P. 1
Murat Menteş _ Korkma Ben Varım

Murat Menteş _ Korkma Ben Varım

|Views: 3,454|Likes:
Yayınlayan: Kadir Sırt

More info:

Published by: Kadir Sırt on Mar 31, 2012
Telif Hakkı:Attribution Non-commercial

Availability:

Read on Scribd mobile: iPhone, iPad and Android.
download as DOC, PDF, TXT or read online from Scribd
See more
See less

08/05/2013

pdf

text

original

Murat Menteş _ Korkma Ben Varım Murat Menteş _ Korkma Ben Varım KORKMA BEN VARIM MURAT MENTEŞ

MURAT MENTEŞ • Korkma Ben Varım MURAT MENTEŞ İstanbul'da doğdu. Bisiklet tamiriyle uğraştı, ufak tefek sihirbazlık numaraları öğrendi ve amatör olarak boksla ilgilendi. Yediği yumruklar dayanılmaz raddeye gelince, ringlere veda edip şiir yazmaya koyuldu. Yayınevi, dergi, gazete, televizyon gibi yayın kuruluşlarında çalıştı. Metin yazarlığı yaptı. Korkma Ben Varım, Dublörün Dilemması’ndan [2005, İletişim Yayınları] sonra ikinci romanı. İletişim Yayınları 1427 • Çağdaş Türkçe Edebiyat 201 ISBN-13: 978-97S-05-0714-4 © 2009 İletişim Yayıncılık A. Ş. 1. BASKI 2009, İstanbul KAPAK VE ÇİZGİ ÖYKÜ Ersin Karabulut UYGULAMA Hüsnü Abbas DÜZELTİ D.Üzgün BASKI ve CİLT Sena Ofset Litros Yolu 2. Matbaacılar Sitesi B Blok 6. Kat No. 4NB 7-9-11 Topkapı 34010 İstanbul Tel: 212.613 03 21 İletişim Yayınları Binbirdirek Meydanı Sokak İletişim Han No. 7 Cağaloğlu 34122 İstanbul Tel: 212.516 22 60-61-62 • Faks: 212.516 12 58 e-mail: iletisim@iletisim.com.tr • web: www.iletisim.com.tr MURAT MENTEŞ Korkma Ben Varım Misafir Sanatçı ERSİN KARABULUT İletişim

Bu kitapta anlatılan olayların hepsi gerçektir, fakat hiçbiri henüz cereyan etmemiştir.

İÇİNDEKİLER İki yarayı birleştiren yara.......................................................................................13 FU................................................................................................... ........................................19 Tabut filosu............................................................................................... .......................21 Telefonda nakavt............................................................................................. ............25 Ejderi boyamak......................................................................................... ....................27 Yirmi yıl sonra doğan ikiz kardeş.....................................................................31 Kayboluş seferi [Lalita Lal].................................................................................33

Adamın kılına zarar vermeden kellesini uçurmak................................34 Kudurmuş yamyamların çiğköfte partisi.....................................................37 Ankara'yı yüzerek geçmek...................................................................................40 Aptallar daima ömrünün baharındadır [Ezel Zelzele]........................43 Kılıcını baston olarak kullanan Samuray....................................................47 Senin emsallerin cennette gezer.....................................................................50 Nafile filinta.............................................................................................. .......................52 Korkma ben varım.............................................................................................. .........54 Kendini benim yerime kucakla..........................................................................56 Ceninin uçan tekmeleri [Reyhan Horanta]...............................................60 İçimdeki hayvan, içimdeki çocuğu yiyor....................................................65 Canavar sakızı ağzımda.......................................................................................... 68 Çiy tanesine çakılan jet uçağı [Turgut Rulet]........................................69 Katiller cinayetten sonra derin bir uyku çeker......................................73 İnançlarım gereği, bazı şeyleri tadında bırakıyorum..........................76 Tam anlamıyla eh [Mr. Spock / Korkut Üneli]......................................79 1970'lerde Allah bizimleydi [Mr. Spock/ Korkut Üneli]...............81 Korkut'un Mübeccel'e faydası yok [Mr. Spock / Korkut Üneli].........................................................................86 Sana dün Kocatepe'den bir baktım Aziz İstanbul................................92 Mortoları en iyi moruklar anlar.......................................................................101 "Sensiz gecelerde hep tabancayla uyurum".........................................109 GICIRBEY..................................................................................... ..................................117 Siperdeki zürafa.............................................................................................. ...........119 II. Abdülhamid, Sherlock Holmes vartasını nasıl atlattı? [Huduni]......................................................................................... .........................125 Sahibini omzuna konduran kuş [Huduni]................................................139 Erkeğin kalbine giden yola mayın döşemek [Kevser]....................141 Ecelin paratoneriyle toprağa iletilen yıldırım aşkı [Huduni]......144 Onun etlerini kanına doğrayacağım!..........................................................147 Gökyüzündeki bir kuşu köşeye kıstıramazsın......................................152 Mezardan şartlı tahliye........................................................................................15 5

1

Zorla denize sürüklenen kara kaplumbağası.......................................158 Ben, Mehmet Ağa'yı sarı çizmesinden tanırım [Recai Gıcırbey]........................................................................................ ........163 İntikam ittifakı............................................................................................. ..............168 Güzel kokmak sevaptır........................................................................................1 74 Bütün bitkiler şifalıdır [Ruhiye Ruhan].....................................................178 Arşimet Kanunu'nu yazsam yeniden..........................................................181 Dünya benden saklanabileceğin kadar büyük değil!......................186 Herkes hak ettiği cezayı bulsa dünya altüst olur.............................190 Gözyaşı tabancası......................................................................................... ...........196 Resmî romantizm...................................................................................... ...............197 Zamanda yolculuğa ömür yetmez................................................................198 Sevgilisini düşmanlarının arasından seçmek [Balkan Balkır]... 201 Laboratuardan kaçan virüs................................................................................204 Sır yalansa daha hızlı yayılır.............................................................................205 Ecelin uçurtması yükseliyor.............................................................................210 Kaderin elindeki ustura........................................................................................212 Peygamber'in kedisi [Nefertiti].....................................................................216 Kanla gargara [Abdülcabbar Turabi].........................................................220 Gözlem yapıp tahmin yumurtlayan robot.................................................225 Kafa kopunca tıraş biter.....................................................................................228 ŞİBUMİ.......................................................................................... ..................................233 Uzay gemisi şeklindeki bulutların altında...............................................235 Kupon karşılığı aşk................................................................................................. 239 Kurşungeçirmez yorgan.......................................................................................242 Sen cennete gidince, cennet daha güzel bir yer olacak..............247 Tuhaf adamlar, acayip koşullarda lazım olabilir.................................252 Korkma ben varım - II [Leyla Kalahari]....................................................256 Öyle aptalca ki, kızların aklını başından alıyor...................................260 "Siz hiç sabunluyken ağladınız mı?"..........................................................263 Süpermen'le aynı berbere giden garsonlar............................................267

Kumruyla burun buruna gelen uskumru..................................................269 Uyuşuklar yardımseverdir, asalaklar sıcakkanlı, dalkavuklar alıngan....................................273 Azrail'in karşısında sakız çiğnenmez........................................................281 Her polisin içinde, tutuklaması gereken bir suçlu vardır [Şerif Şibumi]........................................................................................... ...........288 Yeryüzüne serilen palto.......................................................................................293 EK: Müntekim Gıcırbey'in okunmamış mektuplarından birkaçı...................................................294 Alevleri görmezden gelerek yangını söndüremeyiz..........................294 Aşktan kaçış varsa bile kurtuluş yoktur.................................................297 Kalbin darmadağın olunca, kafan da karışır.........................................299 Rüyanda başrolde değilsen, kabus görüyorsun demektir...........301 Yalnızlık deliliğin hammaddesidir.................................................................303 TEHLİKE....................................................................................... ...................................305 Bu dünyaya yaşamaya gelmedim.................................................................307 Kainat kestirmelerle doludur...........................................................................309 Kardanadam katliamı........................................................................................... .315 Sen cehenneme gidince, cehennem daha kötü bir yer olacak...........................................................315 Uzayda her namlu tetiğin emrinde...............................................................321 Atom Karınca Duası [Atom Bombacıyan]..............................................329 Damadın son yolculuğu........................................................................................ 333 Kabus görürken hayal kuramazsın...............................................................334 Gaipten gelen ıvır zıvır..........................................................................................342 İncele incele iltifata dönüşen hakaretler................................................343 Aptal gibi görünmeyi göze alırsan, mucizeleri ucuz atlatırsın..346 Bütün günahlar para kaybettirir....................................................................349 Hayaletin kaza sonucu ölümü.........................................................................351 Rodeo yapan terli cüce palyaço....................................................................356 Yalanlarla bir yerlere gidebilirsin fakat geri dönemezsin............359 Babam, havadaki uçurtmayı nasıl satın aldı? [Gerçek Tehlike].......................................................................................... .....362 Gökkuşağının üstünden geçen balon [Neptün Petunya].............366

2

Yılan ile oğlağın telefon konuşması............................................................371 Bir şapkayı beğenince kafana çiviyle çakıyor musun?.................376 Godzilla diyeti............................................................................................... ..............379 İstikbal zamanın dışındadır...............................................................................381 Hayvanat bahçesinde insan avı.....................................................................384 Baharı müjdeleyen polis helikopteri...........................................................389 Fatiha ruhun gıdasıdır.......................................................................................... .393 Otuz yaşındaki bebek............................................................................................3 96 Tamir edilirken buharlaşan gemi...................................................................404 Şampiyon Ninja'nın rekor denemesi...........................................................405 At, pirenin ayağına gitmez.................................................................................411 İki sakızı birbirine değdirmeden çiğnemek............................................416 Kainatın derinliklerinde yankılanan silah sesleri...............................420 Katmerli zakkumların üzerine tükürdükten sonra... [Eduardo Mendoza] ... katillere özgü kendini beğenmişlikle çekti silahını [Daniel Pennac] ve şarjörü boşaltıncaya kadar ateş etti. [Amelie Nothomb] İki Yarayı Birleştiren Yara Ölümden korkuyorduk, çünkü insandık, [JERZY KOSINSKI, 1933-1991] Bengal kaplanı, sevgilime yiyecekmiş gibi bakıyordu. Esneyen kaplana dublaj yapıyorum: "Voarg, güzelliğiniz dişlerimi kamaştırıyor küçük hanım." Şebnem'in, gülümsediğinde 'U' harfine benzeyen ağzı, yanaklarında beliren parantezlerin içinde kalıyor. Gökyüzünde dolunayı andıran, pudralı bir kış güneşi. İki cihan aşkım Şebnem'in jelibon dudaklarının arasından çıkan buhar, bana hayatın özü, özeti gibi görünüyor. Nefesi, ancak rüyalarda işitilebilecek türde bir ninni. Parmaklarının muzlu gofret zarafeti beni mayıştırıyor. Gri, yeşil ve mavi karışımı, kestane irisi gözlerinde 'patlayan şeker' kıvılcımları. Soyulmuş elmadan yontulmuş bir yüz. Burnunun üstünden geçerek yanaklarını birleştiren çiçek tozu çiller, kanatları açık bir kelebek etkisi uyandırıyor. Saçları, gül şerbetiy-le boyanmış kızıl ipek. Aşk insanın sadece psikolojisini ve kimyasını değil; tarihini, müziğini, coğrafyasını, edebiyatını, fiziğini, beslenme çantasının içindekileri, hayat bilgisini de değiştiriyor. Büyük dedem, zamanında, bir dilberin aşkından aklını kaçırmış, sonra da İstiklal Harbi'ne katılıp şehit olmuş. Şebnem'e bakınca, damarlarımdan bir çılgınlık akımının geçtiğini hissediyorum. Kaplan departmanından akbaba kafeslerine yöneliyoruz. Burası, şehir merkezinin uzağında, kocaman bir hayvanat bahçesi. Teleferikle tepeye çıkıyor, sonra aşağı doğru geze toza iniyorsunuz. Ağaçlara yerleştirilmiş hoparlörlerden Loituma'nm levan Polkka şarkısı yayılıyor. Kabanımın cebindeki mücevher kutucuğunu yokluyorum. Evlenme teklif etmek amma zor iş. Teleferikte baş başayken,

içimden binlerce kez "Evlen benimle Şebnem" deyip cebimdeki kutuyla oynadım. Boşuna. Kaplanın huzurunda da yeterince konsantre olamadım. Akbaba kafesinin önü, hayırlı bir iş teklifi için pek ideal bir yer sayılmaz, haksız mıyım? Rakunlar, develer, tavuslar, yaban domuzları, ayılar, goriller, tavşanlar, foklar, aslanlar, midilliler, tilkiler, flamingolar, gergedanlar, lamalar, zebralar, kurtlar, papağanlar, kangurular... Hiçbiri, tarihî bir an'a tanıklık etmeye hazır görünmüyordu. Hayvancağızlar zaten mahpusluktan akıllarını oynatmışlar, bana tezahürat yapacak mecalleri yok. Yağmurun baskınına uğradık. Gürül gürül yağıyor. "Hemen bir gemi bulup hayvanları toplasam iyi olacak" diyorum. Şebnem şakır şakır gülüyor. Bir sarayın tavanından sarkan ve pervane gibi fırıl fırıl dönen kristal avizeler düşünün. Yağmur, etraftaki tek tük ziyaretçileri adeta siliyor; görevliler de dahil herkes kantine doğru koşarak kayboluyor. Hayvancıklar da kuytulara, köşelere sığmıyorlar. Biz, alçacık bir duvardan dışarı sarkan salkımsöğüde yanaşıyoruz. 11 Duvarın öbür tarafında bir grup penguen, yarışma jürisi gibi toplanmış bize bakıyorlar. Yolun üzerinden renkli bir yağ akıyor. Hayal ile rüya arasındaki mahmur boşluktayız. Hızlanan yağmurun şakırtısından güçlükle duyulan şarkı, kulağımdan içeri neşe sızdırıyor. Cebimdeki kutudan yüzüğü alıp avucumda saklarken "Mikail, göğün soğuk su musluğunu gene sonuna kadar açtı" diye söyleniyorum. Şebnem'den şimşek güzelliğinde bir kahkaha. Terk edilmiş bir okyanusta baş başa kalmış iki balık gibi sarhoşuz. Tek taşlı pırlanta yüzüğü, özenle tutarak Şebnem'e uzatıyorum: "Sana sırılsıklam âşığım Şebnem, benimle evlenir misin?" Müstakbel gelinimin yüzünde göz kamaştırıcı bir gülücük beliriyor. Şeffaf elini yavaşça kaldırıyor. Tam o anda, başparmağımla işaretparmağım arasındaki yüzüğün içinden bir mermi geçiyor! Vınnn! Sırtından vurulan bir penguen, nar taneleri saçarak infilak ediyor! Bum! Silahlı iki adam, yokuşun başından bize doğru koşuyor! Niyetleri ciddi, her hallerinden belli. Derhal, Şebnem'in bileğini kavrıyorum, var gücümüzle kaçıyoruz. Duvarın bitiminden sola dönüyoruz. insan ile tabiat, gene ayrı dillerden konuşuyorlar: Mermiler, yağmurun içinde metalik ve yatay bir başka yağmur olup yağıyor. Tam anlamıyla nefes kesici... Titreyen bir göledin kıyısında kıpırdamadan poz veren, gözü yaşlı Nü timsahının kuyruğundan bir kurşun sekiyor. Başını paçavra bulutlara gömmüş zürafa boynundan, yüksek kafesindeki tünekte pusmuş olan kaya kartalı göğsünden vuruluyor! Güzelim postunda siyah bir delik açılan Iran leoparı yana devriliyor! 15 Dünyanın dört bir yanından getirilerek burada hapsedilmiş tüm hayvanlar feryat figan ediyor. Havuzun üzerindeki ahşap köprüden geçerken, kırmızı gagalı siyah kuğular bize acıyarak bakıyorlar. "Burada kurda kuşa yem olacağız" diye düşünüyorum. Sürüngen akvaryumlarının sağlı sollu sıralandığı ışıklı, sıcak bir tünelden geçiyoruz. Ardımızdaki maratoncu katiller, akvaryumlara kurşun delikleri açarak koşturuyorlar. İguanalar, bukalemunlar, çıngıraklıyılanlar... hiç istiflerini bozmuyorlar. Galiba hepsi sağır. Tünelden fırlayıp yağmura daldığımız anda sağ omzumu sıyırıyor bir mermi ve gök gürlüyor. Gövdeleri, yağmuru sünger gibi emen devekuşlarının saçaklı kirpikleriyle gıdıklanarak, kafesle duvar arasındaki daracık

3

. diğeri ona yerdeki ıslak ayak izlerimizi işaret ediyor. Maymunlar.boşluğu aşıyoruz. Son gördüğüm şey.. Gezegenin kıyısına iliştirilmiş. kocaman bitkilerin kollarına atılıyoruz. Üstünde 'LÜTFEN SESSİZ OLUNUZ' yazılı bir tabela bulunan ahşap kapıdan içeri giriyoruz." Üstat Şair Selman Elma: "Çirkin maskeler takmışlardı. "Bizi vurdular" diyor Şeyh Dalyan." Ayaklarımı Hint Okyanusu'na uzatmış yatıyordum. Cüce maymunların ocağına düşmüştük. sessizce "Seni seviyorum" derken. Önümüzdeki dikdörtgen levhaya takılıyor gözüm: 'CÜCE MAYMUNLAR GALERİSİ'. Maymunlarla birlikte ben de kapıdan giren tabancalı iki adama bakıyorum. kilden bir heykel. Korlaşmış bir demir topağı deldi geçti gözümü. Arada albatroslar kayıyor. "Rüyasında 22 aksakallı dedeyi birarada görmek de ilk bana nasip oldu herhalde" deyip toplantıyı açıyorum. pırlanta yüzüğü parmağına takıyorum." İslam Tarihi Uzmanı İrfan Bey: "Yanlışınız var aziz dostum. kurumaya bırakılmış. öfkeden aklını kaçırmış bir adam vardı. sörfçülerin bizim Bakanlık Heyeti azaları olduğunu fark ediyorum. ipini koparmış bir kukla gibiydim. Fişekli poyrazın güttüğü katran. Şemsiye büyüklüğündeki yaprakların arkasına saklanıyoruz. Tabii felaket ve spor.. Ellerinde makinalı tüfeklerle toplantı salonuna daldılar!. Daha önce görmediğim türden. bir deniz canavarının tırnak izine benzeyen. Şebnem aşk coşkusu ve ölüm korkusuyla şoklanmış halde fısıldıyor: "Sevgilim. alt dişlerimi. yüksek mi yüksek tavandaki koridorlarla birbirine bağlanıyor. Kare bir holde buluyoruz kendimizi. Durban'ın Umtata bölgesinde. Bir avuç kurşun çenemi. Karşımızda bir kapı daha. Açıyorum. 1(» Galerinin kapısı. hangi rüyada görülmüş?! Hatip Halilullah Efendi: "Ben tam sol gözümden vuruldum Fu. Kan da kulaklarınızdan fışkırdı!" Halilullah Efendi itiraz ediyor: "Yahu kurşunu nereme yediğimi bilmez miyim mirim? Gözüm patladı diyorum size. Okyanus. Bu cübbeli. Kâdiriyye Tarikatı'nın Şeyhi Dalyan Efendi açılışı besmeleyle tazeliyor." "Rüya mı?" Her zamanki zinde sükunetleri.." Hac Rekortmeni Seyyah Sadık Bey: "Yahu ne muzu. denizin dibinde birçok balıktan daha çok zaman geçirmişliğim var!" diye çıkışıyor... Balıkların üzerinde pamuk topağı bulutlar. gözlerimi koruyan aynalı gözlük ve dizlerime inen bermuda şort ile. 1655-1730. ellerini kafeslerden uzatarak. peşimizdekilere bulunduğumuz yeri gösteriyorlar. Dalgalara teyellenmiş insanlar görünüyor.. Açıklarda beliren dev dalgalar çığ gibi büyüyerek hızla kıyıya yaklaşıyor. Bazıları.. ense yaparak ıssızlığa mukayyet olan bir korkuluk. bir Afrika belgeselinin ortasındayız.. bildiğimiz ağaçlara hiç benzemeyen. Gözlerinden naylon ip gibi yaşlar iniyor. Şebnem'in otel sabunu gibi küçük kulağına. sirkteki disiplin de yoktu. dileklerin çabuk gerçekleşir" diyerek olduğu yere oturuyor.." Müfessir Enes Efendi: "En önde siyah takım elbiseli. tepedeki kanallardan geçerek. Maymunlar gözlerini bize dikiyorlar.... Biraz daha yakına geldiklerinde. vahşice bir işgüzarlıkla bizi gammazlıyorlar: Çığlık çığlığa zıplayıp. Benim tam karşımda. omzumdan akan kana parmak uçlarıyla hafifçe dokunuyor. Evrensel Vesvese] Eski bir Çin atasözü der ki "Kıyıya vuran ejderha. Hayvanat bahçesinde. Koy'u toplantı masası gibi kullanıyor." Mevlevi Yahya Efendi: "Kurşunlar gövdemize saplanırken güçbela. gümrük polisi ağzıyla ho-murdanıyorum: "Ne işiniz var burada?!" "Sakin ol Fu" diyor Şazeliyye Şeyhi Oruç Bey. Kurşunlar sol gözünüze değil sol kulağınıza doldu. Şubat güneşi derimi. "Ben iyiyim.. fil çiftesi yemiş gibi fırlıyorum. Ruhuma yayılan esenlik.. Saydam masamızın içinde rengarenk balıklar yüzüyor. Biri gözleriyle etrafı tararken.. Son sözlerimi söylememin vakti geçmek üzere. "Nasıl?!" Hafız Behzat Efendi: "İkindiden sonra oturmuş hoşbeş ediyorduk. Bu tsunami sahnesi karşısında donakalıyorum. bu adamlar bizi öldürecek!" Son sözlerime şerh düşüyorum: "KORKMA BEN VARIM!" 17 Tabut filosu Okyanus da nihayetinde balıkların çişi değil midir? [WANG VVEIHUI. afet ve eğlence. sizleri sormalı?" Bayramiyye Tarikatı'nın yeni lideri Şeyh Musa muzip bir gülümsemeyle "Sırlarını saklarsan. Tabutların üzerinde dikilmiş pir-i faniler kıyıya çıkacakken. ne 23 karpuzu? Kanımız tutkal gibi aktı! Halat olup kolumuzu bağladı.. apardı canımızı." Siyami Bey: "Avazı çıktığı kadar 'Bilmem n'aparım böyle aşkın ızdırabını!' diye bağırdı. kemiklerimi kalaylıyordu.. Vuvvvvvvv!!! Foşşşşşşş!!! n Deniz birdenbire volkanik bir buzdağı gibi patlıyor! Yattığım yerden. uğursuz bir gıcırtıyla aralanıyor." Aklım başımdan gidiyor: "Öldünüz mü?! Hepiniz mi?" Başlarını "evet" anlamında hafifçe sallıyorlar. Şebnem de ben de soluk soluğayız. Kimsecikler yoktu. boynumuza dolandı. minyatür bir koy'un ucundaydım." Onlar böyle pingpong maçı yapar gibi parça parça konuştukça. göstermelik bir hayat belirtisi. gönlümü sarmalayan vecd. sakallı ihtiyarların Hint Okyanusu'nda işi ne? Dalgalar tuhaf bir biçimde yatışıyor. bir evliya kabristanı kadar sessizdi. içimi kaplayan huşu. Afallıyorum: "Ne?" Yeseviyye Şeyhi Mazhar Baba şahadet parmağıyla meclistekileri işaret ederek görünmez bir daire çiziyor: "Hepimiz öldük. deminden beri çocuklar gibi fısıldaşıp didiştiği Filozof Feridun Bey'e nedense "Sen ne diyorsun be Freud? Benim. çevresinde yerlerimizi alıyoruz. Çift kişilikli tabiat aniden durulup dinginleşiyor. sadece sıyrık" deyip gülümsüyorum.. sudan masamızın öbür ucunda Eşrefiyye Şeyhi Allah Dostu Muhsin Efendi sandal ya da sandalye işlevi gören tabutuna bağdaş kurmuş." Müderris İdris Efendi: "Hepimiz anında birer kan fıskiyesine döndük! Muz beyazı salona karpuz tozu püskürüyordu sanki. Güney Afrika'da. hamsilerin maskarası olur. Sörf tahtası yerine tabutlara binmişler! Şoktayım. ben de kafamı bir o yana bir bu yana çeviriyordum. Kainatta çıt yoktu. "bu bir rüya. Berbat haldeydik. ormandaki hiyerarşi de. kulağı nereden çekip çıkardınız?" 4 . çalkantılı tebessümleri ve itimatlı kıpırtılarıyla tabutlardan inip koy'un etrafında sıralanıyorlar. yarım yamalak şahadet getirdik. Şebnem. tehlike ve beden terbiyesi.. Böyle tafsilatlı dehşet." Bayılmak üzereyim. Yaz tatili iznimi kışın kullanırım. Melami Şeyhi Ruşen Ali Bey: "Mermiler dolu gibi yağmaya başladı!. arkadaşlarını çağırıyorlar. Müstakil tel kafesler. Bektaşi Şeyhi Siyami Bey. Sörf yapıyorlar. boğdu bizi!" Alevî Dedesi Saz Âşığı Reşat Bey: "Azrail'in yönettiği bir tufan gibiydi. dilimi paramparça etti!. havai fişek gibi patlayan kıvılcımlı kanımdı!. Nakşibendiyye Şeyhi Ulvi Efendi hatırımı soruyor: "Nasılsın Fu?" "Elhamdülillah." Oruç Bey: "Yedi kişiydiler.

. ingiltere ve Hollanda'da rastlayabileceğin en güzel kızdır" diyerek bana elindeki fotoğrafı gösteriyordu: "İşte benim güzel Nanda'm. koridorda karşıma çıkıp polis rozeti gibi yüzüme tutuyor Nanda'nın fotoğrafını: "Rica ederim ona dikkatli bakın!. Heyetin yarın orada olmasını engellemelisiniz! "Fuat Bey. Ellerimi ağzımın kenarlarında birleştirdim ve nihayet haykırdım: "Bütün bunlar ne zaman olduuuuu?!" Kıyıya en yakın tabutun kapağı açıldı." Kaç gündür rüyalarımda. Şazeliyye Şeyhi Oruç Bey bana dönerek ayağa kalktı ve sesi yüzümde şimşek gibi sakladı: "YARIN!" Telefonda nakavt Elope Hotel'e kadar doping testinden kaçan bir at gibi koştum. Bakanlık Heyeti'ne saldırı düzenlenecek!" "Saldırı mı." cepli kefen kostümüyle dolaşan arsız hayalet. fakat rica ederim Bakanlık Heyeti'ni koruyun. Hindistan. gövdemin içinde dönüp duran soru şuydu: "Bütün bunlar ne zaman oldu?! Bütün bunlar ne zaman oldu?! Bütün bunlar ne zaman oldu?!.." "Ezel Bey anlatamadım.." Merdiven çıkarken birdenbire tepemde kahverengi kanatlarını açmış dev bir kumru: "Nanda ile Fu! Güney yarımkürenin en görkemli çifti. kafamın.. Aman Allah'ım! Kıpkırmızı. muazzam beyninize değen kurşunlar sizi aldanışa sevk ediyor. anlayamadığım birşeyler söyleye söyleye bir bir tabutlara girdiler! Felç olmuştum. O arada zât-ı şahanenizi temaşa etmekteydim. iki hayat arkadaşı. Muhtemelen beş sene öncesine aitti." Restoranın eşiğinde Nanda'nın fotoğrafıyla göz göze geliyorum...dit dit dit dıııııt . Güney Afrika. Müdür Bey. Güney Afrika'ya kim ihbar etti?" "Bakanlık Heyeti.. kan iki kulaktan birden şorladı..." İrfan Bey: "Sen ne biçim eşref-i mahlukatsın! İnatta ısrar ediyorsun?. gökten Nanda'nın fotoğrafları yağıyor.. "Çok yüce gönüllüsünüz Bay Moyi. Muhtemeldir ki. Sadece o aşağıdan çekilmiş. ağzımın.. güvenli bir yerde tutun. En azından Heyet'e durumu açıklayın. Heyet'e kim saldıracak?" "Kim olduklarını bilmiyorum... şişko bulutları andıran çuvallardan fotoğraflar saçıyor! Kolumda bir kıpırtı. n'olur bana inanın Ezel Bey!" "Yarın gerçekleşeceğini söylediğiniz saldırıp nasıl haber aldınız?" "Bunu izah etmem biraz zor." "Yedi kişi mi?" "Evet. Bakanın cep telefonu kapsama alanının dışında. Ne dersiniz Bay Fu?" Plaj terliği gibi bir dil gerektiren Hint aksanıyla "Nanda" dedikçe. kurşunlar sol kulaktan girdi. bu acil bir durum! Yarın heyet üyelerini güvenli bir yere nakletmeniz gerekiyor! Onları bakanlık binasından uzak tutmalısınız!" Özel kalem müdürünün keyfi gıcırdı. benim gözüm. Bay Moyi et derdinde. Yarın ikindiden sonra.. biz burada dururken size." "Hint Zengini. fakat yanılıyor olsam bile tedbir almaya değmez mi sizce?" "Olabilir tabii.] Eskinin eskisi bir Çin atasözü "iktidarsızların vicdanı.. Ezel Bey. Ona göre.. Evet.. kızınız hakikaten pek şeker.. Elope Hotel'e yerleştiğim gün beni gözüne kestirdi." "Yo. Ejderi boyamak Ben can derdindeydim." dedikçe. Sonunda.... Kulak diyorum.. kader beni buralara kadar boş yere sürüklemiş olamazdı.. önce nefesini düzenle" der. Emniyet güçleri yarın da iş başında olacak. Şimdi kapatmalıyım. "Nanda. iradesizlerin şuuru yoktur" buyurur. Türk olduğumu duyunca çok sevindi. evlilik fikrinden çok uzağım." Halilullah Efendi "Göz.dit dit dit dıııııt .. 5 . babasının söylediği gibi kız onyedi yaşındaysa. lütfen." "Tamam. Asansörün kapısı aralanıyor: "Kızım ve siz. Avami bir alaycılıkla öttü: "Siz şu anda Güney Afrika Cumhuriyeti'nde değil misiniz?" "Evet efendim.. Fuat Atıf Tufa. ne münasebet?" "Evet. Bir türlü telaffuz edemediğim. İrfan Bey "Kulak.. ne romantik!." "Meraklanmayın. Ne kımıldayabiliyor ne de ses çıkarabiliyordum. Nanda ile evlenerek hayat maceramı 'renklendirmeliydim'. demirden 'D' harfleri dökülüyordu." "Rüyanızda mı gördünüz?" "Biliyorum. Nasıl desem. Heyet'e saldırılacağını nereden çıkarıyorsunuz? Bir kabile büyücüsü mü söyledi?" "Hayır. Lobide pusuya yatmış olan otel sahibi "Hint Zengini" Gamaka Moyi. lütfen bana inanın. Yani Türkiye saatiyle 15:00-16:00 sularında!" "Neler söylüyorsunuz Fuat Bey?" "Bakın. imparatorluk orduları birbirini kesip biçiyor ya da balinaları mızraklıyorlardı sanki. Ankara'yı uyarmalıydım. özel kalem müdürüne ulaştım... duvağı açılmamış bir gelinlik içinde Nanda!. iki genç. Heyet üyelerine tahsis edilen salon cevap vermiyor.. Sayın Tufa?" "Ezel Bey. sakin olun. anlamıyorsunuz.." "Peki. Denizin dibinde. anlaması.. uluslararası ilişkilerle gönül ilişkilerini harman edeceksiniz. Fakat ben. bizim ihtiyarlar işitemediğim. inanması zor. Onyedi yaşındaki kızı Nanda için beyaz tenli ve Müslüman bir damat arıyordu. Kabus görmüşsünüz. Yukarı bakıyorum: Bay Moyi bir helikopterde. çirkin ve esmer cimcimenin fotoğrafı. Tabii.. sol kulak. Ezel Bey. Rüyamda gördüm. Yâ Rabbim." "Öyle mi? Sizin rüyanıza göre program yapmamızı istiyorsunuz. Basın müşavirliğinde kimse yok.." "Şaka mı yapıyorsunuz?" 26 "Hayır. Bir hafta önce. Rüya. yalvarırım bu tedbiri alın." İhtiyarların girdiği tabutlar kanlı denizde yavaş yavaş yüzmeye başlamıştı.." İşin doğrusu Nanda'yı hiç görmemiştim." Özel Kalem Müdürü'nün sesinden ezelî rakibini nakavt eden bir boksörün zafer narasındaki haz yansıyordu: "Anladığımdan emin olabilirsiniz Fuat Bey..dit dit dit dıııııt . sanırım Afrika'nın sıcağı sizi biraz etkilemiş. sol gözüm!.dit dit dit dıııııt. çok mühim bir mesele için aradım sizi. Hint Okyanusu vişne reçeli kazanı gibi kıpkırmızı kaynıyordu. Bay Moyi'nin Hindi sesi: "İki Müslüman. Yanlış mı anlamışım. Fonda.İrfan Bey kendinden emin: "Ben sizden handiyse beş saniye sonra kurşunlandım." Bakanlık Heyeti'nin konuşmalarını artık uğultu halinde duymaya başlamıştım. "Ezel Bey?" 25 "Buyurun?" "Ben. bayramlık ağzını açıp düğünlük tngilizcesiyle sordu: "Teklifimi düşündünüz mü Bay Fu?" "Derhal telefon etmeliyim Bay Moyi!" Bakanlığın numarasını çevirdim." "Onların haberi var mı yani?" "Sanmıyorum. ağzından nal gibi.. Derken.. Yine de açıklamayı deneseniz Fuat Bey? Yani bu komployu. karabasana dönüşmüştü. fakat yedi kişiler. Eski bir Çin atasözü "Nefsini terbiye etme kararındaysan. söyler misiniz." [Dit dit dit dınııt .. Masa olarak kullandığımız küçük koydaki berrak su kızılcık şerbeti gibi kırmızıya dönmüştü.

Dick de pilotun yirmi sene sonra doğmuş ikizi gibiydi." "Yapmayın lütfen. adıma bir bilet ayırtabileceğim. kendini ünlü yazarın adaşı ilan etmişti. sarı. merak ettim. Şoför. Tel-Aviv'de akrabaları falan varmış. "ülkemdeki herkes bana kısaca 'Fu' der." "Hangi ülkedensiniz peki?" "Türkiye. Eski Çin'de bir söz vardır: "Yabancı topraklarda. Pilotun yaşı.. [LINYUTANG] Bir elimde kibrit kutusu kadar bavulum. işte. Pilot. Ne taşıyordu acaba? Cüceler için fincan mı? Bu kanatlı." Ben de kollarımı açtım. görevli kızdan havaalanının telefonunu istemiştim. nerede?" "Bir bakanlıkta. Hemen harekete geçersek." Yükümüzün postal olduğunu öğrenince biraz şaşırdım. değil mi?" Karşılık vermedim.. Hapishane hastanesinde ameliyata alınan bir idam mahkumu gibi dehşet içindeydim. sarılmak ister gibi kollarını açtı pilot. Dönüp baktım. "Benim de.Nanda'yla görüşmeden yola koyulacaktım. arabasında sessizlik istemiyordu: "Ne iş yapıyorsunuz?" "Basın müşaviriyim." Minyatür bir bavuldan ibaret olan yükümü kapıp çıktım... Otelin bahçe kapısının karşısında dizilmiş. mavi. Ülkenizde nüfus mu fazla. bir gecekonduydu sanki. tonton bir kadındı. Sonunda havalandık." "Biraz kafam karıştı" dedi. demir kuş. Ankara yolcularıyla dolu uçak havalanıyor. normal şartlarda asla 6 . kızı için seçtiği bir Türk'ten söz ediyor herkes." "Haydi. Üstelik. Havaalanında beni avlayan adam ise otuzbeşinde filandı. Lafı yokuşa sürdüm: "Ne dediniz?" "Hangi bakanlıkta çalıştığınızı sordum efendim?" "Gönül işleri Bakanlığı. ikisi de maden işçilerini andırıyordu. bilir misin?" "Nerden bileyim?" "Ejderi boyasan da derisini boyarsın. O da bana.. sen de oynarsın" dedi bir ses. 350 verdim. bir an sizi o sandım. Konuyu değiştirdim: "Biraz hızlı sürebilir misiniz?" "Bu yolda hız limiti saatte 50 mil efendim. Vay canına! Bu besbelli Bay Moyi'nin işiydi. yedek yolcu listesine kaydettirdim. pembe. "Memnun oldum Allan. size iki villa ve bir düzine otomobil vereceğini. Bütün mesele duygularla ilgili. partal bir kartal. harika. "Takma kafana ahbap. mükemmel seyyah.. siyah. Uçan halı üzerine inşa edilmiş bir köpek kulübesi. fakat lavabo beyazı dişleri. kapıların da gözü vardır. kamuyu da bilgilendirmişti. uçağınızın kalkmasına neredeyse üç saat var. Yahudi'ymiş. Uçağı görünce fikrim değişti: Kocatepe Camii'nde cenaze namazım kılınabilirdi. beyaz. Saat 17:30 olmuştu. Pilot birden üstümü aramaya başladı." "Turist misiniz?" "Yo. Arkalarından kahveyi döküyorum. Edgar Poe" deyip neşeyle elini uzattı. tahminen ellibeşti. Uçakta." deyip el sallayarak kendimi dışarı attım. Sualtı aksanıyla: "Ne tarafa bayım?" "Havaalanına. ihtiyar katırı ürkütmesem iyi olacaktı." "İkisi de aynı şey değil mi efendim?" "Hayır dostum. böyle bir şey mümkün değildi." Eğer yolcu uçağına binebilseydim. Bir iki saat içinde vize alamazlardı. Pilot.. "Ne demek bu?" "Eski bir Çin atasözü.. kemikleri aynı kalır. Bindiğim taksi Güney Afrika Cumhuriyeti bayrağının renklerine boyanmıştı: Kırmızı.. hesabı nakit olarak ödedim. Yüzüm buruşuyor. Öteki. arada bir tokatladığı direksiyonu tutmadan kullanıyor arabayı. şoför de üniformalı ve yedi başlı bir ejderhaya dönüşmüştü. Bir kargo uçağı için fazla küçüktü. karnında ikiyüzelli kişiyle Anadolu'ya doğru uçmaya başladı bile. neden seks bakanlığı var?" Arabadan atlamamak için kendimi zor tutuyordum: "Halkımız çok romantiktir.. Pilot göstergeleri yumrukluyordu! Tayyaremizin vidaları gevşemişti. nereye gittiğini bilmeyendir. İçiyorum. sağdaki camdan dışarıyı seyre koyuldum. Kafa karışıklığı sık görülen bir şeydir. diğerinde kibrit suyu gibi bir kahve." "Ah. Uçakta yer yokmuş. oniki saat sonra Ankara'ya varırdım. Siyahi şoförler palmiye gölgelerine çömelmiş kara kara düşünüyorlardı. Bundan sonra ben de biriyle tanıştığım zaman ilk iş üstünü arayacağım. mayhoş. Dick'in ihtiyar versiyonu. Aşka resmen destek veren bir bakanlık bizimki. Bay Moyi içeriye sızabilirdi." "Fazla vaktimiz yok" deyip. AİDS mi yaygın. nereden geldiğini bilmeyendir. uçağın merdivenlerinden ağır ağır inip yanımıza geldi.. taklit etmek özgünlüktür. Bir Çin darbımeselidir: "Yerin kulağı varsa.. Adımı. Çantamı Dick didik didik aradı. Şoför. işitme engelli kraliçeler bile duydu?" Konuyu iyi bildiğim bir alana çektim: "Eski bir Çin atasözü ne der ahbap. Uçağa binmemi engellemek için belki de bütün biletleri satın almıştı?. Heyet'in katledilmesine izin verme." "Yoksa siz." "Ne?!" Adam öyle bir güldü ki. israil ordusuna askerî bot taşımak. Derhal kabul ettim. az kalsın arabanın kaportası yamulacaktı: "Bir tür seks bakanlığı mı bu?" "Bilmiyorum." Anlaşılan kaynatam olmak için can atan Bay Moyi. Civardakilere "Elveda!. Elindeki işe ara verip bana açık yeşil bir içecek ikram ediyor. Ezel Zelzele'ye izan ihsan eyle. seyyahım. Odamda fazla oyalanmadım. yeşil.. Cuma namazını Kocatepe Camii'nde kılmam işten değildi." 30 Yirmi yıl sonra doğan ikiz kardeş iyi seyyah. Hayır. komisyonunu alıp toz oldu." "Öyle mi? Hiç duymamıştım. Dick?" Lafa karışıp "Fuat Atıf Tufa" dedim. Pamuk şekeri ve pişmaniyeden yapılmış gibi saçaklı. Bizim ihtiyarlara bir şey olmasın diye içimden dua ediyordum: "Allah'ım rüyamda gördüklerim orada kalsın n'olur. İyi fikir.. Bay Moyi sizi boşuna beğenmemiş! Ne bakanlığı?" Taksi bir sorgu odasına. Bir tek kafadan ve ağızdan bu kadar çok soru art arda çıkamazdı. pilotun karısıyla yan yana oturuyordum. 400 dolar istediler. Koltuğunda ahtapot gibi yüzüyor mübarek. 'Oteldeki Türk' müsünüz?" "Artık taksideyim. Odamın anahtarlarını resepsiyona teslim ettim. 37. Birbirlerine çok benziyorlardı. ilk Ankara seferi otuzaltı saat sonraymış! Halbuki otel resepsiyonunu aramış." "Vay canına. Fakat işe yaramadı. Benimle bir daha asla görüşmeyeceğini bildiği ve galiba cahilin teki olduğumu düşündüğü için. Çenesini yargıç tokmağı gibi kaldırıp beni işaret ederek sordu: "Kim bu çocuk." "Bay Moyi'nin size Nanda'nın yanında vereceği hediyeleri romantiklikten mi reddettiniz?" "Neden bahsettiğinizi anlamıyorum?" Aklım. beyaz. değil. lunapark oyuncakları gibi cafcaflı taksilere yöneldim. görüyorsunuz ya?" "Bay Moyi'nin. dilim damağımda saklıyor: "Nedir bu?" "Çakal eriği likörü. "Adım. Bakanlık Heyeti'ndeydi." Adam bana Tel-Aviv'e kadar bir kargo uçağıyla gitmek isteyip istemediğimi sordu. kulakları arasına kolye gibi dizilmişti. ben de Cemal Süreya. kartları kader karıştırır.

. kime kısmet.. Yardımcı olduğunuz için minnettarız. Bu arada. Uçağın kapısını açtılar. rehberler. israil ordusundaki bütün askerlere çorap örebilirdi. Dört saatlik. Kimsenin canı yanmayacak. belki torunların ayakları üşümesin.." Flaşlar patladı. alışverişe. önümüz kıştı. makineli tüfeklerin namlularıyla karşılaştık. biliyorum. kılımıza zarar vermezler" düşüncesindeydiler sanırım. Kime niyet. Her şey yoluna girecek. Hayat harbiden tuhaftı. Onbeş dakika içinde İsrail askerleri ile 'bizimkiler' arasında pazarlık başladı. temizlikçiler. uçakta Bay Fu'ya yer bırakmamaktı. abartmayayım. göz nuru çorapları militanlardan birine hediye etti.. Kadın bir çift çorap örmüştü. Garsonlar. Maksadımız sizleri incitmek değil. toplayarak bez torbalara doldurdular.. diğeriyle silahın namlusunu şakağıma sürtüyordu. Yüzmeye. boş bir silah. "Bu adamlar kellemizi uçursalar bile. Filistin İntikam Tugayı'na mensup olduklarını söyleyen bir grup hava korsanının eline düştük. Militanlardan üçü. bellboylar. örgü örüyordu. aşçılar. Bir an önce harekete geçmeliydim. barmenler. Bay Moyi'ye durumu bildiriyordum. adam arkadan bir eliyle boynumu kavrıyor. sizce sakıncası yoksa. rehinelerin arasına naklettiler. Uçak böyle yavaş giderse. Adam potinlerini çıkarıp çorapları oracıkta giyiverdi. kendisine haber vermemizi emretmişti. o kadar güzelim ki. Çünkü. İlk karşılaşmada aranmaya alışmalıydım belki de? Bu aramalar sırasında. bazen neşeyi aşk zannederiz. çiçeği burnunda bir rehineydim. Çok üzgünüz. çalgıcılar. Korsanlar. Güney Afrika'nın Angelina Jolie'ye cevabıdır. görelim. Militanlar. Nanda'nın Bay Fu'yu sırf beyaz tenli bir dindaşı olduğu için sevebileceğinden.. Çünkü kulaklarımıza inanamıyoruz. Olanlara inanamıyordum. Önce İsrail askerlerine bot taşımıştım. kadın. neden olmasın?" "Ah. Adım." Nükte: "Bunu derhal bir bez afişe yazın. herkesin tek tek üzerini arayıp cep telefonlarını. Lalita Lal. takvim yaprağını gün bitmeden mi koparalım? Unutun bunu. Şubat'ın 25'iydi. Telefon edip "Bay Fu ülkesine dönüyor" dediğimde. kulağıma eğilerekten "Bunu yaptığım için özür dilerim dostum. Allah sonumu hayreylesindi.." Laf lafı açtı. gecikmeye ayırabileceğim kısmını kullanmıştım. çakmakları. bir an önce havaalanına gitmemizi buyurdu! Ankara'da bir iki gün kalabilir ya da gider gitmez geri dönebilirdik. çorap için kullanılan renkler. Cevap vermedim.bulaşmayacağım bir işti. cüzdanları." Öylesine kibardılar ki.." Ret: "Ne yani. Adamın kılına zarar vermeden kellesini uçurmak Aksilikler. Nişanlımın benim için söylediği şu sözü. ellerindeki otomatik silahlar iyilik perisinin sihirli değneği gibi görünüyordu gözüme. Soru: "Rehinelerin durumu nasıl?" Cevap: "Hapsettiğiniz Filistinlilerden iyi durumdalar." Vaat: "Konuşarak halledebiliriz. İstediği asıl şey. bari boş konuşmayalım" demekle yetindim. Nanda harika bir kızdır. yüzlerindeki kar maskeleri bir tebessüm kalıbı. tam otuzüç kişi. belki Nanda daha çok hak ediyor: "O. bodyguardlar. Kalkıp gittim. Teşekkürler.. "sadece kameralara poz vermek için. objektiflerini bize doğrultmuşlardı. ingiliz diplomatların bulunduğu uçağı zapt etmişlerdi. laf aramızda. herkes beni hostes sanıyor. Cinai Kinayeler] Bay Fu'nun başına bu çorabı Bay Moyi ördü. Çorapmış. Arkamdaki centilmenden anında kurtulup aşağı atlayabilirdim. Sonra uçağın pencerelerine Filistin bayrakları asıp pankartlar gerdiler: "Masum insanlarla dolu israil zindanları boşaltılsın!". Onun yerine "Estağfurullah. Flaşlar patladı. Yeğenler." Biz Hintliler. sigaraları. Uçağın 150 metre kadar ötesinde kurulan uzun barikatın arkasında siper alan muhabirler. Eleman. Ertesi gün fotoğrafım Newsweek’in kapağındaydı. "Hayır" dedim "henüz değil. bahçıvanlar. Besbelli çocuklar içindi. saatleri. Halbuki. kuaförler. elbette" derken belindeki tabancayı çekip şarjörü çıkardı. uçağımız öksürüklü bir akbaba gibi sarsılı sarsık alçaldı ve yere çarpıp sürüklenerek Boeing 767'nin kanadının altına girdi. Stockholm sendromuna yakalanan Ören Bayan. "Yanlış anlamayın" dedi. Flaşlar patladı. boşta kalan örgü şişlerini almışlardı.. Kudurmuş yamyamların çiğköfte partisi 7 . Herkes görsün. şimdi de ingiliz diplomatlarla aynı saftaydım. böyle tatsız bir vesileyle tanışmak istemezdik. Bizi apartopar Boeing 767'ye. Ne de olsa güney yarımküreden kuzey yarımküreye uçuyorduk... nereye gitsem orada yerçekimi ortadan kalkıyor. hiçbir ordunun kılık kıyafet nizamnamesine uymayacak çeşitlilikteydi. Eğer bu doğruysa." Rica: "Pankartları indirin lütfen. kalemleri. Yapmadım. tabancaları. Kontrol kulesinden gelen uyarılara rağmen.. kafanıza silah dayayabilir miyim? Samuray. Elope Hotel'in resepsiyonunda part-time çalışıyorum. Nanda'nın da onun fotoğraflarını görmeye hakkı olduğunu düşündüm. hakkında hiçbir şey bilmediğimiz Türkiye'nin. Onbeş saat süren yolculuktan sonra vardığımız Tel-Aviv'in dumanlı göğünde bizim külüstür tayyare irtifa kaybediyordu. eşikte durdum. Bay Fu'nun otelden her çıkışında. dansözler. büyükannesini ziyarete gitmişti. Olmaz olsundu. bir ameliyathane koridoru gibiydi... Hayattan derin bir nefes çektim. kaybolmaya yollandık! Şu anda uçaktayız. rehinelere hostesler gibi gülümseyerek tatlı sözler söylüyorlardı: "Sizinle. inanın bana. Bay Fu ile Nanda biraraya hiç gelemediler. "Beyefendi. ecelin şifası olmadığını bilir." Bir iki saniye düşündü ve İngiliz pasaportu taşıyan tüm personeli ilk uçakla Ankara'ya tatile göndermeye karar verdi." Kar maskesinin ortasındaki mahcup gözlere baktım: "Kurşunları boşaltırsanız.. el çantalarını. birkaç saat sonra Ankara sakinlerinin ayaklarını yerden keseceğim. Boş bir kafa. istediklerinizi alacaksınız. pilotun karısı elinde şişler. şoförler. Beni Tel-Aviv'e getiren pilot ile Yahudi karısı hallerinden memnun görünüyorlardı.. Bay Moyi kadar emin değildim doğrusu. Yine de Bay Fu'nun gizlice birkaç fotoğrafını çektim. Kapılar açıldığında. adını ilk defa duyduğumuz başkentine. Militanlardan biri sevecen bir jestle beni yanına çağırdı. Kayboluş seferi [Lalita Lal] Turistler dünyayı ele geçirdi! [KURUSH KUMAR. Sağolun. Bir keresinde benim de başıma gelmişti. bekçiler. Bizim iş defileden pek farklı değil. Zamanımın. şimdilik. gezmeye. Tamam. Havaalanı. şarkıcılar. Patronum. Çok naziksiniz. derhal biletleri ayırtıp. tesadüflerin de takviyesiyle felaket katına yükseldi. masörler. Nanda annesiyle birlikte Bombay'a. Öğlen olmuştu. "Bu uçak israil hapishanelerine benzesin istemiyoruz.. Lütfen sakin olunuz. Nişanlıma sorarsanız. Uçağa binen elemanların her birine tam maaş ikramiye vaat etti. nereye giderse gitsin. Ya siz?". hava korsanlarıyla israilli subaylar arasındaki atışma uzadıkça uzadı. pek hoş bir duygu değil. bilet alıp almadığını sordu.

Aldırmadım. Delik deşik cesetler hâlâ tazeydi. * it * Bakanlık binasının önü mahşer meydanı gibiydi. işaretparmağı kalkık gevşek yumruk. "kaderi duyumsamak"tan söz ediyordu. kanla dolu bir çukur. Hatip Halilullah Efendi'nin gözleri açıktı. Sağ salim geri dönmesi enikonu sürpriz olmuştu. bağrışmalar. Radyonun düğmesini çevirdim. Hazin vazife başlıyordu." Saat 13:00 sularında Filistinli militanlar beni serbest bıraktılar. kolları iki yana açık. Uzun süre ayakta kalmış. 233-297] Adrenalin sarhoşu olmuştum. bir güvercin gibi tabiatla uyum içinde kendi hayatımı çekip çevirmeyi bellediğimi sanıyordum. Sonunda. Buna karşılık Rahip Moju Ming'den Javaca-Do felsefesini ve dövüş sanatı tahsil etmiştim. başının arkasından saplanmış olmalı. yürümeyi. Ankara'daki İsrail Büyükelçiliği'nden gelen bir onay mesajı sayesinde yakamı kurtardım. Dışarıda. kapattım. kırkıncı kez Hacca giderken çok ümitliydi. dinlenmeyi. Boynunun sağ yarısı bir canavar tarafından ısırılmış gibi yırtıktı. Bir polis helikopterinin etrafını dolanırken Ezel Zelzele'yle burun buruna geliyoruz. durulmuş olmam gerekirdi. Polisler. gövdesi. susmayı. Türk hükümetinin resmî görevlisi olduğuma inanmak istemiyorlardı. Sirenler. takoz ve çekme halatı bulundurmaları istendi. Ankara'yı yüzerek geçmek Herkesin üç kişiliği vardın Ortaya çıkardığı. Anlaşılan suratını elleriyle korumaya çalışmış. dişlerini paramparça etmişti. Feridun Bey'in elleri.Katliam. oturmayı. Sarı Vosvos'umla Ankara'yı bir uçtan bir uca yüzerek geçtim. Karnında kocaman bir gedik vardı. yapış yapıştı.. Besbelli. önde kova ağzı büyüklüğünde bir delik açılmasına ve iç organların dağılmasına sebep olmuş. tüm düşmanlarının cesetlerinin yüzdüğünü görürsün" dermiş. silbaştan öğrenmiştim. Hafız Behzat Efendi belinden vurulmuş olmalı. Sakalları kızıla kesmişti. aksakallı ihtiyarlar kıpkızıl bir bataklığa fırlatılmıştı.. kanatlarından kan sızan kitabı usulca çekip paltomun içinden koltuğuma sıkıştırırken kapağa göz ucuyla baktım: İdris Shah Tales of Dervishes.. Oruç Bey toplantı masasına kapaklanmış. Nehre indiğim anda sabrım taşmış. Halilullah Efendi'nin bir kulağından girip ötekinden çıkmıştı. feleğin çemberine sıkışıp kalmışsın?" derdi. Ber HavayoUarı'na ait kiralık bir uçakla göğe yükseldim. gözlerini kapatıyorlardı. samimiyetle tasarlayan Sadık Bey'in ardından gözyaşı dökmüştük... Üç dört parmağı kopmuş.. artık sakinleşmiş. kırıntılar halinde yağıyor. Acil servis elemanları sedyelerle salona girdiler. rüzgarın uğultusuna kulak vermeyi. artık vişneçürüğü. cesedinizin düşmanın yüzüne bakmasına dikkat edin. Mermiler çenesini. Çinli bilgeler "Nehrin kıyısında sabırla beklersen.. elinde mikro-teyple bana doğru koşuyor. bir şehri boyamanın en kötü yöntemidir. koşuşturan görevlilerin ayak sesleri. Ayakta durmayı. Bakanlık Heyeti'nin tüm azaları öldürülmüştü! O nur yüzlü. Ulvi Efendi'nin yüzünde. Bembeyaz takkesi. Altmışüç yaşında. beyinler akmış. Arkasında da fotoğrafçısı. Siyami Bey'in alnında bordo bir delik.. Koşarak toplantı salonuna vardım. Bakanlık Heyeti'nden feyiz almıştım. [SHANC SHOU. Bakanlık binasının merdivenlerinden cehennemin bodrum katma iniyorum. fakat yanılıyordu. Örtülerden birinin altından görünen. Giysisinde kızıl çizgiler oluşmuştu. Kapıdaki polislere kimliğimi gösterip içeri girdim. yedi ay önce kurulmuştu. Seyyah Sadık Bey. ambulansların oluşturduğu çarpık koridorlardan sendeleyerek geçtim. Besbelli göğsünü yatay olarak biçen kurşunlara da "Safalar getirdiniz" anlamında gülümsemişti. Kafamın içinde dönen binlerce pervane duruyor. Gençliğimin üç senesini Tibet'teki bir manastıra bağışlamıştım." Bakanlık Heyeti'ni katleden yedi kişiyi zincirle döve döve öldürüp. Birkaç televizyon muhabiri arkamdan seslendi. Kurşun delikleriyle kalbura dönmüş beyaz duvarlarda. gökyüzünün hareketlerini tartmayı. göğsüme balyoz yemiş gibi sarsıldım. bitmeyen bir tıraşa başladılar. Polis arabalarının. Rüyamda sol gözünden vurulduğunu söylemişti. Ölümün buharı. cinayetin dumanıyla sarmalanarak yükseliyordu. Geç kalmıştım. sanırım Mazhar Baba'ya aitti. Kader hem zamana 8 . saçılmış ezik et kırıntıları ve milyonlarca kan lekesi parlıyordu. Şeytanın kuaförü gibi. Bu şehir. Fî tarihinde. Ebediyetin Faydalan] Bir zamanlar Çin'de şöyle denirmiş: "Savaşta öldürülürseniz. ikramda bulunan biriydi. sahip olduğu ve sahip olduğunu sandığı. buyur eden. Konsantre olmayı.. Dalyan Efendi. Kalabalık. ruhunu Kabe'de teslim etmek istediğini söylerdi hep. Bakanlık Heyeti ise yirmidört haftadır faaliyet gösteriyordu.. Dalyan Efendi'nin başı. Kudurmuş yamyamların çiğköfte partisi henüz sona ermiş gibiydi. dilini. Dünden kalma bayat bir kar. Feridun Bey ona sık sık "Sen ne biçim Bektaşi'sin arkadaş. Gönül İşleri Bakanlığı. Bu kısacık sürede. ciğerler kanlı püreler halinde dağılmıştı. bacakları isabet almıştı. Çıktığımı fark eden bir kadın muhabir. Çok feci. İsrail polisine laf anlatana kadar canım çıktı. hal hatır soran. kıyametten sağ kurtulmuş bir deli gibi ağlıyordum.. Sol elimin parmaklarını bükerek çenesinin altına kenetliyorum. Yüzünün bir kitaba gömülü olduğunu fark edince doğrusu şaşırmadım.. Bağırsaklar dökülmüş. Gazeteciler. köpekbalığı kaynıyor. cesetlerini takozla ezdikten sonra çekme halatvyla bağlayarak bir dağın tepesinden çığ gibi yuvarlamak iyi olurdu. çimento fabrikası bacasından çıkmış gibi pis bir gökyüzü. kendi dışkısını yiyen uyuz bir domuzun kusmuğuna nasıl bakılırsa öyle bakıyorum. nefes almayı. Mermi. Hayrete düşmüş gibi bir hali var. Dünyaya az önce gelmiş gibiydi hep. Arkadan giren kurşunlar.. Her zaman selam veren. "Hepimiz Osmanlı torunuyuz" filan deyip boynuma sarıldılar. bir bambu ağacı gibi. yolunmuş kırmızı güller gibi. melekleri ağırlayan bir ermişin tebessümü. hayatının şampanya dönemini çoktan geride bırakıp ıhlamur evresine ulaşmış bir kadının sesi beni uyarıyor: "Sürücülerin zincir. Eşikten içeri bakınca. cesetlerin üzerini örtmekle meşguldü. Her şeye hayret ederdi. uslanmış.. Midem. Polisler bile ayakuçlarma basıyor. şeytan görmüş bir keçi yavrusu gibi. Üstat Selman Elma'nın kalbinin üzerinde yumruk kadar. Günlerdir otoparkta bekleyen sarı Vosvos'uma atlayıp gaza bastım. Tabanları yağlıyorum. [ZHANG ZAI. tımarhane mutfağında pişmiş akrep zehiri reçeliyle doluydu sanki. Hesabıma göre. Müslüman olduğumu daha önce söylemediğim için sitem bile ettiler. gülümsemeyi. nehri de taşırmıştı. Yerler vıcık vıcık. 974-1079. Zıpkın yemiş gibi birden duruyorum. helikopter patırtıları birbirine karışıyordu. İslam Tarihi Uzmanı İrfan Bey haklıydı: Kurşunlar. İkizini idam eden bir cellat gibi. düşmemişti demek. fren çığlıkları. Etraftakilere belli etmeden. Onu son yolculuğuna uğurladığımız duygusuna kapılmış ve kendi cenaze merasimini özenle. Gönül İşleri Bakanı Mithat Hattat'ı çembere almışlar. elleriyle ağızlarını. Ezel Zelzele kalorifer kazanma kilitlenmiş bir bostan korkuluğu gibi dile geliyor: "Hepsi ölmüş mü?" 40 Ona. kanımın damarlarımda pıhtılaştığını hissediyordum.. Ayaklarını yerden kesecek şekilde kaldırdıktan sonra sağ avucumun bileğimle birleşen kısmıyla göğsüne sert bir darbe indiriyorum! Bakanlığımızın özel kalem müdürü havalanıyor ve ertesi günkü Hürriyet gazetesinin manşetine konuyor. telsiz cızırtıları.

belediye otobüslerine. teslimiyette. PAP. Ne de olsa ziraat mühendisiyim. lanete dönüşmesi işten değil. tam bilemiyorum. insanın en ince ve en keskin ayrımları temsil eden sınırda hareket etmesi demekti. Suratı mantar ağacı.. devlete ait müzelere. Her ikisi de AŞKart'lı çiftlere faizsiz konut. Değerli vaktinizi daha fazla boşa harcamayın. gönül işleri hep birbirine karıştı. Tom Waits'in ağzı kulağıma yaklaşıyor: Göze göz alacaksın. Bir siyasi parti.. hayırla tamamına erdirsin. AŞKart sahiplerine dikkate değer indirimler.. iradenin forsunu aşan bir imkan vardı ki. İki cihanda yüzünüz gülsün" notu. Araba. İçinde bir karga iskeleti taşıyor. bekarlığının yirmidokuzuncu yılında. vicdanımıza.. fanilik fikri. metroya para ödemeden binebiliyorsunuz. Zaten birkaç paragraf sonra işim bitecek. sevdiğiniz kişinin adını beyan ediyor.] gibi.. işte bu kahvaltı çayına tost banan angut bakan olunca. kendi samimiyetinin altını çizmeye kalkıştı mı. ödül ile ceza. Samimiyetimizin fark edilmesinin bir mükafat niteliği taşıdığı aşikar. Şöyle diyordu: "Her şeyin başı aşk.. Otluyor. tramvaylara. Ted Bundy [ABD'li seri katil. doğru ile yanlış. Tarikat liderlerini. içinden "Bakanlığımız aşkınızı maalesef onaylamamıştır" yazılı bir kağıt çıkıyor. diğerinde kılıç tutuyorum. yirmiiki kişilik bir heyet tayin etti. eğer sevdiğiniz kişi sizi seçer ve onun aşkı da bakanlıkça onaylanırsa.. Sizin namınıza üzüldüm. İyi ile kötü. Şeyhülislamlık görünümlü Gönül işleri Bakanlığı yedi aydır faaliyet gösteriyordu. dişe diş Tam da Kitap'ta yazdığı gibi Takipten asla cayma Ve sakın ha unutma Masadaki hiçbir herifin tipini. Ya da içimizi derin bir şükran duygusu ve yaşama sevinci kaplıyor. Dahası. ekonomi. günah ile sevap. boğazına dayanmış paslı bir bıçak. basireti kördüğüm olmuş biriyim. Samimiyet. ümit ile korku. Ayrıca birçok özel kuruluş.. Çekirge. parktaki at heykelini dört nala sürmekten daha zor.. Tam bir skandal. Fu denilen bu uğursuz zibidinin anlattıkları baştan sona zırva. fakat bilirsiniz. devlet işleri.. Bana sorarsanız.. Ben kurucu üyelerdenim. sanat. Millî Eğitim Bakanlığı ve Kültür Bakanlığı Yaymları'ndan kitap setleri. Din işleri. meczupları. 'namahrem' bir elden alındığı takdirde. millî maçlara bilet gibi bonuslar kazanıyorsunuz.. Ankara'da Bakanlık Heyeti ile birlikteyken de. iletişim bilgilerinizi. Devlet tiyatrolarına. yuvasına şofben takılmış bir leyleğin şaşkınlığı var. Yuvalarımız gibi. Her neyse. Özellikle gençlerin oy kullanmaları ve bizi desteklemeleri için yoğun çaba sarf ettik. Kader mekanizmasını çözmek imkansız. sağlık. Üç husus. Gönül İşleri Bakanlığı'nda görevlendirilmeyi ummuyordum. Siyaset. Mithat Hattat bakan oldu.. aptallar zinde olur. Bakışlarında." Dalga geçtiğini düşündüm. Tarım Ve Köy İşleri ya da Orman Bakanlığı'nı gözüme kestirmiştim. göz gibi açılıp kapanıyor. Program. kendini sadrazamın sol t. dili ceviz yaprağı. fakat galiba hayatlarımızın biçimlenmesinde formüller kadar sırların da etkisi var. Benden günah gitti. 48 Herif o derece şomağızlı ki. Cennet ile Cehennem arasındaydık. zihnimde yer etmişti: 1. Yazıktır. [HONG HUA HUI.Tasavvuf bir savunma sanatıdır... insanı bir fiyasko figüranı. Bakanlığın hazırladığı matbu bir form doldurarak kimlik bilgilerinizi. ancak aşkla işler. Sizi temin ederim. Aptallar daima ömrünün baharındadır [Ezel Zelzele] Bu satırları yazarken bir elimde tabanca.. kara haberi. yani Performans ve Azim Partisi. arka koltukta mikrofona eğilmiş Black Wings şarkısını söylüyor. Sıranız gelince mülakata çağrılıyorsunuz. bizim Ninja tosbağa da sarı Volkswagen kullanıyor: Hurda bir tost makinası. Bitmiyor. Artık bütün tembihleri unutmuş. Çöl Tarzan'ı. trenlere. 2. Fakat bu öyle bir mükafat ki. Babaannesinin gardırobundan giyiniyor: Yanmış mukavvadan bir ceket.. avantajlar sunuyor. lafı hep aynı yere getirmişti: "Ezel Bey. 9 . İnsan. Siz bana bakmayın. evreni bir karambol kumkuması [çanağı]. Burnu öyle havada ki. Göğsümde barut macunu gibi bir öfke kabarıyor. Feci şekilde sıska. Beyninin kayışı sıkışmış bir hödük. otomobil. Gezegenimizin onsuz da dönebileceğine inanmıyor. Sayın bakan ellibeş yaşında." Ve seçmen aşka geldi. mahremiyetle mukayyet olsa gerek. hem de bizzat bizim ruhumuza. hayatı bir skandal silsilesi gibi algılamamıza neden oluyor.şağı sanıyor! Yeryüzünün fethini yeni tamamlamış kumandan gibi dolaşıyor bakanlıkta. Atın gitsin. Tom Waits. Başkanımız Bekir G. Sonra da adresinize sarı bir zarf postalanıyor. düğün masraflarının önemli bir kısmı peşin olarak karşılanıyor. Ön cam. Sanatoryum kaçkını gibi. kapılarını teselliye kapatmış. Bakanlık Heyeti'nden seçtiğiniz bir üye ile görüşüyorsunuz. eğitim.. Fu Bey. 3. gönlümüze. ankesörlü telefonları bedava kullanabiliyorsunuz. Bu kartla. savunma sanatlarının kalbinde gizlidir. Dağılması an meselesi. vapurlara. kalbimi bir sırlar mezarlığı olarak düzenlememe imkan verecek işaretleri keşfetme yolunda yürüdüm..[tarihe ve an'a] ve mekana [uzaya ve vücudumuza] yayılan. 1899-1951. Tibet'te Moju Ming'in dizi dibindeyken de. Çok ciddiyim. Çünkü kibirli. eylemlerimizin anlamını tehlikeye sokar" derdi. onu evinizin bahçe kapısında görmek istemezsiniz. Aşkınız resmen tasdik edildiği takdirde zarfta plastik bir dijital kart buluyorsunuz: AŞKart. Çok acayip. hocaları bakanlığın başına sardı. İnanmak. olay gerçekleşmeden veriyor! Yakarı değirmeni gibi. onu hareket ettirmek.. üzerine de vesikalık fotoğrafınızı yapıştırıyorsunuz. hayvanat bahçelerine önceden rezervasyon yaptırarak ücretsiz gidebiliyorsunuz. zihnimize.. Sözlerine niye inanasınız? Kitabın son sayfasında olduğunuzu varsayamaz mısınız? Ha? SON Hâlâ okuyorsunuz demek. kravatı. Beni uygar kılan koşumları kemiriyorum. onu ancak terbiyeden sonra gelen olgunluk sayesinde kavrayabilirdik. bilincimize yani varlığımızı teşkil eden yoğunluk bölgesine odaklanan gerilimin adıydı. devletimizi de güçlendirecek olan aşktır. silecekler açıyor. Sonra. Devlet orkestrasının konserleri için de aynı şey geçerli.. Diyelim siz birine âşık oldunuz. prosedür. nefsimize. meydanlarda ve medyada "İktidara gelince Gönül işleri Bakanlığı kuracağız" vaadinde bulundu. Buna mukabil. Moju Ming "Ebediyet. her hapşırışında şapkası başından uçuyor. An geliyor. ister istemez üstünü de çiziyor. uçak yolculukları. Bakanlıktan çıkarken Halilullah Efendi'nin gözlerini açık unutmuşum gibi bir hisse kapılıyorum. Başbakanın kartvizitiyle dişlerini karıştırıyor. sinemalara. Radyonun sesini açıyorum. Vejetaryenmiş. dünyanın öbür ucundan telefon edip. ilahiyatçıları.Hakikat akılla değil. Ya da "Allah mübarek etsin. belli tatil beldelerinde geçirebilecekleri bir balayı finanse ediliyor. Ondokuz ay önce kuruldu. helal ile haram. n'olursunuz Bakanlık Heyeti'ni koruyun. tekerleğin icadından önce üretilmiş sanki. yatırım ve tüketim kredileri veriliyor. Dokuz Canlı Bitki] Elinizdeki kitabı okumaya devam etmeyin. Kar ön camı kapatıyor. hacıları. protokol umurumda değil. Toplu taşıma araçlarına.Hakikat. daima ömrünün baharındadır. Ondaki siyaset yeteneğini görmek için mikroskop gerek. Son genel seçimlerde tek başına iktidara geldik. dervişleri. biz de meclise girdik. cesaretle bulunur. soğan kabuğu gömlek. 1989'da idam edildi.

kuyrukta tanışıp âşık olanlar. aysberge tırmanmaya çalışan kaplumbağalar kadar yavaştı. Salon kapısının iki kanadı da açık.. "intikam şarabı. besbelli kişisel bir hıncın sonucuydu. Sadece ikiyüzyetmişbir kişi. Muhtemelen. Otopsi raporlarından da bazı ipuçları yakalanabilir. Ne acıdır ki. PAP muhalifleri arasında Heyet'i kurşuna dizmeye kalkışacak kadar gözüdönmüş birileri olamazdı. Bir yolunu bulup harf denilen şu lekeleri biteviye çoğaltsam.. Elli yaşın üstündeki Şahin Dehşet. Cüzdanları şişkindi. Seyyar satıcılar. Tahir Fettah Çalapala ve Barbaros Boratav'ı yedeğe alıyorum. kiralık katiller tutup Heyet'in üstüne salmıştı. İçinde birtakım romantik metinler. Bilgisayardan. Bu arada. Çünkü bunu nasıl yapabileceğimden emin değilim. İhtiyarlık hakkındaki hüsnü kuruntum beni hataya sürüklememeli. ilk iş sigaraya başladım. Şüphelendiğim adamların sayısı dokuzdu: Ekrem Eşkinli.. Bu sayfayı sükunet harcıyla sıvamak istiyorum. aşkına resmiyet kazandıramayan kimse. Volkan Revan. Aşkı bakanlık tarafından onaylananların birer fotoğraflarının." "Sözlerine dikket et. bakanlığa müracaat etti. aşkı teyit edilmeyenlerin listesini inceledim. Bakanlığa gidip durumu öğrenmeliyim. şiirler filan da bulunuyor. üstü başı dağılıyordu. Neyim ben." Herifin acelesi var.. Böyle giderse. Artık başıma iyi veya kötü hiçbir şey gelmez duygusundaydım. Kalp krizi geçirenler. Vampirden geriye bir akvaryum yılanı kalıyor. Hiperaktif moruklar. yaraları ham olanlara şifa verir." Düşman muğlak olunca. AŞKart almaya hak kazananlar arasında Gıcırbey'in adına rastlayınca şaşakalmıştım. Haydutların.. bakanlığın arşiv dosyalarına girip.. alelacele bir suçlu uydurup gebertmekten başka birşey düşünmediğimi fark ediyorum. Hayati Tehlike ve Neşet Semi Neşter. dilenciler. gövdemi yavaşça sağa döndürürken. savaş da muallakta kalıyor.. öldüresiye nefret edenler kimlerdi? Siyasi rakipler mi? Hayır. Yüzbinlerce form doldurulmuştu fakat günde beşon kişi mülakata alınıyor. "Pek değil" cevabı alınca avucunu yalayan ve belki de nevri dönenler.. Bir de aylık bülten hazırlıyor: İlan-ı Aşk. Tabii ya! Güvenlik kameraları herşeyi kaydetmiştir!. Kıracakmış gibi bastırıyorum. sakin olalım. Al Politikacılar. Tahir Fettah Çalapala. polisler.. evin içindeyiz. bizzat profesyonel katildi. kanadında piştov taşıyan akbabalar yok mu? Var. beni zımbalayıp başkalarına yetişecek belli ki. sokak şarkıcıları.. dedektif mi? Dokuz ismin yer aldığı listem aslında bir iftira taslağı. "Biz de gönül işleri bakanlığı istiyoruz" diye haykırıyorlardı. Bakanlık Heyeti'ndeki kaplumbağalar ters çevrildi. namluyu tutarak yukarı çeviriyorum. Şahin Dehşet.. akademisyenler. Kılıcını baston olarak kullanan Samuray Kılıcını baston olarak kullanan bir Samuray kadar bitkindim. Kapıyı açıyorum. Zaten her gün gazetelerde. Gangsterler de aşk bayırından yuvarlanıyordu ve her yuvarlanışta olduğu gibi onların da canı acıyor.. bu Öztürk Serengil [1930-1999] şivesi de neyin nesi? "Tamam. Silahlı vampir. katillerin liderinin "S.. kimlik bilgilerinin ve aşka dair mesajlarının yer aldığı dandik bir mecmua. yoksa Bakanlık Heyeti'ni katleden gruptan mı? İkinci şıkkı tercih ederim. Rahip Moju Ming bir keresinde "Köpeğin ağzında fildişi bulamazsın" demişti. kederden başka hiçbir şey yetişmeyen uyuşuk karanlığına gömülmüştüm. Senin emsallerin cennette gezer Sağır-dilsizler kongresi açılışındaki saygı duruşunun sessizliğine ihtiyacım var. bakanlığın basın müşaviri. Maskeyi avuçlayıp bir hamlede suratından ayırıyorum. gagasında hançer. Bu kitaptaki harf sayısı kadar insan toplandı. Ve donup kalıyorum. bürokratlar. Size onu tanıtmakta geciktim. Ani bir kararla. Ardından.. AŞKart'ın sağlayacağı maddi kolaylıklara hiç de muhtaç değillerdi.. pekala. Kafasını devletin duvarlarına vurmuş. Komünist bir gerilla grubu? Daha neler. Bektaşi Şeyhi Siyami Bey. Tavşan hızıyla çoğalan insanlara hizmet veren yirmiiki kişilik Bakanlık Heyeti. Tabancayı bırakmadan suratına alelade bir yumruk indiriyorum. ellerimi kaldırarak hafiften geri çekiliyorum.. Kahince fısıldıyor: "Geberreceksin geri zekkeliy!" İltifat ediyorum: "Çok içten konuşuyorsun. Burnuma bir Smith&Wesson yapışıyor! Namlunun diğer ucunda vampir maskesi takmış bir adam. AŞKart'la sevgililer ancak beleş mezara gireceklerdi. Fu. AŞKart'a layık görülmeyenler. Dayanılır gibi değil. Hikmet Mete Tetik. Bakanlık binası önünde kuyrukluyıldız büyüklüğünde kuyruklar oluştu.AŞKart'ınızı her üç yılda yenilemeniz gerekiyor. değerlendirme daha da ağır yapılıyordu. Buna bayılıyor. salondaki tek kişilik su yatağına ateş edince. televizyon muhabirleri. Hemen hepsinin poliste kaydı vardı. italyanlar sokağa dökülmüş. Müntekim Gıcırbey'i anlatmak için kelimeler yerine narkoz buharı kullanabilseydim isabet olurdu.kerim böyle aşkın ızdırabını!" diye bağırdığını söylemişti. kavgaya tutuşanlar. Ufuk çepellenmişti. O halde neden bakanlığın onayını almak istemişlerdi? Herhalde sevdiklerini etkilemek için. Acaba silahlı bir hırsız mı. Mülakata alındıkları halde. Heyet lağvedilsin diye gırtlak patlatıyorlardı. ben bir keçilim!" Holdeyiz. aşkı bakanlık tarafından onaylanmamış biri.. kuyruklarla bağdaşır mı? Asla. Kadim Çinli savaşçılara göre. Demek ki bakanlık üyeleri de aşkın sonsuza dek süreceğine pek ihtimal vermiyor. Hikmet Mete Tetik.. Galiba yanlış yerde sondaj yapıyordum. Aşk prosedürlerle. hamile kadınlara doğum için onbir ay sonrasına gün verilecekti yani. Açıkça soruyorum: "İhtiyarlardan sonra sıra bende demek?" Hırçın bir hortlak hırıltısıyla "Keppe gegeni!" Hoppala. formalitelerle.. Olay yeri tetkikinde bulunan delilleri polisten temin edebilirim.. yaşlısı milyonlarca insan. yankesiciler. bayılanlar. Sağ ayağımla çelme takınca sırtüstü düşüyor. Kalbimde kaynayan kezzap kazanından yükselen duman beynimi sarmış anlaşılan. Güney Afrika'da gördüğüm rüyada. "Deli gibi seviyorum" diyen. yazarlar. Basın bildirileri ve bakanın konuşmalarını yazıyor. Başbakan Çekirge ve Bakan Hattat başta olmak üzere. Şebnem Şibumi adında bir kıza yakmış abayı.. Bakanlık Heyeti'ni katletmek kimin işine yarardı ki? Heyet'ten. Bir insanın ellisinden sonra galeyana gelip cinnet getireceğine ihtimal vermiyorum. ekrandaki yüzlerine uzun uzadıya bakıyorum. İzdihamdan da öte bir şeydi. Menderes Kıya. Yabancı bir gizli servisin işi miydi? Hiç sanmam. temkinlice gerileyip etrafa bakışlar fırlatıyor. 49 Aldırışsızca emrediyor: "Erkeni dön. kabine üyelerinin de AŞKart alıp al [almayacakları tartışılıyordu. fikir değiştiriyorum. Meraktan çatlayacağım. Katliam.. Sigarayı söndürüp ayaklanıyorum. münasip bir karanlık üretebilirim belki?. Bu vatandaşlar. Portmantodan pardösümü alıp sırtıma geçiriyorum. Heyettekiler doktor olsalar. genci.. Mülakat 10 . kirli işlere bulaşmış tiplerdi.. Bir adım atıyor. Ya da. Artık herşey sona erdi. Koskoca Sofeafe'taki küçücük daireme varınca. Matemin. bileğini yakalayıp.." Ayaklarım sabit. Bir saniye içinde sol elle üstten kavradığım kolunu sağ bileğimle önden geriye büküyorum. Derken. televizyonlarda Heyet'e ateş püskürülüyordu. yerli ve yabancı basında sürekli bizim bakanlıktan bahsediliyordu.. Alınyazım silikleşmişti. birdenbire bahar gelen evimin ortasından bir dere akmaya başlıyor. Barbaros Boratav. çalakalem kara çalma vesikası.

" Gıcırbey'le yaptığımız provalar işe yaramadı. Reşat Bey'in kucağında dile gelmiş bir ceviz ağacına benzeyen divan sazı. değil mi?" Bu basit. Lider. gördüğüm ilk ejderhayı senin için öldürürüm" diyorum." Biz.. Dünyada. Ne peki? Çözemiyorum. Ruhunun bir kısmını teslim etmiş. Reşat Bey de başka sual etmeden uğurluyor Gıcırbey'i.. belki de Gıcırbey'in koleksiyonuna aitti. yağlı ahşap sarısı bir deri. onu ilk görüşümdü.. Sanki adı konulmamış bir virüsle boğuşuyordu.. Gıcırbey'e çengel atma fikri ondan çıktı. kadınsı tavırları olan.. yâri görmek için ecelle çekişecek ve kelleler yuvarlanacaktı. onbeş sene. kafasını öne doğru sallıyor. Nuh Tufan adında yetim bir albinoydu. her dersten tam not alıyordu. Benden bile daha çelimsizdi. Birgün." Bence bu komplo da Gıcırbey'in eseriydi. Onunla boğuşuyordu. otomobiline tapan. "Yârin bahçesine bir haydut" girecekti. Çekingen değil. Sultan Yegah ["Vampir"]. Mithat Mitos ["Kazulet"].. Öğretmenler odasındaki dolaplarda bulunan ve skandala sebep olan porno dergileri. Gıcırbey'e "Türkünün devamını sen söyle bakalım?" anlamında bir jest yapıyor. kükre. 10" deyince. "Belki de tırsıyordur. Gıcırbey'e bir numara çektik. Boş tüfek. Vay canına. hattâ komik geliyor... şimdi düşününce çok sempatik..4. 979-1019. iddialı. hoca "Müntekim Gıcırbey. Şikayetçi değil. Gözlerini not defterinden ayırmayan Piton tısladı: "Müntekim Gıcırbeyon!" Büyük bir alkış koptu! O zaman bir ilk daha gerçekleşti. notu kıttı. Biri bu dehşetengiz sahneyi gizlice fotoğraflamış ve basına sızdırmıştı. Fakat hareketleri çok doğal. İşin aslı. sınıftaki kırk kişinin hemen hepsini ayarlamıştık. Reşat Bey. aniden hayatına giren edepsiz kadını zapt etmeye çalıştı. 54 11 . Kimseyle konuşmuyordu. Nuh Tufan. Samet Samsa ["Forvet"]. Pir Sultan Abdal yerine kendi adını söylüyor... baygın gözler. pembe bıyıklı bir vatandaştı. hepimize illallah dedirten bir felsefe hocası vardı: Piton. kavga ederken sergilediği davranışlardır.. Soruları kazık. Fakat sonra bizden bağımsız eylemler de yapıldı. Postu meydana serip. Bu meydana serilidir postumuz Çok şükür Allah'a gördük yarimiz Birgün kara toprak bürür üstümüz Çürütür ya şeker dilber çürütür.. Derslerle ilgilenmiyordu. Ağzı aralık. "Tebrik ederim. havalı saçlar. en ufak bir ima bile yok.. fizikten de 10 aldın" diyerek elimi uzatıyorum.. 6... "Müntekim. kraker gibi kemikler. Matematik sınavı sonuçları açıklanırken. kimilerini tartaklıyor. gönlüm delidir. Nafile Filinta Her şeyini paylaşıyor. şairin [türkünün son kıtasının ilk mısraında geçen] adını soruyor. Gıcırbey. kesilse başlar Şebnem'i sever de gerisin boşlar Bir Şebnem'den bin kovana bal işler Pir'im anlarsın ya. Coğrafya derslerimize giren yağ tulumu. [GOU GENG." Neredeyse heceleyerek "Biliyorum" diyor. Asya Maya'yı in the Name of the Father [Babam İçin] filmine götürmüştüm. Yârin bahçesine bir haydut girmiş Geri dur hey şeker dilber geri dur! Gülünü koklarken dalını kırmış Kurutur şeker dilberi kurutur! 50 Hangi dinden isen ona tapayım Yarın mahşer günü sana koşayım Eğil bir yol ak boynundan öpeyim Beri dur hey şeker dilber beri dur. 5. 1. ne de olsa o da bir insan" diye düşünmüştük. Mask-Ot'ta haşhaşlı börek yiyip kivi suyu içmiştik. Herhangi bir neşe kırıntısı. "Adım Fuat. Sınıfın ortasında tüten bir menekşe meşalesi. otoriteyi feci sarsıyorduk. Garip bir biçimde hocalar da ona ilişmiyorlardı.. Kuş kafesine tıkılmış köpek gibi hayıflanıyordum. Perişan değil. 5.. ipince. Adı sanki "Müntekim Gıcırbeyon"du. Hemen arabadan inerek. daha yüksek sesle. Gıcırbey gülümsedi.. Cennet'te veya Cehennem'de görebileceğiniz en derin mavi. Okulun bahçesindeki Renault'suna atlayıp geri geri gittiğinde. kasap vitrinindeki kanlı çengeller gibi parlayan suratlar. herkesle birlikte ben de dönüp baktım.. Piton yazılı sınav sonuçlarını okuyordu: "Nuh Tufan. "Nasıl yani?" "İnleme Fu. irice.. Muhtemelen bu iş de Gıcırbey'in marifetiydi." Korkma ben varım Bir insanın yetişme tarzına en iyi ışık tutan şey. 5. Sevdanın karası alnımda yazar Hilal kaşına Hak eylemiş nazar Senin emsallerin cennette gezer Huridir be şeker dilber huridir. Gıcırbey'in sırası yaklaştığında kollarımızı havaya kaldırdık. Simsiyah. Bakışlarında hiçbir mânâ. 5. En arka sırada oturuyordu. Bu.. kabul etmedi. Gözlerime. su gibi akıp buharlaşmış. [The Message – Çağrı filminden] Gıcırbey'le lisede aynı sınıftaydık.. Muzaffer Firuze ["Uzi"].. Gıcırbey mırıldanıyor: Müntekim Gıcırbey. Tebessümünü kimseden esirgemiyor. arabanın altına saklanmış bir şişme kadın ortaya çıkıp karşısına dikiliverdi! Paniğe kapılmıştı. O zamanlar ürkütücü derecede ciddi görünen tavırları.. Yaşlı başlı hocalar birbirlerine sapıkça bir üslupla yazılmış aşk mektupları postalıyorlardı. Çünkü biz hocalara ültimatom çekiyor. "Okullarda neler oluyordu? Öğretmenler delirmiş miydi? Böyle rezalet dünyanın neresinde görülmüştü?. Alevi Dedesi Saz Âşığı Reşat Bey'i seçmiş bizim Gıcırbey. Zamanla işler değişti. îlk beş-altı hafta varlığını dahi fark etmemiştim. Benimle ağır çekimde tokalaşırken başını hafifçe eğerek selam veriyor..için de. Ne var ki fikirleri tehlikeli. "Hayır. Fuat Atıf Tufa. arkadaşlar Fu der. geri kalanıyla vaziyeti idare ediyor sanki. Gıcırbey ise. onun gözlerindedir. tekrar gözlerime bakıyor. Başlangıçta. heyecan zerresi. Çinli bir şairin de dediği gibi: "İnsan boş bir tüfektir ama bakarsın birgün patlar.. Devrisi gün bir pusula göndererek Afili Filintalar'a katılmasını önerdik. İmanımızı gevreten. çapkınca söylemelisin" diyor Gıcırbey. eğer benimle çıkarsan.. Yumrukların ardında. Şebnem Şibumi "Hangi dinden ise ona" tapacaktı. "Asya Maya. Tuhaf olan şu ki. merak kıymığı yok. Asya Maya'ya açılamadım. Gıcırbey'den "Nafile Filinta" diye bahsediyordu. Görünmez Dünyaların Resimli Kitabı] Bizi gübre hoşafına çevirecek dört çift yumruk etrafımızı sarıverdi. mutedil sorularım onu yoruyor. Reşat Bey. çok bitkin görünüyor. ibrahim Kurban. elime. Derin bir nefes alıyor. Yedi kişilik gizli bir çetenin üyesiydim: 'Afili Filintalar'.. son mısrada da hem Pir Sultan'a hem de Reşat Bey'e özür beyanında bulunuyor. Müzikal mülakat başlıyor. Buna karşılık. dağıtıyor.

" Hafifçe Gıcırbey'e dönüyorum. fakat yarın. Biri kollarımı arkadan sımsıkı kilitliyor. Tırpan. bence. özür dilerim birtanem. şekerli ılık süt olup ahizeden lıkır lıkır akıyor kulağıma. gerektiğinde ateş ederdi. Müntekim Gıcırbey'le aramızda dörtyüz ışık yılı olduğunu düşünürdüm. millet. E. ancak metanet. Baban. allı pullu bir denizkızı geçiyor. Çarşaf gibi denizi bir ucundan tutarak salyamı.. basiret gibi dayanaklar sayesinde gerçekleşebilir." Asya Maya safça soruyor: "Baban nerede ki." "Ne?" 57 "Bir düzine transatlantiği havaya uçurdum. Afili Filintalar'ın başındaki Nuh Tufan'ın anasız babasız büyüdüğünü cümle alem biliyordu. Gıcırbey'de durum ne. tamam mı?" "Kendini benim yerime kucakla aşkım. "En büyük eksiğimiz ne." "Aklın fikrin Asya Maya'da değil mi?" Cebimden dört tane telefon jetonu çıkarıp gösteriyorum: "Sence eve varmış mıdır?" "Bildiğim bir şey varsa." Gıcırbey." "Hep böyle ince misindir Fu?" "Hayır. önümdekinin gırtlağına asılıyorum. Tırpan'm elmacık kemiğine bir kroşe çakıyor. Yürüyüp kıyıya iniyorum. [CHEN CHENG. yuvarlak bir ayna sızıyor. Hoşçakal.Bir akşam. fakat ben okulun gizli yetimiydim. Elimi tuttu... gerisini biliyorsun." Bana sevgilim dedi! "Telefonunu bekliyordum. burnumdan getirecekler. Ertan Taner okuldaki en irikıyım çocuk. gölgesi kayaların arasına sıkışmış: "Benim de ağlamamı ister misin?" Bir insanın yanında gözyaşı döküyorsanız. Asya Maya. Asya Maya'yla beraber geçirdiğim saatleri.. ağırbaşlı bir hovarda edasıyla soruyor: "Kızın gözlerini gördün mü?" "Evet. suratına. bende para var." Gıcırbey ağzının kenarıyla mırıldanıyor: "KORKMA BEN VARIM. A." Ahizeyi yerine bırakıp döndüğümde. hem bir soru. babama." Ceketimin iç cebinden bir düğün davetiyesi çıkarıp Gıcırbey'e uzatıyorum: "Reyhan Tuja ile Orhan Horanta'nın düğün törenlerinde. Şimdi de üvey baba belası baş gösteriyordu. "Nasılsın?" "İyiyim sevgilim." Sesi. bana doğru hamle yapan Gıcırbey'le burun buruna geldik: "Soru sormazsan ben de yalan söylemem. Afallıyorum. bilmiyorum.. Aramızdan.. cesur olamazsınız.. Çalıyor. Gıcırbey. Foklar gibi soluyoruz. bakışlarını Gıcırbey'e saplıyor.. bu kadar yeter. Beyin şeklindeki kayalıklarda oturuyorduk. önemsediği bir düşüncesini açıklıyor: "İnsan. Gıcırbey'in heykelini dikerdim. Yuvarlanıyoruz. Diğerleri bana girişiyorlar. Tırpan. Yalın haliyle bir mânâ taşımaz. "Evet?" "Asya Maya?" "Merhaba Fu." Kendini benim yerime kucakla Başınıza yalnızca harika şeyler gelmişse. sümüğümü. Gıcırbey. okul çıkışı bayrak töreninde yanımda duran Asya Maya kulağıma fısıldadı: "Beni beğeniyor musun?" "Öyle harikasın ki Asya Maya. ona sözlü ya da yazılı bir açıklamada bulunmanız gerekir.. Belki de korkak olduğumun anlaşılmasından korktuğum için. Önümdeki serseriye kafa atıyorum.. Tırpan'ın yüzünden kıpkızıl. pataklandığımı unutuyorum. Gelene geçene göz kırpar. ihtimam. Yaya hayaletler gibi. Boğaz'da demirlemiş şileplere dalmıştık. çok mu uzakta?" "Aslında evet. bir zombi biganeliği. ağır aksak havalanan bir karabatağın ardından üfledi. Gıcırbey." "Sen de bir ayna öp. biliyor musun?" Gıcırbey'e dönüp baktım. öyle mi?" 56 "Cesaret." Bazen. laf atar. beni teselli etmekle kalmadı. Biri perçemimden tutup mideme vuruyor. "Evvelki gün Ertan Taner'le kapıştın. iki taneydi. kaslı gövdesi güneş tutulmasına sebep olur." "İlle de rakibinin omurgasını ağzından çıkarman filan mı gerekir?" "Hayır. Ejder Meyi] Eğer heykeltıraş olsaydım. Bir kulağını avuçlayıp kafasına art arda sert darbeler indiriyorum." "Hımmm? Başka sırların da var mı?" "Ellerimdeki çizgiler günden güne çoğalıyor.." "Vay vay vay? Niye ki?" "Senin için Marmara'daki bütün balıkları tutmaya çalışıyorum da.. çalmasını bekliyordur. Çocuklardan ikisi toz oluyor. Bak. neyse. bugüne kadar yapılan bütün güzellik yarışmaları geçersiz sayılmalı" dedim. "Annem" diyorum. Kollarımın ki1idini kırıyorum." "Yapma lütfen. sıvışalım. Uçarak." "Önemi yok. kaburgalarına. hâlâ kendini ödlek mi sayıyorsun?" "Cesaretin binden fazla türü var." Gıcırbey bunu söylerken öyle ciddi ki. "Cesaret" dedi "C." "A? Bunu bilmiyordum. Başkentin resmî güneşi altında bronzlaşırdı. Denize taş atıyor." Okulu kırıp soluğu Sarıyer sahilinde almıştık." Gıcırbey. kalbiyle düşünür Fu. Gıcırbey. Öldüğünde ben beş yaşındaydım. İstiklal Marşı'nı kıvançla haykırarak söyledim: "Korkma! Sönmez bu şafaklarda yüzen al sancak!. Tırpan Ertan ve yumrukları kaşınan üç eleman bizi harcamak üzereler. bu ilk günüm.... Arif Tufa'ya âşıktı. baldırlarına çalışıyor. aklıma enteresan fikirler düşürdü: Annem on yıl neden beklemişti? Çünkü beni seviyordu. "Tamam. Dövüşten kaçmamak tek başına hiçbir şeyi kanıtlamaz. Gıcırbey. Asya Maya'yı o vaziyette daha fazla bekletmemek için depar atarak birkaç yüz metre ötedeki telefon kulübesine dalıyorum. Çocuklar kaçmaya davranıyor. Toparlanmasına izin vermeden karnına tekmeyi yapıştırıyor. hem de bir muammadır. Tırpan iki büklüm. insanlık sevgisiyle doldu..." "Mesele para değil. gözyaşımı siliyorum. kimin tabansız olduğunu çözmek mümkün değil. el sallar. Göz kırpıyor.. burnunu topuğuyla kırıyor. 1933-1988. Numarayı tuşluyorum. Bu da onu iyi bir dert ortağı yapıyordu.. Sigarasının dumanını. Yutkunuyorum: "Yaşlanarak. Zincirlikuyu Mezarlığı'nda. Seni gene ararım. S. "yarın evleniyor." "Ne peki?" Gıcırbey'e bakıyorum. telefonun dibinde pusuya yatmış." "Fal bakar gibi konuşuyorsun. adım korkağa çıkmasın diye kavgadan kaçmıyorum?" "Yani kimin gözüpek." "Yarın n'apacaksın canım? Sinemaya gidelim mi?" "Çok isterim Asya Maya." Gıcırbey alnını kırıştırıyor: "Hangi konuda?" Cevap vermiyorum. Gençliğini bana 12 . yetim olduğumu öğrenince üzüldü. Bugün okula neden gelmedin?" "Meşguldüm. Diğeri bocalıyor. Cesurca bir davranış." Fakat şu anda yüreğim ağzımda. göğsüne bir diz yiyor ve düşerek gölgesiyle kucaklaşıyor. Gıcırbey sağımda dikiliyor. İçim vatan. bir denizanası dalgınlığı içinde yürüyoruz. Belinde bir tabanca. Eğiliyor: "Nasıl ölmek istersin?" Sesinde iflah olmaz bir kudurukluk titremesi var. Tepenize dikildiği zaman. Gıcırbey gömleğimin yakasından tutup çekiyor. "Yarın babamı ziyaret edeceğim. bana karşılık vermektense.

Kaybedecek vakti olmayan adamımız. Onu görünce sevindiğimi gizlemiyor. Aaa. kazık olup kalbime çakılmıştı." Kesin konuşuyor. Babamın ahiret yurduna göçmesi." Gözlerime dikkatle baktı: "Amin. Gözlerinde bıçağın suyu gibi birikmiş yaşlar." Kremi kaptığı gibi toz oluyor. beyefendi. yuvasının yıkılan kısmını onarıyor du. Ben fiyat etiketine bakarken. Sidarta'nın teyzesi Mahaprajapati der ki "Gereğinden uzun süre çocuk kalırsan." "İşte. Aylarca. Ağıt ve matemde aşırıya kaçmak. Kadıköy Koşuyolu'ndaki Cezayir Eczanesi'nde staj yapıyordum. Nasıl uçan tekmeler atıyordu bilseniz şaşarsınız. 24 Nisan günüydü. Muconex yar mı?" "Olmaz mı? Var. bundan neredeyse emindim. Namuslu ve canlı bir insan. hassas dengeler üzerine kuruluydu. kazak ve kadife spor ceketliydi. Gıcırbey. dükkanın ufkunda gene beliriyor: "Göğüs pompası var mı. daha karnımdayken dövüş sanatlarına meraklıydı. Kader kaderi kapsar. Bir kadın olarak mutsuz olursa. hayatımda aldığım en büyük mükafattı." Dörtnala uzaklaşıyor. 61 Vücudundaki su toplamış lezyonlarla. havadan sudan konuşmayı filan denemiyordu. Bizimki. egzamalarıyla adeta gurur duyuyor. ama naz da sitem gibi sevgiden doğmalıydı. Asya Maya'nın ütülü patiska yüzünde meyve izi gibi bir gülücük. Yas. Fethiye Tufa çoktan ölmüş olacaktı.." Acaba sağılacak bayan kim? Bilemiyorum. Fakat sadece ilaçları alıp kayboluyordu. Sevinçten. Düşünceler. yetişkinlerin anlayacağı dili bulana kadar çeşitli diller konuşurlar. "Elbette. kıza "Seks konusunda asla şaka yapmam" dediğini duyuyorum. Babamın muhtemelen Cennet'te tanışma imkanı bulduğu Çinliler. Ertesi gece. alev almış çiçeklerle dolu bir Çin vazosunu andıran çekik gözlü bir kız. Canıma can katmıştı. kibar. Neden hep insanların isterken utandığı türden ilaçlar satın alıyordu? Tuhaf bir espri anlayışı mı var? Beni kıçı çıbanlı. hakikaten ilgilenmiyordu. Nitekim." Elinde basur fitiliyle mi dolaşacaktı ortalıkta? Yo. Bir ara. pompayı alır almaz uçuşa geçiyor. Dünya. Gıcırbey haklıydı. orta boylu. Ne aradığını bilen. neydi. Aşktan kurtuluş yoktu. şamata istemeyen biri. olağanüstü bir adamdı. Hah. Sanset 750 ve Furacin pomat lütfen. ikindi vakti çıkageldi. Söylediği ilk Türkçe kelime "Baba"ydı. yanımızdan geçerlerken. çok acil! KwelladcCdan şaşmam asla. kollarında." "Tabii ki. lütfen. çıkageliyor: "Makattaki çıbanla uğraşıyoruz da. Elindeki reçeteyi cam tezgahın üzerine bıraktı: "Accuizide [tablet]. Artık eczaneyi şereflendirmesini bekler olmuştum. Asya Maya'yı telefonla arayıp düğüne çağırmalıydım. Onun sevgisini kazanmak. Canım oğlum. Eczaneye sırf beni görmek için geldiğini seziyordum. Sonraki gün gene başlıyoruz: "Mevsim dönümünden mi nedir. Ecelden kaçış yoktu. Elinde parlak bir bıçak.. Nankörce bir bencillikle validemi mahcup etmemeliydim. İlaçları güzelce paketleyip küçücük bir poşete koydum. Gıcırbey de gösteriyi kaçırmak istemiyordu. babamın yanma varsam.. hani kadınların kendilerini sağmak için kullandıkları şu alengirli cihaz? Vee marka olsun. Sallantılı bir ciddiyetle: "Şu kabızlık illetinin patlayıcı şifası Gliserin-Kansuk rica edebilir miyim?" Fitili aldığı anda kaçarak beni fitil ediyor. düğün pastasının üstüne mum gibi eğiliyor. Bazen abartırdı. 1892-1998] Fu'ya hamileydim. çoğunlukla blucin.. On sene tehirli gelen sevinci ona haram edemezdim.. kendi ekseni etrafındaki standart dönüşünü tamamlıyor. Derhal.. Zira her düğünde yaşlısı genci bütün kadınlar gelinin yerinde olmak isterdi. anneliğin üstesinden gelebilir miydi? Onun evlenmesini desteklemek. yunuslar gibi kikirdiyordum. Sadık müşterimiz. içimdeki bebekten dayak yedim. Ebeveynlikten istifa etmiyordu ki. Oğluyla evlendiğimde. uygun adım yaklaşıyor: "Uyuz losyonu. insanlıktan çıkarsın. kimse tabuta alıcı gözüyle bakmazdı. uyuz bir herif pozu vererek büyüleyebileceğini mi sanıyor? Yoksa bütün bu ilaçlar gerçek hastalar için miydi? Bir tımarhanede ya da hapishanede çalışıyordu belki de?. üvey pederimle dostluk kurmaya bakmalıydım. Fitil. Yüksek sesle: "Basur ilacı istiyorum. kafamın içinde uçuşan bumeranglar gibiydi. Çünkü bir fıstığa çıkma teklifinde bulunabileceğin en iyi yer. siyah deri çantasına attı kutuyu. Ya da daha kötüsü. tam ümidi kesiyorum. 50 Galiba. sonsuza dek bekar kalmayı seçebilirdi. Fakat o benimle ilgilenmiyormuş gibi yapıyordu." "Nereden bileyim?" Ertesi akşam. Kapıdan. Parayı aldım. Ceninin uçan tekmeleri [Reyhan Horanta] Uzaklar hiç bu kadar yakından saldırmamıştı. espritüel." Kopuyor. Buna hakkı vardı.. "Buyurun. Güçlü. Böğrümde kalan elimi vicdanıma koymalıydım. çalışkan. Bazı günler takım elbise giyse de. benim mukaddes vazifemdi. merhametli. lakin sevmek kadar değil" derdi. soru sormuyor. Her gün uğruyor.. Silik ve hafif eczacı tebessümüyle raftan bir kutu basur fitili aldım. Göğüs Kalp ve Damar Hastalıkları Hastanesi'nin tam karşısında.. "Bilmek iyidir." Vazgeçmiyordu.. 13 . Ketoral krem. Hiç unutmuyorum. En etkilisidir. sezonluk bir duyguydu. fakat aşırılık nedir bilmezdi. balgam sel oldu taştı. Sadece. nikah masasıydı. yeni adıyla Reyhan Horanta." Ertesi gün. Çok feci. habanera ve vals karışımı bir performans sergiliyor. Lasix [tablet]" Kalp hastası olan Fethiye Tufa adına düzenlenmiş bir reçete. Sabah vakti sürpriz yapıyor. Vastarel 20. siz daha iyi bilirsiniz gerçi. İkinci kez gelin olmak da her dula nasip olmazdı. Dahası. kader paso halkalanırdı. bana dünyada olan biteni sorsa. Fonda sıcak çikolata tadında bir müzik. Musalla taşına en uzak nesne beşik değil. 60 Bebekler. Proctologl" dedi. ayan beyan neşeleniyordum. Anneciğimi tebrik etmeli. Öğle vakti. Kız tarafı naz tarafıydı. Fu da öyle yaptı. kısa kesilmiş kestane rengi saçları kızıla çalan.adamıştı. abuk sabuk ilaçlar. Düşeş Düğün Salonu'nda Asya Maya'yla mışıl mışıl dans ettik. Oyalanmıyor. o etrafa göz gezdirerek konuştu: "Sarmanıza gerek yok. lakin sevmek kadar değil. gelgeldim dulluk bir an önce kurtulmak gereken bir belaydı. dayanıklı ve çok zekiydi. Nikahlanacaktı. Ben de şimdi şuracıkta ölsem. başkasının düğünüydü." Kendinden emin. Üstünü uzatırken alçak sesle konuştum: "Allah şifa versin. annemin dün-yaevine girmesini engellememeliydi.. Anne sevgisi. temiz yüzlü bir genç adam girdi: Müstakbel kocam." Hayat. 62 Yüzünde kuşkulu bir ifadeyle kapı aralığından süzülüyor: "Kıl dönmesi genetik olabilir mi?" Cevap vermemi beklemeden ekliyor: "Bactropan. Çince konuşmaya başlasam: ["Bilmek iyidir baba. Cenazelerde durum tersiydi. ölüme müzikal bir defileyle karşılık vermek demekti. Arif."] Annem. sıhhi mamuller satın alıyordu: "Mayasıl ilacı istiyorum. samimi. [CESARVALLEJO.

