P. 1
Tunceli’de Sünni Olmak

Tunceli’de Sünni Olmak

|Views: 117|Likes:
Yayınlayan: ataturkcu

More info:

Published by: ataturkcu on Feb 21, 2012
Telif Hakkı:Attribution Non-commercial

Availability:

Read on Scribd mobile: iPhone, iPad and Android.
download as PDF, TXT or read online from Scribd
See more
See less

07/03/2014

pdf

text

original

T.C.

ANKARA ÜNİVERSİTESİ SOSYAL BİLİMLER ENSTİTÜSÜ HALKBİLİM (ETNOLOJİ) ANABİLİM DALI

Tunceli’de Sünni Olmak:
Ulusal ve Yerel Kimlik Öğelerinin Tunceli – Pertek’te Etnolojik Tetkiki

Yüksek Lisans Tezi

Ahmet Kerim Gültekin

Ankara - 2007

T.C. ANKARA ÜNİVERSİTESİ SOSYAL BİLİMLER ENSTİTÜSÜ HALKBİLİM (ETNOLOJİ) ANABİLİM DALI

Tunceli’de Sünni Olmak:
Ulusal ve Yerel Kimlik Öğelerinin Tunceli – Pertek’te Etnolojik Tetkiki

Yüksek Lisans Tezi Ahmet Kerim Gültekin

Tez Danışmanı Prof. Dr. Tayfun Atay

Ankara - 2007

T.C. ANKARA ÜNİVERSİTESİ SOSYAL BİLİMLER ENSTİTÜSÜ HALKBİLİM (ETNOLOJİ) ANABİLİM DALI

Tunceli’de Sünni Olmak:
Ulusal ve Yerel Kimlik Öğelerinin Tunceli – Pertek’te Etnolojik Tetkiki

Yüksek Lisans Tezi

Tez Danışmanı :

Tez Jürisi Üyeleri Adı ve Soyadı .................................................................... .................................................................... .................................................................... .................................................................... .................................................................... .................................................................... İmzası ........................................ ........................................ ........................................ ......................................... ......................................... .........................................

Tez Sınavı Tarihi ..................................

TÜRKİYE CUMHURİYETİ ANKARA ÜNİVERSİTESİ SOSYAL BİLİMLER ENSTİTÜSÜ MÜDÜRLÜĞÜNE

Bu belge ile, bu tezdeki bütün bilgilerin akademik kurallara ve etik davranış ilkelerine uygun olarak toplanıp sunulduğunu beyan ederim. Bu kural ve ilkelerin gereği olarak, çalışmada bana ait olmayan tüm veri, düşünce ve sonuçları andığımı ve kaynağını gösterdiğimi ayrıca beyan ederim.(……/……/200…)

Tezi Hazırlayan Öğrencinin Adı ve Soyadı ………………………………………

İmzası ………………………………………

ÖNSÖZ

Bu tez, Aralık 2005 – Ağustos 2006 tarihleri arasında Tunceli ve Elazığ’da gerçekleştirilen bir alan çalışmasının ürünüdür. Çalışmada, yakın geçmişten günümüze Tuncelili Sünnilerin kendilerini çevreleyen hâkim Alevi kültür içerisinde, etniklik algılarının değişen ekonomik, sosyal ve siyasal süreçlerde söylem ve pratik olarak gösterdiği varlık stratejilerinin etnolojik bir değerlendirmesi yapılmaktadır. Günümüzde, egemen sosyo-politik kimlik tanımı olan Sünniliğin ve Türklüğün ötekileştirdiği Aleviliğin ve Kürtlüğün hâkim nüfusu oluşturduğu Tunceli’de; ‘öteki içerisinde ötekileşen’ bir kimliğin karşılaştırmalı analizleri çalışmada yer almaktadır. Bu çalışma gerek konusu itibariyle gerek alan çalışması süreci bakımından çeşitli zorluklarla yüz yüze gelmiştir. Tüm bunların üstesinden gelmemde ve elimden geldiğince alan tecrübesini yazılı bir metne dönüştürmemde bana yardımcı olan insanları içten teşekkürlerimle anmayı bir borç biliyorum. Öncelikle tüm kaynak kişilere teşekkür ediyorum. Kendilerine dair en gizli, en özel benlik tutumlarını, tarihlerini benimle paylaşan herkesi saygıyla anıyorum. Bilhassa, Fırat Üniversitesi İlahiyat Fakültesi’nde görevli Doç. Dr. Erkan Yar, Dr. Abdurrahman Daş ve Dr. Enver Demirpolat’ı yardımlarından ve dostluklarından ötürü anmak isterim. Alan çalışması süresince Elazığ’da ve Tunceli’de evlerini benimle paylaşan tüm insanları ve bilhassa Koyun ailesini minnetle anıyorum. Çalışmanın başlangıcından bugüne deneyimi, yönlendirici fikirleri ve dostluğuyla her daim yanımda olan değerli danışman hocam Prof. Dr. Tayfun Atay’a

desteklerinden ötürü sonsuz şükranlarımı sunmak istiyorum. Bu çalışma, danışman hocamın belirleyici katkılarıyla vücut bulmuştur. Ayrıca, alana dair tecrübeleriyle çalışmama katkıda bulunan değerli hocam Doç. Dr. M. Muhtar Kutlu’ya da desteklerinden ötürü teşekkür etmek istiyorum. Eleştirileri ve arkadaşlıklarıyla çalışmama yardımcı olan Nilüfer Nahya ve Rabia Harmanşah’ı da sevgiyle anmak isterim. Son olarak, yaşadıkları sıkıntılara rağmen maddi ve manevi desteklerini esirgemeyen ve her daim yanımda olan ailemi de bu vesileyle bir kez daha sevgiyle anmak isterim.

ÖNSÖZ GİRİŞ…………………………………………………………………………I I. BÖLÜM: Coğrafya ve Tarih……………………………………………22 II. BÖLÜM: Tunceli’nin Etno-Kültürel Haritası………………………..44 2.1 Türklük, Kürtlük, Alevilik, Sünnilik: Sınırlarda Karmaşa ve Düzen…...44 2.2 Aleviler ve Tunceli (Dersim) Aleviliği………………………………….69 2.2.1 Seyit Aileleri ve Talipleri…………………………………………...71 2.2.2 Kutsal Mekânlar ve Batın Âlem…………………………………….81 2.2.3 Alandan Bir Örnek: Şah Delil Berhican……………………………94 2.3 Tuncelili Sünniler………………………………………………………121 2.3.1 Güncel Coğrafi Dağılım……………………………………………121 2.3.2 Değişen Sosyal Yaşam……………………………………………..132 2.3.3 Babalar ve Çeşitli Dinsel Pratikler………………………………....140 2.3.4 Pertek’in Doğusunda Bazı Etniklik Biçimleri……………………..152 2.3.5 Alevi – Sünni Bir Aşiret: ‘Şavak’ Örneği……………………….…161 III. BÖLÜM: Alevi – Sünni Topluluklar Arası İlişkiler.........................171 3.1 Kirvelik………………………………………………………………...171 3.2 Kirvelik İlişkilerinde Çözülmeler…………………………………...…193 3.3 Babalar ve Seyitler…………………………………………………..…198 3.3.1 Rekabet…………………………………………………………..…208 3.3.2 Babaların ve Seyitlerin Ortak Kaderi………………………………217 3.4 Ziyaretler……………………………………………………………….222 3.4.1 Saklı Rekabet………………………………………………………227 3.4.2 Kutsal Mekânlar……………………………………………………232

3.4.3 Güncel Durum……………………………………………………...245 3.5 Alevilikten Sünniliğe, Sünnilikten Aleviliğe Geçişler: Değişen Dünyalar……………………………………………………………………………247 3.5.1 Alevilerden Sünnilere Geçişler…………………………………….248 3.5.2 Fethullah Gülen Çevresinin Etkinlikleri…………………………...268 3.5.3 Sünnilerden Alevilere Geçişler…………………………………….271 3.5.4 Alevileşen Aşiret; Coravanlılar…………………………………….286 IV. BÖLÜM: Yakın Geçmişten Günümüze ‘Tunceli’de Sünnilik’ ve ‘Siyasallaşan Kimlikler’………………………………………………………….293 4.1 ‘Öteki’nin İktidarı……………………………………………………...294 4.2 Kimliğin Siyasallaşması………………………………………………..306 4.3 ‘Öteki’nin İktidarında ‘Ötekileşen Çoğunluk’: Ötekinin Ötekisi……...312 4.4 Pınarlar Olayı…………………………………………………………..335 4.5 1990’lı Yıllar…………………………………………………………...341 4.6 Göç……………………………………………………………………..362 4.7 Geleneğin Yeniden İnşası……………………………………………...367 4.8 İçeride Sünni, Dışarıda Tuncelili Olmak………………………………387 SONUÇ……………………………………………………………………402 EKLER……………………………………………………………………417 KAYNAKÇA……………………………………………………………...430 ÖZET……………………………………………………………………...442

yaklaşık olarak 200 yıldır. Küreselleşme.GİRİŞ 1980’li yıllarla birlikte uluslararası düzlemde ve paralel olarak Türkiye’de sosyal süreçlerin ve tartışmaların eksenini çeşitli etnik ve dinsel kimlik taleplerini merkeze alan hareketlerin oluşturduğu. içerisinde varlık gösterdikleri bir toplumsal örgütlenme modeli olan ulus–devlet’in üzerinde temellendiği hâkim etno-kültürel aidiyete olan itirazlarda ifadesini bulan ‘kimliklerin siyasallaşması’. bu ülkelerin mevcut büyük sermayelerinin tarihsel ve güncel anlamda etkileşim içinde olduğu daha az gelişmiş ülkelerle kurmuş oldukları sosyo-politik süreçleri de belirlemekte ve değişime uğratmaktadır. ‘küreselleşme’ gibi hacimli bir kavramla karşılanan. İnsan toplumlarının büyük bir kesiminin. yakın dünya tarihinde görünürlük kazanmış ve büyük çaplı ekonomik. ilk elden değerlendirildiğinde. tüm sosyal bilimciler tarafından kabul edilen çok boyutlu bir gerçektir. etnik ve dinsel kimliklerin kamusal alanlarda görünürlük kazanmalarının ve çeşitli siyasal-sosyal hak taleplerini farklı biçimlerde ortaya koymalarının bir ifadesi olarak da okunabilir. sosyal ve siyasal hareketliliğe neden olmuş süreçlerle de doğrudan ilgilidir. Bu süreç. Bu olgunun sahip olduğu içerik. hâlihazırda var olan yurt dışı hareketliliğinin yeni bir evresi olarak da görülebilir. tek tek ileri kapitalist ülkeler nezdinde mevcut bulunan büyük sermaye birikiminin. beraberinde taşıdığı ekonomik–sosyal ilişkiler ağıyla birlikte gelişmiş ülkeler arasındaki sosyo-politik süreçleri etkilediği kadar. Bu belirlenim içerisinde ortaya çıkan “kimliklerin siyasallaşması” süreci. bu ekonomik-toplumsal bütün içerisinde tarihsel süreçle .

bir toplumun birden fazla farklı kimlik aidiyetlerinin olduğunu kabul eden ve bu farklılıkların tümünün mevcut siyasi-idari yapıda yani devlet mekanizması içerisinde temsilini öngören bir siyasi program olarak çokkültürcülük. çokkültürcülük politikaları ve tartışmalarının ise doğrudan 20. Bu anlamda. etnokültürel farklılıkların ve bunların siyasal temsiliyetlerinin. iktisadi ve sosyal iç dinamikleriyle. Batı Avrupa’nın kendine dönük. kimlik taleplerinin son derece cılız kaldığı ve dahası içeriğini tarihsel geçmişe romantik bir özlemin doldurduğu söylenebilir. uzun süreçler içerisinde tamamlamış bu toplumlarda. kimliksel cemaatleşmenin güçlenmesine. Batı Avrupa örneğinde. sosyal ve siyasal hareketlilikleri olarak da kabul edilebilir. söz konusu ülkelerde hayat bulan örnekleri bakımından birbirlerinden önemli farklarla ayrılabilmektedir. Örneğin. Ulus-devletleşme süreçlerini. Öte yandan. bağımsız siyasi coğrafya talebiyle sonlanacak derecede geniş ölçekli değişimleri hedefleyen ekonomik-siyasal hareketlere dönüşme eğiliminde oldukları . güncel anlamda.birlikte kaynaşması öngörülen pre-modern aidiyetlerin. kaynaşmadan ziyade ayrışma ve farklılıkları koruma yönünde gelişim gösteren göçmen topluluklara dair bir süreç olarak işlerlik kazandığı ileri sürülebilir. Avrupa dışında ise kimlik taleplerinin. yüzyılın ikinci yarısında almaya başladığı göçler neticesinde ciddi boyutlara ulaşan ve beklentilerin tersine. ileri kapitalist ülkeler ile bu ülkelerle aralarında eşitsiz iktisadi ilişkiler bulunan farklı siyasi coğrafyalarda yine farklı biçim ve içeriklerde hayat buldukları da eklenmelidir. toplumun aralarında dayanışma ilişkisi gevşek alt-toplumlar toplamı biçimde yapılanmasına doğru bir siyasal hedefi olmadığı söylenebilir. uluslararası düzlemde büyük boyutlarda görünürlük kazanmış kimlik hareketlerinin. geç-modernizm içerisindeki ekonomik. toplumun tek kimlik tanımı olan ulus kimliğinin zayıflamasına.

bu noktada belirtilebilecek akla gelen ilk örneklerdir. Bu anlamda. birbirinden önemli ölçülerde farklılaşan ve ortaya koydukları siyasal stratejilerde merkezi otoriteyle birleşme. Dolayısıyla her iki kimlik grubu açısından. yakın dönemde görünürlük kazanmış ve kendisini hâkim ulus kimliğinden belirli farklarla ayırarak. ama öte yandan yine de çoğu zaman bu bütün içerisinde çeşitli hak talepleri ekseninde kendisini var eden iki temel kimlik grubundan bahsedilebilir: Alevilik ve Kürtlük. Söz konusu dağınıklık. Türkiye’nin bu iki kimlik grubunun taleplerine karşı yakın dönem uluslararası siyasal gelişmeler çerçevesinde gösterdiği yaklaşımlar. Türkiye’nin Avrupa Birliği süreci çerçevesinde tarihinde ilk kez farklılıklarını devlet politikası düzeyinde tanıması. doğrudan. içeriği önemli oranda değişen. bu otorite içerisinde tanınma veya farklı bir siyasal program çerçevesinde ortaya çıkan ayrılıkçı uç görüşlerin ekseninde çeşitlenen söylemleri yaratmaktadır. daha dağınık bir . kendilerini söz konusu kimliklerin siyasal temsiliyetinde var eden kurumların söylem ve hareketlerini de belirlemiştir.ve bu doğrultuda çeşitli örnekler de yarattıkları görülmektedir. Türkiye açısından bu çetrefilli konuya bakıldığında. bu kimliklerin kendilerini yeniden üretebileceği eğitim olanaklarını yasal ölçülerde kısmen kabul etmesi ve fakat bir yandan da merkezi otoriteyi. tanımı ve kapsamı bakımından. bir bütün olarak Alevilik ve Kürtlük kimliklerinin siyasal tanımlarındaki çeşitliliğini de beraberinde getirmiştir. kendi içerisinde homojen kurumsallaşmalardan söz etmek mümkün görünmemektedir. Kürtlüğün ve bu kimlik ekseninde beliren siyasal akımların güncel durumlarıyla kıyaslandığında. Yugoslavya ve diğer Doğu Avrupa ülkeleri. Türk yurttaşlık kimliği ekseninde tesisine yönelik çabaları.

toplumsal yaşamın örgütlenişinde son derece etkisiz bir pozisyona sürüklenmiştir. bugün. sınırları içerisinde yaşayan toplulukların konuştukları Kırmancki ve Kurmanci gibi dil ve onun doğrudan ima ettiği yaşam kültürü açısından. Sahip olduğu nüfus özelliklerinin. üst üste bindiği. böylesi bir çoğunlukla gösterdiği özellik. bu toplulukların geçmişten taşıdıkları dil aidiyetleri. Türkiye’de eşi olmayan. Ancak Tunceli. 1990’lardan itibaren ciddi bir görünürlük kazanmış olan Kürt ulusalcılığının. çalışmamız içerisinde de görüleceği üzere. Tunceli’yi eşsiz kılmaktadır. günümüzdeki temel öğesi olduğu görülebilmektedir. Bu kitlelerin. Türkiye Cumhuriyeti’nin ulus kimliğini oluşturan dil ve din özelliklerinden farklılaşan topluluklardan müteşekkildir.kimlik durumu ortaya koymasına karşın Aleviliğin. Fakat özellikle bu dönemin sonlarından günümüze. Türkiye’de kapsadığı geniş kitlelerin varlığı. her iki kimlik grubunu Türkiye’de yakın dönem ve güncel siyasisosyal süreçlerin merkezine yerleştirmiş olduğu aşikârdır. son derece özgün bir yapıya sahiptir. Buna karşın. Ancak. Kürtlüğün ve Aleviliğin iç içe geçtiği yahut ayrıştığı ve tek başlarına çoğul bir durum sergiledikleri örneklerden bahsedilebilir. Türkiye’nin en özgün ili konumundadır. Türkiye içerisindeki coğrafi dağılımları göz önüne alındığında. Tunceli. Zira Tunceli’de yaşayan nüfusun %90’ından fazlası. Tuncelili toplulukların mevcut ulus kimliğinden ayrışmalarının. bu toplulukların hemen tamamının süregetirdikleri din kimliği üzerinden de Aleviliğin. bu kimliklerin coğrafi dağılımı bakımından. . bilhassa 1990’lı yıllarda ve kısmen de olsa günümüzde ilde etkin olan bir Kürt ulusalcı eğilimden bahsedilebilir. yeniden yükselişe geçen ve kendisini yöreye özgü bir Aleviliğin tanım aralığında ifadelendirilen dini yükselişin.

Bu anlamda. Tuncelili Alevilerin gündelik yaşamlarını üzerine kurdukları hukukun nihai noktada devlet kurumlarıyla vücut bulduğu belirtilmelidir. . Türkiye’nin hâkim sosyo-kültürel yapısı içerisindeki yerlerini niteleyebilecek daha uygun bir başka kavram bulunmamaktadır. Zira Tuncelili Sünnileri. Türkiye genelinde hâkim olan Türklük ve Sünnilik algıları içerisinde azınlıkta kalan bu kimlik gruplarının Tunceli’de ezici bir çoğunluk oluşturdukları görülmektedir. günümüzde bütünüyle siyasal bir kavram olarak kullanılmaktadır. söz konusu sayısal çoğunluğun beraberinde getirdiği fiili bir iktidar durumundan bahsedilemez. 1 “Azınlık”. sade ve basit anlamıyla ‘çok olan içerisinde az olan’ı işaret eder bir içerikle kullanılmaktadır. Alevilik ve Kürtlük kimlikleri üzerinde siyasal programlar öne süren resmi söylem ve karşıtları arasında çeşitlenmektedir.Aleviliğin ve Kürtlüğün. Aleviliğin beraberinde taşıdığı geleneksel toplumsal kurumlar topluluk-içi süreçlerde ve hukukunda hâlihazırda etkin olmakla birlikte. Tunceli’de tersi yönde bir sonuç da doğurmaktadır. kavramın siyasal içeriği. “kimlik”in de siyasallaşması süreçleriyle doğrudan bir bağ içerisindedir. Tunceli’nin hâkim sosyo-kültürel yapısı içerisindeki ve onları çevreleyen Alevileri. Çalışmamız içerisinde ise kavram. Bu son derece tartışmalı konu. bu çalışmanın ana konusudur. Türkiye’nin mevcut uluslararası ekonomik-politik dengeler içerisinde işgal ettiği pozisyonla doğrudan alakalıdır. Kavramın siyasal içeriği. Tunceli’de %90’ların üzerinde görünürlük kazanmış bu çoğunluğun yanında bir de dağınık yerleşimlerde ve özellikle ilin güney kısımlarındaki ilçe merkezlerinde ortaya çıkan Sünni topluluklar da vardır. Türkiye genelinde sahip oldukları azınlık1 konumu. Türkiye’deki karşılığı ise Osmanlı’dan ayrışan ve bugün Türkiye’de mensupları bulunan devletlerle ortak kimlik kodlarına sahip Ermeniler. Rumlar’dan farklı olarak. Fakat bugün itibarıyla. Bu çoğunluk içerisinde. Tunceli’nin geleneksel yerleşimcileri olan ve sahip oldukları din kimlikleri üzerinden hâkim sosyo-politik ulus kimliğiyle özdeşlik gösteren Sünni toplulukların varlıkları. yakın dönem siyasal-sosyal gelişmeler paralelinde bugün Alevileri ve Kürtleri de kapsamaktadır.

tartıştığımız konudan uzakta kalmaktadır. ancak mevcut nüfus varlığı itibariyle egemen durumda olan Kürtlük ve Alevilik içerisinde. ‘Azınlık içinde azınlık’. bulundukları ülkenin hâkim ve çoğunluk sosyo-kültürel kodlarını paylaşan ve fakat . 2003:107 – 114) içerisinden meydana gelen bir kavram olduğundan. bir ülkenin içinde hâkim etno-kültüre mensup olmayan fakat kendine ait bir kültürel bütün (Aydın – Emiroğlu. Tuncelili Sünnileri tanımlamaya yakın görünen fakat kullanımı itibariyle de durumu işaret etmekten uzak bir kavramdır. Tuncelili Sünniler gibi. yani ‘ötekiliğin ötekiliği’. ‘azınlık’ kavramının işaret ettiği.Konu ve Amaç Türkiye’de ulusal düzlemde. Dolaysıyla. yani Türklük ve Sünniliğin. Bu kavram genellikle iç içe geçen ve biri. diğeri içerisinde azınlıkta kalan. çalışmanın temel ilgi alanını işaret etmektedir. Şöyle ki. ulusal sosyo-politik düzlemde ‘biz’ olan hâkim kimliğin ötekileştirdiği Aleviliğin ve Kürtlüğün çoğul bir durum sergilediği Tunceli’de ‘ötekine’ dönüşümü. Tunceli’de kazanmış olduğu azınlık durumu. Tuncelili Sünnileri işaret eden bir tanım aralığı sunmaktadır denebilir. bu hâkim kimlik kodlarından dil ve din aidiyetleri ekseninde ayrışarak azınlıkta kalan. Tuncelili Sünnilerin ortaya çıkardıkları kimlik durumunu örten net bir tanımlama mevcut değildir. hâkim durumda olan sosyo-politik kimlik algısının. Sünni-İslam’ı doğrudan ima eden ve fakat bu din kimliğinin farklı yorumlarını içererek. böylelikle de ikili bir azınlık durumu yaşayan topluluklar için kullanılmaktadır. Bu anlamda. ‘Azınlık içinde azınlık’ (minority in minority yahut minority within a minorty). Fakat yine de bu kapsamda.

Bu çerçevede. bu çalışmanın temel konusudur. geleneksel kimlik algılarının ulus kimliğiyle olan etkileşimi. tezin esas hedeflerini oluşturmaktadır. ortaya çıkardıkları kültürlerinde ve kendilerini çevreleyen farklı kültürlerle olan ilişkilerinde belirleyici olduğu ve bu özelliklerin günümüzdeki Alevi ve Sünni topluluklara tevarüs etmiş olduğu fikri belirleyicidir. dört ana bölümde yapılandırılmıştır. birinci bölümdeki temel amaçtır. Tuncelili Sünni topluluklar açısından paradoksal olan bu durumun. tarihi. Birinci bölümde. 1970’lere değin Alevi ve Sünni toplulukların geleneksel kimlik tutumları çerçevesinde var olan ilişkileri. bugün Tunceli ilinin idari sınırları içerisinde kalan coğrafyaya dair genel bilgiler ve burada yaşamış/yaşamakta olan topluluklar hakkında özet bir tarihsel arka plan sunulmaktadır. günümüzde ulusal düzlemde hâkim durumdaki sosyo-politik kimlik algısıyla özdeş olan Tuncelili Sünnilerin.bu kodları paylaşmayarak aynı hâkim kültürel bütün içerisinde ‘azınlık’ teşkil eden bir topluluğun bünyesinde kaldıkları azınlık durumu. İkinci bölümde. bugün Tunceli’de yaşayan toplulukların kendilerini tanımlamada temel referans olarak gördükleri din kimlikleri ve yine kendilerine dair . tez içerisinde bu coğrafi ve tarihsel arka plana yapılacak göndermelere dair bir fikir oluşturmak. Tunceli’de Alevilik ve Sünnilik gibi temel kimlik belirleyenleri ekseninde görünürlük kazanmaya başlayan siyasal kamplaşma süreçlerinden itibaren geleneksel kimlik tutumlarında başlayan değişim. insan toplumlarının yerleşimlerinde. Bu anlamda. ve Sünni azınlığın gösterdiği varlık stratejilerinin kimlik eksenli analizleri. ekonomik ve sosyal süreçler çerçevesinde analizi. Coğrafi yapının Tunceli’de ortaya koyduğu özgün durumun. Bu kapsam ve amaçlar çerçevesinde tez. kendinde eşsiz bir örnektir. okuyucuda.

Tunceli örneğinde. ‘Türklük – . ancak ‘öteki’yle olan temasında kendi sınırlarını da çizmiş olmaktadır. aynı zamanda Tuncelili Sünnilerin yerel kodlarının da bir bölümünü açığa çıkarmaktadır. sosyal ve siyasal belirleyenler etrafında karşılaştırmalı analizler. Üç ana alt başlıktan oluşan bölümde. kimlik algılarındaki değişimler. Tuncelili Sünnilerin anlam haritası içerisinden değerlendirmektedir. Alevi ve Sünni topluluklar arasında açığa çıkan çeşitli ilişkilenme biçimlerini. Bu bölüm. Tuncelili Sünnilerin. ‘Aleviler’ ve ‘Sünniler’ başlıkları altında. ‘kimliğin siyasallaşması’ kavramı ekseninde değerlendirilmektedir. Dördüncü ve son bölümde.geliştirdikleri tanımlamalarda önemli bir diğer etken olan dil konusundaki tutumları çerçevesinde genel bir etno-kültürel panaroma çıkarılmaktadır. Tunceli’deki güncel kimlik tutumlarına dair verilen bilgilerin ardından. Üçüncü bölüm. tezin odak noktasını oluşturmaktadır. Bu alt bölüm. Nihayetinde ‘kimlik’. takip eden iki bölümde yürütülen tartışmaların temelini oluşturmaktadır. Bu bölümün dolaylı bir sonucu olarak. 1970’li yılları önemli bir tarihsel dönüm noktası kabul ederek. Son alt başlıkta ise doğrudan Tuncelili Sünniler hakkında alan çalışmasından elde edilen veriler değerlendirilmekte ve Tunceli’deki Sünniliğin biçimleri ana hatlarıyla serimlenmektedir. Türkiye’nin yakın tarihsel geçmişi içerisinde. bir yandan da Tuncelili Sünnilerin kimlik sınırlarını netleştirmektir. bu kapsamda analiz edilmektedir. Bu ilişkileri etkileyen tarihsel. 1970’li yıllardan itibaren hızlı bir değişim sürecine sürüklenen Alevilik ve Sünnilik kimlikleri. Aleviler ve Tunceli’ye özgü Alevilik hakkında verilen bilgilerde amaç. geçmişten bugüne içerisinde yaşadıkları çoğunluk karşısında ördükleri varlık stratejileri. çalışma konusuna doğrudan giriş yapılmaktadır. Sünnileri çevreleyen toplumsalın anlam dünyasını ve bunu görünür kılan tutum ve davranışları açımlayarak. ekonomik.

‘veri yığılması’ olduğu söylenebilir. kendisinden sonraki benzer çalışmalarda daha verimli olabilmesi için. bu kimliği çevreleyen ve böylelikle ‘Sünniliği’ en az kendi iç dinamikleri kadar var eden ‘Aleviliğin’ Tunceli yerelindeki örnekleri açımlamak. Dolayısıyla çalışmanın ikinci bölümü içerisinde . Yukarıdaki kapsam ve hedefler doğrultusunda yapılandırılan çalışma. Çalışmada göze çarpan ve okuyucunun dikkat etmesi gereken ilk sorunun. Bu örneğin. Tunceli’de hayat bulan ‘Sünniliğin’ tarihsel ve güncel verileri hâlihazırda hayli kapsamlı bir içeriğe sahipken.Sünnilik’ ve ‘Kürtlük – Alevilik’ kimlik gruplarının ekonomik ve siyasal etkenlerce ne şekilde görünürlük kazanmış oldukları da ortaya çıkarılmakta ve kimlik politikalarına dair son derece özgün veriler sunulmaktadır. açığa çıkan kimi sorunlarını da kısaca aktarmak gerekecektir. Tez yazım sürecinin nihayetinde vücuda gelen bu toplama bakıldığında. tezin esas amacıdır. günümüzde cereyan eden kimlik eksenli toplumsal süreçlerin sağlıklı değerlendirmelerine imkân tanıyacak bir tarihsel ve güncel örnek ortaya çıkmış olmaktadır. oldukça uzun bir yol ve meşakkatli bir seyir izlemek durumunda kalmıştır. Böylelikle. tez konusuna giriş metinlerinin hayli uzamasına neden olmuştur. ‘Tunceli’de Sünni Olmak’ gibi oldukça net bir tanım alanına işaret eden toplumsalın analizine uzanan süreç. kimlik ekseninde görünürlük kazanan güncel sorunların çözümünde işlevselleştirilebilecek faydalı bir veri olma olasılığı. bu toplumsala ve dahi benzer örneklerine dair hemen hiçbir yazılı kaynağa sahip olmadığından. bazı önemli eksiklikler de barındırmaktadır. Tunceli örneğinde yaşanmış ve yaşanmakta olan toplumsal tecrübeler ışığında.

Ancak. Tuncelili Sünnileri çevreleyen Alevi toplulukların inanç pratiklerine ve söylemlerine dair yapılandırılan bölümün aktarımında gözetilen amacın. alanda derlenen verilere dair. Nihayetinde ‘kimlik’. ‘kendisini’ değil ‘kendinden sonrasını’ giderek daha fazla dikkate alan bir bakıştan kaynaklandığı ifade edilebilir. birbiriyle bağlantılı ve okuyucuda genel bir fikir oluşturacak şekilde yapılandırılmasına karşın. Dolayısıyla alan çalışmasında toparlanan her veri. . Çalışmanın genelinde gözetilen konu dizini. uzunca değerlendirilmeye çalışılmıştır. Sünni toplulukların sürekli etkileşim içerisinde oldukları öteki kimliğin netleştirilmesiyle. bir yönüyle de farklılıkların temas noktalarında belirginleşen sınırların bir araya gelmesi neticesinde ortaya çıkan toplumsal bir bilinç durumunu işaret etmektedir. sahip olduğu özgünlükler üzerinden. mümkün olan en son noktaya dek işlenmesi gereken bir önem atfedilmesine yol açmıştır. Elde edilen bilgilere dair gelişen bu korumacı tavrın. bölümleri oluşturan kimi alt başlıklarda açığa çıkan derinleşme. çalışmanın bölümleri arasında görülebilecek bağlantı sorunu olduğu söylenebilir. Çalışmanın kendi alanında bir ilke işaret etmesi durumu. tez konusunun irdelenmesinde üstlendiği belirleyici rol olduğu da hatırlanmalıdır. Çalışmaya dair üzerinde düşünülebilecek ikinci bir sıkıntının da ilkiyle ilişkili olarak.değerlendirmeye alınan ‘Alevilik’ bölümünün okuyucunun algısında. tezdeki genel gidişat içerisinde esas konu ile bağlantının zayıfladığı alanlar açabilmektedir. tez konusundan uzaklaşma gibi olumsuz bir ihtimali içerdiği söylenebilir. mevcut birikimin ortaya konuşunda.

ilk elden değerlendirilenlerin başında gelmektedir. tezin değerlendirilmesini daha sağlıklı kılacaktır. Ancak bunların. . Çalışma. ortaya koyduğu olumlu-olumsuz deneyimleriyle bir yol haritası sunma ayrıcalığını da taşımaktadır. Tunceli tarihi. Çalışma konusunu doğrudan olmasa da yan konuları itibarıyla destekleyecek. kendi alanında bir ilk olma özelliği taşıyor görünmektedir. özellikle de Tunceli’yle ilgili olanların. varlığını daha güçlü bir şekilde anlamlandırmış da olacaktır. sahip olduğu tüm coğrafi–kültürel birörnekliğine karşın Türkiye akademi camiasından hak ettiği ilgiyi görememiş olduğu aşikârdır. Tuncelili Alevi ve doğrudan olmasa da Sünni topluluklar üzerine yapılmış son derece az sayıdaki akademik çalışmalar. Bu anlamda Tunceli’nin. alanında kendinden sonra gerçekleştirilecek çalışmalara.İlk elden değerlendirildiğinde çalışmanın yine kendi içerisinden görülebilen bu özellikleri karşısında okuyucunun dikkatli olması. Tez. Dolayısıyla ilk olmanın tüm dezavantajlarını ve eksikliklerini içermekle birlikte. ortaya koyduğu özgün verilerle bu konuda akademik bir ilgiyi tetikleyebilirse. bu haliyle. birkaç önemli istisnayla sınırlı ve çoğunlukla birbirini tekrar eden çalışmalar oldukları belirtilmelidir. son derece geniş bir kaynakçadan bahsedilebilir. Veri Toplama Gerek alan çalışması öncesinde gerekse sonrasında doğrudan çalışma konumuzla ilgili olarak yapılandırılmış yerli yahut yabancı bir kaynağa erişemediğimizi öncelikle belirtmek gerekir.

çalışmanın kapsamı yine de bu alanın dışındaki diğer Sünnileri kapsamaktadır. etnografik ve etnolojik okumasının bir ürünüdür. elde edilen veriler ve bu pratiğin sonucunda şekillenen eser. yolun başında kendisine bir hedef olarak Tunceli’de yaşayan tüm Sünnileri çalışma konusu olarak belirlemiştir.Genel olarak Türkiye’deki Alevi – Sünni topluluklar üzerine yapılmış çalışmalar. Tez içerisinde de görüleceği üzere. İlgili alan dışında kalan yerlerde çalışma yürütülmemiş olsa da bu bölgelerden yakalayabildiğimiz ilişkiler. doğrudan çalışmanın da ulaşabildiği sınırlar ölçüsündedir. çalışma süresince konunun odaklanacağı başlıkların da alandaki pratik süresinde olgunlaşmasını beraberinde getirmiştir. Bu anlamda çalışma. ikincil planda tezin inşasında faydalanılan temel kaynaklar olmuşlardır. Pertek ilçesinin doğu kısımları olmuştur. fakat benzer örneklerinin yokluğu. Tuncelili Sünnilerle kurulan ilişkilerin. Alan çalışması öncesinde çalışma konusunun ana hatlarıyla belirlenmiş olması. Tuncelili Sünniler yaklaşık çeyrek yüzyıldır siyasal kamplaşma ve çatışmaların yıkıcı . Bu tez. doğrudan alanda kalınan süre içerisinde edinilen tecrübelerin sonucunda şekillenmiştir. Dolayısıyla çalışmanın üzerinde odaklandığı alan. tümüyle. çalışmanın sadece Pertek ilçe merkezi ve civarında kalan kırsal yerleşimlerdeki ailelerle sınırlanması sonucunu doğurmuştur. alan çalışmasının başlangıcında son derece ağır bir süreç içerisinde gerçekleşmesidir. Ancak alanda karşılaşılan gerçeklik. kendi içerisinde bu yönüyle de bir özgünlük barındırmaktadır. Çalışmanın alan itibarıyla sınırlandırılmasında önemli bir etken. Ancak ‘Tunceli’de Sünni Olmak’. tezin kapsamını genişletmektedir. Aralık 2005 ve Ağustos 2006 tarihleri arasında gerçekleştirilen yaklaşık dokuz aylık bir alan çalışması sonucunda elde edilen bilgilerin. Ancak birazdan aktarılacağı üzere. Tezin sahip olduğu sınırlar. Bu sebeple.

Her halükarda en verimli dönemlerin yakalanabilmesi ancak ilk dört ayın sonunda gerçekleşmiştir ve bu. Bu durumun doğrudan bir sonucu olarak ortaya çıkan barınma sorunu da alan çalışması üzerinde ciddi bir sıkıntı olarak baş göstermiştir. kimi zaman kafelerde kimi zaman . Tezin ağır ilerleyişi. çalışma bölgesinin sınırlandırılmasını zorunlu kılmıştır. Tezin ilk aylarında çoğunlukla başarısız bir biçimde sonuçlanan girişimler. Tuncelili Sünnilerin çoğunluğunun Elazığ’da ve az bir kısmının Tunceli il merkezinde yaşıyor olmaları. alanda karşılaşılan durumun ilk kez deneyimleniyor oluşu. Fakat tam bir bütünleşmeden bahsetmek mümkün değildir. Öte yandan. alanda kalınmış olmasına karşın. bu eksikliğin dışarıda. hayli uzun bir zamanı gerektirmiş ve tüm çalışma boyunca da bu olumsuzluğun etkileri yaşanmıştır. tezin gerçek anlamda şekillenmeye başladığı ilk noktadır. bu süre kesinlikle yeterli görülmemelidir. Dokuz ay gibi uzun sayılabilecek bir dönem. Tez konusunun alan itibarıyla sınırlandırılmasında belirleyici olan bir diğer etken de yaşadığımız maddi sıkıntıların boyutları ve zaten ağır ilerlemekte olan çalışmanın süre bakımından da sıkışmasıdır. yabancılık bu deneyimlerle asgariye indirildikçe aşılmaya başlanmıştır. Maddi eksiklikler de kimi zaman çalışmayı dahi durduracak boyutlara erişmiştir. tezin alan kısmının sınırlandırılmasında önemli bir karar olmuştur. Rahat bir çalışma ortamının olmayışı. ilin farklı kesimlerinden Sünnilerle teması kolaylaştırmış ve bu bölgelere dair de faydalı görüşmeler gerçekleştirilebilmiştir. bu topluluklarla ilişkilenme ve önyargıları ortadan kaldıracak güvenin tesisi.sonuçlarının etkin izlerini taşıdıklarından ve bunların ortaya çıkardığı katı kimlik tutumlarına sahip olduklarından. ilişkilenilen kısımların Tunceli geneliyle kıyaslandığında son derece sınırlı kalması ve daha da önemlisi. Dolayısıyla karşı karşıya kalınan zaman problemi. alanda kaldıkça.

Tunceli’nin farklı ilçelerinde yaşayan Sünnilerin yoğun olarak göç ettikleri Elazığ’da da çalışma imkânları yaratılabilmiştir. bu iki il merkezine yaklaşık yarım saat uzaklıktadır. Teknik imkânsızlık nedeniyle.kütüphanelerde giderilmesi masrafları katlayan olumsuzluklara yol açmıştır. uzun vadeli alan çalışmalarında sağlam bir maddi altyapının gerekliliği. Öte yandan. Zira Pertek ilçesi. çalışmanın ancak son üç ayı gereken verimlilikte değerlendirilebilmiş ve son derece faydalı bilgilere ulaşılabilmiştir. Sonuçta. Fakat bu çekimler de Sünni toplulukların sosyal etkinlikleri değil. Çalışmanın beşinci ayında ancak kalıcı bir çözüme kavuşturulabilen kalacak yer sorunu. kullandıkları belirli kutsal mekânlar ve bazı Alevi ritüelleri üzerinedir. çalışmanın ilk dört ayı Elazığ’da farklı yerlerde ve geri kalanı Tunceli il merkezinde ikamet edilerek gerçekleştirilmiştir. alan çalışmasının ancak son iki ayı içerisinde fotoğraf ve kamera çekimleri yapılabilmiştir. çalışma içerisinde ilerleyen ve genişleyen ilişkilere bağlı olarak artan aralıklarla gidilmiş ve mümkün olabildiğince uzun süreler dâhilinde kalınmaya gayret edilmiştir. Bu sebeple bir kez daha. çalışma açısından bir olumsuzluk taşımamıştır. benzer çalışmaları yürütecek araştırmacıların her daim tamamlaması zorunlu bir ön koşul olarak ortaya çıkmaktadır. Dolayısıyla çoğu kez günü birlik gidişlerle de görüşmeler geçekleştirilmiştir. Bu anlamda. Pertek ilçe merkezine ve civar kırsal yerleşimlere. . bu vakitten sonra işlerin sağlıklı bir şekilde yürümesinde belirleyici olmuştur. Alanda kalınan süre içerisinde Pertek haricindeki ilçelerde yaşayan Sünnilere ilişkin verilerin önemli bir kısmı da Elazığ ve Tunceli il merkezlerinde yürütülen görüşmeler sonucunda derlenmiş ve böylelikle tezin hacmine önemli katkılar sağlanabilmiştir. Elazığ ve Tunceli’de ikamet etmiş olmak.

Görüşmecilerin çok azı ses kaydına razı olarak bu tür konularda konuşmuş ve fakat açık bir temkinlilik içerisinde konu hakkında bilgiler vermişlerdir. Gözlemlere ilişkin değerlendirmeler. 2 Çalışmada kullanılan görüşme kılavuzu Ekler bölümünde verilmektedir. görüşmelerin ertesinde ‘Alan günlüğü’ne belirli aralıklarla kaydedilmiştir. meslek vb.Alan çalışması süresince ses kayıt cihazı bulunmasına karşın birkaç istisna dışında hemen tüm kaynak kişilerde belirgin bir çekingenlik yarattığı gözlemlenen bu teknikten de vazgeçilmek durumunda kalınmıştır. soru – cevap tarzında bir kullanım özelliği yoktur. Dolayısıyla. tez metini haline gelişi ağırlıklı olarak ‘Alan günlüğüne’ düşülen notlar sayesinde hayat bulmuştur. alan çalışması deneyimi ilerledikçe belirginleşen konular çerçevesinde hazırlanan bir görüşme kılavuzu2 ekseninde yürütülmüş ve görüşmeler esnasında notlar tutulmuştur. Görüşmelerin Sünni toplulukların gündelik yaşam kültürlerine dair bölümlerinde belirgin bir rahatlama gözlemlenirken. ‘not tutma’nın dahi yadırgandığı belirtilmelidir. Çalışmanın tümü. Kılavuz. özelliklerine ve kişisel ilgi alanlarına göre geliştirilen görüşmelerde. kimliğin siyasal pozisyonu ve geçmişten güncele bu çerçevede yaşananlar söz konusu olduğunda açık bir olumsuz tavrın belirdiği gözlemlenmiştir. kişisel tecrübe ve fikirler. Alanda gerçekleştirilen görüşmelerde derlenen bilgilere paralel olarak. Bu yüzden görüşmelerin tamamına yakınında sesle belgeleme tekniğinden faydalanılmamıştır. . her tekil görüşmede tümüyle kullanıma sokulmamıştır. Görüşme kılavuzu. ilgili bölümünün devreye sokularak. Çoğu zaman da gerek Alevi görüşmecilerde gerekse Sünnilerde. Kaynak kişinin yaş. belirli konu başlıkları altında derlenmiş ve sohbetlerde ön açıcı olabilecek sorulardan oluşturulmuştur. alan çalışması süreci içerisinde şekillendirilmiştir. bilgilerin derlenmesinde yön verici olması gözetilmiştir. sosyo-ekonomik konum. Hakkında hiçbir benzer yazılı örneği bulunmayan ve tümüyle alanda şekillenen bu çalışmanın. tutulan notlar.

Fakat bu seferki niyetim. sadece Kırmancki ve Kurmancki konuşan Alevileri ve onların geçmiş dönemlerde ilişkide oldukları Alevi toplulukları kapsayan bir sosyo-kültürel coğrafyayı tanımlamaktadır. bu kavram açımlanmaktadır. Çünkü bu kodlara göre şekillenen bir aidiyet olan ‘Dersim’ ve ‘Dersimlilik’. lisans tezimde Tunceli’deki Alevi toplulukların kutsal mekân kültleri üzerine yaptığım çalışmanın bir benzerini yüksek lisans tez çalışmasında da yinelemekti. Kavramın işaret ettiği coğrafi ayrım. çünkü acemiliklerle dolu olsa da lisans tezimi bu konuda hazırlamıştım ve bu bölüm için yine Tunceli’de çalışmayı düşünüyordum. Sünni topluluklar açısından çalışma yapacağım alan konusunda netleşmiş bir fikrim yoktu çünkü Tunceli’deki Sünni topluluklardan bihaberdim. Bölümde. Tuncelili Aleviler içerisinde de farklı anlam dünyalarına işaret etmektedir. Dolayısıyla. sahip oldukları azınlık statüleri gereği bu farklılıklar dikkate alınmamaktadır. farklı inanç topluluklarının (Alevi ve Sünni) tutum ve pratiklerini. Konuyu kafamda şekillendirirken. kutsal mekân kültleri ekseninde çalışmak ve bu temelde etnolojik bir eser hazırlamak yönünde idi. aynı zamanda. Ancak henüz. I. Bu coğrafyada bir dönem Ermeniler ve bugünde az da olsa Sünniler olmasına karşın. alan çalışması içerisinde karşılaştığım çoğu iç-Tuncelili de çalışma 3 “İç-Tunceli” yahut “İç-Dersim” tez içerisinde oldukça önemli bir belirteç olarak kullanılmaktadır. Tuncelili olmama karşın bu bilgisizliğimin. benim de diğer tüm içTuncelililer3 gibi farkında olmadan içerisine doğduğum ve gayet doğal biçimde kafamda şekillenmiş olan anlam kodlarından kaynaklandığını öğrenecektim. Alevi topluluklar açısından kendimi hazır ve avantajlı hissediyordum.Araştırma Süreci Yüksek lisans eğitimime başladığımda da ilk tez önerimi danışman hocama sunduğumda da aklımdaki düşünce. .

Kuzenlerimden birisi Mazgirtli Sünni bir ailenin oğluyla evlenmişti. böylesi bir çalışma yapmaya yönelik ilk adım oldu. Alan çalışması öncesinde veri toplamaya başladığım dönemlerde. aslında daha birkaç yıl önce yakın bir akrabamın düğününde Tuncelili Sünnilerle temas etmiştim. henüz denenmemiş parlak bir fikirdi. Türkiye’de azınlıkta olan ve bu durumun mağduriyetini çarpıcı biçimde yaşayan bir inanç grubunun (Alevilik) egemen olduğu bir alanda onun bünyesinde ‘azınlık’ durumunda kalan hâkim dinsel kimliğin (Sünnilik) temsilcileri üzerine çalışma. Pertek. şaşırtıcı bir biçimde aklıma gelen ve hocama aktardığım yukarıdaki örnek.konumu öğrendiğinde en az benim kadar meraklıydı ve hatta şaşkınlığını açıkça dışa vurabiliyordu. zamanla unutacak ve diğer ‘Dersimliler’ gibi ben de onları mevcut ‘geleneksel’ anlam bütünlüğü içerisinde kabul edecektim. Mazgirt ve Hozat’taki Sünnilerin varlığını öğrenecektim. Fakat ben. Alevi teolojisiyle ilgili resim ve halıların yerine ‘Kâbe’ fotoğraflarıyla karşılaştığımızda. Haklarında aktarılan dağınık ve çoğunlukla belirgin olumsuz fikirlerle yüklü bilgileri . ancak o zaman ‘bizden farklı’ bir yerde olduğumuzu anlamıştık. ilk kez Çemişgezek. gelenek olduğu üzere. erkek evine giderek yemek yemiştik. Şüphesiz bu fikrin sahibi. Tunceli’deki tüm Alevi evlerinin duvarlarını süsleyen. Ta ki danışman hocamla tez konusu üzerine görüşene dek… Danışman hocamla yaptığımız görüşmede. danışman hocamdı. Çemişgezek ve Pertek’ten farklı olarak. çoğunlukla Alevi toplulukların gündelik yaşam kültürleriyle hemhal olmuş Mazgirtli Sünnilerle ilk temasımı. Bu düğüne geniş bir akraba çevresiyle birlikte katılmış ve hatta düğün akşamı.

‘Nerelisin?’ sorusuna ‘Ankaralıyım’ diyerek cevap verdim ve gözle görülür olumlu sonuçlar da elde ettim. ilişkileri son derece olumsuz etkilediğini gördüğüm bu bilgiyi. hakkında hiçbir bilgiye sahip olmadığım bir topluluk üzerine çalışma yapacak olma düşüncesi. Ancak sohbet ilerledikçe birbiri peşi sıra gelen aileye. bağlantılı olarak da inanç ve siyasal tutumlara dair sorularda. Çalışmanın umutsuzluk hissi yaratacak ölçüde ağır ilerlediği ilk dönemlerde. bu konuda yersiz kaygılara kapılmamış olduğumu da gösterdi. Ürkekliğim. muhataplarımın çoğunluğunun benimle ilgili tutumlarını ve doğal olarak görüşmelerimin sınırlarını da belirliyordu. Hâlihazırda ‘Ankara’dan’ geldiğimi söylüyor ve ister istemez ‘Ankaralı’ olduğum havası yaratmış oluyordum. Görüşmecilerim için ‘iç-Tuncelili’ olmam başlı başına önemli bir kimliklendirici veri iken bir de bölgenin sürekli olarak büyük çatışmalarla karakterize olması çoğu zaman ilişkileri büsbütün engelleyen bir rol oynuyordu. Her ne kadar uzun yıllar Tunceli’de yaşamamış olsam da tüm temaslarımda karşılaştığım ilk soruya verdiğim cevap.derledikçe. Alan çalışmasının ilk aylarında edindiğim tecrübeler. çalışmanın başarısız olma olasılığından ileri geliyordu. bir yandan beni heyecanlandırırken bir yandan da ürkütecekti. bariz bir şekilde. görüşmecilerimin sorularını ince bir yöntemle es geçerek aşmaya niyetlendim. Birkaç kez. bir süre sonra. ilk cevabımla başlattığım gerçek olmayan . Tunceli’de yaygınlıkla bilinen yerlerden birisiydi: Kutuderesi mevkii (değiştirilen adıyla Gökçek) Tunceli’de her daim yoğun çatışmaların yaşandığı bir yerdi. Parçası olduğum geniş ailenin bulunduğu bölge.

tezin hızlı bir biçimde ilerlemesini sağladı. Tez konusu kapsamında da bilgiler edinmekle birlikte bu dönemin biricik faydası. Öte yandan kendilerini çoğunlukla Türk milliyetçi söylemi yahut da etkin bir Sünni-İslamcı bakışla var ettikleri kimlik alanında tanımlayan görüşmecilerimle temaslarımda. Bu yabancılık. 2006 Bahar aylarının sonundan itibaren çalışma. Maddi sıkıntıların ve kalacak yer sorununun yanı sıra yukarıdaki durumun da etkili olduğu çalışmanın ilk dört ayı içerisinde çoğunlukla devamı gelmeyen bir dizi görüşme gerçekleştirdim. çalışmanın hedefi olan topluluklara dair özgün bilgilere ve artık aracılara gereksinim duymaksızın görüşme gerçekleştirebilecek yerel kimlik kodlarının bilgilerine ulaşmam oldu. bu siyasal kimlik tutumlarıyla olan politik mesafem de bu ağır ilerleyişte etkili oluyordu. tarafımdan beliren önemli bir nedeni idi. çalışmanın ilk dönemlerindeki ağır seyrin. yabancısı olduğum yereldeki bu anlam dünyasına dair bilgiler edinmemdi. Dolayısıyla bu tutumumdan vazgeçtim ve çalışmamı ‘kaderine’ bıraktım. İlişkiler . her halükarda Sünniİslam’ın yaşam pratiklerine dair konulardaki eksikliklerimi gün yüzüne çıkarıyordu. son derece etik dışı ve rahatsızlık vericiydi. tümüyle bir dönüm noktası idi. Olumsuzluklarla ilerleyen bu dönemin en büyük getirisi.durumu sürdürmeye devam etmek. Bu kaynak kişilerin sunduğu bilgiler ve geride bırakılan yaklaşık beş aylık bir alan tecrübesinin ortaya koyduğu tecrübe birikimi. Özellikle Pertek kökenli olan ve bugün Fırat Üniversitesi İlahiyat Fakültesi’nde öğretim görevliliğini sürdüren ‘kaynak kişi’lere ulaşmam. Her ne kadar içerisine doğduğum kültür itibariyle Aleviliğe ve bu inancın gereklerine yabancı olmasam da din konusundaki tutumum. bir dizi ve çok önemli gelişmelerle umut verici yönde ilerlemeye başladı.

gerçekleştirdiğim alan çalışmasının. kendi tanımında içkin olan özgünlüğü yaşamama imkân tanıdı. en verimli bilgilerin temel kaynaklarındandı. Özellikle. gündelik yaşam kültürleri ve en önemlisi güncel kimlik tutumlarının gerektirdiği çeşitli davranış örüntülerine dair edinilen tecrübe ve bilgilerin ışığında. Bu görüşmeler. Son aylar. kendi istekleriyle görüşme talebinde bulunan yeni ilişkilerin doğmasına vesile oldu. ‘yabancılık’ın esas olarak aşıldığı ve böylelikle ilişkilerde verimin yakalandığı bir süreç var edildi. kalacak yer sorunun çözümü. genişleyen ilişki ağları sayesinde çalışmanın hızlı ve verimli biçimde geliştiği dönemler oldu. kimi zaman da sürpriz bir şekilde. en genel . işaret ettiği ‘yabancılık’. Bu olumlu ilerlemelerin yanı sıra uzun dönem alanda kalmamız. etnolojik bir perspektifte. Tuncelili Sünni toplulukların yaşam alanlarına ulaşma ve buralardaki görüşmelerde güçlü referanslar sunarak ve en önemlisi ‘söz arasında’ gelen ‘sınama’lara (yani topluluğun kendisine dair bilgilerde yine sadece kendilerinin ürettiği bilgilerle) cevap verebilme. Son derece geniş bir kapsama oturan bu çalışma. öncelikle ‘alan çalışması’ açısından benim için eşsiz bir yaşam tecrübesine ve uzun süreli etnolojik bir çalışmanın deneyimlenmesine vesile oldu. Hakkında hiçbir bilgiye sahip olmadığım Tuncelili Sünni toplulukların tarihsel ve güncel kimlik tutumları içerisinde.genişledikçe ve Sünni topluluklar içerisinde statü ve prestij sahibi kaynak kişilere ulaştıkça yeni ve hayli geniş bir alan da ortaya çıkmış oldu. gündelik yaşamımdaki tutum ve davranışlara yön vermeseler de içerisine doğarak sahip olduğum Alevilik kimliğinin. bu döneme kadar ilgili toplulukların tarihçeleri. Zira bir araştırma tekniği olarak ‘katılarak gözlem’. varlığımızın topluluk içinde dillendirilmesi. çalışmanın ayakları üzerine oturduğunun işaretleri oldu.

. konusu itibarıyla çarpıcı paradokslar sergilediği kadar araştırıcının alan deneyimlerinde de kendine özgü bir durum sunmaktadır. Tuncelili Sünni toplulukların geçmişten bugüne sahip oldukları kimlik tutumlarındaki dönüşümler. Çalışmaya yönelecek olumlu-olumsuz tüm eleştiriler. Dolayısıyla ‘kendi memleketim’ olmasına karşın Tunceli’de de Tunceli’nin (Dersim’in) bir kimlik sembolü olarak Alevilik ve Kürtlük’le bir tutulduğu ‘dış dünya’da da haberdar olunmayan Tuncelili Sünni topluluklar üzerine gerçekleşen bu çalışma. kendilerini çevreleyen Alevi çoğunlukla olan ilişkiler ve bu çoğunluk içerisinde dönemsel sosyal-politik gelişmeler ekseninde ördükleri varlık stratejileri. Alanında bir ilke işaret eden bu çalışmaya her yönüyle bir deneme gözüyle bakılmalıdır. kendisini takip eden örneklerde araştırıcılara daha verimli olanaklar sunduğu ölçüde bu çalışmayı daha anlamlı ve hedefine ulaşmış kılacaktır.tanımıyla araştırıcının kendi anlam bütünlüğünden tümüyle farklı bir sosyal evrenle temasını işaret etmektedir. tümüyle alan çalışmasına dayanan bu tezde ortaya konmaya çalışılmaktadır.

il ve birkaç ilçe merkezindeki son derece sınırlı.I. Tunceli hakkındaki tarihsel belgelerle kıyaslanabilecek örnekleri için ayrıca bkz. 1998. mevcut geçim etkinlikleri. . Gerek eldeki yazılı belgelerde gerekse sözlü kültürle kolektif hafızada yaşatılan tarihte. son derece ilgi çekici bir biçimde. bölgede yaşamış toplulukların temel geçim faaliyetlerinin. bilinebilen en uzak geçmişten günümüze. Tunceli İl Çevre Durum Raporu – 2005. Yılmazçelik. 1992. bugünkü Tunceli’de yaşamış ve yaşamakta olan topluluklar hakkında kültürel analizlere imkân veren oldukça önemli bir diğer belirleyenin de ilin coğrafi yapısı olduğu anlaşılmaktadır. BÖLÜM: COĞRAFYA VE TARİH Güncel ve tarihsel belgeler değerlendirildiğinde. geniş çaplı olmayan üretim ve faaliyetler. Söz konusu güncel veriler içerisindeki sosyo-ekonomik faaliyetlerin. bugün Tunceli il sınırları içerisinde kalan bölgede yaşayan toplulukların geçim etkinliklerinin ve buna bağlı olarak görünürlük kazanan farklı etno-kültürel toplulukların yerleşim özelliklerinin ciddi boyutlarda değişim geçirmemiş olduğu görülmektedir. ayrıntılı ve güncel olması bakımından da önemli bir kaynak için bkz. Fakat tarih ve güncel arasında ortaya çıkan bu dikkat çekici benzerlik son derece önemlidir. küçük ölçekli sanayi tesisleri haricinde Tunceli’de yaşayan toplulukların. Bayrak 1997 ve Hezarfen. Zira Alevi ve Sünni topluluklara dair. Söz konusu karşılaştırmalar içerisinde. temel geçim etkinliklerini oluşturmaktadır. 2003. Bulut. büyük ölçülerde bölgenin tarihsel geçmişinin birikimi üzerine oturmakta ve dolayısıyla günceli de belirlemektedir. tarihsel süreç içerisinde maddi kültürel öğelerde ilerlemeler yaşanmış ve üretimin biçim ve niteliği de çeşitli değişimlere uğramıştır. Tarıma ve hayvancılığa yaslanan.4 Şüphesiz. yapısal özellikleri ve yerleşme bölgeleri gibi önemli verileri yaratan bu temel faktörler. yerleşme bölgelerinin ve bu çerçevede karşılıklı ilişkilerinin tümüyle coğrafi yapıya uyarlı bir biçimde 4 İl genelindeki geçim etkinlikleri ve buna bağlı nüfus hareketlilikleri ve bunların yapısal özellikleri hakkında son derece kapsamlı.

Bugünkü il sınırları içerisinde tarıma elverişli son derece kısıtlı alanların hemen tümüyle güneydeki vadi etrafında bulunması. Bu bölgede Alevi toplulukların da varlıklarına karşın. bölgede yaşamış topluluklar hakkında yazılı sosyo-ekonomik veriler sunan tarihi kayıtların başlangıcından 20. birikimli ilerleyen bir . Merkezi ticaret yerleşimleri bu bölgelerde kurulmuş ve çeşitli tarihi devirlerde farklı devletlere dâhil olarak. Batıdan doğuya doğru ilin güney sınırında sıralanan Çemişgezek. Tunceli’deki Sünnilerin tamamına yakının yaşadığı yerlerdir. 1970’li yıllarda yapımı tamamlanan ve Tunceli ilinin tüm güney sınırını oluşturan Keban Barajı’nın üzerinde kurulu olduğu Fırat Nehri’nin bu bölgede oluşturduğu havzanın. derin vadiler. iç kısımlardan uzak kalan merkezi otoritenin ve yaydığı kültürün bu bölgelerde kökleşmesini sağlamış görünmektedir. aynı zamanda ildeki Sünni topluluklarının esas yerleşim alanları olması dikkat çekicidir. söz konusu ilçelerin kuzey kısımlarına gidildikçe başlayan ve ilin geri kalanını oluşturan sarp dağlarla kaplı iç bölgelerde ise tümüyle Alevi topluluklarla karşılaşılmaktadır. Yüksek dağlar. yüzyılın ortalarına değin sürdüğü bilinmektedir. yaylalar ve ormanlarla kaplı iç bölgeler ise geçmişten bugüne göçer ve yarı göçer topluluklara ev sahipliği yapmış ve bu bölgelerde yerleşik bir kültür alanı da oluşturan topluluklara her daim çevresel etmenlerden uzak kalabilme imkânı tanımıştır. Örneğin. tarih boyunca ilin güney kesimlerinin yerleşik kültürlere ev sahipliği yapmasını da sağlamıştır.şekillendiği görülmektedir. Pertek ve Mazgirt ilçeleri. Günümüz Tunceli’sindeki iki esas etno-kültürel topluluğu oluşturan Alevilerin ve Sünnilerin de benzer özellikler göstermeleri de son derece anlamlıdır. Bu durumun. Söz konusu göreceli izolasyon durumunun.

bölgeye dair iç içe geçen temel iki önemli başlığa dair kısa bir girişi zorunlu kılmaktadır. Bu miras.süreç olan kültürel değişimle birlikte. Alevilik ve Sünnilik kimliklerinin bölgede vücut bulduğu süreçlerden öncesinde var olan benzer ilişkilerin bu etno-kültürel topluluklara tevarüs ettiği aşikârdır. Bu. bugünkü Tunceli’yi son derece özgün toplumsallıkların barınağı haline getirmiş olduğu rahatlıkla ifade edilebilir. . düşünce ve davranış örüntülerini de içermektedir. İlin güney hattındaki ilçe ve bu ilçelere bağlı bazı nahiye merkezlerinde oluşan pazarlar ile bu pazarlara yakın çevre köylüler arasında oluşan ilişkiler söz konusu ekonomik ilişkilerin temelini oluşturmaktadır. şüphesiz. Türkiye’de başka hiçbir yerde benzerine rastlanmayacak bir kültürel tarih de sunmaktadır. Bu ekonomik bölümlenme temelinde gelişen topluluklar arası ilişkilerin. beraberinde öncesindeki uzun binyıllarda iç içe geçmiş bulunan kültürel geçim etkinliklerini. bir çeşit. coğrafya ve tarihtir. yakın tarihe kadar Alevi ve Sünni toplulukların yaşattıkları geleneksel kültürel kurumların biricik belirleyeni olduğu da rahatlıkla söylenebilir. iç bölgelerde varlığını koruyabilen ve merkezi kültürel değişimlerden uzak kalan etno-kültürel topluluklar ile bunlarla yakın temas içerisinde olan güneydeki toplulukların günümüze taşıdıkları toplumsalın biçim ve içeriği. çalışma içerisinde değerlendireceğimiz konunun muhatapları olan ve aynı zamanda taşıdıkları kültürel özellikleriyle tarihin güncelde vücut bulmasını sağlayan Alevi ve Sünni toplulukların incelenebilmesi. iş bölümüne ve uzmanlaşmaya dayalı ekonomik faaliyet bağı da doğurmuştur denebilir. Coğrafi yapıya dayalı temel farklılıklar. kuzey ve güney arasında. Dolayısıyla. Özetle.

(Kutlu. yeryüzü şekillerinin %70’ini dağlar. Doğu Anadolu sıradağlarının genel yapısına uygun olup. ilin kuzey-batısını. Doğu Torosların uzantıları olup. Bu dağlar. İl alanı. Tunceli ili. Bu bütün içerisinde. kuzeyini ve kuzey-doğusunu hemen hemen bütünüyle kaplar. dağlar üzerinde kendilerine derin ve sarp dereler tesis etmişler. Bir yandan yüzey sularıyla aşınarak. sıra dağların büyüklüğünden.Bu çerçeveden olarak. coğrafyanın ve tarihsel süreçlerin güncel tablonun biçimlenmesindeki rollerine dair özetle şunlar ifade edilebilir. kuzeyden ve kuzey-doğudan ülkemizin düzenli sıradağlarından olan Munzur Dağları’yla. sıra dağları birer birer keserek. batı – doğu yönünden uzanırlar. güneyden Keban baraj gölüyle ve doğudan da Peri Vadisi’yle çevrilidir. Son derece yüksek dağlarla ve sarp arazilerle kaplı Tunceli’de. 1987 ve Tunceli İl Çevre Durum Raporu – 2005) Yüksek ve dağlık bir arazi yapısına sahip olan Tunceli’de. bu yükseklikten ve bol yağışlardan faydalanan kuvvetli akarsular. zayıf olanlarını parçalamışlar ve bölgeyi çetin engebeli bir hale getirmişlerdir. durumundan. bir . Doğu Anadolu bölgesinde Fırat Havzası içerisinde kalan belirgin doğal sınırlarla kuşatılmış. tarıma elverişli arazilerin hemen hepsinin bulunduğu güney kesimler ile dağlık iç bölgeler (içTunceli) arasındadır. yapısından ve aşındırma şeklinden ileri gelen farklarla Tunceli. birbirinden yükseklik ve engebe derecesiyle ayrılan farklı bir takım bölümlere ayrılmıştır. Bu bölümlenmede en belirgin fark. Özetle Tunceli. (Tunceli İl Çevre Durum Raporu – 2005) Yükseltisi güneyden kuzeye doğru artan Tunceli ilindeki dağlar. kendisini dört tarafından çeviren bölgelerden hiçbirisine benzemeyen bir yer olma özelliğine sahiptir. % 25’ini platolar ve ancak %5’ini ovalar ve küçük düzlükler kaplamaktadır. yüksek ve dağlık bir bölgedir.

1956. 1943. Ovalar oluşmamıştır. Yaylalar. Dağ sıraları. çok yüksek bir sırt halinde doğuya doğru uzanır. Ağar. İlde. Vadiler çok dar ve diktir. Bu sıradağ üzerinde. 1987 ve Tunceli İl Çevre Durum Raporu – 2005)5 Tunceli ilinde. Üzerlerinde krater gölleri. 1940. . Bu yükseltiler. Birbirlerinden. derin ve dar vadilerle ayrılan bu yükseltiler. Bu 5 Gerek Kutlu’nun çalışmasında gerekse sonraki çalışmalarda ilin coğrafi özellikleri açısından temel referanslar olarak kullanılan kaynaklar için bkz. civarı ve üzerindedirler). Bunlar. bu düzenli ve yüksek sıralar dışında orta ve güney kesimlerde tek tek yükselen kabarıklıklar vardır. Saraçoğlu. yükseltili bir taban üzerinde sıralanmaktadırlar. tamamen çıplaktırlar. Erinç. bu dağlar Tunceli’de göçebe hayatı yaşayan insanlar için birer yayladırlar. sivri doruklarıyla. Tunceli’nin dağlık ve yüksek kuzey yarısında Ovacık ilçesi dışında vadi düzlüğü yoktur. Bu genel görüntü içerisinde yörenin en yüksek kısımları (yaklaşık olarak 3000 m. yeşil otlaklar. yaklaşık olarak 1500m. Tunceli İl Yıllığı 1973. geniş meralar olduğundan. sık sayılabilecek meşe ormanları ile kaplıdır. tıpkı daha kuzeydekiler gibi. 1953. doğuda Munzurların bir devamı görünümünde olan Mercan Dağları yükselir. (Kutlu. Mercan Dağları. ilin kuzeyinde Tunceli – Erzincan sınırı üzerinde uzanan Munzur sıradağlarıdır. çoğunlukla Munzur Dağlarının yüksek sırtlarla çevrilmiş düzlüklerinde görülmektedirler. Buna karşılık güneydoğu ve doğuda çeşitli yükselti basamaklarına sıralanmış yaylalara sık rastlanır.yandan da akarsularla derince oyularak yüksek platolara (yaylalara) dönüşmüşlerdir. ilin kuzey ve kuzey – doğu sınırında bulunan Pülümür ilçesine doğru iyice incelir ve alçalır. Kırmızı ve gri renkte olan bu dağ sıralarının eteklerinden doruklarına kadar bitki örtüsüne rastlanmaz. dağlardan sonra ağırlıklı yeryüzü şeklini yaylalar oluşturmaktadır. Darkot. Munzur Vadisine çok dik yamaçlarla indiğinden burada geniş yayla alanlarına rastlanmaz.

yani kuzeyden – güneye doğru yavaş yavaş alçalarak bir aşınım yüzeyini oluşturduğu bu alanda yükselti 1000m. baraj gölüne sınır olan güney ilçelerdeki düzlükler. önce doğuya doğru akarak ve ovayı katederek güneye yönelir. Pertek ve Mazgirt güney hattı boyunca. bunlardan herhangi bir biçimde yararlanılmamaktadır. Ovacık’ın kuzeyinde Ziyaret Tepe’nin eteklerinde gözeler halinde çıkar. Munzur Suyu. ilin önemli diğer akarsularından Mercan. Tunceli ili akarsularla çevrili bir yarımada olarak nitelendirilmektedir. İlin en büyük akarsuyu Munzur Suyu’dur. Keban baraj gölünün kuzey sahillerini oluşturan ilin güney kısımları tamamen farklılık gösterir. Buna karşın. özellikle Munzurlar üzerindeki yaylaları bol kaynak sularıyla beslemektedirler.engebeli görünüm içerisinde. daha düşük yükseltilerde kaynaklar şeklinde yeniden yüzeye çıktıklarından. Düzenli yağış alan yüksek dağlarda dibe çekilen kar ve yağmur suları. bol kar ve yağmur sularıyla çeşitli kaynaklardan beslenen akarsuların çokluğu açıklık kazanır. Yukarıda sözünü ettiğimiz dağların yükseklikleri göz önünde bulundurulursa. Büyük bir bölümü dar ve derin vadiler içinde aktıklarından. Batıdan doğuya doğru Çemişgezek.’nin altına düşer. ildeki tarım alanlarını işaret etmektedir. İşlenebilir. Çok eğimli bir alanda hızla akan Munzur Suyu. batı – doğu yönünde uzanan 85 kilometre-karelik düzlük alanda ilin en önemli ovası olan Ovacık (Zerenik) yer almaktadır. Tümü Fırat havzası içerisinde kalan bu akarsularla.(Kutlu. Kalan. Harçik (Pülümür) Derelerini bünyesine alarak Mazgirt ilçesi.” (Kutlu. 1987 ve Tunceli İl Çevre Durum Raporu – 2005) “Genelde yüksek bir yöre olan il alanı. geniş sayılabilecek tarım alanlarının hemen tamamı bu bölgede bulunmaktadır. Yükseltinin Munzurlar’dan Murat Vadisi’ne (bugünkü Keban baraj gölüne) doğru. Akpazar Bucağı yakınlarında kuzeydoğudan gelen Peri Suyu’yla birleşerek Keban baraj gölüne karışır. akarsu bakımından da zengindir. Laç. 1987: 35) .

Bugün Keban baraj gölünün boydan boya kapladığı ilin güney sınırı. yakın bir zaman öncesinde. bugünkü Tunceli il sınırları içerisinde kalan alanda yapılmış olmaları bakımından. aynı zamanda. yukarıdaki akarsuların birleşerek oluşturduğu Murat Nehri vadisidir. yüzyıl sonlarında bazı yabancı araştırmacılar tarafından yapılan kısmi araştırmalardan oluşmaktadır. Paleolitik Dönem gibi oldukça erken bir tarihi devire kadar uzanmaktadır. ikinci evresini ise 1960’larda ve 1970’lerin başlangıcında Keban Barajı inşaatıyla ilgili olarak yapılan çalışmaların oluşturduğu kazıların ortaya çıkardığı bilgilerden anlaşıldığı kadarıyla6. kurtarma kazılarından ve 19. çeşitli yüzey araştırmaları yapılmıştır. yöredeki ilk insan yerleşimleri hakkında bizlere somut veriler sunan ve üzerinde. Paleolitik dönemden itibaren ilin güney kısımları ciddi boyutlarda insan 6 Bu iki ana dönemden sonra 1980’li yıllardan itibaren çeşitli aralıklarla. ilin kapsadığı coğrafyada yaşamış eski kültür katmanlarını açığa çıkarmakta. Keban Barajı inşaatı öncesinde hızlı bir biçimde organize edilen ve baraj suları altında kalması öngörülen yerlerdeki yüzey araştırmalarından. Erdoğan 2004 ve 2005. çeşitli tarihlerde arkeolojik araştırmalar yapılmış tek yerdir. Söz konusu çalışmalar. insan varlığının yöredeki ilk izleri açısından. Söz konusu çalışmaların hemen hepsi. bugünkü Tunceli ilinin güney sınırını oluşturan Keban baraj gölünün üzerinde yükseldiği Murat Nehri vadisi. yine özellikle ilin güney kısımlarında yoğunlaşmak suretiyle. Bu çalışmalar. Özellikle bugünkü Çemişgezek ve Pertek ilçeleri civarında yoğunlaşan ve ilk evresini 19. . Bu son derece faydalı derlemelerden anlaşıldığı üzere. bazı yabancı kaynakların ilk çevirileriyle de desteklenerek Erdoğan (2004 ve 2005) tarafından yayımlanmıştır. Bu kaynaklar ve değerlendirmeleri için bkz. yüzyıl sonlarından Cumhuriyet’e kadar olan dönemin. baraj öncesinde. Yaklaşık 125 km olan ve bugünkü Tunceli’nin güney sınırını oluşturan bu vadi. bizlere yöredeki en eski insan faaliyetleri hakkında ilk elden veriler sunmaktadırlar.

2004: 9 – 10) “Keban baraj gölünün geniş doğal sınırları içindeki gözelerin bolluğu. orman kalıntılarının ve doğal kaya sığınaklarının varlığı. Bu çalışma notlarının çoğunluğunda da zikredildiği üzere. tarihsel süreç içerisinde. eskilerin yerine bir şey konmadığını gözlemiş bulunmaktayız…” (Kökten. Tunceli’nin güney sınırlarındaki insan yerleşimlerinin izlerinin Paleolitikten itibaren görünürlük kazandığını ve bu tarihten günümüze değin hiçbir kesintiye uğramadan geldiğini gözler önüne sermektedir.yerleşimlerine sahne olmuş ve yerleşik hayatın ilk örneklerini barındırmıştır. insanları Eski Taş devri (Paleolitik) başından ve daha da öncesinden buralara çekmiş. konuya dair üzücü olan durum: Türkiye içerisindeki benzerleriyle de kıyaslandığında böylesine zengin . ilk çağ Anadolu uygarlıklarına uzanan bir kesitte yöredeki kültür örnekleri hakkında güçlü maddi kanıtlar elde edilmiştir. Burası doğu – batı.” (Erdoğan. önemli birer ticari merkez statüsü de kazanacaklar ve günümüze dek ulaşacaklardır. yollarını ve yerleşimlerinin kolaylaştırmıştır. 1971: 3) Söz konusu çalışmaların sonuçları incelendiğinde. “Araştırmalar avcı-toplayıcı yaşam tarzını tanımlayan Diptarih (Paleolitik) sürecinde Dersim’in (Tunceli) yüksek yamaçlarındaki doğal sığınaklarıyla uygun bir ortam sağladığını göstermektedir. Kazıların sonucunda Paleolitiği takiben Kalkolitik ve Neolitik dönemlerle birlikte. kara ve su hayvanlarının çokluğu. Pulur ve Altınova’da (Norşuntepe. Özellikle çakmaktaşı işleme atölyeleri önemsenecek düzeydedir. Bu bölgede tarih boyunca ve bugün de doğa sömürücülüğüne devam edildiğini. Bu ilk yerleşim alanları. kuzey – güney bir kavşak noktası olmuştur. Tepecik vd.) bulunan höyüklerde yapılan kazılar bölgenin ilk yerleşimlerini ortaya koymaktadır. yeryüzünün elverişli kısımları insanların akımlarını.

İlin iç kısımları ise Erdoğan’ın (2004: 11) benzetmesiyle söyleyecek olursak. Hitit. gerek uygarlık (devletleşme) öncesi dönemlerde gerekse sonrasında insan toplumsallığının etkin izlerinin birbiri ardı sıra görünürlük kazandığı alanlardan birisidir. Sırtını. . Tunceli’nin güney kısımlarıdır. Üstelik hak ettiği ilgiyi dahi göremeyen yerler. tarihsel süreç boyunca devam edecek ve Alevi – Sünni toplulukların hem kendi aralarında hem karşılıklı olarak. Med. Makedon. Bizans ve İran – Orta Asya göçleri neticesinde ortaya çıkan Selçuklu. Yazılı kaynaklardan ve bunlar üzerine yapılmış az sayıdaki araştırmadan anlaşıldığı kadarı ile Tunceli. bulunduğu bölge itibariyle ilk çağdan itibaren Ortadoğu ve Anadolu’da ortaya çıkan uygarlıkların kapsamında kalmış ve izlerini bugüne dek taşımıştır. Uzak akrabalarımıza ve dahası insanlığın erken dönem tecrübelerine. bugünde de araştırıcıların kapsamlı ilgilerini beklemektedir. Tunceli. Roma. kültürel mirasına uzanan bu kaynaklar. Doğu Anadolu’nun diğer birçok bölgesi gibi Sümer. Bugünkü Tunceli’nin güney kesimleri. Murat Nehri vadisi boyunca sıralanan yerleşim alanları. sarp dağlarla kaplı iç-Tunceli’ye yaslayan. Ortadoğu’daki diğer büyük akarsu havzalarında olduğu üzere. Sasani. Pers. Asur. Hatti. ‘terra incognita’ (keşfedilmemmiş kıta) durumunu korumaktadır. çoğunlukla miras alıp yaşattıkları en karakteristik ilişkilere köklü bir arka plan da yaratacaktır. Anadolu Beylikleri (Karakoyunlu – Akkoyunlu) ve nihayetinde Osmanlı dönemlerinin etkin izlerini taşımaktadır. Bu temel ayrımlaşma. Urartu. bir diğer yönüyle de iç-Tunceli’deki topluluklarla bazen çatışmalı bazen de barışık bir şekilde ticari ilişkilerini sürdürecektir.bir tarihsel arka plana sahip olan bölgenin hak ettiği ilgiyi görmemiş olmasıdır. bir yönüyle merkezi devletlere ve ticarete bağlanacak.

Tunceli yöresinin. Erdoğan’ın (2004 ve 2005) eserlerinde bir araya getirmiş olduğu tarih öncesi ve ilk çağ Anadolu uygarlıklarına dair çalışmalar içerisinde. Aksoy. aynı kapsamdaki bir deneme için bkz. kendisini çevreleyen ticaret yolları ortasında kalmasının ve İç Anadolu – Doğu Anadolu’nun kesiştiği noktada bir ada gibi yükselmesinin. Tunceli’nin güneyindeki Çemişgezek. Aynı dönemlerde iç-Tunceli ise nerdeyse tümüyle farklı kimlik aidiyetleriyle ifadesini bulan muhalif odakların sığındıkları ve burayı merkez alarak bölgede karşı faaliyetleri örgütledikleri bir alan olarak ortaya çıkmaktadır. Aksoy’un (1985) yapıtının içerdiği kapsam bakımından kayda değer başka bir çalışma ne yazık ki bulunmamaktadır. yazılı tarihin ve yerel arkeolojik verilerin daha fazla veri sunmaya başladığı Urartu döneminden itibaren Tunceli’ye dair hayli iddialı bir kültür tarihi denemesine girişmektedir. Aksoy’un (1985) çalışması. Kaya. Anadolu’da etkin birer 7 Çarpıcı benzerlikler içermesi bakımından. Tunceli’ye dair mevcut literatürde. Cumhuriyet dönemine dek bir ‘Tunceli Tarihi’ çalışması yapmış olduğu anlaşılmaktadır. Roma. Bu uzun tarihsel süreç içerisinde. . yapıtında. 2002. Selçuklu ve Osmanlı gibi uzun vadeli merkezi yönetimler döneminde. Bizans. sürekli olarak ortaya çıkan mücadelelerde el değiştiren. merkezi devlete bağlı yerel idareciler tarafından yönletildiği ve etkin birer ticari merkez haline geldikleri görülmektedir. ulaşabilmiş olduklarından başlayarak. uzun süreli merkezi otoritenin sağlanamadığı bir coğrafi özellik kazanmış olduğunu göstermektedir. Pertek ve Mazgirt bölümlerinin. Bu kapsamda. büyük bir titizlikle ulaşabildiği yerli ve yabancı kaynakları bir araya getirerek yukarıdaki tarihsel dizin içerisinde. söz konusu mücadelelerin ayrıntılı okumaları ile doludur.7 Aksoy’un. bu açıdan.Söz konusu uzun tarihsel geçmiş üzerine.

Uygulamalarının ilk kurbanları. Şerefhan’ın aktardığına göre. bölgelerini sorunsuz bir şekilde onun halifelerinden Nur Ali’ye açtılar. Tunceli’nin sürekli olarak el değiştirdiği. Çemişgezek merkezli Dersim bölgesi de aktif oyunculardan birisiydi. Doğu Anadolu’yu denetimine geçirdiğinde. çatışmaların merkezinde belirleyici roller oynadığı anlaşılmaktadır. Şah İsmail. Şah İsmail’in bölgeye atadığı halife Nur Ali. Çemişgezekliler. Alevi ve Sünni toplulukların yöredeki tarihleri açısından belirleyici olan tarihi gelişme. Şah İsmail’den önceki tüm istilalara karşı başarılı bir şekilde ülkelerini savunmuşlardı. Çaldıran Savaşı’nda Şah İsmail’in birlikleri içerisindeydi. Fakat o. Hacı Rüstem’i geri istedi.merkezi devletleşme pratikleri sergilemiş bu uygarlıkların zayıflayıp bölündükleri dönemlerde ise. Yenilgiden sonra Rüstem. Tıpkı diğer Kürt beyleri gibi. Hacı Rüstem ailesi ve diğer aşiretler reislerinden birçok kişi oldu… Baskılara karşı bölge halkı kısa sürede ayaklanıp. Ancak tez çalışmamız çerçevesinde. Selim’den affını istedi. Çemişgezek Beyliği. Osmanlı – Safevi savaşları sürecinde Çemişgezek Beyliği üzerinden (fiili olarak) iç-Tunceli’nin ve bölgenin kazanmış olduğu otonom statüdür. bölge idaresini devraldıktan sonra baskıcı bir politika izledi. Çemişgezekliler. Çemişgezek Beyi Hacı Rüstem de bağlılığını bildirmek için Şah İsmail’in yanına gitti. yine aynı güney ticaret merkezleri dolayısıyla. ona karşı besledikleri dinsel sempatiden dolayı. Kemah Kalesi’ni kendisine karşı savunduğu ama Şah İsmail’e . yöresel beylikleri uzaklaştırma politikasını Hacı Rüstem’e karşı da uyguladı ve onu Irak’ta bir bölgeye önetici olarak atadı. Kürt beylikleri içerisinde en ünlü olanlardandı. Beylik bu ününü uzun dönem bağımsızlığını koruyabilmiş olmasından almaktaydı. Bu dönemde Hacı Rüstem. Şah İsmail. Bu konuda Gezik’in tespitlerini kaydetmek yerinde olacaktır: “Osmanlı – Safevi sürtüşmesinde. Rüstem’i.

Anadolu’daki Alevi kitlelerin desteği Şah İsmail’e yeterli olmayacak. Bu son. kısa bir süre sonra Selim’den af istediğinde. Rüstem’in oğlu Pir Hüseyin. Kürt beyliklerine ve idarecilerine olan güvensizliğin de etkin bir biçimde hayata geçirilmesini getirmiştir. beraberinde. halen Safevi ordusunca işgal altında tutulan ülkesini Osmanlı askerleri gelmeden kurtardı.” (Gezik. resmi düzeyde bir özerklik kazanmıştır. 2004: 48 – 49) Şah İsmail’in. Pir Hüseyin’in. yüzyıldan itibaren varlıklarını sürdüren ve önemli bir nüfus gücü oluşturan Alevi toplulukların da nihai olarak bastırıldığı ve yerleşik düzeni işaret eden Sünni–İslam’ın devlet otoritesiyle birlikte kurumsallaştığı bir dönemin de kesin bir ilanı olacaktır. aralarındaki tampon bölgede yaşayan büyük Kürt beyliklerini başlangıçta kendi yanına çekebilmiş olması büyük bir başarıdır. Diyarbakır eyaletine bağlı sancak statüsüyle. Söz konusu güvensizlik ve buna dair uygulanan politikalar. Çoğunlukla göçer ve yarı–göçer konumda olan Alevi topluluklar. Ancak Safeviler’in sahip oldukları ve devlet ideolojisinin söylemi olarak yaşattıkları din kimlikleri ile Sünni Kürt kitlelerinin büyük çoğunluğunun bu anlamda örtüşmemesi. Şah İsmail’in Anadolu sürecini noktalayacaktır. aynı zamanda. bölge aşiretlerini örgütleyip. büyük ticaret merkezlerinden ve ticaret yollarından uzaklaşacak.direnç göstermeden açtığı için. Anadolu’da 11. kendi beyliğini Kızılbaş Safeviler’den kurtarması. kırk kişilik ailesi ile birlikte ölümle cezalandırdı. Selim’in onayını alarak. Osmanlı’nın önünü. Osmanlı’yla olan mücadelesinde. bir Kürt beyliği olarak Çemişgezek Beyliği de. bölgenin savaş sonrasında toplu Alevi katliamından kurutulmasında da etkili olmuştur. . onun isteği kabul edildi. İdris-i Bitlisi’nin yaptığı anlaşma doğrultusunda. Hüseyin. kaybettiği Kürt beylikleri Osmanlı saflarında savaşarak. Ayrıca. Kürt beyliklerinin kazanılması noktasında kolaylıkla açacaktır.

bölgeyi çevreleyen diğer Alevi toplulukları da kendilerine bağlamayı başaracak ve 20. her ne kadar kendi içerisinde farklı alt iktidar merkezleri barındırsa da kendisini çevreleyen hâkim merkezi güç yani Osmanlı ve onun somutlaştığı kitleler nezdinde de etno-kültürel bir bütünlüğün mekânı algısına dönüşecektir. Ek olarak. çok parçalı bir yapı sergileyen Alevi toplulukların merkezi yerleşim alanı olan iç-Tunceli ve civar bölgelerde. yüzyıla gelindiğinde. Bu özerkliğin kapsadığı alanlarda yaşayan topluluklardan olan iç-Tunceli ahalisi. II. seyitler ve talipleri bağlamında. Bu algı ‘1938’ gibi kesin bir sonun ardından kırılmış olsa da 1970’li yıllarla birlikte yükselen muhalif hareketlerin tekrardan canlılık kazandırdığı bir tanım olacaktır. bu merkeze din kimliği çerçevesinde bağlanmış aşiretlerin yaşadığı alanlar. Ancak iç-Tunceli açısından bu durum. din kimliği ile de örtüştükleri feodal– teokratik bir devlet sisteminde. . 8 Tunceli’deki Alevi toplulukların analizleri. yaşadıkları coğrafyanın koruyuculuğunda. tersi yönde ilerleyecektir. son derece ilgi çekici bir biçimde. Kendi içerisinde. Safevi’lerden uzaklaşan ve Osmanlı yanında saf tutan büyük Kürt beylikleri. 1990’lı yıllarla birlikte yükselen Kürt ulusalcılığının ve bölgede yaşanan savaş halinin etkisiyle tekrardan yeni bir tanım aralığına kavuşacaktır. Bölüm içerisinde ayrıntılı olarak verilmektedir. Osmanlı lehine biten savaşın ardından. özerk statüler kazanacaklardır.Anadolu’nun daha tali noktalarında zamanla yerleşik yaşama geçecekler ve eski etkinliklerini yitireceklerdir. “Dersim” kimliğini böylelikle kazanacaktır.8 “Dersim”. zamanla. sosyal ve politik merkezi kurumlar olan seyit aileleri ve onlara bağlı talip aşiretler bağlamında. ‘İsyankârlığı’. devletin yaklaşık yüzyıllık zor yoluyla ıslah çabalarını dahi boşa çıkarabilecek bir güce erişmiş olacaklardır.

Dolayısıyla bu tanım. Hâlihazırda Alevi toplulukları barındırmasına karşın gerek dışarıdan aldığı göçler. yüzyıldan itibaren 19. Malatya ve Sivas) oldukça geniş bir coğrafyaya yayılmıştır. Hıristiyanlık gibi farklı etnokültürel toplulukları da içerecek ancak asla bir parçası olarak görmeyecektir. Maraş. Bingöl). yüzyılın sonların değin yaşanan nüfus artışıyla iç-Tunceli’deki Alevi topluluklar. Antep. Bu mekânın güney sınırlarında yaşayan ve hatta göçer hayvancılık ile iç-Tunceli’ye kadar taşınan bazı Sünnileri. kuzey (Erzincan). ‘Dersim’in kapsadığı coğrafyadaki Sünnilik. güneybatı ve batıda (Adıyaman. kendisinde gerçekte örgütlü – kurumsal bir biçimde olmayan ve fakat fiili olarak vücut bulan ‘iç-Tunceli’yi ‘mekân’ olarak kabul etmektedir. Ek olarak. Bu ayrımlaşmanın köklerinin.‘Tarih boyunca bağımsızlığı’. Muş. Osmanlı–Safevi savaşı sonrasında içTunceli’nin dolaylı olarak sahip olduğu resmi özerklik ile çoğu Alevi topluluk için de bir kaçış yeri olmasından kaynaklandığını söylemek mümkündür. iç-Tunceli merkezli Alevi toplulukların . ‘Yenilemezliği’ ve asla ‘Asimile edilememesi’ gibi özelliklerle Alevi toplulukların kendilerini çevreleyen coğrafi sınırların dışında kalan sosyo-kültürel evrene dair her daim canlı bir biçimde yaşattıkları ve içeriğini güncel politik söylemlerle doldurdukları bir kimlik belirteci haline gelecektir. gerekse 16. doğal kaynaklarının yetersiz kalmasının oldukça önemli bir yeri olduğu belirtilmelidir. Bu göçlerin temelinde hızlı nüfus artışının ve iç-Tunceli’nin tarım alanları yoksunluğunun. kuzey doğu ve doğu (Erzurum. ancak kendi hâkim kimliklerine olan yakınlık ve uzaklık derecesine göre ‘Dersim’in bir parçası yahut ilgisiz öğeleri olarak kodlamaktadır. güneydoğu ve güney (Diyarbakır ve Elazığ). Bu yüzden ‘Dersim’.

‘Dersimlilik’ kodlarıydı. Ancak burada Alevi toplulukların bu tür bir geçim tarzını yaşattıkları dönemlerde. Bu yüzden İç-Tunceli’deki aşiretlerin tarihi. Kemaliye. kuzeyde Erzincan. Öte yandan. aynı zamanda. kimlik temelli bir ayrım gözetmemiş oldukları da belirtilmelidir. aynı girişimler aşiretler arasında da sürekli olarak varlığını koruyan bir durumdu.yukarıdaki yönlere doğru genişleyebilmeleri. 2004) 9 Konu hakkında son derece önemli ve hâlihazırda tek olma özelliği taşıyan kaynak için bkz. Kemah. 10 Üzerinde bugüne değin ciddi bir çalışma yapılmamış olan bu tip geçim faaliyetleri etrafında örülü halk kültürüne dair fikir verici. yüzyılla birlikte başlayan reform hareketleri neticesinde kendilerine yönelen hamleleri karşısında. Gezik. özellikle Osmanlı’nın 19. beraberinde ‘yağma kültürüne’ dayalı son derece ilginç kültürel kurum ve davranış örüntüleri de oluşturmuştur. söz konusu yağmaların biricik belirleyenidir. (Gezik.10 Yağmaların yöneldikleri hedefler.9 İç-Tunceli’yi çevreleyen doğal sınırların dışında kalan ticari merkezlere. İç-Tunceli’de. 2004: 9). . özgün bir değerlendirme için bkz. Bu birlikteliğin temel itici kuvveti ve söylemi de. ticaret yollarına ve Sünni yahut Hıristiyan köylere yapılan yağma amaçlı baskınlar ‘Dersim Aşiretleri’nin bilinen en karakteristik yönüdür. Gümüşhane. Uzun yüzyıllara yaslanan bu durum. 2004: 8 – 10. Fakat yine de bu topluluklar. 2004. batıda Sivas ve güneyde Çemişgezek ile Pertek’e doğruydu (Munzuroğlu. birlikte hareket etmekteydiler. nüfus artışı ve yetersiz tarımsal faaliyet ile zaman zaman doğal nedenlerden de beslenen ve süreklilik gösteren ‘kıtlık’ dönemleri. Yağma kültürü. önemli ölçülerde baskıladıkları Sünni ve Hıristiyan toplulukların bölgeyi terk etmeleriyle de mümkün olmuştur. sahip oldukları ‘Alevilik’. Munzuroğlu. kendi aralarında bitip tükenmek bilmeyen mücadelelerin de tarihidir. bugünkü tabiriyle. varlığını esas olarak iç-Tunceli’nin yetersiz ekonomisinden almaktadır.

süreklileşen bir ‘asayiş sorunu’ olarak görüldüğü ve bu kapsamda devamlı olarak çeşitli idari ve askeri hamlelere maruz kaldığı dönem 19. devlet otoritesinin iç bölgelerde tesisinde bir fayda sağlamaz. 1886’da yine bir sancak olarak. İmparatorluğun uzak sınırlarında hızlı bir biçimde toprak kaybetmekte. başlı başına bir vilayet olarak yeniden düzenlenir. geleneksel olarak süregetirdiği devlet yönetimini. Ovacık ve Mazgirt gibi yerleşim alanları Erzurum’un bir başka sancağı olan Erzincan’a bağlanır.Bugünkü Tunceli’nin idari tarihçesi Osmanlı’nın Doğu Anadolu’da mutlak bir hâkimiyet kazandığı 16. Avrupa’da. Sonra tekrar. yüzyıl başlarına ait Osmanlı idari belgelerine dair yaptıkları önemli çalışmalar yukarıdaki durumun açık kaynaklarıdırlar. Bu kez 1879 yılında Dersim. Osmanlı’nın içerideki sorunlarının başlıcalarındandır. . Bu belgelerden anlaşıldığı kadarıyla. Pülümür. Liva merkezi kabul edilerek Erzurum iline bağlı bir sancak haline getirilir. bu kez Elazığ’a bağlanır. merkeziyetçi bir biçimde yeniden örgütleme girişimlerinde bulunmaktadır. yüzyıla dek geri gitmektedir. Tanzimat’ın ilan ve kabulüyle birlikte Osmanlı Devleti’nin yapısal yenilenme hareketleri çerçevesinde başlattığı idari yeniden düzenleme içerisinde İç-Tunceli ve civarı. resmi tarihinin de başlangıcı sayılabilir. Bu dönemde Osmanlı. Ancak bu düzenlemeler. bugünkü Akpazar. bu idari yapısını Kurtuluş Savaşı’na dek koruyacaktır. Yılmazçelik (1998). yüzyıl sonları ve 20. yüzyılla birlikte başlamaktadır. Dersim. Bulut (1992) ve Hezarfen’in (2003) 19. İç-Tunceli merkezli Alevi aşiretlerin oldukça geniş bir bölgede devlet otoritesini zedelemesi ve bölgenin ticari–sosyal hayatını etkilemesi. Osmanlı’dan itibaren. Ancak Tunceli’nin devlet raporlarında adının sıklıkla zikredildiği. ‘Dersim Livası’ adıyla bugünkü Hozat ilçesi. Çemişgezek Beyliği dolayımıyla Diyarbakır’a bağlı bir sancak haline gelmesi. Tunceli’nin. Yine aynı düzenleme içerisinde.

11 Cumhuriyet döneminde Tunceli’nin idari tarihçesi özet olarak şöyledir: 1926 yılında Dersim ilçe yapılarak Elazığ’a bağlanır. uzun yüzyıllar boyunca süregetirdiği özgün etnokültürel yapısının sonlanması ise ancak 1947’de mümkün olacaktır. yaşayabilmesine olanak sağlamıştır. Ancak bu keskin geçiş sadece Alevi topluluklar nezdinde yaşanan bir dönüşüm değildir. 12 İlgili sürecin Sünni topluluklar nezdinde yarattığı sonuçlar. bu hakimiyetin kapsamında kalan Sünnilerin de özgün geleneksel yaşayışlarının bu tarihe kadar. Zira 11 ‘Dersim İsyanı’ yahut ‘Dersim olayları’ gibi. tarihi yeniden-yazma ve yaşananları yok sayma örnekleri de mevcuttur. Ulus-devletin reddi ve bağımsızlık talepleri çerçevesinde yapılandırılan çalışmalarda zorlama analizlere rastlanmakla birlikte. ulus bütünlüğünü savunma iddiasında. 1999 ve Akgül 1990. bu kimliği var eden Alevi toplulukların geleneksel toplumsal yapılarının kırılmasıyla birlikte tarihe karışacaktır. (Cengiz. Ancak süreci Alevi toplulukların bölgedeki tarihsel geçmişleri ve daha da önemlisi etno-kültürel yapısal özellikleri çerçevesinde irdeleyen objektif ve alanında tek bir çalışma için tekrar bkz. Tunceli vilayeti teşkil edilir. Bu eserlerin özellikle 1990’larla birlikte Türkiye’nin de dahil olduğu uluslararası konjonktür çerçevesinde ortaya çıkışları anlamlıdır. Gezik. 2004.Cumhuriyet döneminde Dersim. Tunceli tekrar Elazığ’a bağlanır. 1935’te ise ismi ve sınırları yeniden belirlenerek. 1937–1938 savaşlarından sonra. kültürel dönüşümler II. (Tarihsiz)) 1937–1938 yıllarında yaşanan savaşlar neticesinde Dersim. Bölümün ‘Sünniler’ başlıklı üçüncü alt kısmında değerlendirilmektedir. .12 Alevi toplulukların varlıklarıyla yaşamsallık kazanan özerklik. İlin güney ilçeleri etrafında Alevi topluluklarla iç içe yaşayan Sünnilerin de geleneksel kurum ve yaşayışlarının köklü biçimlerde değişimi söz konusu olmuştur. Bu gibi yaklaşımlardan çeşitli şekillerde etkilenmiş olmakla birlikte. Tunceli olacaktır. yeni devlet ideolojisinin ve yapısının en son tesis edildiği Anadolu parçasıdır. 1937–1938 gibi Cumhuriyetin ilanından hayli geç bir zamanda ve yaşanan kanlı süreçlerin ardından ‘Dersim’. Tunceli’nin bugünkü idari yapısını kazanması ve yaklaşık bir asırdır süren çatışmaların. 1937 ve 1938 hakkında dönemin kaynaklarını hakkıyla taramış olmaları bakımından şu çalışmalara bakılabilir: Günel. sahip oldukları siyasal arkaplanlar çerçevesinde Dersim’in Osmanlı’dan Cumhuriyet’e geçişini konu alan birçok eserden bahsedilebilir. bilhassa kırsal yerleşimlerde.

güneydeki ilçe merkezleri. ‘Tunceli Aleviliği’nin sahip olduğu özgün farklılıklar üzerine geniş sayılabilecek bir yazından bahsedilebilir. Cumhuriyet döneminde. hâlihazırda ulaşılabilir durumda olan yakın bölgeleri denetim altına almak ve üzerlerine gidildiğinde silahlı bir direnişten kaçınmayacak 13 Tunceli’de Aleviliğin ilk tesisine yönelik tarihi çalışmalar bulunmamaktadır. 1937–1938. Gezik. kelimenin tam anlamıyla bilinen dünyanın yıkımı ve bilinmeyen yeni bir dünyanın anlam kodlarının başlangıcıdır. çok yönlü bir işlevsellikle Tuncelili Alevilerin gündelik yaşamlarında son derece canlı ve çarpıcı biçimlerde yaşamaktadır. özetle şu şekilde verilebilir. şiddetle tasfiye edilen toplumsal kesim. . tarihte olduğu gibi. 2004. Ancak.13 Bu yüzden. Cumhuriyet’in tesisinde de en önce bu yeni kültürel sürece dâhil olan merkezler olmuşlardır. uzun bir zaman süren hazırlık sürecinden sonra. yüzyıldan. üç ana evrede. Çem. 1937–1938’de. son noktası 1937–1938 savaşları olan sürecin başlangıcı ve yaşananlara dair tarihi gelişmeler. Bu bakımdan savaş. İlk evre. Buradaki amaç. yüzyıla dek yaklaşık olarak yedi yüzyıllık bir bağımsız kültürel sürecin toptan yok oluşu anlamı taşımaktadır. Alevi topluluklar açısından. doğrudan belirli tarihi dönemleri işaret eden yaş aralıklarına göre biçimlenmektedir. bugün Alevilik olarak tanımlanan dini–sosyal kimlik algısının Anadolu’da ve Tunceli’de ilk olarak yerleştiği 12. Çalışma konusu olan Tuncelili Sünnileri çevreleyen bu topluluklar hakkında ilgili konular II. 1999 ve Danık. Söz konusu biçimleri yaratan farklılıklar. Ancak bugün 60’lı yaşların üzerinde olan yaşlı kuşakların anlam dünyalarında ‘1937–1938’. şüphesiz Alevilerdir. 2006 bunlardan bazılarıdır. 19. 1936 yılında ‘Tunceli Vilayetinin İdaresi Hakkında Kanun’ çerçevesinde başlayan ve ulaşılabilir durumda olan güney aşiretlerinin silahsızlandırılmasını ve iç bölgelere ulaşımı sağlayacak yol yapımlarını kapsayan dönemdir. Bölümde ‘Aleviler’ başlığı altında tartışılmaktadır.

Başlangıçta bu güce dahil olan Yusufan ve nüfuzlu Kureyşanlar 1937 yılında içlerindeki küçük gruplar dışında tarafsız kalmayı tercih edeceklerdi. Haziran ayı sonlarına dek.olan iç-Tunceli aşiretlerine yönelik kapsamlı askeri operasyonların alt yapısını tesis etmektir. yoğunluğunu arttırarak sürdü ve devlet birliklerini bazı noktalarda durdurmayı başardı. Bu dönemde ‘Cumhuriyet’. İkinci evre. çatışan aşiretlerin dışında kalarak bir uzlaşma alanı olarak kurgulamışlardır: “Aşiretler arasında yaşanan sorunlar. Seyit Rıza ve yandaşları yalnız iç-Dersim’in Haydaran. 2004: 87) 1937 ilkbaharında savaşmaya karar veren aşiretlerin saldırılarıyla başlayan çatışmalar.” (Gezik. geleneksel bölünmüşlükleri ve Osmanlı’yla olan danışıklı-dövüş tecrübelerine göre savaşı. 1937–1938 savaşlarını ‘bağımsızlık savaşı’ yahut ‘Kürt başkaldırısı’ olarak kodlayan yaklaşımların iddialarının aksine çoğu aşiret. Bu dönemde esas olarak savunmada . bu tehdidi algılayan ve uzlaşma imkânı olmadığını gören aşiretlerin söz konusu hazırlık faaliyetlerine yönelik silahlı eylemlerini ve bu eylemlere karşı devletin operasyonları kapsamaktadır. Altmışın üzerinde aşiretin yaşadığı Dersim’de. içTunceli aşiretleri açısından yaklaşık yüz yıldır savaştıkları Osmanlı’dan farksızdır ve tıpkı geçmişte olduğu gibi uzlaşma ümitleri canlıdır. Ne ki ‘Cumhuriyet’ modern bir olgudur ve öngördüğü toplumsal proje. Demenan ve Bahtiyaran aşiretleriyle bir direniş cephesi kurabildiler. vergi gibi) merkezi devlete bağlayan ve onlara yaşam alanlarında özerklik sunan bir içerikten uzaktır. büyük bir koalisyonun yaratılmasını olanaklı kılmadı. Osmanlı’nın yaptığı gibi feodal kimlikleri belirli koşullarla (örneğin. Bu dönemlerde iç-Tunceli aşiretlerinin topyekûn bir direnişinden bahsetmek olanaksızdır.

Bulut. 1937 çarpışmalarında devlete karşı direnişi örgütleyen önde gelen seyit ve ağaların birçoğu öldürülür. yanındakilerle birlikte uzlaşma ümidiyle teslim olur. karşı saldırılara başladığı bilinmektedir (JUK. 1992). gerek kıtlıkla yüz yüze kalan üyelerinin gıda ihtiyaçlarını karşılamak. devletle açık bir biçimde savaşan aşiretler arasında yaşanan şiddetli ve kanlı çarpışmalarla örülüdür. 2004. Bu kez. 1937’ye dâhil olmayan diğer bazı aşiretler de savaşa katılırlar. 1937’den kurtulabilen direnişçi aşiretlerin toparlanarak. Bunun dışında olaylara karışmayan bölgelerde de beklenmedik bir şekilde bir veya birkaç aile olmak üzere. Ancaki o ve diğer esirlerden önde gelen seyit ve ağalar. akrabaları hızlı bir yargılamanın ardından derhal idam edilirler. gerekse bir önceki yılın intikamını almak için o yıl ordu birliklerine milislik yapan çevre aşiret köylerine ve bölgede mevcut ordu birliklerine dönük baskınlarla başlar. devletin karşı cevabı hiç beklenmedik boyutlarda ve yıkıcılıkta olacaktır: “ Yasak mıntıka olarak ilan edilen yerlerde. 1998. genelde bölgenin ileri gelen seyit ve ağa aileleri tümden yok edildiler” (Gezik.kaldığı anlaşılan ordu birliklerinin Haziran sonlarından itibaren. bu zaman içerisinde tespit edilen ve ele geçen insan kafileleri nerdeyse tümden yok edildi. 2004: 90). Ancak. . Yalnız kalan ve elindeki güçlerin tükendiğini gören ve aynı zamanda direnişin önde gelen ismi olan Seyit Rıza. Ordu birlikleri büyük kayıplar vermiş olmasına karşın. Gezik. tükenen aşiretlerden arta kalanların iç-Tunceli’nin daha da içlerine çekilmeleriyle bu dönem son bulacaktır. Yine hedef olan aşiretleri ve seyit ailelerini barındıran köyler ve aileler de aynı akıbete uğradılar. Haziran ayı sonlarından Eylül başlarına dek geçen süre. yeni güç takviyeleriyle birlikte. Üçüncü ve son evre.

Bu dönemde doğan genç kuşaklar. Hatta seyitler ve Sünni toplulukların geleneksel tarikat ilişkilerinde belirleyici konumda olan ‘Babalar’. bu değişimin somut. bilhassa kırsal yerleşimlerde. 1970’lere dek geçen süre. yurttaşlık algısıyla yer değiştirmiştir. Genelkurmay belgelerinde sadece 1938 yılında 7905 kişinin ölü ve sağ olarak ele geçirildiğini bildirmesine karşın gerçek rakamlar ürkütücü boyutlardadır. ikili bir anlam dünyası geliştirecekler ve Tunceli’de yaşadıkları dönemler boyunca. bilinen dünyanın sonudur demek kesinlikle abartılı olmayacaktır. devlet kurumlarıyla yer değiştirmiş. (Gezik. 14 Konuyla ilgili sayısal verileri değerlendirmek için başka bir kanyak olarak bkz. geleneksel tutum ve davranışları yaşatacaklardır. 2004)14 1937 – 1938 olayı. ilerleyen yıllarda yaşlı ve genç kuşaklarda ‘1937–1938’ öncesinde kalan bir dünyanın.Sağ kalanların çok büyük bir kesimi Türkiye’nin farklı bölgelerine küçük topluluklar halinde dağıtıldılar. 1972. Seyitlerin ve ağaların merkezinde olduğu iktidar. ‘1937–1938’in sonrasında. Alevi toplulukların anadilleri olan Kırmancki ve Kurmanci. sonraki yıllarda Tunceli’nin bugünkü ulaşım yolları olan karayollarının yapımında çalıştırıldılar. anlam haritasının dili olarak kavranacak ve zamanla yerel Aleviliğin ayırt edici özelliklerinden birisi haline dönüşecektir. daha önce hiç bilinmeyen aidiyetler. il ve ildeki Alevi–Sünni topluluklar açısından tümüyle bir durgunluk dönemi olacaktır. Resmi dil. Bu dünyaya ait toplumsal yapı tümüyle değişmiştir. Hallı. Alevi topluluklar açısından. oluşan bu boşlukları doldurmuştur. biricik ifadesi olacaktır. 1938-öncesi ‘toplumsala’ doğanların içerisinde yetiştiklerinden. hayatta kalabilenlerin anlatımlarından ve yaklaşık hesaplamalardan rahatlıkla anlaşılmaktadır. 1937 – 1938 savaşlarında 40 ila 80 bin kişinin öldüğü. Esirlerin büyük kısmı. Bireyin doğumla kazandığı seyit–talip ilişkileri ve bunun ifade ettiği coğrafi sınırla özdeş olan kimlik bilinci. tekrardan önemli bir hareket alanı da yakalayabileceklerdir. .

BÖLÜM: TUNCELİ’NİN ETNO-KÜLTÜREL HARİTASI 2. Çalışmamız. Alevilik.1970’lerden sonrası. konuşulan dilde ve inanç uygulamalarında ortaya çıkmaktadır. II. Kürtlük. Tunceli’de etnikliğin kendisini görünür kıldığı iki ana dinamikten söz edilebilir. Tunceli’nin hızlı bir biçimde gerek Alevi gerekse Sünni toplulukların anlam dünyaları nezdinde değişimine tanıklık edecektir. bu tarihi bir başlangıç olarak ele almakta ve sonrasındaki kimlik süreçlerini Alevilik ve Sünnilik kimlikleri ekseninde irdelemektedir. tekrara düşmemek açısından. Bu bakımdan ilgili süreçler burada. işlenmeyecektir.1 Tunceli’de Türklük. Sünnilik: Sınırlarda Karmaşa ve Düzen. . Bunlar.

yüzyılın sonlarından itibaren kamusal alanda görünürlük kazanmaya başlayan ve fakat inanç ve toplum kurgusu bakımından. Alevilerin ise kırmız ile gösterilmektedir. Alevilik ve Sünnilik olarak kodlayacağımız temel iki değişkene göre çeşitlenen etniklik algılarına geçmeden evvel. içerisinde barındırdığı farklı temsilci gruplar dolayısıyla. gözlemlenebilir bir olgudur ve anlam kodları ile yüklüdür. Tunceli ilinin güneybatı. Tunceli’de. Öte yanda. farklı dil ve inanç uygulamalarının iç içe geçerek hayat verdikleri çeşitli etniklik algılarının. şüphesiz derin bir denge krizi doğurmaktadırlar. . Burada her iki inanç dizgesini temsil eden kavramlar yan yana konulduğunda. güney-yarı kısmı Çemişgezek ve Pertek arasında kalan Hozat ilçe merkezinde ve bu ilçenin güney sınırına yakın bir köyünde de Sünni ve Alevi yurttaşların birlikte ikamet ettikleri görülmektedir. bu iki temel değişkenin ildeki genel coğrafi dağılımını özetlemek faydalı olacaktır. Somut. iç tutarlılıktan ve tanımlı. bir diğerine göre tutarsız değildir. Antropolojik bakış. Çalışmanın ortaya çıkardığı tecrübeler ışığında bu haritanın. inanç tasavvurlarında ve ritüellerinde kendi içerisinde tutarlı iki ana grup olan Alevilik ve Sünniliğin15 coğrafi durumu şöyle sunulabilir.16 1) Alevi ve Sünni yurttaşlar. normatif. güney ve güney-doğu hattı boyunca uzanan Çemişgezek. varlığını toplumsal yaşamdan alan hiçbir din. Pertek ve Mazgirt ilçe merkezlerinde. s. çalışmanın gerçekleştirildiği coğrafi bölümler %100. İlin güney hattını çevreleyen bu yarım halkaya istisna olarak. Dolayısıyla. Bu konunun ayrıntılarına takip eden iki alt bölümde ve çalışmanın ilerleyen safhalarında örnekler üzerinden değinilmeye çalışılacaktır. 15 Bir yanda mevcut toplumsal yaşamın verili resmi kurumsal imkânlarında ve teolojik dizgelerinde meşruiyetini ve iktidarını üreten ve bunu. bu yerel Aleviliği de en az diğeri kadar tutarlı bir bütün olarak kodlamaktadır. gerekse alan çalışması süresince doğrudan katılarak gözlemle elde edilen veriler ışığında Tunceli’ye dair bir ‘etno-kültürel harita’ ortaya çıkarılmıştır. Haritada. Öte yandan. geri kalanı açısından ise %90’lık bir geçerliliğe sahip olduğu rahatlıkla ifade edilebilir. esas olarak inanç dizgeleri üzerinde şekillendiği öne sürülebilir. tek biçimlilikten yoksun Alevilik. varlığını yasladığı tarihsel geçmişinden bugüne kadar büyük ölçüde taşıdığı istikrarlı bir iktidar tecrübesine dayandıran Sünniliğin dünyevi kurgusu ve söylemi. ‘Alevilik’ ve ‘Sünnilik’ gibi temel kimlik gruplarına göre yapılandırılan harita Ek – 2’de (bkz. 16 Gerek alan çalışması öncesinde konuya dair hazırlıkların yapıldığı dönemde. Mazgirt’e ve Çemişgezek’e bağlı birer nahiyede ve bu üç ilçeye bağlı yaklaşık 15 köyde ve sayıları tam olarak tespit edilemeyen mezralarda birlikte yaşamaktadırlar. Aleviliğin sadece Tunceli yerelinde okunabilir biçimi ile de kendi içerisinde bir bütün teşkil ettiği ve gayet somut bir toplumsallığın yansısı oldu da unutulmamalıdır.432) sunulmaktadır. Sünnilerin yerleşim alanları yeşil.Buna karşın. ancak 20. Bir başka deyişle.

Çoğunluğunu güvenlik kuvvetleri mensuplarının ailelerinin oluşturduğu bu grubun gerek Tunceli’de hakim kimlikler grubunun gerekse kendileriyle özdeş tuttukları kimlikler ile giriştikleri sosyal ilişkilerin etüdü son derece faydalı olabilecek bir başka çalışması konusu olarak araştırıcıların ilgisini beklemektedir. Pülümür ve Ovacık ilçelerinde ve tüm köylerinde yalnız Alevi yurttaşlar ikamet etmektedirler. idari merkezlerde görev icabı ya da başka (ticari vb. Şürük ve Gole Kurde mezraları ise Alevi ve Sünni yurttaşların birlikte ikamet ettikleri yerleşim birimleridirler. batı. Günboğazı (Margik) Köyü’ne bağlı Çevirme Mezrası tümüyle Sünni yurttaşların yaşadıkları küçük bir yerleşim yeridir. Bu bilgiler ışığında şunlar söylenebilir. Bunlar izleyen iki alt bölümde açımlanacaktır. kendi içlerinde farklı tutumlar barındırmakla birlikte Tunceli’de iki temel etniklik kategorisini oluşturmaktadırlar. Ek olarak. Fakat bu nüfus da ilde gerçekleşen sosyal süreçlerin çoğunlukla katılımcısı olmaktadır. Nazımiye. Pertek. burada belirtilmesi gereken bir husus da bu dört mezrada yaklaşık olarak sadece 11 hanenin kendisini ve geçmişini Sünni olarak tanımladığıdır. iki temel anlam kodu üzerine temellendiğini düşündüğümüz ve dilsel tutumlar üzerinden açığa çıkan bazı farklı kavram setleri aktarılmaya çalışılacaktır. İlerleyen bölümlerde açımlanacağı üzere.2) Geri kalan dağılıma göre ilin orta. Pınarlar Nahiyesi’ne bağlı Beşpınar. resmi kayıtlarda bulunması muhtemel olan ve fakat çalışmamız süresince ulaşamadığımız ancak alan araştırmamızı yoğunlaştırdığımız bölge ve sürede temas ettiğimiz mezra ölçeğindeki yerleşimlerde doğrudan sonuçlara ulaşılmıştır. 1) Alevilerde dilsel çeşitlilik ve farklı anlam bütünlükleri: Tunceli’de üç farklı dili konuşan Alevi yurttaşların kendilerini tanımlamada kullandıkları kavramların kapsamlarının farklılaşma. Burada esas olarak. kuzey ve doğu kısımlarını oluşturan Tunceli Merkez.) nedenlerle ikamet eden Sünni kökenli yurttaşlarla tez konusu çerçevesinde görüşmelerde bulunulmamıştır. . genişleme ya da daralması büyük ölçüde dil çeşitliliğiyle ilgili görünmektedir.17 Alevilik ve Sünnilik. mevcut sosyo- 17 İl merkezinde yahut ilçe. Çemişgezek. En azından dil. 3) Sadece Sünni yurttaşların yaşadıkları ilçe merkezi bulunmamakla birlikte. çalışmamızın derinlemesine gerçekleştiği Pertek’in batı kısımlarında. nahiye vb. Mazgirt ve Hozat’a bağlı yaklaşık olarak 20 köyde ve bir nahiye ile kimi mezralarda da sadece Sünni yurttaşlar yaşamaktadır.

politik süreçlerde uyum ya da çatışmanın kültürel (kolektif) hafıza boyutunu oluşturmaktadır. yüzyıl içerisinde başlayan II. Bunlara göre. yerli-yabancı zengin kaynakçalar ile argümanlarını destekleyen görüşler için bkz. fakat Osmanlı–Safevi savaşları ve sonuçları. 1992. Türkiye’de 1970’lerden itibaren görünürlük kazanan ve 1980’lerle birlikte hızla yükselen Kürt ulusalcı akımının gerek doğuda gerekse batıda yarattığı farklı etkileşimlerle doğrudan ilgili görünmektedir. Kurmanci ve onun değişik şiveleridir. 2004 ve Bulut. Kurmanci ve Kırmancki’nin tek bir dil olarak kavramsallaştırılması. yüzyıla kadar sürecek olan özerk beylik statülerini kazanırlar. Kürt beyliklerinin 18 Kurmanci ve Kırmancki’yi Kürtçe’nin farklı lehçeleri olarak sınıflayan yaklaşımlar ile iki farklı dil olarak tanımlayan görüşler arasındaki ihtilaflı tartışma devam etmektedir. Bu yüzyıla kadar özerk statülerini koruyan büyük Kürt beylikleri 19. Mahmut’un reformlarıyla mevcut statülerini kaybetmeye başlarlar. Türkiye’nin Güneydoğu ve Doğu bölgelerinin büyük bir kısmında kullanılan dil. özellikle Bitlis Beyi İdris’in girişimleri ile Osmanlı lehine bir Kürt ittifakını doğurur. bu sürecin başlangıcı olarak almaktadırlar. Türkiye’nin (özellikle) batısında ve aradaki farkın bilinmediği yerlerde yaygın bir şekilde Kürtçe olarak bilinir ve büyük oranda bununla kastedilen aslında Kurmanci’dir. Bu ihtilaflı tartışmaların bir yönünü 1990’lı yıllarda Kürt ulusalcılığından ayrışan ve Kırmancki ve lehçelerini Zazaca olarak tanımlayan akımın gayretleri oluştururken. Bunun sonucunda Kürt feodaller 19. yüzyıla tarihleyen görüşler. diğer bir yönünü de çoğunlukla yabancı dil bilimcilerinin öne sürdükleri iddialar oluşturmaktadır. 2004. 2002) . Türkiye’deki Kürt ulusalcılığının erken dönemini 16. Konuya dair. Bunlar Türkçe. Gezik. tayin edici değişikliklere yol açar. Osmanlı–Safevi çatışmasının nihai sonucunu. (Bruniessen. Kürt etnik kimliğinin mevcudiyeti çok daha eskiye dayanmaktadır. Kurmanci ve Kırmancki18. Tunceli il sınırları içerisinde toplam üç farklı dil gündelik yaşamda değişik oranlarda kullanımdadır. Safevi İran’ın yanlış siyaseti ve Sünni Kürtlere olan politik güvensizliğin getirdiği uygulamalar. Kurmanci ve Kırmancki’dir.

Yakın dönem Kürt ulusalcılığının. Yanı sıra Kurmanci konuşan bu toplulukların gerek erken dönemlerinde gerekse günümüzde yine sırtını yasladığı güçlü bir yazılı kültür geleneği ile idari yönetim tecrübeleri de vardır. Kırmancki konuşan toplulukların yazılı . Kurtuluş Savaşı süresince ve sonrasında da aynı statülerini korumayı talep ederler. Lakin Cumhuriyet’in erken dönemlerindeki bir dizi çatışmanın ardından bu istemler son bulur. Bu durum. Gezik. Süryani. II. 2004. Yine 19. 2004). Bununla birlikte modern dönem Kürt milliyetçi fikir ve kurumlarının ortaya çıkıp. 2004). Gezik. 1992. politik ve askeri alanda hareket üstünlüğü kazanan sosyodinsel örgütlenmeler. daraltmasına karşın esas olarak sırtını yasladığı tarihsel zemin budur. günün politik ihtiyaçlarına cevap verecek nüanslarla genişletip. eski statülerine benzer haklar elde ederler. Abdülhamit’in dönemsel politikaları ile Sünni Kürt aşiretleri ve bunların politik-dini kurumları. bölge homojenleşir ve bugün Alevi–Sünni olarak tanımlanan topluluklar arasındaki sınırların belirginleşmesine zemin hazırlanır (Bruniessen. gelişmeye başladığı süreç de yine bu dönem olmuştur (Bruniessen. Hamidiye Alayları sayesinde yerel düzlemde. Ermeni vd.yönetiminde olan köklü ailelerin devrilmesinin yarattığı boşluğu yavaş yavaş artan bir hızla yerel Nakşî ve Kadiri tarikatlar doldurur. Bu tekkelere bağlı şeyhlerin kurdukları sosyo-dinsel ve politik yapılanmalar yerleşik ve yarı-göçer Kürt topluluklarında kan bağına dayalı soy örgütlenmeleri ile kaynaşır. grupların esas olarak sindirilmesi ve yok edilmesidir. Bu noktada ortaya çıkan dönemin en bilinen politik-askeri örgütlenmeleri olan Hamidiye Alayları. Bu dönemin bir diğer önemli sonucu da bölgedeki Yezidi. 1992. 2004. yüzyılın sonlarına doğru. Bu süreçte. bölgedeki farklı topluluklar üzerinde dönemin Pan-İslamcı Osmanlı yönetiminin etkin bir projesi olarak vücut bulur.

bu durumu muhafaza eden olaylarla örülü olduğundan oldukça canlıdır. bu tutum. Türkiye’deki Kürt ulusalcılığının etki ve hareket alanını bölgesel olarak hayli değiştirdiği aşikardır. yazılı basın ve yayın çeşitliliği gibi) sürdürmekte ve böylelikle Kurmanci’nin farklı lehçeleri arasında makul bir düzey tutturmaya da çalışılmaktadır. uydu yayınları. Bu ‘öteki’yle aradaki sınırlar çoğunlukla zorla asimilasyon pratikleri. . Öte yandan. Kürt ulusalcılığını onaylamasalar dahi anadillerini tanımlamada Kürtçe cevabını daha tutarlı bir seçenek haline getiren yine bir başka neden olarak da görülebilir. Bu da Alevi kökenli Kurmanci konuşan kesimlerin. Zira Türk olmanın. ulus-kimliğini inşa sürecindeki her milliyetçi hareketin doğal olarak içerdiği. dil dernekleri. kapsayıcı ve güçlü bir aidiyet bilincini koşullar görünmektedir. Bu sebepten Tunceli’de Alevi kökenli Kurmanci ve Kırmancki konuşan insanların bir bölümü konuştukları dili tanımlarken Kürtçe demeyi uygun görürler ve bağlantılı olarak bu tanım büyük oranda Kürt ulusalcılığına gönderme yapar. Öte yandan gerek Türkiye’de gerekse Irak’ın kuzeyinde yakın dönemde yaşanan bir dizi siyasi–ekonomik ve askeri gelişmenin. Bu bakımdan. dilde tekleşme hedefini eskisinden çok daha güçlü araçlarla (yerel televizyon. bilhassa genç kuşakta. şiddet ve mağduriyet anıları ile çizildiğinden ve güncel gerçeklik.ciddi bir geçmişlerinin olmaması ve aşiret üstü siyasal ve toplumsal örgütlenme modelleri inşa edememiş olmalarıyla kıyaslandığında daha tutarlı. ‘Türk olmama’nın da etkin bir göstergesi olur ve Kürt ulusalcı eğilimi onaylanmasa dahi Kırmancki yahut Kurmanci gibi alt kültürel sınıflamalara yeğ tutulur. içerdiği yaygın kanı egemen-resmi söylem ve onun bürokratik kurumları ile Türk milliyetçiliği ve onun doğrudan ima ettiği ‘Ülkücü – İslamcı’ ideolojik ‘öteki’dir. Kürt ulusalcılığı.

Diyarbakır’da kaldığım iki gün süresince çoğunlukla Kürt ulusalcı eğilimler taşıyan çevrelerde bulunduk.Alanda kaldığımız süre içerisinde. Bu tür durumlarda. hareketin merkeziyetçi eğilimlerinin dile olan yansısı. farklı lehçe kökenlerinin ortaya çıkardığı bazı uyumsuzlukları zaman zaman Türkçe’ye dönerek tartışıyor. iki günlük süre zarfında dışarıdaki gözlemlerimden hareketle söyleyebileceğim. Yasal ve yasa-dışı birçok kurumu ile Kürt ulusalcı hareketin en etkin olduğu illerden birisi olan Diyarbakır’da. gündelik yaşamın örgütlendiği dilin. sosyal sınıflar ile doğrudan ilgili gibi göründüğü fikridir. ardından tekrar kaldıkları yerden devam ediyor oluşlarıdır. Uğradığımız bir dernekte dikkatimi çeken ilginç bir ayrıntıdır ki Kürt ulusalcı fikrin kimi aktörlerinin. kamusal–resmi alanda iş sahibi ve çoğunlukla laik bir dünya görüşüne sahip kentlilerde Türkçe iletişim dili olarak yaşamaktadır. çoğunlukla. Kentin içinde ama dışında olan ‘kenar mahalle’ sakinlerinin. Diyarbakır–Merkez’de doktora tezinin alan çalışmasını yürüten antropolog bir arkadaşın davetiyle bu konuya dair çeşitli gözlemlerimizi kaydetme fırsatımız da oldu. resmi-kamusal alanla ilgilerinin olmadığı gündelik pratiklerinde ilişkilerini tayin ettikleri iletişim dili çoğunlukla Kürtçe (Kurmanci) olmaktadır. bireylerin toplumsal statü ve siyasal kimlikleri ile doğrudan ilgili gibi görünmekteydi. Orta veya üst sınıflara mensup. Öte yandan. Bu bakımdan . temel referans kaynakları özellikle 1990’lardan itibaren Avrupa’da yeni ve çeşitli ürünler veren Kurmanc edebiyatı ve edebiyatın etkili isimleri oluyordu. son derece tavizsiz bir tutum içerisindeydiler. Kendi aralarında ve Diyarbakır’ın gündelik yaşamı içerisinde temas ettikleri insanlar ile konuşulan dil konusunda.

