P. 1
218851

218851

|Views: 1,654|Likes:
Yayınlayan: seyyah_

More info:

Published by: seyyah_ on Feb 06, 2012
Telif Hakkı:Attribution Non-commercial

Availability:

Read on Scribd mobile: iPhone, iPad and Android.
download as PDF, TXT or read online from Scribd
See more
See less

12/30/2012

pdf

text

original

Sections

  • GİRİŞ
  • B. SUMERLERDE MİTOLOJİ
  • 1. Evrenin Yaratılış Mitosu (Gılgamış, Enkidu ve Ölüler Diyarı )
  • 2. Evrenin Düzenlenmesi
  • 3. Dumuzi İle İnanna Mitosu
  • 4. Sumer Tufan Mitosu
  • 5. Enki İle Ninhursag Mitosu
  • 7. Sumer - Akad Gılgamış Mitosları
  • C. SUMERLERDE DİN
  • D. SUMERLERDE ASTRONOMİ
  • E. SUMERLERDE TIP
  • B. ASUR VE BABİL’DE MİTOLOJİ
  • 1. İştar’ın Ölüler Diyarına İnişi
  • 3. Babil Yaratılış Mitosu
  • 4. Babil Tufan Mitosu
  • 5. Babil Gılgamış Mitosu
  • 6. Adapa Mitosu
  • C. ASUR VE BABİL’DE DİN
  • D. ASUR VE BABİL’DE ASTRONOMİ
  • E. ASUR VE BABİL’DE TIP
  • A. Hititler Ve Hurriler
  • B. HİTİT VE HURRİLER’DE MİTOLOJİ
  • 1. Tanrıların Rekabeti
  • 2. İlluyankas Mitosu
  • 3. Ullikummis Mitosu
  • 4. Telepinus Mitosu (Kaybolan Tanrı)
  • C. HİTİT VE HURRİLER’DE DİN
  • D. HİTİT VE HURRİLER’DE TIP
  • A. Antik Yunan
  • B. ANTİK YUNAN’DA MİTOLOJİ
  • 2. İnsanın Yaratılışı
  • C. ANTİK YUNAN’DA DİN
  • D. ANTİK YUNAN’DA ASTRONOMİ
  • C. ANTİK YUNAN’DA TIP
  • SONUÇ
  • KAYNAKÇA
  • EKLER

T.C.

GAZİ ÜNİVERSİTESİ SOSYAL BİLİMLER ENSTİTÜSÜ TARİH ANABİLİM DALI ESKİÇAĞ TARİHİ BÖLÜMÜ

ESKİ DOĞU VE BATI KAVİMLERİNDE FELSEFİ DÜŞÜNCE (SUMER, BABİL, ASUR, HURRİ, HİTİT, GREK)

YÜKSEK LİSANS TEZİ

Hazırlayan Mehmet BOZCA

Tez Danışmanı Prof. Dr. Salih ÇEÇEN

Ankara–2008

i

ÖNSÖZ Felsefi düşünce yazının insanlar tarafından kullanılışından itibaren insanoğlunun düşündüğü, geliştirdiği ana konulardan birisi olmuştur. Bu düşünce yazıyı ilk kullanan Sumerler sayesinde ilk defa kaleme alınarak dünya medeniyetine örnekler olarak sunulmuştur. Sumerlerden değişik kültür coğrafyalarına onların felsefi düşünceleri dalga dalga tesir etmiş ve ünlü batı felsefesi düşüncesinin de temelini oluşturmuştur. Bu konu başlığı ile DoğuBatı arasındaki felsefi gelişim sürecini ortaya koymayı amaçlamaktayız. Günümüzde batı felsefe anlayışının kaynağının klasik batı mitolojik ve dinsel kaynaklı belgelere dayandığı ve geliştirildiği düşüncesi empoze edilmektedir. Esasında felsefi düşünce anlayışının Sumerler aracılığı ile Anadolu’ya buradan da Avrupa’ya taşındığı ve geliştirildiği, yayınlanmış olan bu konular ile ilgili çivi yazısı ile yazılmış belgeler sayesinde netleşmiştir ancak yeni nesillere bunu adı geçen başlıktaki tezimiz ile mukayeseli olarak ele alıp aktarmaya çalıştık. Sumerlerin modern diller içinde en büyük yakınlığının Türkçe ile olması da göz önüne alınırsa, Doğudan Batıya doğru ışık saçıp gelişen felsefi gelişimin bir tarafından da biz Türklerin katkısının olduğu düşüncesi ortaya konmuş olacaktır. Bu düşüncelerden dolayı böyle bir konuyu tezin temel amaçları istikametinde hazırlamak istedik. Bu konuyu araştırırken öncelikle Sumer mitolojik ve dini anlayışıyla yazılmış belgelerden, daha sonra onlardan etkilenen Mezopotamya da ki Sami kabilelerin (Asur, Babil) ve oradan da Anadolu’ya (Hitit, Huri) yansımaları ile ilgili belgeleri izleyerek klasik batı felsefesinin temel kaynaklarını ele alarak benzerlikler ve farklılıkları ortaya koymaya çalıştık. Yararlı olur düşüncesiyle çalışmamızın sonuna konuyla ilgili birkaç harita ve resim koymayı uygun gördük.

ii

Çalışmalarımda esirgemeyen danışman

ufuk

açıcı

yönlendirmeleriyle Prof. Dr. Salih

yardımlarını ÇEÇEN’E

hocam,

Sayın

teşekkürlerimi borç bilirim. Ayrıca, gerektiği yerde yardımları ile yol gösteren değerli hocam, Sayın Prof. Dr. İlhami DURMUŞ’A ve Yrd. Doç. Dr. Mücahit COŞKUN’A en içten teşekkürlerimi sunmayı bir görev kabul ederim.

Mehmet BOZCA Ankara - 2008

.. Evrenin Düzenlenmesi ……………………………………………………25 3..18 2. Dumuzi ile İnana Mitosu ………………………………………………….67 ....……….... İştar’ın Ölüler Diyarına İnişi ………………………………………………...55 B) ASUR VE BABİL’DE MİTOLOJİ…………………….45 E) SUMERLERDE TIP ………………………………………………….……………………………………..iii İÇİNDEKİLER ÖNSÖZ ………………………………………………………………….37 D) SUMERLERDE ASTRONOMİ ………………………………………….….…………….. Enki ile Ninhursag Mitosu …………………………………………….. Sumer-Akad Gılgamış Mitosları …………………………………………34 C) SUMERLERDE DİN…………………………........... Enkidu ve Ölüler Diyarı)……….8 B) SUMERLERDE MİTOLOJİ ………………………………………….………………….…31 6.50 BÖLÜM II ASUR-BABİL’DE FELSEFİ DÜŞÜNCE A) Asur-Babil ……………………………. Evrenin Yaratılış Mitosu (Gılgamış.... …………………………....……………………...…ii İÇİNDEKİLER …………………………………………………………..vii GİRİŞ ……………………………………………………………………………….33 7...1 BÖLÜM I SUMERLERDE FELSEFİ DÜŞÜNCE A) Sumerliler …………………………...26 4.14 1.….66 1.. Dumuzi ile Enkidu Mitosu ………………………………………………..iv KISALTMALAR ……………………………………………………………….. Sumer Tufan Mitosu ………………………………………………………29 5....….

…………………………...…95 BÖLÜM III HİTİT ve HURRİLER’DE FELSEFİ DÜŞÜNCE A) Hitit Ve Hurriler ……………………………………………………………101 B) HİTİT VE HURRİLER’DE MİTOLOJİ……. Adapa Mitosu ………………………………………………………………. Yunan Teogonisi (Evrenin Yaratılışı ve Tanrıların Doğuşu)…………... Babil Gılgamış Mitosu …………………………………………………….115 3. İnsanın Yaratılışı ………………………………………………………. Ullikummis Mitosu …………………………………………………………118 4..72 4...70 3... Babil Yaratılış Mitosu ……………………………………………………….84 C) ASUR VE BABİL’DE DİN ……………………….114 2.91 E) ASUR VE BABİL’DE TIP ……………………………….151 .127 BÖLÜM IV ANTİK YUNAN’DA FELSEFİ DÜŞÜNCE A) Antik Yunan ……………………………………………………..……………….……………………………..120 C) HİTİT VE HURRİLER’DE DİN ……………..147 2.…….122 D) HİTİT VE HURRİLER’DE TIP ……………………….132 B) ANTİK YUNAN’DA MİTOLOJİ ……………………………………….77 5. Telepinus Mitosu ( Kaybolan Tanrı) ……………………………………. Babil Tufan Mitosu …………………………………………………………....... İlluyankus Mitosu ………………………………………………………….....iv 2. Atra-Hasis Mitosu …………………………………………………………. Tanrıların Rekabeti ………………………………………………………..86 D) ASUR VE BABİL’DE ASTRONOMİ ……………………………………..…140 1..79 6....………………….………………………………111 1...

.162 4.194 SONUÇ ……………………………………………………………………….165 C) ANTİK YUNAN’DA DİN ………………………………………………..222 ÖZET ………………………………………………………………………….v 3..245 ABSTRACT …………………………………………………………………. Kybele Mitosu …………………………………………………………..214 EKLER ………………………………………………………………………...... İlk Güzellik Yarışması…………………………………………………. Lerne Ejderi’nin Öldürülmesi …………………………………………..175 D) ANTİK YUNAN’DA ASTRONOMİ ……....163 5.…………………………….206 KAYNAKÇA …………………………………………………………………..247 .180 E) ANTİK YUNAN’DA TIP ………………………………………………...

G.Ü.S.T. H.e. G.vi KISALTMALAR a.Ü. Der. DTCFD. M.D. c. Bkz.Ö T.K.m. a.g. çev. A.g.g.t. Yay. Haz. Adı Geçen Eser Adı Geçen Makale Adı Geçen Tez Ankara Üniversitesi Gazi Üniversitesi Hacettepe Üniversitesi Bakınız Cilt Çeviren Derleyen Dil ve Tarih Coğrafya Fakültesi Dergisi Hazırlayan Milattan Önce Türk Tarik Kurumu Yayınları İstanbul Devlet Güzel Sanatlar Akademisi .Ü. A. İ. a.

1 Edward GİBBON. yazı. Tarih. Geçmişin geleceğe ve geleceğin de geçmişe ışık tutması. insanların yalnızca bugünde yaşamayı bırakıp. uygarlığın olduğu ortamda doğar ve gelişir. Tarih. Nitekim uygarlık ve dolayısıyla kentsel yaşam. sürekli olarak hem kendi geçmişleri hem de kendi gelecekleriyle ilgilenmeye başladıkları zaman geçilmiştir. bunların karşılıklı ilişkileri içinde ilerletmektedir. tarihin aynı zamanda hem temellendirilmesi. devlet.GİRİŞ Geçmişin ışığında bugünü öğrenmek. aynı zamanda bugünün ışığında geçmişi öğrenmek demektir. geleneğin kuşaktan kuşağa aktarılmasıyla başlar. mutluluğunu. sanat ve toplumsal yapı. bilgisini. “tarihi düşünüş her zaman bir amaca hizmet eder” demiştir. Geçmiş ve gelecek aynı zaman aralığının parçaları olduğu için bu günle ilgilenmek ile gelecekle ilgilenmenin birbirine bağlı bulunduğunu göstermek kolaydır. geçmiş ve yaşanılan zaman hakkında daha sağlam bir anlayışı. Yerleşik yaşam ise coğrafyanın ve iklimin uygun olmasıyla çok yakından ilgilidir. belki de erdemini çoğaltmış olduğu ve halen de çoğaltmakta olduğu yolundaki sevindirici sonuç”1 göz ardı edilmemelidir. felsefe. Tarih. Tarih öncesi ile tarihi zaman arasındaki sınır çizgisi. İstanbul 1994 . insanın yeryüzündeki konumunun yetkinleştirilmesi hedefine doğru ilerleme haline gelmiştir. Bilim. gelenek ise geçmişin alışkanlık ve derslerinin geleceğe taşınmasıdır. edinilmiş becerilerin kuşaktan kuşağa iletilmesi için bir ilerlemedir. Hollandalı tarihçi Huizinga. hem açıklanmasıdır. gelecek kuşakların yararı için kaydedilmeye başlanır. Arkeoloji ve Sanat Yayınları. Geçmişte olup bitenler. Uygarlığın başlamasının önkoşulu “yerleşik yaşam”dır. “Dünyanın bütün çağlarının insan soyunun gerçek zenginliğini. s. teknoloji. edebiyat. Tarihin işlevi. 17. Roma İmparatorluğunun Gerileyiş ve Çöküş Tarihi.

