P. 1
MENEMEN HADİSESİNİN İÇ YÜZÜ _Günümüz Türkçesiyle_

MENEMEN HADİSESİNİN İÇ YÜZÜ _Günümüz Türkçesiyle_

|Views: 134|Likes:
Menemen, menemen olayı, Kubilay, Kubilay olayı, Atatürk nasıl öldü, mason, olay, Atatürkçülük hakkında tüm bildikleriniz değişecek
Menemen, menemen olayı, Kubilay, Kubilay olayı, Atatürk nasıl öldü, mason, olay, Atatürkçülük hakkında tüm bildikleriniz değişecek

More info:

Published by: Muhammed Mahmud Saçi on Feb 23, 2012
Telif Hakkı:Attribution Non-commercial

Availability:

Read on Scribd mobile: iPhone, iPad and Android.
download as PDF, TXT or read online from Scribd
See more
See less

05/13/2014

pdf

text

original

MENEMEN HADĐSESĐNĐN ĐÇ YÜZÜ

General Cevat Rıfat ATĐLHAN

BĐYOGRAFĐ Cevat Rıfat ATĐLHAN 1892 (1308) yılında Vefa’da doğdu. Babası Hasan Rıfat Paşa Şam mutasarrıfıdır. Dedesi Hurşit Paşa Bosna-Hersek beyidir. Cevat Rıfat ATĐLHAN 1912 yılında Harbiye’den mezun olup ilk olarak Arnavutluk harekâtına iştirak etmiştir. Daha sonra sırasıyla I. Ve II. Balkan harpleri, Edirne muhasarası (Edirne muhasarasında esir düşerek iki sene süren Bulgaristan esareti) Esaret sonunda Đstanbul’a gelişinde Umumi Harbin başlamasıyla derhal Sina cephesine gidiyor. Bu cephede gösterdiği kahramanlıklar sebebiyle Ordu Zat Đşleri Müdürlüğü vazifesi ile taltif ediliyor. Gördüğü lüzum üzerine ordumuzu arkadan kalleşçe vurmak isteyen Yahudi casusları Simi Simon, Sara Aranson, Ara Aranson, Suzi Liberman v.b. yakalayarak MERCE meydanında kurşuna dizdiriyor. Cihan Harbi bozgunu (Türk’ün en kara günlerinde) Mersinli Cemal Paşa ile Konya’ya gelerek Milli Cephe’yi kuruyorlar. Đlk Milli Mümessil olarak Đstanbul’a gelerek Halife Sultan Vahdettin ile görüşüyor. Halifenin makamından ayrılışında Ferit Paşa kabinesinin kararıyla tevkif edilerek Bekir Ağa Bölüğüne hapsediliyor ve idama mahkûm ediliyor. 2 Teşrinievvel 1918 günü idam edilmesine iki saat kala Mersinli Cemal Paşa’nın, Ferit Paşa kabinesini devirerek Harbiye Nazırı olmasıyla idama gitmesi gerekirken, Harbiye Nezaretine yaver olarak gidiyor. Mustafa Kemal’in Samsun’a hareketi ile Sadık zade Arslan beyin gemisine gizlice binerek Zonguldak’a geliyor. Kurtuluş Savaşının en hareketli günlerinde Zonguldak’ta Fransız kuvvetlerine karşı 12.000 kişilik devşirme ordusuyla pek çok kahramanlık örnekleri vererek Fransızları oldukları yerde mıhlıyor. Kurtuluş Savaşının zaferle neticelenmesiyle ordudan istifa ediyor. Cevat Rıfat ATĐLHAN’ın sivil hayatı vefatına kadar yine mücadele içerisinde geçmiştir. Cephede gayet maharetle kullandığı kılıcını sivil hayatında bırakarak kalemine sarılıyor ve onu da aynı maharetle kullanmasını gayet güzel başarıyor. Kısa zamanda adını bütün cihana duyuruyor. Yerli ve yabancı basın adından sitayişle bahsediyor. Amerika’da Orta Doğunun HĐTLER’i olarak tanınıyor. Kötü günler yakasını bırakmıyor! Malatya’da bir Yahudi dönmesine sıkılan kurusıkı merminin patlaması, onu Đstanbul’daki evinde çocuklarından ayırarak 11 ay hapsediyor, ama o yılmıyor ve her zamankinden daha çok bir enerji ile mücadelesine devam ediyor. 1964 senesinde Mogadişu’da toplanan Đslam Devletleri Kongresine davet edilerek kongrenin Đcra Komitesi Başkanlığına seçiliyor. Bu vazifesi Cevat Rıfat ATĐLHAN’ın en son büyük vazifesi oluyor ve 4 Şubat 1967 Cumartesi günü Cenabı Hakkın rahmetine mahzar oluyor. Allah rahmet eylesin, makamı cennet olsun. Âmin. Atilla ATĐLHAN Kadıköy - 1968

ÖNSÖZ Muhterem okuyucu! Hayatı boyunca tehditlere, baskıya ve zaman zaman iftirayla ağır ceza ve divanı harplere verilmiş olmasına rağmen; doğruluğuna inandığı fikirleri savunmaktan asla yılmayan ve yayınlarını en zor şartlar altında devam ettiren ve her eseri ile yakın geçmişimizin tarih sayfalarını gözler önüne döken büyük insan, gerçek idealist merhum General Cevat Rıfat ATĐLHAN vefatından kısa bir zaman önce kaleme almış olduğu bu mütevazı eseri ile de yine yakın geçmişin üzerindeki bir sır perdesini daha açıklığa kavuşturmuştur. Eğer bugün Türkiye’mizde bilinçli bir milliyetçi gençlik varsa; Arap ve diğer Đslam milletlerinde bir uyanış görülüyorsa; bunun mutlak eşsiz öncüsü merhum Cevat Rıfat ATĐLHAN beydir. Bizde, zaman zaman politikacılar, devlet adamları, yazarlar ve hatta editörler dahi pek çok politik olayları incelerken; olayların gerçek organizatör ve kışkırtıcılarını görememişlerdir. Büyük insan, büyük mücahit, eşsiz vatanperver merhum Cevat Rıfat ATĐLHAN daima vatanperverlikle dopdolu olan hassas görüşünü, görünmesi zor olan meçhul hedeflere adeta projektör tutar gibi tutmuş ve buralarda her zaman teleskopla yüce milletimizin ve mukaddes vatanımızın canilerini yılmadan usanmadan bir hayat boyu aramıştır. Muhterem idealist Türk! Bir hayat boyu yapılan araştırma, 65-70 eserin yayıncısı olacak kadar başarılı geçmiştir. Bizde pek çok siyasi faciaların gerçek sorumluları, organizatör ve sorumluları yalancı ve ikiyüzlü tarih yazarları tarafından kasıtlı olarak ortaya çıkarılmamış ve objektif olması icap eden gerçek tarih ölçüsü değiştirip bozularak milli tarihe karşı duyulması gereken doğruluk duygusu ortadan tamamen kaldırılmıştır. Yıllarca, Kuvva-yı Milliyecilerin bu mukaddes vatanında, gerçek Kuvva-yı Milliyecilerin oğulları ve hatta torunları; Jön Türkler, Đttihat-Terakki, Gök sultan II. Abdülhamid, 31 Mart faciası, dönmelik, masonluk, Siyonizm ile komünizm konularına değinilemeyecek hale getirilmişti… Genç Türk nesillerindeki korku ve endişeyi ortadan kaldıran ve bizlere iç ve dış düşmanlarımızı iğrenç yüzleri ile tanıtan merhum olmuştur. Her eseri o yakın geçmişin uğursuz karanlık günlerinde kalplere ferahlık vermiş ve fikirler adeta bir yıldırım hızıyla aksiyon durumuna geçerek atiye geleceğe kararlı ve emin adımların atılmasını sağlamıştır. Muhterem okuyucu! Merhum her eserinde olduğu gibi; bu eserinde de tarihçe ve milletçe adeta meçhul kalmaya mahkûm edilmiş olan uğursuz Menemen faciasını o yılların gerçek bir görgü şahidi olarak ele almış ve milli tarihimize en büyük hizmeti yerine getirmiştir. Bizlere bu eseri hayatının adeta en son eşsiz hatırası gibi yazdıktan sonra aramızdan ayrılarak ebedi hayatına göçmüştür. Büyük davanın ulu öncüsü, merhum General Cevat Rıfat ATĐLHAN’a yüce Allah’tan bol bol rahmet dilerken, bu eseri yayınlayarak milli tarihimize gerekli ve olmazsa olmaz hizmeti yerine getirdiği için Atilla ATĐLHAN beye de candan, samimi teşekkürlerimizi sunar ve Allah’tan, hayatta doğruluğuna inandığı fikirlerin sonsuza kadar savunulması için yardım dileriz.

Ahmet KAYIHAN Mayıs-1968 BAKIRKÖY

KONUYA GĐRMEDEN ÖNEMLĐ DETAYLAR Memleket için için kaynıyordu. Bunu, duygu organları nasırlaşmamış herkes hissedebiliyordu. Şu var ki bu kazanı ateşleyenler kimlerdi? Đşte, bu daima gözden kaçmış asıl konudur. Hiç şüphesiz, yalnız bizde değil, bütün dünyada istisnasız her memlekette ihtilaller, fitneler, fesadlar ve dedikodular çeşitli kanallardan gelir. Bunun haricinde, bütün tarih boyunca ve nihayet büyük Fransız ihtilalinden buyana ihtilallerin tümü Dünya Yahudiliği ve Farmasonluğunun başının altından çıkmıştır. Her ne kadar bazı ihtiyaçlar, bazı memleketlerde ve bazı şartlar altında yerel ayaklanmaları gerektirmişse de yine de zemin, hiç birimizin haberi olmadan o esrarengiz kuvvetler tarafından hazırlanır. Bizde Yahudi dönmesi Ahmet Emin Yalman’ın 1918’den beri oynadığı rol ve halkın görüşü üzerinde yarattığı etki; büyük Osmanlı-Türk imparatorluğunun, yabancı bir devletin himayesi altına girmeğe zorlanmasından, Milletlerarası Basın Enstitüsü ismini taşıyan beynelminel fesat ve ihtilal teşkilatının kaderimize el koymasına kadar ileri gitmiştir. Mustafa Kemal’in vatandan kovduğu, şerrine bir süre ara verdiği bu döneme, Uluslar arası Basın Enstitüsüyle son yıllarda geleceğimiz üzerinde büyük, pek büyük ve son rolünü oynamıştır. Uydurma bir Malatya olayı ile putlaştırmak küçüklüğünü gösterdiğimiz bu Yahudi dönmesi, şımarık bir küstahlıkla, ikide bir Avrupa’nın Yahudi merkezlerine giderek aleyhimize planlar hazırlarken günün iktidarı derin bir ölüm uykusu içinde bulunuyordu. Şu var ki zamanın hükümeti, millete karşı düzenlenen komplolar da ölüm uykusunda iken, memleketin öz, halis ve fedakâr evlatlarına karşı da o derece hassas, o derece uyanık ve acımasız bir kararlılık içindeydi. Bu derece gaflet içinde yüzen, daha açık bir sözle, Đttihatçı ve dünya Siyonizm’ine bağlı Celal Bayar’ın yönetiminde bulunan bir iktidardan başka türlü bir şey beklenemezdi. Ve inkılâp öncesi bütün kötü idare ve yolsuzluklardan şahsen o, yani Celal Bayar sorumludur. Arkadaşlarının başını yiyen de odur. Dünya Siyonizm’inin ve Farmasonluğunun ağır baskısının nasıl olsa kendisini kurtaracağını iyi bilen ihtiyar kurt, halk üzerinde iyi bir tesir bırakan, cesur ve pervasız ifadeleriyle (maalesef) bir an için geçmişini millete unutturmuştur. Büyük Osmanlı Đmparatorluğu’nun bir parçası olan mübarek Filistin’de Đsrail devleti kurabilmek için Dünya Yahudiliği tarafından teşkilatlandırılan Đttihat ve Terakki Örgütü’nün vatana yaptığı ihanet ve suikastın artık dağ başlarındaki çobanlara bile malum olduğu bir devirde, Bayar’ın hala bu örgüte(Đttihat ve Terakki) bağıyla öğünmesi büyük anlam taşır. Ben; Dünya Siyonizm’i tarafından kurulan bir çetenin, bir imparatorluğu batırmış olsa dahi vicdan azabı ve pişmanlık duyarak kolay kolay susacağına, vazifesini terk edeceğine inanmam. Hele bu oluşum, on beş asırlık bir Yahudi idealinin gerçekleşmesi ve sınırsız bir ihtiras uğruna yapılmış ise... Onun için de bu millet, bu çilekeş ve talihsiz millet aynı kötülük çemberinde hala çırpınmaktadır. Bu sebeple son olaylarla, son dedikodularla, geçmiş arasında bir bağ ve ilişki aramak mümkün ve doğrudur. Şu prensip üzerinde ısrarla duruyoruz: Bir dava; ihtiyaç duyulmadan, uğrunda mücadele edilmeden ve fedakârlık yapılmadan elde edilemez. Şimdi sorabiliriz: Đttihat ve Terakki Örgütü niçin kurulmuş ve 1908 ihtilali neden yapılmıştır? Hürriyet, Adalet, Eşitlik, Kardeşlik için mi? Fakat bütün bunlar, Farmasonların sahte maskeleri ve işaretleri idi. Hiç biri gerçekleşmedi. Aksine hürriyet yerine zulüm geldi. Hem öyle zulüm ki, istibdada (II. Abdülhamit’in baskı yönetimi) günde bin defa rahmet okuttu. Otuz üç yılda, üç insanın canına kıymayan mutlakıyet devrine karşılık sekiz yılda, hürriyet devrinde, darağaçlarında asılmak veyahut kurşuna dizilmek suretiyle tam altmış bin insanın canına kıyılmıştır. Cehalet, ihtiras ve keyfi idare yüzünden cephelerde ölen üç milyon Türk bu hesaba dâhil değildir. Çok kimseler uzun yıllar Abdurrahman Paşa adliyesinin hasretini çekmişlerdir. Sultan Abdulhamid’in Taşkışla’nın hayal ürünü zindanlarında inlettiğinden bahsedilen bütün olayların yalan olduğu ortaya çıkmış olmasına rağmen ısrarla devam eden propagandalar, birçok insanların şuur altını, alt üst etmiştir. *** Bu neden böyle olmuştur? Memleketi kalkındıracağız, adaleti kuracağız, milleti refaha ulaştıracağız diyen insanlar niçin bu iddiaların tam aksini yapmışlar, memleketi yağma, talan, savaşlar ve zulümle bir anda yıkmışlardır. Bunun cevabı basittir: Zira 1908 ihtilali bir ihtiyacın ürünü olarak yapılmış mücadeleler sonucunda değil Dünya Yahudiliği’nin arzu ve emeliyle olmuştur.

