklı hali. şiddetle. beste yapılabilecek bir tek şey var mı?!" Cevabım kesindi: "Yok. Bay Bombacıyan ayağa kalktı: "Biraz hızlı düşünmeye ne dersin delikanlı? Düşürdüğün bozuk paraları aramak için ağaca tırmanma yani. hissiyata tâbidir. Ivır zıvı-rm peşinden koşan bir açgözlü mü olacaksın. sıradanlık da hayatın sonsuz gizeminin ayrılmaz parçalarıdır. asgari ücreti gözden geçir! Ve bana (emiz bir yer göster! Hem yasal hem de iyi ve doğru olan bir 312 şey söyle?!" Sehpadaki kutulardan birinden bir puro [coro-na] alıp yaktı. Ratso'nun onbeş yaş büyük. İtaatle garantilenen rezil konforun foyasını meydana çıkarmalısın! Hayat. "Kusura bakma Hayati. kendinden daha aptal kimselerin gözüne girmen gerekecek. Çaktın mı köfteyi?" Atom Bombacıyan'ın retoriğinden etkilenmiştim: "Pekala." "Sana bir şey söyledi mi?" "Ne gibi?" "Bizim ne iş yaptığımızdan bahsetti mi?" Cinayet." "Niko benim tek çocuğumdu. Benim için hayat artık devam etmiyor. önemli olan kimin daha çok dayak yediğidir. Yine de kanunların dışına çıktığında." Birden canlandı: "Her neyse. paha biçilmez şeylere burun kıvıran bir müşkülpesent mi? Kulağa hoş gelen yalanlar seni yufka yürekli bir köleye çevirebilir." Atom Bombacıyan başını kapıya çevirip seslendi: "Victor!" Uşak eşikte belirdi: "Buyurun efendim. Bunu sevdim." "Sözünüzü kesiyorum fakat şiddet vicdansızların tarzı değil mi?" "Cinayetin ille de cezalandırılması gerektiğini düşünen eski kafalılardan mısın yoksa? Kainat kestirmelerle doludur evlat.. okullara. Arkadin\ Geceyarısı Kovboyu [Midnight Cowboy. Çünkü tek hücreli canlıların B planı yoktur. Vicdan. siyasi partilere. Bilginin asıl fonksiyonu... Tamam. Uyuşuk bir kaplumbağa gibi yavaşça gözlerini kırptı: "Evladını kaybeden bir baba. Kısacası. Victor'a "Kalem. Niko. Atom Bombacıyan viskisinden bir yudum aldı: "Sana bit teklifim var. Klas bir gence benziyorsun. Seyirci kalmak. "Kirli işlere bulaşmaktan çekmiyorsun ha? Dünyaya bir bak. tehdit. düşüncelerden doğmaz. anahtar deliğinden geçen os. etkisiz hale getirilmiş bir bomba gibi gururla taşıdığı tepsideki bir bardak suyu sehpaya bıraktı." Zehir saçan bir sırıtışla etrafa bakındı. holdinglere. ıı ı dehşet saçmaksın: Çoğu kimse. Hayati Tehlike! Bankalara. Bundan kaçmamazsın. fabrikalara iyice bak! Vergi sistemini. kabul ediyorum.. karakollara. sonra kareleri numaralandırdı: H AYATİTEHLiKE ARAMIZ AHOŞGELDlN! Kağıtları keserek. Sargılarından kurtulunca buraya gel. "Sol ayak önde. kökü derinlerde yatan bir amaçsızlık içindeyim. Anlatabiliyor muyum?" Eah. Bir şey içer misin?" "Soğuk su. kareleri üst üste dizdi: "Burada tam 30 kupon var Hayati. Bazen sert oynamak gerekir.. sömürge tutarlılığına. borsaya. zannedildiği gibi yaşlı bir hemşirenin şefkat şovunu sunarken kullandığı türde. 1969] filmini bilir misiniz? Abidin Dandini. Her kareye bir harf yazdı. Seninle o ilgilenecek. ölmüş babalara imrenir. İş dünyası biraz karmaşıktır. Babam ve üvey annemle de pek görüşemiyoruz. Risklerle. Üstesinden geldiğin her işten sonra sana bir kupon vereceğim. Laf aramızda. bana gerçek annem olmadığını söylemişti fakat ne fark eder? "Diğerleri?" "Kardeşim yok. Fakat hayat bir mola değil.. Ben bir işadamıyım. Oğlum ölse de ben bir babayım." Victor.. dosya kağıtlarına eşit kareler çizdi. karara varmak için elimizde yalnızca sezgi ve hislerimiz vardır." Şimdilik. Her neyse. trafiğe." Dediğini yaptım. duygularımızı değiştirmesidir." Hem kibar hem de üzgün görünmek gerçekten zor iş. korkularla doludur. "Namluyu aşağı doğru tut.

muhtemelen yirmi-otuz sene daha yaşardı. Levent. Korkudan bayılmak üzereydi. Dandini'den papara yiyordu. Mercedes'in yanında dikilmiş sigara içiyordu. Çok uzakta havlayan Kangal köpekleri ve homurdanarak geçen kamyonlar dışında hiçbir hayat belirtisi yoktu. mafyanın sayısız tehdit yöntemlerinden biridir. Teraslı bir hangarı andıran döküntü binaya doğru yürüdük. Makine resmen asfaltı kıymıklıyordu. Horozundan namlusuna kadar ince nakışlı bu Browning'i işleyen ustanın artık kör olduğuna bahse girerim.k. "imzası gerekiyor.. çakılları bir o yana bir bu yana sürüklüyor-du: Civarda cinler satranç oynuyordu sanki. Yaklaştım. parçalanmış koltuklar savaşta yaralanmış gibi yatıyordu.. gümüş Mercedes'e [S 500] doğru yürüyorduk." Kaşlarını çatıp deri montumun yakasındaki 'Godot Kargo' amblemini inceledikten sonra demir kapıyı suratıma kapattı. "Bu da ne yahu?!" derken."Buna 'Weaver Pozu' denir. Rüzgar ve toz yüzünden.ktur. bahçesinden. Saplantılı birine benziyordu: Zayıf ve şıktı... Bahçe kapısını çürük greyfurt suratlı bir herif açtı. Abidin Dandini'yle birlikte Bombacıyan malikanesinin m-. bu seferlik affedin n'olur!" diyordu. Onu. Kaskın içinde kurukafa misali pis pis sırıtıyordum. s. Birinin saçlarından kanlar süzülüyordu." Meteor çarpması sonucu oluşmuş gibi geniş ve derin bir çukurun kıyısında ilerliyorlardı. Burası altüst edilmiş çöl kadar tozluydu." Abidin Dandini'nin sesi. Terminator'den kaçıyormuşuz gibi Mercedes'i alçaktan uçururken. merdivene elinde tek çiviyle tırmanma. "Abidin Dandini'den" diyerek yorganı kucağına attım.. Yarı ahşap. Çıplak iki adam. Diğeri salya sümük ağlıyordu. Kaskımı taktım ve vınladım. Ambalajı yırtarak 318 açıyor." Tatlı bir heyecan duyuyordum. Avangart. çürümüş. gettoların son silahşoru gibiydim. Kaskımı çıkardım. İstiflenmiş hurdaların paslanışını görebiliyordunuz. Nereye baksam kararmış.. Genzimden. Bu insan enkazlarının çevresinde. sözü tabancaya bırakmadan önce derin bir nefes aldı: "iğrenç herif! Sen cehenneme gidince.. yarı beton binanın içinden çekiç sesleri geliyordu.. "Neler oluyor burada?" Abidin Dandini "Bunlar ikiz. Clas-sic FLHRCI] sırtında. Dandini'nin ayaklarına kapandı. Ağlayan vatandaş bizi görünce feryat etti: "Yardım edin! Kardeşimi öldürüyorlar! Kurtarın bizi!" Aşağılık psikopatlar! Allah belanızı versin!. karizmatik ve cool'du.. Birkaç dakika süren turlamanın ardından durdular. Nuri Torino'nun neden zımbalanacağını bilmiyordum. Ter içindeki kurban. Anlaşılan. Makbuzu ve kalemi uzattım. Suratı mor şişliklerle doluydu. Ödü kopmuştu. "Konuşmamız lâzım. Sürekli bir şeyler anlatıyordu. Yolda. bir Şarköy türküsü tutturdum. Güvercin Sokak'ta bir villanın kapısında durdum. Halbuki uzaktan uzağa Nuri Torino'nun davul gibi çarpan kalbini duyuyordum." Sefaköy'de bir araba mezarlığına vardık. Nuri Torino filminin devamı gözümde canlanıyordu: Mister Torino salonuna dönüyor. Abidin Dandini'ye yalvarmaya başladı. konuşmalarının pek azını işitebiliyordum. neden bahsettiğini çoğu zaman anlamaksızm dinliyordum. Rüzgar. Abidin Dandini. Baygındı. Havlarcasma sordu: "Kimi aradınız?" "Nuri Torino'ya bir kargo var" dedim. Fakat mafya o yılları Bay Torino'nun takviminden silecekti. Abidin Dandini beni irşada devam ediyordu: "Hiçbir şey.. belinden tabancasını çıkarırken. Yorganın üzerindeki kurukafa desenlerini görüm <\ omuzları düşüyor ve bir koltuğa çöküyor. Vakur Avangart. sakın unutma" diyordu. [.. Dermanı kalmamıştı. vampir nefesi kadar soğuktu. [. Havadaki keskin makine yağı kokusu genzimi yakıyordu. Hareketli hedefleri en iyi böyle vurursun. ellerinde tuhaf birtakım aletlerle deviniyordu." Diz çökmüştü. kısık gözlerle etrafı kolaçan etti. iniltili bil şekilde. Sağda solda çürük oto lastikleri. Müstakbel katiliniz.. Gagalarını ıslatmam gerekti. cehennem daha kötü bir yer olacak!" Duf! 1999 model siyah Harley-Davidson 'in [Road King. "Gebert onları!" Karşımda yan yana dizili duran yedi kardanadamm taş kalplerine ateş ettim! Sen cehenneme gidince. Helezon şeklindeki dar merdivenlerden bodrum kata inip hamam büyüklüğünde bir banyoya vardık. Ağlıyordu. kömür madenini andırıyordu. yamulmuş zımbırtılar çarpıyordu gözüme. Uçarak motora atladım. sumo güreşçisine benzeyen." 69 . Vakur Avangart. "Hangileri?" "Sandalyedekiler. bu yorganı eskitemeden cartayı çekeceksin" manasındadır. Kaldı ki o bile kendisi gibi olmakta zorlanıyordu. Zile bastım.ına koyduğumun parasını. Çenesi kontrolden çıkmıştı: "Bayat b. kan lekeleriyle dolu beyaz gömleklerinin kollarını sıvamış. Araklamadım. altında hiç cinayet işlenmiyormuş gibi parlıyordu. Ölüm yorganı. Avangart'ın kayda değer bir kapanış cümlesi söyleyemeyeceği kesinleşmişti. Kurukafa deseni "Sen artık ölüm döşeğindesin. Burası dünyanın cehenneme en çok benzeyen yeriydi. hımbıl görünümlü iki herif. Eli ayağı titriyordu." Böylece ben de cevabımı almış oldum. "A. işe yaramaz b. "Ceninler bile yalan söyler. Çantadan yorgan paketini. Abidin Dandini namluyla Vakur Avangart'm kafasını tıklattı. Aynasızlar her Allah'ın günü beni dürtüyor. Abidin Dandini de elinde silahla bir o yana.. Hızır Hızlı. Hızır Hızlı. [.] Yüksek bir yere çivi çakman gerekirse." Arabaya bineceğimiz sırada sordum: "Nereye gidiyoruz?" İkimiz aynı anda arka kapılardan girip deri koltuklara oturduk. zar zor nefes alıyordu. bir bu yana döniıym 11/ du. Motordan indim.." dedi. insanın kafasını düşmanından gelen bir jest kadar karıştırmaz. Keyifsizdi. cehennem daha kötü bir yer olacak Güneş. yüksek sandalyelere karşılıklı oturtulup sıkıca bağlanmıştı.ktiğimin son kuruşuna kadar toslarım! Atom Bombacıyan için 500 bin lira nedir ki? Size söyleyecektim zaten. teslimat makbuzunu ve tükenmez kalemi aldım." Ne demekti ki bu? "Polisler fareler gibidir. İmzalarken "Kimden?" diye geveledi. birine rastlarsan bil ki sürü de yakınlardadır. Fakat fiyakalı.] Sinema filmlerindeki ölülere dikkat et. Her yer iç organları çıkarılmış arabalarla doluydu. bu yüzden romanlar daha inandırıcıdır. Bir süre sonra Nuri Torino ortaya çıktı.. Şoför koltuğundaki Hızır Hızlı'ya seslendi: "Vakur Avangart'm tamirhanesine. Abidin Dandini. Ben de onun gibi olmak istiyordum ama olamıyordum. işitme cihazı büyüklüğünde bir et beni bulunan sol kulağını kaşıdı: "Mesele nedir?" "Yürüyelim şöyle. mutlaka kıpırdarlar. Rakibine sarılan boksör gibi paketi çevik bir hareketle kavradı. Gözleri kapanmıştı. "Şeytana uydum.] Doğru adamı vurana kadar bir sürü kişiyi harcarsın. sesi miyavlayan bir kur-bağanmki kadar ürkütücüydü. Kendi haline bırakılsa. Dumanların arasında beliren Vakur Avangart da zebaniye en 316 çok benzeyen adam: "Abidin Dandini! Hangi dağda kurt öldü?" Yer yer metal protezlerin ışıldadığı ağzı. sıvası dökülmüş üç-beş fabrikanın mekanik kalp atışları duyuluyordu. Ben de peşlerine takılmıştım. Yüzlerce hektarlık alanda.

ne buyurdunuz?" Atom Bombacıyan bize tutunarak doğrulurken. Kardeşinin korkunç haline bakamıyordu. Evet. Böyle devam ederse.. Aslında yemeğin tadı. üzerine tozşeker dökülmüş kaplan kakası gibiydi fakat adam tat alma duyusu yüzde 60 oranında zayıflayacak denli yaşlı olduğundan farkı anlayamıyordu. Ütüyü fişte unuttuğunu birden hatırlayan kocakarı misali irkildi.Bir adamı konuşturmak için ikizine işkence ediyorlardı demek. Bay Dragon sandalyesiyle birlikte sırtüstü yere devrildi. artık birbirlerine hiç benzemiyor lardı. onu çiğ çiğ yiyip sonra da diri diri mezara gömerim!. Eşekler üç kere amrdıktan sonra bir kere os. Sonrası malum. alabora olmuş isli bir akvaryumu andıran gökyüzünden minik.. Abidin Dandini ve ben malikanenin salonlarından birindeydik. insan yiyen bir hamburgere benziyordu. biraderi kendine getirir!" Kanlı kafa tiz bir çığlıkla fayansları çatlatınca. ülkenin en büyük mafyasına. Hikmet Mete Tetik araya giriyordu galiba. Yani patronumuz söylemek istediği kelime yerine ona ses itibariyle benzeyen başka bir kelime telaffuz ediyordu ve yazma yeteneğini kaybetmişti. "İyi misiniz?" Gözlerini kırpıştırdı. sislerin içindeymişiz gibi başını kaldırıp sağa sola bakındı ve haykırdı: "Derhal bir ambulans çağırın!" Uzay üssüne benzeyen hastanedeki nöroloji uzmanı. mutfağa seğirtti. Eşekten önce ahıra girmenin âlemi yok. Anladın mı?" Kolay öğrenen garsona. Adamı sudan çıkardılar. Şef garsonu birkaç saatliğine rehin aldım: "Çenesine sahip olan. Bu onun son gülüşüydü. kristal avizeden kesilmiş pırıltılı bir kıza.. Gidip kulağına eğildi: "Senin biraderin vücudunda jilet kesikleri hızla çoğalıyor. Abidin Dandini ve ben Bombacıyan'a koştuk. Romanya'dan yüklü bir mal gelecekti. naklen yayın yapıyordu.. onu söndürmeye çalışıyorlardı sanki. Sağda solda moda takipçisi dobei İM manlar gibi bekleşen beş-altı koruma da patronun imdadına koştular.." Bizden medet uman elemanın başı öne düştü. Zavallı ikizler. Dragon'un kahkahasıyla makas değiştirdi. sağ elin yüzük parmağının koparılmış olduğunu fark ettim. Atom Bombacıyan. Yıllar sonra. Papyonumu çıkarıp bir masaya bıraktım ve güneş gözlüğümü takıp kalabalığa karıştım. Atom Bombacıyan’ın benimle özel olarak görüşmek istediğini söylemişti. beyninin konuşma merkezi tahrip olmuş. ölü balıklar halinde 322 yağıyordu. "Gelemiyorum. Niko ölünce. Sosa. Hırıltılı sesiyle "Ziyadesiyle leziz.rur. Onunla konuşmanın tek yolu vardı: ut 70 . 320 Abidin Dandini. Yadigar Dragon'un izini bulana kadar imanım gevremişti. Gıdısı. sıvılaştırılmış botulinum toksini karıştırmıştım. Abidin Dandini başını kaldırarak benim de eğlenip eğlenmediğimi kontrol etti. Gözlerini bir an kocaman açıp bana baktı ve tekrar yumdu. onun bu acıklı durumundan ötürü neşelenmişti. Boğazı yırtılırcasma öksürüyordu." Küvetin içinden hırıltı ile gurultu karışımı sesler geliyordu. Beylerbeyi Sarayı'nda Yadigar Dragon adına rezervasyon yaptırıldığından haberdar edilmiştim. Cengiz Cingöz. Dahası. kalbi ve böbrekleri bir-iki dakika içinde çürümüştü. İşi bitmişti. II') Dikdörtgen şeklindeki uzun banyonun diğer ucuna. "Kardeşin artık nikah yüzüğü de takamayacak!" deyince. Yedi sene tutuklu kaldığı Fransa'dan yakayı zor kurtarmış bir haydutla. Adamcağız sayıklar gibi inliyordu. sonra da birbirlerini paniğe sevk ederek çığlık çığlığa bahçe kapısına doğru koşuştular. Abidin Dandini. " "Ötmedi henüz. Dragon'un sırasıyla beyni. Nasıl gidiyor. Diğer kurban gözlerini sımsıkı yumup başını sağa sola çeviriyordu. sinirli sinirli söylendi: "Anatominize madalya mı çarptı ne? Milattan Önce şöhret otomatikti! Çekirdekli bal verin!" Abidin Dandini. Ellerinde.ı sılmaya başlayınca. Baştan anlatayım da kafanız büsbütün karışmasın. gerçekleri görmeyi reddeden kurbana. Mitterrand'la gölde kirpi ota-rayım" dedi. Abidin Dandini'nin sözlerinden hoşlanmamıştı. Çatal bıçak. Felç geçiriyordu. Atom Bombacıyan'a afazi teşhisi koydu. saray müdürünü telefonunla aratarak. yüzünde ve vücudunun görünmeyen yerlerinde hızla sinek yeşili benekler oluşuyordu. Biri. küvetin kenarında süs gibi duruyordu. Niko'nun fedaisiydi. Fonemik parafazi ve agrafiye yakalanmıştı. Parmak. ben de aynı yöntemle entipüften bir korku filmini anlatacaktım. Bombacıyan malikanesine avdet etmişti.. enikonu telaşa kapılan misafiri onu eski haline getirmeyi denedi. Yağmur. Çünkü afazisi var. zihninden geçen ile ağzından çıkanın farklı ifadeler olduğu nu ayrımsayamıyordu. pelikan kesesini andırıyordu. yetmişbir yaşındaki bu adaptasyon kaçakçının son dakikalarını seyre daldım. sanki ağzımın içinde karnaval düzenliyorlar!" dedi. fakat işe yaramayacaktı. Eziyet uzmanları. Kabız binbaşı düelloda. Bu kuraldır. Kaldırdılar. onu ikizine tekrar benzeteceğiz. Uzayda her namlu tetiğin emrinde "Nasıl buldunuz efendim?" diye gülümsedim. Bu işlem.Bir deliyi delilik yapmaya ikna etmeye çalışmak da delilik! Acele etmeyelim. Zehirlenmeye karşı alınan bu tedbir takdire şayandı." Sumoculardan biri yavaş yavaş işe koyuldu: Usturayla. Benim yerime bugün Sergio Leone adlı Levanten bir servis sihirbazı bakacak" dedirttim. İki sene önce. Dandini'nin keyfi daha da artmıştı: "Şimdi bir parmak daha kesilecek galiba?!" Sumocu moronlar bunun bir emir olduğunu anlamışlardı. Bay Bombacıyan "Bunak bir fahişenin çürümüş rahminden fırlayan o bıçkın kırıntısını cehennemin yörüngesine oturturum!" dedi ve güm diye yere yığıldı. Beylerbeyi Sarayı'nın bahçesinde Yadigar Dragon portakal soslu somonu iştahla yiyordu. "Namussuzlar!" Kurban. elindeki şırıngayı patronun kasığına saplayıp Atropine olduğunu tahmin ettiğim bir sıvı enjekte etti." Tam olarak neden bahsettiğini hatırlamıyorum. Diğer masalardaki sosyetik müşteriler önce can çekişen Dragon'a. dünyanın en zor işi.. Cengiz. Bir koruma. ne dediği katiyen anlaşılmayan bir adam hükmediyor. Aniden irileşip kızıllaşan gözleri cam gibi çatladı. işkence köşesine yürüdük. mutfağı teftiş edilen aşçıbaşı havalarında bizi selamladılar: "Hoş geldiniz patron. Dandini'yle birbirimize baktık. gülümsedi ve "Uğurlu taytım çok sıkıyor. Diğer adamımız elindeki kaya tuzu topağını kesiklerin üzerinde gezdiriyor. kerpetenle kurbanın sol yüzük parmağını ikinci boğumundan sıkıştırdı. Yadigar Dragon alev almıştı da. Somondan bir lokma daha çiğneyip yuttu. hayatına da sahip olur. taş kesilen parmaklarının arasından kaydı. "Hoş bulduk. Buruş kırış kafası. Atom Bombacıyan küçük ve yavaş adımlarla dolaşarak konuşuyordu: ". Bahçe kapısında dönüp bir kez daha baktım: Göz çukurlarından fışkıran kanla birlikte gözleri somon tabağına düştü. Bundan şikayetçi görünmüyor. Katillerin de uyması gereken görgü kuralları var: "Pardon efendim. Ciddi bir havada geçen sohbet. Bir kenara çekilip. bir kış günüydü. kanlı kafanın gövdesine rastgele çizikler atıyordu. Kerpeten takırdadı ve parmak fırlayıp ayağıma çaptı. Yadigar Dragon ağzından beyaz bir köpük taşırarak geriye doğru l<. anıları tazeliyorlardı. Ateşi vardı. Atom Bombacıyan'la konuşmak. İnat edip yolumuzdan çekilmezse. İki fedai. Dandini de sesini yükseltti: "Şimdi başını suya daldırdılar.

konuşmasını can kulağıyla dinliyordum. Sufi güya. yok mu?!!! Ne desem. melanet. Kahır belaya eşit: Gam yenmez mi? Ergen gelin karşısına kırk görümce alınca. Yardım. Canım sütlü mısır patlamış mı? Perhiz namert ömrüne ne katar? Hap yutmanın dejenere avuntusu için banyoda değişiklik tasarladım. Toy efrada aşina ah geyşa soldu. karbon şey. Yargıç beni ipe çeliyordu. yolu telden aşsa. Fil tezeğinde altın kaybedin. Engereği zemheri yas'a iletir. hangi sessiz harfleri değiştirerek bu abuk sabuk cümleleri kurduğunu saptamam imkansızdı: "Daha sarih konuşamaz mısınız efendim?" Sonunda delirdiniz. lüferleri ayarlayamıyoruz. geceleyin depresifmiş. durağan. Zom olmadığından eminsen. Paslı tren kapanmıştı. gözlükleri. Jet dediğin yanıyor ve de bilim görmüyor. Ya vergiler? Aynı tüzükler. Yazan eşi. ilkel devriye delirip hepsinin ümüğüne binmişti. İsyancılar girdapta fön çekmesin. Ben de mafyaya katıldığım ilk dönemdeki gibi. Dürbünümü hayta cıvık moruğa fitliyorum. Rahat tuzak. iletkiler. şakalarını geniş sanarak yuvarlamış. can çekişen bir av köpeğininkiler gibi kıpkırmızıydı. Horozlar piramide mi kondu? Pilli avcıyı silah veya kolonyası ıslatsın. Kışlık meyvesini yuttu: İlginç de." "Bana bir görev mi vereceksiniz?" He mi. Nafakasız çoğunluğun ardındayım. hayali leşe bağlatır ipi. Sırların zayıfı bile cemiyeti kasıyordu.. tüy bul. zehirlenmesin. ekmeğin yeni kapanı. Aklını bir kır. Katırlara tez unufak bir ahır! Robot üye kessin şarkıyı. hayırların güncelliği ağır gelir. vagon için. Leş payı sorun olmaz. tırstık?' Hep şuur hali. Tümü sözlerimin özüne çelme iken artık donuklaşıyorum asgari. Şablon efkarı. herif pek enerjik. "Lobiye tozduğunda motor setine termit üşüşmüş!" Telaffuz ettiği sesli harfleri akılda tutabilsem bile. Çarpık mor kuklanın doğduğu barda bacın nasıl birinci seçildi?" 324 "Söylediklerinizi anlayamadığımın farkında mısınız?" He mi. Çiğ keder oyalar beni. yok mu?!! İçimi kaynar bir sel basmıştı. şehrinde sinir haplarıyla siniyordu deli. fantom vapurcuğu. Hollywood filmi fragmanlarının meşhur dış sesi Don LaFontaine'den [1940-2008] lirik bir şiir dinlemekteydim: "Kumda vay tırtıl ölse. isli sisli gece." Adeta. Filler çürüdü. İkiz türbe 326 Fizan'dadır. Ceset deşikse parçayı iliştir. uzmanlaştıkça çürüyor. dibi nerededir bakalım.. Bir kişi güvenlikliydi. Saçma sapan cümleleri acayip vurgularla söyleyerek zırvanın zirvesine taşıyordu: "Kent çoraklığının sırnaşık ekiplerini. gömüyorsun. Havai. bazen uğurlu tarifinin özetini sürdürüp giderlerdi. Hemen röfle yaptır. ahbapları. Çağında ilhamın dibini sığ sanan hiçten dingildesin. Hırs dünyasının hırsla ihyası azdırır-dı. Tek kelimesini anlamadığım halde. Latan kaçık. boğulduk mu düşünürüz. polenler kaldılar. santral sinir sistemi kördüğüm olmuş. Şokta mıydı simgesel hippi. Üstelik beyninde ödem oluşmuş. Fiziği hasırdandı... Harami cici felsefeci tatbikatta bir tütün çiğner se toz olma." Atom Bombacıyan’ın çenesi ve ağzı titreyerek gözyaşlarına hazırlanıyordu. Saygon'da kılıç sattı. onun risk almayı sevmesini açıklıyormuş. Mayınlar diz327 dir teğmene. Atom Bombacıyan iyileşemedi. Korkuların güncelliği beleş. Pekin'de kaçak jokey nallattım. Gayretliler toktur. Yazın dünyadaki üzgün güveyler gelip tok karnına inat sayhası ısırmıştı. yok: İşte cinai şebekemize yön veren sihirli kelimeler. Velhasıl. sathımıza sıksa jeli. Sağır gözünde kardinal pıhtılaşacaktır. Haziran garaj koklamaya yetiyordu. kurbanlık tipi mahvoldu. Tilt kızardı. Karalayıcı peçelerin yüzeyini sel çimenlere gömer." "Benden özel bir isteğiniz mi var?" He mi. Yerliler gerçekten dişli tokuşuyordu. Kudüs'te depresif âşığa sor. Kafein hapları ve amfetamin kullamyormuş. aklınızın emniyet kayışı koptu ha? Gözleri. Cayıyorlar. Aşkım adresinde. oyunun sonunda didin. denize düşen yıldırım gibi boşa gidiyordu. Gama bıçağı kullanılarak yapıldığı için iz bırakmayan gizli bir ameliyat [Bila-teral cingulotomy] şifa getirmemiş. patronun benimle baş başa konuşmak istemesine şaşırmıştım. Orda kahvenin ucuzuyladır dırdır. Boş otoda dirilen Meksikalı dişi kim ya da kimindir? İlacı viski. Lanetim geçse. Yetimlerleydim. Kuş bana sordu. Uzayda her namlu. 71 ." Sözleri. gol atar oğlum. Bu isteğini nasıl dile getirmişti acaba? Huzura çıktım. nazenin beyin evrime demirli.. Bipolar bozukluktan yani çift kutuplu ruhsal dengesizlikten mustaripmiş meğer: Gündüzün manik. pasif cüceyi haşlama geceden. imzayı koy. geceleri uyuyarak geçirebilmek içinmiş. Sebil feciyse çökeriz. Viranenin dinç sahibine peri verelim mi? Nerdeyse zenci de demin kustu. Gemi beşik. külçeler. hiçlikte. Yuh! Kant bizi gene şarj etmedi mi? Finansta bir seviye korunacak. Hoş. Ketum salağa deva yanlıştır. Galiba kargoyu büyük Po otlaklarına iten isimsiz pigme oydu. Harpleri. meşe stokla. Atom Bombacıyan'la sürekli görüşen ve onun emirlerini bize ileten kişi Abidin Dandini'ydi. Yem öğrenci kuğularmmış. Uyumsuzluğun çırağı kiralanmaz. Gazabıma takılan pişerdi. Çünkü türü mayhoştur yağlı Ford'un. baloncuk. "Artan kan senin!. Fırtına değil veremdi. Çoğunun yılmadan kopmaz ipi! Ağzını öpünce zihninin ayarı bakma yavaşladı. Kurnazdı. Averaj kimde. krater suyunda? Hemen tetikçiyi sırtlarsın. Hem cenin de çediğini palet gibi vuruyor. "Beni mi emrettiniz?" He mi. yok mu? "Hırçın dul beş gol atmadığında. Dost bağından tombul bekçiler de sökülse. güya kilo vermek için yuttuğu Topamax adlı ilaçmış. şefi yirmi lirayla idare etmezdi ki. He. Kasvet ruhu yakar. Hapşırırdık kola açarken.. Tepelemeyin. Kask giyme. tetiğin emrinde. Cesaret sebebiyle kınanmış kişi ağlıyordu. Doktorun anlattıklarına bakılırsa. Yöre ifrit radarıyla taranmak. Sivrilmiş kemikleri donacaktır. iştahsızdır belki. pespaye lort kumla doysun. dekadan kaçıklara kızmamıştı say ki. Yoğu karamıyorsun. kalem ucu. Tapmağın bulutu ufak. uçmazdık. ipi hazırlıyorum: Kapris volkaniği çağlayarak yoz tecrübesine ayılmıştı. Güz kanı şekerlendirmişti. Camia jönü tepetaklak zedelenmesin. Zira evet yerine Levent. Ve hazan bağını talan eder. Yangına ilk toslamamıştım. uçurumdan iki tane Rus'u atıp piç kurusuna çıtlatın. ona gayrı ses etme. Patetik reaya ötmediği zaman. hayır yerine aygır filan diyebilirdi. 'Kodaman' yaz taşına.'Mi' soru ekiyle biten sorular sormak ve "He" ya da "Yok" şeklinde cevaplamasını istemekti. Japon'un künyeyi de silersen. Daha dün. fesat icraatını ibiş enişte geberse yenemez. Kuyruğunu yalandan sallayan enselendi. Viskiye olan düşkünlüğü. tilki. Mangırı vidalayıp herkese serpin. fuarı kapar keş. Aksi. çeriyi ütüle kaç! Morglarda yün kumaş ile libero Kızılderili soğur. kalbe zıt krizi. Kuyumuza şemsiyesini açmaz üveyse. yok mu?! "Dur. Kızlar tuhafsa Doğu pekişirmiş. İndekse palavra işliyoruz. uyumayalım. Çöl seçer gemimiz. oyun efkar tapası. Nah paradigma kazındı. benimle çok acıklı bir hatırasını paylaşıyordu: "Yani gar. atımı ful kızartmasın. ilk turda elenir mi dersin? Cüzam gazisi kahpenin uyuzludan yara izi işleyişlerini öğreniyordu. güncel çile. Migrene doyup da enikonu kanınca. bilirsin? Fas'ta boşa yarışıyorduk. pis en kısa torununun omuzdaşlarıylaydı. Dolayısıyla. Dil evreninin gücü az. Onur kördüğüm. Görünüşe bakılırsa. Rulo çalıyı çöz. Bipolar bozukluk. Çaktım büyü takımını.. Atom Bombacıyan’ın bu duruma düşmesinin bir sebebi. Şili'de ışık açıksa uyanıyorsun. merkezin dışında kaldım.. Dadını alevli sona eklendiğinde görmemiştin. Kabaredeki son otlakçının zıbarmış figürü kanda serpildi be. karda jojoba. fahişeler sendikasının faaliyet raporu gibi karmakarışıktı: "Hayırlı evlat badigart. Deli kölelere alıştık karımla..

