P. 1
Bir Bilene Soralım - İslam Ahlakı - Mehmet Ali RBA

Bir Bilene Soralım - İslam Ahlakı - Mehmet Ali RBA

|Views: 521|Likes:
Yayınlayan: wercan

More info:

Published by: wercan on Nov 18, 2008
Telif Hakkı:Attribution Non-commercial

Availability:

Read on Scribd mobile: iPhone, iPad and Android.
download as PDF, TXT or read online from Scribd
See more
See less

05/09/2014

pdf

text

original

Sections

B R B LENE SORALIM : SLAM AHLAKI

Yazan : Mehmet Ali DEM RBA hlas ve riya Münafıklık Kalb ve Yürek Kalb kırmak Kalbi temizlemek Kalbi Sıkan Kalbi temizlemek Bozuk Kalbliler Dört Engel Kalb ile i lenen günahlar Kibir ve kibirden kurtulu yolları Kibir Nasıl Anla ılır? Kibrin ba lıca sebepleri unlardır: 1- L M Nefsi A a ılamak 2- BADET 3- NESEP 4- GÜZELL K 5- KUVVET 6- SERVET 7- MEVK 8- YAKINLARIN ÇOKLU U Tevazu yükseltir Hased Edilmiyen Nimet Kendini be enmek Tevazu ve kibir Ayakkabıcının Korkusu Sinirlenmek ve sebebi Kibirden Do an Hastalıklar Kızma sinirlenme Hakkı Kabul Etmek Kibir ve tevazu Mütevazı olun, büyüklenmeyin, övünmeyin limden Maksat Babası le Övünmek Sabrın önemi ve çe itleri ükür ve sabır Hifa Hatun Belalara sabretmek Öfkesini yenmek Gadab ve ehvet Allahın Rızası Hz. Eyyub ve sabrı Hz. Eyyubün a laması

Hastalı ına Üzülmedi Yerden Su Çıktı Hâline ükretmek Kanaat ükür secdesi Ba arının sırrı sabır ve ükür ükrün önemi Bir lokmaya ükretmek Hamd ve ükür srâfın sebepleri srâftan kurtulmanın çâresi Dil üzerine Hükümdar Ö üdü Dile sahip olmak En Zararlı ey Yalan ve zararı aka ve Yalan Do rulu un fazileti Ara bulmak ve yalan Gıybet ve zararları Gıybetten kurtulu Gıybetin kefareti Gıybet, üç türlüdür htiyaç halinde gıybeti caiz olanlar Kötü huyların tesbiti Kötü huyun ilacı Can çıkar huy çıkmaz mı? Güzel ahlâk Güzel Sözler Güzel ahlâklı olmanın alameti unlardır Hayâ Etmek Kelam-ı kibar [büyüklerin sözleri] Hikmetli Sözler Kıymetli nasihatler Müslüman vefakar olur "Kara Gün Dostu" Küs ve dargın durmak Barı mak gerekir Ho görülü olmalı Tatlı dil ve güler yüzün önemi Edebe riayet etmek Emr-i ma’rûf ve nehy-i münker Dîni anlatırken lim, Akıl ve hlâs Müjdele, nefret ettirme! Emr-i mârufun önemi Günah i liyene müdahale Emr-i mâruf yaparken

Zarardan kurtulmak için Kâfirlerle barı yapmak Kötülü ü önlemek Kötülü e Rıza Dost Acı Söyler "Görü ünüz nedir?" Tarihi tavsiye ve nasihatler Islahçı ol, fesattan kaç Hz. Ebu Bekr, Hz. Ömere buyurdu ki Hz. Ebu Bekr buyurdu ki Yalnız hakka de er ver Hz. Ömer, Ebu Musa el-E ariye öyle yazdı Hz. Ali Ömer bin Abdülaziz Hasan-i Basri eyh Edebali Osman Bey Hükümdarın vazifesi Ö üt Dinlemek Güzel ö ütlerle ça ır! yili i tavsiye yili i Bildirmek Nasihatın önemi Salih Âlimler Tartı manın Zararı Dinî münâka a Hatasını kabul etmek Özür Dileten Söz Faydalı Nasihat Hakkı Kabul Etmek Özür beyan etmek Ruhsat ve azimet Fitne nedir? yi insan olmak için te Müslüman Nimete ükretmek Ayıp Örtmek nsanları sevindirmek yi huylu olmanın yolu yilerle beraberlik yi kimseleri sevmek yilikte Yarı nsanların yisi yilik ederken Çocu un badeti yi veya kötü çı ır açmak yi Çı ır Açmak

nsanlı a Hizmet slâma hizmet Hizmetlerdeki Sıkıntı Dine Hizmet Duâ Ordusu Allahü teâlânın kullarına hizmet etmek Cennete girme artı “iman”dır Hizmeti ni’met bilmelidir nsanlarla iyi geçinmek Ya lıya saygı Ömrü Uzar Örnek insanlar Kötü Arkada Arkada ın kusuru Kimseye yük olmamak Arkada a iyi muamele et Mürüvvet nedir? Merhamet, efkat ve acımak Müdahene ve müdara Cömertli in Fazileti lim ve Cimrilik Tamah ve cimrilik Cimrilikten kurtulup cömert olmak Cimrili in tedavisi Cömert miyim, cimri miyim? Misafir A ırlamak Mal Kıymetlidir Cömertlik için ne dediler? Mala Ba lanmak Kar ılık Beklemek Cömertlikte zirve Ba kasını Kendine Tercih Canından Cömertlik Cömertlik menkıbeleri

Rüzgarayak’ı istemeyin benden Cömertlik mtihanı Cömerdin ölüsü bile Hatim-i Tai’den daha cömert fakir Herkesin De eri Ziyarete Mani Mal Sahibini Bulan Kelle Cömert Esir Cimrilik Menkıbeleri Sen karde in gibi olamazsın Çatal Sesi plik Tüccarı Ku un Ö üdü Cimrilik Ate i Cimri ve Kelle srafı Sevmezmi Sözünde Duran Cimri sraf nedir ktisadın önemi Rızık ve Endi e srafın zararları Cimrilikten Kötüdür eytanın Karde leri Mal nimeti Çe itli sraflar srafın sebepleri ık giyinmek Vakar çin Giyinmek Gösteri çin Giyinmek Sui zan haramdır üphe Uyandırmamalı Rahmet ve Ümit Su-i Zan ve Hüsn-i Zan Zan ile küfür isnadı Müslümana Su-i zan Zaruret ve Haramlar Söz Ta ımak Hased etmek Hasede sebep olan eyler Hasedin dereceleri Hasede sebep olan eyler Hz.Mûsâ’nın imrendi i zat Hasedin zararları Hasedin amel ile tedavisi Yahudi iftirası Hased hasenatı yok eder Gayret etmek Rü vet ve zararları

hlas ve riya

Sual: hlas ve riya ne demektir? CEVAP hlâs, gerek beden ile, gerek mal ile yapılan farz veya nâfile bütün ibâdetleri, Allah rızası için yapmaktır. Mal, mevki, saygı, öhret kazanmak için yapılan ibâdette ihlâs olmaz, riyâ olur. Böyle ibâdete sevap verilmez. Günah olur, azaba layık olur. Haram i leyenlerle, bid’at ehli ile, kâfirlerle, arkada lık, kom uluk edenlerin ihlâsları kalmaz. mâm-ı Rabbani hazretleri buyuruyor ki: bâdet yaparken, Allahü teâlâ emretti i ve be endi i için yapmaya niyet etmelidir. Bütün i lerin, iyiliklerin hep ihlâs ile yapılması lâzımdır. Kiminde, ihlâs, kendini zorlayarak hâsıl olur ve kısa bir zaman devam eder. Sonra kalbe nefsin arzuları gelir. Devamlı ihlâs sahiplerine Muhlas denir. Zahmet çekerek elde edilen, devamsız ihlâs sahiplerine Muhlis denir. Muhlas olana, ibâdet yapmak, tatlı ve kolay olur. Çünkü bunlarda, nefislerinin arzusu ve eytanın vesvesesi kalmamı tır. Böyle ihlâs, insanın kalbine ancak bir evliyanın kalbinden gelir. Muhlis olarak ibâdet etmek övülmü tür. Kur' kerimde mealen buyuruluyor ki: (De an-ı ki, ben ancak Allaha muhlis olarak ibâdet ederim.) [Zümer 14] Hadis-i erifte de buyuruldu ki: ( hlas ile yapılan ibâdet az da olsa insana kâfi gelir.) Murad, istek, arzu demektir. Tasavvufta ise Murad, seçilmi kimse demektir. Allahü teâlânın rızasına kavu turucu iki yol vardır. Birisi talibler yolu, ikincisi, muradlar yolu. Yani seçilmi lerin yoludur. Birinci yoldaki talibler, sıkıntı çekerek yürürler. kinci yoldaki muradlar ise sıkıntı çekmeden, hatta nazlı nazlı ok anarak maksada kavu urlar. Bu yol, peygamberlerin ilerledikleri yoldur. Bu yol bazı evliyaya da ihsan edilir. Kur' kerimde mealen buyuruluyor ki: (Allah, diledi ini kendine seçer, kendine an-ı kavu mak isteyenlere de, kavu turan yolu gösterir.) [ ura 13] Devamsız olan ihlâs ile yapılan ibâdetler de, zamanla nefsi zayıflatır, devamlı ihlâs elde etmeye sebep olur. Süfyan-ı Sevri hazretleri, (Allah rızası için, niyet etmeden yeme e dâvet edene bir günah, niyet etmeden gidene de, iki günah yazılır) buyuruyor. Hadis-i eriflerde buyuruluyor ki: (Amellerinizi Allah için halis kılın. Çünkü Allahü teâlâ, ancak kendisi için ihlâsla yapılan ameli kabul eder. [Dâre Kutnî] ( badetlere riya karı tırmayın ki amelleriniz bo a gitmesin.) [Deylemî] ( badetine riya karı tırana ahirette denir ki: Git sevâbını o ki iden iste.) [ . Mâce] (Sırf Allah rızâsı için, arkada ını veya bir hastayı ziyaret eden için, Allahü teâlâ buyurur ki: Ne güzel ettin. Cennette kendine bir kö k hazırlamı oldun.) [Buhârî] (Allah rızası için câmi yapana cennette bir kö k verilir.) [Taberânî] (Kim Allah için yenerse gazabını, Allah da, ondan def eder azâbını.) [Taberani] (Allah rızası için, ana babasına itaat ederek güne ba layana cennetten iki kapı açılır.) [ .Asakir] (Dünya ve ahiret hayırlarına kavu mak için, Allahı ananlarla beraber ol, hep Allahı an, Allah için sev, Allah için bu zet.) [Ebu Nuaym] ( badetleri ihlas ile yap! hlas ile yapılan az amel, kıyamette sana yeti ir.) [Ebu Nuaym], (Allah rızası için affedeni, Allahü teâlâ yükseltir.) [Müslim] (Sabırlı ve ihlâslı olanlar, hesaba çekilmeden cennete girer.) [Taberânî] (40 gün Allah için ihlâsla ibadet yapanın, kalbinden diline hikmet pınarları akar.) [Ebu - eyh]

( hlaslı olanlara müjdeler olsun. Onlar fitne karanlıkları içinde, parlayan ı ıklardır.) [E.Nuaym] ( hlasla “Lâ ilahe illallah” diyen cennete girer.) [Bezzar] (Cennetin güzel kö kleri, Allah rızası için birbirini sevenler içindir.) [Ebu - eyh] (Allah rızasından ba ka maksat için ilim ö renen veya ilmini dünya menfaatine alet eden, cehennemdeki yerine hazırlansın!) [Tirmizî] Kur’anı kerimde salihler övülürken buyuruluyor ki: (Onlar, kendi canları çekerken yeme i yoksula, yetime ve esire yedirirler. Biz bunları Allah rızası için veriyoruz; sizden ne bir kar ılık ne de bir te ekkür bekliyoruz.” derler.) [ nsan 8,9] Münafıklık Sual: Allaha inanıyor, namaz kılıyorum. Fakat çok günah i liyorum. Ben münafık mıyım? CEVAP Allahü teâlâya inanan mümindir. Kimse zorlamadan namaz kıldı ınıza göre, münafık olmanız mümkün de ildir. Yalan söylemek, emanete hıyanet etmek ve verdi i sözde durmamak münafıklık alametidir. Fakat bu günahları i liyene münafık denmez. Münafık, inanmadı ı hâlde, herhangi bir dünya menfaati için inanmı gibi görünen kimsedir. Eshab-ı kiramı seven de münafık olamaz. Hadis-i erifte buyuruldu ki: (Ebu Bekir, Ömer, Osman ve Alinin sevgisi [radıyallahü anhüm] bir münafı ın kalbinde toplanmaz.) [Taberânî] (Ensarı ancak mümin sever. Ancak onlara münafık bu zeder.) [Buharî ] Sözün kısası, Allahü teâlâya ve Onun Resulü Muhammed aleyhisselama inanan kimse mümindir. Çok günah i lese de münafık de ildir. Kalb ve Yürek Sual: Kalb ile yürek farklı mıdır? Kalbi nasıl temizlemek gerekir? CEVAP Gö sün sol tarafındaki et parçası yürektir. Yürek, hayvanlarda da bulunur. Kalb, yürekte bulunan bir kuvvettir. Görülmez. Ampulde bulunan elektrik cereyânı gibidir. Buna, gönül de denir. Gönül, insanlarda bulunur, hayvanlarda bulunmaz. Bedendeki bütün a’zâ, kalbin emrindedir. His uzuvlarımızın duydukları bütün bilgiler kalbde toplanır. nanmak, sevmek, korkmak, insanın kalbindedir. Îmân eden, kâfir olan, kalbdir. Kalbi temiz olan, dîne uyar. Kalbi kötü olan dinden kaçar. Güzel, iyi ahlâkın ve kötü huyların yeri kalbdir. Allahü teâlâ dinlerini, peygamberleri, kalbi temizlemek için gönderdi. Kalbi temiz olan, herkese iyilik eder. Dünyada rahat, huzûr içinde ya ar. Âhırette de sonsuz saâdete kavu ur. Kötü huylar, kalbi, rûhu hasta eder. Hastalı ın artması, kalbin, rûhun ölümüne sebep olur. Önce kalbi temizlemek lâzımdır. Hadîs-i erîflerde buyuruldu ki: (Kalb bozuk olunca, bedenin i leri de hep bozuk olur.) [Beyhekî] (Her pasın cilâsı vardır. Kalbin pasının cilâsı da estagfirullah demektir.) [Deylemî] (Nem sebebiyle demir paslandı ı gibi, günâh sebebiyle kalb de paslanır. Kalbin cilâsı ölümü çok hatırlamak ve Kur’ân-ı kerîm okumaktır.) [Beyhekî] (Mü’minin kalbi temiz, kâfirin kalbi karadır.) [Taberânî]

(Bir kimse, günâh i ledi i zaman kalbinde siyah bir nokta hâsıl olur. E er tevbe ederse, o leke silinir. Tevbe etmeyip tekrar günâh i lerse, o leke büyüyüp kalbin tamamını kaplar.) [Harâitî] nsanı Allahü teâlânın rızâsına, sevgisine kavu turan yol kalbdir. nsanı Allahü teâlâdan uzakla tıran eylerin en zararlısı, kalbin kararmasıdır. Bu sevgi, kötü arkada lardan ve lüzûmsuz ve zararlı eyler seyretmekten hâsıl olur. Faydasız kitap, [roman, hikâye, gazete, dergi] okumak, lüzûmsuz eyler konu mak, bu sevgiyi arttırır. Kadın ve kadın resimleri [resimli dergi, filimler, tv] seyretmek, arkı, çalgı dinlemek, bu sevgiyi kalbde yerle tirir. Bunların hepsi, insanı Allahü teâlâdan uzakla tırır. Kalb, sevgi yeridir. Sevgi bulunmıyan kalb ölmü demektir. slâmiyetin emir ve yasaklarına uymalıdır. Kalbi uyanık olmayanın, Allahü teâlânın varlı ını, büyüklü ünü ve Cennet ni’metlerini ve Cehennem ate inin iddetini hâtırlamıyanın, dü ünmiyenin bedeninin slâmiyete uyması güç olur. Bedenin slâmiyete severek ve kolay uyması için, kalbin temiz olması lâzımdır. Kalbin temiz ve nefsin mutmainne [uysal] oldu unun alâmeti, bedenin slâmiyete seve seve uymasıdır. Namaz kılmak, kalbi temizler. Günâhların affedilmesine sebep olur. Fakat, kulluk vazîfesi oldu unu dü ünmeden, ehvetlerini, dünya çıkarlarını dü ünerek kılınan namaz, artlarına uygun olup, sahîh olsa bile, dünyada ve âhırette faydası olmaz. Namaz kılarken, Allahü teâlânın büyüklü ünü, O’nun emrini yapmayı dü ünmek lâzımdır. Ancak, böyle kılınan namaz, kalbi temizler, insanı kötülük yapmaktan korur. Feyz, kalbden kalbe gelen, insana Allahü teâlânın râzı oldu u eyleri yaptıran nûrdur, bir kuvvettir. Feyzler, Resûlullahın mübârek kalbinden yayılmakta, evliyânın kalbleri vâsıtası ile, evliyâyı çok seven kalblere gelmektedir. Feyze kavu an bir insanın kalbi, ilimler, ma’rifetler, kerâmetler hazînesi olur. Bu saâdete kavu mak için, Ehl-i sünnet i’tikâdında olmak ve dinin emîr ve yasaklarına uymak arttır. Bedeni besleyen rızıklar ve kalbi temizleyen feyzler, ezelde takdîr ve taksîm edilmi tir. Fakat, bunlara kavu mak için, âdet-i ilâhiyyeye uymak, sebeplerini aramak, bulmak için çalı mak lâzımdır. artlarına uyarak çalı ana elbet verilir. Kıymetli ulemâ ve evliyânın kitaplarından hazırlanmı olan bizim yayınlardan ilmihâl ve dokuzlu kitaplardan hergün bir veya iki sayfa okuyan feyz alır. Feyz, nûr demektir. Nûr kalbe ya ar, kalbi temizler. Okudukça kalb nûrlanır. Okudu unu da anlamaya ba lar. Evliyâ, Resûlullahı iyi tanıdı ı için, Onun mübârek kalbinden feyz alır ve bu feyzler, bunun kalbinden, kendisine ba lananların kalblerine akar. Feyz gelen kalb temizlenir. Ahlâkı güzel olur. Velînin kalbindeki feyzler, nûrlar, güne in ziyâsı gibi yayılır. Onu seven müslümanların kalblerine akar. Onların bu feyzleri aldıklarından haberleri olmaz. Kalblerinin temizlendi ini anlarlar. Karpuzun güne kar ısında olgunla tı ı gibi, kemâle gelirler. Eshâb-ı kirâm, Resûlullahın sohbetinde, böyle kemâle geldi. Kalb kırmak yilik, her yerde iyidir. Fakat akrabaya yapılırsa daha sevab olur. Kalb kırmak kötüdür. Yakınların kalbini kırmak daha kötüdür. Hadis-i erifte (Kalb kırmak, Kâbeyi yetmi defa yıkmaktan daha kötüdür) buyuruluyor. Büyükler buyuruyor ki: yi müslüman hiç gönül kırmaz. Bilir bundan büyük günah olmaz. Kalbi temizlemek Sual: Kalbi temizlemek için ne yapmalıdır? CEVAP Kalbi karartan günahlardır. Hadis-i erifte buyuruldu ki:

(Bir kimse, günah i ledi i zaman kalbinde siyah bir nokta hasıl olur. E er tevbe ederse, o leke silinir. Tevbe etmeyip tekrar günah i lyerse, o leke büyür ve kalbin tamamını kaplar, kalb, kapkara olur.) [Haraiti] Günahlar kalbi kararttı ına göre günaha sebep olacak eylerden de kaçmak gerekir. Mesela uyku mübahtır. Ancak çok uyumak kalbe kasvet verip günah i lemeye zemin hazırlar. Hadis-i erifte buyuruldu ki: (Üç ey kalbe kasvet verir: Yeme i, uykuyu ve rahat olmayı sevmek.) [Deylemî] Günah i leyince, hemen tevbe ve istigfar etmelidir. Hadis-i erifte buyuruldu ki: (Paslanan her eyin bir cilası vardır. Kalbin cilası "Estagfirullah" demektir.) [Deylemî] Ölümü çok hatırlamak da kalblerin pasını siler. Hadis-i erifte buyuruldu ki: (Su de di i, [rutubette kaldı ı] zaman demirin paslandı ı gibi, kalbler de [günah yüzünden] paslanır.) Orada bulunanlar, (Kalblerin cilası nedir ya Resulullah) dediler. Peygamber efendimiz buyurdu ki: (Ölümü çok hatırlamak ve Kur' kerim an-ı okumaktır.) [Beyhekî] Temiz ve Kirli Kalb Müminin kalbi temizdir. Fâsıkların kalbi kirlidir, karadır. Kâfirlerin kalbi ise simsiyahtır. Hadis-i erifte buyuruldu ki: (Müminin kalbi temizdir, orada parlayan bir ı ık vardır. Kâfirin kalbi simsiyahtır ve terstir.) [Taberânî] Kalbi Sıkan Sual: Bir i i yaparken kalbime bir sıkıntı geliyor. Ne yapmak gerekir? CEVAP Muhammed Masum-i Faruki hazretleri buyuruyor ki: Kalbinin ürperdi i i i yapma! Nefsine uyma! üphe etti in i lerde kalbine danı ! Hadis-i eriflerde buyuruldu ki: (Nefse sükunet ve kalbe ferahlık veren i , iyi i tir. Nefsi azdıran, kalbe heyecan veren i günahtır.) [Beyhekî] (Helal olan eyler bellidir. Haramlar da bildirilmi tir. üpheli olanlardan kaçınız! üphesiz bildiklerinizi yapınız!) [Taberânî] Bu hadis-i erifler gösteriyor ki, üphe edilen ve kalbi sıkan eyi yapmamalı! üphe edilmeyeni yapmak caiz olur. Hadis-i erifte buyuruldu ki: (Allahın, Kur' kerimde an-ı helal etti i eyler helaldir. Kur' kerimde bildirmedi i eyleri affeder.) [Tirmizî] an-ı üpheli bir eyle kar ıla ınca, eli kalb üzerine koymalı, kalb çarpması artmazsa, o eyi yapmalı! E er, fazla çarparsa yapmamalıdır! Hadis-i erifte buyuruldu ki: (Elini gö süne koy! Helal eyde kalb sakin olur. Haram eyde çarpıntı olur. üpheye dü ersen yapma! Din adamları fetva verseler de yapma!) [ . Ahmed] manı olan, büyük günaha dü memek için, küçük günahtan kaçar.[C.2 m.110] Kalbi temizlemek Sual: Kalbin karardı ı nasıl bilinir, temizlenmesi nasıl olur? CEVAP Haram yemek kalbi karartır, hasta eder. Zünnun-i Mısri hazretleri buyurdu ki: Kalbin kararmasının dört alameti vardır: 1- badetin tadını duymaz.

2- Allah korkusu hatırına gelmez. 3- Gördüklerinden ibret almaz. 4- Okuduklarını, ö rendiklerini anlayıp kavrayamaz. Muhammed bin Fadl Belhi hazretleri de buyurdu ki: Kalbin kararmasına 4 ey sebep olur: 1- Ö rendi i ile amel etmemek. 2- Bilmeyerek yapmak. 3- Bilmediklerini ö renmemek. 4- Ba kasının ö renmesine mani olmak. Nefs, kötü isteklerden [dinin yasakladı ı eylerden] kurtarılınca, kalb temizlenir. Kalbi temizlemek için riyazet ve mücahede gerekir. Riyazet, nefsin arzularını yapmamaktır. Nefsimiz, haramları, mekruhları arzu eder. Bunlardan kaçmak gerekir. Mücahede, nefsin istemedi i eyleri yapmak demektir. Nefsimiz, iyilik ve ibâdet yapmak istemez. yilik ve ibâdet ederek kalbi temizlemelidir! Nefsin istedi i her ey, sonsuz ahiret nimetleri yanında kıymetsizdir. Ahiret nimetleri altın ise, dünya menfaatleri teneke bile de ildir. Bu geçici basit menfaatler, sonsuz nimetlerle mukayese bile kabul etmez. Bozuk Kalbliler mam-ı Rabbanî hazretleri buyuruyor ki: Allahü teâlânın emirlerini yapmamak kalbin bozuk olmasındandır. Kalbin bozuk olması, dine tam inanmamaktır. manın alameti, dinin emirlerini seve seve yapmaktır. [Namaz kılmayıp günah i liyenin, (Benim kalbim temiz, sen kalbe bak) demesinin çok yanlı oldu u buradan da anla ılır.] Kalb, sevgi yeridir. Sevgi bulunmıyan kalb ölmü demektir. Kalbde, ya dünya sevgisi veya Allah sevgisi bulunur. Allahı anarak, ibâdet yaparak, kalbden dünya sevgisi çıkarılınca, kalb temiz olur. Bu temiz kalbe, Allah sevgisi, kendili inden dolar. Günah i leyince, kalb kararır, hastalanır, dünya sevgisi yerle ir ve Allah sevgisi gider. Kalbin bu hali, bir i eye benzer. Su doldurunca, havası çıkar. Suyu bo altınca, hava kendili inden dolar. Dört Engel Kalbi temizlerken dört engel çıkar: 1- Mal sevgisi: Malın kendisi de il, sevgisidir. Kalbi temizlemek, ahireti kazanmak için malın önemi büyüktür. Fakat mal sevgisi engeldir. Mal sevgisini kalbden çıkarmalıdır! 2- Makam sevgisi: Ahiret nimetlerini elde etmek için makam ve mevki elbette iyidir. Mal gibi makamın da kendisi de il sevgisi engeldir. Hizmet için bir makama talip olmak ba ka ey, nefsin arzularını tatmin için makam sahibi olmak ayrı eydir. 3- Yabancı sevgi: Allah sevgisinden ba ka her sevgiyi kalbden çıkarmalıdır! 4- Günah: Her günaha tevbe etmelidir! Hadis-i erifte buyuruldu ki: (Kim günah i lerse, kalbinde siyah bir nokta hasıl olur. Tevbe ederse silinir. Günahlara devam ederse, o leke büyüyüp kalbin tamamını kaplar.) [Nesâî] Bu dört engeli a mak için dört ey gerekir. 1- Çok yememek, helalinden yemek. Hadis-i erifte buyuruldu ki: (Çok yiyip içmekle kalbinizi öldürmeyin!) [ .Gazali] (Haram karı tırmadan, kırk gün helal yiyenin kalbi nurla dolar. Kalbine nehir gibi hikmet akar. Dünya sevgisi kalbinden çıkar.) [Ebu Nuaym] 2- Çok uyumamak.

Çok yiyen çok su içip çok uyur. Çok uyuyan da Kıyamette pi man olur. Hadis-i erifte buyuruldu ki: (Allahü teâlâ, çok yiyip içeni ve çok uyuyanı sevmez.) [ .Gazali] 3- Çok konu mamak. Hadis-i erifte, (Çok konu an çok hata eder, çok günah i ler. Çok günah i liyen de, Cehenneme gider) buyuruldu. (Ebu Nuaym) 4- Kötülerden uzak durmak. Hadis-i erifte buyuruldu ki: (Ki inin dini, arkada ının dini gibidir, kiminle arkada lık etti inize dikkat edin.) [Hakim] Kalb ile i lenen günahlar Sual: Kalp ile i lenen günahlar nelerdir? CEVAP Hep evinde duran veya hasta olup dı arı çıkamayan kimse de günah i leyebilir. Kalb ile i lenen altmı tan fazla günah vardır. Bunlardan bazıları kısaca öyledir: Tul-i emel, zevk sürmek için çok ya amayı istemektir. Tul-i emelin sebepleri, dünya zevklerine dü kün olmak ve ölümü unutmak ve sıhhatine, gençli ine aldanmaktır. Tul-i emelli, ibâdetleri vaktinde yapmaz, tövbeyi terk eder. Kalbi katı olur. Nasihat tesir etmez. Ölümü unutur. Hep dünya malına ve mevkiine kavu mak için ömrünü harcar, ahireti unutur, dünyanın faydasız zevkini dü ünür. Bunlardan kurtulmak için, ölümün her an gelebilece ini dü ünmeli, sıhhatin, gençli in ölüme mani olmadı ını unutmamalıdır! Birçok hastanın iyile ip ya adı ı, sa lam birçok ki inin öldü ü çok görülmektedir. Hadis-i erifte buyuruldu ki: ( nsan ya landıkça, mal hırsı ve tul-i emeli gençle ir.) [Müslim] Kibir, kendisini bir veya birkaç bakımdan ba kasından üstün görmektir. Yanına ba kasının oturmamasını istemek, do ru sözü kabul etmemek, kusurunu söyleyene te ekkür etmemek ve hep zenginin davetini tercih etmek kibir alametidir. Kibirli olan, salih insan olamaz. Kibir, her iyili e engeldir. Kibirli de ilim diyen, kibirlidir. Kur' kerimde an-ı buyuruluyor ki: (Allah, kibredenleri sevmez.) [Nahl 23] Ucup kendisini ba kasından üstün bilmek, yaptı ı iyi i ler sebebiyle kendini be enmektir. Ucbeden, günahlarını hatırlamaz. Allahü teâlânın kendine ihsan etti i iyilik etme nimetini kendinden bilir, kabiliyeti ile övünür. Suizan, birinin kötü bir i yaptı ını zannetmektir. Kalbe gelen kötü dü ünce, o hâliyle suizan olmaz. Kalbin o tarafa kayması suizan olur. Mesela birisinde bir kalem görünce, (Acaba bu kalemi çalmı olabilir mi) diye dü ünmek suizan olmaz. (Çalmı olabilir) diye zannetmek suizan olur. Haset, kıskanmak, çekememektir. Onun haklı olan sözlerini ve nasihatlerini reddeder. Kendisinden üstün bile olsa, ona kar ı kibirlenir, ondan bir ey sorup ö renmek istemez. nsan, hasetten kurtulamaz. Mesela birinin iyi bir arabasını görünce, onda kusur arar. ( urası öyle, burası böyle) der. Haset edenin ömrü üzüntü ile geçer. Haset etti i kimsenin nimetinin azalmadı ını, hatta arttı ını görerek, sinir krizi geçirir. Hasetten kurtulmak için, haset etti ine hediye vermeli, ona kar ı tevazu göstermeli ve onun nimetinin artması için duâ etmelidir. Hıkd, ba kasından nefret etmek, ona kar ı kin beslemektir. Kendine nasihat verene kin beslemek haramdır. Onu sevmek, ona hürmet etmek gerekir. Hâlbuki o, kendisi ile aynı derecede veya daha üstün olana kızar. Bir ey yapmak elinden gelmedi i için, ona kar ı kibirlenir. Tevazu gösterilmesi gerekene tevazu edemez. Onun haklı sözlerini, tavsiyelerini kabul etmez. Herkese kar ı ondan daha üstün oldu unu göstermek ister. Ona eziyet verse de, özür dilemez.

ematet, ba kasına gelen belaya sevinmektir. Hadis-i erifte, (Arkada ınıza ematet ederseniz, Allahü teâlâ, belayı ondan alır, size verir) buyuruldu. Hicr, dostuna darılmaktır. Üç günden fazla dargın durmak helal olmaz. Gadr, sözünde durmamaktır. Hadis-i erifte, (Gadr eden, kıyamette kötü ekilde ceza görür) buyuruldu. ( slâm Ahlâkı) Kibir ve kibirden kurtulu yolları Sual: Cömertlikle ilgili yazı gibi, kibir hakkında da tafsilatlı bir yazı yazıp, kibirden kurtulu yollarını bildirirseniz çok iyi olur. CEVAP Kibir, kendini ba kasından üstün görmektir. Yapıldı ı yerlere göre üçe ayrılır: 1- Allahü teâlâya kar ı kibirdir. Kibrin en kötüsü budur. Nemrud, Firavun böyle idi. lahlık iddiasında bulundular. Bazı dinsizler de ibâdet etmeyi a a ılık sanarak kibirlendiler. Allahü teâlâ buyuruyor ki: (Bana ibâdeti, kulluk etmeyi büyüklü üne yediremiyenler alçalmı olarak Cehenneme girecektir.) [Mümin 60] 2- Peygamberlere kar ı kibirdir. Bazılarının, peygamberleri kendileri gibi bir insan gördükleri için, onlara uymayı kabul etmeyip kibirlendikleri Kur' kerimde bildiriliyor. Mesela Peygamber efendimiz için an-ı dediler ki: (Bu da sizin gibi bir insan. Kendiniz gibi bir insana itaat ederseniz, hüsrana u rarsınız.) [Müminun 33, 34] 3- nsanlara kar ı kibirdir. Kibir Nasıl Anla ılır? Kibir çe itlidir. Her insanın kibirlendi i yerler farklı olabilir. Bir insan kendinin kibirli oldu unu bilebilir mi? Çok kolay bilir. Bir kimse, herhangi bir hususta kendini ba kasından üstün görüyorsa kibirlidir. Çünkü büyüklük ve üstünlük ancak Allaha mahsustur. Yanına ba kasının oturmasını istememek ve hastalarla birlikte oturmamak, evinin i ini alıp evine getirmemek ve kullanılmı elbisesini tekrar giymekten ho lanmamak, i ba ında i elbisesi giymek istememek, fakirlerin davetine gitmek istemeyip zenginlerinkini tercih etmek, akrabasının ve çocuklarının ihtiyaçlarını temin etmemek, do ru sözü, haklı tenkidleri kabul etmeyip münaka a etmek, kusurunu, kabahatini bildirenlere te ekkür etmemek, içeri girince, oradakilerin aya a kalkmaları ho una gitmek gibi eyler kibir alametidir. Bir yere giderken, arkada ı önce girince, ona ( nsan nezaket icabı olsun siz buyurun demez mi?) demek veya dü ünmek yahut önce arkada ının selam vermesini beklemek kibir alametidir. Hadis-i erifte buyuruldu ki: (Selamı önce veren kibirden beridir.) [Beyhekî] Bir yere girerken arkada ına (Sen gir) diye emir vermek, önce girmesi için ısrar etmek de ekseriya kibir alametidir. Orada tevazu göstermesi yapmacıktır. Cüneyd-i Ba dadi hazretleri, (Tevazu göstermeye çalı mak da kibirdir. Çünkü kendinde bir varlık hisseden tevazu göstermeye çalı ır. Gerçek tevazu ehli, kendinde bir varlık hissetmez ki, tevazu göstermeye çalı sın. Onun tevazuu tabiidir, yapmacık de ildir.) buyuruyor.

Bir kimse, tevazu göstermek için, (Ben Besmelenin "Be"sinin altındaki noktayım.) deyince, ibli hazretleri, (Kendine bir mevki mi gösteriyorsun?) buyurdu. Kendini bir ey zanneden kimsenin tevazudan nasibi olmadı ını bildirdi. Bazısı da, (Bu günahkâr, bu fakir) diyerek kendinin tevazu ehli oldu unu göstermeye çalı ır. Bir günahını söyleyince hemen kızar. O zaman sözünde yapmacık oldu u anla ılır. Din büyükleri de "bu fakir" diye kullanırlar. Fakat bunlar böyle sözlerinde samimidir. Tevazu göstermekle, tevazu sahibi olmak çok farklıdır. Tevazu sahibi övülmü , tevazu göstermeye çalı an ise yerilmi tir. Kibirlenmekle, kibirli görünmek de böyle farklıdır. Kibirliye kar ı, kibirli görünmek sevabdır. Hadis-i erifte buyuruldu ki: (Kibirliye kibirli görün! Böylece, onu hakir ve küçük dü ürmü olursun.) [ . Gazalî] Ba kasının tenkidinden ho lanmıyor, onun benden ne farkı var, o da bir insan diyorsa, hakkı onun a zından duymak zor geliyorsa, bilsin ki bu da kibirdendir. Kibirli münkirler, peygamberlere (Siz de bizim gibi insansınız.) demi lerdi. ( brahim 10) Fudayl bin yad hazretleri "Tevazu, ister cahilden, ister çocuktan duyulsa da hakkı tereddütsüz kabul etmektir." buyuruyor. Kabul edemiyen kibirlidir. Bazı kimseler, birinden yol sormaya çekinirler. Bir ey ö renmek, sormak onlara zor gelir. Hatta çok lüzumlu bir dini soruyu bile sormak istemez. Kopan dü mesini dikmemek, maiyetinde çalı anlarla yemek yememek, kendi yükünü bile ta ımamak da kibirdendir. Hadis--i erifte buyuruldu ki: (Gömle ini, ayakkabısını tamir eden, hizmetçisi ile yemek yiyen ve çar ıdan yükünü kendi ta ıyan kibirden uzaktır.) [Ebu Nuaym] nsanların hep kötü yönlerini görüp, ortalık çok bozuldu diyen kibirlidir. ( nsanlar helak oldu diyenin asıl kendi helak olmu tur.) [Müslim] Allah için sinirlenenler, varsa da, nefsinden, eytandan dolayı sinirlenen çoktur. Allahü teâlâ, Eshab-ı kiramı, (Kâfirlere gazap ederler) diye övüyor. Fakat kibrinden dolayı sinirlenmek, gazaplanmak kötüdür. sa aleyhisselam gazabın da kibirden oldu unu bildiriyor. Hadis-i erifte (Gazap imanı bozar.) buyuruluyor. (Beyhekî) Kibir, di er günahlardan niçin daha büyüktür? Çünkü, kibir, yani büyüklük ancak Allahü teâlâya mahsus iken, kulun kibirlenmesi, bir kölenin hükümdarın tacını ba ına geçirerek onun kürsüsüne de oturup hükmetmesine benzer. Hükümdarın bir emrini yapmıyarak suç i lemekle, hükümdarlı ına sahip çıkmak arasında elbette büyük fark vardır. te kibirlenmek, Allahın emrini yapmamak gibi bir suç de il, bizzat ilah olmak gibi büyük suç oluyor. Bu suçun biraz daha a a ısı ilahlı a ortak olmaktır. Hükümdarın maiyetine hakaret eden, onlara üstünlük taslayan ve onları kendi idaresine almak isteyen kimse, bir noktada hükümdara ortak olmu sayılır. Her ne kadar bunun tahtına oturmak gibi de ilse de ona yakındır. Bütün yaratıklar, Allahü teâlânın kullarıdır. Bunlar üzerinde büyüklük, hakimiyet, yalnız Ona mahsustur. nsanlara bu ekilde kibirlenen, Allahü teâlâya ortak olmu sayılır. Kibir, insanı, Allahü teâlânın bütün emirlerine muhalefete davet eder. Çünkü kibirli insan, ba ka birinden hak ve hakikati duysa, onu kabul etmek istemez, hemen kar ısına çıkar. Dini konularda bile münazara edilse, hemen inkara kalkı ır. Hatta hakkı, kar ıdakinin dilinden duysa hemen çe itli yollardan, do ru oldu unu bile bile onu çürütmeye çalı ır. Kibrin zararları hakkında hadis-i eriflerde buyuruldu ki: (Kendisine el pençe divan durulmasını isteyen Cehennemdeki yerine hazırlansın!) [ . Ahmed] (Kibirden de uzak oldu u hâlde ölen Cennete girer.) [Tirmizî] (Kibirli fakire iddetli azab vardır.) [Müslim] (Yiyin, için, giyinin ve tasadduk edin fakat israftan ve kibirden sakının.) [ . Mace]

(Nuh aleyhisselam ölüm dö e inde iken çocuklarına dedi ki: Size iki eyi emreder, iki eyi yasaklarım. Yasakladı ım irk ile kibirdir. Emretti im ise, "La ilahe illallah" ve "Sübhanallahi ve bihamdihi" demektir.) [Hakim] (Kibirliler kıyamette zerre gibi ayak altında kalır. Herkes onları çi ner.) [Tirmizî] (Kibirli, Allahı gadablı bulur.) [Beyhekî] (Allahü teâlâ buyurdu ki: Kibriya ve azamet bana mahsustur. Bu ikisinde bana ortak olanı hiç acımadan Cehenneme atarım.) [Müslim] (Kalbinde zerre kadar kibir olan Cennete giremez.) [Müslim] (Kibirli, hakkı küçük görür, inkar eder, insanlara hakaret gözü ile bakar.) [ .Gazali] Kibrin ba lıca sebepleri unlardır: 1- lim, 2- badet, 3- Nesep, 4- Güzellik, 5- Kuvvet, 6- Servet, 7- Mevki, 8Yakınların çoklu u. 1- L M: lmi ile kibirlenmek, afetlerin en büyü üdür. Hastalıkların en a ırı ve tedaviyi en zor kabul edeni ilmi ile kibirlenmektir. Hadis-i erifte buyuruldu ki: (Âlimin afeti, kendini büyük görmesidir.) [ . Gazalî] Bir eyler bilen kimse, kendini büyük, bunları bilmeyenleri de hakir, a a ı görür. Onlardan her zaman saygı, hizmet bekler. Ba kalarını a a ı gördü ü için, onların halinden endi eye dü er. Böyle kimseler ilmi arttıkça, daha çok tehlikeye dü er. Fakat tevazu ehlinin ilmi artarsa, tevazuu da artar. (Allahtan ancak âlimler korkar.) ayet-i kerimesi, tevazu ehli âlimleri bildirmektedir. lim silah gibidir. Dü man elinde zararı, dostun elinde faydası olur. Yani ilim, kibirlinin kibrini, tevazu ehlinin tevazuunu artırır. lim ya mur gibidir. Ya mur, temiz olarak ya ar, bitkilerin kökleri bu suyu emer, kendi vasfına çevrilir. Aynı ya mur suyu, biberi acıla tırırken, karpuzu tatlıla tırır. Temiz olan ilim de, kibirliyi azdırır, mütevazının da tevazuunu artırır. Kabül Ahbar hazretleri "Malın azdırdı ı gibi ilim de azdırabilir." buyurmu tur. Az da olsa, bir ey bilen insan cahillerin yanlı lıklarını görünce, ben onlar gibi de ilim diye kendini be enir. lim sahibi de, ekseriya, kendini cahilden üstün görür. Âlim, kibirden ancak iki eyi bilip amel etmekle korunabilir. Birincisi: Allahü teâlâ katında âlimin mesuliyetinin daha fazla oldu unu bilmesidir. Çünkü, günah oldu unu bilerek isyan eden ile, bilmiyerek o günahı i liyenin cezası elbette bir olmaz. Hadis-i eriflerde buyuruldu ki: (Kıyamette bir din adamı getirilip Cehenneme atılır. Cehennemdeki tanıdıkları ona, "Sen dünyada dinin emirlerini bildirirdin. Niçin bu azaba dü tün?" derler. O da, " nsanlara, günahtır, yapmayın" der, kendim yapardım. "Yapın" dediklerimi de yapmazdım. Bunun cezasını çekiyorum" der.) [Buharî] (Mirac gecesi ate ten makaslarla kendi dudaklarını kesen insanlar gördüm. Bunların kim oldu unu Cebrail aleyhisselama sordum."Kendilerinin yapmadıklarını "yapın" diyen vaizlerdir" dedi.) [Müslim] (Kıyamette en iddetli azab, ilmi kendine fayda vermiyen din adamınadır.) [Beyhekî] (Cehennemde azab çekenlerden bazılarının yaydıkları kötü kokular, di erlerine ate ten daha fazla azab verir. "Sen ne günah i ledin ki, öyle pis koku çıkarıyorsun?" diye sorulunca, "Ben din adamı idim. Bildiklerimi yapmazdım"der.) [ . Ahmed]

blis, âlim idi. Fakat ilmi ile amel etmedi. Da da kalan kimsenin yanında, çe itli silahlar bulunsa, bunları kullanmasını iyi bilse ve çok cesur olsa, kendine hücum eden arslana kar ı kullanmadıkça, bu silahların faydası olur mu? Elbette olmaz. Bunun gibi, din bilgilerinden yüzbin mesele ö rense, bunları kullanmadıkça, faydalarını görmez. Bir hasta, derdine en faydalı ilacı bulsa, kullanmadıkça, faydasını görmez. Bilip de amel etmiyenler, Cuma suresi 5. ayetinde e e e, Araf suresi 175. ve 176. ayetlerinde ise köpe e benzetilmi tir. Ne zaman ki, bir âlim, cahile nisbetle kendini üstün görmeye ba larsa, içinde bulundu u bu büyük tehlikeyi dü ünmelidir. Bunu dü ününce, cahile göre mevkii üstün oldu u gibi, tehlikesinin de o nisbette büyük oldu unu anlar. Bu âlim, hayatı tehlikede olan hükümdar gibidir. Hükümdarı yakalayıp öldürecekleri zaman "Ke ke bir hizmetçi olsaydım da bu tehlike ile kar ıla masaydım" der. Nice âlimler var ki, kıyamette, ilmi ile kibirlenmenin cezasını görünce, Ke ke cahil olsaydım diyecektir. te bu tehlikeleri dü ünmesi, âlimi kibirden korur. Nefsi A a ılamak kincisi: Kibrin büyük günah oldu unu, insan, nefsini ne kadar a a ılarsa, Allahü teâlâ indinde kıymetinin o kadar yükselece ini, kendine kıymet verenin, Allah katında kıymetinin olmayaca ını bilmesidir. lmi oldu u hâlde, kibrin zararını bilmeyene âlim demek yanlı olur. nsanın ilmi arttıkça, Allahtan korkması da artar, günah i lemeye cesaret edemez. Kendinden a a ı olanlara, fâsıklara ve facirlere kar ı da kibirli olmamalıdır. Bir âlim, cahili görünce, (Bu, bilmedi i için günah i liyor. Ben ise bilerek günah i liyorum.) demelidir. Bir âlimi görünce, (Bu benden daha çok biliyor ve ilim ve ihlas ile amel ediyor. Ben böyle de ilim.) demelidir. Kendinden ya lısını görünce, (Bu benden daha çok ibâdet etmi tir.) demelidir. Gençleri görünce (Bunların günahı az, benim günahlarım çok.) demelidir. Kendi ya ındakini görünce, (Ben kendi günahlarımı biliyorum, onun ne yaptı ını bilmiyorum.) demelidir. Bir bid' sahibini veya gayr-i müslimi görünce, ( nsanın hali son at nefeste belli olur. Bu belki hidayete kavu abilir. Acaba benim hâlim ne olacak?) demeli, bunlara kibretmemelidir. nsanın kendi günahlarını unutmaması ve son nefesinin nasıl olaca ını dü ünmesi gerekir. Ahırette kimin kimden üstün olaca ı, dünyada kesin olarak bilinemez. Nice din adamı, kâfir olarak can vermi tir. Nice kâfirlere de iman ile can vermek nasip olmu tur. O hâlde, hiç kimseye Cehennemlik, kendine de Cennetlik dememelidir. Fâsık ve bid' sahiplerine bu zederken kibirden sakınmalıdır. Bu da kızmayı kendi için at de il, bunu emreden Allahü teâlâ için yapmakla ve kızarken kendini selamette, kar ısındakini helakte görmemekle olur. Mesela; bir kimse, çocu unu, hizmetçisi ile bir yere gönderirken, çocuk kabahat i lerse, darılmasını, hatta dövmesini emreder. Bu da, çocuk kabahat yapınca, onu döver. Fakat döverken, babasının yanında kendinin çocuktan daha kıymetli olmadı ını da bilmektedir. Ona kibredemez. Müminin kâfiri sevmemesi, buna benzemektedir. Allahü teâlâ müminlerin kendilerinin de il, imanlarının üstün oldu unu bildirdi. man kimde bulunursa, o üstün olur. Sonsuz üstünlük ise, son nefeste belli olur. Cüneyd-i Ba dadi hazretlerine bir papaz gelerek der ki: - Ya Cüneyd sen mi üstünsün ben mi? - Bu suâlinin cevabını ancak yarın verebilirim! Ertesi gün papaz gelip de Cüneyd-i Ba dadi hazretlerinin vefat etmi oldu unu görünce, tabutunun yanına vararak der ki: - Ya Cüneyd, bana bugün gelmemi söylemi tin. Cüneyd-i Ba dadi hazretleri, tabuttan ba ını kaldırıp buyurur ki:

- Bir kimsenin üstünlü ü son nefeste belli olur. Ölmeden önce son nefeste imanla gidip gitmiyece imi bilmedi im için dünkü suâlinin cevabı bugüne kaldı. Elhamdülillah imanla öldüm. Artık senden üstün oldu umu söyleyebilirim. 2- BADET: badeti sebebiyle kibirlenmek de büyük felakettir. Bunun için "Çok ibâdet edenin, kibirden kurtulması zor olur." denilmi tir. Beni srailden bir fâsı ın kötülü ünü duymayan kalmamı tı. Soylu bir abid de ibâdetiyle öhret bulmu tu. Kötü kimse, bu Abidin yanından geçerken, "Gideyim, u Abidin yanına oturayım, belki Allahü teâlâ onun hürmetine beni affeder" diye dü ündü. Gidip Abidin yanına oturdu. Abid ise, üzerinde bulutun gölgelendirdi i bir zat oldu u için, üstünlü ü ile böbürlenip, "Bu fâsık, benimle niye oturuyor?" diyerek, oradan kalktı. Fâsık da çekip gitti. Fakat Abidin üzerindeki bulut, fâsıkla beraber gitti. Allahü teâlâ zamanın Peygamberine (Allah insanların niyetlerine göre muamele eder. Fâsıkın yaptıklarını iyi niyetinden dolayı affettim. Abidin yaptıklarını da kibri sebebiyle yok ettim.) diye vahyetti. Abidin, imanlı fâsıklı hakir, yani a a ı görmesi felaketine sebep oldu. Hadis-i eriflerde buyuruldu ki: (Müslümanı hakir görmek, ki iye kötülük olarak yeter.) [Müslim] (Kendini be enen helak olur.) [Buharî] 3- NESEP: Asil bir aileye mensup olan, kendi gibi soylu olmayanı hakir görür. Bir gün iki ki i Peygamber efendimizin huzurunda birbirine üstünlük taslıyarak biri, "Ben falancanın o lu filanım. Ya sen kimsin?" dedi. Bunun üzerine Peygamber aleyhisselam buyurdu ki: (Musa aleyhisselamın yanında iki ki i birbirine kar ı övünmeye ba ladı. Hatta biri ecdadını 9 batın geriye do ru saydı. Allahü teâlâ, Hz. Musaya öyle vahyetti: "Ona söyle, iftihar etti i 9 ki i Cehennemdedir. Kendi de onuncusudur.") [ . Ahmed] Babaları ile, dedeleri ile övünmek, cahillik ve ahmaklıktır. Kabil, Âdem aleyhisselamın o lu idi. Yam da, Hz.Nuhun o lu idi. Babalarının Peygamber olması, bunları küfürden kurtarmadı. Hadis-i eriflerde buyuruldu ki: (Atalarınız ile övünmeyi terkedin) [Ebu Dâvud] (Bir kimsenin kendi kötü ise, ahırette nesebenin [soy-sopunun] üstünlü ü ona fayda vermez.) [Taberânî] 4- GÜZELL K: Bu daha çok kadınlarda görülür. Ba kalarını ayıplamaya, küçük dü ürmeye ve gıybete vesile olur. Hâlbuki güzellik, insanda kalıcı de ildir, er-geç gider. Geçici olan eyle kibirlenmek, ahmaklıktır. Kibredenin güzelli i, gübrelikte biten gül gibidir. 5- KUVVET: Kuvveti ile zayıflara üstünlük sa lar. Gücü, kuvveti ile kibretmek de, cahilliktir. Çünkü hayvanların kuvvetleri, insanlardan kat kat fazladır. Bir insan fil kadar kuvvetli olamaz. Kaplan gibi ko amaz. Ku gibi uçamaz. Gece kedi gibi göremez. Hayvanlar, bir bakımdan insandan üstündür. Hiç kimse, hep kuvvetli kalaca ını, hastalı a, tehlikeye, kazaya u ramıyaca ını iddia edemez. Böyle geçici olan ve hayvanlarda da bulunan üstünlüklerle kibirlenmek elbette uygun olmaz. 6- SERVET: Bu daha çok zenginlerde görülür. Hâlbuki mal sahibi olmak, çok zengin olmak da üstün olmayı gerektirmez. Karunun çok malı vardı. Malı ile beraber kahrolup gitti. Geçici olarak sahib olunan servet ile, mal ile kibirlenmek, çok çirkindir. Çünkü varlı ı ile kibretti i malı telef olur, evi yıkılır da kendi açıkta kalır. 7- MEVK : Gelip geçici olan makam, mevki de üstünlük sebebi de ildir. Bir çok krallar, derebeyler, Firavunlar mevki sahibiydi. Hepsi gitti. Ancak iyilerin iyili i, kötülerin kötülü ü söylenmektedir. Kötü birinin mevki, makamı ile övünmesi neye yarar? am Ordusu kumandanı Ebu Ubeyde bin Cerrah hazretleri büyük bir kalabalıkla Hz. Ömeri kar ıladı. Hz. Ömer kölesi ile nöbetle e deveye bindi inden, Halife devesinden indi.

Yerine kölesi bindi. Devenin yularından tuttu. Ayakkabılarını çıkarıp deredeki sudan geçti. Bunu gören kumandan dedi ki: - Efendim, bütün amlılar, bilhassa Rumlar, müslümanların halifesini görmek için toplandılar. Size bakıyorlar. Bu yaptı ınızı nasıl izah edebiliriz? Hz. Ömer buyurdu ki: - Ya Eba Ubeyde! Senin bu sözünü i itenler, insanın erefini, vasıtaya binerek gitmekte ve süslü elbise giymekte sanacaklar. Biz daha önce zelil ve hakir bir kavimdik. Allahü teâlâ, bizleri müslümanlıkla ereflendirdi. Bundan ba ka eref ararsak, Allahü teâlâ bizi zelil eder, her eyden a a ı eder. 8- YAKINLARIN ÇOKLU U: Bazısı, evladının, akrabasının, tanıdıklarının çoklu u ile üstünlük taslar. Bir kimsenin kendi iyi de ilse, bütün dünya onun akrabası olsa ne çıkar? Bunların hiç biri mutlak üstünlük de ildir. Kibre çok benziyen, ayırt edilmesi çok zor olan bir hastalık daha vardır. Bunun adı da ucbdur. Kibir, kendini ba kasından üstün göstermek, ucb ise, kendini ba kasından üstün bilmektir. Hiç kimsenin bulunmadı ı yerde insan ucb sahibi olabilir, fakat kibirli olamaz. Çünkü insan, kimse olmasa da kendini ve i ini be enebilir. Fakat kimse olmadı ı için kendini büyük gösteremez, kibirlenemez. (Üç ey insanı felakete götürür: Hasislik,nefse uymak, ucublu olmak) [Beyhekî] Ucb, yaptı ı iyi i ler sebebiyle kendini be enmektir. nsan, kendini be enince, ba kalarından üstün görebilir. Bu da kibirdir. Ucbdan kibir do ar. Bir kimsenin ucub sahibi olup olmadı ı, u alametlerden belli olur: Ucublu kimse, 1- Kibirli olur. 2- Günahlarını unutur. 3- Allahü teâlânın azabını unutur. 4Büyüklerden istifade edemez, âlimlerin sohbetinden mahrum kalır. 5- Kimseyle me veret etmez, danı maz. Kibirden kurtulmak için tevazu sahibi olmaya, ucbdan kurtulmak için de minnet ehli olmaya çalı malıdır! Diyelim ki bir kimsenin hitabeti güzeldir. Bundan dolayı kendini be enir, yani ucbeder. Minnet, nimete kendi eliyle de il, Allahü teâlânın lütfu ile kavu tu unu dü ünmektir. Hitabet güzelli inin cenab-ı Hakkın bir lütfu oldu unu dü ünen, kendini be enemez. Kibir, en büyük günahlardan biridir. nsanı kibre dü üren ucbdur. Ucb ise, ilim, ibâdet, yakınlarının, çoklu u gibi sebeple kendini be enmektir. Bunların Allahü teâlânın lütfu oldu unu bilen, ucba dü mez, dolayısıyla kibretmez. Tevazu yükseltir Sual: Kibirden kurtulup tevazu sahibi olmak için ne yapmalıdır? CEVAP Kibrin aksine tevazu denir. Tevazu, kendini hiç kimseden üstün görmemektir. Kibir ne kadar kötü ise, tevazu da o kadar iyidir. Hadis-i eriflerde buyuruldu ki: (Zillete dü miyecek ekilde tevazu gösterene müjdeler olsun!) [Taberânî] (Allah, tevazu edeni yüceltir.) [Bezzar] ( eref tevazudadır.) [ . Ebiddünya] (Tevazu edin ki, Allah size rahmet etsin!) [ sfehani] (Allah için affedenin erefi artar, tevazu gösteren de yüceltir.) [Müslim] (Allahü teâlâ, tevazu edeni yedi kat göklere kadar yükseltir.) [Beyhekî]

(Tevazu eden, helal kazanan, huyu güzel olan, herkese kar ı yumu ak olan ve kimseye kötülük etmiyen, insanların iyisidir.) [Berika] ( manın kemalini istiyen, tevazu göstersin.) [Berika] (Ki i kibirlenince, iki melek, "Ya Rabbi bunu alçalt!" derler. Tevazu ederse, "Ya Rabbi bunu yükselt!" derler.) [Beyhekî] (Mütevazılara tevazu gösterin! Kibirlilere de kibirli görünün!) [ .Gazali] (Allahü teâlâ, tevazu üzere olmamı emretti. Hiç kimse, di erine kar ı büyüklenmesin!) [Ebu Dâvud] Tevazu hakkında islâm âlimleri buyuruyor ki: Tevazu, cahilden veya çocuktan da olsa, hakkı i itince boyun büküp hemen kabul etmektir. (Fudayl bin yad) Tevazu, kar ıla tı ın her müslümanın senden a a ı olmadı ını kabul etmektir. (Hasan-ı Basri) Hased Edilmiyen Nimet "En kötünüz mescidden çıksın" denilse, benden önce kapıya çıkan olmaz. Ancak daha çabuk ko an olursa onu bilmem. (Malik bin Dinar) Ba kanlı ı seven, iflah olmaz. (Fudayl bin yad) Kendinden daha kötü kimsenin bulundu unu zanneden kibirlidir. (Bayezid-i Bistami) Her nimet sahibi hased edilir. Hased edilmiyen tek nimet, tevazudur. (Urve) erefli insan, ibâdet edip yükseldikçe tevazu gösterir. Adi insan ise ibâdet ettikçe büyüklenir. (Yahya bin Halid) Tevazu güzeldir, zenginin tevazuu daha güzeldir. Kibir çirkindir, fakirin kibirli olması daha çirkindir. ( . Gazalî) hlas ehline göre, tevazu göstermek de kibir sayılır. Çünkü kendinde bir varlık hisseden tevazu göstermeye çalı ır. Hâlbuki gerçek ihlas ehli, kendinde bir varlık görmez ki tevazu göstersin. (Cüneyd-i Ba dadi) Tevazu gösterebilmek için, (Ben Besmelenin "Be’sinin altındaki noktayım.) diyen birine, Hz. ibli, (Kendine bir mevki mi gösteriyorsun?) buyurdu. Kendini bir ey zanneden, kimsenin tevazudan nasibi olmadı ını bildirdi. Cehennemlik görmek istiyen, kendi oturdu u hâlde, ba kasını ayakta tutan kimseye baksın! (Hz. Ali) Ardından insanların gelmesinden ho lanan, Allahtan uzakla ır. (Ebudderda) sa aleyhisselam buyurdu ki: Mahsul, ovadaki sulu ve yumu ak toprakta yeti ir, da larda, sert topraklarda yeti mez. Bunun gibi, hikmet de, mütevazı olanların kalblerinde geli ir, kibirlilerin gönüllerinde geli mez. Bir kimse, ba ını yükse e kaldırırsa, tavana de er ve yaralanır, e erse tavan ona gölgelik eder ve kendini korur. Kendini be enmek Sual: Bir müslümanın, kendini cennetlik gibi, günahkârları da cehennemlik gibi görmesi do ru nudur? CEVAP Günahkârları be enmemelidir. fakat kendini günahkârlardan üstün de görmemelidir. Kendini cennetlik, günahkârı cehennemlik bilmemelidir. Hatta kâfir için bile böyle

dü ünmemelidir. Kâfir, bir Kelime-i ehadet getirerek cennetlik, bir söz söyliyerek cehennemlik olabilir. srailo ullarından bir e kıya, kırk yıl günah i ler. Bir gün Hz. sayı havarilerden biri ile giderken görür. Yaptı ı e kıyalı a pi man olur. "Ben bunlara katılayım" diyerek pe lerine takılır. Havarinin yanına yakla ır, "Benim gibi bir e kıyanın böyle bir zatın yanında gitmesi uygun olur mu?" diye dü ünür. Havari de, "Bu yol kesici nereden çıktı? Benimle nasıl gelir?" diyerek ondan uzakla ıp sa aleyhisselama yakla ır. Allahü teâlâ Hz. sa' vahyeder ya ki: " kisine de söyle! kisinin de geçmi lerini mahvettim. Yeniden amele ba lasınlar. Kendini be endi i için havarinin ibâdetini mahvettim. Kendini a a ı gördü ü için de e kıyanın günahlarını affettim." Hz. sa, durumu her ikisine de bildirir ve e kıyayı havarileri arasına alır. ( . Gazalî) Tevazu ve kibir Sual: Kibrin zararını biliyoruz. Tevazu sahibi olmak için ne yapmak gerekir? CEVAP Tevazu sahibi olabilmek için dünyaya niçin geldi ini, nereye gidece ini bilmek gerekir. Hiç yok idi. Önce bir ey yapamayan, hareket edemiyen bebek oldu. imdi de, her an hasta olmak, ölmek korkusundadır. Nihayet ölecek, çürüyecek ve toprak olacaktır. dam odasına sokulmu olup, idam olunaca ı zamanı bekleyen kimsenin, dünya zindanında, her an ne zaman azaba götürülece ini beklemektedir. Ölecek, le olacak, böceklere yem olacak, kabir azabı çekecek, sonra diriltilip kıyamet sıkıntılarını çekecektir. Cehennemde sonsuz yanmak korkusu içinde ya ayan kimseye tekebbür mü yakı ır, tevazu mu? nsanların yegane yaratıcısı, yeti tiricisi, her an tehlikelerden koruyucusu olan ve kıyamette hesaba çekecek, sonsuz azab yapacak olan, sonsuz kuvvet, kudret sahibi, benzeri, orta ı olmayan tek hakim ve kadir olan Allahü teâlâ: (Tekebbür edenleri sevmem, tevazu edenleri severim.) buyuruyor. (Berika) Hadis-i erifte de buyuruldu ki: (Allahü teâlâ, tevazu üzere olmamı bana emreyledi. Hiçbir kimseye tekebbür etmeyiniz!) [Ebu Dâvud] Aciz, elinden hiçbir ey gelmeyen, zavallı insana bunlardan hangisini yapmak yakı ır? Aklı ba ında olan kendini ve Rabbini tanıyan kimse, hiç tekebbür edebilir mi? nsan, a a ılı ını, acizli ini, Rabbine kar ı her an izhar etmek mecburiyetindedir. Bunun için her an, her yerde aczini göstermesi, tevazu üzere bulunması gerekir. Ebu Süleyman Darani hazretleri buyuruyor ki: (Bütün insanlar, beni oldu umdan daha a a ılamak, hakaret etmek isteseler, bunu yapamazlar. Çünkü, herkesin hakaret derecelerinden daha a a ı oldu umu bilirim.) [ slâm Ahlâkı] Amr bin eybe hazretleri anlatır: "Mekkede Safa ile Merve arasında bulunuyorduk. Bir adamın katır üzerinde geldi ini, etrafındaki hizmetçilerin herkese kar ı sert davrandıklarını, adamın heybet ve ihti am içinde oldu unu gördük. Aradan yıllar geçti, deve üzerinde Ba data girdim. Orada ba ı açık, yalınayak, uzun saçlı pejmürde bir adam gördüm. Tanıyacak gibi oldum. Adam, kendine dikkatle bakı ımın sebebini sordu. (Seni birine benzetiyorum) dedim ve kime benzetti imi anlattım. Adam da, ( te o gördü ün benim. Tevazu gösterilmesi gereken yerde kibirlendim. imdi ise bu hâle dü tüm) dedi." Ayakkabıcının Korkusu Bir ba ka menkıbe de öyle: Abidin biri ibâdet etmek üzere da a çıkar. Bir gece rüyasında "Falan ayakkabıcıya git! Senin için duâ etsin" denir. Abid da dan iner, adamı bulur, ne i yaptı ını sorar. Adam,

gündüzleri oruç tutup, ayakkabı i lerinde çalı tı ını, kazandı ı para ile ailesini geçindirdikten sonra fazlasını tasadduk etti ini söyler. Abid, adamın güzel bir i yaptı ını ve fakat kendisinin da da sırf ibâdetle me gul olmasını daha iyi bulur ve tekrar ibâdetine döner. Yine gece rüyasında, (Ayakkabıcıya git ve ona, "Bu yüzündeki sararmanın sebebi nedir?" diye sor) denir. Abid gider ayakkabıcıya bunu sorar. Ayakkabıcı, "Kimi görürsem, bu kurtulacak da, ben helak olaca ım der ve kendimden korkarım. Yüzümün sararması bundandır." der. te o zaman abid, ayakkabıcının bu korku ile tevazu ile üstünlük kazandı ını anlar. [Berika] Akıl ba ında olan, kendini ve Rabbini tanıyan insan, a a ılı ını, acizli ini, Rabbine kar ı her an izhar etmek mecburiyetindedir. Bunun için, her an, her yerde aczini göstermesi, tevazu üzere bulunması gerekir. Çünkü (Kibir her iyili e manidir, tevazu, her iyili in anahtarıdır) buyurulmu tur. Sinirlenmek ve sebebi Sual: Kibrin sinirle ilgisi var mı? Kibirli olmıyan sinirlenmez mi? CEVAP Gazaba gelmiyen, yani sinirlenmiyen insan olmaz. Kiminde az, kiminde çok olur. Gazab da bıçak gibidir. yi i lerde kullanılırsa faydalı, kötü i lerde kullanılırsa zararlı olur. nsandaki bütün huylar böyledir. frat ve tefritleri zararlıdır. Gazabın lüzumlu miktarı ecaat, azı korkaklık, fazlası da atılganlıktır. Her kötü huyun kayna ında kibir vardır. sa aleyhisselam, di er kalb hastalıkları gibi, gazabın da kibirden ileri geldi ini bildiriyor. O hâlde kibir nedir? Kibir, kendini ba kasından, üstün göstermektir. Kibre benziyen bir hastalık da ucubdur. Ucub ise, kendini ba kasından üstün bilmek, kendini ve ibâdetlerini be enmektir. Hiç kimsenin bulunmadı ı yerde insan, kibirli olamaz, ucub sahibi olabilir. Her ucub sahibine kibirli denmez. Çünkü insan, kendini de be enir, kendinden üstün insan oldu una da inanır. Ona kibretmez. Kibretmekten, yani kendini ba kasından üstün görmekten çok sakınmalıdır! Hadis-i eriflerde buyuruldu ki: (Allahü teâlâ buyuruyor ki: Kibriya, üstünlük, azamet bana mahsustur. Bu ikisinde bana ortak olanı hiç acımadan Cehenneme atarım.) [Müslim] (Kalbinde zerre kadar kibir olan, Cennete giremez.) [Müslim] Kibirden Do an Hastalıklar Bir kimse, biraz bilgiliyse, ibâdet de yapıyorsa, kibirden zor kurtulur. Bilgisiz insanı, hayvan gibi görür. Kendisi için sevdi ini ba kası için sevemez. Hak ve hakikati ba kalarından duysa kabul etmek istemez. Onların nasihatine, tavsiyesine uymayı nefsine yediremez. Bunun için hıkd, gazab, hased, riya, hicr, ematet, gadr, hıyanet, su-i zan gibi hastalıklardan kurtulamaz. Kibirlinin maruz kaldı ı bu hastalıklar ise hafife alınamaz. Hıkd: Kibirli, ba kalarına kar ı kin ve dü manlık besler, onlardan nefret eder. Hadis-i erifte buyuruldu ki: (Üç ey bulunmıyan ki inin günahlarının affı umulur. Bunlardan biri, din karde ine hıkd etmemektir.) (Taberânî) Gazab: Kibirli, a ırı sinirlenince, küfre dü ebilir. Hadis-i erifte buyuruldu ki: (Gazab imanı bozar) (Beyhekî)

Hased: Kibirli, sevmedi i kimsede bulunan nimetleri kıskanır, ondan çıkmasını ister. Hadis-i erifte buyuruldu ki: (Hasedden kurtulmak zordur. Hased etti iniz kimseyi hiç incitmeyiniz!) ( . Ahmed) Riya: Kibirli, ibâdetini göstererek halkın sevgisini kazanmaya çalı ır. Hadis-i erifte buyuruldu ki: (Riya ile ibâdet edene, Kıyamette, "Ey kötü insan, bugün sana sevab yoktur. Dünyada kime ibâdet ettiysen, sevabını ondan iste!" denir.) [ bni Ebiddünya] Hicr: Kibirli, be enmedi i kimselere dargın durur, onlarla olan dostlu unu bırakır. Hâlbuki, müslümanın, üç günden fazla dargın durmaması gerekir. Hadis-i erifte buyuruldu ki: (Sana darılana git, barı ! Zulmedeni affet, kötülük edene iyilik et!) (Berika) ematet: Kibirli, ba kasına gelen belâya, zarara sevinenin aynı eye maruz kalaca ı bildirilmi tir. [Tirmizî] Gadr: Kibirli, verdi i sözde durmaz. Hadis-i erifte buyuruldu ki: (Sözünde durmıyan kimsenin, Kıyamette kötü ekilde cezasını görece i bildirilmi tir.) [Müslim] Hıyanet: Kibirli, kendini emin, güvenilir tanıttıktan sonra, o emniyeti bozucu i yapar. Hıyanetin zıddı emanettir. Emanete hıyanet etmek münafıklık alametidir. Hadis-i erifte buyuruldu ki: (Emin olmıyanın imanı, sözünde durmıyanın dini yoktur.) (Bezzar) [Bu hadis-i erif, emanete hıyanet edenin imanı kâmil olmıyaca ını, buna önem vermiyenin imanının kalmıyaca ını bildirmektedir.] Su-i zan: Kibirli, mümin karde ine kötü gözle bakar, kusurlarını ara tırır, onun günah i ledi ini zanneder. Dinimiz, su-i zandan kaçınılmasını, hüsn-i zan etmeyi emretmi tir. Kibirli, buna benzer birçok hastalıklara yakalanır. Her müslüman kendinde hangi kötü huylar varsa, tesbit edip çaresine bakmalıdır! Kızma sinirlenme Sual: Öfke de kibirden midir? CEVAP Resûlullah efendimiz, nasihat isteyene bir kimseye, (Kızma, sinirlenme!) buyurdu. Birkaç kere sordukta, hepsine de (Kızma, sinirlenme!) buyurdu. [Buharî] Kibrinden dolayı öfkelenmek, kötüdür. sa aleyhisselam öfkenin de kibirden ileri geldi ini bildiriyor. Hadis-i erifte (Öfkelenmek imanı bozar.) buyuruluyor. Allahü teâlâ, iyileri öyle övüyor: (Onlar, bollukta ve darlıkta da infak eder, öfkelerini yener, insanları affederler.) [A. mran 134] nsanlar, kızmak, öfkelenmek yönünden farklıdır. Hadis-i erifte, ( nsanlar çe itli mizaçtadır. Kimi geç kızar, öfkesi tez geçer. Kimi çabuk kızar, çabuk yatı ır, bu ise kendisini telafi eder. Kimi de tez kızar geç yatı ır. En iyisi, geç kızıp öfkesi çabuk geçendir. En kötüsü de, çabuk kızıp geç yatı andır) buyuruldu. Bir hadis-i erifte de, (Mümin, tez kızar, tez barı ır) buyuruldu. Fakat (Mümin hiç kızmaz) buyurulmadı. Öfkeyi yenmenin fazileti ile ilgili hadis-i eriflerden bir kaçı öyle: (Öfkelenen, diledi ini yapmaya gücü yetti i hâlde, yumu ak davranırsa, Allahü teâlâ da onun kalbini emniyet ve iman ile doldurur.) (Kızdı ı zaman istedi ini yapabilecek [müslüman] bir kimse, kızmazsa [sinirine hâkim olursa] Allahü teâlâ kıyâmette onu herkesin arasından ça ırıp, (Cennette istedi in yere git) der.) (Allah rızası için öfkesini yenerden Allahü teâlâ azabını def eder.) (Öfkesini yenen Cennete kavu ur, onu Allah korur ve dü manını ona boyun e dirir.)

