P. 1
düz yazı şiir (poeme en prose)

düz yazı şiir (poeme en prose)

|Views: 497|Likes:
Yayınlayan: mustafa durak

More info:

Published by: mustafa durak on Mar 08, 2012
Telif Hakkı:Attribution Non-commercial

Availability:

Read on Scribd mobile: iPhone, iPad and Android.
download as DOC, PDF, TXT or read online from Scribd
See more
See less

08/31/2012

pdf

text

original

DÜZ YAZI ŞİİR Mustafa Durak

Düz yazı ŞİİR: Mustafa Durak

1. Düzyazı şiir: Tanım üzerine: Önce tanımla ilgili, tanımın varlığına ait bir sorunla başlayayım. Bu, tanımın “efradını cami, agyarını mani olma” ilkesidir. Bu ilke, tanımın tanımlığı konusunda sorunu büyük ölçüde çözerken edebiyat, şiir, sanatın neliği bağlamında konuşursak, bu ilkeyle yapılmış olsa bile tanımın mutlak olmayışının altında yatan sorun önemlidir. İlke gereği gerçekleşmiş ideal bir tanım, tanımlanan şeyin benzerlerini bir araya getirip, ondan farklılaşan birimleri dışarıda tutmaya özen gösterirken, tanımın yapıldığı andaki birbirine yakın birimleri (kategorileri) dikkate alınmaktadır. Oysa bu kategoriler zanan içinde çeşitlenerek sınır aşımlarına yol açmaktadır. (Hatta sınırların kaldırılması noktasına vardırılan anlayışlar da söz konusu: taoizm, postmodernizm, ki bu durumda aslında iş, tanımın da anlamsızlığına vardırılmaktadır). Her yeni ulamsal (kategorik) biçimin, adlandırmanın ortaya çıkması; belirttiğim ilke gereği tanımın güncellenmesini zorunlu kılmaktadır. Demek ki kavramların sınırları, insan edimlerine bağlı olarak değişmektedir. Dinamikleşmektedir. Bu da, ilgi alanımız çerçevesinde, sanat, şiir, edebiyat kavramlarını, bu alanlardaki yeniliklere göre değişime uğratmakta, kuramcıları, tanım noktasında zorlamaktadır. İnsan zihinselinin dinamikliği, değişime açıklığı, insan edimlerini etkilemektedir. Demek ki tanımların değişebilirliği, insan doğasına bağlı bir gerçeklik. Tanımlar arasında uyuşmazlık her zaman ilkesizlikten değil ama sanata, şiire bağlı edimlerin değişiminden, üstelik benimsenen değişiminden kaynaklanmaktadır. Düz yazı şiir arakesitinde “düzyazı şiir”: “Düzyazı şiir”, bizi doğrudan “düz yazı” ile “şiir” sınırına taşımakta. Dolayısıyısya bu adlandırma, ikisi arasında bir ortak bölge olarak belirmekte. Ancak bu ortak bölge benzetmesinde bizi zora sokan başka bir kavram devreye giriveriyor: “şiirsel düz yazı”. Bu da bir ortak bölge yaratmıyor mu? Elbette yaratıyor. Öyleyse ikisi ayni mi? Değilse aralarındaki fark nedir. Dikkat edilirse bunun yanıtı adlandırmada yatıyor. Biri, şiir olarak görünmek istiyor, diğeriyse düzyazı. Demek ki ortak bölgenin yönü belirleyici. Biri şiirin içinden varlığının düzyazıya doğru yöneldiğini, bir çekime uğradığını belirtiyor. Öbürü de bunun tersi. Yani biri şiir ağırlıklı öbürü düzyazı. Düz yazı ile şiir arasında, başka ögelerin, kavramların da devreye sokulmasıyla gerek kendi içlerinde gerek ara bölgede çeşitlenmeler olmuştur, olacaktır.