biteviye konuşarak. Mermiler evrensel bir dil konuşuyordu. bir ibret vesikası gibi. Hayati çıkageldi: "Beni mi emrettiniz?" He ya da yok dememi umuyordu. Atom Bey. şefkat ikramlarını hiç kimse ilelebet reddedemez Hayati. uzaklaştıkça büyüyor. annesiyle birlikte. Çocukların güzelliği neşe. zar dörtlü gelse kaptırmak mıyım? Çarpık filonun rotasını sıska kumandan gibi Babil'deki rahleye çevir.. Şiilik ettim. takım elbiseli genç bir adam.. altın yüzükler." Fotoğrafta. mafya pulu. yine aynı şoku yaşıyorum Hayati." 328 Atom Karınca Duası [Atom Bombacıyan] Hayati Tehlike'de damar var. O esnada Yadigar da peyda oldu. Dargm'ı unutamadım. Perec Amca haklı. O da Karekin Kuyumcuyan'ın zırt pırt Atom evladım. Hırsız adımlara vız gelen yerde kadavralar savurdum.Şekere gömülsem tözüm artık fişeklenir. Kestane şerbetiyle sıvanmış gibi parlıyordu. Ilımı bacıyan Krallığı'nın Tehlike Imparatorluğu'na dönüş m < -. Bir Ermeni'nin. Elbette rol kesiyordu. taşındım. "Benden özel bir isteğiniz mi var?" Canım sıkıldı: "Şu basit cümlemi anlamak gerçekten bu kadar zor mu? Ben senin ne dediğini gayet iyi duyuyor ve anlıyorum oysa?" "Bana bir görev mi vereceksiniz?" "Allah kahretsin!. Yadigar Dragon.. Kafile zalimse ahmak kibrin tadını yüceltendir. Peki ya ben? Ölünceye kadar haydutların prenseslere kavuştuğu bir istasyonda bekçilik mi yapacaktım? Kuyumculuğu bıraktım. Dargın temizliğe gelmiyordu artık. Pazartesi sabahları.1 nin münasip olacağı fikrine vardım. yok mu? "He. Tatar gelinleri gibi. Harfleri.. Dünyanın en ağır küfürlerim etsem ya da en harika aşk sözlerim söylesem kimse çakozlamayacak. ne duyduğu umurumda değil: "Bundan tam kırk yıl önce. Dargın'dan on küsur sene sonra ben de evlendim. Dargın Dragon'un 72 . kolyeler aldılar. Munis. Kaçıyorlar. dükkandaki bütün mücevherlerin toplamından bin kat daha ışıltılıydı. 'Aşkımı bir sır gibi senelerdir sakladım.. ağzımdan doğru kelimeler dökülse. Fakat onun sevimli sahteciliği. Ben de 'Gelinle damadın iyi bir fotoğrafını tabedin. Bakışırdık. onun elmas damlası yüzü gözlerimin önüne gelse. Karekin Bey yoktu.' şeklindeki hitaplarından biliyordu beni. Sümüğümü damatlığımın koluna siliyordum. Bir tabanca satın aldım.. benim canhıraş içtenliğimden daha çok iş görüyordu: "Hasıhkelam. birgün dükkana geldi ve Yadigar Dragon'un düğün fotoğraflarından ister misiniz?' diye sordu. Yeniyetmeydim.' Şimdi de sırrı açığa vuramıyorum: Ne sevgilim yaşıyor ne de dilim dönüyor. Yine de anlatmak istiyorum. Yırtık loş perşembelerim afaki." "Söylediklerinizi anlayamadığımın farkında mısınız?" "O niye? Doğduğunda doktor seni yere mi düşürmüş?!" dedim. muvazeneli bir gençtim. Bense "Bıktım bu 'he-yok' saçmalığından Hayati. Bildiğin gündelikçiydi. Ne zaman Dargm'ı hayal etsem. Dargın. Bir keresinde. Mahalledeki fotoğrafçının çırağı. Yine de. küpeler.. Gırla şapel tenhalığı tavuslarındı. Jöle içindir gelişkin tankın izi." Hayati aval aval bakıyordu. çünkü sınıf atlamıştı. Dargm'm aşkı gönlüme Karınca Duası gibi nakşol-du. Karekin Bey'e sonradan sordum. Konuşmazdık. Bir kız vardı: Dargın. Bir sene boyunca hepi topu Karınca Duası kadar. Konuşamıyo rum. kendi çetemi kurdum." Hislenmiştim: "Yadigar Dragon. Gidip. İlkin sersemledim. Ona bakarken hep gözlerim buğulanırdı. Hattâ kol kola Hissikablelvuku'ya geldiler. Ben de 17'I öyle yaptım. Kedime saz aldım. Dargın da insanın içini sızlatan cinsten bir dilberdi. istemem gıcır sakallı gureba jargonu.. Yıllar muhakkak onu değiştirmiş olmalıydı. ayaktakımı kabini. Söylediğimi zannettiğim sözler ile telaffuz ettiklerim örtüşmüyor. dil. şiir devşirmesi ne sakil! O komadaki konuğu vuralı korsan tutuştu. Kumraldı. cümleleri yakalayamıyorum. gelip alırım' dedim. Şu anda telaffuz ettiğim kelimelerin. Müslüman kızma meyil vermesi. Hissikablelvuku'ya gelen temizlikçi kız. Dargm'ı kaptı. İşler büyüdü. Karekin Bey'in evine temizliğe giderdi. devrimci tüfek nefesi kâr etmezse namlu kekeler. Gel-gelelim. tabancamın kabzasına nakışlar işledim. Onaylayalım fasıl bitirimini ve koruluğuna perde insin. Dükkan sahibi Karekin Kuyumcuyan bana işin inceliklerini öğretiyordu. Tevekkeli değil körpeliği iblisin. Hâlâ da silahlarımın üzerindeki işlemeleri kendim yaparım.. damarlarımı çekip sararak yumak yapmış ve yanan çalılara fırlatmıştı sanki.." Hayati sözlerimi anlıyor gibiydi. merhamet. ırk ayrımlarının bir ehemmiyeti kalmıyordu. Suç ortaklığı söz konusu olunca din. senin için bir mana ifade eder miydi. Dargın. Kuyumculuktan öğrendiğim kadarıyla. yani Cengiz'e bir fotoğraftan Hayati'yi işaret ettim. bilezikler. mülayim. Beni dinlemesiyle yetineceğim. kadınların güzelliği acı verir. Bundan hiç kimseye bahsetmemiştim. Domuzun yılandan olma piçi! Dargm'ı görünce. söylemeye çalıştıklarımla alakasız olduğunun farkındayım. Cehennemde yazgının çözüldüğü görkemli fesih ile tabii ferasetim kısırdır.. İnsanlar. Dargın. Evlenmek bir erkeğin yapabileceği en budalaca fedakarlıktır. Karekin Kuyumcuyan'dan yevmiyesini almak üzere dükkanı şereflendirmişti. İnzivayı yamyamlar hışımla kutladı. Düşündüm. Atom yavrucuğum. Artık korkulası olduğu kadar acınası biriyim.. Eşek şakası gibi" dedim. Ağlıyordum. Falancaya temiz Niko kontratımı devredişimi sayma. haraç ödediği damat ile yevmiye verdiği gelinin düğününe gitmişti. Limon lokavtçıya kesif telve içirir. Ağzımdan çıkanı da kulağımla doğru duyamıyorum. Kurtuluş'ta Hissikablelvuku adlı bir kuyumcuda çıraktım. Tabiattaki bütün çiçekler yok olsa ne hissedersin? Karekin Bey. beş satır kelam ya ettik ya etmedik. Otogarın polis sinyali biraz kesat. Hoş. ırz düşmanlığının daniskası sayılır330 di. Fakat şimdi bunlardın bahis açmak hem gereksiz. hem de imkansız. o da ayrı mesele. Kaçan balık. Kim bilir kim? "Güçlü moronları tam tekmil çarpıtın. var gücüyle sırıtıyordu. Hatırlamak ve unutmak insanın kontrolünde değil. Hissikablelvuku'nun da dibini köşesini süpürüp silerlerdi. Onu gördüğüm ilk anı çok iyi hatırlıyorum: Kalbim bomba gibi patlayarak moleküllerine ayrılmıştı. Kızın çenesini tutu: İsmin ne fıstık?' Ben bu suali Dargm'a hiç soramamıştım. "Daha sarih konuşamaz mısınız efendim?" Konuya girdim: "Dert ortaklığını. Hissikablelvuku'ya ayda bir uğrayan bir eşkıya tohumuydu. annesi ona seslendiğinde öğrenmiştim. çünkü Dargm'ı almış ve aklanmıştı.. anne-kız. Umutsuzca sordum: "Onu öldürecek miyim?" He mi. Marjinal baronun hırt gence özenip haiku.. Atomcuk." Atom Bombacıyan. Kurtuluş'u haraca bağlayan çetedendi.. O fotoğraf. görmüyordum. bir hayat bilgisi kitabı gibi bana gün geçtikçe daha çok şey anlattı: Yadigar haraç toplamaya gelmiyordu artık. Düğün günü sarhoştum. ifadesiz bir yüzle ve sessizce ağlıyordu. Doğayı közleyenin vedasından yari ustaca kıskanırım. değil mi?. gizli bir çift pençe. Bir tanesini Abidin'e hediye etmiştim. Otuzlu yaşlarmdaydı. İrmik zerk et fincan kulp: Ah şu fosfor farkı. Aşk çiçeğinin gübresi paradır Hayati. sidikli salyası akmaya başladı. Dargm'ın siyah beyaz fotoğrafını aldım. Yine de eski bir meseleyi anlatmak için Hayati'yi çağırttım. Her neyse. III Bugünlere geldik. sırdaşlık tekliflerini. Çılgın fikstürü. Amma tuhaf bir isim? Fakat ona yakışıyordu. Yirmibir yaşındaydı. Adını. fotoğraf filan istemiyordu. yaralayıcı gerçeklerin üzerini kelimelerle örter. Suikast ve mağlubiyet bize rol kesecek ve lakin esrarengizliğini de bileyecek. Onu aramıyordum. Bir senem orada geçti. Uzay tanığı pelerini.. sözcükleri.

geceye ekstra karanlık katan nemrut suratıyla ortama dahil oldu. Yanlış bir oyun oynadım. Uçurumun kıyısındaki yüksek bir ağaca upuzun bir salıncak kurduk. Bir tane daha. N'apahm. Atom Bombacıyan’ın sıradaki kurbanını merak eden Halil İbrahim Kalibre. Dargınla aynı gezegende yaşamakla avundum. benim deli olduğumu düşünürdü. mağduriyeti332 me son vermeyecek. ayaklarını. Abidin Dandini'nin ağzını aramaya gelmişti: "Avangartla Torino'ya üzüldüm. Sıkı numaraydı. bagajda öyle tepiniyor ve bağırıyordu ki. Abidin Dandini. Sana daha yeni bir fotoğrafını verebilirdim. Şimdi yetmişlerinde. çaresizliğimi perçinlcyo■<• l< V ı ne de cıvık çakalı bul. Çifte Yürek] Gece. Geçenlerde.." Doğru ve yerinde bir soru sordu: "Onu öldürecek miyim?" Anlayacağı dilde cevapladım: "He. konsantre olamıyorum. trafiğin zürriyeti bağlanmıştı. renkli ışıklar yanıp sönüyordu: İçeride polis arabaları UFO kovalıyordu sanki. cehennem dumanı. yeraltı dünyasında gerginliğe sebep olmuştu.. Dargm'ı kendime sakladım. Yadigar Dragon'un kırk sene önceki hali bu. Eğer ben ölürsem. "Efendim?" Hızır Hızlı söyleneni duyamamıştı. kulaklarını. panterin ağzındaki portakal misali. Ne zaman bir aptal görse sevinir: "Ooooo. Onları gökdelenin terasından vahşi kuşlara fırlatırım. yakıp yıktım. başındaki kuş uçtu. Bir sigara yaktı: "Ne bileyim Abidin? Kenef gardiyanı gibi bekli334 yorum ben. leriyle Cem Yılmaz'm Hokkabaz filmindeki iskender Tüıuy dın'ı hatırlatıyordu. içimi onu gebertme arzusuyla dolduruyordu. Bana da elini uzattı. dilini.. başınıza talih kuşu kondu!" diyen hokkabaz. parlak yeşil ceketi ve lavabo beyazı dr. bir tane daha.bünyesinde. Aşağıda deniz." "Yorma kafanı. günden güne. Yumurtaları.kuna düştü ben çözemiyorum. Ağacın dalma bir de misina doladık. "Cep bilgisayarını şarja tak!" diye kükredi Dandini. Teşvikiye Camii'nde cenazesi kılındı. benim meçhul hedef. kulise gidip illüzyoniste manifesto çaktı. Dargm'm öldüğünü öğrendim. sevdiğim kadını dul bırakmamış.ruk çuvalı çoktan buruştu. 'Nasıl bilirdiniz?' diye sorulduğunda." Vakur Avangart ve Nuri Torino'nun haklanması. ellerini. Kanlıca sahilinde balıkçıların fotoğrafını çekiyordum. onu benden alan pisliği temizlemiş olacaktım." "Evet" dedi Dandini "ama bu iyi bir şey mi?" Bay Kalibre'nin suratı. Aylar geçti. Durumu izah ettim: "Düğün fotoğrafından kestim. Kırk yıl bir sürü adam vurdum. arabanın içinde birbirimizi işitemiyorduk. Bu adı daha önce de işitmiştim. Dargın'a gidip evlenme teklif edecektim. Ve bana onun kellesini getir. beynini güzelce kesip paketlersen makbule geçer. gözüm açık gidecektim. yumruk yemiş gibi morardı. Halil İbrahim Kalibre. Bu cinayet. Polise gittim: "Dün gece eve döndüğümde içeride hırsız vardı. Cengiz Cingöz. w. Şimdi senden ricam şu: Al bu fotoğrafı. (. Kırk yıl. dehşet saçtım.. kimler gelmiş. vitrindeki damadın Yadigar Dragon olduğunu öğrendim. kimin sakızı kimin b. aldı. giderek eriyip küçülse. kağıdı açtı ve ortaya çıkan yazıyı sessizce heceledi: SIRADAKİ SENSİN HALİL İBRAHİM KALİBRE. Halil İbrahim Kalibre. deliğe şimdi kim düşecek diye. Karadeniz'e bakan ormanlık bir arazide ilerliyorduk. dünyayı dişlerinin arasında tutuyordu. 18671905. O zaman. Kan döktüm. kaybolmaya yüz tutsa bile. salonda bir tur döndükten sonra Halil ibrahim Kalibre'nin tepesine iniş yaptı! Hokkabaz. Yadigar'ı mıhlayacaktım. İntikamım zaman aşımına uğradı. açık unutulmuş çamaşır makinası gibi köpük saçıyordu. ifrit fısıltısı gibi görünmezdi.. herkes bana baktı. Adımı takdir eder gibi ağzını büktü ve nazire yaparcasına "Ben de Halil İbrahim Kalibre!" dedi. Vitrindeki kocaman düğün fotoğraflarından birinde. Ormanın sonundaki uçuruma varınca durduk.. Böylece. işte o kızı seviyordum. Kendi kendime söz verdim: Dargm'ı hiç rahatsız etmeyecektim. gülümseyen Dandini'ye bakıyordu.. Kıçımın halkası kayboldu. Tanımıyorlar. Halil İbrahim Kalibre'yle buluşacağımız Owl adlı gece kulübündeydik. adamın iki yana açılmış kollarına dizildiler.. Sahneyi yandan gören bir masaya tünedik. Yadigar ölünceye kadar bekleyecektim.. Kırk yıl boş yere bekledim Hayati.. siyah-beyaz ve küçücük bir kopyası vardı. giysileri derisinden daha dar kızlar dolanıyordu.." Uzattım. Kalibre'yi salıncağa oturtup bağladık.." Tokalaştılar. ne halde olursa olsun. Abidin Dandini. Fotoğrafın orijinali siyah beyaz." "Sırada kim var? Ha?" Abidin Dandini. hayat devam ediyor. Hapisten kaçmak için kazdığım tünel beni tımarhane mezarlığına ulaştırdı. Çok iyi ve çok kötü şeyler uzun sürmez. onu gülerek karşıladı. Kulübün prestijli loşluğunda. üzerine de 'Eski fotoğraflarınız onarılır-renklendirilir-büyütülür' yazmışlar! Fotoğrafçıdan. "Hayati Tehlike" diyerek kendimi tanıttım. m Kabus görürken hayal kuramazsın Kahkaha yok olmaya mahkumdur. "Ağzını bantlamadın mı?" "Bantladım. I-ıh.. Etrafta. Bir fotoğrafçıya verip renklendirtmiştim. Ben girince paldır küldür pencereden kaçtı. kusura bakmayın.beyefendi kim sizce?" Herif cin gölgesi.. İslam'a dönecektim. Film bitti. istifim bozmamaya çalışırken. Dargın ölürse." "Geciktim biraz. bakalım şimdi sıra kimde?" deyince. kıvançlı bir sırıtış ve Bay Kalibre için alkış talep eden jestlerle masamıza yürüdü. kaç yaşında. Bir cüce için fazla uzun bir isim? "Memnun oldum.. gelerek yakaladığı güvercinin bacağına iple bağlı katlanmış kağıdı ibrahim Kalibre'ye takdim etti. ti: Kaim gözlükleri.ımi'. önündeki masaya diziyordu. İkisini yan yana koymuşlar. Çıkışa ulaşmak için labirenti ateşe verdim. 73 . Kalibre. Fotoğrafı evvela Abidin Dandini. çenesiyle sahneyi işaret etti.. Yumup açtı ğında avucunda bir yumurta duruyordu. [MARCEL SCHW0B. ben de 'İyi bilirdik' dedim. Fotoğraf elimde." Damadın son yolculuğu Fotoğraftaki adamın kim olduğunu bilen yoktu. "Evet sayın seyirciler. Illüzyonistin tek tek alıp havaya fırlattığı yumurtalar beyaz güvercinlere dönüştü. Turgut Rulet [Çeteye ara sıra hizmet sunan gedikli bir tetikçi] ve Victor'a gösterdim. Namevcutluğu. kalbini. Lı rini. Kuşlar. İcabında. "Tebrikler beyefendi. Artık kırk yıllık damadı son yolculuğuna uğurlayabilirdim.. Bir bahar akşamı. duysa da anlamazdı. Çevremdeki herkese sordum. Dandini. Oradaydım. Zaten pat diye karşısına çıksam. Sahil yolunun üst tarafındaki fotoğraf stüdyosuna doğru yürüdüm. fakat ölmesini istediğim asıl kişi. Halil ibrahim Kalibre "Sözüm meclisten dışarı. kolunda geliniyle sırıtıyordu! Aynı fotoğrafın bir de eski püskü. * ^f * "Bebeği beşiğe koy" dedi Abidin Dandini." Anadolu yakasında. Önce boş ellerini gösterdi. Yani fotoğraftaki os. Bu fotoğrafı düşürmüş." O sırada illüzyonist sahneye çıkmış ve şovuna başl. artık önüme gelene soruyordum: "Bu -lanet olası. Aksine. Elleri ve ayakları bağlı Halil İbrahim Kalibre'yi bagajdan çıkardık. Yani el çabukluğuna dayalı hile teknikleriyle gözleri aldatan adama rüşvet verdi. "Bunu dedem de yapar" diye düşündüm. Bir tanesi de başına kondu. nafile. Kışı uykusuz geçirmiş bir ayıya benziyordu.o.. Kalibre." Polisten de ses çıkmadı.

Zühtü Zubizaretta'ya telefonda "Cihannüma'mR ilk baskısıyla ilgilenir misiniz?" dedim. Uçurum boşluğuna gidiyor ve geri geliyordu. Sizi hayata döndürmeye çalışırken beyniniz oksijensiz kaldı." "Hatırladığınız en son olay ne?" "Eve dönüyordum. Derhal yanıma gelip kitabı görmek istedi. Çocukluğumda. Köylü kadın. Gözyaşları içinde ellerini öpüyordum. Nazikçe reddettim." "Epeydir derken?" "Eee. Merdivenleri çıkarken "107 bin 499 kitabım var" diye açıklamada bulundu.. Fazlasıyla kan kaybettiniz. Bir yandan da boğuk sesler çıkararak yalvarıyordu: Yaban fokunun çiftleşme çağrısı gibiydi." "Bugünün tarihini söyleyebilir misiniz?" "Haziranın 25'i galiba?" "Ferdi Bey. "Ölme anneciğim.. hayır. Abidin Dandini.. Ağzındaki bomba patlamasın diye sürekli başını geriye atıyordu. beni besleyebilmek için annemden yardım istemiş. uyuşturucu tedavisi gören Uçan Kız'a birkaç kez götürmüş. Merak. Uçan Kız filminin posterini salonun duvarına asmışlar. "Hastanede miyim?" "Neden burada olduğunuz hakkında bir fikriniz var mı?" "Yok. Bombalı salıncaktan geriye yalnızca tepeden sarkan kısa ip parçaları kaldı. soruda bir tuhaflık olduğunu fark etti: "Naçiz vücuduna kol kanat geren hempalara dümen çeviren ve sezon nihayete ermeden künyesi silinecek olan müptezel fırıldakçı.. "kan çekecek. 336 Bu sözün anlamını kabul edecek durumda değildim. Elyazmalarının dizili olduğu bölümde Çanakkale defterleri yan yana duruyordu. Kalibre'yi sallarken dalgmlaştım. annemle babam ziyadesiyle ke-derliymiş. Bu büyük felaket karşısında acıyla kıvranıyordu: "N'olur. tası tarağı toplayıp uzak bir semte taşınmışlar. kendimi bildim bileli salonun duvarında asılı duran afişi gösterdi: Uçan Kız .dyi görmeyi umuyordu. bir hastaneye ait gibi döşenmişti: Hasta yatağına uzanmış Ferdi Fedai'nin koluna serum bağlıydı. Arabamı otoparka bırakmıştım. Kültürünü bulmaca çözerek geliştiriyordu. Bombanın pim halkasından misinayı geçirip düğümledi. Birden. * ■$? * Lokman Kolpa'nın işi kalpazanlık. neyim var?" "Epeydir komadaydınız. hobisi bulmaca çözmekti.Kalibre'nin ağzındaki bandı söktü: "Karın. senin annen o!" deyip kolunu ağır ağır kaldırarak.. Kendilerince. Kitabı nereden bulduğumu sordu. Fakat maalesef Uçan Kız bilinçsizce etrafa saldırıyor. Köylü kadını meğer senaristin yıllardır ayrı yaşadığı fakat resmen boşanmadığı karısı işe almışmış. Ölü biyolojik babam ile baygın biyolojik annem arasındaki emniyetsiz boşlukta tümüyle savunmasız halde duruyormuşum.Kavalyem Azrail "Neler söylüyorsun anne?" Mini eteğiyle uçarak tüm dünyaya külotunu gösteren şu bıyıklı. 'sağdan sola' kısmını çözmesine gerek kalmazdı. kahvaltı sofrasında gazetenin bulmaca sayfasını açar.annixm. Bir düzine kitabı çantaya doldurdum. "Azrail'in programında ne varsa o!" dedi ve salıncaktaki kurbanın dişlerinin arasına bir el bombası yerleştirdi. gazete kağıdına basılmış ve Lokman Kolpa'nın posta kutusuna bırakılan gazetedekiyle değiştirilmişti. Köylü kadın beni hastaneye. Üç katlı evin her yeri kitaplarla doluydu. bana yaklaştığı sırada başını öne eğdiğini fark ettim. beni parktaki salıncakta sallayan annemi hatırladım. zavallının son cümlesi buydu. Yirmi yıl önce." Utanmadan bir de aklımdan geçenleri okuyordu. Bir şey diyemedim." "Söyleyin doktor. Önce 'yukarıdan aşağıya' bölümünü çözer. Yaşlı başlı bir senaristin metresi olan Uçan Kız beni doğururken. 40 bininci kitabı aldığı gün. O gün. Beykozlu İdris oğlu İshak'ın günlüğünü bulunca silahımı çektim ve namluyu Zühtü Bey'in buruşuk gırtlağına dayadım. hastanın kalp atışlarını gösteren bir monitör bipliyordu. çocuk posterdeki kadına nedenini bilmeden ilgi duyacak" di ye düşünmüşler. Annemle babam. yeni doğurduğu bebeği ilk kez kucağına alan anneler gibi ağlayarak gülümsemiş." n«ı "Adınız nedir?" "Ferdi Fedai. n'olur ölme." Sesi titriyordu. O haldeyken bile Cih. Sağ köşede. kucağında yeni doğmuş bir bebek yani beni getirmiş. Halil İbrahim Kalibre'nin." dememle on yıl yaşlandı. Bummm! Halil İbrahim Kalibre yanık zerrecikler halinde uçuruma saçıldı. Mor ağzında düğümlenen yıllanmış somurtuşu kabardı. "Senin annen. Mübeccel Ecel adlı Uçan Kız ise. Beni evine davet etti. Çok heyecanlandı. Tabancayı uzaktan yüzünde gezdirdiğim Zühtü Zubizaretta "Artık maalesef yal338 nızca 107 bin 487 kitabın kaldı. Daha ondördümdey-dim. temkini yok eder. geceden kendini vurarak ebedi uykusuna dalmışmış.. çoğunlukla.ruğu gibi güme gitmemiz an meselesiydi. Salıncağı var gücümle ittim. yukarıdan aşağı sütunundaki 13. Ben de üzerimde beyaz önlük.. annemin uzaktan tanıdığı bir köylü kadın. Hikmet Mete Tetik'in sağ kolu Ferdi Fedai gözlerini açtığında ona sevgiyle gülümsedim: "Şu anda nerede olduğunuzu biliyor musunuz?" Erenköy'de boş bir apartman dairesindeki oda." 74 . alkol ve uyuşturucunun etkisiyle sızmışmış. sürekli titriyormuş. Sonra da emzirmiş. yanında bir tek o köylü kadın varmış. "Ben ölüyorum Hayati" demişti. Beni öz evladı gibi seven üvey annemi. Ondört yıl önce. bağırıp çağırıyor.. embesil sarışın nereden benim annem oluyor? işte o zaman.. boynumda stetoskopla doktor kılığındayclım. Kalibre'yi sallamaya başladım. Her sabah. Galiba altına işemişti. Bizi de beraberinde patlatmaya niyetlenmişti.. O yoksul fakat neşeli kadını. Zira çocuk sahibi olamıyorlarmış. minik kareleri harflerle doldururdu. bilgisayarda aslına uygun şekilde düzenlenmiş. Budapeşte'den aldığımı söyledim. Deney başansız olmuş.... Cinai tehdit ihtiva eden bulmacayı ben hazırlamıştım. Ambulansla hastaneye getirilirken kalbiniz durmuştu. Ben bir gün sandal yeye çıkıp afişteki kadına mavi bir bıyık çizmişim. Annem beni görür görmez. Karaciğerinizden bıçaklandınız. ömrünün son dakikalarında bana hakikati anlattı. Onyedi yıldır. Bir gün. Köylü kadın da beni anneme devredip köyüne dönmüş." Cevap 11 harfliydi.. Senarist babam. Bulmaca sayfası. bilmiyorum. Ve nasıl desem. Elli yaşında pankreas kanserinden öldü. Kitaplarımı almayın!" Kırbaçlanan bir kardanadam gibi darmadağın oldu. Gitgide kızaran ve irileşen kafasından duman çıkıyordu. karısı onu terk etmişti." "Ben senin annen değilim. Davulcu os." "Ne?! Onyedi yıl mı!" "Evet. Kitaplara dokunmamdan gıcık kaptığını hissediyordum. Yanımda büyükçe bir deri çantayla gittim. Birkaçını inceledim. hayatta olduğunu biliyor mu?" "Ne olacak şimdi?!" Evet. o kadar «1/ Abidin Dandini'nin sesiyle kendime geldim: "Hey evlat. burada mısın? Kabusun ortasında hayal kurma!" Ona bir bakış attım: Kıçı kırıklıktan çıtkırıldımlığa ne çabuk yükseldin? "Benim kadar çalışırsan sen de yükselirsin.