(Öfke eytandandır. eytan ate ten yaratıldı. Ate su ile söndürülür. Öfkelenen abdest alsın!) (Öfkelenince oturun, öfkeniz geçmezse yatın!) Makam hırsı, kibir ve ucbu yok eden öfkesine hâkim olur. Öfkelenen, (Allahümmagfirli-zenbi ve ezhib gayza kalbi ve ecirni mine eytan) duâsını okumalıdır! Hakkı Kabul Etmek Sual: Münaka a etti im arkada ın haklı oldu unu anlıyorum. Fakat yenilgiyi kabul etmemek için, hayır öyle de ildir diyorum. Bunun mahzuru nedir? CEVAP Do ru olan bir eyi kabul etmemeye inat denir. nat, kar ımızdakini a a ı görmek, ondan nefret etmek, ona dü manlık beslemek, hased etmek gibi sebeplerden meydana gelir. Hakkı, dü manımız da söylese kabul etmeliyiz. Hakkı kabul edememek kibirdendir. Kibir ise büyük günahtır. Hadis-i erifte buyuruldu ki: (Allahü teâlânın en sevmedi i kimse, hakkı kabul etmekte inat edendir.) Mümin kibirli olmaz, fakat vekar sahibi olur. Vekarlı kimse, dünya i lerinde kolaylık gösterir. Din i lerinde sa lam olur. Hadis-i erifte buyuruldu ki: (Mümin vekarlı ve yumu ak olur.) Kibir ve tevazu Allahü teâlâ, kullarına gönderdi i kitapların hepsinde, kibri ve gururlanmayı kötülemi ve yasak etmi tir. Mesela, Kur' kerimde buyuruluyor ki: an-ı (Allahü teâlâ, kibirli olanları elbette sevmez!) [Nahl 23] Havariler, sa aleyhisselama sordu: - Ey Allahın Peygamberi! çimizde hangimiz büyük, hangimiz küçüktür? sa aleyhisselam buyurdu ki: - En büyü ünüz, en küçüktür. En küçü ünüz de, en büyüktür. Böylece, kendini büyük gören küçüktür. Kendini küçük gören büyüktür demi oldu. Peygamberlerin sonuncusu ve hepsinin en üstünü olan Muhammed aleyhisselam da birçok hadis-i eriflerinde, kibirli olanları kötülemi , alçak gönüllü olanları övmü tür. Mesela bir hadis-i erifte buyuruldu ki: (Allah rızası için tevazu edeni, yani kendini, müslümanlardan üstün görmeyeni, Allahü teâlâ yükseltir.) [Bezzar] Ehl-i sünnet âlimleri buyuruyorlar ki, Allahü teâlâ ilim gibi, kudret gibi bütün sıfatlarından kullarına biraz ihsan buyurmu tur. Fakat yalnız üç sıfatı kendine mahsustur. Bu üç sıfattan hiç bir mahlukuna vermemi tir. Bu üç sıfatı, kibriya, gani olmak ve yaratmak sıfatlarıdır. Kibriya, büyüklük, üstünlük demektir. Gani olmak, ba kalarına muhtaç olmamak, her eyi Ona muhtaç olmak demektir. Buna kar ılık olarak kullarına, zül ve inkisar, yani a a ılık, kırıklık ile ihtiyaç ve fânî olmak, yol olmaktır. Bunun için kibirlenmek, Allahü teâlânın sıfatına, hakkına tecavüz etmek olur. Kullara kibirlenmek yakı maz. En büyük günahtır. Hadis-i kudside buyuruldu ki: (Azamet ve kibriya bana mahsustur. Bu iki sıfatta, bana ortak olmak isteyenlere, çok acı azap ederim.) [Müslim] Mütevazı olun, büyüklenmeyin, övünmeyin Sual: Ben çok ey biliyorum diyerek övünmek uygun mudur?

CEVAP Âlimin ilmiyle övünmesi caiz de ildir. (Lokman) suresi 18. ayet-i kerimesinde mealen ( üphesiz ki Allah, kendini be enip övünen hiç kimseyi sevmez.) buyurulmaktadır. Övünmek, büyüklenmenin, kibretmenin alametidir. (Mümin) suresinin 35. ayet-i kerimesinde büyüklenenlerin kalblerinin mühürlendi i bildirilmektedir. mam-ı Gazalî hazretleri (Necm) suresinin (Nefsinizi tezkiye etmeyiniz!) mealindeki 32. ayet-i kerimesinin tefsirinde (Bir iyilik yaptı ın zaman bunu ben yaptım deme. Onu bir iyilik sanma! Onu iyilik olarak kabul etmek, kendini be enmektir.) buyurdu. (Beydavi) tefsirinde, blisin (Âdem çamurdandır, cismanidir. Ben ruhaniyim, mele im, çamur unsurların en a a ıdır. Ben ise en erefli olan ate ten yaratıldım.) diyerek kibirlendi i bildirilmektedir. Övünmek hadis-i erifle de yasak edilip buyuruldu ki: (Allahü teâlâ cahiliyet övünmelerini sizden kaldırdı. Hepiniz Âdem aleyhisselamın evladlarınız. Âdem ise topraktan yaratıldı.) [Ebu Dâvud] Övünmek, ba kasını hakir, a a ı görmekten ileri gelir. Hâlbuki hadis-i erifte buyuruldu ki: (Din karde ini hakir görmek, kötülük olarak yeter.) [Müslim] ( nsanlar helak oldu diyenin kendisi helak olmu tur.) [Müslim] (Allahü teâlâ, müslüman karde ine tevazu göstereni yükseltir, ona kar ı üstünlük taslayanı da alçaltır.) [Taberânî] (Allahü teâlâ "mütevazı olun, büyüklenmeyin, zulmetmeyin!" diye vahyetti.) [ Mace] nsan, ilim sahibi olunca kendini büyük görmeye ba lar. Hâlbuki Kur' kerimde an-ı mealen (Her ilim sahibinden üstün bir âlim vardır) buyurulmaktadır. [Yusüf 76] (Âlimlerin afeti, kendilerini büyük görmeleridir) hadis-i erifi, ilim sahiplerinden kibirlenenlerin olabilece ini göstermektedir. Ö ünmek niyetiyle kendisinin âlim oldu unu söylememelidir! Çünkü hadis-i erifte buyuruldu ki: (Âlimim diyen cahildir.) [Taberânî] Allahü teâlâ, Peygamber efendimize tevazu ehli olmayı emretmi tir. Hadis-i erifte buyuruldu ki: (Kıyamette Âdemo lunun seyyidiyim, hakikatı bildiriyorum, ö ünmüyorum. Ben efaatçilerin ilkiyim. Bunları ö ünmek için söylemiyorum.) [ bni Mace] [Yani (Hakikati bildiriyorum, hakikati bildirmek vazifemdir, bunları söylemezsem vazifemi yapmamı olurum) demektir. Bunun için mucize göstermek gerekir; fakat keramet göstermek gerekmez.] limden Maksat lmi, yalnız rızasını kazanmak için ö renmek gerekir. Ba ka maksatlarla ö renmek, caiz de ildir. Hadis-i eriflerde buyuruldu ki: (Kim âlimlere övünmek, sefihlerle, cahillerle, aklı noksan olanlarla münaka a etmek, onları susturmak, insanların teveccühünü kazanmak için ilim ö renirse, Allah onu Cehenneme atar.) [Tirmizî] (Âlimlere övünmek, sefihlerle mücadele etmek maksadıyla ilim tahsil etmeyin! Toplantılarda ilimle üstünlük taslamayın! Böyle yapanın gidece i yer, Cehennemdir Cehennem.) [ bni Mace] (Allah rızasından ba ka maksat için ilim ö renen veya ilmini dünya menfaatine alet eden, Cehennemdeki yerine hazırlansın!) [Tirmizî]

lmi yukarıda bildirilen maksatlarla ö renmek caiz olmadı ı gibi, Allah rızası için ö renip de yukarıdaki maksatlarla kullanmak da caiz de ildir. lmi ile övünmek de Allah rızasına aykırıdır. Hadis-i eriflerde buyuruldu ki: (Bir kavim çıkar, Kur' okuyup "Kim bizden daha iyi bilir? Kim, bizden daha an fazla fıkıh bilgisine sahiptir?" der. te bunlar. Cehennem yakıtır.) [Taberânî] (Vallahi bir zaman gelecek, insanlar Kur' ö renecek ve okuyacaklar. Sonra, anı "Biz okuduk, ö rendik. Bizden hayırlı daha kim var?" diyecekler. te onlar Cehennem odunudur.) [Taberânî] Bu hadis-i erifler, ilmi ile övünmenin caiz olmadı ını göstermektedir. lmi ile övünen kimselerle tartı mak asla uygun de ildir. nsanın ömrü kısadır. Münaka a ile zaman öldürmek asla caiz de ildir. Abdülkuddüs hazretleri buyuruyor ki: (Vaktin kıymetini bil! Gece-gündüz ilim ö renmeye çalı ! lim ö renmek ibâdet yapmak içindir. Kıyamet günü i ten sorulacak, çok ilim ö rendin mi diye sorulmayacaktır. ve ibâdet de ihlas elde etmek içindir) Hadis-i erifte buyuruldu ki: (Kıyamette herkes, u 4 eyden soruluncaya kadar yerinden ayrılamaz: 1- Ömrünü nerede tükettin? 2- Gençli ini nerede geçirdin? 3- Malını nerede kazandın, nereye harcadın? 4- lmin ile [bildi in ile] ne amel ettin?) [Tirmizî] Babası le Övünmek Sual: Kendi ya ayı ları uygun olmayan kimselerin babaları ile ve dedeleri ile övünmeleri uygun mudur? CEVAP Babaları ile, dedeleri ile övünmek ve tekebbür etmek, cahillik ve ahmaklıktır. Kabil, Âdem aleyhisselamın o lu idi. Yam da, Nuh aleyhisselamın o lu idi. Babalarının Peygamber olması, bunları küfrden kurtarmadı. nsanın övündü ü dedeleri, bir avuç toprak olmadı mı? Onların salih olmaları ile övünmemeli, Onlar gibi salih olmaya, onların yolunda bulunmaya çalı malıdır! Sabrın önemi ve çe itleri Sual: Dinimizde sabrın önemi nedir? CEVAP Sabır, acı eyi yüzünü ek itmeden içmektir. Yani, ikayet ve feryatta bulunmadan, ho nutsuzluk göstermeden, gelen belâya katlanmaktır. Sabır, muhalefetten sakınmak, belâların acılı ını yudum yudum tadarken, sakin olmak, geçimde fakirlik ba gösterince zengin görünmektir. Sabır, belâ gelince güzel edeple durmak, ikayetsiz olmak, belâda fânî, yok olmaktır. Sabır, afiyet gibi belâ ile de arkada ve dost olmak, onunla bulunmaktır. Sabretmek, kurtulu a, ba arıya sebep olan güzel huydur. Sabır, peygamberlerin hasletlerindendir. Bunun için atalarımız, (Sabır, acı ise de meyvesi tatlıdır), (Sabır selamettir), (Sabırla koruk helva olur) demi lerdir. Belâlara sabretmek, kurtulu a sebeptir. Allahü teâlâ, buyuruyor ki: (Ey Resulüm, kâfirlerin eziyetlerine kar ı, ululazm peygamberlerin sabrettikleri gibi sabret ve onlar hakkında azap için acele etme!) [Ahkaf 35]

Bir farzı yapmak veya bir günahtan kaçınmak sabırsız ele geçmez. Çünkü, (iman nedir?) diye soruldu unda Peygamber efendimiz, (Sabırdır) buyurdu. (Deylemî) Sabrın büyüklü ü ve fazileti sebebiyle Kur' kerimde yetmi ten fazla yerde sabır ve an-ı sabredenlerin verilecek sevaplar bildiriliyor. Allahü teâlâ buyuruyor ki (Sabredenlerin mükâfatını, yapmakta olduklarının daha güzeliyle verece iz.) [Nahl 96] (Allah sabredenleri sever.) [ mran 146] (Sabredenlere, mükâfatları hesapsız verilir.) [Zümer 10] (Sabır ve namaz, yalnız Allahtan korkan müminlere kolay gelir.) [Bekara 45] (Sabredenlere [lutfumu, ihsanımı] müjdele!) [Bekara 155] (Eyyubü, [mal ve canına gelen musibetlere] sabredici bulduk. O ne güzel kuldu, hep Allaha yönelir, Ona sı ınırdı.) [Sad 44] Sabrın fazileti o kadar büyüktür ki, Allahü teâlâ, sabrı çok aziz eyledi. Herkes sabır nimetine kavu amaz. Hadis-i eriflerde buyuruldu ki: (Sabır, Cennet hazinelerinden bir hazinedir.) [ .Gazali] (E er sabır insan olsaydı, çok kerim ve cömert olurdu.) [Taberânî] ( badetin ba ı sabırdır) (Hakim) (Sabrın imandaki yeri, ba ın vücuttaki yeri gibidir.) [Deylemî] (Hak teâlâ, sabırlı ve ihlaslı olanı, sorguya çekmeden Cennete koyar.) [Taberânî] (En hayırlı vasıta sabırdır.) [Hakim-i Tirmizî] (Allahın yardımı, kulun sabrı ile beraberdir.) [Ebu Nuaym] (Dünyada veya ahırette özür dilemek zorunda kalaca ın söz ve hareketten uzak durmaya çalı !) [Hakim] ( u üç kimseye acıyın, merhamet edin! 1- Cahiller arasında kalan âlime, 2- Varlıklı iken yoksul dü en zengine, 3- Çevresinde hatırı sayılırken itibarını kaybeden zata.) [Tirmizî] (Bir kimse, senin ayıplarını söyliyerek seni kötülerse, sen de onun aybını söyleyerek kötülemeye çalı ma! Bunun sevabı senin, vebali de kötü söz söyleyenindir.) [Nesâî] (Ho lanmadı ın eye sabır etmende büyük hayır vardır.) [Tirmizî] (Kimde u üç ey varsa, dünya ve ahiretin hayrına kavu mu demektir: Kazaya rıza, belâya sabır, rahatlıkta duâ.) [Deylemî] Peygamber efendimiz, ta kaldırıp kuvvet denemesi yapanlara sordu: - Bu ta ı kaldırmaktan daha zoru nedir? - Bildir ya Resulallah, dediler. - Öfkeli iken, öfkesini yener, sonra sabır yolunu tutarsa, sizin en a ır ta kaldıranınızdan daha kuvvetlidir. [T. Gafilin] Demek ki, belâların nimet olması, o belâya sabretmeye ve Allahü teâlânın gönderdi i kazaya razı olmaya ba lıdır. Belâ gelince feryat eden, önüne gelene Rabbini ikayet eden, nimetten mahrum kalır, azaba layık olur. Belâya sabır, peygamberlerin hasletlerindendir. ükür ve sabır ükür, Allahın verdi i nimetleri yerinde sarfetmek, günahlardan kaçınmaktır. nsan, Rabbin verdi i nimetlerle günah i lerse, nankörlük etmi olur. ükür, nimeti de il, nimeti vereni görmektir. Nimeti vereni bilip gere iyle amel etmektir. Bu amel, kalb, dil ve di er azalarla olur. Kalb ile iyili e niyet eder. Dil ile

hamdeder, ükrünü açıklar. Uzuvlarla ükür ise, Allahü teâlânın verdi i nimetleri yerli yerinde kullanmaktır. Mesela gözün ükrü, müslümanların, arkada ların kusurunu görmemektir. Kula ın ükrü, söylenilen ayıpları duymamı olmaktır. ükür, Allahü teâlânın verdi i nimetleri Onun sevdi i yerlerde kullanmaktır. Allahü teâlâ bir kula birbirini takip eden çe itli nimetler verince, kul buna layık olmadı ını dü ünüp utanması da ükür olur. ükürdeki kusurunu bilmesi de ükür olur. ükredemiyoruz diye özür beyan etmesi de ükürdür. (Allahü teâlâ, kusurlarımı örtüyor) demesi de ükürdür. ükür vazifesini yerine getirmenin Allahü teâlânın bir lutfu oldu unu dü ünmek de ükürdür. Hatta vasıtalara ükür de ükür olur. ükür, hem eldeki nimeti yok olmaktan kurtarır, hem de yeni nimetlere kavu turur. Kur' kerimde, ( ükrederseniz elbette nimetimi artırırım.) buyuruluyor. an-ı Namazı do ru kılan, Allahü teâlânın sayılamıyacak kadar çok olan bütün nimetlerine ükretmi sayılır. Hadis-i erifte, (Namaz, ükrün bütün kısımlarını içine alır) buyurulmu tur. Demek ki do ru namaz kılan ükretmi olur. Namaz kılmıyan ise, nankörlük etmi olur. ükür ve sabırla ilgili küçük bir kıssa da bildirelim: Hifa Hatun Medine’de güzelli i diller destan olan bir kadın vardı. Adı Hifa olan bu hatun, Resulullah efendimizden cennete götürecek ibadetin ne oldu unu sordu. (Önce evlenmek gerekir. Evlenen dinin yarısını korur) cevabını alınca, Hifa Hatun, (Kendime denk olan hiç kimse göremedim. Ancak siz, kimi uygun görürseniz, ona razıyım) dedi. Resulullah efendimiz, (Yarın mescide ilkönce gelen zat ile evlendireyim) buyurdu. Hifa hatun da razı oldu. Sabah oldu. Mescide gelen zat, hem fakirdi, hem de fiziki yönden de güzel de ildi. Siyaha yakın, zayıf biri olan Süheyb idi. Hifa ise, güzel oldu u kadar da zengin ve her bakımdan mükemmel idi. Allahü tealanın takdirine razı oldu. Nikahları kıyıldı. Hifanın dü ün yeme i verecek parası olmadı ı gibi, gelini götürecek bir yeri de yoktu. Hifa hatun, ona mal ve ev verdi. Hifa, Süheyb için bir nimet, Süheyb de Hifa için bir mihnet demekti. Gerdek gecesi, (Cennete öyle yüksek dereceler var ki buraya ancak sabreden ve ükredenler girer) hadis-i erifindeki müjdeye kavu mak için ikisi de, (Nimete ükür ve mihnete sabır için geceyi ibadetle geçirmeye) karar verdi. Cebrail aleyhisselam gelip durumu Resulullah efendimize bildirdi. Peygamber efendimiz, Cebrail aleyhisselamın bildirdiklerini anlatınca, Hz. Süheyb, sevincinden ba ını secdeye koyup, (Ya rabbi e er beni affetmi sen, yeni bir günaha girmeden, canımı al) diye dua etti. O anda vefat etti. Peygamber efendimiz, ( u anda Hifa hatun da vefat etti) buyurdu. kisinin kabrini yanyana kazdılar. Biri nimete ükretmi ti, di eri de mihnete sabretmi ti. Belalara sabretmek Sual: Ba ımıza gelen belalara sıkıntılara sabretmek mi lazım, günahlarımıza kefaret oluyorlar mı? CEVAP akik-i Belhi hazretleri, (Sıkıntıya sabrın mükâfatını bilen, sıkıntılardan kurtulmaya heves bile etmez) buyuruyor. Sıkıntılara kar ılık verilecek nimetleri hatırlayarak, sıkıntı hafifletilebilir. Nitekim Allahü teâlâyı sevenler, birçok acılara katlanmı lar, hatta o acıları duymamı lar bile, Sırri-yi Sekati hazretleri, (Allahü teâlâyı seven, Ondan gelen belâların acısını hiç duymaz. Bir de il, yetmi kılıç darbesi alsa yine duymaz) buyuruyor. Nitekim, Mısır halkı günlerce yemeden içmeden Hz.Yusufün güzelli ine bakakaldılar. Onun güzel yüzüne bakmakla açlıklarını unuturlardı. Bundan daha önemlisini de Mısırın ileri gelen kadınları, Hz.Yusufün güzel cemaline bakarak, ellerini kestiler, fakat acısını duymadılar. (Yusuf suresi 31)

Çölde, ya ayan bir bedevinin bir horozu, bir köpe i ve bir de merkebi vardı. Horoz, sabahları öter, onları namaza uyandırırdı. Bir gün tilki horozu alıp götürdü. Çoluk çocu u üzüldü. Bedevi, (Hakkımızda belki bu hayırlıdır) diyerek onları teselli etti. Bir kurt geldi, yüklerini ta ıyan merkebini parçaladı. Bedevi, üzülen çoluk çocu unu, (Belki hakkımızda hayırlısı budur) diyerek teselli etti. Bir müddet sonra kendilerine bekçilik eden köpekleri de öldü. Bedevi yine ailesini teselli etti. Bir sabah gördüler ki, ilerideki bir çadırda ya ayanlar, esir alınarak götürülmü . Merkebin anırması, horozun ötmesi ve köpe in havlaması çadırda ya ayanları ele vermi . Bedevinin hayvanları olmadı ı için onların varlı ından haberdar olamamı lar. Hayvanlarının elden çıkması, bedevinin hakkında hayırlı olmu tur. u hâlde, (Allahü teâlânın gizli lutuflarını bilen, her halükârda Onun i inden razı olur) sözünü hiç unutmamalıdır! sa aleyhisselam, cüzzamdan etleri dökülmü , gözleri kör olmu , her tarafı peri an yatalak bir hastanın, (Çoklarını müptela etti i dertten beni koruyan Allahü teâlâya hamd olsun) dedi ini i itince, (Sana gelmedik belâ mı var da böyle duâ ediyorsun?) buyurdu. Hasta adam, (Ey Allahın Resulü, benim imanım var, ben marifet sahibiyim) dedi. Hz. sa, (Do ru söyledin) buyurarak elini hastanın vücuduna sürdü. Gözleri açıldı, vücudunu kaplayan hastalık da hemen geçti. Eskisinden daha güzel biri oldu. Hz. sa ile birlikte uzun müddet ya adılar. Belâ, musibet, günahlara kefarettir. Kur' kerimde mealen buyuruldu ki: (Size gelen an-ı her musibet, kendi ellerinizle i leyip kazandı ınız günahlar yüzündendir. Bununla beraber Allah bir ço unu da affeder, musibete u ratmaz.) [ ura 30] Demek ki i ledi imiz günahların bir kısmına ceza olarak musibet geliyor. Böylece ahirete kalmadan dünyada günahımızın cezasını ahirete göre çok hafif olarak çekiyoruz. mam-ı Rabbanî hazretleri buyurdu ki: nsanın kar ıla tı ı her ey Allahü teâlânın dilemesi ile var olmaktadır. Bunun için, iradelerimizi Onun iradesine uydurmalıyız. Kar ıla tı ımız her eyi aradı ımız eyler olarak görmeliyiz ve bunlara kavu tu umuz için sevinmeliyiz! Kulluk böyle olur. Gelen belâ ve sıkıntılara sabrederek gö üs germek büyük nimettir. Sabredemeyen felakete düçar olur. Bir hastalık, bir belâ gelince ba ırıp ça ırmak fayda vermez. Aksine zararlı olur. Bunun tek çaresi Allahın takdirine razı olmaktır. Sabırlı olmayan muvaffak olamaz. Bir kimse ba ına gelen felaketlere sabretmezse devamlı huzursuz olur, do ru dürüst ibâdet edemez. Kim Allahtan korkarak sabrederse sıkıntılardan kurtulur. Sabreden muradına erer. Her hayra sabırla ula ılır. Sabrın imanla da ilgisi vardır. Peygamber efendimiz, Eshab-ı kiramdan bazılarına, ( manınızın alameti nedir?) buyurdu. Onlar da, (Geni likte ükreder, darlıkta sabrederiz ve Allahü teâlânın kaza ve kaderine razı oluruz) diye cevap verince, (Yemin ederim ki siz müminsiniz) buyurdu. Ba ka bir zaman, ( man nedir?) diye suâl edenlere, (Sabırdır) buyurdu. Yine, (Sabrın imandaki yeri, ba ın bedendeki yeri gibidir. Ba sız beden olmıyaca ı gibi, sabırsız iman da olmaz) buyurdu. Sabretmiyenin imanı zayıf demektir. Sabır üç çe ittir: 1- Belâya sabır, 2- Din bilgilerini ö renirken ve ibâdetlerini yaparken sabır, 3- Günah i lememek için sabır. Hadis-i erifte, (Belâya sabredene 300, ibâdet yapmaya sabredene 600, günah i lememeye sabredene ise, 900 derece ihsan edilir) buyuruldu. Belâya sabır hakkında hadis-i eriflerde buyuruldu ki: (Nimete kavu unca ükreden, belâya u rayınca sabreden, haksızlık yapınca af diler, zulme u rayınca ba ı larsa, onlar emniyet ve hidayettedir.)

(Ho lanılmayan eye sabretmekte büyük hayır vardır.) (Sevmediklerinize sabretmedikçe, sevdiklerinize kavu amazsınız.) Kur' kerimde mealen buyuruldu ki: an-ı (Ey iman edenler, Allahtan sabır ve namazla yardım isteyin. Allahü teâlâ elbette sabredenlerle beraberdir.) [Bekara 153] (Ey iman edenler, sabredin, sabretmekte birbirinizle yarı edin!) [A. mran 200] Hadis-i eriflerde buyuruluyor ki: (U radı ı belâyı gizliyenin günahları affolur.) (Öfkeni yen ki cennete kavu asın!) (Acıya sabredip u radı ı felaketi gizlemesi ve kimseye ikayet etmemesi, ki inin Allahı iyi tanımı olmasındandır.) Hikmetli sözler Sabır, tökezlemiyen binek, kanaat ise bükülmiyen kılıçtır. Üzülmek istemiyorsan, kaybedince seni üzecek bir eyi kazanmaya çalı ma. Her musibetin geçici oldu unu bilen, belâya maruz kalınca kendisini tesellide ba arılı olur. Musibete sabırsızlık göstermek, ondan da büyük musibettir. Belâya sabredilmezse, musibet iki olur. Öfkesini yenmek Sual: Çok çabuk kızıyorum. Sabırlı olmak için ne yapayım? CEVAP Dinimizde kızmamak de il, öfkesini yenmek istenmi tir. Dinimizin emirlerine uyup yasak ettiklerinden kaçan öfkesini yener, sabra kavu ur. slamiyet, yapılması imkansız olan eyi emretmez. Hadis-i erifte (Hak teâlâ, kendini sabretmeye zorlayanı sabretmeye muvaffak kılar.) buyuruldu. Muhammed Masum hazretleri buyuruyor ki: nsana gelen elemler, belalar takdir-i ilahi ile gelmektedir. Razı olmak gerekir. badetlere devam, belalara sabretmelidir. Allahü teâlânın kereminden afiyet beklemelidir! nsanlardan bir ey beklememeli, her eyin Hak teâlâdan geldi ini bilmelidir! Dertlerden, belalardan kurtulmak için duâ ve istigfar etmelidir! Onun takdiri, iradesi olmadıkça, kimse kimseye zarar veremez. Bununla beraber, sebeplere yapı mak, Peygamberlerin yoludur. Sebeplerin tesirini de Allahü teâlâdan talep etmelidir! Hz. Hızır buyurdu ki: (Güleryüzlü ol, hiddetlenme! Hep faydalı i yap, az da olsa zararlı i yapma! Lüzumsuz dola ma, bo yere gülme, hiç kimseyi kusurundan dolayı ayıplama, günahların için a la!) Gadab ve ehvet Sual: ehvet ve gadabı yok etmek için açlık çekerek riyazet yapmak uygun mudur? CEVAP slâmiyet, ehvetin ve gadabın yok edilmesini de il, her ikisine hakim olup, dine uygun kullanılmalarını emretmektedir. Süvarinin atını ve avcının köpe ini yok etmeleri de il, bunları terbiye ederek, kendilerinden faydalanmaları gerekti i gibidir. Yani ehvet ve gadab, avcının köpe i ve süvarinin atı gibidir. Bu ikisi olmadıkça, ahiret nimetleri avlanamaz. Fakat bunlardan faydalanabilmek için, terbiye ederek, dine uygun kullanılmaları gerekir. Terbiye edilmezler, azgın olup, dinin sınırlarını a arlarsa, insanı felakete sürüklerler. riyazet yapmak,

bu iki sıfatı yok etmek için de il, terbiye edip dine uymalarını sa lamak içindir. Bunu sa lamak da, herkes için mümkündür. Muhammed aleyhisselam da (Ben insanım. Herkes gibi ne de kızarım) buyururdu. Ara sıra kızdı ı görülürdü. Kızması, hep Allahü teâlâ için olurdu. Allahü teâlâ Kur' kerimde, an-ı (Gadablarını yenen) kimseleri medhetmektedir. (A. mran 134) Allahın Rızası Sual: Bilhassa ne yaparsak Allah bizden razı olur? CEVAP srailo ulları benzer bir suâli Musa aleyhisselama suâl etmi lerdir. Allahü teâlâ, (Onlar benden razı olurlarsa, ben de onlardan razı olurum) buyurdu. Yani ba ına gelin belâlara katlanmak, ona buna ikayet etmemek, Allahtan gelen her eye razı olmaktır. Musa aleyhisselam, (Ya Rabbi en çok bu zetti in kimdir?) diye suâl etti. Allahü teâlâ (Bir kul, benden hayırlısını isteyip Ben de ona hakkındaki hükmü gönderince ona rıza göstermeyendir) buyurdu. Allahü teâlânın takdirine razı olmalıdır! Hadis-i kudside buyuruldu ki: (Kaza ve kaderime razı olmıyan, be enmiyen, verdi im nimetlere ükretmiyen benden ba ka rab arasın!) [Taberânî] Hz. Eyyub ve sabrı Sual: Hz. Eyyubün, hastalanıp çe itli belâya maruz kalmasının sebebi nedir? CEVAP Eyyub aleyhisselam, namaza durdu u zaman, dünya ile alakasını tamamen keser, Hak teâlâdan ba ka bir ey dü ünmezdi. Hak teâlâ, onun ibâdet ve taattaki sabrını övünce, yerde ve gökte bulunan bütün melekler, ziyaretine geldiler. eytan, Eyyub aleyhisselamı kıskanarak Hak teâlâya niyazda bulundu. - Ya Rab, bu kuluna ne izzet verdin de melekler onu ziyarete geliyor? - Eyyub benim sabırlı kulumdur. Sabırlı kullarıma böyle ikramlar da azdır. - Ya Rab, onun sabırlı olup olmadı ı benim tecrübeme ba lıdır. zin ver de, ben onu bir tecrübe edeyim! - Ey melun haydi tecrübe et! Hadis-i erifte buyuruldu ki: ( üphe edilen altın, ate le muayene edildi i gibi, insanlar da dert ile, belâ ile imtihan olur.) [Taberânî] eytan, izin üzerine, Eyyub aleyhisselamın yanına gitti. Sabrını ta ırıp yoldan çıkarmak için önce malına el uzattı. Da da otlıyan bütün davarlarını [koyun ve keçilerini] öldürüp Eyyub aleyhisselamın yanına geldi. Onu secdede bulup dedi ki: - Ya Eyyub, sen hâlâ ibâdetle me gulsün. Hâlbuki Rabbin sana hı metti. Bütün davarlarını kırıp geçirdi. Ona hâlâ ibâdet mi ediyorsun? Hz. Eyyub namazını bitirip selam verdikten sonra buyurdu ki: - Davarların hepsinin helak oldu unu söylüyorsun. Onlarla benim ne alakam vardır? Ben sadece aciz bir kulum, köleyim. Kölenin nesi olur? Bütün mal-mülk efendinindir. Efendi, kendi davarlarını helak etmi se, bana ne? Ben kulum, kullu umu bilirim.

Sonra, tekrar ibâdete ba layınca, eytan peri an oldu. Bu sefer de evladlarına el attı. On çocu unun hepsini öldürüp tekrar Eyyub aleyhisselamın yanına geldi. Dedi ki: - Ya Eyyub yaptı ın ibâdetlerin Hak katında bir sine in kanadı kadar kıymeti yoktur. Rabbin sana gazab etti. Bütün çocuklarını öldürdü. - Çocuklarımın benimle ne ilgisi var? Yaratan, can veren, ya atan, öldüren Odur. Hüküm yalnız kahhar olan Allahü teâlânındır. Tekrar namaza durdu. eytan, umdu unu bulamayınca çok üzüldü. Hak teâlâya niyaz etti: - Ya Rab, Eyyub kulunu çok sabırlı buldum. Mallarını ve evladlarını helak etti im hâlde gönlünü senden alamadım. Müsaade buyur da bir de gidip elimi Eyyubün vücuduna süreyim, onu hastalandırayım! Bakalım bu sefer sabredebilecek midir? - Haydi git, bildi ini yap! eytan, Eyyub aleyhisselam secdede iken, burnundan üfledi. Bütün vücudu eridi. Zehirli yılan sokmu gibi oldu. Her tarafı yara oldu. Buna ra men bir defa inleyip sızlamadı. eytan bir doktor eklinde gelip, (Bir sıkıntın varsa söyle, hemen tedavi edeyim) dedi. Fakat sıkıntısını belli etmedi, halinden ikayet etmedi. Yedi yıl, hasta yattı. Yine de gücünün yetti i nisbette Rabbine ibâdet ederdi. Kur' kerimde buyuruldu ki: an-ı (Kimi çe itli nimete kavu unca, Allahı anmaktan yüz çevirir. [Hastalık, fakirlik gibi] bir er dokununca da [Allahın rahmetinden] ümidini keser.) [ sra 83] Eyyub aleyhisselam Allahü teâlâdan ümidini kesmeyip sabrederek imtihandan ba arıyla çıkınca, bütün malı ve evladı tekrar kendisine verildi. Allahü teâlâ, sabredenlerle beraberdir. Onun kaza ve kaderine sabredenler sonsuz nimetlere kavu ur. Kur' kerimde buyuruldu an-ı ki: (Sabredenlere, mükâfatlar hesapsız verilecektir.) [Zümer 10] Hadis-i erifte de buyuruldu ki: (Allahü teâlâ buyurdu ki: "Kimin, bedenine, evladına veya malına bir musibet gelir de o da sabr-ı cemil gösterirse [güzel sabrederse], Kıyamette ona hesap sormaya hayâ ederim.) [Hakim] Eyyub aleyhisselam, afiyete, mal ve evladlarına kavu unca, o gece seher vaktinde bir ah çekerek a ladı. Sebebini suâl ettiler. Buyurdu ki: (Her gece seher vaktinde "Ey hastamız nasılsın?" diye bir ses duyardım. imdi o vakit geldi. Bir ses i itmedi im için a lıyorum.) [R. Nasıhin] Hz. Eyyubün a laması Sual: Bir Kur' tercümesinde, Enbiya suresinin 83. ayetinden, Hz. Eyyubün, an hastalıktan dolayı ikayet ediyor. Peygamberin, hastalık için ikayette bulunması do ru mudur? Tercümede mi bir yanlı lık vardır? CEVAP Defalarca yazdı ımız gibi, Kur' Meali adı altında, yapılan hiçbir tercümenin an okunmasını tavsiye etmiyoruz. Çünkü Kur' kerim, kısa veya uzun tercüme edilemez. an-ı Ancak ehli olan âlimler, nakli esas alarak tefsirini, tevilini yaparlar. Sad suresinin 44. ayet-i kerimesinde mealen, (Eyyubü, [malına, canına ve aile efradına gelen musibetlere] sabredici bulduk. O ne güzel kuldu, daima Allaha yönelir, Ona sı ınırdı) buyuruluyor. Bu ayet-i kerimede cenab-ı Hak, Eyyub aleyhisselamın sabrını

övüyor, (O ne güzel kuldu) buyuruyor. E er, Eyyub aleyhisselam, hastalı ını ikayet etseydi, Allahü teâlâ, onu övmezdi. Bu hususu âlimler öyle izah ediyor: Hastalı ını insanlara sızlanarak anlatmak ikayettir. Doktora anlatmak, di er insanlara anlatmak gibi de ildir. Hiç kimsenin bulunmadı ı bir yerde, (Ya Rabbi, hastalı ım sebebiyle ibâdetlerimi yapamıyorum) diye a lamak, hastalıktan ikayet de il, ibâdet edemedi inden dolayı halini arzdır. Bir nevi özür dilemektir. Halini Allahü teâlâya arz edip duâ etmekte mahzur yoktur. Nitekim Kur' kerimde, Yakub aleyhisselamın (Ben büyük kederimi ve an-ı hüznümü, [ba kalarına de il] ancak Allaha arz ederim.) [Yusüf 86] dedi i bildirilmektedir. Hastalı ına Üzülmedi Kur' kerimi en iyi bilen, tefsir eden üphesiz Muhammed aleyhisselamdır. Aynı an-ı suâl ona da sorulunca, cevaben buyurdu ki: (Allahü teâlâya yemin ederim ki, Eyyub aleyhisselam, hastalı ı için inleyip sızlanmadı. Yedi sene, yedi ay, yedi gün, yedi saat, o belâya maruz kaldı ı için, ayakta namaz kılamayıp yere dü tü. badette kusur edince, "Gerçekten bana hastalık isabet etti" dedi.) eytan, Eyyub aleyhisselamı kandırmak için yanına gidip (Malına, canına ve aile efradına gelen bu belâdan kurtulmak istersen bana secde et, seni eski haline getireyim) dedi. eytanın bu a ır sözü, Eyyub aleyhisselamın gayretine dokundu. Büyük bir belâya maruz kaldı ını anlayıp "Gerçekten bana hastalık isabet etti" dedi. Hastalık uzadıkça, tanıdıkları kendinden uzakla tı. Fakat sadık hanımı, onu bırakmadı. ehrin kenarında bir kulübe yaptırdı. htiyaçlarını ehirden alıp getirirdi. Birgün yine ehre gitti i sırada, Hz. Cebrail, Hz. Eyyube Allahü teâlânın lütfunu müjdeledi: (Ya Eyyub, belâ verdim, sabrettin, imdi ise, ne istersen iste vereyim.) Eyyub aleyhisselam da yukarıda bildirdi imiz ayetteki gibi halini arz edip duâ etti. Cenab-ı Hak, (Onun duâsını kabul ettik) buyurdu. (Enbiya 84) Yerden Su Çıktı Sad suresinde bildirildi i gibi, Cebrail aleyhisselam, Hz. Eyyubün aya ını yere vurmasını söyledi. Aya ını vurunca, yerden berrak bir su çıktı. Bu su, içme zamanında so uk, yıkanma zamanında sıcak akardı. Bu sudan bir yudum içip, bir miktar da ba ına dökünce, hastalı ı hemen geçti, kuvveti yerine geldi. Genç bir delikanlı oldu. Hz. Cebrail, ona temiz ve kıymetli elbiseler giydirdi. Bir müddet sonra, hanımı, ehirden yiyecekle dönünce, onu yatakta göremeyip a lamaya ba ladı. (Hastama noldu, canavarlar mı götürdü?) diyerek feryat ederken, Hz. Eyyub ona seslendi: - Ey hatun, sen kimi arıyorsun? - Hayat arkada ım bir hastam var idi. Onu kaybettim. - Adı ne idi? - Sabırlı Eyyub idi. - ekli nasıldı? - Sıhhatli iken sana çok benzerdi. - Ya Rahime, i te o belâya maruz kalan Eyyub benim. Hanımı ile Allahü teâlâya ükrederek a la tılar. ehre geldiklerinde köhne evlerinin yenilendi ini, daha önce ölen yedi o lu ile, üç kızının dirildi ini, helak olan develerinin, koyunlarının ve di er mallarının hepsinin geri geldi ini gördüler. Üstelik anbarlarını altın ve gümü ile dolu buldular. Hanımı da gençle ti ve 26 çocukları oldu. (R. Nasıhin, Tibyan)

Hâline ükretmek Sual: Haline ükretmenin yolu nedir? CEVAP Âhiret i inde, sâlih kimselere bakıp, onlar gibi olmaya çalı mak gerekirken, dünya i lerinde, kendimizden daha a a ıda olan fakîrlere bakmak gerekir. Kendimizden daha çok zengin olanlarla sık sık görü memek iyi olur. Peygamber efendimiz, (Zenginlerdeki mal ve ni’metleri görüp, hâlinizden ikâyet etmemek ve sâhip oldu unuz ni’metleri küçümsememek için onların yanına seyrek gidin) buyuruyor. (Hâkim) Zengin de, fakîr de olsak, dilencilere de il, fakîrlere yakın olmak çok iyidir. Çünkü hadîs-i erîflerde buyuruldu ki: (Fakîrlerin kıyâmette saltanatı vardır. Onlara “Allah rızâsı için sana bir ey vereni, bir lokma veya bir yudum su vereni Cennete götür” denir. Onlar da alıp götürürler.) [ .Asâkir] (Fakîrlerle dostluk kurun. Zîrâ kıyâmette devlet onlarındır.) [Ebû Nuaym] nsan, içinde bulundu u duruma isyân etmemelidir. Belki o durumu kendisi için daha iyidir. Çünkü hadîs-i erîfte buyuruldu ki: (Allahü teâlâ buyuruyor ki: “Öyle kimse vardır ki, onun imânı ancak zenginlikle salâh bulur. E er o fakîr olsaydı, küfre girerdi. Kimi de, ancak fakîrlikle salâh bulur, [do ru, iyi yolda olur], e er zengin olsaydı, küfre dü erdi. Kiminin imânı da, ancak sıhhatte olması ile tamam olur. E er hastalansa, küfre girerdi. Kiminin imânı hastalık içinde bulunmakla olgunla ır. E er sıhhatte olsaydı küfre sürüklenirdi.”) [Hatîb] Kanaat Aza kanaat etmek, ço u istememek de ildir. Bulundu u duruma razı olmak demektir. Hadis-i erifte, (Kim Allahın verdi i az rızka razı olursa, Allah da onun az ameline razı olur) buyuruldu. ükür secdesi Sual: ükür secdesi nedir, nasıl yapılır? CEVAP Kendisine ni’met gelen veya bir dertten kurtulan kimsenin, Allahü teâlâ için ükür secdesi yapması müstehabdır. ükür secdesi, tilâvet secdesi gibidir. ükür secdesi yapacak olan, niyet edip, secdeye gidince, önce Elhamdülillah der. Sonra secde tesbîhini okur. Sonra Allahü ekber der ve aya a kalkar. (Tahtâvî) Ba arının sırrı sabır ve ükür Sual: (Ba arının sırrı sabır ve ükürdür) deniyor. Sabredilen, ükredilen eyler nelerdir? CEVAP Sabrın ve ükrün önemi anlatılınca, suâlinizin cevabı anla ılmı olur. Sabretmek, kurtulu a, ba arıya sebep olan güzel huydur. Sabır, peygamberlerin hasletlerindendir. Kurân-ı kerîmde meâlen buyuruluyor ki: (Allah sabredenleri sever.) [ mrân 146] (Sabredenlere, mükâfatları hesapsız verilir.) [Zümer 10] (Sabır ve namaz, yalnız Allahtan korkan mü’minlere kolay gelir.) [Bekâra 45] (Sabredenlere [lûtfumu, ihsânımı] müjdele!) [Bekâra 155]

(Ey îmân edenler! Sabır ve namazla Allahtan yardım isteyiniz. Muhakkak Allahü teâlâ[nın yardımı] sabreden mü’minlerle berâberdir.) [Bekâra 153] (Sabretmekte yarı ınız!) [Â. mrân 200] Hadîs-i erîflerde de buyuruldu ki: (Sabrın îmândaki yeri, ba ın vücuttaki yeri gibidir.) [Deylemî] ( bâdetlerin ba ı sabırdır.) [Hâkim] (En hayırlı vâsıta sabırdır.) [H.Tirmizî] (Bozuk bir i i düzeltemezseniz, sabredin! Allahü teâlâ onu düzeltir.) [Beyhekî] (Oruç sabrın, sabır da, îmânın yarısıdır.) [Ebû Nuaym] (A kını gizleyip, namûsunu koruyarak sabreden, Cennete girer.) [ bni Asâkir] (Kendini sabra zorlayan ba arır.) [Buhârî] (Sevmedi inize sabretmedikçe, sevdi inize kavu amazsınız.) [ .Mâverdî] ( mânın yarısı sabır, di er yarısı ise ükürdür.) [Beyhekî] Hadîs-i kudsîlerde buyuruldu ki: (Gönderdi im belâlara sabretmiyen, ni’metlerime ükretmiyen kimse, kendine ba ka Rab arasın!) [T.Gâfilîn] (Bedenine, evlâdına veya malına gelen belâya güzelce sabreden kimseye hesâp sormaya hayâ ederim.) [Hakîm] Eshâb-ı kirâmdan birçok zât, “Biz, insanlardan gelen sıkıntılara sabretmeyenleri, kâmil îmân sâhibi saymazdık” buyurmu tur. Güzel ahlâk, Allahtan râzı olmak, ni’metlere ükür, belâlara sabretmektir. Hikmet ehli, (ibâdetlerini ihlâsla yapan, insanlarla iyi geçinen, onlara dâima iyilik eden ve belâya sabreden kimse akıllıdır) buyuruyor. Sâlih insan, herkese iyilik eder. Kendisine kötülük yapanlara iyilikle kar ılık verir. yilik yapamazsa, hiç olmazsa sabreder. Bölücü olmaz, yapıcı olur. Böylece, hem râhata, huzûra kavu ur, hem de, âhıretin sonsuz azâblarından kurtulur. Sâlih bir kimse, Resûlullah efendimizin güzel ahlâkını örnek alır. Bir insanda bulunabilecek, görünür görünmez bütün iyilikler, bütün üstünlükler, bütün güzellikler, Peygamber efendimizde toplanmı tır. Sözleri gâyet tatlı olup, gönülleri alırdı. Aklı o kadar çoktu ki, Arabistân yarım adasında, sert, inâtçı insanlar arasında gelip, çok güzel idâre ederek ve cefâlarına sabrederek, onları yumu aklı a ve itâ’ate getirdi. Ço u müslüman oldu. Onun u runda mallarını, yurtlarını fedâ edip, kanlarını akıttı. Güzel huyu, yumu aklı ı, affı, sabrı, ihsânı, ikrâmı, o kadar çoktu ki, herkesi hayrân bırakırdı. Görenler ve i itenler seve seve müslüman olurdu. Sâlih kimse, (Sabır kurtulu un anahtarıdır), (Sabreden zafere kavu ur) sözlerine uyar, insanların üzmelerine dayanır. Her i inde sabreder ve affedicidir. Her geçimsizlikte kusûru kendisinde görür. Kimseyle münâka a etmez. Bir kalbi incitmeken korkar. Kalbleri Allahü teâlânın evi bilir.Kimseye bâkî de ildir, mülk-i dünya sîmü zer, Bir harâb olmu kalbi, ta’mîr etmektir hüner. Emr-i ma’rûf yaparken, ihlâslı ve sabırlı olup münâka adan sakınır ve yumu aklıkla hareket eder. Çalı ırken, ibâdetlerini terk etmez ve harâm i lemez. Kazandı ını sarfederken de, dinin emirlerine uyar. Böyle kimseye zenginlik de, fakîrlik de faydalı olur, dünya ve âhıret saâdetine kavu masına sebep olur. Fakat, sabır ve kanâat etmiyen, Allahü teâlânın kazâ ve kaderine râzı olmaz. Fakîr olunca, az verdin diye, i’tirâz eder. Zengin olursa, doymaz, daha ister. Kazandı ını harâmlara sarfeder. Zenginli i de, fakîrli i de, iki cihanda felâketine sebep olur.

ükrün önemi slâm âlimleri ükrü öyle tarif etmi lerdir: ükür: Her ni’metin Allahtan geldi ini bilip dil ile de hamdetmektir. Allahü teâlânın emîrlerini yapıp yasak ettiklerinden sakınmak ükretmek olur. nsanların hidâyeti için çalı mak, onları ir âd etmek de ükür sayılır. ükür, Allahın verdi i ni’metleri yerinde sarfetmek, günahlardan kaçınmaktır. nsan, Rabbin verdi i ni’metlerle günah i lerse, nankörlük etmi olur. ükür, ni’meti de il, ni’meti vereni görmektir. Ni’meti vereni bilip gere iyle amel etmektir. Bu amel, kalb, dil ve di er azâlarla olur. Kalb ile iyili e niyet eder. Dil ile hamdeder, ükrünü açıklar. Uzuvlarla ükür ise, Allahü teâlânın verdi i ni’metleri yerli yerinde kullanmaktır. Meselâ gözün ükrü, müslümanların, arkada ların kusûrunu görmemektir. Kula ın ükrü, söylenilen ayıpları duymamı olmaktır. ükür, Allahü teâlânın verdi i ni’metleri O’nun sevdi i yerlerde kullanmaktır. Allahü teâlâ bir kula birbirini takip eden çe itli ni’metler verince, kul buna lâyık olmadı ını dü ünüp utanması da ükür olur. ükürdeki kusûrunu bilmesi de ükür olur. ükredemiyoruz diye özür beyân etmesi de ükürdür. (Allahü teâlâ, kusûrlarımı örtüyor) demesi de ükürdür. ükür vazîfesini yerine getirmenin Allahü teâlânın bir lutfu oldu unu dü ünmek de ükürdür. Hattâ vâsıtalara ükür de ükür olur. ükür, kendini o ni’mete lâyık görmemektir. ükür, slâmiyete uymak demektir. ükür, yapılan iyili i anarak ihsân edeni övmektir. Ya’nî dil ile te ekkür de ükürdür. u üç eyi yapan tam ükretmi olur: 1- Gelen her ni’meti Allahtan bilip ükretmek. 2- Allahın verdi i her eye râzı olmak. 3- Ni’metlerden istifâde edildi i müddetçe, Allahü teâlâya isyân etmemek. ükür, hem eldeki ni’meti yok olmaktan kurtarır, hem de yeni ni’metlere kavu turur. Kurân-ı kerîmde meâlen buyuruluyor ki: (Bana ükredin, nankörlük etmeyin!) (Bekara 152) ( ükrederseniz elbette ni’metimi artırırım.) ( brâhim 7) Allahü teâlâ, ükredene bol bol ni’met verir. (Fâtır 30) Hz. brâhim, Rabbinin ni’metlerine ükretti, Rabbi de onu do ru yola iletti. (Nahl 121) Cenâb-ı Hak, kudretinin eseri olarak insanların istifâdesi için birçok hayvan yaratmı tır. Kimine binilir, kiminin etinden, sütünden, yününden, derisinden vesairesinden istifâde edilir. Bu hayvanlar, ükretmemiz için istifâdemize verilmi tir. (Yâsîn 71-73, Hac 36) Allah, insanlara bol ni’met vermi tir; fakat insanların ço u ükretmez. (Bekara 243) Hadîs-i kudsîlerde buyuruldu ki: (Beni anan ükretmi , beni unutan nankörlük etmi olur.) [Hatîb] (Bir kimse, kendine verdi im ni’meti benden bilip kendinden bilmezse, ni’metlerin ükrünü edâ etmi olur. Bir kimse de, rızkını kendi çalı ması ile bilip, benden bilmez ise, ni’metin ükrünü edâ etmemi olur.) [ .Gazâlî] Allahü teâlânın, (Kendisine iyilik edene kötülük eden, ni’metime nankörlük etmi olur, kendisine kötülük edene iyilik eden de, bana ükretmi olur) sözünü düstur edinmelidir. Namazı do ru kılan, Allahü teâlânın sayılamıyacak kadar çok olan bütün ni’metlerine ükretmi sayılır. Hadîs-i erîfte, (Namaz, ükrün bütün aksamını câmidir) buyurulmu tur. Demek ki do ru namaz kılan ükretmi olur. Namaz kılmıyan ise, nankörlük etmi olur.

Hadîs-i erîflerde buyuruldu ki: (Kanaat eden, en çok ükredenlerden sayılır.) [ bni Mâce] (Kıyâmette “ ükredenler gelsin!” diye seslenilir. Onlar bir bayrak altında Cennete girer. Bunlar, darlık ve geni likte, her hâl-ü kârda Allaha ükredenlerdir.) [ .Gazâlî] (Bir ni’met için, Elhamdülillah diyen, daha iyisine kavu ur.) [T.Gâfilîn] (Yiyip içtikten sonra Elhamdülillah diyen Cennete girer.) [Hâkim] (Bir ni’met için Elhamdülillah diyen, ni’metin ükrünü edâ etmi olur.) [Beyhekî] (Cennetin bedeli “Lâ ilâhe illallah”, ni’metin bedeli “Elhamdülillâh”dır.) [Deylemî] ( nsanlara te ekkür etmiyen kimse, Allaha ükretmez. Aza ükretmiyen de, ço a ükretmez. Allahın ni’metini söylemek ükürdür, hiç bahsetmemek ise nankörlüktür.) [Beyhekî] (Ni’mete ükür, o ni’metin gitmesine kar ı emandır.) [Deylemî] (Ni’mete kavu unca ükreden, belâya u rayınca sabreden, haksızlık yapınca af dileyen, zulme u rayınca ba ı layan, emniyet ve hidâyettedir.) [Taberânî] ( yili i anmak ükür, iyili i gizlemek nankörlüktür.) [Ebû Dâvüd] Mü’min kabirde do ru cevap verince, hemen o anda kabrin sa tarafından ay yüzlü bir ki i çıka gelir. (Ben senin, dünyada, sabrından ve ükründen yaratıldım. Kıyâmete kadar, sana yolda olurum) der. Ne mutlu sabredip ükredenlere... Bir lokmaya ükretmek Nice fakîrler vardır ki, bir lokma ekmek kazanınca, Allahü teâlâya ükreder ve zenginlerin hâlini dü ünmez bile. Nice zenginler de vardır ki, milyarlarına daha birkaç milyar ekliyemedi i için üzüntü içindedir. Kıskanç insan, ba ka bir insanın kendinden iyi giyinmesini, iyi ya amasını hazmedemez. Ya’nî onun boyunu, posunu, güzelli ini, çalı kanlı ını, ba arısını kıskanır. Daha kötüsü, onun ba ına gelen fenâlıklara sevinir. te bu hâl, kıskançlı ın en kötü derecesidir. Böyle insandan, Allahü teâlânın yardımı kesilebilir. Daha da mahrûm olur. yi kalbli ve herkesin iyili ini isteyen insan, Allahü teâlânın himâyesinde demektir. Bir hadîs-i erîfte, (Bir müslüman, kendisine istedi i bir iyili i, ba ka bir müslüman için istemezse ve bir müslüman, kendisine gelecek bir kötülü ü, istemedi i hâlde, o kötülü ü ba ka bir müslüman için isterse, onun îmânı tam de ildir) buyurulmu tur. Ya’nî, Peygamberimiz yalnız kendisini dü ünenleri be enmiyor. Ba ka müslümanları dü ünenleri be eniyor ve öyle yapmalarını istiyor. Dü ünün bir kere; bütün dünya, Peygamberimizin bu emirlerini yapmı olsa, dünyada kavga, gürültü kalır mı? Hased, tekebbüre sebep olur. Ba kasında bulunan ni’metlerin ondan ayrılarak kendisine gelmesini ister. Onun haklı olan sözlerini ve nasîhatlerini reddeder. Ondan bir ey sorup ö renmek istemez. Kendinden yüksek oldu unu bildi i hâlde, ona tekebbür eder. mâm-ı Gazâlî, (Bütün kötülüklerin ba ı, kayna ı üçtür: Hased, riyâ, ucb) buyurdu. Hased eden, çekemedi i kimseyi gıybet eder, çeki tirir. Onun malına, canına saldırır. Kıyâmette, bu zulümlerinin kar ılı ı olarak, hasenâtı alınarak ona verilir. Hased edilendeki ni’metleri görünce, dünyası azâb içinde geçer. Uykuları kaçar. Hayr, hasenât i liyenlere, on kat sevâb verilir. Hased bunların dokuzunu yok eder, birisi kalır. Hased edenin duâsı kabûl olmaz. Hamd ve ükür Sual: Çok ükür mü demek iyidir, yoksa Elhamdülillah demek mi?