Tarihçe: Düzyazı şiirin (fransızcasıyla “poème en prose” yani 'düz yazı içinde şiir'in) tarihçesi kimilerine göre Baudelaire ile başlar. Bunun nedenini, bu tür şiirin Baudelaire ile güncellenmesine ve yaygınlaştırılmasına bağlayabiliriz. Ama aslında bunun fransız şiirinde öncülerinin olduğu biliniyor. Maurice de Guérin (1810-1839), Aloysius Bertrand (1807-1841) gibi. Bu iki şairin doğum ve ölüm tarihlerine dikkat edince birbirlerine çok yakın bir zaman diliminde yaşamış olduklarını, üstelik ikisinin de genç yaşta öldüğünü görüyoruz. Bir bakıma ölümün onların iyice ünlenmelerini engellediği de söylenebilir. Bu da aklıma insan kolaycılığını ve her yapılan iyi bir işin, bir bilinene mal edilmesi alışkanlığını getiriyor. Birini yaşatırken diğerini bir kez daha öldürüyoruz. Baudelaire Aloysius Bertrand'ı izlemiştir. Onun kendi üzerindeki etkisini, Arsene Houssaye'e şöyle anlatır: “Küçük bir giz vereceğim size. Aloysius Bertrand'ın ünlü Gaspard de la Nuit'sini [Gecenin Gaspard'ını] (sizin, benim ve birkaç dostumuzun tanıdığı bir kitabın ünlü sayılmaya hakkkı yok mudur?) belki yirminci kez karıştırırken, buna benzer bir şey denemek, onun öylesine garipçe güzel, eski yaşamın çiziminde uyguladığı yöntemi yeni yaşamın, daha doğrusu yeni ve daha soyut bir yaşamın anlatılmasında uygulamak geldi aklıma”. Yazının geri kalanında Baudelaire Aloysius Bertrand 'ın yapıtını “gizemli ve parlak örneğim” diye açıklayacak ve bu konuda kıskançlğından söz edecektir. Ama yine de ondan farklı bir şey yaptığını dile getirerek (1). Baudelaire'in “Düz yazı halinde Küçük Şiirler” alt başlığı ile ölümünden sonra 1867'de “Spleen de Paris” adıyla yayımlanan kitabının Türkçede “Paris Sıkıntısı” (Tahsin Yücel çevirisi), “Paris Sıkıntısı Küçük Düzyazı Şiirler” (Erdoğan Alkan çevirisi) ve “Paris Kasveti” (Hasan Anamur ve Beki Haleva çevirisi) bulunmaktadır. Charles Baudelaire (1821-1867)'den sonra Mallarmé (1842-1898)'nin 'düz yazı şiir' olarak yazdıkları daha sonra “düz yazı şiirler” adıyla bir araya getirilmiştir. Arthur Rimbaud (1854-1891)'nun, “Illuminations” (Işıklandırmalar) adlı kitabı düzyazı şiirdir. Victor Segalen (1878-1919)'in “Stèles” (Mezar Taşları), Paul Claudel (1868-1955)'in, “Connaissance de l'Est” (Doğu Bilgisi), Max Jacob (1876-1944)'un “Le cornet à dés” (Zar fincanı) Pierre Reverdy (1889-1960) 'nin “Düz Yazı Şiirler”i, André Breton (1896-1966)'un “Poisson Soluble” (Çözünür Balık), Francis Ponge (1899-1988)'un, “Le Parti pris des choses” (Şeylerin yan tutması), Henri Michaux (1899-1984)'nun, “La nuit remue” (Gece kımıldıyor) ve “Un certain Plume” (bir Tüy ), René Char (1907-1988)'ın “Fureur et Mystère” (Öfke ve Gizem ) ve “Le Nu perdu”(Yitik Çıplak), Yves Bonnefoy (1923- )'nın, “Rue traversière” (Geçiş Sokağı), Philippe Jaccottet (1925- )'nin, “Paysages avec figures absentes” (Yok Yüzlü Manzaralar), Jacques Dupin (1927- ) 'in , “Cendrier du Voyage” (Yolculuğun Kül tablası), *Michel Deguy (1930-), düz yazı şiirlerini, şiirle düzyazı arasında bocalayışın ürünü olarak görür (2), Dominique Fourcade (1938- ), “Le sujet monotype” (Tek tip özne),