Mezopotamya İki ırmak arasındaki yada ortasındaki diyar anlamına gelen Mezopotamya. kuzeyden güneye Güneydoğu Torosların eteğinden Basra Körfezine ve batıdan doğuya Suriye Çölünden Zagros Dağlarına dek uzanır. matematik. Dicle ve Fırat ırmaklarının birbirlerine en fazla yaklaştığı Bağdat yöresine dek olan Kuzey bölümü “Kuzey Mezopotamya” ve bu kesimin güneyinde kalan bölüm “Güney Mezopotamya” terimiyle adlandırılır. Doğu Akdeniz kıyılarından Dicle-Fırat Vadisine uzanan ve Basra Körfezine ulaşan. balıkçılık ve çiftçilik gibi. astronomi. mühendislik ve mimarlık alanlarına ilişkin bilimsel ve pratik bilgiler edindiler ve bu bilgileri biriktirdiler. felsefi gerçekler olan büyüsel inançları zamanla gelenek oldu. 300 metreyi aşan kesimlerine çok ender rastlanır. Başka bir anlatımla. verimli olduğu ve hilale . tıp. avcılık. çeşitli nedenlerle yapılan yer değiştirmelerle ve göçlerle. Babil. Ticaret yoluyla. astroloji. insanlık tarihine katkıda bulunan bilimlerin verilerinden ve kuramlarından yararlanarak Eski Doğu ve Batı Kavimlerinde Felsefi Düşünce (Sumer. metalürji. Hitit. Topografya. Biz de bu tezimizde. M. zooloji ve botanik gibi bilim dalları ile tarım. tarihte ilk kez Dicle ve Fırat nehirlerinin vadilerinde ortaya çıkmıştır.Ö. Bu insanlar keşifleri ve icatlarıyla insanlığın kültürel birikimini geliştirdiler. Bu toplumların bölgesel koşullara uygun uğraşları ve ekonomileri olduğunu sanıyoruz. Asur. Hurri. genelde 180 metredir. felsefe. teknoloji. Bölgenin.2 yasalar. kimya. matematik. Kimi zaman da içlerinde bilimsel. Denizden yüksekliği.4000’li yıllarda Mezopotamya ve Doğu Akdeniz çevresinde yarıkıraç topraklarda çeşitli toplumlar yaşamaktaydı. Büyük bir bilgi ve beceri birikimi gerçekleşti. Grek) den bahsedeceğiz. farklı kültürler arasında karşılıklı etkileşimler oluştu. anılan bilgiler ve teknikler geniş alanlara yayıldı. jeoloji.

4. Mezopotamya Uygarlığı Olayları İ.Ö. 3500 dolayları: .Ö 4500 dolayları: — Büyük sulama kanallarının yapımı. — Bakır metalürjisinin gelişmesi. İ. İ.3 benzediği için “Verimli Hilal” adı verilen alanın bir bölümünü kapsar. Artık bu konuda bilim çevrelerince görüş ayrılığı yok. On dokuzuncu yüzyılda insanlığın en eski uygarlığının Mısır olduğu sanılıyordu.Ö. Ama uygar topluma geçişin nedenleri ve ayrıntıları daha yeni yeni netleştirilmeye çalışılıyor.Ö. İ. İ. — Mülkiyet göstergesi mühürlerin görünüşü. Bu koşullarda. 4000 dolayları: — Sunakların tapınaklara dönüşmesi. insanlığın uygar topluma ilk olarak.Ö. Mezopotamya’nın büyük bir bölümü bugünkü Irak’ın sınırları içinde kalmaktadır. Hititlerin varlığı ve Anadolu’da (Mezopotamya etkisiyle) parlak bir uygarlığın kurucusu oldukları. On sekizinci yüzyıla dek “ilk uygarlık” denince akla Eski Yunan geliyordu. — Haraç ekonomisi evresi. on dokuzuncu yüzyılın sonlarına doğru anlaşılabildi. 5000 dolayları: — Sumerlerin (Zagroslardan yada Toroslardan ) Aşağı Mezopotamya’ya inişleri — Eridu köyünün kuruluşu — Ubaid Kültürü dönemi. bin yılda “Sumer” denilen Aşağı Mezopotamya’da geçtiği ancak yirminci yüzyılın başında kesinleşmiştir.

Ö. 2500 dolayları: — Sumer’de Elam egemenliği. 3300 dolayları: — Uruk’un Eanna Tapınağında ilkyazı örnekleri. Sumer’de “kent devleti” evresinden “yerel devlet” evresine geçilişi. 2300 dolayları: — Sami (dilli) göçebe halkların Aşağı Mezopotamya’ya sızmaları.Ö. — Tunç metalürjisinin gelişmesi. —“Sumer egemeni” sanlı yöneticilerin çıkışıyla. — Jemdet Nasr Kültürü dönemi. İ. — Sumer’de I. — Sumer kent-devletlerinin gelişmesi. İ. İ. — Uruk kültürü dönemi. — Urukagina Yasa Derlemesi. — Sumer ile İndus arasında ilişkiler kurulması.4 — Eridunun kente dönüşmesiyle uygarlığın doğuşu. 3000 dolayları: — Tapınak ekonomileri ve büyük aile işletmeleri evresi. — Yönetimin (ensi sanlı) rahiplerden (lugal sanlı) savaşçılara geçişi.Ö. — Sumer yaratılış mitosunun türetilişi. . İ. — Tekerleğin icadı (çömlekçi çarkının kullanılışı).Ö. — Ur kentinin lüks mallarla ve kurban edilmiş insanlarla dolu “ur kral mezarları”. Ur Hanedanı egemenliği dönemi İ. — Akad Kralı Sargon ile egemenliğin Sumerlerden Samilere geçişi. — Sabanın icadı. 2600 dolayları: — Tunç metalürjisi.Ö.

— Hamurabi Yasalarının derlenişi. 1800 dolayları: — Sami (dilli) göçebe Amurrular’ın Mezopotamya’ya akınları. — Babillilerin Mezopotamya imparatorluğunu kuruşları: Eski Babil dönemi. 1900 dolayları: — Dört tekerlekli savaş arabalarının görünmesi. — Babil yaratılış mitosunun derlenişi İ. İ.Ö.Ö. — Yazının Asurlar vasıtasıyla Anadolu’ya gelmesi. — Anadolu’da Asur ticaret kolonilerinin kuruluşu. . — Ur Nammu Yasa Derlemesi.Ö. 2200 dolayları: — Sumercenin yerini (Sami lehçesi) Akadçanın alışı. 1600 dolayları: — Hint-Avrupa dilli Kassitler’in egemenliği altında Mezopotamya’da (görece) “Karanlık Çağ” dönemi. — Hammurabi’nin Babil’de Amurru Hanedanını kuruşu. 1700 dolayları: — İki tekerli tunç savaş arabalı akıncıların çevrede görünmesi.5 İ.Ö. — Avrasya göçebeleri Kassitler’in Mezopotamya’ya akınları. — Mezopotamya uygarlığını benimseyen Hititlerin yükselişi. İ. İ.Ö. — İmparatorluğun Asur’a geçişi.Ö. İ. 2000 dolayları: — Uygarlığın Mezopotamya çevresi ülkelere yayılışı. — Sumercenin günlük dil olmaktan çıkıp Mezopotamya’nın din dili olarak kalması.

bataklığa döndürülüşü. — Asur önderliğinde Mezopotamya’daki Kassit egemenliğine son verilmesi.763 (15 Haziran): — Güneş tutulması. İ. 1000 dolayları: — Asur imparatorluğunun yeniden kuruluşu.Ö.Ö. sürülüp.Ö. İ. 900 dolayları: — Ortadoğu’da ve Mezopotamya’da atlı (süvari) savaş tekniklerinin yaygınlaşması. İ. 680–650 dolayları: . — Bir Sami dili lehçesi olan Arami dilinin Ortadoğu’da tacirlerin ve kamu görevlilerinin (diplomasi) dili durumuna gelmesi. 1400 dolayları: — Hititlerce geliştirilen demir silahlı savaş tekniklerini benimseyen Asurluların yeniden yükselişi. İ.Ö.6 — Mezopotamya çiviyazısından etkilenen Filistinli tacirlerin abece’yi (alfabetik yazıyı) geliştirmeleri. — Asurluların İsrail krallığını yıkıp seçkinlerini Babil’e (sürgün) getirişleri (Musacıların birinci Babil sürgünü). 700 dolayları: — Asur Kralı II. İ.Ö. sular altında bırakılıp. bunun ileride tarihçiler için. İ. Sargon’un Mezopotamya imparatorluğunu Ortadoğu imparatorluğuna doğru genişletmesi. Mezopotamya tarihlerinin ortak bir kronolojisinin oluşturulmasında dayanak noktası olarak kullanılması.Ö. İ. 689 dolayları: — Babil’in Asurlularca ele geçirilip yıkılışı.Ö.

İ. İ. yıkıntılar altında kalmasıyla. Mezopotamya’da bilinen. İ.Ö. — Yeni Babil İmparatoru Nebukadnezar’ın öteki Musevi krallığı Yahuda’yı yıkarak seçkinlerini (ikinci Babil sürgünü ile) Babil’e getirişinin. — Asurbanipal’in kitaplığının.Ö.7 — Sennacherip’in.612: — Asur imparatorluğunun Medler Babilliler ve İskitler tarafından yıkılışı.Ö. İ. — Asurbanipal’in.Ö. — Yeni Babil İmparatorluğunun kurulması. 600 dolayları: — Mezopotamya’nın doğu komşusu İran’da Zaratustra’nın (Zerdüşt’ün) “çift tanrıcılık” denebilecek Zoroasterciliği Mezopotamya uygarlığının kültürel kalıtı üzerine kuruşu. bulunan tüm tabletlerin birer kopyasını çıkarttırıp sarayının kitaplığında toplayışı. 330 dolayları: — Makedonya Kralı İskender’in Persleri yenilgiye uğratıp Ortadoğu İmparatorluğunu ele geçirirken kendine teslim olan Babil kentinin Marduk Tapınağı Başrahibi Berosos’a içinde Babil Yaradılış Destanı (Enuma Eliş) bulunan Babylonica olarak bilinen Mezopotamya ve Babil tarihini yazdırması. . imparatorluk başkentini Asur’dan (sıfırdan) yaptırdığı Nineve’ye taşıyışı. Mezopotamya uygarlığını aydınlatacak bilgilerin çağımız tarihçilerine kalabilmesi. Yahudi seçkinlerinin Eski Ahit’i derlerken etkilendikleri Babil yaradılış destanını kutsal kitaplarının başına almaları. 560 dolayları: — İran’da Kyros’un Pers Hanedanını kurup Ortadoğu imparatorluğunu ele geçirerek Mezopotamya halklarının siyasi varlığına son verişi.

Ancak. Çünkü tarihçi için önemli olan bir toplumun yaşam örgüsü. bunun nedeni bizim her şeyi bilmek isteme tutkumuzdur ve ayrıca bunun ne gibi bir öneminin olabileceği de belli değildir. Sumerler için durum farklıdır.8 BÖLÜM I SUMERLERDE FELSEFİ DÜŞÜNCE A. Öncelikle Sumerler kimdir sorusuna cevap vermeye çalışalım. siyasi. Bu önemli buluş ile geldikleri bölge ve yaşadıkları coğrafyada elde ettikleri kültür birikimini. Sumer’in ne anlama geldiği konusu henüz açıklığa kavuşmamış bir sorun olarak karşımızdadır. bu coğrafyaya olan komşu halklara iletmişler ve onların kendi dillerinde ve çivi yazısı ile eserler meydana getirmelerine de etken olmuşlardır. geldikleri coğrafya olan bugünkü Irak (Mezopotamya)’ta yazıyı ilk defa kullanarak yeni bir çığır açmışlardır.Ö. M. Eski Çağdan günümüze toplumlara isim verilmesi konusu genelde komşuları tarafından ve bir tek isimle ifade edilmesi şeklindedir. Mezopotamya’ya gelen bu toplumun orada yaşayan komşuları Akadlar tarafından bu isimle ifade edilmesi neticesinde bilim dünyasınca kullanıldığı açıktır. Sumer adının. 4500’lerden itibaren Asya içlerinden geldiğini düşündüğümüz Sumerler. toplumsal ve ekonomik örgütlenmesi yada insanlığın kültürel mirasına yapmış olduğu katkılardır. Sumerler Sumerlerin kökeni “büyük tarih sorunlarından” biridir. Sumer belgeleri ve Sumerlerden bahseden Eski Çağ dünyasının diğer dillerinde .

EN. Bu görüşümüzü destekleyecek başka bulgularımızda vardır. Güney Türkmenistan ve Hindistan (Harappa Bölgesi) belgelerinin paralelik göstermesi yine bizim tezimizi destekler niteliktedir. Bu ülkenin kurganlarından çıkarılmış olan arkeolojik buluntular. Rus Arkeolog Nikolsky Sumerlerin ana vatanı olarak Türkmenistan’ı işaret eder. Sumer mezar buluntularıyla benzerlik gösterir. EN. Hakikaten o bölgede ya yaz vardır ya da kış vardır. Fakat ilginç olan Sumerlerin belgelerinde kavimleri için “KI. Yukarıda bahsettiğimiz Sumerlere verilen “KI. EN. Bu kayıtlar bizim için çok önemlidir. Sumerlerin giyim kuşam tasvirlerinde.9 yazılmış vesikalarda bu kavim adı hep Sumerler olarak görülmektedir. Bu anlamda önemli şehirlerinden 2 Bkz. Çünkü Eski Çin kaynakları Kırgızları “KIEN-GUN” yazılışı ile isimlendirmektedirler.GIR” adının da kullanıldığını söylemeleri gerçeğidir. Sumerler Asya içlerinden Mezopotamya’ya gelmişlerdir. Salih ÇEÇEN. “Sumerler”. Asya bozkırlarında yaşayan kültürler için geçerli olacak bir kullanım şeklidir. ayaklara kadar uzayan ve elleri tamamen kapatan uzun ve kalın bir giyim motifi ile betimlemeleri onların soğuk bir bölgeden Mezopotamya’ya geldiklerinin bir başka delilidir. 2 Sumerler Mezopotamya gibi çok mevsimli bir coğrafyada yaşamalarına rağmen kaleme aldıkları ve mitolojik olarak anlattıkları belgelerde mevsim anlayışlarını “yaz” ve “kış” olarak ifade etmektedirler. s. GI” ya da “KI. Yaz adını “emeş” karşılığı ile kış ise “enten” yazılışı ile ifade etmektedirler. Yine destekleyici bir diğer bulgu. Ara mevsimler yoktur. Bu isimlendirmelerin birbirine yakınlığı. Yani. Bunun yanında Masson tarafından hazırlanmış olan arkaik Sumer dönemi çivi yazılı semboller ile İran (Ön Elam Dönemi).GIR” isimleri. Üçüncü destek olgumuz ise Sumerlerin ilk kaleme aldıkları yazılı belgelerde Gök Tanrı olarak ifade ettikleri tanrı An’a çok büyük bir önem verdikleri bilinmektedir. Eski Ön Asya Uygarlıklarından Günümüze Anadolu’da Türk Varlığı. Sumerlerin bugünkü Irak bölgesine Asya içlerinden gelmiş olma düşüncesini kuvvetlendirmektedir. 2008 .GI” ya da “KI. Bu mevsim anlayışı. Ankara.EN. Genelkurmay Askeri Tarih ve Stratejik Etüt Başkanlığı Yayınları. 101–102. bu bölgede henüz bu insanlar yaşarken bize göre o bölgenin güçlü kültürlerinden Çinlilerce verilmiş olma ihtimali dikkate alınmalıdır.