CEVAP kisi de aynı ise de, Elhamdülillah demek daha fazîletlidir. mâm-ı Rabbânî hazretleri buyuruyor ki: (Sevilenin her eyi, sevenin gözünde her zaman sevgilidir. ncitirse de, iyilik ederse de sevilir. Sevmek ni’meti ile ereflenenlerin, sevmenin tadını alanların ço u, sevdi inin iyiliklerine kavu unca sevgileri artar. Yâhut incitmesinde de, iyili inde de, sevgileri de i mez. Sevdi inin hiçbir hareketi ona çirkin gelmez. Sıkıntılı ve ne eli zamanlarında hep hamdeder. Hamdetmek, ükretmekten daha kıymetlidir. Çünkü ükretmekte ni’metleri göz önündedir. Hamdederken ni’metleri de, elemleri de sevilmektedir. Çünkü Allahü teâlânın verdi i elemler, ni’metler gibi güzeldir. Hamd devamlıdır. Ni’met zamanında da, sıkıntılı hâllerde de hamdedilir. ükür ise ni’met zamanlarında olur, ni’met kalmayınca, ihsân bitince ükür de kalmaz.) [c.2, m.33] yilik eden bir insanın hakkına riâyet ediliyor da, her ni’metin, her iyili in hakîkî sâhibi olan, hepsini yaratan, gönderen Allahü teâlâya ükretmek, O’nun be endi i, istedi i eyleri yapmak, niçin lâzım olmasın? Elbette, en çok O’na ükretmek, ibâdet etmek lâzımdır. Çünkü, O’nun ni’metleri yanında ba kalarının iyilikleri, deniz yanında damla kadar bile de ildir. Hattâ onlardan gelen iyilikleri de, yine O göndermektedir. O hâlde, hamd ve ükre devam etmek gerekir. Kurân-ı kerîmde buyuruluyor ki: (Biz ükreden kimseleri mükâfatlandırırız.) [A. mrân 145] Hadîs-i erîflerde de buyuruluyor ki: (Cennetin bedeli Lâ ilâhe illallah, ni’metin bedeli Elhamdülillah’tır.) [Deylemî] (Mü’minin her i i, hayırdır. Ni’mete ükreder, hayra kavu ur. Belâya u rayınca da, sabreder, yine hayra kavu ur.) [Müslim] ükredenin malı artar Büyük bir ni’met olan malı isrâf, Allahü teâlânın ni’metine kıymet vermemek, ni’meti elden kaçırmak, küfrân-ı ni’met, ya’nî ükretmemek olur. Bu ise, ni’meti verenin azâb etmesine sebep olacak büyük bir suçtur. Ni’metin kıymeti bilinmez, hakkı gözetilmezse elden gider. ükredilir ve hakkı gözetilirse elde kalır ve artar. Cenâb-ı Hak buyuruyor ki: ( ükrederseniz, verdi im ni’metleri artırırım.) [ brâhim 7] ( nsanların en iyisi, insanlara faydası çok olanıdır.) [Kudâî] Mal kıymetli olunca, onu isrâf etmek elbette kötüdür. srâfın sebepleri: 1- Sefîhlik. Sefîhlik aklın az ve hafifli idir. Aksi rü ttür, aklın kuvvetli olmasıdır. 2- srâfı bilmemek: Lüzûmsuz, günah ve zararlı yerlere verilen mal isrâftır. 3- Gösteri yapmak, 4- Tembellik ve sıkılmak, 5- Dîni gözetmemek. srâftan kurtulmanın çâresi: 1- srâfın zararlarını bilip srâfa sebep olan eylerden kaçmak. 2- Malı lüzûmsuz da ıtmamak ve güvendi i birine, bu derdini anlatıp, malına ve harcadıklarına dikkat etmesini, isrâfını görünce, kendine hatırlatmasını, hattâ uygun ekilde önlemesini ricâ etmek.

3- Sabreden ba arır, nâmuslu olmak isteyen ve insanlara muhtaç olmak istemiyen arzusuna kavu ur. Arayan Mevlâsını, azan belâsını bulur. 4- Dü ünde, fakir-zengin ayrımı yapmadan da’vet edilmelidir! Hadîs-i erîfte buyuruldu ki: (Yemeklerin en fenâsı, zenginlerin da’vet edilip de fakirlerin ça rılmadı ı dü ün yemekleridir.) [Buhârî] 5- sti ârede, o konuda bilgili ve tecrübeli kimselerle konu malıdır! Ayrıca toplantının mübârek olması için, Mehmed isminde birinin bulunması iyi olur. Hadîs-i erîfte buyuruldu ki: (Me veret için toplananların arasında Muhammed isimli biri yoksa, o toplantı mübârek olmaz.) [ bni Asâkir] 6- Dînimizin emirlerini yapıp, haram etti i eylerden kaçan kâmil îmân sâhibi olur. Bir hadîs-i erîfte buyuruldu ki: ( u üç ey bulunan kimsenin îmânı kâmildir: Herkesle iyi geçinen güzel ahlâk, kendini haramlardan alıkoyan vera, cehlini örten hilm.) [Nesâî] 7- Ba kalarının yanında size bir hediye gelince, o hediyeyi oradakilere verme mecburiyeti yoktur. (Bir hediye gelince, orada olanlar hediyeye ortaktır) hadîs-i erîfi, her hediye için olmadı ı gibi, verme mecburiyetini de bildirmemektedir. Türkçede göz hakkı var derler. Yiyecek, içecek bir ey gelince, oradakilere vermek mürüvvet icâbıdır. Bir kalem gelmi se, kalemi kırıp oradakilere taksim edilmez. Dil üzerine Sual: Az konu manın, susmanın faydaları, çok konu manın da zararları hakkında bilgi verir misiniz? CEVAP Peygamber efendimiz, (Az konu mak imandan, çok söz nifaktandır.) buyurmaktadır. Dil, büyük nimettir. yi ve kötü i teki rolü, iyili i de kötülü ü de büyüktür. Cennete de, cehenneme de götürür. Cirmi küçük, cürmü büyüktür. man ve küfür dildeki ifadeden anla ılır. Dil, ya hak konu ur, ya bâtıl. Di er uzuvların sahası dardır. Kulak sadece i itir, göz sadece görür. Dilin sahası geni tir. Hayır ve er için geni alana sahiptir. Atalarımız, sana senden olur, her ne olursa, ba ın selamet bulur, dilin durursa ve göz iki, kulak iki, a ız tek, çok görüp, çok dinleyip, az söylemek gerek demi tir. Yunus Emre de diyor ki: Sözünü bilen ki inin, yüzünü a ede bir söz. Sözü pi irip diyenin, i ini sa ede bir söz. Söz ola kese sava ı, söz ola kestire ba ı, Söz ola zehirli a ı, bal ile ya ede bir söz. [(Dil) üzerine çok söz söylenmi tir. A a ıda bu husustaki bazı kıymetli sözleri derledik:] Söz gümü se sükut altındır. Söz insanın terazisidir. Fazlası ziyan, azı vekardır. Az konu an kınanmaz, üstelik itibarı çok olur. aka, alay ve bo konu mak belâya yol açar. Çok konu mak dostlu u bozar, lüzumsuz konu mak ayıpları açar, acı söyleyenden dostlar kaçar.

E er kalbde darlık ve üzüntü, vücutta bitkinlik ve halsizlik, rızıkta eksiklik ve bereketsizlik olursa, bunun bo ve yersiz konu malardan meydana geldi i bilinmelidir! Hikmeti konu makta de il, susmakta aramalıdır! Susmak aklın süsü ve cehaletin örtüsüdür. Tatlı dilli ve cömert elli olmalıdır! Sükut, âlimin ziyneti, cahilin aybına perdedir. badet on kısımdır, dokuzu susmak, biri de kötü arkada tan uzak durmaktır. Dil, irfan hazinesinin anahtarıdır, çok konu an, gönüldeki hizmet cevherini bo altır. Az söz edeptir, güzel amelleri korumaya sebeptir. Ki i dilinin altında gizlidir. Sır saklayan murada erer. Bülbül ahine der ki: kimiz de ku oldu umuz hâlde, sen padi ahın sarayındasın, ben ise bahçenin dikenli indeyim. Sen ku ları avlayıp yersin, padi ahın yanında de er kazanır muradına erersin. Ku ların sultanı olursun. Ben ise günü güne eklerim, her gece sabaha kadar gülün açılmasını beklerim. Ben uyumadan o açmaz, uyanınca açılmı görürüm. Açıldı ını göremem, muradıma eremem. Diken arasında muradsız a larım, yüre imi da larım. ahin öyle cevap verir: Ben bin murad alırım ama birini söylemem. Sen bir murad almadan bin söylersin. Susan murad alır, öten muradsız kalır. Hayırlı söz keramet, sükut selamettir. Dudak yumulur, susan kurtulur. Yalan zayıflatır imanı, rezil eder insanı. Dedikodu gıybettir, iddetli bir afettir. Alay belki güldürür, ama kalbi öldürür. Güzel söz sadaka, mah ere nafakadır. Çok söz kalb katıla tırır, Haktan uzakla tırır. Çok gülmek ayıptır, ahiret için kayıptır. Fazla aka cahillik alameti, sükut et, istersen selameti. Ki i lisanıyla olur insan. Kötü dili kendisine dü man, çok konu an olur pi man. Her sözde vebal var, kurtulur susanlar. Az söz hikmettir, Rabbimizden nimettir. Dil söylerse gönül susar, gönül susunca, dil zehir kusar. Söz dinleyen âlim, susan sâlim olur. Kimin azsa sözü, açılır kalb gözü. Dil ederse istirahat, kalb eder rahat. Çok konu an gaf eder, vakti israf eder. Dilini hep tutan çok fayda sa lar, dilini tutmayan yarın çok a lar. Dil yarası ok yarasından acıdır. Akıllı, bildi ini söylemez, deli söyledi ini bilmez. Bilmem demek ilmin yarısıdır. Kime sır söylersen onun kulu olursun. Açıklanan sır yayılır muhakkak, Sır saklıyamayana denir ahmak. Hz.Lokman misafirlerine en iyi ikram olarak dil ile kalbi getirdi. Ba ka bir zaman da en kötü yemek olarak yine dil ile kalbi getirdi. Dil kılıç gibidir, iyi kullanılmazsa kendi ölümüne sebep olur.

Sükut, yorulmadan yapılan ibâdet, masrafsız takılan bir zinet, hükümdarlı a muhtaç olmadan ele geçen bir devlet, duvara ihtiyaç duyulmadan yapılan kale, çalı madan kazanılan zenginlik ve ayıpların kapatılmasıdır. Hükümdar Ö üdü Üç hükümdardan biri der ki: (Bütün pi manlıklarım söyledi im sözlerden oldu. Söylemedi imden hiç pi man olmadım.) kincisi der ki: (Söylemedi im sözlerin sahibiyim. Fakat söyledi im sözlerin esiriyim.) Üçüncüsü ise öyle der: (Bazı sözleri söylemeye gücüm yetti, fakat söyledi im sözleri geri almaya gücü yetmedi.) üpheli sözlerden sakınan, güleryüzlü olan, insanlara merhamet eden, lüzumlu din bilgilerini ö renen ve do ru konu an kimse münafık olamaz. Dile sahip olmak Diline sahip olmayanı eytanı her sahada oynatır. Büyük bir uçurumun kenarına getirip, yüzüstü yuvarlar, felakete sürükler. Dile ahlâk dizgini vurulursa dünya ve ahiret saadetine kavu ur. Ba ıbo bırakılırsa zarardan zarara girer. Uzuvlarımızdan en çok isyan edeni bildir. Kolaylıkla istedi i tarafa gider. Hadis-i erifte buyuruldu ki: (Her sabah, bütün uzuvlar, yalvararak dile derler ki: Bizim hakkımızı gözetmekte, Allahtan kork, kötü söz söyleme, bizi ate te yakma! Bizim dine uyup uymamamız senin sebebinledir. Sen do ru olursan biz de do ru oluruz. Sen e ri olursan biz de e ri oluruz.) [Tirmizî] Hz. Lokmana (Bu makama nasıl yükseldin?) derler. O da (Do ru konu mak, emanete riayet etmek ve faydasız sözleri terketmekle) diye cevap verir. Hikmet ehli buyuruyor ki: Bir kimsenin cahil oldu unun alameti unlardır: Canlı-cansız her eye kızar. Sır saklıyamaz. Parasını yerli yerince harcayamaz. Herkese güvenir. Dostunu dü manını ayıramaz. Kötü kimselerle arkada lık eder. Dil yırtıcı bir hayvan gibidir, serbest bırakılırsa sahibini parçalar. Sükut eden, hataya dü mekten, yalandan, dedi-kodudan, söz ta ımaktan, kendini övmekten, bo konu maktan ve daha bir çok dil afetlerinden kurtulur. Çok konu anın dili sürçer, kalbi kararır. Kalbi kararan da, hata üstüne hata yapar ve kalb kırar da farkında bile olmaz. Diline sahip olan, dinini korur. Çok konu an hata eder. Eshab-ı kiram hep hayır konu tukları hâlde, yanlı konu mak için de il, belki bo bir söz söyleriz diye sükut ederlerdi. Hz. Ebu Bekr, a zına ta koyar, (Ba a gelen bütün felaketler bundan gelir) buyururdu. En Zararlı ey Allahü teâlâ bo konu anları sevmez. Bo konu mak böyle olunca, zararlı konu manın felaketini dü ünmelidir! Hadis-i erifte buyuruldu ki: (En zararlı ey, çok konu maktır.) [Deylemî] Dile sahip olmak, az konu mak dinimizin emridir. Kur' kerimde mealen buyuruldu an-ı ki: (Sadaka vermek, iyili i emretmek ve insanların arasını bulmak hariç, konu makta, fısılda makta hayır yoktur.) [Nisa 114] Dile sahip olmakla ilgili hadis-i eriflerde bazıları da öyle: (Dilini tutan kurtulur.) [Tirmizî] (Selamet istiyen, sükut etsin, dilini tutsun!) [ bni Ebiddünya] (Susmak, hikmettir; fakat susan azdır.) [Deylemî] (Amellerin en makbulü, dilini tutmaktır.) [Taberânî] (Hayır söz hariç, dilini tutan, eytanı ma lup eder.) [Taberânî]

(Sükut eden bir mümine yakın durun! O hikmetsiz de ildir.) [ bni Mace] (Allaha ve ahirete inanan, ya hayır konu sun veya sükut etsin!) [Buharî] (En kolay ibâdet, susmak ve güzel ahlâktır.) [ bni Ebiddünya] (Mümin önce dü ünür, sonra konu ur. Münafık, dü ünmeden konu ur.) [Haraiti] (Çok konu an çok yanılır, çok yanılanın yalanı çoktur. Yalanı çok olan da Cehenneme layıktır.) [Taberânî] (Kurtulu için dilini tut, evinde otur, günahların için a la!) [Tirmizî] ( nsanları Cehenneme sürükliyen dilleridir.) [Tirmizî] (Dilini tutmıyan kimse, tam imana kavu amaz.) [Taberânî] (Rahat istiyen sussun!) [Ebu - eyh] (Çok konu mak kalbi karartır. Kalbi kararan da Allahü teâlâdan uzakla ır.) [Beyhekî] (Emr-i maruf ve zikir hariç, her söz, ki inin zararınadır.) [Tirmizî] ( nsanın hatalarının, kusurlarının ço u dilindendir.) [Taberânî] (Midesini, ırzını ve dilini koruyan, bütün kötülüklerden korunmu olur.) [Deylemî] (Kalbi do ru olmıyanın imanı,dili do ru olmıyanın kalbi do ru olmaz) [ . Ebiddünya] (Kalbi diline, dili kalbine, i i sözüne uymayan mümin olamaz.) [ sfehani] (Allahı görür gibi ibâdet et, kendini ölmü say, bunlardan daha iyisi ise dilini tutmaktır.) [Taberânî] (Sükutu tefekkür, bakı ı ibret olup çok istigfar eden kurtuldu.) [Deylemî] Yalan ve zararı Sual: Yalanın dinimizdeki yeri nedir? CEVAP Yalan, günahların en çirkini, ayıpların en fenası, kalbleri karartan bütün kötülüklerin ba ıdır. Hadis-i eriflerde buyuruldu ki: (Yalan, rızkı azaltır.) [Ebu eyh] (Yalan, nifak kapılarından biridir.) [ bni Adiy] ( man sahibi, her hataya dü ebilir. Fakat, hainlik yapamaz ve yalan söyliyemez.) [ bni Ebi eybe] (Do ru olun, do ruluk iyili e, iyilik ise, Cennete çeker. Yalandan sakının, yalan fücura, fücur ise Cehenneme götürür.) [Buharî] ( u üç eyden biri kimde bulunursa, o kimse, namaz kılsa da, oruç tutsa da münafıktır: Yalan söylemek, sözünde durmamak, emanete hıyanetlik.) [Ebu Dâvud] ( nsanları güldürmek için yalan söyliyenlere, yazıklar olsun!) [Ebu Dâvud] (Pazarcıların ço u facirdir! Çok yemin ederek günaha girerler ve yalan söyliyerek alı -veri yaparlar.) [Hakim] (Yalan yere yemin ederek, birinin malını alan, kıyamette, Allahü teâlâyı gazablı görür.) [Buharî] Peygamber efendimiz, yalan söyliyenin a zının bir taraftan kula ına kadar demir çengelle yırtılaca ını, di er tarafa geçildi inde, önceki yırtılan tarafın iyi olaca ını, sonra iyi olan tarafın tekrar yırtılarak bu ekilde kıyamete kadar, kabrinde azabın devam edece ini bildirmi tir. (Buharî)

aka ve Yalan Hz. Abdullah bin Âmir anlatır: Ben küçüktüm. Resul-i Ekrem evimize gelmi ti. Oynamaya gidiyordum. Annem bana, (Abdullah gel, sana bir ey verece im) dedi. Resul-i Ekrem, (Ona ne vereceksin?) buyurdu. Annem de (Hurma verece im) dedi. Bunun üzerine Peygamber efendimiz buyurdu ki: (E er bir ey vermeyip aldatmak için söyleseydin, yalan günahı yazılırdı.) [ ira] Bir kimse, Peygamber efendimize dedi ki: - Bırakamadı ım üç günaha tutuldum. Bunlar, zina, yalan ve içki. Peygamber efendimiz de buyurdu ki: - Yalanı benim için terket! Adam, peki diyerek gitti. Bir günahı i liyece i zaman, (E er bu günahı yaparsam, Resulullah sordu unda, evet dersem suçum meydana çıkar. Hayır dersem, yalan söyliyerek verdi im sözü tutmamı olurum.) diye dü ündü. Di er günahları i liyece i zaman da aynı ekilde dü ünerek kötü huylarını terk etti. ( ira) Büyükler buyuruyor ki: O lum, yalandan sakın, o serçe eti gibi tatlıdır. Ondan az kimse kurtulur. (Lokman Hakim) Allah indinde en büyük hata, yalan konu maktır. (Hz. Ali) Yalancı ile cimri Cehenneme girer. Fakat, hangisini daha derine atılır, bilmem. ( abi) Do ru ile yalan, biri di erini çıkarıncaya kadar kalbde bo u ur. (Malik bin Dinar ) çi dı ına, sözü i ine uymamak, nifaktandır. Nifakın temeli ise yalandır. (H. Basri) Eshab-ı kiram indinde yalandan daha kötü bir ey yoktur. Çünkü, onlar, yalanla imanın bir arada bulunamıyaca ını bilirlerdi. (Hz. Ai e) Bütün kötülüklerin esası yalandır. Peygamber efendimizin en sevmedi i huydur. Yalan söylemek haramdır. Ancak üç yerde caizdir. Harbde, iki müslümanı barı tırmak için, hanımı ile iyi geçinmek için. Zâlimden, bir müslümanın bulundu u yeri, malını, günahını saklamak caizdir. ki müslümanın, karı-kocanın arasının açılmasını önlemek için, malını korumak için, müslümanın ayıbının meydana çıkmaması için ve bunlar gibi haramları önlemek için, yalan caiz olur. Ölmemek için le yemeye benzer. yili e vesile olan yalan, fitneye sebep olan do rudan makbuldür. Hadis-i eriflerde buyuruldu ki: (Yalan üç yerde caizdir: Harbde, zira harb, hiledir. ki müslümanı barı tırmak için, birinden di erine iyi söz getirmek. Hanımını idare etmek için.) [ bni Lal] ( ki ki inin arasını düzeltmek ve hayırlı i yapmak için söylenen söz, yalan sayılmaz.) [Müslim] (Kötü eyler irtikab eden, bunları gizlemeye çalı sın!) [Hakim] Büyükler yalan söylemek icabetti i yerde, sözün manasını de i tirerek, do ru söylemeyi tercih etmi lerdir. Muaz ibni Cebel hazretleri, vazifesinden dönünce, hanımı (Bu kadar çalı tın, zekât topladın, bize ne getirdin?) dedi. O da, (Beni gözeten vardı, bir ey getiremedim) dedi. O, Allahü teâlâyı kastetti. Hanımı ise, Hz. Ömerin onu kontrol eden birini gönderdi ini sandı. Hanımı, Hz. Ömerin evine gidip, kızarak, (Muaz, Resulullahın ve Ebu Bekr-i Sıddikın yanında emin idi. Siz niçin onun pe ine adam takıyorsunuz?) dedi. Hz. Ömer, Hz. Muazdan i in aslını ö renince güldü ve hanımına vermesi için ona bir miktar hediye verdi.

Do rulu un fazileti Sual: Dinimizde do rulu un fazileti nedir? CEVAP Yalancılık ne kadar kötüyse, do ruluk da o kadar iyi, güzel ve faziletlidir. Peygamber efendimize olgunlu un alameti soruldu unda (Do ru konu mak ve do rulukla i yapmaktır) buyurdu. ( .Gazali) Sadakat [do ruluk] hakkında islâm âlimleri buyuruyorlar ki: (En güzel amel do ruluk, en çirkini de yalancılıktır.) (Dünyada do ru insan görmedim diyen kimse, e er kendisi do ru olsaydı, do ru olanları bulurdu.) ( slâm dini, üç temel üzerindedir. Bunlar, hak, sadakat ve adalettir.) (Bir insanda üç ey bulundu u vakit, onun salih bir insan oldu u anla ılır. Bunlar, nefsani arzulardan uzak olmak, Allah rızası için do ruluk, helal ve temiz yemektir.) (Günahların içinde bocalayan kimsenin do rulu u bulması çok zordur.) Her eyin ba ı do ruluktur. Her i in nizam ve intizamı do ruluk iledir. Hadis-i eriflerde buyuruldu ki: ( üphelendi in bir eyden uzakla ! üphe vermiyene sarıl! Do ruluk, sükun ve huzurdur.) [Tirmizî] (Tehlikenin do ruluk içinde oldu unu görseniz dahi, do ruyu arayınız! Çünkü do rulukta kurtulu ve selamet vardır.) [ bni Ebiddünya] (Do ru olunuz, do ruluk gerçe i, gerçek de Cennet yolunu gösterir. Bir kimse do ruluktan ayrılmaz, do rulu u düstur edinirse, Allah indinde o kimse sıddiklardan olur.) [Buharî] (Do ru olan, iyi davranır, iyi davranan emindir. Emin olan Cennete girer.) [ . Ahmed] Tam sadık, tam do ru, yani sıddik olabilmek için: 1- Do ru sözlü olmalıdır. Zaruret olmadıkça tarizli ve imalı konu mamalıdır. Hasan-ı Basri hazretleri, zâlimlerden kaçıp, Habib-i Acemi hazretlerinin bir odasına girip saklandı. Zâlimin zulmünden kurtulmak için yalan söylemek caiz oldu undan, (Soran olursa yok dersin) dedi. Biraz sonra zâlimler gelip sordular: ( çerde...) diye cevap verdi. çeriyi iyice aradılar. Bulamayıp oradan ayrıldılar. Hasan-ı Basri hazretleri, (Senin yaptı ın uygun muydu?) diye sordu. Habib-i Acemi hazretleri, (Yalan söylemeseydim, ikimiz de helak olmu tuk. Do ru söylemenin bereketiyle ikimiz de kurtulduk) diye cevap verdi. 2- Do ruluk için niyette ihlas arttır. ayet davranı larda nefsin arzuları karı ırsa, bu niyetten ihlas kalkar. Bu kimse yalancı olur. 3- Azminde do ru olmalıdır. Mesela, (Allah bana u malı verirse veya u makama geçersem, u hizmeti yaparım) diyen kimse, o mala veya o makama sahip olunca, zaruretsiz sözünde durmazsa, azminde do ru de ildir. 4- Verdi i sözde durmalıdır. Hz. Enes bin Malik anlatır: Amcam Nadrın o lu Enes, Bedir sava ında Resul-i Ekremin yanında sava a katılamadı ına çok üzüldü. (E er Allahü teâlâ, beni bir sava a kavu turursa, bütün gücümle sava aca ım) diye karar verdi. Ertesi yıl Uhud sava ına katıldı. Sad bin Muaz bunu görünce, (Ne o, nereye gidiyorsun?) diye sordu unda, (Uhud da ının ardında Cennetin kokusunu aldım. Cennete gidiyorum) dedi. Öyle mücahede etti ki, ehid oldu unda vücudunda seksen

küsur yara bulundu. Hem iresi, (Kendisinde tanınacak bir hâl kalmamı tı. Ancak elbisesinden onu tanıyabildim) dedi. 5- Do ru i yapmalıdır. çi ile dı ın bir olması adalettir. çinin dı ından iyi olması fazilettir. çi dı ına uymayan insana do ru denmez. 6- Bütün i lerde do ru olmalıdır. Hadis-i erifte buyuruldu ki: (Kalbi do ru olmayanın imanı do ru olmaz. Dili do ru olmayanın da kalbi do ru olmaz.) buyuruldu. Ara bulmak ve yalan Sual: ki müslümanın arasını bulmak için yalan söylenebilir mi? CEVAP Yalan büyük günah oldu u hâlde birkaç yerde, hayra, iyili e vesile oldu u için caizdir. Harbde, dü manların zararından korunmak için, iki müslümanı barı tırmak için birinden di erine iyi söz getirmek için caizdir. Ölmemek için le yeme e benzer. Bunların haricinde akadan bile olsa yalan söylememelidir. Çünkü hadis-i erifte buyuruldu ki: ( man sahibi her kabahati yapabilir. Fakat, hıyanet edemez ve yalan söyliyemez.) [ .E. eybe] Müslümanların birbirine olan haklarından birisi de iki ki inin arasını bulmak, küsleri barı tırmaktır. Hadis-i erifte buyuruldu ki: (Nafile namaz, oruç ve sadakadan daha faziletli ameli söyleyeyim mi?) Eshab-ı kiram (Evet ya Resulallah) deyince, buyurdu ki: ( ki ki i arasını bulmak ve düzeltmektir. Çünkü ara bozuklu u dini kökünden yıkar.) [Tirmizî] Peygamber efendimiz gülümsedi i zaman, Hz. Ömer sebebini suâl edince, buyurdu ki: (Ümmetimden iki ki i, Allahü teâlânın huzuruna çıktı. Birisi dedi ki: -Ya Rabbi, bu adamdan hakkımı al! Allahü teâlâ buyurur: - Bu adamın hakkını ver! -Ya Rabbi, bir iyili im kalmadı ki nasıl vereyim? Allahü teâlâ hak sahibine buyurur: - Bu adamın iyili i kalmadı. Ne yapacaksın? - Günahlarımı alsın! Bu arada Peygamber aleyhisselam a lıyarak (O gün öyle deh etli bir gündür ki, o gün ba kalarının günahlarını yüklenmek öyle dursun insan kendi günahının yükünü çekemez.) Allahü teâlâ, hak sahibine buyurur: - Ba ını kaldırıp Cennetin u muhte em kö klerine bak! Hak sahibi baktıktan sonra der ki: - Evet görüyorum. Bu muhte em kö kler, hangi ehid, hangi sıddik veya hangi peygamberindir? - te o gördü ün güz kama tırıcı kö ler, bedellerini ödiyenler içindir. -Ya Rabbi bunların bedellerini kim ödeyebilir? - Sen ödeyebilirsin. - Nasıl ödeyebilirim, neyim var ki? - Hakkını bu karde ine ba ı lamakla bu kö ke sahip olursun. - Ba ı ladım ya Rabbi.

Allahü teâlâ buyurur ki: - Haydi karde inin elinden tutup Cennete girin! Peygamber aleyhisselam devamla bulurdu ki: (Allahtan korkun ve aralarınızı düzeltme e çalı ın! Zira Allahü teâlâ, kıyamet gününde sizin aralarınızı düzeltir.) [Haraiti] Hadis-i erifte buyuruldu ki: ( ki ki inin arasını bulmak için hayırlı söz söyliyen yalancı de ildir.) [Müslim] Gıybet ve zararları Sual: Gıybet ve zararları nelerdir? CEVAP Belli bir mümin veya zımmi kâfirin aybını, onu kötülemek için arkasından söylemek, gıybet olur. Gıybet, haramdır. Dinleyen, o kimseyi tanımıyorsa, gıybet olmaz. Gıybet olunan kimse, bedeninde, soyunda, ahlâkında, i inde, sözünde, dininde, dünyasında, hatta elbisesinde, evinde, arabasında bulunan bir kusur, arkasından söylendi i zaman, bunu i itince üzülürse, gıybet olur. Kapalı söylemek, i aret ile, hareket ile bildirmek, yazı ile bildirmek de gibi gıybettir. Bir müslümanın günahı ve kusuru söylendikte, (Elhamdülillah, biz böyle de iliz) demek de, gıybetin en kötüsü olur. Birisinden bahsedilirken, (Elhamdülillah, Allah bizi hayâsız yapmadı) gibi, onu kötülemek, çok çirkin gıybet olur. (Falanca kimse çok iyidir, ibâdette u kusuru olmasa, daha iyi olurdu) demek de gıybet olur. Kur' kerimde (Birbirinizi gıybet an-ı etmeyiniz.) buyuruldu. (Hucurat 12) Gıybet, adam çeki tirmek demektir. Birisini gıybet etmenin, ölmü insanın etini yemek gibidir. Hadis-i eriflerde buyuruldu ki: (Kıyamette, bir kimse sevab defterine bakar, " u ibâdetleri yapmı tım. Bunlar yazılı de il" der. "Onlar, silindi, gıybet ettiklerinin defterlerine yazıldı" denir.) (Kıyamette bir kimse, sevab defterinde, yapmadı ı ibâdetleri görür. "Bunlar seni gıybet edenlerin sevablarıdır" denir.) (Biri için söylenen kusur, onda varsa, bu söz gıybet olur. Yoksa iftira olur.) (Gıybet imanı zayıflatarak yok eder.) (Gıybet, le yemekten daha kötüdür.) (Miraca çıkarıldı ımda, bakırdan tırnaklarıyla yüzlerini ve gö üslerini tırmalayan kimseler gördüm. "Bunlar kim" dedim. Cebrail aleyhisselam, "Gıybet ederek insanların etini yiyen, ahsiyetlerini zedeliyen kimselerdir" dedi.) (Dört ki inin, çektikleri iddetli azabdan, cehennemdekiler rahatsız olur. Biri, ate ten kapalı bir tabut içindedir, biri barsaklarını sürür, biri de kan ve irin kusar, öteki ise kendi etini yer. Tabuttaki, borçlu olarak ölmü tür. Barsakları sürünen, idrardan sakınmamı tır. rin ve kan kusan, müstehcen konu mu tur. Kendi etini yiyen de, gıybet ve ko uculuk etmi tir.) (Bir toplulukta, bir kimse hakkında gıybet edildi ini görürsen, o kimse için yardımcı ol. Onları bu i ten men edemezsen oradan kalk git.) (Be ey oruç ve abdestte hayır bırakmaz: Yalan, gıybet, söz ta ımak, ehvetle harama bakmak, yalan yere yemin etmek.) (Birinin yüzüne söylemekten çekinilen ey gıybettir.)

(Bir kimsenin yanında din karde i gıybet edilir de, yardıma muktedirken ona yardım etmezse, Allah o kimseyi dünya ve ahirette rezil eder.) (Bir kimsenin malı az, çoluk çocu u çok, namazı güzel olursa ve müslümanları gıybet etmezse, kıyamette onunla yanyana oluruz.) (Gıybet yapmıyan Allahın güvencesindedir.) (Gıybet eden kimsenin duâsı kabul olmaz.) (Cehennemden en son çıkan, gıybetten tevbe edendir. Cehenneme ilk giren, gıybetten tevbe etmeden ölendir.) (Falancanın boyu kısadır) diyen birisine, Peygamber efendimiz, (Bu sözün denize atılsa, denizi kokutur) buyurmu tur. Gıybet, insanın sevablarının azalmasına, ba kasının günahlarının kendine verilmesine sebep olur. Bunları her zaman dü ünmek, gıybet etmeye mani olur. Gıybetten kurtulu Sual: Günümüzde bu gıybet günahını i lemiyen yok gibi. Gıybet etmekten nasıl kurtuluruz? CEVAP Gıybeti ve zararını bilen gıybetten kaçıp kurtulur. Mesela yılanı ve zararını bilen, yılanla oynar mı? Yılanı koynuna alıp yatar mı? Gıybetten kurtulmak için: 1- Gıybetin zararını dü ünmeli! Gıybet sebebiyle, sevablarının gidece ini, hatta gıybet etti i kimsenin günahlarını da yüklenece ini bilmelidir! 2- Gıybet, dünyada da alında bir kara lekedir! Kendine dedikoducu dedirtmemelidir. Çünkü Hadis-i erifte, (Gıybet edeni dinleyen de günahta ortaktır.) buyuruldu. 3- Bir kimse, ba ka birine kırgınsa, onu kötülemeye çalı ır, gıybetini eder. Ba kasına kızıp da kendini Cehenneme atmanın ahmaklık oldu unu bilen, gıybet etmez. Gıybet etmekle, ona zarar vermi olmuyor, kendini felakete atıyor. Üstelik sevmedi i ki inin günahlarını alıp, yerine kendi sevablarını veriyor. 4- Bazan topluluktakileri memnun etmek, onları güldürmek için gıybet edilir. nsanları memnun etmek için, Allahü teâlânın gazabına maruz kalmayı istemek ne kadar yanlı tır. 5- Gıybet eden, övülmeyi, herkesin kendisinden bahsetmesini ister. Bu bakımdan kendini övmek için dolaylı yolları seçer. Mesela, (Falanca çok geçimsizdir) der. Bu, (Ben geçim ehliyim) demektir. Cömert oldu unu bildirmek için, (Falanca çok cimridir) der. E er böyle gıybet edeni dinleyen, akıllı birisi ise, kendini bu ekilde övene hiç de er vermez, onun de ersiz oldu unu anlar. Bunları dinleyen akıllı de il de, cahil, ahmak birisi ise, gıybet etti i için ona de er verse, ne çıkar? Kazancı ne olur? 6- Ba kalarını gıybet edip kusur ara tıran kimse, kendi kusurlarını göremez. Biz, kendi ayıplarımızın ortaya dökülmesini, rüsvay olmamızı istemedi imiz gibi, ba kaları da istemez. Sen arkada ının aybını örtersen, Allah da senin aybını örter. Sen ba kasının aybını açarsan, senin ayıplarını da açan çıkar. Elaleme rüsvay olursun. Kendi kusurlarını ara tıran ve bunların çaresini dü ünerek ba kasının kusurlarını göremiyen ki i, çok iyi insandır. Hadis-i erifte de, (Kendi aybını gören, Allahın hayır diledi i kimsedir) buyuruluyor. Ki i kendi noksanını bilmek gibi irfan olmaz. Nefsimizi gıybet ve di er günahlardan temizlemeye çalı mak "Cihad-ı ekber" olarak bildirilmi tir. 7- Kıskanç olan, mal sahiplerini kötüler. (Malı çok ama yemesini bilmez, cimrinin biridir) der. Yahut mevki sahibi için, (Müdür oldum diye kendini bir ey zannediyor) der.

Böyle söylemekle, gıybet edilenin ne malı azalır, ne de makamı elden gider. Buna ra men kıskançlık ate i, söyliyeni yakıp kavurur. Üstelik, gıybet günahına girdi i için sevablarını sevmedi i kimseye vermeye mahkum olur. Gıybetin kefareti Gıybet etmenin kefareti, üzülüp tevbe etmek ve helalla maktır. Pi man olmadan helalla mak, riya olur, ayrı bir günah olur. Gıybet, üç türlüdür: 1- (Bu gıybet de il, onda olan eyleri söyledim) demek. Böyle söylemekle, harama helal demi olur ki, çok tehlikelidir. 2- Gıybet olunan, bunu duymu sa, tevbe etmekle affedilmez. Onunla helalla mak da gerekir. Hadis-i erifte, (Gıybeti yapılan ki i, gıybet edeni affetmedikçe, ma firet olunmaz.) buyuruldu. 3- Gıybet olunanın bundan haberi yoksa, tevbe ve istigfar etmekle ve ona hayır duâ etmekle affolur. (Ya Rabbi beni de, gıybetini etti im ki iyi de affet) diye duâ etmelidir! Hadis-i erifte, (Gıybet eden, onun için ma firet dilerse gıybet günahına kefaret olur.) buyuruldu. htiyaç halinde gıybeti caiz olanlar: 1- Bir haksızlı ı, ikayet için, ilgili mercilere, (Bu kimse, unu yaptı) demek. 2- Yetkilisine, (O, gayrı me ru i yapıyor, buna mani olun) demek. 3- Dini bir meseleyi ö renmek için, (Beyim unu yapıyor, caiz mi?) demek. 4- Bid' sahibi ile gezene, (Onunla gezme, o bidat ehlidir) demek. at 5- ahitlikte, (Falanca öyle yaptı) demek. sti are edene, (O kızın u kusuru vardır) demek. Yahut, (O malı alma, u kusuru var) demek. Hadis-i erifte, (Facirin halini anlatmaktan çekinmeyin ki halk, onun zararından korunsun.) buyuruldu. 6- Me hur lakabı ile ça ırılınca üzülmüyorsa, mesela (Kara Ali) demek. 7- nsanları, açıktan günah i liyenlerden korumak için, (O kumarbazdır, sarho tur) demek. Hadis-i erifte, (Hayâsızdan bahsetmek gıybet olmaz.) buyuruldu. Kötü huyların tesbiti Sual: Kendimizde bulunan kötü huyları tesbit için nasıl hareket etmeliyiz? CEVAP Hadis-i erifte buyuruldu ki: (Mümin, müminin aynasıdır.)[Taberânî] nsan kendi kusurlarını zor anlar. Güvendi i arkada ına sorarak da, kusurunu ö renir. Sadık olan dost, onu tehlikelerden, korkulardan muhafaza eden kimsedir. Böyle bir arkada bulmak çok mü küldür. Bunun içindir ki, mam-ı afiî hazretleri buyurdu ki: Sadık dost ve halis Kimya Az bulunur, hiç arama! Hz. Ömer de, buyurdu ki: Arkada ım aybıma uyardı beni, Karde lik sünnetinin budur temeli! Dü manlarının kendisine kar ı kullandıkları kelimeler de, insana ayıplarını tanıtmaya yarar. Çünkü dü man, insanın ayıplarını arayıp, yüzüne çarpar. yi arkada lar ise, insanın ayıplarını pek görmezler. Birisi brahim Edhem hazretlerine aybını, kusurunu bildirmesi için yalvarınca, (Seni dost edindim. Her halin, hareketlerin, bana güzel görünüyor. Aybını ba kalarına sor) dedi.

Ba kasında bir ayıp görünce, bunu kendinde aramak, kendinde bulursa, bundan kurtulmaya çalı mak da, kötü huyların ilaçlarındandır. (Mümin müminin aynasıdır) hadis-i erifinin manası budur. Yani, ba kasının ayıplarında, kendi ayıplarını görür. Hz. saya, güzel ahlâkını kimden ö rendin, dediklerinde; (Birinden ö renmedim. nsanlara baktım. Ho uma gitmiyen huylarından kaçınıp Be endiklerimi ben de yaptım) buyurdu. Hz.Lokmana da (Edebi kimden ö rendin) dediklerinde, (Edebsizlerden) dedi. Eshab-ı kiramın velîlerin hayat hikayelerini okumak da iyi huylu olmaya sebep olur. Kötü huyun ilacı Sual: Kendimizde bulunan kötü bir huydan kurtulmak için ne yapmak gerekir? CEVAP Kendinde kötü huy bulunan kimse, buna yakalanmanın sebebini ara tırmalı, bu sebebi yok etme e, bunun zıddını yapma a çalı malıdır. Kötü huydan kurtulmak, bunun zıddını yapmak için çok u ra mak gerekir. Çünkü insanın alı tı ı eyden kurtulması mü küldür. Kötü eyler nefse tatlı gelir. nsanın, kötü ey yapınca, arkasından riyazet çekme i, nefse güç gelen ey yapma ı adet edinmesi de, faideli ilaçtır. Mesela, bir kötülük yaparsam, u kadar sadaka verece im, veya oruç tutaca ım, gece namazları kılaca ım diye yemin etmelidir. Nefs, bu güç eyleri yapmamak için, onlara sebep olan kötü adetini yapmaz. Kötü ahlâkın zararlarını okumak, i itmek de, faideli ilaçtır. Bu zararları bildiren hadis-i erifler çoktur. Bunlardan slâm Ahlâkı kitabındaki hadis-i eriflerden birkaçı unlardır: (Allah katında kötü huydan büyük günah yoktur.) Çünkü, bunun günah oldu unu bilmez. Tevbe etmez. ledikçe, günahı katkat artar. ( nsanların hiç çekinmeden, sıkılmadan yaptıkları günah, kötü huylu olmaktır.) (Her günahın tevbesi vardır. Kötü ahlâkın tevbesi olmaz. nsan, kötü huyunun tevbesini yapmayıp, daha kötüsünü yapar.) (Sıcak su, buzu eritti i gibi, iyi ahlâk da, hataları eritir. Sirke, balı bozdu u gibi, kötü ahlâk da, hayratı, hasenatı mahveder.) Can çıkar huy çıkmaz mı? Sual: Huy de i ir mi? Kötü alı kanlıklarda çevrenin rolü nedir? CEVAP Alı kanlık, bir eyi tekrarlayarak kolaylıkla yapabilme melekesidir. Huy, kalb ile ruhun melekesi, alı kanlı ıdır. Yerle mi olan huya meleke denir. Geçici olan huya hâl denir. Meselâ gülmek, utanmak, birer hâldir. Cömertlik, cesaret, birer melekedir. Huy, meleke demektir. Ara sıra hayır i lemek huy de ildir. Her zaman hayır i lerse, cömert huylu olur. Fakat kendini zorlayarak yaparsa, yine cömert huylu olmaz. Kolaylıkla, seve seve yaparsa, huy denir. Huy, iyi veya kötü i yapmaya veya, iyi ve kötü olmayan eye sebep olur. Bunlar üçe ayrılır. lkine fazilet veya güzel huy denir. Cömertlik, yi itlik, böyledir. kincisine rezâlet veya kötü huy denir. Cimrilik böyledir. Üçüncüsüne sanat denilir. Terzilik, çiftçilik gibi. Alimler huyun de i ip de i memesi hakkında diyorlar ki: 1 - Huy de i mez. Çünkü bir hadis-i erifte, (Bir da ın yerinden ayrıldı ını i itirseniz tasdik edin. Ama bir ki i huyunu de i tirmi tir derlerse tasdik etmeyin. Çünkü insanın yaratılı ındaki huy devam eder.) buyuruluyor. Bu bakımdan portakal çekirde inden ceviz

olmaz. Gazap, ehvet gibi insanın fıtratında olan eyler yok edilemez. Onun için can çıkar huy çıkmaz denmi tir. 2 - Huyun, insanla birlikte yaratılmı olanı de i tirilemez, sonradan hasıl olanı de i ebilir. Evet gazap ve ehvet terbiye ile yok edilemez. Fakat dinimiz de bunların yok edilmesini de il, terbiye edilmesini emrediyor. Terbiye edilince de zararları önleniyor. Terbiye etmek ba ka, yok etmek ba kadır. Nasihat ile insan terbiye edilebilir. Onun için Kur' kerimde, (Nasihat et, nasihat müminlere elbette fayda verir.) buyuruluyor. an-ı (Zariyat 55) ( nsan huyunu de i tiremez. Çünkü yaratılı taki huy devam eder.) hadis-i erifi, yaratılı ta olan huyların de i meyece ini gösterir. Fakat, (Huyunuzu güzelle tirin,) (Herkes, Müslümanlı a elveri li olarak dünyaya gelir. Bunları sonra anaları babaları, gayri müslim ve îmansız yapar) hadis-i erifleri de, huyun de i ebilece ini gösterir. Evet portakal çekirde inden ceviz olmaz. Fakat bakıp, a ılanırsa, çekirdeksiz tatlı, iri portakal olur. Akılsız hayvanı bile ehlile tirmek, ona bazı alı kanlıklar kazandırmak mümkündür. Mesela av hayvanına, avını yememesi, tuttu u avı getirmesi ö retilebiliyor. Akıllı insanın terbiyesi, huyunun de i tirilmesi ise daha kolaydır. 3 - Huy sonradan elde edilir ve de i tirilebilir. Âlimlerinin ço u bu üçüncü görü ü benimsemi lerdir. Onlara göre, (Çocu u güzel terbiye, evladın babasındaki haklarındandır.), (Evladınıza ikram edin, onları edepli, terbiyeli yeti tirin!) (Çocu u terbiye etmek, tonlarla sadakadan daha sevaptır.), (Hepiniz, bir sürünün çobanı gibisiniz. Çoban sürüsünü korudu u gibi, siz de evinizde ve emriniz altındakileri cehennemden korumalısınız! Onlara Müslümanlı ı ö retmezseniz, mesul olursunuz.) hadis-i erifleri gösteriyor ki, insanlar iyili e elveri li olarak do ar. Sonra, nefsin kötü arzuları ve güzel ahlâkı ö renmemek ve kötü arkada larla dü üp kalkmak, çevrenin etkisiyle kötü huyları meydana getirir. Kötü alı kanlık, haram i lemeye alı mak demektir. Haram olmayan eyi kullanmaya, mesela çay içmeye kötü alı kanlık denmez. çki, kumar, esrar, zina alı kanlı ı [ba ımlılı ı] birer kötü alı kanlıktır. Kötü alı kanlıklara elini veren kolunu alamaz. Onun için alı mı kudurmu tan beterdir denir. Kötü alı kanlıklara çevrenin etkisi büyüktür. Çevreyi de i tirmeli, iyi insanlarla beraber olmalı, her haramdan kaçmaya çalı malı ve bilhassa namazı asla aksatmamalıdır. Çünkü cenab-ı Hak, (Namaz insanı fah a ve münkerden, [yani her türlü kötülükten] alıkor) buyuruyor. Salih kimselerin kontrolü altında namaza devam eden kimse, her türlü kötü alı kanlıktan kurtulur, tertemiz insan olur. Oruç ile, insan güçlü bir irade kuvveti kazanır. Alkol, uyu turucu gibi, kötü alı kanlıklardan oruç vesilesi ile kurtulanlar çok görülmektedir. Allah’ın emri oldu u için, ramazanda bir ay oruç tutan bir Müslüman, Allahü teâlânın emirlerini yapmak itiyâdını da kazanır. Böylelikle, O’nun ba ka emirlerini yapmaya da istidat peydâ eder. Tembellikten kurtulmak için, önce bunun kötülü ünü bilmeli, ondan sonra da tedavisine bakmalıdır. ( nsan, ancak çalı tı ının faydasını görür) meâlindeki ayet-i kerimeyi dü ünmelidir. Resûlullah tembellikten Allahü teâlâya sı ınmı , (Yâ Rabbî, beni, tembellikten koru!) diye duâ etmi tir. Tembelli in ilâcı, çalı kanlarla konu mak, tembel, uyu uk kimselerden kaçınmak, Allahü teâlâdan hayâ etmek lâzım geldi ini ve azâbının iddetli oldu unu dü ünmektir. Dînini iyi bilen salih kimselerle görü melidir. Sabah namazına uyanmak için çalar saat gibi bir tedbir almalı. Birkaç gece kalkınca, artık âdet olur, uyanmak kolayla ır. Bir insan bir i in kendisi için faydalı olaca ına inanmadıkça, yeni bir eyi kabul etmez, eski alı kanlı ından da vazgeçemez. yi i leri yapmaya kendini zorlayan, güzel huyları elde edebilir. Mesela hat kabiliyeti olan, hiç hat ile u ra mazsa, gizli kabiliyeti meydana çıkmaz. Fakat bu sanatla u ra maya

çalı ırsa, güzel yazı yazabilir. Güzel huyları itiyat hâline getirmek, güzel huylu olmayı kolayla tırır. Cimri bir kimse, hayır yapmayı, tanıdıklarına ziyafet vermeyi âdet hâline getirirse, cimrilikten kurtulması mümkündür. tiyat hâline gelen küçük günah da, büyük günah olabilir. Büyük günaha alı an da küfre dü ebilir. Ahlâk de i meseydi, peygamberlerin gelmesi, faydasız, lüzumsuz olurdu. Terbiye ve ceza usulleri abes olurdu. lmin ve terbiyenin fayda sa ladı ı her zaman görülmü tür. Ancak, bazı huylar pek yerle mi , ruhun özelli i gibi olmu tur. Böyle huyları de i tirmek pek mü kül olur. Böyle ahlâk, en çok, cahil, kötü kimsede bulunur. Bunu de i tirmek için riyazet ve mücahede gerekir. Nefsin isteklerini yapmamaya Riyazet, nefsin istemedi i eyleri yapmaya Mücahede denir. Güzel ahlâk Sual: yi müslüman olmak için güzel ahlâklı olmak gerekti ini bildirdiniz. Güzel ahlâka nasıl sahip olunur? CEVAP Evet iyi bir müslüman olmak için Ahlâk-ı hamideye [güzel ahlâka] sahip olmak, Ahlâk-ı zemimeden [kötü ahlâktan] uzak durmak gerekir. Ancak bununla dünya ve ahıret saadeti elde edilir. Güzel ahlâk, ilim ve edeb ö renmekle, iyi insanlarla arkada lık etmekle elde edilir. Kötü ahlâk da bunun tersidir. Yani cahil kalmak, edebsiz olmak, kötü insanlarla arkada lık etmekten hasıl olur. Cenab-ı Hak, Peygamber efendimizi överken (Gerçekte sen büyük bir ahlâk üzeresin) buyuruyor. (Kalem 4) yi insan, iyi ahlâklı insan demektir. Dinimiz iyi huylar edinmemizi, kötü huylardan kaçınmamızı emretmektedir. Güzel ahlâka sahip kimselere gıpta etmek, onlar gibi olmaya gayret etmek gerekir. Hadis-i erifte buyuruldu ki: (Nimete kavu mu olanlardan, tevadu gösterene ve kendini hep kusurlu bilene, helaldan kazanıp, hayırlı yerde sarf edene, fıkıh bilgileri ile hikmeti [tasavvufu] birle tirene, helala harama dikkat edene, fakirlere acıyana, i lerini Allah rızası için yapana, huyu güzel olana, kimseye kötülük yapmayana, ilmi ile amel edene ve malının fazlasını da ıtıp, lafının fazlasını saklayana müjdeler olsun) [Taberânî] Güzel Sözler Ahlâk hakkında slâm âlimleri buyuruyor ki: "Kötü ahlâklı, parçalanmı testiye benzer. Ne yamanır, ne de eskisi gibi çamur olur." "Her binanın bir temeli vardır. slâmın temeli de güzel ahlâktır." "Kötü ahlâk, öyle bir fenalıktır ki, onunla yapılan birçok iyilikler fayda vermez. Güzel ahlâk, öyle bir iyiliktir ki, onunla yapılan günahlar affa u rar." "Yükselen bütün insanlar ancak güzel ahlâkları sayesinde yükselmi lerdir." "Güzel ahlâk güleryüzlülük, cömertlik ve kimseyi üzmemek demektir." "Güzel ahlâk, kimseyle çeki memek ve kimseyi çeki tirmemektir." "Güzel ahlâk, eziyet vermemek ve me akkatlere katlanmaktır." "Güzel ahlâk, geni likte ve darlıkta insanları razı etme e çalı mak demektir." "Güzel ahlâk, Allahtan razı olmak demektir. Yani hayrı ve erri Allahtan bilmek, nimetlere ükür, belâlara sabretmektir." "Güzel ahlâkın en azı, me akkatlara gö üs germek, yaptı ı iyiliklerden kar ılık beklememek, bütün insanlara kar ı efkatli olmaktır."

"Güzel ahlâk, haramlardan kaçıp helalı aramak, di er insanlarla oldu u gibi aile efradıyla da iyi geçinip onların mai etlerini temin etmektir." "Güzel ahlâk, Yaratanı dü ünerek, yaratılanları ho görmek, onların eziyetlerine sabretmektir." Bir müslümana çatık ka la bakmak haramdır. Güleryüzlü olmayan kimse mümin sıfatlı de ildir. Herkese kar ı güleryüzlü olmalıdır. Hadis-i erifte, Allaha ve ahıret gününe iman edenin, misafirine ve kom usuna ikram etmesi, ya hayır söylemesi veya susması emredilmi tir. (Buharî) Ba kasının kötü ahlâkından ikayet eden kimsenin kendisi kötü ahlâklıdır. Ba kalarının kötülüklerinden bahsediyorsak, bu kendimizin kötü oldu unun alametidir. Güzel ahlâk, eziyetleri sineye çekmektir. Güzel ahlâklı olmanın alameti unlardır: nsaflı olmak, arkada larının hatasını görmemek, hüsn-i zan etmek, su-i zandan [kötü zandan] kaçınmak, arkada larının eziyetlerine gö üs germek, onlardan ikayetçi olmamak, hep kendi ayıp ve kusurlarıyla me gul olmak, kendi nefsini kınamak, güleryüzlü olup, herkesle yumu ak konu maktır. Güzel ahlâklı kimse, edeplidir az konu ur, hatası azdır, gıybet etmez, Allah için sever, Allah için bu zeder, emanete riayet eder, kom u ve arkada ını korur. Bütün hasletlerin ba ı ise hayâdır. Güzel ahlâklı bir kimsenin kötü huylu bir hanımı vardı. Gayet iyi geçiniyorlardı. Kötü huylu hanımla nasıl iyi geçindi i sorulunca, iyi ahlâklı kimse öyle cevap verdi. yilerle herkes geçinir. Marifet kötü ile geçinebilmektir. Onun kötü huyuna sabredemezsem benim iyi huylu oldu um nereden belli olacaktır? Büyüklerden Ebu Osman El-Hayrii ziyafete davet ettiler. Davet yerine vardı ı zaman kendine (Kusura bakma, çok insan geldi seni kabul edemiyece iz) dediler. Az gidince tekrar ça ırdılar. Gelince tekrar, kabul edemiyeceklerini bildirdiler. Böyle birkaç defa ça ırıp geri döndürdükten sonra (Biz seni denemek için bunu yaptık. Gerçekten güzel ahlâklıymı sın) dediler. Cevabında buyurdu ki (Bu ahlâk o kadar güzel midir? Bir köpe i de ça ırsanız gelir, kovsanız gider.) Ahlâkı güzelle tirmek Hadis-i eriflerde buyuruluyor ki: (Ahlâkınızı güzelle tiriniz) [ bni Lal] (Sizin imanca en güzeliniz, ahlâkça en güzel olanınızdır.) [Hakim] (Ya Rabbi senden, sıhhat, afiyet ve güzel ahlâk dilerim.) [Haraiti] (Ben ancak mekarimi ahlâkı tamamlamak için gönderildim.) [Beyhekî] (Güzel ahlâk, büyük günahları, suyun kirleri temizlemesi gibi temizler. Kötü ahlâk ise, salih amelleri, sirkenin balı bozdu u gibi bozar.) [ . Hibban] (Allahü teâlâ indinde, kötü ahlâkdan büyük günah yoktur. Çünkü, kötü ahlâklı, bir günahtan tevbe edip, kurtulursa, bir ba ka günaha dü er. Hiç bir vakit günahdan kurtulamaz.) [ sefehani] (Bir kimse tevbe ederse, tevbesini Allahü teâlâ kabul eder. Kötü ahlâklı kimsenin tevbesi makbul olmaz. Zira bir günahdan tevbe ederse kötü ahlâkı sebebiyle, daha büyük günah i ler.) [Taberânî] (Güzel ahlâk, senden kesilen akrabanı ziyaret etmek, sana vermeyene vermek, sana zulmedeni affetmektir.) [Beyhekî] (Din, güzel ahlâktır.) [Deylemî]

(Müminlerin iman yönünden en faziletlisi ahlâkça en iyi olanıdır.) [Tirmizî] (Mallarınızla herkesi memnun edemezsiniz. Güler yüz ve tatlı dil ile, güzel ahlâkla memnun etmeye çalı ınız!) [Hakim] ( üphesiz güzel ahlâk, güne in buzu eritti i gibi günahları eritir.) [Haraiti] (Bir müslüman güzel ahlâkı sayesinde, gündüzleri oruç tutan, geceleri ibâdet eden kimselerin derecesine kavu ur.) [ . Ahmed] (Bir insan az ibâdet etse de, güzel ahlâkı sayesinde en yüksek dereceye kavu ur.) [Taberânî] (Yumu ak davran! Sertlikten sakın! Yumu aklık insanı süsler, çirkinli i giderir.) [Müslim] (Yumu ak davranmayan, hayır yapmamı olur.) [Müslim] (En çok sevdi im kimse, huyu en güzel olandır.) [Buharî] (Yumu ak olan kimseye, dünya ve ahıret iyilikleri verilmi tir.) [Tirmizî] (Cehenneme girmesi haram olan ve Cehennemin de onu yakması haram olan kimseyi bildiriyorum. Dikkat ediniz! Bu kimse insanlara kolaylık, yumu aklık gösterendir.) [ . Ahmed] (Yumu ak olanlar ve kolaylık gösterenler, hayvanın yularını tutan kimse gibidir. Durdurmak isterse hayvan ona uyar. Ta ın üzerine sürmek isterse hayvan oraya ko ar.) [Ebu Dâvud] (Mü’minlerin îmân yönünden en fazîletlisi, ahlâkça en iyi olanıdır.) [Tirmizî] (Cennete götüren sebeplerin ba lıcası, Allahü teâlâdan korkmak ve iyi huylu olmaktır. Cehenneme götüren sebeplerin ba lıcası da, dünya ni’metlerinden ayrılınca üzülmek, bu ni’metlere kavu unca sevinmek, azgınlık yapmaktır.) [Tirmizî] (Îmânı en kuvvetli ki i, ahlâkı en güzel ve hanımına en yumu ak olandır.) [Tirmizî] ( nsan, güzel huyu ile, Cennetin en üstün derecelerine kavu ur. [Nâfile] ibâdetlerle bu derecelere kavu amaz. Kötü huy, insanı Cehennemin en a a ısına sürükler.) [Taberânî] ( bâdetlerin en kolayı, az konu mak ve iyi huylu olmaktır.) [ bni Ebid-dünya] (Söz veriyorum ki, münâka a etmiyen, haklı olsa da, dili ile kimseyi incitmiyen, aka ile veya yanındakileri güldürmek için, yalan söylemiyen, iyi huylu olan müslüman Cennete girecektir.) [Tirmizî] (Allahü teâlâ buyuruyor ki: “Size gönderdi im islâm dîninden râzıyım, [bu dîni kabûl edip, bu dînin emir ve yasaklarına riâyet edenlerden râzı olur, onları severim.] Bu dînin tamam olması, ancak cömertlikle ve iyi huylu olmakla olur. Dîninizin tamam oldu unu hergün, bu ikisi ile belli ediniz!) [Taberânî] (Sıcak su buzu eritti i gibi, iyi huylu olmak, günâhları eritir, yok eder. Sirke balı bozup yenilmez hâle soktu u gibi, kötü huylu olmak, ibâdetleri bozup yok eder.) [Taberânî] (Hak teâlâ yumu ak huyluya yardım eder, sert ve öfkeliye yardım etmez.) [Taberânî] (Yumu ak olan, kızmıyan müslümanın Cehenneme girmesi harâmdır.) [Tirmizî] (Yava , yumu ak davranmak, Allahın kuluna verdi i büyük bir ihsândır. Aceleci olmak, eytânın yoludur. Allahü teâlânın sevdi i ey, yumu ak ve a ırba lı olmaktır.) [E.Ya’lâ]

(Ki i, yumu aklı ı, tatlı dili ile, gündüzleri oruç tutanın ve geceleri namaz kılanın derecesine kavu ur.) [ . Hibbân] (Kızınca, öfkesini yenerek yumu ak davrananı Allahü teâlâ sever.) [ sfehânî] (Güler yüzle selâm veren, sadaka verenin sevâbına kavu ur.) [ .E.dünya Hayâ Etmek Sual: Hadis-i erifte "Hayâ imandandır" buyurulmaktadır. badetlerini ba kalarına göstermekten de hayâ etmek böyle midir? CEVAP badetlerini ba kalarına göstermekten hayâ etmek caiz de ildir. Hayâ, günahlarını, kabahatlerini göstermemeye denir. Bunun için, vaaz vermekten ve emr-i maruf ve nehy-i münker yapmaktan [din kitabı, ilmihal kitabı yazmaktan ve satmaktan] ve imamlık, müezzinlik yapmaktan, Kur' ve mevlid okumaktan hayâ etmek caiz de ildir. (Hayâ an imandandır) hadis-i erifinde, hayâ, kötü, günah eyleri göstermekten utanmak demektir. Müminin, önce Allahü teâlâdan hayâ etmesi gerekir. Bunun için, ibâdetlerini sıdk ile, ihlas ile yapmalıdır. Kelam-ı kibar [büyüklerin sözleri] Sual: Kelam-ı kibar ne demektir? Büyüklerin nasihatlarından yazar mısınız? CEVAP Kelam-ı kibar, kibar-ı kelamest, büyüklerin sözü, sözlerin büyü ü demektir. Büyükler buyuruyor ki: - Ba arının sırrı, günahlardan sakınarak sabretmek, insanlara güler yüz göstererek iyilik etmek. Yani tatlı dil ve güzel siyaset herkesi memnun etmektir. - Bir ba arı elde ederseniz, bunu kendinizden bilmeyiniz. Daima büyüklerle beraber olunuz. - Dini yaymakta sabırlı ol; cömert ol; yumu ak ol; affedici ol. Dine hizmet etmekte üç esas var: taat, ihlas, sevgi. Eshab-ı kiramın ba arısının sebebi, birbirlerini sevmeleridir. - Kendinize, Allah rızası için, insan ancak bu kadar iyi olabilir, dedirtin. Herkese yumu ak söyleyin, yumu aklıkla muamele edin, az konu un, incitmeyin. Merhametli ve affedici olun. - Dü manınıza iyilik edin, hediye verin. Rahat edersiniz. Kırıldı ınız müslümana iyilik edin, sevmedi inize ihsan, sıkıldı ınız insana güler yüz gösterin. Dinimizde buna fütüvvet denir. - Fütüvvet [mertlik], seni sevmiyene ihsanda bulunmak ve sevmedi in ile de tatlı konu maktır. Herkesin utanacak eylerini örtün ve kötülükleri affedin. - Do ru olun, do ru konu un, arkada larınızın hatalarına tahammül edin, herkese iyilik edin, kom uya eziyet etmeyip ondan gelecek sıkıntıya katlanın. Buna mürüvvet denir. Mürüvvet, insanlık, iyilik yapmak arzusudur - ki eyi unutma: Allahın seni her yerde gördü ünü ve ölümü hiç unutma. ki eyi de unut: Yaptı ın iyilikleri ve sana yapılan kötülükleri unut. yinin de kötü huyu bulunabilir. Bunun kötü huyunu de il, iyi huylarını örnek almalıdır! Çünkü Peygamber efendimiz (Bir müminin iyili ini unutup, kötülü ünü hatırlayanı Allah sevmez) buyuruyor. Deylemî) - Dünyada Cehenneme götürücü tuzaklar var. Bu tuzaklara yakalanmamalıdır. Kur' an-ı kerimde, bu tuzaklar öyle bildiriliyor: (Dünya hayatı, lab, lehv, zinet, tefahur ve malı,

parayı, evladı ço altmaktır) [Hadid 20] [Lab oyun, lehv e lence, zinet süslenmek, tefahur ö ünmek demektir.] Bunların bir tanesine yakalananın gönlü ölür. - Yardıma, hizmete giden, kendi aklına, konu masına, gücüne, gayretine güvenirse, Allahü teâlâ onun i ini kendine bırakır, rezil olur, zelil olur. Rıza-i ilahi için çıkıp, benim elimde bir ey yok diyerek, bütün gayretiyle yola çıkarsa, netice ne olursa olsun, hayırlıdır. Allahı unutarak yapılan hizmet, hezimet olur. - Kalbi en fazla nurlandıran ey; kızdı ınız kimseye duâ etmektir. - En mutlu insan, [Allahın, Resulünün ve ülulemrin sözüne] peki diyendir. - nsanı hayvandan ayıran edebdir. - Omuzunuzda iki müfetti var, devamlı tefti halindedir. u hâlde, az konu un, a zınızdan çıkan sözün size hayır ve er yazıldı ını unutmayın. - hlassız amel, mühürsüz para gibidir. - A ız haram yemez, dil de yalan söylemezse, edilen duâ kabul olur. Haram yiyenin 40 gün duâsı kabul olmaz. Tıbben de kan de i imi 40 günde tamamlanır. Ne çekiyorsak dilimizden çekiyoruz. - Güzel ahlâk, kimseye yük olmamak, fakat herkesin yükünü çekmektir. - Kendini be enmeyip haramlardan sakınanın kabına, rahmet dolmaya ba lar, ihlası artar, istifade etmeye ba lar. te bu istifadenin hasıl olup olmadı ı, kimseye yük olmayıp, herkesin yükünü çekmeye ba laması ile anla ılır. - Herkeste ef olmak arzusu vardır. Bu insanın tabiatında vardır. Bu hâl yalnız yüzü ahirete dönük olanlarda olmaz. - Çocuklarınıza namazın önemini anlatın ve mutlaka namaz kıldırın. Namaz kılmasına mani her eyin, felaketine sebep olaca ını bilmeli ve bildirmelisiniz. Çocu un istikbalini garantiye almak, iyi bir müslüman olması ile mümkündür. Diploma ile istikbal garantiye alınmı olmaz. Hatta felaketine sebep olabilir. yi bir müslüman olduktan sonra diploma i e yarar. - Midenin tok olması feyze manidir. Büyükler, çok yemek yemeyin diyor. - Ana-babaya hizmet, Allahü teâlânın emrine, ilim ö renmeye mani oluyorsa, sevab de il, günah olur. - nsanın ilmi arttıkça, Allaha sevgisi arttıkça, nefsinden so umaya, nefret etmeye ba lar. Bu hâle kavu mak, Allahın lutuf ve ihsanıdır. O kulunu sevdi inin alametidir. - stifade hasıl olması için, verenin olgun, alanın uygun olması gerekir. Uygun olmak haram i lememek, kalb kırmamak, kendini be enmemek ve gadaplanmamakla hasıl olur. - Hasta olan, ilaç kutularını raflara dizse, ilaçları kullanmadı ı müddetçe ne faydası olur? Kitapları rafa dizip okumayan veya okudu u hâlde amel etmiyen nasıl adam olur ki? - Dine hizmet etmek isteyenin, siyaset ilmini yani insanların halini, zamanın ve ülkenin artlarını bilmesi gerekir. Yahut bunları bilen basiret sahibi bir kimse ile isti are etmelidir. Dine hizmet edecek kimsede u üç vasfın bulunması gerekir. Bunlardan biri noksan olursa, hizmette ba arı azalır. Hiç biri olmazsa fıtne çıkar. Bu üç vasıf: Tatlı dil, güler yüz, cömertlik ve ihlas. - Güleryüzlü olmıyanın, insanların itimadını, sevgisini kazanması zordur. Cömert olmıyan, vermekten ho lanmıyan, insanların sevgisini kazanamaz. hlaslı olmıyanın, yani sırf Allah rızasını gözetmiyenin, yaptı ı hizmetlerde insanlardan takdir veya maddi bir kar ılık bekleyenin ihlası zedelenir. Allahü teâlâ da ihlassız kimseyi muvaffak kılmaz. - Bir ki i, bir arkada ın yanına, herhangi bir i için, rahat gidemiyorsa, çekinerek gidiyorsa, son nefesinden korkulur.