James Sacré (1939- ) , “âneries pour mal braire” (kötü anırmak için eşeklikler), Matthieu Messagier (1949- )'nin “Orant” (dua eden), Christophe Tarkos (1963 )'un, “Anachronisme” (Çağ dışılık), Nathalie Quintane (1964- )'nin, “Début” (Başlangıç) ve “St Tropez - Une Alméricaine” (St Tropez-Bir Amerikalı Hanım) ya düz yazı şiirlerdir ya da düz yazı şiirler içerir. Bu konuda öne çıkan bir araştırmayı, Suzanne Bernard'ın “Baudelaire'den günümüze düz yazı şiir” adlı kitabını anmalıyım. Yazara göre, düzyazı şiirlerde: “kısa düzyazılı bir metin söz konusudur. Bu metin bir birim oluşturur ve “beklentisizlik”le, yani ne bir öykü anlatmayı ne de bilgi aktarmayı değil de şiirsel bir etki arayışı içinde olmayı önemsemesiyle öne çıkar” (3). Aslında tam da bu noktada Suzanne Bertrand'ın düzyazı şiire yakıştırdığı 'beklentisizlik' niteliği güme gider. Zira yukarıda belirttiğim arakesit kavramıyla birlikte yön kavramı, Bertrand'ın 'beklentisizliğ'ini, kendisinin de vurguladığı “şiirsel etki” silip atar. Şair, şiirini, düz yazı olarak da olsa şiir ulamına sokmaktadır. Bu kısa yazıda düz yazı şiirin başka bir biçiminden söz etmek istiyorum: 2. Ayet (biçimli) şiir: “Ayet” sözcüğü, kutsal kitaplardaki, numaralanmış anlatım birimlerinden her biri için, kutsal alanın bir terimi olarak kullanılan arapça bir sözcüktür. Fransızcadaki karşılığı “le verset”dir, ingilizcedeki karşılığı ise “verse”tir. Bu iki terim doğrudan “şiir” ile ilgilidir. İngilizcedeki kullanımda “verse” zaten “dize” demektir. Fransızcadaki “verset” ise yine “dize” anlamına gelen “vers” sözcüğünden türetilmiştir: “vers+et”. -et soneki küçültme ifade eder: Örnek: poule = tavuk --> poulet = piliç; balcon = balkon --> balconnet = küçük balkon. Demek ki fransızcdaki “verset” sözcüğünü, yapılış biçimiyle birebir 'küçük dize' ya da 'dizecik' olarak çevirebiliriz. Ancak kutsal metinlerdeki ayet biçimleri, şiirdeki dizeye göre daha küçük bir birim olmadığından bunu “dizemsi” olarak çevirmek daha doğru olabilir. Demek ki bu sözcük, her ne kadar “ayet” için bir karşılık olarak türetilmişse de içinde şiirsel bir değerlendirmeyi barındırdığı açıktır. Böylece ingilizce ve fransızcadaki “ayet” sözcükleri, kutsal metinlerdeki şiirselliği, dile, ön kabul olarak yerleştirmişlerdir. “Ayet” sözcüğünün arapçadaki karşılığı ise yalnızca kutsal metinler için kullanılmamnaktadır. Sözlük anlamıyla “delil, veri, işaret, alamet, ibret, mucize” demektir. Ne var ki türkçede genellikle ayet deyince Kur'an'daki bir anlatım birimi akla gelmektedir.Bu yüzden kutsal kitaplarla ilgili kısa bir bilgi vermek gerek. Zebur, dize biçimli 150 ilahiden oluşuyor. Çok çeşitlenmese de dizelerin gerek sayısı, gerek uzunluğu farklı. Bu ilahiler, hem Tanrıya övgü hem de insanlara yaşamda yol gösterici ve akıl verici öğütler olarak değerlendirilebilir. İslam dışındaki kutsal dinlerde bu ilahilerin yazarı olarak Davud gösterilmektedir. Ve Zebur'un elimizdeki biçiminde “ayet” söz konusu değildir.