4 Nitekim Sumer dili Hint-Avrupa dillerinden farklı olarak çekimli değil. Bizim “börü” olarak ifade ettiğimiz kurt kelimesini yine Sumerler “buru” şeklinde kullanmaktadırlar. 3000’lere tarihlenen ve tanrı An’a adanmış olan tapınağın mimari özellikleri bizde Asya bozkırlarındaki Türk ve Budist inancına sahip kültürler tarafından yapılmış ibadet ya da kutsal mekânların çağrışımını yapmaktadır. Bu kelime bizim ve Sumerlerin ortak kültür kelimesidir. Bu dil. Bu kelimeyi yalnızca Sumerler ve Türkler kullanmaktadır. bir kitapçık halindede yayınlamıştır. Sumer dili ile Türkçe arasındaki bu benzerlik Sumerler ile eski Türklerin akraba olabileceğini düşünenlerin ellerini güçlendirebilecek türden bir argüman. tıpkı Türkçe gibi eklemeli bir dildir.10 olan Ur’da. Burada Sumer-Türk irtibatını ortaya koyan birkaç kültür kelimesi üzerinde durmakta yarar vardır. Üstelik Sumerlerin siyasal ve 3 4 Bkz. bunların Türk kültürü ile yakın bağlarının olduğu açıkça ortaya konulmuş olmaktadır. Bunlardan en önemlisi bizim “Tanrı” olarak ifade ettiğimiz kelimenin karşılığı olarak Sumercede “Dıngır” kelimesidir.Ö. eklerde Sami dillerinden farkı olarak ön ekler biçiminde değil.ÇEÇEN. 102–103 Bkz. s.Ö. 103–104 . ÇEÇEN. Türkçe-Moğolca gibi bitişken dediğimiz eklemeli dillerden olup Eski Çağ yazılı belgeleri içinde en eskiyi temsil etmektedir. Sumer dilinin yapısı ve bünyesinde bulundurduğu yüzlerce Türkçe kelime ile desteklendiğinde. hem Mezopotamya’da kurulmuş olan Sumer şehri Mari ile Türkmenistandaki Aynı ismi taşıyan Mari şehirlerinin isim paralelliği ve Türkmenistanda M. agm s. Bu dildeki Türkçe kelimelerin karşılaştırmalı çalışmasını derli toplu olarak Osman Nedim Tuna yapmış. M. Bir diğer karşılaştıracağımız husus. o dönemin dillerine sayısız kelime vermiş ve bu kelime dağarcığı günümüz modern dillerinede geçerek etkisini devam ettirmiştir. son ekler biçiminde eklenir ve kök sözcüklerde de herhangi bir değişiklik yapılmaz. Sumerce. agm. 2000’lere tarihlenen bir eski tapınağın varlığı ve bu yapının Sumer mabet mimarisi ile paralelliği gerçeğidir. 3 Yukarıda saydığımız deliller.

11 toplumsal yaşamları da eski Türklerinkiyle çok ciddi bir takım koşutluklar taşıyordu. bu metinler sessel olarak “okunabiliyor” hatta yapısı tahmin edilebiliyordu. Pers kralı Dareios’un yerden yüz metre yükseklikteki Behistun (İran) kayasına kazıttığı. yani bunlar Sami dildeydi. 33. ne Persçe. Nihayet. İngiliz Layard’ın Nimrud ve Ninova’da yaptığı (1845–1855) kazılardı bunlar. 5 1850’ye doğru bu Asur şehirlerinden ve Babil ve civarlarındaki henüz keşfedilmemiş kalıntılardan gelen yazıtların büyük bir çoğunluğunun Asurca ya da Babilce olduğunu söyleyebilecek kadar bilgiye sahiplerdi. Yüzyıldan beri Doğuda gezenlerin toprak üstünde buldukları ve Avrupa’ya getirdikleri üstü yazılı taşlar ve tuğlalar üzerinde gösterdiler. Elamca ve Babilce) büyük yazıt üzerinde hevesle çalıştılar. Kuzey Mezopotamya’da gerçekleştirilen ilk kazılarda binlerce kil tablet çıkarıldı: Fransız Paul-Emile Botta’nın Korsab’da yaptığı (1843–1854). Bu ikinci dil Asurca ve Babilce metinlerde kullanılan işaretlerin aynısını kullandığından ve Asur okullarındaki öğretmenlerin öğrencileri için hazırladıkları “ilk okuma kitapları” bu göstergelerin telaffuzlarını gösterdiğinden. Ancak ne Orta Mezopotamya’dan toplanan kalıplardaki yazılar için. Ardından. Eski Yakındoğu –Sümer’den Kutsal Kitaba. Bu diyalektlerin hepsi birbirine çok yakındı ve her ikisi de İbranice. yüzyıllarca süren büyük çabalar harcama pahasına çiviyazısı işaretlerle yazılmış metinleri çözmeyi başardılar. Ustalıklarını öncelikle XVII. Arapça ve Aramcayla akrabaydı. Bununla birlikte kesin olan bir şey vardı: Mezopotamya’daki bu öteki dil ne Samice. nede Elamcaydı ve 5 Jean BOTTERO. Bilim adamları. ne de Ninova’dan gelen iki dilli tabletlerin ikinci dili (birinci dil Asurcaydı) için aynı durum söz konusuydu. s. Ankara 2003 . Dost Kitapevi. Aslında onların durumu herhangi birimizin örneğin Latince karakterlerle yazılmış Vietnamca bir metin karşısında düştüğü durum gibidir. üç dilde yazılmış olan (eski Persçe. ancak anlamak mümkün değildi.

34 BOTTERO. tüm Orta Asya halkını kapsayan İskitler yada “Turanlara”ait olduğunu öne sürmüştür. s. Macarca ve Finceyle akrabalığı bulunan diğer bir dildeydi.K Yayınları. s. Aradaki zamanda bulunan kimi metinlerde Akad adı Babil bölgesini ifade ediyor olmalıydı. age. 9 6 7 8 9 BOTTERO. 33–34 BOTTERO. s. yani onun gibi sondan eklemeli diller tipindedir. Bu bakımdan bizi yakından ilgilendirmeleri tabii olan Sumerliler Mezopotamya uygarlığının kurucusu olmakla da kalmazlar. burada yazıtların birçoğu Babilce yada komşu bir Sami dilindeydi.T. age. Bu kavim medeniyet tarihinin temelinde büyük ve çığır açıcı bir rol oynamışlardır. Oppert Mezopotamya krallarının seve seve kendilerine mal ettikleri “Sumer ve Akad Kralı” unvanını temel alıyordu. Ankara 1991 . Öyleyse Sumer adı Güney Mezopotamya’yı göstermekteydi. Gerekçesi de şuydu. 34 Aydın SAYILI. 8 Sumerlerin dili Türkçe ile temel yapısı bakımından benzerlik gösterir. Vietnamca Fransızca’dan ne denli farklıysa. bu dil de Asurcadan yada Babilceden o denli farklıydı. 6 1852’de Asur biliminin en önemli öncülerinden İngiliz Sir Henry Creswicke Rawlinson. ana bu dil daha eskil olması gereken Akadçaydı. Ayrıca Sumercede Türkçe ile müşterek yada Türkçe’ye benzeyen bazı kelimelerle de karşılaşılmaktadır. burada ise dağınık halde birçok tablet bulunmuştu ve Oppert’e göre bunlardaki yazılar Türkçe. bu gizemli dilin görünürdeki dilbilgisel yapısını temel alarak. Astronomi ve Tıp. age. 7 1869’da büyük Fransız Asur bilimci Jules Oppert bu dile “Sumerce” demeyi önermiştir.12 aynı karşılaştırmayı yaparsak. s. 4. T. dilin. Mısırlılarda Mezopotamyalılarda Matematik.

Ünlü Gılgamış destanının kahramanı Gılgamış kral listesine göre Uruk Hanedanı’nın krallarındandır. “Yaratılış” ve “Tufan”a ilk kez Sumerlerde rastlanır. M. Her kentte en az bir tapınak bulunurdu. Bunlara örnek vermek gerekirse. Kral listesine göre Tufandan sonraki ilk Sumer hanedanları Kiş. Bu devlet dış istilalar sonunda yıkıldı. fakat daha sonraki dönemlerde bu tanrı yerine Enlil Sumerlerin baş tanrısı konumuna yükselir. Enlil’in Nippur’da Ekur adında bir tapınağı vardır. Uruk ve Ur zikredilebilir. Sumer döneminde 21’i büyük olan 35 şehir ve kasaba vardır. Dil. Sumerlerde tarihin ilk kral listeleri ile karşılaşılır. Tıp. Lagaş’ta iktidara gelen Ur-Nanşe. Örneğin kral listesine göre Tufan’dan önce Sumerlerin yaşadığı bölgede efsanevi sekiz yönetici (ve dolayısıyla kent) mevcuttu. Zabalam. Mezopotamya bölgesi civar kavimlerin istilasına maruz bir bölge olduğundan buraya sızan Sami kavimlerin nüfusu gitgide artmaktaydı. Eridu. Gerek Yazı. Bu nedenle Nippur Sumerlerin dini başkenti sayılırdı ve burada tapınak yaptırmak veya bu tip tapınakların inşaatında çalışmak.Ö.13 Mezopotamya’da yaşayan birçok farklı kavimden ilk öne çıkan ve daha sonraki medeni oluşumların temelini atan Sumerlerdir. Fakat bu listeler genellikle tarihsel gerçeklerin ötesinde mitolojik unsurlara da sahiptirler. Erken dönemlerde Sumerlerin ana tanrısı An’dır. yaptırdığı inşaatlarla öne çıkmıştır. Nippur. Kiş. Sumerlerin . Astronomi. Fal. Lagaş. Sargon tarafından kurulan bu imparatorluk sınırlarını Elam. Bu dönemde her kent genellikle surlarla çevriliydi. 2400 yılına doğru bu Sami unsurlar siyasi hâkimiyeti ele geçirdiler ve Akad Sülalesini kurdular ( Milattan önce takriben 2400–2000). Urukagina da ilk yazılı kanunlarla tanınmıştır. Umma. Fakat bir müddet sonra Sumerler yeniden siyasi hâkimiyeti ele geçirdiler. Matematik gerekse Din. Yukarı Dicle ve Akdeniz istikametlerinde genişletti. hizmetli olmak önemli sayılırdı. Büyü ve Mitoloji gibi alanlarda ilk öne çıkan ve bilinen toplum Sumerlerdir. Uruk ve Ur’dur.

Bununla beraber medeniyet faaliyetlerinin etkileri uzun ömürlü olmuş. ülkenin yaşayan. Çiviyazısını geliştiren ve büyük bir olasılıkla icat eden Sumerlerdi. tarihsel devirlerde Sami. daha uzun zaman bu bölgede sürüp gitmiştir. bu günkü Bağdat’a kadar uzanan göreceli olarak küçük bir ülkede yerleşik olan Sumerlerin. Buna karşın Sumerce 10 Samuel NOAH KRAMER. üçüncü bin yılın sonunda Sumer. aydın zümrenin dili. 63.Ö. Sumer yazısıyla birlikte Sumerlerin dili de Mezopotamya’da uzunca bir süre yaşamaya devam etmiş.Ö: 3500 ile M. bu ülkeyi bütün Yakın Doğunun uygarlık beşiği olarak adlandırmak yerinde olacaktır. din ve kültür dili sıfatıyla. yaklaşık olarak M. SUMERLERDE MİTOLOJİ Sumer mitolojisi. Sümer Mitolojisi. İstanbul 2001 .Ö. Dahası. Yakın Doğunun bütün halklarını derinden etkilemiş tinsel ve dinsel kavramlarla bütünlüklü bir panteon geliştiren Sumerlerdi. içerikte zengin ve biçimde etkili bir edebiyat geliştiren Sumerlerdi. Dicle ile Fırat arasında yer alan ve Basra Körfezinin kuzeyine. Samiler tarafından ele geçirilip zapt edildiğinden. 3500’den 2000’lere.Ö. son olarak. Sumer Rönesans’ı çağında Sumer medeniyeti en yüksek gelişme seviyesine ulaşmış. bundan sonra Sumerler ayrı ve müstakil bir kavim olarak ortadan kaybolmuşlardır. M. B. şu önemli gerçeğin de unutulmaması gerekir. 10 M. Kabalcı Yaynları. Sumerlerin politik varlıkları zaten sona ermiş ve Sumerce ölü dil haline gelmişti. bilim. Hint-Avrupa kökenli olmayan bir halkın kutsal öyküleri. s. Sumerlerin siyasi ve etnik bir varlık olarak tarih sahnesinden tamamen kaybolmalarından sonra da kullanılmış ve önemini muhafaza etmiştir. 2000’ler arasında uzun dönemde bütün Yakın Doğunun başat kültürel grubunu temsil edenlerin Sumerler olduğu bilinen bir gerçektir.14 bu ikinci siyasal egemenlik devresine Sumer Rönesans’ı adı verilmektedir (yaklaşık olarak 2100–1900). konuşulan dili giderek Sami Akadca dili olmuştu.