- Nefse tabi olmak, kötü arkada larla dü üp kalkmak sıkıntı verir. Çok engeller var. En büyük engel, akla, nefse tabi olmaktır. Bozuk arabaya ve ehliyetsiz oförün arabasına binilmez. Ehliyetsiz oför kaza yapar. Ehliyetli oförün kullandı ı vasıta selamettedir. Yanlı arabaya binen, mesela Parise giden otobüse binen, Kâbeye varamaz. - Muteber olan sondur. Son nefeste "Allah!" diyece i yerde, "Aman kurtar beni doktor!" diyen tehlikededir. Nasıl ya arsanız, öyle ölürsünüz. Hep abdestli duran, son nefeste Allah diyerek ölür. - Asıl marifet, çok para kazanmak de il, çok sevab kazanmaktır. - Resulullah efendimiz; (Beni Rabbim terbiye etti) buyuruyor. O hiçbir mümine sert bakmamı tır. Herhangi bir ey istendi i zaman, yok dememi , varsa vermi , yoksa susmu tur. - Ölüme hazırlanırsa, huyu güzel olur. En büyük müjde, mümine ölümü hatırlatmaktır. Müminin ölümü, büyük saadettir. - Ölümü hatırlamak, ömrü uzatır, çok ya ama arzusu ömrü kısaltır. Böyle biri, üç eye hasret gider. Topladı ına doymaz, umdu una kavu amaz. Ahiret yolculu u için yeterli hazırlık yapamaz. - Hiç bir zaman, hiç bir ekilde, halinizden ikayetçi olmayın. Her zaman ükredici olun. Beterin beteri vardır. - Mıknatıs demiri nasıl kendine çekiyorsa, haramlar Cehenneme, ibâdetler Cennete çeker. - Mertlik demek, herkes ile iyi geçinmektir. - Dertlerinizi kullara de il, Allahü teâlâya arz edin. Dert ve belânın tamamının kendi kusur ve kabahatlerimizden dolayı oldu unu unutmayalım. - Yumu ak ve mülayim olan kazanır. - tikadı düzeltmeden önce ibâdet etmenin faydası olmaz. - Büyüklerin isimleri yazılı olan levhalara bakılınca o zatlar hatırlanırlar, hatırlanınca ruhları biiznillah hazır olur, hazır olunca feyz gelir. - Akıl ahireti, göz dünyayı görür. - Helal parayla beslenen kimseye ibâdetler kolay gelir. - syanı [günahı] çok olanın, nisyanı [unutkanlı ı] çok olur. - Herkese iyilik yapamayız; fakat, hiç kimseye kötülük yapmaya hakkımız yoktur. - Halkın de er verdi ine kıymet veren, kıymetsiz, Hakkın de er verdi ine kıymet veren azizdir. - Söz, etkisiz ise, ya dinliyenin kalbi kararmı tır veya söyliyen, söyledi ini ya amıyordur. - nsan genç iken ehvetin, ya lanınca öhretin esiri olur. - Mütevazi olan kurtulur, kibirli olan yanar. - Yanına ba kasının oturmamasını istemek, do ru sözü kabul etmemek, kusurunu söyleyene te ekkür etmemek ve hep zenginin davetini tercih etmek kibir alametidir. Kibirli olan, salih insan olamaz. Kibir, her iyili e engeldir. Kibirli de ilim diyen, kibirlidir. - Kusuru ba kasında arayanın etrafında insan kalmaz. Hep kendisini haklı bulan, kendi kusurlarını bırakıp, ba kasının kusuru ile me gul olan, manevî bakımdan zerre kadar ilerliyemez. - Nefsini aradan çeken, herkesle iyi geçinir, huzurlu olur. - Tasavvuf, zamanı en iyi kullanmaktır. Sabır, susmaktır.

- hlas ile ibâdet etmeyen, Belam-ı Baura gibi mürted olarak ölür. - Evliyanın hayatını okuyanın kalbinden dünya sevgisi çıkar ve ihlası artar. - Allahın veya insanların sana nasıl davranmasını istiyorsan, sen de insanlara öyle davran. - Mümin karde inizin duâsını almaya çalı ın. Kurtulu un onun duâsında olabilece ini unutmayın. - Cüzzamlının yanında 7 sene kalana, cüzzamın geçmeme ihtimali vardır. Fakat bir binada bulunan kötü bir insan, ba ka bir odada da olsa, ondaki kötü huyların geçmeme ihtimali yoktur. Kötülük çabuk yayılır, çünkü nefsimiz kötülü e meyyaldir. Bir sepet üzümdeki çürük bir tane, bütün sepeti çürütür. Fakat sa lam üzümler o çürü ü kurtaramazlar. - Ba arının sırrı, güler yüz, tatlı dil ve güzel siyasettir. Güzel siyaset, herkesin memnun olması demektir. Sevgi yakınlık ister, kaçan mahrum kalır, gözden ırak olan gönülden de ırak olur. Kendisini seveni, ba kası sevmez. - Helal parayla beslenen vücuda ibâdetler kolay gelir. - Allahü teâlâ sevdi ine iki nimet verir. Ona sevdi i bir zatı tanıtır ve bir de hayırlı i nasip eder. Daha çok severse çe itli belâ verir. - Küfrü, kâfirleri sevmemek ve ibâdetlerin kolay gelmesi iman alametidir. - Emr-i maruf yapan, sevimli ve cömert olur, hiçbir menfaat beklemez. - Halkın kıymet verdi ine kıymet veren, kıymetsiz, Hakkın kıymet verdi ine kıymet veren azizdir. Hakkın aziz etti ini, kimse zelil edemez. - nsan genç iken ehvetin, ya lanınca öhretin esiri olur. - Nereye ba lısın diyene mam-ı a' zama demeli veya ba lı oldu u mezhebi söylemelidir! Hiçbir yere ba lı de ilim dememelidir. - Alçak gönüllü olan kurtulur, kibirli olan yanar. - Hukuku olanları, tanıdıklarını ziyaret etmemek kibir, fakirleri ziyaret, tevazu alametidir. - Yanına ba kasının oturmamasını istemek, hastalarla birlikte oturmamak, do ru sözü kabul etmeyip, münaka a etmek, kusurunu bildirenlere te ekkür etmemek ve fakirin de il, zenginin davetine gitmek kibir alametidir. Kibirli olan, salih insan olamaz. - Aklı olan, kendini ve Rabbini tanıyan, hiç kibredebilir mi? nsan a a ılı ını, acizli ini, Rabbine kar ı her an izhar etmek mecburiyetindedir. Bunun için her an her yerde aczini göstermesi, tevazu üzere bulunması gerekir. Büyüklenerek ben demek Allahü teâlâ ve evliyadan feyz ve bereketi keser. Kusuru ba kasında arayan, sevimsizle ir, etrafında insan kalmaz, dost edinemez. Herkesi haklı, kendisini haksız bulmadıkça, kendi kusur ve noksanlarını bırakıp, ba kasının kusuru ile me gul oldukça, manevî bakımdan zerre kadar ilerlemek mümkün de ildir. - Nefsini aradan çeken, herkesle iyi geçinir, huzurlu olur. Nefsini aradan çek, kimseyi tenkit etme, kendini be enme, kendinden i ren. Kendinden tiksinmeyen kurtulamaz. - Âmir öyle olmalı ki, maiyetindeki herkes (Âmir beni herkesten daha çok seviyor) diyebilmeli. Aradaki kırgınlıklar hizmetleri engeller. - Evliya-i kiramın himmeti yaydan çıkan oku, namludan çıkan mermiyi geri çevirir. Evliyaya muhabbet edene de böyle kuvvetli himmet gelir. - Bir kimse yemek yerken Allahü teâlâyı ne kadar hatırlarsa, namazda da o kadar hatırlar. Kalbinizi Allahtan ba kasına vermeyin.

- Eskiden bir mür id, sadece çok sevdi ine de il, günahı çok olana [daha fazla günah i leyip dinden uzakla masın diye] çok iltifat eder, günahı az olana ise, [kendini bir ey sanıp kibirlenmesin diye] hiç iltifat etmezdi. [ stisnalar hariç, bir kimseyi yüzüne kar ı övmek, ona kötülük sayılır.] hlası artanın dine hizmeti artar, dine hizmeti artanın ihlası artar. [ hlas, her eyi Allah rızası için yapmak demektir.] - Evliyanın hayatını okuyanın kalbinden dünya sevgisi çıkar, yerine Allah sevgisi dolar ve ihlası artar. Bir müslüman, Ehl-i sünnet kitaplarını alıp, bir rafa hürmetle koysa, o kitapları o evde bulundurdu u için Allahü teâlâ, o kimsenin imanla ölmesini nasib eder. - Her müslümanın yanında bir Ehl-i sünnet kitabı bulunmalıdır! Hikmetli Sözler - Kendi aybını gören kimse, ba kasının aybını göremez. - Takvâ elbisesinden soyunan kimseyi hiçbir elbise örtemez. - Allahın verdi i rızka râzı olan kimseyi, ba kalarının elinde bulunan ni’metler mahzun etmez. - Zâlimin kılıcını çeken, kendi elini keser. - Karde i için kuyu kazan, içine kendi dü er. - Ba kasının ayıp perdesini yırtan, kendi aybını açmı olur. - Kendi hatâsını görmiyen, ba kasının aybını büyük görür. - Nefsinin kötü arzularına uyan helâk olur. - Aklı ile yetinen, uçurumdan yuvarlanır. - Kibirli davranan, zelil olur. - frat ve tefrite dü en, zarara u rar. - nsanlara kar ı dik duran, kırılır. - Dü üklerle gezen, hakîr olur. - Ulemâ ile oturan, vekar sâhibi olur. - Kötülerin u radı ı yere giren kimse, ithâma mâruz kalır. - slâm ahlâkını hafife alan, pisli e dü er. - Ba kasının malını ganimet sayan kimse, ele muhtaç olur. - Netice almak istiyen, sabırlı olur. - Aya ının bastı ı yeri bilmiyen kimse, pi man olur. - Allahtan korkan, selâmete çıkar. - Tecrübelerden faydalanmıyan, aldanır. - Hak ehli ile çarpı an, çarpılır. - Gücünün yetmedi i yükü yüklenen kimse, âciz kalır. - Ecelin gelece ini yakînen bilen kimse, emelini azaltır. - Cehâlet yoluna sapan kimse, adâlet yolunu bırakır. - Güzel ahlâk güleryüzlülük, cömertlik ve kimseyi üzmemek demektir. - Sabır, tökezlemiyen binek, kanâ’at ise bükülmiyen kılıçtır. Kıymetli nasihatler mamı azam hazretlerinin bir talebesine yaptı ı vasiyetlerden bazıları öyledir: Konu urken yüksek sesle konu ma. Hiç bir i inde acele etme, teenni ile hareket et. Acele eytandır. [Hadis-i erifte, (Teenni eden isabet eder, acele eden hata eder.) buyuruldu. Teenni, acele etmemektir.] Susmayı âdet edin. [Hadis-i erifte, (Susmak, hikmettir; fakat susan azdır.) buyuruldu.]

Her ayda birkaç gün oruç tut. [Hadis-i erifte, (Her ay 3 gün oruç tutan, yılın tamamında oruç tutmu gibi olur.) buyuruldu.] Nefsini hesaba çek, ilmi muhafaza et. Böylece amelinden iki cihanda faydalan. [Hadis-i erifte, (Akıllı, nefsini hesaba çeken ve ölümden sonrası için amel edendir.) buyuruldu.] Dünya nimetine ve sa lı ına güvenme. [Hadis-i erifte, ( htiyarlıktan önce gençli in, hastalıktan önce sa lı ın, me guliyetten önce bo vaktin, fakirlikten önce zenginli in, ölümden önce hayatın kıymetini bil.) buyuruldu.] Bu nimetlerin hepsinden sorguya çekileceksin. [Hadis-i erifte, (Kıyamette, herkes ömrünü nerede geçirdi inden, malını nereden kazanıp, nereye harcadı ından ve ilmi ile amel edip, etmedi inden sorulacaktır.) buyuruldu.] Kötü kimseyi; kötülü ü ile anma, bir iyili ini bul, onu söyle. E er kötülü ü din hakkında ise, bid’at ise onu insanlara söyle ve ona uymaktan onları koru. [Hadis-i erifte, (Bid' atler yayılınca, ilmi olan bunu herkese bildirsin, bildirmezse, Kur' kerimi an-ı gizlemi sayılır.) buyuruldu.] Sakın ölümü hatırından çıkarma. [Hadis-i erifte, (Ölümü çok hatırlayanın kalbi ihya olur, ölümü de kolayla ır.) buyuruldu. Kur’an-ı kerim okumaya devam et. [Hadis-i erifte, (Kur' okunan evin hayrı artar, an melekler oraya toplanır, eytanlar oradan uzakla ır. Kur' okunmayan ev, an içindekilere dar gelir, sıkıntı verir, bereketsiz olur. Bu evden melekler çıkar, eytanlar girer.) buyuruldu.] Bid’at ehlinden uzak dur. [Hadis-i erifte, (Bid’at ehlinin cenazelerine gitme, onlarla birlikte namaz kılma. Ben onlardan de ilim.) buyuruldu.] Küfür ehli ile zaruretsiz konu ma, mümkünse onları slama davet et, de ilse, onlarla diyaloga girme. Anneni, babanı, üstadını hayır duadan unutma. Ezan okununca, hazır ol, herkesten önce mescide gel. Peygamberleri, salihleri, mescid ve mezarlar hakkında halkın gördü ü rüyaları tabir et. Kabirleri ziyaret et. Kom udan gördü ün ayıpları, emanet bil; sakla, kimsenin sırrını kimseye söyleme. Seninle isti are edene do ruyu söyle. Cimrilikten sakın. Tamahkar olan mürüvvetsiz olur. Her i te mürüvveti gözet. htiyacın olsa da, kimseden bir ey isteme. Dünya ehline ra bet etme. Yolda giderken sa ına soluna bakma, önüne bak. Bah i verilen yerlerde herkesten daha çok ver. Bir cemaat içinde iken, onlar teklif etmeden imam olma. Kadınların, kızların, gençlerin toplandıkları yerlere gitme. Fısk, çalgı, müzik ve di er haram bulunan e lence yerlerine girme. lim meclisinde sakın kızma. nanılması zor olan hikâyeleri anlatma. Bu nasihatimizi, canı gönülden kabul et. Bunlarla dünya ve ahiretini süsle. Zira bunlar senin ve herkesin iyili i içindir. Bu yolda git ve herkese de tavsiye et . Müslüman vefakar olur Sual: Vefa ne demektir, neyi gerektirir? CEVAP Vefa demek, gerek hayatta iken ve gerekse öldükten sonra sevgi ve alakayı devam ettirmek demektir. Ölen bir kimseye az bir vefa göstermek, hayatta yapılan çok iyiliklerden daha makbuldür. Çünkü insan, hayattaki arkada ına bir iyilik edince, belki bir kar ılık bekliyebilir. Öldükten sonra yapılacak iyili e riya karı ması zor olur. Ölüler için duâ ve istigfar edilir. Yapılan iyiliklerin sevabı ba ı lanır. Hayattaki akrabalarına, dostlarına iyilik

edilir. Peygamber efendimiz, ihtiyar bir kadına ikramda bulundu. Sebebini soranlara buyurdu ki: (Bu kadın, Hadice hayatta iken bize gelir giderdi. Ahde vefa, dindendir.) [Hakim] Arkada ın dost ve akrabalarını arayıp sormak vefakarlı ın artlarındandır. Onların haklarına riayet, arkada a ikram etmekten daha kıymetlidir. Vefasızlık eytanı çok sevindirir. Mesela arkada ların arasındaki muhabbetin azalması, kırgınlı ın zuhur etmesi eytanı çok sevindirir. eytanı sevindirmemek, hile ve oyununa gelmemek için vefakarlı a devam etmeli, arkada ın kusurlarını fazilet, hakaretlerini de iltifat olarak kabul etmelidir. ki arkada tan biri, di erine sert baktı ı zaman, eytan zil takıp oynar. Allahü teâlâ da buyuruyor ki: (Kullarıma söyle, güzel konu sunlar! Çünkü eytan, aralarını bozar.) [ sra 53] Onun için kırıcı konu maktan, üzücü konu maktan ve sert bakmaktan uzak durmalıdır! Allah dostlarının duru u bile sevgi telkin eder. Böyle bir kimse, makam sahibi de olsa, eski arkada larını arar. (Kerem sahibi, darlık zamanlarında kendileriyle dü üp kalkanları, geni lik zamanlarında da ararlar.) denmi tir. "Kara Gün Dostu" Sıkıntılı anında arkada ın yardımına ko malı, "Kara gün dostu" olmaya çalı malıdır. eytan, nefs ve kötü arkada , ara bozmaya çalı tı ı için arkada lı ı devam ettirmek zor olur. Bunun için "Arkada lık ince ve latif bir cevherdir. Korunmasını bilmezsen kazaya u rar." demi lerdir. Bu cevheri korumak arkada ta kusur aramamak ve hiçbir hatasını görmemektir. Çünkü kusursuz insan olmaz. Kusursuz insanla herkes geçinir. Asıl yi itlik, kusurlu arkada la iyi geçinmektir. Daima onu kendine tercih etmelidir! Vefakar olmanın artlarından biri de, dostun sevmediklerini, dü manlarını sevmemektir. Dostun dü manı ile birlikte gezip dola mak, dü manlıkta ortak olmak demektir. Eski zatlardan birinin o luna vasıyeti öyle: (O lum, herkesle arkada lık edilmez. htiyaç içinde oldu un zaman senden uzakla an, geni lik zamanında malına göz diken ve yükseldi i vakit sana üstünlük taslıyan kimse ile arkada olma!) O hâlde, ihtiyacı olan arkada a yardım etmeli, ondan bir menfaat beklememeli ve ona kar ı hiçbir üstünlük göstermemelidir! Her eye itiraz eden, hayır öyle de il, diyen, arkada larını dü man etmekle kalmaz, bütün insanların nefretini kazanır. Arkada ın yanında " u benim, u senin" dememelidir! brahim bin eyban hazretleri, "Bu benim kalemim diyenle arkada lık etmezdik." buyururdu. "Bunu senin için yaptım" demekte onu minnet altında bırakmak olur, so uklu a sebeb olur. Bir arkada , "Kalk gidelim! deyince hemen kalkıp gitmeli, "Nereye?" diye sormamalıdır! yi arkada kötü yere götürmez. Âlimin biri, Ça ırdımız zaman nereye diye soranla arkada lık etmezdik" buyururdu. Arkada ın kusurlarını görmemek, mürüvvetten, vefadandır. Vefakar olmak, yani sırf Allah rızası için sevmenin mükâfatı büyüktür. Hadis-i erifte buyuruldu ki: (Kıyamette hiç bir himayenin bulunmadı ı zaman, Allahın himayesinde bulunacak yedi ki iden biri, birbirini [sırf Allah rızası için] sevenlerdir.) [Buharî] Küs ve dargın durmak Sual: Dinimizde küs durmak caiz midir? CEVAP Erkek olsun, kadın olsun, dünya i leri için, müminin mümine darılması, yani onu terk edip uzakla ması, aradaki ba lılı ı, ilgiyi kesmesi caiz de ildir.

Müslüman olan ve dine uygun ya ayan akrabayı ise, hiç olmazsa haftada veya ayda bir ziyâret etmeli, kırk günü geçirmemelidir. Uzak memlekette ise, mektupla, telefonla veya haber göndererek gönlünü almalıdır. Dargın olsa da ziyareti ve gönlünü almayı ihmal etmemelidir. Akrabası gelmezse, cevap vermezse de, giderek veya hediye, selâm göndererek, yahut mektup ile, telefon ile yoklamaktan vazgeçmemelidir. Allahü teâlâ, müslüman olan ve sâlih olan akrabayı ziyareti emrediyor. Bunun tersi olanları ziyaret etmeyi emretmiyor. Hele kendilerinden zarar gelecek günahkâr akrabadan uzak durmak gerekir. Barı mak gerekir Dargın olana, üç günden önce gidip barı mak, daha iyidir. Güçlük olmaması için, üç gün izin verilmi tir. Daha sonra günah ba lar ve gün geçtikçe artar. Günahın artması, barı ıncaya kadar devam eder. Hadis-i erifte buyuruldu ki; (Sana darılana git, barı ! Zulüm yapanı affet. Kötülük yapana iyilik et!) ( bni Ebiddünya) (Esselamü aleyküm) diyene on sevab verilir. Esselamü aleyküm ve rahmetullah diyene yirmi sevab verilir. Esselamü aleyküm ve rahmetullah ve berekatüh diyene otuz sevab verilir. Cevap vermekte de böyledir. Üç günden fazla dargın duran kimse, efaat olunmazsa, affolunmazsa, cehennemde azap görecektir. Günah i leyene, ona nasihat olmak niyeti ile ondan uzak durmak iyidir. Allahü teâlâ için darılmak olur. Birbirine dargın olanları barı tırmak gerekir. Hadis-i erifte, (Hastanın hâlini sormak için 2 km git, küs olan kimseleri barı tırmak için 4 km, bir din karde ini ziyâret etmek ve ilim adamından bir mesele ö renmek için de 6 km git!) buyuruldu. Hz. Mûsâ, (Yâ Rabbî, dargın olanları barı tırana ne ecir verirsin? diye sordu. Hak teâlâ, (Kıyâmet gününde selâmet verir, korktu u eylerden emîn eder, umdu u eylerle ereflendiririm.) buyurdu. Dargın olanların, bayramı veya ba ka bir günü beklemeyip, hemen barı ması gerekir. Ho görülü olmalı Allahü teâlâyı ve Peygamber efendimizi seven kimse, insanların kusurlarına bakmaz, ho görülü olur. yi insan, yani mümin herkesle iyi geçinir. Ba kalarına sıkıntı vermedi i gibi, onlardan gelecek eziyetlere de katlanır. Bir kusurundan dolayı iyi bir kimseye darılmamak gerekir. Dargınlık olsa bile 3 günden fazla sürmemelidir. Bayrama kadar süren bir dargınlık olduysa, daha fazla gecikmeden barı malıdır. Hadis-i eriflerde buyuruldu ki: (Bir müminin din karde iyle üç günden çok dargın durması caiz de ildir. Üç gün geçtikten sonra, onunla kar ıla ırsa, ona selam verip hatırını sormalıdır. O kimse selamını alırsa, birlikte, sevaba ortak olurlar. Selamını almazsa günaha girer. Selam veren de küs durma mesuliyetinden kurtulmu olur.) ( nsanların amelleri, pazartesi ve per embe günleri Hak teâlâya arz olunur. Hak teâlâ da, kendisine irk ko mayan herkesi affeder. Ancak bu magfiretten birbirine kin tutan iki ki i istifade edemez. Cenab-ı Hak, “O iki ki i barı ıncaya kadar amellerini getirmeyin” buyurur.) (Müslüman karde ine, üç günden fazla dargın duran kimse, ölünce Cehenneme gider.) [Cehennemde günahı kadar ceza çektikten sonra çıkar.Yahut efaate veya affa u rarsa hiç Cehenneme girmez.]

Tatlı dil ve güler yüzün önemi Sual: Güler yüz ve tatlı dilin önemi hakkında bilgi verir misiniz? CEVAP Hikmet ehli zatlar buyuruyor ki: Müslüman güler yüzlü, münafık asık suratlı olur. Tebessüm, bedavadır, alanı mutlu eder, vereni üzmez. Huzurun anahtarı tebessümdür. Tebessüm edemeyen zavallıdır. Tebessüm ate inde erimeyen maden bulunmaz. Gülümsemesini bilmek, iki cihan mutlulu una sebep olur. slâmiyet, sevgi, güler yüz, tatlı söz, dürüstlük ve iyilik dinidir. Dostlara do ru söylemeli, dü manları güler yüzle ve tatlı dil ile idare etmelidir. Ba arının sırrı, güler yüz, tatlı dil ve güzel siyasettir. Güzel siyaset, herkesin memnun olması demektir. Dü manınıza iyilik edin, hediye verin. Kırıldı ınız arkada ınıza iyilik edin, sıkıldı ınız insana güler yüz gösterin. Bunları yaparsanız rahat edersiniz. Bir kimsenin velî oldu u; tatlı dili, güzel ahlâkı, güler yüzü, cömertli i, münaka a etmemesi, özürleri kabul etmesi ve herkese merhamet etmesi ile anla ılır. Güzel ahlâklı kimse, edeplidir, az konu ur, hatası azdır, gıybet etmez, Allah için sever, Allah için bu zeder, emanete riayet eder, kom u ve arkada ını korur. Güzel ahlâklı bir zata, kötü huylu hanımı ile nasıl iyi geçindi i sorulunca, ( yi huylu ile herkes geçinir. Marifet kötü huylu ile geçinebilmektir. Onun kötü huyuna sabredemezsem benim iyi huylu oldu um nereden belli olacaktır) dedi. Hadis-i eriflerde buyuruldu ki: (Arkada ının yanında suratı asık durana melekler lânet eder.) (Arkada ının yüzüne tebessüm etmek sadaka gibi sevaptır.) (Arkada ının yüzüne sevgi ile bakmak ibâdettir, güler yüz göstermek ise günahlara kefarettir.) (Arkada ına faydan yoksa, bari zararın olmasın! Onu sevindiremediysen üzme bari. Onu övmemi sen, hiç de ilse kötüleme!) (Hediyele irseniz, birbirinizi seversiniz.) ( yili i, güzel yüzlülerden talep ediniz.) ( yi kadın, güzel ve güler yüzlü olandır.) (Güzel huy gibi asalet olmaz.) (Güzellik, kiminde daha güzeldir: Adalet güzeldir, fakat idarecide daha güzeldir. Cömertlik zenginde daha güzeldir. Hayâ güzeldir, kadında daha güzeldir.) (Geceleri çok namaz kılanın yüzü güzel olur.) (Güzelin güzeli güzel ahlâktır.) Edebe riayet etmek Sual: Edep ne demektir, dinimizde yeri nedir?

CEVAP Edeb, güzel terbiye, iyi davranı , güzel ahlâk, hayâ, nezaket, zarafet gibi manalara gelir. Mesela terbiyeli çocuk, edebli çocuk demektir. Hadis-i erifte, (Evladınıza ikram edin, edebli, terbiyeli yeti tirin!) buyurulmu tur. Âdab, edebler, güzel huylar, iyi haller ve davranı lar; her konuda haddini bilip sınırı a mamak demektir. Dinimiz slâmiyet, ba tanba a edebdir. Edeb, kulun kendisini Cenab-ı Hakkın iradesine tabi etmesi, güzel ahlâklı olmasıdır. Hadis-i erifte, (Sizin en iyiniz, ahlâkı en güzel olanınızdır.) buyuruldu. Hz.Ömer, (Edeb, ilimden önce gelir) buyurdu. Çok heybetli olmasına ra men, edebinden, hayâsından Resulullahın huzurunda çok yava konu urdu. Peygamber efendimiz de, bir kimsenin yanında iki diz üzerine oturur, ona saygı olmak için mübarek baca ını dikip oturmazdı. Hadis-i erifte, (Resulullahın hayâsı, bakire islâm kızlarının hayâsından çoktu) buyuruldu. bni Mübarek hazretleri buyurdu ki: (Bütün ilimleri bilenin e er edebinde noksanlık varsa, onunla görü medi ime üzülmem, bunu kayıp saymam. Fakat edebli ile görü emesem üzülürüm.) Hikmet ehli buyuruyor ki: lim gibi edeb de, öyle bir hazinedir ki, onu hiçbir hırsız çalamaz. Din ve dünya güzelli i bundadır. nsanı hayvandan ayıran edebdir. Edebi gözetmek, zikirden üstündür. Edebi gözetmeyen Hakka kavu amaz. nsanlar edebe ilimden çok daha fazla muhtacdır. En büyük edeb, ilâhî hududu muhâfaza etmek, gözetmek, Allahü teâlânın emirlerine uymak, yasaklarından sakınmaktır. Bir kimsenin edebli olması, iyi kalblilik ve akıllılık alâmetidir. nsan edeb ile dünyâ ve âhirette yüksek derecelere kavu ur. Edeb iirle de ifade edilmi tir: Edeb ehli mazlumdur, zalim olmaz, Edebsiz ilim ö renen âlim olmaz. lim meclislerinde aradım, kıldım taleb, lim geride kaldı ille edeb ille edeb. Edeb bir tâc imi nûr-i Hüdâdan Giy ol tâcı emin ol her belâdan Edeb bu kadar önemli olmasına ra men, emredileni yapmak edebden önce gelir. (Emre uymak, edebi gözetmekten önce gelir) sözü me hurdur. Emr-i ma’rûf ve nehy-i münker Dîni anlatırken Sual: Dînî konuları iyi bilen bir zât, rastgele önüne gelene, bir topluluk içinde, “Sen yanlı yapıyorsun, do rusu öyle” diyerek insanların kalbini kırıyor. “Sen kalb kırıyorsun” dedi imizde de, “Birisinin hatâsını görüp de do ruyu söylemiyen kâfir olur” diyor. Bu zâtın yaptı ı do ru mudur? Dînî bilgileri anlatırken nelere dikkat etmek gerekir? CEVAP Kur’ân-ı kerîmde buyuruluyor ki: (Rabbinin yoluna hikmet ile, güzel ö ütlerle ça ır! Onlarla en güzel ekilde tartı !) [Nahl 125]

Bildi imiz iyi ve do ru eyleri, bilmiyenlere, en güzel tarzda ö retmek gerekir. Çünkü ilmin zekâtı, bilmiyenlere ilmi ö retmekle ödenir. Emr-i ma’rûf ve nehy-i münker yapan, tavsiye etti i iyi eyleri kendi yapmalı, kötü olarak bildirdi i eyleri kendisi i lememelidir! lerse sözü te’sîrli olmaz. Kur’ân-ı kerîmde meâlen buyuruluyor ki: ( nsanlara iyili i emreder de, kendinizi unutur musunuz) [Bekara 44] Allahü teâlâ, Îsâ aleyhisselâma, (Önce kendine nasîhat et, e er kendin bu nasîhati tutarsan, kendin bunu yaparsan, ba kalarına da söyle! Kendin yapmazsan benden utan) buyurdu. ( ir’a) O hâlde emr-i ma’rûf yapan, ilmi ile âmil olmalıdır. Hadîs-i erîfte buyuruldu ki: ( srâ gecesinde, [Mi’râca çıktı ım gece] ate ten makaslarla, dudakları kesilen insanlar gördüm. Kim olduklarını sordum. Onlar da, “ yili i emreder, kendimiz yapmazdık. Kötülükten nehyeder; fakat kendimiz sakınmazdık” diye cevap verdiler.) [ bni Hibbân] Bir kimsenin kusûrunu, emr-i ma’rûf için de olsa, herkesin önünde söylemek, uygun de ildir. Aksine, kusûrlarını gizlemek gerekir. Hadîs-i erîfte buyuruldu ki: (Kim arkada ının aybını örterse, Allahü teâlâ da kıyâmet günü, onun aybını örter. Kim de, müslüman arkada ının aybını açı a vurursa, Allah da onun aybını açı a vurur. Hattâ evinde bile onu rezîl eder.) [ bni Mâce] Birisine nasîhat eder gibi konu ursak, yaptı ının yanlı oldu unu bildirirsek, kar ımızdakine, (Sen câhilsin, sen bu husûsları bilmezsin) demi oluruz. Böylece kar ımızdakini üzmü , kalbini kırmı oluruz. mâm-ı Rabbânî hazretleri buyuruyor ki: Hiçbir insanın kalbini incitmemelidir! Kalb kırmaktan pek sakınınız! Allahü teâlâyı en ziyâde inciten, küfürden sonra, kalb kırmak gibi büyük günâh yoktur. (c.3, m.45) Hadîs-i erîflerde de buyuruluyor ki: (Bir müslümanı incitmek, kalbini kırmak, Kâ’beyi yetmi kere yıkmaktan daha günâhtır.) [R.Nâsıhîn] ( nsanların en kötüsü, insanlara zarar veren, onları incitendir.) [ .Ahlâkı] (Mü’min Kâ’beden üstündür.) [ bni Mâce] (Emr-i ma’rûf ve nehy-i münkeri, ancak, rıfk ve hilm sâhibi fakîhler yapar.) [ .Gazâlî] yili i tavsiye için üç art lâzımdır: lim, Akıl ve hlâs. 1- lim sâhibi olmalıdır. Anlataca ı iyili in iyi, kötülü ün kötü oldu una dâir mu’teber kitaplardan delîli bulunmalıdır! Sabretmesini bilmelidir! lmi noksan olan, tebli edece ini kendisi bilmiyen ve kendi tatbik etmiyen, ba kalarına do ruyu nasıl ö retebilir? Tecrübesi de yoksa, birçok yanlı lıklar yapar. Fayda yerine zarar verir. 2- Akıl sahibi olmalıdır. Bir kimsenin aklı az ise, nakli anlamakta âciz ise, ilmi de noksan olur. Ahmak, hizmet ediyorum diye uygunsuz i ler yapar. lm-i siyâseti bilmiyen, yumu ak söylemiyen, insanları idâre etme san’atından uzak olan kimse de, fitneye sebep olur. Rıfk ile konu malıdır. Akıllı kimse, rıfk ile konu ur. Rıfk yumu aklık demektir. Katılı ın tersidir. Sert ve kaba konu an, fitneye sebep olur. Hilm ile tatlılıkla söylemeli, efkatle muâmele etmelidir. Bir vâiz, zâlim sultan kar ısında do ruyu söylemek en büyük cihâd diye, Halîfe Memûn’a, sert sözlerle nasîhat vermeye ba ladı. Halîfe, (Ey vâiz, Allahü teâlâ, senden iyisini, benden kötüsüne gönderdi i hâlde, o, yumu ak konu tu) dedi. Vâiz, (Benden iyi ve senden kötü olan kimdir) dedi. Halîfe, (Benden kötü olan Firavun’dur, senden iyi olan da Mûsâ aleyhisselâmdır) dedi. Allahü teâlâ da, Hz. Mûsâya, Firavun’la konu urken yumu ak konu masını emretmi tir. (Tâhâ 44) Âhirette Firavun, (Bana sert hareket edildi i için, kabûl edemedim) diyemiyecektir.

3- hlâslı olmalıdır! hlâs yoksa, yaptı ı i leri sırf Allah rızâsı için yapmıyorsa, dünya menfaatleri için yapıyorsa, o i in hayrı olmaz. “Birisinin hatâsını görüp de söylemiyen kâfir olur” sözü yanlı tır. lim sahibi birine, biri, lüzûmlu dînî bir suâl sorsa, o da bunu bildi i hâlde, hiç bir mazeret yokken gizlerse, i te o zaman günâh i lemi olur. (Hatâsını gördü ümüz herkese, do rusunu bildirmek gerekir) diye bir ey yoktur. Müjdele, nefret ettirme! Sual: Bazıları ( badetleri ya tam yap, ya da bırak, böyle olmaz!) diyorlar. Halbuki insanın yapabildi i kadarını da terk etmemesi do ru de il midir? CEVAP Birkaç günaha müptelâ olan kimse, birinden vazgeçmek isterse, ona, (Di erlerini bırakmadı ına göre, bu günaha da devam et) denmez. Günah miktarı ne kadar azaltılırsa o kadar iyi olur. Allahtan korkup, bir günahtan vazgeçmek iman alametidir. Hadis-i erifte, (Ömründe bir defa Allahı anan veya Ondan korkan müslüman, cehennemden çıkar) buyuruldu. [Tirmizî] Günah i liyen, oruç tutuyor veya zekât veriyorsa, (Aman bunları bâri bırakma) demelidir! Bu ibadetleri de yapmazsa, dinden tamamen uzakla abilir. Korkutmaktan çok, müjdeleyici olmak gerekir. Hadis-i eriflerde buyuruluyor ki: (Rahmet-i lâhiden ümit kestirip, dinden nefret ettirenlere lanet olsun!) [ ir’a] (Kolayla tırın, güçle tirmeyin; müjdeleyin nefret ettirmeyin!) [Müslim] Bir genç, (Ya Resulallah, u üç günahı bırakamıyorum) dedi. O üç günah, yalan, zina ve içki idi. Peygamber efendimiz, (Bu üç günahtan yalanı benim için bırak) buyurdu. Genç kabul edip gitti. Daha sonra, di er iki günahı i lemek isteyince, (Bu günahları i leyip Resulullahın kar ısına çıkınca, “Ben i lemedim” desem yalan söylemi olurum. E er i ledi imi söylersem, beni cezalandırır) diye dü ündü. Di er iki günahtan da vazgeçip salihlerden oldu. ( ir’a) Kelime-i ehadeti dil ile söyleyip kalb ile de tasdik eden müslümandır. En büyük günahı i liyen de müslümanlıktan çıkmaz. Hadis-i erifte buyuruldu ki: (Cebrail aleyhisselam, “Ümmetine müjde ver ki, irk üzere ölmemi olan cennete girer” dedi. Ben, “Zina ve hırsızlık eden de mi cennete girer” diye üç defa sordum. “Evet, zina ve hırsızlık eden de cennete girer” dedi. Daha sonra, “ çki de içse, yine cennete girer” dedi.) [Buhârî] [Bu günahların cezaları çekildikten sonra cennete girilir.] Bu müjdeler, insanı günah i lemeye sevketmemelidir! Her günah, kalbi karartır, insanı küfre sürükler ve ebedî cehennemde kalmaya sebep olabilir. Allahın gazabı günahlar içinde saklıdır. Onun için her günahtan kaçınmalıdır. Belâm-ı Bâûrâ, çok ibadet eden büyük bir âlim iken, bir günah yüzünden kâfir oldu. Günah i liyen hemen tevbe etmelidir! (K. Saadet) Emr-i mârufun önemi Sual: Herkesin emr-i mâruf ve nehy-i münker yapması, [iyili i emredip kötülü ü önlemeye çalı ması], meselâ, bir haksızlık kar ısında eylemlerde bulunması, farz de il mi? Haksızlık kar ısında susmak câiz midir? Yoksa bana dokunmıyan yılan bin yıl ya asın mı diyelim?

CEVAP Emr-i mâruf, farz-ı ayn de il, farz-ı kifâyedir. Yâni, herkese farz de il, gücü yetene farzdır. Her gücü yetene de farz de ildir. Bir yerde, bu i i yapanlar varsa, di erlerine farz olmaz. Çünkü Kur’an-ı kerimde buyuruluyor ki: ( çinizde, hayra ça ıran, mârufu emreden ve münkeri nehyeden bir topluluk bulunsun. te bunlar, kurtulu a erenlerdir.) [Â. mrân 104] Mâruf, dinimizin emretti i, münker ise, dinimizin yasakladı ı i lerdir. Emr-i mâruf yapılmazsa, ilim yok olur, cahillik, fitne ve fesat her yeri kaplar. Hadis-i eriflerde buyuruldu ki: (Fitne [bid’at, sapıklık, küfür] yayıldı ı zaman, hakîkati, do ruyu bilen bir kimse, [imkânı nisbetinde, söz ile, yazı ile, medya = gazete, dergi, radyo, tv ile] ba kalarına [mümkün olan her yere ve herkese] bildirsin, [imkânı var iken, bir engel de yok iken bildirmezse], Allahü teâlânın, meleklerin ve bütün insanların lâneti onun üzerine olsun!) [Deylemî] Kötülü ü önlemiyenler (Ümmetimin bir kısmı, kabirlerinden maymun ve domuz eklinde kalkar. Bunlar Allaha isyan edenlere, nehy-i münker yapmayan kimselerdir.) [Ebû Nuaym] (Bir toplumda, gücü yetti i halde, günah i liyenlere, mâni olmayanlar, ölmeden önce de, Allahın azâbına mâruz kalırlar.) [ bni Mâce] (Kötülük men edilmezse, azap o milletin hepsine birden iner.) [Hâkim] (Geçmi ümmetlerden bir kısmı çe itli azaba u radı. Bunların arasında iyiler yok muydu) denildi inde, Peygamber efendimiz buyurdu ki: (Hep birlikte helâk oldular. Zira günah i lenirken iyiler susmu tu.) [Taberânî] Âlimlerin, güçleri yetti i kadar, fitneye sebep olmadan idarecilere, emr-i mâruf yapması gerekir. Bir hadîs-i erîfte de buyuruldu ki: (Cihadın en kıymetlisi, zâlim sultan yanında, hak yolu gösteren bir söz söylemektir.) [Tirmizî] Emr-i mâruf yaparken, fitne çıkarmamaya çok dikkat etmelidir. Zarar gelece i bilinirken, günah i liyen herkese, emr-i mâruf yapmak yanlı tır. Hadis-i eriflerde buyuruldu ki: (Kıyâmette, bir kimseye, günah i liyene, niçin engel olmadı ı sorulacak, o da, “Onun zararından korktum, Allahın affına güvendim” diyecek ve mâzûr görülecektir.) [ Mâce] (Zâlimin zulmünü de i tiremiyen, oradan hicret etmelidir.) [F.Bilgiler] (Bozuk bir i i [nasihat ederek ve di er me ru yollarla] düzeltemezseniz, sabredin! Allahü teâlâ onu düzeltir.) [Beyhekî] Son hadîs-i erîf, saldırganlı ı de il, me ru yollardan ö üt verip sabretmeyi emretmektedir. Kudreti varken, gücü yeterken, haram i liyene mâni olmamak müdâhene olur. Müdâhene, dünyalık ele geçirmek için, dinden tâviz vermektir. Haram i liyene veya yanında bulunanlara olan saygısı yahut dine olan ba lılı ının gev ekli i, müdâheneye sebep olur. Günah i liyene müdahale Fitne olmadı ı, yâni dinine veya dünyasına zarar olmadı ı zaman, haram ve mekruh i leyene mâni olmak gerekir. Mâni olmamak, susmak haram olur. Müdâhene etmek, haram i lemeye râzı olmayı gösterir. Susmak çok yerde iyi ise de, gücü yetenin hakkı, hayrı söyleyecek yerde susması yanlı tır.

lmin zekâtı, ancak ilmi ö retmekle ödenir. Âlimin mürekkebi, ehidin kanından üstün oldu u hadis-i erifle bildirilmi tir. Hadis-i erifte buyuruldu ki: (Allahın yeryüzünde ehidlerden üstün mücâhidleri vardır. Bunlar, emr-i bil mâruf ve nehy-i anil münker yapan kimselerdir.) [ .Gazâli] Hz. Ebu Bekir, (Yâ Resûlallah, mü riklerle sava tan ba ka cihad var mı) diye sorunca, Peygamber efendimiz cevap olarak buyurdu ki: (Evet, ehidlerden üstün mücahidler vardır. Emr-i mâruf yaparlar, sâlihleri sever, fâcirlere bu zederler.) [Tibyân] Dînimizin temeli, îmanı, farzları ve haramları ö renmek ve ö retmektir. Allahü teâlâ, Peygamberleri bunun için göndermi tir. Bunlar ö retilmezse, slâmiyet yıkılır, yok olur. Kur’an-ı kerimde buyuruluyor ki: (Kendinizi ve çoluk çocu unuzu Cehennem ate inden koruyun!) [Tahrim 6] Emr-i mâruf yaparken Sual: Bir hakkı alabilmek için eylemlere giri mek, emr-i bil mâruf ve nehy-i anil münker midir? Kötülükleri, yanlı i leri önlemeye, çalı ırken dikkat edilmesi gereken hususlar nelerdir? CEVAP mâm-ı Gazâlî hazretleri buyuruyor ki: ( nsanlar üç kısımdır: Birinci kısmı gıda gibidir. Herkese, her zaman gerekir. kincisi ilâç gibidir. htiyâç zamanında gerekir. Üçüncüsü, hastalık gibidir. Bunlara ihtiyâç olmaz. Fakat, kendileri bula ırlar. Bunlardan kurtulmak için, dinimizin emretti i ekilde müdâra etmek gerekir.) Emr-i mâruf yapmak, güvenlik kuvvetlerine kar ı gelmek ve isyan etmek, dövmek, yıkmak, kırmak, sövmek demek de ildir. Böyle eyler yapmak, fitne çıkarmak, yâni bölücülük olur. Müslümanların ezilmesine, hapse girmesine ve din, îmân bilgilerinin yasak edilmesine yol açar. Böyle fitne çıkarana Peygamber efendimiz lânet etmi tir. Kendisine veya ba kalarına zarar gelme korkusundan dolayı iyili i emretmek ve haramı men etmek mümkün olmazsa, böyle durumlarda fitneye mâni olmak için susmak gerekir. Buna müdâra denir. Fitne zamanında, ine e tapanların yanında, ine in a zına ot vermeli, onları kızdırmamalıdır. Zarardan kurtulmak için Müdâra, islâmiyetin dı ına çıkmadan, dini veya dünyayı zarardan kurtarmak için, dünya menfaatinden vermek, gönül almaktır. Müdâhene, gönül alırken, islâmiyetin dı ına çıkmak, günaha girmektir. Hindiyye’de, (Günah i liyene tatlı sözle ö üt verilir. Dinlemezse, fitne çıkacak ise susulur. Kötü söylenmez) deniyor. Kur’an-ı kerimde meâlen buyuruldu ki: (Rabbinin yoluna hikmetle, güzel ö ütle ça ır! Onlarla en güzel ekilde tartı !) [Nahl 125] Kâdı zâde Ahmed efendi buyuruyor ki: El ile, güç kullanarak emr-i mâruf ve nehyi münker yapmak, yâni günah i liyene mâni olmak; hükûmetin vazifesidir. Söz ile, yazı ile cihad etmek, âlimlerin vazifesidir. Kalb ile duâ etmek ise, her müminin vazifesidir.

Etkili olacaksa, bu vazifeleri yapmak vâcib olur. Fitneye sebep olaca ı umulursa, terk etmek vâcib olur. Fitne bulunan yere zarûretsiz gitmek câiz de ildir. E er dînini korumak için hicret ederse, güzel olur. Cennete girmeye lâyık ve efaate mazhar olur. (Birgivî vasıyetnâmesi erhi s.200) Abdülgani Nablüsî hazretleri de buyuruyor ki: (Emr-i bil mârufu ve nehy-i anil münkeri el ile yapmak, hükûmet adamlarına, dil ile yapmak, din adamlarına, kalb ile yapmak da her müslümana farzdır. Kendinin ve müslümanların dînine veya dünyasına zarar gelecek i leri bırakmak vâcib olur. Öldürülece ini bilenin cihad yapması câiz olmaz. Sultanın, kendi aklı ile, arzûsu ile verdi i emirlerine itaat etmek gerekmez. Fakat sultan zâlim ise, eziyet ve i kence ediyorsa, onun dine aykırı da olsa, emirlerine uymak gerekir. Hele, itaat etmiyenleri öldürüyorsa, kendini tehlikeye atmak, kimseye câiz olmaz. Ahî Çelebî Hediye kitâbında (Emr-i mâruf farzdır, fitneye yol açarsa yapılmaz) buyuruyor.) [Hadîka] Kâfirlerle barı yapmak bni Âbidîn hazretleri de buyuruyor ki: (Sava ınca, ölünece i, sava mayınca esîr olunaca ı biliniyorsa, sava ılmaz. Müslümanların herhangi ekilde helâk olmalarından korkulursa, kâfirlere mal vererek barı yapılır. Sultanın, zâlimin, ölümle, hapis ile, i kence ile korkutarak emretti i günahı i lemek mubâh, hattâ farz olur. Emrini yapmamak günah olur.) [R.Muhtar] Mi kât-ül-mesâbîh erhinde diyor ki: (Bir hadîs-i erîfte, (Öyle idareciler gelir ki, benim yolumdan ayrılırlar. Kalbleri eytân yuvasıdır. Bunlara da itaat ediniz! Kar ı gelmeyiniz! döverek, söverek, mallarınızı alsa da kar ı gelmeyiniz) buyuruldu. Yâni, (zâlim olan, malınıza, canınıza saldıran idareye de isyan etmeyin, fitne çıkarmayın. Sabredip, ibâdetiniz ile me gûl olun. ehirde fitneden kurtulamazsanız, ormana gidin, orada ot yemek zorunda kalırsanız, ormanda kalın, fitnecilere karı mayın) demektir. Peygamber efendimiz, ( yi dinleyin ve itaat edin) buyurdu. Bu, fitne çıkarmamak için, dikkatli olun demektir.) [E i’atül-leme’ât] Müslüman, Allahın emirlerine uymalı, günah ve suç i lememeli, fitne çıkmasına sebep olmamalıdır! Herkese iyilik etmeli ve herkesin hakkını gözetmelidir! hiç kimseye zulüm, yapmamalıdır! Müslümanlı ın güzel ahlâkını, erefini, her yerde herkese göstermeli, her milletin islâm dinine sevgi duymasına, saygılı olmasına sebep olmalıdır! ( slâm Ahlâkı) Kötülü ü önlemek Gücü yeten müslümanlar, hakkı, do ruyu söylemezse, yani emr-i maruf ve nehy-i münker yapılmazsa, o ülkenin ba ına büyük belâların gelece ini dinimiz haber vermektedir. bni Abbas hazretleri suâl etti ki: - Ya Resulallah, içinde iyilerin de bulundu u bir ülke helak olur mu? - Evet helak olur. - Niçin? - Allahü teâlâya isyan edildi inde iyiler sükut edince, hepsi helak olur. (Bezzar) Peygamber efendimiz yine buyurdu ki:

(Allahü teâlâ, bir mele e, bir kasabanın altını üstüne getirmesini emreder. O melek, bu kasabada hiç günah i lemiyen bir zatın da oldu unu, o zatı kurtarıp kurtarmıyaca ını suâl edince, Cenab-ı Hak, "Bütün ehir halkı ile onu da alt üst et! Çünkü o zat, bana isyan edenlere kar ı yüzünü ek itmemi tir" buyurdu.) [Beyhekî] Hz. Ai e tarafından bildirilen hadis-i erifte buyuruldu ki: ( çinde peygamberler gibi ibâdet eden seksen bin ki i bulunan bir ülke azaba maruz kalmı tır. Çünkü onlar, Allah için bu zetmedi, emr-i maruf ve nehy-i münkerde bulunmadı.) [ hya] Daha ba ka hadis-i eriflerde de, iyiler, kötülükleri önlemeye muktedir iken önlemezlerse, o ülkede azabın umumi olarak gelece i bildirilmi tir. (Tirmizî) Kötülü ü önlerken iyilere de zarar gelebilir. Birkaç iyiye zarar gelecek diye, kötülü e göz yummak caiz olmaz. Nitekim, (Mecelle)de buyuruluyor ki: (Çok kimseyi zarardan kurtarmak için, bir kimseye gelecek zarar tercih olunur.) [Madde 26] Mesela, dü manlar müslümanlardan bir kısım insanları esir alsalar, ön safa müslümanları koysalar, bu hâlde gelip bir ülkeyi istila etmek isteseler, dü manın umumi zararına mani olmak için ön safta bulunan müslümanları da öldürmek caiz olur. Kangren olup bütün vücuda sirayet edecek olan bir uzvu kesip atmaya benzer. Milletin menfaati, fert menfaatından önce gelir. Atalarımız, (Kurunun yanı sıra ya da yanar) buyuruyor. Akılsız ba ın cezasını yalnız ayak de il, bütün vücut çeker. Onun için kötülerden, kötülükten uzak durmaya çalı malıyız. Zehirli oldu u bilinen bir yılanı, bir seferli ine koynumuza alırsak, yılan tabiatı icabı bizi sokar. Çünkü iyilikten anlamaz. Bu bakımdan yılandan daha tehlikeli olan sabıkalı bir caniyi, bir seferli ine içeri almak büyük gaflet olur. Yılanı tecrübe etmeye, denemeye gelmez. Kötüye kucak açan, elini veren, kolunu alamaz. Cananı da vermek mecburiyetinde kalır. Hadis-i erifte, (Sevgi, insanı kör ve sa ır eder) buyurulmu tur. Sevdi imiz kimse, bir cani ile birlikte gelirse, sevgimizin kurbanı olup caniye de kucak açmaktan kaçınmalıyız. Kötülü e Rıza Sual: Bir hayra, bir iyili e sebep olanın onu yapmı gibi sevab alaca ını yazdınız. Kötülü e sebep olan da onu i lemi gibi günah kazanır mı? CEVAP Evet iyili e sebep olan o iyili i yapmı gibi sevab kazanır.Kötülü e sebep olan da o kötülü ü yapmı gibi günah kazanır. Hadis-i eriflerde buyuruldu ki: (Kötülü e delalet eden (yol gösteren) onu yapan gibidir.) [Deylemî] bni Mesud hazretleri, "Bir günah i lendi ini duydu u vakit, o günahın i lendi ine sevinirse, aynı günahı i lemi gibi olur." buyurdu. Hadis-i erifte de (Do uda bir adam öldürülür de, batıda olan buna razı olursa, onu öldürme günahına ortak olur.) buyuruldu. ( . Gazalî] Dost Acı Söyler Sual: Arkada ımın dinle alakalı kusurlarını söylemem uygun olur mu? CEVAP Onu incitmeden söylemek gerekir. Kendi iyili i için söylendi ini bilmelidir! Yardımcı olmamak arkada lı a yakı maz. Hadis-i erifte buyruldu ki: (Mümin, müminin karde idir. Her halukarda ona nasihati terketmemelidir!) [ bni Neccar]

"Görü ünüz nedir?" Sual: Bir kimsenin emr-i maruf ve nehy-i münker yapmaya gücü yetse, buna hiçbir mani de bulunmasa, bu kimsenin hakkı, do ruyu bildirmemesi günah olur mu? Bu hususta sizin görü ünüz nedir? CEVAP Önce unu bildirelim! Okuyucularımızın bir kısmı, (Bu hususta sizin görü ünüz nedir?) gibi suâller soruyorlar. Dini hususlarda bizim gibilerin görü ü olmaz. Görü sahibi yalnız müctehid âlimlerdir. Mukallidlerin görü leri ile karı tırmamak için müctehidlerin görü lerine ( ctihad) denir. Bu bakımdan suâl soran kimse, (Görü ünüz ne?) yerine, (Dinimizin bu husustaki hükmü ne?) yahut (Hanefi mezhebinde bu husus caiz midir?) gibi suâl sormalıdır. Din konusunda unun bunun görü ü olmaz. Fakat ( stanbul bo azına üçüncü bir köprüye ihtiyaç var mıdır? Bu husustaki görü ünüz nedir?) eklinde sorulabilir. Din hususunda böyle bir görü bildirmek caiz olmaz. (Bana göre helaldir) veya (Bana göre helal de ildir) demek yahut (Bana göre uygundur) gibi sözlerin hiç kıymeti olmaz. imdi suâlinizi cevaplandıralım! Emr-i maruf farz-ı kifayedir. Bir yerde emr-i maruf yapılmazsa, gücü yeten herkes mesul olur. Emr-i maruf çok mühimdir. Emr-i maruf yapan olmazsa, ilim yok olur. Cehalet ve sapıklık yayılır. Fitne her tarafı kaplar. Hadis-i eriflerde buyuruldu ki: (Fitne ve fesad yayıldı ı, müslümanlar aldatıldı ı zaman, do ruyu bilenler, herkese anlatsın! Anlatmazsa, Allahü teâlânın, meleklerin ve insanların lâneti onun üzerine olsun!) [Ebu Naym] (Ortalık karı ır, yalanlar yazılır, adetler ibâdetlere karı tırılır ve Eshabıma dil uzatılırsa, do ruyu bilenler herkese bildirsin! Allahü teâlânın, meleklerin ve bütün insanların lâneti, do ruyu bilip de, gücü yetti i hâlde bildirmeyene olsun! Allah , böyle âlimlerin, ne farzlarını, ne de ba ka ibâdetlerini kabul etmez.) [Ebu Nuaym] (Bid' atlar yayılıp, sonra gelenler, öncekilere lânet etti i zaman, do ruyu bilenler herkese söylesin! E er söylemeyip gizlerse, Allahın Muhammed aleyhisselama indirdi i Kur' kerimi gizlemi olur.) [ bni Asakir] an-ı (Bid' atler zuhur edip, Eshabıma kötü sözler söylendi i zaman, do ruyu bilen, herkese söylesin! Söylemezse Allahü teâlâ böyle âlime lânet eder.) [Deylemî] (Allahü teâlânın yeryüzünde ehidlerden üstün mücahidleri vardır. Bunlar, emr-i bil maruf ve nehy-i anil münker yapanlardır.) [ . Gazalî] (Bir yerde bir kötülük zuhur edince, o kötülük men edilmezse, Allahü teâlâ azabını o kavmin hepsine birden indirir.) [Hakim] Tarihi tavsiye ve nasihatler Sual: slam alimlerinin idarecilere tavsiye ve nasihatları olmu mudur? CEVAP Ebu Yusüf hazretlerinin Halife Harun Re ide tavsiyesi özetle öyle: Ey Müminlerin Emiri, Allah sana büyük bir vazife verdi. O öyle bir vazife ki sevabı sevabların, cezası da cezaların en büyü üdür. Artık sen, Allahın kendilerine emir tayin edip idarelerini sana emanet etti i insanlar için bina yaparak, adaleti icra etmeye ba ladın. Bina adalet ve do ruluk harcından mahrum temeller üzerine kuruldu u vakit, Allah o binanın temellerini bozar, yapan ve yapılmasına yardım edenlerin üzerine yıkar. Bu sebeple vazifeni ihmal edip herhangi bir hakkın zayi olmasına sebep olma!

Bugünün i ini yarına bırakma, aksi hâlde i leri zayi etmi olursun. Ecel emelin önündedir. Ecele, i ve amel ile ko . Çünkü ecel geldikten sonra artık i ve amel yoktur. Çoban, efendisine hesap verdi i gibi idareci de Rabbine hesap verir. O hâlde hakkı sahibine ver, adaleti icra et. Çünkü Kıyamette Allah katında en mesud idareci, idare ettiklerini en fazla mesud edendir. E er sen haktan ayrılırsan, idare ettiklerin de do ruluktan ayrılır. Nefsine uyarak emir vermekten, öfke ile i yapmaktan sakın. Biri ahireti, di eri dünyayı ilgilendiren iki i ten, ahiret i ini tercih et. Çünkü ahiret baki, dünya fânîdir. Daima temkinli ol; temkinli olmak dil ile de il kalb iledir. Azabından korkarak ve rahmetini umarak Allaha sı ın, çünkü sı ınmak ve korunmak korku ve ümid iledir. Kim Allaha sı ınırsa Allah onu korur. Daima iyi bir akıbet, zayi olmayacak bir i , herkesin vardı ı bir kaynak için çalı . Çünkü, eninde, sonunda varılacak yer, o kadar korkunç bir duraktır ki, orada yürekler hoplar, herkes zillet içindedir. Kıyamette, o korkunç yeri bilip de amel etmiyen, yararlı i yapmayan kimsenin duyaca ı hasret ve pi manlık sonsuzdur. u ayet-i kerimeyi dü ünmelidir! (Bugün [hak ile bâtılın, iyi ile kötünün, haklı ile haksızın ayrıldı ı] bir gündür. Sizi de, sizden öncekileri de burada topladık.) [Mürselat 38] Telafisi imkansız bir ayak kayması, ne acı bir pi manlık ki hiç faydası yok. Bu hayat, sadece gece-gündüzün nöbet de i tirmesinden ibarettir. Zaman her yeniyi eskitir, her uza ı yakınla tırır, vaad edilen her eyi getirir. Allah herkesin cezasını elbette verir. Dünyadaki az bir zamandaki i lerin hesabını vermek çok çetindir. Dünya da, içindekiler de yok olacaktır. Ahiret ise devamlı kalma yeridir. Yarın Allaha, asi olarak mülaki olma! unu iyi bil ki Kıyamet gününün hakimi, kullarını evlerine, yerlerine ve mevkilerine göre de il ancak amellerine göre muhakeme edecektir. Allah ikaz ediyor, o hâlde dikkatli ol. Çünkü sen; abes olarak yaratılmadın, bu sebeple de ba ı bo bırakılmayacaksın. üphesiz Allah seni yaptıklarından ve içinde bulundu un durumdan hesaba çekecektir. yi dü ün, nasıl cevap vereceksin, aya ın kayarsa nasıl kurtulacaksın? Hadis-i erifte buyuruldu ki: (Kıyamette herkes, u dört suâle cevap vermedikçe hesabdan kurtulamaz: Ömrünü nasıl geçirdi, ilmi ile nasıl amel etti, malını nereden, nasıl kazandı ve nerelere harcetti, cismini, bedenini nerede yordu, hırpaladı?) [Tirmizî] Ey Müminlerin Emiri, soruların cevabını hazırla! Çünkü bugün dünyada yapıp bıraktıkların yarın sana sorulur. Gizli i lerin maskesinin dü ece ini de hatırla! Sana, vazifelerini Allah rızası için yapmanı tavsiye ederim. Tavsiyeme uymazsan; aslında yürünmesi kolay olan yol sana zorla ır; gözlerin etrafı görmez, gerçekler kaybolur. O geni yol sana daralır, orada bildiklerini tanımazsın fakat tanımadıklarını bilirsin. Bu sebeple nefsine kar ı ma lub olmasını de il, muzaffer olmasını isteyen kimsenin husumeti ile nefsine kar ı koy. Ey Müminlerin Emiri, idare ettiklerinin zararına sebep olma! Allah onların haklarını senden alır da, neticede zararın büyük olur. Bina, ancak yıkılmadan önce tahkim edilir. üphesiz Allahın, idaresini sana verdi i kimseler hakkında yaptıkların senin lehine, telefine sebep oldukların da senin aleyhine olarak tesbit edilir. Allahın, idaresini sana emanet etti i kimselerin i lerini unutmazsan, sen de unutulmazsın. Onlardan ve onlara faydalı eylerden gafil olmazsan, sen de aldatılmazsın. darecilerin yolunu aydınlatacak nur; ancak cezaları tatbik etmek, ara tırmaya ve açık delillere dayanmak suretiyle hakkı sahibine vermektir. yi ki ilerin yolunu takip etmek, onların iyi hareket ve prensiblerini devam ettirmek daha tesirlidir. darecinin zulmetmesi; idare edilenler için bir felaket, itimat ve güvenden yoksun kimselerle yardımla ıp millet idaresinde onlara dayanması ise bütün halk için bir helaktır.