Tevrat, “sure” kavramını anımsatan biçimde adlandırılmış. Ancak her adlandırılış (kitap), kendi içinde bölümlere ve numaralanmış birimlere (ayet) ayrılmış. Örneğin “yaratılış kitabı”, 50 bölüm. Bu bölümlerden her biri ayetlerden oluşuyor ama ayrıca adları yok. Üstelik bu bölüm yalnızca yaratılış konusunu değil Adem dışındaki peygamberleri de (Yusuf'un ölümüne kadar) içeriyor. Ve numaralanmış birimler, alışılmış dize biçiminde değil. Birim uzunlukları farklı. Kur'andaki ayetlerden farklı olarak, her numaralanmış birim, dize kavramında olduğu gibi alt alta yazılmış. Böylece ayet bitiş sınırı boşluk olmuş. Başlangıç sınırında da büyük harfi görüyoruz. İslamda Tevrat, Musa'ya indirilmiş kitap olarak kabul edilirken, hristiyanlara göre birkaç yazarlı bir kitaptır ve Tanrı sözü değildir, -on emir hariç olmalı- yahudilere göre ise Tevrat 'ın yazarı -on emir hariç- Musa'dır. Musa sözlü olarak bu kutsal öğretiyi Yaşua'ya öğretmiş, Yaşua, yetmiş Bilge'ye, Bilgeler de peygamberlere öğretmiş. İncil, net olarak Matta, Markos, Luka ve Yuhanna adlı anlatıcıların anlatıları ve Paulus'un Yakub'un, Petrus'un, Yuhanna'nın, Yahuda'nın mektupları ve Yuhanna'ya gelen Vahiy olarak temel bölümlere, bunlar da kendi içersinde adlandırılmış alt bölümlere ayrılmış. Bu bölümler de ayet olarak numaralanmış birimlere ayrılmıştır. Ancak bu bölümlendirmelerin hangi zamanlarda kimler tarafından yapıldığını söyleyebilmek kolay olmasa gerek. Kur'an'da, arapçanın tipografisinde büyük harf olmadığı için, ayetler büyük harfle başlatılamazdı. Bir de diğer kutsal kitaplardan farklı olarak ayet bitimlerinde boşluk bırakılmamıştır. Bu, bir düzenleme sorunu olarak görülebilir. Diğerleriyle ortak yanları ise her ayetin numaralanmış olması ve retorik anlatım dilinin kullanılmış olmasıdır. Öbür kutsal kitapların kaynak dilllerindeki biçimlerini değerlendirmekten uzak olduğum için ses yapılarıyla ilgili bir şey söyleyemeyeceğim ama Kur'an'da, uyaklama (her suredeki ayetler için söz konusu olmasa da) ve ses yinelemelerinden söz edilebilir. Dize sözcüğünden türetilmiş fransızca biçimin (“verset” = ayet) 13. yy'dan sonra ortaya çıktığı düşünülürse, en azından fransız dilinde bu birimin, terimin ortaya çıkmasına kadar geçen zaman içinde kavramsallaşmadığı söylenebilir. İncil'de yalnızca kutsal sayılan anlatıların değil, mektupların da ayet haline getirilmesi, kavramın, kutsallaştırılan anlatıda yazma (bölümleme) tarzının gelenekselleşmiş olmasına hükmedilebilir. Nitekim yirminci yüzyılın başlarında ortaya çıkan 'ayet biçimli şiir' (le poème en verset), o derece kutsal olmasa da, önce kutsal ile ilgili yazma biçimi olarak karşımıza çıkar. Paul Claudel'in yedi şiir kitabından derlenmiş olan kitap adının “Bréviaire Poétique” (Şiirsel dua kitabı) olması boşuna değildir. Bu bağlamda 'ayet biçimli şiir', zaten olasılık olarak ya bir biçimsel öykünü (taklit) amaçlı, ya kutsala katılma ya da kutsala ironik gönderme amaçlı olabilir. Michel Aquien, 'Poetik Sözlük'te 'ayet (biçimli) şiir'i üçe ayırarak inceler:

a) Ölçülü 'ayet (biçimli) şiir: Bıçaktan parıldıyor titreyen altını katırtırnaklarının, gördüm, uzaklara değin, salınışını dünyanın, gördüm, sonsuz ritimleşmiş, şu toprak parçasının başımı döndürdüğünü tıpkı derin mesafeler gibi. (Paul Fort) Aquien, bu şiirsel ayet biriminin, fransızca biçiminde ölçülü (metrik) bir yapı tesbit eder: bu ayet birimi onikişer heceli dört dizeye ayrılabilmektedir. Üstelik fransızca biçiminde 'ac ve bd' biçiminde bir uyaklanışın görülebildiğini belirtir (4). b) Ahenkli 'ayet (biçimli) şiir: Aquien bunu ritmik öbeklere dayalı lirik bir ahengi olan şiir olarak betimler ve Claudel'den örnek verir: İşte elleriyle lir'i tutan güzel, işte güzel parmaklı elleri arasında lir'i tutan güzel, Dokumacı tezgahını andıran, köleliğin karmaşık aygıtı, Geniş kemerli Euterpe[yuterpe], zihnin aziz papazı, sessiz harpı ayakta tutan!

(Paul Claudel)

c) Amorf ayet (biçimli) şiir: Aquien'e göre imgenin ve temanın gelişimiyle bağlantılı ve her birimin (ayet ya da dize), paragraf gibi başlamasıyla ama düzyazının paragrafı gibi olmayışıyla, yani düzyazıya karşıt oluşuyla belirmekte. Ve işte benim beşiğim Benim beşiğim Hep piyanonun yanındaydı ne zaman annem Madam Bovary gibi Beethoven sonatlarını çalsa Babil'in asma bahçelerinde geçti çocukluğum Ve okuldan kaçmalar, garlarda, kalkmakta olan trenlerin önünde. (Blaise Cendrars) Dikkat edilirse bu örnek hemen, 'özgür dize' anlayışında bir şiir olarak nitelenebilir. Doğrusu, özgür dizeyi de dikkate alırsak bu üç şiir tipinin (düzyazı şiir, ayet biçimli şiir ve özgür dizeli şiir) ayrılması tümüyle biçimseldir. Anlam bakımından tüm bu şiir tipleri üzerine yapılacak ayrıntılı çalışmalara gereksinim vardır. Notlar: (1) Baudelaire; Paris Sıkıntısı; çeviren: Tahsin Yücel; Adam yayınları; 1982. (2) 1945 sonrası fransız şiiri; hazırlayan: Levent Yılmaz; Yapı Kredi Yayınları; 1994; İstanbul; (s: 180) (3) Suzanne Bernard; Le Poème en prose de Baudelaire jusqu'à nos jours; Nizet; 1959 (4) Michèle Aquien ve George Molinié; Dictionnaire de Rhétorique et de Poétique; Livre de Poche; Paris; 1999

You're Reading a Free Preview

İndirme
scribd
/*********** DO NOT ALTER ANYTHING BELOW THIS LINE ! ************/ var s_code=s.t();if(s_code)document.write(s_code)//-->