edebi ölçüte dayanır. kadim Yakın Doğu’da geçerli olan mitolojiler üstüne yapılacak bilimsel çalışmalarda uygun bir yaklaşım için başlıca temeldir. s.13–14. öteki topluluktan bağımsız çalışmasının ürünü olarak. düş gücünün. belli bir şey yapma niyetini gösterir. S. Ankara 2000 . mitos hakkında sorulması gereken doğru soru. Böyle anlaşıldığında. Gerçekten de uzun yüzyıllar boyunca Sumer dili ve edebiyatı çalışması yalnızca Babillilerin ve Asurluların değil. 64–65 Samuel HENRY HOOKE. mitos niteliği taşıyan herhangi bir şeyin inanılmaya değer olmadığı gibi bir düşünceye dayanmaktadır. Elamlılar. Bundan dolayı Sumer mitleri ve efsanelerinin bilgisi. Mitos belli bir durumun yarattığı insan düş gücünün (imgeleminin) ürünü olup. Şu halde.15 yüzyıllar boyunca Sami fatihlerinin edebi ve dinsel dili olarak kullanılmaya devam etti. 12 Herhangi bir toplumda mitosların varlığı iki yoldan açıklanabilir. benzer mitosların oluşması yoludur. age. 11 12 Tufan mitosunun dünyanın hemen her bölgesinde KRAMER. Biz burada ne edebi bir ölçüt ne de tarihsellik ölçütü kullandık. aynı Roma devrindeki Yunanca ve Orta Çağdaki Latince gibi. benzer durumlarla karşı karşıya kalan bir toplulukta. Ortadoğu Mitolojisi İmge Yayınları. bunun yerine “işlev” ölçütü benimsenmiştir. açıkça hem yaşları hem de içerikleri nedeniyle Sumer mitolojik masalları ve kavramları bütün Yakın Doğu’ya yayılmış ve işlemiş olmalıdır. onun “gerçek olup olmadığı” değil. “onunla ne yapmak niyetinde olduğu” sorusudur. Hurriler. ötekisi. Usener’in araştırmaları. biri oraya yayılma yolu ile gelmiş olmalarıdır. yapılmakta olan bir başka ayrım. destan (saga) ve halk öyküsü (folkstory) ile Marchen (masal) arasında genellikle yapıldığı görülen ayrım. “mitos” ile “tarihsel gerçekler” arasında olup. 11 Mitos (myth). çünkü bunların ardındaki köken ve gelişimi hiç de azımsanmayacak ölçüde aydınlatır ve açıklığa kavuşturur. Hititler ve Kenanlılar gibi çoğu çevre halkın da entelektüel ve tinsel merkezlerin ve yazı okullarının temel uğraşı olarak kaldı. efsane (legend).

Tufan mitosunun Sumer ve Babilonya biçimlerini incelerken. o mitosun hangi yoldan yayılıp geldiğini izleme olanağının artık bulunmadığı durumlarda bile. Kadmos efsanesi13 bize. Apollon kâhinine danıştıktan sonra. Fenike kralı Agenor’un oğluydu. halkların göç hareketlerinin ve istilaların. Mitosların çıktıkları yerden başka ülkelere nasıl gidebildiklerinin bir örneği. 20–21 . Dicle-Fırat Vadisi’nde bulunuşunun. s. Söz konusu tablet. “Siegfried ile Fafnir”. yada biçim değiştirdikleri gözlemlenebilmektedir. mitosların bir ülkeden ötekine taşınmasını sağlayabilen yayılma yollarını oluşturduklarını düşünmemizin akla yatkın temellere dayandığı söylenebilir. Böylece. “Herkül [Herakles] ile Lerna ejderi Hidra”. Thebai’nin bulunduğu yere yerleşip kenti kurarken. efsaneye göre. Gılgamış mitosunun bir fragmentinin Amerikalıların [Mısır’da] Megiddo’da yaptıkları kazılarda bulunmasıyla. gezilerin. Fenike alfabesinin Yunanistan’a nasıl taşınıp. bu mitosun. onun kaynağından buralara taşındığını gösterir. 14 Ritüellerin. Babilonya yaratılış mitosunun odağındaki bir öğe olan “ejderin öldürülmesi” mitosu “Perseus ile Andromeda”. Adapa mitosunu içeren çivi yazılı bir tabletin Mısır’da ortaya çıkarılmasıyla verilmiş bulunuluyor. Ama örneğin Yunanistan ya da Kenan ülkesi gibi bu tür sellerin görülmesi olanağının bulunmadığı ülkelerde Tufan mitosu ile karşılaşmamız. bulamamış.16 bulunabileceğini göstermiştir. “Beowulf ile Grendel” efsanelerinin doğmasına yol açtığı Eski Yunanın Thebai kentinin kurucusu sayılan Kadmos. Mısır yazmanlarınca çiviyazısını öğrenmek amacıyla kullanılmıştı. 14 13 HOOKE. nasıl bu gün kullanılan tüm batı alfabelerinin atası olabildiğini anlatmaktadır. edebiyat ürünleri olarak öteki halkların edebi gelenekleri içine sızdıklarını görürüz. Boğa kılığına girmiş Zeus tarafından kaçırılan kız kardeşi Europa’yı aramaya çıkmış. alışveriş amaçlı gidiş gelişlerin. age. içinde son derece önemli bir rol oynadıkları uygarlığın önemini yitirmesiyle değerlerini yitirip yok oldukları. belli aralarla görülen yıkım getirici sellerin ürünü olarak açıklanabileceğini göreceğiz. söz konusu ritüellerle bağlantılarından kurtulup. Böyle bir durumda. benzer bir örnek görüldü. Fenikelilerin bulduğu alfabetik yazıyı da Yunanlılara öğretmişti. değerlerini yitiren ritüellere bağlı mitosların.

Sumerlilerin. tarımsal türden. 2200 dolaylarında yönettiği saptanmıştır. Sami istilasının Amurru ya da Amoritler olarak bilinen bir halk kanalıyla gerçekleştirilen ikinci dalgası. Arkalarında bıraktıkları kalıntıları görkemli tapınaklara. Uruk ve Kiş gibi yerlerde yapılan kazılarda ortaya çıkarılmış bulunan tam anlamıyla gelişmiş bir uygarlığın Sumerlilerin yapıtı olduğu kesindir. Sumer ve Akad adlarıyla bilinen bu bölgede.Ö. rahiplere. Sami istilacıların dili “Akadca” olarak bilinir ve bu dil. yasalara. yeni yurtlarında karşılaştıklarından çok farklı bir ülkeden geldiklerini gösteriyor. s. Ur. Erken bir tarihte. age. 21–22 . Sami [halkları] akınlarının ilk dalgası Sumer ve Akad bölgesine girdi. atası Arapça olan büyük Sami dil ailesinin önemli dallarından biridir. Yukarı Zap ile Aşağı Zap arasındaki bölgeye yerleşmiş olan bir başka Sami halkı. Çiviyazısı denen yazı biçimi onların buluşu olduğu gibi. M. Babilonya’da ilk Amorit hanedanının kurulmasıyla ve Babilonya’nın Hammurabi yönetimi altında Sumer ve Akad bölgesinde egemenlik kurmasıyla sonuçlandı. gezici halk tiyatrolarının “St. oldukça gelişmiş bir uygarlığın varlığını göstermektedir. Bundan beş yüz yıl kadar sonra. Babilonya’yı fethetti 15 HOOKE. Samiler. edebiyata ve zengin bir mitolojiye sahip olan bir toplumun. yendikleri Sumerlilerin kültürünü özümsediler ve onların çiviyazısını benimsediler. Dicle vadisinin daha yukarı kavşağına. Amorit hanedanının ilk kralının ülkeyi M. ama dillerini benimsemediler.Ö. ama olasılıkla Sumerlilerin DicleFırat deltasına yerleşmelerinden sonraki bir evrede. Bazı bilgiler onlardan da önceki bir yerleşmenin izlerinin bulunduğu görüşünde iseler de. George ile Ejder” oyunlarında varlığını bugün bile sürdürmektedir15 Dicle ve Fırat Vadisi’nin eski kentlerinin bulundukları yerlerde yapılan arkeolojik kazılar. Sumer ülkesini yavaş yavaş ele geçirdiler.17 gibi. 4000 kadar erken bir tarihte Sumerliler denen bir halkın yaşamakta olduğunu göstermiş bulunuyor. kentlerinin son derece karakteristik bir özelliğini oluşturan “ziggurat” adıyla tanınan şaşırtıcı tapınak kuleleri kuranlarda onlardı. onların. deltaya Mezopotamya’nın kuzeydoğusundaki dağlık bölgeden geldikleri sanılıyor ve mitosları.

Bu sırada. Enkidu ve Ölüler Diyarı ) Sumerlerin evrenin yaratılışı anlayışlarının ana kaynağı “Gılgamış. Yunanlı Herakles’in önceli Uruk’ta oturan büyük Sumer kahramanı Gılgamış. Sularıyla beslediği Fırat ırmağının kenarına dikilmişti. age. -belki söğüt. s. O sırada oradan geçmekte olan gök-tanrıçası İnanna ağacı alıp ana tapınağın merkezi Uruk’a getirdi ve kendi kutsal bahçesine dikti. Ama Güney Rüzgârı onu kökünden söküp çıkardı ve ağaç ırmağın sularıyla sürüklendi.18 ve Mezopotamya’da ilk Asur imparatorluğunu kurdu. Her zaman şen. Çünkü ağaç büyüdüğü zaman kerestesinden kendisi için bir iskemle ve sedir yapmayı tasarlıyordu. Çünkü ağacın dibine “Çekicilikten Nasibini Almamış” yılan yuva yapmıştı. Mezopotamya mitolojisi bize Sumerli. İnanna’nın sızlanmalarını duyup şövalyece onun 16 HOOKE. güler yüzlü olan genç tanrıça. 16 1. Ona bin bir özenle baktı. Ama İnanna ağacı kesmek istediğinde bunun hiçte kolay olmadığını anladı. 23–24 . ağaç olgunlaştı ve büyüdü. Babilonyalı ve Asurlu biçimleriyle kaldığı gibi. Evrenin Yaratılış Mitosu (Gılgamış. Tepesine Zu-kuşu – zaman zaman haylazlık yapan mitolojik bir yaratık. Yıllar geçti. Bu nedenlerden dolayı. zavallı İnanna bunu görünce acı gözyaşları döktü. Bir zamanlar bir huluppu ağacı. Enkimdu ve Ölüler Diyarı” diye adlandırılan bir Sumer şiirinin giriş bölümüdür. Ve tan yeri ağarıp da kardeşi güneş-tanrısı Utu uykusundan uyanınca. örneğin Yaratılış mitosunun Sumerli biçimi ile Asurlu-Babilli biçimi arasında oldukça büyük farklılıklar görülür.yavrusunu koymuş. dallarına da harabe hizmetçisi Lilit evini kurmuştu. Ayrıca bazı ilginç Sumer mitoslarının Sami dilinde karşıtlarının bulunmadığını belirtmeliyiz.vardı. İnanna ona gözyaşları içinde huluppu ağacının başına gelenleri anlattı. herhangi bir mitosun Babilonyalı biçimiyle Asurlu biçimi arasında küçük farklılıklar bulunurken.

Böylece ölüler diyarının kapısına gelip oturur ve yüzünden düşen bin parça bir halde sızlanır: • Pukkum. Pukku ve mikku’ “genç kızların yakınışları nedeniyle” yeraltındaki bir deliğe düşüp. dinle. arkasına bile bakmadan avlanmaya alışkın olduğu harabelere kaçtı. ölüler diyarını boyladı. Diyecek bir çift sözüm var. kim seni ölüler diyarının “yüzünden” geri getirecek. ölüler diyarına inişinde başına gelecek tehlikeler konusunda onu uyarır -yeraltı dünyasının tabularını kısa ve öz bir biçimde anlatan muhteşem bir pasajdır bu – Gılgamış Enkimdu’ya şöyle der: • Eğer şimdi ölüler diyarına ineceksen. niçin ağlıyorsun.19 yardımına koştu.iki yüz kilodan fazla.“yol baltasıyla” ağacın dibindeki “çekicilikten nasibini almamış” yılanı öldürdü. Bunun üzerine Gılgamış. Gidip ölüler diyarının “yüzünden” geri getireceğim mikku’nu. İnanna ne yaptı? Hulupu ağacının gövdesinden bir pukku (büyük olasılıkla bir tür davul) ve dallarından mikku denilen (büyük olasılıkla tokmak) bir nesne yaptı ve bunları cesaretinin ödülü olarak Gılgamış’a verdi. O zaman Gılgamış’a eşlik eden Uruklular ağacı kestiler ve iskemle ve sedir yapması için İnanna’ya sundular. kim seni ölüler diyarından geri getirecek? Mikku’m. Gılgamış onları almak için elini deliğe sokar. yüreğin niçin kan ağlıyor? Gidip ölüler diyarından geri getireceğim Pukku’nu. Sadık izleyicisi ve yoldaşı hizmetkârı Enkimdu efendisinin sızlanışını duyar ve ona şöyle der: • Ey efendim.zırhını kuşandı ve yedi talend yedi minalık . . bunun üzerine Zu-kuşu yavrusuyla dağa kaçtı ve Lilit evini yıkıp. ama işe yaramaz. Elli minalık -yaklaşık yirmi beş kilo.