Pertek ve Mazgirt olmak üzere uzanır ve yer yer iç kesimlere doğru kayar. Sünni nüfusun dağılımını da anlamlı bir paralellikle içererek güney-batı. Tunceli’de Kurmanci konuşan topluluklar. hayli işlevsel roller üstlendiği ileri sürülebilir. Bu sebepten ilin güney kısımları ile kısmen bağları olan Hozat İlçesinde ve Merkez ilçenin güney sınırlarında da yer yer Kurmanci konuşanlara rastlanır. öylesine etkin bir faktördür ki konuşulan dili dahi etkilemiş görünmektedir.Kurmanci’nin. Kanımca Tunceli’deki Kürt ulusalcığının. güney. Kurmanci konuşan Alevi toplulukların dillerinin Kırmancki’ye olan yakınlığını tartışırken iki ana argüman ileri sürer ve bunları ortak dinsel tutunumlarla ilişkilendirir. iki dil arasındaki ortak kelimelerin çokluğu ve Kırdaşki olarak tanımladığı Alevi Kurmanci’nin Kırmancki’ye olan yakın fonetiğidir. temel kimlik kodu olan Alevilik’tir. Bu. Gezik. sırasıyla Çemişgezek. her zaman Alevi köklerinden gelen bir ihtiyat payı ve özellikle son yıllarda azalan desteğin yarattığı genel mesafeli hava.19 19 Gezik (2004). tarihsel köklerinin ve güncel örneklerinin. Kürt ulusalcılığının kamusal alanlarda temel varlık biçimi olan dile dair tutumlarının. Kırmancki ve Kurmanciyi farklı Kürtçe lehçeleri olarak değil. . Tunceli’de Kurmanci konuşan topluluklar içerisinde tanıştığım ve Kürt ulusalcı eğilimler taşıyan yurttaşların dil konusunda. Gezik’in argümanları. Diyarbakır’daki örnekler kadar açık tutumlar içerisinde olmadıkları idi. Gerçekten de Tunceli ve çevre illerde Kurmanci konuşan ve Tunceli ile aralarında dini–kurumsal bağlar bulunan toplulukların konuştukları dil. ulusalcı bir merkezileşme eğiliminin dilin inşası çabalarında. Bu toplulukları Türkiye’deki diğer Kurmanci şivelerini konuşan büyük çoğunluktan ayıran en önemli faktör. güney-doğu hattı boyunca. Tunceli’nin dörtte üçünde konuşulan Kırmancki’ye oldukça benzer. ortak atadan gelen farklı diller olarak tanımlar ve güçlü çalışmalara göndermeler ile iddialarını destekler. neden Diyarbakır örneği kadar ön planda olmadığını açıklar görünmektedir. Dikkat çekici olduğunu düşündüğüm bir başka durum ise.

bu anlamda dikkat çekicidir.Kürtlük durumu. akımın politik aktörlerinin Kürt ulusalcılığı ile içerisine düştükleri kimi ihtilaflar olduğu genel kabul gören bir anlayıştır. 1990’lar içerisinde önce Batı-Avrupa’dan başlayan ve ardından Türkiye’ye de sirayet eden ve Kırmancki’nin farklı şivelerini konuşan toplulukları bir araya getirmeyi. Kurmanci ve Kırmancki konuşan toplulukları Kürtçe içerisinde birleştiren egemen Kürt ulusalcı söylemi göreceli ölçülerde kırdığı söylenebilir. Sünnilik ve Türklük ile Alevilik ve Kürtlük burada eşdeğer göstergeler olarak kabul edilmektedirler. karşılıklı olarak. programında Zazalara yeteri sosyal. . Bu iç içeliğin olduğu yerlerde Kürtlük. genel kabul gören bir durumdur. önemli oranda Kürt ulusalcı bir göndermeyi içeriyorsa da bu algı çoğunlukla Alevi ve Sünni yurttaşların iç içe yaşadıkları yerlerde. İhtilafların merkezinde ise Kürt ulusalcılığının. Alevilik genel anlamda tanımlayıcı bir içerik taşımadığından ve karşısındaki ile kıyaslanmayacak ölçüde merkezi kurumlardan yoksun olduğundan Kürtlük. kabul edilebilir bir ayrımdır ve fakat Kürt ulusalcılığı ile aradaki fark çoğunlukla belirtilir. Öte yandan bu gelişmelerin yaşandığı 1990’lı yılların. ekonomik ve yönetsel özerklik hakları vermediği düşüncesi yatmaktadır. Burada temel belirleyen Alevi kimlik kodlarıdır. doğrudan ‘Sünni olmama’yı ima eder. Bu kırılışı tetikleyen Kırmancki’nin farklı şivelerini konuşan toplulukların Kürt ulusalcılığından etkilenerek ulus bilinci ile bir araya gelme çabalarından ziyade. dünya çapında etno-siyasal hareketlerin çarpıcı biçimlerde görünürlük kazandıkları bir tarihsel kesite denk gelişini de Kürt ulusalcılığının içerisinden sıyrılan bu çabanın itici güçleri arasına dikkatle kaydetmek yerinde olacaktır. ortak kimlik altında ayrıca örgütlemeyi esas alan Zazacılık akımının. Hareketin Batı–Avrupa kökenleri.

günümüz Türkiye’sindeki mevcut etniklik sınırları içerisinde. . Kültürel farklılıkların yalnızca toplumsal ilişkilerde geçerlilik kazandığında etnisitenin kimi işlevlerini kapsadığı (Eriksen. 20 Bu genel lehçe isimlerinin dışında konuşulan dile dair hayli farklı tanımlamalara da ulaşmak mümkündür. Bu tanımlamaların hemen birçoğunun topluluğun öz ifadesinden çıktığı ve böylelikle ilgili topluluğun kendisini çevreleyen maddi ve tinsel evrene dair ürettiği anlam kalıplarını da aktardığı unutulmamalıdır. Kırmancki ve Dımılki– Zazaki konuşan topluluklar arasındaki bu en belirgin sınır. bu kimliğin temelini ve sınırlarını belirler. Dımılki (Dımıli) ve Zazaki20 olarak da adlandırılan farklı şiveleri konuşan topluluklar arasında var olan önemli bir ayrım. Aktardığına göre. ‘Zaza’ kelimesi Elazığ – Palu ve civarında yaşayan Şafi (Kurmanci Konuşan) toplulukları kapsamaktadır ve doğrudan hakaret içeren bir sözcüktür. Bugünkü yaygın kullanımı ile Alevilik. Örneğin kendilerine ve konuştukları dile Kırmancki diyen Tuncelili Aleviler için. Dımılki ve Zazaki konuşan toplulukların büyük çoğunluğu Şafii’dirler. (Gezik. kendilerinden düşük gördükleri köylü Kurmanc tabakası için’ kullanmaktadırlar. Gezik. ‘Kırmanc’ kelimesini. antropolojik görüşün uzantısında bu iddiamızı tartışabiliriz. Benzer bir örnek de Gezik’ten gelir. bu farklı lehçe isimlerine ek olarak ‘Kırdki’ eklemesini yapar fakat hangi yöredeki toplulukların kendilerini bu yönde adlandırdıklarına ya da adlandırıldıklarına dair bir veri sunmamaktadır. zamanla akımın etkisizleşmesini ve ardından ayrışmasını da beraberinde getirmiştir. Kırmancki’nin can alıcı özelliği Dımılki ve Zazaki’den kendisini oldukça net sınırlarla ayıran din kimliği ile bütünleşik olmasından ileri gelir. Alevi kodlara sahip topluluklar. 2004: 61 – 92). konuşulan dil aidiyeti üzerinden ortak bir kimlik algısı önerir. Kırmancki’nin farklı şiveleri konuşan ve bu anlamda pek de türdeş olmayan bir topluluğa. kendilerini tanımlarken ‘Ma Kırmancime’ (Biz Kırmancız) derler ve bu kavram maddi ve manevi öğeleriyle homojen bir kültür21 durumunu işaret eder. “kendilerini genelde ‘Dımıli’ olarak adlandıran Siverek Zazaları ise. muhtemelen en katı olanlarından birisine işaret etmektedir.Zazacılık akımı. Yukarıdaki üç lehçe de aynı dilin lehçeleri olmasına karşın. Bu önerinin işaret ettiği ve Kırmancki. 2004: 128) 21 Burada asıl olarak vurgulamak istediğimiz kültür ve etnisite sınırlarının örtüşür göründüğüdür.

Her iki grup çerisinde bilhassa 19. Tunceli’de sıklıkla karşılaşılmasa da bu akımın fikirsel temsilcilerini bulmak mümkündür. politik taleplerle ulusal programda hak talep eden Zazacı eğilimlere karşı öne sürdüğü kimi argümanların. Fakat bu kopuşun temelindeki esas neden. Kırmancki konuşan toplam nüfusun önemli bir kesimi Alevi olarak tanımlanmaktadır ve geri kalanlar ise 19. Fakat birazdan aktaracağımız biçimi ile yeni yeni görünürlük kazanmaya başlayan Kırmanc etnisizminin bu Zazacı kökenlerden gelenlerle arada bazı farklılıklar taşıdığını belirtmemiz faydalı olacaktır. derneklerinde yazılı kültürü olmayan bu farklı lehçeleri geliştirme çabalarına girişmiştir. anlamlıdır ve zamanla kendisine yeni bir yaşam alanı da açmıştır.22 Günümüzde. ‘Zaza’ olarak tek bir etnik kimliğe dâhil edilen insanlar arasında kaçınılmaz bir ayrım giderek artan bir ivme kazanmıştır. Kürt ulusalcılığının. 1982) 23 Bruniessen (2004: 87 – 115). Elbette ki Kurmanc etnisizminin hakim olduğu Kürt ulusal bütünlüğü içerisinde. . 1980’lerden sonra ve 1990’larda kendi yayınları içerisinde Zazaca makalelere yer vermiş. Zazacılık akımının doğuşuyla birlikte. Örneğin. Zazaca ile kıyaslanmayacak ölçüde yazılı bir geçmişe ve tarihsel süreçte yerel–örgütlü iktidar tecrübelerine sahip olduğundan. Alevi Kürtlerin etnik kimliği üzerine yürüttüğü önemli tartışmalarda dönemin (1995) Kürt–Zaza polemiğini ve pratik gelişmelerini Seyfi Cengiz örneği üzerinden somutlaştırır ve açar. Zazacı akımın doğuşu ve ardından Tunceli–merkezli bölünüşü süreçleri içerisinde önemli ve önde gelen bir figürdür (halihazırda Kırmanc etnisizmini ön plana çıkaran internet ortamındaki bir çok sitede tüm çalışmaları bulunabilir). Alevi–Dersim (Tunceli) merkezci vurgunun ağır bastığı bir eğilimin giderek ayrışmasına neden olur. 1994 ve Sevgen. Zazacılığa karşı harekete geçirdiği güçleri de bu akımın etkisizliğinde belirleyici olmuştur. Burada. Kürt ulusalcılığının kendisini esasa olarak üzerinde var ettiği Kurmanc etnisizmi. bu temel farklılıkları modern milliyetçi programatik görüşlerde aşılabilir maddelere dönüştürmüşse de hayat tersi yönde gelişmelerle seyretmiştir. (Tori. Türk milliyetçi yazınının Kürt ulusalcılığına karşı öne sürdüğü bazı argümanlara ve iddialara olan benzerliği dikkat çekicidir: Karşılaştırma için bkz.23 22 Belirtmek gerekir ki tıpkı farklı dini kodlarla mücadele etmek durumunda kalan Zazacılar gibi Kürt ulusalcı çevreler de kendi içlerinde önemli bir yer tutan bu kesimin ayrılıkçı fiillerine karşı çeşitli stratejiler geliştirmiştir.Akımın politik aktörlerinin laik milliyetçilikleri. yüzyılda yaşanan şiddet olaylarının kolektif hafızalarında bıraktıkları derin izler. Seyfi Cengiz. yüzyılın sonlarından itibaren giderek daha tutucu bir İslam yorumunu benimsemeye ve üretmeye başlayan Şafii mezhebine ait topluluklar oluşturmaktadır.

. bu eğilimin özellikle genç kitleler içerisinde söylem düzeyinde yaygınlaşmasında önemli roller alıyorlar. 25 Bu kavram. tayin edici bir rol üstlenir. yine Tunceli merkezli konuşulan Kırmancki ile bütünleşik. eğilimin içerdiği sol değerlere ve modern kavramlara kesinlikle engel değildir. ayrı bir dizge olarak görme eğilimi baskındır ve bu durum eğilimin temel taşıdır. Buradaki Alevilik. Söz konusu ayrışmanın son noktası Tunceli merkezli Kırmanc etnik kimliği olmuştur ve Tunceli’de Kırmancki konuşulan orta ve kuzey bölgelerde giderek hissedilir ölçülerde görünmeye başlayan bir etkisi vardır. bir sonraki alt başlıkta ayrıntılı olarak irdelenecektir. mevcut tüm olumsuzlukların baş sorumlularıdırlar ya da en büyük pay bunlardadır. bütünlüğü sağlayacak güçlü yerli önderlerin ve ekonomik-politik kurumların yokluğu. Elde edilen ürünün somut niteliği ve kitlesel kabulü. gündelik konuşma dili ve yazı dili olarak Kırmancki’nin 24 Yöresel Kırmancki’de ürünler veren Metin & Kemal Kahraman kardeşler ile Mikail Aslan gibi popüler figürler. günümüzde yaygınlıkla kullanılan bir kavram olan Alevilik – Bektaşilik’in gönderme yaptığı vurgudan hayli uzaktadır. Fakat bu tepki. 3) Kimi zaman yıkıcı etkilerini acımasızca hissettiren kimi zaman da durulan ve fakat nerdeyse çeyrek asırdır fiili olarak devam eden ‘savaş hali’nin getirdiği tüm kültürel erozyon.Bu ayrışmada Tunceli’nin dini bir merkez olarak görülmesi ve çevredeki Kırmancki konuşan tüm Alevilerin gerek demografik olarak gerekse sosyo-dinsel örgütlenmeler aracılığı ile bu merkeze bağlı oldukları gerçeği. 2) 1970’lerin başından bu yana Tunceli merkezli askeri faaliyet yürüten kimi sol siyasi yapılar ve bilhassa Kürt ulusalcılığı. bu yeni kimlik inşası sürecinde ihtiyaç duyulan sembollere cevap veriyor görünmektedir.24 Henüz dikkate değer kurumlar yaratamamış olsa da bu eğilimin temel ön kabulleri az çok okunabilirdir: 1)Tunceli merkezli Aleviliği. daha mistik vurgular ve arkaik göndermeler dikkat çeker. Tunceli (Dersim) Aleviliği’nin25 ayırt edici özelliklerini yüklenmiş olmakla birlikte.

Tüm bir kültür tehdit altında iken Türkiye’deki ve dünyadaki gelişmeler ile ‘Dersimli’nin’ ilgisinin buralara kayması kabul edilebilir değildir. hangi koşullar kültür için faydalı ise tercihin yönü de orası olmalıdır. ‘Dersimli olmak’. genel kabul görmüş biçimler olarak alınabilirler. her şeyin üzerinde olabilir. oldukça ciddi sorunlar ile karşı karşıya olduğu söylenmelidir. 4) Kürtlük. yani en az onlar kadar meşru bir kimliği. Kırmancki’nin konuşma dili olarak korunması konusunda. tümüyle azınlıkta olunan yerlerde ise. son derece değişken sınırlardır ve bu grubun Kürtlük tanımı tümüyle durumsaldır. çünkü bahsi geçen grupla konuşmalarda sıklıkla bunlara gönderme yapıldığı kaydedilmiştir. ‘Kırmanc olma’yı kapsayamaz fakat alternatif olarak geçerli bir öneri de vücut bulmuş değildir. Kürt ulusalcılarına karşın yerel aidiyeti. Dönemsel sosyopolitik süreçlerde. Çoğunlukla ‘Dersimliyim’ ve nadiren ‘Kırmancım’ ifadeleri. Genç kuşaklar içerisinde gündelik yaşamda Kırmancki’yi konuşanların oranı önemli oranda azalmıştır ve bu duruma müdahil olabilecek araçlar etkin bir düzlemde henüz yoktur. Bu durumda sadece ‘Dersimli olmak’. muhtemel seçenekler dâhilinde. .(göreceli) sahipsizliği ve son yıllarda genç kuşaklar içerisinde hızlanan kültürel değişim ve geleneksel pratiklerden kopuş. kıskanç bir etnosantrizmin tarihsel meşruiyetleridir. ‘Dersimli olma’nın bir başka temel içeriği de Tunceli (Dersim) Aleviliği’ni ve Kırmancki dil özelliklerini birleştiren bir tanım olarak ‘Kültürel/inançsal bütünlük’ önermesi ve kültürün manevi algısı ve biricik ifade aracına atfen kullanılan ‘Kırmanc’ söylemidir. Fakat bu eğilimin. dayanışmanın hem sol değerlere hem (Kürt) etnik değerlere gönderme yapan ortak paydasıdır. Bunlar.

Tunceli’de Alevi yurttaşlar arasında kullanımda olan üçüncü bir dil de Türkçe’dir. (3a) 25 – 50 yaş arası. Ancak. Kurmanci konuşan Tuncelili Aleviler’de de görülür. daha önce de işaret etmiş olduğumuz üzere Kürt ulusalcı hareketin yaygın kitle iletişim araçları ve bunları destekleyen politik hareketlilikleri ile çok daha güçlü bir noktadadır. sadece Kırmancki konuşan nüfusun yaşadığı orta ve kuzey bölgelerin. (3b) 0 – 25 yaş arası. dilin yeniden öğrenimi ve yeni kimlik inşası süreçlerinde belirgin imkânlara sahiptir. Yetmiş beş yaş (1) ve üzerinde olan kuşakların konuşmayı tercih ettikleri dile dair seçimleri. Dolayısı ile her ne kadar anadili Kurmanci olan genç kuşaklarda. Köylerde. bulundukları mekâna dair tercihleri ile anlamlı bir ilişki göstermektedir. Türkçe’nin kullanımda olduğu üç ana yaş grubuna26 göre ve bu gruplarda göze çarpacak düzeyde kurgulanan kimlik algılarında üstlendiği rollere dair şunlar söylenebilir. Kırmancki ise tümüyle örgütlülükten yoksun ve sahipsiz görünmektedir. mezralarda. yaş gruplarının doğum ve sosyalleşme süreçlerinin. Bu sınıflandırmada esas alınan bağımsız değişken. kendi aralarındaki iletişim dili de büyük çoğunlukça Kurmanci olmaktadır. ilçe merkezlerinde yaşayan ve Kurmanci konuşan topluluklarda. hemen 26 (1) 75 yaş ve üzeri (2) 50 -75 yaş. . Aynı yaş grubu ve mekânsal özelliği paylaşan ve Kırmancki konuşan kuşaklarda da hemen hemen durumun aynı olduğu söylenebilir.Oldukça anlamlı ve benzer bir gelişme. Tunceli’nin içerisinden geçtiği sosyo-kültürel ve yapısal dönüşüm tarihleri ile gösterdiği doğrusal orantıdır. Kurmanci. gündelik konuşma dili olarak Kurmanci kullanılmasa da. Elbette burada Kurmanci ve Kırmancki arasındaki derin farklılıkların yarattığı kimi ayrımlar söz konusudur.

Kırmancki ve Kurmanci’yi öğrendikten sonra Türkçeyi öğrenen bu yaş grubunun dil konusundaki tutumu herhangi bir siyasi duruşa yahut Türklük ya da Kürtlük anlamında bir etniklik durumuna göndermede bulunmaz. erkeklerden daha az Türkçe bilirler ve hiç bilmeyenlere de rastlanır. . gerekli olduğu kamusal süreçlerde ve üçüncü veya dördüncü kuşak torunlarla iletişimde kullanımdadır. İçerisine doğdukları dünya müthiş değişimler geçirmişse de kendi gibi olan bir avuç akranla paylaşılan kader ve anlaşılan dil de bellidir. dış dünyaya ve dile dair temel tutumun böyle olduğu rahatlıkla söylenebilir. Bu kuşak içerisinde Tunceli dışına çıkmış olma veya olmama anadil üzerinde süreklilik ya da kesinti yönünde bir etkide bulunmaz. Bu kuşakta. Türkçe konuşulmayan ortamlarla ilişkilenme dereceleri ile doğru orantılıdır. Yeni dünyada ilerleme. iş sahibi olma ve topluma katılma süreçlerinde ‘eski’ dilin hiçbir geçerliliği yoktur. Böylesi bir kapalılığın ve yerele bağlı kalma durumunun bu yaş grubundaki kadınların büyük çoğunluğuna geleneği güncele taşıyan ayrıcalıklı bir rolü vermiş olduğu da belirtilmelidir. Her halükarda. İkinci grubu oluşturan elli yaş üzeri gruptakilerde (2) Kurmanci ya da Kırmancki bilmeyenlerin sayısı hemen hemen hiç yok gibidir. Türkçe. Zira bugüne nazaran geçmiş süreçlerde kadının kamusal alandaki yeri çok daha sınırlı kalmıştır.tümünün insansızlaştığı27 ve Kırmancki konuşan nüfusun önemli ölçülerde azalmış olduğu belirtilmelidir. okuma. 1938’i yaşayan ve sağ kurtulan kuşakların çocuklarından oluşur ve anadilleri büyük altüst oluşun gerisinde kalan bir dünyaya ait gibidir. Bu durum. kendi 27 Son yıllardaki göreceli geri dönüşlerin esas durum üzerinde tayin edici bir etkisinin olmadığı belirtilmelidir. kadınlar. Fakat dildeki hâkimiyet dereceleri değişkenlik gösterir. Bu grupta. Bu grup.

. kendi yaş grubunun altında kalanlar ile çoğunlukla Türkçe konuşur. Ancak grup. Grup içerisinde. gündelik yaşam kültürünün iletişim dilinin neredeyse tamamıyla Türkçe olduğu bir sürece dâhil olmuşlardır ve artık geçerli olan durum da büyük ölçüde budur. Dil üzerinden geliştirdiği kimlik algılarındaki farklılıklar en az kendisinden küçük kuşaklar ile aynı dağınıklıkta ve çeşitliliktedir.çocuklarına hayatta ‘işe yarar’ dil olan Türkçe’nin öğrenimini telkin ve teşvik etmişlerdir. Öte yandan ilçe ve şehir merkezinde yaşayanlar ise sadece gerektiğinde yani çoğunlukla Türkçe bilmeyen yahut Türkçe ile özdeş olan yaşamın dışında kalanlarla muhatap olduklarında anadillerini kullanmaktadırlar. fakat yaşadıkları mekana göre dilin kullanım değeri farklılıklar gösterir. Çoğunlukla kırsal yerleşimlerde ikamet edenler. sadece genç erişkinliklerine kadar köylerinde büyüyenler ve hâlihazırda sürekli ya da periyodik olarak köyleriyle ilişkili bulunanlar anadillerini bilmektedirler. Şu nedenle ki. Yirmi beş yaş üzeri ve orta yaş altı olan gruptakilerin büyük bir kısmı Kurmanci ve Kırmancki olan anadillerini bilir. yirmi beş yaş altı (3b) ve üzeri (3a). Üçüncü grupta kalan insanları temel iki başlıkta değerlendirebiliriz. gerek kendi yaşıtları gerekse bu üçüncü ana grubun diğer yarısıyla (3a) ilişkilerinde çoğunlukla Türkçe konuşmaktadır. Bu kuşak. kırsal yaşamın dili olarak anadillerini konuşurlar. Tunceli’de yaşayan ve yirmi beş yaşın altında kalanların anadillerini bilip bilmemeleri temel sosyalleşme süreçlerine köylerde dâhil olup olmamaları ile doğrudan ilgili görünmektedir. ilçelerde ve il merkezinde büyüyenlerin çoğunluğu.

etnikliğin sınırlarının ne denli değişken olabileceğini görmek epey şaşırtıcı bir tecrübedir. Bununla kastedilen. Bu durumda. çoğunlukla orta yaş üzeri ve belirli okuma birikimine sahip insanların çoğunda. isteklerine ulaşabilme olanakları ölçütünde. Aleviliğin özcü yorumlarına doğrudan bir göndermedir. Kendilerini çevreleyen maddi ve sosyal evrene dair kurdukları anlam haritalarını Türklük olarak ifade edenlerin bununla kastettikleri. Bahsi geçen Türklüğün. Grupta. popüler kültür ve kitle kültürü gibi kavram setlerinin işaret ettikleri sosyal süreçlerin doğrudan gözlemlenebileceği bir nitelik taşır. değişken sınırlara sahip olmakla birlikte Kürtlüğün. anlamlı ayrımlar meydana gelir. Son yıllarda bu yaş grubu içerisinde anadili öğrenme yönünde kıpırdanmaların yaşandığı da not düşmeye değer ölçülerde bir verirdir. Anadili Kurmancki olanlar. Türk milliyetçi kurgusu içerisinde yüklendiği anlamlar ile arasındaki sınırları oldukça nettir. Kurmanci ve Kırmancki konuşanlarda. merkeze aldıkları din kimliklerinin temel kurgusunda işaret edilen Horasan kökenidir. Yalnız tek ve ilginç ortak nokta. Alevilik ile ilgilenen. Kurmanci veya Kırmancki’nin sonradan öğrenildiğine dair yaygın bir kanı vardır. Kendisini bu gruba dahil edecek yurttaşların anadillerinin Kurmanci ya da Kırmancki oluşunun hiçbir önemi yoktur. Kırmancki konuşanların büyük çoğunluğu böylesi bir imkândan mahrumdur ve önemli bir kısmı duruma ilgisiz görünmektedir. kendi dillerini kimi özel kurumlar aracılığı ile öğrenme şansına sahipken.Bu grup. Yalnız. . Aleviliğin ve Kırmanc etniszminin belirlediği ‘Dersim-merkezciliğin’in ve oldukça az da olsa Türklüğün ifade dilinin artık çoğunlukla Türkçe oluşudur. şaşmaz bir kesinlikle.

Pertek. çalışmanın gerçekleştirildiği Pertek İlçe merkezi ve civar köy-mezra yerleşmelerinde ikamet eden Sünni yurttaşlarla yapılan görüşmelere ve gözlemlere dayanmaktadır. uzak geçmişini Diyarbakır ve civarına bağlayan anlatılarla paralellik arz edebilecek. Kimi kaynak kişiler de (ki bunlar tümüyle orta yaş üzeri insanlardır) anne– babalarının veya daha uzak akrabalarının Dımılki konuştuklarını söylemişlerdir. Alevilik üzerine kurulu bu farklılıkların oldukça geçirgen sınırlara sahip olduğunu ve güncelin sosyopolitik süreçlerinden etkilenerek geniş bir kimlikler evreninde salındığını altını çizerek bir kez daha kaydetmek gerekmektedir. Sünni yurttaşlar arasında gözlemlediğimiz etniklik kavrayışları içerisinde şu ana gruplardan söz açabiliriz.Tunceli’de görünürde olan tüm bu etnik biçimlenmelerin büyük bir kısmı varoluşsal kurgularını. . Sadece kimi yerlerde. Öncelikle. Mazgirt (ve kısmen Hozat) gibi erken dönem Anadolu uygarlıklarından günümüze dek etkin birer ticari–idari merkez rolü 28 Bu alt başlık içerisinde değerlendirilen verilerin oldukça önemli bir bölümü. ait olunan inanç kurumları üzerine inşa ettikleri bir başka bilinç durumu olan ve yine ona etki eden dil ile belirlemektedirler. Çemişgezek. 2) Sünnilerde dilsel çeşitlilik ve anlam bütünlükleri:28 Tunceli’de yaşayan Sünni yurttaşlar esas olarak iki farklı dil kullanırlar. Bunlar Türkçe ve Kurmanci’dir. Öte yandan alan çalışmamız süresince Pertek’te ikamet eden Sünni yurttaşlar arasında Kırmancki yahut Dımıli ve Zazaki olarak isimlendirilen farklı lehçelerde konuşanlara dair bir ize rastlanmamıştır. Tıpkı Alevilerde olduğu üzere Sünni yurttaşlarda da dilden istim alan kimliğe dair tutumun üzerinde çeşitlendiği temel öğe din kimliğidir. yukarıda zikrettiğimiz bazı verilere rastlanılmıştır.

gündelik konuşma dili olarak Kurmancki’yi etkinlikle kullanmaktadır. Zira Türkiye’nin pre-modern süreçlerinde dil-pazar birliğine ihtiyaç duyan bir ekonomi anlayışı olmamıştır. Kıta Avrupa’sı örneklerinin kimi uygulamaları ile yerel feodal dinamiklerinin baskınlığı arasında salındığından. yukarıda bahsi geçen idari merkezlerde Türkçe’nin. çoğunlukla yönetici kesime ait bir dil olmaktan çıkıp öncelikle bu merkezlerin çevresinde yaşamını kuran topluluklarda artan bir hızda yaygınlaşmaya başladığı belirtilmelidir. bu mekân-kültür algısı içerisinde. farklı dillerin kullanımı günümüze kadar ulaşabilmiştir. feodal dinamikleri besleyen geleneksel tarımsal üretim ilişkilerin hakim olduğu örneklerde. Bu hayat. Modernleşme projesi olarak Cumhuriyet’in tesisinden sonra. Bu sebepten. modernitenin kurumsal ilişkilerinin tümüyle dışında ve çoğunlukla ikincil plandadır. Burada tercih edilen dilin kapsadığı hayat ile Kırmancki konuşanların. Türkçe’den farklı dillerin konuşulduğu bölgelerde. yaşamını tümüyle hayvancılık yahut tarımsal faaliyetler ile kazanan ve kırsal yerleşimlerde ikamet eden Sünni yurttaşların önemli bir kesimi. Dolayısı ile günümüz Tunceli’sinde. Ne ki Türkiye’nin modernleşme süreçlerinin özgünlükleri. Türkçe. gündelik yaşam pratiklerinde Kurmancki’nin kullanımı konusunda anlamlı bir farkın olduğu söylenebilir. Tatil süreçlerinde memleketlerine gelen ve anadilinde konuşan yurttaşlar tamamı ile .üstlenmiş mekânlarda ikamet edenler ile nahiye ve çoğunlukla köylerde ikamet eden Sünni yurttaşlar arasında. bu dili işlerliğe soktukları yaşam pratikleri arasında sıkı bir bağ vardır. anadilleri de Türkçe olan bazı yerli topluluklar bulunmakla birlikte büyük oranda yönetici erkin ve yönetimle ilişkilerin dili olarak kalmıştır. etkileri günümüzde de canlılıkla yaşanan yarı-modern bir ulus-devlet pratiğini ortaya çıkarmıştır.

Ne ki genel durum ters yönde veriler sunmaktadır.farklı bir dünyaya aidiyet hisleri üzerinden hareket ederler ve bu. Alevi olmayan ve fakat Kurmanci konuşan Sünni toplulukların hayli farklı bir Kurmanci lehçesi konuşmaları gerekmekteydi. günümüzde Türkçe. Tunceli’de konuşulan Kurmanci’nin Kırmancki ile hayli yakın fonetik özellikler taşıdığı belirtilmişti ve bu benzerliklerin temelinin ise esas olarak sahip olunan dinsel aidiyetten ileri geldiği öne sürülmüştü. Bu durumda da hayli ilgi çekici bir ayrıntı açığa çıkmaktadır. Elazığ gibi oldukça yakın bir büyük şehirde yaşayanlar da dahildir. İlçe merkezlerinde yaşayan Sünni yurttaşların. hatırlanabilen geçmiş kökenleri ilçe civarındaki kırsal yerleşimler iken ve buralarda yaşayan ataların konuştukları dil de çoğunlukla Kurmancki iken. Alevilerin Sünni yurttaşlarla aralarındaki önemli bir paralelliğe de işaret eder. Zira dil de dahil olmak üzere kültürün tüm boyutları ve süreçleri. İlçe merkezlerinde ikamet eden Sünni yurttaşların büyük çoğunluğu gündelik yaşam dili olarak Türkçe konuşmaktadır ve bu mekânları paylaştıkları Alevilerde de durum aynıdır. Özellikle belirtilmelidir ki Sünni toplulukların önemli bir kesimi kırsal yerleşmelerini ve geçim etkinliklerini paylaştıkları Alevi çoğunluk ile aynı Kurmanci’yi konuşmaktadırlar. dinsel farklılıkların başka bölgelerde açığa çıkardığı değişimleri burada işlevsiz kılmaktadır. Hakim kültürel çoğunluğun belirlediği kırsal ekonomi ve iletişim dili. hayatın bütününe dair algılarında da böyledir. Hatırlanacağı üzere. Bu durumda. bu mekânlarda . Bu gruba. Bu anlamda Alevi yurttaşlar ve dil özellikleri arasında yaptığımız yaş dağılımı ve genel özellikler dağılımı. içerisinden çıktıkları maddi toplumsal gerçekliğe göre şekil almakta ve evrimleşmektedir.

özellikle son 25 yılda. 30 Tunceli’nin güney hattını oluşturan ve Sünni yurttaşların yaşadıkları Çemişgezek. Yerli Sünni nüfusun önemli bir kesimi son yıllarda Elazığ merkez’e göç etmiş ve arazilerini Tunceli’nin iç kısımlarından gelen Alevi yurttaşlara satmışlardır.(ilçelerde) tam olarak oturmuş ve dinsel-siyasal tutumlar ile de desteklenmiş bir dildir. Pertek İlçe merkezi gibi ticari–idari merkezlerde yaşayan ve son on yılların sosyo-politik gelişmelerinden etkilenerek yeni bir takım düşünsel ve pratik tutumlar geliştiren ve bunları kurumsal düzeyde hayata geçirenler. Tuncelili yerli Sünni yurttaşların çoğunluğunu Elazığ ile doğrudan temasa geçiren etkenler olmuşlardır. Zira Elazığ şehir merkezi. 1) Tunceli dışında doğup büyüyen fakat ‘memleket’le ilişkilerini devam ettiren genç kuşakların önemli bir kesimi. bu ilçelerden Pertek’e araçla yaklaşık yarım saat mesafededir. 3) ve son olarak. Pertek ve Mazgirt ilçeleri ile yine Tunceli’nin güney sınırını oluşturan Elazığ arasında. yine resmi kabul olan ve laik bir kurgu ile tamamlanan ulus kimliğine rengini vermiş olduğu kabul edilebilir. ulusal düzlemde yaygınlaştırılıp empoze edilen yeni ulus kimliğinin karakteristik özelliklerine haiz görünmektedirler. Son kertede. . Özellikle 1970’li yıllarla birlikte bölgenin siyasal haritası çizilirken. 1970’lerden itibaren keskinlik kazanan siyasal–sosyal kimi sınırlar ve en önemlisi üretim açısından hemen hiçbir canlılık belirtisi göstermeyen Tunceli ile 1990’larda yaşanan göçler ile önemli bir nüfus artışı ve ticari dinamizm yakalayan Elazığ arasındaki ilişkiler. Keban Baraj Gölü uzanır. birbirlerini tamamlayan işlevlerinin daha fazla ön plana çıktığı gözlemlenebilir bir olgudur. Türklüğün tesisine tevarüs eden ve 1950’lerden itibaren giderek etkinliğini devlet düzeyinde arttıran resmi dini söylemin.29 Bu durumun etkileri günümüzde de aşağıda genel özellikleri verilen bazı kesimlerde yaygınlıkla gözlemlenebilmektedir. kurguları üzerinden çakıştığı yerlerde Türklük ve Sünniliğin iç içe geçen. Fakat bu sürecin başlangıcından bugüne giderek artan ivme ile hareket ettiğini belirtmek gerekmektedir. 2) Tunceli sınırları dışında kalıcı ilişkiler yakalayıp yaşamının büyük çoğunluğunu Tunceli’nin dışında geçiren ancak Tunceli ile ilişkilerini dönemsel de olsa canlı tutanlar30. günümüz Türkiye’sinde etniklik sınırlarının dil ve özellikle din aidiyetleri. hemen tüm Sünni toplulukların devlet tarafından. Sünnilik üzerinden özdeşim kurulan Türk milliyetçi söyleminin köklü biçimde yerleşmesine zemin hazırlamış olduğu öne sürülebilir. 29 Esas şeklini 1970’ler ve sonrasındaki siyasi süreçlerde alan bu durumun temel itkisini Türkiye’nin modernleşme süreçlerinde yaşadığı kimi özgünlüklerin oluşturduğu ileri sürülebilir. devlet varlığının biricik meşruiyeti ve dayanağı olarak görülmesinin. Bu coğrafi yakınlık. boydan boya. Fakat bu ilçeler ile Elazığ şehir merkezi arasındaki ilişkiler oldukça canlıdır.

Bu gruplara göre; konuşulan dil Türkçe’dir ve bu durum din aidiyeti (Sünnilik) ile de sıkı ve sarsılmaz bir bağ içermektedir. Öyle ki, büyük oranda, köydeki akrabalar yahut bilinen diğer örnekler gündelik (kırsal) yaşamda farklı bir dil kullanmalarına rağmen bu tartışmasız bir olgu olarak kabul görür. Türkçe, Türklüktür ve yazılı resmi tarih ile kuşku götürmez kanıtlara sahiptir. Aynı şekilde köyde yahut köken bağlılıklarının bulunduğu sosyal ortamlarda konuşulan dil farklı olmasına rağmen, sınır Sünnilik üzerinden çizildiğinden, konuşulan geçerli, meşru dile dair ortak kabul de Türkçe üzerine olmaktadır. Bu siyasal tutum içerisinde olan hemen tüm orta yaş ve üzeri ailelerin çocukları tek dillidir. Kimlik konusunda herhangi bir ikilem yahut farklılık örnekleri kalmamıştır. Türkçe konuşmaktadırlar ve Türk’e en uygun İslam yorumunu yaşamaktadırlar. Belirtilmeden geçilmemesi gereken bir başka sosyal olguda şudur: Çemişgezek, Pertek, Mazgirt ve Hozat gibi tarihi oldukça eskiye dayanan ticari-idari merkezlerde veya civarlarında hatırlanabilen geçmişten itibaren anadili Türkçe olan oldukça küçük topluluklar da vardır. Günümüzde Alevilik ile Sünniliğin, temel etniklik sınırlarını ve tanımlarını belirlediği bir durumda, tüm biçimleri için (Kırmancki, Kurmanci ve Türkçe) anadilin tespiti de sınırlılıklar ile örülüdür. Zira başta da belirttiğimiz üzere etniklik durumsaldır ve varlığını yaşanmakta olan zaman ve mekânın dinamiklerine borçludur. Dolayısı ile her ne kadar özcü göndermelere sahip olsa da gerçekte karşıladığı temel iki işlev, diyalektik bir ilişki içerisinde güncelin beklentilerine cevap olabilecek tutum ve davranışların teorileştirilerek meşruiyetinin yaratılması ve yönlendirilmesidir.

Sonuç olarak anadili Türkçe olan bazı küçük topluluklar vardır. Ancak bu topluluklar ile yakın geçmişteki gündelik dilinin sadece Kurmanci olduğu bilinen Sünni toplulukların Türklük bilinçleri arasında da bazı ayrımlar vardır. Bu ayrımlar da yine yukarıda belirtilen ‘durumsal’ vurgulu etniklik tanımının içerisinden anlam kazanmaktadırlar. Çalışmanın esas olarak odaklandığı Pertek’te, hatırlanabilen geçmişinde anadili Türkçe olan ve az çok homojen bir yapı sergileyen topluluklarla temas edilmemiştir. Fakat kimi üyeleri ile Tunceli il merkezi ve Elazığ il merkezi gibi yerlerde temas edilen Mazgirt kökenli bir topluluktan bahsedilebilir. Bu gruptakilerin belirgin özellikleri; köken algılarının, Pertek Sünnilerinin çoğunluğunun aksine, herhangi bir göç olgusu içermemesi ve anadilin Türkçe olduğunun kesin bilinçliliğidir. Zira hatırlanabilen geçmiş içerisinde farklı örnekler bulunmamaktadır. Ne ki bu grubun temas edilen üyelerinin Türklüğü (aynı zamanda Sünniliği) öylesine geri plandadır ki gündelik yaşamında hemen tümüyle Türkçe konuşan Tuncelili Aleviler’den ayırmak hemen hemen imkânsızdır. Diğer Sünni topluluklara nazaran Alevilerle çok daha fazla iç içe geçmişlerdir ve gündelik yaşam pratiklerinde kurumsal Sünni inancın öngördüğü pratikler göze çarpacak düzeyde görülmez veya bu pratikler yine diğerleri ile kıyaslandığında siyasi sembol olma işlevi içermezler.31

3) Ötekiler ve dil:

31

Bu toplulukla ilgili son derece ilginç bir aktarım ve birkaç benzeri Çemişgezekli yaşlı bir Alevi’den geldi. Buna göre Mazgirt ve civarında sayıları az da olsa ‘Kara Türkler’ yaşamaktaydılar. Bunları diğer Sünnilerden ayıran en önemli özellikleri öz be öz Türk olmalarıydı. Yani anadilleri atadan beri Türkçe’ydi ve çoğunluğu Sünni idi. Çemişgezek ve Pertek’tekiler gibi ‘sonradan dönmemişlerdi’ (Alan Notları: 10 – 06 – 06 / Tunceli). Alevi ve Sünni toplulukların karşılıklı algılarına takip eden alt başlıklarda değinilecektir.

Çevrelerindeki kültürel kimlik evrenine karşı din aidiyetlerini merkeze alarak sınırları belirgin anlam haritaları üreten ve gözlerden uzakta fakat gündelik yaşamın içerisinde sessiz sedasız varlıklarını sürdüren bir kategori de kendilerini Hıristiyan olarak tanımlayan insanlardan oluşturulabilir. Bu kategoriye dâhil edilebilecek yurttaşların sayısı, yerel gündelik yaşam içerisinde bu farklılıktan haberdar olabilme ihtimali ile doğru orantılıdır. Homojen bir yapılanmadan bahsedememekle birlikte kendi içerisinde örgütlü kimi küçük gruplardan söz edilebilir. Fakat geçtiğimiz yıl içerisinde gerçekleştirildiği iddia olunan kimi etkinlikler, bu kategorinin varlığını daha da görünür kılacağının sinyallerini taşımaktadır. Alan araştırması süresince bu gruplara ilişkin tutulan notların ilki, İsa Peygamberin doğum günü etkinlikleri çerçevesinde gerçekleştirdikleri söylenen bir törene dairdi. Tören, Pertek İlçe merkezi yakınlarında Alevi yurttaşların ‘ziyaret’ olarak tabir ettikleri kutsal mekânların birisinde gerçekleştirilmişti. Kimi başka kaynak kişiler de bahsi geçen olayı duyduklarını ve ‘onların’ kendilerine bir ziyaret ‘yaptıklarını’ ve etkinliklerini orada gerçekleştirdiklerini aktarmışlardı. İlerleyen aylarda doğrudan temas ettiğim ve bölgede misyon faaliyeti sürdüren yöre kökenli Hıristiyanlar, benden ilk kez duydukları bu olayı ilgi ve hayretle karşılamışlar ve kendilerinin de bir bilgileri bulunmadığını belirtmişlerdi. Olayın, gerçekten olup olmaması bir yana, böylesi bir söylemin kendisi ve yaşamsallığı dahi bu grubun varlığının en azından Alevi yurttaşlar arasında belirli bir geçerlilik kazandığını göstermektedir. Bölgenin dinsel farklılıkları üzerine çizilen sınırlardan en belirgin olanlarından birisi de I. Dünya Savaşı’na kadar varlıklarını koruyan Hıristiyanlardır.

Geçmişe dair anlatılarda ve günümüzdeki kavram setlerinde açığa çıktığı üzere ‘Ermeniler’, din kimliğine dayalı bir farklılığın, kültürel–etnik kimlik örtüşmesinin bir örneğini yaratmaktadır. Ne ki günümüzde kendisini Hıristiyan olarak tanımlayan kaynak kişilerin hemen hiçbiri köklerini bölgenin bu geçmişi üzerine kurmamaktadır.32 Ek olarak bu gruptakiler, Doğu Hıristiyanlığı biçiminde tanımlanabilecek eski yerel inançlardan da farklı inanç dizgeleri taşıyor görünmektedirler. Bilhassa günümüzdeki sürecin aktörleri, bölgenin geçmiş özelliklerine dair konuşmalarda bunu ısrarla

vurgulamaktadırlar.33 Hemen tümünün gündelik yaşamda konuştukları dil Türkçe’dir ve gündelik yaşamın sınırlarını çizen, dinamizmini besleyen siyasi–ekonomik gelişmelere ilgisiz görünmektedirler. En azından bu gelişmeler, yaşamla kurdukları bağı yansıtan söylemlerinde merkezi bir yer tutmaz. Şüphesiz ki kendilerini çevrelen kültürel evrene ilişkin, kendilerini var eden temel farklılığın ürettiği anlamlı kurguları vardır. Bu genel kurgular içerisinde, Aleviler ve Sünniler arasında, tartışmalarımızda sıklıkla işleyeceğimiz anlamlı
32

Öte yandan, ‘Ermenilik’ köklerine atıfta bulunan kimi Sünni ve Alevi yurttaşlarla da karşılaşılmıştır ve Hıristiyanlık kimliğini bu tarihsel dayanaklara oturtan yurttaşların varlığı da olası bir ihtimal ve ilgi çekici bir araştırma alanı olarak durmaktadır. 33 Alan çalışması süresince Elazığ’da temas ettiğim ve Tunceli civarında misyonerlik faaliyeti sürdüren yurttaşlardan birisi, Elazığ – Süryani Kilisesi yetkilileri ile yaşadıkları sorunlu ilişkilerden hayli bahsetmişti. Anladığım kadarı ile kaynak kişinin kendisini tanımladığı Hıristiyanlık algısı daha kitabi (normatif) idi ve kilisenin, yerel halkın inanç pratikleri ile örtüşen kimi uygulamaları, aradaki ciddi tartışmaların sadece bir yönünü oluşturuyordu. Kaynak kişiye göre, kilise çeşmesinin suyu ‘garip’ bir şekilde Kudüs ile ilişkilendirilmekte ve yine ‘ilginç’ bir şekilde ‘koyu müslümanlar’, ‘tarikatçılar’ ve ‘türbanlılar’ da dâhil olmak üzere özellikle kadınlar bu suyu ve kilise ileri gelenlerinin duasını almak için kimi zamanlar ‘kuyruk’ olmaktaydılar (Çeşitli anlatılardan anlaşıldığı kadarı ile bu kilisenin suyu, Elazığ’da, sağaltıcı bazı güçleri ile tanınmaktadır). Bu, asla kabul edilebilir değildi zira bizzat ‘İncil’ bu durumu yasaklamıştı. Kaynak kişilerin ve kilise ileri gelenlerinin arasındaki gerilimli ilişkinin önemli bir belirleyeni daha vardır ki çok daha açıklayıcıdır. Buna göre; misyon faaliyeti yürüttükleri şirket adına kiliseden, kilisenin arazisi ve binası içerisinde bir yer talebinde bulunurlar. Fakat kilisenin ileri gelenleri, Elazığ’ın kimi ileri gelen resmi yetkilileri ile olan bağlarını ileri sürerek bu talebi kesin bir dille reddederler. Zira ‘misyonerlik’ günümüz Türkiye’sinin hâkim muhafazakâr söylemi içerisinde hayli ‘tehlikeli’ olabilecek bir ithamdır. Hele ki bu söylemin oldukça baskın olduğu Elazığ’da. Dolayısıyla bu ret cevabı üzerine kilise ile ilişkiler kopar.

farklılıklar yatıyor görünmektedir. Bu düşünsel ve pratik tutumlara örnek olabilecek bazı ifadeler şöyle özetlenebilir: Bu grup içerisinde temas ettiğimiz kaynak kişilerin genel eğilimlerine göre, inanç bakımından ‘çevre’de üç tip insan vardır. Aleviler, Sünniler/Müslümanlar ve ateistler/inançsızlar. Ateistler, ‘Tanrı’ fikrini kabul etmeyerek en başta Hıristiyan öğreti ile ilgilerini ve dolayısı ile teması kaybeden kesim olmaktadırlar. Aleviler de anlaşılmaz farklılıkları, merkezi söylemlerinin yokluğu ve kuşaklar arasındaki belirgin inançsal boşlukları ve tüm bir toplulukta görülen dağınıklıkları ile özellikle genç kuşaklar açısından olabilecek en kötü yerdedirler: kelimenin tam manası ile ‘arada kalmışlar’dır. Ne ‘tam Alevi’, ne ‘tam Ateist’ ne de ‘tam Müslüman’dırlar. Bu guruba göre, Sünniler kendilerine karşı en olumsuz siyasi tavrı takınmalarına rağmen inanç boyutu ile daha tutarlıdırlar. Bu kesimdeki insanlarla aradaki ilişkileri engelleyen etkenlerin başında Elazığ’da hâkim olan Türk milliyetçi söylemi ile çoğunlukla bu söylemle iç içe geçmiş olan ‘tarikat’ların varlığı gelmektedir. Bu faktörlerin dışında, inanç konusunda kitabi kökleri ve Tanrı tasavvurundaki ortak imgeleri ile daha rahat ortak payda bulunabilen kesim de yine yalnızca bu insanlardır. Öte yandan bu gruba göre, Sünnileri Aleviler ile kıyaslandığında daha tutarlı kılan bir başka faktör, bölgede varlığını hissettiren ‘sol/ateist’ söylemin karşısında ortak argümanları kullanıyor olmaktan ileri gelmektedir. Aleviler daha tutarsızdır zira din karşıtı söylem çoğunlukla bu grubun içerisinden gelmektedir. Ancak yine Alevilik, dinsel bir dizge olarak da gerek Müslümanlığa gerekse Hıristiyanlığa karşı kabullenilebilmektedir.

Görünen odur ki Hıristiyanlık ve Müslümanlık her ne kadar birbirlerini “teolojik” temelde doğal olarak dışlasalar da bu dinler kitabi yorumları itibariyle dünyevi hayatın düzenlenişi konusunda dünyevi iktidarı merkeze alma noktasında buluşmuşlardır. Ne yöresel Alevilik ne de Doğu Hıristiyanlığı’nın içerdiği bağdaştırmacı öğeler, onlar bakımından kabul edilebilir değildir.

2.2 Aleviler ve Tunceli (Dersim) Aleviliği

Tunceli nüfusunun %90’ından fazlasını oluşturan Aleviler ilin tüm bölümlerinde, değişen nüfus yoğunluklarıyla, yaşamaktadırlar. Tunceli’nin sahip olduğu coğrafi yapının kuzeyden güneye doğru gösterdiği değişim, Alevi nüfusun da değişen yoğunluk oranları ile anlamlı bir ilişki içerisindedir. İlin güney hattını oluşturan (batıdan doğuya doğru) Çemişgezek, Pertek ve Mazgirt ilçeleri dışında; Tuncelili Sünnilerin günümüzde son derece cılız bir biçimde var oldukları Hozat ve Mazgirt ilçeleri haricinde kalan Merkez ilçe, Ovacık ve Pülümür’de tümüyle Alevi yurttaşlar yaşamaktadırlar. Hozat ve Mazgirt ilçelerinde ve bu ilçelere bağlı birkaç köyde hâlihazırda Alevi çoğunlukla birlikte yaşamakta olan Sünni ailelerin; güney ilçelerde yaşayan ve çalışma konumuz olan Sünnilerden önemli ölçülerde farklılaşmış oldukları da belirtilmelidir.34 Bu halleriyle onlar, Tunceli’de Alevilik ve Sünnilik gibi temel din kimlikleri etrafında yaşanan ve içerisini 1970’li yıllardan buyana etkin bir biçimde dolduran siyasal–askeri gelişmelerden uzaktırlar. Büyük çoğunluğu Alevilere

34

Bu konu, ayrıntılı bir biçimde sonraki başlık altında değerlendirilmektedir.

karışmış ve sahip oldukları özdeş siyasal tutumlar sebebiyle Alevi çoğunluğun oluşturduğu hâkim kültüre adapte olmuşlardır. Çemişgezek, Pertek ve Mazgirt ilçeleri, yine aynı sırayla Sünni ailelerin bu ilçelerde gösterdikleri nüfus yoğunluklarına da işaret etmektedir. Mazgirt ve Pertek’teki Sünni nüfusun, bugün itibarıyla, geçen yüzyılın başlarından beridir yaşamakta olduğu göçlerin neticesinde, Hozat’ta olduğu üzere Alevi çoğunluk içerisinde hayli azınlıkta kalmış olduğu görülmektedir. Buna karşın, Çemişgezek ilçesi Alevi nüfusun en düşük, Sünni nüfusun ise en yoğun olarak yaşadığı tek ilçedir. Burada Aleviler, azınlıktadırlar. Büyük çoğunluğu ise ilçenin kuzey doğusunda Tunceli’nin iç kısımlarına yakın dağlık arazide yerleşiktir. Sünni toplulukların kendilerine yönelik kimlik tanımlarını

anlamlandırabilmek; etniklik durumunun kendinde içkin olarak barındırdığı ‘öteki’nin anlaşılmasıyla mümkün olacaktır. Bu Sünni toplulukları çevreleyen, sarmalayan Aleviliğin yerel özellikleri açımlanmadan ‘Tuncelili Sünnilerin’ özgünlüklerini ve dahası, 1970’lerden sonra yaşanan hızlı kimlik süreçlerini takip etmek mümkün olmayacaktır. Zira kimlik, kendinden farklı olanlarla temas ettiği yerde aynı zamanda sınırlarını çizmekte ve bu sınırların içeriğini oluşturan toplumsalı var etmektedir. Bu bakımdan, Türkiye’deki genel Alevi topluluklarından önemli farklarla ayrışan Tunceli yöresi Aleviliği’nin temel bileşenleri etrafında, iki ana başlık altında yerel Aleviliği şöyle irdelemek mümkündür; 1) ‘Talip – Rehber – Pir – Mürşid’ ilişkileri çerçevesinde Seyit Aileleri, talipleri ve kurdukları sosyo-dinsel toplumsal yapılar.

2) Kutsal mekânlar dolayımı ile vücut bulan ritüeller ve diğer bazı kutsal nesnelere ilişkin kültler.

2.2.1 Seyit Aileleri ve Talipleri

Tunceli (Dersim) Aleviliği’nin merkezindeki ana öğe, bölgeye geliş tarihleri yazılı hemen hiçbir kaynakta bulunmayan yahut sözlü kaynaklara göre de kesin olarak bilinemeyen Seyit Aileleri’dir. Günümüzde aşiret düzeyinde kitlesel nüfuslara da sahip bu ailelerin mutlak surette birer kutsal ataları vardır. Ailenin kökünün bu ataya ve bu atanın da yine çoğunlukla 12 İmam’lar yolu ile Hz. Ali’ye dayandığına inanılır. Bu durumun biricik kanıtları, ailelerin ellerindeki şecerelerdir. Kutsal ataların, bölgeye yalnız başlarına mı yoksa aileleri ya da aşiretleri ile birlikte mi geldikleri konusu belirsiz görünmektedir. Ne ki bölgenin tarihsel geçmişine ilişkin eldeki en önemli veriler olan söylencelerin içerikleri analiz edildiğinde kimi ipuçlarına da ulaşılabilmektedir.35 Bunlara göre, Tunceli ve çevresindeki (Elazığ, Malatya, Maraş, Sivas, Erzincan, Muş…) illerde faaliyet gösteren Ağuçan, Baba Mansur, Kureyş, Derviş Cemal ve Sarı Saltuk36 gibi belli başlı ailelerinin kutsal atalarının bölgeye
35

Konu üzerine yakın dönemde yapılan ve söylence analizlerini içeren faydalı bir kaynak içi bkz. Danık, 2006. 36 On iki imam soyundan gelen ve Seyitlik unvanını kan-bağı yolu ile taşıyan bu ailelerin, yöreye gelişlerinden bugüne kadar demografik bir artış içerisinde oldukları aşikardır. Doğal olarak talip aşiretler de benzer bir artış süreci geçirmişler ve bu durumun doğal sonucu olarak da coğrafi bakımdan yayılmışlardır. Tunceli çevresindeki (Maraş, Malatya, Elazığ, Sivas, Erzincan ve Muş gibi) illerde Seyit ailelerin etkinlik gösterdiği grupların bulunması esas olarak bu sebepten kaynaklanmaktadır. Benzer şekilde nüfus artışı yaşayan bu seyit aileleri de kendi içlerinde Seyitlik hakkına sahip kimi soy gruplarına bölünmüşlerdir. Yani benzer dini yetkiler taşıyan alt soy gruplarına ayrılmışlardır. Fakat 1938’e kadar, Tunceli’deki akrabalarının temsil ettikleri dini statü, tartışmasız otorite mercii olarak kabul görmüştür. Ayrıntılı analizler için bkz. Gezik, 2004.

gelişlerinde karşılaştıkları yerli toplulukları kendi inançlarına katmaya yönelik söylence örnekleri ile karşılaşılmaz. Bu durumun istisnai örneğini, alan çalışmamızı gerçekleştirdiğimiz Pertek Sünnilerini çevreleyen Alevilerin çoğunlukla bağlı olduğu Berhican Ocağı oluşturur.37 Daha ziyade, kendi aralarında gösterdikleri kerametlere ilişkin söylenceler ve bu kutsal ailelerin etki alanlarında kalan kutsal mekânlara ilişkin söylenceler revaçtadır. Bu yeni grupların 12. ve 15. yüzyıllarda bölgeye giriş yaptıkları ve Ocak’ın (1992) bahsettiği aşiretlerden oldukları, hayli yüksek bir ihtimaldir. Anadolu’nun esas olarak 12. yüzyıldan itibaren İran ve Orta Asya kökenli kitlesel göçlere sahne olduğu uzun yüzyıllar içerisinde, teolojilerindeki genel geçer İslami söylemlerden ziyade canlılıkla yaşattıkları İslam öncesi dini pratikleri ile bu yeni grupların, yerleştikleri yörelerde ciddi çatışmalar yaşamaksızın süreç içerisinde ve kolaylıkla kabul gördükleri anlaşılmaktadır. Bilhassa Tunceli’deki belli başlı Seyit Aileleri’nin teolojilerinin esasını oluşturan söylencelere bakıldığında, misyon karakteri içeren motiflerin çoğunlukta olmadığı görülür. Bunun açıklaması, bu ailelerin muhtemelen başlarındaki Seyitlerle birlikte hareket eden kitlesel aşiret göçleri ile buraya yerleşmiş olabilecekleridir. Hiç şüphesiz, bu durum tüm aileler için geçerli olamayabilir. Zira hem aralarındaki prestij söylencelerinin yaygınlığı hem etki alanlarındaki talip nüfusunun çeşitliliği, kimilerinin daha geç kimilerinin ise daha erken tarihlerde bölgeye yerleştiğini ve mevcut dengeler içerisinde kendisine yer edindiğini işaret etmektedir.38

37 38

Bu konuya ileride değinilmektedir. Bu durumun en bilinen örneği Sarı Saltuklular’dır. Tunceli’ye yaklaşık olarak iki asır kadar önce geldikleri yönünde yaygın bir kanı vardır ve bu ailenin bu günkü dini temsilcileri de bu görüşü kabul ederler. Öyle ki bu seyit ailesinin Hozat’a bağlı Karaca Köyü’nde Kurmanci ve Kırmancki’nin yanı sıra Türkçenin de konuşulduğu binmektedir(Gezik, 2004: 153).

doğrudan kaynaklar olarak. çeşitli metal kaplara vb. Bahsi geçen şecereler hakkında bahsedilmesi gereken önemli ortak bir yön. ailelerin ellerinde tuttukları şecerelerdir. Şöyle ki. Hayvan derilerine. Ek olarak. bu ailelerde. Selçuklu padişahı Alâeddin Keykubad döneminde alındığı söylenen mühürler mevcuttur. bölgeye beraberlerinde talip nüfusu taşıdıkları ve zamanla yerli halk ile kaynaşarak çoğaldıklarını ve takiben uzun yüzyıllar içerisinde de bahsi geçen diğer illere yayılmış olabilecekleri kuvvetli bir ihtimal olarak önümüzde durmaktadır. Pertek. Bu ailelere ve çevrelerindeki talip nüfus ile oluşturdukları sosyo-dinsel yapılanmalara dair oldukça sınırlı kaynaklar vardır. bilhassa bugünkü Tunceli’nin güney kesimlerinde -Çemişgezek. dağılımını ve bunların tarihini içeren tablo anlamına gelen şecere. Külte dair söylencede. bu ailelerin kutsal atalarının ve etki alanlarında (varsa) kişileştirilmiş kutsal mekanlarının tümünün Alaeddin Keykubad ve bazen de yerel yöneticiler ile aralarında geçen keramet olaylarının söylenceleri yaygınlıkla yaşatılmaktadır. ‘emanet’lere yazılı biçimde ya da ender olarak kitaplaştırılmış el yazmaları biçiminde muhafaza edilen bu belgelerden pek azı yayımlanmış ve incelenmiştir. Anadolu’ya kitlesel göçlerin başladığı erken dönemlerdeki siyasi ilişkilere dair belgeli kanıtlar içermeleridir.Öte yandan yakın pre-modern geçmiş içerisinde bu ailelerin büyük çoğunluğunun taliplerinden hemen hiçbirisinin ana-dilinin Türkçe olmadığı düşünülürse. Mazgirt. İlki. Bu konunun en bilinen örneği Pertek’e bağlı Zeve köyünde bulunan Sultan Hıdır kültü içerisindedir. farklı şekillerde muhafaza edilmektedir. Hıdır isimli seyidin Keykubat’a . bu şecerelerin bir kısmında.ve daha güney bölgelerde faaliyet gösteren ailelerinkilerde. Belirli bir ailenin kökeni ve süreç içerisindeki akrabalık ilişkilerini.

günümüzde Aleviliğin tarihine ilişkin yaygınlıkla kurgulanan ve İslam Peygamberi’nin ölümü ardından başlayan hilafet çatışmaları olgusunu esas alan inançlar. 40 Öte yandan. Anadolu Aleviliği. Gültekin. 2004. yörenin önde gelen dini otoriteleri de temel meşruiyet dayanakları olan şecerelerini. Bu durumun esas sebebi. On İki imam ve Hz. kapsamlı bir çalışmanın hâlihazırda mevcut olmadığı söylenmelidir. dünyevi iktidara ve temsilcilerine onaylatarak varlıklarını güvence altına almaya çalışmışlardır. Tunceli’deki Alevilik kurgusu açısından da tarihsel bir dayanağa kavuşuyor görünmektedir. Ali kültleri ile ancak Şii Safevi etkisi ve propaganda süreçleriyle tanışacaktır. mevcut sözlü kültürün ve ona dayalı popüler dinselliğin eldeki biricik somut göstergeleri olan bu şecerelerin zamanla tabulaşacak derecede kutsiyet kazanmış olmasıdır. Dağınık çalışmalar ve ihtilaflı görüşler mevcuttur. yüzyıl gibi erken bir tarihin sosyo–politik süreçlerde asli roller üstendiği düşünülürse. Bu kült. Gültekin. Hâlbuki bu soy kütükleri daha erken bir tarihi işaret etmektedirler. Zira Ocak’ın (2002 ve 2000) önermeleri ışığında bakıldığında. Alâeddin Keykubad dönemi aynı zamanda Orta Anadolu merkezli güçlü bir Selçuklu Devleti’nin de kuruluş sürecine de işaret etmektedir. Bu kaynakları iki başlık altında toparlayabilmek mümkün görünmektedir. misyon faaliyeti sürdüren kurum 39 Külte dair etnografik derlemeler ve analizler için bkz. . Diğer bütün yerleşik seyitler ve tekkeler gibi. onun tarafından onaylanmasını ve bölgesinde serbest hareket alanı kazanmasını örneklenir. 41 Bu durumun güncel bir örneği hakkında genel gözlemler için bkz. Çemişgezek ve Harput (Elazığ) çevresinin merkezi devlete bağlandığı I.40 Fakat bu şecereler hakkında ciddi.39 Bu mühürlerin Alaeddin Keykubad ile ilişkilenmesi tesadüfi değildir. 19.41 Seyit aileleri ve talipleriyle ördükleri sosyo–dinsel yapılanmaya dair ikinci grup kaynak ise yazılı eserlerdir. bahsi geçen kutsal soy dizinlerinin 12.gösterdiği kerametler neticesinde. 2006. Gültekin. Alevi ve Sünnilerin birlikte yaşadıkları tüm bir güney Tunceli’de olduğu üzere Sünnilerce de rağbet gören bir aktif bir Alevi merkezidir. İlkini. yüzyıl başlarından itibaren Cumhuriyet dönemine dek bölgede görev yapmış resmi yetkililerin. Aynı konu üzerine bir başka çalışma ayrıca bkz. 2005b.

Gerek Cumhuriyet öncesi dönemde gerekse erken Cumhuriyet döneminde ıslah edilmeye gayret edilen bu coğrafya hakkında tutulan raporlar. ‘Dersim’ kodu ile söylem düzeyinde merkezi bir yer teşkil etmektedir. 2000. birebir görgü tanıklarının izlenimlerini yansıtan bu çalışmaların yeterince sağlıklı temellere oturamadıkları da göz önüne alınmalıdır. ortaya çıkan ve Tunceli’nin geleneksel yaşayışı konusunda. Çem. Bulut. Bu durum. 1992. 2004.44 Seyit Aileleri ve talipler konusuna dönersek: Bu ikili ilişkinin oluşturduğu toplumsal yapının geçmişten bugüne yazılı eserler bırakmayışının ardında yatan önemli sebeplerden birisi de bu tarikatların tekke örgütlenmelerine gitmeyişleridir. 1938’e dek yoğunlaşarak süren ve esasını raporların oluşturduğu resmi faaliyetler oluşturmaktadır. 44 Bazı örnekleri için bkz. JUK. faydalı bir eser için bkz.temsilcilerinin veyahut gezginlerin kişisel günlüklerinden oluşan yabancı eserler oluşturmaktadır. yüzyılın son çeyreğinden itibaren başlayan. 43 Bu gruptaki raporların bazılarının derlendiği bir çalışma için bkz. Munzuroğlu. 1999. sözlü hafızanın dışında. Bu bağlamda. Bayrak. 1999. Uluğ. İkinci gruptaki eserler ise 19. başlangıçta çoğunlukla göçer ve yarı-göçerlerin oluşturduğu topluluklarla süreç içerisinde kaynaşmaları ve göçer 42 Bu grup içerisinde sınıflanan eserlerin önemli bir bölümünün toparlandığı. yakın zamanda yapılan tekrar basımlarından en bilinen örnekleri için bkz. 2001.42 Bu belgeler. Sevgen. 1997 ve yine aynı kaynaklar üzerine değerlendirmeler için bkz. Zira her iki kimliğin de mevcut anlam bütünlükleri içerisinde Tunceli. Gezik. Yanı sıra bu grupta değerlendirilen çalışmaların. 1998. . özellikle 1938 öncesinde yaşatılan biçimi ile Tunceli (Dersim) Aleviliği hakkında oldukça ilgi çekici etnografik gözlemler içermektedirler.43 Bölgenin sosyal ve tarihi geçmişi ve bugünü üzerine yayımlanan son dönem çalışmaların ise 1990’larla birlikte görünürlük kazanan Alevilik ve Kürtlük eksenli toplumsal olaylara ve hararetli tartışmalara paralel olarak ortaya çıkışları gayet anlamlıdır. yazarlarının ideolojik bakışlarının dışında önemli etnografik veriler de sunmaktadırlar. 2004.Tankut.

Son dönem tüm çalışmaların. berberinde böylesi sonuçlar da doğurmaktadır. Arapça ‘isteyen’ anlamına gelen talip kelimesi. seyit bağının değiştirilmesinde bilinen en yaygın örneklerinden birisidir. Bu yüzden. Ancak din algısını var eden biricik olgu olan dünyevi hayatın zorunlulukları. değerli eşya. Bu durum sıra dışı olaylar gündeme gelmediği sürece kesinlikle değişmez. 46 Talibin. esas hatları itibari ile. bir ailenin birlikte yaşadığı ve aynı kimliği paylaştığı aşiret içerisinde çeşitli sebeplerden dolayı yaşadığı sorunlar sonucunda göç etmesi ve farklı bir seyit–talip ilişkisinin hâkim olduğu bölgeye göç etmesi. Bu konuya dair örnekler için III. Yanı sıra kendi aralarında da merkezileşememeleri ve kurumsallaşamamaları ile de alakadar görünmektedir. yaşam alanlarından ve dolayısıyla içerisine doğdukları toplumsaldan ayrılanlar arasında Sünniliğe geçişler daha sık görülebilmektedir. Cemaat iki ana gruptan oluşur. üzerinde mutabık kaldıkları belli bileşenleri ile Seyit Aileleri ve taliplerinin ördüğü toplumsal yapı şu şekilde özetlenebilir. Yani içerisine doğduğu aşiretin müridi olduğu seyit ailesinin mürididir. değiştirilemez. seyit ailelerinin ellerindeki şecerelerin işaret ettiği kan-bağının dışında kalan herkestir. Tunceli yöresinde. giyecek. 45 Örneğin. Henüz mürit olmayanları işaret eder. yola/tarikata girmek isteyenlerin durumunu aktaran bir anlam içermektedir. Bireyleri yahut ailelerin seyit– talip ilişkilerini değiştirmeleri öylesine sıra dışıdır ki tüm bir anlam haritasının değişimi ile denktir. . Tunceli dışında kalan Alevi topluluklarında ‘talip’.46 Seyitler. bölümde ayrıntılı bir biçimde tartışılmaktadır. Tunceli’de ise durum temelden farklıdır. Doğumla birlikte kazanılan ve kesin bir kutsiyet algısı ile tanımlanan bu tip bir sosyal ilişkinin değişimi son derece sıra dışı bir durumdur. yiyecek. hayvan türü karşılığa çıralık denir. Burada birey. Bu konuda kesin bir ayrım söz konusudur.hayvancılık ekonomisi ile uyuşmalarından ileri gelir. içeriğinde bazı farklılıklar taşır. seyidine dini hizmetleri karşılığında verdiği para.45 Talip ve seyit arasındaki önemli bir bağ da ‘çıralık’tır. seyitler ve talipler. doğduğu andan itibaren taliptir. büyük çoğunlukla sonbaharda taliplerini gezer ve bu karşılıkları yine bu zamanda toplarlar. a) Talip: Talip.

bu aktörün boşluğunu. kendileriyle benzer geçim biçimlerine sahip kırsal yerleşimlerdeki Sünnilerle benzerlik gösterir. bölümde ayrıntılı olarak irdelenmektedir. sadece kendisi gibi olanlarla birlikte özel bir dinselliğin içerisinde var olur. . evlilik. kırsal yerleşimlerdeki Alevi ve Sünni topluluklarda görülen çarpıcı kültürleşme örnekleri açısından önemlidir. yine sorumluluğun önemli bir kesimi seyitlere aittir. Kendisinden beklenen biricik yükümlülük talibi olduğu seyit ailesi ile ilişkilerini koparmamasıdır.47 Seyitlerin olmadığı dönemlerde. Özellikle kırsal yerleşimlerde yaşayan taliplerin işgal ettikleri sosyal statü. Bu anlamda. Talipler. dini planda seyitlerden sonra gelen ‘rehber’ler doldurur. III. seyidin ölüm. Doğduğu andan itibaren.Bunun dışında. sünnet gibi geçiş ritüellerinde yahut bunların dışında talibin seyitlerine yönelik ziyaretlerinde de bu çıralıklar. Seyitler. Bu benzerlik. yıllık periyotlar ile talipleri gezmek ve kılavuzluk etmekle yükümlüdürler. Bu konuya ileride değineceğiz. aynı zamanda birlikte yaşadığı Sünninin de dinsellik algısı içerisinde ortaya çıkabilmektedir. sınırlı topraklara. Bu ilişkiler sisteminde talibin dini konular üzerine özel olarak göstermesi gereken bir performans yoktur. az sayıdaki hayvana ve çoğunlukla ancak kendilerine yeterli olan geçimlik ekonomilere sahip köylülerdir. karşılık olarak verilirler. b) Rehber: 47 Bu konu. Seyidin ve rehberin yanı sıra talibin dinsel dünyasını Tunceli (Dersim) Aleviliği’nin en özgün ikinci bileşeni olan kutsal mekân kültleri tamamlar. Talibin dinsel dünyasını oluşturan çoğu öğe.

Böylelikle hangi seyidin nereye gideceği. Muadilleri ile arasında belirli bir iş bölümü vardır. c) Seyit:48 Dini yapının merkezindeki biricik aktördür. . Bir çeşit ‘raportör’dür. Çoğunlukla rayver de seyit soyundan gelir. kimlerle ilgileneceği. önderlik edeceği bellidir. Kimilerinin dini konularda bilgileri derin de olabilir. özellikle kırsal yerleşimlerde oturan Tuncelili Sünnilerin kendi dinsellikleri içerisinde etkin olan Alevi öğelerin başında gelir. kelime anlamı itibarıyla yol gösterici demektir. Seyitlerin yıllık ziyaretleri öncesinde ve esnasında onları yöredeki gelişmeler konusunda bilgilendirir. sahip olduğu statü itibariyle sorunların çözümünde ilahi bir kudret olarak kabul görür. Saygı ve hürmet görür. topluluğun yerel sorunlarının konuşulduğu ve ‘halk mahkemesi’ olarak bilinen bölüme geçilir. yerel danışmanlık hizmeti görür. Talipler. Bazı seyitlerin sahip 48 ‘Seyit’in yanı sıra ‘Pir’ ve ‘Dede’. yönlendirir. Seyit. Diğer seyit aileleriyle arada çekilen kesin sınırlara benzer şekilde kendi aralarında da görev alanı konusunda belli mutabakatlar vardır. Seyitlerin yıllık gezileri arasında kalan dönemlerde yaşadığı bölgenin yerel dini temsilcisi gibidir. Bağlı olduğu ailenin bölgesinde kalan talipler ile ilgilenir. Seyitler. Seyidin temel görevlerinin başında her yıl düzenli dolaştığı talipleri ile cem düzenlemek gelir.Rehber. Düzenlenen cemler. yörede sıklıkla aynı durumu ifade etmek için kullanılan kavramlardır. gündelik yaşamlarında karşılaştıkları çeşitli durumlar vesilesiyle seyidin kapısı çalar ve yardımcı olmasını isterler. Sabit olarak oturduğu yerde ise yakın çevrenin sürekli ziyaretgâhı haline gelir. cemaatin dini varlığını sürdürmenin yanı sıra sosyal kontrolü de sağlar. Yörede ekseriyetle ‘rayver’ olarak geçer. Dini ritüellerin ardından.

Toplumsal yaşamın düzenlenişinde gerçekleştirilen oldukça farklı cem törenleri vardır. çoğunlukla da sağaltma yetenekleri. Söz hakkı ve yaptırım gücü söz konusu olduğunda. Bu yolla topluluk. İlki. Yukarıda isimleri zikredilen aileler de kendi aralarında bir hiyerarşiye tabidirler ve bu durum en meşhur söylenceler ile mühürlenmiştir. Buna göre.olduklarına inanılan majik-mistik güçler. Tüm bu bileşenleri ile vücut bulan toplumsal yapının işleyişinin temelinde yıllık olarak düzenlenen ayin-i cemler yer alır. Tunceli (Dersim) Aleviliği’ni diğer Alevi topluluklardan ayıran bu önemli bağların işleyişi ve kavranışı da yine yöreye özgün bir biçim almıştır: “Bektaşi tarikatında ‘Şeriat – Tarikat – Marifet ve Hakikat’ kapıları sırasıyla ve eğitimle geçilmesi gereken aşamalar olurken Alevi Kürtler’de . söylenceler ile onanan ilişkiler derhal devreye girer. İkinci yön ise aynı seyit ailesinde ve bu aileye bağlı talipler içerisindeki talip– rehber–seyit–mürşit ilişkilerinin kodlanması üzerine ortaya çıkar. dini varlığını yeniden üretmekle birlikte aynı zamanda topluluğun da sürekliliğini sağlamış olur. Örneğin. seyit aileleri arasındaki hiyerarşiden kaynaklanır. rehberin rehberi talibe seyid olur. Seyidin seyidi ise talip açısından mürşittir. seyidin ve mürşidin ayrı ayrı hem rehberi hem seyidi hem de mürşidi vardır. seyitliğin üzerindedir. rehberin. d) Mürşit: Yöresel dinsel söylemde bir makam olarak mürşitlik. Fakat bu ilişkideki aileler arasında ‘çıralık’ usulünde olduğu üzere herhangi bir bağ yoktur. Bu yola mürşit olan kimse tüm talipleri birkaç yıllık aralar ile ziyaret eder ve doğaldır ki en fazla hürmeti o görür. Sünnilerin temel başvuru gerekçelerini işaret eder. Bu durumun iki yönü vardır.

Musahiplik Cemi de aynı şekilde talip olarak doğan bireyin ‘yeniden’ tarikata katıldığı önemli bir inisiasyon (geçiş) törenidir.k. pirlerin ve mürşitlerin dışında da Tunceli’de Aleviliğin vücut bulduğu bir başka evren daha vardır –ki bu özelliği Tunceli’deki toplulukları diğer Alevi topluluklarından hayli farklılaştırır. onları çoğunlukla rahatsız eden ve Tunceli’nin insan yerleşimlerine sahne olmaya başladığı tarih öncesi 49 Bir kurum olarak musahiplik. 1972 ve genel bilgiler için Korkmaz. 159). her daim seyitlerin prestij ve iktidarlarına ortak olup. Eğer iki taraf evliliklerinden sonra Musahiplik Cemi ile bağlanırlarsa. Musahiplik bağı ile bağlananlar arasında normal taliplerden farklı durumlar işlerlik kazanır. Bektaşilerde tekkeye kabul edilen kişi için bilinmesi gereken bir aşama olarak kalırken. Musahiplik Cemi ile ilgili olarak ayrıntılı bir betimleme için bkz. ‘hakikat’ kapısını ‘mürşitler’ temsil etekte ve kendileri bu temsilcilere ömür boyu bağlanarak dinsel sorumluluklarını yerine getirmiş olmaktaydılar”(Gezik. 2004. durum geçerli olur. taliplerin gündelik yaşamları içerisinde etkinlikle vücut bulan.(Tuncelili Aleviler a. Musahiplik resmi olarak ancak evli eşler arasında olabilir. Alevi Kürtler.) bunlar statik ve dinsel kişilere bağlılıkla sınırlandırılan aşamalar olarak şekillendi. çoğunlukla kendilerinden sonraki kuşaklarda da geçerliliğini korur ve bu kuşaklarda da sınırları keskin bir evlilik tabusu hüküm sürer. 2003. ilk kapının doğal bir aşımını sağladığına inanıyorlardı. Öztürk. ‘marifet’ kapısını bir sosyo-dinsel ilşki olan ‘musahiplik’49 –ki bu Bektaşilikte olmayan bir unsurdur. kendilerini doğuştan itibaren tarikatlarının üyesi olduklarına inandıklarından. Onlara göre ‘tarikat’ kapısını ‘pirler’ (seyitler b. Bektaşiler’in aksine. Bu bağ. şeriat kurallarının kendileri için geçerli olmadıklarına inanıyorlardı. Aynı yöntemi diğer dinsel mecburiyetler için de uygulamaktaydılar.g. Tunceli (Dersim) Aleviliği’nde oldukça önemli bir yer tutar. Her şeyden önce onlar.n.). Rehberlerin. Yanı sıra küçüklükten de musahip seçildiği olur ancak bu resmen onaylanmamıştır. dinin tamamen Batıni yanını esas alarak Şeriat Kapısı’nı ince bir yöntemle es geçiyorlardı. seyit–talip ilişkilerinin gerçekleştiği alanın dışında kalan. Yine kişinin doğuştan devraldığı ve Şeriat Kapısı’nı temsil ettiğini savundukları ‘Rehber’ bağlantısının da. Bunun da ötesinde Sünni İslam’ın temel yapısını oluşturan Şeriat Kapısı. . Bu evren.

Alevi topluluklar açısından. bu ailenin faaliyet alanı içersinde kalan bölgelerdeki diğer mezar kültleri gelir. Kutsal mekânlar. sahip oldukları niteliklere göre. 2. Bu yönü ile doğrudan dini içerikli bir kavrama gönderme yapar. içerisine doğdukları seyit ailesinin yahut talibi oldukları ailenin kutsal atasına ait mezar. 1983) Bu ikinci çerçevede.dönemlerden. keramet gösterme özelliklerini ölümlerinden sonra da devam ettirdiklerine inanılan kişilerin mezarları. bu inancın merkezi öğesini oluşturur. Yanı sıra. yöredeki tüm Alevi ve Sünni topluluklar tarafından ‘ziyaret’ olarak isimlendirilirler.2 Kutsal Mekânlar ve Batın Âlem Tunceli (Dersim) Aleviliği’ni oluşturan ikinci ana eksen. bazı alt başlıklarda şöyle değerlendirebiliriz. ziyaret eden anlamına gelen. ziyaret statüsündedir.50 Alevi topluluklar açısından ziyaretleri. ziyaret kavramı. Fakat yöre açısından. hayatta oldukları dönemlerde gösterdikleri kerametlerle yaşadıklarına ve geçmişten bugüne. toplumsal hayatın çatlaklarına sıkışarak gelen ‘kutsal mekân’lardır. . Ziyaret’tir. günümüz Türkçesi içerisinde birisini veya bir yeri görmeye gitme anlamları ile kutsal kabul edilen bir mekana gerçekleştirilen ve dini uygulamalar içeren gezi anlamında da kullanılmaktadır. Çoğunlukla. kutsal mekân külteleri çevresinde şekillenen kimi inanışlardan ve uygulamalardan oluşmaktadır. ‘ziyaret yeri’ anlamında daha işlevsel durmaktadır. ‘zair’ kökünden türetilen ‘ziyaret’. Aşağıda 50 Arapçada. dini uygulamalar içeren ziyaretin gerçekleştiği ‘kutsal mekân’. doğal olarak. dini uygulamaları da kapsayan ve varlığı ile kutsiyeti kendisinden var eden yer anlamında kullanılmaktadır. (TDK. a) Mezarlar. Belirtilmeden geçilmesi olanaksız olan bir konu da Tunceli’de Alevi topluluklar arasında bu pratiğin hâlihazırda devam ediyor oluşu ile ilgilidir. insanların anlam dünyalarında varlığını koruyarak. ‘ziyaretgâh’ kelimesi.2. Yöredeki tanımı.

ikramını kabul etmez fakat bu münzeviliğin yanı sıra önemli tarihsel süreçlerde açığa çıkamayan toplumsal tepkinin bir nevi sesi de olur. Tek başına yaşadığı metruk mekânında. gündelik yaşamda oldukça canlıdır. Şehir merkezindeki heykeli ve mezarı. Birkaç yıl sonra. Bu bağın kuruluşunda onun Tunceli’deki en etkin seyit ailelerinden birisinden geliyor oluşunun da ilgisi vardır. insanların getirdikleri ile yaşar. Seyit Hüseyin Tatar yahut yerel (Kırmancki) deyişle ‘Sey Wuşe’. lakabında taşıdığı seyitlikten farklı bir mertebededir. kutsal olandır. Türkiye tarihinde ilk kez. Ancak o. Dönemin gazeteleri haberi böyle verirler. bir ‘deli’nin heykeli şehir merkezine dikilir. Herkesle konuşmaz. Talipleri yoktur fakat hayatı boyunca ve sonrasında kutsal bir mevkiye. niyazlar dağıtılır yahut bırakılır. aradaki farklılığı vurgulama amacı ile kullandık. ‘Sey’dir. İnsanlarla ilişkilerinde seçicidir. Ölümünün ardından cenazesinin köyüne gönderilmesine halk tarafından karşı çıkılır ve Tunceli il merkezi mezarlığına defnedilir. Sey Wuşe’nin yereldeki kurgusu bu fikir üzerinedir. diğer âleme geçen bir velidir. Zamanla dünyevi yaşamdan uzaklaşır. Tuncelili Alevilerin kutsal gün saydıkları Perşembeleri ziyaretçileri ile buluşur. Bu anlamda ‘veli’ kavramını. Bugün Sey Wuşe hakkında anlatılan hikâyeler. zamanla bazı mistik olaylarla birleşir. Hakkındaki anlatılar yaygınlaşır ve öldüğü 1994 yılına gelindiğinde o artık bir velidir51. 1970’li yıllara kadar. karısı ve çocukları ile sıradan bir köylü hayatı yaşayan Hüseyin’in kaderi. Fakat Sey Wuşe. Ziyaretlerde ateşler yakılır.aktaracağımız ve yakın geçmiş içerisinde yaşanan bir örnek durumu hayli ilgi çekici kılmaktadır. toplumdan sıyrılarak varmıştır. Yani. yöresel (Kırmancki) tabirle ‘bome’ yani ‘deli’ değil. yörenin etkili seyit ailelerinden olan Kureyşanlar’dandır. sigarasını içmez. Sey Wuşe’nin toplumsal yaşayışın dışında kalan bu hayatı. bu tarihlerde değişmeye başlar. . 51 Yörede ‘veli’ kavramı Aleviler arasında kullanılmaz.

Bir önceki 52 Kutsallık statüsüne sahip olan ve toplumsal yaşayışın dışında kalan ‘dervişlerin’ yaşam tarzları ile karşılaştırma için bkz. 53 Aynı örneğin yaşayan biçimini. çoğunlukla türbe yahut yatır olarak bilinen. geçmişte yaşamış olduğuna inanılan ve kendilerine kutsallık atfedilen kişilerin mezarlarından oluşur. Bu tip mezarlarda yatan kişiler de yine çoğunlukla yukarıdaki isimlerle anılırlar.53 Mezar kültlerine geri dönersek: Tunceli’de mezar yeri biçimindeki ziyaretlerin iki önemli nitelik farklı ile birbirlerinden ayrıldıkları söylenebilir. Kara. Bazılarında ise bulunmaz. ‘Hacı’ gibi kutsiyet atfedilen isimler taşıyan kişilerin yattığına inanılır. yüzyıllar öncesindeki kimi pratiklerin52 güncel izdüşümlerini kolektif hafıza içerisinde bugüne taşımasının ilginç örneklerinden birisidir. çoğunlukla. 2000. Bu tarz mezar-ziyaretlere neredeyse sadece Çemişgezek. mezar sahibinin kimliğini yahut türbeyi yaptıran kişinin kimliğini aktaran yazıtlar bulunur. etrafını çevreleyen yahut üstünü örten yapılar ile birliktedirler. .Sey Wuşe örneği. İlki. Bu merkezler. 2000. Tunceli’ye dair olan bu özgüllüğü son derece iyi kurgulamış bir roman için bkz. O da Sey Wuşe gibi ölümünden önce kutsallık emareleri gösterdiğine inanılan bir pozisyondadır. Pertek ve Mazgirt’teki bu tip ziyaretlerden bazıları hakkında arkeolojik bilgiler için bkz. Ocak. 2003. Mezarlar.54 İkinci tip mezarlar. Hâlihazırda araştırıcılar için en nadir canlı kaynaklardan biri olma özelliği de taşımaktadır. ‘Dede’. Tunceli’deki Alevilik algısının. Tunceli sokaklarını mesken tutan ‘Bava Bertal’ örneğinde gözlemlemek mümkündür. üzerlerinde yahut çevrelerinde yapı bulunmayanlardan oluşur. çoğunlukla söylenceleri ile kimlik kazanırlar. Oruçoğlu. Pertek ve Mazgirt hattında rastlanması anlamlıdır. ‘Baba’. Kimliklerini belli edebilecek herhangi bir yazılı kaynak yoktur. Bu tür ziyaretlerin kimisinde. Sey Wuşe ve Bava Bertal gibi örneklerden hareketle kaleme alınmış. Harabe halindedirler ve ait oldukları söylenen şahıslar. 54 Çemişgezek. ‘Sultan’. Bu mezarlarda ‘Seyit’. erken dönem Anadolu uygarlıklarından günümüze aktif birer idari-ticari merkez olma misyonu üstlenmiş yerlerdir.

onlara atfen anlatılagelen söylenceleridir.55 Hemen hepsinin yaşayan toplumsal bilinç içerisindeki kimliği. Toplumsal davranış kodlarının ve değer yargılarının asli belirleyenleridirler. 2004. Tunceli’nin doğusunda kalan kesimlerinde etkin olan Seyit Ailesi Kureyşanlar’ın faaliyet alanında kalan son derece önemli bir dağ kültüdür. yakın geçmiş içerisinde bire bir bazı 55 Bu kategoride değerlendirilebilecek bir ziyaretgâhın öyküsü hayli ilgi çekicidir. Bu söylenceler. Yaşlı kuşakların bu mekâna fazlaca rağbet etmiyor oluşları ve fakat genç kuşakların bilhassa burada bazı ritüelleri gerçekleştiriyor oluşları oldukça anlamlıdır. Doğrudan konu ile ilgili daha önce gerçekleştirilmiş bir alan çalışması için bkz. Gültekin. Bu kültün merkezi figürü olan Düzgün Baba. Çoğunlukla seyit aileleri ile ilişkilendirilmişlerdir. tüm mezar-ziyaretler için esaslı bir işlevsel rol oynar. Baş kısmı doğuya uzanan. . Söylenceler. yakın geçmişe ait kişisel deneyimleri aktaran anlatılar girer.gruptan anlamlı bir farkla ayrışarak. Üzerinde hayli farklı işlevlere sahip kutsal mekânlar bulunan ve bu yöredeki talip aşiretler için ‘hac’ merkezi olarak görülen bu önemli kutsal mekanda. Karakterlerin yaşadıkları süreçteki tecrübeleri. kamusal alanlarda kurumsallaşma ile homojenleşme yönünde hızla ilerleyen genel bir Alevilik algısında var ediyor görünmektedir. Bu. Karakterlerin sahip oldukları farklı mistik güçler. Etrafı yine yarım metre yüksekliğinde. yazı. bu söylenceleri destekleyen. Düzgün Baba’ya atfedilen mezardır. Mezar sahibinin kimliği ve marifetleri hakkında sadece yazılı ve geleneksel sözlü kaynaklarca edinilen bilgiler asla yeterli değildir ve çoğunlukla gündelik yaşamda üstlendiği rollerde pek önem taşımazlar. kendi ismi ile anılan dağda ‘sır’ olmuş ve ‘batın aleme’ geçmiştir. Tunceli’nin iç ve kuzey kesimlerinde yaygınlıkla görülürler. yerel Alevilik algılarının yaşatıldıkları yaşlı kuşaklarla birlikte yavaş yavaş yeninin içerisinde erirken. doğu kısmı açık olan. birbirlerinden olan farklılıklarını ve aralarındaki hiyerarşik yapılanmayı yansıttıkları kadar aynı zamanda kendi özgünlüklerini de içerir. uzunluğunda ve yarım metre yüksekliğinde bir mezardır. bazı hastalıkların sağaltılması konusundaki olumlu pratikleri ile yaygınlıkla tanınan bir ziyaret yerinin. taştan çeper ile çevrilidir. 3. Mezarın kendisi. resim bulunmaz. günün gerçekliğine göndermeler ile yüklüdür. Düzgün Baba. Burada devreye. Düzgün Baba kültü ile başlı başına bir çelişkidir. Örneğin. son yıllarda giderek rağbet gören bir küçük ayrıntı dikkat çeker. Bu anlam kendisini. kendisine atfen aktarılagelen söylenceye göre. Mezarın herhangi bir yerinde sahibinin kimliğini ele verecek bir işaret.5 – 4 m. ziyaretler hakkında gerekli tüm bilgileri içerirler. kitle iletişim araçlarının yaygınlaşması.

Bu tip ziyaretlerin esas unsurlarını dağlar. seyit ailelerinin kurdukları yapıya kimi zaman eş statüde tutulmuşlar ve karşılıklı olarak söylem düzeyinde kimi rahatsızlıklara dahi sebebiyet vermişlerdir. Şüphesiz rağbetin derecesi. kutsal mekânlar ile toplumdaki sosyal statüler ve yerleşim mekânları arasında paralellik gösteren “hiyerarşik” bir düzenin olduğunu . yaygınlık Tunceli (Dersim) Aleviliği’nin en özgün yanıdır. Bu noktada mekânın Alevilerin yahut Sünnilerin yaşam alanlarında olmasının bir önemi yoktur. b) Doğal (Kutsal) Mekânlar. göller. Özellikle Tunceli’nin güney ilçelerinde yer alan bu kutsal mekânlar.örneklerde gösterdiği kerametler. Gerek daha önce (Gültekin. ormanlar yahut yine mistik bir takım nitelikler atfedilmiş doğal özellikli daha küçük yerler oluştururlar. nehirler. mekânın kutsiyetinin topluluklar nezdindeki kabulü ve geçerliliğiyle ilgilidir. Denebilir ki bu kategorideki kült objelerinde ve bunlarla ilgili ritüellerdeki çeşitlilik. civar illerden de farklı inanç gruplarına dâhil konuklarını ağırlar. söylencesinden ziyade işlevsellik kazanır ve tüm sorulara cevap sunabilir. Bu tip kutsal mekânlar Tuncelili Sünnilerin en fazla rağbet ettikleri yerlerdir. 2004) üzerinde odaklandığımız çalışma konusu çerçevesinde gerekse çalışmamız esnasında ilişkide bulunduğumuz Alevi topluluklar içerisindeki gözlemlerimiz üzerinden. Öylesine kendine özgüdür ki bu çerçevede örgütlenen inanışlar. Bu tip mekânlara dair inanışlara daha ziyade iç ve kuzey kesimlerde rastlanılmakla birlikte Alevi toplulukların yerleşim alanlarının hemen tümünde ve kırsal yerleşimlerdeki Sünnilerin yaşam alanlarında bulunurlar.

Bu. Aşağıdan yukarıya doğru bunları şu şekilde kategorileştirmek mümkündür: i) Bu dengenin en alt basamağında.ileri sürebiliriz. Melekler. Hayvanlara dönüşebilirler. coğrafi koşulların toplu yerleşimlere müsaade etmediği iç ve kuzey kesimlerdeki dağınık yerleşmelerde ve geri kalan bölgelerde. Kimileri iyiliksever ve zararsızdır. Bu durumda ziyaret. Kendi aralarında hiyerarşik bir düzen vardır ve insan olmanın tüm özelliklerini taşırlar. Batın âlemde vücut bulan melekler. Bu sebepten aralarında amansız bir savaş sürüp gider. evliyalar/seyitler ile ilişkilendirilenlerine nerdeyse hiç rastlanmaz. Çeşitli kılıklara bürünebilirler. deyiş yerindeyse. tümüyle yöresel özellikler barındırır. Karmaşık ilişkiler içerisinde doğrudan büyük ruhani seyitlere bağlı olabildikleri gibi bağımsız olarak da tahayyül edilebilirler. tıpkı insanlar gibidirler. Burada ve bunlar gibi daha geniş bölgelerde yaşayanlarca kabul gören ziyaretler. Melek inançları/kültleri. Aile sahibi olanların varlığından. güneydeki mezralarda yahut daha da küçük yerleşim birimlerinde gözlemlenebilir bir olgudur. doğrudan doğruya ‘melek inançları’ ile ilişkilendirilir. izole bölgelerde çoğunlukla tek başlarına veya birkaç aile ile birlikte yaşayan insanların kullandıkları bir kutsal mekân olmaktadırlar. zaman zaman düğünlerinin seslerini duyanlardan bahsedilir. Bu savaşın bir yönü kendi aralarındaki . Kimileri ise insanlara ve hayvanlara karşı son derece kötüdürler ve sürekli bunun için çalışırlar. Bu ziyaretlerden. Tıpkı dünya gibi meleklerin yaşadıklarına inanılan batın âlemde de iyi ve kötü arasında mücadele durmaksızın sürer gider. ‘aileye özel’ ziyaretlerin olduğunu söylemek mümkün görünmektedir. mistik birtakım özelliklere de haizdirler.

bir yandan da yukarıda zikrettiğimiz mezar kültlerinden ikincisine de örnektir. Bu çabaların bir kısmı Cumhuriyet dönemini de kapsamaktadır (Gezik. 2004).57 Düzgün Baba. Ocak. Bu büyük dağ kültü kendi içerisinde çok çeşitli alt kült öğeleri barındırır. Düzgün Baba. Ancak bir ihtimal olarak. bu dünyadaki sürelerini doldurduktan sonra. doğal 56 Bilindiği üzere Abdal Musa. Bu konu üzerinde ciddi ve kapsamlı çalışmaların henüz yapılmamış olduğu belirtilmelidir.Tıpkı dünya gibi orada da iyi ve kötü arasında mücadele durmaksızın sürer gider. (Comerd. geçişlerini anlatır.hâkimiyet savaşlarıdır. ölmeden. Bu mücadelenin iki ana karakteri ve bileşenleri vardır. 1997. 57 Evliya kültlerinin son derece ön açıcı analizleri için bkz. “Sır olmuş”58 ve bu âleme geçmiştir. Üstün gelen yazgıyı belirleyecektir. 58 ‘Sır olmak’ yöredeki Alevi toplulukların inanç dizgeleri içerisinde. Comerd’in derlemelerine göre Abdal Musaya adanan kurbanlar gece kesilmektedirler. buradaki askerlerin piri/seyidi olmuştur. . boyut değiştirmek olarak algılanmakta ve kullanılmaktadır. Diğer bir yönünü ise Dersimliler’in geleceği konusundaki niyetleri oluşturur. Tunceli merkezli faaliyet yürüten seyit ailelerinin. Tunceli’nin (Dersim’in) batın âleminde yaşar. doğaüstü güçlere sahip kimselerin. Tıpkı dünya gibi orada da iyi ve kötü arasında mücadele durmaksızın sürüp gitmektedir. Düzgün Baba ve Evdıl Musa (Abdal Musa)56 arasında bitip tükenmeksizin sürüp giden savaş birçok yönü ile konuyla alakadar olmakla beraber hayli ilgi çekicidir. Bu doğrultuda Comerd’in (1997) aktardığı bilgi de hayli ilginçtir. Kavram. İlki Düzgün Baba ve askerleridir. Bektaşi meslektaşları ile aralarındaki dil ve yerellik farkları ile Osmanlı’nın yine Bektaşilik üzerinden bölgeyi kontrol altında tutma çabaları olduğu düşünülebilir. İşte buradaki askerlerin her biri yahut bazıları. Tunceli (Dersim) Aleviliği mitolojisine ordusuyla birlikte kötülüklerin komutanı olarak geçişi hayli ilginçtir. Bunlara son zamanlarda eklenen bir de mezar kültü vardır. Yani kimi Tunceli’deki seyit kültleri daha öncesinden beri kutsal kabul edilen mekânların kişileştirilmesinin bir ürünü olarak ortaya çıkmışlardır. Bu dünyanın bir benzeri bir de batın’da (gayb) da vardır. Hacı Bektaşi Veli’nin ölümünden uzun süre sonra Batı Anadolu’daki beyliklerin seferlerine katılan çağdaşları ile birlikte Bektaşi söylencelerini ve tarikatı oldukça geniş kitlelere taşıyan ve bir anlamda Bektaşiliğin varlığını borçlu olduğu önemli bir tarihsel figürdür. Bu durum. 1997. Fakat derhal belirtilmelidir ki Abdal Musa bu statüsüne rağmen kutsal bir ilginin de muhatabıdır ve gerektiğinde ona ilişkin de uygulamalar gündeme gelir. 84 – 104) Örneğin. Düzgün Baba batın âleme geçerek. Bu önemli ismin. yukarıda da örneklediğimiz üzere kimliği bilinmeyen ancak ona atfen anılan dağ kültü ile vücut bulan ve Doğu–Tunceli’de son derece önemsenen bir ruhani seyittir.

1997.59 Comerd’in (1997) derlemelerinde son derece ilgi çekici bir olgu da Abdal Musa ve melekleri için de kurbanların (gün battıktan sonra) kesildiğine dair verilen örneklerdir. Ancak her defasında Abdal Musa başarısızlığa uğrar. ilkinden statü olarak daha yüksektedirler ve mistik güçleri de paralel olarak daha baskındır. İslam teolojisinin hayli uzağında kurgulandığı sonucu da çıkmaktadır. Sıralamanın en alt basamağındaki kutsal mekânlarda eğleştiklerine inanılan melekler. Buradan. hayvan salgınlarının. Tunceli’nin 1938 öncesinde kalan dünyasından süzülen son derece özgün bir ritüel olarak kayıtlara geçilmektedir. Bu bir köy ve çevresi olabildiği gibi. Bu seferler gerçekleştiği zamanlar. kıtlıkların. Abdal Musa ve ordusu! Bu ordu belli aralıklarla Dersim’e sefere çıkar. Diğer ziyaretlere günlük olarak 59 Konuyla ilgili son derece çarpıcı derlemeler için bkz. aynı zamanda bu büyük savaşın da birer parçasıdırlar. hastalıkların. . Tunceli’deki kanlı kurban ritüellerinin. Zira günümüzde bu tür pratiklere rastlanmadığı gibi. benzer uygulamaları hatırlayan insanlar da son derece nadir olarak bulunabilmektedir. İnanılır ki Abdal Musa ve askerleri Dersim’de gezdikçe bu salgınlarda beraberinde gelir. Düzgün Baba ve askerleri bu duruma müdahale edene kadar da durum değişmez. Bu gruptaki ziyaretler. ekinlerin zarar gördüğü dönemlerin ve çocuk ölümlerinin yaşandığı dönemlerdir. Comerd. Gün batımından sonra kurban kesimi. ii) İkinci kategorideki kutsal mekânları. Öte yanda ise her türlü kötülüğün toplandığı bir algının temsilcisi ve askerleri vardır. ilk kategorideki yerleşimlerin birlikte anıldıkları daha üst bir mekânsal aidiyet kurgusu içerisinde değerlendirmek gerekir.objelerden müteşekkil kutsal mekânların sahipleri ve koruyucuları olan meleklerdir. daha dağlık bölgelerde belirli coğrafi bölgeler de olabilir. aynı zamanda.

Kimilerinde. Kişileştirilen kutsal mekân ya da veli kültleri içerisinde sınıflayabileceğimiz özellikler gösteren bu mekânlar. Ancak her köyde ortalama en az üç ziyaret yeri olduğu varsayılırsa –ki durum bunun da üzerindedir. Tüm ziyaretlerden istisnasız kişileştirilerek bahsedilir ve özellikler tekil şahsa indirgenerek kullanılır.60 iii) Bu gruptaki ziyaretler çok daha geniş bölgeleri etkileri altında tutan kutsal mekânlardan oluşur ve bunların büyük çoğunluğu doğrudan evliya/seyit söylenceleri ile ilişkilidir. etki alanları dâhil oldukları aşiret bölgelerinin sınırları ile örtüşür. meleklerinin de sayıları ya da etki dereceleri değişebilir. mezarlar da bulunur. doğrudan seyit ailesinin kutsal atasına ait olabildikleri gibi onun sonraki kuşaklarından gelenlere de ait olabilirler. Doğal olarak buralardaki melekler daha etkindirler. Bu ziyaretlerin etki dereceleriyle diğerleri kıyas kabul etmeyecek ölçüde ileridir ve tümünün yani kendi hâkimiyet alanlarında kalanlarının bir nevi 60 Tunceli’de bu makama kadar olan ziyaret yerlerinin sayısına ilişkin hiçbir veri yahut çalışma yoktur. Ek olarak belirtilmelidir ki bu dereceye kadar olan ziyaretlerin her birisinin kendisine has özellikleri vardır. . bir üst başlıkta iki ana grupta değerlendirdiğimiz. Ek olarak. çoğunlukla ziyaretin etki alanında kalan toplumun genel toplanma mekânı olma işlevi de yüklenirler. Ziyaretlerin etki derecelerine göre. Bu konu. Türkiye etnografyasının ilgisini bekleyen en kıymetli ve bakir alanı işaret etmektedir diyebiliriz. çoğunlukla doğrudan ziyaretin melekleri ile ilişkilendirilir. Bir üst makamda değerlendireceğimiz ziyaretlere ulaşma imkânı bulunmayan kutsal günlerdeki ritüellerin biricik adresi bu ziyaretlerdir. bu ziyaretlere daha özel veya acil durumlarda gidilir. yaklaşık bir tahminle (toplam köy sayısını 436 olarak alırsak) 1500’den fazla olmalıdır. Bu özellikler. Bu aşiretlerin bazıları seyit aileleri olabilir. Çoğunlukla. Bu ziyaretler yılın tüm zamanlarında ve bilhassa kutsal günlerde ziyaretçilerini ağırlar.gidilebilirken.

yahut sınırları dar bir coğrafi bölgenin de üyesidir. doğallıkla içerisine doğduğu geniş ailenin bir üyesidir. söylenceler aracılığı ile onanmışsa ve bu anlatılageliyorsa. ziyaretler de dünyevi süreçlere katılırlar. Ziyaretler arasındaki hiyerarşinin. Buna göre. Bu durum ilk kategorideki ziyaretlerin toplumsal yaşam içerisinde işlerlik kazandığı toplumsal kesimi doğrudan kapsamaktadır. benzer şekilde. Örneğin. bu toplulukların bir parçası oldukları daha üst bir kimlik aidiyeti olan aşiretin üyesidir. Son olarak da kendisi gibi aynı seyit ailesine talip olan diğer aşiretlerle birlikte daha geniş bir coğrafi alanın ve kimliğin bir parçasıdır. inanç ve toplum hayatının örgütlenişinde merkezi bir rol üstlenir ve bunlar niteliklerine. İkinci ve üçüncü kategorideki ziyaretler de bu hiyerarşiyle doğrudan ilgilidir. bu anlatıyı tamamlayan güncel gelişmeler de birebir şahitlik edilen ziyaret kerametleridir. Bu ilişkilere paralel olarak. “talip” olan bir birey. insanlar arasındaki hiyerarşi ve statülere paralellik arz ettiğini de öne sürebiliriz. Kutsal mekânlar arasında yaptığımız bu “hiyerarşik” sınıflandırmanın esasını. Bu ziyaretlerin zaman zaman kendi aralarında ‘kandil gönderdiklerine’. ‘ateş top attıklarına’ inanılır. İkinci olarak birey. Çünkü bu ziyaretler de kendi aralarında bazı hiyerarşik dengelere sahiptirler ve bu durum doğrudan. işlevlerine . Tunceli (Dersim) Aleviliği’nde kutsal mekân kültleri. mıntıkasında kaldıkları seyit ailelerinin karşılıklı pirlik–mürşidlik ilişkileri ile ilgilidir. bazı aileler arasındaki dini statüler. Çoğunlukla birbirleriyle kan bağı ilişkileri de bulunan bu geniş ailelerin oluşturduğu belirli bir köy.piridir/seyididir. yerleşim birimlerinin dağılımına ve bu birimlerin oluşturduğu toplumsal sınırlara dayandırdık.

Ateş yakılmak istenirse. Ağaçlar. Dersim’in dini ve sosyal hayatının önemli esaslarını belirleyen aktörler ile ilişkili oldukları görülmektedir. . değişen sosyal hayata ve algılara paralel olarak bazı tabuların unutulduğu yahut önemsenmedikleri görülebilmektedir. kızgın ziyaretler vardır. Bu mekânlarda toplumsal davranış. bu durumun tipik örnekleridirler. İlginç bir noktadır ki kimi ziyaretlerin sahip oldukları kişilik özellikleri o ziyaretlerde riayet edilmesi gereken tabu kurallarını da belirler. Buralarda yüksek sesle konuşmamak. Geri kalan üçüncü grup ziyaretlerin ise. Bu tabuların önemli bir bölümü kutsal olarak kabul edilen alanlardaki hiçbir şeye el sürülmemesini gerektirir. toplumsal örgütlenmede ve etkinlikte en alt tabakalarda kalanların ve pasif olanların yaşadıkları yerleri işaret etmektedirler. Örneğin. yeniden ve yeniden üretilir. İlk özellik. küfür etmemek ve sakin hareketlerle iş görmek gerekir. Söz konusu tabular sadece Alevilerin değil Sünnilerin de sıkı sıkıya uydukları kurallardır. c) Bazı kutsal objeler ve canlılar. tüm kutsal mekânların sınırlarının belirgin tabular ile çevrili oluşuna işaret eder. Aksi takdirde ziyaretin tepkisi kaçınılmaz olabilir. terbiye edilir. Çoğunlukla Alevi topluluklarının ürettikleri sosyal yapılanmaya göre biçim aldıkları görülür.göre hayli farklılaşırlar. Bu özellikler. Sınırları gerek mekânsal gerekse mistik etkileri bakımından daha kısıtlı olanlar. Bu ziyaretler seyitlerle doğrudan ilişkilidirler. tümünün bir arada ortak algıya kavuşmasını da sağlarlar. Gerek mezar kültleri gerekse doğal kutsal mekânlar ekseninde din algısı içerisinde değerlendirilen bu yerlerin bazı önemli ortak özellikleri vardır. Yani sadece “talip” olan köylülere aittirler. Ancak günümüzde. odunların dışarıdan taşınması icap eder.

Bu guruptaki bir öğe oldukça ilgi çekicidir. süslemeli bir değnektir. üç boğumlu. yaklaşık kırk ile seksen santimetre arasında bir uzunluğa sahip. ‘tarık’ın bilhassa diğerlerinden ayrıldığı belirtilmelidir. çeşitli şekillerde kutsadığı veya cezalandırdığı bir araçtır”(Munzuroğlu.Tunceli (Dersim) Aleviliği’nin bir başka özgün boyutunu ise çoğunlukla kutsal mekânlar veya seyit aileleri ile ilişkilendirilen canlı ve cansız varlıklara ilişkin inançlar ve uygulamalar oluşturur. doğrudan dini makamlarla ilişkilidir. yola girme törenlerinde kullanılan. onların da kişiselleştirilmeleridir. Bu canlılar büyük çoğunlukla kutsal mekân inançları çevresinde örülen değerler sisteminin birer parçasıdırlar. Tarık’tan başlı başına bir evliya/ruhani seyit olarak söz edilir. cemlerde. Bazı yörelerde başı yılana benzetilmiştir. geyik ve kartal. Oldukça güçlü tabular ile çevrilidir ve onları kullanmak her seyidin . Bu kategoridekilerin ilk grubu Tunceli’nin yaban hayatının üyesi olan bazı canlılardır. Pirlerin veya Rayverlerin statüsündeki kişilerin. Bu minvalde. bölgeye göre uzunluğu değişen. hizmet sahibi olanların taliplerini. 2004: 91). ‘Tarık’ olarak bilinen ve Tunceli (Dersim) Aleviliğinde oldukça özgün niteliklere haiz bu kutsal obje. İkinci grubu ise çoğunlukla seyit aileleriyle ilişkide olan ve onlarca muhafaza edilen bazı objelerdir. Canlı ya da cansız bu kutsal objelerin ziyaretlerle paylaştıkları genel ortak özellikleri. Bu objelerin bir kısmı. kutsal atadan kaldığına inanılan kimi eşyalar ile şecerelerdir. Dağ keçileri. Kutsallıkları. kutsallık atfedilen hayvanların başında gelirler. alabalık. “…Tarıq kutsal ayinlerde. kendilerinden daha kutsal olanla ilişkilerinden kaynaklanır.

Çoğunlukla önemli cem törenlerinde. alan çalışmasının gerçekleştirildiği Sünni yurttaşların aralarında yaşadıkları Pertek’teki Alevi çoğunluğun bazı inanç ve pratiklerini konu edinerek. alan çalışmasının çoğunlukla aralarında yapıldığı Tuncelili Sünnilerin. Tunceli (Dersim) Aleviliğiyle ilişkilerinin gerçekleştiği sınırları ortaya koymayı amaçlamaktadır. .harcı değildir. 1992 ve içerdiği makalelerdeki ayrıntıları ile Bayrak. 2. Munzuroğlu.2. Bu alt başlık çerçevesindeki tartışmalar.3 Alandan Bir Örnek: Şah Delil Berhican Burada Şah Delil Berhican örneğinde açımlamaya çalışacağımız durum. Pertek’te yerleşik Sünni yurttaşların aralarında yaşadıkları Alevi çoğunluğun hâkim dini kimlik kodlarını işaret etmektedir. Devam eden alt başlık. 2004. Berhican ocağı ve kendi içerisindeki kimi alt soy grupları Pertek’in orta ve doğu kısımlarında hakim çoğunluğu oluşturmalarına karşın bu coğrafi bölümü 61 Tarık üzerine bugün hayli geniş sayılabilecek bir literatür mevcuttur.61 Esas bileşenleri ve genel çerçevesi itibariyle Tunceli yerelinde yaşatılan Aleviliği bu şekilde verebiliriz. Dersimi. yetkin seyitlerce muhafaza edildikleri yerden çıkarılır ve kullanılırlar. kendi içerisinde de bazı farklılıkları barındıran Tunceli (Dersim) Aleviliği’nin alan çalışması kapsamında kalan örneğini açımlayacak ve böylelikle de burada azınlık durumundaki Sünnileri çevreleyen hâkim etno-kültürel dokuyu görünür kılarak çalışma öznesinin sınırlarını ve bu sınırların dışarısında kalanları belirginleştirmeye gayret edecektir. 1997.

geniş bir çeşitlilik gösterdiğini söylemek mümkündür. Pertek’te Alevilik ve Sünnilik algılarına oldukça özgün görüngüler kazandırmaktadır. çalışmanın gerçekleştirildiği Pertek’in orta ve doğu kısımlarında yaşayan Alevi . 1970’lerle birlikte hızlanan Sünni göçün boşalttığı yerlere yönelen ve kuzey bölgelerden gelen Aleviler ile sınırların gittikçe silikleştiğini ve nihayetinde 1990’larda yaşanan yeni göç dalgaları ile bugünkü karmaşık biçimini aldığı belirtilmelidir. Bireyi çevreleyen sosyal olaylar karşısında tutum ve davranışları belirleyen bu ana mekanizmaların fazlalığı. Bu bakımdan Pertek’teki Sünnilerin sosyal hayatı paylaştıkları Alevi çoğunluğun. ardından 1960’larla birlikte başlayan yurt içi ve dışı hareketlilikler ile bu sınırların kalıntılarının iç içe geçmeye devam ettiğini. Modernlik öncesi çok daha belirgin olan aşiret (tarikat – talip) sınırlarının. ilkin Cumhuriyetin yöreye girişi ile temelden kırıldığını. (1) Seyit aileleri. Bir önceki alt başlıkta da açıkladığımız üzere Tunceli (Dersim) Aleviliği’nin genel çerçevesini şöyle sunmak mümkündür. Her ocak ayrı bir iktidar ve söylem merkezidir. Ancak yine de Berhicanların Pertek’in orta ve doğu bölümlerinde hâkim ocak olduğunu ve çevreyle olan ilişkilerde esas söz sahibi olduklarını belirtmek yanlış olmayacaktır. Şah Delil Berhican örneğini bu ana başlıklar çerçevesinde irdelediğimizde.kendilerinden başka ocaklara bağlı geniş bir talip nüfusunu ile paylaştıkları belirtilmelidir. sahip oldukları ocak aidiyetleri bakımından. (2) içlerinden bazıları bu aileler ile ilişkilendirilen veya ilgili ailenin etkinlik bölgesinde kalan diğer aşiretlerin hâkimiyet alanlarındaki kutsal mekân kültleri ve (3) yine çoğunlukla bu aileler yahut kutsal ataları ile ilişkilendirilen bazı kutsal nesneler etrafında örülü değerler ve uygulamalar bütünü.

1998. Şah Delil Berhican’ın kutsal ata olarak kabul edildiği Pilvenk Aşireti’nin ve kendi içerisindeki kollarının Kurmanci konuştukları belirtilmelidir. ‘Bircan’ ve ‘Şıh Abdüllahi Huresani’… bu isimlendirmelerden birkaçıdır. ‘Şeyh Delu Beliycan’. tarikatın seyit–mürit ilişkilerinin yine aynı aşiret ve zamanla 62 Türkçe yazılışı ve okunuşu ‘Şah Delil Berhican’ olan isim. önemli bir kısmı Pertek ilçesinin orta ve doğu bölümlerinde ikamet eden Pilvenk aşiretinin ve aşiret içerisindeki farklı soy gruplarının ortak kutsal atasıdır. Danık 1990. .yurttaşların çoğunluğunu oluşturdukları sosyal hayata ilişkin oldukça özgün bazı sonuçlara ulaşmak mümkün olmaktadır. 2006 ve Teker 2006. Şah Delil Berhican’ın tarikatını bu özgül biçimden önemli bir farkla ayıran etmenin. Bu nedenle doğal telaffuzu da farklıdır. Belirtmek gerekir ki konu hakkında oldukça sınırlı bilgilere sahip az sayıdaki yazılı kaynaklarda da bu kutsal atanın isimlendirilişinde bir mutabakatın olmadığı anlaşılmaktadır. Bazı kaynaklar için bkz. Şah’ın lakabı olan “Berhican”. süreç içerisinde. Bu kutsal ataya ait söylenceler. Bu konuda şunlar söylenebilir: Şah Delil Berhican62. ‘Kuzuya Can Veren’ anlamındadır. Alanda temas edilen kaynak kişilerin güncel verileri ışığında değerlendirildiğinde. telaffuz ettiğimiz şeklinden farklıdır. kendisinden bugüne kalan kutsal emanetler ve yine kendisi ile ilişkilendirilen kutsal mekânlar çevresinde örülmüş değerler sistemi ve ritüelleri günümüzde de Alevi ve Sünni topluluklarca canlılıkla yaşatılmaktadır. Şah Delil Berhican’ın merkezinde olduğu bu alt grubun oldukça önemli bir farkla. Tunceli (Dersim) Aleviliği’nin en özgül ve önemli bileşenleri olan seyit ailelerinin. ‘Şah Delili Berhecan’. kendilerini merkeze alarak çevrelerinde kendileri ile kanbağı olan ve olmayan birçok talip (mürit) aşiretlerden oluşan sosyo-dinsel örgütlenmeler kurdukları bilinmektedir. 127 – 142. Tunceli (Dersim) Aleviliği’nin en önemli ayaklarından birisini oluşturan diğer seyit ailelerinin taşıdıkları bazı karakteristik özelliklerden ayrıştığı gözlemlenmiştir. Kaynak kişilerin çoğunluğu Şah yerine ‘Şıh’ demeyi tercih etmektedirler ve yine bu kelimenin telaffuzu da Türkçe okunuşundan biraz farklı olmaktadır.

farklı tarihsel nedensellikler üzerinden kurgulanan tartışmalar için bkz. Karakaya – Stump. O nedenle bizim zaten talibimiz kendi içimizdedir. Çünki Şah Delil Berxican kendi ocağında kendi evladına saygı duymuştur” (Alan Notları: 15 – 04 . 2006. Şah Delil Berhican’ın soy ilişkilerindeki sürekliliği vurguladığı ve bugün hâlihazırdaki dört ezbetin diğer tüm seyit aileleri karşısındaki farklılıklarını yansıttığını görmek olasıdır. Aşiretin seyit soyundan gelen ailelerden olan ve halihazırda seyitlik görevini sürdüren bir kaynak kişinin verdiği bu bilgiler doğrultusunda anlaşılmaktadır ki Berhican ocağı. Direkman Seyid-i Resul evladına bağlıdır.ondan ayrışarak genişleyen ezbetleri içerisinde kalmış olmasından kaynaklandığı anlaşılmaktadır. Şah Delil Berxican’ın zaten soyunun gelmesi. Yani direkman kendi evladına ve kendi babasına saygı duyan bir insan. 19 – 59. bir başka Alevi Ocağı örneğinde.06 / Pertek). Hepimizin talibi var. diğer Tuncelili seyit ailelerinden farklı olarak. Baba kalkmış evladına saygı duymuş. aşiretin ve aynı 63 Şah Delil Berhican örneğinde gözlemlediğimiz Aşiret – Tarikat (Ocak) bütünleşikliğinin. yöreye gelişinden bugüne değin tarikata talip kazanma konusunda herhangi bir misyon faaliyeti içerisinde olmamıştır. İmam Hüseyin’in ocağından gelmiştir…. Bu durumun. Seyid-i resul evladıdır. Böylelikle. Mesela Kureyşan’ın talibi de var.63 Kaynak kişilerin aktardıkları üzere ‘ezbet’. Bütün ocakların talipleri var. Benim var. Ona eyvallah demiş. . uzun yüzyıllar içerisinde artan nüfus ve göç hareketleri sonucunda farklı yörelere dağılmanın bir sonucu olarak da düşünmek mümkündür. Şah Delil Berhican’ın soyundan gelen ve seyitlik unvanına sahip (yani talibi olan) farklı alt soy grupları olarak değerlendirilebilir. Bu durumu. bu adamın var ama biz gene kendi ocağımızın talibiyiz. Babasının elini öpmüş babasının yanında kalmıştır. Buna göre konuya dair açıklama şu şekildedir: “…Bir evlat babasına hak demiştir. Evlat ta kalkmış babasının yanında durmuş. …Ama Şah Delil Berxican’ın talibi kendi içerisinde.

Eşdeğer ve hatta aşağıda göreceğimiz üzere üstün bir sosyal–dini statü yüklemesi yapılmaktadır. seyit soylu gruplar olarak diğer ‘talip’lerden kesin bir farkla ayrışmaktadır. Helifanlılar66 ve Süleymanlılar’dır. güney ve güney-doğusundaki diğer tüm topluluklar gibi Kurmancki konuştuklarıdır. 66 Çoğu kaynak kişi bu ismin ‘halife’ kelimesinden kaynakladığı yönünde görüş belirtmiştir. Keşkek: Ayran içerisinde pişirilerek karıştırılan bulgurun. Yanı sıra Piranlılar’ın. un katılarak hamurlaştırılmasından sonra üzerine erimiş tereyağı eklenerek elde edilen yöresel yemek. Örneğin. Bu fark. işaret ettiği topluluğun konuşma dili Kurmancki olduğundan. Ezbetler. Ezbetlerin gerek isimlendilişlerinde gerekse sayılarında tam bir görüş birliğinin olmadığı da eklenmelidir. tarikatın özgünlüğü gereğince. Aşiretin ve kendi içerisindeki ezbetlerinin yine kendi kan bağı ilişkileri ile kurdukları örgütlenmelerin yöredeki benzer seyit–talip ilişkilerinden. aynı zamanda diğer seyit ailelerin talibi konumundaki kendileriyle komşu olan aşiretlerle aradaki farklılıklara da tayin edici bir katkı sunmaktadır. Piranlılar. Bu sebepten orijinal okunuşu ile ‘Keşkexuranlılar’ olarak da yazılabilir.zamanda tarikatın hâkimiyet alanlarındaki kendi toplulukların farklılıkları. Keçkekuranlılar65. Bunlar. sosyo-dinsel 64 65 Bu konuya ilişkin daha derinlikli analizlere bir sonraki bölümün alt başlıklarında değinilecektir. ötekilerince kendilerine yakıştırılan ve kendilerince de böylelikle kabul edilen ve ‘Keşkek çok yiyen’ anlamına gelen bir yakıştırmadan ileri geldiği öğrenilmiştir. Dinsel plandaki bu farklılaşmalara ek olarak altı çizilmesi gereken önemli bir diğer nokta da Pilvenk aşireti ve ezbetlerinin Tunceli’nin güney-batı. Ezbetin isminin. Ancak genel duruma bakıldığında Şah Delil Berhican ve tarikatının yörede başlayan serüveninin süreç içerisinde bu dört ana koldan geliştiği ve yayıldığı anlaşılmaktadır. Köseoğulları kimilerince dile getirilmeyen bir ezbettir. . öncelikle diğer seyit aileleri karşısında kutsanmaktadır. onları Tunceli’nin geri kalanından ayrıştırmaktadır. Bu ismin telaffuzu. Yine bu durum.64 Şah Delil Berhican’ı kutsal ata olarak kabul eden Pilvenk aşireti ve dört ezbeti çoğunlukla Pertek ilçesinde yerleşiktir. Türkçe yazılış ve okunuşundan biraz farklıdır. Şah’ın söylencesinde bahsi geçen Hıristiyan keşiş Piro’nun soyundan geldiği söylenir.

alan çalışmamız süresince sürekli temas ettiğimiz bu topluluk hakkında ulaşma imkanı bulduğumuz bazı yazılı kaynaklara göre aşiretin bu özgün durumu. Şah Delil Berhican’ın yöreye gelişinden önceki ve sonraki eylemleri ile kendisinden sonra devam eden tarikatı hakkında bilgi veren bu sözlü kaynaklar yüzyıllardır. yazılı kaynakların sınırlı olduğu alanlarda yine elimizdeki en önemli araçlar olarak durmaktadırlar. Gültekin. İhtilaflı duruma dair fikir verici bir durum değerlendirmesi için bkz. Dolayısı ile söylenceler gerek geçmiş tarihsel süreçlerin izlerini bugüne taşımaları bakımından gerekse güncel toplumsal süreçlerin. Şah Delil Berhican hakkında alanda derlediğimiz ve sınırlı yazılı kaynaklardan ulaştığımız bazı söylencelerini ve tüm bunlar üzerine yaptığımız analizleri şöyle sıralayabiliriz: 67 Öte yandan. yeniden üreten ve aktarımda etkinlikle kullanılan bir sürecin en önemli araçları olarak da değerlendirilebilirler. kaynak kişilerin yaşattıkları ve ifade ettiklerinin tersi yönde veriler de sunmaktadır. farklılık göstermedikleri görülmüştür. topluluğun kolektif hafızasıdır. (talipler tarafından gerçekleştirilen) kutsal emanetleri ziyaretler ve tarikatın etkin olduğu coğrafi alanda yine onunla ilişkilendirilen kutsal mekânlardaki uygulamalar oluşturmaktadır. . Bir başka açıdan bakıldığında. Yine kendi içlerinde seyit–talip (mürit) ilişkileri geliştiren ezbetlerin. 87 – 108. Aşiretin bazı ezbetlerinin kendilerine ait ocakları. 2006. değişen maddi kültüre uyarlı vurgular ile çeşitlenerek aktarılagelmektedir. tutumların ve davranış kodlarının etkin izlerini yüklenmiş olmaları bakımından. esas işlevleri itibari ile. 68 Gerçekten yaşamış yahut yaşamış olduğuna inanılan bir veli ya da cansız nesne veya nesnelerden müteşekkil bir kült objesi yahut da kültik bir mekan hakkında anlatılagelen söylencelerin.yapının işleyişi bakımından. ziyaretgâhları (kutsal mekânları veya kutsal emanetleri) ve bunları tamamlayan yaygın söylenceleri vardır. söylenceler. cem törenleri. toplum varlığını ve toplumu çevreleyen doğal ve kültürel evreni tarihsel bağıntıları içerisinde anlamlandıran. Bütün olarak. sosyo-dinsel kültürel dokunun esas yürütücüleri seyitlerdir ve bu ilişkinin somutlaştığı uygulamalar. kendilerini diğer seyit ailelerinden farklılaştıran bu tutumlarını değiştirmedikleri de bilhassa ifade edilmektedir.67 Şah Delil Berhican ve tarikatının yörede başlayan ve devam eden serüvenine dair mevcut durumda eldeki biricik kaynak. sözlü kültürün egemen olduğu topluluklarda mevcut toplumsal kimliğin temel dinamiklerini işaret ettikleri bilinmektedir. söylenceler68 ile somutlaşan.

Ağuçan olmuşlar. sosyal hayatın organizasyonunda ve çeşitli kaynaklar için mücadelede etkin birer söylem araçları olarak yaşatılmaktadırlar. Kimileri. bölgeye gelen seyit ailelerinin söylencelerinde ilk kez karşılaştıkları yerli toplulukların dinsel kimliklerine dair göndermeler yokken. Yani bütün ocaklar dediğim. . kendisi gibi Horasan’dan gelen diğer kutsal atalar (bugünkü belli başlı seyit ailelerin ilk ataları) ile bir araya gelir ve gösterdiği kerametler ile varlığını ortaya koyar. Yani o zamanın keşişi ile idaa içerisine düşmüşler. Baba Mansur’un hüneri olmuştur.1) Bu söylencede ve devamında aktaracağımız iki versiyonunda öncelikle Şah’ın kimliği ve misyonu açıklanmaktadır. mevcut kimlik kavrayışının ve tanımının tutunduğu tarihsel algının güncel biçimine işaret eden güzel örnekler olarak kaydedilebilirler. Ardından. E kimileri de Sarı Saltuk’un hüneri olmuştur. Bunlara göre: a) Şah Delil Berhican Horasan’dan gelmiştir. 12 Ocak… Bu ocaklar keşişlen iddia içerisine düşmüşler. Berhican’da bu toplulukların temsilcilerinin özellikle ön planda oluşu ile ilgilidir. o zamanda. Şah’ın mesken tuttuğu bölgeyi nasıl hak etmiş olduğu ve bunu gerçekleştirirken gösterdiği kerametler ile çağdaşlarından nasıl ayrı tutulması gerektiği belirtilmektedir. premodern dönem Tunceli’de üstlenmiş olduğu sosyal işlev tartışmasızdır –ki günümüzde dahi aynı kaynaklar. Sıra Şıh Delil Berxican’a geliyor… Diyorlar ki. Şah ile ilgili bu söylencelerin en özgün yanı. sen de kendine göre bize bir mucize yarat… Kendisi çoban… 69 İstisnasız tüm kaynak kişilerin ‘Şah Delil Berhican’ın geldiği yer’ olarak verdikleri bu bilgi ve ‘Aleviliği yaymak ve yaşatmak’ olarak ifadelendirdikleri ‘geliş amacı’ (bazı görüşmeciler bu amacı.69 Yurt olarak seçtiği bugünkü Tunceli’de. Bu tutumun. Herkes bir mucize yaratacak. birlikte geldiklerini söyledikleri diğer kutsal atalar için de ifade etmişlerdir). Aralarında bir de ‘Hıristiyan keşiş’ vardır… “Şimdi… Bütün ocaklar bir araya gelmişler. Böylelikle sınırlar belirginleştirilmekte ve topluluğun kimliği inşa edilmektedir. ağu içmişler mesela.