Atina’lı aydın avukatlardan N.N.Prandakis’in 1963’te yayınlamışş olduğu “E. Skotine Dinamis ipo To Fos Tu Hristianizma” isimli eserinin 8. sahifesinden şu parçayı alıyoruz: “Milletimiz 1945 yılından sonra pek çok organizasyonlarla karşı karşıya geldi. Çeşitli kanallarla halka yardımlar yapıldı. Sonra da öğrenildi ki bu yardımları yapan örgüt milletimizden minnet yerine milli, tarihi örf ve adetlerini terk etmeyi istiyorlardı. Bu talep halkın tepkisine sebep oldu. Fakat dünya Siyonizm’i boş durmadı, Mason Kardeşlik sıfatı altında bütün hayırsever örgütlere el attı. Rotarienler Yunan aristokratları ile burjuva ve kapitalistlerini elde ettiler. Đşçi ve gençlik oluşumları ile (Đzci Teşkilatları) Dünya Farmasonluğu’nun emrine girdi. Bir işgalciden kurtulmuş olan vatan, yeni bir işgalciye adeta kucak açıyordu. Bu yeni gelen işgalciler kışkırtmaya meyilli olanların hepsini seferber ederek dinin, tarihi örf ve adetlerine iğrenç bir şekilde tecavüz ediyorlardı. Bunlara karşı milletçe hiç bir karşı hareket yapılmamıştı. Çünkü her biri bu milletin bireyleri idi. Siyonizm milletin bireylerini birbirine düşman yapmıştı. Hâlbuki dün her biri büyük vatan ideali etrafında toplanmış kimselerdi. Başarılı Masonlar, başarılı vatandaş; Masonluğa ve Dünya Siyonizm’ine sırt çevirmiş olan hakiki vatanseverler adeta vatan haini olmuştu.(1) Yeni vatanseverlik felsefesi işte bu idi. Küçük bir yardıma karşılık bir milletten çılgınca taleplerde bulunuyorlardı. Incil’in halk diliyle yazılması, dört bin senelik geçmişe sahip Grek alfabesinin kaldırılması veya yeniden düzenlenmesi gibi(2). Bunlar bizce hiç bir sebeple akıllıca hareketler olamaz, eğer gerçekten bu istekler akıllıca ve ikna edici sebeplere dayanmış olsalardı (muharref) Tevrat (Tevrat ve Talmut) da düzenleme yapılarak Đbranicenin çok başka şekil alması gerekirdi. Doğu Avrupa ve Balkan Yahudileri Tevrat ve Talmut’u hiç bir zaman YĐDĐŞ Diliyle okumağa yanaşmamışlardır. Hahamlar havralarda böyle bir talepten dahi bahis açtırmamıştır. En az üç bin senelik lanetli Yahudi tutuculuğu, dilde, örf ve ananelerde en küçük iyileştirmeye yanaşmadan zamanımıza kadar gelmiştir. Bizce en zor alfabe Đbranice dir. Keza en bol batıl inanç ve gericiliğe taviz veren, hatta tipik bir gericilik sistemi üzerine kurulmuş olan din yine Đbrani dinidir. Bu böyle olduğu halde üç bin seneden zamanımıza kadar en küçük iyileştirme ve yenidüzenlemeye tabi tutulmadan Đbranilik gerici dininin, anlaşılmaz dili, en karışık alfabesi ve en korkunç kan emmeleri ile ihanetini devam ettirmiş ve ettirmektedir. Đbranilik dışındaki en eski natüralist ve semavi dinler Đbraniliğin yanında en pozitif bir dindir. Bu devirde Afrika vahşileri dahi insan kanı emmeği terk etmiş olmalarına rağmen; Đbranilik terk etmemiş ve Đbrani olmayanların kanını kendilerine helal görecek ve bu vahşetin savunmasını yapacak kadar şuursuzlaşmışlardır. Siyonistlerin uşağı olan masonlar gerçekten hurafeye, irticaya ve ırkçılığa düşman olmuş olsalardı bunlar en önce Đbranilikle savaşırlardı. Zira her türlü batıl itikatları yaşatan ve buna dini bir sistem şekli veren Đbraniliktir. Đki/Üç bin yıldan zamanımıza kadar Đbrani ve mason yetkilileri tarafından daima Yahudi olmayan milletler saldırı ve eleştirilere hedef olmuştur. Farmasonlarda Đbrani ırkçılığının kabul ve itibar görmesi ve gerici Đbraniliğin kutsal oluşu, masonların nasıl bir Yahudi uşağı olduğunu gösteren delillerdir. Yahudi ırkçılığını eleştirmeyen masonlar, Đbrani hurafelerine ve kan emici karakterine karşı cephe almamakla da gerçek yüzlerini göstermiş olmaktadırlar. Đncil 174 yerde Yahudiliği aşağılayarak bizlere vahameti hatırlatmaktadır.(3) Aynı eser, sahife: 16-17: “Yunan Ortodoks Patrik’i Dördüncü Gregoris Osmanlı çıkarlarına ihanetten Đstanbul patrikhanesinin kapısında asılıp cesedi üç gün asılı kaldıktan sonra Đstanbul Yahudileri tarafından naaşı Fener ve Balat sokaklarında o çevrenin Yahudileri tarafından süründürülüp cesede hakaretler yaptılar. Zira Fatih Sultan Mehmed’in sık sık ödünç para aldığı Haskel Yahudi idi. Dördüncü Sultan Selim’in devletlerden alamadığı altını sık sık Yahudi Yasef Nazi’den alması Yahudi’nin Osmanlı mali bünyesine nasıl girdiğini ve nasıl bir mali baskı altına aldığınınyeterli delilleridir. Yahudi Haskel 1808’den 1830 yılına kadar Osmanlı mali hayatını elinde tutan ve Yeniçeri ağalarını emrinde bulunduran bir hain idi.(4) 1898’de Đsviçre’de kurulan “Halk Bankası” dünya Siyonizm’inin ve masonluğunun ideallerini geniş maddi imkanlarla desteklemek için kurulmuştur. Osmanlı mali hayatı Sultan Selim devrinden itibaren Yasef Nazi tarafından ele geçirilmiştir. Bunlar şu anda dünya ekonomisini elinde tutan Roçiltlerin dedeleridir. Siyonist ve mason etkisinin çok az olduğu yerlerde bunlar ellerindeki mali imkânlara dayanarak hükümet adamlarını, parti liderlerini, yayıncı, yazar ve fikir adamları satın alarak dünya Siyonizm’i ve masonluğunun çıkarlarını korumak ve savunmak için hamleler yaptırırlar.

(1) (2) (3) (4)

Garip şey demek mesele her yerde aynı. Hiç bir fark yok... Şu benzerliğe bakın. Kur’an-ı Kerim baştan aşağı bu lanetli kavimden bahseder. Haskel: Osmanlı Đmparatorluğunu yüzyıllarca sömüren Yahudi sülalesi.

Aynı Eser Sahife 24-25 Modern komünizmin kurucusu Karl Marks Yahudi idi. Asıl Yahudi ismi Kesile Mordahay’dır. Lenin anne tarafından Yahudi idi. Đlk 1917 komünist hükümet idaresindeki yirmi iki üyeden on yedisi öz Yahudi asıllı kişilerdi. Mesela Lenin, Stalin, Troçki, Kavmahan, Smit, Liline, Piçburg, Zinovyefa, Kokonski, Valdorski Radomirsilizki, Şitayinbuğ ve saire... Đlk komünist merkez üyesi olan beş yüz elli dört üyeden, dört yüz kırk yedisi saf kan Yahudi idiler. Yahudi olmayanlardan, iki Polonyalı, bir Çek, otuz Rus, on üç Ermeni, iki Gürcü, bir Macar, on iki Alman ve ayrıca dört yüz kırk yedisi Yahudi’ydi. Bu dört yüz kırk yedi komünist Yahudi’den yalnız ellisi 1917 büyük komünist ihtilalinin iç yüzüne vakıf ve ana hedefini biliyordu, diğerleri ise mahalli komünistler idi. Eylül 1916’da Fransız ve Birleşik Amerikan devletleri milli istihbarat şefleri Çarlık Rusya’sında yakın bir gelecekte önemli ve korkunç ihtilalin çıkarılacağını haber almışlardı. 1917’de Rusya’daki komünist ihtilallerinin dış ve şef organizatörleri Amerikan Yahudi’si Jakop Şif(5), Kun Löp ile SĐA Yahudi bankası şefi Otto Kaan, Felix Varburg ve Zevon H. Hanaver’dir. 1917 ilkbaharından itibaren Jakop Şif, Troçki’ye malzeme ve para göndermeye başlamıştı. New York’daki Siyonist ĐLERĐ gazetesi Rus çarlık idaresine karşı ihtilali ima eden yayına başladı. Maks Barley özel amaçlarla kullanılması için Troçki’ye altın para göndermeye başladı. Ulaf Asberg Stokholm’deki NĐE bankası kanalı ile komünist Yahudi ihtilalcilerine para göndermeye başladı. Devamında Ulaf Asberg Troçki’nin baldızı ile evlenerek Rusya’daki Yahudi proletaryası ile batılı milyarder Yahudiler arasında özellikle akrabalık da kurmuş oldu… NĐE bankasının Stokholm ve Zinetefoki şubeleri kanalı ile Ulaf Asberg’in aracılığı ile milyonlar ve altın gönderilmiştir. 1917 yılında Bolşevik Yahudi ve mason liderleri, Siyonist amaçlarına hizmet için kurulmuş olan bankalardan Kum ve Löp ile Rinu ve Efalias ile Sia Sendikasının masonlukla olan ilişkileri kontrol edilirse görülecektir ki; Petrograd’daki Grünberg Siyonist banka şubesi ile Frankfurt’taki, MAYN, keza Londra’daki Spayer, Sia ve Stokholm’deki NĐE banka şubeleri Bolşevik Yahudi ihtilal hareketinin başarısı için yüzlerce milyon dolar harcamışlardır. 1917 Rusya Bolşevik ihtilaline kadar dünya Siyonizm’i milletleri ırk ve din uğruna birbirine karşı savaşlar ve iç ihtilallere kışkırtmıştır. 1917’den sonra dünya Siyonizm’i milletlerin karşısına yeni bir yöntemle çıkmıştır: Ekonomik sistem… Şimdiden sonra dünya milletlerini pek kanlı savaşlara sürükleyecek olan sebep ekonomik sistemdir. Devletlerin yıkılışı ve yeniden kuruluşuna daima ekonomik sebepler etki edecektir. Bilinçlç politikacıların ve hükümet başkanlarının bu yeni Siyonist ve mason taktiğini gayet iyi bilmeleri gerkir… Dini çıkar etrafında bildik Yahudi yaygarasının ayyuka çıkması şu anda ikinci plandadır. Siyon liderleri bir ülkede liberalizmi savunurken, diğer ülkede koyu bir tutuculukla sosyalizmi savunarak devletleri istikrarsız bir politika izlemeğe mecbur edeceklerdir. Büyük bir Siyonist ve mason ekonomik baskısına ve emperyalizmine direnecek yeni bir Milli Ekonomi Politikası takip etmek oldukça zordur. Bu olumlu davranışı milli bilince sahip hükümet başkanlarından bekleyebiliriz… Sırtını mason localarına dayamış ve milli bilincin uyanmasından yıllarca endişe etmiş politikacılardan olumlu davranış beklemek en büyük gaflettir. Zira Siyonist uyumaz, uyutur, aldanmaz, aldatır. Aynı Eser Sahife 36 *** Halen Yunanistan’da kırk dört loca mevcuttur. Bunlardan yirmi biri Pire ve Atina’dadır. Atina ve Pire localarında 2.241, diğer localarda ise 1.854 mason kayıtlıdır. Aynı Eser Sahife 40 *** Đbranice’den masonluğa pek çok kelime geçmiştir. Dünya masonluğu bu kelimeleri hiç itirazsız kullanmaktadır. Mesela Aran, Avazar, Avadan, Avdiil, Avel, Avi, Vallak, Avvam, Apif, Adat, Enak, Adonay, Adoniran ve saire gibi... Bine yakın Đbranice kelimeyi mason haberleşme, yazışma ve arşivlerinde bulabilirsiniz. Bu konu Đbranilikle Masonluğun bağlantısını gösteren belgelerdir. Aynı Eser Sahife 52-53 *** (5) 31 Mart ihtilali için bir milyon dolar, 1917 Rus ihtilali için iki milyon dolar harcayan Yahudi...

… Roma Katolik Kilisesi ve Papa KLĐMĐS 28 Nisan 1738’de masonluğu bütün semavi dinlere öğüt vermekle suçlayarak AFOROZ kararı almıştı. Keza 1751’de, 1814’de, 1821’de, 1829’da, 1832’de, 1846’da ve 1875’de Vatikan senatosu tarafından masonluk aleyhine kesinlik ifade eden kararlar alınmış ve Roma Katolik Kilisesine bağlı kardinaller masonlukla şiddetli mücadeleye davet ve teşvik edilmiştir. Yunan Ortodoks Kilisesi ise masonlukla mücadeleye 1866’da başlamıştır. 1867, 1896, 1898, 1900, 1911, 1930, 1932 ve 1933 yılları Yunan masonluğu için çok tehlikeli yıllardır. Çünkü bu yıllarda Yunan Ortodoks Kilisesi yetkilileri Yunan milliyet perverlerini masonlukla mücadeleye davet etmişler ve milli galeyanda yüzlerce Farmason Yunanistan’ın kaza ve vilayetlerinde linç edilmişlerdir. Kiliselerin dışındaki birçok milliyetçiler tarafından da masonlukla mücadele bayrağı açılmış ve bu insanlık mücadelesine pek çok değerli vatan perverler katılmıştır. Masonlukla ilk bilinçli mücadele 1739’da Hamburg’da başlamıştır. Devamında yukarı Essen bölgesi ile Bütigen çevrelerinde ve Kopenhag’da kendini göstermiştir. Bu tarihteki büyük vatan perver Danimarka Kralı ile yedi organizasyon, masonlukla mücadeleye başlamıştır. 1896’da bu haklı mücadele Macaristan’da kuvvet bulmuştur. Mason karşıtı örgüt, Macar kızlarını masonlarla evlenmemeğe davet etmiştir. 1897’de Fransız milliyet perverleri Paris’te büyük bir mason karşıtı teşkilat kurmuşlardı. 1930’da Romen milliyet perverlerinden Doktor V. Trifo Bükreş’te mason karşıtı teşkilat kurmuştu. 1926’da Amerika Birleşik Devletlerinde yer yer mason düşmanları teşkilatı kurulmuştu. Aynı Eser Sahife 58 *** … Son yıllarda Fransız masonları devlet başkanı General de Gaulle’a karşı resmen cephe almışlardır. Bu konu masonların politika ile ne kadar yakından ilgilendiğini göstermektedir. Türkiye’de Menderes hükümeti yıkıldıktan ve Türkiye masonları üstadı Ahmet Salih Korur, diğer mason hükümet üyeleriyle birlikte yargılanıp bazıları mahkûm edildikten sonra Türkiye masonları kısmen bir sarsıntı geçirmişlerse de: Đngiliz masonlarının uluslar arası yardım sonucu şu anda eski durumundan çok daha fazla kuvvetlenip örgütlenmişlerdir. Aynı Eser Sahife 60