Bunun üzerine kahrolan Gılgamış Nippur kentine gitti ve M. Ama Enkimdu efendisinin öğütlerine kulak asmadı ve Gılgamış’ın uyarılarının tam tersini yaptı. ölüler diyarı yakaladı onu. Ölüler diyarında haykırma. Tastaki iyi yağdan sürünme.Ö. Ayağına sandalet giyme. Yoksa değneğin değdiği her şey etrafını sarar. Ölüler diyarında atış-sopasını fırlatma.20 Sana bir öğüt vereceğim. orada yatan kişi için. Orada yatan tanrı Ninazu’nun anası için. Onları bulup getirsin diye Enkimdu’yu gönderdim. Sevgili karını öpme. Böylece ölüler diyarınca tutsak alındı ve yeryüzüne yeniden çıkmadı. Temiz giysiler giyme. Kutsal gövdesini örten giysi olmayan. Yoksa kokusu onları sana çeker. İğrendiğin oğluna vurma. Yoksa ölüler diyarının “haykırışı” seni yakalar (Haykırış) yatan kadın için. Mikku’m ölüler diyarına düştü. . Kutsal göğsünü saran örtü olmayan. Yoksa (ölü) kahramanlar düşman gibi üstüne gelirler. üçüncü binyılda Sumer panteonunun baş tanrısı olan yüce hava-tanrısı Enlil’in önünde gözyaşı döktü: • Ey Enlil baba. Yoksa gölgeler dört bir yanını kuşatır. pukkum ölüler diyarına düştü. İğrendiğin karına vurma. öğüdümü tut. Elinde asa tutma. Sevgili oğlunu öpme.

Saldıran kasırgaya benzeyen savaşta yenildi. o denize açıldıktan sonra. … Kamışların taşları. Yer gökten uzaklaştıktan sonra. Ama Enlil yardım etmeye yanaşmayınca. age. Enki. 17 KRAMER. Ereşkigal Kur’un ödülü olarak ele geçirilip götürüldükten sonra. güneştanrısı Utu’ya ölüler diyarında bir delik açmasını ve Enkimdu’nun gölgesini yeryüzüne çıkarmasını buyurdu. 17 Elimize geçen tabletlerin okunabilen kısmı şöyledir: • Gök yerden uzakşaltıktan sonra.21 Namtar (bir cin) yakalamadı onu. Baba Kur’a doğru denize açıldıktan sonra. ölüler diyarı yakaladı onu. Onun koca taşları. Gılgamış Eridu’ya gitti ve sutanrısı Enki’nin. (Kur) krala ufak taşlar fırlattı. Enki’nin gemisinin omurgası. An göğü ele geçirdikten sonra Enlil yeri ele geçirdikten sonra. el kadar taşlar. kimseye acımayan Nergal yakalamadı onu. Enki Kur’a doğru denize açıldıktan sonra. O denize açıldıktan sonra. Enki’ye koca taşlar fırlattı. 66–75 . Güneş-tanrısı Utu emri yerine getirdi ve Enkimdu Gılgamış’ın önünde belirdi. “bilgelik tanrısı” önünde yakarışını yineledi. Asag (bir cin) yakalamadı onu. ölüler diyarı yakaladı onu Kahramanlık gösterilen savaşlarda düşmedi. s. Onun küçük taşları. Efendi ile hizmetkârı kucaklaştılar ve Gılgamış Enkimdu’ya ölüler diyarında ne gördüğünü sordu. ölüler diyarı yakaladı onu Pusu kuran. İnsanın adı konduktan sonra.

22

Krala karşı, geminin serenindeki sular, Kurt gibi yatıyordu, Enki’ye karşı, geminin ardındaki sular, Aslan gibi vuruyordu. Bu pasajın içeriğini başka sözcüklerle açıklar ve incelersek şöyle söylenebilir: Aslında bütün olan gök ile yer ayrıldı ve birbirinden uzaklaştı ve böylece insanın yaratılışı buyuruldu. Sonra gök-tanrısı An göğü ele geçirdi buna karşılık hava-tanrısı Enlil yeri ele geçirdi. Bütün bunlar bir plana göre gerçekleşmiş gibi görünmektedir. Buna karşın, sonrasında bir karışıklık ortaya çıkar. Çünkü ölüler diyarının kraliçesi olarak bildiğimiz, ama Yunanlı Persephone’un karşılık gelen ve aslında büyük bir olasılıkla bir gökyüzü tanrıçası olan tanrıça Ereşkigal, kuşkusuz kur aracılığıyla ölüler diyarını ele geçirdi. Elbette bunun öcünü almak için su-tanrısı Enki, Kur’a saldırmak için denize açıldı. Bir canavar yada ejderha olarak canlandırdığı açık olan Kur boş durmadı, sular Enki’nin gemisine önden ve arkadan hücum ederken o da geminin omurgasına irili ufaklı taşlar fırlattı. Şiirimiz Enki ve Kur arasındaki bu mücadelenin sonunu belirtmez, çünkü kozmogonik ya da evrenin yaratılışına ilişkin girişinin Gılgamış yapıtımızın ana içeriğiyle bir ilgisi yoktur; şiirin başında yer alışının tek nedeni Sumer kâtiplerinin öykülerine yaratılışla ilgili giriş türünden çeşitli dizelerle başlamayı alışkanlık haline getirmelerindendir.18 Bu şiirin ilk yarısından aşağıdaki kozmogonik kavramları çıkarıyoruz: 1. Bir zamanlar gök ile yer birdi. 2. Gök ile yerin ayrılmasından önce bazı tanrılar vardı

18

KRAMER, age, s. 80–81

23

3. Gök ile yerin ayrılması üzerine, bekleneceği gibi, gök tanrısı göğü ele geçirdi, ama yeri ele geçiren hava-tanrısı Enlil oldu.

Bu pasajda dile getirilmeyen ya da belirtilmeyen can alıcı noktalardan bazıları şunlardır: 1. Gök ile yerin yaratıldığı mı düşünülüyordu, eğer yaratılmışsa kimin tarafından? 2. Sumerlerce gök ile yerin biçimi nasıl düşünülüyordu? 3. Göğü yerden ayıran kimdi? Neyse ki, bu üç sorunun yanıtı günümüze gelen diğer Sumer metinlerinden çıkarılabilir. Böylece: 1. Sumer tanrılarının listesini veren bir tablette “deniz” ideogramı ile yazılmış olan tanrıça Nammu “gök ile yere yaşam veren ana” olarak betimlenmiştir. Şu halde Sumerler gök ile yeri ilksel denizin yarattığı ürünler olarak kabul ediyorlardı. 2. Sığır ve tahıl ruhlarının gökte doğumlarını, sonrada insanlığa bolluk bereket getirmek için yeryüzüne gönderilişini anlatan “Sığır ve Tahıl” miti şu dizelerle başlar: Gök ile yer dağının ardında, An, Anunnakiler’i (ardıllarını) dölledi, .... 3. Bundan hareketle, gök ile yerin birliğinin, eteği yerin altı, zirvesi de Kazmanın, bu değerli tarım aletinin yapılışını ve kutsanmasını anlatan “Kazmanın Yaratılışı” miti şu bölümle başlar: • Efendi, verdiği nimetlerin gerçek yaratıcısı olan Kararları değiştirilemeyen Efendi,

göğün tepesi olan bir dağ olarak düşünüldüğünü söylemek mantıklıdır.

24

Topraktan ülkenin tohumunu filizlendiren Enlil, Yerden göğü ayırmayı düşündü, Gökten yeri ayırmayı düşündü. Böylece üçüncü sorumuzun yanıtını buluyoruz; yerden göğü ayırıp uzaklaştıran hava-tanrısı Enlil’di.

Şimdi

Sumerlerin

kozmogonik yada evrenin yaradılışı görüşlerini

özetleyecek olursak, evrenin kökeninin açıklanmasının gelişimi aşağıdaki gibi ifade edilebilir: 1. Başlangıçta ilksel deniz vardı; kökeni veya doğuşu konusunda bir şey söylenmemektedir, Sumerler onu her zaman varmış gibi düşünmüş olabilirler. 2. İlksel deniz gök ile yerin birliğinden oluşan kozmik dağı vücuda getirdi. 3. Tanrılar insan biçiminde kişileştirildiğinde, An (gök) eril, Ki (yer) dişildi. Onların birleşmesinden hava-tanrısı Enlil doğdu. 4. Hava-tanrısı Enlil yerden göğü ayırdı ve babası An göğü ele geçirirken, Enlil ile annesi Ki’nin birleşmesi – tarihsel devirlerde Ninmah, “yüce kraliçe”; Ninhursag, “(kozmik) dağın kraliçesi”; Nintu, “doğurgan kraliçe” gibi çeşitli adlar verilen tanrıçayla özdeşleştirilmiş olabilirevrenin düzenlenmesini,
19

insanın

yaratılışı ve uygarlığın kuruluşunu başlattı.

19

KRAMER, age. s. 82–83

25

2. Evrenin Düzenlenmesi “Evrenin” Sumer’ce ifadesi, kelimesi kelimesine “gök-yer” anlamına gelen an-ki’dir. Bundan dolayı evren, gök ve yer altbölümler halinde düzenlenmiş olmalıdır. Gök, gökyüzü ve “yukarıdaki büyük” denilen göğün üstündeki uzayı kapsar; gök tanrıları burada oturur. Yer, yeryüzünü ve “aşağıdaki büyük” denilen yeraltını kapsar; yeraltı yada ölüler diyarının tanrıları burada oturur. Göğün düzenlenmesiyle ilgili elimizde varolan göreceli olarak küçük bir mitolojik malzeme şöyle açıklanabilir; Ay-tanrısı Nanna, Sumerlerin yıldızlarla ilgili baş tanrısı olan hava-tanrısı Enlil ve onun karısı hava-tanrıçası Ninlil’den doğmuştur. Göklerde bir gufa’yla yolculuk ettiği düşünülen ve bundan dolayı zifiri karanlık lacivert taşı renkli göğe ışık getiren ay-tanrısı Nanna. “Küçükler”, yıldızlar, üstünde tohum gibi saçılırken “büyükler”, belki de gezegenler, yabani öküzler gibi etrafında gezinirler. 20 Ay-tanrısı Nanna ve eşi Ningal, “doğu dağı”nda yükselip, “batı dağı”nda batan güneş-tanrısı Utu’nun ana babasıdırlar. Bununla birlikte güneş tanrısı Utu’nun göğü geçmek için kullandığı bir kayık yada iki tekerlekli arabadan söz edildiğine rastlamadık. Geceleri ne yaptığı da açık değil. Günün sonunda “batı dağı”na vardığı ve yolculuğunu yeraltı dünyasında sürdürdüğü, şafakta “doğu dağı”na vardığı gibi akla yatkın bir varsayım eldeki verilerden çıkmamaktadır. “İyi günlerin gelmesini sağlayan”ın hava-tanrısı Enlil olduğunu öğreniyoruz; “topraktan tohum çıkarmayı” ve ülkeye Hegal’i, yani bolluk, bereket ve mutluluk getirmeyi aklına koyan Enlil’dir. İnsan tarafından kullanılan tarım aletlerinin ilk örnekleri olan kazmayı ve belki sabana da ilk biçim veren yine bu aynı Enlil’dir; çiftçi-tanrı Enten’i sadık ve güvenilir rençperi olarak atayan odur. Diğer yandan, bitki tanrıçası Uttu’ya yaşam veren su-tanrısı Enki’dir. Dahası, gerçekte yeryüzünü, özellikle Sumer ve onu
20

KRAMER, age. s. 84–85

21 3. tanrının yeraltı dünyasında tutsak tutuluşu. Dumuzi. ölüler ülkesine. age. Sumer. “yedi kapı”nın bekçisi Neti’nin kendisine meydan okumasıyla karşılaşır. aynı biçimde. Ve sığırlarını ve tohumlarını çoğaltmak için sığır-tanrısı Lehar’ı ve tahıltanrıçası Aşnan’ı gökyüzünden yeryüzüne Enlil ve Enki. Bundan sonra İnanna.26 çevreleyen komşularının bulunduğu bölgeyi. üç büyük tanrıya. değerli takılarını takar ve ölüler dünyasının kapısına varır. öykünün baş motifini oluşturup. kraliçelik giysilerini üzerine geçirir. daha bildik adıyla Tammuz’un Sumercedeki biçimi iken. Bilinmeyen nedenlerle. Burada. üç gün içinde dönmezse kendisi için yas törenleri yapmasını ve daha sonra. ölen. Ölüler dünyasında uğrayabileceği herhangi bir kazaya karşı hazırlıklı olmak için İnanna. Nippur kentinin tanrısı Enlil’e. hava-tanrısı ve sutanrısı. Babilonya’nın Eridu kentindeki bilgelik tanrısı Enki’ye gitmesini ister ve kendisinin öteki dünyada öldürülmesini engellemek yolunda işe karışmaları için. geçtiği her kapıda giysilerinin bir parçasını çıkardıktan sonra. 86 . ilkbaharda yeniden doğan bitkilerle birlikte yeniden dirilen bitkiler dünyası tanrılarının ön örneğidir. İnanna. Ur kentinin ay-tanrısı Nanna’ya. Ereşkigal’in buyruklarıyla ve ölüler dünyasının yasalarına uygun olarak. Ur ve Meluhha’nın yazgılarını o belirler ve belirli işler için ikinci derece ilahlar atar. birlikte göndermişlerdir. İnanna’nın yeraltı dünyasına inişinin nedeni olarak görünür. yani “göğün kraliçesi”nin Sumercedeki karşılığıdır. veziri Ninşubur’a. yedi kapıyı geçerken. onlara yalvarması buyrultusunu verir. İnanna. Mitosun Tammuz ayinlerinin temelini oluşturan biçiminde. Ereşkigal’in ve ölüler dünyasının yedi yargıcı 21 KRAMER. Dumuzi İle İnanna Mitosu Dumuzi. üzerinde kız kardeşi tanrıça Ereşkigal’in egemenlik sürdüğü “dönüşü olmayan ülke”ye inmeye karar verir. Sami dilindeki İştar’ın. göğün kraliçesi İnanna. s. düzenleyen Enkidir.