. Fucidin satın aldığı gün. Hayati Tehlike'yi ve ekürisini nallayacaktım ve. dişleri bembeyazken. hayat arkadaşıyız. 22'ye karşı 7 can alınacaktı. Hayati Tehlike yolladı. Gangsterler ondan nefret ediyordu. evde bir akarsu yatağı oluşturmuştu. yani eleğimsağma.. ne biçim bir aksanın var senin?" "Eaa. sanık sandalyeleri ergonomik değildir... Islak çoraplarımı ayaklarımdan sıyırıp ağzına tıktım. bacaklarının derisini yüzeceğim. Yerden avuçladığım suyu suratına çarpınca iyice ayılıyor. Yağmurun ortasında sırılsıklam bir güneş. Evet. "Kendiy evinde edem mi vüreceksin?" Maskesizken sesi. donuk bir ifade yerleşti. gökkuşağı çıkmasına değil. Yağlı kömüre kesmiş yüzünü gördüğüm anda kalbim kömürleşti." 66 Meğerse hayırsız. öfkeden. Patronu da Hayati Tehlike diye. cerahatsiz.. meleklerin büküp doğuya sapladığı renkli. en tatlı tablet. böğürtü ve çığlık karışımı bir karşılık verdi. Çocuğumuz olmadı. Bir keresinde." Yatağımdan akan su.... boğazını da arkalığa başlamıştım. Bakanlık Heyeti'ni katleden manganın başındaki adam da bu Hayati Tehlike'ydi. öbür yandan tabancayla dizkapaklarını eziyordum. Fakat o bunu bilmiyordu. kafasına doğru saydam çizgiler halinde yükseliyordu." "Fazla ümitlenme de. Yalnız çalışırmış. hayatın kısalığı üzerine uzun uzun düşündüm. Emekliliği yaklaşmış bir celladın aldırışsız havasına bürünmüştüm. ortada polisiye bir bilmece yoktu. bu onun alamet-i farikasıymış. Görünüşe bakılırsa. gece gündüz sedece limon yemiş. İş üstündeyken. Evet.. onun yerine namluyu soktum.. Arif Tufa cumhuriyet savaşıydı. "Seninle öyle pataklayacağım ki. dişleri bile yanmıştı. işittiğimde aklımı kaçırabileceğim türden tehditler sıralıyordum: "Dört dakika sonra. Yüzüne abartılı. şeker çizgileri halinde yağıyordu. gençten bir gangstermiş. elmalarla armutları toplayacak kıvama gelmesini umuyordum. içimdeki çocuğu yiyor Cehennem uyruklu misafirime getto tokadı atıyorum. geberip Cehennem'e gittiğinde rahat bir nefes alacaksın!" diye bağırdıktan sonra çorap yumağını ağzından çektim.. Bakanlık Heyeti'nin benimle ilgisinden haberi yokmuş. Hayati Tehlike. Ona adresimi vermişler ve o da soru sormamış. Birdenbire hurdaya dönen araba yanmaya başlamış ve infilak etmiş!. derenin içindeydik. korlaşmış çeliğe dökülen sirke gibi cızırtılı. Aşk." Gözleri yuvalarından dışarı uğradı. Banyoda bulduğum mor çamaşır ipiyle ellerini bileklerden iskemlenin kolluklarına... Sandalyeye ben bağlı olsam. imkansızlaşınca daha da şiddetleniyor. hiç kullanılmamış bir kuyumcu matkabım var. "Hı?" Adımı nereden biliyordu? "Bu akşam beraber Allahüekber Dağları'na çıkalım mı?" 83 "Bana çıkma mı teklif ediyorsunuz?" Gıcıklık etme sırası bendeydi.. Hani şu Gönül işleri Bakanlığı'na müracaat edip de aşkı onaylanmayan karanlık tiplerden biri. Bağırırsa.." "Ne?" "Ebemkuşağı. sanki ayak bileklerindeki su. Böylesini görmemiştim. Gönül İşleri Bakanlığı’nın. ayaklarını önden birbirine... "Son soru'n bu mu?" "Yya senin?" Ağzında rulo halinde duran meşin dilini oynatmakta zorlanıyor sanki. ensesi kalın. çevre yolunda seyrederken otomobilin kontrolünü kaybederek küçük bir köprüden uçup aşağıdaki yola düşmüş.Fare zehiri. Öztürk Se-rengil taklidi yaparmış.. Silahla dolu ağzını boşalttım. uğursuz bir iş için kapıma gelen bu hırt. 11 Mayıs'ta harikulade bir yağmur yağıyordu. Oruç Bey'in rüyamda söylediği gibi. Mahmur bir neşeyle sırıttım: "Benim nazarımda... Arifi teşhis etmek için morga çağrıldım. Allah'ım. Adalet terazisinin bir kefesine Bakanlık Heyeti'nin cesetlerini koyduktan sonra diğer kefeye ne koyarsam koyayım. dokuz ay boyunca. Turgut Rulet adlı bir kiralık katilmiş. Terliyordu. muzipçe gülerek söylediği sözler hâlâ kulaklarımda: "Öylesine arsız bir herifim ki. suratına çalışacağımı söyledim." "Şaka yapıyorsun. Ben ağzım açık.. yani alâimisema. her bakımdan bir teselli armağanından. "Biliyor musunuz. Orhan'la ondört senedir evliyiz. lobotomiden çakması gerekmiyordu sanırım. bizim köyde feciy kitlik olmuş. katiller 7 kişiyse. Gıcık telaffuzu. Acıdan dişlerini gıcırdatıyordu. İntikam. yani gökkuşağı!" Afallamıştım. toprağa gömsen.. Onunla kafatasında bir delik açacağım. tek yönlü bir eziyet seansına dönüştü. esprilerin üzerine anında sünger çekiyor. îstikleal Harbiy sırasında.. aynımdan bir tane daha çıkar!" İçimdeki hayvan. hepsi onu harcamak için can atıyordu. Bir çeteye filan mensup değilmiş." Tabancayla çenesini dürttüm: "Söyle!" "Dedim ya. "Yellenememek ne büyük dert! Meteospazmyl kapsülleri olmasa halimiz duman!". şu ebemkuşağı ebeme girsin!" Ona inandım. kuduz bir maymunun ağzındaki köpük kadar bile değerin yok!" Ikınma. Ayrıca. Ayağa kalktı.. Tabancasını 14 .. amortiden öte anlam taşımayacaktı. Gözlerimi kısıp burnumu kırıştırdım. "Her iki el başparmağını ta dibinden kessem iyi olacak. Mecidiyeköy civarında. Tabancanın kabzasıyla diz kapaklarına vurdum. Su çeken ayakkabılarımı çıkardım. Çömelip limon gazisi konuğumun paçalarını dizlerinden yukarıya kadar sıvadım. Arifin ölümünden sonra. Ünlü mafya babası Atom Bombacıyan’ın suç dosyasını hazırlamıştı. Dava açmak üzereydi." Bir yandan bu psikopat repliklerini okurken. benekli prezervatif. "Şimdi isteğin aksanla konuşabilirsin tıynetsiz hödük! "Aouuü! Aouuü!" diye öterek ağlıyordu. Soluk soluğaydı: "Abidin Dandini.. dışarıda gıcır gıcır bir ebemkuşağı var. "Cinayet kurbanlarının çoğu kendi silahlarıyla öldürülürler" deyip Smith&Wesson'la alnına nişan alıyorum. "Evet. Besbelli. adam kaçırıp fidye isteyenlerin." "Kaç yaşındasın?" "Yarım seat sonra kıyrk olacağım. oval boruya bakarken "Reyhan. "Lobotomi nedir bilir misin? Ha?" Dehşete düşmesi için. "Yanlış anlama ama. Buna müstahaktı. Hayati Tehlike. Yağmur. Beraber kapıya çıktık. Sandalyeye bağlı yırtıcı kuşun iplerini kopardım. Hakikaten gökkuşağı fevkaladeydi. çetelerin peşine takılmıştı. Beni. Bir an önce. Böylece asla silah kullanamazsın" diyerek tabancayı gösterdim. değil mi?" "Şakaysa. Kanın çoğu yerde kalacaktı. kalpazanların. yo. koltukaltı kıl köklerindeki irin için krem.. İlaç almıştı fakat bu defa kaçmamıştı. "Bak. kahırdan vahşileşmiştim. sen dünyadaki bütün eczanelerden alınabilecek en şifalı kapsül. Sonra da minik bir huniyle beynine o delikten kezzap akıtacağım.. İlk defa birine işkence ediyordum. bileği sert. Eksanımız o yüzden birez meyhoş yani. apsesiz. bademcik iltihabı için gargara. en kıvamlı şurupsun" dedi. Su yatağımı patlatıp salonumda gerçek bir havuz problemi doğurmuştu. Herkes. Şimdi ellidört yaşındayım. dengeyi sağlamam imkansızdı.. Matrak sohbetimiz. kiralık katillerin. Dereyi görmüştük. Yani ne bulursam fırlatıyorum. kasıntısız bir konu açmasına. yani kavs-i kuzah. Hayati Tehlike. Ne olacaktı? Eğer. Birtakım yeraltı örgütlerinin. Hattâ. Uyuşturucu kaçakçılarının. Fakat Arifi hiçbir zaman unutamadım. Çaresizlikten.

çırpınarak can çekişmeye başladı. Hayati. en terso üçlü kombinasyon. Tilt olup poyraza dönen Yakuzalar için. eşzamanlı os. mezar tozu serpilmiş. SWAT timlerinin de kullandığı. Hayati Tehlike'nin vesikalık fotoğrafını inceledim: Kahverengi. hastaneye kaldırıldıktan dört gün sonra ölüyor. Niko'yu kafalamıştı. Ateş etmeye kalkışınca "Çat!" bileğini kırdım. çok sert kapışmada sanki Kızılırmak'ın buzları kırılıyor. Şişme kadından olma plastik veled-i zinalar!" Üstüne ölü toprağı. hijyenik bir infaz ünitesi. Çevriye ablamın büyük oğlu. zaten kağıt oyununda kaybettiğiniz için Yakuza değil mi? Neydi. bir Sicilyalı ve iki Bernli'nin oturduğu masada. Niko susmuyor. beni doğduğuma pişman etti. 70 Tahammülü sıfırlanan. ne bir giysi parçası. Kaç kişi oldukları belli değilmiş. Kumar masasındaki buluşma... ağzımı açabilirim. Dandini'nin ahırına mı girecektim? İkide bir yolladığı takım elbiseli leş kuşlarının gagasında hep aynı nakarat: "Patron Turgut Rulet'siz olmaz' diyor. Tam üç sene emek verdiğim Javaca-Do'yu bir anda unutup. Ricardo Rafsancani stilinde tıraşlanmış bir kelle. evlatlığı mı. Üç New Yorklu. Pembe klasörü buldum. epeydir beni çağırıyordu. yanlarında üç-dört fedai... Mavi gözler. Fu denen rafadan lavuk. geriye taralı saçlar. sayıklıyor. Bön suratına kanlı bir somurtuş yerleşti. îçeri girerken yüzleri maskeliymiş. Bu sert. deveye binmiş. Uyarı niyetine ateş edildiği anda Niko ile Hayati camdan uçuyorlar! ikisi de havada. Amerikalılar mum gibi yamulmuş.rup geğirerek düet yapıyorlar. çocuğu yemişti. baygın baygın gülüyorlar. hükmen harabeleşmiş metruk binanın dördüncü katındaki odama çıktım. Kalbi kadar temiz. İstanbul'da oturuyor. onların künyesini bizzat kendi ellerimle kazıdığımı söyleyebilirim. Kızlar ciyak ciyak kaçışıyor. Toplamı 20 eden. Doğum tarihi: 1977. 'Hanafunda' mıydı şu Japon iskambili? Hani en kötü sayının 20 olduğu oyun? Ya-Ku-Za da 'sekiz. İçeride kesif bir puro dumanı. Katliamı araştıran komiser yardımcısından ayaküstü bilgi alıyorum. boş bir sayfayı andıran alnında. Tavana kök salmış. Lefkoşe'de Grand Grave Oteli'nin kumarhanesinde pokere sardırmışlar. Bu arada Yakuza çifti. Niko'nun fedailerinden biri de yeğenim Cengiz Cingöz'dü. Canavar sakızı ağzımdaydı. dokuzuncu kattan böyle sarkarken. iki 'Yılan Kanı' istedik: Taylandlı barmenin spesiyal kokteyli. O da Yakuzaymış! Niho haha zuho haha puha hahha. Yakuzalar nefes almıyor. 1999'un bir güz gecesi. O dumanın etrafını saran balmumundan korumalar. masalar devriliyor. Bak bunları bana bit pazarında niyet çektiren bir şırfıntı anlattı. Çiy tanesine çakılan jet uçağı [Turgut Rulet] Hayat. jöleli. bir Yakuza tarafından pencereden şutlanıyor! Pervaza tutunuyor. Keçi Yumruğu denilen meyhaneye geldi. limuzin sefaları. [DON VITO CASCIO FERRO. Niko. meyve bıçağıyla Niko'nun karnını deşip..iade ettim. doğum günümde. Kumarda canını da kaybetmek istemeyen kodamanlar yerlerde debeleniyor. otel güvenliği içeriye dalıyor. Kafasını gözünü patlattım. Bilgisayara aktarılmamış kayıtlarda kim bilir neler yazıyordu. Metal çekmecelerde Hayati Tehlike'nin dosyasını aradım. iki de Yakuza varmış. Dumandan gocunuyorlar. Asla yaşlanmayacaktı. İlk yudumla ikincisi arasında sordum: "Güvercin kim?" "Ha?" 15 . uluslararası kriminal bir pikniği andırıyormuş. kahvaltı haberlerini sunan gamlı bir spiker havasında konuşuyor. Hayati Tehlike.. Japonlar ise bir çift beton çivisi.. iflastan sonra işler açılıyordu. bodur ağaçlara benzeyen avizelere güçbela tutunan ekşi elmalar misali şişko ampullerin ışığı reçine gibi damlıyor. Olay yeri inceleme ekibi de bir ipucu bulamamış: "Herifçioğulları sanki dalgıç kostümüyle gelmişler. gözlerimi yumduğuma göre. sönmek üzereler.tten doğdukları için enayi vergisi ödemeye gelmişler" deyip kahkahayı basıyor. Turgut Rulet'e çılgınca bir hücum doğaçladım. kemikler eziliyor. Tam zom yani. Tuhaf. Hayati'nin yanağına çatal saplıyorlar. Niko'nun şansı yaver gidiyormuş. Alman yapımı MP5 Navy'lerle gerçekleştirmişler. matruş kardanadamlar. iki Kahireli. bizim çekik gözlü horozlar acaba 'Yubitsume' yapacaklar mı? Siz hani bazen izzetinefsi yeniden şahlandırmak için serçe parmağı üst boğumundan kırpıyorsunuz ya. virgül şeklinde bir perçem. 1862-1943] Son nefesimi yarım saat önce verdim. Sandalyeler fırlıyor. Âşık olduğu kişi: Şebnem Şibumi. trapezci kostümü giymiş sahte sarışınlar. Ha?" Niko mazotu çekip mideyi ateşlemiş. kaosa gebeydi. esaslı bir makinalı tüfekmiş. Caniler işinin ehliymiş. Üniformalı.. papaz uçurmuş. yirmi de. sözlerini sarhoş İngilizcesine şöyle çeviriyor: "Diyorum ki. küfür mü ediyor. Ne bir saç teli. Siyam ikizi gibi yedikleri içtikleri ayrı gitmiyordu. oluk oluk viski ve sabaha kadar poker. Bir Tibet nasihati şöyle başlar: "Hepimizin içinde bir çocuk. Her yerde Niko ile Hayati. Atom Bombacıyan’ın sağ kolu Abidin Dandini. Saldırıyı. Abidin Dandini. 1997'ye kadar. Kerize kesilen Yakuzaları tiye almış: "Sizin adınız. Tam düşecekken. yalnızca ölülerin cevaplayabileceği bilmecelerle doludur. orası muamma. Yani bir çift minyatür çizme gibi favoriler ve kalın puntolu bir bıyık. Lüks bir sorgu odası." Niko ile Hayati. Artık öldüğüme göre. Tabancalar vestiyere bırakıldığı için. üç'ün Japonca'sı. Bu bizim Gıcırbey'in yâri değil mi? Ta kendisi! Dosyayı araklayıp tüydüm. Atom Bombacıyan zamanında bile tayfaya katılmamıştım.. çünkü. Ben ki. meçhul canilerce mortlatılarak tahtalı köyde koalisyon kuruyorlar. ağzını burnunu kırdım.. Yakuzaları öldüren "meçhul caniler" diye bir şey olmadığını. şarkı mı mırıldanıyor. Güzergahlarındaki güvenlik kameralarını patlatmışlar. Çayını karıştırırken. Kırılan kaburgalardan biri kalbine saplandı ve sırtüstü düştüğü sulak yerde. Onu öylece bırakıp dışarı çıktım. Meslek hanesine "serbest" yazmış.. Niko'nun elini yakalıyor. Zaman ve mekan. iki sarhoş. 5 yıldızlı otellerde kokainman fahişelerle gönül eğlendirmeler. Kırk yaşıma girmemle canımın çıkması bir oldu iyi mi. Niko." Japonlar bu lafa fena bozuluyorlar. Bir kez daha. Hayati Tehlike'nin Gıcırbey'i de çivileyeceğini anlamak için kahin olmam gerekmiyordu. Artık öldüğüme." Dandini'nin has adamı Hayati Tehlike. tüm vücutları dövmeli Yakuzalarm ellerinin üstünü işaret ediyor: "Ben de koluma dövme yaptıracağım. Niko. öldüğün zaman her şeyi daha net görüyorsun. Canavar sakızı ağzımda Bakanlık binasının çevresinde polisler nöbet tutuyor. sabrı taşan Yakuzalar galeyana gelip bizimkileri öldüresiye dövüyorlar. ne parmak izi." İçimdeki hayvan. bunu kendileri de bilmiyordu. Hayati'ye dönüp Türkçe "Arkadaşlar g. Niko. kaburgalarının önden ve alttan birleştiği yere asırlık bir yumruk attım. bir de hayvan vardır. Bütün bunları biliyorum. İsviçreliler çakı gibi fakat diyelim kapalı çakı.. Mısırlı sinirli. Bir ara. Atom Bombacıyan’ın öz çocuğu muydu. parçalanmış şişeler gövdelere kakılıyor. vazifem belliydi: Liseden beri hiç görüşmediğim arkadaşımın karşısına dikilip "Hayati Tehlike'nin menzilindesin" diyecektim. dokuz. Duruma bakılırsa. otuz yaşında bir gangster. sinek valesi şeklinde. Üç de olabilirmiş. Bence asıl reis namzedi o. hayati tehlikeyi atlatıp taburcu oluyor. silahlı. Korumalar birbirine giriyor. üst başlarından geceye kan tozları saçarak düşüyor! Cumburlop! Bahçedeki '8' biçimli havuzun içine! Velhasılıkelam. yamyam takımından yani alelade bir bitirimdi.

İtaatkarlık içermeyen her davranıştan işkillenirler. yazarın mürekkebine okurun kanının karıştığı kitapta. biryargılama gücünü kendinde hıfzettiği zehabına kapılmamalı. böyleleri dostluğunuzla yetinmezler. devenin üstündeki kadındı. yöresinde müstakil insanlar istemiyordu. öbür yanında mısır mı yüklüydü?" demiş birincisi. Demem o ki. izlerden birisinin silik oluşunun devenin bir bacağının topal oluşuna delalet ettiğini. [ŞEYH ABDÖLLATİF TUFEYLİ. sorumluluk hissine sahip olmanın zevkini tadacaktı. ahbaplık. Bunların bal ve mısır olduğunu gördük. Onun açık ağzına sıktım kurşunu. Bir hayır sahibi beni gömse bari. birini suçlamadan veya bir iddiaya sahip çıkmadan önce kendi ölçülerini tartmanın kaçınılmazlığını kabul edecekti. Son dileğim. Susturuculu tabancamı çektim. Bulamamış adam aradığı yerlerde devesini ve ne yapması gerektiğini yine dervişlerden öğrenmek isteğiyle bu kez dervişlerin peşi sıra gitmiş. Arkadaşlık.. çiy tanesine çakılıp infilak etti. bahçedeki çardakta tavla ile satranç karışımı bir oyuna dalmışlardı. deveyi gasp etme suçundan hapse atmış. Ben. Bizim salıverilmemiz için harekete geçerek gönül yüceliğinin. Keşfettiği gerçeği ahlaki bir olgunlukla perçinleyecekti. Herşey bitti. kaderinde olmayan şeylerden kaçınmalı. Güçlülerde içtenlik aramayın. bir karine bulabileceğimi sezinliyordum. Bombacıyan’ın beyni arızalanınca. kalp dolar basan matbaalar ve biri bitip diğeri başlayan villa sitesi şantiyelerinden müteşekkil bir orkestraya şef oldu. Bense bir katili öldürmüştüm."Kimi öldüreceğim?" Yakuzaların fotoğraflarını masaya bıraktı: "Şiga Noguşi ve Kenji Ozu. cinayetten sonra derin bir uyku çekermiş. Dervişler. Jet uçağı. o. Kötü hikayelerle dolu bir antolojiye benzeyen şehirde turladık. kaybettiği deveyi bu üç kişinin çaldıklarına kanaat getirmiş ve onları kadı karşısına çıkarıp başından geçenleri anlatarak dervişleri hırsızlıkla suçlamış. Şiddetli Diriliş] Katiller. Yerde el ayası izi vardı. tevazuyu tırtıklar. papatyaya alerjim var. Kısa bir süre sonra adam devesini arazide başıboş dolaşırken bulmuş ve dervişlerin salıverilmelerini temin maksadıyla mahkemeye başvurmuş. Üzerinde sadece şort vardı. Uzatmayayım. birden yoksul düşmüştük. Doğrusu. Galiba.. Sonrasında. Gece. yandaki odada uyuyan diğer çekik gözlünün çanına ot tıkadım. "Devemi kaybettim" demiş dervişlere "Onu gördünüz mü?" Dervişlerin ilki "Bir gözü kör müydü devenin?" diye sormuş. Canını aldığım ilk insan olan Turgut Rulet'e son görevimi. özgüven ve azimden pay kapar. yolun yalnızca bir yakasından ot yenmiş olmasının tek gözünün körlüğüne delil olabileceğini. Fukaralık. Katiller cinayetten sonra derin bir uyku çeker İnsan. onlara göre zayıflık alametidir. nezaketi. Ya Noguşi ya da Ozu'ydu. senden birşey gasp etmiş olmaz. onu bir yeraltı çarşısının merdivenlerinden aşağı yuvarlayarak ifa ettim. Kadı doğru hükme varmanın tevazuyla arayışa neler borçlu olduğunu görecekti. ısırdığı yaprakları yırttığına göre ön dişlerinden birinin eksik olduğunun anlaşıldığını söylemişler. herifin tam kalbinin üzerine denk gelen. evet!" cevabını yapıştırmış. Benimle bir mafya mukavelesi imzalamak niyetindeydi. onu bu yolda bulma ümidi vardır. Eee. evet. Yalan. Fakat işte adamın tüm vücudunda dövmeler vardı. Hayati Tehlike'yi evladından kalan bir miras gibi benimsedi. çürüyerek büyüyen bir sarmaşık gibi her yanımızı sarıyordu. dervişler yine sorulara başlamış: "Devenin bir yanında bal. Elimdeki fotoğrafa baktım. Daha önce dervişlerin kendi durumlarını izah etmeleri için bir fırsat tanımayı hiç aklına getirmemiş olan kadı. Fuat Atıf Tufa'yı mortlatmak Hayati'nin mi. "Hamile bir kadın mı biniyor senin devene?" demiş ikincisi. dragonun burnundan saçılan aleve ateş ettim. Kadı. İdris Shah'ın 20 Eylül 1991 Salı günü Londra'da "Ramazan Oruç Tutam'a kardeşlik duygularıyla" imzaladığı. ancak doğumu yakın hamile bir kadın elini yere dayayıp otururdu. misafirhanenin duvarındaki sarmaşığa tırmandım. Ve evet. Başarı ve ödül." Kayıp devesinin peşine düşen adam bu üç dervişin kendi devesini görmüş olduklarına kanaat getirmiş ve alelacele dervişlerin geldiği istikamete koşturmuş. adam "Evet" demiş. yolda devenin ayak izlerini gördüklerini. tartışmasız derinlikte bir uykudaydı artık. Babamı kaybedince. Yakuzalarm defterini origami stilinde dürenin ben olduğumdan haberdardı. Hayati Tehlike'nin hürmeti. Dandini'nin mi fikriydi emin değilim. adam "Evet. devesini kaybetmiş. mezarıma papatya koymasınlar." "Bizim geçirdiğimiz deneyler şunu gösterdi ki insan hakikati ararken bir gücü. Bunu nimet bilmeli. evet" demiş. Japon konsolosluğunun misafirhanesindeler. bizden başka şeyler de alır götürür. Silahlı garsonlar. Hadisenin göründüğünden farklı cereyan ettiğini gören kadı ise gözünde mantık yollarına güvenerek kestirmeden hükme varmanın değerinin düştüğünü görecek ve bir arayışa koyulmayı takdir etmede daha üstün bir konum sahibi olacaktı. İktidarın sağlaması cesetlerle yapılır. Evimize yıllara yayılan bir güz musallat olmuştu sanki. daldık içeri. 16 . Ve onuncu sayfada. Abidin Dandini de. onun şapkasının astarındaki dikendim. "sen deveni bizim geçtiğimiz güzergah üzerinde ararsan iyi edersin. Şazeliyye Şeyhi Oruç Bey'in kurşunlanmış başına yastık olan kitabı Tales of Deryishes'i okumaya başladım. Bu Japonlar hep birbirine benziyor. O yüzden bir nevi minnet duygusuyla bana ihtiram gösteriyordu. Eve yollandım. Aldık makinaları.. İkinci dervişin "Ön dişlerinden biri eksik miydi?" sorusu karşısında. Anlayış sahibi üç ermişe akşamüzeri istirahat menzilinde yetişmiş. daha önce. Atom Bombacıyan. devesini kaybeden adam heyecanlanarak "Evet. Bunun üzerine deveci. Terk edilince umudunun bir kısmı da yiter mesela. Adam sevinçle "Evet" diyerek cevaplamış soruyu. cesedi sırtlayıp arabaya bindirdim. Gönül İşleri Bakanlığındaki morukları halledecek takıma katılmayı reddetmedim. çıplak yatıyordu. Dervişlerden üçüncüsü "Bir ayağı topal mıydı?" diye sorar sormaz. Yitiğini bulamadığını söyleyince. Deveyi ararken yüksek düzeyde anlayış yeteneğine sahip üç dervişe rast gelmiş. Öldüm. Bu arayışta diğerleri sadece arayanın neyi kaybettiğini hatırlatabilirler. "Biz senin devenin nerede olduğunu bilmiyoruz" demiş üçüncü derviş. adam öldürerek kendini yenileyen insanlarız." Bazı kayıplarımız. Tarzan kılığındaki Örümcek Adam gibi. yine "Evet" demiş adam. Senin noksanını tasvir edenler. ne oldu? Burada bıçak olup yüreğime saplanmış kaburgamla yatıyorum. Mağlubiyet. Ardından. Bir konaklama yerinde çalılara takılmış uzun insan saçı gördük. Yakuzalardan biri. "Arılar ve karıncalar yolun iki kenarında birşeylere üşüşmüşlerdi. devecinin itadesini yerinde bularak üç ermişi. bastık küfürü. 3 liralık banknot kadar sahteydi. dizginler Dandini'nin eline geçti. akvaryumdaki Japon balıklarını avlamak kadar kolay olmuştu. "O halde" diye konuşmuş dervişler. eroin yüklü kamyonlar. Oruç Bey anlattığında beni sarsan şu hikayeyle karşılaştım: Adamın biri.. Herkes kendi kaybettiğini kendi arasın. onlardan nasıl olup da deveyi hiç görmedikleri halde deve hakkında bu kadar çok şey biliyor olduklarını açıklamalarını istemiş. Herşey." Dolunaylı bir yaz gecesiydi." 74 "Bütün bunları hırsızlıkla suçlandığınız zaman kendinizi temize çıkarmak için neden söylemediniz?" "Çünkü devecinin devesini aramaktan vazgeçmeyeceğini ve onu çabucak bulabileceğini göz önüne aldık. Kendinde yargılamaya yetecek donatım olduğu zehabına kapılmanın gönül kırıklığını tadacak. piri fanileri biçtik. Konsolosluğun duvarından arka bahçeye atladım. Biz. 1777-1844. Hayati Tehlike. Eşyalarımız hızla eskiyordu. selamları.

'Ve celle senaüke' demeyi unutma. Liseye giderken rahmetli babamın ceketini. Gıcırbey kimi isterse tekmelerim. Spock / Korkut Üneli] En yavaş yaşlanma yaşlılarda görülür. namazı kılacağız. elindeki günü geçmiş gazeteyi bükerek. helal olsun. Meğer. lavuk bize pestil sallıyor!" Kızılmaske mi? Sağ omzumun üstünden bakıyorum. bana da uzatıyor: "Bırakmadın değil mi?" "Eyvallah" deyip alıyorum. Bilmiyorsan." Dracula'dan enseme bir ısırık daha: "Zekat keçisi gibisin mübarek. Uygarlığın ceza sahasındaydım. Kılacağız dedik kılacağız. dostluğumuz pekişsin!" diyor Kedi Kadın.Bârik salavatları okunuyor. Yağmurda karda." Boğuk sesli bir başkası: "Bak şimdi. Fakat cenaze namazını kılmadım ben. eh benim yolum uzun. Vahşetimin mazeretini takviye etmeliydim. o da olur. uhrevi bir kalabalık. Kadınlardan biri. çok da yakıştı.. geç otur. pazartesi. Uçan Kız lafa karışıyor: "Niye susuyorsun Korkut?" Hayda. Acele etmedim. âtina'yı okursun. Dracula'yı duymazlıktan geliyor. Nuh ise onun hikayesinden etkilendiğimi düşünüp işi şakaya vurmuştu: "O sağlam ayakkabılar hatırına. Soğuğun tıkadığı ağızlardan. Birgün postacı benim adıma gönderilmiş bir paket getirdi. 41 numara kışlık botlar. Botları giydim. Abdestsiz namaz kılıp çarpılacaktık valla.. fakat kim? O zamanki aklımla. Eşikteyim. bazı şeyleri tadında bırakıyorum Kaderin penaltı düdüğü çalmıştı. Yo. ona göre. Tekrar tekbir alınıyor. bana da yıllarca ayakkabı postalandığını söylemedim. ezan daha okunmadı. mızıkçılık yapma şimdi." ıı Boğuk ses: "Bak söz verdin Tom Braks. Ne bir saldırı. arkadaşlarına ayak uyduramayıp geride kalan dazlak ihtiyara soruyor: "Tarzan. Annemin bu gizemli hediyelerden ötürü hafif ve basit bir hoşnutlukla birlikte ağır ve karmaşık bir keder duyduğunu fark edemiyordum. Kocatepe Camii'ne çıkan yokuşları arşınlıyor. Mister Spock." Çatlak sesli: "Toto oynama. bana Gıcırbey'in babasının kundura mağazasından söz etti. aralık dudaklarını oynatmadan soruyor: "Nerde kaldın?" "Anca gelebildim. Gıcırbey ailesinden hiç söz etmezdi. Pazar günü vasıta bulmak bir dert. Nuh Tufan. ağır ağır tırmanıyorum. ne meydan okuma. köfte piyaz! Ellisinden sonra şahlandı dişsiz papu! Ulan yoksa hurileri manita tutup yatak sporu mu yapacaksın. Dördüncü tekbirin ardından sağa ve sola selam veriliyor. Sen de os. yani bugün Bakanlık Heyeti'nin toplu cenaze namazı kılınacaktı. Çatlak sesli bir amca sızlanıyor: "Senin aklına uyup geldik.ruktan nem kapma be Mister Spock. bu şakayı fiiliyata dökmek bana düşüyordu. cücük?" 78 Mister Spock. ama size eşlik edeyim ki bir arıza çıkmasın. bir Samsun yakıyor. Dokununca. Derken. g. kolundaki kadını işaret ederek "Uçan Kız'la sen bir kenarda bekleyeceksiniz. Toplam dört kere tekbir getireceğiz değil mi?" "Evet. Hayati Tehlike'yi bulmak için İstanbul'a yollanacağım. Ben söz konusu ayakkabı dükkanından habersizdim." Kızılmaske: "Yahu Spock. fakat sadece ilk tekbirde eller kaldırılıyor." Boğuk sesli Mister Spock arkasına dönüyor ve şişmanlıktan güçlükle yürüyebilen. Nuh'a da aynı yöntemle ayakkabı gön-deriliyormuş ve o Gıcırbey'den şüphelenmiş. Kulak kabartıyorum. Ayakkabıları çıkararak girilen hiçbir yere gidemiyordum. [JEAN ROSTAND. sen biliyorsun değil mi. 'Rabbena. ne tehdit. Kadıköy'de rastlaştığım ortak arkadaşımız. Nuh'a. arkamdan gelen gruptaki adamlar birşeyler geveliyor." "Biz ne olacağız?" diyor kadınlardan biri. İşittin mi Kızılmaske. konuşma balonu gibi buharlar yükseliyor. Önce. Hafta sonu. sadece dört kere." Tarzan safça soruyor: "Senin de mi abdestin yok Spock?" "Var. ulan cenaze namazından da zerre çakozlamam. kurda kuşa yem olmuş bu korkuluklar benim ahretliklerim. hayalifenere dönmüşsün!" Tarzan. Ondan da önemlisi. bazı şeyleri tadında bırakıyorum. değil mi?" En başta konuşan çatlak sesli. 18941977] Apaçi Apartmanı 13 numara." Şimdi. başımda beyaz takke. çünkü Turgut Rulet'ten haber alamayınca yeni bir katil gönderir." Cırtlak bir ses: "Annem öleli dört ay oluyor. her sezon bana postadan ayakkabı çıkar oldu. yani Dracula keyifleniyor: "Nah var!" Mister Spock: "Olsun. Yangına yelpazeyle gidiyordum. Bu leziz üzüm kimin bağındandır diye ince eleyip sık dokuyacak halde değildim. Artık postacıları ayakkabıcı gibi algılıyor ve ziyadesiyle seviyordum. beni diliyle tokatlıyor: "N'aber lan Mister Spock?" "Tam anlamıyla eh. dokuz düğüm olmuş." Tom Braks ha? Sağdaki kaldırıma geçip yavaşlıyorum.Bir eczanede çalışan annemin kazancı ev kirasını ve diğer masrafları karşılamaya yetmiyordu. derin bir nefes alıyor: "inançlarım gereği. Tom Braks. Sözüm söz. kapı kendiliğinden açılıyor. ne de bir hesaplaşma. Fırtınanın ortasındaki sprey gibi hükümsüzleşmiş hissediyordum." Dracula: "Karambolden cennete dalacak. Karda envai çeşit ayak izleri. Çok takdir ettim. Masanın etrafına dizili. namaz boyunca toplam dört kere tekbir getiriliyor. Bu kadar basit. eski ayakkabılarım su çekiyordu." Kızılmaske. Alnını kırıştırıp camiye doğru bakıyor. Herkesin abdesti var. /(. sen maşallah abdest namaz işlerini bayağı bellemişsin. şadırvanda alırız abdesti. İnançlarım gereği. gizli 'hayranımın' kimliğini pek umursamadım.t contası. belki bizzat kendisi gelir diye düşündüm. paltosunu giyiyordum. Beş kişiler." Kızılmaske cevap veriyor: "Bakarız. birbirlerine neden Tarzan. Yıllar sonra. yak buyur. Yan yana yürüyoruz şimdi. İki de kadın. Gelinliği parçalanmış kambur gelinler gibi arabalar sağlı sollu sıralanmış. Açtım. Dua edersiniz artık. Üçüncü tekbirden sonra cenaze duası. tiki. Zengin akrabalardan biridir diye düşündük. Gözümde siyah gözlük. duaların hiçbirini bilmiyorum. Kızılmaske diye hitap ediyorlar? Tarzan öyle şişman ki." "Vay. Versene ağzının payını şuna?" Mister Spock ya da yeni adıyla Korkut Bey. herkes ne yapıyorsa biz de onu yaparız. Mister Spock. hani Mister Spock'tı? "Bu vampirin sivri dilinden bana bile fenalık geldi. Çin'de sık duyduğum bir vecize: "Yaşlılar asla göründüğü gibi değildir. Kenarda durmuştum. Burası bizim sığınağımız. Postalayanın adı yazılmamıştı. Salli . "Ayol bize de bir cigara ver. kırçıl sakallı bir adamın kolunda. Kimse konuşmuyor. Herkes gelmiş. Dracula. tekerlek izleri birbirine karışmış. Nerden baksanız altmışaltmışbeş civarındalar. Tom Braks: "Tamam." Tom Braks: "Hay Allah razı olsun senden Mister Spock. ağzını açtığında opera söyleyecek sandım: "Sen Dracula'ya anlatırken öğrendim sayılır. Gayriihtiyari gözlerim dolmuştu. Tarzan alelacele paketi Kedi Kadın'a tutuyor: "Kusura bakma. tatilin doğası gereği verimsiz geçmişti. Yine de tetikteydim. Sübhaneke'yi okuyorsun." "Yalnız. cenaze namazı kılmayı?" Ne bu Allah aşkına? Huzurevi kaçkını tipler. Kadınlı erkekli." Tam anlamıyla eh [Mr." 17 .

yani Perihan'ın tuzu kuruydu.." "Eee. yolcu sarhoş. Cüneyt Arkın. sosyal demokrattır. Şarkılarda daima. yüzyılın en güzel yılları. Sendikalar. pazartesi günü. gıcır gıcır gurur kostümleri giyerdik.. Aşktan nasibim bu kadardı.rmayacaksın aga. taptaze bir umut çınlıyordu. bahtsız annelerin. Canımıza yapışan. Baretta [Robert Blake]. tiyatro. Heyet üyelerinin naaşları. Kocaman güneş gözlükleri takardık." Dracula. Oğuz Atay. Muhammed Ali." Ağzım açık kalakalıyorum. Yani avucumu yalayıp sigara içiyordum. kıran kırana kavgalar. Henüz tam uygarlaşmamışız. Çayları getiren Uçan Kız'ın elinden tepsi düşüyor. Bob Dylan. Behiye Aksoy'un meşhur Yalan Dünya şarkısı çalıyor: "Bir garip yolcuyum hayat Yolunda I Yolunu kaybetmiş.. Neşet Ertaş. bütün hücrelerimize azim aşılıyordu.." Müziğin sihirli mancınığı. Şarkılar. En büyük hazine kalbimizdeydi. mahcup. ciğer onların" Dracula her zamanki hoyrat neşesiyle geveliyor. O hortikler ne çakar aşktan. bilincim sıfırlanıyor. Spock / Korkut Üneli] Mazi ile bugünü birbirine karıştırma.. kemiğimizi çürüten fukaralığın üstüne kat kat. al kendin oku!" Gazeteyi alıyorum ve mırıldanarak okuyorum: "Gönül İşleri Bakanlığına bağlı Heyet'in 22 üyesi.tünden büyük os. Yoksulduk. Haklıydık. "Şu Gönül İşleri Bakanlığı vardı ya?. Ekmeğimi tiyatrodan kazanıyordum. çaresizliğe meydan okuyor.. bayram şekerinden. 1970'ler. grevler. mücevher gibi bir dilber. Orhan Gencebay.. Sahneden stüdyoya. yavru kuşlar gibi heyecanlanırdık.. bir bana. Fakir. Kalaya başlıyor: "Gönül İşleri Bakanlığı zaten kaşkarikonun claııiskasıydı. Nasıl utangaçtık.raklara yan bastılar! Hepsi imamın kayığına bindi! Zinhar g. Piranalar. Yönetmen. "Oha!" Hepimiz Dracula'ya dönüyoruz.. beni hayal âlemine fırlatıyor. Felekle kapışıyor. Elvis.. Ferit Ağabey pattadak "Filmde oynar mısın Korkut?" deyiverdi. dublaja koşuyordum. kimliği belirlenemeyen kişilerce katledildi. boykotlar. Seslendirmeden de harçlık mesabesinde birşeyler kalıyordu. fokur fokur kaynar katran dolaşıyor. Solcuyduk. Saçlar kabarık. Çay tepsisiyle gelir birazdan. Yılmaz Güney. favoriler uzundu. Tom Braks. Fenomen gazetesinde sinema. bir merhaba. Depresyon yoktu. Mike Hammer merakı ve Hz. "Sahi mi söylüyorsun Ferit Ağabey?" Kaim kenarlı. Mutfakta olmalı. Faşizm kahrolsundu. Stres yoktu. Çakırkeyif. Dracula geri adım atıyor: "Ağır olun! Dünya benim kıçımdan çıkmadı!" 1970'lerde Allah bizimleydi [Mr. Bir gülücük. Sakaldan kesip bıyığa ekleyerek. prostatitli kovboya sesleniyor: "Sifonu çekerken takma dişlerine mukayyet ol!" Uçan Kız'ı arıyor gözlerim. yoksul kızların. Sovyetler Birliği dağılmamış.. Pink Floyd. ne sandın?" Uzay Yolu [Star Trek] dizisinin sinema versiyonunu yazmış.79 Camdan dışarıyı seyreden Tom Braks elini yavaşça sağa sola sallıyor: "İçmeyin şu mereti yahu. perişanım ben I Mecnun misali gurbet ellerde I Ümitsiz sevginin kurbanıyım ben I Yalan dünya. namus. Tom Braks apışıp kalıyor. verecek cevabım yok!. Marlon Brando... bir insanın başına gelebilecek en beklenmedik olaydır" demişti. Hayat çok hızlıydı. yorgun babaların hallerine hüngür hüngür ağlardık. hayat yolunda Ümitsiz sevginin kurbanıyım ben. Yedi kat yalnızlığa gömülmemişiz. Clint Eastwood. duymuştuk da inanmamıştık. Bana da Mister Spock rolünü öneriyor. ceylan sütünden yoğrulmuş.. Charles Bronson. İnanın bana. vicdan gibi kelimeler tedavülden kalkmamıştı. Komşular sağdı. Bruce Lee.... perişanım ben Alın yazımmış. İsmet Özel. [ELMORE LEONARD. Mehtapta yüzen beyaz bir gonca. elma şekeri gibi gülücükler dağıtıyor. Perihan Pirana'ya meftundum." 83 Ben böyle kendi yağımda kavrulup yanarken. Adımı sorsa. Fotoğraflar silme siyah-beyazdı.. Karşısında tek kelime edemiyorum. bugünkülerden daha gerçek görünür. can onların. kaçamak bir bakış.. Allah'ım. onun karşısında küçük düşmekten de ödümüz kopardı. Alınteri mukaddesti. zenginlikten bahsediyordu. "O yobaz katırların kıçını mühürlemişler!" "Ne? Ne zaman? Kim?" Dracula’nın keyfi gıcır: "Bakın bakın" diyerek gazetenin birinci sayfasına işaretparmağıyla vuruyor "Vallahi de muşmulaları kaynatmışlar. 'Dabıl Yu' lakaplı Yunus Yumak. Tarzan. Haysiyet. kalbim kanlı bir yumruk olup göğsümü dövüyor! Bal rengi saçları. gönül verdiğimiz kişiyi incitmekten de.. Değirmenlerle savaşta yenilmemişiz daha. 'Bu vahşetin sorumluları cezasız kalmayacak' derken." "Yeteeeeeeerrrr!" Paltomun cebindeki AŞKart'ı çıkarıp şak diye masaya vuruyorum. Efkarlıydım. Damarlarımda. Yaşlandığınızda. zekam. Hem de nasıl. bir masadaki karta bakıyorlar. Kemal Tahir.ktir.. İspanyol paça pantolonlar giyiyorduk. Yeni bir heyet teşkil edilecek mi. PAP'tan hiç hazzetmiyor. n'olmuş ona?" diye temkinlice soruyorum. Ve hepimiz Müjde Ar'ı düşlerdik. 1970'lerde. Tanju Okan. Edebiyat. Karşılıksız aşklar. kitap eleştirileri yazıyordu. Eyyub sabrıyla izliyordum. gönülden?! Hiç! Hafız düdüğüyle racon kesersen. ebediyen saklanan sırlara dönüşürdü. Nostalji yoktu.. Seyrettiğimiz filmlerdeki yetim çocukların. saat 16:00 sularında meydana gelen olayla ilgili tahkikatı sürdürüyor. Bir of çeksem ağzımdan simsiyah. Tonla dallama da yelkenlendi. Zayıftık. Kedi Kadın. Halbuki çevresine yeşil sinekler gibi üşüşen heriflere. eğri büğrü gülerek omzuma vurdu: "Sahi ya. muz kabuğu gibi pürüzsüz yanaklarından süzülüyor. Leon Davidoviç Bronşteyn Troçki [1879-1940] "Yaşlanmak. Dracula başını geriye atıp alnını kırıştırarak. söylene söylene kalkıp tuvalete yollanıyor. Uzaktan sevmek diye de bir şey vardı. otuz yıl önceki olaylar. Dracula. 18 . Allah bizimleydi. fakat güçsüz değildik. Polis.. ikindi namazını müteakip Cebeci Asrı Mezarlığı'nda toprağa verilecek. Perihan'ı kıyıdan köşeden.. sevip saydığımız gazeteci bir ağabeyimiz vardı. Hart diye dilime bir asma kilit geçirip çenemin altından kilitliyorlar sanki. gibi soruların cevapları merak ediliyor. mazlum delikanlıların. Karun kadar zengindi. Çekirge. zehirli dumanlar yükselecek.. Benimse işim yaştı. Ferit Ferik adında. y. Attilâ İlhan. İçimde kamyon lastikleri yakılıyordu. 20. Yarı saydam. kazanacaktık. Akikten bir kız. Komşuluk ölmemişti. havalara uçardık. yer sofralarında yürekten şükrediyorduk. herşey bomboş /Hancı sarhoş. Âşık Mahzuni. camdan el salladı mı. Uçan Kız. Bir kız. Kayısı hamurundan. nah böyle derisini tuzlarlar adamın! N'oldu? işte. dün. Gözleri yıkanmış üzüm parlaklığında. Federico Fellini. İki senaryosu filme çekilmişti. bakanlığın dağıttığı AŞKart'lar geçerliliğini koruyacak mı. Beş Gölgeden Kaçış] Otuz sene evvel otuz yaşındaydım. "Hass. Uzun yakalı dar gömlekler. Bir akşam. Kızılmaske. 1 Mayıslar. Gönül İşleri Bakanı Mithat Hattat 'Acımız büyük' şeklinde konuştu. Şangır şungur kırılıyor bardaklar. Çünkü tarihimiz bize kudretten. Başbakan Bekir G. Hafızam. dimdik ayaktaydı. John Lennon.. kalın camlı gözlüğünü düzeltti. onu ne zaman görsem. devlet kapısında alayının kuyruğu düğüm oldu!. kıt kanaat geçiniyordum.. ama onurluyduk. o zamanlar aşklar ömür boyu sürerdi. Beşiktaş sahilindeki Birdirbir Birahanesi'nde oturuyoruz." "Bırak tüttürsünler. Kocaman vidalar gibi gırç gırç döne döne batıyordu kalbime: “Bir gün gibi sanki geçti seneler Ümidim kayboldu.

Hepsi. Fî tarihinde giydiğimiz parlak pelerinler. Ağlaya ağlaya Atina'yı bir Türk gölü haline getirsem. Kızılmaske . ben hapı yutuyordum.. Acıklı karikatürler. Elime üç kuruş para geçti. Bir daha da belimizi doğrultamadık." "Adamı hasta etme.. saat kaç. çengelli iğneler arasında ölümü bekliyordu. 19 . Münih'e gitmiş. Laf aramızda. Neden böyle oldu? Çünkü bu filmlerin tamamı. kemikten parmaklıkların ortasında büzülüp kalmış. Bir sabah uyandım. Kahroldum.. Diğer ikisi. bize içini döktü.. Saça iki makas vurup. Şırıl şırıl gözyaşı döküyor: "Kim bu Perihan?!" Uykuda. her sabah erkenden dükkanın yolunu tutuyordu. Kumral bir muhasebeci. Sessiz sedasız aklımı oynatıyordum galiba. unutulmuş filmlerdeki isimlerimizle hitap ediyoruz birbirimize?. Venüs'ün parlamasına sebep olacak sözler söylüyordum. Tam iki sene. 'Sabah yıldızı' kayıplara karışmış! Bir daha da geri dönmedi. Repliklerimi hatırlayamıyor. birbirimizi sahiden anlıyor muyuz. Ve en önemlisi. Yarasa Adam [Mikail Mika]."İyi de. Gerisi. Sinema salonları dolup taşıyordu. Kedi Kadın Derdini Ecele Aç. Tuhafiyeciydi. Morukladık artık. artık süper kahraman değiliz. Davul benim boynumda. Neredeyim.Kiralık Kefen. Mahvolmuştum. kötü taklitlerdi.. çulsuzluğa kesin dönüş yaptık. Tarzan . Karımın neşesi. doğduğum günkü kadar çaresiz hissediyordum. Tiyatro lobisindeki masalardan birinde oturmuş laflıyorduk. dilimizi bilmeyen bir adama yâr olmuştu. tokmak Venüs'ün elindeydi. Ben ki. akıl hastanelerindedir. Oraları kurcalamayız. Yüzlerimiz. aynı tapınağın Budist rahipleri bile zaman zaman tartışır.. dümdüz. Deliksiz. Fakat maalesef daha sıvası kurumadan tapınağımıza yıldırım düşmüştü. tahta suratlı doktor. Benim ketumluğum yüzünden. Gece. Benliğimi saran aptallığın laneti. 1909-19971 Perihan Pirana. öpücüğü kondurduğu yere bir Osmanlı tokadı çakarak uyandırdı beni! Sersemlemiştim. günlerden ne. sonra alay etmeye başladı. gibi tonla film. Yaşlı anacığımla baş haşaydık.. ruhumu kısırlaştırmıştı. gelecekten daha çok istikbal vaat ediyor. Bedenim bir hapishaneye dönüşmüştü: Etten duvarlar. bilemiyordum. tüylerimi ürpertiyordu. Yağmurda ıslanmamı engelleyen birtakım haplar alıyordum. düğmeler. Dabıl Yu beni beğenecek mi dersin?" "Sen 'He' de. Samatya'da köhne bir binanın giriş katı... tiyatrodan atıldım. Aşk Tanrıçası' karım. dayak lordu Jackie Chan yumruklarıyla gözümü morartıyor. Zaten televizyondaki dizide Mister Spock'ı sen seslendirmiyor musun?" "Evet ama. Yunanlı bir şairle evlendi. hakikatte kimiz. Biz aslında onüç kişiydik. bütün doktorların siyah giymelerini emrederim. vaktiyle fantastik filmlerde rol alıp da sonradan 'düşen' kimi pabucu yarımlara yani bize bırakmış. Gelgelelim. n'apıyorum. yatağımız ringe dönüşmüştü. mutfakta sofrayı hazırlayan Venüs'e yeşil zirkon bir kolye hediye ettim: "Eğer beğenmezsen intihar ederim. Perihan Pirana'yı çoktan unutmuştum. belki biraz açılırdım. Harold Pinter'm Gitgel Dolap'ında Gus'ı. Çok fena çuvalladık. Evlilikte olur böyle şeyler. Çay içer. çalıştığı şirketteki masasında çene çaldık. Galaksi çatırdıyor!. saçma sapan bir röportajdı: "Mister Spock'ı uzayda bulduk. Mandrake [Vecdi Cıva] ve Süper Kız [Rana Anar]. kendimi unutmamdı. Kendimi. yemeği devlet ısmarladı. profesyonel bir dalkavuk edasıyla bana kelime masajı yapıyordu. Dördü rahmetli oldu. Ferit Ağabey benle röportaj bile yaptı. kaşımı açıyor. Devamı da çekildi: Astronot Niyazi Uzay Yolu'nda.Şeytanın Tekerlemesi. çerden çöpten fantastik film çekildi Türkiye'de. Her pazar burada toplanırız. Perihan'ın adını sayıklıyormuşum! Venüs. Seyirci bir-iki seyretti. Çocuk oyuncağı. Korkut'un Mübeccel'e faydası yok [Mr. Yine ekmek derdine düştük. radyo dinliyordum. orlon yumakları. Beynim karınca yuvalarıyla dolmuş. bu harikulade!" deyip bana bir öpücük verdi. Max Frisch'in Philipp Hotz'un Büyük Öfkesi'nde Philipp Hotz'u oynamıştım. bocalıyordum. Venüs Lüfer'i eş olarak kabul ediyor musunuz?" "Evet" dedim ve bir alkış koptu. şimdi kefenimizin astarı oldu.. Aynaya bakınca "Sen de kimsin?" diyordum. çocuk oyuncağıydı. Şimşek Hafiye [Hanifi Nahif] Almanya'daki kızının yanına. Hollywood yapımlarından aparılmıştı. Fiyakamız yerindeydi. Sağolsun. Elimde yetki olsa. O dönemin en büyük yapımcısı merhum Bahri Buhara. Hunisini kaybetmiş deli gibi aranıyordum. vasiyetinde bizden bahsetmiş. Tipin de müsait hem. Dracula . Tabut kadar bir yerde. Bir anda şöhrete kavuşmuştuk. Süper kahramanlıktan. fermuarlar. İstanbul'da oturmuyor. Akşama kadar evde pijamayla oturuyor. gerisini bana bırak. midemde barbar cüceler ateş yakmış tepiniyordu.. Cebimiz para görmüştü." 86 Venüs. Evliliğimizde yeni bir dönem başlıyordu. Uykuya daldığım anda. Yüzümü uzun uzun inceledi ve muslukları açtı. gece lambasının pembe ışığında beni tartakladı. Bilen bilir. Feleğin sert bir sillesiyle dünyaevine girmiştim. Suç bendeydi. muhabbet ederiz. Ne oluyor demeye kalmadan askerî darbe geldi. Peder bey. "Alçak herif!". Venüs yok. dudağımı patlatıyordu: "Kime 'sevgilim' diyorsun sen ha?!".Korkmak Bazen Günahtır. nur içinde yatsınlar: Örümcek Adam [Pertev Paker]. ona göre. Allah selamet versin. Shakespeare'in Hamlet'inde Horatio'yu: "Bu bahsi kaybedeceksiniz efendimiz!" Sinema bahsini kaybettik. Birbirimizle gerçekten dost muyuz. derken kendimi nikah masasında buldum: "Saym Korkut Üneli. Mister Spock’ın kralı olursun alimallah!" Yunus Yumak beni kadroya hakikaten dahil etti." gibisinden sulu zırtlak laflarla sunulmuştu.. Yıldızımız saman alevi gibi parladı ve söndü. kaybetmekle kalmadık. Uzay Yolu Marslıların Bedduası filminde Mister Spock oldum. neden otuz sene evvel oynadığımız. 'Meslekte yetersizlik' gerekçesiyle. Saymakla bitmez. kendimiz de büsbütün kaybolduk.Gorilin Kariyeri. kulaklara sakız yapıştırdık mı. baba ocağına döndüm. adi zampara!". ne bileyim Ferit Ağabey?. "Boyun devrilsin. bir dövüş yeminine. Kayışı koparmak üzereydim. o iş başka bu başka?" "E oyuncusun da?" "Doğru diyorsun da. sekiz köşe oldu: "Korkut. Nikah akdimiz. O da. Uçan Kız . Yazgımın eğri çizgisini izlerken karşıma Venüs çıktı. Karımın benimle ilgilenmesini sağlamak istiyordum. [PAI PU. kafamızda paralandı. haşlanmış bir pancar şekline girmişti. 1980'deki askerî darbeden sonra. Spock / Korkut Üneli] Geçmiş.. hangi yıldayız. kumsaldaki yazılar misali siliniverdi. Filmlerimiz çok çabuk unutuldu.. Sahneye kebap gibi bir suratla çıkıyordum. Birgün. oradan bir pastane masasına geçip havadan sudan konuştuk. Onlar ayvayı yerken. en yumuşak yataklar. Gazetelerde benden Mister Spock diye bahsediliyordu. Birçok arkadaşımın aksine ben hapishane yerine tımarhaneye tıkıldım. anahtarı da yutmuştum.Kavalyem Azrail. 84 Hiç de öyle değildi. Vahim olan. Mecidiyeköy'deki Apaçi Apartmanı'nın 13 numaralı dairesini. Eugene Ionesco'nun Gelinlik Kız’ında Bay'ı. kalbim. Taburcu edildikten sonra. 1970'li yıllarda böyle bir yığın. Tom Braks . Aşkımı Perihan'dan gizlemiştim. Kaptan Amerika [Kerem Kerempe] ise Artvin'deki köyüne yerleşmiş. Bernard Shaw'un Pygmaîion'unda Higgins'ı.. Film tuttu.

tespih çekiyor. subaylar. Sorularım bitmek tükenmek bilmiyordu: "Bir kadının ağzını öpsem. Derken. emin galiba. Taburcu edildiğinde bambaşka birine dönüşmüştü. tövbeydi. bir banka müdürüyle evlenmişti. yoksulluktan süs biberi gibi kızaran eksik etekler. Çocuk daha kulağına ezan okunmadan. "Kadınlar niye gelmiyor bizim camiye?". Ela gözlerinde kor zerrecikleri. akşamsefalarının. Ramazan ayında. Suratıma dikkatle baktı: "Siz. bu yüzden cehennemde yanar mı?". delirmeyeceğim.. O da dansçı kızlarla aşna fişne yapıyormuş. Cumhurbaşkanı. ailemi. Hepsi de dünya ahret bacım. milletvekilleri. Beyaz perdede dikiş tutturup üne kavuştuktan sonra bebek doğuracaktı. haram mı?". Garip ama hamileliğini.. bir tek kar tanesi bile yere düşmüyordu. sana sığındım. Ölü os. Evdeki İnanç Dünyası' atmosferi bana iyi geldi.. Zamanla toparlandım. işlemeli bir takke takın. enikonu softa bir tipe dönüşmüştüm. uzun. 'Camideki Uzaylı'ya çıkmıştı adım. Sapsarı. Üstelik bina yıkılıp yerine yenisi yapıldı. Minnacık bebek. sağlık ve afiyete. Burası kapsül mapsül değil.. Uçan Kız'ı canlandırırken kafası iyiydi yani. Mutlu bir aile hayatı istiyordu. hükümet üyeleri. kara çarşaflılar. Laf aramızda. Kahkahalar patlıyordu. Kırkıma merdiven dayamıştım. ilk kalp krizini atlatamadı. bürokratlar. nereden esti de her gün beş vakit kıbleye dönüp secdelere kapanıyorum?" Sanki her şey bir anda olmuş. Nikahlandılar. geviş getiren kederli bir çift manda gibiydik. ben bazen dükkana bakıyordum. Caminin bahçesinde. kelebeklerin.. dua ediyordu. lafı hatunlara getirsem. şakağına kurşun sıkarak intihar etmiş. Ne yazık ki ilk kocası. güvercinlerin yani baharın şakrak kuşatması altında. Hödüklüğün Everest zirvesindeydim. Onun Nişantaşı'ndaki dairesine taşındı. Burası. On senedir. Cumaya babamla beraber gidiyorduk. gece sona erdi sanarak Yanağını eline ne güzel dayamış. bonzai boylu al kimonolu kız kuruları. Müzikallerde rol alan. Müjdeyi vermek için aradıkları babanın. Ey bağışlaması bol Rabbim! Beni. lolitalar. pencerede beliren Juliet'e seslenen Romeo gibi şakıyabilirdim: Gökyüzünde fezanın içersinden gözleri Öyle parlak bir ışık yağmuru serpiyor ki Kuşlar ötüyor. alkol ve uyuşturucuya sardırdı. annemi. Yâ Rabbim. yardımını esirgeme ülkemizden. Dükkanın bir adı yoktu. Genç değildim belki. adı konmadan kayboldu. Karşımda oturuyordu işte. Yanlış düğmeye basarsam. her şey berbat olabilirdi. siyah beyaz televizyonda yayınlanan duayı ezberledim. İçkici kartaloz bir senaristle yakınlaştı. duaydı. yazarlar. Boşandılar. defile kuğuları. Apaçi Apartmanı'ndaki dairede arkadaşlarla buluşuyoruz. Çenesi düşük değil. kaçırıldı mı. imam İlyas da biraz bunalımlıydı galiba." "İnşallah. Namaz kılmayı öğrenmek istediğimi söyledim. güvenli bir yere ışınlamanızı rica ediyorum. çalışma odasında cesedini bulmuşlar: Moruk. Çoluk çocuğun maskarası olmuştum." Şaka maka ibadetti. "Allah'ım! Senin rızan için oruç tuttum. sahneden camiye 'dızzzt' ışınlanmışım gibi bir şok yaşıyorum. Karl Marx’la ayaküstü helalleşip farza duran cemaate yetişmişim gibi. Babam da namaza başlamıştı.. Mübeccel. Elinden her iş gelir. Uçan Kız'a bir türlü açılamıyordum. İlyas Hoca bana bir ilmihal kitabı vermişti. dükkandayız. Koydum: ACAYİP TUHAFİYE. Gün boyu türlü türlü kadınlar geliyordu: Balkabağı azmanı kocakarılar.. Fıkıh. Elmalı kurabiye gibi bir hatun. babamı. Hayat boyu kabızlık çekmiş bir ölü gibi bakmıyordum. Bence hâlâ harikulade. Yıllar. Mübeccel hamile kaldı. Dükkan bana kaldı. Sana dün Kocatepe'den bir baktım Aziz İstanbul Kocatepe Camii'nin avlusu öyle kalabalıktı ki. senaristi. Senin rızkınla orucumu açtım. Hem seviniyor hem utanıyordum. merhaba diye sarılsam. o da bana baktı. bebeğini. bir tekine bile yan gözle bakmadım. Bebeğin dünyaya nikotinman. şükürdü derken. n'oldu? Loğusa bir keş olan Mübeccel büsbütün perişan haldeydi. baki Ne olur o yanağa değebilmek için ben Elinin üzerinde olsaydım bir eldiven. babam elini omzuma 80 89 J^ koyuyor "Aslan oğlum. ekmeğimizi iğnenin deliğinden geçireceğiz. biraz dalgamızı geçsek. ünlü şarkıcılar. Mister Spock'sınız. polisler. Validem sürekli namaz kılıyor. yerine beyaz. "Karım beni terk etmişti ya. özellikle de namazdan sonra duada kendi kendime şaşıp kalıyorum.. gazeteciler ve tabii sivil halk. Mahalledeki bacaksızlar etrafımda dönerek "Mister Spock! / Sivri kulak! / İşi gücü / Işınlanmak!" diye coşuyorlardı. Senin her şeye gücün yeter. gözyaşı fıçıcıklarım taşıyordu. Mübeccel'i sokağa atıp daireyi sattılar. bebeği. ince. Yo yo. telefon kulübesi yüksekliğinde bir yer. işte bizim imam İlyas. Uçan Kız'a kaydı: Mübeccel Ecel.. Allah şahit. Gönlüm. Namaz 20 . hepsi elinden alınmıştı. Hamdolsun verdiğin nimetlere. öldü mü. evi. cadalozlar. oruç gider mi?". Fakat korkunun ecele. Hiç unutmuyorum. oyunculuğu mu daha kötü karar veremediğim bir züppe. Mübeccel'in hayatı kaşla göz arasında kayıplara karışmıştı: Erkeği. "Ben n'apıyorum böyle? Sosyalist bir tiyatrocuyken. Rahmetini. Köpek kulübesi genişliğinde. benden beş-altı yaş küçük bir adamdı. Clint Eastwood'un başındaki kovboy şapkasını çıkarın.ruğu gibi solgundum." "Emin misin İlyas Hoca?" Suratıma yorgun argın bakıyor. sesi mi. uzay gemisinden ayrılan kapsül gibiydi. Sakalım bir saniyede uzamış. Senaristin vârisleri.. sinemacılar. Ayyaş ile keşin ittifakı. camiye gidip imamla görüştüm. Ben de onlara dizideki gibi "İyi ama bu mantıklı değil" diyordum. anneme "Teğmen Uhura. Dikensiz bir kaktüsün bitkisel yalnızlığı içindeydim. Amin. neden böyle zincirlenmiş bir ördeğe döndüm ben? Ürkek atın korkak süvarisiydim. kendinden yaşça küçük bir adama gönlünü kaptırdı. Bir yaz günü. Ağlamaya devam ettim. milletimi.Bazen bakkala gidip ekmek filan alıyordum. çünkü babam öldü. kar suyuyla demlenmiş çay gibi bulanık yüzünde. beni cehennemden uzak. genç bir memur "Bu kadının anne olmadığını bebek de anlamış" diye söyleniyordu. Gençken. ibadet ederken. Tam sırasıydı.. Sana inandım. büyük şöhret ve mutlu yuva ümitleri çözüldükçe. İşler yolundaydı. fettanlar. tefsir derken. günah yazılır mı?". Diyabetik bir yapımcı tarafından hastanede keşfedildi. yıldırım hızıyla geçiyor. değil mi?" "Evet imam hazretleri. Erken yaşta. Aylarca tedavi gördü." Ramazan'ın sonlarına doğru bir akşam. Ağzımın içinde bir eşekarısı yuvası vardı da.. Korkut'un Mübeccel'e faydası yoktu. kaldır beni sahura" dedim. ortada bunlara dair hiçbir ipucu yoktu. hâlâ. allı pullu matruşkalar. dudaklarımdaki mührü sökerek bir faciaya sebep olmak istemiyordum sanki. seninle gurur duyuyorum" deyip alnımı öpüyordu. "Parkta bir fıstığa uzun uzun baktım. senaristin evini temizleyen köylü kadının eline doğmuş. Daha da garibi. alkolik ve eroinman olarak gelmesi için uğraşıyordu sanki. Bizlere yaşama sevinci ver. Dört bir yanda irili ufaklı düğmeler. Her türlü güçlüğe karşı dayanma gücü ver. makiniste treni durdurtacak kadar güzeldi. fakat ihtiyar da sayılmazdım.. Hemşireydi. hoş geldin. saçım şak diye ağarmış.. "Arkadaşım olan bir kıza. Sigara hariç bütün kötü alışkanlıklarını terk etmişti. Polis de bebeğin izini bulamadı... Bebek. fakat adamcağızın kafasını ütülemekten geri durmuyordum: "Kadınla el sıkışsam abdestim bozulur mu?" "Hayır. Ve ben onunla karı-kız muhabbeti yapmanın yollarını arıyordum. bisküvi elleri. devletimi ve inananları koru. Nişantaşı'ndaki daireyi unutmuştu. Sonra. Selvi Boylu Al Yazmalı gelinler.

yamuk yumuk sandalyeleri kördüğüm olmuş bu salaş mekanda. omuz omuzaydık. soru soramaz. Görgünün vitaminidir. Edebiyat mırıltının ve naranın yerini tayin eder. bizi telef olmaktan kurtaran şifalı iksirdir: Bizi. bize insanların ruhunu sezme. Bütün çabamız. eski bir Çin atasözü ne der? Fısıltı. Minareler sordu: "Nasıl bilirdiniz?" Kubbeler haykırdı: "İyi bilirdik!" Minareler: "Hakkınızı helal ediyor musunuz?" Kubbeler: "Helal olsun!" Mister Spock. dirençsizdir. meyvelerin soluğunu. Bir ara Mister Spockla aynı tabut altında buluşuyoruz. Kafamı kaldırınca Ezel Zelzele'yle bakışlarımız buluşuyor. ilmimizi edebiyat dekore eder. Dracula ve diğerlerini gözden kaybetmiştim. çatlak. Cadı sidiği ve dedikodu kokan. Kalbimiz ile beynimiz arasında işlek kanallar. Ardı arkası kesilmeyen ibret ve hikmet patlamalarının arasında yaşadığımızı fark ederiz. elimizdekinden farklı bir sonsuzluğa sevk eder. Bir fotoğraf albümü. İnsan kemâle erer mi? Bu mühim bir soru. Aziz İstanbul'un yaşı elli küsur." Aziz İstanbul'la benim Vosvos'a atlıyoruz. mânâ ise hakikatin kendisidir. vicdanımıza ne sığar. Müjdelerin taşıyıcısı kelimelerdir. zayıflıktan başka nasıl sıyrılabiliriz? Edebiyat.. problem çözemez. cömerdi. Mezarlığın veda mektubu gibi kısa patikalarından. aşkın. Aziz Ağabey. deyimlerle kurulur. zalimlikten. zihnimi dezenfekte eder. Her cümlesi. sulhun. korumaya ziyadesiyle muhtaçtır. İz sürecek durumda değildim. dostluğun. derinden kavramamız edebiyat sayesindedir." "Eyvallah. Öndeki tabuta geçiyorum. yedi ay önce. Şairler. fahişeyi. takdirin. edebiyat sanatı sayesinde keşfederiz. Sarayların bahçesine kınsız kılıçlarla dalacağız. sanat eserleri. bir ezgi notası. incir gibi zamanla olgunlaşarak varılan bir mertebedir. önce şiirlerle. Uzaylı Kıyması. mahallede kötü arkadaşlarımız bizi sigaraya alıştırıyor. Gözleri. Paketi ona uzatıyorum.. Yaprakların bakışlarını.. büyücüyü. Vahşi köpekler havlamazdı. Kürek kemiğime bir el dokunuyor: "Başımız sağolsun Fuat... fakat uzun saçları hâlâ simsiyah.. Eşya. gövdelerin çarpıntısını duyarız. üzerlerine kat kat topraktan battaniyeler." Bu. yazar Aziz İstanbul'la yan yana. kelimelerinden tanırız. nefretin. terbiyenin namütenahi hulasasıdır.. kelimeler karşısında savunmasız. Aşağıya bakınca başım dönüyor. devletler.. Kısık sesle "Teslimiyette. Cehaletten. Cesedini işte bu münasip çukura fırlatıyorum. Harfler. Niyazi Mısri ne diyor? 'Burhan sorardım aslıma/Aslım bana burhan imiş.. işitmişsindir. Dua edildi. naaşları mezarlığa selametle ulaştırdı. her harfi beni benden alıyor. Nasıl ki okulda. Aziz İstanbul'un konuşması. İngiliz gemicileri limana yığmışlar balyaları. Kuzular meler.. Pipo gibi bir şey yani. Yuvalar. ölümün özenle hazırlanmış tek kişilik yataklarına varıyoruz. Boş bir mezarın kıyısında duruyorum. Her sabah. belki nimetler içinde en büyüğüdür. adeta hayatıma ara vermiştim. sevgi dolu.kılındı. zaferde. Harbin. ruhum büsbütün çürüyecekti. Tabutun altından üzüntüyle bükülmüş ağzı görünüyor: "Ne dedin?" "Hiç!" "Fuat. korkağı. evinin iki sokak arkasına taşındım. bir şey mi söyledin?" "Hayır. Mânâ ile anlam arasındaki ayrıma temas ederiz. Peşlerine düşmedim. Yunus Emre.. Birbirimize söz veririz. tokuşan bardaklar gibi taşmış. hayatlar kurulur kelimelerle. Ayaklarımda mezar çamuru. nefesimizin tercümeleridir edebiyat. Köroğlu. Heyet'in katledilmesiyle. teşekkür ifadeleriyle örülü sözler işitmek içindir. Kalp atışlarımızın. Günaşırı şereflendirdiği Kırat Kıraathanesine. arabama doğru ilerliyordum.. Osmanlı'ya tütün 1606'da getirilmiş. Yine de hünerli yazarın sözünü bölmüyorum. Bir kumandanı." Cenaze arabaları. bir deliyi. "Fakat atasözlerinin yarısı. üzüm. zavallıyı. On senedir. Ve başlıyor anlatmaya: "Bu mereti dörtyüz senedir tüttürüyoruz. taşıdığımız ceset sandığında Dalyan Efendi nü var? Bana bir son dakika uyarısında mı bulunuyor?! Aziz İstanbul'a dikkatle bakıyorum. Omuzlanan tabutlar. Böylece. Ahlaki olgunluğun. sahiden anlamamız. insan selinin üzerinde yalpalayarak ilerliyor. bu. muhabbetin. Bu kelimeleri onlara biz insanlar öğrettik. Komşuyuz. En çok da Dört Ayaklı Şahitler. kıssalar. Muhabbeti yani sevgiyi biz sohbet anlamında kullanırız. Cahil için her şey kötü güçler tarafından korunan sırlardır. hem ormanı görmemizi sağlar. Birbirimizi hakikaten tanımamız. benzer şeyler arasındaki farklar ile farklı şeyler arasındaki benzerlikleri kurcalarız. Bir sigara yakıyorum. Beden dili nasıl olur da dilimizden dökülen sözleri bastırır? Buna niye razı olalım? Niye şüpheli şahıs kalıbına girelim? Niye dilimiz dönmesin? Niye edebiyat varken. Aziz İstanbul yanımda. anneyi. Kedilerin ağzında tek kelime: Miyav. bordo çuhalı masalarına iskambil papazlarının sırtüstü düştüğü. Onun gırtlağına yapıştığımı. onu görmek için her fırsatta uğrarım. araban var mı?" "Ben dokuz aylıkken yürümüşüm." Sözlerini. Tütünü lüle' denilen bir yuvaya doldurup çubukla içiyorlarmış. koridorlar açar. talebeyi. Türk milletini de tütüne İngilizler ayartmış. bir nar gibi. onun tüm hikayelerini okuyorum. ölünceye kadar sıktığımı hayal ediyorum. cevap bulamaz. tüneller. artistik jestlerle biçimlendiriyordu: "Bir millet edebiyatıyla yaşar. kültürün garantileri nispetinde himaye edilir. hikayelerle. Cenaze namazı sırasında. takdir. Onlara ayar çeker. İnsan yavrusu. haykırıştan daha inandırıcıdır. nabzımızın. suçbilimcilerin şablonlarıyla yetinelim? Söyle bana Fu. Bir ülke. O günden beri yürüyorum. gönül ferahlığının imkanlarını. insanlığımızın hizmetindedir. yazarlar bizim gerçek büyüklerimizdir. Âlim için sırlar. burnumuzu karıştırarak mı ifade edeceğiz? Şiirler ne olacak? Kelimeler. tedbirin. diğer yarısını yalanlar. saç boyasını ekmeğe sürüp yiyor sanırsınız. bir yağlıboya tablo. salağı. çığlıkların payı büyüktür. kıble rüzgarı gibi gönlümün pasını pasağını siler. çiğlikten. İnsan olmak. hoyratlıktan. Gönlümüz neye elverir. bir sinema filmi değil. Karacaoğlan. Ölümün kör karanlığı gözümü alıyor. Kâdiriyye Şeyhi Dalyan Efendi'nin sözüydü? Yoksa. kurnazı. dâhiyi. tembeli. Tam ikiyüz sene öyle çubukla tüttürmüşler. aklımdan geçenleri okumuşçasına arkasını dönüp kalabalığa karışıyor. I. "Sen sigara içer miydin?" deyip bir tane alıyor. her kelimesi. 95 Bembeyaz ahiret pijamaları içindeki Heyet üyelerini usulca uzatıp. Yeminler ederiz. Çünkü aslında her biri yalnızca belli durumlarda geçerlidir. savaş çığlığını yarım bırakma. Anlam. aklımız neye erer? Edebiyat bilmeyen. Hicaz güneşi gibi vicdanımı bronzlaştırır: "Sen Tibet'e gittin. dikkatin. vicdan hassasiyetinin. emeğin. tavuklar gıdaklar. ben ağzımı bile açmadım?" Kulağımı tabuta dayıyorum. Sağlam bir edebiyat donatımı. Nasıl döneceksin. Hayati Tehlike'ye bunu ödetmezsem. fil ya da bit yavrusundan farklı olarak. Bütün sanatlar. İşte cenaze merasimi bitmişti. bana bir başka Çin atasözünü hatırlatıyor: Kafan kesilse bile. canlı hücrelerdir. hayatın mânâsını pekiştirir. Aptallar îçin Yarım Akıl ve Pişmiş Tavuğun Çiğ Gölgesi adlı kitaplarını tutuyorum. Köpeklerin dilinde hav." Pür dikkat dinliyordum: "İnsan değil.' Biz yasakları çiğneyeceğiz. çın çın ötüyor. insanlığımıza hakim olma. Allah bize kitap gönderdi. yorganlar örtüyoruz. Aziz Ağabey. Hem ağaçları. Ahmed zamanında. Bebekler." 21 . biz aşkımızı kafamızı kaşıyarak. iradenin forsunu aşan bir imkan vardır" diyor. beşer olarak doğarız. sahip çıkma gücü verir. İyi ama. avukatı. Sigara kağıdı yok ortada daha.. bizdeki karşılıktır. Zira sonsuzlukta yolumuzu ancak ahitle bulabiliriz.. bir melodi. mânâsını öğreniriz. Ezel Zelzele. Dalyan Efendi'nin eklemek istediği bir şey yok anlaşılan.

tütünkeş kelleleri olduğunu düşün. kelle avcısı bir dedektif padişah! Yasaklara uymayanları bizzat kendisi topuzuyla öldürüyor! işin tuhafı." "Eyvallah. bağıra çağıra kıratın sahibini aradılar. Karadeniz ormanlarının kıyısındaki bereketli toprakta tütün yetiştirilmeliydi. loncası yoktu. palaların. Tütünü ekti. bir kese tütün ve çubuk gizlenmişti. O devrin. kuvveti dillere destan bir genç olduğu halde. IV. Hakikaten. sonra?" "Bazı arkadaşlarımız tenhalarda. Murad'a çok yakındı ama yasaklar onu feci bunaltmıştı. Tütün piyasası Yahudi tüccarların elindeydi.." 98 "Kim ki onlar?" "Ordunun yarısı! Üçpınar'a vardığımızda konaklıyoruz. hürmet gören adamlarız. Aziz İstanbul bir sigara daha yakıyor: "Bilhassa İstanbul'da. cellatların içinde koşuştuğu.. Devrin alimlerinden Kadızade Mehmet Efendi de tam bir tütünle mücadele militanı. tütün içenlerin idam edileceğini duyuruyor. armut kurusu katarlardı. Bağdat'ı fethe gidiyoruz. sönmemiş tütünlerden mahalle yangınları patlak veriyor. Üflediği dumana. zaten yirmisekizinde sirozdan öldü. Ne kadar İçmiş olmalı ki. Mustafa tahta çıkıyor ve iniyor. molalarda. sigarasını küllükte söndürüyor. özellikle İstanbul'da korkudan herkesin os. Bir nevi indi-bindi yapıyor. Murad padişah oluyor. Bal ve pekmezle ıslatıp aromalı bir tütün elde ederlerdi. dumanı yanan odunun kömürün dumanına üflüyorlarmış! Tiryakiler her Allah'ın günü kayıp veriyor. Bağdat seferine çıkan Murad'ın kumandanlarından Hüdavendigar. Murad. yüz sene süren bir tereddüt yaşandı. içkiye düşkün bir adamdı. '1/ Duman avcıları. o postu hayvan sanan aç bir yırtıcı kuş onu karaya taşıyabilirdi. salgın gibi yayılıyor. bıyıklar. IV. kırılıyor! Kol ve bacak kemikleri parçalanıyor! Savaşa giden bir ordu." "Vay canına." "Nasıl?" "Farz-ı muhal. çanımıza ot tıkacaktı. Ve sahiden de bir kartal Hüdavendigar'ı yakalayıp Tibet'in yalçın kayalıklarına kadar taşıdı! Tam gagasıyla postu parçalamaya çalışırken. tıngır mıngır geze dolaşa padişahın otağının önüne kadar gelmişti. "I. gizli ajanlar! Bu manyaklar çatılara çıkıp bacaları filan kokluyorlar! Çünkü evinde gizli gizli tütün içenler. Onun da hükümdarlığı üç-dört sene sürüyor. dedektifler.. lüleler tıkılırdı.. fetihten sonra firar ederek doludizgin Basra'ya. sohbetimize tat katan bu duman bizi boğacaktı. bizzat kendisi kılık değiştirip ahalinin arasına karışıyor. buğulu ovalara doğru kaçıyorlar!" Aziz istanbul. Padişah kıyafet değiştirmiş. Yahudi tütüncüler... şömineye. işlemeli bir koşum takımı vardı. İstanbul'da evler ahşap. bir tarih kitabının silik sayfasına bakar gibi bakıyor. Murad önümüzde. sisli ormanlara. Sonra tütüncüler loncası kuruldu. Mevlevi dervişlerinin bu makamlara göre bestelediği ilahileri bugün sen ben hepimiz çok iyi biliyor ve her mübarek günde gecede kandillerde söylüyoruz. Murad. çubuklar.. Senden beş-altı yaş. afyona. şekerli." "Sana son bir hadise anlatayım. Her sabah. katledilen dedelerini hatırladılar. 'Mahalleler kokuyor. Budist rahiplerden öğrendiği beş-on musiki makamı getirmişti. ne şifası? Kahvehanelere bir tütün dumanı çöküyor ki. şak diye hepimizi kestirip atıyor! Reha bölgesinde ondört kişi. Anadolu'ya geldiğinde. Oniki yaşında! Onsekizine gelip de devlet idaresini büsbütün eline aldığında. Seccade olarak kullandığı posta bürünerek postu içerden dikti ve top gibi kendini açık denizlerin tekinsiz sularına bıraktı. Çünkü dört dörtlük bir tütün müptelasıydı. Bugünkü sigara yüzünden çıkan orman yangınları gibi. gizli saklı tütün içiyorlar. Osmanlı İmparatorluğu duman altı olmuştu! Korku ve keyif dumanı birbirine dolanmıştı. Ruhumuz bile duymuyor." "Ben içmezdim" diyorum. Bas bas bağırıyorlar. Ahmed'den sonra I. Kimse 'Benimdir' demedi!. tütün yasağı devam ediyordu 100 Karadeniz'de Sümela Manastırı. Sumatra'da denizciliğe başladı. sarıklar kokuyor leş gibi!' diye. IV. bugün caddelerde. kanlı fırtınalar koparıyor! Bütün kahvehaneleri kapattırıyor. Derken. Horasan. Yine de millet. sigarasından derin bir nefes çekip kaldığı yerden devam ediyor: "Her muhitte hafiyeler dolaşıyor. oradan Hint Okyanusu'na açılıp Sumatra'ya geçti. fakat ateş yakarak canavarları 22 . Tellallar. Hattâ. yerlerde gördüğün izmaritlerin.. nedir?' tartışıyorlar. Sultan Murad.ruğu düğümlenmiş. Bir yandan alimler harıl harıl 'Helal mi. İşte o gecenin sabahı imparatorluk halkı tütün keselerini çıkardı. Yanında. senle ben de Üsküdar'dan yola çıkan ordudayız. Enteresan olan şu ki. ülkesine döndü. meydanlarda. tütüne çınar veya incir yaprağı. böyle idam edile edile yol alıyor! Tütün yüzünden! insan. "Öyle mi?" "Öyle tabii Aziz Ağabey. hafiyelerin parmak uçlarında dolaştığı. silah arkadaşlarını imha ettirir mi? Tarih bunları yazıyor Fu.. Kahvehaneler derhal faaliyete geçti. ocağa yanaşıp. Efsane doğruysa. Hüdavendigar bıçağını çekip kartalı öldürdü. merhum hükümdarın ardından tüttürme ye koyuldu. İçe içe karaciğeri çürütmüş! Şimdi biz 1635 senesinde olsaydık. yağlı urganların uçuştuğu bir tütün dumanı Osmanlı topraklarında yüzüyor! Belki de şu 'ateş olmayan yerden duman çıkmaz' lafı o zamandan kalmadır. kementlerin. Hani sigarayla savaşan derneklerin dergilerinde sık görülen bir fotoğraftır.. İngilizler 'Bu tütün bir kısım hastalıklara şifadır' demişler. Eski denizcilerden dinlediği bir hikayeyi hatırladı. Sonra. Onsekiz yaşında bir çocuk yani." diyerek. Birgün okyanusta müthiş bir fırtına koptu ve gemisi battı. Alkolik hükümdar. Tepe vahşi hayvan ve canavarlarla doluydu. başıboş. deri atölyeleri kurduruyor. Sen içer miydin?" "Kesinlikle evet. Ve 1623'te IV. tütün içenlerin kelleleri etrafa izmarit gibi saçılmaya başlıyor. herkes kullansın diye. Murad’ın katlettirdiği zavallıların ağzına da böyle tütünler. Hattâ yıktırıyor. deli miyim. 1640 senesinin 8 Şubat gecesi IV. sokaklarda kırk-elli ceset! Kafaları kesilip koltuklarının altına bırakılmış. ağızlarına da tütün çubuğu konulmuş!" Aziz İstanbul. Hangi hastalıklar. On kişiyiz. Dokuz yıl sonra İran. Onların yerine nalbant dükkanları. Şahane. fosur fosur çekiyordu. Aziz İstanbul. Bunların bir teşkilatı. Padişah. benden yirmibeş yaş küçük bir arkadaşımız olan Murad Bey. Minibüse binip az ötede iner gibi." "Belki de atın binicisi zaten öldürülmüştü?" "Muhtemeldir.. cepkenler. lime lime bir karaciğerle ahirete intikal etti. tütüne. kakaolu bir hamura benzeyen karlı toprak yollardan iniyoruz. yirmisekiz yaşında vücudu içerden çökmüş.. fiyatı düşük tutabilmek için. tütün yasağı kaldırılmış değildi. Zigana yakınlarında bir tepeye sığındı. Yine de tütünden büsbütün vazgeçmiyorlar! Tam bir çılgınlık nöbeti gibi. sahipsiz. Dikkat et. sanki oradan okuyor: "Birgün. Daha çocuk. Sahile ulaşma şansı yoktu.. Tütün tiryakiliği. aramızda dolaşıyor. iştahla. kokudan şikayet ediyorlar. Bağdat yollarında ilerleyen orduda. E askerlerin bir kısmı firar ediyor. Aziz Ağabey'in heyecanına efekt yapıyorum. haram mı. Isfahan üzerinden Anadolu'ya. bugünkünden beter. makam mertebe sahibi.Arabayla kahverengi-beyaz. IV.. kirli bir naylon olup çevremize tıkışan dumanın içinden 96 konuşmaya devam ediyor: "1600'lerin başlarında halkımız komple tütüne başlıyor. Tam bir asır boyunca insanlar tütün içerken." Çak çuk. Genç Osman. herkes alsın. Dumanlı dağlara. boşuna. Halep'te yirmi kişi! Yirmi yuvarlak sigara gibi. Bu benzersiz kısrağın eyerinde. göz gözü görmüyor. Murad'ın cinai hatırını kırmazdım yani.. muhteşem bir kırat bulundu. Sene 1638. muazzam heybetli. At. tütün mamulleriyle savaşan gönüllüleri. Padişahla aralarında bu konuda ne konuştular bilemiyoruz. adamın birinin kocaman açılmış ağzına yüzlerce sigara tıkılmıştır.

Kızı Leyla Ali. Haki üniformalarıyla. Hayretten donakalıyorum." Kalkıp restoran vagonuna yöneliyorum. Sağ elmacık kemiğime. Yolun başında bir kahve molası vereyim. Kereste kalınlığındaki bileğini yakaladım. pençe misali kulağımı tırmalıyor: "Zamane kızları. sivri topuklarının üstünde salınarak bana yaklaşıyor. sönmüş eski kömür sobaları gibi istasyona devrilmişler. Tam karşımda Mister Spock. ifadesini bozmadan soruyor: "Ha?" Tom Braks'tan Dracula'ya bir uyarı atışı: "Dişlerin döküldü ama dilin hâlâ sivri. O anda çatlak bir ses. yanındaki Müslüman'a sormuş: 'Ne yapıyor?' Beriki cevap vermiş: Allah'la konuşuyor. Bir gazete.. bir de Normal dergisi alıyorum.. başınız sağolsun. fıkra anlatıyor: "Bir Müslüman'la bir ateist. memeleriyle göz kırpıyorlar!" Bakanlık Heyeti'nin cenazesine giderken rastladığım gruptaki Dracula bu.." Mortoları en iyi moruklar anlar Elli yaşındaki bir adam kendini otuzunda hissediyorsa. AŞKart'ını cebine koyuyor. "A-ha.. keskin çığlıklarla bölünen tilki uykusu." 104 "Müsaadenizle. Dracula'dan gıcık kapmama razı değil: "Aslında iyi adamdır. kendi derisinden daha dar bir elbise giymiş. Derginin kapağını inceliyorum. Valizini güçbela rafa yerleştiren tombul Tarzan." "Neyse ne. çok eskiden Afrikalılardan öğrendiği bir atasözü der ki "Portakalın doğusu batısı yoktur. evirip çeviriyor. (Güney Afrika'da ve İsrail'de yaşadıklarımdan sonra. Parkinson hastalığıyla pençeleşen şampiyonun durumu epey ağırmış. Trabzon'a gelen bir geminin deposunu fındık çuvalları ve tereyağı tulumlarının yanı sıra tütün balyalarıyla doldurmuştu. Siz gençsiniz. Dracula tam çaprazımda. koridorun ayırdığı. gülen gözbebekleriyle bana bakarak. Tarihin şöhretli Karadeniz tütünüyle. Tarzan" diyor. belirsiz bir noktaya dalıp gitmiş Mister Spock'ı dürtüyor: "Annen seni yavrularken sarhoş muymuş?" Mister Spock dalgınlığına sahip çıkıyor. ağzı ve gözleri yarı açık. Dünya. gölge boksunda asla rakip tanımıyor. Üzüm çöpü gibi kuru birkaç üniversiteli. Toz bezinden biçilmiş bir tulumun içinde.. uzun saçlı. Mister Spock ise cebinden AŞKart çıkarıyor. Normalin kapağındaki Gönül İşleri Bakanlığı binasının duvarlarında da yankılanıyor: "Sayın 102 yolcularımız. Mister Spock'a "Vays! G. Muhammed Ali sahiden de maçlardan önce dua ederdi. Tam yanımdan geçerken. Ben de kendi biletimi uzatıyorum." Dracula. benim çok hoşuma gidiyor" Tarzan sitemkar. "bir anekdot ya da işte öyle bir hikayecik. Vagon kapısından geçerken. Mister Spock’ın koluna koala gibi dört elle sarılmış. Rulo yaptığım dergiyi açıp karıştırıyorum. Antika ile külüstür arasındaki ince çizgide duran Vosvos'umun da beni nereye götüreceği hiç belli olmazdı.. Dracula. Şişme Tarzan uyukluyor.. Havaya. Birdenbire. yerleri paspaslıyor. Trenler.'" Mr. belki hatırlamazsınız. Bu patentli çıtır çerez. Sakallı Mister Spock'ın omzuna yaslanmış olan Uçan Kız da öyle. küçük bir makbuz kesiyor. iç kanama geçiriyormuş gibi bitkin görünüyor. irikıyım bir adamın peşimden geldiğini fark ettim. Spock. yaprak sarmasına benzeyen askerler. İnilti ve hırıltı karışımı bir ses çıkardı. 101 "Hayır" diyorum. elindeki bileti mendil gibi bana sallayarak geçince. Derin bir nefes çektiğim sigaramı. adeta kasıtlı bir tenhalık hakim. idman maçlarında. [MUHAMMED ALİ CLAY] Saatleri gölgede bırakan gecenin tik-takları arasında. "Bu bir fıkra değil. Tren on dakika sonra kalkacak. İstanbul'a uçakla yolculuk etmeyi göze alamazdım. babasının artık konuşamadığını. üniformaya sarılmış sıcak bir çaydanlığı andıran kondüktör tepemizde bitiveriyor: "İyi akşamlar efendim. kavruk bir adam. yirmi yılını boşa harcamış demektir... Ateist. bakmayın böyle çatal dilli olduğuna. "Bence de gayet iyiydi. fertleri birbirine baka baka kararmış aileler. Tom Braks. 4.. soruları cevaplayamadığını söylemiş. Izbandut yanıma varır varmaz suratıma bir kama salladı. maç başlamadan önce." Tarzan. kadavrayı gıdıklasa güldürür alimallah. her an her şey olabilir anlamına geliyor bu söz. Artık "on kaplan" değil de beş kedi gücünde olan Kızılmaske ise Kedi Kadınla bölük pörçük bir şeyler konuşuyor. kartla beraber iade ederken Mister Spock'a eğilerek. gazete büfesine geçiyorum. Çinlilerin. Ali. böyle mangır kimyasına pes maşallah!" Mister Spock. Acayip bir metoda başvurdu: Özel bir frekansta çaldığı tiz sesli kemençeyle sabahlara kadar nöbet tutarak canavarları uzaklara sürdü. Dracula." Şaka maka. ağır vasıta mesabesindeki kıçını solumdaki koltuğa park ediyor. Tarzan. Protez sırıtışından nasıl kurtulabilirim? Bitişiğinde. Muhammed Ali fıkrasını biliyor musun?" Muhammed Ali'nin akranı Tarzan. şampiyonun can çekiştiğinden habersiz. kamayı bıraktı fakat öncekinden de şiddetli bir sol çıkardı. Maçı kazanmasına yardım etmesini istiyor O'ndan. sağ gözkapağında söndürdüm. Dracula. Bilek kemiğine bastırdığım damarları yırtılırken. sertçe cevap veriyor: "Peh! Ben senin güttüğün bufalolar kadar kovboy s. biletleriniz lütfen. kanlı bir havlu atarak terk ettiğimiz." Buruşuk süper kahramanların önünden.korkutup kaçırmak mümkün değildi. Yedi ihtiyar. AŞKart'ı alıyor. Kondüktör. Ankara garının o yanık zeytinyağlı aydınlığına adım atıyorum. nakavt ettiği Sonny Linston'ın tepesine dikilmiş haykırırken göründüğü fotoğrafın karşısındaki yazıyı okuyorum. Tavandaki hoparlörlerden gara lağım borusundan boşalırcasına dökülen anons." Mister Spock’ın gözleri buğulanıyor: "Sizler sağolun. kafam kadar bir yumruk attı. Haydarpaşa'ya gidecek olan Başkent Ekspresi.. Yüzüme bakmaya utanıyor mu nedir? Uçan Kız.' Öteki şaşırmış: İşe yarar mı dersin?' Bizimki şöyle demiş: 'Dövüşmezse hiçbir işe yaramaz. kaynak makinası ışığı parlaklığındaki dişlerini gösteriyor. bırakmıyor. şişmanlara vergi bir neşeyle dergideki fotoğrafı işaret ediyor. Makinaların. Çatlak kadranı kana bulanmış gar saatinde akrep yelkovanın sırtına atlıyor. Dracula. Tarzan Bey" diyerek beğenimi belirtiyorum. Muhammed Ali'nin maçına gitmişler. ringin köşesinde ayağa kalkıp eldivenli ellerini açarak dua etmiş. Altmışaltı yaşındaki Muhammed Ali'yi ölüm döşeğinde titrerken düşünemiyorum.ktim!" *** Vagonun ortasında. zaten bu ihtiyarlar birazdan uykuya dalarlar.. Çıkış kapılarının bulunduğu gürültülü. Ve oval asma dallarından yapılma. kucağındaki paçavraya dönmüş gazetenin üzerinden etrafı seyrediyor. daracık boşlukta durdum. bilet gişesine uğrayıp dönen kıza profesyonelce kaş çatarak konuşuyor: "Sen kendi derdine yan kovboy.tüyle balık yakalayan papazımız gene salladı marşal jokerini! Ne deliksiz kemikmiş be. Bir sigara yaktım. Bu 23 . tuzaklı bir ring. Morukula'nın sarımsak suyu salyası akıyor! Esmer şeker.. Muhammed Ali'nin. Dracula ve Tom Braks jilet kırığı gözlerle beni kesiyor. perondan hareket edecektir. on dakika sonra. dişi bir Pinokyo." Dracula biletleri veriyor.. Siyah boks eldivenleriyle ecel.. resmiyetten uzak bir kederle iç geçiriyor: "Teşekkür ederim. Sıradışı yol arkadaşlarına denk gelmekte üstüme yok. Durumu anlamazlıktan geliyorum. iki bank'a yayılmış. Süper Yedili'nin arasına düştüğüme hiç şaşmıyorum. bakışık dört çift koltuk var. 'Vampir ürür katar yürür' kayıtsızlığında... Etrafta salkım salkım." Bu arada Tom Braks ne dediyse. "bilmiyorum." Sanırım. Ben koridor tarafındayım..

hiçbir şey tatmak istemiyordum." 106 "Tarzan. Mezar kazıyorum. İki gün evvel de kendi evimde. ancak virüs bulaştırabilir. Kedi Kadın diyorlar bana. iştahım kaçmıştı. simsiyah kanayan ağzına götürünce de kamayı karnına saplayıp çevirdim.. ellerini. arkamı dönüp burnuma avucumun içiyle hafif bir darbe indirdim." "Fuat. Orman filozofu. ne olur bültende adım." "Hediye Hüthüt. bir 'miki' sinemasında yer göstericiyim... devlet sırrı. Süper kahraman olmuşlar. Sonra her nasılsa Mister Spock AŞKart'ı ibraz ediyor..." 10". Rahmetli kocamdan kalan emekli maaşıyla emekliyorum. Yüzüne ne oldu?" "Burnum kanadı. Zamboni operatörüyüm. Başımı çevirdiğimde kondüktörle burun buruna geldik: "iyi misiniz beyefendi?" "Evet.. porselen vicdanımın dibinde.. idam fermanımı imzalamak üzere peşimde dolanan anonim sekreterlerini kökten unutuyorum. iki elleri kanda olsa yardıma koşarlar. Şimdi ise." "Tarzan olduğumu düşünen kim?" "Benim. kendisiyle içtenlikle dalga geçiyor: "İhtiyarladığında. Şaşkın. aslanlar. Yüzlerindeki. Pişmanlık. fotoğrafım yayınlanmasın. İşi gevşek tutsaydım. UFO inmiş tarlalar kadar kıraçtı. King Kong. "Hah." "Ben de Fuat.ı aaaaaaa!" Nasıl ki Tarzan haykırınca ormandaki bütün hayvanlar. "Bak Mübeccel. Sırasıyla bir esniyorum. Fakat nasıl? Vagon kapısı açılınca. 1970'lerde oynadıkları fantastik Türk filmlerindeki rollerinden ötürü kullanıyorlarmış bu adları. Onu öpecek prensese. onu hazırlıksız yakalamış." Tom Braks. Dedim ya. filler. takma isimlerin sırrını açıklıyor. Javaca-Do felsefesine göre. Sahra Çölü'nde su satamamış." Umutları sönmüş. timsahlar. "Eee. sandalyeleri ileri geri oynatarak. Daha iyisini hak etmiyorum belki de. Forklift ile silindir arası birşey. kainatın peçesi kalkar. "Seni seviyorum Mübeccel" diyemiyor. Mister Spock’ın ısrarı ve hatırı dolayısıyla. Olsun. Ağızdan ağza. Üstat Selman Elma'dan. Ozan Taraz'a yapay tatlandırıcılı bir çekingenlikle soruyor: "Pardon. demiryolları arması işlenmiş mendilini sunuyor. mahcup bir adamcağız. Buz pateni pistini düzleyen makina.. dağ gibi adamla taş gibi kız da geldi!" diyor Dracula. Pişmiş tavuktaki kılçık kadar şans var bende.. boynunu büküp otobur horultularla uyuyan Tarzan'ın dazlak kafasında geleceği görmeye çalışıyor. ShahShops alışveriş merkezim bilirsin. Dracula’nın bu keramet kehanetlerine kulak asmıyor. kadının arkadaşlarına doğru bağırıyor: "Aaaaaaa-a-aaaaaaaaa-aa-. külotumu al. onüç yaşındayken birden altmışa zıplamış.. bir başkası uyanır. Bakanlık Heyeti hakkında yarım ağız sorular soruyor. siz Gorilin Kariyerindeki Tarzan mısınız?" Ozan Bey ayaklanıp geri dönüyor: "Neredeler?" Kadın: "Şurada. taziye seyahatine çıkıyorlar." Koca göbeğini eliyle ovuyor: "Bu da benim yumuşak karnım.. Onun yerine.. "Bir isteğiniz olursa." Masanın üstünden el sıkışıyoruz. garsonun. uğursuzluk canıma yapıştı. planım bu değildi. nezleli bir kurbağaya benziyor. nam-ı diğer Dracula. sadece burnum kanıyor. düello kesinliğinde. Mülakat sırasında. olmaz mı?" diye ricada bulunuyor.. gövdesini sığdırabileceği bir yer açıyor. Boş masalardan birine çöktüm.. adının Turgut Rulet olduğunu söyleyen birinin canına kıymıştım. çok memnun oldum. Tam tersine. Bana.. Abazanları. "Ne operatörüyüm demiştiniz?" "Zamboni... Meğer. Jane'e ne demiş?" "Bilmem?" "Üşüyorsun. Adım. beni buruk bir neşeye sürüklüyor. 24 ." "Durali Kuloğlu. "Saat kaç?" Tarzan. Ardından da Uçan Kız'a "kesik" olduğunu itiraf ediyor. yoksullaşmış. Mister Spock’ın AŞKart macerasını anlatıyorlar. / Kızıl bir maske gibi yüzüme tuttuğum mendili bırakmadan işaretparmağımı kaldırıyorum: "Bir kahve. bu Mister Spock namlı negatif iyon." Mister Spock’ın. kabus dumanları tüten karanlığa fırlattım. Kapıyı açtım.defa yumruğu bloke edip. intikam alındı mı. Az önce. Memlekete döndükten sonra yediğim her şey yaradı. Sonuçta. Kan lekeleri trajik bir konfor sağlıyor. şimdi de oradaki pisti kaymaklıyorum." "Onat Kaplan. Mendili. Doğrusu. Gönül işleri Bakanlığı'na müracaat ederek. ilelebet karadul mu kalalım?" Mister Spock. şu anda rayların üzerinde tren bekleyen ceset benimki olacaktı. Mister Spock. Sanki." 107 Tarzan'ın arkadaşları da bize katılıyor. mortoların halinden en iyi moruklar anlar" diyerek izahta bulunuyor Dracula.. salyalarını akıtacakları koltuklara yerleştiriyorum.. bir iç çekiyorum. Meğerse. Yerdeki kan lekelerini temizlemeliydim. yaşlanmış. yüzümün ortasına örtüyorum. fakat üne kavuşamamışlar. kamanın sapıyla ön dişlerini kırdım. dişlerindeki "Majestelerinin bir emri var mı?" yazısını okuyabiliyorum. yapışık yedizleşmişler. geçmiş olsun" deyip demir alıyor. gizli aşkını." "Hayır" anlamında elimi kaldırıp başımı geriye atıyorum. Kızılmaske.. "Pekala. hiç tanımadığım bir adamı geberttim.. "Tahmin etmeliydim. devlet sırrına dönüştürüyor.. 1993'e kadar on sene Moskova'da çalıştım. Ağzımın içine akan tuzlu kan da dahil. halbuki o eski aptalsındır. ticari motiflerden tamamiyle arınmış gülümsemesinden. arkadaşlarımla iddiaya girdik de. bizim Zamboni operatörü Ozan Taraz'ın çığlığını duyan kondüktörler ve civardaki tren ahalisi de sökün ediyor. ihtiyarlık aniden bastırmış. Dracula. arkadaşlarım Tom Braks der. daha önce hiç görmediğim Hayati Tehlike'yi parçalamaya gidiyorum. iki elini ağzının kenarlarına götürüp. yani Korkut Üneli. Mister Spock ve Uçan Kız hariç. Yakında o çukurlardan birinde kendimi bulacağım. İhtiyarların sohbeti. İstanbul'a. Mirage ayna fabrikasında gece bekçisiyim. işte bu nedenle ben Korkut Üneli adını bilmiyorum. Kondüktörün kavanoz dibi gözlüklerinin ardında kahve çekirdekleri gibi duran gözlerine bakıyorum: "Teşekkür ederim. müdafaayı nefs söz konusu. Trenin tekerlekli lokantasına geçerken. beyefendi. herkes senin daha akıllı olduğunu düşünür. Gönül İşleri Bakanlığı'nda basın müşaviriyim." 1 Kahve acı. Uçan Kız'a meftun imiş. Ve canavar terbiyecisini. Fakat bir düşman uyuduğunda da. kısas denklemini tamamlayacak çarpışmalar umuyordum. tilki uykusunun mahmurluk lekeleriyle sevimlileşmiş Mister Spock ve Uçan Kız'a beni işaret ediyor Tom Braks: "Bu genç adam Gönül işleri Bakanlığı'nda çalışıyormuş. Bakanlık Heyeti'nin acı haberini duyunca da. hep beraber Ankara'ya bir nevi matem. Lakin dili bağlı. Size niçin Tarzan diyorlar?" "Çünkü ben ormanların kralıyım!" Kafası. Tek tek tanışıyoruz: "Sabri Tomruk. Yanlış alarm." Ozan Taraz. Ozan Taraz evlat. Herkes bilir ki raylar hiçbir zaman rahat uyunabilecek bir yatak olmamıştır. seni Pamuk Prenseslikten Kül Kediliğine transfer edecek!" 108 "inşallah. Yaralılar ya da ölüler için bile.. Şeytanın." Kibar kondüktör. şu fincanın dibindeki telve gibi birikiyor. "Oniki. Kazara o kadar çok ayna kırdım ki. Uçan Kız’ın ise Grönland'da dondurma işine girip iflas etmiş gibi bir hali var." Oturuyor: "Tam zamanında sormuşum. Bira kutularıyla dolu arka masadan kırklı yaşlarda bir kadın kalkıp bize yaklaşıyor.. "Eğer bu aşkı lütfedip geçerli sayarsanız. restoranda bir kahve içersem kendime gelirim.