1946 yılından 1949’un son aylarına kadar kuvvetini Gramos ve Viçi dağlarında hissettiren Yunan Komünist Halk Cumhuriyeti E.L.D.’nin resmi yayın organı Halkın Sesi-Laiki Foni Gazetesinin ve 1 Ağustos 1948 tarih ve 685 sayılı nüshasında; Egenin ve Balkanların kıdemli komünist sözcüsü, Varnalı Bulgar Yahudilerinden 33 dereceli Farmason Avram Benaroyas’ın aşağıdaki yazısı yayınlanmıştır. “ Ülkümüze yıkıcı darbe vuranların sonu feci şartlar altında ölümdür! Türkiye’nin gururlu sarı diktatörü Mustafa Kemal Atatürk, 10 Kasım 1935 tarihinde Ankara’da Çankaya köşkünde Doktor Mim Kemal Öke’ye: “Mason örgütünün çalışmalarını inkılâplarıma aykırı gördüğüm için kapatılmasını gerekli gördüm. Bu dakikadan itibaren bu örgütü ölmüş biliniz ve bir daha diriltmeğe kalkışmayınız.” Demişti. Birçok ülkede, sistemli ve metotlu bir tarzda çalışan, bize her şekilde hizmet eden beşinci kolumuz masonlardır. Türkiye’deki masonlar Kemal Atatürk’e karşı gayet şefkatli ve dostane davrandıkları halde gururlu diktatör yersiz telaşa kapılarak yukarıda bahsettiğimiz tarihte mason örgütünü kapattı. O zannetti ki; bütün muhaliflerini yok ettiği gibi, masonları da yok edebilecek. Fakat asla! Türkiye’deki mason örgütünün, Kemal Atatürk tarafından kapatılarak çalışmalarının durdurulduğunu Moskova’da, tarihi bir yerde yoldaşlar arasında yapılan bir toplantıda işittiğim zaman, beynimden okla vurulmuş gibi sersemledim. Heyecandan şaşırmış bir halde, oradakilere şaşkınlık içinde: “Bu nasıl olur? Neden kapatılırmış? Bu mümkün değil! Kapatıldığı da bir gerçek ha! Bu böyle olduğuna göre, o sarı lider kesinlikle ortadan kaldırılacaktır!” diye haykırdığımı hatırlıyorum. Muhterem okuyucularım. Şimdi sizlere gizli ve esrarengiz kuvvetimiz ve beşinci kolumuz olan masonlardan bahsedeceğim. Türkiye’deki yoldaşlar, yıllarca Tevfik Fikret’ten ilham aldılar. Fakat Tevfik Fikret’in fikirleri Türk gençlerinin fikir boşluğunu dolduramadı. Bu boşluğu Nazım Hikmet doldurmayı başardı. Yarımay dergisini yıllarca biz Kremlin masonları besledik. Derginin ilk dağıtımı zamanında, Đstanbullu bir birader Marsilya’da bana başvurarak, Kremlin’in kendilerine maddi yardımda bulunmasını rica etti. Duruma şöyle bire baktım ki, yardım etmek gereklidir. Fakat bu yardımı biran evvel yapmak için, Kremlin’e başvursam zaman kaybı olur. Fazla düşünmeden, derhal otele gidip New York’lu

biraderimiz Jakob Şif’in(6) bana göndermiş olduğu çeklerden otuz bin dolarlığını bu işgüzar yoldaşımıza verdim. Yardımın sonrasında gördüm ki; Yarımay dergisi yayınına başarıyla devam ediyor ve Nazım Hikmet yoldaş inandığı davasını bu dergide fedakârca savunuyordu. Zaman geçtiği halde Türkiye’de bizi memnun edici ilerlemeler olmuyordu. Muhafazakâr Anadolu köylüsünü kızıl felsefeye alıştırmanın ne kadar zor olduğunu takdir edenlerdenim. Fakat ne yapıp yapıp, bir sonuç alınmalı idi. Zaza Kürtlerinin liderlerinden bazıları, sistemli telkinlerimiz sayesinde mason örgütüne katılmışlardı. Bu dağlı liderler, zamanla çevrilerek devlet işlerine ısındırılıp inandırıldıktan sonra isyana kışkırtıldı. Đsyanın başlıca sebebi güya; devletin dini eğitim ve yayınları önlemesi ve dinsizliği yaygınlaştırmak istemesi bahanesiyle, bu durumun silahla çözülmesi idi. Doğaldır ki; hedefe varmak için, çeşitli şeytani hilelere baş vurmak ana prensiplerimizdendir. Dine dayandırılarak isyan çıkartmakta, iki amacımız vardır: 1- Türk devlet yöneticilerini dinsizlikle suçlayarak, Đslam dünyası gözünde Türklerin yüksek itibarını sarsıp, Müslüman dünyasının düşmanlığını Türkiye ve Türk milleti üzerine çekmek. Çünkü yüzyıllardır Đslam’ın tek savunucusu Türklerdir. Pan-Đslamizm, ancak Türk devletinin sayesinde gerçekleşebilir. Bu yönü tamamen öldürmek için de, isyanda dini amaçların görülmesi gereklidir. 2- Đsyan başarılı olmazsa (ki zaten başarılı olunmayacaktı) Türk milli emniyeti bütün araştırma ve incelemelerini dindarların üzerinde toplayarak, bunların kitle halinde yok edilmesini sağlamak ve sonra da, masonlarla Yarımaycıların, bu isyan olayıyla hiçbir şekilde bağlantısı olmadığını milli emniyete inandırmak ve böylece biz komünistlerin, dindarlara karşı yok edici uygulamalarımızı Ankara yöneticilerine mecbur bırakarak yaptırmak… 19 Şubat 1925 Pazar günü Piran’da patlayan isyanın kuvvetinin kısa bir zamanda birçok Doğu Anadolu vilayetlerine sızması mümkünken; masonların ve Yarımaycılar grubunun bu isyan olayında pasif kalmaları, isyanın yönünü başka tarafa çevirmiştir. Đsyanın bastırılması, Türk ordusunun müdahalesiyle mümkün olmuştur. Đsyanın sorumluları olan birçok insan tutuklanarak sıra ile Đstiklal Mahkemesinde yargılanmışlardır. Gerçi Ahmet Emin ve Hüseyin Cahit de tutuklananlar arasında yer almışlarsa da, mason örgütünün çeşitli çalışmaları meyvesini vermekte gecikmedi ve Ahmet Emin ve Hüseyin Cahit, zamanla serbest bırakıldılar. Kürt Teali örgütü, işlerini masonlar gibi mistik esaslara dayanarak yapmasıyla, bu bir zamanlar Orta Doğuda, Orta Çağlarda var olan Đhvan-ı Safa örgütüne benzer. Ankara ile Moskova arasındaki samimi bağı bozmamak için Kremlin, daima Londra masonlarına işini gördürmüştür. 1918 antlaşmasında, Britanya Hariciye Vekili (Komünist mason bir Yahudi) Artur Tames Balfur aracılığıyla, Anadolu’da yer yer isyanlar düzenlettirilmiştir. Pololu Sadi ismi ile tanınan bir Kürt masonu, Đngiliz ajanı diye kasten Nizamettin adında bir Türk polisi ile temasa geçerek, Kürt Teali Örgütü adına isyandan önce beş maddelik şart ileri sürülmüştür ki; bunlar hep Ankara’nın nabzını yoklamak için yapılan taktiklerdir. Anadolu’daki isyanlar Kremlin’e pek fazla bir şey kazandırmamış ise de, dindarların cephesini çökertti. Bizim, Türkiye’de tek dayanağımız Farmason localarıdır. Gizli planlarımızı, daima masonlar aracılığı ile uyguluyoruz. Đsyanların bastırılmasında mason biraderlerimiz kurtulmuşlarsa da, Atatürk’ün ani bir dönüşle mason örgütünü kapatışı bizi derin derin düşündürmüştü. Đlk anlarda Kemal Atatürk’ü silahla ortadan kaldırmayı düşündük. Çünkü o, felsefemizin Türkiye’de yerleşme imkânlarını ortadan kaldırmıştı. Bu sebeple kendisinin ortadan kaldırılması son derece önemliydi. Fakat tehlike büyük ve başarı ihtimali yüzde ondu. Nihayet bir gün Kremlin kesin kararını verdi. Onun ölümü esrarengiz olacak ve kendisine göre sırlar içerecekti. Mason örgütü Atatürk tarafından kapatıldıktan sonra; mason biraderler, örgüt sanki kapatılmamış ve Atatürk’le aralarında hiçbir çatışma yokmuş gibi davrandılar. Đmkân buldukça onun her hareketini alkışladılar ve zamanla onun etrafında bir çember oluşturdular ki, sarı lider, kendiliğinden bu çemberin içine girip hayatını bize teslim etti. (7) (6) Birkaç yerde birçok defalar tekrarladığımız gibi bu Yahudi Löp ve Kum Bankasının müdürüdür. 31 Mart Faciası ve 1917 Sovyet ihtilali bu herifin parasıyla yapılmıştır. (7) Ve böylece hastalığında, Farmason olmayan, milliyetçi hiçbir doktoru yanına yanaştırmayıp bütün Farmason doktorları Yahudi doktor ve ta Fransa’dan getirilen büyük üstat hastanın etrafını sardı ve… Bunu birkaç kere yazdık tekrarlıyoruz.

Doktorlarımız, Atatürk’ün ölümünün ani oluşunu tehlikeli gördüklerinden; 1937 yılı ortalarında ismini açıklamayacağım bir doktor bazı şöhretlere dayanarak Atatürk’e ilk darbeyi sinir organlarını zaafa düşürmek sureti ile indirdi. Böylelikle, uyguladığı tedavi usulü Atatürk’ün sinir organlarını felce uğrattı. Atatürk’te, zaman zaman burun kanamaları, baş dönmeleri, kusmalar, karşısındaki arkadaşını tanımazlıklar kendini göstermeye başladı. Onun çok hasta olduğunu, beşinci kollarımızın ajanları gizliden gizliye yaymağa ve hastalığının öldürücü olduğunu kamuoyuna duyurmağa, milli duygularda boşluk oluşturmağa çalıştılar. Atatürk’ün hastalığı kamuoyunda kabul görünce, görevimizin birinci bölümü tamamlanmıştı. *** Türkiye’deki masonlar, zaman zaman bize verdikleri bilgilerle bizi aydınlatıyor ve uyarıyorlardı. Fakat ne yazık ki; Nazım Hikmet’in hürriyeti eline verilmemiştir. Bu da bize şunu gösteriyor ki; önemli davalarda gizli çalışmayı tercih ettiklerinden olumlu sonucu çabuk elde edemiyorlar. Fakat ben durumdan memnunum. Çünkü: Nazım Hikmet tutuklu olduğu halde, yazıları ve şiirleri yayınlanıp aydınlarımıza duyurulmuş ve Türk edebiyat tarihine geçmiştir. Bize bu imkânı sağlayan ve bütün Türk aydınlarını solculuğa yönelterek, solculuk felsefesinin kuvvetlenmesini Farmasonlar sağlamıştır. Birkaç yıl sonra, Türkiye’de şu maddeler uygulamaya konarak olumlu sonuç alınması sağlanacaktır: 1- Parti tüzüklerinde, işçilere grev hakkının tanınmasını sağlayan kararlar konularak, Türk işçilerine bu hakkı kazandırmalı, zaman zaman çıkarılan grevlerle de Türk milli ekonomisi felç edilmelidir. 2- Her türlü dernekleri bir merkezde toplayarak sendikalar kurmalı ve bu sendikalarla sendikalizm ismini taşıyan aynı bir ihtilalci topluluk oluşturarak hükümet üzerinde baskı oluşturmalı ve sendikaları çeşitli çalışma alanlarına ayırarak çalışmaları sağlanmalıdır. 3- Türk kamuoyuna hükmedebilmek için, bütün basın birleştirilerek yayınları bir elden idare etmeli ve ağız birliği sağlanmalıdır. Muhterem biraderler! Bütün Balkanlar ve Ege, kızıl felsefeyi kabul etmiştir. Karşımızda tehlike olarak Türkiye kalmıştır. Durumumuzu Türkiye’de de kökleştirmek için, yukarıda arz ettiğim maddeleri mason kuvvetine dayanarak uygulattıracağız. Eğer maddelerde toparladığım konular Türkiye’de on sene içerisinde uygulanırsa, Türkiye tekelimiz altına girmiş sayılabilir. Zamanın bizim gözümüzde hiçbir değeri yoktur. Yeter ki; üzerinde hassasiyetle durulan konu, yapılan planların her fedakârlığa dayanarak uygulanması sağlansın. Dünya milletleri içinde, askeri kavramlara kendini bağlayan Türkler, Japon ve Cermenlerdir. Bir devlet de durumumuzu kuvvetlendirmek için, o devletin halkını askeri duygulardan arındırmamız gerekmektedir. Bunun içindir ki, asırlık deneyimlere dayanarak hareket ediyoruz. Türkiye’deki askeri ruhu öldürmek için fuhşu doğallaştırarak ve basında müstehcen yayınları devam ettirerek amacımızı yerine getirmeliyiz.(8) Türkleri, 1919-1922 savaşlarında dinamik kuvvetlerle alt etmek, düşmana öldürücü darbeyi indirerek duruma hâkim olmak istersek, en az otuz dört tümen Kafkaslardan Doğu Anadolu’ya girerek, merkezi Erzurum veya Sinop olması kararlaştırılan bir Doğu Anadolu Halk Cumhuriyetinin kurulması konusunda bütün dünya kamuoyu hazırlanmalıdır. Đsmet Đnönü’yü istediğimiz tarafa yönlendirebiliriz. Bunun için Đnönü’nün mutlaka başa getirilmesi lazımdır. Onun Farmasonluğa hizmeti inkâr edilemez. ” gibi konuşmalar uzayıp gidiyordu.Nihayet şöyle bir anlaşmaya vardılar. Atatürk’ün ölümünden sonra, Mareşal Fevzi Çakmak beye dayanılarak ordu kuvvetleriyle Đsmet Đnönü Cumhur Reisliğine getirildikten sonra, şu konular hassasiyetle uygulanacaktır: 1- Bütün bakanlar masonlardan veya solculuğa eğilimli kişilerden oluşacaktır. 2- Eğitim otoritesi, solcuların eline verilecektir. 3- Köy Enstitüleri meydana getirilerek, bu okullara yalnız köylü çocukları ve bunlardan da serkeş, zorba ve hain karakterli olanlar seçilerek alınacak ve bunlara solcu ateist felsefe öğretilerek köy öğretmeni yapılacaktır.(9) 4- Köy okullarına geniş ilgi gösterilerek, köy öğretmenleri köy özel idare memurları haline getirilecek ve köyün hâkimiyetini bunlara teslim edip, çocukları anne babalarının her türlü telkinlerinden izole edilerek, Sovyet usulüne göre yetiştirilecektir.

(8) Yahudilerin protokolleri de bunu böyle söylüyor ve ne yazık ki bu madde bizde gayet kolaylıkla tatbik sahasına konmuştur. En serbest ve demokrat Avrupa memleketlerinde yasak olan iğrenç resimler ve neşriyat burada serbesttir ve gittikçe iğrenç bir şekil almaktadır.