“ölümün gözleri”ni onun üzerine çevirince. bazı sihirsel işlemlere başvurarak. 22 Yukarıda Sumerce biçimiyle verilen öykü. yaşam yiyeceğini ve yaşam içeceğini. Söylendiği gibi yaparlar ve tanrıça yaşama geri döner. Kendilerine. age. elinin parmaklarının tırnaklarından çıkardığı kirden. daha önceki üç kişinin yaptığı gibi İnanna’nın önünde eğilip kendisini aşağılamaz ve bu nedenle İnanna onu ölüler dünyasına kendi yerine götürmeleri için cinlerin eline verir. mitosun Sümerce özgün biçiminde Dumuzi adını taşıyan Tanrı Tammuz’un cinler tarafından ölüler dünyasına götürülüp götürülmediğini bilmiyoruz. kurgarru ve kalaturru adında iki acayip yaratık yaratır. üç temel mitostan biridir. Bu nedenle mitosta. İnanna’nın veziri Ninşubur’u. Bunlar. Yerine bir başkasını bulup koymadıkça hiç kimsenin oradan geri dönemeyeceği kuralı. İnanna’nın cesedi üzerine altmış kez serpmeleri söylenmiştir. sonra Umma kenti tanrısı Şara’yı ve daha sonra Badtibira kenti tanrısı Latarak’ı. abı hayat] gönderir. İnanna’nın.27 olan yeraltı dünyası Anunnaki’sinin karşısına çıkarılır. kendisini kurtarması için güneştanrısı Utu’ya yakarır ve mitosun bulunan bu parçası da burada kesilir. s. İnanna. ölüler dünyasının yasalarından biridir. Cinler. İnanna’yı yeniden canlı duruma getirecektir. 27–28 . Üç gün geçmesine karşın geri dönmeyince. kendisine eşlik eden cinlerle birlikte kendi kenti olan Erek’e gelir ve orada kocası Dumuzi’yi bulur. ama Enki. ölüler dünyasına kendi yerine sağlayacağı kimseyi alıp götürmek üzere yanında gelen iki cin ile birlikte diriler dünyasına çıkışının anlatılmasına geçilir. İnanna yerine alıp götürmek isterseler de. İnanna’nın kendisine söylediklerini yapar. Bunun üzerine Dumuzi. İnanna bir ceset olur ve bir kazığın üzerine asılır. Bunun için. Sumerlerin yerleşmek üzere deltaya geldiklerinde bu mitosu da birlikte 22 HOOKE. Enlil ve Nanna işe karışmaya yanaşmazlar. bunlar İnanna tarafından kurtarılırlar. veziri Ninşubur. Dumuzi. adlarının ne anlama geldiği bilinmeyen bu yaratıklarla ölüler dünyasına “yaşam yiyeceği” [hayat ekmeği] ve “yaşam içeceği” [hayat suyu. Dolayısıyla. Mitosun bundan sonraki fragmentinde.

cinlerin Dumuzi’yi kendisinin yerine karşılık olarak ölüler dünyasına alıp götürmelerine izin verenin İnanna olduğu belirtilmektedir. erkek ve dişi çam (köknar) ağacı altında canlandırılırlar ve çam. Bu biçiminde İnanna. Söz konusu ayinlerde. Tammuz’un ölüler dünyasına inmesi üzerine ülkenin içine düştüğü karmaşa ve darmadağınıklık anlatılmakta. aynı dağlık yöne bir işaret olarak yorumlanmıştır.28 getirmiş olmaları ve mitosun en eski biçiminin böyle olması olasılığı var. söz konusu ayinlerin mevsimlerle ilgili bir ritüelin bir parçasını oluşturduklarını da biliyoruz. Tammuz’un diriler dünyasına zaferle geri dönüşünün betimlenmesiyle son ermektedir. Sumerlilerin deltaya yerleşmeleri üzerine benimsemek zorunda kaldıkları tarımsal yaşam biçiminden çok farklı yaşam koşulları içinde doğmuş olabileceği söylenebilir. Hem Samilerin hem Sumerlilerin. İştar’ın ağlayıp sızlanmalarından ve Tammuz’u ölüler dünyasının yetkililerin elinden kurtarmak için oraya inişinden söz edilmekte. mitosun özgün biçiminin. Sumerlilerin geldikleri dağlık bölgeye özgü bir türdür. Sumer dönemine ait olan Tammuz ayinlerinde bile. ölüler dünyasına kocası yada kardeşi olan Dumuzi’yi ölümün elinden alıp getirmek için inmemektedir. ayin. Bununla birlikte. Mitosun. mitosun daha sonraki biçimiyle karşılaşırız. bu durumda. sık sık. İnanna’nın kendisinin yeraltı dünyasına inişinin nedenini açıklanmadan bırakılırken. özgün biçiminden uzaklaşmasının olası bir nedeni. Ayinlerde Tammuz ve İştar. Sumerlilerin deltaya inmeleri üzerine çobanlıktan tarımsal bir yaşam biçimine geçme süreci içinde bulunmaları olgusunda aranabilir. Asur-Babilonya döneminde Tammuz-İştar mitosunun karakterinde . çiviyazılarını ve dinleriyle mitolojilerinin öğelerinin çoğunu Sumerlilerden aldıklarını biliyoruz ve bu olgular da. Bu durumda. Ayrıca göklere yükselen “ziggurat” yapıların Sumer tapınak mimarlığının bir özelliğini oluşturması da. Öte yandan. Samilerin. Dicle-Fırat deltasında bulunan bir ağaç olmayıp. Tam tersine ve söz konusu mitosun daha sonraki tüm anlaşılış biçimlerine ters düşen bir tutumla. İnanna ile Dumuzi mitosunu bir “ritüel mitosu” olarak sınıflandırmak yanlış olmaz. Amorit istilasından ve Sumerlilerin sonunda Samilerce fethedilip içlerinde eritilişlerinden çok önceleri deltaya yerleşmiş bulunduklarını gösteren kanıtlar var.

Tanrıların böyle bir karar almalarının nedeni verilmemiştir. insanları tanrıların üzerlerine göndermeye karar verdikleri yıkımdan kurtarma niyetini açıklarken görülmektedir. Bununla birlikte. Sumer Tufan öyküsünün ana çizgileri şöyledir. gelecek tufandan kurtulmak için ne yapılması gerektiğini söyleyecektir. age.29 görülen değişikliğin bir başka nedeni olarak kabul edilebilir. İbrani’ce yazıcıların anlattığı biçimiyle Kitab-ı Mukaddes’teki Tufan öyküsünün özgün olmadığı bilinmektedir. bunu hangi yollardan yapacakları ikincil sorun olup. 23 HOOKE. göreceğimiz gibi bunun tek yolu sel değildir. bir tanrı. Sippar kentinin sofu kralı Ziusudra’ya bir duvarın kıyısında dikilmesini söylemektedir ve bu duvar yoluyla Ziusudra’ya tanrıların korkunç niyetlerini açıklayıp. Yedi gün (ve) yedi gece sürdükten sonra Tufan ülkesinin altını üstüne getirdi. İnsanlığı yok olmaktan kurtaracak girişimlerde bulunan tanrı. sel kült merkezlerinin altını üstüne getirir. Metnin kayığın yapılışının anlatılmış olabileceği parçası yitiktir. Babil tufan mitinin kendisi de Sumer kökenlidir. (Ve) büyük suların üzerindeki fırtınalar koca kayığı bir o yana bir bu yana salladı durdu. ama böyle bir parçanın varlığı. Öykünün anlatıldığı metnin bulunduğu fragmentin başladığı noktada. tanrıların insanlığı yok etmeye karar vermeleridir. Enki’dir. Tufanın gelip Ziusudra’nın nasıl kaçtığını anlatan aşağıdaki parçadan anlaşılmaktadır: • Tüm fırtınalar. 23 4. son derece güçlü. s. Aynı zamanda. tek bir fırtına gibi saldırıya geçti. Anlaşılan. Bu mitosun öteki ülkelere geçerken ne gibi değişiklikler geçirdiğini daha sonra göreceğiz. Sumer Tufan Mitosu Bu mitosun odağındaki motif. 28–29 . Göklere (ve) yere ışık saçan [güneş-tanrı] Utu göründü.

Karşı taraftaki ülkede. Tufanın Babilonya öyküsüne dayanılarak. Anu’nun ve Enlil’in önünde yerlere kapandı.30 Ziusudra koca kayığının bir penceresini açtı. ama bu ayrıntılarını Akad mitolojisini ele alacağımız sayfalara dek erteleyebiliriz. s. sonunda Ziusudra’ya ne olduğunu anlatır: • Kral Ziusudra. Anu (ve) Enlil hoş davrandılar Ziusudra’ya. Bir tanrı(nınki) gibi sonsuz soluk indirdiler onun için. Sonra. güneşin doğduğu ülkede oturmasını sağladılar. Kahraman Utu ışınlarını dev kayığın içine getirdi. Dilmun ülkesinde. kral Ziusudra’nın Bitkiler dünyasının (ve) insanlığın soyunun adını sürdüren kişinin. bir kopukluğun ardından tablet. 38–39 . Ona bir tanrı(nınki) gibi [sonsuz] yaşam verdiler. Sonra. 24 24 HOOKE. Kral Ziusudra Utu’nun önünde yerlere kapandı. mitosun eksiksiz Sumer versiyonunda tufanın nedeni ve kayığın yapılışı hakkında çok daha doyurucu ayrıntının bulunduğu sonucuna varılabilir. Kral bir öküz öldürür ve bir koyun boğazlar. age.

art arda sekiz tanrıça yaratarak başarır. Her bir tanrının adı ile Enki’nin bedeninin hastalanan ilgili yeri arasında söz benzerliklerinin. temiz. aydınlık bir yer. Dilmun’da hem bir ülke hem bir kent olarak söz edilmektedir ve Dilmun. ne var ki. Enki hepsini yer. Ninhursag onların adlarını ve taşıyacakları özelliklerini vermeye zaman bulamadan. Mitos Dilmun’un. Enki ile Ninhursag’ın birleşmelerinden. hayvanların bir birlerine zarar vermedikleri ve ne hastalığın ne de yaşlılığın bilindiği bir ülke olarak sunuluşuyla başlar. kendi kızı Ninsar’ı gebe bırakır. hastalığın Enki’nin bedeninde yerleştiği her bir yer için bir tanrı olmak üzere. Tanrıça bunu. insanların gebelik süresinde her bir aya bir gün karşılık olmak üzere. o da Enki tarafından gebe bırakılarak. Enki İle Ninhursag Mitosu Mitosun ana çizgileri şöyledir: Sahne. Ninsar tanrıça Ninkurra’yı doğurur. dokuz gün sürmüş gösterilir. [Uttu adı güneş-tanrı Utu ile karıştırılmasın] Sonra Ninhursag. çağımızın bilginlerince Basra Körfezindeki Bahreyn ülkesiyle özdeşleştirilmiştir. birleşmelerinin ürünü olarak sekiz bitki çıkar. aynı biçimde bitkilerin tanrıçası olduğu söylenen Uttu’yu doğurur. Mitosta bundan sonra. Daha sonra Enki. hıyardan. saf. Şiirin son satırları. öteki adıyla Ninmu’nun doğuşunun anlatılmasına geçilir. elmadan ve üzümden oluşan bir paket ister. cinasların bulunduğu gösterilmiştir. bunu da sağlar. Tanrıçanın bu davranışı karşısında tanrılar dehşete düşerler ve Enki bedeninin yedi farklı yerinden hastalığa çarpılır. Ninhursag’ın gebeliği. bitkiler tanrıçası Ninsar’ın. Tilkinin zanaatıyla [kurnazlıkla] Ninhursag dönmeye ve Enki’nin hastalığını iyi etmeye ikna edilir. Uttu’yu Enki’ye karşı uyarır ve Enki’nin yaklaşmalarıyla nasıl başa çıkabileceğini gösteren bazı öğütler verir.31 5. Ninhursag çılgına dönüp Enki’ye korkunç bir lanet okur ve oradan ayrılır. Mitosların başkahramanları su-tanrı Enki ve toprak-ana Ninhursag’dır. Enki istenen armağanları getirir ve Uttu bunları sevinçle alır. sekiz tanrının Enki’nin çocuklarının sayıldığı ve yazgılarının Ninhursag tarafından . Dilmun’da açılır. Bu öğütleri tutarak Uttu. Dilmun’da bulunmayan tek şey içme suyudur ve Ninhursag’ın ricası üzerine Enki. olasılıkla evlilik armağanları olarak.