. Nadide'yle tanışmamıştım daha." Onu." Sanki ona yalan söylemeksizin konuşmanın bir yolu yokmuş gibi "Üzülmeyin" demekle yetindim. Şebnem'in doğum günü için. Daha sonra serum içinde Norcorun bağlayarak Ferdi'yi geçici felce uğrattık. onun çenebaz bir kaçık olduğunu düşündüm. Dahası. Çeten seni sattı. birkaç aya kadar yemeğinizi kendiniz yiyebilirsiniz. Halil İbrahim silahları nereye saklıyordu. Ferdi Fedai'nden. Şebnem'in Ş'si değildi. hayatım onun yazdığı bir senaryoya dönüştü." "Geçen sene. Derdimi anlıyormuş-çasma başını sallayarak iç çekti: "Eminim bir gün sen de hayatının kadınına rastlayacaksın evlat. Abidin Dandi-ni'den öğrendiydim. fakat erkeğim ve beni huylandırdın" demişti. RNA'larımda romantizmin R'si yok.. bir böyle konuşurduk. Düzenli tedaviyle." Hayret tünelinde ışıksız kalan Ferdi Fedai'nin gözleri doldu. Abidin Dandini." Gaipten gelen ıvır zıvır Görüyorsunuz ya. ben sadece tetiği çektim" türünden tuhaf laflar edilirdi. Mesela bir restoranın dekoru.. kırışmış zayıf yüzü nü görünce ağlamaya başladı: "Demek. Pistte ölüyü bir kişi kollarından. buruşturdu. Böylece." "Evet dışmdasın. Az sonra hemşire kostümlü güzel bir kız elinde aynayla geldi. Maktule. Bahçe girişindeki nöbetçiye "Kapıyı kendin gibilere açma" derdi mesela. Doğrulmaya çalıştı fakat başaramadı." dedi "Gizli depo. cesetleri Florya'daki metruk buz hokeyi pistinde saklamıştık. takma sakalı gevşemişti. birini ölümle tehdit etmede kullandığımız bir yöntemdi.Ferdi Fedai dehşet içindeydi. 1925-1984. uzatma. Biz de konuşmayı dışarıdaki ekrandan izliyorduk: "Silahlar nerede?" "Nasıl bilebilirim ki? Onyedi senedir uyuyorum? Depodadır herhalde?" "Bak Fedai. Önce intikam alır. benim DNA'larımda duygusallığın D'si. Daima alaycıydı. "Önce öldü. İncele incele iltifata dönüşen hakaretler "Onu öldürürken kibar davranman gerekmiyor. şimdi de işten kovuluyor. 817 numaralı odaya bir ayna getirebilir misiniz lütfen" dedim. cinayetten önce düzenlenen bir nevi cenaze merasimiydi. Gülmemek için kendimi zor tutarak kapıya yöneldim: "Sizi baş başa bırakayım. Abi-din Dandini "Çok talihsiz bir hafta geçirdi" diye hayıflandı. Artık sen benimlesin. onun karşısında ceketimin düğmelerini iliklerdim. memelerinden süt yerine süt tozu akıyor. Hareket kabiliyetinize yeniden kavuşmanız için elimizden geleni yapacağız. bir hastalığın iyileşmesine ve kötüye gitmesine neden olan şeyler ya da eski şarkılar gibi. olay veya yer hakkında bir öyle. sen iyi bir adamsın." Fedai zırıl zırıl ağlamaya başladı. makyajla ihtiyarlatılmış Abidin'i tanıyamamıştı. tanıdıkların müstakbel ölüye hitaben taziye mesajları filme alınır ve ilgili kimseye gönderilirdi." [SAM PECKINPAH. Onyedi senedir hastane masraflarını Atom Bombacıyan karşılıyor. Hapiste şişlediler. Bombacıyan da "Kadın olsaydım. 342 Barika'daki Sevgililer Günü partisinde Şebnem'e canı sıkıldığında halası hakkında menfi. Önceden aramızda kararlaştırdığımız bir kişi. bütün gençliğim bu lanet yatakta geçti!. Kas sisteminiz tümüyle paralize olmuş durumda. Kel bir devin kafasındaki son saç teli gibi yalnız hissediyorum" ya da "Şahin Şahmerdan'a söyle. Hakaretlerinin inceliği. Kolumdaki 'Ş' harfi dövmesi. çamurlu suya basmasın diye yere paltomu serdim: Bunu. birkaç konu belirlerdik. söyle. Yeşilköy'deydi. değil mi?" diye soruverdim. Doğrusu.. Uzun zaman oldu. hesaplaşma tablosu tersine döner. 141 Çeteye girdiğim ilk günlerde. Bana öyle çok şey öğretti ki." Felçli Fedai: "Tetik beni öldürür!" "Patronun tahtalıköyü boyladı. Sürekli yatmanızdan kaynaklanan bazı yaralar da var. şu andan itibaren kalbim senin için çarpardı. ister istemez sağa sola kayılır. ondan sonra cesedi ortaya çıkarırız." "Hangi silahları? Ben artık her şeyin dışmdayım." "Hikmet Mete Tetik öldü mü?. Abidin Dandini. cehenneme gitmesiyle benim bir ilgim yok. fakat ellerini kıpırdatamadığı için durumun farkında değildi: "Yeşilköy'de. gizli silah deposunun yerini öğrenmek istiyordu.'" Abidin Dandini'yi tanıdıkça konuşkanlığın tevazudan kaynaklanabileceğini. Geçen yaz. Moda'daki evine giderken kloroformla bayıltıp sahte kliniğe kaçırmıştık. Hemşire "Ferdi Bey'in ziyaretçisi var" dedi ve odadan çıktı... Mesela golf oynayan ya da havuzda yüzen canlı hedefe." "Sen de kimsin?" Ferdi. Ağrıdan harap olmasın diye morfin enjekte ettik ve gözkapaklarmı açıp bantladık. keyfi yerine geldiğinde ise müspet sözler söylemesini teklif etmiştim: Gizli polisler veya yabancı gangsterler arasında kullandığımız bir taktikti. Şebnemle Pera Müzesi'ne gittiğimiz gün. mafyadaki tecrübelerimden uyarlamaydı. Elini omzuma koydu. "o kadar yaşlı ki.. Toydum. Bu kayıtlarda "Cennete giden en kestirme yol cehennemden geçer" ya da "Senden sonra dünya çok ıssızlaştı. Abidin Dandini'ye "Aşk'm gerçekte ne olduğunu kimse bilmiyor. Dandini paltosunu çıkarıp göledi kapatmıştı. Makyajı akıyordu. Bana Onan Kellesini Getirin!] Abidin Dandini kör olsaydı bile." Vakur Avangart çeteden ihraç edildiğinde. Buz pistte paten kayıp dans ettik: Rakip çeteler tarafından vurulan adamlarımızı bazen bekletmemiz gerekir.. Gizli cephanelikten haberim var.. Aynayı. biri de bacaklarından tutup taşırken. mizah ile merhametin akraba olduğunu ve ilk izlenimlerin izlenim sayılamayacağını kavradım. uzamış sakallarını. Tek fark şuydu: Tehdit frizbisini atan kişi saklanır. yazık. Seyrelmiş ve 340 ak düşmüş saçlarını. Gece boyunca bir makyaj sanatçısı. Şebnem Şibumi'yi etkilemek için yaptığım her şey. "Kıpırdayamıyorum?!" "Sakin olun Ferdi Bey. "Benim. Yolda sordum: "Genç bir kadın mı bu Madam Gali?" "Hayır" dedi. 75 . göğsünde bana sıkılmış bir kurşunun izini taşıyor. Çünkü başı hariç tüm vücudu felçliydi. Madam Gali denilen bir kadına elmas satacaktık. "Seni seviyorum Şebnem" yazılı frizbi fırlattım: Bu. Kumar oyna-yacaksak. boyadı. Ferdi Fedai'nin ve Abidin Dandini'nin yüzünü onbeş-yirmi yıl ileriye kurdu: Macunladı. iltifat tadı veriyordu.. Bombacıyan çetesinin üst tabakasında yer alan ve ölümcül sırları bilen 'Şahitlerden olduğumun işaretiydi.." "Yalan söylüyorsunuz!" "Lütfen ümidinizi kaybetmeyin. Ferdi Fedai'nin yüzüne tutum. Frizbi gaipten gelir. Onyedi senede çok şey değişti. Atom Bombacıyan arabadan inerken." Beni de tiye alıyordu. Ve ona şöyle diyeceksin: 'Ben evli bir adamım. Hijyenik ped reklamı gibi imalı sözlerle ve sahte bir neşeyle konuşuyordu. Ruhumun fermuarı sıkışmıştı. uyanmanız ancak bir mucizeyle mümkündü.. Ferdi Fedai ölesiye şaşkındı." "Onyedi senedir burada değilim! Beni tuzağa düşürdünüz!" Kolumdaki saati ağzıma götürerek "Hemşire hanım. Abidin Dandini içeri girdi: "Geçmiş olsun Ferdiciğim. bir tür dansı andırır. sözgelimi "İşin bitti Volkan Revan" yazılı frizbi yollarsın. On seneden fazladır birlikte çalışıyoruz. arkadaşlarının tebrik mesajlarının yer aldığı bir film hazırladım: Özellikle mafya içinden birinin ortadan kaldırılmasına karar verildiğinde.

Gelin polis arabasının arka koltuğunda oturuyor. fotoğraf çekmeyi öğrendim. "Hımmm? Nedir?" Bombayı patlattım: "Gelinlik giyeceksin. monoton ve kronik romantizm]. sahte sarışın dul sekreter vardı: Kader Güler. Devlet Malzeme Ofisi'nde çalışan. Aksi takdirde. Geçici Diriliş] Nadide Dide'yle tanıştığımızda. Nadide'yi gördüm. Avantaja bağladım: "Elbette.Beni birileriyle tanıştırırken şöyle diyordu: "Hayati Tehlike. yalnızca Nadide arayacağı için. hangi hendekte bulduysa bir karakoncolosla nikahlanmıştı. Yeni yılda piyasaya sürülecek bir hap sayesinde. "Sen evlisin?!" "Henüz değilim.. eğer erken boşalmak istemiyorsan. Ona. Kendisine silah doğrultulduğunda gülerdi: "Bundan sonra doğum günlerim bensiz kutlanacak. Öz babam. Her şeye gülebilirdi. Nadide'den başkası beni ı/ı / ofisten aramıyordu. mucizeleri ucuz atlatırsın Akıllı kadınlara da rastladım. Kader'e hiç ses etmiyordum." "Emin misin? Bu kadar basit mi?" "Evet. Dolmabahçe Sarayı'nın bahçesinde evlendik. değil mi?" "Aynen öyle. Annem bana "gerçek annen o" deyip Uçan Kız afişim işaret ederek ruhunu teslim etmişti. Gün boyu telefonda çene çaldığı arkadaşlarını. telefonu "Buyurun Nadide Hanım" filan gibi bir cümleyle açarak aile hayatıma zehirli şüphe tohumları saçması işten değildi. Hikmet Mete Tetik'le görüşen Abidin'i beklerken oyalanıyordum. [TİM TRILUNG. Burası güya benim ofisimdi. mucizeleri ucuz atlatırsın" diye geçiştirdim.. Leyla Kalahari'yi yani kadınını hatırlattığımda "Vefasızlık. Bay Dandini. varlığımın kayalık zeminine ilk kazmayı vurmuştu. Çenesinde-ki koca et beni.. Eşimizi tanımamızı engelleyen hastalık mirası [o uzlaşmacı." Haklıydı. Yüzüne iki numara büyük gelen gözlerinde. Gaga Sanat Galerisi'ndeki Bekarlığa Veda adlı sergiyi geziyordum. ben de birilerinin beynini uçuruyordum. birlikteliğimizin sıhhatini garantiler. iyi bir fotoğraf bize bir hikaye anlatmalı ya da ilham etmeliydi." Düğünümüzde. Daha doğrusu. ıssız bir yoldaki süslü bir kamyonetin kasasında dikilmiş el sallıyordu. Tebessümü yüzüne yayıldı. aptal gibi görünmek pahasına bıyığımı korumaya aldım. Atom Holding yönetim binasına yakın bir apartman dairesi kiralayıp dekore etmiştim. Yine de Nadide Dide'yle yuva kurmak bana çok şey kattı. öyle mi?" Birine silah doğrulttuğunda gülerdi: "Cehenneme gittiğinde seni Abidin Dandini'nin gönderdiğini söyle. Ofisi babasının malı ya da dingonun ahırı gibi kullanması münasipti. Elindeki yarısı dolu kokteyl bardağına dalıp çıktı: "Ne içelim?" Aklımdan geçen. paslı fare kapanı ağızlı kadın beni derhal evden kovmuştu. Beni neden sevdiğini öğrenmeme izin vermeksizin scvcı di. Kapakta 'Bilim Dünyasından Erkeklere Müjde' yazılıydı." Gözlerinde bir kuşku çizgisi belirdi: "Siz erkekler. hem kadınların büyüsüne kapılıyor. Yani en azından havayı ciğerlerde dolaştırıp mideye iletmemek konusunda haklıydı." Kahkaha atacağını sanıyordum. aşk'm bir boyutudur" demiş ve eklemişti: "Hem sonra. ilaca ihtiyacın yok. ben os.. bir şartım var. Ondan. Daima ya çok öfkeli ya da çok neşeliydi. herhangi bir davranışını ya da sözünü de. yıldızlardan ihraç edilmiş renkler yansıyordu.. Sağlıklı ilişki ya da mutlu evlilik dediğimiz budur. ben 76 ." Doğru söylüyordu. bütün erkekler bekardır" 344 Four Seasons Hotel'in barında oturuyorduk. "Aptal gibi görünmeyi göze alırsan. Ortası yoktu. Hayat kadınlarıyla hiç ilgilenmezdi. Fakat o günden sonra." Onu tam olarak anlamak imkansızdı. Gamzeleri birer öpücük yuvası. aslında duyuların çöküşüyle başa baş gider. o daireyi dilediği gibi kullanıyordu. Nadide ofise telefon ettiğinde benim birazdan geleceğimi söyleyerek vaziyeti idare etmek ve sonra da beni arayıp durumu bildirmekti. Lüks mekanlarda vakit geçiriyorduk. Ona göre. Ben havlarsam o ısırır.. Kucağımda bebekle tığ teber şah-ı merdan kalakaldım. Canlı bomba kadar hassaslaşmıştım fakat belli etmemeye çalışıyordum: "Bu fotoğrafları çeken kişiyi düğünümde görmek isterim." Benimle evlenir misin? Gerçi şu anda 'ben' derken neyi kastettiğimi bilmiyorum! "Merhaba" deyip gülümsedi... Haber ilgimi çekti. bizim cehalet ve çaresizliğimize bağlı. saraya gereken zarafeti tek başına karşılıyordu. son derece yaygın olduğu bilinen 'erken boşalma' sorunu çözülebilecekmiş. Hayat bir oyundu ve Abidin Dandini insan la rın hayatıyla oynuyordu." Nitekim sevgilisi Leyla Ka-lahari bir zamanlar şarkıcıydı. Gözlerinden engizisyon ışınları yayan. Karnından soluduğunda işin biter. Bir de kırkdört yaşında. akşamüzeri ofiste ağırlıyordu. Gözleri bir sağa bir sola kay346 di. cüce damadın omuzlarına basıyordu. hattâ onlarla dans ettim. hem de onları büyülüyordu. Yağmurdan sırılsıklam yaşlı bir çift. Masada ki dergiyi gösterdi. Bazı günler birlikte fotoğraf avına çıkardık. evlilik ise sağırlaştırmıştı." "Öyleyse bilim adamları neden bunu açıklamıyorlar?" "Çünkü saygınlık ve zenginlikleri. Meleksi itaatkarhğıyla kalbimi yumuşatıyordu. "Öyle mi? Yani beni düğününüze davet ediyorsunuz?" Sürprizler iradenin aktivitesini kesintiye uğratır. Yalnız. Fakat sevgisi. Yüzüme bakarak sevecenlikle sordu: "Sen nasıl bir adanı sın böyle?" "Allah beni nasıl yarattıysa öyleyim. Nadide beni muhasebeci sanıyordu. sessiz ve mülayim bir adam olan üvey babam.rursam o kokar. Aptal gibi görünmeyi göze alırsan. yapman gereken şey çok kolay. Eski şarkılara hayrandı: "Eski şarkılar neden daha iyidir? Çünkü kötüler zaten unutulur. Kader Güler. elleri arkadan kelepçelenmiş damat da bir polis nezaretinde arabaya bindiriliyordu. Alelade bir çapkın değildi. Bıyığımı kesmiştim. M-. Zaten ofise hemen hiç uğramıyordum.. iki dakika önce tanıştığınız bir kadınla bile yatmayı düşünebiliyorsunuz. mafyada çoktan 'Şahitlik' mertebesine erişmiştim. Nadide çok zeki bir kadındı fakat aşk onu kör etmiş." Galerinin cam kapısındaki afişte yazılı adı gözüme çarptı: "Nadide Dide." Üçbuçuk milyar erkek adına verdiğim cevap işte buydu. Mesai saatleri dışında da birlikte takılıyorduk. tekrar ağzında toplandı. karısının cesedi soğumadan." Nadide Dide. vergi hesapları vesaireyle iştigal ediyor zannederken. Karım beni muhasebe defterleri. sarışınlığını baskı altında tutuyordu. Kadın erkek münasebetlerine damgasını vuran meşhur hassasiyet.. Siyah-beyaz gelin-damat fotoğrafları cidden enteresandı: Asansörde en üst katın düğmesine yetişebilmek için cüce gelin. ben uyursam o horlar. Kalbim yanan bir gemi gibi onun aşkının sularına gömüldü: "Merhaba. Duvağın ardından hüzünlü bir şefkatle "Burnun yapayalnız kalmış" dedi. Abidin Dandini bir kahkaha patlattı: "Martavalın daniskası! Bak." Başını eğdi. Dergiyi alıp karıştırmaya başladım." "Öyle mi? Neymiş?" "Sevişirken göğsünden nefes alacaksın. Yapması gereken tek şey. Bunlar gibi onlarca ilginç fotoğraf. canımı almaya kalkışmasına engel olma yacaktı. Evliliğimizin otuzüçüncü ayında oğlumuz Gerçek dünyaya geldi ve Nadide doğum sırasında öldü. dilimin uçundaydı: "Bize hayatımızın hatasını yapma cesareti verecek bir şey." Gelinlik giyeceksin. Gelinim o kadar güzeldi ki.

Esenlik motifi taşıyan her türlü sahtelik. Gerçek'in hatırı için Kader de. tıpkı benim gibi o da annesini tanıyama-dan büyüyecekti. Tımarhanede yaşayan bir kocakarı tarafından örülmüşe benziyordu. Gerçek'e sahici bir Dalmaç-yalı satm aldığımda "Kuçuradi ondan hoşlanmadı" diyerek geri çevirmişti. hayalinde bir arkadaş üretmesinin normal olduğunu söylemişti. minik elleriyle okşamaya koyuldu. Bu şartlarda nefret dahi etkisi altında yaşadığımız toplumsal anesteziyi hafifletmiyor. Kader benim evime taşındı. dilimiz dua ederken bile yalandan başka şeye dönmüyorsa. aptala döner. "Bizim kokumuzu takip etmiş!" dedi heyecanla. Dolayısıyla her çocuk. onların üzerine titriyoruz. Yerde danua cinsi. Arka tarafa yürüdüm. Bizim kuşağın ebeveynleri. 352 Gerçek'in yanımda dikildiğini. Yalanlarımızın umut veren yönü. Aldatılan kazanır. Zavallı Gerçek.doğduğum gün intihar etmişti. Kuçuradi. Gerçek'in hayali arkadaşı. Bu söylediklerim de abartılı. hızla büyüyordu. alışveriş için çarşıya çıktık. ilk sözü "Anne"ydi. ağlamaya başlamasıyla fark ettim. Hipnotize edilmişti sanki. Bu işte tecrü-beliymiş. babanın dünyasını yönetmeye başlar ve onun hareket kabiliyetini kısıtlar. Varlığımıza hükmeden sorunları görme. Gerçek. Belki bu çağda hayat ile mana arasındaki mesafeyi kapatmada şu mottonun faydası dokunur: Bütün günahlar para kaybettirir. Yoksa bir çocuğu mu ezdim endişesiyle kalbimin zembereği boşaldı.ı sil ki kendimizi tanımıyorsak. Kader Güler hariç. Kuçuradi bizimle birlikte sofraya oturuyor. Ölmüştü. 351 Kuçuradi. Hakikatleri. Gerçek'i büyütmeme yardım edebilecek kimse yoktu. Onu nasıl yetiştireceğimi bilemiyorum. Erkekler öyle değil. muhasebeciyi de mezara sürüklemişti. Kızlar. hayal edilebilecek en iyi köpekti. Kader'e anne diyordu. Bebeğin yörüngesine girdi. otomobil kapılarına kilit uyduruyoruz. sentetik bir boşluk vardı. babalık ve hasretten oluşan bir şeytan üçgeninde yaşıyordum. bir anne-babaya ait olmanın bedelini ödüyor. bebeğin minik ellerindedir. saçmalık ve salaklığa dört elle sarılıyordum. insanın hayat hakkındaki fikirlerinin değiş-mesidir. Birkaç gün sonra. Gözlerinde acıklı bir ifade vardı. Arka koltukta oturan Gerçek birden "Baba bak! Kuçuradi!" diyerek ayağa fırladı. Dönüşte arabayla ağaçlık bir yoldan geçiyorduk. Ya ne olacaktı. "Hani. fakat etrafı dağıtmıyordu. dolaplara. Prizlere otomatik kapak. ben de Kuçuradi'yle bira-rada yaşamayı kabul ediyoruz. Zengindim Arnavutköy'de bir villada yaşıyordum. Kader. çocuklarımızı da sevmekten aciziz. Yetimliğimi kendime saklamış. annelik de babalık da asla hakkıyla yerine getirilemeyecek görevler: Mission Impossible. Kader Güler'e yeni bir ufuk açıyordu. Baba olmak. Bu defa Kader'i otelde bırakmıştık. budalalığımızın verdiği enerjiyle abartıyoruz. Kuçuradi de benimle burada uyuyabilir mi?" "Tabii ki. Arabadan indim. 77 . Bunu söylerkenki yüz ifadesini görmek için bir saniyeliğine arkaya dönerken "Bence uçakla gelmiştir" dedim ve tam o anda ön tampondan boğuk bir çarpma sesi duyuldu. şakrak ninnilerle uyutuyordu. Hıçkıra hıçkıra gözyaşı dökerken "Kuçuradi. Hayaletin kaza sonucu ölümü Gerçek'e iyi geceler öpücüğü veriyorum: "İyi geceler canım. Biz ise çocuklarımızın süper kahraman olmasını istiyoruz. ben onu nasıl büyüteceğimi düşünürken. Sanki hayatımızın temelini oluşturan hüzünlü hileye iştirak etmenin iyi olacağı fikrindeydi. Kader. Her şeyi bıraktı. Kuçuradi evin içinde oradan oraya koşuyor. Bütün günahlar para kaybettirir Kader. Fakat evimde büyük. çocuğu doğduktan sonra sersemleşir. fakat yemiyor du. Kendi saçı da siyahmış. bize canlılık katacak dertleri hissetme. öksüzlüğümü çocuğuma aktarmıştım. beni dan diye talihsiz yavrunun çaresiz babası kılarak uçurumdan yuvarlarken. enerjisini ona harcıyordu. Ya da yetişkinler tarafından kuşatılmaktan kaynaklanan travmayı yaşıyor. haddimizi bilmiyorsak. Yani boşa geçeceği aşikar bir istikbalin provasını yapıyordum. temizliyor. Bir yalan gerçeklerin arasında değişmez bir yere kavuşunca. Oğlumun masumiyet dolu saf kederi. kalk" diyordu. Kuçuradi'yi evde bırakmıştık. Param vardı. Kuçuradi'yi gezdiriyorduk. Bir hayaleti telef etmiştim. yalancı beraat etme şansını kaybeder. nerde?!" diye salak gibi solumdaki camdan bakındım. Sağlıklı ve güzel bir çocuktu. Çünkü köpeğin varlığı. dokuz kardeşin en büyüğüymüş. Gerçek'i özenle besliyor. Karım. insanı işkillendiren bir nifak havası yayıyordu. En yararsız ve en zararsız insanlar bile cezasız bırakılmaması gereken cürümler işleyerek yaşıyorlar. Onbir aylıkken yürümeye ve konuşmaya başladı. Sokağa çıkmalarına izin vermiyoruz. Bu. Hayatın. bir bebeği olsun diye can atıyormuş. Küçüklerine bebekliklerinden itibaren o bakmış. dört yaşındaki bir çocuğun. Çocuk. Bahçe kapısına "Dikkat Köpek Var" yazılı bir levha bile asmıştık. kaçınılmazdır. Nerede şu anda?" "işte" diyerek parmağıyla kapının yanında bir bölgeyi işaret ediyor. Nadide'nin ölümü. Aynı olay. Bu duyguların üçü de umutsuzluk yüklüydü. cinayet ve tecavüz gibi suçlara ilişkin yargı ve müeyyideler.. gerçekte kim olduğumu öğrenemeden göçüp gitmişti. geceleri Nadide'yi düşünüyordum. çocuklarının okuyup büyük adam olmasını isterlerdi. Gerçek'i görünce sevinçten havalara uçtu. Başucunda çömeldi ve köpeğin kanlı çenesini. ölür ölmez ete kemiğe bürünmüştü. her şeyin kötüye gitmesine yol açan tuhaflıkları sezme yeteneğimiz büsbütün körelmiş durumda. Meğerse. Ona bir oda verdim." O saçaklı kadın hızla evrim geçirerek ayçiçeği gibi hamarat ve huzurlu bir varlığa dönüştü. henüz üç yaşındayken ellerine bir oyuncak bebek alarak anneliğe hazırlanıyorlar. gösterilen dikkate bağlıydı. Derhal frene bastım. Konuşan bir köpek. olanca işe yararlığına rtg uı«» men. Hayat böyledir. Oğlum. İşinin ehli bir dadı buluncaya kadar sekreterimden destek alacaktım. değil mi? Bir dengesizlikten kurtulmak için bir başkasına yönelmek zorundayız. Çocuklarla iliş350 kimizde içtenliğin kâr etmeyeceğini sanıyoruz. hele ki yalnızsa. sahiden güçlü olabilir mi? Sanırım. Köşeleri suç. Uçan Kız yani öz annem ise kim bilir neredeydi? Belki o da tahtalıköy-den yükselen alevlerin dumanında oradan oraya uçuyordu? 348 Kısacası. köpeğin ölümüne ihtişam kazandırıyordu. Körkütük köleliğimizi ve / ya da uçsuz bucaksız vurdumduymazlığımızı onlara dikte ediyoruz. Kader ve ben geçen yaz Fethiye'ye tatile gittik. Çünkü n. Hayatı boyunca görünmez olan Kuçuradi. Öte yandan. Ben de Gerçek kadar biçare ve savunmasızdım. Ben birini öldürürken. Psikiyatr." "Baba. doğrulardan ayıklanmaları ihtimalidir. araba kullanırken ya da Nadide'yi özlerken Gerçek araya giriyor. Hırsızlık. Saçlarını siyaha boyattı. bilin cimizin çarkları oksitlenmişse. Emniyet kemerleri evreninde yetişen çocuk. Terör ve kör şiddet sayesinde anlamsızlığın eşiğinden döndüğümüz oluyor.. Bütün dikkatini. gündelik hayatımızın kahrolası bir zulümler toplamı olduğunu gözlerden gizliyor. fakat kakasını avuçlayıp cebimizde taşımamız filan gerekmiyordu. akşamları Gerçek'le oynuyor. Ofisi kapattım. Abidin Dandini'nin de ikide bir söylediği gibi "Birinin tutuşan sakalında öbürü ellerini ısıtır. Bir adam. Gün içinde kanunları çiğniyor. siyah-beyaz bir köpek yatıyordu.