Islahçı ol, fesattan kaç Ey Müminlerin Emiri, güzel kom uluk ve iyi muamele et! ükrederek nimetlerin ço almasını iste! Çünkü Allahü teâlâ buyurdu ki: ( ükrederseniz, nimetlerimi artırırım. Nankörlük ederseniz, azabım çok iddetlidir.) [ brahim 7] Allah katında ıslahtan daha iyi, fesattan daha kötü bir ey de yoktur. Kötülük i lemek nimetlere kar ı nankörlüktür. Nankörlük edenlerin ço u, ereflerinden mahrum olmu ve Allah, onlara dü manlarını musallat etmi tir. A a ıdaki hadis-i eriflerin gere ini yapmaya çalı ! 1- ( nsanların en kıymetlisi ve Kıyamette bana en yakın olan, adaletle hükmeden idarecidir. nsanların en kötüsü ve en fazla azap görecek olanı ise zâlim idarecidir.) 2- (Allahın hayır murad etti i milletin idarecileri yumu ak ve cömert kimseler olur. Kim idareci olur da rıfk ile muamele ederse, Allah da ona rıfk ile muamele eder.) 3- (Cemaatten bir karı uzakla an, boynundaki islâm halkasını koparmı tır.) 4- ( darecilerinize sövmeyin. E er iyi idare ederlerse sevabı onlaradır, size de te ekkür gerekir. E er kötülük ederlerse vebali onlara, size de sabır gerekir. Çünkü idarecilik bir nikmet [cezalandırmak suretiyle mükâfat vermek]tir, Allah diledi ini o yoldan imtihan eder. Onun nikmetini öfke ve isyan ile de il, sabır ve tahammülle kar ılayın!) 5- (Her emire itaat et, her imamın arkasında namaz kıl! Eshabımın hiçbirine sövme!) Resulullahın Eshabı, bize emirlerimize sövmemek, hilekarlık etmemek, asi olmamak Allahtan korkup sabretmek gerekti ini bildirdiler. Hz.Ebu Bekir, ama gönderdi i bir zatla bir müddet yürüdükten sonra, kendisine, "Ey müminlerin halifesi artık dönseniz" denilince, kabul etmeyip "Resulullahın (Allah yolunda tozlanan ayaklara ate haramdır) buyurdu unu i ittim" dedi. Ömer b. Abdülaziz buyurdu ki: Allah, idarecilerin zulmünden dolayı, halkı cezalandırmaz. Fakat kötülükler açıktan i lendi i vakit mani olmazlarsa, hep birden azaba müstehak olurlar. Hz. Ebu Bekr, Hz. Ömere buyurdu ki: Vasıyetimi tutarsan, ölüm gelince, senin için ondan daha sevimli bir ey olmaz. E er onu tutmazsan, elbette mani olamıyaca ın ölüm gelince senin nazarında ondan daha çirkin bir ey olmaz. Allahın senin üzerinde gece yapman gereken bir hakkı vardır, ki onu gündüz kabul etmez. Gündüzün bir hakkı vardır, ki onu da gece kabul etmez. Üzerine farz olan ibâdetleri eda etmeden hiçbir nafile ibâdetin kabul olmaz. Ey Hattabo lu Ömer, geride bıraktıklarıma bakarak seni yerime geçirdim. Resulullahla çok arkada lık ettik. O bizi daima kendisine, ehlimizi de ehline tercih ederdi. O derece, ki onun bize verdiklerinden artanları biz tekrar onun ehline hediye ederdik. Sen de bana arkada lık ettin. Benim daima benden öncekilerin izini, Resulullahın yolunu takip etti imi gördün. Ben asla hak yoldan sapmadım. Ey Ömer senin kaçınmanı istedi im eylerin ilki, nefsinin arzularına uymamandır. Çünkü her nefsin ehevi arzuları vardır. Onu yerine getirdi in vakit daha ba kalarını istemekte ısrar ve inat eder. u karınları i mi , gözleri dünyaya tamah etmi , her birinin sevdiklerini kendisi için sevmi olan kimselere kar ı dikkatli olmanı, onları korkutmanı, kendinin de korkmanı

istiyorum. Bil, ki sen Allahtan korktu un müddetçe onlar da senden korkarlar. Sen do ru oldu un müddetçe onlar da senin yolunda do rulu a devam ederler. Vasiyetim budur. Hz. Ebu Bekr buyurdu ki: Allahtan korkmanızı, korku ile ümidi birle tirmenizi tavsiye ederim. Çünkü Allahü teâlâ Hz. Zekerriya ve ehli beytini överek buyuruyor ki: (Onlar, hayırlara ko arlar, korku ile ümid arasında bize duâ ederler ve ancak bize boyun e erlerdi.) [Enbiya 90] Biri, Hz. Ömere "Allahtan kork" diyerek söylenmeye devam etti. Oradakiler "Emir-ül müminine kar ı fazla konu tun" dediler. Hz. Ömer öyle buyurdu:" Bırakın konu sun. E er onlar bize söylemezse onlarda hayır yok, onların do ru sözlerini kabul etmezsek bizde hayır yoktur." Yalnız hakka de er ver Hz. Ömer buyurdu ki: Bizim üzerimize dü en vazife; Allahın yapılmasını emretti i taatlarıyla size emretmek ve vasiyet olarak size yasakladıklarını yasaklamak, yakın-uzak herkes hakkında Allahın emirlerini tatbik etmek, haktan gayrıya de er vermemektir. Biliniz ki; tamah fakirlik, kanaat zenginliktir. Kötü kimselerden uzak durmaya çalı malıdır! Ho una gitmeyen hususlarda Allahın kaza ve kaderine rıza göstermeyen kimse, sevdi i hususlarda da tam manasıyla Allaha ükrünü eda etmi sayılmaz. Benden sonra gelecek halifeye, Allahtan korkmasını ve sahabeden güzel i yapanların i ini kabul etmesini, kötü i yapanlarını da affetmesini vasiyyet ediyorum. Allah ve Resulünün ahdini de tavsiye ederim. Allah ve Resulünün ahidlerini insanlara tam olarak tatbik etsin. Halka, takatlarının dı ında yük yüklemesin. Seni ilgilendirmeyen i lere karı ma. Dü manından uzak ol. Emin olanı hariç, dostundan kendini koru, yani sırlarını açma. Kötü ahlâklı kimse ile arkada lık etme, aksi hâlde kötülüklerinden pek ço u sana bula ır. lerini Allahtan korkanlarla isti are et. Allahın emrini ancak ba kasına boyun e meyen, yumu aklık göstermeyen, tamahkar olmayan kimse ikame eder. Yine Allahın emrini ancak hak u runda kendi taraftarlarına kar ı öfkesini yutmayan, do ru söyleyen kimse tatbik eder. Hz. Ömer, Ebu Musa el-E ariye öyle yazdı: Allah katında idarecilerin en iyisi, emri altındakileri mutlu eden, en kötüsü de, onların ekavetine sebep olandır. Kötülükten son derece sakın. Aksi hâlde emrindekiler de kötülü e dalar. O zaman senin durumun, yerin ye il otlarda beslenip ya lanmayı isteyen hayvan gibi olur. Onun ölümü ise semizli ine ba lıdır. Hz. Osman, bir kabrin yanında durunca sakalı ıslanana kadar a ladı. Sebebi sorulunca Resulullah efendimizden i itti i u iki hadis-i erifi bildirdi: (Kabir, ahiret menzillerinin ilkidir. Buradan kurtulana, sonrakiler daha kolaydır. Burada kurtulamıyana, ilerdekiler daha zordur.) (Kabirdeki manzaradan daha korkuncu yoktur.) Hz. Ali bir müfreze gönderdi i vakit ba ına tayin etti i kimseye öyle derdi: "Sana Allahtan korkmanı tavsiye ederim. O, hem dünyaya, hem de ahirete maliktir. Vazifene sarıl. Seni Allaha yakla tıracak olana yapı . Çünkü dünyada yapıp da bıraktıklarını, yarın kar ında hazır bulacaksın."

Sakiften bir zat anlatır: Hz. Ali, beni vali tayin etti ve ehrin halkının yanında bana öyle dedi: "Vergiyi tam olarak al! Bu i te sakın sende bir zaaf görmesinler." Daha sonra bana öyle dedi: "O sözü onların yanında söylememin sebebi, onlar hilekar bir kavimdir. Onlara ait bir elbiseyi, yedikleri bir eyi, ta ıt olarak kullandıkları bir hayvanı alıp satma. Para yüzünden onları kırbaçlama ve ayakta da bekletme. Vergi olarak aldıklarından, onlara bir mal satma! E er bu sözlere muhalefet edersen Allah benim yerime seni yakalar. Emre muhalif bir hareketini duyarsam seni azlederim. Ömer bin Abdülaziz halife tayin edilince, halkın i lerinden yüklendi i mesuliyet sebebiyle iki ay üzüntü ve keder içinde kaldı. Sonra millet ve ülke i lerine nazar etti. Hakları sahiplerine iade etti. Vefatından sonra, devrin âlimleri onun ölümüyle müslümanların ne kadar büyük bir kayba u radıklarını, kederlerinin sonsuz oldu unu bildirdiler. Hanımı anlatır: Vallahi onun kadar Allahtan korkan, Allah korkusuyla titreyen birisini görmedim. Hayatını insanlara hizmet u runda tüketti. Halkın ihtiyaçlarını gidermek için bütün gün vazifesi ba ında kalırdı. Ak am olur da bazı kimselerin i i bitmezse gece de devam ederdi. Bir gece yine sabahladı. Kendi ahsi malından olan kandilini yakıp iki rekat namaz kıldı. Sonra elini çenesine dayayıp a lamaya ba ladı. Gözya ları yanaklarından akıyordu. Sabaha kadar bu ekilde a ladı. msak vaktinde oruca niyet etti. Bu hâl ne diye sordum. Dedi ki: (Dü ündüm ki bu millete halife oldum. Garib, kanaatkar, kendi haline terkedilmi biçareleri, fakirleri, muhtaçları, zorla tutulan esirleri, ülkenin dört buca ındaki nice kederlileri hatırladım. Anladım ki Allah onların hepsinin hesabını benden soracak. Resulü de onların lehine, benim aleyhime ehadet edecek diye dü ünüp a lıyorum.) [Kitab-ül Haraç] Hasan-i Basri hazretlerinin, halife Ömer bin Abdülazize nasihatı: Ey müminlerin emiri, bil ki, Allahü teâlâ, halifeyi, zâlimlere, haksızlıklara mani olucu, zayıflara yardımcı, darda kalanlara destek olarak yaratmı tır. Kendi malını nasıl korur ve evladına nasıl efkatli davranırsa, halka da öyle davranır. O, bedendeki kalb gibidir. Uzuvlar onun iyi olmasıyla iyi olur, bozulmasıyla bozulur. Halife, Allahü teâlâya itaat eder. Emrindeki halkı da Ona itaata sevkeder. Rabbimiz, kötülüklerden sakınılması için cezalar emretti. Bunu uygulayacak olanların suç i lemesi yakı ır mı? Ölümü, ölüm anında yakınlarının sana yapacakları yardımın azlı ını ve ölümden sonrasını dü ün. Ölüme ve ondan sonrasına hazırlık yap. yi bil ki, ölümü müteakip bir yere gireceksin. Orada uzun müddet kalacaksın. Dostların yalnız bırakacak, tek ba ına orada kalacaksın. Ki inin karde inden, ana-babasından, çoluk-çocu undan kaçaca ı günde, sana yardımcı ve dost olacak eyi hazırla. Herkesin diriltilip gizli olan eylerin ortaya çıkarılaca ı günü hatırla. Artık o zaman bütün sırlar açılmı olacaktır. Ecel gelip çatmadan ve fırsat elde iken Allahü teâlânın kullarına adaletle hükmet. Senin felaketine sebep olan eylerden istifade eden insanlar seni gaflete dü ürmesin. Kendileri dünya menfaatlerine kavu mak için, seni ahırette kavu aca ın nimetlerden uzakla tırırlar. Bugünkü gücüne kuvvetine bakma, ahırette halinin ne olaca ını dü ün, ona göre i yap. Bir a gibi seni saran ölüm her an yakla maktadır. Hesab verece ini unutma! eyh Edebali hazretlerinin, talebesi ve damadı Osman Beye nasihati

"Ey o ul, sen beysin, bundan sonra biz öfkelenirsek, senin uysal olman gerekir. Güceniklik bize, gönül almak sana. Suçlamak bize, katlanmak sana. Acizlik, hata bize, ho görmek sana. Geçimsizlik, uyumsuzluk, anla mazlıklar bize, adalet sana. Kötü göz, om a ız, haksız yorum bize, ba ı lama sana. Bölmek bize, bütünlemek sana. Ü engeçlik, tembellik bize, uyarmak, gayretlendirmek, ekillendirmek sana. Ey o ul, sabretmesini bil, vaktinden önce çiçek açmaz. unu da unutma, insanı ya at ki, devlet ya asın. Ey o ul, i in a ır ve çetin, Allah yardımcın olsun." Osmanlı Devletinin kurucusu Osman Beyin, o lu Orhan Beye nasihati: Din i lerini her eyden önce ele al, yürütmekte de asla gev eklik yapma! Çünkü bir farzın yerine getirilmesini sa lamak, din ve devletin kuvvetlenmesine sebep olur. Din gayreti olmayan, sefahete dü kün, tecrübe edilmemi kimselere i verme! Çünkü Yaradandan korkmayan, yarattıklarından da çekinmez. Zulümden, slâmiyete aykırı eylerden son derece uzak dur! Seni zulüm ve bid' te vik ate edip sürükleyenleri, devletinden uzakla tır ki, bunlar seni yıkılı a sürüklemesinler. Devlet hizmetinde ihlasla ömrünü tüketen sadık devlet adamlarını daima gözet. Böyle kıymetli kimselerin vefatından sonra, aile efradını koru, ihtiyacı olanların da ihtiyaçlarını kar ıla, tebeandan hiç kimsenin malına mülküne dokunma! Hak sahiplerine haklarını ver, layık olanlara ihsan ve ikramlarda bulun ve ailelerini de gözet! Devletin bedeninde kuvvet mesabesinde olan hakiki âlimleri ve fazilet sahiplerini, edip ve yazarları, sanat erbabını gözetip koru. Onlara hürmet, ikram ve ihsanda bulun. Bir ülkede, olgun bir âlimin, bir arifin, bir velînin bulundu unu duyarsan, onlara her türlü imkanı tanıyarak ülkene yerle tir ki, hükumetin süresince âlim ve arifler ülkende ço alsın. Din ve devlet i leri nizama oturup ilerlesin. Sakın, orduna ve zenginli ine ma rur olma. Benim halimden ibret al ki, zayıf, güçsüz bir karınca misali, hiç layık olmadı ım hâlde buraya geldim ve Allahü teâlânın nice ihsanlarına kavu tum. Sen de benim uyguladı ımı yap! Bu yüce dinin mensuplarını ve itaat eden di er tebeanı himaye eyle! Allahü teâlânın hakkını ve kullarının hakkını gözet. Devletin zaruri ihtiyaçları dı ında sarfiyatta bulunmaktan son derece sakın! Senden sonra geleceklere de aynı eyi tenbih eyle. Daima adalet ve insaf üzerine bulun. Zulme meydan verme. Herhangi bir i e ba lıyaca ın zaman Allahü teâlânın yardımına sı ın! Tebeanı, dü manların ve zâlimlerin saldırılarından koru. Haksız olarak hiç kimseye muamelede bulunma. Daima halkını ho nud edecek eyleri arayıp, yapılmasını sa la. Onların gönlünü kazanmayı, bunun devamını büyük nimet bil! Halkın sana olan güveninin sarsılmamasına son derece dikkat eyle! Hükümdarın vazifesi Kıssa olarak bildirilen ayet-i kerimelerden ibret, ders almak gerekir. Neml suresinin (Hz. Süleyman, "Ku lar arasında hüdhüdü görmüyorum, kayıplara mı karı tı" dedi) mealindeki 20. ayet-i kerimesi sultanlara, ülkeleri hususunda uyanık ve dikkatli olmalarına, halkın i lerini iyi yürütmelerine, tebasından en büyük mertebede olanların durumlarını ara tırdı ı gibi, en küçüklerinin de hallerini sorup ö renmesine, büyük-küçük hepsinin varlık ve yoklu undan haberdar olması icab etti ine i aret etmektedir. Nitekim Hz. Süleyman, en küçük ku olan hüdhüdün durumunu ara tırmı , onun izinsiz azıcık ortadan kaybolması kendisine gizli kalmamı tır. (Ruh-ul-Beyan) Âmir olan da, her elemanı ile ilgilenmelidir! Ö üt Dinlemek

Hak bir söz, güzel bir ö üt kimden gelirse gelsin, güzel kar ılamalı, böyle güzel bir sözü duyurdu u için Allahü teâlâya ükretmeli, söyliyene de il söyletene bakmalıdır! Hadis-i erifte buyuruldu ki: (Bir kimse dini hakkında bir ö üt duysa, bu Allahın ona ihsan etti i bir nimettir. Buna ükretmesi ne iyidir. ükretmezse, günahı artar, Allahın gazabına sebep olur.) [ bni Asakir] Güzel ö ütlerle ça ır! Sual: Müslüman iken dinsizlerin etkisinde kalan bazı kimseler, dine dü man olmu lardır. Bunlara dinimizi yeniden izah etmekte fayda var mıdır? CEVAP Bunlara büyük bir sabır ve sebat ile slâm dininin esaslarını onların anlayaca ı bir tarzda telkin etmelidir! Kur' kerimde mealen buyuruldu ki: an-ı (Rabbinin yoluna hikmet ile, güzel ö ütlerle ça ır! Onlarla en güzel ekilde tartı ! Do rusu Rabbin, yolundan sapanları daha iyi bilir.) [Nahl 125] Bildi imiz iyi ve do ru eyleri bilmiyenlere en güzel tarzda ö retmek, üzerimize farzdır, Allahü teâlânın kati emridir. Bu vazifeye, (Emr-i maruf) denir. Bu bir ibâdettir. lmin zekâtı, bilmeyenlere ilmi ö retmekle ödenir. Bu, çok hayırlı bir i tir. Dinimiz, âlimin mürekkebini, ehidin kanından efdal tutmakta, hayırlı i görmeyi, nafile ibâdetten üstün saymaktadır. yili i tavsiye Sual: Kendisi iyi olmıyan bir kimse, ba kalarının iyi olmalarını tavsiye edebilir mi? CEVAP Kur' kerimde mealen buyuruldu ki: an-ı ( nsanlara iyili i emredip de kendinizi unutur musunuz?) [Bekara 44] Hadis-i erifte de buyuruldu ki: ( sra gecesinde, ate ten makaslarla dudakları kesilen bir kavme u radım. Kim olduklarını sordum. "Biz iyili i emretti imiz hâlde kendimiz yapmayan, kötülü ü yasakladı ımız hâlde kendimiz sakınmıyan kimseleriz" dediler.) [ bni Hibban] Bazıları, bu hususdaki ayet-i kerime ve hadis-i eriflerden hakkı tavsiyeyi ancak günahsız insanın yapabilece ini zannetmi lerdir. Do ru olmayan kimsenin ba kasını do rultmaya çalı masının, salih olmayan kimsenin ba kasını ıslah etmesinin do ru olmadı ını sanmı lardır. Hadis-i erifte buyuruluyor ki: (Kendiniz tam yapamazsanız da iyili i emredin! Kendiniz tam sakınamazsanızda kötülükten sakındırınız!) [ .Gazali] Demek ki iyili i tavsiye etmek için günahsız olmak art de ildir. Sonra peygamberler hariç günahsız kul bulmak kolay mıdır? Yukarıda bildirilen ayet-i kerime ve hadis-i erif iyili i emri ve kötülü ü men etmeyi yasaklamıyor, iyili i emrederken kendimizi unutmamamız bildirilmektedir. Çünkü kötülüklerin tehlikesini bilen âlime yapılacak azab daha iddetlidir. yili i Bildirmek Âlim günah i lerse, (Bilmiyordum) diye bir mazeret ileri süremez. Fakat iyili i tavsiye etti i ve kötülükten sakındırdı ı için günaha girmeyecektir. Âlim, kendisi yapmazsa bile iyili i bildirmesi farzdır. Farzı yapan da ihlasına göre ecir kazanacaktır. Vaaz yolu ile ir adda bulunan kimsenin fâsık olması, fâsıklı ının bilinmesi, sözünün tesirsiz olmasına sebep olur. Allahü teâlâ, önce kendimize ö üt vermemizi, e er kendimiz

yaparsak, ba kalarına da tavsiye etmemizi bildiriyor. yili e kendimizden ba lamamız gerekir, kendimiz yapamazsak bile iyili e tavsiye etmekten vazgeçmemeliyiz. yili i tavsiye etmenin artı üçtür: 1- Niyeti düzgün olmalıdır! Yalnız rıza-i ilahi için iyili i tavsiye etmeyi dü ünmelidir! 2- Tavsiye edece i iyili i iyi oldu una, men edece i kötülü ün kötü oldu una dair muteber kitaplardan delili bulunmalıdır! 3- Sabretmesini bilmelidir! Bu üç artın yanında iyili i tavsiye edecek kimsede üç haslet bulunmalıdır: 1- Rıfk ile konu malıdır. Rıfk yumu aklık demektir. Katılı ın tersidir. Yumu ak yerine sert ve kaba konu an fitneye sebep olur. Kur' kerimde Firavuna yumu ak ekilde nasihat an-ı edilmesi emredilmi tir. 2- lim sahibi olmalı, do ru söylemelidir. lmi olmayan iyili i tavsiye edemez. Fayda yerine zarar verir. 3- Hilm ile tatlılıkla söylemelidir. Hadis-i erifte iyili i tavsiye eden kimsenin, yumu aklıkla, efkatle muamele etmesi emredilmektedir. Bu artları ta ıyan akıllı ki i, gücü nisbetinde iyili i tavsiye etmelidir. Akıllının kim oldu u hadis-i erifte öyle bildirilmektedir: (Aklın alameti, nefse hakim olup öldükten sonra gerekenleri hazırlamaktır. Ahmaklık alameti nefse uyup, Allahtan af ve merhamet beklemektir.) [Tirmizî] Bu hususların yanında, iyili i tavsiye eden kimse, güzel ahlâk sahibi olmalıdır. Güzel ahlâk sahibi olmayan kendini ıslaha çalı malıdır. yilik Etmek 1- ( nsanlar, kendilerine iyilik edenleri sever) ve (Hediyele irseniz, birbirinizi seversiniz) hadis-i eriflerine uymaya çalı malıdır. Hediyenin en kıymetlisi güler yüz, tatlı dildir. Bid' sahiplerinden ba ka herkese, dost, dü man, müslüman ve kâfire, daima güler at yüz, tatlı dil göstermelidir. Kimse ile münaka a etmemelidir. Münaka a, dostlu u giderir, dü manlı ı arttırır. 2- Hayatın kadrini ancak ölü bilir. Nimetin kadrini azab çeken, servetin kadrini fakir, Cennetin kadrini, Cehennem ehli bilir. Nasihatın önemi Sual: Nasihat nasıl olmalıdır? CEVAP Nasihat, Allahü teâlânın bir kimseye verdi i nimetin onda kalarak, dinine ve dünyasına faydalı olmasını istemek demektir. lim sahipleri, emr-i maruf ve nehy-i münker yapmalı, yani iyili i yaymaya, kötülükten sakındırmaya çalı malıdır! Nasihatten uzak kalan kalb kararır. Hadis-i eriflerde buyuruldu ki: (Dinin temeli nasihattır.) [Buharî] (Hayra sebep olana, bunu yapanın ecri kadar sevap verilir.) [Müslim] (Kendi için istedi ini din karde i için de istemiyen, iman etmi olmaz.) [Buharî] (Allahın en çok sevdi i kimse, çok nasihat edendir.) [ . Ahmed] Nasihat dört çe ittir 1- Allahü teâlânın var oldu unu, bir oldu unu, bütün kemal ve cemal sıfatlarının Onda bulundu unu, Ona layık olmıyan sıfatların, ayıpların, kusurların Onda bulunmadı ını, halis niyet ile Ona ibâdet etmek gerekti ini, gücü yetti i kadar Onun rızasını almaya çalı masını,

Ona isyan edilmemesini, Onun dostlarına muhabbet, dü manlarına muhalefet edilmesini, Ona itaat edenleri sevmeyi ve isyan edenleri sevmemeyi, nimetlerini saymayı ve bunlara ükretmeyi, bütün mahluklarına acımayı, Onda bulunmıyan sıfatları Ona söylememeyi bildirmek, Allahü teâlâ için nasihat etmek olur. 2- Kur' kerimde bildirilenlere inanmayı, emredilenleri yapmayı, kendi aklı ile, an-ı görü ü ile uydurma tercümeler yapmamayı, onu çok ve do ru olarak okumayı, ona abdestsiz el sürmek caiz olmadı ını, insanlara bildirmek, Kur' kerim için nasihat etmek olur. an-ı 3- Muhammed aleyhisselamın bildirdiklerinin hepsine inanmak gerekti ini, Onun sünnetlerini yapmayı ve yaymayı, Onun güzel ahlâkı ile huylanmayı, Al, Eshabını ve ümmetini sevmeyi bildirmek, Resulullah için nasihat olur. 4- nsanlara dünyada ve ahirette faideli olan eyleri yapmak ve zararlı olan eyleri yapmamak gerekti ini ve kimseye eziyyet etmemeyi, kalb kırmamayı, bilmediklerini ö retmeyi, kusurlarını örtmeyi, farzları emretmeyi, haramlardan nehyetmeyi, bunların hepsini tatlılıkla bildirmeyi, küçüklere merhamet, büyüklere hurmet edilmesini, kendilerine yapılmasını istemediklerini ba kalarına da yapmamalarını, onlara bedenleri ile, malları ile yardım edilmesini bildirmek de, bütün insanlar için nasihat etmek olur. Hadis-i erifte buyuruldu ki: (Müslümanlara yardım etmiyen, onların iyilikleri ve rahatları için çalı mıyan, onlardan de ildir. Gece ve gündüz, Allah için ve Kur' kerim için ve Resulullah için an-ı ve devlet reisi için ve bütün müslümanlar için nasihat etmiyen kimse de, bunlardan de ildir.) [Taberânî] lmiyle amil olmayanın sözleri her ne kadar tesirsiz olsa da, sözü tesirli olan slâm âlimlerinin hikmetli sözlerini naklederek, iyili i emredip kötülükten sakındırmak gerekir. Nasihatı rıfk ile söylemeli, sert olmamalıdır. Hadis-i erifte buyurulmu tur ki: (Emr-i maruf yapan, yumu ak ve efkatle yapmalıdır.) [ . Gazalî] Ayrıca nasihatı gizli yapmalıdır. Herkesin yanında yapmak, onu te hir etmek ve elaleme rezil etmek olur. mam-ı afiî hazretleri buyurdu ki: (Arkada ına gizli nasihat eden gerçek ö üt vermi ve onu yükseltmi olur. Halk arasında nasihat verme e kalkan onu rüsvay ve peri an etmi tir.) Salih Âlimler Herkes do ruyu, do ru olan ö üdü kabul etmez. Do ru olan ö üdü kabul edenler iyi kimselerdir. Kur' kerimde mealen buyuruluyor ki: (Allahtan korkan ö üt kabul eder.) an-ı [Ala 10] Herkes Allahtan hakkıyla korkmaz. Salih âlimler daha çok korkar. Kur' kerimde an-ı mealen buyuruluyor ki: (Kulları içinde ancak âlimler Allahtan korkar.) [Fatır 28] Hadis-i erifte de, (Hikmetin ba ı Allah korkusudur) buyuruluyor. (Beyhekî) Hikmetin bir çok manası vardır. Faydalı ilim, fen ve sanat, manevî ilim gibi manalara gelir. u hâlde Allahtan korkup haramlardan kaçan ve ibâdetleri yapan kimsenin hikmet sahibi, akıllı biri oldu u anla ılır. Hadis-i erifte, (En akıllınız, Allahtan en çok korkan, dinimizin emir ve yasaklarına en güzel ekilde riayet edendir) buyuruldu. ( . Gazalî) Sözümüzün tesir etmesi için önce o i leri kendimiz yapmamız gerekir. Allahü teâlâ, (Önce kendine, sonra ba kalarına vaaz et! Böyle yapmıyan benden utansın!) buyuruyor. Nasihat, uygun ekilde yapılırsa tesir eder. Kur' kerimde mealen buyuruluyor ki: an-ı (Onlara nasihat et, nasihat müminlere elbette fayda verir.) [Zariyat 55] Günah i leyene tatlı sözle nasihat edilir. Dinlemezse, fitne çıkacak ise edilmez, susulur. Sözü dinlenecek ise, sert söylenir. Kötü söylenmez. (Hindiyye)

Tartı manın Zararı Sual: Bir do runun, bir hakkın meydana çıkması için, ilmî bir tartı ma yapmakta mahzûr var mıdır? CEVAP Hakkı açıklamak niyetiyle de olsa, ba kalarını ma lup etmek için yapılan münâzaralar [tartı malar] zararlıdır. Bir kimsede tartı mada galip gelme sevgisi, hakkı kar ısındakinin a zından duymaktan daha sevimli gelirse, her kötülü ün içine girmi demektir. çki içmekle di er günâhları i lemek arasında muhayyer bırakılan ki i, içkiyi hafif görüp içerek, di er günâhları da i ledi i gibi, tartı mayı kazanma arzûsu, di er kötülüklere sebebiyet verir. Hadîs-i erîfte, (Hitâbeti kuvvetli ve münâka acı olan, faydalı amelden mahrûm kalır) buyurulmu tur. Tartı manın on zararı vardır: 1- Tartı ma hasede yol açar: Hadîs-i erîfte, (Hased, ate in odunu yedi i gibi, hasenâtı yer) buyuruldu. ( .Mâce) Tartı mada gâlip gelen de, ma lup olan da zararlıdır. Ma lup olana, (Falanca senden daha ileri görü lüdür) denince, gâlip gelene haset etmeye ba lar. Tartı mada galip gelen kimse, kendini üstün görmeye ba lar. (Falanca, kendi yoluna girmek için beni da’vet etmi ti. Fakat kendisi hakkı görünce bizim yolumuza girmeye mecbur kaldı) der, kendini üstün görmeye çalı ır. Hadîs-i erîfte, (Allahü teâlâ, kibredeni alçaltır, tevâzu edeni yükseltir) buyuruldu. (Taberânî) 2- Hakkı küçük görmeye sebep olur: Tartı macı, kendini üstün görme hastalı ından kurtulamaz. Her zaman kendisinin hâkim olmasını ister. (Niye hep kendin konu uyorsun) diyenlere, (Biz böyle davranmakla ilmin izzetini koruyoruz) der. Hasmının bildirdiklerine önem vermez, onun delillerini küçük görür. Hadîs-i erîfte buyuruldu ki: (Hakkı küçük görmek kibirdendir.) [ .Gazâlî] 3- Kin tutmaya yol açar: Kendi fikrinin kabûl edilmedi ini gören tartı macı, kar ısındakine kin besler, bazan ömür boyu onu affetmez. Kin bir felâkettir. Hadîs-i erîfte, (Mümin kinci olmaz) buyurulmu tur. ( .Gazâlî) 4- Gıybete sebep olur: Tartı macı, hasmının sözlerini naklederek, (O öyle dedi, ben öyle cevap verdim) diyerek kendini gıybetten kurtaramaz. Her ne kadar hasmının söyledi i sözleri do ru olarak nakletse bile, maksadı onun âcizli ini göstermek oldu u için, hasmı da bu konu malardan râzı olmıyaca ına göre, sözleri gıybet olur. Hâlbuki Allahü teâlâ gıybet etmeyi, ölü eti yemeye benzetmi tir. 5- Övünmeye sebep olur: Tartı macı, gâlip gelirse, kendini övmekten kurtaramaz. ( u delilleri getirerek onu susturdum) diye kendini över. Hâlbuki, (Çirkin olan do ru, ki inin kendini övmesidir) denilmi tir. Allahü teâlâ da kendimizi övmekten bizi menederek, (Elbette Allahü teâlâ, kendini be enip övünen hiç kimseyi sevmez) buyurmaktadır. (Lokman18) Arkada ını ma lup etmekle övünen bir cemiyette, karde li in te’sisi mümkün olur mu? Övünmek, ba kasını hakîr, a a ı görmekten ileri gelir. Hâlbuki hadîs-i erîfte buyuruldu ki: (Din karde ini hakîr görmek, kötülük olarak yeter.) [Müslim] 6- Kusûr ara tırmaya sebep olur: Tartı macı, hasmını yenmek için onun gizli kusûrlarını ara tırmaktan kendini alamaz. Nerede ne demi , diye ara tırır. Hâlbuki Allahü teâlâ, tecessüs etmeyi, ya’nî ba kalarının

kusûrlarını ara tırmayı men etmi tir. Tartı macı, hasmının bedenî kusûrlarını imâ ile de olsa söyler. Meselâ; hasmı gözlüklü ise, (Bu gerçekler gözlükle görülmez, gerçe i görmek için gözlük kâfi de ildir) diyerek hasmının, gözündeki kusûrunu, bedenî kusûrlarını ilmî noksanlı ı için bir özür sayar. 7- Zarara sevinmeye sebep olur: Tartı macı, hasmının yenilerek kötü duruma dü mesine sevinir. Hâlbuki hadîs-i erîfte buyuruldu ki: (Kendisi için sevdi ini, din karde i için sevmiyen kâmil mü’min olamaz.) [Buhârî] 8- Nifâka, riyâya yol açar: Tartı macı, zâhiren hasmına sevgi gösterir. O ise bu sevgisinin yalan oldu unu bilir. Bu ise nifâktır, münâfıklık alâmetidir. Tartı macı halkın gözüne, gönlüne girebilmek için bazan demagojiye sapar. Halka yaranmak ise riyâdır. Hadîs-i erîfte, (Riyâ küçük irktir) buyuruldu. (Taberânî) Dil ile sevgi gösterip, kalben bir mü’mine bu zeden, la’nete müstehak olur. 9- Hakkı kabûl etmemeye sebep olur: Tartı macının nefret etti i ey, hakkın hasmının a zından çıkmasıdır. Hâlbuki hakkı kabûl etmemek gibi büyük felâkettir. Hadîs-i erîfte buyuruldu ki: (Allahın en sevmedi i kimse, hakkı kabûl etmekte inat edendir.) [Buhârî] 10- nada sebep olur: nat, kar ımızdakini a a ı görmeye, ondan nefret etmeye, ona dü manlık beslemeye yol açar. Hadîs-i erîfte buyuruldu ki: (Din karde ine itiraz etme, bo konu ma, [üzücü] aka yapma ve verdi in sözden cayma!) [Tirmizî]] Dinî münâka a Sual: Bazı kimseleri dînî konuda ikna edemiyorum. Ne yapayım? CEVAP Ehli olmıyan kimselerle, dînî sohbet yapmamalı, uygun olanlara kitaptan okumalı, hiç kimseye din üzerinde, kendi görü ünü söylememeli, münâka adan da uzak durmalıdır! yi nsan, yani müslüman, her i inde Allahtan korkar, titrer. Allahü teâlânın sevgisine kavu turacak i leri yapmak için çırpınır. Sabreder, affeder. Her geçimsizlikte, her sıkıntıda, kusuru kendisinde görür. Her nefeste Allahını dü ünür. Gaflet ile ya amaz. Kimseyle münaka a etmez. Bir kalbi incitmekten korkar. Kalbleri Allahü teâlânın evi bilir. Hiç kimseye sert davranmaz. Hatta, münaka a etmez. Fitne çıkmasına sebeb olmaz. Dinlerine ve dünyalarına zarar gelecek eylerden sakınır. Herkese kar ı, güler yüzlü, tatlı dilli olur. Hiç kimse ile münaka a etmez. Bilir ki, münaka a etmek, dostlu u giderir. Dü manların ço almasına sebeb olur. Fitne çıkarmaz, dost ile de, dü man ile de tatlı konu ur, herkesle iyi geçinir. Hafız-ı irazinin, dostlara do ru söylemeli, dü manları güler yüzle ve tatlı dil ile idare etmelidir sözüne uyar. Af dileyeni affeder. Kimsenin sözüne kar ı gelmez. Münaka a etmez. Herkese yumu ak söyler, sert konu maz. Münaka a edenlerin yanında oturmaz! Hatasını kabul etmek Sual: nsan hatalı da olsa hatasını kabul etmiyor. Hatamı kabul edebilmem için ne yapmam gerekir? CEVAP nsanın nefsi, daima kendini haklı çıkarmaya çalı ır. Bir i te, hatalı olup olmadı ımızı anlamamız belki biraz zordur. Hadis-i erifte, kendimize yapılmasını uygun bulmadı ımız

bir eyi, ba kasına da yapmamamız, kendimize uygun gördü ümüz eyi, mümin karde imize de uygun görmemiz emredilmektedir. Bir hadisede hemen kendimizi, kar ımızdaki ahsın yerine koymalıyız. (Onun yerine ben olsaydım, ne yapardım?) diye dü ünmeliyiz. Böyle dü ünmek, hadisenin üzücü neticelenmesine mani olur. Bir genç anlattı: "Benden ya lı biri, bir hadiseden dolayı, beni nerede yakalasa dövecekti. Öyle bir kö eye sıkı mı tım ki, nereye kaçsam yakalıyabilirdi. Do ru yanına gittim, özür dileyecektim. Daha yanına varır varmaz (Kollarımı kırdın. Aman diyene kılıç çekilmez.) dedi. Hatamı kabul ederek yanına gitti im için bu a abey, hatamı affederek büyüklük göstermekten ba ka çaresi kalmadı. Ben de dayaktan kurtulmu oldum." Özür Dileten Söz Bir tanıdık da unu anlattı: "Çocuklarım çok yaramaz oldukları için kom uları çok rahatsız ediyorlardı. Birgün çocukların gürültüsü kom umun artık bo azına kadar gelmi , mahkemeye verip bizi evden çıkarmaya karar vermi . ten dönünce hadiseyi ö renip evine gittim. Kom u, hâlâ teskin olmamı yüzü asık duruyordu. (Kırdı ınız yumurta kırkı geçti.) diyerek ba ırmaya çalı tı. Yava sesle (Bir dakika kom u) diyerek teskine çalı tım. Dedim ki: - Kiralık bir ev buldum. Hemen çıkıyoruz. O kadar suçluyuz ki, özür dilemeye bile utanıyoruz. Çocuklara ba ırmı sınız. Sizin yerinizde ben olsaydım. Daha kötüsünü yapardım. Dillerini koparır, gırtlaklarını sıkardım, durmadan tepiniyorlar. Sizin yerinizde ben olsaydım bugüne kadar asla sabredemezdim. Evdeki e yaları soka a atardım. Siz yine çok iyi bir kimseymi siniz ki efendili inizi bozmadınız. Kom unun sakin sakin dinledi ini görünce devam ettim: - Sizdeki kom uluk anlayı ı, tam slâm ahlâkına uygundur. Malik bin Dinar hazretlerinin Yahudi kom usunun evine sızan la ım kokusuna nasıl sabretti ini anlattıktan sonra dedim ki: - Gerçekten siz evliya gibi adamsınız. Bugüne kadar sabretmeniz, sizin büyüklü ünüzden, iyili inizden, müslümanlı ınızdan geliyor. Bunları anlattıktan sonra kom u, adeta kendini suçlu hissetmeye ba ladı. (Sinirliydim. Çocuklara ba ırdım. Özür dilerim) dedi. Çocukların daha küçük oldu unu, bu kadar gürültülerine katlanmak gerekti ini bildirdikten sonra (Beterin beteri vardır. Siz gidince iyisi mi gelecek? Sizin gitmenize razı de iliz. Buradan ta ınmayın!) dedi." Arkada ın hatasını kabul etmesi ve bunu güzellikle anlatması kötülükle neticelenecek bir hadiseyi önlemi oldu. E er arkada , çocukların kusurunu söylemeseydi. Kom usu söyliyecekti. Kom usu söylemeden arkada ın söylemesi vaziyeti de i tirmi tir. O hâlde ba kasının bizim için yapaca ı suçlamaları, ona fırsat vermeden kendimiz söylemeliyiz. Hatamızı kabul etmek, kar ımızdakine saygı duymak bir ey kaybettirmez. Aksine çok ey kazandırır. Atalarımız (El öpmekle dudak a ınmaz) buyurmu lardır. Hatada ısrar etmemek büyük fazilettir. Peygamber aleyhisselam haklı oldu u hâlde, ev içindeki ve ev dı ındaki eziyetlere katlanmı tır. Hanımlarına (Siz haklısınız) diyerek onları üzmemi tir. slâm ahlâkını örnek alarak hatamızı kabul etmek faziletini göstermeliyiz!. Faydalı Nasihat Bir âlimin bildirdi i a a ıdaki nasihate uymaya çalı malıdır! Fırsat ganimettir. Ömrü faydasız i lerle geçirmemeli, Hak teâlânın rızasına uygun eylere sarf etmelidir! Be vakit namazı, tadil-i erkan ile ve cemaat ile eda etmelidir! Teheccüd namazlarını elden çıkarmamalı, seher vakitlerini istigfarsız geçirmemeli, gaflet uykusuna dalmamalı, ölümü ve ahireti dü ünmeli, haram olan dünya i lerinden yüz çevirip,

ahiret i lerine yönelmelidir! Zaruri olan, dünya kazancı ile me gul olup, di er vakitleri, ahireti imar etmekle me gul olmalıdır! Sözün kısası, masiva sevgisinden korunmalı ve dinin emrine uymakla me gul olmalıdır! budur, bundan gayrisi hiçtir. Hakkı Kabul Etmek Sual: Münaka a etti im arkada ın haklı oldu unu anlıyorum. Fakat yenilgiyi kabul etmemek için, hayır öyle de ildir diyorum. Bunun mahzuru nedir? CEVAP Do ru olan bir eyi kabul etmemeye inat denir. nat, kar ımızdakini a a ı görmek, ondan nefret etmek, ona dü manlık beslemek, hased etmek gibi sebeplerden meydana gelir. Hakkı, dü manımız da söylese kabul etmeliyiz. Hakkı kabul edememek kibirdendir. Kibir ise büyük günahtır. Hadis-i eriflerde buyuruldu ki: (Allahın en sevmedi i kimse, hakkı kabul etmekte inat edendir.) [Buharî] (Hakkı küçük görmek kibirdendir.) [ .Gazali] Mümin kibirli olmaz; fakat vekar sahibi olur. Vekarlı kimse, dünya i lerinde kolaylık gösterir. Din i lerinde sa lam olur. Hadis-i erifte buyuruldu ki: (Mümin vekarlı ve yumu ak olur.) [Beyhekî] Hiç kimse ile münaka a etmemeliyiz! (Allah, mücadelede ısrar edeni sevmez.) [Buharî] (Haklı iken, münaka ayı terkedene, Cennetin ortasında bir kö k verilir.) [Taberânî] (Mücadelede ısrar edenler hariç, hiç kimse, hidayete kavu tuktan sonra sapıtmaz.) [Beyhekî] (Haklı da olsa, münaka ayı terketmiyen, hakiki imana kavu amaz.) [ bni Ebiddünya] Münaka a, dostların azalmasına, hasımların ço almasına sebep olur. Hasan-ı Basri hz. buyurdu ki: (Bin ki inin dostlu una, bir ki inin dü manlı ını satın alma!) Münaka a, kendisinin akıl, fazilet ve ilimde üstünlü ünü isbata çalı maktır. Bu ise kar ıdakini cehalet ve ahmaklıkla itham etmek demektir. Bu düpedüz dü manlıktır. Kendini kar ısındakinden üstün görmek ise kibirdir. Mahzurludur. Münaka a her yönden mahzurludur. Münaka a güzel ahlâkın zıddıdır. Hâlbuki müslüman güzel ahlâklı olmalıdır. Hadis-i erifte buyuruldu ki: (Mallarınızla herkesi memnun edemezsiniz. Güler yüz ve tatlı dil ile, güzel ahlâkla memnun etmeye çalı ınız!) [Hakim] yi, kötü, herkese, güler yüz göstermeli, fitne çıkarmamalı, dü man kazanmamalıdır! Hafız-ı irazinin, (Dostlara do ru söylemeli, dü manları güler yüzle ve tatlı dil ile idare etmelidir) sözüne uymalıdır. Af dileyeni affetmelidir! Herkese kar ı iyi huylu olmalıdır! Kimsenin sözüne kar ı gelmemelidir! Herkese yumu ak söylemeli, sert söylememelidir! Özür beyan etmek Sual: Özür dileyenlerin özürlerine kabul etmek gerekir mi? CEVAP Yaptı ı bir i için özür dileyip bir daha yapmıyaca ını söyliyen kimsenin özrünü kabul etmek gerekir. Özür beyan etmek üç türlü olur: 1- unun için yaptım demek. Mesela Ali bey, arkada ı Velî beye, (Pazar günü saat onda gelece ine söz vermi tin, fakat niçin gelmedin) diye sorunca, o da, (Hastaydım, gelemedim)

gibi bir özür beyan etmek. Böyle bir özrü, yalan mı diye dü ünmeden, do ru olup olmadı ını ara tırmadan kabul etmek gerekir. Hadis-i eriflerde buyuruldu ki: (Müslüman karde inin özrünü kabul etmemek günahtır.) (Din karde inin özrünü kabul etmiyen, Kevser havzından içmiyecektir.) (Özrü kabul etmiyen, özür dileyenin günahını yüklenmi olur.) (Kim Rabbinden özür dilerse, Allahü teâlâ onun özrünü kabul eder.) 2- Yaptım ama bir daha yapmam, ke ke yapmasaydım demek. Bu, suçunu kabul edip özür dilemektir. Böyle özrü de kabul etmiyen kimseye, Allahü teâlâ azab ve gazab eder. (Yaptım ama, bir daha yapmam) demek, özür olur. 3- Yapmadım diyerek inkar etmek. Yalan söyledi ini bilerek özrünü kabul etmek, o kimseyi affetmek olur. Yalan söyliyerek özür dileyen böyle bir kimseyi affetmek vacip de il, müstehaptır. Affetmek çok faziletlidir. Hadis-i eriflerde buyuruldu ki: (Allah rızası için affedeni, Allahü teâlâ yükseltir.) (Affedin ki affedilesiniz!) (Kaba davranana nazik olur, zulmedeni affeder, sizi mahrum edene ihsan eder, sizden uzakla ana yakla ırsanız yüksek derecelere kavu ursunuz.) Ruhsat ve azimet Sual: Emri maruf yaparken herkese aynı eyi söylemek do ru mu? CEVAP nsanlar farklıdır. Herkese aynı eyi söylemek yanlı lı a yol açar. Kimine azimetle, kimine ruhsatla amel edilmesi söylenmelidir! Nabza göre erbet verilmelidir! (Amellerin en faziletlisi, nefse en zor geleni yapmaktır) hadis-i erifine uyup, iman-ı kâmil sahibi olan müminler, Allahü teâlânın rızasını ve sevgisini kazanmak için, nefslerine zor gelen, güç eyleri yapmayı seçerler. Böylece ahirette yüksek derecelere kavu mak isterler. Fakat bir insanın nefsi, kolaylıkları yapmak istemezse, bunun azimetleri bırakıp, ruhsat ile amel etmesi efdal olur. Havf, Allahtan korkmak, reca da Allahın rahmetini ümit etmek demektir. Hep Allahın azabından bahsedip insanları korkutmak do ru olmadı ı gibi, azabdan hiç bahsetmeyip hep Allahın rahmetinin bollu undan bahsetmek de isabetli olmaz. Mümin ikisi arasında olmalıdır! Ya arken, havfı, ölürken recası daha fazla olmalıdır! Azimetle hareket etmek elbette çok iyidir. Ancak azimeti yapamadı ı için ruhsatı bile terk edene azimetten bahsetmek yanlı olur. Mesela vesvese sahibi olan, ruhsat ile amel etmelidir! Necmüddin-i Gazzi hazretleri, ( eytan insana, Allahü teâlânın bildirdi i kolaylıkları yaptırmaz. Mesela mest üzerine mesh ettirmeyip ayaklarını yıkattırır. Ruhsat ile amel etmelidir) buyurmu tur. mam-ı Rabbanî hazretleri de, (gerekti inde en kolay fetvaya uymalıdır! Allahü teâlâ, insanlara güç gelen eyleri de il, kolay olanların yapılmasını istiyor. Çünkü insan zayıf, dayanıksız yaratılmı tır) buyuruyor. Hadis-i eriflerde de buyuruluyor ki: (Allahü teâlâ, emretti i eyler gibi, ruhsat verdi i eyleri yapmanızı da sever.) (Allahü teâlânın size verdi i kolaylık ve ruhsatlardan istifade edin!) (Ruhsatlardan istifade etmiyen, Arafat da ı kadar günah i lemi olur.) Peygamber efendimizin mubarek ayakları i inceye kadar geceleri, çok namaz kılmı tır. Fakat, ümmetine çok merhamet etti i için, onların böyle sıkıntı çekmelerini istemezdi. Ümmetine ruhsat ile emrederdi. Kendisi azimet ile ibâdet yapardı. Din, yalnız emir demek de ildir. Ruhsat ile azimetin ikisi de dindir.

Tahrim suresinde, (Allahü teâlânın helal ettiklerini kendinize haram etmeyiniz) mealindeki ayet-i kerime, (Ruhsat, izin verilen eyleri inkâr etmeyiniz! Bunları haram etmeyip de, terk eder, çekinirseniz zühd olur, iyi olur. Yapması ise, günah olmaz) demektir. (Sünnetimi kabul etmiyen benden de ildir) hadis-i erifi de, (Ruhsat, izin verdi im eyleri kabul etmeyip, kendine sıkıntı veren benim sünnetime uymamı olur.) demektir. Fitne nedir? Sual: Fitneden çok bahsedip, (fitneye sebep olmamalı) diyorsunuz. Zararlı olan bu fitne nedir? CEVAP Fitne, sözlükte, altın, gümü gibi madenleri potada, ate te eriterek, saf hâle getirmek anlamına gelir. A a ıda bildirilece i gibi, fitnenin, ıstılahta birçok anlamı varsa da, daha çok bozgunculuk, bölücülük, isyan, ihtilâl, fesat çıkarmak gibi anlamlara gelir. Nitekim Abdulganî Nablüsî hazretleri de, (Fitne, müslümanlar arasında bölücülük yapmak, onları sıkıntıya, zarara, günaha sokmak, insanları isyana kı kırtmaktır) buyuruyor. mam-ı Birgivî ve Muhammed Hadimî hazretleri de fitneyi aynı ekilde tarif etmi tir. Fitnenin de i ik mânalarına Kur’an-ı kerimden birkaç örnek verelim: 1- irk, küfür: (Fitne tamamen yok oluncaya kadar kâfirlerle sava ın!) [Bekara 193] 2- Günah: (Bizi fitneye dü ürme) diyenlerin kendileri fitneye dü mü tür. (Tevbe 49) 3- Bozgunculuk, kavga, ihtilâl, bagilik [isyan], anar i, karga a, bölücülük, fesat: (Fitne çıkarmak, adam öldürmekten daha kötüdür.) [Bekara 191] (Allahü teâlânın emirlerini yerine getirmez, kendi aranızda dost olmazsanız, yeryüzünde bir fitne ve büyük bir fesat olur.) [Enfâl 73] Fitneyi uyandırmamalı Birkaç hadis-i erif meâli: (Fitne uykudadır. Fitneyi uyandırana Allah lânet etsin!) [ .Rafiî] (Din, dünya menfaatine âlet edilince, fitneler zuhur eder.) [A.Rezzâk] (Fuhu yayılınca fitne ço alır.) [Deylemî] (Fitneler artmadıkça, kıyâmet kopmaz.) [Buhârî] (Eshâbım arasında fitne çıkacak, o fitnelere karı anları, Allahü teâlâ benimle olan sohbetleri hürmetine affedecektir. Bu fitnelere karı an Eshâbıma dil uzatan Cehenneme girecektir.) [Müslim] 4- mtihan: (Mallarınız, çocuklarınız, sizin için fitnedir [imtihandır] ) [Tegâbün 15] (Biz onlardan öncekileri de, fitneden [imtihandan] geçirdik.) [Ankebût 3] 5- Belâ, musibet: (Bir fitne olmayacak sandılar da, kör ve sa ır kesildiler.) [Mâide 71] (O fitneden sakının ki, o sadece zâlimlere dokunmakla kalmaz.) [Enfâl 25] 6- Azab: Onlara, (Fitnenizi [azabınızı] tadın) denecektir. (Zâriyat 14)

7- Eziyet, i kence: (Fitneye [eziyete, i kenceye] u ratıldıktan sonra hicret edip, ardından da sabrederek cihad edenlerin yardımcısı elbette Rabbindir.) [Nahl 110] 8- Deli: (Fitneye dü eni [deli olanı] yakında sen de, onlar da görecek.) [Kalem 5,6] 9- Zarar verme: (Seferde iken, kâfirlerin sizi fitneye dü ürmelerinden [zarar vermelerinden] endi e ederseniz, namazı kısaltmanızda bir vebal yoktur.) [Nisâ 101] 10- Sapıklı a dü ürme: (Siz ve taptıklarınız, Cehenneme girecek olanlardan ba kasını fitneye dü üremez [saptıramaz]) [Saffat 161-163] Fitne unsuru olanlar Üç hadis-i erif meâli: Âhir zamanda, âlim [geçinen]ler fitne unsuru olur, câmiler ve hâfızlar ço alır, ama, içlerinde [hakîkî] âlim hiç bulunmaz.) [Ebû Nuaym] (Fitne [bid’at, sapıklık, küfür] yayıldı ı zaman, hakîkati, do ruyu bilen, [imkânı nisbetinde, söz ile, yazı ile, medya = gazete, dergi, radyo, tv ile] ba kalarına [mümkün olan her yere ve herkese] bildirsin, [imkânı var iken, bir engel de yok iken bildirmezse], Allahın, meleklerin ve bütün insanların lâneti onun üzerine olsun!) [Deylemî] (Âhir zamanda, âlim ve ilim azalır, câhillik artar. Câhil ve sapık din adamları, yanlı fetvâ vererek fitne çıkarır, do ru yoldan saptırırlar.) [Buhârî] 11- Uydurma mazeret: (Onların, sadece “vallahi, biz mü rik de ildik” sözlerinden ba ka fitneleri olmayacaktır.) [Enam 23] 12- Dalâlet: (Allah birini fitneye [dalâlete, a kınlı a] dü ürmek isterse, Allaha kar ı senin elinden bir ey gelmez.) [Mâide 41] 13- nsana sıkıntı ve zarar veren her ey: Hadis-i erifte, imamın namazı uzatıp cemaati sıkıntıya sokması fitne olarak bildirilmi tir. htiyara, “tecvitsiz namaz kılınmaz” demek gibi yapamıyaca ı fetvâyı vermeye de fitne denmi tir. Üç hadis-i erif meâli: (Ümmetim için en korktu um ey, kadın ve içki fitnesidir.) [ . Süyûtî] (Güzel saç, güzel ses, güzel yüz, fitneye dü ürebilir.) [Deylemî] (Âdem aleyhisselâmdan itibaren, Deccâldan büyük fitne yoktur.) [Müslim] yi insan olmak için Sual: yi insan olmak için ne yapmak gerekir? CEVAP yi insan olmak için kâmil yani olgun müslüman olmak gerekir. Zaten müslüman, iyi insan demektir. Allah indinde mümin çok kıymetlidir. Kur' kerimde buyuruluyor ki: an-ı (Müminler, öyle kimselerdir ki, Allah anıldı ı zaman kalbleri titrer, Allahın ayetleri okununca, imanları kuvvetlenir ve yalnız Rablerine dayanıp güvenirler,

namazı do ru kılar, kendilerine rızık olarak verdi imizden [Allahın razı oldu u yerlere] harcarlar.) [Enfal 2-3] (Müminler, muhakkak kurtulu a ermi tir. Namazlarını hu u içinde kılar, bo ve lüzumsuz eylerden yüz çevirir, zekâtlarını verir, iffetlerini korur, emanet ve ahidlerine riayet ederler.) Müminun 1-8] (Onlar, Allahın ahdini yerine getirir, verdikleri sözü bozmaz, Rablerinin rızasını isteyip sabreder ve kötülü ü iyilikle savarlar.) [Rad 20-22] (Büyük günahlardan ve hayâsızlıktan sakınır, öfkelendikleri zaman da kusurları ba ı lar ve i lerini aralarında isti are ederler.) [ ura 37,38] ( nanıp hayırlı i i leyen [mümin]lerin kötülüklerini, and olsun, örteriz, onları yaptıklarının en güzeli ile mükâfatlandırırız.) [Ankebut 7] (Allah onların [müminlerin] kötülüklerini örter, onlara i ledikleri eylerin en güzellerinin kar ılı ını verir.) [Zümer 35] (Allah, inanıp emirlerini yapan müminlere ma firet ve büyük ecir vâd etmi tir.) [Feth 29] (Elbette müminler karde tir.) [Hucurat 10] Müminlerle ilgili hadis-i eriflerden bazıları da öyle: (Müslüman, elinden ve dilinden müslümanların emin oldu u kimsedir.) [Buharî] (Mümin akıllı, basiretli, uyanıktır. Her i te Allahın rızasını gözetir. Acele etmez, ilim sahibidir, haramlardan kaçar.) [Deylemî] (Mümin, koku satan kimse gibidir. Yanında otursan için açılır. Onunla gezsen veya ortak i yapsan faydasını görürsün. Onun her i i faydalıdır.) [Taberânî] (Müminler, birbirine kar ı sevgi ve merhamette, yekvücut gibidir. Vücudun bir yeri rahatsız olunca, bütün vücut huzursuz olup onun tedavisi ile me gul olundu u gibi, müslümanlar da böyle birbirine yardıma ko malıdır.) [Buharî] Geçim Ehlidir (Mümin ülfet eden [iyi geçinir] ülfet etmiyen ve ülfet edilmiyende hayır yok [Beyhekî] (Müminin yanına giren, güzel bir bahçeye girmi gibi ferahlık duyar.) [Deylemî] (Mümin lânet etmez, kötülemez, müstehcen konu maz ve hayâsız olmaz.) [Hakim] (Mümin arıya benzer; kondu u dalı kırmaz, oraya zarar vermez. Toplayıp bıraktı ı eseri de güzeldir.) [Beyhekî] (Mümin, yumu aktır, hafiftir. Munis bir deve gibi boyun e er, "Ih" denince, yer sert olsa da çöker.) [Beyhekî] (Mümin sert de ildir. Yumu aklı ından dolayı ahmak zannedilir.) [Deylemî] (Mümin geçim ehlidir. Arkada ına rahatlık verir. Münafık ise geçimsizdir, arkada ına sıkıntı verir.) [Dare Kutni] (Halkın elindekine göz dikmemek, müminin alametlerindendir.) [Dare Kutni] (Kom usu kötülü ünden emin olmıyan, mümin olamaz.) [Buharî] (Çevrendekilerle güzel kom uluk et ve kendin için sevdi ini, ba kaları için de sev ki müslüman olasın.) [Haraiti] yilerin Hali Kime dinin emirlerini yapmak kolay gelirse, onun salih biri oldu u anla ılır. Hadis-i erifte buyuruldu ki: (Ahirete ait istedi ine kolayca kavu ur, dünyaya ait olana

kavu man zorla ırsa, bil ki sen iyi bir hâl üzerindesin. Bunun tersi olursa kötü hâldesin!) [Beyhekî] te Müslüman Sual: Allahtan korkan müslümanın vasıfları nelerdir? CEVAP Allahtan korkan bir kimse, Onun emirlerini yapmaya, yasaklarından sakınmaya titizlikle çalı ır. Hiç kimseye kötülük yapmaz. Kendine kötülük yapanlara sabreder. Yaptı ı kusurlara tevbe eder. Sözünün eri olur. Her iyili i Allah için yapar. Kimsenin malına, canına, namusuna göz dikmez. Çalı ırken, alı veri ederken, kimsenin hakkını yemez. Herkese iyilik eder. üpheli eylerden kaçınır. Makam sahiplerine, zâlimlere tabasbus etmez, yaltaklanmaz. lim ve ahlâk sahiplerine saygı gösterir. Arkada larını sever ve kendini sevdirir. Kötü kimselere nasihat verir. Onlara uymaz. Küçüklerine merhametli ve efkatli olur. Misafirlerine ikram eder. Kimseyi çeki tirmez. Keyfi pe inde ko maz. Zararlı ve hatta faidesiz bir ey söylemez. Kimseye sert davranmaz. Cömert olur. Malı ve mevkii herkese iyilik etmek için ister. Riyakarlık, iki yüzlülük yapmaz. Kendini be enmez. Allahü teâlânın her an gördü ünü ve bildi ini dü ünerek hiç kötülük yapmaz. Onun emirlerine sarılır. Yasaklarından kaçar. te, Allahtan korkanlar milletine, ülkenine faideli olur. Allahü teâlâ, Kur’ân-ı kerîmde, inananları öyle ta’rîf etmektedir: (Rahîm olan Allahü teâlânın kulları, yeryüzünde gönül alçaklı ı ile vakar ve tevâzu’ ile yürürler. Câhiller, onlara sata acak olursa, bunlara [sa lık ve selâmet sizin üzerinize olsun gibi] güzel söz söyler, [büyük bir yumu aklık gösterirler.] Onlar geceleri secde yapar ve kıyâmda dururlar [namaz kılarlar.] Onlar, “yâ Rabbî, Cehennem azâbını bizden uzakla tır. Cehennem azâbı devâmlıdır ve çok iddetlidir. Orası üphesiz kötü bir yer ve kötü bir duraktır” derler. Bir ey verdikleri zaman, isrâf etmez, cimrilik de yapmazlar, ikisi ortası bir yol tutarlar. Kimsenin hakkını yemez, Allaha erîk ko maz, O’ndan ba kasına yalvarmazlar. Allahın dokunulmasını harâm etti i cana kıyıp, haksız olarak kimseyi öldürmez, zinâ etmezler. Bunlardan birini yapanın Kıyâmette azâbı kat kat olur, orada zelîl ve hakîr olarak ebedî bırakılır. Ancak, Allah, tevbe eden ve do ru îmân eden ve ibâdet ve fâideli i yapanların kötülüklerini iyili e çevirir. Allah, af ve merhamet sâhibidir. Tevbe edip, amel-i sâlih i liyen, Allahü teâlâya [tevbesi makbûl ve O’nun rızâsına kavu mu olarak] döner. Onlar yalan yere âhidlik yapmaz, fâidesiz ve zararlı i lerden kaçınırlar. Kendilerine âyetler okundu u zaman, kör ve sa ır davranmazlar, [dikkat ile dinleyip bu âyetlerle kendilerine yapılması emredilen eyleri yaparlar.]) [Furkân 63-73] Nimete ükretmek Namazı do ru kılan, Allahü teâlânın sayılamıyacak kadar çok olan bütün nimetlerine ükretmi sayılır.Hadis-i eriflerde buyuruluyor ki: (Namaz, ükrün bütün aksamını camidir) [ ?] ( nsanlara te ekkür etmiyen Allaha ükretmez. Aza ükretmiyen ço a ükretmez. Allahın nimetini söylemek ükürdür, hiç bahsetmemek ise nankörlüktür.) [Beyhekî] (Nimete ükretmek, o nimetin gitmesine kar ı emandır.) [Deylemî] (Bir nimetle her kar ılayı ta, ükrünü yenileyene, Allah da, onun her ükrüne kar ı yeniden sevab verir. Kim de ba ına gelen musibeti her hatırlayı ta, " nna lillah ve inna ileyhi raciun" derse, Allah da her seferinde onun sevabını artırır.) [Tirmizî]

Allahü teâlâ, Kur' kerimde ükredenlerin nimetlerini artıraca ını bildiriyor. Artık an-ı bunu bilen kimse, ister ükreder, ister nankörlük eder. Ayıp Örtmek Sual: Bir arkada ın kusurlarını gizlemek gerekir mi? CEVAP Müslüman, kusurları gizleyici olmalıdır. Hadis-i eriflerde buyuruldu ki: (Kim, müslümanın aybını örterse, Allah da onun dünya ve ahirette aybını örter. Ki i, arkada ına yardımcı oldu u müddetçe, Allah da onun yardımcısı olur.) [Müslim] (Arkada ının aybını gizleyeni Allahü teâlâ, Cennete koyar.) [Taberânî] (Arkada ının aybını örtenin aybını Allah da kıyamette örter. Onun aybını açı a vuranın aybını da Allah açı a vurur. Hatta evinde bile onu rezil eder.) [ bni Mace] (Ayıp ara tırmayın! Bir müslümanın aybını ara tıranın aybı da ortaya çıkar ve nereye gizlenirse gizlensin, rezil olur.) [Tirmizî] (Müslümanın aybını ara tıran, ona kötülük etmi ve onu kötülü e itmi olur.) [Ebu Dâvud] (Tevbe etti i bir günahtan dolayı birini ayıplayan, aynı günaha müptela olmadan ölmez.) [Tirmizî] nsanları sevindirmek Sual: nsanlara herhangi bir ekilde yardım etmenin dindeki yeri nedir? CEVAP nsanları herhangi bir ekilde sevindirmek büyük sevabdır. Hadis-i eriflerde buyuruldu

ki:

(Allahü teâlâ, bazılarına dünyada çok nimet vermi tir. Bunları, kullarına faydalı olmak için yaratmı tır. Bu nimetleri Allahü teâlânın kullarına ula tırırlarsa, nimetleri azalmaz, ula tırmazlarsa, Allahü teâlâ da, nimetlerini bunlardan alır, ba kalarına verir.) [Tebarani] (Din karde inin bir i ini yapana binlerce melek duâ eder. O i i yapmaya giderken, her adımı için bir günahı affolur ve kendisine kıyamette nimetler verilir.) [ bni Mace] (Din karde inin bir i ini yapmak için gidenin, her adımında 70 günahı affedilir ve 70 sevab verilir. O i bitene kadar, böyle devam eder. i yapılınca, bütün günahları affedilir. O i i yaparken ölürse, sorgusuz, hesapsız Cennete gider.) [ bni Ebiddünya] (Bir kimse, din karde inin rahata kavu ması veya sıkıntıdan kurtulması için hükümet adamlarına gidip u ra ırsa, kıyamette sırat köprüsünden, çok ki inin ayaklarının kaydı ı zaman, Allah, onun süratle geçmesi için yardım eder.) [Taberânî] (Müslüman karde ini sevindirmek ma firete sebep olur.) [Taberânî] (Allahü teâlânın en sevdi i i , elbise vererek veya doyurarak veya ba ka bir ihtiyacını kar ılıyarak, bir mümini sevindirmektir.) [Taberânî] (Farzlardan sonra en kıymetli amel, müslüman karde ini sevindirmektir.) [Taberânî] (Bir müslümanın sıkıntısını giderene, Allahü teâlâ iki nur verir. Bu iki nurla Sıratta o kadar çok kimse aydınlanır ki sayısını ancak Allah bilir.) [Taberânî] (Duâm kabul, kederinin yok olmasını istiyen, darda kalanı ferahlandırsın!) [ bni Ebiddünya]

(Kim, arkada ının ihtiyacını görürse, Allah da onun ihtiyacını kar ılar.) [Taberânî] (Allahü teâlâ, bazılarını, halkın ihtiyaçlarını kar ılamak, onlara yardımcı olmak için yaratmı tır. htiyaç sahipleri bunlara ba vurur. Bunlar için ahirette azab korkusu olmaz.) [Taberânî] (Amellerin en faziletlisi, bir müminin aybını örtmek, karnını doyurmak ve bir ihtiyacını kar ılamak suretiyle sevindirmektir.) [Taberânî] (Her iyilik sadakadır.) [Tirmizî] (Kalbler, kendine ihsan edene sevgi, kötülük edene de nefret duyacak eklinde yaratılmı tır.) [Ebu Nuaym] (Arkada ın iyisi arkada ına, kom unun iyisi ise kom usuna iyilik edendir.) [Tirmizî] (En iyiniz, kendisinden hep iyilik beklenen ve kötülük etmiyece inden emin olunandır.) [Tirmizî] (Hayra vesile olan, hayır i lemi gibidir. Allahü teâlâ, sıkıntıya dü ene yardım edeni sever.) [ bni Neccar] (Layık olana da, olmıyana da iyilik et. E er layık olana iyilik edersen ne iyi. E er o kimse iyili e layık de ilse, sen, iyilik ehlinden olursun.) [ bni Neccar] yilik ve efaat (Cehennemlik biri, Cennetlik birine rastlayınca ona der ki: - Beni tanıdın mı? - Sen kimsin? - Benden abdest suyu istemi tin, ben de onu sana hediye etmi tim. Cennetlik olan, ona efaat eder. Yine Cehennemlik biri Cennetlik olana öyle der: - Beni tanıdın mı? - Sen kimsin? - Bana bir i söylemi tin, ben de o i ini yapmı tım. Bunun üzerine ona efaat eder ve efaati kabul edilir.) [ bni Mace] (Fakire verilen bir lokma, sahibi ne be eyi müjdeler: 1- Bir tane iken beni ço alttın. 2- Küçük idim, büyüttün. 3- Dü man iken, beni dost ettin. 4- Fânî, yok olmak üzere iken, beni sonsuz kalıcı ettin. 5- Bugüne kadar sen beni muhafaza ettin, artık ben seni muhafaza ederim.) [Ey O ul lmihâli] yi huylu olmanın yolu Sual: yi huylu olmak ve bunu muhafaza edebilmek için ne yapmalı? CEVAP yi huylu olmak için ve iyi ahlâkını muhafaza edebilmek için, salih kimselerle, iyi huylularla arkada lık etmelidir. nsanın ahlâkı, arkada ının huyu gibi olur. Hadis-i erifde, ( nsanın dini, arkada ının dini gibi olur) buyuruldu. Ahlâkı bozan, ehveti harekete getiren kitabları okumamalı, böyle radyo ve TVden sakınmalıdır.

yi huyların faideleri ve haramların zararları ve Cehennemdeki azabları, hep hatırlanmalıdır. Mal, mevki arkasında ko anlardan hiçbiri muradına kavu amamı tır. Malı, mevkii hayr için arıyan ve hayr i lerde kullanan, rahata, huzura kavu mu tur. Allahü teâlâdan korkmak, bu deryanın gemisidir. Hadis-i erifte, (Dünyada, kalıcı de il, yolcu gibi ya a! Ölece ini hiç unutma) buyuruldu. Faidesiz eylerden, oyunlardan, zararlı akala mak ve münaka a etmekten sakınmalıdır. lm ö renmeli ve faideli i ler yapmalıdır. Vaktin kıymetini bilip gece-gündüz ilim ö renmelidir! lim, ibâdet içindir. Kıyamette i ten, ibâdetten sorulur, çok ilim ö rendin mi diye sorulmaz. ve ibâdet de ihlas elde etmek içindir. ( slâm Ahlâkı) yilerle beraberlik yilerle, Allahı unutmayan, her zaman hatırlayan kimselerle beraber olmak büyük nimettir. Büyük zat o luna buyurdu ki: (O lum, Allahı anan bir topluluk görürsen, onlarla beraber ol! E er ilim sahibi isen ilmin onlara faydalı olur. lim sahibi de ilsen, onlardan bir eyler ö renirsin. Allahı hatırlamıyan kimselerle beraber olma ilim ehli de olsan, ilmin onlara faydası olmaz. lim ehli de ilsen, daha çok zarara girersin. E er Allah onlara gazab ederse, sen de helak olursun. yilerle beraber iken, Allah onlara rahmetle nazar ederse, layık olmasan bile, sen de o rahmetten istifade edersin.) Melekler, Allahı anan bir toplulukla kar ıla ırlar. Allahü teâlâ meleklere, ( ahid olun ki ben bunların hepsini affettim) buyurur. Melekler, (Ey Rabbimiz, bunların içinde ba ka bir i için gelen günahkâr ibir var. Onu da mı affettin?) diye sorarlar. Allahü teâlâ, (Evet onu da ffettim. Salihlerle beraber olan kötülerden olmaz.) buyurdu. (Buharî, Müslim) Ar ın altında öyle yazılıdır: (Bir kimse, salihler gibi amel i lese; fakat günahkârlarla dü üp kalksa, iyi amelleri bo a gider, kıyamette kötülerle beraber ha rolur. Bir kimse de, kötüler gibi amel i lese; fakat salihleri sevse, onlarla beraber olsa, günahları iyili e çevrilir, iyi kimselerle beraber ha olur.) [Kab-ül-Ahbar] Bir kimse, ilim sahibi salih kimselerle beraberli inde onlardan hiç bir ey ö renemese bile, yedi ikrama kavu ur: 1- lim talebesinin faziletine nail olur. 2- lim ehli ile kaldı ı müddetçe günahlardan uzak olur. 3- Evinden çıkı ından itibaren rahmete girmi olur. 4- lim ehline inen rahmetten o da istifade eder. 5- Onları dinledi i müddetçe kendine sevab yazılır. 6- Melekler ondan memnun olur. 7- Attı ı her adım, günahına kefaret olur. Allahü teâlâ, ona altı ikramda daha bulunur: 1- lim ehliyle bulunmayı ona sevdirir. 2- Âlime uyanlar gibi sevaba kavu ur. 3- O toplulukta bulunanların birisi affa u rarsa, buna da efaat eder. 4- Kötülerin, günahkârların gitti i yerlerden kalbi so ur. 5- Allah yolunda olanların, salihlerin yoluna girmi olur. 6- Allahın emrini yerine getirmi olur. (Ebulleys)

Bir kimse, peygamber efendimize, kıyametin ne zaman kopaca ını sordu. O na (Kıyamet için ne hazırladın?) buyurdu. O kimse (Fazla ibâdetim yok. Fakat Allah ve Resulünü seviyorum) dedi. Peygamber efendimiz ona, (Ki i sevdi i ile beraber olur. Sen de ahırette sevdi inle beraber olacaksın) buyurdu. (Buharî) Bir kimse unlarla beraber olursa: 1- Âlimlerle beraber olanın ilmi artar. 2- Salihlerle beraber olanın, ibâdete ra beti ve günahlardan kaçma arzusu artar. 3- Fâsıklarla [açıktan günah i liyenlerle] dü üp kalkanın günah i leme cüreti artar. 4- Zenginlerle dü üp kalkanın dünya sevgisi artar. 5- Fakirlerle beraber olanın ükrü artar. Bir kimse, âlimlerle, salihlerle beraber olsa, hiç bir ey istifade edemese bile, onların yüzüne bakması onun için büyük bir nimettir. Hadis-i erifte buyuruldu ki: (Âlimin yüzüne, Kâbeye ve Mushafa bakmak ibâdettir.) [Ebulleys] yi kimseleri sevmek Sual: Ahirette, ki i sevdikleri ile beraber olaca ına göre, bir kimse, hem cennete gidecek iyileri, hem de cehenneme gidecek kötüleri severse, nereye gider? CEVAP yi ile kötüyü sevmek, temiz ile pisli i karı tırmak demektir. Karı ım pis olur. Bir kimse, hem Peygamber efendimizi, hem de Ebu Cehil' itikadını sevse cehenneme gider. in (Allah ve Resulünü seviyorum) diyen bir zata, Peygamber efendimiz buyurdu ki: (Kıyamette sevdiklerinle beraber olursun.) [Müslim] Allahü teâlâyı ve Onun peygamberini sevmek, emirlerini yapıp, yasak ettiklerinden kaçmak demektir. Allahü teâlâyı sevmenin alameti, dostlarını sevmek, dü manlarına dü manlık etmektir. Hadis-i erifte, ( badetin efdali, müslümanı müslüman oldu u için sevmek, kâfiri kâfir oldu u için sevmemektir) buyuruldu. Allahü teâlânın dü manını, mesela Ebu Cehil'sevenin, (Allahı da seviyorum) demesi yalan olur. Allahın sevdi ini i sevmiyen de, Allahü teâlâyı sevmi olamaz. Mesela Hıristiyanlar, Peygamber efendimizi sevmedikleri için, (Allahı ve Hz. sa' seviyoruz) deseler de, faydası olmaz. Yahudîler de, yı Hz. sa' sevmedikleri için, (Hz. Musa' seviyoruz) deseler de, kıymetsizdir. yı yı Âlimler, (Ki i sevdi i ile beraber olur) hadis-i erifini öyle açıklıyor: Bir kimse, salih bir mümini sever, onun gibi itikada sahip olup, onun gibi amel i lemeye gayret eder. Allah dostlarını dost, Allah dü manlarını da dü man bilirse, ahirette sevdi i kimse ile birlikte cennette olur. Bir kimse de hem müslümanları, hem de gayrı müslimleri sever, gayrı müslimlerin itikatlarını be enirse, gayrı müslimlerle birlikte cehenneme gider. (Ki i sevdi i ile birlikte olur) demek, sevdi i kimsenin derecesine kavu ur demek de ildir. Fakat iyileri sevdi i için, cennette onlarla birlikte olur. Herkes imanının parlaklı ına, kuvvetine göre farklı derecelerde bulunur. (Mektubat-ı Rabbanî, Hadîka) Bu yazıdan anla ılıyor ki, imansızları sevmek, onların itikatlarını be enmek, insanı ebedî cehenneme sürükler. Ahirette iyilerle beraber olabilmek için, dünyada da onlarla beraber olmak, onları sevmek, onların yolundan gitmek gerekir. yilikte Yarı Sual: Hizmet eden insanlara gıpta ederek, onlarla yarı olur mu?

CEVAP Yarı , yardımla mak iyilikte olur. Kötülükte, bölücülükte yardımla ma, yarı olmaz. Kur' kerimde mealen buyuruluyor ki: an-ı ( yilik etmekte, kötülü ü önlemekte birbirinizle yardımla ın! Günah i lemekte, zulümde, haddi a makta yardımla mayın!) [Maide 2] ( yi i ler için yarı anlar bunun [iyili e ko mak, kötülü e mani olmak, ibâdete devam etmek] için yarı sınlar) [Mutaffıfin 26] Hadis-i erifte buyuruldu ki: ( u iki ki iye gıpta edilir: Bunlardan biri, ilmi ile amel eden ve ba kalarına da ö reten, di eri de, me ru yolda kazandı ını, me ru yolda sarfeden.) [Müslim] (Ani ölüm, mümine rahmet, facire nedamettir.) [ .Ahmed] Süfyan-ı Sevri hazretleri, (ani ölümü istemezdim. Ama fitnelerden korktu um için ani ölümü istiyorum.) buyurdu. Orada bulunan Yusüf bin Esbat hazretleri, (Hayır ben ani ölümü istemiyorum. Hatta fazla ya amayı istiyorum. Belki günahlarıma tevbe eder, salih ameller i lerim) buyurdu. Orada bulunan Hz. Vüheyb de, (Ben her ikisini de istemem. Çünkü hangisinin hakkımda hayırlı oldu unu bilemem. Allahü teâlâ hakkımda neyi takdir etti ise, onu sever, onu kabul ederim) buyurdu. Süfyan-ı Sevri hazretleri bu sözü duyunca, (Kâbenin Rabbine yemin ederim ki, bu Allah adamlarındandır. Do rusunu bu söyledi) diyerek onu alnından öptü. Bayezid-i Bistami hazretleri de (Ya Rabbi senin güzel gördü ün eyi senden isterim) diye duâ ederdi. nsanların yisi Sual: Müslümana yardım etmenin, onu sevindirmenin fazileti nedir? CEVAP yi kimse, hem kendisi iyi olan, hem de ba kalarının iyi olmasına çalı an kimsedir. Bu husustaki hadis-i eriflerden bazıları öyle: ( nsanların iyisi, insanlara iyilik edendir.) [ . Ahmed] (Bir mümini sevindiren, beni sevindirmi olur.) [Ebu eyh] (Müslümana sözle yardım eden veya onun için bir adım yürüyen, kıyamette peygamberlerle emin olarak ha rolur ve 70 ehid sevabına kavu ur.) [Hatib] (Kim bir mümini ferahlatırsa, Allah da Kıyamette onu ferahlatır.) [ .Mübarek] (Allahın kullarını üzmeyin. Onları ayıblamayın, gizli kusurlarını ara tırmayın. Kim müslüman karde inin aybını ararsa Allahü teâlâ da onun aybını arar. Hatta öyle ki, evinden çıkmasa da onu rezil eder.) [ .Ahmed] (En iyiniz, kendisinden hep iyilik beklenilen ve errinden emin olunandır, en kötünüz ise, kendisinden iyilik beklenilmiyen ve errinden emin olunmıyandır.) [Tirmizî] (En iyi kimse, kendisi ile alakasını kesenle ilgilenir, kendisini mahrum edene verir ve kendisine zulmedeni de affeder.) [Begavi] (Müslüman, müslümanın karde idir, onu üzmez, onu sıkıntıda bırakmaz. Karde ine yardım edene, Allahü teâlâ yardım eder. Karde inin sıkıntısını giderenin, Allahü teâlâ Kıyamet sıkıntısını giderir. Bir müslümanı sevindireni, Allahü teâlâ Kıyamette sevindirir.) [Nesâî] (Bir kimse, mümin karde ini sevindirince, Allahın yarattı ı bir melek, bu kimse ölünceye kadar hep ibâdet eder. Ölüp kabre konunca, yanına gelerek, "Beni tanıyor musun?" der. Ölü, "Hayır, sen kimsin?" diye sorunca, "Bir müslümana vermi

oldu un sevincim. Bu gün seni sevindirmek için, sana gönderildim. Kabirde ve kıyamette sana efaat edip Cennetteki makamını gösterece im" der.) [ .Ebiddünya] ( ki ey var ki, ondan daha iyisi yoktur: Allahü teâlâya îmân ve O’nun kullarına iyilik etmek, efkatli olmak. ki ey var ki, ondan daha kötü iki ey yoktur: irk ve insanlara kötülük etmek.) [ .Askalânî] (Hasene yapınca sevinen, seyyie yapınca üzülen mü’mindir.) [Ebû Ya’lâ] (Hasenen seni sevindiriyor, seyyien de seni üzüyorsa, sen mü’minsin.) [Diyâ] [Hasene; iyilik, güzellik, sevâb. Seyyie; günâh, kötü i ] yilik ederken Sual: ( yilik etti in kimsenin errinden sakın) buyuruluyor. Dînimiz ise, herkese iyilik etmeyi emrediyor. Bu hadîs-i erîfin açıklaması nasıldır? CEVAP Genel olarak kötü kimseler, kadir inas de ildir, nankördür. Nitekim Kur’ân-ı kerîmde meâlen, (Allah ve Resûlü kendi lütuflarından onları [kötüleri] zenginle tirdi i için öç almaya kalkı tılar) buyuruluyor. (Tevbe 74) Demek ki kötü kimselerin, kendilerine iyilik edenlere zararları dokunabilir. Bunun için atalarımız öyle demi lerdir: ( yilikten maraz do ar) ( yilik et kele, duyursun seni ele) ( yili e iyilik olsaydı, kara öküze bıçak çalmazlardı) Ancak bu atasözleri, iyili in mutlaka zararlı oldu unu göstermiyor, kötülere iyilik edince onlardan ba’zı zararların gelebilece ini gösteriyor. Hz. Ali, (Kerîm kimse, iyilik görünce yumu ar, kötü kimse de, kendisine iyilik yapılınca katıla ır) buyuruyor.Hz. Ömer de, (Kötü insanları mürüvvetsiz veya mürüvvetlerinin az oldu unu gördüm) buyurmaktadır. Ebû Amr bin Alâ buyuruyor ki: ( yiye ihânet edince, kötüye iyilik edince, akıllıyı sıkıntıya sokunca, ahma a acıyınca, fâcirle dü üp kalkınca errinden sakın! Suâl sormayana cevap vermek, cevap vermeyene suâl sormak ve dinlemeyene laf anlatmak edebe aykırıdır.) Allahü teâlânın, (Kendisine iyilik edene kötülük eden, benim ni’metime nankörlük etmi olur, kendisine kötülük edene iyilik eden de, bana ükretmi olur) buyurdu u bildirilmi tir. Bir menfaat elde etmek için seninle arkada lık edenin errinden sakın! Çünkü bekledi i ey kesilince; özür kabûl etmez. ( u’âb-ül-îmân) Yine genel olarak bir kimse, hiçbir menfaat beklemeden Allah rızâsı için, kötü birine de iyilik ederse, ondan zarar gelmez. E er, bir menfaat kar ılı ı iyilik ediyorsa, iyilik etti i kimseden zarar gelebilir. Hiçbir menfaat beklemeden, sırf Allah rızâsı için iyilik etmekten korkmamalıdır. Kötü kimse, buna zarar vermeye kalksa da, fazla ba arılı olamaz. yilik eden, kendine iyilik etmi olur. Onun için atalarımız, ( yilikten kötülük gelmez), ( yilik eden iyilik bulur), ( yilik et, denize at, balık bilmezse Hâlık bilir) demi lerdir. Demek ki, iyilik balık için de il, Hâlık için, ya’nî Allah rızâsı için yapılırsa zararı olmaz. Muhammed Ma’sûm hazretleri buyuruyor ki: hsân eden, iyilik eden sevilir. Hadîs-i erîfte, ( hsân sâhibi kimseyi sevmek, insanların yaratılı ında vardır) buyuruldu. (Deylemî) nsan, ihsânın, iyili in kölesidir. Gönül, kendine iyilik edeni sever, kötülük edenden nefret eder. nsan, ister istemez iyilik edene kar ı sevgi duyar. Bunun için Peygamber

efendimiz öyle duâ ederdi: (Yâ Rabbî, kötü birinin, bana iyilik etmesini nasîb etme!) [Deylemî] Allahü teâlânın kullarına hizmet etmekle, dünya ve âhırette çe itli ni’metlere kavu ulur. nsanlara iyilik etmek, onların i lerini güler yüzle ve tatlı dille ve kolaylıkla yapmak, insanı Allah sevgisine kavu turur. Âhıret azâblarından kurtulmaya ve Cennet ni’metlerinin artmasına sebep olur. Hadîs-i erîflerde buyuruldu ki: (Allahü teâlânın en çok sevdi i kulu, O’nun ni’metlerinin, kullarına ula masına vâsıta olandır.) [Deylemî] (Din karde ine yardım edenin yardımcısı Allahtır.) [Müslim] (Her iyilik sadakadır.) [Tirmizî] ( nsanların iyisi, insanlara iyilik eden kimsedir.) [ . Ahmed] (Arkada ın iyisi, arkada ına, kom unun iyisi ise kom usuna iyilik eden kimsedir.) [Tirmizî] (En iyiniz, kendisinden hep iyilik beklenilen ve errinden emin olunandır. En kötünüz, kendisinden iyilik beklenilmiyen ve errinden emîn olunmıyandır.) [Tirmizî] (Allahü teâlâ, sıkıntıya dü ene, çâresiz kalana yardım edeni sever.) [ bni Neccâr] (Lâyık olana da, olmıyana da iyilik et! yilik etti in kimse, buna lâyıksa ne iyi. Lâyık de ilse, sen iyilik ehlinden olursun.) [ bni Neccâr] ( yilik zâyi olmaz, kötülük unutulmaz, herkes etti ini bulur.) [Beyhekî] O halde, maddi bir menfaat beklemeden herkese iyilik etmeye çalı malıdır. Çocu un badeti Sual: Küçük çocukların badetlerinin sevabları ana-babasına da verilir mi? CEVAP Çocu un yaptı ı iyiliklerin sevabı kendisinedir. Ana-babasına, ö retme ve yaptırma sevabı verilir. (Bezzâziyye) yi veya kötü çı ır açmak Sual: Bir evladın sevabları ana-babasına da yazılıyormu . Günahları da yazılır mı? Kabilin i ledi i günahlardan babası Âdem aleyhisselama da yazılır mı? CEVAP Hadis-i erifte (Bir Müslümanın evladı, ibâdet edince, kazandı ı sevap kadar, babasına da verilir. Bir kimse, çocu una günah ö retirse, bu çocuk ne kadar günah i lerse, babasına da o kadar günah yazılır) buyuruldu. Günah ö retmiyen Hz. Âdem' e, karde ini öldüren Kabil’in günahı yazılmaz. Günahkârların günahları, ba kasına da yazılmaz. Hadis-i erifte, (Hiç kimse di erinin günahını çekmez) buyuruldu. [Hakim] Kur' kerimde aynı manada çok ayet vardır: (Hiç bir günahkâr, di erinin günahını an-ı çekmez.) [Enam 164] nsanları sapıtanlar, sapıklıkta önder olanlar, kendi günahlarını yüklendikleri gibi o kimselerin günahlarını da yüklenirler. (Nahl 25-Beydavi) Hadis-i erifte de buyuruldu ki: (Dinimizde iyi bir çı ır açana, bunun sevabı ile bununla amel edenlerin sevabı verilir, o çı ırda [o yolda] gidenlerin sevabından da hiç bir ey eksilmez. Dinimizde kötü bir çı ır açana da, bunun günahı ile, bununla amel

edenlerin günahı verilir, o kötü yolda gidenlerin günahından da hiç bir ey eksilmez.) [Müslim] Bir kimse, bir iyili i yapmaya gücü yetmiyorsa, o iyili in yapılmasına sebep olursa, o iyili i yapmı gibi sevab kazanır. Hadis-i erifte buyuruldu ki: (Hayra delalet eden [yol gösteren, sebep olan] o hayrı yapan gibi sevaba kavu ur.) [Beyhekî] Müminlerin ihlasla yaptıkları iyi i lerin sevabları kıyamete kadar onların amel defterlerine yazılır. Hadis-i eriflerde buyuruldu ki: (Mümin öldükten sonra, 7 amelinin sevabı kabrinde de kendisine yazılır. Bunlar: 1- lim ö retmek, 2- Çe me yapmak, 3Su kuyusu kazmak, 4- Hurma a acı dikmek, 5- Cami yaptırmak, 6- Mushaf bırakmak, 7- Ölümden sonra kendine istigfar edecek salih evlad bırakmak.) (Ebu Dâvud) (Bir mümin vefat edince, bütün amelleri kesilir. Ancak sadaka-i cariye, faydalı ilim [kitab, kaset, talebe v.s.] ve istigfar eden bir nesil bırakanın amel defterine sevab yazılmaya devam eder.) [Ebu eyh] [Sadaka-i cariye, cami, çe me, yol, a aç dikmek gibi insanlara faydası dokunan her çe it iyi i lerdir. stigfar, günahların affına sebep olan her çe it hayır ve hasenattır. Günahların affı için Allahü teâlâdan magfiret dilemeye de istigfar denir. Estagfirullah, (günahlarımı affet ya Rabbi demektir.] Hiç kimse, i ledi i kötülü ün günahını ba kalarına veremez. Fakat bir mümin i ledi i iyili in, ibâdetin sevabını ba kasına hediye edebilir. Kendi sevabından da hiç eksilme olmaz. (Hidaye, Tatarhaniyye) yi Çı ır Açmak Sual: Ölünce herkesin amel defterinin kapanaca ı söyleniyor. Ülkede çok iyilik veya çok kötülük etmi kimseler vardır. Bunların da amel defterleri kapanır mı? CEVAP Ölünce amel defterleri kapanır. Fakat iyi veya kötü i te önderlik edenlerin amel defterleri kapanmaz. Hadis-i eriflerde buyuruldu ki: (Dinimizde iyi bir çı ır açana, bunun sevabı ile bununla amel edenlerin sevabı verilir, o çı ırda [o yolda] gidenlerin sevabından da hiçbir ey eksilmez. Dinimizde kötü bir çı ır açana da, bunun günahı ile, bununla amel edenlerin günahı verilir, o kötü yolda gidenlerin günahından da hiçbir ey eksilmez.) [Müslim] (Hayra delalet eden [yol gösteren, önderlik eden], onu yapan gibidir.) [Ebu Yala] (Bir mümin vefat edince her ameli kesilir. Yalnız üç amelinin sevabı, amel defterine yazılmaya devam eder. Bunlar, sadaka-i cariyelerinin, faydalı kitaplarının ve salih çocuklarının kendisi için ettikleri duâ ve istigfarların sevablarıdır.) [Ebu eyh] [Sadaka-i cariye, cami, çe me yol gibi, insanlara faydası dokunan, faydalı i lerdir.] Hiç kimse, i ledi i kötülü ün günahını ba kasına veremez. Fakat mümin ibâdetlerinin sevabını ba kasına hediye edebilir. Kendi sevabından da hiç eksilme olmaz. (Hidaye) nsanlı a Hizmet Sual: Kimi kumarhane açıyor. Bunu bir hizmet olarak gösteriyor. Hatta dini yıkıcı faaliyetlerine "insanlı a hizmet" diyorlar. nsanlı a hizmet nasıl olur? CEVAP Herkes, insanlı a hizmet etmenin en erefli vazife oldu unu ve bunun için çalı tı ını söyler. Kendi keyfi, zevki için ve para kazanmak için olan çalı malarını, didinmelerini, bu

hizmet maskesi ile örtenler pek çoktur. nsanlara hizmet, onları dünyada ve ahirette, huzura kavu turmak demektir. Bunun da tek yolu, tek ba arıcısı, insanları yaratan, yeti tiren, merhameti ve ihsanı sonsuz bol olan Allahü teâlânın gösterdi i saadet yolu, yani slâmiyettir. O hâlde, insanlı a hizmet, slâma hizmet ile olur. slâma hizmet, insanlı a hizmettir. nsanlı a dü man olanlar, slâmiyeti yok etmeye çalı mı tır. Saldırmalarının en tesirlisi, müslümanları aldatmak, içerden yıkmak olmu tur. Onları bölmü ler, birbirine dü man etmi ler, dinsizlerin pençesine dü melerine sebep olmu lardır. slâma hizmet Sual: Bu zamanda slâma hizmet nasıl olur? Müslüman olarak ne yapmamız gerekir? CEVAP mam-ı Rabbanî hazretleri buyuruyor ki: (Ehl-i sünnet âlimlerinin kitaplarını, sözlerini yaymak için, keramet sahibi olmak, âlim olmak art de ildir. Her müslümanın bunu yapmak için u ra ması gerekir. Fırsatı kaçırmamalıdır. Kıyamette her müslümana bunu soracaklar, " slâma niçin hizmet etmedin?" diyeceklerdir. Dine hizmet için u ra mayanlara, din bilgilerini yayan kurumlara, kimselere yardım etmeyenlere, çok azab yapılacaktır. Özür, bahane kabul edilmeyecektir. Peygamberler, insanların en üstünleri, en kıyetlileri iken, hiç rahat oturmadı. Allahü teâlânın dinini, seadet-i ebediyye yolunu yaymak için, gece gündüz u ra tılar. Mucize isteyenlere de, (Mucizeyi Allahü teâlâ yaratır. Benim vazifem, Allahü teâlânın dinini bildirmektir) buyurdu. Bu yolda çalı ırlarken, Allahü teâlâ da bunlara yardım eder, mucize yaratırdı. Hizmetlerdeki Sıkıntı Bizim de, Ehl-i sünnet âlimlerinin kitaplarını, sözlerini yapmamız ve kâfirlerin, dü manların, müslümanlara iftira ve eziyet edenlerin, kötü, alçak, yalancı olduklarını, gençlere, dostlara bildirmemiz gerekir. Bu yolda malı ile, kuvveti ile, mesle i ile çalı mayanlar, azabdan kurtulamayacaklardır. Bu yolda çalı ırken, sıkıntı çekmeyi büyük saadet, büyük kazanç bilmelidir. Peygamberler, Allahü teâlânın emirlerini bildirirken, cahillerin, soysuzların hücumlarına u rardı. Çok sıkıntı çekerlerdi. O büyüklerin en üstünü, seçilmi i, Allahü teâlânın sevgisi olan Muhammed aleyhisselam, (Benim çekti im eziyet gibi, hiçbir Peygamber eziyet görmedi) buyurdu. [C.1 M.193] Her müslünanın, Ehl-i sünnet itikadını ö renmesi ve sözü geçenlere ö retmesi gerekir. Ehl-i sünnet âlimlerinin sözlerini bildiren kitapları ve gazeteleri bulup almalı, bunları gençlere, tanıdıklara göndermeli, okumaları için çalı malıdır! nsanlara, Allahü teâlânın emir ve yasaklarını bildirmek, kıymetli bir hizmettir. Ancak cenab-ı Hakkın sevdikleri bu hizmet ile ereflenir Dine Hizmet mam-ı Rabbanî hazretleri de buyuruyor ki: ( te bugün, her müslüman, elinden gelen yardımı yapmayıp, slâmiyet baskı altına dü erse, yardımı esirgiyen her müslüman, ahırette mesul olur. Bunun için kuvvetim olmadı ı hâlde, yardıma ko maya özeniyorum. Güçlükleri yenerek, slâmiyete ufacık bir hizmet edebilmek yolunu arıyorum. " yilerin ço almasını istiyen de, onlardan sayılır" buyuruldu.) [c. 1, m.47] (Bugün slâmiyete yardım için az bir ey vermek, binlerce altın vermi gibi kıymetlidir. Hangi talihli kimseye, bu büyük nimet ihsan edilirse, ona müjdeler olsun! Dinin yayılmasına hizmet eden, cihad sevabına kavu ur. Hele bu zamanda müslümanlara yardım etmek daha güzel, daha sevabdır.) [c. 1, m.193]

E er bir müslüman, di er müslümanlara eli ile, malı ile yardım edemiyorsa, duâ ederek yardım etmelidir! Hadis-i erifte buyuruldu ki: (Müslümanın, müslüman üzerindeki hakkındann biri, ona gıyabında duâ etmektir.) [Deylemî] Duâ Ordusu mam-ı Rabbanî hazretlerinin, sultana yazdı ı mektub öyle: (Kahraman askerlerinize yardım ve zafer ihsan etmesi için Allahü teâlâya duâ ediyorum. Duâ ordusunun askerlerinin kalbleri kırık oldu u için sava ordusunun askerlerinden daha ileridir. Duâ ordusunun askerleri, gaza ordusunun askerleri, onların bedenleridir. O hâlde, gaza ordusunun askeri, duâ ordusu olmadıkça, i ba aramaz. Çünkü ruhsuz bedene hiç bir yardımın ve kuvvetin faidesi olmaz.) [c.3, m.47] Bunun için dünyadaki bütün müslümanlara duâ etmelidir! Allahü teâlânın kullarına hizmet etmek Sual: Allahü teâlânın kullarına hizmet etmek için çalı manın fazileti nedir? CEVAP Muhammed Ma’sûm hazretleri buyuruyor ki: Ömür çok kısadır. Sonsuz olan âhıret hayâtında, insanın kar ıla aca ı eyler, dünyada ya adı ı hâle ba lıdır. Aklı ba ında olan, ileriyi görebilen bir kimse, kısa olan dünya hayâtında, hep, âhırette iyi ve râhat ya amaya sebep olan eyleri yapar. Âhıret yolcusuna lâzım olan eyleri hazırlar. Allahü teâlânın kullarına hizmet etmek için çalı mak gerekir. Rabbimizin kullarına hizmet etmekle dünyada ve âhırette ni’metlere kavu aca ını dü ünmek âzımdır! nsanlara kar ı yumu ak olmanın, onlara iyilik etmenin, onların i lerini güler yüzle ve tatlı dille ve kolaylıkla yapmanın Allahü teâlânın sevgisine kavu turan yol oldu unu bilmek gerekir. nsanlara iyilik etmenin, âhıretin azâblarından kurtulmaya ve Cennet ni’metlerinin artmasına sebep olaca ında, hiç üphe etmemelidir. Müslümanların ihtiyâçlarını kar ılamak ve onları sevindirmek çok sevâbdır. Hadîs-i erîflerde buyuruldu ki: (Müslüman, müslümanın karde idir. Onu incitmez, üzmez. Kim bir müslümanın sıkıntısını giderir, onu sevindirirse, kıyâmette en sıkıntılı zamanlarında, Allahü teâlâ onu sıkıntıdan kurtarır. Bir kimse bir müslümanın aybını, kusûrunu örterse, Allahü teâlâ, kıyâmette onun ayıplarını, kabâhatlerini örter.) [Buhârî] (Din karde ine yardımcı olanın, yardımcısı Allahtır.) [Müslim] (Allahü teâlâ, ba’zı kullarını ba kalarının ihtiyâçlarını kar ılamak, onlara yardımcı olmak için yaratmı tır. htiyâcı olanlar bunlara ba vurur. Bunlar için âhırette azâb korkusu olmaz.) [Taberânî] (Allahü teâlâ, ba’zı kullarına dünyada çok ni’met vermi tir. Bunları, kullarına faydalı olmak için yaratmı tır. Bu ni’metleri Allahü teâlânın kullarına da ıtırlarsa, ni’metleri azalmaz. Bu ni’metleri Allahın kullarına ula tırmazlarsa, Allahü teâlâ, ni’metlerini bunlardan alıp, ba kalarına verir.) [Taberânî] (Bir müslümanın, din karde inin bir ihtiyâcını kar ılaması on yıl i’tikâftan iyidir. Allah rızâsı için bir gün i’tikâf ise, insanı Cehennem ate inden pek çok uzakla tırır.) [Taberânî] (Cennetin yüksek derecelerine kavu mak isteyen, saygısızlık yapana yumu ak davransın! Zulmedeni affetsin! Malını esirgeyene ihsânda bulunsun! Kendisini arayıp, sormıyan ahbâbını, akrabâsını gözetsin!) [Taberânî]

(Din karde ine kar ı güler yüzlü olmak, ona iyi eyleri ö retmek, kötülük yapmasını önlemek, yabancı kimselere aradı ı yeri göstermek, sokaktaki ta , diken, kemik ve benzeri çirkin, pis ve zararlı eyleri temizlemek, ba kalarına su vermek gibi eylerin hepsi birer sadakadır.) [Tirmizî] (Farzdan sonra Allahın en çok sevdi i i , bir mü’mini sevindirmektir.) [Taberânî] [Allahü teâlânın emrine Farz denir. Bu hadîs-i erîften anla ılıyor ki, Allahü teâlâ, farz olan ibâdetleri yapanı daha çok sever. Allahü teâlânın yasak etti i zararlı, çirkin i lere, Harâm denir. Allahü teâlâ, harâmdan sakınanı, farzları yapanlardan daha çok sever. yi huylu olmak farzdır. Kötü huylu olmak harâmdır. Kötülük yapmaktan sakınmak, iyilik yapmaktan daha kıymetli ve daha sevâbdır.] (Mektûbât c.1, m.147) Cennete girme artı “iman”dır Sual: nsanlara da hizmet etmek sevâb mıdır? Sevâbsa, bazı kâfirlerin hizmetleri pek çoktur. Onların da Cennete gitmesi gerekmez mi? CEVAP Îmânı olmayanın hiçbir amelinin kıymeti yoktur. bâdetler ve bütün iyi i ler kıymetli ise de, bunları yapmak, îmânın yanında ikinci derecede kalır. Îmân temel, iyi i leri yapmak, fürû’âttır, ya’nî ikinci derecededir, îmândan sonra gelir. Îmânın ve îmân ile birlikte olan iyi i lerin dünyada da, âhırette de faydaları vardır. nsanı saâdete ula tırırlar. Îmânsız olan iyi i ler, insanı, dünyada saâdete kavu turabilir. Âhırette faydası olamaz. Kur’ân-ı kerîmde meâlen buyuruluyor ki: (Allahı inkâr edenlerin faydalı i leri, fırtınalı bir günde rüzgârın savurdu u küller gibidir. Âhırette o i lerin hiç faydasını bulamazlar.) [ brâhim18] (Îmân edip, sâlih amel i leyenler Cennete girer.) [Kehf 107] Îmân do ru olmazsa, ibâdetlerin, hizmetlerin hiç kıymeti olmaz. Bunun için Ehl-i sünnet âlimlerinin bildirdikleri gibi îmân etmek, ibâdetleri yapıp haramlardan sakınmak lâzımdır. Kalbde do ru îmânın bulunmasına alâmet, dînin emîrlerini seve seve yapmak ve kâfirleri dü man bilmektir. Hizmeti ni’met bilmelidir imdi ilk suâle cevap verelim. Muhammed Ma’sûm hazretleri buyurdu ki: Allahü teâlânın kullarına hizmet etmek için çalı malı! Rabbimizin kullarına hizmet etmekle dünyada ve âhırette ni’metlere kavu ulaca ını dü ünmeli! nsanlara kar ı yumu ak olmanın, onlara iyilik etmenin, onların i lerini güler yüzle ve tatlı dille ve kolaylıkla yapmanın, Allah sevgisine kavu turan yol oldu unu bilmeli! Âhıretin azâblarından kurtulmaya ve Cennet ni’metlerinin artmasına sebep olaca ında, hiç üphe etmemelidir! nsanlara hizmet etmek ve onların ihtiyaçlarını kar ılamak, dünya ve âhıret derecelerine kavu maya sebeptir. Hadîs-i erîflerde buyuruldu ki: (Seferde, toplulu un efendisi, onlara hizmet edendir. ehîdlik hâriç, hiçbir amel onun sevâbına eri emez.) [Hâkim] ( nsanlar, Allahın ıyali [çoluk çocu u gibi] dir, Allahü teâlâya en sevimli olan, Onun iyâline iyilik edendir.] [Bezzar] (Müslümanın i ini gören, hac ve umre yapmı gibi sevâba kavu ur.) [Hatîb] (Bir müslümana elbise veren, o elbiseden bir parça kalsa da, Allahın hıfzı emânında olur.) [Hâkim]

nsanlarla iyi geçinmek Sual: Kar ıla tı ımız insanların kimisi iyi, kimisi kötüdür. Herkesle iyi geçinebilmek için ne yapmak gerekir? CEVAP nsanlarla iyi geçinebilmenin iki artı vardır: 1- yi bir insan olmak, 2- nsanları iyi tanımak. Bu iki arta malik olan, herkesle iyi geçinir. yi insan olmak için, dinimizin emir ve yasaklarına riayet etmek kâfidir. nsanları tanımak için de unları bilmek gerekir: nsanlar üç kısımdır: Birinci kısımdakiler, gıda gibidir, her zaman gerekir. kinci kısımdakiler, ilaç gibidir, bazan gerekir. Üçüncü gruptakiler hastalık gibidir, istenmez, fakat musallat olur. Bunlara müdara edilir. Kendisine veya ba kalarına zarar gelme korkusundan dolayı iyili i emretmek ve haramı men etmek mümkün olmazsa, böyle durumlarda fitneye mani olmak için susmaya, müdara etmek denir. Müdara, dini veya dünyayı zarardan kurtarmak için, dünya menfaatinden vermektir. Kalben nefret edipi, haramı men etmek istedi i hâlde, müdara yapmak caizdir. Hatta sadaka sevabı hasıl olur. Ancak akıllı kimse, iyi geçinir. Hadis-i eriflerde buyuruldu ki: ( yi geçinmek aklın ba ıdır.) [Beyhekî] ( yi geçinmek aklın yarısıdır.) [Deylemî] (Allahü, farzları emretti i gibi, müdara etmemi de emretti.) [Deylemî] Müdara ederken tatlı dilli ve güler yüzlü olmak gerekir. Herkesle müdara ederek sohbet etmelidir! Yani, hep tatlı dilli ve güler yüzlü olmalıdır. yi ve kötü, herkes ile kar ıla ınca, böyle olmalıdır. Fakat, kötülere ve sapıklara müdahene etmemeli, onun sapık yolundan razı oldu unu zan ettirmemelidir. (Hindiyye) [Müdara, islâmiyetin dı ına çıkmadan, gönlünü almaktır. Müdahene, birinin gönlünü alırken, islâmiyetin dı ına çıkmak, günaha girmektir.] ( yi geçinmek aklın ba ıdır.) hadis-i erifti, ancak akıllı kimsenin insanlarla iyi geçinece ini bildirmektedir. (Beyhekî) brahim Hakkı hazretleri buyuruyor ki: Allahü teâlâ, insanlarla iyi geçinmemizi emrederek hadis-i kudside, (Kötülük edene iyilik eden, gelmiyene giden, uzak durana yakla an, yemek vermiyene yemek veren, en üstün olandır. Affedin, ayıp örtün, merhamet edin ki merhamete kavu un! nsanlara kar ı iyi huylu olanı severim ve insanlara onu sevdiririm.) buyurdu. Hadis-i eriflerde de buyuruldu ki: (Selâm verirken gülümseyen, sadaka sevabına kavu ur. ) [ .E.dünya] (Kim, bir müslümanın sıkıntısını giderip, onu sevindirse, Allahü teâlâ, kıyamette en sıkıntılı anlarda, onu sıkıntılardan kurtarır.) [Buharî] (Îmanı en kuvvetli olan, ahlâkı en güzel ve hanımına kar ı en yumu ak olandır. ) [Tirmizî] (Söz veriyorum, tartı mayan, haklı da olsa, kimseyi incitmeyen cennete girer.) [Tirmizî] (Ebdaller, çok namaz kıldı ı, çok oruç tuttu u için de il, merhametleri ve cömertlikleri sebebiyle Cennete girer.) (Amellerin üstünü mümini sevindirmektir.)

(Müminin yüzüne bakmak ibâdettir, güler yüz göstermek ise günahlara kefarettir. Mümini sevindiren Allahın rızasına kavu ur.) (Kom u ile iyi geçinmek, sadece ona eziyet etmemek de il, onun eziyetine de katlanmaktır.) (Mümine faydan yoksa, bari zararın olmasın! Onu sevindiremediysen üzme bari. Onu övmemi sen, hiç de ilse kötüleme!) (Ne ekersen onu biçersin!) Edeb Ehli Buyuruyor ki: Cömertlik insanın süsüdür. Af, en güzel bir ihsandır. Kerim aza ükreder, adi kimse, ço u be enmez. Kerim, sözünde durur, sözünde durmıyanı da affeder. Herkesin verdi i eziyete, sıkıntıya katlanır, fakat hiç kimse ondan incinmez. Kendine söylenince razı olmıyaca ın sözü ba kalarına söyleme! Ba kalarının seninle nasıl konu masını istiyorsan, sen de onlarla öyle konu ! Özür dileyenin özrünü kabul et! Seni üzeni affet, ona iyi davran! Verdi in sözü tut, etti in iyili i gizle, ba a kakıcı olma! Ba kası için kuyu kazan kendi dü er. Halka ihsan eden, Haktan ihsan görür. Sana söz getiren, senden de söz götürür. (M.Name) Dosta, dü mana, iyi, kötü, herkese, tatlı dil ve güler yüz göstermeli, fitne çıkarmamalı, dü man kazanmamalıdır. nsanlara yapılacak en faydalı ihsan, en kıymetli hediye, tatlı dil ve güler yüzdür. ne e tapanları görünce, ine in a zına ot vererek, dü manlıklarına mani olmalıdır! Hafız-ı irazinin, (Dostlara do ru söylemeli, dü manları güler yüzle ve tatlı dil ile idare etmelidir.) sözüne uymalı, af dileyenleri affetmelidir! Herkese kar ı iyi huylu olmalı, yumu ak söylemeli, sert söylememelidir! Kimse ile münaka a etmemelidir! Münaka a, dostlu u azaltır, dü manlı ı artırır. Hadis-i eriflerde buyuruldu ki: (Haklı iken de, münaka ayı terkedene, Cennette bir kö k verilir) [Taberânî] (Haklı da olsa, münaka ayı terketmiyen, hakiki imana kavu amaz) [ .Ebiddünya] Ya lıya saygı Sual: yi veya kötü oldu u bilinmiyen herkese dolmu larda ve belediye otobüslerinde yer vermek caiz midir? CEVAP Kötü-iyi ayrımı yapmadan herkese iyilik etmelidir! Belediye otobüslerine, genç-ya lı, sa lam-sakat, kadın-erkek, zengin-fakir, âlim-cahil gibi çe itli sınıflardan insanlar binmektedir. Güçsüzlere yardım etmek, otobüse binerken, inerken yardımcı olmak, onlara yer vermek, ihtiyarlara, muhtaçlara yardım etmek dinimizin emirlerindendir. Hadis-i eriflerde buyuruldu ki: (Güçsüzlere, hastalara, ya lılara ve küçüklere merhamet ediniz!) [ ira] (Büyüklerimizi saymıyan, küçüklerimize acımıyan bizden de ildir.) [Buharî] (Ya lılarımıza hürmet ve ikram, Allahü teâlâya saygıdandır.) [ Buharî] (Bir müslüman karde ine ikram eden, Allahü teâlâya ikram etmi gibidir.) [Taberânî] (Bir genç, bir ihtiyara, ya ından dolayı hürmet ederse, onun ya ına varınca, Allahü teâlâ, ona gençleri hürmet ettirir.) [ ira] Ömrü Uzar htiyarlara hürmet eden kimsenin ömrü uzun olur. nsanlara iyilik, hürmet ederken zengin-fakir farkı gözetmemelidir! Çünkü insanlara zenginliklerine göre de er biçmek do ru

de ildir. Hadis-i erifte buyuruldu ki: (Zengine zenginli inden dolayı tevazu edenin, dininin üçte ikisi gider.) [Beyhekî] Malından dolayı zengini yücelten, yoksullu undan dolayı fakiri a a ılıyan kimse lânete müstehaktır. Hayırsever bir zenginin hakkını hafife almamalıdır! Hadis-i erifte buyuruldu ki: (Üç ki inin hakkı hafife alınmaz: Zelil bir toplumun azizi, fakir bir milletin zengini, cahillerin kıymetini bilmedi i slâm âlimi.) [Askeri] yilikten zarar gelmez. Kötülük edenlere dahi iyilikle kar ılık vermeliyiz! yi insan, sadece ba kalarına kötülük etmiyen kimse de ildir. Ba kalarından gelecek sıkıntılara, eziyetlere katlanan kimsedir. Atalarımız, (Kötülük her ki inin karıdır, iyilik er ki inin karıdır.) demi lerdir. Böyle er ki i olanlar, dünya ve ahırette saadete kavu urlar. Hadis-i erifte buyuruldu ki: (Bir kimsenin kederini gidereni veya bir mazluma yardım edeni, Allahü teâlâ, yetmi üç misli fazlasıyla ma firet eder.) [ ira] Hiçbir kötülük kar ılıksız kalmıyaca ı gibi, Allah indinde hiçbir iyilik de kar ılıksız kalmaz. yilik bo a gitmez. Onun için ( yilik et denize at, balık bilmezse Halık bilir.) demi lerdir. Örnek insanlar Lisan-ı hâl, lisan-ı kalden entaktır. Yani insanın hâl ve hareketi, sözünden daha tesirlidir. Hakiki müslümanların hallerine bakıp müslüman olanlar çoktur. Bunlardan biri öyle: Gayrı müslimlere ait bir ticaret kervanı gelip, gece Medinenin dı ına kondu. Yorgunluktan hemen uyudular. Halife Hz. Ömer, ehri dola ırken bunları gördü. Abdurrahman bin Avfın evine gelip, (Bu gece bir kervan gelmi . Hepsi kâfirdir. Fakat bize sı ınmı tır. E yaları çoktur ve kıymetlidir. Yabancıların, yolcuların bunları soymasından korkuyorum. Gel, bunları koruyalım) dedi. Sabaha kadar bekleyip, sabah namazında mescide gittiler. Kervandakilerden bir genç uyumamı tı. Arkalarından gitti. Soru turup, kendilerine bekçilik eden iki ahıstan birinin Halife Ömer oldu unu ö rendi. Gelip, arkada larına anlattı. Roma ve ran ordularını peri an eden, adaleti ile me hur, yüce halifenin, bu merhamet ve efkatini görerek, slâmiyetin hak din oldu unu anladılar ve seve seve müslüman oldular. (Menakıb-ı Çihar-ı Yâr-ı Güzin Kötü Arkada Sual: Düzeltmek niyetiyle kötü, iffetsiz biri ile arkada lık kurmakta mahzûr var mıdır? Bu iffetsiz kimseyi do ru yola nasıl sokabiliriz? CEVAP Siz onu düzeltmeye çalı ırken, o sizi düzeltebilir(!) Bahsetti iniz iffetsizlik olayı bunun açık delilidir. nsana en büyük zarar, kötü arkada tan gelir. Kötü arkada larla dü üp kalkan, kılavuzu karga olan nasıl her zaman temiz olabilir? yi insanlarla beraber olan kimse, bir müddet onlar gibi iyi i yapmasa bile, onların yanında kötülük edemez. Hadîs-i erîfte buyuruldu ki; ( nsanın dîni arkada ının dîni gibidir) (Tirmizî) u hâlde yapılacak i , arkada lık edilen kimselere dikkat etmek ve kötü arkada lardan uzak durmaktır. Nâmûslu, iffetli ya amak isteyene cenâb-ı Hakkın bunu nasip edece i din kitaplarında yazılıdır. Bir hadîs-i erîfte buyuruldu ki: ( ffet talep edeni, Allahü teâlâ iffetli kılar.) [Hâkim]

ffetli olan, âile efradının da iffetli olmasını ister. Onları da kötülükten korur. Kendisi kötü olursa, birgün çoluk çocu u da Allah saklasın kötü yollara dü ebilir. Çocuklarının iffetsiz olmasını hangi ana-baba isteyebilir? Çocuklara iyi örnek olmak lâzımdır. Hadîs-i erîflerde buyuruldu ki: ( ffetli olursanız, kadınlarınız da iffetli olur. Ana-babanıza ihsân ederseniz, çocuklarınız da size ihsân eder!) [Taberânî] (Kötülükten korunmak için, nikâhlı ya amak ve iffetli olmak lâzımdır.) [ bni Asâkir] Kur’ân-ı kerîmde de namaz kılanın her kötülükten korunaca ı bildiriliyor. Herkes ne ekerse onu biçer. Rüzgâr eken, fırtına biçebilir. yilik eden de iyilik biçer. Hem Allahü teâlâ çok merhametlidir. Bir tohuma, bire on ve daha fazla mahsûl verir. yilik yönünden bir adım atana çok eyler ihsân eder. Günâhlarına pi man olup özür dileyenin günâhlarını affeder. Yeter ki insan hatâsını bilip özür veya af dilemesini bilsin! “Ben artık mahvoldum, Allah beni affetmez” diye dü ünmek çok yanlı ve çok tehlikelidir. Zararın neresinden dönülürse kârdır. (Allah artık beni affetmez) diyerek günâhlara devam etmemelidir! Günâhım çok diye tevbeden kaçmamalıdır. En büyük günâhların da tevbesi olur. Kur’ân-ı kerîmde meâlen buyuruluyor ki: (Ey günâhı çok olan kullarım, Allahın rahmetinden ümidinizi kesmeyin! Allah günâhların hepsini affeder. O, sonsuz magfiret ve nihâyetsiz merhamet sâhibidir.) [Zümer 53] Gayrı me rû i ler, dünyada insan için yüzkarasıdır. Âhırette ise, azâbı çok iddetlidir. “Ben ölmem” veya “Cehennem ate i bana zarar vermez” diyen varsa, diledi i kötülü ü i lesin! Hadîs-i erîfte buyuruldu ki: (Dünya için, dünyada kalaca ın kadar çalı ! Âhıret için, orada sonsuz kalaca ına göre çalı ! Allahü teâlâya, muhtâç oldu un kadar itâ’at et! Cehenneme dayanabilece in kadar günâh i le!) [Eyyühel veled] Ölece ine inanan ve öldükten sonra ba ına gelecekleri dü ünen, nasıl kötülük i leyebilir? Arkada ın kusuru Sual: Naho i yapan samimi bir arkada ım var. Ondan uzakla mam uygun mu? CEVAP Arkada , bir günah veya bir kusur i liyebilir. Bunlarda ısrar ediyorsa halini düzeltecek ekilde güzel nasihatlerde bulunmalıdır. E er arkada ımız ilim sahibi ise, hatasını te hir etmememiz gerekir. Hadis-i erifte buyuruldu ki: (Hataya dü se de, âlimle münasebeti kesmeyin! Düzelmesini bekleyin!) [Begavi] Hz. Ömerin amda bir arkada ı vardı. Gelenlerden onu sordu. ( eytana arkada oldu. Günah i liyor.) dediler. Bunun üzerine Hz. Ömer öyle diyen kimseyi susturup (Giderken bana u ra!) dedi. Dönü te o kimseye bir mektup verdi. Mektubunda Mümin suresinin ilk üç ayet-i kerimesini yazıp, lüzumlu nasihatlarda bulundu. 3. ayet-i kerimede, Allahü teâlânın her eyi bildi i, günah i leyenlerin tevbesini kabul edece i ve azabının iddetli oldu u bildiriliyordu. amdaki arkada ı mektubu okuyunca a ladı. (Elbette Allahü teâlânın söyledi i do rudur. Ömer de bana nasihat etti.) diyerek tevbe edip günahlarından vazgeçti. Salih bir kimsenin arkada ı günahlara dalmı tı. (Artık onunla arkada lı ı bırak! Çünkü o sapıttı.) dediler. O ise (Arkada ım asıl imdi bana muhtaçtır. Böyle bir anda onu bırakmak

arkada lı a yakı maz. Arkada ımın düzelmesi için çalı aca ım ve ıslahı için duâ edece im.) dedi. Arkada ımızı, ho lanmadı ımız hareketlerinden dolayı terk etmemeliyiz. Yerinde ikazlarımızla tevbekar olup eski haline dönmesine çalı malıyız. E er ondan yüz çevirip münasebetlerimizi kesersek, günah ile felaket ile onu ba ba a bırakmı oluruz. Arkada a kar ı vefalı olmalıdır. Vefa demek, ihtiyaç halinde ona yardım etmektir. Arkada ın dindeki ihtiyacı, maldaki ihtiyacından daha çoktur. Onunla beraberken, günah i lemeye utanabilir. Arkada lık, yakın akrabalık gibidir. Çocu umuz, karde imiz, bir günah i lerse onu hemen terk etmeyiz. Arkada ı da hatasından dolayı tamamen terk etmek uygun olmaz. Kusurunu düzeltemiyen arkada ı bırakmamalı, çünkü dörtba ı mamur arkada bulunmaz. Kötü biri ile arkada lık etmek elbette uygun olmaz. Fakat arkada ımızın bazı kusurları görülünce, onu tamamen terk etmek de do ru de ildir. Çünkü kusursuz dost olmaz. Arkada ımızın kusurlarını yüzüne vurmak, aramızın açılmasına sebeb olur. eytanın da istedi i budur. Onun için, eytanın dedi ini yapmamalı, arkada ın kusurlarını gizlemeli. Bize kar ı i ledi i hatalarına gelince, bunu affetmemiz gerekir. Hatta hatasını tevil etmemiz, mazur görmeye çalı mamız vaciptir. Arkada ımızın bize kar ı olan bir kusuru için, bir çok mazeret aramalıdır. ayet kalbimiz yine mutmain olamazsa, kabahati kendimizde bulmalıyız. Kendi kendimize (Sen ne katı yüreklisin! Arkada ın sana yetmi mazeret buldu. Sen hâlâ kusur arıyorsun.) demelidir. E er arkada , hatasını anlıyarak özür dilemi se, hemen affetmeli! Çünkü mam-ı afiî hazretleri, gönlü alınmaya çalı ıldı ı hâlde rıza göstermiyen kimsenin makbul biri olmadı ını bildiriyor. Hadis-i eriflerde buyuruldu ki: (Arkada ının mazeretini kabul etmemek günahtır.) [ bni Mace] (Özrü kabul etmiyen, özür dileyenin günahını yüklenmi olur.) [ bni Mace] (Kaba kimseye nazik davranan, zulmedeni affeden, mahrum edene ihsan eden, uzakla ana yakla an yüksek derecelere kavu ur.) [Bezzar] Allahü teâlâ da hiddetini, öfkesini yenenleri övüyor. (Al-i mran 134) Kimseye yük olmamak Sual: Kalbini kırmadan arkada la iyi geçinmenin yolu nedir? CEVAP Arkada la iyi geçinmek için ona yük olmamak gerekir. mkan dahilinde ihtiyaçları ondan gizlemeli, yardım talebinde bulunmamaya gayret etmelidir! Mal, para gibi eyler de istememelidir! Bir makama geçmek için ondan yardım talebinde de bulunmamalıdır! Fazla hürmet, ikram ve lüzumsuz hizmetlerle ona a ırlık vermemelidir! Kendisinin yapmak istemedi i bir eyi arkada ından beklemek, ona zulmetmek demektir. Arkada a bir i yapma teklifinde bulunmıyan fazilet göstermi olur. Fudayl bin yad hazretleri buyurdu ki: ( ki arkada ın aralarının açılması, fuzuli külfetler yüzündendir. Ziyaretine gitti i arkada ı, lüzumsuz bir sürü zahmete, külfete girince, insan bir daha ziyaretine gitmez.) Hz. Ali buyurdu ki: (Dostların kötüsü, senin için külfete giren, seni özür dilemeye mecbur bırakandır.) Çe itli zahmetlere giren bir kimse, arkada ına a ırlık vermi olur. Bu suretle kendisinden çekinilir. Yalnız iken nasıl hareket ediyorsa, arkada ı varken de öyle hareket eden kimse ile arkada lık kolay olur. Yanımızda ev kıyafeti ile duramıyan arkada bizden çekiniyor demektir. Bu ise samimi olamamanın alametidir. ki arkada tan biri di erinden çekiniyorsa, biri kusurlu demektir.

Cüneyd-i Ba dadi hazretleri buyurdu ki:( ki arkada tan birinin di erinden çekinmesi, mutlaka birinin kusurundandır.) Cafer-i Sadık hazretleri buyurdu ki: (Arkada larından bana en çok a ırlık vereni benim için külfet ve zahmete giren ve bu suretle kendisinden çekindi im kimsedir. Yalnız iken nasılsam, onunla beraber bulundu um zaman da davranı ımı de i tirmedi im kimseyi ise çok severim.) Ülfetin artı, külfeti terketmektir. Külfeti olmayanın ülfeti ve sevgisi artar. Hadis-i eriflerde buyuruldu ki: (Mütteki olan, külfet ve zahmet vermez.) [Dare Kutni] (Kendine reva gördü ünü, sana reva görmiyenin arkada lı ında hayr yoktur) [ . Adiy] Arkada larla iyi geçinmek, sadece onlara yük olmamak, onlara sıkıntı vermemek de il, onlardan gelecek sıkıntılara da katlanmak demektir. Allahü teâlâ, Musa aleyhisselama vahyetti ki: (Beni seven, arkada ının eziyetine katlanır.) [ .Gazali] htiyaçlarımızı görecek, sıkıntılarımıza katlanacak arkada arıyorsak, arkada de il, bir hizmetçi arıyoruz demektir. htiyaçlarına ko aca ımız, eziyetlerine katlanaca ımız, dertlerine ortak olaca ımız insanlarla Allah için arkada olmalıyız. Hz. Ai e validemiz buyurdu ki: (Mümin, müminin karde idir, onu ne ganimet bilir, ne de ondan çekinir) Lüzumsuz tekliflerde bulunarak arkada a yük olmamalıdır! Mümkün mertebe ihtiyacını arkada tan gizlemelidir! Ondan mal ve mevki istememelidir! Hadis-i eriflerde buyuruldu ki: (Halktan bir ey istemiyece ine söz verenin Cennete girmesine kefilim.) [Nesâî] (Sakın kimseden bir ey isteme! Kırbacın dü se bile, ba kasından isteme, inip kendin al! Emanet bir ey de almamaya gayret et!) [ .Ahmed] (Veren el, alan elden üstündür.) [Buharî] Hz. Ebu Bekir, deve ile giderken, yular dü tü, inip yuları aldı. Oradakiler, (Bize izin verseydin de biz alıp sana verseydik) dediler. Hz. Ebu Bekir, dedi ki: (Resulullah "Halktan bir ey isteme" buyurdu.) [ .Ahmed] Eshab-ı kiramdan Hz. Sevbanın, deve üzerinde iken kırbacı yere dü erdi de hiç kimseye, ( unu bana verir misiniz) demez, deveden iner, kendisi alırdı. ( bni Mace) yi bir arkada olmak için, arkada ımız, günah i leyince bizim istigfar etmemiz, hata edince bizim özür dilememiz, sıkıntılı anlarında yardımına ko mamız ve hiçbir surette ona yük olmamalıyız. Arkada ımıza daima iyi haber vermeli, üzücü olanları söylememeliyiz! Arkada a iyi muamele et Salih bir arkada bulunca, ona lüzumlu hürmeti göstermelidir! Onun can ve malını kendi can ve malından önce tutmalıdır! Ayıplarını ara tırmamalı, aybı olsa bile görmemeli ve kimseye söylememeli, hatta kendi kendine aybını dü ünmemeli, asla münaka aya girmemelidir! Aleyhinde konu an olursa, münasip ekilde susturmalıdır! Alınaca ı veya üzülece i bir söz söylememelidir! Sui zanda bulunmamalı, uygunsuz hareketlerini dalgınlı a ve unutkanlı a yormalıdır! Yani bir mazeret arayıp susuz oldu unu kabul etmelidir! Çünkü güzel ahlâk sahibi, insanları mazur görür. Onların kusurlarını meydana çıkarmaz. Güzel ahlâklı mert kimse, insaflıdır. Yani kendisi insafla hareket eder; fakat ba kasından bu insafı beklemez. Böyle bir arkada ın sevdiklerini sevmeli, sevmediklerinden ve dü manlarından uzak olmalıdır! Ona kar ı ve harkese kar ı tevazu sahibi olmalıdır! Böyle bir kimseyi kendisine dost ve karde bilmelidir. ona hürmet göstermedikçe ilminden istifade edemez.