Karaköy'de vapurdan inince. beni savunmasız bırakmıştı. Yani hem parmaklıklardan geçebilecek kadar sıskalaşması.. Salı öğleden sonra saat 15:00'da. 109 Şöyle bir durup İstanbul'a. Validem "Soya etini verir misin?" diyor. Soya etinin karton kutusunu. Nikah davetiyesine benzeyen fakat süssüz iki yapraktan ibaret ve sadece iç sağ sayfasında kısa not bulunan ince bir kağıt parçası bu. Orada. Ve ben kızın gözünde Arjantinli kaçak Luis Oscar Pichinan'ın ikiziydim. Ortaköy'de oturuyor. Arjantin polisi "Pichinan ülkenizde" diyerek derhal Türk hükümetinden yardım ister. Mecidiyeköy'deki bir apartman dairesinin adresini verdiler. Hologram boksu başlamıştı. kendiliğinden açılan ağzını eliyle kapatıyor: "Yelda. bir kuruyemişçi çırağınınki kadar doğal. Ve ona intikam alma konusunda yardım teklif ediyor. Kahvaltımın ortasında.. Bir an önce Gıcırbey'i bulmam gerekiyordu. peynirli poğaça ve portakal suyu çağrısında bulundu. Naylonu kesip. Sanırım ellerini yıkadı. ölümcül riyakarlığını zorbalığıyla örtbas eder. Sıraselviler'de İlkyardım Hastanesi'nin aşağısındaki Eczane Zen'in önünde indim. Dünya fanidir. ocağın yanına bırakıyorum. İşte. Beşiktaş'taki Üsküdar vapur iskelesinin karşısındaki telefon kulübelerinden. yumurta çıkarır. Annenizle ne konuşursanız konuşun. Vapur iskelesine doğru yürüdüm. Mantosunu çıkarıp kazağın üstüne beyaz önlük giydi. Kafeteryanın eşiğinden.. Annemle vedalaştıktan sonra markete uğrayıp diğer ürünlerin ambalajlarında da intikam vaat eden broşürler var mı yok mu kontrol ettim." Demek benimki Arjantinli bir suçluymuş.. bitişikteki marketten alışveriş yaptık. roka. Belki de bir tuzağın eşiğindeydim.. Her pazar orada buluşuyorlarmış. 25 . Phone Booth [Telefon Kulübesi] diye bir film vardı. telefon kulübesindeki adamı kıskaca alıyordu. Belime kadar. İlaç raflarının camından gördüğüm. Bu hijyen santralinde kız.And I always sleep with my guns / When you're gone. Sistem. elden geçirdim.. Kadim bir Çin deyişi: "Herkesin ikizi vardır. cücelerini gömmüş bir Pamuk Prenses'e benziyordu. DVD'leri. SİZ İNTİKAMINIZI ALIN. kocaman market poşetinin içine dalıyorum.. kestane saçlı. kurumuş ve demir parmaklıkların arasından süzülüp pırlamış! İnanılır şey değil. Tahrip etmek. Dönüp arkama baktım. soya eti. özel birine ulaşmaya çalışmıyor belli ki. incelmiş.. bir bana bakıyor. Verilecek hizmet karşılığında ne isteniyor? Dahası. ton balıklarını. İkinci sayfada kendi fotoğrafıma rastlayınca afalladım... kalem setlerini. laf eninde sonunda yemeğe gelir. bakanlığın müracaat formuna yazdığı telefon numarasını çeviriyorum. Luis Oscar Pichinan'ın fotoğrafına. Merak. Yan masada istiflenmiş gazetelerden birini çekip karıştırmaya başladım. dikdörtgen masaya ilişip sessizce okuyorum: "RİSKİ BİZ ÜSTLENELİM. haftalarca hiçbir şey yememiş. Bir mısır gevreği paketinde de benzer bir not buldum. Tahliye edilen bir sabıkalı edasıyla. gözlüklü bir dilber. Tel Aviv'de rehin alınmam ve Bakanlık Heyeti'nin katledilmesi. caddeye en yakın olanına buyurun. Ankesörlü telefon anında çaldı. Gıcırbey'in. Fakat beni doğuran gurme kraliçeye boyun eğdim. Spagetti. Geceleyin. Kar yağıyor. uzun. Annem henüz dükkanı açmamış. ışıkları yaktı. bu adam ya da adamlar kimin nesi? Eski Çinli tacirler "Yarım vaat. Böyle rutin birkaç işlemden sonra dükkanın içindeki kapıdan girdi. Bana. Şöyle ki. Karşı köşedeki loş kafeteryaya girdim. Enteresan. zira "Bekar bir adam asla pişirmesi yemesinden uzun süren bir yemek hazırlamaz"mış. Paspası ayağıyla iterek girişe yerleştirdi. İçimde esrarengiz bir umut belirmişti. bir fotoğrafımı Puerto Madyrn Cezaevi'ne postalasam. Sarılıyoruz. Camdan onu seyre daldım. Pabuç reyonundaki trikoydum. Nedir bu? İşbirliği mi? Alışveriş mi? Suç ortaklığı mı?. "Şu mu?" diyerek sol elinin işaretparmağıyla gazeteye dokunuyor.. Birkaç okul çocuğu. kimden intikam almak istiyorsunuz?" Robot aksanıyla konuşan bir adam. Kadıköy Postanesi'nin dış kapısının yanındaki telefon kulübesindeydi. tavana monte edilmiş televizyonda Shivaree'nin solisti Ambrosia Parsley o büyüleyici sesiyle Goodnight Moon'u söylüyor: ". kepenkleri kaldırdı. ihtiyar süper kahramanlardan ayrıldım. insanlar koşuşuyordu.. idmanlı bir itfaiyeci çevikliğiyle yardıma koşuyor. Beşiktaş'ta dolmuştan indim. Annem sevinçle ayağa fırlıyor. cezasını çekmiş bir Luis Oscar Pichinan gibi temkinli adımlarla terk ediyorum kafeteryayı. üzmüş. Yazarkasanın kontağını çevirdi. ihtimal olarak kalmaya mahkumdur. boşuna. Yumurtadan çıkan.. Bir taksiye atladım."Sensiz gecelerde hep tabancayla uyurum" Servet soygundur. Zarif. öksürüyorum.. İlk izlenim için tek şansın vardır. peçeteleri. bir gazeteye. Bu dalgın ve şaşkın ikiliye varlığımı hissettirmek için son çare. hem de bana bu kadar benzemesi." Babamın ölümünden sonraki on sene boyunca annemin yastığının altında tabancayla uyuduğu kafama dank ediyor. müşterilerine ya da müvekkillerine kendini tanıtmadan hizmet sunmayı tercih eden biri[leri]yle karşı karşıyayız. Meksika usulü soslar. Küçük. Bir an göz göze geldik. Şampuanları. birtakım kağıtları inceliyor. Oyalanmadan gerisingeri yollandı. bakışları ilaç gibiydi. Arjantin'in güneyindeki Puerto Madyrn Cezaevi'nden tüymüş. Paylaşmak propagandadır. Markete yolu düşmüş herhangi birini muhatap kabul edebiliyor. Saat 14:35. mantar. genç bir kız bizim dükkanın kilitlerini açtı. Kulübeden içeri girdim. Ahizeyi tuttum. katlı kağıdı içeri koymuş ve kesiği şeffaf bantla yapıştırmışlar. Sonra dışarı çıkıp bana doğru yürümeye başladı. Telefon ikinci kez çalınca ahizeyi kaldırdım. telaşlandırmıştı. Manastır laboratuarında astronot yemeği pişiriyorduk. az kalsın derimden dışarıya fırlayacaktım. cam tezgahın üzerindeki gazeteyle meşgul. kreatif bir işlemdir. annem bile farkı anlamaz. "Ne için. Kız da naylon bir dosyaya dalmış. lunaparklar da " yarasalarındır. konserveleri. meydanda kartopu oynuyordu. Bu defa randevu cuma akşamı 19:00'da. 112 Anlaşılan o ki. Yelda da arada bir yanımıza uğruyordu. Elimdeki kayıtlara göre. annemi korkutmuş. fakat tonlaması. Delilik özgünlüktür. 'Park yapılmaz' levhasını yerine taşıdı. katil bir sniper [keskin nişancı]. Anneciğim. Beraber. Karışık tost ve sade kahve söyledim. Hafta sonu telefonda sular seller gibi ağlamasına engel olamamıştım. Bana sofra kurmakta kararlı. yarım tehdit sayılır" derlermiş. margarinleri. Ambalajı açıp broşürü alıyorum. Şu fotoğrafı kesip aile albümüne eklesem. kışın yaşını gösteren bu muhteşem şehre baktım. Eczanenin eşiğinde dikiliyorum. O da ne? Ambalajın içinde bir broşür. Bazı ihtimaller." Soya eti kutusunda böyle bir mesajın işi ne? Üretici firma tarafından yazılmadığı aşikar olan notu cebe atıyorum. 111 Eczanenin mutfağındaki spagetti operasyonu sırasında anneme asistanlık yaptım. Hapisten kaçmışım! Haber metninde firari mahkumun adının Luis Oscar Pichinan olduğu belirtiliyor. Ayrıca bu mesajları bırakan kimseler]. Etrafa göz attım.. 110 Annem köşeden belirince ben de yavaş yavaş toparlanıyorum. kimse cevap vermiyor. ayrıntıları konuşalım. şu fotoğraftaki adam oğluma çok benziyor! Tıpatıp aynısı!" Yelda. Kız. Annem. yarım düzine telefon kulübesi.

"Size ilk ağızda sırlarımı söylememi beklemeyin. Mesajda 'Riski biz üstlenelim' yazmışsınız. Fakat hiç görmediğim birine düşmanlarımdan söz etmekle asıl riske ben girmiş olmaz mıyım?" deyiverdim. 113 "Haklısınız..." "Üstelik kendi sesinizle bile konuşmuyorsunuz? Bunun bir telefon şakası olmadığını nereden bileceğim?" "Pekala, sizin için ne yapabilirim?" "Şu anda beni görüyor musunuz?" "Evet." Bu cevap beni nedense hiç şaşırtmamıştı. Yandaki kulübelere göz attım, ikisi doluydu. Birinde genç bir kadın ağlıyor, diğerinde orta yaşlı bir adam tuşlara basıyordu. Yani ikisi de hattın diğer ucundaki intikam robotu değildi. "Telefonu suratınıza kapatıp gidersem ne olacak?" "Hiç." "Yüreğime su serptiniz." "intikam almak istediğiniz biri yoksa, birbirimizin vaktini almayalım." "Tamam. Aslında kellelerini masamda dizili görmeyi arzuladığım birkaç kişi var." "Cinayet işlemiyoruz maalesef." "Ne yapıyorsunuz peki? Tükürüp kaçıyor musunuz?" Gülüyor. "Hayır, süründürüyoruz, itibarıyla oynuyoruz, eşekten düşmüş karpuza çeviriyoruz, pişman ediyoruz. Fakat asla öldürmüyoruz. Unutun bunu." "Nasıl?" derken etrafa bakmıyordum, anlamsızca sırıtarak kar tanelerini yakalamaya çalışan ikibuçuk metrelik bir zenciye takıldı gözüm. "Size yapılan kötülüğü ve kimin yaptığını söylüyorsunuz. Uğradığınız belayı ve başınıza dert açan kişiyi teyit ediyoruz. Varsa eğer adresini veriyorsunuz. Ona uygun gördüğünüz cezayı seçiyorsunuz. Biz de önerebiliriz. Ücreti nakit olarak ödüyorsunuz. Ve bir hafta içinde paranızın karşılığını alıyorsunuz." "Öncelikle, şu teyit etme işini anlamadım." "Biz intikam alıyoruz. Masum insanları cezalandırmak istemeyiz. Bu yüzden bize anlattığınız hikayenin gerçek olup olmadığını araştırıyoruz." "Parayı neden peşin ödüyorum? iş bittikten sonra versem olmaz mı?" "Olur. Fakat müşterilerle intikamdan sonra hiçbir şekilde temas kurmamayı tercih ederiz." Kış ortasında güneş gözlüğü takmış bir adam dikkatimi çekiyor. "Biliyor muydunuz, güneş gözlüğü dediğimiz şeyi aslında 16. yüzyılda, Çin mahkemelerinde hâkimler gözlerini ve mimiklerini saklamak için kullanıyormuş." "Sizi temin ederim, benim daha gelişkin yöntemlerim var." "Ya hizmetinizden memnun kalmazsam, mesela işi geciktirirseniz size nasıl ulaşacağım?" "Bize ulaşamazsınız. Biz size, hiç tanımadığınız kimselerin yaptığı bir eylemi satıyoruz. Canınızı sıkan kişinin ya da kişilerin, sizden uzakta, bambaşka birileri eliyle cezalandırılmasını diliyorsanız, biz varız. Arkadaş arıyorsanız, bu telefonu kapatıp 900'lü hatları tuşlayın." "Gelecek salı saat 15:00'da bu kulübeye gelirsem, yine telefon çalacak mı?" "Hayır." "Adam öldürmediğinizden emin misiniz?" "Kesinlikle evet." "Merakımı bağışlayın ama bu işten iyi kazanıyor musunuz?" "Size bağlı. Bize iş verecek misiniz?" "Sanmıyorum." "O halde size bir tavsiyede bulunayım." "Buyurun?" "Elinizi kana bulamayım Buna değmez, inanın." "Teşekkür ederim." Telefonu kapattım. Kulübeden çıkınca, gözlerimle, tumturaklı lakırdıların sahibi olan yalan virtüözünü aradım. Yok. Pudraşeker gibi serpiştiren karın altında, küresel

ısınmaya sebep olabilecek bir doğal afet. sigara yakıp peşinden caddeye kadar yürüdüm. Sünger sarısı, ıslak bir taksi durdurup, yarasa pislikleriyle dolu arka koltuğa oturdum. 116 GICIRBEY Siperdeki Zürafa Beyin harika bir organ; sabah kalktığınız anda çalışmaya başlıyor ve ofise gidinceye kadar da durmuyor! [ROBERT FROST, 1874-19B3] Hayata atılır atılmaz bahtım karardı, talihim köreldi; feleğin sillesini, kaderin tekmesini yedim. Tarantulalar iki buçuk yıl yiyeceksiz yaşayabilirler. Bildiğim bir şey varsa, tarantula değildim. Hafızasını kaybetmiş bir Mecnun gibi metropolün çöllerinde yaz kış iş aradıktan sonra, nihayet Girift-Ar adlı araştırma şirketine kabul edildim. İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi'ndeyken, iş görüşmelerinde beden dilinin önemini vurgulayan bir derse devam etmiştim. Sizi işe alma yetkisine sahip kişinin görüşme esnasında esnemesi, burnunu kaşıması, sağa ya da sola bakması, boynunu kütürdetmesi, alnını kırıştırması, dudaklarını yalaması, kaşlarını kaldırması, kulağını karıştırması, yakasındaki hayalî tozları silkmesi, başını yana eğerek dinlemesi, ellerini ıı<> ensesinde kenetleyerek geriye yaslanması, dirseği sizi gösterecek şekilde kolunu bükmesi, ayakuçlarının size ya da başka bir yere dönük olması... hepsinin bir anlamı var. Her kımıltı, her nefes, her mırıltı tıka basa dolu bir mesaj fıçıcığı... Bütün bu zırvalar yüzünden diyaloglar düelloya dönüşüyor. Beden dili, ilkelliğin daniskası. Mağara dönemine dönüş yolunda atılmış bir kulaç. Fakat ne yapalım ki, iktisat teorilerinin, finans bilmecelerinin, borsa büyülerinin geçerli hale gelmesini mümkün kılan bataklık jimnastiğinden kaçış yok. Ayrıca, dönemin güzellik telakkisine uygun tiplerin işe alınma ihtimali daha yüksek. Nicole Kidman'a ya da Tom Cruise'a tıpatıp benzemek mesela, kayda değer bir avantaj. Ayakkabıyla şapka arasındaki boşluğu, boyası cilası yerinde, üzerinde özenle çalışılmış, yağsız bir bedenle doldurmak gerekiyor. Statü göstergesi aksesuarlarla averaj sağlamak mümkün. Saat, çanta, cep telefonu... Ünlü markalar, sihirli sözcüklerin yerini tutar. Yani mülakatta dalkavuk dakikliği, soytarı enerjisi, cariye hassasiyeti türünden meziyetlere sahip olduğunuzu açığa vurmanız lazım. Ancak o zaman banknotların kağıt gemisinde forslu forsalar safına katılabilirsiniz. Bir de, karşınızdaki kişinin üzerindeki renklerde giyinmek, otomatik bir duygusal sıcaklık doğurur. Tabii ki kural haline getirilmiş hilelere bağlı kalınarak oynanan oyunda da mızıkçılık yapılabiliyor. Her neyse, Girift-Ar'a özgeçmişimi postaladıktan dört gün sonra, bana mülakat için randevu verildi. Girift-Ar’ın personel müdürü Selçuk Lulu'nun, şirketin internet sitesindeki fotoğrafını inceledim; zevksizlik nişanı, sarı puanlı, siyah bir kravatı vardı. Aynısından bir tane satın aldım. Risk, kokusuz bir gazdır: Söz konusu kravat, Selçuk Lulu'ya, otoriter kaynanası tarafından hediye edilmiş olabilirdi. Adamın, gözüne girmemi sağlamasını umduğum iple beni boğmaya kalkmayacağının garantisi yoktu... Görüşme günü beyaz çizgili açık mavi kravat takmış olan Selçuk Lulu, son yıllarda duyduğum en güzel cümleyi kurdu: "Pazartesi gel başla." Beni koridorun sonundaki merdivenin başına kadar yolcu etti. El sıkıştık: "Kravatın, çok güzelmiş?" "Sadece bir kravat işte." "Aynısından bende de var, Roma'dan almıştım."

26

"Ben de Fehmi'nin 8,5 filminde Marcello Mastroianni'nin boynunda görmüştüm..." "Ciddi misin?" "Evet, ama film siyah-beyazdı." Pazar gecesi çok acayip bir rüya gördüm. Rüyalar, alınyazımızın ayrılmaz parçalarıdır: Kafam kopmuştu ve kadın-erkek, yaşlıgenç karışık iki takım, kafamla top oynuyorlardı. Bense, beni aralarına aldıkları için onlara minnettardım. Oyuncuların yüzünü tam seçemiyordum, fakat Selçuk Lulu'yu netlikle görebildim, çünkü bana kafa atarken göz göze geldik ve ona gülümsedim. Topuklu kırmızı ayakkabılar, terlikler, kramponlar, çizmeler, takunyalar, iskarpinler, sandaletler... tarafından tekmelendikçe sevinçten havalara uçuyordum... Pazartesi, sabahın köründe kalkıp ışık hızıyla hazırlanırken, rüyamı düşündüm. Aslında yirmiiki çift ayakkabı görmüştüm ve bunun sebebi de herhalde, babamın kunduracı olmasıydı. Belki de benim için kariyerin sembolü ayakkabıydı... Elimde çanta, dörtnala, Girift-Ar'a vardığımda şoke oldum. Şirket binası olan tripleks villa, kibrit çöplerinden yapılmış bir ev maketi gibi yanıyordu! İstikbalim kundaklanmıştı. Siperdeki zürafa kadar savunmasızdım. İtfaiyeciler, ağzından alevler saçarak can çekişen bir ejderhanın son arzusunu yerine getirmekle görevliydiler sanki. Yıldırımla ikiye bölünmüş yanan bir çınarı beyhude sulayan depresif bahçıvanlar... Etrafta telaşlı, şaşkın, ağlamaklı bir kalabalık. Beyaz bir Peugeot'dan fırlayan patron Gaffar Girift, önce elleriyle yüzünü sıvazlıyor, sonra fırtınaya tutulmuş bir kaptan gibi gırtlağını yırtıyor. Yangın seyircilerinden kimileri, çalan cep telefonlarını açıyorlar. Onları işitemiyorum, fakat "Şu anda konuşamam, ben seni sonra arayayım, hayır banyoda değilim..." filan dediklerini tahmin ediyorum. Simsiyah duman, katrana bulanmış bir pelerin gibi dalgalanarak yükseliyor. Yangının derinliklerinden gelen patlama sesleri, çatırtılar, gürültüler... çevredekileri derinden etkiliyor. Uzaktan uzağa, Selçuk Lulu'yla göz teması kuruyorum. Bakışları, iri puntolarla dizilmiş bir ölüm ilanı kadar okunaklı. Orman fazla vahşileşince, yangın kaçınılmaz olur. Girift-Ar'daki yangın, muhtemelen bir sabotajdı. Genel seçimleri Performans Ve Azim Partisi'nin açık ara kazanacağını duyurduklarında, medyada alay konusu olmuşlardı. PAP'ın galibiyeti, Girift-Ar’ın da zaferiydi. PAP iktidarda olduğu halde, Girift-Ar'a diş bileyenler hücuma geçebilir miydi? Bilmek zor. Belki de sadece elektrik kontağından kaynaklanıyordu yangın? Beş parasızdım. Handiyse, cehennemde işbaşı yapmaya razıydım, gelgelelim alevler beni gerisingeri sokağa püskürtmüştü. Kendine acımaya başlamanın getirdiği rehavet içinde sürtüyordum. Bir çocuk parkında, çürük bir bank'a iliştim. Yanıma, tozlanmış çalı sakalıyla bir ihtiyar oturdu: "Neyin var evlat? Karadeniz'de gemilerin mi battı?" Demek somurtuyordum. "Yooo, ben iyiyim efendim." Aslında evet, atlamayı umduğum gemi yanmıştı, biletim yanmıştı fakat dert yanmaya niyetim yoktu. 122 ihtiyarla biraz lafladık. Bana enteresan bir hikaye anlattı: "Dervişin biri, işine bir göl kıyısından geçerek gider gelirmiş. Minik bir balık, her gün dervişe ağlayarak yalvarıyormuş: 'Hey, adamım! Bana suyun dışında yaşamayı öğret. Gölde çok sıkılıyorum. Görüyorum ki karada hayat çok daha güzel, yap bir babalık!' Derviş 'Güzel kardeşim, göl küçük olabilir, ama hiç de fena bir yer değil, haline şükretsen a?' dese de, balığa dinletememiş. Balıkçık, iki gözü iki çeşme, dervişe dil döküyormuş. Nihayetinde derviş, balığın ısrarlarına dayanamamış. Önce birkaç saniye, sonra birkaç dakika, derken saatlerce suyun dışında durmaya alıştırmış onu. Zamanla, balık, dervişin evinin bahçesinde rutubetli bir yerde, çiçek tarhında ikamet eder olmuş. Ne vakit ağzını açsa gülerek 'Oh be, dünya

varmış' diyormuş. Birgün, büyük bir sağanak bastırmış, bahçeyi sel almış ve balıkcağız boğulmuş." Parkta ihtiyarla birer çay içtik. Karnım zil çalıyordu fakat iştahım yoktu. Boğulan balık hikayesi ve çay için ihtiyara teşekkür edip ayaklandım. Ellerim ceplerimde, birkaç blok yürüdükten sonra, karşıdan karşıya geçerken kırmızı bir araba olanca hızıyla bana çarptı! Güm! Fiyyuuuv! Havalanıp çimlerle kaplı bir yere düştüm. Hâlâ İstanbul'da mıyım diye etrafa bakındım. Sol baldırım ezilmişti, böğrümde böğürtücü bir sancı vardı. Her şeyi sanki bir duş perdesinin ardından görüyordum. Hızla uzaklaşan kırmızı otomobili zar-zor seçebildim. Ağır ağır doğruldum. Bir düzine araba, çantamın üstünden geçti. Egzoz dumanına batmış bir akasya fidanına tutunarak ayağa kalktım. Elimde kendi kanım desenler oluşturmuştu. Yutkununca bir dişim mideme yuvarlandı. Pantolonumun sol paçasında derin bir yırtmaç. Kanlı elimle arabalara 'dur' işareti yaparak çantamı asfalttan söktüm. Sürüne sendeleye evin yolunu tuttum. Çetenin Son Nefesi 123 filminde başrolü kapmıştım. İnsanlar beni görünce irkilerek geriye çekiliyorlardı; bir bankanın vitrin camında kendime bakınca onlara hak verdim. Savaştan yeni çıkmış yaralı, terli, aç bir ata benziyordum. Dairemin merdivenlerini dört ayak üstünde tırmandım. Anahtarı deliğe denk getirene kadar epey uğraştım. Son gücümle kapıyı açtım ve eşikten içeriye yığıldım. Gördüğüm manzara, gerçekten bayıltıcıydı: İki gün önce satın aldığım eşyaların yerinde yeller esiyordu. Soyulmuştum. Tavandaki demir kancadan sarkan ipin ucuna bağlı kafesteki papağanım Huduni sersem sepelek bakınıyordu ve komşumuz Ruhiye Hanım'ın torunu Kevser'in boğazı kesilmiş cesedi holde kanlar içinde yatıyordu. Bir de boş, metal bir yemek tabağı... Parktaki ihtiyarın sözünü ettiği balık misali, alınyazımın kızıl mürekkebinde boğuluyordum. 124 100 yıl önce.. II. Abdülhamid, Sherlock Holmes vartasını nasıl atlattı? [Huduni] (Tarayanın Notu: Kitabın bu bölümü çizgi roman şeklindedir. Tarayıcıyla anlaşılır şekilde taranamamıştır. Çizimler, konuşmalarla bir bütün teşkil edecek şekilde tasvir edilmiştir.) “SULTAN ABDÜLHAMİD HÂN-I SÂNÎ GELİYOR!!. ” …MARANGOZUN BACISI CEMİLE SULTAN, YUMURTADAN ÇIKTIĞIM GÜNDEN BERİ BANA BU CÜMLEYİ EZBERLETMEYE ÇALIŞMIŞTI… BEN “SULTAN ABDÜLHAMİD HÂN-I SÂNÎ GELİYOR” DER DEMEZ, BİR AVUÇ KABAK ÇEKİRDEĞİ KONUYORDU ÖNÜME. O ZAMANKİ AKLIMLA, BU LAKIRDIYI, KABAK ÇEKİRDEĞİ' ISMARLAMANIN YOLU SANIYORDUM... (MARANGOZDAN KASIT SULTAN II. ABDÜLHAMİD’DİR.) HENÜZ ONBİR AYLIK, UFARAK BİR PAPAĞAN İDİM... CEMİLE SULTAN, NURHAYAT HANIM VE İSİMLERİNİ BİLMEDİĞİM MÜSELLAH İKİ ADAMLA BİRLİKTE ALEMDAĞDAKİ KÂŞANEDEN FAYTONLA ÜSKÜDAR RIHTIMINA, ORADAN KAYIKLA BEŞİKTAŞ’A, ORADAN DA YİNE FAYTONLA TARABYADAKİ ÇİFTLİĞE GİTTİYDİK... (SULTAN, NURHAYAT HANIMA...) “KAKADUNUN KAFESİNİ ÖRT, AĞABEYİME SÜRPRİZ OLSUN…”

27

(SULTAN ABDÜLHAMİD KUCAĞINDA ÇOK SAYIDA BASTONLA ODAYA GİRER.) “SAFALAR GETİRDİNİZ HEMŞİRE HANIM!..” 127 CEMİLE SULTAN TEPEMDEKİ ÖRTÜYÜ SIYIRINCA AVUCUNDAKİ KABAK ÇEKİRDEKLERİNİN ŞEREFİNE SEVİNÇLE HAYKIRDIM… “SULTAN ABDÜLHAMİD HÂN-I SÂNÎ GELİYOR!!! ” 1904 SENESİNİN İLKBAHARIYDI. AYLARDAN RAMAZAN. BEN HARİÇ, PADİŞAH DAHİL HİÇ KİMSE GÜN BOYU BİR ŞEYCİK YEMİYOR, İÇMİYORDU. “DESTUR!.. BU KUŞ DA NEDİR HEMŞİRE?..” “ZÂT-I ÂLÎNİZ, YILDIZDA MÜNZEVİ BİR HAYAT SÜRÜYORSUNUZ. BU KÜÇÜK KUŞ SİZİNLE BİR ÇİFT KELAM ETMEKLE HAFAKANINIZI BERHAVA EDER GÖNLÜNÜZÜ KASAVETTEN AZADE KILAR KANAATİNDEYİM. ELBETTE KABUL BUYURURSANIZ AĞABEYCİĞİM…” (PADİŞAH, MÜTEMADİYEN ŞAŞKIN GÖZLERLE ETRAFA BAKINMAKTADIR. O SIRADA İÇERİ GİREN BİR GÖREVLİYE: ) “BU ASALAR, YEDİ SENE EVVEL YILDIZ’I TEŞRİF EDEN, YUNAN HARBİ’NDE AYAĞINI KAYBETMİŞ MALUL GAZİLERE HANELERİNDE TAKDİM EDİLE…” “İSMİ NEDİR BU MEYMENETSİZİN?..” - HAŞMETMEAB, FAKİRE MÜNASİP BİR İSİM BAHŞEDER DİYE DÜŞÜNMÜŞTÜK.?. - MADEM ÖYLE, HUDUNİ OLSUN ADI. LÂKİN BENİM, KUŞLARLA BAŞIM HOŞ DEĞİLDİR HEMŞİRE. HELE Kİ BU GİBİ MÜTECESSİS, TEPESİNDE ŞEYTAN TÜYÜ, GAGASINDA LAF TAŞIYAN KUŞLARDAN HASSATEN İCTİNAB EDERİM… - AŞKOLSUN AĞABEY, ZAVALLININ ÇAŞITLIK EDECEK HALİ YOK A?.. HEM ARTIK ONUN İSİM BABASISINIZ. HUDUDİ PEK LATİF, PEK ALA!.. “ HUDUDİ DEĞİL CEMİLE, HUDUNİ; MEŞHUR BİR GÖZBAĞCI, STANDARD MAGAZİNE NAMLI ECNEBİ MECMUASINDA TESADÜF ETMİŞTİM… SİZ BİR NEBZE İSTİRAHAT BUYURUN, İFTAR SOFRASINDA TEATİ EDERİZ BU MEVZUU!..” “AH BENİM TALİHSİZ KUŞUM, BîKES Mİ KALDIN?..” (CEMİLE SULTAN, KUŞCAĞIZIN GÖNLÜNÜ ALMAK, ONUNLA BİRAZ MUHABBET ETMEK İSTEMİŞ OLSA GEREK Kİ; KAFESİN KAPISINI HAFİFÇE ARALAR İKEN KUŞ BİRDEN UÇUVERİR. CEMİLE’Yİ DE KORKUTARAK TABİİ. DOĞRU BAHÇEDEKİ CEVİZ AĞACINA YÖNELİR.) KOPARDIĞIM CEVİZİ AĞIZ TADIYLA YİYEBİLMEK İÇİN (AĞACIN DALINDAN) HAVALANIP EVİN GENİŞ PERVAZLI PENCERELERİNDEN BİRİNE İNDİM… BİR YANDAN CEVİZİMİ YERKEN BİR YANDAN DA İÇERİDE, MARANGOZLARIN SULTANI ABDÜLHAMİD’LE FARFARA BİR ADAM ARASINDAKİ KONUŞMAYA KULAK KABARTTIM… “…MİSAFİRİNİZİN SİR ARTHUR CONAN DOYLE’UN MAKSADI AŞİKAR. SARAYI TEDKİK, ZÂT-I ŞAHANENİZİ TAHLİL EDİP OSMANLI SARAYINDA CEREYAN EDEN BİR SHERLOCK HOLMES SERGÜZEŞTİ KALEME ALACAK…”

“NELER SÖLÜYORSUN KİRKOR EFENDİ?.. MİSTER DOYLE HANEMİZDE ESRARENGİZ CİNAYETLER TAHAYYÜL EDİYOR ÖYLE Mİ?! “AYNEN ÖYLE… ÜÇ İHTİMAL VAR… DEVLETLU PADİŞAHIMIZI YA KÂTİL, YA DA MAKTUL VEYAYUT MAZNUN OLARAK TASVİR EDECEK MUHAKKAK…” (BİR YANDA JURNALCİNİN İŞİN ASLINDAN KENDİSİ DE ANLAMAMIŞ OLDUĞU BELLİ SAF VE BİRAZ KORKULU BAKIŞLARI, DİĞER YANDA SULTANIN KARA KARA DÜŞÜNEN..) (PADİŞAH İÇİNDEN: ) “…DEHŞETLİ GÜZEL YAZIYOR KAFİR…” “LONDRA’DA BİR NÂŞÎRLE MUKAVELE DAHİ İMZALAMIŞ! MAAZALLAH, EFENDİMİZ HAKKINIZDA BÜHTAN CÜMLE CİHANA İNTİŞAR EDER, AYYUKA ÇIKAR!..” “VAKTİYLE JULES VERNE DE İSTANBUL’DA CEREYAN EDEN MUHAYYEL VAKALARDAN MÜREKKEP BİR KİTAP NEŞRETTİYDİ… İNSAF ETMİŞ, SARAYA İLİŞMEMİŞTİ… KİRKOR EFENDİ, BEN ŞU İHTİYAR HALİMLE SHERLOCK HOLMES MÜELLİFİYLE AŞIK ATAMAM. İYİSİ Mİ BİR MAZERET BEYAN EDELİM MİSTER DOYLE’A; ALTIN VE MUHTELİF HEDİYEYLE TALTİF EDİP UĞURLAYALIM…” “EMREDERSİNİZ PADİŞAHIM…” (AZ SONRA) “SULTANIM, ESNAFTAN BİR ZÂT HUZURA ÇIKMAK İSTER…” “KİMMİŞ?” “MÜNTEKİM EFENDİ DERLER, CİVARDA BİR AYAKKABI DÜKKANI VARDIR…” “NE İSTİYORMUŞ?” “HİÇ…” “ACAYİP! GELSİN HELE…” (DERVİŞ KILIKLI BİR ADAM, ELİNDE KÜÇÜK BİR ÇIKINLA GÖRÜNÜR. ÇIKINI AÇIP İÇİNDEN BİR ÇİFT AYAKKABI ÇIKARIR, PADİŞAHA UZATIR. : ) “KABUL BUYURUN EFENDİM!...” (PADİŞAH AYAKKABIYI ALIR, İNCELER : ) “EN SEVDİĞİM RENK… DEVE TÜYÜ. BU SÜRPRİZ İKRAMINIZI NEYE BORÇLUYUM MÜNTEKİM EFENDİ?..” “BİZDE ADETTİR HÜNKARIM. KOMŞUYA İHTİRAMDA BULUNULUR…” “43 NUMARA, TAM AYAĞIMA GÖRE!..” “AYAĞINIZDA PARALANSIN SULTANIM…” “KILIĞINA BAKILIRSA BEKTAŞİ’SİN KUNDURACI…” “EVET, ÇARIKLI BABA’NIN EHLİNDENİZ. ZÂT-I ÂLİNİZİN ŞAZELİYYE’YE İNTİSAB ETTİĞİNİZİ İŞİTMİŞTİK…” “LAKİN BİZİM TARİKE REVAN OLANLARIN MUAYYEN BİR KIYAFETİ YOKTUR…” (BU ARADA AYNI KARENİN İÇİNDEN BAŞLAYAN ÇİZİMDE, DİĞER TARAFTA, BAHÇEDE HUDUNİ’Yİ YAKALAMA ÇALIŞMASI DEVAM ETMEKTEDİR: ) “BULDUM! İŞTE ORADA! CEVİZİN YUKARISINDA!!!” (ORDAN ORAYA KAÇAN HUDUNİ, SONUNDA SEVGİLİ SAHİBESİNİN OMUZUNA KONUVERİR. TABİİ ORADAN DA KAFESİNE..) (CEMİLE SULTAN’IN YANINA GELEN GÖREVLİ: ) “PADİŞAHIMIZ EFENDİMİZ KUŞU HUZURA İSTİYOR…”

28

Ben bir şemsiye kakaduyum [cacatua alba]. Gebermedin ya!" Şapırt dedikleri şişko patates bana doğru yaklaştı "Ben en iyisi şu papağanı beş dakkada kızartıp yiyeyim.. vallahi çok üzüldüm" demiştim de. yemeği Kenan'a götürmemi tembihlemişti. Gıcırbey. Huduni.. kıvırcık. cebinde bulduğu bir kabak çekirdeğini çitledi. Babaannemin hesabı belli: Kenan bu büyülü yemekleri yiyip bana vurulacak. Gıcırbey ailesine padişahın yadigarıyım. yağlar taşırdı. içini gagamın ucuyla ağzına atıveririm. at yağından yapılmış sabun gibi temin edilmesi zor siparişlerini bulup getiriyorum... Eski başbakanın 1965'te ölümünden sonra. Yemek kabımı her gün yıkayıp temizler. Sürekli konuşur benimle. kurbağa gözü. Jilet de onlara bakıyor. ceviz. hiçbirimiz kıpırdamıyoruz. göğüs kanseri. Kafesimi sık sık temizler. Hapşıracak olsam.. bilhassa çam dalına bayıldığımı bilir. Kanatlarımın altına erkek deodorantı püskürtür.. kuşu da götürecek miyiz?" 140 Jilet: "Baksana. Gene yemek getirmiş olmalı." "Tamamdır.. O da beni omuzlarında taşır. gönlüm Müntekim'de. "Radar.(KUŞU ALIR.. Koşamıyorum... birtakım şuruplar. Yürürken aksıyorum. Şapırt'la ben de buzdolabını indirelim. Kalender kadındır. Sol bacağım çok zayıf. ben de keyifle yerim. haşlanmış tavuk. İçinde ayna ve yedi halkalı bir çıngırak var. Kenan'ın midesinden kalbine giden yola mayın döşemek. Ben." Şapırt. Eve torbalar dolusu ot. Ben ne yapıyorum? Müntekim'e getiriyorum. darı. yemeğe gizlice yılan yağı. Keşke ben de onu sırtımda taşıyabilsem. 'Nanay Nakliyat' yazılı turuncu işçi tulumları. kravatını taktı. Onbir aylık bebekken felç geçirmişim. ayçekirdeği. dedim ya. kabak çekirdeği. Neden? Allah biliyor.. Babaannemle baş başa kalmışız. bela mısın ulan sen? Burada işimiz bitince patlayana kadar yersin. dünyada olup biteni öğrenirim: "Bak. üçlü koltuğu yüklenmiş Radar. bari birşeyler yeseydik.. Onu görünce. Fındık. İnsaflı kadındır. Daily Mirror gazetesindeki haberde. deney hayvanları yetiştirilen bir laboratuarın sahibi Peter Oram tarafından satın alınan Charlie hakkında. az etli pirzola. sonra da benimle evlenecek. ama Charlie sayesinde fikirleri hâlâ aramızda" ifadesini kullandı. Böylece ben de şu sakat halimle bir yuva kurabileceğim. Evi kolaçan ettikten sonra ağızlarının suyu akarak eşyaları incelediler. fal bakar. KAFESİ KUNDURACIYA UZATIR) “AL BAKALIM KUNDURACI BİRADERİM… BU DİLBAZ KUŞ ARTIK SANA EMANET…” (BU SON KAREDE KAHRAMANLAR SİLÛET ŞEKLİNDE ÇİZİLMİŞ. uzayan kanat tüylerimi. Her türlü hastalığa şifalı terkipler hazırlar. üzerine yumurta kırıp karıştırdıktan sonra servis yapar. Kenan'ın annesi Güllü Abla hasta. kızarmış balık. gelen kesinlikle Kevser. Jilet'e bakıyorlar. duş aldı. fakat benden kaçmaz. tiril tiril giyindi. Gıcırbey bana yeni. Gıcırbey eve gelir gelmez beni salıverir. Endonezya'ya vınlasak!.. içtiğim suya vitamin katar. envai çeşit baharat. kapıya kıyamıyormuş gibi tıklatıyor.. İncecik parmaklarıyla. Dünya Savaşı'nın kahramanlarından biri olarak kabul edilen Charlie. Ara sıra yüksek sesle gazete 139 okur.) (SULTAN. Churchill uzmanlarından James Humes. Üzerime rehavet çökmüştü. Charlie'yi 1937'de satın almıştı. Arada bir. beş para etmez. Gıcırbey'in yardımıyla yıkanırım. KUŞ. kocaman bir kafes satın aldı. ben daha bebekken. başlarında şapkalar vardı. söylemesi ayıp. onun sebze yemeklerine de bayılıyorum. ” (DİYE BAĞIRIR. ihtiyar kalbim pır pır ediyor. Eskiden sık sık aktarlara giderdi. O. Fakat çok şükür.. Gıcırbey daha dünkü çocuk. şarkıdaki gibi ben onu "fındık ile." Jilet: "Uyuz çakal. BU MACERANIN SONU  ) (Tarayanın Notu: Çizgi roman burada sona erdi. Mobilyaları kemirmeme bozulur. bana gülümseyerek "Dert etme güzel 29 . 141 Müthiş bilgilidir. buğday. Şimdi ihtiyacı olan malzemeyi bana ısmarlıyor. hemen odayı ısıtır." "Jilet. ıhlamur tozu ve dulavratotu katıp çok eski bir dua okuyor. Babaannemi. Son günlerde. Liseden sonra okumadım. PADİŞAHI VE ELİNDEKİ KABAK ÇEKİRDEKLERİNİ GÖRÜR GÖRMEZ: ) “SULTAN ABDÜLHAMİD HÂN-I SÂNÎ GELİYOR!. "Belki Churchill artık bizimle değil. Kevser'e de. Kevser'in yemeklerini yemiyor. nedendir bilmem. pişmiş sebze de yiyorum: Nefis.. Bu sesi tanıyorum.. hep bana veriyor. Taze dallara. gagamı törpülettirir. Dört tane leş kargası içeri daldı. Churchill. bir keresinde ona "Ah Güllü Abla. ağızlar açık. büyü bozar. Kimseyi felakete sürükleyecek büyüler yapmaz. Charlie'nin İngiltere'de yaşayan en yaşlı papağan olduğu belirtiliyor." Gıcırbey kahvaltıdan sonra tıraş oldu. sen Kösele'yle birlikte oturma grubunu taşı. Haftada bir. PADİŞAHLA AYAKKABICININ BULUNDUĞU ODAYA GÖTÜRÜR. neredeyse dedem yaşında. Babaannemin ilaçları olmasaydı. Ondokuz yaşındayım. Kapının sesiyle uyandım. dilimlemiş elma-armut. Dördü de bana bakıyordu. ben dün geceden beri açım. koltuk değneğine ihtiyacım yok. II. Churchill'in karakteristik ses tonuyla sövüyor. uyukluyordum. Dile kolay. oradan da hiç görmediğim anavatanıma. çantasını hazırladı. fıstık. sahibinin kendisine öğrettiği gibi hâlâ Adolf Hitler ve Nazilere küfrediyor. Beni düzenli olarak veterinere götürür. Cinci Ruhiye dediniz mi herkes tanır. Kösele ve tabii Şapırt. şofben zehirlenmesinden ölmüşler. Hitler ve Nazilere.. Ne de olsa." Kabuğu kırıp. Bir ayağım çukurda. beni öldürür. Üzerlerinde. yüz yaşındayım. donakaldılar. masal kuşları gibi uçarak Anadolu'da şehir şehir gezdirsem. Bazen çocuk mamasına peksimet doğrar. eşyaları yiyecek gücüm kalmadı zaten. Churchill'in papağanı hâlâ Hitler'e küfrediyormuş! İngiltere'nin eski başbakanı Winston Churchill'in [1874-1965] papağanlarından biri olan ve bu yıl 104 'üncü yaşını kutlayan Charlie. Tam o anda kapı vuruldu: "Tak tak!" Hırsızlar iyice aptallaştılar. Polio sekeli dedikleri bedensel arızayla yaşamaya alıştım. Bazen de. Bin çeşit kocakarı ilacı bilir. Kendimi tutamadım: "Sultan Abdülhamid Hân-ı Sânî geliyor!" Mutfağa yönelen Jilet. Hırsızların gözleri sağa sola kayıyor. yulaf. Niyeti. Dakikalar süren saniyeler boyunca. Erkeğin kalbine giden yola mayın döşemek [Kevser] Babaannem duysa. gündüz vakti. belki yatalak olacaktım.. önce iş. Nasıl desem. fıstık ile. Artık yaşlandım. Senede iki kere yuttuğum koyu kırmızı birtakım haplar beni ferahlatır.) 137 Sahibini Omzuna Konduran Kuş [Huduni] Müntekim Efendi'nin torununun oğlu ve de adaşı Müntekim Gıcırbey." "Kafamı bozma Şapırt. tırnaklarımı kestirir.... bana hizmette kusur etmiyor. beni kafese koyup tüydü. Kıpırdamıyorlar. ve en sevdiğim içecek olan suyla besler beni. Esmer Kösele: "Patron. Annemle babam. nefes almıyorlar. Babaannem. sonra yemek. sol memesini kesip aldılar geçenlerde. badem ile beslerim. Habis cinleri kovar. Babaannemin yarasa tırnağı. laf anlamıyor musun?" Radar ve Kösele üç kişilik koltuğu iki ucundan kavradılar.

.. "Kevser. söyle bana.. yemek tabağını dökmeden alıverdi kızın elinden. kitapları.. gözüm büyüklüğünde yaşlar süzüldü. "Tek çizgili pijama giyiyor" dedikleri türden. sevaptır. Bir defasında alışverişten dönüyordum. bu cinayetin hesabını vereceksin!" Radar: "Jilet. Onu sevinirken görmek. Bana o yemeklerden pişirirdin.." Namussuzlar. Fakat bence çok yakışıklı. Biraz sonra geliyor: "Kevser'im. kız ne olacak?" Jilet: "Cennete gider herhalde?" Radar: "Sabah sabah elimizi kana buladık. kapıyı dinliyorlar. marketlere minibüsle cips dağıtıyor.. Müntekim'in dairesinin eşiğine varıyorum. Cellat Radar. bir tabak bamya ayırdım.. dönerci. tezgahın üzerinde. benim şövalyem. ağlaya ağlaya olduğu yere. devrim niteliğinde!" Her defasında ayaküstü laflıyoruz.. isterim ki. Müntekim bayram edecek. pisboğaz pezevenk!" 30 .. bütün kadınlar tabuta tek memeyle girer" demişti. sen insan değilsin şiloz puşt! Nasıl kıydın ulan gencecik kıza?" Bu defa Şapırt Radar'a yakalanıyor. gencecik bir kızla kaçmış. Jilet: "Az daha açlıktan zıbarıyordun ha. onları sahiden ev taşıyorlar sanırdı.". Jilet Şapırt'm çenesine okkalı bir yumruk çakıyor: "S.. ulakları akşama kadar motosikletle Kenan'ın siparişlerini naklediyorlar. Kenan. Tıktık: "Kapuska?" "Sevinçten ölebilirim!". Annesi sönmüş mum gibi yatarken. karalahana?!" "Nereden bildiniz?" "Burnum çok iyi koku alır.. o zaman göreceksiniz ebenizinkini!" Bir tur daha. Kenan'a götür bir tabak.kızım. Tik tik: "Bakla?" "Harikulade!".. şimdi de ölülere mi sarkıyorsun.. Müntekim tek başına. Tam bir centilmen." "Çok naziksiniz Kevser Hanım. tuvalettedir... Görseniz. ikiniz de Kösele'nin gübre dolu lırnağı etmezsiniz. Zavallı Kevser neye uğradığını anlayamadan. Aşk yalnızca sağlam vücutlu ve tok karınlıların mı tekelinde? Yalvarırım "Hayır" deyin!. Konuşurken gözlerimin içine bakıyor. benim onu aç karnına sevdiğim gibi sevsin beni. Kevser'in yanma uzanan Şapırt'm beline bir tekme sallıyor: "Ulan it. Seni evimin kadını yapardım. banyoda ellerini ve bıçağını yıkadı. hamarat kızmış. ne diyor bu i... çıkar birazdan sanıyor. Andavallı Köyü'nün delisi gibi ötme. yemek ayağına geldi!" Şapırt. Kenan'a türlü.." 145 Eşyalar nakledildikçe Şapırt'm harareti artıyor. Besbelli az yiyor. Babaannem rahat rahat aşk tabağı hazırlayabilsin diye mutfağa yaklaşmıyorum. içimi eritiyor. Acaba benim geldiğimi anlıyor mudur? Ecelin paratoneriyle toprağa iletilen yıldırım aşkı [Huduni] Hırsızlar. ağzındaki son lokmayı çiğneyerek "Ne yemeği olduğunu anlamadım ama harbiden nefismiş. Sürpriz misafirin gitmesini umuyorlar.ne?" Sonra Şapırt'a dönüp "Osuruk arkeologu gibi ne eşmiyorsun? Seni de kesip kızın yanma yetiştireyim mi dallama?" Jilet: "Çabuk olun. Kevser'in başucuna çömeliyor. Gerçi. söylemedi deme.. Ühü ühü. ne taharetsiz çakalmışsın!" Radar: "Kes ulan püsküllü kancık.. Gören. belinden kocaman bir bıçak çıkardı. o büyük kâsedeki aşureyi de Kenan'a. "Kevser. Gıcırbey'in evde olduğundan emin. Kevser! Yemek getirdim! Acele etmeyin." "Tahmin edeyim. halıları... Kim bilir kızın aklından ne geçiyor? Galiba. Yemekleri ben pişiriyorum.. aaagh. masayı. "Kevser. bir tabak semizotu da Güllügillere götür. Kevser epey bekledikten sonra tekrar tıklatıyor. haydi. Elini kızın boynuna 144 doladı! O esnada Şapırt. İş de bulamadı. Bir-iki kere merdivenlerde karşılaştık. oğlum sen ne kuduruk. üçlü koltuğu yavaşça yere bıraktılar.. Güllügillere. o çocukcağız yemek de pişiremez. Tok tok: "Karnabahar pişirdim. 143 Mercimekli pazı topları pişirdim bugün.. Allah'ın belası Radar. her defasında Kevser'e bakıyor. Kapıyı her zamanki gibi iki kere tıklatıyorum. çöp gibi ince. beni karafatmaya çevirir! 142 Pizzacı.. şimdi kızın peşine gelecekler. evli barklı adamsın. yavşak!" Jilet: "Didişmeyin ulan. Radar ve Kösele.. "Radar. Radar. yazıktır.. Tüysek mi Jilet?" Jilet: "Gevezeliği bırakın da işimize bakalım artık." Şapırt.. pideci. kitaplıkları. Ben de öyle umuyorum. Fakat ne çare. beklerim ben!" Bu sözleri duyan Jilet.."Pırasa sever misiniz?" "Ne demek. cips fabrikasında şoför.". bir tabak da size getireyim dedim... Bir daha da haber çıkmamış heriften. pırasa sevilmez mi?". deprem gördüm fakat hiçbiri beni böyle sarsmamıştı. zaten besili ve [Allah günah yazmasın] bastıbacak olan Kenan günden güne kilo alıp şişiyor. vah vah. Var gücümle ötmeye başlıyorum: "Uzaklaş! Gelme! Geri dön! Kaç! Haydi! Çabuk ol!" Zamane kızları meraklı ve ısrarcı oluyorlar: "Müntekim Bey. Şapırt'ı yakasından tuttuğu gibi duvara mıhlıyor ve bıçağı gırtlağına dayıyor: "Senin o korkak kelleni ödlek bedeninden ayıracağım!" Kösele Radar'ı belinden kavrayıp geri savuruyor. Vazgeçti zannettiğim bir anda yeniden çalmıyor kapı. O hayvan sana kıydı mı birtanem. Radar.. bilgisayarı. Kenan'ın babası.. kızcağızın boğazını kesti! Güzelim Kevser'in cansız bedeni. yemek çok leziz görünüyor.". bu kızın bir ayağı sakatmış. "Kevser. Şapırt. savaş gördüm. iç geçiriyordu. Bakkallara. bana prensesmişim gibi eğilerek selam verdi. Yemeklerimi yedikçe bana muhabbeti arttı." Kösele: "Patron. Oturma grubunu. kanlar içinde holün ortasına yığıldı. Uzun bir sessizlik daha. O. Şapırt. Yazık oldu.". enginar Güllügillere. kıtlık gördüm. Şapırt gene Radar'a çatıyor: "Yok yok.. neden daha önce rastlaşmadık ki. poşetleri taşımama yardım etti. Annesi ameliyat olunca izin aldı. Tak tak. kalbi aşkla çarpsın.. zahmet etmeseydiniz. bir çırpıda kapıyı açıp güzelim Kevser'i içeri çekti. Tak tuka: "Merhaba. bu hileli aşlara hiç lüzum kalmasın. Kevser'i ayak bileklerinden tutup duvarın dibine sürükledi: "Ya.. Radar'a sataşıyordu: "Radar." Bilse ki hepsini Müntekim'e taşıdım. Kevserciğim hâlâ "Bekliyorum" diyor." "Peki babaanneciğim" deyip mutfak masasının üzerindeki tabağı kaptığım gibi koşarcasına alt kata. Banyo aynasında saçımı düzeltiyorum. Çok da güzel kızmış. mutfaktaki çekmeceden bir koşu kaşık alıp yemeği çarçabuk yiyiverdi. banyodadır. Öteberiyi mukavva kutulara doldurarak taşıyorlardı... Tiki tikitak: "Peynirli kabak dolması?" "Gerçek bir mucitsiniz Kevser Hanım! Bu yemek. Hüngürdeyerek Kevser'in saçlarım okşuyor: "Adın ne güzel kız. Kevser'in bu yılanların eline düşmesine izin veremem.. komşuya ikram edilecek tabağı kaşla göz arasında babaannem hazırlıyor. Müntekim. bizim sülalede âdettir. Yüz yaşındayım. yazık. buzdolabını. benim. Gıcırbey'in yepyeni eşyalarını katır gibi hızla taşıdılar. Gözlerimden.".. kırkından sonra.ktir git arabada bekle!" Şapırt. komşuluğumuzu bilelim" diyor. Babaannem "Kız Kevser." Radar. başıyla Radar'a kapıyı açmasını işaret etti. Midesi aşkla kasılacağma.

149 gövdemi eğdim. Tüm zamanların en çok reklamı yapılan 'paket'i etrafında insanlık kenetlenmişti.. çünkü. Darbelerin etkisiyle tam bir centilmen olmuştum: "Hanımefendi. İnanın. Sorumu tekrarladım: "Heebe.. Çöle düşen ilk yağmur damlasını duymanın heyecanı içindeyim.. gürültülü bir biçimde altına kaçırışını kasdediyordu. yalpalıyordum." Bam diye telefonu suratıma kapatıp kulübeden fırladı..ka basmak.klu harflerle yazdırmış durumda. şimdi "paydos" diyordu. İkinci sınıf bir aptal gibi davranmıştım. derin bir nefes aldı: "Saati mi soruyorsunuz?" Evet anlamında "Ehuvva. staja başlamak yerine. Namık Mıknatıs televizyon kanallarına. kelimenin tam anlamıyla g. "hastalanma" gibi kelimelerle bahsediyorlardı. İşte benim aşk hikayem böyle başlıyor. gazetelere sık sık reklam veren 'hatırlı' bir müşteriydi. Adını ve estetik "Operasyonla yüzünü değiştirmek için fazla ünlü. kendi patlayan dışkılarıyla sonsuza dek lanetlenmiş vaziyette. hiyye sea uhevua?" Gözleri korkuyla irileşmişti. Heykelinin yapımında dışkı harcı kullanılacaktı. Hakkında fıkralar.. Gezegen çapında şoka sebep olan. Kamerası olan herkes. İşçilerin protestoları medyaya hemen hiç yansımıyordu. Kösele'den ses yok. Ellilerinde bir patron. bu sözlere sert bir tekmeyle cevap veriyor. Onun etlerini kanına doğrayacağım! "Sayın seyirciler. Üsküdar rıhtımmdaydık. akvaryumdaki çiçek gibi duran Şebnem: "Namık Mıknaüs'tan. Jilet sövüyor.kik öküz?" "Sus or.tveren!" Radar." "Asla!" 150 "Yani şimdi ben git. kaderimin en keskin virajına girdiğim sırada "Saat 3'ü 20 geçiyor"du.. Yerinde ve zamanında yapıldığında. Bildiğim bir şey varsa. Stendhal sendromuna yakalandığım. dişlerine saydırıyor. aya ayak basmaktan daha büyük bir haber olabiliyormuş.si!" diyor." Şebnem Şibumi kabinin içinde dönüp dışarı bakındı. ünlü işadamı Namık Mıknatıs. bacaklarımı çarpıttım. güzel bayan. 29 Mayıs'tı. özel üniversite sahibi ve amatör politikacı olan Namık Mıknatıs. hikayeler uydurulan efsanevi poposu. Bildiğim bir şey varsa o da erkeklere yıldırım çarpma oranının. sarınım telefonda ben biraz. Radar'dan beter halde eşikten içeri yuvarlanıyor. Her şey.. Gözleri. "Beni görüyor musunuz?" "Şanslı biriyimdir.. Kolumdaki saati çıkarıp cebime koydum. Bakırköy Ruh ve Sinir Hastalıkları Hastanesi'nde tedavi altına alındı. Şapırt ağlıyor. hiyye sea uhevua?" Bildiğim bir şey varsa. anladık. b. kırk-elli ülkeden gelmiş prestijli misafirlerin ve yüzlerce kameranın önünde.. Durdu. Evet. Şapırt." "Evet!" "Galiba hödükçe. Şebnem Şibumi. Kirpikleri kıpırdıyor." Televizyonu kapattım. Radar sendeleyip düşüyor. deyimler. Şebnem Şibumi ani bir kararla sağ yanağıma bir tokat patlattı. Son eşyaları da sırtlayıp götürüyorlar. Açıkçası... Trilyonlar ödese. Başlangıçta "Merak etmeyin. Telefon konuşması sırasında kullandığım elektronik süzgeç sesimi değiştiriyordu. 35 bin kişiye bir tek bilgisayarın düştüğü Afrika kasabalarında bile. yüzünden daha çok tanınacak. ne için intikam almak istiyorsunuz?" Telefon kulübesinde. Nedense. Medya tarihine. o reytingi yüksek kıçı paparazziler tarafından kuşatılacak. Ondan kurtuluş yoktu. mabadını fena üşütmüştü. Namık Mıknatıs'm ardına geçip kayda başlayacak.. Namık Bey'in kürsüyü klozet olarak kullanışını konuşuyor.t olmuştu. Baharı fetheden ordunun sancağı gibi dalgalanan elbisesi karşısında hazırola geçiyorum. Galiba bu kıza vurulmuştum.. Aksıyor. orman yangınının ortasında kalmış ağlamaklı bir ceylan var. Bay Mıknatıs vakasıyla yeterince uzaktan da olsa sıkı sıkıya alakalı.... Tabutu baltayla parçalanınca ayağa fırlayan bir şehit gibi tetikteyim. akıllara durgunluk veren bir yellenme ve dışkılama olayı. Beni işten attı. Radar onların ardından kapıyı örtüyor ve Şapırt'm yanma geri dönüyor: "Cesede âşık mı oldun ulan yoksa s.Kösele'yle birlikte masayı taşıyan Jilet: "Sana arabaya git demedim mi Dürzü?!" deyip kapıdan çıkıyor. prensipleri bir anda unuttum. aslında Bay Mıknatıs'm. yıl sonunda sözleşmeniz yenilenecek" diyenler. Kibarlığı ve pişkinliği harmanladım: "Sol tarafa vuracağınızı düşünmüştüm" dememle sol yanağıma da şamarın inmesi bir oldu. Radar'm karnına oturup çenesine. işin doğrusu şifayı kapmış. Olayın farklı açılardan çekilmiş görüntüleri internet ve uydu aracılığıyla buzullara... besleyip büyüttüğü kaba eti ona çok acıklı bir oyun oynamıştı. böyle bir kampanya organize edemezdi. Galibası fazla. Kuduz gibi enerjik. ruh hastası g. nereye giderse gitsin peşindeydi. Bir yıllık sözleşme süresi dolmuştu. Omzuna dokundum.. zamanın başlangıç gecesi kadar derin. Kasılmış sağ elimin işaretparmağıyla sol bileğimin üstüne vurup yüzümü gözümü eğip bükerek saati sorarken başımı rastgele sallıyordum: "Heebe. Artık. Tombul yumruklarla Radar'ın kafasına çalışıyor. Suratı kana bulanmış olan Radar yattığı yerde inliyor. Gerçekten ona ulaşabilir misiniz?" Beyaz çikolatadan yapılmış kulağıyla külüstür ahize tam bir tezat oluşturuyordu: "Bundan kuşkunuz olmasın.spu çocuğu! Sen aşkı ne bilirsin.." "Evet. Koşarak gelen Jilet. yüzüne bakanlar ilkin o lekeyi görüyordu. onun karşısına telefondaki 'intikam işçisi' olarak çıkmayabilirdim. tarih okumuştu." "İyi olur!" "Bakın bu konuyu tekrar. huvaa" dedim ve sorumu bir daha tekrarladım: "Heebe. Sistemi. Şapırt birdenbire ayağa fırlayıp Radar'a girişiyor. Namık Mıknatıs'm televizyon fabrikasına sözleşmeli işçi olarak girmişti. kapitalizm tarihine adını b. kalbimin etrafında ışık hızıyla dönerek hacı olduğum gün. balta girmemiş ormanlara iletilmiş bulunuyor." Hatta. bozkırlara... alnı kakayla lekelenmişti.. Namık Mıknatıs'm.. Televizyon kanallarındaki tartışma programlarında söz alan uzmanlar. kadınlara göre altı kat daha fazla olduğudur. hiyye sea uhevua?" Sertçe koparılan bir gelincik gibi irkilmişti. Dönüyor. Kollarımı geriye doğru açtım. Her zamanki gibi doğrudan konuya girdim: "Kimden. Bireysel bayramım. Artık kainatın hiçbir yerinde emniyette değilim." 31 . Radar inliyor. burnuna. Gömleğimden birkaç düğme çözdüm. Uluslararası Teknoloji Fuarı'nda yaptığı açılış konuşması sırasında aniden rahatsızlanan Namık Mıknatıs'm ardına büyük bir psikolojik bunalım yaşadığı açıklandı. reklam yıldızı. kuralları." "Kesinlikle!" "Belki yeniden konuşmamız. Kızın ardından seğirttim. tüm dünyanın elektronik devleri. Şebnem. "Bazı gazeteler sizden T100 kişi' diye söz ediyor. Kahramanımızı küresel bir star konumuna yükselten gübre fırtınası. teknoloji fuarında kıçıyla yaptığı unutulmaz açılış konuşmasından söz ediliyor. normalde hiç kimseyle böyle konuşmam. Yine de bozuntuya vermiyorum. Yeryüzünün neresine giderse gitsin. Dişlerinin arasından sızan kanı köpürterek "Sen bittin Şapırt ibn. Namık Mıknatıs. Dolayısıyla. boş yere Namık Mıknatıs'ı teselli etmeye çalışıyordu. Namık Mıknatıs'm topluca işten attığı 1100 kişiden biriydi. Şapırt'ı gırtlağından yakalayıp duvara çarpıyor. Şu anda. Ev boşalınca sesim duvarlarda yankılanıyor: "Keeev-seeeeeeerrr!" Beş dakika sonra Gıcırbey.. Arkası. Kurtuluş günüm. sendeliyor. Toparlandım: "Teşekkür ederim" deyip sırıttım. "talihsizlik". Uzun yıllar gözü gibi baktığı. spiker "ani-ılrtı rahatsızlanmak" derken. Olaydan "kaza"..

"Bir limonata daha ister misin Şebnem?" deyip kalkıyorum. Aynı zamanda. Şebnem yapma çiçeklerin arasındaki sahici gül'dü. Ayten Alpman. Zaptiyenin buyruğuna uydum. kalbim. Kalbimden yükselen çığlıklara kulaklarımı tıkamalıydım. iki yıldır intikam işindeydim ve ilk defa bir müşteriyle tanışıp görüşüyordum. Sazı hemen bırakmadım: "Kollarını koparıp onlarla döveceğim!" Şebnem uzaklaştıkça sesimi yükseltiyordum: "Onu kendi bağırsağıyla boğacağım!" Tehditlerimin birbiriyle çelişmesine aldırmıyordum: "Diri diri yakıp küllerini lağıma saçacağım!" Bağırıyordum ve herhalde sözlerimi işiten tek kişi Şebnem değildi: "Kendisi de dahil hiçbir canlı onun yerinde olmak istemeyecek!" Kız durağa yaklaşıyordu. çeyrek yüzyıl öncesinden sesleniyor. Baygın iki garsondan başka." Böylece kolluk kuvvetlerinin emin ellerinden sıvışıyorum ve koruyucu meleğimle birlikte. Karıncaların sürüklediği yaralı bir çekirge gibi hissediyordum. ellerimi yıkayıp hemen döneceğim.. Kaç para ödemem gerekecek?" Sersemliğin zirvesinden Şebnem'in kudretten parlak dudaklarına bakıyordum.. Şebnem gülümseyerek evet anlamında başını sallıyor. kana susamış tuzu kuru kalabalığa karışıyoruz. Lekeli aynaya bakarken musluğu açtım. güneşle çölün arasına giremezsin. Normaldir. melankolik bir kadavrayı andırıyordu. sahne adım.. Tanınmış bir işadamı hakkında uluorta. Bildiğim bir şey varsa. kanun adamlarının üniforma düğmesi gibi donuk bakışlarının menzilinden çıkıp. kadere de inanmalısınız. trafik kazası geçirdiğim ve komşu kızı Kevser'in cinayete kurban gittiği gün ılımlı bir dangalaklıkla çarpılmıştım. memur bey?" Şoför koltuğundaki aynasız. gözlerinde sigara söndüreceğim!" Hem de ne biçim: "Kalbini söküp boğazına tıkacağım!" Kükrüyordum: "Boynuzlarını kırıp gözlerine saplayacağım!" Sınır tanımıyordum: "Onun etlerini kanma doğrayacağım!" Kızarmıştım: "Kemiklerini öğütüp helva pişireceğim!" Sesim çatlıyordu: "Kafatasını kül tablası yapacağım!" 151 Cidden abartıyordum: "Beyniyle senin bahçe duvarını boyayacağım!" "Kıpırdama! Ellerini başının arkasında birleştir!" Yarım düzine polis. Meslek aşkıyla destanlar yazmış. Şebnem'e tutulmuştum. Bir insana değer vermenin bedeli ağırdır. Dilersen onun etlerini kıyma yapıp kemiklerini öğüttükten sonra derisine doldurup dikebilirim. ileri geri konuşmam ilgilerini çekmişti anlaşılan. Her şey kontrolümden çıkmıştı. polis teşkilatının bir nevi ruhani lideri.. Hayatımda ilk kez aklım karışıyordu.. Tam tersine.. kanun adamlarına kimliğini verirken "Ben.. Beni boğarcasma kefenledikten sonra dolmuş durağına doğru yürümeye koyuldu. adı ve maceraları dilden dile dolaşmaktaymış.. Vücudumdaki tüm kimyasallar çalkalanıyordu." Krallığa terfi eden soytarı kadar sevinçliydim. Gelgeldim.. Bu adam benimle birlikte.. İçlerinden biri sakince sordu: "Namık Mıknatıs'ı öldüreceksin demek?" "Bunu da nereden çıkardınız. Aşk. Salonun öbür ucundan elimde bardaklarla dönerken gözümü Şebnem'den ayırmıyorum. paslı yağ 32 . Üsküdar'ın efsanevi emniyet müdürüymüş." Coşmuştum: "Gözkapaklarını kesip. Bildiğim bir şey varsa. [WlLL FERGUSON] iki sene önce.. balığın etini yiyip kılçığını göle salamazsın. Pattadak Şebnem'in yanma vardım: "Bir ölü ne yapamaz?" "Ne?" "Konuşamaz. Fakat bir farkla?" "Neymiş?" "Ölmeyecek. avucumdan taşan suyu yüzüme çarpınca ağzımdaki sigara ıslak elimle yanağımın arasında sıkışarak "cosss" diye söndü. Kopardığım yaygaraya uzmanların kesin cevabı. Şebnem'in dili. insan içine çıkamaz. Tozutmama ramak kalmıştı. Kıpırdamaya korkuyordum. polis amcalar da ben de.. Huduni. "arkadaşım şaka yapıyordu. tabancalarını bana doğrultmuştu." Az önce iki şaplakla beni akort eden kıza. sessizce dudaklarını kıpırdatarak şarkıya eşlik ediyor. panayır şeytanlıklarında üstüme yoktur. Bildiğim bir şey varsa bir çığın ortalama hızı saatte 380 kilometrenin üzerindedir. bir kölenin kafasıyla düşünmeye. "İzninle. Önümüzde bir çift boş bardak. Masalarda tek başına pinekleyen elk. Caddenin kenarında iki devriye arabası duruyordu. Alev almam an meselesiydi: "Bilmem?" diyebildim."Hayır!" "Benim adım Münt. tamam mı?" deyip erkekler tuvaletine yollandım. 152 Denizin kıyısında.. gülemez.." 154 Mezardan şartlı tahliye Ruhunuzla yazı tura atmayın. dilenci ağzıyla konuşmaya başlamıştım. Çoğu cesetten daha fazla benziyordum ölüye: Mezar küreğiyle dövülmüş. Sakın beni alımlı kızların karşısında apışıp kalan şapşallardan sanmayın. "Namık Mıknatıs'm etlerini kanına doğrayacağını söylerken ciddi miydin?" ilkesel olarak hiç kimseyi öldürmüyordum. "gönlünden ne koparsa?" İşte. bildiğim bir şey yoktu: Beynim." Peygamber sofrasındaki pişmiş kelle gibi sırıtıyorum. Gökyüzündeki bir kuşu köşeye kıstıramazsın Şebnem Şibumi'nin babası Şerif Şibumi.. dilim tutukluk yapmıştı.. Buradan bakınca. Cesedi yörüngeye oturmuş bir astronotun ümitsizliğiyle seslendim: "Namık Mıknaüs'ı öyle tekmeleyeceğim ki aşırı hızdan tutuklanacak!" İşe yaramadı." "Benimki de Defol!" Zirveye yeni yağmış kar kadar güzeldi ve bana karşı çığ gibi büyüyen bir öfkeden başka bir şey hissetmiyordu. Kız. gönüllere taht kurmuş. ceylan tarafından ışınlan aslanlar gibi bakıyoruz. Bildiğim bir şey varsa. gökyüzündeki bir kuşu köşeye sıkıştıramazsm. Aşka inanıyorsanız. İşim/ bitikti. Nefesimi tuttum. Dizginler de kırbaç da bende değildi artık. Şerif Şibumi'nin kızıyım" diyor. On sene önce emekli olmasına rağmen. Biri sigara yaktım. tarihe geçmiş.. ağzına vidalanmış renkli bir lokum kadar tatlıydı: "Müntekim gerçek adın mı?" "Hayır. kontağı çevirdi. onları birbirine bağlayan hiçbir şey yok. Polisler kollarımı tutup başımı yere eğerek beni öndeki otomobile tıktılar. Geceleyin bomboş salonun pencere camındaki yansımam... ben kıza: "Geri kalan ömrü boyunca can çekişecek!. evimin soyulduğu. Bildiğim bir şey varsa. intiharı andıran bir taşkınlıkla "Kevser! Kevser'im!" diye inleye inleye öldü. fakat Şebnem isterse kendimi bile vurabilirdim: "Elbette.. bütün hücrelerimi şiddetle işgal ediyordu. şarkıyı sanki Şebnem söylüyor: "Ayrılmam istersen hiç yanından I Çağırsan gelirim çok uzaklardan I Eskiden korkardım yalnızlıktan I Korkmam artık sen varsın. işyerimin yandığı.u lı insanlar." "Eee?" "Namık Mıknatıs da öyle olacak.. Şebnem dalgın.. "Namık Mıknatıs'ın canı bedeninden kaça çıkacak?" Tecrübe dosyalarım komple silinmişti. "Durun!." "Pekala. duvarları mavi boyalı büyük bir kafi teryada oturuyoruz.

. Mezardan şartlı tahliyeyle serbest bırakılmışım gibi hissediyorum. Fırından yeni çıkmış bayat ekmeği andıran bir kadın. her şey yolunda. fakat birgün gerçeğine rastlayacağımı hiç ummazdım. kendisininki. Makyajı. Çıkarıp yakıyorum. yüzünü gören cennetlik. körük gibi soluyordu. kasaplık eğitimi almış çobanların kontrollü heyecanıyla deviniyorlar. Neden sonra. çizimin biçimini etkilemezdi ki. Cenaze dedikodularının vızıltısı. Kırk kişi varız. Şişmiş dilimi ağzımın içinde güçlükle oynatıyorum: "Bildiğim bir şey varsa. Dünyayla aramdaki buzlucam eriyiverdi. Gıyabımda beni ayaküstü ameliyata başlıyorlar." "Neredesin be oğlum? Sesini duyan hacı. Konservatuar binasının yanındaki telefon kulübelerinden birine girdim ve babamın dükkanının numarasını tuşladım. malikü'l-hazin [botaurus stellaris]. Bu maktul şablonu bana hep cesedin kendisinden daha ilginç gelmiştir. Suça ortak olmadığımız halde. rahip akbaba [aegypius monachus]. [FRANCO FALCONE] Ne anlama geldiği hakkında hiçbir fikrim olmayan acı gerçekler nevrimi döndürmüştü. gökten inen canavar sürüsüne karşı beni korumasını söylemeliyim: "Çok teşekkürler babacığım." Babam. bazıları.. dehşeti üstleniyoruz. sadece imkansızı kabullenmen. gencecik bir kızı gömüyoruz. Cinai bir kaosun ortasında. Tecavüzcüler gibi terleyen apartman görevlisi Melikşah Sultan.. beynimi. Hakikat güneşinin altında. kararmış tuvalet musluğu gibi damlayan bir burun ve ceviz gibi buruşuk bir çene. ciğerlerimi Kevser'e naklediyorlar. Güçbela doğrulup apartman boşluğunun taş zeminine oturdum. Ne gezer. böylesine basit bir şekli çizmek için ille de bir kurbana ihtiyaç olmadığını düşündüm... Filmlerde görürdüm. Anne-babama telefon edebilirdim.. Bir ıstırap tatbikatının ortasmdayım. Tebeşirle zavallı Kevser'in çevresini dolanarak holün kanlı ahşap döşemesine siluetini çiziyorlar. Hafta sonu uğrarım sana baba. Bir dolmuşa atlayıp Kadıköy'e indim. Hoca. her şey boz bulanıktı. Elimde reçeteyle polis arabasına bindim. kılkuyruk bağırtlak [pterocles alchata] gibi talihsiz kuşları kurtarmak için düzenlenen bir kampanyaya imza verdim. Kör bıçakla çürük bir meyveyi deşip soyar gibi derimi." Melikşah Sultan benden randıman alamayınca dörtnala uzaklaşıyor. Yerde yatanın ölü ya da diri olması. Her ihtimale karşı kavalkemiğimin filmi çekildi. omuzlarımın üstünden geçerek evime giriyorlardı. yüzüme eğiliyor. Hepimiz de defnetmekte olduğumuz maktul kızdan yaşça büyüğüz. Merdivenlerde ayak sesleri dinmek bilmiyordu. pütürlü ve hoş kokulu. Kulübede. kesin. "Milan Kundura?" "Babacığım. yemeğimizi yer. evimin girişinde leşim seriliyken. yahbur [otis tarda]. Mezarlık. baba-oğul birkaç kilo alırız. "Başınız sağolsun Ruhiye Abla. Son bir gayretle kanat çırparak Kevser'in siluetine kondu ve oracıkta ruhunu teslim etti. peşimden ayrılmayan bir sinek bulutu.. Yongalarla dolu çürük bir çuval gibi dağılıyordum. ahiret tefekkürü yerini gıybet matinesine bırakıyor. dişlerim baştanbaşa bıçakla çizildi sanki. Kevser'in belki de katıldığı ilk cenaze merasimi bu. içlerinden bir soprano "Yetiş Ruhiye Abla! Kevser ölmüş!" diye öyle bir öttü ki. Varoluşsal kaos bizi ele geçiriyor.. Mahvolmuştum.. Üstelik evimin içinde! O anda." "Dostlar sağolsun evladım. Konu komşu.. Ölümün yörüngesindeyiz. Huduni. O hengamede birileri ağlıyor. zihnim saçma sapan şeylerle meşguldü. Etrafı sarı-siyah naylon şeritlerle kuşatıyorlar. 156 Gülümsedim ve flaşlar patladı. Gözümüzün yaşına baktıkları yok. bir daha. Tozun 'kakule' olduğunu bilahare öğrenecektim. balyozuyla enseme.. gecenin ortasında ışıklar saçarak öten. felaketler. Çocuklar ceset görme telaşında. boynumdaki Marcello Mastroianni kravatını çekip uzatarak çevirdikleri duygusuna kapılıyorum.tenekesi gibi bir suratta. Nöbetçi eczaneye uğrayıp Reparil jel ve bir kutu Dolorex aldıktan sonra evime yollandım. Fakat telaşlanmak ve üzülmek dışında ne yapabilirlerdi ki? Kaybedecek hiçbir şeyim kalmamıştı. Kendini günah keçileriyle dolu bir ahırda bulan. Karakolda ifade verdim.. Dünyayla arama buzlucamdan bir set çekilmişti. üzüntümüzü kat be kat aşıyor." Dönüş yolunun ikinci adımında ölüm düşüncesi. bıyıklı sumru [cfılidonias hybrida]. Dükkanda işler nasıl?" "Elhamdülillah. yulaflı kek misali nemli. Toprak. Suç mahallini. Polisler zuhur ediyor. önümüzdeki elli-altmış sene boyunca peyderpey birbirimizi toprağa vereceğiz. Büyük ihtimalle morg çekmecesinde bulunan talihsiz Kevser'in. suratıma çalışıyordu. Huduni de tekdüze bir hırıltıyla Kevser'in adını sayıklıyordu. Kevser'in tabutunun ardından yürüyordum. Mahallece tahtalı köye taşınacağız. yere beyaz tebeşirle çizilmiş polisiye suretine basmamaya özen gösteriyordum. acıkmış olduğumu fark ettim: "Yemek mi?" "Çok sıskasın Müntekim. Portakal tozu gibi bir yağmur çiseliyor. ikindi güneşinin turuncu ışığında. Geceleyin. toynaklaşmış elleriyle kollarımı kavrayıp beni sarsıyordu: "Ne oldu Müntekim Bey?!" Bir daha. kalbimi. Kıdemli bir mevta topraktan başını uzatsa da bize bir akıl verse. kıyamet sonrası yorgunluğuyla donakalmıştım. kaldırımları arşınlıyordum.. benim. kısılmış. Ambulansla hastaneye kaldırıldım. Zorla denize sürüklenen kara kaplumbağası Hayat zannettiğimizden de kolay. insanlar bacaklarıma basıyorlar. Öğle vakti. Vaktin varsa gelsen ya? Bak.. Takdir-i ilahi tesisatının nakavt mekanizması. benim ihtiyar can yoldaşım. Yumruklarım ceplerimde. Kemiklerimin içerisinde zehirli karıncalar yürüyordu. Yeni sille tekniklerini üzerimde deneyen felek. nüktedanlığı bir fazilet alameti sayar. zağanos [bubo bubo]. alelusul montajlanmış kan bilyesi gözler. iki ayağımız bir pabuçta. sana yemek ısmarlarım?" Birden. Bir grup foto muhabiri merdivene dizilmişti. kaçınılmaz olandan korunmalı ve dayanılmaza katlanmalıyız. Başım. kulaklı toygar [eremophila alpestris]. Bir tek sigaram eksik.. dünyanın maketi. Kadınlar etrafımı sardı. göğsüme. Çaresizliğimiz. kaslarımı sıyırarak beni Sigarayla Savaşanlar Derneği'nin meşhur afişindeki iskelete çeviriyorlar. olmaz mı?" 33 . Ruhiye Hanım. bütün pencereleri açılarak temiz havayla dolan bir odaydı artık. merhumeye talkın veriyor. hırıltılı bir sesle Kevser'i sayıklarken kafesin kapısını açtım. burayı kiraya verip cehennemde otururdum.. Kafamın içinde kara bir bulut peyda olmuştu. Bir sigara yaktım. Kendi kendime mırıltıyla iyi dileklerimi sundum: "Huzur içinde yat". Mezar sulanıyor. 158 Nesli tükenmekte olan peçeli baykuş [tyto alba]. dünyanın en boş evinde. Eğer bu evin sahibi olsaydım ve cehennemde de bir dairem olsaydı. kızıl sırtlı örümcekkuşu [lanius collurio]. akordeona dönmüş bir ambulans etkisi uyandırıyor. Akranım olan bir doktor tarafından muayene edildim. Ortalık o kadar sessizdi ki. El Fatiha. biri burnuma bir avuç kokulu toz tuttu. Halbuki evimin ortasında bir papağan cesedi yatıyordu. benim ölü olmadığımı anlayınca fena bozuluyorlar. Ondokuz yaşında. hakkımdaki çerden çöpten şüphelerin üzerine mercek tutarak bir iftira yangını çıkarmak istiyorlar. sigaramdan yükselen dumanın gürültüsünü duyabiliyordum. okuldan dönen çocukların çığlıkları ["Anneeeeeee!!!"] eşliğinde ayıldım. zamanın akışım etkiliyor. taziye nezaketi. Müntekim. iyi misin?" Babama. bacağı kırılmış bir at gibi soluyordum: Yalan söylerken nefesi kesilenlerdenim: "Az önce gırtlağıma kadar (ıkındım. Dualar okunuyor. cıyaklıyor.

dengesizliğimizi kamufle ediyor." Geciken bir idamın homurdanan seyircilerini andıran kalabalığa karışıyorum. baba olmak. F-16 motorlarında fır dönen kuş gözleri. intikam alamadığı için suça yönelen ilkel bir yaratık. Annem. Maaşı ancak yoksulluğunu sürdürmeye yeten üçüncü lig bekarları. Uğursuzluk raddesindeki yapmacıklığma bakar mısınız! Bil* 159 diğim bir şey varsa. Ölümden beter bir olayı durdurmak için öldürüyorsun. Bütün genç kızların emir ve görüşlerine hazırdım. mutsuz görünüyor: Uykusuz gözlerimle ben de onun yavrusuna benziyorum. Roman bahsinde. Anahtarı deliğe sokmak üzereydim ki kapı açılıverdi: Babam. Anlat bana.. canına can katılıyor. edebiyat."] Düşüncelerim küller gibi uçuşuyordu. kazasız belasız ne kadar yükseğe sıçrayabilirdim? Denize tohum atsam. namüsait bir yerde indim." Şu cümlenin. Her yıl. Tozlu bir minibüsün arka camına "Beni yıka" yazmak için mola verdim. Onlar da bizim gibi canlarını kurtarmak için kafeslere sığınmış olmalılar." Başıyla selam verirken sakalı silkeleniyor: "Sağol canım. Bilumum hava kuvvetleri. Modern medeniyetin çarkları neşeli bestelerle terennüm edilen tehditler. Bir filmde Şarlo. işyerimi yakanlar.. Kredi kartı faizi. tamam mı?"] "Gak guk. saygı görmekten sıkıldığımı evlatlarıma nasıl izah ederim? Racona ters. suikaste layık olmadığımızı ispatlama gayretindeyiz. gene ara. Hangisi ölünceye kadar? İşte onu bilmiyorum. Faraza siz bir karate filminde dövüşçünün attığı tekmeye dikkat edersiniz.. Boş/ Kuşlar göğü terk etmiş. mamafih kuşlar da infilak ediyor. Mezbahaya giden yolda güdülürken bize gösterilen iyi muameleye fitiz. Zorla denize sürüklenen bir kara kaplumbağası gibi gönülsüzce evime yürüdüm.." Gülizar. çileden çıkan. Fakat bu yaştan sonra. sadece bir selam vermek için . t mahfuzdur. fakat eminim ki bir müşkülatı vardı. Altın dişleriyle demir leblebi yiyen sentetik kabadayılar.. Sıradanlığm garantilerinin peşindeyiz.. Tarih. felsefe. manikür yaptıran plaza amazonları umutsuz bir kibirle yalpalıyorlar. Muğlak bir töhmet altında kalmak pahasına. Peki ya ben? Bu alçak tavanlı şehirde. Hakiki bir ayakkabıcı. Lütfü Seymen şaşırtıcı bir şey söyledi: "Ben.. Evimi soyanlar. Daha gıcık bir laf edeyim: Ekmeğimizi ayakkabıdan çıkardık. Bende de kabahat var. Süslü püslü bir dükkanın vitrinini kaplayan dev oyuncak pandayla göz göze geliyoruz. İnsan çoluk çocuğa karışınca. İnsanın kellesini pişiren bir temmuz ikindisi. ekonomi. tıp. Kaosun dalkavuklarıyız! Bildiğim bir şey varsa. Hayatım bu dükkanın içinde geçti. en üzgün çocuğun kadar mutlu olabilirsin. derisi yüzülmüş bir maymun gerginliğiyle turluyorum. dedem de ayakkabıcıydı. Çaresizliğin promosyonu olan bir dirayetsizlik ve endişeyle dopdoluyum. Denerim." ["Peki. kız meselesi mi?" "Hayır baba. Başka Şansın Yok] Bir bebek doğdu mu. O yüzden. kravatlarını gevşetmiş. Korkunun tüm o klişelerini. şeytan bile bu sıcağa dayanamaz. annene de bir 'alo' de.. Kalabalık. [HARLAN COBEN. Aşırılıklar.. coğrafya. herşey ama her şey benim için ayakkabılarda II. belli şartlarda bir insanı öldürebileceğimi biliyorum. şu anda üç canlıyım. 162 Ben. Yukarı bakıyorum. Teknolojik uygarlık. Mehmet Ağa'yi sarı çizmesinden tanırım [Recai Gıcırbey] Ancak. O gün anladım ki. Para suyunu çekince lüks ve konfor karşısında savunmasızlaşıyorum. emniyeti dışlıyor. Öte yandan. toplamda 700-800 milyon dolarlık zarara uğruyor. biri canını mı sıktı. Her birimiz. cehennemde yelpaze satsam. bir merhamet geleneğine mensup olan babamla. Biz de o hesap. avarelik büyük bir konsantrasyon gerektiriyor. ayaküstü çay içtik. nesli tükenmekte olan iki kuş gibi ötüşüyoruz: "Cik cik?" ["Müşteri bekliyor. Önce Müntekim. Ölünün ağzından yazılmış eciş bücüş bir cümle bozuntusu: "Beni yıka!" Apartman merdiveninin basamaklarını saydım: Otuzdokuz. Yeni açılmış bir lokantada devekuşu bifteği yedim. kendi mahvımızda avuntu buluyoruz... Kadıköy'ün gedikli sahafı Sakallı Lütfü'nün dükkanına uğradım. ben ayakkabısına. pırlanta gibi maşallah. uzmanlarca onaylanmış hurafeler ve muhkem bir taviz prosedürü sayesinde dönüyor. Ben mesela. avucumdaki paranın miktarım yazınca. Nereden mi anladım? Ayakkabı. Kitleleri etkileyen her söz yalan. Taksimetre. bu kız tam sana göre. terörün sürprizleri örtbas ediyor. Böyledir. Herkes katil olabilir. artık burasına gelen ve kesin çözüme başvuran kimselerin anlatıldığı romanlar beni çekiyor. Bugünse tayyarelerin güvenlik testlerinde ölü tavuklar kullanılıyor. baltayla nakış işlesem.. Çocuklarımı nasıl şımartacağımı bilemiyorum. Dişinden tırnağından artırıp dişçiye giden. İçimde bir kabir azabı pr o vasidir gidiyor. Yabana atılmak da istemiyoruz. Rahmetli pederim de.. beş yaşındayken daha dürüsttün evlat. işsizlik veya yoksulluğa bağlı intiharların tırmanışı. I Cebimdeki son kuruşlarla taksiye bindim. milyonlarca gelin namzedi arasından Gülizar'ı buldu: "Recai. örümcek ile sinek arasında pazarlık olmayacağı. Ben bekarlık tahtından çabuk indim." "Ne yani. Mezarına geri dönmek için 'can atan' fakat yolunu kaybetmiş zombileriz.. Kerata bana açılamıyor. şehvet hezeyanları çınlıyor. işgalci Amerikan ordusunun alçakta seyreden F-lll gözetleme uçaklarını. suç. erdemli şiddete duyulan hasreti ifade etmekten başka işe yaramıyor. savaş. Daha doğrusu indirildim. Bir hayat kurtarmak için bir ömür harcarsınız. metropolde güncellenen dehşete bir katkı payı anlamı taşıyor.. Patiklerde geleceği görür. babasıyla nasıl konuşacağını ölünceye kadar öğrenemez. savaş uçaklarıyla çarpışıyor. bir erkek. arabayla bana çarpıp kaçanlar ve diğerlerinin arasındayım. Kaşla göz arasında baş göz edildik. dans. Ilık ve yumuşak porselenden yapılmış genç kızlarda. bilen bilir. yaklaşık 22 bin ila 27 bin kuş. bir derdin mi var? Harçlığın mı bitti. Kralın tacı. İnşallah evdedirler.. şu karmaşık dünyada basit bir yaşama razı. Akşam güneşine markaj yapan suratsız binaların arasında.. Bayağılık ile dostluk arasındaki zıtlığın hakkını veremiyoruz. Çarıklardan fal bakar.uadım.. Evime girip pencereden kendimi atmak bana iyi gelecekti. Kişisel bahtsızlığımızı da kapsayacak majör felaketlerin arefesinde gündelik hayatın kronik monotonluğu her nasılsa nihayete ermiyor. aşk. seyahat. her yerde ayakkabıyı müşahede eder. Katherina Blum'un Çiğnenen OnunCmı yeniden okudum dün. ön camlara yapışmış kanlı tüy yumakları. köseleyi lokmamıza katık ettik. açlıktan ayakkabısını yiyordu. amma yaptın. Şoföre bahşiş niyetine sırıttım.. Babalık. iklim.. spor. Başkalarının felaketinde eğlence. ses duvarına saplanıp çatlayan gagalar. "Hayırlı işler Lütfü Ağabey. gelinin 34 . tekrarlana tekrarlana görenek haline gelen hataları üstlenmek gibi bir şey. 'Ne olursa olsun kimsenin canına kıyamam' diyemem yani. çorabın deliğini bilir. Vietnamlılar. Çoraptan karakter tahlili yapar. cinayet pozları veriyor. gerçekten de göz kamaştırıcıydı. Henüz. sonra Cevher doğdu. Askerden yeni gelmiştim. Emekli memurlar rüşvet ve iltimasla dolu yılların lağım şelalesinden tamtakır bir cehalet referansıyla buz gibi bir hüzne terfi etmişler. bana hiçbir şey söylememek için mi telefon ettin?" "Senin şefkat dolu şüpheciliğini özlemişim. bir baba da doğar. bitmeyen bir acemilik." Kırk lirayı ateşleyip Ferruh Arsunar'm Köroğlu adlı kitabım satın aldım. Varlığımız. cellat üzerine bahse giriyoruz."Sen. Reklamlarla fişteklenen yığınların tek bildiği. toplarla canlı tavuk fırlatarak düşürürlermiş. şom ağızlılık daima itibar görmüştür. Telefonda. Bu düpedüz bir intihar notudur. Müntekim telefonda biraz ketumdu. İzimizi süren cellat ile cankurtaranın yarışında.

yumuşak. Hekim. Gavurlar ordumuzun mahrumiyetini öğrenmesin diye. küçüğünden bir buzdolabı falan satın aldım. Hatice Hanım'm baş dönmesi sona erer. Orduya katılacak gençler. Casablanca filminde Humphrey Bogart. daha akşam olmadan tarih yazdık. apartmanda spor ayakkabılı. Bunlar gibi yüzlerce türkü mevcut. Müntekim'in telefonundan sonra hanımı aradım: "Gülizar. arkeologlar Mısır'da bir mezardan çıkarmışlar. öyle. M. kalfa birleştirecek.. Gülizar yemek pişirdi. yüzsüz. M. I Sanki bir lahitten kalkar ve sessiz I Uzak bir maziye dönüp giderdi. şu daracık dairede. kapının kilidini değiştirdim. 1600'lerde. Kral boy farkını kapatmaya çabalıyor. Bin şükür. Meclis'te askerin kılık kıyafet ve hassaten potin noksanı gizli celselerde konuşuluyordu. Louis de tıpkı Ömer Seyfettin'in hikayesindeki Hatice Hanım gibi kısa boylu idi ve yüksek ökçeli ayakkabılar giyerdi. Neden sonra harekete geçtim. Anadolulu kızlar. Müntekim inşallah beğenir.. Siz nesi oluyorsunuz?" dedi. lâkin ruh sağlığı kötüler.. namussuz takımmdandır. hileler. mamulünü keman gibi çalmalı. Hatice Hanım. misal." Hatice Hanım derhal bütün hizmetkarlarını kovar. Avrupa'da kalın taban ve yüksek topuk. Değil mi? Evet. Hatice Hanım'a bir baş dönmesi musallat olur. Efendim.. Papağanı en yakın çocuk parkındaki kaydırağın dibine.. 1921'de Mustafa Kemal Paşa'nm yayınladığı Tekalif-i Milliye Emirleri uyarınca. holdeki maktul siluetini sildi. yüzü hazırlayacak.. Çin Şeddi. Sizi lafa tutuyorum. 2000'li yıllara ait. Aklınızda bulunsun. fırsat bu fırsat. Aynı dönemde. Adamlar getirdiler eşyaları eve yerleştirdiler. İstanbul'da bir ayakkabı sergisinde Gazi'ye de bir çift potin hediye etmiştir. ben de açtım vanaları. Askerlerimizin ayağı çıplaktı..... masa... Zor. Ne diyordum? Hah. Ne var ki boycağızı kısadır. İstiklal Harbi sırasında yoktu. "Tanga" bir nevi kadın ayakkabısı anlamına gelir. 35 .. klarnet gibi öttürmeli. dokuz senelik hizmetkarlarının ahlakı iki günde bozulmuştur. kısa çizmeye denir. Olaylardan bihaber Gülizar. Döndüğümde. kumaş. Müntekim bana birbuçuk saat önce telefon etmişti.. Müntekim'in dairesi soyuldu. Yorulmuşum. krala uyup yüksek ökçeye sardırdı. Gülizar bir ağlama tutturdu. Zira. hazırlan kız. "Ne oldu deli adam? Başka işin yok mu senin?" "Yahu hatun. ocak. banyodan küçük bir leğen. çekiver kuyruğunu.. Ben. dualarla defnettim.Ö. Babil ahalisi mokasenle geziyormuş. ama esnaf olmaz. çarıkları orduya hibe ediyorlardı. kitaplık. Topuk. Bir çift ayakkabı öyle kolay ele geçmez: Deri lâzım. Osmanlı'da asker. bence pabuçlarından sonra gelir. Sayacı. Ayaküstü bir demli çay içeriz.. Birgün. Nitekim. fakat hiç değilse yüreği ferahtır. Bir sanatkarın kuvveti. git zaman. Tam yitmişüç sene Fransa tahtında oturan XIV. şehre girerken giyiyordu ayakkabısını. saygıdan.. işte o laf da askerle alakalıdır. Kanepeye iliştim. esasen. Böylelikle. halbuki kaltak eskimiş ayakkabıdır. Ya Yahya Kemal? Nev-bahâr-ı vuslatın bassun deyü ilk ayına I Buseden pâpûş giydirdim o nermin payına diyor. personelin sızlanmalarına kulak misafiri olur: "Ah o terlikler! Hanımın geldiği hiç duyulmuyor. dedeciğim. nizamname gereği. kendimi zapt edemiyorum. cilalamış mı? Şimdi her yerde ayakkabı mağazaları var. Cinderella'nm cam pabucu gibi kahverir elimizde... Orta Asya'da çizme giyildiğini iddia edenler var. boya. çizmemizin topuğuna mukavemet namına inşa edildi. finişajcı son temizliği. işte böyle. Bunu nasıl beceriyorlardı? Topuklu çizmeleri sayesinde arkadaş. deriyi regaptacı kesecek. Hanım. var bir derdi fakat söylemedi hergele. hem de salonun ortasına tebeşirle çizilmiş bir insan siluetinin içinde! Anlaşılan evden bir cenaze kalkmış! Hanıma çaktırmadım. millet ile devletin ortak sırrı idi. boyayı yapacak. Demek ki Çin Şeddi. ahşap merdivenlerde takır takır iner çıkar. genç yaşta dul kalmış zengin. Görüyorsunuz. gidip şu bizim oğlana bir bakalım. 350 çift potin 'satmıştı' ordumuza.. Romalılar ve Yunanlılar da yalınayak değillermiş. Ne yapsak yakalanıyoruz. Anlattı. yollardaki insan ve hayvan dışkılarına basmamak için tercih ediliyordu. rahat terlikler" yazar. hastasını yüksek topuklu pabuçlun men eder.. halı.. Bir sandalet.. hoşor bir kadındır hani. sandaletleri ne renge boyamış. saraç dikecek. metal lâzım. Erzincan türküsüdür: Kundurama kum doldu I Atmaya kürek gerek I Nazlı yârin yanında I Yatmaya yürek gerek. Bilahare. arsız. hizmetkarların kusurları görünmez olur. edepsiz. "Sapık" nedir? İzninizle ben söyleyeyim: Sapık. çeyizlerindeki çorapları. Potin bulunamıyordu. Bayburt'a kulak verelim: Geydim çarıklarımı I Gel bağla bağlarını I Terk ettim gidiyorum I Bayburt'un dağlarını. Hanımefendi'ye reçete kabilinden "pamuklu. mazur görün. Hepsi hırsız.. Yüksek ökçelerin takırtısından evin en üst katında kımıldadığını duyardık. Hunlarm Çinlileri kahreden mahareti neydi? Doludizgin giden atın üstünde geriye dönüp ok atmak.. Kederden tırnaklarını.'. Şunu da bilin ki "kalleş" gelin ayakkabısıdır! Ömer Seyfettin'in Yüksek Ökçeler hikayesi malumunuzdur. Dede yadigarı papağanımız da ölmüş yatıyor. ayağın üzengide sağlam durmasını temin ediyordu. Recai Gıcırbey. Konakta hırsızlıklar. bir de Müntekim'e araba çarpmış. Kenan'mış. Saray çevresindeki zevat da. ismi cismi bilinmeyen birinden bahsederken "Sarı Çizmeli Mehmet Ağa" deriz ya. askerin tüfeği. dul gelinler.Ö. Yoksa. foracı tabana iliştirecek. Gene başı dönmeye başlamıştır. Yani "Kavuşmanın baharı bassın diye ilk ayma / Öpücükten pabuç giydirdim [yârin] o yumuşak ayağına" 166 Laf lafı açtı. her odayı kilit altına alır. Yeniler de aynıdır. ipin ucu kaçtı. Fakat esnaf dediğin. Nihayetinde yüksek ökçeli iskarpinlerini yeniden giyer. Gel zaman. Bir anahtarcı çağırdım. Karı koca bir müddet hüngürdedik. ustalığı buradan belli olur. "Şıllık" bir terlik çeşididir. 1921-1922 kışında düşmanın üstüne çıplak ayakla yürüdü.. bilinen en eski ayakkabı. Ayakkabısızlık. Derim ki. Yüksek topuklu ayakkabılar giyer..duvağı. kendi kendime "İşte" dedim. Allah muhafaza buyursun?. sonra o ince belli bardaklar boşalır. "Kaltak" denince aklınıza ne geliyor kim bilir. gelgeldim etraftakilerin hürmet telakkisi işi bozuyordu. güdük bir gence rastlayınca. Dedem. camları parlattı. Kabul ediniz ki Ahmet Muhip Dıranas'm Hatıra şiirindeki şu mısralarını sevmek için ayakkabı ustası olmak icap etmez: Ayakları kumda bırakmadan iz I Yanıma geldiği hep gecelerdi. Anadolu'dan yalınayak gelip. Niye? Büsbütün eskimesin diye efendim. olay ayaklarda biter: Heykeller çizmelerini giymişler mi? Fotoğrafta kunduralar görünüyor mu? Ressam. Ingrid Bergman'ın boyuna erişebilmek için özel topuklu ayakkabılar giymişti. Ben de cadde üstündeki iki mağazadan çekyat. frezeci taban kenarlarındaki pürüzleri alacak.. Kevser adında bir kızı öldürdüler.. hırsızlar. Milattan Önce 200'lü yıllarda Hun Türklerin saldırılarını yatıştırmak için yapıldı. sarı deriden çizme giyerdi. Urfalıya sorsan. Bendenize "Bırak bu ayakları" demeyiniz. eski bir bez uydurup deterjanlı suyla etrafı temizledi. Eskiden ne iyiydi.. tıknaz. "zamanda yolculuk yapan bir cüce!" Adı. iç tarafa da zincirli sürgü taktırdım. cila çekecek. dükkanımı teşrif eden müşterilerime işte böyle düzayak lakırdılar ederim. Şaka maka. açlıktan yabani otları yiyen yoksul halkımız. Yaaa. ağaç. "Dün. II.. Ne anladım ben o esnaflıktan." Atladık geldik ki ev tamtakır. Peki. seni kaçıracağım" dedim. Meçhul asker olur. sana Ayağında Kundurdyı söyler: Ayağında kundura I Yar gelir dura dura I Genç ömrümü çürüttüm I Göğsüme vura vura. fingirdeşmeler gırla gitmektedir. 1926'da.

"Ne içersiniz. asil ruhunun cennete zahmetsizce kanatlanabileceği nezih bir makama defnettim" dedi.. he mi Müntekim?" "Evet. her şeyi biliyorsun" dedim. Kadın. ceviz yeşili gözler.. eşofmanı çekiyorum. sempatik bir işgüzarlıkla anında yanıtlıyordu: "Tabii ki gitti." "Dalga mı geçiyorsun?" "Ne münasebet. hemen cevap yetiştirdi: "Söyledim ya. Hepsi bu.. atmosferdeki matemi emiyor sanki. derisi soyulmuş sol omzumla mora kesmiş bacağımı görmeliydi asıl.. daha ne olabilir ki?" "Alnındaki çürük neyin nesi?" "Araba çarptı. Oturmadım. aynı kuyudaki iki kovadır. Bu tarz bir sessizliğin üstüne Arapça konuşmaya başlayabilirdik: "Bana bir daha abla deme. talih ve talihsizlik. Babamı karşımda gördüğüm anda. Fakat ben duraksayınca yine araya girdi: "Yahu artık koskoca adam oldu." Valide hanım sofrayı kaldırırken." "Memnuniyetle. Holde tebeşirle çizilmiş bir. ifadesi. Sizin için ne yapabilirim?" "Kevser'in katillerini buldum.. kapı vuruluyor: Bornozumu çıkarırken "Hemen geliyorum" diyerek çırılçıplak yatak odama koşuyorum. kimseyle kavgalı değilsin ya?" "Gülizar. Burnu. Peder bey. İşte benim süper kahramanlarım. Ağzında dudak yok: "Misafir kabul ediyor musun?" "Buyurun. üst katta oturuyordu.. Süpermen'in pabucunu dama attılar...İntikam ittifakı Bildiğim bir şey varsa. canım. Ofsayda düşmüştüm. bay ve bayan sade vatandaş. annemin bana sorduğu tüm soruları. aksaktı. Babam elini omzuma koydu: "Mağaza sahiplerini tembihledim. Ruhiye Abla. insanlar öldüğünde de gülünçlüğünden kaybetmiyor. Salona süzüldük. hırsızların anaforladığı yeni eşyalarımın yerine daha iyilerini koymuştu. Taş gibi mutsuz görünüyordu. sana da bulaşık çıkardık zaten... Komşuyuz diye herhalde. örümcek hisleriyle anladılar. ama." Peder. Bülbülü hipnotize eden yılan bakışı. oğlunu tanımıyor musun? Geçimsiz bir çocuk mu? Hırsızlar eve dadanmış işte.. derdi başından aşkın biçarenin. Huduni'yi sordum. Evet. yoksa bana mı öyle geldi? Şşşşş. hepsi şahane. Kevser'den.. "Kevser'in vefatına inanın çok üzüldüm. Validem... peder bey yanıma sokulup fısıltılı sorguya başladı: "Neler oluyor. Dünya dışı bir bitkiyi sulama tekniği. böyle ufak tefek işlere bizi karıştırmak istemiyor demek ki. Rötarlı da olsa. Salata da caba. sesi her dakika değişiyor." "Hamarat annen icabına baktı." "Ne zaman?" "Pazartesi. Filin tepesindeki mihrace pozundaydı. Torununun yasını tutan bir nineyle inatlaşmak bana yakışmaz. Varsın olsun." "Biliyorum." Yapacak başka bir şey kalmamış gibi esnedim. Her defasında bu şarkıyı söylemesem temizlenmeyeceğim sanki. komşunun kızını vurdular. Salonun penceresinden bana 170 gülümseyen toleranslı dolunayın karşısında bir sigara y. mabetteymişiz gibi fiskosa devam etti: "Öldürülen kız kim?" "Dedim ya." "Ona âşık miydin?" "Benden on yaş küçüktü ve. "Emin misiniz?" "Bana bunak muamelesi çekme!" Tavırları. zoraki tebessümüyle zapt etmeye çalıştığı soruları art arda sordu: "Evin ne zaman soyuldu?" Peder tetikteydi. beni patroniçesinden utana sıkıla zam talep eden sendikasız bir işçi sanırdı. Huduni de öldü.." "Huduni nasıl öldü?" "Çok yaşlıydı." "Yani?" 169 "Ne?" "Tipin değildi demek?" "Onu kastetmedim." Çivit mavi koltuklar." "Doktora gitmedim deme sakın. Sadede geleyim: Yardımına ihtiyacım var. Simli eşarbını çenesinin altından düğümlemiş. belki de kalp krizidir.." "Röntgen filmi çektiler. "Estağfurullah. rica ederim. çatlak filan?" "Omzumla bacağım hafiften ezildi." Mutfaktan gelen seslere bakılırsa annem bulaşıkları yıkıyordu. İki büyükannem de sizlere ömür.ıK tim. Annem Arnavut ciğeri ve pilav pişirmişti. "O güzide emaneti. eşyalardan beğenmediklerini değiştirebilirsin. hayatımı çabucak tamir edip gittiler. Bu ziyaretin. Anıtmezar bekçisi sfenksin göz kırpışı. anlat bakalım. Esrarengiz konuğum ise başköşeye yerleşiverdi. ağzında biriken." "Sana ne demeye yemek getiriyordu?" "Nereden bileyim baba?. Hırsızların gözden kaçırdığı uğurlu kadife bornozumu sırtıma geçirdim.." "Lüzum yok." "Vücudunda başka yara var mı? Kemiklerinde kırık. Sağol baba. hayatımı radikal bir biçimde değiştireceğini bilmiyordum tabii." "Uzun sürmez oğlum." Ebeveynim." "Neden bize haber vermedin evladım? Niye 'Evim soyuldu' deyip yardım istemedin?" Babama baktım. buyruğa riayet ettim." "Alnına ne oldu. o da bu sorunun cevabını merak ediyor ve bekliyordu. elbette. Benden çok daha akıllı ve bilgili bir adamın başedilnıe/ vecizesini hatırladım: "Hayat insanlar güldüğünde ciddiyetinden kaybetmediği gibi. Kimlermiş Kevser'e kıyanlar?" 36 . komşumuzun kızı... Allah beterinden saklasın. Her şey bitti. Şimdi merhem ve ağrı kesici kullanıyorum. Gören olsa. öyle. şu anda tüm teşkilat alarmda. fanilaya geçirdiğim elimi kapının koluna uzatıyorum: "Ruhiye Abla?" iri." "Kızla sevgili miydiniz?" "Hayır?" "Senin evinde ne işi vardı?" "Bana yemek getiriyordu bazen?" "Ne yemeği?" "Sebze. hayatımın en kötü dönemini geride bıraktığımı anladım. ne yaralanması? Harpte miyiz Allah aşkına?" 168 Anlaşılan anneciğim.. sağ gözünü kısmış. Buruşuk penyeden bir yüz. kahve?" Evvelki gün biricik torununu kaybeden 'acılı' kocakarı bana ne dese beğenirsiniz: "Otur. bu da beni sersemletiyordu.. Babaannene abla mı diyorsun?" 171 "Bağışlayın lütfen. Başın belada mı?" "Sanmıyorum." "Polise gittin mi?" Babam. Ben de çay demledim. Mandrake gibi [Hokus pokus! Abrakadabra! Karambakarambina!] yuvamı donattılar. yaralanmışsın?" Annem. Yerden topladığım şortu.. Mutfakla salon arasında gidip gelen anneme sesleniyorum: "Sen zahmet etme anneciğim. oturdum. yerinde yeller esen polisiye figürün manasından habersizdi: "Müntekim." "Mühim değil evladım. Duş alırken dans edip George Baker'm Little Gren Bag'ini söyledim. dün mü evvelki gün mü ne." Bir tıkırtı mı duydum. Polis mi söyledi size?. avcı bıçağı sivriliğinde. yüzümü inceliyordu. masayı ben toplarım." Sessizce "Evi soydular." "Annene birşey belli etme.. Problemi." Afallamıştım: "Nasıl?" Cevap yerine "Ciğerparemi kesen mendeburların kim olduklarını biliyorum" dedi." Emir almaktan hiç hoşlanmam. Babam: "Ehemmiyetsiz bir sıyrık hatun. Evine polis arabasıyla bırakılan ilkokul çocuğu gibi mutluydum..