Bazen oğlum ve hayali köpeği. Koluna hafifçe vuruyorum. Bir kez daha aynadan Gerçek'e baktım. "Babacığım! Babacığım!" diye sevinçle koşarak boynuma sarıldığında. Kimse kimseye kolay kolay böyle bir yardım355 da bulunmaz. Benim durumumun aynısı. Nihayet yüz yüze tanışabildik. Karalar bağlayan oğlumu arabaya taşıdım. O da Ferrari'sini benini koltuğumun arka tarafındaki yokuşlarda kullanıyordu.Gerçek'i usulca kucakladım: "Gel yavrucuğum. Neptün Petunya nahoş fıstıklardandı. Doğrusu bu kadın geyşa ile kraliyet mürebbiyesi karışımıydı. ellisine merdiven dayamış. Kadın gün boyu evde yalnızdı. Kader Güler. Çü rük muz yemiş maymun gibiydim. Aylar önce bana yaptığı cinsel jestten ötürü kendisine minnettar olduğumu. kurdele bağlanmış petrol fıçısını andıran gelin arabasıyla hayatımızdan uzaklaştı. Kuçuradi'nin uçamaması-na bozuluyordu. Gerçek'in varlığı ona da iyi gelecekti. Düşündüm. Kuçuradi sahiden var olmadığına göre. Yani evlendikten sonra işi bıraktı. Kader Güler-lnşallah." İsterseniz kolumdaki dövmeyi gösterebilirim? İmzalar atıldı. Kuçuradi'den hiç bahsetmedi.. Çocuk işte. Arabaya koştum. Matem. Karısı dört sene önce ölmüş. Pediatri uzmanı olan bu kadın. çok sağo-lun efendim. Nadide'ye yalan söylemiştim. Yerde badana fırçası izine benzer bir kan çizgisi oluştu. "Şahit misiniz?" "Evet. yanımda konuşup duran bir görünmez köpek vardı artık." Kader Güler-lnşallah. kokain ve çikolatalı süt. Gerçek'e Leyla Kalahari'nin bakabileceğini söyledi. her türlü ihtiyacıyla ilgilenecekti. merak etme. bombalanan bir müzede paramparça olan dinozor iskeleti gibi dağılıyordum. Kesin." Gün boyu telefon edip mesaj gönderen Neptün Petunya geceyarısı kapımı çaldığında. kan gölü ve boyama kitabı.. tek gözlü Leyla Ablasını sevmişti. Küçücük bir Ferrari'yle oynuyordu. Direksiyona geçtim. Çünkü adının Kuçuradi olduğunu iddia ediyordu. Manasını çözemediğim im bir hayal kırıklığına odaklanmıştım. üzüntüsü geçmişti. Yaşarken hiç de enteresan gelmiyordu. yüreğime su serptiniz. Güler-lnşallah. tamam mı?" Şimdi anlıyorum ki hata ediyorum. nikah şahidimiz oldunuz. timsahın kopardığı bacaklarıma yeniden kavuştum. Şipşak cenaze töreni sona ermişti. aradığın konforu bulursun. buralara kadar geldiniz. Hiç kaybolma yan gülümsemesinin. Yol boştu. benim dertlerime kayıtsız kakmıyordu. hepimizden uzun yaşamalı değil miydi? Bu ölü köpek acaba kime aitti?. Ben de "Zamanla o da olur. Etrafta kimseler görünmüyordu. onlardan niye hoşlanmadığınızı bilemezsiniz. Sonra birinin sağ yarısını. "Bak. Midyeler gibi "Çok iyi geçineceğinizden eminim." Mankafa. "Tebrikler damat bey. fakal sonsuza dek harlamamız gereken bir tapmak ateşi yakmadığımızı söylemeye çalıştım. Neptün. Şimdi evleniyor. Striptiz kulübünde eğleniyorum. konuşmadığı için susturula-mıyor. diğerinin sol yarısına dikin. Garip bir biçimde. yığın formunda inşa edildikleri için asla yıkılmayacakları söylenir. Gerçek'i anaokuluna kaydettirmiştim. Denemeye değerdi. eş olarak kabul ediyor musunuz?" "Evet!" Alkışlar. Rodeo yapan terli cüce palyaço Kumaşı. ben bütün insanları severim. Onun su katılmamış bir sahtekar olduğundan emindim. diğeri sol bacağımı koparıyordu. Bu konuda ayrışıyoruz işte." Umarım yeni tuzağında. boylu bos354 lu. o şeref bana ait. Leyla Kalahari çocuğu okula götürüp getirecek. Ona acıyorum. * ^c * "Siz. Gerçek. rengi. hareket etmediği için durdurulamıyordu. Fakat o öz ağabeyim gibiydi. Gerçek. dört metre uzunluğunda iki kafalı bir timsahın beni afiyetle yediğini görüyordum: Biri sağ. sakin ol. Sonra dönüp köpeğin leşini yol kenarına sürükledim. Antenlerimi açmıştım: Tozlu yoldaki karıncaları bile ezmemeye çalışarak ilerliyordum. Silahlı çatışma ve lego inşaatı.. Kuçuradi yine bizimle olacak. hiçbir baskı altında kalmadan. stili birbirinden farklı iki pantolon alın. bir meslek hastalığı olduğu anlaşılıyordu. dedikodumu yapıyorlardı. Dört yaşındaki oğlum ve bir köpek hayaletiyle baş başa kalmıştım. Mısır piramitlerinin. Elinde şarap kadehiyle yanıma yaklaşıyor. kendimi öldürmemekti." Gülümsemesi yüzünde büyüyüp küçülüyor. Rüyamda. Bazı güzel kadınlar vardır. "Hayati Beyciğim. Elimden gelen tek şey.." Fakat maalesef "Mutlu evliliğin sırrı. Kazayla birini öldürmek. bademcikleri şişen oğlumun." Eğer 'farklı' olmadığımı düşünüyorsan tam olarak ne istiyorsun? 78 ." İsmail İnşallah. şeref duydum. Üzerine ruh kremi sürülmüş çürük bir et parçasına dönmüştüm. Abidin Dandini. istersen. kalbinin iltihaplanmış olabileceği yalanını uydurmuştu. rodeo yapan cüce bir palyaço gibi sık sık ter dökerler. Hayali arkadaşın hakiki cesedinin hayaleti bana musallat olmuştu. İşte benim hayatım bu pantolona benziyor. Hayatınızın en isabetli seçimini yaptınız. Sonra oğlumla birlikte çocuk tiyatrosu seyrediyorum. Bir keresinde Gerçek'e masal bile anlatmıştı. Gerçek. Çocuğu bir tanıdığa emanet etmek. "Sen adi bir yalancısın! Pisliğin tekisin! Seni farklı sanmıştım!" "Neptün lütfen kendine gel. İsmail İnşallah'ı." "Çok güzel konuştunuz Hayati Bey. "Beni sevdiğini söyledin!" iltifatı dava konusu ediyordu. "Rica ederim. Çocuğu yok." "Kader Hanım hakikaten çok dürüst ve iffetli biri. Öleni hiç tanımasanız da durum değişmiyor. Birlikte uzaya gitmeyi bile planlıyorlardı. Bu sayede toparlanabileceğim düşünüyor. yamacı kaplayan asma bahçesindeki sığ bir çukura yuvarladım. kel kafalı bir adamdı.. Fakat hiç değilse yalanımın bir muhatabı vardı. Derin bir nefes aldım. biçare ve yapayalnız bir alkoliksin değil mi? "Kader sizden çok sitayişle bahsediyor. bakıcı tutmaktan çok daha güvenli göründü. Nereye gitsem. Sakinleştiğin zaman konuşuruz. Dandini sıkı bir dosttu. Onun çocuk masumiyeti. Kuçuradi de var olmadığı için yok edilemiyor.. henüz bir sırdır. Tuhaf günlermiş. ömrünün geri kalanını verecek. Aynadan bakarak Gerçek'i kontrol ettim. kara para ve oyun hamuru. tamam. Köpeği. artık Gerçek'e dadılık yapamayacaktı. Abidin Dandini "Erkeğin dokunulmazlığı yoktur" demişti: "Krallar bile. Pazarlamacıymış.. Dikey olarak ortadan kesin. cenaze merasiminden kısa sürmüştü. beni dokuzuncu kattan aşağı fırlatan Ya-kuza tekmelerinden daha sert bir etki uyandırıyordu. Ona sarıldım. Düğünde birkaç kere gelinin adının bestelenmiş hali olan Erkin Koray'm Fesuphanallah şarkısı çalındı: "Bize de bir gün Kader Güler. takma kafana" filan diyordum. Gözyaşları içindeki timsaha tüküren lama kadar kararlıydı." Şarabı yudumluyor. Sonra beni ayarttı. Gerçi ben Kuçuradi hakkında çok şey duymuştum. sessizce oturuyordu. polis baskını ve Teletubbies. benim yalanlarımı kendi doğrularıyla dengeleyebilecek durumda değildi. Onda." Nasılsa hayalinde yeniden 'canlandırabilirsin'? "Hayır!" dedi iç çekerek "Öldü o!" Kafamın içinde kuyrukları birbirine değmeden ahenkle dans eden porselen tilkilerin üzerine disko topu düşmüş ve hepsi birden tuzla buz olmuştu sanki: Gerçek'in en iyi dostunun ölmesine sebep olmuştum. roket yakıtı iç356 miş deli ataklığıyla saldırıya geçti. Yanında Kuçuradi oturuyordu! O günden sonra Gerçek. her yaştan erkeğe bakabilecek göz vardı. Gerçek. cinayetten çok daha rahatsız edici. Balayına karşılık.

korlaşmış gözlerinden bir yalvarış dumanı tütüyordu: "Geber!" "Kendini iyi ifade ediyorsun. "Neptün." Timsahları beslemem gerek. iltifat ederken. Şebnem'e "Şu bir zamanlar sevgilin olan Reha Veto var ya. Hakikati ortaya sererken bile yalan söylemekten kaçınamıyorum. müstakbel kayınpederim olmasını umduğum Şerif Bey. yalan parfümü. Nadide'den kalan fotoğraf makinesini aldım. Yine de Şebnemle birlikteyken Ümit Usta'nın programına çıkmış kızarmış tavuk kadar mutluydum." "O züppe kraterinde n'apıyorsun?" c:■. Kuçuradi'nin iz sürme yeteneği sayesinde onu buldum ve takibe başladım. t:/ "Beni kovuyor musun?" Narin bedeninde bir kurt adam kasılması baş gösterdi. beni avlamak için yemin etmiş bir polis ordusunun başına geçecekti." Adımı söyleyemezdim. yolcu teknelerinden birine bindi. Kuşlar boğuk çığlıklar atarak düşüyorlardı. ak-sakallı. ilk banyosunu yapmış bebek kadar masum kalır." "Kesinlikle yalan söylüyorsunuz. eğer benden soğuyacak olursan çekirdek ailenizi çitlerim" desem ilişkimizin temelleri herhalde çok daha sağlam olurdu ha? Ne tuhaf. Bu kız.. Besbelli benden. bu söylediklerimin bile bir kısmı yalan. Malı cup ve masum. Amacınızı yitirdiniz mi..."Neden korkuyorsun? Kadınlık onurumu hiçe sayarak sana koştuğumu görmüyor musun Hayati?" Hareli gözleri dolup taştı. OtO mobili koşarak takip etmekten bile. Akşamüzeri. acılarımı paylaşırken. Eski günlerdeki gibi fotoğraf avına çıktım. Bu defa tek basmaydım." Acaba seni öldürsem mi?. Kuçuradi. şaka yaparken. Bir giyim mağazasının önündeki canlı heykelin yanındaydım. çilek reçeli köpüğü gibi parlıyordu. Bu kızla aynı ağaca yuva yapmak istiyordum. "Hanımefendi. fakat yaşasaydı bile seninle aşna fişne fırsatını kaçırmazdım. babandan hiç hoşlanmadım. kızın etrafında dönüyordu. aşkın hijyenini yok eder. tuvalete gittim. neler kaçırdığımı bilerek yaşayacaktım. Gitsen iyi olur. Orta yaşlı.." Frambuazh dudaklarından dökülen her hece büyüleyiciydi. Bize doğru baktı ve içeri girdi. kapıyı çarparak beni protesto etti. 360 benim yanımda o. bir balinanın arılardan etkilendiği kadar etkilenmişti." "Ben artık uyumalıyım Neptün. Doğrular." Şak! Pençesiyle yanağıma müthiş bir şamar attı! Körük gibi soluyor. insanı densizleştiriyor. En büyük yalanlarım sevgilinden esirgersen." "Bunu söylemek için mi aradın?" "Evet. Bu adamın.. Ona bir Pinokyo kuklası hediye ettim. Akmerkez'deyim. 79 . Ben de Kuçuradi'yi kucaklayıp aynı tekneye kapağı attım. duygularında samimi olduğunu ispat edemezsin. Beni anlamaya çalış. şımarık ve tehditkar olma yeteneğine hayranım. Teşekkür ettim. Maalesef. anılarımı anlatırken. büyük ihtimalle altı ay sonra senden sıkılacağım. Gözleri. Kalıbımı basarım şeytan bile Neptün'den yeni numaralar öğreniyordur. daha fazla zorlama artık. görmüyor musun? Gerçek'e annelik yapabilirim. Şebnem'in babası eski polis Şerif Şibumi olduğunu yakında öğrenecektim. Yalanlarla bir yerlere gidebilirsin fakat geri dönemezsin Öğlene doğru Kuçuradi "Hey! Uyuma. "Kalabilir miyim?" Cadalozluğu tümden silinmişti. Vaatte bulunurken. Bir aile olabiliriz. şafakla yola çıkıp Audi'mi Şebnemin evinin çaprazına park ettim. Üsküdar'daki Şibumi Sokak'ta bir eve gitti.. Rotayı. Akmerkez'e çevirdim. İstanbul. pisuvarda işerken pantolonunu tamamen indirme sakın. "Şebnem Şibumi. ikramda bulunurken. kederli. bu arada esas ismim Hayati Tehlike. Şekerli sakızdan imal edilmişti sanki. Yapayalnızsın. Abidin Dandini telefon etti: "Türkiye'de misin?" "Tam isabet. Yirmi gün aramadı. haydi." Bir tımarhanem olsaydı. Yemekten vazgeçtim. Şebnem'den Gerçek'i ve kendimle ilgili diğer kritik konuları gizledim. Bunca hafakan içinde karnım acıktı. çocuğumla / [lafın gelişi] ebeveynimle konuşurken. üç yıl kadar süren evliliğimiz boyunca bir nebze herze yedim nitekim. Şebnem yavaş yavaş önümüzden geçerek rıhtımın yolunu tuttu. ömrümün geri kalanını. gözlerimiz "Bana karşı dürüst davranıp her şeyi berbat etme sakın" demeye başlar.. neşeli. Barbaros Hayrettin Paşa heykeli bile ona gülümsedi. Fotoğraf makinesini de kağıt çantaya koydum. Bir cinai şebekenin kurmaylarından olduğumu öğrendiği anda benden çığlık çığlığa kaçardı. Restoranların bulunduğu en üst kata varmadan Şebnem'e rastladım. müsait bir yere yanaşın IS'I dım. Pinokyo'nun ağzına." Ümit dolu bir yalvarışla gülümseyerek elini hafifçe çektim. anlamıyorum Hayati. lütfen bir fotoğrafımızı çeker misiniz?" Canlı heykelle birlikte Şebnem'e poz verdik. * ^t * 2 Kasım günüydü. midenin tik-takları size yol gösterir. fotoğraf makinesini yanıma aldım ve yola yayan devam ettik. yalan gölgesi kullanırım. Kısa bir süre sonra da." Komik bir hışımla çekip giderken. "Hayır. telefon numaramın yazılı olduğu bir not sıkıştırmıştım. Kız gözden kaybolmuştu. Gölgem bile benimle takılmaktan sıkılıp ortadan kaybolmuştu. kaç adam geberttiğimi hatırlamıyorum. Barbaros Hayrettin Paşa ile bendenizi fotoğraflar mısınız?" Beni gördüğüne sevinmişti. kendim olmam için bende eksik olan şeydi. Beklemek neymiş ben o yirmi günde anladım. Kalbimize aşk oku saplandı mı.. zemzem suyunda yüzen üzümler gibi parlıyordu: "Ben de Dilara Dilemma." 358 Ne tarafa yönelsem el âlemin ruh ikizleriyle kuşatılmış olmanın hüsranım yaşıyordum. Aşk. Artık. Arabayı evden biraz uzakta. kulağa hoş geliyor değil mi. Zekam en çok kendini kandırmada kullanıyorsun. yalanlarla ilerler.. O kadar güzeldi ki. Yanındayım. "Tuvaleti kullanıyorum. yalan sosu. Kibirlenmeyi kendine saygı duymak sanan şebeklerin tapmağında. yo. Ertesi gün.. beş yaşında bir oğlum var. Az ötedeki otobüs durağına monte edilmiş panoda "Enver Paşa ve Sarıkamış Faciası" konulu bir konferans afişi asılıydı. karım öldü. "o romanı ben de okudum. kız çıktı!" diyerek beni uyardı.. Yürüyen birini otomobille izlemek.. Arabanın içinde Kuçuradi'yle birlikte beklemeye koyulduk. Kadınların diledikleri anda öfkeli. ben bir gangsterim. yanardağa yağan kar gibi eriyordu. Mağazadan kapüşonlu bir eşofman üstü satın alıp hemen giyindim. daha çok dikkal çe ker. "Kendimi hazır hissetmiyorum. "Ama. ı Aşk. takkeli bir adam evin bahçe kapısında durdu. saygıdeğer bayan" dedim.." "Eyvallah. sana heyecan veren o romantik atraksiyonlarımın hepsini de mafyada olup bitenlerden apardım. gülümsüyordu. seni hasta kabul servisinden içeri sokmazdım. bir şey satarken / satın alırken.. fakat Kuçuradi peşimi bırakmıyordu. Kıza elimi uzattım: "Ben. Ertesi günün akşamı yine yoluna çıktım." "Pekala evlat. Sonra haberleşiriz. Beşiktaş Meydam'nda pat diye karşısına dikildim: "Hanımefendi.. Şebnem. Saçları. Şehrin üzerine kezzap dökülmüştü sanki. Enver Paşa. Cidden çok yorgunum.

Babam bana telefon ediyor. Doktor Neptün Petunya beni görmeye geldi. Ağzını kocaman açtı. Babama çok su sıktım. motosiklet koyalım istiyorum. Bana hep "Aferin. Uçurtma kırmızı-mavi-be-yaz renklerdeydi. Zambaklar tarafından büyütülmüştü sanki. iki hafta olunca hep geliyor. Örümcek Adam beni çok seviyor. Okuldaki televizyonda hep çizgi film oluyor. Abidin Amca'nın bıyığı yok. Babama çiçek veriyorum bazen. Baş başa kaldığımızda bana sorular soruyor. Uçurtmayı uçuran çocukları bulduk. Uçurtmayı o da uçurdu. Bana bir çivi aldı. Sonra çiviyi atıp yere sapladı. Paranın üstünü almadı. Kurbağaya çok dikkatli baktım. Kutu yere düştü. Tahta bir çubuğu ağzıma sokup baktı. Benim uzaktan kumandalı arabalarım var. Ondan sonra da parka gidip oynadık ikimiz. Kalemleri yok eder. ilerideki masada duran çubuklara bakıyordum. Göztepe'de. Ben oyunlarda biraz hile yapıyorum. Yüzdüm denizde. Akvaryumdaki balıklar ölünce oraya gömüyoruz. Parmaklarındaki tadı. Vildan öğretmen çok korktu. Öyle gitti. Babam iki tane su tabancası aldı. "Ben senin kadarken şu polis arabalarıyla oynuyordum" dedi. Ben de ona baktım. Bana da öğretiyor. Babam karate biliyor. Anaokulunda çok oyun oynuyoruz. Ben de sevindim. Hepsi öldü. Babam değişik oyunlar biliyor. Ben korkunca. lütfen elimi kaldırsın. Uçurtma da bizimle birlikte geldi biraz. kurbağa" dedi bana." Sonra yürüdük. Uçurtma havada düşüyordu. "Ölmüş" dedi. Haydi gidip gazoz içelim. Tepedeydi. Rüzgar uçuruyor sandı. Leyla Abla üzülüyor. Sonra. Yani cuma. Telli araba. istemeden oldu. I Babam. Bana dedi ki: "Ger-çekçiğim. Sonra gazoz kapağı oynadık babamla. çok dikkatli bakınca. "Bak. Toprak bir zemine 'V harfi çizdi. Onu ben öldürme dim. İradeyi kilit altına alan bir cazibesi vardı. O da küsmeyeyim diye bana kendi kitaplarından yolladı. II. Babam dedi ki: "Uçurtma ister misin?" Ben de dedim ki: "İsterim. çok yeteneklisin" diyor. Kocaman. Tırnaklarının kenarlarını yemesini gayet iyi anlıyorum. Espri yapmayı seviyorum. Onları yarıştırıyoruz bazen. Bazen de hiçbir şey demeden ağlıyorum. Çok güzeldi. Neşe bana baktı. Hangi taraf 'baş' ise o tarafı vurmaya çalışıyorsun. Bir gün babamla geziyorduk. Ben de "Tamam" dedim. Ben de onun dediklerini yaparım. Benim babam sihirbazdır. Ne dersem yapar. Çok oyuncak vardı. İçlerine su doldurduk. Hep telefonla konuşuyordu. Sırtını duvara yapıştırdı. Daha sonra uçurtmanın ipi pıt diye koptu. Bir hafta değil. ellerinde poğaça!" Doktorun muayenehanesinde biraz korktum. Mavi ata binmiştim. İçi boğaza bakma çubuklarıyla doluydu. Kuçu-radi kızlarla ip atlıyordu. "Bana benzemedi" dedi. En alt katta televizyon seyrediyor. yasalardaki boşluktan faydalanıyordu sanki. Yosunlar oluyor bir de denizanası oluyor. Aramızda sır olarak kalsın. Aslında böyle yapmamanı lazım. Karagöz'e gidiyoruz. Bir tane kalemlik gibi kutu vardı. Mermeri 'baş'a doğru yönlendiriyorum. Gökte bir uçurtma gördük.) di. Babam bunları fark etmiyor. Nasrettin Bey çabuk gelemedi. hareketli şeyleri durdurabiliyorum. Yine de teşekkür elli Babam bana her akşam telefon ediyor. O yanmca ben aldım çiviyi. Ondan sonra ben başka tarafa bakınca uçurtma yere düştü. Onun kadar güzel kim olsa. saç. Bunu kimseye anlatma sakın. Sonra ben yine çubukları yerde oynattım. babamın arkadaşı. Bazen buluşuyorlar. Süpermen gibi uçuyorum. Babam biraz şaşırdı. Çivi oyunu çok güzel l(. "Aferin oğlum" dedim. Babamı az görebiliyorum." Ben de ona dedim ki: "Örümcek Adam gibi mi?" O da bana "Evet" dedi. Doktor Neptün Petunya "Bundan kimseye bahsetme sakın" demişti. Ben kovboy olmak istemiştim. Böylece onu havada hareket ettiriyordum. Onu özlüyorum." Babam elimi tuttu. Kalbi durmasın diye çok bakmadım. O da dışarıda oynanıyor. Sonra başkalarına da su sıkıp kaçtık. Daire şeklinde. Oyun odasında kurbağa kaçtı. Babamla sinemaya gidiyoruz. Hep kulaklarımdan oyuncak çıkarır. Havadaki uçurtmanın ipine bakarak gittik. O yüzden balıkları durdurdum. uçak denize düşmüştü. Ona söz verdim. Biraz koştuk babamla. [EMO PHILIPS] Anaokulunun bahçesindeydik. Babam da ipi tuttu. Bu gücünü kullanma. Kafama bir cihaz 80 . Uçurtmayı benim uçurduğumu anlayamadı. Fakat beni almaya yal nızca hafta sonları gelebiliyor artık. "üzülmedim ki zaten. ben sana yine alırım uçurtma. Uçurtma bizim oldu. Vildan öğretmen ağladı. Örümcek Adam. Geldi. Bir de Örümcek Adam'ı çok seviyorum. Vildan öğretmen seslendi. Kuçuradi kurbağa buldu. Babam "Kızılderililer daha iyi" dedi. Bakarak. Akvaryuma uçak. Çubuklar etrafa saçıldı. Ben büyüyünce bıyığım olacak.Sık sık buluşuyorduk. En çok da Sürpriz Yumurta çıkarır. araba. Çünkü annem yok. Boğazımda bademcik yuvarlağı var. Haftaların hepsi yedi gün. Az ağaçlı bir ormana gittik. Bağırdı hemen. Roket Ali çizgi filminde gördüm. 2 Lira istedi. Kuçuradi resimlerimi çok beğeniyor. Anaokulunda çocuklar hep "Anneee" diye ağlıyor. Neşe de büyüyünce doktor olacak. Ben. Leyla Ablaların bahçesinde balık mezarlığı var. Ben şimdi beş yaşındayım. Dikkatle bakıp çiviyi yere saplıyorum. Dedi ki: "Nasrettin Beeey!" Böyle titredi. Ben uçurtmaya dikkatli baktım. Korkunca kalp hızlı atar. Ben akvaryumda balıklar olsun istemiyorum. Kurbağaya baktı. Ben doktorları severim. Doktor Neptün Petunya benim yaptığımı anladı. hiçbir meyvede bulamıyor olmalı. Babam 10 lira verdi. Vildan öğretmen gene sesli ağladı. Eskiden ben küçükken Kader Abla vardı. Gözünden su aktı. Kurbağanın kalbi durdu. Babamın bıyıkları var. "Gel" dedim. İki tane. mermeri atıyorsun. Duran şeyleri de oynatıyorum. dudak yerdi. Buna telekinezi deniyor. "Vırak vırak" dedi. Bazen beni tutup havaya kaldırıyor. Annemi hiç hatırlamıyorum. Doktor çubuklar düşünce beni bıraktı. Kalbi durunca da ölmüş oldu. Tiyatroya gidiyoruz. cumartesi ya da pazar günü. Dişçiye gidince ağız öyle kocaman açılır. insan söz verince tutar. Nasrettin Bey geldi. Köpeklere "oğlum" denir. Vazgeçtim. Babamla denize gittik. Beni doğururken. Onlar şişmişti. Hukukun üstünlüğünü aşan güzelliği sayesinde asla hapse girmeyeceği. Kapakları diziyorsun. Canım sıkılınca eşyaların yerlerini değiştiriyorum. Ben de "Örümcek Adam yanında mı?" diye soruyorum. Kitapları saklıyorum. Beni Doktor Neptün Petunya'ya götürdüler." Ben de "Tamam" dedim. Uçurtmaya dikkatli baktım yine. Onun resmini de yap364 tim. telekinezi yeteneğim var. Yanmdaysa. havadaki uçurtmayı nasıl satın aldı? [Gerçek Tehlike] Aranızda telekinetik güçleri olan varsa. Birlikte Oyuncak Müzesi'ne gittik. Babam dedi ki: "Bu uçurtmayı bize satar mısınız?" Uçurtmanın sahibi olan çocuk "Olur" dedi. Leyla Ablaların evinde bir odam var. "Onu buraya kim getirdi!" dedi. Kurbağa zıplıyordu. Fakat sonra oynayamadık. mantar tabancası bir de topacı varmış. niye çıktın ağaca / Tavuklar çiçek açmış. Nasrettin Bey kurbağayı tek bacağından tuttu. 362 Annem de ölmüş. Kurbağayı cebime koydum. Babam eski oyuncaklara baktı. Ondan sonra dedi ki: "Üzülme Gerçek. Ben komedyen olacağım. Ben ipi aldım. Size bir tane espri yapayım: "Mademki inecektin. senin özel gücün var. Okuyamıyorum ama resimlerine bakıyorum. Resim yapmayı çok seviyorum. telefonu Örümcek Adam'a veriyor. Zil çaldı. Ben ağlarken "Babaaa" diyorum. Ben de onu seviyorum ama bize gelmediği için biraz küsüyorum. tırnak. Onun da kalbini durduracaktım. cinayetten bile yutacağı kesindi. Yani. Vildan öğretmenin kalbi çok hızlı atıyordu. yepyeniydi. O bana çok sıkamadı. Okula girdik. Bana çivinin nasıl atılacağını öğretti. Oraya 'koru' deniyormuş. Bana aldığı gazozların kapaklarını biriktirmemi söylemişti.

Yıllar süren. ağzına tahta bir çubuğun sokulmasından hiç hoşlanmamıştı. ben fakültenin ikinci sınıfındayken öldü. illüzyonistten daha şaşırtıcı.. o esnada yemek yiyen dinleyicilerin kaşıklarını yamulttu mu? Çıktığı televizyon programlarında." Öksüz bir çocuğa teselli vermede herkes acizdir. sadece duygularda yaşanan bir mucize. Abeslangların bulunduğu kutu önce masadan iki karış yükseldi." "Neptün Hanım. Hemen burnumu siliyor. izleyicilerin ekrana doğru tuttukları bozuk saatleri tamir etti mi? James Randi. Bacaktan.. Yine de emin olmak için bir hafta sonra tekrar görmeliyim. Ben de yıllarca anneme baktım. "Ateşi var" dedi. Doktoru asla çözemezsin. kapsüller. Yakup beni terk etti. Tek gecelik aşklar yaşadım. hepsi yalan olmuştu. Burnumdan kan akıyor. aile saadeti. Kilo da almıştım." "Soyadın?" "Tehlike. Iecilline enjekte ettim. Kriptik Tonsillit. Sonra da rol çalar gibi alelacele karısının kollarında can verdi. Dört gün boyunca Iecilline'e devam edeceğiz. ağzım açar mısın canım?" Ağız açıldı. Gözlerini arkamdaki masada bir şeye dikmişti. Neymiş diye dönüp baktım. şimdiye ortaokula giden bir çocuğum vardı." "Annen?" "Benim annem öldü. Oğluyla da iyi anlaşıyordu. eğildim. Meslekten biriyle evlenme hevesimden vazgeçtim. Bu iğneler. Doktor. Annem hızla yaşlandı. akşamları uyutuyor.. Karı da herifin ardından gitti. mavi gözlü.. hareketsiz. oje şu" diyor. Bütün abeslanglar saçılmış. Büyücüden daha sofistike. dahası hiç kimsede telekinezi yeteneği olmadığını kanıtladı mı? Bunları bilemiyorum.takıyor." "Leyla Hanım senin üvey annen mi?" "Hayır. doktorlar tarafından bıçaklanmak. Yani vücut sıvısı. cinsel kaostan çıkar sağlıyorlardı. Bu da bünyeme ağır geliyordu. abeslangla içeriden yanağına bastırdım. Gerçek yirmüki yaşına gelinceye dek devam edecekti. Bana diyor ki: "Parfüm şi şeşi.. şuruplar ve bilumum ilaçlardan oluşan bir sofra kurar." Ben de parfüm şişesini uçuruyorum. komutandan daha buyurgan. baba da duygularımı hareket ettiriyor. Yaşım otuzbeşi bulmuştu. Bambaşka bir dil konuşur. o ruj. Odasındaki gardırobu.. cisimleri uzaktan hareket ettirebildiğinden eminim. Hayati. Akşamüzeri Hayati aradı: "Doktor Neptün Petunya?" "Evet?" 81 . Doktor. Elimi çabuk tutsaydım..'. kesilmek için kuyruktadır. Milyonlarca insan. Bakarken içinizi bulandıran yaralara yağlı sıvılar döker. Cisimlere uyguladığı gücü kontrol etme tekniğini geliştirirse. büyüyünce ne olmak istiyorsun?" "iyi polis. 368 Babam. koltukları havalandırıp taşıyor. Yazısı okunmaz. Ceviz ağacına dikkatli bakıyorum. Lolitalar ve yeniyetmeler arasında kendimi berbat hissedip bol bol bira içiyordum. baban kim?" "Babamın adı Hayati. Gökkuşağının üstünden geçen balon [Neptün Petunya] Paranormal olaylara inanmak ahmaklık mıdır? Vaktiyle. 30 santimetre kadar sola doğru kayarak havada durdu ve pat diye yere düştü. Sonra da bir hafta Pen Os süspansiyon kullanacak. şifreli mesaj gibidir. Bedenim diriliğini ve pürüzsüzlüğünü yitiriyordu. Annelik. uçmayı da başarabilir!. Derhal doğruldum." "Anlamadım?" "Kardit olabilir. Yani kalp iltihabı. ruhani liderden daha inandırıcıdır. Çocuğun eşyaları hareket ettir mesi gibi. Bence onsekiz yaşından küçüklerin süper güçleri olmamalı. O beni anaokuluna götürüyor. Salsa gecelerine.. Sonra da bayılana kadar dans ederek kurtlarımı yerlere saçıyordum. siyah saçlı. Cihazdaki renkli ışıklar bazen yanıp sönüyor. eve gelmeniz mümkün mü?" "Maalesef. Evcilik tarikatı. Bana bakıyor. Fakat. yanında küçük bir çocukla geldi. Gelgeldim bu küçük ve uslu çocuk." Gerçek." Üç hafta sonra iğne için yeniden getirmesi gerektiğini söyledim. BBC Radyosu'nda bir programa konuk olan Uri Geller." "Leyla Hanım'ın nesi oluyorsun?" "Hiçbir şeyi.. Karısı kanser olunca. virüslerin.. Bu da beni biraz sinirli biri yapmıştı. Zayıf bir ihtimal. Babam da cuma günleri gelip alıyor beni. Sonra o da öldü. Azı dişlerimden ikisi çürümüştü. Leyla Kalahari'ye yalan attım: "Ciddi bir rahatsızlığı yok. Lakin heyhat. Arabaları savurabilir. Beraber eve gidiyoruz. Üstelik. düğme burunlu bir çocuktu. nabzıını yükseltiyordu. Fazlasıyla yakışıklı bir adamdı. Fakat ben evlenemedim." "Ah. doktorların sıradan davranışlarını da yorumlayamıyorlar. Üvey annelik duygularım kabarmıştı. Bu yüzden doktorlar birbirleriyle evleniyorlar. Uri Geller'da./ "Hımmm. O haplar. kimilerinin 'beyin gücü' dediği çok özel bir yeteneğe sahip. Onun kendi teknolojisi vardır. Ağabeyim boya fabrikası kurdu.. Saçlarıma aklar düşmüştü.. "Bir bakalım" dedim. çuradi. gençlik. "Babam mı?" "Evet. Gözümün önünde bir ceviz ağacım kökünden söktü. Ne »>') densiz. İltihaplanmışlar di. Pencereden bakıyorum Ku U. Alerjik reaksiyon gösterirse müdahale edebilmemiz için. Ben gülüyorum. Leydi Kalahari'ye dışarıda beklemesini söyledim. Deposilin enjeksiyonunu hastanede yapmamız gerekir. asla çocuk sahibi olmaması gereken biriydi. fakat işi şansa bırakamayız. galiba biraz kartlaşıyordum. treni kaçırmıştım. çalkantılı bir hikaye. Gerçek'i babası getirmişti. Onu görür görmez âşık oldum... İstese evleri çökertebilir. "Ben bunları istemiyorum" diyo rum. Çantasını masaya boşaltıyor. "Ne istiyorsun?" diyor. Doktor Abla şaşırıyor. "Oje" diyor. Fazlasıyla sevimliydi. öyle mi? Başın sağolsun. partilere gidiyordum. "I la yır. "Adın ne küçük bey?" 366 "Gerçek. Ağaç sökülüp yana düşüyor. Arkadaşlarla birlikte barlara takılmaya başladım. "Bunu nasıl yaptın!?" "Ben bir şey yapmadım ki?" Muayenehanemde bir mucizeye tanık olmuştum. Umutlarım otomatik bir yavaşlıkla buharlaşmıştı. Gençliğimin son günleriydi. Ona kartvizitimi verdim: "Çocuğun durumuyla ilgili soru sormak isterseniz beni arayın lütfen. Süper güçleri olan şirin bir erkek çocuğu. Koşup masadan mendil alıyor. Beyaz gelinlik yerine. benim ağzım da Gerçek'inki gibi kocaman açılmıştı. Gerçek. Kuçuradi kaçıyor. fakat ona teslim olursun. Çocuğu odaya aldım. Kendimi uzaktan tanıyordum sanki." Tıptan anlayamayan insanlar. Durup düşündüm. Bir gün muayenehaneme eski bir şarkıcı olan tek gözlü Leyla Kalahari. Vicdan azabından geçtim. Erkekler işin kolayını bulmuştu. Hayatımda gördüğüm en etkileyici şovdu. Kardiyoloji hocam Yakup Kuru'ya gönlümü kaptırmıştım. gezegenimize astronottan daha uzaktır. Gerçek Tehlike adlı beş yaşındaki çocuğun. "Peki ya baban?" diye soruverdim. Gerçek'e Deposilin diye serum fizyolojik enjekte ellini.. Elinde beysbol so-pasıyla golf sahasında tenis oynamaya çalışan biri gibiydim. doktor önlüğüyle yetindim. ceviz ağacına çişini yapıyor. Ot gibi yaşamıştım. Kendimi öyle hissetmesem de." il." "Ha?" "Bademcikleri iltihaplanmış. fiziksel gücüyle yerinden oy-natamayacağı ağırlıktaki cisimleri bile. en ufak bir sorumluluk almadan. otoskobu bademciklerine doğru tuttum. "Ne?" "Gerçek. Hiçbir faydası ya da zararı yok. bakterilerin adını bilir. elini sürmeden kaldı-rabiliyor. Gözlerimin etrafında olimpiyat halkaları oluşmuştu.