Mürüvvet nedir? Sual: Mürüvvetin dinimizdeki yeri nedir? CEVAP Mürüvvet, insanlık, yi itlik, iyilik cömertlik faideli olmak, iyilik yapmak arzusu gibi manalara gelir ki, hallerin en güzeline riayet etmek demektir. Hadis-i erifte, (Kimseye zulmetmiyen, yalan söylemiyen ve sözünde duran, mürüvvet sahibidir) buyuruldu. (Edeb-ün-dünya) Hikmet ehli zatlar buyuruyor ki: Mürüvvet, her zaman sofrası açık olmak ve insanların i ini görmek için hazır beklemektir. Mürüvvet iffetli olmak, darlıkta ve geni likte bol bol ihsanda bulunmaktır. (Hz. Hasan) Mürüvvet, kulun, dinini muhafaza edip nefsini korkutması, misafirini iyi kar ılaması, münaka alarda, güzel davranması demektir. Ululuk ise, kom uya eziyet etmemek ve zorluklara gö üs germektir. Kerem de istemeden vermek, yerinde yemek yedirmek, saile yumu ak davranmak ve bol vermektir. (Hz. Hasan) Mürüvvet, dili do ru olmak, arkada ın kusurlarına tahammül göstermek, herkese iyilik etmek, kom unun sıkıntısına katlanmaktır. (Hz. Hasan-ı Basri) Mürüvvet altıdır, üçü hazarda, üçü seferdedir. Hazarda olan; Kur' kerim okumak, an-ı mescidleri imar etmek, Allah için karde bulmaktır. Seferde olan ise; azı ı ço altmak, yol arkada ı ile az ihtilafa dü mek, günah olmayan i lerde, gönül almak için akala maktır. (Hz. Rabia-i Rai) Mürüvvet, açık kapı, bol yemek, insanların i ini görmek için hazır olmaktır. Mürüvvet, sözünde do ru olmak, vadini yerine getirmek, faydalı yerde bol harcamaktır. Mürüvvet, dili do ru olmak, arkada larının kusurlarına tahammül etmek, herkese çok iyilik etmektir. nsanların elinde bulunana kar ı iffetli davranıp onlardan gelen kusurlara aldırı etmiyen gerçek mürüvvet ehlidir. Mürüvvetin artları: Günahlardan temizlenmek, insafla hükmetmek, zulümden kaçınmak, hakkı olmıyan bir eye göz dikmemek, hiç kimseyi ücretsiz çalı tırmamak, zayıfa kar ı kuvvetliye yardım etmemek, kötüyü iyiye tercih etmemektir. Mürüvvetin tamamı u ayet-i kerimede bildirilmi tir: (Allah, adaleti, iyili i, akrabaya yardımı emreder. Çirkin i leri, fenalı ı ve azgınlı ı da yasaklar. yice dü ünüp tutasınız diye size ö üt verir.) [Nahl 90] Hz. Hasan, birinin, para para dedi ini duyunca, "Allah, paraya lânet etsin. Paranın sözünü eden, paraya tapanın mürüvveti yoktur. Mürüvveti olayanın dini de olmaz" buyurdu. Dindarla oturun. Dindar bulamazsanız, dünya ehlinin mürüvvet sahibi olanları ile oturun. Çünkü onlar, kötü söz etmezler. (Hz. Abdulvahid b. Zeyd) bni Ziyad, bir kabile reisine mürüvvetin ne oldu unu sordu. Reis dedi ki: Bize göre mürüvvet dört eyden ibarettir: 1- Günah i lemekten uzak durmak. Günah i leyen, zelil olur. Zelilin mürüvveti olmaz. 2- Malı iyi kullanmak, bo a harcamamak. Malını iyi kullanamayıp muhtaç duruma dü enin mürüvveti olmaz. 3- Ehlinin ihtiyacı için çalı mak. Ehlini ele muhtaç edenin mürüvveti yoktur. 4- Kendine yakı anı yiyip içmek. Bu mürüvvet için kemal sayılır.

Kayser, Kays bin Sabite sordu: - En iyi akıl nedir? - nsanın kendini bilmesidir. -En iyi ilim nedir? - nsanın cehaletini bilmesidir. - En iyi mürüvvet nedir? - nsanın yüzsuyunun dökülmemesidir. Yalancının mürüvveti, cimrinin dostu, hased edenin ve huysuzun rahatı yoktur. (Ahnef b. Kays) Ana-babasına iyilik eden, akrabasını ziyaret eden, arkada larına ikramda bulunan, çoluk çocu u ve hizmetçisi ile iyi geçinen, dinini koruyan, malını temiz tutup fazlasını da ıtan, dilini tutan, gözünü haramdan koruyan, fuzuli i lerden uzak duran, mürüvvet sahibidir. (Fudayl b. yad) Merhamet, efkat ve acımak Sual: Merhamet etmek ne demektir? Dinimizde merhamet etmenin önemi nedir? CEVAP Merhamet etmek; acımak, efkat göstermek demektir. Allahü tealanın esma-i hüsnasındaki Rahman, Rahim, Rauf gibi isimlerinin anlamı, merhamet eden, acıyan, efkat gösteren demektir. Rahman, dünyadaki her mahluka acıyan, rahim ahirette yalnız müminlere acıyan demektir. Peygamberimizin efkati, acıması çoktu. Tasavvuf, herkese acımak demektir. efkatli kimse, ba kalarına dert, felaket gelmesinden üzülür, herkesin sıkıntıdan kurtulmasına çalı ır. Allahü teâlâ eshab-ı kiramı, (birbirine merhametli, efkatli) diye övüyor. Hadis-i eriflerde de buyuruldu ki: (Merhamet etmeyene Allah merhamet etmez, acımayana acımaz.) [Buharî] (Yerdekilere acırsanız, göktekiler de size acır.) [Tirmizî] (Allahü teâlânın mümine olan merhameti, efkati, acıması bir annenin çocu una olan merhametinden daha üstündür.) [Buharî] (Ana babanın yüzüne merhametle bakana, hac ve umre sevabı verilir) [ .Rafiî] (Güçsüzlere, hastalara, ya lılara ve küçüklere merhamet edin, acıyın) [ ir’a] (Allahü teâlâ, yarattı ı yüz rahmetten birini mahlukat arasında taksim etti. Bu sebeple anne evladına efkat eder, hayvanlar, yavrularını sever ve bütün mahlukat birbirine acır.) [Ebu Yala] (Müminler merhamette bir vücut gibidir. Vücudun bir yeri rahatsız olunca, bütün vücut, rahatsız oldu u gibi, Müslümanlar da birbirine acımalıdır!) [Buharî] (Cahiller arasında kalan âlime, zengin iken fakir dü ene, makamını kaybedene acıyın.) [Askerî] (Yoksul ve çaresizlere acıyana müjdeler olsun!) [Buharî] (Din karde inin yüzüne efkatle bakan affa u rar.) [ .Rafii] (Büyü ünü saymayan, küçü üne acımayan bizden de ildir.) [Tirmizî] ( aki olan merhametsiz, acımasız olur.) [Tirmizî] [ aki, bahtsız, cehennemlik demektir.] Peygamber efendimiz, o lu brahim ölünce sessizce a lar, ( efkatimden a lıyorum. Allah ancak merhametli olana acır) buyurdu. Bir bedevi, (Ya Resulallah, siz çocukları

sevip öpüyorsunuz. Biz hiç öpmeyiz) dedi i zaman,ona, ( efkat, acıma duygusu olmayana ne diyeyim?) buyurdu. (Buharî) Bir zat görev emrini almak üzere Hz. Ömer’in huzuruna gelir. Hz. Ömer’in çocu unu öptü ünü görünce, (Ben çocuklarımı öpmem) der. Hz. Ömer, (Senin küçüklere, efkatin yok, millete nasıl acırsın?) buyurarak görev emrini imzalamaz. Emri altında olanlara acımayan, Allahü teâlânın merhametinden uzak kalır. Kâfir mümin herkese, hatta bütün hayvanlara merhamet etmek gerekir! Peygamber efendimiz, (Merhametli, efkatli olmayan, acımayan imanlı olmaz) buyurunca, Eshab-ı kiram (Ya Resulallah, hepimiz merhametliyiz, efkatliyiz) dediler. Onlara, (Sadece insanlara de il, bütün mahlukata merhametli olmak gerekir.) buyurdu. (Taberânî) Bir köpe in susuzluktan dili çıkar. Bir kuyunun yanında durur. Fakat su derinde oldu u için içemez. Adam bu köpe e acır. Ayakkabısı ile kuyudan su çıkarıp köpe e verir. Bundan dolayı Allahü teâlâ onun günahlarını affeder. Yine hadis-i erifte bildirilmi tir ki, kadının biri, bir kediyi ba lar. Kedi yiyecek bir ey bulamaz. Kadın bunun yüzünden cehennemlik olur. Bir kimsenin velî oldu u; tatlı dili, güler yüzü, cömertli i ve herkese acıması ile anla ılır. Evliyânın iki alâmeti vardır: Allahü teâlânın emirlerine riayet ve mahlûklarına efkat. Herkese acımalıdır. Altıncı kat gökdeki melekler, acımasız olanın namazını yukarı geçirmezler. Müdahene ve müdara Sual: Müdahene ve müdara ne demektir? CEVAP Müdahene, gücü yetti i hâlde, haram i leyene mani olmamak, dalkavukluk yaparak, birinin gönlünü alırken, islâmiyetin dı ına çıkmak, günaha girmektir. Müdara ise, dini veya dünyayı zarardan kurtarmak için, dünya menfaatinden vermek, insanlarla iyi geçinmek, islâmiyetin dı ına çıkmadan, güler yüz göstermek gönlünü almaktır. Müdahene, dünyalık ele geçirmek için, dinden taviz vermektir. Haram i leyenlere olan saygısı yahut dine olan ba lılı ının gev ekli i, müdaheneye sebep olur. Fitne olmadı ı, yani dinine veya dünyasına veya ba kalarına zarar olmadı ı zaman, haram ve mekruh i leyene mani olmak gerekir. Mani olmamak, susmak haram olur. Hadis-i erifte, (Allaha isyan edenlerle gezip tozan, günah i leyene gücü yetti i hâlde, ses çıkarmayan, müdahene eden, kabrinden maymun ve hınzır eklinde kalkar.) buyuruldu. Müdahene etmek, haram i lemeye razı olmayı gösterir. Susmak çok yerde iyi ise de, hakkı, hayrı söyleyecek yerde susulmaz. (Ya Resulallah, geçmi ümmetlerden bir kısmına azap yapıldı. Hepsi öldü. Bunların arasında salihler de vardı) denildi inde, (Evet, salihler de helak oldular. Çünkü, Allaha isyan olunurken susmu lardı.) buyurdu. Bazı hiziplerin takıyye dedi i eye slam âlimleri Müdara diyor. Kalbinde olanın aksini söylemek, itikadını, dini ve siyasi görü ünü, saklamak demektir. Sırrını açıklayan kimse, çok defa söyledi ine pi man olur, üzülür. nsan, söylemedi i sözüne hâkimdi, söyledi inin ise, mahkumudur. Ke ke söylemeseydim, der. Malı ve e yayı emin olarak saklayan çok kimse, sır saklayamaz. Hiç ummadı ınız kimse, gizli sırlarınızı açıklayabilir. Bunlar tecrübe ile bildirilmi gerçeklerdir. Onun için eskiden, (Zehebini, zihâbını ve mezhebini gizli tut!) derlerdi. Yani paranı, dini ve siyasi görü ünü, hizbini gizli tut demektir. Bu birkaç çe ittir: 1- Kâfirler arasında kalıp, malından, canından korkanın, onlara kalben de il de, dilden sevgi göstermesi câizdir. Kalbindekini gizlememek daha iyidir. Peygamberim diyen yalancı Müseyleme, do ru söyleyen bir sahabîyi ehit etmi ti. Sahabinin inancını gizlemesi de caiz

idi. Nitekim, mü rikler, Hz. Ammar’a, babası Hz. Yasir ve annesi Sümeyye hatuna i kence edip, "Lat ve Uzza putu, Muhammedin dininden iyi de" derler, demeyince de i kenceyi artırırlardı. Nihayet ana babası iddetli i kence ile ehit edildiler. Hz. Ammar, kâfirlerin zorlamaları üzerine dediklerini diliyle söyledi. Ammar kâfir oldu dedikleri zaman, Resul-i Ekrem efendimiz, (Ammar kâfir olmadı, o ba tan aya a iman ile doludur. O, iki durumda kar ıla tı ında en do ru olanını tercih eder.) buyurdu. Demek ki küfür olan bir sözü, böyle durumlarda yalnız dil ile söylemek caizdir. Resulullah efendimiz, Hz. Ammar’a (Mü rikler eziyet ederse, yine böyle söyle) buyurdu. 2- Kâfirlerin galip oldu u yerde gerçe i söylememek câizdir. âfiî’de, zâlim Müslümanlar arasında da câiz olur. Müslümanlar garip ve zayıf oldu u müddetçe kıyamete kadar her yerde câizdir. Çünkü, müminin kendinden zararı, mümkün oldu u kadar uzakla tırması gerekir. 3- Malını korumak için de, gerçe i söylememek, mesela gaspçılar yakalayınca, parası oldu u halde yok demek caizdir. (Malını korurken öldürülen, ehit olur) ve (Müminin malı, canı gibi kıymetlidir) hadis-i erifleri buna delildir. Çünkü, insanın mala ihtiyacı pek çoktur. Meselâ, su pahalı satıldı ı zaman, abdest almak, farz olmaz. Teyemmüm etmek câiz olur. Kendisine veya ba kalarına zarar gelme korkusundan dolayı iyili i emretmek ve haramı men etmek mümkün olmazsa, böyle durumlarda fitneye mani olmak için susmaya, müdara denir. Hadis-i eriflerde buyuruldu ki: (Allahü teâlâ, farzları emretti i gibi, müdara etmemi de emretti.) [Hakîm] (Müdara etmek sadakadır.) [Deylemî] (Müdara edenler, ehit olarak ölür.) [Deylemî] ( erefinizi mallarınızla [para ile], dininizi de dilinizle [müdara ederek] koruyun!) [ . Asakir] ( yi geçinmek aklın ba ıdır.) [Beyhekî] Müdara ederken tatlı dilli ve güler yüzlü olmak gerekir. Talebeye ders verirken müdara gerekir. Hanımına müdara etmeyenin rahatı, huzuru kalmaz. mam-ı Gazalî hazretleri buyurdu ki, insanlar üç kısımdır: 1- Gıda gibi olanlar, her zaman gerekir. 2- laç gibi olanlar, bazen gerekir. 3- Hastalık gibi olanlar. Bunlar gerekmez ise de, gelip musallat olur. Bunlardan kurtulmak için, müdara etmek gerekir. Sava ta, hile yapmak, yalan söylemek caizdir. Bir örnek: Dü manın biri, oturmakta olan Hz. Alinin kar ısına aniden kılıçla çıkıp, “ imdi seni benim elimden kim kurtarabilir?” der. Hz. Ali de, parma ı ile adamın arkasını gösterip “Peki dövü elim, fakat iki ki iyle mi?” der. Dü man, arkadaki kim diye bakınca, Hz. Ali, kılıcını çekip, dü manını zararsız hâle getirir. Dü manı, “Bana hile yaptın?” der. Hz. Ali de, (Sava hiledir) hadis-i erifini bildirip, “Ama sen de beni gafil avlayacaktın” der. Yani seninki hile de il miydi demek ister. Cömertli in Fazileti Sual: Cömertli in fazileti nedir? CEVAP

Cömerdin az ibâdeti, cimrinin çok ibâdetinden üstün oldu u gibi, cömert cahil de, cimri âlimden üstündür. Hadis-i eriflerde buyuruldu ki: (Allahü teâlâ cömerdi, gece gündüz ibâdet eden cimriden daha çok sever) [Tirmizî] (Allah katında cahil cömert, cimri abidden daha kıymetlidir.) [Tirmizî] Cömerdin imanı kuvvetli, cimrinin imanı ise zayıftır. Hadis-i eriflerde buyuruldu ki: (Cömertlik iman sa lamlı ından ileri gelir. manı sa lam olan Cehenneme girmez. Cimrilik, ekten, üpheden meydana gelir. [ manda] üphesi olan da Cennete giremez.) [Deylemî] (Bir kulun kalbinde cimrilikle iman bir arada bulunamaz.) [Nesâî] (Cömert, Allaha hüsn-i zannı oldu u için cömertlik eder. Cimri ise Allaha sui zannı sebebiyle cimrilik eder.) [Deylemî] (Cömert, Allaha, insanlara ve Cennete yakındır. Cimri ise, Allahtan, insanlardan uzak, Cehenneme ise yakındır.) [Tirmizî] (Allahü teâlânın evliyasının hepsi cömert ve güzel ahlâklıdır.) [Dare Kutni] (Cömert olun ki, Allahü teâlâ da size cömertlik etsin! yi bilin ki cimrilik küfürdendir, küfrün yeri de Cehennemdir.) [Deylemî] Cömert, gayr-i müslim bile olsa, Cehennemdeki azabı, di er kâfirleriniki kadar iddetli olmaz. Hadis-i erifte buyuruldu ki: (Cömert kâfir, Cehenneme girerken, Allahü teâlâ, [Cehennemde vazifeli meleklerin en büyü ü olan] Malike, "Bunu, dünyadaki cömertli i nisbetinde Cehennemin azabı hafif olan tarafına koy" buyurur.) [Deylemî] Cömerdin kazancı, malı bereketi olur. Cömertli i nisbetinde malı artar. Misafirin rızkı ile geldi ii, kırk gün bereket bıraktı ı, sadaka vermekle malın eksilmeyece i hadis-i eriflerde bildirilmi tir. Netice-i kelam, cömert olmaya çalı malı, cimrilikten sakınmalıdır! Hadis-i erifte buyuruldu ki: (Aman cimrilikten son derece sakının! Sizden öncekileri cimrilik helak etmi tir.) [Müslim] lim ve Cimrilik Sual: Cimri âlim olur mu? CEVAP Bilgili olmak ayrı ey, ilmi ile amel etmek ayrı eydir. Dünyada yapılan bir iyili e ahirette 700, hatta daha fazla sevab verilece ine inanan kimse, cömert olmaya gayret eder. Hadis-i eriflerde buyuruldu ki: (Allah katında cömert bir cahil, cimri âlimden daha üstündür. Çünkü cimrilik en a ır hastalıktır.) [Dare Kutni] (Cimrilikle iman, bir kulun kalbinde asla birlikte bulunamaz.) [Nesâî] (Cimri çok ibâdet etse de, Cennete girmez. Cömert, çok günah i lese de Cehenneme girmez.) [R.Nasıhin] Bu hadis-i erifler müminler için söylenmi tir. Kâfir cömert de olsa Cennete giremez. (Cimri Cennete giremez) demek, (Cimril in cezasını çekmeden giremez) demektir. Çünkü imanla ölen kimse, ya affa u rar veya efaate kavu ur yahut günahının cezasını çektikten sonra Cennete girer. ( slâm Ahlâkı) Tamah ve cimrilik Sual: Cimrilikle tamah aynı mıdır, bunlardan kurtulu yolu var mıdır?

CEVAP Tamah, mal toplama, biriktirme hırsıdır. Cimrilik ise, harcanması gereken yerde para harcamaktan kaçınmaktır. Cimrili in içinde tamah da vardır. Her hastalı ın çaresi vardır. Önce hastalı ı te his etmek gerekir! Hastalık belli olunca ona göre ilaç verilir. Allahtan korkan, kötülük i lemekten çekinir. Tamahın kötü oldu unu bilen müslüman da bundan kaçar. Dinimizde mal sahibi olmak kötü de ildir. Kur' kerimde mala hayır adı verilerek an-ı övülmü tür. Hadis-i erifte de buyuruldu ki: (Mal, salih kimse için ne güzeldir) [Taberânî] Mal, kıymetli oldu u için onu israf etmek haramdır. Süfyan-ı Sevri hazretleri, malın insanın silahı oldu unu söyliyerek, insanın canını, malını, sıhhatini, dinini, erefini mal ile koruyaca ını bildirmi tir. Dinimiz malı böyle övmü , fakat mal hırsını, mal sevgisini yermi tir. Zengin olmak ba ka, mala muhabbet ba kadır. Tamah mala muhabbettir. Tamahkar malını hayırlı i lerde kullanamaz. Mal sevgisinin kötü oldu unu bildiren hadis-i eriflerden birkaçı öyle: ( ki aç kurdun, bir koyun sürüsüne verece i zarar, mal ve makam sevgisinin müslümanın dinine verece i zarardan daha fazla de ildir.) [Bezzar] (Mal ve mevki sevgisi, suyun sebzeyi ye ertmesi gibi kalbde nifakı ye ertir.) [ . Gazalî] ( nsano lunun iki dere dolusu altını olsa, üçüncüsünü isterdi. Onun gözünü ancak bir avuç toprak doyurur.) [Buharî] (Ki i ya landıkça iki eyi gençle ir; uzun emel ile mal sevgisi.) [Buharî] (Zenginlik, mal çoklu u de il, gönül zenginli idir.) [Buharî] ( üphelilerden sakınan insanların en abidi olur, kanaat eden en çok ükredenlerden sayılır, kendisi için sevdi ini ba kası için de seven kâmil bir mümin olur.) [ bni Mace] Kur' kerimde bildiriliyor ki, brahim aleyhisselam, (Ya Rabbi, beni ve çocuklarımı an-ı puta tapmaktan koru!) diye duâ etmi tir. Puttan maksat para sevgisidir. Demek ki, parayı sevmek, puta tapmak gibidir. Bunun için (Paraya tapan helak oldu.) buyuruldu. (Altın ve gümü ün kulu helak oldu. Sürçmedi, tamamen helak oldu.) hadis-i erifi, parayı çok sevenlerin akıbetini haber vermektedir. (Tirmizî) Kanaat gibi zenginlik olmaz. (Âlim ilme, tamahkar da mala doymaz.) buyuruldu. Cimrilikten kurtulup cömert olmak Sual: Cimrilik nedir? Cömert olmak için ne yapmak gerekir? CEVAP Cimrilikten kurtulup cömert olmak için, cimrili in dünya ve ahiretteki zararlarını cömertli in de faydalarını iyi bilmek ve inanmak gerekir.Hadis-i eriflerde buyuruldu ki: (Allahü teâlânın evliyasının hepsi cömert ve güzel ahlâklıdır.) [Dare Kutni] (Ebdal denilen evliya, çok namaz kıldı ı, çok oruç tuttu u için de il, cömertlik ve halka nasihat etmeleri sebebiyle Cennete girer.) [Ebu Nuaym] (Cennet, cömertler yurdudur.) [Ebu eyh] (Cennette cömertler kö kü vardır.) [Taberânî] (Rabbim, " brahim cömert oldu u için, dost edindim" buyurdu.) [Taberânî] (Cömert olan ve halktan az ikayet eden, bu ümmetin efendisidir.) [Taberânî] (Cömert, Allaha hüsn-i zannı oldu u için cömerttir. Cimri de, Allaha su-i zannı oldu u için cimridir.) [Ebu eyh]

(Cömertlik, dalları dünyaya sarkmı bir Cennet a acıdır. Kim bu a acın bir dalına tutunursa, bu dal onu Cennete götürür. Cimrilik de, dalları dünyaya sarkan Cehennem a acıdır. Bu dalın birine yapı an, Cehenneme gider.) [Beyhekî] (Allah, cömertlikle güzel huyu sever, cimrilikle kötü huyu sevmez.) [Berika] (Cömert, Allaha, insanlara, Cennete yakın, Cehennemden uzaktır. Cimri ise bunun aksinedir.) [Tirmizî] (Ben kefilim ki, cömert Cennete cimri Cehenneme girecektir.) [isfehani] (Cömerdin yeme i ilaç, cimrinin ki hastalıktır.) [Dare Kutni] (Kendi ihtiyacı varken, ba kasını tercih edenin günahları affolur.) [ . Habban] {Kur' kerimde Eshab-ı kiram, böyle övülüyor: (Kendileri zarurette iken, an-ı ba kalarını kendilerine tercih ederler.) [Ha r 9]} (Cömert olursanız, Allah da size, cömertçe ihsanda bulunur.) [Deylemî] (Yukarıdaki el, a a ıdakinden, veren el, alan elden üstündür.) [ .Huzeyme] nsan, genelde cimridir. Kur' kerimde buyuruluyor ki: an-ı (De ki, "E er Rabbimin rahmet hazineleri sizin olsaydı, tükenir korkusuyla yine de vermeyip cimrilik ederdiniz." Gerçekten insan çok cimridir.) [ sra 100] (Allahın ihsan etti i mal ile cimrilik yapanlar [zekât vermiyenler] iyi yaptıklarını [zengin kalacaklarını] mı zannediyorlar? Hâlbuki kendilerine kötülük ediyorlar. Cimrilik edip vermedikleri o mallar, [Cehennemde azab aleti olacak, yılan eklinde] boyunlarına dolandırılacaktır.) [A. mran 180] Cimrili in Zararları Hadis-i eriflerde buyuruldu ki: (Cimrilik, helak edicidir.) [Taberânî] (Allah, yemin ederek cimrinin Cennete girmeyece ini bildirdi.) [Tirmizî] (Cimri abid olsa da, Cennete girmez.) [Taberânî] (En kötü hastalık cimriliktir.) [D. Kutni] (Cimri, öyle bir kedere bo ulur ki, artık sevinç ve ferahlık yüzü görmez.) [ . Gazalî] (Her sabah iki melekten biri, "Ya Rabbi, infak edene kar ılı ını ver!" diye, di eri de, "Cimrilik edenin malını helak et!" diye duâ eder.) [Buharî] ("Hakkımın zerresinden vazgeçmem" demek cimrilik için kâfidir.) [Hakim] (Kaybetti i dünyalı a üzülen, Cehennem yakla ım olur.) [ . Gazalî] (Ya Rabbi cimrilikten sana sı ınırım.) [Müslim] Sava ta ölen o lu için (Vah ehidim) diye a layan kadına, Peygamber efendimiz, ( ehid oldu unu nereden biliyorsun? Belki bo konu ur, belki de cimri idi.) buyurdu. (E. Yala) Cimrili in tedavisi Sual: Cimrilik neden meydana gelir, tedavisi nasıldır? CEVAP Cimrili in, di er kalb hastalıkları gibi, ihlas noksanlı ı, iman zayıflı ı ve hatta küfürle ilgisi vardır. Hadis-i eriflerde buyuruldu ki: (Cimrilik küfürdendir, küfrün yeri de Cehennemdir.) [Deylemî] (Cimrilikle iman, bir kalbde, birlikte bulunmaz.) [Nesâî] Kur' kerimde de kâfirlerin cimrilik etti i bildirilmektedir: an-ı

(Cimrilik eden, hem de herkese cimrili i tavsiye eden ve kendilerine Allahın fazlından verdi ini gizleyen kâfirlere hor ve hakir edici bir azab hazırladık.) [Nisa 37] Cimrilik mal sevgisinden meydana gelir. Cimrili in sebebi, uzun ya ama ümidi ile parasız kavu amıyaca ı arzularıdır. Eceline üç gün kaldı ını bilse, cimriye mal vermek zor gelmez. Fakat çocukları olur, onların ya amasını kendi ya aması gibi kabul ederse, cimrili i yine artar. Bu bakımdan çocuklar, cimrilik sebebi olabilir. Hadis-i erifte buyuruldu ki: (Çocuk, cimrilik sebebidir.) [Hakim] Kur' kerimde de buyuruluyor ki: an-ı (Mallarınız, çocuklarınız, sizin için fitnedir, imtihandır.) [Tegabün 15] (Mallarınız ve çocuklarınız, sizi Allahı anmaktan alıkoymasın!) [Münafikun 9] Zengin Cimriler Kimi, çok zengindir, hiç kimsesi yoktur, ya lanmı tır, öldükten sonra, malının ba kasına kalaca ını da bilir. Buna ra men, sırf mala olan sevgisinden dolayı, zekât vermez, hastalansa doktora gitmez, birkaç ilaç almakla yetinir. Hatta kendi malını yemeye bile korkar. Para, insanı ihtiyacına ula tıran bir vasıta oldu u için sevilir. Tatlıya ula tıran her ey tatlıdır. Cimri, tatlıyı unutmu görünüp, tatlı alacak parayı sever. Malı, Allah yolunda harcamak için biriktirmenin zararı olmaz. Hadis-i erifte ( yi kimseye, malın iyisi ne güzel yakı ır.) buyuruldu. yi yolda harcanmayan paranın vebali vardır. Taparcasına parayı sevmek kötüdür. Hadis-i erifte (Altın ve gümü ün kuluna lânet olsun!) buyuruldu. (Tirmizî] Her hastalık, sebebinin zıttı ile tedavi edilir. Nefsin çe itli arzularından kurtulmanın, ilacı, aza kanaat ve sabırdır. Hadis-i erifte buyuruldu ki: (Allahın ihsan etti i az rızka, kanaat eden mümin, kurtulu a ermi tir.) [Müslim] (Kanaat tükenmez hazinedir.) [Beyhekî] (Allah, kanaat edeni, Kanaatkar yapar.) [Taberânî] Aza kanaat etmiyen ço u bulamaz. Çocuklarının fakir kalaca ı korkusunun ilacı ise, cimrilikle zengin olunamıyaca ını, bıraktı ı malları bo a harcayabileceklerini, hatta bazan servetin kötü yollara sevketti ini, zengin olacaklarsa bir ba ka yerden buna kavu acaklarını dü ünmelidir. Her zenginin, miras sebebiyle zengin olmadı ını, mirasa konanların ise, bo a harcadıklarını da bilmek gerekir. Çocukları iyi olursa, Allahü teâlânın onlara kâfi gelece ini, kötü olurlarsa, bıraktı ı malları, kötü yollarda harcayacaklarını dü ünmelidir! Bir çok cimrinin gafletle öldü ünü, hasret çekti ini, bıraktı ı malı mirasçıların harcadı ını gözününe getirmelidir. Cimrili in her bakından kötü oldu unu dü ünmelidir! A ırı mal sevgisinin ilacı, o maldan ayrılıp uzakla maktır. Faydalı i te kullanmadıı mız malı, denize atıp a ırı sevgisinden kurtulmak, cimrilikle saklamaktan daha az zararlıdır. Bir malı cimrilikle saklamak, riya ile ba kasına vermekten daha kötüdür. Mal, yılan gibi, içinde hem zehir ve hem ilaç vardır. Malı kullanmayı bilmek gerekir. Yani biz malı kullanmalıyız, mal bizi kullanmamalıdır! Cimrilik, verilmesi gerekeni vermemektir. Mesela yeme i olanın, aç kom usuna vermemesi, cimrilik olur. Cömertlik, cimrilikle israfın arasında orta yoldur. Kur' kerimde an-ı mealen buyuruluyor ki: (Onlar harcadıklarında, ne israf, ne de cimrilik ederler; bu ikisi arasında orta bir yol tutarlar.) [Furkan 67] Cömert miyim, cimri miyim? Sual: Bir kimse, kendinin cömert veya cimri oldu unu bilebilir mi?

CEVAP Bir kimseye verdi i ey zor gelmezse, cömert sayılır. Zor gelirse cömert sayılmaz. Mürüvvetin icapları ile iktifa eden, cimrilikten kurtulur. Mürüvvet, insanlık demektir. Hz.Hasan da buyurdu ki: "Mürüvvet, kulun, dinini muhafaza edip nefsini korkutması, misafirini iyi kar ılaması, münazaalarda, güzel davranması demektir. Ululuk ise, kom uya eziyet etmemek ve zorluklara gö üs germektir. Kerem de istemeden vermek, yerinde yemek yedirmek, saile yumu ak davranmak ve bol vermektir." Zekâtı severek veren, kurban kesen cömerttir. Hadis-i erifte, (Zekâtını severek veren, misafirini a ırlıyan, darda kalana yardım eden cimrilikten kurtulur) buyuruldu. (Taberânî) Misafir A ırlamak Malı saçıp savurmak ne kadar kötü ise, malı korumak da o kadar mühimdir. Misafire ikram etmek ise, malı korumaktan mühimdir. Hadis-i eriflerde buyuruldu ki: (Misafir a ırlamıyanda hayır yoktur.) [ . Ahmed] (En iyiniz, yemek yedireninizdir.) [Hakim] (Allahü teâlâ, yemek yediren cömertle meleklerine övünür.) [ . Gazalî] (Yemek sofrası misafirin önünde bulundu u müddetçe, melekler, ev sahibine istigfar ederler.) [Taberânî] (Arkada ına, arzu etti i yeme i ikram edenin günahları affolur.) [Bezzar] Bir insanın karnını bir sefer doyurmanın bile ne kadar mühim oldu u görülüyor. Birini ömür boyu doyurmak veya öldükten sonra ebedi olarak doyurmaya sebep olmak daha büyük sevabdır. Bunu esirgemek ise çok kötüdür. Onun için, (Cimrilerin en kötüsü, emr-i maruf ve nehy-i münker yapmıyandır) buyurulmu tur. Her bakımdan cömert olmaya heves etmelidir! Çünkü, cimrinin malı felakete u rar, cömert de verdikçe, fazlası ile alır. Hadis-i erifte (Cömerdin evine rızık, devenin gö süne vurulan bıçaktan daha tez gelir) buyuruluyor. ( bni Mace) Yüksek tansiyonu olanın, hacamat yaptırması sa lık açısından iyidir. Kan vermekle sa lı a, yeni kana kavu tu u gibi, misafir de rızkı ile gelir, kırk gün bereket bırakıp gider. Gerekli yerlere vermekle, cömerdin eli daralmaz. Peygamber efendimiz, yemin ederek (Sadaka vermekle mal azalmaz.) buyurdu. (Tirmizî) eytan ise cimrili e tev ik eder. Kur' kerimde mealen buyuruluyor ki: an-ı ( eytan fakirlikle korkutup, size cimrili i emreder.) [Bekara 268] Cimri, rızık için endi elenmemelidir! Her mahlukun rızkını Allahü teâlâ verir. (Her canlının rızkı Allaha aittir.) [Hud 6] Hadis-i eriflerde buyuruldu ki: (Rızık için üzülme, takdir edilen rızık seni bulur.) [ sfehani] (Allah, müminin rızkını ummadı ı yerden verir.) [ . Hibban] (Allah korkusunu sermaye edinen, rızkına ticaretsiz ve sermayesiz kavu ur. Kur' kerimde buyuruldu ki: "Kim Allahtan korkarsa, Allah ona bir çıkı yolu an-ı ihsan eder ve rızkını ummadı ı yerden gönderir.") [Talak 2,3-Taberani] Peygamber efendimize inanan, vermekle malın azalmıyaca ını bilen bir müslüman, nasıl olur da, eytana uyup cimrilik edebilir? Yahya aleyhisselam, ( eytan cimri mümini sever, fâsık da olsa, cömertten nefret eder) buyuruyor. Bisr-i hafi hazretleri de (Cimriyle kar ıla anın kalbi katıla ır) buyuruyor. Hadis-i erifte ise (Aman cimrilikten çok sakının! Sizden öncekileri cimrilik helak etmi tir.) buyuruluyor. (Müslim)

Mal Kıymetlidir Sual: Mal sahibi olmak kötü müdür? CEVAP Dinimizde mal sahibi olmak kötü de ildir. Kur' kerimde mala (hayr) adı verilerek an-ı övülmü tür. [Bekara 180] Hadis-i erifte de buyuruldu ki: (Mal, salih kimse için ne güzeldir.) [Taberânî] Mal insanın silahıdır. nsan, malını, canını, sa lı ını, dinini, erefini mal ile korur. Ancak mala muhabbet, mal sevgisi kötüdür. Tamahkar mala muhabbet eder. Âlim ilme, tamahkar mala doymaz. Hadis-i eriflerde buyuruldu ki: ( nsan ya landıkça, iki eyi gençle ir: Uzun ya ama arzusu ve mal sevgisi.) [Buharî] (Mal ve makam sevgisinin, müminin dinine verece i zarar, iki aç kurdun, koyun sürüsüne verece i zarardan daha fazladır.) [Bezzar] (Sakın tamahkar olmayın! Tamah, fakirli in ta kendisidir.) [Taberânî] (Kanaat eden, en çok ükredenlerden sayılır.) [ . Mace] (Aza kanaat etmiyen, çok ile doymaz.) [Beyhekî] Cömertlik için ne dediler? Sual: Cömertlik nedir, cömert kime derler? CEVAP Cömertlik, hiçbir kar ılık beklemeden ihsanda, ba ı ta bulunmak demektir. Te ekkür edilmeyi, övülmeyi istemek de cömertli e yakı maz. Kerem sahibi bir cömerte sorarlar: - Muhtaçlara çok ihsanda bulunuyorsun. Acaba onlar sana minnettarlık hissi içinde bulunuyorlar mı? - Hiç biri bana minnettar kalmaz. Yani onlara o hissi verecek ekilde hareket etmem. Bir ey verirken kendimi a çının elindeki kepçe gibi kabul ederim. Kepçenin övünmeye, minnete sebep olmaya hakkı yoktur. Bir zat da buyurdu ki: "Servetiyle ülkeler satın aldı ı hâlde yapaca ı ikram ile gönülleri satın almayan adama a arım." Bir bedeviye (Efendiniz kim?) derler. O da, (Kötü sözlerimize dayanan, istiyene veren, cahilliklerimize göz yuman) der. Hz. Hüseyinin o lu Ali: "Ben isteyene vermem." diyen cömert sayılmaz. Hakiki cömert, Allaha itaat eden kullarına Allah hakkını ödeyen, bunun kar ılı ında te ekkür beklemeyen ve bunu yalnız Allah için yapan kimsedir, demi tir. Mala Ba lanmak Hasan-ı Basri hazretlerine sorarlar: - Cömertlik nedir? - Allah rızası u runda servetini sarfetmektir. - Mala nasıl ba lanmalı? [Yani malı korumak için ne yapmalı?] - Onu Allah yolunda da ıtarak... - sraf nedir? - Mal ve makam sevgisi yolunda infaktır.

Cimrilik ve cömertli in ölçüsü insandan insana de i ir. Mesela bazı eyler, fakir için normal kar ılanırken zengin için ayıplanır. Yabancılar normal kar ılarken aile efradı onu ayıplar. Gençlere normal olan bir husus, ihtiyar için ho görülmez. Erkekler yaparsa kötü, fakat kadınlar yaparsa önem verilmez. Kasaptan, bakkaldan aldı ı ey, az noksan diye geri götürüp veren cimridir. Bir ey yer iken, pencereden evine gelen birini görüp, hemen yedi ini saklayan, cimridir. Dünyalık ele geçirmek veya nefsin kötü arzularına kavu mak için vermek de cömertlik sayılmaz. Hiçbir kar ılık beklemeden dünyalık vermek malda cömertliktir. Dinde cömertlik ise, yine hiçbir kar ılık beklemeden Allah yolunda, yalnız Allah sevgisi için canını vermektir. Mal, insano luna bir fayda için verilmi tir. O malı saklayıp faydalı bir i te kullanmamak cimrilik olur. Faydalı i ler, dinin ve mürüvvetin verilmesini iyi gördü ü eylerdir. Mürüvvet, faideli olmak, iyilik yapmak, arzusudur. nsanlık yi itlik demektir. Kar ılık Beklemek Evliya hanımlardan biri diyor ki: (Allahü teâlâ bire on veya daha fazla verdi i için sadaka vermek, iyilik etmek, kar ılık beklemek için yapılmı bir yardımdır, cömertlik de ildir. badet ederken de, bir kar ılık beklememelidir. Yalnız Allah rızası, Onun emri oldu u için yapmalıdır. Allahü teâlânın içinden geçen, bire on kar ılı ı bekledi inizi bilmiyor mu zannediyorsunuz? Bildi ini biliyorsanız, bire on kar ılık beklemeye utanmıyor musunuz? Cömertlik, hiçbir kar ılık beklemeden vermektir. Muhtaçları gözetmeden vermektir. Muhtaçları gözetmek, istemeden vermek ve verdi ini azımsamak cömertliktir. Mal da Allahın, kul da Allahın diyerek bir kimsenin muhtaç olup olmadı ını dü ünmeden, malı Allah için Allahın kuluna vermek cömertliktir. Zaman icabı, ileride bir sıkıntıya dü memek için malı, parayı saklamak, avam için cimrilik sayılmazsa da, ilim ehli salih kimseler için cimriliktir. Dinin ve mürüvvetin icablarını yerine getiren cimrilikten kurtulursa da cömert sayılmaz. Övülmek veya te ekkür beklemek için veren de cömert sayılmaz. (Biz unu verelim, o da bana bir ey verebilir, vermezsem ayıp olur, yoksa cimri derler) gibi dü üncelerle veren de cömert de ildir. Cömertli in üstün mertebesi oldu u gibi, cimrili in de a ırı derecesi vardır. Bu da kendine gerekmiyen eyi vermemektir. Canının istedi i eyleri almaya gücü yeterken param gidecek diye almaz. Hatta hastalansa, bedava ilaç alma yollarını arar. Bunu da bulamazsa tedavi olmaktan vazgeçer. Cömertlikte zirve Cömertlik, kendine ihtiyacı olmıyan eyleri ba kalarına vermektir. Isar ise, kendine gereken eyleri vermektir. Yani ba kalarını kendine tercih etmektir. Cömertli in üstün derecesi olan Isar büyük bir haslettir. Ancak bunu büyük insanlar yapar. Allahü teâlâ, Eshab-ı kiramı överken buyuruyor ki: (Onlar, fakr-u zaruret içinde olsalar bile, di erlerini kendilerine tercih edip öz canlarından daha üstün tutarlar.) [Ha r 9] Hadis-i erifte de buyuruldu ki: (Kendisine gerekti i eyi, kendi arzu ve ihtiyacını tehir edip ba kasına verirse, Allahü teâlâ onun günahlarını affeder.) [ bni Hibban]

Medinenin yerlisi olanlar [Ensar-ı kiram], Medineye hicret eden müslümanlara [Muhacirlere] büyük fedakârlıklarda bulunmu lardır. Bütün mallarına onları ortak etmi lerdir. Resul-i ekrem efendimiz, ganimetlerin taksiminde iki teklifte bulundu. Ya Ensarın evlerinden çıkıp ba ka bir yerde kalmaları artı ile ganimetlerin hepsi Muhacirlere verilecek veya Muhacirler, Ensarın evinde bir müddet daha kalmak artı ile, ganimetler Ensar ile Muhacirler arasında taksim edilecekti. Bu teklifler için Ensar-ı kiram, (Biz ganimet istemeyiz. Hepsi Muhacirlere verilsin! Onların evlerimizden çıkmalarına da asla razı olamayız.) dediler. Buna Peygamber efendimiz çok memnun oldu. Ba kasını Kendine Tercih Peygamber efendimize misafir geldi. Evde yenecek hiçbir ey yoktu. Ensardan biri bu misafiri alıp evine götürdü. Onun da evinde yalnız bir ki ilik yiyece i vardı. Kandili söndürüp yeme i misafirin önüne koydu. Kendi de sofraya oturup yer gibi yapıyor, ellerini yemek kabına götürüp getiriyordu. Sabahleyin Resulullah efendimiz, ev sahibine buyurdu ki: (Allah, sizin misafire gösterdi iniz cömertli e çok memnun oldu. "Kendileri, ihtiyaç içinde olsalar da, ba kalarını kendilerine tercih ederler." ayet-i kerimesini gönderdi.) Hz.Musaya, Peygamber efendimizin sahip oldu u makamlardan birinin nuru gösterilince, bayılacak hâle geldi, bu dereceye nasıl yükseldi ini sordu. Allahü teâlâ, (Yüksek ahlâkı sayesinde bu dereceye kavu tu. Bu ahlâk isardır. Ya Musa, ömründe bir kerre isar edene, isar ahlâkı ile bana kavu ana hesap sormaktan hayâ ederim.) buyurdu. Cenab-ı Hak, Peygamber efendimizi överken (Elbette sen hulk-i azim [büyük ahlâk] üzeresin) buyuruyor. (Kalem 4) Cenab-ı Hak, Cebrail aleyhisselam ile Mikail aleyhisselamı karde etti, her ikisi de, kendisinin daha uzun ömürlü olmasını istedi. Allahü teâlâ, (Muhammed aleyhisselam ile Aliyi karde ettim. Ali, canını feda edip Onun yata ına yattı. Onu kendine tercih etti. Yere inin, Aliyi muhafaza edin!) buyurdu. Cebrail aleyhisselam ba ucunda, Mikail aleyhisselam ayak ucunda durup (Rahatça uyu! Senin gibi yi it var mı? Allahü teâlâ seninle meleklerine övünüyor) dediler. Cenab-ı Hak buyurdu ki: (Öyle kimseler vardır ki, Allahın rızasını kazanmak için canını verir.) [Bekara 207] [Bu ayet-i kerimenin, mü riklerin elinden kurtulmak için bütün malını veren Suheyb bin Sinan-ı Rumi hazretleri için indi i de söylenir.] Canından Cömertlik Hz. Ali, hayvanlarını kuyudan su çekerek sulayan bir bedevi ile anla ıp, her kova su için bir avuç hurma alacaktı. Hz. Ali su çekme e ba ladı. Son kovayı çekerken, kovanın ipi kopup kova derin kuyunun içine dü tü. Bedevi, Hz. Alinin mübarek yüzüne bir tokat vurup ücreti olan hurmayı da verdi. Hz. Ali elini kuyuya sokup, kovayı çıkardı. Bedeviye verip oradan uzakla tı. Bedevi, Hz. Alinin derin kuyudan kovayı çıkarmasına hayret edip kendi kendine (E er onun dini hak olmasaydı, bu derin kuyudan kovayı çıkaramazdı. Küstahlık yapan el bana gerekmez) diyerek elini kesip Hz. Alinin kapısına gitti. Hz. Eli kapıyı açıp Bedeviyi görünce, içeride bulunan Resulullaha haber verdi. Peygamber efendimiz, Bedeviye, niçin böyle hata etti ini sordu. Bedevi, a layarak yaptı ı küstahlıktan özür dileyip imana geldi. Resulullah, kesik eli yerine koyup mübarek tükrü ünden sürüp duâ buyurdu. Hak teâlânın izin ile eli sapasa lam oldu. Birisi Hz. Hasana bir mektup getirdi. Mektubu açmadan: " ste in yerine getirilecektir." diyerek geleni gönderdi. Oradakiler (Mektubu okumadan niçin cevap

verdin?) dediler. Buyurdu ki: (Mektubu okuyana kadar bekletirsem çekece i sıkıntıdan Allah beni mesul tutar.)

Cömertlik menkıbeleri
Rüzgarayak’ı istemeyin benden Peygamber efendimizden önce ya amı olan Hatim-i Tai, cömertli i ile me hur bir air idi. Onun ülkesinde at eti yenirdi. Hatim-i Tainin pek çok at vardı. Atının biri, dillere destan olacak kadar her bakımdan mükemmel bir Arap atıymı . Çok hızlı ko tu u için adını rüzgarayak koymu lar. Zamanın hükümdarı, Hatimin söylendi i gibi gerçekten cömert olup olmadı ını ö renmek ister. Gözde veziri ile isti are edip, bütün servetine bedel olan Rüzgarayak isimli atını istemek için on ki i gönderir. E er bu seçkin atı vermezse, cömertli i anlatılanlar gibi olmadı ı anla ılacaktır. On ki i, kendilerini tanıtmadan bir gece Hatimin evine misafir olurlar. Hatim, hemen bir at kestirip ziyafet hazırlatırken, yorgunluklarını gidermek için misafirlere yıkanacak yeri gösterir, yeni çama ır ve elbise verir. Muazzam ziyafetten sonra, on ki i kendilerini tanıtıp, hükümdarın arzusunu bildirirler: - Hükümdarımız, ünü cihana yayılan Arap atınızı istiyor. Hatim bir ah çekerek der ki: - Aaah ki ah... Beni en ince noktadan vurdunuz. Elimi aya ımı ba ladınız. Tek bütün servetimi isteyin de Rüzgarayak’ı istemeyin benden. Hatta canımı isteyin hükümdarıma vereyim. Fakat onu istemeyin. Hatimin böyle söyleyip a laması üzerine gelen heyet, Arap atının çok kıymetli oldu unu anlayıp derler ki: - Ey cömert insan, nasıl i tir bu, canını veriyorsun da, bir atı vermiyorsun? Anla ılan atın bütün servetinden, hatta canından daha kıymetliymi . - Hayır öyle de il. Gece aniden misafir geldi iniz için, yılkıların otla ına gidip at getirinceye kadar, belki sabah olurdu. Misafirlerim aç uyuyacaklarına evim ba ıma yıkılsa daha iyi olurdu. Onun için çok sevdi im Rüzgarayak’ı kesmek zorunda kaldım. Misafirin gönlünü ho etmek, en ünlü atımdan, servetimden, hatta canımdan daha kıymetlidir. Hatim, defalarca özür diledi. Misafirleri u urlarken, her birine birer Arap atı ile birer kese altın verdi. Cömertlik mtihanı Yemen hükümdarı, oldukça cömert idi. hsanları her yere yayılmasına ra men, Hatim-i Tainin cömertli inden bahsedilmesine tahammül edemez. Sarayında herkese büyük bir ziyafet verir. Zengin fakir herkes yer. Halkın, (Hükümdarın ziyafeti ne kadar muhte em oldu, neredeyse Hatime yakla tı) dedi ini duyunca, Hatim sa kaldıkça, cömertlikte birinci olmasına imkan olmadı ını anlar, onu öldürtmeye karar verir. Çok güçlü bir genç bulup eline yirmi altın verir. i bitirince de, yirmi altın daha verece ini söyler. Genç, sora sora Tay kabilesine kadar gelir. Güleryüzlü, kendisi gibi yi it bir gençle kar ıla ır. Bu sevimli genç (Ho geldin yi it. Çok yorgun oldu unu anla ılıyor. Bu gece misafirim ol!) diyerek evine götürür. Gece, misafirine çok ikram ve ihsanda bulunur. Sabah olunca, misafir gitmek isteyince, birkaç daha kalmasını ısrar eder. Misafir der ki: - Çok önemli bir i im var. Bir an önce gitmem gerekir. yilik ve hizmet etmekten zevk duydu u anla ılan ev sahibi der ki:

- in nedir, sana acaba bir yardımım dokunabilir mi? - Ey asil ki i, sen çok cömertsin, iyilik seversin, senden sır çıkmayaca ı belli. Hatim isimli birini arıyorum. Acaba tanıyor musun? - Hatim ile ne i in var? Misafir, niçin geldi ini anlatıp der ki: - Bu i te bana yardımcı olman mümkün mü? - Elbette mümkündür. Yalnız bu i pek kolay olmaz. Dediklerime uyarsan tereya ından kıl çekmi gibi zahmetsiz olur. - Ne yapmam gerekir? - Hatim de senin gibi yi it biridir. Belki öldüremezsin. Ben sana onun yerini tarif edeyim. Ancak öldüremez de i meydana çıkarsa, yerini söyledi im için beni öldürebilir. Bu bakımdan benim ellerimi, ayaklarımı ba la. Zorla söyletti in anla ılsın. Misafir, ev sahibinin elini, kolunu, ayaklarını iyice ba ladıktan sonra sorar: - Hatim nerede? Hatim denilen kimse benim. Madem benim ba ım senin i ine yarıyacak, ne diye onu vermiyeyim? Misafirin arzusunu yerine getirmek, gönlünü etmek benim en büyük arzumdur. Hemen öldür, kimse duymadan buradan git! Genç, neye u radı ını a ırır. Hemen Hatimin ayaklarına kapanıp der ki: - Sana gül yapra ı ile vuran kalle tir. Nolur beni ba ı la!.. Genç, helalla ıp oradan ayrılıp hükümdarın huzuruna çıkar. Olanları anlatır. Hükümdar da, iyiliksever, cömert oldu u için hatasını anlayıp (Ta ıma su ile de irmen dönmez. Cömertlik mal ile de ilmi . Hatimin cömertli i yaratılı ından, fıtratından, güzel huyundan ileri geliyormu . Sen verilen görevi fazlasıyle yerine getirdin.) diyerek yirmi yerine kırk altın verir. Cömerdin ölüsü bile Cömertli i ile me hur bir zat vefat eder. Çok acıkan yolcular, bu zatın kabrinin yanına gidip aç olarak uyurlar. Yolculardan biri, bu zatı rüyasında görür. Bu zat, kendi iyi devesi ile yolcunun devesini de i mek teklifinde bulunur. Yolcu kabul eder. Cömert zat, de i ti i deveyi kesip yolculara ikram eder. Yolcular uyanınca deveyi kesilmi bulurlar. Pi irip yerler. Dönerken bir kervana rastlarlar. Kervandaki bir genç, bu yolcuya yakla ıp der ki: - Buyur deveni al! De i ti in deve budur. - Ama o rüyada idi. - Evet ben de rüyamda babamı gördüm. Bana, seni tarif edip, bu deveyi sana vermemi emretti. Yolcu, cömerdin ölüsünün bile insanlara faydalı oldu unu görüp, bütün cömertlere duâ eder. Hatim-i Tai’den daha cömert fakir Cömertli i dillere destan olan Hatim-i Taiye derler ki: - Kendinden daha cömert birini gördün mü? - Evet gördüm. - Kimmi o?

- Yetim bir gence misafir olmu tum. Bana bir koyun kesip ikram etti. koyunun bir yeri çok ho uma gitti. Yemin ederek (Burası çok lezzetliymi ) dedim. Genç, dı arı çıktı. On koyunu varmı . Birisini daha önce kesmi ti. Dokuzunu da imdi kesmi . Benim sevdi im kısımları pi irip önüme getirdi. Ben olanların farkında de ildim. Giderken kapının önündeki kanları görünce sitemle sordum: - On koyunun onu da kesilir mi? - Sübhanallah bunda a ılacak ne var? Bir ey sizin ho unuza gitmi . Bunu yapmak da benim gücüm dahilindedir. Bunu sizden esirgemem hiç uygun olur mu? Bunu dinleyen arkada ları tekrar sorarlar: - Yetim gencin ikramına kar ılık siz de ona bir ey verdiniz mi? Hatim-i Tai der ki: - Verdim ama pek mühim sayılmaz. - Ne verdiniz? - Üç yüz deve ile be yüz koyun. - O hâlde sen ondan daha cömertsin. - Hayır o genç benden daha cömerttir. Zira o koyunların tamamını verdi. Ben ise malımın çok azını verdim. Bir fakirin, yarım ekme inin tamamını misafire vermesi mi mühimdir, yoksa bir zenginin sürüsünden bir deveyi misafirine ikram etmesi mi? Herkesin De eri Yanına oturan fakir bedeviye Hz. Ali (Bir iste in mi var?) buyurur. Bedevi utancından diliyle bir ey söylemeyip i aretle bildirir. Hz. Ali, yanında bulunan iki giyece in ikisini de Bedeviye verir. Bedevi sevinerek güzel bir beyit okur. Beyit Hz. Alinin çok ho una gider. Çocukları, için ayırdı ı üç altının hepsini Bedeviye verir. Bedevi, (Ey Emir el müminin, beni kendi ailemin en büyük zengini ettin.) der. Hz. Ali de, u hadis-i erifi nakleder: (Herkesin de eri, söyledi i güzel sözlere, yaptı ı iyi i lere göre ölçülür.) [M. Cami] Ziyarete Mani Mal Kays, herkese çok ihsanda bulunan, istiyenlere borç para veren cömert bir zat. Bir gün hastalanır. Tanıdıkları ziyaretine gelmez. Sonunda ö renir ki, kendisine borçlu olanlar, utandıkları için gelemiyorlar. Bunun üzerine (Arkada larımı, tanıdıklarımı ziyaretten men eden malı Allah kahretsin!) der. Daha sonra bir tellal ça ırtıp, her yeri dola ıp (Kaysın kimde alaca ı varsa ba ı lamı tır, hakkını helal etmi tir.) demesini ister. landan sonra Kaysın ziyaretine o kadar çok insan gelir ki, izhidamdan evinin merdiveni kırılır. Sahibini Bulan Kelle Eshab-ı kiramdan birine bir koyun kellesi hediye edildi. (Benden daha fazla ihtiyacı olan vardır.) diyerek bir ba kasına verdi. Kelle, aynı ekilde yedi ki iye dola tıktan sonra tekrar ilk veren zata geldi. Onun di erlerinden daha muhtaç oldu u meydana çıktı. Cömert Esir Resul-i Ekrem, götürülen dü man esirlerinin, birini i aret edip bırakılmasını emredince, Hz. Ali, suâl etti ki: - Rabbimiz bir, dinimiz bir, bunların hepsi dü man, hepsinin suçu da bir, bunu niçin istisna ediyoruz?

Peygamber efendimiz buyurdu ki: Cebrail aleyhisselam geldi, bunu bırakmamı; çünkü bunun cömert oldu unu, cömertli i Allahü teâlânın ho una gitti ini söyledi. [ . Gazalî]

Cimrilik Menkıbeleri
Bir kimse, cimrilere ait menkıbeleri okuyunca, cimrili e kar ı nefreti artar. Cömertlerin menkıbesini okuyunca cömertli e heves eder. Bu bakımdan birkaç menkıbe yayınlıyoruz. Sen karde in gibi olamazsın Hatem-i Tai, sadaka-i cariye olarak, yolcular için bir misafir odası yaptırdı. Misafirlerin kolay görülmesi için de kırk tane pencere yaptırdı. Hatem öldü ü zaman karde i "Ben karde imin yaptı ının aynısını yaparım, onun gibi cömert olurum." dedi. Bir gün bir yolcuya, pencerenin birinden bir lira verdi. Yolcu di er bir pencereden de bir eyler istedi. O da yine verdi. Yolcu, üçüncü pencereden sonra, dördüncü pencereye gelince, Hatemin karde i, kızıp köpürdü. Yolcu "Senin karde in hergün bu pencerelerin hepsinden bana ihsanda bulunurdu. Hâlbuki sen bir günde dördüncü defada kızmaya ba ladın. Sen karde in gibi olamazsın" dedi. Çatal Sesi Bir cimri, bir arkada ını davet eder. Ö le olur, ikindi olur, hâlâ yemek gelmez. Adam, açlıktan bayılacak hâle gelir. Cimri, elinde çalgı ile gelip; Söyle, hangi sesten ho lanırsan onu çalayım, der. Misafir de, çatal ka ık sesinden ho lanırım, der. plik Tüccarı Cimrinin hizmetçisine derler ki: - Sen iplik tüccarının gözdesi iken, niçin üstün ba ın sökük? - Vallahi bizim efendinin, Ba dattan Basraya kadar evi olsa, içi iplikle dolu olsa, Yakup aleyhisselam, Yusufun gömle inin yırtı ını dikmek için iplik istese, bir karı iplik alamaz. Ku un Ö üdü Tamahkarın yakaladı ı küçük ku der ki: - Beni ne yapacaksın? - Kesip yiyece im. - Benim bir lokmacık etim, ne karın doyurur, ne de bir derde deva olur. Beni bırakırsan sana üç mühim nasihatte bulunurum. - Nasihatleri söylersen seni bırakırım. - Birini elinde iken, ikincisini u a aca konuna, üçüncüsünü de kar ı tepeye varınca söylerim. - Peki birincisini söyle! - Elinde çıkan eyin hasretini çekme! - kincisi ne? Ku , a aca konunca der ki: - Olmıyacak eye inanma! - Üçüncüsü nasihati söyle! Ku kar ı tepeye varınca der ki: - Sen ne ahmaksın, benim kursa ımda elli er gramlık iki tane inci vardı. Beni kesseydin, bu incilere malik olacaktın.

nci sözünü duyar duymaz, tamahkar, hemen oraya yıkılıp kalır. Eyvah diyerek dövünmeye ba lar. Sonra der ki: - haydi üçüncüsünü söyle! - Sen iki nasihati hemen unuttun. Üçüncüsünü söylesem ne faydası olacak? - Söyle belki bunu unutmam. - (Elden çıkan eye üzülme) dedim, beni bıraktı ına üzüldün, (Olmıyacak eye inanma) dedim. Etimle, kemi imle, 100 gram gelmezken, kursa ımda elli gramlık iki tane inci oldu una inandın. - Üçüncü nasihati söylemiyecek misin? - Ahma a nasihat kâr etmez. Tamah insanı kör ve sa ır eder. Hakikati görmeye mani olur. Cimrilik Ate i Resul-i Ekrem, Kâbeyi tavaf eden birinin gözya ları içinde "Ey Beytin sahibi, bu beytin hürmetine beni affet" diye duâ etti ini görüp buyurdu ki: - Suçun nedir de bu kadar yalvarıyorsun? - Çok büyüktür, imkansız anlatamam. - Yazık sana! Karalardan da mı büyük ve a ırdır? - Evet. - Eyvah! Denizlerden de mi büyüktür? - Evet. - Göklerden de mi büyüktür? - Evet. - Ar tan da mı büyüktür? - Evet. - Allahın rahmetinden de mi büyüktür? - Hayır. - O hâlde neymi bu? - Ben çok zenginim. Benden bir ey isteyen olunca içimi bir ate kaplar, bir kuru vermek istemem. Resulullah efendimiz; - Aman ate ine beni de yakma, buyurdu. ( . Gazalî) Cimri ve Kelle Cimrinin canı çok çekmeden et yemezdi. ste i artınca da hizmetçisine bir kelle aldırırdı. - Niçin yaz kı , et yerine pi mi kelle alıyorsun? - Kellerinin fiyatını bildi im için hizmetçi aldatmaz, et olsa, pi irirken yiyebilir. Ben anlıyamam. Fakat kellenin bir gözü, bir kula ı eksik olsa anlarım. Sonra kellenin pi irme masrafı da yoktur. te bunun için kelleyi tercih ederim. srafı Sevmezmi Cimri, kasaptan et alıp evine götürürken, bir arkada ı, davet eder. Cimri daveti duyunca, hemen eti iade eder " srafı hiç sevmem" der.

Sözünde Duran Cimri Cimri, hükümdara giderken, hanımı, "Hediye alırsan, bize ne vereceksin?" der. O da "Yüz altın verirse, birini" der. Hükümdar, ona yetmi altın verir. Cimri, yetmi altının yüzde biri 0.7 altın etti i için, altın yerine, 0.7 altının de eri olan gümü ü verip sözünde durur.

sraf nedir
Sual: sraf Nedir? CEVAP Malı, dînin ve mürüvvetin uygun görmedi i yerlere da ıtmaya isrâf denir. Mürüvvet, fâideli olmak, iyilik yapmak arzûsudur. Dîne uymayan isrâf, haramdır. Mürüvvete uymayan isrâf tenzîhen mekrûhtur. srâf, malı helâk etmek, faydasız hâle getirmek, faydalı olmayacak ekilde sarfetmektir. srâf, malı, elden çıkmasına sebep olan yerlere atmak, onu helâk etmektir. Kullanılmayacak hâle sokmak, kırmak, a açtan meyveyi toplamayıp çürütmek, tarlayı hasat etmeyip, mahsûlü telef etmek, hayvanları, so uktan, sıcaktan ve açlıktan ölmelerini önleyecek kadar beslememek ve barındırmamak da helâk etmektir, isrâftır. Günah i lemek için ve günah i lenilmesi için verilen mal ve paralar da isrâf olur. Mahsûl toplandıktan sonra, bunları iyi saklamayıp bozulmaları veya nem alarak çürümeleri veya kurt, güve, fare ve benzeri canlıların yemeleri isrâftır. Elbise, ayakkabı gibi giyim e yasını iyi kullanmayıp, çabuk eskitmek, onları yırtmak, yıkarken suyu, deterjanı çok harcamak, elektri i, tüp gazı bo yere yakmak, isrâftır. Hadîs-i erîfte de buyuruldu ki: ( ktisâd eden zenginle ir, isrâf eden fakirle ir.) [Bezzâr] srâfla cimrili in ortasına iktisâd veya cömertlik denir. ktisadın önemi Sual: ktisad eden cimri sayılır mı? CEVAP Cimrilik de, israf gibi kötü huydur. Dinimiz, her i te orta yolda olmayı iktisad etmeyi emreder. Aza kanaat eden, nafakasını kolay temin eder, geçim sıkıntısı çekmez. Hadis-i eriflerde buyuruldu ki: (Allahü teâlâ, tok gözlü olanı zengin eder.) [Buharî] (Müminin izzeti, insanlara kar ı tok gözlü olmasıdır.) [Hakim] (Yetecek rızka sahip olan ve Allahın kendine verdi i rızka kanaat eden müslüman kurtulmu tur.) [Müslim] (Kimseye muhtaç olmadan ya ıyan kanaatkar müslümana ne mutlu!) [Tirmizî] (Sakın tamahkar olmayın! Çünkü tamah, fakirli in ta kendisidir.) [Taberânî] (Müjde o kimseye ki, hidayete kavu mu , müslüman olmu , mai eti de yetecek kadardır ve buna kanaat etmi tir.) [Tirmizî] (Fakir-zengin herkes kıyamette "Ke ke dünyada, geçinecek miktardan fazla malım olmasaydı." diyecektir.) [ bni Mace] ( üphelilerden sakın ki, insanların en abidi olasın! Kanaat et ki, en çok ükredenlerden olasın! Kendin için sevdi ini ba kaları için de sev ki, hakiki mümin olasın!) [ bni Mace]

( nsan, elindeki ihtiyacına yeterken, kendini azdıracak olan daha fazla mal ister. Aza kanaat etmez, çok ile de doymaz. Ey insano lu, vücudun afiyette ve günlük ihtiyacın mevcut olarak sabahlarsan, artık bu sana kâfi gelir.) [Beyhekî] Tamahtan Kurtulu Yolu Kanaatkar kimse, iktisad da ederse, tamahkarlıktan kurtulur. Hadis-i eriflerde buyuruldu ki: ( ktisad eden, sıkıntı çekmez.) [Taberânî] (Kurtarıcı üç eyden biri, varlıkta, yoklukta, zenginlikte, fakirlikte, iktisada riayet etmektir.) [Beyhekî] ( ktisad etmek, mai etin yarısıdır.) [Hatib] (Tedbirli olmak, geçimin yarısıdır.) [Deylemî] (Geçimde iktisad etmek, peygamberli in yirmide biridir.) [Ebu Dâvud] ( ktisad eden zenginle ir, israf eden fakirle ir.) [Bezzar] Rızık ve Endi e nsan, rızık için endi eye dü üp sıkıntıya girmemelidir! Her mümin, rızkı Allahın verdi ine inanıp, Ona güvenmelidir. Kur' kerimde mealen buyuruluyor ki: an-ı (Yeryüzündeki her canlının rızkı, Allaha aittir.) [Hud 6] Hadis-i eriflerde buyuruldu ki: (Ey insanlar, rızkınızı güzel yollardan arayın! Herkes takdir edilenden fazla rızka kavu amaz. Takdir edilen rızka kavu up onu yemedikçe de dünyadan göçmez. stemese de rızkı kendine verilir.) [Hakim] (Cebrail aleyhisselam bildirdi ki, rızkını yemeden kimse ölmez. Öyle ise Allahtan korkun, rızkınızı güzel yollardan arayın!) [Hakim] (Rızkın için üzülme! Takdir edilen rızık seni bulur.) [ sfehani] (Allahü teâlâ, müminin rızkını ummadı ı yerden verir.) [ bni Hibban] Peygamber efendimiz, (E er Allah korkusunu kendinize sermaye edinirseniz, rızkınız, ticaretsiz ve sermayesiz gelir.) buyurup u mealdeki ayet-i kerimeyi okudu: (Kim Allahtan korkarsa, Allah ona bir çıkı yolu ihsan eder ve rızkını ummadı ı yerden gönderir.) [Taberânî- Talak2,3] srafın zararları Sual: Dinde israf nedir? CEVAP Dinimizde abes, lüzumsuz eyleri yapmak, caiz de ildir. Mesela bo ve lüzumsuz yere bir eyler karalamak, israf ve abestir. Burada birkaç israf vardır. Zaman, emek, enerji, kâ ıt, kalem, mürekkep. Hepsinden mühimi de faydalı bir eyle me gul olunmamak... E er dünyadaki her ferdin bo a harcadı ı zaman, enerji ve emek hesaplansa, dünyada açlık ve yokluk içinde kıvranan milyonlarca insanın ihtiyaçlarına kâfi gelebilecek zaruri meta üretilebilirdi. srafın miktarı ne olursa olsun zararı büyüktür. Küçük sanılan eyler, yanyana geldi i zaman büyük rakamlar, de erler ortaya çıkar. Damlaya damlaya göl olur, atasözü me hurdur. Dakikada on damla kaçıran bir musluk ayda 170 litre su akıtmı olur.. Malı, dinin ve mürüvvetin uygun görmedi i yerlere da ıtmaya israf denir. Mürüvvet, faideli olmak, iyilik yapmak arzusudur. Dine uymıyan israf, haramdır. Mürüvvete uymıyan israf tenzihen mekruhtur.