Kösele'nin nefret dolu standart yüz ifadesi birden kayboldu ve herif gülümseyen bir mezarlık ağacına dönüştü. Itır. gönderinden kurtulmaya çalışan bayraklar gibi dalgalanıyordu. koni biçiminde bir kağıt ambalajın içinden. paslı demir görünümünde fakat pekmeze banılmış pamuk yumuşaklığında simitler dağıtıyor. Şapırt Sadi. Yeni Müslüman olmuş. Kırış kırış. keskin bakışlı. sizin sakladıklarınızı ortaya çıkaracaktı. neşeli bir havada beni izliyordu. Sırtımdaki fıstık yeşili orlon hırkanın içinde. yatmadan önce omzuna. sabaha bir şeyciğin kalmaz Allah'ın izniyle. son loto kuponunu dolduran Radar Haydar'm ensesine doğrulttum ve sıvıyı itinayla püskürttüm. Bunlar birbirlerine lakaplanyla hitap ediyorlar. Kaçıklara vergi bir özgüven ve buyurganlıkla. Güzel kokmak sevaptır. X Files dizisini seyrediyor musun?" "Evet?" "Fox Mulder. BAKARA SURESİ. kalın bıyıklı. bu kokuşmuş kahvehaneye ayak basan ilk esans satıcısı bendim. Kösele bana döndü... Geriye sadece benim sprey sıkmam kalmıştı. Cuma günü Sahrayıcedit Camii'nin karşısındaki Ninja Kıraathanesi'ne gideceksin. suyu çıkmış spor gazeteleri. Ninja Kıraathanesi'ndeki böcekleri ilaçlayacakmışım! Ruhiye Hanım. tuhaf bir sigara çıkardı. Şırınganın namlusunu. Zira kumral bir adam. Kıvırcığa. Ruhiye Teyze'nin. kirli sakalla çenesindeki oyuğu örtüyor. Rüzgar çıktı. Elimde saldırı silahıyla dikiliyordum. AYET] Cuma namazından çıkıp Ninja Kıraathanesi'ne girdim. Minyatür bir gemi gibi ışıklı askısından masalara çay. gözünü kırpmadan cinayet işleyen pervasız suçluların adresini saptamıştı. Bacağımda şalvar bolluğunda bir pantolon. at yarışı bültenleri elden ele dolaşıyor. Sinek konmuş gibi elini ensesinde şaklattı ve bir an avucunu inceleyip kokladıktan sonra küçük kumarına geri döndü. Bordo çuhalı ma salarda iskambil hışırtıları. nasıl olur? Yani siz nereden biliyorsunuz? Adamlar kimdir? Niye oraya gidecekler? Hem ben onları nasıl tanıyacağım?" "Kolay. Peugeot muymuş?" "Al şunu" deyip bana haki bir tozla dolu bir torbacık uzattı." "Senden bana inanmanı istemiyorum ki... Bulunmaz Hint sigarasıymış. Başımda lacivert kadife bir takke. Şapırt. Tak diye elimdeki makinayı kaptı ve kendine doğrultup göğsüne fısfısladı. Bıyığı.. Şapırt iştahlı. hidayet heyecanıyla ne yapacağını şaşırmış Şarlo gibiydim. Ocakla kasa arasında dikilen kısa boylu.. Gözümde kaim çerçeveli. sigarasını tüttürüyordu. Dumanı odayı doldurdu." "Müsaadenizle" diyerek paketten bir sigara çektim. Biri şişman." Galiba. kumral. "Pekala. içimden." "Uzatma genç adam.. kırçıl bıyıklı adam da bakışlarıyla beni sorguluyor. Şapırt'a "Ne iş?" hareketi yaptı. 37 . Orta boylu. Temmuz güneşinin kısık ateşiyle yavaş yavaş pişmiştim. ünlü parfüm markalarının reklam sloganlarını uyarlıyordum: "Ölümcül cazibeye adanmış parfüm!". Gözlüğü taktım. Jilet. 173 "Takdir edersiniz ki. zar atar gibi şeker atılan koyu çaylar karıştırılıyor. "Siz de ister misiniz?" diyerek sıvı kurşunları göbeğine yolladım. Kösele yarım göz kırpıp kafasını iki yana sallayarak." Güzel kokmak sevaptır Siz bir adam öldürmüştünüz de onunla ilgili olarak çekişip duruyordunuz. misk. [KUR'AN. Çakallara sokuldum. Sırık gibi bir simitçi. Kevser'in katili işte bu Haydar. 7 numara gözlükler. anlattığı ipe sapa gelmez hikayeyi bu duman ilham etmiş olmalıydı. Ruhiye Teyze'nin üzerimde gerçekleştirdiği kılık kıyafet devrimi sonrasında. Scully'den daha mı inatçısın?" "Aslında ben de Mulder'dan yanayım. okey şakırtıları. mırıldıyordum: "Gülsuyu. çenesiyle beni işaret ederken kaşlarını kaldırdı. 72." "Öyleyse dediğimi yap.. eşkalini verdiği adamları saptamaya çalışıyordum. Solgun duvar kağıdına benzeyen. "Sonrasına karışma. Kösele. Dedektif kocakarıya. "Yaraların nasıl?" Hayret? Yaralı olduğumu nereden biliyordu? "Yaralarım mı?" "Pazartesi günü seni damgalayıp kaçan kırmızı Peugeot'dan hiç iz kalmadı mı?" "Şey. Şapırt aptalı yeni bir simidin çemberini kopardı. Masada dört kişiydiler. amber. "Yo. Kevser'in katili. bergamut. Yürümeyi yeni öğrenen bebek adımlarıyla kıyıdan köşeden geçerek kurbanlarımı aradım. var mısın?" "Vuracak mıyız?" Sağ elimi tabanca şekline sokmuştum. kendi kendine 'Bitli kokana kafayı üşütmüş' diyorsun değil mi?" Yaş tahtaya küflü peynirle çizilmiş bir gülücük. Asıl adı Sadi. fakülteden mezun olduğum gün babamın hediye ettiği dolmakalemle loto kuponu dolduruyordu. çağımın gerisine ışınlanmıştım." Malzemeyi aldım. on kamyon dolusu adam." Kör kuyularda yaşayan masal devleri için tasarlanmış gözlüğümün üzerinden etrafı seyrediyordum. tavla tıkırtıları."Onları cezalandıracağız. uzun. Boş bir sandalyeye elimdekileri bırakıp.. Dana Scully'i ikna edebiliyor mu?" Ruhiye Teyze'nin X Files izleyicisi olması enteresandı. küçük. tefarik. "İçindeki toz. önündeki simitleri neredeyse bütün bütün yutuyor ve su bardağından çay içiyordu. "Yani?" "Gene de beraber hareket ediyorlar." Elime metal ve camdan mamul bir şırınga tutuşturdu. minnacık. limet. Simitler ışınlıyor. Kocaman. Suspus olan da iskender. gözlerimi zonklatan gözlüğü çıkardım ve hırkamın ucuyla silmeye başladım. yeşil. Bıçkın.. dolu gagasını açarak suratıma baktı. bacağına sürersin. tıknaz. Kösele İskender'in sağ omzuna çalıştım.. "Gerçi doktor bana ilaç vermişti.. Bir esnaf çırağı gevelemesi tutturdum: "Zencefil kökü. Nasıl isterseniz" dedim. "Cehennem ateşinde tütsülenin!". Uzanıp yaktım. Top sakallının bir şeyler fısıldadığı çam yarması.. Külyutmaz tavırları. O da şeker külahı benzeri. yufkaya sardığı köfteleri limonla servis yapıyor.. defolu gülüşlerinde. Bir elimde camekanlı esans çantası... gazoz bırakan yeniyetme garsonla göz göze geliyoruz. "Son nefesin kokusu!". Perdeler. "Cesedinin yakışıklı olmasıyla yetinme!". gerçek ismi Atilla. "Bana itimat etmiyorsun. Zor olmadı. Oysa ki Allah. sakalı yoktur.." 172 "Ne ki bu?" "Arpa külü. Buraya kanaatlerini değiştirmeye gelmedim. meşe yosunu. record tuşuna basılmış robot gibi dinlerken yüzüğüyle oyuyordu. Orada. Şişko. onlara cehennem azabı yaşatacağız!" Zavallı kadıncağızın beyninde gram fosfor kalmamıştı.. bu. Turfanda domates şişmanlığında temiz yüzlü bir adam çiğköfte tablasıyla tura çıkıyor. kafayı tütsülemesiyle alakalıydı. kararmış yamuk tepsisinden. Araba. değil mi? Sen. Ayağımda evladiyelik Sümerbank ayakkabıları. Sırıttı. yumurta akıyla karıştırılınca merhem haline gelir. gündüz gözüyle hırsızlık yapan." "Tamam da. hacıyağı. evini soyan ve Kevser'in boğazını kesen dört namerdin üzerine bunu püskürteceksin. söylediklerinize inanmak kolay değil pek. korsan sırıtışlarında binlerce çürük diş. kola. "Esanslarım var. diğerinde portatif tezgah. bıyıklı olanı 'Radar' Haydar. 'Şapırt' diyorlar. Jilet Atilla sırtına sıktığım sıvıdan etkilenmemiş gibiydi. Yaşlılarla ve turistlerle konuşurken sürekli el kol hareketleri yapılır ya nedense. siyah. defne. kapkalın bir sigara dumanının içinde namütenahi bir avuntu seferine çıkmışlar. obsidiyen bir yüzük takıyor sağ eline. Birbirine düğümlenmiş demir sandalyelerde oturan her yaştan. İnce. "Azrail sizi saplantı haline getirecek!". Kösele dedikleri iriyarı." Avlarımın üzerine yürürken. çetenin elebaşı.

Beni umursadıkları yoktu. ben bir ayağı çukurda bir kocakarıyım. 179 Muz. tıpış tıpış yürüyüp bizi yalnız bıraktı. Dörtlü. zehirleyerek. yarasa kanı. Çevredekilerden bazıları da onların neşesine uzaktan uzağa ortak oluyordu. Devletin resmî yayını olan Takvim-i Vekâyi gazetesinin 69. tereyağı ile birlikte merhem yapılır. Görgüsüz. İhtiyarlamayı geciktirir. nüshasında neşredilen bir haberin başlığı.] Bu yıl çok yaşlandım. yakarak öldürdü. hak yerini bulmuştu. Eee. Tırnovalılar kötü ruhun şerrinden kurtuldu. katiller yakalanmış. bilinmeyen bir sebeple aralarında münakaşa edip feci şekilde birbirlerini yaralamış. eklem ağrıları ve siyatiğe karşı eşsiz bir ilaçtır. hortlağın karnına ka zık çakıldı. baş ağrısını giderir. Bitkilerin kokusunu. Tekkelerle mescitler arasında mekik dokumuşlar. Nihayet. kızım. ailemize 'gulyabani tohumu'yaftası yapıştırmışlar. ölümler 38 . kalbi kaynar suda haşlandı. Fox Mulder yerden göğe haklıydı. felci iyileştirir. Jajha. biri otuzüç yıl. haydi sen git biraz oyna" dedi. bize binbir türlü aşırılıkla mermiler.) "Bal henüz vücudunda iken ruhunu teslim eden kişiye cehennem ateşi uğramaz" dediği rivayet olunur. bilinmeyeni bilinmeyenle açıklayın." Çok inandırıcıydı.. Adasoğanı. Dişotu. Cılk yaralarla dolu etleri kapkara ve mosmordu. tehditler.. tüm vücudunu kaplamıştı. Para için. Radar'm loto kuponu ıslandı. Tırnovalı hemşerilerimiz. Gelgeldim insanoğlu her yaştan ağacı keserek. murdar etti. şöyleydi: "TIRNOVA'DA HORTLAK TÜREDİ!" Sağa sola hücum eden bir zombi. bilim adamlarını. boyumdan büyük laflar ediyorum. suyuyla ayaklarınızı yıkayın.. Şiş gözlerini kan bürümüştü. güneşe çuval geçirdi. diğeri ise yirmiyedi yıl hapse mahkum edilmişti. insafsız bilim. kucağında siyah bir kediyle açtı." "Cin kısmı geçmişten haber vermeye muktedirdir. Jilet ellerini kaldırarak "Ulan başlatma şimdi çarkına!" deyince. Hazenbel.Şapırt'm burnuna serpti. Bunu nasıl da düşünemedim. Kedi de o da gözlerini yumup hoşnutlukla dinledi. Onlar da İstanbul'a göç etmiş. 1833 senesinin baharı. bin sene evvel büyük bilgin İbn-i Sina'dan aldığımız feyizden bir cüz takdim edeyim: Elma zihin açar. Lakin ka fir bana mısın demedi.. Ali Alemdar'm kabri başında toplandı. bütün devaların şahıdır. Kedi sözden anlıyordu. kişniş suyu ile ıslatılıp lapa yapılarak şirpençe veyahut çıbana sürülürse.. yöre halkının ödünü koparmıştı. Buyurun size. naylon biberler. kadıdan müsaade alınarak 178 ceset cayır cayır yakıldı da. Ali Alemdar. Ruhiye Teyze'ye neler olup bittiğini sordum. Ali Alemdar adında bir yeniçeri olduğu anlaşıldı. ondokuz yaşındaki bir kızı öldürmüştü. domatesi. terin kötü kokmasını önler. Madem öyle. Kovalsky'nin talimatıyla. edepsiz. ölene dek saçınız ağarmaz. Görevi başarıyla tamamlamıştım. Ne çare ki soframıza sahte patatesler.. Allah'la kul arasına girdiler. mümkün değil?!" "Mantığın zehri. Ahlaksız bilim olur mu? Hikmetsiz. Elimde gazeteyle Ruhiye Teyze'nin dairesine koştum. şaşkınhklanyla dikkat çeken sanıklar. can çıkar. "bana Jajha söyledi. Şekersiz içilen kahve hem uykuyu kaçırır. sonra da içindeki canlıları katlettiler. Acıbadem yağı. şifa verir. huy çıkmaz. Tabiatı önce hapishaneye çevirdiler. Pazı.. suçlulann kim olduğunu bilebiliyor?. Narcisse Noir parfümü ve doğru sıralanmış birkaç kelime. çekirdekleriyle birlikte yendiğinde." "Fakat bu söyledikleriniz.. Kapıyı. Sanki ben başka tarafa döndüğümde onlar su içiyor. Adamotu koklamak. Zencefil. Mahkeme salonunda. fıtık belasını defeder. Ruhiye Teyze bana sırrını açıkladı: "Jajha" dedi. Peygamber Efendimiz'in (s. botanikçileri eleştirmek bana düşmez.. "suç tarihinde benzeri görülme 176 miş bir olay"dan bahsediyordu. İflahı kesilen iki mahalle ahalisi. Rüzgarı makasladı. Çağırmadan gelmez. polise verdikleri ifadeleri inkar etmişler. Eriği. Radar Haydar. Kuru üzümün çekirdeklerini çıkarıp içine karabiber dök ve öylece ye. Karpuzu. lslimye kasabasından getirilen meşhur hayalet avcısı Kovalsky'ye. Sarımsak. aklını uyuşturmasın oğlum. duvardaki halıdan dikkatle bakıyordu. nefes darlığına birebirdir. sürme gibi göze sürülürse kirpikleri uzatır. hardalla beraber yenirse dalak hastalığını iyileştirir. portakalı. Yani. Hurma. yakalanıp polis merkezine götürüldüklerinde de. ishali keser. Ceset iki misli büyümüştü. Patlıcan. "Bütün bitkiler şifalıdır" derdi. Yahu. ne demişler. hiç değişmeyecek. üzümle Allah'ın arasına girdiler. sentetik soğanlar koyuyoruz. tik kez bir fablda rol alan acemi sırtlanlar gibi kesik kesik gülüyorlardı. Mezarına sığmayan. Kösele bütün sıvıyı Jilet'in karnına boşalttı. benin dedemin dedesiydi. başımı çevirdiğim anda kafalarını kaldırıyorlardı. bombalar.a. Bir gölün kıyısında duran iki geyik. Dağlara taşlara. böbrekteki kumları döker. boş şırıngayı alıp Şapırt'm koluna vurdu. fakat susup sözün devamım bekledim. keçeleşmiş. Başka ne olacaktı? Şu bizim Jajha yok mu. Bildiğim bir şey varsa. evi barkı bırakıp kaçmıştı.." "Peki ya o esans numarası?" "Benim gözyaşım. Yetmedi. Kına. aç karnına yenirse. uyuz veya egzama üzerine tatbik edilirse ondurur. Eğreltiotunun suyundan bir küçük fincan içilirse. son olarak Göztepe'de bir evi soyarak. ignotum per ignotus. Bal. Fakat nasıl? Kediye eğilip "Nefertiti. fakat iki yıldır yaptıkları soygunlar ve işledikleri cinayetlere ilişkin kanıtlar yeterli bulunarak suçları sabit görülmüştü. zeytinle." "Cininiz mi?" "Evet. Geleceği yalnızca Allah bilir. yağmuru kelepçeledi. işledikleri suçları bağıra çağıra sayıp dökmüşlerdi. ikisi müebbet. Dört hırsız. tımarhanelik patronların gözüne girmek için nebatata hormonlarla tecavüz etmesinler. kabul.. öksürüğe ve göğüs ağrılarına iyi gelir. Keçiboynuzu. İki gün sonra gazeteler. iğde. dinlendirici bir uyku getirir. Haşhaş. Çelimsiz çocukların elinden oyuncağını kapıp coşan ilkokul çeteleri gibiydiler. aktar idi. incirle. Tabiatın ağır yaralarına beton döktü. basuru tedavi eder. Pılı pırtımı toplayıp kahvehaneyi hızla terk ettim. Kılları da yosun gibi kalınlaşmış.v." "Ah tabii ya. hem de şehveti önler. mandalinayı köleleştirdiler. Tırnakları parmaklarından uzundu. Böbreğindeki taşlar düşsün. Hurmanın çekirdeği. Muazzam bir kalabalık.. Haberi okudum. "Jajha benim cinim. çarpıntıyı izale eder. irfansız. bacak ağrılarını def eder. Hırsızlar. Rahmetli hafız babam. yeminle söylüyorum.. o laboratuar sürüngenleri de hadlerini bilsinler." 177 "Vay canına." Bütün bitkiler şifalıdır [Ruhiye Ruhan] Obscurum perobscurius. hortlağın. Ayaklanıp kavgaya tutuştular. [Karanlığı karanlıkla. Tamam.. Mezarlıkta yapılan bir tahkikat sonrasında. vücut parazitlerden temizlenir. doğa'mn kucağındaydı. Umulmadık bir heyecana kapıldım: "Şu anda burada mı?!" "Değil. kalbi kuvvetlendirir. prostat hastalığından kurtarır. Mezar kazıldı. Jajha da neyin nesi?!" diyecek oldum. Genetik mühendislerini.. Böğürtleni kaynatın. Haklısınız. Üsküdar'ın hamamlarında kırklanmışlar. kefenini yırtıp topraktan fırlayan gudubet bir mahlukun soyundanım. Havuç. Hakiki ilaçlar. şifasını. bal ile macun yapılarak yenirse romatizmayı kökünden keser. havlıcan ve şamfıstığı. ruhunu gasp ettiler. sıkı bir pazarlığın ardından 800 kuruş ücret ödendi.

madem benzersiz karışımlar hazırlayabilen Ruhiye Teyze'nin emrine amade bir cini bile var ve cinler geçmişte olan biteni çözebiliyor. 184 Köroğlu'nu dersen bir genç aıslandır Demire'oğlu yanında bir kahramandır Dizdar der ki döğüşecek zamandır Beşyüz atlı bana yetmez neyleyim. Aşkla. Suyu açtım. Marketlerdeki ürünlerin ambalajlarına küçük broşürler iliştirecektim. Suyun Kaldırma Kanunu diye de bilinen olayı. Dizginsiz kaçıklıkla harcıalem kurnazlığın dozunda karışımı. Sıhhatin.yağdırıyor. O. nüfuzunun ve itibarının sağlamasıdır. şifa arayan insanlara bir faydası dokunsun istiyordu. Savunmasızlığın." "Asıl sen utanmalısın delikanlı! Bin yaşındaki bir cini ve seksenbir yaşında bir kadını. pazarlığa tâbi olacaktı. Müşterileri. gözlerini pörtletmektir. Kalbin. 14. deliliğin emrindeler! Dedemin dedesi. Bir başka sayfa açtım: Durman hey ağalar gelin meydana Boyarısın kılıçlar al kızıl kana Bende mürüvvet yok kıyarım cana içerimden gamım gitmez neyleyim. harbiden de çuvalla para kaldırmış. Merhametin mevcudiyetinin. ruhun ve vicdanın havzasında biriken meşruiyet tortusudur. Kimseyle yüzyüze görüşmeyecektik. Alelade bir katil. salihlikle [barışçılık] . Kızıl sakalını kemerine tutturan nobran bir dangalak. makul miktarda para kabul ediyordu. 1600'lerde yazılmış büyü kitaplarının ikinci baskıları yapılıyor. yine kanun dışı imkanlar ve yöntemlerle adalet dağıtabileceğimizi söyledim. Ruhiye Teyze'ye dil döktüm: "intikam sosyolojinin. Sihirbaza. Ayrıca. bir cin haftası geçmiş oluyormuş.. İntikamın kuru bir asabiyetten doğduğunu sananlar. haksızlığa uğrayan başkalarına da hizmet götürebilirdik! Ruhiye Teyze. İnsan ömrüyle hesaplanırsa. keklik. sanatla çelişmez. Erkekseniz saçı sakalı sonuna kadar uzatın. Arap at altımda durmaz savaşır Kılıcı çekersem gözler kamaşır Benim ilen şimdi devler uğraşır Sizin ile işim bitmez neyleyim. Jajha dindar bir cindi... düpedüz eski toprakmış. Haydut. Böylece kehanet gerçekleşmiş. siz deyin yüz cana kıymıştı. Nefertiti lakabıyla meşhur Mısır kraliçesinin asıl adı Tadukhepa'ymış [M. kristal küre ve sihirli değnek. "Otur. bir ağacı. "Gazete. masumlara zararımız dokunmayacaktı. Kendini peygamber ilan eden ve müritlerini soyup soğana çevirdikten sonra ellerine bir mısır koçanı tutuşturanlar var hâlâ. kılıç koleksiyonuyla övünür. emniyetin ve hakkaniyetin mânâsından kopmuş bilim benden uzak olsun.. Bence asıl Arşimet Kanunu şu: En parlak fikirler. 144'ünde saydırmış. İntikamcı. kocakarı bir nebze yumuşadı. tavşanla bakışamadan büyüyor. kısacası medeniyetin sınırlarını 'insanlif IHI tlftmina' ihlal etmektir. Sincap. cinayetin. geriye yalnızca fısıldamak kalıyor. medyuma. ah bir de ıkınmak. Fakat hepsi bundan ibaretti. önlerine gelene "Sana büyü yapmışlar" der. sonra da şatoyu soymuş. Yalnızca zenginlerden. Kimseyi öldürmeyecektik. Ona planımı anlattım. Hâlâ Amerikan hapishanelerinde yüzbinlerce masum işkence görüyor. Çocuklar bir kuzuyu kucaklamadan. Ruhiye Teyze'ye ne demeli? Onun olayı farklıydı. o halde kendi işimizi kurabilirdik! Kevser'in intikamını nasıl aldıysak. ilaç şirketlerinin. Ücret. Kindarlıkla değil. Köroğlu kitabını getirdim. Bir olgunluk imtihanıdır intikam. Sadece birkaç saat sonra kendi kozmosuna döndüğünde. şeytanın oltasıdır!" Kadıncağız. süper güçlerini kullanmayı reddediyordu. Bir insanla görüşmek. Ademoğullarımn kavgalarında araya girmeye zaten o da yanaşmazdı. Nasıl ki yasal olmayan yollarla tedavi ediyorsa. sapkınlıkla değil. Ender durumlarda ak büyü yaptığı oluyordu. Jajtıa!". Rastgele bir sayfa açıp mısraları okudum: Haber aldım ihvanından kulundan Doyuk olduk akçasından pulundan Hey ağalar akan kanın alından Altımızda kır at kınalanmak! Ruhiye Teyze tınmadı iyi mi. çizgi filmlerden tanıyorum. Gangster tabancasını çekip falcının önce beynini uçurmuş. yy. katil hırsızların bülbül gibi ötmelerini sağlamıştı. Takırdayan sararmış takma dişleriyle. kendini insanlığa adadığını iddia etmiyordu. biçareliğin ve kısırlığın püskürtülmesidir. Hortlayıp terör estirdi. kadınsanız ön dişlerinizden birini altın kaplatın. Ruhiye Teyze'yle epey lafladık. türlü çeşitli şirketlerin hizmetinde çalışıyorlar da ondan.].. Bilim adamlarından çıt yok. mikroplardan koruyan bir bilim vardı. işe yaradı! Yani. Işık hızıyla hareket eden cin polisin bu işten çıkarı neydi? Jajha bir amatör müydü? Öyle ya da böyle. bakire fotoğraflarına iguana tırnağıyla çarpı işareti çizer. kabadayıdan kesin çizgilerle ayrılır.. Tıbbi konularda bazı mühim bilgiler veriyordu. Arşimet Kanununu yazsam yeniden Bir gangster falcıya gitmiş. her halükarda atkesta-nesi büyüklüğünde yüzükler takın.. Sırtındaki kıllı et benini mistik bir mühür diye yutturanlar. Şimdi. 181 lakat sakın bayılmayasmızdır. Hakikatin muazzam cilvesidir. Zorbalığın bozuk ağzına çakılan gümüş bir belagat çivisidir.Ö. Kabirde bile uslu durmadı. 39 . Arşimet. Irak'ta 1 milyon insan öldürüldü. taşırdığı sıvı ağırlığına eşit bir kuvvetle kaldırılır. basit bir mezar kaçkınıydı. virüslere üniforma giydirip üstümüze salıyorlar: Biyolojik silah. leylek. "Ben tüccar değilim. Kara büyüye bulaşmaya ise hiç niyeti yoktu.. Niye? Silah şirketlerinin.Ö. Jajha. üzerinde meyve yoksa tanıyamıyor. kelebeğin peşinden koşamadan. "Terliklerimi getir!". Nedense. Bir sürü şarlatan. Ruhiye Teyze ise. yıkanırken akla gelir. Ben diyeyim elli. önce ayak diredi. Ha. Ruhiye Teyze de Jajha ile arasındaki ilişkinin detaylarına girmedi. bir de mıknatıslı âsa buldunuz mu. Derler ki. Dairemin üst katında çok acayip şeyler oluyordu. cin takvimine göre. Sizi ancak ilkbahar ekinoksunun şafağında yapılan tören kurtaracaktır. Vahşetin. Sadece.. kendine hayrı olmayan moruklar. Ben de aracılık etmiştim. hileli ticaretine ortak etmeye kalkışıyorsun!" Bir koşu. Her şeyi ayarlamıştım. hukukun. telefon kulübelerine davet edecektik. Madem işsizim. kesinlikle bir istisnaydı.. Gençler. Eskiden illetten kurtaran. Yatak odandaki halıyı yakmanı öğütlerler. Ali Alemdar zalim bir adamdı. Daireme iner inmez banyoya girdim. Fakat şeytanlıkta zamane uzmanlarıyla boy ölçüşemezdi. hamamda yıkanırken akıl etmiştir ve çırılçıplak sokağa fırlayarak "Eureka! Eureka!" ["Buldum! Buldum!"] diye haykırmıştır. itidalle. kemalle alakalı bir olgudur. Anlattığına göre cin evreninde zaman bizimkinden hızlı akıyormuş. Kurukafa ve mumlar. Hidrostatiğin başlıca kurallarını ortaya koyan Yunanlı Bilgin Arşimet'in [M. cine çok pahalıya patlıyormuş. Jajha'mn sağlayacağı veriler sayesinde. Zira ben cinleri masallardan. mantığın. kendinden emin bir şekilde "Yakında çok paran olacak" demiş. yüzyılda psişik dalaverelere rağbet arttı. anca ekranda görülebiliyor artık. Altın. Bildiğim bir şey varsa. Parayı yatırmaları için bir hesap numarası verecektik. büyücüye inanmam. Haysiyetimizin kesinlik kazanmasıdır. Homoseksüel Satanistler. suçluları yakalamıştı. Falcı. bilgelikle. Medyumların tek gerçek hüneri. Bu kadar basitti. 287-212] prensibi icabı Herhangi bir sıvıya batırılan cisim. Jajha bin küsur yaşındaymış. utanmalı. Felçli ayağını kökten iyileştiremediği biricik torununun katillerini adalete teslim etmesi. Jajha!" Sadece fikir yürütüyorum. hayatta en önemli şey henüz ölmemiş olmaktı. ceylan. küvete uzandım. pelerin ve hançer. Her nasılsa bir cine tasmayı takmıştı. iğfal ediliyor. 21. Hiç değilse. "Olmaz!" dedi. bir de Nefertiti kelimesi 'güzel 182 kedi' demekmiş. toylukla değil.

Bir kerede 10 bin dolar kazanmak yerine. İntikam operasyonlarında bize yardımı dokunabileceğini düşünmüş. Nzoli kaçırılmış. Um'u ecnebi mezarlığına defnedip Kamerun'a dönmüşler. Ha. Soko ve diğer yamyamlar. ateşe yaklaşmasın' derdi. Um. kaldığı yerden devam etti. Yani tipik bir Pigme'ymiş." Soko'nun izine. Ituri Ormanı'nm içinden bisikletlerle geçmişler.. Pigmeler. bol harçlık vermiş. Bebek Camii'nde yatsı namazı kılmış. Âlemlerin Rabbi'nden nakil istemiş. Parasız kalmış. bizimkine leziz yemek. Beşiktaş'ta bir şose yolda durmuşlar. Um'un oku. Abdülcabbar'm yanma gittim. müşteri kılığında karşıma çıkıp. Türkiye'nin güneyinde bir limana bırakıldıklarını öğrenmesi uzun sürmemiş." Durumu hiç yadırgamadı. [F. Nzoli'nin kanı yerde kalmamış. Pigme kuzenler de ilkel silahları atıp modern silahlara davranmışlar. oklava büyüklüğündeki parmaklarını. kimseye çaktırmadan namazı bırakmış. dev'e yaklaşıp başını yukarı kaldırmış ve "Burnunun içindeki kıllar. ben yetişebilmek için rahvan gidiyordum. esasen. Bir yandan Soko'nun izini sürerken. Um yayım gerip Soko'nun ardından haykırmış. Göz ihtisası yapmak için İstanbul'a gelmiş. Dünya benden saklanabileceğin kadar büyük değil! Katiller. uzaktan tanıdığım orta gelirli yedi kişiye. Kemiklerini de bez bir torbanın içine doldurup köyün girişine atmışlar. 40 . Yardıma gelmişler. Gerekirse araya. Elleri ceplerinde yürürken. Uzaktan. Sonuç itibariyle. Tıp fakültesi mezunu. düz. Aksi takdirde onlardan paramı kendi yöntemlerimle kolayca tahsil edebilirdim. Birkaçının suratına.5 metrelik Abdülcabbar'ı görür görmez telefonu cebine koymuş: "Selamünaleyküm brother?" Cüce. Adımı bile sormadan. Soko. Nzoli'yi çatır çutur yemişler. Soko'nun evinin karşısında bir minibüste pusuya yatmışlar. Dört ay sonra. Um'un onbir yaşındaki kardeşi Nzoli'nin. sinirli sinirli puro içerek cep telefonuyla konuşan 'küçük adam'a rastlamış: Kamerun'un Duala kentinden. kuzenleriyle karşılaşmış. Um Bambuto. insan kaçakçıları tarafından kandırıldıklarını. Akrabalarının köyüne varmışlar. Zehirli okunu kuşanmış ve yamyamın leşini sermek üzere Avrupa'ya uçmuş. devlet içinde devlet kurmuştuk. Soluğu İstanbul'da almış. bir de Abdülcabbar. O da kendi payı olan 250 doları çektikten sonra kalanı benim talimatımla bir diğerine iletecekti. Karamazov Kardeşler] İntikam şirketimiz faaliyete geceli henüz birkaç hafta olmuştu. Um Bambuto. siyahi. ücret almamış. Yürümeye koyulduk. Um kepçe.. intikam yolculuğu hakkında bir-iki mektup yazmış. samanlıkta iğne arar gibi Soko'yu aramış..M. ellerinde zehirli oklarla. tesadüfen Abdülcabbar rastlamış: Karagümrük'te bir viranede polisten saklandığı kulağına çalınmış. sonra parayı yatırdıkları banka hesabının sahibini enseleseler bile bize ulaşamayacaklardı. Um tam kalbinden vurulmuş. birbirinden farklı renklerde tişörtler giyermiş. Abdülcabbar'm teklifini kabul ettim. Fakat onların da hali içler acısıymış. Bir kocakarı.Aslında paranın yatırılacağı hesap numarası için başkalarından yardım alacaktık. aile toplantılarında hep 'Kuyruğu samandan olan.. benim adım Abdülcabbar. Ruhiye Teyze.. pembe avuçlarını başımın üzerinde gezdirerek konuşmayı sürdürdü. alkole başlamış ve Taylandlı bir striptizci kıza âşık olmuş: "Kör dedem. Ayrıca onların benimle gerçek bir hukuki sözleşme yaptıklarını sanmaları da kuvvetle muhtemeldi. Konuyla ilgili ayrıntıları anlatıp Ruhiye Teyze'nin kafasını karıştırmak istemedim. gün içinde koltuğunun altında cep sözlüğü gibi ufacık kalan tıp kitaplarıyla Cerrahpaşa'ya gidiyor." Vay canına. DOSTOYEVSKİ. akşamları ise Mpagga dilinde şakalaşan keş Pigmelerle ortamlarda şahlanıyormuş. Okulda başarısız olduğunu ailesine söylemeye utamyormuş. bir cin ve ben. kıvırcık bir cüceymiş. Abdülcabbar. Tören sırasında. Um ve kuzenler. Eroin kuryeliği: Şehrin dört bir yanma 'çiçek tozu' dağıtan sempatik cüceler çetesi.35 m. Sudan'ın Habeşistan sınırındaki Kadarı! şehrindenmiş. fakat işte Um da canından olmuş. Adamımız. Ertesi gece. Bu arada. 2. Amsterdam'dan Mersin'e geçmiş. her ay düzenli ve sürekli olarak 1000 dolar kazanmayı tercih edeceklerdi. "Beni patron yolladı" dedim "hikayenin devamını bana anlatacaksın.. intikam yemini etmiş. Oranın altım üstüne getirdikten sonra. Siyah dev. BENDEN SAKLANABİLECEĞİN KADAR BÜYÜK Dİ' ĞİLSOKO!" 111/ Meğer. Altın kaplamalı Glock tabancalar şimşek gibi. Dazlak. Kadarif e geri dönemiyormuş. Um Bambuto adında biri. Soko'yu Abdülcabbar boğarak öldürmüştü. Parlak gömleğiyle bir limuzin şoförüne benziyor: Biriyle hesaplaşmak için hiç kimsenin desteğine ihtiyacı olmadığı o kadar belli ki. bacaklarına saplanmış. Um da ailesiyle vedalaşmış. önce bu yedi kişiden birinin hesabına yatırılacaktı. İç savaştan kaçarak Türkiye'ye kapağı atan Sudanlılarla temasa geçmiş. İstanbul'a vardığında. "Alo.. Soko'yu İstanbul'da bulabileceğini fark etmiş... yedi kişiden üç ya da dördünü farklı bir sırayla harekete geçirecektim. "Sen tam aradığım tipte birisin!" Um. Durdum. zannettiğimizin aksine temiz ruhlu ve gayet saftırlar. Siyahi. tabanları yağlamışlar. Tarlabaşı'ndaki birkaç Sudanlı kaçak göçmeni tedavi etmişse de. Kamerun'daki ailesine. boyunda. karanlığı çatırdatıyormuş. Granit gibi kasları var. "Allah'ım. Çünkü paranın izi dolambaçlı bir finansal güzergahta silinecekti. bir Afrika barının önünde. uyduruk isimlerle aldığım e-posta adreslerinden mesajlar yollayacaktım: "Hiçbir zahmete girmeden her hafta 250 $ kazanmak istemez misiniz? Aşağıdaki kişisel bilgiler formunu doldurmanız ve mukaveleyi onaylamanız yeterli!" Müşteriden gelecek mesela 10 bin dolar. Soko'nun boynunda parmak izleri bıraktığı için ihtisasa devam edememişti.. geniş yatak. Abdülcabbar. Kongolular kaçıyor. Kongo Kurtuluş Hareketi'nden bir gerilla şefi Sese Soko ve adamlarının baskınına uğramışlar. omza inen kamçılar ve ağza saplanan tahta iğnelerle yapılan bir törenle erkekliğe adım atacağı Kongo'ya gitmiş. Soko'nun mülteci olarak Hollanda'ya gittiğini haber almış. Ayrı internet kafelere gidip." Abdülcabbar Turabi. dördüncü kişiyi de katıp nihayetinde kalan kısmın yarısının kendi hesabıma diğer yarısının ise Ruhiye Teyze'nin hesabına yatırılmasını sağlayacaktım. bir yandan da kirli işlere bulaşmışlar. Jajha'dan Abdülcabbar'm kimliğini ve geçmişini araştırmasını rica etti. Bambuto ailesi. 1. Göğsünde ışık saçan bir madalyon sallanan Soko. saçlarından fazla!" demiş. Ahizeyi bıraktı.. polisler ya da kimliğimi öğrenmeye çalışan birileri. Soko'nun ensesinden girip gırtlağından çıkmış. Daha doğrusu o yürüyor. fakat hepsinde aynı Mpagga'ca cümle yazılıymış: "DÜN YA. yarım düzine adamıyla sokağa damlamış. geceleri ağlayıp sayıklayarak uykuya dalı-yormuş: "Kardeşimiyediler!. Bir arabaya doluşmuşlar. dar ve uzun sokağın içinde kuyruklu yıldızlar gibi kayıyormuş. marketten aldığı bir makarna paketindeki broşürümüzü iş ilanı gibi algılamış. Sokağın sonundaki köşelere saklanan fotojenik yamyamlar ateşe başlamışlar." diye dua ederek.. Soko geri zekalısı ve takımının. Abdülcabbar bir-iki sıyrıkla kurtulmuş. telefon kulübesine sığmayan. Um. Patron siz misiniz?" "Evet" diyorum "nedir mesele?" Ahizeyi ısırıyor sanki: "Beni işe alın. dışarıda durarak konuşan lenduhaya bakıyorum. Cinler âleminden gelen rapora göre. Zehirli oklar. Lumumbaşi kazan. param bitti? Halifenin şehrinde çulsuz kaldım. Pigmeler kovalıyormuş. üçüncü. Bizimkiler takibe başlamış. Her defasında. Soko ve şürekası neye uğradıklarını şaşırmış. Abdülcabbar ise göz ihtisasına devam edememiş.. kasıklarına. Telefonu kapattım. Kısa zamanda.

" "Sonra?" "Altı ay hapis cezası verdiler. Kızımı incitmişti ve beni aşağılıyordıı. Geliyor. Bu işe başlarken. o kadar kusur kadı kızının zevcinde de bulunurdu? "Piçin biri sevgilimi ayarttı" diyordu hattın diğer ucundaki çim adam. Bir ay içinde evden çıkmazsam beni öldüreceğini söyledi. Oto tamircisi olduğum için benimle alay etti. Anlayamazmışım. herşey çok ani oldu. "Bildiğim bir şey varsa. söyledikleri karşı tarafa Testere [Saw] filmindeki psikopatın sesiyle ulaşıyordu. evet?" "Aşk nedir?" "Nedir?" "Bir erkeğin. kirlettiler. "Alo?" "Kimden. ne için intikam almak istiyorsunuz?" "Ev sahibimden.." "O kızı geri istiyorum. iktidarsızlığa dayalı asayiş. Ruhiye Teyze. Otuz yaşında ya var. doğalgazlı. Teşinin üzerine.. ağlamaklı bir tonda "Dört yıldır çıkıyorduk" dedi." "Kontratınız var mı?" "Var. dördüncü kat. adamcağız Ercan'ın l'M bütün tekliflerini kabul etmiş.." "Ne gibi?" "Evi yakacağını söylüyor. onların aptallığı senin aşkını aşar. Bu da. bunu niye yaptığını sordum. güney cephe.. Ruhiye Teyze'nin imal ettiği yeşil bir pudra döküyoruz. Ne kadar kira ödüyorsunuz?" "500 papel. canını dişine takması. iki yılda o kadar çok kişiye intikam servisi yaptım ki.. Kefaletle serbest kaldım. Boş ev bulsam bile hemen taşmamam. yok ki?!" "Cumartesi saat 12'de bu kulübeye gelin. tamburum ne çalıyor? "Erkek erkeğe konuşalım.. Haftada iki kere evime baskın düzenliyor. belki de. gezegenimizde 3. Galiz küfürler ediyor bana. Brad Pitt ile Josh Holloway'in ortak akrabasına benziyor. Ercan Mercan. Kaç kere kemiklerimi kırdı. kiralayacağı dairede bu puroyu yakıp. kanlı tavuk b. Bastonunu yüzüme sallayarak tehditler yağdırıyor." Kadın ağlıyor. Ben de karısına saldıran adamların icabına bakıyordum." "Ha?" "Âşık mısın?" "Eee. Bana bir yıl kadar sonra. Tamam mı? isminiz nedir?" "Ercan" "Soyadınız?" "Mercan. Ercan Mercan. yamyam avcısı Doktor Apo. İnsan tiksiniyor. Metropol. Oğullarından biri. Halbuki daha yedi ay önce zam yaptı. bir kere zenci oldun mu. Herkes hak ettiği cezayı bulsa dünya altüst olur "Kimden. Geçen sene. Abdülcabbar mermilere aldırmamıştı. Denyonun kafasını gözünü patlatıyor.. dıı manı evin sahibinin yüzüne üfleyince. belki de bir yanlış anlama vardır ortada?" Telefonun alt kısmına ince bir elektronik süzgeç koyduğum için." Ben ne söylüyorum. kaba bir hesapla." "Ne yapacağım peki?" 41 . O günden sonra dümbük. Ruj sürdüğü dudaksız ağzıyla cadılar gibi sırıtıyordu." "Adamın çenesini mi kırdınız? Nasıl?" "Eee. O kadar çoklar ki.. İriyarı bir karıydı. Jajha araştırıyor." Jajha. çok affedersiniz. bir puro hazırladı. TIR şoförü." "Kadın mı?" " Evet. Yumruğumu öpüverdi. hem de kimliğimle ilgili yegane ipucunu yok ediyordu. elimde cep telefonu. Eh. Ben de çenesini kırdım. Fakat iradenin baypas edilmesi sayesinde ele geçen esenlik. karısının sadık köpeği haline geliyor. Sopa ve büyüyle insan şekline sokulmuş bu mutantlardan hayır gelir mi? Yılanı boruya sokarak düzeltiyorduk. fesleğen. derin dondurucuya kaldırılmış intikam tabldotlarıyla dolu. 3. Soko'nun tepesine binmişti. Haltercilere benziyordu. Moruk hasta olduğu için daire bir müddet kiralanmadan bekletildi. Eninde sonunda." "Pekala. Telefonu çaldırıyorum. Bildiğim bir şey varsa. öznesiz iyilik. hem müşterilerime sonsuz bir güven veriyor. ortalığı berbat ettiler.. Suratı. özür diliyor... Veli toplantısında. Açıyor. asansörlü. Onbeş gün içeride alem yapan kediler. Doktor Abdülcabbar'm gözü kararmıştı. kalitesini yükseltmez. ne için intikam almak istiyorsunuz?" Telefon kulübesinde aramamı bekleyenlere ilkin bu soruyu sorarım.. tapılacak güzellikte kız var. 800 liranın yarısına razı olmuş.5 milyon." "Ev sahibinize de yumruk attınız mı?" "Mushaf çarpsın ki atmadım. içeriye bir fıçı balık ve yirmi-yirmibeş tane sokak kedisi taşıdık. 130 m2. "Kocamdan intikam almak istiyorum. kocası tarafından tartaklanan kadınlarla bunca sık karşılaşacağım aklıma gelmemişti doğrusu. ilkokul 3. Hastaneye zor yetiştirdiler.. Benim dört çocuğum var. n'olur yardım edin. Kulübeye bir kadın giriyor. Akrabalara kaçıyorum. Kokuttular. "Kirayı arttırmayacaksan evi boşalt' diyor. geri dönüşü yoktur. yaygın kargaşa taktiklerine başvurmuştuk. ya yok. Pasif içici kurban. bilseniz şaşarsınız. eşini ve çocuklarını döven heriflerden daha aşağılığı yoktur.. Mini etekli bir fıstığın şereflendirdiği bir bankın kıyısında oturmuş kulübedeki müşterime bakıyorum." "O halde neden dert ediyorsunuz?" "Herif çok yaşlı." Böyle netameli durumlarda işi reddetmeden önce. Oyalanmadan konuya girmek en iyisidir..5 milyon. Ayakları yerden kesilen Soko çırpmırken ateş ettiyse de. Onbeş yıldır beni dövüyor.." "Neden?" "Çocuğa hakaret etmiş ve dövmüş. Ercan'ın boşalttığı ev içinse." "Ne?" "Ben sabıkalıyım.. yağmurda dans etmiş ve ıslanmıştı. içinde tütünden başka rezene yaprağı. Bostancı'daki bütün evleri ışık hızıyla dolaştı ve sahibinden kiralık bir daire buldu: Üç oda bir salon. Daha fazla dayanamayacağım. kadındı. çift tuvaletli.kuna döndü. kızlar böyle tiplere bayılır? "Sakin olun. sınıfa giden kızımın öğretmenini hastanelik ettim. İki gün sonra gene dayağa başlıyor. Abdülcabbar'la birlikte.. Ömür boyu. Ve evet. "Yanlış anlama filan yok. hileli ahenk. Pigme çetesinde gangsterlik stajı yapmış. Küveti suyla doldurduk. anlamını bilmediğim laflar ederim: "Kadınlarla başetmek zordur ahbap. öyle mi? Mahalli bir matadorun peşine takılarak seni terk eden bir ofis kısrağından başka biriyle ilgilenemez misin?" Sözlerimi acıklı bulmuş olmalı ki.Um'u mıhlayınca. Saatlerce zile basıyor. Çocuklarımızı hırpalıyor. Düşün. Ve onların hiçbiri umurunda değil. hatmi ve aroma olarak da isveç şurubu bulunan bir puro. Şerefsiz enişteye eşek Sudan'dan gelinceye dek sopa çekiyoruz.. kapımıza dayandı. tepinmesidir. pestilini çıkarıyoruz." "Niye polis çağırmıyorsunuz?" "Şey. Bildiğim bir şey varsa. Üçü okuyor.. dünyadaki kadınların yalnızca binde birinin harikulade olduğunu kabul etsek bile. hayret. Sağa sola borçlandım. Tabii ki Abdülcabbar sayesinde. olayı itiraf ederken "O yamyamın gırtlağını sıkarken kendimi çok değerli hissettim" diyecekti. herifler gerçekten de. Dil döküyor." "Fakat?" "Son gelişinde evin önünde kalp krizi geçirdi. ilişkinin uzun sürmesi. Kanlar içinde can çekişen Um'un başucundan kalkmış." "Anlaştık. tek kadınla yetinmek için." "Size daha ucuz ve daha güzel bir ev bulsam?" "Bostancı'da daha ucuz bir daire mi? Her yeri aradım beyefendi.

yeter ki meseleyi anlatsın." Oynaş mı? Yani. bizim kalbi kırık ırz düşmanının kafasına yumruğu yapıştırdı. Şebnemle çay içiyoruz. Saat 17:00. Taksim Meydanı'ndaki belediye otobüsü duraklarının yanında dizili kulübelerden birine giriyor.. tabancanın içine damlıyordu. "İntikam filan almak istemiyorum aslında. O anda. Yüzünü göremedim." Kız daha tek kelimelik cümlesini tamamlamadan. köpeğini kulübenin direğine bağlamış. 'Tanımdayken bile hasretimdin": Sig Sauer'i [P 220] elimde evirip çevirdim.. kulübedeki harap cansız mankene. Tatlı ve tuzlu sulardaki balıkların hepsi." Döndü ve sordu: "Evet?" Suratı: Şaşkınlıkla dolu bir kin matarası. balık kraker atıştırıyor. bıyıklı ilkokul öğrencileri. bilmiyorum. Yenilikleri. Dumanı tüten tabancama sarılmış ağlıyordum.." Soranda kabahat. bakanlığımız tarafından tasdik edilmiştir. Gönül İşleri Bakanlığı'ndan gönderilmişti. dönüşte zarfı Nefertiti'nin pençelerinden kurtarıp bana verdi. Balık bulamadığı ender günler. içeri girmeye çalışıyordu. Bismillah demeden beyaz atından düşen ve çifte yiyen prens de umarım benim gibi düşünüyordu: Geriye kaldı 3 milyon 499 bin 999! *^* 194 Bildiğim bir şey varsa. "Saat 8 yönündeki kızı görüyor musun. boz ayı. Kızdan cevap bekledi. işlerinin tıkırında gittiği anlaşılan.. koşup. Bunu kainatın iyiliği için değil. Mantosunun cebinden bir mendil çıkarıp gözlerini siliyor. lise formalı kız. Onun imparatorluğuna. peruklu güreşçi. Cennet bahçesinde rehabilitasyon. Evde bir akvaryum olsaydı. Namluyla gözlerimi sildim. Mavi mantolu. hava kararmak üzere. Abdülcabbar'la göz göze geliyoruz: Maliye bakam ile vergi kaçakçısının bakışması.klu Ninja yıldızları yağdırmıştım. çözülüyor: "Kocamın bir oynaşı var.. "Firdevs? Kim bu arkadaş?" "Tanımıyorum." Talimatlarımı harfiyen uyguladı."180 derece dön. tıknaz." Dilimin ucuna bir milyon farklı söz geliyor. Yanımıza geldi. buraya niye geldim. 196 Resmî romantizm "Akşama ne yiyelim Doktor?" "Palamut. onu telefonda tutmaya çabalıyorum. içinden yeşil-beyaz bir smart kart. babamın bir sevgilisi mi varmış?! Telefonu gocuğumun cebine attım. spor çantalı.. Bu şiddetli eleştiri üzerine herkes kendi yoluna gitti. tıknefes bir kasap. Hüngürderken titreyen eliyle telefonu kapatıyor. sizi boş yere meşgul ettim." Ona. tekerlekli sandalyesinde. telefon tuşlarının altındaki boşluğa kelebekle [bir tür bıçak] birşeyler kazıyan. Dış kapının altından sarı bir zarf. İpleri kesilen bir kukla gibi yere yırı ı<»\ lıyor. gaipten gelen bir hışırtıyla irkildik. henüz tatmadığı türleri işaretliyor. savaş meydanındaki general belagatiyle konuşan ihtiyar. "Mutluluk senin olsun": Silahı ateşledim. yeniden arama tuşuna basıyorum. "Bildiğim bir şey varsa. Abdülcabbar. başkasının kafasını takmış gibi görünen işkadım. hesaplaşma yazıhanesi olarak kullandığım telefon kulübelerine uğrayanların fotoğraflarını çekseydim. Bir elinde kuzu büyüklüğünde levrek. potayı ıskalamış bir basketbolcunun hüzünlü ifadesiyle bakıyordu. Yararlanabileceğiniz hizmetler ve avantajların listesi ise aşağıdadır. Birgün. bir daha olmayacak' de. repliğini söyledi. boğazına kadar inen ağır makyajıyla. bir de matbu sayfa çıktı: Sayın Müntekim Ou n bey.. şaşkınlık ve çaresizlik tınlıyor. kendimden emin bir şekilde. Kasımın ortalarında. "Şimdi başka bir aşk buldun": Namluyu." "Sonra? Ya 'Sen de kimsin?' derse?" "O zaman. beş ucu b. Dikdörtgen zarfın kısa kenarlarından birini ince bir şerit halinde yırttım. mavi eşofmanlı. gergin likten yırtılacak sanki. O esnada. derisi. Abdülcabbar'm etrafında dört dönüyordu. bu dünyaya ağlayarak gelir." Kadının sesinde ıstırap." diyor. Adamın kızla ilgisi yok" dedim. Bu şarkı beni bir cinayet şampiyonasına hazırlayan antrenörün hipnotik telkinlerinden oluşuyordu sanki. Şebnem'in neşesi yerine gelsin diye yapmıştım. Boğaza nazır bir kafeteryanın çınar gölgeli avlusunda. yaza ağıt yakan güneş. Kral Lear] Orhan Gencebay'm eski bir şarkısı. yüzüme. Karakedi. kahvaltıda bile balık yiyor. 1564-1616. bu dünyadaki balıklardan payına düşeni çoktan yedin?" Balıkadam. Nefertiti derhal zarfa doğru koştu. Tüm parasını balığa yatırıyor. Can çekişirken bile göze batmamayı becerebilir. Ödeşme ofisi. Derhal. saçını başını yoluyordu. bakanlığımızın internet sitesinden takip edebilirsiniz. oflayıp pufluyor?" "Şu. Balıklarla ilgili resimli bir kitap almış.. Kadın "Ben. deri montlu gelin. Parkın duvarından seyrediyorum. Denize bakınca ağzı sulanıyor. Gözyaşı tabancası insan. Gencebay dinledikten sonra gelen sessizlik de Gencebay'dır. "Ben yaşlı bir kadınım. intikam istasyonu. fakat hepsi de anlamsız. kanlı önlüğü. diğerinde de tatlı yerine hamsi poşeti. îç parçalayıcı bir tereddütten sonra. "Bir zamanlar benim sevgilimdin": Kurşunları doldurup şarjörü taktım. 'Aşkına layık olabilmek için bir dizi estetik ameliyat geçirdim ve kişisel kılık kıyafet devrimi yaptım' deyip gülümsersin. Hafiften heyecanlandım. hoşaf niyetine kaşıklardı. Edeplice sırıttı. takım elbiseli yakışıklı kör genç. siyah adamın vücudundan kopmuş da yerine geri dönmeye çalışan bir uzva benziyordu. kırmızı şalvarına bir Smith & Wesson iliştirmiş palyaço.. sigara içen. Bildiğim bir şey varsa. sıvanmış kollarıyla. Abdülcabbar'm midesine doğru yüzüyorlar. ■ ■ Zamanda yolculuğa ömür yetmez Namık Mıknatıs'ı mezara daldırıp çıkarmıştım. "Kocam. AŞKart'ınız ilişiktedir. [WILLIAM SHAKESPEARE. Acıklı bir sır verir gibi fısıldıyor: "Biz otuziki yıldır evliyiz. beyefendi" der demez. Şebnem Şibumi'ye olan aşkınız. Yüreğim ağzımdan fırlayacak! Hızla atılıp yanma koşmamak için kendimi zor tutuyorum. "çok iyi bir adamdır." Bunda dert edilecek bir şey olmadığını söylüyorum." ağlamaya başlıyor. Karanlık bir gezegenin kömürleşmiş uydusu. Sağa sola tutunarak doğruluyor. Derim. ne isterse yapacağıma söz veriyorum. Robot şivemle. lacivert başörtülü bir kadın. "yanma git ve 'Geciktiğim için bağışla lütfen. Telefon çalınca irkiliyor. "Kusura bakmayın. yeterince ağladıktan sonra da ölüp gider. Kutlarız. yapılan tetkikler ve nıtıl<ı l'l/ kat neticesinde. 42 .. Gözyaşım cıva gibi. herkes hak ettiği cezayı bulsa dünya altüst olur. Halini kimse görmüyor. görülmeye değer bir albüm olurdu: Duvağını arkaya atmış. iki adımda mutfağa gidip yükünü tezgaha indirdi. başımdan aşağı kaynar sular dökülüyor. Abdülcabbar. Abdülcabbar yine kucağında can çekişen bir balık sürüsüyle eve damladı. televizyonun üstündeki kirli yemek tabaklarına doğrulttum. Dertler Benim Olsun çalıyordu. Posta.. ölü bir ayının postuna benzeyen bir çam yarması zuhur etti. Nefertiti. anneme sarıldım. cep telefonuyla konuşan adamın yanındaki mi?" "Hıı-hı..

hattâ kendimizi bile gerçek manada tanıyamazken." Yüzümün yapboz parçaları gibi düşüp dağılmasını önlemeye çalışarak bir an Şebnem'e bakıyorum. meyveli pastanın içindeki mandalina dilimlerini avlıyor. "Hava ne güzel. Bir yandan bu planlı programlı dayağı yerken. "22 Kasım 1963'te. Birbirine çobanlık eden iki kuzu gibiyiz. Yani. hileli. Geçenlerde gazetede okumuştum. Gagacığında boncuk taşıyan bir kumru kadar sevimli. ter ve sümüğümden oluşan sos. Bir bilim olarak tarih. benim dört kapılı 98 model gümüş kulübeye [Nissan Pick-Up 2. Elmacık kemiğimin yöresine meteor gibi bir yumruk çarpıyor: Çooot! Gulp! Üst dişlerimden birini yutuyorum. sevdiğin?. Panikten titreyen ellerle pantolonumun arka cebinden cüzdanımı çıkarıp başucuma bıraktım. Kan." Tilkiydi. Yerçekimi hızla artıyor. Şebnem'in söyledikleri. başkanı görebilmek için yolun sağma soluna yığılmıştı. hesabı getiriyor. Korkudan gebermek üzereyim. Kadınlığını fiilen aşağıladım. tarihî figürlere haksızlık etmekten başka çaremiz yoktu.. Böğrüme sipsivri bir tekme çakıldı.7 D] atlıyoruz. Ben. tarihçilere emanetti. Tarih. bir yandan da müşterinin kim olabileceğini düşünüyorum: Ceyda? Onu terk etmiştim. düğündü derken. Yağmurda. İlk anda ne olduğunu anlamıyorum. aslında şişirilmiş ayrıntılardı." "Kim peki?. Aylarca telefonlarına çıkmadım. Adı: Tilkilerin Düğünü. engelleyemiyorum: "İşim bu. İşçi sınıfının şanlı yumruğuna yön veren pazarlama stratejisi. Gururlanıyordum. Tam o sırada. Piyasaya yayılan şok dalgaları. onları eritip ruhumuza akıtmamız ihtimaline yataklık etmeleriydi." Güvercin ıslığı gibi ince bir yağmur başlıyor. Tatsız tarih. evime doğru yürüyordum. Kaskatı kayıtlardan ibaret yazılı metinlerin de fonksiyonu.. ayaklanmış iki gölge: "Evet?" Orta boylu olanı." 200 Sevgilisini düşmanlarının arasından seçmek [Balkan Balkır] Bizi yüzeysellikten alıkoyan kişi olarak düşmanımız. Kötek organizasyonu. Zamanda yolculuğa ömür yetmezdi. 1711-1791. servisin kalitesini artırıyor. 199 Şebnem'i bütün hücrelerimle dinliyorum. Şebnem. Halk.'(II na bakıyorlar. Kennedy. Sağa sola ilan veriyor larmış.. Belgrad'da ve istanbul'da" diyor. bir geğirli olmalıydı ki.Şebnem.. Beklediğim soruyu aniden seslendirdi: "Namık Mıknatıs'm başına gelenler.. yani Kennedy'nin vurulduğu gün. Geçmişi değiştiremezdik. Yattığım yerde cenin gibi yan dönüp kollarımla kafamı korumaya aldım. gizemimi sıfırlayan bir sırıtış yayılıyor. Ceyda'ya âşıktı. Sille ve sopanın ekonomik rotası. dövüşmeyi bilmem. Bir erkek sesi: "Balkan Bey?" Döndüm. kurtarıcımızdır. başına isabet eden bir kurşun kafatasmı parçaladı. "Yakut Türklerinin efsanelerinde gökkuşağına 'dişi tilkinin sidiği' denirmiş. üzerinde doludizgin yol aldığı ve gittikçe genişleyen bir hafıza alanıydı tarih. Kalkmayı denedim. Göğsümün ortasına aldığım darbeyle sırtüstü düştüm. Öderken AŞKart'ı gösteriyorum. Karnıma oturan psikopat yana eğiliyor. "Falancayı tartaklayın" diye m sun.. Kendisi yakıyor. Akira Kurosawa'nm Dreams filminde de gökkuşağı görülen bir bölüm vardır. Herhalde bir tek tokadı beni öldürmeye yeter. Batuhan. Diğeri hiç karışmıyor: 2. hayatım boyunca denk geldiğim otuz civarında 22 Kasım'a hiç dikkat etmediğime yanıyorum. Yüzümdeki morluklar ve şişlikler. Sürekli ondan bahsediyordu.. Mehtap? Alkol sorunum vardı. onlar da eli ağır elemanlarını gönderip 'hedefin' irabı . belki de bir başka gezegenin cehennemidir' diyen adam." Çaydan bir yudum alırken. Yani. "22 Kasım 1963'te. leylekler sürüler halinde göç ederken gökyüzüne bakıp kollarımızı açarak dönerdik ve 'kuşların düğünü!" diye haykırırdık." "Tilkilerin Düğünü mü? Vay canına?" Kahkahamı frenliyorum: "Biz çocukken. üstü açık bir Lincoln'deydiler. Parayı bastırıyorsun. Beynim ani bir sancıyla taş-laştı. "18. Zamanı. Kırgızlar ve Doğu Türkistan Türkleri şaman ayinlerine 'oyun' derlermiş. sanki içimde tavuk taşıyan bir kamyon uçurumdan yuvarlanıyor. Zenci. Ticari bir olgu.5 metrelik bir zenci. hava ılıktı" diyor. komple gaibe intikal etmiş şeylerden mürekkepti." Şebnem'e göre tarihi kavramak ve sevmek. 198 devrimler.. Birbirimize galiz küfürler ettiğimiz bir kavga sırasında onu kırık viski şişesiyle yaralamıştım. 43 . Beni Ceyda'yla tanıştırdı. "Kanuni Sultan Süleyman'ın cenaze namazı üç kere kılındı: Zigetvar'da. bunun için para alıyorum. değil mi?" diye gıdaklıyorum. Asırlar evvel ölmüş kimselerin canları. varlığı tespit eden bir bilgelik bize ufuk açabilirdi. Oyun = Ayin" diyor. Barbarca bir hizmetin nesnesiyim şimdi. şimdiyi tarihten ayırmamak gerekiyordu. karanlıktan sıyrılıp ansızın üzerime atıldı... seni seviyorum. nasıl yaptın?" Yüzüme. Çalıştığım reklam ajansında da konu suluyordu. Verdiğim taktikleri uygulayamıyordu. Savaşlar. İlişkimiz kürtaj ve kokainle lanetlenmişti.. Cüzdan yerde duruyor. Giysilerimde kan lekeleri büyüyor. Çok önemsediği. keşifler. İkna Repertuarı] İlk yumruk sol şakağıma indi. Varoluştaki hüznü besleyen merakın. [HADIKANDREAS.. Sivil saldırı.. Çevremizdeki insanları. sonra tekrar yola dönüyorum: "Sensin. hayatına anlam kazandıran düşüncelerini bana anlatıyordu. onun düpedüz hayat olduğunu görmekle mümkündü. Gaybı yalnızca Allah bilirdi. "Evet" diyor "bazı 22 Kasımlar böyle güneşli olur. tebessümünün buğusu yayılıyor sanki. Yüzüklerin Efendisi filminde "Kıymetlimiss" diyen Gol-lum'un sesiyle soruyorum: "Kimsiniss?" Sosyetede yeni trend adam pataklatmak. Çamlıca sırtlarında parlayan gökkuşağını gösteriyor. Hani şu 'Bu dünya.. Gaipten sesler duyabilir. Cipimden inmiş. karşıda. onu belki tadabilirdik. Esnek yasadışılık.. çünkü ona hükmedemezdik. Anadolu'nun birçok yöresinde gökkuşağı görüldüğünde 'Tilkiler düğün yapıyor' derler. ayağa kalkmış." Ceketimin cebinden Camel paketini çıkarıp bir sigara yakıyorum. kulağımın pasını silen felsefi bir çocuk şarkısına benziyordu. Uzatıyorum. bize yüzelli sene önce yenmiş bir sandviçi anlatabilsin. ilgilenmiyorlar. Dallas'ta gökyüzü bulutsuz. Legoya benzeyen kırmızı şapkalı garson. Şebnem bir sigara istiyor. çatalıyla. müşteri memnuniyetini garantilemeye yönelik.. olmuyor. Şebnem'in yüzünde kar'a diş macunuyla çizilmiş bir soru işareti. Ağzından sigara dumanı değil de. Ona bakarken. yüzyılda Altaylar. korteje el sallıyordu. Bal taşıyan fakat diken yiyen tipik bir deve gibiyim.. Birtakım ofisler varmış. kararmış bir tencereydi. Şebnem.ç kurusu öyle güçlü ki kaburgalarımın altına vurunca soluğumu kesti. benim pikaba doğru yürürken. Tarih. İçinde bıçaklanmış bir maymun bulunan bez bir çuval gibi yığılıyorum. P. Dayak yemeye alışkın değilim.. elindeki cep telefonunu bana uzatıyor. kuşlardı. yazar Aldous Huxley de öldü. Dövüş Kulübünün bir değişiği. Gülümsüyor. Dağılmış suratımın fotoğrafını çekiyor. Hiçliği suiistimal etmekte sakınca görmeyen hovardalık değil. sade gazoz gibi renksiz bir ifadeyle soruyor: "AŞKart'm olduğunu bilmiyordum?" Şakaya vuruyorum: "Allah devlete zeval vermesin. İkinci yumruk çenemde patladı. "Kırküç yaşındaki ABD Başkanı John Fitzgerald Kennedy ve eşi Jacqueline. acı gerçeklerle dolu. illüzyonlu bir disiplindi.

Mes'ud ve bahtiyar bir barbar savaşçıydım. Takma bacağıyla 44 . hurdalar ve kusmukları cazip gösterecek alelade şaklabanlıklar yapıyorum. Sırlarınızı açabileceğiniz. Alaz Bey. laboratuardan firar eden bir virüs gibi kayıplara karıştı. onbeş dakika ya oldu ya olmadı. ormanın derinliklerinde yaptığı bir keşiften bahsediliyordu: Bir papağan. Pabucumu dama atması işten değildi. yüzüğü alıp gerisini atacak or. yemek turuna çıkmış Tazmanya Canavarı. sağır-dilsiz ve felçli deliler. Hazır kahveyi ve kaynar suyu. Darağaçların-da urgan yerine blucinler sallansın. hiç tanımadığım kimseleri öldüresiye dövüş. Nakit kadar sıcak bir kroşe daha! Motosikletler ketçap göllerine uçsun. yazan bir Humboldt Papağanı gibi hissediyordum. Ruhiye Teyze'ye konuyu açmaya karar verdim. Vikingler gibi kürek çekiyordum fakat yüzümde tırtıl bıyıklı eski İstanbul beyefendilerinin o mayhoş sırıtışı yansıyordu. ?()■. Mezarlıktaki serviler. Yani işler. kuş pislikleriyle yapılmış trajik makyajı akan bir 204 büstü kabaca avutur gibi yüzü yıkayış. Her fiskede. Sandal kiralayıp denize açılmıştık. ilkbahar gelip de bir pazar günü saatler ileri alınınca her şey altüst oldu. Ölülerin lalettayin ambalajlandığı eğri büğrü straforlara benziyorlar. Ne dediğimi hatırlamıyorum. Şimdi de ben onu büyüyle kendime âşık edecektim. fakat bu dayağı kendime bizzat ben atmalıydım. çürük süngerleri andırıyorlar.. bilgisayar oyununa dönüştü. idrar.. Otomobillerin içi ve benzin depoları hazır kahveyle doldurulsun. kirli bir bardağa boşaltış. Haşat ettiğim adamlar ağlayış. tatsız. karşılık beklemeyen kötülüktür. kısılmış jaluziler gibi.. Yolcu uçaklarından kola şişeleri saçılsın. işte şimdi. Evde yok." "Müsaitsen akşam buluşalım mı?" "Eee. kendi çapımızda bir kıyamet koparacağız demekti. meşhur doğabilimci Alexander von Humboldt'un [1769-1859] Güney Amerika'da. Bilgisayarlara galon galon sıvı deterjan dökülsün. Bu benzersiz masaj sayesinde bakarsınız birkaç kilo veririm? Sağlıklı tekmeler beni iyileştirir? Size sapıkça gelecek. Telefon kulübelerinde intikam müjdesi bekleyen kimselerle lalettayin konuşuş. Ben ağlayış. Eğer bana olan şeyler ona da oluyorsa. Su ısıtıcının düğmesine basış. golsüz maç gibiydi. Laboratuardan kaçan virüs Telefonun çalmıyorsa. bil ki benim. Şebnem beni aşkıyla büyülemişti.. Cep telefonları çamaşır makinelerinde kaynayıp infilak etsin. Dostum yok. Bir keresinde "Bana e-posta gönderebilirsin" deyip adresim vermişti. Şebnem. bugün mü?" "Evet. Üste başa kan. Şebnem telefonlarıma çıkmaz oldu.. ılık.. yıkıcı tekdüzeliğin yerini sürprizli bir şekilde şifa verici şiddet alıyor. Alaz Bey'e de kahkahalar atarak ha202 karet yağdırmıştım. Şebnem'e bir türlü ulaşamıyordum. Kafeinli salya. merhaba. ben içinde yaşadığım bulaşık akvaryumu kırış. Takım elbiseler mayonez kazanlarında kaynatılsın. Pelin? Onunla üçlü koltukta yeni bir medeniyet kurmuştuk. Kennedy'nin zımbalanış yıldönümü olan şu 22 Kasım gününden sonra. aç kedilerden kaçan Speedy Gonzales. polyester. okuyan. Gönül İşleri Bakanlığı'ndan almaya hak kazandığım AŞ-Kart denen zımbırtı hiçbir halta yaramamakla kalmamış. Kahrolası kurnazlıklarıyla şişi-nen idamlık aptallarca kuşatılmış bir iblis çukurunda debeleniyorum. Mağlup olmuş bir aptaldım. Kırılan burnuma. iki yıla kadar ya evli ya da ölü bir adam olacağımı fark etmiştim. Abdülcabbar'm gözetiminde. kendime duyduğum nefret biraz daha yatışıyor. tanışmadığı insanlar tarafından terk edilen kimselerin tek tesellisi. sevgilimin benden kaçmasına sebep olmuştu. Kozmos frene basış. Günlük programım aşağı yukarı şöyleydi: Öğlene doğru. İçlerinde cesetlerin kaybolduğu. Dünya duruş. benim bana olan borcumu ödüyor sanki. ıslanmayan. yırtılmış derimden yayılan kokular geliyor. Tanıştığımızın ertesi günü telefon etmiştim: "Şebnem?" "Kimsiniz?" "Müntekim ben. Cipsler ve çikolatalar spor ayakkabılara tıkıştırılsın. Şebnem'in etrafında. gözyaşı bulaşış.. Parlak fikirleri vardı ve kalemi kıvraktı. Markalı paçavralar. Hiç tanımadığım birileri. toprak olmuş bir kabilenin dilinde konuşan. Onunla her saniye bir ilkti." "A. bitkisel sütunlar.spu çocuklarının imajını inşa ediyorum. Uyuyana kadar canım çıkıyordu. sümük. Zaten açık olan bilgisayarda e-posta kutusunu kontrol edip Şebnem'den cevap gelmediğini görüş. işten kovuldu. DVD playerlar mikro-dalga fırınlarda korlaşsın.. Ruhiye Teyze'nin kapısına vardım. Banyoda. Başka çarem yoktu. Kredi kartları tuvalet kağıdı olarak kullanılsın. Trafik kazalarında canından olanların cesetleri loto ku-ponlarıyla örtülsün. Güneş uçuş. Patronun köpeğini taşladığı yalanını uydurmuştum. Arka odada bir saguaro gibi oturan Abdülcabbar'la yola çıkış. Yanmayan. Annem. Birlikte izlediğimiz Rocky VI bile bir ilkti. Bildiğim bir şey varsa. Müşterilerin bulunduğu toplantıya sarhoş gitmiştim. [JIMMYBUFFET] Şebnemle ilişkimiz. nikotinli gözyaşı eşliğinde Şebnem'e bir düzine emesaj yazış. Yüzlercesini yazdım.. Yolda kesik bir el bulsa. yamuk. Konuklara da. CD player'da gece gündüz kesintisiz çalan Nick Cave'in The Weeping Song'u eşliğinde kalkış. Her sürpriz in203 dirim anonsu sırasında süpermarketlerde tanklar ateşlensin." Pikaba atladım. kemiğini kaybetmiş Rin Tin Tin gibi fırıl fırıl dönüyordum. ölümün başedilmezliğiyle aşılanmış. küflü yorganlar. Bir keresinde bizim eve bile gelmişti. ter. Taş kesilmiş yumruklarla. Demek istediğim. Sigarayı çakmağı denkleştirip yakış. Sır yalansa daha hızlı yayılır Şebnem komple zırhımı ve iskeletimi söküp almıştı. Bitkisel kadavra endamla-rıyla.Orkun? Çok yetenekli bir çocuktu. Üç yıl kadar önce.. Yağlı bir girdabın içinde öten robot gibiydim. Hâlâ anlatılır.. Sevgilisini ve arkadaşlarını düşmanlarının arasından seçen biriyim ben. Çiçek hastalığına yakalanıp tümüyle yok olmuş bir kabilenin dilini konuşabilen tek canlı oydu. Makyaj malzemeleri sandviçlere sos diye katılsın. "Torununun mezarına gitti. sossuz makarna. Ben sahteliğin radyasyonuyla zehirlenmiş göstermelik bir kabilenin lakayt üyesiyim. hattâ Cevher onu çok sevmişlerdi. Huduni'yle beraber izlediğimiz bir belgeselde. bir yağmur damlası kadar yolundaydı. Gözlerim. Eski günleri anarız diye düşünmüştüm?" Onunla tanışana kadar hayatım dantelsiz gecelik. tozlu. kontağı çevirip gaza bastım. işlemediği suçların cezasını çeken. Daha ilk buluşmamızda. Megafondan Melikşah'a sordum. yakalanmadığı hastalıkların tedavisini gören. Kendimi. cenazelerin suyunu mu emiyor? Yeşile boyanmış dev karnabaharlar. bütün yollar Karaca Ahmet Mezarlığı'na çıkıyordu..

uçurumlarda dolaşan bir keçi gibi zıplıyorum. Servilerin altından geçer206 ken, onların etçil oldukları hissine kapılıyorum. Her an bir tanesi beni ısırıp yutabilir! Ruhiye Teyze, Kevser'in mezarını suluyor. Yanına yaklaşırken ayaklarımı yere sürterek ses çıkarıyorum, boğazımı temizliyorum, dönüp bakmıyor. "Merhaba. Ruhiye Teyze, nasılsın?" Sesim, çizgi filmlerdeki ördeklerinki gibi çıkıyor. "Biz de senden bahsediyorduk" diyor. Mezarlıkta zamanın bir önemi yok. Her kabir, bir saat kulesi enkazı gibi. Yerin altında bir azap tütsüsü yakılmış sanki. Üst kat komşum Ruhiye Teyze'yle niye mezarlıkta buluşuyorum? Beni bu genç yaşımda bu kemik bahçesine hangi rüzgar attı? Basit bir tesadüf mü? Dev serviler tarafından çiğnenip tükürülmüş evcil cadıya bakıyorum. Torununun ölümüyle yetim kalmış, cinlerle, kedilerle, sarmaşıklar, kokulu yağlar ve yarasalarla kafayı yakmış ortağımla ayaküstü susuyoruz. Buzdağına düşen yıldırımlar tarafından mı sıkıştırılıyoruz? Ölülerin hastalıkları bize mi bulaşıyor? Virüsler, bakteriler pılı pırtıyı toplayıp steyşın arabalarıyla yollara düşerek benim uçsuz bucaksız gövdeme mi taşmıyorlar? Beynimin tepelerinde kayak mı yapacaklar? Damarlarımda hamam sefası, ciğerlerimde beş yıldızlı bir tatil? Bir an, Ruhiye Teyze'nin Kevser'i yeniden hayata döndürmeyi planladığından şüpheleniyorum. O zavallı, papatya gözlü, ortopedik hüsranlar içinde çırpman kız, şimdi ayaklanacak, sabah yorganın, çarşafların içinden çıkarak uyanır gibi topraktan sıyrılacak, kesilmiş kafasıyla neşeli şarkılar söyleyerek mezar taşlarını dolaşacak... Kendimi şöyle bir yokluyorum: Şu anda tam olarak ne hissediyorum? Yalnızca delilerin defnedildiği, kaçık cenazelerine tahsis edilmiş bir toprakta mıyım? Havaya uçurulmuş bir tımarhanenin sıcak yıkıntılarına mı düştü yolum? Neden .mi/ buradayım? Bilinçaltımın kalorifer kazanı mı patladı? Bol kalorili pişmanlık kömürü, suçluluk talaşı yüzünden beynimin bodrumunda bir infilak mı oldu? Radarlarım, benden habersiz, Kevser'den bir davet mi saptadı? Neyi kutluyoruz? Vicdanımın zifiri karanlığında sabahlara kadar sessiz sedasız kazılmış bir çukura mı düştüm? Yo, o kadar uzun boylu değil. Ölülerin ayağına kadar geldiysem, Şebnemin izini bulmak için geldim. Zombilere, hayaletlere ayıracak vaktim yok. Ben de bir ölü kadar körüm. Yalnızca, Şebnem'i görmek istiyorum. Şebnem'e giden yol ceset yatakhanesinin koridorundan geçiyorsa ne yapabilirim? Cebimden paketi çıkarıp bir sigara yaktım, yeraltından derhal pasif içicilerin protesto öksürükleri yükseldi. Oralı olmadım: "Ruhiye Teyze..." "Söyle... Burada biz bizeyiz." "Hani bir kız vardı ya, Şebnem, sana bahsetmiştim?" "Evet?" "Ona ulaşamıyorum. Anlayamadığım bir şeyler var. Benden kaçıyor. Ona âşığım. Bana bir tek sen yardım edebilirsin." Her ikimizin de cevabını bildiğimiz bir soru soruyor: "Nasıl?" "Jajha, Şebnem'i bulabilir?" "Hayır evlat, bulamaz." "Neden?" "Jajha öldü." Kara haber, mezarlıkta daha tez yayılıyordu. "Öldü mü?" "Evet. Önceki gece... Fakat sana bir mesajı var." "Ha? Mesaj mı? Ne mesajı?" "Sen de öleceksin, çok yakında." *^*

Üsküdar'daki Şibumi Sokağı'nda iki katlı bir evin bahçesindeyim. Gece. Bir iğde ağacıyla beyaz bir Lada arasındaki 208 boşluğa çömelip yanımdaki torbada ne varsa yere boşaltımı Bir yüzüne malakit denen yeşil taşlar çakılmış beyaz banyo sabunu, bir çift leylek bacağı, gül yaprağı ve kelebek kanadı külü, insan kanıyla boyanmış pamuk ipliği ve bir keser. Sabunun taşsız kısmına tırnağımla ŞEBNEM yazdım. Leylek bacaklarını, kanlı iplikle sabuna bağladım. Küçük bir kutu-cuktaki külü avuçlayıp bu büyü materyaline sıvadım, işin en tehlikeli kısmı şimdi başlıyordu. Eğilmiş vaziyette evin eşiğine varıp keserle küçük bir çukur kazdım. Malzemeyi gömdüm, işlem tamamdı. Hızla bahçe kapısına yöneldim. Az ötedeki pikabın içinden Abdülcabbar bana bakıyordu. Arabaya atladım. "Hallettim" dedim. "Şu anda uykusunda sana âşık oluyor?" dedi Abdülcabbar. "Aynen öyle" dedim. Sesimde şeytani bir tını, bir kurnaz- , lık efekti vardı. Arabayı karanlığın içine doğru sürdüm. Aşkın basit olmasını istersin, ama basit değildir. Ertesi gün, Eminönü Iskelesi'nin yanındaki telefon kulübelerini izliyordum. Etraf kalabalıktı, italya parlamentosu üyelerine benzeyen, orta yaşlı, şık bir adam; saat tam 14:00'da soldan ikinci kulübeye girdi. Yüzümü denize dönüp numarayı çevirdim. Açtı. Sordum: "Kimden, ne için intikam almak istiyorsunuz?" "Siz kimsiniz?" "Pardon, yanlış aradım" dedim. Tam kapatacağım anda "Yo, yoo, bakın, sorun şu ki, size güvenebilmeliyim. Bu çok önemli." Sarih konuşuyordu, fakat kesinlikle endişeliydi. Robot sesimle izahta bulundum: "Sadece intikamınızı alacağımıza dair güvence verebiliriz." 209 "Pekala, Abidin Dandini'yi temizlemenizi... Aaaaah!" ve telefon kapandı. Dönüp kulübeye baktım. Uzun paltolu, takım elbiseli iki adam gözüme çarptı. Ölüm fısıldayan susturuculu tabancalarını bellerine takarken, etrafa bakma-rak uzaklaşıyorlardı. Onlara doğru seğirttim. Tiz bir çığlık koptu. Katiller caddedeki siyah bir BMWnin arka koltuğuna daldılar, araba derhal uzaklaştı. Kulübenin önünde büyük, uğultulu bir kalabalık birikiyordu. İnsanların arasından zar zor geçerek, az önce konuştuğum müşterime ulaştım. Gövdesinden boşalan kanın ortasında hareketsiz yatıyordu. Dondum kaldım. Alelacele olay yerinden kaçtım. Galata Köprüsü'ndeki sıkışık trafikte ikide bir klaksonlar çalarken, zihnimde aynı soru tekrarlanıyordu: "Abidin Dandini de kimin nesi?" Düüüt! "Abidin Dandini de kimin nesi?" Düüüt! "Abidin Dandini de kimin nesi?" Düüüt! Düüüüüt! Düüüüüüüt! Hayatın basit olmasını istersin, ama basit değildir. Ecelin uçurtması yükseliyor Hani cinler geleceği bilemezdi? Ruhiye Teyze'nin ağzım aradım. Ciddi ciddi tırsmıştım. Bana bir izahta bulunmalıydı. Ecelin uçurtmasının benim ufkumda yükseldiği, besbelli kuyruklu bir yalandı. Ruhiye Teyze "Hayır, yalan değil, sır" dedi. Karacaahmet'-ten eve dönüyorduk. Ne yani, mezarlığa, bu ihtiyar kadından önce mi yerleşecektim? Direksiyonu iki elimle tutuyorum. Islak yollar, Azrail'in serdiği naylon yolluklara benziyor. Bütün arabaların ön koltuklarında sarhoş dazlaklar, arka koltuklarında birer çift do-berman olduğunu vehmediyorum. Trafik canavarları çetesi 210 tarafından kuşatıldım. Kendi ölümüm konusunda ikna olmak üzereyim. Jajha için hava hoş tabii. Ne de olsa binini aşmıştı. Acaba benden gıcık mı kapıyordu? "Aksine, seni severdi." Jajha yalnızca geçmişe yolculuk edebiliyordu. Son nefesinde eşek şakası yapmış olmalı? "Biliyorsun, pek şakacı bir cin

45

değildi." Halbuki deathclock.com adresinden, 26 Nisan 2051'e kadar yaşayacağımı öğrenmiştim? Ruhiye Teyze, aramızda bir ilkokul çocuğu varmış ve onun da anlamasını istiyormuş gibi basitçe açıklıyor: "Bizim dünyamızda doktorlar, bazı ağır hastalara 'üç ay ömrünüz kaldı' filan derler. Cinler âleminde ise insanların psikolojik durumuna bakarak isabetli ömür tahminleri yapan uzmanlar vardır. Jajha da onlardan biriydi. Kevser'in öldüğünü duyunca hiç şaşırmamıştı. Cinlerin halet-i ruhiyeleri, bedenlerini yıkıma uğratacak etkiler üretmez, insanlar ise esasen moral güçleriyle hayata tutunurlar. Uzman cin, gözüne kestirdiği bir kimseyi takip eder. O insanın davranışlarından ve sözlerinden bir maneviyat haritası çıkarır; bu haritaya bakıp ömrünün hududunu tespit eder. Haritada çevremizdeki insanların hayatımıza kattıkları ve hayatımızdan çaldıkları da görünür. Aslında epey karmaşık bir tablo mevzubahistir..." Kulağa enikonu saçma geliyordu. Ruhiye Teyze'nin söylediğine bakılırsa, insanlarla ilgilenen cinler, bu işi oyun haline getirmişler. Diyelim bir cin, arkadaşlarıyla buluşuyor ve filanca insanın hangi zaman aralığında öleceğine dair görüşünü açıklıyor: "Bu vatandaş, iki yıl sonra 7-29 Mart arası bir günde kuyruğu titretecek, durum onu gösteriyor." Gruptaki diğer cinler ise söz konusu insanın, bu tahminde belirtilen süredeki hangi günde pilinin biteceğini bulmaya çalışıyorlar. İddiaya giriyorlar yani. Bildiğiniz loto. Hastane pcı 211 soneli, kanserliler koğuşunda yatanlardan hangisinin ne zaman cartayı çekeceği üzerine bahse girer ya, işte o hesap. "Rahat ol evlat... Ölümle yüzleşmek iyidir; sağlıklı düşünmeye başlarsın." Sigara yaktım. Ön cama mavi bir ölüm bulutu üfledim. İçim dışım fanilik jelatiniyle kaplanmıştı. Sanki ölmüştüm de, geçici olarak kendimin yerine bakıyordum: Rahmetlinin dublörüydüm... Adamın biri, yol kenarına park ettiği arabasında ruhunu teslim etmiş. Üç gün boyunca öyle kalmış ve ölü olduğu ancak onüç park cezası kesildikten sonra fark edilmiş. Ruhiye Teyze, ecelle işbirliği yapan ve rüşvet almayan trafik polisi gibiydi. Kalıbımı basarım, o da ölümden korkuyordu. "Ölümden değil, gelecekten korkuyorum." Kaderin elindeki ustura Az önce bir müşterim kurşunlandı... Bin yaşındaki görünmez ortağım aramızdan ayrılmıştı. Kalendermeşrep babam, safderun annemi aldatıyordu. Sevdiğim kızın gönlünü kazanmak için yaptırdığım büyü bir halta yaramamıştı. Ehli-keyif cinler, benim de tez zamanda nalları dikeceğime dair bahse tutuşmuşlardı. Bildiğim bir şey varsa, kum fırtınasının ortasında şekerleme yapılmaz. Bildiğim bir şey varsa, kaderin elindeki ustura pas tutmaz. Bildiğim bir şey varsa, kalbi atmayan kimsenin başı dönmez, midesi bulanmaz. Galata Köprüsü'nden çıktıktan sonra, annemi ziyaret etmeye karar verdim. Uykulu gökyüzünde horlayan obez ve bekar bulutlar birazdan ayaklanıp bulaşık yıkamaya başlayacaktı. Seziyordum. Trafik; birbirine zincirlenmiş, ya212 lınayak, yaralı kölelerden oluşan bir kafile kadar hızlı İki liyordu. Sarıyer'e vardığımda babamın dükkanının buğulu camlarına şöyle bir bakıp yola devam ettim. Babam altmışına dayadığı merdivenin ilk basamaklarında dikilip dururken, şeytan dürtmüş ve başka kadınlarla ilgilenir olmuştu. Esasen son derece merhametli ve mutedil biriydi. Otuzüç yıllık evlilik, öldürdüğü aşkm cesedini toz haline getirip üfürmüş müydü? Ben de Şebnem'in üzerine gül koklar mıydım? Kunduracı Recai Bey, sorumluluk zindanından bahaneler avlusuna yatay geçiş mi yapmıştı? Sanırım gündelik hayat aygıtına kenetlenen fesatlık

mekanizması otomatik. Şeytana artık çok az iş kalıyor; o sadece son rötuşları yapıyor. Evin önüne vardığımda, torpidodaki, Ruhiye Teyze'nin yeşil sadakat tozlarının bulunduğu torbacıklardan birini aldım. Eşikte bir an durdum. Annem, zile basmama fırsat vermeden açtı kapıyı: "Hoş geldin oğlum" deyip boynuma sarıldı. "Hoş bulduk anneciğim." İçeriye geçtim: "Cevher nerede?" "Odasında, oynuyor. Sofra kurayım mı Müntekim? Karnıyarık yaptım, seversin sen, makarna da var?" "Aç değilim." Cevher'in odasının kapısından baktım. Sırtı dönük vaziyette, plastik oyuncaklarla meşguldü. Yanma gittim. "Je-gi? Ihe uaaa" deyip gülümsedi. Bu sözlerin bir anlamı olması için neler vermezdim. Kardeşime yavaşça sarıldım. Başını öne eğdi. Yanağını öpüp salona yollandım. Derler ki, ebeveynler, evlatları koskoca yetişkinler olsa da onları hep küçük çocuklar gibi algılarlar. Şimdi, babamın defolu ihaneti ile annemin müphem mağduriyeti arasında kendimi kundaktaki bebek gibi eli kolu bağlı hissediyordum. Ve bir bebek, evlilik sorunlarını çözemez. Annem, sıradan bir adama hayatını adamış, sıradan bir ka211 dindi. Ve şimdi, onu şaşkınlığa sürükleyen bir mahcubiyetin ağına düşmüştü. Oğluna kocasından dert yanmaya istekli değildi. Doğrusu ben de kendimi babamın yaramazlıklarından konuşmaya hazır hissetmiyordum. "işlerin nasıl oğlum?" "Çok şükür, gayet iyi." "Yaşın geçiyor Müntekim, bir yuva kursan ya artık?" Böyle, çolak bir caz piyanistinin tımarhanede verdiği resitalde vokal yapan morfin yemiş hastalar gibi mırıl mırıl sürdürdüğümüz konuşma yan odadan gelen çığlıkla bölündü. Hızla Cevher'in yanma koştuk. Sırtüstü uzanmış çırpmıyordu. Etrafa, çoğu kırık, rengarenk oyuncaklar saçılmıştı. Annem bir koşu mutfaktan getirdiği küçük tahta kaşığı, dilini ısırmasın diye Cevher'in dişlerinin arasına sıkıştırmaya çalışırken, ben de ağzım aralayarak yardım ettim. Cevher, yirmiiki yaşında, 139 cm. boyunda ve 33 kg ağırlığında. Onüç aylıkken menenjite yakalandı. Ateşi yükselmişti ve kusuyordu. Başlangıçta bizimkiler çocuğun üst solunum yolu enfeksiyonu geçirdiğini sanmışlardı. Üç gün sonra doktora götürdüklerinde öğrendik ki 'neisseria meningitidis' adında bir bakteri iş başındaydı. Menynx denilen beyin zarları iltihaplanmıştı. Şimdi, epilepsi atağı geçiriyor. Yani generalize konvulsi-yon. Beyin nöronlarındaki elektriksel impulslann düzensiz dejarjı yüzünden vücudu istemsizce kasılıyor. Saatime bakıyorum; atak beş-altı dakikadan uzun sürer de status epilep-ticus evresine ulaşırsa kardeşimin hayatta kalması için acilen Diazem, Valium ya da Dolantin enjekte edilmesi gerekir. Beyin hücreleri ölmekte olan Cevher'in idrarı halıya yayılıyor. Tükürüğünü yutamadığı için, ağzından köpüklü bir sıvı akıyor. Atak dördüncü dakikada, zavallı kardeşimin uykuya dalmasıyla sona eriyor... 214 Annem, peçeteyle ağzını sildiği Cevher'in alt bezini değiş tirmeye koyuldu. Evlat sevgisine tahakküm eden derin çile sinin gereklerini otomatik hareketlerle yerine getiriyordu. Cevher hiçbir zaman okula gidemedi. Fırından bir sıcak ekmek alamadı. Yıllar yılı kendisine hizmet eden anneciğine bir teşekkür edemedi. Daima, bir çift çamur deliği gibi sönük ve tümüyle manasız gözlerle baktı. Bayramlarda büyüklerinin ellerini öpemedi. Bir kıza "Seni seviyorum" diyemedi, çiçek veremedi, laf atamadı. Mahalle maçlarına katılamadı. Uçurtma uçurmadı. Cam kırmadı. Kimseyle kavga etmedi. Kimseye hediye sunamadı. Sigara içmedi. Kitap okumadı. Balık tutmadı. Sinemaya gitmedi. Bisiklete binmedi. Lunaparkta eğlenemedi. Denize girmedi. Telefon etmedi. Bir tişört olsun, seçip, deneyip

46

beğenerek satın almadı. Evden kaçmadı. Kuş vurmadı. Oruç tutmadı. Şarkı mırıldanmadı. Hiç koşmadı. Doğumgününü kutlamadı. Bir kafeteryada kahve içemedi. Otobüsle, trenle, vapurla küçücük bir gezintiye çıkamadı. Ağaç dikmedi. Duş alamadı. Kardanadam yapamadı... Aleladeliğin ayrıcalıklarını, monotonluğun emniyetini, normalliğin konforunu asla tadamadı. Cevher'in cılız bedeni bir hüzün, handikap ve hüsran ca-mekanı gibiydi. Bir elinden annem, diğerinden Azrail tutuyordu. Annem, acıklı bir bebekliğe mahkum olan oğlunu yıkıyor, bezliyor, giydiriyor, yediriyor, tıraş ediyor, onun dişlerini fırçalıyor, tırnaklarım kesiyordu. Kalbindeki şefkat ve merhamet; ümitsizlik ve korkunun muhasarası altındaydı: "Ya ölüp gidersem, yavruma kim bakar?!" Anneciğimin alınyazısı, soru işaretleriyle doluydu: "Acaba ne zaman, belki de şimdi, inşallah yakında, galiba hiçbir zaman, sanki her an, muhtemelen asla, herhalde hep, sanırım daha zaman var, hayırlısıyla birgün???..." Kader; onun hayatında ailenin, kadınlığın, anneliğin yeniden berrak bir anlama kavuşmasını adeta bir lanetin enerjisiyle sürekli erteliyordu. GtiU ,'!■. zar Gıcırbey, ecelin programını bozamayacağını bile bile didiniyordu. Cevher'i kucaklayıp yatağına taşıdım. Yumuşacık saçlarını öptüm. Annemle bocalayarak vedalaşırken, sadakat tozu paketini eline tutuşturdum: "Bunu babamın giysilerine serp. Hiçbir mesele kalmaz. Yanlış adamla evlenen tek kadın sen değilsin" deyip evden ayrıldım. Bildiğim bir şey varsa, istikbal hassastır, her şeyden etkilenir. Peygamber'in ketlisi [Nefertiti] Kedilerin bize iyi davranmaları normal; zira ataları, atalarımızı yiyordu. [DANZY DELGADO, 1907-1989, Misafirperver Yamyam] Miyav. Ramize Ramirez enteresan bir kadındı. Dört yıl evvel 31 Ekim günü yani Cadılar Bayramı'nda Caddebostan sahilindeki bir bankta oturuyordu. Yanaştım. Elindeki kitabın kapağını inceledim: Şeytan -Yüzü Olmayan Maske, Lut-her Link. Beni görünce "Gel bakalım İblis'in yardakçısı" deyip sevecen bir jest yaptı. İnsanların yüzde doksanbeşi fillerle, pirelerle ya da balıklarla değil, biz kedilerle konuşur: "Annen baban nerede senin?" "Ya seninkiler?" diye sordum. Sözlerimi anlamadığı halde gülümsedi. Başımı okşadı. Eski Mısır'da, M.Ö. 4000'li yıllarda Bubastis kentindeki kedi tanrıça Bastet'e gösterilen saygının anısını yaşatan Ramize Ramirez derhal hizmetime girdi. Beni kucaklayıp bir taksi durdurdu ve buraya, Göztepe'deki evine getirdi. Bana "Nefertiti" diye sesleniyordu. Dahası, kırmızı iplikle Nefertiti yazısını işlediği beyaz bezden ince bir şeridi boynuma astı. 216 Ramize Ramirez, irlanda'nın Cork şehrinde yaşayan Og luyla günaşırı telefonda konuşuyordu. Kocası ise eve sene de üç-dört kere uğrayan bir uzak yol kaptanıydı. Kadıncağız dalgalı, köpüklü bir yalnızlık içinde sigara tüttürürken, kendi kendine "Gemileri ben de severim, fakat okyanuslardan nefret ediyorum" diyordu. Ramize Hanım, Türk edebiyatının Agatha Christie'siydi [18901976]. Tam yirmiyedi tane polisiye roman yazmıştı. Gelgeldim, kitapları pek tutulmamıştı. Mısırlılar, Tibetliler, Hintliler ve birtakım İngilizler gibi Ramize Ramirez de kara kedilerin uğurlu olduğuna inanıyordu. Bu batıl inancının faydasını gördü: Yeni romanı Azrail'e İtimadım Sonsuzdur büyük ilgi uyandırdı. Hızla yazmaya devam etti: Katiller De Gıdıklanır, Delik Deşik Bir Kefen, Uçurum Bedduası, Cesetler Şifa Bulmaz-■■ Hepsi de kapışıldı. Eski romanları tekrar basıldı. Televizyon programlarına çıkıyor, gazetelerin kitap eklerinde ondan övgüyle bahsediliyordu. Muhabirler onunla röportaj yapabilmek için yarışıyordu: Bana duyduğu sevgiyi, bir gazeteye verdiği

beyanatta "Mükemmel dostlarımız asla iki ayaklı değildir" diyerek belirtmişti, imza günlerinde hayranları uzun kuyruklar oluşturuyordu. Ödüller aldı. Eserleri sinemaya uyarlandı. Yılın yazarı seçildi. Yüklü bir ücret karşılığında yeni bir yayınevine transfer edildi. Göztepe'deki evini satıp, Gümüşsuyu'ndaki Çifte Vav Sokak'ta bir daire satın aldı. Beraberce taşındık. Fakat biz kediler, insanlardan ziyade mekanlara bağlanırız. 11. yüzyılda gemilerle Mısır'dan Avrupa'ya göç eden atalarım gibi ben de bir Şehir Hatları vapuruna atlayıp Kadıköy'e, oradan da geze geze Göztepe'ye geri döndüm. Evin yeni sahibesi Ruhiye Hanım boynumdaki tasmaya bakıp "Hımmm, Nefertiti, münasip bir isim" dedi ve beni buyur etti. Yorgundum, uyumak istiyordum. Kevser, ben den pek hoşlanmadı. "Kara kedi musibet taşır" diye lıo )\1 murdandı. Ruhiye Hanım ise "Kara kedi diye bir şey yoktur!" deyip beni evirip çevirdikten sonra "Bak!" diyerek, Kevser'e karnımdaki daha önce fark etmediğim beyaz leke-ciği gösterdi. "Haçlı Seferleri'nden itibaren Avrupalılar kedileri korkunç yöntemlerle öldürmeye başladılar. Diri diri yakılan kedileri, Arapların, Türklerin ve Şeytan'ın vekili sayıyorlardı. 15. yüzyılın sonlarından itibaren üçyüz yıl süren cadı avı boyunca, kediler cadıların asistanı telakki ediliyordu. Hele kara kedi, zırcahil Avrupalıların nazarında kılık değiştirmiş ifritti. Zavallı kediler kulelerin tepelerinden atıldılar; baltalarla, küreklerle öldürüldüler; şatoların temellerine, duvarlarına konan harca canlı canlı karıştırıldılar... Edgar Allan Poe [1809-1849] Kara Kedi adlı meşhur hikayesinde, duvara gömülen kedi tema'sını işlemiştir. Batılılar, 'Kedili piyano' diye bir işkence aleti yapmışlardı. Uzun, kapaklı bir kutuya bir düzine kedi konuluyor, hayvancıkların kuyrukları, kutunun kenarındaki deliklerden dışarı sarkıtılarak kapak kapatılıyordu. Sonra, karanlıkta kalan kediciklerin kuyrukları şiddetle çekiliyor, yakılıyor ya da üzerlerine iğne batırılıyordu. İnsanlıktan nasipsiz vahşi mahluklar, biçarelerin acı çığlıklarından senfoni dinler gibi zevk alıyorlardı." Ruhiye Hanım'm anlattıkları uykumu açmış ve başımı döndürmüştü. Kevser'le aynı anda, ayrı dillerde sorduk: "Eee? 'Kara kedi yoktur' derken neyi kastediyordun?" Ruhiye Hanım: "Müsaade edin de sözümü bitireyim." Biz kediler, yüz farklı ses çıkarabilsek de insanlar gibi konuşamıyoruz. Heveslisi de değiliz zaten. Yine de bizimle iletişim kurmak zor sayılmaz. İhtiyar kadın, anlatmayı sürdürdü: "Hasat zamanının başlangıcına rastlayan Saint-Jean bayramında, anız yakılırken kediler de fıçılara ya da torbalara konarak ateşe atılıyordu. 218 Torba ya da fıçı parçalandıktan sonra kaçışan tutuşmuş kediler taşlanarak veya sopalarla dövülerek öldürülüyordu. 1630'larda, Paris'teki Greve Meydanı'nda vahşi bir kalabalık, yüzlerce kediyi yakacakken, taht'a çıkmaya hazırlanan XIII. Louis, babası IV. Henry'i rica minnet ikna etmiş ve kralın emriyle kediler yakılmaktan kurtulmuştu. İşte bu işkence ve katliamlardan, bilhassa kara kedilere odaklanan nefretten sonra, tümüyle siyah olan kediler ortadan kalktı." Zamanla, Ruhiye Hanım'dan kediler hakkında çok şey öğrendim: Abdullah bin Sahr adlı sahabe, kedileri çok severmiş. Birgün, cübbesinin cebinde yavru bir kediyle dolaşırken görülmüş. Bunun üzerine, arkadaşları onu "Ebu Hureyre" [Kediciklerin Babası] diye çağırır olmuşlar. Peygamberimizin de kedileri varmış. Gözdesi olan kedinin adı Müezza'ymış. Müezza, karamel renginde, kısa tüylü bir Habeş kedisiymiş. Allah'ın Elçisi, camiye gideceği bir vakit, hırkasının üzerinde uyuyan Müezza'yı rahatsız etmemek için, hırkanın bir kolunu sessizce kesmiş.