çok ciddiyim!. çocuğunuza zarar vermek istemediğim gayet açık. Ağzı. Geceyi beraber geçirdik. iyi bir yakıt değildir. Komedi filmlerindeki cenaze levazımatçılarma benziyordu. parmaklan upuzundu." Bilinmez'in B'si. beni iyi tanıyormuş. Şeyh. Ankara'ya uçarak gittim. değil mi?" "Kızgınlığınızı anlıyorum.." Klavyeyi gagalayan kargadan "Gak gak" dışında ne yazması beklenir? Şımarıklık ve kibirden ibaret bu dürüstlük gösterisi bana vız gelir. karımın çocuğumu doğururken öldüğüdür. Fakat başka bir şey var. yuvarlanmak için idealdi. Bununla birlikte. 373 "4." "Neden?" "Çünkü oğlumun kardit olması söz konusu değil. Sakalı orlondan. Yeteneğin kanıtı yalakalık. beni de arındırıyor." "Şansınızı kaybettiniz. Şebnem'i seviyorum.. Kahkaha ı/ı sı dağların karını eritir... Tam ağzımı aralamıştım ki. Müjde yüklü güzelliği. c] Bireysel bir oyundur.ihtimaller. yerinde saymaktır. b] Acizliğimizi inkar etmede kullandığımız namevcut bir destektir. 1906-1989] Kül. iki mezar birden kazar" diyen Çinli her kimse. şeyhin ofisine girdim. Çocuk diğer uçtan tutmuş. Kız beni yorgancı sanıyordu. nezaketin kanıtı dedikodu. Buluş370 tuk.İnsanlık. Epey bekletildim. Elleri ipince. değil mi? Onu görmek istedim. diyebilir mi? Kur'cm'da "Kalplerde olanı yalnızca Allah bilir" [j^j. a] Yanılgı ve belirsizliğin sağladığı imkanları genişleten bir şifadır." Başını kaldırıp gözlerime baktı." "Bu cümlenin geri kalanı doğru olsa kârlı çıkarsınız doktor hanım. "3. fabrika bacalarından yayılan zehirli dumanlar ne tatlı. Hem Şebnem'in nurlu zarafeti karşısında benim müptezelliğimin zaten bir hükmü kalmıyor ki? Bal damlası tebessümünden yayılan masumiyet ışınları. Gangster olduğumdan habersizdi. Lütfen bana inanın. Sonra bir ucundan tutar gibi yapmış. ifade ve davranışlarını şekillendirmesini mümkün kılan zihinsel ve duygusal nitelikli bir kontrol sistemidir. Yılan île oğlağın telefon konuşması Kim bilir. Kaç adam vurduğumu bilmiyorum. kızıla çalan hantal mobilyalarla döşenmişti.Sahtelik. tüm falsolarımı tartacak kadar büyük müdür? "Sevgilim ben eli kanlı bir adamım..Unutmak. Benim tatula rasa'mı onun öpücükleri çerçevelesin istiyorum. c] Toplumsal değil." 372 "Hoş bulduk" ey muhterem şeyh efendi hazretleri! Daracık oda.." "Neymiş?" "Bunu yüz yüze konuşamaz mıyız?" "Tabii ki hayır. Ona sodyumklorür şırıngaladığmızı gördüm. lağımların şırıltısı. Bildiğin gangsterim yani. dünyayı ihya ediyor. Sizi şikayet edip doktorluktan men ettirebileceğimin farkındasınız. üstatlığın kanıtı ise [Şeyh Maz-har örneğinde görüldüğü üzere] güvenle saçmalamak olmuş artık. Sana verebileceğim tek iyi haber. Vidalanın gevşemişti. tespit etmemizi engellediği yalan türüdür. çünkü..Mânâ. Açık bırakılmış dizüstü bilgisayarın monitöründe iri puntolu bir not: "Güzeldi. Babasına "17 sene" numarasını çekmiştim.:." Şebnem'i sevip sevmediğimin anlaşılmasını sağlayacak daha isabetli bir soru üretilemezdi! B şıkkını seçtim.. aşkımı onaylamıyordu. Gerçek'ten bahsetmemiştim. Yeseviyye'ye mensup amma çok insan varmış memlekette? Nihayet adım okundu. Altmışlı yaşlardaydı. masumiyet ve moral konforumuzu garantileyen yeteneğimizdir. Geniş merdivenler. Havada bürokratik bir uğultu. unutmak ise bir sanattır. aralarında sonsuz bir mesafe vardır.. Kadidi çıkmış bir memure sordu: "Hangi üye ile görüşmek istersiniz?" Yeseviyye Şeyhi Mazhar Bey'i seçtim. Önce Gerçek'in durumunu konuştuk. Şebnem'in bana olan aşkı. Birer içki içtik. Yorgancılıkla alakam yok.. Hükümet. 700 kiloluk kasa yerden kalkmış. b] ihtimal diye bir şey yoktur. sonra ona hayatımı anlatırken buldum kendimi. vatandaşına "Sen aslında o kıza âşık değilsin" der mi. Kanlı gözlerinde müşfik bir ifade vardı: "Hoş geldiniz Hayati Bey." o "Durun."Ben Hayati Tehlike. Artık hurdalıklar beni neşelendiriyor." "Sizi sonra arayacağım" dedi ve telefonu kapattı. Hayati kayıplara karışmıştı. Hayati hiç güç harcamadığı halde." \ "Oğlunuz telekinezi gücüne sahip.. hamamböceklerine kanım ısınıyor. belki de sadece yanlış yollar vardır. c] Her adımda azalır." Bilhassa'nın B'si. Gerçek'i size bir daha getirmeyeceğim. b] İki kişilik bir oyundur. Şebnem'e fazla yalan söylemiştim. Çocuğunuz iyi. "5. Uyandığımda. asaletin kanıtı zorbalık. Duman da genellikle ısıtmaz.. 82 .Özgür irade. size uygun olan yanlış yolu bulmak gerekir yine de. a] Hatırlamak bir refleks. sözü uzatmadan önündeki antika klasörü açtı ve bir dosya kağıdından mülakat sorularını okumaya koyuldu: "1." "Haklısınız. Fakat düşünsenize. Gökkuşağının üzerin den geçen bir balonda gibiydim. intikam almayı kafaya koydu mu. Gönül İşleri Bakanlığı'na [GİB] müracaat etmiştim. a] Her adımda çoğalır. "6. c] insanlık için bir önkoşuldur. şıkları sıralamaya başladı: "a] Bir 'takım oyunu'dur. fakat oradan da müspet cevap alamamıştım. Mazhar Bey cevabımı kağıda işaretledi ve diğer soruya geçti: "2. sen kurtar beni! Ben bu küçük beynimle işin içinden çıkamayacağım! Çaresizliğin kulvarında sürünüyordum.... Sinek. Gerçek'e "Çelik kasayı taşımama yardım eder misin?" demiş. a] İnsan oluşun bir yan ürünüdür." Bence'nin B'si. [SAMUEL BECKEH. Teşekkürler. Süzgündü. Abidin Dandini'ye öykündüğümden mi nedir? Halbuki Şebnemle ilişkimiz ciddileşti. Evliliğin eşiğindeyiz. Yine de işler haddinden fazla çatallaştı. b] Vicdan rahatlığı. Şişman biri bu odadan yara almadan kurtulamazdı. Beş yaşında bir oğlum var. kapatmayın Hayati Bey.." Bahse girerim'in B'si. adım Hayati. b] İlişkilerde beliren bir kazanımdır. a] insanın. c] Hatırlamaya giden kısacık yolda. kuşe kağıda basılmış bir ziyafet davetiyesi gibi parlıyor. b] insanı sahicilik arayışının risklerinden koruyan aldanışların.^ll o Ilı jj^ık jAj] yazmıyor muydu? Gönül İşleri Bakanlığı'ndan mülakat için çağrıldığımda çok heyecanlanmıştım. eheh?" Yüce Rabbim.... bilseniz." "Neler söylüyorsun Enver?" "Eaaa. Nazi hapishanelerini andıran bakanlık binasının kalabalık koridorlarında dolaştım. İki insan birbirine ne kadar yakınlaşırsa yakmlaşsm. örümceğe gerilla taktiği uygulayabilir mi? "Kadın.. İnanılır gibi değil! Bir devlet.. Yarım saat sonra tekrar aradı. Nadide'yi anlatmamıştım. özel hayatta işleyen tercih yetişidir. Hoşça kal.

"Bir katil için fazla ciddisin Hayati.. İlle de bir aptallık yapacaksan git 'fareli kedi' denilen Çin kebabından ye. homoseksüel bir karateciye benziyor.. Kuçuradi gelip aramızdaki koltuğa oturdu.. "İyi yapmışsın. ama yüzük aldım. Bakanlıktaki evliya cevaz vermedi. Büyük ihtimalle.Diğerkâmlık.. Kusmukta yüzen peynire dönmüşlerdi. Kuçuradi koltuktan atlayıp uzaklaşıyor. Bu gangsterlik işi benden çok şey götürdü. Aşk geçicidir. senin durumundaki biri yapmıştır. fakat ortalığı kan gölüne çevirmenin zevki de bambaşkadır. hayat yolunda koşarken. Fark ettiğim kadarıyla Bakanlık Heyeti'ndekilerin her biri. geriye bir adım kalır?" Kahvesinden bir fırt çekiyor. b] Dolaylı bencilliktir. ona kendili den başka şeyler de sunmalısın. Tamam. hepimiz. Bir kadına sahip olmak için. Fuat Atıf Tufa adında bir adamla konuştum." Bitiş'in B'si." "Bir adama kızınca neden yirmiiki kişiyi komple öldürsünler ki?" "Bilirsin. [GEORGE BEST] Yadigar Dragon'u zehirlediğim meşhur Beylerbeyi Sarayı'na yakın bir kafeteryanın camekanlı konsolunda Abidin Dandini'yle oturuyorduk. Bütün bunlar ipe sapa gelmez. Boa yılanı ile oğlak arasında geçen bir konuşma tahayyül edin: Ben meledikçe o tıslıyordu. buna saygı duyarım... Bir sigara yakıyor. "Tamam da bu neyi değiştirir?" "Sınırları zorluyorsun. "Ne ki bu? Bana ne anlatıyorsun?" Yüzümü. masanın altına kıvrılmış-tı. Tüm zarif kızların içinde pusuya yatmış bir şişko karı vardır. Biz erkekler. idam edilmiş diktatörün cesedine tüküren köylü kadar öfkelendin?. İstanbul'un silueti. Ziyanı yoktu. karının m< tamorfozuna start vermiş olursun. Evet. 374 c] Cömertliğin istikrara kavuşmasıdır. Geri kalanını çarçur ettim." 83 . PAP üyesi Şerif Şibumi'yi etkilemenin başka bir yolunu bulacaktım. Şebnem'e olan aşkım bir yeraltı operasyonuna dönüşmüştü. meseleleri konuşarak halletmek iyidir. sırf Şerif Bey öyle istiyor diye Gönül işleri Bakanlığı'na hangi akla hizmet müracaat etmiştim. Evime postalanan sarı zarftan çıkan resmî mühürlü ve imzalı evrakta "Bakanlığımız aşkınızı maalesef onaylamamıştır" yazılıydı. Evlenmek erkeğin intiharıdır.. rüyasında hükümdarın cennnete." Şu anda cebimde. "Bakanlık Heyeti'ndekiler. Masamızın kıyısından yelkenli gibi süzülen garson kızın otomatik gülümsemesini fırsat bilen Abidin seslendi: "Bana bir kahve! Kaynar olsun. "Sen gerçekten aşk nedir bilmiyorsun.. "Fakat Şebnem'i seviyorum. ılımlı bir küçümsemeye ayarlıyorum.. Bekarlığın beni hastalık saçan fahişelerin ağına düşürmesini umuyorlardı muhtemelen." "Evlenme teklif ettin mi?" "Hayır. İpin ucunu kaçırdım.. ilim irfan sahibi. Üzülmedim diyemem. çünkü hükümdarla uzlaştı." Ben de aynısından istedim.. Abidin Dandi-ni'ye dikkatle bakıyordu. Nikah defterine imzayı attığın anda. işsiz kalmış bir porno aktörü gibi hissetmek istiyorsan. Önemli olan insanın ne hissettiği değil mi?" "Sen ne hissedersen hisset prensesler terler. Ejderhanın veterinere gittiği nerede görülmüş? Her neyse. Derviş 'Hükümdar cennete gitti." "Bunu nasıl başarıyorsun?" "Neyi?" "Büyük harflerle konuşmayı?" "Saçmalamayı bırak. çetesini toplayıp bakanlığı basmış ve ihtiyarları indirmişti. anlamıyor musun?" Garson kız kahveleri masaya kondurup ayakuçlarma basarak uzaklaşıyor. "Benim aşkım neden tescillenmiyor?" diye sormak için GlB'e telefon ettim. Televizyon haber bültenlerinde Heyet üyelerinin moza-ikli cesetleri resmigeçit yapıyordu. yedi soruluk bir testle beni tanımış ve Şebnem'e katiyen layık olmadığımı anlamıştı." "Ho?" 376 "Şebnem'i seviyordun. manken kızlar yellenir. [Ne de olsa 'dokunmak' aşk'ın vücut bulması demektir.. Karın şişmanladıkça ••< ı MI de gürleşir. Verimsiz bir diyalogdu. Bu rüyayı bir dervişe anlatmış ve tabirini rica etmiş. Kuçuradi. Kara Şimşek [Knight Rider] yayından kaldırıldığında hissettiklerimi hissediyordum. Köçek zombiler gibi mezarlıkta göbek atma." Hava kararmıştı." Bunaltıcı'mn B'si. a] Zavallılığın kamuflajıdır. kendi soru tekniğini uyguluyordu.. Veya hayalarını koli bandıyla sar. Yeseviyye Şeyhi. siyah kadife üzerine dağılmış elmasları andırıyordu. çünkü şeyhe hürmet ediyordu. Üçüncü evlilik en iyisidir." Dehşet verici bir kokarca sırıtışı var suratında. Her kadın er ya da geç delirir." Gözlerini kısarak dumanı bana doğru üflüyor: "Evlilikten bahsediyorduk. Senin beynin.. meşhur bir şeyhin ise cehenneme gittiğini görmüş.. o ayrı. Yeseviyye Şeyhi Mazhar Bey bana ayıp etmişti.' demiş.. Bir şapkayı beğenince onu kafana çiviyle çakıyor musun?" "Yani?" "Evlenme. kraliçeler ge-ğirir. Bak. Gönül işleri Bakanlığı tam bir zırva 11 Is ti. komik bir tablo oluşturuyordu." "Medeni cesaretin beni korkutuyor." Anlattığı hikaye beni uyuşturdu. Belki de polisten hakkımda bilgi almışlardı. Kabahat bende. Dalgınlığımın bulanık suyunda dertlerim tekrar yüzüye çıktı: "Şebnemle asla bir-araya gelemeyeceğiz. yerinde olsam asla ev lenmem. bir kadının yasımı tutmak zorunda kalmasını uygun görmüyorlardı. Bu olayın büyümesine izin verme." İçtenliği beni kör etmesin diye onunla göz göze gelmemeye çalışıyorum.. Bakanlık Heyeti'ni oluşturan üyelerin büyük çoğunluğunun dinî kimliğiyle öne çıkmış kişiler olması (. Hakkında çok şey bildiğin AŞK. Devletten izinsiz iş yapmaya alışkındım. yapaylık ve monotonluk sayesinde bile korunabileceğimiz bir beladır. Bir şapkayı beğenince kafana çiviyle çakıyor musun? Servetimin yüzde 95'ini kadınlara ve alkole harcadım.c] Taklit. "Özünde iyi bir adamsın. Şebnemle evlenirsen." Alay ederken. ip atlayan cici kızlardan birinin ipine takılırız. Doğru. 25 Şubat geldi çattı ve Bakanlık Heyeti komple temizlendi." "Bir şey soracağım. dindar adamlardı" dedim "komple cennete gitmiş olmalılar?" Bir kaşını kaldırıp dudağını büktü: "Saf bir adam. Manyağın teki. Sen de. Hayatın boyunca..] Yahut günün birinde benden bile daha kötü adamlar derimi yüzüp cesedimi köprüden attığında...ıı 375 tışma konusuydu. "7. çekirdeğine kadar çürümüş. sana yaramamış anlaşılan. Meyve tabağından çöplenen Dandini'nin keyfi gıcırdı: "Eskiden vişne çekirdeğini elli metre öteye fırlatabiliyordum." "Hımmm? Dünya rekoru sende demek?" Her ne kadar böyle bir spor dalı yoksa da! "Heyhat.. şeyh cehenneme gitti." "Aklınca beni aşağılamaya mı çalışıyorsun pis serseri?!" "Sence kim yapmış olabilir?" "Neyi?" "Bakanlık Heyeti olayını?" "Pompuruklarm hali çok feciydi harbiden. Fakat yine de yaşlı başlı yirmiiki adamın kanlı bir hamur gibi yoğrulması içimi burkmuştu.

Gerçek'i 101 dum. Gammazlık etmeyeceğimi bilirler. Arabanın CD çalarını açtım. bütün cephanesini gecekondulara fırlatıyordu. Abdülcabbar Turabi'yi indirmeseydim. Her biri müstakil bir hedef olabilecek dişlerini gösterdi. Hasan Turabi'nin yeğeni! Ramize Ramirez'in de dediği gibi "Şiddet. Genç bir kadının kullandığı. Audi'min kapısını güçlükle açabildim. Yoldan geçen arabalardaki insanlar. Polis. 4 inç] zar zor çekip Zencinin ağzına doğrulttum. Nefesim kesilmişti. günün birinde cinayet işlerseniz. Gökten rendelenmiş buz yağıyordu. Doğru. Ulaşılamıyordu. ay yüzeyinde yürüyen astronot gibi ağır ağır yaklaşıyordu. Leyla Kalahari "Abidin dışarıda" dedi. Şebnem'i evine bıraktığım gece bana saldırmıştı. O zaman bu iki sersemi keş yankesiciler sanmıştım. Sırılsıklamdım. Tetiği çekebilir-sem. sessiz sinema döneminden kalma bir acelecilikle otomobilinden inip cesedin etrafında dolaşmaya başladı. Kurşun. sıvışıp canımı kurtarmayı düşündüm. Üstelik yüzü tarçın rengi çillerle bezeli. her şeyin mantıklı bir açıklaması olmadığını bilecek kadar akıllı. Aksi takdirde ben de hapsi boylarım zaten.u dileyip telefonu kapattım. Beynime bir kova asit dökülmüştü sanki. Çivili tasma takan atletik bir buldoğu andırıyordu. o inerken araba az daha alabora oluyordu. Godzilla diyetiyle büyümüş Zenci beni silkeleyip duvara savurdu. Kafasında ne bir yara izi ne de morluk vardı. Üç gün şakaklarım zonkladıydı. Yere kapaklandım. Sicilim kabarık. onu gayrimeşru kılar ve bu yüzden ıstırabın sonu yoktur. Böylesine kallavi biri tarafından izlenmek gururumu okşadı. kaçacak kadar bile cesur olmayanlar konuşur. "Bırakıyorum" derim. Ya tüm hayatınızın ya da yalnızca o gününüzün içine edecek birileri mutlaka çıkar karşınıza. Şebnem'i etkilemek için mafya taktikleri kullanmıştım. Beyni balık yemi gibi saçılırken. Şoför koltuğunda çam yarması bir Zenci oturuyordu. Tam beş hafta önce. hatırımı kırmaz. Beni bir derbederlik sardı. Cinayeti gören bir vatandaşın ifadesine başvurulmuştu. Doğal olarak bizim beysbol takımından temiz bir sopa yemişti. Belki sahiden de yorgan işine girerim. yüksek bahçe duvarına yanaştım. Kadının tiz çığlığı. Ümmü Gülsüm'ün [19041975] Erite Ömri şarkısı başladı. Telekinetik güçlere sahip bir oğlum. Rami ze Ramirez'in. Abidin'le konuşurum. Komodinin üstünde. Çünkü. O da sağa çekti. Çelikten pençelerini kürek kemiklerime geçirerek beni tekrar havaya kaldırdı. Hayvanat bahçesin de kafesten kafese uçan bir kelebek kadar özgürdüm. Belimdeki Colt'u [Python. Fviııı aradım. Ve haşhaş tarlasında ilerleyen kaplumbağa mahmurluğuyla yola koyuldum. kuyruğumdaydı. karanlığı kalkan olarak kullanmaktan usandım. Fok misali çırpına çırpma yolun kenarındaki çamurlara bulanarak ilerledim. Şuurumu kaybetmek üzereydim. Şebnem'e hakikati anlatırım. iyi akşaml. küçük. [Bunu zihninizde canlandırmaya kalkmayın. Kim olduklarını sormadım. herif beni taşa gömecekti. Kurbanlarım yakalıyor ve fırlatıyor. kaybolmuş insanlarla doludur. Demek ki tarzı buydu. Bu sempatik zebaninin derdi neydi acaba? Duvardan aşağı kayarken gözlerime perde iniyordu. sizce de kıyamet kopmuyor mu/ [MURAT UYURKIII AKI Kış. Zencinin alnına saplandı. kainatın anahtar deliğinden bana göz kırpan bir melek gibiydi. Hızır Hızlı.mı mı da göreceğiniz ilk şey. Hayatımda hiç Zenci vurmamıştım.. Direksiyona kustum. bedeni birkaç metre öteye düştü. O da yavaşladı. Ayaklanm yere değmiyordu. Gazap dolu sesiyle "Hayati Tehlike nasılsın?" diye hatırımı sordu." 84 . Işığı kılıç. Onunla hayat yollarımız hem birbirinden uzak. Omurgam ve kafa-tasım çatırdadı." "Keçi Yumruğu'na gel. Beni kardeşi gibi seviyor. Aklınızda bulunsun. Cengiz Cingöz ve birkaç eleman limuzinle beni almaya gelmişlerdi. Herif öyle iriydi ki. Uyuyormuş. Yavaşladım. Kemiklerimin içinde kontrolden çıkmış minik elektronik testereler uçuşuyordu. Rakibiniz çene çalıyorsa. Kafamın içindeki Hiroşima dağınıklığını toparlamaya uğraşırken telefonum çalınca az daha derimden dışarıya fırlıyordum! 382 "Aramışsın?" "Konuşmamız lazım. Ama neden? Sudanlı bir doktoru kızdıracak ne yapmıştım?. Derin bir nefes aldı ve beni tekrar duvara fırlattı. Kavgada konuşmam. Hâlâ genç sayılırım. Parkın. Zenci. [JONATHAN SAFRAN F0ER1 Duş aldım. kurbanınızın cesedi olacaktır. Laçka trafikte avarece araba kullanıyordum. Yıldız Parkı'nın çevre-siıiden dolanırken. Kollarımda derman kalmamıştı. Bu insan azmanı ensemi kavradığı gibi beni havaya kaldırıp limuzinin motor kapağına yapıştırmıştı. Güçlü kız. Adam öldürmekten bıktım. "Sudanlı Muhalif Düşünür ve Siyasetçi Hasan Turabi. Şahit mertebesindeyim gerçi. O. Adamı tanıdım. Halimi anlayacaktır. bizi görünce gazı köklüyorlardı. Yani çocukluğumda karıncaları filan yakmadım. şarkıya devam ediyordu. Dandini'nin evlilik hakkında söyledikleri.] İki saat kadar kestirdim. Kabus gördüm. Eğer bu kazulet Kunta Kinte ikiye kadar sayabiliyorsa gebermem an meselesiydi. yeğenini Sudan'daki askerî yönetime bağlı ajanların katletmiş olabileceğini" söylemişti. kitaplarını bana yazdığını düşünmüşüındııı hep." Kandan yoruldum. Kadının sesi huşu doluydu. Beyni defolu tiplerden değilim. eski model siyah bir Ghevrolet'nin beni takip ettiğini ayrımsadım. Bebeksi bakışları ürkütücüydü. Beyaz ceketi ıslandıkça grileşi-yordu. Onları korumak için saygıdeğer bir hayat kurmalıyım. Sizi temin ederim. 379 Zenci. Gerçek'e annelik yapabilir. Esmer güzeli spiker "Sudan asıllı Doktor Abdülcabbar Turabi. Dayak yesem bile ağzımı açmam. Afrika'dan bunu sormak için mi geldin? "Benden ne istiyorsun?" iki eliyle yakamı kavrayıp naçiz vücudumu camdan dışarı çıkardı. Cevabınızı yumruklarla verin. Audi'mi halter gibi kaldırıp asfalta çalabilirdi. Olsun. onu pataklamanız işten değildir. hallettiğinden fazla sorun doğurur. kırmızı araba ani bir frenle kayarak Zencinin tam önünde durdu." "Tamam. O da patrona durumu iletir. Silah taşımak istemiyorum artık. Beşiktaş'ta yol ortasında vurularak öldürüldü" diyordu. l<' levizyonu açtığınızda ya da elinize bir gazele aldıj'. Çabuk toparlanmıştı. Yollar. Onu da haşladık. Az önce aşk acısını anlatan melodiler. Acaba dilimizi biliyor muydu? Yanıma geldiğinde camı açtım. Sonra da basıp gittik. Tepesinden buhar380 lar yükseliyordu. Onun ardından yetişen cılız bir çocuk vardı. Uçarken tetiği çektim. lastiklerin ötüşüyle aynıydı.378 Godzilla diyeti Etrafınıza bir bakın. bu mesafeden ıskalamam imkansızdı. finalini merak ettiğim Delik Deşik Bir Kefen romanı duruyordu. Ben de duvara tosladım. görünmez bir köpeğim ve adımı bile bilmeyen bir sevgilim var. Aynadan izliyordum. Doktor ha? Üstelik. Ve ne gördüğümü unutarak uyandım. zaten bildiğim şeylerdi. Tabancamı yandaki koltuğa bıraktım. şimdi ölümden bahsediyordu. Bir an. Abidin Dandini'ye telefon ettim. Fakat o. konuyla ilgili takibata başlamıştı. Üm-mü Gülsüm. olay tamamiyle müdafaayı nefsti. Kadın. İstikbal zamanın dışındadır \ Istırabın bitişi. hem de birbirine paralel. İstifimi bozmadım. Şebnem'i bir bardağa doldurup içmek istiyordum.