Semavi dinlerin hepsinde Allahü teâlâ kötü bir huy olan israfı yasak etmi tir. Dinimizin bo u, abesi, haramı, israfı yasaklamasında insanların saadeti, refahı, adaleti ve her eyi yatmaktadır. Cimrilikten Kötüdür Dinimizde, cimrili in, israftan daha çok kötülenmesi, israfın cimrilik kadar kötü olmadı ını göstermez. Cimril in daha çok kötülenmesi, insanlardan ço unun mal biriktirmeye meyilli olmasındandır. srafın kötülü ünü göstermek için, Allahü teâlânın (Yiyin, için, fakat israf etmeyin! Elbette Allahü teâlâ israf edenleri sevmez.) [Araf 31] ve ( sraf etme! sraf edenler, eytanların karde leridir.) kelamı yeti ir. ( sra 26,27) (Mallarını israf edenlere bir ey vermeyin!) emri ile müsrifleri en kötü ekilde vasıflandırıp, (Mallarınızı sefihlere vermeyin!) buyuruyor. (Nisa 5) Firavnı kötülerken (O, israf edenlerden idi) buyuruyor. Hz. Lutun kavmini de, (Siz, israf eden kavimsiniz!) diye kötülüyor. (Zuhruf 5) Ne israf etmeli, ne de kısmalıdır. Bunların ortasını bulmak ise makbuldür. Buna iktisad etmek denir. Cömertlik de malını iktisad ile kullanmaktır. Resul-i Ekrem efendimiz de cömertlik ile emrolunmu tur. Kur' kerimde buyuruluyor ki: an-ı (Elini boynuna ba layıp cimri kesilme, büsbütün de açıp israf etme!) [ sra 29] Allahü teâlâ, salihleri, cömertleri överken buyuruyor ki: (Onlar sarfettikleri zaman ne israf ederler, ne de cimrilik. kisi arasında orta bir yol tutarlar.) [Furkan 67] Hadis-i eriflerde buyuruldu ki: ( ktisad eden sıkıntı çekmez.) [ . Ahmed] ( ktisad eden zenginle ir, israf edeni fakirle ir.) [Bezzar] (Yiyip için, giyinin ve tasadduk edin. Fakat israf ve kibirden sakının!) [Buharî] (Kıyamette herkes, u dört suâle cevap vermedikçe hesabdan kurtulamaz: 1- Ömrünü nasıl geçirdi? 2- lmi ile nasıl amel etti? 3- Malını nereden, nasıl kazandı ve nerelere harcetti? 4- Cismini, bedenini nerede yordu, hırpaladı?) [Tirmizî] eytanın Karde leri srafın zararları, israf edenlerin eytana, Firavna ve Hz. Lutun kötü kavmine benzetilmesi ve Allahü teâlânın bunları sevmemesi ve bunlara sefih demesi ve ahırette azab çekmeleri, dünyada a a ı, muhtaç duruma dü meleri ve pi man olmalarıdır. srafın kötü olmasının birinci sebebi, malın kıymetli olmasıdır. Mal, Allahü teâlânın verdi i bir nimettir. Ahıreti kazanmak, mal ile olur. Dünya ve ahıret, mal ile intizam bulur, rahat olur. Hac, cihad sevabı mal ile kazanılır. Bedenin sıhhat, kuvvet bulması, mal ile olur. Ba kasına muhtaç olmaktan insanı koruyan maldır. Sadaka vermek, akrabayı dola mak, fakirlerin imdadına yeti mek mal ile olur. Mescidler, mektepler, hastaneler, yollar, çe meler, köprüler yaparak insanlara hizmet de mal ile olur. Peygamber efendimiz buyuruyor ki: ( nsanların en iyisi, onlara faydası çok olanıdır.) [Kudai] nsanlara yardım etmek için çalı ıp para kazanmak, nafile ibâdet etmekten daha çok sevabdır. Cennetin yüksek derecelerine mal ile kavu ulur. Mal kıymetli olunca, onu israf etmek elbette kötüdür. Mal nimeti Hadis-i eriflerde buyuruldu ki:

(Allahü teâlâ, bir kuluna mal ve ilim verir. Bu kul da haramlardan kaçınır, akrabasını sevindirir, malından hakkı olanları bilip verir ise, Cennetin yüksek derecesine kavu ur.) [Tirmizî] ( ki eyden birine kavu ana gıbta etmek, imrenmek yerinde olur. Allahü teâlâ bir kimseye slâm ilimlerini ihsan eder. Bu da, her hareketini, bilgisine uygun yapar. kincisi, Allahü teâlâ, birine çok mal verir. Bu da malını, Allahın razı oldu u, be endi i yerlere harceder.) [Müslim] ( yi kimseye malın iyisi, ne güzel yakı ır.) [Berika] Süfyan-ı Sevri hazretleri (Bu zamanda mal, insanın silahıdır. nsan canını, sıhhatini, dinini ve erefini mal ile korur.) buyurdu. Büyük bir nimet olan malı israf, Allahü teâlânın nimetine kıymet vermemek, nimeti elden kaçırmak, küfran-ı nimet, yani ükretmemek olur. Bu ise, nimeti verenin azab etmesine sebep olacak büyük bir suçtur. Nimetin kıymeti bilinmez, hakkı gözetilmezse elden gider. ükredilir ve hakkı gözetilirse elde kalır ve artar. Cenab-ı Hak ( ükrederseniz, verdi im nimetleri artırırım.) buyuruyor. ( brahim 7) Çe itli sraflar sraf, malı helak etmek, faydasız hâle getirmek, faydalı olmıyacak ekilde sarfetmektir. Malı, elden çıkmasına sebep olan yerlere atmak, onu helak etmektir. Kullanılmayacak hâle sokmak, kırmak, a açtan meyveyi toplamayıp çürütmek, tarlayı hasat etmeyip, mahsulü telef etmek, hayvanları, so uktan, sıcaktan ve açlıktan ölmelerini önliyecek kadar beslememek ve barındırmamak da helak etmektir, israftır. Günah i lemek için ve günah i lenilmesi için verilen mal ve paralar da israf olur. Meyve ve ekin toplandıktan sonra, bunları iyi saklamayıp kendiliklerinden bozulmaları veya nem alarak çürümeleri veya kurt, güve, fare ve benzeri canlıların yemeleri hep israftır. Hurma, karpuz gibi meyvelerin ve kuru incir, kuru üzüm gibi kuru meyvelerin ve bu day, arpa gibi hububatın ve elbise, kitap gibi e yanın, böylece israf edildikleri çok görülmektedir. Sofrada dü en ekmek ve yemek kırıntılarını atmak da israftır. Bu kırıntıları toplayıp kedi, köpek, koyun, ku , tavuk gibi hayvanlara yedirmek israf olmaz. Fasulye, pirinç gibi eyleri yıkarken dökmek ve dökülenleri toplamamak israftır. Elbise, ayakkabı gibi giyim e yasını iyi kullanmayıp, çabuk eskitmek, onları yırtmak, yıkarken suyu, deterjanı çok harcamak, elektri i, tüp gazı bo yere yakmak, hep israftır. Malı kıymetinden a a ı satarak veya kiraya vererek ve kıymetinden yukarı fiyatla satın alarak aldanmak israf olur. Böyle alı veri e zaruri ihtiyaç olursa veya yardım, sadaka gibi niyetle böyle yaparsa israf olmaz. Acıkmadan veya doyduktan sonra fazla yemek de israftır. Nefis yemekler yemek, kıymetli, yeni elbise giymek, büyük binalar yapmak ve haram olmayan daha bunun gibi eyler, helaldan kazanıldı ı, kibir ve ö ünmek için olmazsa, israf de ildir. Ahıreti kazanmak isteyenlere, gereken ile kanaat edip, fazlasını hayra vermek yakı ır. Sadaka vermekte de israf vardır. Hz. Sabit bin Kays bir anda, 500 a açtaki hurmaların hepsini sadaka verip evi için bir ey bırakmayınca (Hepsini vermeyin) ayet indi. Borcundan çok malı olmıyan, çoluk çocu u sıkıntıya sabredemedi i hâlde, bunların ihtiyacını kar ılayacak maldan fazlası bulunmayan veya sıkıntıya katlanamadı ı hâlde, kendi muhtaç olanın sadaka vermesi israf olur. srafın sebepleri 1- Sefahat. Çok kimseyi israfa alı tıran bir hastalıktır. Sefihlik aklın az ve hafif olmasıdır. Aksine rü d denir ki, aklın kuvvetli olmasıdır. Allahü teâlâ (Mallarınızı sefihlere vermeyin!) -dedikten sonra (Onların halinde rü d görürseniz, mallarını kendilerine teslim edin!) buyuruyor. (Nisa 5, 6)

Bazısı sefih olur. Çalı madan eline geçen paraya konmak için kötü arkada lar tarafından kandırılır. Bunun için, kötü arkada tan kaçmakla emrolunduk. Bazı zengin çocukları böyle israfa alı ıyor, sefih oluyorlar. Sefahati artıran bir sebep de, insanlardan çok saygı görmek ve methedilmek. 2- srafı ve çe itlerinden birkaçını tanımamak. sraf oldu unu bilmez, hatta cömertlik sanır. Lüzumsuz yere, yasak, zararlı yerlere verilen mal, cömertlik sanılır. 3- Riya, gösteri yapmak. 4- Gev eklik, tembellik. 5- Hayâ, sıkılmak. 6- Dini kayırmamak, dini gözetmemek. sraftan kurtulmanın çaresi: 1- srafın, anlatılan zararlarını bilmek ve bunları dü ünmek. 2- Malı lüzumsuz da ıtmamaya gayret etmek ve güvendi i birine bu derdini anlatıp, malına ve harcadıklarına dikkat etmesini, israfını görünce, kendine hatırlatmasını, hatta uygun ekilde önlemesini rica etmek. 3- srafa sebep olan eylerden kaçmak. ık giyinmek Sual: Pahalı kuma lardan elbise giymek israf ve haram mıdır? CEVAP Bazı kimseler, israfın mahiyetini bilmedikleri için, mubah olan birçok içece e bile haram demi lerdir. Harama helal, helala haram demek çok tehlikelidir. sraf haramdır. Fakat kendi görü üne göre, ( unlar israf oldu u için haramdır.) demek çok yanlı tır. Dinde herkes, kendi görü ünü ortaya koyarsa, insan sayısı kadar din ortaya çıkar. Buna da din de il, felsefe denir. E er islâm âlimlerinden nakil yapılırsa, fetva verilen kavil seçilirse, sadece bir hüküm meydana çıkar. Mubah olan i lerde niyet önemlidir. Niyet iyi olursa sevab, kötü olursa günah olur. Fakat haramlar, iyi niyetle de i lense haram olmaktan çıkmaz. Gücü yetenin pahalı kuma tan güzel elbise giymesi caizdir. Hadis-i erifte buyuruluyor ki: (Allahü teâlâ cemildir, cemal sahiplerini sever.) [Müslim] (Bahr-ür-raık)da buyuruluyor ki: (Cemal ile zineti birbirine karı tırmamalıdır! Cemal, çirkinli i gidermek vakar sahibi olmak ve ükretmek için nimeti göstermek demektir. Allahü teâlâ cemal sahibi olmayı övmektedir. Cemal için temiz, güzel giyinmek mubahtır. Kibir, gösteri için giyinmek haram olur.) [Oruç Bahsi] Vakar çin Giyinmek Cemal, çirkinli e, ba kalarının i renmelerine, alay etmelerine, hakaretlerine sebeb olacak eyleri yapmamak, bunları izale yani yok etmektir. Zinet [süs] ise, ba kalarını imrendirecek, onlara üstünlük sa lıyacak ve ö ünülecek eyleri yapmak demektir. Cemal sahibi olmak için bulundu u yerde adet olan eylerden, haram olmıyan en iyi elbiseyi giyinmek gerekir. Hz. Ömer, ( ki çe it elbiseniz olsun, biri ık, di eri de mütevazı. Elbisenin ık, temiz olması, insanın erefinin icabıdır) buyurdu. bni Ömer hazretleri de (Nasıl elbise giyineyim?) diye suâl soran birine, (A a ı kimselerin alayına, kültürlü kimselerin de seni ayıplamasına sebep olmıyacak bir elbise giy!) buyurmu tur. Hadis-i eriflerde buyuruldu ki: (Güzel giyinin ki, Allahın size verdi i nimetlerin eseri görülsün!) [Taberânî]

(Allah bir kuluna nimet verdi inde, o nimetin eserinin o kulun üzerinde görülmesini sever.) [Taberânî] Peygamber efendimiz, peri an kılıklı birine, malının olup olmadı ını sordu. O kimse de her çe it malının bulundu unu söyledi. Bu kimseye buyurdu ki: (Allah sana bir mal verince, bu nimetin eseri senin üzerinde görülsün.) [Nesâî] Hikmet ehli buyuruyor ki: (Öyle bir elbise giy ki, sen ona de il, o sana hizmet etsin!) Gösteri çin Giyinmek Süs ve gösteri için giyinmek ise haramdır. Hadis-i eriflerde buyuruldu ki: (Süsten kaçınmak imandandır.) [ bni Mace] (Allahü teâlâ mütevazı elbise giyineni sever.) [Beyhekî] (Süs ve gösteri için giydi i elbiseyi, üstünden çıkarmadı ı müddetçe Allahü teâlâ, ona rahmet etmez.) [Taberânî] (Kibir ve gösteri için, öhret sahibi kimselerin giydi i elbiseyi giyineni, Allahü teâlâ, o elbiseleri ile birlikte ate e atar.) [Ruzeyn] Görüldü ü gibi süs ve gösteri için elbise giyinmek haram, cemal için, müslümanlık erefi için ık giyinmek mubahtır. Elbise eski de olsa, temiz olmalıdır! Hadis-i eriflerde buyuruldu ki: (Ya Ai e, u iki elbiseyi yıka, bilmiyor musun elbiseler tesbih eder, kirlenince tesbih etmeleri kesilir.) [ bni Asakir] Mühim mevkide bulunan veya önemli bir zatın huzuruna çıkan kimsenin ık, temiz elbise giymesi gerekir. Allahü teâlânın huzuruna çıkıldı ı zaman buna daha çok dikkat etmelidir! (Her namaz kılarken, süslü, temiz, sevilen elbiselerinizi giyiniz!) mealindeki ayet-i kerime ile (Güzel koku gamı, güzel, temiz elbise kederi azaltır.) mealindeki hadis-i erife uymaya çalı malı, eski bile olsa temiz elbise giymelidir! [M.Rabbani, Edeb-üd-dünya, Bostan] Sui zan haramdır Sual: Dinde sui zannın durumu nedir? CEVAP Sui zan, bir kimseyi kötü zannetmek demektir. Hadis-i erifte buyuruldu ki: (Sui zan etmeyiniz! Sui zan, yanlı karar vermeye sebep olur. nsanların gizli eylerini ara tırmayınız, kusurlarını görmeyiniz, münaka a, hased ve dü manlık etmeyiniz, birbirinizi çeki tirmeyiniz, karde gibi birbirinizi seviniz! Müslüman müslümanın karde idir. Ona zulmetmez, yardım eder. Onu kendinden a a ı görmez.) [Müslim] Bir müminin günah i ledi ini zannetmek, sui zan olur. Kalbe gelen dü ünce, sui zan olmaz. E er kalb o tarafa meylederse, sui zan olur. (Kimseye sui zan etmemeli) demek yanlı tır. (Müslümana sui zan etmemeli) demelidir. Yani, müslüman oldu unu söyliyen ve küfre sebep olan bir sözde ve i te bulunmıyan kimsenin bir sözünden veya i inden hem imanı oldu u, hem de imansız oldu u anla ılırsa, imanlı oldu unu anlamalı, "Dinden çıktı" dememelidir. nsanları sui zandan kurtarmak için, töhmet yerlerinden uzak durmalıdır. Onların dedikodularına kendisi sebep oldu u için i liyecekleri günaha ortak olur. Peygamber efendimiz, hanımı ile konu urken, oradan geçenlere buyurdu ki: - Bu benim zevcemdir.

- Ya Resulallah, sizden de mi üphe edilir dediler. - Kan, insanın damarlarında dola tı ı gibi, eytan da insana nüfuz eder, kalbine üphe sokar. (Buharî) üphe Uyandırmamalı Ba kalarının sui zannına sebep olacak hareketlerden kaçmalıdır. Salih bir kimse, i e ile evine bir ey getirirken i eyi kapalı bir torba içine koymalıdır. Böyle yapmayıp da bir gazete ka ıdına sararak açıktan getirirse, sui zanna sebep olabilir."Acaba içki mi?" diyenler çıkabilir. Böyle, üphe uyandıracak hareketlerden uzak durmalı, ba kalarının kendi hakkında dedikodu etmesine sebep olmamalıdır. Bir ki i, bir kadınla üphe uyandıracak ekilde konu uyordu. Hz. Ömer, onun yanına varıp, öfkeli ekilde bakınca o ki i dedi ki: - Bu benim hanımımdır. Hz. Ömer o zaman buyurdu ki: -Peki hanımın ise ne diye üzerinize üphe çekecek ekilde konu uyorsunuz? Bir müslümanın bir sözünden veya bir i inden yüz ey anla ılsa, bunlardan 99u küfre sebep olsa, biri müslüman oldu unu gösterse, bu bir eyi anlamak, ona kâfir dememek gerekir. Allahü teâlâya da sui zan etmemelidir. Günahının affolunmayaca ını zannetmek, Ona sui zan olur. artlarına uygun tevbe yapılıca, her türlü günahı muhakkak affeder. Dilerse, ahırette küfürden ba ka günahları tevbesiz de affeder. Hadis-i kudside, (Kulum beni nasıl zannederse, ona zannetti i gibi muamele ederim.) buyuruldu. ( bni Hibban) Kabul edece ini ümit ederek tevbe edeni affeder. Hadis-i eriflerde buyuruldu ki: (Allahü teâlâya hüsn-i zan ediniz!) [Müslim] (Allahü teâlâya hüsn-i zan etmek, ibâdettir.) [Ebu Dâvud] (Allahü teâlâya yemin ederim ki, Allahü teâlâya kendisine hüsn-i zan ederek yapılan duâyı, elbette kabul eder.) [Berika] (Kıyamet günü, Allahü teâlâ bir kulunun Cehenneme atılmasını emreder. Cehenneme götürülürken arkasına dönerek, "Ya Rabbi! Dünyada sana hep hüsn-i zan ettim" deyince, "Onu Cehenneme götürmeyiniz! Kulumu bana olan zannı gibi kar ılarım" buyurur.) [Beyhekî] Peygamber efendimiz, ölüm halindeki bir gence sorar: - Kendini nasıl buluyorsun? - Günahlarımdan korkuyor; fakat Allahtan ümit kesmiyorum. - Bu korku ile ümit, u ölüm anında kimde bulunursa, Allahü teâlâ ona umdu unu verir ve onu korktu umdan emin kılar. ( . Gazalî) Rahmet ve Ümit Allahın rahmetinden ümidini kesmek çok tehlikelidir. Kur' kerimde buyuruluyor ki: an-ı (Kötü zanda bulundunuz. Bu yüzden helake mahkum kavim oldunuz.) [Feth 12] (Rabbinize olan [ümitsizli iniz, kötü] zannınız sizi helak etti.) [Fussilet 23] Allahü teâlâ, Hz.Davüda vahyetti ki: - Beni sev, beni seveni sev ve beni kullarıma sevdir! Beni sevsinler.

- Ya Rabbi bunu nasıl yapayım? - Nimet ve ihsanlarımı onlara hatırlat, onlar benden ancak iyilik beklesinler. Kadi Yahya bin Eksem hazretleri vefat edince, rüyada görüp halini sordular. O da, (Allahü teâlâ bana, (Ey kötü ihtiyar, unları niçin yaptın?) diye beni azarlayınca beni büyük bir korku kapladı. Ben de, "Ya Rabbi, böyle sorguya çekilece imi bildirmediler" dedim. (Ne bildirdiler) buyurdu. Ben de ravilerin ismini sayarak, (Ben azimü an müslüman olarak saçı sakalı a aran kuluma azab etmekten hayâ ederim) buyurdu unu bildirdiler, dedim. (Sen ve raviler sadıksınız. Ben de seni magfiret ettim) buyurdu. Bir ki i, insanları Allahın rahmetinden ümitsizli e dü ürür, onlara hep zorluk gösterirdi. Kıyamette Allahü teâlâ buna, (Sen kullarına rahmetimden ümit kestirdin. Bugün sen de rahmetimden mahrum kaldın) buyuracaktır. O hâlde her mümin, Allahü teâlânın azabından korkmakla beraber, rahmetinden de ümidini kesmemelidir! ( .Gazali) Su-i Zan ve Hüsn-i Zan Sual: Su-i zan nedir? Kur' kerimde bazı su-i zanların günah oldu u bildiriliyor. an-ı Bunlar hangisidir? CEVAP Su-i zan, bir kimseyi kötü zannetmektir. Kur' kerimde mealen buyuruluyor ki: an-ı (Ey iman edenler, su-i zan etmekten kendinizi koruyun! Zannetmenin bazısı günahtır.) [Hucurat 12] Günah olan zan, iyi kimseyi kötü zannetmektir. Günahının affolunmıyaca ını sanmak, Allahü teâlâya su-i zan olur. Müslümanı fâsık zannetmek su-i zan olur. Su-i zan haramdır. Haram i leyen kimseyi bilir ve onu sevmezse, su-i zan olmaz, bu d-i fillah olur, sevab olur. Müslümanın bir ayıbını görünce, ona hüsn-i zan etmeli, teviline çalı malıdır! Kalbe gelen bir dü ünce, su-i zan olmaz. Kalbin o tarafa kayması, meyletmesi su-i zan olur. Hadis-i erifte, (Su-i zan, yanlı karar vermeye sebep olur) buyuruldu. Salih veya fâsık oldu u bilinmiyen müslümana hüsn-i zan etmelidir! Hüsn-i zan, su-i zannın tersidir. Bir kimseyi iyi zannetmektir. Hüsn-i zan edileceklerin ba ında Allahü teâlâ gelir. Hadis-i erifte, (Allahü teâlâya hüsn-i zan etmek ibâdettir.) buyuruldu. Allahın rahmetinin, affının bol oldu unu bilmelidir. Günahlarımız çok olsa da Allahü teâlânın affedebilece ini dü ünmek hüsn-i zan olur. Kur' kerimde buyuruluyor ki: (Ey günahı an-ı çok olan kullarım, Allahın rahmetinden ümidinizi kesmeyin! Allahü teâlâ, bütün günahları affeder. O sonsuz ma firet ve nihayetsiz merhamet sahibidir.) [Zümer 53] Elbette bu günahların içinde irk, küfr yoktur. Ahırette Allahü teâlâ dilerse her günahı affedece ini fakat irki, küfrü asla affetmiyece ini bildiriyor. Dünyada iken irkten, küfrden tevbe edeni de affeder. mansız olarak öleni ise asla affetmez. Müslümanın hüsn-i zannı öyle olmalıdır: Bir çocuk görünce, bunun günahı yoktur, benim günahım vardır. O hâlde bu çocuk benden daha faziletlidir. Bir ya lı müslüman görünce, bunun ibâdeti benden daha fazladır, o hâlde benden daha faziletlidir. Bir islâm âlimi görünce, ben cahilim, bu benden ziyade âlimdir, öyle ise, benden daha faziletlidir. Bir cahil görünce, bu bilmeden günah i ler. Ama ben bilerek i lerim, öyle ise, bu benden efdaldir. Bir kâfir görünce, olur ki, dünyadan iman ile gider. Benim imanla gidip gitmeyece im ise, belli de ildir. u hâlde, benden daha faziletli olabilir diye dü ünmeli! (Ey O. lm.) Zan ile küfür isnadı

Sual: Bir arkada , kendi fikrinde olmıyan herkese "kâfir" veya "Belâm" diyor. Mesela bir müslüman Amerikaya gitse, "kâfirle dost olmak küfürdür, münafıklıktır" diyor, lânet ediyor. Böyle zan ile küfür isnadı caiz midir? CEVAP mam-ı Gazalî hazretleri buyuruyor ki: Zan ile, bir müslümana sapık, münafık demek, kincilik olur. Bunlar do ru de ilse, söyliyen sapık ve kâfir olur. Peygamber efendimiz hanımı ile konu urken, iki gencin baktı ını görünce, (Bu hanımım) buyurur. (Ya Resulallah, senin hakkında hayırdan ba ka ey dü ünemeyiz) diyen gençlere, (Kanın damarlarda dola tı ı gibi, eytan da, insanın içine girer. Size verece i vesveseden korktu um için vaziyeti izah ettim) buyurur. (Buharî) Hz. Hatib bin Ebi Belteanın, mü riklere yazdı ı mektup yakalandıktan sonra, Hz. Ömer, bunu münafık sanıp öldürmek istedi. Peygamber efendimiz, (Allahü teâlâ, Bedir gazasında bulunanlara " stedi inizi yapın, her i inizi affettim" buyurdu. Bu da onlardandır) diye ikaz edince, Hz. Ömer a lamaya ba ladı. O hâlde zan ile hareket etmek yanlı tır. Kur' kerimde (Su-i zan etmeyin), hadis-i an-ı erifte de (Su-i zan, yanlı karar vermeye sebep olur) buyuruldu. (Buharî) Müslümana Su-i zan Bir müslümanın bir i inden yüz ey anla ılsa, bunlardan biri, onun imanlı, 99u ise, kâfir oldu unu gösterse, müslümana su-i zan etmemeli, kâfir dememelidir! (Berika) Yalan söylemek münafıklık alametidir. Fakat her yalan söyliyene münafık denmez. (Münafı a en a ır gelen namaz, yatsı ile sabahı cemaatle kılmaktır) hadis-i erifinden dolayı, sabah namazına mescide gelmiyen herkese münafık demek do ru olmaz. (Buharî) (Mümin imrenir, münafık hased eder) hadis-i erifi, münafı ın, müslümanların ilerlemesini çekemedi ine de i aret etmektedir. ( . Maverdi) Bir müslüman, yabancı bir diyarda, dinsizlerin arasında kalıp, zaruretlerden dolayı müslümanlı ını gizlese, namazlarını gizli kılsa, bu kimsenin yaptı ına münafıklık denmez, müdara denir. Müdara, dini zarardan kurtarmak için dünya menfaatinden vermek, insanlarla iyi geçinmektir. Hadis-i eriflerde (Allahü teâlâ, farzı emretti i gibi, müdarayı da emretti) buyuruldu. (Deylemî) Müdaranın zıttı, müdahenedir. Müdahene, dünyalık ele geçirmek için dinden taviz vermektir, haramdır. Hadis-i erifte (Günah i liyene müdahene edip, gücü yeterken nehyi münkeri terkeden, kabrinden maymun ve domuz eklinde kalkar) buyuruldu. ( ira) Kendine veya ba kasına zarar gelme korkusundan dolayı iyili i emredip haramı men etmek mümkün olmazsa, böyle durumlarda fitneye mani olmak için susmaya müdara denir. Cihadda hile yapmak, yalan söylemek caiz ve gerekir. Mesela, dü manın biri, Hz. Alinin kar ısına kılıçla çıkıp, ( imdi seni benim elimden kim kurtarabilir?) der. Hz. Ali de, parma ı ile adamın arkasını gösterip (Peki dövü elim, fakat iki ki iyle mi?) der. Dü man, arkamdaki kim diye bakınca, Hz. Ali, kılıcını çekip, dü manını zararsız hâle getirir. Dü manı, (Bana hile yaptın?) der. Hz. Ali de (Harb hiledir) hadis-i erifini bildirir. O hâlde müslümana su-i zandan sakınmalıdır! Zaruret ve Haramlar Müslümanım diyen, kelime-i ehadet söyliyen kimseye kâfir denmez. Bir sava ta, kelime-i ehadet getiren birisini öldüren kimseye, Resulullah efendimiz (Kelime-i ehadet söyleyeni niçin öldürdün?) buyurdu. O kimse de, "Dili ile söylüyor, kalbi ile inkar ediyordu" dedi. (Kalbini yarıp da baktın mı?) diyerek onu tekdir buyurdu. (M.Kainat) Zaruretsiz le yemek, faiz alıp vermek haramdır. Açlıktan ölecek kimsenin yiyecek mubah bir ey bulamayınca le yemesi veya faizle para alması günah olmaz. Çünkü

"zaruretler haramları mubah kılar." Zaruretle le yiyene (haram yiyor) demek, lânet etmek iyi niyetli müslümana yakı maz. (Kul lânet edince, lânet edilen buna müstehak de ilse, kendine döner) hadis-i erifi unutulmamalıdır! (Beyhekî) Hizmet kervanını çekemiyen çıkabilir. Hased etmek, Allahü teâlânın takdirini de i tirmez. Hased edilene de, bir zarar gelmez, aksine faidesi olur. Hased edenin ömrü üzüntü ile geçer. Hased etti i kimselerdeki nimetlerin arttı ını görerek, sinir krizi geçirir. Hadis-i erifte (Müminin kalbinde imanla hased bir arada bulunmaz) buyuruldu. (Beyhekî) Müslümana su-i zan edip, kâfir diyen, kazdı ı kuyuya kendi dü er. Çünkü Rabbimiz, mazlumun hakkını zâlimde bırakmaz. Söz Ta ımak Sual: Birinin, ba ka biri hakkında söyledi i sözü, hiç ekleme yapmadan ona götürmek de ko uculuk mu? Mesela "Ay e hanım senin hakkında öyle dedi." demek ko uculu a girer mi? CEVAP Do ru olarak söz ta ımak da ko uculuk olur. Yalan katılırsa iftira da olur. Ko uculuk günahtır. Ahırette cezası a ır oldu u gibi, dünyada da insanların aralarının açılmasına sebep olur. Vebalinin a ırlı ı dü ünülerek "Ta ta ı da, söz ta ıma" derler. Hadis-i eriflerde buyuruldu ki: (Ko uculuk, kabir azabına sebep olur.) [Beyhekî] (Hasetçi, ko ucu ve falcı benden de ildir.) [Taberânî] (Sizin en kötünüz, söz ta ıyan, dostların arasını bozan ve ayıp ara tırandır.) [ .Maverdi] (Ko ucular ve etti i iyili i ba a kakanlar melundur.) [ .Maverdi] Bu hadis-i eriflerde geçen (Cennete giremez), (Benden de ildir) ve (Melundur) gibi ifadeler "tevbe edip helalla madan ölen, cezasını çekmeden Cennete giremez" manasındadır. E er bu kimseler affa veya efaate kavu ursa, Cennete girer. Yahut insanın sevabları çok olur, günahlarından fazla gelirse, yine Cennete girer. Ehl-i sünnet itikadında, günah i liyene kâfir denmez. Ko uculuk [söz ta ımak] Laf ta ımak çok kütüdür. Hadis-i eriflerde buyuruldu ki: (Söz ta ıyan Cennete girmez.) [Buharî] (En kötünüz söz ta ıyan, aranızı bozan ve insanları birbirine dü ürendir.) [Taberânî] (Söz ta ıyan helalzade de ildir.) [Hakim] (Söz ta ıyanlar, ko ucular, kıyamette maymun suretinde ha rolunur.) [R.Nasihin] (Söz ta ımak için yürüyene, Allahü teâlâ kabrinde bir ate musallat eder. O ate onu kıyamete kadar yakar.) [ ira] Salih bir zat, kendisine söz getiren kimseye buyurdu ki: (Bize üç kötülük getirdin. 1Sevdi im kimseyi bana dü man etmek istiyorsun. 2- Huzurlu kalbimi karı tırdın. 3Benim yanımda adil, iyi bir kimse idin, kendini fâsık, kusurlu yaptın.) Ko uculuk afetinden kurtulmak için, söz getirene kar ı u altı eyi yapmak gerekir: 1- Ona inanmamalıdır. Çünkü söz getiren fâsıktır. Fâsı ın sözüne inanılmaz. Onun sözü ile hareket edilmez. (Hucurat 6)

Büyük bir zat (Ko ucunun sözlerini kabul etmek, ko uculuktan daha kötüdür) buyuruyor. 2- Ona nasihat etmeli, bu günahtan nehyetmelidir. Çünkü yaptı ı i münkerdir. Allahü teâlâ, (Münkerden nehyet) buyuruyor. (Lokman 17) 3- Onu sevme! Çünkü söz ta ımakla asi olmu , günah i lemi tir. Böyle asi kimse sevilmez. Onu dü man bilmelidir! 4- Söz getirdi i kimseye acaba hakikaten söylemi mi diye sui zanda bulunup da ona kin tutma! Çünkü sui zan haramdır. Hadis-i erifte buyuruldu ki: (Sui zan etmeyiniz! Sui zan, yanlı karar vermeye sebep olur. nsanların gizli eylerini ara tırmayın, kusurlarını görmeyin, münaka a, hased ve dü manlık etmeyin, birbirinizi çeki tirmeyin, karde gibi birbirinizi sevin!) [Müslim] 5- Getirilen sözün do ru olup olmadı ını ara tırma! Çünkü tecessüsü, günahları ara tırmayı, Allahü teâlâ yasak etmi , (Birbirinizin kusurunu ara tırmayın) buyurmu tur. (Hucurat 12) 6- Getirilen söz hakkında kimseye bir ey söyleme! E er söylersen, ba kasının perdesini yırtmı , günahını meydana çıkarmı olursun. Müslümanların kusurlarını gizlemek gerekir. Hadis-i erifte buyuruldu ki: (Din karde inin kötülü ünü gizleyenin kusurları, kıyamette gizlenir) [Taberânî] Hased etmek Sual: Hased nedir? CEVAP Hased, bir kimsenin hayırlı bir i i veya evi, malı, mülkü, ilmi olsa, o kimseden bunların gitmesini, onda olmayıp, kendinde olmasını istemektir. Onda oldu u gibi kendisinde de olmasını istemek hased olmaz. Buna gıpta etmek, imrenmek denir. Günâh de ildir. Ba kasının, kendinden üstün olan her eyini kıskanan, ya’nî ondaki üstünlü ün, yalnız kendinde olmasını isteyene, kıskanç denir. Bu hâl, en kötü huylardan biridir. Kıskanç insan, ömrü boyunca rahatsız insandır. Böyle insan, kendinden a a ı olan insanı görmez de, kendinden yüksek ve varlıklı insanın her eyini görür ve onu kıskanır. Kıskanç insan, Allahü teâlânın kendisine verdi i eylere râzı olmayan insan demektir. Allahü teâlânın verdi ine râzı olmayan insandan, Allahü teâlâ da râzı olmaz. Allahü teâlânın bir insandan râzı olmaması ise, felâketlerin en büyü üdür. Artık o insan, dünyada da, âhırette de zarardadır. Bunun için, kendisinde kıskançlık ve hased duygusu oldu unu gören, bu kötü huyundan sıyrılmalıdır. nsanlar, kendilerini ıslâh edebilirler. Kıskançlıktan kurtulanlar rahat ve huzûra kavu ur. Bu i , zenginlik ve fakîrlik i i de ildir. Bu i , kalbin zenginli i ve fakîrli i i idir. Kusûrları görmeyiniz Hadîs-i erîflerde buyuruldu ki: ( nsanların gizli eylerini ara tırmayın, kusûrlarını görmeyin, dü manlık ve hased etmeyin, birbirinizi karde gibi sevin, çeki tirmeyin. Müslüman Müslümanın karde idir, ona zulmetmez, yardım eder. Onu, kendinden a a ı görmez.) [Buhârî] (Mü’min, gıpta eder, imrenir; münâfık ise, hased eder.) [ . Mâverdî] (Mü’minin kalbinde îmânla hased bir arada bulunmaz.) [Beyhekî] (Müslümanlar hayırlı olur. Hased edince hayr kalmaz.) [Taberânî] (Hasedden kurtulmak zordur. Hased etti iniz kimseyi incitmeyiniz!) [ .Ahmed]

(Hasedden sakınınız! Ate odunu yakıp yok etti i gibi, hased de hasenâtı yok eder.) [Ebû Dâvüd] Hased etmek, Allahü teâlânın takdîrini de i tirmez. Hasetçi, bo una yorulur, üzülür. Üstelik büyük günâha girmi olur. Hasedin, hased edilene dünyada ve âhırette hiç zararı olmaz. Üstelik faydası olur. Hiçbir hasetçi murâdına kavu mamı tır. Hased, sinirleri bozar, ömrün kısalmasına sebep olur. Esma’î diyor ki, 120 ya ındaki bir köylüye çok ya amasının sırrını sordum, hiç hased etmedi ini söyledi. Hased edilene, dünya ve âhırette, hiç zarar olmaz. Hased edenin ömrü üzüntü ile geçer. Hased etti i kimsenin ni’metlerinin azalmadı ını, hattâ arttı ını görerek, sinir krizi geçirir. Hasedden kurtulmak için, ona hediye vermeli, ona kar ı tevâzu göstermeli ve onun ni’metinin artması için duâ etmelidir. Do ru olan bir eyi kabûl etmemeye inat denir. nat, kar ımızdakini a a ı görmek, ondan nefret etmek, ona dü manlık beslemek, hased etmek gibi sebeplerden meydana gelir. Hakkı, dü manımız da söylese kabûl etmeliyiz! Hadîs-i erîfte buyuruldu ki: (Allahın en sevmedi i kimse, hakkı kabûl etmekte inat edendir.) [Buhârî] Hasede sebep olan eyler Sual: Haset nedir ve hasede sebep olan eyler nelerdir? CEVAP Hz. mâm-ı Gazâlî buyurdu ki: Haset, bir kimsenin elindeki nîmeti ona çok görüp, onun elinden gitmesini istemek demektir ve haramdır. Ancak kötü birinin, eline geçen servet ile fitne uyandırdı ı, bu sebeple ara bozup herkese eziyet etti i zaman, bu nîmetin onun elinden çıkmasını istemek, bu adamın bu varlı ına memnun olmamak, günah de ildir. Çünkü, sen onun yok olmasını, nîmet oldu u için de il, onu kötülükte kullandı ı için istiyorsun. âyet adam yaptı ı fesadlıktan vazgeçseydi, onun elindeki nîmete üzülecek de ildin. Allahü teâlânın taksîmâtındaki kazâsına rızâ göstermemek, hasedin haram oldu una delâlet etmektedir. Sana zararı dokunmayan bir müslümanın rahata ula masına ho lanmamak, hasetten ba ka ey de ildir. Hasedin dereceleri 1- Haset etti i kimsenin elindeki nîmetin yok olmasını istemektir. Bu nîmet ister kendi eline geçsin, ister geçmesin, yeter ki onda bulunmasın. Hasedin en kötü olanı budur. 2- Haset etti i adamın elindeki nîmetin, kendi eline geçmesini istemektir. Meselâ, adamın güzel evi veya güzel arabası var, yahut üstün mevkidedir. Adamın, “Bunlar benim olsa” demesidir. Bunun arzusu o nîmete sâhip olmaktır. Maksadı, o nîmeti kendisinin elde etmesidir. Yoksa birincisinde oldu u gibi, “Ne onda, ne de bende olsun” eklinde de ildir. Ba kası bu nîmetten neden istifade ediyor, demiyor, ben neden istifade edemiyorum, diyor. Ondaki nîmet bende olsun demek uygun de ildir. 3- Ondaki nîmetin benzerinin kendisinde olmasını istemesidir. âyet kendi eline onun gibisi geçmeyecekse, onda da olmasın diye, arzu etmesidir. Kur’ân-ı kerîmde meâlen buyuruldu ki: (Allahın kiminizi kiminizden üstün kılmaya vesîle yaptı ı eyleri ummayın!) [Nisâ 32] 4- Onda olan nîmet gibi bir nîmetin de kendi elinde bulunmasını arzu etmek, fakat onun elindeki nîmetin elinden çıkmasını istememektir. te bu, dünyalık husûsunda ise affedilmi tir. Hasede sebep olan eyler:

1- Dü manlık: nsan, kendisine veya bâzılarına yaptı ı kötülük sebebiyle birine dü manlık eder, kin besler. Kin ise intikam ile yatı ır. Dü manına bir felâket geldi i zaman, bunu kendi kerâmetine hamlederek buna sevinir ve bunu kendi mükâfatı sanır. 2- Çekememek: Varlık sâhibinin üstünlük taslaması onun a rına gider. Emsâllerinden biri mevkî, ilim veya servet sâhibi oldu u takdirde, kendisine kar ı kibirleneceklerinden, kendisinin buna dayanamıyaca ı için haset eder. Yâni hasedi, kendi kibrinden dolayı de il, kar ısındakinin kibrine dayanamayaca ından dolayıdır. 3- Kibir: Kibirlenip, kar ısındakini küçük görüp kendine hizmet ettirmesi ve bütün arzularında kendi emrinde olması iste idir. Birinin ba ına bir devlet ku u konsa, buna haset eder. Kâfirlerin ço unun Resûl-i Ekrem’e kar ı hasedi, onun kendilerine kar ı ululuk iddiâ etmesi korkusundandır. (Biz ulu kimseler iken bir öksüz nasıl olur da ba ımıza geçer ve biz ona nasıl boyun e eriz) dediler. 4- a kınlık: Aynı tahsilli, aynı ya ta ve aynı memleketli olmasına ra men bâzı arkada larının mal, mülk sâhibi olmalarına hayret edip kıskanır. 5- Gâyesine ula amama korkusu: Bu da iki ki inin bir maksatta birbirine üstünlük arzusuna dayanır. Arzusuna tek ba ına ula abilmekte kendisine yardımcı olan her nîmete, öbürü haset eder. Birinin o arzuya eri ip di erinin eri ememesi hâlinde birbirine haset ederler. Ana-babanın sevgisini kazanmaktaki evlâdların yarı ması, talebelerin hocalarının sevgisini kazanmaktaki yarı maları, gazetecilerin okuyucu çekmek için yarı ması ve birbirine haset etmeleri hepsi bu kısımdandır. Her iki tarafın maksadı aynıdır. Maksatlarına ula makta birbirine haset ederler. 6- Lider olma sevdâsı: Bir kimse, herhangi bir ilim dalında, parmakla gösterilen tek bir insan olmayı arzu eder. Övülmek sevgisi kendisine galebe çaldı ı zaman, insanlar tarafından, “ te bu kimse, kendi sahasında zamanının tek insanıdır, emsâli yoktur” gibi sözlerle övülünce, buna sevinir. “Falan yerde de bu sahada üstün biri var” diye duydu u zaman canı sıkılır. Bu ki inin, kendisiyle ortak olan bu varlı ının, elinden gitmesini ve hattâ ölümünü bile arzu eder. Bu ortaklık mevkide, ilimde, san’atta, güzellikte, servette ve benzerlerinde olabilir. Cihanda emsâlsiz ve tek kalması sebebiyle sevindi i her hususta durum aynıdır. Burada hasedin sebebi tek ba ına otorite olmak sevdâsından ba ka bir ey de ildir. Yahûdî âlimleri, Resûl-i Ekremin hak peygamber oldu unu bildikleri hâlde, ba kanlıklarının elden gidece inden korktukları için, Peygamberimize haset ederek inkâra kalkı tılar. 7- Kötü huy: Hiçbir sebep olmadan kötü huyu, cimrili i sebebiyle kimsede bir varlık görmek istemez ve onlara haset eder. Ona, bu nîmetlere Allahın mazhar kıldı ı bir kimsenin iyiliklerinden bahsedilince, canı sıkılır. Bu ki i, dâimâ ba kalarının gerilemelerini seven ve Allahü teâlânın lûtfuna cimrilik gösteren bir insandır. Kimi de var, ba kasının malında cimrilik eder, yâni ba kasının malını da ba kasına revâ görmez. Aralarında hiçbir alâka bulunmadı ı hâlde, Allahü teâlânın kullarına verdi i nîmete cimrilik eder ve onlara haset etmeye ba lar. Bunun kötü huyluluktan ba ka bir sebebi yoktur. Bunun tedâvisi pek zordur. Hz.Enes anlatır: Resûl-i Ekrem, ( imdi içeri Cennetlik bir zat girecektir) buyurdu. Az sonra, Ensâr’dan, bir adam çıkageldi. Ertesi gün, Resûl-i Ekrem yine önceki gibi söyledi. Yine aynı adam çıkageldi. Üçüncü gün de aynı ey oldu. Abdullah bin Amr, o adamın evinde birkaç gün misâfir kaldıktan sonra unları anlattı: - Üç gece onunla kaldım. Gece kalkıp namaz kılmadı. Bizlerden fazla bir ibâdet yapmadı ı hâlde Cennetlik olu unun sebebini anlayamadım. Adama dedim ki: - Resûlullah seni niçin övüyor? - Hiç kimseye haset etmem. - imdi anla ıldı. Seni o dereceye ula tıran budur. ( .Ahmed)

Hz.Mûsâ’nın imrendi i zat Hazret-i Mûsâ, sâlih bir zata imrenip, kim oldu u sordu. Allahü teâlâ, (Bu zat, u üç amel ile bu mertebeye ula mı tır: Kimseye haset etmedi, ana-babasına âsi olmadı ve söz ta ımadı) buyurdu. Hz.Zekeriyyâ da Allahü teâlânın öyle buyurdu unu haber veriyor: (Haset eden kimse, nîmetime dü man olan, kazâma kızan, kullarım arasındaki taksîmâtıma râzı olmayan biridir.) Zatın birisi bir hükümdara der ki: - Sana iyilik edene fazlasını yap, kötülük edene bir ey yapma, onun kötülü ü kendine yeter. Bunu gören biri, bu zatı çekemiyerek hükümdara der ki: - Bu zat, bana senin nefesinin koktu unu söyledi. - Do ru mu söylüyorsun? - Elbette do ru, yanına yakla ınca a zını, burnunu tutarsa sözüm do ru çıkacaktır. - Bir tecrübe edelim. Bir gün o adam, o zatı yeme e dâvet eder ve sarmısaklı yemek yedirir. Sonra da der ki: - Hükümdarı rahatsız etmemek için ona fazla yakla ma! Bu zat yine hükümdarın huzuruna girer ve kar ısında beklerken, hükümdar tecrübe etmek için adama der ki: - Yanıma yakla ! O zat da a zını, burnunu tutarak hükümdara yakla ır. Hükümdar kendi kendine, adamın do ru söyledi ine inanır ve eline kâ ıt kalem alarak bir yazı yazıp, o zata der ki: - Bu mektubu falan kumandana götür! O zat, mektubu alıp dı arı çıkınca, kendisine yemek yediren adama rastlar. Der ki: - Elindeki ne? O zat da, hükümdarın kendi eliyle yazdı ı fermanlar genel olarak birer ikrâm verilmesi gereken yazılar oldu u için der ki: - Hükümdar bir miktar hediye yazmı tır, onu almaya gidiyorum. - Ne olur, bu kâ ıdı bana ver. - Buyurun alın! Adam kâ ıdı alıp kumandana gider. Yazı tamamen umulanın aksine çıkar. Me erse hükümdar kâ ıda, “Bu kâ ıdı getiren adamı cezâlandır” diye yazmı tır. Bunu duyan adam, “Bunun sâhibi ben de ilim, istersen, esas sâhibini getireyim” derse de, fayda vermez. Emir yerine getirilir. Ertesi gün aynı zat, yine hükümdarın huzuruna çıkınca, hükümdar der ki: - Sana dün verdi im mektup ne oldu? O zat durumu anlatır. Hükümdar sorar: - Benim nefesimin koktu unu söylüyormu sun, do ru mu idi? - Hayır, böyle bir ey yok. - Öyle ise neden bana yakla ınca burnunu kapadın? - O adam, bana sarmısaklı yemek yedirmi ti. Kokusu sizi rahatsız etmesin diye a zımı kapadım. Böylece burnum da kapanmı oldu. Hükümdar mes’eleyi ö renince der ki:

- Kötülük yapan kötülü ünün cezâsını buldu. Hazret-i Safiyye anlatır: Bir gün, babam amcama sordu: - Bu Peygamber hakkında ne diyorsun? - Hazret-i Mûsâ’nın müjdeledi i Peygamberdir. - O hâlde niçin îmân etmiyorsun? - Bizden gelmedi i için, ölünceye kadar dü manlık edece iz. te hasedin vardı ı acı nokta... Hasedin zararları Haset edilen kimse, senin zulmüne u ramı , bir mazlumdur. Hele haset edip çeki tirir, kötülüklerini söylersen, bunlar senin ona verdi in hediyelerdir. Hep onun ekme ine ya sürmü oluyorsun. Yani ona ibâdetlerinin sevabını verip, onun günahlarını yükleniyorsun. Böylece kıyamette müflis olacaksın. Dü man, hasmının belâdan belâya u ramasını ister. Haset hastalı ı ile senin yüklendi in belâ, bütün felaketlerden büyüktür. Dü manlarının en büyük arzuları kendilerinin refahta, hasımlarının sıkıntıda olmalarıdır. Sen kendi kendine onların arzularına uymu oldun. Bunun için dü manın, senin ölmeni de il, böylece sürünmeni, ellerindeki nimetlere bakarak haset ate i içinde hep kıvranmanı isterler. Bunları dü ünebilirsen, kendi kendinin dü manı ve dü manının dostu oldu unu kolaylıkla anlamı olursun. Çünkü davranı ın, dünya ve ahırette senin aleyhine, hasmının lehinedir. Bu i in zararı senin, kârı onundur. Herkesin yanında nefret edilirsin. Allah katında da kötü birisisin. Sen istesen de istemesen de haset etti in kimsenin nimeti devam eder gider. E er ahıretdeki halini rüyada bile görebilseydin, korkunç bir manzara ile kar ıla ırdın. Halin, tıpkı, öldürmek için dü mana kur un atan, fakat mermisi geri teperek gözüne isabet edip gözünü çıkaran ve buna fazla sinirlenerek ikinci kur unu atan ve ikinci mermi de aynı ekilde geri teperek di er gözünü çıkaran, buna daha da sinirlenerek attı ı üçüncü kur unun yine kendi beynine saplanan ve hasmı esenlik içinde bulunan ki inin durumuna benzer. O, durmadan hasmını hedef alıp kur un atar, mermiler ise geri teperek kendisine isabet eder. Bunun bu haline, dü manları kahkaha savurur. te eytan böyle maskara eder. Haset edenin durumu bundan da fecidir. Çünkü bu ki inin hasmına atıp tersine dönerek kör olmasına sebep oldu u gözleri, nihayet ölüme kadar ya ayacak ve ölüm ile onlar da yok olacaktı. Ama hasedden meydana gelen günah, ölüm ile yok olmaz. Bu sebeple Allahı öfkelendirir ve Cehenneme girer. Gözünün kör olması, Cehenneme girip Cehennemin kendisini yakmasından, elbette çok daha hafiftir. u i e bak! O, haset etti i kimsenin nimetinin elinden alınmasını isterken, Allahü teâlâ o nimeti almadı ı gibi, ötekini sıkıntıdan sıkıntıya sokmu tur. Kur' kerimde mealen an-ı buyuruluyor ki: (Ki i kazdı ı kuyuya kendi dü er.) [Fatır 43] Çok kere dü manı için istedi i aynen kendi ba ına gelir. Hz. Ai e diyor ki: (Hz.Osman hakkında ne arzu ettimse, aynen kendi ba ıma geldi. E er öldürülmesini isteseydim, ben öldürülürdüm.) Bunlar, hasedin ilim ile tedavisidir. E er akl-ı selim ile dü ünürsen, haset ate ini kalbinde söndürürsün. Çünkü hasedin, kendini helak etti ini, dü manını sevindirdi ini, haset sebebiyle huzurunun bozuldu unu ve neticede Allahın hı mına u radı ını bilirsin. Hasedin amel ile tedavisi öyledir:

Haset arzularının aksini yapmakla hasedini tahakküm altına alırsın. Mesela, hasmını kötülemek istersen, hemen onu öv, kibretmek istersen tevazu göster, ondan özür dile, ayet vermemeyi teklif ederse, vermeye gayret et! Yapmacık da olsa tatlılık, kini ortadan kaldırır ve gönülleri birbirine ba lar. Bu sayede kalb, haset hastalı ından kurtulur. Haset edilen kimse, senin böyle zoraki yaptı ını bilse de, yine memnun kalır ve seni sevmeye ba lar, bu suretle kar ılıklı sevgi ba lar ve haset hastalı ı da kaybolur. Çünkü tevazu, övmek ve sevgisini bildirmek, kar ısındakine etki ederek onu sever. Zoraki yaptı ı iyilikler, zamanla huy haline gelir. Böylece hasedden kurtulmu olursun. Elbette bu arada eytan bo durmaz, senin bu durumun onu çok üzer, sana (münafıklık yapıyorsun) diye vesvese verir. Sen de, münafıklık zilletine dü meyeyim diye sakın eytanın oyununa gelme! Hastalıklar acı ilaçlarla tedavi edilir. lacın acılı ına dayanamayan, ifanın zevkine eremez. Hasedin tedavisinde kullanılan, dü mana kar ı alçak gönüllülük, onu övme gibi hallerin acılı ını, ancak yukarıda bildirilen manaları bilmek kolayla tırır. Ayrıca Allahü teâlânın kazasına rıza ile elde edilecek sevab, Allahın sevdi ini sevmek de bu güçlü ü yener. Murada ermemek zillettir. Bu zilletten kurtulu ancak iki eyin biriyle mümkündür. Ya diledi in ey olacak veya olacak eyi dileyeceksin. 1.si senin elinde olmadı ı için, bu hususta u ra mak manasızdır. 2.si ise mücahede ve riyazet ile mümkündür. O hâlde akıllı olan, bu ikinci çareye ba vurur. [Riyazet, nefsin arzularını yapmamak demektir. Nefs ahmak oldu u için her istedi i kendi zararınadır. Nefs daima haramları ister. Mücahede ise, nefsin istemedi i eyleri yapmaktır. Nefsimiz, iyilik ve ibâdet etmemizi istemez. Nefse, günahlardan kaçmak, ibâdet etmekten daha güç gelir. Onun için günahtan kaçmak daha sevabdır.] ( hya) Yahudi iftirası Sual: Bazı kimseler, haset yüzünden çok iyi tanıdı ım bir müslümana yahudi diyorlar. Hâlbuki bildi iniz gibi, bir kimse istedi i dini seçebilir. Fakat hiç kimse yahudi olamaz. Yahudi olmak için yahudi olarak do mak arttır. Böyle haset ederek bir müslümana yahudi demenin dindeki yeri nedir? CEVAP M.Hadimi hazretleri buyuruyor ki: (Hased etmek, Allahü teâlânın takdirini de i tirmez. Hasetçi, bo una yorulmu , üzülmü olur. Üstelik büyük günaha girmi olur. Hased, sinirleri bozar, ömrün azalmasına sebep olur. Hasedin, hased edilene dünyada ve ahirette hiç zararı olmaz. Üstelik faydası olur. Hased etti i kimsede nimetlerin azalmadı ını, arttı ını [kervanın yürüdü ünü] görerek sinir krizleri geçirir. Hadis-i eriflerde buyuruldu ki: (Mümin imrenir, münafık hased eder.) [ .Maverdi] (Müminin kalbinde, imanla hased bir arada bulunmaz.) [Beyhekî] (Müslümanlar hayırlı olur. Hased edince hayr kalmaz.) [Taberânî] (Hased edenler benden de ildir, ben de onlardan de ilim.) [Taberânî] Berikadaki bu yazı hasedin ne kadar kötü oldu unu göstermektedir. Hasedçinin yalan söylemesi, iftira etmesi ayrı bir günahtır. Hadis-i eriflerde buyuruldu ki: (Bir kimse, bir mümin hakkında olmıyan bir ey söylerse, iftiraya u rıyan kimse, onu affedinceye kadar, Allahü teâlâ onu Cehenneme sokar.) [Ebu Dâvud] (Bir müminde her haslet bulunabilir. Ancak hıyanet ve yalan bulunamaz.) [ bni Ebi eybe]

(Yalan, münafıklıktan bir kapıdır.) [ bni Adi] Kur' kerimde mealen buyuruluyor ki: an-ı (Yalan söyliyenler, iftira edenler, ancak Allahü teâlânın ayetlerine inanmıyanlardır. te onlar, yalancıların ta kendileridir.) [Nahl 105 Beydavi] Hased hasenatı yok eder Sual: Hasedin en az zararı nedir, kurtulmak için ne yapmalı? CEVAP Hased, ibâdetlerin sevabını giderir. Hadis-i eriflerde buyuruldu ki; (Hased etmekten sakının. Bilin ki, ate odunu yok etti i gibi, hased de hasenatı yok eder) (E.Davüd) (Geçmi ümmetlerden iki kötülük sizlere bula tı: Hased ve bu uz. Onlar dinlerinin kökünü kazıyıp yok ettiler. Yemin ederim ki, imanı olmıyan Cennete girmez. Birbirinizi sevmedikçe, imana kavu amazsınız. Birbirinizi sevmek için çok selamla ın!) [Tirmizî] Hased etmek, Allahü teâlânın takdirini de i tirmez. Bo una üzülmü , yorulmu olur. Kazandı ı günahlar da, cabası olur. Hiçbir hasedçi muradına kavu mamı tır. Kimseden hurmet görmemi tir. Hased, sinirleri bozar. Ömrünün azalmasına sebep olur. Ebülleys-i Semerkandi hazretleri diyor ki: (Üç kimsenin duâsı kabul olmaz: Haram yiyenin, gıybet edenin, hased edenin.) Hasedden kurtulmak için, ona hediyye göndermeli, nasihat vermeli, onu medhetmelidir. Ona kar ı tevazu göstermelidir. Onun nimetinin artmasına duâ etmelidir. Gayret etmek Sual: Haset etmek, gıpta etmek, gayret etmek ne demektir? CEVAP Haset, kıskanmak, çekememek demektir. Yani, Allahü teâlânın birisine vermi oldu u nimetin ondan gitmesini istemek demektir. Ondan gitmesini istemeyip de, kendisinde de olmasını istemek, haset olmaz. Buna gıpta etmek, imrenmek denir. Gıpta güzel bir huydur. slamiyetin ahkâmına, yani farzları yapmaya ve haramlardan sakınmaya riayet eden, gözeten salih kimseye gıpta edilmesi vacibdir. Dünya nimetleri için gıpta etmek tenzihen mekruh olur. Birisinde bulunan kötü, zararlı eyin gitmesini istemek, gayret olur. Gayret gösterene de gayur denir. Gayret, bir kimsede olan hakkına, onun ba kasını ortak etmesini istememektir. Hadis-i eriflerde buyuruldu ki: (Mümin gayur olur. Allahü teâlâ ise daha gayurdur.) [Müslim] (Allahtan daha gayuru yoktur ve mümine gayret etti i için fuh u yasaklamı tır.) [Buharî] (Namus gayreti imandandır.) [Deylemî] Namusunu kıskanmayana deyyus denir. Hadis-i erifte buyuruldu ki: (Allahü teâlâ, cenneti yaratınca, “deyyus senin kokunu bile duyamaz” buyurdu.) [Deylemî] Allahü teâlânın gayret etmesi, kulunun kötü, çirkin ey yapmasına razı olmamasıdır. nsanın Allahü teâlâya gayret etmesi, haram i lenmesini istememekle olur. Yusuf aleyhisselamın, (Sultanın yanında benim ismimi söyle!) demesi gayret-i ilâhiyyeye dokunarak, senelerce zindanda kalmasına sebep oldu. brahim aleyhisselamın,

o lu smail’in dünyaya gelmesine sevinmesi, gayret-i ilâhiye dokunarak, bunu kurban etmesi emrolundu. Allahü teâlânın çok sevdiklerine, bazı evliyaya böyle gayret etmesi çok vâki olmu tur. Rü vet ve zararları Sual: Öyle hale geldik ki ne i lerimiz ne de insanımız kaliteli. Bu durumun sebeplerinden biri de rü vet de il midir? Rü vet ve zararları hakkında bilgi verir misiniz? CEVAP Bir ö retmenin, kabiliyetsiz bir talebeyi rü vetle geçirmesi de, lâyık olmayan kalitesiz, kimselerin i ba ına geçmesine vesîle olur. Alt sırada olan bir evrakı, rü vetle üste çıkarıp hemen muâmelesini yapmak, di er sırası gelen insanların haklarına tecâvüzdür, zulümdür. Doktorun rü vet alarak sa lam memura rapor vermesi, düzenin bozulmasının, memleketin yıkılmasının sebeplerindendir. Belediyelerce, kânunsuz binalara ruhsat vermek veya ruhsatsız yapılara rü vet alarak göz yummak veya daha ba ka ekilde rü vet almak vazîfeye ihânettir. Dinsiz bir kimse, Allahtan korkmadı ı için, kânunun görmedi i yerlerde her rezâleti i leyebilir. Fakat bir müslüman, Allahın her zaman kendini gördü ünü bildi i için, rü vete karı maz ve di er günahları i lemez. E er müslüman bir kimse, rü vet gibi kirli i lere karı mı sa, Allahtan korkmadı ı veya az korktu u anla ılabilir. Bunun için müslüman bir kimsenin rü vet alması, sadece kendini günaha sokmakla kalmaz, aynı zamanda slâmiyete de ihânettir. Netîcede, rü vet bir milleti ma’nen ve maddeten çökerten bir illettir. lgililere yardımcı olmak, her ferdin vazîfesidir. Dînen büyük günah olup, bir milletin felâketine sebep olan rü veti kaldırmak, ancak slâm ahlâkına sâhip olmakla mümkündür. Çünkü ahlâklı bir müslüman haksızlık etmedi i gibi, haksızlı a da râzı olmaz. Müslümanda Allah korkusu bulundu u için, rü vete vâsıta bile olmaktan, aslandan, yılandan kaçar gibi kaçar. Bu bakımdan çocuklarımızı, gençlerimizi ahlâklı yeti tirmek, millet olarak ba ta gelen vazîfelerimizden biridir. Devlet memurlarının vazîfelerini yaparken, vazîfe yaptı ı ki ilerden hediye almaları da do ru de ildir. Hadîs-i erîfte buyuruldu ki: (Öyle bir zaman gelecek, rü vet, hediye adı altında alınıp verilecek, ibret olsun diye, gözda ı vermek için suçsuz kimseler öldürülecektir.) [ .Gazâlî] Rü vet almak büyük günahtır. Fakat malını, canını, hakkını ve nâmusunu kurtarmak için istemeyerek rü vet vermek câizdir. Hadîs-i erîflerde buyuruldu ki: (Dînini ve nâmusunu malı ile koruyabilen bunu yapsın.) [Hâkim] (Ki i, erefini ne ile korursa, o sadaka olur.) [Ebû Ya’lâ] (Âhır zamanda insanların paraya ihtiyâcı daha çok olur. Çünkü insan o zaman din ve dünyasını ancak para ile korur.) [Taberânî]

You're Reading a Free Preview

İndirme
scribd
/*********** DO NOT ALTER ANYTHING BELOW THIS LINE ! ************/ var s_code=s.t();if(s_code)document.write(s_code)//-->