71 Kimi kaynak kişiler. Kuzuyu yürütürken. Ondan sonra. kuzunun bi ayak kemiğini dilinin altına saklamış. kuzu gitsin diyor ve orada Şıh Delil Berxican adını alıyor. 70 Gerek Şah Delil Berhican’ın gerekse benzer söylencelerin daha verimli analizleri için yararlı bir kılavuz olarak bkz. ben bunu canlandırayım. Keşiş diyor. 1997. Ocak. Kestiğimiz hayvanın kanı akar. Orada kerametine kavuşuyor. O arada keşiş. etimizi yeriz. şu kuzuyu keselim. kemiklerden diriltme gibi İslam öncesi söylence motifleri70 ile dikkati çeken anlatısında Şah Delil Berhican. hayvana eziyet etme diyor.71 Genel bir kanı olarak söylemek gerekirse. tabi eti yedikten sonra kemiklerini tekrar hayvanın postuna dolduruyorlar.06 / Pertek). ya bu sihir yapıyor… İyi diyor. Ama diyor. Benim işim budur. içerdiği yeniden can verme.Diyor. Kuzuya can veren adını alıyor. dilinin altındaki kemigi ver. Şah Delil Berhican’ın mezarının bugünkü Ovacık ilçesi sınırları içerisinde kalan Baba Ocak Köyü’nde olduğunu belirtmişler. tamam diyor. bunu fırına atarlar yanmaz… Diyorlar ki. tekrardan postuna bırakın. . Tamam diyor… Önce. Siz bana inanmıyorsunuz. kemigini atmayın. benim yaptıklarımın hiçbirisini ardı arkasına bırakmayacaksın. Sen tekrar bunu yürütecek misin? Evet. adı Şıh Delil Berxican oluyor… Cana can veren… Böylelikle başlamıştır” (Alan Notları: 15 – 04 . kestiğimiz etleri midemize indireceğiz. Tunceli’de diğer seyit aileleri ve kutsal ataları hakkında yaygınlıkla anlatılagelen söylencelerden farklı olarak. Şah Delil Berhican’ın ve diğer seyit ailelerinin doğaüstü kudretlere sahip kutsal ataları ile birlikte ilk kez geldikleri bu yeni coğrafyada kendi aralarında keramet gösterilerine girişiyor olmaları. Ne dediysem yapacaksın. keşişin ve diğer Dersim ocaklarının nazarında onaylandıktan sonra diğer ocak sahipleri ile birlikte Tunceli’ye yerleşir. topal topal gidiyor. yürütüyorum diyor… Eti yerler… Kuzuyu kesiyorlar. günümüze kadar gelen. Bak ben çobanım. bu köy ve civarını anarken ‘Yukarı Pilvenk’ tabirini sıklıkla zikretmişler ve bugün yaygınlıkla Pertek ilçesi içerisinde yaşayan Pilvenkliler’in bir kısmının da buradan geldiğini belirtmişlerdir.

201 – 215. . Aksoy. karşılıklı keramet gösterileri dolayımı ile temsilcisi oldukları toplulukların aralarındaki sınırları ve dengeleri de belirginleştirdikleri okunabilir bir gerçekliktir. aynı zamanda kendi aralarındaki iktidar ilişkilerini de çözümlemekte ve bir düzene koymaktadırlar. doğrudan dönemin ekonomik ve siyasi dengelere gönderme yapmaktadır. Şah’ın örneğinde olduğu üzere. İslam öncesi toplumsal yapının dinsel tutumlarının ana karakterlerinden birisini işaret eden bir figür olması bakımından. Aşiret göçleri ve bu göçlerle gelen yeni dini önderler. keramet gösterilerinin yapıldığı yerde hâlihazırda bulunuyor olması. ağu (zehir) içirildikten ve topuğundan bal şeklinde çıkardıktan sonra almış olduğu gibi.72 Bu kutsal atalar da sürecin aktörleri olarak kabul edilmekle birlikte. Çeşitli politik tutumlardan istim alan bu tavrın en dikkate değer örneği için bkz. Berhican’ın yöredeki diğer muadillerine karşı olan üstünlüğünü. Burada Şah Delil Berhican. Yörede diğer kutsal atalar hakkında anlatılan söylencelerin içerdiği bazı kerametlere kısa da olsa bir vurgu dikkat çekicidir. 2006. Özellikle de söylence içerisinde bahsi geçen keşişin. bu kanımızı kuvvetlendirir niteliktedir. gösterdiği keramet ile hem mevcut yerel dinselliğin temsilcisine karşı hem de bu yolla yanındaki diğer seyitlere karşı 72 Ağuçan isminin kökeni üzerine yöre kökenli bazı araştırmacılar tarafından şerh düşüldüğünü de belirtmek gerekecektir. Yine yörenin söylencelerinde rastlanılmayan bir figür olarak keşiş ve keşişin bilhassa Şah Delil Berhican’ın kerametini sınaması durumu. Ağuçan’ın adını. Günümüze söylenceler ile ulaşan bu süreç. ilgili kutsal atanın kimliği ile doğrudan ilişkili olarak algılandığı bilinmektedir. ayrıcalığını vurgulayan önemli bir ayrıntıdır.Anadolu’nun Orta Asya ve İran kökenli aşiret göçleri sürecinde tasavvufi tarikatlar aracılığıyla İslamlaşma sürecine işaret etmektedir. Bu kerametlerin çoğunluğunun.

kendisini ispatlamakta ve her iki kesimce de kabul görmektedir. Bir yandan (bölge açısından) yeni bir dönemin başladığına işaret eden gelişme, başka bir yönden, bu yeni süreci ören diğer aktörlere karşı da aktif politik bir mesaj içermektedir. Öte yandan, kutsal ataların kendi aralarında keramet gösterileri

düzenlemeleri; Anadolu’da Alevi–Sünni farketmeksizin farklı bölgelerde karşılaşılan, dönemin sosyo-politik dengelerine işaret eden ve hatta günümüze değin süregelen karşılıklı kimlik tutumlarını belirleyen önemli anekdotlar olarak da okunabilecek gelişmelerdir.73 b) Şah Delil Berhican hakkında aktardığımız ilk söylencenin şimdi sunacağımız bir diğer versiyonunda ise keşişle olan ilişki ön plandadır. Bu özelliği ile söylence, oldukça önemli bir tarihsel sürecin gelişim aşamalarına ışık tutan özgün bir örnektir:

“Şıh Delil (…) Pilvenk adlı köyde Piro adlı Ermeni bir keşişin yanında çalışmaktayken, bir süre sonra keşişten yaşadıkları bu köy ve yöre için pay ister. Keşiş her ne kadar bu teklifi kabul etmek istemezse de, ‘kim bu gece yattıktan sonra nerede kalkarsa, orası onun olsun’ teklifini kabul etmek zorunda kalır. O gece Şıh Delil ile Piro geç saatlerde uykuya çekilirler. Sabah uyandıklarında Piro kendini Venk köyünde bulur. Bu durum karşısında şaşkınlığa düşen Piro, oğlunu bir koç ile birlikte Şıh Delil’e gönderir. Öte yanda, Piro’nun gönderdiği koç kesilerek büyük bir ziyafet verilir. Her şey yenilip içildikten sonra Şıh Delil, kesilen koçun kemiklerinin postunun içine doldurulmasını söyler. Bütün kemikler doldurulduktan sonra, asasıyla posta dokunur ve koç tekrar canlanır. Canlanan koçu, keşiş Piro’ya geri gönderir ve

73

Tunceli’deki seyit ailelerinden olan Kureyşanlılar’ın kutsal atası Seyit Mahmudi Hayrani ve dönemin bir başka önemli ruhani önderi Baba Mansur arasında geçen karşılıklı keramet gösterilerinin Sünni bir bölgedeki versiyonu ve yine Tunceli’de anlatılagelen bazı söylencelerin benzerlerinin örnekleri için bkz. Atay, 2005, 159 – 171.

‘koyun canlandıran’ ya da ‘koyuna can veren’ anlamında ‘Şıh Delili Berhecan’ olarak anılmaya başlar.” (Danık, 2006: 103) Şah Delil Berhican hakkındaki söylencenin bu versiyonunda, yaşanan geçiş süreci daha da belirginlik kazanmaktadır kanısındayız. Zira Şah, öncelikle Hıristiyan Keşişin yanında işçi olarak çalışan bir kimlikle karşımıza çıkmaktadır. Toplumsal statü bakımından henüz geri plandadır. Ancak belirli bir zaman sonrasında, yanında çalışmakta olduğu keşişten toprak (iktidar) talep etmektedir. Doğrudan gelen talep karşısında uzlaşma belirtisi göstermeyen keşişin, doğaüstü güçlerin vereceği kararı ‘kabul etmek zorunda’ kalması; geçiş sürecinin ilerleyen aşamalarına, yani sosyoekonomik planda hakim konuma yükselmeye başlayan yeni dinselliğin ve temsilcilerinin (beraberlerinde getirdikleri ve bütünleşmeye başladıkları yerli nüfus gücü ile birlikte) yaratmış oldukları sosyal baskılanmaya işaret eden bir gelişme olarak okunabilir. Doğaüstü erkin tercihini koyuşunun ardından, bir anlamda ‘sürüldüğü’ diyardan keşişin Şah’a gönderdiği koç, geçiş döneminin sonlarına yaklaşıldığının bir göstergesi olarak da değerlendirilebilir. Keşişin bu hamlesi, doğaüstü erkin –ki bu doğrudan Şah Delil Berhican ile ilgilidir, tercihini kabullenmiş olmakla birlikte, taraftarları ile beraber aynı statüde kalma çabası içerisinde olduğunu da düşündürtmektedir. Fakat, Şah’ın son kerameti, kendisini bugüne taşıyan ve süreci sonlandırdığını işaret eden bir rol oynar. Konu üzerine açıklayıcı olması bakımından; ilk yorumumuza benzer bir deneme Danık’ın (2006) yeni çalışmasında bulunabilir. Danık, eserinde XIII. yy. Anadolu’sunda yaşanan geçiş süreçleri içerisinde özellikle yarı-göçer ve göçer

aşiretler ile yerli toplulukların yaşadıkları bölgelerde,74 yeni sürecin sosyo-politik önderlerinin etrafında şekillenen söylencelerin analizleri üzerine yoğunlaşmaktadır. Nihai olarak ‘Proto Alevilik’75 olarak tanımladığı süreçte yaşananlara ışık tutabilecek tartışmalar sunmayı hedefleyen Danık, Şah Delil Berhican söylencesi için de benzer değerlendirmelerde bulunmaktadır. 13. yüzyıl Anadolu’sunda yaşanan kitlesel hareketlilikler ve dönüşümler içerisinde gerek Müslüman ve Müslüman olmayan iktidarlara gerekse rakip olarak da görülen muadillerine karşı; yerelleşme, yerli topluluklar ile kaynaşma çabaları içerisinden değerlendirildiğinde daha da anlaşılabilir olan ve halihazırdaki yerel söylencelerin ihtiyaç duyulan işlevsel özelliklerini de alarak geliştirilen prestij söylenceleri içersinde değerlendirilen Şah Delil Berhican’ın öyküsü, hem yerel otoriteye hem de aynı zamansal kesitte benzer faaliyetler yürüten diğer aktörlere karşı açık mesajlar ile örülüdür. Sosyal–politik–ekonomik dengelerin

belirleyiciliğinde şekillenmekte olan güç dengelerinin, yeni toplumsal yapının kolektif hafızaya ve dolayısı ile de farklı toplulukların kimlik stratejilerine yansıyan izdüşümü olmaktadır.
74

Göçer hayvancılık ekonomisi çevresinde şekillenen sosyo-ekonomik yapı ve tarihsel-çevresel etmenlerce farklılaşan biçimlerine (‘göçebe çobanlık’, ‘yarı göçebelik’, yaylacılık’ ve ‘transhumans’yalnız sürülerin katıldığı mevsimlik hayvan göçü) dair tartışmalar için bkz. Kutlu, 1987; 19 – 32. 75 Danık, XIII. yy. öncesi dönemleri işaret eden ‘Proto Alevilik’ kavramını şöyle tanımlar; ‘Proto Alevilik olarak tanımlayabileceğimiz bu dönem için getirilen bir öneri bulunmamakla birlikte, tüm kaynakların ortaya koyduğu bilinçaltı sunumu bu sürecin daha çok doğu dinleri ile olan ilişkiler şeklindedir. Özellikle Türkmen kitlelerinin Anadolu’ya gelmeden önce tanıdıkları yer, gök, su ve ata kültü gibi eski Türk inançları ile birlikte Şamanizm, Budizm, Zerdüştlük, Maniheizm ve Hıristiyanlık gibi inançların oluşturduğu senkretik kültür ortamı, Proto Aleviliğin on üçüncü yüzyıldan önceki şeklini göstermektedir’ (Danık, 2006; 17 – 18). Danık, hemen ardından, bu tespitine anlamlı bir şerh düşer ve bu tespitlerin ilgili zamansal kesitin açıklanmasında ve tanımlanmasında yeterli kaynaklar olmadığını söyler. Devamla, son çalışmasının amacına yönelir. Ek olarak; aynı çalışmanın ilerleyen bölümlerinde ilgili kavrama dair yeni bir tanımlamaya giden Danık, bu kez kavramın içeriğini, Proto Aleviliğinin günümüz Aleviliği ile olan farklılıkları ile doldurur: ‘Bugünkü Alevilik gibi senkretik bir yapıya sahip olan Proto Aleviliğin günümüz Aleviliğinden en büyük farkı ise, kuşkusuz henüz yeni tanımaya başladıkları (göç sürecinde Anadolu’ya yerleşen topluluklar kastediliyor a.k.g.) İslamiyet ve yerleştikleri alanlardaki gayrimüslimlerin sahip oldukları inançlar ve onlardan duyacakları ilk mitoslar (söylenceler a.k.g.) ile ilk kahramanlardır’ (Danık, 2006; 48).

c) Şah’ın bölgeye gelişi ve ardından mesken tutuşu hakkındaki bu versiyon ise tümüyle Keşiş’le ilgilidir ve olaylar yalın bir dille aktarılmaktadır. Buna göre:

“Berhican bu bölgeye geldiğinde tek başınaymış. Gitmiş, o zaman keşiş diyorlar… Gitmiş onun evinin önüne –ki çok varlıklıymış. Toprağı, davarı, malı mülkü çokmuş. Neyse gitmiş evinin önüne, dikmiş sopasını, demiş: ‘ben buradan pay istiyorum’. Keşiş de şaşırmış. Demiş: ‘sen kimsin?’. ‘Git’ demiş, ‘benden uzak dur, başımı belaya sokma’. Berhican, ısrar etmiş, demiş: ‘sen bana müsaade et ben akşam burada yatam. Sen o zaman görürsün’. ‘Tamam’ demiş keşiş, ‘sen sopanla yat orada. Ben sana yarın sorarım’. Gece oluyor yatıyorlar. Sabah oluyor bakıyorlar ki keşiş yok. Keşiş bir dağın başında eviyle birlikte uyanıyor. Sonra geliyor Şah’ın elini öpüyor ve oğlunu O’nun yanına katıyor” (Alan Notları: 15 – 04 - 06 / Pertek). Söylencenin bu versiyonunda Berhican’ın keşişten doğrudan doğruya iktidar talep edişi ve fakat bu çelişmenin hemen hiçbir fiziki çatışma olmaksızın çözümlenişi oldukça dikkat çekicidir. Keşişin şahsında sembolize edilen yerelin hakim dinselliğinin temsilcileri ve kontrol ettikleri sosyal–ekonomik hayat/güç, beklenmedik bir süratle sahibini değiştirmektedir. Keşişe ve temsil ettiği otoritelere ise geriye yeni iktidar güçleri ile ‘kutsal’ yoldan bağlanmak kalmaktadır. Böylelikle tümüyle yok olmamakta ve varlığını sürdürmeye devam etmektedir. Bu versiyonda ilgi çeken küçük bir ayrıntı da Berhican’ın sopasıdır. Sopa, açık bir şekilde iktidar ile ilişkilendirilmektedir. Bu sopa, tasavvufi tarikatlara bağlı

dervişlerin Anadolu’ya göçleri ve ardı sıra uzun yüzyıllar boyunca gösterdikleri faaliyetler sırasında ellerinden düşürmedikleri asalarının kolektif hafızada bıraktığı bir iz olarak da okunabilir. 2) Şah Delil Berhican hakkında anlatılagelen bu söylence ise Şah’ın bölgede fiili ve resmi olarak kabul gördüğünün bir yansımasıdır. Şah’ın ve tarikatının süreç içerisinde bölgede yayıldığını, güçlendiğini ve dönemin hâkim siyasal otoritelerince onaylanıp, resmen meşrulaştığına dair ‘belgeli’, güzel bir örnektir.

“Sağman Kralı’nın felç bi çocuğu varmış. Bu hangi hekime götürse buna bi çare bulamamış bu Sağman Kralı. O zaman Sağman, sancakmış, beylikmiş. Şıh Delil Berxican’a bir gün haber gönderiyor, diyor ki gel bir gün misafirim ol. Gel diyor, ama Şıh Delil Berxican’da gittiği günde kendisi evde yokmuş. Bakıyor sakat bi çocuk, felcli bi çocuk konağın avlusunda oturuyor. Şıh Delil Berxican’ı görünce konuşmaya çalışıyor, yürümeye çalışıyor. Hem konuşmuyor hem de yürüyemiyor. Felç, çocuk… Şıh Delil Berxican kendisine söylüyor, evladım gel diyor korkma diyor gel sen gel iyileşirsin diyor… Nitekim hem konuşuyor hem yürüyor… Baban nereye gitti güzelim diyor, babam diyor ava gitmiştir diyor, şimdi gelecek… Baban gelirse babana selamımı söyle ben gidiyorum. Babası daha konağa gelmeden çocuğu karşılıyor babasını… Bakıyor ki karşısında çocuğu… Baba diyor, o zat geldi gitti sana selam söyledi diyor… Evet diyor, onun dışında kimse olamaz diyor. O diyor, Şıh Delil Berxican’dır diyor… Çocuk orada iyileşiyor. O kral ondan beri kendisine zekat ve çıralık vermiş. Makbuz vermiş. Ben o makbuzu gördüm işte” (Alan Notları: 15 – 04 - 06 / Pertek). Söylencede Sağman Kralı olarak geçen kişinin yaşadığı yer ve sancak merkezi olarak belirtilen Sağman, bugün de aynı isimle Pertek İlçesi’ne bağlı Sağman Köyü’dür. Çoğunlukla Sünni yurttaşların yaşadığı köyde kalenin kalıntıları mevcuttur ve hakkında kaynak kişinin de vermiş olduğu bilgiler doğrudur.

Sağman Kalesi, Evliya Çelebi’nin Seyahatname’sinde de bahsi geçen ve geçmişi oldukça eski tarihi süreçlere uzanan, dönemin önemli sancak merkezlerinden birisidir. Sağman hakkında ulaşılabilen sınırlı yazılı kaynaklara göre, bir dönem 70 – 80 bin nüfuslu büyük bir merkez olduğu anlaşılan bu yer, günümüzde köy statüsündedir.76 Şah Delil Berhican’ın Sağman Kralı ile olan bu söylencesinin benzer örnekleri ile yörede sıklıkla karşılaşılmaktadır. Denebilir ki kendi döneminde ve daha sonraki süreçlerde, bulunduğu yerelde güçlenen ve etkin bir otorite merkezi haline gelen hemen tüm tarikatların kutsal ataları ile dönemin politik merkezlerini temsil eden kişiler arasında bu ve benzeri söylenceler yaygınlıkla mevcuttur.77 Şah Delil Berhican örneğinde önemli olan ise şüphesiz ki bu ilişkinin yazılı belgesinin halen ulaşılabilir bir durumda oluşudur. 4) Şah Delil Berhican hakkında anlatılagelen aşağıdaki söylencenin ise Tunceli (Dersim) Aleviliği’nin kökenleri üzerine yürütülen tartışmalarda üzerinde ciddi bir çalışma yapılmayan Dersim - Deylem bağıntısı tezine bir başka dayanak olma özelliği taşıdığı ileri sürülebilir. Söz konusu tezin temel hareket noktalarını Bruinessen’in çalışmalarının oluşturduğu söylenebilir.78 Bugünkü Irak ve İran’da yaşayan Ehl-i Hak79 toplulukları
76 77

Sınırlı fakat yönlendirici bilgiler için bkz. Kaya, 1995; 29 – 30 ve Aksoy, 1985; 191 – 194. Bu durumun önemli ve yaygın bir benzeri hakkında yapılan, tarihsel-analiz çerçevesinde bir deneme için bkz. Gültekin, 2005; 67 – 80. 78 Konuyla ilgili görüşlerinin sadeleştirilmiş toplamı ve Ehl-i Hak toplulukları ile Tunceli (Dersim) Aleviği’nin gösterdikleri çarpıcı benzerlikler için bkz. Bruinessen, 2004; 165 – 197. 79 Ehl-i Hak toplulukları bugünkü İran’ın batısındaki en büyük heteredoks azınlık olarak kabul edilmektedir. Ehl-i Hak inanaçları Türkiye, Kafkasya, Irak, Afganistan ve Hindistan’da çeşitli etnik gruplar içerisinde bulunmaktadır. Bu toplulukların isimlendirilişleri de aralarında yaşadıkları farklı topluluklara göre değişebilmektedir; Ali Allahis (Allah-Ali düşüncesinde olanlar), Ehl-i Allah (Allah’ın insanları), Ehl-i Hakikat (Gerçeğin İnsanları) gibi terimlerin kullanıldığı bilinmektedir Ehl-i Hak toplulukları kendi aralarında da farklılıklar göstermelerine karşın inancın iki temel doktrinini paylaşmaktadırlar: İlki, reenkarnasyon yahut ruh göçü inancıdır. Buna göre beden kaybedilse de ruh daima başka biçimlerde yaşamaya devam etmektedir. İkinci önemli inanç ise enkarnasyon yahut zuhur olarak tanımlanan ve Tanrı’nın kendisini birden fazla yardımcı melekle birlikte göstermesi üzerinedir (Bruinessen, 1991 ve 2004).

ile Tunceli (Dersim) Aleviliği’nin erken ortaçağı işaret eden tarihsel ortak mekânını Hazar Denizi’nin güneyinde kalan dağlık Deylem’in oluşturduğu tezi bu yöndeki görüşlerin temel hareket noktasıdır. Bu tez üzerine temellendirilen tartışmaların biricik argümanları ise mevcut kozmoloji ve bazı ritüellerdeki şaşırtıcı benzerlikler oluşturmaktadır. Berhican’ın bu söylencesi ile Ehl-i Hakk teolojisinde önemli bir figür olan Şah Fazl’ın öyküsü, bu düşüncenin taraftarlarına yeni bir dayanak daha sunmaktadır. Buna göre; “Tanrı’nın yeryüzündeki tecellilerinden birisi olan Şah Fazl ve aslında birer yardımcı melek olan yoldaşları Mansur, Nesimi, Zekeriya ve Turka ıssız bölgelerde dolaşmaktadırlar. Bu gruba, ilk dişi ruhu (ilk bakire anne) simgeleyen Ayine ve kuzu şeklinde tekrar dünyaya dönen Barra eşlik etmektedirler. Bu yolculuklar esnasında kuzu Barra tekrar tekrar kesilmekte ve kemikleri kırılmadan yenilmektedir. Ardından Şah’ın sihirli asası ile tekrar dirilmektedir. Şah’ın uzun süre ortadan kaybolduğu bir zamanda, Ayine’nin ikazlarına rağmen, Mansur, Nesimi, Zekeriya ve Turka, Barra’yı tekrardan diriltebileceklerine güvenerek, açlıklarına dayanamayarak Şah’a ait olan kuzuyu keserler. Fakat tekrar diriltmeyi başaramazlar. Bunun üzerine Şah’ın tepkisinden korkan dörtlü Barra’nın kemiklerini saklar. Şah Fazl dönüşüyle birlikte Barra’nın yokluğunu fark eder ve nerede olduğunu sorar. Kimseden cevap çıkmaması üzerine Şah, Barra’ya ismiyle hitap eder ve kemikler saklandıkları yerden cevap verirler. Olanlar açığa çıkınca Şah’ın yoldaşları Barra’nın kemiklerini önüne koyarlar ve Şah, Barra’nın kemiklerine sorar: Seni kim boğazladı? Turka. Kim derini yüzdü? Nesimi. Kim seni ateşe koydu? Mansur.

-

Kim senin etini doğradı? Zekeriya. Bunun üzerine Şah, yoldaşlarını yaptıklarını çekmekle cezalandırır ve

hepsinin akıbeti verdikleri cevaplarla gelir” (Bruinessen, 2004; 178 – 179). Bruinessen’in yukarıda aktardığı ve pek bilinmediğini söylediği söylence ile Şah Berhican’ın bu çalışmada ilk kez yazıya dökülen söylencelerinden birisi olan aşağıdaki ile arasında hayli ilginç benzerlikler bulunmaktadır:

“Nesimi, Pir Sultan ve Nasreddin Hoca, Şah Delil Berhican’ın öğrencileridirler. Şah, bir sonbaharda taliplerini gezmeye çıkar ve evini öğrencilerine emanet eder. Öğrencilerinin eve sahip çıkacak düzeyde olgunlaştıklarını düşünmektedir. Öğrencilerine bıraktığı emanetleri arasında daha önceden kesip dirilterek varlığını yörede kanıtladığı kuzusu da vardır. Bir gün bu üçlü bir araya gelir ve kuzuyu bir kez de kendileri kesip diriltmeye karar verirler. Aralarından sadece Nasreddin Hoca sonradan bu karardan vazgeçer. Fakat Nesimi ve Pir Sultan niyetlerinde kararlıdırlar. Nesimi kuzuyu kesip derisini yüzer, Pir Sultan ayaklarından asarak etin kesilmesine yardım eder, Nasreddin Hoca ise Şah’ın dönüşünde karşılaşacakları sona dair nükteli sözlerle olan biteni izler. Sonuçta, kesilen kuzuyu hep birlikte yerler. Ardından, kemikleri bir araya getirir ve tekrar diriltirler. Ne ki kemiklerden birisini kaybetmişlerdir ve kuzu topallamaktadır. Şah, dönüşünde kuzunun topalladığını görür ve durumu anlar. Bunun üzerine öğrencilerini azad ederek, görüldüğü üzere artık kendisine ihtiyaçlarının kalmadığını söyler ve öğrencilerine, kuzusuna yaptıklarını çekmekle cezalandırarak yol verir” (Alan Notları: 15 – 04 - 06 / Pertek). Her iki söylence ana temada özdeştir. Farklılıklar, yerelin getirdiği özgünlüklerce ortaya çıkmaktadır. Fakat her halükarda bu söylencenin, Dersim–

Deylem bağıntısını vurgulayan kişilerin haznesine bir katkı olduğu şüphe götürmezdir. Söylenceler ile kimliği toplumsal hafızada yaşatılan Şah Delil Berhican, kendisinden kaldığı iddia olunan emanetleriyle de gündelik yaşamda daha somut bir yer işgal eder. Üstelik Berhican’ın kutsal emanetleri ile doldurduğu bu alan, sadece yöredeki Alevi yurttaşları değil Sünnileri de kapsamaktadır. Pertek’in orta ve batı bölümlerinde Şah Delil Berhican’a ait olduğuna inanılan ve ‘ziyaret’ olarak da bahsedilen kutsal emanetler şunlardır; 1) Şah Delil Berhican’ın yazdığı iddia olunan kitap ve yine bu kitap içerisinde zarfı ile birlikte muhafaza edilen Sağman Kralı’nın kendisine verdiği belge. 2) 3) 4) Şah Delil Berhican’a ait olduğu iddia olunan mühür. Üzerinde yazılar bulunan altın tas. Söylencede bahsi geçen ve Şah Delil Berhican’ın yeniden can verdiği kuzunun postu. Şimdi bunların biraz daha ayrıntılı olarak ele alıp irdeleyelim: 1) Şah Delil Berhican’ı Tunceli’deki diğer kutsal atalardan ayıran bir başka önemli öğe de kendisinin yazmış olduğu iddia olunan ve içeriği henüz tam olarak bilinmeyen kitabın varlığıdır. Aksi yönde veriler sunan kimi aktarımlar olsa da Berhican’ın kitabı hakkında bugüne değin hiçbir ciddi çalışmanın yapılmamış olduğunu söylemek mümkündür. Şah Delil Berhican’ın yazdığı iddia olunan ‘kitap’ ile ilgili bugüne değin yapılmış olduğu anlaşılan tek çalışmanın, 1980’li yıllarda adı bilinmeyen bir üniversitenin İlahiyat Fakültesi’nden bazı akademisyenlerce gerçekleştirildiği

mevcut inancın (Aleviliğin) somutlaşan örneğinin (kitabın) ‘kimsenin kolay kolay anlayamayacağı’ raddede yüceliğine işaret ettiği düşünülmekte ve ısrarla vurgulanmaktadır. kitabın içeriğinin tam olarak kimse tarafından bilinmemesidir. Bu konuda ilgi çekici olan ayrıntı. Kullanım şekli. kuşkucu ve güvensiz tavrın geliştiğini söylemek mümkündür. Buna göre. Fakat hemen belirtmek gerekir ki günümüzde. ısrarlı istekler üzerine bu seyitlere bırakmışlardır. O da diğer bazı kutsal emanetler gibi sadece Cem törenlerinde ve sağaltma ritüellerinde kullanılmakta ve bu işlevi ile yaşamsallık kazanmaktadır. araştırmacılar. zaman içerisinde emanetlerin ve dolayısı ile Şah Delil Berhican’ın kutsiyetinin şahsında. . Öte yandan. ziyaretçilere gösterilmesi veya çoğunlukla sağaltım ritüellerinde temas yolu ile olmaktadır.aktarılmıştır. ihtilaflı görüşler ve tutumlar mevcuttur. 80 Arapça yazılmış olduğu tahmin edilen kitabın. 80 Alan çalışmamız süresi içerisinde bu birkaç sayfalık çeviriyi de çoğaltarak ilgimize sunan ve kendisi de aşiretin Seyit ailesi soyundan gelen bir kaynak kişinin. Geçmiş örneklerden anlaşıldığı üzere. müzeye kaldırma gibi farklı taleplerle gündeme gelen isteklerin karşısında bugünkü aşırı korumacı. Buna göre. Çoğunlukla 1980 sonrası süreçte karşılaşılan ve kutsal emanetleri (bilhassa kitabı) kamuoyuna açma. Arapça da bilen bu ‘profesörlerin’ kitabı çevirememeleri. sözlü kültürle süregiden inancın yüceliğine dair oluşturulan yeni bir söylemin güzel bir örneğinin daha inşa edilmiş olduğu kanısına varıyoruz. kitabın tam olarak çevril(e)memesinin nedenine ilişkin verdiği bilgilerden hareketle. Aktarılan bilgilere göre. kitabın herhangi bir bölümünün okunması yolu ile değil. bazı kaynak kişilerce kitabın ‘güvenilir ellerde’ çevrilmesinde bir sakınca olmadığı ifade edilmiş ve bu yönlü talepler dile getirilmiştir. siyah deri kaplı ve kalınca olduğu aktarılmaktadır. kutsal emanetleri muhafaza eden seyidin ve yine onun gibi emanetler üzerinde söz sahibi seyitlerin gözetiminde kitap üzerine çalışmışlar ve bugün yine en az emanetler kadar hassasiyetle gözetilen birkaç sayfalık çevirinin bir kopyasını. kitabın tamamı çevril(e)memiştir. seyitler arasında bu konuya ilişkin tam bir görüş birliğinden bahsetmek doğru olmayacaktır.

kitabın ancak aşiret büyüklerinin ortak onayı alınır ve bir öküzün kurban edildiği seremoni gerçekleşirse gösterilebileceğini söylerler. durumun hassasiyetini çarpıcı bir biçimde gözler önüne sermektedir: Araştırmacı. Yeterli parası ve dönemin ileri gelenlerini bir araya getirme şansı olmayan araştırmacı. Bunun üzerine araştırmacı. kitabın farklı bölümlerinden kısa alıntılar oldukları da düşünülebilir. Şah Delil Berhican’ın ve tarikatı hakkındaki bahsi geçen dağınık özetler. O sıralarda emanetlerin bekçiliğini ve hizmetkarlığını yapan iki seyit kardeş. araştırmacının aktardığı sözler ile. hizmetkarlar kendilerine daha ciddi zararlar vermeden isteğinden vazgeçer. on yıl kadar önce etnografik derleme çalışmaları çerçevesinde kendisinin de talibi olduğu bu ailenin elindeki emanetleri görüntülemek ister. Ancak bu sayfaları dolduran bilgilerin birbirinden kopuk. . bu kez hizmetkarlar kendilerini yerden yere ve duvarlara vurmaya başlayarak bunun çok büyük bir günah olacağını adeta haykırırlar. Ek olarak ocağa ait şecereyi de görmek isteyince.Öyle ki alan çalışmamız esnasında rastladığımız yöre kökenli bir başka sosyal bilimcinin emanetler ile ilgili aktardıkları. farklı konulara dair kısa alıntılardan ibaret görünmektedirler. uzun uğraşılarının ardından diğer bazı emanetleri görüntüleme ve inceleme fırsatı bulur. bizlere kitabın içeriği hakkında az da olsa bilgi veren yegane kaynak. ‘Şeyh Delu Beliycan’a Şeyhinin Tavsiyeleri’ başlığı altında verilmiş olmakla birlikte. Öyle ki çözümlenen bazı paragrafların farklı zaman aralıklarında yazıldıkları kanısı uyandıracak derecede değişik konular içerdikleri anlaşılmaktadır. bir nevi ‘toplantı kayıtları’ olduğu izlenimi vermektedirler. yer yer okunamayan ve anlaşılması gayet zor. farklı bölümlerden parçalar olduğu belirtilmelidir. Öte yandan halihazırda. Bu bakımdan çevirilerin. Öyle ki bazı paragraflar. İlahiyat Fakültesinden geldikleri söylenen akademisyenlerce çevrilmiş üç sayfalık belgedir.

Kimi seyit soylu kaynak kişiler de çok eski zamanlarda farklı ülkelerde taliplerin olduğundan bahsetmişlerdir. soylarını diğer seyit ailelerinden ayıran farklılıklar konusunda hiçbir şüpheleri yahut çekinceleri yoktur. Yukarıda zikrettiğimiz araştırmacı. Bu doğrultuda. Şah Delil Berhican’a ait şecereye dair önemli ve tayin edici bir bilgi Ali Yaman’ın. Bu bilgiler neyi açığa çıkarıyor olursa olsun. Kırım’dan getirilen çıralıkların kendilerinde bulunduğunu ve özenle muhafaza ettiklerini belirtmişlerdir.Bu dağınık bilgiler içerisinde en dikkat çekici olanı ise Berhican’ın talibi olan aşiretlere dair verilen bilgilerdir. Örneğin. şecereyi görememesine rağmen o dönemde toplayabildiği bilgilerden hareketle şecerenin derilere ve balkabaklarına yazılı olduğunu aktarmıştır. Bazı kaynak kişiler. Ancak günümüzde çoğunlukla Pertek’te ikamet eden Berhicanların. yakın geçmişte aşiretin seyitlerinden bazıları Rusya–Kırım’a kadar taliplerini gezmeye gitmektedirler. Yazılı kaynaktaki bu sınırlı bilgilerin hepsi ‘anlaşılamayacak’ bir mertebedeki mistik bilgiler olarak kabul görmektedir. Bilgiler çoğunlukla dağınık ve yazılı dayanaklardan yoksundur. yine alan çalışmamız esnasında Tunceli (Dersim) Aleviliği hakkında literatürde bulunmayan. ilk kez rastladığımız bazı bilgilere göre. Yaklaşık olarak 42 aşiret ismi belgede zikredilmektedir. Emanetler içerisinde bahsi geçmeyen ve fakat en az onlar kadar önemsenen bir başka kutsal da Berhican’ın şeceresidir. Bu durum. Berhicanların tarikat-aşiret bütünleşikliği algılarını tümüyle değiştirecek ciddi bir bilgidir. 23 – 28 Ekim 2000 tarihinde Ürgüp’te düzenlenmiş olan Anadolu . Bu konu üzerinde hemen hiçbir ciddi verinin olmadığı söylenmelidir. sonuç olarak hepsi Berhican’ın asla erişilemeyecek yüceliğini tekrar ve tekrar kanıtlamanın ötesine gidemeyecektir.

bu şecereyi ve diğer yazılı–görsel malzemeyi bir başka çalışmasında değerlendireceğini ifade etmektedir. Bu versiyona göre.İnançları Kongresi’nde sunmuş olduğu anlaşılan metinde ortaya çıkmaktadır. söylencesinin bir başka versiyonu ile de karşılaşılmaktadır.alevibektasi. Ek olarak. kerametin sadece kendi çevresini etkilemeye yönelik olarak gerçekleştirildiği anlaşılmaktadır. Ali Yaman. ilgili bölümde konuya dair verdiği dipnotta bahsi geçen şecerenin kendisinde bulunduğunu. Bu durumda. Bu dağınık bilgilerin sağlıklı analizleri. . Şah. bu kapsamlı çalışma içerisinde. Şah Delil Berhican’a ait ocağın merkezi.81 Bu metne göre. Yanı sıra kimi kaynak kişilerin aktarımlarına bakıldığında şecerenin birden fazla ailenin elinde ve farklı mekanlarda olduğu da söylenebilir. tesadüfi olarak tanıştığımız Hatay kökenli bir kişi de Şah Delil Berhican bahsi üzerine kendilerinin bağlı oldukları dedenin (seyit) söylemlerinde bu kutsal atanın sıklıkla geçtiğini ve asıl kökenlerinin çok uzun zaman önce Tunceli’de olduğundan ve hali hazırda hiçbir ilişkinin olmadığından söz açmıştır. Tunceli yakınlarındaki Kırmızıdağ’ın güneybatısında kalan Dedeağaç (Pilvenk) Köyü’dür. Ek bilgiler olarak. Ali Yaman. Şah Delil Berhican’a ait kısa bölümde. müritleri ile birlikte yediği kuzuyu yeniden diriltmekte ve ‘kuzuyu dirilten şeyh’ anlamına gelen lakabını da böylelikle almaktadır. 81 www. alan çalışmamızın dışında. zamanla seyitlik unvanları ile ana gövdeden kopan soy gruplarının yerleştikleri yeni coğrafyalarda süreç içerisinde geldikleri yerlerle olan bağları sadece söylem düzeyinde koruyarak yeni birer başlangıç yaptıkları ve dolayısı ile yeni birtakım şecerelerin de varlığını akla getirmektedir. Anadolu Aleviliğinde Ocak Sistemi ve Dedelik Kurumu.org (içerisinde). Şah’ın türbesi burada bulunmaktadır. ancak ciddi akademik çalışmalar içerisinde vücut bulabileceklerdir. Mazgirt ve Kahramanmaraş – Elbistan’daki kimi ailelerin elinde farklı parçalar halindedir. şecere Pertek. Bir başka çalışma vesilesi ile ilgili köye gitmek isteyen Ali Yaman ve diğer bazı araştırmacıların güvenlik güçlerince gerek can güvenlikleri gerekse köyün boşaltılmış olması gibi nedenlerce engellendikleri de bahsi geçen başka bazı bilgilerdendir. Buna göre. Bu durum.

kullanılabildikleri aktarılmıştır.82 Hemen tüm kutsal emanetlerde olduğu üzere kitap için de kuşaklar boyu yaşatılagelen. kitap içerisinde muhafaza ediliyor oluşu. Benzer biçimde. Şah Delil Berhican’a ait olduğu iddia olunan mührün de dini uygulamalarda kullanıldığı yönünde bir veriye rastlanılmamıştır. mühürde ‘Süleyman’ın mührü’nün de (Sion Arması) bulunabileceğini. üzerinde Arapça yazıların bulunduğu ve altından yapılma olduğuna dairdir. Örneğin bir kaynak kişi. kişileştirilen kutsal emanetlerden bahsederken dahi belirgin bir çekingenliğin oluştuğu ve kullandıkları kelimeleri özenle seçtikleri de gözlemlenmiştir. sınırları oldukça belirgin tabular söz konusudur. mührün izlerini Türkiye ve çevresindeki diğer ülkelerin arşivlerinde. bütünlüklü bir algıya kavuştuğunu düşündürtmektedir. Aleviliğin tarihçesi bahsinde yeni kapılar aralayacağı ise kuşkusuzdur. Bu çalışmanın olası olumlu sonuçlarının. Belgenin. üzerinde tanımlayamadıkları bir şekil olduğunu ifade etmişlerdir. Kutsal emanetlere sadece Şah Delil Berhican’ın soyundan gelen seyitlerce dokunulabildiği ve hatta bu seyitler içerisinden de ancak ‘O’na layık olabilenlerce’ dinsel içerikli uygulamalarda çıkarılabildikleri. yönelttiğimiz sorular üzerine. araştırıcılar için cezp edici bir fikir olabilir. dinsel uygulamaların varlığından bahsedilmemektedir.Kitapla birlikte zarf içerisinde muhafaza edilen. kitapta olduğu üzere. Bazı kaynak kişiler. kutsal emanetlerle ilgili soruları yanıtlarken şunları söylemiştir: 82 Mühür ile ilgili yapılacak bilimsel çalışmaların ardından. yukarıdaki aşiret isimleri çerçevesinde araştırmak. Sağman Kralı’nca verilen belge de dönemin gelişmelerine kuvvetle ışık tutacak mahiyettedir. . Kaynak kişilerin çoğunluğunda. Mühür hakkında ulaşılabilen bilgiler. Öyle ki seyit soyundan gelen 50’li yaşlarındaki bir kaynak kişi dahi kitabı ömründe sadece iki kez ve döneminin en yetkin seyitlerinin ellerinde görebildiğini belirtmiştir. Bu belge hakkında.

Pirinç ya da benzeri bir maddeden yapılmıştır. Şah Delil Berhican’ın yazdığı iddia olunan bu yazıların da sağaltıcı nitelikte dualar olması kuvvetle muhtemeldir. Ancak bu duaların içerikleri ve hangi zamanda yazıldıkları ancak uzmanlarca yapılacak titiz çalışmalarla bilinebilecektir. . 83 Belirtilmelidir ki. kişiselleştirme ve tabu örneklerinin canlılıkla gözlemlendiği bir diğer önemli obje de kaynak kişilerce bahsi edilen ‘altın tas’tır. O’na ayan olsun yani ben o amaçlan ben Şıh Delil Berxican’ı burada gündeme getiriyorum. Kaynak kişiler. O’na ayan olsun yani ben onu kötülemek amacı ile değildir… Dünya tanısın diye söylüyorum. hemen her tarafını kaplayacak şekilde görülebilir olduğu söylenen yazıların Arapça olduğu da geçen ifadeler arasındadır. konuyla ilgili etnografik derlemeler yapmış araştırmacının elinde bu kabın fotoğrafları bulunmaktadır. O değerlerin hakkından biz insanoğlu gelemeyiz.“Bir de biz kendi açımızdan korkuyoruz bakmaya. Kurban olam. Böylelikle.83 Som altından ve yaklaşık 10 cm derinliğe sahip. Alevle seni yakar! Sudur seni götürür! Karanlıktır senin gözlerini kör eder!. özel bir kutu ve bezlere sarılı olan tas altın değildir. … Zaten adam korkar ona dokunmaya..” (Alan Notları: 15 – 04 . İçinde ve dışında eski yazı ile yazılmış yazılar bulunmaktadır. bu yazılardan ekseriyetle ‘şifalı yazılar’ olarak bahsetmekte ve ‘zaten hikmetinin de bu yazılarda olduğu’nu söylemektedirler. bilhassa üzerindeki yazılar kaynak kişilerce zikredilmektedir. Yani herkes kendisini böyle bi riske sokamaz.. O değerleri yüceltmek lazımdır. Tasın içinde ve dışında. Bizim ocağımız olduğu için şahsen ben korkuyorum bakmaya. Şah Delil Berhican’ın kutsal emanetleri içerisinde.06 / Pertek). Bu verilere göre. alırken de çok korktum. genişçe bir tas olduğu söylenen kutsal emanetin. Ben kutsal emanetleri aldım elime. Çünkü o değerlerle oynamak çok iyi bir şey değildir.

O’nun gönlüne hoş gelir. tasın ziyaretçilerinin ‘felçi’. Görevini şimdiye kadar yapmıştır. topluma ve doğaya ilişkin olayları istenen sonuçlar doğrultusunda.g. bilmiyorum ama sorduğum kadarı ile öğrendiğim kadarı ile bütün şifalı yazılar vardır. Kalbi çok geniş. Allah ondan bin defa razı olsun. o emanetlere. Bundan sonrasında da çok mükemmel yapar. hangi dinsel algılara götüreceğini de öğrenmek.g. o ocağa da layık bir insandır. diyorum ya. Dini seremoniler esnasında (çoğunlukla cem törenlerinde) ya da sadece bu emanete yönelik talip (Alevi) ve talip olmayanların (Sünni) ziyaretlerinde. Biz O’na Seyit X diyoruz… Kendisi yapıyor… Şimdi hâlihazırda bulunduğu yerde yapıyor.bu yazıların bizleri hangi tarihsel durağa.] Y’nin babası.k. Sadece bismillahirahmanirahim diyor ve Seyit X ‘bu bunun aşkına’ diyor ve kendisinin getirdiğini biz içiyoruz. Çoğu kült objesinde olduğu üzere. Yani. Yani Şah Delil Berxican’ın kendi şifaları ile kendi duaları ile yazılıdır üzeri” (Alan Notları: 15 – 04 . ben tabi Arapça okumadığımdan. Kaynak kişilerin çoğunluğu.k. Zaten fukara [Y’nin babasını kastediyor a. O’nun kalbi çok geniştir. Herhangi bir duaya gerek yok. [yanında oturan kişiyi işaret ederek a.] da o secereye. varolan gerçekliğin dışında -tasarıma dayalı doğaüstü güçler aracılığı ile değiştirmeye yönelik pratikler olarak da tanımlayabileceğimiz büyüsel işlemler içerisinde değerlendirilen ve ‘temas prensibi’ni esas alan uygulamalar üzerine görüşler.06 / Pertek). Sağolsun. Kendisi çok temiz. Öte yandan. başka rahatsızlıklardan 84 Etnolojik literatür içerisinde. Y’nin babası ve annesi yapıyor. Zaten. Zaten Seyit X. bu konudaki analizlerde sağlıklı başvuru kaynaklarıdırlar. o tasta bütün şifalı dualar yazılıdır. seyitlerin refakatinde ve yönlendiriciliğinde tas ile temas eden suyun içilmesi suretiyle gerçekleştirilen ritüeller oldukça yaygındır: “…Sadece berrak ve temiz su olsun. şüphesiz ki büyük bir ayrıcalık olacaktır. ‘sakat’ ve ‘deli’ olanlardan oluştuğunu bilhassa belirtmişlerdir. hoşgörülü bir insandır. . tas ile ilgili uygulamalarda da öne çıkan şey ‘temas’84 olgusudur. insana.

kendisi ile yüz yüze gelmeden sadece kerametine şahit olarak bahsi geçen belgeyi vermiştir. ‘yıl dönümü/bahar başlangıcı’ gibi önemli takvimsel süreçlerde düzenlenen cem törenlerinde ve yine yılın bu zamanlarında taliplerce emanetlere yönelik gerçekleştirilen ziyaretlerde. mekânlardaki. Şah Delil Berhican’ın özellikle bu tür hastalıklarda sağaltıcı güçleri olduğu bağıntısını akla getirmektedir. gündelik yaşam kültürünün dinsel algıya yaslanan tüm biçimlerinde. özellikle de ‘Veli Kültleri’ içerisinde karşılaşılabilmektedir. ‘12 İmamlar’. ‘Hızır Orucu’. Fakat Tunceli yöresinde görülen yaygınlık ve nesnelerdeki. Kutsal emanetler ile ilgili uygulamaların bir bölümünün de takvimsel uygulamalar ile gündeme geldiği anlaşılmaktadır. yereldeki Alevilerce ve Sünnilerce etkinlikle yaşatılmaktadır. aynı derecede ve işlevsellikte dinsel öğeler . Şah Delil Berhican’ın emanetlerinde de benzer sağaltma işlevlerinin yaşatıldığını düşündürtmektedir. benzer uygulamaların gerçekleştirildiği öğrenilmiştir. kutsal emanetler. Fakat Şah Delil Berhican’ın Sağman Kralı ile olan söylencesinde de geçen ‘felçli çocuğun sağlığına kavuşması’ durumu. canlılardaki çeşitlilik oldukça ilgiye değerdir. Zira Şah Delil Berhican’ı ve tarikatını onaylayan ve hatta ona çıralık veren Kral (yerel siyasi otorite). Özetle. kültik mekânları ve bunlarla ilgili olarak doğadaki bazı canlıları kişileştirme. benzer söylencelerden farklı olarak. Yaşadığı dönemde böylesi bir özelliği ile tanınmış olması. özellikle yörede canlılıkla yaşatılagelen kültürel bir olgudur. Şah Delil Berhican’ın emanetleri ve kendisi ile ilişkilendirilen bazı kutsal mekânlar. Kutsal emanetleri. Bu durumun benzer örnekleri ile Türkiye’nin birçok yerinde. Pertek’teki Sünni yurttaşlarda da yörenin bu özgünlüğünün yansımaları canlılıkla gözlemlenebilmektedir.ötürü de tasa ve diğer emanetlere yönelik ziyaretlerden de söz açılmaktadır.

olarak. Alan çalışmamız süresince. yöredeki faaliyetlerini ‘ziyaret’ olgusu üzerine kuruyor olmaları da anlamlıdır. fakat kültürleşmenin86 en özgün örneklerini sergileyen bu benzer kültürel örüntülerin ağırlık noktasını. yüzyıl başlarında bölgede kapsamlı faaliyetler sürdürmüş misyonerlerin varlıklarını ve bölgeye ilişkin bırakmış oldukları yazınsal kaynakları hatırlamak (Bayrak. Bu durumu. Öte yandan günümüzde benzer faaliyetlerin yürütücüleri ve taraftarları ile yapılacak çalışmalarda. söylemlerini hangi tarihsel dayanaklar üzerine kurduklarını. uzun yüzyıllar içerisinde inşa etmiş oldukları ortak kültürel örüntülerdir. Pertek civarında bilhassa Şah Delil Berhican’a ait kutsal emanetlerde ve yöredeki belirli kutsal mekânlarda gözlemlenen ritüellerde. aradan geçen uzun on yılların ardından.85 Şah Delil Berhican ve çevresinde örülen değerler sistemi ile ilgili kısaca değinmeden geçemeyeceğimiz bir başka önemli konu da yörede farklı etno-kültürel aidiyetler taşıyan insanların bu değerler sistemi etrafında. yerinde olacaktır. geçmiş süreci nasıl değerlendirdiklerini ve güncel sosyal gerçeklik ile olan ilişkilerini hangi etmenlerce ördüklerini karşılaştırmalı olarak ele almak şüphesiz daha faydalı olacaktır. yeni tartışma başlıklarının canlı örnekleri olarak da düşünülebilir. yabancısı oldukları toplulukların kült öğelerini kendi içlerinde araçsallaştırmalarının yine özgün bir örneği olarak değerlendirmek mümkün görünmektedir. ‘ziyaret’ kavramı içerisinde çoğu Sünni yurttaşın gündelik yaşamında yer almaktadır. yeni dini söylemler içerisinde de canlı bir figür olarak karşımıza çıkması durumu. . Şah Delil Berhican’ın kurduğu sosyodinsel örgütlenmenin ve benzerlerinin çoğunluğu oluşturması gibi esas bir belirleyenden kaynaklanan. günümüzde sıklıkla kullanılan bir kavram olan ‘senkretizm’in kapsamı ve işlevsel özellikleri açısından. karşılıklı olarak alıp verdikleri kültürel öğelerin zamanla içselleştirilmesini işaret eden. 86 Farklı kültürlerin çeşitli şekillerde temasları sonucunda. 1997). günümüzde de yeni dini söylemlerin. Yörede yaşayan Alevi ve Sünni yurttaşların dinsel tutumlarında ve davranışlarında merkezi bir rol üstlenen ‘ziyaret’ kültlerinin. Aleviliğin nerede başladığının ya da 85 19. varlıklarına tanıklık ettiğimiz Hıristiyan misyonerlerin dahi. özellikle de ziyaretler (kutsal mekânlar ve kutsal emanetler) dolayımı ile dinsel tutum ve davranışlar oluşturmaktadır. tıpkı seyit aileleri dolayımıyla bölgeye yerleşen yeni dinselliğin eskinin canlılıkla yaşatılan öğelerini kendi içlerinde yeniden üreterek özgün senkretizm örnekleri sergilemesi gibi. Antropolojik kavram. yüzyılda ve 20.

ilçe nüfusunun dörtte üçünden fazlasını oluştururlar.Sünniliğin nerelerde sonlandığının tanımını neredeyse imkânsızlaştıracak biçimler tespit edilebilmektedir. İlçe merkezinde ve ilçenin güneyinde kalan bazı yerlerde de Alevi yerleşimlerine rastlamak mümkündür. Pülümür ve Nazımiye ilçeleri dışında kalan bu mekânlardaki Sünni nüfusun dağılımı hakkında genel bilgileri şöyle verebiliriz: 1) İlin güney batı kısmında yer alan Çemişgezek ilçesi.3 Sünniler 2. Tunceli’nin idari tarihçesinde önem arz eden belirli mekânlar ile anlamlı bir şekilde örtüşmektedir.1 Güncel Coğrafi Dağılım Tunceli nüfusunun yaklaşık olarak yüzde 10’unu oluşturan Sünni yurttaşların ilde ikamet ettikleri yerler. az çok Tunceli geneli ve Çemişgezek ilçesi arasındaki ilişkiye benzemektedir. Bu köylerin yarısından fazlası ilçenin kuzey . Alevi yurttaşların çoğunluğu ilçenin kuzey doğusunda kalan daha sarp araziye yayılmış vaziyettedirler. Bugünkü Tunceli il merkezi ile Ovacık. Tunceli genelinde Sünni nüfusun en yoğun olarak yaşadığı ilçedir. İlçede sadece Alevi yurttaşların yaşadıkları köylerin sayısı yaklaşık bir rakamla sekiz olarak verilebilir. İlçenin geri kalan kısımlarında Sünni yurttaşlar yaşamaktadırlar. Sünni yurttaşlar. Çemişgezek içerisinde Sünni ve Alevi yurttaşların yerleşim alanlarının şekli.3. 2.

Kimi zaman da bu yerleşim birimlerinde ikamet edenler. Alevi ve Sünni yurttaşların birlikte yaşadıkları yerlerin başında ise Çemişgezek ilçe merkezi gelmektedir.doğusunda kalır. karışık yerleşimler gözlemlenmektedir. bağlı oldukları köyün dini ve sosyal yapısından farklı olabilmektedirler. Böylelikle burada yaşayan Alevi yurttaşların Tunceli’nin iç kesimleri ile olan bağları ve kültürel aidiyetleri daha ön plana çıkmaktadır. Ancak ilçe nüfusunun dörtte üçüne yakınını Aleviler oluşturur. Diğerlerinin ise ilçenin güney batı ve güney doğu kısımlarında olduğu görülmektedir. ilçe merkezi ve civarındaki bazı köy ve mezraların da içerisinde yer . güney ve doğu kısımlarında dağınık vaziyette yerleşiktirler. Alevi ve Sünni yurttaşların birlikte yaşadıkları bir köydür ve diğer çoğu örnekte de göreceğimiz üzere Alevi yurttaşlar buraya geçen yüzyıl içerisinde yaşanan göçlerle gelmişlerdir. güney ve güneydoğusundaki Alevi nüfusu oluşturan yurttaşlar ise Kurmanci konuşmaktadırlar. Sünni yurttaşlar ilçenin batı. Bu noktada. Çoğunlukla ilçenin güney kesiminde kalan bazı köylerde ve bir kazada. Örneğin tümüyle Sünni yurttaşların ikamet ettiği bir köyün mezrası yahut mezraları sadece Alevi yurttaşların yaşadığı yerler olabilir. Yoğunlaşma. Bu durumun tek istisnası ilçenin güney batısında kalan Biradi (Arpaderen) Köyü’dür. Yanı sıra. nüfusun sadece Sünni yahut Alevi olduğu kimi köylere ait mezralarda da karışık yerleşimlere rastlanılabilmektedir. Bazen de durum tersidir. Bu köy. İlçenin güney-batı. ilçede yaşayan Alevi yurttaşlar arasında anlamlı bir farkın açığa çıktığı gözlemlenmektedir: İlçenin kuzey doğusundaki sarp arazide kalan köy ve mezralarda yaşayan Alevi yurttaşlar Kırmancki konuşmaktadırlar. 2) Tunceli genelinde Sünni nüfusun ikincil olarak yoğunlukla yaşadığı ilçe Pertek’tir.

Burada da Sünni yurttaşların. İlçenin batı. Bu karışık yerleşmelerin başında Pertek ilçe merkezi gelir. güney ve doğu kısımlarında görülürler. . İlçede sadece Sünni yurttaşların yaşadıkları bazı köy ve mezralar da vardır. il genelindeki Sünni nüfusun. Mazgirt ilçe merkezinde ve ilçenin güney–güneybatı sınırlarını oluşturan Akpazar kazasında Sünni yurttaşların ikamet ettikleri görülür. Sünni yurttaşlar. Köy ve mezra yerleşimlerinin dışında herhangi bir resmi statüye sahip yerleşim biriminde sadece Sünni yurttaşların yaşadıkları görülmez. aynı zamanda alan çalışmasının da gerçekleştirildiği yerdir. Bu kısım. Ancak yine de Sünni yurttaşların yoğunlaştıkları yer. ilçenin güney–güneybatı sınırını oluşturan Akpazar kazasıdır. güney kesimlerde yoğunlaştıkları görülmektedir. Pertek’ten sonra gelen üçüncü önemli yerleşim alanıdır. Sünni yurttaşların yaşadıkları ilçe merkezinde ve geri kalan tüm yerleşim alanlarında karışık bir nüfus yapısı olduğu göze çarpar. İlçe merkezinde ve bazı büyük köylerde Sünni ve Alevi yurttaşların oturdukları yerler birbirlerinden çoğunlukla ayrıdır ve belirli mahalle isimleri ile ayırt edilmektedirler. İlçede sadece Sünni yurttaşların yaşadıkları kaza. 3) Tunceli’nin güney-doğu sınırlarında yer alan Mazgirt ilçesi. Takiben yine ilçenin batı. sadece Akpazar kazasına bağlı bir köyde yalnız Sünni yurttaşlar yaşamaktadırlar. Bunlar az sayıda ve birbirlerinden göreceli olarak kopukturlar. köy veya mezra hemen hiç yok gibidir.aldığı doğu kısmında görülür. kaza merkezinin de içerisinde olduğu. ilçede çoğunlukla Alevi yurttaşlar ile birlikte otururlar. Alan çalışmasının kesin olmayan verilerine göre. güney ve doğu hattını çevreleyen köy ve mezra yerleşimleri gelmektedir.

Yukarıda adı geçen Çemişgezek. 4) Tunceli’de Sünni yurttaşların yaşadıkları son ilçe Hozat’tır. Anadolu’nun çoğunlukla İran ve takiben Orta Asya kökenli tasavvufi tarikatlar dolayımıyla tanıştığı İslam kültürünün. beraberinde geliştirdiği yerleşik kültür ve buna uyarlı bir dinselliğin de tesisinde birincil derecede önemli bir etken olmuştur. yerleşik ve göçer kültürler ile kaynaşmasının uzantısında şekillenen biçimlerinin günümüzdeki Alevilik ve Sünnilik algılarına önemli katkılar sundukları söylenebilir. Tunceli’de Sünni yurttaşların yaşadıkları ilçeler içerisinde Hozat. Burada sadece. Bu bağlamda.İlçenin geri kalan tüm bölgelerinde yalnız Alevi yurttaşlar oturmaktadırlar. Böylelikle. Mazgirt ve Akpazar gibi ilçe yahut kaza merkezleri. yüzyıldan itibaren sağladığı göreceli hâkimiyet. Bu . İlçe merkezinde karışık bir yerleşim vardır ve çoğunluk Alevi yurttaşlardadır. Sünni nüfusun Alevi nüfusa oranla en az olduğu ilçedir. Hozat. ilçe merkezinde ve ilçenin Çemişgezek ve Pertek ile sınırları olan güney kazası Çağlarca’ya bağlı İnciga (Altınçevre) Köyü’nde Sünni yurttaşlar yaşamaktadırlar. esas olarak Osmanlı Devleti’nin bölgede 16. hâkim resmi söylem ve kanunların da güçlü bir şekilde yerleştiği mekânlara dönüşmüşlerdir. Pertek. Günümüz Tunceli’sinde karşılaşılan ‘Sünnilik’ algıları açısından bakıldığında da bu merkezlerin önemli birer kültür taşıyıcısı ve çekim merkezi olduğunu öne sürmek mümkündür. uzun yüzyıllar içerisinde. geçmişleri oldukça eski tarihi devirlere uzanan önemli ticari ve idari mekânlardır. İnciga’da da kısmen karışlık bir yerleşim gözlemlenmekle birlikte çoğunluğun Sünni yurttaşlarda olduğu söylenebilir. bölgede bulunan ve Osmanlı’nın devraldığı ticari ve idari merkezler. ilin idari ve sosyal tarihçesinde de görüldüğü üzere.

Pah. şüphesiz bu dini kabul eden toplulukların yaşam biçimlerine. Pertek. Bu süreci özetle aktarmak istersek. En eski tarihi devirlerden günümüze. Ancak din.merkezlerde kontrol altında tutulan bölge genelindeki üretim ilişkileri ve süreçlerinin toplam sonuçlarının değişim değerleri ve bunları düzenleyen hukuk. ortadan kalkarken. güney ve kuzey açısından da durum farksızdır. yörede önemli ticaret merkezleri konumunda olan güney ilçeleri ve civar yerleşimlerdeki Sünni toplulukların. Tunceli açısından. bu temel ayrımlaşmada doğrudan insan ihtiyaçları temelinde yeniden ve yeniden üretilerek mevcut hayata sorunsuz bir şekilde uyarlanmaktadır. Kızılkilise) Osmanlı yönetimi süresince civardaki daha büyük merkezlere bağlı oldukları ve sıklıkla bu statülerinin değiştirelegeldiği anlaşılmaktadır. Göçer ve yarı-göçer topluluklarda. yüzyıldan itibaren Anadolu’da hâkim din kimliği haline gelen İslam. kesin bir ayrıma işaret etmekten uzaktır. merkezi devlet sistemine ve onun dini–sosyal kurgusuna bağlı olmanın sonucunda daha kitabi bir şekil almıştır. bu vilayeti oluşturan kazaların (Çemişgezek. merkezi devletin etki alanının genişlemesine yahut daralmasına paralel olarak. 11. Kuzuçan. iç-Tunceli’ye doğru genişlemeleri yahut daralmaları bu anlamda açıklık kazanmaktadır denebilir. Mazgird. Çarsancak. Şüphesi bu. toplumsal örgütlenme biçimlerine göre bir şekil almıştır. Tunceli’nin bugünkü nüfus yapısını belirlemiş olduğu görülmektedir. 1839 Tanzimat . şunlar söylenebilir: Dersim’in (Tunceli) 1880’de vilayet haline getirildiği güne kadar. insan hayatının bir ürünü olarak. aynı merkezlerin süreklilik arz eden kültürel mekânlara dönüşümlerinde en önemli etkenler olagelmişlerdir. Bu farklı dinselliklerin. yerleşik toplumlarda. İslam’ın öngördüğü ibadet pratikleri bu hayata uyarlanır. Ovacık.

Tunceli açısından süreklilik arz eden bir asayiş ve egemenlik sorununa dönüşmüştür. yüzyıla kadar yukarıda sıralanan merkezler açısından özerk ve Tunceli’nin iç bölgeleri açısından ise neredeyse bağımsız ilerleyen süreç. Yavuz Sultan Selim döneminde Osmanlı’nın Çemişgezek Beyliği ile kurduğu ilişkinin etki alanında. bölgenin gerek idari gerekse ticari ve sosyal yaşamının odaklaştığı yerlerin başında 87 Burada dikkatle vurgulanmadan geçilmemesi gereken bir husus da ilgili merkez ve civarındaki Sünni nüfusun yanı sıra aynı etki alanında kalan yerleşik ve göçer Alevilerin de iç Tunceli ile yaşanan çatışmalarda aynı süreçleri yaşamış olduklarıdır. yüzyılın ikinci yarısında ve 20. Denebilir ki Osmanlı’nın Tanzimat ile başlattığı reform süreçleri ile paralel bir şekilde yürütmeğe başladığı doğu politikaları. . bu yüzyılda yeni baştan tesis edilmek istenen idari hukuk ile bozulmuştur. Müdahalelerin bir yönü idari düzenlemelerdeki değişiklikler iken bir diğer yönü de yine ilki ile bağlantılı olarak askeri faaliyetler oluşturmaktadır. Burada konumuz açısından belirleyici olan ise. Bu hali ile. bölge ile birlikte Tunceli’nin de etkinlikle müdahalelere uğradığı görülmektedir.87 Yılmazçelik’in (1998) başbakanlık arşivlerindeki Osmanlı dönemi idari belgelerine dayanarak hazırladığı çalışmasından anlaşıldığı üzere. Tunceli’deki Sünni nüfusun yerleşim alanlarının yaşadığı değişimler de anlamlı bir hareketlilik kazanmaktadır. güney ve güney-doğu hattında uzanan merkezlerin giderek daha önemli hale gelişleri ve nüfuz alanlarının. Dolayısı ile bu idari merkezler ile kuzeyinde kalan iç kesimler arasında başlayan gerilimli ve çatışmalı ilişkiler 1938 yılına değin neredeyse bir yüz yıl kadar devam etmiştir. 19. 19. iç–Tunceli’deki aşiretler ile olan sınırlarının genişleyip daralması süreçleridir. yukarıda zikredilen ve ilin güney-batı. yüzyılın başlarında yukarıda bahsettiğimiz merkezler.Fermanı ile birlikte Osmanlı’nın doğu politikaları ve bu yüzyılda gelişen tarihi süreçlerde.

yüzyılın ikinci yarısında Dersim sancağına bağlanan kazalardan temin edilmiştir. Mazgirt.gelmektedirler. Madenlerin yanı sıra bölgedeki ticari hareketliliği destekleyen diğer önemli faaliyetler de kazalardaki zanaat üretimi ile bu malların değiş tokuş edildiği yerel tarım ve hayvancılık olmuştur. Bu faaliyetlerle uğraşanlar yerel bazı vergilerden muaf tutulmuşlardır. Günümüz Tunceli’sinde hâkim olan tarımsal üretimin bağımlı olduğu zorlu coğrafi koşullar. 1998: 175). Keleklerle yapılan bu ulaştırma işinin ücretleri Maden idaresince sağlanmıştır” (Yılmazçelik. Kömürlerin maden işletmesinin olduğu yerden çok uzaklardan getirilmesi ise Fırat Nehrinden istifade edilerek ‘kelekler’ vasıtası ile yapılmıştır. Bu hareketliliğin temel itici güçlerinden birisi bugünkü Tunceli’nin güney komşusu olan Elazığ ilindeki ve daha güneyde kalan Diyarbakır’daki madenlerdir. Kemah. Pertek ve Mazgirt . Bu madenlerin işletilebilmesinde hayati derecede rol oynayan ağaç kömürü bugünkü Pertek ve Mazgirt ilçelerinden karşılanmaktaydı. zira işlerini iç Tunceli’deki toplulukların süreklilik gösteren baskınları altında yürütmektedirler. Bu konuda Yılmazçelik şunları belirtmektedir: “Maden işletmesine lazım olan kömürler ve kütükler bu dönemde Çarsancak. Kuruçay. İlde tarıma elverişli kısıtlı alanların neredeyse tamamına yakını bugünkü Çemişgezek. fazlasıyla geçerlidir. Pertek ve Gürcanis gibi 19. Özellikle Çarsancak kazasındaki bazı köyler bu iş ile görevlendirilmiş ve dağlarda yakılan kömürler onlara naklettirilmiştir. Bu tarihsel kesitte yaşanan çatışmalı durumun yanı sıra etkin bir ticari hareketliliğin de varlığını koruduğu anlaşılmaktadır. bu yıllarda kullanılan üretim araçlarının sahip olduğu teknik düzey düşünüldüğünde. Bunlar aynı zamanda nüfus hareketliliklerinin de önde gelen belirleyenleridirler.

I. Bu etken. yerli halka altı ay vadeli mallar pazarlamakta ve yüksek faiz uygulamaktadırlar. Buna göre.ilçelerinde bulunmaktadır. Sünni ve Alevi toplulukları kapsadığı dönemin belgelerinde de açıklıkla görülmektedir. Hatta günümüzde dahi kimi örneklerine rastlamak olasıdır. Böylelikle topraksızlaşan köylüler zorunlu olarak daha büyük yerleşim birimlerine yahut başka bölgelere göç etmektedirler. İran’dan gelen ve bu kazalardaki ticari hayatın önemli bir parçası olan ‘çerçiler’. Bu konuda ilgi çekici olan ayrıntı benzer süreçlerin tüm bir 20. Dünya Savaşı’na kadar yanşan geniş ölçekli çatışmaların akabinde göç ettirilen Aleviler ve bu savaş sırasında göç ettirilen Hıristiyanlar (Ermeniler) ile . Bu hareketlilikleri tetikleyen diğer sosyal olayların başında ise 19. bölgedeki nüfus hareketliliğin en önde gelen belirleyenlerinden birisidir aynı zamanda. Çoğunlukla üretimin düşük niteliğinden ve elde edilen ürünün ‘ortaklarının’ fazlalığından ötürü karşılanamayan faizler. Ancak bu arazilerin de tam olarak işletilemediği ve çoğunlukla “ortakçılık” olarak tabir edilen bir yöntemle işlenebildiği anlaşılmaktadır. Dolayısıyla yerleşik nüfus içerisinde kendisini süreklileştiren bir topraksızlaşma hali açığa çıkmakta ve topraksızlaşan köylüler de zamanla göç etmektedirler. Bu temel geçim süreçlerinin tetiklediği nüfus hareketliliklerinin Cumhuriyet öncesi dönemde bölgede bulunan Hıristiyan. Yılmazçelik’in (1998: 177) Osmanlı belgelerinden aktardığı bir başka önemli husus da köylülerin topraksızlaşmasında belirleyici olmuştur. yüzyılın ikinci yarısından 1938’e kadar uzanan çatışmalar ve bu tarihten günümüze dek geçen süreçte yaşanan siyasi ve askeri gelişmeler gelmektedir. ancak değerinin altında elden çıkarılan toprakla karşılanmaktadır. yüzyıl boyunca da bazen artan bir ivme ile devam etmiş olmasıdır.

Eldeki arazi ve evlerin neredeyse tümüyle . Sünni nüfusun 1970’li yıllara kadar yavaş yavaş azalmasının temelinde ekonomik nedenlerin yattığı anlaşılmaktadır. 1938 sonrasında ise. bugünkü sayıları ve yerleşim alanlarıyla kıyaslandığında. Şüphesiz ki bu etkinlik. özellikle 1950’lerden itibaren ülkede başlayan iç ve dış göç dönemleri. bölgedeki nüfus hareketliliklerinin en önemli unsurları olmuşlardır. Özetle. Özellikle 1938’in ertesinde iç Tunceli’ye yerleştirilmeye çalışılan Sünni toplulukların hemen hepsinin kısa zaman sonra tekrar geldikleri yerlere yahut daha büyük tarım arazilerinin olduğu şehirlere dönmüş oldukları bilinmektedir. Mübadele ile getirilen Sünni toplulukların önemli bir kesiminin zamanla bölgeyi terk ettikleri ve günümüzde bu topluluklardan arta kalanların da Elazığ gibi tarıma daha elverişli illere göç etmiş oldukları belirtilmelidir. Tunceli’nin yerlisi olmayan Sünni topluluklar. Alanda gerçekleştirilen görüşmelerin hemen tümünde bu olgu gerek Sünni gerekse aynı sürece dâhil olmuş Alevi yurttaşlarca belirtilmiştir: Tarım alanlarının kısıtlılığı. burada kalıcı bir nüfus gücü olmamışlardır. Boşaltılan köylere çoğunlukla içTunceli’den gelen yahut getirilen göçer ve yarı göçer Alevilerin yerleştirilmesi bazen de çevre illerden ve hatta mübadele ile Balkanlardan getirilerek boşaltılan arazilere yerleştirilen Sünniler. elde tutulan idari yöneticilik pozisyonlarından ve bu statünün üzerinde yükseldiği yerel ekonomik hayatın kontrol edilebilirliğinden kaynaklanmaktaydı. 1938’de Tunceli’de Cumhuriyet’in kurulmasına kadar bahsi geçen yerleşim merkezlerinde ve etki alanlarında. düşük verim ve artan nüfusun getirdiği tarım arazilerinin bölünmesi. Sünnilerin etkin bir nüfus gücü olduğu söylenebilir. bölgenin güney ilçelerinde başlayan nüfus hareketlerinin temel belirleyenidir.benzer şekilde 1938’de boşaltılan Alevi ve oldukça sınırlı da olsa bazı Sünni köyler bu türden hareketliliklere en çarpıcı örneklerdir.

Nazımiye ve Tunceli il merkezi gibi bugün tümüyle Alevi yurttaşların oturduğu ilçe merkezlerinde yaşayan az sayıdaki Sünni nüfusun da tamamı ile göç etmiş oldukları. 1970’li yıllarla birlikte. Bölümde değinilecektir. Örneğin bu döneme dek Sünni nüfusun yoğunlukla oturduğu ve yerel ekonomi ile idari-sosyal süreçleri kontrol ettikleri Pertek’e bağlı Pınarlar nahiyesi ve civar köy ve mezralar bu süreçte tümüyle terkedilmiştir. Yine 1970’li yıllarda Keban Barajı’nın tamamlanması ve su tutulmaya başlanması ile Murat Nehri vadisindeki köylerin boşaltılması. esas olarak sahip olunan din kimlikleri üzerinden yükselen kamplaşma ve çatışmalar.iç-Tunceli’den gelen yurttaşlara satışı karşılığında elde edilen sermayenin büyük şehirlerde yahut yakın ve verimli ovalarda gerçekleştirilen yatırımlarda değerlendirilmesi özellikle Sünni nüfusun azalmasında belirleyici olmuştur. Geride bugün toplam olarak yaklaşık 11 hanenin bulunduğu ve çoğunda karışık yerleşimlerin olduğu kimi mezralar kalmıştır. yüzyıl içerisinde. Özellikle çalışmanın gerçekleştirildiği Pertek’in doğu bölümü. Cumhuriyet döneminde bölgede yaşayan Sünni nüfusun bir başka önemli göç nedenlerinden birisine işaret etmektedir. Benzer biçimde 20. ilin güney kesimlerinde yaşayan Sünni nüfusun büyük ölçüde azalmasında rol alan önemli etkenlerden birisidir. 1970’lerin sonlarına doğru Maraş ve Çorum olaylarının yaşanması göçü hızlandıran diğer etkenlerdir. Su altında kalan köylerin boşaltılması. . Yanı sıra gittikçe şiddetlenen siyasal çatışmalar. Ovacık. Pülümür.88 88 Bu konuların ayrıntılarına III. özellikle orta yaş üzeri kaynak kişilerce belirtilmiştir. bu süreçten en fazla etkilenen yerlerden birisi olma özelliği taşımaktadır. daha iç kesimlerdeki hareketliliği de beraberinde getirmiştir.

coğrafi dağılımı itibarıyla bugün Çemişgezek haricinde oldukça önemli oranlarda azalmıştır. 2. Tunceli’nin sosyal tarihi içerisinde 1938’e eşdeğer.2 Değişen Sosyal Yaşam Tunceli’nin iç kesimlerinde yaşayan Alevi topluluklar açısından 1937–1938 yılları. Sünni nüfusun bugünkü coğrafi dağılımını belirlemesinin yanı sıra Alevilik ve Sünniliğin günümüzdeki algılanma biçimlerine de ciddi derecede etkide bulunmuştur. Bu yıllar içerisinde. Yukarıda özetlenen tarihsel gelişmelere bağlı olarak Sünni nüfus. hayatta kalanların algılarında bir daha geri gelmeyecek eski bir dünyaya ait anlatılara dönüşmüştür. Ancak yine de önemli bir kesim. Pertek ilçe merkezi bu göçlerden etkilenerek geleneksel Sünni yerleşimcilerini korumakla birlikte bilhassa ilçenin doğusunda kalan kırsal yerleşimlerindeki nüfus önemli oranda azalmış ve geriye sınırlı sayıda aileler kalmıştır. özellikle alan çalışmasının yürütüldüğü Pertek’in doğu kısmındaki köy ve mezralarda ikamet eden Sünnilerin hemen tümü yaşadıkları yerleri terk etmiş ve devletin dolaylı müdahaleleriyle bir kısmı geri dönmüştür. Bu tarihin öncesi. Bu tarihsel kesitte var olan geleneksel . çevre illere özellikle de Elazığ’a yerleşmiştir. geri dönüşü olmayan bazı sosyo-kültürel sonuçlara yol açan bu yıllardaki hızlı gelişmeler. taşıdıkları kültürün neredeyse tüm boyutları açısından bir milat işlevi görmüştür.3.1980’li yıllarda göreceli olarak durulan göç olgusu. 1990’lara doğru başlayan ve bu yılların ilk yarısında gittikçe şiddetlenen çatışmalar ile birlikte yeni ve farklı bir boyut kazanmıştır.

Tunceli’de de başlangıçta Pertek gibi bulunduğu yerelde önemli idari merkezlerde Cumhuriyet ideolojisinin aktif destekçileri ile yeni dönem inşa edilmeye çalışılmıştır. bir bakıma. sadece seyitler için geçerli olabilmiştir. Şüphesiz ki bu durum. benzer değişim süreçlerinin çok daha erken yıllardan itibaren yaşanmaya başlamış olduğu görülmektedir. Ülkenin birçok yerinde olduğu gibi.yaşayışın üretim ilişkileri ile bu ilişkilerin üzerinde temellendiği sosyal hayatın belirleyici aktörlerinden olan ağalar ve seyitler. Tanzimat’tan Cumhuriyet’e uzanan süreçte Osmanlı Devlet politikasının yörede aldığı biçimin yeniden tesisi olmuştur. Bu. Zira artık ağaların kontrol ettikleri sosyal hayat. Genç kuşakların ve şehir mekânlarındaki topluluk üyelerinin gündelik yaşam kültürlerinde giderek azalan popülerlik ve işlevleri karşısında. Seyitlerin de etkinlikleri bu yeni süreçte ciddi oranda törpülenmiştir. bölgenin denetiminde etkinlikle kullanılmaya çalışıldığı anlaşılmaktadır. 1938’e dek yerel ortak pazar ilişkileri bulunmayan iç Tunceli ile bu ağalar arasında her daim bir iktidar çelişkisi ve idari kontrolsüzlük durumu vücut . ulus devletin kurum ve kanunlarınca doldurulmuştur. Sünniler açısından bakıldığında ise. bu toplulukların tümüyle değişen yeni dünyalarında ancak kamusal alanın dışında kalabilen sosyal süreçlerde varlık gösterebilmişlerdir. günümüze uzanan tarih açısından. Cumhuriyet Devrimi’ni takip eden yıllarda. Zira Osmanlı döneminde de yerel ağaların –ki bunlar bilhassa ilin bugünkü güney kısımlarda yaşayanlardır. kırsal bölgelerde tutunmaya çalışmışlardır. Osmanlı ve bu yerel yöneticiler arası ilişkilerin de çoğunlukla kırılgan ve düzensiz olduğu bilinmektedir. bu bölgede Osmanlı’dan tevarüs eden kurum ve bazı idari ilişkilerin etkinlikle kullanıldığı anlaşılmaktadır.

yüzyıl sonları ve 20. 1999. değer ya da yaşam biçimi öğeleri yaratmaları” (Aydın ve Emiroğlu. yüzyıl başlarında. davranış. yine bu merkezlerden başlayan ve etki alanına yayılan yeni bir kültürlenme90 sürecini doğurmuştur. devletin yerel topluluklarla ilişkileri ve uyguladığı politikalar için bkz.bulmuştur. Dersimi. davranış. 2003: 537). Kimi zamansa bu zıtlıklar yerini. devlet karşıtı aşiret ittifakları ile birlikte hareket etmeye bırakmıştır. Sünni yurttaşlar arasındaki temel din kimliği ve bu kimlik üzerinde temellenen etniklik algılarındaki değişimleri de koşulladığı görülmektedir. Bu ailelerden bazıları civar köy yerleşimlerinden. Tankut. 1998. . 2000. o toplumun farklı kesimlerinden gelen ve o kesimlere özgü farklı tutum. 1990. 1999 ve Akgül. 2003. yüzyılın başlarında ve Cumhuriyet Devrimi sonrasında. Böylelikle Sünni nüfus içerisindeki geleneksel bazı sosyal kurum ve süreçler de giderek artan bir hızda çeşitli değişimler göstermişlerdir. 89 19. kendisini Sünni olarak tanımlayan yurttaşlardır. ancak o toplumsal çevreye uyumlarını kolaylaştıran yeni kültürel tutum. Pertek gibi yeni ilçe merkezlerine yerleşmiş ve Cumhuriyet kurumlarında yerel yöneticilik görevleri üstlenmişlerdir. 1970’li yıllara kadar gelen süreçte Pertek ilçe merkezinde hâkim nüfus. Günel. 1998. değer ve yaşam biçimi özelliklerine sahip grupların. yeni bir toplumsal çevreye girmeleri durumunda daha önce sahip oldukları özelliklere benzemeyen ama yeni girdikleri toplumsal çevreye de ait olmayan. Ancak bu nüfusun da kendi içerisinde kimi farklılıklar taşıdığı anlaşılmaktadır. Bu farklılıkların. Cumhuriyet’in 1920’li yıllardan başlayarak bu merkezlerde kurumlaşması ve varlığını kalıcılaştırması. Hezarfen. 90 Antropolojik bir kavram olan kültürlenmenin içeri şu şekilde verilebilir: “Belli bir toplumda. Cumhuriyet’le birlikte yeni sürecin kurumlarında etkinlikle boy göstermiş ve Cumhuriyet’in yörede tesisinde oldukça önemli roller almışlardır. 1998. Yılmazçelik. 1972. 1992. Uluğ. Bu süreci Pertek özgülünde değerlendirmek istersek alan çalışmasından elde edilen verilere göre şöyle bir tablo çıkarabiliriz: 20.89 Ancak Çemişgezek. 2001. geçmişten günümüze. Pertek ve Mazgirt gibi kazalarda bulunan ve etki alanında yerli Sünni nüfusu da kontrol eden bazı büyük aileler. Hallı. Sevgen. JUK.

Gerçi gidenler de geri dönmediler yani… Gidenlerin hemen hepsi o büyük arazilerini. Kendi genç kuşaklarını hep bu Cumhuriyet kurumlarında yetiştirdiler ve çok önemli noktalara dek gönderdiler. 1) Pertek’in yerlileri ve dışarıdan gelenler: “ Yine 1970’lere dek esasen Pertek nüfusunu oluşturanlar buranın en eski. Bir kısmı sonradan Sünnileşmiş Alevi ve Ermenilerdir. buradaki taşınmazlarını falan hep sattılar ve büyük şehirlere gittiler. Dilekler ve bizim gibi işte… Bu ailelerin hepsi Cumhuriyet’e sahip çıktılar. Sünnilik boyutu ile ele alınmaya çalışılmıştır. Bu. Takiben. bugün de böyledir. Yani ama oralarda da gene hep önemli mevkilere geldiler… Bu yüzden bugünkü Sünnilerin çoğunluğu aslında Pertek’in yerlisi değildir. Öztürkler. Bu notların derlendiği kaynak kişilerin çoğunluğunun yukarıda bahsi geçen ailelerden geldikleri ve yine çoğunlukla 50 yaş üzerinde oldukları özellikle belirtilmelidir. Bunların hepsi yani Alevisi. İstiklal Mahallesi Sıptınik’ti. Bu aileler tam anlamı ile Cumhuriyetçi ve laik insanlardı…. Hozat’tan dahi gelip buraya yerleşen Sünni aileler de vardır… . Yani mesela Yolgalar. Civelekler. Kaledibi Mahallesi Şebşebik’ti. böyleydi yani… Bunların bir kısmı da civar köylerden gelen Sünni ailelerdir. konu hakkındaki tartışma daha somut veriler üzerinden değerlendirilmeye ve yürütülmeye gayret edilecektir. kökenlerinin Hozat’lı olduğu söylenir. Böylelikle Pertek’te değişen sosyal yaşam. Tabi şimdi farklı… Hatta Dalokayların dahi Hozat’tan geldikleri. en köklü aileleriydi. Yine bak. Önceden bu durum daha fazlaydı. Cam-i Kebir Mahallesi Şorguy’du.Aşağıda. Sünnisi bu satılan arazileri almış öyle gelmiş yerleşmişlerdir ama hepsi köylüdür yani okur – yazarlıkları azdır. bu süreci çarpıcı anekdotlarla ortaya koyan bazı alan notlarına çeşitli başlıklar altında yer verilmiştir. ona hep bağlı kaldılar. Mesela bu Ermenilerin Pertek’teki mahalle isimleri zamanla hep değişmiştir: Bu Derebaşı Mahallesi eskiden Sağmınik’ti. Dalokaylar.

ticaret onlardaydı. Bu durumda Aleviler burada okuyan çocukları için Sünnilerin evlerini kullanırlardı. Bir de bilhassa kadınlar bu konuda örnektir yani burada da hala böyledir…” (Alan Notları: 02 – 07 – 06 / Pertek). Diğerleri de gelir Sünnilerin evlerini ya da bi göz odayı kiralarlardı. çocuklarını kurtaracak bir şey yoktu. Ben gençlerin Kürtçe konuştuklarına rastlamıyorum. Çoğunlukla ekonomisi güçlü. nüfus hareketleri ve topluluklar arası ilişkiler: “1970’ler öncesinde buradaki hayat hem Aleviler hem de Sünniler açısından dayanışmayı. çoluğunun çocuğunun buradaki masraflarına harcardı. Yani tabi ben çok daha eski geçmişlerini bilemem… Ama diğer Sünni aileler. Buradaki devlet dairelerinde de onlar vardı. Ama kesinlikle bu aileler Türkçe konuşurlardı. 2) Bazı tarihi süreçler. Şimdi yok. prestijli ailelerden kendilerine kirve edinirlerdi.Bu eski. köklü ailelerin hemen hepsi Türkçe konuşurdu. Onlar öyle kalabalık nüfusla buralarda barınırlardı öğrenciler… Ama Aleviler hakikaten okumaya çok önem veren insanlardı. Bana kalırsa Türkçe’nin konuşulmaması daha ziyade eğitim eksikliği ile ilgili bir durumdu. bi ineği dahi olsa götürür satar. İşte Sünniler Pertek’te otururlardı. Yani adamın bi keçisi. Aleviler de ise bu durum çok daha yaygındır. Esnaflık. Ben küçüklüğümde Kürtçe konuşan kimse bilmem mesela. okutmaktan başka. yani göç edip gelenler. davarın peşinde geçiyor. Alevilerinse okumaktan. . yardımlaşmayı zorunlu kılıyordu. Fakat günümüzde artık bu ailelerden daha ziyade yaşlılar kendi aralarında Kürtçe konuşuyorlar. Mutlaka okuturdu çocuklarını. Bundan çekinmezdi. Tabi bir de o dönemlerde Kürtçe konuşmak hoş karşılanmayan bir şeydi. Mesela bak Şavaklılar… Bütün bir hayat dağda. Eskiden bu konuda belirli bir baskı vardı. Şavaklı Alevilerde de Sünnilerde de durum böyledir. ekseriyetle kendi aralarında Kürtçe konuşurlardı.

Böylelikle tabi buradaki ekonomik durumları da düzelmeye başladı zamanla… Şimdi. çeşit yoktu. O yıllardan sonra burada Alevi nüfus gittikçe arttı. “Ticaret çok kısıtlıydı burada. Çıkar meselesinden… alış veriş eder oldular. değişmemişlerdir yani…” (Alan Notları: 05 – 07 – 06 / Pertek). Çok az mal vardı. Bir dönem öyle oldu ki Aleviler Alevilerden. “İşte esasen o baraj olayı buradaki yapıyı çok değiştirdi bana kalırsa. Yani hep demokrat ve ilericiydiler. Ama işte onların buralardan gidişleri ile onların sattıkları arazilere gelip yerleşen bu köylü Sünni kesim ve Pertek’teki diğer Sünniler o yıllarda artan Alevi nüfus ile birlikte bi zıtlaşmaya gittiler ve sağcılaştılar. Şimdi böyle olunca tabi çekişmeler de çok oldu esnaf içinde. Bu seksenden sonra (1980) çok değişti gençler…” (Alan Notları: 03 – 07 – 06 / Pertek). Çalışmaya yani. Son yılarda da bu gene ön plana çıktı… Fakat o aileler hala da aynı fikirlere sahiptirler. mühendisler… Şimdi böyle değil. dişini tırnağına takar ve mutlaka bir yere gelirdi. kahvehanesine. Kimse kimsenin mekânına. Aynı zamanda Aleviler de yurtdışına gitmeye başladılar. Sünniler de sadece Sünnilerden Pertek).06 / . Hem köylüsü hem de genci.O dönemin insanları bi başkaydı. böyle olunca da bir de tabi üzerine o kamplaşmalar falan geldi. Yani çoktur şimdi o dönemde bu koşullarda okuyup da şimdi iyi bir yere gelmiş olanlar. Türkçü oldular. lokantasına gitmez oldu.” (Alan Notları : 06 – 07 . Yani çok az dükkân vardı. Yani giderek daha tutucu oldular. işçi olarak. Bu aileler hep Cumhuriyetçilerdi. esnaflığa falan başladılar. Doktorlar. “Bu Pertekli Sünnilerin siyasi tutumlarındaki değişimler aslında bence tamamiyle bu büyük ailelerle ilgilidir. Bence bi çok sorun da buradan çıktı. Okuyanı. bu sefer Aleviler de yavaş yavaş mal mülk alıp yerleşmeye.

“Ama zamanla böyle kavgalarla.Bir de burada köylü Sünniler. durumu Sünniler açısından değerlendirmek istersek: Osmanlı döneminde geniş arazilere. yüzyıl başlarında Türklük ve Kürtlük. taşınmazlara ve sermayeye sahip olan bazı ailelerin Cumhuriyet ile birlikte yeni dönemin de yerel aktörleri oldukları görülmektedir.07 – 06 / Pertek). gerek Aleviler ve gerekse Sünniler açısından Cumhuriyet sonrasında da önemli ölçüde varlığını koruyan geleneksel hayatın geri dönüşü olmayan değişimlere geçişini işaret etmektedir. krizlerle yaşanamayacağı görüldü. Daha önce de belirttiğimiz üzere. bu bölgede 20. Buna göre. tabi olunan dini aidiyetlere göre belirlenen etniklik algıları olduklarından. Yeni Cumhuriyet devletinin modern ve laik ulus kurgusu yerel önderlerce de benimsenmiştir.” (Alan Notları: 06. Yukarıdaki anlatıların esas olarak üzerinde odaklandıkları ve yorumların da buna göre yapıldığı tarihsel kesit 1970’li yılların öncesi ve son noktası 1980’ler olan sonrasıdır. Çünkü bu ayrım. Onların bu sağ örgütlere kayışı daha kolay oldu” (Alan Notları: 06 – 07 – 06 / Pertek). Bu duruma yol açan önemli etkenler arasında 1923 öncesi Osmanlı dönemi ve 1938’e dek gelen Cumhuriyet süresince bölgede yaşanan çatışma ve bazen de toplu isyan hareketleri karşısında bu ailelerin merkezi yönetimle kurdukları sıkı dayanışma vurgulanabilir. Sonunda Alevilerden Dedeler ve bazı ileri gelenlerle. mesela Barmazlılar. daha koyu dindar tiplerdi. ulus devletin ortaya koyduğu Türk yurttaşlık kimliği herhangi bir etniklik itirazı . Buradaki aktarımlar bilinçli bir şekilde bu ayrımlar ekseninde seçilmişlerdir. Sünnilerden bu eski ailelerden kalanlarla işte demokrat ileri gelenler bir araya geldiler ve yavaş yavaş duruldu o zaman. Bu aileler açısından Cumhuriyet ideolojisinin kabulünde ve tesisinde ciddi bir çatışmanın olmadığı anlaşılmaktadır.

Bununla birlikte. kırsal yerleşimlerde yoğunlukla ikamet eden Sünnilerin de bu yeni etniklik kategorisine geçişlerinde de ciddi bir problem yaşanmamıştır. Bunlar. çoğunlukla Pertek gibi küçük kent mekânlarının alt sınıflarına mensup aileleri ve özellikle kırsal yerleşimlerde ikamet edenlerde. Gerek Cumhuriyet öncesi dönemde gerekse 1970’li yıllara kadar. gündelik yaşamları içerisinde önemli bazı değişimleri de tetiklemiştir. Ancak görünen odur ki günümüz itibarıyla mevcut Sünnilik algısının içeriğini dolduran siyasi tutum ve davranışların kökenleri. Geleneğin. Böylelikle yörede birbirini tanımlayan Sünnilik–Türklük kurgusu. Bu sıkıntısız geçişin önemli bir başka etmeninin de Türk ulus kimliğinin önemli bir bileşeni olan dini boyutunun. önemli ölçülerde bu kırsal kökenli Sünnilerin ve kent yoksullarının geleneksel yaşayışlarını yönlendiren kimi kültürel algılardan hareket etmektedir. Pertekli yerli ailelere benzer şekilde fakat kırsaldaki Sünni . her ne kadar laik toplumsal kurgu içerisinde törpülenmişse de millileştirilen Sünni–İslam’ın içeriğinde hayat bulmuş olmasından ileri geldiği öne sürülebilir. Ancak. Sünnilik üzerine temellenen geleneksel hayatın ve gündelik yaşam kültürü dinamiklerinin koşulladığı kimlik algılarının 1970’li yıllara kadar etkin biçimde devam ettiği ve sonrasındaki sosyal– siyasal süreçlerde belirleyici olduğu anlaşılmaktadır. kuvvetle hissedildiği bu kesimlerin 1970’li yıllara doğru modernleşmeyle ve kamusal süreçlerle giderek artan bir düzeyde tanışmaları. tam olarak yeni süreçte de kendisine yaşam alanı bulabilmiştir. bazı sosyal kurum ve aktörleriyle.olmaksızın hayata geçmiştir. geleneğin etkinlikle yaşatıldığı kırsal yerleşimlerde ve küçük kent ortamlarının görece kapalı mahallelerinde Sünnilerin toplumsal yaşayışlarını biçimlendiren ve yönlendiren oldukça önemli bazı kurum ve aktörler göze çarpmaktadır.

bu saygınlığı ve çevresinde örülen değerleri yaratan asıl önemli etmenin. yakın bir zamana kadar etkin bir şekilde Kurmanci konuşuyor olmaları. bahsi geçen ailelerin paylaştıkları bazı dini rollerin diğer aktörleri. Ali’yle kurulan bu kutsal bağın. 1970’li yıllara kadar çoğunlukla kırsal yerleşimlerde oturuyorlardı ve bulundukları yerlerde etkin sosyal rollere sahiplerdi. yine bulundukları yerelde üstlendikleri ve kimi zaman paylaştıkları dini roller olduğu anlaşılmaktadır.91 91 Kadiri Tarikatı’nın Doğu Anadolu. Bu etkinliklerinin kökeninde. bu bağıntıyı akıllara getirmektedir. Bu ailelerin sahip oldukları etkinliklerinin. ilin başka ilçelerinden gelen Sünnilerin oluşturduğu Pertek’in mahallelerinde yaşayan yoksulların. Bu aktörler. Ancak burada. Hz. silsilesinde Hz. Tuncelili Sünnilerle olan bağıntısı itibariyle dikkat çekicidir. Ali’yle kurduğu bağ da Tuncelili Sünnilerin Alevi çoğunluk içerisinde bulunmaları itibariyle son derece önemli görünmektedir. Öte yandan tarikatın. Cumhuriyetin erken dönemlerinde boy gösteren ailelerden farklı olarak değerlendirdikleri ve toplumsal yaşayışlarında önemli roller yükledikleri başka bazı aileler de vardı. Alevi seyitlerin kurdukları bağla özdeş olması. Pertekli büyük ailelerin olduğu gibi. bulundukları yerel açısından görece büyük ekonomik güçlerinin yattığı söylenebilir. Pertek çevresindeki kırsal yerleşimlerde ikamet eden Sünniler ve çoğunlukla buralardan yahut benzer toplumsal kesimlerden. Ancak. Örneğin. 1970’lerin sonlarından itibaren giderek etkinliklerini yitiren ve bu vakte kadar da büyük ölçüde özgünlüklerini koruyan Kadiri ‘baba’lardır. bu toplulukların . onların bu vakte kadar taşıdıkları önemli işlevlerinden olan topluluk ve devlet kurumları arasındaki aracı rolleri paylaşmaya ve devralmaya başladıkları dönemde arttığı anlaşılmaktadır. Nakşî tarikatların olduğuna dair bir veriye rastlanmamıştır. Güneydoğu Anadolu ve Irak’ta Kurmanci konuşan Kürt topluluklarda gösterdiği yaygınlık. bu toplulukların benlik algılarının şekillenmesinde son derece çarpıcı roller oynamışlardır. özellikle Pertekli büyük ailelerin güçlerinin azaldığı 1970’li yıllarda. Tunceli’deki Sünni toplulukların. Bu aileler.topluluklar arasında sosyal önderlik konumu kazanmış aileler ve dışarıdan gelen dini önderlerdi. Tunceli’de Sünni topluluklar içerisinde. geleneksel anlamda.

3 Babalar ve Çeşitli Dinsel Pratikler Bahsi geçen ‘baba’ların şahsında. 1970’lerin sonuna tarihlenebilecek bir zamansal kesite kadar.2. burada karşılaştıkları İslamlık ve Türklük kurguları karşısında çeşitli değişimlere uğramış oldukları da eklenmelidir.3. Kadirilik ile muhtemel ortak geçmişlerine dair bir başlık açabileceği gibi. siyasal İslam olgusu içerisinde değerlendirilebilecek başka bazı aktörlerin bu boşluğu doldurduğu anlaşılmaktadır. Kurmanci konuşan topluluklar içerisinde. 1970’li yılların Sünni yurttaşlarda yarattığı siyasallaşmanın sonraki on yıllarda yaşadığı politik dönüşümlerin izinde. Ek olarak. bölgede geleneksel faaliyetlerini yürüten tarikatın aktif üyelerinin bugünkü devamcıları ile temas edilmemiştir. Geleneksel ilişkilerde yaşanan bu değişimin Pertek ve özellikle çalışmanın odaklandığı kırsal yerleşkelerde ortaya çıkmasının başlıca sebebinin. Sünni yurttaşların sosyal yaşamlarını ve kimlik algılarını belirleyen aktörlere ve ördükleri toplumsal süreçlere doğru bir gönderme olduğunun altı çizilmelidir. Zira bu geleneksel tarikat ilişkileri ve yürütücüleri. Bu sebepten. kırsal yerleşimlerinden dönem dönem yaşanan göçlerle Elazığ gibi büyük kent mekânlarına gidenlerin. Ayrıca. 1991: 240 – 318. esas olarak 1980’lerle birlikte etkinliklerini yitirerek yerlerini yeni bazı oluşumlara bırakmışlardır. topluluklar arası dini ilişkilerde. . ‘geleneksel tarikat’ ve ‘geleneksel yaşayış’ kavramları ile aktaracaklarımızın. Bruniessen. Kadiri Tarikatı’nın tarihi ve son derece ön açıcı değerlendirmeler için bkz. ileride göreceğimiz gibi. bu yıllarda Sünni nüfusun yaşadığı göçlerden sonra oldukça azalmasının ve yeterli insan malzemesinin ortadan kalkmasıyla ilgili olduğu düşünülebilir. Tunceli’de alan çalışmasının gerçekleştirildiği bölgelerde karşılaşılan Sünni yurttaşların tamamının Hanefi olduğu belirtilmelidir. babalar ve seyitlerin her iki topluluk açısından benzer işlevsellikler kazanmış olmalarını da önemli bir başlık haline getirmektedir.

. bu babalardan oldukça eski tarihlerde yöreye yerleşenlerin de olduğunu belirtmişlerdir.ilişkili tarikatların bölgede uzun yıllar geleneksel faaliyetlerini sürdürmüş olmaları böylelikle anlamlı bir zemine oturuyor görünmektedir. Her ne kadar bazı görüşmeciler. Bilindiği üzere Türkiye’nin Doğu ve Güneydoğu bölgelerinde Kurmanci konuşan toplulukların çoğunluğunun Nakşîlik koluna bağlı tarikatlarla iç içe. geçmiş süreçlerde bu babaların öğrenciliğini yapmış ve yetişmiş Halifeler olduğuna dair anlatılar da bulunmakla birlikte günümüzde bu ilişkilerin varlığına rastlanmamıştır. Sünni toplulukların ürettikleri geleneksel sosyal hayatın bu en önemli aktörlerine ve çevrelerinde ördükleri değerler sistemine dair şöyle genel bir çerçeve sunulabilir: Babalardan. 1970’lerin ardından etkinliklerini kaybeden geleneksel tarikat ilişkilerine bağlı müritlerin. günümüzde yöredeki Sünni yurttaşlar içerisinde Nakşî tarikatlara bağlı olanların da bulunduklarını ifade etmiş olsalar da bu ilişkilerin 1980’li yıllardan sonra özellikle Elazığ gibi büyük kent merkezlerine göç eden kesimlerden çıktığı. göç vb. zamanla ‘babalarını değiştirdikleri’ yönündeki veriler de anlam kazanmaktadır. göç olgusu üzerinden ulaşılan yeni kültürel mekânlarda hızla yerini değiştirmiştir. yapılan bazı görüşmeler ile açığa çıkarılmıştır. Tunceli’deki hâkim Alevi Kırmancki ve Kurmanci konuşan çoğunluğun Şafi topluluklar ile olan ve uzun yüzyıllara dayanan çatışmalı ilişkilerinin bu toplulukların ve dolayısı ile Nakşîliğe bağlı tarikatların yöredeki etkinliklerinin önünü kesmiş olabileceği düşünülebilir. süreçler sonucunda. Türkiye’nin yaşadığı hızlı yapısal dönüşüm süreçleri içerisinde. Bu durumda. Geleneksel sosyal yaşam. Bazı görüşmeciler. hakkında bilgi edinebildiklerimizin bölgeye çoğunlukla Elazığ’dan gelmiş oldukları anlaşılmaktadır. Yörede. geleneksel bir sosyal yaşam örgütlemişlerdir.

Geliş amaçlarının ve varlık sebeplerinin “irşad” yani “doğru yolu gösterme. Böylelikle bu ailelerin sahip oldukları sosyal pozisyona dini bir takım statüler de yüklenmiş oluyor ve topluluk içersindeki yönlendiricilik konumları daha da güçleniyordu. . tarikatın önde gelen el yazmalarının ve kimi doktrinlerinin öğretilmesi şeklindeydi. Özellikle bu tarımcı toplulukların mevsimlere göre azalan iş dönemlerinde köyleri. aşağıda aktaracağımız çeşitli dini etkinliklerin yönlendiricisi olabiliyordu. mezraları ve bazen da ilçe kazalarını dolaşan babaların bu toplulukların sosyal yaşamlarında üstlendikleri roller şöyle özetlenebilir: Babalar öncelikle kırsal yerleşimlerde rağbet edilen. Dolayısıyla her baba faaliyet yürüttüğü yerelde bir nevi temsilci de bırakmış oluyordu. yine topluluk üyelerinden de öğrencileri olurdu. yönlendirme” olarak tanımlandığı bu dini önderlerin. Babanın öğrencilerinin ekseriyetle bu ailelerden gelenlerce oluşturulmasına rağmen. yetişmişlik derecelerine göre. ileri gelen ailelere dersler verirlerdi. Verilen dersler.Hatta mezarlarının da olduğunu aktarmışlar ve Sünni nüfusun önemli oranlarda buralardan göç etmesinin ertesinde. onların öğrencileri ve özellikle babanın muhtemel halifesi gözü ile bakılanlar. Bu durum aynı zamanda kırsal yerleşimlerdeki bu ileri gelen ailelerin taşıdıkları dini rollere ve statülerin kaynağına da işaret eder görünmektedir. eski yazı ile okuma yazmanın öğretimi dışında. özellikle kırsal yerleşimlerde yaşayan Sünnilerin sosyal hayatları ve toplumsal süreçleri içerisinde oldukça önemli roller üstlendikleri görülmektedir. eskiden ziyaret/türbe olarak da değerlendirilen bu mezarların şimdilerde unutulmuş olduklarını da ifade etmişlerdir. Babaların yokluğunda.

Çok hürmet edilirdi… Hz. tüm köylü toplanır ve çeşitli dini performanslar sergilenirdi. Görüşülen kaynak kişiler bilhassa bu konu üzerinde durmuşlardır. yine cemaatin tümünün katıldığı toplantılarda okunur ve yine benzer duygu yoğun ortamlar açığa çıkardı. Cenknamelerin. Kadınların ve erkeklerin birlikte katıldığı bu duygu yoğun aktiviteler. Dolayısıyla kutsaldı. Bazen bu işi geldiği yerdeki öğrencilerine de yaptırdığı olurdu. ‘halka çevirme’92 olarak tanımlanmaktaydı. Ancak bu tabirin nedenlerine ilişkin bilgi elde edilememeiştir. bu toplulukların geleneksel yaşayışlarında üstlendiği ayrıcalıklı kimliklendirici rolün burada belirleyici bir etkisinin olduğu söylenebilir. topluluğun ortak kimlik algısının yeniden üretiminde. . Zikire baba yön verir ve denetlerdi. “Bu cenknameler Ocak’tan. Ali’nin yahut Anadolu’da faaliyet gösteren Türkmen Babaları’nın serüvenlerini anlatan bu el yazmaları. Bu süre içersinde ortaya çıkan en önemli sosyal–dini etkinliklerden birisi zikirdi. ekseriyetle uzun sayılabilecek süreler içerisinde bu mekânlarda ikamet etmeleri şeklinde gerçekleşiyordu. şüphesiz ki en önemli araçlardan birisiydi.Babaların kırsal yerleşimleri ziyaretleri günübirlik değil. “Allah Allah” denmeye başlanır ve bu durum topluluk kendinden geçinceye kadar sürdürülürdü. Evi büyük olan bir ailenin himayesinde –ki bunlar genellikle bahsi geçen yerel önder ailelerdir. Tesbihler göğüs hizasında tutulur. Babaların ziyaretleri sırasında zikirin yanı sıra oldukça dikkat çekici bir başka etkinlik ise cemaat eşliğinde okunan Cenknamelerdir. Zikir sonrasında çay eşliğinde sohbetler edilir ve genellikle babalar dini konularda çeşitli dersler verirlerdi. Kadınların ayrı bir bölümde katıldıkları zikirler. yani Babadan gelen kitap olarak görülürdü. Ali cenknameleri 92 Çalışma esnasında karşılaşılan bir başka tabir de ‘gece namazı’dır.

hiçbir şeyle uğraşılmazdı. Cenkname okunmadan önce mutlaka abdest alınırdı. Bunlardan en popüler olanı da Hz. Yani çocukluktaki çok yakın arkadaşlarım. çaylar dağıtılırdı. tehlikeli hayvanların.vardı. Bi de sayfa kenarlarına yazılı düz yazı şeklinde olanlar vardır. Abdestsiz katiyen okunmaz ve dinlenmezdi. Özellikle o okunurdu ve insanlar çok duygulanırlardı. Uzun sürenler ve yarım kalanlar olursa orada bırakılır ve ertesi akşam da kaldığı yerden devam ederdi… Bizde Cenkname dinleyenlerin günahlarından arındığı gibi bir inanç da vardı. Hüseyin’in.93 93 Cenknameler gibi. Yani işte eve girmek isteyen yılan. Bizim bi arkadaş vardı. evin Hz. ağlardı. birimiz Battal Gazi olurdu… Sonra bu Ali ve Gazi cenge çıkarlardı. açıklardı. Kılıçlarımızın ucu da çatal ağız olurdu tabi… İşte biz. yani hikâye anlatır gibi okunurdu. Bu şiirler makamla okunurdu. İslam için dövüşen cengâverler olurduk. yani büyüdüğü zamanda da. Ali’nin korumasında olduğunu anlayacakları düşünülürdü…. Ali’nin ya da Hz. Diğerleriyse düz. ailesine küsen. Bu kılıçları evde saklardık. Yani ola ki bunlar evden çıkarılmış olsun.. Battal Gazi okunurdu… Bizim Sünni kesim bilhassa Hz. Cenknameler çok büyük bir dikkatle dinlenirdi. sırt çeviren olurdu. Hasan’ın başına bir iş geldiğinde böyle cemaat coşa gelirdi. Hamzaname vardı. Ali’ye hürmet ederdi. Ali’nin cenknamelerinden ‘Kesik Baş’tı. Hz. Bu kılıçlar evlere asılırdı. Kılıç olan eve yılanın. Birimiz Hz. Dolayısıyla genelde makam tercih edilirdi ve bunların hepsi Türkçe okunurdu. dinlerdi… En az bir saat kadar okunurdu bunlar. burada Sünni toplulukların geleneksel sosyal hayatları içerisinde önemli işlevlere sahip olgu ve olayların Alevi topluluklar ile olan karşılıklı ilişkileri içerisinde değerlendirmelerine bir sonraki bölümde ayrıntılı olarak değinilecektir. Bi de mutlaka okuma işi bittiğinde üzerine yorumlar yapılırdı. O da asmıştı kılıcı eve. Cenknamelerin sayfalarında iki sütun halinde şiir şeklinde yazılar vardır. Herkes diz çöker. çiyanın girmeyeceğine inanılırdı. bazı yerleri okuyucu ara verip dinleyenlere anlatırdı. kılıcın varlığı sayesinde. Uzun sırıklara binerdik. Ancak burada. O’nun annesi evde yalnız kalırdı. Ali. ‘kâfir’e lanet ederdi…” (Alan Notları: 04 – 22 – 06 / Elazığ). onları böyle gözümüz gibi korurduk. Hikâye şeklinde okunurken. dağlardaki çalılara falan vururduk.. . akrep vb. O’nun cenknameleri okunurdu. Tabi burada makamla okunacağı zaman sesi güzel olanlar tercih edilirdi. dini meselelerden sohbetler edilirdi. bu geleneksel hayatın içerisinde doğan son kuşakların nasıl sosyalleştikleri ve kendileri ile çevrelerine dair algılarının inşa edilişinde oynadıkları belirleyici rolleri aktarması bakımından şu veriler de oldukça dikkat çekicidir: “Biz bunlardan öyle etkilenirdik ki mesela. biz üç kişiydik o dönem. Hz. O kılıcın evi koruduğuna inanılırdı…” (Alan Notları: 04 – 22 – 06 / Elazığ).

babaların sahip olduğu düşünülen bu özellikleri. Bu nokta da yine yöredeki Alevi ve Sünni toplulukların yaşam kültürleri içerisinde çakışan bir başka yere işaret etmektedir. Ancak bu verilerin oldukça sınırlı sayıda görüşmeci tarafından ve özellikle gerek kırsal yerleşimlerde gerekse bu toplumsal kesimlerden kent mekânlarına göç etmiş daha yoksul kesimlerden gelenlerce aktarılmış oldukları da belirtilmelidir. Her tarafı kaplanır. Bunları okutmaya civardaki Aleviler de gelirlerdi yani eğer öğrenmişlerse Baba’nın geldiğini. İçinde Arapça dualar olurdu. Yöredeki Alevi ve Sünnilerin dinsellik algılarıyla çakışan önemli alanlardan birisi olarak. Ayrıca Babalar.Tasavvufi tarikatların hemen hepsinde olduğu gibi bu Kadiri örgütlenmelerin temsilcilerinde de öne çıkan önemli bir faktör. Babalar ile birlikte bu babaların eşleri olan ‘Ana’ların da bu toplulukların dini algıları ve kimi pratikleri içerisinde önemli işlevlere sahip olduklarını gösteren verilerle de karşılaşılmıştır. analar da bazı dini aktivitelere katılırlardı. Bunlar da aynı şekil ama pazıya bağlanırlardı. çevre Alevilerden kirvelerini mutlaka çağırırlar. onlardan da gelenler olurdu. boncuklarla kaplanırdı. ondan yazarlardı… Hameyli vücuda çapraz takılırdı. Çok ihtimam gösterilirdi. Ancak. Daha ziyade sohbetlerde yer alırlardı. Yoğurt tam tutsun diye maya’yı okurlardı. bunlarla üzerine Allah yazılırdı. Bunlara göre. kuvvet versinler diye… Babalar sütleri okurlardı. kimi zamanlar da babalar eşleri ile birlikte geldiklerinde. bi de biz ‘hameyli’ deriz. Güç. onlarında da faydalanmasını isterlerdi…” (Alan Notları: 04 – 22 – 06 / Elazığ). sıkıca dikilirdi suda ıslanmasın diye. bilhassa gündelik hayatın işlevsel boyutlarında ön plana çıkmaktaydı: “Babalar muska yazarlardı. Bi de Baba geldiği vakit köydeki aileler. tercihin yönü . babaların sahip olduklarına inanılan mistik-majik güçler ile ilgiliydi. ‘pazıbent’ yaparlardı.

Hastalıkların tedavi şekilleri Ocaklara göre farklılaşmakta . Bu esnada babalarca özel bir çaba yahut niyetle sergilenmeyen ve ancak toplulukça fark edilen bazı ‘keramet’ler. Sünnilerin sosyal yaşantıları içerisinde oldukça işlevsel özelliklere sahipti. Ocak olarak tabir edilmekte ve Ocağın ismi de çoğunlukla tedavisinde uzmanlaştığı hastalıkla anılmaktadır. kan bağı yolu ile kuşaktan kuşağa aktarılan ve özellikle sağaltıcı nitelikte mistik-majik bir takım yetenekler olduğuna inanılan kişiler. odun. Babaların çoğunluğunun belirli mesleklerle ilgili bazı bilgileri de vardı. babaların sahip oldukları en ayrıcalıklı özelliklerden birisiydi. Kimi zaman da götürecek hediyesi olmayan ailelerin gittikleri evlerde. Bu durum aynı zamanda Sünni toplulukların Alevi komşularının dini önderleri seyitlere ve onlara atfen yaygın bir şekilde dolanan ‘keramet’ anlatıları karşısında yüceltilen olaylardı.kesinlikle baba olurdu. Babaların ve ileri gelen ailelerin yanı sıra bazen bu ailelerin ayrıcalıklarını da belirleyen ‘Ocak’ kurumu. Kimileri bu ziyaretler sırasında zanaatlarını da icra ederlerdi. onlarla birlikte çalışırlardı. Elazığ gibi yakın merkezlerde oturanların evlerine zaman zaman buralardaki ailelerce ziyaretler gerçekleştirilir. Anaların özellikle gidilen yerlerdeki kadınlarla bu tür sohbetler gerçekleştirdiği ve işlevlerinin de bu noktada açığa çıktığı anlaşılmaktadır. bazı ev işlerini görerek bu karşılığı verdikleri aktarılmıştır. Keramet olaylarının gösterge olarak algılandığı bir başka durum ise ilgili babanın ‘kutsiyet’ ve doğrudan sonucu olarak ‘rağbet’ derecesini belirlemesiydi. Belirli ailelerde. çökelik gibi çeşitli hediyeler götürülürdü. Bunlarla birlikte. taleplerini iletir ve çözüm beklerlerdi. yağ. Kimileri de ziyaretleri sırasında köylülerin gündelik uğraşılarına yardımcı olur. babalardan. Böylelikle ziyaretçiler.

Alan çalışmasını gerçekleştirdiğimiz bölgede bulunan ‘Karıncalık Ocağı’ buna bir örnektir. Ocaklık kurumunun yürütücüleri erkekler ve kadınlardan oluşmaktadır. bugün Elazığ’da ikamet etmektedir. babaların sahip olduğuna inanılan mistik-majik pratiklerin benzerleri seyitlerden de talep edilebiliyordu. Bu uygulamaların odaklaştığı konular üretim araçlarının kutsanması yahut da kimi hastalıkların tedavisine yönelikti. . Alevi seyitler de zaman zaman bu toplulukları ziyaret ediyorlardı. ekseriyetle hemcinsine. Kimi zaman bu ziyaretler esnasında kimi zaman da Sünni yurttaşların seyitlerin bulunduğu civar köy ya da Ocak merkezlerine olan ziyaretlerinde. 2005: 31. özellikle kırsal kesimde yaşayan Sünni toplulukların yaşattıkları İslam’ın içeriğini dolduran başka tutumlar ve pratikler de vardı. birtakım ritüeller yoluyla aktarmasıyla kurumun sürekliliğinin sağlandığı anlaşılmaktadır. Ancak bu aile de bahsini ettiğimiz göç süreçleri neticesinde.94 Babaların ve yereldeki temsilcilerinin yahut dini konulardaki tecrübeleri ve bilgisi ile bilinen kişilerin dışında. Er. 94 Elazığ ve çevresinde ‘Ocak’ kurumu üzerine yapılmış bir çalışma içerisinde bahsi geçen aileye dair kısa bilgiler için bkz. Çoğunlukla ellerde yahut genital bölgelerde görülen ve derideki derin çiziklerle belirginleşen hastalıklarda yahut siğil olarak tabir edilen çeşitli cilt hastalıklarının tedavisinde bu Ocağın geçmişte ve günümüzde de kullanıldığı anlaşılmaktadır. Aile içerisinde tek bir bireyde bulunan özelliğin yine kendisinden sonraki kuşağa. Bunların başında ise kendilerini çevreleyen hâkim çoğunluğun dini önderleri ile kurulu ilişkileri geliyordu.fakat hemen tümünde bir takım büyüsel işlemlerin kitabi dinsellikle iç içe geçtiği anlaşılan bir takım bağdaştırmacı uygulamalar olduğu görülmektedir.

ritüelin uygulanma şeklidir. sağ avuç içinde ve sol elin sağ el bileği üzerine konması gerektiğini. Sünnilerin gittikleri ziyaretlerin başında. Sünnilerce de rağbet görüyor ve buradaki bazı uygulamalar birlikte gerçekleştiriliyordu. Örneğin Sultan Hıdır. Bazı kaynak kişiler. Sultan Hıdır’a gidilir. Akşam ziyarette kalınır. ‘Rüyaya yatmak’ yörede yaşayan Alevi ve Sünni topluluklarca. bu süre içerisinde cinselliğe dair düşüncelerin akıldan uzaklaştırılmasının . Pertek ve civarındaki Aleviler ve Sünniler için oldukça önemli bir merkezdir. Günü birlik gidişlerde. dualar okunur ve kurban hak yolunda diğer ziyaretçilere ve köylülere dağıtılır. bu pratiğin uygulanmasına ilişkin olarak daha ayrıntılı bilgiler vermişlerdir: Başın.Alevilerin geleneksel sosyal yaşantılarında. Kırsal yerleşimlerin civarında bulunan ve Alevilerin yoğunlukla kullandıkları ziyaretler. babaların bilinen türbelerinin yahut mezarlarının yanı sıra Elazığ’daki Sünnilerce de kutsanan ‘Harput ziyaretleri’ ve Alevilerin bölgesel olarak rağbet ettikleri ve kutsiyet derecesi oldukça geniş bölgelerde etkili olanlar geliyordu. Kutsiyet ve keramet dereceleri yüksek ziyaretler ile özellikle belirli bir konuda sağaltıcı yahut işleri kolaylaştırıcı özellikleri ile bilinen ziyaretlerde bu tür pratikler görülebilmektedir. seyitlerle birlikte en az onların varlıkları kadar oldukça önemli yer tutan ziyaret kültleri ve ziyaretlerle ilgili kimi uygulamalar da Sünnilerin katıldıkları süreçlerdi. kurbanlar kesilir. bir gecelik gidişlerde ise akşam uykusunu ziyarette geçirmek. eğer ziyarette yer yoksa köylülerin evlerinde misafir olunur ve gece kalış sebebi olan ‘rüyaya yatılır’. çoğunlukla sabah erken saatlerden akşam vakitlerine kadar kalınan sürelerde gün içerisinde ziyarette uyumak. özellikle de kırsal nüfusça oldukça önemsenin bir ritüeldir ve bugünde de canlıdır.

Özelikle bazı kaynak kişiler. babaların geldiği dönemlerde olabilecek en yüksek aşamaya çıkıyordu. ‘Siyah’. ‘Yeşil’ ve ‘At’ olumluluklara işaret kabul edilirken. kırsal bölgelerde yaşayan Sünni yurttaşların geleneksel sosyal yaşamları içerisinde. Cumhuriyet öncesi dönemlerin sosyal ilişkilerini esas olarak yaşatmış oldukları ileri sürülebilir. Buradakilerden bilhassa kale içindeki bir taş rağbet görür. Rüyada görülen nesneler. Harput ziyaretleri ise.zorunluluğunu ifade etmişlerdir. Topluca okunan Cenknamelerin ve düzenlenen sohbetlerin . kesin bir olumsuzluğu işaret ettiğini belirtmişlerdir. özellikle ziyaret edilir ve buraya kadınlarca kuşların yemesi için çeşitli yiyecekler bırakılır. ziyaret aracılığı ile doğaüstü birtakım kuvvetlerin harekete geçirilerek kişinin geleceğinde merak ettiği meselelere dair ‘yön verici bilgilendirme’ işlevi görmektedir. ‘Hz. bugünkü Elazığ şehir merkezinin bulunduğu ovaya kuzeyden bakan eski Elazığ (Harput) kalesinin içindeki ve civarındaki türbelerdir. ‘Beyaz’. bazı canlılar ve olaylar Alevilerde ve Sünnilerde kimi zaman örtüşen kimi zaman da ayrışan semboller içermektedir: Sünniler için. Uygulamalar da farklılıklar mevcuttur. Zikir. Babalar ve onların yokluklarında benzer bazı dini işleri yerine getiren ailelerin. Aleviler ve Sünnilerce hayli rağbet gören bir ritüel olduğu söylenebilir. 1980’lere kadar. Ancak bu gibi tutumların belirli bir standardı yansıtmadığı de eklenmelidir. Bu toplulukların gündelik yaşamları içerisinde rutin olarak süregiden dini faaliyetleri. Rüya. ‘Kırmızı’ ve ‘Yılan’ın olumsuzlukları nitelediği anlaşılmaktadır. yöredeki Alevilerde önemli bir sembol renk durumunda olan ‘Kırmızı’nın. Ali’nin atı Düldül’ün ayak izinin’ bulunduğu beyaz taş. Bu bakımdan. içerdiği yüksek motivasyon ile belirleyici bir etkinlikti.

önderleri olarak görülen babaların şahsında bu toplulukların yaşattıkları İslam’ın normal. Alevi toplulukların sosyal yaşantıları içerisinde seyitlerle birlikte ve hatta kendilerini ziyaret ettikleri kısa sürelerin dışında çoğunlukla kullandıkları ziyaret kültleri de İslamlık algıları içerisinde önemli unsurlardı. Halk İslamı kategorisinde değerlendirilebilecek. bu değişimde belirleyici bir etken oldu. Böylelikle ilişkiler zayıfladı ve özellikle 1970’li yıllarda milliyetçi Türk söylemi ile tanışarak geleneksel ilişkileri sorgulayan genç kuşakların ilgisini kalıcılaştıramadı. Sünni nüfusun oldukça önemli bir bölümü ekonomik ve siyasal nedenlerden neredeyse tüm taşınmazlarını Alevilere satarak başta Elazığ olmak üzere bazı doğu illerine ve batıdaki büyük şehirlere yerleşmişti. Göç. Göç. 1980’lerle birlikte geleneksel yaşam da hızlı bir değişim sürecine girdi. Kent mekânlarına doğan yeni kuşakların sosyalleşme süreçlerindeki etmenlerin fazlalığı ve kuvveti karşısında tutunamayan geleneksel ilişkiler zamanla silindiler ve orta yaş ve üzerindeki kuşakların kent yaşamından sıyrılabildikleri nadir zamanlarda gerçekleştirilen ziyaretlere dönüştüler. genç kuşakların kimliklendirilme süreçlerinde belirleyici idi. kitabi uygulamaların dışında kalan ve geleneksel hayatın içerisinden süzülen kimi dinsel pratikler de sahip olunan din kimliğinin birebir yürütücüleri. bu topluluklarla hayat bulan geleneksel tarikat ilişkilerini de kent mekânlarına taşıdı ve burada kendilerinden daha güçlü rakipler ile tanıştırdı. sıradan parçalarıydı. Bununla birlikte Sünnilerin toplumsal yaşayışlarında önemli bir yer tutan Ocaklık kurumu ile Alevi topluluklar içerisinde eşdeğer gördükleri kimi Seyitler ve Ocakları da ihtiyaca göre değerlendirilen ve hürmet edilen merkezlerdi.sosyalleştirici etkisi. .

doğrudan 1970’li yıllarda yaşanan siyasallaşmanın getirdiği kimlik algılarındaki değişimler ve sonrasında yaşanan göç süreçleri ile geride kalan ailelerin göç eden akrabaları aracılığı ile yaşadıkları etkileşimler belirleyici olmaktadır.Günümüzde ise Sünni toplulukların 1980’lere dek getirmiş oldukları geleneksel sosyal yaşamdan arta kalanlar içerisinde en belirgin olanlarının ziyaret kültleri ve civar Alevi Ocakları yapılan ziyaretler olduğu söylenebilir. Bu konuların ayrıntılarına ilerleyen bölümde değinilecektir. 2002). bireyin içerisine doğduğu toplumsalın kendisini farklı olarak algılaması ile alakalı olan kültürel kimi tutum ve davranışlara göndermede bulunan bilinçlilik durumu ve bu durumun doğal olarak yarattığı ‘öteki(ler)’ ile beliren sınırlarda başlayan kolektif aidiyet durumudur (Eriksen.3.4 Pertek’in Doğusunda Bazı Etniklik Biçimleri Etniklik kavramının kökeni olan Ethnos kelimesi. Kavramın günümüzdeki kullanımı da yine bu sınırlardan hareket etmektedir: Etniklik. pagan gibi olumsuz anlamlar ile ‘ötekine’ dair belirli sınırlara işaret ederdi. kullanımda olduğu ilkçağda. Antropolojinin etniklik kavramı üzerine temel hareket noktası da burasıdır: etnisite. antropolojide kendilerini kültürel açıdan farklı tanımlayan ve başkalarınca da bu şekilde tanınan gruplar arasındaki ilişkileri ifade eder (Eriksen. 2. 2002). Bu uygulamaların eski örnekleri ile kıyaslandığında ortaya çıkan farklılıklarda. içerdiği kafir. Fakat .

Aleviler için de kavram. Barmazlılığın kökeni farklı açıklamalara dayanır. sınırlarla vurgulanan diğerleriyle olan ilişkileri üzerinden tanımlanır ve sınır da değişken bir önemi olabilen ve zaman içinde değişebilen bir toplumsal üründür (Eriksen. Uzun yüzyıllardır Barmazlılar’la iç içe yaşayan bu Alevi toplulukların önemli bir kesimine göre Barmazlılık. . Bu sebepten. çoğunlukla ‘Aleviler’ alt başlığında aktarılan ve Şah Delil Berhican Ocağı’na bağlı olan Pilvenkliler’dir. Çünkü etniklik. Ancak etnisitenin işaret ettiği insan eylemliliklerinin amaç ve hedeflerine ilişkin bazı genellemeler yapılabilir. belirli özellikleri üzerinden tanımlanabilmekten uzaktırlar. ‘sonradan Sünnileşen Alevileri’ işaret etmektedir. belirli kategoriler altında sınıflanıp. Alan çalışmasının gerçekleştirildiği Pertek’in doğu kısımlarında kalan ve kırsal yerleşimlerde ikamet eden Sünni yurttaşların gerek kendilerini çevreleyen Alevi çoğunlukça gerekse kendilerince yine kendi varlıklarına dair geliştirdikleri tanımlamalar.insan toplumlarının çeşitliliği içerisinde bu ilişkiler. 1) Alevilerden Sünnilere: a) Alevilerden Sünnilere doğru üretilen tanımlamaların başında ‘Barmazlılar’ gelmektedir. 2002). tarihseldir ve mevcut verili koşullar içerisinde belirli varlık stratejilerini içerir. Bu tanım aynı zamanda bölgede kırsal yerleşimlerde ikamet eden Sünnilerin çoğunluğunun kendilerine dair geliştirdikleri bir kavramdır ve doğrudan kendilerini çevreleyen Alevilerden farklılığı yani ‘Sünni olmayı’ ima eder. Sünni olmakla özdeşse de her iki kesim için. Bu tanımlamalar iki temel yönde gelişmektedir: Alevilerden Sünnilere ve Sünnilerden Alevilere. Barmazlılar’ı saran yakın çevre Alevileri. Bu özellikleri dolayısı ile son derece değişkendir ve antropoloji bilhassa bunun bilincindedir: Etnik grup. yukarıdaki durumun açık birer özeti durumundadırlar.