47

Kadarif te cenaze arabası şoförlüğü yaptım. nereden bulmuşsa. baldırlarıma. Melankoli. Gıcırbey sırtını duvara yaslayıp. Bir beysbol sopası kafama indiğinde. kalıcı felç gelir" demişti. hem de onlarla gurur duyuyorum. bu gece burada olacakları nasıl sezdiğini düşündüm. Tıp fakültesine gitmemde de. Lukana Lamppon'un dolar yeşili gözlerinin muhasebesiy-le meşguldüm. Limuzine doluşup kayboldular. Müsabaka bitti. Lukana. 1996'nm Nisan ayında onu ziyarete gitmiştim. Kızın nerede olduğunu bilmiyordu. uzun favorili ve bıyıklı bir adamla birlikte sokağa girdi. Peygamber'in sohbetlerinde en çok bulunan. Şaha det parmağını öpüp kıza zafer işareti yolladı. kırılması imkansız bir rekora imza atan Ebu Hureyre.Peygamber'i her fırsatta ziyaret eden ve ondan 5374 hadis rivayet ederek. Bana "Kong gibi" oynadığımı söylemişti. Yol ile merdivenlerin kesiştiği bir yerde arabayı durdurdum. Güzelliği. Şebnem'den haber alamıyordu. birkaç sene evvel Hasan Amcamın evinin bahçesindeki 48 . sentetik kürkler. kıçıyla ceviz kırabilen. katlanılır gibi değildi. Onu "Şimdi de huzurları220 nızda. 11 Eylül 2001 Salı günü istanbul'daydım ve bütün televizyonlarda ikiz Kuleler'e yolcu uçaklarıyla yapılan saldırının görüntüleri yayınlanıyordu. arabesk bir şarkının videoklibini andırıyordu. Arabada benimle oturabileceği halde. Uzun boyluydu. pingpong değil de satranç oynuyor sanırdınız. Simsiyah bir dumanın içinde çırpmıyordum. bacağında ormancı pantolonu. kurşuna dizilmiş gibi yere çöktü.. elinde şarap şişesi. polisleri bile mateme sürüklüyordu. Düşünüyorum da. Dizlerimin üzerine devrildim. cehenneme tayini çıkmış bir melek gibiydi. Şebnem Şibumi ile ihanet dansında ona eşlik eden sente tik kavalye nazikçe vedalaştılar. kazanacağına kimsenin ihtimal vermemesiydi. İri olduğum ve sert oynayarak elini kanattığım için beni King Kong'a benzetiyor sanmıştım. Ve onu yendim. Gözünde. Gıcırbey'in Chevrolet'yle yaklaştığım duydum. Hıyarağası basamaklarda tazı gibi sekiyordu. daha önce provası yapılmış gibi cereyan etmişti. Belli ki. rutubetli bir ceket. >\<> Kanla gargara [Abdülcabbar Turabi] Son tahlilde bütün aşklar karşılıksızdır. İnsanda onları derhal gebertme isteği uyanıyordu. ] Loş ve kalabalık kulübün en uzak köşelerinden Lukana'yı seçebiliyordum. Ucuna iflas bayrağı takılı mızrak gövdeme saplanmıştı. adam geldikleri yönden geri giderek sokağın ucundan kıvrıldı. Sebepsiz somurtuşun ardından. O kadar sevinçli ve hoşnut görünüyorlardı ki. Hartum'daki Hasan Amcamın gözlüğünün aynısı. büyük caminin yanında buluşuruz" deyip fırladım. [TAHA BİN TALHA. ülkede kuraklık baş gösterdi. Taklit kıyafetler. fakat otomatik silahlarla yaygınlaşan katil şımarıklığı ile başedemeyeceğini söylerdi. Bu dehşetengiz olayın sorumlusu ekranda belirince hayretler içinde kaldım. Aşka inanmıyordu. Mu-hamrned zaten kedi besliyordu. bahçe kapısından girdi. Hz. Kendisi Fransa'da ve İngiltere'de öğrenim görmüş bir hukukçudur. 222 Şebnem Şibumi'yi öpen iblis. o da pat diye şeriat getirdi. Halbuki. ayağında piyade botu. Hal hatır soranlara. elmanın kabuğunu bile emerek çıkarabilen. Müezza'ya ve Peygamber'e arkadaşlık eden türdeşlerime hem imreniyorum. boynunda ressam kaşkolü. Rakibiyse yenilmekteydi fakat gayet neşeliydi. Bahçenin şampiyonunu maça davet ettim. kısa saçlı. bir keresinde bana "Surat asmayı bırak. 1996'dan sonra Arap zamkı işine girdi. Çünkü bu adam. Vıcık vıcık yumruklarım ağırlaşmış. [Bunlar. evsiz dilenciler gibi giyinmişti: Eprimiş bir hırka. 1995'te Dünya Masa Tenisi Şampiyonu olan Çinli Linghui Kong'dan bahsediyordu. Hasan Amcam. yere yapışmıştı. Şeytanın don değiştirdiği bir gece kulübünde dansçıydı. Yolu perdeleyen karanlıktan. Bana karnaval ucubesiymişim gibi davrandı. şakayla "Yolcuları sağ salim cennete ulaştırmaya çalışıyorum" derdim. Gıcırbey'e "Ben herifi yakalayayım. t-reks sürüsü gibi aniden dönüp onun tepesine üşüştüler. Ve kızı öpüyor. Gülüyorlar mı. O esnada. Hasan Amcamın çok iyi kalpli ve bilgili olduğunu. sürekli yanında kedilerle dolaşıyordu. elindeki şişeyi bırakıp bana doğru koşarken arabayı çalıştırdım. Taylandlı fıstık Lukana Lamppon! Çamaşırı öyle küçük ki. Gecenin zemininde ayak sesleri yankılanıyordu. Başında gangster kasketi. Gıcırbey'in. can çekişmekte olan. sürekli hatıra fotoğrafı çektiriyormuş gibi gülümser. Biz ise arabayla mecburen tepenin etrafını dolanıyorduk. Kong'un özelliği. 1983'te General Cafer el-Nimeriri. Tam arabaya bineceği sırada. dünya bu yıl güneş etrafındaki turunu ben-siz tamamlayacak diye düşündüm. gök gürültüsü gibi infazlar ve askerî darbelerle yeniden düzenleniyordu. Şebnem Şibumi'nin söylediği her kelimeyi işitiyorum: "Mutlu musun canım?" "Olmak üzereyim" diyor aşağılık mahluk. Milyonlarca ceset. tartaklanmak böyle bir şeydi. Kediler. amcam Hasan Turabi'ye ülkemizin hukuk sistemini emanet edince. Demek. Pingpongculardan biri. Sahne. Neyi kastettiğini geç anladım. Güneşi görebilmek için el fenerine ihtiyaç duymazsınız. Hasan Amcam da tebessümünü bir sağa bir sola yöneltiyordu. karnıma durmadan vuruyorlardı. Kusursuz Hüsran] Şebnem Şibumi'nin oturduğu sokağın basındaydık. Yüzüne bakınca. ona en çok kulak veren. Liseyi bitirdikten sonraki birkaç ay. imitasyon mücevherler içinde sahici bir dilberdi. assolisti ensesinden yakalayıp kaldırdım ve kaportaya çarptım. Hasan Amcam aslında dedemin üvey ağabeylerinden birinin oğlu. Evinin bahçesinde iki adam pingpong oynuyordu. Kız. Ben o akşam için kiraladığımız 1970 model siyah bir Chevrolet Camaro'nun içinde bekliyordum. biri dan gözlerinin oyulacağı. Gıcırbey. Lukana Lamppon'la bir kerecik olsun böyle cıvıl cıvıl gezip tozamıştım. nefes mi alıyorlar anlaşılmıyordu. benim içimde de utanç ve kederin dehlediği Arap atları yarışıyor. Caddeye çıktığında ona epey yaklaşmıştım. Hasan Amcamın asla tasvip etmeyeceği bir manzara daha. Belime. bir yudum birayla yutabilirsiniz!" diye anons eden sunucuyu erkekler tuvaletinde kıstırıp sille tokat klozete tıkmıştım. Cinai bir görenek halinde sürüp giden iç savaş ve çatışmalar. bahçelerde ve bilumum hoşbeş mekanlarında insanlara yakın olduklarına göre. Soytarı da öyle. kıvırcık sakallı ve otuzbeş-kırk yaş-larmdaydı. İşte. Ölü taklidi yapan yaralı gibi nefesimi tuttum. bir limuzin timsah gibi burnunu uzattı. Gazı kökledim. Ona âşık olmak. yani başı göğsümün hizasmday-dı. Araba. İstanbul'a gelmemde de onun tavsiye ve telkinlerinin payı var. tam yanı başımda dikildiler. türünün son temsilcisi bir yırtıcı gibi çığlık attı. Gıcırbey moleküllerine ayrılırken. Gıcırbey'de fazla oyalanmadılar: Bana attıkları dayağı ona özetlediler. Heyecanlanmıştım. cehennemde çakmaklara gaz doldurmak gibi bir şeydi.. Babanı pamuk ticaretiyle uğraşıyordu. yokuşları sahile bağlayan merdivenli sokaklardan iniyordu. Kız ile herif. şeriatın tadını kaçırmıştı. Kanım. suratıma. Şeriatın ardından. Şebnem Şibumi. başımdan aşağı çizgiler halinde akıyordu. develerden ve köpeklerden farklı olarak ev içlerinde. Hasan Amcamın katiyen onaylamayacağı olaylardı. Her şey. buruşuk bir palto. Evine doğru yürüyen pretJ ses dönüp dönüp arkasına bakıyordu. dilenci kılığına bürünüp faciayı daha net görebileceği bir yerde dikilmeyi seçmişti. evham ve hüsran altıncı hissi güçlendiriyordu. Arabadan bir düzine fedai saçıldı. dünya gözüyle onu en çok gören hayvan kedi olsa gerek. aklının ucundan bile geçmiyoi m du. Sırılsıklam olmuştum. dehşet. Sopalar. Sokakta volta atan Mün-tekim Gıcırbey. Lukana.

kim den intikam almak istiyorsunuz?" Adam "Size ilk ağızda sırlarımı söylememi beklemeyin Ji: Mesajda 'Riski biz üstlenelim' yazmışsınız. Önce anneme rastlamıştım. haberi sunarken ağlamıştı. Ömründe ilk kez kar yağışı gören Abdülcabbar. Bu. Üsküdar Iskelesi'nin karşısındaki telefon kulübelerinden birini izliyordum. "çok iyi yazıyor. Onun da sol yanağında ve kaşında dikişler vardı. "Roman okuduğunu bilmiyordum?" dedim. "Dünyanın en çok aranan teröristi"ne pingpong dersi vermiştim. Acaba AŞKartlar üç yıl boyunca geçerli olacak mıydı? Belki de bakanlık feshedilirdi? Eve vardığımızda arabayı park ettim. rol icabı peyda olarak Boğaziçi Köprüsü'nden Sultanahmet Camii'ne uzanan pembe bir tül örtmüştü.. Mikail'in testeresiyle kesilmiş. Bense doğduğuma çok pişmanım. "sizin için ne yapabilirim?" Sağa sola bakındı. Ben de kısa Camel paketinden bir sigara çekip ateşledim. "Alper Cangüz'e bayılıyorum" dedi. insanı aptallaştırıyor. İnsanın.pingpong maçında yendiğim kişiydi: Usame bin Ladin! Mağlup pingpongcunun 1993'te de New York'taki Dünya Ticaret Merkezi'ne [bombalı araç yerleştirerek] saldırdığını." "Tamam. "Üstelik kendi sesinizle bile konuşmuyorsunuz? Bunun bir telefon şakası olmadığını nereden bileceğim?" Aslında. sonra konuşmamız sırasında bir adam vurulmuştu. Şaşırmıştım: "Cinayet işlemiyoruz maalesef. Sonunda o kayboldu. aynı yılın 7 Ağustosu'nda Nairobi [Kenya] ve Ta-les Selam'daki [Tanzanya] ABD elçiliklerini bombaladığını. Kafamı güçbe-la çevirip Gıcırbey'e baktım. Abdülcabbar'm ayna karşısında kendi yüzüne dikiş atmış bir doktor olduğuna inanmak zordu. "Kollarında ya da yüzünde bir uyuşma filan?" "Yooo?" "Miden bulanıyor mu?" "Hayır? Niye soruyorsun?" "Beyin kanaması geçirmediğinden emin olmaya çalışıyoGözlem yapıp tahmin yumurtlayan robot Pikabımın şoför koltuğundan. Kesinlikle oydu. Barska marka dürbünümle Beşiktaş'ta. Kendisi diplomatik pasaporta sahipti. kulübenin numarasını tuşladım. İkimiz ayrı bataklıklarda boğuluyorduk: Birbirimize yüzme öğretmemiz imkansızdı. Acı. Aslında kellelerini masamda dizili görmeyi arzuladığım birkaç kişi var. Lukana'ya da olan olmuştu. Gri paltom bir adam kulübeye girdi. Sürüne sürüne Chevrolet'ye ulaştık. işin tuhafı. başınızı en çok derde sokan kişiyi kastediyorum. Şoför koltuğundaydım. bütün televizyon kanallarında. yediğimiz müthiş dayaktan sonra birbi-rimize kardeş gibi benziyorduk. Köprüyü geçitken sonra "Aşkı öldüremezler!" yazılı bir pankart gözüme ilişti. Okuya okuya apartmanın merdivenlerini çıkıyordum. Sesinde merak ve birazcık endişe vardı: "Telefonu suratınıza kapatıp gidersem ne olacak?" Kesin bir ifadeyle "Hiç" dedim." "Başını öne arkaya oynatır mısın?" Gıcırbey "Böyle mi?" diyerek hareketleri yaparken göz ucuyla takip ettim. bakanlığın." Tanıdığım kadarıyla alaycı biri değildi. yakınlarını daha iyi tanıması için bazen onlardan uzaklaşması gerekiyor." Gıcırbey'le ikimiz. Çok iyi Arapça konuşuyordu. Yüzümün sağ tarafı hâlâ kebap gibiydi. "onu Fransa'ya ben teslim etmedim. İçtenlik." Ve yol boyunca kitaptan başını kaldırmadı.. Arabayı çalıştırdım. kar tanelerini yakalamaya çalışıyordu. Mogadişu'da onsekiz ABD askerini öldürdüğünü ve L998 j}\ Ağustosu'nda Nairobi'deki ABD elçiliğini bir kez daha bombaladığını öğrendim. Güldükçe. Bu sesi tanıyordum." Konuşmamız bu minval üzere sürüp gitti. Tibet'te bir manastırda çile doldurduğunu duymuştum. Bir Türk gazetesinde. Makaraları koyverdik." Bir zamanlar aynı takım elbiselerden giyip langırt oynadığın birine yalan söyleyemezsin. Yazarı. "Haklısınız. ağzımda biriken kanla gargara yapıyordum. İşi profesyonelliğe vurdum: "İntikam almak istediğiniz biri yoksa. birbirimizin vaktini boşa harcamayalım. Sesimi değiştiren cihazı ağzıma tutarak sordum: "Ne için.. onu daha da agresif yapmıştı. Yılların onu değiştirdiğini düşündüm. Yokuş aşağı gitmeye başladık. Lübnanlı bir sevgilisi vardı. Hasan Amcamın gözlüğünün camları kırılmış. Çocuklar gibi. lapa lapa yağan karın içinden geçip caddeye çıktı ve aniden duran bir taksi onu adeta yuttu. onunla yapılmış bir röportaja rastlayınca apışıp kaldım. Kadın spikerlerden biri. Müstehzi bir edayla konuştu: "Yüreğime su serptiniz. Yüzünde bıçak gibi keskin bir gülümseme vardı. Eski dostum. Beni gülme tuttu. Röportajda "Çakal Carlos günahımı alıyor. "Pekala" dedim. ansızın yanımda bitiverdi. En iyi arkadaş derken. ben onun için doğmuşum gibi. 224 Gülme faslı bitince sordum: "Başın ağrıyor mu?" "Dalga mı geçiyorsun? Tabii ki ağrıyor." Birkaç kişi ha? Yılların onu tahmin ettiğimden de fazla de226 ğiştirdiğini anladım. dilediğini unuttuğun bir dileğin aniden gerçekleşmesi gibiydi. iştahsız bir güneş. En son. Ne düşündüğünü anlamak imkansızdı. Alper Ca-nıgüz. Birinci sayfa tümüyle Gönül işleri Bakanlığı Katliamı'na ayrılmıştı. Daha demin sopayla tepeme vurdular!" "Onu kastetmedim. Carlos'u esaslı bir ahbap olarak görüyorum. Abdülcabbar'a "Birazdan geliyorum" deyip bir gazete satın aldım. Gözlem yapıp tahmin yumurtlayan robot gibiyim. Lukana "Herkesin bildiği sırrı saklamak sana düşüyor Abdülcabbar" demişti. Baş ağrın var mı?" "Biraz. yediği esaslı bir tekmeyle 49 . Dün. Bizzat kendisiyle karşılaşsam. Gönül İşleri Bakanlığı Heyeti'nin komple katledildiği haber veriliyordu. o derece afallamaz -dım.. Kitabında bana dair yazdıkları doğru değil. benim için son günlerde bu konuşmalar zalim şakalara dönüşmüştü. şimdi de uzun zamandır görüşmediğim eski dostum Fu hattın öbür ucunda. Dürbünü bırakıp cep telefonumu çıkardım." diyordu. Bir ara gözden kaybolan Abdülcabbar. "Şu anda beni görüyor musunuz?" Onu özlediğimi fark ettim. Hasan Amcamın kitaplarının Türkçe nüshalarını görünce göğsüm kabarmıştı. "Evet. Ölüm döşeğinde kahkaha atan deliler gibiydik. Güzelliği ona kraliçe unvanıyla birlikte kölelik getirmişti. telefonu kapattıktan sonra bir sigara yakarak. kimden intikam almak istediğini öğrenemedim. Fu'-nun ne için. Kar. otuziki dişinden otuziki mahalleye yayılan sırıtışıyla meydanda yürüyüşe çıkmıştı. çerçevesi ya-mulmuştu. Yine de Lukana benim için yaratılmış gibi geliyordu. Lisedeyken en iyi arkadaşımdı. 300 metre kadar ötemdeydi. Fakat hiç görmediğim birine düşmanlarımdan söz etmekle asıl riske ben girmiş olmaz mıyım?" dedi.. Pingpong mağlubiyeti. Manşette. sahtelikten daha güvenilmez ve endişe vericiydi." derken dürbünü tekrar gözlerime götürdüm. "Neredeydin Doktor?" "Bunu aldım" diyerek elindeki küçük poşetten çıkardığı kitabı gösterdi: Gizliajans diye bir roman.. Gıcırbey de ben de darmadağın olmuştuk.

" "A-a! Fuat? Ne güzel sürpriz" dedim. sımsıkı kilitlendiği kitabının üzerinden bana bakınca. Bu rüküş dangalağın ihmalktl 227 lığı olmasaymış 'korkunç olay' önlenebilirmiş. Senin zarar görmeni istemiyorum." Telefonu kapattım. Fakat ben araştırdım. Sesimizi duyan Abdülcabbar. Korkarım sen de hedeftesin Gıcırbey.. ölü değildir.. Tepeleme intikam dolu bir tabağa yumulmak üzere olan. hepsi bu." )}>\ "Evet." 228 "Öyle mi?!" deyip daire kapısına yürüdüm ve apartman kapısını açan düğmeye bastım. Fotoğraftaki cani. Atını denize koşturan Fatih Sultan Mehmet komutasındaki Osmanlı ordusu. Güvenlik kameralarındaki kayıtlarda birtakım maskeli adamlar görünüyor. dün Gö nül İşleri Bakanlığı Heyeti katledildi. Gönül İşleri Bakanlığı'nda çalışıyordu! Gazeteyi aniden alev almış gibi bırakıp ayaklandım. Sigarasını emdi: "Katillerin lideri. bakanlığın basın müşaviriyim. Şeb-nem'e âşık olması ihtimali tüylerimi diken diken etmişti.. ev biraz dağınık" deyip Fu'yu salona buyur ettim. Gangster yani.. gülerek arkadaşıma sarıldım: "Hoş geldin Fu! Eskisinden de hızlısın!" "Hoş bulduk" derken suratımdaki mor tümseğe dikkat kesilmişti. fakat benim yerimde kim olsa onun sözlerini ciddiye almazdı. Bildiğim bir şey varsa. Abdülcabbar'la tokalaşırken. Katliamı yönetenin Hayati Tehlike 230 olduğuna dair delil yok. Edmund Hil-lary ve 50 . Şebnem için tam yirmiiki kişiyi vurdu?" "Özel Kalem Müdürü Ezel Zelzele'yi de onun öldürdüğünü düşünüyorum." Gülümserken.. alnından vurulmuş bir erkek cesedi görüntüsünün altından "Gönül İşleri Bakanlığı Özel Kalem Müdürü Ezel Zelzele suikaste uğradı" yazısı geçiyordu. Benim kitabımda can almak yazmıyordu. Bakanlığın kökünü kurutmaya kararlı görünüyor." Abdülcabbar. ne var ne yok. Bakanlık Heyeti'nin intikamını almak istiyorum. Hayati Tehlike hapse girip ense yapacak öyle mi? Buna izin vermeyeceğim. Otuz saniye içinde etraftaki öteberiyi alelacele toplarken Hürriyet gazetesini kitaplann arasına gizleyerek ortadan kaldırdım. "Görüşmemiz lazım. Ve cinayetin kusursuzluğu. İkimiz de. "Kusura bakma. [WILLIAM FAULKNER. tek kelime etmeden olay yerinden adeta kaçmışmış. Kafa kopunca tıraş biter Başka birinin sevgilisini öldürmek. Önce annemgile uğramış. kellesi kopmuş bir adam. bana niye geldin Fu?" "Hayati Tehlike'nin gebermesini istiyorum da ondan..havalanmış olan Ezel Zelzele adındaki özel kalcın müdürünün fotoğrafı vardı. işgal altındaki Paris'te yaşayan tüm Yahudilerin sol göğüslerine sarı yıldız takmalarım emretmişti [1942]. Mecburdum. geçmemiştir bile. Bildiğim bir şey varsa. Fu karşımday-dı." "Yani?. Beni öldürmeye kalkışan herif de konuştu. beyin cerrahı kendini ameliyat edemez. Abdülcabbar. bir koşu çay suyu koydum. Yine de sordum: "Kimsiniz?" "Ben Fuat Tufa. Ne diyorsun?" Şimdiye dek intikam işlerinde hiç adam öldürmemiştim. gemileri karadan Halic'e sürüklüyordu [1453]. Fazlasıyla gözü-kara olduğu söyleniyor. Hayati Tehlike adında biri. "o namussuzu cehenneme yollayalım!" Bildiğim bir şey varsa. Dilersen bir müddet saklanırsın ya da bana katılırsın. çayı demlemek üzere mutfağa gitmesiyle oda bir anda genişledi. Evimin adresini oradan almış.. yana-ğındaki ve kaşmdaki dikişler geriliyordu. Şebnem Şibumi'yi benden çalan aşağılık yaratığın ta kendisiydi! Abdülcabbar'la beni hastanelik eden limuzin çetesinin elebaşısı! "Bakanlık Heyeti'ni neden öldürmüş?" diye sordum. kendi sevgilinizi öldürmekten çok daha kolaydır. Sokak ortasında sırtüstü yatan." filan diyordu. yolda karşılaştığı hastasının yüzünü hatırlamaya çalışan jinekolog gibi bakıyorduk. bahriyeli saçı..." "Eee?" Paltosunun içinden çıkardığı ikiye katlı dosyadaki fotoğrafı göstererek "îşte bu adam" dedi." "Neredesin tam olarak?" "Oturduğun apartmanın önündeyim. Herifçioğlu.. sakalını tıraş edemez." "Birine mi aşıkmış?" Kuduruk mandıra köpeğinin. ördek kendini pişiremez... görüşelim. ne iş yapıyor?" Fu çayından bir yudum aldı: "Meşhur mafya babası Atom Bombacıyan’ın has adamı. dalgıç gözleri ve sörfçü burnunu birarada tutan bir amiral kafası taşıyordu. Omuzlarının üzerinde. Şebnem'i benden kaçıran haydudu bir an önce mıhlamak için yanıp tutuşuyordum. Üstüme saldığı iki adamı da hakladım. Fu'ya sigara ikram ettim ve karşısına oturdum: "Anlat. "Kaçıncı kattasın?" "İki. jii ıiAinaı§ • Uzay gemisi şeklindeki bulutların altında Geçmiş. niçin polise her şeyi anlatmıyorsun Allah aşkına. Fakat. balıkçı sakalı. katilleri neden tutuklamıyor?" "Çünkü bilmiyorlar. Scarface'deki Tony Montana gibi. Adolf Hitler. kıtlıktan çıkmış birinin iştahıyla "Tamam" dedim. çölde rastlaşmış gibi şaşkındık." "Peki polis. tropikal tebessümü yavaşça silindi: "Ne oldu patron?" "Hiiiç" derken gözlerim sesi kısık televizyona takıldı. Ben iki kere saldırıya uğradım." "O nerede peki. Fu. katilin mükemmelliğine bakar. Demek eski dostum. Hepimiz üç-beş yaş gençleştik!" "Ben.." "Şebnem Şibumi. [STEPHEN KING] Telefonum çaldığında geceyarısıydı: "Evet?" "Müntekim Gıcırbey'le mi konuşuyorum?" Arayan Fu'ydu." "Kim bu Hayati Tehlike. verdiği beyanatta "Fuat [Tufa] Bey bana Güney Afrika'dan telefon etmişti. Abdülcabbar'ın. zihinsel bir hıçkırığa yakalanmış gibi görünen Fu'nun ağzı açık kalmıştı." "Hayırdır? Türkiye'de misin?" "Evet. "senin de tanıdığın bir kıza." "Hımmm?" Kaşlarımı kaldırıp alnımı kırıştırdım. Şüpheliler listesindeki isimleri tek tek eledim." dedim ve içimden ekledim: "Onların ölümüyle ülke nüfusunun yaş ortalaması epey düştü. Ne zaman?" "Şimdi. 1897-1962] Müntekim Gıcırbey'le 29 Mayıs günü tanıştım. Propaganda Bakanı Joseph Goebbels'in tavsiyesiyle. herşey yolunda mı?" Ormanda birbirimizi kaybedip. çay tepsisini sehpaya bırakıp aramıza katıldı. kapıyı açtım. "Sanırım aşkı onaylanmadığı için. elinden düşürmediği romanla odasından çıkageldi: "Merhaba. Acı haber getirenlere özgü sıkıntıyla gözlerime bakarak "Evet" dedi. kanlı ellerle piyanosunun başına geçen bir müzisyen gibi tatlı tatlı anlatmaya başladı: "Duymuşsundur." "Pekala olur. Okuduklarım beni afallatmıştı. Yedi senelik ayrılığın üstüne. Basın Müşaviri Fuat Atıf Tufa. "Demek.

Çocuk aynı hareketleri ve sözleri tekrarladı: "Heebe.. Büyümek.. kardeşini taklit ediyormuş!. Gidip yanma iliştim. Namık Mıknatıs'ınkine benzemesinden çekiniyordum.Tenzing Norgay. Ankara Kara Harp Okulu binasındaki hücresinin penceresinden atlayarak şüpheli bir biçimde intihar etmiş. Tensel cazibeyi ve erotik merakları. Başdöndürücü aşk mektupları yazıyordu." Bilmediğim şey ise. Ritty'nin yazarkasayı icat edişinin [1879] yıldönümünde. sizi de kandırabilir. Ye-niyetme erkek çocukları bilirsiniz. zombi-lerin. Sonra da iyi akşamlar diledi ve lambasına geri dönen cin gibi arabaya binip uzaklaştı. Sık sık buluşur olmuştuk. bana zaten bildiğim bir şey söyledi: "Seni seviyorum Şebnem. "Polisin kafası havuza. Bir yandan esrarengiz. Fakat Müntekim bana sürekli eposta gönderiyordu. Bugünün doğruları. Donakal-mıştım. 18. Enver yine karşıma çıktı: "Hanımefendi. Çocuk hâlâ "Heebe. Eve vardığımda. Pinokyo'nun ağzında. beş Türk yanarak ölmüştü [1993]. birçok sahnesine bakamadığım vahşet dolu filmleri tercih ediyorum. uzay gemisi şeklindeki bulutlara bakarak yürürken. kurtadamların desteğine şiddetle ihtiyacım vardı.] ulaşmışlardı [1953]. Bir alışveriş merkezinde dolaşıyordum. Cep telefonu hattımı iptal ettirdim. Kafasız polis sendeliyor.. olgunluk imtihanıydı. Küçükken menenjite yakalanmış. fotoğraf makinesini bana verdi ve arkasına sakladığı diğer elindeki Pinokyo kuklasını yanağına dayayıp gülümsedi. Müntekim biraz mahcup görünüyordu. Teşekkür etti: "Ben Enver. henüz Müntekim'le çıkarken. Yüzüme bile bakmadı. saygıdeğer bayan" dedi. annesi de yüzüme bir tuhaf bakıyorlardı. O kadar bekleyemezdim. Beyinsizlik onu kahrediyor anlaşılan. "Yanılıyorsun Şebnem. şapkası kıyıya düştü. Erkekler. boyum uzuyor. Hasbelkader bir tanesini izlesem. Namık Bey'in. Adımı söyleyene dek mavi gözleriyle beni süzdü. Gözlerimi açmaya cesaretim yoktu. Beni görünce çocuğun yüzü aydınlandı." Korku filmleri yüreğimi ağzıma getirir.r. fakat Namık Mıknatıs'ı tüm dünyaya rezil etmeyi başardı. Pakistan'ın doğusunda çıkan kasırgada ölen 10 bin kişinin cesetleri etrafa saçılmıştı [1963]. pekala yarının yalanları şekline girebilir. Beni ailesiyle tanıştırmak istediğini söyledi. Üniforması kan içinde. Müntekim. Bir kaidenin üzerinde hiç kıpırdamadan duran canlı heykelin yanma geçti. Daha da kötü olacağını nereden bilebilirdim?. bir yandan da açıkçası sıradandı. sakin ol" dedi. Yine de. Galapagos Adaları'ndan birine yerleştiği söyleniyor." İlginç biriydi.. Leonardo Da Vinci'ye Lisa Gerardini'nin tablosu -Mona Lisa. yapma yavrum. Namık Mıknatıs. Enver Paşa arabadan başını uzattı ve "Şebnem! Bir fotoğrafımızı çeker misin?" diye seslendi. teknoloji fuarının açılış konuşmasını yaparken düştüğü durum. Enteresan ve çekici bir adamdı. meraktan geberiyordum. resmî makamlara bildirmişti! Dehşete kapıldım. düzgün bir bıyığı vardı. Bir korku filmi afişi görsem. önce bana değil..ı 0'> 279 _ __ 44" 24 Kasım'da. lütfen beni bir daha arama" diyemedim. Godzil-la şahidim olacaktı sanki. Pinokyo. Everest'in zirvesine [8 bin 850 m. iki katlı bir eve vardık. Kupon karşılığı aşk 1 Aralık. Askerî darbeden sonra tutuklanan İçişleri Bakanı Namık Gedik. "Ben de Dilara Dilemma. Zeki biriydi. Sağ elinin işaretparmağmı sol bileğinin üstüne vurarak "Heebe. somurtkan ve kayıtsız olurlar. kadınlarla ilişkilerinde bazen akıl almaz biçimde atılganlaşırlar. kaldırımda yatıyordu [1960]. Arabadan indi. Favorileri uzundu. Sarıyer'in yukarılarında. Müntekim beni her gün anyordu. İlk birkaçından sonra iletileri okumadan silmeye başladım. 2 Kasım'da [1914'te Rusya'nın Osmanlı Imparatorluğu'na savaş ilan ettiği gün]. Gülizar Hanım "Cevher... kabul ettim. elinde fotoğraf makinesiyle yanıma yaklaştı: "Hanımefendi.. benden bin beter hale düşmüştü. Akıbetimin. korku filmlerine derin bir hayranlık besledim. Meğerse. Beklemediğim bir biçimde. Cevher "Heebe. başım göğe eriyordu. Elimde Pinokyo'yla kalakalmıştım. Yani benimle ilgili hislerini. Ben de çektim. Gülmeye başladım. Barbaros Hayrettin Paşa heykelinin yanında poz verdi. maymun gibiler.. 4 Kasım'da yani James J. Ona doğrudan doğruya "Aramızda her şey bitti. İntikam bir denge kurmanın ötesine geçti mi. Almanya'nın Solingen kentinde Türklerin yaşadığı bir apartman Neonaziler tarafından kundaklanmış. Eııvrı l'. Vampir ormana doğru koşmaya başladı. 23ü Nasıl yaptı bilmiyorum. yokuştaki merdivenleri dikey olarak kesen yolda bir otomobil durdu. hiyye sea uhevua?" 236 Dirseğimle çocuğu dürtüp Müntekim'e sordum: "Ne bu.. Enver kulağıma eğilmiş "Vampir şimdi de baltayla polisin kafasını uçurdu" diyordu. Kendini kandırmayı başarmış birinin sözleri. üçü çocuk. Vampir şapkayı aldı. Enver Paşa'yla tekrar karşılaşacak mıyım diye meraklanıyordum. İntihar edeceğini sandım. Fotoğrafı çekerken "Pinokyo yalanın sembolüdür" dedim. açtım baktım bir not: 238 "Tarihe gömülmeden önce haberleşelim. Cevher'in hareketleri düzelmiyordu. Korku filmleri birer dayanıklılık testi. Müntekim'le geze toza beş-altı ay geçirdik. beni cezbediyordu. Müntekim de tanıştığımız gün aynı oyunu oynamıştı. Salona geçtik: Onikionüç yaşlarında bir çocuk kanepeye oturmuş televizyon seyrediyordu. Kim bilir aklından ne geçiyor? Ben bu vampirleri anlamıyorum. Enver Paşa" diyerek elini uzattı. İşten çıkardığı 1100 kişinin sıkıntısının toplamından daha berbat bir haldeydi. Müntekim'in annesi Gülizar Hanım zarif bir kadındı. Hiç 51 .. Genellikle korkumuz tehlikeden fazladır. Cevher'i kucaklayıp götürdü. onun Gönül İşleri Bakanlığı'na başvurup bir AŞKart aldığıydı. Çocukluğum boyunca. 22 Kasım'da. İnzivaya çekildi. bu olay beni irkiltti. 29 Mayıs günü. Gelinlik giydiğimde Frankenstein nikahımı kıyacak. "Heykel yok mu?" diye sordum. Hollandalı Filozof Baruch Spinoza'ımı do ğum gününde [1632] Enver Paşa'ya telefon ettim. hiyye sea uhevua?" derken ciddiydi! Gülizar Hanım. hiyye sea uhevua?" dedi. Akşamüzeri eve dönerken. Barbaros Hayrettin Paşa ile bendenizi fotoğraflar mısınız?" Komikti. Enver. "o romanı ben de okudum. güzelleşmek için vampirlerin. Cevher yirmiiki yaşındaymış. sizin aile numaranız mı?" Müntekim de. Zirvedeki bir adamın bir anda lağım okyanusunun dibine yuvarlanması. Ben de vizörden bakıp deklanşöre bastım. rulo halinde katlanmış bir kağıt olduğunu fark ettim. Bundan hiç bahsetmemişti.. '18 yaşından küçüklere sakıncalı' bu filmler." Gülümseyerek "Kesinlikle yalan söylüyorsunuz. Enver'le tanışmıştık. sonsuzluğa meydan okuyacak bir aşk zannederler. ben de hangi akla hizmet bilmiyorum. Ellerimle yüzümü kapamıştım. Büyüklerin benden ve akranlarımdan yasal düzenlemelerle gizledikleri 'korkunç gerçekler' işte bu filmlerdeydi. Beraber gezip tozuyorduk. yani dünyanın ilk sinema salonunun Paris'te açıldığı gündü [1906].ısmar-lanmıştı] Beşiktaş'ta. bahanesi hazır bir acımasızlığa dönüşür. insan olma çabasını temsil eder" deyip kuklayı bana uzattı. lütfen bir 237 fotoğrafımızı çeker misiniz?" Fotoğraf makinesini gayri ihtiyari aldım. sağa sola ateş ediyor. hiyye sea uhevua?" diyor ve saati öğrenmeye çalışıyordu. Müntekim'le bir daha görüşmemeye karar verdim. Havuzdaki kafa vampire öfkeyle bakıyor. Devrisi gün [1507'nin 3 Kasım'mda.

Meraklanmışüm. Bruce Lee'nin gerçek adı" dediğimde Enver irkildi sanki. "Yanılıyorsun. Yine de. yavaşlığa bağlıdır: Ağaçlan keserken ormanı korumak gerekir. 240 "Yani beni sevmiyorsun. Stephan Kilisesi ile mezarlık arasındaki son yolculuğunda kaybolmuştur! Hava. Durmadan konuşuyordu. Sahip olmadığınız niteliklerle sizi övenler. köhne bir sinemada. Ayrıca onun saldırganlığı andıran teslimiyetinden rahatsızlık duyuyordum. 52 . Wolfgang Amadeus Mozart'ın nerede gömülü olduğu belli değildir. kardanadamları bile üşütecek kadar soğuktur ve tipiden göz gözü görmemektedir. Ve bir mezar taşının tepesinde güneşlenen kertenkele gibi objektifleşirsin. otomatikman kazdıkları çukura sahipsiz kalmış büyük besteciyi atıverirler. Aşk uzlaşmaya. Keçi yutmuş boa yılanı kadar enerjikti. ısınabilmek için 242 dörtnala koşarlar. birbirlerini ve Mozart'ı göremezler. ne de kural koyuyordu. Kağıtlara yatay ve dikey çizgiler çekerek eşit büyüklükte kareler çizdi.." 241 Kurşungeçırmez yorgan Hassasiyet pahalıya mal olur.. tararlar Mozart'ın mezarını bulamazlar. kare şeklinde küçük bir kağıt bırakıyorum. Kesme işlemini tamamlayınca "Şimdi bu kuponları al lütfen" dedi. Karanlık salonda onunlayken kendimi güvende hissediyorum. Şeytanın Öîüsü'nü [The Evil De-ad. Avusturya Müzesi'ndeki Mozart'ın kafatası da maalesef başka birinin. kadının yavaşlığında kendini gösteren otoriteyle intizama dönüşür. "Bana âşık olmaya yaklaştığın her adımda kuponların bir tanesini geri vereceksin." Bu cümleyi hâlâ tamamlamış değilim. Bileğimi tuttu: "Dur lütfen. Garson. Sonra da harfleri l'den 30'a kadar numaralandırdı. Enver ne kural tanıyor. Mozart'ın mezara kaçtığı gün olan 5 Aralık'ta [1791]. Hızlı başlarsın. Ergenlik rampasını aşamamıştı. Mezar taşı dedim de. Ateşin icadından önce ölüp cehenneme giden mağara kadınının hayreti içindeydim. ilkokuldayken şimşek hızıyla yayılan söylentilerden biri şuydu: "Şeytanın Ölüsü diye 239 bir film varmış. öyle mi?" "Ne bekliyorsun? Fotoğrafını çekmeyi kabul ettim ve iki kere buluştuk diye. işte. hısımlarınmkilerle karşılaştırılmış. Her karenin içine bir harf gelecek şekilde şu cümleyi yazdı: ŞEBNEMŞlBUMl ENVERPAŞAYISEVİYOR. Oturup onu izlemeye koyuldum. jöleli saçlarını geriye taramıştı. Oyunu tümüyle değiştiriyordu. Bermuda Şeytan Üçgeni'nde bir uçağın kayboluşundan [1945] tam bir yıl sonra Rıza Silahlıpoda dünyaya gelmişti. içine girmiştir. ondört yıldır devam eden içki yasağının kaldırılışının şerefine içiyorlardı [1933]. Ne yaptığını anlamaya çalışıyordum. Ararlar. sağ bacağı kısa olan oğlu Lee Jun Fan'ın dünyaya yalnızca otuzüç yıllığına gelişinin yıldönümüydü. Enver'in avucuna. kar denen yumuşak ve beyaz zırhla çoktan örtülmüştür. Cenaze arabasını çeken atlar. Bana vurgun olduğu ortadaydı. Akrabayı taallukat kabristana vardığında. 1791'de tutulan ölüm kayıtlarına göre "mühim darı tanesi ateşi" hastalığını atlatamayarak ruhunu teslim eden Mozart kimsesizlerin. beni tanımıyorsun bile. Yanında kocaman bir çanta taşıyan Enver'le Kadıköy'de Koyu Kahve adında yüksek tavanlı bir mekana girdik. kara toprak. suçluların ve fahişelerin cenazelerine yataklık eden St." Bu olay beni birden dikkatli bir seyirci konumundan şaşkın oyuncu pozisyonuna sokmuştu. Bütün bunlar tesadüf müydü? istanbul'da güneşi uzaktan da olsa görebiliyorduk. birkaç gün öncesine gidelim: Evrenin Sonundaki Restoran'daydık. St. kareleri özenle kesmeye başladı. 2005 yılında Inssbruck Üniversitesi ve Maryland'deki laboratuarlarda yapılan testlerde Mozart'a ait olduğu ümit edilen DNA'lar. Çünkü dâhi müzisyen. Sanırım bir daha görüşmesek iyi olacak" dedim ve çantama sarıldım. Port Arthur'da alev alev yanıyordu [1904].. sonra da bana gülümsüyor. Sana bir anlaşma öneriyorum" deyip paltosunun iç cebinden iki dosya kağıdı ve bir dolmakalem çıkardı. izleyenler kalp krizi geçiriyormuş!" Kocaman. taşımadığınız kusurlarla yererler de. adının gerçek olması gerekmez. Enver beni canavarların insafına bırakmıyor. "Lee Jun Fan. kahkahalarla gülecektim. fakat sonuç alınamamıştır. Leonardo Da Vinci'nin [14521519] icat ettiğini biliyormuş gibi saygıyla takdim etti. cenaze töreninin yapıldığı St. Yani. Gönül İşleri Bakanlığı'nca tescillenmiş. Uyurgezer Mevta] Müntekim'den gelen e-postalar. Beyaz perdedeki karanlıktan fırlayan bin çeşit yaratığa meydan okuyor. Sonra yavaşlarsın. Muzip bestekar tam anlamıyla yer yarılmış. biz kadınları sevdiğimiz kişiden tiksindirmeye programlanmış sistemi harekete geçirir. Mozart halen aranan ölü bir kaçaktır. Yani kalbinde bana karşı özel bir şeyler hissettiğinde. Türk istiklal Harbi yüzünden zor durumda kalan ingiltere ile IRA'nın siyasi kanadı Sinn Fein arasında anlaşma imzalanmış ve İrlanda bağımsızlığına kavuşan ilk sömürge olmuştu. Peki onu seviyor muyum? Bu soruyu cevaplamak için henüz çok erken. hattâ onlarla dalga geçiyor. Varlığım onu paniğe sevk etmişti. Masadan yavaşça kalktım. İtiraf etmeliyim ki aşkın gücü. makası. Kuponları cüzdanıma özenle yerleştirirken.unutmuyorum. Bıçağını mikrofon olarak kullanıp avına serenat yapan bir cani gibiydi. Zırcahil ve enerjik mezarcılar da. kararmaya yüz tutmuş bu sevdayı nasıl karşılamalıydım? Kendimi yokluyordum ve Müntekim'in sevdiği kişi olmadığımdan neredeyse emindim. gayet iyi bildikleri yolda. Aşk heyecanı adı altında gelen bu gayretkeşlik hayra alamet değildir. nezih bir yerdi. 1940'ta. Durdum. turne için bulundukları San Francisco'daki Chinese Hospital'da. Stephan'daki süslü mezar da. Fakat ödümü koparacak filmler hiçbir zaman eksik olmuyor. 27 Kasım'di. belki cinayet de işleyen bir pezevengin gövdesinden kopmadır. Amerikalılar. Erkeğin hızından kaynaklanan savrukluk. 'Ş-l'de neyin nesi? Hemen. Işıklar yamnca üzerinde 'Ş-l' yazılı kağıda bakıyor.. serserilerin. Aşkın doğması ve yaşaması. Henüz ikinci buluşmamızdı ve Enver Paşa bana ilan-ı aşk etti: "Seni seviyorum Şebnem. Çünkü asayişi sağlamak zorundayız." Bu yavan sözü daha önce de duymuştum. Romantizmin baştan sona kurallarla örülü oluşu bundandır. dilencilerin. sıradanlığa ve tekdüzeliğe varan yolun birinci etabıdır. Sonra da çekip giderler. filmin bitmesini beklemeden. Zen-tralfriedhof Mezarlığındaki anıtsal kabir de boştur. 1981] seyrederken dizlerim titriyordu. [MARIO MORANTE. Garsondan makas istedi. Enver. zaman kazanmak için sordum: "Lee Jun Fan'i tanıyor musun?" "Sadece Uzakdoğulu olduğunu biliyorum" deyip gülümsedi. Enver siyah bir takım elbise giymiş. "Bence" dedi "kişi gerçekse. Onüç sene sonra tekrar izleyince. Sadece sevdiğini sanıyorsun Enver. hiçbirini okumadığım halde beni bunaltıyordu. Dilenci pozu veren bir canavar. Mozart'ın yakınları ve arkadaşları beyaza kesmiş Viyana caddelerinde adeta kör olmuşlardır. >A\ "Kimsin sen?" dedim "Yani ne iş yapıyorsun?" "Yorgancıyım" deyip yanındaki devasa çantayı gösterdi. Marx Mezarlığı'nm batı bölümünde bir çukura gömülmüştür. Çin Operası'nda sahne alan Lee Hoi-Chuen ile Gra-ce Lee çiftinin. Amiral Heihaçiro Togo komutasındaki Japon ordusu tarafından havaya uçurulan Rus donanması. Karnavallar katillere ilham verir. Benim şahsımda başkasını arzuluyordu sanki. Antikalarla dekore edilmiş. 1799-1888.

Padişah da davetlilere hediyeler sunarmış. Osmanlı împaratorluğu'nun I. o büyük deri çantayı uzatırken ekledi: "Sicilyalı Rozalina'nm diğer adı neydi?" "Gülfem Sultan" dedim. Kalbim göğsümden fırlayacak gibi oldu. Tarihî felaketlerin kaçınılmaz hale gelmesinde. İnsanlar eğlenirmiş işte. Okmeydanı'nda bir yer tuttum. Leonard Cohen'in The Future şarkısı çalıyordu. Hali vakti yerinde kişilere. sonra da bir yürüyüşe çıkılırmış. Müntekim'i de öldürebileceğini düşündüm. MI "Benim babam." "Doğru... Çorap çekmecesine sakladığım paketten bir sigara çıkarıp yaktım. 1928'de [1 Kasım'daki Harf Devrimi'nin kırkıncı günü] Latin harfleriyle yazılmış ilk mezar taşı Avukat Ali Kemal Bey'in validesi Aliye Hanım'ın mezarına dikildi. Üstelik pahalı. Ben de makaraları koyuverdim. Üzerine kuş bacağına benzer bir çift çubuk bağlanmış ve parlak. Beni büyülemeye çalışan lanet olası Müntekim Gıcırbey'i sonsuza dek görmek istemediğimden artık emindim." "Sarayda insanlar toplanır. muhabbet. kendi imalatım olan bir şeyi hediye ediyorum." "Doğrusu öyle düşünmemiştim. yorgan ve örtü.. "Teşekkür ederim Enver. uykuya dalmamı engelliyordu. İngilizlerin işgal ettiği Kudüs. Şöyle elimle yoklayıp desenin245 den bir kesiti inceledikten sonra. Sana. onun ibriğini kullanmak manasız. Perdenin arkasından Müntekim'i izliyordum. Padişahların yorganlarının aynılarını yapıp satışa sunma fikri kadar. Sen daha iyi bilirsin. zayıf bir adamdı.. bunun yorgancılıkla ne ilgisi var?" "Ben fotoğraf çekiyorum ya. Birkaç dakika içinde toparlanıp bahçe kapısından çıktı. Her neyse. Divan Yolu'ndan geçerek Bab-ı Hümayun'a gelirmiş. Dehşete düşmüştüm. Yorganın yanında bir katalog bulunuyordu. Benim işim bu Şebnem. Tek tek insanların hayatı da öyle değil midir? Müntekim'de gördüğüm aşırılıklar. bir şey yok. Yani." "Tamam da. Harem Dairesi'ndeki yataklara serili yorganların fotoğraflarını çektim. Bazı tarihçiler. Masadaki saat üçü beş geçiyordu. ölümünden yedi ay önce mevlit okutuldu." Enver'in bana verdiği kuponlardan birini. "Bunu kabul edemem Şebnem. Kara kuru. Halbuki yorganını örtebilirsin. Tam çığlık atacakken kendimi tuttum." deyip güldü. bahçede çömelerek gezinen adamın Müntekim olduğunu anladım. Yorgan da o imparatorluğun bitki örtüsü gibi. kafeterya'mn sahibi olduğunu düşündüğüm orta yaşlı sarışın kadının. aklım bir karış havadayken. değil mi?" "Evet?" "Osmanlı Sarayı'nda padişah çocukları doğduğu zaman beşik alayı denen bir tören yapıhrmış. yorgan ve sırmalı örtüler gönderir. kapının önüne bir şeyler bırakıyordu... Çiçekli bahçelerde şeker şerbet tadılırmış. Reha Veto diye biriyle tanışmıştım. Aslında göründüğü kadar özel değil.. Dolmabahçe 244 Sarayı'nda da Atatürk'ün yatağım fotoğrafladım.. Görüş alanımın dışındaki bir arabanın motor sesini duydum."Nasıl yani?" "Yorgancılığın tarihe karıştığını duydum. O anda aklım başıma geldi. Paspasın altına baktım. Sessizce merdivenlerden aşağı inerek dış kapıyı açtım. Yerinde olsam bir bakardım." "Sen tarihçisin. Yavuz Sultan Selim'in yorganı ile mesela Sokollu Mehmet Paşa'nın yorganını birbirine karıştırmış olabilirim. Dört tanesi benimle birlikte İstanbul'a gelmeyi kabul etti. Üstelik pahalı. Beşik de. Sarayları bir bir dolaştım. Valide Sultan ile sadrazam. Oradan seçiyorsun. Çantayı derhal bıraktım: "Enver. vay canına?" "On sene önce. Üsküdar İlçe Emniyet Müdürü'ydü Enver. inci ve zümrütlerle bezeli olurmuş. Çantanın fermuarım açarken. kaz tüyü özel yorganlar dikiyoruz.. Sen cennete gidince. Ağzımdan yalvarışı andıran bir sitem çıkıverdi: "Şansını zorlama lütfen. Bu. Paşakapı-sı önünde toplanan kalabalık.. fakat insanlar ömürlerinin üçte birini yatakta geçiriyorlar.. yeşil taşlar tutturulmuştu. dua. rüyalarında beni görmeni sağlar" deyip muzipçe gülümsedi. Benden beş yaş büyüktü." "Peki birileri satın alıyor mu bu yorganları?" "Elbette. Fazlasıyla mahremiyet taşıyan bir eşya. kahve-cibaşı denilen vatandaş ile onun elemanlarına teslim edilir. Müzik. küçük olayların büyük payı vardır. belki de benim hassasiyetlerim yüzünden gözümde büyüyen geçici tuhaflıklardı? Yorganı üzerimden atıp doğruldum. Korkum daha da arttı. cennet daha güzel bir yer olacak 9 Aralık. Enver Paşa'ya ilk kuponu vermekle iyi mi etmiştim?. "Umarım. Lise son sınıftaydım. katalogu aldım. Dünya Savaşı'na girmeyebileceğim öne sürerler. 1951'de İstanbul Şişli Camii'nde. Ve acayip bir şey buldum... yorgan da elmas. Sabunun arkasını çevirdiğimde ŞEBNEM yazısını gördüm." "Neden?" "Yorgan bu. Babıali Baskmı'nda [23 Ocak 1913] öldürülseydi. Galiba doğumun altıncı günü bir merasim daha yapılıyormuş. Padişah Yorganları. Yorganı çıkarıp yayamazdım. bebek için beşik. Bir kalalog hazırlattım. Biraz pahalı. bu markayı bilmiyordum." "Hımmm. Enver Paşa [1880-1922].. 1893'te Haliç sularının donduğu gün." "Ne sakıncası var ki? Hem kendinden bahsetmezsen seni nasıl tanıyabilirim?" "Beni yargılamandan korkuyorum. Bir sabun. Babamın. Bilmiyorum bunu sana anlatmam ne derece uygun?. Western adlı bir spagetticide karnımızı doyurmuş cappuccino içiyorduk. Eğer şeytan o anda oralardaysa. Halbuki cenaze evine taziyeye giden bir ağır hasta kadar yorgun hissediyordum. uzaktan bizi izlediğini fark ettim. yorganlar da hoşuma gitmişti.. İnternetten de sipariş alıyoruz. Kilis'e gittim. bir zamanlar 246 Reha Veto'yu vurduğu gibi. 'E' harfini ona iade ettim. Bir de mesela Yavuz Sultan Selim'in kostümlerini.. Yorgan modern çağa da uyuyor. Çimenlerin arasında küçük bir boşluk vardı. sana Kanuni Sultan Süleyman'ın üçüncü karısı Sicilyalı Rozalina'nm yorganından getirdim" deyip. belki duymuşsundur?" "Maalesef." "Eee?" "Topkapı Sarayı'na gittim. Sigarayı alelacele söndürdüm. Osmanlı Împaratorluğu'nun elinden çıktı. Görebildiğim kadarıyla. Elimle orayı kazdım. beşik." "Madem öyle diyorsun. Artık kimse yorgan diktirmiyormuş. fazlasıyla mahremiyet taşıyan bir şey. 1917'de. bakayım" diyerek yeniden çantayı açtım. Yatak dediğin bir imparatorluk. İnsanlar beşiği yorganı alkışlar. Bunların yanında sultan ve şehzade yorganları da var. Odam sigara kokmasın diye pencereyi açtım. Böylece bütün o yorganların desenlerini çıkardım. hayatımda aldığım en ilginç hediye" dedim.. Yüzüm sevinçle gerilmişti. saraylı bebecik için dua edilirmiş. Yani bizimkiler hakiki padişah yorganı. Abdülhamit'in yorganını çektim. Enver'e Reha Veto'dan o gün bahsettim. Aynılarını diktirip satıyorum.. gırtlak kanseri olan Maria Eva Duarte de Peron için. Sicilyalı Rozalina'nın yorganı. bu hediyeyi kabul edemem.." 53 . 1926'da Darülelhan'da [konservatuar] Türk Müziği eğitimine son verildi. kesin o da şoka girmişti!. Bak. Açıkçası hangi yorganı kim örtmüş tam emin değilim. Biraz karıştırdım. Yani fotoğra fini. Yıldız Sn rayı'nda II. Bahçede bir adam vardı! Yüreğim ağzıma geldi. Tezgahı kapatmış yir-mibeş-otuz yorgancıyla görüştüm. entarisini giymek. Dikkatle bakınca.

. Sırtımda. Fakat aramızda ciddi bir şey olmadı. yoksa kızı vururum!' diye bağırdı. Gelgeldim hiç de öyle değil yani. Zaten perişan olmuştum. Akıllı bir çocuktu.. Vücudumda kontrolden çıkmış bir gözyaşı makinesi gürül gürül çalışıyordu sanki." 54 . Bir-iki kere dördümüz gezmeye gitmiştik. "Peki. gözlerini kısmıştı. Zaman zaman onların zikirlerine katılır. kulağımı sıyırarak otobüsün ezdiği dondurma külahı çıtırtısıyla Reha'nın başına saplandı. en yakın arkadaşım Serap Sahra'nm sevdiği bir çocuk vardı: Kaan.. Reha Veto'yla takılıyordunuz. PAPTılar babamı Üsküdar belediye başkan adayı gös r.\ termek istediler. Derslerde iyiydim yani. Yine de yüzünü bildiğini sanmıyorum. Derken babam sigarasını atıp silahını çekti. Babam bir koşu yanıma vardı.. Fakat o anki yüz ifadesi çok acayipti. "Ben aslında çalışkan bir kızdım. anlattıklarımı aklı almıyormuş gibi bakıyordu.. Bana hiç kızmadı. Bilgisayarı vardı. korkudan çok utanç hissediyordum.. Üniversite sınavına gireceğimiz için. Yemek hazırlamıştı. Gerçi babamın polis olduğunu söylemiştim. İlk başta ben de ne yapacağımı bilemedim. Onlar da küçüklüğümden beri beni tanıyorlardı. Alnını kırıştırmış. Kıpırdayamıyordum. Kaan'ın ağabeyi gibiydi. Serinkanlı görünüyordu. Renault. Ve beyni sütlüçilekli dondurma gibi elbisemden aşağı akan Reha yere yığıldı. Derken biz Reha'yla çıkmaya başladık. O korkunç olay hâlâ rüyalarıma giriyor. Anneme de bir şey söylemedi. sevgilin seni rehin alıyor ve baban geliyor. birkaç kere yeltendi." "Siren sesleri derken?" "Polis sirenleri." "Reha askerden geleli bir sene olmuştu. Onu sağda solda görüyordum. Sahile filan gidiyorduk. kapıya yanaşmakta olan beyaz bir Toyota'nm içinden babam indi. Bir yandan da müzik dinliyorduk.. Üniversiteyi kazandım.. Bir hırsız çetesiyle de bağlantısı varmış.. Reha 'Yaklaşmayın yoksa kızı vururum' diye bağırıyordu. sana sarkıntılık mı etti?" "Aslında evet. Reha'yla dansımız trajik bir biçimde yarım kalmıştı... PAP'a ııyc oldu. kalbimi de kazanmış olacak. sinemaya. Şu. Ben. Senin hiçbir kabahatin yok. Daha doğrusu. Kurşun. Hatta emniyet müdürü olduğundan da bahsetmiştim. 'Tamam' dedi. Sol gözünü kapatan korsan gözlüğünü sol elinin işaretparmağı tırnağıyla kaşıyordu. Reha işsizdi fakat ailesinin durumu iyiydi sanırım. Sesinde merak yoktu. Bana iyi davranıyordu. Terliyordu. ölümü de ahreti de fazla ciddiye almaya başladı." Kalbim hızlanmıştı." "Öyle mi dersin?. Mesele de o değil zaten. Sonra kapıyı açması için ısrar ettim." "Hayır Şebnem. 'Kızı bırak gitsin!' diye haykırdı. Reha'yı epeydir göremiyor-duın. ben anlattım. "Uyuşturucu satıyormuş. Babam polis olduğu halde heyecanlanmıştım. Çay bahçelerine. Yaz geçti. fakat babam kabul etmedi. O yaşlarda insan neyin ne olduğunu bilemiyor." "Çok ilginç kızsın Şebnem. Nedenini tam bilemiyordum. Reha'nın arabası vardı. Birkaç kere ailece bize misafirliğe de gelmişlerdi. "Unut gitsin Şebnem."Seni yargılamak mı?." deyip elimi tuttu. hiç de bile. acayip koşullarda lazım olabilir Leyla Kalahari "Ne. Açmazsan kapıyı kırmak zorunda kalacağız' diye bağırıyordu. Onu hiç böyle görmemiştim. Düşünsene." Gözlerimden yanaklarıma sıcak yaşlar süzülmeye başladı. Babam birkaç ay sonra emekli olup hacca gitti. Açıkçası berbattı. Enver masal dinleyen çocuklar gibi bakıyordu. Reha'nın evinde öylece oturmuş bir şeyler içiyorduk. Babamın sevdiği polislerdendi.. "Devam et lütfen. Reha'nın kapıyı açmaya niyeti yoktu. "Ne peki?" "Birgün. Bayramlarda filan. Babam çok şefkatli bir adamdır. Fakat beni öyle gördükten ve Reha Veto'yu öldürdükten sonra." "Dalyan Efendi diye bir şeyhe bağlandı. Bana yakınlık gösteriyordu..' Ben de kapıya yaklaştım. "Ben senden yanayım Şebnem. Çok acayipmiş" derken Enver derin bir nefes aldı. babasıyla erkek arkadaşının bu şekilde tanışmasını istemez. Reha'yı tanımıyordu. Kafamın içinde bir okyanus uğultusu.. Gönül İşleri Bakanlığındaki heyet var ya. Reha'nın evine gittin ve." "Babam her zaman muhafazakar bir adam olmuştur. dışarıdan siren sesleri gelmeye başladı. Emniyet teşkilatından birçok polis tanıyordum. Uzatmayayım. Bir ara 'Açılın' anlamında silahını sağa sola çevirdi. Bir anormallik olsun istemiyordum. bir Reha'ya baktılar ve harekete geçtiler. Herhalde hiçbir kız. "Reha da babamı tanımıyordu. hikayenin devamını bilmediği için bu kadar sakin durabiliyormuş gibi geliyordu." Enver pür dikkat beni dinliyordu.." Enver. Büyüdüm sanıyorsun. Üstelik kafam da karıştı biraz. Kadiri tarikatını bilir misin?" "Duymuştum. Tam o anda babam ateş etti... Fakültede Emre adında çok iyi bir çocuk vardı." Tuhaf adamlar. "Tamam. Dışarıdaki polislerden biri 'İçeride olduğunu biliyoruz. Yeni bir müzik seti almıştı. Derhal kapıyı açtım. Sonra ne oldu?" Sağ elimin serçe parmağı tırnağımın kenarından küçük bir ısırık aldım. Sarıldık. Diğer polisler buzları çözülerek bir babama. Sonra da kapı sertçe vuruldu. yalnız yaşayan genç bir bekar için gayet gösterişliydi. Bana. O anda. Benim için şiir yazmıştı. Karşımda üniformalı Bora Ağabey'i görünce afalladım. Reha. sevgilim beni rehin aldı." Çantamdan bir mendil çıkarıp gözlerimi ve burnumu sildim. Eşyaların çoğu çahntıymış. Ağlamaya başladım. arada Kaan'ın yanında Reha'ya da rastlıyorduk. Uzun süre kendime gelemedim. Tam bir şey söyleyecektim ki Reha arkamdan boğazımı yakalayıp kafama silah dayadı!" "Ne?!" "Evet. Evinde dört kilo eroin buldular. Gerginleştiğimde tırnaklarımı yiyorum hâlâ." Ağlayacak gibiydim. Çengelköy'ün yukarısında eski. Büyük ekranlı bir televizyon. Abartmayacağına söz verirse olabileceğini söyledim. 'Neler oluyor Reha?!' diye sor dum. yeni halılar filan. "Evet" dedim "30 kuponun tamamını benden geri almayı başarırsa. Öyle çok ağladım ki. sana kupon mu verdi?" diye sordu. Sadece bir his. 'sen aç. Onu sevmiştim. Sigarası ağzının kenarındaydı. Paniğe kapılmıştı. Eşyaları. Biz evin salonunda dans ederken. Gönlünü ferah tut.... korku yüreğime doluyordu. Bazı akşamlar Beyazıt'tan Üsküdar'a Emre'yle birlikte geçiyorduk. Utanç bedenime yayılırken. Aptallığım yüzünden öbür dünyada cayır cayır yanacağım. İyi aşçı değildi yani. Dalyan Efendi o heyettekilerden biri. Bir tek babam yüzü allak bullak bir halde bana doğru yürüyordu. Babam sivildi zaten. Reha Veto'nun sırrı neymiş?" diye sordu.. daha doğrusu 17 Kasım günü. Böyle bir şey aklımın ucundan bile geçmemişti. Son derece duyarlı ve şefkatliydi.. O da şaşırmıştı. Bana 'Dans edelim mi?' dedi. Herkes donup kalmıştı. Yine de birkaç kere nasıl olduysa Reha'nın evine gittim. hocalar da bize toleranslı davranıyordu. Şoke olmuştum. Biz Serapla gezdiğimiz için. Reha ile babamın arasında." dedi ve ona üçüncü kuponu vermeme neden olan cümleyi kurdu: "Sen cennete gidince cennet daha güzel bir yer olacak. Okul bitti. müstakil bir ev tutmuştu. Hepsi geçti. içimde metal bir yumak çözülüyordu sanki." "Neden peki? Bir tür kaçak filan mıymış?" M-> "Onu söyleyeceğim. "Haklısın.. Tekrar buluşmaya başladık. Tarih bölümünde okumaya başladım. Beni evine davet edip du248 ruyordu. Çekiniyordum. Reha'nın tavırları da beni itmeye başlamıştı. Reha'yla birbirimize baktık.. Reha'nın kalbinin deli gibi 250 attığını hissediyordum." "Baban durumu nasıl karşıladı? O da çok şaşırmış olmalı?" "Babam olaydan benden bile fazla etkilendi. Enver Paşa beni ürkütmekten sakınır gibi usulca omzumu okşadı. Bazen öğleden sonraları Reha'yla buluşup geziyorduk. Reha 'Çekilin! Defolun buradan.

"Biraz tuhaf bir adamdır. 15. yanılgıları ve bilgisizlikleri tarihin oluşumunda rol oynadı. Ağaç." 55 . tekerrür etmemesidir" demiştim. elindeki oyuncak Kami-kaze uçağını uçurarak etrafta dolaşıyor. O esnada. Garip bir biçimde havada yavaş yavaş ilerleyerek korlaşmış odunların arasına çakılan uçağın ardından hostes de şömineye dalıyor. yanılanlar. Adı. tüccarlar. Babası başka bir kadınla kayıplara karışmış." dedim. hizmetçinin arkasından yürürken "Uçağı akvaryuma koyalım mı?" diye sesleniyor." "Enteresan. 580-500] tam 34 yıl boyunca Mısırlı ve Babilli kahinlerden ders aldığını." dedi Leyla Kalahari.. onlar gibi düşünmeye. Ağabeyi Wilbur Wright 1912'de. Yine de Leyla Kalahari'ye. o yangına fırlatılarak yakıldığını anlattım. Milattan Önce 8500 ila 7000 yılları arasında birilerinin Ortadoğu'da tarımla uğraşmaya başladığı varsayılsa da. Gerçek "Vooooooo!" diye uçağını beş metre öteden şömineye doğru fırlatıyor. Onun. uydurmanın sığabileceğini düşün..ı rih ile hakikat iyi geçinemez. Tabiattaki ahengin ayrılmaz parçası olan hercümerçten bir sahne diye düşündüm. Kısa boylu. ikiz kardeşi Romus'u öldürdükten sonra Roma'yı inşa edişi ve belasını buluşundan dem vurdum. on küçük ciltten müteşekkil kitabına değindim. Bıçakla. tarihçiler kahinlere benzer. Babam. annemi öldürmüştü. Ju-lius Caesar tarafından savaş makinaları yapmakla görevlendirilip Roma ordusunun Galya ve İspanya seferlerine katılan Vitruvius'un icat ettiği mancınığın 300 yıl önce Çin'de zaten kullanılmakta olduğuna işaret ettim.Ö. Osmanlı saraylarında kullanılan yorganların aynılarını diktirip satıyor. Gerçek.. Bayan Kalahari'ye tarih dersleri veriyorum. Tiz ve metalik sesiyle "Hey cici kız." Leyla Kalahari'nin yüzünde." Korkma ben varım . şüphelerin değişmez belirsizliği içinde yaşayan. bilim adamları. Dersimize. Matematik ve astronomi alanındaki çalışmalarıyla tanınan Pisagor'un [M. bir çocuğa böyle bir isim koyar ki? Gerçek'in annesi ölmüş. bir bildiği olanların otomatik alaycılığı yansıyordu." Soruyu tamamlayamadım. Büyük ağabeyim. Gerçek'in babası. Gerçek. Kuzey Caro-lina'da benzin motorlu uçakla ilk uçuşu gerçekleştirdikleri gündü. Ganimet Granada çıkardı. 21. karısı Yasodhara ve oğlu Rahula'yı terk ettiğini. geleceğe itibar etmeyen. yüzyıla kadar matbaa yoktu. Kim. hapisteydi. Gülfem Sultan. Hayatında en az bir aşağılık herifle yakınlaşmadan gerçek kadın olamazsın: Ganimet Granada'yla orada karşılaştım. "Leyla. o dönemde mağaraların mesken olarak kullanılmadığını. adın ne senin?" diye sordu. Leyla Kalahari'nin beş yaşında bir erkek yeğeni vardı. Asırlara ne kadar çok iftiranın. Sonra büyük bir mağazada tezgahtarlığa başladım. Ve tarihin en önemli özelliği. "O da kim?" Rengarenk saçlarının altında sağ gözü. bana Sicilyalı Rozalina'mn yorganını hediye etti. "tuhaf adamlar acayip koşullarda lazım olabilir. kırk yaşında zarif kadınlar vardır." iyiliği hesaba katmayan." r. konuşmaya başlarsınız: "Evet" dedim.. Gerçek. Wright Kardeşler'den bir tek Orville'in [1871255 1948] Kamikazelerden haberdar olduğu geliyor aklıma." "Hımmm? Padişahın karısının yorganını nereden bulmuş?" Altında göz bulunmayan kaşını kaldırdı.. fırtına da yoktu. hissetmeye. insan bilmediği bir konuda doğru soru soramaz. köleler. saray denince akla entrika gelir. Milattan Önce 8000 yılında dünyada insan nüfusunun yalnızca 5 milyon olduğunu. Bir konfeksiyon atölyesinde çalıştım. Bu nedenle."Böylesini ilk kez duyuyorum Şebnem. daha doğrusu sohbetimize başlarken "Tarihî olmayan bir tek an bile yoktur. Rumeli Hisarüstü'nde. efendim. Yirmiiki yaşındaydım. Yanında bir de koruması vardı. Hizmetçi kız da yaya kalmış hostes gibi. Çok az param vardı. bu hakikaten romantik. papağanın gagasmdaki zeytin gibi parlıyordu.\ Krallar. "Teşekkürler.. Derken.. oyuncak mı gerçek mi.. oyuncak uçağın ve öksüz pilotun peşinden ayrılmıyor. yani Wright Kardeşlerin 1903'te. dalgalı saçları parlıyordu." 17 Aralık. diplomatlar imalarla ve sembollerle konuşurlar. Leyla Kalahari'nin villasın-daydık. Kırlaşmış. Milattan Önce 6. "Enver yorgancılık yapıyor. Biz salonda konuşurken. boş mu dolu mu olduğunu kestiremediğiniz. yüzyıldadır. Yani ı. Tam karşımda duran akvaryumda hiç balık olmadığını fark ediyorum. dinî liderler." "Evin nerede?" "Karagümrük'te. Televizyon fabrikasından atılınca. Yani neolitik çağda tüm dünyadakinin sekiz katı! Tarihte bir mağara dönemi varsa. yanlış anlamanın. ilk vaazına "Şu hayatta her254 kes ama herkes ıstırap ve tatminsizlikle kuşatılmıştır" diye başladığını söze konu ettim. Afşin'den İstanbul'a kaçtım. Alaaddin'in uçan halısı ve Enver'in yorganı ha? Tebrik ederim. sağa sola bakman bir tabanca gibidir. yazıldıktan 1500 yıl sonra basılan Mimarlık Üzerine [De Architectu-ra] adlı. "Bugün Çin'de 40 milyon kişi 'yaodong' denilen mağara evlerde ikamet ediyor. Milattan Önce 1. Babil-li Hammurabi'nin kanunlarının 282'sinin okunabildiğini." Deliller çözüm getirici olduğu kadar öğretici de olabilir." "Belki de bir yerde okumuştur ya da filmde görmüştür?" Şüphe. henüz kırkbeş yaşındayken ölmüştü.II [Leyla Kalahari] Gözümü. mutluluğu ciddiye almayan. "Gerçi beni alakadar etmez ama. Tek istediği. imparatoriçeler. kayıp bir kabilenin izine rastlamış antropolog ifadesi yerleşmişti. gelmiş geçmiş tüm insanların yalanları. yangını fırsat bilip yağmacılık yapan kimsenin. "bence de fena numara değil.. Fakat uzmanlar bu durumdan doğan sorumluluğu reddeder. villanın bahçesinde devrilmiş bir ceviz ağacı görünce şaşırdım. haydutlar. üniversite sınavına hazırlananlara özel ders verebileceğimi belirten bir ilan yayınlamıştım. Pervanesi yanan uçağı bir ucundan tutup mutfağa doğru koşturuyor. şişman bir adamdı. "Geçmişi bilmek. Milattan Önce 753 yılında kurulduğu iddia edilen Roma İmparatorluğu'nun hikayesini es geçmedim: Bir nevi kur-tadam olan Romulus'un. savaşçılar. birtakım yerleşim bölgelerinin bulunduğunu söyledim. Onlardan biriyle muhatap olduğunuzda.. "Sanmıyorum. Devletlerin sırları vardır. Milattan Önce 17. bu kanunlardan birine göre. yüzyılda yaşadığı tahmin edilen mimar Marcus Pollio Vitruvius'tan söz açtım. insanın üstesinden gelebileceği kadar kolay bir iş değil. Granada Gazinosu'nda şarkı söylüyordum. yüzyılda doğan Siddharta Gautama Buddha'nm yirmidokuz yaşında. Süpermen'in pelerini. ömrünün kalan 51 yılı boyunca da evine yalnız bir kere uğradığını. neden bahsettiğini bilen biriyle sohbet etmekti ve bunun için ödeme yapmaya hazırdı. 252 "Kanuni Sultan Süleyman'ın üçüncü karısı. Birkaç kişi başvurdu fakat yalnızca Leyla Kalahari'yle anlaştık. bilmeyenler. ilk ders günü. ek-mebiçme işlerinin daha öncelere dayandığını belirttim. Yıldırım düşmemişti. Tek gözlü talebemin yüzüne. savaşlar taklitler ve aldatmacalar üzerine kuruludur. Eski bir şarkıcıydı. sokak dövüşü dalında Olimpiyat şampiyonu olduğunu öne sürdüm. Yere sağlam çakılmış o dengeli ağacın yürüyüşe çıkması imkansızdı. Üç çeşit tarihçi olduğu söylenir: Yalan söyleyenler. Çarşambadan beri öylece yatıyormuş. bir internet sitesinde. beni bir arkadaşıyla evlendirmeye kalkıştı. yüzyıldan kalma bir kitabeden.

. Bir akşam. O nedenle çocuğu onbeş-yirmi dakika muayene ediyor.. Onu seviyorum." "Hımmm? Şarkı söyler misin?" "Şarkı mı?" "Evet. Ganimet beni sertçe uyardı." Gerçek.. Abidin onunla evlenmez.. Hastaneden çıkınca Abidin'in bana hediye ettiği Rumeli Hisarüstü'ndeki villada yaşamaya başladım. Bu söz. hizmetçim ve aşçım vardı. Merak ettiğim asıl konuyu gündeme getirdim: "Hiç âşık oldun mu?" "Yani seni tanımadan önce mi?" "Hı-hı. Fyodor Mihayloviç Dostoyevski Saint Petersburg'daki evinde akciğerleri kanaya-rak can verirken [1881]. Ağlayarak uyanmıştım. öyle aptalca ki." Program bitince Ganimet kulise hışımla daldı. Soran olursa 'yeğenim' dersin. Abidin'e dönüp. Ganimet Granada'nın icabına bakmıştı. Gayriihtiyari. Gerçek'i bana emanet etti... bir keresinde. Tanı 0 anda masasında demlenen Ganimetle göz göze geldim. o da saniyedir" dedi. Abidin meğer gangstermiş. Şebnem Şibumi'nin bir internet sitesinde yayınlanan. Abidin. "hazırlan.. Genç bir adam.. Abidin. Bazen sergi gezmeye gidiyorum. Üzerime çullandı. Abidin Bey "Merak etme Leyla. Fazla vaktim yok. kızların aklını başından alıyor.. Tek gözümü. resim dersleri aldım. yanında bir arkadaşını getirdi. iyi misiniz?" "Sizi görüp de iyi olmamak mümkün mü Leyla Hanım?" dedi. Yavuz Sultan Selim komutasındaki Osmanlı ordusu Kahire'ye girerken [1517]. vursun mu?" diye sorarsanız. En sevmediği mevzular. Anaokuluna götürüp getireceksin. Fakat bana doğruyu söyleyeceksin?" "İstersen. lakin aşırı kıskançtı. Sana anlattıklarını iyi dinle." "Evet. "Bu çocuk. Her ne kadar iyi bir kıza benzese de. yani Haftanın üç akşamı muhakkak gelirdi. Kitap okuyorum." "Gidiyor muyuz? Nereye?" "Cenneti. 25') İnşallah. 258 Hayati'ymiş adı. Anlatmamı istediğinden emin misin?" 260 56 . Hattâ bir keresinde hırpaladı. bir kere İsviçre'de. Her nasılsa hapse girmedi. Anladın mı?" "Yeğenim mi?" "Kız kardeşinin oğlu. Az konuşuyordu. Bir gece Abidin gelmedi. Sen de bana anlatacaksın. Ona engel olmaya çalışırken. birden bir bıçak çıkardı ve yüzüme sapladı. Şarkıları sayıklar gibi okuyordum. Çok şıktı. evlendiği kadınlar ve öldürdüğü adamlardı.. Abidin'den önceki yıllarıma ait. Soğuk hava. kızların aklını başından alıyor 28 Ocak gecesi. Uykuya dalar dalmaz kabuslar görüyordum. sağlam eliyle elimi tuttu ve avucumu öptü. ben de bir tokat attım." Babam annemi neden öldürdü? Ağabeyim beni niçin arkadaşıyla evlendirmeye uğraşıyordu? Ganimet Granada benden ne istiyordu? Abidin Dandini gerçekte kim? Hayati Tehlike'nin beş yaşındaki oğlu nereden yeğenim oluyor? Şebnem Şibumi'den ne öğreneceğim? Abidin üzerime böyle tuhaf bir yoldan kuma mı getiriyor? Bu vahşet yüklü saçmalıkların hiçbirini merak etmiyorum. Öyle aptalca ki. onbeş günde bir Çarşamba akşamüzeri Gerçek'i görmeye geliyor." "İyi ama benim kız kardeşim yok ki?" "Tamam işte."Baban ne iş yapıyor?" "Ailem Afşin'de. Nasıl oldu anlamadım. Kızkardeşin öldü ve çocukla sen ilgileniyorsun. Halbuki ben onu polis sanıyordum. Ona sen bakacaksın. sonra da bir paçavra gibi fırlatıp atacağım. gidiyoruz. Öfkeden nefesi kesilmişti. her sahne alışımda. yalvarır gibi şarkıya devam ettim: "Ayı il mam istersen hiç yanından I Çağırsan gelirim çok uzaklardan r>ı / Eskiden korkardım yalnızlıktan I Korkmam artık sen varsın. çünkü tam o anda Enver'e kalbimi kaptırdım. Sarıldık. En sevdiğim yazar. Abidin Bey. dört yaşında olmasına rağmen. Onunla arkadaş ol. kelepçe gibi insanları birbirine yaklaştırıyordu: Enver'in koluna girdim.. terli bir kirpi gibiydi. Piyano çalmayı öğrendim. Şaka yaptığı belliydi. içim ısınmıştı. Nazikçe sordum: "Saçmalıyor musun Enver?" "Evet. İnşallah. üniversiteye hazırlananlara yönelik tarih dersi ilanını da bana Abidin göstermişti: "Bu kızdan ders alacaksın. sesin de gözlerin kadar güzel mi?" 256 "Bilmem?" "Oku bakalım. o soysuz hödük sana bir daha dokunamayacak" dedi. Bahçıvanım. Chuck Palahniuk: Büyüleyici kabusların kreatörü. Programın sonuna doğru çıkageldi. Bunu nasıl yaptığını hiçbir zaman anlayamadım. İki kere intihara kalkıştım: Bir kere küvette. Ganimet bana son derece cömert davranıyordu. Birkaç hafta sonra. Abidin beni kucaklayıp acil servislere koşturdu. sol gözüm dahil hiçbir şeyi özlemiyorum. ilginç bir çocuktu." Granada Gazinosu'nda sahneye çıkmaya başladım. Sonra da elimden tutup psikiyatrlara götürdü. Yine de fazlasıyla etkilenmiştim. cehennem ateşiyle tutuşturmaya.. Bir süre toparlanamadım.." Gözlerimi paraya dikerek şarkıya girdim: "Bir akşam gözünde aşk tüterse I Geçmiş günler aklından geçerse I Kalbin bomboş ümitler biterse I Sen üzülme ben varım" "Kâfi" dedi. Şebnem Şibumi hakkında hiçbir şey bilmek istemiyorum. Abidin onu öldürmez. nazlanma. Banka hesabımda daima yeterince para oluyordu. vursun tabii ki. Abidin Dandini karşımdaydı. onunla mezara kadar yola devam edebilirsiniz. Doktor Neptün Petunya. Şarkı söyleyerek masasına doğru yürüdüm: "Zaman durdu sanki beklerken seni I Ben bir tek sevgiye bağladım kalbimi. odasındaki mobilyaların yerini değiştirmişti. Gözümü hastanede açtım. Oturup konuştular. şarkılarımı ona bakarak söyler olmuştum. ne var bunda?" "Peki." Orkestra çalmaya devam ederken." Bu cümleye çok şaşırmıştım. Yirmi yılım burada geçti." Muzipçe gülümsedi. Gülümsedim. sırasıyla. kulise çiçek gönderirdi. Biçmişiz yumruklarıyla bana rastgele vuruyordu. Bir erkek hastanede size eşlik ediyorsa. Abidin sık sık beni ziyarete geliyor. "Zamandan daha önemli bir şey varsa. Meraklandım. Otuzbeş yaşındaydı.. Bir keresinde. En çok da Abidin Dandini'den huylanıyordu. Hayati'nin oğlu. "Sana bir şey soracağım. Sevinmiştim. "Abidin onu alsın mı. sen sormadan da cevabı verebilirim?" "Neymiş?" "Seni önce kullanacağım. Ben sohbete pek katılmadım. Gerçek'in bağışıklık sistemi yeterince güçlü değilmiş. uzay mekiği Challenger fırlatıldıktan 73 saniye sonra infilak ederken [1986] Enver'le birlikte Üsküdar rıhtımından yukarı doğru yürüyorduk. Burada bir arkadaşımla kalıyorum. mikrofonu ağzımdan uzaklaştırıp sordum: "Geçmiş olsun. Tezgahın üzerine 100'lük bir banknot koydu. nasıl istersen. Sağ kolu askıdaydı ve dirseğiyle bileği arasındaki sargıya kan sızmıştı. Buğulu gözlerle beni izler. "Haydi. zahmet olmazsa?" Etrafa bakındım.

ne kadardı unuttum. Kalbim... torunlarınız filan?' Tebessüm etti: 'Maalesef yavrucuğum.. 'Merhaba teyzeciğim. Hafif adımlarla ilerliyorduk: "Salon antika eşyalarla döşenmişti. deli miyiz?" "Nevra çok ısrar etti." Tekrar yürümeye koyulduk. İngiliz Kraliyet Hava Kuvvetleri'ne ait uçaklar. açtı ve "Kendin bak" diyerek gülümsedi. Böylesine müthiş bir doğum günü hediyesine. [1779]. Enver Paşa?" "Belki de kalan kuponları bana peşin verirsin?" "Avucunu yala" dedim neşeyle. O da beni içeriye davet etti: 'Buyur evladım. yaşını söyleyecek. Mahkumlar gibi sigara üstüne sigara yakıyorum.." Enver'in sözleri havayı ısıtıyordu sanki. İnsanlar benden kuşkulanmaya başladılar. üzerine de 'Eski fotoğraflarınız onanlır-renklendirilir-büyütülür' yazmışlar!" "Yani?. iri parlak gözler. "Nedir bu?" diye sorduğumda.. boşuna. Teyzenin kaydını tuttum. merak ettim?" "Pekala. beni muhakkak ara" diyor ve avucuna yazmış olduğu cep telefonu numarasını gösteriyordu. dinliyorum." "N'oldu?" "Köşkün elli-yüz metre ilerisinde bir fotoğrafçı vardı. 'Ne iş yapıyorsun?'." "Nevra da kim?" "Nevra Neretva. Antonio Beucci'den arakladığı telefonu kendi adına tescil ettirmek için patent ofisine müracaat ediyordu [1876]. Derken bir-gün. Asuman. milletin içinde söyleyemem.. yiyorlardı . ceketler giydim."Onu unutamıyor musun?" "Unutamıyorsam anlatmayayım mı?" "Tamam. Kupondaki harfe. Başını çevirdi "bana ha landan bahset" dedi." Ağır ağır yürüyorduk. Ondokuz yaşındaydım." Enver durup yüzüme baktı: "Anlatmasam belki de daha iyi?" "Devam et n'olur. konaktaki fotoğraf vitrinde!" "Eee?" "Fakat aynı fotoğrafın bir de eski mi eski." "Eee. Chicago'da ölü bulunmuştu [1929]. arkadaşlarım Belma. evde başka kime yok mu? Çocuklarınız. Ağzım açık kalmıştı. "Halamdan mı? Benim halam yok ki?" "Fark etmez. Dedim ki 'Teyze. Serap. Gözüm köşkün pencerelerinde. Buradan sola." "Niye katılıyoruz peki partiye. olanlar oldu.. DVD'yi bilgisayarın sürücüsüne yerleştirdim. Eve doğru koşmaya başladım." "Neden?" "Herkes bir yığın soru soracak. adresini. Sabahın kör vaktinde Kanlıca'ya gitmiştim. engizisyon mahkemesinde yargılanmak üzere Roma'ya gelmişti [1633]. Fikriye.. ünlü polisiye yazarı Geor-ges Simenon'un da [1903]. Almanya'nın Dresden kentini bombalıyordu [1945]. Yan odalardan bir ses gelir diye bekliyorum. Hayat dolu. Springfield Hapishanesi'nde kalp krizi geçiriyordu. gıcık bir isim. "Şimşek ışığı demek. kız büyükannesini ziyarete gelir. Yaşlı. Partiden ayrılmak istediğin zaman. anlat. yanındaki çantadan bir dizüstü bilgisayar çıkardı..». adımlarımdan hızlıydı. "Yarın" dedim. yüzünü görürüm diye umutlanıyorum. İşler yolunda giderse.. tek tek arkadaşlarımla görüşmüştü. Türk Tasavvuf Kültürü dersimize giren Munise Hanım. bir salon kapısına bakıyorum. Onun önünden geçiyordum. pürüzsüz bir ten. 14 Şubat." "Ah tabii ya." Dudaklarını büküp alnını kırıştırdı. Enver bir an durdu: "30 Kasım 1997 günüydü.. Fakat gelen giden olmadı. deli gömleğimin üstüne hep en iyi marka kazaklar. olmayan halan hakkında olumsuz sözler söyle..' Salona geçtim. Ömer türbesinin yakınlarında. Yüzünü zihnime nakşettim. kapısında. kıpkırmızı dudaklar. Nüfus sayımı yapılıyordu. Yol boyunca bir o tarafa. Hani doğum günüm için kaydettiğin DVD'-deki sahte sarışın. yaşlı teyzenin ta kendisiymiş me-ger!" "Ciddi misin?! Ne yaptın peki?" "Sana rastlayıncaya kadar. hoş geldin. ikindi vakti ahşap bir köşkün kapısını çaldım. Nevra ve Demet doğum günümü kutluyorlardı. Sadece. "benimle 'sevgililer günü' partisini gelir misin?" Tebessümü serum lastiği gibi uzadı.." Demek elde kamera. Bilirsin. Oradakileri sayacaktım. Civardaki banklarda oturuyordum." 264 "Yaklaştık mı?" "Sağdaki tabelayı görüyor musun?" Enver barın önünde frene bastı. Benim aklım kızda. zarif. Sağda solda birtakım fotoğraflar asılıydı. tamam mı?" "Yapamam. Galileo Galilei. Peki ya sen? Sen ne yapacaksın? Yani kendini kötü hissedersen?" 57 . o da sevdiğim arkadaş ve hocalarımın isimlerini not almıştı. Murat. ben sayım memuruyum' dedim. Mutlu musun canım?" Esrarengiz ve heyecan verici bir sesle "Olmak üzereyim" dedi ve dudaklarıma uzandı. iki hafta önce. bana adını. Sence bir anlamı var mıdır?" Enver yola bakıyordu.. Hawaiili yerliler. 'Evlenmeyecek misin artık?' Sanki ben çalışmasam aç kalacaklar. bunaldığın zaman bana söyle. Alexander Graham Bell. siyah-beyaz ve küçücük bir kopyası var! İkisini yan yana koymuşlar. çok derin manalarla dolu bir mısraymış gibi. bana bir DVD verdi." "Sadece ne? Barika'ya sevgililer günü partisine giden bir çift miyiz?" "İstersen geri dönelim? Ben zaten sıkılacağım. Mario Puzo'nun Baba [The Godfather] romanına ilham kaynağı olan Vito Genove-se." "Âşık olduğum genç kız. "Sen ve ben" dedi." Cüzdanımdan bir aşk kuponu çıkarıp Enver'e takdim ettim. Bir de ne göreyim. "Filikamı siz mi çaldınız?!" diyen Kaptan James Cook'u mızrakla öldürmüş.' Evden ayrılırken resimdeki kıza defalarca baktım. evlenmesem onlara sıra gelmeyecek. Enver'e üniversite yıllığımı göstermiştim.. üç katlı bir evin ikinci katında. Hz. Kartvizitinde 'Kullanılmış Mobilya Satıcısı' yazan Al Capone'un rakibi olan yedi gangster. sevineceğini umuyordum.... Eski tarz bir büfenin üzerinde çerçevelenmiş bir kız fotoğrafı gözüme çarptı: Olağanüstü güzellikteydi. Bir fotoğrafa. "Girne'de. Teyze gelip yanıma oturdu. Vahide. sonra? Buldun mu kızı?" Enver derin bir nefes aldı: "Günlerce köşkün etrafında do261 laştım. "Belma'ya nasıl ulaştın?" diye sordum "o kız Kıbrıs'ta oturuyor?" "Evet" dedi. Hiçbir şey umurumda değil. Olur ya. Bizim evin önünden geçerek yirmi metre kadar yürüdük. Engin. çıkalım. Birazdan kız içeri girecek. Onu her neredeyse bulmaya kararlıydım. Fakülteden arkadaşım Zeynep'i ekranda görünce şaşakaldım: "Doğum günün kutlu olsun Şebnem." "Eee. halanı översin. Alıp çiçek gibi kokladı ve yaka cebine koydu. Kulağım kirişte. "Sevgili filan değiliz. Hırsız gibi köşkün dış cephesindeki tahtaları sayıyorum. Bizans Tarihi hocamız Esat Bey. 262 "Siz hiç sabunluyken ağladınız mı?" 13 Şubat benim doğum günüm. beli bükülmüş bir kadın açtı. yalnızca bir kuponla karşılık verirken. Yolun kenarına park etmiş arabalardan birinin önünde Enver'in gözlerine bakıyordum: "Peki ya şimdi?." "Bak. ben yalnızım. "yani artık sevgili olduğumuza göre. Az ötede elinde şarap şişesiyle bir berduş dikiliyordu. "Sayım memurluğu için yaptığım başvuru kabul edilmişti. Gülümsüyordu. ben de tek tek yazacağım. Enver Paşa. Ülkü. Sinan. uzun uzun bakıp gülümsedi. Ardından. Enver'in siyah Audi'siyle Barika adlı bara doğru gidiyorduk." "Bir de insanlar içince yıhşıklaşıyorlar. Demek bana bu harika sürprizi hazırlıyordu. şahane bir kızdı. anladın mı?" "Anladım. Görevlilere üç-beş kuruş para veriliyordu.. "Barika. bir bu tarafa yürüyordum..

" "Bugün babanım ölüm yıldönümü. Üzerinde şartlı refleks deneyleri yaptığı köpeklerin hepsini gömdükten sonra. Ben de sırıtıyorum. Kullanılmış tuvalet kağıdı rengindeki kanepelere oturduk. Somonu tadıyorum. "Çok iyi yemek yaparım" demişti. dans edenlerin terleri üstümüze saçılıyordu. Nevra kulağıma fısıldadı: "Kim bu yakışıklı?" "Onu tanıyor olmalısın?" dedim. o herif de bana benziyor!' derdi. General Kabalov.n. portakal soslu somon ve alkolsüz pina colada. Enver "Bir dakika. "Halanla niye sen ilgileniyorsun ki?". İngiliz B-ll denizaltısından atılan torpidoyla vurulmuş. Son derece leziz somon. Bu durum amcamın hoşuna gider. Bir sigarayı iki ucundan tutuyordu. Emin olmak için "Bakanlık Heyeti'nin öldürülmesine mi üzülüyorsun?" diye sordum. daha bitmedi" deyip ceplerini yokladı." "Babanın mesleği neydi?" "Laboranttı." Ortalık gene sessizleşti. Çünkü duyguların kök salacağı gönül zeminini erozyona uğratır. durumu düzeltiyordu. Ve Gönül işleri Hak. fakat soğuktan nefesim buharlaşıyordu. tahtını bırakmıştı. batıyordu [1914].. "Halam biraz rahatsız da. Aynısıydı. Birden ağlamaya başladı.. Ellerini sağa sola oynattıkça sigara da havada kımıldıyordu..1 versene. Dört yıl önce." derken.. Türkiye'nin Ruhu adlı bir roman yazmayı tasarlayan kırküç yaşındaki Oğuz Atay... Sigarayı sağ elinin işaret ve orta parmağının arasına aldı. Mükemmel bir kardanadam oldu. ruhunu teslim ediyordu [1977]. Dahası on-binlerce asker. Enver'le Beykoz'da kardanadam yapıyorduk. zehirli havaya umutsuzca romantizm katmaya uğraşıyordu. ağzımın içinde "Beni pişiren adam sence de bir aşk kuponunu hak etmedi mi?" diyerek dönüyor." "Babam pezevenk idrarı ve fahişe tükürüğü tahlili yapmaktan bıkmıştı.ı lığı Heyeti'ndeki tüm üyeler katledilmişti. 1917'nin ilk haftalarından itibaren 200 bini aşkın işçinin grev yaptığı Rusya'da. dünyanın James Coburn'a en çok benzeyen ikizleriydi. masadaki tabakları temaşa ediyorum. Sessizlik oldu." "Geçmiş olsun.. derin sulara gömülen bir heykel gibi üzgün görünüyordu. Rusça konuşan Çinlilerin işlettiği bir İtalyan restoranında Enver'i bekliyordum. CocaCola'nm dünya ü. "Evet. "Bilmiyorum" deyip kuponu aldı. Derin bir nefes çekti.. Enver. < rindeki 1109'uncu fabrikası istanbul'da açılmıştı | L964] Narkotik bir kar yağıyordu. üzülmemesini. bir elinde kadeh olduğu halde kollarını açarak karşıladı beni. 266 "Birgün babamla amcam benim yüzümden birbirlerini yumrukladılar. James Coburn'un Bir Avuç Dinamit [Giu La Testa] filmindeki ormanda dövüş sahnesini bilirsiniz. Karda-nadama yaklaştı ve kırmızı tuğladan kesilmiş kalp şeklinde bir parçayı göğsüne yapıştırdı! Kalbi olan bir kardanadam. Her yer bembeyazdı." "Babam ve amcam. Gitmemiz gerek. yemeğe yetişeceğini bildirmemi istedi hanımefendi" diyen garson. "Enver Bey. Yere dik açı yapan sol elinin ayasında sigarayı söndürürken avu-cunu kapattı. "ikizi olan.. "Neden hiç aramıyorsun?". "Babamın cenazesine gelen arkadaşları. Boş bulunup. Demode kıyafetli. havuç. kaşkol. Nevra Neretva. onunla ilgilenmem gerekti. Clark Kent'in içinden çıkan Süpermen gibi Enver Paşa'ya dönüşüyor. istersen ben de sana veririm?' demiş. tepsiyi bırakıp gözlüğünü ve önlüğünü çıkararak. Enver'e bir kupon daha verdim. Aşk kuponlarından birini uzatırken "Babanın ikizi var mıydı sahiden?" diye sordum. "Munise Hocayla Benetton'da karşılaştığımız günü hatırlıyor musun?". "Çalışıyor musun?". Bir an. "Çünkü kör. Tek farkı var: Uçmak yerine. müreffeh kalabalığı gözlerimle biçtim. bir yandan Enver'e göz atıyordu.. "yakında sana balık pişireceğim. "Halan olduğunu bilmiyordum?". karşımda dikilmiş sırıtıyor." "Geçen gün halamı yıkıyordum. sabunlu halde küvetten çıkmaya çalışırken sendeledi ve banyo aynasını düşürüp kırdı. 'İkizim olduğu yetmiyormuş gibi. sigara ellerinin arasındaki boşlukta asılı kaldı. Saat tam 19:20'de bir garson masaya tepsi-sindeki tabakları bırakırken fısıldıyor: "Sonora çorbası. işçilere ateş açılmasını emretmiş fakat Rus Ordusu bunu reddetmişti. Sorular sökün etti: "Neler yapıyorsun Şebnem?". kömür parçaları. Üçüz gibiydiler. biraz" dedi. Nikolay. Süpermen'le aynı kuaföre gidiyorlar besbelli. Enver kuyumcu dikkatiyle yüzümü inceliyordu. "Halan şu anda ne yapıyor?" "Kendine yeni bir sevgili buldu. "Yabancı gelmiyor.. seksenyedi yaşındaki Ivan Petroviç Pavlov da ölmüştü [1936]. "onunla kavga eder. Fok iniltileri çıkararak sırıtırken. "Saçların ne güzel Şebnem. Bu konudan daha fazla bahsetmedik.." "Amcan artık yaşamıyor mu?" "Yo." içerisi öyle sıcaktı ki. Venüs salatası." Beni avlamak için. Etrafımdaki garsonların hepsi. Enver'le. 13 Aralık'ta Çanakkale Boğazı'na girmek isteyen yabancı gemilere karşı sabit batarya olarak kullanılan Mesudiye Zırhlısı. balığı yem olarak kullanamayacağını söylemiştim. Sevgilisi alkol testinden geçebilmek için mangal kömürü emince zehirlenmiş ve Şile yolunda kalmışlar. Kadm-erkek ilişkilerinde hâlâ ilk insanların hatalarını tekrarlıyoruz: Beklemek. dudaklarına götürdü." Bara girdik... Kendimi kurbağa çuvalına tıkılmış gibi hissettim." "Halama telefon ettiğimde. "Sihir sever misin?" diye sordu. ya uydurmuyorsa diye endişeye kapıldım." Dışarı çıkıp arabaya bindiğimizde Enver de ben de kahkahalarla gülmeye başladık." "Halam kesti. dakikliğine bağlıdır. "Sevgilisi galiba halamı dövüyor. Gevezelik uğultusu tekrar baş gösterince "Benim babamın ikizi vardı" dedi. Bir centilmenin şerefi. Gerçi ben yedi dakika erken geldim.." Süpermen'le aynı berbere giden garsonlar Şubat'ın 27'si. Destansı kargaşa karşısında Çai II. amcamı görünce şoke olmuşlardı" deyip hafifçe güldü.. "Evet" anlamında başımı salladım." "Halam aradı. Sonra karşısına geçip izledik."Babamdan söz edeceğim. Bıraktığında. "Ben henüz sipariş vermemiştim. Peru'da Tupac Amaru gerillaları başkent Lima'-daki Japon Büyükelçiliği'ni basarak 500 kişiyi rehin almıştı [1996]. Görüştüğü adam da 'Bana bir fotOğrafi. Babam öldü. Kumruyla burun buruna gefen uskumru 18 Aralık." "Babandan mı?" "Şaşıracağını biliyordum. Enver tedarikliydi: Şapka.. üvey babamdı. fakat tepsinin ardında kalan yü268 zü göremiyorum.m n. Daha önce bana hiç ailesinden bahsetmemişti. fakat bu onun gecikmeyeceğini göstermez." Hiç doğmamış halam ve Enver'in babası hakkında konuşup durduk. Lokmayı yutarken kuponu uzatıyorum. babamı gıcık ederdi. Ben sigara içmem.." m. nesi var?". Enver." derken laf kaynadı. yaşıyor. süpürge. Sol elinin işaretparmağıyla ucuna dokununca sigara yandı.. amcamla dertleşirdim.. Bu tuhaf bahşişten ötürü yüzünde mahcup bir gülümseme esintisi beliriyor. Şeytanın flörtü." Başımı kaldırıp bakıyorum. partinin berbatlığını birbirimize ifade etmek için uydurduklarımız.. onu ziyaret etmişim gibi seviniyor. romantizmin cenaze törenidir.. Çevirdiği yumruğundan duman 58 . Enver bir sigara yaktı.. yaşlı bir orkestra. "Hâlâ Üsküdar'damı oturuyorsun?". aynaya zaten ihtiyacı olmadığını söyledim. işçilerin safına geçerek generalleri ve bakanları tutuklamışlardı.

"az daha beni öldürüyordun!" Bir adım geri çekilen Enver'in yüzünde suçluluk duygusu tozlu bir lamba gibi yanıp sönüyordu: "Seni korkuttum mu?" Kalbimden yükselen kesif bir duman gözlerime basınç yapıyordu. Araştırdım.. Küstahlığı. Derhal indim. "otur da seni biraz sallayayım. Vallarino. bir saat kadar süren gösterinin sonunda. Nişanlısını ameliyat eden bir doktor gibi konian tre olmuş vaziyette. Bozuk paralar bir görünüp bir kayboluyor. dalkavuklar alıngan 25 Aralık. diğeri. Yan yana duran kartlarda ENVER PAŞAŞEBNEMŞİBUMİYİSEVİY O Ryazısı okunuyordu. Zühtü Bey'e ulaştım. Babam. Ağaçlar etrafımda fırıl fırıl dönüyordu. duştan yeni çıkmış zombiler gibiydi. bozuk paralar ve likör kadehlerine tlÜİCTll diyordu. elindeki iskambil kartlarını bir tek hareketle masaya yaydı. Dünya Savaşı patlak verince. et ve kemiklerim kanlı topaklar halinde çamurlu zemine saçılacaktı! "Daha hızlı sallamamı mı istiyorsun?" diyerek salıncağı on kaplan gücüyle bir kez daha ittirdi. Enver'in elinde deri ciltli küçük bir defter belirdi. satır çözülmüştü. evetin hayıra dönüşmesinden daha kolaydır. Büyük dedemin günlüğünü okuyup ağlıyordum..•. avını sükunete davet eden avcı ifadesi belirdi.u v. 22 Aralık günü İstanbul'da hava biraz serindi. Harbiye Nazırı ve Erkan-ı Harbiye Umumiye Reisi olan Enver Paşa.. İçimdeki çalkantı diniyordu. tamam. otuz saniye içinde. 30 milyon insan. Soluk soluğa fısıldadım: "Durursan bir kupon veririm!" Salıncak.. bana bir kupon verip boynuma sarılacaksın" dedi. Kaşla göz arasında bir salıncak kurdu. İnanılmazdı. Sol eliyle. gözlerimin önünden Yaşayan Ölülerin Saldırısı filminin fragmanı gibi geçti.. )1\ Nefesim kesilmişti. Tebessüm bazen ağlamanın bir çeşididir. "Uzak dur" diye haykırdım. Enver Paşa'ya sarılırken. Çok hızlı sallıyorsun. bulmacayı tamamlamaya büyük dedemin ömrü vefa etmemişti. Enver koluma girdi. Müntekim Gıcırbey toprağa korkunç büyü malzemeleri gömüyordu. defteri Zühtü Bey'den nasıl aldın?" "Bilirsin.. şehit dedemin hatırasını canlandırdığı için. Bayılmak üzereydim. Cephede geçirdiği iki ay boyunca günlük tutmuş. ve 4. Vallarino'nun Enver'e göz kırptığını fark ettim. "Haydi" dedi. Akşam tekrar buluşup gösteriye gittik: Vallaıino ı kambil kartları. Çanakkale Savaşları'nm tam ortasında yazılmış notları okumak ne demek biliyor musun? Üstelik büyük dedemin eh/azısından. dedemin.ı çalıyordu. sisin yırtıklarından Boğaz'ın petrol yeşili sularını seyrediyorduk. Ayakta duramıyordum. fırlayıp ağaçlara çarparak parçalanacağım.. Kurnazca bir şımarıklıkla "Aynen öyleyim" dedi. Jean-Pierre Vallarino daha iyisini yapamazdı. Büyük dedemin defterini bana satmaya yanaşmadığı gibi. onun yerineJeanPicın Vallarino'nun şovuna iki bilet gelmişti. iplerin arasına yerleştirdi. ( Yüzünde. Kararsızca gülümsedim. Rus işgali altındaki toprakları kurtarmak ve Rusya içlerine ilerlemek amacıyla Sarıkamış Harekatı'nı başlatmıştı." Alnım kırıştırarak "Bahse girerim. hayır. Çin'in Guangzhou şehrini yerle bir eden ve yaklaşık 1 dakika süren 7." Ağaçlar. hayırın evete dönüşmesi. bulmacadan hevesini alamadan öldü! Görünen o ki İshak dedem de on lardan biriydi. eski bir müzayedenin katalogu sayesinde haberdar oldum. Kasırganın söndürdüğü bir kadırga yangınından kurtulmuş gibi sevindim. İlk bulmaca 1913'ün sonlarında New York World gazetesinde yayınlanmış ve çılgınca bir hızla diğer ülkelere yayılmıştı. Fakat 1914'te Sarıkamış'ta Türk askerlerini öldüren soğukla kıyaslarsak. salıncakta beni öldürmediği. biraz yavaş ol!" "Ne dedin? Seni duyamıyorum?!" Enver beni uzaya göndermeye kararlıydı.. siyah Audi'sinin bagajından uzun bir halat getirdi. Öylece sarılmışken. anında istop etti." Enver beni şaşırttı: "Yunan Filozofu Demokritos da 'Doğruyu asla bilemeyiz. Salıncakta sallanırken ona büyük dedemden söz ettim. Tam o anda. arabadan küçük bir kilim ve yastık alıp geldi. kadehlere paralar doluyor. İki ucunu birbirine bağladığı halatı fırlatıp yüksek çınarlardan birinin tepesinden aşırdı. Defterin arasından 13 Cemaziyülevvel 1333 tarihli Tercü-man-ı Hakikat gazetesinin bulmaca sayfası çıktı. otuzdört yaşındaymış. Alkışlar devam ederken Enver'e bir kupon daha devrettim." "Dedenin defterini niçin bu kadar çok istiyorsun?" "Ben tarihçiyim Enver.. Ağaçların arkasına saklanmış bir orkestra Modest Mussorgsky'nin [1839 -1881] Night on the Bare Mountcari'm.çıkıyordu. fakat ne dediğini anlamıyordum. kulağıma ejderha gargarası gibi manasız sesler geliyordu.. Bir koşu. Namık Mıknatıs şaşırtıcı bir tiksinçlikle altına yapıyordu. fakat cüzdanımı evde unutrnui tum. durmaksızın. Bu sihir işi hoşuma gitmişti doğrusu. onlara benziyor. Umarım büyük dedenin şehitlikle taçlanan askerlik anıları hâlâ ilgini çekiyordur?" 272 Eprimiş defterin ilk sayfasını açtım.. sağ bileğimi tutup defteri avucuma bıraktı: "Bey-kozlu İdris oğlu İshak'm 1333 Rebiyülevveli ila Cemaziyü-lahiri arasında tuttuğu günlük. Romanya Devlet Başkam Nikolay Çavuşesku ile eşi Elena Çavuşesku idam ediliyordu [1989]. Kumruyla burun buruna gelmiş uskumru gibi şoktaydım. "ılık" dememiz gerekir. Gözlerimi yumup hıçkırıkla inilti arası bir ses çıkardım." Uyuşuklar yardımseverdir. mesele yok. Lamelif Sahafın vaktiyle düzenlediği.t|>ı ." "Savaştan kaçma Enver Paşa!" "Kaçmam gerek. süratle illüzyonl. Emirgan Korusu'nda. Ne yazık ki harekat yaklaşık 90 bin askerimizin ölümüyle sonuçlandı." "Sürprizlerle dolusun Enver!" Gülümseyerek salıncağa kuruldum. Hayatım. Biz de seyircileri selamladık. 270 Enver Paşa. "Gerçekten böyle mi düşünüyorsun?" "Immm. yanağının gerilişinden Enver'in gülümsediğini fark ettim: "Sahi.. Alkışlara hiç kulak asmıyordu. Bu artistik numarayı bir kupon vermek isterdim. Deprem esnasında kaçarken başıma yıldırım düşse. görmeme bile müsaade etmedi. Yorgancı Enver Paşa'nın bu sözünü duysa herhalde sinirinden gülerdi. kartlar kadehleri yutuyor. soruşturdum: Zühtü Zubizaretta adında bir koleksiyoncu almış.. Sadece sağdan sola 2. bale yapan travestinin elindeki av tüfeği kadar endişe vericiydi.. 59 . Anlaşılan.. I. Babamın 5 Nisan 1915'te Arıburnu'nda şehit olan dedesinden: "Adı İshak. Enver bir şeyler söylüyordu.6 şiddetindeki depremin her saniyesinde 2 bin kişi ölüyordu [1932]. Vallarino gülümseyerek ayağa kalkıp Enver'i ve beni işaret ederek salonu çınlatan alkışları bize yönlendirdi." Harbiye Nazırı Enver Paşa. Günlükten. çünkü o hakikatin ulaşılmaz derinliklerinde gizlenir' diyor. Dedemin okunaklı elyazısıyla kaydettiği adını gördüm. Cesaret çiçek açar fakat meyve vermez. Reha Veto'yu alnından vuruyordu. yordu. n'olur!" Emindim: İp kopacak. Sayıklar gibi konuştum: "Yunan şairi Aiskhylos 'Savaşta ilk önce hakikatler ölür' demiş. Küçük boy Moleskine defterler var ya. günlüğünde Harbiye Nazırı Enver Paşa'dan bahsedip bahsetmediğini düşünüyordum.. Elini açtığında sigara yok olmuş... ancak bu kadar etkilenirdim. asalaklar sıcakkkanlı. Derin bir nefes aldım: "Ben iyiyim. "Yavaşla. Ve Enver'e iki kupon vermeyi: Biri.