5- Sovyet köy kolhozunu Türkiye’de gerçekleştirmek için, önce, buğday silo usulü ile köylülerin elinden alınarak kolhoz usulüne alıştırılacak, sonra tahılın yüzde atmışı alınarak şehirli ile köylü arasındaki mevcut toplumsal denge bozulmalıdır. 6- Devletin ekonomik ve toplumsal duruma hâkim olabilmesi için, vatan savunması bahane edilerek yalnız dindar zenginlerden Varlık Vergisi ismi altında servetlerinin yüzde sekseni alınmalıdır. 7- Ahlakın yüksek prensiplerini öldürmek için, temyiz mahkemelerinin çeşitli kollarına solcu ve masonlar tayin ettirilerek, yerel mahkemelerde davası görülen ırz ve namus düşmanı tecavüzcülere çok az cezalar verdirilerek, vatandaşlar arasında ahlakın kutsallık hissi çökertilmelidir. 8- Solcu yayınlar desteklenerek, sağcılar Nazi baskı usulüyle yıldırıp yayıncılıktan uzak durmaları sağlanmalıdır. 9- Mareşal Fevzi Çakmak’ın elinden bütün yetkileri alınarak görevine son verilmelidir. 10- Mason örgütünün serbest bırakılması sağlanarak, masonlara devlet otoritesinde görev verilmelidir. Mustafa Hakkı Nalçacı Kremlin sözcüsünün sunduğu bu anlaşmadan çok memnun kaldı. Fakat yukarıda fikir birliğiyle meydana getirilen anlaşma şartlarından herhangi bir madde, beş sene için uygulanamadı. *** Bu yazı serisi, 1891 tarihinde Kavala’da Elizbet adında bir Yahudi fahişesinden doğan ve babalığı sebzeci olan Apostolos Grozos tarafından yazılmıştır. Apostolos Grozos, 1915’de Kavala’dan Selanik’e giden ve Balkanların komünist sözcüsü Bulgar Yahudi’si ve Farmason üstadı Avram Benaroyas ile temasa geçerek komünizme ve Farmasonluğa girişinin gerçekleştiği bilinen elebaşlarındandır. Kendisi aktif bir Farmason, bir komünist olduğundan, Doğu Makedonya’nın bütün işçilerini teşkilatlandırarak kısa zamanda Yunanistan’ın Tütün Đşçileri Sendikası K.O.E. genel başkanlığına getirilmiş ve 1920’de bu sendikanın genel temsilcisi olarak Makedonya’ya gönderilmiştir. Lenin, dünyanın çeşitli yerlerinden Moskova’ya gelen birçok Farmason anarşistlerle birlikte Apostolos Grozos’u da Kuut adındaki casusluk mektebine kaydettirerek üç yıl eğitmiş ve sonrasında Polit Büronun emriyle Yunanistan’a gönderilmiştir. Senelerce K.O.B. sendikasının başkanlığını yapan bu hain, Batı Trakya, Doğu Makedonya ve Đpros gibi eyaletlerde komünizmi yayarak Yunan milli ekonomisine ağır darbeler indirmiştir. Đlkokul mezunu olmasına rağmen, bir dönem milletvekilliği dahi yapmıştır. Özbekistan’daki on dört kadar Yunan komünistinin Garandok Grictski dedikleri kızıl kolonilerin başkanı ve Kremlin gözünde Yunanistan’ın komünist genel başkanıdır. 1948’de Gramos’ta kurulan kukla cumhuriyetin kurucularındandır. Yönetimin yayın organı Halk Cephesi-Laiko Metepo gazetesinde zaman zaman birçok makaleler yayınlattırmıştır. Aşağıya aldığımız yazı 1, 2, 3, 4 ve 5 Eylül 1949 tarihini taşımaktadır ve aynen alınmıştır. Farmason komünist olması ve Kuut adındaki kızıl casusluk okulunda yıllarca ders görmesi, bizim bilmediğimiz esrarengiz siyasi olayları biliyor olmasını doğaldır. ĐNÖNĐZM – KEMALĐZM – KOMÜNĐZM Yazan: Apostolos Grozos Yakın komşumuz Türkiye’de bu üç siyasi akım, birbirleriyle çekişme halindedir. Đnönüizm, Kemalizm ve Komünizm… Bu akımlar, zaman zaman etkilerini hissettirmekte ve toplum hayatında büyük bir etki göstermektedir. Kemalizm nedir? Kemalizm Türkiye Cumhuriyeti’nin kurucusu Kemal Atatürk’ün dile getirdiği reformist bir düşüncedir. Tutucu ve reaksiyoner Türkler, Kemalizm’e şiddetle karşıdırlar. Bu düşünce biz komünistlere kısmen yaşam hakkı veriyorsa da, esas arzumuzu Farmason komünistlere yaptırıyor. Gerçi Farmasonlar aslında anti-Kemalist iseler de, şimdilik Kemalist görünmeye mecburdurlar. Farmasonların anti-Kemalist olmalarına sebep olan olay, 1935’de Atatürk tarafından localarının kapatılmasıdır. Atatürk bu kararı uygularken, kendini ve eserlerini yok etmeye çalışan her türlü bela ve suikastların Farmasonlar tarafından düzenlendiğini anlamış ise de, resmi bir açıklamaya gerek görmemiştir. Gerçekten Atatürk’ün yok edilmesi için düzenlenmiş gizli komplolar, şimdi Kemalist görünen yoldaşlarımız Farmasonlar tarafından düzenlenmiş olmasına rağmen, her defasında başarısızlığa uğramıştır. Bugün, Türkiye’deki Askeri Mutaassıp burjuvanın en büyük ve azılı düşmanı olan Farmason Siyonistler, milli ve dini düşünceleri zayıflatmakla, biz komünist kardeşlerine halk ihtilali zemini hazırlamakta ve kızıl proletaryayı aktifleştirmektedirler. Nitekim yıkılan Çarlıkta, tıpkı Farmason anarşistlerin Türkiye’dekine benzer çalışma metotlarıyla yıkılmıştır.

Türkiye’deki Poliotokrat rejimi yok ederek komünizmi yerine koyabilmemiz için; Farmason komünist yoldaşlarımız yasal ve yasal olmayan imkânlara dayanarak hareket etmekte ve her biri koyu Kemalist görünmektedirler. Farmason komünistlerden Falih Rıfkı Atay, yayınladığı Yeni Rusya adındaki eseriyle Türk aydınlarına komünizmi aşılamakta oldukça başarılı olmuştur. Mustafa Mermi ve Hasan Ali Yücel aktif Farmason komünistlerden iseler de, komünizme Ahmet Emin Yalman kadar hizmet edememişlerdir. Büyük yoldaşımız Nazım Hikmet’in affı için çalışan ve her türlü tehlikelere göğüs gererek ortaya atılan Ahmet Emin, devrin en büyük kızıl proletarya savaşçısıdır. Bu Yahudi dönmeleri hakikaten komünizme sadık hizmetlerde bulunuyorlar.(9) Farmason dönmeler; 1919’da Đstanbul’da Komünist Kurtuluşu dergisini yayınlayarak kutsal düşüncelerimizi, proletaryadan Askeri Mutaassıp burjuvaziye kadar yaymışlardır. Bugünkü sözde Türk aydını geçinen Farmason yazarlar, ilhamlarını, bu dergilerden almışlardır. Bu dergi, yayınlarına uzun süre devam edememiş ise de, komünizmi Türkiye’de yıllarca sinsi sinsi yaymağı başarmıştır. Her devlette olduğu gibi, Türkiye’de de komünizme rehberlik eden ve devletin idaresini yıkmağa çalışanlar Farmason komünistlerdir. Bu unsurlar; antlaşma yıllarında Farmason dönmelerle birlikte çalışarak komünizmi Anadolu’nun en ücra köşelerine kadar yaymışlardı. Bu tarihte Lenin’in gizli talimatıyla Farmason komünistler, şu marşı yüzlerce adet çoğaltarak iç Anadolu’ya kadar dağıtmışlardır: “Anadolu şuralar hükümeti varolsun, Đşçilerin emeği üzerine yar olsun; Uyan mihnetle çalışan yoksul, çıplak hemşehri, Đnkılâba durma koş dünyanın hür rençberi…” Anadolu’nun bazı yerlerinde bu marşı hala mırıldananlar varsa, bu başarımızı şüphesiz Farmason komünistlere borçluyuz. Onlar Kremlin’in en sadık ileri karakollarıdır. Ankara’da Đştirakiyyun Fırkasını ve Eskişehir’de Sosyalist Partisini kurarak, milli Türk birliğine en ağır darbeyi indirenler, Yahudi dönmeleriyle Farmason komünist yoldaşlarımızdır. Eğer karşımıza her yerde yeşil sarıklı hocalar çıkmamış olsaydı, bugün Türkiye Sovyetlerin büyük şuralar üyesi olacaktı. Anadolu’nun yerli halkı olan Türkler, anti-slavist ve komünizme de son derece düşmandırlar. Zira bu doktrini, slavu-siyonistlerin Sovyetlerde dikte ederek, Pan-Đslamizm’e ağır darbeler indirdiklerini bilmektedirler. Bunun içindir ki, bize ve fedakâr, yoldaşlarımız Farmason komünistlerle Yahudi dönmelerine karşı müthiş bir soğukluk mevcuttur. Eğer gerçekten Türkiye’de dostlarımız olmasa, Kremlin birçok zorluklarla karşılanacaktır. Bütün bu sebepler Polit Büronun dikkatini çekmekte ve Kremlin liderleri, her zaman bu kişileri takdir etmektedirler. Bağnaz askerler, belki bugün bu kitleyi küçümsüyorlarsa da, yarın er geç takdir edeceklerdir. Çünkü onlar aydınlar kitlesini oluşturmaktadır ve doktrinlerimizi formalize eden bunlardır. Morfolojik otorite; Farmason-komünistlerin kuşatması altındadır. Farmason-komünistler, Gençliği seksle meşgul ederek homoseksüelliği yaygınlaştırmaya tüm güçleriyle çalışmaktadırlar. Çünkü karşımızda bozmak zorunda olduğumuz Bağnaz-asker kuvvet gençliğin ruhundadır. Đradenin ve fikrin bozulması daha sonra gelecektir. Özellikle son yıllarda Türkiye’nin birçok yerlerinde çıkan günlük, haftalık magazin ve buna benzer yayın organlarında, müstehcen resimler hep gizli amacımız için yayınlnmaktadır. Batı ülkelerinde Farmason-komünistler; bu gizli doktrinlerimizi formalize etmekle batı dünyasındaki gençliği din, vatan, ahlak ve milliyet kavramlarından soyutlamışlar ve böylelikle onları soysuzlaştırıp melankolik bir hayata sürüklemişlerdir. Eğer Türk gençliğini de Farmason-komünistlerin sayesinde elegeçirmeyi başarırsak, beklediğimiz zafer gerçekleşmiş olacaktır. Türk burjuvazisi, Bağnaz-asker ve reaksiyonerdir. Böyle olduğu halde dönmeler, komünistlere para yardımında bulunarak Yarımay dergisinin yayınlanmasını sağladılar. Böylelikle kızıl proloteryanın aydınları, Farmasonların başarısıyla en sert yazıları bu dergide yayınlayabildiler. Kemal ATATÜRK’ün Türkiye’sindeki Farmasonlarda, bugün iki akım birbiriyle mücadele halindedir. Bunların bir kısmı Siyonizm’e yönelmiştir, diğerleri de komünizmi toplumsal yükseliş için daha aktif gördüklerinden, davamıza hizmeti ülkü edinmişlerdir. Nitekim köy enstitüleri ile diğer birçok eğitim kurumlarında bugün, burcu burcu komünistlik kokmaktadır.

(9) Rahmetli Menderes’in, “Allah beni onun şerrinden korusun.” dediği Ahmet Emin Yalman 1954’de onu da ideallerine alet etmiş ve 1960’da diğer biraderleri ile tereddütsüz kuyusunu kazmıştır.

Bu kızıl kokuyu komünist Farmasonlar yaymışlardır. Đşte Kremline sadakat böyle olur! Hasan Ali YÜCEL, Hakkı TONGUÇ, Sabahattin ALĐ, Pertev NAĐL, Behice BORAN, Niyazi BERKEŞ, Muzaffer ŞERĐF ve Ahmet Emin YALMAN gibi kıdemli Farmason-komünist savaşçılarımız davamızın içtenliğini ifade eden zorlu uğraşlarla üstünlüğümüzü kanıtlamışlardır. Türk gençliğine hükmedebilmek için, Milli Eğitime hakim olmak ve dersleri natüralizme ait, geleneğe, dini anlayış ve ahlaki prensiplere öldürücü darbeyi indirmek gerekiyor ki, işte bu isteğimiz Farmason-komünist kardeşlerimizin ateşli çalışmalarıyla kısmen de olsa gerçekleşmiş bulunuyor. Yoldaşımız büyük üstat Nazım Hikmet’in affı için Farmason-komünistler, tahminin üzerinde bir çaba harcayarak aydınları etkilediler. Orta ve yüksek eğitim, Türkiye’de Farmason-komünistlerin yönetimindedir. Kemalizm, biz komünistler için paravandır. Bu sebeple Kemalizm’i, kızıl proleteryayı ihtilale taşıyıncaya kadar, Türkiye’de daima destekleyeceğiz. Beşinci kolumuz Farmason-komünistler ve davamızın savunucuları, dönme yazarlardır. Basın ve yayın bunların eline geçtiği zaman, asker burjuva günden güne savunmasız kalacak ve kızıl proleterya ihtilaline zemin hazırlayacaktır. Kemalizm, doğru yapıyı sembolize etmekte ise de, biz komünistler için asla! Zira Kemal ATATÜRK, Farmason localarını yasaklarken komünizme de hayat hakkı vermiyordu. Bunun içindir ki, Kemalizm ile komünizm, birbirine dost birer doktrinlerdir. Biz; ilhamını materyalizmden alan ve natüralizmi aktifleştiren kızıl felsefeyi dikte etmekle görevliyiz. Önderlerimiz her yerde olduğu gibi, Türkiye’de de Farmason-komünistlerdir. ĐNÖNÜĐZM Đinönüizm, Kemalizm’den ilham alan bir doktrindir. Esas düşünceleri açıklanmamıştır. Fakat yakın bir gelecekte, Kemalizm’i yok ederek doktrinlerinin diktesi mümkündür. Bugün çalışmasını Şeflik maskesi altında yapmaktadır. Đsmet Đnönü; Atatürk’ün mücadele arkadaşı olduğu halde, Atatürk’e hiçbir zaman bağlanmamış ve Kemalizm’e daima muhalefet etmiştir. Đsmet Đnönü, Tito gibi liderlikten hoşlanan bir kişiliktir. Bazıları komünist olduğunu öne sürerlerse de, bu doğru değildir. Fakat o, şiddetli bir din düşmanıdır ve Allah’ın ismini dahi anmaktan nefret ve tiksinti duyar. Onun bu hareketini komünistliğine değil Farmasonluğa ve Siyonizm’e bağlı oluşuna bağlamalıdır. 14 Mart 1921’de Gümrü’de Türk-Sovyet anlaşması imzalanırken, Türkiye yetkilisi Yusuf Kemal’e Sovyet yetkilisi Siyonist-komünist lider şu şartı ileri sürerek kabul ettirmişti. “T.B.M.M. hükümeti, Yahudiler Filistin’de milli hükümet kuruncaya kadar Dünya Siyonist oluşumlarına siyasi ve ekonomik yardım sözü verecektir.” Aynı yıllarda! Đngiliz-Siyonist-Sakson güvenini kazanmak için Musul Đsmet Đnönü’nün isteğiyle Đngilizlere terk edilmiştir. Đnönü bu Gümrü Sovyet anlaşmasına olan bağlılığını, 15 Mayıs 1948’de Đsrail hükumeti ile Defakto anlaşması imzalayarak siyasi ilişkiler kurarak kanıtlamıştır. Hatta Filistin Antlaşma Komisyonu Başkanı Đsveçli Kont Bernadot Đrgun teröristleri tarafından öldürülünce Đnönü, Siyonizm’e olan bağlılığını göstermek ve onu desteklemek için, Farmason üstadı Hüseyin Cahit YALÇIN’ı Filistin Antlaşma Komisyonu Başkanlığına getirmiştir. Bize göre onun en verimli görevi, LOZAN’da, tarihine, milletine ve kutsal değerlerine karşı işlediği günah, kabul ettiği şartlardır. Yüz elli vatanperverin vatandaşlıktan çıkarılması, halifeliğin kaldırılması, antidemokratik düşüncelerin Haham Hayım NAUM’un önerisi üzerine kabul etmesi ve Farmason E.VENĐZELOS’un hatırı için Yunanistan’dan harp tazminatı almayarak düşmana tavizler vermesi, tarih önünde büyük ihanetlerdendir. Tarih: 1930… Ali Fethi Bey, Paris’ten yurduna dönerek Kemal ATATÜRK’ün emriyle Serbest Fırkayı kuruyor. Her nereye gitse halk tarafından coşkun tezahüratla karşılanıyor ve Halk Partisinde büyük çöküntüler meydana geliyor. Ali Fethi Bey, Đstanbul’dan, Đzmir’e hareket ediyor. Farmasonlardan Şükrü KAYA ile Mahmud ESAD, Đsmet Đnönü ve Đzmir Valisi Kazım DĐRĐK, devlet otoritesini harekete geçirerek Ali Fethi Bey’in Đzmirlilere seslenmesine engel olmak istiyorlar. Araya ATATÜRK girerek, Ali Fethi Bey’e yapılan baskıları durduruyor. Đzmir’de çıkan Anadolu Gazetesi dönmelerin ve Farmasonların emriyle Ali Fethi Beye karşı saldırıya başlıyor. Bundan rahatsız olan halk, kendini tutamayarak gazete yönetimini basarak altını üstüne getiriyor. Polisle halk arasında yer yer sürtüşmeler oluyor ve Ali Fethi Bey, yüz binlerden oluşan bir insan denizine konuşmasını yapıyor. Ege bölgesi yekvücut Serbest Fırka’ya geçiyor. Artık Đnönü ve diğer yöneticiler için gerçek tehlikeler başlıyor. Bu arada Farmasonlardan Yunus NADĐ, Falih Rıfkı ATAY, ellerindeki yayın organlarıyla makaleler yazarak Ali Fethi Bey’i irticayı hortlatmakla suçluyorlar. Nihayet Ali Fethi Bey 1 Kasım 1930’da T.B.M.M.’de yaptığı tarihi bir konuşma ile partisinin kapattığını açıklıyor. Böylece üç, dört aylık muhalefet hayatı, korkunç olayları önlemek için kendi