özellikle iç Tunceli’de yaşayanlar için Barmazlılık. ‘Tuncelili/Dersimli olma’ kimliğinin özdeş tutulduğu Alevilik algısından kaynaklanıyor görünmektedir. ilin idari sınırlarını değil. ‘İkrar’dan. bu durum. aradaki kirvelik bağları da bu konuda tayin edici bir veridir. yani ‘yoldan dönmek’. Buna göre. Yanı sıra. Bu algı. Barmazlıları çevreleyen Pilvenk halkasının ve diğer yakın çevre Alevilerin dışında. Bu durum. ‘Sonradan Sünnileşme’. tabi olunan ve özellikle son çeyrek asırdaki siyasi– sosyal süreçlerde dışarıdan Tunceli’ye/Dersim’e yüklenen bazı kimlik kodlarını . geleneksel Alevi kurgusu içerisinde tüm bir benlik algısından vazgeçmek olarak algılandığından. tezin ilerleyen bölümlerinde tartışacağımız. yerli Sünnilerle ilgili her türlü olumsuzlukların biricik açıklayıcı nedeni olarak görülmektedir. ‘sonradan Sünnileşme’ bölgeye ‘dışarıdan gelen’ yahut ‘getirilen’ Sünnilerce sağlanmıştır. ‘Tunceli’deki Sünnilerin varlığını’ şaşırarak ve hemen arkasından büyük bir ilgi ile konu hakkında sorular sorarak tepki vermişlerdir.özellikle geleneğin hâkim olduğu 1980’ler öncesindeki süreçlerde Sünnilerin de Alevilerle birçok dini konuda birlikte hareket etmiş olmaları ve bugün de Alevi ziyaretgâhları ile Ocaklarına gelişleri normaldir ve bunların hepsi yitirilen geçmişin kalıntılarıdır. oldukça ilginç bir şekilde ‘haberdar dahi olunmayan’ bir tanımdır. Alan çalışması süresince iç Tunceli’de karşılaştığımız çoğu kişi. son derece olumsuzlanan bir durumdur ve özellikle 1970’ler sonrasında yaşanan kamplaşma ve kısmi çatışmaların biricik sebebi olarak görülür. her ne kadar orta yaş ve üzerindeki kuşaklar yaşatıyor olsalar da. Eskiden ya da özünde Alevi olan bu toplulukların zamanla Sünnileşmiş olmaları kendiliğinden değil birtakım müdahaleler ile gerçekleşmiş bir süreç olarak görülür.

hâlihazırda Pertek’in doğusundaki kırsal yerleşimlerinde ikamet eden ve çoğunlukla orta yaş üzeri Sünnilerde. sadece Sünnilikleri ile tanımlamaktadırlar ve bu noktada kimliğin kökenine ilişkin açıklamaları da çoğunlukla ve sadece ‘dışarıdan gelmiş oldukları’ noktasındadır. Sünnilerin Alevilere ilişkin tanımlamalarında geliştirdikleri açıklamaların belirli kuşaklar ve bu kuşakların ima ettiği tarihsel dönemlere dair anlamlı ayrımlar sergiledikleri belirtilmelidir. Ancak burada. Şüphesiz. Barmazlılığın kökeni oldukça açıktır. çevre Aleviler. ‘Aşiret’ yahut aynı manada kullanılan ‘Kürt’ kavramı ile tanımlanmaktadır. bu topluluklar aynı algıları dışarıdaki etkiler ile birlikte kendileri de üretmektedirler. Daha doğrusu. Osmanlı ile erken Cumhuriyet dönemi resmi raporlarından da (Yılmazçelik. Bunlara göre. 1992) anlaşıldığı üzere oldukça eski dönemlerden süregelen ve bir siyasi tutum içermeksizin kullanılan kavramlardır. Dolayısı ile kendilerini geldikleri yerle adlandırmışlardır. gelişlerinden buyana çevre tarafından böylelikle isimlendirilmişlerdir. 1988 ve Bulut. Bu kavramlar. Alevilerin kendilerine dair geliştirdikleri ‘sonradan dönmüş olma’ söylemi kabul edilebilir değildir ve aslında çevre Alevilerin çoğunluğu çok uzun yüzyıllar öncesinde buraya yerleşip sonradan ‘Alevileşmiş’ yani ‘Kürtleşmiş’ Türkmen aşiretleridir. Barmaz yahut Behrimaz bugünkü Elazığ iline bağlı Maden ilçesi civarında bulunan bir ovanın adıdır ve geldikleri yer de burasıdır. Sünniler içinse.işaret eder niteliktedir. Herhangi bir kökeni açıklama niyetinden uzak . Bu kesimler içerisinde Barmazlılardan haberdar olanlar ise onları iç içe yaşadıkları Alevilerin aksine.

kırsal yerleşimlerden Pertek’e yahut Elazığ’a göç etmiş yaşlı kuşaklarda hala geçerlidir. Kürtlüğün işaret ettikleri bu topluluklar. bilinen yazılı geçmişi yaklaşık bir asır öncesindeki zamanlara dek geri gitmektedir. Ancak iki ana eğilimden ve birbirlerine karşıt tutumlarından bahsedilebilir. Pertek yahut Elazığ’da ikamet eden orta yaş ve altındaki kuşaklarda aynı kavramlar geçerli olmakla birlikte. ‘aslında’ kendi benliklerinden uzaklaşmış insanlar olarak görülürler. Türk kategorisi üzerinden Sünniler konuşulduğunda. . çatışmalı ortamlarda şekillenen yüklemeler ile örülüdür. bu kavramların güncel değerlendirmeleri bir hayli değişkenlik göstermektedir. Türklük ve Kürtlük’ün 1970’lerle birlikte modern etniklik kategorileri olarak yavaş yavaş kullanılmaya başladığı dönemlerden bu yana. Barmazlılık ‘köylülüğü’ yani kırsalda oturan ve tarımla geçinen toplulukları işaret etmektedir. Buna göre Alevilerin algısında. Kırsaldan gelerek Pertek’e yahut Elazığ’a yerleşmiş Sünnileri diğerlerinden ayırt etmek için de Barmazlılık belirleyici kategorilerden birisidir. köklerini 1970’li yıllardan alan ve sonrasındaki siyasi. Bu tutum. İşte bu noktada. b) Alevilerden Sünnilere doğru geliştirilen tanımlamalardan bir tanesi de Türklüktür. inanç biçimlerinden farklılaşan bu toplulukların birbirlerini Türk ve Kürt kategorileri olarak ayırmış olduklarını daha önce de ifade etmiştik. Bu durum.ve oldukları gibi kabul edilen kategorilerdir. Barmazlılık ikincil bir anlam daha kazanmaktadır. Ancak. Temelde. gerek kırsal yerleşimlerde ikamet eden gerekse Pertek’te yaşayan Sünnilerin tümü aynı zamanda da Türk’türler. Dolayısıyla Aleviliğin.

yereldeki Türk milliyetçi söylemin yürütücülerinin kendi etniklik kategorilerini var eden Sünniliklerine yine Tunceli’den. aynı din kimliklerini paylaşıyor olmalarına karşın. aynı zamanda bu kimliğin ötekisinin yani Kürtlüğün inşasında da rol alan önemli bir öğe olabilmektedir. Türklüğü ve Sünniliği birbirini tamamlayan ayrılmaz parçalar olarak görür ve Kürt etnik kimliğinin siyasal hamleleri karşısında bir karşıt söylem olarak. Bu yüzden. Türklüğün asli belirleyeni Sünniliğin de sınırlarının çizildiği kültürel mekân’dan müteşekkildir. Oldukça ilginç bir şekilde. ulusal düzlemde etkin olan Türk milliyetçi söylemin ötekileştirdiği Sünni Kurmanc topluluklar (Doğu ve Güneydoğudaki Kürtler) ile yerli Aleviler (Kürtler) arasında ortaya çıkan ve toplumsal hayatın örgütlenişinde. Dolayısı ile (Alevi olan) ‘kendi Kürdü’ ile diğerleri arasındaki sınır. Doğu . yaşadıkları yerde Türklüğün biricik belirleyeni iken. Aleviler açısından büyük çoğunlukla eşitlikçi ve seküler tutum ve davranışları işaret eden bu farklar. Bu söylemin önemli bir özelliğinin Tunceli’deki Kürtler yani Aleviler ile Doğu ve Güneydoğudakiler arasındaki farkı sürekli vurgulaması olduğu gözlemlenmiştir. Özetle. ‘Tuncelili olmalarından’ doğru gönderme yapmalarını sağlamaktadır. Tunceli’de Kürtlükle tanımlanan yerel toplulukların kültürel Alevilik kodlarından ve bu şekilde onları ‘diğer Kürtlerden’ ayıran özelliklerinden hareket etmektedir.Yöredeki Sünnilerde etkin olan Türk milliyetçi söylem. Tuncelili Sünnilerin Türklük algılarının sınırları ve içeriği sadece Tuncelili Alevilerle olan ilişkileri çerçevesindedir. Yani ötekileştirilen Kürtlerin Sünniliği. Burada kast edilen farklılıkların hemen tamamına yakını. Alevilerin sonradan Kürtleşmiş öz Türkmen topluluklar olduklarını öne sürer.

Barmazlılar’ı. bu kavramlar üzerine oturmaktadır. Özetle. Ama bizimkiler buraya geldiklerinden beridir hep Türk olarak adlandırılıyorlar. Kürt topluluklar olarak kodlar.) konuşuruz.’lerini tek bir ‘Türklük’ kimliğiyle bir arada ifade eder. burada Sünnilere atfen kullanılan Türk kavramı modern bir etniklik kurgusundan uzaktır ve siyasi bir göndermede bulunmaz. Kürt kültürüne sahibiz. bizi hiç Kürt kabul etmediler… Bizden bir önceki nesil hiç Türkçe bilmez hâlbuki…” (Alan Notları: 04 – 22 – 06 / Elazığ). Yöredeki Kürt milliyetçi kurgusu ise Doğu ve Güney doğudaki örneklerine benzer olarak. ötekinin içerisinde barındırdığı farklılıkların tümünü birden ifade etmek için kullanılır. Örneğin Aleviler. . hala da hâkim görüşler bu temelde dillendirilirler. Burada ileri sürülen biricik kanıt Sünni toplulukların konuştukları dildir. Sünnilerin Türklükle özdeşleştirilmeleri gerek Pertek gibi güney bölgelerde gerekse iç Tunceli’de. ötekileştirdikleri komşularından daha uzak bir kimlik alanını işaret eder. Buradaki temel ayrım Alevilik ve Sünniliktir. hareket noktasını Alevilik ve Sünnilik gibi temel bir feodal kimlik kurgusundan alır ve netice olarak. Tekrar belirtmek gerekirse. Bu durumu. Her iki kesim için de Kürtlük ve Türklük.ve Güneydoğu’daki Kürtler.n. devletin Türk-İslam sentezci müdahaleleri sonucunda benlik kaybına uğramış yani Türkleştirilmiş. Pertekliler’i vd. Kurmanci konuşan Sünni toplulukların. Kürtlük ve Türklük. kendilerine. Zorla Türk olarak adlandırıldık. Sünni bir yurttaşın şu çarpıcı sözleri açıklıkla ortaya sermektedir: “Biz Kürtçe (Kurmanci b. Yanı sıra Tuncelili Sünnilerin sergiledikleri geleneksel hayatın maddi ve manevi öğeleri de ‘Kürt ulusal kültürü’nün yereldeki kanıtlarıdır.

yine yukarıda bahsettiğimiz bir içerikle vücut bulurlar. Ancak modern bir etniklik kurgusu olarak Türklüğün. kendi dışında kalan bu büyük çoğunluğun adı ‘Kürt’. Bunların başında tabi oldukları büyük aile soyları (ezbetler). 2) Sünnilerden Alevilere: Sünnilerden Alevilere doğru ortaya çıkan kavramlar Aleviler. Kirveler ve komşular. ardından bunların içerisinde yer aldığı aşiretler ve yine bu kategorilerle çakışan yahut kesen seyit–talip aidiyetleri gelmektedir. üzerinde boy verdiği bu geleneksel tanımlamalar. Kürtler ve aşiretler olarak sıralanabilir. Ancak bu kavramların yine bu içeriği ile kullanılışı. Kürtlerle iç içe yaşamanın sonradan bir getirisidir. . Yukarıda da izah ettiğimiz gibi yaşlı kuşaklarda bu kavramların kullanışı modern etniklik algılarından uzaktır ve sadece kendi gibi olmayanların tümünü ifade eder. Türk olmanın biricik kanıtıdır. Bu kavramların hepsi. ‘Alevi’ yahut ‘aşiret’tir. Yakın çevreyi diğer karmaşık bütünden ayıran en önemli kavram seti ise (bir sonraki bölümde ayrıntılı olarak değineceğimiz) ‘kirve’dir. Buna göre Sünnilik. Ek olarak. çoğunlukla yaşlı kuşaklar için geçerlidir. kendilerini çevreleyen Kurmanci konuşan Aleviler ile iç kesimlerdeki Kırmancki konuşan Aleviler arasında da önemli ve geçmişi çatışmalarla örülü ayrımlar söz konusudur. bu farklılıklardan ancak temasta olduğu yakın çevresi itibari ile haberdardır. mevcut yakınlığı ve sosyal ilişkileri ima etmekle birlikte. Çünkü Aleviler. kendi aralarında oldukça çeşitlilik gösteren kimi alt kategorilere ayrılmaktadırlar. birbirini örter ve tek bir durumu ima eder: Sünni olmamayı. Kürtçe (Kurmanci) konuşma.Sünniler de farklı aşiretlere dâhil olduklarını bildikleri komşularını ‘Kürtlük’le topluca tanımlarlar. kırsal kesimdeki Sünnilerde. Sünni.

Kendilerini geldikleri yer isimlerine göre tanımlama bu farklı isim kategorilerine birincil bir örnektir. Sünniler içersindeki farklılıklar gündelik yaşamın çevre ile örülü ilişkileri içerisinde hayat bulmaz. Mesleklerin olmadığı durumlarda ise genellikle soy isimleri birbirlerini tanımlamada kullanılan yegâne araç olmaktadır. Ancak içeriden görülebilen ve yine içerideki süreçlerde açığa çıkan önemli ve tanımlayıcı alt kategorilerdir. Örneğin Barmazlılar’da olduğu gibi. Barmazlılar’ın arasına yerleştiklerini söylerler. Köklerinin Bingol–Hınıs’a bağlı Hasanlı Köyü’nden geldiklerini. . Fakat Barmazlılık çevre Alevilerce yaygınlıkla kullanıldığından. öncelikle iç Tunceli’ye yerleştiklerini ancak buradaki çatışmalara dayanamayarak. Bu kabullenilmiş bir duruma da işaret eder. Örneğin Hasananlılar gibi. Bu vurgu aynı zamanda kendilerini çevreleyen ‘aşiretlerden’ ayıran önemli bir noktaya da gönderme yapar. Sünniler arasındaki bazı farklılıklar da kendilerini çeşitli alt kategorilerde tanımlamalarında önemli etkenlerdir. Sünni topluluklar kendilerini tanımlarken herhangi bir aşiret aidiyetleri olmadıklarını çoğunlukla vurgularlar. Çevre Alevilerce tek bir kategori olarak Barmazlılar şeklinde tanımlanan Sünniler içerisinde kendi köklerinin Barmazlılarla bir olmadığını söyleyenler de vardır.Pertek ve diğer güney ilçe merkezlerinde Türkçe’nin yüzyıllardır konuşuluyor oluşu bu durumu açıklayan bir başka kanıttır. Sünnilerin kendi aralarındaki farklılıkları ve aynı zamanda birbirlerini tanımlamada kullandıkları ikinci önemli araç ise geleneksel olarak kullandıkları ve çoğunlukla soy isimlerinde yaşattıkları aile meslekleridir.

üzerinde değerlendirme yapabilmemizi kolaylaştırmaktadır. Şavaklılar’ın Tunceli’deki yerleşim alanlarının önemli bir kesiminde ve yine aşiretin yayla alanlarında. yaylacılık’ ve ‘transhumans’yalnız sürülerin katıldığı mevsimlik hayvan göçü) dair tartışmalar için bkz.Alan çalışması kapsamında kalan yerleşimlerde ikamet eden Alevilerin ve Sünnilerin kendi aralarında ve karşılıklı olarak kullandıkları tanımlamaların esasını yukarıdaki ilişkiler ve süreçler belirlemektedir. Gerek Pertek’in doğusundaki bu Sünni topluluklarca gerekse Alevilerce. çalışmanın aşiretin temel geçim faaliyetine ilişkin verileri temel bir başvuru belgesidir ve kendisini takip eden çalışmalarda da başlıca referans kaynaklarından birisi olduğu görülmektedir.3. Şavaklı toplulukların temel geçim biçimleri ve çevresinde örülen kültür hakkında ayrıntılı etnografik veriler sunan Kutlu’nun çalışması. çalışma alanının dışında kalmış olmakla birlikte. Dolayısıyla. 1987: 19 – 32. Bu kısım. Bunların yanı sıra sadece yöreye özgü koşulların ortaya çıkardığı oldukça özgün bazı etniklik durumları ile de karşılaşılmıştır. İçerisinde Alevilerin ve Sünnilerin de bulunduğu.5 Alevi – Sünni Bir Aşiret: Şavak Örneği Şavak Aşireti ya da Şavaklılar. alanda temas edilen parçaları ve hakkında dikkate değer veriler sunabilecek nitelikte yazılı kaynaklara sahip oluşu. yine Pertek’in batısında ve Çemişgezek’in doğusundaki arazilere yayılmış bir aşiret. Şavak Aşireti. 2. Şavaklılar’ın oldukça önemli bir kesimi kış 95 Göçer hayvancılık ekonomisi çevresinde şekillenen sosyo-ekonomik yapı ve tarihsel-çevresel etmenlerce farklılaşan biçimlerine (‘göçebe çobanlık’. Kutlu. uzun süreli alan çalışmaları ile oluşturulmuştur. . ‘yarı göçebelik’. Çemişgezek’in doğu ve Pertek’in batı kısımlarındaki köy ve mezralarda yerleşiktir ve geçimlerini göçer hayvancılık95 faaliyetleri ile sağlayan bir topluluktur. Türkiye’nin en özgün etniklik biçimlerinden birisini işaret etmektedir.

gerek . Aleviler ve Sünniler ile Aleviler içerisindeki Kurmanci ve Kırmancki konuşanlardır. Bilineceği üzere aşiret. Dolayısıyla Şavaklılar içerisindeki bu temel farklılıklar. Şavaklılar’ın. Bunlar. Şavak etnik kimliğinin sahip olduğu kapsamın sınırlarının hangi etmenlerce inşa edildiği ve içerdiği farklılıklarca da nasıl kabul görmüş olduğu. bilhassa Tunceli Aleviliği’nin sahip olduğu özellikler gereği topluluğun Alevi üyeleri açısından hayli ilgi çekicidir. Zira Tunceli’deki Alevilik algısının önemli bir bölümü.aylarını köy ve mezralarında. belki de tüm Türkiye’de bu kategoride değerlendirilen topluluklardan ayrışmaktadır. doğrudan doğumla kazanılan seyit–talip ilişkileri ekseninde ilerlemektedir. Erzincan ve Erzurum gibi yayla alanlarını kullandıkları farklı mekânlarda sürüleri ile birlikte geçirmektedirler. her halükarda üzerinde dikkatle durulması gereken bir etniklik durumu ortaya çıkarmaktadır. yaz aylarını ise Tunceli. farklı dini aidiyetlere mensup iki ana gruptan ve bu gruplardan birisi içerisinde farklı dilleri konuşan iki alt kümeden oluşmaktadır. buradaki tartışmamızda temel hareket noktamızdır. ortak bir ata yahut atalardan geldiğine inanılan büyük ailelerin oluşturduğu ve kan bağı esasının topluluk üyelerince ve onları çevreleyen sosyal evrence sürekli bilinçte tutulduğu bir toplumsal örgütlenme biçimidir. Kendilerini çevreleyen Alevi ve Sünni topluluklarca ve hatta bu yakın halkanın dışında kalan ve göçer hayvancılık faaliyetleri dolayısıyla uzak mekânlarda temas ettikleri çevrede de ‘aşiret’ kategorisinde değerlendirilen Şavaklılar. Tunceli genelinde göçer hayvancılıkla karakterize edilen tek topluluk oldukları. Bu durum. altı çizilerek belirtilmelidir. Dolayısıyla aşiret içerisindeki Sünnilerin varlığı. son derece önemi bir farkla. Şavaklılar.

yereldeki farklı bir örneği tez konumuzla ilişkileri içerisinde ele almak ve böylelikle çalışmamızı güçlendirmek olacaktır. Ek olarak. bir önceki alt başlıkta açımladığımız etniklik algıları kapsamında. Bu çerçeve içerisinde.toplulukça gerekse topluluğu çevreleyen sosyal çevre içerisinde nasıl açıklanmaktadır? Ortak atadan gelen bu insanların dini inançlarda farklılaşmış olma durumları. aynı aşiret içerisinde anılan Aleviler’e ilişkin kendilerine ve çevrelerine karşı nasıl bir söylem üretmektedirler? Tunceli’deki Sünnilerin büyük çoğunluğu kimliklerini aşiret kategorisindeki toplumsal örgütlenme biçimleri ile ifade etmiyorken. . Buradaki esas amacımız Şavak monografisi değil.. Öte yandan Şavaklı Sünnilerin kendilerini ve çevrelerini algılayış biçimleri de tez konumuz ile doğrudan ilgilidir. Şavak üzerine şunlar söylenebilir. kolektif toplumsal hafızada nasıl bir şekil almakta. Aşiret içerisindeki bu farklılıkların yanı sıra aşiretin dışarıdan algılanış biçimleri de çeşitlilik gösteren önemli bir konu başlığıdır. Tunceli dışında kalan geçici yerleşim mekânlarında aşiretin benzer temellerde algılanma biçimleri de konu üzerine daha derinlikli araştırma fikirlerini tetiklemektedir. Böylelikle soru ve konu başlıkları listesi daha da uzatılabilir. geçmişi ve bugünü nasıl kurgulamaktadır? Ayrıca topluluk içerisindeki Alevilerin farklı dilleri konuşuyor olmaları da bir başka önemli konu başlığıdır. Soydan geçtiğine inanılan Alevi bir çoğunluk içerisinde yaşayan Şavaklı Sünniler. Aşiretin esas yerleşim mekânı olan Tunceli’de algılanma biçimlerinin Alevilik ve Sünnilik kimlikleri ile olan bağıntıları da hayli ilgi çekicidir. ‘Şavaklı olma’nın bu ilişkilere getirdiği farklı bir durum olmakta mıdır?.

Zira topluluğun temas edilen Alevi ve Sünni üyelerinin büyük çoğunluğu. Bununla birlikte Alevilik ve Sünnilik. . bir aşiret ismidir. içerideki farklılıklarının da biricik belirleyenidir. Bu hali ile Şavak Aşireti. Zira bu kategoride değerlendirebileceğimiz görüşlerin tamamında. belirli bir ortak ata yahut atalardan gelen ailelerden oluşmaktadır ve kan bağı buradaki biricik vurgudur. Şavak’ın böylelikle homojen bir kimlik olarak algılanma durumunun da kendi içerisinde oldukça önemli bir ayrışmaya tabi olduğunu belirtmek gerekmektedir: a) Yukarıdaki algının içerdiği tüm yüklemelerin büyük çoğunlukla Şavak topluluklarının esas yerleşim ve göçer hayvancılık faaliyetlerini icra ettikleri Tunceli bölgesinin dışında kalan çevrelerden kendilerine doğru geliştirildikleri görülmektedir. ‘Şavaklı olma’nın birincil özelliği olarak düşünmektedirler ve buna ilişkin öne sürdükleri ilk kanıt da dini aidiyetlerinin oldukça eski kuşaklardan beri süregeldiğidir. Bu bakımdan Şavak etnik kimliğinin iki temel boyutu olduğu rahatlıkla ileri sürülebilir. hem toplumsal hayatın yaşam kültürü içerisinde hem de akademik yazının kabul ettiği şekli ile aşiret olmanın getirdiği tüm özelliklere haiz bir topluluktur. yerelde yaygın örnekleri görülen Alevilikten Sünniliğe yahut Sünnilikten Aleviliğe geçişlerle yeterli düzeyde açıklama getirilebilecek bir pozisyona işaret etmekten uzaktır. topluluğun genel karakteristik özelliklerini yansıtan geçim faaliyetleri ve gündelik yaşam kültürlerinin maddi ve manevi öğeleri tamamı ile benzerdir. Daha önce vurgulandığı üzere aşiret.Şavak aşireti içerisinde Alevi ve Sünni ailelerin bulunması durumu. sahip oldukları dini farklılıkları. Gerek Tunceli’de gerekse bu topluluğun bilindiği tüm bölgelerde Şavak. İletişim dili. 1) Şavaklılar’ın dışında kalan evrenden kendilerine doğru gelişen biçimidir. ‘Şavak’ kimliğinin dışarıdaki homojen görünümünün aksine.

Anadolu’daki göçer ve yarı-göçer aşiretlerin genel adlandırması içerisinde. baskıcı bir unsur olarak etkide bulunduğu kuşku götürmezdir. .97 b) Hemen tamamını Şavaklılar’ın yerleşim alanlarındaki yakın komşularının oluşturduğu grup ise. Özelikle 12 Eylül darbesinin ardından. Sünniliğin Tunceli yerelinde Türklük ile özdeş tutulması. hâlihazırda yerelde kullanılan ‘Şavak’ kavramına geçerli kullanım değerini kazandıran içeriği yükleyen çevreyi oluşturmaktadır. Şavak. Ancak topluluğun yarıgöçer karakteri. Şavak’ın içerdiği Sünni bileşenden gelmektedir. Türkmenlik büyük ölçüde Türklük ile özdeştir. bu topluluklar üzerine yapılan çalışmaları da etkilemiş görünmektedir. Şavaklılar’ın sahip oldukları farklılıklardan haberdardır ve dahası aynı mekânları yine aynı tarihsel ilişkileri içerisinde paylaşmaktadır. Bu grubun neredeyse tamamını sadece tarımcılıkla ve küçük çaplı hayvancılık faaliyetleri ile uğraşan Alevi ve Sünni 96 97 Bu kategoriye dâhil edilebilecek önemli bir örnek için bkz. büyük çoğunlukla Sünni– Türkmen bir topluluk olarak kurgulanmakta ve tüm bileşenleri böyle kabul edilmektedir. Yıldırım (2003). Şavak’ın Türklük ve dolayısıyla Türkmenlik’le özdeşleştirilmesinde Türkiye’nin yakın geçmişinde yaşadığı ve farklı uzantılarının günümüzde de yaşandığı bazı politik süreçlerin belirleyici olduğunu belirtmek gerekir. bu tür çalışmaların ortaya çıkışında. Bu çevre. Buradaki bağıntının esas itici gücü.96 1970’li yıllardan itibaren Alevilik ve Sünnilik algıları temelinde yükselen modern etniklik tanımlarının ve bunlarla ilgili politik süreçlerin yerelde de karşılık bulduğunun ve bu temelde bugünü kurgulayan görüşler olduğunu da eklemek gerekir. Türkmen olarak anılmaktadır. devletin resmi söyleminin Sünni-İslam din kimliğini merkezine alarak merkezi devlet otoritesini güçlendirmeye çalışmasının.Şavak topluluklarını oluşturan grupların sahip oldukları Alevilik ve Sünnilik durumlarından çoğunlukla hiç bahsedilmemektedir.

sadece bu tip bir yaşam tarzını benimsemiş toplulukları kapsayacak genişlikte bir kullanım değerine ulaştırdığı anlaşılmaktadır. Bu tip faaliyetlerin ortadan kalkışı ve uzun yüzyıllardan beridir güney sakinlerinin. göçebe-çoban yahut yarı-göçer bir yaşam tarzı ile karakterize edilen toplulukların isimlendirilişinde olduğu üzere. Şavaklılar’la olan temel farkları ise. Zira gerek Alevi ve Sünni Şavaklılar’ın kendilerini ‘Şavaklı olmayan’lardan ayırmada gerekse Şavaklılar’ı çevreleyen Tuncelili yerelin ‘Şavaklı olma’yı tanımlayışında. ‘Yörük’ ve ‘Türkmen’ kavramları ile eşdeğer bir işleve sahip olduğu ileri sürülebilir. bilhassa Şavak bölgesindekilerin uzak mesafelerde göçer hayvancılık ile uğraşıyor olmaları. farklı dilleri ve farklı dini inançları da . ‘Şavaklı olma’nın tam olarak vücut bulduğu sınırların. bu biricik ayrımda ortaya çıktığı görülmektedir. ‘göçer hayvancılık’ faaliyetleri ile hemhal olmuş bir yaşam kültürü. Hâlihazırda Şavaklılar. Buna karşılık. tüm boyutları ile ortaya çıkmaktadır. göçer hayvancılık yapmayışlarıdır. kuşaklar boyu süregelen bu tip hayvancılığı ve onunla özdeş olan yaşam tarzını da yaşatan yegâne topluluktur. Böylelikle bir aşiret ismi olarak Şavak.topluluklar oluşturmaktadır. Burada ‘Şavak’ kimliğinin rahatlıkla. aşiret kavramının varlık sebebi olan kan bağı koşulunu aşarak. Şavaklılar’ın Tunceli’nin güneyindeki köy ve mezralarında ve yine Tunceli’nin çevreleyen kuzey tüm kesimlerinde kullandıkları yayla alanlarında kendilerini topluluklarca ‘göçer-hayvancılık’ ile özdeşleştirildikleri bilinmektedir. Tunceli’de yakın bir zaman öncesine kadar gerek güneydeki gerekse iç kesimlerdeki bazı toplulukların il sınırlarını aşmayacak mesafelerde yayla alanları kullandıkları ve kısmen yarı-göçer nitelikler taşıyan hayvancılık faaliyetleri yürüttükleri de bilinmektedir. Tunceli genelinde Şavak kavramını.

Tunceli’de ilk yerleştikleri yerler ise bugünkü Pertek’in Çekodar (Bulgurtepe). Buna karşın. Şavak kimliği. Günümüzde. Ancak aşiretin yerleşim alanlarında yaşayan çoğunlukça. özellikle kent mekânlarında yaşayan ve yüksek öğrenim gibi eğitim süreçlerinden geçmiş genç kuşaklarda belirleyici olmuştur denebilir. kendi aralarındaki . 2003). 2) Şavak etnik kimliğinin ikinci durumu burada görünürlük kazanır. aradaki temel farka doğrudan gönderme yapar. 1987 ve Yıldırım. Şavak kavramının hâlihazırda kullanılan kapsamı bu şekildedir. yüzyıl içerisinde padişah fermanı ile Diyarbakır–Siverek’ten bugünkü yerleşim bölgelerine gelmişlerdir. Titinink (Ayazpınar) ve Bahrav/Barav (Çukurca) köyleri olmuştur. 16. Şavaklı Alevi ve Sünnilerin kendilerine dair olan farklılıklara ilişkin tutumlarında da açıklıkla ortaya çıkmaktadır. Aşiret zamanla bu köylerden şimdiki yerleşim sahasına yayılmıştır (Kutlu. Yine yukarıda aktarılan çalışmaların ve benzer örneklerinin sunduğu yazılı belgeler ve fikirler de bu algının yaygınlık kazanmasında. Şavaklılar arasındaki Alevi ve Sünniler birbirlerini aile isimleri ile ayırt ederler ve bunların tümü.içeren toplulukların tümünü bir yaşam tarzı temelinde (göçer hayvancılık) kapsayacak şekilde genişlemiştir. İran–Horasan kökenli olup. Şavak Aşireti’nin kolektif hafızadaki öyküsü bazı Alevi ve Sünni Şavaklılar’da ortaktır. taşıyıcılarının sahip olduğu ayrımlara göre farklı bir tarih ve işlev de kazanmakla birlikte göçerhayvancılıkla uğraşmayan toplulukların karşısında aynı içerikle sahiplenilmektedir. aşiretin tarihine ilişkin yukarıdaki kısa tarihçe büyük çoğunlukla aşiretin Sünni bileşenlerinin tarihi olarak algılanmaktadır. Bu durum. Birbirlerini kan-bağı esasına göre örgütlenmiş bir ‘aşiret’ biriminin parçası olarak görmezler. Bunlara göre aşiret. dikkat çekici bir şekilde.

Aleviliğin ve Sünniliğin temel şifrelerini oluşturan inanç unsurlarının dışında kalan tüm ritüellerde ortaklaşmanın olduğu görülmektedir. Dolayısıyla Kırmancki. toplumsal yaşam içerisindeki kültürleşme süreçlerinin de biricik belirleyenidir. Ancak Şavak toplulukları arasında özellikle Çemişgezek ve Pertek’in kuzey sınırlarına yakın kimi köylerinde ve bazı güney yerleşimlerinde. ‘Şavaklı’nın kendisini çevreleyen sosyo-ekonomik olaylar dünyasına da bakışında ve tutum ve davranışlarını belirleyişinde göçer-hayvancı bir topluluğun duyarlılıklarını yakalamak mümkündür. Şavak içerisindeki Alevilik ve Sünnilik durumu. Ekonomik faaliyetlerdeki bu ortaklık.temel farklılıklar hâlihazırda aile soy isimleri ile ayırt edilmekte ve bununla birlikte göçer-hayvancılık faaliyetleri içerisinde karşılaşılan ‘ötekiler’e ve olaylara karşı ortak bir kimlik durumu üzerinden hareket edilmektedir. Bu ailelerin de zamanla Şavak bölgesindeki diğer topluluklar gibi göçerhayvancılık faaliyetlerine katıldıkları ve sürdürdükleri anlaşılmaktadır. Şavaklılar da bu genel durumun dışında değillerdir. çeşitli tarihsel dönemlerde iç Tunceli’den gelerek yerleşen ve Kırmancki konuşan bazı aileler mevcuttur. geleneksel uygulama ve inanışlarda. Pertek ve Mazgirt hattı üzerinde yaşayan Alevi ve Sünni toplulukların büyük çoğunlukla Kurmanci konuştuklarını daha önce ifade etmiştik. Dini uygulamaların yanı sıra. Göçer-hayvancı kültürün gündelik yaşamın örgütlenişindeki süreçlerde. bu ailelerin büyük bölümünün geçen yüzyılda gerçekleştirdiği göçlerinin . Şöyle ki: Tunceli’nin güney bölümünü oluşturan Çemişgezek. az da olsa konuşulan dildeki ayrışmaya da bir gönderme içerir ve böylelikle ilgili ailenin köken olarak nereye dayandığı da belirlenmiş olur.

yani göçerhayvancılık etrafında şekillenen yaşam tarzı. Şavaklı Sünnilerde ise durum daha çarpıcıdır. Bu algının önemli bir parçası da ‘Şavakça’ olarak tabir edilen dilden kaynaklanmaktadır. Kurmanci’nin . ‘köy hayatı’ olarak kavramlaştırılan ve doğrudan ‘şavaklı olma’yı ima eden bir kimlik algısına ait bir dil olarak kurgulandığı gözlemlenmiştir. Kurmanci’yi gündelik yaşamda kullanma konusunda Aleviler ve Sünniler arasında da önemli bir ayrım ortaya çıkmaktadır. yaşlı kuşaklardan genç kuşaklara doğru artan bir ivme ile gündelik yaşamında Türkçeyi daha fazla kullanmaktadır. Bu kategoride değerlendirebileceğimiz görüşmecilerimizin büyük çoğunluğunda Kurmanci’nin. Şavaklı Sünnilerin hemen hepsi gündelik yaşamlarında ağırlıklı olarak Kurmanci kullanmaktadırlar. yine bu kavramla bütünleşik biçimde algılanan dil’den de önemli ölçüde beslenmekte olduğu ileri sürülebilir. Çünkü içTunceli’den göçen ve Kırmancki konuşan Sünni topluluk bulunmamaktadır. yukarıda izah ettiğimiz yaşam kültürü ve atfedilen kimlik bütünleşikliğine işaret eden önemli bir örnektir. Öte yandan. çevrelerinde bu hayat tarzına ve sürdürücülerine ilişkin bütünlüklü bir algının oluşmasına da neden olmuştur. Dolayısı ile geçim biçimlerini hızla değiştiren genç kuşakların benlik algılarındaki köken kavramına işaret eden ‘Şavaklılık’ın.kökenlerine ve doğrudan Alevilik kimliklerine gönderme yapmaktadır. ‘Şavakça’ kavramının yerel dilde Şavaklı toplulukları ayırt etmek için kullanılan bir belirteç olması. Tunceli’de Şavaklılar bilhassa konuştukları Kurmanci ile de ayırt edilen bir topluluktur. Şavaklı Aleviler. Tunceli genelinde yaşanan süreçlere paralel olarak. Kurmanci konuşan Şavaklılar içerisinde. Çünkü ‘Şavaklı olma’yı belirleyen yegâne öğe.

Şavaklılar’la ilgili bahislerde Kurmanci üzerine herhangi bir politik yükleme olmamaktadır. Genç kuşak Alevilerde olduğu gibi. Şavaklı genç Sünnilerde ‘köy hayatı’nın dışında kalan tüm mekânlarda iletişim dili Türkçedir. Bu sebepten. Şavaklı Sünnileri yereldeki diğer Sünnilerden de ayıran temel bir faktördür. Şavaklı Sünni için tek bir kimliği işaret eder. kendileri gibi Sünni olan ve hala kırsal yerleşimlerde ikamet eden ve hatırlanabilen en uzak geçmişten beridir kendileriyle özdeşleş(tiril)miş göçer-hayvancılık faaliyetlerini sürdüren Şavaklılar’a dair ayırt edici önemli bir özellik de konuştukları dil olmaktadır. Türk milliyetçi söylemin etkin olduğu görüşmecilerde dahi. Çünkü kendileri dışında. Bu durumda. dil ve her ikisinin içerisinde etkileşerek vücut bulduğu göçer-hayvancı bir yaşam kültürü. ‘kendi aralarındaki’ iletişimin. Kendileri ile birlikte Şavaklı olarak anılan Aleviler ise sonradan bölgelerine yerleşmiş yahut kendileri gibi göçer-hayvancılıkla uğraşan ailelere. . Din. bilhassa Pertek’in orta ve doğusundaki kırsal yerleşimlerde ikamet eden Sünniler önemli ölçüde azalmışlardır ve böylelikle Kurmanci gündelik yaşamın dili olmaktan uzaklaşmıştır. göçebeliktir. Özetlemek gerekirse. Kurmanci. Şavaklı Sünnilerde de konuşmakta oldukları Kurmanci’ye karşı farklı tutumların varlığından da bahsedilebilir. Kurmanci. ‘göçerliğin’ dilidir. ‘köy hayatının’. ‘diğerleri’nin verdikleri bir isimdir. Şavaklılık. Pertek ilçe merkezindeki ve Elazığ’daki Tuncelili Sünnilerde ise eskiden Kurmanci konuşanlarda bu dilin günümüzde neredeyse tümüyle kullanımdan kalkmış olduğu anlaşılmaktadır. Şavak’ın özgünlüğü olarak kabul görmektedir. Sünnilik ise ‘Şavak’ın özüdür ve zaten tarihi kayıtlar da aşiretin köken olarak dışarıdan geldiğini aktarmaktadır.etkin bir şekilde kullanımda olması.

Sünni bir nüfus içermekle birlikte. Sünniliğin yerel boyutlarının ortaya çıkarılması ve çözümlenmesi çerçevesinde ele alınmaya çalışılacaktır. BÖLÜM: ALEVİ – SÜNNİ TOPLULUKLARARASI İLİŞKİLER Bu bölümde. . çeşitli tarihi ve sosyal belirleyenler etrafında tartışılacaktır. göçer-hayvancı toplulukların ismidir ve bu kimliğin içerisindekiler ile dışarısında kalanlarca ortak bir kabuldür. Bu kabulü canlı kılan. Şavak. Kimliğin içerideki görünümünde ise Alevilik ve Sünnilik temel bir belirleyendir. yüzyıllardır süregelen ve gelenekselleşen toplumsal hayata dair bazı uygulamaların ve süreçlerin birbirleriyle olan etkileşimleri. Alevilik ve Sünnilik gibi din kimliklerini ifadelendiren tanımların içerisinde. Pertek’in doğusunda yaşayan Alevi ve Sünni topluluklar arasında gerçekleşen bazı sosyal ilişkiler. Yerine aile soy isimleri kullanılır ve bunlar gereken kimliklendirmeyi gerçekleştirir. Ancak farklılıklar bu kavramlar ile ifade edilmezler. gerek kendilerince gerekse dışarıda kalanlarca Şavak kimliğinin inşasında belirlenen sınırlar içerisinde belirleyici bir öğe değildir.Toparlayacak olursak. Şavak bölgesinde yani Pertek’in batısında Sünnilik. III. somutlaştıran yegâne olgu ise Şavaklılar’ın ortak yaşayış kültürlerinden ileri gelmektedir.

Bilhassa geleneğin toplumsal örgütlenmeyi ve hayatı belirlediği topluluklarda. Kudat’ın çalışmasının beslendiği yazılı kaynakların hacmi ve özellikle gerçekleştirdiği alan çalışmalarının mekânsal çeşitliliği. yaklaşık 30 yıl önce gerçekleştirdiği asıl çalışmanın yeni güncel veriler ile kıyaslanması üzerine kurulu olduğundan. ileri sürdüğü tanımın geçerliliğini büyük ölçüde günümüze de taşımaktadır. Yanı sıra Kudat’ın 2004 basımlı çalışması. 2004: 11).3 . hayli önemli ve yol göstericidir. bir erkek çocuğun sünnet töreninin yük ve masraflarını. Kirvelik. akademik yazın içerisinde ‘sanal akrabalık’ olarak kategorize edilmektedir ve bununla amaçlanan. yerli akademik yazın içerisinde en kapsamlı neredeyse tek çalışmanın sahibi Kudat’ın (2004) ileri sürmüş olduğu tanım şöyledir: ‘Kirvelik. kan bağı olmadan sağlanan toplumsal ilişkilerdeki boyutlarını açıklayabilme çabasıdır. Ancak bu ilişkilerin içeriği ve biçimleri. ‘kan bağı’ üzerinden gerçekleşen akrabalıkların getirdiği yükümlülüklerin. ana babasının dışında başka bir aile büyüğünün üzerine alması ile iki aile arasında kurulan sanal akrabalığa verilen addır’(Kudat. Kudat’ın ve benzerlerinin işaret ettiklerinden bazı farklılıklar göstermektedir. kan bağına dayalı sosyal algıların ve . Alan çalışmamızın gerçekleştirildiği yerlerde de kirvelik kurumuna dair gerek Sünnilerce gerekse Alevilerce geliştirilen tanımlamalar da temelde Kudat’ın öne sürmüş olduğu kan bağına dayanmayan ve fakat bu bağdan da kuvvetli yaptırımlara sahip sosyal ilişkileri işaret etmektedir. 1 Kirvelik Kirvelik bahsi üzerine.

Peygamberin öz torunlarına (Hasan ve Hüseyin) karşı ortaya koymuş olduğu bir pratiktir. siyasi dengeleri ve koşulları da aşmaktadır. Bu bağın gerektirdiği koşulları yerine getirmemek. Çünkü kirvelik. kirveliğin tanımı. Çünkü gerek Aleviler gerekse Sünniler açısından kirveliğin tanımı. Öyle ki çalışma esnasında kirvelik bahsi üzerine sorulan sorularda çoğu Alevi ve özellikle kırsal yerleşimlerde Aleviler ile iç içe yaşayan Sünni görüşmeci. ayıplayıcı nazarlarda kızgınlıklarını belitmiş ve hatta üzüntülerini aktarmışlardır. Peygamber. tümüyle sahip olduğu kutsal köklerden ve içerikten istim almaktadır ve bu ortak köken açıklamalarından da öteye kirveliğin sosyal yaşam içerisinde üstlendiği roller. Bir daha geri dönüşü olmayan bir sözdür. . bu bağla bağlanan kişilerin tüm hayatları boyunca sadık kalmaları beklenen kutsal bir sürece işaret eder. kimliğin temel bileşenlerindendir. Alevilere göre kirvelik. ekonomik. vazgeçen kişinin kendi kimliğine karşı da ciddi bir ihaneti olarak kabul edilir. 98 Bir kısmı ise yöre kökenli olduğumu öğrendiklerinde. ‘akrabalık’ kavramının kapsadığı bir alandan çok daha fazlasını işaret etmektedir. zorunluluklarındandır. yerel hayatın.98 Bunlara göre kirvelik. Bu kutsallık. mevcut sosyal.yükümlülüklerin de ötesinde kabul ve yaptırım gücü içeren biçimlerini açıklayabilmek için ‘akrabalık’ kavramı kullanılmaktadır. kutsal bir sözleşmeden vazgeçmek olduğu kadar. Aleviliğin ve Tunceli’deki Sünniliğin önemli varlık koşullarından birisi ve kimliğin tamamlayıcı öğesidir. bu yönlü soruları derin bir hayretle karşılamış ve hatta bu ilişkinin gerektirdiği yükümlülükleri bilmemenin doğuracağı olumsuz dini sonuçları dikkatli vurgularla ifade etmişlerdir. konu hakkında bilgi sahibi olunsa bile. aile bağlarını. hala kirveliğin açıklanabilmesinde yeterli düzeyde işlevsel bir kavram olmaktan uzak görünmektedir. kapsamı ve gereklilikleri üzerine soru dahi sormak son derece yakışıksız bir durumdur. Onlara göre. Ancak Tunceli–Pertek yereli açısından ‘akrabalık’ kavramı. bizzat torunlarını sünnet ettirmiş.

Pertek’teki Aleviler için de geçerli bir tespittir. Sünnet’in .böylelikle kirvelik bağının gerektirdiği sosyal yükümlülüklere sahip çıkmış ve aynı zamanda bu sosyal ilişkinin de öğreticisi olmuştur. Sünniler açısından ise durum. Bu noktada farklılıklarla karşılaşılmamaktadır. Aleviler. gerçekleştirilen sünnet eylemi olduğu vurgulanmakta ve bilhassa bu eylemin içerdiği ‘kan akıtma’ özelliği ön plana çıkarılmaktadır. kirvelik kurumunun işaret ettiği tutum ve davranışlar. yine bu genel kabulün fazlaca dışında değildir. Öte yandan. Temel meşruiyetini ve yaptırım gücünü ise Peygamber’in yaşamında ortaya koyduğu uygulamalar bütününe verilen önem ve inançtan almaktadır. Bu bakımdan. Alevilerin toplumsal yaşayışları içerisinde işgal ettiği güçlü pozisyona nazaran daha düşük ölçülerde bir yer tutmakta ve farklı algılanmaktadır. Ali’nin ve soyunun İslam topluluğunun gerçek vârisi olduğu iddialarının önemli bir dayanağını da bu ilişki üzerine kurmaktadırlar. Sünni topluluklarca sünnet eylemi mutlak surette gerçekleştirilmekte ve bu eylem Müslümanlığın önemli belirleyenlerinden birisi olarak kabul görmektedir. Alan çalışması süresince temas edilen Sünni ve Alevilerce kirvelik bağının biricik belirleyeninin. yukarıdakiler gibi esasta tek biçimlidir. Sünniler de kirveliğin. Toplumsal yaşayış içerisindeki kirvelik uygulamalarındaki farklılıklara karşın gerek Alevilerce gerekse Sünnilerce kirveliğin içerdiği kutsiyetin kök nedenlerine dair geliştirilen açıklamalar. Anadolu’daki Alevi topluluklarının sünnet eylemi ve bu eylemle vücut bulan kirvelik ilişkilerine Sünni topluluklara nazaran daha fazla önem verdikleri ve kirveliği günümüz Aleviliğinin önemli belirleyenlerinden saydıkları genel kabulü. Peygamber’in eylemi olduğuna Aleviler ile aynı şekilde inanmaktadırlar.

Kirvenin hanımı bizim. bizim kız kardeşimiz ise onların kız kardeşiymiş gibi derin bir saygı duyulurdu. Cana can vermektir. dolaylı da olsa Allah yolunda akıtılan kanın eteğine damladığı kişi yahut bu kanın akıtıldığı çocuğu kucağında tutarak ‘kirve’ statüsü kazanan kişinin. bizim kız kardeşlerimiz. işte ‘kucağında kan akıttı’ yani Sünnet olurken kirvenin tutmasından dolayı. Böylelikle. o öyle deniyordu ben çocukluk yıllarındaki ifadeyi kullanayım. Gerek Alevilerde gerekse Sünnilerde geleneksel yaşayış içerisinde belirgin olan ve . Kan kutsaldır ve kanın akıtılması doğrudan ‘kurban’ algısına gönderme yapmaktadır.” (Alan Notları: 15 – 04 – 06 / Pertek) “Şimdi böyle olunca da biz mesela kirve olarak birbirimize. yakınlık da hasıl oluyordu. … kirvemizin hanımı yani bize bu şekilde bir dostluk bağı ile bağlı olan kirvemizin hanımı adeta bizim yengelerimiz veya bizim işte amcamın hanımı ne ise dayımın hanımı ne ise öyle manevi bir ülfiyet. Şimdi böyle olunca biz adeta onların kızları. Onun kanının yanında yer almaktır.” (Alan Notları: 23 – 03 – 06 / Pertek) Yereldeki Alevi ve Sünnilerce kirvelik uygulamalarının açıklanmasına yönelik din içerisinden inşa edilen inanışların yansıra benzerlik gösteren bir başka önemli nokta da kirveliğin gerçekleştirildiği sünnet uygulamalarındaki benzerliktir. Ona ikrar vermektir. ömür boyu ve hatta kendisinden sonraki kuşaklara da aktardığı bir dizi yükümlülükle ve sınırları keskin bir kutsiyet algısı ile tamamlanmaktadır: “Yani kirveliğin amacı kan akıtmaktır.ve dolayısı ile üzerinde temellenen kirveliğin kutsiyeti de tümüyle bu özellikten hareket ediyor görünmektedir. Onun kanına sahip çıkmaktır. çocuğun ailesi ile kurmuş olduğu ‘kirvelik’ ilişkisi.

Ali efendimizin ve Cenab-ı Hak’kın adları sık sık şey yapılıyordu. Amca ‘selat-ü selam’ getirirdi. şeye köyün orta yerinde. Alevi köyde de gördüm. işleri doktorlar tarafından yapılmazdı. o duaları şu anda tam olarak hatırlayamıyorum tam ama ondan sonra da bereket olsun diye o tahtanın üzerine.fakat günümüzde sıklıkla karşılaşılmayan bu uygulamalarda hemen hiçbir fark göze çarpmamaktadır: “Şimdi tören. Muhammed ve Hz. Her tarafta bu vardı. Dini bir hüviyet orada. Şimdi o şahıs her köye götürülürdü. o bahşişe büyük bir saygı ve ilgi vardı. elindeki çok kıymetli olan kuru gıda gibi şeyleri getirir. Elbisedir. Ve bu şeyi serdikten sonra insanlar hep saf halinde dururlardı. Bunu yapan kişi yörede çok iyi tanınır. eskiden malumunuz. Yine hala da bugün. Bu bahşiş çok önemlidir. Şimdi sünneti yaparken. Ondan sonra Hızır Aleyhisselam’ın bereketi diye yüksek sesle dualar okunurdu. Bu tahtanın üzerine bir havlu atılırdı. onlara aynı şekilde kurbanlık hayvan getirir. . hediyeleşme en zirvede… Gerek sünneti yapana gerek kirveye en büyük hediyeler vardır. Amca vardı o yapardı. ‘Allahüme Salli Ala Seyiddina Muhammedin ve Ala Ali Seyidina Muhammed’ diye böyle sesli bir şekilde yapılırdı. güzel bir yerde veya geniş bir damın üzerinde tahta kurulur. saattir veya başka şeylerdir alınır. bilmiyorum ama ben şimdi çocukken bunları hatırladığım için söylüyorum. herkes ama kadın erkek herkes oranın üzerine bir bahşiş bırakırdı. Hiç terk edilmeyen bir geleneğimizdir. Bu tekbirler yapıldıktan sonra yine aynı şekilde Hz. O sünneti yapan B. Sünnet olan çocuğa da kirve aynı şekilde çok kıymetli hediyeler alır. Bizim köyün tamamını diyorum ama hiç istisnasız tamamını T. Hala da vardır. onu ben kutsa bir şey gibi çok önemserdim ve dikkatimi çekmiştir. Eskiden berberlik yapmıştır veya berberlik olmasa bile böyle bir maharet kazanmıştır. ayakkabıdır. bir örf geleneğinin şeysinin orada odaklaştığını görürdüm. bu gibi sünnet ameliyeleri. şunu söyliyeyim ben. Bizim köyde de gördüm. Bu törenler yapılırken. Amca. Köyü’nde [Alevi bir köy kastediliyor] B. yağ getirir. ben o tahtayı üstündeki o havluyu ve işte o peşkiri. ‘peşkir-i Muhammed’ diyordu buna B.

. Bu da bizim şey olan bir geleneğimizdir. Çocukların kirveleri çağırılırdı. Fakat o dahi o hali ile manevi bir şey kazanırdı. asla. öyle bir mekân olarak görülürdü. onu söyliyelim. havluya değildir. iyi hatırlıyorum. cemaatle beraber. köylü çağırılırdı. gücüne göre ne yetiyorsa. Bu da önemli bir şey olarak burada arz etmek istiyorum. Halk çağırılırdı.. bizde sünnet yapılırken üç gün davul çalınırdı. herkes kıbleye yönelirken o herkesten önce şunu okurdu: ‘Muhammed’den bize kaldı bu adet Hem farzdır hem sünnet Kim Muhammed’i severse ona getirsin salavat’ Ondan sonra da ‘Allahümme Salli Ala Seyiddina Muhammed ve Ala Ali Seyiddina Muhammed’ duasını okurlardı ve akabinde herkes gönlüne. sünnet esnasında. kaynıyorsa o şekilde bir bahşişi o havlunun. oradaki paraya da değildir. “Yani bizzat kendim gördüğüm. M. İki gün davullar çağırılırdı ve ondan sonra . Ve bırakırken de istisnasız herkes de o tahtanın üzerindeki havlunun bir köşesini eğilip öperdi. Orada aynı şekilde yapılır. kıbleye yönelmiş. sünnetçi. ya bir bohça ya genişçe bir havlu gibi bir şey serilirdi. o selat-ü selam sırasında getirdiği şey çok önemlidir… Diyor ki bu şey. Onunla beraber toplum çağırılırdı. bu çok ilginçtir. o tahtanın üzerine bırakırdı. büyük bir saygı gösterirlerdi. tahta konur… Hem bahşiş toplanan hem selat-ü selam getirilen o tahtaya tam olarak ne dendiğini şimdi hatırlamıyorum… Yalnız üzerine bir. “… Sünnette. Tabi bu tahtaya değildir. bugün de dâhil Elazığ’daki doktorlara falan yaptırılmaz.” (Alan Notları: 20 – 04 – 06 / Elazığ).bizim köylerdeki Sünnetler Hocam. Sünnet yapan kişi de aynı zaman da selat-ü selam getirir. Orada Hz Muhammed ile onun Ehl-i Beyt’ine getirilen selat-ü selamın manevi bir de bi sevgiyi bir de bu şekilde yâd ediyor insanlarımız. hem Alevi vatandaşlarımızın sünnetinde hem Sünni olarak bildiğimiz vatandaşlarımızın sünnetinde B. Bize şunu derdi.” (Alan Notları: 21 – 04 – 06 / Elazığ).

Bu dualar okunur. Çoğunlukla 1970’lerin sonlarına dek yukarıda aktarıldığı şekliyle devam eden uygulamalar.sünnete çağırılırdı.” (Alan Notları: 15 – 04 – 06 / Pertek). bezin üzerine bir havlu. Bu konuda. 1970’ler öncesinde kalan ve geleneğin hâkim olduğu dönemlerden bugüne Alevi ve Sünni topluluklarda gözlemlenebilir kimi farklılıklarla vücut bulmuştur. Kirveliğin. din ve dolayısıyla toplumsal yaşayış içerisinde kazanmış olduğu anlam ve uygulamalar bütünü. ‘Yukarıda indi Muhammed honcasi Üzerine yazıldı ismi ezel duasi Her kim ki Muhammedi severse Muhammede getirsin salavat Aliyem Seyidem Muhammed’ Burada hem Arapça hem Farsça geçiyor. bu yıllarda yaşanan kamplaşmaların ardından hızla kesilecek ve zamanla içerdiği özgün uygulamaları da yitirecektir. Bilhassa kırsal yerleşimlerde oturan Aleviler ve Sünnilerin. Arapça geçtiği için tam bilemiyorum nakaratını falan. herkes parasını oraya atar. Fatiha suresiyle beraber tahta indirilir. sünnet uygulamalarına dair aktarımlarından da anlaşılacağı üzere arada ciddi uygulama farklılıkları bulunmamaktadır. Fakir fukaraya dağıtılıyor. Ben onun bir iki kıtasını istersen sana okuyayım. Alevilerin ve Sünnilerin. sünnet işlerini bu konuda yörede tanınan ve mesleğinde uzmanlaşmış kişilere yaptırmış oldukları aktarılmaktadır. Birbirine yakın olan bu tür yerleşimlerdeki sünnetlere çevre köylüler de çağrılmakta ve kurbanlar kesilmektedir. Toplum olarak Ali-Muhammed’in honcasına çağrılırdı. o tahtanın üzerine bir bez. hem sünnetçiye katkı hem de çocuğun babasına veya gelen halka katkı. civar ziyaretlere birlikte götürülmekteydi. iki alt başlık içerisinde şunlar söylenebilir: 1) Alevilerde kirvelik ilişkileri: . Kimi zaman da bu kurbanlar.

İlki. Öztürk. Musahiplik. Korkmaz. dâhil olduğu topluluğun yaratmış olduğu belirli statüleri değiştirmesi ve topluluk yaşamının farklı kısımlarına yine farklılaşan kimlikleri ile geçişlerini aktarmaktadır. kişinin yaşadığı hayat içerisinde. Çünkü musahiplik. Tuncelili Alevilerin kendi aralarında gerçekleştirdikleri kirvelik ilişkileri çok ciddi yükümlülükler ve yaptırımlar içermektedir. Tunceli’de her Alevinin mutlak surette bir musahibi olmalıdır. Her bir geçişte kişi. Bu kaynak aynı zamanda Tunceli Aleviliği’nin özgün etnografik derlemelerini içermesi bakımından da son derece önemlidir. yani tarikat kardeşliği’ olarak tanımlanır ve Tunceli Aleviliği’nin temel ayrıştırıcı öğelerinden birisine işaret eder.100 Musahiplik cemi. 1972: 69 – 73. evli iki çiftin (evli olmaları zorunlu bir kuraldır) bu amaçla düzenlenen bir cemde yeniden doğuşu sembolize eden birtakım pratiklerle.Yereldeki Alevilerde kirvelik bağının gerçekleştiği iki esas biçimden ve kirveliğin algılanışındaki temel bir farklılıktan bahsedilebilir. dualarla ve kurbanlarla ait oldukları Alevi cemaatine farklı statülerle tekrardan girişlerini işaret eder. Alevilerin kendi aralarında gerçekleştirdikleri kirvelik bağlarıdır ve bahsettiğimiz algı farklılığı da burada ortaya çıkmaktadır. Buna göre. toplulukça içerisine henüz girdiği kimlikle ve bunla bağlantılı bir dizi yeni sorumlulukla karşılaşmaktadır. . Ek olarak. kişinin doğumla birlikte kazandığı tarikat ilişkilerinin gerçek anlamda vücut bulduğu bir başka süreci işaret eder. 2003: 304 – 314. Musahiplik. Her iki evli çift böylelikle dünyada ve öte dünyadaki yol kardeşliklerini 99 Tunceli’ye özgü ‘musahiplik cemi’nin ayrıntılı etnografik incelemeleri için yalın bir kaynak olarak bkz. Sadece bu amaç için düzenlenen cemler99 vardır ve tam manası ile bir geçiş törenidir. Orta-Anadolu kökenli Bektaşilikte kısmen görülmekle birlikte genel Alevi inanç kurgusu içerisinde ‘yol. doğrudan böylesi bir geçişi işaret eder ve zaten ritüelin kendisi başlı başına bir ‘yeniden doğum’un sembolleştirilmesidir. 100 ‘Geçiş töreni’ olarak isimlendirdiğimiz ve antropolojik literatürdeki yaygın tanımlanışıyla ‘inisiasyon ritüelleri’. Bu yaptırımların önemli ölçülerde benzerlik gösterdikleri bir başka kurum ‘musahipliktir’ ve Sünnilerle kurulan kirvelikler ile Alevilerin kendi aralarında kurdukları kirvelik bağları arasındaki temel farklar da bu noktada açığa çıkmakta ve tanımlanmaktadır. musahiplik üzerine geniş ve yönlendirici bilgiler için bkz.

mevcut tüm toplumsal bağların üzerindedir ve gerektirdiği yükümlülüklerin tümü kutsaldır. Bu bağla bir araya gelen aileler arasında da musahipliğe benzer kutsal bağlar oluşur ve hemen hemen aynı tabular geçerli hale gelir. Bu törenle aileler ‘bir’ olmuş sayılırlar ve kendi öz akrabalık ilişkilerine benzer ve fakat daha ileri düzeyde bağlara sahip olurlar. yani dünyevi düşüncelerden arınmış olma hali. erkeklerin ve kadınların yere uzanmaları. 70’li yaşlarındaki kimi Alevi görüşmeciler. Sosyal ve ekonomik hayatın getirdiği tüm zorluklar birlikte göğüslenir ve tam bir işbirliği ortaya çıkar. üryan vaziyette beyaz örtüye sarılırlardı ve cem böylelikle yürütülürdü. yeniden doğumun öncesinde. Şüphesiz ki burada aktarılan durumun içerdiği duygu yoğunluğu. . Musahipliğin yanı sıra kirvelik de Tunceli’deki geleneksel inanç ve uygulamalar içerisinde önemli bir yere sahiptir. Bunlardan bazılarına göre. Böylesi uygulamaların varlığı ya da yokluğundan öteye. Musahibin çocukları. öz çocuklara nazaran daha fazla yardım ve ilgi görür. burada asıl dikkat çekici olan. 101 Musahiplik cemlerinde uygulanan pratikler yeniden doğumun sembolleştirilmeleri ile örülüdür. Kirveliğin gerçekleşme biçimi sünnet uygulamaları üzerinedir. geride bırakılan dünya hayatının getirdiği duygu ve düşüncelerden de sıyrılmayı işaret etmektedir. erkekler önde kadınlar arkada olmak üzere. doğumla kazanılmakta ve dünya hayatı içerisinde ölüm ve tekrar dirilişle. bu uygulamaların hayli çarpıcı örneklerine rastlamak mümkündür. Yanı sıra bu ritüellerdeki uygulamaların da önemli değişikliklere uğramış olduğunu belirtmek gerekecektir. Günümüzde Tuncelili Aleviler arasında gerçekleştirilen kirvelik ilişkilerinin en belirgin ayırt edici yönü budur. bu en önemli Alevilik uygulamasından bahsederken geçmişte hayli ilgi çekici bazı pratiklerin olduğundan da bahsetmişlerdir. Çocuklar. tüm günahlardan arınarak yeniden ve ‘gerçek’e ererek devam ettirilmektedir. Tek bir aileye dönüşmüşlerdir. Geçmişte.kazanmış olurlar. üzerlerinin beyaz bir örtü ile örtülmeleri ve ‘Tarık’ ismi verilen kutsal ağaçla yahut seyidin kendi eliyle bu ‘ölüler’e dokunarak yeniden dirilmeleri ile gerçekleştirilir. Bu bakımdan. Bu bağ. Musahipsiz Alevi. Sahip olunan Alevilik. yeri geldiğinde. Günümüzde Tuncelili Aleviler arasında bu tür cemlerin yapıldığı sık rastlanmayan bir durumdur. Ensest kabul edilir.101 Aleviler açısından bu uygulamaların günümüzde sıklıkla gerçekleştirildiği söylenemez fakat kirvelik kurumunun bu işlevi kapsayacak genişlikte bir algıya kavuştuğu ileri sürülebilir. böylelikle bir aileye ve farklı kardeşlere sahip olurlar. yani bu törenden geçmemiş Alevi hiçbir zaman gerçek Alevi değildir. evli çiftler. Bu ailelerin çocukları ve hatta onların da çocukları arasında evlilikler kesinlikle yasaktır. Çoğunlukla yapılan uygulama. yerel Alevilerde Musahiplik Cemi’nin algılanış boyutlarıdır.

bilahssa kırsal yerleşimlerde var olan geleneksel uygulamaların bu göçlerle birlikte kaybolması gibi yaşadığı ve yaşamakta olduğu değişim süreçleri. Evler çoğunlukla ortak kalın bir duvarı paylaşırlar ve evin çoğunluğu bu duvar esas alınarak yapılır. Dam. yörede kirvelik uygulamalarından bahsedilirken Alevilerce ve Sünnilerce sıklıkla kullanılan bir kavramdır. Kirva dediğim insanın benim peşimde103 olan çocuğu neyse benim çocuğum da odur. Musahiplik. Bununla anlatılmak istenen. ‘komşu damında gezmek günahtır’ sözünde hayat bulur. musahiplik uygulamalarını geri plana iterek. dünyada en kutsal emanetin nedir? Namusundur.102 Onun kapısına kem gözle bakma. Yani bunun meselesi daha da derindir… Kirva dediğim bir insan var benim kirvam. Bu tutumun. ilin 1990’lı yıllarla birlikte hızla boşalması. Onun bile damında gezemezsin. 103 ‘Peşine katmak’. Yani senin. O senin sırdaşındır.Kirvelikle sağlanan sosyal bağların yaptırım gücü en az musahiplik bağları kadar kuvvetli ve çok yönlüdür. komşu evin damında gezinmek son derece ayıplanan. hor gözle bakma günah işlersin. Budur ciğerim. Benim kardeşim neyse. Cenab-ı Hak da seninle onun arasındaki bir sırdır. Yörede Alevi ve Sünni ailelerin birlikte yaşadıkları köylerde bu tür örneklere rastlamak mümkündür. Sen musahip olduğun bi vatandaşa diyorsun ki biz musahibiz.” (Alan Notları: 27 – 02 – 06 / Pertek). sahip olduğu kutsiyete bir de musahiplik inancının etkilerini alarak yereldeki Aleviler açısından son derece ayrıcalıklı bir pozisyon 102 Evlerin çoğunlukla kerpiçten ve toprak damdan yapıldığı geçmişte ve hala da günümüzde. Bir de bu kutsallık vardır güzelim… Musahiplik de ağırdır. Bir gömlek gibiyiz. kirvelik ilişkilerinin musahiplikle hâlihazırda benzer olan sosyal uygulamalarının güncel ve boyutlu olmasını sağlamış görünmektedir: “Alevilikte kirvelik çok ağırdır. . mahremiyetin bir parçası olarak kabul görür ve bir çeşit tabu ile bu alana giriş yasaklanır. kirvelik yapan kişinin kirveliğini üstlendiği çocuğun bir ömür boyu sürmesi beklenen sorumluluklarını da üstlenmesidir. Dolayısı ile kirvelik. Kirveliğin yöredeki yaygın bir tabiridir. toprak düşer günahtır. o da odur. bundan daha ağırdır. uygun görülmeyen bir davranıştır. Ne ki Tunceli Aleviliği’nin.

Kirvelik ve musahiplik bu bağlamda önemli iki örnektir. değişen sosyal yaşam içerisinde iç içe geçmekte ve yeni anlamlar kazanmaktadır. kirvelik ilişkileri içerisinde erimesi. bu uzmanlaşmanın billurlaşmamış olduğu yerlerde grupların demografik yapıları kaynaşmanın derecesini saptamakta büyük rol oynar. üst sınıf aileler. kendi sınıflarından insanlarla evlilik ve kirvelik ilişkileri kurmayı tercih ederler. bu konuda şunları söylemektedir: “Farklı dil. . kirvelerinin sahip oldukları Alevilik ve Sünnilik gibi farklılaştırıcı etmenleri. Farklı ‘kültürel’ grupların kaynaşmasını sağlayan bu tür kirvelik pratikleri Anadolu’da sıklıkla uygulanmakta olup. karşıdaki kirveyle olan ilişkilerin de sınırlarını ve işlevsel özelliklerini belirlemektedir. aynı zamanda bu tür kirveliklerin yerel kimliğin yani Tunceli genelinde Kırmancki ve Kurmanci konuşan Alevilerin oluşturduğu çoğunluğun en önemli belirleyicilerinden birisi olmasını sağlamıştır. Kudat. din ve etnik gruba mensup ailelerin birlikte yaşadıkları yörelerde kirvelik yolu ile kaynaşmaları… yapısal denge özelliklerine bağlı olup. genellikle bu grupların yoksul tabakaları arasında görülür. 2004: 201). kirvelik bağlarının sadece Aleviler içerisinde kalan boyutlarını yine sadece bu sosyal evrene ait temel bir sosyal ilişki biçimi olarak algılanmasını kuvvetlendirmektedir. Böylelikle bir Alevinin. Musahipliğin. Alevilerin kendi aralarında kurdukları kirvelik bağlarının bu ayırt edici özelliği.kazanmaktadır. Geleneğin farklı biçimleri. geçerlilik kazanmış görünmektedir.” (Kudat. Kaynaşma farklı gruptan insanların ekonomik alışverişleri ve uzmanlaşmaları arttıkça daha büyük bir önem kazanır. Alevilerin gerçekleştirdikleri kirvelik ilişkilerinin ikinci biçimi ise yereldeki Sünni aileler ile kurmuş oldukları kirveliklerdir.

Tunceli’nin sosyal tarihindeki gelişmelere paralel ilerleyen bir süreç içerisinde. çeşitli kamusal kurumlarla olan ilişkilerin de gerçekleştirildiği yerlerdi. Zanaatın da yereldeki en yakın mekânları olan bu merkezler aynı zamanda Osmanlı’dan Cumhuriyet’e devletle. Böylelikle Aleviler. gerek ticari ilişkilerinde gerekse kamusal kurumlarla olan ilişkilerinde güçlü yardımcılar da edinmiş olmaktaydılar.Kudat’ın farklı topluluklar arasında gözlemlediği kirvelik ilişkilerinin esas belirleyenlerine dair tespitleri. karşılıklı yarar ilkesi gözetilen ve içeriği dini birtakım söylemler ile doldurulan ilişkileri işaret etmekteydi. Alevilerin Sünni topluluklarla olan kirvelik ilişkileri çoğunlukla karşılıklı yarar temelinde işleyen ekonomik ve dolayısı ile sosyal süreçleri kapsamaktaydı. tarım ve havancılık faaliyetlerinden elde ettikleri ürünleri buralardaki yerel pazarlarda çeşitli ihtiyaç ürünleri ile değiştirmekteydiler. Bu hattın kuzeyini çevreleyen iç-Tunceli’de yaşayanlar ve bilhassa bu merkezlerin çevresindeki Alevi topluluklar. Pertek ve Mazgirt hattı boyunca sıralanan önemli ilçe merkezleri ve bunlara bağlı kazalar. Gerek Cumhuriyet öncesinde gerekse 1970’li yılların sonlarına kadar geçen süre içerisinde. Alevi ve Sünni topluluklar arası kirveliklerin de esas yönlerini işaret eder niteliktedir. Tunceli’deki ticari ilişkilerin gerçekleştirildiği önemli yerlerdi. Ticarette zarar görmemek . 1970’lere değin esas olarak böylesi bir farklılaşma temelinde ilerleyen toplumsal üretim süreçleri içerisinde Alevilerin bu merkezlerdeki ticaret erbabı ve devlet bürokrasisindeki Sünniler ve aileleri ile kurdukları kirvelik bağları. Çemişgezek.

Dolayısı ile üreticiler ile olan ilişkilerin kirvelik gibi kutsanan bağlılıklarla kuvvetlendirmek. mevcut seçenekler dâhilinde azami faydanın sağlanabileceği ilişkilerin tercihini de berberinde getirmiş görünmektedir. Elazığ gibi bölgedeki daha büyük ticari merkezlere yakın olan ilçe esnafı ve yerli aracılar. bir yandan olası rakiplerin karşısında güvence iken bir yanda da mevcut geçim etkinliğinin sürekliliğinin garantisi olmaktaydı. sahip olduğu dini içerikten ötürü. önemli miktarlarda topladıkları tarımsal. yukarıda aktardığımız türden . Kirvelik gibi.ve bürokrasiyi. Bilhassa Alevilerin yukarıda zikredilen ilçe merkezlerinde esnaflık yapmaya başlamaları ve hatta yerel ticaretin daha büyük pazarlarla olan bağlarını sağlayıcı aracı pozisyonlara yükselmeleri ile birlikte. benzer güvenceler sağlamaktaydılar. Sünniler de kırsaldaki akrabaları için. mevcut kar ilişkileri içerisinde. Sünnilerin de zamanla tercih ettikleri ilişkilere dönüşmüşlerdir. Bu bağlamda. ekonomik anlamda daha yetkin olan tarafı kendisinden daha geri planda olan tarafa yönelik sorumluluklarını denetlenebilir kılan bir etmenden ziyade. hayvansal ürünleri bu büyük merkezlerde satmaktaydılar. Aleviler ve Sünniler arasında bu temelde kurulan kirveliklerle birlikte kırsal yerleşimlerde tarım ve hayvancılıkla geçimlerini sağlayan Sünni toplulukların da bazı Alevilerle benzer kirvelik ilişkileri kurdukları belirtilmelidir. Öte yandan. Yanı sıra. yargıyı ilgilendiren meselelerinde mağdur olmamak için başvurulan önemli bir geleneksel kurumdu kirvelik. bu merkezlerde sahip oldukları itibar ve statülerine farklı yönlerden eşdeğer bir güç oluşturan Alevilerden kirve edinmiş olarak. aynı dini kodları paylaşmanın yaratmış olduğu temel bir belirleyenin zaman içerisinde değişime uğraması.

geçmişte ve kısmen de olsa günümüzde ortak dili konuşan bu farklı toplulukların muhtemel ortak geçmişlerinden taşıdıkları geleneksel uygulamalarının bir uzantısı olarak da değerlendirilebilir. ömür boyu sürmesi beklenen dayanışma ilişkilerine vesile olması. kendisinden toplumsal statü bakımından daha üst sınıflara mensup aileler ile kurulan ilişkilerin de en temel. Aynı zamanda bu.Sünnilerin kurdukları kirveliklerin oluşumunda. Uzun yüzyıllar boyunca birlikte yaşamanın ve aynı temel geçim etkinliklerinin belirli bir uzmanlaşma içerisinde gerçekleştirilmesinin yaratmış olduğu sosyal bütünlük. Aleviler ve Sünniler arasında ticaret ve karşılıklı yarar gözetilerek kurulan bu ilişkilerin. içerdiği kutsallıkla tamamlanmaktaydı. Böylelikle kirvelik. Geldiklerinde de bi şekilde ya . Kirveliğin sahip olduğu dini içeriğin ve pratiklerin Alevilerde ve Sünnilerde çok ciddi farklılıklar göstermemesi. Yani işte bunlar gelir Dersim’e [iç-Tunceli kastediliyor] giderlerdi. Ekonomik ilişkilerin dışında kalan kimi sosyal ilişkilerde de kirvelik kurumunun Alevilerin ve Sünnilerin sahip oldukları farklı kaynakların paylaşımı için önemli bir araç olarak kullanıldığı anlaşılmaktadır: “Bu kirvelik sayesinde sadece Pertek’ten değil ta Elazığ’dan bile gelenler olurdu. Yanı sıra kirvelik. ticarete gidenler gelirdi. kültürleşmenin önemli getirilerinden birisi olarak okunabilir. Böyleydi yani. kurulan ilişkinin de biricik güvencesi idi. ziyaretlere gidenler gelirdi. belirli bazı uygulamalarda da benzerlikleri arttırıcı roller üstlenmiştir. Ava gidenler gelirdi. karşı tarafın sahip olduğu Alevilik yahut Sünnilik kodlarının tali pozisyonu açıklıkla görülebilmektedir. oduna gidenler gelirdi. en meşru ve yaptırım gücü en yüksek sosyal kurumu haline geliyordu.

kalması gereken.” (Alan Notları : 06 – 03 – 06 / Pertek). kirvesine giderdi. bölgedeki geleneksel sosyal yaşam ve geçim etkinlikleri varlıklarını sürdürecek ve kirveliğin bu eski biçimleri de böylelikle yaşatılacaktı. 2) Sünnilerde kirvelik ilişkileri: ..kirvesine gider kalırdı ya da bi yakınının kirvesine giderdi. Yani yanında çökeleğini ne bileyim yani işte vereceği ne varsa onu da ihmal etmezdi… Alevilerin çocukları burada okurlardı. Bazıları da almıştır Alevi kirvesinin çocuğunu kendi evladına katmıştır. birbirini tamamlayan ve doğuran bir süreçti. meşruiyetinin temel dayanağı idi. farklı etniklik algılarına ve fakat büyük çoğunlukla ortak yaşam kültürüne sahip topluluklar arası süreçlerin gerçekleşmesinde biricik meşru kurum oluyordu. Bilirim yani böyle örnekleri de olmuştur…” (Alan Notları : 28 – 06 – 06 / Pertek) Böylelikle kirvelik. Ama o zaman bu çocuğuna ev tutacağı zaman hemen kirvesine giderdi ya da tutar onu aracı ederdi. Yani adamını bulurdu bi şekilde. Bağladığı toplulukların denetledikleri kaynakların bir araya gelerek yereldeki tüm bir ekonomik sürecin toplamını açığa çıkarması. 1970’li yılların sonlarına değin. O zamanlarda burada işi olan. sofrasına koymuştur.. Sahip olduğu kutsiyet. Bu yıllardan sonrası ise hızlı bir değişim süreciydi. “Eskiden burada [Pertek’i kastediyor] Aleviler yoktu bu kadar. otel falan da yok tabi. Bu durum. Gerçi şimdi de yok o kadar. Köylerde okullar yoktu. bu ilişkinin de devamlılığının yegâne sebebi ve aynı zamanda sonucu idi.

Bu yönlü kurulan kirvelikler ve bu ilişkilerin anlamlandırılması. tümüyle Aleviler ile kurmuş oldukları bağları işaret eder. Sünnet uygulamasının İslam kimliğinin önemli bileşenlerinden olması. ‘kirvelik’ bağının yaygınlıkla tanınmasına vesile olan çoğu özelliklerini içermemektedir. Bunlar kendi aralarındaki kirvelikler ile kendilerini çevreleyen Aleviler ile kurdukları kirveliklerdir.Pertek ve civarındaki Sünni topluluklarda da gözlemlenen kirvelik ilişkilerinin iki esas yönü vardır. sünnetin kirvelik bağı gibi geleneksel birtakım uygulamalar ile iç içe geçerek tamamlanması gereken bir pratik olarak kavranmasına neden olmuş görünmektedir. Sünnilerin yaşadıkları yerler ve farklı tarihi dönemleri işaret eden yaş grupları gibi birçok farklı etmene göre hayli değişkenlik gösterebilmektedir. yaptırım gücü görece daha az olan geleneksel bir kurum olarak kabul görür. Bu bağ daha ziyade ailelerin karşılıklı ilişkilerinin güçlendirilmesinde. Sünnilerin kendi aralarında kurdukları kirvelik ilişkileri. Pertek ilçe merkezi gibi. Örneğin Sünniler arasındaki kirveliklerde evlilik yasağı yoktur. Sünnilerin Aleviler ile kurdukları kirveliklerin işlevsel özelliklerindeki farklılıkların birincil belirleyeninin. Bu bakımdan Sünnilerin ‘kirvelik’ uygulamalarıyla doğrudan ima ettikleri ilişkiler. tarihsel olarak Sünni nüfusun çoğunlukta olduğu ve yerel ekonomik süreçler ile devlet bürokrasisini kontrol edebilecek ilişkilerin . Sünni ailelerin ikamet ettikleri ve dolayısı ile ekonomik–bürokratik kaynaklara ulaşmada farklılıkların yaşandığı yerler olduğu anlaşılmaktadır. günümüzde bu çerçevede kabul görmekte ve Alevilerde olduğu kadar toplumsal yaşamın içerisinde göze çarpmamaktadır. Pertek yerelindeki Sünnilerde. Kirvelik.

Bunlar. Bu grupta kalan Sünni aileler. iş bölümünün sağlıklı yürümesini sağlayabilecek sosyal bağların kuvvetlendirilmesidir. yerel sosyal hayatın örgütlenişinde ve devamlılığın sağlanışında önemli roller üstlenmektedirler. Burada. uzmanlaşılmış ekonomik faaliyetlerin gerçekleştirilmesine yardımcı olabilecek. Bu türden kirvelik ilişkilerine sahip olan aileler. Zira gerek Alevilerden gerekse Sünnilerden bu türden aileler. ekseriyetle Alevilerden gelen istek üzerine kirvelik ilişkileri kurmuşlardır.bulunduğu yerlerdeki aileler. çoğunlukla Alevilerin kirveliklerini kurdukları ailelerdir. muadilleri ile kurdukları bağların gerektirdiği sorumlulukların yerine getirilmesine azami dikkat göstermektedirler. Gerek ekonomik güç gerekse sosyal statü bakımından ait olduğu kültürel çevre içerisinde üst sınıfları temsil eden Alevi ve Sünni ailelerin tercihleri de yine benzer sosyal statülere sahip aileler olmaktadır. yukarıda izah ettiğimiz üzere. kendileri ile kirvelik bağlarının kurulduğu Sünni aileler arasında da önemli ayrımların yapıldığı özellikle belirtilmelidir. çoğunlukla kirvelik kuran değil kirvelik kurulan aileler olmaktadırlar. Ekonomik ve sosyal yaşamın ortaya çıkardığı çoğu sorunda bu aileler çözüm üreten merkezler olarak görülmekte ve çoğunlukla ait oldukları kültürel grupların devletle olan ilişkilerinde de tayin edici pozisyonlarda durmaktadırlar. Bu tür kirveliklerin esas olarak üzerinde temellendiği ilişki. kurdukları diğer kirvelik ilişkilerinden ziyade. Öte yandan Pertek civarındaki kırsal yerleşimlerde ikamet eden Sünnilerin kendilerini çevreleyen Alevi topluluklar ile kurmuş oldukları kirvelikler ise yukarıda . Alevi ve Sünni topluluklar içerisinde eşit statüde olan aileler arasında gerçekleştirilen kirvelik ilişkilerini işaret etmektedir. Bu ayrım.

karındaşlık [kirvelik kastediliyor] başka bir şey. Yani kardaştan da öte senin anlayacağın. yerel nüfusun toplamı içerisinden bakıldığında azınlıkta olmalarına karşın. Artık onun ailesi senin ailen. İlçe merkezindeki Sünniler.izah etmeye çalıştığımız ilişkilerin tersinden okunuşuna son derece ilginç örnekleri işaret ediyor görünmektedirler. Pertek’in köy ve mezralarında yaşayan Sünnilerin kirvelik kurumuna olan bakışları. Bi nevi günah sayılır…” (Alan Notları: 20 – 05 – 06 / Pertek). Hatta artık öyle ki karşılıklı kız alıp verme de olmaz. Alevi çoğunluk gibi bu aileler de ciddi bir ekonomik güçten yoksundurlar. sahip oldukları kaynakların denetimini ellerinde bulundurdukları ve sadece ilçe merkezindeki nüfus çoğunluğuna sahip olduklarından mevcut nüfus eşitsizliğinden etkilenmemişlerdir. yaşanılan mekânın hâkim güçleri ile olan ilişkilerde ortaya çıkabilecek olumsuzlukların asgariye indirilebilme gayretidir: “Kardaşlık başka bir şeydir. Sünni topluluğun küçük bir azınlığını oluşturduğu ve kaynakların tümünü paylaşılmak durumunda kalındığı bir gerçeklik içerisinde yaşamsal önemdedir. Bu türden kirveliklerin esas işlevi. Ancak kırsal yerleşimlerdeki Sünni aileler için durum farklıdır. senin ailen de onun ailesi olur. Dolayısı ile kırsaldaki Sünnilerin Aleviler ile kurdukları kirveliklerin işlevleri ve yükledikleri anlamalar da ilçe merkezindekilere kıyasla hayli farklılaşabilmektedir. hâkim Alevi nüfusun ördüğü değerler sistemine daha yakındır. geçim faaliyetlerini gerçekleştirdikleri mekânlar itibari ile hâkim Alevi nüfus ile iç içe yaşamaktadırlar. Zira bu türden ilişkiler. Bu aileler ilçe merkezindeki denetlenebilir kaynaklardan faydalanabilmekle birlikte. .

kendilerini çevreleyen hâkim kültürel doku ile çok daha fazla etkileşim halindedir ve .” (Alan Notları: 15 – 05 – 06 / Pertek).’nın bileğine ihtiyaç duyarlardı ve böyle sorunlarını çözerlerdi.’den bi çocuk [Sünni] Kıbrıs’ta askerdeyken bi kaza sonucu ölüyor… Sen o kalabalığı bi göreydin.g.k. Alevileri böyle görürler. ziyaretlere birlikte gidildiğinde bu hediyelikler eksik edilmezdi kesinlikle.“Bizimkiler [Sünniler kastediliyor a. İstisnasız tüm Sünnilerin Alevi kirveleri vardır. civardan herkes oradaydı. Yani dini günlerde. insan azmanı. nüfuzu kuvvetli kişi ile kirvelik kurulur genelde. diye bir adam vardı. Yani o civarda yaşlıların yani ayağa kalkamayanların haricinde herkes oradaydı.” (Alan Notları: 16 – 12 – 2005 / Elazığ). Yani sözü yörede geçkin. “Kirvelik bizim burada [Pertek’e bağlı Sünni bir mezra kastediliyor] bir çeşit ‘görünmeyen himaye’dir. İşte alacak vercek davası olduğunda. Hediyeliklerini esirgemezlerdi.] genelde ‘Aleviye sığın. ölür de seni vermez başkasına’ derler.” (Alan Notları: 20 – 04 – 06 / Elazığ) Anlaşılacağı üzere kırsal kesimlerde yaşayan Sünnilerin kirvelik algıları. tarla davar davası olduğunda K. çok savaşçı bi tipti… Bu S. bileği. Mutlaka hediyelikleri olurdu ve bunları buldukları her fırsatta birbirlerine verirlerdi.” (Alan Notları: 22 – 05 – 06 / Pertek).’ya kirveydi. Yani işte kirveler birbirlerine çok iyi bakarlardı. Böyle babayiğit. “Bizde [Sünnilerde] kirvelik kutsaldır. Ben şahsen bu manzarayı görünce çok duygulandım.’nin yarısı [Sünni bir köy kastediliyor] bizim bu K. Yani kirveliği. Farklı örf adetler içerisinde olanlar ancak bu yolla birbirlerine bağlanırlar. Bu yolla bağlar iyice sıkılaştırılmıştır… Mesela bu B. Çevreden. “Bizim köyde [Alevi köyü] zamanında K.

1990’lı yıllarda bazı örneklerinin hayat geçirilmeye çalışıldığı kooperatifleşme girişimleri de yine mağduriyeti giderme çabası içerisinde açığa çıkan dayanışma. Toplulukların bu temel yaşamsal etkinliklerinde ortaklaşan bir süreci paylaşıyor olmaları. Dolayısı ile geçim faaliyetleri çerçevesinde. Özellikle geçim faaliyetlerinin biricik belirleyeni olduğu gündelik yaşamlarının gerek ikamet ettikleri mekânlarda gerekse hayvanlı göç yahut şehirlerdeki süreçlerde kesişiyor olması da . su gibi temel ihtiyaçların karşılandığı tüm bir çevrenin Alevi çoğunluk ile paylaşılmakta olduğu dikkati çekmektedir. hayvanların otlak alanlarının ve odun. Malların üretiminde ve değişim süreçlerinde her daim süreklilik ve canlılık gösteren bir temas durumu söz konusudur. Örneğin Şavaklı Alevi ve Sünni köylülerin çoğunlukla yerel tüccarlar ile aralarında ciddi sıkıntılara neden olan peynir fiyatlarının belirlenmesi. birlikte hareket etmede ortaklaşa geliştirilen stratejileri işaret etmektedir.hâkim çoğunluğun algısı ile neredeyse özdeştir. Bu durumun nedenlerine ilişkin şunlar ileri sürülebilir: Öncelikle sahip olunan tarım arazilerinin. sahip oldukları Alevilik ve Sünnilik kimlikleri üzerinden yükselen kamplaşma ve olumsuz yargıları geri plana itmektedir. Tarım ve hayvancılıktan elde edilen ürünün bir kısmı çevredeki Alevilerle birlikte aynı yerel pazar ilişkileri içerisinde değerlendirilmekte ve bu anlamada da ortak bir süreç yaşanmaktadır. yerel Pazar ilişkileri içerisinde karşılaşılan kimi sıkıntılar da Sünnilerin Aleviler ile paylaştıkları ortak sorunları işaret etmekte ve mağduriyetin ortaya çıkardığı dayanışmayı beraberinde getirmektedir. bu türden mağduriyetleri.

mutlak bir referans kaynağı olan İslam Peygamberi’nin uygulamaları üzerinde ortaklaşmaktadır. geçmişten bugüne getirilen kavramların ve bunların içerdiği gelenekselleşmiş uygulamaların da taşıyıcılığını üstlenmiş olmaktadır. farklı etniklik algılarına sahip olsalar da kırsal yerleşimlerdeki Alevilerin ve Sünnilerin kirvelik algılarındaki benzerlikler. Böylelikle hem sahip olduğu kutsiyet . Böylelikle. Önemlidir. Aynı dili konuşan ve fakat uzun yüzyıllar içerisinde farklı etniklik algıları kazanmış olan toplulukların muhtemel ortak geçmişlerinden bugüne değin yaşattıkları benzer geleneksel ilişkiler böylelikle canlı kalabilmektedir. Tüm bir evrenin ve anlam dünyasının üzerine kurulu olduğu dil. Sünnilerin içerisinde yaşadıkları Alevi çoğunluk içerisinde değişen tarihsel – sosyal süreçlerde. Dahası. Bir başka önemli etmenin ise kırsal kesimlerde yaşayan Sünnilerin ilçe merkezlerindekilere kıyasla Kurmanci’yi gündelik yaşam içerisinde daha etkin bir şekilde konuşmalarında ortaya çıktığı ileri sürülebilir.kirvelik gibi benzer sosyal kurumlara dair tutum ve davranışlarda çoğunluk lehine bir kaynaşmayı beraberinde getirmektedir. kirveliğin kökleri üzerine üretilen inançlar. Bunların yanı sıra üzerinde önemle durulması gereken bir başka etmen de azınlıkta olan topluluğun kendisini ve geçim kaynaklarının tümünü çevreleyen hâkim topluluk içerisinde geliştirdiği varlık stratejileridir. diğer örneklerine kıyasla daha ön planda durmaktadır. Kirvelik. muhafaza edildiği ölçülerde. çünkü geçmişi ve çoğunlukla olumlanarak aktarılan yaşanmış örnekleri toplumsal hafızanın hatırlayabildiği en uzak geçmişe kadar gitmektedir. anlam ve işlevleri genişleyen yahut daralan çeşitli varlık stratejilerinden yalnızca birisidir fakat en önemlisidir.

Sünnilerin kendilerini çevreleyen Alevi çoğunluk ile birden fazla ve özellikle bu çoğunluk içerisinde gerek statü gerekse güç ilişkilerinde belirleyici olan aileler ile kurdukları kirvelik bağları daha rahat anlamlandırılabilmektedir. 3. 1970’li yıllar. Böylelikle çoğunlukla olan ilişkilerinde. gerek Türkiye’nin hızlı bir şekilde yaşamaya başladığı yapısal dönüşümler açısından gerekse Tunceli gibi illerde farklı etniklik algıları temelinde yaşanan hızlı siyasallaşma ve toplumsal hareketlilikler açısından önemli değişimlerin ortaya çıktığı bir zamanı işaret etmektedir. Tunceli’nin sosyal tarihi içerisinde son derece önemli dönüşümlerin yaşandığı bir başka durak olan 1970’li yıllara değin yaşatılmış olan algı ve pratiklere işaret etmektedir.üzerinde hem de kendilerine örnek teşkil eden ve uygulanagelen biçimleri üzerinde bir mutabakat sağlanabilmektedir. Kirveliğin kutsiyetinin ve geçmişten bugüne uzanan bir gelenek olması gibi diğer faktörlerin ise bu temel ilişkiyi mevcut toplumsal kurgu içerisinde yalnızca kimliklendirmekte olduğu anlaşılmaktadır. yine bu çoğunluğun tabi olduğu güç dengeleri içerisinde. Bilhassa Osmanlı’dan Cumhuriyet’e . Çoğunlukla ve yaygınlıkla yalın bir şekilde dile getirilen gerekçe de bu olmaktadır. gerektiğinde harekete geçirilebilen ilişkilerin yaratılması ve sürekliliğin sağlanması mümkün olabilmektedir.2 Kirvelik İlişkilerinde Çözülmeler Aleviler ve Sünniler arasında gerçekleşen kirvelik uygulamalarının yukarıda aktarmaya çalıştığımız biçimleri. Bunların üzerine.

. Bu kuşak. Tunceli–Pertek’te. kirvelik konusunda yaş gruplarına göre farklılaşan iki ana eğilimi ortaya çıkarmıştır. bu yeni sürecin getirdikleri karşısında geleneksel ilişkilerin canlı tutulmasını sağlayamamışlardır: 104 Alevi ve Sünni topluluklarda 1970’li yıllarla birlikte kimlik eksenli bir süreç olarak başlayan ‘siyasallaşma’. içerisine doğdukları toplulukların geleneksel yaşayışları içerisinde öğrenmiş ve devamcısı olmuştur. 1970’li yıllar öncesinde doğan ve bu dönemki nüfusun orta yaş ve üzerindeki kesimini oluşturan görüşmecilerin oldukça önemli bir bölümünün bu yıllarda yaşanan kamplaşma ve çatışmaları ‘gençler arasındaki kavgalar’ olarak kodlamaları bu bakımdan son derece anlamlıdır. Alevi ve Sünniler arasındaki kirvelik ilişkileri de bu sürecin en çarpıcı örneklerinin takip edilebileceği konulardan yalnızca birisidir. yukarıda aktarılan kirvelik uygulamalarını. Öncelikle genç kuşak Alevilerde başlayan ve hızla kendi karşıtını farklı etmenlerle Sünnilerde de var eden siyasallaşma. bir sonraki bölümde ayrıntılı olarak irdelenmektedir. yukarıdaki alt başlıkta izah edilen kirvelik ilişkilerinin temelden değişimi sonucunu doğurmuştur. bu temel kırılma noktasından istim almış olduğu ve bugüne değin yerleşen bu kamplaşmalar üzerinde yükselen benzer süreçlerin tekrarları ile de biçimlendiği rahatlıkla söylenebilir. Günümüzde Aleviler ve Sünnilerce kirveliğin algılanışının.104 Ancak şimdiden belirtilmelidir ki sonuçları itibari ile bu farklılaşma. çatışma süreçlerinde hızlı bir şekilde etkisizleşerek.tevarüs eden ve Cumhuriyet’le birlikte niteliksel bir sıçrama yaşayan modernleşme süreçlerinin ekonomik ve dolayısıyla sosyal alanlarda atıl kaldığı Tunceli gibi kırsal kesimlerde. Ancak 1970’lerdeki yoğun ve baskın kamplaşma. bu hızlı dönüşümler beraberinde geleneksel bazı kurum ve ilişkilerin de değişimini getirmiştir.

Tabi bu da sabrı taşırıyor… Düşün Hocam şimdi sen. devlet kurumlarının etki alanlarının dışında kalan sosyal hayata müdahil olarak geleneksel kurumları hızla işlevsizleştiren bu yeni süreçte. kirvelik bağları ve sağladığı sosyal . Yani herkes içine sakladı.“ O yıllarda kirvelik toptan yok olmadı ama kayboldu. bana göre. ‘Ben Ali’nin öldürüldüğü yerden geliyorum’ diyor. Yani yaşlı bir adam… İmam… Yolunu kesiyorlar. ‘Sen Ali’yi öldürdün’ diyorlar! ‘Yau’ diyor. Olaylar o dönemde hep gençler arasında kaldı ama ara bir kere açıldı… Mesela bu T. Alevi ve Sünni genç nüfus üzerinden. Bunun üzerine salıyorlar. Ama tabi bi imamın. ipleri koparıyor…” (Alan Notları: 15 – 04 – 06 / Pertek). “ …fakat 70’lerde genellikle yaşlılar devreye girerlerdi. gündelik yaşamlarında karşılaşılan sorunların çözümünde ve toplumsal hayatın işleyişinde bu döneme kadar temel itici gücü oluşturan geleneksel kurumlar ve yürütücüleri. ‘Ben niye Ali’yi öldüreyim’.” (Alan Notları: 07 – 01 – 06 / Pertek). Öyle olmak durumundaydı. “… O yılarda gençler arasında bi siyasi hareketlenme oldu. aradaki kirveliklerin ve tabi büyüklerin de etkisi oldu. yeni bir takım farklı iktidar odakları ve söylemlerle karşılaştılar. Bunlar birbirlerini de iyi tanırlardı tabi.” (Alan Notları: 15 – 04 – 06 / Pertek) Alevilerin ve Sünnilerin. Kimse bi söz söyleyemiyordu ki… Alevi ya da Sünni birlikte görülenler direkt ‘ajan’ damgası yiyordu… Sonra sonra ortam duruldukça yeniden canlandı ama hiç bi zaman da eskisi gibi olmadı tabi.’liler bi gün bizim [Sünniler kastediliyor] imamın yoluna çıkıyorlar. Bi kısmı çözüldü bi kısmı kaldı… Ben ölenlere de Allah rahmet eylesin diyorum… Bizim Pertek’te de olaylar vardı ama asla öyle Maraş gibi olmadı. Çoğu olayda da büyükler araya girdi. yaşlı bi adamın yolunun kesilmesi tabi geriyor ortamı. Bunda. Arabulucu olurlardı.

doğalında ortadan kalkmış da oluyordu. Sol söylem.akışkanlık da kesilmiş oldu. bir yandan da genç kuşaklar nezdinde ‘eski’nin yaşam alışkanlıklarını da tasfiye etmekteydi. Kirvelik. bu kurumların denetleyemediği genç nüfus içerisinden yükselen yeni iktidar merkezleri hızla güçlendiler ve zamanla sosyal süreçleri etkileyecek düzeyde yaygınlaştılar. toplumun bağrındaki din temelli feodal kurum ve ilişkilerin tasfiyesini öngörerek Alevilerin yaşamında etkin olan seyit–talip ilişkilerini hedef alırken. Gelenek. Dolayısı ile kirvelikler. sadece orta yaş ve çoğunlukla . babaların ve bulundukları yerellerde itibar sahibi büyük ailelerin toplum üzerindeki yaptırım gücü zayıflarken. Seyitlerin. tam tersine geleneğin tasfiyesi üzerine bir inşa programı öneren bu yeni söylemlerin yürütücüleri olmalarıdır. geleneğin devamcıları olmaları beklenen genç kuşakların. orta yaş ve üzerindeki kuşakların birbirleri ile olan etkileşimlerinde ve mevcut zararların telafisinde yine ancak bu kesimce kullanılabilen önemli bir araç olarak kaldı. Bu durumun. Sünni gençlerin çoğunlukla dâhil oldukları dönemin Türk milliyetçi söylemi de henüz terk etmediği seküler kurgu üzerinden. Daha da önemlisi. Alevi ve Sünni genç kuşaklarla birlikte yöreye taşınan ideolojilerin kurguladıkları yeni toplumsal örgütlenme biçimleri de geleneksel kurumların zayıflamasında belirleyici olmuştur. artık düşman olan Alevi topluluklarla olan her türlü ilişki. Ancak genç kuşaklar için durum büyük ölçüde değişmişti ve en ufak bir temas dahi söz konusu değildi. geleneği tasfiye edereken kirvelik ilişkilerini de hedef alıyordu. geleneği zayıflatan diğer etkenlere nazaran yaşanan kırılmalardaki en büyük payı almasının biricik nedeni ise. insan kaynaklarını kaybetmiştir.

geleneğin zayıflamasında önemli bir etken olmakla birlikte. İnsanlar. iç ve dış göçün giderek yaygınlaşması. Ne ki sonuç. Keban Barajı inşaatı ve arazi satışları. Pertek ve çevresindeki hayattan uzaklaştıkça. yaşanmakta olan çözülme süreçlerine etki eden yeni kavram ve tutumların da taşıyıcısı olmuşlardır. işlevsizleşmesinde etkili olan diğer bazı önemli etmenler de söz konusudur. . buradaki hayatın sürekliliğini sağlayan toplumsal kurum ve ilişkilerin de yaptırım gücü ve etkinlikleri de azalmıştır. Bu kuşaklarca. yerel hayatın ve sorunların çözümünde kullanılabilecek bir araç olarak kalmıştır. Bölgedeki yakın merkezlerde kurulan fabrikalar. gelip geçici bir dönem olarak algılanmış ve hayatın ekonomik–sosyal boyutlarında yaşanan gelişmeler. bu geçiş döneminin temel belirleyenlerinden yalnızca birisi olmuştur. Yaşanmakta olan süreç. Karşıt ideolojiler ekseninde siyasallaşma. yöredeki çoğu ailenin eline geçen toplu para ile çoğunlukla yakın büyük şehir merkezlerine ve metropollere olan hareketliliğini ve küçük çaplı ticari örgütlenmeleri kurmalarını sağlamıştır. 1960’lı yıllarla birlikte zamanla Tunceli gibi geleneksel üretim ve bölüşüm ilişkilerinin hâkim olduğu yerlerde de hissedilen daha büyük çaplı sermaye hareketliliği de yerel nüfusun görece kapalı olan Pertek ve çevresinden sıyrılması sonucunu doğurmuştur. yaşanan olayların ‘gençler arasındaki meseleler’ olarak kodlanmasının yegâne sebebi de bu görünmektedir.üzerindekilerin anlam dünyalarında. Yanı sıra kirvelik gibi geleneksel kurumların zayıflamasında. Böylelikle yerelle ve dolayısı ile geleneksel kurumlarla olan bağları gittikçe zayıflayan aileler. geleneğin güçlü kurumlarınca denetlenmeye çalışılmıştır. tam tersi yönde seyretmiştir.

3 Babalar ve Seyitler . Genç kuşaklar.Alevi ve Sünniler arasındaki kirvelik ilişkilerinin hızla etkisizleşmesinin bir başka önemli nedeni de bu yıllardan itibaren giderek hızlanan Sünni–göç olgusudur. kirvelik ilişkilerine ihtiyaç duymamaktadırlar. Boşaltılan yerlere Alevilerin yerleşmesi ve hızla yerel ekonomik–sosyal hayat içerisinde çoğunluk haline gelmeleri ile birlikte. Günümüzde kirvelik. 3. bilhassa Pertek’e bağlı kırsal yerleşimlerde hâlihazırda ikamet etmeye devam eden az sayıdaki Sünni aileler ile geleneksel kirvelik ilişkilerini sürdürdükleri Alevi aileler arasında eski işlevlerini önemli ölçülerde kaybetmiş olarak yaşatılmaktadır. dayanışmayı zorunlu kılan süreçlerde görünürlük kazanmaktadır. çoğunlukla dâhil oldukları Pertek dışındaki sosyal yaşamlarında. 1970’lere değin Pertek ilçe merkezi ve civar kırsal yerleşimlerdeki Aleviler arasında gerçekleşen kirvelikler de önemli boyutlarda ortadan kalmıştır. Bu tür kirvelikler de çoğunlukla tarafların hala birbirini tamamladıkları kaynakların karşılıklı fayda çerçevesinde paylaşıldıkları. kirvelik ve musahiplik gibi yahut daha geniş anlamda aynı aşiretten olma ya da ortak seyit ailesine tabi olmak gibi ortaklaştırıcı aidiyetler üzerinden bu türden kirveliklere ihtiyaç duymamaya başlamışlardır. Aleviler denetlemeye başladıkları kaynaklar üzerinden. 1970’lerden günümüze farklı aralıklarla yaşanan göçlerin neticesinde Sünni nüfus önemli oranda azalmıştır. Günümüzde ise geleneksel kurumların belirlediği sosyal hayatın önemli ölçülerde değişmiş olduğu görülmektedir.

1970’li yılların sonlarına değin giderek azalan etki alanları ve nüfus gücü ile Sünni toplulukların yüzyıllardır süregetirdikleri dini ilişkilerin. Baba. Pertek yerelindeki Sünni topluluklarla kurmuş olduğu ilişkilerin ise günümüzdeki Sünnilik algılarının en önemli belirleyenlerinden birisi olduğu aşikâr. Tarikat. Ancak. Çalışmamız süresince. Pertek ve muhtemelen Tunceli’nin diğer kısımlarındaki çoğu Sünni’nin. Baba’ olarak tanınan kişiyle kısa ve verimli bir görüşme imkânı bulabildik. Baba örneği etrafında. bu topluluklarca algılanışında ve sürekliliğinin sağlanışında üstlenmiş oldukları rollerin irdelenmesi. Pertek ve çevresindeki Sünni toplulukların yazısız geçmişlerine ve dolaylı olarak bölgenin toplumsal geçmişine dair eşsiz kaynakları işaret eder niteliktedir. Pertek’te aralarında çalışma yapılabilen Sünni toplulukların sahip oldukları din kimliklerinin algılanışı ve buna etki eden kimi etmenler tartışılmaya gayret edilecektir. bu gibi ilişkilerin devam ettiğini gösteren örneklerle karşılaşmadık.Alan çalışması yaptığımız bölgedeki Sünni topluluklar içerisinde 1970’li yıllara kadar etkinliklerini koruyabilen Kadiri Babalar’ın faaliyetleri 1980’lerden itibaren tümüyle ortadan kalkmış görünmektedir. A. etrafında şekillendiği yürütücülerden birisi. Dâhil olduğu dini örgütlenmenin. A. Burada. A. bugün 90’lı yaşlarında olan ve bu dönemin hayatta kalan tek temsilcisi olduğu ısrarla vurgulanan ve ‘A. günümüzde yaygınlıkla olumsuzlanan bir kavramdır. Cumhuriyetin ilanının ardından dahi uzun yıllar ilişkilerini sürdürdükleri geleneksel tarikat ilişkilerinin hayatta kalan son temsilcilerinden. Demokrasi ve laiklik karşıtı aşırı dinci görüş ve eylemlerin odağındaki bir kavram olarak çoğu . Baba ve benzerlerinin Sünniliğin yerel biçimlerinin şekillenişinde.

bu ilişkilerin getirdikleri toplumsal örgütlenme biçimleri ve yine toplumsal hayatın işleyişi üzerinedir. Alevilerde seyitlik ve taliplik kimlikleri tümüyle doğumla kazanılmakta ve bu . kişinin doğumla birlikte kazanmış olduğu din kimliği öncelikle onun dini aktivitelerin yönlendiricisi yahut sadece katılımcısı olup olmadığını belirler. Baba örneği içerisinde bahsedilen ve 1970’li yıllara değin çoğunlukla Pertek’in kırsal yerleşimlerinde göze çarpan tarikat ilişkilerinin. Alevilerin ve Sünnilerin geleneksel tarikat ilişkilerindeki benzerliklerin en önemli yönü. kişinin doğumla birlikte içerisinde var olduğu kültürel bütünlüğün parçalarından birisidir. Ancak A. Alevi çoğunluğun doğumla birlikte dâhil oldukları seyit–talip ilişkilerindeki tarikat kavramına eşdeğer olduğu rahatlıkla ileri sürülebilir. Burada tarikat. Örneğin kişi. Tunceli’de Alevi ve Sünni topluluklar içerisindeki farklı kuşakların etniklik algılarındaki çeşitlilik bunun en çarpıcı örnekleridir.zaman görsel ve yazılı medyada geniş yer alır. Bu anlamda tarikat. herhangi bir sebepten yaşadığı mekânı terk ettiğinde. Bu ilişkiler içerisinde seyitlerin ve babaların rollerinin ayrıştırılabilmesi için meseleyi iki başlıkta açmak mümkündür: 1) Aleviler ve Seyitler: Alevilerin doğumla birlikte kazandıkları ve ilerleyen yaşlarında kimi pratiklerle tekrardan edindikleri din kimlikleri bir dizi alt aidiyeti de içerir. Buna göre. ulus devletin varlığını tehdit eden fikir ve eylemlerin somutlaştığı ve yayıldığı biricik politik kurumdur. tıpkı kirvelik gibi bu tür tarikat ilişkileri de esas olarak törpülenmekte ve bir sonraki kuşakta büyük çoğunlukla ortadan kalmakta yahut farklılaşan algılarla ortaya çıkmaktadır. Sınırları ve işlevleri. kişinin dâhil olduğu cemaatin sosyal ve maddi gerçeklikleri kadardır.

. kutsal mekân ve canlı varlıklara ilişkin zengin ve bir o kadar özgün pratiklerdir. Talibin dini yükümlülükleri çoğunlukça seyitler tarafından hâlihazırda yerine getirilmektedir. Fakat hemen belirtmek gerekir ki seyitler. (Bektaşilerde görülmeyen) musahiplikle desteklenen ve seyitlerle olan ilişkilerle de tamamlanan bir içerikle kabul gördüğünden. yaşanmakta olan zaman ve mekânda eldeki biricik veridir. kutsal soyla olan bağıntıdır ve doğrudan Ali ile olan kan bağını işaret eder. Kişinin din kimliği içerisindeki bu ilk statüsü aynı zamanda onun tüm bir anlam dünyasını oluşturan aşiret kimliği ile birlikte belirlenir.statüler arası sadece taliplikten seyitliğe doğru ya da en azından rehberlik kurumuna geçişler son derece nadir örneklerde görülebilmektedir. çoğunlukla üreticisi ve devamcısı oldukları uygulamalar. talipler mevcut dini yaşantının pasif katılımcılarıdırlar. Bunların tümü ise. Seyitlik. Böylelikle içerisine doğduğu toplulukla beraber. gündelik yaşantı ile iç içe geçmiş ve esas işlevleri de gündelik yaşantının kaygı ve sıkıntılarını azaltmaları olan çeşitli pratiklerdir. Marifet ve Hakikat’ basamakları. kişi sahip olduğu aşirete ve taliplik yahut seyitlik kimliğine göre genel tutum ve davranışlar kalıbına girer. Bu bakımdan seyitler. Bu sınırları keskin bir ayrımdır ve herkesçe böyle kabul edilir. Bu kutsal kan. Tarikat. Seyitlerin yokluğunda. Sahip oldukları kutsal kan bağları ile kendilerine talip olan toplulukların öz geçmişleri ile aralarındaki biricik köprüdürler. Seyit ailesinden olan bir kişinin talipliği ise şüphesiz ki diğerlerinden farklı olmaktadır. din kimliğinin somutlaştığı biricik yürütücülerdir. sosyalleşir. Genel Alevilik inançları içerisinde önemli basamaklar olan ve tüm bir inancın temel öğretilerini ve uygulamalarını işaret eden ‘Şeriat. Tunceli ve çevresindeki Kurmanci ve Kırmnacki konuşan Alevilerde doğumla birlikte kazanılan.

seyitlerin kutsallıklarını da sergileyebildikleri önemli zamanlardır. Keramet. yörenin zengin geçmiş kültürü içerisinden süzülüp gelmekte ve bu alanı özgün örnekleri ile doldurmaktadır. Seyitlerin ateşte yürümeleri. Bu pratikler. Her halükarda Alevi toplulukların dini aktivitelerinin biricik yürütücüleri seyitlerdir. Büyük çoğunlukla Cem törenlerinde sergilenen kimi gösteriler. din kimliği ile bütünleşik olan etnikliğin vücut bulduğu en duygu yoğun ve katılımcı ritüel olma özelliği taşır. Bunlar aynı zamanda her bir seyidin de sahip olduğu itibarın ve muadilleri ile olan rekabetinin akıbetinin belirlendiği anlardır. kızgın sobayı kucaklamaları. seyitlerinin mekânlarını ziyaretlerinde bir araya gelirler ve çeşitli dini aktiviteler gerçekleştirilir. döngüsel bir zaman algısında hayat bulan toplumsal yaşam içersinde atalardan devralınan kutsal bir vergi olarak kabul görür ve kerameti sergileyen ile . Talipler. seyitlerin dâhil oldukları aşiretlere göre de bölümlenir ve o aşiretin süregetirdiği bir gelenek olarak kabul görür. Kadınların. seyitlerin sahip oldukları keramet özelliklerinin yeniden ve yeniden üretildikleri zamanlardır. Böylelikle her bir seyidin tekrar ettiği bu pratikler aynı zamanda toplumsal yaşamın yeniden üretilmesidir de. çocukların ve erkeklerin birlikte katıldıkları bu törenler. oturmaları.taliplerinin gündelik yaşantılarındaki kutsiyet mevkiini en az onlar kadar ve hatta zaman zaman çok daha fazla hürmet gören kutsal mekânlarla da paylaşmaktadırlar. kor halindeki odunları yalamaları yahut kutsal kabul edilen nesneler ile ilgili kimi pratikleri çoğunlukla Cem törenlerinde ulaşılan duygu yoğunluğu yahut coşku hali ile ilgilidir. Bunlardan en önemlisi Cem törenleridir. Canlı ve cansız çeşitli varlıklar. Bunların Tunceli’deki genel adı ziyaretlerdir. Dini hayatın en önemli bileşenlerinden olan Cem.

toplumsal yaşamın gerektirdiği sosyal ilişkilerdeki sorunların seyitlerin hakemliğinde ve yönlendiriciliğinde tartışıldığı tek merciidir. Gerektiğinde küçük cemaatin sınırlarını aşabilmekte ve aşiretler boyutunda kapsamlı meselelere dair bağlayıcı kararlar alabilmektedir. Bu kurumun Alevilerin tüm bir kimlik algılarındaki belirleyici yeri öylesine kuvvetlidir ki 1938 gibi topyekûn bir kırılma yaşamlarına rağmen. 1970’li yıllara değin gerek kendi içlerinde gerekse Sünniler ile olan meselelerin çözümünde başvurdukları biricik yer olma özelliğini korumuştur. Talipler. mevcut etniklik sınırlarını da aşabilmektedir. Sınıfsal yahut dini statüler burada eşdeğer bir pozisyona denk düşmekte ve cemaat içi hukuk hayata geçirilebilmektedir. Sadece dini bir aktivite olmayan Cem törenleri. Cemin bu anlamda sahip olduğu işlev ve kapsam hayli geniştir. bilhassa seyitlerini bu özellikleri ile tanımlarlar. mevcut kimliği yaşanılır kılar. Günümüzde dahi. Büyük çoğunlukla.izleyenlerin hâlihazırdaki sorumluluk ve beklentilerine cevap olarak. Şüphesiz. Sünni topluluklar arasında yaygınlıkla bilinen ve günümüzde de rağbet gören seyitler bu yönlü özellikleri ile tanınmış olanlardır. kamusal boyutlarda görülmese de . aynı zamanda cemaatin iç hukukunun da hayata geçirildiği biricik kurumdur. Seyidin dini aktivitelerde gösterdiği sıra dışı pratiklerin yansıra çeşitli üretim araçlarına yahut bazı hastalıklarına karşı yazdığı muskalar ve kimi zaman da gösterdiği sağaltıcı uygulamalar da keramet’in görünür olduğu yerlere işaret eder. Cem törenlerinin içerdiği dini aktivitelerin içerisinde ve sonrasında cemaatten talep edilen sorunların görüşülmesi. Sünni toplulukların Alevi seyitlerle olan temaslarının biricik nedeni ve gerçekleşme alanı da budur. bilhassa sohbet kısımlarında. gündelik yaşantının temel itici güçlerindeki sorunlara pratik çözümleri üreten ve bunda genel bir başarıyı yakalamış olan kutsiyet.

Seyitler gibi babalar da yılın belirli dönemlerinde Pertek ve çevresindeki bazı Sünni toplulukları gezmekteydiler. bu pratiklerin başında zikir gelmekteydi. babaların oynadıkları rollerde de seyitlerden ciddi farklılıklar göstermedikleri anlaşılmaktadır. Böylelikle babanın merkezinde olduğu ve cemaatin tümünün katılımını gerektiren geleneksel uygulamalar gerçekleştirilebiliyordu. Daha önce de değindiğimiz üzere. dini bilgilendirmelerin yanı sıra mevcut sosyal hayatın sorunlarına dair de çeşitli çözümler üretiyordu. 2) Sünniler ve Babalar Sünni toplulukların gündelik yaşantıları ve anlam dünyalarını şekillendiren din algıları içerisinde. tıpkı Alevilerde olduğu üzere. Kadın ve erkeklerin katılımcıları oldukları bu duygu yoğun dini aktiviteler. Alevilerin Cem törenlerinin toplumsal yaşamda üstlenmiş olduğu rollerin hemen hepsini kapsamaktaydı. Gezilerin zamanlaması. içerdikleri söylem ve biçim farklılıkları dışında.yereldeki etkileri itibari ile yeniden yaşanan dini canlanma içerisinde Alevilerin tekrardan Cem ve onun doğrudan ima ettiği yeni aktörler etrafında mevcut sorularına çeşitli çözümler aradıkları görülebilmektedir. Böylelikle Sünni topluluğun farklı sosyal ve ekonomik . Öncelikle. Babalar öteden beridir dini önderliğini yaptıkları köy cemaatlerini ziyaret eder ve çeşitli dini–sosyal aktivitelere önderlik ederlerdi. yoğun bir duygu durumunun yaşandığı bu törenlerde cemaat kimliği yaşlı kuşaklar için tekrar üretilmekte ve genç kuşakların da böylelikle kimliği içselleştirmeleri sağlanmaktaydı. Zikir ertesinde gerçekleştirilen sohbetler. tarımcı toplulukların boş vakitlerinin çoğaldığı sonbahar ve kış aylarına denk gelmekteydi.

aynı dili konuşma. Pertek’te ‘baba’ olarak kavramsallaştırılan dini önderlik misyonu. Zikire benzer olarak Sünni toplulukların babalar ile gerçekleştirdikleri bir başka duygu yoğun aktivite de Cenknamelerin topluca okunuşlarında ortaya çıkmaktaydı. Peygamber soyu ile kurmuş oldukları akrabalıktan ileri geldiği düşünülebilir. 1991: 240 – 310). topluluğun devamlılığının sağlanışında en önemli kurumlardan birisiydi. Böylelikle Sünniler. Bu.statülerindeki üyeleri bir arada. El yazmalarının okunuşlarında yöredeki Sünniliğin en ayırt edici. Buna göre tarikat içerisinde ancak bu kutsal soy ile . Bu benzerliklere önemli bir etki de seyitler gibi bazı babaların da silsileleri (kutsal soy zinciri) aracılığıyla. Silsile (Kutsal soy) zinciri Ali’ye uzanan Kadiriye tarikatlarından herhangi birisiyle kuvvetle muhtemel bir ilişkileri olan bu babaların vaaz ettikleri Sünnilik. gerek kendi içlerindeki gerekse tümünü ilgilendiren meselelerde tüm toplulukça hürmet edilen dini bir önderin huzurunda çeşitli çözümler üretebiliyordu. kimliklendirici özellikleri de açığa çıkmaktaydı. Bilhassa kırsal yerleşimlerdeki Sünnilerin dini tutum ve pratiklerinde. Alevi komşuları ile benzer anlam haritalarını rahatlıkla üretebilmekteydiler. aynı geçim faaliyetlerini ve süreçlerini paylaşma ve muhtemel bir ortak geçmişin ortak izlerini taşımanın yanı sıra toplumsal hafızada benzer dini kodları taşımalarının da önemli bir etken olduğu ileri sürülebilir. Buna karşın Kurmanci konuşan bazı Kadiri topluluklarında. Kadiriler’de babalık gibi dini önderlik görevinin sadece kan bağı ile geçmediği bilinmektedir. Alevilerle olan benzerliklerinde. etkin bir şekilde Ali taraftarlığı da taşımaktaydı. ‘seyitlik’ olarak geçmektedir ve bu durum doğrudan Ali soyu ile bağıntıyı işaret etmektedir (Bruniessen.

din algılarını tamamladıkları başka bazı pratikler de vardı. Ancak bu kişilerin tümü bir şekilde babalar ile temas halindelerdi ya da öncesinde bir ilişkileri olmuştu. Bu tür bir arka plan ve muhtemel bağıntıların kolektif hafızalarda bırakmış olduğu izler ve gündelik yaşamın çatlaklarına sığışan davranışlar. babanın yokluğunda cemaatin dini yaşantısında gerekli olan imam sorunu. ‘halifelik’ makamı yani belli bir bölgenin ve cemaatin sorumluluğudur. Pertek’teki Alevi ve Sünni topluluklar arasındaki ortak duygu dünyası yaratan faktörler olarak tartışılmaya değerdir. görüşmecilerin çoğunluğunca. çoğunlukla babanın topluluktaki öğrencileri yahut ileri gelen ve dini bilgilerine hürmet edilen kişilerce gideriliyordu. Babaların ve rehberlerin yanı sıra Sünni cemaatin.bağıntılı olanlar ‘şeyh’ olabilirler. Bunların yanı sıra. ya onun yanında eğitim almaktaydılar ya da sosyal statü bakımından ileri gelen ve geçmişinde böylesi bir eğitimden geçerek dini önder konumuna yükselmiş ailelerden olmaktaydılar. yine kendi içerisinden. zikirlere nazaran daha fazla dile getirilmesi. Bu . çeşitli kutsal mekânlarda ortaya çıkan uygulamalardan oluşmaktaydı. Bunlar tıpkı Alevilerde olduğu üzere. özellikle bu Cenknamelerin okunuşlarında meydana gelen duygusal ve coşkulu ortamları örneklemeleri ve bilhassa Ali. bir ‘rehber’ de çıkarmış oluyordu. bilhassa kırsal yerleşimlerde Aleviler ile daha fazla temas edenlerin. Böylelikle cemaat. Geri kalanının ise yükselebileceği en ileri pozisyon. ziyaret olarak da tabir edilen. Örneğin. yukarıda bahsini ettiğimiz benzeşen anlam dünyalarının oluşumunda son derece etkin birer rol aldıklarını gösterir niteliktedir. Hasan ve Hüseyin’in cenknamelerinin okunuşlarında ‘karşı tarafa’ duydukları öfkeyi dile getirişleri. Cenknamelerin.

Bunun bir örneği de Tuncelili Alevi ve Sünnilerin Anadolu’da yaygınlıkla kullanılan anlamının dışında kastettikleri ‘kutsal emanetler’dir. babalar ve rehberlerinin dışında kalan dini yaşantının önemli aktörlerinden bir başkasıydı. mevcut etniklik sınırlarını rahatlıkla aşabilmektedir. bir anlamda. Bu anlamda. Babaların de en az seyitler kadar itibar ve saygınlık kaynakları vardı ve bunların en önemlisi sergiledikleri çeşitli kerametlerdi. Baba. bunun için özel bir çaba sarf etmez yahut niyetlenmez. babanın etrafında . Ziyaretlerin yanı sıra ‘ocak’ olarak tabir olunan ve Sünnilerde olduğu kadar Alevilerde de görülen ve çoğunlukla sağaltıcı kimi güçlere sahip olduklarına inanılan kişileri ziyaretler.mekânlara ait söylenceler. Babaların kerametlerinin görünürlük kazandığı iki ana biçim olduğu ileri sürülebilir. Sünni cemaatin kendilerini çevreleyen hâkim sosyal evren içerisinde kutsiyetine istisnasız ve koşulsuz inanılan. ilgili ocağın dâhil olduğu seyit ailesinin kutsal atası ile ilişkilidir. Böylelikle. Keramet. Çoğu Sünni’nin din algısı içerisinde ‘kutsal emanetler’ oldukça önemli yerler tutmaktadır. Tümüyle Alevi ocaklarında bulunan bu emanetler. Tunceli’de Ocak kavramı. çevrelerinde örülü değerler sistemi ve uygulamaları Alevilerin ve Sünnilerin hemen hiçbir fark görülmeksizin gerçekleştirdikleri dini aktivitelerdi. Tunceli dışında kalan Alevilere ve Sünnilere göre değişebilen içeriklerle kullanılmaktadır. İlki babanın kendi iradesi dışında görülen kerametlerdir. itibar edilen ve kerametleri gelenekçe yaşatılan kutsallık. kitabi dinselliği öğrettikleri ve bulundukları dönemde uygulayıcısı oldukları dini yaşantı içerisinde kendileri ile benzer işlevleri paylaşan ziyaretler ve itibar edilen diğer kutsallıklar karşısında bir nevi varlıklarını pekiştirmiş oluyorlardı. hakkında rivayet olunan geçmiş ve güncel örnekleri ile keramet anlatıları.

bu durumun yegâne sebebi tarla ile temas eden babanın mübarek varlığıdır. temas ettiği kişilerin işlerinin rast gitmesi. . köyde sıra dışı gelişmeler yaşanmış ise bunun da sebebi bellidir. Sünniler ve Seyitler açısından da geçerlidir. Babanın köyde kaldığı zaman zarfında. 1996: 42 – 43 ve Bruniessen. Atay. Buraya kadar aktarılan seyit–talip ve baba–mürit ilişkilerinin esas olarak 1970’li yıllara kadar yaşatılan biçimleri oldukları tekrar ifade edilmelidir. babaların ve seyitlerin son derece ilgi çekici karşılıklı ilişkilerine değinilecek olursa şunlar söylenebilir: 3. Bazen öyle boyutlara ulaşır ki civar Aleviler de bu kaynağa ulaşmada bir sakınca görmezler. Benzer şekilde. Bu durum. Örneğin baba ziyareti esnasında bir aileye yardım maksadı ile tarlasında çalışmışsa ve o tarla standartların üzerinde ürün vermişse. Bu durum birazdan aktaracağımız üzere. Örneğin baba huysuzlaşan bir hayvan için muska yazmışsa yahut sürekli baş ağrıları çeken birisine benzer şekilde muska yazmış ya da dua vermişse ve bunların sonuçları müspet ise keramet babadadır. Yine bu çerçeve çerisinde.3. 1991: 255.kendiliğinden şekillenir ve bu durum köylülerce mutlaka fark edilir.1 Rekabet 105 ‘Bereket’ ve ‘Keramet’ kavramları üzerine verimli analizler ve bunların Babalar gibi tarikat yürütücüleri ve cemaatle olan ilgileri için bkz.105 İkincisi babanın köylülerin istekleri üzerine yazdıkları muskalar yahut okudukları dualar üzerine gerçekleştiğine inanılan kimi olaylardır. evlerin gelir kaynaklarındaki artış gibi olaylar. Burada ‘bereket’ kavramı özellikle önemlidir. babanın köyde ikamet ettiği süre içerisinde. doğrudan bu kavramla ilintilendirilir. doğrudan babanın kutsiyet ve itibar derecesini belirler. tersi yönde.

muhtemel bir başlangıç olarak 12. doktrinlerini yaymak amacı ile farklı topluluklara çeşitli ziyaretler gerçekleştiriyor ve hatta çeşitli keramet gösterilerinde bulunarak onları etkilemeye çalışıyorlardı. Tunceli’de yaşayan toplulukları ulusdevletle ve onun toplum kurgusu ile bütünleştirdi. Bu tarih. yüzyıldan. Bazen de bu dini önderler. yüzyılın ilk yarısının sonlarına kadar. Seyitler ve babalar da bu etkileşimin en özgün bileşenlerindendi. öncelikle doğal olarak dini önderlik misyonlarını yerine getirdikleri kendi topluluklarla etkileşim halindelerdi.Alevi ve Sünni topluluklar uzun yüzyıllar boyunca iç içe yaşadılar ve böylelikle kültürel temas halinde oldular. etkileştiler. 1938 ile birlikte alt üst oldu. Ancak aynı zamanda da farklı topluluklar içerisinde zaman zaman çeşitli faaliyetlere bulunuyorlardı. Alevi köylülerin ilgilerine muhatap oluyor kimi zamansa seyitler Sünni köylülerin çeşitli istekleri ile karşılaşıyordu. Ağaların ve seyitlerin dışındaki topluluk üyeleri de kitleler halinde aynı akıbetlere uğradı. yaşattıkları özgün yapıları ve içerisinde yer aldıkları sosyo-kültürel yapı. Gerek seyitler gerekse babalar. kesin bir son olan 20. Yeni toplumsal yapı bu iki iktidar ve söylem odağının yerini alarak. Ağa ve seyit ailelerinin birçoğu öldürüldü ve geri kalanların tümü sürgüne gönderildi. Kimi zaman babalar. bugünkü Tunceli . Seyitler ve babalar özelinde durumu biraz daha açmak istersek şunları söyleyebiliriz: 1) Seyitler: Seyitlerin.