Bense beyran çorbasına konsantre olmuş vaziyetteydim: aTercüman-ı Hakikatin bulmacasını gerçek sanmıştım. Enver'in boş kasesini aldı. N'oldu demeye kalmadan bir de baktım babam yerde yatıyor! Solunumu durmuştu. kominin yardımıyla masaya babagannuş ve sirinan kebapları.. Osmanlıca yazılışı.. Başımı kaldırıp binanın cam tavanına bakınca takımyıldızların arasından bir yıldız kaydığını gördüm. normal bir insanın intihar etmesine denk gelir. Ozan Taraz ve Enver o anda durup bütün dikkatlerini bana yöneltince. zehirlenmiş. Daha fazla üzerine gidersem. bulmacadaki acayipliği fark etmemiştim: 20. babam sakız çiğniyordu. Buna kısaca VYL denir: Vücut Yağlarının Laneti. ne de gerçek. İshak dedemin cennetteki itibarını zedelemiş değildi ya? İnsanların sözünü edip durduğu acı gerçekler. Fakat o bulmacanın her karesini gözyaşlarım-la ıslatmıştım. Pistte. "Tamam anne" deyip fırladım. "O bulmacayı İshak dedemin defterinin arasına koyarken ne düşünüyordun?" Garson. Markette bir-iki tur attım. Biz faniler.. ömrümün geri kalanını Enver'le geçirebilmeyi diledim. Artık zayıflayıp tığ gibi olsam bile. 276 Âşık olunca hayatın anlamına yaklaştığımızı zannederek mantığın sınırlarından dışarı çıkarız. sokakta kargaşa çıkaran Friedrich Wilhelm Nietzsche'yi polisler zor zapt ederken [1889]. dünyanın yaratılmasından önceki sessizliğe benzer bir sessizlik hakimdi. Karlar kabuk bağlamıştı. Enver'le to-kalaştılar.ko yuldum. Annem portakal. Çantamdan cüzdanımı. zahter salatası. Alacaklılarından kaçmak için sürekli adres değiştiren seksenalü yaşındaki Nikola Tesla.. New Yorker Oteli'ndeki güvercinlerle dolu odasında kalp yetmezliğinden ölmüş yatarken [1943]. Bulmacayı hazırlamak için epey uğraştığı belliydi. asrın son çeyreğinde dünyamızı teşrif edecek ve dahi çok canlar yakacak dilber-i şahane: [12 değil] 9 harfli. Fazla kilolarımın tümünden kurtulmam. birkaç günde yarım asır ihtiyarlamış ve Burger King'in tüm gıda stokunu yemişti sanki. Enver Paşa olmalısınız?. dalkavuklar alıngan. zır cahiller ciddi." Canıma minnet.' Âşıklar ise hem sersem. aslında bir mektuptu. Eve vardığımda annem telaş içinde tir tir titriyordu. Ben tam kırk yıldır şişkoyum küçük hanım. 'bütün sürüyü yutmuş bir çoban!' İtiraf edeyim: Ne görsem. Lucky Strike'ı bir nebze unutturabilmek için sürekli çay. 7 saat önce bırakmıştı." Işıklı dükkanların arasından geçerek. Eski bir basketbol topunu andıran başıyla bana selam vererek "Hoş geldiniz yenge" dedikten sonra tekrar Enver'e döndü: "Benim adım Ozan Taraz" her iki işaretparmağmı göbeğine doğrultarak ekledi: "Bu da benim yumuşak karnım. Enver'le Aralık Sonu Ocakbaşı adlı restoranda buluşmuştuk. Ozan Taraz sessizce buharlaştı. "Yuvarlanıp gidiyoruz" diyerek geçti." Ağzında çatal." Babam gazeteden başını kaldırmadan ses verdi: "Ha?" Ona." deyip takma dişlerini göstererek.. tartaklanmış. yüzümün kızardığını hissediyordum. hem de cüretkardır: Enver de öyle işte. kaleci eldivenine benzeyen elini uzattı. Ayaklarımıza patenleri geçirdik.. Ona darılmam saçmaydı.. tükenmez kalemle çizerek okuyordu. imalı bir tieşeyll sordu: "Şebnem n'aber?" /ıı Ben de "Bildiğin gibi Mübeccel Abla" dedim. Yolda.. üzerine işaretparmağımla bastırarak tabakların arasından Enver'in önüne sürdüm: "Düşündüm de.. "Siz. 274 Babam hep der ki 'Uyuşuklar yardımseverdir. 7 Ocak. cüzdanımdan da bir kupon çıkardım. 9 değil.." "Bulmaca gerçek. Enver. kahve. 275 "Aslında" deyip sustum. "Kızım" diye fısıldadı annem "marketten bir paket kahve alır mısın? Babana kahve pişireyim.Sayfanın bir kopyasını hazırlayıp bulmacayı çözmeyi. Mantıksız kafa. ilk olarak 'Acaba yeniyor mu?' diye düşünürüm. 5 gün. pasta. mesnetsiz umutlarla dolup taşar. Asla tanışmadığım büyük dedemin yarım bııaklı ğı bir işi tamamlıyordum. Tarifsiz bir heyecana kapıldım )l\ Sağdan sola 1." Alışveriş merkezi. Bize kapıyı şişman ve dazlak bir adam açmıştı. Cevap tabii ki "Enver Paşa"ydı. 3 Ocak günü. kaktüs şurubu bırakıp çekildi. Bir aysbergde inzivaya çekilmiş romantik Eskimo hayaletlere benziyorduk. kelimelerin ağzımdan dökülmesine izin verdim: "Fazla kilolarınızdan pekala kurtulabilirsiniz?" Gülümsemeye çalışırken.. 8 harfli: Naciye Sultanla izdivacından sonra Harbiye Nazırı olan meşhur paşamız. fakat Enver'in bulmacayı beni üzmek için hazırlamadığı aşikardı. En büyük sevinçler. üç ayrı tabancayla vurulmuş halde Neva nehrinin buzlu sularına fırlatılıyordu [1916]. asalaklaı m cakkanlı. el ele paten kayıyorduk. Saldırıdan sağ kurtulan tek adam olan Ozan Taraz da saçlarını tümüyle kaybetmiş. Elindeki gazeteyi. Sigarayı 4 ay. Bulmacayı çözmek çok heyecan vericiydi. Mübeccel Abla'ya rastladım Müstehcen bir sırrı paylaşıyormuşuz gibi. Ozan Taraz ağır ağır yürümeye devam ederken. Payımıza düşen çikolata miktarını yıllar önce tükettiğimiz iddia edilir. Oğul Johann Strauss'un [1825 -1899] Mavi Tuna'sı [An der schönen blau-en Donau] eşliğinde. babacan bir edayla konuya girdi: "Nasıl mesela? Spor mu yapacağım?" "Neden olmasın?" "Şişmanlar yapabiliyorsa. İçimden. Beni görenlerin aklından neler geçtiğini iyi biliyorum: 'işte' diyorlar. sana meyve getirdim. Fazla oyalanmadan kahveyi alıp eve doğru seğirttim.. öylece durdu. "sizde ne var ne yok?" Gençliğinde birkaç filmde başrol oynamış. Enver. çördük çorbasını usulca içiyordu. Dedenin günlüğünü zarf olarak kullanmasaydım bulmacayı çözmeyebilirdin. Mantomu sırtıma geçirdiğim gibi dışarı çıktım. o iş spor değildir. aynaya baktığımda tombalak halimi görürüm. çarın şerbetli keşişi Grigo-ri Yefimoviç Rasputin.. Masaya koyduğum kuponu. 2 hafta. firik pilavı. bu kusursuz sahtelik. Uçan Kız filmi meşhurmuş. 24 ayar yanılgılardan doğar. Yine de sigarasız geçen saniyeleri sayıyordu. Şebnem Şibumi! Senenin son ayının 29.. ortak aldanışlarımızla mayaladığımız mucizelerin su katılmamış birer fiyasko olduğunu göremeyişimiz sayesinde birbirimizin kalbini kazanırız.. çerez. Herkes bizim pastadan çıkan dansözü de mideye indirdiğimizi düşünür. cam asansörle en üst kata çıkıp buz piste ulaştık. meyve taşıyorduk. Yukarıdan aşağı 7'ye gelinceye kadar. Ne hissedeceğimi hâlâ bilemiyordum. yani mektubu okumazdın?" "Belki de.. kimyasal bomba atılmış gibi ıssızdı. 60 ." "Galiba şehitlerden iyi postacı olmuyor.. fakat Tercüman-ı Hakikatte yayınlanmış değil.. daha doğrusu sahte kusursuzluktan ötürü bir kupondan fazlasını hak ediyor. Evimizin salonuna." Enver ağzındaki lokmayı yuttu ve bir mucizeye tanık oluyormuş gibi gülümsedi..." Yemeğin tadına varmaya kararlıydı. çoğunlukla ne acıdır. yaptığının kötü bir şey olduğuna inanacaktı. Biz şişmanların işi zordur. mandalina ve elma dolu tabağı sehpaya koydu: "Şerifciğim bak. 8 harf tutuyordu. sözlerinin bendeki etkisini merak ediyordu.. ShahShops alışveriş merkezine girdiğimizde geceyarısıydı. Enver'le birbirimize sarılıp usulca dans etmeye başladık. "Bulmaca. akşamı. Kendi adıma rastlayınca.

aşk sadece kör değil aynı zamanda aptaldır. Tamam. uçuruma yaklaşmış La Linedyı [Bay Meraklı] andırıyordu. Solunum cihazına bağlanmış. Enver'in geceyi babamın başucunda geçirmesi. dirilişi sırasında babama -gönüllü olarak. tek tek kayboldular. oyalanmayın" dedi babam "kıyafetlerimi bulun da bu Allah'ın belası yerden bir an önce kaçalım!" Azrail'in karşısında sakız çiğnenmez Aşktan. altın suyu gibi bir yağmur başladı. Annem. kollarından fırlamış gibi görünen minik borular birbirine dolanmıştı. şimdi içimde aşkın çıngırakları çalıyordu. artık dinlenin" diyordu. hayırlı anormalliğe. sessizce ağlıyorduk. "Evet" dedi.. Beklemekten başka çaremiz yok. cam gibi gözyaşları kesiyordu. "Altı gecedir uyumadınız. Doktorlar." Gözlerime yaşlar doldu. siz gönlünüzü ferah tutun. sessizce ağlayıp başını ve gövdesini öne doğru eğerek kamburlaşıyordu. Tükenmez kalemi söktüm ve dışındaki borunun bir ucunu delikten içeri sokarak diğer uçtan iki kez hava üfledim." Eve varıp geceliklerimizi giyinceye dek yavaş yavaş sızdık. sonra ziyarete gelirim". bardağın dolu tarafını da. yüzümüzdeki zindan karanlığıy-la. Harika şeyleri. müdürüm yaşayacak. Tam anlamıyla ölümden dönmüştü. "Dediğim gibi. Şerif Bey'in nefes borusundaki sakızı aldık. Enver Bey'in selamları var. kapının önünde bizi beyaz bir limuzin bekliyordu." Ellerimiz çözülürken avucuna bir kupon bıraktım. Dönüp bakmadım. sehpadaki tabakta duran meyve bıçağını kaptım ve babamın boğazına batırarak küçük bir delik açtım. "Haydi.Nabzını yokladım. . babamdan daha kötü görünüyordu: Kurutulun 19 biber gibiydi. Kadıköy'deki Papazın Çayırı denilen düzlükte Fenerbahçe ve Galatasaray futbol takımları ilk kez karşılaşıyordu [1909]. Kendimi. Ziyarete gelen akrabalar. büyü gibi işe yaramıştı. Kış uykusuna yatmış gece bekçisi kadar derin uyumuştuk. şu durumda kesin konuşamam. Annemin kesik solukları ve ayak sesleri etrafta yankılanıyordu. hastabakıcılar uğruyor. Sanırım altı-yedi 278 dakika boyunca beynine oksijen gitmemiş. ümidinizi kaybetmeyin. sigortalı dengesizliğe hazırdım. Uykusuzluktan sağır olmuştuk. tamam mı?. camekanlı bir şadırvanı andıran kafeteryaya doğru ilerlerken telefonum çaldı. Umut ve sükunet aşılayan pırıl pırıl tebessümü hiç dağılmıyordu. Doktorlar bana hızla birkaç soru sordular. 15'e kadar sayıp tekrar boruya üfledim. hemşireler. Ümidinizi kaybetmeyin. aşk kişinin kendini aldatmasryla başlar ve başkalarını aldatmasıyla sona erer. Arayan. aşk hayal gücünün zekayı yere sermesidir. baban sc ni bekliyor. Gözlerinin etrafında giderek büyüyen 11101 halkaları. bir tahmininiz de mi yok?" diye sordu.. Sizi yanıltmak istemem. topraktan fırlayan Ninja savaşçıları gibi hareketliydik: Hem yaslı. koridorun sonunda nöbet tutan Lklâi hariç. Fakat kendi susuzluğumun farkında değildim. Enver Paşa'ya ait hissediyordum. Enver'in 'dolu' olduğunu çoktan anlamıştım. Çünkü o.refakat etmişti. Elimizden gelenin en iyisini yaptığımıza emin olabilirsiniz. zincirlerden ve çözemeyeceğimiz diğer şeylerden bahsetmeyelim artık. Kalan 20'sini bir kerede teslim etmeye niyetliydim. aşk sonsuzluğa heveslendirirken imkansızlığa hapseder. "Bilmiyorum.. aceleyle cevapladım ve babamı apar topar yoğun bakıma aldılar." Arkamdaki polislerden biri "Ne kadar bekleyeceğiz. Şoför arabanın arka kapısını açarken "Şebnem Hanım. Enver bizi hastanenin önünde karşıladı." Eğilip yanağımı öptü: "Tamam prenses. babam ve ben sarıldık. "sizi baş başa bırakayım. kamyoncu lokantasmdaki salata gibi dar m ad. 61 . Tamam. ambulans çağır!" Babama kalp masajı yamaya başladım. Prefrontal kor-teksin altında oluşan pıhtıyı Streptokinaz'la erittik. "Gözünüz aydın Şebnem" dedi. "Doktor. 280 Geri dönüp Enver'e sımsıkı sarıldım: "Çok. Doktorun yüzünde manalı bir ifade arıyordum. Çarçabuk giyinip dışarı çıktığımızda. Onları duyamıyorduk bile. Etrafta o kadar çok polis vardı ki. Acil servis. Şaka mı yapıyorsunuz? Susuzluktan ölmüyorsanız. Kaç gündür hastanede beklediğimizi bilmiyorum. Monitördeki nabız göstergesi. in Enver'in sipariş ettiği yiyeceklere elimiz varmıyordu. Babamın komada oluşu. Ailemizin bilardo topları gibi dağılmasını önlemişti. Durdum.. burnundan. İçeri doğru yürürken "Sen gidiyor musun?" diye sordum. Moda sahilindeki ıslak çimlerin üzerinde tek başına yürüyordum. insanlık tarihinin en dehşetengiz olayı sanki. bir gelişme olunca size derhal haber veririm. Bir dizi kan tahlili yaptık. bekleyip göreceğiz. haydi. birkaç ay da. Birden.. hem enerjik. Fakat ayılmadı. Birkaç gün de olabilir. Derhal. 1 ğın olmuştuk. ikimiz de. Enver bizi yalnız bırakmıyordu. 400 metre ötedeki. Müsaadenizle" dedi ve gitti. Annem. hayranlarının saldırısına uğramış kokainman bir rock grubunun sığındığı süite benziyordu. Sevinç gözyaşları daima keder gözyaşlarmdan iyidir: Kutlama çiçeği ile azap dikeninin aynı sularda yetişmesi sizi yanıltmasın. uyanacak nasılsa. deterjan reklamlarmdaki banyolar gibi parlayan koridora daldım ve kapısı açık asansöre yetişerek içerideki sünepe kalabalığa sevinçle tosladım. Tamam. Bir gece Enver annemi ve beni taksiye bindirdi. içine düştüğümüz kör kuyu sessizliğiyle baş edemeyip gerisingeri gidiyorlardı. "Şerif Bey'e ben refakat edeceğim. Üniformalı polisler. atmıyor! Ödüm kopmuştu.. Ama ben bu mucizevi aldanışa. O güne kadar Enver Paşa'ya 10 kupon vermiştim. Şimdi gitmem gerek. operasyonu polislerin yapacağını sanırdınız. babanızın bilinci yerine gelmiş" diyerek bir eliyle davet jesti yaptı: "Buyurun lütfen. Ambulans ve polis sirenleri arasında hastaneye yetiştik. monotonluk prosedürü yıldırıcı bir yavaşlıkla işliyordu." Limuzinde. aşk ile mantığın yolları ayrılalı çağlar oluyor. Adımlarımı hızlandırdım. Ertesi gün. "Sakızı yuttu kızım! Sakız boğazına kaçtı!" Annemin gözlerinden yaşlar süzülüyordu. Şu anda komada. değil mi?" Bunu soran Bora Ağabeydi. Yarım saat içinde ameliyathaneye naklettiler. boş tarafını da umursamazsınız. işte. Koşarak. Yatağında oturan babam beni görünce iyice doğruldu: "Kızım!" Annem. sevgilim. Tamam. Tamam. rüya görmediğimizden emin olmak için anne-kız birbirimizin elini sıktıkça sıkıyor. İki saat sonra cerrah dışarı çıktı ve ağzındaki maskeyi indirip şöyle dedi: "Önce MR çektik. Annem ve ben bir an önce babamı görme telaşmdaydık. fakat her şeye hazırlıklı olun. Dört-beş dakika sonra gövdesi kasılan babam derin bir nefes aldı. çok teşekkül ler. ne tümüyle anlayabiliriz ne de izah edebi liriz. [LEONARD COHEN] 17 Ocak. sağ koluma girmiş halde.hi Ona minnet mi duyuyordum? Bu aşkı ona borçlu muydum?. "Anne hemen 112'yi ara.

Babamın. soğuk algınlığına yakalanmış bir timsahmki gibi kulak tırmalıyordu... Bu davranışımdan ötürü gururlandığını. Enver birden paltosundan mavi bir cisim çıkardı ve bana doğru fırlattı! Uçarak yaklaşan şeyin bir frizbi olduğunu anlamamla onu yakalamam bir oldu. "Şebnem merhaba. babanın karşısına böyle damdan düşer gibi bir adam çıkarman sence uygun mu?" dercesine baktı ve fısıldadı: "Namaz kılıyor. Sevinçten sakarlaşmıştık." "Beni ne kadar da iyi tanımışsın!" Babam öyle tuhaf gülümsedi ki odanın ısısı birkaç derece düştü. Yüzüme baktı." "Hımmm. lokal amnezi yani kısa süreli hafıza kaybı varmış. Kahvelerin dumanı tütüyordu. Bir gözünden çocuksuluk.. hayatta en ciddi karar. Güleç bir suskunlukla geçen bir-iki dakikadan sonra." Enver. Annem.. "Ailenle tanışmayı ben de çok istiyorum Şebnem.. Birkaç saniye içinde buharlaşacaktık sanki. Enver'i salona buyur etmişti. senin nazarında ne?" "Gül bahçesine kakasını yapmaya çalışan kabız bir ayı!" [Ah." "Bazen. şaka mı yapıyorsun. Kafeteryaya kadar sendeledik. diğerinden olgunluk okunuyordu." Ben de "Merak etme anne." "Efendim?" 282 "Hazır mısın?" "Neye?" "Tamam. Allah korusun. Misafirimiz var. Enver ruhani lideri karşılayan tapınak muhafızı gibi huşu dolu bir saygıyla doğruldu. Enver tam bir hafta boyunca hastanede bize eşlik eden arkadaşım. uyandığı sırada babamla ne konuştunuz?" . Seni dünyaya getirdikleri için onlara tebrik ve teşekkürlerimi sunmalıyım. orası iyi. olduğun yerde dur." Babam. Etrafımda ne varsa hepsi birden birer ipucuna dönüştü.. Sadist nezaketiyle sordu: "Şu anda nerede olduğunuzu biliyor musunuz?" Etrafa bakındım: "Hastane. Vahşi Lisan] Uyandım ve tepemde dikilmiş beyaz önlüklü doktor bozuntusunun oyuncak ayı sırıtışı gözlerimi kamaştırdı. Omuzlarındaki meleklere selam verdi. romantik bir düellonun son saniyeleri sanırdınız. 45'lik tabancasını bırakıp 99'luk teşbihi ele almıştı. mesleğinizde zaten çok başarıhymışsmız. Kenarı boyunca. bekliyorsun? 'Onu gördüm ve hayatımdaki bütün taşlar yerine oturdu' mu?" "Şerif. Marlboro paketinden bir sigara çıkarıp yaktı: "Biliyorsunuz.. Enver'in ellerini tuttum. yedi gün süren ölümüm boyunca beni yalnız bırakmadınız" dedi.. Buğulu camlar." Anneme. yani sizinki sadece. 62 . harika biri. onu babamla tanıştıracağımı söylediğimde "Kızım.. Bu dünyada tüm kalbimle sevdiğim herkes biraradaydı. Hani sana bahsetmiştim ya?" Babam. ani bir ses duyan köpek yavrusu gibi başını yana eğdi: "Duyduğum kadarıyla. Tatlı bir söz söylesen dilin mi kopar? Aslan gibi çocuğa kulp takma şimdi!" "Sana göre aslan olabilir karıcığım.] Bu söz üzerine. Ben sadece.. tutuklaması gereken bir suçlu vardır [Şerif Şibumi] İntiharı hariç tutarsak. Islak ve parlak frizbiye şaşkınlıkla baktım.. Annem mutfağa süzüldü. baban gözlerini açtığında gecenin üçüydü... derdini anlatabilecek kadar Türkçe bilen bir cariye edasıyla söylemiştim. "Öyle olsun. Birer kahve ısmarladık. "Ben seni sonra ararım" deyip kapattım ve kupon namına ne varsa vermek için. O da nöbetçi doktoru çağırdı.ııı Dudağını hafifçe büktü: "Pek konuşamadık. haftaya biraz geç başlamaktı. nasılsın?" "Sesini duyunca daha iyi oldum Enver. Azrail'in huzurunda sakız çiğnemeyeceğimden eminim' diyor. Ben de aynısını yaptım. Yani ikinizin öyle özel bir anda tanışmanız.." "İnsanlar bana bunu her söylediklerinde 1 lira verselerdi şimdiye milyonerdim. ciddi mi konuşuyorsun anlayamıyorum. dünyanın karmaşasıyla aramıza set çekmişti. ciddi misin?" "Evet. Görseniz. Uçsuz bucaksız çimenler ile yağmurun arasındaydık. sevdiğim adama doğru koştum. Enver'i eve çağırmakta acele etmiştim. Elimdeki kuponları bir kerede vermeye kalkıştığımda itiraz etti." dedim ve birden Reha Veto'yu hatırladım. 284 "Hoş geldin delikanlı. sen en iyisi bize kahve yapıver" diyen Babam Enver'e döndü: "Orta şekerli?" Enver hoşnut bir ifadeyle "Pekala" dedi. Onun dışında gayet iyi." "Tuhaf." El sıkışırlarken Enver öne eğildi. Onlar ilgilendiler. su tabancasından kaçan bir Fransız gibi ağlaya ağlaya yan odaya koştum. Dua mırıldanırken bana doğru bakıyordu. gergin ipin ortasına kadar gelmiş acemi bir cambaza benziyordu. hemen hemşireye seslendim. hafızamın bir kısmını kaybettim. benim nazarımda. hakkımda benden daha çok şey biliyor. Rüya ile gerçek arasındaki farkı kökten unutuncaya dek birbirimize yaklaştık ve sımsıkı sarıldık. Galiba yarım yamalak bildiğim her şeyi unuttum. acılarımızdan 7h. O da koşuyordu. "hiçbirimiz. "Aman. çocuk sahibi olmaktır..." "Kimmiş?" Seccadesini toplayarak ayaklandı. Islak giysilerimizden buhar yükseliyordu. Babam önde. Enver'e gevrek bir sesle "Sağolun. babam onu çok sevecek" der gibi baktım ve sessizce "Tamam" deyip arka odaya geçtim. Şerif Bey'e geçmiş olsun demek için uğramıştım. Bu da beni iyi bir polis yapıyor. sevgililerimle hep ölüm-kalım zamanlarında karşılaşması garipti. "Zahmet etmeyin lütfen. poliklinik ya da öyle bir yer?" Sesim. Her polisin içinde. fakat yine de anlaşmaya uymamız gerektiğini söyledi. Beni tanıyan herkes. Enver. Fincanları. dünya tarihinde bu işi yapabileceğim başka bir zaman yokmuş gibi! "Sizi anlıyorum" dedi Enver. "Babacığım. [THOMAS SZASZ. Donup kaldım. Enver'i biliyorsun. Telefonu kulağıma götürdüm. Enver'in dışarıda beklediğini. "Baban toparlandı mı?" "Doktorun dediğine göre. Komadan çıktığında ilk seni görmesi." "Şebnem. Reha Veto olayından sonra namaza başlamıştı." Yavaş yavaş yürüyordum. Emekli olmuş. Babam seni hiç hatırlamıyor. Babam. emin misin.." Enver..Enver'di: "Buyurun Paşam?" Bu kısa cümleyi. masada tepsi gibi duran frizbinin üzerine koymuştuk. ben arkada salona girdiğimizde. Annem asaletli bir utangaçlıkla "Ne arzu edersiniz?" diyerek Enver'e gülümsedi. "Babacığım. üzmesene kızı. çok enteresan halbuki. masadaki kuponları elimle frizbinin kenarından çantama sü-pürdüm: "Anlatsana. ona âşık olduğumu bilmekten müthiş heyecan duyduğunu." "Ne?" Etrafa bakındım. Telefonu tuttuğu elini indirdi." "Hoş bulduk efendim. daire şeklinde "Seni seviyorum Şebnem" yazıyordu. bunu okumak zorunda kaldığınız için özür dilerim! Zira ben. Enver de aynısını yaptı." "Şahika.. Bir de yeniden sigara içiyor. kafeteryanın hizasından bana doğru yürüyordu." "Evet baba..

Ben bir polisim. dünyanın gelmiş geçmiş en büyük kozmetik mucizesi değilse. Bora Oturanboğa'ya telefon edip Enver Paşa'yla ilgili bir kayıt var mı diye baktırdım. Nuray Mert'in köşe yazısını. Eee? Polis. İlk iş." "Sen. O sırada içeriye bir hemşire girdi. tamam mı. parçalanmış bir ihramı andırıyordu: Binalar. Onyedi sene mi?! Karım yaşıyor muydu? Kızım ne haldeydi? Torunlarım var mıydı. "Boğaziçi Köprüsü" yazılı bir kısa mesaj geldi. Enver Paşa evimize geldiğinde. Şahika balkonda peyda oldu. "Asmalımes-cit" yazılıydı. Kadına yaş sorulur mu? Fakat hayatım buna bağlıydı. Polis. İçimde bir dejavu tedirginliği baş göstermişti. Radyonun düğmesini çevirdim: Duman adlı bir müzik grubu. hatırlamadınız mı? Ben. polis köpeğinden daha aptal görünmek zorundadır. gazete okuyordum. Bir an tereddüt etti: "Yirmidokuz yaşındayım. polisliğim bakidir. Ardından. Bora Oturanboğa'nm eşiyim.. Kız babası olmak. mahmur gözleriyle bir başka dokioı [Çı ri girdi.. Siz çenenizi kapalı tutarsanız. "Nereye güzel kızım?" Yutkundu. Köprüye vardığımda aldığım ikinci mesajda. Geri geri giderken arkaya baktım. neden sor dunuz?" Tam o anda. Herhalde "iki adımlık yolu arabayla mı gideceksin?" diyordu. ayın kaçıdır.. beni enterese etmez. fakat sesini duyamıyordum. cüreti artmalıdır. Sizi hayata döndürmeyi başardık. Tam on sene aradan sonra. tutuklaması gereken bir suçlu vardır. Gözüm kadını bir yerden sinyordu: "Sen de kimsin?" "Aşk olsun. Reha Veto denen zibidinin beynini uçurarak. temkin ve ihtiyattan ibaret olurdu. "Geçmiş olsun Şerif Bey" dedi. 63 . Bu dünya acımasız bir yer. çıkmak üzereydi. ben uyurken mi büyümüşlerdi? Dünya Kupası'm almış mıydık? Ülkemizin bölünmez bütünlüğü korunuyor muydu? Hangi parti iktidardaydı? Otomobiller uçmaya başlamış mıydı? Herkes yokluğuma iyiden iyiye alışmış olmalıydı? Bu yaştan sonra ne halt edecektim?!.Hamiyet Yüceses terennüm ederdi. Çiğnediğiniz sakız nefes borunuza kaçtı ve kalbiniz durdu.. tamam mı?" dedim. Temiz çocuktu. Şebnem'imi incitmeden Enver Paşa denen dejenere piçin ipini çekmek niyetindeyim. Siz de ömrünüzün yarıdan fazlasını katillerin. Şebnem'i bahçe kapısının önünde siyah bir Audi'nin içinde bekliyordu. Kızım. tabancamı doldurup belime taktım. başucumda bekleyen arkadaşından söz edince de." "Bugünün tarihini söyleyebilir misiniz?" 288 "Ben emekliyim. Başka çocuğum olup olmadığından ciddi ciddi kuşkulanmış görünen annesine alelusul el sallayarak "Allahaısmarladık!" dedi ve koptu. Başımı kaldırdığımda. fakat. İlk müdahaleyi kızınız Şebnem yaptı. benim en sevdiğim çocuğumsun. Zor nefes alıyordum. Paltomu sırtıma geçirdim. ipucu toplayan polis konuşmayacak." Kar." Bora.. boynuma sarıldı: "Babacığım. Öyle ki. Henüz ayakkabılarından tekini giymiş olduğu halde. biricik kızıma hayatının şokunu yaşatmıştım. Polis sezgilerim bana çifte kavrulmuş bir manyakla karşı karşıya olduğumu söylüyordu. . Yine de dilim pek rahat durmadı. Bir kez daha. hüzün yumağı başını "İyi. çarkları şüphe döndürür. Bayramda seyranda ailece ziyaretimize gelirlerdi.. uçuruma açılan mağarada hızla yol alıyordum. Bir kez daha ölüm. Bu yaşta söylediğim yalana bakın hele: Sevaplarımı artırmak için daha çok zaman ve benzin harcayarak cennete yaklaşacağım yani! Hayat arkadaşım." Çözüldük. benim yanımda çalışan genç polislerden biriydi." "Şerif Bey. Telefonu açıp şifreyi tuşlayarak takip programım aktif hale getirdim. ben bu yatakta onyedi senedir uyuyor olamazdım. peki" anlamında salladı.." "Fakat ne doktor?" "Onyedi senedir komadaydınız. gecikirsem tasalanma. Emekli kılığında dolaşsam da. Şimdi. namazı orada kılacağım. Penceredeki tülün berisinden baktım: Enver. Bahçe kapısının iki kanadını da açtım. Ağzının kıpırdadığını görü yor. hani şu 'kabız ayı'yla. Arabayı. Ne arananlar listesinde adı var ne de sabıkası. Bu düdüklü çakalın ne mal olduğunu kendi yöntemlerimle çözecektim. ırz düşmanlarının. ağaçlar hac faciasından canını zor kurtarmış hacılara benziyordu. İnsanlığa faydalı olmak için yeni bir fırsat yakaladığımı hissediyordum. gece gündüz demeden bana koşuyordu. Tekrar bindim. hangi yıldayız. gerçeğin kokusunu takip ederken. dünyadaki en zor kutsal görevlerden biri.. öyle birini maalesef hiç ama hiç hatırlamadığımı ısrarla vurguladım. 03:10'u gösteriyordu. Kadına "Hangi yıldayız?" diye soracağıma.. Az buçuk kendine gelen arabadan inip bahçe kapısını kapattım. Emektar Lada'ma atladım.ıi". günlerden ne. hayatınız komple tedbir. herkesi suçlu sanır." "Hatırladığınız en son olay?" "Evimdeydim.. Şebnem'in cep telefonunun yerini tespit etmemi sağlayan bir yazılım yükletmiştim. Bir tek şapkam eksikti. sakince yatak odasına uzandım. Şahika'ya çaktırmadan. /')l Başımı dışarı uzatıp "Çengelköy'deki camide mevlit okunacakmış. "Adınız nedir?" c "Şerif Şibumi. tuttum "Kaç yaşındasın?" dedim. önüme döndüğümde karım kaybolmuştu. şom ağızlı doktor kayıplara karışmıştı. Beyniniz dakikalarca oksijensiz kaldı. Birileri kelepçelenene ya da zımbalanana dek.. 290 İki gün sonra akşamüzeri. Yavaş yavaş yola koyuldum. Ve her polisin içinde. Kontağı çevirdim ve araba sinir krizi geçirmeye başladı. Zırtapozdan kimseye bahsetmedim. camiye."Neden burada olduğunuza dair bir fikriniz var mı?" "Bunu bana siz söylersiniz diye ümit ediyorum?" Duvardaki kirişe asılı saat. mantar gibi hiçbir şey düşünemeden sürüyordum. "Belki de ışınlandı?" diye düşündüm. Şebnem resmî törene katılacak prensesler gibi giyinmiş. Onyedi yıl martavalını uyduran zırtapozun sorularına benzer şeyler sordu. Küskün ve de gururlu bir ifadeyle cevap verdi: "Enver'le buluşacağım baba. muhatabınız otomatikman ötmeye başlar. Biricik kızını yedi yabancı bir adamla paylaşmakta zorlanıyor diye yaşlı babana kızacak mısın?" Bir an durdu. Ben ki." "Darılma bana meleğim. dolandırıcıların peşinde geçirseniz. kanun adamının dangalaklığından ötürü suçlunun özgüveni pekişme-li. hırsızların. herkesi polis sanır. onu hatırlamıyormuş gibi davrandım. "Nereye bey?" "Nereye olacak hanım. Suçlu. Çile Bülbülüm'ü söyleyerek ruhuma gıda yardımı yapıyordu: Bizim zamanımızda -nur içinde yatsın. uyuşturucu tacirlerinin. Beni kınamayın. Bir de şu var: Bir suçu araştıran. bana inanmıyorsanız televizyon seyredin." Birden bütün yük kalbime bindi. Ben silahımı bıraktım diye suçlular da ıslah mı oldu? Yooo? Oyuna bensiz devam ediyorlar. Dehşet içindeydim. Ve bu kadın. Cep telefonuma.

seni bulmama bağlı. Dalga geçmekten kendimi alamadım: "Dikkat el de. lirik bir kanatlanma yaşıyorduk. Gotik bir 'Ş' harfi dövmesi vardı: "Her neyse. Yenileceğinden eminsen. şu mesele. dikkatle bakıyorum. kulağın rahat olur. sadece yelpaze kullanarak adam öldürmeye dayalıymış. Enver'e. susamlı akide şekerim. patlayan bir okyanusun tozları gibi saçılıyor. gömleğinin manşetini katlayarak sağ bileği ile dirseğinin arasında bir yeri tuttu. bir işaret seziyorum. Gerçek bela. senin el yazın. rakibini ciddiye alman gerekmez." Sesi hu şu doluydu." "N'oldu?" Durduk. imzan olacak. Yani ben.. uçaktan yüz yıl önce. Çölde seraplar gören bir şempanze gibiyim. cinayetin aracı olabiliyor. Zehirlenmeye bile yetmeyecek porsiyonlarla. Zarafetin aksesuarı. Şebnem kalbimden senin kalbine balyozla bin pencere açayım. "Şimdi de utanmadan zihnimi mi okuyorsun?" Sağ kolunun içine hafifçe vurdum. Şu anda Tomaso Albinoni'nin [1671-1750] Adagio'sunu dinliyorum. Kaybedecek bir şeyin yoksa. yerküreyi tümüyle sarmalamıştı sanki. Şebnem ne çok melek var yüzünde. Kareli gömlek ve postmodern nihilizm modasının arttırdığı atmosfer basıncına rağmen. Müzeye doğru kol kola yürürken. Melodiler. Fakat ismimin diğer harfleri nerede?" "Tek tek yazdırıyorum.Bir kez daha anlıyordum ki. Şebnem her zorluğun içindeki kolaylığı." "Hımmm. çamurlu bir gölet oluşmuştu. Albert Einstein'm [1879-1955] İzafiyet Teorisi o gün yayımlanmıştı [1916]. Bu şövalye jesti karşısında ne yapacağımı şaşırmıştım. akasyalardan süzülen ikindi ışığından yapılmış gibisin.. Yanlış anlamaların mikrodalga fırınında ısıtılmış ve çabucak bayatlayan umut kırıntılarıyla besleniyorum. İrmik helvasının üzerinde uçan kelebek gibi toz olayım. Kalbim jelatini i yoyo gibi zıplamaya başlıyor sesini işitince. yüzyıllarda. Oradan 100-150 metre yürüyecektik. Sanki senden bir haber gelecek. Hayat çok tuhaf Şebnem: Paraşüt. rahatsız vicdan ve cüzi irade bize köstek olamazdı. Şebnem uzaya baharın gelmesi. huylarımı değiştiririm. dünyayı özelleştiriyorsun. Notalar daima harflerden daha anlamlı.. ingiltere'deki şapka fabrikalarında çalışan insanların yüzde 10'u delirerek ölmüş: Keçe işlemekte kullanılan cıvanın yan etkileri. Şebnem. varlığın başımı döndürüyor. İnsan otuz yıl yaşayınca. güvercin kadar ılımlı olurum. Enver Paşa'yla Pera Müzesi'ndeki Anadolu Ağırlık ve Uzunluk Ölçüleri Sergisini gezecektik. İğde yumuşaklığı. emin olamıyorum. Papatyaları harf olarak kullanayım. Uçakları sanki sen kullanıyorsun. Dilim uyuştu Şebnem. tndi. başım göğe ermişti. iğde reformistliği var sende. Tamam abartmayayım. mandalina ve zeytinler yetişen bir ağacın mucizesini üstlenmişsin. tebessümün için binlercesi çalışıyor olmalı. ağaçların içinde olup bitermiş. Sanırım. Uygarlık bize milyon çeşit yasakla sağlanmış bir düzen hediye etti. "Teşekkürler ekselans.. Leylaklarla dolu bir akvaryum. romantizmin Einstein'ıydı. Asmalımescit'te bir sokağa park etti. tehlike olmadan ben bir hiçim." O palto. tülbenl boncuğu gibi umutlar pıt pıt içimde beliriyor. Ceketini çıkardı. Paso ilklere imza atıyorum. küçücük. 64 . Şebnem. r/K. Saçma ve boşuna olan ne varsa benim yöreme birikiyor. [FERNAMDO PESSOA. şimdilik tek harf var?" "Diğeri paltonu serdiğin için. olflll dik yerlerine kaçmasın!" "Beğenmeyeceğini tahmin etmeliydim. varlığımızın özünü teşkil eden trajedinin yatıştırması konusunda kimseye güvenmemeyi öğrendik. Beni kınama yeter ki. Cehennemde teçhizatsız kalakalmış itfaiyeci gibiyim. Enver hiç tereddüt etmeden paltosunu çıkardı ve göledin üzerine serdi. 1888-1935. kendilerine acı veren şeye teslim olmuşlardır. Önden dolaşarak gelip kapımı açtı.-. Şebnem ballanmış ilkbahar gibisin. Elimi tuttu ve "Buyurun matmazel" dedi. tozutmayayım. devrim niteliğindeki bahtsızlık. Üzerinde nar. alevleri görmezden gelerek yangını söndüremeyiz. üzerinde şapkalar yüzen bir cıva nehrine ayaklarımı sarkıtmış vaziyetteyim. ağırlığı olan her şey otomatikman senin safına geçiyor Şebnem. Yaralı bilinç. Şebnem niye böyle? Aşkın.il edilmiş. kum saatindeki toz şeker gibi senin sevgin birikiyor. kaybolmak seni bozmaz. Her şeyde sana dair bir ipucu. ilk hamleyi suçlular yapar. Dünya. ne kadar istersen onca yağmur ayarlayayım. Şebnem her gülümseyişinde tüm ülkeye çay ısmarlayayım. Elini çekip sokak lambasının ışığında koluna baktım. Sözlerde o acı yalan tadı belirir. "Uh! Canımı yaktın. EK: Müntekim Gıcırbey'in okunmamış mektuplarından birkaçı Deliler. Milletçe öteden. "İyi ama. etkilendim. Şebnem imparatorluk gibisin. /-. Şebnem uçaklar geçiyor. Şebnem seninleyken bir yudum çay zenginleştirilmiş uranyum gibi enerji veriyor bana. Laf uzadıkça anlam geriler. kara üzümün iri çekirdekleri gibi bulup çıkarabiliriz.. sanki senden bahsediyorlar. 18. Öyle saçma. en temel dertlerimizin. Methiyeden şantaja geçmeyeyim. 294 Eğer bir hedefin yoksa. Ciddiye alınmak için mızıkçılığa başvurma taktiğini kenara bırakayım. büyük noksan neydi hayatımdaki? Bunlar ve benzeri belirsizlikler insanı sersemletiyor. Şebnem kediler geliyor apartman boşluğuna. uslu çocuk olayım. Sonsuzluğun geri kalanım yakıp yıkmama ramak kalmıştı. Çikletten çıkmış gibi tertemiz bir adamdı. Bence o. artık bizim sevda imparatorluğu-muzdu. aksine. Adımımı atacağım yerde kar sularından. kelimelere beş çeker. Tessenjitsu adlı Japon dövüş tekniği. "Yooo. Şebnem bulutlara kement atayım. iğde esansı.Tlc ı< ." "Enver. daha etkileyicidir. "Beni şımartıyorsun" diyerek muzipçe yüzümü inceledi. Sürekli yer değiştiriyor." Onun yamndayken. Tımarhanede esir edilmiş felçli bir dilsiz kadar gerginim. 292 Yeryüzüne serilen palto 20 Ocak. kiraz. Benim payıma paylaşılamayan şeyler düştü galiba? Beni mahveden hatalarım hangileriydi. dünyanın üç günlük olduğunu anlamaya başlıyor. beraberliğimizin her saniyesi için bir kupon verme arzusundaydım.. Şebnem zarflar açıyorum. saraya sızmış lunapark balerinim. o kadar da acımıyor. Huzursuzluğun Kitabı] Alevleri görmezden gelerek yangını söndüremeyiz Şebnem. Şebnem içimde. Sekoya ağacının kabuğu ateş geçirmezmiş: Sekoya ormanında yangınlar. O anda. Sonuçları nedenlerin önüne almayayım. duyguların zannettiğimden çok daha çeşitli olduğunu keşfediyordum. Otomobili." /. ve 19. tüy gibi hafiflemiştim." Derhal iki kupon takdim ettim. Harf başına bir kupon alabilmeyi umuyorum. faturalar çıkıyor içinden. nedir bu?" "Almyazımm baş harfi. Bir yandan da peccatophobia'ya [günah işleme korkusu] kapılıyorum galiba. Pekala. Vahşetim teröre dönüşmesin. doğrudan bana miyavlıyor-lar. Anlamı. parmaklarım yazmaktan oksitlendi.. Bir robot kadar iffetli..

Vücudumdaki hiçbir hücreye inanamıyordum. Vücut bulması için can attığımız şeyi inkar etmek. Fakat aşk'ın bizi manasızlığa kelepçelemesini. Emniyet ile itimat aynı şey artık. Kendimizi emanet edebileceğimiz kişiyi bulana kadar canımız çıkmasa. çillerini tek tek öpüyorum. 12'den vuran yanlış anlamalar ve sorunları halleden hatalara bağladım. fakat cennete yakın bir bölgesine. Senden kaçış varsa bile kurtuluş yok Şebnem. Aptallığın otobanından dehanın patikasına mı varacağım? İnşallah o yol. bizlerde olgunluk alametleri gibi yansıyan şeyler. kılıçlar yüzüyordu. uçak olsam sana doğru uçarım. Afeti kontrol edemiyorum. her şeyde senden bir anı aksediyor. Bütün şarkılarda senden bahsediliyormuş. Sürprizlerin üzücülük arz etmesi sürpriz olmuyor. tütsülenmiş bir bahçede saklambaç oynuyor gibiyiz. hasretin katranı kafatasımdan gövdeme damlıyor. Bazı konuları açıklığa kavuşturmak için çenemi tutmam ve birtakım sonuçlar elde etmek için de hiçbir şey yapmamam gerekirdi. Kulaklarıma inanamıyor-dum. nazik teklifler en büyük tehditlere dönüşüyor. tümüyle eğlenceli olmak zorunda. Bir yandan da karşında kendimi mağaranın girişindeki kütük gibi hissediyordum. Ben de seninleyken gözlerime inanamıyordum.. Seni unutma fikri bile. ancak yalanların sürekli desteği sayesinde ayakta durabiliyor. mucize de durdurur. Dostluğa rekabet ve imha. Delidoluluğun uzantıları gibi algılanabilecek davranışlarımızın da doğallığı su götürür. Bizi ancak aynı banyoda yıkanmak paklar Şebnem. aşağılayıcı bir üslupla imha etmesini göze alamıyoruz. istanbul. Kafamın içinde kocaman bir ağaç ve küçücük bir maymun var. Belki dileklerim gerçekleşmese de iyi bir insan olurum? Sanırım cehenneme gerçekten uğrayacağım. kanımda gıcır gıcır hançerler. neredesin? Sensiz. Ezelden beri o nazlanan senmişsin. Şişko bir şeytanın. Arabalar etrafımda keskin frenler yaparak duruyorlar. Sen de benim aklıma uysan. Saray çatılarında senin için düello yapılmış. kulakta sapıkça bir şey gibi tınlıyor farkındayım. sana kavuşma umuduna bağlanıyor içimde. insanı cazibe hareket ettirir.. Doğru. Dirilmek için kendimizden başlayarak her şeyi yok etmemiz gerek. Geçerlilik kazanmış riya sisteminin kusursuz işleyişi. fincanlar. Türkiye. Ve birine itimat edecek kadar kendine güvenmenin manası yok. erik olsam sana doğru yuvarlanırım. benim kurnazlığım senin dehanın yanında sağır bir devede kulak. Ben riskleri yönetemiyorum Şebnem. Keşke. su olsam sana doğru akarım. uzay senin olduğun yerden başlıyordu. Sensiz bütün tabancalar. kalp kapakçıklarını.. Asmaların başında nöbet tutmak. odalar boş. Müntekim 298 Kalbin darmadağın olunca.. Artık. Eline sihirbaz değneği geçmiş kör gibiyim. belki bu tuhaflıktan büyük heyecanlar çıkarabilirdik. Tüm umudumu hayırlara vesile olan aksaklıklar. kitabın adı Genji'nin Hikayesi. Benzer şeyler arasında fark gözetme lüksüne sahip değiliz. Müntekim Aşktan kaçış varsa bile kurtuluş yoktur Şebnem. Peygamberin mirası tebessüm. boşluk. Sana olan duygularımı mesafe. aşka kurallar ve prosedürler eşlik ediyor. Romancılar bin senedir çalışıyor. İmkansıza yatırım yapmadan kazanamayız. Şebnem beynim bulaşık teline döndü. Bana öyle geliyor ki. reddetmek zorundayız. hiçbir gezegende bana hayat yok. içimizdeki bitki örtüsünü çürümeye terk etmek zorunda olmasak.. kafan da karışır Şebnem. Artık iltifatlar.. Senin kadife geometrin başımı döndürüyordu. galaksi. Dişlerini. Şebnem.Çağın gerisinde kalmayayım.<»"! tecrübelerimizdeki alelade acılıktan ileri geliyor. İnsanın ayna karşısında yaşadığı türden önemsiz bir belirsizlik ile satıcılıktan uzak karmaşa dinmiyor. Gözlerine bakınca. arkadaşlığımız. çöpten metal kutular toplayan zombi gibiyim.sokakların hepsi ıssız. Yüreğin derinliklerinden yükselen sesler. Beynime sıcak as r\ı falt dökülmüş gibi. onu evcilleştiremiyorum. italyan kahvesine batırılmış İrlanda çöreğim. çelimsiz bir meleği göğsümün kafesinde patakladığını hissediyorum. Şimdi uzaya fırlatılan mekikte kilitli kalmış sinekten beterim. ilişkilerimize garantiler getiriyor. Hani insan bazen gökte yabancı bir cisim görür de gözlerine inanamaz ya. çizgi film kuzusu. Kaybetmedikçe zenginleşemeyiz. Kimseye soramıyordum da "Benim gördüğümü sen de görüyor musun?" diye. riyanın kırmızı alarmı haline geldi. tanışıklığımız. insan kendi aptallığının büyüklüğüyle yüzleşince kahrolmaktan kaçınamıyor. O kadar zekisin ki Şebnem. üzümlerin olgunlaşmasını sağlamıyor. 296 İlk romanı 1007 yılında Murasaki Shikibu adlı Japon soylusu bir kadın yazmış. sevinçliysen somurtuşu kalkan olarak kullanmalısın. yaşam belirtilerinin azlığı demektir Şebnem. dizkapaklarını. yok saymak. yolunu kaybetmiş görünmez adam gibiyim. Sözlerim sana karmaşık mı geliyor? Birinin beni anlaması için yanımda elli yıl geçirmesi gerek Şebnem. Saatin akrebinden hız beklememeliyim. . bin yıla kalmaz seni anlatabilecek seviyeye ulaşırlar. senin masumiyet kanıtı parmak izlerinle dolu sanki dünya. Gelgelelim masumiyet. Aşk hiçbir çağda güvenli bir heyecan olmadı. iki kişinin yan yana yürüyebileceği kadar geniştir. 65 .. paradokslarla haşır neşir olmadan hayatımıza canlılık katamıyoruz Şebnem. Dünyada sahtelik kadar gelişim gösteren başka bir şey yok. Şebnem seninleyken içimi padişah gururu kaplıyordu. Kederliysen güleçliği.. Bu gidişle yokluğunun gürültüsünden sağır olacağım. dünya. krize söz geçiremiyorum. Daldan dala zıplıyor. O yüzden. bildiğin hiçlik mayalıyor. onu fark ettim. Güvenliği kilitlerde buluyoruz Şebnem. Dostluğumuz. Öpüyorum gözkapaklarını. Şebnem. ikramlar.. kalbime uysan. Şebnem peynirsiz labirentte dönüp duran fare gibiyim. yanındakine "Benim gördüğümü sen de görüyor musun?" diye sorar.

Gezegenimizde hayat olduğunun en sağlam kanıtı sendin Şebnem. Sevincimden çimlere kırağı düşürürüm. o şeylerin kendileri çoktan yitmiş oluyor Şebnem. işte Allah onu biliyor. Bakışların. dilime ilik açıldı. minareler yamuldu. hayat ilginçliğini koruyor. Şebnem. cıvıltılı cimcime. Bir kerecik buluşalım. eziyetin otomatikleştiği yerdir. Şebnem galiba kendimizi tam olarak tanıyamadığımız için. Şebnem. "seni anlıyorum. Mesela kendimi 10 1 mum sanıyor olsaydım ve biri de cereyanlar kesilince beni yaksaydı. Bazı şeylerin anlamı ortaya çıktığında. deli raporumun fotokopisi kulağıma zımbalandı sanki. Kur'artûa "Allah kalplerde olanı bilir" yazıyor. İç içe geçmiş kafeslerin ortasında gibiyim. Bunların hepsi ya da herhangi ikisi de olabilir. senin şehrine hücum etseydim.. Bir muhatap bulunca.. Şebnem.. Hacdan yeni gelmiş gibi hafifledim. ne zaman ağzımı açsam. Şebnem. biliyorsun. ipek fiyongu gülüşiü. göğüs kafesimde bir gökdelen jeneratörü taşımakla aynı şey Şebnem. İnsan.. mağaralar açayım. seni benim için dünyanın en değerli insanı kılıyor. Yine de insan istiyor ki. İnsanlar. tüm sözlerim. üzülmeyin. dudaklarını görünce kılıcımı düşürür. Kendisi kaybolunca anlamı parlayan şeylerle kuşatılmış durumdayız. Boğumları kudretten zarafet şaheseri yüzükler gibi. çölü avuç avuç başka yere taşıyayım. Türk Kızılayı'na kan vereyim. Ve bu saçmalığı doğuran şartlar. Beigbeder'nin romanlarındaki tiplere benziyorum: Fiyakalı ve aptal. Öpseııı. Birisi "Evet" desin. Üç günlük dünyanın üçüncü günündeyim. Bunu bilmek ya da sezmek bizi 'inanmaya' yöneltir. Körlere sesleneyim: "Arkadaşlar. bak. 300 Keşke başka ihtimaller de olsaydı. Biz aslında kaybettiklerimiziz. dudak dudağa gördüm. Giderek. Hasretin gecenin mimarisi oldu. sonra yurdun dört başına örülü demir ağları söküp trenleri karadan yürüteyim. Sıkın dişinizi. Rüyanda başrolde değilsen. Aynı dert bende de var. insan kıy. hasretten bütün günahlarım döküldü. kubbesi. kabus görüyorsun demektir. beni bekleyen birtakım vazifeler. Şebnem tornavidayla dağlara oyuklar. Saptırılmış ve bir yönetmeliğe uyarlanmış saygının gereği olarak cıvıtmak. Doğrunun önemi kalmayınca. Hayatın ölümden. kıt sonsuzluğun cefasını çekemiyorum. Huşuyla öpüyorum. bal şelalesi. kesin. Müntekim Rüyanda başrolde değilsen. uçuveriyor. acayip sancılı. beyaz rengi daha iyi tanıyalım diye mi yarattı seni? İçinde kemik biçiminde nur çubukları mı var Şebnem? Yüzündeki ışık nereden geliyor? Gözlerindeki ayet derinliğini. toz toprak ve kumlar dökerek. Aslında tüm insanlığı ilgilendiren bunca belirsizlik içinde yalan da önce ihtişamını.. Şebnem seni manyaklar gibi özledim.. aıvııml. dile getirilmesi imkansız bir şey var ya. sen saklanınca ağaçların içi boşaldı. Artık hayatımın normale dönmesi imkansız. Kalbimden mezarlık dumanları yükselse de ziyanı yok. yalanı ancak kendine söyleyebilirsin.. sensiz bu defolu evrende. mı Parmaklarının ucunda tırnakların küçük deniz kabukları gibi parlıyor Şebnem.. Rodin'in bücürük heykeli gibi gece gündüz seni düşünüyorum. en büyük soytarı olmak zorunda. deliliğin çemberinden çıkarız. fakat Şebnemin güzelliğini görmek için ölüp cen nete gitmeniz gerekecek.ı şeker tadı bırakacak.. Görüyorsun ya. Allah insanın mayasına ne katmışsa. daha doğrusu 'kalbin sırrı' konusunda anlaşabilsin. uçsuz bucaksız bir çayırda buluşalım. Şövalye olsaydım. tabiatla kanlı bıçaklı olayım. delilikten yırtardım. Allah. hayrına tefsir etsen ya? Şebnem. bazı şeyleri asla ifade edemeyiz.. Yağmur yerine çöl yağıyor. Yalnızlık deliliğin hammaddesidir Şebnem. Seni sevmek. İstanbul. yeniden hayatımın başrolünde olayım. ceylanların. aslında hayatla ilgisi kesilmiş olduğu için anlamsızlığa matuf.. şakaların opak muşambasına bürünüyoruz. Cehennem. sonra da görülebilirliğini kaybetti. Şebnem senin için buffalolar kurban edeyim. ne kader ama. enerjik ve dengesiz.. insanın kalbi darmadağın olunca." Nitekim bir başka ayette de "Allah'tan daha iyi dost mu bulacaksınız?" deniliyor.. bir kişiyle olsun bu 'kalpteki sır'. Hiçbir zaferin erişemeyeceği tatta bil yenilgi olurdu. adın dilimin ortasına yuva yapmış guguk kuşu gibi. Şebnem. azabın ku-rumsallaştığı. sütunları. deniz pıhtılaştı. Çoğu kimse. Kendini bulabilirsem tabii. Ellerin. zavallılığa dönüşmüş bir samimiyetten geriye kalan ve ağıt izlenimi uyandıran gevelemelerden ibaret. gerçek hatalar yapabilseydim hiç değilse. kuğuların sınıf arkadaşı.Her türlüsü ürkütücü olan içtenlik başgösterdiği anda." Öpüyorum gülüşünün bütün kıyılarını. Şimdi bunları söylüyorum ya. gökyüzü felç oldu. söylediklerimi unuturken beni aklından çıkarma. 66 . kafası da karışıyor. sizin gizlediklerinizi biliyor. düğme dikildi. atımdan düşerdim. Avuçların desenli kurabiyelere benziyor. dostunu bulamayan kimsedir. yakınlaşmanın yolunu kendilerine acındırmakta ya da muhataplarının kafasına demirle vurmakta arıyorlar çoğu zaman. Mümkünse. deliliğin hammaddesi dir. asfaltlar eriyor.ı maz dokunmaya. bulutlar kireç bağladı. Başını dizlerime koy. bağışla. kuşlar iskelete döndü. Bulutlar üstümden kesekler halinde geçiyor. nelere katlanmak zorunda kalacağını önceden kestiremiyor. Bir de benim gibi.. Ya çok derin acıların ya çok büyük hedeflerin var ya da çok inatçısın Şebnem. dünya dışı uzayda yaşam belirtileri aramak gibi. Yalnızlık. kabus görüyorsun demektir Şebnem. bu ayeti şöyle anlıyor: "Allah. Ayak parmaklarının aralarına papatyalar kondurayım yeter. Göze aldığımız risklerden. insanlara inanıyor olarak uyanacağım... Şebnem çok saçmaladım.. haşlanmış lahana gibi kendini saldı. dünyanın kepazeliğini görmediğiniz için evet şanslısınız. kiraz sarkacı bakışlı. Bu anlam birikintisi. cennetin eşiğinde sorulan bilmeceler gibiydi Şebnem. Birbirimizi oyalamak." Bence ayetin asıl anlamı şu: "Kalbinizde olup da hiç kimseye anlatmayı başaramadığınız. Nefertiti'yi [üst kat komşumun kedisi] ve yavrularını görünce. tüm sorulara aynı cevabın verildiği. Kral. oradan da Altı Nokta Körler Derneği'ne gi302 deyim. bir öpücük ver.. insanlık görevleri olduğu fikrine kapılacağım. Deli. kibarlığın yegane yolu oldu. dokunaklı genellemeler yapanlar var. yağmur ormanlarını yakayım." Şebnem bu akşam seni o ıskarta haydutla el ele. temeli. aşk'ın her ikisinden de büyük olduğuna inanacağım. sıcak leylak şurubu sesli yârim. sabah dünyaya. tehlikelerden çok daha fazlası çıkıyor karşımıza. Senden sinyal beklemek. samimi ve hoyrat.

insanı işkillendiren bir ıssızlık hakimdi. Binaya girerken fedailer beni dedem yaşında bir uşağa teslim ettiler. ruhumun bedenime ait olduğu yanılgısından doğan gaflet içinde geçirmiyorum. Kim bilir sana ne yalanlar söylüyor Şebnem. Ölümün üç saniye berisindeyim. Elinde viski bardağıyla. Kır saçları geriye taranmış. ropdöşambırlı bir adam. Şah Abbas döneminden kalma bir İran halısı: Üstüne bastığınız anda beşyüz yıl öncesinin İsfahan'ına ışınlanıyorsunuz. öncelikle insanlar hakkında bildiğiniz her şeyi ama her şeyi unutmalısınız. tedbirden. Göründüğüm yerde değilim. Versailles Sarayı pastasından kesilmiş enfes bir dilim görünümündeydi. Niko'yu özleyecektim. Uzun kenarları sedef şeritlerle süslü antika masanın üzerinde 21 Haziran 1968 tarihli TIME dergisi duruyordu. gerçekten vaktimiz var mıdır? Bence yoktur. Bu dünyaya yaşamaya gelmediğimden eminim. padişah ve imparator burada buluşsa. Ortamın ahengini bozmayan. Grand Grave'in dokuzuncu kat penceresine! İşinize gelmedi mi? Halbuki her birimiz zaten dokuzuncu kattan düşüyoruz. Beni ve arkadaşımı beysbol sopalarıyla dövdürdü. Kanım damarlarımın içinde tozlaşmıştı. oğlunun ölümünden beni mesul tutuyorsa. Kendi adıma konuşayım: Benim yok. () öldü. Şebnem. Tam olarak öyle değilse bile günlerimi canımın bana. ömrümüzün son saniyeleriydi.Şebnem kaderin uçurumlu virajında nasibim ile kısmetim çarpışıp havaya uçtu. Niko şimdi bu mezarın içinde miydi? Tam bir saçmalık! Ortada bir dümen dönüyor olmalıydı... Bay Bûttlbll tyUfl da çaprazımdaki koltuğa kuruldu: "Geçmiş olsun. Evlat acısı. Ne yani. İki üzüm gibi birbirinize dikkatle bakıyordunuz. sonra da mıhlayıp leşimi lağım farelerine ikram edecekti. Atom Bombacıyan’ın beni görmek istediğini söylediler.. Ağır aksak dönerken.. Dokuzuncu kattan düşen herkes ölür diye bir kural yoktu. ŞiirselBlöt\ Taburcu edildikten sonra ilk iş Şişli Ermeni Kabristan m m gidip Niko'nun mezarını ziyaret ettim. sessiz ve kıpırtısız silahlı nöbetçiler sağa sola iliştirilmişti. Şebnem.. Sarhoştuk. kendi saltanatına start verebilmek için yirmiiki kişiyi bir anda öldürdü. Ben onun yerine yaşıyorum. zamanımız kısıtlıysa. [CARLGUSTAVJUNG. Alçıdaki bacağımı. Başım sargılı. Yol boyunca hiç konuşmadık. o adam Gönül İşleri Bakanlığı Heyeti'ni katletti. Niko artık aramızda değil. O düşüş esnasında ben yok oldum. Malikane. dayağı hissetmedim bile. mezarlığın çıkışında iki adam kibarca yolumu kesti. her şeyi gölgede bırakmıştı yine. Genç ölecektik. "Tamam" dedim "memnuniyetle. Şebnem seninle hayatlarımızı birleştirecektik. Gelgelelim benliğim havada asılı kaldı Ne zaman riske girsem. Bu muazzam bahçeyi kanla sulamaya hazır görünüyorlardı. Yerde. Tutarlılıktan. Duvarlardan birinde asılı Stanislaw Chelebowsky'nin [18341913] Varna Savaşı adlı devasa yağlıboya tablosunda kanlı çatışma tüm şiddetiyle sürüyordu. Bomba yutmuş bir mumyaya benziyordu. Dahası. Ölümden döndüm. Biliyorsunuz. bir Fatiha okudum. Böyle biriyle karşılaştığınızda. Metal bir sarmaşığı andıran iki kanatlı yüksek kapı ses sizce açıldı. Fakat hala günaşırı rüyalarımda Grand Grave Hotel'in dokuzuncu kfl tından uçarım. Zayıf ihtimal: Niko'nun en yakın arkadaşıyla geç de olsa tanışıp biraz laflamak istiyordu. çeşitli çap ve markalarda Hava310 na puroları dizili sehpanın altına uzattım. O insan kasabı aşkımızı gasp etti. Ellerimi açtım." "Ne iş yapıyorsun?" 67 . Şebnem bu." "Kaç yaşındasın?" "Yirmiiki. Malikanenin bahçe duvarına gömülü akvaryumun yanındaki levhada "Dikkat! Köpekbalığı var!" yazılıydı. Bu yalnızca bir his değil." Arkadaşıydım. 'L' şeklinde bir salona aldı. Fakat madem öyle düşünmek istiyorsunuz.. Bir çift nemli mağarayı andıran göz çukurları. "Adın ne genç adam?" "Hayati. beni korkudan azade kılan varoluş biçimim. ilahî bir ışık oyunu gibiydin. insaftan muafım. Görünüşe bakılırsa. Atom Bombacıyan’ın ayak seslerini işitince kapıya döndüm: 32-1. neden hepimiz Grand Grave'in dokuzuncu katından atlamıyoruz? Dünya. Yani ben aslında hep havadayım. 304 Bu dünyaya yaşamaya gelmedim Bir insanı anlamak istiyorsanız. sevinçten Hintçe şarkılar söyleyecektik. Birincisi: Atom Bombacıyan. Bu kadar basit.. Beni. İki ihtimal vardı. Süremiz belirsiz. Kimimiz üç saniyede." Limuzinle Ortaköy Muallim Naci Caddesi ile Portakal Yokuşu arasında kalan bir malikaneye gittik. üç îhlas. Boşlukta ikamet ediyorum. maktulleri diriltemem belki fakat katillerin neşesini kaçırabilirim. Ermişler de. tamam.. yalanların ise uydurulması geıoklı [PAOLO PICCOLO. hayatıma mührünü vurdu. o müthiş düşüş. ölüme geri dönmeye hazırım. Bitkisel bir labirent olarak tasarlanmış bahçenin ortasında.. Hayati Tehlike'nin o kaygan sırıtışını yakacağım. Bizzal ben bunun canlı kanıtıydım. Güzelliğin.." "Teşekkür ederim. gözlerim kapıya dikmiş bir dağ aslanı heykeli tC «<>'» tikte bekliyordu. Niko'yla havada göz göze geldik. O benim yerime öldü. ben o düşüşten sağ kurtuldum. Niko'yla aynı anda pencereden fırlamıştık. yüzünde dikenli bir kırbaç gibi iz bırakmış. 308 Kainat kestirmelerle doludur Gerçekler zaten mevcuttur. 1881-1966." Dokuzuncu kattan aşağı uçarken sadece bunu düşünüyordum. Mezarlığa. tehdit edilsem." Viski bardağını tutan elinden işaretparmağmı kaldırarak koltuklardan birini gösterdi. durup dinlenmeden kazarak birbirimizi gömdüğümüz bir mezarlıksa. Pencerelerdeki orijinal Hint ipeğinden perdelerin desenleri insanı hipnotize ediyor. Ne yapacağımı bilemiyordum. Mezar taşmda-ki Ermenice cümleyi kendimce "Canlı canlı gömüldü" diye tercüme ettim. Şu anda yaşayan herkes ama herkes yüz sene içinde öle-cekse. kızıl bir balçıkla sıvanmış sanki. Değneklere yaslanarak geçip oturdum. I lavu zu boyladım. Geniş merdivenden sonsuz koridorlara tırmandık. Benim aşkımı tedavülden kaldırmak. Uşak. kendilerini evlerinde hissedebilirlerdi." "Niko'nun arkadaşısın demek. Şebnem. görünmez kuşlar ötüşüyordu. ameliyat sırasında cerrahın ölmesine benziyor. "Evet. Yanağıma saplanmış meyve çatalını hızla çektim. Biliyorsunuz. en büyük bedensel acıları tatmamı sağlayacak. işler çatallaşsa do 1(1/ kuzuncu kat ile zemin arasındaki yolculuğum adeta yeniden başlar. Salondaki koltuklar öyle şaşaalıydı ki kral.. biraz olsun mutlu görünmeye cesaret edemezsiniz. 1875-1961] "Herkes beni yanlış tanıdı. haberin olsun. Koltuk değneklerimi mezar taşma yaslayıp yere oturdum. Civarda. reklamcılar da aynı şeyi söylüyor: "An'ı yaşa!" An'ı yaşamak mı istiyorsunuz? Buyurun. kimimiz yüz senede. sol kolum ve sağ bacağım alçıdaydı. inan seni başkasıyla gördükten sonra. evrenin ezelî sırlarını sorgulayan stil sahibi bir şapşala benziyordu..

inan bana. fabrikalara iyice bak! Vergi sistemini. "Kirli işlere bulaşmaktan çekmiyorsun ha? Dünyaya bir bak. bir dolmakalem ve makası sehpaya ihtimamla dizdi ve çekildi." "Otelin penceresinden düşerken Niko'nun elini yakalamışsın?" "Doğru. Güçlü ve ısrarcıysan bu dünyada ayakta kalabilirsin." Tabancaya ince ayar çektim. Babam ve üvey annemle de pek görüşemiyoruz. holdinglere. "Şimdilik boştayım. ölmüş babalara imrenir. Çünkü tek hücreli canlıların B planı yoktur. ayakların arası omuz genişliğinde açık. anahtar deliğinden geçen os." Aslında annem ölüm döşeğindeyken. Evladını kaybeden bir baba.. hissiyata tâbidir.. "Sol ayak önde. Fikirler." "Sözünüzü kesiyorum fakat şiddet vicdansızların tarzı değil mi?" "Cinayetin ille de cezalandırılması gerektiğini düşünen eski kafalılardan mısın yoksa? Kainat kestirmelerle doludur evlat. orduya. Mr... Masum bir hayat. Risklerle. trafiğe. Bu sana saçma gelebilir. Arkadin\ Geceyarısı Kovboyu [Midnight Cowboy. adliyelere. İkna oldum." Dediğini yaptım. Anlatabiliyor muyum?" Eah. Çaktın mı köfteyi?" Atom Bombacıyan'ın retoriğinden etkilenmiştim: "Pekala. adam kaçırma. Ben bir işadamıyım. Dinozorlann da B planı yoktu... Üstesinden geldiğin her işten sonra sana bir kupon vereceğim. siyasi partilere. İtaatle garantilenen rezil konforun foyasını meydana çıkarmalısın! Hayat. Kısacası. gayet iyi anlıyorum.. Sizinleyim. zannedildiği gibi yaşlı bir hemşirenin şefkat şovunu sunarken kullandığı türde.. Seyirci kalmak. gerçekten bizimle olacaksın. Sıra dişilik da.ruktur! Yenilgiyi kabul edersen başın belaya girer. uyuşturucu ticareti. 1969] filmini bilir misiniz? Abidin Dandini. Belki de teklifimi düşünmek istersin?" "Tam olarak ne teklif ettiğinizi kavradığımdan emin değilim. 68 . Bazen de silahlar. sonra kareleri numaralandırdı: H AYATİTEHLiKE ARAMIZ AHOŞGELDlN! Kağıtları keserek. seni ancak haksızlığa uğrama tehdidiyle baş başa bırakır. [0RS0N VVELLES.. sağ ayak arkada. Soğuk!" Viskisini kafaya dikti.. Vicdanın sesi. Özgürlük hâlâ riskli bir ayrıcalık. küçük bir bebekken bu parmakları sıkmıştı demek." "Güzel. Anlaştık mı?" Vay canına! "Anlaştık. Her şeyi devletten bekleme. korkularla doludur.fena gitmiyorsun. etkisiz hale getirilmiş bir bomba gibi gururla taşıdığı tepsideki bir bardak suyu sehpaya bıraktı." "Sonra da birlikte aşağı uçmuşsunuz?" "Evet. pamuğa işeyen karınca kadar sessiz. Yine de kanunların dışına çıktığında. 1915-1985. beste yapılabilecek bir tek şey var mı?!" Cevabım kesindi: "Yok. Buna karşılık. Bunu sevdim. Ne iş yaparsan yap. dize getirilmedikçe içtenlik nedir bilmez. Bardağı indirdiğinde yüzü yumuşamıştı." Gerçi babam da üveydi. yumruklar konuşur.En son. Sargılarından kurtulunca buraya gel. medyaya. Bir şey içer misin?" "Soğuk su." "Misafirimize su getir. ya da kimin nalları diktiği. Her kareye bir harf yazdı. İş dünyası biraz karmaşıktır. baba nasihati. Kuponları tamamladığın zaman. "Elbette. Ratso'nun onbeş yaş büyük. şahsiyetsizliği kamufle eder. Sürtmekle pineklemek arasında sallanıyorum.. kağıt ve makas" dedi Atom Bombacıyan. yumuşak ve emni yetli bir ses değildir. düşüncelerden doğmaz. Hayati. Klas bir gence benziyorsun.. kareleri üst üste dizdi: "Burada tam 30 kupon var Hayati. Dışarıda cırcırböcekleri bir milyonerin bahçesine konduklarının bilincindeymiş gibi neşeli bir melodi tutturmuşlardı. sulandı rılmamış." Bu arada Victor." "Evin nerede?" "Şişli'de. Zihniyet. hiç bahsetmedi. borsaya. insan isterse on dakikalık işi yıllarca erteleyebilir. pes etmektir. Ivır zıvı-rm peşinden koşan bir açgözlü mü olacaksın. Kimin kazandığı ya da kaybettiği önemli değildir. bana gerçek annem olmadığını söylemişti fakat ne fark eder? "Diğerleri?" "Kardeşim yok." Hem kibar hem de üzgün görünmek gerçekten zor iş. işkence gibi işlerinizden mi? Yo. her birimiz için ölüm-ka-lım savaşıdır. Oğlum ölse de ben bir babayım. Seninle o ilgilenecek. Bay Bombacıyan ayağa kalktı: "Biraz hızlı düşünmeye ne dersin delikanlı? Düşürdüğün bozuk paraları aramak için ağaca tırmanma yani. Para konuşur." Zehir saçan bir sırıtışla etrafa bakındı." "Beni iyi dinle Hayati Tehlike. Atom Bombacıyan viskisinden bir yudum aldı: "Sana bit teklifim var.. vicdanının sesini daha iyi duyabilirsin." Atom Bombacıyan başını kapıya çevirip seslendi: "Victor!" Uşak eşikte belirdi: "Buyurun efendim. Yasal adalet. "Kusura bakma Hayati.. Beni dinliyor musun?" Başka seçeneğim var mı? "Tabii ki. Hayati Tehlike! Bankalara. eğlence endüstrisini. okullara. "Tutarlılık.. Bu bir gözdağı değil. Benim için hayat artık devam etmiyor. Seni gözüm tuttu. karakollara. Kurallar seni robotlaştırır. Uyuşuk bir kaplumbağa gibi yavaşça gözlerini kırptı: "Evladını kaybeden bir baba." Bu son cümleyi söylerken her iki başparmağını kendine çevirdi." Şimdilik. oradaki Ratso Rizzo'ya [Dustin Hoffmann] benziyor. "Sol elinle sağ elini alttan iyice kavra. Dandini de Ratso gibi Sezai Aydm'm sesiyle konuşuyor: "Hazır mısın?" Başımı salladım. şantaj.. "Sağ kolunu 20-30 derece kır. "Namluyu aşağı doğru tut. Fakat hayat bir mola değil. pürüzsüz bir vahşetle isyan ettiğinde seni hareke te geçiren yankılı bir vokal yapar! itibar biçmek isliyorsan. paha biçilmez şeylere burun kıvıran bir müşkülpesent mi? Kulağa hoş gelen yalanlar seni yufka yürekli bir köleye çevirebilir. Gerisi yalandır. Şiddete karşı çıkmak elbette her budalanın en doğal hakkıdır." "Niko benim tek çocuğumdu. Niko da sendeki cevheri görmüş demek ki. Laf aramızda." "Sana bir şey söyledi mi?" "Ne gibi?" "Bizim ne iş yaptığımızdan bahsetti mi?" Cinayet. asgari ücreti gözden geçir! Ve bana (emiz bir yer göster! Hem yasal hem de iyi ve doğru olan bir 312 şey söyle?!" Sehpadaki kutulardan birinden bir puro [coro-na] alıp yaktı. kendinden daha aptal kimselerin gözüne girmen gerekecek. iki dosya kağıdı. Abidin Dandini'yle çalışacaksın." Birden canlandı: "Her neyse. Her neyse. Bundan kaçmamazsın. karara varmak için elimizde yalnızca sezgi ve hislerimiz vardır. kabul ediyorum." 314 Kardanadam katliamı Kabil'den bu yana 20 bin yıl geçti fakat cinayet işinde hâlâ acemiyiz. Bilginin asıl fonksiyonu. sıradanlık da hayatın sonsuz gizeminin ayrılmaz parçalarıdır. kendimde değilim.." Parmaklarımı açıp daha sıkı kapadım. hastanelere. tehdit. dosya kağıtlarına eşit kareler çizdi. Tamam. "Uğruna şiir yazılabilecek. duygularımızı değiştirmesidir. daha şık ve daha sağlıklı hali.. önemli olan kimin daha çok dayak yediğidir." Bacaklarımı biraz daha araladım. Soyadın neydi?" 311 Hâlâ aynı: "Tehlike. kökü derinlerde yatan bir amaçsızlık içindeyim. sömürge tutarlılığına. Baba Bombacıyan. Victor'a "Kalem. "Hayır. ıı ı dehşet saçmaksın: Çoğu kimse." Victor. Niko. "Ailen hayatta mı?" "Annem yıllar önce vefat etti. haşere ilaçlama servisinde çalışıyordum. muktedirler de kendileri hakkında kolayca yanılırlar. Abidin Dandini'yi bul. Vicdan. Bazen sert oynamak gerekir. şiddetle.

kısık gözlerle etrafı kolaçan etti. Halbuki uzaktan uzağa Nuri Torino'nun davul gibi çarpan kalbini duyuyordum. Aynasızlar her Allah'ın günü beni dürtüyor. Kaskımı çıkardım.] Yüksek bir yere çivi çakman gerekirse." Arabaya bineceğimiz sırada sordum: "Nereye gidiyoruz?" İkimiz aynı anda arka kapılardan girip deri koltuklara oturduk. Yaklaştım. Abidin Dandini de elinde silahla bir o yana. ellerinde tuhaf birtakım aletlerle deviniyordu. Yüzlerce hektarlık alanda. Clas-sic FLHRCI] sırtında. Havadaki keskin makine yağı kokusu genzimi yakıyordu." Diz çökmüştü. iniltili bil şekilde. Avangart. Kendi haline bırakılsa."Buna 'Weaver Pozu' denir. cehennem daha kötü bir yer olacak Güneş. teslimat makbuzunu ve tükenmez kalemi aldım. Onu. Diğeri salya sümük ağlıyordu. işe yaramaz b.ktiğimin son kuruşuna kadar toslarım! Atom Bombacıyan için 500 bin lira nedir ki? Size söyleyecektim zaten. Birkaç dakika süren turlamanın ardından durdular." Ne demekti ki bu? "Polisler fareler gibidir." Böylece ben de cevabımı almış oldum. Bu insan enkazlarının çevresinde. "Bu da ne yahu?!" derken." dedi. Nereye baksam kararmış. Ben de onun gibi olmak istiyordum ama olamıyordum. bu seferlik affedin n'olur!" diyordu. Dandini'den papara yiyordu. İstiflenmiş hurdaların paslanışını görebiliyordunuz. İmzalarken "Kimden?" diye geveledi. Abidin Dandini beni irşada devam ediyordu: "Hiçbir şey. insanın kafasını düşmanından gelen bir jest kadar karıştırmaz. s. gettoların son silahşoru gibiydim. Yolda. karizmatik ve cool'du. parçalanmış koltuklar savaşta yaralanmış gibi yatıyordu." Meteor çarpması sonucu oluşmuş gibi geniş ve derin bir çukurun kıyısında ilerliyorlardı. kan lekeleriyle dolu beyaz gömleklerinin kollarını sıvamış. Ağlıyordu. sumo güreşçisine benzeyen. Dumanların arasında beliren Vakur Avangart da zebaniye en 316 çok benzeyen adam: "Abidin Dandini! Hangi dağda kurt öldü?" Yer yer metal protezlerin ışıldadığı ağzı. vampir nefesi kadar soğuktu. Yorganın üzerindeki kurukafa desenlerini görüm <\ omuzları düşüyor ve bir koltuğa çöküyor. Gagalarını ıslatmam gerekti. bu yüzden romanlar daha inandırıcıdır.. mutlaka kıpırdarlar." Tatlı bir heyecan duyuyordum. Helezon şeklindeki dar merdivenlerden bodrum kata inip hamam büyüklüğünde bir banyoya vardık. Bir süre sonra Nuri Torino ortaya çıktı. Makbuzu ve kalemi uzattım. konuşmalarının pek azını işitebiliyordum. Dermanı kalmamıştı. Müstakbel katiliniz. zar zor nefes alıyordu. mafyanın sayısız tehdit yöntemlerinden biridir. bir bu yana döniıym 11/ du. Sürekli bir şeyler anlatıyordu. hımbıl görünümlü iki herif. Avangart'ın kayda değer bir kapanış cümlesi söyleyemeyeceği kesinleşmişti. işitme cihazı büyüklüğünde bir et beni bulunan sol kulağını kaşıdı: "Mesele nedir?" "Yürüyelim şöyle.. Suratı mor şişliklerle doluydu. Abidin Dandini'yle birlikte Bombacıyan malikanesinin m-. bu yorganı eskitemeden cartayı çekeceksin" manasındadır.. neden bahsettiğini çoğu zaman anlamaksızm dinliyordum. Rüzgar.. Fakat mafya o yılları Bay Torino'nun takviminden silecekti.k. merdivene elinde tek çiviyle tırmanma. Mercedes'in yanında dikilmiş sigara içiyordu. birine rastlarsan bil ki sürü de yakınlardadır. Ödü kopmuştu. muhtemelen yirmi-otuz sene daha yaşardı. çürümüş. Motordan indim. Çıplak iki adam. Terminator'den kaçıyormuşuz gibi Mercedes'i alçaktan uçururken. sesi miyavlayan bir kur-bağanmki kadar ürkütücüydü.. yarı beton binanın içinden çekiç sesleri geliyordu.. gümüş Mercedes'e [S 500] doğru yürüyorduk. Sağda solda çürük oto lastikleri. Vakur Avangart. Abidin Dandini. yamulmuş zımbırtılar çarpıyordu gözüme. [. Zile bastım. [.. Horozundan namlusuna kadar ince nakışlı bu Browning'i işleyen ustanın artık kör olduğuna bahse girerim. "Gebert onları!" Karşımda yan yana dizili duran yedi kardanadamm taş kalplerine ateş ettim! Sen cehenneme gidince. Abidin Dandini.. Teraslı bir hangarı andıran döküntü binaya doğru yürüdük. sözü tabancaya bırakmadan önce derin bir nefes aldı: "iğrenç herif! Sen cehenneme gidince. belinden tabancasını çıkarırken. Saplantılı birine benziyordu: Zayıf ve şıktı. Ambalajı yırtarak 318 açıyor. Ölüm yorganı. "Konuşmamız lâzım. "Abidin Dandini'den" diyerek yorganı kucağına attım. Rüzgar ve toz yüzünden. Kaldı ki o bile kendisi gibi olmakta zorlanıyordu. "Ceninler bile yalan söyler. Burası dünyanın cehenneme en çok benzeyen yeriydi." Abidin Dandini'nin sesi. altında hiç cinayet işlenmiyormuş gibi parlıyordu. Gözleri kapanmıştı.] Sinema filmlerindeki ölülere dikkat et. Şoför koltuğundaki Hızır Hızlı'ya seslendi: "Vakur Avangart'm tamirhanesine.. Kaskın içinde kurukafa misali pis pis sırıtıyordum. Ben de peşlerine takılmıştım. kömür madenini andırıyordu. Ağlayan vatandaş bizi görünce feryat etti: "Yardım edin! Kardeşimi öldürüyorlar! Kurtarın bizi!" Aşağılık psikopatlar! Allah belanızı versin!. Eli ayağı titriyordu. Kaskımı taktım ve vınladım." Kaşlarını çatıp deri montumun yakasındaki 'Godot Kargo' amblemini inceledikten sonra demir kapıyı suratıma kapattı. sıvası dökülmüş üç-beş fabrikanın mekanik kalp atışları duyuluyordu. Abidin Dandini'ye yalvarmaya başladı. Çantadan yorgan paketini. Fakat fiyakalı.] Doğru adamı vurana kadar bir sürü kişiyi harcarsın. sakın unutma" diyordu. Her yer iç organları çıkarılmış arabalarla doluydu. "Hangileri?" "Sandalyedekiler... Uçarak motora atladım. Araklamadım. Anlaşılan. Baygındı. Bahçe kapısını çürük greyfurt suratlı bir herif açtı. Nuri Torino filminin devamı gözümde canlanıyordu: Mister Torino salonuna dönüyor. Burası altüst edilmiş çöl kadar tozluydu. Yarı ahşap. çakılları bir o yana bir bu yana sürüklüyor-du: Civarda cinler satranç oynuyordu sanki. Çenesi kontrolden çıkmıştı: "Bayat b. Ter içindeki kurban. bir Şarköy türküsü tutturdum. Hızır Hızlı. Güvercin Sokak'ta bir villanın kapısında durdum. bahçesinden. Kurukafa deseni "Sen artık ölüm döşeğindesin. Levent. Hareketli hedefleri en iyi böyle vurursun. Rakibine sarılan boksör gibi paketi çevik bir hareketle kavradı. yüksek sandalyelere karşılıklı oturtulup sıkıca bağlanmıştı. Abidin Dandini namluyla Vakur Avangart'm kafasını tıklattı. Dandini'nin ayaklarına kapandı. "imzası gerekiyor. [. Keyifsizdi.ktur.. Vakur Avangart. cehennem daha kötü bir yer olacak!" Duf! 1999 model siyah Harley-Davidson 'in [Road King. Birinin saçlarından kanlar süzülüyordu. Makine resmen asfaltı kıymıklıyordu. "Neler oluyor burada?" Abidin Dandini "Bunlar ikiz. Korkudan bayılmak üzereydi. "A. "Şeytana uydum. Çok uzakta havlayan Kangal köpekleri ve homurdanarak geçen kamyonlar dışında hiçbir hayat belirtisi yoktu.. Hızır Hızlı.ına koyduğumun parasını.." 69 . Havlarcasma sordu: "Kimi aradınız?" "Nuri Torino'ya bir kargo var" dedim.." Sefaköy'de bir araba mezarlığına vardık. Genzimden. Nuri Torino'nun neden zımbalanacağını bilmiyordum.

Dandini'yle birbirimize baktık. küvetin kenarında süs gibi duruyordu. gerçekleri görmeyi reddeden kurbana.. Adamı sudan çıkardılar. Gidip kulağına eğildi: "Senin biraderin vücudunda jilet kesikleri hızla çoğalıyor. Baştan anlatayım da kafanız büsbütün karışmasın. İşi bitmişti. kristal avizeden kesilmiş pırıltılı bir kıza. Beylerbeyi Sarayı'nın bahçesinde Yadigar Dragon portakal soslu somonu iştahla yiyordu. Felç geçiriyordu. pelikan kesesini andırıyordu. Gözlerini bir an kocaman açıp bana baktı ve tekrar yumdu. Bahçe kapısında dönüp bir kez daha baktım: Göz çukurlarından fışkıran kanla birlikte gözleri somon tabağına düştü. İki sene önce. Uzayda her namlu tetiğin emrinde "Nasıl buldunuz efendim?" diye gülümsedim. Ateşi vardı. artık birbirlerine hiç benzemiyor lardı. kanlı kafanın gövdesine rastgele çizikler atıyordu. Nasıl gidiyor. Bu kuraldır. Çatal bıçak. Atom Bombacıyan’ın benimle özel olarak görüşmek istediğini söylemişti. Bu onun son gülüşüydü. Bir kenara çekilip. Zehirlenmeye karşı alınan bu tedbir takdire şayandı. kerpetenle kurbanın sol yüzük parmağını ikinci boğumundan sıkıştırdı. onun bu acıklı durumundan ötürü neşelenmişti. taş kesilen parmaklarının arasından kaydı. İnat edip yolumuzdan çekilmezse. İki fedai. Şef garsonu birkaç saatliğine rehin aldım: "Çenesine sahip olan. Boğazı yırtılırcasma öksürüyordu. Aniden irileşip kızıllaşan gözleri cam gibi çatladı. ölü balıklar halinde 322 yağıyordu. Çünkü afazisi var. Yıllar sonra. alabora olmuş isli bir akvaryumu andıran gökyüzünden minik. Sosa. Buruş kırış kafası.. enikonu telaşa kapılan misafiri onu eski haline getirmeyi denedi. onu çiğ çiğ yiyip sonra da diri diri mezara gömerim!. Gıdısı.. 320 Abidin Dandini. dünyanın en zor işi.ı sılmaya başlayınca. insan yiyen bir hamburgere benziyordu. Bundan şikayetçi görünmüyor. Dandini de sesini yükseltti: "Şimdi başını suya daldırdılar. Bir koruma. Diğer adamımız elindeki kaya tuzu topağını kesiklerin üzerinde gezdiriyor. Sonrası malum. beyninin konuşma merkezi tahrip olmuş. sağ elin yüzük parmağının koparılmış olduğunu fark ettim. Sağda solda moda takipçisi dobei İM manlar gibi bekleşen beş-altı koruma da patronun imdadına koştular.Bir adamı konuşturmak için ikizine işkence ediyorlardı demek. Romanya'dan yüklü bir mal gelecekti. onu ikizine tekrar benzeteceğiz. Benim yerime bugün Sergio Leone adlı Levanten bir servis sihirbazı bakacak" dedirttim. "Namussuzlar!" Kurban. Dahası. Atom Bombacıyan'a afazi teşhisi koydu. Biri. Bay Bombacıyan "Bunak bir fahişenin çürümüş rahminden fırlayan o bıçkın kırıntısını cehennemin yörüngesine oturturum!" dedi ve güm diye yere yığıldı. Abidin Dandini ve ben Bombacıyan'a koştuk. Fonemik parafazi ve agrafiye yakalanmıştı." Bizden medet uman elemanın başı öne düştü." Küvetin içinden hırıltı ile gurultu karışımı sesler geliyordu. Somondan bir lokma daha çiğneyip yuttu. Böyle devam ederse. Evet.rur." Tam olarak neden bahsettiğini hatırlamıyorum. sonra da birbirlerini paniğe sevk ederek çığlık çığlığa bahçe kapısına doğru koşuştular. ben de aynı yöntemle entipüften bir korku filmini anlatacaktım. ülkenin en büyük mafyasına. Abidin Dandini. Atom Bombacıyan. sislerin içindeymişiz gibi başını kaldırıp sağa sola bakındı ve haykırdı: "Derhal bir ambulans çağırın!" Uzay üssüne benzeyen hastanedeki nöroloji uzmanı. Katillerin de uyması gereken görgü kuralları var: "Pardon efendim. II') Dikdörtgen şeklindeki uzun banyonun diğer ucuna. "İyi misiniz?" Gözlerini kırpıştırdı. Abidin Dandini ve ben malikanenin salonlarından birindeydik.Bir deliyi delilik yapmaya ikna etmeye çalışmak da delilik! Acele etmeyelim. Adamcağız sayıklar gibi inliyordu. Diğer masalardaki sosyetik müşteriler önce can çekişen Dragon'a. Yadigar Dragon alev almıştı da. Yedi sene tutuklu kaldığı Fransa'dan yakayı zor kurtarmış bir haydutla. Cengiz. Kardeşinin korkunç haline bakamıyordu. Yadigar Dragon'un izini bulana kadar imanım gevremişti. yüzünde ve vücudunun görünmeyen yerlerinde hızla sinek yeşili benekler oluşuyordu. "Kardeşin artık nikah yüzüğü de takamayacak!" deyince. Kaldırdılar. Dragon'un sırasıyla beyni.. Eşekten önce ahıra girmenin âlemi yok. Atom Bombacıyan küçük ve yavaş adımlarla dolaşarak konuşuyordu: ". işkence köşesine yürüdük. Onunla konuşmanın tek yolu vardı: ut 70 . zihninden geçen ile ağzından çıkanın farklı ifadeler olduğu nu ayrımsayamıyordu. Yani patronumuz söylemek istediği kelime yerine ona ses itibariyle benzeyen başka bir kelime telaffuz ediyordu ve yazma yeteneğini kaybetmişti. saray müdürünü telefonunla aratarak. yetmişbir yaşındaki bu adaptasyon kaçakçının son dakikalarını seyre daldım. Bombacıyan malikanesine avdet etmişti. Bu işlem. mutfağı teftiş edilen aşçıbaşı havalarında bizi selamladılar: "Hoş geldiniz patron. Kerpeten takırdadı ve parmak fırlayıp ayağıma çaptı. Eşekler üç kere amrdıktan sonra bir kere os. " "Ötmedi henüz.. Beylerbeyi Sarayı'nda Yadigar Dragon adına rezervasyon yaptırıldığından haberdar edilmiştim. Ciddi bir havada geçen sohbet. biraderi kendine getirir!" Kanlı kafa tiz bir çığlıkla fayansları çatlatınca. üzerine tozşeker dökülmüş kaplan kakası gibiydi fakat adam tat alma duyusu yüzde 60 oranında zayıflayacak denli yaşlı olduğundan farkı anlayamıyordu. mutfağa seğirtti. "Hoş bulduk.. sıvılaştırılmış botulinum toksini karıştırmıştım. Bay Dragon sandalyesiyle birlikte sırtüstü yere devrildi. fakat işe yaramayacaktı. ne dediği katiyen anlaşılmayan bir adam hükmediyor.. Ellerinde. Hırıltılı sesiyle "Ziyadesiyle leziz. Yağmur. ne buyurdunuz?" Atom Bombacıyan bize tutunarak doğrulurken. gülümsedi ve "Uğurlu taytım çok sıkıyor. Ütüyü fişte unuttuğunu birden hatırlayan kocakarı misali irkildi. bir kış günüydü. Atom Bombacıyan'la konuşmak. Eziyet uzmanları. Niko ölünce. "Gelemiyorum. Dandini'nin keyfi daha da artmıştı: "Şimdi bir parmak daha kesilecek galiba?!" Sumocu moronlar bunun bir emir olduğunu anlamışlardı. naklen yayın yapıyordu. Dragon'un kahkahasıyla makas değiştirdi. Mitterrand'la gölde kirpi ota-rayım" dedi. onu söndürmeye çalışıyorlardı sanki. Aslında yemeğin tadı. Hikmet Mete Tetik araya giriyordu galiba. sanki ağzımın içinde karnaval düzenliyorlar!" dedi. Niko'nun fedaisiydi. anıları tazeliyorlardı. Kabız binbaşı düelloda. hayatına da sahip olur. sinirli sinirli söylendi: "Anatominize madalya mı çarptı ne? Milattan Önce şöhret otomatikti! Çekirdekli bal verin!" Abidin Dandini. kalbi ve böbrekleri bir-iki dakika içinde çürümüştü." Sumoculardan biri yavaş yavaş işe koyuldu: Usturayla. Anladın mı?" Kolay öğrenen garsona. Diğer kurban gözlerini sımsıkı yumup başını sağa sola çeviriyordu. Papyonumu çıkarıp bir masaya bıraktım ve güneş gözlüğümü takıp kalabalığa karıştım. Yadigar Dragon ağzından beyaz bir köpük taşırarak geriye doğru l<. Abidin Dandini'nin sözlerinden hoşlanmamıştı. Parmak. Cengiz Cingöz. Abidin Dandini başını kaldırarak benim de eğlenip eğlenmediğimi kontrol etti. Zavallı ikizler. elindeki şırıngayı patronun kasığına saplayıp Atropine olduğunu tahmin ettiğim bir sıvı enjekte etti.

fahişeler sendikasının faaliyet raporu gibi karmakarışıktı: "Hayırlı evlat badigart. Çünkü türü mayhoştur yağlı Ford'un. fuarı kapar keş. şehrinde sinir haplarıyla siniyordu deli. Çarpık mor kuklanın doğduğu barda bacın nasıl birinci seçildi?" 324 "Söylediklerinizi anlayamadığımın farkında mısınız?" He mi. Kafein hapları ve amfetamin kullamyormuş. Yetimlerleydim. He. Bipolar bozukluktan yani çift kutuplu ruhsal dengesizlikten mustaripmiş meğer: Gündüzün manik. dekadan kaçıklara kızmamıştı say ki. Hollywood filmi fragmanlarının meşhur dış sesi Don LaFontaine'den [1940-2008] lirik bir şiir dinlemekteydim: "Kumda vay tırtıl ölse. tilki. Canım sütlü mısır patlamış mı? Perhiz namert ömrüne ne katar? Hap yutmanın dejenere avuntusu için banyoda değişiklik tasarladım. Tapmağın bulutu ufak. Bipolar bozukluk. Kahır belaya eşit: Gam yenmez mi? Ergen gelin karşısına kırk görümce alınca.. Horozlar piramide mi kondu? Pilli avcıyı silah veya kolonyası ıslatsın. Kabaredeki son otlakçının zıbarmış figürü kanda serpildi be. Dost bağından tombul bekçiler de sökülse. Gazabıma takılan pişerdi. Leş payı sorun olmaz. Dadını alevli sona eklendiğinde görmemiştin. Daha dün. Ben de mafyaya katıldığım ilk dönemdeki gibi. Aklını bir kır. Ve hazan bağını talan eder. Hapşırırdık kola açarken. Ya vergiler? Aynı tüzükler.. Kudüs'te depresif âşığa sor. durağan. karda jojoba. Aksi. Tilt kızardı. külçeler. Bir kişi güvenlikliydi. Bu isteğini nasıl dile getirmişti acaba? Huzura çıktım. Uzayda her namlu. Yangına ilk toslamamıştım.. Atom Bombacıyan iyileşemedi. Nafakasız çoğunluğun ardındayım. krater suyunda? Hemen tetikçiyi sırtlarsın. uzmanlaştıkça çürüyor. hiçlikte. bilirsin? Fas'ta boşa yarışıyorduk. ilkel devriye delirip hepsinin ümüğüne binmişti. uçurumdan iki tane Rus'u atıp piç kurusuna çıtlatın. Hoş. yolu telden aşsa. fesat icraatını ibiş enişte geberse yenemez. Kask giyme. herif pek enerjik. Mayınlar diz327 dir teğmene. Karalayıcı peçelerin yüzeyini sel çimenlere gömer. patronun benimle baş başa konuşmak istemesine şaşırmıştım. Çaktım büyü takımını. tırstık?' Hep şuur hali. Galiba kargoyu büyük Po otlaklarına iten isimsiz pigme oydu. Atom Bombacıyan’ın bu duruma düşmesinin bir sebebi. Harami cici felsefeci tatbikatta bir tütün çiğner se toz olma. kalem ucu. İsyancılar girdapta fön çekmesin. Dolayısıyla.. sathımıza sıksa jeli. Sebil feciyse çökeriz. Yuh! Kant bizi gene şarj etmedi mi? Finansta bir seviye korunacak. onun risk almayı sevmesini açıklıyormuş. Japon'un künyeyi de silersen. Kuyumuza şemsiyesini açmaz üveyse. Viranenin dinç sahibine peri verelim mi? Nerdeyse zenci de demin kustu. Jet dediğin yanıyor ve de bilim görmüyor. yok mu?!! İçimi kaynar bir sel basmıştı. Yargıç beni ipe çeliyordu. Rahat tuzak. güncel çile. nazenin beyin evrime demirli. Çoğunun yılmadan kopmaz ipi! Ağzını öpünce zihninin ayarı bakma yavaşladı. Latan kaçık. ilk turda elenir mi dersin? Cüzam gazisi kahpenin uyuzludan yara izi işleyişlerini öğreniyordu.. Çağında ilhamın dibini sığ sanan hiçten dingildesin. Haziran garaj koklamaya yetiyordu. şefi yirmi lirayla idare etmezdi ki. Doktorun anlattıklarına bakılırsa. Tek kelimesini anlamadığım halde. konuşmasını can kulağıyla dinliyordum. Şili'de ışık açıksa uyanıyorsun. Çöl seçer gemimiz. Velhasıl. Engereği zemheri yas'a iletir. İndekse palavra işliyoruz. pasif cüceyi haşlama geceden. Cayıyorlar." Sözleri. Patetik reaya ötmediği zaman. Orda kahvenin ucuzuyladır dırdır." Adeta. Yardım. gözlükleri. Zom olmadığından eminsen. Yoğu karamıyorsun. Toy efrada aşina ah geyşa soldu. boğulduk mu düşünürüz. Şokta mıydı simgesel hippi. yok mu? "Hırçın dul beş gol atmadığında. Nah paradigma kazındı." "Benden özel bir isteğiniz mi var?" He mi. geceleyin depresifmiş. bazen uğurlu tarifinin özetini sürdürüp giderlerdi. Deli kölelere alıştık karımla. Yem öğrenci kuğularmmış. Hemen röfle yaptır. Sırların zayıfı bile cemiyeti kasıyordu. Gayretliler toktur. ekmeğin yeni kapanı. Hem cenin de çediğini palet gibi vuruyor. yok mu?! "Dur. Sufi güya. merkezin dışında kaldım. iştahsızdır belki. Katırlara tez unufak bir ahır! Robot üye kessin şarkıyı. Kasvet ruhu yakar. Paslı tren kapanmıştı. Mangırı vidalayıp herkese serpin. Uyumsuzluğun çırağı kiralanmaz. Aşkım adresinde. uçmazdık. Lanetim geçse. Yazın dünyadaki üzgün güveyler gelip tok karnına inat sayhası ısırmıştı. Migrene doyup da enikonu kanınca.. gol atar oğlum. pespaye lort kumla doysun. Fiziği hasırdandı. uyumayalım. İkiz türbe 326 Fizan'dadır." Atom Bombacıyan’ın çenesi ve ağzı titreyerek gözyaşlarına hazırlanıyordu. Saygon'da kılıç sattı." "Bana bir görev mi vereceksiniz?" He mi. can çekişen bir av köpeğininkiler gibi kıpkırmızıydı. kurbanlık tipi mahvoldu. melanet. Averaj kimde. aklınızın emniyet kayışı koptu ha? Gözleri. oyun efkar tapası. Yerliler gerçekten dişli tokuşuyordu. Güz kanı şekerlendirmişti. 'Kodaman' yaz taşına. karbon şey. isli sisli gece. gömüyorsun. ipi hazırlıyorum: Kapris volkaniği çağlayarak yoz tecrübesine ayılmıştı. "Artan kan senin!. Şablon efkarı. hangi sessiz harfleri değiştirerek bu abuk sabuk cümleleri kurduğunu saptamam imkansızdı: "Daha sarih konuşamaz mısınız efendim?" Sonunda delirdiniz. yok: İşte cinai şebekemize yön veren sihirli kelimeler. geceleri uyuyarak geçirebilmek içinmiş. polenler kaldılar. Görünüşe bakılırsa. Korkuların güncelliği beleş. oyunun sonunda didin.. imzayı koy. Filler çürüdü. "Lobiye tozduğunda motor setine termit üşüşmüş!" Telaffuz ettiği sesli harfleri akılda tutabilsem bile. Boş otoda dirilen Meksikalı dişi kim ya da kimindir? İlacı viski. Onur kördüğüm. Fırtına değil veremdi. yok mu?!!! Ne desem. Harpleri. atımı ful kızartmasın. 71 . Camia jönü tepetaklak zedelenmesin. Sivrilmiş kemikleri donacaktır. benimle çok acıklı bir hatırasını paylaşıyordu: "Yani gar. Ceset deşikse parçayı iliştir. Viskiye olan düşkünlüğü. Kuş bana sordu. meşe stokla. Tepelemeyin. kalbe zıt krizi. denize düşen yıldırım gibi boşa gidiyordu. lüferleri ayarlayamıyoruz. Yazan eşi. Atom Bombacıyan'la sürekli görüşen ve onun emirlerini bize ileten kişi Abidin Dandini'ydi. Yöre ifrit radarıyla taranmak. Üstelik beyninde ödem oluşmuş. santral sinir sistemi kördüğüm olmuş. "Beni mi emrettiniz?" He mi. Sağır gözünde kardinal pıhtılaşacaktır. Gama bıçağı kullanılarak yapıldığı için iz bırakmayan gizli bir ameliyat [Bila-teral cingulotomy] şifa getirmemiş. tetiğin emrinde. çeriyi ütüle kaç! Morglarda yün kumaş ile libero Kızılderili soğur. Çiğ keder oyalar beni. Kurnazdı. Gemi beşik. Pekin'de kaçak jokey nallattım. pis en kısa torununun omuzdaşlarıylaydı. tüy bul. şakalarını geniş sanarak yuvarlamış. Tümü sözlerimin özüne çelme iken artık donuklaşıyorum asgari.'Mi' soru ekiyle biten sorular sormak ve "He" ya da "Yok" şeklinde cevaplamasını istemekti. hayırların güncelliği ağır gelir. ahbapları. Ketum salağa deva yanlıştır.. baloncuk. hayır yerine aygır filan diyebilirdi. Dürbünümü hayta cıvık moruğa fitliyorum. Kışlık meyvesini yuttu: İlginç de. Dil evreninin gücü az. iletkiler. vagon için. dibi nerededir bakalım. Havai. Zira evet yerine Levent. Fil tezeğinde altın kaybedin. Kızlar tuhafsa Doğu pekişirmiş. güya kilo vermek için yuttuğu Topamax adlı ilaçmış. Hırs dünyasının hırsla ihyası azdırır-dı. Rulo çalıyı çöz. Saçma sapan cümleleri acayip vurgularla söyleyerek zırvanın zirvesine taşıyordu: "Kent çoraklığının sırnaşık ekiplerini. fantom vapurcuğu. Cesaret sebebiyle kınanmış kişi ağlıyordu. zehirlenmesin.. ona gayrı ses etme. Kuyruğunu yalandan sallayan enselendi. hayali leşe bağlatır ipi.