Ama mitosun sonlarına doğru. ozan Milton’un aşağıdaki dizelerinin anımsatacağı ilişkide de görülmesi hesaba katılmazsa: • Parlak saçlı Vesta. ne onları karnında taşıyan toprakla ne de su ile herhangi bir içsel bağlantıları vardır. Bitkilerin toprak ile sudan doğan şeyler olarak görülmeleri. age. ama mitopoetik anlamda nedensel birlik kurmaya çalışmaktadır.25 25 HOOKE. Ne var ki. bu mitos. çok eskilerde Yalnız yaşayan Satürn’den gebe kaldı. Enki’nin iyileştirilebilmesi için doğan tanrıların. Bu ilginç mitosun Yakındoğu mitolojisi içinde herhangi bir benzerinin bulunmadığını söyleyebiliriz. bazı sınırlamalarla da olsa. Vesta Satürn’ün kızı da olsa Böyle bir birleşme Satürn çağında leke sayılmazdı. elbette. Yunan mitolojisinde Satürn ile Vesta arasında geçen.32 saptandığı yolunda bazı işaretler veriyor görünür.” Sami asıllı Babilonyalılar Sumer mitolojisinden pek çok şey almış olmakla birlikte. s. Sami kafasının bu mitolojideki birçok öğeyi kolay kolay benimsenebilecek şeyler olarak bulmadığını ortaya koymaktadır. Enki ile Ninhursag mitosunun ayrıntıları hakkında yorumda bulunabilmemizi sağlayacak ipuçlarına sahip değiliz. 41–42 . bize bile ters düşmemektedir. geçmişte bir altın çağ yaşandığı düşüncesinin çok yaygın olduğu ve baba ile kızı arasındaki fücur ilişkisinin bir yankısının. bu konuda şunları söylemişti: “bu mitos birbirinden ayrı birçok olgu arasında nedensel. en azından. Profesör Thorkild Jacopsen.

İnanna’nın oğlan kardeşi güneş-tanrı Utu. bunu. Dumuzi’yi bu sevdadan vazgeçirmeye çalışır ve kendisine türlü armağanlar vermeyi önerir. ya da öteki adıyla İştar. Tüm koyun sürülerin ırmağım Unun’un suyunu içsin” Dumuzi konuşuyor: • “Ben. Zabalam tarlalarında ot yesinler. trajik sonuca ulaşmaması dışında. ey çoban. Benim otlaklarımda senin koyunların otlasın. İnanna’yı alma kararlılığını sürdürür ve anlaşılan bu niyetini gerçekleştirmede başarıya da ulaşır. öteki adıyla Tammuz ile çiftçi-tanrı Enkimdu arasında yapacaktır. bir koca seçmek üzeredir. Dumuzi’nin çeşitli mitoslarda İnanna’nın kocası olarak gösterilmesinden anlıyoruz. ama İnanna’nın kendisi Enkimdu’yu yeğlemektedir. Seçimini. koca olarak kendisini seçmesini önerir ve Enkimdu’nun sunabileceği her şeye sahip olduğu gibi. benle seni niçin karşılaştırıyorsun? Koyunların yerin otlarını yesin. Bu mitos. tarımcı ve çoban yaşam biçimleri arasındaki çok eskiye dayanan rekabetle ilgilidir. Şiirin sonucunda Enkimdu şöyle diyor: • “Sen ey çoban. niye kavga çıkarıyorsun? Ey çoban Dumuzi niye kavga çıkarıyorsun? Benle seni. Enkimdu. çoban [diyorum ki] evliliğime ey çiftçi dostum olarak girme [burnunu sokma] Ey çiftçi Enkimdu.33 6. ama Dumuzi. daha fazlasına da sahip olduğunu ileri sürer. dostum olarak. daha öncede gördüğümüz gibi. Dumuzi’den yanadır. ey çiftçi [evliliğimi] çiğneme” . Mitosta İnanna. Dumuzi İle Enkimdu Mitosu Bir başka Sumer mitosu. İbrani “Kâin ile Habil” öyküsünde bir yankısının görülmesinden dolayı ilgiye değer olan “Dumuzi ile Enkimdu” mitosudur. Dumuzi. çoban-tanrı Dumuzi.

43–44 . Gılgamış’ın bu isteğe karşı direndiğini Agga’nın Erek kentini işgalini ve iki 26 HOOKE. fasulye getireceğim sana. Yehova’nın. age. Kain’in tarım ürünlerinden oluşan adaklarını reddetmesinin temelini oluşturmuş olabileceğini söyleyebiliriz. Gılgamış ile ilgili episodların anlatımları bulunmaktadır. Bu metinde. Sumer kral-listelerinde. Genç kız İnanna (ve) sen neden hoşlanırsan o şeyi Genç kız İnanna … getireceğim sana. Gılgamış’ın. erken dönem Sumer kent devletlerinin birbirleri üzerinde egemenlik kurma amaçlı çatışmalarını yansıtmaktadır.Akad Gılgamış Mitosları Akad mitolojisinde önemli bir kişilik. Gılgamış aynı zamanda Sumer mitolojisinin bir kahramanı olup Kramer’in çevirileriyle alınan üç Sumer metninde.34 Enkimdu yanıtlıyor: • “Sana buğday getireceğim. birçok eski mitos katmanının yattığını göreceğiz.” Sıra İbrani mitoslarını incelememize geldiğinde. Agga’nın. üçte biri insan olan Gılgamış’tır. s. Çoğu satırının anlamının çözülmesi kolay olmamakla birlikte. Gılgamış ile ilgili metinlerin “Gılgamış ile Agga” adını taşıyan birincisi. Dumuzi’nin çiftçi tanrının armağanlarının hiçbirini kabul etmemesinin. 26 7. … fasulyesi getireceğim sana. “Kain ile Habil” mitosunun bugünkü biçiminin temelinde. Sumer . Erek kentinden kendisine boyun eğmesini istediğini. Gılgamış Destanı’na göre üçte ikisi tanrı. Burada. şiir. Erek kralı Gılgamış ile Tufandan sonraki birinci hanedan olan Kiş hanedanının son kralı Agga arasındaki çatışmanın öyküsü bulunmaktadır. dolayısıyla. Sumer tarih hesaplamasına göre Tufan’dan sonra [Sumer’i] yönetmiş ikinci hanedan sayılan Erek hanedanının beşinci kralı olarak göründüğünü belirtmeliyiz. Ancak.

“Gılgamış ve Diriler Ülkesi” diye adlandırılmış olup. 46 . yaptıkları. çoğu Yakındoğu mitolojisinin temelini oluşturan bir motif olan ölümsüzlük ardında koşmadır. Bu metnin önemi daha çok. 45 HOOKE. Utu ilkin. Teması. Gılgamış’ın. s. kesin ve dar anlamıyla Sumer “mitolojisinin” bir parçası sayılamaz. içinde. yedi dağı aşmasında ve dev Huvava’nın oturduğu sedir ormanı olduğu anlaşılan hedefine ulaşmasında. 27 Söz konusu ikici metin. bu serüvene girişmeden önce güneş-tanrı Utu’ya danışması öğüdünde bulunur. Gılgamış kişiliğinin Sumer kaynaklarından alınmış olduğunu gösteren bir kanıt oluşturmasındandır. s. böyle bir serüvenin tehlikelerinden söz ederek Gılgamış’ı uyarmak ister. mitosun. age. Akadca biçiminde sunulan Gılgamış öyküsünün tamamında kullanacakları malzemeyi aldıkları kaynağı oluşturmasında yatmaktadır.35 kralın sonuçta uzlaştıklarını anlatıyor görünmektedir. Sumerlilerin ölüm sorunu üzerinde kafa yormuş olduklarını göstermesinde ve Babilonyalıların.28 27 28 HOOKE. Ölümün insanı her yerde yakalayabilmesi gerçeği karşısında bunalan ve kendisinin de onun elinden kurtulamayacağının bilincine varan Gılgamış. metin. burada kısaca özetlemek yetecektir. Bu metnin içeriğini oluşturan öğeler. anlamları bulanık bazı işlerden [büyülerden] sonra. buraya alınmasının tek nedeni. age. devin kafasını keserler. Tablet bu noktada kopuk olup metinde kesintiye uğramıştır. Tanrıların olaya herhangi bir karışmalarının bulunmadığına göre. Akadca Gılgamış Destanı hakkında daha fazla şey öğreneceğimiz dostu ve hizmetçisi Enkimdu. “Diriler Ülkesi” denen ülkeyi aramaya karar verir. daha sonra ele alacağımız Akadca Gılgamış Destanının oluşturulmasında yararlanılan mitos malzemesinin bulunduğu besbellidir. ona yardımcı olur. kendisine. yukarıda sözü edilen Akadca Gılgamış Destanı’na alınıp orada daha eksiksiz olarak geliştirildiğine göre. hazırlık niteliğinde. Gılgamış ve Enkimdu. ama daha sonra.

yani. 47 . Sumer çiviyazısını benimserken. duaların ve afsunların birçoğunun. Utu Şamaş olur. Sumer Babilonyalılarca Asurlularca benimsenen birçoğu. age. ay-tanrı Nanna Sin olur. bu yazıda. Dolayısıyla. metinde Gılgamış’ın öldüğü yolunda açık olmayan bir değinişte bulunuluyor gibidir ve metin. Akad mitolojisinde Sami adlar altında görünürler. Sumerce’ye panteonunun hiçbir noktada benzemeyen ve bir Sami dilini (Akadcayı) tanrılarının yazabilmelerine olanak verecek uyarlamaları yapmışlardı. Sumerlileri yenip Sumer’i fetheden Sami fatihler. tapınak adlarının ve ritüel terimlerinin birçoğu Sumerce biçimleriyle alı konmuştur. bununla birlikte. ölenin ardından yapılan bir ritüeli anlatır görünmektedir. bir düş görmüş ve düşü tanrı Enlil tarafından. onu övgülere boğan bir şarkıyla bitmektedir. hem Sami egemenliğinin siyasal koşullarda yarattığı değişiklikleri. eski Mısırlılar gibi. rahiplerce. Şurası akıldan çıkarılmamalıdır ki. ölüm temasını ve ölümsüzlüğe kavuşma çabasını daha da geliştirerek işlemektedir. Latince’nin. ölü dil durumuna düşmesinden çok sonraki tarihlere dek. Şiirin ikinci bölümü. s. Burada Gılgamış. tanrıların insanlara ölümsüzlüğü esirgedikleri. zenginlik ve savaşta başarı bağışladıkları biçiminde yorumlanmış biri olarak gösterilir.36 “Gılgamış’ın Ölümü” biçiminde adlandırılmış bulunan üçüncü fragment. dinsel ritüel ve ayin dili olarak kalan Sumer mitoslarının Akadca biçimleri. ama kendisine ün. İnanna’nın adı İştar olur. kilisenin ayin dili olarak kalmasına ve bugün bile ayin dili olarak varlığını sürdürüyor olmasına benzer biçimde. Sumerler. daha önce belirtildiği gibi. bir kralın ölümünde kralın eşlerini ve saray çevresini kurban etmiş olabilirler. hem de Sami fetihçilerin farklı düşünüş biçimlerini (mantalitelerini) yansıtmaktadır. çoğu Sumer malzemesine dayandırılan Asur-Babilonya mitolojisine geçebiliriz. Burada Sumer mitolojisini bırakıp Akad mitolojisine. 29 29 HOOKE.

tanrıları insan boyutuna indiriyor. Hıristiyanlık ve İslamlık aracılığıyla silinmez izler bırakan dinsel fikirler ve tinsel kavramlar geliştirdi. insanoğlunun gösterişli tören ve gösterilere duyduğu sevgi için duygusal bir subab sağlamak üzere de ayinler. evrenin içeriği ve işleyiş tarzıyla ilgili olarak yararlanabilecekleri ancak en temel ve yüzeysel fikirler bulunuyordu. Bu göksel katı maddenin ne olduğu hala belli değildir. evrenin kökeni ve içeriği [işleyiş tarzı] üzerine düşüncelerinin bir sonucu olarak. bu madde kalay olabilirdi. ruhtur. Sumer saz şairleri ve ozanlarıyla onların daha sonraki mirasçıları olan edubba şairleri ve yazıcıları eskiçağ Yakındoğu’sunun kesinlikle en zengin mitolojisini geliştirdiler. Sumerli öğretmenlerin ve bilgelerin gözünde evreni belli başlı öğeler (sözcüğün dar anlamıyla) gök ve yeryüzü idi. üçüncü bin yılda. Dünya düz bir disk şeklindeydi. nefes. hava. eskiçağda Yakındoğu’nun büyük bölümünün temel akidesi ve dogması haline gelecek kadar yüksek bir inanç taşıyan bir kozmoloji ve teoloji geliştirdiler. Entelektüel düzeyde. Güneş. ritüeler ve törenlerden oluşan renkli ve çok çeşitli bir toplam geliştirdiler. SUMERLERDE DİN Sumerler M. gezegen ve yıldızların . kabaca bizim atmosfer terimimize karşılık gelmektedir. Sumer filozof ve düşünürlerinin elinde.Ö. tanrıları hoşnut etmeye ve yatıştırmaya hizmet etmek kadar. günümüz dünyası üzerinde. Pratik ve işlevsel düzeyde. bu nedenle.37 C. bu sözcüğün yaklaşık anlamı rüzgâr. saygıyla ve her şeyden önce de özgün ve yaratıcı bir şekilde yapıyordu. “gök-yer” anlamında bileşik bir sözcük olan an-ki’ydi. Görünüşe göre bu maddenin en önemli özelliği hareket ve yayılımdır. Sumercede kalay için kullanılan terimin “gök metali” olmasına bakılırsa. Sumer düşünürleri ve bilginleri. özellikle de Yahudilik. Bilimsel açıdan. Gök ile yeryüzü arasında lil adını verdikleri bir madde olduğunu kabul ediyorlardı. üzerinde çok geniş bir boşluk bulunuyordu. ay. nitekim evren için kullandıkları terim. Sumer rahipleri ve kutsal kişileri. bu mitoloji. bu boşluksa kubbe biçiminde katı bir yüzeyle kaplanmıştı. fakat bunu anlayışla.