kendisini kapatarak geçmişin karanlıklarına gömülüyor. Fakat halk özellikle Egeliler Serbest Fırka’nın kapatılmasını bir gurur meselesi yapıyorlar. Dolayısıyla Đnönü’ye ve diğer devlet otoritelerine karşı memnuniyetsizlik günden güne artıyor ve memnunsuzların sayısı Đnönü için bir tehlike oluşturuyor. Artık Đnönü için Egelileri korkutması ve onları kazanması vakti gelmiştir. Bir şeyler yapılmalı ve halka ağır darbeler indiren politik oyunlar oynanmalı ki, millet ezginlik ve bezginlikten şikâyet etmesin. Đnönü ve diğer Farmason otoritelere karşı hoşgörü göstersin. Đşte bu gizli amaçla Đsmet Đnönü, birkaç Farmason vekille Đhtilal Senaryosunu hazırlıyor. Senaryo Ege’de oynanacaktır ve akrobatlara ihtiyaç vardır. Derhal Ankara’daki kızıl ÇEKĐSTlerle bağlantıya geçiliyor. Bunlar üç Yahudi’yi önererek Đhtilal senaryocularına sunuyorlar. Geçmişteki ihtilalleri şöyle bir gözden geçirecek olursak; en kanlı, en canlı ve heyecanlı Đhtilal senaryolarında, biz Siyonist-anarşistlerin görev alarak pek büyük başarılar elde ettiğimizin tarihi bir gerçek olduğunu görürüz. Bunun için bu ihtilal senaryosunda, birkaç Siyonist-anarşistin görev alması ve senaristlerin övgüsünü kazanması, gayet doğal bir istektir. Nitekim 31 Mart senaryosunu Đstanbul’da sahneye koyup, atmış bin Anadolu çocuğunu öldürterek siyasete istediğimiz kişileri getirtmedik mi? Evet her isteğimizi kabul ettirdiğimiz gibi, bu ihtilal dede başarı sağlayarak özellikle dindar Türkleri sonsuza dek ezmemiz gerekiyordu. Đhtilal senaryosu; Đsmet Đnönü ve diğer Farmason vekillerin defalarca kontrolünden geçtikten sonra, nihayet sahneye konuyor. Farmason yazarlardan Yunus NADĐ, Falih Rıfkı ATAY ve daha birçok dönme ve Farmason yazarlar, ellerindeki araçlarla gerici hareketlerin hortlamak üzere olduğunu anlatan makaleler yayınlayarak, kamuoyunu yeni bir katliama kışkırtmakta ve üç Yahudi de keselerindeki tomar tomar paraları Nakşibendî tarikatının müritlerine dağıtarak ve Ege bölgesinde yaptıkları sinsi yolculuklarla Nakşibendîleri ihtilale hazırlamaktaydılar. Tarih 20 Aralık 1930… Siyonist-anarşist Trentef-Jozef ve diğer akrobatlarla yüzlerce dönme ve binlerce saf, cahil, ücretli ajanlar Nakşibendî tarikatının dervişlerinden Manisalı Derviş Mehmet’i de içlerine alıp bir bir köylere uğrayarak Đzmir istikametine doğru yol alıyorlar. 23 Aralık 1930’da MENEMEN köyleri kısmen Derviş Mehmet’in hâkimiyeti altına giriyor. Olayları algılamaktan aciz, cahil ve ücretli ajanlar, Menemen’i ele geçirmeğe kalkıştıklarında, görevinden başka bir şey düşünmeyen Kubilay, Farmason ve dönme ajanların ayaklandırdığı kalabalık tarafından üç dört jandarma eri ile birlikte feci bir şekilde öldürülüyor. Đsmet Đnönü devlet istihbaratını harekete geçirmiş Ege’den gelen haberleri aceleyle izliyor olayların başlamasını beklerken, sonunda acı haber devlet kanalıyla vekâlete bildiriliyordu. Sonrasında Farmason üstadı Şükrü Kaya ve Đsmet Đnönü hemen devlet otoritesini en etkili bir şekilde harekete geçirerek, EGE BÖLGEsini askeri çembere alıyorlar. Böylelikle mahalli isyana genel isyan şekli verdirilmiş olduğundan, geniş çapta tutuklamalara başlanıyor. Toplamı kısa zamanda binlerden on binlere çıkarak, otuz binde duruyor. Nihayet, on iki saat gibi kısa bir sürede tutuklular bilinmeyen yerlere gönderilerek topluca yok ediliyor. Farz edelim ki düzenlenen bu ihtilal, Ege Bölgesine hâkim oldu. Fakat bir bölgenin halkı ile hükümeti devirmek asla mümkün değildir. Demek ki Nakşibendîler bilmeyerek Siyon-Anarşistlerin iğrenç ideallerine alet oldular ve Đsmet Đnönü ile diğer Farmasonlara yıllarca iktidarda kalmak imkânı sağladılar. Fakat hiç olmazsa bu imkânı kendilerine sağlayan Jozef’i ve arkadaşlarını, idamdan kurtarmaları elzem iken bu asaleti dahi göstermediler. Heyhat gidenlere! Düzmece MENEMEN olayı şu gizli amaçlarla organize edilmiştir: 1- Ege Bölgesindeki Serbest Fırka taraftarlarını sindirmek ve iktidardakilere serbest yaşama imkânları sağlamak…(Hadisenin Serbest Fırka ile alakası olmamasına rağmen) 2- Maraşal Fevzi Çakmak Nakşibendî tarikatına bağlı olduğu için, ihtilal için bu tarikata bağlı kişiler kullanılarak, Mareşali askerlikten uzaklaştırmak veyahut baskı yaparak hareketlerini ve yetkilerini sınırlandırmak… 3- Yetişecek olan genç nesillere dini ve din adamlarını Kara Kuvvet olarak tanıtmak ve dini hayatı yok etmek… Biz Komünistler şiddetli din düşmanıyız. Đmkan oldukça, din adamlarını kitleler halinde yok etmekte asla tereddüt etmeyiz. *** ĐNÖNĐZM BĐR DĐN MĐDĐR? Evet, Đnönizm fırsat bulursa din şekline girecek ve tanrısı YEHOVA olacaktır. Bunun doğruluğunu ispat eden belgeler elimizde tomar tomar mevcuttur. Atatürk’ün ölümünden sonra devlet başkanlığına Đsmet Đnönü geçince, vekillikleri Farmasonlar arasında paylaştırarak, en kıdemli Farmason üstatlarını çalışma arkadaşı seçip yanına aldı ve yeni bir dinin yayılmasını ilgililere beyan etti. Komünistlerden Prof.Şerafeddin Yaltkaya’yı

diyanet işleri başkanlığına atayarak KUR’AN’ı Türkçeleştirmeyi yaymakla Müslümanlığa karşı en yıkıcı darbeyi vurdu. Farmason elebaşlarından Şükrü Saracoğlu’nu ve Recep Peker’i parlamentoda zaman zaman “Din zehirdir.” diye bağırtan ve Hz.Muhammed’e en adi hakaretleri ettiren bizzat Đnönü’dür. Đnönizm dinini kanıtlayan belgelerden bir tarihi belgeyi aynen ekliyorum

Matbuat Umum Müdürlüğü Başvekâlet Đstanbul Bürosu Sayı: 651 Tarih: 24.07.1942 Talimat Gazetelerimizin son günlerdeki neşriyatı arasında dinden bahisle, bazı mütalaa, ima ve temennilere rastlanmaktadır. Bundan sonra din mevzuu üzerinde gerek tarihi, gerek temsili ve gerekse mütalaa kabilinden olan her türlü makale, bent, fıkra ve tefrikaların neşrinden tevakki edilmesi ve başlanmış bu kabil tefrikaların en çok on gün zarfında nihayetlendirilmesi tebliğ olunur.

Başbakanlık Basın Yayın Genel Müdürlüğü Sayı:651 Tarih:24.07.1942 Talimat Gazetelerimizin son günlerdeki yayınları arasında dinden bahseden bazı değerlendirme, ima ve dilekler görülmektedir. Bundan sonra dine dair tarihi, örnek ve değerlendirme türünden tüm makale, bölüm, fıkra, yazı dizisi yayınlanmasından sakınılması ve başlamış olan bu tür yazıların en çok on gün içerisinde sonlandırılması bildirilir. Efkâr-ı umumiye ye hâkim olmak için, şüphesiz basına hâkim olmak icap eder. Dolayısıyla basına hâkim olan okuyucuların aklıselimine hükmeder. Đsmet Đnönü, bir taraftan basında intişar eden dini makaleleri ve tefrikaları durdurup materyalizme ve natüralizme götüren ve bunlardan mülhem yazıların neşrine zemin hazırlayarak, gençliği ve efkâr-ı umumiyeyi dinsizliğe veyahut da vaaz ettireceği dinin umdelerine yakınlaştırmağa çalışırken, diğer taraftan da Köy Enstitüleri faal elemanlar yetiştiriyordu. Komünist Farmasonlar; yıllarca gösterdikleri faaliyetlerin semeresini beklemeksizin, Đnönistlerle temasa geçerek Đnönizm dininin vaaz edilmesinin zaruri olduğunu ileri sürdüler ve derhal 10 Mayıs 1964’de Halk Partisi Genel Meclisi toplantısına altı maddeden müteşekkil şu takriri sunarak kabul edilmesini ve behemehal tatbikini istediler: 1- Din işlerini dünya işlerinden tamamıyla ayırmış bir rejimde, Diyanet Đşleri Başkanlığı gibi bir teşkilatın yer almaması. 2- Kur’an ve din derslerinin öz Türkçe olarak tertip ve tanzimi. 3- Đbadet yerlerinin, Türklerin geleneğine uygun bir şekle konularak Halk Evlerinin ibadet yeri ve ibadet yerlerinin de Halk Evlerine benzer bir şekle ifrağı. 4- Ruhbanlığın gereği olan her şeyin silinmesi ve özellikle sarık, cübbe ve dini ibadetlerde kullanılan her tür kıyafetin yasaklanması. 5- Đbadet şekli ve zamanlarının düzenlenmesi. 6- Diyanet Đşleri Başkanlığı yerine Dil Kurumuna benzer bir örgütün kurularak, dini bütünlüğün yokedilerek millete mal edilmesi. *** Farmasonlardan yedi sekiz profesör ve bilhassa bunlardan Şemseddin Günaltay ile F.Kö. yukarıda yazdığımız Yeni Dinin esaslarını içeren raporu 1927’de Atatürk’e sunmuşlarsa da olumsuz cevapla karşılaştıklarından, bu isteklerini uygulayamamışlardı. Đsmet Đnönü, yıllarca çaba göstererek bu isteğine zemin hazırlamış ise de, ne yazık ki Đkinci Dünya Savaşının batılılar tarafından kazanılması onun bu isteğini başarısızlığa uğratmıştır. C.H.P.’nin ideali Altı Ok Magen David’den ilham alır. Đnönizm Dini yayılmış olsaydı, hiç şüphesiz tanrısı Yehova ve peygamberi de Đsmet Đnönü olacaktı. Adapazarı’nda son yıllarda yeni bir stil ile inşa edilen Halk Evinin ibadethane şekline çevrilmesi imkan bulunduğunda Đnönizm dininin uygulamağa konulacağına kuvvetli bir delildir. Bu ise tıpa tıp üçüncü maddeye dayanmaktadır. Đsmet

Đnönü’nün Đslamiyet’e ve sair dinlere ilgi ve sadakat göstermeyişi, kendisini yirminci asrın ultra-modern peygamberi olarak görmesinin en açık ifadesidir. ***