annesiyle birlikte. Otogarın polis sinyali biraz kesat. Fakat onun sevimli sahteciliği.. Harfleri. Hırsız adımlara vız gelen yerde kadavralar savurdum. muvazeneli bir gençtim. tabancamın kabzasına nakışlar işledim. Yeniyetmeydim. mülayim. anne-kız. damarlarımı çekip sararak yumak yapmış ve yanan çalılara fırlatmıştı sanki. Hissikablelvuku'nun da dibini köşesini süpürüp silerlerdi. şefkat ikramlarını hiç kimse ilelebet reddedemez Hayati. Ağzımdan çıkanı da kulağımla doğru duyamıyorum.. yok mu? "He. sözcükleri.' Şimdi de sırrı açığa vuramıyorum: Ne sevgilim yaşıyor ne de dilim dönüyor. Yine de anlatmak istiyorum." "Söylediklerinizi anlayamadığımın farkında mısınız?" "O niye? Doğduğunda doktor seni yere mi düşürmüş?!" dedim.. Dargm'ı unutamadım. Mahalledeki fotoğrafçının çırağı. Ben de 'Gelinle damadın iyi bir fotoğrafını tabedin. Kaçıyorlar. çünkü Dargm'ı almış ve aklanmıştı... ağzımdan doğru kelimeler dökülse. Domuzun yılandan olma piçi! Dargm'ı görünce. Bildiğin gündelikçiydi. O fotoğraf. Mermiler evrensel bir dil konuşuyordu. Uzay tanığı pelerini. Kurtuluş'ta Hissikablelvuku adlı bir kuyumcuda çıraktım. Şiilik ettim.. Karekin Bey yoktu." Hayati aval aval bakıyordu. İşler büyüdü. uzaklaştıkça büyüyor. Hissikablelvuku'ya gelen temizlikçi kız. hem de imkansız. Ne zaman Dargm'ı hayal etsem. Cehennemde yazgının çözüldüğü görkemli fesih ile tabii ferasetim kısırdır. Bir sene boyunca hepi topu Karınca Duası kadar.. dükkandaki bütün mücevherlerin toplamından bin kat daha ışıltılıydı.. Dükkan sahibi Karekin Kuyumcuyan bana işin inceliklerini öğretiyordu. O da Karekin Kuyumcuyan'ın zırt pırt Atom evladım.." Fotoğrafta. annesi ona seslendiğinde öğrenmiştim. zar dörtlü gelse kaptırmak mıyım? Çarpık filonun rotasını sıska kumandan gibi Babil'deki rahleye çevir. İnzivayı yamyamlar hışımla kutladı.. onun elmas damlası yüzü gözlerimin önüne gelse. Atom Bey. Jöle içindir gelişkin tankın izi. Peki ya ben? Ölünceye kadar haydutların prenseslere kavuştuğu bir istasyonda bekçilik mi yapacaktım? Kuyumculuğu bıraktım.. ne duyduğu umurumda değil: "Bundan tam kırk yıl önce. Hâlâ da silahlarımın üzerindeki işlemeleri kendim yaparım. gizli bir çift pençe.. senin için bir mana ifade eder miydi." Hayati sözlerimi anlıyor gibiydi. Düşündüm.' şeklindeki hitaplarından biliyordu beni. Suikast ve mağlubiyet bize rol kesecek ve lakin esrarengizliğini de bileyecek. Her neyse. Hayati çıkageldi: "Beni mi emrettiniz?" He ya da yok dememi umuyordu. Aşk çiçeğinin gübresi paradır Hayati. yine aynı şoku yaşıyorum Hayati. Konuşamıyo rum. Amma tuhaf bir isim? Fakat ona yakışıyordu. taşındım. Gırla şapel tenhalığı tavuslarındı. Gel-gelelim. Hissikablelvuku'ya ayda bir uğrayan bir eşkıya tohumuydu. Onaylayalım fasıl bitirimini ve koruluğuna perde insin. kolyeler aldılar. Kuyumculuktan öğrendiğim kadarıyla.1 nin münasip olacağı fikrine vardım. Çocukların güzelliği neşe. Kafile zalimse ahmak kibrin tadını yüceltendir. Söylediğimi zannettiğim sözler ile telaffuz ettiklerim örtüşmüyor. Adını. Dargm'ı kaptı. Onu aramıyordum." 328 Atom Karınca Duası [Atom Bombacıyan] Hayati Tehlike'de damar var. mafya pulu. Yirmibir yaşındaydı. Karekin Bey'in evine temizliğe giderdi. istemem gıcır sakallı gureba jargonu. Dünyanın en ağır küfürlerim etsem ya da en harika aşk sözlerim söylesem kimse çakozlamayacak.. İrmik zerk et fincan kulp: Ah şu fosfor farkı.. Kurtuluş'u haraca bağlayan çetedendi. altın yüzükler. Dargın'dan on küsur sene sonra ben de evlendim. Kedime saz aldım. Karekin Bey'e sonradan sordum. Kızın çenesini tutu: İsmin ne fıstık?' Ben bu suali Dargm'a hiç soramamıştım. Karekin Kuyumcuyan'dan yevmiyesini almak üzere dükkanı şereflendirmişti. Pazartesi sabahları. Yine de. yani Cengiz'e bir fotoğraftan Hayati'yi işaret ettim.Şekere gömülsem tözüm artık fişeklenir. Dargm'ın siyah beyaz fotoğrafını aldım. Onu gördüğüm ilk anı çok iyi hatırlıyorum: Kalbim bomba gibi patlayarak moleküllerine ayrılmıştı. sidikli salyası akmaya başladı. sırdaşlık tekliflerini. Beni dinlemesiyle yetineceğim. gelip alırım' dedim. Atomcuk. İnsanlar. dil. biteviye konuşarak. O esnada Yadigar da peyda oldu. görmüyordum. Hatırlamak ve unutmak insanın kontrolünde değil. ifadesiz bir yüzle ve sessizce ağlıyordu. Sümüğümü damatlığımın koluna siliyordum. çünkü sınıf atlamıştı. Atom yavrucuğum. Tevekkeli değil körpeliği iblisin. Bir Ermeni'nin. Falancaya temiz Niko kontratımı devredişimi sayma. Ağlıyordum. Bakışırdık. Evlenmek bir erkeğin yapabileceği en budalaca fedakarlıktır. merhamet. İlkin sersemledim. Gidip. Bir tanesini Abidin'e hediye etmiştim. Kumraldı.. Dargm'm aşkı gönlüme Karınca Duası gibi nakşol-du. III Bugünlere geldik. Fakat şimdi bunlardın bahis açmak hem gereksiz. 'Aşkımı bir sır gibi senelerdir sakladım. Dargın temizliğe gelmiyordu artık. Kim bilir kim? "Güçlü moronları tam tekmil çarpıtın. ırz düşmanlığının daniskası sayılır330 di. Ilımı bacıyan Krallığı'nın Tehlike Imparatorluğu'na dönüş m < -. Doğayı közleyenin vedasından yari ustaca kıskanırım. Bir senem orada geçti. haraç ödediği damat ile yevmiye verdiği gelinin düğününe gitmişti. Dargın Dragon'un 72 . Dargın. takım elbiseli genç bir adam. Munis. devrimci tüfek nefesi kâr etmezse namlu kekeler. o da ayrı mesele." Atom Bombacıyan. Hattâ kol kola Hissikablelvuku'ya geldiler. Konuşmazdık. Tabiattaki bütün çiçekler yok olsa ne hissedersin? Karekin Bey. bir ibret vesikası gibi. Tatar gelinleri gibi. Şu anda telaffuz ettiğim kelimelerin. şiir devşirmesi ne sakil! O komadaki konuğu vuralı korsan tutuştu. Yadigar Dragon. kendi çetemi kurdum. var gücüyle sırıtıyordu. Limon lokavtçıya kesif telve içirir. benim canhıraş içtenliğimden daha çok iş görüyordu: "Hasıhkelam. Bir keresinde. Ona bakarken hep gözlerim buğulanırdı. Dargın. bir hayat bilgisi kitabı gibi bana gün geçtikçe daha çok şey anlattı: Yadigar haraç toplamaya gelmiyordu artık. Yıllar muhakkak onu değiştirmiş olmalıydı. Artık korkulası olduğu kadar acınası biriyim. yaralayıcı gerçeklerin üzerini kelimelerle örter. Elbette rol kesiyordu. Bir kız vardı: Dargın. söylemeye çalıştıklarımla alakasız olduğunun farkındayım. Kestane şerbetiyle sıvanmış gibi parlıyordu." Hislenmiştim: "Yadigar Dragon. Düğün günü sarhoştum. cümleleri yakalayamıyorum. Ben de 17'I öyle yaptım. Yine de eski bir meseleyi anlatmak için Hayati'yi çağırttım. ayaktakımı kabini. küpeler. Bundan hiç kimseye bahsetmemiştim. bilezikler. beş satır kelam ya ettik ya etmedik. "Daha sarih konuşamaz mısınız efendim?" Konuya girdim: "Dert ortaklığını. Dargın. ırk ayrımlarının bir ehemmiyeti kalmıyordu. değil mi?. Marjinal baronun hırt gence özenip haiku. birgün dükkana geldi ve Yadigar Dragon'un düğün fotoğraflarından ister misiniz?' diye sordu. Çılgın fikstürü. Dargın da insanın içini sızlatan cinsten bir dilberdi. Eşek şakası gibi" dedim. Suç ortaklığı söz konusu olunca din. "Benden özel bir isteğiniz mi var?" Canım sıkıldı: "Şu basit cümlemi anlamak gerçekten bu kadar zor mu? Ben senin ne dediğini gayet iyi duyuyor ve anlıyorum oysa?" "Bana bir görev mi vereceksiniz?" "Allah kahretsin!. kadınların güzelliği acı verir. Yırtık loş perşembelerim afaki. Müslüman kızma meyil vermesi. Umutsuzca sordum: "Onu öldürecek miyim?" He mi. Bir tabanca satın aldım. Bense "Bıktım bu 'he-yok' saçmalığından Hayati. Otuzlu yaşlarmdaydı. fotoğraf filan istemiyordu. Hoş.. Perec Amca haklı. Kaçan balık.

içimi onu gebertme arzusuyla dolduruyordu. Yanlış bir oyun oynadım. benim meçhul hedef. Kışı uykusuz geçirmiş bir ayıya benziyordu.. leriyle Cem Yılmaz'm Hokkabaz filmindeki iskender Tüıuy dın'ı hatırlatıyordu.." O sırada illüzyonist sahneye çıkmış ve şovuna başl. Çok iyi ve çok kötü şeyler uzun sürmez. gülümseyen Dandini'ye bakıyordu. üzerine de 'Eski fotoğraflarınız onarılır-renklendirilir-büyütülür' yazmışlar! Fotoğrafçıdan.ımi'. kağıdı açtı ve ortaya çıkan yazıyı sessizce heceledi: SIRADAKİ SENSİN HALİL İBRAHİM KALİBRE. kalbini. ben de 'İyi bilirdik' dedim. Elleri ve ayakları bağlı Halil İbrahim Kalibre'yi bagajdan çıkardık. Etrafta. m Kabus görürken hayal kuramazsın Kahkaha yok olmaya mahkumdur. Aylar geçti." Tokalaştılar. Dargın ölürse. kimin sakızı kimin b. 18671905. Halil İbrahim Kalibre'yle buluşacağımız Owl adlı gece kulübündeydik. panterin ağzındaki portakal misali. onu benden alan pisliği temizlemiş olacaktım. Bir sigara yaktı: "Ne bileyim Abidin? Kenef gardiyanı gibi bekli334 yorum ben. Kırk yıl bir sürü adam vurdum. önündeki masaya diziyordu. "Cep bilgisayarını şarja tak!" diye kükredi Dandini. Çıkışa ulaşmak için labirenti ateşe verdim. onu gülerek karşıladı. Zaten pat diye karşısına çıksam. giderek eriyip küçülse. Bu cinayet. başındaki kuş uçtu. vitrindeki damadın Yadigar Dragon olduğunu öğrendim. Bir tane daha. Onları gökdelenin terasından vahşi kuşlara fırlatırım.. Kıçımın halkası kayboldu. ti: Kaim gözlükleri. renkli ışıklar yanıp sönüyordu: İçeride polis arabaları UFO kovalıyordu sanki. bakalım şimdi sıra kimde?" deyince. Kanlıca sahilinde balıkçıların fotoğrafını çekiyordum. Bana da elini uzattı. Yumurtaları. salonda bir tur döndükten sonra Halil ibrahim Kalibre'nin tepesine iniş yaptı! Hokkabaz. bagajda öyle tepiniyor ve bağırıyordu ki. (.o. Bir tanesi de başına kondu. Karadeniz'e bakan ormanlık bir arazide ilerliyorduk. konsantre olamıyorum. Hapisten kaçmak için kazdığım tünel beni tımarhane mezarlığına ulaştırdı." "Yorma kafanı." Uzattım. Abidin Dandini. Abidin Dandini'nin ağzını aramaya gelmişti: "Avangartla Torino'ya üzüldüm. duysa da anlamazdı. Yadigar'ı mıhlayacaktım. Dargm'ı kendime sakladım. Şimdi senden ricam şu: Al bu fotoğrafı." "Evet" dedi Dandini "ama bu iyi bir şey mi?" Bay Kalibre'nin suratı.. Ne zaman bir aptal görse sevinir: "Ooooo. çenesiyle sahneyi işaret etti." Anadolu yakasında. beynini güzelce kesip paketlersen makbule geçer. kolunda geliniyle sırıtıyordu! Aynı fotoğrafın bir de eski püskü. gelerek yakaladığı güvercinin bacağına iple bağlı katlanmış kağıdı ibrahim Kalibre'ye takdim etti. Aşağıda deniz. kıvançlı bir sırıtış ve Bay Kalibre için alkış talep eden jestlerle masamıza yürüdü. Halil İbrahim Kalibre. dünyayı dişlerinin arasında tutuyordu. Böylece. herkes bana baktı." "Geciktim biraz. Bir bahar akşamı. Sana daha yeni bir fotoğrafını verebilirdim. Kalibre. Ve bana onun kellesini getir.kuna düştü ben çözemiyorum. kulaklarını. Şimdi yetmişlerinde. Polise gittim: "Dün gece eve döndüğümde içeride hırsız vardı. kimler gelmiş. Yadigar Dragon'un kırk sene önceki hali bu. Kan döktüm. Çevremdeki herkese sordum.." Polisten de ses çıkmadı. Film bitti." Vakur Avangart ve Nuri Torino'nun haklanması. deliğe şimdi kim düşecek diye. Uçurumun kıyısındaki yüksek bir ağaca upuzun bir salıncak kurduk. N'apahm. arabanın içinde birbirimizi işitemiyorduk. geceye ekstra karanlık katan nemrut suratıyla ortama dahil oldu. Vitrindeki kocaman düğün fotoğraflarından birinde... hayat devam ediyor.. gözüm açık gidecektim. günden güne.. I-ıh.ruk çuvalı çoktan buruştu. "Evet sayın seyirciler. başınıza talih kuşu kondu!" diyen hokkabaz. Teşvikiye Camii'nde cenazesi kılındı. ne halde olursa olsun. cehennem dumanı. Yani fotoğraftaki os. Dargınla aynı gezegende yaşamakla avundum. "Hayati Tehlike" diyerek kendimi tanıttım. ifrit fısıltısı gibi görünmezdi.. Bu adı daha önce de işitmiştim. * ^f * "Bebeği beşiğe koy" dedi Abidin Dandini. nafile. O zaman. Önce boş ellerini gösterdi. İslam'a dönecektim. İkisini yan yana koymuşlar. "Efendim?" Hızır Hızlı söyleneni duyamamıştı. Halil ibrahim Kalibre "Sözüm meclisten dışarı. kusura bakmayın. Abidin Dandini. Kırk yıl. Ağacın dalma bir de misina doladık. Sahneyi yandan gören bir masaya tünedik. Illüzyonistin tek tek alıp havaya fırlattığı yumurtalar beyaz güvercinlere dönüştü.. "Ağzını bantlamadın mı?" "Bantladım. yeraltı dünyasında gerginliğe sebep olmuştu. çaresizliğimi perçinlcyo■<• l< V ı ne de cıvık çakalı bul. [MARCEL SCHW0B. Ormanın sonundaki uçuruma varınca durduk.. Ben girince paldır küldür pencereden kaçtı. Bir cüce için fazla uzun bir isim? "Memnun oldum. Durumu izah ettim: "Düğün fotoğrafından kestim. 73 . Kalibre. artık önüme gelene soruyordum: "Bu -lanet olası. Eğer ben ölürsem. kaybolmaya yüz tutsa bile. Geçenlerde.. Yadigar ölünceye kadar bekleyecektim. Sıkı numaraydı. Dandini. Fotoğraf elimde. Artık kırk yıllık damadı son yolculuğuna uğurlayabilirdim. Tanımıyorlar. Çifte Yürek] Gece. Lı rini.. Adımı takdir eder gibi ağzını büktü ve nazire yaparcasına "Ben de Halil İbrahim Kalibre!" dedi. trafiğin zürriyeti bağlanmıştı. parlak yeşil ceketi ve lavabo beyazı dr.beyefendi kim sizce?" Herif cin gölgesi. Yumup açtı ğında avucunda bir yumurta duruyordu.bünyesinde. dehşet saçtım. yumruk yemiş gibi morardı. "Tebrikler beyefendi. ayaklarını. kaç yaşında. yakıp yıktım. Bu fotoğrafı düşürmüş.. açık unutulmuş çamaşır makinası gibi köpük saçıyordu. bir tane daha. Fotoğrafın orijinali siyah beyaz. Yani el çabukluğuna dayalı hile teknikleriyle gözleri aldatan adama rüşvet verdi." Doğru ve yerinde bir soru sordu: "Onu öldürecek miyim?" Anlayacağı dilde cevapladım: "He. İcabında. fakat ölmesini istediğim asıl kişi. 'Nasıl bilirdiniz?' diye sorulduğunda." "Sırada kim var? Ha?" Abidin Dandini. giysileri derisinden daha dar kızlar dolanıyordu.. siyah-beyaz ve küçücük bir kopyası vardı. Fotoğrafı evvela Abidin Dandini. aldı. Kendi kendime söz verdim: Dargm'ı hiç rahatsız etmeyecektim.. w. Bir fotoğrafçıya verip renklendirtmiştim. Atom Bombacıyan’ın sıradaki kurbanını merak eden Halil İbrahim Kalibre. Dargm'm öldüğünü öğrendim. istifim bozmamaya çalışırken. Oradaydım. Kuşlar. Namevcutluğu. işte o kızı seviyordum. İntikamım zaman aşımına uğradı. Aksine. ellerini. Turgut Rulet [Çeteye ara sıra hizmet sunan gedikli bir tetikçi] ve Victor'a gösterdim. mağduriyeti332 me son vermeyecek. Kalibre'yi salıncağa oturtup bağladık.." Damadın son yolculuğu Fotoğraftaki adamın kim olduğunu bilen yoktu. sevdiğim kadını dul bırakmamış. Sahil yolunun üst tarafındaki fotoğraf stüdyosuna doğru yürüdüm. Halil İbrahim Kalibre. "Bunu dedem de yapar" diye düşündüm. adamın iki yana açılmış kollarına dizildiler. kulise gidip illüzyoniste manifesto çaktı. benim deli olduğumu düşünürdü. dilini. Dargın'a gidip evlenme teklif edecektim. Kulübün prestijli loşluğunda. Kırk yıl boş yere bekledim Hayati. Cengiz Cingöz.

Derhal yanıma gelip kitabı görmek istedi.. Hikmet Mete Tetik'in sağ kolu Ferdi Fedai gözlerini açtığında ona sevgiyle gülümsedim: "Şu anda nerede olduğunuzu biliyor musunuz?" Erenköy'de boş bir apartman dairesindeki oda." Cevap 11 harfliydi. Nazikçe reddettim. boynumda stetoskopla doktor kılığındayclım. Yirmi yıl önce. Tabancayı uzaktan yüzünde gezdirdiğim Zühtü Zubizaretta "Artık maalesef yal338 nızca 107 bin 487 kitabın kaldı." 74 ." "Ne?! Onyedi yıl mı!" "Evet. Kültürünü bulmaca çözerek geliştiriyordu. 'sağdan sola' kısmını çözmesine gerek kalmazdı.annixm. Birden. "Hastanede miyim?" "Neden burada olduğunuz hakkında bir fikriniz var mı?" "Yok.. kendimi bildim bileli salonun duvarında asılı duran afişi gösterdi: Uçan Kız . annemin uzaktan tanıdığı bir köylü kadın. Kitabı nereden bulduğumu sordu.. Mor ağzında düğümlenen yıllanmış somurtuşu kabardı. Zira çocuk sahibi olamıyorlarmış. 336 Bu sözün anlamını kabul edecek durumda değildim..Kavalyem Azrail "Neler söylüyorsun anne?" Mini eteğiyle uçarak tüm dünyaya külotunu gösteren şu bıyıklı. "Azrail'in programında ne varsa o!" dedi ve salıncaktaki kurbanın dişlerinin arasına bir el bombası yerleştirdi. bağırıp çağırıyor. Elli yaşında pankreas kanserinden öldü. Bulmaca sayfası. burada mısın? Kabusun ortasında hayal kurma!" Ona bir bakış attım: Kıçı kırıklıktan çıtkırıldımlığa ne çabuk yükseldin? "Benim kadar çalışırsan sen de yükselirsin. Ben de üzerimde beyaz önlük. Uçurum boşluğuna gidiyor ve geri geliyordu.. "Ölme anneciğim. Bir düzine kitabı çantaya doldurdum. Kitaplara dokunmamdan gıcık kaptığını hissediyordum. Ölü biyolojik babam ile baygın biyolojik annem arasındaki emniyetsiz boşlukta tümüyle savunmasız halde duruyormuşum. bir hastaneye ait gibi döşenmişti: Hasta yatağına uzanmış Ferdi Fedai'nin koluna serum bağlıydı. Ben bir gün sandal yeye çıkıp afişteki kadına mavi bir bıyık çizmişim. Köylü kadını meğer senaristin yıllardır ayrı yaşadığı fakat resmen boşanmadığı karısı işe almışmış. Salıncağı var gücümle ittim. geceden kendini vurarak ebedi uykusuna dalmışmış. Zühtü Zubizaretta'ya telefonda "Cihannüma'mR ilk baskısıyla ilgilenir misiniz?" dedim. senin annen o!" deyip kolunu ağır ağır kaldırarak. Ve nasıl desem. Köylü kadın beni hastaneye. hayatta olduğunu biliyor mu?" "Ne olacak şimdi?!" Evet. yanında bir tek o köylü kadın varmış. gazete kağıdına basılmış ve Lokman Kolpa'nın posta kutusuna bırakılan gazetedekiyle değiştirilmişti. Abidin Dandini. Üç katlı evin her yeri kitaplarla doluydu. Bir şey diyemedim. O yoksul fakat neşeli kadını." "Bugünün tarihini söyleyebilir misiniz?" "Haziranın 25'i galiba?" "Ferdi Bey. Bummm! Halil İbrahim Kalibre yanık zerrecikler halinde uçuruma saçıldı. kahvaltı sofrasında gazetenin bulmaca sayfasını açar. uyuşturucu tedavisi gören Uçan Kız'a birkaç kez götürmüş. hayır. Ambulansla hastaneye getirilirken kalbiniz durmuştu." "Ben senin annen değilim. Onyedi yıldır. beni parktaki salıncakta sallayan annemi hatırladım.. 40 bininci kitabı aldığı gün. Kitaplarımı almayın!" Kırbaçlanan bir kardanadam gibi darmadağın oldu. Daha ondördümdey-dim." "Söyleyin doktor. Sağ köşede. Ondört yıl önce. Her sabah. O haldeyken bile Cih. Beni evine davet etti. Karaciğerinizden bıçaklandınız. neyim var?" "Epeydir komadaydınız. yeni doğurduğu bebeği ilk kez kucağına alan anneler gibi ağlayarak gülümsemiş. Fazlasıyla kan kaybettiniz. Sizi hayata döndürmeye çalışırken beyniniz oksijensiz kaldı.. Sonra da emzirmiş. Bir yandan da boğuk sesler çıkararak yalvarıyordu: Yaban fokunun çiftleşme çağrısı gibiydi. Davulcu os. Gitgide kızaran ve irileşen kafasından duman çıkıyordu. Annem beni görür görmez." dememle on yıl yaşlandı." n«ı "Adınız nedir?" "Ferdi Fedai. Merdivenleri çıkarken "107 bin 499 kitabım var" diye açıklamada bulundu. Fakat maalesef Uçan Kız bilinçsizce etrafa saldırıyor. Cinai tehdit ihtiva eden bulmacayı ben hazırlamıştım.." "Epeydir derken?" "Eee. O gün. yukarıdan aşağı sütunundaki 13. Kalibre'yi sallarken dalgmlaştım. Köylü kadın da beni anneme devredip köyüne dönmüş. karısı onu terk etmişti. ömrünün son dakikalarında bana hakikati anlattı. Arabamı otoparka bırakmıştım. Birkaçını inceledim. Deney başansız olmuş. Senarist babam. Beni öz evladı gibi seven üvey annemi. hobisi bulmaca çözmekti. Yaşlı başlı bir senaristin metresi olan Uçan Kız beni doğururken. Çok heyecanlandı. "Senin annen. Galiba altına işemişti. çoğunlukla." Utanmadan bir de aklımdan geçenleri okuyordu." "Hatırladığınız en son olay ne?" "Eve dönüyordum. hastanın kalp atışlarını gösteren bir monitör bipliyordu. Ağzındaki bomba patlamasın diye sürekli başını geriye atıyordu. Bizi de beraberinde patlatmaya niyetlenmişti. embesil sarışın nereden benim annem oluyor? işte o zaman. Uçan Kız filminin posterini salonun duvarına asmışlar. tası tarağı toplayıp uzak bir semte taşınmışlar. bilgisayarda aslına uygun şekilde düzenlenmiş. çocuk posterdeki kadına nedenini bilmeden ilgi duyacak" di ye düşünmüşler." Sesi titriyordu. bana yaklaştığı sırada başını öne eğdiğini fark ettim. Köylü kadın. Mübeccel Ecel adlı Uçan Kız ise. Merak. sürekli titriyormuş. soruda bir tuhaflık olduğunu fark etti: "Naçiz vücuduna kol kanat geren hempalara dümen çeviren ve sezon nihayete ermeden künyesi silinecek olan müptezel fırıldakçı.dyi görmeyi umuyordu. Kalibre'yi sallamaya başladım. Bombalı salıncaktan geriye yalnızca tepeden sarkan kısa ip parçaları kaldı. o kadar «1/ Abidin Dandini'nin sesiyle kendime geldim: "Hey evlat.. * ■$? * Lokman Kolpa'nın işi kalpazanlık. zavallının son cümlesi buydu. "kan çekecek. Elyazmalarının dizili olduğu bölümde Çanakkale defterleri yan yana duruyordu.. annemle babam ziyadesiyle ke-derliymiş. "Ben ölüyorum Hayati" demişti.Kalibre'nin ağzındaki bandı söktü: "Karın. Budapeşte'den aldığımı söyledim. Beykozlu İdris oğlu İshak'ın günlüğünü bulunca silahımı çektim ve namluyu Zühtü Bey'in buruşuk gırtlağına dayadım. Yanımda büyükçe bir deri çantayla gittim. kucağında yeni doğmuş bir bebek yani beni getirmiş.ruğu gibi güme gitmemiz an meselesiydi. Kendilerince. minik kareleri harflerle doldururdu. Bir gün... Annemle babam. Bombanın pim halkasından misinayı geçirip düğümledi. alkol ve uyuşturucunun etkisiyle sızmışmış. bilmiyorum. Halil İbrahim Kalibre'nin.. n'olur ölme. Çocukluğumda. Önce 'yukarıdan aşağıya' bölümünü çözer. Gözyaşları içinde ellerini öpüyordum.. temkini yok eder. Bu büyük felaket karşısında acıyla kıvranıyordu: "N'olur. beni besleyebilmek için annemden yardım istemiş.

onun çenebaz bir kaçık olduğunu düşündüm. değil mi?" diye soruverdim. Düzenli tedaviyle. Buz pistte paten kayıp dans ettik: Rakip çeteler tarafından vurulan adamlarımızı bazen bekletmemiz gerekir. Az sonra hemşire kostümlü güzel bir kız elinde aynayla geldi. On seneden fazladır birlikte çalışıyoruz. Moda'daki evine giderken kloroformla bayıltıp sahte kliniğe kaçırmıştık. Daima alaycıydı. Madam Gali denilen bir kadına elmas satacaktık. Geçen yaz. Hijyenik ped reklamı gibi imalı sözlerle ve sahte bir neşeyle konuşuyordu. Abidin Dandini'ye "Aşk'm gerçekte ne olduğunu kimse bilmiyor. "o kadar yaşlı ki. onun karşısında ceketimin düğmelerini iliklerdim." Onu. Kolumdaki 'Ş' harfi dövmesi. yazık. Onyedi senede çok şey değişti. sözgelimi "İşin bitti Volkan Revan" yazılı frizbi yollarsın." Hayret tünelinde ışıksız kalan Ferdi Fedai'nin gözleri doldu. keyfi yerine geldiğinde ise müspet sözler söylemesini teklif etmiştim: Gizli polisler veya yabancı gangsterler arasında kullandığımız bir taktikti.. "Benim.. olay veya yer hakkında bir öyle. "Önce öldü.'" Abidin Dandini'yi tanıdıkça konuşkanlığın tevazudan kaynaklanabileceğini. 75 . gizli silah deposunun yerini öğrenmek istiyordu." Sanki ona yalan söylemeksizin konuşmanın bir yolu yokmuş gibi "Üzülmeyin" demekle yetindim. Yeşilköy'deydi. 1925-1984. Frizbi gaipten gelir.. birini ölümle tehdit etmede kullandığımız bir yöntemdi. uzamış sakallarını. Ferdi Fedai'nin ve Abidin Dandini'nin yüzünü onbeş-yirmi yıl ileriye kurdu: Macunladı... uyanmanız ancak bir mucizeyle mümkündü. Hakaretlerinin inceliği. "Seni seviyorum Şebnem" yazılı frizbi fırlattım: Bu. Abi-din Dandini "Çok talihsiz bir hafta geçirdi" diye hayıflandı. tanıdıkların müstakbel ölüye hitaben taziye mesajları filme alınır ve ilgili kimseye gönderilirdi. bir böyle konuşurduk. ister istemez sağa sola kayılır. Bana öyle çok şey öğretti ki. birkaç aya kadar yemeğinizi kendiniz yiyebilirsiniz. şimdi de işten kovuluyor. Ve ona şöyle diyeceksin: 'Ben evli bir adamım. Mesela golf oynayan ya da havuzda yüzen canlı hedefe. hayatım onun yazdığı bir senaryoya dönüştü." Vakur Avangart çeteden ihraç edildiğinde. fakat ellerini kıpırdatamadığı için durumun farkında değildi: "Yeşilköy'de. Bombacıyan çetesinin üst tabakasında yer alan ve ölümcül sırları bilen 'Şahitlerden olduğumun işaretiydi. Yolda sordum: "Genç bir kadın mı bu Madam Gali?" "Hayır" dedi." "Hangi silahları? Ben artık her şeyin dışmdayım. 342 Barika'daki Sevgililer Günü partisinde Şebnem'e canı sıkıldığında halası hakkında menfi. Bu kayıtlarda "Cennete giden en kestirme yol cehennemden geçer" ya da "Senden sonra dünya çok ıssızlaştı. Makyajı akıyordu. Dahası. Şebnem'in Ş'si değildi. Kas sisteminiz tümüyle paralize olmuş durumda. Sürekli yatmanızdan kaynaklanan bazı yaralar da var. Doğrulmaya çalıştı fakat başaramadı. mafyadaki tecrübelerimden uyarlamaydı. Seyrelmiş ve 340 ak düşmüş saçlarını. benim DNA'larımda duygusallığın D'si. takma sakalı gevşemişti. Şebnemle Pera Müzesi'ne gittiğimiz gün. bütün gençliğim bu lanet yatakta geçti!. göğsünde bana sıkılmış bir kurşunun izini taşıyor.. bir hastalığın iyileşmesine ve kötüye gitmesine neden olan şeyler ya da eski şarkılar gibi. Daha sonra serum içinde Norcorun bağlayarak Ferdi'yi geçici felce uğrattık. Halil İbrahim silahları nereye saklıyordu... Mesela bir restoranın dekoru. buruşturdu." [SAM PECKINPAH. Ruhumun fermuarı sıkışmıştı. Hemşire "Ferdi Bey'in ziyaretçisi var" dedi ve odadan çıktı. boyadı. kırışmış zayıf yüzü nü görünce ağlamaya başladı: "Demek. arkadaşlarının tebrik mesajlarının yer aldığı bir film hazırladım: Özellikle mafya içinden birinin ortadan kaldırılmasına karar verildiğinde. RNA'larımda romantizmin R'si yok. birkaç konu belirlerdik." dedi "Gizli depo. Elini omzuma koydu. iltifat tadı veriyordu. Abidin Dandini içeri girdi: "Geçmiş olsun Ferdiciğim. Biz de konuşmayı dışarıdaki ekrandan izliyorduk: "Silahlar nerede?" "Nasıl bilebilirim ki? Onyedi senedir uyuyorum? Depodadır herhalde?" "Bak Fedai. Gizli cephanelikten haberim var.. 141 Çeteye girdiğim ilk günlerde." "Geçen sene. şu andan itibaren kalbim senin için çarpardı. Artık sen benimlesin. Önceden aramızda kararlaştırdığımız bir kişi. Çünkü başı hariç tüm vücudu felçliydi. Ferdi Fedai ölesiye şaşkındı." "Sen de kimsin?" Ferdi. Bombacıyan da "Kadın olsaydım. Bana Onan Kellesini Getirin!] Abidin Dandini kör olsaydı bile." "Hikmet Mete Tetik öldü mü?. Böylece. İncele incele iltifata dönüşen hakaretler "Onu öldürürken kibar davranman gerekmiyor." Fedai zırıl zırıl ağlamaya başladı. bir tür dansı andırır. Ferdi Fedai'nden. Ferdi Fedai'nin yüzüne tutum. memelerinden süt yerine süt tozu akıyor. cinayetten önce düzenlenen bir nevi cenaze merasimiydi.Ferdi Fedai dehşet içindeydi. uzatma." Beni de tiye alıyordu. "Kıpırdayamıyorum?!" "Sakin olun Ferdi Bey." "Yalan söylüyorsunuz!" "Lütfen ümidinizi kaybetmeyin." "Evet dışmdasın. Önce intikam alır. Hapiste şişlediler. Bahçe girişindeki nöbetçiye "Kapıyı kendin gibilere açma" derdi mesela. cesetleri Florya'daki metruk buz hokeyi pistinde saklamıştık. Kel bir devin kafasındaki son saç teli gibi yalnız hissediyorum" ya da "Şahin Şahmerdan'a söyle." Felçli Fedai: "Tetik beni öldürür!" "Patronun tahtalıköyü boyladı. Toydum. Ağrıdan harap olmasın diye morfin enjekte ettik ve gözkapaklarmı açıp bantladık. Çeten seni sattı. fakat erkeğim ve beni huylandırdın" demişti.. Şebnem'in doğum günü için. Dandini paltosunu çıkarıp göledi kapatmıştı. Nadide'yle tanışmamıştım daha." "Onyedi senedir burada değilim! Beni tuzağa düşürdünüz!" Kolumdaki saati ağzıma götürerek "Hemşire hanım. biri de bacaklarından tutup taşırken.. Aynayı." Gaipten gelen ıvır zıvır Görüyorsunuz ya. Şebnem Şibumi'yi etkilemek için yaptığım her şey. Derdimi anlıyormuş-çasma başını sallayarak iç çekti: "Eminim bir gün sen de hayatının kadınına rastlayacaksın evlat. Pistte ölüyü bir kişi kollarından. Uzun zaman oldu.. 817 numaralı odaya bir ayna getirebilir misiniz lütfen" dedim. ben sadece tetiği çektim" türünden tuhaf laflar edilirdi. Gece boyunca bir makyaj sanatçısı. çamurlu suya basmasın diye yere paltomu serdim: Bunu. Abidin Dandi-ni'den öğrendiydim. Abidin Dandini. cehenneme gitmesiyle benim bir ilgim yok. sen iyi bir adamsın. Maktule. Onyedi senedir hastane masraflarını Atom Bombacıyan karşılıyor. Tek fark şuydu: Tehdit frizbisini atan kişi saklanır. hesaplaşma tablosu tersine döner. Atom Bombacıyan arabadan inerken. Hareket kabiliyetinize yeniden kavuşmanız için elimizden geleni yapacağız. makyajla ihtiyarlatılmış Abidin'i tanıyamamıştı. mizah ile merhametin akraba olduğunu ve ilk izlenimlerin izlenim sayılamayacağını kavradım. Abidin Dandini. Kumar oyna-yacaksak. ondan sonra cesedi ortaya çıkarırız. Doğrusu. Gülmemek için kendimi zor tutarak kapıya yöneldim: "Sizi baş başa bırakayım. söyle.

Ofisi babasının malı ya da dingonun ahırı gibi kullanması münasipti. Gün boyu telefonda çene çaldığı arkadaşlarını. varlığımın kayalık zeminine ilk kazmayı vurmuştu. hem kadınların büyüsüne kapılıyor. elleri arkadan kelepçelenmiş damat da bir polis nezaretinde arabaya bindiriliyordu. yalnızca Nadide arayacağı için. Kendisine silah doğrultulduğunda gülerdi: "Bundan sonra doğum günlerim bensiz kutlanacak. Bir de kırkdört yaşında.. Elindeki yarısı dolu kokteyl bardağına dalıp çıktı: "Ne içelim?" Aklımdan geçen. iki dakika önce tanıştığınız bir kadınla bile yatmayı düşünebiliyorsunuz. Mesai saatleri dışında da birlikte takılıyorduk. sahte sarışın dul sekreter vardı: Kader Güler. Kapakta 'Bilim Dünyasından Erkeklere Müjde' yazılıydı." Kahkaha atacağını sanıyordum. canımı almaya kalkışmasına engel olma yacaktı. Yalnız. Annem bana "gerçek annen o" deyip Uçan Kız afişim işaret ederek ruhunu teslim etmişti. Eşimizi tanımamızı engelleyen hastalık mirası [o uzlaşmacı.. Kadın erkek münasebetlerine damgasını vuran meşhur hassasiyet. Nadide ofise telefon ettiğinde benim birazdan geleceğimi söyleyerek vaziyeti idare etmek ve sonra da beni arayıp durumu bildirmekti." Üçbuçuk milyar erkek adına verdiğim cevap işte buydu. Ona göre." Düğünümüzde. bir şartım var. Geçici Diriliş] Nadide Dide'yle tanıştığımızda. "Aptal gibi görünmeyi göze alırsan. hem de onları büyülüyordu. ben os. Zaten ofise hemen hiç uğramıyordum.. Lüks mekanlarda vakit geçiriyorduk. sarışınlığını baskı altında tutuyordu. o daireyi dilediği gibi kullanıyordu. Abidin Dandini bir kahkaha patlattı: "Martavalın daniskası! Bak. Beni neden sevdiğini öğrenmeme izin vermeksizin scvcı di. Gözlerinden engizisyon ışınları yayan. Bazı günler birlikte fotoğraf avına çıkardık. paslı fare kapanı ağızlı kadın beni derhal evden kovmuştu." "Öyleyse bilim adamları neden bunu açıklamıyorlar?" "Çünkü saygınlık ve zenginlikleri. hattâ onlarla dans ettim." Haklıydı. Hayat kadınlarıyla hiç ilgilenmezdi. son derece yaygın olduğu bilinen 'erken boşalma' sorunu çözülebilecekmiş. Daima ya çok öfkeli ya da çok neşeliydi. akşamüzeri ofiste ağırlıyordu. "Sen evlisin?!" "Henüz değilim." Gelinlik giyeceksin. Yeni yılda piyasaya sürülecek bir hap sayesinde. bütün erkekler bekardır" 344 Four Seasons Hotel'in barında oturuyorduk. Fakat o günden sonra." Benimle evlenir misin? Gerçi şu anda 'ben' derken neyi kastettiğimi bilmiyorum! "Merhaba" deyip gülümsedi. ben uyursam o horlar.. Fakat sevgisi. Karım beni muhasebe defterleri." Nitekim sevgilisi Leyla Ka-lahari bir zamanlar şarkıcıydı. Atom Holding yönetim binasına yakın bir apartman dairesi kiralayıp dekore etmiştim. Hikmet Mete Tetik'le görüşen Abidin'i beklerken oyalanıyordum." Nadide Dide. Gamzeleri birer öpücük yuvası. Dergiyi alıp karıştırmaya başladım. Alelade bir çapkın değildi. Gaga Sanat Galerisi'ndeki Bekarlığa Veda adlı sergiyi geziyordum. yapman gereken şey çok kolay. Daha doğrusu. Yüzüme bakarak sevecenlikle sordu: "Sen nasıl bir adanı sın böyle?" "Allah beni nasıl yarattıysa öyleyim. Gözleri bir sağa bir sola kay346 di. Karnından soluduğunda işin biter. monoton ve kronik romantizm]. Devlet Malzeme Ofisi'nde çalışan.. Aptal gibi görünmeyi göze alırsan. Ortası yoktu. Evliliğimizin otuzüçüncü ayında oğlumuz Gerçek dünyaya geldi ve Nadide doğum sırasında öldü.Beni birileriyle tanıştırırken şöyle diyordu: "Hayati Tehlike. Tebessümü yüzüne yayıldı.rursam o kokar. herhangi bir davranışını ya da sözünü de. dilimin uçundaydı: "Bize hayatımızın hatasını yapma cesareti verecek bir şey. Öz babam. cüce damadın omuzlarına basıyordu. Duvağın ardından hüzünlü bir şefkatle "Burnun yapayalnız kalmış" dedi. Yüzüne iki numara büyük gelen gözlerinde. öyle mi?" Birine silah doğrulttuğunda gülerdi: "Cehenneme gittiğinde seni Abidin Dandini'nin gönderdiğini söyle. Yapması gereken tek şey. Çenesinde-ki koca et beni. bizim cehalet ve çaresizliğimize bağlı. vergi hesapları vesaireyle iştigal ediyor zannederken... telefonu "Buyurun Nadide Hanım" filan gibi bir cümleyle açarak aile hayatıma zehirli şüphe tohumları saçması işten değildi. saraya gereken zarafeti tek başına karşılıyordu. mucizeleri ucuz atlatırsın" diye geçiştirdim. Nadide beni muhasebeci sanıyordu. Avantaja bağladım: "Elbette." Doğru söylüyordu. değil mi?" "Aynen öyle." "Öyle mi? Neymiş?" "Sevişirken göğsünden nefes alacaksın. Leyla Kalahari'yi yani kadınını hatırlattığımda "Vefasızlık. Aksi takdirde. Masada ki dergiyi gösterdi. M-. karısının cesedi soğumadan. Nadide'den başkası beni ı/ı / ofisten aramıyordu.. Bunlar gibi onlarca ilginç fotoğraf. mucizeleri ucuz atlatırsın Akıllı kadınlara da rastladım. birlikteliğimizin sıhhatini garantiler. ben 76 . ben de birilerinin beynini uçuruyordum. Sağlıklı ilişki ya da mutlu evlilik dediğimiz budur. ıssız bir yoldaki süslü bir kamyonetin kasasında dikilmiş el sallıyordu. Ondan. Her şeye gülebilirdi. Eski şarkılara hayrandı: "Eski şarkılar neden daha iyidir? Çünkü kötüler zaten unutulur. Kader'e hiç ses etmiyordum. Ona.. hangi hendekte bulduysa bir karakoncolosla nikahlanmıştı. Kalbim yanan bir gemi gibi onun aşkının sularına gömüldü: "Merhaba." "Emin misin? Bu kadar basit mi?" "Evet. Bay Dandini. Burası güya benim ofisimdi. Hayat bir oyundu ve Abidin Dandini insan la rın hayatıyla oynuyordu. Yağmurdan sırılsıklam yaşlı bir çift. iyi bir fotoğraf bize bir hikaye anlatmalı ya da ilham etmeliydi. Siyah-beyaz gelin-damat fotoğrafları cidden enteresandı: Asansörde en üst katın düğmesine yetişebilmek için cüce gelin. mafyada çoktan 'Şahitlik' mertebesine erişmiştim. sessiz ve mülayim bir adam olan üvey babam. eğer erken boşalmak istemiyorsan. Kader Güler. Yine de Nadide Dide'yle yuva kurmak bana çok şey kattı. Kucağımda bebekle tığ teber şah-ı merdan kalakaldım. Nadide'yi gördüm. Dolmabahçe Sarayı'nın bahçesinde evlendik. Nadide çok zeki bir kadındı fakat aşk onu kör etmiş. Haber ilgimi çekti. evlilik ise sağırlaştırmıştı. Canlı bomba kadar hassaslaşmıştım fakat belli etmemeye çalışıyordum: "Bu fotoğrafları çeken kişiyi düğünümde görmek isterim. tekrar ağzında toplandı. "Öyle mi? Yani beni düğününüze davet ediyorsunuz?" Sürprizler iradenin aktivitesini kesintiye uğratır. "Hımmm? Nedir?" Bombayı patlattım: "Gelinlik giyeceksin. aptal gibi görünmek pahasına bıyığımı korumaya aldım. Ben havlarsam o ısırır. Yani en azından havayı ciğerlerde dolaştırıp mideye iletmemek konusunda haklıydı. ilaca ihtiyacın yok. Gelin polis arabasının arka koltuğunda oturuyor." Başını eğdi.. fotoğraf çekmeyi öğrendim. Gelinim o kadar güzeldi ki. aslında duyuların çöküşüyle başa baş gider. Meleksi itaatkarhğıyla kalbimi yumuşatıyordu." Onu tam olarak anlamak imkansızdı. yıldızlardan ihraç edilmiş renkler yansıyordu." Galerinin cam kapısındaki afişte yazılı adı gözüme çarptı: "Nadide Dide. aşk'm bir boyutudur" demiş ve eklemişti: "Hem sonra. Bıyığımı kesmiştim." Gözlerinde bir kuşku çizgisi belirdi: "Siz erkekler. [TİM TRILUNG.

Kader Güler hariç. Nadide'nin ölümü. Emniyet kemerleri evreninde yetişen çocuk. Terör ve kör şiddet sayesinde anlamsızlığın eşiğinden döndüğümüz oluyor. Kader. bir bebeği olsun diye can atıyormuş. Nerede şu anda?" "işte" diyerek parmağıyla kapının yanında bir bölgeyi işaret ediyor. Çünkü n. Dolayısıyla her çocuk. Sanki hayatımızın temelini oluşturan hüzünlü hileye iştirak etmenin iyi olacağı fikrindeydi. Kuçuradi evin içinde oradan oraya koşuyor. Derhal frene bastım. Arka tarafa yürüdüm. Meğerse. Ya ne olacaktı. Sokağa çıkmalarına izin vermiyoruz. Hayatı boyunca görünmez olan Kuçuradi. Yani boşa geçeceği aşikar bir istikbalin provasını yapıyordum. yalancı beraat etme şansını kaybeder. Gerçek'in hayali arkadaşı. doğrulardan ayıklanmaları ihtimalidir. siyah-beyaz bir köpek yatıyordu. minik elleriyle okşamaya koyuldu." "Baba. Gün içinde kanunları çiğniyor. olanca işe yararlığına rtg uı«» men. Kuçuradi bizimle birlikte sofraya oturuyor. babanın dünyasını yönetmeye başlar ve onun hareket kabiliyetini kısıtlar. Esenlik motifi taşıyan her türlü sahtelik. Tımarhanede yaşayan bir kocakarı tarafından örülmüşe benziyordu. Bu şartlarda nefret dahi etkisi altında yaşadığımız toplumsal anesteziyi hafifletmiyor. Yetimliğimi kendime saklamış. Yerde danua cinsi. Erkekler öyle değil. nerde?!" diye salak gibi solumdaki camdan bakındım. gösterilen dikkate bağlıydı. çocuklarımızı da sevmekten aciziz. Bu işte tecrü-beliymiş.. gerçekte kim olduğumu öğrenemeden göçüp gitmişti. Birkaç gün sonra. Varlığımıza hükmeden sorunları görme. Dönüşte arabayla ağaçlık bir yoldan geçiyorduk. kaçınılmazdır. Onu nasıl yetiştireceğimi bilemiyorum. Kader'e anne diyordu. Bütün dikkatini. Bu. Bir adam. Abidin Dandini'nin de ikide bir söylediği gibi "Birinin tutuşan sakalında öbürü ellerini ısıtır. Çocuklarla iliş350 kimizde içtenliğin kâr etmeyeceğini sanıyoruz. Gerçek'i büyütmeme yardım edebilecek kimse yoktu. Hipnotize edilmişti sanki.doğduğum gün intihar etmişti. Hayaletin kaza sonucu ölümü Gerçek'e iyi geceler öpücüğü veriyorum: "İyi geceler canım. Başucunda çömeldi ve köpeğin kanlı çenesini. Gerçek'e sahici bir Dalmaç-yalı satm aldığımda "Kuçuradi ondan hoşlanmadı" diyerek geri çevirmişti. Bahçe kapısına "Dikkat Köpek Var" yazılı bir levha bile asmıştık. Onbir aylıkken yürümeye ve konuşmaya başladı.. gündelik hayatımızın kahrolası bir zulümler toplamı olduğunu gözlerden gizliyor. Aldatılan kazanır. Param vardı. Köşeleri suç. Gerçek. otomobil kapılarına kilit uyduruyoruz. Gerçek'i özenle besliyor. Ölmüştü. ağlamaya başlamasıyla fark ettim. alışveriş için çarşıya çıktık. değil mi? Bir dengesizlikten kurtulmak için bir başkasına yönelmek zorundayız. şakrak ninnilerle uyutuyordu. Oğlum. Bunu söylerkenki yüz ifadesini görmek için bir saniyeliğine arkaya dönerken "Bence uçakla gelmiştir" dedim ve tam o anda ön tampondan boğuk bir çarpma sesi duyuldu. Zavallı Gerçek. cinayet ve tecavüz gibi suçlara ilişkin yargı ve müeyyideler. Kuçuradi de benimle burada uyuyabilir mi?" "Tabii ki. Gerçek'i görünce sevinçten havalara uçtu. hele ki yalnızsa. dolaplara. Fakat evimde büyük. 77 . Bebeğin yörüngesine girdi.ı sil ki kendimizi tanımıyorsak. Bir yalan gerçeklerin arasında değişmez bir yere kavuşunca. kalk" diyordu. Sağlıklı ve güzel bir çocuktu. enerjisini ona harcıyordu. muhasebeciyi de mezara sürüklemişti. bir anne-babaya ait olmanın bedelini ödüyor. Oğlumun masumiyet dolu saf kederi. fakat yemiyor du. Belki bu çağda hayat ile mana arasındaki mesafeyi kapatmada şu mottonun faydası dokunur: Bütün günahlar para kaybettirir. budalalığımızın verdiği enerjiyle abartıyoruz. tıpkı benim gibi o da annesini tanıyama-dan büyüyecekti. ilk sözü "Anne"ydi. öksüzlüğümü çocuğuma aktarmıştım. insanın hayat hakkındaki fikirlerinin değiş-mesidir. araba kullanırken ya da Nadide'yi özlerken Gerçek araya giriyor. köpeğin ölümüne ihtişam kazandırıyordu. ben onu nasıl büyüteceğimi düşünürken. temizliyor. "Bizim kokumuzu takip etmiş!" dedi heyecanla. 351 Kuçuradi. Psikiyatr. Uçan Kız yani öz annem ise kim bilir neredeydi? Belki o da tahtalıköy-den yükselen alevlerin dumanında oradan oraya uçuyordu? 348 Kısacası. Kader. Ofisi kapattım. Hakikatleri. dokuz kardeşin en büyüğüymüş. beni dan diye talihsiz yavrunun çaresiz babası kılarak uçurumdan yuvarlarken. hızla büyüyordu. sahiden güçlü olabilir mi? Sanırım. 352 Gerçek'in yanımda dikildiğini. Yoksa bir çocuğu mu ezdim endişesiyle kalbimin zembereği boşaldı. akşamları Gerçek'le oynuyor. Biz ise çocuklarımızın süper kahraman olmasını istiyoruz. Körkütük köleliğimizi ve / ya da uçsuz bucaksız vurdumduymazlığımızı onlara dikte ediyoruz. Ya da yetişkinler tarafından kuşatılmaktan kaynaklanan travmayı yaşıyor. Karım. En yararsız ve en zararsız insanlar bile cezasız bırakılmaması gereken cürümler işleyerek yaşıyorlar. Gerçek'in hatırı için Kader de. sentetik bir boşluk vardı. "Hani. Hayat böyledir. hayalinde bir arkadaş üretmesinin normal olduğunu söylemişti. Hırsızlık. Ben birini öldürürken. onların üzerine titriyoruz. fakat etrafı dağıtmıyordu. Bu defa Kader'i otelde bırakmıştık. Baba olmak. Kuçuradi'yi evde bırakmıştık. Kendi saçı da siyahmış. babalık ve hasretten oluşan bir şeytan üçgeninde yaşıyordum. Gözlerinde acıklı bir ifade vardı. Ona bir oda verdim. Kuçuradi. Kızlar. ben de Kuçuradi'yle bira-rada yaşamayı kabul ediyoruz." O saçaklı kadın hızla evrim geçirerek ayçiçeği gibi hamarat ve huzurlu bir varlığa dönüştü. Kuçuradi'yi gezdiriyorduk. geceleri Nadide'yi düşünüyordum. Konuşan bir köpek. Kader benim evime taşındı. annelik de babalık da asla hakkıyla yerine getirilemeyecek görevler: Mission Impossible. Hayatın. Bütün günahlar para kaybettirir Kader. her şeyin kötüye gitmesine yol açan tuhaflıkları sezme yeteneğimiz büsbütün körelmiş durumda. Bizim kuşağın ebeveynleri. Yalanlarımızın umut veren yönü. dilimiz dua ederken bile yalandan başka şeye dönmüyorsa. aptala döner. bize canlılık katacak dertleri hissetme. saçmalık ve salaklığa dört elle sarılıyordum. Her şeyi bıraktı. Saçlarını siyaha boyattı. Bu söylediklerim de abartılı. Kader Güler'e yeni bir ufuk açıyordu. Öte yandan. dört yaşındaki bir çocuğun. hayal edilebilecek en iyi köpekti. Çocuk. İşinin ehli bir dadı buluncaya kadar sekreterimden destek alacaktım. henüz üç yaşındayken ellerine bir oyuncak bebek alarak anneliğe hazırlanıyorlar. Çünkü köpeğin varlığı. Arka koltukta oturan Gerçek birden "Baba bak! Kuçuradi!" diyerek ayağa fırladı. insanı işkillendiren bir nifak havası yayıyordu. Bu duyguların üçü de umutsuzluk yüklüydü. Kader ve ben geçen yaz Fethiye'ye tatile gittik. çocuğu doğduktan sonra sersemleşir. bilin cimizin çarkları oksitlenmişse. Zengindim Arnavutköy'de bir villada yaşıyordum. Arabadan indim. ölür ölmez ete kemiğe bürünmüştü. Hıçkıra hıçkıra gözyaşı dökerken "Kuçuradi. bebeğin minik ellerindedir. fakat kakasını avuçlayıp cebimizde taşımamız filan gerekmiyordu. Bir hayaleti telef etmiştim. çocuklarının okuyup büyük adam olmasını isterlerdi. Prizlere otomatik kapak. Küçüklerine bebekliklerinden itibaren o bakmış. Aynı olay. Ben de Gerçek kadar biçare ve savunmasızdım. haddimizi bilmiyorsak.

bombalanan bir müzede paramparça olan dinozor iskeleti gibi dağılıyordum. Gerçek. Nereye gitsem." Nasılsa hayalinde yeniden 'canlandırabilirsin'? "Hayır!" dedi iç çekerek "Öldü o!" Kafamın içinde kuyrukları birbirine değmeden ahenkle dans eden porselen tilkilerin üzerine disko topu düşmüş ve hepsi birden tuzla buz olmuştu sanki: Gerçek'in en iyi dostunun ölmesine sebep olmuştum. Bir kez daha aynadan Gerçek'e baktım. henüz bir sırdır. roket yakıtı iç356 miş deli ataklığıyla saldırıya geçti. Birlikte uzaya gitmeyi bile planlıyorlardı. Benim durumumun aynısı." Mankafa. onlardan niye hoşlanmadığınızı bilemezsiniz. Gerçek. Gerçek'in varlığı ona da iyi gelecekti. bademcikleri şişen oğlumun. kara para ve oyun hamuru. boylu bos354 lu. Gerçek. Derin bir nefes aldım. Etrafta kimseler görünmüyordu. Şipşak cenaze töreni sona ermişti. cinayetten çok daha rahatsız edici. Dikey olarak ortadan kesin. Midyeler gibi "Çok iyi geçineceğinizden eminim. İşte benim hayatım bu pantolona benziyor. Gözyaşları içindeki timsaha tüküren lama kadar kararlıydı. rengi. Çocuğu bir tanıdığa emanet etmek. kel kafalı bir adamdı. Bir keresinde Gerçek'e masal bile anlatmıştı. Yanında Kuçuradi oturuyordu! O günden sonra Gerçek.. Yerde badana fırçası izine benzer bir kan çizgisi oluştu." İsterseniz kolumdaki dövmeyi gösterebilirim? İmzalar atıldı. Elimden gelen tek şey. benim dertlerime kayıtsız kakmıyordu. Sonra oğlumla birlikte çocuk tiyatrosu seyrediyorum. ellisine merdiven dayamış. Hayali arkadaşın hakiki cesedinin hayaleti bana musallat olmuştu. Ona acıyorum. Çü rük muz yemiş maymun gibiydim. Yani evlendikten sonra işi bıraktı. beni dokuzuncu kattan aşağı fırlatan Ya-kuza tekmelerinden daha sert bir etki uyandırıyordu. her yaştan erkeğe bakabilecek göz vardı. "Tebrikler damat bey. diğeri sol bacağımı koparıyordu. Striptiz kulübünde eğleniyorum. Küçücük bir Ferrari'yle oynuyordu. Denemeye değerdi. Çocuğu yok. Güler-lnşallah. Ona sarıldım. biçare ve yapayalnız bir alkoliksin değil mi? "Kader sizden çok sitayişle bahsediyor. yanımda konuşup duran bir görünmez köpek vardı artık. Yol boştu. Kimse kimseye kolay kolay böyle bir yardım355 da bulunmaz. Sonra birinin sağ yarısını. "Beni sevdiğini söyledin!" iltifatı dava konusu ediyordu. Silahlı çatışma ve lego inşaatı. Onun çocuk masumiyeti. ben bütün insanları severim. Matem. Köpeği. her türlü ihtiyacıyla ilgilenecekti. Şimdi evleniyor. Ben de "Zamanla o da olur. İsmail İnşallah'ı. Aynadan bakarak Gerçek'i kontrol ettim. Pazarlamacıymış. aradığın konforu bulursun. Elinde şarap kadehiyle yanıma yaklaşıyor. buralara kadar geldiniz. Onda. şeref duydum. hiçbir baskı altında kalmadan. benim yalanlarımı kendi doğrularıyla dengeleyebilecek durumda değildi. Onun su katılmamış bir sahtekar olduğundan emindim. "Babacığım! Babacığım!" diye sevinçle koşarak boynuma sarıldığında. Balayına karşılık. kendimi öldürmemekti." Gün boyu telefon edip mesaj gönderen Neptün Petunya geceyarısı kapımı çaldığında." Eğer 'farklı' olmadığımı düşünüyorsan tam olarak ne istiyorsun? 78 . dedikodumu yapıyorlardı. Kuçuradi de var olmadığı için yok edilemiyor." Kader Güler-lnşallah. Pediatri uzmanı olan bu kadın. Kader Güler. Bazı güzel kadınlar vardır. konuşmadığı için susturula-mıyor. bakıcı tutmaktan çok daha güvenli göründü. nikah şahidimiz oldunuz. Kadın gün boyu evde yalnızdı. * ^c * "Siz. Antenlerimi açmıştım: Tozlu yoldaki karıncaları bile ezmemeye çalışarak ilerliyordum. Kuçuradi'den hiç bahsetmedi. dört metre uzunluğunda iki kafalı bir timsahın beni afiyetle yediğini görüyordum: Biri sağ. bir meslek hastalığı olduğu anlaşılıyordu. yüreğime su serptiniz. Sonra dönüp köpeğin leşini yol kenarına sürükledim. ömrünün geri kalanını verecek.. artık Gerçek'e dadılık yapamayacaktı. cenaze merasiminden kısa sürmüştü. Manasını çözemediğim im bir hayal kırıklığına odaklanmıştım.. fakal sonsuza dek harlamamız gereken bir tapmak ateşi yakmadığımızı söylemeye çalıştım." "Çok güzel konuştunuz Hayati Bey. kokain ve çikolatalı süt. Aylar önce bana yaptığı cinsel jestten ötürü kendisine minnettar olduğumu." Şarabı yudumluyor. diğerinin sol yarısına dikin. polis baskını ve Teletubbies. Karalar bağlayan oğlumu arabaya taşıdım. Rüyamda. hareket etmediği için durdurulamıyordu. Fakat o öz ağabeyim gibiydi. kurdele bağlanmış petrol fıçısını andıran gelin arabasıyla hayatımızdan uzaklaştı. Kuçuradi yine bizimle olacak. çok sağo-lun efendim." İsmail İnşallah. merak etme. rodeo yapan cüce bir palyaço gibi sık sık ter dökerler. Kazayla birini öldürmek. sakin ol.. üzüntüsü geçmişti. Doğrusu bu kadın geyşa ile kraliyet mürebbiyesi karışımıydı. Mısır piramitlerinin. Abidin Dandini. Sonra beni ayarttı. Düşündüm. Kuçuradi'nin uçamaması-na bozuluyordu. Koluna hafifçe vuruyorum." Gülümsemesi yüzünde büyüyüp küçülüyor. Bu sayede toparlanabileceğim düşünüyor. sessizce oturuyordu.Gerçek'i usulca kucakladım: "Gel yavrucuğum. "Hayati Beyciğim. Yaşarken hiç de enteresan gelmiyordu. Abidin Dandini "Erkeğin dokunulmazlığı yoktur" demişti: "Krallar bile. Gerçek. Garip bir biçimde.. Fakat hiç değilse yalanımın bir muhatabı vardı. Tuhaf günlermiş. Hiç kaybolma yan gülümsemesinin. yığın formunda inşa edildikleri için asla yıkılmayacakları söylenir. "Bak. Neptün Petunya nahoş fıstıklardandı. stili birbirinden farklı iki pantolon alın." Umarım yeni tuzağında." Fakat maalesef "Mutlu evliliğin sırrı. kan gölü ve boyama kitabı. tek gözlü Leyla Ablasını sevmişti. Kesin. istersen. Gerçek'i anaokuluna kaydettirmiştim. Nadide'ye yalan söylemiştim. Sakinleştiğin zaman konuşuruz. Dandini sıkı bir dosttu. Üzerine ruh kremi sürülmüş çürük bir et parçasına dönmüştüm.. O da Ferrari'sini benini koltuğumun arka tarafındaki yokuşlarda kullanıyordu. tamam. Karısı dört sene önce ölmüş. Leyla Kalahari çocuğu okula götürüp getirecek. Kuçuradi sahiden var olmadığına göre. Kader Güler-lnşallah.. Dört yaşındaki oğlum ve bir köpek hayaletiyle baş başa kalmıştım. Direksiyona geçtim. hepimizden uzun yaşamalı değil miydi? Bu ölü köpek acaba kime aitti?. Rodeo yapan terli cüce palyaço Kumaşı. yamacı kaplayan asma bahçesindeki sığ bir çukura yuvarladım. Öleni hiç tanımasanız da durum değişmiyor. Bazen oğlum ve hayali köpeği. Gerçek'e Leyla Kalahari'nin bakabileceğini söyledi. "Rica ederim. Nihayet yüz yüze tanışabildik. Hayatınızın en isabetli seçimini yaptınız. Neptün." "Kader Hanım hakikaten çok dürüst ve iffetli biri. Arabaya koştum. tamam mı?" Şimdi anlıyorum ki hata ediyorum. takma kafana" filan diyordum. Gerçi ben Kuçuradi hakkında çok şey duymuştum. Çocuk işte. Bu konuda ayrışıyoruz işte. Düğünde birkaç kere gelinin adının bestelenmiş hali olan Erkin Koray'm Fesuphanallah şarkısı çalındı: "Bize de bir gün Kader Güler. timsahın kopardığı bacaklarıma yeniden kavuştum. Çünkü adının Kuçuradi olduğunu iddia ediyordu. kalbinin iltihaplanmış olabileceği yalanını uydurmuştu. o şeref bana ait. "Şahit misiniz?" "Evet. "Sen adi bir yalancısın! Pisliğin tekisin! Seni farklı sanmıştım!" "Neptün lütfen kendine gel. eş olarak kabul ediyor musunuz?" "Evet!" Alkışlar.

yalanlarla ilerler. Abidin Dandini telefon etti: "Türkiye'de misin?" "Tam isabet. "Kendimi hazır hissetmiyorum. kendim olmam için bende eksik olan şeydi. Fotoğraf makinesini de kağıt çantaya koydum. üç yıl kadar süren evliliğimiz boyunca bir nebze herze yedim nitekim. kız çıktı!" diyerek beni uyardı. beni avlamak için yemin etmiş bir polis ordusunun başına geçecekti. Arabanın içinde Kuçuradi'yle birlikte beklemeye koyulduk. Sonra haberleşiriz. babandan hiç hoşlanmadım. Şehrin üzerine kezzap dökülmüştü sanki. daha çok dikkal çe ker. Bu defa tek basmaydım.. "o romanı ben de okudum. O kadar güzeldi ki. Eski günlerdeki gibi fotoğraf avına çıktım.. yalan parfümü. yolcu teknelerinden birine bindi. Orta yaşlı. karım öldü. Az ötedeki otobüs durağına monte edilmiş panoda "Enver Paşa ve Sarıkamış Faciası" konulu bir konferans afişi asılıydı. fakat Kuçuradi peşimi bırakmıyordu. ı Aşk. bir şey satarken / satın alırken. seni hasta kabul servisinden içeri sokmazdım.. acılarımı paylaşırken. Beni anlamaya çalış. Kuşlar boğuk çığlıklar atarak düşüyorlardı. eğer benden soğuyacak olursan çekirdek ailenizi çitlerim" desem ilişkimizin temelleri herhalde çok daha sağlam olurdu ha? Ne tuhaf. müsait bir yere yanaşın IS'I dım. En büyük yalanlarım sevgilinden esirgersen. Kadınların diledikleri anda öfkeli. Ertesi günün akşamı yine yoluna çıktım. Yemekten vazgeçtim... Saçları. kulağa hoş geliyor değil mi. Yürüyen birini otomobille izlemek. Amacınızı yitirdiniz mi. aşkın hijyenini yok eder."Neden korkuyorsun? Kadınlık onurumu hiçe sayarak sana koştuğumu görmüyor musun Hayati?" Hareli gözleri dolup taştı. Gölgem bile benimle takılmaktan sıkılıp ortadan kaybolmuştu. Barbaros Hayrettin Paşa heykeli bile ona gülümsedi. beş yaşında bir oğlum var. görmüyor musun? Gerçek'e annelik yapabilirim. "Kalabilir miyim?" Cadalozluğu tümden silinmişti. Ona bir Pinokyo kuklası hediye ettim. şafakla yola çıkıp Audi'mi Şebnemin evinin çaprazına park ettim." Frambuazh dudaklarından dökülen her hece büyüleyiciydi. Kıza elimi uzattım: "Ben.. Şebnem yavaş yavaş önümüzden geçerek rıhtımın yolunu tuttu. Akşamüzeri. Ertesi gün. Barbaros Hayrettin Paşa ile bendenizi fotoğraflar mısınız?" Beni gördüğüne sevinmişti. 79 . "Ama." "Pekala evlat. Yine de Şebnemle birlikteyken Ümit Usta'nın programına çıkmış kızarmış tavuk kadar mutluydum. tuvalete gittim. yalan sosu. büyük ihtimalle altı ay sonra senden sıkılacağım." Komik bir hışımla çekip giderken. neler kaçırdığımı bilerek yaşayacaktım. Şekerli sakızdan imal edilmişti sanki. yalan gölgesi kullanırım. korlaşmış gözlerinden bir yalvarış dumanı tütüyordu: "Geber!" "Kendini iyi ifade ediyorsun. "Neptün. bir balinanın arılardan etkilendiği kadar etkilenmişti." Adımı söyleyemezdim." 358 Ne tarafa yönelsem el âlemin ruh ikizleriyle kuşatılmış olmanın hüsranım yaşıyordum. Teşekkür ettim. zemzem suyunda yüzen üzümler gibi parlıyordu: "Ben de Dilara Dilemma. gözlerimiz "Bana karşı dürüst davranıp her şeyi berbat etme sakın" demeye başlar. bu arada esas ismim Hayati Tehlike. sana heyecan veren o romantik atraksiyonlarımın hepsini de mafyada olup bitenlerden apardım. bu söylediklerimin bile bir kısmı yalan. Bu adamın.. Restoranların bulunduğu en üst kata varmadan Şebnem'e rastladım. haydi. "Hanımefendi.. Bu kızla aynı ağaca yuva yapmak istiyordum. Şebnem'den Gerçek'i ve kendimle ilgili diğer kritik konuları gizledim. Beşiktaş Meydam'nda pat diye karşısına dikildim: "Hanımefendi. fakat yaşasaydı bile seninle aşna fişne fırsatını kaçırmazdım." "Bunu söylemek için mi aradın?" "Evet. "Tuvaleti kullanıyorum. Yanındayım. anlamıyorum Hayati. Enver Paşa. şımarık ve tehditkar olma yeteneğine hayranım. duygularında samimi olduğunu ispat edemezsin. Kalbimize aşk oku saplandı mı. kaç adam geberttiğimi hatırlamıyorum. Pinokyo'nun ağzına. Rotayı. Yapayalnızsın. Bir giyim mağazasının önündeki canlı heykelin yanındaydım. Kısa bir süre sonra da." "Ben artık uyumalıyım Neptün. Akmerkez'deyim. Vaatte bulunurken.. * ^t * 2 Kasım günüydü. yo. İstanbul. Bir aile olabiliriz. Nadide'den kalan fotoğraf makinesini aldım.. Bu kız." Şak! Pençesiyle yanağıma müthiş bir şamar attı! Körük gibi soluyor. Bize doğru baktı ve içeri girdi. "Hayır. Maalesef. OtO mobili koşarak takip etmekten bile. ikramda bulunurken. gülümsüyordu." "Kesinlikle yalan söylüyorsunuz. neşeli. Kız gözden kaybolmuştu. Arabayı evden biraz uzakta. Yalanlarla bir yerlere gidebilirsin fakat geri dönemezsin Öğlene doğru Kuçuradi "Hey! Uyuma. Doğrular." "O züppe kraterinde n'apıyorsun?" c:■. ben bir gangsterim. Hakikati ortaya sererken bile yalan söylemekten kaçınamıyorum. daha fazla zorlama artık." Ümit dolu bir yalvarışla gülümseyerek elini hafifçe çektim. Kalıbımı basarım şeytan bile Neptün'den yeni numaralar öğreniyordur. şaka yaparken. Malı cup ve masum.. Akmerkez'e çevirdim. lütfen bir fotoğrafımızı çeker misiniz?" Canlı heykelle birlikte Şebnem'e poz verdik. kapıyı çarparak beni protesto etti. Şebnem. Aşk. ilk banyosunu yapmış bebek kadar masum kalır.. kızın etrafında dönüyordu. Bunca hafakan içinde karnım acıktı. insanı densizleştiriyor." Bir tımarhanem olsaydı. Bir cinai şebekenin kurmaylarından olduğumu öğrendiği anda benden çığlık çığlığa kaçardı. Artık. Kibirlenmeyi kendine saygı duymak sanan şebeklerin tapmağında. Kuçuradi.. çocuğumla / [lafın gelişi] ebeveynimle konuşurken. yanardağa yağan kar gibi eriyordu. fotoğraf makinesini yanıma aldım ve yola yayan devam ettik. takkeli bir adam evin bahçe kapısında durdu. saygıdeğer bayan" dedim. Şebnem'in babası eski polis Şerif Şibumi olduğunu yakında öğrenecektim. ak-sakallı.. 360 benim yanımda o." Timsahları beslemem gerek." "Eyvallah. Gitsen iyi olur. Ben de Kuçuradi'yi kucaklayıp aynı tekneye kapağı attım. Kuçuradi'nin iz sürme yeteneği sayesinde onu buldum ve takibe başladım. "Şebnem Şibumi." Acaba seni öldürsem mi?. t:/ "Beni kovuyor musun?" Narin bedeninde bir kurt adam kasılması baş gösterdi. pisuvarda işerken pantolonunu tamamen indirme sakın. Gözleri. kederli. müstakbel kayınpederim olmasını umduğum Şerif Bey. midenin tik-takları size yol gösterir. iltifat ederken. Besbelli benden. telefon numaramın yazılı olduğu bir not sıkıştırmıştım. Üsküdar'daki Şibumi Sokak'ta bir eve gitti. Mağazadan kapüşonlu bir eşofman üstü satın alıp hemen giyindim. çilek reçeli köpüğü gibi parlıyordu. ömrümün geri kalanını. Cidden çok yorgunum. Beklemek neymiş ben o yirmi günde anladım. Şebnem'e "Şu bir zamanlar sevgilin olan Reha Veto var ya.. anılarımı anlatırken. Yirmi gün aramadı. Zekam en çok kendini kandırmada kullanıyorsun.

Leyla Ablaların bahçesinde balık mezarlığı var." Ben de "Tamam" dedim. Babamla sinemaya gidiyoruz." Ben de ona dedim ki: "Örümcek Adam gibi mi?" O da bana "Evet" dedi. Onun kadar güzel kim olsa. Hepsi öldü. Ona söz verdim. Babam iki tane su tabancası aldı. Ne dersem yapar.Sık sık buluşuyorduk. Kapakları diziyorsun. Bir hafta değil. Anaokulunda çok oyun oynuyoruz. ilerideki masada duran çubuklara bakıyordum. Bana dedi ki: "Ger-çekçiğim. Bana hep "Aferin. Canım sıkılınca eşyaların yerlerini değiştiriyorum. Kurbağaya çok dikkatli baktım. Ben ipi aldım. Bazen buluşuyorlar. Ondan sonra da parka gidip oynadık ikimiz. Doktor Neptün Petunya benim yaptığımı anladı. uçak denize düşmüştü. babamın arkadaşı. Örümcek Adam beni çok seviyor. Zambaklar tarafından büyütülmüştü sanki. Nasrettin Bey çabuk gelemedi. O yanmca ben aldım çiviyi. çok dikkatli bakınca. Birlikte Oyuncak Müzesi'ne gittik. Kafama bir cihaz 80 . "Gel" dedim. Kutu yere düştü. mantar tabancası bir de topacı varmış. Espri yapmayı seviyorum. Toprak bir zemine 'V harfi çizdi. Leyla Abla üzülüyor. "Onu buraya kim getirdi!" dedi. Hangi taraf 'baş' ise o tarafı vurmaya çalışıyorsun. Bazen de hiçbir şey demeden ağlıyorum." Babam elimi tuttu. Akvaryuma uçak." Sonra yürüdük. Uçurtmayı uçuran çocukları bulduk. Kuçu-radi kızlarla ip atlıyordu. Bana bir çivi aldı. Mermeri 'baş'a doğru yönlendiriyorum. Ben de sevindim. Doktor Neptün Petunya beni görmeye geldi. Okuldaki televizyonda hep çizgi film oluyor. hiçbir meyvede bulamıyor olmalı. Babam bunları fark etmiyor. Ben de onun dediklerini yaparım. Çünkü annem yok. Uçurtmayı benim uçurduğumu anlayamadı. ellerinde poğaça!" Doktorun muayenehanesinde biraz korktum. yasalardaki boşluktan faydalanıyordu sanki. Biraz koştuk babamla. Yosunlar oluyor bir de denizanası oluyor. "Ölmüş" dedi. Ben ağlarken "Babaaa" diyorum. O da küsmeyeyim diye bana kendi kitaplarından yolladı. Uçurtma da bizimle birlikte geldi biraz. Uçurtmayı o da uçurdu. Çivi oyunu çok güzel l(. Ben de "Tamam" dedim. istemeden oldu. Size bir tane espri yapayım: "Mademki inecektin. Kuçuradi resimlerimi çok beğeniyor. Babam "Kızılderililer daha iyi" dedi. Benim babam sihirbazdır. Ondan sonra ben başka tarafa bakınca uçurtma yere düştü. Vildan öğretmen çok korktu. Babam eski oyuncaklara baktı. Beni doğururken. cinayetten bile yutacağı kesindi. telefonu Örümcek Adam'a veriyor. Çubuklar etrafa saçıldı. Kurbağanın kalbi durdu. Dişçiye gidince ağız öyle kocaman açılır. Onları yarıştırıyoruz bazen. Uçurtma bizim oldu. "Vırak vırak" dedi. Onlar şişmişti. Ağzını kocaman açtı. Babam dedi ki: "Bu uçurtmayı bize satar mısınız?" Uçurtmanın sahibi olan çocuk "Olur" dedi. iki hafta olunca hep geliyor. Sonra. Vildan öğretmen gene sesli ağladı. Kocaman. Oraya 'koru' deniyormuş. O bana çok sıkamadı. Beni Doktor Neptün Petunya'ya götürdüler. Ben komedyen olacağım. Ben korkunca. Kurbağaya baktı. Babamı az görebiliyorum. Akvaryumdaki balıklar ölünce oraya gömüyoruz. Ben akvaryumda balıklar olsun istemiyorum. Kalemleri yok eder. Bunu kimseye anlatma sakın. Kitapları saklıyorum. Babam bana telefon ediyor. mermeri atıyorsun. Köpeklere "oğlum" denir. havadaki uçurtmayı nasıl satın aldı? [Gerçek Tehlike] Aranızda telekinetik güçleri olan varsa. Onun resmini de yap364 tim. Gökte bir uçurtma gördük. Boğazımda bademcik yuvarlağı var. kurbağa" dedi bana. Duran şeyleri de oynatıyorum. "Bana benzemedi" dedi. insan söz verince tutar. Babamla denize gittik. Bakarak. "üzülmedim ki zaten. Doktor çubuklar düşünce beni bıraktı. Yüzdüm denizde. Parmaklarındaki tadı. Sonra başkalarına da su sıkıp kaçtık. niye çıktın ağaca / Tavuklar çiçek açmış. ben sana yine alırım uçurtma. Yani. Uçurtma kırmızı-mavi-be-yaz renklerdeydi. Bir de Örümcek Adam'ı çok seviyorum. İçlerine su doldurduk. tırnak. Yanmdaysa. Bir gün babamla geziyorduk. Kuçuradi kurbağa buldu. çok yeteneklisin" diyor. Anaokulunda çocuklar hep "Anneee" diye ağlıyor. Ben şimdi beş yaşındayım. Havadaki uçurtmanın ipine bakarak gittik. Kurbağayı cebime koydum. Nasrettin Bey geldi. Sırtını duvara yapıştırdı.) di. Babamın bıyıkları var. Neşe bana baktı. En çok da Sürpriz Yumurta çıkarır. Benim uzaktan kumandalı arabalarım var. Ben de "Örümcek Adam yanında mı?" diye soruyorum. Hukukun üstünlüğünü aşan güzelliği sayesinde asla hapse girmeyeceği. Okula girdik. Rüzgar uçuruyor sandı. Gözünden su aktı. yepyeniydi. Ben doktorları severim. Babam dedi ki: "Uçurtma ister misin?" Ben de dedim ki: "İsterim. Kurbağa zıplıyordu. Leyla Ablaların evinde bir odam var. "Ben senin kadarken şu polis arabalarıyla oynuyordum" dedi. Babam 10 lira verdi. Annemi hiç hatırlamıyorum. Uçurtmaya dikkatli baktım yine. İradeyi kilit altına alan bir cazibesi vardı. Babama çiçek veriyorum bazen. Yani cuma. I Babam. II. Tırnaklarının kenarlarını yemesini gayet iyi anlıyorum. telekinezi yeteneğim var. Tepedeydi. Ben uçurtmaya dikkatli baktım. Babam biraz şaşırdı. Bu gücünü kullanma. Abidin Amca'nın bıyığı yok. Çok oyuncak vardı. Dedi ki: "Nasrettin Beeey!" Böyle titredi. Ondan sonra dedi ki: "Üzülme Gerçek. saç. Daha sonra uçurtmanın ipi pıt diye koptu. Resim yapmayı çok seviyorum. Zil çaldı. Böylece onu havada hareket ettiriyordum. Uçurtma havada düşüyordu. Vazgeçtim. Ben büyüyünce bıyığım olacak. Roket Ali çizgi filminde gördüm. Fakat beni almaya yal nızca hafta sonları gelebiliyor artık. Doktor Neptün Petunya "Bundan kimseye bahsetme sakın" demişti. Bana da öğretiyor. Ben oyunlarda biraz hile yapıyorum. Vildan öğretmen seslendi. Paranın üstünü almadı. "Aferin oğlum" dedim. Fakat sonra oynayamadık. lütfen elimi kaldırsın. Neşe de büyüyünce doktor olacak. Vildan öğretmen ağladı. İki tane. Hep kulaklarımdan oyuncak çıkarır. Oyun odasında kurbağa kaçtı. Çok güzeldi. Bana çivinin nasıl atılacağını öğretti. Karagöz'e gidiyoruz. 362 Annem de ölmüş. Buna telekinezi deniyor. cumartesi ya da pazar günü. Az ağaçlı bir ormana gittik. Yine de teşekkür elli Babam bana her akşam telefon ediyor. Öyle gitti. Babam değişik oyunlar biliyor. Vildan öğretmenin kalbi çok hızlı atıyordu. Kalbi durmasın diye çok bakmadım. 2 Lira istedi. Tiyatroya gidiyoruz. Onun da kalbini durduracaktım. Onu ben öldürme dim. [EMO PHILIPS] Anaokulunun bahçesindeydik. Örümcek Adam. motosiklet koyalım istiyorum. Aslında böyle yapmamanı lazım. araba. Geldi. Sonra çiviyi atıp yere sapladı. Telli araba. Bağırdı hemen. Eskiden ben küçükken Kader Abla vardı. Mavi ata binmiştim. Bana aldığı gazozların kapaklarını biriktirmemi söylemişti. dudak yerdi. hareketli şeyleri durdurabiliyorum. Göztepe'de. Hep telefonla konuşuyordu. O yüzden balıkları durdurdum. Tahta bir çubuğu ağzıma sokup baktı. Babam da ipi tuttu. Haftaların hepsi yedi gün. Okuyamıyorum ama resimlerine bakıyorum. Aramızda sır olarak kalsın. "Bak. Kalbi durunca da ölmüş oldu. Süpermen gibi uçuyorum. senin özel gücün var. Bazen beni tutup havaya kaldırıyor. Ben. Nasrettin Bey kurbağayı tek bacağından tuttu. Baş başa kaldığımızda bana sorular soruyor. Onu özlüyorum. Sonra ben yine çubukları yerde oynattım. Daire şeklinde. Sonra gazoz kapağı oynadık babamla. Babam karate biliyor. Bir tane kalemlik gibi kutu vardı. İçi boğaza bakma çubuklarıyla doluydu. Ben kovboy olmak istemiştim. Korkunca kalp hızlı atar. Ben de ona baktım. Ben de onu seviyorum ama bize gelmediği için biraz küsüyorum. En alt katta televizyon seyrediyor. Dikkatle bakıp çiviyi yere saplıyorum. O da dışarıda oynanıyor. Haydi gidip gazoz içelim. Babama çok su sıktım.

. illüzyonistten daha şaşırtıcı. Yakup beni terk etti. büyüyünce ne olmak istiyorsun?" "iyi polis. virüslerin. Beraber eve gidiyoruz. Elinde beysbol so-pasıyla golf sahasında tenis oynamaya çalışan biri gibiydim. Karı da herifin ardından gitti. mavi gözlü. doktorların sıradan davranışlarını da yorumlayamıyorlar. cisimleri uzaktan hareket ettirebildiğinden eminim. Uri Geller'da. fakat ona teslim olursun. Zayıf bir ihtimal. Ne »>') densiz. yanında küçük bir çocukla geldi. Fakat ben evlenemedim. "Ateşi var" dedi.. izleyicilerin ekrana doğru tuttukları bozuk saatleri tamir etti mi? James Randi. 30 santimetre kadar sola doğru kayarak havada durdu ve pat diye yere düştü. o esnada yemek yiyen dinleyicilerin kaşıklarını yamulttu mu? Çıktığı televizyon programlarında. 368 Babam. otoskobu bademciklerine doğru tuttum. düğme burunlu bir çocuktu. Babam da cuma günleri gelip alıyor beni. dahası hiç kimsede telekinezi yeteneği olmadığını kanıtladı mı? Bunları bilemiyorum. Yıllar süren." Ben de parfüm şişesini uçuruyorum. çuradi. Lakin heyhat. Çocuğu odaya aldım. o ruj.. Yaşım otuzbeşi bulmuştu. Doktor. Hemen burnumu siliyor. Leyla Kalahari'ye yalan attım: "Ciddi bir rahatsızlığı yok. Doktor Abla şaşırıyor. "Ben bunları istemiyorum" diyo rum. Bu yüzden doktorlar birbirleriyle evleniyorlar. Arabaları savurabilir. Cisimlere uyguladığı gücü kontrol etme tekniğini geliştirirse. şimdiye ortaokula giden bir çocuğum vardı. Onun kendi teknolojisi vardır. kapsüller. Bana diyor ki: "Parfüm şi şeşi. abeslangla içeriden yanağına bastırdım. gençlik. Gerçek Tehlike adlı beş yaşındaki çocuğun. Karısı kanser olunca. aile saadeti." Gerçek. fiziksel gücüyle yerinden oy-natamayacağı ağırlıktaki cisimleri bile. Gökkuşağının üstünden geçen balon [Neptün Petunya] Paranormal olaylara inanmak ahmaklık mıdır? Vaktiyle. siyah saçlı. Üstelik. Ağabeyim boya fabrikası kurdu. Sonra o da öldü. BBC Radyosu'nda bir programa konuk olan Uri Geller. hepsi yalan olmuştu.. "Bunu nasıl yaptın!?" "Ben bir şey yapmadım ki?" Muayenehanemde bir mucizeye tanık olmuştum. Üvey annelik duygularım kabarmıştı..takıyor. İltihaplanmışlar di. Gerçek. fakat işi şansa bırakamayız. Fakat. Neymiş diye dönüp baktım. Gerçek'e Deposilin diye serum fizyolojik enjekte ellini.. Doktoru asla çözemezsin. Vicdan azabından geçtim. hareketsiz. Kardiyoloji hocam Yakup Kuru'ya gönlümü kaptırmıştım." "Leyla Hanım'ın nesi oluyorsun?" "Hiçbir şeyi.. "Babam mı?" "Evet. Ona kartvizitimi verdim: "Çocuğun durumuyla ilgili soru sormak isterseniz beni arayın lütfen. Oğluyla da iyi anlaşıyordu.. Fazlasıyla sevimliydi. uçmayı da başarabilir!. treni kaçırmıştım. Bedenim diriliğini ve pürüzsüzlüğünü yitiriyordu. Milyonlarca insan. Iecilline enjekte ettim. kimilerinin 'beyin gücü' dediği çok özel bir yeteneğe sahip. Beyaz gelinlik yerine. Leydi Kalahari'ye dışarıda beklemesini söyledim. Erkekler işin kolayını bulmuştu. Lolitalar ve yeniyetmeler arasında kendimi berbat hissedip bol bol bira içiyordum. Kuçuradi kaçıyor. Gerçek yirmüki yaşına gelinceye dek devam edecekti. Bütün abeslanglar saçılmış. baban kim?" "Babamın adı Hayati. Bu da bünyeme ağır geliyordu. şifreli mesaj gibidir. Derhal doğruldum. öyle mi? Başın sağolsun. Burnumdan kan akıyor. Bana bakıyor." Üç hafta sonra iğne için yeniden getirmesi gerektiğini söyledim. Akşamüzeri Hayati aradı: "Doktor Neptün Petunya?" "Evet?" 81 . galiba biraz kartlaşıyordum. Abeslangların bulunduğu kutu önce masadan iki karış yükseldi. "I la yır. Ben gülüyorum. bakterilerin adını bilir. sadece duygularda yaşanan bir mucize.. eğildim." "Annen?" "Benim annem öldü. Azı dişlerimden ikisi çürümüştü. ceviz ağacına çişini yapıyor. "Ne istiyorsun?" diyor. Gözlerini arkamdaki masada bir şeye dikmişti. Dört gün boyunca Iecilline'e devam edeceğiz. Deposilin enjeksiyonunu hastanede yapmamız gerekir. Koşup masadan mendil alıyor. Gelgeldim bu küçük ve uslu çocuk. Yazısı okunmaz. ağzına tahta bir çubuğun sokulmasından hiç hoşlanmamıştı. elini sürmeden kaldı-rabiliyor. "Adın ne küçük bey?" 366 "Gerçek. benim ağzım da Gerçek'inki gibi kocaman açılmıştı. ruhani liderden daha inandırıcıdır. Yani vücut sıvısı. Ben de yıllarca anneme baktım. Bambaşka bir dil konuşur. Yine de emin olmak için bir hafta sonra tekrar görmeliyim. Alerjik reaksiyon gösterirse müdahale edebilmemiz için." "Leyla Hanım senin üvey annen mi?" "Hayır. Çantasını masaya boşaltıyor. koltukları havalandırıp taşıyor./ "Hımmm." il. "Bir bakalım" dedim." "Soyadın?" "Tehlike. doktor önlüğüyle yetindim.. Annem hızla yaşlandı. nabzıını yükseltiyordu. Bakarken içinizi bulandıran yaralara yağlı sıvılar döker. Fazlasıyla yakışıklı bir adamdı. Gözlerimin etrafında olimpiyat halkaları oluşmuştu. İstese evleri çökertebilir. Bu iğneler. Yani kalp iltihabı.. Durup düşündüm. Kendimi öyle hissetmesem de. eve gelmeniz mümkün mü?" "Maalesef.. Gerçek'i babası getirmişti. Ceviz ağacına dikkatli bakıyorum. Kilo da almıştım. Sonra da bayılana kadar dans ederek kurtlarımı yerlere saçıyordum. Tek gecelik aşklar yaşadım. Saçlarıma aklar düşmüştü. Umutlarım otomatik bir yavaşlıkla buharlaşmıştı. "Peki ya baban?" diye soruverdim. Odasındaki gardırobu. Bu da beni biraz sinirli biri yapmıştı." "Ha?" "Bademcikleri iltihaplanmış. Cihazdaki renkli ışıklar bazen yanıp sönüyor. Salsa gecelerine." "Neptün Hanım. Kriptik Tonsillit. Kendimi uzaktan tanıyordum sanki. Bence onsekiz yaşından küçüklerin süper güçleri olmamalı. partilere gidiyordum. kesilmek için kuyruktadır. Sonra da rol çalar gibi alelacele karısının kollarında can verdi. akşamları uyutuyor. en ufak bir sorumluluk almadan. baba da duygularımı hareket ettiriyor. Ağaç sökülüp yana düşüyor. cinsel kaostan çıkar sağlıyorlardı. oje şu" diyor. Bir gün muayenehaneme eski bir şarkıcı olan tek gözlü Leyla Kalahari. Evcilik tarikatı." "Ah.. Ot gibi yaşamıştım. Meslekten biriyle evlenme hevesimden vazgeçtim. Annelik. komutandan daha buyurgan. Bacaktan.'. gezegenimize astronottan daha uzaktır. Sonra da bir hafta Pen Os süspansiyon kullanacak. O beni anaokuluna götürüyor. doktorlar tarafından bıçaklanmak. asla çocuk sahibi olmaması gereken biriydi. Süper güçleri olan şirin bir erkek çocuğu. Büyücüden daha sofistike.. Pencereden bakıyorum Ku U. Elimi çabuk tutsaydım. Onu görür görmez âşık oldum. Arkadaşlarla birlikte barlara takılmaya başladım. Doktor. çalkantılı bir hikaye. Çocuğun eşyaları hareket ettir mesi gibi." Öksüz bir çocuğa teselli vermede herkes acizdir. ben fakültenin ikinci sınıfındayken öldü. şuruplar ve bilumum ilaçlardan oluşan bir sofra kurar.. Hiçbir faydası ya da zararı yok." Tıptan anlayamayan insanlar. Hayatımda gördüğüm en etkileyici şovdu. Hayati. Gözümün önünde bir ceviz ağacım kökünden söktü. "Oje" diyor. ağzım açar mısın canım?" Ağız açıldı. "Ne?" "Gerçek. Gençliğimin son günleriydi." "Anlamadım?" "Kardit olabilir. O haplar.

örümceğe gerilla taktiği uygulayabilir mi? "Kadın. kuşe kağıda basılmış bir ziyafet davetiyesi gibi parlıyor. Hayati kayıplara karışmıştı. tüm falsolarımı tartacak kadar büyük müdür? "Sevgilim ben eli kanlı bir adamım. Beş yaşında bir oğlum var. yuvarlanmak için idealdi. masumiyet ve moral konforumuzu garantileyen yeteneğimizdir. c] Toplumsal değil. iki mezar birden kazar" diyen Çinli her kimse.." Bence'nin B'si. diyebilir mi? Kur'cm'da "Kalplerde olanı yalnızca Allah bilir" [j^j. 700 kiloluk kasa yerden kalkmış. Yorgancılıkla alakam yok. Evliliğin eşiğindeyiz. karımın çocuğumu doğururken öldüğüdür.:. Bununla birlikte. yerinde saymaktır.. 1906-1989] Kül. Duman da genellikle ısıtmaz. hamamböceklerine kanım ısınıyor. Bildiğin gangsterim yani.. c] insanlık için bir önkoşuldur." "Sizi sonra arayacağım" dedi ve telefonu kapattı. Kaç adam vurduğumu bilmiyorum. Geceyi beraber geçirdik.Özgür irade. Mazhar Bey cevabımı kağıda işaretledi ve diğer soruya geçti: "2. b] insanı sahicilik arayışının risklerinden koruyan aldanışların. Vidalanın gevşemişti. a] Hatırlamak bir refleks. Havada bürokratik bir uğultu. dünyayı ihya ediyor. Babasına "17 sene" numarasını çekmiştim. Abidin Dandini'ye öykündüğümden mi nedir? Halbuki Şebnemle ilişkimiz ciddileşti. Gerçek'ten bahsetmemiştim. Sonra bir ucundan tutar gibi yapmış. a] Her adımda çoğalır. size uygun olan yanlış yolu bulmak gerekir yine de. asaletin kanıtı zorbalık. üstatlığın kanıtı ise [Şeyh Maz-har örneğinde görüldüğü üzere] güvenle saçmalamak olmuş artık. Geniş merdivenler. beni de arındırıyor.. Gerçek'e "Çelik kasayı taşımama yardım eder misin?" demiş." "Neden?" "Çünkü oğlumun kardit olması söz konusu değil. Kanlı gözlerinde müşfik bir ifade vardı: "Hoş geldiniz Hayati Bey.. kızıla çalan hantal mobilyalarla döşenmişti. c] Her adımda azalır. a] insanın. Fakat düşünsenize. b] İki kişilik bir oyundur. Hem Şebnem'in nurlu zarafeti karşısında benim müptezelliğimin zaten bir hükmü kalmıyor ki? Bal damlası tebessümünden yayılan masumiyet ışınları." Şebnem'i sevip sevmediğimin anlaşılmasını sağlayacak daha isabetli bir soru üretilemezdi! B şıkkını seçtim. eheh?" Yüce Rabbim." 372 "Hoş bulduk" ey muhterem şeyh efendi hazretleri! Daracık oda.Unutmak.İnsanlık. Hoşça kal. Altmışlı yaşlardaydı.. Açık bırakılmış dizüstü bilgisayarın monitöründe iri puntolu bir not: "Güzeldi." "Bu cümlenin geri kalanı doğru olsa kârlı çıkarsınız doktor hanım. Birer içki içtik. a] İnsan oluşun bir yan ürünüdür. çünkü. Kahkaha ı/ı sı dağların karını eritir."Ben Hayati Tehlike..Sahtelik. bilseniz. aralarında sonsuz bir mesafe vardır. intikam almayı kafaya koydu mu. fabrika bacalarından yayılan zehirli dumanlar ne tatlı. [SAMUEL BECKEH. Elleri ipince.. Yarım saat sonra tekrar aradı. Yeseviyye'ye mensup amma çok insan varmış memlekette? Nihayet adım okundu.. Gönül İşleri Bakanlığı'na [GİB] müracaat etmiştim. Kadidi çıkmış bir memure sordu: "Hangi üye ile görüşmek istersiniz?" Yeseviyye Şeyhi Mazhar Bey'i seçtim. Hayati hiç güç harcamadığı halde." "Neler söylüyorsun Enver?" "Eaaa. "5.^ll o Ilı jj^ık jAj] yazmıyor muydu? Gönül İşleri Bakanlığı'ndan mülakat için çağrıldığımda çok heyecanlanmıştım. Çocuğunuz iyi. fakat oradan da müspet cevap alamamıştım. Sana verebileceğim tek iyi haber. Ona sodyumklorür şırıngaladığmızı gördüm. Şebnem'in bana olan aşkı.. nezaketin kanıtı dedikodu. Epey bekletildim. Uyandığımda. Yılan île oğlağın telefon konuşması Kim bilir. sen kurtar beni! Ben bu küçük beynimle işin içinden çıkamayacağım! Çaresizliğin kulvarında sürünüyordum." Bilhassa'nın B'si. Sizi şikayet edip doktorluktan men ettirebileceğimin farkındasınız. Şişman biri bu odadan yara almadan kurtulamazdı. Önce Gerçek'in durumunu konuştuk. lağımların şırıltısı. Çocuk diğer uçtan tutmuş. tespit etmemizi engellediği yalan türüdür.. Fakat başka bir şey var. Şebnem'i seviyorum. sözü uzatmadan önündeki antika klasörü açtı ve bir dosya kağıdından mülakat sorularını okumaya koyuldu: "1.ihtimaller.. çocuğunuza zarar vermek istemediğim gayet açık. unutmak ise bir sanattır. b] İlişkilerde beliren bir kazanımdır." Klavyeyi gagalayan kargadan "Gak gak" dışında ne yazması beklenir? Şımarıklık ve kibirden ibaret bu dürüstlük gösterisi bana vız gelir. Müjde yüklü güzelliği." "Haklısınız. özel hayatta işleyen tercih yetişidir. beni iyi tanıyormuş. Sinek. kapatmayın Hayati Bey." "Şansınızı kaybettiniz. Gerçek'i size bir daha getirmeyeceğim. iyi bir yakıt değildir." "Neymiş?" "Bunu yüz yüze konuşamaz mıyız?" "Tabii ki hayır." o "Durun." \ "Oğlunuz telekinezi gücüne sahip. Ankara'ya uçarak gittim. Sakalı orlondan. Teşekkürler. 373 "4. Buluş370 tuk." Bahse girerim'in B'si.. Tam ağzımı aralamıştım ki.. adım Hayati. çok ciddiyim!. Komedi filmlerindeki cenaze levazımatçılarma benziyordu. Şebnem'e fazla yalan söylemiştim. İnanılır gibi değil! Bir devlet.Mânâ. b] Acizliğimizi inkar etmede kullandığımız namevcut bir destektir. Şeyh. c] Hatırlamaya giden kısacık yolda. Hükümet. Nazi hapishanelerini andıran bakanlık binasının kalabalık koridorlarında dolaştım. Süzgündü. b] ihtimal diye bir şey yoktur. vatandaşına "Sen aslında o kıza âşık değilsin" der mi.. değil mi?" "Kızgınlığınızı anlıyorum. sonra ona hayatımı anlatırken buldum kendimi. şeyhin ofisine girdim. 82 . Ağzı. değil mi? Onu görmek istedim.. "3." Başını kaldırıp gözlerime baktı.. parmaklan upuzundu.. belki de sadece yanlış yollar vardır.. b] Vicdan rahatlığı. Yeteneğin kanıtı yalakalık. Kız beni yorgancı sanıyordu.. a] Yanılgı ve belirsizliğin sağladığı imkanları genişleten bir şifadır." Bilinmez'in B'si. Benim tatula rasa'mı onun öpücükleri çerçevelesin istiyorum. ifade ve davranışlarını şekillendirmesini mümkün kılan zihinsel ve duygusal nitelikli bir kontrol sistemidir. Artık hurdalıklar beni neşelendiriyor. Gökkuşağının üzerin den geçen bir balonda gibiydim. Yine de işler haddinden fazla çatallaştı. "6. Lütfen bana inanın. c] Bireysel bir oyundur. aşkımı onaylamıyordu. şıkları sıralamaya başladı: "a] Bir 'takım oyunu'dur. Nadide'yi anlatmamıştım. İki insan birbirine ne kadar yakınlaşırsa yakmlaşsm. Gangster olduğumdan habersizdi..

Dalgınlığımın bulanık suyunda dertlerim tekrar yüzüye çıktı: "Şebnemle asla bir-araya gelemeyeceğiz. Bir kadına sahip olmak için.. Derviş 'Hükümdar cennete gitti. çünkü hükümdarla uzlaştı. Köçek zombiler gibi mezarlıkta göbek atma.." Ben de aynısından istedim." "Bir adama kızınca neden yirmiiki kişiyi komple öldürsünler ki?" "Bilirsin.." "Bunu nasıl başarıyorsun?" "Neyi?" "Büyük harflerle konuşmayı?" "Saçmalamayı bırak. Kuçuradi gelip aramızdaki koltuğa oturdu. yerinde olsam asla ev lenmem.] Yahut günün birinde benden bile daha kötü adamlar derimi yüzüp cesedimi köprüden attığında. 25 Şubat geldi çattı ve Bakanlık Heyeti komple temizlendi. Gönül işleri Bakanlığı tam bir zırva 11 Is ti. Veya hayalarını koli bandıyla sar." Anlattığı hikaye beni uyuşturdu... çetesini toplayıp bakanlığı basmış ve ihtiyarları indirmişti. Fark ettiğim kadarıyla Bakanlık Heyeti'ndekilerin her biri... Boa yılanı ile oğlak arasında geçen bir konuşma tahayyül edin: Ben meledikçe o tıslıyordu. Verimsiz bir diyalogdu. Doğru. Tüm zarif kızların içinde pusuya yatmış bir şişko karı vardır. meseleleri konuşarak halletmek iyidir. Nikah defterine imzayı attığın anda." Hava kararmıştı. Ziyanı yoktu. Aşk geçicidir. Evime postalanan sarı zarftan çıkan resmî mühürlü ve imzalı evrakta "Bakanlığımız aşkınızı maalesef onaylamamıştır" yazılıydı. dindar adamlardı" dedim "komple cennete gitmiş olmalılar?" Bir kaşını kaldırıp dudağını büktü: "Saf bir adam. Şebnem'e olan aşkım bir yeraltı operasyonuna dönüşmüştü." "Hımmm? Dünya rekoru sende demek?" Her ne kadar böyle bir spor dalı yoksa da! "Heyhat. Kara Şimşek [Knight Rider] yayından kaldırıldığında hissettiklerimi hissediyordum. rüyasında hükümdarın cennnete. Her kadın er ya da geç delirir. çekirdeğine kadar çürümüş.. sana yaramamış anlaşılan." "Aklınca beni aşağılamaya mı çalışıyorsun pis serseri?!" "Sence kim yapmış olabilir?" "Neyi?" "Bakanlık Heyeti olayını?" "Pompuruklarm hali çok feciydi harbiden. Bu olayın büyümesine izin verme. Kusmukta yüzen peynire dönmüşlerdi. işsiz kalmış bir porno aktörü gibi hissetmek istiyorsan. o ayrı. PAP üyesi Şerif Şibumi'yi etkilemenin başka bir yolunu bulacaktım. Fuat Atıf Tufa adında bir adamla konuştum. fakat ortalığı kan gölüne çevirmenin zevki de bambaşkadır. Sen de." "Evlenme teklif ettin mi?" "Hayır. İlle de bir aptallık yapacaksan git 'fareli kedi' denilen Çin kebabından ye. Evlenmek erkeğin intiharıdır...." "Bir şey soracağım. masanın altına kıvrılmış-tı. meşhur bir şeyhin ise cehenneme gittiğini görmüş.c] Taklit. İstanbul'un silueti. ılımlı bir küçümsemeye ayarlıyorum. Karın şişmanladıkça ••< ı MI de gürleşir. Bir şapkayı beğenince kafana çiviyle çakıyor musun? Servetimin yüzde 95'ini kadınlara ve alkole harcadım. Evet." Dehşet verici bir kokarca sırıtışı var suratında. Üzülmedim diyemem. Hayatın boyunca." İçtenliği beni kör etmesin diye onunla göz göze gelmemeye çalışıyorum.. Tamam.ıı 375 tışma konusuydu. Bekarlığın beni hastalık saçan fahişelerin ağına düşürmesini umuyorlardı muhtemelen. Hakkında çok şey bildiğin AŞK." Şu anda cebimde.. geriye bir adım kalır?" Kahvesinden bir fırt çekiyor. Biz erkekler. Meyve tabağından çöplenen Dandini'nin keyfi gıcırdı: "Eskiden vişne çekirdeğini elli metre öteye fırlatabiliyordum. bir kadının yasımı tutmak zorunda kalmasını uygun görmüyorlardı." "Medeni cesaretin beni korkutuyor.. çünkü şeyhe hürmet ediyordu. Bir şapkayı beğenince onu kafana çiviyle çakıyor musun?" "Yani?" "Evlenme.. yapaylık ve monotonluk sayesinde bile korunabileceğimiz bir beladır.. Abidin Dandi-ni'ye dikkatle bakıyordu. b] Dolaylı bencilliktir. "Sen gerçekten aşk nedir bilmiyorsun." Bunaltıcı'mn B'si. Geri kalanını çarçur ettim. Manyağın teki. kraliçeler ge-ğirir. ama yüzük aldım." Bitiş'in B'si. karının m< tamorfozuna start vermiş olursun.. manken kızlar yellenir. a] Zavallılığın kamuflajıdır. Kuçuradi koltuktan atlayıp uzaklaşıyor. "İyi yapmışsın. Şebnemle evlenirsen. 374 c] Cömertliğin istikrara kavuşmasıdır. "Bakanlık Heyeti'ndekiler." Alay ederken. buna saygı duyarım." "Ho?" 376 "Şebnem'i seviyordun. Fakat yine de yaşlı başlı yirmiiki adamın kanlı bir hamur gibi yoğrulması içimi burkmuştu. Kabahat bende. ona kendili den başka şeyler de sunmalısın." 83 . hepimiz. Yeseviyye Şeyhi. komik bir tablo oluşturuyordu. İpin ucunu kaçırdım. "Bir katil için fazla ciddisin Hayati. Bu gangsterlik işi benden çok şey götürdü. şeyh cehenneme gitti. Bak. Büyük ihtimalle.Diğerkâmlık. Bütün bunlar ipe sapa gelmez. Bakanlıktaki evliya cevaz vermedi. Belki de polisten hakkımda bilgi almışlardı. Üçüncü evlilik en iyisidir. "Ne ki bu? Bana ne anlatıyorsun?" Yüzümü. [GEORGE BEST] Yadigar Dragon'u zehirlediğim meşhur Beylerbeyi Sarayı'na yakın bir kafeteryanın camekanlı konsolunda Abidin Dandini'yle oturuyorduk. Senin beynin. Ejderhanın veterinere gittiği nerede görülmüş? Her neyse. siyah kadife üzerine dağılmış elmasları andırıyordu. [Ne de olsa 'dokunmak' aşk'ın vücut bulması demektir. Masamızın kıyısından yelkenli gibi süzülen garson kızın otomatik gülümsemesini fırsat bilen Abidin seslendi: "Bana bir kahve! Kaynar olsun.. Yeseviyye Şeyhi Mazhar Bey bana ayıp etmişti.' demiş. idam edilmiş diktatörün cesedine tüküren köylü kadar öfkelendin?. Televizyon haber bültenlerinde Heyet üyelerinin moza-ikli cesetleri resmigeçit yapıyordu. Bu rüyayı bir dervişe anlatmış ve tabirini rica etmiş. ilim irfan sahibi. "Özünde iyi bir adamsın. kendi soru tekniğini uyguluyordu.. homoseksüel bir karateciye benziyor. "Fakat Şebnem'i seviyorum. Bir sigara yakıyor. senin durumundaki biri yapmıştır.." Gözlerini kısarak dumanı bana doğru üflüyor: "Evlilikten bahsediyorduk. anlamıyor musun?" Garson kız kahveleri masaya kondurup ayakuçlarma basarak uzaklaşıyor.. Önemli olan insanın ne hissettiği değil mi?" "Sen ne hissedersen hisset prensesler terler. yedi soruluk bir testle beni tanımış ve Şebnem'e katiyen layık olmadığımı anlamıştı. Bakanlık Heyeti'ni oluşturan üyelerin büyük çoğunluğunun dinî kimliğiyle öne çıkmış kişiler olması (. "Benim aşkım neden tescillenmiyor?" diye sormak için GlB'e telefon ettim. sırf Şerif Bey öyle istiyor diye Gönül işleri Bakanlığı'na hangi akla hizmet müracaat etmiştim. Kuçuradi. "Tamam da bu neyi değiştirir?" "Sınırları zorluyorsun. Devletten izinsiz iş yapmaya alışkındım. "7. ip atlayan cici kızlardan birinin ipine takılırız. hayat yolunda koşarken.