tırnaklınım<l.. "Ateş etse daha iyiydi" diye düşünürken bocalıyorum. Ateşe başlıyorlar.ı caklar. Cüce maymunlar ispiyonluyor. ıslak tabancalarıyla yaklaşıyor. Şebnem'in otel sabunu gibi küçük kulağına sessizce "Seni seviyorum" derken. Ölümümden önce görünmez köpeğimi gördüğüme seviniyorum. Dandini'ye çeteden ayrılmak istediğimi söylediğimde alnını kırıştırdı: "Basmakalıp bir adam olmaya nereden heves ettin?" "Sana bahsetmiştim: Şebnemle yuva kuracağız. dışarıya açılan dikey dikdörtgen bir delikten geçiyor. Şebnem'in benzi solmuştu.. Belki de yamhyorum. Tek çare.. FRIEDRICH HÖLDERUN. Gözlerinden naylon ip gibi yaşlar iniyor. Bu sentetik silahşorları gözüm bir yerden ısırıyor.. Duvarın alt kenarında. uğursuz bir gıcırtıyla aralanıyor.. "Ben iyiyim. gözleriyle etrafı tararken. zihnim gayet berrak?" "Şimdilik. ellerini kafeslerden uzatarak. Fakat o bana "Çıkış yolunu nereden bildin?" diye sordu. Tadı. İki384 si de içindeki hayvanla barışık görünüyor. pırlanta yüzüğü parmağına takıyorum." "Demek havlu atıyorsun?" Yo. belimdeki tabancayı çekeceğim. ellerini kafeslerden uzatarak. Kendimi ciddiye almam giderek güçleşiyor. "Bunu 'hayır' kabul ediyorum. Bu sentetik silahşorları gözüm bir yerden ısırıyor. Son sözlerimi söylememin vakti geçmek üzere. sence münasebetsizlik mi?" "Saçmalama. Şebnem aşk coşkusu ve ölüm korkusuyla şoklanmış halde fısıldıyor: "Sevgilim. Adamlar. diğeri. Dişlerinin arasından "Beni takip edin!" diyor. Adamlar bizi göremiyor fakat ayak seslerimizi duyuyorlar. Son sözlerimi söylememin vakti geçmek üzere. öyle mi?" "Evet. Özümden uzaklaşmış hissederek başımı salladım: "Hem sen demez miydin 'Hayat aptalca seçimlerle ilerler' diye?" "Doğru ama ben başka şeyler de söylüyorum. bclllîl deki tabancayı çekeceğim. omzumdan akan kana parmak uçlarıyla hafifçe dokunuyor. olabilecekler hakkında hiçbir şey bilmiyoruz. sonsuza dek kavuşamamak için en ideal yöntemdir!" Hayvanat bahçesinde insan avı Tanrıdan gelen işaretlere bakılırsa. pırlanta yüzüğü parmağına takıyorum. Nefes nefeseyim. sonsuza dek kavuşamamak için en ideal yöntemdir!" Hayvanat bahçesinde insan avı Tanrıdan gelen işaretlere bakılırsa. 1770-1843] Şebnem." 385 diği gibiydi. Gözlerinden naylon ip gibi yaşlar iniyor. Cinayet kurbanlarının yüzde 79'u. kendimi düşrrfekte olan bir uçakta gibi hissediyorum. Ölümümden önce görünmez köpeğimi gördüğüme seviniyorum. Birlikte kalkıp Kuçuradi'nin peşinden koşuyoruz. sadece sıyrık" deyip gülümsüyorum. zehirlenmiş bir atın si383 diği gibiydi.. dev bir kauçuk ağacının arkasında frene basıyor. Galerinin kapısı. ne halin varsa gör. her evli çiftte bir acı çeken. bu adamlar bizi öldürecek!" Son sözlerime şerh düşüyorum: "KORKMA BEN VARIM!" Şebnem. vahşice bir işgüzarlıkla bizi gammazlıyorlar: Çığlık çığlığa zıplayıp.ı duyabiliyorum. < Şebnem aşk coşkusu ve ölüm korkusuyla şoklanmış halde fısıldıyor: "Sevgilim. "Patronla benim için konuşabilir misin?" "O kızla evleneceksin ve hayatınızın geri kalanı boyunca birbirinizin buruşmasını izleyeceksiniz. sadece sıyrık" deyip gülümsüyorum. Şebnem'e sinyal veriyorum. peşimizdekilere bulunduğumuz yeri gösteriyorlar.C. barmen göz açtırmadı: "Dilinizi nemlendirecek bir şey almaz mısınız?" "Aynısından" diyerek Dandini'nin bardağını gösterdim. jübihyapıyorum. Maymunlar. gönlüm altüst oluyor.Meyhaneye gittiğimde Abidin Dandini taburelerden birin de oturmuş demleniyordu. Aynı evde yaşayan iki kişi. Ona köpeğin nereye kaybolduğunu soramazdım. Tek çare. omzumdan akan kana parmak uçlarıyla hafifçe dokunuyor. [J. Geri dönsem. uğursuz bir gıcırtıyla aralanıyor. Adamlar bizi göremiyor fakat ayak seslerimizi duyuyorlar. hayalet köpek kurtarıyor. Hemen kaçmak ile derhal adam vurmak arasında acilen tercih yapmalıydım. Şebnem'in adını nereden biliyordu? Bu öldüresiye yakınlığın izahı neydi? Kafamın içinde bir arı sürüsü dolaşıyordu. Kendimi ciddiye almam giderek güçleşiyor." Tam olarak planım bu. [J." "Ne gibi?" "Çok sevmek.. Maymunlar. Her şey o kadar hızlı ki. Dinle. Şebnem'in otel sabunu gibi küçük kulağına sessizce "Seni seviyorum" derken. Kuçuradi. Diğer barmene seslendi: "Bir yılan kanı!" Fikrimi değiştirmekten vazgeçerken. Yağlı bir kemiği hak etmişti.C. birbirini öldürmek ister. ona yerdeki ıslak ayak izlerimizi işaret ediyor. Özellikle de erkeğinkini. Tam silaha davranacağım anda Kuçuradi ceketimin kolunu ısırıyor. Biri "Şebneeem!" diye bağırıyor. olabilecekler hakkında hiçbir şey bilmiyoruz. Adamlar.. otuzuncu kuponu da avucuma tutuşturuyor." "Aksine. otuzuncu kuponu da avucuma tutuşturuyor. diğeri.. Nefes nefeseyim. Ağacın arkasındaki duvarın dibinden öteye doğru koşmaya başlıyor. Biri. Saçmalayarak geçiştirdim: "Tahmin ettim. Zihnim allak bullak. tırnaklarımda duyabiliyorum.. Dışarı çıktığımda Kuçuradi toz olmuştu. Ama ne yazık ki bir hayaletle ödeşmek zordur. Dişlerinin arasından "Beni takip edin!" diyor. Yoksa beni de Şebnem'i de vuracaklar. inan bana." içkiden bir yudum aldım. hayalet köpek kurtarıyor." "Ne gibi?" "Çok sevmek. Yoksa beni de Şebnem'i ile vm. vahşice bir işgüzarlıkla bizi gammazlıyorlar: Çığlık çığlığa zıplayıp. Şebnem'e sinyal veriyorum. tanıdığı biri tarafından öldürülür. Birlikte kalkıp Kuçuradi'nin peşinden koşuyoruz. ıslak tabancalarıyla yaklaşıyor. Galerinin kapısı. "Ateş etse daha iyiydi" diye düşünürken bocalıyorum. Onun ardından Şebnem'i iteliyorum. Tüydüm. Evlilik kafa karıştırır evlat. gözleriyle etrafı tararken. peşimizdekilere bulunduğumuz yeri gösteriyorlar. Dehşete düşmüştü. Yanına vardığımda. şaşkınlığımı gizlemeye çalıştım. Zihnim allak bullak. Nabzımı dişlerimde. gönlüm altüst oluyor. bu adamlar bizi öldürecek!" Son sözlerime şerh düşüyorum: "KORKMA BEN VARIM!" Şebnem. zamanın dışındadır. Belki de yanılıyorum. Iki384 si de içindeki hayvanla barışık görünüyor. Etraftaki insanların varlığını hakaret addediyordu sanki. Ağacın arkasındaki duvarın dibinden öteye doğru koşmaya başlıyor. Tam silaha davranacağım anda Kuçuradi ceketimin l<<> lunu ısırıyor. Bu durumda Şebnem daha büyük bir risk altında. Nabzımı dişlerimde. Biri. Özümden uzaklaşmış hissederek başımı salladım: "Hem sen demez miydin 'Hayat aptalca seçimlerle ilerler' diye?" "Doğru ama ben başka şeyler de söylüyorum. "Ben iyiyim. FRIEDRICH HÖLDERLIN. Biri "Şebneeem!" diye bağırıyor. Amaaan. 1770-18431 Şebnem." "Kendi istikbalim hakkında bir karar vermem. 85 . Cüce maymunlar is- piyonluyor. bir de canı sıkılan vardır. Maymunlarla birlikte ben de kapıdan giren tabancalı iki adama bakıyorum. ona yerdeki ıslak ayak izlerimizi işaret ediyor. İstikbal. Maymunlarla birlikte ben de kapıdan giren tabancalı iki adama bakıyorum. peşimizdeki şamatacı ödlekleri gebertip cüce maymunlara ikram etsem mi? Namussuz hırt.

Namık Mıknatıs'a kızgındım. Duvarın alt kenarında. Televizyon fabrikasında çalışıyordum. Bob Dylan What Was it You Wanted diye şarkıya giriyor.. sözlenmemizi kutlayamamanın hüznü seçiliyordu. Hayat. Köprünün ortasına vardığımda. Beni cezalandırmak için. Arabamı kenara çektim. Ön kapısına tosladım. yolun solundan son sürat devam ettim. Telaşı yatışmamıştı." "Galiba beni bir süre takip etti. hayalet dostum gözlerini sımsıkı yumup yüzünü buruşturarak başını çeviriyor." "Ne?" "Adı. önleyemediğimiz felaketlerle doluydu. olanları dert etmemesini. motivasyon ve rekabete akıl erdiremiyordum. Şebnem'in kalbine giden yoldu. Polislerin beni köprüde kolayca kıstıracağını düşünememiştim. "Sen hiç havlamaz mısın?" "Yooo? Ya sen?" diye ağzımın payım veriyor. sağ taraftan yola aniden dalarak önümü kesti. intikam emekçisi Müntekim Gıcırbey ve polis amcalar. 86 ." "Müntekim.. Yine de bu cinai sinerji. Üniformalı şoför içeride sıkışıp kaldı." İki gün mü? "Kavga ederek mi ayrıldınız? Kim kimi terk etti? Bunca zaman seni hiç aramadı mı? Öyleyse niye şimdi silahla kovalıyor? Tüm bunlar hakkında bir fikrin yok mu Şebnem?" "İnan bilmiyorum Enver. Saçmalayarak geçiştirdim: "Tahmin ettim. Biraz gezdik. Ama ne yazık ki bir hayaletle ödeşmek zordur. Yağlı bir kemiği hak etmişti. "Nasıl bilmezsin?" "Beni sevdiğini söylüyordu. devlet sırrı olması mı? "Böyle olacağını hiç düşünmemiştim.. hepsi bu.. Senden bir şey gizlemiyorum Enver. tanıdığı biri tarafından öldürülür. aynasızlara bakıyorum." 38S Kestirme patikalardan el ele koşarak hayvanat bahçesini terk ettik. Sabuna kuş bacağı bağlıydı. Sirenler ötmeye başladı. Bunca kargaşa ve korkuya rağmen. Yani eğer biriyle aranda problem varsa. Bize niçin saldırdığını anlamadım. Bir de Gönül İşleri Bakanlığı'na müracaat etmişti. Polisler ardımdan hiç durmadan ateş ettiler. Ödüm koptu. "Her neyse. Arabadaki diğer üç polis silah elde dışarı çıkarken. kabul. Köprünün korkuluğuna tutunduğumda." "Seni etkilemek için yapabileceği başka bir şey yok muydu?" "Namık Mıknatıs'ı bilirsin. Onu öpünce ağzımın iklimi değişti. "Aşkı onaylanmış mıydı?" "Evet. Felçli kardeşini taklit ediyordu. bahan müjdeleyen polis helikopterine gözüm ilişi i. Başını yukarı aşağı salladı. Frenleyen otobüs inildeyerek kaydı. Anlatılmaya değer bir yönü yoktu. işten atılan 1100 kişiden biriydim. Şebnem'in benzi solmuştu. Keskin virajı geçerek canımı kurtardım. Öldürülmekten ziyade. Bir başka polis otosu. Bu durumda Şebnem daha büyük bir risk altında. indim. MM il edilen telefon kulübesine gidiyorsun.. Hemen kaçmak ile derhal adam vurmak arasında acilen tercih yapmalıydım." "Sabun mu?" Ne sabunu? 386 "Bir nevi büyü yaptırmış." Duruma bakılırsa o seninle ayrı fikirde değil. Geri dönsem. edasında." "Soyadı ne?" "Gıcırbey." "Tarzını değiştirmiş demek ki?" Şebnem'i evine bıraktım. Sahil yolunda ilerlerken ezilmiş bir kedi görünce. peşimizdeki şamatacı ödlekleri gebertip cüce maymunlara ikram etsem mi? Namussuz hırt. Cezalandırılması gerektiğini düşünüyordum. "Ne iş yapıyor bu Müntekim?" "intikam alıyor.kyoluna uğurladı demek? "Adama ilaç mı vermiş?" "Bilmiyorum. kendimi düşmekte olan bir uçakta gibi hissediyorum. Şebnem'in üzüldüğünü görmek. Audi'ye atlayıp uzaklaştık. onun bu işle ne ilgisi var?" "Hani fuar açılışında konuşma yaparken. ben. Tam anlamıyla basiretim bağlanmıştı. Tıpkı paraşütü açılmayan bir paraşütçünün rüzgarın tadını çıkardığı gibi.. Dengesiz biri. Hepsi de beni zımbalamaya çabalıyordu. Cinayet kurbanlarının yüzde 79'u. Bana yakınlık gösterdi. Onun ardından Şebnem'i iteliyorum. Aralık ayında bir gece evimizin bahçesine sabun gömdü. neler oluyor anlatır mısın? Bizi neden öldürmeye kalktılar?" Parmağındaki yüzüğe bakarak anlatmaya koyuldu: "Müntekim. Orada belirtilen gün ve saatte." Öyle mi?! Türkiye'nin en ünlü işadamını senin hatırın için b. Müntekim. Müntekim denen şu hötöröf palyaço ailesinin asil üyesini ve yanındaki yılışıklık sosuna batmış gevrek mahluku avlamalıydım." Adım Hayati. Fakat neden? Masum. Kirli işlerden el çekmeye karar vermemi fırsat bildiler sanki. Ayrılırken. 388 Baharı müjdeleyen polis helikopteri An'ın tadını çıkarıyordum.. Mııııir kim'in broşürleri var. Sudanlı Abdülcabbar Turabi. Ona köpeğin nereye kaybolduğunu soramazdım.. Üsküdar'dan Boğaziçi Köprüsü'ne doğru giderken iki polis arabası kuyruğuma yapıştı." "Peki Müntekim denen bu psikopattan bana niye hiç söz etmedin Şebnem?" Reha Veto vakasından farkı. "^^—-"Yani seni seviyordu?" Sükutla ikrar etti." "En son ne zaman görüştünüz?" Bana yalan söylersen minnettar olurum. Sonra belli bir ücret karşılığında. öldürüyor mu?" Yoksa sadece milletin ortasında aniden altına yapmasını mı sağlıyor? "Yo. dev bir kauçuk ağacının arkasında frene basıyor. karşıdan gelen belediye otobüsüne çarpıyordum.Ateşe başlıyorlar. Geride hızla küçülüyorlar.. mecbur kalmadıkça evden ayrılmamasını ve yakında kendi yuvamızda mutlu mesut yaşayacağımızı söyledim. Müntekim'le temas kuruyorsun. Şebnem'in adını nereden biliyordu? Bu öldüresiye yakınlığın izahı neydi? Kafamın içinde bir arı sürüsü dolaşıyordu. Bahçe kapısından girip eve yürüyen sözlümü izledim.. Kuçuradi de indi. dışarıya açılan dikey dikdörtgen bir delikten geçiyor. "Seninle ilk buluşmamızdan iki gün önce. Aynadan. anormalliğe dayanır. Onu rezil eden kişi Müntekim'di. peşimizdeki adamlarla karşılaşmaktan korktuğunu seziyordum: "Kimdi onlar?" "Birini tanıyorum sadece." "N'apıyor.. Kuçuradi. pişmanlık duymamı mı beklediler nedir? En popüler intihar mekânı Boğaziçi Köprüsü'nde ilerlerken. Şebnem konuşmuyordu. Her şey o kadar hızlı ki. [CALOGERO CAVATAIO. devam et.. Ve altduda-ğıma bir öpücük kondurdu. Kanayan sağ omzuma bakarak yüzüğünü düzeltti. Az daha. ilerideki polis barikatını fark ettim. Dehşete düşmüştü. onu tüm kalbimle sevdiğimi. Tüydüm. Çok üzülüyordum. Mı acaba? Esaslı bir felaket sürprize. Artık benim için tek yol. Konuşup anlaşıyorsunuz. benim üzüntümü ikiye katlamıştı." Kendimi kaçık sanırdım. Onunla geçen sene yazın tanışmıştık. Biraz geri gittim. tesadüfe. cici ya da sempatik değilim. Yani aslında iyi sayılırdı... biniyor." "Aranızda neler geçti?" Onunla yatıyor muydun?! Yüzüme baktı: "Hiç. Dışarı çıktığımda Kuçuradi toz olmuştu. Gaza bastım. Giilünmesi İmkansız Şakalar] Felaketin de bir kuralı var." "Evet de. Yola koyulurken radyoyu açıyorum." "Şebnem. Namık Mıknatıs'm elemanı mıydı?" "Hayır. prensip itibariyle kimseyi öldürmüyor. Müntekim seni kulu 1)1/ beden anyor." "Nerede?" "Marketlerdeki bazı ürünlerin ambalajlarında.. Fakat o bana "Çıkış yolunu nereden bildin?" diye sordu. Yan aynada Kuçuradi arabayı kovalıyor: "Beni bekle!" Durup içerden kapıyı açıyorum..

Acaba ruhum hâlâ bedenimde mi? Emin olamıyorum. Boğulmuş muydum." Döndüm. İnsan kaderini kendi yazmıyor. anlamam I Aşk varken sözlerinde." Durdum." Çöktüm. Kozmosun kepengi kaldırılıyordu. kaçmam I Yok saklanmam başından sonundan korur bizi zaman I Kim söylemiş son diye. Fazlalıklarla dolu." Birdenbire bütün ışıklar söndü. İncecik. Muhtemelen beynimin içinde bir mermi dönüyordu veya bacaklarımdan biri kopmuştu. Şerif Şibumi'ye bir şey söylemedim. Havada hazır ola geçiyorum. Bir el. Tüm kaslarım gergin. düşlerinde. yeniden doğmak gibi nefesinle. Allah'ım neler oluyor? Şerif Şibumi muhtemelen. altın suyu gibi parlıyordu. Ellerimi iki yanda. Ateş ettiler. Boğaziçi Köprüsü'nden Ohio Nehri'ne at391 layıp Yolum Seninle'yi dinlediğime göre. dünya ile ahiret arasındaki tarafsız bölgedeydim. Keşke oğlumla daha çok vakit geçirseydim. gerisingeri yükselerek hizama geliyor! Hızını bana ayarlıyor. Birkaç kilometre öteden yaklaşan savaş gemisinin güvertesindeki minnacık askerlere gülümsüyorum. Şerif Şibumi'nin namlunun ardındaki anlam yüklü gözlerine "Biraz abartmıyor musunuz? Bu kadarına gerek yok" der gibi baktım. Genzim yanıyordu. olmaz diye. Şebnem'e de yalan söyledim. yatay bir ışık çizgisi belirdi. Ecel terleri döküyorum. ihtiyaçlarımızla nadiren örtüşür. Kuçuradi tuzu kuru köpekbalığı neşesiyle sırıtıyor. Rüzgar nemli bir pelerin gibi suratıma çarpıyor. "Yürü. Giysilerim hâlâ ıslaktı. Küplüce Mezarlığı'ndaydık. Kainat istop etmişti.." "Sakız ister misin?" Ve hayalet köpeğimle birlikte Boğaziçi Köprüsü'nden uçtuk. [Bir keresinde. Karanlıktan başka şey duyamıyor.. Kuçuradi nedense benden daha hızlı düşüyor... suyun içinde köpük şeritleri çiziyor." Ellerimi indirdim." Müezzin es verdiğinde kuş seslen ovaLı |<)| ra yayılıyordu. Üstüm başım mezar çamuruna bulanmıştı. Yüzeye varınca kendimi Ohio Nehri'nde buldum. Şarkının volü-mü gitgide yükseliyordu: "Beni çağıran uçurum oldu sevdan. Şerif Şibumi. Hava soğuk. akıntı dindi. kızınız benimle asla görüşmezdi. [SYLVESTER SPOILERONE. Boğaz'dan Ohio Nehri'ne ışınlanmak. Çünkü hafifledim. ışıklarla bezeli Suspension Köprüsü yakınlarmday-dım. Sol kolum kanla kaplanmıştı. Pekala. Fatiha ruhun gıdasıdır Eğer kendimizi mahvetmekten vazgeçebilirsin. karşı dursun. Peygamber'in kavliyle kızınız Şebnem'i. lüı tu-ı kaç kurşun. 87 . eksikliklerle malul bir yerde. demirlerden sekti. /Anlatma... o kadar da değil. * it * Korlaşmış bir bisturi." Duf! Belli ki anlattıklarımdan hoşlanmamıştı. Meymenetsiz bir martı bize bakarak ötüyor. Kendimi evimde hissediyorum. şarkı sustu. Hıçkırık ve öksürükler eşliğinde sesli sesli nefes alıp veriyordum. gücün saklı içimde I Vursunlar. gezegeni ambalajından çıkardı. ister ayaz. Tutkal kavanozundaki gece kelebeği kadar ilerleyebiliyorum. ellerinde. İstanbul'a dönmesi kolaydı. Kulaklarımdan içeri katran pompalanıyor. Başımı sudan çıkarırsam kurşunu yerim. Hey. yüzlerce koyun iskeleti sessizce otluyor. Ayağa kalktım. Ne yapmam gerektiği hakkında hiçbir fikrim yok. Tam şu anda fizik kanunlarında bir değişiklik olmazsa. Suya değmesine az kala. Şehrin boy aynası nehir. Azrail'in iki kolu beni sarıyor. ^—•-----"Yalan söylüyorsun. ağlamam I ister bakar. Ölürken insan bildiğini de unutuyor. Geceydi. Topuklarım metal sertliğindeki su yüzeyine çarptığında çeneme ve şakaklarıma çekiçle vurulmuş gibi sarsılıyorum.. Sabah ezanı okunuyordu: "Es-salaiu ti!) run mine'n nevm. polis takibinden kurtulabilmek için Boğaziçi Köprüsü'nden atlayarak feci şekilde can verdi!"] Şebnem sözlüsünün kimliğini. yolum seninle I Duysun dünya. "Diz çök. Hayati Tehlike?" Sesi ürkütücüydü. çoğalıp sevginle I isteme. Fakat hayra yorulabilecek bir tuhaflık var. omuzlarımın hizasında tutuyordum. Kızmakta haklısınız. Saçlarım uçuşuyor. "Söyleyeceklerimden sıkılırsanız tetiği çekin lütfen" diye lafa girdim: "Size de. Ceketimin etekleri katlanıp sırtıma yapışıyor. Camdan bir asansörün içindeyim adeta. Mümkün mertebe mahcup bir ifade takındım. tabancayı hafifçe salladı. Her tarafım ağrıyordu. Kıyametten sonraki ilk saniyedeydim. Varlığımı zapt eden zifiri hiçlik. Sualtında kibrit çakılmış gibi bir aydınlık beliriyor. Ölüm ile ölüm arasmdayım. "O zaman seni ısırmam gerekir. meğer külüstür bir Lada'-nın bagajıymış. düşsün peşime. Bir saniyeye amma çok olay sığıyormuş? Acaba hep böyleydi de ben mi ıskaladım? Üçgen dalgaların arasından sulara dalıyorum. Suda kalırsam. yeniden ses oldun sözlerime. Feciydi. Köprüden ateş açan polislerin otomatik tüfeklerinden yağan mermiler. Kuçuradi sordu: "Atlıyor muyuz?" "Sen de mi?" "İnişte sana fıkra anlatırım. Gözlerim yanıyor. sessizlikten başka şey göremiyordum. Başımı hafifçe öne eğdim. Grand Grave'in dokuzuncu katından düşmeye. Uzaktan uzağa Moğollar grubunun Yolum Seninle şarkısı çalınıyordu. Yürürken gözlerimi ovuşturdum.. Aslında benim de soracaklarım vardı: Cincinnati'den nasıl döndüm? Beni size polisler mi hediye etti? Adımı nereden öğrendiniz?. Kalbim boks eldi390 venleriyle pataklamrmışçasına eziliyor. Cincin-nati'de. İntihara yeltenen birine ateş açmak. Kimmiş diye baktım. Ellerimde görünmez bir halter tutarak dibe yollanıyorum. Gedikli aynasız ve emektar tabancası arkamdan geliyordu. Ürperdim." 392 Mezar taşlarının arasından dev servilere yöneldim.metal arkın iki tarafından da polisler silahlarını bana doğrultmuş koşuyordu. tam da ihtiyaç duyduğum türden bir mucizeydi. Epeydir buralara yolum düşmemişti. Allah'ın emri. kara haberi alırken öğrenecek! Buradan sağ çıksam bile işim yaş. Sanki Jaws dişlerini kemiklerimde biliyor. kaldığım yerden devam ediyorum. Derin bir nefes alıyorum. Birazdan balıklar gözlerimi yiyecek. Cidden zekice. "Dışarı" derken. parçalara mı ayrılmıştım yoksa hiç olmadığım kadar sağlıklı mıydım? Ağır ağır sürükleniyordum.] Mucizeler. Kollarımı kıpırdatamıyorum. Yavaş yavaş yükseliyorum. Abidin Dandini'yle bu köprünün bir ucundan diğerine yürümüştük. Yön duygumu kaybetmiş vaziyette Anadolu yakasına doğru yüzmeye uğraşıyorum. Ciğerlerim patlamak üzere.." "Belki de polis köpeği olmalısın?" Polislerin tepemize binmesine ramak kalmıştı. Arabadan indim. "Dön. Kim olduğumu bilse. boğulurum. kanar diye. "Kızımdan ne istiyorsun. bittim demektir.. Halbuki. Kıyıya bir ulaşabilsem. Kafanız suyun içinde olmadığı için çok şanslısınız sayın okur.. "Dur. Etrafımda binlerce baloncuk uçuşuyor. Allame H. Nur yüzlü ihtiyar sağ elinde 14'lü Browning'iyle her an tatsızlığa neden olabilecek gibi görünüyordu. I Büyüt beni gözlerinde. başkalarını mahvetmeden durabiliri/ de. Kaderim tekrarlarla dolu. Omzumun tam altından vurulmuştum. Merakıma gem vurup "Kızınızı seviyorum" dedim. durdurmam.mlııl\ Gözlerimi açtım. Dipte. durun bir dakika! Akşam haberlerinde benden bahsedilecek! ["Mafya lideri Atom Bombacıyan’ın adamlarından biri olarak tanınan Hayati Tehlike. karanlığı ortadan kesti.

. Fanilik. oğlumu bana. fakat kalbimden geçeni biliyorsun Allah'ım. Sevince benzer bir hayret. Kan ve çamurdan eser yok. Neden ağladığımı çözemiyorum. Benim annem son nefesinde "Ben senin annen değilim" diyen kadındı. kabus mu görüyordum? Onunla rastlaşacağımızı düşünmüştüm. üzerinde "A. Otuz yaşındaki bebek insan insanı yalnızca uzaktan tanır." Planım belliydi.hacdan kazandığı sevaplar sıfırlanır endişesiyle canımı bağışlamıştı. arkadaşlarıyla kahvaltı etmesi normal miydi? Bu ne biçim bir uzun eşek şakasıydı? Mübeccel Ecel muhtemelen deliydi. cemaatle birlikte ben de duaya başladım. günahlarımı affet.. Toprak nemli. Tamam. gevşeyen ağzımdan içeri daldırıyor. Fatiha ruhun gıdasıdır." Daha dün polislerin kurşunlarından kaçabilmek için atladığım malum köprüden şimdi sağ salim geçiyorum ve nihayet evime ulaşıyorum. Şimdi anlıyorum ki insan daima çaresizdir. Uzandığım yerden doğrulamıyorum.. Uçan Kız. Zor nefes alıyordum. inanın bir fikrim yok. rüşvet mukabilinde bizi içeri alan adam. içeriden. taahhütlü de belinde. uykuya dalıyorum. 19171971. sniper gözleriyle beni izliyor. çimenler ıslaktı. düzgün sakallı bir adamdı. Evladı olduğumu biliyordu belki? Gangster olduğumdan da haberdardı ve cinai bir tepki göstermeyeyim diye beni bağladı? Öyleyse. ben hazırım. Azrail'in vazifesini ertelettin. Ama niye? Tüm insanlık beni öldürmek ile yaşatmak arasında kararsızlığa düşmüştü sanki. ruhuna Fatiha" yazılı bir mezar taşı gözüme çarptı. Kızgın saca damlamış domates sosunu andırıyor. itimada çalan bir kuşku. O da beni hatırladı galiba. Senin her şeye gücün yeter. Ey merhametli Allah'ım." «<»/ "Sen var ya Tom Braks. 396 Acaba mutfakta kaç kişiydiler? Eve nasıl girmişlerdi? Giriş kapısını açık mı bırakmıştım? Bahçeye bakan arka kapıyı mı patlatmışlardı? Annem bana karşı kimlerle ittifak kurmuştu? Kurşunu çıkarıp yarayı sarması. Oğlu olduğumu bilmiyordu. Sen hızlı sür yeter. Bahçemdeki ceviz ağacına tünemiş karga. amma tavcı çomarsın ha! Ulan. Eve varınca Abidin Dandini'yi arayacaktım. Sahil yolunda bir taksi durdurdum. Evimin salonunda. yıllanmış tebessümüyle üzerime eğiliyor. Başım dönüyordu. Spock diyanetli adam. bayılıyorum ya da ona benzer bir şey. Yutuyorum. kızarıyor. Gerçek'im sana emanet Allah'ım. Üstümde fanila. Anne? Başını hafifçe yana eğerek alnını kırıştırdı. Cahit Zarifoğlu. bu haydut bir defada tam yirmi-iki kişiyi vurdu!" "Aslında sen de o heyete girebilirdin Mister Spock. <<!■. altımda eşofman. Ayaklarım da sandalyenin ayaklarına sıkıca sarılmış. Şadırvanda elimi yüzümü yıkadım. ağzımdaki bandı cart diye çekiyor." "Kızılmaske haklı. Ev ablukaya alınmamış. Gömleğimi temizlemeye uğraşırken daha da berbat ettim. Azılı bir haydut olarak geberip gitmekse. Dünyanın en hafif köpeği Kuçuradi koşup kucağıma atlıyor: "Nerede kaldın sahip?" "Kırlarda dolaştım." Öyle açım ki sayın okur. Zira ne söylemem gerektiği hakkında fikrim yok. Şoföre "Arnavutköy'e çek kaptan" dedim ve ekledim: "Merak etme ağabey. Ağzımı musluğa dayayıp biraz su içtim. hiç tanımadığı öz oğluna gösterdiği şefkatin sebebini kestiremiyor. Sıcak çorbayı yudumlarken. Boğazım kupkuru. Uçan Kız. Nefis.. namaz kıldıran imamın sesi geliyordu. boğulmaktan kurtardın. bütün duygu ve düşüncelerim birbirine çarpıp dağılarak fırıl fini dönüyordu. Okudum. Yedi kişiler. Sessizlik Stoku] "Merhaba delikanlı.. Miodrag Djuric'in [Da-do] Büyük Bitkisel Polis [La Grande Poliçe Vegetale. her türlü avantajı dışlıyor.] Annem. Sızıyorum. kanlı ellerim titriyordu: "Yâ Rabbim. Sekiz haneli şifreyi tuşluyorum ve kapı açılıyor. Ellerim arkadan bağlı. Uçan Kız filmini televizyonda seyretmiştim. Mutfaktan bir anons yapıldı: "Uçan Kıuz! Kahvaltı hazır!" Yıldırım çarpmış bir kirpi gibi tüylerim diken diken oldu. gözlerimden otomatikman yaşlar akıyor. Vadem dolduysa. Gömleğimi aralayıp beş yıldızlı yarama bakıyorum. sandalyeye oturmuş vaziyetteyim. Yüz sene ayrı kaldıktan sonra biraraya gelmiş bir çete." Karşımdaki ela gözlü kadın. Mübeccel Ecel yarasalara analık etsin. beni oğluma bağışla. bu iş nereye varacak?" "Bu çocuk pek belalı görünmedi gözüme?" "Seninki de laf mı şimdi. [DUSTIM OISTANT. Otuz yıl mutfakta mı saklanmıştı? Bir otuz yıl daha dönmeyecek miydi? Hayal mi. Yardım et Allah'ım. rüya mı. biblo misali zarif Hamid-i Evvel Camii'ne vardım. Ne dileyeceğimi bilemiyorum. Ağzım bantlı. beş dakkaya bu covinoyu harcayacak!" "Sigara versene Tarzan. Bana doktor getirecekti. param var..." "Sen de ister misin Kedi Kadın?" "Yan cebime koy. vurulmuşsun?" Sözlümün babasını biraz kızdırdım da. Mübeccel Ecel ve diğerlerinin sesleri fayans döşeli bir mağarada yankılanıyor: "Yaralısın." [. Daha önce hiç görmediğim bir kadın evime girip beni tedavi ediyor. 1969] tablosunu anımsatıyorlar. Annem kalkıp mutfağa gitti. önce evime uğramalıyım. Daha makbul bir final için cidden yardımın gerekiyor. lütfün da hoş. Taksi şoförü orta yaşlı. Bir nebze ferahlamıştım. Dermanım kesiliyor. Beni mermilerden korudun. bu iyi gelir. Demir bir çubuğa tutunup ayağa kalkarken. boyun eğişle akraba bir hışım ve ıstırap aromalı bir tereddüt içindeydim. Fakat önce telefon etmeliyim. Kafası. Kendi aptallığımın kurbanı oldum. Beni öldürmek için 88 . ben de aynısını söylüyorum. Elinde çorba kasesiyle geri döndü. Mama sandalyesindeki bebeden farkım yok. Üçlü koltuğa uzanıyorum. Böyle dua sırasında lafı çevirir gibi oldum. Sakallı olanın belinde tabanca gözüme çarpıyor. Şerif Şibumi'yle aynı fırında pişmişe benziyordu: "Hayırdır birader. Tam bir saçmalıktı.' demiş. insan yiyen bir hamburgere benziyor. 1940-1987. Bunlar 394 kalbimdeki huşunun tecellisi miydi. Kremalı mantar. şimdi de besliyorsun. Ya da şöyle diyeyim: "Bar kavgası. Ölülere verilen hediyeler bile bumerang gibidir. Ben kaderime çekidüzen veremiyorum. temizliyor. Amin.. Senden gelen her şey kabulüm." "Kurşunu çıkardın. Akşam da oğlumla birlikte uyuyacaktım. Şartlar müsaitken. Zamanaşımına uğramış belirsizliğin ortasında mayışıyo rum. Kalbimle beynim arasında bir hortum oluşmuş. Acıdaki değişiklikten. Düşe kalka sahil yoluna indikten sonra mola verip. İyi ki ağzımı bantlamışlar. bebeğini otuz sene gecikmeyle besliyor. Şeyh İbrahim Tennuri [15. Omzumdaki kurşun yarası sargıya alınmış. mutlaka geri döner. kurşunun çıkarıldığını anlıyorum. yoksa kurşun yarasının kolaylaştırdığı riyakarca bir trip miydi. Beni tanımıyordu.." Yanaklarımda gözyaşlarımm ılıklığını hissettim. Bıyığım! Ve bir kaşık çorbayı ağzıma uzatıyor: "Çorba?" Kaşığı.. İçlerinden birini tanıyorum! Şebnemle ShahShops'a gittiğimiz kış gecesi.] 'Kahrın da hoş. yy. giydiriyor ve sonra da paketliyor. seni bile yiyebilirim. Beraberinde bir grup moruk odaya doluştu. herif hepimizi kuyruğuna bağladı. Fakat evimi basıp beni esir alacağı aklımın ucundan geçmemişti." "Seni hastaneye götüreyim mi?" "Yo. Belki de yanılıyorumdur? Takdir senin Yâ Rabbim.