ĐNÖNĐZM TÜRKÇÜ MÜDÜR? Bu son derece yerinde soruya kesinlikle “Hayır!” diyebiliriz. Zira Afganistan’dan, Đran ve Sovyetler Birliği ile Balkan Türkleri tarihin en acımasız katliamını Đsmet Đnönü’nün yönetimde olduğu yıllarda gördüler ve toplu olarak yok edildiler. 3 Mayıs 1944’de Ankara’da gerçekleşen gelen antikomünist gösteriyi, Đnönü’nün şiddetle takip ederek üniversitelilerden binlerce asil ruhlu inançlı genci en cani ve vahşiyane işkencelere tabi tutturması bundan hastalıklı bir zevk duyması, onun ne derece bir Türkçülük düşmanı olduğunun en canlı delilidir. Bu yıllarda, Türkiye’deki milliyetçilerin kitleler halinde yok edilmesi 3 Nisan 1943’de Bursa’da Sabahattin Ali, Mim Kemal Öke, Nevzat Tandoğan ile Sovyetlerin üç M.V.D. subayı arasında yapılan gizli bir toplantıda kararlaştırılmıştır. Alınan kararların hepsi Lavrenti Borya’nın bilgisine dayanmakta ve şu maddeleri içermekteydi: 1- Đdil-Ural, Kırım, Kafkasya ve Orta Asya’daki askeri-dindar Türk unsurları yok edilecek ve eğer bunlardan Türkiye’ye sığınanlar olursa, derhal terk ettikleri bölgelere geri gönderileceklerdir. 2- Türkiye’deki farmason-komünistler; basın organlarını birleştirerek askeri-dindarlara karşı yayın fırsatı vermeyeceklerdir. 3- Her türlü otorite araçlarıyla askeri-dindarlara karşı çalışmalar yürütülecek kızıl proletarya ihtilale hazırlanacaktır. 4- Yakın bir gelecekte, yapay ve uydurma bir olaylar yaratarak komünist karşıtları kitleler halinde yok edilecektir. 5- Türk milliyetçiliği hiçbir zaman karşımıza aktif kuvvet şeklinde çıkmamalıdır. Bunun için devlet otoritesini sürekli bu unsurları yok etmek için kullanacağız. Ankara’da 3 Mayıs 1944’de yapılan gösterinin devlete karşı bir ihtilal şekline getirilmesi PolitBüro’nun farmason-komünist ajanlarının yukarıdaki dördüncü maddeye uyularak ilgililere iletilmesiyle mümkün olmuştur. Eğer Ankara Valisi Nevzat Tandoğan M.V.D.’nin gizli talimatına uymuş olsaydı, Türkiye bugün çoktan yoldaş Nazım Hikmet’in yönetimi altına girmiş olacaktı. Gösteride Đnönistlerle Milliyetçiler mücadele ederken; Nevzat Tandoğan, emrindeki birkaç yüz farmason-komünisti Çankaya’ya ve Bakanlıklara yönlendirerek ani bir hükümet darbesiyle duruma hakim olacaktı. Çünkü Bursa, Đstanbul, Đzmir ve Samsun gibi yerlerdeki farmason-komünistler, olaydan aylarca önce Lavrenti Berya tarafından harekete hazır bir duruma getirilmiş bulunuyorlardı. Antikomünistlerin bu gösterisi, biz komünistlere zaferin ortamını hazırlatmıştı. Fakat akılı kişilerin korkak tutumu, bizleri hayal kırıklığına uğrattı. Yinede bu olaylarda antikomünistlere ağır kayıp verdirerek komünist kardeşlerimize zafer kazandırmakta gecikmedik. Bütün bunları, farmasonkomünist olan Şükrü Saraçoğlu’na ve daha bu gibi birkaç kişiye borçluyuz. Sırpların Czerma Fovka locasına bağlı iken Yugoslavya’da 1942-1944 yılları arasında yalnız Türklerden iki yüz elli bin kişiyi en korkunç şartlar altında öldürten farmason General Mihaloviç; Tito’nun partizanlarına karşı savaşırken en büyük askeri yardımı, Amerikalı savaş sanayicilerinden Bernart Baruh’un şirketlerinden almıştı. Rusya’da 1917’de organize edilen Kızıl Proletarya ihtilaline tanınmış Siyonist-Anarşistlerin hepsi katılarak ihtilalin organizatörlerine büyük yardımlarda bulunmuşlardır. Jakop Şif (10), Siyonist-Anarşist liderlerden Lenin’e 312 milyon dolar vermiştir. Bernard Baruh’da farmason-anarşist liderlerden Keronski’ye 465 milyon dolarlık askeri malzeme göndererek en etkili yardımı yapmıştır. General Mihaloviç’in kurduğu Çetnik birlikleri, Đsrail’deki Đrgun’dan farksızdı. Đnsan kesmekten korkunç bir zevk duyan elebaşları Çetniklere katılarak sayısız cinayetler gerçekleştirdiler. Bunlardan birçoğu 1945’de Türkiye’ye sığınarak, faşistlerden yardım aldılar. Esasen Đnönü; savaş süresince Mihaloviç’i ve bağlı olduğu devleti sinsi sinsi desteklemiş ve bu yönetimin Ankara’daki elçilerine büyük saygıyı göstermiştir. Bunlar; acaba Bursa’da imzalanan o antlaşmanın beşinci maddesinin gerçekleştiğini gösteren bir siyasi espri midir? Başka türlü yorumlanması imkânsızdır. Çünkü Đsmet Đnönü’nün, ırkdaşlarından yüz binlercesini tarihin en korkunç işkenceleriyle yok eden canileri Türkiye’ye kabul etmesi bu sonucu verir.

(10)Bizim 31 Mart Felaketini hazırlayan ve milyonlarca dolar yardımda bulunan Yahudi

Hitlerin Nazi orduları Moskova’ya yaklaştığı tarihte; bir milyona yakın komünist karşıtı Türk vatandaşı, Kızıl Ordu içinde ihtilal çıkartarak orduyu cephelerde geri çekilmeğe mecbur etmekle, Hitlere büyük siyasi kazançlar sağlamışlardı. Sonuç olarak savaşı biz komünistler kazanınca, bu komünist karşıtlarından iki yüz elli bini Amerikalı General PATTON’a savaşın son günlerinde teslim oldular. Çünkü bu general, komünist ve farmason düşmanlığıyla tanınmıştır(11). Đşte bu özelliklerinden dolayı General PATTON’a teslim olan bu Türkler, kendisinden her yönden yardım bekliyorlardı. Sonunda Sovyet yöneticilerinin tehditlerine ve baskılarına kulak asmayan general, durumu Berlin’deki Türkiye Elçiliği kanalıyla Çankaya’ya bildirerek, iki yüz elli bine yakın komünist karşıtı Türkleri Türkiye’ye göndermek istediğini söylemiş ise de, farmason-komünist Şükrü Saraçoğlu, Sabahattin Ali ve Mim Kemal Öke hemen Đnönü’ye baskı yaparak, bu Türklerin alındığı takdirde kendi hayallerinde tasarladıkları kızıl prensipleri zor duruma sürükleyeceklerini bildirerek, Bursa Antlaşmasının birinci maddesini harfiyen yerine getirdiklerini, verdikleri red cevabıyla ve bu antikomünist Türklerin toplu olarak Sovyetler tarafından yok edilmesiyle kanıtlamışlardır. Bütün bu olaylar, Đsmet Đnönü’nün komünist olmadığı halde, komünistlerden daha fazla Türk düşmanı olduğunu gösteriyor. Onun bu yönünden, farmason-komünistler ve Polit Büro çok büyük başarılar sağladı. Yine aynı tarihte M.V.D.’nin, Kafkasya’daki Türkleri kitle halinde katliamı uygulanırken, her nasılsa kurtulabilen ve Doğu Anadolu’ya sığınan iki yüz Türk’ün Sovyetlere iadesi, Bursa antlaşması gereğince yapılmıştı. Zira Sovyetler Birliği ile Türkiye arasında Suçlu Đade antlaşması yoktur. *** TÜRKĐYE’DE KOMÜNĐZM FAALĐYETĐ Anadolu’nun yerli Türkleri Slav düşmanı olduklarından, Türkiye’de komünizmi yoldaşlarımız farmason ve Yahudi dönmeleri yapmaktadır. Her türlü tehlikelere göğüs gererek, zaman zaman açıkça ve çoğunlukla gizli çalışmalar devam ettiren bu fedakar kardeşlerimiz Kremlinin en sadık ileri karakollarıdır. Komünizm, bugün Türkiye’de büyük bir dava haline gelmiş ise, bunu Yahudi dönmeleriyle farmason-komünistlere borçluyuz. Sabahattin Ali’ye en büyük yardımı Dr. Mim Kemal Öke yapmıştır. Marko Paşa dergisini yayınlattıran ve Sabahattin Ali’yi aktifleştiren hep bu farmason-komünist üstatlardır. Kremlin’in, az para ile çok iş gördüğü yegâne merkezi Türkiye’dir. Polit Büronun emrinde çalışan binlerce ücretsiz ajan vardır ki, bunların hepsini yönetenler farmason-komünist üstatlardır. Milli Türk Emniyeti, bunları her zaman tutuklayamaz. Çünkü bir çokları edebiyat tarihine kadar geçerek çevre ve ün sahibi olmuşlardır. Ve görünüşte her biri Kemalistdirler. Türklerin Đstiklal Savaşında, komünizmi metodik bir tarzda Đç Anadolu’ya kadar yayarak Milli Türk Đdaresine en etkin pasifleştirici darbeyi vuranlar, Đstanbul’daki siyon-farmason servislerden PRODOS ile ARMONYA olmuştur. Bu servisler siyon-komünizme hizmeti ilke edindiklerinden, tahminin üzerinde bir çaba göstermişlerdir. Ankara’daki Sovyet Elçisi siyonist-komünist Aralof ile Đbrahim Abilof, yüzlerce sabotajcıyı, bu servislere yaptığı danışmalar sonucu elde etmiştir. Komünist Krtuluş amaçlarını Đstanbul’da yayınlatan, Yahudi dönmelerine her türlü yardımı yapan ve Eskişehir’de Yeni Dünya gazetesinin yayınını sağlayan PRODOS ile ARMONYA servisleridir. Mülkiye Kaymakamlarından Vakkas Beyi Komünist Partisinin kuruluşuna yönelten, bu farmason-komünist localarıdır. Çerkez Ethem ile kardeşleri Reşit ve Tevfik Beyleri T.B.M.M. hükümetine karşı isyana kışkırtarak, düşmanları olan biz Yunanlılara sığındıran yine bu localardır. Hangi devlette olursa olsun sürekli savaş zamanlarında binlerce casusa ve sabotajcılara sığınak görevini farmason locaları görmektedir. Bu localar, en küçük bir olayı sömürerek devletlerarası siyasi ilişkileri bozmakla, dünya çapında savaşların çıkmasına sebep olurlar. Nitekim Birinci Dünya Savaşı, Siyonist-Anarşistlerden Prençip’in 28 Haziran 1914’te BosnaHersek’te Arşidük Fransuva Ferdinand’ı öldürmesiyle başlamıştı. Bu olayın senaryosunu siyon liderleri karşılayarak uygulamasını Czerma Fovka Sırp Farmason Locasıyla Viyana’daki Đsraelitiche Alliane oluşumuna vermişlerdir.

(11)Bu büyük adam Alman ordularının gerçek komutanıydı. Büyük savaşın bir Yahudi ve farmason tezgâhı olduğunu ve Yahudilerin korkunç cinayet ve alçaklığını görmüş, anlamış ve buna dair eser yazmıştır. Bunu sezen Siyonistler kendisini bir suikastle öldürmüşler, sonra karısına da bir suikast düzenlemişler ve kitap yayınlanmasın diye kızını da öldürmüşlerdir. Kitap Amerikalılar elindedir ve bir gün on iki dilde birden yayınlanacaktır.

Viyana’daki Siyonist-anarşist servisi Prençip’e suikastte başarılı olması için yüz elli bin dolar avans vermiştir. Olay bilindiği gibi gerçekleşince Paris, Londra ve Moskova gibi yerlerdeki Siyonistanarşist oluşumlar farmason-anarşist servisleri harekete geçip olayı sömürerek, Birinci Dünya Savaşının çıkmasına sebep olmuşlardır. Anadolu Türkleri asker olduklarından karşılarındaki her türlü sabotajcı unsurları çok az bir zamanda yenebilmişlerdir. Yahudi dönmeleri, bugün olduğu gibi dünde Anadolu’nun endüstriyel ve kültürel kısımlarına sızmış olsalardı, asker poliotokratların Kuvva--yı Milliyesi daha ilk çalışmalarında yok edilerek yerini Kızıl Proletaryaya terk edip Anadolu’yu Sovyet üyeliğine katabilirlerdi. Fakat maalesef bu arzumuz, Yahudi dönmelerinin çoğu Rumeli’de olduğundan gerçekleşemedi. Farmason-Siyonistlerin bazılarının Entellijens Servise hizmet etmeleri; Kremlinin Siyonist-Komünist liderlerini ve özellikle Lenin’i üzmüş ve öfkelendirmiştir. Polit Büronun en büyük başarısı Yarımay dergisini ve Türk aydınlarının tapmakta oldukları edebiyatçıları sınıflandırmasıdır. Zaman zaman ideolojik ve morfolojik sabotajcılarımız Polit Büroya çok önemli yararlar sağlamıştır. En yıkıcı çalışmalarımız Kuvva-yı Milliye karşıtı derme çatma çalışmalarımızdır. Entellijens Servisin Đstanbul’daki farmason-anarşist ajanlarının en verimli başarısı Dürri Zade Seyyid Abdullah Efendi ile bazı cahilleri keselerindeki bol altınlarıyla elde ederek, Kuvva--yı Milliyecileri kâfir ilan eden fetvayı verdirmeleridir. Diğer taraftan farmason-komünistlerden Ahmet Emin Yalman ve B.S. ve Halide Edip Hanım gibi gayretli yoldaşlarımız mandacılığı savunarak Türkleri Anglo-Sakson hakimiyetine girmeğe davet ederken, siyasi birliği bozarak Milli Birliği yıkıyorlardı ki; Lenin, onların bu çalışmalarından duymuş olduğu büyük memnuniyetini bana çok kez dile getirmişti. Türkiye’deki Sovyet Büyükelçisini farmason-komünist Aralof; Yahudi dönmelerini ve farmason-komünistleri uyumlu bir kuvvet haline getirmişse de, Kremlin maalesef bundan olumlu bir sonuç çıkaramamıştır. Lenin, her ne şekilde olursa olsun, proletaryayı Türkiye’de ihtilale yönlendirerek, siyasi bir sondajın yapılmasını gerekli görüyordu. Polit Büronun Siyonist-anarşistleri; 1926’da Londra’daki Siyonist-anarşistleri ve Entellijens Servisin ajanlarını, Şeyh Said ile gizli bir birlikteliğe yönlendirerek bir ihtilalin çıkmasına sebep olmuşlarsa da, maalesef hiçbir olumlu sonuç elde edememiştir. Farmason-Kürtlerin Kürt Teali örgütü, Ahmet Emin Yalman’ın ve diğer farmasonların gizli çaba ve çalışmalarına rağmen, başarısızlıkla karşılaştı ve dolayısıyla Amerikalı Siyonist-Anarşistlerden savaş sanayi lideri Bernar Baruh’un Kürt anarşistlerine yaptığı on iki milyon dolarlık silah yardımı da boşa gitti. Bu başarısızlık Polit Büronun liderini öfkelendirdiğinden, Türkiye’deki ajanlarını değiştirilerek yerlerine daha aktif elemanların gönderilmesine yol açtı. Polit Büronun organizatörleri; geniş yetkiyle donatılmış örgütün memurlarından farmasonanarşist KARA HAN’ı Büyükelçi sıfatıyla Ankara’ya göndererek, yeni aktif oluşumların ve unsurların örgüte alınıp Çankaya’daki liderleri yok edici kesin darbenin vurulmasını emretmişlerdi. FarmasonKomünist Üstadı Kara Han, Yahudi dönmeleriyle farmason-komünistlere kısa zamanda hakim olarak, Türkiye’de Polit Büronun istediği anarşist ve ileri karakol teşkilatını kurduğunda hükümeti tümden devirmeğe kalkışacakları zaman, Türk Milli Emniyeti bu olayın fedailerinden bir kısmını tutuklayarak bu planımızı bozunca, başka komplolara ve yeni yeni siyasi melodramlara başvuruldu. ZAZAların isyanına sebep olan şeyler, farmason-komünistlerin azmini göstermektedir. Anarşistlere Bernar Baruh’un direktörü, ayrıca otuz beş milyon dolarlık malzeme göndermiştir. Batı devletlerindeki Siyonist-anarşistler elli sekiz milyon dolar altını anarşist liderlere gönderirken; farmason-komünistlerin galibiyetini değil de, Milli birliktelikte olacak ayrılığın meyvesini düşünmüşlerdi. Dersim ayaklanması, farmason-komünistlerin son yıllarda düzenledikleri siyasi melodramların en korkuncudur. Đhtiyaçlar bu olayı meşrulaştırmıştı. Amaç araçları meşrulaştırdığına göre, kayıp ve katliam biz farmason-komünistlerin en doğal isteğidir. *** Muhterem okuyucu! Bir yazı dizisinden yapılan çeviri burada sona ermiştir. Okuduğunuz bu esrarengiz açıklamalar, bizleri olduğu kadar sizleri de derin derin düşündürmüştür. Herhangi bir yerden çıkabilecek solak bir saldırıyı gem vurup susturmak için makalenin fotokopilerini çoğalttık! Eğer farmason üstatları isterlerse, kontrol için fotokopilerden istedikleri kadarını kendilerine vermeye hazırız. Aşağıya aynı gazetede yayınlanan 1 Ocak 1950 tarihli ve imzalı bir yazıyı aynen alıyoruz. Bu yazı bizden çok otoriteleri alakadar eder.