Geniş kitleler. yüzyıllarda ki muadilleri. devletten daha etkili iktidar odakları konumundaydılar. her ne kadar bu tekrardan inşa edilen geleneksel kurum ve ilişkilere çok daha ciddi darbeler vuracak bir genç kuşak ile birlikte çatışma halinde olsalar da.. her daim otoritelerini çeşitli devlet kurumları ile paylaşmak durumunda kalmış ve öteden beridir zayıf oldukları kent mekânlarındaki etkinliklerini çoğunlukla yitirmiş olsalar da. daha ziyade kırsal yerleşimlerdeki Alevi nüfus içerisinde eski güçlerine neredeyse kavuşabildiler. Seyitler. Gerek 1938 öncesinde gerekse sonrasında seyitlerin kendi topluluklarında olduğu kadar farklı topluluklar içerisinde de çeşitli dini faaliyetler yürütmüş oldukları bilinmektedir. 1970’lerin sonlarına gelindiğinde. kolektif hafızaya ve ortak mekâna sahip köylüler sayesinde zamanla toparlanabildiler. bir daha geri dönüşü olmamak üzere toplum hayatından silindiler. günümüzde bir inanç biçimi olarak yaşayan Aleviliğin oluşumunda belirleyici roller üstlenen misyoner dervişlerdi. özellikle kırsalda. Zira seyitlerin bu bölgedeki ilk akrabaları ve bu akrabaların dahil oldukları tüm bir 12. Ağalar. Anadolu’da bu . Tunceli. Seyitler ise. sahip oldukları kutsiyet algıları ve daha da önemlisi bu algıları yaşatabilecek düzeyde nüfus gücüne.ve civarındaki Alevi toplulukların yüzyıllar boyunca yaşattıkları kültürel dokunun kırıldığı bir nokta oldu. Ancak elbette ki 1938 sonrası seyit– talip ilişkileri asla eskisi gibi olmadı. 1938 öncesindeki gibi seyit–talip ilişkileri içerisinde tekrardan örgütlenmişti ve otoriteleri bilhassa orta yaş ve üzeri insanlarda son derece etkili idi. Bu dini önderler de çoğunlukla göçer ve yarı göçer topluluklar ile onlar gibi devlet otoritesinin ve yaydığı yerleşik kültürün uzağında eski inanç biçimlerini koruyan topluluklar içerisinde örgütleniyorlardı. 13 ve hatta 14.

Önce Selçuklu ardından Osmanlı merkezi devletleri güçlendikçe göreceli olarak faaliyet alanları da daraldı. hayretle aktarmıştır. Tüm bu süreçler içerisinde seyitler. katıldığı böylesi bir cemde ‘sıcaktan pul pul olan sobayı’ kucaklayan ve yalayan bir seyitten bahsederken tekrardan o günkü hissiyatı içerisinden. bu toplulukların içersindeki azınlıklarla yahut çevresindeki farklı topluluklarla teması hiç kaybetmediler. bir zamanlar yörenin etno-kültürel haritasının . kendilerini de civarda düzenledikleri cemlere katan ve bu cemlerde çeşitli keramet gösterilerinde bulunan seyitlerden bahsetmişlerdir.tür özgün inanç yapılarını 20. Çoğu zaman da bu faaliyetlerinde başarılı sonuçlar elde ettiler. Tanzimat’ın ardından ise Tuncelili seyitler gittikçe daralan bir alanda faaliyet yürütmek durumunda kaldılar. atalarından devraldıkları misyonu giderek daralan çalışma alanları içerisinde icra etmeye devam ettiler. yüzyıla kadar yaşatabilen nadir örneklerden birisiydi. yakın geçmiş içerisinde de sıklıkla karşılaşılmıştır. Böylelikle seyitler. Kendileri gibi seyit olan başka aşiretlerin talipleri içersinde dini faaliyetler yürütmemekle ve bu konuda bir mutabakata varmakla birlikte. Alanda karşılaşılan ve özellikle kırsal yerleşimlerde ikamet eden orta yaş üzeri Sünni görüşmecilerin de birebir tanıklıkları ile bu tür faaliyetlerle. Özellikle yaşı hayli geçkin bir görüşmeci. gerek kendi taliplerinin çoğunluğu oluşturdu alanlarda gerekse taliplerinin azınlıkta kaldığı ücra köşelerde faaliyetlerini yürütürken. Seyitlerin bu faaliyetleri geride bıraktıkları uzun yüzyıllar içerisinde sadece Sünni topluluklardan değil. Bazı Sünniler. kendilerine bağlayabilecekleri topluluklar konusunda ise hiçbir zaman geri durmadılar.

2007: 38 – 67. burjuva hukuku ile değiştirildikçe bu hukuk sistemlerinin üzerinden kalkındığı yerel dinamikler de iktidar pozisyonlarını yitirmişlerdir. 2) Babalar: Babalar da seyitlerin Osmanlı’dan Cumhuriyet’e geçişle birlikte yaşadıkları dağılma sürecine benzer bir dönem yaşamışlardır. beraberinde sosyal yaşamda da önemli değişimleri getirmiştir. Yerel tarikatlar ve benzeri tekke örgütlülükleri hilafetle birlikte nihai olarak kaldırıldıklarında birçoğu faaliyetlerine devam edebilmekle birlikte esas işlevlerini ve taşıdığı geleneksel hüviyetini de yitirmiştir. Feodal–teokratik Osmanlı hukuku. Arıcan. Zira bu babaların Osmanlı kurumları ile olan bağıntılarına dair herhangi bir gönderme bulunmamaktadır.bileşenlerinden olan diğer bazı topluluklardan da kendilerine yeni talipler edinmişlerdir. Ancak aradaki fark. 106 Laiklik ve Sekülarizm kavramlarının Türk Ulus Devleti’nin kuruluş süreci çerçevesinde tartışan faydalı bir makale için bkz. kuruluşunun ardından giderek artan bir hızda yeni devleti laikleştirme ve sosyal hayatı sekülerleştirme politikalarına hız vermiştir. babaların seyitlere nazaran bu süreci daha erken ve çok daha farklı boyutları ile yaşamış olmalarındadır. Ancak bu faaliyetlerinde kesinlikle yalnız değillerdir. Alan çalışmamızda. Türkiye Cumhuriyeti Devleti. babaların dâhil oldukları yerel Kadiri tarikatına dair daha derinlikli bilgiler edinilememişse de kuvvetle muhtemeldir ki bu örgütlenmeler de Osmanlı döneminde yörede hâkim iktidar ve hukuk mercii olan resmi makamların dışında faaliyetler yürütmekteydiler.106 Osmanlı devlet kurumlarının tasfiyesi ve Ulus–Devlet’in bu erken dönemlerinde yeni devlet kurumlarının inşasında ve işleyişinde çok daha katı bir şekilde hayata geçirilen laikleşme hamleleri. .

bu geçiş döneminin birçok ayrıntısına ışık tutuyor görünmektedir.Cumhuriyet sonrasında ise diğer tüm tarikatlar ve faaliyetçileri gibi bu babalar da uzunca bir dönem kırsalda faaliyet yürütmenin avantajlarını kullanmış görünmektedirler. yeni devletin din hizmetlileri ile aralarında yaşadıkları bazı sorunlar olduğu anlaşılmaktadır. ağzında sigara ile girdiğini gördüğünü iletir. “Cumhuriyetin erken dönemlerinde Pertek Müftülüğü P. Yani soy olarak Sünni değildir. Bu durum.’ye [Bu dönemlerde Sünnilerin çoğunlukta olduğu önemli bir yerleşim birimi] bir imam atar. Baba namazı arkasında kılmadığını çünkü kendisinin abdestsiz olduğunu söyleyince imam hiddetlenir ve bunun bir iftira olduğunu söyler. Ancak baba. Baba kararını vermiştir ve cemaat bu vakitten sonra imam hakkındaki fikirlerini netleştirir: Kendisi muhtemelen Rafızi (Alevi) olmalıdır. Babaların cumhuriyet döneminde yaşadıkları temel problemin. baba için kabul edilemezdir ve tartışmaya da açık değildir. . Namazdan sonra imam derhal babanın yanına gider ve neden böyle davranmış olduğunu sorar zira bu baba yörede oldukça ünlü ve rağbet gören birisidir. cumhuriyetin ardından yaşamış oldukları herhangi bir engellenmeye dair de bir veriye rastlanmamıştır. Baba Pertek müftüsüne gider ve imamın görev yerinin değiştirilmesini söyler” (Alan Notları: 21 – 06 – 06 / Elazığ). Baba uğrar ve imamın namaz kıldırmak için camiye geldiğinde ağzında sigara olduğunu görür. Çünkü babaların. Aşağıdaki örnek. Hakkında Ermeni dönmesi olabileceği yönünde iddialar mevcuttur… Bu hocanın imamlık yaptığı camiye bir gün M. Fakat görüşmecilerin ekseriyetle belirttiklerine göre bu imamın ‘geçmişi karanlıktır’. Bu durum imamın sosyal varlığı için her anlamda büyük bir tehdittir. Bunun üzerine cemaatle birlikte değil de kendi başına namazını kılar.

Babaların etkinliklerinin. Dikkati çeken bir başka nokta da babaların Pertek müftülüğü gibi devlet kurumlarını etkileyebilecek düzeyde güce sahip oluşlarıdır. Zira bahsi geçen olay içerisinde imamın ‘Ermeni kökenli’ olduğu yahut da bu öykünün ‘soyu bozuk imam’ olarak adlandırılmasının. Bu durumda. bu saflaşmanın yerel Sünni cemaat içerisindeki bir tezahürü olması kuvvetle muhtemeldir. şüphesiz ki geleneksel ilişkilerinin devamcıları oldular. Ancak yukarıda da aktardığımız üzere. Bu ilişkiler. Böylelikle oluşan toplumsal baskı da adı geçen imamın görev yerinin değiştirilmesi ile sonuçlandı. başlangıçta Cumhuriyet’in din kurumları ve görevlilerince doldurulduğu anlaşılmaktadır. Cumhuriyet’in erken dönemlerinde bu civarda Sünni topluluklar içerisinde faaliyet yürüten dini önderlere ilişkin takibat ya da kovuşturma yapıldığına dair bir veriye ulaşmadık. Babalar da tıpkı seyitler gibi etkinliklerini esas olarak devlet denetiminin uzağındaki kırsal yerleşimlerde . bilhassa kırsal yerleşimlerdekiler ve Pertek’in yoksulları. yerel Sünnilerin sözlü hafızaları ile bugüne taşınan ve erken Cumhuriyet dönemi içerisinde babalar ile bu erken dönemdeki din kurumları arasındaki ilişkileri aktarmaktadır. bu etkinin kaynağı geleneksel ilişkilerinin kitlesel takipçilerinden gelmektedir. Osmanlı dönemindeki genel işleyişi yitirmiş olduğundan ve muhtemelen babaların da bugüne değin yasal olarak getirdikleri faaliyetleri bu kurumlar karşısında yasadışı bir pozisyona sürüklendiğinden arada belirgin bir mesafe açığa çıkmış olmalıdır.Yukarıdaki anlatı. dikkate aldıkları ve takip ettikleri merkezler de yine hâlihazırda kendilerini ziyaret etmeye devam eden babalar oldular. Sünni topluluklar.

Fakat Alevi Dede geri durur ve M. Alevi Dede’yi bir nevi keramet gösterisine davet eder. Baba seferberlikte tam 27 yıl askerlik yapmış bir insandır. Yani orada tartışmak istemez. Böylesi bizamanda. Alevi topluluklarla ilgili dolaylı faaliyetleri onların kendilerini çevreleyen Alevilerin hürmet ettikleri seyitler ile olan rekabetlerinde ve boy ölçüşmelerinde açığa çıkmaktadır: “M. Nitekim 1970’lerin sonlarına gelindiğinde dahi kırsal yerleşimlerdekiler üzerindeki etkileri rahatlıkla görülebilmektedir. ağzına alıp bırakmaktadır. Baba ateşin içerisine girmiştir ve kor parçalarıyla oynamakta. Alevi köylüler de ısrarcı olurlar ve Dedelerinin de buraya girmesini isterler. çeşitli sohbetlerde ve gösterilerde bulunmaları ile karşılaşılabilirken. Bu yılların bir kısmı da burada Pertek’te Alevi köylüler arasında geçmiştir. . bi gün Alevi köyündedir Köye bakan Alevi Dede’de oradadır ve meclistedirler. Bu tür faaliyetler içerisinde seyitlerin doğrudan Sünni toplulukları ziyaret edişleri. Baba. Tabi ki M. Alevi Dede’nin yorumlarından rahatsız olur ve ev sahibine yatmak istediğini söyler. Baba. Babaların. tıpkı seyitler gibi zaman zaman babaların da kendilerini çevreleyen hâkim çoğunluk içerisinde ‘irşad’ faaliyeti yürüttükleri anlaşılmaktadır. Kendisi jandarmadır. Ardından Alevi Dede’yi burada kılıç oynamaya davet eder.sürdürmüşlerdir. Bunun üzerine Dede ‘Neden yanımızdan kaçıyorsun? Beğenmedin mi anlattıklarımızı?’ dediğinde bu sefer cevap verir ve bir ihtilaf durumu doğar. köylülere büyükçe bir ateş yaktırır ve içerisine iki de kılıç koymalarını ister. M. Babalar hakkında ulaşılabilen anlatılarda da karşılaşıldığı üzere. babalarla ilgili bu türden açık bir propaganda faaliyeti ile karşılaşılmamıştır.

sahip oldukları kimliğin belirgin kıyaslamasını ve ‘öteki’ bağlamında mutlak geçerliliğini rekabetçi bir şekilde üretmektedirler. Bu söylence bilhassa kırsal yerleşimlerde kalan yahut kırsal yerleşimlerle halen ilişkisi olan Sünnilerce yaygınlıkla bilinmektedir. Babaların 1970’lerin ardından bölgeden uzaklaşması ile birlikte bu türden faaliyetlerin tek temsilcilerinin seyitler olarak kalması. bu tür söylenceler dolayımı ile kendilerini çevreleyen çoğunluğa karşı hakikati işaret etmekte ve dolaylı olarak bu hakikate geçişe dair de bir mesaj göndermektedir. yukarıda verilen türden gösterilerden etkilenerek karşı tarafa meyleden örneklerin çoğunlukla Sünnilerden Alevilere doğru olmasını sağlamış olduğu anlaşılmaktadır.Baba’ya ‘vallahi biz haddimizi bilmemişiz’ der…” (Alan Notları: 21 – 06 – 06 / Elazığ). bereketi arttırıcı olaylara neden olanlar. Tıpkı Alevi seyitlerin doğrudan Sünni topluluklar karşısında sergiledikleri benzer davranışlarda olduğu üzere. Mesaj son derece açıktır. tartışmaktan ziyade açık şekilde seyidi kendi topluluğu huzurunda ateşten bir sınava davet etmektedir. sözünün geçerliliği artmakta ve dolayısı ile etki derecesi de kuvvetlenmektedir. dolaylı olsa da vazife gören bir başka faaliyetleri de gerek gezileri esnasında gerekse sürekli ikamet ettikleri evlerine gelen ziyaretçilerinin talepleri üzerine yazdıkları muskalar yahut verdikleri dualardır. . Anlaşılan odur ki Sünni ve Alevi topluluklar. Böylelikle insanlar ve üretim araçları üzerinde sağaltıcı. gerek kendi topluluğunca ve gerekse diğerlerince daha fazla hürmet görmekte. Babaların şahsında somutlaşan din kimliği ve ima ettiği dünyevi kurgu. kendi dini önderleri üzerinden. Seyitlerin yahut babaların farklı topluluklardan insanları etkilemelerinde. Baba.

ailenin uzun yüzyıllardır süregetirdiği bir mesleğin sonucunda ortaya çıkmıştır. doğrudan seyit ocağına yani kutsal soyla ilişkili kişilerle ya da onların emanetleri ile ilgilidir. Hatta görüşmecilerin önemli bir kısmına göre bu yetenek. dertlere şifa üreten kişiler yahut cansız nesneler. Sünnilerde ocak kurumunun babaların taşıdıkları muhtemel kutsal soy bağıntıları ile doğrudan bir ilgisi bulunmamakla birlikte böylesi bir yeteneğe sahip olabilmeleri de olasıdır.Benzer şekilde Alevilerde ve Sünnilerde bulunan Ocak kurumunun işleyişinin de çoğunlukla Sünnilerden Alevilere doğru bir meyledişin önemli sebeplerinden birisi olduğu ileri sürülebilir. Ancak babalardan daha ziyade Sünni cemaat içerisinde belirli ailelin geçmişten beridir taşıdıkları spesifik özellikleri olarak kabul görür Ocak kurumu. ‘seyit ocağı’ kavramı ile bütünleşik bir algıya sahiptir. Sünnilerden bu ocaklara gelip beklentilerinin üzerinde sonuçlar elde edenler. Benzer sağaltıcı yahut bereketi arttırıcı. Bu sebepten Alevilerden bu ocaklara gidişler olduğunda. orada karşılaşılan Tanrı vergisi yeti. Ne ki 1970’ler gerek seyitler gerekse babalar açısından Cumhuriyetin ardından tekrar toparlayabildikleri etkinliklerini ya da giderek daralsa da sürdürebildikleri faaliyetlerini kökten değiştirecek yahut ortadan kaldıracak gelişmeler ile örülecektir. Bu bakımdan. Aleviliğe meyledebilmekte ve hatta bu ocaklara da bağlanabilmektedirler. çoğunlukla Sünniliğin değil bizzat o ailenin bir marifeti olarak algılanır. Alevilerde ise ocak kurumu. Burada dikkat çekici olan. Alevi ocaklara olan bu rağbetin Pertek’ten ziyade Elazığ gibi yakın civar şehir ve ilçe merkezlerinden oluşudur. .

aynı zamanda babaların ve seyitlerin 20. Bu. Osmanlı hukukuna temel olan feodal teokratik toplumsal sistemin değişimini yereldeki yeni resmi yetkililer nezdinde kabullenmemiş yahut belirgin sorunlar yaşamış olsalar da Türk modernleşmesinin kapsadığı özgün (Türkleştirilmiş) İslami kimlik ile kolaylıkla bütünleştiler. . Ekonomik planda tam anlamı ile kapitalistleşememe. kuruluşundan bugüne değin hiçbir zaman tam olarak feodal üretim ilişkilerini ve bunun doğrudan sonucu olarak feodal toplumsal yapının bazı dinamiklerini tüketememiştir. Bu kapsam içerisinde babalar. Türkiye Cumhuriyeti. iki yönlü bir etkinin sonucunda oldu. yüzyılın sonlarına ve hatta bugünlere uzanan öykülerinin de önemli bir belirleyenidir.2 Babaların ve Seyitlerin Ortak Kaderi Türkiye Cumhuriyeti ulus–devletinin kuruluşu ve inşası. Osmanlı devlet sisteminin ve bu sistemin teokratik meşruiyetinin yerine koyduğu ulus ideolojisini yine benzer dini söylemlerle kuvvetlendirme yolunu tercih etmiştir.3. ulus devlet tipi toplumsal örgütlenme modellerinin tarih sahnesinde görüldüğü Avrupa örneklerinden bazı özgün farklılıklar ile ayrılmaktadır. Türk modernleşme hamlelerinin bağrında taşıdığı yalın gerçekler olagelmişlerdir. Bu farklılıklar. her daim büyük toprak mülkiyetine ve buna bağlı feodal toplumsal ilişkilere sahip kesimlerle devlet bürokrasisini paylaşma.3. tasfiye edilemeyen feodal kurumları dönemsel politik varlığın garantisi olarak görme ve faydacı yaklaşımlarla bu kurumların toplum içerisindeki etkinliklerini arttırma. Tam tersine.

Yeni devlet. Cumhuriyetin erken dönemlerindeki tavizsiz laikleşme ve sekülerleşme hamleleri beraberinde. İkincisi ise Türk modernleşmesinin içerdiği ‘Türkleştirilmiş’ İslami kimliğin baskınlığı ile ilgiliydi. bunun toplumsal hafızaya işlenmiş son derece çarpıcı bir örneği olarak da okunabilir. kendisinden ve kurumlarından başka hiçbir alanda ortak kabul etmiyordu ve Diyanet. vaaz ettikleri dünyevi hayatın gerçekleştirilmesinde tıpkı Osmanlı’da olduğu gibi temel bir meşruiyet ve güvence zemini yakalamış oluyorlardı. Yukarıda aktardığımız imam ve baba örneği. Böylelikle Türk yurttaşlığının içselleştirilmesi. Kendilerini var eden kırsal yerleşimlerdeki Pertekli Sünnilerin 1970’li yıların sonlarına değin. Kurmanci konuşan Sünniler (yereldeki diğer adlarıyla Türkler) için sorunsuz bir kabulleniş oldu. azalarak da olsa. babaların da içerisinde yer aldıkları topluluklar için herhangi bir değişim yaşanmaksızın geçilen bir kimliklenme evresiydi. buralarda hemen hiç değiştirmedikleri geçim biçimleri ile yaşamaları. Sonuç olarak. Böylelikle babalar. yöredeki Alevi ve Sünni farklılıklarının aynı zamanda Kürtlük ve Türklük olarak kodlanmasından ileri geliyordu. sonraki meyvelerini çok partili sisteme geçişte verecek olan bazı tepkileri de getirdi. din alanındaki resmi biricik kurumu idi. babaların etkinliği ilerleyen yıllar içerisinde giderek artan bir şekilde kırsal mekânlara doğru yayıldı. Geçiş ani olmuştu ve bu durumun yereldeki tezahürlerine uyum sağlamak o kadar kolay olmayacaktı.İlki. Ulus kimliğine geçiş. Elbette ki tüm bunlar sorunsuz gelişmedi. babaları da bu tarihe kadar taşıdı. .

Bu göçler neticesinde. Sünni gençlerin çok azı ‘sol’ ile tanışmış olarak geri döndü. genç kuşak Sünnilerin bu yıllarda Elazığ ve bilhassa başka illerde okudukları üniversitelerde edindikleri ideolojilerden geldi. 1970’li yılların sonlarına doğru. babaların merkezinde olduğu gelenek. babaların merkezinde olduğu geleneğe esas yıkıcı neden. 1950’lerin sonlarından itibaren başlayan iç ve dış göç. ciddi bir insan kaybına uğradı ve onu sürdürecek cemaatten yoksun kaldı. Bu. Ancak. büyük oranda henüz İslami söylemin etkisi altına girmemiş ve kurguladığı toplum yapısında seküler tonlar taşıyan hâkim Türk milliyetçi . Geleneği darbeleyen fikirler yalnızca bu genç kuşaktan gelmedi.Ancak tam da bu yıllarda üst üste gelen bir dizi gelişmenin sonucunda babalar ve onların biricik varlık sebepleri olan Sünni topluluklar hızla bölgeden göç ettiler ve böylelikle bir dönem. 1970’lerin ortalarından itibaren hemen tüm Türkiye’de görülen hızlı bir örgütlenme süreci içerisinde yaşanan kamplaşmalar ile çevre illerden de etkilendi. son örnekleri ile birlikte kapanmış oldu. Geride son derece az sayıdaki bazı aileler kalmıştı. Önemli bir kısmı Türk milliyetçi söyleminin etkisi altındaydı ve yine küçük bir azınlık İslami bir vurgunun ön planda olduğu fikirler taşıyorlardı. geleneğin asli taşıyıcıları ve aktarıcıları olmaları beklenen genç kuşakların önemli bir kesimi bu geleneksel tarikat ilişkilerini reddettiler. yine bu yıllarda etniklik algıları temelinde yaşanan siyasiideolojik kamplaşma ve çatışmalar. Bu illerin başında da sağ güçlerin hâkim konumda olduğu Elazığ il merkezi geliyordu. Sünni nüfusun zaman zaman kitlesel göçlerine neden olan en belirgin nedenlerdi. 1970’li yıllarda yapımı tamamlanan ve su tutmaya başlayan Keban Baraj Gölü neticesinde yaşanan arazi satışları ve göçler.

geleneğin taşıdığı değerleri ve dolayısı ile seyitler ve babalar ile ileri gelen aileler gibi topluluk içi iktidar merkezlerini tanımayan gençlerin yoğunlaşan saldırıları karşısında bu eski hayatın ve aktörlerinin fazlaca bir hükmü kalmadı. Hâlihazırda insan potansiyelini önemli oranda yitirmiş olan babalar ve cemaat. Alevi genç . 2004). babalara nazaran kendi genç kuşaklarından çok daha fazla yıkıcı etkilere maruz kaldılar. sınıf mücadelesinin biricik ötekileri oldular. Böylelikle. Sosyalist ideolojinin öngördüğü toplumsal örgütlenme biçimleri ve mevcut koşulların çeşitliliğine göre salık verdiği mücadele yöntemleri bu kuşaklarca 1970’lerin Tunceli’sinde hayata geçirildiğinde karşılarında bulabildikleri sınıfsal ötekiler sadece seyitlerdi. taliplerinden çıralık toplayan seyitler. Küçük çaplı sanayisi dahi olmayan Tunceli’de. Hatta denebilir ki seyitler. Tunceli’de geniş tarım arazileri olmadığı gibi büyük toprak ağaları da yoktu. sonraki kuşaklarda neredeyse hiç bilinmediler. 1938’le birlikte esas olarak ortadan kalkmıştı. gençlerin geleneği kendi kurgularınca devam ettirmek istemeleri ile nihai darbeyi de almış oluyordu. Bu çabaların tümü genel bir sonuç olarak. Seyitler de uzun yüzyıllar boyunca rekabet halinde oldukları babalardan farklı bir süreç yaşamadılar.söyleminden ileri geliyordu. Ağalık. Her iki kesimden. Geleneğin hızla törpülenmesinin bir başka nedeni de yine bu yılların sonlarına doğru giderek atan çatışmalar oldu. bir yandan yerli Sünniler içerisinde örgütlü sağ partilere ve devletin kolluk güçlerine karşı mücadele yürütülürken bir yandan da halk seyitlere ve din ideolojisine karşı örgütlendi (Munzuroğlu. Gündelik yaşamın alt üst oluşu sonucu işlevsizleşen bu geleneksel kurumlar ve aktörleri.

Cumhuriyet gibi köklü bir yapısal değişimin her biri açısından göreceli yıkıcı etkilerine direnebilmiş ve aşabilmişlerse de bağrında yetiştikleri toplulukların doğurduğu ve kendilerini sonrakilere aktarmaları beklenen genç kuşaklarca. ziyaret kültleri etrafında örülen değerler sistemi içerisinde Alevi ve Sünni toplulukların gösterdikleri benzerlik ve farklılıklar. ziyaret kültleri ekseninde irdelenmeye çalışılacaktır. dönüşü olmamak üzere geleneksel uygulamaları ile birlikte günümüzün yaşlı kuşaklarının kolektif hafızalarına mahkûm edildiler. Pertek ve çevresindeki Sünni toplulukların dini kimliklerinin yerel boyutları. Seyitler ve babalar. .kuşakların oldukça önemli bir bölümünde seyitlerin ve temsil ettikleri geleneksel dini ilişkilerin tasfiyesi sonucunu doğurdu. 4 Ziyaretler Alevi ve Sünni toplulukların inanç pratiklerinin önemli bir kısmını da seyitler ve babalar gibi dini önder ve kurumlardan arta kalan alanları dolduran ve yaygınlıkla ‘ziyaret’ olarak adlandırılan kutsal mekân kültleri tamamlamaktadır. belirli amaçlar dâhilinde. çeşitli tarihsel ve sosyal belirleyenler ışığında tartışılarak. Bu alt bölümde. ‘Ziyaret’ kelimesi günümüzde yaygınlıkla ‘birisini/birilerini ya da belirli bir mekânı görmeye gitme’ anlamı ile ‘kutsal kabul edilen bir mekâna. birtakım dini pratikleri uygulamaya gitme’ gibi farklı bir anlamı da kapsayacak biçimde kullanılmaktadır. 3 .

ziyaretlerdeki uygulamalarda zengin bir çeşitlilik görülür. Ziyaret. Sünnilerin. gerek Alevilerce gerekse Sünnilerce doğrudan doğruya.Tunceli-Pertek’te ise ‘ziyaret’ kavramı. Alevilerin dini yaşantıları ile bu planda hemhal oldukları rahatlıkla ileri sürülebilir. kutsaldır ve bu kutsalın sınırları son derece keskin gereklilikleri vardır. yörenin yaşadığı köklü sosyo-politik değişimlere kadar yaşattıkları geleneksel yaşam içerisinde. kitabi dinsellik ekseninde kabul edilmeyen bu davranışlar terk edilmeye başlanmış ve hatta belirgin bir tavır da ortaya çıkmıştır. Bu durumun yegâne sebebi hâkim Alevi çoğunluğun merkezi kurumlaşmalardan yoksun dinsellik algısıdır şüphesiz. Alevilerde ve Sünnilerde bu denetim ve aynı zamanda eğitim mekanizması benzer şekillerde işlemektedir. Bir zaman sonradır ki Sünnilik. Tüm bu koşul ve yasakların biricik denetleyicisi ve gerektiğinde cezalandırıcısı ise topluluktur. kutsal kabul edilen bir mekân ile Alevi yahut Sünni bir ocağı. ocaktaki kutsal nesneleri işaret ederken. belirli amaçlar doğrultusunda. sosyopolitik süreçler içerisinde içeriğini değiştirmeye başladıkça. ‘ziyarete gitmek’ ise ilgili kutsal mekânı. neredeyse kişinin tarzına dek genişleyebilmektedir. birtakım ritüelleri uygulamak için gitmek anlamında kullanılmaktadır. Tabuların içerisinde kalan alanda ibadet. bilhassa kırsal yerleşimlerde yaşayanların. Son derece ilgi çekicidir ki Tunceli ve çevresindeki ziyaret kültlerinde ‘kutsal olan’ın ziyaretçilerine öngördüğü belirli ibadet kuralları yoktur. belirli birtakım yasaklar ve yapılması gerekenlerle özdeşen bir algısal sınırlılık içerir. Bu sebepten. . Ziyaret. ‘Ziyaret’ ve ‘ziyarete gitmek’. konukların ve onların pratiklerini birtakım tabularla çevreler.

dileklerin yazılı olduğu kâğıt. kişisel giyim eşyası bırakma yahut bunları başkalarının adına bırakma. getirilen yiyeceklerin bir kısmını diğer ziyaretçilere dağıtma ve dağıtılanları toplama. çıralık yakma. mum. Tunceli’deki bu topluluklara özgü olanlar ile giderek artan bir hızla türdeşmeye başlayan uygulamalar arasında yerel Sünniliğin ziyaret uygulamaları. beşik ve bebek şeklinde bez ve tahtadan yapılma nesneler bırakma. ibadetlerde bulunma: cem tutma. bunu üzerinde taşıma yahut küçük bir miktarını yutma. Tüm bu uygulamalardaki çeşitlilik Alevilerde ve Sünnilerde farklı yönlerde genişlemekte. büyük kaya kütlelerinin arasından geçme ya da onlara bir süreliğine temas etme. başkalarına götürme. mezarların etrafında belirli sayılarda dönme. suyla vücudun çeşitli yerlerini ovma. taşlarla belirli şekiller yapma. yüksek sesle yakarışlarda bulunma. kayalara yahut duvarlara taş yapıştırma.Alevilerin ve Sünnilerin ziyaretlerde sergiledikleri belli başlı pratikler şöyle sıralanabilir: kayalara yahut ağaçlara bez. dua etme. dinsel törenler düzenleme. iplik bağlama. ziyaretlere fotoğraf. namaz kılma. taş toplama ve muhafaza etme. ziyaretlerde geceleme yahut günübirlik gidişlerde rüya görmek için uyuma. ziyaretin belirli yerlerinden kum alma. ziyaretlerdeki kutsal nesneleri ve mezarları öpme. sınıfsal . bırakılan paraları toplama ve saklama (bu para harcanmaz) ile ziyaretçilere para dağıtma ve dağıtılanı alma (bu para harcanabilir). arka ayakları hariç tümünü dağıtma ve dağıtılan etlerden bir miktarını alma. Alevilerde ve Sünnilerde ziyaret kültleri çerçevesinde açığa çıkan tutum ve davranışların. ziyarete para bırakma. daralmakta ya da karşılıklı yer değiştirebilmektedir. su içme. suyu kapta muhafaza ederek götürme. tarihsel ve sosyal bazı koşullar gereği zaman içerisinde yerelözgünlüklerinden uzaklaşıyor görünmektedir. kurban kesme. bireylerin kendi toplulukları içerisindeki statüleri. ziyaretin belirli yerlerine yiyecek bırakma.

Bu. Bu etmenler ve sonuçları. aynı zamanda topluluğun taşıdığı çeşitli değer yargılarının ve topluluğu kimliklendiren tutum ve davranışların da kutsanarak aktarıldığı temel kültürel kodlardır. gelenek yani süregiden sosyal yapı ve süreçler içerisinde eritmenin de biricik araçlarıdır. Ziyaretler. Pertek gibi resmi kurumların bulunduğu alanlardaki nüfus gücü olmuştur. Alevilerin ziyaretgâhları kullanışlarındaki en önemli nedenlerden birisi de ziyaretlerin olağanüstü süreçlerde topluluğun ileri gelenlerince toplanma ve topluluğun hayati meselelerine dair karar alma mekânları .kategorilerindeki benzerlik yahut farklılıkları. Ziyaretlerin sahip oldukları dini kimlik ve işlevler. Sünniler açısından ziyaretlerin bu işlevi yeterince karşılamış olduğu söylenemez. gerek mekân olarak gerekse ziyaretin ima ettiği kimlik algısı çerçevesinde söz konusu olmaktadır. Zira Sünni toplulukların kendi içlerinde her daim tabi oldukları sosyal ve politik merkezler. her kuşakta yeniden ve yeniden doğmaktadır. Böylelikle topluluk. belirli tarihi süreçler ile eşdeğer olan kimlik algılarındaki farklılaşmalar ve Tunceli-Pertek dışında kalan sosyal evrenle temas dereceleri gibi önemli bazı değişkenlere göre çeşitlilik göstermekte olduğu da anlaşılmaktadır. Ancak bilhassa geçmişte. Kendi söylemlerini gerçekleştirdikleri bir mekân ve mekânı örten sosyokültürel yapı her zaman mevcut ihtiyacı gören bir rol oynamıştır. ilerleyen başlıklar içerisinde irdelenmeye çalışılacaktır. değişen kuşaklarla anlam bulan farklı zaman ve süreçlerin devingenliği içerisinde açığa çıkan yeniliklerle de baş etmenin ve onları. Ziyaretler. Alevi ve Sünni topluluklarca istisnasız en önemli sosyalleşme mekânlarından birisi olarak kabul görür ve değerlendirilirler.

üzerinde yazıları olan kişiler yatmaktadır. Bu ziyaretlerde çoğunlukla üstü yapılı. ağaç gibi nesneler de ziyaretin bir parçasıdırlar. kutsiyet derecesi en yüklü ziyaretlerdir. Ancak her iki durumda da ziyaretin sınırları sadece mezarlar yahut türbeler ile sınırlı değildir. Bu ziyaretlere ekseriyetle ilin güney hattı boyunca. Alevi ve Sünnilerin çoğunlukla iç içe yaşadıkları yerlerde rastlanır. Hayli farklı kategorilerde sınıflandırılabilecek bu kutsal mekânları. seyitler ve kutsal mekânlar. Bu durum. Kararlar seyitlerle ve aynı zamanda seyit olan aşiret reisleri ile birlikte buralarda alınmıştır. İlki mezar kültleri ekseninde tanımlanan ziyaretlerdir. bu alt başlıkta kullanacağımız şekli ile iki ana grupta şöyle özetleyebiliriz. mezarı belli hatta lahitli. Aşiret konfederasyonlarının bir araya gelerek tüm bir bölgeyi ilgilendiren durumlarda aldıkları kararlarda biricik toplanma merkezleri. Çoğu cem töreni bilhassa bu kutsal mekânlarda icra edilir. Tuncelili Alevilerin kutsal mekân (ziyaret) kültlerinde görülen çeşitlilik. Mezarın merkezinde olduğu yakın çevre ve bu çevrede mezarda temas halinde olan su. Sünnilerde de benzer şekillerde görülebilmektedir. . Ziyaret. onların ismi ile anılır. yerel kimliğin dış dünyaya karşı ürettiği varlık stratejilerinin aynı zamanda yerel kimliğin temel yaratıcı ve yönlendirici unsurları içerisinden çıktığı anlamına da taşımaktadır: ağalar. kaya. Böylelikle ritüelin kutsallığı derinleştirilmiş ve etki derecesi yükseltilmiş olur.olarak kullanılmalarıdır. Bu mezarların bir kısmı türbe şeklinde bir kısmı ise açıktadır. Yukarıda zikrettiğimiz uygulamaların da odağında yer alırlar. Geri kalan zamanlarda da ziyaretler dini birtakım ritüellerin gerçekleştirildiği biricik mekânlardır.

kırsal yerleşimlerde oturan Sünnilerin hemen tamamında bu ziyaretlere olan ilgi görülebilir. Bu ziyaretler. su kaynakları. belirli kayalar. bu yılların öncesinde ve sonrasında yerli Sünnilerin ziyaret kültleri ile ilgili uygulamaları hakkında şunları söyleyebiliriz. babalar ya da resmi dinselliğin kurum ve temsilcileri her daim dini yaşantının . kitabi dinselliğin temsilcileri.4. Bu ziyaretlerle daha ziyade ilin iç kısımlarına doğru gidildikçe karşılaşılır. Geniş köylü yığınlarının kuşaklar boyunca geçmiş tarihlerinin farklı iklimlerinden süzülüp gelen inanç ve uygulamalar. İlin iç kısımlarına yakın. ziyaretler ve onların etrafında örülen toplumsal hafıza ile geleneksel uygulamalar aracılığıyla yaşatılan değerler sistemi idi.İkinci tip ziyaretlerde ise çoğunlukla bir mezar bulunmaz fakat şahıs isimleri ile anılırlar. aktörleri dışında kalan dini hayatı dolduran yegâne unsurlar. Şüphesiz ki bu çeşitlilik ve uygulamalardaki benzerlikler. her zaman. tepeler. 3. Tüm bu ziyaretler kişiselleştirilmişlerdir. tarihi ve sosyal süreçlerin etkileri altında geçmişten bugüne hayli değişim göstermiştir. dağlar. Her birinin en az bir öncekiler kadar belirli bir takım yetenekleri vardır ve halk içerisinde böylelikle anılırlar. Seyitler. ağaçlar ve hatta bunlardan bir kaçının birden bulunduğu küçük mıntıkalar olabilir. 1970’li yılları önemli bir dönüşüm süreci olarak alırsak. dâhil oldukları din kimliğinin dünyevi yürütücüleri ile saklı bir gerilim içerisinde oldular.1 Saklı Rekabet Geleneksel kırsal yaşamın hâkim olduğu dönemler boyunca seyitler ve babalar ya da imamlar gibi resmi.

tümüyle kendi isteklerine tabi olan.merkezinde olsalar da geniş yığınlar. özcesi kendileri ile baş başa kalabildikleri birer başvuru mercii olarak gördüler ve bu inançları her durumda yaşattılar. çoğu zaman seyitlerin tepkisine neden oluyordu: “İç-Tunceli’den Elazığ’a mal taşımakta olan bir tüccarın katırları yağmalanır. kervanı sürenler ve tüccarın kervandaki malların satışından hisse vereceği kimseler de oradadır. bazen açık bazen örtük fakat her zaman var olan bir ikiliğe ve dolayısı ile gerilime de işaret ediyordu. Tüccar. Tüccar. ağaların. Bu esnada cemaatte bulunan bir alacaklı cebinden . otoritelerine boyun eğilmediği ve hatta karşı durulduğu için son derece sinirlidirler. Olayda ölüm olmaz. yüzyıllardır sürdürdükleri anlam dünyaları içersinde bu aktörlerin yanı sıra yaşamakta oldukları hayatla iç içe fakat başka bir boyutta akıp gitmekte olan bir dünyanın da aktörlerini yaşattılar. Kervanın başındakiler etkisizleştirilir ve katırlar. Seyitler. Alevi topluluklar içerisinde ziyaret kültlerinin bilhassa iç bölgelerde çok daha fazla hürmet ve rağbet görmesi. dini önderlerin ya da resmi statüye sahip yönetici erkin dışında kalan geniş köylü yığınlarının yaşattıkları dinsellik içerisinde. Bu durum. seyitlerin önünde yalan söylememeleri beklenmektedir. bunun üzerine soluğu yörede hâkim olan seyitlerin ocağında alır. Yağmaya katılanlar bunun ‘vurgun hakkı’ olduğunu savunurlar ve mallar için istenen bedeli ödemeye yanaşmazlar. Huzura getirilenlerden. Bir zaman sonra olayın faillerinden birkaçı seyitlerin huzuruna çıkarılır. Durumu ve olayın sorumlusu olarak gördüklerinin yargılanmasını ister. mallar çalınır. Örneğin. aynı zamanda dini bir uygulamadır. Allah’ın kurduğu bu düzende. Onları. Çoğu zaman ziyaretlere ve buralarda eğleştiklerine inanılan kutsal güçlere sığındılar. Ancak ilk etapta işler umulduğu gibi gitmez. kendilerini en rahat ifade edebildikleri. Zira bu.

daha fazla bir talepte bulunmazlar. Alevilerin yahut Sünnilerin dini önderleriyle olan ilişkilerinin de biricik belirleyeni idi. Dolayısı ile bu. O’na göre. Bu olayın ardından. adı bilinen ve gerek ziyaretteki bir yazıtta gerekse başka bir belge ile belirli bir din önderine ait olduğu bilinen mezar kültü (ziyaret) ise. bir kez de böyle cevap vermelerini istediğinde yağmacılar derhal yere kapanır ve kendilerini affetmeleri için ziyarete yalvarırlar. seyitlerinin ocakları dururken buraları ziyaret ederek büyük yanlışlar yaptıklarını belirgin bir tepkisellik ile uzun uzun anlatmıştı.bir avuç çakıl taşı çıkarır ve bunları [olayın geçtiği yerde hayli kutsal sayılan bir ziyaret olan] Hızır Gölü’nden getirdiğini. Örneğin ziyaret. Sahipleri. talibi oldukları seyitlerinin huzurunda dahi onlara karşı durmaları ve seyitlerin manevi otoritelerini ziyaretler ile kıyaslayarak zedelemeleri kabul edilebilir değildi. hürmet ederek. onların Alevi ya da Sünni dini önderlerin vaaz ettiği. kurguladığı toplum yaşamının inanç boyutu içerisindeki yerlerini de doğrudan belirliyordu. köylülerin dini algıları içerisinde paylaşmak durumunda kaldığı ve bazen yukarıdaki örnekte olduğu gibi karşısında atıl kaldığı ziyaret kültlerine olan güçlü inanç oluştururken diğer yanını ise ilgili ziyaretin niteliği belirlemektedir. ilgili ziyaretin. Ziyaretlerin bazı nitelikleri. seyitler yahut babalar / imamlarca da kutsanmaktadır. doğrudan mezardaki şahsın ismi ile anılırlar ve bu kişi Alevi yahut Sünni önderlerin hâlihazırda yapmakta . yağmalanan kervandan arta kalanlar sahiplerine dağıtılır. ‘üstelik yabancıların [tüccar] yanında’. köylülerin.” (Alan Notları: 09 – 02 – 06 / Tunceli) Bu ve benzeri öyküleri aktaran iç–Tunceli’den bir seyit de kimi zaman cemaatin bu tür ziyaretleri daha fazla el üstünde tutarak. Bu tür ziyaretler. Görüşmecinin tepkisinin bir yanını.

ziyaretin bulunduğu bölgede etkin olan seyit aşiretin kutsal soy zinciri içerisinde yahut aşiretin kutsal atası ile ilişkilidir. seyitlerin toplandıkları. Bu durum. Bazı görüşmeciler buna benzer mezar kültlerinin çok eskilerdeki varlığından bahsetmişlerse de günümüzdeki görüşmecilerin büyük çoğunluğu bunları hatırlamadıklarını. Köylülerin bu tür namlı ve etkisi bulunduğu yörelerde kuvvetli ziyaretlere olan ilgisi üzerine dini ileri gelenler de bu ziyaretleri kendi anlam dünyaları içerisinden yorumlayarak yeniden üretiyorlardı. Bilhassa Elazığ’daki Harput Kalesi ziyaretleri oldukça rağbet gören ve ziyaretçilerinin çoğunluğunu yerli Sünnilerin oluşturduğu yerlerdi. Özellikle Alevilerde. ziyaret kültleri uygulamaları ile iç içe geçen pratikler içerisinde kendi varlıklarını ve meşruiyetlerini de yeniden inşa etmiş olurlar. cemler düzenledikleri yerlerdir. Bunu gerçekleştirirken. bu tür bir ziyaret çok yüksek bir ihtimalle. Bu tür ziyaretler. Diğerlerinden ziyade bu tür ziyaretler dini önderlerce kullanılır ve işaret edilir.olduğu işin eski bir temsilcisi olduğu için özellikle kutsanır. Böylelikle dini önderler. kendilerini bildikten beridir Alevilerle ‘onların’ ziyaretlerini kullandıklarını ifade etmişlerdir. kitlelerin ziyaretleri algılayışlarındaki genel yargılar belirleyici oluyordu. kendi aralarında yahut çok daha büyük toplumsal olaylarda önemli meclisleri bir araya getirdikleri. geçmişin Fırat Nehri’nin güneyinde kalan ve Pertek’e hayli yakın olan bu büyük yerleşim yerindeki ziyaretgâhlar ile Tunceli’nin güneyindeki Alevi . Sünni topluluğun dini ileri gelenlerince de kimi zamanlar kullanılmaktaydı. Zira babaların geçmiş temsilcilerinden birisinin adıyla anılan ve bilhassa Sünnilerin rağbet ettiği bir mezar kültü bulunmamaktadır. ziyaretin diğerlerinden en belirgin farkına işaret eder ve etki derecesi de hayli kuvvetlidir. Günümüzün Keban Barajı’nın. Bu gibi ziyaretler.

kerametli birer ‘Allah dostu’ idiler. Alevilerin çoğunluk oldukları yerlerdeki bu tür ziyaretler. çoğunlukla alt başlığın girişinde bahsettiğimiz ikinci tip mekânlardı. Sünnilerin din önderleri ise bu tür ziyaret kültleri içerisinde. aynı zamanda her iki kesimin dini önderlerinin saklı bir rekabet halinde olduklarıydı. titiz bir şekilde kimliği belirli ‘türbe’ler için benzer bir uyum stratejisi geliştirmişlerdi: Bu kişiler Alevi yahut Sünni değil. Bu ziyaretler. Sünnilerin Aleviler ile paylaştıkları bu ikinci tür ziyaretlerin önemli bir kısmı. Ancak kitabi dinselliğin . Tuncelili Sünni köylülerin hemen hepsi kendilerini çevreleyen Alevi köylü çoğunlukla birlikte aynı ziyaretleri kullanmaktaydı. yüksek tepeler. belirli kayalıklar gibi köy ve mezraların civarındaki belirli mevkiiler bu türden ziyaretlerin yerleriydi. su kaynakları.çoğunluğun yaşam alanlarında kalan ziyaretgâhlar arasında Alevi ve Sünni toplulukların ördükleri benzer değerler sistemi ve bunların geniş etkileri. Bu. Babaların ve çoğu zaman onların ardından gelen resmi imamların da halkın gündelik yaşamı içerisinde vaaz ettikleri din kurgusu içerisinde ‘türbe’ kategorisi dışında kalan bu ziyaretler olumlu karşılanmamaktaydı. Alevi ileri gelenlerce herhangi bir seyit aşiret ile ilişkilendirilerek din algısı içerisinde değerlendiriliyordu. gerek Sünnilerin çoğunluk olduğu yerlerde gerekse Alevilerin çoğunluk olduğu yerlerde. Çoğunlukla Hızır kültü ile ilişkilendirilen çeşitli doğal mekânlar. kutsal mekânların ayrışmamasında ve her iki kesimin dini ileri gelenlerince de sahiplenilmesindeki önemli nedenlerdendi. aynı zamanda ziyareti çevreleyen Alevi toplulukların da hâkim görüşü idi. Onları aracı ederek Allah’a tapınmak da önemli ibadetlerden birisiydi.

Sünniler açısından ise durum biraz farklıdır. ikamet ettikleri köy ya da mezranın civarında Aleviler ile birlikte kullandıkları ziyaretleri en az onlar kadar içselleştirmiş oldukları anlaşılmaktadır.kabul etmediği bu tür pratikler. Kırsal yerleşimlerde yaşayan Sünnilerde. Bu .2 Kutsal Mekânlar Çalışma süresince Sünni toplulukların sadece kendilerinin kullandıkları bir ziyarete rastlanmamıştır. benzer geçim ilişkileri ve sosyal süreçler ile temas etmenin. aynı dili ve benzer kültürel değerleri paylaşmanın yarattığı bir sonuç olarak bazı ziyaretler.4. Alevi çoğunluk içerisinde yaşamanın. Bu uygulamanın geçmişte de var olduğuna dair bir veriye de ulaşılmamıştır. ‘Sünnilerin de gittikleri’ ziyaretler olarak yerel halkın zihninde kodlanmıştır. Alevi çoğunluk açısından. bir ‘ortaklaşmayı’ değil. uzun yüzyıllar boyunca Alevi komşuları ile birlikte gündelik yaşamın kurgusu içerisinde meşrulaştırıldılar ve yaşatıldılar. tersine ‘onların’ da dâhil olduğu ‘kendi kutsallıkları’ fikrini üretmiş ve kuvvetlendirmiş görünmektedir. 3. hâlihazırda kendileri ile ilişkili olan daha prestijli ziyaretlerin ve bunların dışında kalan ziyaret kültlerinin doğrudan kendi dinsel kimlikleri içerisindeki ana figürleri işaret ediyor oluşu.

. Ziyaretlere olan rağbet dereceleri. Bu ilgi. ailelerin birbirleriyle buluşması. Bu insanlara göre ziyaretler. içerdiği tüm kutsallık ve keramet ile insanlara doğru yolu gösteren bir Allah vergisidir. çoğunlukla Alevilerin rağbet ettikleri ve ‘Aleviliği var ettikleri’ ibadet biçimleridir ve tabi ki bu hali ile kabul edilemezdir. Ancak günümüzde (alan çalışması dâhilinde kalan) kırsal yerleşimlerdeki Sünnilerin hemen tamamı göç etmiş olduğundan ortak kullanılan ve bu kategoriye girebilecek ziyaretlerden birkaçı da ancak Pertek ilçe merkezindedir. kitabın buyrukları yerine getiriliyorsa.anlamda ‘ziyaretin sahibi’ yoktur. Pertek’te yahut Elazığ gibi kent merkezlerinde oturan yöre kökenli Sünnilerde ise ziyaret tercihlerinde anlamlı ayrımlar ve algı farklılıkları gözlemlenmektedir. ‘Türbe’ kavramı ile kodladıkları ziyaretler. ismi ve kimliği belirli ‘evliya yatırları’dır ve bunlara olan ilgi çok daha belirgindir. Kitabın ibadet buyrukları yerine getirilmediği sürece ziyaretlerde gerçekleştirilenler anlamsızdır. benzer şekilde bu kırsal yerleşimlerdeki Sünni topluluklarda da rahatlıkla saptanabilmektedir. Ziyaret. ziyaretin yöredeki Alevi çoğunluğun algısında sahip olduğu kutsallığın boyutları ile doğrudan ilgilidir. 1970’li yıllardan sonra hızla içeriğini değiştiren Sünnilik algısında görünür olan kitabi eğilimin de etkisi belirgindir. Ortak kullanılan mekânların büyük çoğunluğu Alevilerin ve Sünnilerin daha fazla birlikte yaşadıkları kırsal yerleşimlerin civarında görülmektedir. Ziyaretlerin kutsiyet derecelerine göre sınıflandırılması ve gündelik yaşamda görünür olmayan bu sınıflandırmaya göre işlevselleştirme. Ziyaretler. değişen Sünnilik algısı ile daha yakından ilişkilidir. eş güdümlü olarak. bir araya gelme ve ata ruhlarını anma için güzel birer ‘vesile’dirler ancak. Sadece bu merkezlerde yaşıyor olma değil. Bunlara göre. kırsal yerleşimlerdeki Sünnilerden farklı olarak.

merkez ilçe sınırlarına yakın bir kesimde. 1) Gömülgan Ziyareti: Fotoğraf 1: Gömülgan Ziyareti’nin kuzey yönünden genel görünümü. Gömülgan. Alevilerin ve bu yıllara kadar mevcut nüfuslarını koruyabilen civar Sünnilerin hayli rağbet ettikleri önemli bir kutsal mekândır. Pertek İlçe merkezinin kuzeyinde. çeşitli ziyaret uygulamaları ve algıları değerlendirilmeye devam edilecektir. bu civardaki tek Sünni yerleşim olan küçük bir mezra ile kendisini . Gömülgan ziyareti esas olarak 1970’li yılların sonlarına değin. diğer yaygın ziyaret kültlerinden oluşudur. mezar kültü içermesine karşın ‘türbe’ kategorisindeki ziyaretlerden değil. Alevi çoğunluğun din algılarında önemli yer tutan. Gömülgan’ın önemli bir özelliği. İkincisi ise Pertek ilçe merkezinde bulunan ve yine Alevilerin ve Sünnilerin birlikte kullandıkları bir ziyarettir. Bu örnekler etrafında. İlki Alevi ve Sünni yurttaşların yaşadıkları kırsal bir bölgedendir.Aşağıda iki örnek ziyaret yeri verilmektedir.

Mezarların yakınlarında kurbanların kesilebileceği ve ateşlerin yakılabileceği yerler vardır. yamacındaki su kaynağının. Tepenin zirvesinde. geleneksel yaşayışın ve sosyal dünyanın hızla değişmeye başladığı 1970’li yılların sonlarına değin Gömülgan’ı sahip olduğu tüm özgünlükleri ile yaşatmışlardır. Gömülgan’ın yamaçlarında ve etrafında bodur meşelikler görülür. hayli önemli ve uğrak bir yerel ziyaretgâhıdır. Gömülgan. bir dönemin. Aleviler ve Sünniler. Gömülgan bu hali ile civarı geniş bir açıyla görebilen biricik yükseltidir. Etki alanı bu civar yerleşimleri de aşmaktadır ve Pertek’in kuzeyinde kalan kırsal yerleşimlerde ikamet edenlerce.çevreleyen Alevi köy ve mezraların arasında bulunur. Burası ziyaretçilerin asıl olarak geldikleri ve çeşitli pratikleri uyguladıkları yerdir. Tepe üzerinde ise tek tük ağaçlara ve çalılıklara rastlanabilir. üzerindeki ağaçların tümüyle birlikte kişileştirilmiş. Yıl dönümlerinde. Gömülgan. büyük çoğunlukça. mezarların. Ziyaretin merkez noktasıdır. Farklı kült öğeleri içermektedir ve çeşitli söylenceleri mevcuttur. bahar başlangıçlarında özetle geleneksel takvimin tüm önemli günlerinde bu mekânı dini ve sosyal ritüelleri gerçekleştirmek için kullanmışlar ve bu türden uygulamalarda ortak hareket etmişlerdir. bilhassa orta yaş ve üzerindekilerce iyi bilinir. kimlere ait olduğu bilinmeyen birkaç mezar yer alır. Bulunduğu yer bir ova değil yine farklı düzlüklere sahip bir yükseltidir. Tüm bu farklı öğeler aynı bütünün parçaları olarak kabul görür ve yine aynı kutsiyetin . Fotoğraf 1’de de görüldüğü üzere Gömülgan. kıraç bir tepedir. farklı kült öğeleri içeren tek bir ziyarettir.

kişilerin dilekleri. Bakın. oraya gittiğimiz zaman 8 – 10 köyden [Alevi köyler kastediliyor] insanların gelip. muratları vs. Mezarlardan yahut ziyaretin herhangi bir yerinden alınabilecek küçük taşlar yahut dal parçaları yeterli koruyucu vazifeyi görebileceklerdir. Gömülgan Tepesi vardır bizim orada. olduğu zaman oraya gittikleri. Hızır Aleyhisselamın orada kendisini zaman zaman böyle bereketi ile gösterdiğine inanıldığı için biz. şenlikler yaptıklarını. “…Aynı şekilde emin olun. kutsallık ile bir biçimde temas edilerek onun yardımcılığına sığınılabilecektir. Bu ve benzeri geleneksel uygulamaların günümüzde Alevilerde ve Sünnilerde hayli değişmiş oldukları ve çoğunluğunun uygulanmadığı belirtilmelidir. aynı zamanda farklı parçaların da çeşitli işlevlerine işaret eder. Aynı şekilde mezarların ya da ziyaretin herhangi bir yerine bırakılacak bir fotoğraf yahut dilek kâğıdı da aynı işlevi görecektir. Ha demek ki Kur’an’ın veya İslam’ın içerisindeki inanç değerleri arasında bizim bir ortaklığımız var. Çünkü Hızır Aleyhisselam Kur’an’da geçiyor. Hızır Aeyhisselam’ın Musa Aleyhisselam ile yolculuğu vardır. orada bir Allah dostunun yaşayıp vefat ettiği. onun oradaki duasının kabulünden dolayı. Bu. Orta Asya’dan gelip . ‘Hıdırellez’ bayramlarında Gömülgan ziyaretine giderdik ve sadece bizim köy değildi. özellikle Sünni yurttaşların Gömülgan ile ilgili anlatılarına yer verilmiştir. Ardından döneme ve değişen pratiklere dair tartışmalar yapılacaktır. Her halükarda. Evet. kendimize ait yani Türk milletine ait ortak kültürel değerlerimiz vardır. Şimdi bu bizim ortak değerlerimizdi.bileşenleri olarak eşit derecede hürmet görür. Benzer şekilde ziyaretin yamaçlarından çıkan kaynak suyu da etkili bir temas aracıdır. Suyun içilmesi dahi Gömülgan’ın kişiliğinde vücut bulan kutsallık ile temasın yegâne yoludur. efendim bahar şenliği ile beraber Hızır Aleyhisselamın bereketini umduklarını gördük. Aşağıda.

Yani biz gittiğimiz zaman on – on bir köyün insanının orada olduğunu görürdük. Bu da bahar şenliklerinde mutlaka gidilirdi.” (Alan Notları : 20 – 04 – 06 / Elazığ) “…bir kere ziyarete gidilirken. muradı. güney tarafına doğru ziyaretgâh gelecek şekilde elleri açılarak Allah’a yalvarılır. kurban götürmek bi külfet fazla sayılmıyor. Genç kızlar. … Mesela bir ‘Gömülgan’ ziyareti. geleneğimiz var. şimdi belki güleceksiniz.aramızda diri bir şekilde yaşayan. o ağacın meyvesinde Hızır Aleyhisselam’ın duasının olduğu. canlı bir şekilde yaşayan kültürlerimiz var. şimdi elbise alma imkânı yok. yapılırdı… Orada da mutlaka ama ayrım yapılmaksızın az da olsa parça parça böyle oraya katılanlara ikram edilirdi. orada Hızır Aleyhisselam’ın bereket verdiğine inanılır. hastalıkta hastalık efendim evde kalmış kızı varsa onun için veya işte başka bir dileği muradı varsa bunun için kıbleye doğru durarak. Ama orada dua ediyor. Yani türbeden değil kesinlikle. sallanılırdı. Yani bu nedir? Şimdi bir. Ufak baş dediğim. Orada çok büyük bir ceviz ağacı var. Yani niyeti. elbiselerini süslerlerdi. töremiz var ama ortak inanışlarımız da var. hastalığı. derdi ne ise o niyetini tutarak o yola çıkar. bu şeye varıldıktan sonra dua yapılır orada dua. İşte o bizim bayramlık şeyimizdi. O havlu yeni ya. ‘Gömülgan’ ziyareti vardır. En yeni havluyu yanımıza alırdık. örfümüz var. Evlerde yemekler daha çok yapılmış… ‘gömme’ derlerdi bizim daha çok. bu ziyarete giderken mutlaka kurban götürme. fakat ufak baş mutlaka götürülür. yeni havlu ya. Ve biz onunla. O gün en güzel elbiselerimizi bize annemiz giydirirdi. onu iğne ile omzumuza dikerlerdi. biz de hayvan fazla olduğu için. ben bunu şöyle yorumluyorum bir dairede işimiz var . şimdi biz giderken annem sandıktan havlu çıkarırdı. İki. ziyaretgâhın kuzey tarafında duruluyor. Öyle bir şey olmadığı için. Bunlar akşamdan büyük bir heyecanla hazırlanır. herkes bir niyetle oraya gider. biz onunla mutlu olurduk. belki de evet büyük baş götüren olabilir ama ben görmedim. benim de bayramlığım budur diye giderdik böyle. elbiselerini giyerlerdi oradaki ağaçlarda salıncaklar yapılır. Çok güzel bir şenlik şeklinde devam edilirdi.

manen bir anlam içerir diye düşünüyorum. Yani kurban başta kesilmiyor. bu işler bittikten sonra kurban kesilir. Sünni köylülerin 1970’li yıllarla birlikte hız kazanan göçleri ile giderek bu toplulukların yaşamlarından uzaklaşmış ve yeni kuşaklar içerisinde de eski önemini yitirmiştir. göç edenlere nazaran daha yavaş fakat mutlak surette yitirmeye başladığı söylenebilir. böyle bir şey aklına gelmez zaten. mutlaka yakın köylere gidilip oradaki fakirlere dağıtıldıktan sonra köye dönüş yapılır. Orada sözü geçen bir arkadaşımız vardır. Allah’a şirk koşma değildir. kurbanın bir tek gram eti eve getirilmez. büyüklerimizin bilhassa götürdükleri yaptıkları bu ziyareti ben böyle yorumluyorum. bunu götürürüz de onun sözü ile onun vesilesi ile halledilmesini isteriz. Böyle bir anlayış çıkmasın diye söylüyorum. Şimdi yöre insanı kesinlikle bu ziyaretlere tapmaz. Hiçbir zaman bunun dışında başka bir uygulama ben görmedim. Yani hiç kimse getirmez zaten. O niyetle götürmüştür. Bir ziyaretgah da o Allah dostunun. Ve bizim ziyaretgâhlardaki insanlarımızın. Yani o eti köye getirmek çok çirkin görülür. Çünkü onu o işe zaten feda etmiştir. bilakis Onunla beraber bir yalvarış gibi. Ben öyle görüyorum… Bu dualar yapıldıktan sonra kurban kesilir. Mutlaka orada bir fakir bulunacak. Bu hem Sünni hem Alevi köyümüzde ortak uygulanan bir geleneğimizdir.” (Alan Notları : 20 – 04 – 06 / Elazığ) Gömülgan gibi ziyaretler. o yatan mübarek şahsiyetin yüzü suyu hürmetine Allah’tan dua istemek de bir şeydir.bitecek. Bir inançtır. Göç edenlerin özellikle Elazığ’da içerisine girdikleri sosyal çevre ve dönemin siyasal hareketlilikleri neticesinde sahip oldukları kimlik algılarının temelini . Belki onları Cenab-ı Hak’ka vesile kılarak… … …Demek ki buradan biz şunu anlıyoruz –ki ben bunu doğru da kabul ederim. Geriye kalan çok az sayıdaki ailenin de gündelik yaşantıları içerisindeki işlevlerini. Kesinlikle bir tapma merkezi olarak görülmemiştir. böyle bir şey asla hiç kimsenin de aklına geleceğini zannetmiyorum.

Ziyaretlerin eski konumlarını yitirmelerinin önemli bir nedeni de Alevi ve Sünni genç kuşakların günümüzdeki din algıları içerisinde. Fakat yine de sadık ziyaretçileri vardır ve onların algılarında eski kudretleriyle canlıdırlar. Ancak daha ziyade nüfus gücünü kaybetmiş olma ve Alevi komşuları ile eski canlı sosyal ilişkileri yitirmiş olmanın getirdiği bir durum içerisinde. ayrışmanın esas kodlarından olan Sünnilik de yazılı kaynaklarına ve dönemin popüler siyasal–merkeziyetçi içeriğine hızla kayarak yerel özgünlüklerinden uzaklaşmıştır. Gömülgan ve benzeri ziyaretler eski işlevselliklerini yitirmiş görünmektedirler. toprak yüzeyinin üstünde kalan kısmının. güney yönünden görünüşü. Örneğin yukarıdaki satırlarda ziyaretlerin sadece birer araç olarak işlevselleştirilmeleri ve özellikle ‘türbe’ kültlerinin kabul edilebilirliğine olan dikkatli vurgular açıklıkla görülebilmektedir.oluşturan Sünnilik. . 2) Besime Hatun: Fotoğraf 2: Besime Hatun Ziyareti’nin. Geride kalan ailelerde de benzer bir eğilimin yansımalarını yakalamak mümkündür. Zaman ve sosyal süreçler hızla değişmiş ve genç kuşakların çoğunlukla Tunceli dışındaki yaşam alanlarında ziyaretlerin yerleri kalmamıştır. eski kuşakların anlam dünyalarındaki belirleyici pozisyonlarını önemli ölçülerde kaybetmiş olmalarından ileri gelir. Bir zamanlar Aleviler ile paylaşılan ve çoğunlukla benzerlik gösteren pratiklerin birçoğu bu değişimin süzgecine takılarak zamanla kaybolmuşlardır. genç kuşaklarla birlikte kitabi dinselliğe daha fazla yaklaşmış ve geleneksel bazı yönlerini törpülemiştir. Etnik kimlikler üzerinden kamplaşma yükseldikçe.

Besime Hatun Ziyareti. Pertek ilçe merkezine girişte yolun sağ tarafındaki eski bir mezarlığın içerisindedir. Sağ tarafta üstü örtülerle kaplı bir tabut ve karşı tarafta ise ateş yakma yerleri görülmektedir. .Fotoğraf 3: Besime Hatun Ziyareti’nin toprak yüzeyinin altında kalan odasının giriş kısmından bir görüntü.

İki katlı olarak inşa edilmiştir.80 m olan yapının duvarları düzgün kesme taşla kaplanmıştır.10 x 5. Mezarlığın içinde bulunan türbe.Bu ziyaretin. kalan izlerden anlaşıldığı kadarıyla sekizgen planlıdır. Besime Hatun Ziyareti’ni yöre kökenli uzman bir arkeologla da inceleme fırsatı yakaladık. O’nun (yani türbenin) Keban baraj gölü altında kalacakken kendiliğinden bugünkü yerine gelmiş . kaynaklarda yapıyla ilgili herhangi bir bilgi bulunmamaktadır. Böylelikle yukarıdaki yazılı kaynakta aktarılan bilgileri de karşılaştırma imkânı bulduk. Bu dünyadan çıkarsadıklarımıza göre: Besime Hatun’a dair aktarılan yaygın keramet söylencesi. Harap durumdaki üst kat. Harabe halindeki türbenin teknik ayrıntılarını veren bu çalışmaya göre. Bu kalıntıların ana yönlerde birer yuvarlak kemerli açıklık bulunmaktadır. Kalan izlerden anlaşıldığı kadarıyla iç kısım da sekizgen planlıdır. Doğudan yuvarlak kemerli girişi bulunan kısım tonoz örtülüdür. oldukça harap vaziyettedir.” (Kara 2000.10 m ölçülerinde kare planlıdır. Bugün büyük bir kısmı tahrip olduğu için süslemesi hakkında herhangi bir bilgiye sahip değiliz. “Türbenin yapım tarihini veren herhangi bir kitabe olmadığı gibi. yukarıdaki bilgilerin işaret ettiği harabenin bir de Pertekli Alevi ve Sünnilerin anlam dünyalarında işgal ettiği bir yer ve biçim bulunmaktadır. Sağlam olan alt kat 5. Öte yandan. 28) Alan çalışması içerisinde. yaklaşık on yıl kadar önce alanda gerçekleştirilen bir yüksek lisans çalışmasına konu olduğu anlaşılmıştır. Bugün doğu ve kuzeyde birer yıkık duvar kalıntısı bulunmaktadır. Buna göre. Aradan geçen zaman içerisinde bu bilgilere eklenmeyi gerektirecek herhangi bir yenilik oluşmamıştır. türbe hakkında verilen teknik bilgiler doğrudur. Kalınlığı 0.

onların güncel ihtiyaçlarına göre biçim ve içerik kazanmaktadırlar. eski arşiv kayıtlarındaki ismi Mahsume Hatun Türbesi’dir. zaman ve mekân’ın devingenliği içerisinde toplumlarla birlikte değişmekte. yerel inanç kodları içerisinde kimliği ve işlevleri belirli bir ziyaret olarak kabul görmektedir. Besime Hatun’u Pertek yerelinde anlamlandırır ve sınırlarını çizer. Bu durum. Besime Hatun’u kimliklendiren ise bu kutsal mekânın nerdeyse tek ziyaretçilerinin ‘kadınlar’ oluşudur. Alevi ve Sünni kadınların Pertek merkezde sıklıkla kullandıkları bir yerdir. Mahsume zamanla Besime’ye dönüşmüş ve ziyaretçilerinin algılarında bugünkü halini almıştır. Anlaşılan odur ki bu anlatı. Böylelikle yörede yaygınlıkla bu tür ziyaretler hakkında anlatılan söylencelerde görülen ‘yer değiştirme’ motifi. Ziyaretlerin sahip oldukları söylenceler çoğunlukla ilgili ziyaretin ne tür amaçlar için kullanılabileceğini aktarmaktadır. Değindiğimiz üzere Besime Hatun’un en belirgin özelliği. Alevi ve Sünnilerin algısında O. Bu ziyaret. Ancak belirtmek gerekir ki bu anlatı herkesçe paylaşılmamaktadır. Besime Hatun ile de özdeşleştirilmiştir. baraj gölü inşaatı sırasında su altında kalacak olan bazı tarihi yapıların bugünkü Pertek ilçe merkezine taşınmalarından etkilenmiştir. ‘genelde kadınların gittiği’ bir ziyarettir.olduğu şeklindedir. Pertek merkezde ve çok yakındadır. Bu. bu gerçeğin çok küçük bir parçasıdır. Bu noktada Besime Hatun’un gerçekte kim olduğunun bir önemi kalmamakta. Dini inanç ve uygulamalar. Zira Besime Hatun ile ilgili eldeki tek yazılı kaynağın aktardığına göre. Besime Hatun. Ziyarette gözlemlenen uygulamalarda Sünniler ve Aleviler açısından bahsini ettiğimiz değişimlerin izleri . bu ziyaretin bilhassa kadınlar tarafından rağbet görmesindedir. en bilinenleri dışında her ziyaret için geçerli değildir.

sağ tarafta üzeri .çok daha az görülmektedir. söz konusu değişimlerin kadınların müdahil olmadıkları kamusal alanlarda yaşanıyor olmasındadır. Kadın. bu gibi mekânlarda sergilenen pratikler rahatlıkla içselleştirilebilmekte ve özgün birleşik örnekler görülebilmektedir. kendilerini çevreleyen evrenden çok daha yavaş ilerlemektedir. lokal kaldıkça ve değişimin dinamikleri ile temas imkanı bulamadıkça. Bu şekilde Alevileşen yahut Sünnileşen kadınların. Alevilerde ve Sünnilerde. çoğunlukla ev hayatının bir parçası olduğundan diğer sosyal aktörlere nazaran her zaman çok daha fazla yerel yani özgün kalmaktadır. Besime Hatun’da uygulamaların odaklandığı yer. toprak zeminin altında kalmış olan ve küçük bir oyuktan içeri girilebilen alt kattır. Buna sebep. Sonuç olarak. farklı etniklik kategorilerine dâhil olsalar da erkeklere kıyasla çok daha fazla ortaklaşma zemini yakalayabilmektedirler. Besime Hatun’da kadınların dini pratiklerinde gözlemlenen benzerliklerin son derece önemli bir başka nedeni de Alevi ve Sünni topluluklar arası yaşanan evliliklerdir. ziyaret gibi geçmiş yaşantılarından değişmeden yeni yaşamlarına da aktardıkları alanlarda sergiledikleri davranışlar. geleneksel kültürün de en önemli ve doğal devamcısı haline gelmektedir. Böylelikle. Zira geleneksel toplulukların en önemli kültür taşıyıcıları olarak kadınların sosyal dünyalarındaki değişim. Yanı sıra sahip oldukları toplumsal cinsiyete yüklenen benzer kültürel kodların kendilerinde uyandırdığı ortak tutum ve davranışlar da aralarındaki etkileşimi. içerisine doğdukları kültürün genel karakteristiklerinin de tekrardan canlanmasına vesile olmaktadır. kendilerinin dışında akıp giden hayatın çoğu ayrıştırıcı etkisinden uzak tutmaktadır. Fotoğraf 3’te de görüldüğü üzere son derece dar bir yer olan bu odanın içerisinde. Kadınlar.

Bırakılan lokma. buralardaki ağaçlarda küçük bez ve ağaç parçalarından yapılma beşikler görmek mümkündür. çaput yahut bez bağlanmasıdır. Mumlar yahut kadınların kendilerinin hazırladıkları çıralıklar (el yapımı mum). Besime Hatun’un hakkı olarak kabul görür. Bazı görüşmeciler de tabutta sadece üzerinde çeşitli yazılar bulunan bir kafa iskeleti olduğunu aktarmışlarsa da tabutun yeni yapılmış ve içinin de boş olduğu anlaşılmıştır. Ağaçlarla ilgili en popüler uygulama ip.) getirmişlerse bu dağıtılır ve küçük bir kısmı tabutun üzerine bırakılır. Ziyaretin alt odasına girişteki oyuğun yanındaki ağaç. Kadınlar. Bu odada gözlemlenen uygulamaların başında ateş yakma gelir. Bunlardan en göze çarpanı. Bu algı yereldeki tüm Alevilerde ve Sünnilerde ortaktır. taşların belirli kayalara .yeşil örtüler ve tülbentlerle kaplı bir tabut bulunmaktadır. bazı dualar okurlar. ekmek. bisküvi vb. Genellikle ziyaretler esnasında bu odada bir müddet vakit geçirilir. Bu esnada eğer ziyaretçiler yanlarında ziyaretteki diğer kişilere dağıtmak üzere ‘lokma’ (kuruyemiş. Çeşitli istekler dile getirilir. Kimi zaman da bazı ziyaretçiler bu ağaçtan yahut alt odadan bazı küçük parçalar alır ve yanlarında götürürler. yakın çevresinde temas halinde olduğu nesneleri de beraberinde bir kutsiyete taşır. Ancak Besime Hatun’da böylesi bir ize rastlanmamıştır. Özellikle doğurganlık ile tanınan ziyaretler varsa. Böylelikle ağaç da uygulamaların bir parçası haline gelir. taşların üzerinde yakılır. Bu uygulama daha ziyade Alevilerde görülen yaygın bir davranıştır. Besime Hatun’la bütünleşik bir kutsiyet algısına sahiptir. Ziyaret. Ziyaretin harap halindeki üst kat yıkıntılarında ise sadece taşlarla yapılan bazı pratiklere rastlanabilmektedir. içerideki duvarlarda. bilhassa Sünniler.

3. Düzgün Baba ve Munzur Baba gibi sadece Tunceli’de değil bu bölge insanının zaman içerisinde yayıldığı yakın ve uzak şehirlerde de tanınanlar oluşturmaktaydı. Son derece yerel bir ziyarettir. 1970’lerin sonları ile birlikte bu bölgede hızlanan Sünni köylülerin göçleri neticesinde ilk gruptakiler hızla eski canlılıklarını yitirdiler. Ziyaretlerin ekseriyetle Alevilerin kutsal gördükleri Perşembe ile Sünniler için Cuma günlerinde gerçekleştiğini söylemek mümkündür. Bu ziyaretleri Gömülgan. Alevi köylülerin algılarında ‘birlikte kullanılan ziyaret’ düşüncesinin temel bileşenini . Pertek ilçe merkezinin sınırları. Can Veren. geldikleri yerlerdeki ziyaret inanç ve uygulamalarını canlılıkla yaşattıkları güncel bir örnektir. Hızır ve Ramazan oruçlarında da ziyaretçileri olduğu bilinmektedir. Bunların dışında çeşitli dini günlerde. Sünni köylülerin göçleri. bilhassa kadınlar tarafından. Besime Hatun. kırsal yerleşimlerinden Pertek’e göç etmiş olan Alevilerin ve Sünnilerin. Sağman Baba.yapıştırılması şeklindedir. O’nun etki alanına da işaret eder. Böylelikle dilek tutulur ve Besime Hatun’la yapılan sözleşme bir çeşit mühürlenmiş olur. örneğin 12 İmamlar.4. Dört Kapı gibi etki alanları birkaç köy ve mezrayla sınırlı olanlar ile Sultan Hıdır.3 Güncel Durum Pertek’in batısında kalan kırsal yerleşimlerdeki Sünnilerin göçlerinden önce bu civarda Alevilerin ve Sünnilerin birlikte kullandıkları çok çeşitli ziyaretler olduğu bilinmektedir.

eksiltti. topraklarına ve yakınlarında kutsadıkları değerlere tekrar dönemediler. Alevilerin ve Sünnilerin bir arada görülebildikleri nadir dini mekânlara dönüştüler. Bu durumun bazı sebepleri şunlardır: İlkin. sayısız örnekle sabitti ve yine kendilerinden önce de bilinen mekânlardı. Düzgün Baba gibi ziyaretler son derece kerametli yerlerdi. Sultan Hıdır gibi bulunduğu ilçe sınırları ve hatta çok daha geniş coğrafi alanlarda iyi bilinen ziyaretler farklı din kimliklerinden ziyaretçilerini ağırlamaya devam ettiler ve Sünni nüfusun gidişinin ardından. gerek göç eden gerekse civar illerde ikamet eden Sünnilerin hâlihazırda eski kuşaklarından devraldıkları gelenek üzerine durmak gerekir. Bu ziyaretler geride kalanlarca kullanılmaya devam edilmekle birlikte. Kendilerini çevreleyen hâkim çoğunluk ile yaşanan çatışma (bunun tüm Alevi ve Sünni kitleleri kapsamadığı bir kez daha belirtilmelidir) ve kamplaşmanın temel . Son neden ise tüm bunlardan çok daha etkili olduğu düşünülebilecek olan. Buna göre Sultan Hıdır. Sünni köylülerin hemen tamamı tüm arazilerini ve taşınmazlarını satarak göç ettiler. Böylelikle arkada hiçbir şey bırakmamış olduklarından. Buna karşın. diğer ziyaretlere karşın sahip oldukları en özgün ziyaretçilerini de yitirmiş oldular. yeni kuşaklarla birlikte değişen Sünnilik algısıdır. Bu sebepten göç edenler de başka illerde yaşayanlar da yılın belirli vakitlerinde bu ziyaretgâhlara gidiş gelişlerini sürdürdüler. İkinci neden. Kerametleri. yaşanan göçler neticesinde Sünni nüfusun yok denecek kadar azalması idi. Söz konusu edilen değişimin temel niteliksel dönüşümünün 1970’lerden sonra yaşanan kamplaşmanın tetiklediği çatışma ve mağduriyet süreçlerinden sonra geldiği aşikârdır. Munzur Baba.

Yerelde büyüyen ve hâlihazırda burada yaşamını kazanan çok küçük bir azınlığın dışında hemen hepsi Tunceli’den uzak şehir mekânlarında büyüdüler ve buraları sadece yılın tatil dönemlerinde kısa süreliğine ziyaretlerle gördüler. Böylelikle ziyaret. Bu kuşaklardan sonra gelenlerde ise ziyaretler büsbütün geleneksel algılarından uzaklaştılar. onlara saldıranların karşısındaki biricik varlık biçimiydi ve bu durum kimliğin kendi içerisinde daha da kitabi ve katı biçimci oluşunu beraberinde getirdi. 3. bu yeni merkezlerdeki örnekleri ile sürekli olarak beslediler. Sünnilik. Sünniler açısından. Ancak asla sahip oldukları kutsal yetenekler küçümsenmedi.5 Alevilikten Sünniliğe.itimini oluşturan din kimlikleri. Tersine. eskinin ortak ziyaretçilerini yitirmiş oldular. Bu durum zamanla genç kuşakların geleneksel bazı uygulamalardan kopuşunu ve bazılarını da ikinci alt başlıktaki Gömülgan örneğinde görüldüğü üzere yeniden yorumlayışlarını beraberinde getirdi. değişen hayatın getirdiği yeniliklerle ziyaretlerden sonuna kadar faydalanıldı. Türklük ve temel İslami değerler. Bu yıllarda yaşanan göçler ile özellikle Elazığ’a gelen aileler geride kalan akrabaları ile sürekli temas halinde oldular ve yerel Sünniliğin değişen biçimini. bu toplulukların ‘öteki’lerine karşı örgütlenişinde biricik hareket aracı haline getirilmiştir. gerek Sünniler gerekse Alevi genç kuşaklar açısından sahip olunan kimliğin öz topraklarına ait özgün değerler olarak algılanmaya başladılar. Sünnilikten Aleviliğe Geçişler: Değişen Dünyalar . Böylelikle Gömülgan ve diğerleri.

Buna göre. Tunceli–Pertek ve civarındaki kırsal yerleşimlerde. kısa yahut uzun zaman dilimleri içerisinde yaşanan bu önemli ve hayli ilgi çekici dönüşümün Pertek’teki Alevi ve Sünni topluluklar arasında yaşam bulan öyküsü.1 Alevilerden Sünnilere Geçişler Alevi çoğunluğun çevrelediği Sünni azınlığa doğru yaşanan kimlik geçişleri. analizler yapılmaya çalışılacaktır. göç. yaşadıkları savaş. Kimi zaman kitlesel boyutlarda kimi zaman her bir tekil örnekte. İnsan toplumlarının. tarihsel ve güncel belirleyenleri aşağıda maddeler halinde tartışılmaktadır. 3. Konunun daha rahat anlaşılabilmesi için iki ana başlık içerisinde alan çalışmasında karşılaşılan kimi örnekler verilerek. doğal yahut zorla asimilasyon.Sadece Tunceli–Pertek ve civarındaki topluluklarda değil farklı kimlik kodlarına sahip tüm toplulukların karşılıklı temas ve ilişki süreçlerinde açığa çıkan önemli bir sosyal gerçeklik ise yaşanan kimlik geçişleridir. bu alt başlığın konusudur. söz konusu ettiğimiz değişimlerin iki esas yönü bulunmaktadır: Sünnileşme ve Alevileşme. 1) Evlilikler: . ekonomik ve sosyal süreçler gibi birçok etmene bağlı olarak içerisine doğdukları kültürün kendilerine verdiği temel kimlik kodlarını değiştirdikleri görülmektedir. tarihsel süreklilikleri içerisinde.5.

feodal yapıyı ayakta tutan geçim etkinliklerinin canlılığı olmaktadır. Bu konudaki en belirgin örnek ise ‘evlilik’ sürecinin ‘kız alma’ yahut ‘kız verme’ olarak kodlanmasıdır ki bu tüm yerel topluluklarda ortaktır. Evliliğin öznesi ‘kadın’dır. evlilik yolu ile karşılaştığı farklılıklar karşısında önemsizleşmektedir. Ancak evlilik gibi farklı kimlik grupları arasında yakın sosyal bağların kurulmasına olanak veren sosyal ilişkilerin. Ayrıntılara geçmeden evvel. Zira Alevileşme yahut Sünnileşme olarak kavramlaştırdığımız kimlik değişimlerindeki biricik özne olan kadın bireylerin dünyayı algılama ve yorumlama biçimlerinin esası. Böylelikle Tunceli– Pertek’te. Kadının içerisine doğduğu kültürel evrende sahip oldukları. genç ve yaşlı kuşaklar arasında evlilik yolu ile yaşanan geçişlerle gerek bu geçişi yaşayan kişinin kendisinde gerekse girdiği yeni çevrenin sakinlerinde önemli bazı algı farklılıkları ortaya çıkabilmektedir. sahip oldukları cinsiyet kimliklerinden ileri gelmektedir. evlilik yolu ile yaşanan geçişlerin doğrudan doğruya ‘kadın’larla ilgili bir süreç olduğunun altı çizilmelidir. .Alevi ve Sünni topluluklar arasında gerçekleşen evliliklerin. öteki gruplarla olan ilişkilerinde de yaşadıkları farklılıklara işaret etmektedir. Bu sürecin temel belirleyenleri. gerek Alevilerden Sünnilere gerekse Sünnilerden Alevilere yaşanan geçişlerin günümüzdeki en belirgin yolu olduğu görülmektedir. Bu anlamada kadının içerisinde bulunduğu kültürel evrende edindiği toplumsal cinsiyet algısının dinamiklerine ve geçmişine kısa da olsa bir bakış faydalı olacaktır. özdeş kimlik grubu içerisindeki farklı kuşakların kendi benlik algılarında yaşadıkları değişikliklere olduğu kadar. Bu süreçler. Tunceli’nin ve bölgenin geçmişte ve günümüzde Alevilik ve Sünnilik gibi farklı kimlik kodları üzerinden yaşadığı kimi siyasi ve sosyal gelişmelerden etkilendiği de belirtilmelidir.

internet vb. Şüphesiz bu durum. kendisi açısından başlı başına önemli bir değişim sürecidir.Ekonomik üretim ve bölüşüm ilişkilerinin. Tıpkı kadının aile içindeki statüsünün değişmediği gibi. Kültürün içerdiği kimliği var eden tutum ve davranışların önemli bir üreticisi ve taşıyıcısıdır. Kadının evlilik yolu ile başka bir aileye gidişi. karşılıklı sınırların kesinkes belirlendiği bir süreç değildir. bu hayatı var eden kimlik kodlarının moderniteye olan geçişlerini ve zamanla işlevsizleşmelerini sağlamamış görünmektedir. uydu yayınları. Alevilerde ve Sünnilerde büyük çoğunlukla kamusal süreçlerin dışındadır. özellikle kırsal yerleşimlerde.107 Buna göre kadın. önemli ölçülerde. dış kaynaklı kapitalizmin hızla yaygınlaştırdığı kitle iletişim araçları da (cep telefonları. beraberinde Tunceli gibi ekonomik ve sosyal ilişkilerin göreceli olarak durgun olduğu yerlerde de etkilerini göstermiştir. Bu noktada evliliğin kendi kimlik grubu içerisinde 107 1980’li yıllar ile başlayan ve özellikle 1990’lı yıllar ile birlikte hızlanan. çoğunlukla ailelerin kışlık ihtiyaçlarına göre üretim faaliyetleri içerisinde olduğu ve böylelikle pazar ilişkilerinin kayda değer ölçülerde gelişmediği Tunceli’de. Gençlerin gündelik yaşam kültürlerinin kendilerinden önceki kuşaklarla benzeşmiyor oluşu. günümüzde dahi geleneksel süreçlerde tüketildiği. Her iki belirleyenin iç içe geçişi söz konusudur. kapılar ve duvarlar ardında kadınların merkezinde olduğu bir başka sosyal dünyada yaşatılmakta ve aktarılmaktadır. Türkiye’nin topyekûn yaşadığı uluslararası sermaye ile ‘pazar’ anlamında bütünleşme. Ne ki bu yolla sosyal yaşam içerisine taşınan ‘modern’ öğeler. zamanla topluluğun devamlılığının sağlanmasında üstlenilen sosyalleştirici rollere uzanmaktadır. güncel varlık stratejilerinin belirlenmesinde son derece önemli roller oynayan bir konumdadır.) önemli değişimleri beraberinde getirmiştir. Gelenek hayata geçirildiği biçim itibari ile eski kuşaklardan ayrılmış olsa da bireylerin sosyal yaşantılarında sahip oldukları ve doğrudan yerel yaşamın içerisinde yaşattıkları statülerini belirleyen bir konumdadır. en ufak bir sanayileşme girişiminin dahi olmadığı. Alevi ve Sünnilerin özellikle iç ve dış göçler yolu ile karşılaştıkları farklılıkları Tunceli’ye taşımaları ve böylelikle yerel sosyal yaşamı etkilemenin yanı sıra. . sosyal yaşam da Aleviler ve Sünniler açısından hâlihazırda geleneğin hâkim kimlik kodlarını yüklediği bir çerçevede vücut bulmaktadır. Ancak gelenek. yeni teknolojilerin ve taşıdıkları yeni sosyal ilişki biçimlerinin önemli bir parçasını oluşturduğu genç kuşaklarda. örneğin Alevilik ve Sünnilik kimliklerinin öğütlediği çoğu tutum ve davranışın takipçiliğini engellememektedir. Yabancılık. gündelik hayatta görünür olmayan mekânlarda. Gelenek. Bu durum topluluğa dışarıdan gelen kadınlar açısından da böyledir.

en az Alevi . kadının evlilik yolu ile başka bir aileye geçişi. bu örgütlenmenin üzerinde vücut bulduğu doğal çevreyi ve bu topluluğun kendisini çevreleyen evrene dair genel tutum ve davranışlarını belirliyordu. Güneyde Kurmanci konuşan Aleviler ile kuzeydeki Kırmancki konuşan çoğunluk arasındaki evlilikler de en az Alevi–Sünni evlilikleri kadar giden kişinin . Farklı bir büyük aileye katılmakta ve onların genel karakteristik özellikleri içerisinde erimekte yahut başlangıçta çatışarak uyum sağlamakta yahut da ayrılmaktadır. Kimliğin sınırlarının gelenekçe sıkı sıkıya belirlendiği bu dönemlerde. Farklı aşiret kimliklerine tabi olma öncelikle bu kimliklerin ima ettiği sosyoekonomik bir toplumsal örgütlenmeyi. Gittiği ailenin bir parçası olur ve onun hukukuna bağlı kalırdı.gerçekleşmesinin ya da farklı topluluklara gidişinin de fazlaca bir önemi yoktur. içerisinde yaşadığı evi ve çevresinde örmüş olduğu tüm sosyal ilişkileri terk etmektedir. dini aidiyetlerin yanı sıra aşiret kimlikleri ve dil farklılıkları da sosyal dünyaların ayrışmasında önemli belirleyenlerdi. giden kişi açısından kelimenin tam anlamı ile dönüşü olmayan bir gidişti. Aşiretler arasında yaşanan evliliklerin birçoğunda. Bu anlamda Alevi topluluklar arası evlilikler.Sünni topluluklar arası evlilikler kadar gerilimli ilişkiler doğabiliyordu. Eğer ailesine mekân olarak çok yakın değilse. Alevilerden Sünni topluluklara geçen bireylerin yaşadıkları değişim süreçleri ile de birebir örtüşmektedir. kadının geri dönme gibi bir durumu kesinlikle söz konusu değildi. Dış dünyadan herhangi bir yere evlilik yolu ile gidiş. Geleneğin tüm kurumları ile bütün topluluklar açısından hüküm sürdüğü dönemlerde. kişi açısından bu dünyanın terki ve benzer dinamiklerle farklı kimlik üreten bir başka gerçekliğe geçiş anlamı taşıyordu. Zira kadın.

Şüphesiz bu canlılık en çok kadınlarda görülmektedir. kurdukları hayatın dilini de fazlaca bozulmadan yaşatabilmelerine olanak sağlamıştır. değişimde yaşanan zorlanma son derece belirgindir. Kendisinin tek kelime Kırmancki bilmediği günlerde de ve topluluğun bir parçası haline geldiği sonraki on yıllarda da kendisine atfedilen ‘yabancı’ kimliğinin aslında hiç değişmediğini özellikle belirtiyordu görüşmeci. Bilhassa dilin anlamlandırdığı kültürel değişim. Geldiği yeni çevrenin dilini hiç bilmemektedir ve başkaca da bir ortak konuşma dili henüz yoktur. Bugün 50’li yaşlarında olan Pilvenkli bir kadın görüşmeci henüz 17 yaşında iken yaşadığı evliliği ve iç-Tunceli’ye gelişini anlatırken dahi gözle görülür derecede yaşanan zorlu uyum süreçlerinin izlerini taşımaktadır. Bu yargıyla sürekli olarak yüzleşmişti ve yalnızdı. Diğerleri ile paylaşabildiği yegâne ortak alanlar. Çoğu örnekte görüldüğü üzere. Kadınların toplumsal yaşam içerisindeki lokal pozisyonları. görüşmecinin gençliğinde hayatta olan ve ‘1938’i sağ atlatabilmiş kuşaklarda ve onların çocuklarında büyük oranda canlıdır. neredeyse sadece kadınlar aracılığı ile yaşatılmaktadırlar. kırsal yaşam içerisindeki hayatın kadınlara yüklediği ödevler ile topluluğun temel kodlarını 108 Günümüzde Alevi topluluklar içerisinde Kurmanci ve bilhassa Kırmancki hızla gündelik yaşamın üzerine kurulu olduğu dil özelliğini yitirirken. inanç bakımından farklı olmasa da konuşulan dil ve kimliğin üzerine inşa edildiği tutum ve davranışlar açısından başka bir dünyaya geçiş.108 İç-Tunceli aşiretleri ile güneydeki Pilvenk gibi büyük aşiretler arasında 1938 öncesi yaşanan sorunlu ilişkilerin sonraki kuşaklarda bıraktıkları kalıcı etkiler. Böylelikle. birey nezdinde ve içerisine girdiği topluluk açısından son derece önemli bir olaydır. . Alevilik gibi temel bağlayıcı bir kimlik kodunun dahi önemsizleşebileceğini göstermektedir.başka bir dünyaya geçişini işaret edecek düzeyde önemli değişimlerdi.

Yörede bu türden. birbirinden son derece farklı topluluklar arası evliliklerin biçimi de normal olanın kırılışını işaret eder niteliktedir. Aleviler açısından da durum çok da farklı değildir. evliliklerin kendi kimlikleri içerisinden gerçekleştirilmesidir. topluluklar arası evliliklerin biçim ve içeriği de değiştikçe bu yolla evlilikler de bazı farklılıklara uğramışlardır. Evlilik yolu ile geçiş ve dolayısı ile karşı karşıya gelen topluluklar birbirlerinden öylesine farklı anlam kodlarına sahiptirler ki söz konusu ilişkinin gerçekleşmesi de bir o kadar ayrıksıdır. Alevi ve Sünni evlilikleri. ailelerin karşılıklı anlaşmaları ile değil evlenecek tarafların kaçışları şeklinde gerçekleşmektedir. Bilhassa Sünnilerdeki beklenti. Alevi ve Sünni evliliklerin neredeyse tümü. Toplulukların kabul ettiği. sosyal bir olgu olarak geçmişten günümüze zaman zaman kesilse de varlığını korumaktadır. meşru saydığı ritüellerin dışında kendine özgü bir hukuk yaratmıştır. Bu tarz. Ancak yine de Alevi topluluklarda genç kadınların evlilik tercihleri üzerinde Sünniler ile kıyaslandığında belirgin bir hareket alanının varlığı görülebilmektedir. Nadir bir örnek olsa da bu görüşmecinin evliliği. Ancak son kuşaklarla birlikte.işaret eden din kimliği idi. yeni çevresinde akıp giden hayata böylelikle karışabilmişti. AleviSünni evlilikleri. Daha doğrusu gelin adayının erkek evine kaçışı yahut kaçırılışı ile mümkün olmuştur. bilhassa farklı topluluklar arasında yaşanan evliliklerin sahip olduğu temel bir özelliğe dönüşmüştür ve tüm taraflarca da böylelikle kabul edilmektedir. Dolayısı ile dili de yine bu alanlar vasıtası ile öğrenebilmiş. Feodal yapının hâkim olduğu dönemlerde ve yaygın olmasa da günümüzde. büyük çoğunlukla rıza gösterilen ya da ‘öngörülen’ bir durum değildir. . damat ve görüşmecinin babası arasında sağlanan bir anlaşma ile gerçekleşmişti.

kendilerini çevreleyen çoğunlukla kurulan bir ilişki biçimidir. ancak kirvelikte olduğu üzere işlevsel değildir. özgün tutum ve davranışları benimseme daha rahat bir geçiş sürecine işaret etmektedir. kadının yaşadığı kimlik değişimi de görece kolaylık kazanmaktadır denilebilir. evlilikler dolayımıyla Sünni topluluk içerisine gelen civar Alevilerdir. taraflar arası anlaşmaya dayalı kaçmalar şeklinde gerçekleştiğinden. kadının gidişi yani ait olduğu kültürel bütünden çıkışı üzerine kuruludur ve bu anlamda kadının geniş çaplı toplumsal süreçleri kirvelik kadar bağlayıcı bir pozisyonu yoktur. kaynaşmanın yaratabileceği zorlanmaları azaltan bir başka etkendir. Sünni topluluklar böylelikle varlıklarını kalıcılaştırmışlardır. yukarıda bahsettiğimiz aşiretler arası evlilik örneğinde olduğu üzere. kimliğin değişiminde önemli bir yardımcı faktör olduğu rahatlıkla ileri sürülebilir. Kadının Alevi topluluk içerisinde oynadığı toplumsal cinsiyete dayalı rollerin Sünnilerde de büyük benzerlikler gösteriyor oluşu. Ancak bu tavır şüphesiz mevcut durumun sadece bir tarafıdır. içerisine gireceği farklılık hakkında bilgi sahibidir ve kararını. Zira evlilik. Kadın kimliği üzerinden ortak bir kaderi paylaşıyor olmanın yarattığı özdeşlik duygusunun. ‘O’ ve ‘onlar’ın hemhal oldukları bir durum söz konusudur ve artık bunun dönüşü yoktur. . Söz gelimi. kadının başka bir dünyaya geçişi olarak kabul görür. ailesini yani içerisine doğduğu sosyal çevreyi geride bırakma pahasına vermektedir. Böylelikle Sünni topluluk ile kaynaşma. Pertek ve çevresindeki Sünni nüfus içerisinde sesiz sedasız varlığını koruyan kadınların bir bölümü. Alevilerden Sünnilere bu yolla giden kişiler için ‘O. Zira kadın.Bu tür evlilikler gerek Aleviler nezdinde. Evlilikler. onlara karıştı artık’ denir. Evlilikler zora değil. Bu durumun tersi örnekleri de mevcuttur.

genç kadınlarda da belirgin tutum ve davranışların gelişmesini beraberinde getirmiştir. Tunceli’nin bilhassa Kürtlük ile özdeş tutulan Alevilik kodları açısından etniklik algılarının Türkiye’de yükselişinde ve zamanla kendi içlerinde ayrışmasında son derece özgün bir merkez rolü üstlendiği rahatlıkla söylenebilir. girdiği ailede ve toplulukta karşılaştığı kimi sorunları sahip olduğu Alevilik kodlarını canlı tutarak aşmaya çalışmasıdır.Günümüzde de Alevilerden Sünnilere doğru gerçekleşen evliliklerin önemli bir kısmı ailelere rağmen gerçekleşmektedir. Dolayısı ile Tunceli’de Alevilerden Sünnilere doğru yaşanan evliliklerde genç kadınların . Şüphesiz bugünde. Kadın. son kuşakların sosyalleşme dönemlerinde kuvvetlenen etniklik söylemleri ile özellikle iletişim teknolojilerindeki ilerlemeler oluşturmaktadır. İnanç boyutundan ziyade. genç kadınların benlik algılarındaki önemli bir belirleyendir ve sahip olduğu canlılığın temel itimini. mevcut farklılığı daha fazla ön plana çıkaran ve farklılığını kendisini çevreleyen hâkim kimlik evrenine karşı politize ederek var eden bu algılayış. Alevilik. Aleviliğin çok farklı işlevlere sahip olduğu söylenebilir. eski kuşaklarda olduğu gibi tamamen topluluk içerisinde erimektense. çoğunlukla ailesiyle olan ilişkisini yani sosyal çevresi ve edindiği kimliği ile ilişkilerini canlı tutmakta. Bu tür durumlarda. En belirgin örneği ise farklı bir çevreye giren genç kadının. eskiye kıyasla çok daha farklı bir durum söz konusudur. böylelikle bilhassa Pertek ve çevresindekilerin geleneksel ilişkilerinin kuvveti sebebiyle Sünni topluluğun kimi ritüellerine katılmakla birlikte kendi değerlerini de önemli bir dayanak noktası yapabilmektedir. Alevilik her iki dönemde yaşananların üzerinde yükseldiği temelde kimlik kodu olarak genç kuşaklar içerisinde ciddi anlamda yeniden üretilmiştir.

Ailenin babası. Sonuç olarak birey hem içerisine doğduğu Alevilik kimliğinin kamusal alana da taşan popüler imaj ve sembollerinden. İçTunceli’de karşılaştığım henüz 30’lu yaşlarının başlarındaki genç bir çift. bir . bu bakımdan son derece özgün bir örnek teşkil etmektedir. Pertek ve çevresinde olduğu üzere Sünnilik kimliği. gündelik yaşam içerisinde fark edilebilecek bir söylem yahut davranış geliştirmemişti. özellikle konuşulmadığı sürece Sünniliğin varlığı belirsizdi. Tunceli’de Alevilerden Sünnilere doğru yaşanan evliliklerde evliliğin gerçekleştiği mekân da son derece ilginç ayrıntılar ortaya çıkarmaktadır.tercihleri. Her ikisi de içTunceli’dendiler. Dolayısı ile genç kadının gerek ailesi ile olan yakın teması gerekse hâkim kültürel evrenin bir parçası oluşu. Evlilik içerisinde. Sünniliğin kimi pratiklerinin ima ettiği ‘ideolojik öteki’nin dışında kalan ‘demokrat. laik sünniler’e doğru olmaktadır. Örneğin Cem’lere birlikte gidiliyordu. Ancak bunun tersi örnekleri de mevcuttur. Tutum ve davranışları itibari ile genel Alevi çoğunluktan kendisinin ayırt edilebileceği bir nokta yoktu. iç Tunceli’deki yerli Sünnilerin tüm karakteristik özelliklerini taşıyordu. siyasal – sosyal gelişmelerinden hareketle sahip olduğu özgünlüğü her daim canlı tutmakta hem de içerisinde doğduğu sosyal çevre ile gerek birebir gerekse televizyon gibi kitle iletişim araçları vasıtasıyla genele bağlı kalarak kimliğini canlı tutabilmektedir. Hâkim çoğunluk ile özdeş bir aile yapısı ve sosyal davranış kalıpları hüküm sürmekteydi. siyasi ve ideolojik yüklemelerin etkisinde kalmadığından. Böylelikle genç Alevi kadınların iç-Tunceli’de kendi kimlik kodlarının toplumsal yaşamda hâkim olduğu durumlarda gerçekleştirdikleri bu tür evlilikler. Alevilik’le ilgili süreçlerin ailenin yaşamında etkinliğini de beraberinde getiriyordu.

yeni hayatın çatlaklarında bilhassa dini alanda varlığını sürdürmektedir. Alevi ve Sünni topluluklar arasında 1970’lerden bugüne kimi zaman yükselen kimi zaman azalan temposu ile süregiden kamplaşma ve gerilimlerin izinde. Ancak her halükarda geride bırakılan kimliğin izleri. Günümüzdeki evliliklerde. büyük ölçüde bu izlerin yaşadığı alanları işaret eder. kendi kimlik kodlarını evlilik içerisinde gerçekleştirmeleri de yukarıdaki örnek kadar rahat gerçekleşemiyor. Alevi ve Sünni kadınların bilhassa ziyaret kültlerinde gösterdikleri benzer davranış örüntüleri de bu ortak kökenden hareket ediyor . eğer ki karşı taraf Alevilerce ‘demokrat’ görülmüyorsa kesinlikle tasvip edilmiyor. gelen kişinin içerisine dâhil olduğu kimlik bütününü işaret etmiş oluyor. her ne kadar yeni kimlik süreçlerinin tetiklediği ve bireyler üzerinde etkide bulunan süreçlerin izleri yaşansa da Pertek ve çevresi gibi Sünniliğin politikleşerek. Pertek ve çevresindeki geleneksel Sünnilik algısının içerdiği kitabi olmayan öğeler.‘gidişten’ ziyade çoğunluğun lehine bir ortaklaşmayı ifade ediyor ve böylelikle anlamlandırılıyor. yerellikten sıyrılarak yeniden tanımlandığı güney kısımlarda Sünnileşme. bir başka tabirle ‘doğal asimilasyon’da önemli roller alıyorlar. Pertek gibi merkezlerde ise bu evlilikler yine büyük oranda genç kadınların isteklerine göre biçimlenirken. içerisine girilen çoğunluk karşısında tutunulabilecek bir araca dönüşüyor. Burada Alevilik ancak bireysel kimliğin. Dolayısı ile hâlihazırda bu tür evlilikler. Bu tür ailelerde doğan çocuklar ise büyük çoğunlukla Alevi kimlik kodları ile yetişerek azınlığın çoğunluk içerisinde erimesinde. bu tür evliliklerde kadının kimliği evliliğin dâhil olduğu sosyal çevrenin kimlik kodlarının dışına çıkamamaktadır.

hatırlanabilen yazısız geçmiş içerisinde sonradan Sünnileşmelere ilişkin bilgiler oldukça canlıdır. Nedense onların yaptıkları hep daha lezzetli olur. olayların canlı tanıklarının nadir de olsa hayatta olmaları ve özellikle yaşlı kuşakların hafızalarında bu yıllarda Sünniler ile yaşanan ilişkilerin canlı kalmış olmasıdır. Benzer şekilde dinle ilgili diğer bazı pratiklerde de Sünnileşen kadınların geçmişleri. Sünni toplulukların kolektif hafızasında. söz konusu ettiğimiz başlık altında değinebileceğimiz iki önemli olay ve topluluk vardır: 1915 yılında zorla göçe maruz kalan Tuncelili Ermeniler ile 1938’de benzer bir akıbeti paylaşan Alevi çoğunluk. Tüm bir 19.görünmektedir. tıpkı evlilikler dolayımı ile bir başka kimlik evrenine girenlerde olduğu . Burada. Yani aşure bizde de vardır ama onlarınkisi hep farklıdır… Ben de bi aşure bağımlısıyım. topluluk içerisinden hayli ilginç ayrıntılarla da karakterize edilebilmektedir: “Bi de ilginçtir… Onlardan gelenleri yaptıkları aşure ile tanırsın. özellikle 1938 öncesinde kalan uzun yüzyıllar boyunca yaşanan savaşların. 2) Tarihi Olaylar: Pertek merkez de dâhil olmak üzere Tunceli’nin güney hattını çevreleyen bugünkü ilçe merkezlerinde yaşayan yerli Sünnilerin önemli bir kesimini. Köken olarak ‘yabancılık’. çatışmaların ve büyük çaplı sosyal hareketliliklerin etkisi ile yerli Sünni topluluklarla kaynaşan insanların akrabaları oluşturmaktadır. bilirim…” (Alan Notları : 20 – 04 – 06 / Elazığ). yüzyıl ve öncesinde benzer örneklerinin pek çok kez görülmüş olmasına rağmen özellikle bu iki olayı tercih edişimizin sebebi.

belirli bir yaşın üzerindeki görüşmecilerde kendi kökenlerine dair bir önceki kuşağın anılarını yakalamak olasıdır. Özellikle bu iki olayın yerel toplulukların kolektif hafızalarındaki yerleri hayli kuvvetlidir. zanaatkârlıkla uğraşanlardan bir bölümü de ilişki içerisinde oldukları Sünni ailelere çocuklarını bırakmışlardır. Az da olsa. Taşınmaz mallarının yanı sıra nelerle karşılaşacaklarını bilemedikleri bu uzun yolculuk karşısında yapabildikleri. bilhassa genç kızları. doğal olarak Sünni ailelere bırakılanlar da zamanla Sünnileşmişlerdir. büyük olasılıkla bir daha dönemeyeceklerinin farkındadırlar ve sonu belirsiz bir yolculuğa çıktıklarının yıkıcı psikolojisi içerisindedirler. bireyle özdeşleşmekte ve hatta ondan gelen kuşaklarda da etkisini sürdürebilmektedir. Bu ailelerden Pertek gibi merkezlerde ikamet eden ve esnaflık. ‘genç kızlarını’ dahi bırakmak zorunda kalışları son derece canlı bir örnek olarak günümüzde de Ermenilerin içerisine düştükleri çaresizliği açıklamakta kullanılan bir veri olarak yaşamaktadır. Ermeni ailelerinin göç esnasında. . Ermeni toplulukların yaşadıkları trajedinin boyutları komşularını öylesine etkilemiştir ki.gibi. 109 Çoğu görüşmeci özellikle ‘genç kızlara’ vurgu yapmıştır. Göç ettirilenler. Yöredeki tüm topluluklarda son derece etkin bir kavram olan ‘namus’un kendisini var ettiği kadın imgesinin. çevre köylülerden güvendikleri ailelere evlatlarını emanet ederek. bilmedikleri bir sona ve olası kötü sonuçlara taşımaktansa öteden beri tanış oldukları komşularının vicdanına bıraktıkları ve onlara karışmalarını tercih etmiş oldukları anlaşılmaktadır. Ermeniler açısından ‘genç kızlık’ vurgusuyla örtüştürülmesi. Bunlara göre: 1915’de zorunlu göçe tabi tutulan Ermenilerin önemli bir kısmı yanlarında götüremedikleri küçük çocuklarını ve genç kızları109 öncelikle en yakın komşuları ve kirveleri olan Alevilere bırakmışlardır. Bu çocukların ve apar topar evlendirilen yahut evlendirilmek üzere bırakılan genç kızların oldukça önemli bir bölümü Alevileşirken. en yakın komşularına yanlarında götürmek istemedikleri çocukları da emanet etmek olmuştur. sadece diğer toplulukların yaşanan olayın boyutlarını sergilemek için başvurdukları en uç örneklerden birisi olarak kavranılmakta ve aktarılmakta olduğunu düşündürtmektedir.

Ne ki Sünni topluluklarda. Tezimiz içerisinde bir başka konu çerçevesinde işlediğimiz en çarpıcı örneklerden birisi ‘soyu bozuk imam’ ve babalar arasında geçenlerdir. Bir başka çarpıcı örnek ise. Anlaşılan odur ki Sünni topluluğun kendi içerisindeki çatışmaya yahut rekabete dayalı sosyal ilişkilerde. insanların birbirleri hakkındaki yargılarının önemli bir belirleyeni yahut daha doğru bir ifade ile gerekçelendirmesi. özellikle kendisini ve çevresini Türk milliyetçi yahut İslami bir söylemle ören çoğu Sünni’de kabul görmeyen bir .Günümüzde köklerinin bu genç kuşak Ermeni’lerden geldiği bilinen Sünniler vardır. Yaşanan çatışma ve kamplaşmalar. onların geçmişlerinin muğlâklığına ve ‘sonradan olmuş’luklarına dikkatli vurgular da yöneltmişlerdir. kişilerin sahip oldukları köken geçmişleri olabilmektedir. bizzat o kişide görülen herhangi bir sorunun nedenine ilişkin açıklayıcı bir veri olabilmektedir. taraf olmakta ısrarcı davrananları Alevi çoğunluğun içerisinde barınamaz duruma getirmiştir ve dönemin resmi imkân ve koşullarından faydalanarak bu ailelerin çoğunluğu Elazığ’a göç etmişlerdir. Her halükarda Ermeni bir geçmiş. kendi içlerine dışarıdan gelerek karışanlara dair bir kod her daim canlıdır. Eğer kişinin atalarının Ermenilerin götürülüşleri esnasında kendilerine bırakılan bir kadın yahut erkekten geliyor ise bu. önemli bir kısmı Türk milliyetçi söylemin etkin birer aktivisti olan bazı Sünnilerin de köklerinin bu kuşağa dayandığının bilinçlerde canlı tutulmasıdır. 1970’li yıllar içerisinde büyük çoğunluğu Türk milliyetçi söylemin ve hareketlerin etkisinde kalan Sünni kuşakların bugünkü temsilcileri ve akrabaları büyük çoğunlukla Elazığ’da yaşamaktadırlar. Hatta Türk milliyetçi söylemi paylaşan ve fakat farklı siyasi partilerde kendilerini ifade eden görüşmeciler dahi diğer rakipleri hakkında konuşurken.

Böylesi bir durumda da geçmişlerindeki muhtemel bir farklılık gayet doğal karşılanan bir olgu olmaktadır. Ermenilik bağıntılarına maruz kalanlara göre daha makul kabul edildikleri de belirtilmelidir. Alevilerde Sünnilerde olduğu kadar ötekileştirilmemekle birlikte yine de sahip olduğu ‘gayrı-Müslim’ özelliği ile ayırt edilmektedir. zamanla bu topluluklar içerisinde sosyalleşmiş ve aile kurarak karışmışlardır. Bu ortaklaşma. geçmişte mevcut bu tür politik söylemlerin göreceli olarak dışında durmaktadırlar ve kimlik algıları. Köken olarak Alevilikten gelme Sünnilerin. Zira Ermenilik. daha ziyade güncele ilişkin kaygı ve beklentiler üzerinde odaklanmaktadır. Bu şekilde Sünnileşenlerin sayısı bilinmediği gibi. geçmişle olan sıkıntılı ilişki de sadece bu politik kurguların zorunlu kıldığı katkısız bir geçmişin yarattığı ikilemden doğmaktadır. Çocukluk yahut ilk gençlik dönemlerinde Sünni topluluklar ile temas ederek bu şekilde sosyalleşip zamanla Sünnileşenlerin önemli bir bölümü de civardaki ve bir şekilde Sünniler ile temas etmiş iç-Tunceli’deki Alevilerdir. yüzyıl başlarındaki isyanlarda da görülmekle birlikte esas olarak 1938’de kitleler halinde öldürülen ve sürgün edilen Aleviler’den arta kalan yığınların önemli bir kesimi Sünni topluluklara sığınmış yahut verilmiş ve böylelikle zamanla bu topluluklara karışmışlardır. iç içe yaşadığı komşularını ‘gayrı-Müslim’den özenle ayırmaktadır. Güneydeki Sünni topuluklara sığınarak tarım işçiliği yapmışlar. 19. . yüzyıl içerisinde ve 20.durumdur. Bu şekilde Sünni olduğu bilinen azımsanmayacak sayıda Alevinin varlığından rahatlıkla bahsedilebilir. Zira alanda temas edilen Sünnilerin çoğunluğu. Sünni din önderlerince Alevilerin İslam algılayışları kabul edilemez bulunsa da hâkim köylü çoğunluk.

19. . yüzyıllarda devletin düzenlediği nüfus hareketleri. Kurtuluş savaşı sonrası Yunanistan ile yapılan nüfus değişiminde Türkiye’ye getirilen Balkan kökenli Sünni ailelerdi yahut yereldeki tabiri ile Muhacirler yahut Boşnaklar’dı. Ancak nerdeyse hemen hepsi kısa süre içerisinde kendilerine verilen arazileri terk ederek yahut Alevilere satarak başta Elazığ olmak üzere daha verimli ve geniş arazilerin olduğu illere göç ettiler. Tüm bu göçlerin temel sebebi ekonomik kaynakların ve geçim etkinliklerinin sahip olduğu sınırlılıklardı. iskân politikaları çerçevesinde Tunceli’ye yerleştirilen ve köken olarak başka yerlerden gelen Sünnilerden oluşmaktadır. Buna göre. İşte bu ailelerin büyük çoğunluğu. Şüphesiz bu ailelerin Sünnilik algıları alan çalışmasını gerçekleştirdiğimiz Pertek ve civarındaki ailelerin algılarından ve diğerlerinden farklıydı. Fakat Tunceli’de kalıcılaşmamış olmaları ve dışarıdan getirilenlerin hemen hepsinin zamanla göç etmiş olması. Ancak yine de Tunceli’deki yerli Sünni nüfusa belirli ölçülerde nüfus katkıları oldu.Alevilikten Sünniliğe geçişleri ‘doğruyu bulan ve özü bizden olan’ biçiminde meşrulaştırılmasını kolaylaştırmaktadır. bazı kaynak kişilerin 1938 sonrasına denk düşen anlatılarında karşılaşıldığı üzere bugün hiç yerli Sünni nüfusa sahip olmayan Pülümür. ve 20. 3) Göç: Gerek güneydeki gerekse bugün artık sayıları ve görünürlükleri son derece zayıflamış olan iç-Tunceli’deki Sünnilerin bir kısmı. yerel Sünniliğin fazlaca değişmesini de engelledi. Tunceli Merkez ve Nazımiye gibi ilçelerde de bir döneme kadar Sünniler yaşamaktaydı.

Gerek 1938 gibi tarihi süreçler içerisinde gerekse yine ekonomik sıkıntılardan yahut aşiret çatışmalarından kaynaklanan göçler neticesinde Pertek’teki Sünni çoğunluğa karışan ve buradaki büyük ailelerin yanlarında sadece tarım işçiliği yaparak geçinen aileler. gelen Alevi ailelerin mevcut geçim kaynaklarına ulaşabilmede kendileri gibi alt sınıf Sünni ailelerle olan rekabetleri de belirleyici idi. Genç kuşaklar. Bu türden geçişler. Zira bu ailelerin seyitleriyle. Alevilik gibi kimlik kodları yeterli derecede ötekileştirilmeleri için birer veriydi. topluluklarıyla olan bağları hâlihazırda kopmuştu. zaman içerisinde. geçen yüzyılın başlarında önemli oranda Sünnileştiler. ebeveynlerinin kabul etmiş oldukları sosyal gerçekliğin içerisinde kültürlenerek yerel Sünniliğin nüfus gücüne de farkında olmadan katılmış oldular ve geriye dönük bir ilgi de söz konusu olmadı. Bu geçişte. gelen ailelerin sonraki kuşaklarında farkında olunmadan ve sorunsuz gerçekleşti. Sahip oldukları ‘dağlılık’. Bu büyük ailelerin hizmetine girerek sadece emeklerini pazarlamakla kalmadılar bir yandan da onların tebaası olarak hâkim kültürün içerisinde de zamanla eridiler.Göç olgusu içerisinde değerlendirdiğimiz Alevilerden Sünnilere geçişlere 1970’ler sonrasında Pertek’te kısmen rastlanmakla birlikte daha ziyade Elazığ gibi büyük kent mekânlarında yaşayan Tuncelili Sünni toplulukların içerisinde karşılaşılmaktadır. Bunların tamamını ‘düşkünlük’ . Benzer şekilde geçen yüzyılın başlarında Pertek ilçe merkezi gibi Sünni nüfusun hâkim olduğu ve yerel ekonomi ile tarım–hayvancılık kaynaklarını kontrol altında tuttukları dönemlerde buralara gelerek Sünnileşen Alevilerin bir kısmı da kendi toplulukları ile bağları koparılmış ailelerdi. ‘aşiretten olma’.

geriye dönüş yahut temas olanağı dahi olmadığından fazlaca çatışma ve gerilim yaşanmaksızın gerçekleşebiliyordu.cezası almış aile bireyleri ve onların takipçileri oluşturuyordu. Kimi zaman tek başlarına kimi zamansa aileleriyle birlikte içerisinde yaşadıkları toplulukla yahut komşuları ile çeşitli sorunlar yaşıyor. tüm bir yüzyıl boyunca da devam etti ve günümüzde de etkinliğini koruyor görünmektedir. kaçınılmaz olarak bu boşluk dolduruluyordu ve başka bir sosyal evrene geçiş. Geçen yüzyılın başlarında Pertek gibi mekânlara gelen Alevi ailelerin Sünnileşmesi bahsinde değindiğimiz bir etken. düzenlenen Cem törenlerinde suçlu bulunmuşlar ve eğer ki olabilecek en ağır ceza yani düşkünlük yani topluluktan uzaklaştırma ile cezalandırılmışlarsa. tüm bir topluluktan soyutlanmayı beraberinde getiren bir cezaydı. aileler Sünni topluluklar içerisinde geldiklerinde kendilerini var ettikleri kültür–kimlik bütünlüğünden kopmuş yahut koparılmış olduklarından. Bilhassa geçen yüzyılın başları gibi geleneğin ve teknik düzeyi son derece düşük tarım ve hayvancılık faaliyetlerinin hâkim olduğu dönemlerde topluluktan soyutlanma ‘aç kalmakla’ ve olası aşiret tehditleri karşısında ‘yalnız kalmakla’ özdeşti. Bu şekilde yaşanan Sünnileşmeler şüphesiz ki en rahat geçişlerden birisiydi. Bazılarıysa farklı aşiretlerin içerisine göç ediyor ve başka seyitlere talip olarak bağlanıyorlardı. bazıları Sünni topluluklar içerisinde yeni bir hayat kurmayı deniyorlardı. Zira Alevilikteki en ağır ceza olan düşkünlük. kolaylıkla yerini bir başkası ile doldurabiliyorlardı. Bu yüzden topluluğuna rest çeken yahut atılan bireyler. Daha doğru bir deyişle. Ekonomik yahut sosyal bazı nedenlerden ötürü daha ziyade Elazığ’a yönelen göçler neticesinde Alevilerin değil de Sünnilerin hâkim olduğu mahallelere . Kısacası ölümdü.

ötekileştirdiği bu kimliğe karşı daha katı tavır alışı.yerleşenlerden Alevi göçmenlerden bazıları da zamanla Sünnileştiler. Sünnileşen bireylerin yahut ailelerin dâhil oldukları yeni cemaatleri ve çevreleri ise bu ilişkilere sıcak baktılar. Zira Elazığ’ın İslami ve Türk milliyetçi söylemin aktif bir merkezi oluşu ve bu söylemlerin egemen olduğu kitlelerin. Ancak bu Sünnileşme geçen yüzyıldaki örneklerinden hayli farklı oldu. geride bırakılan Tunceli ile birlikte oraya ait olan kimliğin de terki idi. Yeni sosyal çevreye uyum yahut o çevreyi terk etmek. Her şeyden evvel Sünnileşme aile bireylerinin tümünde değil daha ziyade ailenin geçimini sağlayan aile reislerinde görüldü. Genellikle kendileriyle tekrar temas edenlere. İlki. İçerisinden çıktıkları Alevi topluluk çok azına tavır takındı. Bazıları o kadar ileri gittiler ki Elazığ’daki popüler tarikatlara üye oldular. hele ki ticaret gibi belirli bir sosyal çevre gerektiren etkinlik içerisinde ise hâkim çoğunlukla aynı kimlik kodlarını paylaşmasını zorunlu kılmaktaydı. Babanın kendisini çevreleyen iş olanaklarından faydalanabilmesi. Bu ikilemde kalanların çoğunluğunda son derece uç noktalarda olmak üzere iki yönelim ortaya çıktı. karşı tarafın olanaklarından faydalanabilecek bir ilişki kategorisinde değerlendirerek ses çıkarmadılar. Her halükarda bu pozisyondaki insanlar . Aleviler ile iç içe yaşayan komşularından ziyade. kaçınılmaz olarak bir tercih durumunu ortaya seriyordu. Zira bu durum onlar için bir kazançtı ve böylelikle devamının geleceği umuluyordu. Fakat bir sınır her zaman için mevcut oldu. Kimileriyse şaşırtıcı bir biçimde Türk milliyetçi söyleme kayarak bu cemaatlerin içerisinde eridiler ve fakat ilginç bir şekilde içerisinden geldikleri çevreyle de olan bağlarını canlı tutmayı bildiler.

Zira ilk geçişi gerçekleştiren ebeveynleri. Geçmişleri ancak yeni kimliklerindeki başarılı temsilleri ile telafi edilebilirdi. . her daim önlerine sürülen bir kozdu ve tıpkı bir önceki kuşak gibi bunun da telafisi mevcut kimliğin temsiliyetinin başarısı ile doğrudan ilgiliydi. Kendilerinden sonra yeni sosyal çevreye doğan kuşaklar ise geçmişleri ile olan bağlarını tümüyle koparmışlardı. dönüşümün yarattığı sosyalpsikolojik gerilimi yeni kimliği olabilecek en ileri noktalara kadar sahiplenerek kabullenmişlerdi. Böylelikle farklı kimlik kodlarına sahip olmak gibi baştan tasfiye edici durumda olan azınlık gruptakilerin bir bölümünde de zamanla kendi kimliği ile hâkim kimliği yer değiştirdikleri görülebilmektedir. hâkim grubun içerisinde azınlıkta kalanlarca ancak benzer kimlik kodlarının paylaşıldığı sürece faydalanabilecekleri bir durum ortaya sermektedir. Gerek geçmişte gerekse günümüzde devlet kurumlarının. Mevcut kaynakların kısıtlılığı. Bu durum. yerel ekonomik hayatın ve toplumsal yapının çoğunlukta olan kimlik grubunca denetlenmesi. çoğunluk içerisinde sosyal ve ekonomik kaynakların paylaşımındaki güç dengesizlikleri ve bu durumda ortaya çıkan varlık stratejileri olduğunu öne sürebiliriz. Bu kategori altında toparladığımız geçişleri ortak bir paydada bir araya getirmek istersek bunun. Herkesçe bilinen geçmiş. İkinci kuşak ise büyük çoğunlukla içerisine doğduğu kimliğin aktif bir üyesi oldu. kaynaklar için rekabeti arttırmakta ve hâkim grup da kendi içerisinde çeşitli alt çıkar gruplarına bölünmektedir. Geçmişi topyekûn ret ve yeniden yazma ile aktif siyaset bu kuşağın belirleyici bir yönü olmuş görünmektedir. sonraki kuşaklarda Türklük ve bağdaştırılmış Sünni–İslam’ın ateşli birer savunuculuğu şeklinde ortaya çıktı.mevcut durumdan sonuna değin faydalandılar.

kendi iradesi ile gerçekleştirdiği kimlik değişimlerini işaret etmektedir. bireyin yukarıdaki gibi zorlayıcı çevre koşullarından ziyade. Ardından da yaşadıkları değişim gelmişti. neticede de inançlarını yitirmişlerdir. 1970’li yıllarda yurt dışına devam eden işçi göçleri içerisinde gittikleri ülkelerdeki Türkiyeli göçmenlerle birlikte çalışmışlar ve zaman içerisinde özellikle 1990’larda popülerleşen İslami şirket ve cemaatlerle sıkı bir ilişki içerisine girmişlerdi. Birey. birtakım süreçlerin neticesinde inanç ve pratiklerini Sünni–İslam’ın inanç ve uygulama esaslarına göre düzenlemekte. böylelikle eski çevresinden de doğal olarak ayrışmak durumunda kalmaktadır.4) Kişisel Tercihler: Sadece Pertek ilçe merkezi ve yakın çevresinde değil. Alanda tesadüf ettiğimiz ve bu grupta değerlendirebileceğimiz görüşmecilerin hâlihazırda yurtdışında işçi olmaları da kayda değer ortak bir özellikti. Hemen belirtmek gerekir ki bu şekilde yaşanan Sünnileşmeler genel toplam içerisindeki en düşük kısmı oluşturmaktadır. yurtdışında önemli bir sermaye birikimini elinde tutan İslami çevrelerle yine kendi çıkarları için birlikte olmuşlar. . Kişisel tercihler olarak nitelediklerimiz. Tunceli genelinde Alevilerden Sünnilere doğru yaşanan geçişlerin bir boyutunu da kişisel bazı tercihler veya bununla birlikte değerlendirebileceğimiz ve kaynaklarını dışarıdan alan bazı örgütlü faaliyetler oluşturmaktadır. ‘Para peşinde koşmanın sonu budur’ anlayışı hâkimdir. Zira bu kaynak kişilerin tesadüfen temas edilen uzak akrabaları da bu yönlü açıklamalarda bulunmuşlardır. Onlara göre dönenler. Şüphesiz ki burada da geçim kaynaklarına erişim yahut daha fazlasından faydalanma gibi belirleyici etkenlerin varlığından bahsedilebilir.

resmi kurumlar ise Tunceli’de yaşanan ve belirli etniklik algıları temelinde yükselen ve kendileri açısından bıktırıcı bir süreklilik kazanmış olan sorunların kökenine farklı metotları kullanma gibi bir niyet üzerinden yaklaşmaktadır. Tunceli’de son on yıldır yaşanmakta olan bir başka gerçek ise Alevi çoğunluk içerisinde. Tunceli ile de bağlarını koparmayan bu grubun. Fakat artık memleketteki sosyal çevreleri değişmiştir.5. Ticaret kesimi son derece aşikar bir fayda ilişkisi kurarken. Sonuç olarak.2 Fethullah Gülen Çevresinin Etkinlikleri Yörede Aleviler ve Sünnilerce de ‘Fetullahçılar’ olarak bilinen ve örgütlü biçimde hareket ederek değişik yollardan bir tür Sünni misyonerlik faaliyeti yürüten .Ancak elbette ki ‘ikrardan dönen’ bu kişilere dair bilgiler de belirgin bir tepkiselliğin ve yakıştırmaların içerisinden çıkmaktadır. tümüyle Tunceli’ye yabancıdır ve fakat günümüzde gerek resmi kurumlardan gerekse bazı Alevi ve Sünni ticaret kesiminden etkin ve açık bir destek de görmektedir. Bu etmen. bu grupta kalan yurttaşların inanç ve pratiklerinde yaşanan dönüşümlerin belirli bir yaşın üzerinde ve kendi iradeleri çerçevesinde gerçekleştiğini söyleyebilmek mümkündür. kazançlarını memleketlerinde yatırıma dönüştürme eğilimi baskın görünmektedir. 3. hedeflerinin pek azına ulaşabilmişse de Sünnileşmenin bir başka sebebi olan örgütlü faaliyetlerdir. Pertek gibi merkezlerde Sünni cemaatin birer parçası olmuşlardır.