Gelen her kimse. "Fu da Müntekim de çok genç." Fu mu? Yooo. zavallılığının içinde erimiş. Sonra da biçareleri öldürmüşsün.. Uzmanlık alanın bu mu? I "Bakanlık Heyeti'ndekilerle ayaküstü konuştunuz mu. lakin şimdi hatırlaman zor. Haydi. Spock tetiği çekiyor. Ben de merak ediyorum. benimle görüşmek istiyor. şu işi hallet. Acaba hangisi insanın korkularını daha iyi yatıştırır. Müntekim'i ben hiç görmedim. Benden daha açması görünüyor. ışın tedavisi gibi.. Yaşlan ilerledikçe ölüm konusunda acemilikleri artmış. Sakallı amca iki adım atıyor. Şimdi de sıra Müntekim'de. mesele yok. Bizim 89 . silahı alnıma doğrultuyor. Tarzan diyorlar? Hepsi. yanlış yerde macera aradıklarını düşünüyorlar... Fu'nun üstüne köpeklerini salmışsın.. "Kurşun yok bunda?" diyerek arkasına dönüyor Mr. N'apacaksan yap. Tabancasını çekiyor. Fu ziyaretimize geldi. İhtiyarlar darülaceze korosu düzeninde. Os. Herkes oh çekiyor. annem gibi. yoksa adamları hemen taradınız mı?" Bunu neden sordun? "Adamlar korktu mu merak ediyorum. cinayete merhamet şerbeti ekliyor. Biz kendimiz bile oyunculuk zamanlarımızı güçbela hatırlıyoruz. Fakat o." Ağzım pamuk dolu sanki.. ruhumdaki kanserli hücreleri yeniliyor. Benimki. "Ben de. Tetiğe basıldı mı. Fakat bu defa baltayı taşa vurdun Hayati Tehlike. Bu leziz çorbayı oğlum da tatmalı. Hey gidi günler. Bununla yetinmeyip Bakanlığın Özel Kalem Müdürü'nü de temizlemişsin. Bizim arada 401 bir buluştuğumuz özel bir mekanımız var. kayısının çekirdeği gibi yuvalanmış kalbine. Ve elindeki boş kaseyi usulca sehpaya bırakıyor. Şirketten biri de olamaz. Kapağı açıp. Fu'nun arkadaşının sevgilisini ağına düşürmüşsün." Katiller.. rahatsız etmekten çekinirler. Gerçek'e bakmalı. o kalsa ya?" Kızılmaske razı: "Tamam.. bekçi mutfağa koşuyor. cennetin kapısını tıklatmamı arzu ediyor." "Ben de. Şebnem'i bana kaptırmamak mıydı? Şerif Şibumi. Gündelikçi cumaları gelir. yedi milyar insan.. [." Bilemiyorum." Gözlerime inanamıyorum! Hikayelerini hayranlıkla okuduğum yazar. Boş tabanca diye bir şey yoktur. Spock küçük bir not kağıdını burnuma tutuyor: "Hayati Bey.. "Yaşlılara hiç saygın^yok. ding dong. kapıma kadar geliyor! Şu aşamada cumhurbaşkanından telefon bekliyorum! Hangi ara bu kadar popüler oldum ben?! "Senin evde kurşun var mı Dracula?" diye soruyor Spock. değil mi? Cinayet senin çözüm tekniğin olmuş artık. Onları öldürdüğümde[!] yanlarında değildim. Mister Spock. Küçüklüğünde filmlerimizi seyretmişsindir. söz!" diyor. şu silahlı arkadaş." "Niye? Kızılmaske bekçi.. Karşısında kimse olmadığı zamanlarda da konuşuyor mudur? Bence evet. Ben sen miyim?" "İkimiz gidip getirsek mi?" "Mecburen. Tom Braks. dahası. filmlerde mi rol almışlar? Yaşlı başlı sinema oyuncularının benimle ne alıp veremediği olur? Bakanlık Heyeti'ni katlettiğimi nereden uyduruyorlar? Gönül İşleri Bakanlığı'yla bu uyurgezer mumyaların ne ilişkisi var? Abidin. fındıklı çikolatayı bıçakla yemeye koyuluyor.ruktan gübre olmaz. Bedeninizin kırışmasının acısını benden çıkarmak için mi buradasınız? "Fu'yu tanıyorsun. inan. değil mi?" Bantlı ağzımın gerisinde yutkunuyorum. Şu anda bile onun yerinde olmak istemem. Ona hakikati söylemeliyim. "Makine bir haftadır senin g. anlatacak çok şeyi olan biri.. Annemin tebessümü. Bizimkileri beş dakikadan fazla lafa tutuyor." Annem. Birbirimize nasıl derin bakıyoruz. Gönül İşleri Bakanlığı sana AŞKart vermeyince tabii küplere binmişsin. Küfürbaz moruk alelacele ağzıma bant yapıştırıyor. Ding dong. kulak kabartıyorlar. fakat o da çok temiz bir çocukmuş. Gerçek'i gangster olarak mı yetiştirir. beni doğuran kadınla hiç tanışamayacak 398 mıyım? Bir grup bunak tarafından zımbalanmak karizmamı sıfırlayacak! Tamam da Bakanlık Heyeti'ni kim katletti? Polisler de benden mi şüpheleniyor? Öyle olsaydı enselemeye çalışırlardı. Buruşuk çiftimiz salona dönüyor. hepimiz öleceğiz. Hallerine bakılırsa. bir an önce öldürülmemi emrediyor. Senin ne kadar kafadan kontak bir herif olduğunu biliyoruz. Annelik duygusu. tünde. Kedi Kadın. Saygı. pür dikkat bana bakıyorlar. İhtiyarlar taş kesildi. Torunundan bahsetmeliyim." "Ben de. Nutella kavanozu ve kahvaltı bıçağıyla geri dönüyor. Bir şey sipariş etmedim." "Ben de sizinle geliyorum" diyor Uçan Kız. Eşhedü en la ilahe illallah ve eşhedü enne Muhammeden abduhû ve rasulühvc "Şahadet getirmeyecek misin?" "Tamam. Artık benimle yaşamalı. Çıt! Namevcut bir mermi alnıma değiyor. Dedelerden biri "Senden sonra. kızından uzak durmam haricinde bir şey istiyor muydu? Bunca sorunun cevabını bulmam imkansız. Leblebisi var mı yok mu iskandil etmedin mi voltajı düşük gavur bozuntusu?! Hey Allah'ım! Kervan ters dönünce uyuz eşek başa geçermiş!" Ding dong! 399 Kapı zili çaldı." Kartaloşlar cümbür cemaat yaylanıyor. Bıçağı yalarken beni kolluyor. Karşında tam yedi tane süper kahraman var!" Süper olduğunuzdan bir an bile kuşku duymadım." "Şahadet getir. Mr. O saniyede aklımdan şunlar geçiyor: "Bu moruklar niye birbirlerine Mr. Ağzını şapırdatarak konuşmaya başlıyor." "Ben de.. Spock. 400 Kızılmaske'den işkilleniyorum. Baharın tüm çiçeklerinin ilahi bir müjdeyle. sen burada kal. Spock ve annem kapıya yöneliyor. Bizi tanımazsın sen. fakat üstüme kurşun yağdırdılar? Sudanlı Abdülcabbar Turabi de.. Pişmanlık dolu bir sersemlik içindeler.. kurbanlarını cehenneme postalayan profesyonellerdir. Böyledir. Kızılmaske. Mr. değişikliği hissedersiniz. aynı anda açtığını düşünün. sizinle acilen konuşmamız gerek. Sağlıklı düşünemiyorsun." Ağzındaki bıçağı emerken kısa bir süre hülyalara dalıyor. "Spock! Çorba bitti. Ben beklerim. Mr. Sinsiliği. Herkes derin nefes alıyor. tanımıyorum? "Heyet'i senin katlettiğini ondan öğrendik. epeydir dine meyil verdi. ding dong. Kalanlar." Ben de! "Tarzan. "Ne de olsa Heyettekilerle akran sayılırız. Spock. Mister Spock. Belki de en iyisi ölmek?. içimden söyledim. Abidin Dandini evime uğramaz.. Normalde hiç kimse kapımızı çalmaz. Koltuğa yayılıyor.] Aziz İstanbul.buradalar. yoksa oğlumun temiz bir hayat yaşamasını sağlar mı? Ne yani.. din mi?" Göründüğün kadar aptal değil misin yoksa? "Kim bilebilir? Belki ikisi de lazımdır. Türk Bakanlık Heyeti'nin intikamını mı almayı deniyordu? Müntekim Gıcırbey'in tek derdi. Başımda durmayı niçin hemen kabul etti? Bana işkence yapmak için kendince sebepleri olabilir mi? Baş başa kaldığımız anda. sanat mı. "Var tabii.

ortaya iki gemi çıkıyor. Seni cehennemde bin yıl yakmak bile sana iyilik yapmak olur gerçi. Ellerini boğazına götürüyor. [AGATHA CHRISTIE.. Kollarım acıdan uyuşuyor. Mermiler diniyor. Nihayet kahvaltı bıçağını yakalıyorum. Güm! Başım yere çarpıyor. döktüğüm kanlardan oluşan gölü sağ salim geçebilecek miyim? Bu mermi sağanağını ıslanmadan atlatabilecek miyim? Selamet koçanında hâlâ bir mısır tanesi kalmış mıdır? Öldürdüğüm insanlarla iyi arkadaş olacağımızı düşünmüşümdür hep. Sen de layığını bulacaksın. dostlarımız eski bize sımsıkı sarılırlar. 1927-1989. sizi derhal cezalandırırlar. Tehlike çemberi daraldı. İnsan yaşlandıkça ifade özgürlüğü kısıtlanıyor. özellikle de ben. peki. durduk yerde tövbe etmeye kalkışırsanız. Fakat heyhat.vademiz doldu. Kaderimde yazılanlar ile hayatımda olup bitenlerin birbirini tutmadığını hissediyorum. Kurşun yarası feci yanıyor. Uçan Kız'a kesik. [Şimdiye dek yalnızca Kuçuradi'yle yakınlık kurdum. Mister Spock bizi bu işe bulaştırmak istemedi. Okşayıcı öpücüklere ateşle karşılık veriyordu. Boğuluyor mu. Cinayet gösterişçilikle bağdaşmaz oysa. Takla atan bir trendeyim sanki. Kendi evimde kaybolmuştum. birilerinin menziline giriyorum. Döndürmeyi becerebilirsem kahvaltı bıçağına ulaşabilirim. Beni ben yapan anlaşılmazlık ve hattâ bilinmezlik icabı. tak." "Hayati Tehlike'nin cehennemi boylamasını istiyor musunuz?" "Evet!" Neptün Petunya'ya evlenme teklif etseydim. Abidin Dandini ise çeteye kabul edildiğim gün silahımı bana teslim ederken kulağıma şöyle fısıldamıştı: "Bakarsın günün birinde şeytana uyarsın? Allah. Destek noktası ölüm olan bir kaldıracım. Eski bir aktör olması. Koltuktan kalkıyor. Sahiden öldü mü diye dikkatle bakıyorum. Ayak bileklerimdeki düğümleri çözüyorum. Ve Kızılmaske'nin fosiliyle yollarımız ayrılıyor. Petunya'mn sıktığı kurşunlar. irileşen gözleriyle bana bakıyor. Geçmiş günahların gölgesi uzun olur. tekrar dışarı çıkmalı ve kendimi kurşunların hedefi haline getirmeliyim. Zar zor iki tur dönerek merhuma yaklaşıyorum.] Hiç kimse mükemmel değildir. Akülanmaksa ateş pahası. Düşmanlarımız yeni bizi yok etmeye çalışırken. Dr. Sonra kalbini avuçlamaya çalışıyor." Geber! Sihirli sözcüğü söylemişim gibi aniden kasılıyor. Üstten aralanmış pencerenin berisinde dikilip kulak kabartıyorum. 30 km2Tik alandaki tüm camlar çatlamış olmalı. Ayaklarım havada. Theseus. Her neyse. İpin kopması. Sandalyeyi bir bacağı üzerinde çevirmeye uğraşıyorum. "Siz gidin. Duyan da çok dostum var sanacak. Dr. "Öyleyse bize bırakın. Keşke sizinki kadar temiz bir hayat yaşayabilseydim." İnsanların işi birbirlerini yanlış anlamaktır. Geçen sene Gerçek. Sizce. Nutella kavanozu ve bıçak yere düşüyor. şeytanı boşuna mı yarattı sanıyorsun?" Her okuduğunuza inanmayın sevgili okur. Kendimi geriye atıyorum. Yüksek ökçeli ayakkabılarıyla yaklaşıyor: Tak. bazı tahtaları söküp yeniliyor. Gardırobumdan tabanca askısını alıp takıyorum. Eski gemi yeniden inşa edilince. Limanlar eski ya da yeni tüm gemiler için en güvenli yerlerdir. Normallih Hastalığı] Atom Bombacıyan beni şirkette çalışmaya ikna edebilmek için "Bizzat beslemediğin bir şeytan. gemisine bakım yaptıkça. Aptallığın hemen hiç masrafı yok. Theseus'un asıl gemisidir? Dostlarımız.. Theseus'un Gemisi paradoksunu bilirsiniz. Her ikisinin temel vasfı. İyi şanslar. kuyruğuyla rastge-le kimselerin zihnine benim robot resmimi çizmişti. Biz de dosta düşmana karşı aynı insanlık dışı misyonu üstleniriz. cezalandırıl404 manız gerektiğini düşünmekten hoşlanır. Bunlardan hangisi. Maktulün Moronluğıi\ Kapıyı aralayınca. meslektaşı Petunya da kellemi gövdemden ayırmaya çabalıyor. acıdan kaçınmaya çalışırken ortaya çıkan acıdır. senin yolunu kesemez" demişti. Elim 402 kolum bağlı. 1890-1976. Beşizlerini emzirmeye çalışan bir loğusa kadar telaşlıyım. Ne yöne adım atsam. Öne doğru eğiliyor." 90 . Gevşemiş iplerin içinde avuçlarımı bakışık hale getiriyorum. Tırtıklı tarafı ikide bir düğüme takılarak elimden kayan bıçağı güçlükle tutuyorum. Çünkü insanlar. Nasıl bu kadar zalimleştin?. Önce kavanozu buluyorum. Hırıltılı sesler çıkarırken. Yerdeki yapışık üçüz gölgede üç kafa hareket ediyor.. Halının üstünde çaprazlama yatan cesede sırtım dönük. Gel gör ki onu yalnız bırakamazdık." Perdenin kenarından bakıyorum. kakaolu fındık kremasını ceplerine doldurmuştu. Hızlı hızlı solumaktan. Bir dobermanm mama kabında yüzüyorum. Geleceğe bakıyorum ve ertesi günü bile göremiyorum. fakat siz biraz abartmışsınız sanki? Kükrercesine geğiriyor. İkisi erkek ya da kanserli. Şeytan. ağzımdaki kalın bant inip kalkıyor. tak." "Tamam. Nefes almakta zorluk çektiği belli. Kızılmaske son bir defa doğruluyor. Senin icabına biz bakacağız. "Önce kadınım. Neptün Petunya'yı gördüm. Yıllar geçtikçe. geminin bütün tahtaları değişiyor. Fanilanın üstüne bir ceket giyip evden fırlıyorum. vücudu geriye doğru bükülüyor. Müntekim sevdiğine kavuşacak. Theseus. Ağzımdaki bandı söküyorum. çikolata eriyiği parmaklanma bulaşıyor. bu teatral can çekişmeyi açıklıyor." Uçan Kız benim öz annem. Fakat hiçbir gemi. yaramın hizasındaki kılıfa sokuyorum. kapı tokmağından sekiyor. kalp krizi mi geçiriyor. "Hayaaatiiiiiii!" Yanan bir ahırda doğurmakta olan may405 rnunun çığlığını düşünün. ip de gerdiğim sol bileğimi kesiyor. Bağlı ellerimle Kızılmaske'nin sırtına masaj yaparak ilerliyorum. Şifa dağıtmaya adanmış Dr. Ayak sesleri kesiliyor. [RONALD DAVID LAING. limanda demirlemek için yapılmamıştır. Yapabileceğim hiçbir şey yok. kim isek o olmamıza asla rıza göstermemeleridir. biz değiştikçe eski tahtalarımızı tekrar bir-araya getirirler. Balerin adımlarıyla salona geçiyorum. Susturuculu tabancasıyla çağdaş bir Bond kızı havasındaydı. Gözünü kan bürümüştü. "İzin verin kalayım. eski tahtaları çöpe atmıyor. Banyo lavabosunun altında saklı yedek Colt'u. Ter içindeyim. "Aslında ben de Uçan Kız'dan hoşlanıyorum. Kapıdan dışarıya adımımı atar atmaz bir mermi kirpiklerimi sıyırıyor! Ciyuv! 403 Tamir edilirken buharlaşan gemi Belki de kaçırtabilecek tek acı. sonra katil" der gibi bir hali var. kanca beraber. Kapıyı kapatıp duvara yaslanıyorum. Kimse görünmüyor. Kuçuradi odaya dalıp Kızılmaske'yi koklayarak "Ölmüş" deyince. Kendimden biliyorum. Şampiyon Ninja'mn rekor denemesi Deliler akıllılardan en az iki kat daha kurnazdır. Onlardan da yavaş yavaş bir gemi yapıyor. bu cümleyi aynı heyecanla söyleyecekti.. Yine de sağ elimle ipi keserken. biz ikimiz o namussuzu çivileriz. Anca beraber. o da konuşkanlığına rağmen insan sayılmaz. Böylece Fu selamete erecek. İlkin. Uzatmaları oynuyoruz. misafirimizin ruhunun evimizi terk ettiğine kanaat getiriyorum. hem size yardımım dokunur.. kıtaların birbirinden ayrılması kadar uzun zaman alıyor. ardından yüzüstü devriliyor. Bu bir işaretmiş gibi oturuşunu düzeltiyor: "Mister Spock’ın da AŞKart'ı var. Eski sevgililerinin hepsi mezardaydı demek? Aşkından ölmeyişimi affedemiyordu. yoksa ikisi birden mi kestiremiyorum. Abdülcabbar Turabi'den sonra.

Korku filmi gazisi gibiyim. salyangoz zamkıyla sıvanmıştı. arkadaşını kucağına yatırmıştı. Dişetlerim ve yanaklarım ağzımın içinde eziliyordu. sonra Müntekim Gıcırbey'e ateş ettim. mafyada da geçerlidir. süngerleşmiş suratımdan kaydı ve bacayı ikiye böldü. Ve dizkapaklarını tuttum. Bakanlık Heyeti'ni kimlerin imha ettiğiyle ilgilenmiyorum. villamın çatısmda-yım. Fukaralığın lağım deltasından. Bir ceset. Kurşunlar bacanın kenarlarını parçalıyordu. Ninja bozuntusu sol 407 ayağının ucuyla çatının kenarına kondu. Titreye titreye sürünerek uydu antenindeki tabancamı aldım. suçların en büyüğüdür. Beynime bir karınca sürüsü dadanmıştı. takatim kesilmiş. Fu. B. Fu'yu maalesef ıskalamıştım. bir şampiyon üzerimde rekor denemesi yapıyor. Tetiği. destanlar yazılası bir da yak. Şimdiye çoktan ölmem ya da komaya girmem lâzımdı. Enerjim sıfırlanmıştı. Tuvalet kağıdıyla yüzümü sildim. Fu. önce bana. Müntekim. mersiyeler. Avucunun içiyle. Fu. Ne de olsa hayat yolunda kan izleri bırakarak ilerlemeyi huy edinmişim? Bir ayağı çukurda süper kahramanlar da. Silahımı çektim. Ne yani. Dehşet hızlıydı. Sol yumruğu. Çocukluğum çürük. 8: Yığılmamı engelleyen tek şey yumruklar. çamaşır suyu gibi. Müntekim iki tabancayla birden ateşe başlayınca kendimi geriye attım. Beni. sonra onlara ve tekrar bana bakarak fikrini beyan etti: "Sen daha berbat görünüyorsun. parmaklarıyla dirsekleriyle son derece isabetli darbeler indiriyordu. birkaç kez yalpaladıktan sonra merdivenle birlikte ağır ağır arkaya devrildi. Fu ve Müntekim genç yaşta hapislerde çürümesin diye cinayet işini üstlenerek bunak jesti yaptılar. dünyanın en hızlı işkencecisi. Öyle sert yumruklar atıyordu ki.Neptün'ün gölgesi aradan sıyrılıp kayboluyor. Müntekim'in gözleri de ağzı da aralıktı. Daha doğrusu dondu. [Kağıt mendil. Kafam büyüyordu. dermanım tükenmişti. Kıçından vuruldu mu havası iner. sol gözümle çok az görebiliyorum. yani Gönül İşleri Bakanlığı'nda çalışan budala. Fakat beni hayat ile ölüm arasındaki ince çizgide tutuyordu. Sadece dilek tutar gibi öylece duruyordum. aşkımı onaylamadıkları için Heyet üyelerini ortadan kaldırdım. Her şeyi siyah. Açıkçası. çizgi filmlerden öğrendiği kungfu teknikleriyle mi fa-çamı bozacak? Kendini Ninja sanan kaçığa nişan aldım. Müntekim'in devrildiği tarafa seğirttim. Ve aşkı kabul gören Müntekim'i 406 de büyük ihtimalle temizleyeceğim. bilemiyorum. Yani zerre kadar aklı olan hiç kimse. Bu cinai masaj bitip de öbür dünyaya gittiğimde Bakanlık Heyeti'ndekilerin yalvar yakar benden af dileyeceklerine. Uçabilen birini ilk kez görüyordum. peçete. O. Acaba. aşk ve mutluluk ise insanı ölüme sürükler. Fu tabancasını Müntekim'e uzattı. Kıpırdayamıyordum. 9: Ciğerlerim ötmeye başladı. 2: Fu sırtüstü düştü! 1: Baş aşağı sürüklendi. 0: Ve kafa üstü bahçeye çakıldı! Ceketimin sol kolu kopmuştu. Merdivenlerden tavan arasına. Kurşun. Suratım. gövdesine saplanınca sarsıldı ve Müntekim'in üstüne yığıldı. Merdivenlerden inerken nereye dokunsam kan lekeleri bırakıyordum. 3: Bana bir son gürlüğü mü geldi. Silahları hâlâ ellerinde. Güzellik. beni mıhlarsa Şebnem'in gönlünü kazanabileceğini mi düşünüyor? Sanmıyorum." Şakanın sırası değildi. sidikle yıkılır. Dahası. Artık yumrukları hissetmez oldum. ağzımın içinde şişiyordu. Omuzlarım erimişti. Arkadaşı yamulalı henüz bir saniye olmadan intikam saldırısına başlamıştı. İş dünyasındaki azami fayda kuralı. haydutluğun radyasyonlu yaylasına yükselebildim ancak. Gelgele-lim asıl katiller suçu üstüme atmayı başarmışlar. Etrafa kulak kabarttım. Kendimi zor tuttum. Namlu'yu Fu'ya çevirdim. tuvalet 91 . Yangında patlayan laboratuarın camından fırlamış vahşi denek hayvanına benziyorum. Bu defa bakmadı. Uğruna kasideler. yaralarımı yakıyordu. ayaklarıma kapanıp helallik isteyeceklerine bahse girerim. Fu'nun ayak bileklerinin arkasında iki yana açtım. Kemiklerim bile yumuşamıştı. fiziksel ya da duygusal bir şey hissetmeksizin çektim. 7: Kulaklarım feci çınlıyor. Rocky Balboa'nm ömrü boyunca yediği dayağı ben bir oturuşta yemiştim ve bu daha başlan408 gıçtı. Yüzünde naylon bir gülümseme vardı: Dilimizi bilmiyor ve barutun icadından habersiz gibiydi. Ben bu sopalık mahluku incelerken. Fu ortalarda yoktu. 10: Sağ gözüm şişten kapanmış. Kenara indim. Müntekim de fırsattan istifade bahçedeki merdivenle çatıya tırmanmıştı: "Gebeeeeeeer!" diye bağırarak kurşun yağdırmaya koyuldu. Varlığımı hissetmişti bence. son bir maceraya atılarak araya girdiler. Azrail. boks hakemi gibi 10'dan geriye sayıyor. Dilim. Nefes bile almıyordu. Müntekim'in ruhu bedeninden ayrılmadan beni nallayıp tahtalıköye dehleyecekti. yoksa ben mi? İkisi de mi? Cinayet. 409 4: Ayaklarımı. Gökte fırtınaya yakalanmış bir jetin kanadına zincirlensem ve taş yağ-sa ancak bu kadar olurdu. "İteleyebilsem keşke" diye düşündüm. İhtiyarlar dönmemişti. oyun hamuru gibi yoğuruyordu. faturalan karşılamaya yetmedi. Heyet'in intikamını alacağı adresin burası olduğunu zannediyor. Eğilerek kapıya doğru ilerleyen diğerlerini tanıyorum: Hayvanat bahçesinde Şebnem ve beni kovalayan züppe çifti. her defasında. sonuçların sebeplerini görmeme yetmiyordu. Piyangolar. Derimi bıçak kullanmadan yüzmüştü. Bu şapşalların hesabına göre. Tetiği çekeceğim anda başını kaldırıp gözlerime baktı! Bakışlarında metalik bir ses yankılandı: Ding! Sağ dizi ve parmak uçlarını yere değdirip füze gibi havaya fırladı. Kuçuradi yanlarındaydı. O halde her şey bir yanlışlıklar zincirinden mi ibaret? Mantığın yardımı. Makineli tüfekle resim yapan bir Pi-casso. beyaz ve kırmızı görüyordum. Tepemden akan terler. Onun ellerine doğmuştum ve o da beni kıyma yapıyordu. Tmgırdayan nemli kiremitleri kaydırarak gerileyip yaralı omzumu bacaya yasladım. bir hayalet ve bir yarı-canlı. Şakaklarıma vuruyordu. başımın hâlâ yerinde oluşuna şaşıyordum. Her darbede yüzümden havai fişek gibi kan püskürüyordu. leylek rahatlığıyla bana yaklaşıyordu.kla dikilen. Vücudum. Çatının bahçe tarafındaki kenarından aşağıya baktım. üzerine ketçap dökülmüş kurtlu peynir kalıbına döndü. her ne kadar ölmelerine üzülsem de. gençliğim bayattı. suikastın hedefi Heyet miydi. oradan çatıya çıktım. Panter gibi üzerime atladı. Fu'ya hayranlık duymamak mümkün değil. Beyhude yaşadım. Olsa şaşardım. 5: Ringe fırlatılmış kanlı bir plaj havlusundan farkım yok. Mecalim kalmamış. Çatıdan tavan arasına geçtim. Yorulmuyordu." Az daha kahkahayı basıyordum. Önce Fu'ya. Banyo aynasında kendimi görünce irkildim. Öte yandan. Kafası turşu kavanozu gibi patlayan merdiven korkuluğu. aklını çeldiğim Şebnem'e de zarar vermekten geri durmayacağım. İşte. Hayretle izliyordum. Kuçuradi. cehennemde beni gördüğüne sevinecek çok herif var. Sanki yıllardır Fu tarafından pataklanıyordum. 6: Alt dişlerimin tümü sallanıyor. Şapa oturmuştum. Bileğime vurunca tabancam uçup çanak antene düştü. Anlaşılan. İki kaili evin çatısına kadar yükseldi. Upuzun bir çiviyi beynimden söküp kalbime çakıyordu. İnfilak etmek üzereydim. Müntekim fısıltıyla sordu: "Silahını neden bana veriyorsun?" Fu aynen şöyle dedi: "Beni yavaşlatıyor. Tabancayı gövdesine doğrulttum: "Dur!" Durdu. sırf birini zan altında bırakmak için adam vurmaz.