NURĐ PAŞANIN FECĐ ÖLÜMÜ Nuri Paşa, çok genç yaşta iken aktif bir subay olduğu için, Selanik’teki farmasonların dikkatini çekerek bu tarikata alınmıştı. Kısa zamanda yükselerek en yüksek dereceye kadar çıkmıştır. Nuri Paşa 1911’de Đtalyanların Trablusgarp’ı işgalinde onların OVRO casusluk servisinin ajanlarından Karasso, Metr(12) ve Salem gibi farmasonlarla beraber çalışmış ve Türk ordusunun Trablusgarp’taki askeri durumu hakkında bu servise detaylı raporlar göndermiş ve bu görevine karşılık dört yüz elli bin dolar almıştır(13). Đtalyanların Türk Ordusunu Derne ve Bingazi’de yenilgiye uğratmaları; ajanlarının Türk Ordusunun belkemiğini teşkil eden yerlere kadar, her tarafı ele geçirmeleri sayesinde gerçekleşmiştir. Nuri Paşa’ya dört yüz elli bin doları, Đtalyan farmasonlardan E.Nathan vermiştir(14). Bu farmason üstadı Trablusgarp’ın işgalinde en etkili casuslukları ve baltalayıcı faaliyetleri yönetmiştir(15). Birde bu hainliğini unutturmak ve güya vatanperver olduğunu ispat etmek için, birçok yerlerde hayır çalışmalarını desteklemiş ve kendiside bazı hayır kurumları açmıştır. Fakat o; ne yapsa da vatana karşı gerçekleştirdiği cinayetleri örtbas edemez. Milletlerin ve Devletlerin kanunları hiçbir şekilde casusluğu meşru kabul etmez. Çünkü bu hainler, toplumların en büyük parazitleridir. Nuri Paşa bu kötülükleri beklide bilerek yapmamıştır. Türk ordusunun birçok cephede yenilmesine sebep olan tek sebep; askerliği ve vatanseverliği anlamaktan aciz olanlara sırf farmason oldukları için sorumlu makamlarda görev verilmiş olmasıdır. Türk askerinin savaş kuvveti, dünyaya nam salmıştır. Küçük bir aşiretten kıtalara hükmeden büyük bir Đmparatorluğu meydana getiren Türk erinin kahramanlığıdır. Bu Đmparatorluğu yıktıranlar ise Türkün görkem ve büyüklüğünü kıskanan birkaç devlettir. Türklerin on dört cephedeki yenilgisi hiç şüphesiz farmasonlar tarafından hazırlanmıştır. Nuri Paşa, hayatının son günlerini, Đstanbul’da Sütlüce’de kurduğu askeri malzeme fabrikasında geçiriyordu. Đsrail-Arap savaşında özellikle Suriye ordusu, hiç başarı sağlayamamıştır. Çünkü kuvvetleri, basit silahlarla donatılmıştı. Batı devletleri Farmason-Siyonist bankerlerin baskısı altında olduğundan, Suriye’ye silah ambargosu koymuşlardı. Suriyeli liderlerden biri 1949 yılının ilk aylarında Đstanbul’a gelerek Nuri Paşa ile konuşmuş ve yirmi beş milyon Türk Lirası tutarında askeri malzeme sipariş etmişti. Mısır’da, yüklü miktarda malzeme siparişi yapmağa hazırlanıyordu. Bunun üzerine Paşa, eşini bu işle görevlendirerek bu tarihte Mısır’a göndermişti. Bu sırada Đstanbul’daki Đsrail casuslarından bir Yahudi dönmesi, Paşanın farmason olduğu halde Arap devletlerine ciddi miktarda malzeme göndermekte olduğunu, bağlı olduğu servise hemen haber vermişti. Đsrail Genel Kurmayı, ne yapıp yapmalı ve Arap devletlerine malzeme gönderilmesini durdurmalıdır. Bunun üzerine Đstanbul’daki birkaç Farmason-Siyonist Nuri Paşaya gönderilerek, Đsrail’in menfaatlerine karşı yapılacak bir ihanetin tehlikesi ve üzücü sonuçlarını hatırlatarak, Arap devletlerine yapılan gönderinin durdurulması isteniyorsa da Paşa fikrinden vazgeçmiyor. Nihayet işe KABBALO el koyuyor ve ilk uyarı olarak Paşaya yalnız “HEREM” kelimesi yazılı bir mektup gönderiliyor. Nuri Paşa belki bu kelimeden bir şey anlamadı veyahut ta önem vermedi. Bu kez Siyonist-Anarşistler ikinci bir uyarıya gerek görmeden, iki Haganalı ve bir Đrgun fedaisini Paşayı ve fabrikasını yok etmekle görevlendiriyorlar. Teröristler deneyimli olduğu için, hiçbir zorlukla karşılaşmadan fabrikanın en önemli yerlerine kadar defalarca giriyorlar. Nuri Paşa, ofisinde bulunduğu bir sırada, fabrikanın birkaç yerinde patlama oluyor ve birçok işçilerle birlikte Paşa fabrikanın enkazı altında kalarak Đsrail’in ve farmasonluğun ihanetine kurban gidiyor. Türk Milleti için hiç şüphesiz 1949 yılının Sütlüce olayı çok üzücüdür. Siyon liderlerinin çıkarlarına ihanet edenlerin, farmason dahi olsalar cezaları işte böyle en korkunç şartlar altında ölümdür. Dünyanın en esrarengiz kuvveti işte budur ve küçük bir hata idamı getirir. ***

(12)Metr: Avukat (13)Đnanması zordur. Yazıyı aynen alıyoruz. Fakat bu milletin başı ucunda ve gafletimiz yüzünden öyle felaketler dönmüştür ki, insanın kendi nefsine bile inanmayacağı geliyor. (14)Merhum Eyüp Sabri Bey bu paranın Necip Drage eliyle alındığını söylemişti. Fakat harpten önce… (15) Bu adamın Roma Belediye Reisi ve Đtalyan farmasonların üstadı olduğunu ve Sultan Đkinci Abdülhamit Han’ın yüzlerine çaldığı yirmi küsur milyon altın rüşvet yerine Đttihatçılara dört yüz bin altın vererek Trablusgarp’ı silahsız bıraktığı ve bu mevzuda Trablus mebuslarının millet meclisine verdikleri takriri bir iki eserimizde yazmıştık.

Yunan Komünist Partisi K.K.E.’nin yaptığı gizli konferanslardan biri 5 Eylül 1947’de yapılmıştır. Gramos’ta 3 sayılı kızıl konferans hakkında bugün Yunan Komünist Partisi Genel Başkanı, Yahudi asıllı ve Kavala’daki farmasonların büyük üstadı Apostolos Grozos tarafından verilmiştir. Bu gizli toplantıya Yunan Komünist Partisi üyelerinden şu farmasonlar katılmışlardır: 33 dereceli Nikolaos Zaharyadis 33 dereceli Yani Yuvanidis 30 dereceli Markos Vafyadis 28 dereceli Vasilis Barcotas 30 dereceli S. Aryanos 33 dereceli Aristotalis Hoturas 30 dereceli Ekrem Cula Ve ayrıca Arnavutluk, Bulgaristan ve Türkiye’den üç enstitü mezunu(bunların isimlerini gazete şimdilik açıklamıyor)(16) ile Kremlin tarafından gönderilen bir gözlemci heyet hazır bulunmuştur. Bu gizli toplantıya katılanların sayısı iki yüz yirmi dörttür. Bunlardan seksen altısı kadındır. Bu konferansta Grozos şöyle konuşmuştur: “Kıymetli arkadaşlar! Bugün burada her birimiz inandığımız davanın savunucuları olarak bulunuyoruz. Çağımızın toplumu, pek iğrenç bir şekle dönüşmektedir. Bazen ister istemez dünyada kopup, dünyamızı şöyle bir inceliyorum. Kulağıma, toplum ve medeniyet düşmanlarını içine toplamış olan kiliselerdeki çan ve minarelerdeki ezan sesleri, garip çığlıklar olarak yansıyor. Vakitli vakitsiz saf, cahil insanları bir mezar gibi donuk ve korkunç bir şekildeki ibadet hanelerde toplayarak, pek gülünç hareketleri tekrarlatmak gerçekten üzücüdür. Kızıl felsefe Karl Marks, Engeles ve Lenin çağımızın toplumsal bir ihtiyacı olarak meydana gelmiştir. Bu felsefe, insanlık kadar eskidir, asılar ötesinden gelir. Solon ve Klisten Atina’da, Likgor ise Isparta cumhuriyetinde meydana getirdikleri toplumsal inkılâplarıyla, çağımızın insanlarına örnek olmuşlardır! (Sürekli alkışlar). Bu halk filozofları, isabetli kanunları ve çeşitli görüşleriyle, halk topluluğuna hizmet etmişlerdir. Onların ölümünden çağlar geçtiği halde insanlık onları unutamıyor ve eserlerini övgüyle alkışlıyor. Bugün bizler toplum tarafından takdir edilmesek de, yarınki toplum bizi minnetle ve şükranla anacaktır. Çünkü; toplumun bir uzvu olan bizler, onun üzerine çökmüş olan karanlık ve köhne fikirleri, olumlu ve aydın teorilerimizle yok edip; dinsizliği topluma hakim kılmak istiyoruz! Milletlere ilim, ticaret ve kalkınmada Đsrail oğulları rehberlik etmiştir. Milletleri, teorileriyle yöneten eden bütün filozoflar, Đsrail oğullarından yetişmiştir. Şu konuları daima hatırımızda tutmalıyız ki; bugün bilerek ve isteyerek, biz Đsrail oğluna hizmet ediyoruz. Çünkü Yehova böyle istiyor ve doğada böyle arzu ediyor. Yehova’nın pek sevgili kavmi Beni Đsrail, bütün milletlerden hakaret ve zulüm gördüğü halde milli kültürünü korumuş ve her türlü zulme direniş göstermiştir. Fransa’da hürriyet diye Bastil zindanlarının demir kapılarını ve sağlam çatılarını, Đsrail için parçalattık. Versay sarayına her türlü isteklerimizi kabul ettirdik. Fransız büyük ihtilali ile Fransızların din, iman ve ahlak hislerini ve ibadethanelerini yıktık. Çünkü bunun böyle olması kaderdi. Bugün milletleri Yahudileştirmek için iki yol gösteriliyor. Bu da, ya ıslahat yapmak isteyen milletlerin önderleri Fransız büyük ihtilalinden örnek alacaklar veyahut da inkılâpları, kızıl inkılâptan ilham alacaktır. Onlara, ilerleyişlerinde rehberliği, bu yoldan biri yapabilir. Diğer yolların hepsi bunlar için kapalıdır. Çünkü biz böyle istedik. Çünkü bu yollar, yolcularını dinsizliğe, imansızlığa ve Đsrail köleliğine götürüyor. Talmut ve Zebur; milletleri yüzlerce kısma değil, yalnız Yahudi ve Yahudi olmayan diye iki kısma ayırmışlardır. Dünyada her türlü ilerleme Yahudi’nin rehberliği ve yönetimi altında yapılabilir. Aksi halde, Yahudi’nin kontrolünü kabul etmeyen milletler ve bu milletlere önderlik yapanlar Hitler, Mussolini, Çar hanedanı ve Đkinci Abdülhamit’in acı sonuna uğrayacaklardır. Hitler’in yok edilmesini, Alman milletinin zavallı duruma düşmesini, Mussolini’nin kişiliğine yakışır ölümünü Yahudiler, düzenlemiş ve uygulamışlardır. Bugün Alman milleti pek sefil ve rezil ise, bunu doğal görmeliyiz. Çünkü Yahudilere yaptıklarının cezasını çekiyorlar. Yoldaşlar! Herhalde hepiniz, hedeflediğiniz noktanın neler olduğunu biliyorsunuz. Fikirlerimizin temel düşüncesi, bütün milletleri bir idare ve bir fikir altında birleştirmektir. Şanlı fikrimizin düşmanlarını robotlaştırıp her türlü insani isteklerden mahrum edeceğiz! (Sürekli alkışlar).

(16)Bunların arasında farmason üstadı azamı Prof. Mustafa Hakkı Nalçacı vardı.