Dayak yesem bile ağzımı açmam. Bu sempatik zebaninin derdi neydi acaba? Duvardan aşağı kayarken gözlerime perde iniyordu. Kadın. Kollarımda derman kalmamıştı. Bu insan azmanı ensemi kavradığı gibi beni havaya kaldırıp limuzinin motor kapağına yapıştırmıştı. Yavaşladım. Çabuk toparlanmıştı. Aklınızda bulunsun. Beşiktaş'ta yol ortasında vurularak öldürüldü" diyordu. zaten bildiğim şeylerdi. Onu da haşladık.u dileyip telefonu kapattım." 84 . Fviııı aradım. kırmızı araba ani bir frenle kayarak Zencinin tam önünde durdu. Abidin Dandini'ye telefon ettim. [JONATHAN SAFRAN F0ER1 Duş aldım. Sırılsıklamdım. bütün cephanesini gecekondulara fırlatıyordu. sıvışıp canımı kurtarmayı düşündüm. Fok misali çırpına çırpma yolun kenarındaki çamurlara bulanarak ilerledim. Güçlü kız. 379 Zenci." "Keçi Yumruğu'na gel. Abidin'le konuşurum. Herif öyle iriydi ki. günün birinde cinayet işlerseniz. karanlığı kalkan olarak kullanmaktan usandım. Doğru. Tam beş hafta önce. Beyni defolu tiplerden değilim. Kafamın içindeki Hiroşima dağınıklığını toparlamaya uğraşırken telefonum çalınca az daha derimden dışarıya fırlıyordum! 382 "Aramışsın?" "Konuşmamız lazım. Kim olduklarını sormadım. Kabus gördüm. sessiz sinema döneminden kalma bir acelecilikle otomobilinden inip cesedin etrafında dolaşmaya başladı. kainatın anahtar deliğinden bana göz kırpan bir melek gibiydi. Genç bir kadının kullandığı. Omurgam ve kafa-tasım çatırdadı. Yıldız Parkı'nın çevre-siıiden dolanırken. yeğenini Sudan'daki askerî yönetime bağlı ajanların katletmiş olabileceğini" söylemişti. Yere kapaklandım. Hasan Turabi'nin yeğeni! Ramize Ramirez'in de dediği gibi "Şiddet. Ulaşılamıyordu. Ümmü Gülsüm'ün [19041975] Erite Ömri şarkısı başladı. Ayaklanm yere değmiyordu. Godzilla diyetiyle büyümüş Zenci beni silkeleyip duvara savurdu. bedeni birkaç metre öteye düştü. Sonra da basıp gittik. Kemiklerimin içinde kontrolden çıkmış minik elektronik testereler uçuşuyordu. Dandini'nin evlilik hakkında söyledikleri. Telekinetik güçlere sahip bir oğlum. Şebnem'i evine bıraktığım gece bana saldırmıştı. Polis. İstikbal zamanın dışındadır \ Istırabın bitişi. Şebnem'i etkilemek için mafya taktikleri kullanmıştım. Gerçek'i 101 dum. Fakat o. Zencinin alnına saplandı. olay tamamiyle müdafaayı nefsti. Belimdeki Colt'u [Python. 4 inç] zar zor çekip Zencinin ağzına doğrulttum. Olsun. onu gayrimeşru kılar ve bu yüzden ıstırabın sonu yoktur. Gazap dolu sesiyle "Hayati Tehlike nasılsın?" diye hatırımı sordu. Cengiz Cingöz ve birkaç eleman limuzinle beni almaya gelmişlerdi. Hayvanat bahçesin de kafesten kafese uçan bir kelebek kadar özgürdüm. Böylesine kallavi biri tarafından izlenmek gururumu okşadı. Gerçek'e annelik yapabilir. Audi'mi halter gibi kaldırıp asfalta çalabilirdi. Bebeksi bakışları ürkütücüydü. bizi görünce gazı köklüyorlardı. Sizi temin ederim. Şuurumu kaybetmek üzereydim. Parkın. İstifimi bozmadım. Komodinin üstünde. Rakibiniz çene çalıyorsa. konuyla ilgili takibata başlamıştı.] İki saat kadar kestirdim. Çivili tasma takan atletik bir buldoğu andırıyordu. kaybolmuş insanlarla doludur. Onları korumak için saygıdeğer bir hayat kurmalıyım. Derin bir nefes aldı ve beni tekrar duvara fırlattı. Direksiyona kustum. Beyaz ceketi ıslandıkça grileşi-yordu. Onunla hayat yollarımız hem birbirinden uzak. Halimi anlayacaktır. Kadının sesi huşu doluydu. Tepesinden buhar380 lar yükseliyordu. Kurşun. l<' levizyonu açtığınızda ya da elinize bir gazele aldıj'. şarkıya devam ediyordu. finalini merak ettiğim Delik Deşik Bir Kefen romanı duruyordu. Eğer bu kazulet Kunta Kinte ikiye kadar sayabiliyorsa gebermem an meselesiydi. onu pataklamanız işten değildir. Ve ne gördüğümü unutarak uyandım. Adam öldürmekten bıktım. Doktor ha? Üstelik. Şebnem'e hakikati anlatırım. Cinayeti gören bir vatandaşın ifadesine başvurulmuştu. küçük. Şebnem'i bir bardağa doldurup içmek istiyordum. O zaman bu iki sersemi keş yankesiciler sanmıştım. "Bırakıyorum" derim. Sicilim kabarık. Beni bir derbederlik sardı. Kadının tiz çığlığı. Gökten rendelenmiş buz yağıyordu. Hızır Hızlı. Yollar. Kafasında ne bir yara izi ne de morluk vardı. Belki sahiden de yorgan işine girerim. ay yüzeyinde yürüyen astronot gibi ağır ağır yaklaşıyordu. kitaplarını bana yazdığını düşünmüşüındııı hep. hallettiğinden fazla sorun doğurur. yüksek bahçe duvarına yanaştım. O da yavaşladı. Gammazlık etmeyeceğimi bilirler. o inerken araba az daha alabora oluyordu." "Tamam. Şahit mertebesindeyim gerçi. kaçacak kadar bile cesur olmayanlar konuşur. görünmez bir köpeğim ve adımı bile bilmeyen bir sevgilim var. Hayatımda hiç Zenci vurmamıştım. Yani çocukluğumda karıncaları filan yakmadım. Beyni balık yemi gibi saçılırken. Beynime bir kova asit dökülmüştü sanki. iyi akşaml. Ama neden? Sudanlı bir doktoru kızdıracak ne yapmıştım?. Ben de duvara tosladım. hem de birbirine paralel. Zenci. Az önce aşk acısını anlatan melodiler. Doğal olarak bizim beysbol takımından temiz bir sopa yemişti. Ve haşhaş tarlasında ilerleyen kaplumbağa mahmurluğuyla yola koyuldum. Tetiği çekebilir-sem. Aksi takdirde ben de hapsi boylarım zaten. Cevabınızı yumruklarla verin. Audi'min kapısını güçlükle açabildim. lastiklerin ötüşüyle aynıydı.. Çelikten pençelerini kürek kemiklerime geçirerek beni tekrar havaya kaldırdı. Uyuyormuş. Leyla Kalahari "Abidin dışarıda" dedi. Adamı tanıdım. her şeyin mantıklı bir açıklaması olmadığını bilecek kadar akıllı. Işığı kılıç. Ya tüm hayatınızın ya da yalnızca o gününüzün içine edecek birileri mutlaka çıkar karşınıza. Her biri müstakil bir hedef olabilecek dişlerini gösterdi. Şoför koltuğunda çam yarması bir Zenci oturuyordu. Uçarken tetiği çektim. Abdülcabbar Turabi'yi indirmeseydim.378 Godzilla diyeti Etrafınıza bir bakın. şimdi ölümden bahsediyordu. Afrika'dan bunu sormak için mi geldin? "Benden ne istiyorsun?" iki eliyle yakamı kavrayıp naçiz vücudumu camdan dışarı çıkardı.mı mı da göreceğiniz ilk şey. O. O da sağa çekti. Onun ardından yetişen cılız bir çocuk vardı. Aynadan izliyordum. Rami ze Ramirez'in. Beni kardeşi gibi seviyor. [Bunu zihninizde canlandırmaya kalkmayın. Üstelik yüzü tarçın rengi çillerle bezeli. Acaba dilimizi biliyor muydu? Yanıma geldiğinde camı açtım. Silah taşımak istemiyorum artık. hatırımı kırmaz. Tabancamı yandaki koltuğa bıraktım. Arabanın CD çalarını açtım. kuyruğumdaydı. Kurbanlarım yakalıyor ve fırlatıyor. Kavgada konuşmam. "Sudanlı Muhalif Düşünür ve Siyasetçi Hasan Turabi. bu mesafeden ıskalamam imkansızdı." Kandan yoruldum. Hâlâ genç sayılırım. Esmer güzeli spiker "Sudan asıllı Doktor Abdülcabbar Turabi. Çünkü. Bir an. O da patrona durumu iletir. Yoldan geçen arabalardaki insanlar. Üç gün şakaklarım zonkladıydı. sizce de kıyamet kopmuyor mu/ [MURAT UYURKIII AKI Kış. Laçka trafikte avarece araba kullanıyordum. eski model siyah bir Ghevrolet'nin beni takip ettiğini ayrımsadım. kurbanınızın cesedi olacaktır. Nefesim kesilmişti. Üm-mü Gülsüm. Demek ki tarzı buydu. herif beni taşa gömecekti.

Nefes nefeseyim. [J. Biri." "Demek havlu atıyorsun?" Yo." "Kendi istikbalim hakkında bir karar vermem. zehirlenmiş bir atın si383 diği gibiydi. bu adamlar bizi öldürecek!" Son sözlerime şerh düşüyorum: "KORKMA BEN VARIM!" Şebnem. Şebnem'in benzi solmuştu. Tek çare. Cüce maymunlar ispiyonluyor. [J. tırnaklarımda duyabiliyorum. Birlikte kalkıp Kuçuradi'nin peşinden koşuyoruz. Geri dönsem. Şebnem'in otel sabunu gibi küçük kulağına sessizce "Seni seviyorum" derken. Kendimi ciddiye almam giderek güçleşiyor. "Ben iyiyim. ona yerdeki ıslak ayak izlerimizi işaret ediyor." "Ne gibi?" "Çok sevmek. Ama ne yazık ki bir hayaletle ödeşmek zordur. Belki de yamhyorum. peşimizdekilere bulunduğumuz yeri gösteriyorlar. Dehşete düşmüştü. Ateşe başlıyorlar. olabilecekler hakkında hiçbir şey bilmiyoruz. 1770-1843] Şebnem. Bu sentetik silahşorları gözüm bir yerden ısırıyor. Adamlar. şaşkınlığımı gizlemeye çalıştım.ı duyabiliyorum. Dişlerinin arasından "Beni takip edin!" diyor. Dinle." Tam olarak planım bu. "Bunu 'hayır' kabul ediyorum.. ellerini kafeslerden uzatarak. Saçmalayarak geçiştirdim: "Tahmin ettim.. sonsuza dek kavuşamamak için en ideal yöntemdir!" Hayvanat bahçesinde insan avı Tanrıdan gelen işaretlere bakılırsa. bclllîl deki tabancayı çekeceğim. otuzuncu kuponu da avucuma tutuşturuyor. "Ateş etse daha iyiydi" diye düşünürken bocalıyorum. Biri. 1770-18431 Şebnem.." "Ne gibi?" "Çok sevmek. Adamlar bizi göremiyor fakat ayak seslerimizi duyuyorlar. Biri "Şebneeem!" diye bağırıyor. Şebnem'in otel sabunu gibi küçük kulağına sessizce "Seni seviyorum" derken. Tüydüm. ıslak tabancalarıyla yaklaşıyor. Maymunlarla birlikte ben de kapıdan giren tabancalı iki adama bakıyorum. pırlanta yüzüğü parmağına takıyorum. FRIEDRICH HÖLDERLIN. Özellikle de erkeğinkini. Hemen kaçmak ile derhal adam vurmak arasında acilen tercih yapmalıydım. Nabzımı dişlerimde." 385 diği gibiydi. öyle mi?" "Evet. Dışarı çıktığımda Kuçuradi toz olmuştu. "Patronla benim için konuşabilir misin?" "O kızla evleneceksin ve hayatınızın geri kalanı boyunca birbirinizin buruşmasını izleyeceksiniz. Etraftaki insanların varlığını hakaret addediyordu sanki. vahşice bir işgüzarlıkla bizi gammazlıyorlar: Çığlık çığlığa zıplayıp. Gözlerinden naylon ip gibi yaşlar iniyor. Tek çare. Ölümümden önce görünmez köpeğimi gördüğüme seviniyorum. Diğer barmene seslendi: "Bir yılan kanı!" Fikrimi değiştirmekten vazgeçerken. her evli çiftte bir acı çeken. omzumdan akan kana parmak uçlarıyla hafifçe dokunuyor. Gözlerinden naylon ip gibi yaşlar iniyor. sonsuza dek kavuşamamak için en ideal yöntemdir!" Hayvanat bahçesinde insan avı Tanrıdan gelen işaretlere bakılırsa. Kuçuradi. bu adamlar bizi öldürecek!" Son sözlerime şerh düşüyorum: "KORKMA BEN VARIM!" Şebnem. Duvarın alt kenarında. Galerinin kapısı.C. peşimizdekilere bulunduğumuz yeri gösteriyorlar. Yağlı bir kemiği hak etmişti. "Ateş etse daha iyiydi" diye düşünürken bocalıyorum. bir de canı sıkılan vardır. olabilecekler hakkında hiçbir şey bilmiyoruz. Adamlar. FRIEDRICH HÖLDERUN. Maymunlar. Tadı. tırnaklınım<l. uğursuz bir gıcırtıyla aralanıyor. Belki de yanılıyorum. Adamlar bizi göremiyor fakat ayak seslerimizi duyuyorlar. belimdeki tabancayı çekeceğim.. Yoksa beni de Şebnem'i ile vm. pırlanta yüzüğü parmağına takıyorum. Maymunlar. omzumdan akan kana parmak uçlarıyla hafifçe dokunuyor. Evlilik kafa karıştırır evlat. Şebnem'e sinyal veriyorum. Birlikte kalkıp Kuçuradi'nin peşinden koşuyoruz.. Tam silaha davranacağım anda Kuçuradi ceketimin l<<> lunu ısırıyor. "Ben iyiyim. gözleriyle etrafı tararken. vahşice bir işgüzarlıkla bizi gammazlıyorlar: Çığlık çığlığa zıplayıp.. diğeri. sence münasebetsizlik mi?" "Saçmalama. tanıdığı biri tarafından öldürülür. Onun ardından Şebnem'i iteliyorum.Meyhaneye gittiğimde Abidin Dandini taburelerden birin de oturmuş demleniyordu. sadece sıyrık" deyip gülümsüyorum. peşimizdeki şamatacı ödlekleri gebertip cüce maymunlara ikram etsem mi? Namussuz hırt. Cüce maymunlar is- piyonluyor. Ağacın arkasındaki duvarın dibinden öteye doğru koşmaya başlıyor. uğursuz bir gıcırtıyla aralanıyor. Zihnim allak bullak. sadece sıyrık" deyip gülümsüyorum. Aynı evde yaşayan iki kişi. jübihyapıyorum. ıslak tabancalarıyla yaklaşıyor. Amaaan. İstikbal. Dişlerinin arasından "Beni takip edin!" diyor. Zihnim allak bullak. hayalet köpek kurtarıyor. ona yerdeki ıslak ayak izlerimizi işaret ediyor. gözleriyle etrafı tararken.. Son sözlerimi söylememin vakti geçmek üzere. Cinayet kurbanlarının yüzde 79'u. Fakat o bana "Çıkış yolunu nereden bildin?" diye sordu. gönlüm altüst oluyor. Ölümümden önce görünmez köpeğimi gördüğüme seviniyorum. Ağacın arkasındaki duvarın dibinden öteye doğru koşmaya başlıyor. Özümden uzaklaşmış hissederek başımı salladım: "Hem sen demez miydin 'Hayat aptalca seçimlerle ilerler' diye?" "Doğru ama ben başka şeyler de söylüyorum. Ona köpeğin nereye kaybolduğunu soramazdım. Yanına vardığımda. barmen göz açtırmadı: "Dilinizi nemlendirecek bir şey almaz mısınız?" "Aynısından" diyerek Dandini'nin bardağını gösterdim. Bu sentetik silahşorları gözüm bir yerden ısırıyor. İki384 si de içindeki hayvanla barışık görünüyor. inan bana. Şebnem aşk coşkusu ve ölüm korkusuyla şoklanmış halde fısıldıyor: "Sevgilim. Bu durumda Şebnem daha büyük bir risk altında. dev bir kauçuk ağacının arkasında frene basıyor. Biri "Şebneeem!" diye bağırıyor. Yoksa beni de Şebnem'i de vuracaklar. 85 .. ne halin varsa gör.C. Galerinin kapısı.. kendimi düşrrfekte olan bir uçakta gibi hissediyorum. gönlüm altüst oluyor.. birbirini öldürmek ister. Iki384 si de içindeki hayvanla barışık görünüyor. < Şebnem aşk coşkusu ve ölüm korkusuyla şoklanmış halde fısıldıyor: "Sevgilim. Maymunlarla birlikte ben de kapıdan giren tabancalı iki adama bakıyorum. Nabzımı dişlerimde. Özümden uzaklaşmış hissederek başımı salladım: "Hem sen demez miydin 'Hayat aptalca seçimlerle ilerler' diye?" "Doğru ama ben başka şeyler de söylüyorum. Kendimi ciddiye almam giderek güçleşiyor.ı caklar." içkiden bir yudum aldım. Şebnem'in adını nereden biliyordu? Bu öldüresiye yakınlığın izahı neydi? Kafamın içinde bir arı sürüsü dolaşıyordu. otuzuncu kuponu da avucuma tutuşturuyor. Şebnem'e sinyal veriyorum." "Aksine. zihnim gayet berrak?" "Şimdilik. zamanın dışındadır. ellerini kafeslerden uzatarak. Her şey o kadar hızlı ki. Tam silaha davranacağım anda Kuçuradi ceketimin kolunu ısırıyor. Son sözlerimi söylememin vakti geçmek üzere. hayalet köpek kurtarıyor. dışarıya açılan dikey dikdörtgen bir delikten geçiyor. Dandini'ye çeteden ayrılmak istediğimi söylediğimde alnını kırıştırdı: "Basmakalıp bir adam olmaya nereden heves ettin?" "Sana bahsetmiştim: Şebnemle yuva kuracağız. Nefes nefeseyim. diğeri.

Biraz geri gittim. Namık Mıknatıs'm elemanı mıydı?" "Hayır. Köprünün ortasına vardığımda. Sirenler ötmeye başladı.. edasında. peşimizdeki adamlarla karşılaşmaktan korktuğunu seziyordum: "Kimdi onlar?" "Birini tanıyorum sadece. Namık Mıknatıs'a kızgındım. Yola koyulurken radyoyu açıyorum. Fakat neden? Masum. onun bu işle ne ilgisi var?" "Hani fuar açılışında konuşma yaparken." "Şebnem." Öyle mi?! Türkiye'nin en ünlü işadamını senin hatırın için b. Müntekim. 388 Baharı müjdeleyen polis helikopteri An'ın tadını çıkarıyordum. Sonra belli bir ücret karşılığında. Müntekim seni kulu 1)1/ beden anyor. Az daha. Biraz gezdik.. cici ya da sempatik değilim. Mııııir kim'in broşürleri var. Üniformalı şoför içeride sıkışıp kaldı. kendimi düşmekte olan bir uçakta gibi hissediyorum. Yani eğer biriyle aranda problem varsa. MM il edilen telefon kulübesine gidiyorsun. Dengesiz biri. Artık benim için tek yol. Sudanlı Abdülcabbar Turabi." "Galiba beni bir süre takip etti. Felçli kardeşini taklit ediyordu.. yolun solundan son sürat devam ettim. Ön kapısına tosladım. Anlatılmaya değer bir yönü yoktu. Telaşı yatışmamıştı." Duruma bakılırsa o seninle ayrı fikirde değil. Tam anlamıyla basiretim bağlanmıştı. Geri dönsem. aynasızlara bakıyorum. Öldürülmekten ziyade. mecbur kalmadıkça evden ayrılmamasını ve yakında kendi yuvamızda mutlu mesut yaşayacağımızı söyledim." İki gün mü? "Kavga ederek mi ayrıldınız? Kim kimi terk etti? Bunca zaman seni hiç aramadı mı? Öyleyse niye şimdi silahla kovalıyor? Tüm bunlar hakkında bir fikrin yok mu Şebnem?" "İnan bilmiyorum Enver. Onu öpünce ağzımın iklimi değişti. pişmanlık duymamı mı beklediler nedir? En popüler intihar mekânı Boğaziçi Köprüsü'nde ilerlerken. Bob Dylan What Was it You Wanted diye şarkıya giriyor. işten atılan 1100 kişiden biriydim. "Nasıl bilmezsin?" "Beni sevdiğini söylüyordu.." "Sabun mu?" Ne sabunu? 386 "Bir nevi büyü yaptırmış. Gaza bastım. Üsküdar'dan Boğaziçi Köprüsü'ne doğru giderken iki polis arabası kuyruğuma yapıştı.. benim üzüntümü ikiye katlamıştı. Konuşup anlaşıyorsunuz. Şebnem'in benzi solmuştu. 86 . Giilünmesi İmkansız Şakalar] Felaketin de bir kuralı var. önleyemediğimiz felaketlerle doluydu. Mı acaba? Esaslı bir felaket sürprize. Aralık ayında bir gece evimizin bahçesine sabun gömdü. devlet sırrı olması mı? "Böyle olacağını hiç düşünmemiştim." "Tarzını değiştirmiş demek ki?" Şebnem'i evine bıraktım. Televizyon fabrikasında çalışıyordum. Ve altduda-ğıma bir öpücük kondurdu. Aynadan. Cezalandırılması gerektiğini düşünüyordum. Yan aynada Kuçuradi arabayı kovalıyor: "Beni bekle!" Durup içerden kapıyı açıyorum.. hepsi bu. "Sen hiç havlamaz mısın?" "Yooo? Ya sen?" diye ağzımın payım veriyor. Yağlı bir kemiği hak etmişti. Kuçuradi de indi. Ama ne yazık ki bir hayaletle ödeşmek zordur. bahan müjdeleyen polis helikopterine gözüm ilişi i. Bize niçin saldırdığını anlamadım. Arabamı kenara çektim. Saçmalayarak geçiştirdim: "Tahmin ettim. dev bir kauçuk ağacının arkasında frene basıyor. Frenleyen otobüs inildeyerek kaydı. Onunla geçen sene yazın tanışmıştık." "Evet de. Müntekim'le temas kuruyorsun. Audi'ye atlayıp uzaklaştık... sözlenmemizi kutlayamamanın hüznü seçiliyordu. Keskin virajı geçerek canımı kurtardım. anormalliğe dayanır. sağ taraftan yola aniden dalarak önümü kesti." "Aranızda neler geçti?" Onunla yatıyor muydun?! Yüzüme baktı: "Hiç." "Seni etkilemek için yapabileceği başka bir şey yok muydu?" "Namık Mıknatıs'ı bilirsin. öldürüyor mu?" Yoksa sadece milletin ortasında aniden altına yapmasını mı sağlıyor? "Yo. Hemen kaçmak ile derhal adam vurmak arasında acilen tercih yapmalıydım. Sahil yolunda ilerlerken ezilmiş bir kedi görünce. motivasyon ve rekabete akıl erdiremiyordum." Kendimi kaçık sanırdım. Dehşete düşmüştü. Ödüm koptu. dışarıya açılan dikey dikdörtgen bir delikten geçiyor. Bana yakınlık gösterdi. olanları dert etmemesini. prensip itibariyle kimseyi öldürmüyor.. Duvarın alt kenarında. Müntekim denen şu hötöröf palyaço ailesinin asil üyesini ve yanındaki yılışıklık sosuna batmış gevrek mahluku avlamalıydım. Dışarı çıktığımda Kuçuradi toz olmuştu. [CALOGERO CAVATAIO. Geride hızla küçülüyorlar. tanıdığı biri tarafından öldürülür.. onu tüm kalbimle sevdiğimi. Köprünün korkuluğuna tutunduğumda. Bunca kargaşa ve korkuya rağmen. Bu durumda Şebnem daha büyük bir risk altında. intikam emekçisi Müntekim Gıcırbey ve polis amcalar. Hayat." 38S Kestirme patikalardan el ele koşarak hayvanat bahçesini terk ettik.. Yani aslında iyi sayılırdı. Beni cezalandırmak için. Ona köpeğin nereye kaybolduğunu soramazdım. Şebnem'in adını nereden biliyordu? Bu öldüresiye yakınlığın izahı neydi? Kafamın içinde bir arı sürüsü dolaşıyordu.. "Her neyse.. peşimizdeki şamatacı ödlekleri gebertip cüce maymunlara ikram etsem mi? Namussuz hırt. Tıpkı paraşütü açılmayan bir paraşütçünün rüzgarın tadını çıkardığı gibi. Başını yukarı aşağı salladı. Bir de Gönül İşleri Bakanlığı'na müracaat etmişti.Ateşe başlıyorlar. Her şey o kadar hızlı ki." "En son ne zaman görüştünüz?" Bana yalan söylersen minnettar olurum. kabul. Ayrılırken. Polisler ardımdan hiç durmadan ateş ettiler. Arabadaki diğer üç polis silah elde dışarı çıkarken. "Seninle ilk buluşmamızdan iki gün önce. Onu rezil eden kişi Müntekim'di. "^^—-"Yani seni seviyordu?" Sükutla ikrar etti. Kanayan sağ omzuma bakarak yüzüğünü düzeltti. neler oluyor anlatır mısın? Bizi neden öldürmeye kalktılar?" Parmağındaki yüzüğe bakarak anlatmaya koyuldu: "Müntekim. Kirli işlerden el çekmeye karar vermemi fırsat bildiler sanki. karşıdan gelen belediye otobüsüne çarpıyordum." Adım Hayati. Sabuna kuş bacağı bağlıydı." "N'apıyor. Bahçe kapısından girip eve yürüyen sözlümü izledim. Yine de bu cinai sinerji. Cinayet kurbanlarının yüzde 79'u. "Ne iş yapıyor bu Müntekim?" "intikam alıyor.kyoluna uğurladı demek? "Adama ilaç mı vermiş?" "Bilmiyorum. Orada belirtilen gün ve saatte." "Ne?" "Adı. Şebnem'in kalbine giden yoldu." "Peki Müntekim denen bu psikopattan bana niye hiç söz etmedin Şebnem?" Reha Veto vakasından farkı. ben.. Fakat o bana "Çıkış yolunu nereden bildin?" diye sordu. ilerideki polis barikatını fark ettim. Şebnem'in üzüldüğünü görmek.. "Aşkı onaylanmış mıydı?" "Evet.. Senden bir şey gizlemiyorum Enver." "Nerede?" "Marketlerdeki bazı ürünlerin ambalajlarında." "Müntekim." "Soyadı ne?" "Gıcırbey. tesadüfe. Hepsi de beni zımbalamaya çabalıyordu. Şebnem konuşmuyordu. Bir başka polis otosu. devam et. Onun ardından Şebnem'i iteliyorum. Tüydüm. indim. biniyor. hayalet dostum gözlerini sımsıkı yumup yüzünü buruşturarak başını çeviriyor. Kuçuradi. Çok üzülüyordum. Polislerin beni köprüde kolayca kıstıracağını düşünememiştim.

İstanbul'a dönmesi kolaydı. Gedikli aynasız ve emektar tabancası arkamdan geliyordu. meğer külüstür bir Lada'-nın bagajıymış.. Kim olduğumu bilse. Köprüden ateş açan polislerin otomatik tüfeklerinden yağan mermiler. Her tarafım ağrıyordu. Kafanız suyun içinde olmadığı için çok şanslısınız sayın okur. Sabah ezanı okunuyordu: "Es-salaiu ti!) run mine'n nevm. Giysilerim hâlâ ıslaktı. Suya değmesine az kala. Yüzeye varınca kendimi Ohio Nehri'nde buldum." "Belki de polis köpeği olmalısın?" Polislerin tepemize binmesine ramak kalmıştı." 392 Mezar taşlarının arasından dev servilere yöneldim. * it * Korlaşmış bir bisturi. Camdan bir asansörün içindeyim adeta.. Derin bir nefes alıyorum. çoğalıp sevginle I isteme. Abidin Dandini'yle bu köprünün bir ucundan diğerine yürümüştük. Allah'ım neler oluyor? Şerif Şibumi muhtemelen. Uzaktan uzağa Moğollar grubunun Yolum Seninle şarkısı çalınıyordu. "Dışarı" derken. Sualtında kibrit çakılmış gibi bir aydınlık beliriyor. Şerif Şibumi. Genzim yanıyordu. Ne yapmam gerektiği hakkında hiçbir fikrim yok. Yavaş yavaş yükseliyorum. Çünkü hafifledim. ışıklarla bezeli Suspension Köprüsü yakınlarmday-dım.. Tüm kaslarım gergin. Fatiha ruhun gıdasıdır Eğer kendimizi mahvetmekten vazgeçebilirsin. ^—•-----"Yalan söylüyorsun. kızınız benimle asla görüşmezdi.. Meymenetsiz bir martı bize bakarak ötüyor.. 87 . Kollarımı kıpırdatamıyorum. o kadar da değil. düşlerinde. karşı dursun. Fazlalıklarla dolu. Fakat hayra yorulabilecek bir tuhaflık var.. omuzlarımın hizasında tutuyordum. kanar diye. Ecel terleri döküyorum. kara haberi alırken öğrenecek! Buradan sağ çıksam bile işim yaş. kaçmam I Yok saklanmam başından sonundan korur bizi zaman I Kim söylemiş son diye." "Sakız ister misin?" Ve hayalet köpeğimle birlikte Boğaziçi Köprüsü'nden uçtuk. Yön duygumu kaybetmiş vaziyette Anadolu yakasına doğru yüzmeye uğraşıyorum. Keşke oğlumla daha çok vakit geçirseydim. Kuçuradi nedense benden daha hızlı düşüyor.. Feciydi. Küplüce Mezarlığı'ndaydık. Kimmiş diye baktım. bittim demektir. ihtiyaçlarımızla nadiren örtüşür. "Yürü. Ateş ettiler. eksikliklerle malul bir yerde. polis takibinden kurtulabilmek için Boğaziçi Köprüsü'nden atlayarak feci şekilde can verdi!"] Şebnem sözlüsünün kimliğini. Başımı sudan çıkarırsam kurşunu yerim. akıntı dindi. Kıyıya bir ulaşabilsem. Peygamber'in kavliyle kızınız Şebnem'i. Hıçkırık ve öksürükler eşliğinde sesli sesli nefes alıp veriyordum. Acaba ruhum hâlâ bedenimde mi? Emin olamıyorum. İntihara yeltenen birine ateş açmak." Müezzin es verdiğinde kuş seslen ovaLı |<)| ra yayılıyordu. Halbuki. durun bir dakika! Akşam haberlerinde benden bahsedilecek! ["Mafya lideri Atom Bombacıyan’ın adamlarından biri olarak tanınan Hayati Tehlike. Kendimi evimde hissediyorum. Grand Grave'in dokuzuncu katından düşmeye. düşsün peşime." Çöktüm. Hey. lüı tu-ı kaç kurşun. durdurmam. Geceydi. şarkı sustu. Muhtemelen beynimin içinde bir mermi dönüyordu veya bacaklarımdan biri kopmuştu.. Ellerimi iki yanda. Birazdan balıklar gözlerimi yiyecek. Dipte. Şehrin boy aynası nehir. Suda kalırsam. Ceketimin etekleri katlanıp sırtıma yapışıyor. Ölüm ile ölüm arasmdayım. sessizlikten başka şey göremiyordum. Allame H. gezegeni ambalajından çıkardı. parçalara mı ayrılmıştım yoksa hiç olmadığım kadar sağlıklı mıydım? Ağır ağır sürükleniyordum. Ellerimde görünmez bir halter tutarak dibe yollanıyorum. yatay bir ışık çizgisi belirdi. Kulaklarımdan içeri katran pompalanıyor. Kozmosun kepengi kaldırılıyordu. Hayati Tehlike?" Sesi ürkütücüydü. "Kızımdan ne istiyorsun.metal arkın iki tarafından da polisler silahlarını bana doğrultmuş koşuyordu. boğulurum. suyun içinde köpük şeritleri çiziyor. Sanki Jaws dişlerini kemiklerimde biliyor." Döndüm. Azrail'in iki kolu beni sarıyor. Şerif Şibumi'ye bir şey söylemedim. Gözlerim yanıyor. I Büyüt beni gözlerinde. Kuçuradi sordu: "Atlıyor muyuz?" "Sen de mi?" "İnişte sana fıkra anlatırım.. Ürperdim. dünya ile ahiret arasındaki tarafsız bölgedeydim. "Diz çök. Aslında benim de soracaklarım vardı: Cincinnati'den nasıl döndüm? Beni size polisler mi hediye etti? Adımı nereden öğrendiniz?. Bir saniyeye amma çok olay sığıyormuş? Acaba hep böyleydi de ben mi ıskaladım? Üçgen dalgaların arasından sulara dalıyorum.] Mucizeler. Merakıma gem vurup "Kızınızı seviyorum" dedim. "Söyleyeceklerimden sıkılırsanız tetiği çekin lütfen" diye lafa girdim: "Size de. Topuklarım metal sertliğindeki su yüzeyine çarptığında çeneme ve şakaklarıma çekiçle vurulmuş gibi sarsılıyorum. ellerinde. ister ayaz. Ölürken insan bildiğini de unutuyor. Bir el.. gerisingeri yükselerek hizama geliyor! Hızını bana ayarlıyor. yeniden doğmak gibi nefesinle.. Pekala. Hava soğuk. "Dur. kaldığım yerden devam ediyorum." Duf! Belli ki anlattıklarımdan hoşlanmamıştı." Birdenbire bütün ışıklar söndü. tam da ihtiyaç duyduğum türden bir mucizeydi. Epeydir buralara yolum düşmemişti. Ciğerlerim patlamak üzere. Ayağa kalktım. Tam şu anda fizik kanunlarında bir değişiklik olmazsa. tabancayı hafifçe salladı. Havada hazır ola geçiyorum. Varlığımı zapt eden zifiri hiçlik. Cincin-nati'de.mlııl\ Gözlerimi açtım. olmaz diye. /Anlatma. Şebnem'e de yalan söyledim. anlamam I Aşk varken sözlerinde. Rüzgar nemli bir pelerin gibi suratıma çarpıyor. altın suyu gibi parlıyordu. Kuçuradi tuzu kuru köpekbalığı neşesiyle sırıtıyor. Kainat istop etmişti. Boğaz'dan Ohio Nehri'ne ışınlanmak. Arabadan indim. gücün saklı içimde I Vursunlar. Boğaziçi Köprüsü'nden Ohio Nehri'ne at391 layıp Yolum Seninle'yi dinlediğime göre. Şarkının volü-mü gitgide yükseliyordu: "Beni çağıran uçurum oldu sevdan. Boğulmuş muydum. karanlığı ortadan kesti. Etrafımda binlerce baloncuk uçuşuyor. İnsan kaderini kendi yazmıyor. Cidden zekice. başkalarını mahvetmeden durabiliri/ de. "O zaman seni ısırmam gerekir. Saçlarım uçuşuyor. "Dön. Omzumun tam altından vurulmuştum. ağlamam I ister bakar. Mümkün mertebe mahcup bir ifade takındım. yüzlerce koyun iskeleti sessizce otluyor. Yürürken gözlerimi ovuşturdum." Durdum. Nur yüzlü ihtiyar sağ elinde 14'lü Browning'iyle her an tatsızlığa neden olabilecek gibi görünüyordu. Üstüm başım mezar çamuruna bulanmıştı. Başımı hafifçe öne eğdim. Birkaç kilometre öteden yaklaşan savaş gemisinin güvertesindeki minnacık askerlere gülümsüyorum. Allah'ın emri. Kaderim tekrarlarla dolu. Kıyametten sonraki ilk saniyedeydim. İncecik. Karanlıktan başka şey duyamıyor. Şerif Şibumi'nin namlunun ardındaki anlam yüklü gözlerine "Biraz abartmıyor musunuz? Bu kadarına gerek yok" der gibi baktım. Sol kolum kanla kaplanmıştı. Kalbim boks eldi390 venleriyle pataklamrmışçasına eziliyor. demirlerden sekti. Kızmakta haklısınız. [SYLVESTER SPOILERONE. [Bir keresinde. Tutkal kavanozundaki gece kelebeği kadar ilerleyebiliyorum. yeniden ses oldun sözlerime. yolum seninle I Duysun dünya." Ellerimi indirdim.

Mutfaktan bir anons yapıldı: "Uçan Kıuz! Kahvaltı hazır!" Yıldırım çarpmış bir kirpi gibi tüylerim diken diken oldu. Akşam da oğlumla birlikte uyuyacaktım. Fakat evimi basıp beni esir alacağı aklımın ucundan geçmemişti. Düşe kalka sahil yoluna indikten sonra mola verip. oğlumu bana. Gömleğimi temizlemeye uğraşırken daha da berbat ettim. Böyle dua sırasında lafı çevirir gibi oldum. Bahçemdeki ceviz ağacına tünemiş karga. sandalyeye oturmuş vaziyetteyim. rüya mı." Planım belliydi. taahhütlü de belinde. lütfün da hoş. Sakallı olanın belinde tabanca gözüme çarpıyor. Elinde çorba kasesiyle geri döndü. Ne dileyeceğimi bilemiyorum. giydiriyor ve sonra da paketliyor. inanın bir fikrim yok. Yutuyorum. Ev ablukaya alınmamış. Ey merhametli Allah'ım. Kalbimle beynim arasında bir hortum oluşmuş. Beni mermilerden korudun. Mübeccel Ecel yarasalara analık etsin. biblo misali zarif Hamid-i Evvel Camii'ne vardım. kabus mu görüyordum? Onunla rastlaşacağımızı düşünmüştüm. Uçan Kız filmini televizyonda seyretmiştim. Ağzımı musluğa dayayıp biraz su içtim.hacdan kazandığı sevaplar sıfırlanır endişesiyle canımı bağışlamıştı. Yüz sene ayrı kaldıktan sonra biraraya gelmiş bir çete. Neden ağladığımı çözemiyorum. kurşunun çıkarıldığını anlıyorum. Gömleğimi aralayıp beş yıldızlı yarama bakıyorum. ağzımdaki bandı cart diye çekiyor. kanlı ellerim titriyordu: "Yâ Rabbim. Sessizlik Stoku] "Merhaba delikanlı. Yedi kişiler." [." "Sen de ister misin Kedi Kadın?" "Yan cebime koy." Daha dün polislerin kurşunlarından kaçabilmek için atladığım malum köprüden şimdi sağ salim geçiyorum ve nihayet evime ulaşıyorum." Öyle açım ki sayın okur. Zor nefes alıyordum. Vadem dolduysa.] 'Kahrın da hoş. Eve varınca Abidin Dandini'yi arayacaktım.. O da beni hatırladı galiba. Şadırvanda elimi yüzümü yıkadım. Kan ve çamurdan eser yok. 1940-1987. Kendi aptallığımın kurbanı oldum." "Kızılmaske haklı. düzgün sakallı bir adamdı.. Senden gelen her şey kabulüm. Anne? Başını hafifçe yana eğerek alnını kırıştırdı. ben de aynısını söylüyorum. Demir bir çubuğa tutunup ayağa kalkarken. 396 Acaba mutfakta kaç kişiydiler? Eve nasıl girmişlerdi? Giriş kapısını açık mı bırakmıştım? Bahçeye bakan arka kapıyı mı patlatmışlardı? Annem bana karşı kimlerle ittifak kurmuştu? Kurşunu çıkarıp yarayı sarması. Ağzım bantlı. seni bile yiyebilirim. İçlerinden birini tanıyorum! Şebnemle ShahShops'a gittiğimiz kış gecesi. 1969] tablosunu anımsatıyorlar. Mübeccel Ecel ve diğerlerinin sesleri fayans döşeli bir mağarada yankılanıyor: "Yaralısın. Miodrag Djuric'in [Da-do] Büyük Bitkisel Polis [La Grande Poliçe Vegetale.] Annem. fakat kalbimden geçeni biliyorsun Allah'ım. param var. Fakat önce telefon etmeliyim." "Seni hastaneye götüreyim mi?" "Yo. cemaatle birlikte ben de duaya başladım. Boğazım kupkuru. Yardım et Allah'ım.. Dünyanın en hafif köpeği Kuçuradi koşup kucağıma atlıyor: "Nerede kaldın sahip?" "Kırlarda dolaştım. Fanilik. 19171971. Bıyığım! Ve bir kaşık çorbayı ağzıma uzatıyor: "Çorba?" Kaşığı. altımda eşofman. Benim annem son nefesinde "Ben senin annen değilim" diyen kadındı. Sızıyorum. Ellerim arkadan bağlı. [DUSTIM OISTANT. çimenler ıslaktı. Kızgın saca damlamış domates sosunu andırıyor. her türlü avantajı dışlıyor. Daha makbul bir final için cidden yardımın gerekiyor. Omzumdaki kurşun yarası sargıya alınmış. Dermanım kesiliyor. Otuz yıl mutfakta mı saklanmıştı? Bir otuz yıl daha dönmeyecek miydi? Hayal mi. Ayaklarım da sandalyenin ayaklarına sıkıca sarılmış.. Şoföre "Arnavutköy'e çek kaptan" dedim ve ekledim: "Merak etme ağabey. bu iyi gelir. önce evime uğramalıyım. sniper gözleriyle beni izliyor. Zira ne söylemem gerektiği hakkında fikrim yok. Beni öldürmek için 88 . Otuz yaşındaki bebek insan insanı yalnızca uzaktan tanır. rüşvet mukabilinde bizi içeri alan adam. Ama niye? Tüm insanlık beni öldürmek ile yaşatmak arasında kararsızlığa düşmüştü sanki. üzerinde "A." Yanaklarımda gözyaşlarımm ılıklığını hissettim. Oğlu olduğumu bilmiyordu. Ya da şöyle diyeyim: "Bar kavgası. Spock diyanetli adam. mutlaka geri döner. Annem kalkıp mutfağa gitti. beni oğluma bağışla. ben hazırım. Sevince benzer bir hayret. Sıcak çorbayı yudumlarken.. bütün duygu ve düşüncelerim birbirine çarpıp dağılarak fırıl fini dönüyordu. namaz kıldıran imamın sesi geliyordu. Acıdaki değişiklikten. Ben kaderime çekidüzen veremiyorum. insan yiyen bir hamburgere benziyor. Tam bir saçmalıktı. bu haydut bir defada tam yirmi-iki kişiyi vurdu!" "Aslında sen de o heyete girebilirdin Mister Spock. yy.. yıllanmış tebessümüyle üzerime eğiliyor. Başım dönüyordu. Uzandığım yerden doğrulamıyorum. Evimin salonunda. Beni tanımıyordu.. Kafası. Belki de yanılıyorumdur? Takdir senin Yâ Rabbim. hiç tanımadığı öz oğluna gösterdiği şefkatin sebebini kestiremiyor. amma tavcı çomarsın ha! Ulan. yoksa kurşun yarasının kolaylaştırdığı riyakarca bir trip miydi. arkadaşlarıyla kahvaltı etmesi normal miydi? Bu ne biçim bir uzun eşek şakasıydı? Mübeccel Ecel muhtemelen deliydi. Cahit Zarifoğlu. Beraberinde bir grup moruk odaya doluştu. Amin. Taksi şoförü orta yaşlı. herif hepimizi kuyruğuna bağladı. Bana doktor getirecekti. Zamanaşımına uğramış belirsizliğin ortasında mayışıyo rum." Karşımdaki ela gözlü kadın. şimdi de besliyorsun. Evladı olduğumu biliyordu belki? Gangster olduğumdan da haberdardı ve cinai bir tepki göstermeyeyim diye beni bağladı? Öyleyse. ruhuna Fatiha" yazılı bir mezar taşı gözüme çarptı. bu iş nereye varacak?" "Bu çocuk pek belalı görünmedi gözüme?" "Seninki de laf mı şimdi." "Kurşunu çıkardın. Bir nebze ferahlamıştım." «<»/ "Sen var ya Tom Braks. Toprak nemli. Uçan Kız. Şartlar müsaitken. gözlerimden otomatikman yaşlar akıyor. Mama sandalyesindeki bebeden farkım yok. bebeğini otuz sene gecikmeyle besliyor. Şerif Şibumi'yle aynı fırında pişmişe benziyordu: "Hayırdır birader. Azılı bir haydut olarak geberip gitmekse. vurulmuşsun?" Sözlümün babasını biraz kızdırdım da. Üstümde fanila. itimada çalan bir kuşku. Bunlar 394 kalbimdeki huşunun tecellisi miydi. kızarıyor. Ölülere verilen hediyeler bile bumerang gibidir. bayılıyorum ya da ona benzer bir şey. boğulmaktan kurtardın. Azrail'in vazifesini ertelettin.. Daha önce hiç görmediğim bir kadın evime girip beni tedavi ediyor. Şeyh İbrahim Tennuri [15.. Sen hızlı sür yeter. Tamam. Fatiha ruhun gıdasıdır. Sahil yolunda bir taksi durdurdum. Nefis. Gerçek'im sana emanet Allah'ım. Senin her şeye gücün yeter. Şimdi anlıyorum ki insan daima çaresizdir. Kremalı mantar.' demiş. gevşeyen ağzımdan içeri daldırıyor. Üçlü koltuğa uzanıyorum. beş dakkaya bu covinoyu harcayacak!" "Sigara versene Tarzan. temizliyor. Okudum.. <<!■. Uçan Kız. içeriden. uykuya dalıyorum. İyi ki ağzımı bantlamışlar. günahlarımı affet. boyun eğişle akraba bir hışım ve ıstırap aromalı bir tereddüt içindeydim. Sekiz haneli şifreyi tuşluyorum ve kapı açılıyor.

cennetin kapısını tıklatmamı arzu ediyor. Müntekim'i ben hiç görmedim. Normalde hiç kimse kapımızı çalmaz. Torunundan bahsetmeliyim.." "Ben de. Belki de en iyisi ölmek?. Kapağı açıp. pür dikkat bana bakıyorlar. Tarzan diyorlar? Hepsi. Ağzını şapırdatarak konuşmaya başlıyor. "Kurşun yok bunda?" diyerek arkasına dönüyor Mr. Pişmanlık dolu bir sersemlik içindeler." Bilemiyorum. Yaşlan ilerledikçe ölüm konusunda acemilikleri artmış.. Bizimkileri beş dakikadan fazla lafa tutuyor. beni doğuran kadınla hiç tanışamayacak 398 mıyım? Bir grup bunak tarafından zımbalanmak karizmamı sıfırlayacak! Tamam da Bakanlık Heyeti'ni kim katletti? Polisler de benden mi şüpheleniyor? Öyle olsaydı enselemeye çalışırlardı. Saygı." Ağzındaki bıçağı emerken kısa bir süre hülyalara dalıyor. Şirketten biri de olamaz. sen burada kal. Fu ziyaretimize geldi. Kalanlar.. Bıçağı yalarken beni kolluyor." "Ben de. değişikliği hissedersiniz. Spock tetiği çekiyor. İhtiyarlar darülaceze korosu düzeninde. Bizim arada 401 bir buluştuğumuz özel bir mekanımız var. "Var tabii. Mr. Baharın tüm çiçeklerinin ilahi bir müjdeyle. din mi?" Göründüğün kadar aptal değil misin yoksa? "Kim bilebilir? Belki ikisi de lazımdır. Fakat bu defa baltayı taşa vurdun Hayati Tehlike. ding dong. söz!" diyor. Tabancasını çekiyor. Ona hakikati söylemeliyim. değil mi?" Bantlı ağzımın gerisinde yutkunuyorum. Gündelikçi cumaları gelir. Leblebisi var mı yok mu iskandil etmedin mi voltajı düşük gavur bozuntusu?! Hey Allah'ım! Kervan ters dönünce uyuz eşek başa geçermiş!" Ding dong! 399 Kapı zili çaldı. kızından uzak durmam haricinde bir şey istiyor muydu? Bunca sorunun cevabını bulmam imkansız. Koltuğa yayılıyor. Bizi tanımazsın sen. zavallılığının içinde erimiş. Herkes oh çekiyor. dahası. Başımda durmayı niçin hemen kabul etti? Bana işkence yapmak için kendince sebepleri olabilir mi? Baş başa kaldığımız anda. Sonra da biçareleri öldürmüşsün. ding dong. Mister Spock. bekçi mutfağa koşuyor. Gerçek'i gangster olarak mı yetiştirir. şu işi hallet. Buruşuk çiftimiz salona dönüyor. "Yaşlılara hiç saygın^yok.. tünde. içimden söyledim. o kalsa ya?" Kızılmaske razı: "Tamam. Bizim 89 . Kedi Kadın. Kızılmaske. hepimiz öleceğiz. Şebnem'i bana kaptırmamak mıydı? Şerif Şibumi. Hey gidi günler. cinayete merhamet şerbeti ekliyor. Uzmanlık alanın bu mu? I "Bakanlık Heyeti'ndekilerle ayaküstü konuştunuz mu. filmlerde mi rol almışlar? Yaşlı başlı sinema oyuncularının benimle ne alıp veremediği olur? Bakanlık Heyeti'ni katlettiğimi nereden uyduruyorlar? Gönül İşleri Bakanlığı'yla bu uyurgezer mumyaların ne ilişkisi var? Abidin. Spock ve annem kapıya yöneliyor. kapıma kadar geliyor! Şu aşamada cumhurbaşkanından telefon bekliyorum! Hangi ara bu kadar popüler oldum ben?! "Senin evde kurşun var mı Dracula?" diye soruyor Spock. Senin ne kadar kafadan kontak bir herif olduğunu biliyoruz. Böyledir. N'apacaksan yap. Hallerine bakılırsa." Fu mu? Yooo. Boş tabanca diye bir şey yoktur. Gelen her kimse.. anlatacak çok şeyi olan biri. yoksa oğlumun temiz bir hayat yaşamasını sağlar mı? Ne yani. Herkes derin nefes alıyor. lakin şimdi hatırlaman zor. Küfürbaz moruk alelacele ağzıma bant yapıştırıyor. Ben sen miyim?" "İkimiz gidip getirsek mi?" "Mecburen. rahatsız etmekten çekinirler. Annemin tebessümü. Abidin Dandini evime uğramaz. Şu anda bile onun yerinde olmak istemem. Bedeninizin kırışmasının acısını benden çıkarmak için mi buradasınız? "Fu'yu tanıyorsun. "Ne de olsa Heyettekilerle akran sayılırız. Şimdi de sıra Müntekim'de. 400 Kızılmaske'den işkilleniyorum. epeydir dine meyil verdi. silahı alnıma doğrultuyor. Karşısında kimse olmadığı zamanlarda da konuşuyor mudur? Bence evet. Ben beklerim." Katiller. Mister Spock. Sinsiliği. Gönül İşleri Bakanlığı sana AŞKart vermeyince tabii küplere binmişsin. fakat üstüme kurşun yağdırdılar? Sudanlı Abdülcabbar Turabi de. Eşhedü en la ilahe illallah ve eşhedü enne Muhammeden abduhû ve rasulühvc "Şahadet getirmeyecek misin?" "Tamam." Gözlerime inanamıyorum! Hikayelerini hayranlıkla okuduğum yazar...." Ağzım pamuk dolu sanki. aynı anda açtığını düşünün. yanlış yerde macera aradıklarını düşünüyorlar. Ben de merak ediyorum. Annelik duygusu." "Ben de.] Aziz İstanbul. Onları öldürdüğümde[!] yanlarında değildim. Çıt! Namevcut bir mermi alnıma değiyor. Biz kendimiz bile oyunculuk zamanlarımızı güçbela hatırlıyoruz. "Makine bir haftadır senin g. Benden daha açması görünüyor. Birbirimize nasıl derin bakıyoruz. annem gibi. "Spock! Çorba bitti." "Ben de sizinle geliyorum" diyor Uçan Kız.ruktan gübre olmaz. Tom Braks.. Artık benimle yaşamalı. Spock. fakat o da çok temiz bir çocukmuş. yoksa adamları hemen taradınız mı?" Bunu neden sordun? "Adamlar korktu mu merak ediyorum.. Nutella kavanozu ve kahvaltı bıçağıyla geri dönüyor. Ding dong. Sağlıklı düşünemiyorsun. ışın tedavisi gibi. Ve elindeki boş kaseyi usulca sehpaya bırakıyor. şu silahlı arkadaş. bir an önce öldürülmemi emrediyor. Karşında tam yedi tane süper kahraman var!" Süper olduğunuzdan bir an bile kuşku duymadım." Annem. kulak kabartıyorlar. İhtiyarlar taş kesildi. Gerçek'e bakmalı. Haydi. Sakallı amca iki adım atıyor." "Niye? Kızılmaske bekçi." "Şahadet getir.buradalar. Fu'nun üstüne köpeklerini salmışsın. Benimki. Küçüklüğünde filmlerimizi seyretmişsindir. "Fu da Müntekim de çok genç. Spock küçük bir not kağıdını burnuma tutuyor: "Hayati Bey.. Fu'nun arkadaşının sevgilisini ağına düşürmüşsün. ruhumdaki kanserli hücreleri yeniliyor. mesele yok." Kartaloşlar cümbür cemaat yaylanıyor.. tanımıyorum? "Heyet'i senin katlettiğini ondan öğrendik. Acaba hangisi insanın korkularını daha iyi yatıştırır. Tetiğe basıldı mı.. Spock. Os." Ben de! "Tarzan. kurbanlarını cehenneme postalayan profesyonellerdir.. [. sizinle acilen konuşmamız gerek. Mr. Türk Bakanlık Heyeti'nin intikamını mı almayı deniyordu? Müntekim Gıcırbey'in tek derdi. değil mi? Cinayet senin çözüm tekniğin olmuş artık. yedi milyar insan.. "Ben de. Bununla yetinmeyip Bakanlığın Özel Kalem Müdürü'nü de temizlemişsin. inan. kayısının çekirdeği gibi yuvalanmış kalbine.. fındıklı çikolatayı bıçakla yemeye koyuluyor. Bu leziz çorbayı oğlum da tatmalı. Bir şey sipariş etmedim.. Fakat o. benimle görüşmek istiyor. O saniyede aklımdan şunlar geçiyor: "Bu moruklar niye birbirlerine Mr. sanat mı. Dedelerden biri "Senden sonra. Mr.

Kendimden biliyorum. Petunya'mn sıktığı kurşunlar. Balerin adımlarıyla salona geçiyorum. Geçen sene Gerçek. Bu bir işaretmiş gibi oturuşunu düzeltiyor: "Mister Spock’ın da AŞKart'ı var. tak. Düşmanlarımız yeni bizi yok etmeye çalışırken. Kapıyı kapatıp duvara yaslanıyorum. sonra katil" der gibi bir hali var. Banyo lavabosunun altında saklı yedek Colt'u. "Önce kadınım. Koltuktan kalkıyor. Anca beraber. Müntekim sevdiğine kavuşacak. Onlardan da yavaş yavaş bir gemi yapıyor. kim isek o olmamıza asla rıza göstermemeleridir. Sandalyeyi bir bacağı üzerinde çevirmeye uğraşıyorum. Keşke sizinki kadar temiz bir hayat yaşayabilseydim." 90 . fakat siz biraz abartmışsınız sanki? Kükrercesine geğiriyor. o da konuşkanlığına rağmen insan sayılmaz. Hızlı hızlı solumaktan. Kendimi geriye atıyorum. vücudu geriye doğru bükülüyor. Önce kavanozu buluyorum. Nihayet kahvaltı bıçağını yakalıyorum. Duyan da çok dostum var sanacak. Güm! Başım yere çarpıyor. 1890-1976. Ayak sesleri kesiliyor. Geleceğe bakıyorum ve ertesi günü bile göremiyorum. kuyruğuyla rastge-le kimselerin zihnine benim robot resmimi çizmişti. İnsan yaşlandıkça ifade özgürlüğü kısıtlanıyor. acıdan kaçınmaya çalışırken ortaya çıkan acıdır. "Siz gidin. Uzatmaları oynuyoruz. [RONALD DAVID LAING. ortaya iki gemi çıkıyor. döktüğüm kanlardan oluşan gölü sağ salim geçebilecek miyim? Bu mermi sağanağını ıslanmadan atlatabilecek miyim? Selamet koçanında hâlâ bir mısır tanesi kalmış mıdır? Öldürdüğüm insanlarla iyi arkadaş olacağımızı düşünmüşümdür hep. Öne doğru eğiliyor. Destek noktası ölüm olan bir kaldıracım. bu teatral can çekişmeyi açıklıyor. İkisi erkek ya da kanserli.. Geçmiş günahların gölgesi uzun olur. Çünkü insanlar. İpin kopması.. "İzin verin kalayım. Fakat hiçbir gemi. Sen de layığını bulacaksın. Ter içindeyim. "Aslında ben de Uçan Kız'dan hoşlanıyorum. Tırtıklı tarafı ikide bir düğüme takılarak elimden kayan bıçağı güçlükle tutuyorum. Limanlar eski ya da yeni tüm gemiler için en güvenli yerlerdir. Gözünü kan bürümüştü. Gel gör ki onu yalnız bırakamazdık. Theseus'un asıl gemisidir? Dostlarımız. 1927-1989. Kimse görünmüyor. [AGATHA CHRISTIE." Geber! Sihirli sözcüğü söylemişim gibi aniden kasılıyor. Ne yöne adım atsam." "Hayati Tehlike'nin cehennemi boylamasını istiyor musunuz?" "Evet!" Neptün Petunya'ya evlenme teklif etseydim. Ayak bileklerimdeki düğümleri çözüyorum. biz ikimiz o namussuzu çivileriz. [Şimdiye dek yalnızca Kuçuradi'yle yakınlık kurdum. bu cümleyi aynı heyecanla söyleyecekti.vademiz doldu. Takla atan bir trendeyim sanki.. Seni cehennemde bin yıl yakmak bile sana iyilik yapmak olur gerçi. Boğuluyor mu. Ellerini boğazına götürüyor. Theseus'un Gemisi paradoksunu bilirsiniz. gemisine bakım yaptıkça. Dr. Mister Spock bizi bu işe bulaştırmak istemedi. yoksa ikisi birden mi kestiremiyorum. Uçan Kız'a kesik. kapı tokmağından sekiyor. Üstten aralanmış pencerenin berisinde dikilip kulak kabartıyorum. Döndürmeyi becerebilirsem kahvaltı bıçağına ulaşabilirim. Fanilanın üstüne bir ceket giyip evden fırlıyorum. Şifa dağıtmaya adanmış Dr. Aptallığın hemen hiç masrafı yok. Şampiyon Ninja'mn rekor denemesi Deliler akıllılardan en az iki kat daha kurnazdır. Zar zor iki tur dönerek merhuma yaklaşıyorum. kanca beraber. Bağlı ellerimle Kızılmaske'nin sırtına masaj yaparak ilerliyorum. Cinayet gösterişçilikle bağdaşmaz oysa. Halının üstünde çaprazlama yatan cesede sırtım dönük. Tehlike çemberi daraldı. Ağzımdaki bandı söküyorum. Kapıdan dışarıya adımımı atar atmaz bir mermi kirpiklerimi sıyırıyor! Ciyuv! 403 Tamir edilirken buharlaşan gemi Belki de kaçırtabilecek tek acı. Hırıltılı sesler çıkarırken. Okşayıcı öpücüklere ateşle karşılık veriyordu. Kendi evimde kaybolmuştum. Nutella kavanozu ve bıçak yere düşüyor. şeytanı boşuna mı yarattı sanıyorsun?" Her okuduğunuza inanmayın sevgili okur. dostlarımız eski bize sımsıkı sarılırlar. Normallih Hastalığı] Atom Bombacıyan beni şirkette çalışmaya ikna edebilmek için "Bizzat beslemediğin bir şeytan.] Hiç kimse mükemmel değildir. Biz de dosta düşmana karşı aynı insanlık dışı misyonu üstleniriz. Akülanmaksa ateş pahası. Bir dobermanm mama kabında yüzüyorum. Beşizlerini emzirmeye çalışan bir loğusa kadar telaşlıyım. senin yolunu kesemez" demişti. Yine de sağ elimle ipi keserken. Her neyse. Yerdeki yapışık üçüz gölgede üç kafa hareket ediyor. Kaderimde yazılanlar ile hayatımda olup bitenlerin birbirini tutmadığını hissediyorum. tekrar dışarı çıkmalı ve kendimi kurşunların hedefi haline getirmeliyim. Sonra kalbini avuçlamaya çalışıyor. Yapabileceğim hiçbir şey yok. kıtaların birbirinden ayrılması kadar uzun zaman alıyor. Bunlardan hangisi. Nefes almakta zorluk çektiği belli. Şeytan. eski tahtaları çöpe atmıyor. biz değiştikçe eski tahtalarımızı tekrar bir-araya getirirler. 30 km2Tik alandaki tüm camlar çatlamış olmalı. durduk yerde tövbe etmeye kalkışırsanız." İnsanların işi birbirlerini yanlış anlamaktır. Dr.. ip de gerdiğim sol bileğimi kesiyor. İyi şanslar. peki. yaramın hizasındaki kılıfa sokuyorum. Neptün Petunya'yı gördüm. birilerinin menziline giriyorum. özellikle de ben.. kakaolu fındık kremasını ceplerine doldurmuştu. Sizce. Kurşun yarası feci yanıyor. Maktulün Moronluğıi\ Kapıyı aralayınca. "Hayaaatiiiiiii!" Yanan bir ahırda doğurmakta olan may405 rnunun çığlığını düşünün. Böylece Fu selamete erecek." "Tamam. tak." Uçan Kız benim öz annem. İlkin. irileşen gözleriyle bana bakıyor. cezalandırıl404 manız gerektiğini düşünmekten hoşlanır. Senin icabına biz bakacağız. Eski sevgililerinin hepsi mezardaydı demek? Aşkından ölmeyişimi affedemiyordu. Elim 402 kolum bağlı. Mermiler diniyor. Gevşemiş iplerin içinde avuçlarımı bakışık hale getiriyorum. Susturuculu tabancasıyla çağdaş bir Bond kızı havasındaydı. Kuçuradi odaya dalıp Kızılmaske'yi koklayarak "Ölmüş" deyince. Sahiden öldü mü diye dikkatle bakıyorum. Kollarım acıdan uyuşuyor. Eski bir aktör olması. ağzımdaki kalın bant inip kalkıyor. Abidin Dandini ise çeteye kabul edildiğim gün silahımı bana teslim ederken kulağıma şöyle fısıldamıştı: "Bakarsın günün birinde şeytana uyarsın? Allah. Abdülcabbar Turabi'den sonra. Beni ben yapan anlaşılmazlık ve hattâ bilinmezlik icabı. hem size yardımım dokunur. ardından yüzüstü devriliyor. meslektaşı Petunya da kellemi gövdemden ayırmaya çabalıyor. sizi derhal cezalandırırlar. Yüksek ökçeli ayakkabılarıyla yaklaşıyor: Tak. Fakat heyhat. geminin bütün tahtaları değişiyor. Ve Kızılmaske'nin fosiliyle yollarımız ayrılıyor." Perdenin kenarından bakıyorum. Eski gemi yeniden inşa edilince. Her ikisinin temel vasfı. Ayaklarım havada. Theseus. kalp krizi mi geçiriyor. Yıllar geçtikçe. Theseus. Nasıl bu kadar zalimleştin?. "Öyleyse bize bırakın. çikolata eriyiği parmaklanma bulaşıyor. Kızılmaske son bir defa doğruluyor. bazı tahtaları söküp yeniliyor. Gardırobumdan tabanca askısını alıp takıyorum. misafirimizin ruhunun evimizi terk ettiğine kanaat getiriyorum. limanda demirlemek için yapılmamıştır.

Kıçından vuruldu mu havası iner. Tepemden akan terler. sidikle yıkılır. Piyangolar. 8: Yığılmamı engelleyen tek şey yumruklar. Fu. Enerjim sıfırlanmıştı. Tuvalet kağıdıyla yüzümü sildim. Kıpırdayamıyordum.kla dikilen. Beynime bir karınca sürüsü dadanmıştı. Kurşunlar bacanın kenarlarını parçalıyordu. Dişetlerim ve yanaklarım ağzımın içinde eziliyordu. peçete. üzerine ketçap dökülmüş kurtlu peynir kalıbına döndü. Fu. Kuçuradi yanlarındaydı. sol gözümle çok az görebiliyorum. beni mıhlarsa Şebnem'in gönlünü kazanabileceğini mi düşünüyor? Sanmıyorum. "İteleyebilsem keşke" diye düşündüm. parmaklarıyla dirsekleriyle son derece isabetli darbeler indiriyordu. Anlaşılan. Çatının bahçe tarafındaki kenarından aşağıya baktım. Acaba. sırf birini zan altında bırakmak için adam vurmaz. cehennemde beni gördüğüne sevinecek çok herif var. Kendimi zor tuttum. her defasında. İşte. Mecalim kalmamış. Müntekim. Öyle sert yumruklar atıyordu ki. Ne yani. çamaşır suyu gibi. Fakat beni hayat ile ölüm arasındaki ince çizgide tutuyordu. 2: Fu sırtüstü düştü! 1: Baş aşağı sürüklendi. Daha doğrusu dondu. Tetiği çekeceğim anda başını kaldırıp gözlerime baktı! Bakışlarında metalik bir ses yankılandı: Ding! Sağ dizi ve parmak uçlarını yere değdirip füze gibi havaya fırladı. İhtiyarlar dönmemişti. yaralarımı yakıyordu. Fu'nun ayak bileklerinin arkasında iki yana açtım. Uğruna kasideler. Gökte fırtınaya yakalanmış bir jetin kanadına zincirlensem ve taş yağ-sa ancak bu kadar olurdu. Omuzlarım erimişti. Ben bu sopalık mahluku incelerken. Makineli tüfekle resim yapan bir Pi-casso. 6: Alt dişlerimin tümü sallanıyor. mersiyeler. çizgi filmlerden öğrendiği kungfu teknikleriyle mi fa-çamı bozacak? Kendini Ninja sanan kaçığa nişan aldım. Ve aşkı kabul gören Müntekim'i 406 de büyük ihtimalle temizleyeceğim. O. Banyo aynasında kendimi görünce irkildim. aklını çeldiğim Şebnem'e de zarar vermekten geri durmayacağım. oradan çatıya çıktım. Tabancayı gövdesine doğrulttum: "Dur!" Durdu. Kenara indim. Sanki yıllardır Fu tarafından pataklanıyordum. Yorulmuyordu. Kuçuradi. dünyanın en hızlı işkencecisi. Ne de olsa hayat yolunda kan izleri bırakarak ilerlemeyi huy edinmişim? Bir ayağı çukurda süper kahramanlar da. Bakanlık Heyeti'ni kimlerin imha ettiğiyle ilgilenmiyorum. Her darbede yüzümden havai fişek gibi kan püskürüyordu. bir hayalet ve bir yarı-canlı. Müntekim fısıltıyla sordu: "Silahını neden bana veriyorsun?" Fu aynen şöyle dedi: "Beni yavaşlatıyor. Dehşet hızlıydı. Kafası turşu kavanozu gibi patlayan merdiven korkuluğu. İki kaili evin çatısına kadar yükseldi. Silahımı çektim. Bileğime vurunca tabancam uçup çanak antene düştü. Hayretle izliyordum. Eğilerek kapıya doğru ilerleyen diğerlerini tanıyorum: Hayvanat bahçesinde Şebnem ve beni kovalayan züppe çifti. Merdivenlerden tavan arasına. yoksa ben mi? İkisi de mi? Cinayet. takatim kesilmiş. Her şeyi siyah. 3: Bana bir son gürlüğü mü geldi. sonra Müntekim Gıcırbey'e ateş ettim. Ninja bozuntusu sol 407 ayağının ucuyla çatının kenarına kondu. tuvalet 91 . Kemiklerim bile yumuşamıştı. İnfilak etmek üzereydim. B. Kurşun. Artık yumrukları hissetmez oldum. villamın çatısmda-yım. bir şampiyon üzerimde rekor denemesi yapıyor. başımın hâlâ yerinde oluşuna şaşıyordum. Ve dizkapaklarını tuttum. birkaç kez yalpaladıktan sonra merdivenle birlikte ağır ağır arkaya devrildi. Bir ceset.Neptün'ün gölgesi aradan sıyrılıp kayboluyor. Tmgırdayan nemli kiremitleri kaydırarak gerileyip yaralı omzumu bacaya yasladım. oyun hamuru gibi yoğuruyordu. İş dünyasındaki azami fayda kuralı. suçların en büyüğüdür. Güzellik. Beni. Müntekim iki tabancayla birden ateşe başlayınca kendimi geriye attım. Merdivenlerden inerken nereye dokunsam kan lekeleri bırakıyordum. Gelgele-lim asıl katiller suçu üstüme atmayı başarmışlar. Müntekim'in ruhu bedeninden ayrılmadan beni nallayıp tahtalıköye dehleyecekti. Tetiği." Şakanın sırası değildi. Fu tabancasını Müntekim'e uzattı. Panter gibi üzerime atladı. salyangoz zamkıyla sıvanmıştı. 7: Kulaklarım feci çınlıyor. aşkımı onaylamadıkları için Heyet üyelerini ortadan kaldırdım. [Kağıt mendil. Dilim. süngerleşmiş suratımdan kaydı ve bacayı ikiye böldü. faturalan karşılamaya yetmedi. Fu'yu maalesef ıskalamıştım. Etrafa kulak kabarttım. 10: Sağ gözüm şişten kapanmış. 9: Ciğerlerim ötmeye başladı. Avucunun içiyle. Fu. Çatıdan tavan arasına geçtim. Bu şapşalların hesabına göre. son bir maceraya atılarak araya girdiler. sonra onlara ve tekrar bana bakarak fikrini beyan etti: "Sen daha berbat görünüyorsun. Korku filmi gazisi gibiyim. Müntekim'in devrildiği tarafa seğirttim. Sol yumruğu. 0: Ve kafa üstü bahçeye çakıldı! Ceketimin sol kolu kopmuştu. Upuzun bir çiviyi beynimden söküp kalbime çakıyordu. Titreye titreye sürünerek uydu antenindeki tabancamı aldım. haydutluğun radyasyonlu yaylasına yükselebildim ancak. Şakaklarıma vuruyordu. Şimdiye çoktan ölmem ya da komaya girmem lâzımdı. Beyhude yaşadım. Öte yandan. önce bana. ağzımın içinde şişiyordu. Fu ve Müntekim genç yaşta hapislerde çürümesin diye cinayet işini üstlenerek bunak jesti yaptılar. aşk ve mutluluk ise insanı ölüme sürükler. suikastın hedefi Heyet miydi. Bu defa bakmadı. Açıkçası. Şapa oturmuştum. 5: Ringe fırlatılmış kanlı bir plaj havlusundan farkım yok. Yüzünde naylon bir gülümseme vardı: Dilimizi bilmiyor ve barutun icadından habersiz gibiydi. Uçabilen birini ilk kez görüyordum. Bu cinai masaj bitip de öbür dünyaya gittiğimde Bakanlık Heyeti'ndekilerin yalvar yakar benden af dileyeceklerine. Kafam büyüyordu. dermanım tükenmişti. boks hakemi gibi 10'dan geriye sayıyor. Varlığımı hissetmişti bence. Namlu'yu Fu'ya çevirdim. Fu ortalarda yoktu. arkadaşını kucağına yatırmıştı. Önce Fu'ya. Çocukluğum çürük. Derimi bıçak kullanmadan yüzmüştü. Fukaralığın lağım deltasından. gençliğim bayattı. Müntekim'in gözleri de ağzı da aralıktı. Arkadaşı yamulalı henüz bir saniye olmadan intikam saldırısına başlamıştı. Azrail. Silahları hâlâ ellerinde. 409 4: Ayaklarımı." Az daha kahkahayı basıyordum. yani Gönül İşleri Bakanlığı'nda çalışan budala. her ne kadar ölmelerine üzülsem de. fiziksel ya da duygusal bir şey hissetmeksizin çektim. destanlar yazılası bir da yak. Rocky Balboa'nm ömrü boyunca yediği dayağı ben bir oturuşta yemiştim ve bu daha başlan408 gıçtı. beyaz ve kırmızı görüyordum. Olsa şaşardım. Heyet'in intikamını alacağı adresin burası olduğunu zannediyor. Nefes bile almıyordu. ayaklarıma kapanıp helallik isteyeceklerine bahse girerim. Yangında patlayan laboratuarın camından fırlamış vahşi denek hayvanına benziyorum. Suratım. mafyada da geçerlidir. Onun ellerine doğmuştum ve o da beni kıyma yapıyordu. Vücudum. gövdesine saplanınca sarsıldı ve Müntekim'in üstüne yığıldı. sonuçların sebeplerini görmeme yetmiyordu. bilemiyorum. Yani zerre kadar aklı olan hiç kimse. Fu'ya hayranlık duymamak mümkün değil. Müntekim de fırsattan istifade bahçedeki merdivenle çatıya tırmanmıştı: "Gebeeeeeeer!" diye bağırarak kurşun yağdırmaya koyuldu. Dahası. Sadece dilek tutar gibi öylece duruyordum. leylek rahatlığıyla bana yaklaşıyordu. O halde her şey bir yanlışlıklar zincirinden mi ibaret? Mantığın yardımı.

hem de varyetenin gazı kaçardı. Fakat kendimi de.. Peşine. Trenle İstanbul'a geliyordu. Eğitim. ismiyle müsemma Nazım Izbandut'u taktım. eğlence ve iş merkezlerinin havaya uçurulduğunu hayal edin. Hayat.. Hayati Tehlike. Çağdaş meşruiyetin temeli." "Tam anlayamadım. işimi de ciddiye almıyorum. Sistemleştirilmiş ihlale angaje olmuş vaziyetteyiz. Ve paranın satın alamayacağı şeylerin dünyasına geri dönüyoruz. şahsiyetsizleşmeye varır. [VVOODY ALLEN. GİB'den tescilliydi. Ona yalan söylemek. Atom Bombacıyan’ın dili düğümlenmişi i. yolu kanalizasyona düşmüş süs balığı kadar şaşkın. kör adamın kör köpeği gibi işe yaramazdı. Güçsüz. Veliahdı yoktu. Kurallara uymak. çünkü deliyiz." "Yok. soru sormak ve en korkuncu itiraz etmektir. Sonra da Şebnemle buluşmayı denerim. Kaçış artık intihar teşebbüsü havası taşıyan bir vazgeçiş ve terk ediştir. Kendi kendime sırıttım: III." "Peki. yaralarım hızla kabuk bağlıyor. Düşünmüyoruz. Yaşamak ya da ölmek umurumda değil. Çünkü boyun eğişin ürünü olan hiçbir iyilik. delilik ve kaçışın sunduğundan başka bir özgürlük seçeneği yok. Deliliğin Defansı] Hayati Tehlike'nin. soygun ve adam kaçırmalarla tansiyonu yükselteceğim. Fakat bu işi dolambaçlı yoldan çözecektim. Tanıdığım en şanslı züppe. Bakanlığın Basın Müşaviri Fuat Atıf Tufa. Ben. o ben miyim?" "Yok." Mor on değilseniz. Suç artık cezalardan oluşan işleyişe direnmektir. Şimdiyse bir 'Şahit'. holding. Bakanlık Heyeti'ni temizlersem. adının geçtiği her cümle nasıl da güzelleşiyor. Dudakları titreyerek gözyaşlarına hazırlanıyor. anonim ve sahipsiz olmak bir imtiyaz haline gelinceye dek! Tüm ünlülerin vurulduğunu ya da rehin alındığını düşünün. Hayati hakkında kendisinden daha çok şey biliyordum: Şebnem'e abayı yakmıştı. iyilerin bilmediği bazı şeyleri anlamışlardır. Ve özgürlükten kaçıyoruz. köleliğin şablonlarına uyarlanmış durumda.tüyle balık yakalar. Aceleye lüzum yoktu. bu yolla düzenin ömrüne ömür kattığımız için de teröristiz. Harami tetikte. hakikat aleyhtarlığıdır. Suikast. Ben bir katilim. Herifçioğlu. İnsan hayatına değer vermiyorum. çürük. Vicdan azabı dolu kabuslar ile adı konmamış hasretler arasındaki istikrarsız yolculuğum tam gaz sürüyor. Nefret ettiğim tek seksi kadın. At. Çocuk çetin ceviz. her nefes bizi ölüme yaklaştırıyor. Yalnızca bir sonraki yalanı merak etmek bizi ayakta tutuyor. yoksul. Delilik artık düşünmek. sağlık. şişlik ve morluğu birarada görmemişler. insanın kaybetmekte olduğu bir oyuna dönüştü. işte bu kesin yenilgiyi neşeli hale getirmeyi umuyorum. Tersini de düşünebilirsiniz: Küresel kötülük sisteminin bir 412 parçası olduğumuz için otomatikman suçluyuz. benim nazarımda keçi sümüğü kadar değeri yok. Fuat'ı halletme işini de Turgut Rulet'e verdim. kundaklama. Dünya Savaşı'nın. Halka silah. pirenin ayağına gitmez [Abidin Dandini] Kötüler. Yoksa şimdiye sırtıma yarım düzine delik açardı. Neptün de afallamış vaziyette. bir yer altı çarşısında leşi seriliydi. Banka. Kız onu Enver Paşa diye tanıyordu. Hiçbirini üretiliş amacına uygun kullanamıyorum. birbirlerini dürterek beni gösteriyorlar. demir leblebiydi. Domino etkisi doğuracak bir plan hazırlamalıydım.] Vakit kaybetmeden kaçmalıyım. resmî kurum. Korku düzenine itaat ettiğimiz için rehine. borsa ve medya binalarının. Ben. Uygarlık disiplini denen şey. Plan yaptım. inşallah melek oğlum büyüdüğünde bana benzemez." Suratı tarihî bir mezar taşı rengin-deydi. Hayati zaten her fırsatta bana koşuyordu.. Motosikletimden daha göz alıcıyım. Birey ise körkütük budalalığın bedenleşmiş halidir. yirmi sene kadar önce arabasını sabote ettiğim Savcı Arif Tufa'mn oğluydu. Ben. Çevredekiler. Ermişler gibi metropolden kaçıp tabiatla haşır neşir olmayı özendiren bir tek reklam göremezsiniz. Cengiz Cingöz'ün başkanlık ettiği bir ekibi Ankara'ya yolladım. Şiddetlenen rüzgarda. Turgut'u pa- 92 ." Bu cevaptan sonra.kağıdı ve kağıt havlu.. Kıza kesik bir çocuk daha vardı: Müntekim Gıcırbey. Halbuki deliler kolay kolay şaşırmaz. aile. İnsanlar birbirlerinin dertlerini kusur sayıyor. Izbandut'u trenden attı! Böylece onu da avcı kadrosuna dahil ettim. terör. Ülke deri değiştiriyor. Ona sımsıkı sarılayım. Bu kadar çok yara. İşleri kızıştırmak maksadıyla.. Neptün Petunya. dan diye indirir-sem. hem çetede huysuzluk ve çözülme baş gösterirdi. Yedi hafta sonra. kısacası sistemin her ana unsuru. Yaralarım ışık saçıyor.. Okullar tatil. Beni idamlık bir cellat yapan ufak tefek kusurlarımı belki göz ardı eder? Şebnem. böyle bir gezegende iyi olunamayacağını bilirsiniz. düşündünüz mü?" 413 "He. politika. trende pataklanmasını emrettim. 411 Ahbaplık ettik. Nem serilsin. Aksi takdirde başkalarını da mortlatmak zorunda kalacağım. uzaylıların akıl hastanesidir. eğlence. Fabrika ve gemiler yanıyor. Hayati'yi ortadan kaldırmaya o anda karar verdim. ahlaki değildir.. Safkan Amerikan düldülünün haşat jokeyi.. Zira. Bir eli çantasının içinde. Yokuşu tırmanırken bir de baktım sağdaki restoranın 410 önünde Neptün Petunya dikiliyor. bir çivi eksik olsa bu gavur krallık yıkılır. Derken tepeyi kazasız belasız aştım. Hapishanede idman yapan mahkumlarız. Adamım Kurt Vonnegut'un da dediği gibi "Dünya. engerek dünürü. Terör artık bireyin özne niteliğini açığa vurmak için yapabileceği tek eylem türüdür. uyuşturucu ve sahte para dağıtacağım.. Yılın ilk saatlerinde kendisine sordum: "Sizden sonra baba kim olacak. Hakikatten umudumuz kesildi. Amerika gibiyim. İhlal artık gayri insani sınırların dışına çıkmaktır. Zirveye varınca hapşırdım. Lakaytlık ve münasebetsizliğimize rağmen. Turgut ki dişli bir tetikçidir. iletişim. insanın olgunlaşmasını engelleyen sistemdir. İnanın bana. Silah tutmayı ona ben öğrettim. Garajdaki Harley Davidson'ı çalıştırdım. ihlal. Gazlayıp geçiyorum. son düzlüğe giriyor. İntihara hazırlanan bir Japon kadar titiz çalıştım. bere. Oyunu hızlandıracağım. Kaosun fitilini ateşlemek için şebekenin başına geçme yi bekliyordum. hatalarla dolu hayatımdaki en büyük hata idi. alışveriş. iş. Onu ilk gördüğümde. pirenin ayağına gitmez. "Sormamda sakınca yoksa. Aşkı. Yinede bir yetki karmaşası vardı. güvenlik. Halihazırda işleri ben yönetiyordum. benim suratım da artık tarihî bir mezar taşı rengindeydi. tüm insanlık ile benim aramda geçeceği kimin aklına gelirdi? Abidin Dandini'nin evinden Gerçek'imi alayım. bombalama. Yıllarca beraber çalıştık. Suç dünyasında rastlantılara sık rastlanır. Danvin'i yeni geçmedim. Denize düşse g. Hayati Tehlike mi?" "He. hareketli hedefleri tutturamıyor herhalde. Suç. Teknoloji aptalların kötülük yapmasını kolaylaştırmaya adanmıştır. At. Herkes silahlı. Hayati'nin okka altına gideceği kesindi. Mars'ta yürüse yerde 100 dolar bulur. Cehennemi boylamayı göze almış olmanın rahatlığıyla hareket ediyoruz. hiç kuşkusuz. Gönül İşleri Bakanlığı'na müracaat etmiş ve avu-cunu yalamıştı..

Zile bastım.. Abidin Dandini kapıyı açtı.. Bukalemun'u azlettim. Ezel Zelzele denen Özel Kalem Müdürü olacak çakalı. İnsan dostlarını seçemiyor. Hürriyet gazetesinin spor sayfası gibi karmakarışıktı. Kendimi kartalın pençesinde uçan tavşan gibi hissediyordum"Beni vurursan. Polisler de armut toplamıyordu. Halimi de yadırgamamış görünüyor. Tüm moleküllerim zaten hurdahaş. Arka odada oynuyor. "Pekala" diyerek geniş ve uzun hole girip ta en uçtaki odaya doğru yürüdüm.. Fakat ne yazık ki. Dünyanın bütün polislerini Beşiktaş rıhtımına yığabilirdi. İki sakızı birbirine değdirmeden çiğnemek Bir adam hakkında. Ne de olsa Leyla. Hiçbir babanın görmemesi gereken bir sahneye bakıyordum. Şaşkın bakışlı oyuncaklar haricinde kimse yok. saniyede 500 metre hızla alnıma yaklaşıyor! * -jc * 93 . Başından beri sersemin tekiydin. Mor gözlerim şişten kapanmış. Geride. Sonra intikam ateşi kontrolsüz bir yangına dönüştü. biliyorsun. Bu tür düşünceler zihnimin mikserinde karışırken cep telefonumun mesaj sinyali öttü. diğerleri hep ikincilik için yarışıyorlar. Ben hiçbir şey istemiyorum. Ecelin kozları güçlüydü.. sakalı. İzin ver gidelim " Bakanlık Heyeti'ni de sen katlettin değil mi? Gerçekten su katılmamış bir psikopatsın. Ilık ve müstehzi bir gülüşle "Hoş geldin. öfkeli ağzıyla çelişiyordu. "Bjrson sözündü. öldüğünü bilmek yeterli olsa gerek." Abidin Dandini.414 ketleyip toprağa verdik. Şebnem'e "Barbaros H. Daha ziyade. Oğlumun karşısına bu halde çıkmamalıyım. Şerif Şibumi. Beş ay önce fotoğrafımı çektiği yere leşimi serebilirdi. Şimdi ölü bir sersem olacaksın. Olanları unutalım. Hayati'nin tabanına hangi sakızların yapıştığından beni haberdar ediyordu.. Yan yana ilerlerken cipin şoförüyle bakıştık. Onun da yüzü yumruk izleriyle doluydu." Abidin'in suratı. Evet. değil mi?" "Bu bir tuzak soru mu. Gerçek. Telefona bakayım derken az kalsın bir cipe tosluyordum. Ben de şenliğin tadını çıkaracaktım." "Geeerçeeek?" Koridorun sonundaki odadan herhangi bir cevap gelmiyor. Yine de çocuğa ihtiyacı olan himaye ve şefkati sunmayı deneyeceğim. büyüdüğünde protokol gereği öz babasının değil. çoğu dâhi kendini anlama yeteneğinden mahrumdur. biraz şey görünüyorsun. "Gerçek'in ailesi biziz" dedim.. Fuat ile Müntekim eski dostmuş meğer.. "Nefes tüketerek zaman kazanamazsın Hayati." Başımı kapıdan içeri uzatarak seslendim: "Gerçeeek!" "Seni duyamaz. "İndir silahı. İnsan bazı şeylerin farkına ancak son nefeste varabiliyor: "Gerçek. O benim hayatımın kadını. başka hatunlara da meyil verdim. katledilen Bakanlık Heyeti'nin.. fakat Leyla daima birinci. Bombacıyan işi sana devredecek. Müntekim. Olaya bir de iyi tarafından bakmayı isterdim fakat. kana susamış yeminli centilmenler tarafından kuşatılmıştı. Konuşarak halledebiliriz. Saçı.. Abidin cidden kafayı yakmıştı. çalman aşkının. şaşırtıcı bir sükunetle cesede bakıyordu. Kenetlendiler. seni çok seviyorum. Gerçek'i almaya geldim. Yola. Çünkü. benim hatalarımı tekrar edecek. iyi bir baba olamadım. içeri buyurmaz mısın?" "Hayır.. diken üstündeydim. bıyığı farklı kafalardan derlenmişti. [AMBROSE BIERCE.. Duvarın tepesindeki kameraya el salladım. "Lüks içinde yaşayan bir hortlak" diye düşündüm. Böylelikle. Kanunsuzluk da iç dünyamı zenginleştirmedi pek. intikam üçgeninde sıkışacaktı. Çocuğumu ver." "Tevazu sana hiç yakışmıyor. Tıklatmak için elimi kaldırdığım anda. Şebnem'in babası Şerif Şibumi forslu bir polis eskisiydi. Abidin Dandini her an bir kalleşlik yapabilirdi. Benimse dünya babalık sıralamasında ilk 2 milyara girmem çok zor.. Dikenli tel yumağı çiğneyen bir canavar gibi sertçe yutkundum. Leyla'ya niyetimi çıtlattım: "Bombacıyan'ın tahtına oturacağım" dedim. Hulk'm tişörtü gibi parçalanmış. Oysa beni vurmak üzereydi. İçeri girdim. oğlum. 415 Ne diyordum? Cesetlerle dolu bir nehirde yüzmenin tadına vardınız mı. Hayati'yi Kubilay Bukalemun benim namıma izliyordu.." Abidin'in suratı dokuzu çeyrek geçiyordu. Zelzele'nin gebermesi kimseyi ırgalamadı." "Beni sen de anlamıyorsun. Neye uğradığını anlayamayan Hayati. sincaba fil tasması takmış olacaksın. Başımı çeviriyorum. "Hayati'nin suyu ısındı" dedim. Medüz gölgesi gibi bir çocuk." Bağışla beni. Giysilerim." Sertçe sordum: "Çöp kamyonundan düşmüş gibi mi görünüyorum?" Küstahlığımı anlamazdan geldiğini belirten bir yavaşlıkla "Yo." Leyla Kalahari.. tetiği çekti. kuvvetli ihtimaller eşliğinde çıkmıştım. 1842-1914] Abidin Dandini'nin Rumeli Hisarüstü'ndeki villasının önünde motosikleti durdurdum. ■k ft * 416 Yavaşladım. bu yaptığın son hata olur. Operasyonu biraz daha budaklandırmak için. 3 dakika önce. Abidin Dandini tek eliyle Gerçek'i belinden tutup kaldırmış ve diğer eliyle de çocuğun başına nakışlı Jericho'sunu dayamış! Donup kaldım. İşi bırakacağım zaten. Motosikletten indim. Jeri-cho 941'in mermisi. Yaşlı gözleri. Ona derin bir muhabbet ve hürmet beslemiştim. merdivenden inerken "Abidin yapma!" diye seslendi. Bahçe kapısı açıldı. basamaklardan sırtüstü düştü.. uçak kazası geçirmiş zombiye benziyorsun." "Ufaklıkla bir sorunum yok" tabancayı bana doğrulttu "benim işim seninle. öyle demek istemedim Hayati. Cartayı çekmek üzereydi. Kim bilir o benim hakkımda ne düşündü? Telefonum-daki isimsiz mesaj şuydu: "Abidin seni öldürmeye çalışıyor. "Bak" deyip yırtık ceketimin yakasını araladım ve Colt'u gösterdim. Bıçak sırtında. Odanın kapısını açıyorum." Namluyu görünce rahatladım.. nehir kurusa bile cesetsiz duramazsınız. Hayvanat Bahçesi'ndeki malum hücumdan sonra. Leyla Kalahari'yi gözünden vurdu! Ve namluyu tekrar hızla bana doğrulttu. "Çocuğu bırak!" "Sakin ol Hayati. Masum Cici adlı seyyar bir cinayet çilingirine mıhlattım. Şerif Şibumi de kandırılan kızının intikamını almak üzere Hayati'nin tepesine üşüşecekti. meleği ikna ettiği nerede görülmüş?. kanımı benzin gibi tutuşturmuş! u. Fuat. Sen bir dâhisin Hayati. Çocuk kor-kabilir. Paşa'nın yanında bekleyeceğim. Sen ve ben. Hayati. 418 Leyla Kalahari. Tabancanın kabzasını biraz daha sıktı.. "Silahımı al. uyumlu bir ikiliyiz. Gerçek son derece sakin. Onu sakinleştirmem gerekecek muhtemelen. Saat 4'te" şeklinde bir mesaj yolladım." "Çocuğa zarar verirsen. Gerçek'e Leyla bakıyor. Onun mandalina tozlarıyla bezeli ılık mermer yüzünü son bir kez görsem yeter. yoksa çocukla mı konuşuyorsun?" Ağzından uzaylı salyası akıyordu. Granada Gazinosu'nda şarkı söyleyen kuğu. Saniyeleri sayılıydı. Abidin Dandini. Eşkıyanın. Kanlı paçavralar içindeyim. Taraçaya çıktım. Hayati'yi takibe koyuldu. merdivenlerden hızla inen Gerçek'in ayak seslerini ve "Baaabaaaaa!" diye haykırışını duyuyorum. Beş yaşında olmasına rağc 417 men bir yaşındaki bebek kadar korkusuz.

Leyla Kalahari'nin evinde. Başkalarının hataları ve zaafları sayesinde başarı kazandım hep. sonsuzluk da insana ağır gelir. Savaşmazsam Ayıp Olur\ Mermi. Bir butikten giysi satın aldık. Şebnem'in gaileli gönlüne sığmıyordum. Kan tüneline dönen koridoru geçtik. Şebnem'i kaybetmek istemiyordum hepsi bu.. Tertemiz giyindik. dünyadaki yerime ve hayattaki amacıma yaklaştığımı seziyordum. Ihlamurdere Caddesi'ndeki Küçük Hamam'a gittik. buğulu bir ifadeyle Gerçek'e gülümsedi: "Biz. Po420 lisler. Yapraklar. arabalar. Şebnem'i bana yasaklıyordu. soğuk damgalı pula benzeyen bir fotoğrafım ekranın sağ üst köşesini süslüyordu. Bu da oğlum Gerçek. Atatürk'ün doğduğu eve benzeyen bir kafeterya binasında sandviç yiyip meyve suyu içtik.Fanilik de. televizyonda haber bülteni başladı: "Ünlü gangster Abidin Dandini ve birlikte yaşadığı Leyla Kalahari. Hayati Tehlike. Yola koyulduk. tia? 419 Kainatın derinliklerinde yankılanan silah sesleri Aşkın tanımı yoktur." Metanetli görünüyordu. Güvenlik tedbir ve garantiden yalıtılmıştım. Yaylım ateşi başlarsa. Kader. Evimin önünde mahşer provası yapılıyordu. Zira insanın kaybettiği ile bulduğu şeyin aynı olması imkansızdır." Şebnem." Ruhiye Ruhan [Müntekim Gıcırbey'in ev sahibesi]: "Bunun olacağını biliyordum. Bir güzel yıkanıp paklandık. canımdan olma ihtimalinden daha ölümcüldü. 1944'ten beri ayakta bekleyen Barbaros Hayrettin Paşa ve iki levendin yanında dikildik.. Motosiklete sığıştık.. bu heykelleri yontmada nasıl bir işbölümü yaptıklarım hep merak etmişimdir. Sildim. ölürsem sempati toplayabileceğimi umuyorum. İsmail çok sevinecek!" Kader Güler-lnşallah'm Merter'deki dairesine vardık. Aslında yakalanmaktan ya da öldürülmekten korkmuyordum.. Doğrusu bunu hiç beklemiyordum. İstanbul Emniyet Müdürlüğü'nden yapılan açıklamada. deniz. Beşiktaş Meydan Savaşı patlayabilir ya da Şebnem'in tasdikiyle ömrümde yeni bir sayfa açılabilirdi. Calvin Klein çamaşırların üstüne Gucci takım elbise giydikten sonra. Hayat ile ölümün. Hangi musluğu açsam para akıyordu." İçli içli ağlayan kadın şok geçiriyordu. Şebnem arkada. Prenses beni sivri topuğuy-la ezebilir ya da öpücüğüyle kutsayabilirdi. kalbimin paslı turnikesinden geçecek miydi? Beklemek. [BENEDETTO BUSCETTA. Şebnem. Kozmostaki ahenge bedava bilet bulmuştum! Tam burada. fakat böyle olacağını bilmiyordum. gafletin renkli köpüğüdür.. Bu bir hayat-me-mat randevusuydu. Onu kucağıma aldım. Gerçek ikimizin arasındaydı. Gerçek'in telekineük gücü devredeydi. Saat 14:25'ti. Motosikletle meydana indik. Sabah yataktan kalkarken uyanmayı unutmuş kalabalık. Katlanılabilir ıstıraplar peşinde koşmamız bundandır. Aşk dediğin. Ve çıktık. cenaze levazımatçısmm kefen kreasyonuna daha bir yaklaştığımı tahmin etmeliydim. Mutfakta saklanan hizmetçi olsa gerekti. "Yavruma nasıl kıydılar!. Şakağını öptüm. Saat 15:57'yi gösteriyordu. öldükten sonra bile altı ay gülebiliyorlar" demişi i. tüm yaralarım kapanıyordu." Gözleri deniz faciası fotoğrafı gibi hem karmaşık hem durgundu. beni şifalı bir sarhoşluğa taşıyordu. Mikrofon uzatılan kimselerin ekranda isimleri yazıyordu. Güneşin voltajı yükseldi. Bir keresinde babam. Bahardan bir fırt çektim. Ölüm tehlikesi. Aşkı yitirme ihtimali. Damarlarımda bir galon adrenalin dolaşıyordu. "Merhaba. önceki gün meydana gelen Abdülcabbar Turabi cinayetinin de bu yeni olaylarla ilgisi olabileceği kaydedildi. Gerçek'i heykel ile aramda tutuyordum. Şebnem'e ilk yalanımı söylemiştim. Hüzün şeklinde tezahür eden bir alerjiden mustariptim. Kocası ise doğurmak üzere gibiydi. Koşarak boynuma sarılan Gerçek'in burnu kanıyordu. İnanarak söylenmiş yalanlar haricinde pek az doğru var. Kadın altı aylık hamileydi. ikindi turuna çıkmıştı. ancak kanıtları vardır. Gerçek'e bir izahta bulunmak istiyordum fakat ne diyeceğimi bilemiyordum: "İyi misin?" Başını evet manasında salladı." Doğruyu söylerken tüm evren'in desteğini hissediyorum. binalar parıldadı. Ali Hadi Bara [1906-1971] ile Zühtü Müridoğlu'nun [1906-1992].. umut ekip sevinç biçmek için elverişli bir arazi değildir. ayrılık ile kavuşmanın kesiştiği risk noktasmdaydım. Reyhan Horanta [Fuat Atıf Tufa'nın annesi}: "Fuat harika bir çocuk.. Öksüz yavrum. mermiler ona değmesin diye. olay yerlerinden canlı görüntüler aktarılıyor. yüzümdeki morluklara bakarak sordu: "Hayati Bey. gözlerimin araşma 5 santim kala durdu. Hıçkırarak ağlayan bir kadın sesi duydum. Çoktan çivisi çıkmış dünyam. Hoş geldiniz beş gittiniz derken. Oğlum ile sevgilimin belime dolanan elleri beni hayata bağlıyordu. Eşi görülmemiş bir biçimde hayatımı kurtarmıştı. Üsküdar İskelesi'nin çaprazında bir polis arabası gözüme ilişti. Canıma can katılabilirdi. görünmez bir süpürgeyle bir o yana bir bu yana sürükleniyordu." Haber metni okunurken. n'oldu size?" Kaza geçirdiğimi söyledim. Havada dönüyordu. Yine de şansımızı deneyecektik.. Kader'e telefon ettim: "Bir maniniz yoksa. Barbaros Hayrettin Paşa'ydı. Nefes alabilmek için intiharın eşiğinde durmam gerekiyordu. tanışıyoruz. yeniden sallanmaya başlamıştı. yani üvey babam "Zengin ve mı ulu insanlar. Grand Grave'in dokuzuncu katından düşmekle gelen şanstan yeterince kuşkulanmadım. 94 . Şimdi hakikatin meteor yağmuru başlayacaktı. 421 Meyve aromalı sevgilimin her adımı. Şimdiyse. cehennemdeki mezuniyet töreniydi. Enseme dürbünlü tüfeklerin ardından bakan polislerin nazarı değebi-lirdi. Gerçek'i motosikletin önüne oturttum. Bu civarda bana güven aşılayan tek kişi. risk ve musibet kuşağındaydım. Sahile paralel sokaklardan Beşiktaş'a doğru ilerliyorduk. iki sakızı birbirine değdirmeden çiğneyebilmek beni gururlandırırdı. heyet üyeleri katledilen Gönül İşleri Bakanlığı’nın basın müşaviriydi. "Adım. 1901-1968. Kainatın derinliklerinde silah sesleri ve aşk şarkıları yankılanıyordu. cinayet zanlısı olarak aranıyor. Silahı belime taktım." Üçümüz de şaşırmak için fazla yorgunduk. Kanlı elimle oğlumun başını okşadım. Size de öyle oluyor mu? "Şebnem'e merhaba de Gerçekçiğim. Fuat Atıf Tufa. ben ve bir arkadaşım ziyaretinize geleceğiz?" "Şeref verirsiniz. Devletin nazik reddi. Ve iskeleye devrilen anonim yolcuların arasında Şebnem'i gördüm. Rumeli Hisarüstü'nde öldürüldü. alev almış kaplanlar gibi haşmetli görünüyordu. Tehlike. Kan dolan ağzında nar taneleri gibi parlayan dişlerini gösterip devrildi. Çocukken. Dandini'yle aynı organize suç örgütüne mensup olduğu bilinen Haya422 ti Tehlike'nin Arnavutköy'deki evinde ise eski aktör Onat Kaplan ile Müntekim Gıcırbey ve Fuat Atıf Tufa'ya ait olduğu belirlenen cesetler bulundu. Bir hamlede Colt'u çekip Abidin'i sağ yanağından vurdum. Gerçek. Asıl dert ile çektiğimiz acılar pek örtüş-mez. Yalanlarla lekelenmiş bozuk sicilim beni aşk oyununun dışına itiyordu.. Aşkımın en canlı kanıtları ve en belagatli şahitleri cesetlerdi. Ve konuşarak anlaşmayı imkansız kılan bir ittifak içindeydik. aşk ile intikamın. Yine de kainatın tasarımında kalbimi inciten bir şeyler vardı. Hayati Tehlike. Saçları taradık. Gerçek'in elini hafifçe sıktım. melekler kadar güçlüydü. Kıyısında yaşadığım kan gölünde Şebnemle mehtap sefası yapabilecek miydik? Karamelli dondurma rengi güvercinler. Meçhule doğru hızla yol alırken. Birazdan. Gözeneklerim açıldı. Sevinçten. Geri kalan herkesin sivil polis olduğundan şüpheleniyordum.

Kader ve İsmail.." Gözlerine kan oturmuştu. Atom Bombacıyan. dostluk. Mübeccel Ecel. "Bu kitap karnaval sırasında başgösteren bir bombardımana benziyor.. hıçkırıklar eşliğinde kesik kesik akıyordu." Gözyaşları. korku.. elleri dizlerinde. Korkut Üneli [Onat Kaplan'ın oyuncu arkadaşları]: "Kalp krizi diyorlar fakat buna inanmak zor.. olağanüstü bir enerji saçıyor. Tarih öğretmeni dilber Şebnem Şibumi.Recai Gıcırbey [Müntekim Gıcırbey'in babası]: "Benim oğlum sağlam pabuçtu. Ruhîye Hanım. kahve? Arzu ederseniz yemek hazırlayayım?" "Kahve" diyorum. Gönül İşleri Bakanlığı'nda basın müşaviri dövüş ustası Fu. Korkma Ben Varım'ın her sayfası sürprizlerle dolu." Dublörün Dilemması'nın yazarından komik. kırık dökük gülümseyerek soruyor: "Ne içersiniz Hayati Bey? Çay. Sabrı Tomruk." NandaMoyi [Fuat Atıf Tufa'nm Hint asıllı sevgilisi]: "Fuat'la görüşebilmek için Güney Afrika Cumhuriyeti'nden geldim.. hızlı. papağan Huduni. taş kesilmişler. Abidin Dandini.. Durali Kuloğlu. çaresizlik ve sarsaklık taşan bir ifadeyle bakıyorlar. yalnızlık ve şiddetin ustaca harmanlandığı roman. Aşk. Şerif Şibumi [Eski Üsküdar Emniyet Müdürü]: "Yorum yok. Mr.. Abdulcabbar. Ben sadece inceleme için buradayım. Katilinin derhal yakalanmasını istiyoruz." Şaşkın ve üzgünler. Spock." Ölümlü dünya şen şakrak dönüyor. 423 Sesi titreyen Kader. Ve hiçbir şey güzel bitmez. Ozan Taraz. Hediye Hüthüt. Onunla evlenecektik. "zahmet olmazsa. intikam." MURAT UYURKULAK İLETİŞİM 1427 ÇAĞDAŞ TÜRKÇE EDEBİYAT 201 ISBN-13: 978-975-05-07 M 1 9789750507144 Murat Menteş _ Korkma Ben Varım 95 . 424 r MİSAFİR SANATÇI ERSİN KARABULUT "Öldürdüğüm insanlarla iyi arkadaş olacağımızı düşünmüşümdür hep. Öldürüldüğünü öğrenince yıkıldım. Teşekkür ederim.. şoke edici bir roman daha.. Başkalarının intikamını alarak hayatını kazanan Gıcırbey. Dul gangster Hayati Tehlike. Uçan Kız. Oysa insan hayatı tek ömre sığmaz. cin Jajha.. Padişah yorganları satıcısı Enver Paşa.. Leyla Kalahari ve diğerleri..

You're Reading a Free Preview

İndirme
scribd
/*********** DO NOT ALTER ANYTHING BELOW THIS LINE ! ************/ var s_code=s.t();if(s_code)document.write(s_code)//-->