Zirveye varınca hapşırdım. son düzlüğe giriyor. Düşünmüyoruz. [VVOODY ALLEN. Ben. Dünya Savaşı'nın. Neptün de afallamış vaziyette. Hakikatten umudumuz kesildi.. ahlaki değildir. Danvin'i yeni geçmedim. Çağdaş meşruiyetin temeli. köleliğin şablonlarına uyarlanmış durumda. hareketli hedefleri tutturamıyor herhalde. sağlık.. benim suratım da artık tarihî bir mezar taşı rengindeydi. Hayat. Tanıdığım en şanslı züppe. işimi de ciddiye almıyorum. iyilerin bilmediği bazı şeyleri anlamışlardır. Şiddetlenen rüzgarda. Hayati Tehlike mi?" "He. eğlence ve iş merkezlerinin havaya uçurulduğunu hayal edin. Korku düzenine itaat ettiğimiz için rehine. Veliahdı yoktu. Fakat kendimi de. Hayati'nin okka altına gideceği kesindi. Yokuşu tırmanırken bir de baktım sağdaki restoranın 410 önünde Neptün Petunya dikiliyor. Safkan Amerikan düldülünün haşat jokeyi. İntihara hazırlanan bir Japon kadar titiz çalıştım.. alışveriş. işte bu kesin yenilgiyi neşeli hale getirmeyi umuyorum. soru sormak ve en korkuncu itiraz etmektir. Tersini de düşünebilirsiniz: Küresel kötülük sisteminin bir 412 parçası olduğumuz için otomatikman suçluyuz. Yalnızca bir sonraki yalanı merak etmek bizi ayakta tutuyor.. Ona yalan söylemek. Cengiz Cingöz'ün başkanlık ettiği bir ekibi Ankara'ya yolladım.. birbirlerini dürterek beni gösteriyorlar. 411 Ahbaplık ettik. Plan yaptım. Delilik artık düşünmek. Yıllarca beraber çalıştık.. Motosikletimden daha göz alıcıyım. tüm insanlık ile benim aramda geçeceği kimin aklına gelirdi? Abidin Dandini'nin evinden Gerçek'imi alayım. Ben. Nem serilsin. o ben miyim?" "Yok. Bir eli çantasının içinde. benim nazarımda keçi sümüğü kadar değeri yok. soygun ve adam kaçırmalarla tansiyonu yükselteceğim. Yaralarım ışık saçıyor." "Peki. bu yolla düzenin ömrüne ömür kattığımız için de teröristiz.. Lakaytlık ve münasebetsizliğimize rağmen. çürük. Ben. adının geçtiği her cümle nasıl da güzelleşiyor. Domino etkisi doğuracak bir plan hazırlamalıydım. hiç kuşkusuz. yoksul. Ona sımsıkı sarılayım. Hayati Tehlike. yirmi sene kadar önce arabasını sabote ettiğim Savcı Arif Tufa'mn oğluydu. Banka. Hayati zaten her fırsatta bana koşuyordu. iletişim. Dudakları titreyerek gözyaşlarına hazırlanıyor. Adamım Kurt Vonnegut'un da dediği gibi "Dünya. borsa ve medya binalarının. İşleri kızıştırmak maksadıyla. Turgut ki dişli bir tetikçidir. demir leblebiydi. Aşkı. Terör artık bireyin özne niteliğini açığa vurmak için yapabileceği tek eylem türüdür. Sistemleştirilmiş ihlale angaje olmuş vaziyetteyiz. Ülke deri değiştiriyor. Çevredekiler. anonim ve sahipsiz olmak bir imtiyaz haline gelinceye dek! Tüm ünlülerin vurulduğunu ya da rehin alındığını düşünün. Izbandut'u trenden attı! Böylece onu da avcı kadrosuna dahil ettim. Kaosun fitilini ateşlemek için şebekenin başına geçme yi bekliyordum. politika. Halihazırda işleri ben yönetiyordum. Denize düşse g. Suikast. Hayati'yi ortadan kaldırmaya o anda karar verdim. "Sormamda sakınca yoksa. aile. kısacası sistemin her ana unsuru. bombalama. Gazlayıp geçiyorum. çünkü deliyiz. Cehennemi boylamayı göze almış olmanın rahatlığıyla hareket ediyoruz. Bu kadar çok yara. At. Hayati hakkında kendisinden daha çok şey biliyordum: Şebnem'e abayı yakmıştı. Aceleye lüzum yoktu. Suç artık cezalardan oluşan işleyişe direnmektir. İnsanlar birbirlerinin dertlerini kusur sayıyor. yaralarım hızla kabuk bağlıyor. Atom Bombacıyan’ın dili düğümlenmişi i. Ben bir katilim. Amerika gibiyim. Yılın ilk saatlerinde kendisine sordum: "Sizden sonra baba kim olacak.. Hapishanede idman yapan mahkumlarız. Bakanlığın Basın Müşaviri Fuat Atıf Tufa. dan diye indirir-sem. Halka silah. İnanın bana. Halbuki deliler kolay kolay şaşırmaz. Kaçış artık intihar teşebbüsü havası taşıyan bir vazgeçiş ve terk ediştir. insanın olgunlaşmasını engelleyen sistemdir. Onu ilk gördüğümde.. hem de varyetenin gazı kaçardı." "Tam anlayamadım. Kıza kesik bir çocuk daha vardı: Müntekim Gıcırbey. ihlal. Birey ise körkütük budalalığın bedenleşmiş halidir. Teknoloji aptalların kötülük yapmasını kolaylaştırmaya adanmıştır. şişlik ve morluğu birarada görmemişler. yolu kanalizasyona düşmüş süs balığı kadar şaşkın. Suç. Suç dünyasında rastlantılara sık rastlanır. hem çetede huysuzluk ve çözülme baş gösterirdi. Vicdan azabı dolu kabuslar ile adı konmamış hasretler arasındaki istikrarsız yolculuğum tam gaz sürüyor. Herifçioğlu. Uygarlık disiplini denen şey. ismiyle müsemma Nazım Izbandut'u taktım. Yedi hafta sonra. Fuat'ı halletme işini de Turgut Rulet'e verdim. At. Herkes silahlı. resmî kurum. Eğitim. her nefes bizi ölüme yaklaştırıyor. Harami tetikte. kör adamın kör köpeği gibi işe yaramazdı. Derken tepeyi kazasız belasız aştım. Güçsüz. bere. Silah tutmayı ona ben öğrettim. Gönül İşleri Bakanlığı'na müracaat etmiş ve avu-cunu yalamıştı. eğlence.] Vakit kaybetmeden kaçmalıyım. Ve paranın satın alamayacağı şeylerin dünyasına geri dönüyoruz. Mars'ta yürüse yerde 100 dolar bulur.tüyle balık yakalar. Yaşamak ya da ölmek umurumda değil. Fabrika ve gemiler yanıyor. kundaklama. Deliliğin Defansı] Hayati Tehlike'nin." "Yok. Garajdaki Harley Davidson'ı çalıştırdım. hatalarla dolu hayatımdaki en büyük hata idi. Kız onu Enver Paşa diye tanıyordu. İhlal artık gayri insani sınırların dışına çıkmaktır.kağıdı ve kağıt havlu. terör. Kendi kendime sırıttım: III. Yinede bir yetki karmaşası vardı." Mor on değilseniz. inşallah melek oğlum büyüdüğünde bana benzemez. Hiçbirini üretiliş amacına uygun kullanamıyorum. Trenle İstanbul'a geliyordu. holding. engerek dünürü. şahsiyetsizleşmeye varır. Sonra da Şebnemle buluşmayı denerim. hakikat aleyhtarlığıdır. Oyunu hızlandıracağım. pirenin ayağına gitmez [Abidin Dandini] Kötüler. Bakanlık Heyeti'ni temizlersem. pirenin ayağına gitmez. Okullar tatil. böyle bir gezegende iyi olunamayacağını bilirsiniz. Peşine. insanın kaybetmekte olduğu bir oyuna dönüştü. bir yer altı çarşısında leşi seriliydi. Fakat bu işi dolambaçlı yoldan çözecektim. İnsan hayatına değer vermiyorum. uyuşturucu ve sahte para dağıtacağım. uzaylıların akıl hastanesidir. Çünkü boyun eğişin ürünü olan hiçbir iyilik. bir çivi eksik olsa bu gavur krallık yıkılır. trende pataklanmasını emrettim. Kurallara uymak. Neptün Petunya." Suratı tarihî bir mezar taşı rengin-deydi. Yoksa şimdiye sırtıma yarım düzine delik açardı. iş. Aksi takdirde başkalarını da mortlatmak zorunda kalacağım. Zira. GİB'den tescilliydi. düşündünüz mü?" 413 "He. Ve özgürlükten kaçıyoruz.. Şimdiyse bir 'Şahit'. Çocuk çetin ceviz. delilik ve kaçışın sunduğundan başka bir özgürlük seçeneği yok. Turgut'u pa- 92 ." Bu cevaptan sonra. Nefret ettiğim tek seksi kadın. güvenlik. Beni idamlık bir cellat yapan ufak tefek kusurlarımı belki göz ardı eder? Şebnem. Ermişler gibi metropolden kaçıp tabiatla haşır neşir olmayı özendiren bir tek reklam göremezsiniz.

Tabancanın kabzasını biraz daha sıktı. Fakat ne yazık ki. Böylelikle. Neye uğradığını anlayamayan Hayati. Arka odada oynuyor. İçeri girdim. Oğlumun karşısına bu halde çıkmamalıyım. Hürriyet gazetesinin spor sayfası gibi karmakarışıktı.. "Hayati'nin suyu ısındı" dedim. seni çok seviyorum. O benim hayatımın kadını. saniyede 500 metre hızla alnıma yaklaşıyor! * -jc * 93 . kanımı benzin gibi tutuşturmuş! u. Tüm moleküllerim zaten hurdahaş.. Oysa beni vurmak üzereydi. Abidin Dandini. diken üstündeydim. Fuat ile Müntekim eski dostmuş meğer. 418 Leyla Kalahari." Abidin Dandini. bu yaptığın son hata olur. Hayvanat Bahçesi'ndeki malum hücumdan sonra. oğlum. Başımı çeviriyorum. 3 dakika önce.. Telefona bakayım derken az kalsın bir cipe tosluyordum. "Silahımı al. fakat Leyla daima birinci. intikam üçgeninde sıkışacaktı. şaşırtıcı bir sükunetle cesede bakıyordu." Abidin'in suratı dokuzu çeyrek geçiyordu. Yan yana ilerlerken cipin şoförüyle bakıştık." "Beni sen de anlamıyorsun. Şaşkın bakışlı oyuncaklar haricinde kimse yok." "Çocuğa zarar verirsen. Kendimi kartalın pençesinde uçan tavşan gibi hissediyordum"Beni vurursan.. "Bjrson sözündü. Benimse dünya babalık sıralamasında ilk 2 milyara girmem çok zor. Granada Gazinosu'nda şarkı söyleyen kuğu. Ecelin kozları güçlüydü. "Bak" deyip yırtık ceketimin yakasını araladım ve Colt'u gösterdim. Bukalemun'u azlettim. sakalı. merdivenlerden hızla inen Gerçek'in ayak seslerini ve "Baaabaaaaa!" diye haykırışını duyuyorum. Hulk'm tişörtü gibi parçalanmış. biliyorsun. Dünyanın bütün polislerini Beşiktaş rıhtımına yığabilirdi." Bağışla beni. Ezel Zelzele denen Özel Kalem Müdürü olacak çakalı. İki sakızı birbirine değdirmeden çiğnemek Bir adam hakkında." "Ufaklıkla bir sorunum yok" tabancayı bana doğrulttu "benim işim seninle. Ben hiçbir şey istemiyorum. Polisler de armut toplamıyordu.. Müntekim.. [AMBROSE BIERCE. diğerleri hep ikincilik için yarışıyorlar. değil mi?" "Bu bir tuzak soru mu.. Şimdi ölü bir sersem olacaksın. Gerçek'e Leyla bakıyor. Motosikletten indim. Olanları unutalım.. Abidin cidden kafayı yakmıştı.. Zelzele'nin gebermesi kimseyi ırgalamadı. Beş yaşında olmasına rağc 417 men bir yaşındaki bebek kadar korkusuz. meleği ikna ettiği nerede görülmüş?. öfkeli ağzıyla çelişiyordu. Saat 4'te" şeklinde bir mesaj yolladım.. Daha ziyade. Bıçak sırtında... "Nefes tüketerek zaman kazanamazsın Hayati. bıyığı farklı kafalardan derlenmişti. Şerif Şibumi. Mor gözlerim şişten kapanmış. Konuşarak halledebiliriz. tetiği çekti. Yine de çocuğa ihtiyacı olan himaye ve şefkati sunmayı deneyeceğim.. 1842-1914] Abidin Dandini'nin Rumeli Hisarüstü'ndeki villasının önünde motosikleti durdurdum. İnsan dostlarını seçemiyor. başka hatunlara da meyil verdim. Onun da yüzü yumruk izleriyle doluydu. Şebnem'e "Barbaros H. Saçı. Çocuğumu ver. Leyla'ya niyetimi çıtlattım: "Bombacıyan'ın tahtına oturacağım" dedim. Hiçbir babanın görmemesi gereken bir sahneye bakıyordum. kana susamış yeminli centilmenler tarafından kuşatılmıştı. katledilen Bakanlık Heyeti'nin. Zile bastım. Onun mandalina tozlarıyla bezeli ılık mermer yüzünü son bir kez görsem yeter. Kim bilir o benim hakkımda ne düşündü? Telefonum-daki isimsiz mesaj şuydu: "Abidin seni öldürmeye çalışıyor. Hayati.. çoğu dâhi kendini anlama yeteneğinden mahrumdur. nehir kurusa bile cesetsiz duramazsınız. "Çocuğu bırak!" "Sakin ol Hayati. Ne de olsa Leyla. Abidin Dandini kapıyı açtı. Kanunsuzluk da iç dünyamı zenginleştirmedi pek. öldüğünü bilmek yeterli olsa gerek." Başımı kapıdan içeri uzatarak seslendim: "Gerçeeek!" "Seni duyamaz. İzin ver gidelim " Bakanlık Heyeti'ni de sen katlettin değil mi? Gerçekten su katılmamış bir psikopatsın. Ilık ve müstehzi bir gülüşle "Hoş geldin. Dikenli tel yumağı çiğneyen bir canavar gibi sertçe yutkundum. Başından beri sersemin tekiydin. Medüz gölgesi gibi bir çocuk. içeri buyurmaz mısın?" "Hayır.414 ketleyip toprağa verdik. Giysilerim. Bombacıyan işi sana devredecek. çalman aşkının. Sen ve ben." Sertçe sordum: "Çöp kamyonundan düşmüş gibi mi görünüyorum?" Küstahlığımı anlamazdan geldiğini belirten bir yavaşlıkla "Yo.. Gerçek'i almaya geldim. Saniyeleri sayılıydı. öyle demek istemedim Hayati. Çocuk kor-kabilir. Geride.. Gerçek son derece sakin. Çünkü. 415 Ne diyordum? Cesetlerle dolu bir nehirde yüzmenin tadına vardınız mı. Gerçek. merdivenden inerken "Abidin yapma!" diye seslendi. Kenetlendiler." "Tevazu sana hiç yakışmıyor.. Masum Cici adlı seyyar bir cinayet çilingirine mıhlattım. Beş ay önce fotoğrafımı çektiği yere leşimi serebilirdi. Ben de şenliğin tadını çıkaracaktım." Abidin'in suratı." Leyla Kalahari. Şerif Şibumi de kandırılan kızının intikamını almak üzere Hayati'nin tepesine üşüşecekti. ■k ft * 416 Yavaşladım. Leyla Kalahari'yi gözünden vurdu! Ve namluyu tekrar hızla bana doğrulttu. biraz şey görünüyorsun. Odanın kapısını açıyorum. Eşkıyanın. Cartayı çekmek üzereydi. İşi bırakacağım zaten." "Geeerçeeek?" Koridorun sonundaki odadan herhangi bir cevap gelmiyor. "Pekala" diyerek geniş ve uzun hole girip ta en uçtaki odaya doğru yürüdüm. Bu tür düşünceler zihnimin mikserinde karışırken cep telefonumun mesaj sinyali öttü. Hayati'nin tabanına hangi sakızların yapıştığından beni haberdar ediyordu. Yola. İnsan bazı şeylerin farkına ancak son nefeste varabiliyor: "Gerçek. Evet. Duvarın tepesindeki kameraya el salladım. Paşa'nın yanında bekleyeceğim. sincaba fil tasması takmış olacaksın. Taraçaya çıktım. basamaklardan sırtüstü düştü. Jeri-cho 941'in mermisi. yoksa çocukla mı konuşuyorsun?" Ağzından uzaylı salyası akıyordu. Tıklatmak için elimi kaldırdığım anda. Sonra intikam ateşi kontrolsüz bir yangına dönüştü. iyi bir baba olamadım. Yaşlı gözleri. uyumlu bir ikiliyiz. Operasyonu biraz daha budaklandırmak için. "Gerçek'in ailesi biziz" dedim. benim hatalarımı tekrar edecek. Şebnem'in babası Şerif Şibumi forslu bir polis eskisiydi. kuvvetli ihtimaller eşliğinde çıkmıştım. Kanlı paçavralar içindeyim. Onu sakinleştirmem gerekecek muhtemelen. büyüdüğünde protokol gereği öz babasının değil. Halimi de yadırgamamış görünüyor. Hayati'yi Kubilay Bukalemun benim namıma izliyordu. "Lüks içinde yaşayan bir hortlak" diye düşündüm. "İndir silahı. Fuat. Bahçe kapısı açıldı." Namluyu görünce rahatladım. Abidin Dandini her an bir kalleşlik yapabilirdi. Hayati'yi takibe koyuldu. uçak kazası geçirmiş zombiye benziyorsun. Sen bir dâhisin Hayati. Ona derin bir muhabbet ve hürmet beslemiştim. Olaya bir de iyi tarafından bakmayı isterdim fakat. Abidin Dandini tek eliyle Gerçek'i belinden tutup kaldırmış ve diğer eliyle de çocuğun başına nakışlı Jericho'sunu dayamış! Donup kaldım.

Şebnem'e ilk yalanımı söylemiştim. tanışıyoruz." Ruhiye Ruhan [Müntekim Gıcırbey'in ev sahibesi]: "Bunun olacağını biliyordum.. öldükten sonra bile altı ay gülebiliyorlar" demişi i. umut ekip sevinç biçmek için elverişli bir arazi değildir. Mikrofon uzatılan kimselerin ekranda isimleri yazıyordu." Metanetli görünüyordu.. Asıl dert ile çektiğimiz acılar pek örtüş-mez. Ve çıktık. tüm yaralarım kapanıyordu. Grand Grave'in dokuzuncu katından düşmekle gelen şanstan yeterince kuşkulanmadım. Şakağını öptüm. gözlerimin araşma 5 santim kala durdu. Gerçek. Motosiklete sığıştık. Kıyısında yaşadığım kan gölünde Şebnemle mehtap sefası yapabilecek miydik? Karamelli dondurma rengi güvercinler. İsmail çok sevinecek!" Kader Güler-lnşallah'm Merter'deki dairesine vardık. binalar parıldadı.. Geri kalan herkesin sivil polis olduğundan şüpheleniyordum. Kozmostaki ahenge bedava bilet bulmuştum! Tam burada. Gerçek'e bir izahta bulunmak istiyordum fakat ne diyeceğimi bilemiyordum: "İyi misin?" Başını evet manasında salladı. sonsuzluk da insana ağır gelir. Ve konuşarak anlaşmayı imkansız kılan bir ittifak içindeydik. Sildim. Bahardan bir fırt çektim. Şebnem'i kaybetmek istemiyordum hepsi bu. Başkalarının hataları ve zaafları sayesinde başarı kazandım hep. deniz. Kanlı elimle oğlumun başını okşadım. Eşi görülmemiş bir biçimde hayatımı kurtarmıştı. Meçhule doğru hızla yol alırken. Bir keresinde babam. 94 . Oğlum ile sevgilimin belime dolanan elleri beni hayata bağlıyordu." Şebnem. Devletin nazik reddi. görünmez bir süpürgeyle bir o yana bir bu yana sürükleniyordu. Atatürk'ün doğduğu eve benzeyen bir kafeterya binasında sandviç yiyip meyve suyu içtik. ikindi turuna çıkmıştı. Gerçek'in telekineük gücü devredeydi. Fuat Atıf Tufa." Doğruyu söylerken tüm evren'in desteğini hissediyorum. Evimin önünde mahşer provası yapılıyordu. Şebnem'in gaileli gönlüne sığmıyordum. soğuk damgalı pula benzeyen bir fotoğrafım ekranın sağ üst köşesini süslüyordu. n'oldu size?" Kaza geçirdiğimi söyledim. Ve iskeleye devrilen anonim yolcuların arasında Şebnem'i gördüm. Onu kucağıma aldım. Şimdi hakikatin meteor yağmuru başlayacaktı. Hayat ile ölümün." Gözleri deniz faciası fotoğrafı gibi hem karmaşık hem durgundu. Saat 15:57'yi gösteriyordu. Saçları taradık. dünyadaki yerime ve hayattaki amacıma yaklaştığımı seziyordum. Yaylım ateşi başlarsa. İstanbul Emniyet Müdürlüğü'nden yapılan açıklamada. fakat böyle olacağını bilmiyordum. bu heykelleri yontmada nasıl bir işbölümü yaptıklarım hep merak etmişimdir. Leyla Kalahari'nin evinde. Öksüz yavrum. 1901-1968. Nefes alabilmek için intiharın eşiğinde durmam gerekiyordu. aşk ile intikamın. 1944'ten beri ayakta bekleyen Barbaros Hayrettin Paşa ve iki levendin yanında dikildik. Bir butikten giysi satın aldık. Saat 14:25'ti. Bir güzel yıkanıp paklandık. Gerçek'i motosikletin önüne oturttum. Damarlarımda bir galon adrenalin dolaşıyordu. yüzümdeki morluklara bakarak sordu: "Hayati Bey. Hıçkırarak ağlayan bir kadın sesi duydum. Kan tüneline dönen koridoru geçtik. Aşkı yitirme ihtimali. Yine de şansımızı deneyecektik. Şebnem arkada. Enseme dürbünlü tüfeklerin ardından bakan polislerin nazarı değebi-lirdi. Hayati Tehlike. Tehlike. Koşarak boynuma sarılan Gerçek'in burnu kanıyordu. Yola koyulduk. Kan dolan ağzında nar taneleri gibi parlayan dişlerini gösterip devrildi. Po420 lisler. Zira insanın kaybettiği ile bulduğu şeyin aynı olması imkansızdır." Haber metni okunurken. Bir hamlede Colt'u çekip Abidin'i sağ yanağından vurdum. Birazdan. Kader'e telefon ettim: "Bir maniniz yoksa.. Bu da oğlum Gerçek. Ihlamurdere Caddesi'ndeki Küçük Hamam'a gittik. Dandini'yle aynı organize suç örgütüne mensup olduğu bilinen Haya422 ti Tehlike'nin Arnavutköy'deki evinde ise eski aktör Onat Kaplan ile Müntekim Gıcırbey ve Fuat Atıf Tufa'ya ait olduğu belirlenen cesetler bulundu. Üsküdar İskelesi'nin çaprazında bir polis arabası gözüme ilişti. Beşiktaş Meydan Savaşı patlayabilir ya da Şebnem'in tasdikiyle ömrümde yeni bir sayfa açılabilirdi. kalbimin paslı turnikesinden geçecek miydi? Beklemek. Kader. önceki gün meydana gelen Abdülcabbar Turabi cinayetinin de bu yeni olaylarla ilgisi olabileceği kaydedildi. Ölüm tehlikesi. Mutfakta saklanan hizmetçi olsa gerekti. Canıma can katılabilirdi. tia? 419 Kainatın derinliklerinde yankılanan silah sesleri Aşkın tanımı yoktur. buğulu bir ifadeyle Gerçek'e gülümsedi: "Biz. Çoktan çivisi çıkmış dünyam. Kadın altı aylık hamileydi. cenaze levazımatçısmm kefen kreasyonuna daha bir yaklaştığımı tahmin etmeliydim. ben ve bir arkadaşım ziyaretinize geleceğiz?" "Şeref verirsiniz. televizyonda haber bülteni başladı: "Ünlü gangster Abidin Dandini ve birlikte yaşadığı Leyla Kalahari. 421 Meyve aromalı sevgilimin her adımı. Gerçek'in elini hafifçe sıktım. beni şifalı bir sarhoşluğa taşıyordu. Hayati Tehlike." Üçümüz de şaşırmak için fazla yorgunduk. "Adım. "Merhaba. Sahile paralel sokaklardan Beşiktaş'a doğru ilerliyorduk. ancak kanıtları vardır. Şebnem. Tertemiz giyindik. iki sakızı birbirine değdirmeden çiğneyebilmek beni gururlandırırdı. Doğrusu bunu hiç beklemiyordum. Yapraklar.. Güvenlik tedbir ve garantiden yalıtılmıştım. Rumeli Hisarüstü'nde öldürüldü... Gerçek ikimizin arasındaydı. heyet üyeleri katledilen Gönül İşleri Bakanlığı’nın basın müşaviriydi. Hoş geldiniz beş gittiniz derken. Motosikletle meydana indik. cinayet zanlısı olarak aranıyor. yani üvey babam "Zengin ve mı ulu insanlar. Sabah yataktan kalkarken uyanmayı unutmuş kalabalık. ayrılık ile kavuşmanın kesiştiği risk noktasmdaydım. Gerçek'i heykel ile aramda tutuyordum. mermiler ona değmesin diye. Yalanlarla lekelenmiş bozuk sicilim beni aşk oyununun dışına itiyordu. Çocukken. İnanarak söylenmiş yalanlar haricinde pek az doğru var.. Ali Hadi Bara [1906-1971] ile Zühtü Müridoğlu'nun [1906-1992]." İçli içli ağlayan kadın şok geçiriyordu. Yine de kainatın tasarımında kalbimi inciten bir şeyler vardı. Hangi musluğu açsam para akıyordu. Kocası ise doğurmak üzere gibiydi. melekler kadar güçlüydü. "Yavruma nasıl kıydılar!. olay yerlerinden canlı görüntüler aktarılıyor. Kainatın derinliklerinde silah sesleri ve aşk şarkıları yankılanıyordu. Barbaros Hayrettin Paşa'ydı. risk ve musibet kuşağındaydım. Şimdiyse. gafletin renkli köpüğüdür. Katlanılabilir ıstıraplar peşinde koşmamız bundandır. Hüzün şeklinde tezahür eden bir alerjiden mustariptim. canımdan olma ihtimalinden daha ölümcüldü. Güneşin voltajı yükseldi. arabalar. Aşkımın en canlı kanıtları ve en belagatli şahitleri cesetlerdi. Calvin Klein çamaşırların üstüne Gucci takım elbise giydikten sonra. alev almış kaplanlar gibi haşmetli görünüyordu. yeniden sallanmaya başlamıştı. [BENEDETTO BUSCETTA. Gözeneklerim açıldı.. Bu civarda bana güven aşılayan tek kişi.Fanilik de. Sevinçten. Aslında yakalanmaktan ya da öldürülmekten korkmuyordum. ölürsem sempati toplayabileceğimi umuyorum. Şebnem'i bana yasaklıyordu. Bu bir hayat-me-mat randevusuydu. Savaşmazsam Ayıp Olur\ Mermi. Silahı belime taktım. Aşk dediğin. Prenses beni sivri topuğuy-la ezebilir ya da öpücüğüyle kutsayabilirdi. cehennemdeki mezuniyet töreniydi. Havada dönüyordu. Reyhan Horanta [Fuat Atıf Tufa'nın annesi}: "Fuat harika bir çocuk. Size de öyle oluyor mu? "Şebnem'e merhaba de Gerçekçiğim.

hıçkırıklar eşliğinde kesik kesik akıyordu. Ve hiçbir şey güzel bitmez. şoke edici bir roman daha.. Tarih öğretmeni dilber Şebnem Şibumi. Ozan Taraz.. Korkut Üneli [Onat Kaplan'ın oyuncu arkadaşları]: "Kalp krizi diyorlar fakat buna inanmak zor. yalnızlık ve şiddetin ustaca harmanlandığı roman. Abdulcabbar.. Hediye Hüthüt. Dul gangster Hayati Tehlike. taş kesilmişler.." MURAT UYURKULAK İLETİŞİM 1427 ÇAĞDAŞ TÜRKÇE EDEBİYAT 201 ISBN-13: 978-975-05-07 M 1 9789750507144 Murat Menteş _ Korkma Ben Varım 95 . intikam." Dublörün Dilemması'nın yazarından komik. Ruhîye Hanım.. papağan Huduni." Gözlerine kan oturmuştu.Recai Gıcırbey [Müntekim Gıcırbey'in babası]: "Benim oğlum sağlam pabuçtu. cin Jajha. hızlı. dostluk. elleri dizlerinde. Mübeccel Ecel. Kader ve İsmail. Korkma Ben Varım'ın her sayfası sürprizlerle dolu. Ben sadece inceleme için buradayım. 423 Sesi titreyen Kader. Oysa insan hayatı tek ömre sığmaz. Abidin Dandini. olağanüstü bir enerji saçıyor. Uçan Kız. 424 r MİSAFİR SANATÇI ERSİN KARABULUT "Öldürdüğüm insanlarla iyi arkadaş olacağımızı düşünmüşümdür hep. korku." Şaşkın ve üzgünler. Atom Bombacıyan. kırık dökük gülümseyerek soruyor: "Ne içersiniz Hayati Bey? Çay. kahve? Arzu ederseniz yemek hazırlayayım?" "Kahve" diyorum. Başkalarının intikamını alarak hayatını kazanan Gıcırbey. Aşk. "zahmet olmazsa.. Öldürüldüğünü öğrenince yıkıldım. "Bu kitap karnaval sırasında başgösteren bir bombardımana benziyor." NandaMoyi [Fuat Atıf Tufa'nm Hint asıllı sevgilisi]: "Fuat'la görüşebilmek için Güney Afrika Cumhuriyeti'nden geldim... Katilinin derhal yakalanmasını istiyoruz. çaresizlik ve sarsaklık taşan bir ifadeyle bakıyorlar. Onunla evlenecektik. Mr." Gözyaşları. Spock. Şerif Şibumi [Eski Üsküdar Emniyet Müdürü]: "Yorum yok.. Teşekkür ederim. Gönül İşleri Bakanlığı'nda basın müşaviri dövüş ustası Fu. Sabrı Tomruk. Leyla Kalahari ve diğerleri. Padişah yorganları satıcısı Enver Paşa.. Durali Kuloğlu.." Ölümlü dünya şen şakrak dönüyor..

Master your semester with Scribd & The New York Times

Special offer for students: Only $4.99/month.

Master your semester with Scribd & The New York Times

Cancel anytime.