Bu kurumlarının yaygınlığı ve etki derecesinin kuvveti şüphesiz ki devlet bürokrasisi içerisindeki üyelerinden ve hâkim gücü oluşturmalarından ileri gelmektedir. Tunceli’de üniversite sınavına hazırlanmak isteyen yahut peş peşe başarısız olan ve dershaneye gidecek maddi durumu olmayan ailelere ulaşmakta ve çocuklarına Tunceli dışındaki dershane ve yurtlarında ücretsiz eğitim ve barınma olanakları sunmaktadır. Zira bu örgütün hiçbir dershanesinin ve yurdunun bulunmadığı tek il Tunceli’dir.Nur Cemaati’nin. Tuncelili Alevi çoğunluk açısından örgütün bilinen yöntemlerine karşı net bir tavrı da ortaya çıkarmış görünmektedir. bu alt başlıkta irdelediğimiz dönüşümlerin nedeni olduğu anlaşılmaktadır. Aleviler arasında Fethullah’ın okulu olarak bilinmektedir ve örgüt açısından önemli bir adımdır. Bu işlem sırasında. Fethullah Gülen şahsında somutlaşan örgüt ve faaliyetleri Türkiye’nin siyasi ve sosyal gündeminde bilhassa 1990’ların başlarından beri hayli popülerdir. örgütle irtibatlı bazı yerel kaynaklar aileler ile doğrudan temasa geçerek çocuklarını göndermelerini sağlamaktadır. Ancak bu okulun da bilhassa devletin yerel kurumlarınca teşvik edildiği ve inşaat için yer verildiği de bilinmektedir. . Türkiye genelinde sahip olduğu ve farklı isim ve kurumlara bağlı olarak kurduğu dershaneler ve özel öğrenci yurtlarıdır. Ne ki geçen yıl içerisinde açılan Özel Munzur İlköğretim Okulu. bu tür girişimlere yer kiralamama yahut satmama konusunda kararlı görünmektedir. Türkiye’deki seküler sosyal yaşamda ve bununla iç içe olan Alevilere dönük fiillerde üstlenmiş olduğu yıkıcı roller. Bu ismin ve ima ettiği siyasal duruşun. Çoğunlukla belirli bir yaşın altındakilere ulaşmaya çalışan örgütün en önemli aracı. Bu işleme kimi zaman resmi kurumların ‘sivil’ memurları da aracı olmaktadır. çoğunlukla Alevi olan. Örgüt. Yerel esnaf.

birbirlerinden güç alma imkânlarının daha yüksek olduğunu ve etütler esnasında düzenlenen ‘sohbet’lerde daha diri durabildiklerini aktarmışlardır. Örneğin evde yapılan etli yemekler artık yenmemiştir zira ‘Alevi’nin kestiği et murdar’ sayılmaktadır. Böylelikle temas ve aidiyet hissinin zayıflatılması amaçlanmaktadır. böylelikle dayanışma. Örgütün üniversite öğrencilerinden oluşan ‘belletmen’leri. örgütün ısrarlarına direnerek herhangi bir değişim belirtisi göstermediklerini belirtmişlerdir. Faaliyetlerin başlangıç yıllarında Tunceli’den götürülen erkekler ve kızlar gruplar halinde birlikte kalmalarına müsaade ediliyordu.Yaklaşık on yıldır süren bu faaliyetlerin örgüt açısından istenen düzeyde sonuçlar vermiş olduğu söylenemese de yaratmış olduğu yıkıcı etkiler itibari ile dikkate değerdir. Bazı görüşmeciler. öğrenciler üzerinde psikolojik bir bağ da yaratılmak istendiği açıktır. Çoğu arkadaşlarının. Bilhassa Aleviler için daha önceden Alevilikten Sünniliğe geçmiş öğrencilerin bu görevlere getirilerek. öğrencilerin katıldığı ve her gün yapılması zorunlu olan ‘sohbet’lerde Fethullah Gülen’in ve temsil ettiği siyasi hareketin Sünni–İslam doktrinlerini öğretmektedirler. Ancak pek azının bu süreçte yapılanlardan etkilendiği ve bunların ailelerine döndüklerinde oldukça çarpıcı sorunlara neden oldukları anlaşılmaktadır. genellikle de ikişer kişilik ekiplere bölünerek yurtlara dağıtılmaktadırlar. bu süreçte yurtlardaki propagandalara ve namaz ya da oruç gibi fiili zorlamalara dayanamayarak ayrıldığını ve geri kalanların çoğunluğu da kendileri gibi sınava kadar geçen sürede. Günümüzde. . Bu şekilde son yıllarda az da olsa götürülen öğrencilerden bazılarının etkilenebildiği anlaşılmaktadır. Bu ilk yıllarda istenen sonuçların alınamaması örgütü başka stratejilere yöneltmiş görünmektedir. götürülen çocuklar artık en fazla üç ya da dört.

5. 3. bu şekilde Sünnileştikten sonra memleketine geri dönerek yaşayan kimse yoktur. Sünni topluluktan Alevilere geçişler de özellikle 1990’lardan bu yana belirgin bir görünürlük kazanmıştır denebilir. Bu . Yanı sıra Türkiye’de üniversite eğitiminin ortalama bir iş için bitirilmesi gereken zorunlu bir süreç olması da bu yönelimi tetikleyen bir başka etmendir. inanç ve pratikler açısından. Öte yandan bu Sünniliğin etkin bir şekilde içerdiği Türk milliyetçi söylemin birey nezdinde. Zira örgütün vaaz ettiği Sünnilik. böylesi bir dönüşümle birlikte en başından bunların tümünden de vazgeçmiş olduğunu baştan kabullenmekte ve böylelikle Tunceli’deki yaşam koşullarını da son derece zorlaştırmış olmaktadır. yerel Sünnilik kodlarının da dışında ve son derece kitabidir. seyitlerle örülü geniş bir yakın sosyal ilişkilere sahip her bir Alevi. musahiplerle. sonuçlarını tahmin ettikleri bu tehlikeli macerayı kabullenmelerindeki en büyük etken olduğu aşikârdır. Zira kirvelerle. Tunceli’de. içerisine doğru kültürün hâkim olduğu bir sosyal evrende yaşatması da mümkün görünmemektedir.3 Sünnilerden Alevilere Geçişler Pertek merkez ilçe ve civar yerleşimler başta olmak üzere Tunceli genelinde Alevilikten Sünniliğe geçişler olduğu kadar. Öte yandan Tunceli’nin sahip olduğu geçim etkinliklerinin sınırlılıkları da burada yaşanmak istenmemesinin başlıca sebeplerinden birisidir. Ailelerin içerisinde bulundukları maddi imkânsızlıkların.Tunceli’de bu şekilde her yıl 30’dan fazla öğrenci çeşitli illere ve yurtlara götürüldüğü aktarılan bilgiler arasındadır.

çoğunlukla tasvip edilmeyen. bu tür bir evliliğe gitmekle ailesini ve dolayısı ile kendi kimliğini de geride bırakmaktadır. bir önceki alt başlıkta bahsetmiş olduğumuz üzere doğrudan “kadın”la ilgilidir ve evlilik sürecinin işaret ettiği dönüşüm de kadının hâkim toplumsal yapı içerisindeki toplumsal cinsiyet algıları çerçevesinde gerçekleşmektedir. maddi yaşantısına… özetle topluluğun tüm bir kültürel kimliğine doğrudan tabidir. Kadın. bizzat Alevi ve Sünni kadınlarca yaşatılan bir tutumdur ve orta yaş üzeri kuşaklarda sınırları oldukça keskindir.geçişlerin yukarıdakiler ile benzer başlıklar altında toparlanan nedenleri ve tartışmaları aşağıdadır. geleneklerine. evlilik yolu ile girdiği yeni toplumsal ortamın hukukuna. gerek genç kadın bireylerce gerekse her iki toplulukça ortak kabul gören bir duruma işaret eder. Alevilerden Sünnilere evlilik yolu ile geçişlerde görüldüğü üzere kadının içerisine doğduğu toplumsaldan bütünüyle ayrılışı. Bunun dışında kalması. Bu. Evlilik. Kadın. 1) Evlilikler: Alevilikten Sünniliğe olduğu kadar Sünnilikten Aleviliğe geçişlerin en belirgin yolu da evliliklerdir. . Günümüzde. geçmişten taşıdığı kimliği muhafaza etmesi yahut yine bu kimlikle etkin bir teması kabul edilmez. genç kuşaklarda aileleriyle olan bağlarında daha esnek tavırlar görülse de sonuç olarak içerisine girilen kimliğin bir daha değişmeyecek ve kendisinden olacak kuşaklarda da böylelikle devam edeceği mutlak bir kabuldür. Böylesi bir tercihin bedeli ‘karşı tarafa karışmak’ olarak olayın tüm muhataplarınca kabul görür.

en başından böylesine bir ön-kabul içerdiğinden. çok daha kolay işliyor görünmektedir. Bu görüşmeler genellikle dini bir tören havasından ziyade. beraberinde tüm bir sosyal çevreden de kopuşu net bir şekilde getirmektedir. Sonuç olarak. Bu konu üzerine Alevilerdeki göreceli rahatlık. Zira Sünni topluluklar içerisinde ‘Alevilere kız vermek’ büyük çoğunlukla tasvip edilmeyen bir durumu işaret etmektedir. yabancı bir çevreden gelen yeni üyenin topluluğun gelenekleri konusunda bilgilendirilmesini de içeren sosyal bazı aktivitelere işaret eder. evlilikle eş anlamlı olarak hayata geçmektedir. geçiş sürecinin geçmişte de günümüzde de Sünni kadınlar açısından daha hızlı işlediği öne sürülebilir. evliliğin hemen ardından gerçekleştirilen bazı görüşmeler ile içerisine girdikleri yeni topluluğun kimliği ile tanıştırılırlar. seyitlerin kıydıkları nikâhla . Bu bakımdan. Çünkü evlendiği kişinin dâhil olduğu seyit–talip ilişkilerine. diğer tüm geçiş biçimlerine nazaran. Sünnilerde tavizsiz bir şekilde bağlı kalınan önemli noktalardan birisidir. geçmişte ve bugün Alevilerle gerçekleşen evliliğe ilişkin bir karar. kimliğin değişimi yönündeki irade. Öyle ki bazı aileler evlilik yolu ile Alevilere geçen kızları ile ilişkilerini ciddi ölçülerde kısıtlayabilmektedir.Dolayısı ile kadının içerisine girdiği yeni toplumun geleneklerine olan uyum süreci. Bu genel durum içerisinde. Sünni topluluklardan Alevilere evlilik yolu ile geçen genç kadınlar.

Türkiye’de de bazı Sünni topluluklara giren Aleviler için benzer uygulamaların yapıldığı ve hatta Müslüman olmayanlardan ziyade sadece Aleviler için gerçekleştirilen bazı ilginç uygulamalar vardır: günlerce banyo yaptırma.birlikte zaten girmiş olurlar. Onlardan da işte bu kadınlık şeyleriyle ilgili meseleleri öğrenirler” (Alan Notları: 30 – 06 . … Mesela bu Kadiri çevrelerden. Bireyin edindiği yeni statülerin geri kalan önemli parçaları ise gerek seyitler ile gerekse seyit eşleri olarak hürmet gören analar yahut bulunduğu yörede itibar sahibi yaşlı kadınlarla yapılan görüşmelerde inşa edilir: “İmam Cafer Sadık nikahı ile evlenen artık Alevidir. Gelin. İstediği. PSAKD. Bazı görüşmecilere bu yönlü sorular yöneltilmişse de belirgin bir şekilde rahatsız oldukları gözlemlenmiş ve konu üzerine derinleşme fırsatı yakalanamamıştır. Yani tabi böyle gelenlerin çoğu ilk etapta bi çıkmaza giriyorlar yani bana ‘komşu sormayı’111 dahi soruyorlar… Bilmiyorlar çünkü… … Bir de bu gelinler Ana’lar ile görüştürülürler. belirli sayılar kadar su dökme. cami etrafında gezdirme gibi.110 Bu ritüel. bireyin yeni kimliğe geçişini kutsayan ve birtakım pratiklerle yeniden doğuşunu sembolize eden uygulamalara sıklıkla rastlanılabilir. Ancak büyük bir olasılıktır ki bu gibi ritüeller olmasa dahi tıpkı Alevi topluluğa gelenlerde olduğu gibi. 111 Komşu sormak: yeni evlenen yani yeni ev kuran ailelerin. bir gelin getirmişlerdi. . merak ettiği her şeyi sorabilir. Tunceli’deki yerli Sünni topluluklarda benzer uygulamaların olup olmadığı hakkında bilgi edinilememiştir. Sünni topluluğa geçen bireyler için de benzer görüşmeler yapılmakta ve yeni topluluğun bazı esasları hakkında yeni katılımcı bilgilendirilmektedir. Yol’a girmiştir… Bizde başkaca bi uygulama yoktur ama onlarda vardır… Şimdi bu şekilde gelenler önce Dede [Seyit] evlerine götürülürler. bu başlığın zikredilmesi. bireyin yeni din ve sosyal kimlik algısına yaslanan temelini oluşturur. duruma göre bir – iki ay sürebilir.2006 / Pertek). bu süre içerisinde Dede’ye sorular sorar. Kadının ev içinde odaklanan yaşam alanı Alevilerde ve Sünnilerde ortaklaştığından. 2005: 135 – 137) Alan çalışması esnasında evlilik yolu ile Sünnileşen kişilere ulaşılamadığından. 110 Dini kimliklerin değişiminde. tam hatırlamıyorum ama Adıyaman olabilir. Bu. özellikle önem verilen bir konu başlığı olduğunu düşündürmektedir. O’ndan yol’u öğrenir. daha doğru bir deyişle kadınların oturdukları yerdeki komşuları ile belirli birtakım pratiklerle tanışması anlamında kullanılmaktadır. bunu bilirsin… Yani ikrar vermiştir. (Daha çarpıcı bazı örnekler için bkz.

Sonraki süreçlerde ise kadın bireyler etkin birer Alevi olarak. bu durum üzerinde tayin edici bir katkısının olduğu da muhakkaktır. Alevilikte toplumsal yaşamın esasları ve bazı dini konularda eğitiliyor. (Alan Notları: 21 – 05 06 / Pertek) Fakat bu seyidin ölümünün ardından ana’nın yaşlılık dönemlerinde daha da ‘dindar bir Alevi’ olduğu görülüyor. Bu şekilde. . eksiksiz gerçekleşiyor.112 Toplulukla kaynaşma. geçmiş zamanda. Berhican taliplerinin yerleşim alanlarının Sünniler ile paylaşılmasının. Seyitle birlikte ritüellere katılıyor ve seyidin uzun bir süre bekçiliğini yaptığı bazı kutsal emanetlerle ilgili çeşitli pratikleri de kendisinden sonra yönlendiriyor. karşılıklı evlilikler yolu ile de Sünnilerin. gerçekleştirdikleri evlilikler dolayısı ile ‘ana’ statüsü dahi kazanabiliyorlar. yereldeki bir mevkide saklanıyorlar. Ocak ve emanetler. yörede hayli itibar kazanan bu seyitle birlikte ortak bir itibara muhatap oluyor.Birey. evlilik yolu ile kendisinin de bir talibi haline geldiği seyitle olan görüşmesinde. Kadınlarla yapılan görüşmeler de ise muhtemelen cinsiyet kimliğine topluluğun yüklediği yeni birtakım sorumluluklar hakkında bilgilendiriliyor. Pertek ve çevresinde etkin olan Berhican Ocağı’ndan bir seyitle evlenen kadının öyküsü en çarpıcı örneği işaret ediyor. günümüzde dahi Aleviler arasında bu çiftin isimleri ile anılan. daha titiz bir şekilde hizmet 112 Tunceli’de yerli Sünni topluluklarla en fazla ilişki içerinde olanlardan birisi de Berhican Ocağı’dır. diğer ocaklardan ziyade kirveliklerinin yanı sıra. tasvip etmeseler de daha yakından tanış oldukları bu toplulukla olan dini ve sosyal ilişkilerini kolaylaştırdıkları da üzerinde düşünülmeye değer bir başka veridir. Böylelikle birey. Seyit evlendiği kadını kaçırıyor ve uzun bir süre. Öyle ki bu şekilde Alevileşenlerden bazıları. yeni topluluk içerisinde yol kılavuzları ile sosyalleştirilmiş ve topluma kazandırılmış oluyor. Ek olarak. kimliğin genç kuşaklara aktarımında ve canlılıkla yaşatılmasında rol alıyorlar. Ardından evleniyorlar ve zamanla kadın. Alevileşme bu temel süreçler içerisinde başlıyor ve zamanla içselleştiriliyor.

Gündelik yaşam kültüründe.Merkez.veriyor ve saklanıyor. geçim etkinliklerinde. Bölgenin yerli toplulukları her daim baskın kimliği oluşturmuşlar ve aralarındaki azınlıklar zamanla erimişlerdir.Merkez. insan toplumlarının uzun ve karmaşık tarihi süreçleri içerisinde sıklıkla karşılaşılan geçişlere yerel bir örnek olarak da okunabilir. sosyal örgütlenmelerde. 2) Hâkim Kimlik Kodları İçerisinde Sosyalleşme Bugün yerli Sünni nüfusun hiç bulunmadığı Tunceli . Pülümür ve Nazımiye gibi ilçeler iç – Tunceli’dedirler ve 1938’e değin buralarda hemen hiçbir devletin idari ve sosyal egemenliği hüküm sürmemiştir. çocukluk ve ilk gençlik dönemlerinden kalan izlerin belirdiği ayrıntılara dönüşüyorlar. ve Nazımiye gibi ilçelerde geçen yüzyılın ortalarına değin sayıları son derece az olsa da Sünni ailelerin yaşamış olduğu bilinmektedir. Anlaşılan o ki aşurenin tadında ayıklanan geçmiş gibi. Her şeyden evvel Tunceli . Pülümür. Bu sebepten farklı din kimlikleri üzerinden 1970’lerde Tunceli’nin güneyindeki Alevi – Sünni . İlerleyen yaşlarında. hâkim kimliğin içerisinde zamanla kaybolmuşlardır. kendisinde gözlemlenen en önemli değişim ise zaman zaman kıldığı namazlar oluyor. ara sıra göze çarpan namaz da bu köklü dönüşümlere aktörlük eden kadınların. Bu kaynaşmanın güney ilçelere nazaran çok daha kolay gerçekleşmiş olmasının belli başlı nedenleri şöyle sunulabilir. geri kalanları da uzun zamandır iç içe yaşadıkları hâkim çoğunluk ile kaynaşmış ve zamanla tümü Alevileşmiştir. konuşulan dilde benzerlikler gösteren ve fakat din aidiyetlerinde farklılaşan bu topluluklar. Bu türden Alevileşmeler. Bu ailelerin önemli bir kısmı ekonomik nedenler ile göç ederken.

Tersine giderek artan bir hızda hâkim çoğunluk içerisinde erimişlerdir. Bu tür ifadelerle hayatın . Bu ilçe merkezlerinde Sünni kökenli oldukları bilinen aileler hâlihazırda yaşasalar da. kreşlerde. ‘Hızır’.topluluklarında görülen kamplaşmalar buralarda yaşanmamıştır. Her halükarda bu topluluklarda Alevileşme gündelik yaşam içerisinde. ilk ve orta (lise) öğrenimindeki iç içelik. bilhassa genç üyelerin yaşıtları ile yaşadıkları sosyalleşme süreçlerinde hızla ilerlemektedir. Sünniliğin farkındalığı belirgin olabilmektedir. Öte yandan geçen yüzyılın sonlarında ve günümüzde bu ailelerden bazılarının yakınları Tunceli dışında yaşamış ve yerleşmiş ise ve Tunceli’deki akrabaları ile temas halindeler ise bu gruptaki bazı yerli Sünnilerde. güney ilçelerde olduğu üzere yeniden tanımlanmamış ve farklılaşmamıştır. bireyin Aleviler ile hemhal olan yaşam tarzına ciddi bir değişim taşımamaktadır. Dolayısı ile Sünnilik. Sokaklarda. Bu ailelerin Sünniliği öylesine geri plandadır ki artık pek azının geçmişinde Sünnilik olduğu bilinmektedir. sosyalleşmenin en önemli parçalarını oluşturmakta ve etkileri görülebilmektedir. (batı – Tunceli’de) ‘Munzur’. Güney ilçeler dışında kalan mekânlarda Alevi çoğunluğun var ettiği sosyal dünya öylesine hâkimdir ki çeşitli kamu kurumlarında çalışmak üzere Tunceli’de bulunan Sünni ailelerin çocukları da benzer süreçler yaşamaktadırlar. Bugünkü Hozat ve Mazgirt’te de yukarıda aktarılan durumun canlı bir örneği yaşanmaktadır. (özellikle doğu – Tunceli’de)‘Düzgün’. Tunceli’de sıklıkla kullanılan ve bir olayın yahut tutumun doğruluğunu pekiştirmek. veya ‘12 İmamlar’ gibi ifadeler ile hayat bulmaktadır. kefil olmak için söylenebilecek en yoğun ifade ya da bir başka tabirle yemin. bugün itibari ile yaşam kültürleri Aleviler ile tümüyle özdeşleşmiştir. Ancak bu Sünnilik.

herhangi bir parçasında. uzun yüzyılların ardından. 3) Aleviliğin Kamusal Alanda Görünürlük Kazanmasının Etkileri 1990’lı yıllarla birlikte Türkiye’de Alevilik. hata yapmıştı. Komşusuna göre. (Alan Notları: 10 – 08 – 06 / Tunceli) Anlaşılan odur ki yerelin hâkim kimlik kodları yerli olmayan ve azınlıkta kalan tüm bireylerce kabullenilmekte ve buna uygun bir yaşam stratejisi geliştirilmektedir. tüm kuşaklar için geçerlidir. kamusal alanda ciddi bir görünürlük kazandı. Bu ifadeleri yerli olmayan. ‘Hızır’ yahut ‘Düzgün’ demesi yeterli olacaktı. Bu kimliğin. Dolayısı ile Alevi komşusu kendisini inandırmak isterken. herhangi bir sürecinde rahatlıkla karşılaşılabilir ve bu. Geniş ancak bir o kadar dağınık ve farklı Alevilik algıları barındıran kitleler. ailelerinde de görülebilmektedir: Yetişkin bir bayan Alevi görüşmeci. Tunceli’deki hâkim Alevi nüfusun önemli bir kesimi uzun yüzyıllar içerisinde bu türlü kaynaşma süreçleri ile Alevileşmiş farklı topluluklardan insanları ve onların bugünkü torunlarını barındırmaktadır. dışarıdan gelen Sünni ailelerin çocuklarında görmek çoğu Alevi için memnuniyetle karşılanan bir durumdur. kendisi ve kendisinin dâhil olduğu çoğunluk böylesi ifadeler kesinlikle kullanmıyordu çünkü ‘Kur’an’a inanmıyorlardı. eşi öğretmen olan Sünni komşusu ile bir konuda iddialaştığını ve kendisini inandırmak için ‘onların’ kullandığı gibi ‘Kur’an çarpsın’ dediğini ve fakat komşusunun buna kahkahalarla güldüğünü aktarmıştı. hızla örgütlendiler. yine en az işaret ettiği kitleler kadar çeşitli düşünce temsiliyetinde olan aktörleri de ortaya koydukları yazılı çalışmalar ve çeşitli aktiviteler ile bir yandan genç kuşakların . Bu durum sadece çocuklarda değil.

güncel forumlar. bu başlık altında toparlayacağımız gelişmeler haricinde.kimliklerine olan ilgilerini yeniden canlandırırken bir yandan da özellikle yabancı araştırmacıların ilgisini tetiklediler. Yayınlar. kitaplar. siyasi partilerin dönemsel politikaları ve bilhassa Alevi kitlelerin aşırı milliyetçi ve dinci örgütler ile gerilimli ilişkilerinden doğan ve devletin Gazi ve Sivas örneklerinde olduğu gibi açık bir şekilde Aleviler aleyhine taraf olduğu kanlı süreçler. Pertek gibi merkezlerden uzaklaştıkça Alevi topluluklar ile . Özellikle Aleviliğin bir inanç biçimi olarak inşa edilmeğe çalışıldığı son yıllarda. 1990’lı yılların. Tunceli’de geleneksel olarak Sünni topluluklara ait olan mekânlarda da önemli hareket alanları açtıkları görülebilmektedir. Farklı etniklik algıları temelinde. Sünnilerin Alevileşmelerinde en önemli etkenlerden birisi idi. seyitlerin bu faaliyetleri hâkim Alevi çoğunluğun kırsal bölgelerde kontrol altında tuttuğu ticari hareketlilik ve sosyal ilişkilerin yarattığı egemen yapıdan ileri geliyordu. Şüphesiz Türkiye’deki bu gelişmeler. kimliğin yeniden inşası ve mevcut sosyal – politik süreçlerde etkinliğinin yükselmesi. beraberinde buradaki Sünni kitleleri de etkilemeye başladılar. Alevilerin ülke tarihindeki en etkin dönemi olmasını sağladı. Şüphesiz. dünya konjonktüründeki hareketliliklerden de bağımsız değildi. göçler neticesinde güney ilçelerde nüfus ve sosyal ağırlık kazandıkça. Aleviler açısından da Türkiye’de ve Avrupa’da önemli gelişmeler ile sonuçlandı. Aleviler. sahip olduğu ayrıcalıklı pozisyon itibari ile tüm bu gelişmelerin etkin bir şekilde yaşandığı yerlerin başında geliyordu. Tunceli. Seyitlerin Alevi bölgelere komşu yahut içerisinde kalan Sünni yahut Ermeni azınlıklara yönelik faaliyetleri. Sünni toplulukların çoğunlukla aynı dili konuştuğu Alevi topluluklar ile ilişkilerinde. bu konuda kendi içerisinde daha tutarlı hareket eden Alevi kurumlarının.

merak etmiş. Sünni topluluklar. Bu geçişler.bütünleşmesi daha kolay oluyordu. bunlar ne yapıyorlar orada diye… Ama ne oldu? Geldiler bi merakla baktılar. 1990’larla birlikte hızla kurumsallaşan Aleviliğin Tunceli yerelindeki etkileri ise çoğunlukla Çemişgezek. gördüler ki İslam’ın özü burada… Gösteriş yok. ibadetin ruhu var… … Son yıllarda Sünni kesimlerden Cemlere katılımların arttığı doğrudur. anlayabilir misin? Yok. Adam yıllar yılı yabancı kalmış.. bacadan bakmaya çalışmış… Kapıdan girmeden görebilir misin. etkinlikleri karşısındaki ilk tepkilerini ve ardından gelen ilgilerini son derece ilgi çekici örneklerde yakalayabilmek olasıdır: “…Burada son yıllarda Sünni halkın Aleviliğe ilgisinin artışında bizim Cemevleri çok etkili oldu. Çoğu topluluk üyesi için bu. kuşaklar boyu devam ediyor ve tamamlanıyordu. topluluklar arası ilişkilerin temel harcı idi. Ardından bazıları için. merakla takip ettiği bir süreç oldu. ardından da kendi olarak bildikleri mekânlardaki açık etkinliklerden öğrenmeye başladılar. Ama şimdi tabi tam Alevi olmayanlarını biz Cem’e gene alırız da cemaatin . Ancak hemen hepsi Alevilerin çoğunlukta olduğu bölgelerde idi. Pertek yahut Elazığ il merkezi gibi Alevi kitlelerin Cumhuriyet dönemine değin varlık gösteremedikleri önemli merkezlerde görünür oldu. Şimdi tabi burada ‘merak’ çok etkili bir faktör. Sünni toplulukların. Camdan. yeni ve açık Alevi kurumları. sonu bir başka kimliğe geçiş olan ilişki süreçleri başladı. Bu merkezlerde seyitlik yapan kaynak kişiler ile olan görüşmelerde.. Ha ne yapmış? Dedikodu etmiş. Böylelikle yaşanan Alevileşmeler her zaman vardı. kendileri için hep muamma olan komşularının ‘gizli’ faaliyetlerini önce kitle iletişim araçlarından. Benzer geçim etkinlikleri ve dahası üretim ilişkilerinde uzmanlaşma.

tanımı. Cemevleri. Erkekler erkeklerin. Cemevi. Şimdi bu durumun ortaya çıkışında tabi Cemevleri’nin büyük payı vardır. Çemişgezek gibi ilçelerde kurmaları. tanınması yolunda oldukça önemli bir adımdı. ‘ibadet mekânı’ statüsünde kabul gördü. iç hukuku. ibadet pratikleri. Artık Alevilik kapalı bir kutu değildir. Gerek devletçe gerekse çeşitli siyasal hareketlerce Alevi kitleler ile temas ve onları istenen amaçlar doğrultusunda yönlendirme için de merkezi bir kurumsallaşma girişimi olan Cemevleri’nin muhatap alınması. kimliğin yeni süreçte. kadınlar da kadınların arkasında. cemaatin ve seyitlerin yükümlülükleri. seyitlerce olduğu kadar Alevi kitlelerce de sahiplenildi ve kendi tarihlerinde bir ilk olarak. 1990’lı yıllar boyunca ve günümüzdeki hızla kurumsallaşma çabaları içerisinde ilerleyen bir sürecin içerisinde vücut bulan ‘cemevleri’ni azınlıkta olsalar da bulundukları kent mekânlarında yahut Pertek. 1990’larda yaşanan Alevi canlanma ve buna paralel görülen Aleviliğin tarihçesi. . Yani halkanın dışında kalırlar. Cemevleri’nin Alevi kitleler içerisindeki yeni işlevlerini güçlendirmesinin yanı sıra bilhassa Aleviler ile iç içe yaşayan Sünni topluluklar için de ‘ciddiye aldıkları’ kurumlar haline geldiler. sınırları kanunlarca çizili kamusal alanda ve toplumun ortak algısında meşru varlık talebinin somut çıktısı oldu. tüm Türkiye’de olduğu gibi Tunceli’de de yerel Aleviliğin en az resmi Sünni-İslam kadar. özetle tüm veçheleri ile yeniden inşası içerisinde Cemevleri tüm bu yeniden yapılanmanın biricik mekânı haline geldi ve gerek Alevilerce gerekse fiili olarak devletçe böyle kabul gördü. Yani bizim sır’ın görünen kısmı artık sır değil kimse için…” (Alan Notları : 30 – 06 – 06 / Pertek) Tuncelili Alevilerin ve özellikle seyitlerin.arkasında safa koyarız.

Cemevleri’nin fiili olarak açılmaları ve hızla yaygınlaşmaları karşısında. kitabileştiği bir yerdi. ilk davete olumlu tepki verirler. komşuları hakkında yüzyıllardır yaygınlıkla anlatılagelen söylenceleri birebir gözlemleme olanağı buldu. çoğu için hayli farklı bir deneyimdi ve özellikle Aleviler hakkında daha katı önyargılara sahip kesimlerde şaşırtıcı gelişmeler ile sonuçlanmaya başladı. Ancak beklenmedik bir şekilde en radikal değişimler de yine bu kesimlerden geldi. kendisini çevreleyen hâkim kimlikle ilişkileri ve etkileri bağlamında hayli özgün bir örnek oluşturmaktadır. Tunceli’de bir inanç kurgusu olarak Aleviliğin kurumsallaşması.Cemevleri ile temas eden Sünnilerin önemli bir kısmı. Çemişgezek Cemevi’nin Şubat 2006’da açılışını takip eden aylarda yaşananlar. kurum yöneticileri gibi Sünni cemaatin dinsel ve kurumsal önderlerinin katılımlarının ilgi ve merakı tetiklediği anlaşılan bu Cem’e belirgin bir Sünni katılım yaşanır. ilçe müftülüğü başta olmak üzere çeşitli devlet kurumları. ilçe merkezinde bir Cemevi açılır. Pertek gibi Çemişgezek’de Tunceli’de Alevilik ve Sünnilik etnik kimlikleri üzerinden yükselen kamplaşma ve çatışmaların yaşandığı ve yerel Sünniliğin bu süreçlerin itimiyle hızla katılaştığı. Şöyle ki: “Sünnilerin hâlihazırda hâkim nüfus gücünü oluşturduğu tek ilçe olan Çemişgezek’te. aynı zamanda Sünni topluluktan katılımlara açık olan ilk Cem olma özelliğini de taşımaktadır. . İmamlar. bizzat içeriden duruma müdahil olmak ve kendi varlığına karşıt görüşlerin denetiminden uzak tutmak isteyen devlet politikası gereği. fanteziler ile örülüydü. Ancak bu buluşma. Bu nedenle bilhassa siyasal söylemlerin etki alanındaki Sünni toplulukların Aleviliğe olan bakışları geleneksel önyargılar. Bu.

Bir zaman sonra. gecede yaşanan sürtüşmenin doruk noktası olur. Sünnilerin Alevi topluluğun arkasına oturtulmaları ve rutin ibadet pratikleri ile başlar ve devam eder. İslam’ın yanlış algılanışı ve yaşayışı için’ açık bir kanıt. Zira imamlar daha sonraki Cem’lere gelmemişlerdir. kendi cemaatleri önünde seyitleri bilgisizlikle itham etmek ve Alevi cemaatini de etkilemektir. Bu durum.2006 / Pertek) Şüphesiz imamların bu çıkışları. Bazı imamlar söz alıp. Bir yandan da Aleviler ile daha sık görüşmeye başlayan Sünnilerin de önüne geçmek istemektedirler. Alevi cemaat içinse karşı tarafa verilmiş ve inancın özündeki felsefeyi aktaran net ve kesin bir cevaptır. önemli bir hesaplaşmadır aynı zamanda. Sakin hareketlerle büyük bir Ali portresinin önüne gider. Sünni İslam’ın oruç. Amaçları. namaz. Tüm topluluk derin bir sessizlikle kendisini izlemektedir. Ancak iş. O.Bu Cem’de yaşananlar. Cem. seyitlerin ‘gereğinden fazla alttan aldıkları’na kanaat getiren ve cemaatte sevilen ve dindarlığı ile bilinen orta yaş üzeri bir kişi mikrofonu ısrarlı isteklerinden sonra seyitlerden ‘zorla’ da olsa alır. Alevi cemaatin huzurunda seyitlere karşı ortaya koydukları önemli bir sınavdır (Bu hali ile de bir zamanlar babaların ve . sohbet kısmına geldiğinde oldukça önemli bir mücadele ön plana çıkar.” (Alan Notları: 30 – 06 . imamlar açısından hâlihazırda Aleviler için söyleyegeldikleri. Görüşülen seyitlerin büyük çoğunluğuna göre imamların da gelmiş olması ve böylesi sorular ile topluluğu huzursuz etmeleri planlı bir harekettir. imamlara dönerek ‘Ali Allah’tır’der ve bu. Cem’i yöneten seyitler tartışmaları ‘gerginliğe’ sürüklemeyecek tonda cevaplamaya çalışırlar ancak imamların ısrarcı soruları ve ‘hoşa gitmeyen’ tavırları Alevi cemaatte belirgin bir huzursuzluğa yol açar. gusül abdesti gibi bazı ibadet pratikleri hakkındaki kesin hükümlerini seyitlere sorarlar ve bu soruları Kur’an’dan örnekleyerek aktarırılar. tok bir sesle.

. ‘köylülükleri’ dikkate değer ölçülerde dile getirilmiştir. Seyitlerin. Aleviliğin ve bu kimliğin işaret ettiği sosyal evrenin bir gerekliliği olarak kabul görür. Sünnilerden Alevilere kitlesel ölçülerde büyük yönelimler görülmemekle birlikte. giderek etkinliklerini arttıran Alevi topluluklar ile temas içerisinde onlara daha fazla yaklaşarak Sünni cemaatte yaşanan farklılaşmaların önüne geçmektir. Yörede Sünni inanç önderleri ile olan görüşmelerde de Alevi ileri gelenlerinin Kur’an ve İslam’ın diğer yazılı kaynakları hakkındaki bilgisizlikleri. Böylelikle peşlerinden gitmeye meylettikleri seyitlerin İslam hakkındaki ‘çarpık’ inanç ve bilgileri ortaya serilebilecektir. Seyitler böylelikle hem cemaatlerinin kadın üyelerinin taleplerini113 yerine getirmiş hem Sünni topluluğun 113 Bazı kadın katılımcılar. Ne var ki bu tersi yönde bir sonuç doğurmuş görünmektedir. sorumluluklarının bilincinde olmalarının sağlanmasını talep etmişlerdir. Sünnilerin çoğunluğunca bu. kısa bir süre Sünni topluluktan katılımlar düşer ve fakat ardından hızla yükselir. gelenekle yaşatanlara karşı ‘bilgisizlik’ ithamını canlı tutmuş ve ifade etmişlerdir. kitabi dinselliğin temsilcileri tarihin hemen tüm zamanlarında dini hayatı sözle. İmamların Cem’deki çıkışlarının bir başka önemli amacı ise. Bahsi geçen Cem töreninin ardından. Aleviliğin kamusal alanda fiili kurumları ile görünürlük ve hareketlilik kazanmasının Sünni topluluklardan Alevilere doğru bir hareketliliği de tetiklemiş olduğu güncel örnekleri ile aşikârdır.seyitlerin karşılıklı sergiledikleri keramet gösterileri anlatılarındaki iktidar/söylem çatışkılarına güzel ve güncel bir örnektir). ciddi bir problemle karşılaşmaz. Sünni katılımcılara Cem için şart koştukları ‘bayan aile fertlerinin de katılımları’ gibi Sünni topluluklarda yüzyıllar boyu en bilinen ithamlara neden olan gereklilikler. ‘yabancı’ların bakışlarından rahatsız olduklarını dile getirmişler ve onların da ailelerini taşıyarak. Zira resmi.

Bu süreçlerde aile fertlerinin kaybı gibi önemli zararlara uğrayan bir ailenin Alevileşmesi. buralarda yaşadıkları kimi sorunlardan ötürü Aleviliğe yönelebiliyorlar. Cemevleri gibi somut adımlar etrafında şekillenen Aleviliğin. zamanla bu gücü elinde tutanların bir kısmının gerek Alevilere gerekse kendi topluluklarına karşı kullandıkları önemli bir baskı mekanizması haline dönüşür. tek başına yeterli bir belirleyen değildir. Örneğin. Hâlihazırda Sünni topluluklar içerisinde var olan kimi çelişmeler de son dönemlere yaşanmakta olan bu geçişlerde belirleyici olmuştur.sadece erkelerine değil ‘aile’lerine de ulaşma imkânı bulmuşlardır. Pertek ve Çemişgezek’te Sünni köylerde görülen koruculaşma. Sünni topluluklar arasında ekonomik ve sosyal rekabetin doğurduğu önemli gerilimler. Bu aileler yahut bireyler. kamusal alanda görünürlük kazanmasının Sünni topluluklardan Alevilere geçişleri hızlandırıcı yeni bir rol oynamış olduğu ortadadır. Özellikle 1980’lerden sonra hızla yükselen İslami hareketliliğin bölgeye yayılmasına bağlı olarak. ortadan kalkmış olan yerel-geleneksel tarikat ilişkilerini siyasal arenadaki yeni örnekleriyle ikame eden ailelerin bir kısmı. çoğunlukla mağdur olan tarafın bir başka sosyal evrene geçişinde belirleyici olmuştur. tarikatın kontrol altında tuttuğu bürokratik ve ticari kaynakların . mevcut kaynakların paylaşımında Alevileri. Zamanla Sünni katılımcıların bir kısmı Alevi seyitlerine bağlanırlar ve hatta sahip oldukları çeşitli maddi imkânları büyük bir eli açıklıkla paylaşırlar. Alevilerin özellikle 1990’lardan sonra güney ilçelerde etkin bir nüfus gücü olmaları ve ticari hareketliliğin önemli bileşenleri haline gelmeleri. bahsini ettiğimiz bu tür geçişlere güncel bir kanıttır. daha doğrusu Alevilik kimliğini tercih edilebilir bir güç haline getirmiştir. Ancak bu.

paylaşımında yahut içerisinde yaşadıkları toplulukla düştükleri ikilemlerin neticesinde. aktörleri ve sahip olduğu kurumları bakımından tüm dağınıklığına karşın yereldeki güçlü pozisyonunu da göstermiş oluyor. Alevileşme gerekçelerini ‘İslam’ın özüne varmak’ olarak niteledikleri ‘Alevi gerçeğini görme’ye bağlıyor. ‘İslam’ın özüne vakıf olma’: namaz. Alevilikten Sünniliğe geçişlerin bu güncel örneklerinin yanı sıra geçen yüzyıllar içerisinde yaşanmış önemli dönüşümlerin izlerine kimi zaman yerel söylencelerde kimi zamansa uzak sayılamayacak bir geçmişin belli belirsiz hatıralarında. Her ne kadar Sünni inanç önderlerinin ve resmi temsilcilerinin Alevi uygulamalarını kitap dışı görseler de halk inançları içerisinde. zikir ve oruç gibi pratiklerden vazgeçenlerin tabir ettikleri bir başka kavrama göre de ‘biçim’den sıyrılarak Tanrı ile birleşen ve ifadesini Cem’lerde. ziyaretlerde. Aleviliğe geçiş gibi köklü kararlara ulaşabiliyorlar. kolektif hafızanın yaşlı temsilcilerinde rastlayabilmek mümkündür. ziyaretgâhlarda bulan bir yaşama geçiş olarak ifade ediliyor. Bunun en canlı ve üzerinde başlı başına bir çalışma örülmeğe değer örneği ise ‘Coravan’ etnik kimliğinin özünü anlatan söylenceler ve Coravanlılar’ın geçmişlerine ve bugünlerine dair ürettikleri söylemlerdir. Bu bakımdan Alevileşen insanların önemli bir bölümü. Burada Alevilik. ocaklarda bir arada olan Alevi ve Sünnilerde geçişler de bir o kadar kolaylaşıyor. Aleviliği İslam’ın farklı bir okuması olarak algılamaları. Sünnilikten Aleviliğe geçişleri kolaylaştıran bir başka etkene de işaret ediyor. Yerel Alevilerin ve komşularının. .

ilginç bir tarihle. Coravanlılar’ın çoğu Batı Pertek köylüleri gibi göçer hayvancılık faaliyetleri ile meşguldürler. Ovacık. Bu noktada topluluğun nüfus artışına karşın çoğunlukla birlikte ve aynı yerleri kullanıyor oluşu düşündürücüdür. Elazığ gibi komşu iller ve bazı köyleri ile Samsun. soylarının köyle ilişkili olduğu bilinen aileler Coravanlılar olarak bilinirler. Pertek gibi Tunceli içi mekânlar. Son derece ilgi çekici bazı verilere göre de aşiretin bir kısım üyeleri Osmanlı–Rus savaşında esir düşüp Rusya’da yaşamaktadırlar. Ancak bu göçer hayvancılığın sınırları oldukça dardır ve tüm topluluk birlikte gerçekleştirir.5. Coravanlılar Değiştirilen adı Çakırbahçe olan. Coravanlı olma. Adana ve büyük kentler gibi yurdun oldukça çeşitli kesimleri Coravanlılar’ın dağıldıkları yerlerdir. yöredeki diğer topluluklardan farklı olan bir Alevilik alanını belirler. Erzincan. Topluluğunun sahip olduğu bir farklılığın yaratmış olduğu içe kapanma. ancak yörede Coravan olarak bilinen köy. Günümüzde Coravanlılar ülke genelinde ve dışında hayli dağılmış vaziyettedirler.3. Berhican seyitlerinin Kırım’a ilişkin aktarımları. Coravan ve civarında.4 Alevileşen Aşiret. Buna göre: ‘Coravanlılar. Pertek ilçe merkezinin birkaç kilometre batısındadır. arada bir bağ olabileceği ihtimalini de güçlendirmektedir. gerek kendilerince gerekse civar Alevi ve Sünnilerce. birlikte hareket etme eğilimini akla getirmektedir. Kars. Bunlarla ilişkilerin Cumhuriyet’in ilanı ve 1938’e değin aksayarak da olsa seyitlerce sürdürülmüş olduğu da aktarılan ilgi çekici bilgiler arasındadır. Çoğunlukla köye yakın kuzey yaylaklar kullanılır. Yavuz Sultan Selim’in Çaldıran seferi dönüşünde yöredeki Alevileri etkisizleştirmek ve zamanla erimelerini sağlamak için yerleştirilmiş Sünni .

köylülere kesmelerini bunlarla ziyafet çekmelerini söyler. Seyidin dokunuşu ile canlanan geyikler tekrar dağa doğru yönelirler ancak içlerinden birisi topallamaktadır. onu diğerlerinden ayırır. Coravanlılık’ın temel belirleyenidir. Coravan’ı çevreleyen yüksek tepelerden üç geyik çağırır. bugünkü Coravan’ın en merkezi kutsal mekânında. Ancak mutlak bir şekilde Alevilik. Seyit. Bu geyikleri. Ancak zamanla Alevileşmişlerdir. yörede seyitlerin farklı topluluklar içerisindeki faaliyetlerine ve azınlık grupların zamanla çoğunlukla kaynaşmalarına bir çarpıcı örnektir. yaşanan dönüşümü kutsamış ve ona meşru bir hüviyet kazandırmıştır. bugünü itibari ile Tunceli Aleviliği’nin tüm özgünlüklerine sahiptir. Bu söylenceye göre: “Coravan’a bir gün bir seyit gelir ve köylüleri etrafında toplar. Köylüler kendilerine söylendiği gibi geyikleri kesip. bir kemik parçasını dilinin altına saklamıştır. Ancak içerdiği tarih.” (Alan Notları: 16 – 08 – 06 / Pertek) . Zira hamile bir kadın.’ (Alan Notları: 17 – 08 – 06 / Pertek) Coravanlılık’ın işaret ettiği Alevilik. yedikten sonra kemiklerini tekrar postlarına doldururlar. Kolektif hafıza. Ancak hayvanların kemikleri saklanacak ve derilerine tekrar konacaktır.bir topluluktur. postlara yaklaşıp dua verir ve asasıyla onlara dokunur. Bu ayrımın bir yönü civar Alevi toplulukların haklarında yukarıda aktarılan yaygın algıyı yansıtırken diğer bir yönü Coravanlı seyitlerin karşıt söylemini içerir. başlı başına. Sonuç olarak bu büyük keramet gösterisinin ardından tüm köylü bu seyidin talibi olur ve sonraki kuşaklar da Alevi olurlar. Coravan’ın Alevileşmesine dair anlatılagelen söylence ise.

civar Alevi toplulukların hâkim görüşünü içermektedir. aşiretin yereldeki hâkim nüfus gücü üzerinden. Ermeni (Hıristiyan) topluluklarla olduğu kadar civar Sünnilerle de bu yönlü ilişkilerin olduğu ve büyük olasılıkla bu tarikata bağlı seyitlerin zamanla etkinlik alanlarını bu topluluklara doğru genişlettikleri anlaşılmaktadır. Dolayısı ile kutsal ata Berhican’dan çok sonra gerçekleştiği anlaşılan bu söylencenin seyit aktörleri de temsil ettikleri ocağın ayırt edici keramet motifleri ile anılmakta ve bu farklı (Sünni) topluluğu böylelikle yeni kimliğe dâhil etmektedirler. bu kimliği aktaran söylencenin yaygınlık kazanmış olması anlaşılabilirdir. Pilvenk nüfusunun hâkim olduğu bir alanda gerçekleşen dönüşümün içerdiği efsanevi öğeler de çoğunlukta olan kimliğin sembollerini içermektedir denilebilir. burada seyidin göstermiş olduğu kerametin yörede en yaygın seyit ocağı olan Berhicanlar’ın kutsal atasına özgü söylence ile olan benzerliği dikkati çekmektedir. Bu durumda ileri sürülebilecek bir başka kanıt ise Berhican/Pilvenk Ocağı’nın özellikle ‘Alevi olmayan’ toplulukları Alevileştirme örnekleri içeren bir ayrıcalığa sahip oluşudur. kendi içinde kalan farklı toplulukların söylemlerinde ve kolektif hafızalarında kalıcı izler bırakmış olduğu düşünülebilir.Öncelikle. Pilvenk çoğunluğunun kolektif hafızasında ‘Coravan’ kimliğini ifadelendiren. Derhal belirtmek gerekir ki aktarılan söylence çoğu Coravanlı tarafından kabul edilmiş ve kutsanmış olmasına karşın. Bu sebepten. Pilvenk Aşireti ile bütünleşik bir yapıya sahip olan ocağın. Ancak Coravan ve hakkında yaygınlıkla söylenen ‘sonradan Alevileşme’ ve hatta ‘Alevileri Sünnileştirmek için’ Alevilerin tarihsel en büyük düşmanlarından .

kitabı kendisi gibi seyit olan bazı Coravanlılar okumak istemişler ancak Berhicanlar ilk önce buna müsaade etmemişlerdir. görüşmeciye ve temsil ettiği kesime göre. Tüm bunlar. Buna göre. efsaneleşen bir geçmişten beri Alevi bir soydan geliyor olmak. bu özden sayılmamakla yani aslen ‘yabancılık’ ile eşdeğerdir. geçmiş zamanda bu ithamları sonlandırmak için kitabı okumaya karar vermişlerdi. Çünkü ona göre bu söylemlerin kaynağı Pilvenkliler. Tutunduğu en önemli kanıt ise yine Berhicanlar’ın kutsal emanetlerinden olan kitapları idi. Asıllarının Sünni olduğu tümüyle yalandır. Köylerinde bir . Osman gibi isimler ile namaz ve otuz gün orucu gibi Sünni topluluklara özgü isim ve konulardan bahsedilmektedir. Coravanlılar öz be öz ‘Dersim Alevileri’dir.06 / Pertek) Özetle. Sağman Sancağı. Zira Tunceli’de Alevilik. doğumla kazanılan bir kimliktir.‘Yavuz’ ile ilişkilendirilmeleri. Kitapta. bilhassa seyitlik unvanının kesin bir önkoşuludur. (Alan Notları : 16 – 08 . Seyitler karşılıklı olarak iddialaşırlar ve Coravanlılar kutsal emanetin açılabilmesi için gerekli olan kurbanı kestikten sonra kitap okunur. Bilinebilen bir geçmişte Alevileşmiş olmak. Kendi uzak akrabalarından (yani Coravan seyitlerinden) bazıları. görüşmemizde kendileri hakkında ileri sürülen bu ‘sonradan olmuşluk’ anlatılarına kızgınlıkla tepki göstererek ilginç bir şekilde Berhican Ocağı’ndaki bazı seyitlerin asıllarının Sünni olduğunu ileri sürmüştü. Çünkü gerçeklerin açığa çıkmasını istememektedirler. Bilinemeyen. Berhicanlar’ın Sünnilikten Aleviliğe geçmiş olduklarının en net kanıtlarıdır. Sağman Camii ve Ömer. Bu seyitler eski yazı bilen âlim insanlardı aynı zamanda. Coravanlı bir seyit. yani Berhican Ocağı idi. görüşmeciye göre. Coravanlı dini ileri gelenlerce şiddetle olumsuzlanan ve kesinlikle kabul edilmeyen bir durumdur.

çoğunlukla orta yaş ve üzeri kuşakların 1970’ler sonrasındaki hızlı ve karmaşık değişimlerle etkilenen bilinçlerinde Coravanlılar’ın yaşadıkları değişim. Günümüzde. Ancak Alevi akrabaları buna yanaşmamışlardır (Alan Notları: 16 – 08 . bazen aşiretin kutsal ataları arasında bazen nam yapmış seyitler arasında bazen de bu ocaklar ile bütünleşik bir algıya kavuşmuş olan kişiselleştirilmiş ziyaret kültleri arasında geçen prestij söylenceleri ile tamamlamaktadırlar. Abdülhamit’in devrilmesinin ardından hükümetle savaşmışlar ve hatta Dersim’deki soydaşlarından yardım bile istemişlerdir.06 / Pertek). kimliğin sınırlarını. Aşiretin aslı Alevidir ve Dersim’den göçmedir. hâkim çoğunluğun aksine. Haklarındaki iddianın müsebbipleri. . asıllarının Alevi olduğunu savunan seyidin. yukarıdaki örnekleri gibi farklı kodlarla ifade edilmektedir. bugünkü Urfa – Viranşehir’deki Milan Aşireti’nin asıl köklerini temsil etmektedir.zamanlar Sünni ailelerin olduğu doğrudur ve bunlar atalarının iç – Tunceli’den buraya yerleştiklerinde hâlihazırda oturan ailelerdir. Celal Abbas Ocağı’na bağlı oluşu ve Coravanlılar’ın çoğunluğunun da buranın talipleri oluşu beraberinde farklı bir tarih algısı da taşımaktadır: Buna göre Coravanlılar. Örneğin. Göç edenler zamanla Sünnileşmiş ve Hamidiye Alayları’na dahi katılmışlardır. Yazısız geçmişleri. Bunlar da zamanla Alevileşmişlerdir. Aşiretler arasında farklı tarihi dönemlerde ortaya çıkmış iktidar ilişkileri. dost ve düşman kategorilerini bu söylenceler ile çizmektedir. sonradan Alevileşmiş topluluklardır. Tunceli Aleviliği’nde farklı seyit ailelerinin söylenceler yolu ile aralarındaki ilişkileri gündelik yaşamda da yaşatıyor oldukları bilinmektedir. bizzat ellerindeki emanetin gösterdiği üzere.

Bugün geri kalanı Sünnileşmiş olsa da bu ‘gerçek’ kesinlikle değişmez. Her halükarda Coravan’ın geçmişindeki ‘Sünnilik’ herkesçe kabul gören bir olgu olarak algılanır. Coravanlı seyidin temsil ettiği kolektif hafıza içerisinde. Aşiretin bilinen en meşhur siması Osmanlı’nın son dönemlerinde bölgede oldukça etkili bir isim olan İbrahim Paşa’dır. Yerli Sünnilerin bazılarınca da Coravanlılar’ın geçmişlerindeki Sünnilik. günümüzde de yaşlılarca sıklıkla zikredilir. Muhtemel bir ortak geçmiş içerisinde paylaşılan ortak aktivitelerin zamanla kendilerinden kopan toplulukların asıllarına ilişkin bilgilendirici verilere dönüşmüş olduğu ve bunun kuşaklar boyu aktarılarak yaşatıldığı düşünülebilir. Milan (Milli) Aşireti Kurmanci ve Kırmacki konuşan toplulukları barındırmasının yanı sıra Alevi ve Sünni farklı inanç biçimlerini de içermektedir. kolektif hafızada yaşatılan bir bilgidir.Milan yahut Milli Aşireti’nin gerçekten de Dersim kökenli olduğunu iddia eden çeşitli yazılı kaynaklar mevcuttur. Bu isim. .114 Buna göre. 114 Dersimi. Bu bakımdan gerek seyitlerin keramet gösterdikleri kutsal mekânlar gerekse bir dönem cami olarak kullanıldığına inanılan mekân herkesçe kabul görür. Abdülhamit ile iyi geçinen ancak İttihat ve Terakki ile savaşan bu Hamidiye Paşasının ve aşiretinin tarihi. ‘gerçekte’ büyük bir aşirettir. Coravanlı köylülerin çok eski zamanlarda ‘cumaları’ topluca Pertek Camisi’ne gelişleri ilginç bir şekilde hala canlıdır. Buraya kadar zikrettiğimiz iki eğilimin de Coravanlılar içerisinde taraftarları vardır. Coravanlılar. 1987. Dersim ile de bir şekilde ilişkilidir. 1915. Jandarma Genel Komutanlığı Raporu (1998) ve Bruniessen (1991). zamanında devlete kafa tutmuş bu büyük paşanın ‘kökleri’nin Dersimli yani Alevi oluşu bilhassa önemlidir. Sykes.

Coravan’ın geçmişinde olduğu kabul edilen bu özelliğin günümüze. bu bölümün temel konusunu oluşturmaktadır. Yukarıdaki içeriğe yaslanmak suretiyle. yerelindeki özgün boyutlarını ortaya çıkarmak oldu. IV. Bu çerçeve içerisindeki asıl maksadımız da Tunceli’deki Sünniliğin. Sadece ve kesin olarak. her halükarda Sünni bir geçmişi içeren ancak günümüzde en az diğerleri kadar Alevi bir topluluğu işaret eden bir kimlik kavramıdır. hemen hiçbir yansısı yoktur. içerdiği farklı tarihsel geçmiş özelliği ile betimler ve bu herkesçe kabul görmektedir. BÖLÜM: YAKIN GEÇMİŞTEN GÜNÜMÜZE ‘TUNCELİ’DE SÜNNİLİK’ ve ‘SİYASALLAŞAN KİMLİKLER’ ÜZERİNE DEĞERLENDİRMELER Çalışmamız içerisinde bu bölüme kadar günümüz Tunceli’sinde görünürlük kazanmış farklı etno-kültürel aidiyetleri ve bu grupların gerek kendilerini tanımlayışlarında gerekse birbirleriyle olan ilişkilerinde temel referans noktaları olan Alevilik ve Sünnilik algılarını ve karşılıklı ilişkilerini irdelemeye gayret ettik. dini inanç ve pratikler açısından. Tuncelili Sünni toplulukların değişen sosyo-ekonomik tarihsel süreçlerde sergiledikleri varlık stratejileri ve paralel olarak açığa çıkan kimlik algılarındaki hareketlilik. farklı biçimlerle de olsa ortak bir zeminde buluşmuş oldukları ‘yurttaşlık’ kimliğinden ve bu kimliğin işaret ettiği ortak kamusal süreçlerden kopuşları yahut farklı biçimlerde bu süreçleri . Burada Alevi ve Sünni toplulukların 1970’li yıllarla birlikte. Alevi kimlik grubu içerisindeki farklı aidiyetlerden birisini.Sonuç olarak Coravan.

aşiret. akrabalık. Bu yabancılaştırmayı en iyi ifade eden kavram ‘öteki’dir. Dolayısıyla ‘öteki’ . düşman olmayı da ifade edebilir ya da potansiyel olarak düşmanlaştırma eğilimini içinde barındırır. Ek olarak. Yanı sıra geleneksel kimlik kodları olan Alevilik ve Sünniliğin. bir kimlik ifadesi olan ‘Sünni olma’nın. basit bir içerikle ‘biz’den olmayan’ı işaret etmektedir: “…İnsanlar. sade. cinsiyet gibi etkenlere göre durumsal olarak belirlenen öteki. din. farklı olmayı ifade ettiği gibi. izleri. etnisite. tekrar belirtmek gerekirse. kendi aidiyetlerini (kimliklerini) paylaşmayan toplumsal kültürel çevreleri yabancılaştırma eğilimindedir. 4. çalışmanın temel hareket noktasını işaret etmektedir. ‘kimliğin siyasallaşması’ anahtar kavramı ekseninde çözümlenmeye ve güncele olan yansımaları açımlanmaya gayret edilecektir.1 ‘Öteki’nin İktidarı Güncel antropoloji literatürü ve benzer nitelikli sosyal bilimler yazını içerisinde son dönemlerin anahtar kavramlarından olan ‘öteki’. Irk. alan verileri çerçevesinde irdelenmeye çalışılacaktır. modern etniklik algıları Kürtlük ve Türklükle bütünleşmeleri ve bu modern kimlik algıları üzerindeki etkileri. mezhep.nasıl değerlendirdikleri söz konusu edilecektir. 1970’lerden günümüze uzanan bir tarihsel kesitte. ulusal düzlemde işaret ettiği hâkim/çoğul sosyo-politik bir içerik ile Tunceli – Pertek yerelindeki azınlık durumu arasında biçimlenen ilgi çekici öyküsü. hemşehrilik. güncel sosyal gerçekliği yaratan kuşakların kimlik algılarındaki Sünniliğin belirleyenleri ve işaret ettikleri toplumsal süreçler. Bu bölüm kapsamında.

. Buradaki maksadımız. ‘ötekilerin’ bilinmesidir… ‘Öteki’ bu yönüyle. Güncel siyasal süreçler içerisinde önemli birer söylem nesnesi olan Alevilik ve Kürtlük. ‘ben / biz’ bilinci ile birlikte var olan. Kişinin kültürleme115 süreci içinde edindiği toplumsal/kültürel kimlik. aynı zamanda onun ‘ötekilerini’ de kapsamaktadır. Türklük ve Sünniliğin işaret ettiği ‘yurttaşlık’ algısının ‘asli’ unsurları olarak da ifade edilmektedir. hayli karmaşık ve çok yönlü sorunsallar içermektedir. geniş kitleleri kapsaması ve daha da önemlisi bu kitleler içerisinde yine bu farklı aidiyet biçimlerini kamusal alanlarda görünürlük kazandıran kurum ve aktörlere sahip olması bakımından. çalışmamızda kullandığımız içerikten. güncel siyasal yüklemelerin dışında kabul edilmelidir. yani kimliğin zorunlu bir parçası olan ‘benden / bizden olmayan’ algısını ‘öteki’ kavramı ile işaret etmek ve Tuncelili Sünnileri çevreleyen hâkim çoğunluğu yine bu grubun kavram setleri üzerinden tanımlamaktır. 2003: 661 – 663). tarihsel geçmişleri ve bugünkü temsiliyet biçimleri itibariyle. modern etniklik kuramları çerçevesinde Türkiye’de kat ettikleri mesafe içerisinde. Bu kesimlerin Alevilik ve Kürtlük kurguları. 20. 116 Çalışmamızda ‘öteki’ kavramı içerisinde değerlendirdiğimiz Alevilik ve Kürtlük kimlikleri. aynı kimliği sahiplenen ve kendisini resmi kimliğin dışında tanımlayarak Türkiye’nin uluslararası güncel politik süreçlerde kazandığı kimi yükümlülükler içerisinden sunduğu kamusal olanakları kullanmaya çalışan aktörlere karşı da önemli bir argüman olarak ‘öteki’liğin reddini öne sürdükleri bilinmektedir. parçalanan anlam kodları itibari ile çok boyutlu bir fenomeni 115 Bireyin içerisine doğduğu toplumsal/kültürel bütünde. yine bizzat bu kimliklere sahip çıkan dikkate değer bir çoğunluk tarafından.116 Günümüzde her iki kavram da gerek ulusal düzlemde gerekse uluslararası alanlarda. Bu öğrenme sürecinin önemli bir parçası. topluluğun maddi ve manevi bütünü içerisinde sosyalleşmesini işaret eden antropolojik kavram. Günümüz Türkiye’sinde ise ‘öteki’nin. zaman zaman genişleyen ve bazen de daralan. doğrudan doğruya kimlikle (aidiyetle) bağlantılıdır. hâkim toplumsal kimlik kodlarından yani Türklük ve Sünnilikten farklı birtakım aidiyetler öne sürmesi. kişinin ve onun mensubiyetinin karşıtını tanımlayarak kendilik bilincini oluşturan bir kimlik bileşenidir…” (Emiroğlu – Aydın. bu anlamda uzak olduğunun altı bir kez daha çizilmelidir. Güncel örneğine Aleviliğin ‘İslam içiliği–dışılığı’ gibi bir tartışma gündeminde rastladığımız bu kamplaşmada kullanıma sokulan ‘öteki’liğin. yüzyıldan günümüze bu kimlik gruplarının.kavramlaştırması ve ‘ötekileştirme’. yaşamsallık kazanmış iki ana kimlik grubuna işaret ettiği söylenebilir: Alevilik ve Kürtlük.

Ek olarak Türkiye’de. beraberinde Alevilik ve Kürtlüğün ortaya koyduğu söylemlerin çeşitliliğini de beraberinde getirmektedir. Özetle. hâkim grubu oluşturan Alevilerin il sınırları içerisinde yaşayan nüfusun % 90’ından fazlasını oluşturduğu gerçeği içerisinden özgün bir iktidar durumunun ortaya çıkmakta olduğu ileri sürülebilir. demografik açıdan gösterdiği yoğunlaşmadan ileri gelmektedir. bu fenomenin. Tunceli’de Kürtlük gibi modern bir etniklik kurgusunun Alevilik gibi özünde pre-modern bir kimlik aidiyetinden hareketle temellendiği gerçeğini de göz önünde tutarak. nüfusa dayalı bu iktidar olma durumunun yine sadece nicel nüfus verileri düzleminde bir etki alanına ve içeriğe sahip olduğu belirtilmelidir. Türkiye’de sadece Türk ve Sünni ile yine sadece Kürt ve Alevi olarak kendini tanımlayan toplulukların dışında Türk ve Alevi.ortaya çıkardıkları görülmektedir. gerek Kürt ve Alevi gerekse Türk ve Sünni kimliklerinin birlikte ve karşılıklı çakıştığı toplulukların varlığının. Tüm bu çakışma alanları. . karmaşasını da içerdiği eklenmelidir. Ancak Tunceli açısından yaşanan durumun özgüllüğü. son çeyrek asırda görünürlük kazanmış bu iki esas kimlik grubunun. devlet içerisinde bir başka devlet durumu söz konusu değildir. Zira bu çoğunluğun beraberinde bir başka yasal hukuk sistemine yaşamsallık kazandırmadığı ortadadır. Kürt ve Sünni topluluklar da mevcuttur. kendi içerisinde ortaya çıkardığı farklı aidiyetlerin çeşitliliğini. Söz konusu ettiğimiz bu iktidarın içeriğini şöyle açıklayabiliriz: Öncelikle. çalışmamızın II. Örneğin. Bölümü içerisinde. Bu bakımdan. Tunceli örneğinde tartıştığımız etniklik algıları olan Kürtlük ve Alevilik’in yanı sıra Türklük ve Sünnilik kimliklerinin de aldığı ve almakta olduğu biçimlerin çeşitliliği rahatlıkla görülebilmektedir. Aleviliğin ve Kürtlüğün.

hakkını arardı çeker giderdi yani… Onlar da bizim gibi Dede’nin önünde eğilir kalkardı…” Notları: 16 – 12 – 2005 / Pertek). (Alan . suyun önünü çevirmiştir. Alevilik ve Sünnilik kimlikleri üzerinden yaşanan siyasal kamplaşma öncesi ve sonrası dönem olarak iki esas belirleyenden kaynaklandığı ileri sürülebilir.Fakat bu demografik dağılımın yarattığı ilişki süreçleri de farklı tarihsel dönemlerde biçim ve içerik açısından değişkenlik göstermekte ve böylelikle ikincil bir yön açığa çıkarmaktadır. Bu yön açısından konuya eğildiğimizde karşımıza çıkan farklılıkların. yani işte adamın davarı tarlaya girmiştir. efendim alacak – verecek davasıdır falan… Bunlar da [Sünniler] bizim gibi Cem’e gelirlerdi. Bu hâkim çoğunluğun içerisinde kalan yahut sınırlarında temas eden ve yine küçük kasaba yerleşimlerinde ikamet eden Sünni toplulukların da zaman zaman bu hukuka tabi olarak çeşitli varlık stratejileri geliştirdikleri anlaşılmaktadır. Alan çalışması esnasında karşılaşılan orta yaş üzeri hemen tüm Alevi ve Sünni görüşmeciler. dertlerini anlatırlardı. çeşitli nedenlerden ötürü karşılıklı yaşadıkları sorunlarda yasal mercilerden ziyade Alevilerin itibar ettikleri Seyitlere ve Cem kurumuna başvurduklarını çeşitli şekillerde ifade etmişlerdir: “…Şimdi böyle sorunlar olduğunda. 1970’lerde yaşanan kamplaşma dönemlerine kadar Alevi çoğunluğun sahip olduğu kimlik üzerinden yaşatılan örfi hukuk sisteminin bilhassa kırsal yerleşimlerde geçerliliğini sürdürmüş olduğu ve yakın ilişki içerisinde olduğu toplulukları da kapsayacak etkinlikte yaşamsallık kazanmış olduğu bilinmektedir.

“Şimdi ceza… Eğer Dede kendi adamını suçlu bulmuşsa.” (Alan Notları: 16 – 12 – 2005 / Pertek). . Halkın mahkemesi kurulurdu.] gönderirdi iki tarafı. Alevi – Sünni anlaşmazlıklarında. Dede’ye söylerdi. oradaki efendim cemaat kendi adamını suçlu bulmuşsa ayrım falan olmazdı yani… Cezası neyse odur şimdi… Ben bilirim yani böyle ceza kesmiştir… Düşkünlük117 bile olmuştur. sıkıntısı olduğunda. Alevi Dedeleri çağrılırdı ve o insanlarla ‘halk mahkemesi’ kurulurdu. Bu toprak davalarında. “Tabi.“…Dede de bazen sınardı mesela. Alevi büyüklerini cemaatçi olarak çağırırlardı. 2003: 125). 117 Düşkünlük. Günümüzde de belki vardır ama genelde şimdi yargıya intikal ediyor. Alevi topluluklarında uygulanagelen cemaat içi hukukun öngördüğü en ağır cezadır (Daha fazla bilgi için bkz. çoğu zaman yaşanılan bölgenin terk edilmesi sonucu doğuracak kadar önemli bir meseledir. Benim gördüğüm kadarıyla 1970’lere kadar. hâkim toplumsal gücü oluşturan Alevilerin. Bizim mübareğe [Pertek’te Aleviler arsında etkili bir prestije sahip olan Sultan Hıdır Ziyareti’nden bahsediliyor. Farklı suçlara farklı şekillerde uygulama öngören bu cezanın esas ayırt edici yönü cemaatten dışlanmadır. genelde Alevi büyüklerini çağırıyorlardı. “Bu Elazığ’dan gelip yukarı taraflara [Tümüyle Alevilerin yaşadığı daha iç bölgeler] giden tüccar da giderdi. İşi var diye yani…” (Alan Notları: 16 – 12 – 2005 / Pertek). kendi içlerinde tıpkı kendileri gibi azınlıkta kalan gruba karşı daha toleranslı davranmış olduklarını düşündürtmektedir. Bilhassa kırsal yerleşimlerde ikamet eden Alevi topluluklarında cemaatten ve cemaatin ortak gerçekleştirmek zorunda olduğu geçim faaliyetlerinde yalnızlaştırılma. Zaten en fazla da onlar giderdi. Korkmaz. Ama o zaman da halk mahkemesi vardı. Bu bakımdan. tarihsel geçmişlerinden getirdikleri ve temelinde kolektif hafızanın kodladığı mağduriyetlerle örülü geçmişlerinin. Alevi cemaat içi hukukun gerektiğinde karşı tarafın lehine böylesine ağır bir cezayı dahi uygun görmüş olması son derece önemlidir. zaten kimse mahkeme yüzü de görmedi burada. Burada. Yani işte Sünni de giderdi o zaman. Tabi eğer Alevi adam yanlışsa cesaret edemezdi… Bizim mübarekte çok olmuştur böyle…” (Alan Notları: 16 – 12 – 2005 / Pertek). Genelde toprak davalarında rastlanırdı bu işlere.

Siyasal kamplaşmalar öncesinde Alevi ve Sünni toplulukların. örgütler dönemi [1970’li yıllar kastediliyor] öncesinde bizim burada bu Dedelik kurumu çok önemliydi. Bi de üstelik Sünniler işlerini böyle çözmek isterlerdi. birincil ilişki biçimleri olan ekonomik yaşamın . gördüm” (Alan Notları: 15 – 04 – 2006 / Pertek). Böyle Alevi – Sünni anlaşmazlıkları mahkemeye falan gitmeksizin burada çözülürdü. o büyükler geldiler. onun babasının vasıtası ile bir de Y diirler onun vasıtası ile. kendim oraya gittim. X ağa derler. Benzer örneklerin Alevi ve Sünniler arasında gerçekleşen ‘kirvelik’ ilişkilerinde yaygınlıkla aktarıldığı üzere. bu dönemlerde. çok ön plandaydı. (Alan Notları : 03 – 07 – 06 / Pertek). “Kendim yaşadım. Sünni çoğunluğun olduğu mekânlarda da Alevi cemaat hukukunun geçerlilik kazanmış olduğunu işaret eden veriler mevcuttur: “İşte bu siyaset. Bunu yaşadım ben. Köyde bize hayır etmeyen bir aile vardı. Onun ismini vermiyorum. özellikle kimlikleri üzerinden yaşanan siyasallaşma ve kamplaşma öncesinde Alevilerin örfi hukukunun yerel yaşamın düzenlenişinde ve devamının sağlanışında ön planda olduğu görülmektedir.Tabi. Biz. Hatta Pertek ilçe merkezi gibi. biz de artık toplumun verdiği karara saygı duyduk. Sünniler de gelir Halk Mahkemelerinde haklarını ararlardı” (Alan Notları: 15 – 04 – 2006 / Pertek). aradaki kimlik sınırını muhafaza etmekle birlikte. Yani insanların kendi sorunlarını yine kendi hukukları ile kavga gürültü olmadan çözmeleri… Gerçi tabi bu tür şeyler daha çok bu köylü Sünnilerle Aleviler arasında olurdu. Cemaatin verdiği karara saygı duyduk. Bence bu iyi bir şeydi. bizim evde halk cemaati yaptılar.

ortaya çıkardığı sosyal süreçlerde. kendilerini çevreleyen Alevi çoğunluğun kurumlarına müracaatları anlamlıdır. öncelikle nüfus ve yerleşim gibi temel belirleyenlerden kaynaklandığını işaret eder niteliktedir. gerektiğinde zor aygıtlarını da devreye sokabilecek resmi iktidar kurumlarından destek almaları olabilecek en doğal strateji haline gelmektedir. ortak kimlik kodlarını paylaştıkları resmi kurumlarla bu ortaklaşmanın sağlayabileceği ayrıcalıkları kullanma yönünde hareket etmediği görülmektedir. Zira bu dönemlerde. Hâlbuki böylesi bir beklentinin oluşması için yeterli koşul fazlası ile mevcuttur. Özellikle kırsal yerleşimlerdeki Sünni topluluklar. Sünni toplulukların. kaynağını nüfus yoğunluğundan almakla birlikte. Bu hâkimiyet. iç içe örmek durumunda kaldıkları geçim etkinliklerinde karşılaştıkları sorunları egemen resmi hukukun kurumlarından ziyade hâkim çoğunluğun sosyal mekanizmaları içerisindeki çözüm arayışları. iktidarın yani sosyal yaşamın belirleyici normlarının geçerliliğinin. resmi kurumlarda ve yerel ekonomik hayatın belirleyici konumlarında bulunan insan gücünden de beslenmektedir. hemen hiçbir Sünni topluluğun. herhangi bir meseleden dolayı Alevi çoğunlukla ihtilaf içerisinde olan Sünnilerin. süregetirdikleri geleneksel kurumlarıyla karşılıklı ortak bir hukuku örmüş oldukları anlaşılmaktadır. Bu durumun sebeplerinden olarak ilkin. yani resmi geçerliliği olmayan kurumlarla ilişkilenerek tüketilmiş görünmektedir. Alevi ve Sünni toplulukların yerelde yaşattıkları geleneksel hayatın bu yıllara . Öncelikle belirtilmelidir ki bu dönemlerde Pertek ilçe merkezinin hâkim nüfusunu Sünniler oluşturmaktadır. açık bir biçimde hâkim Alevi çoğunluğun sosyal yaşamına adapte olmuşlardır. Özellikle kırsal yerleşimlerde ikamet eden Sünnilerin. tersi yönde. Ne ki bu dönemlerde süreç. Bu durumda.

değin ciddi yapısal değişimler geçirmemiş olmasından ve yüzyıllardır süregelen karşılıklı geleneksel hukukun işlerliğinden kaynaklandığı ileri sürülebilir. 1970’lerin sonlarına değin üretim ilişkileri hemen tümüyle tarım

faaliyetlerine yaslanan ve nüfusun büyük çoğunlukla kırsal yerleşimlerde bulunduğu Tunceli de benzer birçok il gibi sosyo-ekonomik yapısında nitelik açısından ciddi hiçbir değişim yaşamamıştır. Bu durum, son derece yavaş bir değişim sürecinde olan toplumsal yaşamın, geleneksel kurumlarını, işleyişini ve yaratmış olduğu algıları da canlı kılmaktadır. Aleviler ve Sünniler, Cumhuriyet’le birlikte tabi oldukları hukuku ve kimlik algılarını değiştirmiş olmakla birlikte güçlü bir şekilde geleneksel kimliklerini ve kurumlarını da bu hukuka uyarlayarak eş zamanlı bir biçimde yaşatmışlardır. Böylelikle, bireylerin yaşamlarını idame ettirmede başvurdukları varlık stratejileri çok yönlü kalabilmiştir. Türkiye Cumhuriyeti yurttaşlığı ile Alevilik ve Sünnilik temelinde belirlenen yerel yaşam iç içe geçmiş ve gelenek, özellikle kırsalda, eski alışkanlıklarını korumayı başarabilmiştir. Alevi toplulukların inanç yapılarının biricik kurumu olan Cem ve bu kurumun yaşamsallık kazandığı seyitlik, Sünni toplulukların ‘ileri gelen aileler’ olarak kodladıkları toplum önderleri ve elbette ki bu yapı ile kimi zaman iç içe olan babalar ve yerel inanç kurumları; her iki topluluğun uzun yüzyıllar boyunca karşılıklı temaslarında açığa çıkan en önemli ve işlevsel aktörleri oldular. Cumhuriyet’in, ekonomik ve sosyal yapılanmasındaki eksiklikler, bu feodal tutunumların ve aktörlerin beraberinde taşıdığı geleneğin de canlı kalmasını sağlayan en önemli etmen oldu. Ek olarak, Sünnilerin kendi lehlerine yaptırım gücü mutlak kararların çıkma ihtimali yüksek olan resmi kurumları devreye sokmamalarında, bu kurumların

kendilerine her daim sürecek bir koruma imkânı sağlama olanaklarından yoksunluğu gerçeğinden hareketle, Alevi toplulukların fiili olarak yaşattıkları geleneksel kurumlarla ilişkilenme gerekçesi yaratmış olduğu düşünülebilir. Herhangi bir tekil örnekte kendi lehlerine işlemesi kuvvetle muhtemel bir süreci örmelerinin ardından, yine aynı muhataplarıyla yine aynı mekân ve sosyal süreçler içerisinde yaşama zorunluluğunun ortaya çıkaracağı uzun vadeli olumsuz sonuçların, böylesi bir stratejinin canlı kılındığını düşündürmektedir. Bu dönemlerde hemen tüm sorunların, Aleviler ve Sünniler arası kurulu bulunan geleneksel toplumsal ilişki kalıpları içerisinde eritildiği anlaşılmaktadır. Kirvelikler, öncelikli referans araçlarıdır. Sünniler, Alevi çoğunluk içerisinde kimi zaman dini kimi zaman ekonomik bakımdan sosyal statüsü kuvvetli komşularıyla kurdukları kirveliklerle öteki topluluk içerisinde güçlü dayanaklar yakalamaktadırlar. Alevi toplulukların kendi aralarındaki sıkı ve çok yönlü sosyal bağları sayesinde, Sünnilerin kurmuş oldukları kirveliklerin kapsamı da

genişlemekteydi. Zira her Alevi aile öncelikle anne ve baba tarafından geniş ailelere bağlı idi. Yine bu ailenin kirvelik veyahut musahiplik bağı ile temas ettiği ve bu kurumların geleneksel içeriği gereği bağlandıkları kişilerin yakın çevresini kapsayan geniş bir sosyal çevre söz konusuydu. Alevilerin ek olarak taşıdıkları aşiret ve dahası seyit - talip ilişkileri de onların sosyal çevrelerinin genişliğini belirleyen çok yönlü ve karmaşık ilişki ağları idi. Tüm bu ilişkilerin, özellikle ilgili Alevi ailenin yaşam mekânının yakın çevresinde gerçekleştiği düşünüldüğünde, Sünnilerin kurdukları kirveliklerin ve böylelikle devreye soktukları aracı yahut yardımcı kuvvetin yaptırım gücünü ve etki alanını hayli zenginleştirdiği görülebilmektedir. Tüm bunların yanı sıra Aleviler açısından kirvelik ve musahiplik kurumları, varlığını ve yaptırım

gücünü inanç kurgusundan alıyordu. Böylelikle bu bağların gerek kendi içlerinde gerekse Sünni komşularıyla olan ilişkilerinde, kaynağını dinden alan bir tutarlılık durumu açığa çıkarıyordu. Dolayısı ile Sünnilerin, kirvelik kurumu üzerinden yakalamış oldukları ‘içerideki’ yardımcının etkisi hayli önemli idi. Bu durumun, seyitlerin ve babaların temsil ettikleri geleneksel karşılıklı ilişki kalıpları işlevsizleştiğinde dahi ön planda olduğu ve çoğu Sünni ailenin bugünde de Pertek ve çevresinde, özellikle kırsal yerleşimlerde, ikametinin temel dayanağı olduğu görülebilmektedir. Kirveliğin yanı sıra Sünniler, Alevi komşularıyla olan meselelerin çözümünde, Alevi çoğunluğun Cumhuriyet döneminde de (1938’in ardından) güçlü bir şekilde yeniden tesis ettiği ve yerel hayatın merkezine aldığı iç hukuklarına, kurumlarına tabi olarak, son derece önemli bir strateji de geliştirmiş olmaktaydılar. Böylelikle problemli oldukları kişi yahut topluluğu yine bu insanları var eden kimliğin asli mekanizmaları aracılığıyla istemleri doğrultusunda zorlayabilmekte ve resmi kurumlarla kıyas kabul etmeyecek ölçülerde geçerliliği olan araçları devreye sokmaktaydılar. 1938’in ardından özellikle kırsal bölgelerde yeniden inşa edilen gelenek içerisinde; ziyaretler, Cem ritüelleri vasıtasıyla veyahut muhataplarının tabi oldukları seyitlerin aracı pozisyonda olduğu durumlarda, Alevilerin yasal mercilerle kıyas kabul etmeyecek ölçülerde çok daha fazla baskılandığı aşikârdır. Zira bu yıllara değin bilhassa kırsaldaki Alevilerin hemen hiçbir topluluk içi sorunu resmi kurumların aracılığı ile çözmedikleri bilinmektedir. Korkmaz (2003: 125), Aleviler’de cemaat içi sorunların Osmanlı döneminde şeriat mahkemelerine taşınmasının ‘düşkünlük’ cezası gerektirecek kadar ağır bir suç

sayıldığını ifade eder. Bu bilgi, çalışma esnasında yaşlı Alevi görüşmecilerin Cumhuriyet’in adli makamları için söyledikleriyle de özdeştir. Dolayısıyla adli mercileri topluluk içi sorunların çözümünde referans kabul etmeyen hâkim çoğunluk içerisinde Sünnilerin Cem kurumuna müracaatları, muhatapları üzerinde yaptırım gücü aşikâr olan bir seçeneği tercih ettiklerini işaret etmektedir. Çalışmamızda gerek Aleviler gerekse Sünniler açısından önemli bir belirleyen olarak sıklıkla zikrettiğimiz ve böylelikle tutum ve davranışları sınıfladığımız ‘yerleşimin mekânı’, bahsini ettiğimiz iktidarın biçim ve içeriği bakımından da son derece önemlidir. Pertek genelindeki genel duruma bakıldığında kayda değer bir nüfus gücünü işaret etmelerine karşın, Pertek ilçe merkezinin etrafındaki köy ve mezra yerleşimlerindeki Sünnilerin Alevi çoğunluğun dini ve sosyal yaşamlarındaki hâkim öğelerle iç içe geçmişliklerinin dikkate değer ölçülerde fazlalığı anlamlıdır. Tümüyle toprağa ve göçer olmayan hayvancılığa dayanan üretim süreçlerinin gerçekleştiği mekân, sahip olduğu tüm kaynaklarla (ormanlar, sular, otlaklar, tarlalar vs.) birlikte, oldukça uzun bir zamandan beri Alevi komşularla paylaşılmaktadır. Bu kaynaklar üzerinde insan iradesinden bağımsız oluşan doğal sorunlarla birlikte, geçim etkinliğinden elde edilen ürünün değişim değeri kazandığı pazarda yaşanan sıkıntılar, her iki grubu sahip oldukları köylülük kimliği içerisinde ortak tutum ve davranışlara sevk etmektedir. Bu bakımdan, siyasal kamplaşmalar öncesinde, kırsal yerleşimlerdeki Sünnilerin sahip olduğu ‘Barmazlılık’ kimliği, kendisini çevreleyen Alevi köylü çoğunluğun anlam dünyasında, yine kendi hâkim sosyal çevresi ve bunun vücut

bulduğu mekân içerisinde ‘Barmazlı olmayan’ Sünnilerden olumlu yönde ayrışan bir içeriğe de kavuşmaktadır. Ziyaretlerini paylaştıkları, hemen hepsiyle kurdukları kirveliklerle yakın sosyal ilişkiler ördükleri, seyitlerin ve bazen da babaların önderliğinde dini–sosyal aktivitelerini gerçekleştirdikleri Sünni azınlığın tabi olduğu iktidar, bu bakımdan siyasal bir tabiiyeti içermemektedir. Sünni topluluklar kendi iç hukuklarını korumakla birlikte hâkim nüfus gücünün etkin kıldığı kültürel mekanizmalara yaslanmış ve böylelikle bir varlık stratejisi gerçekleştirmiştir. Sünnilerin kirvelikler, Seyitler ve Cem kurumu gibi Alevi toplumunun iç mekanizmalarına yaslanarak varlık stratejileri geliştirmiş olmaları doğrudan kendilerini çevreleyen Alevi nüfus içerisinde azınlıkta kalmalarından dolayı şekillendiği açıklıkla görülmektedir. Ancak Pertek ilçe merkezindeki Sünniler açısından, Alevi çoğunluğun nüfus gücü itibariyle yaratmış olduğu sosyal hâkimiyetin kırsaldakilere kıyasla oldukça sınırlı bir tabiyet durumu ortaya çıkardığı söylenebilir. Her ne kadar bu dönemlerde de Seyitlere ve Cem kurumunun işlevselleştirilmesine olan yaygın geleneksel tutumlar görülse de Alevilerin ilçe merkezinde henüz azınlıkta olduğu bir durumda Sünnilerin kendi sosyal ve kurumsal mekanizmalarını daha baskın bir şekilde kullandıkları anlaşılmaktadır. Kırsal kesimlerle olan yakın ilişkiler Alevi çoğunluğun toplumsal kurumlarını, ilçe merkezinde gerçekleşen ticari ve sosyal süreçler ise Sünni topluluk içi ve resmi kurumları işaret etmektedir. Yerleşim mekânı konusunda ortaya koyduğumuz bu ayrım, farklı biçimlerde, siyasallaşma döneminde ve sonrasındaki süreçlerde de kendisini gösterecektir.

Alevi çoğunluğun özellikle kırsal bölgelerde nüfus gücü bakımından, kendi doğallığında sahip olduğu sosyal baskınlık, söz konusu ettiğimiz iktidarın temel dayanağıdır. İktidarın Sünnilerin üzerindeki etkisi ise yerleşim mekânlarından ve bu durumun doğrudan işaret ettiği sosyal yapıdan etkilenmekte, buna göre artmakta yahut azalmaktadır. Bu etkinin 1970’ler sonrasındaki süreçlerde de temelde yine nüfus hâkimiyetinden kaynaklandığı ve fakat içeriğinin değişmiş olduğu

görülmektedir. Söz konusu değişimin yönü, doğrudan geleneksel kimlik tanımlarının asli belirleyeni olan Alevilik ve Sünnilik aidiyetlerinin siyasallaşmasını ve bu siyasallaşma süreçlerinin 1970’lerden bugüne gösterdiği farklılaşmayı işaret etmektedir. Kimliğin siyasallaşması, yukarıda kullandığımız ‘öteki’ kavramının içeriğini de etkilemekte ve güncel siyasal kullanımındaki biçimine kavuşmasında izlediği yolu da aydınlatmaktadır. Bir diğer yönüyle de ‘öteki’nin iktidarını pekiştirmekte ve karşısında daha homojen bir tutum sergileyen karşıt Sünni iktidarı doğurmaktadır.

4.2 Kimliğin Siyasallaşması

Kimliğin siyasallaşması, ulus yurttaşlığının üzerinde temellendiği etnokültürel aidiyete olan itirazlarda ortaya çıkan ve bu anlamıyla son çeyrek yüzyıldır karşılaşılan yeni bir olgudur. Bu bakımdan sahip olduğu içerik, öncelikle küreselleşme gibi yakın dünya tarihinde görünürlük kazanmış ve büyük çaplı ekonomik, sosyal ve siyasal hareketliliğe neden olmuş hacimli bir kavramla

doğrudan ilgilidir. Bu belirlenim içerisinde ortaya çıkan ‘kimliklerin siyasallaşması’ süreci; etnik ve dinsel kimliklerin kamusal alanlarda görünürlük kazanmalarının ve çeşitli siyasal-sosyal hak taleplerini farklı biçimlerde ortaya koymalarının bir ifadesi olarak da okunabilir Kimliğin siyasallaşması, bu düzlemde gerçekleşmekte ve farklı kimlik grupları, kendilerine yeni ekonomik ve sosyal alanlar açmaya çabalamakta yahut mevcut kaynaklardan azami ölçülerde faydalanmaya çalışmaktadırlar. Sahip oldukları resmi ve gayri resmi kurumlar, ekonomik birlikler ve bunları örten sosyal organizasyonlarıyla ulusal ve uluslar arası güncel ekonomi-politik içerisinde her daim hareketlilik sergilemektedirler. Kimlik söyleminin yerel ve uluslararası dengeler çerçevesinde biçimlenen siyaseti, doğrudan doğruya mevcut kimliğin tarihsel ve güncel yeniden–üretimi çerçevesinde hayat bulmaktadır. Bu kapsam çerçevesinde, küreselleşmenin sonucu olan yeni siyasallaşmanın, Tunceli özgülünde, Alevi ve Sünni topluluklarda iki ayrı dönem içerisinde ve oldukça özgün koşulların belirleyiciliğinde farklı yönlerde yansıdığı söylenebilir. İlk dönem 1970’li yılları kapsarken, ikinci dönem 1980 darbesinden günümüze özellikle 1990’lı yılları işaret etmektedir. Bu tespitten hareketle değerlendirdiğimizde: İkinci Dünya Savaşı ertesinde tüm dünyada hızla yükselen sosyalist bloklaşma ve etki alanında kalan alanlarda ivme kazanan sosyalist hareketlerin yaratmış olduğu baskın politik havanın, geniş kitleler düzlemindeki karşılığını, Türkiye’de 1970’li yıllarda almış olduğu rahatlıkla ileri sürülebilir. Küreselleşmenin henüz olgunlaşma döneminde olduğu 1970’lerin başlarında, Kuzey Amerika ve Avrupa’daki kapitalist ülkeler ile Sovyet Rusya ve etki alanındaki sosyalist bloğun siyasal haritası içerisinde, ilkine yaslanan fakat günümüzle

kıyaslanmayacak ölçülerde iç pazarını yerel dinamikleri ile kontrol altında tutan Türkiye’de, emek–sermaye çelişmesinde vücut bulan halk hareketlerinde görünürlük kazanan sosyalist söylem, hemen tümüyle Türk yurttaşlık kimliği temelinde yeni bir toplum projesi kurgulamakta idi. Ancak buradaki Türk yurttaşlığı, sınıfsal aidiyetler ekseninde kurgulanmakta ve sosyalist teorinin kendisinde içkin olduğunu kabul ettiği modern, seküler radikal burjuva demokratik atılımları da içermekteydi. Böylelikle en başından gerek resmi yurttaşlık kimliğinin fiili olarak içerdiği feodal din bileşenlerinden gerekse bunun dışında kalan tüm feodal kimlik tutunumlarından kendisini soyutlamıştı.118 Dolayısıyla bu yıllarda, modern bir etniklik tanımı olan Kürtlük, herhangi bir kurumsal temsiliyete yahut Kurmanci–Kırmancki konuşan kitleler nezdinde belirgin bir kimlik algısına sahip değilken dahi ‘kendi kaderini tayin hakkına’ sahip bir başka ulus kategorisinde değerlendiriliyordu. Alevilik ise işaret ettiği feodal tutunum gereği, sosyalist ideolojide içkin olan toplumsal ilerlemeci yaklaşım çerçevesinde ‘ulus’ kategorisinde kendiliğinden eriyecek bir kimlik durumuydu. Bu bakımdan Tunceli’de genç Alevi kitleler içerisinde hızla popülerleşen sosyalist solun, tüm söylemini, Aleviliğin ve ima ettiği yerel geleneksel aktör ve kurumların ötesinde ulusal bağımsızlık ve sosyalist bir demokrasi zemininde kurgulamış olduğu anlaşılmaktadır. Kaynak kişilerin aktarımlarına göre, bu dönemlerde Tunceli’de faaliyet yürütmüş hemen hiçbir sol siyasal hareket, Tunceli’nin sahip olduğu özgün etno-kültürel duruma ilişkin bir proje öne sürmedi. Örneğin Tunceli Alevililiği’ne dair yahut Kırmancki ya da Kurmancki dili üzerine, bu aidiyeti esas olan örgütlenme alanları açılmadı. Bu kimliklerin güncel etnografileri yahut antropolojinin işaret
118

Türk yurttaşlık kimliğinin oluşum sürecinde Sünni–İslam’ın fonksiyonu ve yeniden–üretimi çerçevesinde faydalı bir kaynak için bkz. Bahadır, 2001:153 -172.

ettiği çerçevede çalışmalar yapılmadı. Tam tersine, 1960’larla birlikte ivmelenen ve bu yılların sonlarına doğru ciddi bir potansiyele ulaşan öğrenci gençlik hareketlerinin sahip olduğu politik örgütlerin 1970’lerin başlarında yaşadığı nitel sıçramalarla sınıf mücadelesini esas alan siyasi hareketlere dönüşümü, bu grupların Tunceli’deki temsilcilerinin yerel politikalarını da doğrudan belirliyordu. Ulusal düzlemde yürütülen ‘sınıf mücadelesi’ kapsamında, sosyalist ideolojinin anlamlandırdığı modern ulus kavramının dışında kalan bu aidiyetler, ancak devrimden sonra, ‘burjuva demokratik devrim’in kendisine esas aldığı etnikliğin dışında kalan kimlikler için devlet korumasına alınacak özgün etnografik öğelerdi. Dolayısıyla esas mücadele alanı, mevcut ‘yerel sınıf düşmanları’ idi. Ne ki Tunceli, Güneydoğu’dan yahut bu yıllarda fiili toprak işgallerinin görüldüğü Ege’den ve henüz sanayileşmemiş geleneksel tarım ilişkilerinin kurulu olduğu bölgelerden farklı olarak geniş toprak ve köylü emeği mülkiyetine sahip feodal ağalık kurumundan yoksundu. Bu kurum, 1938’de tümüyle ortadan kaldırılmıştı. Dolayısıyla, Tunceli’de hemen hiçbir sanayi kuruluşunun olmaması da köylü kitleler içerisinde inşa edilecek sınıfsal söylemlerin ‘öteki’lerini, kaçınılmaz olarak, güçlü geleneksel ilişkilerle hayat bulan seyit-talip ilişkileri olarak belirledi. Seyitlerin Alevi topluluklar içerisindeki ayrıcalıklı pozisyonları ve oluşturdukları kast sistemi, genç kuşaklar için doğrudan bir hedef haline böylelikle geldiği anlaşılmaktadır. Genç Alevi kitlelerinin neredeyse tümüyle tabi oldukları örgütlenmelerin yaygınlığı ve nicel açıdan yaratmış oldukları fiili iktidar, zamanla bu kurumun ve aktörlerinin işlevlerini tasfiye edecekti. Genç Alevi kitleler içerisinde hayat bulan siyasi hareketlerin yerel düzlemdeki bu konumlanışlarının yanı sıra merkezi düzlemde bağlı oldukları siyasal

örgütlülüklerinin ulusal çaplı politikaları gereği savaşım verdikleri farklı iktidar odakları da mevcuttu: Devletin resmi zor aygıtları ve kendisini devlet karşıtı hareketlerin karşısında, onlarla mücadele ekseninde konumlayan ve yine açıktan devlet koruması altında olan sağ siyasal hareketler. Genç Alevi kitleler, Tunceli’de bu ikinci cephenin aktörlerini, askerin ve polisin yanı sıra onlarla zamanla iç içe geçen ve tek bir cephede birleşen Sünni yaşıtları içerisinden buldular. Tunceli’de bu dönemde Alevi ve Sünni topluluklar arsında yaşanan kamplaşmalarda bu kimliklerin birebir siyasetin öznesi olduğunu ileri sürmek zordur. Daha doğru bir ifadeyle, bu yıllarda Alevilik yahut Sünnilik, sol söylem açısından siyasetin asli belirleyeni değildir. Sınıf mücadelesi, Alevilik ve Sünnilik gibi feodal tutunumları aşmakta ve yerelde, köylülüğün başat aktörlerinden olduğu ‘demokratik devrim’in üzerinde yükseldiği tek bir toplumsal sınıf olarak algılanmaktaydı. Sünniler, sahip oldukları din aidiyetleri üzerinden bu dönemlerde kesinlikle ötekileştirilmediler. Ancak 1970’lerin sonlarına doğru artan kamplaşma ve çatışmalar, yavaş yavaş kimliklerin siyaset alanını kapladığı bir alan açmış ve küreselleşme bahsinde dile getirdiğimiz ‘kimliğin siyasallaşması’nın nüvelerini de yaratmış olduğu anlaşılmaktadır. Bu bakımdan, ileride de görüleceği üzere, sol söylem bu yıllarda az da olsa Sünni topluluklar içerisinden karşılık bulabilmiştir. Sünnilerin sağ ideolojiler ekseninde harekete geçişleri ise, doğrudan bazı müdahaleler sonucunda geliştiğini düşündüren, veriler sunmaktadır. Bu çerçevede Sünniliğin en başından beri etkin bir kimlik söylemi olarak siyasallaştırıldığı öne sürülebilir. Bu konu bir sonraki alt başlıkta irdelenmektedir. Kendilerini büyük çoğunlukla, sosyalist örgütlenmeler dolayımı ile ifade eden Alevi gençlik kitleleri, yukarıda izah ettiğimiz çerçevede, Aleviliği sadece hedef

kitlelerin harekete geçirilebilmesinde bu kimliğin benlik algısında içkin olan 1938 ve benzeri tarihsel kırılmalarda açığa çıkan travmatik geçmiş kültlerinde bir söylem aracı olarak değerlendiriyorlardı. Zira başlıbaşına bir Alevilik kimliği hatta daha yerel boyutlarda Tunceli Aleviliği’nin diğer Alevilik algılarından ayrıştığı boyutlarda bir söylem aracı geliştirilmemişti. Böyle olsaydı, kimliğin geleneksel kurumlarına ve yürütücülerine savaş açmaz, tam tersine onları yerel kitleleri harekete geçirmede önemli aracılar olarak değerlendirebilirlerdi. 1970’lerdeki sosyalist hareketlerin, sadece Alevi yahut Kürt olmaları nedeniyle resmi kurum ve iktidar partileri ile çelişmeleri olan kitleler içerisinde, bu kimlikleri fakat bilhassa feodal bir kimlik durumu olan Aleviliği, dikkate değer bir politik söylem nesnesi olarak değerlendirmedikleri bilinmektedir. Zira güncel durumda kendisini sosyalist olarak tanımlayan çoğu siyasal hareketin, özellikle 1990’larla birlikte bu kimliklerin geniş kitleler nezdinde kamusal alanda görünürlük kazanmaya başlamasının ardından, gerek Alevi gerekse Kürt etnik kimlikleri üzerine bir dizi siyasal açılım öngördükleri, bu kimlik gruplarının kendilerini ifade ettikleri yerel derneklerde ya da bizzat bu kimlikler temelinde kendi kurdukları sivil toplum örgütlerinde, yeni politik açılımlar gerçekleştirdikleri bilinmektedir. Bu durum, tekrar yineleyecek olursak, küreselleşme bahsinde sözünü ettiğimiz ‘kimliğin siyasal alanı doldurması’ durumuna denk gelmektedir. Böylelikle, 1970’lerde Alevi ve Sünni kitleler nezdinde açığa çıkan siyasallaşmanın, 1980’lerden sonra yine bu kimlikler üzerinden açığa çıkan yeni siyasi söylemlerden ayrıştığını rahatlıkla ifade edebiliriz. Türkiye’de Alevi ve Sünni aidiyetlere sahip toplulukların iç içe yaşadıkları bölgelerde, 1970’li yılların sonlarına doğru keskinleşen kamplaşmaların söylemi,

doğrudan dönemin siyasal taraflarında hayat buluyordu. Ancak bu taraflaşmaya uzanan süreçte Aleviliğin ve Sünniliğin tarihsel arka planlarından ziyade bu tarihin yeniden–üretimine yaslanan birtakım müdahalelerin olduğu göze çarpmaktadır. Tunceli’de ‘kimliklerin siyasallaşması’, Alevi çoğunluk içerisinde yaşayan Sünni topluluklar nezdinde, bu dönemin oldukça çarpıcı bir örneği olarak karşımıza çıkmaktadır.

4.3 ‘Öteki’nin İktidarında ‘Ötekileşen Çoğunluk’: Ötekinin Ötekisi

Bilindiği üzere 1970’li yıllarda sol söylem geniş kitleler nezdinde, çok parçalı da olsa kendisine bir karşılık bulmuştu. Alevilik, Kürtlük gibi ulus kimliği dışında kalan etno-kültürel aidiyetlerin, bu dönemdeki sol hareketlerin genelinin siyasi söyleminin merkezini değil ancak önemli oranda insan kaynaklarını sağladığı da bir gerçekti. Tunceli, bu gerçeğin en somut şekilde hissedildiği alanlardan birisi oldu. Sahip olduğu nüfus özellikleri, burada örgütlü yasal ve yasa–dışı siyasi hareketleri belirli bölgeleri fiili olarak kontrol altında tutabilecek düzeyde birer güç haline getirdi. Bu gücün etki alanı, üzerinde yükseldiği kitle itibariyle öylesine önemli ölçülerdeydi ki devletin salt kendi kurumları aracılığıyla bu güçlerle mücadelesi ancak yeni bir ‘1937–1938’ ile eşdeğer bir harekâtın neticesinde mümkün olabilirdi. Alevi topluluklar içerisinde, ‘anti-komünizm’ içerikli herhangi bir siyasal akımın, mevcut sistemi zor aygıtları ile yıkmayı hedefleyen sosyalist hareketlerin karşısında durabilecek bir potansiyeli yoktu. Bu anlamda iç-Tunceli’de devlet, çoğunlukla kendi zor aygıtları ile baş başa idi. Ancak ilin güney hattı boyunca

düzensiz bir şekilde sıralanmış olan Sünni topluluklar, devletin bölge için ortaya koyduğu resmi ve gayri resmi politikalarının biricik dayanağını oluşturdu. Bu tutum, Osmanlı döneminde de sıklıkla başvurulan ve Cumhuriyet’e de tevarüs ettiği anlaşılan bir yöntemdi. Cumhuriyet öncesi dönemlerde kimi zaman Alevi aşiretler de muhatap alınıyor ve bölgedeki operasyonlarda işbirliğine gidiliyordu.119 Ancak bu kez, Osmanlı’da olduğu üzere Sünni toplulukların yanı sıra Alevi aşiretlerinden bazıları ile de işbirliği imkânı yoktu zira aşiretin en önemli kurumu olan ağalık tümüyle tasfiye edilmişti. Seyitler de en az ağalar kadar ciddi bir yıkıma maruz kalmışlar ve ‘1938’ öncesinde sahip oldukları konumlarını yitirmişlerdi. 1970’lere değin özellikle kırsal bölgelerde eski etkinliklerini önemli ölçülerde yeniden tesis etmiş olmalarına karşın, bu yıllarda genç kitleler nezdinde uğradıkları meşruiyet ve itibar kaybı, devletin bu kurum üzerinden topluluk içinde istediği yönlendirmeyi gerçekleştirmesini engellediği söylenebilir. Devlet, Alevi topluluklar içerisinde politikalarının hayata geçirilmesinde birlikte hareket ettiği bazı kaynaklar yaratabilmişse de bunlar hiçbir zaman, Güneydoğu’da örnekleri görülen ‘koruculaşma’larda olduğu üzere, kitlesel boyutlara ulaşamadı. Çünkü devletin bilhassa Kürt ulusalcılığının önemli ölçülerde yükseldiği ve fiili durum yaratmaya başladığı 1990’lardan günümüze, bölgede Kürt ulusalcılığına karşı harekete geçirdiği ‘içerideki’ güçler, Osmanlı döneminde ‘Hamidiye Alayları’ örneklerinde görüldüğü üzere ancak ‘din’in söylem düzeyinde işlevselleştirilmesi ve yerel kısmi özerkliğin yaratılması ile mümkün olabilmişti. Tunceli’de ise Aleviler içerisinden bu boyutlarda bir gücü harekete geçirebilmenin olanağı en başından ‘din’in kurgusu üzerinden temelsiz kalıyordu. Dolayısıyla Sünni topluluklar, bulundukları yerlerde Alevi topluluklar içerisinde güçlenen sol akımların
119

Konu hakkında faydalı bilgiler için bkz. Yılmazçelik, 1998; Bulut, 1992 ve Hezarfen, 2003.

Onlar bir saf.. 1) Alevi görüşmeciler: “Eskiler birbirlerine değer veriyorlardı. Bir devlet yetkilisine. hukuki bazda. Birbirlerine değerler verilirdi. Ama işte bozuldu yani.. Sağ örgütlerin gelmelerinin amacı. alım-satım bazında. “İşte. onların burada azınlıkta olmasıydı… Bir de sen ‘ben Aleviyim’ deyip de devlete karşı söyleyemezdin. bir askerine ben Aleviyim diyemezdin. Ama bir şekilde gerçekleri görüp de gerçeklere inanıp da düşünürlerse bizi tercih ettiler. Sünniler. Ticari bazda. Yani öyle kopuk hareketler olmazdı. toplulukların karşılıklı hukuklarının denetiminden çıktığını aktarmışlardır. öbürü de gider kendince çağırır ya da öbürü de giderdi kendi cebinden niyazını dağıtırdı. Devlete hitap edemezdin. . Misal. bu döneme ilişkin anlatımlarında. O anlamda bizden şikâyetçi değiller.karşısında biricik meşruiyet kaynağı olarak görüldüler ve kamplaşma esasta bu bakış açısı üzerinden hızla yükseldi. o zaman azınlıktaydı onlar. kendi halkına hitap edemezdin. misafirperverlikler. ederler yani. konaklama durumları eskide de vardı. konuyla ilgili değerlendirmelere geçilecektir. kamplaşmaların özellikle gençler vasıtasıyla hızla yükseldiğinin ve toplum büyüklerinin. av olayında birbirlerine değer verirlerdi. Alevi ve Sünni görüşmeciler başlıkları altında ayrı ayrı aşağıda verilmektedir. Sen gidersin burada Tanrıyı çağırırsın ben giderim. Yani birbirlerinden kopuk hareketler olmazdı ama din konusunda herkes kendi isteğince hareket ederdi. kendi çıkarları için oralara gittiler.” (Alan Notları: 15 – 04 – 2006 / Pertek). Gerek Alevi ve gerekse Sünni çoğu görüşmeci. biz bir saf olduk. Ticari hayatlarımız bağlı idi. Yani olmak durumunda kaldık. Ardından. Bu anlatımların bazıları. kendi kendilerine şikâyetçidirler.

Hele bi bilseler ki Ağuçan ne yapmış. Hz. Alevilik kültüründe. hele bi de bilsinler Şıh Delil Berxican ne yapmış. … İlköğretim okulunda. Fatma vardı. bugünkü olaya bak. İşte o gün burada bir konferans verildi.İşte bak. Yani. Munzur Baba’nın efsanesini bilselerdi belki bunlar yerden göğe götürürlerdi. siz de alıp bakabilirsiniz. Ehl-i Beyt zümresi deyince senin aklına ne geliyor? Ali zümresi… Bunun dışında kimseden bahsetmedi. hele bi de bilsinler Munzur Baba ne yapmış. Ahmet Yasevi’ye dayandı. Alevilik içerisinde olur bunlar. o insanların da başkalarının da bizim bu değerlerimizden haberi yoktur. Pertek’in çoğunluğu Alevilerindir. ‘Yahu sen nasıl gidiyorsun buna sahip oluyorsun sen? Senin kökenin MHP’lidir. Ama devlet büyükleri bunların hepsinden mahrum kalmış…” (Alan Notları: 15 – 04 – 2006 / Pertek). Hz. Hacı Bektaş-i Veli’ye dayandı. Devlet büyüklerimizin bu kudretlerden. Muhammed vardı. “Elazığ’a gittiler. . Niye ama niye? Onun da bir nedeni var. başka bir yere gitmedi. rantına gelmez. Ali vardı. Daha doğrusu kendilerinin olduğu çoğunluğu sağladığı yerlere gittiler. mucizesini bilsinler. Onlar zaten devleti arkasına alıp da devlet adına iş yapmaya çalışıyorlar. sen nasıl gidip buna sahip oluyorsun?’ İster istemez bu adamı kendisine çekiyor. Hasan ve Hüseyin vardı. Ehl-i Beyt’e geldi dayandı. Niye? Çünkü felsefesinde bu var. o adamlardan hiçbir tanesi bizden şikâyetçi değildir. bu güçlerden. Halen o bantta kayıtlıdır. mucizesini bilseler. Özgürlük mü diyorsun? İnsan hakkı mı diyorsun? Demokrasi mi diyorsun? Veya bütün dünyayı ele alırsan. Ama ortalık düzeldi mi gene çıktı bu tarafa geldiler. adam kendi halinde kalırsa Aleviliği tercih eder. Ehl-i Beyt’te kim vardı o zaman. Ama adamın düşüncesine saygı duyarsan. Ama tabi bu bazı adamların işine gelmez. bu varlıklardan hiç bi tanesinden haberi yoktur. Somuncu’ya dayandı ve Ali’ye dayandı durdu. Hz. Bu adamlar da biliyor bunları. Yine.

Siz bize yardımcı olun. ağır makinalar [Silahlar] getirdiler. Devlet güçlerini arkasına alarak. Devletin gücünü alır arkasına öyle konuşur. yani sudan [Barajın bulunduğu eski Murat Nehri kastediliyor] bu yanı. adamlar bizden adam vurdular orada. O derelerde kimler öldü? Alevi insanlar öldü. bunlar Kızılbaştır. “Sünniler esasen 1990’larda göç ettiler ama daha öncesinde de göç ettiler. “Tabi şimdi bunu inkâr etmemek lazım. Gene bunların devleti idi. Onlar Elazığ’a gittiler. . Oysa bugünkü tarihe baktığımızda kimin Atatürkçü olduğu kimin olmadığı ortadadır.Bir 38 gibi. Söylerdi işte devlete. O derelerde şimdi bile kimin kafatasları. biz Sünni’yiz. 12 Eylül döneminde. biz Atatürkçüyüz dediler. özellikle bilinen ve aktarılan bir mekânı ve tarihi anlatır. hatta Deniz Gezmişim’in asıldığı dönemden itibaren göç olayları başladı. Üzerine yakılmış türküler ve dilden dile dolaşan sayısız öyküleri mevcuttur. Bu saata kadar gelmiş. Yani 1980’de göç olayı başladı. kimin kemikleri var? Alevi insanların kafatasları ve kemikleri var. kırımların olduğu bir olay. Devlet de diyor. bunlar Kızılbaştır. Orada zaten Alevi ve Sünniler iç içe yaşıyor. bu işleri yaptılar. Bunu ordu 120 1937 – 1938 çarpışmalarında. Yani bunları git onlara da sor. Yerel kültürde Laç Deresi. 68 kuşağının asıldığı dönemlerde başladı buralarda. Hatta Pınarlar’da bu 12 Eylül’den önce bir hadise oldu. O zaman kimin devleti idi. Binlerce Laç Dereleri vardır. köyleri boşalanlar buraya geldiler. Kim kırdı bunu? Devlet kırdı. bunlar geldi Aleviler’den adam vurdular bir de gittiler devlete sığındılar. Hala günümüze kadar da yapıyorlar. Zaten bunarlın en büyük dayanağı da devlettir. ben – sen diye bir olay yapmıyorum ama yeri gelmişken söyleyeyim yani. bunlar şudur dediler. bunlar Alevidir. Laç Deresi’ni120 gördün sen. Yani bir devirdaim oldu…” (Alan Notları: 16 – 04 – 2006 / Pertek). askerlerden ve isyancılardan olduğu kadar isyancılarla birlikte Laç Deresi’ndeki mağaralara sığınan sivil halktan da büyük kayıpların. Kaç yüzyıl daha hükmedeceğini de bilmiyorum” (Alan Notları: 16 – 04 – 2006 / Pertek). Alevidir… Bunları inkâr etmemek lazım. Genelde devlet de onların yanında. Bana sormayın. Ne kadar süreceğini de bilmiyorum.

Tabi . asıl Atatürkçü’yü. taraf oldular.’de [Pertek’e bağlı Sünni bir köy ] korucu var. herkes kendi kabilesine çekildi. ben kendim yaşadım işte. Sünni köyler. Genelde Sünni köylerde. Pertek’in bazı yerlerinde korucu var. Yani. Asıl Türkü. “Şimdi o dönemde aslında her iki kesimde kendi adamlarınca taraf olmaya zorlandı yani. Biz burada bu halka büyük bir baskı yapmış olsaydık. çoğusu olmak durumunda kaldı. yani hayata müşterek olmuş olsa da yine kendi kabilesinin kılıcını çekerdi.mensupları da biliyor. “1990’da başladı. Yani aslında onlar da aynı şeyi yaşadılar. E benim bu adamla alıp vereceğim var. bu insanların içinde fitne fesatlar vardı. Efendime söyliyem. benim köyde bi … Köyü var. Elazığ’da bizim iflahımızı keserlerdi. Sığınamayan da çekti gitti… Bu Sünnileri de tuttular MHP’nin kucağına attılar. Sivas Katliamı’na buradan gidenler var. Dışardan gelen. Vardır. dara düştüğü zaman kendi kabilesini takip eder. hepsinde de korucu vardır” (Alan Notları: 16 – 04 – 2006 / Pertek). E destek nedir? İşte budur…” (Alan Notları: 16 – 04 – 2006 / Pertek). Herkes. Korucu köylerimiz vardır. Kendi taraftarının kılıcını çekerdi. Elazığ’dan gelirdi. O da burada benim kafamı gözümü kırardı. Her ne kadar da birbirlerine.” (Alan Notları: 15 – 04 – 2006 / Pertek) “…E tabi dışarıdan oldu. Korucu dönemi 1990’larda başladı. başka bir yerden gelirdi. sen beni tanımazsın etmezsin. S. asıl Mustafa Kemalci’yi kimdirse onlar çok iyi bilir…” (Alan Notları: 16 – 04 – 2006 / Pertek). Çemişgezek’in köylerinde [Sünni Köyler kastediliyor] korucu var. “…Tabi tabi. bu süreçte Elazığ’dan destek gördüler. Kendi örgütünü takip ederdi. Bi de buna devlet karışınca iş karıştı… Ya ne oldu? Geldiler işte dediler: Ya dağa çıkacaksın? Ya işbirliği yapacaksın? Ya da terk edeceksin? E şimdi bu durumda da insanlar güç kimdeyse ona sığındı.

“Bak bizim yaşlılara git sor çoğusu eski zaman için der ki. yani yardım et. ne bileyim efendim adamın alacak verecek davası mı olmuş? O vakit gitti askere – polise bu adam dedi Kızılbaştır. Aleviye dost insanlardır…”(Alan Notları: 18 – 04 – 2006 / Pertek). tabi köylü adam. idare edelim’ dediler. “O zaman da terör vardı şimdi de var. bunu hiç unutmaz. Aleviyi yok saydılar. ‘Sünniye git bi parça ekmek ver. Hiç değilse ön ayak oldu… Kimse bizi dinlemedi. Devlet tuttu bir teröre karşı bi başkasını tuttu getirdi. ‘iki sözü fazla da olsa hoşgörelim. ezmemeyi hep bi yücelik olarak gördüler. Yani bu aşiretçiliği anlatır sana. Ama bizim kendi insanımız böyle değil’ der. Yani aslında onlar bizim içimizdeyken hep rahat etmişlerdir. işte terörle ilişkisi vardır falan… Şimdi yani böyle olunca da kalmadı tabi o eski ilişkiler. Buna dikkat ederlerdi. burada Sünniler herkesle iyi geçinirdi. Ama Aleviler bu azınlığı himaye etmeyi. Bu senin bahsettiğin siyaset öncesinde. Haklı olduklarında bile yeterince kendilerini savunamazlardı. dostluklar yani… Tabi ama devlette hiç demedi ki yani bu adam doğru mu söylüyor? Geldi ezdi Aleviyi burada… Böyle sürdü gitti işte …”(Alan Notları: 17 – 04 – 2006 / Pertek). yani gününe bakar bu… Onlar da bu desteği alıp komşusunu ezmek için kullandı yani.aralarında böyle ateşliler de vardı ama onlar da burada barınamadı işte…”(Alan Notları: 17 – 04 – 2006 / Pertek). 2) Sünni Görüşmeciler: . Ne yaptılar? Gittiler onlara yanaştılar. Şimdi böyle olunca da. Ama işte asıl o zaman yanlış yapıldı. Kardeşim. kirvelikler. İşte adamın davarı mı girmiş tarlaya. Bak mesela burada kalanlar işte bunun için kalmışlardır. burada ayrımcılık yapanın kendisi barınamadı ki zaten!… Bu kalanlar ayrımcılık yapmayan. Onun için zaten diğerleri gibi gitmek zorunda da kalmamışlardır.

mevlüde gelenler olurdu. “İşte bu olaylar olmazdan evvel onlardan camiye. Bizden de Cem’e gidenler olurdu. Burada herkes birbiriyle kirvedir. insanlara değil. İnsanlar aynı sofraya diz kırmışlardır. sen de görüyorsun. vurabilirlerdi. Hayvanlar birlikte otlar. her iki taraf da yapamadı. Hiçbir şey yoksa ortada yenilen düz ekmek hakkı vardır. Tarlalar yan yanadır. İnsanlar birlikte çalışır. BBP’ye bi de DYP’ye geçti işte Kamer Genç DYP’ye geçtiği için…” (Alan Notları: 20 – 04 – 06 / Elazığ). Yani aslında tamamen korunma güdüsü ile oldu bunlar…” (Alan Notları: 20 – 04 – 06 / Elazığ). “Maraş – Çorum olaylarından sonra özellikle bizimkilerde bi korku oluştu tabi ama burada öyle kitlesel olaylar falan olmadı. Alevi de Sünni de herkes buna riayet eder. Hani işte bilmese de bellidir yani… ‘Onlar yapmış’…” (Alan Notları: 18 – 04 – 06 / Pertek). Yani o Pınarlar hadisesinden sonra sadece tepelerde silahlar sıkıldı.“…1970’lerle birlikte Aleviler bizi buradan kovacak. “Bizde eskilerin çoğu Halk Partiliydi. bayırda rahatlıkla sıkıştırabilirlerdi. Bizim burada ‘ekmeği yediğin kaba sıçma olayı’ yoktur. öldürecek korkusu başladı. Ama tabi kesildi bunlar… Yani bu süreçte öyle faili meçhuller falan olmasa da yani artık insanlar suçlu ortada olmasa da suçluyu buluyorlardı. Sonrasında da MHP’ye katılım oldu. Herkes herkesi iyi bilir. O zamanda da isteler rahatlıkla dağda. Ortam bulanıktı. çoğunluk onlarda. hayvanlara. İşte sadece o Pınarlar hadisesinde ikişer üçer karşılıklı ölenler oldu… …Bazı söylentiler yayıldı işte ‘camiye davar koymuşlar’ falan diye ama tutmadı tabi… Yani biz o dönem olaylara dışarıdan bakamadık. Yani işte bi olay mı olmuş. Ama evlere. Yani burada her şey iç içedir. rastgele havaya ateş edildi. . bi kısmı da Demokrat Partiliydi yani o gelenekten gelirdi ama tabi bu olaylardan sonra hemen hepsi MHP’ye. Yani burada. ‘Kim yapmış?’.

mala – davara zarar verirdi ama hiç biri olmadı. tarlamız duruyor.” (Alan Notları: 16 – 05 – 06 / Elazığ).. Yani kutsaldı bunlar bizim için.. Öğrendik ki bu Ahmet. durum daha farklı olurdu. ‘Faşist – Komünist’ kavramlarını biz böylelikle öğrendik… İşte kolyeler dağıtıldı: hilal içinde uluyan kurt. “(Alan Notları: 21 – 04 – 06 / Elazığ) “78 – 79 yıllarıydı. . tarlayı yakardı. istişare edilirdi meseleler. Orası boşalınca. Ya daha ne olduğunu anlamadan böyle iki kamp olduk… Birden yan köydeki Ahmet’in. Ama biz yapmadık. Hepsi buraya gelmek ya da başka yerlere gitmek zorunda kaldı. tarlada yine diz dize otururduk. Tuvalete girerken üstünü örterdik… Ülkücülük. Yani bir nevi bizimkilerin merkezi gibi bir yerdi orası. civardakiler de peşinden gittiler. Dağda. Yani istese. her şeyden önce İslam’dı. Bu dönemde Pınarlar o yörede hakikaten önemli yerlerden birisiydi. Mehmet’in düşmanı olduk. “Yani bu MHP’lileşme 1970’lerle geldi bizim oraya. Mehmet vatan düşmanıdır. Evimiz. “…Biz hala oradayız. Aleviler için de öyle oldu. Rus uşağıdır. Ama bu otobüs tarama olayından sonra. Tabi birde Alevilerin de bizimkilerin de hürmet ettiği aileler burada otururlardı. bayırda. bu fikirler genelde hep yüksek okula gidenlerle geldi. adam çoğunluktu. Bizim gibi yapmayanlar daha hala oradadır. Yani o dönemlerde ayrımcılık yapan. Yani ama biz bunları hep İslam’ın sembolü olarak gördük ve bunları da gururla taşıdık. Pınarlar tümüyle boşaldı. bak hani gerçekten yani şimdi söylemek lazım. Bir sorun olduğunda oradaki büyüklere danışılır. Benim kardeşlerim orada yaşıyorlar. din düşmanıdır… Ama tüm bunlara rağmen yine de selamlaşırdık. bu işlere karışanlar barınamadılar. istese gelir meşemizi yakardı. Yani Pınarlar boşalmasa. Biz kardeş olmuşuz artık. tüccar alır Elazığ’a taşırdı.Fakat tabi şimdi yok bunlar. Köylü malını götürürdü. Aradan çok su aktı…” (Alan Notları: 18 – 04 – 06 / Pertek). vatanseverlikti… Bunlar.

Cumhuriyet öncesinde Pertek ve çevresinde etkin birer iktidar temsilcisi durumunda olan ve Cumhuriyet’le birlikte onun kurumlarında bu etkinliklerini 1970’lere değin sürdüren ve böylelikle Cumhuriyet’in modern toplum projesiyle daha fazla kaynaşan aileler. ateş edenleri tanımadığı söyledi. Sünni genç kuşaklar içerisinden pek azı bu dönemlerde kendilerini çeşitli sol akımlarda ifade etmiş ve yakın çevresini de buralarda tutabilmiştir. ‘bu işi yapanlar kimler?’ diye. Lise veya yüksek öğrenim için Elazığ yahut daha farklı uzak mekânlara gidenlerin. belki de söylemek istemediler…” (Alan Notları: 16 – 05 – 06 / Elazığ). Öte yandan kırsal yerleşimdekiler ve Pertek ilçe merkezindekiler gibi daha alt gelir . Ölü numarası yapan. Bu belirleyen. aşırı uçlarda değilse de kendilerini genel anlamda ‘sol’da konumlamışlardır. bu dönemlerde özellikle yerelin dışına çıkan bireylerce taşındığı ve ardından Sünni topluluklar içerisinde hızla yayıldığı çoğunlukça belirtilmektedir. çoğunlukla kişinin ailesinin sahip olduğu topluluk içi statü ve değerlerle ilgili görünmektedir. Bir diğeri.Ben o olaya katılmış iki kişiyi tanıyorum. Görüşmelerden anlaşıldığı kadarıyla da kendilerini sol içerisinde konumlayan Sünniler ile diğerleri arasında belirleyici olan bir etmenden bahsetmek mümkün görünmektedir. Birisi ölü numarası yaparak kurtuluyor. çeşitli yeni iş imkânları için Tunceli’den ayrılanların bu kesimin ana gövdesini oluşturduğu anlaşılmaktadır. Diğeriyle de konuştum. o evinde kaldığı Alevi aile de olaya karışanları tanımadıklarını söylemişler. Bu ailelerin genç kuşak temsilcilerinin de tercihi farksızdır. Alevilerde olduğu üzere Sünnilerde de temel din kimlikleri üzerine temellenen siyasi söylemlerin. Bilmiyorum. yaralı olduğu için fazla uzaklaşamıyor ve tanıdık bir Alevi ailenin evine sığınıyor… Yani bak ben her ikisine de tek tek sordum.

1970’lerle birlikte ivmelenen yurt içi göçün Pertek ve çevresindeki Sünni topluluklardaki tezahürü. Böylesi bir tablonun ortaya çıkışında birbirleriyle neden sonuç bağıntıları da içeren bir dizi tarihsel ve dönemsel etmenden bahsedilebilir. Ancak yine de bu gruptan da ‘sol’a katılım olduğuna dair anlatımlar da mevcuttur. eldeki arazilerin ve diğer geçim araçlarının satışından elde edilen gelirle gidişler şeklindedir. siyasal hareketliliğin yanı sıra Türkiye’de gerek yurt içindeki büyük kent mekânlarına. Pertek ve çevresi de bu hareketliliğin dışında kalmamıştır. başta Elazığ olmak üzere büyük kent mekânlarına yahut Elazığ ve civar şehirlerdeki daha verimli tarım arazilerine doğru. Söz konusu hareketliliğin temel belirleyenin ise ekonomik ihtiyaçlar olduğu bilinmektedir. 1970’li yıllar içerisindeki siyasal kamplaşma ve doğurduğu sonuçlardan farklı olarak. yapımı 1975’te tamamlanan Keban . Sünni nüfusun bölgeden göçünde etkili olan ekonomik nedenler de söz konusudur: Tunceli’nin güney hattını kaplayan ve büyük çoğunlukla Sünni yerleşimcilere sahip sınırlı tarım arazilerinin önemli bir kesimi. Burada konuyla ilgisi bakımından belirleyici olan ise yukarıdaki göçlerin Pertek’te bilhassa Sünni topluluklar nezdinde hayat bulmuş olması ve bunun uzun vadede topluluğun sosyal evreninde yaratmış olduğu köklü etkilerdir.düzeyindeki aileler ise hızla yükselen yeni sağ söylem ve örgütler etrafında kenetlenmişlerdir. Bunlara karşın Sünniler açısından büyük çoğunluk. Bilindiği üzere 1970’li yıllar. Alevilere kıyasla kendilerini esas olarak çeşitli ‘sağ’ söylemler içerisinde ifade etmiş ve akabinde çevrelerini de bu söylem ve pratikler içerisinde harekete geçirmişlerdir. sanayi bölgelerine gerekse yurt dışına doğru ciddi nüfus hareketlerinin yaşandığı bir dönemdir.

eski ticari ve sosyal bağların hızla değişmesini de doğuracaktır. başta Elazığ (Harput) olmak üzere. en yakın ‘destek’ merkeziyle arasındaki sınır. 70’lerin sonları ve parça parça 80’ler ve 90’larda da devam eden göçler neticesinde. Alevilere ait olduğu bilinen topraklara değil. Bu nüfusun gidişi ve zamanla ortaya çıkan Keban Baraj Gölü’nün doğal sınırı. Elazığ’ın verimli düzlüklerine yahut büyük şehir mekânlarına doğru bir göçe yönelmişlerdir. şüphesiz. Zira Sünni nüfusun çeşitli vesilelerle boşaltmış olduğu bu mekânların hemen tamamına yakını Tunceli’nin iç bölgelerinden gelenlerce yahut hâlihazırdaki komşu Alevilerce doldurulmuştur. iletişim ve ticarette bazı değişimleri de beraberinde getirmiştir. birazdan aktarmaya çalışacağımız.Barajı’nın ardından zorunlu olarak terk edilmiştir. ‘azınlıkta olunan yer’ kategorisinde kodlanmasını da . ‘suyun öte yakası’nı yani barajın Tunceli sahillerini. Sallar ve feribotlarla yapılan taşımacılık. ilçe merkezi de dâhil olmak üzere hızla eski etkinliklerini yitiren bir etno-kültürel çevrenin. Pertek başta olmak üzere Sünni nüfusun Aleviler içerisinde azınlığa düşüşündeki belirleyenlerden belki de en önemlisidir. Baraj gölü yapımının ardından. Baraj gölünün tüm bir Elazığ–Tunceli sınırını kaplıyor oluşu ve hayli zahmetli ulaşım imkânları. Bu aileler doğal olarak Tunceli’nin iç kesimlerindeki son derece az ve hâlihazırda uzun yüzyıllara yaslanan algılar içerisinde. Süpürgeç Dağının eteklerine taşınmıştır. Nitekim burada. Siyasal kamplaşmaların tırmanışı. İlçe merkezi baraj gölünün Tunceli tarafına. Keban Baraj Gölü’nün yaratmış olduğu yeni yerel ekonomik sonuçların yanı sıra sosyal-psikolojik bir etkiden de bahsetmek mümkün görünmektedir. öncesinde şimdiki baraj gölü suları altında kalan tarihi Pertek ilçe merkezinin. kadim ticari ilişkilerinin olduğu yakın merkezlerle arasına aşılması zahmetli. zor bir doğal sınır girmiş olmaktadır.

içerisine doğdukları geleneksel Sünnilik algılarını. Pertek ilçe merkezine de hayli yakın olan bu şehirde gerek özel sektörde gerekse kamusal kurumlarda yakalanan iş olanakları. eğitim seviyesinde yükseliş. büyük şehir mekânlarında daha avantajlı işler bulabilen aileler. aynı zamanda.kolaylaştırmış görünmektedir. Sünniler açısından esas olarak Pertek çevresinde kalıcı bir nüfus gücünün varlığını engellemiştir. 1970’li yıllar içerisinde yeni aile kuran kuşakların önemli bir kesiminin. İkinci olarak. çoğu Alevi ve Sünni’nin de anlam dünyasında sembolleşecek. Böylelikle Tunceli’deki Sünni nüfus. Böylelikle doğal sınır. Bu kuşak. Tersine. iş imkânlarını ve çevrelerini geliştirdikçe yakın akrabalarını da zamanla yanlarına çekmişlerdir. Bu yerlerin başında ise Elazığ il merkezi gelmektedir. Bu kategoride değerlendirdiğimiz Tuncelili Sünniler. okur–yazarlığın artışı ve genç kuşakların bu yolla daha farklı geçim etkinliklerine yönelmesi de Sünni nüfusun azalmasında önemli etkenlerden bir başkasıdır. Pertek’teki akrabalarla ilişkiler koparılmamışsa da taşınmazların olmayışı. daha öncesinde eğitim yahut iş imkânları için gitmiş oldukları yerleri tercih etmiş oldukları anlaşılmaktadır. . varlığını kuvvetlendirecek nüfus kaynaklarından da önemli oranda mahrum kalmıştır. dönemin kimlik eksenli siyasal kamplaşmaları içerisinde yeniden üretecek ve tıpkı Alevi yaşıtları gibi geleneksel algılarını olduğu kadar geleneğin yürütücülerini de zamanla tasfiye ederek yeni bir kimliğin inşasına da zemin hazırlayacaktır. bir takım işlevler kazanarak sosyal evrenin inşasında hayat bulacaktır. Sünniliğin siyasallaşması ve 1970’lerde yaşanan kamplaşmalarda da etkin olan nüfus gücüdür. buralardaki ailelerin zamanla kalıcılaşması sonucunu doğurmuş görünmektedir.