Milletleri ilim ve sanata muhtaç, felçli bir şekle sokmak için, şu konular her yerde büyük bir hassasiyetle savunularak uygulanacaktır: 1- Đşçileri, silahsız ordu birliklerine dönüştürmek için; çeşitli işçi kollarını kurarak sendikalizmi kurarak devletler üzerine sendikalarla baskı yaparak, gerektiğinde istenilen devletteki endüstriyel kuvveti ve toplumsal yapıyı otomatik olarak yıkabilmektir. 2- Kızıl devletler dışında, her devlette işletmelerin çalışanlarına grev hakkı tanımalıdır. Gelecekteki dünya ihtilaline zemin hazırlayacak olan fedailerimizi, onların grev haklarının devletlerce kabul edilmesi yetiştirecektir. 3- Devletlerdeki milli birliği kökünden yıkabilmek için, demokrasi demagojisini her türlü imkânlarla destekleyerek, 20 milyonluk bir devletin vatandaşlarını otuza bölerek, milli birliği zaafa düşürmeli ve parti görüşlerini dini görüş şekline çevirerek milletleri olgunluk hislerinden kopararak ulusalcılık parlatılmalıdır. Demokrasi camiasına katılan devletlerde, sarsılmayan azmimize masonlar enerji vermektedirler. Beşinci kolumuzun fedailerini, her nerede görsek sevinçle bağrımıza basmalıyız. Son yıllarda komşu devlet Türkiye’de masonların sistemli çalışmaları komünizmin yayılmasını ve aydınlar tarafından kabullenilmesini sağlamıştır. Mason yoldaşlar; Nazım Hikmet’in mahkûmiyetinin affını gerçekleştirmek için, tahminlerimizin üzerinde çalışıyorlar. Bunların gayreti herhalde ziyan olmayacaktır. Özellikle, Vatan Gazetesinin başyazarı Ahmet Emin Yalman bey; her türlü tehlikelere göğüs gererek Nazım Hikmet’in hakkını savunmaktan çekinmiyor. Masonların nasıl bir komünist proletaryasının fedaisi olduklarını öğrenmek isteyenlere, Türkiye’den örnekler vererek başta Ahmet Emin Yalman’ı gösterebilirim.(Alkışlar). Gerçi Türk Hükümeti, halen mason örgütünün kurulmasına izin vermemiş ise de, pek yakında izin verecekleri haberi alınmıştır. Var olmayan bir örgütün üyeleri, Türk devleti üzerinde baskılarını hissettiriyorlar. Eğer bu örgütün kurulması sağlanırsa(17) Türkiye’deki masonlar her türlü isteklerimizi gerçekleştireceklerdir(18). Esasen basın bu mason biraderlerimizin elindedir. Đtalya ve Fransa’daki durumumuz son yıllarda düzelmiştir. Yoldaşlardan bazıları, acele hareket edilerek dünya ihtilalinin biran evvel hayata geçirilmesini istiyorlar. Onlara şunu hatırlatmayı gerekli görüyorum ki; dünya ihtilaline daha çok zamanımız vardır. Yukarıda belirttiğim maddeler henüz uygulamağa konulmamıştır. Bizler bu maddelerin uygulama sürecine zemin hazırlamakla yükümlüyüz. Eğer istesek Yunan Kraliyeti yönetimini derhal yok edebiliriz. Fakat biz bunu yapmayacağız. Biz çeşitli sabotaj hareketleriyle sosyal ve ekonomik yapıyı sarıp yıkmağa çalışacağız. On binlerce senenin çalışma ürünü olan bugünkü medeniyeti, yarım saatte dünya üzerinden yok edebilecek bir kuvvete sahibiz. Sürekli ilericilik diyerek medeniyeti zedeleyici ve tahrip edici silahları, teknik dehaya sahip olan biraderlerimiz yapmaktadırlar. Mesela Einstein gibi… Yoldaşlar! Şuna emin olunuz ki; daha şimdiden kızıl orduların, kıtaları Siyon adın çiğneyerek muzafferane bir şekilde ilerlediklerini görüyor gibi oluyorum. Filistin’de Siyon kolonilerini meydana getirmek için, Osmanlı Đmparatorluğunu parçaladık. Bundan sonra, yapılması gerekli olan ikinci, üçüncü ve dördüncü görevler geliyor ve bunları çabucak uygulamak gerekiyor ki: Dr.Abrovaya ve Fişenzen gerçekten bu işte fedakârca çalıştılar. Bazı Avrupalı tıp dâhileri, Siroz uzmanları, sarı liderin(Atatürk’ten bahsediyor) hastalığı ile ilgilenmek istediklerini Türk Dışişlerine bildirmişlerse de; Türkiye’deki kutsal üçgenimiz (yani farmason ve komünistler) sadakatini sahip oldukları makam ve yetkilerini örgütümüze muhalif olanlara sarı liderin tedavisinde görev vermemekle bize pekâlâ ispat ettiler.(19) ***
(17) Kuruldu ve fitne, fesatlar düzenlemeğe başladı. (18) Bu konuşmalar yapılırken bizim farmasonlar Taksim Belediye Gazinosunda sözüm ona gizli bir toplantı yapmışlardı. O sırada Yunan farmasonlarından gelen bir telgraf okunmuştur. Bunda: Kıbrıs’ın Yunanistan’a katılması için Türk farmasonlardan yardım istenmiştir. (19) Bu yazılar, Yunan Komünist Lideri Yahudi’nin kendi sözleridir. Sarı liderden maksat Mustafa Kemal Paşadır. Biz, bundan çok önce Mustafa Kemal Paşanın hastalığında başucunda bulunan doktorların tümünün farmason olduğunu ve paşayı bir an evvel öldürebilmek için; Viyana’dan siroz hastalığı için en büyük uzman Dr.Klasner olduğu halde onu getirmeyip Fransa farmasonlarının üstadı azamı Dr.Fişenze’yi getirmenin güttüğü kötü niyeti ve Mim Kemal Öke’nin Cumhur Başkanına yapılan iğneler hakkında: “Korkmasın diye küçük iğneleri gösterip büyük iğneleri yaptık.” demesindeki anlamsızlığa işaret etmiştik. Đstanbul Savcılığı bu konuda benden tamamlayıcı bilgi almış ise de bir sonuç çıkmamıştır. Herkesin gözü önünde damarları kesilip öldürülen büyük Hakan Sultan Abdülaziz hakkında ne sonuç alınmış ki bundan alınsın.

Sarı liderin ölümü, bir gün meselesi haline gelmişti. Onun ölümünden her şekilde yararlanmalıydık. Türkiye’nin ikinci mason lideri kimyager Mustafa Hakkı Nalçacı, bunun üzerine Kremlin’e çağırıldı. Üstat Moskova’ya vardığında yüzü sapsarı sararmış ve korkak, ürkek bir haldeydi. Sovyet Dışişleri Memurları, Nalçacı biraderimize yakın ilgi göstererek kendisini memnun etmek için bütün imkânları sağladılar. Moskova’ya ulaşmasının hemen sonrasında, büyük ve şahane bir yerde ilk toplantı yapıldı. Ben Lavrenti Berya ile yan odada ses alma cihazıyla içeride geçen görüşmeleri izliyordum. Nalçacı, Türkiye’nin siyasi ve askeri uygulamaları ve kuvveti hakkında geniş bilgiler içeren bir dosyayı sundu. Birkaç gün sonra anladım ki, Nalçacının sunduğu bu dosyadan Kremlin çok memnun kalmıştı. Nalçacı; Atatürk’ün mason doktorlar tarafından yanlış teşhis ve tedavi sonucunda öldürüldüğü, Türkiye Genel Kurmayı tarafından öğrenilirse zor bir duruma düşeceklerini ve eğer bu başlarına gelirse, Kremlin’in Çankaya’ya siyasi baskı yaparak serbest bırakılmalarının sağlanması konusunda ısrar ediyordu. Yoldaşlar; her fırsatta Türkiye’deki kutlu üçgenimizi savunmanın kendi menfaatimiz gereği olduğunu anlattıklarında; Nalçacı bundan memnun olduğunu anlatmağa çalışıyordu. Kremlin adına konuşma yetkisine sahip olan bir yoldaş, Atatürk’ün ölümünden sonra, Nazım Hikmet’in önderliğinde bir hükümetin kurulmasının gerekli olduğunu ileri sürdüğünde, Nalçacı’nın “Atatürk’ün ölümü sonrası, Nazım Hikmet’in önderliğinde bir hükümetin kurulması, ister istemez bazı dedikoduların ve tereddütlü düşüncelerin çıkmasına yol açacak, ölümün doğal sebeplerden olmayıp, suikast olduğu öğrenilirse gerici Mareşal Fevzi Çakmak’ın tabancasına hedef oluruz.” itirazıyla karşılaştı. Hal böyleyken; yıllarca çekilen acı ve kederlerimizi dindirmek için, fırsat ele geçmişken faydalanmamak katmerli ahmaklıktır. Celal Bayar’ın elindeki bütün imkânlar, asker oluşundandır. Kişilerde askeri duyguları doğuran, onların ahlak, din, milliyet ve vatan hislerine adeta taparcasına inanmaları ve bu prensipleri sevmeleridir. Askeri duyguları, kişilerin ruhundan doğrudan doğruya söküp atmak zordur. Bunun için tarafımızdan basın, fikir yolu ile ilk saldırı ahlak, kutsal değerlere ve vatana bağlılık duygularına karşı yapmalıdır. Bu duygular yıkıldığında, millet ve vatan bütünlüğü de yıkılmış olur. Bizler; büyük vatanın temellerini atmakla uğraşıyoruz. O vatan ki; Zebur ve Talmut’a inananların vatanıdır. O vatan ki; dünyayı kendisi için küçük görür. O vatan ki; yalnız Đsrail’in inançlarına tapanlara hayat hakkı verecektir. Bu ideal altında insanlar bir fikir ve bir dil kullanarak birleşecek ve Đsrailiyyatı kafalarında perçinleştireceklerdir. Neye ve kimlere hizmet ettiğimizi öğrenirsek, davamızı bilerek ve severek savunmuş oluruz. Bugüne kadar gelecek hakkında olumlu bir fikir açıklayamıyor ve çekingen davranıyordunuz. Bugün ise artık geleceği size göstermeyen perdeyi kaldırıyorum. Her türlü yoksunluğu göreceksiniz. Evet, biz büyük bir vatan yaratmak amacıyla çalışıyoruz! Fakat büyük vatan Siyon liderlerinin kontrolü altında kurulacaktır. Çünkü felsefesine inandığımız ve putlarına taptığımız Karl Marks ve Engels, birer Siyon lideri ve yüksek dereceli masonlardandırlar. Siyon liderleri, Yahudi olmayan milletlerin ve devletlerin vatan bütünlüğünü parçalayarak milletleri mahvolmasını ve çözülmesini sağlamak için, çeşitli felsefi ideolojiler meydana getirerek komünizm ve Siyonizm’i varetmişlerdir. Bugün farmasonluk; devletlerde komünizme önderlik yapan Siyon fedailerinin teşkilatından başka bir şey değildir. Yehova’nın Şahitleri adındaki oluşum, belki biz komünist fedailerden daha fedakârca hareket ediyor. Yahudi olmayan devletlerin ölümünü gerçekleştirmek için, birçok yönden harekete geçmiş durumdayız. Milletler, gerçekleşmek üzere olan dünya ihtilalini önleyici tedbirleri alamazlar. Çünkü artık, çok geç kaldılar. Karşımıza çıkacak olan her türlü engellerini parçalamağa azmettik. Hedefimize varmak için attığımız azimli adımlarımızı, asla geri almayacağız! Fedakârca çarpışarak öleceğiz, fakat fikirlerimizden fedakârlık yapmayacağız. Her nerede olursa olsun, farmasonlara karşı mücadele pasifleşecektir. Farmasonların faal oldukları yerlerde komünistler pasif duruma düşeceklerdir. Komünistlerin faal oldukları yerlerde ise, farmasonlar pasifleşeceklerdir. Zira Siyonist ideallerine hizmet eden bu örgütler, milletlerin düşmanlığını planlı ve düşünceli hareketleriyle bozabilirler. En büyük savunma silahımız yalan ve iftira gibi iğrenç ve alçakça hareketlerdir. Biz başarımızı ispiyona, ikiyüzlülüğe ve yaygaracılığa borçluyuz. Milletlerin bilinçsizliğine bakınız ki; faşist ve Nazi rejimlerini yıkmak için amansız düşmanı olan bizlerle birleştiler. Milyonlarca gencin toprağa gömülmesiyle son bulan Đkinci Dünya Savaşı milletlere uzun bir barış devri sağladı ve milletler, artık bundan böyle barış içinde yaşayacakları ve altın ve gümüş tabakları dahi bulamıyorlar. Belki istenen barış ortamı sağlanabilir, fakat isterlerse Siyon liderleri bu barışın altını üstüne getirebilirler. Yoksa Siyon liderlerinin izni olamadan ne savaş olabilir ve

nede barış gerçekleşebilir.(20) Aksi halde siyasi bunalımlar ve ekonomik vurgunculuklar milletleri sarar ve onları ölüme doğru götürür. Yoldaşlar! Bugünkü kongremiz gerçekten tarihidir. Yıllarca yapılan mücadelelerin gizli amaçlarını sizlere açıklamış bulunuyorum. Bizler, şimdi kar tipilerinin altında faşist kralcılarla savaşıyoruz. Kralcıları yensek de mücadelemiz bitmiş sayılmaz. Bu savaş bittiğinde, diğer savaş bizi bekliyor. Dünya ihtilalinin fedaileri ile birlikte göreve çağıracağız. Dünkü fedailer, mücadele bayrağını bize verdiler. Bizler de, onu ölünceye kadar yükseklerde tutmağa çabalayacağız. Bizler öldüğümüzde diğer fedailer, bu bayrağı ellerine alacaklardır. Bu dünya ihtilali, bizim lehimize gerçekleşinceye kadar böyle savaşacağız.(Sürekli alkışlar) Kıymetli yoldaşlar! Sözlerime burada son verirken, kongremize şeref verdiğinizden hepinizi hürmetle selamlarım. (Sürekli alkışlar) *** Bizim notumuz: Bu konferans (yukarıda yazdığımız gibi) 1891 tarihinde Kavala’da Elizabet adında bir Yahudi’den doğan ve genç yaşta komünist ihtilalcileri ile kuvvetli bağlar kuran, Yunan Tütün Đşçileri Başkanlığına kadar yükselen ve Kavala’daki Mason Örgütüne katılarak kısa bir zamanda yükselen Yahudi asıllı Apostolos Grozos tarafından 5 Eylül 1947 tarihinde saat onda Gramos’daki 3 numaralı kızıl tabyada büyük bir özen ve gizlilik içinde verilerek, konferans metninin hazır bulunanlar tarafından gizli tutulması tehdidi ile öğütlenmiştir. O tarihlerde; Yunan komünist kuvvetlerinin genel başkanı General Markos Vafyadis ve dört general arkadaşı ayrıca kadın silahlı kuvvetler mensuplarından üç kadın general, kendilerinin resmen bir Siyon ajanı olduklarını ve bütün komünistlerinde Siyon amaçları uğruna çalışmakta olduklarını öğrenince; bunu üzüntüyle karşılamışlar ve vatanlarının çıkarlarına ihanet ettiklerini anlayınca vicdan azabı duyarak, başta Apostolos Grozos ile Yani Yuvanidi’yi ve Nikolaos Zaharyadis’i aralarında işbirliği yaparak ortadan kaldırmağı ve kardeş savaşına son vermek için silahlarını kralcılara teslim etmeği kararlaştırmışlardır. Fakat heyhat! Siyonist ve komünist ajanları bu planlarını öğrenerek Kremline bildirmişlerdir. Sovyetlerin K.V.D. şefi Yahudi Berya, yukarıda adı geçen şahısların tutuklanmasını emrederek, uçakla tutukluları Tiran yoluyla Moskova’ya getirtmiştir. Bu eski komünistler, Lübyanka zindanlarında yedi ay işkence gördükten sonra; bir gün Pavloviç ve Berya’nın kafalarına sıktığı kurşunlarla can vermişlerdir. Yunan iç savaşı da 1949 Gramos-Vici meydan savaşına kadar devam etmiş ve atmış sekiz bin çaresiz insanla yüz binlerce ailenin yokolmasına sebep olmuşlardır. General Markos Vafyadis, Siyon ideallerine hizmet etmekte olduğunun farkına varmış, fakat çok geç kalmıştır (vatanına en büyük ihaneti yapıp çete savaşına başladıktan sonra…). General Markos, fikir değiştirmemiş olsaydı, belki bugün Yunanistan komünist kontrolü altına girmiş olurdu. Ve komünistlerin silahlı kuvvetleri de bozguna uğramazdı. O, komünistlikten milliyetçiliğe dönerek en görevi yerine getirmiş ve arkadaşlarına, masonlarla komünistlere asla güvenmemelerini tavsiye ve vasiyet etmiştir.

SON
(20)Yalan değil.

You're Reading a Free Preview

İndirme
scribd
/*********** DO NOT ALTER ANYTHING BELOW THIS LINE ! ************/ var s_code=s.t();if(s_code)document.write(s_code)//-->