şüphesiz en karakteristik olanı ve sonuçları itibariyle de günümüzdeki Sünnilik algısının asli belirleyeni olan etmen. Bu dönemde. Aleviler nezdinde vücut bulan ‘sol’un bu dönemki en karakteristik özelliklerinden birisi de gösterdiği çeşitlilik ve kendi içerisindeki rekabet idi. ülke gündeminin sadece söylem düzeyinde kaldığı ve çoğunlukla da Alevi topluluklar içi süregiden sosyal rekabetin ekseninde şekillendiği anlaşılmaktadır. geniş köylü yığınlarının ve esnafın seferber edileceği yerel politikaların esasının. her ne kadar mevcut siyaset ve programları itibariyle Kırmancki ve Kurmancki konuşan Alevi topluluklar içerisinde bu farklı kültürel kodlar temelinde örgütlenmeseler de insan kaynaklarını tümüyle bu köylülerden karşılıyorlardı. doğal olarak sınıf mücadelesinin de ciddi bir yerel–politik krizine işaret ediyordu. Bu bakımından. Alevi ve Sünni topluluklar içerisinde örgütlü karşıt ideolojik söylemlerin ortaya çıkardığı kamplaşmalar ve çatışmalardır. Tunceli’de sanayinin ve geniş ölçekli tarımsal üretimin olmaması. kısa sürede çeşitlenerek çoğalan yasal ve fakat çoğunlukla da yasa-dışı siyasi hareketler aracılığıyla genç kuşakların denetiminde yeni bir sürece yol alacaktır. Denebilir ki Alevi topluluklarının yüzyıllardan beri getirdikleri kan bağına dayalı sosyal organizasyonları ve bunun doğrudan işaret ettiği ekonomi ve nüfus kaynaklarının etrafında şekillenmiş mücadele kültürü. . Aleviler içerisinde neredeyse tümüyle örgütlü bulunan sosyalist hareketler. Alevi topluluklar arası birtakım dengelere göre hayat bulduğu düşünülebilir. kısa süre içerisinde yerele taşıdıkları sosyalist ideolojinin.Tüm bu ekonomik ve özellikle de genç kuşakların dâhil olduğu siyasal süreçlerin etkisiyle şekillenen Sünni göç olgusu içerisinde.

Bu durumda. ancak bu kez Cumhuriyet ideolojisi ve kurumları çerçevesinde yeniden örülen sosyal hayatın organizasyonunda canlılık kazanmasında önemli bir etken olduğu söylenebilir. Cumhuriyet’in ve kurumlarının geleneksel hayatın yıkımı üzerine tesisi ve uzun yıllar içerisinde genç kuşakların bu kurumlar içerisinden sosyalleştirilmelerinin. aşiret gibi geleneksel toplumsal örgütlenme modellerinin büyük çoğunlukla orta yaş ve üzerindeki kuşaklarda. yerel sol gündemin en hararetli gündemi idi. Dolayısıyla tıpkı Sünni yaşıtları gibi onların da geçmiş kurgusunda 1970’li yıllarda yaşananlar ‘gençler arasındaki meseleler’ olarak kaldı. bölge ve insan kaynaklarını kontrol altında tutan partilerin 1970’lerin sonlarına doğru giderek kızışan ve kanlı meyveler vermeye başlan kavgaları. Alevi kitleler içerisinde kendisine ciddi bir yerel rakip olarak gördüğü seyitler ve çoğunlukla seyitlerle akrabalıkları bulunan aşiret büyükleri idi. Alevi kitleler içerisindeki feodal kurumların ve temsilcilerinin yanı sıra bu siyasi partilerin ikincil önemli yerel gündemlerinin de kendi aralarındaki rekabet ve çatışmalar olduğu anlaşılmaktadır. ‘aşiret’in yani saflaşmaların görünür olduğu ancak ‘1938’ öncesi ile kıyaslanmayacak ölçülerde etkisizleştiği bir süreci işaret etmektedir. Yerel yahut genel seçimler. Neredeyse aşiretler düzleminde. Bu geleneksel kodlar üzerinde hızla yerelleşen solun bölgesel denetim gibi faydacı hesaplar uğruna . Tunceli’de sol siyasetin öncelikli hedefi. öncelikli ve biricik hedef konumunda görüldüler. Hâlihazırda sosyalist ideolojinin kurguladığı toplum projesi içerisinde tasfiyesi öngörülen bu feodal kalıntılar. orta yaş ve üzerindeki hâkim çoğunluk ancak seyitler toplumsal süreçlerde ciddi ölçülerde işlevsizleştirildikten sonra ailesinin dâhil olduğu siyasi partinin taraftarı olabildi. Bu sebepten. ticaret ve topluluk içi hukuk.

bir bakıma solun da aşiret düzleminde algılanması sonucunu doğurmuş olduğunu düşündürmektedir. dolayısıyla Tunceli’nin oldukça önemli bir kesiminde etkin olsa da topyekûn bir kalkışmadan her bakımdan uzaktı.sosyal hayatın içerisinde erimesi. Sol aktivistler. Bu hareketlilik. hâlihazırdaki hedeflerdi. Yerli Sünniler ise ülke genelinde oldukça kanlı bir hal almaya başlayan ‘anti-faşist’ mücadelenin muhataplarına katılmaya başladıkça ve devletin yerel kurumları ile daha fazla iç içe geçtikçe. Böylelikle ilgili herhangi bir siyasal hareketin silahlı militanları. Bu. aşiretler arası geleneksel çekişmelerin yeni bir versiyonu olarak yerel hayatın ve dolaysıyla solun asli gündemlerinden birisi haline gelmiştir denebilir. bilhassa Alevi ve Sünnilerin karışık yaşadıkları yahut komşu oldukları kasaba ve köylerde 1970’lerin sonlarındaki süreçlerin en önemli gündemlerinden birisi haline geldi. . bu gündemin görece çok daha kolay bir hedefi haline geldiler. biz zamanların ‘aşiret silahşorları’ olarak algılanmış ve sol içi şiddet. her ne kadar hemen tüm Alevi kitleler içerisinde. Ancak sol. dönemin yerel devlet yetkililerince gerek Tunceli’de gerekse Elazığ’da farklı yöntemlerle de desteklenecektir. yukarıda zikrettiğimiz göçlerin ve en önemlisi bu dönemlerde yerelin dışında sağ siyasal söylemler ile tanışıp. yetişmiş insan gücünün etkisi belirleyicidir. Sünnilerin hızlı bir biçimde ve yoğunlukla Türk milliyetçi söylemi etrafında örgütlenmelerinde. Devlet ve varlık kazandığı kurumları. bu iki temel gündemlerinin yanı sıra ülkede giderek yükselen ‘anti-faşist’ çatışmalara paralel olarak yürüttükleri faaliyetlerin yereldeki sivil muhataplarını ise Sünni komşuları içerisinden bulacaklardır.

uzak akrabalık bağları bulunma gibi birtakım ortak aidiyetler barındırmakla birlikte. hemen yakındaki Elazığ il merkezi ve merkeze yakın köyler olmuştur. gerekse önemli bir kitle desteğine ulaşan sosyalist sol hareketlerin karşısında. Denetlenebilen ekonomik ve sosyal imkânlar arttıkça. duruma göre. Kümelenme. Bu müdahale Sünnilik’te olduğu üzere bilhassa Alevilikte ve Tunceli’de bu kimliğe bitişik bir algı olarak yükselen ‘Kürtlük’te. dönemin siyasal ortamı içerisinde. ailenin bulunduğu sosyal çevreden de bu kaynakları denetleyen aile etrafında kümelenme örnekleri görülmektedir. Kırsal yerleşimlerden büyük kent merkezlerine ve yeni iş alanlarına yaşanan göçlerde olduğu üzere. Keban Barajı inşaatı ve baraj gölünün dolmasıyla birlikte başlayan göçlerle çeşitli ekonomik nedenlerden kaynaklanan Sünni göçlerin ağırlıklı yönü.Tunceli’ye özgü olan Sünnilik ve Alevilik algılarının gerek kendilerini sol söylemlerin karşıtında konumlayan ideolojilerin. dışarıdan gelen bu açık müdahalenin. aynı köyden olma. kendisini mevcut ulus-yurttaşlığı çerçevesi dışında tanımlayan hareketlerin doğuşuna ve böylelikle toplumda ciddi ayrışmalara yol açmış olduğu da ifade edilmelidir. Sünniler lehine. yerel çelişmeleri harekete geçiren ve sağ partilerle dirsek temasında olan devlet mekanizmaları tarafından karşılıklı olarak yeniden işlenmiş olduğunu düşündüren veriler mevcuttur. uzun vadede geleneksel ilişkileri ciddi ölçülerde törpülediği ifade edilmektedir. Söz konusu sürecin başlangıcı olan 1970’lere geri dönersek. ilgili ailenin kaynaklara erişimde dâhil olduğu siyasal çevrenin de kabulünü beraberinde taşıdığı anlaşılmaktadır: . bu örnekte de genellikle önceden giden bir ailenin yakaladığı imkânlar çerçevesinde ilkin yakın akrabalarını yanına çektiği anlaşılmaktadır.

Sünniler içerisinde Cumhuriyet öncesinde Pertek ilçe merkezinde ve civardaki yerleşimlerde önde gelen ağa/bey ailelerinin. yerel kimlikler üzerinden yükselen kamplaşmalar içerisindeki Sünnilik algısının solunda kalmasının.“…bak mesela x. sürecin dışında kalmalarında belirleyici olduğu söylenebilir. işini ona gördürmeye başladı. Böyle olunca da artık kim hangi partideyse. bilhassa kırsal yerleşimlerde oturan ve buradaki Sünni topluluklar içerisinde dini yahut ekonomik statüleri itibari ile önder konumda olan aileler tarafından doldurulduğu anlaşılmaktadır. bu y’nin dayısı. Alevilerde nasıldıysa bizimkilerde de öyle oldu…” (Alan Notları: 19 – 04 – 06 / Pertek) Bu süreçte. söylemini köylülüğün feodal tutunumları üzerine inşa eden sağ siyasal partiler tarafından doldurulması sonucunu doğurmuştur. 1970’li yıllarda yitirdikleri işlevlerinin. Pınarlar tarafında tüccardı ve onun sözü çok geçerdi. görüşmecilerin çoğunluğunca. 1970’li yıllarda sağ partilerin bilhassa kırsal yerleşimlerde . Ek olarak. Dolayısıyla. İşte bizim gibi maraba takımının [Pertek ilçe merkezi çevresinde köy ve mezra yerleşimlerinde oturan Sünniler kastediliyor] Elazığ’da devlet dairesinde falan bir işi olduğu zaman hemen ona gidilirdi… İşte bir zaman sonra artık Elazığ’da da tanıdıklar çoğalınca herkes kendi adamını tutmaya. çevresi de o partili oldu. köylü kesim ve ileri gelenlerinin de ‘Demokrat Partili’ olarak sınıflanması anlamlıdır. Cumhuriyet’in yereldeki tesisinde etkinlikle rol alan ve uzun yıllar temsilciliğini yapan ailelerin göçlerle etkisizleşmelerinin ve daha da önemlisi bu ailelerin sahip çıktıkları Cumhuriyet ideolojisinin. ilgili büyük ailelerin ‘Halk Partili’. Bu anlamda. öteden beridir aralarına ekonomik ve sosyal birtakım ayrımlar koyan ve köklerini feodal ilişkilerin kalıntılarından alan sınıf farkları da mevcut boşluğun.

Şüphesiz bu ilişki. Böylesi bir durum içerisinde. hızlı bir biçimde. politik açıdan da . Bu destek. Sosyalist örgütlenmelere ve ‘komünist ideoloji’ye savaş açmış olan sağ paramiliter güçlerin ve siyasal temsilcilerinin de eline böylelikle önemli bir nüfus kaynağı geçiyordu.ikamet eden Sünniler içerisinde hayat bulması ve esas olarak bu yıllara değin geleneksel dini ilişkilerini canlılıkla yaşatan kesimlerden çıkması anlaşılabilirdir. devlet kurumlarından ve Elazığ’daki birkaç Tunceli göçmeni Alevi mahallesinin dışında tek hâkim güç olan sağ siyasal parti çevrelerinden ve cemaatlerden gelir. biraz da beklenmedik bir biçimde. Pertek ve Elazığ’da giderek artan yeni ilişkiler ve sosyo-ekonomik imkânlar yakalayan bu yeni güç odaklarının. azınlıkta olmanın getirdiği zor şartlar altında siyasal değerlere ve temsilcilerine sahip çıkma durumu. karşılıklı fayda temelinde kurulacaktır. Böylesi bir temel üzerinde. 1970’lerde yoğunlaşan ekonomik nedenli göçlerde. ailelerin yeni mekânlarında destek bulabilecekleri sosyal bir çevreye ve bunun taşıyacağı imkânlara ihtiyaç duydukları aşikârdır. Devlet kurumlarının işin içinde olması da çoğunlukla bu parti çevrelerinin insan kaynaklarınca temsil ediliyor olmalarından kaynaklanıyordu. hâlihazırda kamu kurumlarında ve yerel ticaret ağında hâkim güç olan yerel sağ partiler tarafından örgütlendiği görülmektedir. Elazığ üzerinden tahkim edilebiliyordu. Tunceli göçmeni Sünniler kendi aralarında da çeşitli küçük alt gruplara bölünerek oldukça ciddi bir güç kazanmış oldular. Bir yandan yeni göç edilen şehirdeki ekonomik ve sosyal imkânlar güçlendirilirken bir yandan da ‘suyun öte yakası’nda kalan hısımlar. Bilhassa Tunceli’deki hâkim sol güçlere karşı azınlıkta olunan ve ‘savunma’ pozisyonunda kalınan bir yerde.

Türk milliyetçi söylemi içerisinde organize olmaları. yeni anlam kodlarının yeni bir sosyo-kültürel çevre içerisinde tesisinden geçmekteydi. Tunceli’de Sünniliğin bir diğer adı olan ve doğrudan din kimliğine gönderme yapan ‘Türklük’ün bu odaklarca yeniden üretimi ve Sünnilerce kabulü sorunsuz gerçekleşti.mevcut rakipler karşısında kitle desteğini arttırabilecek önemli bir psikolojik ayrımdı. eski algı ve tutumları zamanla terk etmenin bir başka ifadesi. süratle bu güç odakları çevresinde kümelendiler. asıl olan Sünnilikti ve hâlihazırda yaşanan kamplaşma da esas olarak din kimliklerindeki ayrışma üzerinden şekillenmişti. Bu bakımdan. Sünniler. Bu. gerek kamusal kurumlardan gerekse yerel ticaretten güçlü bir destek alan ve çoğunluğunu kırsal yerleşimlerde oturanların oluşturduğu Sünni topluluklar. Tunceli’deki kimlik algılarının temelini oluşturan din kimlikleri: Alevilik ve Sünnilik. Genç kuşaklarla hızla yayılan. Sünni oldukları için ‘taraf’tılar ve yine Sünni oldukları için gerek Pertek’te gerekse Elazığ’da devlet imkânlarını da önemli ölçülerde kontrol altında tutan güç odaklarından destek görüyorlardı. Sünni topluluklar içerisinden sol cenaha katılımlar olmuşsa da bu uç örnekler için geçerliydi. aynı zamanda değişmekte olan dönemi ve değişen kuşakları. Buna göre. . gelenekten uzaklaşmanın. Tunceli’de kalan Sünni yerleşimler her daim Elazığ’dan desteklenen ve mücadele grupları içerisinde deyim yerinde ise el üstünde tutulan bir değer de kazanmış oluyordu. sosyo-ekonomik faydanın yanı sıra kimlik algılarında da sorunsuz gerçekleşti. Bu sebepten. Tunceli’den kopmanın. kolektif bilinci de anlatan bir durumdu. geleneksel olarak Kürtlük ve Türklük olarak da isimlendirildiği için Sünnilerin.

genç kuşaklar geleneği ‘aşan’ bir Sünnilik durumu kurguladıkça. elverişli ekonomik ve sosyal imkânlar sağlayan güç odakları etrafında kümeleşince. Sünni toplulukların çoğunluğunda. genç kuşaklar topluluğun idaresinde ve yeni döneminin belirlenmesinde etkinleştikçe. nüfus yoğunluğu itibariyle. eskiyle kıyaslanmayacak ölçülerde. her ne kadar İslam etkileri taşıyorsa da henüz seküler vurgularından arınmış değildi. komşularıyla uzun yüzyıllar boyunca yan yana yaşamalarından kaynaklı olarak özgün kültürleşme örnekleri içeriyor.Öte yandan bu yıllarda yerel yaşam henüz etkinliğini ciddi ölçülerde yitirmiş de değildi. geleneksel tutumlar ve algılar da hızla değişmeye başladı.121 Bu sebepten. Geleneğin en önemli temsilcisi durumunda olan ‘babalar’ın sırtlarını yasladıkları cemaatin etkin nüfus gücü. Sünnilerde geleneksel kurumların ve aktörlerin tasfiyesi ile Sünnilik temelinde kurgulanan yeni Türklük. Bahadır 2001. Bu toplulukların bağrından çıkan genç kuşakların büyük şehirlerde yahut Elazığ’da 1970’li yıllarda tanıştıkları Türk milliyetçi söylem. zamanla tasfiye oldular. bilhassa yaşlı kuşaklar. Pertek ilçe merkezi. . Vaaz ettiği Türklük durumu ise dilde. davranışta bu toplulukların yaşantılarının ve tutum–davranış alışkanlıklarının hayli uzağında idi. Yaşattıkları Sünni–İslam. Onların dayandığı temel güçlerden olan ‘ileri gelen aileler’ de Elazığ’daki. gerek kendi aralarında gerekse komşularıyla olan ilişkilerinde Kurmancki’yi canlı bir şekilde kullanıyorlardı. kitabi dinsellikten önemli farklar barındırıyor ve dahası hâlihazırda kendi dini kurum ve aktörleri etrafında vücut buluyordu. 19. tümüyle dayanaksız kaldılar ve zamanla tali pozisyonlara düşmeleri kaçınılmaz oldu. yüzyıldan İkinci Dünya Savaşı’na dek irdeleyen önemli bir çalışma için bakz. kendisine zorlu bir mücadele alanı da açmış oldu. henüz Sünnilerin elindeydi 121 Türk milliyetçiliğini.

dâhil oldukları siyasal örgütlenmeler ve ancak kolay hedefler için işe yarar olan zor güçleriyle karşı bir strateji geliştirmeye çalışıyorlardı. kırsal yerleşimlerde her daim sürmesi gereken bir destek durumu açığa çıkarıyordu.ancak kırsal yerleşimlerde durum değişiyordu. önemli bir destek olarak görülüyor ve devreye sokuluyordu. Bu hızlı kamplaşma ve çatışmaların yarattığı toplumsal dönüşüm içerisinde. tecrübeye dayalı geleneksel davranışlar da hızla ortadan . mahkeme salonlarında görülüyor ve netice büyük oranda kendi lehlerine sonuçlanıyordu. iplerin kopartıldığı bir süreçte. yer yer fiili durum yaratabildikleri kendi öz güçlerinden ileri geliyordu. öncelikle geleneksel hukukun ve geleneğin aktörlerinin tasfiye edildiği göze çarpmaktadır. Seyitler ve babalar. Komşuları ile olan herhangi bir davaları. topluluğun bağrından doğan genç kuşakların ateşli hedefleri içerisinde erirken. tutum ve davranışlarını da götürüyorlardı. eskisi gibi Cem meclislerinde değil. kendileri için kolay hedef durumunda olan Sünnileri zor durumlarda bırakıyorlardı. Güçsüz. Pertek’te yahut Elazığ’da görülüyor. savunmasız olunan yerlerde alınan darbelerin hesabı. Karşıt siyasal hareketlerin faaliyetleri Pertek ve Elazığ gibi merkezlerde bu faaliyetlere katılan Sünnilerin elini güçlendirirken. Alevi muhataplar ise güçlü oldukları alanda. Dolayısıyla topluluklar arası sorunların çözümünde. Nüfus ve dolayısıyla coğrafi olarak kontrol edebildikleri alan ve kaynaklar itibariyle hâkim bir güç durumunda olan Aleviler. Devletin sahip olduğu zor aygıtları. Buna karşın Alevilerde ise bu açık taraflaşmaya yanıt. beraberlerinde uzun yüzyılların tecrübelerine dayanan bilgi birikimini. Topluluklar arası geleneksel hukuk terk edilmiş ve Sünnilerin büyük çoğunluğu kendilerine açık bir destek sunan devlet kurumlarına yönelmişlerdi.

Böylelikle. Bu esas aktörlerin toplum yaşamının merkezinden uzaklaşması. geleneğin sadece belirli bir yaşın üzerinde kalan ve geleneğin dışında yeni bir anlam sürecini kabullenmeyen kuşakların da tutumlarını da etkiliyordu. Zira kamplaşmanın boyutları öylesine yükselmiştir ki sürecin kitlesel boyutlarda büyük olaylara neden olabileceği endişesi. Bilhassa kırsal yerleşimlerde ikamet eden Sünniler içerisinde. ayrışmayı. Topluluklar arası ilişkilerde öne çıkan aktörlerin.kalmış oluyordu. seyitler ve babaların etkinlikleri birdenbire kesilmese de hızla işlevsizleşti. Böylelikle en ufak bir sorun karşılıklı diyalog zemininden hızla uzaklaşmakta ve hızla derinleşen ayrışmaya yeni bir neden olarak katkı sunmaktaydı. uzun vadeli hesaplar yapılmaksızın karşılıklı olarak derinleştirdiği de söylenebilir. kendi aralarındaki geleneksel ilişkileri güç de olsa sürdürmeye gayret etmiş görünmektedirler. muhataplarının direnme imkânı olmayan zor aygıtlarını devreye sokmaları da etkili oldu. en kızgın dönemlerde dahi Alevilerle sürdürülen ilişkilerin. ‘öyle ya da böyle kavganın sonuçlanacağı’ gibi kuvvetli bir beklenti içerisinde olmaları. bu temas noktasını her daim elde tutmayı gerekli kılmış görünmektedir. kirveliklerin bugünde dahi samimi bir minnetle . Alevi çoğunluk içerisinde yaşayan Sünnilerin karşılıklı sorunların çözümü için rağbet ettikleri Cem Kurumu da ortadan kaktı. Bunda. Yalnızca bazı aileler. Anlaşılan odur ki bu ilişkiler genç kuşaklarca da zaman zaman tolore edilmiştir. Kirveliklerin ve evliliklerin neredeyse tümüyle durduğu bu süreçte topluluklar arası sosyal iletişim ve temas en aza indi. Sünnilerin önemli bir kesiminin kendilerine açık destek olan resmi kurumları tercih ederek. Geleneksel Alevilik ve Sünnilik algılarının tasfiyesi ve genç kuşakların 1970’lerdeki ruh hali içerisinden bakıldığında.

Ancak yine de dönemin belirgin karakteri. Sünni toplulukların yeni Türklük kimliği ekseninde. topluluklar arası ilişkilerin. Bu kanlı hadisenin ertesinde. 1970’li yılların en sıcak zamanlarında dahi Alevi komşularıyla törpülenen ilişkilerini. sonuçları itibari ile Sünniler açısından esas kırılma noktası Pınarlar Olayı’dır.ifade edilmesi122. Sünni topluluklar içerisindeki bu kesimden görüşmecilerin çarpıcı bir biçimde aktardıkları gibi. ekonomik nedenlerle de göç vererek zayıflayan Sünnilerden çoğu aileyi kuşaklardır yaşadıkları topraklardan bir daha geri gelmemecesine uzaklaştıracak bir pozisyona sürükleyecektir. mevcut kimlik farklılıklarından dolayı ayrıştıkları bir çoğunluğun içerisinde kendilerinden büyük bir güç karşısında harekete geçirilmeleri ve kamplaşmanın tırmanışıdır. 4. tüm tehditlere karşın. günümüzde Pertek çevresindeki kırsal yerleşimlerde ikamet eden az sayıdaki ailelerin köklerini oluşturmaktadırlar. .4 Pınarlar Olayı 1970’li yıllar Tunceli’sinde. alan çalışmamızı 122 Köylerinin Pertek ve Elazığ ile ulaşımını sağlayan ve aynı zamanda kendisiyle kirvelik bağı bulunan Alevi şoförün. Bu çatışma ve ayrışmalar. ‘ayrımcılık yapmayanın yerinde kaldığı’ bu yıllarda. Bunlar. bu yıllarda. yukarıdaki örnekteki gibi sürdürmeye gayret eden ve çoğunluğun tersine saflaşmada keskin tutumlar almayan bazı Sünniler de vardır. azınlık bir topluluk olarak yaşadıkları sıkıntıları ve bu sıkıntılar içerisinde kendilerine sahip çıkan komşularını kolektif hafızlarında nasıl canlı bir şekilde yaşattıklarının da en çarpıcı kanıtı idi. her iki kesimden de geleneğe bağlı unsurlarca yaşatılabilmiş olduğu anlaşılmaktadır. ‘işini ve çocuklarının ekmek parasını’ tehlikeye atarak taşımacılığı sürdürdüğünü içten bir minnetle ve gözyaşları içersinde aktaran Sünni bir görüşmeci. geleneksel ilişkilerin kamplaşma ve çatışmalarda üstlendiği uzlaştırıcı rolü açıklıkla ortaya sermektedir.

Pertek ilçe merkezi çevresindeki Sünni nüfus hızla azalmaya devam edecek ve bölgedeki nüfus yapısı tümden değişecektir. Ancak yine de genel bir çerçeve sunulabilir: “Sünnilere göre. İleri gelen aileler ve dini bilgileri itibariyle toplumda hürmet görenlerin ikamet ettikleri ve önemli bir Sünni nüfusun Alevilerle iç içe yaşadığı bir yerdir. ilçenin doğu kesimini oluşturan bir nahiyedir. birisi Tuncelili olmayan diğeriyse bölgeden uzun zaman önce ayrılmış Pınarlarlı iki PKK’linin Sünnilerin evlerine ateş açmaları ile olaylar başlar. Pınarlar Olayı hakkında Alevilerin ve Sünnilerin anlatımları kendi kimliklerini merkeze alan farklılıklar taşımaktadır. Sünniler bu saldırıya derhal karşılık verirler ve yaraladıkları Pınarlarlı’yı öldürürler. Hemen ardından Sünniler olayı solculara mal ederler ve Jandarma’dan yardım birlikler istenir. Pınarlar’da sadece Sünnilerin kullandığı minibüs şaibeli bir şekilde yakılır. Pınarlar’ın ardından. Sünni kimliğin kendisini çevreleyen ‘öteki’ içerisinde. Pınarlar’da Sünnilere ait taşımacılık yapan bir aracın taranması ile başlayan olaylarda bazı Aleviler de hayatlarını kaybederler ve tırmanan gerginlik ve çatışma ortamı üzerine Pınarlar terk edilir. rastgele evlere ateş açarlar ve bu olayda bazı kadın ve yaşlılar . Pertek İlçesine bağlı. Pınarlar’ın özelliği. Jandarma’nın Pınarlar’ı terk edeceği günün sabahında tüm göç hazırlıklarını tamamlamış olan Sünniler. ‘geleneksel komşuluk’tan bir başka ‘hasım’a dönüşümünün başlangıç noktası olarak da kabul edilebilir. bahsini edeceğimiz olaya kadar bilhassa kırsal yerleşimlerde ikamet eden Sünni topluluklar için bir nevi merkez konumda olmasıdır.gerçekleştirdiğimiz Pertek ilçe merkezi civarındaki kırsal yerleşimlerde oturan Sünnilerin yarısından fazlası bir daha geri dönmemek üzere bölgeyi terk etmişlerdir. Ertesi gün. Pınarlar. Alevilere göre ise. Pınarlar Olayı.

Pınarlar Olayı.Pınarlar) 124 Söz konusu olaylar hakkında kapsamlı bilgi edinmek için bkz. bölgedeki Sünni nüfus üzerinde sosyal ve psikolojik derin etkiler bırakmış olduğu anlaşılmaktadır. 2005. Olayın muhatabı olan Sünnilerin. Bu bakımdan olay. burada tersine bir sonuç doğurmuştur. Alevilerin olası karşı atağının boyutlarından kaçınarak yerleşim alanlarını bir gün içerisinde topluca terk edişlerinin.) ile tarlalardaki ürün (biçilmemiş buğday vs. Pınarlar’daki ve civar yerleşimlerdeki Sünni nüfusun. kamu görevlilerin de marifetleriyle gerçekleşen kıyımın. Alevi komşularıyla tırmandırılan kamplaşmanın aktörleri haline gelen Sünnileri böylesi bir kaçışa sürüklemiş olduğu düşünülebilir. Buna göre. evlerdeki kullanılabilir eşyalar (kapı.hayatlarını kaybederler” (Alan Notları: Elazığ ve Pertek’te çeşitli tarihlerde derlenen notlardan özet olarak aktarılmıştır).) komün olarak kullanılacak ve yoksul köylülerin hizmetine sunulacaktır… İlginç bir şekilde. 1970’li yılların sonlarına doğru tıpkı Tunceli’deki gibi karşıt siyasal söylemlerin farklı etno-kültürel aidiyetlerle özdeşleştirildiği ve yerel topluluklarca da böylelikle anlamlandırıldığı yerlerde. örgütler bu sahipsiz mülklerin satışını da engellemiş ve alım yasağı koymuşlardır. Şahhüseyinoğlu. bilhassa Sünniler nezdinde çok ciddi sonuçlar doğurmuştur. hemen hiç vakit kaybetmeden çoğu eşyalarını da bırakarak apar topar yaşadıkları evleri. Aleviler’in katliamıyla sonuçlanan Malatya. Kuvvetle muhtemeldir ki Maraş ve Çorum benzeri olayların yerel topluluklarda uyandırdığı ‘kitlesel kırım’ korkusu. Maraş’ta ve Çorum’da azınlıkta olan Alevi nüfusa karşı. . Bunlara göre. 123 Olayın ardından. Sünnilerin geride kalan malları kişilerin değil her daim yerel yoksul köylülüğün mülkiyetinde olacaktır…” (Alan Notları: 15 – 08 – 06 / Pertek . tersi şekilde kendilerine karşı işletileceği düşüncesinin. tarlalar) dair yerel siyasi hareketler bazı ortak kararlar alırlar. cam.123 Olay hakkındaki aktarımlar oldukça çeşitlilik göstermekle birlikte Alevilerde ve Sünnilerde genel çerçevesi itibariyle bu şekliyle yaşatıldığı kaydedilmiştir. Maraş ve Çorum olaylarının124 hemen ertesinde gerçekleşmiştir. çerçeve vb. tarlaları terk edişleri hayli önemli görünmektedir. yerel sol örgütlerin bazı ilginç kararları üzerine notlardan: “Sünnilerin gidişlerinin hemen ardından geride bıraktıkları taşınmazlara (evler.

Zira Pınarlar’ın boşalmasının akabinde.Bilhassa kırsal yerleşimlerdeki Sünnilerin. karşı karşıya kaldıklarında da koşulları değiştirebilecek yeterlilikten uzak kaldıkları düşünülebilir. Alevilerin olası kitlesel tepkilerinin sonuçları. Bir anlamda. diğer yerlerde de aktif bir biçimde sağ paramiliter örgütlerin yerel destekçisi durumunda olan Sünni aileler de göç etmek durumunda kalmışlardır. geride kalanları büsbütün yalnız bırakmıştır denebilir. Alevi çoğunluk içerisinde yaşayan bu Sünni toplulukların büyük çoğunluğu sürecin kendi lehine sonuçlanacağı beklentisi içerisinde mevcut durumu olası tüm sonuçlarına kadar zorlamıştır. uzun yüzyıllardır birlikte yaşadıkları komşularına karşı içerisine düştükleri taraflılık durumunda sıkıştıkları ve meseleyi çözüme kavuşturacak bir yol bulamadıkları söylenebilir. Geride. her ne kadar ağır yaralar almış olsa da kadim komşularıyla olan kirvelik bağlarına ve bir yandan da komşuları dışında başka bölgelerden kendilerine yönelen tehdide karşı yerel devlet kurumlarına tutunarak bölgede kalmayı başaran bir avuç aile kalmıştır. kamplaşmanın tırmandığı boyutu öngörmemekle birlikte. Sünni toplulukların. Sünnilerin toplu göçünün bir başka itici gücünün de kendilerine Elazığ’da sağlanan sosyal ve ekonomik şartların tercihleri olduğu söylenebilir. Gerek sağ siyasal partiler ve cemaat odakları gerekse bunların etkin olduğu devlet kurumları yereldeki Sünnileri destekledikçe ve Aleviler üzerinden yükselen sol ideolojiye karşı bir nevi ‘yerel milisler’ olarak örgütleyip harekete geçirdikçe. Bu durumda mevcut tüm desteğe karşın. her halükarda görülebilecek bir durumdur. Kaybettiklerinin yanı sıra . dini ve yerel ekonomi içerisindeki statüleri gereği kanaat önderi durumunda olan topluluk ileri gelenlerinin çevreleriyle birlikte Elazığ’a göçmeleri.

kamplaşmanın tüm olası sonuçlarının zorlanmasındaki kararlılığı doğurmuştur. Sınıfsal söylemlerin. Bu durum. Günümüzde hâlihazırda Pertek ilçe merkezinin kuzey kısımlarında ikamet eden 15 – . dönemin kamplaşmalarının 1990’lardan sonra dünyada örnekleri görülen mezhep çatışmaları olarak algılanmadığının da bir göstergesidir. bir yandan tarafsız kalmaya çalışanları da sağ paramiliter güçlerin kucağına sürüklerken bir yandan da mevcut kamplaşmayı körüklemektedir. Alevi ileri gelen din ve topluluk önderlerinin Sünni komşularını gitmemeleri konusunda ikna ettikleri görülmüştür.büyük bir şehirde kazanmış oldukları imkânlar. Pertek ilçe merkezi haricinde toplu göç eğiliminin kuvvetlendiği görülmektedir. şaşırtıcı bir şekilde. Ancak Türkiye’nin hemen hiçbir yerinde olmadığı gibi Tunceli’de de Alevi topluluklardan Sünnilere yönelik herhangi bir ‘intikam’ girişimi görülmemiştir. Sünni toplulukların önemli bir kesiminin sürecin müdahili olarak hazırlanıp öne sürülmesi kadar Alevi topluluklar içerisinde örgütlü bulunan bazı siyasal hareketlerin kamplaşmayı körükleyici tutumlarının da önemli roller oynamış olduğu belirtilmelidir. Öte yandan Pınarlar Olayı ertesinde. Pınarlar Olayı’nın şekillenmesinde. bir anda yöredeki diğer tüm Sünni topluluklara da sirayet ettiği anlaşılan ‘Alevi tepkisi’ karşısında. Tuncelili Alevi toplulukların özgün yapıları içerisinde erimesi ve kısa sürede örgütler arası kısır çekişmeleri örten ve somut karşılığı bulunmayan bir söyleme dönüşmesinin. siyasal hareketlerin kendi aralarındaki ve aralarında kalan sağ paramiliter güçlerin destekçilerine karşı tutumlarında maceracı eğilimleri kuvvetlendirdiği rahatlıkla söylenebilir. Dolayısıyla çoğunlukta oldukları alanlarda kendileri için kolay hedef durumunda olan Sünni topluluklara yönelik olumsuz tutumlar. Bazı yerlerde.

Bu kimlik. Pertek ilçe merkezinin de nüfus yapısı bakımından 1990’larda yaşayacaklarının bir nevi öncelidir. büyük çoğunlukla bu ikna ve sahip çıkma faaliyetleri neticesinde göç etmeyen aileleri işaret etmektedir. çözümü karşı tarafı tümüyle etkisizleştirmekte bulan ancak pratikte karşılığını bulamayan bir kargaşaya sürüklemişlerdir. beklenilenin aksine kısa vadede Sünni topluluklar aleyhine işlemiş ve özellikle kırsal yerleşimlerde geçim kaynaklarını Alevi çoğunlukla paylaşan Sünnileri de çıkmazlara sürüklenmiştir. dönemin zor şartlarına ve kendilerine yönelen tehditlere karşın varlıklarını sahiplenmiş olmalarını gözle görülür bir duygusallıkla ifade edişleri bunu doğrulamaktadır. geleneksel kimlik algılarını ve komşuları ile olan hukuklarını terk edişleri. Nitekim bu ailelerden olan görüşmecilerin kirvelerinin ve genellikle de evlilikler yoluyla temas ettikleri komşularının. 1970’li yıllarda yaşananların zirve noktasıdır denebilir. devlet kurumlarıyla temasları aşikâr olan sağ parti ve cemaatler üzerinden özellikle Elazığ’da çeşitli iş olanakları. farkında olmadan. ucuz araziler gibi yardımlarla telafi etmeye. yereldeki mücadelelerini. Pınarlar Olayı. yerelin muhataplarını da hızla ötekileştirmiş ve bağları koparmıştır. Bu tavır ve Aleviler içerisinde örgütlü kimi siyasal hareketlerin sol sekter. Sünnilik algısını yerel aidiyetinden uzaklaştırdıkça. gelecek için daha sağlam dayanaklara yaslanmaya çalışanlar. Bu yalnızlaşma. Bu. bu yeni dönemi temsil eden genç kuşakların taşıdıkları kimlik söylemleriyle doğrudan ilgilidir. maceracı tutumları da karşılıklı bölünmeyi beslemiş ve netice. Bu tarihten sonra Pertek ilçe merkezini çevreleyen kırsal yerleşimlerdeki Sünni nüfus bir daha eski etkinliğine ulaşamayacaktır. . Sünni toplulukların. yerel nüfusun önemli bir bölümünü oluşturan Sünnilerin yaşadıkları toprakları terk etmeleri olmuştur.20 civarındaki aile. Buradaki kayıpları.

5 1990’lı Yıllar 1970’li yılların karmaşası. sosyo–kültürel bütünlüğün tüm boyutlarında ve bunun doğrudan sonucu olarak kimlik algılarında hızlı bir değişim sürecinin başladığı görülecektir. komşusunu düşman yapan saflaşma. 1970’lerle birlikte her iki kesimde de güçlü taraftarlar bularak yerleşen yeni kimlik tanımları neticesinde geleneksel yaşayış ve algıları da ciddi biçimde dönüştürmüştür. 4. Sünni nüfusun büyük ölçülerde azalması. Pertek ilçe merkezi civarındaki Sünnilerde. Pertek ve çevresindeki demografik yapının köklü bir şekilde değişmiş olduğu anlaşılmaktadır. ‘Ötekinin ötekiliği’. Keban Barajı için boşaltılan geniş alanlar ve nihayetinde siyasal kamplaşmalar neticesinde ortaya çıkan çatışmaların sonucunda 1980’lere gelindiğinde. Her şeyden evvel. buna mukabil Alevi nüfusun yaygınlaşarak artması yönünde görünürlük kazanan söz konusu değişim. 1960’lı yıllardan itibaren başlayan ve aralıksız devam eden ekonomik nedenli göçler. içerisinde ötekileştiği etnokültürel kimliğin yaşadığı sıkıntıların izinden giderek. . azınlığın içerisinde bir başka politik azınlık durumu yaratmıştır. 12 Eylül’le birlikte sonlandığında. kalıcı bir kimlik algısına dönüşmüştür.Ülke genelinde nüfus bakımından azınlıkta olan Alevi kimliğinin Tunceli yerelinde gösterdiği özgül iktidar durumu içerisinde. İlerleyen yıllar içerisinde ise her iki topluluk açısından. Tunceli’deki Alevi ve Sünni topluluklar açısından geleneğin hâkim olduğu dönem de tüm sancılarıyla birlikte kapanmaya yüz tutmuştur.

Bu durum. farklı güç merkezleri tarafından devralınacaktır. Böylelikle bu ailelerin topluluk içinde üstlendikleri aracı ve yönlendirici roller. günümüzde Pertek’in doğu bölümündeki ilçe merkezi ve civarındaki birkaç köy ve mezra yerleşiminde ikamet eden küçük gruplar. Örneğin Pınarlar’ın tümden terk edilmesi. karşılıklı saflaştıkları ve aralarında azınlıkta kaldıkları komşuları arasında daha fazla barınamayarak Tunceli’den ayrılmak durumunda kalmışlardır. Hâlihazırdaki kamplaşma ve bazı sol siyasal hareketlerin kolay hedef durumunda gördükleri Sünnilere karşı aşırılıkları da bu süreci hızlandıracak ve Sünniler ile sağ paramiliter güçler arasındaki ilişkileri kuvvetlendirecektir. Keban Barajı’nın tamamlanması ve diğer ekonomik nedenlerden dolayı yaşanan göçlerin ardından. Sünniler nezdinde. 1970’lerin sonrasında Sünni nüfus. birazdan bahsini edeceğimiz 1990’lı yıllar ve güncel veriler de önemli kanıtlar sunmaktadır. Sünniler . Buna. beraberinde bir takım eski sosyal dayanakları da ortadan kaldırmıştır. Sünni nüfusun yaşadığı güç kaybı. bilhassa kırsal yerleşimlerde ikamet edenler.Dolaysıyla bu dönemden günümüze değin süregelen sosyal hayatın hemen tüm alanlarında her iki kimlik grubu açısından karşılıklı olarak kimi zaman açık kimi zamansa örtük biçimlerde canlılık kazanan ve geleneksel karşılıklı ilişkileri tasfiye eden bir ayrışmanın yerleşmiş olduğunu söylemek mümkündür. bir zamanlar bölgede etkin bir güç olan Sünni nüfustan arta kalanlardır. Pertek ilçe merkezini çevreleyen kırsal yerleşimler açısından oldukça önemli oranda güç kaybetmiştir. Sağ paramiliter partilerin ve cemaatlerin etrafında biriken yerli Sünnilerin önemli bir kısmı. gerek komşularıyla gerekse Pertek ve Elazığ gibi merkezlerle sosyal ve ekonomik ilişkilerini kuran ve idare eden topluluk ileri gelenlerinin de yok olması sonucunu doğurmuştur.

1990’lı yıllar içerisinde yaşanacak benzer olayların ardından. Kimliğin. esas rotasını koruyarak günümüze dek gelecektir. Öyle ki. Sünniler açısından ‘öteki içerisinde kazanılan ötekilik’. Bu değişimin söylemi ise. derhal Alevi komşularınca yahut iç–Tunceli’den gelen ailelerce doldurulmuştur. katlanarak artan bir görünürlük arz etmeye başlamıştır. kendi varlıklarını politik bir meşruiyet ve sembol olarak gören resmi kurumlara ve sağ siyasi söylemlere olan bağımlılıklarının da nedeni olacaktır. geleneksel uygulamalardan uzaklaşması üzerine kuruludur. mevcut içeriğini böylesi kitabi uygulamalar bütününün doldurduğu. öte yandan da bir anlamda çaresizce. dönemsel sosyo-politik gelişmelerden etkilenmekle birlikte.açısından 1970’li yılların çatışmalarıyla temellenen ‘ayrışma’ üzerine kurulu kimlik algısının bir sonucu. Sünniliğin uygulamada daha kitabi yönlere kayması. Söz konusu yabancılaşma. Pertekli Sünnilerin kırsal yerleşimlerde sahip oldukları azınlık durumu. Bu dönemde Sünnilerin boşalttıkları yerler. anlamlandırdığı bir Türklük tanımıyla temellendirilmektedir. siyasallaşma içerisinde yeniden tanımlanması ve bu tanımın gelenekten uzaklaşan anlam dünyası. Böylelikle 1980’ler sonrasında. devletin doğrudan müdahalesiyle yerlerinde tutulacaklardır. kimliklerin yeniden üretimi gibi bir dizi soyo–politik süreç ve dahası Tunceli’de tam da bu yeni . cemaatleşme. gidenlerin ve geride kalanların yaşadıkları mekâna ve mekânı paylaştıkları komşularına hızlı bir biçimde yabancılaşmalarını da beraberinde getirmiştir. 1990’lı yıllarda dünyada ve Türkiye’de popülerlik kazanan yerelleşme. Söz konusu biçim. geride kalan ailelerin tümü bölgeden ayrılmak isteyecek ancak. Demografik yapıdaki belirgin değişimlerin yanı sıra 1970’li yılların köklü bir biçimde değiştirmiş olduğu bir başka durum ise kimlik algıları üzerinedir.

Özetle. 12 Eylül’le birlikte sonlanan sürecin. Bu baskı döneminin en belirgin sonucu göç ve tersi etkisi olan içe kapanma olmuştur. hiç de azımsanmayacak bir katkıda bulunan siyasal nedenler de eklenmiştir. Ancak sahip olunan nüfus gücünün bu göçleri dengelediği anlaşılmaktadır. Bu bakımdan. Tunceli’nin hâkim etno-kültürel topluluğunu oluşturan bu grubun yaşadığı bir başka önemli kültürel değişim dönemi olduğu görülmektedir.toplumsal süreçler üzerine yükselen yeni siyasal–askeri gelişmelerin ardından iyice belirginleşecektir. Sünnilerden boşalan yerleri dolduracak ve yeni yerleşim alanları oluşturacak düzeyde artış göstermiştir. ekonomik etkenlerin yanı sıra. . bu yapılarla iç içeliği ölçüsünde hırpalanmıştır. Aktivistlerinin çoğu tutuklanmış ve yerel halk. 1980’li yıllara değin Pertek ilçe merkezinin hiç değişmeyen nüfus yapısını etkileyen göçler bu yıllarda başlamıştır. birbirlerinden kimi farklılıklar içerseler de esas olarak Kürtlük ve Alevilik algıları içerisinden ulusal kimliğin en azından teoride işaret ettiği yurttaş profilinden uzaklaşırken. Alevi komşuları. Ülke genelinde güçlü bir baskıyla karşılaşan yasal ve yasa dışı siyasal hareketlerin Tunceli’deki etkinlikleri de benzer sıkıntılarla yüz yüze gelmiş ve kısa sürede etkisizleşmişlerdir. İslami içeriği giderek ağır basan bir Türk yurttaşlığı profilinin yereldeki temsiliyetini. 1990’lı yıllara değin bölgede kayda değer ölçülerde siyasal hareketlilik görülmeyecektir. Dahası. sancılı yükümlülükler içerisinde yerine getirecektir. Yurt içi ve yurt dışına yaşanan göçlere. hızla geleneksel tutum ve davranışlarından uzaklaşarak. Öyle ki. Sünnilere karşın Aleviler açısından duruma bakıldığında. yeni sürece uyum sağlayacaktır. Sünni azınlık. Alevi çoğunluk geleneksel Sünni yerleşim alanlarına da yayılmaya başlamıştır. Böylelikle sosyo-kültürel değişime uyarlı kimlik.

1970’li yıllar gibi oldukça yakın bir geçmiş dönemin sarsıntıları henüz çok canlıdır. Sünni yahut Alevi olarak dünyaya gelme. Mutlak surette.Bu yayılma aynı zamanda. kamplaşan kimliklerin de hareketliliği anlamını taşımaktadır. toplumsal yaşayış içerisinde farklı siyasal görüşleri işaret eden kategorilerdir. Zira artık Sünnilik ve Alevilik. gündelik yaşam içerisinde bulduğu unsur. Her ne kadar darbe sonrasından günümüze değin topluluklar arası ilişkiler zaman zaman artarak yahut azalarak varlığını korumakta ise de bu temel ayrışmanın her daim canlı kalmış olduğunu düşündüren veriler mevcuttur. bu farklılığın temel belirleyenidir. yerelde karşı karşıya geldikleri komşularının yeniden tanımlanan Sünnilik kimliğiyle özdeşleştirilmiştir. mevcut anlam haritasının oluşumunda ve buna göre tutum ve davranışların ortaya çıkışında. güvensizlikler ve neticede ilgili muhatabın ‘özünde’ sahip olduğu kimlik. Alevi ve Sünni topluluklarda ortaya çıkan bu yeni durum üzerinde. Bilhassa bu sürecin sonlanışında oldukça ağır yaptırımlara maruz kalan Alevi kitleler nezdinde. Aleviler ve Sünnilerde. 1980’lerin sonlarında görünürlük kazanmaya başlayan ve 1990’lı yıllarda yine mevcut din kimlikleri üzerinde temellenen fakat farklı bir içerikle yaşanan siyasallaşma ise son durağı günümüz olan farklı bir süreci işaret edecektir. . Sünnilik algısını mutlak anlamda ötekileştirmiştir. yanı başlarındaki Sünni komşular olmuştur. devlet ve kurumları. temel bir referans olarak kabul edilmiş görünmektedir. Bu anlamda darbe sürecinde yaşadıkları şiddet. diğer kimliğe karşı belirli önyargılar. Bu ötekileştirmenin birincil muhatabı resmi kurumlar iken. baskı ve dahası 12 Eylül sonrasında uygulamaya konulan ‘Alevi köylere cami yapımı’ gibi doğrudan kendilerini var eden kimliklerini asimilasyona yönelik çabalar.

1990’lı yıllar. özellikle 1990’ları kapsayan ve günümüze uzanan süreçte. yayla yasakları. ormanların yakılması. yaşattıkları kültürel evrenin maddi ve manevi boyutlarında son derece önemli dönüşümlerin yaşanmasıyla sonuçlanacak ve güncel gerçekliği doğuracaktır. Bu kapsamlı dönüşümün esas itimini ise 1990’ların başlarında il genelinde kelimenin tam anlamıyla yaşanan ‘savaş hali’nin ortaya çıkardığı sosyo–ekonomik durumun oluşturduğu rahatlıkla ifade edilebilir. son derece önemli boyutlara ulaşan göç. söz konusu dönemin Aleviler nezdindeki en belirgin yansımalarıdır. gıda ambargosu. bu sürecin sonunda Sünnilerin ve özellikle Alevilerin güncel gerçekliğini ve gerçeklik algılarını belirlemesi bakımından birincil derecede önem kazanmaktadır. Bu şiddetli savaşın ortaya çıkardığı. ekonomik ambargo ve daha da önemlisi tüm bu etmenlerin sonuçlarını son yıllarda giderek artan bir hızda vermeye başladığı kültürel değişim. . Farklı yasa dışı siyasi hareketlere mensup. Tunceli genelinde ve alan çalışması yaptığımız bölgelerde yaşanan geniş çaplı siyasi ve askeri süreçlerin bir üst başlıkta açıklanmış olan kamplaşmaların üzerine temellendiği rahatlıkla söylenebilir. zorla köy boşaltmalar. ‘dağdakiler’le karakterize olan bu yeni dönemde önemli süreçler yaşayacaklardır. ‘Savaş hali’nin hemen tümüyle yerel sosyal hayatı alt üst edişi. toplam güçleri bine yakın silahlı kuvvet ve karşında yüz bine yakın ordu güçleri arasındaki zorlu mücadele bu dönemin ortalarından itibaren başlayan ve Tunceli’nin çehresini değiştiren biricik olgudur. Sünniler ise 1970’li yıllarda olduğu gibi iç içe yaşadığı komşularıyla değil. tüm boyutları ile her iki grup için.1980’li yılların sonlarından başlayarak.

Türkiye’de sosyalist sol’un kitleselleşmeye başladığı 1960’ların sonlarından bu güne değin her daim mevcut programını bu ideoloji üzerine inşa etmiş çeşitli yasal ve bilhassa yasa dışı siyasi hareketlerin bulunduğu bir yer olagelmiştir.125 125 Bu örgütlerden en bilineni 1972 yılında Tunceli’de kurulan ve devrim programını ‘köylü gerilla savaşı’ stratejisi üzerine inşa eden TKP(ML) – TİKKO olmuştur. mevcut sistemin ancak zor yoluyla değiştirilebileceğini kabul etmekte ve bu doğrultuda çeşitli zor aygıtları örgütleyerek programına yaşamsallık kazandırmaktadır. Tunceli’de bu esaslara dayanan bir silahlı faaliyeti esas alan siyasi yapılar 1970’lerin başlarından itibaren bölgede var olmuşlarsa da ciddi anlamda bir varlık ve süreklilik gösterememişlerdir. . zorlu faaliyet koşullarının bulunduğu dönemlerde gerekse yasal olanaklarla çalışma imkânlarının bulunduğu dönemlerde. Dolayısıyla mevcut sistemi zor yolu ile değiştirmede kır nüfusunu esas alan ve onların yaşam alanlarında örgütlenmek. Bu yapı ve günümüzdeki ardılları. 1990’lı yıllarda Tunceli’de görünürlük kazanmış bu önemli tarihsel gelişme içerisinde irdelemek faydalı olacaktır. barındırdığı insan kaynakları bakımından ve en az bu insan kaynakları kadar önemli olan coğrafi yapısı itibariyle de sürekli bir potansiyel taraftar ve sığınma mekânı olmuştur. Zira Türkiye’de çoğu yasa dışı siyasal hareket. Sünni toplulukların tutum ve davranışlarını. Tunceli. Tunceli’yle özellikle anılmaktadır. TKP (ML)’den Maoist Komünist Partisine Bu Tarih Bizim (2003). savaşmak durumunda kalan hemen tüm örgütlerin neredeyse biricik mekânı Tunceli olmuştur ve hâlihazırda da olmaktadır. Bu örgütlerin ardılları konumundaki temsilcileri ise ancak 1990’lara doğru bu stratejilerini hayata geçirebileceklerdir. hemen tümüyle Tuncelililer’e dayanmaktadır.Bu bakımdan. Gerek askeri darbeler gibi yoğun takibatın. Zira kuruluşundan günümüze ilgili örgütlerin insan gücü. Bu durum ise ancak yeterli insan malzemesi ve gerekli nesnel koşulların varlığıyla mümkün olacaktır. Bu yapının bugünkü esas iki temsilcisinin kendi ifadeleri içerisinden Tunceli’yle olan ilişkileri için bkz.

dağda geçirmiş ve ardından büyük bir şehirde başka bir alanda faaliyet esnasında yakalanarak tutuklanmıştı. bu yapılardan önemli ölçülerde farklılaşmaktadır. Ancak ilgilenilen konu üzerine bir ilk olması bakımından da bu eksikliklerin muhtemel telafilerinde yol gösterici olmaları bakımından da son derece önemli oldukları da aşikârdır. Kürt milliyetçi söylemi merkezine alan bu yapının bölgedeki faaliyetleri de Türklük ve Kürtlük gibi kavramlar üzerine temellenecek ve bu durum. 127 1990’lı yıllarda Tunceli’de. ilgili dönemi. Söz konusu kişi. Hatta TDKP’nin son kuvvetleri. İlerleyen aşamalarda değinilecek olmasına karşın burada hemen belirtmek gerekir ki PKK’nin söylemi.127 126 Şüphesiz bu veriler birçok yönüyle eksiklikler taşıyacaklardır. bu konu üzerine. Hozat’taki Sünnilerle. Sünnilerin ve Alevilerin geleneksel olarak taşıdıkları Türklük ve Kürtlük algıları içerisinde. 1990’lı yılları hemen tümüyle Tunceli ve civarında.Alan çalışmamın henüz başlarında tanıştığım bir kaynak kişi. kaynak kişinin de bir dönem katılımcısı olduğu TKP (ML) TİKKO’nun yanı sıra silahlı faaliyet yürüten TDKP ve DHKP-C de vardır. Bu ilişki sayesinde. Tunceli’nin 1990’larda yaşadığı süreci neredeyse başlangıcından itibaren ‘dağdaki’ bir taraf olarak yaşamış olması ve bölgeyi. Sünni görüşmecilerle ve temas ettikleri tarafla birebir görüşme yoluyla tartışmak ve hayli önemli verilere ulaşarak değerlendirmek mümkün olabildi. Sünnilerin bu dönemde muhatap oldukları ‘dağdakiler’den birisiydi. ardından Sünni görüşmecilerden toparlanan veriler ışığında süreç üzerine değerlendirmelerde bulunmaya çalışılacaktır. Bu yönüyle. bu yılların ortalarına doğru bölgeye yerleşen ve en kuvvetli güç durumuna gelecek olan PKK tarafından şiddet yoluyla tasfiye edilecektir. Sünnilere karşı diğer örgütlere kıyasla farklı tutumların gelişmesi sonucunu doğuracaktır. . Pertek ve zaten bir tane var. Kendisiyle ilk kez Elazığ’da tanıştığımda henüz tahliye olmuştu. “ Çemişgezek. Sünni köylerle ilk temas eden biz olduk.126 Bu çerçevede. Sünni görüşmecilerin döneme ilişkin verdikleri bilgilerin yanı sıra en az onlar kadar önemli veriler elde etmemde yardımcı oldu. öncelikle kaynak kişinin anlatımlarına yer verilecek. Ancak bu örgütlerin varlığı ve mevcut güçleri TKP (ML)’nin yanında sönük kalacaktır. insanları son derece yakından tanıması bakımından da hayli önemli idi.

Emeğe daha fazla değer veren.” (Alan Notları: 23 – 01 – 06 / Elazığ). Ama işte PKK’nin güneydoğuda ve daha kuzey kesimlerde kuvvetlenmesi. devletin o topyekûn . öncelikle tedirginlikti tabi ama zamanla aştık bunları. Çalışkandırlar yani. hemen kendilerine yeter. İlk tepkiler. Alevilik – Sünnilik veya Türklük – Kürtlük üzerinden gitmedik. Bahçeler. savaşı boyutlandırması. mevki tutmalara falan başlamamıştı. Sınıf savaşının emrettiği emekçilerin. Genellikle çok çalışırlar… İşte bu insanlara ilk giden bizdik. Tabi ki biz gittiğimizde. şimdikiler gibi ciddi operasyonlara. Sünniler hepsi genellikle toprakla toprakla uğraşırlar. her yönüyle önemli bir dönemeç oldu.Buralarda haricinde. Kadınların da katıldığı toplantılar örgütledik. Hayvancılıkları Bu köylüler [Sünniler kastediliyor]. tarlalar. Ama dediğim gibi biz devrimci bir perspektiften yaklaştığımız için bu böyle oldu. kayalıklar ve verimsiz topraklar üzerine kuruludur. özellikle Çemişgezek’teki köyler kayalara oyulmuştur neredeyse. Pertek ve Mazgirt hattı kastediliyor] köylerin çoğuna ulaşabildik. Bizim dışımızdaki yapılar [diğer silahlı siyasal hareketler kastediliyor] arasında ciddi anlamda Sünni köylülerle boyutlu ilişkileri olanlar yoktu ama aralarında bir sorun da yoktu. Güneydeki [Çemişgezek. Gittiğinde sen de görürsün. köylülerin birliği perspektifinden bu insanlarla ilişki kurduk ve olumlu sonuçlar da aldık. oymuş bağ – bahçe yapmışlardır. Kırdaki güçler açısından savaşın gerçek anlamda başladığı yıl 1994’tür mesela… PKK’nin yeni yeni güçlenmeye başlamasına karşın toplamda dağdaki adam sayısı bini aşkındı ve devlet de bu vakte kadar. Geniş bir açılım sağladık. “1994’e kadar bu ilişkiler artarak sürdü. daha emekçi karakterlidirler. Şavaklılar ancak uğraşırlar. ekmeğini taştan çıkaran insanlardır. Dersim’de Alevi köylülerde de Sünni köylülerde de yoksulluk ortaktır ama Sünniler’de emekçilik daha belirgindir. bana göre. Ama onlar dişle tırnakla buralara tutunmuş. 1994. Yani bunu da söylemek gerekir ki bu adamlarla en kötü zamanlarda bile temas eden yine biz olduk.

Öyle ki bazı Alevi köylerde bile koruculaşmalar görüldü.’de [Çemişgezek’de Sünni bir köy] oldu. Bizim dışımızdaki gruplar da çoğunlukla. Sünnileri potansiyel düşman ilan ettiler. Tabi bu durum tüm ilişkilere yansıdı derhal. kitle desteğini yitirmemek adına ve bir süre sonra bu koruculaşmaları bahane ederek. Olayından sonra. bunu eleştirdik…” (Alan Notları: 23 – 01 – 06 / Elazığ) “…X. Yani işte ihbar edildik diye ama tamamen olayı örtbas etmek için yapıldı ve tabi çok ciddi bir yanlıştı. Komşusunu. bu köylülerden koruculaştırma da böylelikle başladı. Güçleri az olduğu için bu duruma sıkıştılar. Büyük bir baskı oluştu…” (Alan Notları: 23 – 01 – 06 / Elazığ). Koruculaşanlar da tabi bir süre sonra bu silah desteğini. tamamen kendi hatalarından kaynaklı bi DHKP-C grubu pusuya düşürüldü. Mesela o köye ilk giren de kuvvetli ilişkileri olan da tek bizdik ama bitti tabi bunlar. dediğim gibi devlet bunu çok iyi kullandı ve derhal koruculaşmalar başladı. “…Sünni köylülere yönelik öldürülme olaylarının başladığı yıl da 1994’tür. Yani devrimcilik adına büyük yanlışlardı. köyün hemen yukarısında. Onlar da bunu örtbas etmek için gidip birkaç köylüyü vurdular. Orada. hatta tamamen Alevi kitleye yaslandıkları için onların tarafında. Tabi devlet bunu çok iyi kullandı ve Sünni köylere karakolların inşası. Ama tabi burada köylülüğün dar çıkarları. …İlk olay X. ihbar etmeye başlayınca Aleviler ve Sünniler arasında böyle bir ikili durum çıktı ortaya. . yani sanki işte onlar da Alevilerin silahlı gücüymüş gibi bir duruma yol açtılar. Yani bunlar büyük yanlışlardı tabi. çıkarcılığı çerçevesinde bakmak lazım olaya. gücünü bazı yerlerde komşularına çevirdiler. davalısını ezmeye.saldırısı içerisinde Tunceli’yi de başlıca hedeflerinden birisi haline getirdi ve çok ciddi bir şekilde bizimle uğraşmaya başladı. İlişkiler kesildi. Bak mesela biz o dönemde derhal bir bildiri yayımladık ve durumu kınadık.

. yaptığını iddia ettiler.128 “Biz hem 94 öncesinde hem sonrasında imkânlarımız ölçüsünde Sünni köylere de ulaştık. İşte böylelikle belki de Türkiye’de ilk kez Alevi bir köyün korucu olduğu da görüldü. ulaşmaya gayret ettik. Onların ajanlık vs. Diğerleri nasıl yardım ettilerse onlar da öyle davrandılar. Devlet bunu bile değerlendirdi. Bu X. Yani işte böyle karşılıklı koptu süreç ve daha da kötüleşti ilerleyen yıllarda.’liler koruculaştıktan sonra Y. Diğerleri çoğunlukla kendi güçsüzlüklerinden ve Aleviler içerisinde sıkıştıklarından bunu ıskalamış olabilirler. bir koz olarak kullandılar. Fakat asla gidip de adam Sünni’dir öyleyse ajandır. öyle yardım ettiler. Zamanla Y. Çemişgezek’in çalışma alanı dışında olması daha ayrıntılı bir araştırmanın önünde engel olmuş olmakla birlikte. Yani aslında dağdaki adamdan çok daha fazla akıllı davrandı ve kendi lehine süreci geliştirdi. Çemişgezekli hemen tüm görüşmelerde çok canlı bir şekilde örnek olaylar olarak sıklıkla dile getirilmiştir. köyleri arasındaki olaylar ve yukarıda bahsi geçen gelişmeler. gider sohbetler eder.Bu her yönüyle olumsuz sonuçlar doğurdu. Yani sınıf mücadelesinde Alevilik – Sünnilik gibi feodal kavramlar üzerinden ya da Türklük – Kürtlük gibi ulus kavramları üzerinden bir faaliyet programı olmaz. faşisttir diye kimseyi öldürmedik… Yani hatta Alevi–Sünni karışık yaşanan yerlerde Sünnilerin evlerinde kalırdık. Yaylalarda karşılaşırdık mesela.’dekiler silahlanınca devlet devreye girdi ve dağdakilerin buraya girmemesi koşuluyla onlara silah dağıttı mesela…” (Alan Notları: 23 – 01 – 06 / Elazığ). Böyle olunca Alevi ve Sünni köylüler arsındaki kimi davalar da bir nevi kan davasına döndü.’den [Çemişgezek’te X. 128 Her ikisi de Çemişgezek’de bulunan X. köyüne komşu Alevi bir köy] adam vurmuşlardı. Ama biz asla bu yanlışlara düşmemeye gayret ettik diyebilirim en azından. ve Y. dönemin gelişmelerinin Aleviler ve Sünniler nezdinde nasıl algılandığını ve ne tür sonuçlara yol açtığını yansıtması bakımından son derece çarpıcıdır. Tabi PKK’nin varlığı da son derece olumsuz sonuçlara neden oldu sonraları. olamaz. Kimi Alevi köylüler de kendilerinden yana olan bu kuvveti gene tıpkı işte o koruculaşanlar gibi bazı durumlarda karşı tarafa bir güç. Böyle diyorum çünkü bizim de büyük hatalarımız oldu. Dağdakiler de tam olarak bu bilgileri gerekli süzgeçlerden geçirip doğrulayamadan müdahale edebildiklerine ettiler.

Tabi ki yansımalarını Dersim’de yaşadık. tamamıyla. Bu insanları kazanmak için ‘güven’ verilmesi çoğu zaman yeterli olan tek şeydi… Bu türden yani Sünni kökenlerden gelen çoğu arkadaş davayı hep sonuna kadar sürdürmüş ve bunda büyük bedelleri de göze almıştır…”(Alan Notları: 23 – 01 – 06 / Elazığ). Hatta o köye de ilk giren. samimiyetle söylüyorum. “Bir Sünni kazanıldıktan sonra. Yiyecek vd. bir Alevi’ye nazaran çok daha tutarlı ve ilkeli davranıyordu. 1990’lı yılların sonlarında bölgedeki etkinliklerini önemli oranda yitiren örgüt kuvvetlerinin ve paralelinde Alevi kitleler nezdinde belirleyici etkileri .toplantılar yapardık. buraya aktarmadığımız diğer ifadelerinde de belirgin bir şekilde Alevi kimliğine yönelik sitemkâr bir duruş özellikle dikkati çekmektedir. Bir de bunda bizim iç taraflara [iç-Tunceli kastediliyor] sıkışmasının da payı oldu tabi…” Değerlendirmeye. Olayın hemen ardından koruculaşmalar. Çoğu ilişki böylelikle sekteye uğradı ve zamanla kesildi tabi. “…Başbağlar olayı çok etkili oldu. Yani diyebilirim ki bu bizim Alevi köylerinden çok daha fazla yardımcı olan köyler de oldu…”(Alan Notları: 23 – 01 – 06 / Elazığ). kolay bir hedef olduğu için saldırdı. konularda her zaman yardımcı olmuşlardır… PKK buraya. Oralarda da faaliyet yürüttüm. Bu durum. ilişki kuran da bizdik. Sünni kökenli faaliyetçiler hep çok daha azimli ve fedakârdılar. Yani insanlar gelenleri ayırt etmeden. Yani onların bu yanlış tutumları zaten tüm bir süreci ters yüz etti. toptan tavır almaya başladılar. öncelikle görüşmecide Sünnilere karşı öne çıkan empati durumundan başlamak gerekecektir. göçler başladı. Yani ben orayı bilirim. Zira görüşmecinin.

Aleviliğin ötekileştirdiği Sünnilik kimliği içerisinden ‘beklenmeyen’ olumlu tavırlarla karşılaşmak ve bunun mukayesesini yapmak belirleyici olmaktadır. olumsuzlanan bir örnekle kıyaslama içerisinden. yardımda tutuk kaldığı dönemlerde üstlenmiş olduğu rol. bulunduğu alanlarda yerel kimlikleri merkeze alan politikalar geliştirmemiş olduğu anlaşılmaktadır.129 Öte yandan. hâlihazırda solla tanışık ve mücadele tecrübesine sahip Alevi kitlelerin geri çekildiği. Görüşmecinin dâhil olduğu siyasal hareketin. ‘dağdakiler’ açısında bu kitleler gereken sebatı gösterememişlerdir. yereldeki anlam kodları içerisinde. İdeoloji: Marksizm Leninizm Maoizm (2004). onun da insan gücünün ve faaliyet alanlarının büyük çoğunlukla Alevilerin 129 İlgili yapının güncel programı için bkz.zayıflayan sol aktivistlerin ve dolayısıyla bu söylemin genel Alevi çoğunluğa karşın güncel durumunu yansıtması bakımından da önemlidir. Böylelikle. . sağ ideolojiyle özdeşleştirilen Sünnilerin ‘dahi’. Öte yandan. toplumsal hayatın birçok yönünde de önemli bir kıyaslama mekanizması olarak kullanıldığı tespit edilmiştir. mevcut siyasi söylemi itibariyle. yöneltilen eleştirinin vurgu gücü de yükselmiş olmaktadır. Alevilere yöneltilen eleştirilere kazandırdığı vurgu gücü itibariyle de tercih ediliyor görünmektedir. Dolayısıyla. böylesi bir empatinin nedenlerinden birisi olarak görülebilir. en zor şartlarda kendilerine destek olmasının bilhassa öne çıkarılması. bu tip kıyaslamaların sadece siyasi duruşlar açısından değil. Şöyle ki. Alan çalışması süresince. Buna karşın. Bunlara ilerleyen alt bölümlerde tekrar değinilecektir. Sünni topluluklar içerisindeki sol unsurların ve hatta kendilerini siyasi planda desteklememekle birlikte zaman zaman tayin edici yardımlarda bulunan diğer köylülerin mücadele açısından gösterdikleri katılımın. bölgedeki diğer sol örgütler gibi. yereldeki genel Alevilik kavrayışı kendisini sol bir içerikle var etmektedir.

115. 1970’li yıllarda yaşanan siyasallaşma ve kamplaşma sürecinde de kendi içerisinde de böylesi bir azınlık durumu ortaya çıkmıştır. hiçbir zaman onun kadar etkin seviyelere ulaşamamışlardır. PKK haricinde. Bu özelliği günümüzde de devam etmektedir. öncelikle. Yanı sıra örgütün otuz yılı aşkın bir silahlı mücadele tecrübesi içerisinde hayatını kaybedenlerin büyük bir kısmının Tuncelili olması ve yine bu kayıpların Tunceli içerisinde verilmesi de örgütü yerelle psikolojik olarak bağlayan önemli olgulardan bir tanesidir. Tunceli’de kurulmuş bir partidir. Bilhassa Tuncelili Alevilerin yurt içinde ve dışında göç etmiş oldukları yerler hâlihazırda örgütün potansiyel varlık alanlarını işaret etmektedir. önemli bazı farklarla diğer örgütlerden ayrışmaktadır.130 Ancak bu yapı. Bruniessen. 2004: 87 . TKP (ML)’den sonra bölgede ‘askeri’ faaliyet yürütmek isteyen yapılar. bu farklarda açığa çıkıyor görünmektedir. insan malzemesini Tuncelili Alevi ve az da olsa Sünni kitlelerden kazanmıştır. Bu durum TKP (ML)’yi fazlasıyla yerelleştirmiş ve Tunceli’nin barındırdığı farklı etno-kültürel topluluklara olan ilişkilerinin de yolunu açmış görünmektedir. . Çoğunluğu sağ söylemlerin ve doğrudan resmi kurumların müdahaleleriyle gelecek yıllardaki kimlik algılarını da şekillendirmişlerdir. TKP (ML). Sünnilerle olan ilişkilenme sürecinin neredeyse yalnızca bu örgüt üzerinden ilerlemiş olmasının nedenleri. Sünnilerin sadece çok küçük bir azınlığının. söz konusu azınlığın sonraki kuşakları açısından da varlığını korumuş olduğu düşünülebilir.çoğunlukta olduğu yahut tam hâkimiyetinde olan yerlerde geliştiği bilinmektedir. sol söylemle temasları söz konusudur. Bu bakımdan. TKP (ML)’nin bu potansiyeli 130 Benzer tespitler için bkz. Kuruluşundan bugüne de her daim varlığını korumuş. Ancak yine de Sünni topluluklar içerisinde bu tür örgütlerin temsil ettiği sola da açık bir yön olduğu. Silahlı faaliyet yürüten yapılar içerisinde.

Bu bakımdan. beraberinde ‘potansiyel’ bir düşman olarak kodlanmalarına neden olmuş görünmektedir. sahip olduğu söylemin karakterine de uygundur. yereldeki Alevilik ve Sünnilik kimliklerinin aynı zamanda Kürtlük ve Türklük olarak geleneksel biçimde de kodlanmış olması. ilişkileri ‘tanıdık’ olanlarla sürdürmek ve ‘taraf olmamak’ son derece önemli hale gelmektedir. MHP gibi 1970’li yıllarda ve sonrasında yaşadıkları kimlik değişiminin buluşturduğu sağ partilere yansımış olması. önemli verilerdir. Sünni toplulukların önemli bir kesiminin politik tercihlerinin. Öte yandan.değerlendirmiş olma olasılığı. Bu durumda. 1970’lerle kıyaslanmayacak ölçülerde ağır olabilmektedir. Bu noktada kendilerine yönelik aşırı tutumlar. mevcut durumu en zararsız şekilde atlatma yolları üzerinde çabaladığı anlaşılmaktadır. Bu noktada. Dolayısıyla. yukarıdaki anlatılarda bahsi geçen Sünni katılımların böylesi bir arka planı olduğu düşünülebilir. 1970’li yıllardaki siyasallaşmanın çok daha ötesinde. Devletin ve zor aygıtlarının karşısına çıkan güçler de en az onlar kadar etkilidirler. taraf olmanın bedeli. PKK’nin faaliyetlerini arttırdığı dönemlerde de Sünnilerin karşılaştıkları yoğun baskının da önemli bir nedeni olacaktır. Ancak Sünni toplulukların büyük çoğunluğunun. yaşadıkları bölgelerde fiili bir ikili iktidar durumu söz konusudur. bu toplulukların siyasal tercihlerini de etkilemiş görünmektedir. aleyhe olabilecek sonuçları da göze alan bir restleşmeye uzanmış ve devlet varlığı burada sonuna dek kullanılmış olmaktadır. kısmen de olsa. Koruculaşmalar ve çoğu Sünni köye inşa edilen karakollar. bölgede önemli bir kuvvete sahip TKP (ML)’nin Sünnilere yönelik barışçıl siyaseti. Bu bedellerin bir kısmının diğer sol yapılardan geldiği anlaşılmaktadır. .

Bilindiği üzere Tunceli’deki Alevi ve Sünni kimlikleri üzerinden siyasallaşma. PKK’yi Tunceli’nin güney hattı boyunca yaşayan Alevi ve Sünnilerce konuşulan dildeki lehçe farklılıklarına rağmen. Tunceli’de. Ne var ki burada aynı dili konuşan topluluklar arasında kökleri yüzyıllara yaslanan bir farklılaşma ve karşıt algılar söz konusudur. Buradaki siyasallaşma. kavranması sonucunu doğurmuş görünmektedir. esas olarak sağ ve sol siyasal söylemler düzeyinde kendisini görünür kılmıştır. PKK’nin esas olarak örgütlendiği. Kürt milliyetçi söylemin Tunceli’ye geldiğinde kendi söyleminin hedef kitlesini işaret eden topluluklar.Ancak gerek alan çalışmasının yapıldığı yerde gerekse ilin diğer kısımlarındaki Sünnilerin esas olarak zarar gördükleri güç PKK olmuştur. onları Kürt milliyetçi söylemin potansiyel varlık gerekçeleri haline getirmektedir. Bu bölgelerde yaşayan ve Kürt milliyetçi söylemi etrafında harekete geçirilen kitlelerin ağırlıklı olarak konuştukları dil de Kurmancki’dir. Bu söylemin . Bu durumda. Ancak 1990’ların ortalarından itibaren bölgede etkinliğini arttıran PKK açısından bu durum biraz karmaşık olacaktır. güçlendiği ve sonrasında kendisine merkez alarak farklı bölgelere yayıldığı alan Güneydoğu ve Doğu Anadolu’nun güney kısımlarıdır. Sünni ve Alevi topluluklara yerleşmiş olması. algıları etrafında şekillenmektedir. Bu durum. Tunceli’deki bu temel ayrışmanın aynı zamanda geleneksel biçimde Türklük ve Kürtlük şeklinde. yerel Sünnilerce aynı zamanda Kürt olarak kabul gören insanlar olmuştur. Sünniler’den PKK’ye yönelik katılımın görünürlük kazanmaması da bu farklılıkla açıklanabilir görünmektedir. modern etniklik tanımları olarak Türklüğün ve Kürtlüğün de bu geleneksel tutumlardan etkilenerek inşa edilmesi. Bu durumun gelişimi ise hayli ilgiye değerdir. kimliklenme ve saflaşma esas olarak din aidiyetleri.

Bu saflaşma.tr/1998/06/04/47520. Kimi çarpıcı örnekler. Bir Allah’ın kulu kalmadı.ötekileştirdikleri ise ağırlıklı olarak kırsal yerleşimlerde Kurmancki konuşan Sünnilerden başkası değildir. http://webarsiv. 4 Haziran 1998’de öldürülmesi bu olaylardan yalnızca birisidir. 1970’lerde olduğu gibi 1990’larda da resmi söylemin ve yerelde temsil edildiği kurumların da bu farklılığı ustalıkla kullanmış olduğu anlaşılmaktadır. Sünnilerin 1970’lerden itibaren sağ siyasal söylemin etkisi altında olmaları ve bunun temsiliyetini üstlenmiş olmaları gibi destekleyici veriler üzerinden. Sünnileri bazı durumlarda açık hedef haline de getirmiş olduğu anlaşılmaktadır. Bu anlamda ötekileştirilme.131 Aynı şekilde. Bu çerçevede Sünnilerin. 131 Kaynak bilgi için bkz. Zira bu dönemlerde Sünni topluluklardan insanlara yönelik öldürme olayları görülmüştür. Örneğin. Pertek ilçe merkezinin kuzey batısında kalan ve tüm yerleşimcileri Sünni olan Sağman Köyü’nden 9 kişinin.hurriyet. bu durumu yansıtır durumdadır: “Bir aralık. Pertek’in dışında kimse kalmadı yani.com. devletin Tunceli’deki varlığı noktasında meşruiyet gerekçesi olarak görülmeleri de önemli bir veridir.asp . orada [Pertek ilçe merkezi etrafındaki kırsal yerleşimlerde oturan Sünniler kastediliyor] olan tüm aileler eşyalarını falan her şeylerini bırakıp bir sabah böyle topluca çıkıp geldiler. PKK’nin varlık bulduğu sosyal tabanın karşısında meşruiyet gerekçesi yaratabileceği her olanak değerlendirilmiştir. 1970’lerden sonra Aleviliğin ve bilhassa Sünniliğin yöneldiği yeni kimlik tanımları sayesinde çok daha kolay işlemiştir. PKK gibi bu yılların bilhassa ortalarında oldukça ciddi bir güç haline gelmiş bir hareket karşısında etkin kılabileceği.

Diyarbakır. Fakat asıl ayrıştırıcı öğe olan din kimliği. kendilerine yönelik ilk saldırıların hemen akabinde derhal koruculaşmış ve ikamet ettikleri köylerin. Bunun yanı sıra hâlihazırda örgütlü oldukları ve özellikle İslami bir içeriği ön plana çıkaran Türk milliyetçi söylemin egemen olduğu sağ partilerde. resmi devlet söyleminde de yerel toplulukların PKK’den ayrıştırılmasında önemli bir öğe olarak işlevselleştirilmiştir. Sonra döndüler. bu süreçte özellikle ön 132 Konuya dair doğrudan fikir verici kaynak için bkz. Evlerini kiraladı. karşısında önemli bir engel bulmuştur. Muş ve Bingöl’de aynı dilin farklı lehçelerini konuşan topluluklardan sahip oldukları din kimliği üzerinden farklılaşmaktadırlar. daha etkin bir biçimde. Bunlar yirmi gün kadar kaldılar yanımızda. Sünnilerde olduğu şekliyle kimi çelişkiler barındırmaktadır. Bu durumda Kürt milliyetçi söylemin sahip olduğu birleştirici ana unsur olan dil. mevcut din kimliği farklılıklarının yaratmış olduğu keskin ayrışmanın son ve en önemli örnekleridir.Tunceli. PKK’nin ötekileştirdiği ve baskıladığı bu topluluklar. Devlet İstatistik Enstitüsü 2002 Seçim Sonuçları . Tunceli’de Kırmancki konuşan topluluklar. onlardan alışveriş yaptı falan…” (Alan Notları: 20 – 04 – 06 / Elazığ) Böylelikle Aleviler ve Sünniler nezdindeki mevcut sınırlar giderek daha da keskinleşmiştir. Bu engel PKK tarafından Kürt ulusal bütünlüğü içerisinde aşılmaya çalışıldığı kadar. ‘Siz giderseniz. mezraların içerisinde yahut yakınlarında karakollar inşa edilmiştir. bizim orda durmamızın anlamı ne?’ dediler. Toplumsal hafızada da oldukça canlıdır. Yani asker orada kalmaları için çok uğraştı. .Hemen araya asker girdi. Dahası.132 PKK’nin Aleviler nezdindeki varlığı da sahip olduğu söylem açısından. kendilerini ifade etmiş oldukları da anlaşılmaktadır. Cumhuriyet öncesi döneme kadar bu topluluklardan oluşturulan Hamidiye Alayları. Siirt.

PKK’nin ‘savaş’ konusunda. geleneksel ‘öteki’ kodlarını yaşatan muhafazakâr bir yerel Alevilikten hayli uzaktadır. Bunda PKK’nin yerel halktan kimi popüler isimleri kıra çekerek yerelleşme çabalarının da etkisi olduğunu söylemek gerekecektir. Böylece kimlikler. Ek olarak. 2004. genç Alevilerin yükselmekte olan Kürt ulusalcılığın etkisine girmelerinde önemli bir etken olduğu rahatlıkla ileri sürülebilir. . Zira genç kitlelerin din algıları. 133 Benzer tespitler ve tartışmalar için bkz. tanımlamalar üzerinden yükselen ve fakat sahip oldukları bu geleneksel din kimliği içeriğini geri dönüşü olmayacak şekilde yitirdikleri bir dönemde yaşamsallık kazanmışlardır. PKK’nin ve paralel olarak diğer sol örgütlerin dağdaki etkinliklerinin ciddi ölçülerde kırıldığı 1990’ların sonlarına kadar Alevilik ve Sünnilik: Kürtlük ve Türklük biçiminde geleneksel algılar. orta yaş üzeri Alevi kuşak tarafından. Sünni topluluklardan 1990’lı yıllarda Tunceli’de etkin bir güç haline gelen silahlı faaliyetlere katılımın yahut da en azından temas düzeyinde özel olarak TKP (ML) içerisinde görünürlük kazanmasının bir başka sebebinin de yine sahip oldukları kimliğin işaret ettiği sosyo–politik içerikten kaynaklandığı anlaşılmaktadır. sahip olduğu teknik imkân ve insan gücü oranında daha çekici örnekler sunuyor olması da bir dönem etkin olmasını sağlamış görünmektedir.plana çıkarılmış ve Tuncelili Kırmancki konuşan toplulukların ‘Kürt olmadıkları’ tezi sağlamlaştırılmaya çalışılmıştır. diğer örgütlerin birkaç on yıldır sürekli vaaz ettikleri ve fakat ciddi bir varlık gösteremedikleri bir ortamda. doğrudan siyasal anlamlar kazanacaktır. PKK’nin bölgeye yerleştiği bu yıllarda. kaynağını toplumsal hafızada yaşatılan kolektif bilinçten alan güçlü bir ihtiyat payıyla karşılandığı anlaşılmaktadır. Bruniessen.133 Taşımakta olduğu Kürt milliyetçi söylemin sahip olduğu seküler içeriğin.

Yaşanılan yoksulluk içerisinden sınıfsal mücadeleye katılım. Fakat çok açık bir şekilde bu dönemin en belirgin etkisinin. içerisinde de çoğunlukta oldukları bir örgüt ve mücadele olarak görürken. dağa çıkma konusunda daha gerçekçi sınıfsal nedenlere sahip olan katılımcıların tutarlı hareket etmiş oldukları düşünülebilir. Ancak sınıfsal zeminde yükselen talepler. Bu bakımdan hâlihazırda sahip oldukları Alevilik kodlarını sol değerlerle ören katılımcılardan ziyade. Geleneksel inanç algılarından ve pratiklerinden uzaklaşarak. teması dahi mümkün kılmamaktadır. feodal algılarından arındırarak örgütle ve onun seküler söylemleriyle bütünleştirmekte daha ileri bir düzey tutturdukları ileri sürülebilir. mevcut ulus kimliğini de içerisine almakta ve güncel sosyo–ekonomik çelişmelere gönderme yapmaktadır. Kürt milliyetçi söylemi içerisinde ötekileştirilmesi. ilişkilerin egemen olduğu bir yerde. PKK’nin milliyetçi Kürt söylemi çerçevesinde. mevcut ideoloji ve dönemsel olarak vücut bulan program ve siyasete daha yetkin bir katılım sağlamakta ve böylelikle daha tutarlı davranmaktaydılar denebilir. sahip oldukları kimliği. bu feodal kimlik algısını. Öte yandan TKP (ML)’nin sahip olduğu yerellik. Sünni topluluklardan arta kalanların çok daha kesin bir şekilde mevcut Sünnilik algıları üzerinde yükselen Türklük kimliklerini sahiplenmeleri olduğu söylenmelidir. hâlihazırdaki feodal tutunumları tasfiye etmekte ve tek bir sınıf kimliğinde katılımcılarını ortaklaştırmaktadır. geleneksel ilişkiler üzerinden yükselen sosyal bağları da önemli bir belirleyen haline getirmektedir. Dolayısıyla Sünni kökenli katılımcılar. kitabileşen ve siyasal . Yereldeki Alevi katılımcıların önemli bir kesimi.Türklük olarak kodlanan Sünniliğin. ‘tanıdık’ları çoğaltmakta ve feodal bir toplumsal yapının. Sünnilerin.

bitki örtüsünü tahrip etmek için kullanılan organik maddelerin serpilmesi ve yayla yasakları gibi hayvancılığı durduran uygulamalar. şüphesiz ki Aleviler olmuştur. yani geçen yüzyılın sonları ve bugüne değin gelen sürede. Bu ötekileşme ise kaynağını 25 yılda mevcut geleneksel din kimlikleri üzerinden yaşanan bu farklılaşmalardan almakta ve yine bu farklarda kendisini ve kendini çevreleyen sosyal evreni tanımlamaktadır. küreselleşmenin ortaya çıkardığı kimlik süreçleri içerisinde yaşanan ‘ötekileşme’nin özgün örnekleriyle dolu olacaktır. Tunceli’de yaşanan ‘savaş hali’nin ortaya çıkardığı göç olgusudur. . içeriğini hızla değiştiren geleneksel kimlik algılarının öyküsünü de ortaya sermektedir. Gerek Aleviler gerekse Sünniler. Bu süreçten sonrası. Sünnilerin 1970’lerdeki dönüşümlerin izinde. Tunceli–Pertek çevresinde Sünniliğin ve Aleviliğin varlığı. Bu dönüşüm. 1990’larda esas olarak tamamladıkları bir süreç olarak görülebilir.6 Göç 1990’lı yılların en belirgin özelliği. Sürecin tüm yıkıcılığıyla kendisini gösterdiği topluluk. aynı zamanda. tümüyle geçim alanlarını kullanılamaz hale getirmiş ve insanların geçim faaliyetlerini sekteye uğratmıştır.söylemini bu inanç bütünü içerisinden tanımlayan bir Türklük. 4. bu süreci oldukça sancılı olarak yaşayacaklar ve bu dönemden sonrası her iki kimlik grubu açısından tümüyle farklı bir toplumsal gerçekliğe dönüşecektir. çatışmaların gerçekleştiği esas bölgelerdir. İl genelinde Alevilerin yaşadıkları alanlar. Bu bölgelerde ormanların ve zaman zaman tarım alanlarının yakılması.

kapatılan yollar arasındadır. etkilediği sürekli telaffuz edilen bir başka önemli veridir. İzolasyon. zamanla buralarda büyük şehirlerde görülen gecekondu benzeri mahalleleri yaratmışlardır.Üretim alanlarının verimsizleşmesinde ve kullanılamaz hale gelişinde. Belli başlı ilçe yolları hariç. komşu iller de dâhil. büyük şehirlere gidemeyen bu ailelerin varlığıyla birlikte il merkezi ve ilçe merkezlerinde oldukça ciddi boyutlarda bir işsizlik sorunu ortaya çıkarmış ve ailelerin iş gücünü oluşturan bireylerin tümü büyük . çatışmalarda yapılan hava bombardımanlarının ve kullanılan silahların zamanla kimyasal etkiler ortaya çıkarmış olması. Tunceli’nin dışarı ile tek bağı. Görecelidir çünkü yaşam alanlarından ayrılmak zorunda olanların büyük bir kısmı il dışına çıkmıştır. Kırsal yerleşimlerdeki hemen tüm sağlık ocaklarının. bu yoldan daha kısa olmasına karşın. ulaşıma kapanmıştır. Pertek üzerinden feribotlarla sağlanan geçiş. ekonomiyi ve doğrudan sosyal ilişki ve süreçleri de etkilemiştir. ilçe merkezlerindeki hareketliliği de engellemiş ve Tunceli. Bu engelleme. devletçe kapatılması şehir ve ilçe merkezlerinde göreceli bir yoğunlaşma ortaya çıkarmıştır. ilin tüm yolları. uzunca bir dönem ‘tek çivinin dahi çakılmadığı’ süreci tüm olumsuzluklarıyla yaşamıştır. il merkezi ve ilçe merkezleri civarında son derece zor koşullarda. ilde hâlihazırda son derece kısıtlı ve ancak kendine yeterli olan ticari faaliyetleri durma noktasına getirmiştir. Ekonomik faaliyetlerin durgunluğu. Bu dönemde gündeme gelen olağanüstü hal uygulamaları. Tunceli’yi dış dünyadan kelimenin tam anlamıyla izole etmiştir. okullarının PKK’lilerce yakılması. Ticaretin durgunlaşması. Elazığ ile olan ve ilin güneydoğusunda kalan Karakoçan girişidir. çadırlarda ve barakalarda birkaç aile birden yaşamak durumunda kalmış. Geri kalanlar.

Bu ürünler gerek içerdeki gerekse çevre illerden gelen tüccarlar tarafından ‘yok pahasına’. yağmalanmıştır. Çoğunlukla kaçak yollardan gidilen Avrupa. Dolayısıyla. Ellerindeki bu sınırlı parayla çoğu köylünün ilk yaptığı şey. bu dönemde çeşitli sebze ürünlerini dahi Elazığ’dan karşılamak ve dolayısıyla yükselen fiyatlarla ve hızla artan yoksullaşmayla boğuşmuştur. Bu durum. Bu göçlerin önemli bir kesiminin yöneldiği yerlerden birisi. Alevilerin 1960’lı yıllardan itibaren sürekli temasta oldukları ve 1980 darbesi sonrasında önemli bir artış yakaladıkları Avrupa’nın çeşitli ülkelerine göç. deyim yerinde ise.şehirlere ve özellikle yurt dışına kaçak yollardan çıkarak burada çeşitli iş kollarında çalışmaya başlamışlardır. bu yoksullaşmanın önemli gerekçelerinden birisidir. Kendi kendine yeterliliği her daim sınırlı olan il. çoğunlukla tercih edilen Avrupa olmuştur. yurt içi göçe göre daha cazip hale gelmesinde bir diğer önemli etmen olarak ortaya çıkmıştır denebilir. Avrupa olacaktır. kazanılan paranın Türkiye’de aldığı değer bakımından birçok yönden yurt içine nazaran daha caziptir. Özellikle iç–Tunceli’deki köylerin tamamına yakınının hızla ve şiddet yoluyla boşaltılması ve derhal tahrip edilmesi. ardından bulabildikleri fırsatlar ölçüsünde büyük şehirlere göç etmek olmuştur. Bugün Tunceli’de her ailenin mutlak surette Avrupa’da yaşayan akrabalarının olduğunu . Zira köylülerin sahip oldukları taşınmazları yahut hayvanlarını. Bu dönemde son derece sınırlı olan kır yerleşimlerinde ise tüm il genelindeki yiyecek üretimi ve dağıtımı karneye bağlanmıştır. Ek olarak. Türkiye’nin 1990’ların sonlarına doğru süreci hızlandırmaya çabaladığı Avrupa Birliği projesi kapsamında ‘iltica’ yoluyla yapılan başvuruların biricik adresidir. öncelikle Tunceli’nin şehir merkezine ve ilçe merkezlerine. ürünlerini dahi satma fırsatları olmamıştır.

Yanı sıra devletin özellikle 1990’lı yıllarda göç eden ailelere tahsis ettiği geniş araziler de Elazığ çevresindeki köylere olan yönelimin belirleyici nedenleri arasındadır. Daha sonraları derneğe ulaşmaya çalışılan dönemin. Alevilerin kimlik algılarındaki yeni dönemi belirlemiş ve hâlihazırda da belirliyor olması bakımından hayli önemlidir. Elazığ il merkezi civarında bu yönlü taleplere karşılık olarak verilen arazilerin işlemlerinin tamamlanmakta olduğu ve köylülerin bu arazileri paylaşmaya başladıkları bir ana . Yaşadıkları bölgeler. Alan çalışmasının gerçekleştirildiği bölgede kalan Sünni bir köyün sakinlerinin 1990’lı yıllarda. geride kalan akraba ve tanıdıkların da tercihini önemli oranda etkilemiştir. Sünnilerin yine büyük boyutlarda gerçekleştirdikleri göçlerin önemli bir belirleyeni olmuştur. ilin güney kısımlarından esas olarak uzaklaştırılmıştır.söylemek kesinlikle abartılı olmayacaktır. bilhassa 1990’ların başlarında çatışmaların görüldüğü yerlerdir. Ne ki bu derneğe ve dernek yönetimindeki yurttaşlara ulaşma çabaları sonuçsuz kalmıştır. Dönemin sonlarına doğru ordu güçleri bu bölgelerde önemli başarılar kazanmış ve çatışmalar iç bölgelerde yoğunlaşarak. Ancak söz konusu çatışmalar ve özellikle PKK üzerinden ortaya çıkan durum. Yurt içindeki ve dışındaki bu ilişkiler. Göçlerin yönü çoğunlukla Elazığ il merkezi ve civar köyleridir. Sünniler de en az Aleviler kadar bu süreçten etkilenmiş ve çeyrek yüzyıldır süren göç süreçlerinin katılımcıları olmuşlardır. aradan geçen yıllar içerisinde kalıcı ve faydalı sonuçlar doğurdukça. Elazığ’a göçün ardından ortaya çıkan arsa ve ev taleplerini resmi kurumlar nezdinde müzakere edecek bir kuruma ihtiyaç duydukları ve böylelikle bir dernekte örgütlendikleri öğrenilmiştir. 1970’li yıllardan itibaren burada yakalamış oldukları iş imkânları.

köylülerin konu hakkında görüşmekten kaçındıklarını. devlet nezdinde talepler daha sıkı bir kontrol sürecinden geçirilmeye başlanmıştır. Çalışma alanımız. 134 1990’lı yılların sonlarına doğru çoğu Alevi. Görüşme talebimizi henüz aracı kişi kendileriyle konuşurken dahi reddetmiş olan Sünni yurttaşların bu tutumlarını. çatışmalardan gördükleri mağduriyetleri. bunun açık bir örneğidir. Hâlihazırda Tunceli’de yahut köylerde oturmayan yurttaşlar da bu önemli gelir kaynağından istifade etmek isteyince ve bu talepler ciddi meblağlara ulaşınca. bir şekilde bu sürece zarar verebileceğini düşündükleri için görüşmeleri yapmak istemediklerini iletmiştir. Elazığ’a yönelen göçlerin dışındakilerin yönü ise. . bu yönlü girişimlerin karşısında ‘Köye Dönüş’ ve ‘Terör Tazminatı’ kapsamında geliştirdiği strateji. Pertek ilçe merkezinin kuzey ve kuzey-doğusunda kalan kırsal yerleşimlerdeki Sünni ailelerin sayısı ancak 10–15 civarındadır.134 Sonuç olarak. Bu süreçte en belirgin destek ise doğrudan devletten gelmektedir. yine önemli oranda tanıdık ilişkiler vasıtasıyla büyük şehirler olmuştur. Tunceli’den ayrılışları esnasında boşalttıkları evlerinin tazminatına yönelik. Bu kapsamda. Nitekim dernekle olan irtibatı sağlayan aracı kişi de bu sürece işaret ederek. daha verimli arazilerin bulunduğu Elazığ’dan telafi etmektedirler. Ancak durumun görünürde olan kısmından anlaşılmaktadır ki hâlihazırdaki geçim ve yaşam biçimlerini sürdürmek isteyen Sünni köylüler. devlet desteğinin oluşumundaki arka planın ise 1970’lerde başlayan karşılıklı ilişkilerin girdiği mecrada şekillenmiş olduğu rahatlıkla söylenebilir. yukarıdaki çerçevede. AİHM nezdinde çeşitli hukuki girişimlerde bulunmuşlardır. Türkiye’nin Avrupa Birliği’yle olan ilişki süreçlerinin ortaya çıkardığı bir dizi yeni gelişme içerisinde. Bu süreçte devletten talep edilen maddi karşılık. Bu dönemde kırsal yerleşimlerdeki Sünni nüfus hemen tümüyle yok olma noktasına dek azalmış ve ancak bazı yerlerde devletin doğrudan müdahalesi ve Sünni yerleşimcileri teşvik etmek amacı doğrultusunda sunduğu olanaklar sonucu bazı aileler geri dönmüşlerdir. Tunceli’de oturan yahut oturmayan çoğu Alevi ve Sünni yurttaş tarafından çeşitli şekillerde değerlendirilmiştir. kendileri aleyhine olabilecek bir durum olarak kavradıkları kuvvetle muhtemeldir.denk geldiği anlaşılmıştır. bu yurttaşlarla görüşme yapılamamıştır. terk edilen evlerin ve arazilerin karşılığı olarak yahut da tekrardan buralara yerleşmede ihtiyaç duyulan maddi yardım biçiminde ortaya çıkmıştır. bir dönem sonra. Devletin.

Pertek ilçe merkezi. zamanla sayıca geri planda kalacaklardır. tarihinde ilk kez nüfus yapısının tersi yönde değişimine tanıklık edecektir. şehir dışına yahut yurt dışına çıkış imkânı olmayan ve yaşam tarzlarını değiştirmek istemeyen ailelerin bilinçli tercihleri olduğundan bahsetmek gerekir. ‘Tunceli’den ayrılmak istememekte’dirler. Bu aileler. Pertek’in geleneksel yerleşimcileri olan Sünniler. Alevilerin ilçe merkezinde ekonomik ve sosyal varlıklarını güçlendirmiş olmalarının günümüzdeki en belirgin ve çarpıcı kanıtı ise yerel yönetimde söz sahibi . 1970’li yıllardan günümüze. Ancak bu durumun büyük boyutlarda olmadığı da eklenmelidir. 1970’li ve 80’li yıllarda olduğu gibi bu dönemde de Sünnilerden boşalan yerler derhal Alevilerce doldurulmuştur. Dolayısıyla hâlihazırda çok daha verimli ve görece büyük arazilerin olduğu ilin güney alanları ivedilikle değerlendirilmektedir. Elazığ ili içerisindeki önemli sosyal alt gruplardan birisi haline gelmiş oldukları söylenebilir. Pertek’in kırsal yerleşimlerinden ve hatta daha iç bölgelerden çoğu Alevi. Burada. Hâlihazırda Sünniler önemli bir nüfus gücüdür. Dolaysıyla Tuncelili Sünnilerin.Gerek Pertek ilçe merkezinde gerekse köy ve mezralarında kalan bu Sünnilerin hemen tümünün çoğu akrabası Elazığ’da ikamet etmekte ve yine çoğunluğu da devlet dairelerinde çalışmakta yahut ticaretle uğraşmaktadır. bu dönemde. ilçe merkezine yerleşmiştir. bu ailelere sunulan olanakların verimli bir biçimde değerlendirilmiş olduğu anlaşılmaktadır. Kırsal yerleşimlerde eskiden büyük çoğunluğunu yahut tamamını Sünnilerin oluşturduğu köyler ve mezralar böylelikle neredeyse tümüyle Alevileşmiştir. Sünnilerin boşalttığı güney yerleşimlerin iç-Tunceli’den gelen Alevilerce doldurulmasında.

Alevilerde ve Sünnilerde yaşanan bir dizi hızlı kültürel değişime işaret etmektedir. bu yeni mekânlara ve paralel olarak yeni sosyal çevrelere doğan genç kuşaklardan ileri geldiği rahatlıkla söylenebilir. Buna ek olarak son çeyrek asırda hızla gelişen ve kitleselleşen iletişim ve bilişim teknolojilerinin.olmalarıdır. Bu ittifakta sağ siyasal söylemin dışında kalmış olan az sayıdaki Sünni’nin de payı belirtilmelidir. Alevi topluluk içerisinde örgütlü siyasi partilerin ortak ittifakı sayesinde. küreselleşmeyle birlikte görünürlük kazanan ‘kimliklerin yeniden üretimi’ ve bunun karşısında şekillenen ulus kimliğin yeniden kurgulanması süreçlerinde ortaya çıkan siyasal ve sosyal stratejiler olduğu belirtilmelidir. fakat farklı bir . bölümde aktardığımız. Değişimin temel itiminin yurt içine ve yurt dışına yönelen göçlerden. II. kimlikler açısından. ‘gelenek’ olarak kabul ettikleri geçmişlerindeki kimi kültür öğelerini yeniden. Yurt dışına ve yurt içine yaşanan göçlerin her iki kimlik grubunda ayrı ayrı belirleyici etkileri olmuştur. Bu etkilerin ortaklaştıkları içeriğin ise. güncel kimlik algılarının ortaya çıkışında belirleyici en büyük etken olduğunun altı bir kez daha çizilmelidir. Bu yakın dönemde yaşanan sosyal süreçler. bu değişim içerisindeki en önemli aracı unsurları oldukları da eklenmelidir. 4. özellikle genç kuşaklar nezdinde. 2002 seçimlerinde. Pertek tarihinde ilk kez belediye yönetimi Alevilere geçmiştir.7 Geleneğin Yeniden İnşası 1990’ların sonlarından günümüze geçen süre. Tüm bu göç süreçlerinin Alevilerin ve Sünnilerin.

Gerek Alevilerde gerekse Sünnilerde çarpıcı sonuçlar ve hatta benzerlikler. Alevi toplulukların dâhil edildikleri modern Cumhuriyet’in yaşam kurgusu. Şüphesiz. sağ kalabilmeyi başarmış bu kuşaklar sayesindedir. Bu süreç. hemen tüm boyutları ile son derece kesin ve ani bir şekilde sonlanmıştır. ‘1938’ öncesinin anlam kodlarının tekrardan canlılık kazanması ve kendisine seyitler dolayımıyla varlık alanı açabilmesi. çeyrek yüzyıllık tarihçesinin sonunda vücuda gelen biçimlerini her iki grup açısından şu şekilde değerlendirmek mümkündür. mevcut kültürü var eden dinamiklerin ve aynı zamanda sınırlarının da yok oluşu anlamı taşımaktadır. Bu çerçevede. kaçınılmaz olarak . Alevilerde ve Sünnilerde. önceki hayatın içerisine doğmuş kuşaklarca yeni bir dünya olarak kabul görmüştür. ‘1938’ öncesinde süregiden hayat. Bu bakımdan ‘1938’ sonrasında. esas olarak.içerikle belirli amaçlar doğrultusunda işlevselleştirmesi bakımından hayli ilginçtir. Alevi toplulukların ‘1938’ sonrasında ördükleri hayatın eskisiyle olan farklılığının temel belirleyenidir. eski toplum hukukunun iktidar kurumu olan ağalığın kesin bir şekilde tasfiyesi ve modern devlet kurumlarıyla olan yer değişimi. 1970’ler öncesine tarihlediğimiz geleneksel algıların belirlediği temel kimlik aidiyetlerinin. aktarılması son derece anlamlıdır. Tunceli’de 1970’lere değin. Bu dönemin en temel toplumsal kurumlarının temsilcileri olan ağalar ve seyitlerin ortadan kaldırılışı. bu dönemin öncesini ve sonrasını yaşamış kuşaklar açısından bir ‘milat’ olarak algılanması ve kolektif hafızada böylelikle yaşatılıp. 1) Aleviler: Alevi topluluklar içerisinde ‘1938’in. bu bakımdan söz konusu edilebilir.

ölmeyen üyeleri de dâhil olmak üzere. aynı zamanda ana dille ifadesini bulan yerel hayatın gerçekleştiği kültürel bir evrene ve mekâna da işaret etmektedir. toplumsal hafızada yaşatılan geçmiş tarihin güncelde vücut bulan bir somutluk kazanmasında ve böylelikle. her bir ocağın. yeni kuşaklarıyla birlikte kendisini yeniden toparlayabilmesini sağlamıştır.yeni kuşakların eskinin kurumlarınca sosyalleştirilmelerini engellemiş ve böylelikle bu kuşakların benlik algılarında. özellikle. askerlik. kesin biçimde ifade edilmelidir ki mevcut din kimliğinin var olduğu alan. memuriyet vb. Yanı sıra devlet kurumlarının. edindikleri din kimlikleri üzerinde temellenmesinin de önünü açmıştır. Bu ailelere bağlı olan talip kitlelerin varlığı. bu kurumların işaret ettiği sosyal süreçlerin (eğitim. bu bütünleşikliğin bir sonucu olacaktır. dâhil oldukları farklılığın. Sonuç olarak. temsil ettikleri din kimliğinin ve bunun kapsadığı sosyal organizasyonların kısa zamanda . Din kimliğinin. ulus kimliğinden farklı olarak yerel aidiyet hissi yaratmasında ‘1938’ sonrasında yaşanan parçalı geçişin etkisi büyüktür. Öyle ki konuşulmakta olan yerel dili en önemli varlık gerekçelerinden birisi haline getiren Kürt ulusalcı söylemin yörede yaşadığı kırılmalar.) ve yerelin dışındaki hayatın dili olarak öğrenilen Türkçe’nin kullanıldığı alanların dışında kalan yerel sosyal hayatın dili olan Kırmancki ve Kurmancki de zamanla din kimliği ile bütünleşik bir algıya kavuşmuş ve onu kuvvetlendirmiş görünmektedir. Hatta Kürt ulusalcı söylemden ilk ve önemli bir ayrışma zemini yaratan Zaza kimliği dahi Tunceli’de yerel Alevilik kodlarıyla tanımlanacak ve bu durum derhal Zazaca (Kırmancki) konuşan Alevi ve Şafi topluluklar arasında bir ayrışma yaratarak son noktası ‘Dersim-merkezcilik’ yahut ‘Kırmanc etnisizmi’ olan bir sürece yol açacaktır. Parçalı bir geçiştir çünkü seyit ailelerinin sahip oldukları nicel çokluk.

beraberinde taşıdığı ve geleneğin tasfiyesini içeren bilinçlilik durumuyla birlikte. karşısında büyük sanayiciler ve toprak ağaları bulamadığından.yeniden güçlenmesini de beraberinde getirmiştir. Öylesine kuvvetlenmiştir ki. Böylelikle seyitler. 1970’li yıllarda hızlanan değişim süreçlerine dek süregelen yerel yaşam. farklı bir etno-kültürel tarihin Cumhuriyet’e geçişinin ve içerisinde varoluşunun da temsilidir. Genç Alevi kitlelerin ait oldukları yurttaşlık kimliğinin gereği olarak ülke düzleminde yürüttükleri sınıf mücadelelerinin Tunceli yerelinde vücuda gelen biçimi. Bu temsilin bizzat kendi bağrında yetişen genç kuşaklarca reddi. 1970’li yıllarda yaşanan kırılmaların ve kültürün hızlı değişiminin biricik sebebi olmuştur. bir anlamda. 1970’lere dek süregelen algıları büyük çoğunlukla orta yaş ve üzerindeki kuşaklara sıkıştırmıştır. topluluk içi hukukunda seyitlerin merkezinde olduğu bir dünyayı esas almış ve yeni kuşakları da çoğunlukla bu ikili anlam bütünlükleri içerisinde yetiştirmiştir. Alevi çoğunluk içerisinde kalan Sünniler de neredeyse tümüyle bu hukuka tabi olmuşlardır. Alevi toplulukların kendilerinde ve çevrelerine karşı yaratmış oldukları anlam haritalarında. Bu sebepten. Ancak son derece ilginç bir şekilde. ağalarla paylaştıkları sosyal mekanizmaları bu kez devletle paylaşmaya başlamışlar ve fakat devletin kolektif hafızada işaret ettiği yabancılıktan135 dolayı. . 1990’ların ortalarından itibaren Tunceli’nin ima ettiği etno-kültürel farklılığı yeniden keşfeden ve bu yıllardan günümüze farklı kimlik kodları içerisinde bu farklılığı çeşitli şekillerde üreten ve 135 Devletin yabancılığı. yerel kimliğin biricik yürütücüleri haline gelmişlerdir. kolektif düşünce sistemlerinde belirginlik kazanmıştır. aynı zamanda. 1970’li yıllara gelinen süreçte seyitlerin temsil ettikleri din kimliği. Bu yöneliş. yerel esnaf ve onlarla iyi ilişkiler kurmuş olan seyitlere yönelmiştir. sosyal hayatın organizasyonundaki işlevlerinden ziyade (–ki bu yeni durum 1937–1938 sonrasında kabullenilmiş ve bir daha buna benzer toplu bir itiraz oluşmamıştır).

1960’lardan itibaren yaşanan işçi göçleri çerçevesinde hâlihazırda ilişkilerin olduğu ve fakat özellikle 1980 darbesinin ortaya çıkardığı koşullar gereği yurt dışında daha rahat bir yaşam olanağı arayanlarca tercih edilen Avrupa ülkelerine gitmişlerdir. zorla göç ettirilmesi. bir dönemin önde gelen bazı sol önderleri. Avrupa ülkelerindeki Tuncelili nüfusun dikkate değer ölçülerde artışının en önemli belirleyenleridir. Zırh. özellikle Aleviler açısından. . seyit soylarını hatırlayacaklar ve taliplerini gezmeye başlayacaklarıdır. Hatta öylesine ilgi çekici örnekler sunacaklardır ki. mevcut din kimliğinin bu farklılığın yegâne unsuru olarak belirmesinde etkili olduğu rahatlıkla ileri sürülebilir. hâlihazırda gündelik yaşam dili olmaktan çıkan Kırmancki’nin ve onun işaret ettiği yerel sosyal yaşamın tutum 136 Avrupa Alevilerinin kurumsallaşma süreçleri ve bu süreçlerde bahsini ettiğimiz kuşağın belirleyici etkileri üzerine ön açıcı. Bu yöneliş. 2005 ve 2006.yayan da yine özellikle bu kuşak olacaktır. Tunceli’nin sahip olduğu köy nüfusunun yarıdan fazlasının. Türkiye’nin metropollerinde yahut daha küçük şehirlerinde Tuncelili olmanın ima ettiği farklılık. ‘1938’de olduğu üzere. 1990’larda Tunceli’de toparlanan solun ve özellikle PKK’nin bölgeye gelişinin ardından ortaya çıkan şiddetli savaş halinin yıkıcı etkileriyle de kuvvetlenecektir. bireylerin sahip oldukları farklılıkların kök nedeni olarak kavranmasının ve fakat bu farklılığın yerelin (Tunceli’nin) özgün yaşam alışkanlıkları ve algılarının zorunlu olarak dışında kalmasının.136 1970’li yıllarda bölgede fiili durum yaratacak düzeyde etki gücüne sahip olan yasal ve yasa siyasal hareketlerin yürütücü insan gücünü oluşturan bu kuşağın önemli bir kesimi. faydalı kaynaklar olarak bkz. Bu göçler neticesinde gerek yurt içinde gerekse yurt dışında yeni sosyal çevrelere doğan kuşakların algılarında Tunceli’nin. çatışmalar sürecinde ekonomik olarak tam bir dar boğaza sürüklenen il halkının genelinde görülen büyük şehirlere göç.

Bu tarihsel öz. Aleviliğin gerek Türkiye’de gerekse Avrupa’da 1990’lı yıllarla birlikte giderek artan bir hızla. Bu çerçevede öncelikle Tuncelili göçmenlerde ve ardından Tunceli’de. hatırlanmak ve mevcut farklılığın nedeni olarak kavranmakla birlikte. Bu anlamda Türkçe’nin yahut başka yabancı dillerin işaret ettikleri farklı yaşam kurguları. Alevilik olarak kodlanan inanç kurgusu üzerinde temellenmiştir.ve davranış örüntülerinden ziyade. Öte yandan. Zira bu göçlerin noktalandığı mekânlara doğan kuşakların aile dışı sosyalleşme alanları tümüyle değişmiştir. Geleneksel kimlik kodlarının yeniden tanımlanması sürecinin esasen Avrupa’dan başlayarak çevreye yayılması. kendi farklılıklarını temellendirdikleri din aidiyetlerine olan vurgularının da güçlenmesine hız verdiği düşünülebilir. tarihsel bir geçmişi ve bu anlamda yerel farklılıkları işaret eden bir Alevilik algısının genç kuşaklarda görünürlük kazanan temel bir ayrıştırıcı ve kimliklendirici rolü üstlenmiş olduğu rahatlıkla ileri sürülebilir. aynı toplumsal süreçlerin paylaşıldığı insanlarla arada ortaya çıkan din kimliği farklılığı üzerinden. bu kuşaklarda anne–babaların yahut daha eski kuşakların geldikleri yerin taşıdığı farklılığın belirleyeni olmaktan esasen uzak kalmıştır. Tuncelili Alevilerin önemli bir kesiminin . ayrıştırıcı bir kimlik kodu olarak belirmesinin ve bu farklılık üzerinden çeşitli kurumlarda ifadesini bulan kitlesel bir görünürlük kazanmasının. tüm bir ayrıştırıcı işlevi yüklenmiş görünmektedir. 1990’ların dünyasında ve Türkiye’de ortaya çıkan yeni sosyal süreçler de ulus kimliği altında bir araya gelmiş etno-kültürel toplulukların çeşitli siyasal ve sosyal hareketliliklerinin de biricik belirleyeni olmuştur. Tuncelili Alevilerin.

yerel pazarın çeşitli alt bölgelere ayrıştırılmasında ve bunu örten etno-kültürel aidiyetler biçiminde görünürlük kazanmıştır. Farklı etniklik kavramları arkasında saflaşan geniş kitlelerin birbirleriyle boğazlaşmaları. Bu yeni dönemde. dağılmakta olan ülke pazarlarına hızlı bir biçimde girmiştir. konunun güncel dışavurumlarını yaratması açısından hayli önemli ve belirleyicidir. Bu ekonomik süreçlerin sosyal yansımaları. . ileri kapitalist ülkelerin ekonomik tahakkümü altındaki bu ülkelerde.Avrupa ülkelerinde yaşıyor olmalarından kaynaklı olarak. mevcut kamplaşma ve çatışmaların etno-kültürel kimlikler çerçevesinde hayat bulmasını sağlamış olduğu da belirtilmelidir. olumsuz örneklerini yaşamış kitlelerin bu söyleme dair güvensizlikleri. Bu farklılaşma ve ayrışma döneminde. beraberinde bu bloğun karşıtında konumlanan Batı Avrupa ve Amerika’nın oluşturduğu uluslararası ekonominin yeni nitel bir evreye geçişinin de başlangıcıdır. Tüm bu süreçlerin temelinde sınıfsal belirleyenler olmasına karşın sosyalist ideolojinin etkisinin zayıflaması. bir dönemki sosyalist yapıları içerisinde özerk ve eşit haklara sahip toplulukların yeni dengeleri kendi lehlerine işletme uğruna giriştikleri siyasal ve askeri hareketlilikler ve süreçler ortaya çıkmıştır. dağılan ülkelerde yerel pazar ilişkilerinin ve hâkimiyetinin sarsılan devlet yapısı ile birlikte çözülmesi ve dahası yabancı büyük sermayenin kendisine rakip olabilecek ulusal sermayeyi tasfiye hareketleridir. Şöyle ki: 1980’lerin sonlarında uluslararası düzlemde yaşanan gelişmeler tüm bir sürecin nitelik açısından başlangıç dönemi olarak kabul edilebilirdir. ileri kapitalist ülkelerdeki büyük sermaye birikimi. Sovyet Rusya’nın merkezinde olduğu bloğun dağılması. Bu geçişte ortaya çıkan en önemli olgu ise. bu dönemin karakteristik bir özelliği olmuştur.

Bu tür örneklerden farklı olarak Türkiye’de. Avrupa Birliği sürecinin 1990’ların sonlarında Türkiye’de farklı kimlik gruplarının kamusal alanda daha açık bir biçimde rol almalarında üstlendiği baskılayıcı duruşun. . Öte yandan yine aynı çerçeve içerisinden. ‘uluslaşma süreci’nin kendinde içkin olarak ortaya koyduğu dil ve toprak bütünlüğü kapsamında. Kürtlük. Aleviliğin ciddi anlamda görünürlük kazanmaya başladığı 1990’lardan günümüze son derece farklı kimlik gruplarına temel teşkil etmesi ve merkezi. 1990’ların dünyasında ait olunan etno-kültürel kimliklerin yeni bir takım yüklemelerle ortaya çıkışında belirleyicidir. bu kuşakların orta yaş ve üzerindeki insan gücünü oluşturdukları topluluklarda. 1970’li yılların genç kuşaklarının arkasında saflara dizildikleri ideolojinin etkisizleşmesi. Zazalık yahut Kırmanc etnisizminin farklı dönemlerde öne çıkışlarının. feodal tutunumların tasfiyesi yahut asgarileştirilmesi ‘Kürtlük’ün Türkiye’de daha tutarlı ve dolayısıyla etkili bir biçimde görünürlük kazanmasının belli başlı nedeni olarak görülebilir. içerdikleri farklılığı yaratmasının da bu durumun doğrudan bir sonucu olduğu rahatlıkla söylenebilir. Tunceli’de Alevi kitleler içerisinde Türklük. varlıklarını korumalarının temelinde ortak ve benzer inanç kurgusunun olması ve dahası tüm bu kimlik kodlarına kaynaklık ederek. ‘Ulus’ algısının. güçlü bir yapıdan yoksunluğu da anlaşılabilirdir. Alevilik ve Kürtlük kimliklerinin hareket alanlarını genişletmiş olduğu bilinmektedir. geniş kitlelerin saflaşma ve çatışmalarından ziyade ulus kimliği tanımı dışında kendisine varlık alanı açmaya çalışan çeşitli kimlik gruplarının sosyal ve siyasal süreçlerde ortaya çıkışları söz konusudur.

inanç kimliklerine olan ilgileri ve seyitlerin aktiviteleri gözle görülür derecede artmıştır. Fakat tüm bu girişimlerin çok parçalı ve dağınık olduklarını tekrar belirtmek gerekecektir.Bu kuşağa ait çoğu birey sahip oldukları sol değerler ile etno-kültürel aidiyetlerini senkretik bir yapıda yeniden üretmişler ve kurdukları çeşitli kurumlar aracılığıyla yaymışlardır. inanç kurgusunun giderek kuvvetlendiğini ve bu kurgu etrafında kendisini benzerlerinden ayrıştıran kimlik tanımlarının (Türklük. Aleviliği. Günümüz Tunceli’sinde Aleviliğin. Seyitlerin artışı. bizzat kendilerince tasfiye edilmiş olmasına rağmen 1970’li kuşaklarca. yerine getiren odaklar. örneğin genç kuşak seyitleri yetiştirerek. Kürtlük. sahip oldukları sol değerler ekseninde yeniden tanımlayan ve esas olarak sol gündem içerisinde bir güç olarak tasavvur eden yaklaşımlar dâhilinde ‘inanç biçimi’ olarak kurgulanmaması önemlidir. Zazalık. özellikle büyük şehirlerde ve ilçelerde Cemevleri görünürlük kazanmıştır. Bu eksiklik. Alevilik ve Kürtlük gibi genel kategorilerden. Seyitlerin sayısı çoğalmış. Alevi kitlelerin bir inanç biçimi olarak Aleviliğe yönelmeleri ekseninde ortaya çıkan bir olgu olarak değerlendirilmelidir. Ancak temelde. kitlelerin inanç pratiklerinde yaşadıkları boşluğu dolduracak merkezlere yönelmelerinde etkili olmuş görünmektedir. giderek artan bir hızla içerdiği inanç uygulamaları etrafında görünürlük kazanması da dikkat çekicidir. inanç boyutu çerçevesinde daha tutarlı biçimlerde kurgulayan ve bunun gereklerini. Tunceli (Dersim) Aleviliği’nin tüm özgünlükleri çerçevesinde yeniden kurgulanan kimlik. bizzat bu kategoriye dâhil edilme gerekçesi olan ortaklaştırıcı kültürel öğeler üzerinden kendi farklılıklarını üretmiştir. Aleviliğin 1990’lı yıllar boyunca. Alevi kitlelerin Cemevleri nezdinde. Kırmanc etnisizmi) kendilerine bir varlık alanı açabildiklerini de eklemek önemlidir. .

kendi dışında kalan hemen tüm Alevi dernek ve vakıf çevrelerinde ‘devletle’ olan ilişkileri üzerinden eleştirilen bir konumdadır. Cem Vakfı’nın Aleviliği ‘Türklüğün’ özü olarak kurgulaması. Cem Vakfı’nın Aleviliği devlet eliyle resmileştirme ve ayrı bir din kimliği kapsamında görünür kılma çabaları.137 Öte yandan Cem Vakfı’nın kurguladığı Alevilik. Bilindiği üzere Cem Vakfı. Alanda. daha doğru bir deyişle ‘arzu edilen muhataplarını’ bu çevre içerisinden bulmakta ve kimi ortak çalışmalar da örgütlemektedir. Cem vakfı çevresinin Tunceli’deki faaliyetleri bu bakımdan çarpıcı bir örnek sergilemektedir. Alan çalışması içerisinde temas edilen ve Cem Vakfı bünyesinde faaliyet yürüten kimi seyitler de bu durumu açıkça ifade etmişlerdir. diğerlerine nazaran ‘inanç biçimi olarak’ daha tutarlı görünmektedir. daha yakın bir ‘Alevi merkez’ olma olasılığı biçiminde görülmesine de imkân sunmaktadır. bu durumun kimi örnekleriyle de karşılaşılmıştır.günümüzde Tuncelili Alevilerin etno-kültürel aidiyetleri dışında bir Alevilik örmelerine rağmen ciddi ölçülerde ilgi görmeleri çarpıcı bir veridir. Fakat yine de bu kesimdeki Tuncelili Seyitlerin. yerel resmi yetkililerce de tercihinin ve kimi olanakların sunulmasının önemli bir belirleyeni olmaktadır. resmi yetkililerce de ‘muhatap’ alınmada. ‘Tuncelili olmaktan’ kaynaklanan kimi itirazları gerek Cem Vakfı bünyesinde gerekse vakıf aracılığıyla sağlanan yerel resmi yetkililerle olan ilişkilerde açığa çıkmaktadır. Aleviliğe olan bu yaklaşımı çerçevesinde. 137 Konuyla ilgili faydalı ve yönlendirici bilgiler içerin bir çalışma için bkz. . Özellikle İlahiyat Fakültelerinde son yıllarda güçlenen ‘Alevilik Çalışmaları’. 2004. Okan. muhataplarını. bilhassa Tunceli’deki Kürt-Aleviliği ekseninde gelişen süreçlere müdahalede.

. Bu çok yönlü etkileşim içerisinde. yakınmalar da hayat bulmaktadır. Bu farklılık. özellikle genç kuşaklarda her yönüyle belirgin olan biricik algı. Düzgün TV gibi uydu kanalları. (4) bu göçlerden doğan kuşakların talep ettikleri kimliklenme süreçlerinin. Görünümü ve ifadesi bunlara göre ciddi değişkenlikler gösterse de neticede ortaya çıkardığı durum ‘Dersimli olmak’tır. merkezi bir kurumsallaşmadan yoksun bir inanç kimliği olan Aleviliğin. Cem TV. içerisine doğarak ait olunan ‘farklılık’ olmaktadır. yerelde inanç biçimi olarak Aleviliğe olan bu ilginin artışında belirleyicidir. çok farklı mekânlara göçleri ve bu mekânlarda edinilen farklı tutum ve alışkanlıkları. (1) ‘1938’le tarihlenen miladın öncesindeki bağımsız kültürel süreci. yerel Aleviliğin gerçekleri karşısında uzak kaldığı ölçülerde söz konusu itirazlar.Resmi devlet söyleminin ve bunun vücut bulduğu İlahiyat çalışmalarının ‘arzu edilen Alevilik’ söylemleri. aynı şekilde evlerde de yoğunlukla seyredilmesi. yukarıda özetlenmeye çalışılan tarihsel süreçlerin güncele kattığı kimi semboller ve değerlerde içkindir. genç kuşaklar içerisinde hızla artan ilginin gerektirdiği ‘öğrenme’ süreçlerine cevap oldukları ölçülerde popülerlik kazanmalarına neden olmaktadır. Yerel bir inanç kurgusu olarak Tunceli (Dersim) Aleviliği. küreselleşmeyle karakterize olan ‘yeniden kimliklenme’ döneminde cevap bulmasını içermesi bakımından. (2) bu sürecin aktörlerini tasfiyesine rağmen üzerinde temellenen ‘sol’u ve değerlerini. Bilhassa geçen yıl içersinde yayına hayatın başlayan Su TV. (3) 1990’lı yıllarda yeniden ve çok daha yıkıcı etkileriyle yaşanan savaş ve göç süreçlerinin doğrudan sonucu olarak. son derece özgün ve karmaşık bir yapı sergilemektedir. Alevilerin boş vakitlerini tükettikleri mekânlarda bu kanalların sürekli olarak izlenmesi.

özellikle büyük şehirlerde görünürlük kazanan ve etkinliğini 1990’lı yıllarda ulusal çapta güçlü bir biçimde hissettiren ‘siyasal İslam’138. Binnaz. ‘gelenek’le olan ilişkilerinin çözümlenmesinde anahtar bir kavrama ve bütünlüklü bir sürece işaret etmektedir denilebilir. güncel benlik algıları içerisinde.2) Sünniler: Türkiye’de 1980’lerle birlikte. 1991 ve Göle. bu tarihsel kesitte makro düzlemde yaşanan gelişmelerle de doğrudan ilgilidir. geçmişten bugüne yaşadığı değişimin izleri. Bu durumda. Tuncelili Sünnilerin güncel kimlik algılarının. içerdiği bir dizi sosyal ve ekonomik tarihsel gelişmenin uzantısında. günümüzde de yine aynı temel anlam kodları ekseninde ve fakat farklı içeriklerde devam etmektedir. 1970’li yıllarda süregetirilen geleneksel algı ve tutumları radikal biçimlerde dönüştüren kuşaklar oluşturmaktadır. Tuncelili Sünnilerin. . 1990’larla birlikte ‘siyasal İslam’ olarak karakterize edilen dini söylemin kapsadığı kitlelerin temel unsurlarının. siyasallaşmanın başlangıcından bugüne yaşadığı değişimin bir boyutunun da ‘siyasal İslam’ın 138 Kavramın işaret ettiği tarihsel süreç ve dinamiklerin verimli analizleri için bkz. 1997. 1970’li yıllarda kitleselleşen sosyalist akımların karşısında harekete geçirilen kırsal kökenli ve Cumhuriyet’in hâlihazırda güdük kalan modernist girişimleriyle bütünleşememiş yurttaşlarca oluşturulmuştur. Bu yakın dönemin hâlihazırda yaşayan canlı örneklerinin büyük çoğunluğunu ise gerek Alevilerde gerekse Sünnilerde. Tunceli’de 1970’li yıllarla birlikte Alevilik ve Sünnilik gibi din kimlikleri üzerinden hayat bulan siyasallaşma. Alan çalışması süresince temas edilen orta yaş ve üzerindeki kaynak kişilerde gözlemlenen Sünnilik algılarının.

Tuncelili Sünniler içerisinde sahip oldukları geleneksel algı ve tutumlarla çatışmaksızın rahat bir hareket alanı yakalamış oldukları anlaşılmaktadır. Ekonomik nedenler ile bölünen ve yakın çevre illerden (bilhassa Elazığ) başlayarak daha büyük şehirlere göç eden ailelerin. Bu öz. Bu bakımdan.nüvelerinin ortaya çıkmaya başladığı 1960’lardan günümüze uzanan sosyo-ekonomik tarihsel bir geçmişte yattığı ve bu çerçeveden açımlanabileceği pekâlâ söylenebilir. Daha önce de söz konusu etmiş olduğumuz göç süreçleri. ‘Alevi olmayan’lara atfen yaşamsallık kazanmış olan Türklük demekti. varlık koşulu gereği İslami algılardan hareket ediyordu. Şüphesiz bu hızlı kamplaşmada ve Sünnilerin çoğunluğunun örgütlenmesinde etkin olan bazı başka belirleyenler de vardı. ve bunun somut ifadesi olan yasal ve yasa dışı örgütlerin. yaşatılan toplumsal gelenekler ve örfi hukukun sahip olduğu iç içe geçmişliğe karşın. uzun yüzyıllara yaslanan geleneksel algılar içerisinde birbirini örten tanımlamalar olarak yaşıyorlardı. Zira Türklük ve Sünnilik kimlikleri. Tunceli’de Sünnilik. etkin olmasa da. yine bu kuşakların 1990’larda yükselen ‘siyasal İslam’ çerçevesinde açığa çıkan ‘geleneğin inşasında’ da etkinlikle rol alacaktı. 1970’li yıllarda Tuncelili Sünni genç kuşaklar. sahip oldukları geleneksel Sünnilik algıları ekseninde inşa ettikleri siyasal duruşlar . ana dillerine. Söylem. İslami bir öz kesin olarak vardı. bunlardan biridir. dönemin devlet erkini elinde bulunduran hâkim güçlerin sosyalist muhalefete karşı etkin bir sivil güç olarak açıkça destekledikleri Türk milliyetçi söylem. Alevi komşularının yoğunlukla dâhil oldukları sosyalist örgütlenmelerin karşısında. sağ reaksiyoner örgütlerde kendilerini ifade ettiklerinde sahip oldukları söylemin içeriği etkin bir Türk milliyetçiliğiyle donanmış vaziyetteydi.

Dönemin aktivistlerine göre Türk milliyetçiliği. Fakat içerisine doğmuş oldukları Sünniliği var eden babalar ve süregetirdikleri tarikat ilişkilerinin temsil ettiği ‘gelenek’. Bu durum. Çünkü Türk milliyetçiliğinin Tanzimat’tan İkinci Dünya Savaşı sonrası çok partili döneme uzanan tarihçesi içerisinde programında ve pratiklerinde sahip olduğu etkin sekülerleşme.da belirleyiciydi. Türk milliyetçi söylemin tarihçesi içerisinde açığa çıkan farklılıklar bakımından. günümüzdeki biçimlerinden hayli önemli bazı farklılıklar barındırmaktaydı. 2001. .139 Bu bakımdan genç Sünniler. genç kuşakların eğitim süreçlerinde yüksek okulları hedeflemeleri de benzer bir sonuçla noktalandı. 139 Konuya dair faydalı tartışmalar için bkz. İslam’ı ve değerlerini yüceltmek. çünkü işaret ettiği pratikler hem kitabi dinsellikten uzaktı hem de Türklüğü geri plana atan. Tunceli’de ‘İslam olmak’la yani ‘Sünnilik’le özdeşti. bu bilinci törpüleyen bir yaşam tarzını işaret etmekteydi. birbirleriyle olan mücadelelerinde aynı zamanda içerisine doğmuş oldukları geleneği ve onun etkin aktör ve kurumlarını da hedeflediler. feodal dönemlerden taşıdıkları dini kurumlarının ideolojik planda ve uygulamada tasfiyesi üzerine kurulu idi. Dönemin Sünni genç kuşaklarının yerele taşıdıkları ve içerisine doğdukları geleneğin temel unsurlarını dolaylı ve zaman zaman doğrudan tasfiyeye neden olan Türk milliyetçi söylem. kendi içerisinde hayli ilgi çekici bir çelişme de barındırıyor görünmekle birlikte. son derece anlaşılabilir bir noktada durmaktadır. iradesini kıran ve ‘geri’ bir biçimdi. Bahadır. Türklüğün savunusuyla özdeşti. ‘din düşmanı’ hareketlere karşı müdafaa etmek. modernist–burjuva demokratik Türk milliyetçiliğinin üzerine kurulu olduğu kitlelerin. tıpkı Alevi yaşıtları gibi. ‘birey’i zayıflatan. Yanı sıra giderek artan okuma–yazma oranı ve paralel olarak. Geriydi. Bu dönemde Sünnilerin çok azı sol söylem içerisinde kendilerini ifade ettiler.

Ekonomik nedenlerden ve kamplaşmalardan zarar gören ailelerin yoğunlukla bu merkeze olan göçleri de Sünni nüfusun yereldeki insan gücünü yitirmesini hızlandırdı. Cumhuriyet’in ilanı ve kendilerine yönelik tavizsiz tutumlarıyla güçlenmesinin ardından. Geleneksel . Geleneksel tarikat ilişkilerinin zayıflaması. büyük çoğunlukla. Sünni nüfusun 1970’ler öncesiyle kıyaslandığında. genç kuşaklarca temsil edilen yeni dönemde devlet kurumlarında etkinlikle boy gösteren yeni sosyal ilişkileri getirdi. Bu ilişkiler. ülke genelinde yükselen sosyalist muhalefetin karşısında ‘tahkimlenen’ sağ siyasi partilerin merkezindeydi. geleneksel Sünnilik algıları da hızla değişimine olanak sağlayan yeni alt yapıyı da güçlendirdi. 1980’li yılların sonlarına gelindiğinde.Babaların. Bu durumun. Elazığ’daki çeşitli devlet kurumları ve bunu örten bürokratik ilişkilere yönelmelerine neden oldu. böylelikle kendisini var eden insan kaynaklarından da mahrum kalarak hızlı bir biçimde gündelik hayattan çekilmeye başladı. yerel ileri gelenlerin ve tüm bu geleneksel toplum önderlerinin kendilerini var ettikleri tarikat ilişkilerinin zamanla tasfiyesi. Sünni kitlelerin giderek artan bir hızda. Elazığ gibi büyük bir şehirdeki yerel ekonomik ve kurumsal kaynakları neredeyse tümüyle elinde tutan bu sosyal çevrelerle ilişkiler geliştikçe. Bir kısmı ise kırsal yerleşimlerinden Pertek ilçe merkezi gibi hâlihazırda Sünni nüfusun geleneksel olarak çoğunlukta olduğu ilçe merkezlerine gelmişlerdi. karşılıklı olarak birbirini destekleyerek günümüze dek uzandığını söylemek mümkündür. il ve ilçe merkezlerinden ziyade kırsal yerleşimlerde ikamet eden geleneksel ilişkilerine sıkışan tarikatlar. önemli oranda azalmış olmasıydı. Büyük çoğunluk Elazığ başta olmak üzere büyük şehirlere göç etmişti. alan çalışmamız kapsamında kalan bölgede ve Sünni nüfusun yaşadığı Tunceli’nin diğer kesimlerinde görünürde olan tablo.

Bu sebepten. Pertek ilçe merkezinde nüfus gücü hızla artan Aleviler ile geleneksel yerleşimciler arasında yaşanan gerilimler. Babalar. kavgalar ve devlet kurumlarının Aleviler aleyhine tek yanlı tutumları. sahip olduğu kamplaşma ve genç kuşaklara miras bıraktığı anılarla. 1990’ların başlarında Tunceli’de tekrardan ve ‘silahlı mücadele’ gibi çok daha etkin bir güçle varlığını yeniden tesis eden solun ve dahası. . 1990’lı yıllar boyunca. yakın dönemin sarsıntılarının canlı örneklerini hâlihazırda yaşayan Alevi – Sünni ilişkileri. bilinç halleri her daim etkili oldu. 1970’lerin tekrarıydı. 1970’lerle birlikte sağlanan yeni siyasal söylem merkezleriyle yer değiştirmişti. Bu dönemde ve takip eden 1990’lı yıllarda. bu yeni dönemin bir ürünü olarak PKK’nin ortaya çıkardığı ve ciddi bir kazanımdan ziyade hayatın hemen tüm alanlarında yıkıcı etkiler yaratan ‘savaş hali’nin kasıp kavurduğu Aleviler. sınıfsal düzlemde ulusal politikalar öne süren solun sindirilmesi ve ek olarak dünya çapında hızla popülerleşen yeni etno-kültürel hareketlerin etkisiyle yeni bir takım siyasal pozisyonlarda kendilerine yaşam stratejileri örmeye başladılar. Türkiye’nin hızlı bir biçimde dâhil olduğu uluslararası yeni ekonomik düzenlemeler içerisinde gittikçe yoksullaşan kitleler. bu yönüyle.tarikat ilişkileri hemen tümüyle tasfiye olmuş ve belirli bir yaş üzerinde kalan kuşaklara sıkışmış vaziyetteydi. müdahil oldukları ve böylelikle meşruiyetini ve iktidarını pekiştirdikleri sosyal–ekonomik geleneksel kurumlar. Ancak bu kez. her iki kesimde de canlılıkla varlığını sürdürdü. farklı kimlik tanımları ardında kendilerini ifade etmeye başladılar. Tunceli’ye olan ziyaretlerini kesmişler ve üstlendikleri. Ancak bu tanımların hemen hepsi temeldeki yerel Alevilik kodlarından hareket etti ve bu kodların taşıdığı yerel aidiyetler.

her zaman olduğundan çok daha fazla ön planda idi. göz ardı edildikleri kamusal alanlarda güçlü siyasal pozisyonlarda görünürlük kazanmaya başlamaları ve bu durumun söylem düzeyinde yaygınlaşmış olması da önemli bir belirleyendir. sonuçsuz kalan sol girişimler ve son derece yıkıcı etkilere neden olan Kürt ulusalcılığının ertesinde. Tuncelili Alevilerin bu vakte kadar Avrupa ülkelerinde yakaladıkları nüfus gücü. bu dönemde yükselen siyasal İslam’ın öne çıkardığı kimlik tutumları içerisinden mevcut pozisyonlarını güçlendirmişlerdir denebilir.kamplaşmanın temelinde yatan Alevilik ve Sünnilik kimlikleri. Kürt. Ancak neticede bugün kendisini Türk. Aleviler açısından. Sünniler ise. Tuncelili Alevilerde görülen kimlik tanımlarındaki çeşitliliği doğurmuştur. Köklerini DP sürecinden alan. Bunun içinde de yerel Sünnilerden sola yakın olanların haricindeki ezici çoğunluk her daim ‘içerdeki öteki’ olarak kabul görmüştür. Dünya ölçeğinde etno-kültürel hareketlerin. yerel Alevilik kodlarıdır. dönemsel olarak gerileyen ancak 1980 sonrasında son derece . Lakin Aleviliğin 1990’lardan günümüze yaşadığı merkezileşme ve kurumsallaşama sorunları. yükselmekte olan bu yeni sosyal hareketlerin Tunceli’de de kendisine ciddi bir etki alanı yaratmış olduğu da eklenmelidir. tüm bunların temel belirleyeni olan Alevilik kodlarının daha tutarlı bir biçimde sahiplenilmesi söz konusu olmuştur. Türkiye gibi siyasal ve ekonomik alanlarda dışa bağımlı ülkelerde. Zaza yahut Kırmanc olarak tanımlayan Tuncelili Alevilerin bu tanımın içerisini doldurdukları yegâne öğe. Aleviliğin ve Sünniliğin bu dönemlerde yeniden ve özellikle 1970’lerin öncesinde kalan özgünlüklerini yücelten yaklaşımlarla ön plana çıkmış olması son derece önemlidir.

1990’larla birlikte sahip olduğu seküler vurguları hızla törpüleyerek İslami söylemi ön plana çıkaran Türk milliyetçiliğinden. daha güçlü bir İslamcılığın temel unsuru haline dönüşmüştür. Geleneğin devamcısı kuşaklar.hızlı bir biçimde yükselerek devlet erki içerisinde ciddi bir kuvvet haline gelen sağ ideolojinin yansımaları Tuncelili Sünnilerde de etkilerini belirgin bir biçimde göstermiştir. Tuncelili Sünnilerin hâlihazırda ilişkide oldukları ve devlet kurumları ile yerel ticari örgütlenmelerde etkin olan yeni dönem sağ siyasi partilerde var olan yakın çevre. Bu noktada Tuncelili Sünniler ve özellikle Elazığ’da ve daha başka büyük şehirlerde oturanlar geride bıraktıkları geleneksel tarikat ilişkilerini derhal yeniden işlevselleştirmişlerdir. Elazığ’da ve Tunceli’deki geleneksel yerleşim alanlarında 1970’lerden itibaren varlığını koruyan yeni ilişkiler ve güç kaynaklarının temsiliyeti. ileri gelenlerin şahsında somutlanan geleneksel tarikat ilişkilerinin üzerinde yükseldiği geçim biçimleri. sosyal ilişkiler. Tunceli’deki Sünnilerin büyük bir kısmının da bu yeni dönemdeki ekonomik–sosyal ve siyasi merkezlerine işaret etmektedir. Tuncelili Sünnilerin mevcut din kimlikleri. Türk milliyetçi söylemin varlık zeminini hazırlayan bir içerikten sıyrılarak. Bu yıllarda devlet erki içerisinde güçlenen ve fakat kendisine yasal partilerden. daha etkin bir İslamcı program ve pratiklerle güçlenen yeni odaklara doğru kaymıştır. Babaların ve onların yerel temsilcilerinin. bu yeni dönemde tümüyle işlevsizleşmişlerdir. Fakat bu yeniden inşada geleneğin temsilcileri yer almayacaklardır. geleneğin mekânsal sınırlarının . özel ticari–sosyal kuruşlara dek yeni varlık alanları açan ve böylelikle geleneksel duruşundan sıyrılarak devlet erkine ve sosyal yaşama daha etkin müdahale araçları yaratan tarikatlar damgasını vurmuştur. toplumsal algı ve tutumlar.

Dolayısıyla siyasal İslam’la karakterize olan yeni tarikatlara katılım ve bunların yereldeki temsiliyetleri gündeme gelmiştir. Bu durumda. Tuncelili Sünniler nezdinde ‘Kürt’ olarak kodladıkları komşularına dair 1970’lerden itibaren ördükleri tutumlarında bir değişim getirmemiştir.çok ötelerine yayılmış ve bu anlamda geleneğin bilinç sınırlarının da ötelerinde yeni ve farklı noktalara sürüklenmişlerdir. Fakat siyasal İslam’ın kendisini politik düzlemde yükselen Kürt ulusalcılığına karşı görünür kıldığı. varlık gerekçesini ve meşruiyetini. geleneksel ulusal kimlik politikalarını kıran yaklaşım. Ayrıca. Fakat bu söylemin son derece etkin bir biçimde İslami bir içerik ve tutuculuk taşıdığı da belirtilmelidir. Ancak geleneğin kendisi. bu yeni dönemdeki varlığın meşruiyeti ve gerekçesi bakımından biriciktir. Hâlihazırda Tunceli’de ikamet eden Sünniler içerisinde kırsal yerleşimlerde yaşayan ve geleneksel geçim uğraşılarını sürdüren Sünniler ile ilçe merkezinde yaşayan ve Elazığ’la ekonomik bağları olanlar yahut Elazığ’da ikamet eden fakat Tunceli’yle de bağlarını koparmamış aileler arasında yukarıdaki tutumun . kanıtlarını mevcut din kimliğinden alan bir Türk milliyetçiliğine doğru evrildiğini söylemek yanlış olmayacaktır. özellikle PKK’yle birlikte Tunceli’de var olan Kürt ulusalcılığının ötekileştirdiği Türklük kimliğini uzun yüzyıllardır taşımanın getirdiği ayrım ve bu yıllarda kendilerine yönelik saldırılar bu politik yaklaşımın yereldeki iflasının da önemli bir belirleyeni idi. Tunceli yerelinde Sünniliğin. Aleviliğin uzun yüzyıllardır ‘ehli Sünnet’in dışında tanımlanması ve bu tutumun kabul ettiği dini pratiklere son derece aykırı duruşları. hâlihazırda onları İslami bir toplumsal kurgunun dışında bırakmaktaydı. bu yüzyılın başlarından itibaren giderek belirginleşmeye başlayan bir tonda.

nadir de olsa Tunceli’de söz konusu edilen Türklük içerisinde kendisine bir ifade alanı açmış olduğunu belirtmek gerekecektir. kolektif hafızalarında yaşattıkları aidiyetlerinin görünürlük kazandığı uygulamalarla karşılaşmak son derece olağandır. güncel hayata uyarlıdır. Alevilerle birlikte kullanılan ziyaretler. çarpıcı bir örnek olması bakımından. Ancak sahip olduğu içerik ve biçim. Türklük kavramının. temel belirleyeni olduğu gözlemlenen bu ayrışmanın.somutlandığı davranışlarda önemli farkların açığa çıkmakta olduğunu da eklemek gerekecektir. Son olarak. gündelik yaşama. Ancak tekrar etmek gerekir ki bu nadir örnekler de bahsi edilen Türklüğün içerdiği etkin İslami vurgudan uzak değildir. yüceltildiği ölçülerde Türklük de var olmaktadır. bir zamanlar çok daha net bir biçimde görülen ilişkiler ve bunların yaşamın tüm alanlarındaki yansımaları güçsüz de olsa görülebilmektedir. özellikle belirli hastalıklar konusunda iyileştirici özellikleriyle tanınan seyitler ve ocakları. Yanı sıra çeyrek asırdır yakalanmış ticari ve bürokratik kaynakların muhafazası da bu noktadan hareketle şekillenmektedir. ABD ve AB karşıtlığının. Burada İslam. Tunceli’deki tezahürlerinde henüz daha seküler kurgular gözlemlenemese de son noktası AKP iktidarı olan ‘siyasal İslam’a yönelik eleştirel bakış belirgindir. Alevi komşularla son çeyrek yüzyıldır yaşanan tüm kırılmalara rağmen. Geleneksel hayata daha yakın ailelerde. bu durumun somut örnekleridir. sahiplenildiği. . bu hayatın gelenekten taşıdığı yerel özgünlüklere uyarlıdır. Bu grubun dışında kalanlarda da din kurgusu. katı bir biçimde kitabi yönler içermektedir: Türklüğün biricik ifadesi olan İslam. Türkiye genelinde kazanmaya başladığı ve günümüzde ‘ulusalcılık’ olarak da tanımlanan bir içeriğin.

Bu temel ayrıma göre: Hâlihazırda kırsal yerleşimlerde oturan Sünnilerin. Alevi topluluklarla.4. ‘Tunceli’de Sünni olma’nın açığa çıkardığı algı farklılıklarının temelinde. Alan çalışmamızın gerçekleştiği esas bölge olan Pertek ilçe merkezinin kuzeydoğu kesimlerini dikkate alırsak sayıları son derece sınırlı olan (yaklaşık 10 – . sahip oldukları farklı siyasal tutumlara rağmen daha yakın bir temas içerisinde olmaları önemli bir veridir. dâhil oldukları geçim biçimlerine ve Tunceli’yle olan mekânsal ilişkileri gibi bir dizi karşılıklı etkileşim içerisinde gerçekleşen belirleyene göre farklılaşmakta ve bazen de örtüşmekte olduğunu tespit ettik. Bu ayrımın görünürlük kazanan şeklinin ise Sünni ailelerin köy ve mezra gibi kırsal yerleşimlerde yahut ilçe merkezi ve il merkezleri gibi mekânlarda ikamet edip etmemeleri olduğu ifade edilebilir. bu toplulukların algı ve tutumlarıyla ve yine bu topluluklar içerisinde var olan çeşitli siyasal akımlarla. Dışarıda Tuncelili Olmak Alan çalışmamız süresince temas ettiğimiz.8 İçeride Sünni. bireylerin ait oldukları yaş gruplarına. sürekli olarak ikamet edilen mekâna ilişkin belirgin bir ayrışmanın var olduğundan öncelikle bahsedilebilir. gerek Tunceli’nin farklı bölgelerinde oturan Sünni yurttaşlarda gerekse çalışmanın yoğunlaştığı bölgede yaşayanlarda ‘Tunceli’de Sünni olma’nın işaret ettiği geniş ve çeşitli bir anlam dünyası ile karşılaştık. Bu anlam bütünlüklerinin yaratmış olduğu tutum ve davranışların. Söz konusu değişkenler çerçevesinde.

Yanı sıra yine aynı komşularıyla geçmiş süreçlerde daha sık bir şekilde ve az da olsa günümüzde.140 Ancak burada açığa çıkan en önemli özelliğin. geçim etkinliklerinde ve topluluklar arası sosyal ilişkilerde 1970’li yıllar öncesine tarihlediğimiz geleneksel ilişkileri sürdürmenin ortaya çıkardığı sürekli temasın. söz konusu ilişkilerin aktif temsiliyetinin ortaya çıkmamış olmasından kaynaklandığı görülmektedir. bu ailelerin çoğunluğunun taraf oldukları sağ siyasal düzlemin. böylelikle gündelik hayatın içerisinde etkisizleşmesine neden olduğu söylenebilir. Öte yandan. 1970’li yılların hemen öncesindeki Sünni nüfusun. geçmiş süreçlerde aktif bir biçimde varlık gösterenler ve hâlihazırda Pertek’te yahut Elazığ’da bu ilişkileri sürdürenler bulunmakla birlikte. ilgili ailelerin net bir biçimde bulundukları yerellerde din kimliğini merkeze alan siyasal yaklaşımlardan uzak durdukları görülmektedir. bilgi verici önemli bir kaynak olarak bkz. Söz konusu ettiğimiz bu ailelerin yakın akraba çevrelerinden. yukarıdaki verilerle kıyaslandığında oldukça ciddi boyutlarda azalmış olduğu görülmektedir. yine bu türden ailelerin çoğunluğunun da Tuncelili Sünniler içerisinde güçlü bir etkiye sahip Türk milliyetçi söylemle ve bu söylemi İslami öğeler ile ören farklı çevrelerle ilişkili oldukları da belirtilmelidir.15 civarı) bu kategorideki ailelerin büyük çoğunluğunun. Alevi çoğunlukla iç içe yaşamanın. açık biçimde taraf olmaktan kaçınanlardan oluştuğu rahatlıkla ifade edilebilir. Bu ailelerin bulundukları yerellerde kalmış olmalarının. 140 Bu tespitin geçerliliği noktasında. karşılıklı saflaşma ve mücadelelerde istemleri dışında dahi taraf olmuş olmalarına rağmen kadim komşularıyla var olan ilişkilerini sürdürmede gösterdikleri ısrarcılıktan kaynaklandığı düşünülebilir. kirvelikler ve evlilikler dolayımıyla kurdukları bağların da bu durum üzerinde ciddi etkileri olduğu eklenmelidir. . çeyrek asırlık kamplaşma ve çatışma süreçlerinde. 2002 Seçim Sonuçları.

Bu kuşak. Fakat bu . Ancak yine de ilgili ailelerin günümüzde geçmişe yönelik değerlendirmelerde kendileri ile din kimlikleri üzerinden yaşanan siyasal saflaşmada taraf olan aileler arasına dikkatli bir ayrım koymaları önemlidir. bu göçün doğrudan devlet müdahalesiyle tersine çevrilerek. yaşadıkları tüm olumsuzluklara rağmen bir bağ söz konusudur.Öte yandan yine bu Sünni ailelerin de Tunceli’deki ‘savaş hali’nin doruk noktasına ulaştığı 1990’lı yıllarda toplu bir şekilde ve aniden Elazığ’daki yakın akrabalarının yanına. kendileri ile önemli boyutlarda kültürleşme pratikleri sergiledikleri Alevi akranları arasında. 1970’ler öncesinde doğan ve bu dönemde var olan topluluklar arası hukukun içerisinde sosyalleşen bireylerden oluşmaktadır. taşınmaz mülklerini bırakarak göç etmiş oldukları. Bu bağ. Kırsal yerleşimlerde ikamet eden Sünnilerin ekseriyetle orta yaş üzeri bireylerden oluşması da yukarıda aktarılan durumun ortaya çıkışında. geleneğin bir parçası olduğundandır ki tüm bir çeyrek yüzyıllık kamplaşma tarihine karşın kolektif hafızada canlılıkla yaşatılmaktadır. “Ayrımcılık yapanın barınamadığı”. Kirvelikler yahut ortak inanç pratikleri gibi devraldıkları sosyal ilişki kalıplarıyla. Ancak şüphesiz ki bu bağın gerektirdiği hemen tüm ilişkilenme biçimleri günümüzde önemli oranlarda ortadan kalkmıştır. geride kalan Sünni ailelerin söz konusu duruma ilişkin sıklıkla zikrettikleri ifadeler olarak kaydedilebilir. ciddiye değer bir veridir. yaşanan kamplaşma ve çatışmaların bilhassa orta yaş üzeri görüşmeciler tarafından “gençler arasındaki hadiseler” biçiminde bir kodlamayla ifade edilmesi de aynı durumun bu kez farklı bir kuşağın anlam dünyası içerisinden ifade edilmesi olarak rahatlıkla okunabilir. geri gönderildikleri de bilinmektedir. Benzer şekilde. kendileri gibi “olaylara karışmayanların” bu gibi göçlere mecbur kalmadığı yönündeki ifadeler.

Bu süreç. Bu kuşak. İlerleyen yaş. kurumsal. gündelik hayatın işleyişinde ve idaresinde artık söz sahibi değildir. varlıklarıyla temsil ettikleri inancın bazı boyutları da tali pozisyonlara sürüklenmiş görünmektedir. 1970’lerle birlikte hızlanan ve genç kuşaklarla karakterize olan yeni dönemde. Alevilik ve Sünnilik . bu bütünün anlamlandırdığı sosyal everene dair sade bir bilinçlilik halidir. Bu anlamıyla. tümüyle Pertek’e ve onu çevreleyen kırsal yerleşimlerdeki Sünnilerin gelenekle taşıdıkları yerelliğe işaret eder. yine bu yıllara dek nüfusun esas olarak hareketsiz kalması ve böylelikle fazlaca dış etkenlerle ilişkilenmemesi bu özgünlüğün önemli varlık koşulları olarak okunabilir. talileşen inanç uygulamalarının biricik sebebidir. geleneksel birtakım pratiklerin bu içerik içerisinde olumsuzlanması. Bu kuşak nezdinde ‘Sünnilik durumu’. İçerisine doğulan kültürün maddi ve manevi sınırlarına. İslam’ın daha merkeziyetçi. 1970’lere dek Alevilerle olan sürekli ve yakın temas. Saygınlıkları ve temsil ettikleri tecrübe birikiminin yarattığı etki.kuşağın algı ve anlam dünyası içerisinde gelenek ve onun ima ettiği topluluklar arası ilişkiler. aktarıldığı için kendisini var eden ve çevreleyen maddi ve sosyal gerçeklikten etkilenmiş ve kendine özgü bir durum yaratmıştır. geçmiş dönemin muhasebesi içerisinde gerek kendilerine tavır takınan Alevilerin gerekse karşıt tavrı üreten Sünnilerin eleştirilerinde canlılıkla yaşatılmaktadır. Bu Sünniliğin inanç ve uygulamaları. günümüzde. Bu Sünnilik. Bu kuşakla birlikte. yerele ait olduğu ve sadece yine bu sınırlı çevrede yaşatıldığı. çoğunlukla tavsiye olarak algılanmaktadır. onları yaşamın daha tali noktalarına sürüklemiştir. herhangi bir ‘siyasal öz’den bağımsızdır. hızlı bir biçimde ve günümüze dek durmaksızın sürecek. mevcut din kimliğinin yeni bir takım içeriklerle donatılması. kitabi biçiminden önemli farklarla ayrılmaktadır.

Kırsal yerleşimlerde ikamet eden orta yaş ve altındaki Sünnilerde bu durumun açık bir sonucu olarak. Fakat bu söylem. bu gruptakilerden oldukça sınırlı görüşmeciyle temas edebilmiş olmamız ve yaklaşımlarındaki açık olumsuz tavırlar. kaynağını bilinen en uzak geçmişten beridir var olduğuna inanılan din kimliğinden alan ve böylelikle sarsılmaz bir meşruiyet kazanan etkin bir Türk milliyetçi söylemle karşılaşmak mümkündür. Bu tavır.kimlikleri. geleneksel inanç uygulamalarını tasfiye eden kitabileşme ve buna uygun bilinç giderek katılaşacaktır. siyasal kamplaşma ve karşılıklı mücadelenin temel dayanakları olarak doğrudan yahut dolaylı olarak işlendikçe. . gerek kırsal yerleşimlerde gerekse ilçe merkezlerinde. Çalışmamız süresince. söz konusu durumun sonuçlarıdır. Alevi çoğunluğun Sünniler hakkında işlevselleştirdiği ayrıştırıcı etmenlerden bir tanesi de ilgili kişi yahut ailenin bu tür köylerde oturup oturmamasıdır. Bu köylerde yaşayanların büyük çoğunluğu. Öte yandan. doğal olarak. kesinlikle etkin bir taraftarlığa dönüşmez. son derece nadiren de olsa geçmişten bugüne yahut yakın dönemlerden itibaren kendilerini sol bir siyasal bakış içerisinden tanımlayan Sünnilerle de temas edilmiştir. Alevi çoğunlukça da algılanmış ve kendilerine karşı geliştirilen yaklaşım da aynı içerikte olmuştur. Gerek 70’lerde gerekse 90’larda Sünnilere yönelik gerçekleşen öldürme olayları. Bu örneklerin yanı sıra. yaşanılan mekânda. bu keskinliği belirleyen en önemli etken olarak görülmektedir. tüm sürecin başlangıcından bugüne etkin bir şekilde taraf olmuşlar ve bu durumu kesintisiz sürdürmüşlerdir. Çoğunlukla seçimlerde kendisini ifade eden bir oy biçiminde tekerrür eder. yerleşimcilerinin tümüyle Sünni olduğu ve 1970’li yıllardan bugüne etkin bir şekilde sağ siyasal söylemlerin varlığını koruduğu köyler de mevcuttur.

kendilerinde olduğu kadar onları çevreleyen Alevilerde de bu şekildedir. bu genel durumun neticesinde günümüzde çoğunlukla Alevileşmişlerdir. Güneyde de Sünnilerin kendilerini sol içerisinde tanımlamasının işaret ettiği anlam yukarıdaki gibidir. Ancak burada topluluklar arası yaşanan keskin kamplaşma ve gerilimler neticesinde. Bu ayrım. Genellikle hâkim çoğunluğun bir parçası olarak görülürler. Alevilerce ‘Sünni’ olarak değerlendirilmez. Buralarda kendilerini açık bir biçimde Alevi olarak tanımlamayanlar. Dolayısıyla bu grup. kendilerine ‘sol siyasal söylem’ içerisinden bir varlık alanı açarak. Alevilerle birlikte yaşamanın ‘dinden çıkmak’la eş tutulduğu gibi… Kırsal yerleşimlerde ikamet eden ailelerin genç kuşak üyeleri hemen tümüyle Pertek. yapılan tercihin doğrudan ve geri dönüşü olmayan bazı sonuçlar yarattığı da aşikârdır. Sünni toplulukların nüfus etkinliklerini geçen yüzyılın başlarından itibaren kaybettikleri ve güney ilçelere kıyasla Alevi toplulukların kesin bir sosyal hâkimiyetlerinin olduğu ilçelerde ve bunlara bağlı köy ve mezralarda yaşayan Sünniler. ailelerinin . Alevileşmemiş olanların ise Sünnilik durumunun. Lise ve yüksek öğrenim amacıyla dışarıda olanların hemen hepsinin gelecek kurgusunda. Hozat ve Mazgirt gibi. En keskin saflaşma ve çatışma süreçlerinin yaşandığı 1970’li yıllarda Sünnilerle dolaşmanın ‘ajanlık’. güneyde işaret ettiği kitabi dinselliğe katı bağlılığın oldukça uzağında kaldığı açıklıkla görülmektedir. güneyde mevcut olan ve doğrudan karşıt siyasal söylemi işaret eden Sünnilik’ten ayrışmaktadırlar. Gündelik yaşam pratikleri içerisinde bu gruptakilerin Sünniliklerine dair bir veri yakalamak son derece zordur. Elazığ yahut başka büyük şehirlerde ikamet etmektedirler.Bu örneklerde ‘Sünni olma’nın siyasal bir içerikle tamamlandığı ve böylelikle mekânı örten hâkim toplumsal değer yargılarına uyum sağlandığı düşünülebilir.

Türkiye’nin farklı bölgelerinde de görülen Alevi – Sünni yerleşimlere kıyasla Tunceli örneğindeki birlikte yaşama pratiğinin.ikamet ettikleri köy yahut bu tarz bir yaşam belirleyici değildir. son derece liberal özellikler taşımakta olduğu görülmektedir. geleneksel bazı önyargılara sahip olmayacak kadar Alevi topluluklar hakkında bilgi sahibi oldukları tartışma götürmez bir gerçektir. Bu anlamda. sahip oldukları sağ siyasal görüşlerin daha liberal yorumlarına itibar etmeleri ve bilhassa Alevilik konusunda. pratiklerin bu kuşağın nezdinde gözle görülür ölçülerde itibar kaybettiği kolaylıkla ileri sürülebilir. farklılığın dinamiklerini çoğunlukla şiddet yoluyla ortadan kaldırarak yahut sindirerek tasfiyeyi amaçlayan ırkçı ve fundamentalist görüşlerin. Her ne kadar geçmiş dönemde çeşitli sancılar yaşanmış olsa da Tuncelili Sünnilerin. . böylesi bir tarihsel arka planın yaratmış olduğu kolektif bilinçten ileri geldiği düşünülebilir. kendisine tabi kılmasının ötesinde. Örneğin. Bu kuşağın. Aleviliğin 1990’lı yıllarla birlikte kamusal alanlarda görünürlük kazanması ve böylelikle uzun yüzyıllardır sahip olduğu kimi bilinmeyen ‘sır’larını ifşa etmiş olmasından da kaynaklanmaktadır. sahiplendikleri sosyal tutumlar ve davranışlar da ailelerinin etkin izlerini taşımakla birlikte. daha ziyade popüler kültür ve kitle kültürü kavramları ile karakterize olan çeşitli içerikler sergilemektedir. bilhassa kırsal yerleşimlerde gösterdiği iç içelikten ve kendi özgün hukukundan. Kürtlük’ten olduğundan daha fazla kabullenici bir tutum içerisinde olmaları. Bu durumun ortaya çıkışında. bu gruptakilerin çoğunluğunda da İslami içeriğin ön planda olduğu bir Türk milliyetçi söylem mevcut ise de eski kuşak temsilcilerine kıyasla. Kendi varlığı dışında farklı bir yaşam alanına izin vermeyen.

Bu grubun çoğunluğuna göre. İnançlı bir Alevi. birlikte yaşamaktan kesinlikle sorun duyulmaması gerekendir. Alevilik. ciddi temellerden yoksunsa da bu farklılığı kabullenebilme. tümüyle Aleviliği kullanan sol siyasal söylemle ve bununla doğrudan ilişkili olarak kurguladıkları ‘Kürtçülük’le ilgilidir. Bu liberal yaklaşımın sadece inanç kimliği üzerinde temellenmesi önemlidir. genel çoğunluğu takip ederek sürecin pasif katılımcısı olmuş ve çoğunluk göç ettiğinde ise geride kalmayı göze alamamışlardır. Zira inançlı olma. Kürtlük’e göre daha kolay kabul edilebilirdir zira tanımın kendisi din merkezli bir kimlik durumu ortaya koymaktadır. sırasıyla 70’ler. sola ve ayrılıkçılığa kesin tavır takınmayla eş değerdir. Pertek gibi ilçe merkezlerinde yahut Elazığ’da ikamet eden ailelerin önemli bir kısmı son çeyrek asırda bölgede yaşanan kamplaşma ve çatışmalar neticesinde göç etmek zorunda kalan Sünni ailelerdir. Pertek’in . 80’ler ve 90’larda Tuncelili Alevi kitlelerde popülerleşerek varlık kazanan ve nihayetinde bu süreçlerin izlerini taşımakla birlikte. özünde bir Türk inancıdır. Bunlardan pek azı. özellikle yaşıtlarında gördükleri dinsizleşme. yeni yüzyılın bir gereğidir. Solun ve Kürt ulusalcılığının reddi ve inanç biçimi olarak Aleviliğin kabulü. Bu siyasal nedenlerden dolayı göç edenlerin hemen hepsi etkin bir biçimde karşıt siyasal örgütlenmelerde taraf olmuşlar ve bizzat süreci örmüşlerdir. Alevilikten uzaklaşma. Bugün Pertek’te yaşayan Sünni ailelerin önemli bir kısmı da geçmişte ve bugünde ilgili kamplaşmalar içerisinde taraf olmayı sürdürmektedirler. Her ne kadar Aleviliğin İslam yorumu. inanç vurgusunun ön plana çıktığı ve kimliğin sınırlarını böylelikle çizdiği bir içerikte demirlemiş görünen sürece karşı geliştirilen tutumlar olarak okunabilir.Bu kuşağa göre Alevilik.

tümüyle Alevilik ve Sünnilik kategorileri ekseninde ayrışıma tabi tutulmuştur. Buradaki Sünniler. Alevilerin ve Sünnilerin gündelik yaşamda paylaştıkları mekânlar derhal ayrışmıştır. kırsal yerleşimlerde ikamet edenlerin aksine hemen hiçbir ciddi birlikte yaşama deneyimi edinmemiş olduklarından ve dahası hem 1970’lerin hem de devam eden savaşın yıkıcı etkilerini yaşadıklarından. Pertek’in geleneksel yerleşimcileri aynı zamanda Pertek’in merkezinde olduğu yerel pazarda ve sosyal ilişkilerde iktidar sahibidirler ya da en azından bu iktidarla benzer aidiyetler taşınmakta ve böylelikle kendilerini çevreleyen hâkim ötekine karşın güçlü bir dayanak da sağlayabilmektedirler. Bu durum. alış veriş edilen marketler. 1970’li yıllardan başlayan süreçlerin izinde daha belirgin sınırların oluşmasında tayin edici olmaktadır. birahaneler vb. aynı zamanda. nüfus yoğunluğu bakımından etkin bir Sünni merkez olması. Bu bakımdan. Kahvehaneler. taşımacılık yapan şirketler. Bu gruptaki bireylerin ve ailelerin öne çıkan en belirgin özellikleri geçim etkinliklerinde ve yaşam alanlarında Alevilerle temas etmek zorunda olmayışlarıdır. yemciler. gerek tarihçesi gerek sosyo-ekonomik hayatın temel dinamiklerinin kontrolü bakımından çoğu Sünni için önemli bir sembol işlevi de görmesini sağlamıştır denilebilir.1990’lara dek. bir başka Sünnilik algınsının da belirleyenidir. Ne ki bu durum 1990’larda iç-Tunceli’nin nerdeyse insansızlaştırılmasının yarattığı göç süreçleri içerisinde hızlı bir biçimde değişmiştir. esnaf ile zamanla mahalleler. Bu katı sınırlar. Pertek ilçe merkezi 1990’lı yıllara değin Sünni nüfusun egemen olduğu ve oldukça eski dönemlere uzanan tarihi itibariyle de önemli bir ticari merkezdir. beraberinde. Alevilerin nüfus bakımından giderek artan bir hızda güçlenmeleri ve nihayetinde nüfus açısından çoğunluk haline .

‘Tunceli’de Sünni olma’nın içerdiği ‘Tunceli’. Fakat aradaki kesin ayrım. yani Sünnilik ve Alevilik. onun çokluğuna rağmen mevcudiyeti sürdürerek bir şekilde en tehlikeli alanda var olma algısının. Bu gruptaki Sünniler. Bu çevre. Bu grup açısından ‘Sünni olma’nın. kimliğin siyasal içeriğini Aleviliğin karşısında üreten ve yayan yegâne unsurdur. kırsal yerleşimlerde ikamet edenlere nazaran bu gruptakilerde Aleviliğe ve Kürtlüğe yönelik daha reddiyeci yaklaşımlarla karşılaşmak olasıdır. Dolayısıyla. kendilerini. bellidir ve bu herkesçe bilinir. Tunceli’nin. kimliği. ölümlerin doldurması. Tunceli’nin birlikte anıldığı bu kavramların tam zıttında var eden bir siyasal söylemle tanımlayan ve bu çerçevede bir mücadele geçmişine de sahip olan Sünniler nezdinde. özellikle ‘Tunceli’de Sünni olmak’ gibi özel bir anlam taşıdığı da söylenebilir. ait oldukları aşiret yahut bununla doğrudan ilgili olarak köy. ‘Tunceli’de . Geleneğin özgünlüğü kayboldukça.gelmeleriyle bu kez Aleviler kendi içlerinde. ifadeyi tamamlayan biricik öğedir. Tunceli’deki Sünniler içerisinde. ‘Düşman’ içerisinde azınlıkta olma ve ona karşın. Türkiye genelinde aktif bir sol ve Alevi–Kürt merkez olarak tanınması ve bu tanınmanın içeriğini sürekli olarak oldukça şiddetli ve sonuçları ağır çatışmaların. kitabi ve sınırları gittikçe katılaşan bir kimlik tutunumu yerleşmiştir. 70’lerden itibaren büyük çoğunlukla sağ siyasal partiler içerisinde örgütlendiklerinden ve bu ilişkilerini ticari alanda ve bürokraside kendi lehlerine işlettiklerinden dolayı sahip oldukları Sünnilik–Türklük algıları da uzun yıllar boyunca önemli değişimlere uğramıştır. seyit–talip kategorilerine göre bölümlenmişlerdir. Bu gruptakileri tanımlayan ‘Sünni olma’ tek başına yeterli bir tanım değildir. önemli bir gurur unsuru olmaktadır.

Bazen bu ayrışma öylesine ileri noktalara varmıştır ki liselerdeki öğrenciler dahi sınıflarda ayrı oturmuşlar. böylelikle ötekinin çoğulluğunda var olma. gerek 1970’lerde gerekse sonrasında kitlesel bir biçimde Sünnilere yönelik ciddi hiçbir şiddet eylemine başvurmamışlardır. örgütsüz fakat sürekli olarak tekrarlanan bir strateji olmuştur. Bu çoğalmanın karşısında. Alevilerle ilişkiler kimi zaman açık kimi zamansa örtük ve fakat her daim var olan bir gerilimle yüklüdür. temel sosyo-psikolojik özü olduğu iddia edilebilir. Nüfus bakımından güçlenme ve yerel sosyo-ekonomik yaşamı fiili olarak etki altına alma. bahçede farklı alanlar oluşturarak ortak yaşam alanlarını dahi bölmüşlerdir. Aleviler. bu grup açısından. Yaşam alanları ayrışmıştır örneğin. Tüm bu dönemlere kolluk kuvvetlerinin Aleviler aleyhine. Dolayısıyla kendisini bu şekilde tanımlayan Sünnilerde. böylelikle kendilerine geniş bir hareket alanı yaratma. Sünniler lehine açık tutumları ve doğal olarak siyasette aktif olan Alevilerin ağır baskı ve yaptırımlara maruz kalması mevcut gerilimi sürekli olarak canlı tutmuştur. önemli bir değer kazanmıştır. Ülke ve Tunceli genelindeki siyasal dengelere ve gelişmelere göre temelde yatan gerilimin açığa çıktığı yahut yatıştığı ve fakat her daim varlığını koruduğunu gösteren sayısız örnek vardır. İslami semboller daha görünür olmuş. Bu durum günümüzde de devam etmektedir. . bahsini ettiğimiz gruptaki Sünnilerin ürettiği en net tavrın daha fazla ve daha fazla ait oldukları kimliğin sınırlarını yükseltmek olduğu anlaşılmaktadır. Gerek ilçe merkezindeki mekânlarda gerekse mahallelerde ‘kimin nerede oturduğu bellidir’.Sünni olma’nın.

sahip oldukları din kimlikleri olduğu kadar içerisinde bulundukları çevrenin ‘Tunceli’ye ve onun doğrudan ima ettiği ‘sol’ ve bu ‘sol’un kapsadığı Alevi ve Kürt bileşenlere yüklediği olumlu–olumsuz değer yargılarına göre de değişmektedir. bu misyonu aktif bir şekilde sahiplenen Tuncelili Sünnilerin ayrıcalıklı bir pozisyonda değerlendirilmelerinde tek başına yeterli bir durumdur. ülke genelinde ötekileştirilen kimliklerin çakıştığı ve böylelikle ayrıcalıklı bir ötekilik kazandığı Tunceli’nin etki alanında benzer olumlu–olumsuz süreçler de yaşamaktadırlar. Ekonomik desteğin yanı sıra topluluğun içerisinde bulunduğu siyasal söylemin bu bireylere yüklediği değer de yeterli bir motivasyon kaynağıdır. Pertek ilçe merkezi ve Elazığ’da kendilerini sağ siyasal partilerde ifade edenler açısından ‘Tuncelili olma’nın. Yanı sıra sadece sahip oldukları din kimlikleriyle üstlendikleri siyasal misyon da ek bir değer kazanmaktadır. farklı kimlik tanımlarına ve siyasal görüşlere sahip olmalarına karşın Tuncelili Sünniler. Tunceli’de Sünni olmak ve bu kimliğin gerektirdiği siyasal duruşu üstlenmek. Siyasal karşıtların hâkimiyeti altında varlık göstermek.Tuncelili Sünnilerin memleketlerinin dışında Tuncelili olmalarının getirdiği kazanç ve kayıpların ölçütleri. gerek Tunceli’de gerekse Elazığ’da destek görmenin. Aleviler ve Sünniler arasında. tümüyle ötekilerin hâkimiyetinde olan bir yerelde. Türklüğün ve İslam’ın biricik temsilcileri olarak görüldükleri ve bunun üzerinden meşruiyet sağlanmaya çalışılan bir durumda. özellikle büyük çoğunluğunun hâlihazırda Tunceli’deki mekânlarında ikamet ettikleri 1970’li yıllarda. bu temel kimlik kodlarına yaslanmak suretiyle siyasal saflaşmanın henüz ortaya çıktığı bir süreçte. yani Alevi çoğunluk içerisinde yaşamanın. oldukça önemli bir ayrıcalık olduğu anlaşılmaktadır. Bu noktada. . ekonomik ve bürokratik olanaklardan faydalanabilmenin yegâne sebebi olmuştur.

Üniversitede ve görüşmecinin kaldığı yurtta hâkim siyasal grup olan ülkücülerin nezdinde o. ciddi olumsuzlukların da belirleyeni olabilmektedir. bu grup açısından yeterli bir gerekçe olarak kabul görmemiştir. Zira bu grubun temsiliyetine soyunduğu Türk milliyetçi söylemin . Sahip olduğu ‘Sünnilik’ yani ‘Türklük’. benzer şekilde. Tuncelili sol aktivistlerin içerisinde bulundukları siyasal örgütlenmelerde farklı bir noktada durmaları için yeterlidir. Ekonomik anlamda bir getirisi olmasa da ‘Tuncelili olma’nın sağladığı sosyal olanaklar ve manevi motivasyon. kendisini sol bir söylem çerçevesinde ifadelendiren Sünniler açısından da önemli bir ayrıcalık unsurudur. karşı karşıya kaldığı baskının da biricik sebebidir. nerdeyse kesin bir şekilde ‘Kürt’. İslamcı yahut Türk milliyetçi siyasal akımların güçlü oldukları mekânlarda. benzer çoğu örneği temsil etmesi bakımından da önemlidir. farklı anlam dünyaları içerisinde ortaya çıkan benzer bir noktadır. Türkiye’de özellikle 1970’li yıllardan itibaren etkinliğini arttıran sosyalist örgütlenmelerin tarihi ile de örtüşen bir mekânı işaret etmesi. Yüksek öğrenim sürecini Konya–Selçuk Üniversitesinde tamamlamış bir Sünni görüşmeci. Bu anlamda. ‘Tuncelili’dir’ ve bu.Tuncelili olmak. Alevileri ve farklı siyasal tutumlara sahip Sünnileri ortak mağduriyetlerde bir araya getiren kapsayıcı bir kimlik tanımıdır Tuncelilik. bu dönemde maruz kaldığı baskıları ‘Tuncelili olma’nın ‘dışarıda’ getirdiği zorlukları örneklerken belirgin bir tepkisellik içerisinden aktarmıştır. Tunceli’nin. Üniversiteye girişinin hemen ilk ayları içerisinde kaldığı yurtta Tuncelili olduğunun öğrenilmesi derhal ciddi boyutlarda baskıları da beraberinde getirmiştir. Bu anlatım. ‘Alevi’ ve ‘sol’ kavramları ile bunların işaret ettikleri güncel ötekilik algılarıyla tanımlanan Tunceli.

yüksek öğrenim yahut çeşitli iş olanakları için farklı bölgelerde bulunan hemen tüm genç kuşak Sünnilerde görülebilmektedir. Tunceli’nin tümüyle siyasal ötekiler olarak algılanan Kürtlüğün ve Aleviliğin merkezi olarak tanındığı daha uzak . Zira Kürt ulusalcılığının üzerinde yükseldiği kitleler de benzer dini kimlik kodları taşımaktadırlar ve bu durum. Bu ve benzeri örnekler. baskının boyutları öylesine artmıştır ki artık okulda okumak. Alevilerde de söz konusudur. Türkiye’de oldukça önemli bir kimliklendirme işlevi taşıyan “Nerelisin?” sorusuna ‘Elazığlıyım’ yanıtıyla cevap vermektedirler. Aynı tutum. Bu yüzden. günümüzde çoğu Tuncelili Sünni. Erzincan’a komşu olanların ‘Erzincanlıyız’ yönlü cevaplarının temelinde hep aynı olumsuzluklardan kaçınma tutumu yatmaktadır. Öte yandan ilgili siyasal hareketin Türklük kodları içerisinde bugün etkin vurgulara sahip olan Sünni-İslamlık da durumun çözümünde etkili olmamıştır. Bu durumun engellenmesi ancak Elazığ’da aynı siyasal hareket içerisindeki güçlü ilişkilerin aracı edilmesiyle mümkün olabilmiştir. Türklük’le özdeş tutuşunun neticesinde boşa çıkmaktadır. sadece Tunceli’de kendilerine siyasal bir misyon yüklenmiş olan Sünnilerin orada ve yakın ilişki içerisinde oldukları Elazığ’da işlevseldir. Neticede. hareketin İslam’ı. Bu yüzden ‘Tunceli’de Sünni olma’nın taşıdığı olumlu fayda. yurtta barınmak imkânsız hale gelmiştir.bulunduğu bölgeden Aleviliğe ve Kürtlüğe ilişkin geliştirdiği değer yargılarında ‘Doğulu olmak’ önemli bir olumsuz kriterdir ve dahası Tunceli’deki Sünnilerin varlığı ve bu kimliğin Tunceli’de taşıdığı ‘Türklük’ içeriği hemen hiç bilinmemektir. Böylelikle ‘Tuncelili olma’nın beraberinde taşıdığı ve çoğunlukla olumsuz olan değer yargılarını ve tutumlarını içeren bir aidiyetin dışında kalabilmektedirler. Elazığ’a komşu ilçelerde yaşayanların ‘Elazığlıyım’.

Bugün Tunceli’de Alevi topluluklar. kuzey ve güney arasında beliren bu farklılaşmanın ilin coğrafi yapısıyla doğrudan alakalı olduğu açıkça görülebilmektedir. ilin güney-batı kısımlarının haricinde mutlak bir çoğunlukla karşımıza çıkmaktadır. Ancak yine de ildeki Sünni toplulukların gösterdikleri yerleşim özelliklerine bakıldığında. . batıdan doğuya ilin güney hattı boyunca sıralandıkları anlaşılmaktadır. Tunceli’de. kültürel değişim süreçleri ve böylelikle gösterdikleri varlık stratejileri üzerinden. Türkiye’nin özgün uluslaşma süreçlerinin yakın geçmişteki ve günceldeki gelişmelere olan etkisi.alanlarda ise bu durum. Tuncelili Sünniler’in kendilerini çevreleyen hâkim Alevi çoğunluk içerisinde yaşattıkları kültürel yapıları. tersi yönde sonuçlar taşımakta ve çözümü ise ancak ‘Tuncelilik’ten kaçınarak mümkün olabilmektedir. Tunceli’de. SONUÇ Bu çalışmada. etnikliğin bağlamsal ve durumsal karakteri çerçevesinde açımlanmaya çalışılmıştır.

Pertek ve Mazgirt ilçe merkezleri yahut bunlardan evvel bölgede ticari ve idari merkezler olarak ortaya çıkan küçük kent yerleşimleri. Bu yerleşim alanları. Söz konusu yerlerde geçen yüzyılın öncesine değin . ekilebilir tarım arazilerinin hemen hepsinin toplandığı ve bugünkü Keban Baraj Gölü’nün üzerinde yükseldiği güneydeki eski Murat Nehri Vadisi boyunca önemli ticari merkezlerin var olduğu görülmektedir. Bugünkü Çemişgezek. Ancak bu alanlardaki Sünnilerin günümüzde hemen tümüyle Aleviler içerisinde erimiş oldukları rahatlıkla söylenebilir. öncelikle görünür olduğu alanlardır aynı zamanda. küçük şehirlerde İslam’ın yerleşik. İslam’ın Anadolu’ya ulaşmasının akabinde esas olarak büyük kent mekânlarında ve bunlara bağlı yerel ticari merkezlerde. Bu bakımdan ilin güney kesimlerindeki büyük yerleşim alanları ve yakın çevreleri. Bu bakımdan Tunceli’deki Sünni toplulukların hemen tümüyle ilin güney hattı boyunca görülmeleri anlamlıdır. Bundan farklı olarak ilin iç kısımlarında kalan Hozat. merkezi devlet örgütlenmesinin sahip olduğu kültürel ve siyasal kodların. Ancak bu aktarımlar tümüyle yaşlı kuşağa aittir ve hemen hepsi ikinci ağızdan anlatımlardır. merkeziyetçi bir yorumu olarak okunabilecek Sünniliğin de yerelde vücut bulduğu alanlar yine ilin güney kısımlarındaki yerleşim alanlarıdır. devletlerin de önemli yerel merkezleri olmuşlardır. bu kültürün odaklaştığı ve çevresinde görüldüğü alanlar olmuşlardır. Mazgirt gibi ilçe merkezlerinde de geçen yüzyıl başlarında etkin olan Sünni nüfustan bahsedilebilir. Öyle ki Nazımiye ve Pülümür gibi daha iç bölgelerde bir dönem yaşamış oldukları aktarılan Sünnilerden de bahsedilmektedir.Tunceli’nin insan yerleşimlerine sahne olduğu bilinen en uzak geçmişten günümüze. bölgede. yerleşik kültürün başlangıcından günümüze Tunceli’yi kapsamış tüm uygarlıkların.

gerek Osmanlı döneminde gerekse Cumhuriyetin ilk yılları içerisinde çeşitli iskân politikalarının uygulamaya konduğunu işaret eden çeşitli veriler de mevcuttur. yüzyıl içerisinde Osmanlı–Safevi savaşları neticesinde dolaylı olarak kazandığı özerk statü. askeri ve idari değişiklerle sınırlandırılmıştır. zamanla hâkim etno-kültür içerisinde erimiş ve bu topluluklarla kaynaşma yönünde bir kültürel değişim süreci yaşamışlardır. Tunceli’nin. Tunceli’de. Geri kalanı ise belirli yaş kuşaklarının hatırlayabildiği yakın geçmişe aittir. etkin bir biçimde hayat bulmuş görünmektedir. Ancak kesin olan bir sonuç: bu politikaların hemen tümünün başarısız olduğudur. Yaklaşık bir asır . iç-Tunceli’nin Tanzimat’a kadar idari ve ekonomik yapısında bağımsız kalması sonucunu doğurmuş görünmektedir. 16. Böylelikle seyit aileleri ekseninde yapılanan Alevi aşiretlerin oluşturduğu hâkim yapı. iç-Tunceli’nin kimi bölgelerinde Sünnilerin varlığı doğru ise bile bu toplulukların uzun zaman önce Alevileşmiş oldukları şüphe götürmez bir gerçektir. kendi içerisindeki Hıristiyan ve Sünni farklı etno-kültürel gruplarla uzun yüzyıllara dayanan bir kültürleşme süreci yaşamıştır. Tanzimat döneminden Cumhuriyet sonrasında ‘1938’e değin geçen sürede Alevi toplulukların bugünkü Tunceli’yi çevreleyen illere kadar ördükleri yaygın örgütlenme ağı. Coravan Aşireti örneğinden anlaşıldığı kadarıyla.Sünni toplulukların var oldukları olasılığı tümüyle belli belirsiz hatırlanabilen bir durumdur. sözlü hafıza içerisinde söylencelere dönüşmüş vaziyettedir. 16. yüzyıldan itibaren bölgede iskân edilmek istenen Sünni aşiretlerin çoğu. Bunların bir kısmı. Bu türden. Bölgedeki mevcut geçim etkinliklerinde söz sahibi olan hâkim kültür içerisinde zamanla erime ve kaynaşma. bugün.

çoğunlukla kendilerini çevreleyen Alevi topluluklarla ördükleri benzer kültürel örüntüleri içermektedir. Bu dönemlerde uygulanan iskân politikalarının en önemli parçası. Dolayısıyla bugün Tunceli’de hâlihazırda varlıklarını koruyan Sünnilerin. farklı topluluklar arası ilişkiler ve ortak kültürel örüntüler. Alevi topluluklarının tümünün. Sonuç olarak. önemle belirtilmesi geren bir durumdur. Bu göçlerin bir kısmı birkaç on yıl içerisinde Tunceli’ye geri döneceklerdir. uzun yüzyıllar içerisinde buralardaki Sünni toplulukların kendileriyle aynı kimlik kodlarını paylaşan merkezi devletle olan bağlarını koparmış ve çoğunlukta olanla temasları .süresince devam eden bu sınırlandırma girişimleri. bağımsız yapılarının köklü bir biçimde değişimidir. Bu durumun en önemli nedeni ise iç-Tunceli’deki tarım arazilerinin son derece yetersiz durumda olmalarıdır. hemen tümüyle çatışmalarla karakterize olmuştur. Ancak yerleştirilen ailelerin kısa zaman içerisinde Tunceli’yi terk ettikleri anlaşılmaktadır. gerek Osmanlı gerekse Cumhuriyet hükümetleriyle sürekli bir çatışma içerisinde oldukları söylenemez. savaştan sonra Alevi toplulukların önemli bir bölümünün Türkiye’nin farklı bölgelerine zorla göçleridir. zaman zaman yerel idarenin kendilerine bırakılması koşuluyla çeşitli işbirlikleri sergilemiş oldukları da görülmektedir. Zira Tuncelili Sünnilerde gözlemlenebilen gündelik yaşam kültürünün ‘gelenek’le olan ilişkileri. Tunceli’nin geleneksel yerleşimcileri oldukları. Bilhassa güneydeki toplulukların. 1937–1938 savaşlarından sonra Alevi toplulukların yaklaşık dört asır boyunca sahip oldukları özgün. bu dönemlerde. Fakat kesin olan netice. İskân girişimlerinin ikinci yönü ise boşaltılan bölgelere özellikle Cumhuriyetin ilk yıllarında Balkan ülkelerinde kalan ve Türkiye’deki çeşitli Hıristiyan topluluklarla mübadele edilen Sünni Osmanlı tebaasının yerleştirilmesidir.

Bu ayrışma yakın tarihsel süreç içerisinde kimlik eksenli yaşanan siyasal gelişmelerin ve bu temelde görünürlük kazanan kimlik algılarındaki değişimlerin de önemli bir belirleyenidir. Öte yandan bu ailelerin dışında kalan ve ilçe merkezlerinin yoksulları ile ilçeleri çevreleyen kırsal kesimlerdeki Sünnilerin. bilhassa kırsal yerleşimlerdeki Sünnilerin anlam . Osmanlı döneminde bugünkü güney ilçelerde etkin olan. bu toplulukların en özgün kültürel yapılanmaları olduğu kuşku götürmez bir gerçektir. Hozat ve Mazgirt gibi iç-Tunceli’nin göreceli olarak dışında kalan ve Elazığ gibi büyük Sünni kent mekânlarının yakın alanlarında. Cumhuriyet döneminde de etkinlikle yerel idarede boy gösterdikleri görülmektedir. Söz konusu tarikatın ve bu yapının biricik temsilcisi konumundaki dini önderlerin yani babaların. Cumhuriyetin modernist atılımlarıyla da etkin biçimde kaynaşmış oldukları anlaşılmaktadır. kendi içlerinde başka bir hukuk sistemini de yaşattıkları anlaşılmaktadır. Bu çalışmayla ilk kez olarak ortaya çıkarılan ve (alan çalışmasının erişebildiği sınırlar dâhilinde) Tunceli’deki Sünni topluluklar içerisinde 1970’li yıllara değin etkin oldukları anlaşılan Kadiri tarikatların.neticesinde erimelerini sağlamış görünmektedir. yaşamış ve yaşamakta olan topluluklarda görünürlük kazanmakta olduğu görülmektedir. Cumhuriyet Türkiye’sinin ilk elli yılı içerisinde bölgede etkinliklerini korumayı başaran bu ailelerin. önemli ekonomik kaynaklara ve kendisine bağlı iş gücüne sahip büyük ailelerin. Söz konusu ilçelerde ve bu ilçelere yakın coğrafi bölgelerdeki Sünni toplulukların kendi içlerinde sınıfsal temelde ve bunu örten kültürel yapıda ayrıştıkları anlaşılmaktadır. ‘Tunceli’de Sünnilik’ durumunu ortaya çıkaran koşulların. Dolayısıyla günümüzde.

ekonomik ve sosyal değişimlerin henüz hiç değişmediği 1970’li yılara değin bu geleneksel kurumlar etrafında varlıklarını korumuşlar ve ilçe merkezindeki büyük ailelerle karakterize olan Cumhuriyet’e geçiş dönemlerinde ve sonrasında ikili bir yaşam alanı örmüşlerdir. Cumhuriyet’le birlikte tasfiye edilen geleneksel toplumsal hukukun. Fakat anlaşılan odur ki tarikatın ve faaliyetlerinin mekansal ve kültürel sınırları yine sadece bu Sünni topluluklardan müteşekkildir. bu tarikatların ve Babaların faaliyetlerinin 1970’li yıllara değin Sünni toplulukların yaşamlarında etkin olduğu açıktır. Cumhuriyetin anayasal hukuk içerisinde tasfiye ettiği feodal yapının. . topluluk içi sosyal süreçlerde Babaların ve onların yereldeki temsilcisi konumunda olan bazı ileri gelen ailelerin varlıkları belirleyici olmuştur. Şurası açıktır ki Babalar ekseninde geleneksel yaşam pratiklerini ve algılarını sürdüren kırsal yerleşimlerdeki Sünni topluluklar. Şüphesiz bu tutumun kendilerine dönük bir başka yönü ise topluluğun kendi varlığını anlamlandırma pratiğidir. ülkenin kırsal yerleşimlerinde uzun dönem varlığını korumasına bağlı olarak. Sünni toplulukların toplumsal hafızalarında. ücra kırsal bölgeler gibi sıkıştığı yaşam alanlarında yeni rakipleriyle sürdürdüğü bir başka prestij ve iktidar mücadelesi hüküm sürmektedir. Kendilerini çevreleyen Alevi topluluklara dönük yayılma girişimlerinin izlerine yahut belirgin bir siyasal duruşa rastlanmamıştır. Babaların ilçe merkezlerindeki ‘resmi’ dini yetkililerle olan ilişkilerine dair anlatımlar da mevcuttur.haritalarının başat öğeleri olduğu anlaşılmaktadır. topluluğun kendisini çevreleyen hâkim sosyal evrene dair kendi varlığını tahkimlediği düşünsel tutumlar olduğu görülmektedir. bürokratik işlemlerde bu ailelere olan tâbiyet ve ilişkiler ön plana çıkarken. Ticarette. Burada ise. Zira benzer şekilde. Babaların Seyitlerle olan keramet sınamalarına dair çarpıcı söylenceler mevcutsa da bunların.

Bu nüfus hareketliliği. Tümüyle ‘Halk Partili’ olan eski aileler. beraberinde bu bölgelerdeki Alevi nüfusun artışını da getirmiştir. Söz konusu eksilme. kırsal yerleşimlerde tarikat ve Babalarla ilişkide olan ailelere terk etmeleridir. Çoğunlukla Elazığ gibi bol verimli arazilerin olduğu yerler tercih edilmişse de baraj inşaatından elde edilen toprak gelirleriyle büyük şehirlere göç edenler de vardır. Ancak 1970’li yılların başlarına denk gelen Keban Barajı’nın inşaatı ve su tutmaya başlanmasıyla birlikte ilin güney kesimlerinde oturan Sünni ailelerin önemli bir kesimi göç etmiştir. hızlı bir biçimde ve geri dönüşü olmaksızın değişmeye başlayacaktır. Bu dönüşüm. bölgede hâkim olan ‘geleneksel’ yaşayış ve kimlik algıları. Ancak sonuç. ekonomik gelişmeyle karakterize olmaktadır ve bu gelişmeler. Çünkü Sünnilerin boşalttıkları araziler derhal iç-Tunceli’den gelen ailelerce doldurulmaya başlanmıştır. kendisini dönemin politik saflaşmasında da derhal gösterecektir. çoğunlukla ‘Demokrat Parti’ geleneğinden gelen ailelerle yer değiştirecek ve bu .1970’li yıllar. günümüze değin zaman zaman artarak ve fakat hiç kesintiye uğramadan devam edecektir. 1960’lı yıllardan itibaren yaşanan iç ve dış göç süreçleri ilin güney kesimlerindeki Sünni topluluklarda etkili olduğu kadar ilin geri kalan kesimlerindeki Alevi topluluklarda da görülebilmektedir. 1970’li yıllarda Sünni topluluklar açısından yaşanan bir başka önemli dönüşüm de Cumhuriyet döneminde bölgenin idari yönetiminde etkin olan ailelerin göçleri ve böylelikle sahip oldukları konumlarını. öncelikle bölgede yaşanan bir dizi sosyal. Bu yıllara değin. Sünni toplulukların oldukça önemli oranlarda yaşadıkları nüfus kaybıdır. ildeki Sünni toplulukları uzun vadede önemli ölçülerde etkilemiştir.

geleneksel ilişkilerin yerine geçecektir. Bu durumun. Böylelikle çoğu dava. gittikçe artan bir hızda kendilerini güvende hissettikleri farklı odaklarda kuvvet biriktireceklerdir. Sünniler lehine sonuçlanacak ve dolayısıyla Alevi ve Sünni topluluklar. bu yıllara kadar. kendilerini çevreleyen Alevi topluluklarla uzun yüzyılların birlikte yaşama tecrübeleri sonucunda ortaya çıkan kirvelik. ekonomik ve bürokratik kaynakların denetimini elde eden yeni ailelerin dâhil oldukları sağ siyasi partiler nezdinde hayat bulması. devletin resmi politikasının yereldeki Sünni topluluklar nezdinde hayat bulmasını da kolaylaştıracaktır. Kaynağını çoğunlukla dini söylemlerden alan ‘antikomünist’ politikaların. Özellikle Alevilere ait olan ve Sünni köylülerin en önemli başvuru merci durumundaki ‘Cem kurumu’.durum ekonomik ve bürokratik kaynakları ellerinde bulunduran yeni ailelerin etrafında yeni bir iç kümelenmeye yol açacaktır. 1970’li yıllarda Alevi ve Sünni genç kuşakların geleneğin sosyalleşme süreçlerinin dışına çıkmaları ve dönemin farklı politik . günümüze değin gelen topluluklar arası ayrışma ve kendisini ‘öteki’nin sınırlarında var eden farklı kimlik tutumlarının başlangıç noktasıdır. yerini resmi mahkemelere bırakacaktır. Kürt ve Alevi olarak tanımlanan toplulukların 1970’li yıllarda büyük çoğunlukla kendilerini yasal ve yasa-dışı siyasal hareketlerde ifadelendirmesi. beraberinde. yani ayrışmanın ortaya çıkışında karşılıklı ilişkide olan iki temel etmenden bahsetmek gerekir –ki bu sürecin sonucu. Bilhassa kırsal yerleşimlerde ikamet eden Sünni toplulukların. Sünni ve Alevi topluluklar arası saflaşmanın en belirgin alt yapısını işaret eder niteliktedir. İlk ve en önemli etmen. Topluluklar arası sorun ve ilişkilerde bu döneme kadar devrede olmayan resmi hukuk ve kurumlar. Günümüze. evlilik ve çeşitli dini ritüeller etrafında şekillenen pratikleri derhal kesilecektir.

1970’li yıllardaki Türk milliyetçi söylemin içeriğinin. henüz seküler tonlar taşıdığını da hatırlamak gerekecektir. geleneksel kimlik algıları içerisinde özdeş olması sadece bu yöreye özgü görünmektedir.görüşlerini yerele taşımalarıdır. ilgi çekici olan. Türk milliyetçi söylemi içerisinde. kısa sürede benzer kimlik tanımlarının dışında kalmış yahut . Seyitler. mevcut Sünnilik kodları üzerinden etkin bir Türk milliyetçiliği örmektedirler. her iki kesimce de sorunsuz ve sorunsallaştırılmaksızın kabul edilen. Bu yüzden 1970’li yıllarda Sünni toplulukların Türklük kimliği ekseninde kendilerine yeni bir tanım alanı açabilmeleri. Şüphesiz burada. Babalar. Tarikat hayatını. hemen tümüyle geleneğin kimlik algısına ve dolayısıyla yaşam pratiklerine dönük tasfiyeci çizgisidir. dışlanmaktadırlar. Tunceli’de Türklük ve Kürtlük kimliklerinin Sünnilik ve Alevilikle. yerelde genç kuşaklar nezdinde vücut bulan yeni kimlik tanımlarının taşıdıkları ideolojinin. Devlet algısının ‘Sünni-Türk’ etnik tanım aralığıyla hızla bütünleşmeye başladığı bu dönemlerde. Babaların şahsında var olan geleneksel ‘devlet’ algısını dışlamaktadır. 1990’lı yıllardan itibaren de Kürt Ulusalcı eğilimin Aleviler içerisinde kendisine etkin bir biçimde yer açabilmesi. ilgi çekici bir biçimde. Türklüğü pasifleştiren bir durum olarak kodlamakta ve yine. Bu yüzden Sünnilerin Türklüğü ve Alevilerin Kürtlüğü de her daim ‘Tuncelili’ olmanın getirdiği farklılıkları yaşatarak. devletle yani “Cumhuriyet Türkiye’si”yle olan sorunlu ilişkilerinden ötürü. temeldeki Alevilik ve Sünnilik kodlarını modernist projeler ekseninde tasfiye etmektedir. Babaları ve Seyitleri ortak bir kadere sürükleyen bu yaklaşım. genç kuşak Sünnilerin merkeziyetçi devlet söylemleri. sınıf mücadelesinin ötekileri olurken. Ancak. ayrıca da her daim yerelin özgünlüğünce yaşatılan tanımlar olmuşlardır.

. ayrışma yaşamın tüm alanlarında kendisi gösterecektir. bir yandan da gelecek kuşakların benlik algılarındaki bazı temel postulatları da yaratmış olmaktadırlar. Topluluklar arası ilişkilerde öne çıkan kurum ve temsilciler böylelikle gündelik yaşamın içerisinden ayıklanmaktadır. Sünnilerin devlet nezdinde ‘anti-komünist’ mücadelenin Tunceli’deki biricik dayanakları olarak görülmesi. siyasal duruşlarını temeldeki Alevi – Sünni kimlikleri üzerine örerken. İkinci olarak. genel anlamda geleneğin tasfiyesidir. açık bir çatışma ortamı kendisini sürekli olarak yinelemektedir. Zira topluluklar arası ilişkileri düzenleyici kurallar ve aktörler eksildikçe. Bir zaman sonra bu durum. kendileri lehine açık bir tavır takınan ve yine kendileriyle ortak kimlik kodlarını ve siyasal söylemi paylaşan yerel resmi kurumlarla yakınlaşacaklardır. bu toplulukların ekonomik ve bürokratik kaynaklardan daha fazla yararlanabilmelerinin de önünü açan bir etken olmuştur. Gelenek. Böylelikle kamplaşma ve çatışmalar yaygınlaştıkça ve topluluklar arası sorunların çözümünde işlerlik kazanmış geleneksel kurum ve aktörler tasfiye edildikçe. yeni sürecin aktörleri arasındaki mücadele. bir zorunluluk halini de alacaktır. Babaların ve Seyitlerin tasfiyesi. insan kaynaklarını yitirdikçe. Hızlı bir biçimde Alevi komşularıyla ilişkileri kesilen Sünni topluluklar.farklı içeriklerde ama aynı tanımlar altında yeni birtakım kimlik söylemleri geliştirebilmişlerdir. Öte yandan bu yeni tutumlar. gerek Aleviler gerekse Sünniler dayanak olarak gördükleri merkezler etrafında daha sıkı kenetleneceklerdir. Böylelikle. daha keskin pozisyonlara sürüklenmektedir.

Merkezi devletin güçlü desteğine karşın. Özellikle 1990’ların sonlarından itibaren günümüze değin bu akımın çeşitli önder kurumlarında yahut dergi çevrelerinde görülen ‘Tunceli-merkezli’ Alevilik . 1970’li yılların karmaşası 1980’lerde göreceli olarak durulduğunda yerel Sünnilerin oldukça önemli bir kesimi de Tunceli’den ayrılmıştı. devletle olan ilişkilerinde ‘yabancılıkları’nı üretirken. Sünniler açısından bölgenin terk edilmesi sonucuyla noktalanmıştır. ait oldukları kimlikler ekseninde yeniden üreten aktörler olacaklardır. Gelenek hızlı bir biçimde tasfiye edilmiş. Bu yüzden. resmi politikalar da bu durumu kuvvetlendirici roller oynayacak ve bu durum günümüze değin devam edecektir.Sünnilere karşın Aleviler de sahip oldukları kimlik ekseninde. Bu dönemde de oldukça ilgi çekici bir durum ortaya çıkmıştır. böylelikle yeniden ilişkilenme olanakları da önemli ölçülerde zayıflamıştır. günümüzde Pertek’in doğusundaki kırsal yerleşimlerde ikamet eden son derece az sayıdaki Sünni ailenin. 1970’li yıllarda gerek Sünniler içerisinde gerekse Alevilerde geleneği tasfiye eden kuşak. küreselleşme süreçlerinin bir yansıması olarak. kimlik eksenli politik gündemler ortaya çıktıkça Aleviler nezdinde Kürtlük. yaşam alanını çevreleyen hâkim çoğunlukla girilen mücadele. aynı zamanda. 1990’ların yükselen değeri olan ‘kimlik siyasetinde’ tekrardan boy gösterecek ve tasfiye ettikleri geleneğin kimi değerlerini. bu dönemlerde çatışma ve kamplaşmadan kaçındıklarını ısrarcı bir biçimde belirtmeleri anlamlıdır. 1990’lı yıllarla birlikte. Sünniler nezdinde ise kimliğin dini içeriğine etkin bir vurgu yapan Türklük algılarının ortaya çıkmaya başladığı görülmektedir. Özellikle alan çalışmasının gerçekleştirildiği Pertek ilçesinin doğu kısımlarında bu durum çarpıcı bir biçimde görülebilmektedir.

Öncesinde de belirttiğimiz üzere. etkin faaliyetler Günümüzde. Lakin burada artık geleneğin devamcısı konumunda olan Babalar olmadığından. sahip olduğu Alevilik kodları üzerinden. Örneğin. öz kaynaklarını kendi geçmişinin temsilcilerinde bulmakta ve bu kurumlar yeniden işlevselleştirilmektedir. gerek bu hareket içerisinde gerekse kendi başına yani bir takım ayrışma pratikleri sergileyecektir. Bu doğrultuda yerellik. Her ne kadar gelenek yeniden üretilmekte ise de ortaya konan tanım. Ancak yine de geleneğin günümüzdeki devamcısı konumundaki Seyitler ile aralarında belirgin bir Alevilik tartışması hüküm sürmektedir. 1980’li yıllardan itibaren görünürlük kazanan ‘siyasal İslam’ın etki alanında yeniden tanımlanmaktadır. Tunceli’de bir dönem etkin olan Kürt ulusalcı eğilim. İslam’ın ideolojideki yeri noktasında alan yaşadığı ayrışma burada da etkinlikle bölgelerde görülebilmektedir. Söz konusu yerellik öylesine belirleyicidir ki. Sünniler açısından da durum benzerdir. . hemen tümüyle tasfiye edilen geleneğin bazı temel kimlik tanımlarına yaslanmaktadır. Türk milliyetçi söylemin 1990’larda. her iki yeni kimlik tanımı da ‘Tuncelili olma’nın getirdiği yerelliğin etkisinde şekillenmektedir. bu minvalde çarpıcı bir örnektir. ‘tarikat’ sadece ‘gelenek’teki varlığı içerisinden güncel tutumlara bir meşruiyet sağlamaktadır.çalışmaları yahut Kürt etnik kimliğinin yeniden tanımlanışı. Tasfiye edilen tarikat kültürü. post-modernitenin yarattığı kimlik algısının ve aktörlerinin yaşam deneyimlerinin etkin izleriyle yüklüdür. bu akımın ortaya çıkışının hemen akabinde yine Tunceli merkezli olarak bölünmesi son derece önemlidir. çalışması dâhilinde kalan gözlemlenmemiş olsa da Tuncelili Sünnilerin yoğun olarak yaşadıkları Elazığ’da bu durumla karşılaşılabilmetedir. ‘Zaza’ kavramının ortaya çıkışı ve güçlenmesi.

Tuncelili Alevilerin özgün tarihsel mirasları. Bu noktada Tuncelili Sünnilerin inanç kurguları. Araştırma sürecinde ve sonucunda anlaşılan odur ki Kürt ulusalcı eğilimin esas olarak kendisini var ettiği Güneydoğudaki kitlelerin Kurmanci konuşmaları ve Sünnilikleri. bu topluluklar üzerinden 1970’lerde olduğu üzere kendi varlığını meşrulaştıracaktır. Sünni toplulukların Türklük algılarının büsbütün yerleşmesine neden olacak ve çok açık bir biçimde devlet. Yükselmekte olan siyasal İslam. Alevi ve Sünni topluluklar arasında. onları hedef durumuna getirecek ve bazı kanlı olaylar da yaşanacaktır. Türk milliyetçi söylemine yine din kimlikleri üzerinden kanalize oldukları gibi. . Tersine. bu topluluklarda ve artık birçoğunun yaşamakta olduğu Elazığ gibi farklı sosyal çevrelerde yaşayan akrabaları içerisinde. Türklüğü kapsamakta ve fakat din eksenli bir yaşam kültürü kurgulamaktadır. bu toplulukların hâlihazırda Türk milliyetçi söylemiyle olan ilişkileri ve Türklük–Kürtlük kimlik algılarının Sünnilik–Alevilik tanımlarıyla olan özdeşliği. yeni kümelenme alanlarını örtmektedir. bu kapsamın dışında ve sadece din kimliği çerçevesindedir. Hâlihazırda kendi kimlik tanımlarını var ettikleri içerik. bu akımdan ayrışmalarında da belirleyicidir. bu kimlik grupları arasında yerleşen ayrışmayı güçlü bir biçimde yeniden besleyecektir. Bu anlamda Sünnilerin politik eğilimleri gibi kimlik tutumları da kolaylıkla evrilebilmektedir. Bu. Kurmanci konuşan Tuncelili Sünnilerle olan ilişkilerinde olumlu bir gelişim sağlamamaktadır. devlet kurumlarının açık taraflılığı. her koşulda kendisine yeni bir tanım aralığı ve ayrışma yaratmaktadır. 1990’larda hızla yükselen ve etnik vurgusu ağır basan Türk milliyetçiliğinin ötekileştirdiği dil ve kültürü yaşatan özellikle Kürt Sünni toplulukların Türklük tanımları.

Genç kuşaklar bu yeni toplumsal süreçte yetişip kimlik kazandıkça dillerini hızlı bir biçimde kaybetmelerine karşın Alevilik. yeni toplumsal hukukun ve yaşayışın dili olmaktan çıkacaktır. seyitlerin temsil ettiği dinselliğin ve böylelikle yeni dünya içerisindeki ayrıştırıcı kimliğin bir tanımıdır. AlevilikTuncelililik örneğin. mitleştirilmiş bir öyküler bütünüdür. günümüzde. ‘1938’. her zaman ikili bir anlam bütünlüğü taşımış ve bunu her daim yeniden üretmiştir. 1970’lerde ve 1990’larda etkin bir biçimde bölgede varlık gösteren ve günümüzde de varlığını koruyan sola katılımın. bu toplulukların uzun yüzyıllar boyunca yaşattıkları benlik algılarının biricik temsilcisi konumuna yükselmişlerdir. yeni bilişim teknolojileriyle karakterize olan popüler kültürün etki alanında kalan genç kuşakların benlik tanımlarında da varlığını koruyacaktır. 1938 sonrasında eski güçlerini özellikle kırsal yerleşimlerde tekrardan kuran seyitler. Kırmancki ve Kurmanci. Sonrasında dâhil oldukları yeni dünya. sol değerleri sahiplenmenin temel gerekçesi olabildiği gibi. bireyin dâhil olduğu farklı ortamlarda kendisine ve çevresine karşı ördüğü kimlik kavrayışının en belirgin yönü. yani Tuncelilik her daim gereken kimliklendirici rolü üstlenecek bir kimlik tanımı olacaktır.Aleviler. Öyle ki genç kuşaklarda görülen ve geleneksel kimlik tutumlarına dair hızlı bir çözülmenin yaşandığı günümüzde. içerisine doğdukları dünyanın tan anlamıyla son bulmasıdır. . Bugün hala hayatta olan en yaşlı kuşakların hafızalarında ve onlardan bir sonraki kuşakta yani bu kırılmayı yaşamış ailelerin çocuklarında kültürel bir milat olarak yaşatılmaktadır. Tunceliliktir. 1937–1938’den itibaren son derece hızlı kültürel değişim süreçleri yaşamaktadırlar. 1938 öncesi yaşam. Bu bakımdan Tuncelili olmak.

yerelliğini önemli ölçülerde yitirmiştir. geleneksel yaşam alanlarının çoğunu ve buna paralel olarak. bir kimlik olarak Sünnilik. Sünniliğin başat bir kimliklendirici rol üstlenmesi. günümüzde. içerisine doğulan bir kimlik aralığına sahip olan ve böylelikle yerelin süregiden yaşam pratiğini anlatan Sünnilik.Sünni topluluklar içinse. Ekonomik ve bürokratik olanaklarca desteklenen bu durum. Bu çalışma. Resmi politikanın düşmanlaştırdığı ideolojinin insan kaynaklarının önemli bir kesimini oluşturan Alevilere karşı hayata geçirilen önlemler. sosyal ve siyasal süreçlerde gösterdiği varlık stratejilerinin etnolojik bir değerlendirmesidir. sosyal ilişkilere değin bu sınırlarla karşılaşmak. Sünniler nezdinde hayat buldukça. yakın geçmişten günümüze. kimi aman örtük kimi zaman açık bir biçimde ancak mutlak bir şekilde belirgindir. Böylelikle Sünnilik. 1970’li yıllar öncesinde yerelin sınırları dâhilinde. bu kimliğin gündelik yaşama ve topluluğun varlık stratejilerine yön vermeye başladığı siyasal içeriğe kavuşmasıyla birlikte görünürlük kazanmaktadır. kimlik eksenli kamplaşma ve çatışma süreçleri içerisinde. Yaşam alanlarından. Sonuçta Tunceli’de Sünnilik. . kendilerini çevreleyen komşuları ‘ötekileştirmiş’ ve kimlik ancak bu ötekiyle olan mesafenin açıklığına doğru orantılı olarak kendisini tanımlayabilmiştir. bu sınırlar belirginleştikçe kendilerini çevreleyen kimlikle olan ilişkileri de kesintiye uğramıştır. yerel hayatın ayrıntılarına girilebildiği ölçülerde olasıdır. belirli bir kimlik algısı olarak etnikliğin sınırlarının tarih içerisinde ekonomik. üzerinden bölgede tesis edilmek istenen merkezi otoritenin dayanağı haline gelmiştir. Her iki kimlik grubu açısından sınırlar. ‘Tunceli’de Sünni olmak’ gibi özel bir anlam kazanarak her daim desteklenen bir konum kazanmıştır. Tuncelili Sünniler nezdinde. yoksul köylülerin yaşam ihtiyaçlarını karşıladığı ölçülerde gittikçe katılaşan sınırlar inşa etmiş.

üzerinde daha derinlikli ve çok yönlü çalışmalara ihtiyaç duymakta. Kimlikler 1) “Alevilik – Sünnilik” Kimlikleri ve Aşiret Aidiyetleri Aynı aşiret içerisinde Alevi – Sünniler var mı? Varsa bu aşiretler hangileri ve yerleştikleri bölgeler nereler? Aynı aşiret içersinde Sünnilerin ve Alevilerin olma durumlarının izahı nedir? . Çalışmanın ortaya koyduğu genel tespitler. EKLER Ek – 1 Görüşme Kılavuzu I. egemen sosyo-politik kimlik tanımı olarak Sünniliğin ve Türklüğün ötekileştirdiği Aleviliğin ve Kürtlüğün hâkim nüfus gücünü oluşturduğu Tunceli’de. fakat aynı zamanda bu konular üzerine daha kapsamlı bilimsel çalışmalara da kapı aralamaktadır. ‘öteki’ içerisinde ‘ötekileşen’ bir kimliğin karşılaştırmalı analizini yapmaya çalıştık.Günümüzde.

Kürtçe konuşan Sünni’ler hangi dili (Kurmanc – Kırmanc/Zazaca) konuşuyorlar? Hangi aşirete mensuplar? Nerelerde yaşıyorlar? Türk Alevi var mı? Varsa nerelerde yaşıyorlar ve aşiretleri hangileri? 3) Alevileşen Sünniler ve Sünnileşen Aleviler Alevileşme ve Sünnileşmelere neden olan etmenler nelerdir? Alevileşenler kimler? Neden ve nasıl Alevileştiler? Alevileşenler içersisindeler? Sünnileşenler kimler? Neden ve nasıl Sünnileştiler? Sünnileşenler genellikle nerelerde yaşıyorlar ve (varsa) hangi aşiret içerisindeler? Alevileşenler hakkında genel düşünceler neler? Sünnileşenler hakkında genel düşünceler neler? genellikle nerelerde yaşıyorlar ve hangi aşiret .- Tunceli’de sadece Sünni olan aşiretler var mı? Varsa yerleştikleri yerler nereler? Tunceli dışında aşiretin ikamet ettiği yerler var mı? Varsa. buralar ile ilişkilerin boyutları neler? 2) “Türklük – Kürtlük” ve “Alevi – Sünni” Kimlikleri Tüm Sünniler Türk müdür? Türk’lerin ait oldukları aşiretler var mı? Varsa bunlar neler? Kürtçe konuşan Sünni’ler var mı? Varsa.

Alevileştiler mi? Yoksa. merkezli olmak üzere tam olarak yerleştir.4) Alevileşenlerin ve Sünnileşenlerin Geriye Dönük Düşünceleri ve Mevcut Anlam Haritaları. Sünnileştiler mi? İslamlaşan Ermeniler. Bazı Toplumsal Kurumlar ve Dinsel İlişkiler 3) Kirvelik . genellikle nerelerde yaşıyorlar? Sünnileşen Ermeniler var mı? Varsa nasıl Sünnileştiler? Sünnileşen Ermeni’ler hangi isimleri aldılar? Ne işlerle uğraştılar? Alevileşen ya da Sünnileşen Ermeni’lerin Aşiret kimlikleri var mı? 6) Etno – Kültürel Kimlikler ve Harita Bilgileri Sünni Türk . İslam’ı resmi kimlik (Sünnilik) olarak mı algıladılar yoksa Alevilik olarak mı kabul ettiler? Alevileşen ya da Sünnileşen Ermeniler. Sosyal Yaşam.Alevi Türk Kürt (Kurmanc – Kırmanc/Zaza) Kürt (Kurmanc – Kırmanc/Zaza) - Pertek. Alevileşenlerin geriye dönük düşünceleri. Dünya Savaşı’ndan sonra kalan Ermeni’ler. 5) “Ermenilik” ve “Alevi – Sünni / Türk – Kürt” Kimlikleri Arasında İlişkiler I. Alevi – Sünni yurttaşların en fazla iç içe geçtikleri yerler nereler? II. genel olarak. Sünnileşenlerin geriye dönük düşünceleri.

bunlar hangileri? Alevi – Sünni yurttaşların ortak kullandıkları kutsal mekânlar. ilk olarak. taraflara yüklediği sorumluluklar neler? 4) Kutsal Mekânlar ve Uygulamalar Alevi – Sünni yurttaşların ortak kullandıkları kutsal mekânlar var mı? Varsa. uygulamanın olduğu yerler nereler? - Alevi – Sünni yurttaşlar arasında kirvelik bağı bağlanırken uygulanan ritüeller neler? - “Alevi Dede” ya da “Sünni İmam” bu ritüellerde hazır bulunur mu? Dua okunur mu? Okunursa kim.- Alevi – Sünni yurttaşların yaşadığı tüm yerlerde kirvelik uygulaması var mı? Eğer yoksa. hangi duayı okur? Kurban kesilir mi? Kurbanı kim keser? Kurban için gidilen herhangi bir kutsal mekan var mı? Gidilen kutsal mekanın belirli bir özelliği var mı? - Kutsal mekan. türbe ya da ziyaret midir? Alevi – Sünni topluluklar arasında kirvelik uygulaması ne zamandan beri var? - Bu bağın. hangi topluluğa ait olduğu düşünülüyor? Ya da bu mekânları esasen sahiplenenler kimler? Karşı tarafın da kutsal mekâna gösterdiği ilgiyi nasıl yorumluyorlar? Sadece ya da çoğunlukla Sünni yurttaşların rağbet ettikleri herhangi bir kutsal mekân var mı? .

- Sünni yurttaşların genellikle tercih ettikleri kutsal mekânlar “türbe”ler mi? Eğer böyle ise. - Bu kült öğeleri ile ilgili söylenceler var mı? Varsa. bunların genel Alevi çoğunluk içerisindekiler ile benzerlik ve farklılıkları neler? - 1970’lere dek (Alevi – Sünni kimlikleri siyasal kamplaşmalara temel olmadan önce) Sünni yurttaşlar Aleviler ile ilgili (gündelik yaşama dair sorunlarda). benzerlik ve farklılıklar neler? - Sünni yurttaşların.Ölüm Doğum: Sünni yurttaşlarda. bunlar neler? Bu uygulamaların. buralarda uygulanan ritüeller var mı? Varsa. bu mekânlardaki ritüelleri neler? Kurban kesilirken ya da mezar başında hangi dualar okunur? - Sünni yurttaşların yaşadıkları köylerde doğa eksenli kült öğeleri ya da kültik mekânlar var mı? Varsa. doğum esnasında veya hemen sonrasında uygulanan ritüeller neler? . Alevilerin kendi kurumlarına (Cem – Cemaat) başvuruyorlar mıydı? - Bu tür vakalara örnekler var mı? Pertek’ten ya da Elazığ’dan gelen ticaret sahipleri Alevi’lerin evlerinde kalıyorlar mıydı? Bu ve benzeri ilişkileri örnekleyecek olaylar var mı? 5) Doğum – Sünnet – Evlilik . Alevi yurttaşların genelinin ilgi gösterdiği ziyaretler için düşünceleri neler? - Alevi ve Sünni yurttaşların bu mekânlardaki uygulamaları arasında. Alevi yurttaşlarınkiler ile karşılaştırılması.

- Doğum: Bu süreçte okunan dualar var mı? Kurban kesilir mi? Doğum: Hangi isimler verilir? İsim verme sırasında uygulanan ritüeller var mı? - Doğum: Tüm bu uygulamalar Alevi yurttaşlarınkiler ile karşılaştırıldığında ortaya çıkan benzerlik ve farklılıklar var mı? Sünnet: Alevi – Sünni yurttaşlar arasında. uygulamaların yönlendiricisi olarak. uygulanan sünnet ritüellerinde belirgin farklılıklar var mı? Sünnet: Sünnet ritüellerinde kirvenin yeri nedir? Nelerle yükümlüdür? Evlilik: Alevi – Sünni yurttaşların “kız alma – kız verme” konusundaki genel tutumları neler? Evlilik: Sünni yurttaşlar arasında Alevi’lerden alınan kız için “Müslümanlaştırma” ritüelleri var mı? Evlilik: Alevi – Sünni evliliklerinde “İmam Nikâhı” ya da “Dede Nikâhı” yapılıyor mu? İkisi birlikte mi yapılıyor? Yoksa “erkek tarafı”nın dini aidiyetine göre mi bir tercih yapılıyor? Evlilik: “İmam Nikâhı” ile “Dede Nikâhı” arasındaki benzerlik ve farklılıklar neler? Ölüm: Ölüm ritüellerindeki benzerlik ve farklılıklar neler? Ölüm: Ölüye ilişkin ritüeller neler? Bu ritüellerin sembolik anlamları neler? “Alevi Dede” – “Sünni İmam”. herhangi birisinin yokluğunda. bu geçiş ritlerinde. ‘yerine geçme’ ve geçtiği yerin gereklerini yerine getirme gibi uygulamalar var mı? .

kan bağı üzerinden mi oluyor? Sünni Ocakzadelerin Alevi Ocaklar ile olan ilişkileri neler? Evlilik.- Alevi’lerde Sünnilere göre. karşılaşılan durumlar var mı? Varsa. din işlerini bilen daha az mıdır? Bu durumda. neler? Sünni yurttaşlar arasında bu uygulamalara (12 İmamlar ve Hızır Orucu) katılanlar var mı? Bayram süreçlerinde ortaklaşılan uygulamalar var mı? Birlikte gidilen ziyaretler var mı? Şeker Bayramı’nda neler yapılır? Alevi yurttaşların katılımcısı oldukları uygulamalar var mı? Kurban Bayramı’nda neler yapılır? ‘Arafene’ nedir? Bahar başlangıcında ne gibi törenler yapılır? 7) Sünni Ocaklar Ocakların isimleri var mı? Genellikle hangi alanlarda uzmanlaşmışlar? Ocak sisteminde ‘el verme’. kirvelik gibi ilişkiler var mı? . Ramazan ayı’nın gerekleri konusunda herhangi bir sıkıntı çekiyorlar mı? 12 İmamlar geldiğinde. yakın köylü ise durum daha mı normal algılanmaktadır? 6) Oruç (Ramazan ve 12 İmamlar) ve Bayramlar (Şeker ve Kurban) Alevi çoğunluk içerisindeki Sünniler. Sünni çoğunluk içerisinde yaşayan Alevilerin genel sıkıntılarına kıyasla. Alevi çoğunluk “Sünni İmam”lara başvurmaktadır? - Başvurulan kişi.

Kadiriler (Tarikatlar) ve ‘Cenknameler’ Cenknameler her evde bulunur muydu? Genellikle hangi dilde yazılı olurlardı? El yazmaları mı yoksa basılmış eserler mi rağbet görürdü? El yazmalarının kökenleri hakkında ne gibi bilgiler var? Örneğin.- Sünni yurttaşların yakın çevrelerindeki Alevi Ocaklara olan ilgileri ne derecede? Ekseriyetle hangileri tercih ediliyor? - Alevi Ocakların. Tunceli’de mi yazılmış yoksa dışarıdan mı gelmiş? Yerel halktan kimler okurdu? Babalar geldiklerinde nasıl okunurdu? Kimler davet edilirdi? Okunuşu sırasında yapılan uygulamalar var mıydı? Kadın – erkek birlikte katılırlar mıydı? Cenkname okunduğunda cemaatin genel ruh hali ve davranışlarında ne gibi değişiklikler olurdu? Bu törenlere Alevi yurttaşlar da katılıyorlar mı? Ya da Cenknamelerin okunması için Sünni ileri gelenlerinden veya Baba’lardan istekleri oluyor muydu? Ziyaretgâhlarda Cenknameler cemaat halinde okunur muydu? . Peygamber soyu ile olan kan-bağına dayalı ilişkilerinin Sünni yurttaşlarda ki düşünsel ve davranışsal etkileri neler? Sünni ocakların bu konudaki düşünceleri neler? 8) Sünni “Baba”lar.

birbirlerini imtihana tabi tuttukları ve karşılıklı keramet gösterdikleri örnek olaylar var mı? - Babalar genellikle hangi tarikattan olurlardı? Tarikat hakkında genel bilgiler neler? . Alevilerde olduğu şekilde kutsal emanetler ya da objeler kullanılır mıydı? - Günümüzde de zikir törenleri yapılıyor mu? Babalar geliş – gidişlerini devam ettiriyorlar mı? - Baba’ların ve Dede’lerin bir araya gelerek sohbetler ettikleri.- Ramazan ayında veya Kurban – Şeker bayramlarında Cenknameler okunur muydu? - Sünni yurttaşlar arasında yaygın olan tarikatlar hangileri? Bunların tarihsel geçmişlerine dair bilgiler var mı? - Dışarıdan gelen Babalar topluluk içerisinde kaldıkları süre boyunca ne gibi işler yaparlardı? Genellikle ne kadar kalırlardı? - Babalarla birlikte ‘Analar’ da gelir miydi? Onun da benzer kutsal özellikleri var mıydı? - Kişiye. hayvanlara ya da tarlalara muska yazarlar mıydı? Sağaltıcı nitelikte yazılar yazarlar mıydı? Bu gibi faaliyetleri varsa bunlardan Alevi yurttaşlar da faydalanmak isterler miydi? - ‘Hızır’ı gösterme’ nasıl oluyordu? Zikir törenleri ne zamanlar yapılırdı? Nerelerde yapılırdı? Ayrıntılı bir tasviri alınabilir mi? - Törenler esnasında.

isyan sırasında ve sonrasında yaşananlarda Alevi – Sünni kimliklerinin belirleyici bir rolü oldu mu? Boşaltılan bölgelere Sünni kökenli yurttaşlar yerleştirilmek istendi mi? Başkaca. Sünni yurttaşları solun karşıtında konumlanmaya iten faktörler neler oldu? .9) Önyargılar Alevi – Sünni veya Sünni – Alevi yurttaşlar arasında karşılıklı olarak geleneksel tanımlamalar nelerdir? Bu tutum ve davranışlar. hâkim kimliğin içerisinde ötekilerine karşı geliştirilen tutumlar ile mukayesesi… III. iskan politikası uygulandı mı? Aleviler ile birlikte Tunceli’den sürgün edilen Sünni köyler oldu mu? Olduysa nerelere gönderildiler? Bugün halihazırda devam eden ilişkiler var mı? Demokrat Parti döneminde Sünnilerin genel eğilimleri nasıl etkilendi? Etkilenmelerdeki asli etmenler nelerdi? 2) 1970’li Yıllar (Siyasallaşan ve Kamplaşan Kimlikler) Sünni yurttaşların taraf olma süreci nasıl işledi? Alevi yurttaşlar herhangi bir kimlik söylemi olmadan sola kayarken. Kuzey Tunceli’deki tek kimliğin (Alevilik). Sünniliğe karşı tutumları. Tarihsel Süreçler 1) 1938 ve 1970’e Kadar Olan Dönem 1938’de. değişen tarihsel süreçte nasıl biçim almışlardır. Bu tutumların.

su vb. mevcut devlet desteğini kullandılar mı? Kullandılarsa. 1990’lı Yıllar ve Bugün Sünni köylerin koruculaşması hangi yıllarda başladı? Nerelerde var? Koruculaşan Alevi köy var mı? Varsa.- Sünni yurttaşların sağda konumlanmalarını sağlayacak bilinçli müdahaleler oldu mu? Maraş ve Çorum gibi olayların etkileri neler oldu? Bölgede. nasıl bir biçim aldı? Sünni yurttaşlar hangi siyasi yapılar dolayımı ile örgütlendiler? Bu siyasi yapıların söylemleri nelerdi? Gündelik yaşamda iç içe geçmiş ilişkiler bu süreçte nasıl etkilendi? Kirvelik kurumu nasıl etkilendi? Evlilikler nasıl etkilendi? Sünni yurttaşlar. söylem boyutu ile. Alevi yurttaşların geliştirdikleri savunma stratejileri neler oldu? 3) 1980 Sonrası Süreç. kültürel farklılıklara dayalı bir kamplaşmanın önünü açacak “kontra” eylemleri (faili meçhul ölümler ya da çeşitli provokasyonlar) yaşandı mı? Alevi – Sünni köyler/yurttaşlar arasında kitlesel olaylar yaşandı mı? Yaşandı ise bu olayların boyutları neler oldu? Sünni yurttaşlar dışarıdan destek aldılar mı? Desteğin boyutları neler oldu? Dışarıdan gelen bu destek.). nerelerde var? Gündelik yaşam içerisinde iç içe geçen kurumlar ve ilişkiler bu süreçte nasıl etkilendiler? . Alevi yurttaşlar ile ilgili meselelerinde (toprak.

daha da ağırlaşmış boyutları ile tekrardan yaşandı. arsa. toplu göçlerde. Pertek . Bu durumda. kamusal alanı zorlayan ve hızla siyasallaşan Alevilik ile özellikle Kürtlük kimlikleri karşısındaki tutum ve düşünceleri neler? IV. ev. yurt içindeki göçlerinin hedefleri nereler oldu? Neden tercih edildi? 1990’lı yıllarda yaşanan “zorla göç” sürecinde. iş gibi imkanları ne derece sağladı? Devlet. toplu iskan projeleri gündeme getirdi mi? Boşaltılan yerlere geri dönüşler yaşanıyor mu? V. Sünni yurttaşlar Alevi’ler ile olan meselelerinde devleti ve onun imkanlarını kullandılar mı? - Şimdiki durum nasıl? Alevi ve Sünni yurttaşların geriye dönük düşünceleri neler? - Sünni yurttaşların. bölge ile birlikte Sünni yurttaşların da yaşadıkları mağduriyetler neler oldu? Elazığ’a ve diğer yerlere yaşanan (Sünni yurttaşların) göçlerde devlet. Sünni Göç 1) Göç Tunceli genelinde Sünni yurttaşların da içerisinde olduğu genel göç hareketliliği hangi yıllarda yaşandı? Özellikle Sünni yurttaşların göçüne neden olan yıllar hangileriydi ve bu yıllarda yaşananlar nelerdi? Sünni yurttaşların. lojman.- 1970’lerde yaşanan taraflaşma.

Pertek’te. Belediye seçimlerinin ilk kez Alevi yurttaşların kazanmış olması.Pertek ilçe merkezinde her zaman Sünni nüfus fazla mıydı? Böyle idiyse. Pertek – Elazığ ilişkisini değiştirdi mi? Pertek’in Sünni bir merkez olmaktan uzaklaşmasının bu olguyla bir ilişkisi var mı? Sünni Göç.1) Alevileşen Pertek . Pertek ve köylerinde ne derecede hissedildi? Sonuçları neler oldu? . Pertek’in Alevileşmesine ya da aşka bir tabirle Alevi yurttaşların sosyalekonomik yaşantıda artan ağırlıklarının payı olduğu düşünülebilir mi? Belediye seçimlerinde neler yaşandı? Rekabet oldu mu? Pertek esnafının Alevi – Sünni dağılımı nasıl? Resmi kurumlarda Alevi – Sünni dağılımı nasıl? Ek – 2 Harita . Sünni nüfus esasen ne zaman azalmaya başladı? Keban Barajı’nın inşa edilişi.

KAYNAKÇA .

s. Ankara. 1989. Sekülarizasyon Süreci ve Mısır Örneği”. 1985. Bilal. Yüzyıl). İstanbul: Türkiye Basımevi. Aksoy. 2001. Tunceli / Dersim İsyanı (1937 – 1938). Tunca. Yayımlanmamış Yüksek Lisans Tezi. “Kemalizm. 1940. Ömer Kemal. Gürdal. Ankara: Yorum Yayıncılık. Çemişgezek ve Köylerindeki Alevi Vatandaşlarımızın Dini Yaşayışı. “Mithra’dan Bava Duzgın’a: Dersim’de Antik Dönem İnançların Sürekliliği Üzerine”. 2000. Ahmet Hamdi. Aşan. 1990. Hacettepe Üniversitesi Atatürk İlkeleri ve İnkılâp Tarihi Enstitüsü. Sakarya Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Temel İslam Bilimleri Kelam Anabilim Dalı. Tunceli – Dersim Coğrafyası. Akgül. Aksoy. – XIV. 2002. Munzur. 22 – 67. s. Tarihsel Değişim Sürecinde Tunceli – Tunç Çağından Cumhuriyete Dek. 3 – 47. Arıcan. Aksoy. “Dersim İdeolojisi: Asi Bir Tarihin Dinsel Arka Planı”. Suat. İstanbul: Komal Basım Yayım. İstanbul: İletişim Yayınları. Elazığ – Tunceli – Bingöl İllerinde Türk İskânı (XI. Akbaba. Munzur. Sayı No: 9. Muhammet Beşir. Tayfun. Aksoy. 1996. 38 – 67. Gürdal. . Gürdal. Sayı: 6. Hacettepe Üniversitesi Sosyal Bilimler enstitüsü Tarih Anabilim Dalı – Yayımlanmamış Yüksek Lisans Tezi. Batı’da Bir Nakşî Cemaati – Şeyh Nazım Kıbrısi Örneği. s. 2006. Atay. Kırkbudak – Anadolu Halk İnançları Araştırmaları. 2007. Sayı: 2. Dersim Alevi Kürt Mitolojisi – Raa Haq’da Dinsel Figürler.Ağar.

2003. Avar. Cilt: VI. Antropoloji Sözlüğü. Ankara: Kalan Yayınları.Atay. 2005. s. 2004. s. 135 – 161 Atay. Aytaç. Suavi. İstanbul: İletişim Yayınları. Tayfun. Ankara: Kalan Yayınları. Binnaz. Toprak. Kimlik Sorunu. Aydın. 2002. “Surviving Modernization: Islam as Communal Means of Adaptation”. Wuppertal: ÖZ – GE Yayınları. 1991. Ankara: Öğretmen Dünyası Yayınları. Ulusallık ve “Türk Kimliği”. Sayı No: 22. s. Tayfun. Tayfun. Sayı: 8. Ankara: Bilim ve Sanat Yayınları. Folklor/Edebiyat. Dağ Çiçeklerim. Ankara: Kalan Yayınları. Kahraman. Göl ve İnsan – Beyşehir Gölü Çevresinde Doğa – Kültür İlişkisi Üzerine Antropolojik Bir İnceleme. 1998.com. Erdoğan. Mehmet. Bayrak. . 24 – 48. “Türkler Nasıl Müslümanlaştı?”. 2001. Kırkbudak – Anadolu Halk İnançları Araştırmaları. Ümmetten Millete – Türk Ulusunun İnşası (1860 – 1945). Ankara: Öteki Yayınevi. Aydın. Suavi ve Emiroğlu Kudret. Aydın. 1997. Sıdıka. 2000. 147 – 161. Alevilik ve Kürtler. Il Politico. Din Hayattan Çıkar – Antropolojik Denemeler. Atay. 2006. Aydın. “Kavramlar Kargaşası Bilimdalları Çatışması – Dünyada ve Türkiye’de ‘Sosyal İçerikli’ Antropolojiyi Adlandırma Sorunu”. “Nusayri İnanç ve Toplum Önderlerinden Nasrettin Eskiocak ile Söyleşi”. www. Halk Anlatımlarına Göre Dersim. İbrahim. Ayhan. 2004. Bahadır.turandursun.

s. Sayı: 13. Kürdistan Üzerine Yazılar. Cengiz. Amor: 12. (Tarihsiz). 2000. İzmir: Kuzcu Matbaası. Bulut. 2004. Faik. Faik. Martin Van. Hüseyin. 1991. Türklük Kürtlük Alevilik – Etnik ve Dinsel Kimlik Mücadeleleri. Munzur. Çem. İstanbul: İletişim Yayınları. “Dersim ve Efsaneler – II”. s. Martin Van. “Dersim İnancı’nda Duzgın”. 1999. 1998. 2003.24. 32 – 39. Ware. Ankara: ÖZ – GE Yayınları. “Dersim İnancı’nda Hayvanlar Tanrısı”. Şeyh ve Devlet. Munzur. Munzur. Yusuf. İstanbul: İletişim Yayınları. Sayı: 4. Her Yönüyle Tunceli. 2002. Munzur. Bruniessen. 1996. Kürt Dilinin Tarihçesi. İstanbul: Berfin Yayınları.125. İstanbul: Peri Yayınları. s. Dersim’de Alevilik. Bruniessen. Ware. Hüseyin. Amor: 10. Comerd. Daimi. Dersim Raporları. 1992. Comerd. s. Toprak ve İnanç Bağlamında Dersim Halk Kültürünün Etkileri”. “Dersim İnancı’nda Hızır ”. Comerd. Ware. Bulut. “Dersim ve Efsaneler – I”.139. 126 . Amor: 11. Martin Van. Munzur. 60 – 65. Çakmak. İstanbul: Evrensel Basım Yayın. Sayı: 12. 84 – 104. Çakmak. 2002. s. “Coğrafya. Cengiz. Munzur. Munzur.Bruniessen. . 113 . 1997. 1992. Ağa. 21 . s.

Dalkesen. Danık. 1943. “Dersim Alevi Kürt ve Zaza Efsanelerine Analitik Bir Yaklaşım”. Ankara: Kebikeç Yayınları. Üçüncü Üniversite Haftası (Elazığ). 1996. Ankara: Öz – Ge Yayınları. Ankara: İmge Kitabevi Yayınları. 5 – 24. Danık. Dersim (Tunceli) Bibliyografyası. 2006. Sayı: 8. 2005. s. Yıl: 4 – Sayı : 5. Eliade. Sayı: 1. “Türkler İsteseler de Müslüman Olamazlar – Kur’an’ın Tanrısı’nın Irkçılığı”. Danık. Ertuğrul. Ertuğrul. Dersim ve Kürt Milli Mücadelesine Dair Hatıratım. Ertuğrul. 22 – 24. 2006. Sema Rifat. 1990. Mitlerin Özellikleri. Besim. İstanbul: Simavi Yayınları. Mircae. 1993. Folklor/Edebiyat. Ertuğrul. Alevi – Kızılbaş Kimliğinin Oluşumu”. Doğruel. Nilgün. Kırkbudak – Anadolu Halk İnançları Araştırmaları. Turan. Kimlik ve Yaşam Stratejileri: Nusayri Alevilerine Bir Bakış”. Koç ve At Şeklindeki Tunceli Mezartaşları. M. Ankara: Türk Kültürünü Araştırma Enstitüsü Yayınları. Dersimi. .Darkot. s. 20 – 49. Dursun. “15 ve 16. Çev. 2000’e Doğru. Öteki Tanrılar – Alevi Bektaşi Mitolojisi. s. 1998. Danık. Fulya. 1990. 127 – 142. Nuri. s. Kırkbudak – Anadolu Halk İnançları Araştırmaları. Sayı 15. 1992. İstanbul. “Tunceli Üzerine Coğrafi Görüşler”. “Etnisite. Yüzyıllarda Safevi Propagandalarının Anadolu’nun Dini ve Sosyal Hayatındaki Etkileri.

Yerli ve Yabancı Kaynaklara Göre Dersim ve Çevresindeki Arkeolojik Araştırmalar – II. Thomas Hylland. 1999. Ankara: Kalan Yayınları. Eriksen. Elazığ’daki Halk Hekimliğinde Ocak Anlayışı ve Buna Bağlı İnanışlar ve Uygulamalar. 2005. 2005. Günel. Ankara: Kalan Yayınları. 51. Serkan. Vol. The Middle East Journal. Kenan Somer. Etnik ve Politik Sorunlar Bağlamında . Gölpınarlı. Ankara: Sol Yayınları. İstanbul: İÜCE Yayınları. Dersim İsyanı (1937). İstanbul. Frederich. Sırrı. Nilüfer. No 1. 1990. Abdulbaki. 2004. 2004. 1953. . Fırat Üniversitesi Felsefe ve Din Bilimleri Anabilim Dalı Dinler Tarihi Bilim Dalı: Yayımlanmamış Yüksek Lisans Tezi. Çev. Yayımlanmamış Doktora Tezi. 2002. 1990. Ankara: Kalan Yayınları. Yazılı ve Sözlü Anlatımlarda Seyyid Mahmud Hayrani. Göle. İstanbul: Avesta Basın Yayın. 2004. Vilayetname – Menakıb-ı Hünkar Hacı Bektaş-i Veli. Yerli ve Yabancı Kaynaklara Göre Dersim ve Çevresindeki Arkeolojik Araştırmalar – I. Serkan. 1997. Çev. Ekin Uşaklı. Ankara: Kalan Yayınları. Erdal. Erinç. İstanbul. Etnisite ve Milliyetçilik – Antropolojik Bir Bakış. Nemci. Özel Mülkiyetin ve Devletin Kökeni. Er. Zeki. Görgü.Alevi Kürtler. Ailenin. Doğu Anadolu Coğrafyası. İstanbul Üniversitesi Atatürk İlkeleri ve İnkılâp Tarihi Enstitüsü Atatürk İlkeleri ve İnkılâp Tarihi Anabilim Dalı. “Secularism and İslamism in Turkey: The Making of Elites and Counter-Elites”. Erdoğan.Engels. Gezik. Tülin. Dinsel. Erdoğan.

Kırkbudak – Anadolu Halk İnançları Araştırmaları. 2003. İstanbul: Remzi Kitabevi. 75 – 88. Gültekin. Tunceli’de Kutsal Mekân Kültü. TKP(ML)’den Maoist Komünist Partisi’ne Bu Tarih Bizim. İstanbul: Etik Yayınları. 2005a.Güner. Osmanlı Belgelerinde Dersim Tarihi. s. s. 2000. Hezarfen. Bozkurt. Yerleşme ve Ekonomik Faaliyetler. Sayı: 7. 2005b. “Beyşehir Gölü Havzası’ndan Tunceli Dağlarına İnsan Toplumsallığının İzdüşümü Olarak Söylenceler Üzerine Bir Deneme”. 2006. Ahmet Kerim. Kırkbudak – Anadolu Halk İnançları Araştırmaları. Gültekin. Ahmet. İstanbul: Kardelen . İnsan ve Kültür. Ahmet Kerim. Marksizm Leninizm Maoizm. 1996. Ahmet Kerim. Çemişgezek İlçe Merkezinde (Tunceli) Nüfus. Fırat Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Coğrafya Anabilim Dalı – Yayımlanmamış Yüksek Lisans Tezi. Kırkbudak – Anadolu Halk İnançları Araştırmaları. Ankara. İstanbul: Kardelen Yayımcılık. Reşat. Türkiye Cumhuriyeti’nde Ayaklanmalar (1923 – 1938). 67 – 79. Sayı: 2. 2004. “Şah Delil Berhican – Tunceli (Dersim) Aleviliği’nin Eksik Parçaları Üzerine Kısa Notlar”. Bülent. Ahmet Kerim. Güvenç. 1972. Sayı: 1. 2004. Gültekin. 87 – 108. 2003. Hallı. s. Ankara: Kalan Yayınları. “Fakirlikten Sultanlığa: Anadolu İslam Heterodoksisinin Gelişim Sürecinde Bir Geçiş Dönemi Söylencesi”. İdeoloji: Yayımcılık. Gültekin.

İstanbul: Can Yayınları. Türkiye Cumhuriyeti Van Yüzüncü Yıl Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Arkeoloji ve Sanat Tarihi Anabilim Dalı. Esat. Ankara: Kaynak Yayınları. Tunceli’de Türk Dönemi Mimari Eserleri. Keban Projesi 1969 Çalışmaları. Muhtar. Kaya. İ. 2004. Ayfer. Şavaklı Türkmenlerde Göçer Hayvancılık. Korkmaz. Karakaya – Stump. “Tokat Yöresindeki Sünnî ve Alevî Topluluklarında Halk Dindarlığının Bir Boyutunu Oluşturan Ziyaret İnanç ve Uygulamalarındaki Benzer ve Farklılıklar”. 2002. Kırkbudak – Anadolu Halk İnançları Araştırmaları. Mustafa. Kutlu. Tunceli Kültürü. M. “Sinemilliler: Bir Alevi Ocağı ve Aşireti”.Jandarma Genel Komutanlığı Raporu (JUK). Ankara: Kaynak Yayınları. 2006. Ali. Kaya. 1998. Kudat. 2000. s. Sayı:5. Ankara: ODTÜ Keban Projesi Yayınları. Fırat Üniversitesi İlahiyat Fakültesi Dergisi. 1995. Ansiklopedik Alevilik – Bektaşilik Terimleri Sözlüğü. Başlangıcından Günümüze Dersim Tarihi. 2000. Yayımlanmamış Yüksek Lisans Tezi. Kara. Ankara: Sevinç Matbaası. Keskin. Ayşe. 1987. Sayı 6 (Bahar 2006). İstanbul: Aydınlar Matbaası. 19 – 59. . 209227. Ali. Bünyamin. 2003. 1971. Kılıç. Kökten. Dersim. Kirvelik – Sanal Akrabalığın Dünü ve Bugünü Ankara: Ütopya Yayınevi.

Ozan. 2007. Munzuroğlu. Sayı No: 23/24. Ankara: Kalan Yayınları. İstanbul: İletişim Yayınları. Munzur. Bazil. Nikitin. “Anadolu Alevilerinin Yol Kılavuzu Sayılan Buyruk Üzerine”. 2001. Doğan. Ankara: Ankara Üniversitesi Basımevi. İstanbul: Gerçek Yayınevi. Ahmet Yaşar. Siyasal İslam. 2002. Murat. Doğan. Ahmet Yaşar. Ocak.Munzuroğlu. Sedat Veyis. (?): Özgürlük Yolu yayınları. 2000. 2004. Filozof. Ankara: İmge Kitabevi Yayımları. 1986. Kürtler. 1971. 1997. Ocak. Sami.turkpolitika. Olcaytu. İstanbul: Babek Yayın. 2003. Muzaffer. Ankara: Türk Tarih Kurumu.com Örnek. İstanbul: Remzi Kitabevi. . Etnoloji Sözlüğü. Ankara: Kalan Yayınları. 2005. Ankara: Kalan Yayınları. 2000. İbrahim. Babailer İsyanı – Aleviliğin Tarihsel Altyapısı Yahut Anadolu’da İslam – Türk Heteredoksisinin Teşekkülü. Toplumsal Yapı ve İnanç Bağlamında Dersim Aleviliği. www. Harbiye’den Dersim’e – Tuğgeneral Ziya Yergök’ün Anıları. Türkiye’de Alevilik. Örmeci. Behçet. 2004. Türkiye’de Tarihin Saptırılması Sürecinde – Türk Sufiliğine Bakışlar. Okan. Olcaytu. Folklor Defterleri – II (1907 – 1945). Necatigil. 2006. İbrahim. İstanbul: Dergâh Yayınları. 100 Soruda Mitologya. Folklor Defterleri – I (1907 – 1945). Oruçoğlu. Önal. 1969. Kültür Tarihi Kaynağı Olarak Menakıbnameler. s. 54 – 69. Ahmet Yaşar. Ocak.

Yayımlanmamış Bitirme Tezi. Meral. PSAKD (Pir Sultan Abdal Kültür Derneği). Metin. İstanbul: Yön Yayıncılık. Hüseyin. Müze Duvarlarına Sığmayan Dergâh: Alevi – Bektaşi Kimliğinin Kuruluş Sürecinde Hacı Bektaşi Veli Anma Törenleri. Özgür. U. Pamukçu. Öztürk. Pulur. Alevi Olmak – Alevilerin Dilinden Ayrımcılık Hikâyeleri. . Hıdır. Efsane. 100 Soruda İlkellerde Din. Tarihimizde Tunceli ve Ermeni Mezalimi. Özbek. Öztürk. Kırkbudak – Anadolu Halk İnançları Araştırmaları. Ergin. Ankara: Özdoğan Matbaa – Yayın. Saraçoğlu. Dersim Zaza Ayaklanmasının Tarihsel Kökenleri. Sedat Veyis. “Toplumsal Olgu Olarak Nusayrilik”. 1984. Dünden Bugüne İnsan. 1992. Can Alaatin. İstanbul: Maarif Basımevi. 1994. 2006. 2005. 2000. Dersim (Zaza) Atasözleri. İstanbul: Kora Yayın. Ankara: Türk Kültürünü Araştırma Enstitüsü. Sertel. Zazaki Kırmancki Dımılki. Tarih ve Kültürüyle Pilvenk Aşireti.Örnek. s. 2006. Mesut. 1995. Sanat. 1972. Salman. 1992. Hıdır. İstanbul: Gerçek Yayınevi. Ankara: Kalan Yayınları. 1956. Ankara: İmge Kitabevi. Tunceli’de Alevilik Üzerine Sosyolojik Bir Deneme. 1996. 48 – 61. İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Sosyoloji Bölümü. Özcan. İstanbul: Kalan Yayınları. Sayı: 8. Ebubekir. Yayımlanmamış Lisans Tezi. Büyü. Fırat Üniversitesi Fen-Edebiyat Fakültesi Tarih Bölümü. Doğu Anadolu – Türkiye Coğrafyası Üzerine Etüdler.

Ankara: Birey ve Toplum Yayınları. Mehmet. 1985. Vecihi. Zazalar Üzerine Sosyolojik Tetkikler. Topal. 2004. 2002. Nazmi. Yelda. 1999. Alevilik Bektaşilik Şiilik Kızılbaşlık. Ankara: Paragraf Yayınevi. Mark. Alâeddin. London. Nazmi. Ankara: Kalan Yayınları. Ankara: Kalan Yayınları. Yakın Tarihimizde Kitlesel Katliamlar. Kürt Tarihinde Hormek (Alhas) Aşireti. . Kürt – Ermeni Tarihi. Şenel. 1997. “Zazaların Kürtlüğü”. 2005. 1915. Şahbazyan.Sevim. Nedim. 2000. Sevgen. Ankara: Türk Kültürünü Araştırma Enstitüsü Yayınları. Zazalar ve Kızılbaşlar – Coğrafya-Tarih-HukukFolklor-Teogoni. 2006. Sykes. Sevgen. Şahhüseyinoğlu. Tankut. Doğu ve Güneydoğu Anadolu Kürt Beylikleri – Osmanlı Belgeleri ile Kürt Türkleri Tarihi. Terör Nedeniyle Elazığ’a Göç Edenlerin Sorunları Üzerine Sosyolojik Bir Araştırma. Timuroğlu. Tori (Temmuz 1994). Elazığ: Elazığ Eğitim Sanat Kültür Hizmet Araştırma ve Tanıtma Vakfı Yayınları. İlkel Topluluktan Uygar Topluma – Geçiş Aşamasında Ekonomik Toplumsal Düşünsel Yapıların Etkileşimi. Atatürk Elazığ’da. Ankara: Kalan Yayınları. Ankara: Kalan Yayınları. 2000. Mehmet. 1982. The Caliph’s Last Haritage. Newroz. Hasan Reşit. Fırat Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Sosyoloji Anabilim Dalı – Yayımlanmamış Doktora Tezi. Ankara: Kalan Yayınları. Agop. H. Teker.

Ülkü. 2001. 1939. Tunceli İl Yıllığı. İstanbul. Yıldırım. Uluğ. 93 Moskof Harbi ve Başımıza Gelenler. XIX. İbrahim. Tunceli Medeniyete Açılıyor. Anadolu Aleviliğinde Ocak Sistemi ve Dedelik Kurumu. . Fethi. İstanbul: Karaca Ahmet Sultan Derneği Yayınları. Naşit Hakkı. İktisadi ve Sosyal Yapı. Yazar. Yayımlanmamış Yüksek Lisans Tezi. M. Ünal. M. Anılarla Tunceli. 2004. Yılmazçelik. Elazığ: Çağ Ofset Matbaacılık.Tunceli İl Çevre Durum Raporu. 1983. 1999. Yüzyılda Çemişgezek Sancağı. 1973. Erdal. XVI. İstanbul: Cumhuriyet Matbaası. Uluğ. Nihat. Türk Dil Kurumu – Türkçe Sözlük (TDK). Yüzyılın İkinci Yarısında Dersim Sancağı – İdari. Ankara: Kalan Yayınları. 2003. Ankara: 4Renk Yayın. 2001. Derebeyi ve Dersim. Harput Halk Kültüründe Ziyaret ve Ziyaret Yerleri Etrafında Oluşan İnanç ve Uygulamalar. 2005. Yavuz. Elazığ: Fırat Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Felsefe ve Din Bilimleri Anabilim Dalı Din Sosyolojisi Bilim Dalı – Yayımlanmamış Yüksek Lisans Tezi. Ankara: Türk Tarih Kurumu. Emrah. Ali. 2005. 1998. Naşit Hakkı. Tunceli Valiliği İl Çevre ve Orman Müdürlüğü. 1990. Çemişgezek ve Pertek Yörelerinde Yaşayan Şavak Türkmenlerinde Dini ve Sosyal Hayat. Elazığ: Fırat Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Felsefe ve Din Bilimleri Anabilim Dalı Din Sosyolojisi Bilim Dalı. Yaman. Ali.

Çev. M. İlkel Toplum Köleci Toplum Feodal Toplum.tr/1998/06/04/47520.hurriyet. 31 – 59. Ankara: Türk Halk Kültürünü Araştırma ve Tanıtma Vakfı Yayınları. 1971. Kerov. 1994. 2005. Dersim (Tunceli) Tarihi. Kırkbudak – Anadolu Halk İnançları Araştırmaları. 51 – 72. Mitropolski.Yolga.parsimony. http://webarsiv. Zırh. V. Besim Can. 2006. Kırkbudak – Anadolu Halk İnançları Araştırmaları. s. “Avro Aleviler: Ziyaretçi İşçilikten Ulusötesi Cemaate”.com. Sayı: 2. Ankara: Sol Yayınları. Besim Can. Y.asp http://f28.net/forum68141/messages/2288. Zülfü. “Avrupa Alevi Birlikleri Konfederasyonu Başkanı Turgut Öker ile Görüşme”.. Zubritski. s. Zırh.htm . Sevim Belli. Sayı: 5.

Tüm bunlar karşılaştırmalı analiz çerçevesinde ve kimlik politikası ve kimliğin siyasallaşması gibi nosyonlara işlerlik kazandırılarak yapılmıştır. Tunceli’de Alevi-Kürt bir çoğunluk nüfus içerisinde yaşayan azınlık Sünni topluluklar üzerine bir etnolojik incelemedir. öte yandan ise onların dinsel-ulusal temelde Türkiye toplumunun bütünü ile kimliksel anlamda özdeşleşen doğası üzerine odaklaşmaktadır. . Aynı zamanda söz konusu Sünni topluluklar tarafından bu fazlasıyla yabancı ortamda varolma yolunda geliştirilen stratejiler ile kendilerini çevreleyen toplulukla ilişkileri üzerinde de durulmaktadır. Çalışma. Çalışma bir yandan Alevi çoğunlukla meskûn bir çevrede bu Sünni topluluklar tarafından hissedilen ‘ötekilik’ hali. Tunceli’nin Pertek ilçesi ile Tunceli’den göç etmiş Sünnilerin yoğun olarak yaşadığı Elazığ’ın Tunceli’ye komşu kesimlerinde yürütülmüş olan 9 aylık bir antropolojik alan araştırmasına dayanmaktadır.ÖZET Bu çalışma.

The study is particularly focused on the sense of otherness felt by the Sunni communities within the majority Alevi environment on the one hand. It also delves with the strategies developed by these Sunni groups for existence in this largely alien environment with respect to identity and also their relations with other communities around. a migrant Sunni population which originated from Tunceli.ABSTRACT This study is an ethnological investigation of the Sunni minority communities living within the Kurdish-Alevi dominated Tunceli province in Southeastern Turkey. The study based on a nine-month anthropological fieldwork conducted particularly in Pertek district of Tunceli and the adjacent areas of Elazığ province. and the identical nature of their religious identity with wider Turkish society on religionational base on the other. . In doing this. has been living for decades. a comparative analysis has been pursued and such notions as identity politics and the politicization of cultural identity have been applied.

You're Reading a Free Preview

İndirme
scribd
/*********** DO NOT ALTER ANYTHING BELOW THIS LINE ! ************/ var s_code=s.t();if(s_code)document.write(s_code)//-->