İstanbul 2002 Samuel NOAH KRAMER. 153–154. rüzgâr. Kabalcı Yayınları. güneş. 105–106. deniz ve hava gibi büyük âlemler. tarla ve çiftlik gibi kültürel varlıklar ve hatta kazma. 30 Sumerli düşünürlere açık ve su götürmez gerçekler olarak görünen evrenin yapısıyla ilgili bu temel kanunlardan uygun bir kozmogoni geliştirdiler. güneş. kozmosu iyi hazırlanmış planlara ve uygun yasalara göre yönlendiren ve denetleyen bir grup canlının oluşturduğu panteondu. 31 Sumerli teologların varsayımına göre. fakat insanüstü olan. s. ölümlülerin gözüne görünmeksizin. s. tuğla kalıbı ve saban gibi aletler ki bunların her biri insan biçimli.ardından bitki. Bu atmosferin dışında parlayan cisimler . eylemlerini yerleşik kurallara ve düzenlemelere göre yönlendiren şu ya da bu varlığın sorumluluğu altında olarak görüyorlardı.152.32 30 31 32 Samuel NOAH KRAMER. yerden göğü ayıran. Sümerler. yer. Kabalcı Yayınları. kent. kanal. gezegenler ve yıldızlar. İstanbul 1999 KRAMER. Gök ile yerin ayrılmasının . dağ ve ova gibi doğa varlıkları. “gök-yer” bir biçimde doğmuştur. hareket eden ve genleşen “atmosfer” vardır. hendek. Gök. Kabalcı Yaynları. Aralarında. devlet. Bu ilksel deniz içinde. ay ve gezegenler gibi belli başlı gök cisimleri. Tarih Sümer’de Başlar.38 atmosferle aynı maddeden yapılmış. Sümerler. Başlangıçta ilksel denizin olduğu sonucuna vardılar. ama ek olarak parlaklık niteliği verilmiş olduğu kabul ediliyordu. hayvan ve insan yaşamı varlık bulur. denizi “ilk neden “ ve “ana harekete geçirici” olarak gördükleri ve uzay ve zamanda denizden önce ne olduğunu kendilerine asla sormadıkları anlaşılmaktadır. biçim olarak insana benzeyen. İstanbul 2002 . kubbeli bir göğün düz yerin üstüne konup onunla birleşmesinden oluşan evren. s. fakat insanüstü ve ölümsüz olan.biçimlenmiştir. fırtına ve kasırga gibi atmosfer güçleri ve nihayet yeryüzündeki ırmak.ve ışık veren göksel cisimlerin yaratılışının. bu evrenin işlemesini sağlayan şey.ay.

Sumerli bilgelerimiz büyük olasılıkla. deniz ve havaydı.39 Sumerler bu gözle görünmez. gök. Kabalcı Yayınları. panteonu oluşturan tanrıların hepsi aynı önem ya da derecede olmadıkları varsayımı Sumerlere mantıklı geliyordu. 33 Sumer’de tanrıların ölümsüz olduklarına inanılmasına karşın yine de beslenmeleri gerekiyordu. deniz ve havanın denetimini ellerinde bulunduran ilahların yaratıcı tanrılar olduğu ve bütün öteki kozmik varlıkları. s. çok tanrılı dinsel sistemin doğasında var olan tutarsızlıkları ve çelişkileri çözmek amacıyla sonuçsuz kalan girişimlerde bulunarak birçok teolojik kavram geliştirmişlerdi. insan-biçimli ancak insanüstü ve ölümsüz varlıkların her birine Sumercede Dingir. yaratıcı ilahlarla yaratıcı olmayan ilahlar arasındaki ayrımdı. başında kral olan bir topluluk olarak düzenlendiği düşünülüyordu. yaralıyorlar ve öldürüyorlardı. Ne de hendek ve kanallardan sorumlu tanrıyla bütün topraklardan sorumlu tanrı aynı kefeye konabilirdi. İstanbul 2002 . Dolayısıyla. bütün öteki kozmik görüngüler ancak bu âlemlerden biri yada diğerinin içinde var olabilirdi. Kazmadan ya da tuğla kalıbından sorumlu tanrı güneşten sorumlu olan tanrıyla boy ölçüşemezdi. Ve insanların devletinin siyasi işleyişiyle benzer biçimde. Böylelikle Sumer panteonunun. Fakat Sumerli teologlarca panteon içinde yapılan daha önemli bir sınıflandırma. 155. yer. Bu topluluktaki en önemli gruplar. bizim “tanrı” diye çevirdiğimiz sözcük deniliyordu. dövüşüyorlar. Sümerler. belki kendileri de yaralanıp ölüyorlardı. bu düşünceye kozmolojik görüşlerinin bir sonucu olarak varmışlardı. Bu tanrısal panteon nasıl işliyordu? Öncelikle. hazırladıkları plan uyarınca bu dört ilahtan birinin yarattığı çıkarımını yapmak mantıklı görünüyordu. yer. “yazgıları belirleyen” yedi tanrı ile “büyük tanrılar” olarak bilinen elli ilahtan oluşuyordu. Bu görüşlere göre kozmosu oluşturan temel öğeler gök. Fakat 33 KRAMER. ölümcül biçimde hastalanabiliyorlardı. panteon’un başında bütün diğerlerinin kralı ve yöneticisi olarak tanınan bir tanrının bulunduğunu kabul etmek doğaldı.

ama yaklaşık M. bu süre içinde onun sahip olduğu güçlerin çoğu tanrı Enlil’e geçti. hava-tanrısı Enlil.40 elimizdeki malzemeye bakılırsa. ona krallık asasını veren ve kayırıcı bir gözle bakan Enlil’di. “bütün ülkelerin kralı” olarak tanıtılmaktadır. Krallar ve hükümdarlar onlara ülkelerinin krallığını verenin. “tanrıların babası”. Kralın ismini bildiren. mit ve dualarda baskın bir rol oynayan hava-tanrısı Enlil’di. Sümerler. Sumer panteonunun büyük farkla en önemli ilahı. 2500’e kadar giden mevcut kaynaklarda. Kabalcı Yayınları. Yüzlerce ilahtan en önemli dördü gök-tanrısı An. ilahi toplantılarda ve şölenlerde başköşede otururlardı. s. Tanrı listelerinin başında genellikle bu tanrılar yer alır ve önemli eylemleri birlikte yerine getiren bir grup olarak gösterilirdi. bunları hiçbir zaman sistematik bir biçimde yazıya geçirmemişlerdir. An’ın asıl tapınma mekânının bulunduğu kent devletine Erek deniyordu. 34 34 KRAMER. Sumer’de bin yıllar boyunca An’a tapılmaya devam edildi. fakat giderek üstünlüğünden çok şey kaybetti.160. panteon’un önderi olarak onun yerini hava-tanrısı Enlil almış gibi görünmektedir. “göğün ve yerin kralı”. bütün Sumer ülkesinde ayinlerde. Panteon’da oldukça belirsiz bir kişilik haline geldi ve daha sonraki zamanlara ait ilahi ve mitlerde adından pek söz edilmemeye başlandı. Onun Sumer panteonundaki baştanrı olarak kabul edilmesine yol açan olaylar bilinmemektedir. sutanrısı Enki ve büyük ana-tanrıça Ninhursag’dı.Ö. Gök-tanrısı An’ın bir zamanlar Sumerler tarafından panteon’daki en yüce hükümdar olarak kabul edildiğine inanmak için pek çok neden bulunmaktadır. ülkelerini onlar için gönençli hale getirenin. İstanbul 2002 . kendi güçleriyle fethetmeleri için onlara bütün ülkeleri verenin Enlil olmasıyla övünürlerdi. fakat anlaşılabilen en erken kayıtlarda Enlil.

kozmos’un en üretici özelliklerinin planlanıp yaratılmasından sorumlu olan en hayırsever ilah olarak kabul edildiğini öğreniyoruz. seçkin ana-tanrıça olarak kabul edilirdi. Enki bilgelik tanrısıydı ve yalnız genel planları hazırlayan Enlil’in kararlarına göre yeryüzünü düzenleyen aslında oydu. bütün yaşayanların anası. Örneğin. ülkeye bolluk. s. Uygulamanın gerçek ayrıntıları becerikli. “ulu hanım” olarak da bilinen ana-tanrıça Ninhursag’dır.125. uygarlık için elzem doğal ve kültürel görüngüleri oluşturmada Enki’nin yaratıcı etkinlikleri anlatılmaktadır.” Yaratıcı teknik söz konusu olduğunda. Kabalcı Yayınları. “Enki ve Dünyanın Düzeni: Yeryüzünü ve Kültürel Süreçlerinin Düzenlenmesi” diye adlandırabileceğimiz bir mitte. gözü pek ve bilge Enki’ye bırakılmıştı. İnsanoğlunun kullanacağı tarımsal aletlerin ilk örnekleri olarak kazmaya ve sabana biçim veren oydu. “doğuran hanım” olarak da tanınıyordu.41 Daha sonraki döneme ait mit ve ilahilerden Enlil’in. İstanbul 1999 . insanlara merhamet eden. Ona ait 35 KRAMER. hünerli. bütün tohumların. Sumer baştanrılarının üçüncüsü. bitkilerin ve ağaçların topraktan çıkmasını sağlayan tanrı Enlil’di. Ayrıca Nintu. sözcüklere döküldüğünde yaklaşık ifade şudur: “Enki yaptı. Ninhursag. Adının kökeninin Ki’den (yer) geldiğine ve onun An’ın (gök) eşi olarak düşünüldüğüne inanmak için yeterli neden vardır. bereket ve gönenç getiren oydu. Günün doğmasını sağlayan. 35 Yaratıcı ilahların dördüncüsü Ninmah. tanrının sözü ve buyruğu dışında başka bir şey yoktur. Hiçbir yerde doğal yada kültürel süreçlerin temel kökenlerine inme çabasına rastlanmaz. bunlar Enki’nin yaratıcı kudretine bağlanır. Daha eski çağlarda bu tanrıçanın yeri herhalde daha üst sıralardaydı ve dört tanrı şu yada bu nedenle birlikte sıralandıklarında adı Enki’den önce yer alıyordu. Tarih Sümer’de Başlar. onlar bütün tanrıların anne babasıydılar. İlk Sumer hükümdarları kendilerini “Ninhursag’ın sürekli sütle beslediği” diye betimlemeyi severlerdi. dipsiz derinlikten yada Sumerlerin deyişiyle abuz’dan sorumlu tanrı Enki’ydi.

günahkârlık ve sapıklıktan. Sumerli düşünürlerin. bağışlama ve acımaya çok değer veriyor ve doğal olarak bunların tersinden. yasa ve düzene. Nanna-Sin. Sumerli bilgelere göre tanrılarda etik ve ahlaksal olanı. bunlar görece küçük bir rol oynamışa benzemektedir. yasa tanımazlık ve düzensizlikten. An’ın çocukları olan Anunna-tanrılarla. ama bize ulaşan yazınsal metinlerde nadiren anılmalarına bakılırsa. doğruluk ve dürüstlüğe. An. etik dışı ve ahlakdışı olana tercih ediyordu ve Sumer panteonu’nun hemen hemen bütün . Önde gelen bu dört ilaha ek olarak üç önemli göksel ilah daha vardı: Ay-tanrısı Nanna. adaletsizlik ve baskıdan. zulüm ve merhametsizlikten de tiksiniyordu. Özellikle krallar ve yöneticiler sürekli olarak ülkede yasa ve düzeni kurmakla. zayıfı güçlüden ve yoksulu zenginden korumakla. çünkü amaçları kestirilemeyen tanrılarca kendisine biçilen yazgı önceden bilinemezdi.42 mitlerden birinde. İnsanın yaşamı belirsizliklerle dolu ve güvensizlikle çevriliydi. Enki. Elli “büyük tanrı”nın isimleri hiçbir zaman verilmemiş olmakla birlikte görünüşe göre bunlar. dünya görüşlerine uygun olarak insana ve yazgısına pek aşırı bir güven duymadığını görüyoruz. kötülük ve şiddetin kökünü kazımakla övünürdü. Utu ve İnanna’nın oluşturduğu yedi tanrılık bu grup olabilir. Enlil. tanrıların cenneti Dilmun’da “yasak meyve” motifine yol açan tanrısal bir doğum zincirini başlatır. en azından bunların ölüler âlemiyle sınırlı olmayanlarıyla özdeştirler. adalet ve özgürlüğe. Kendi yazdıklarına göre Sumerler iyilik ve gerçeğe. “yazgıları belirleyen” yedi tanrı olarak anılan topluluk. Ayrıca İgigi adı verilen bir grup tanrı daha vardı. İnsanın çamurdan yoğrulduğuna ve yalnızca tek bir amaçla yaratıldığına emindiler: İlahi etkinliklerini rahatça gerçekleştirsinler diye tanrılara yiyecek içecek ve barınak sağlayarak hizmet etmesi için. Nanna’nın oğlu güneş-tanrı Utu ve Nanna’nın kızı tanrıça İnanna. Ninhursag. kötülük ve yalandan. insanların yaratılışında önemli bir rol oynar ve bir başkasındaysa.

güneş-tanrısı Utu ve bir dereceye kadar da ay-tanrısı Nanna ölüleri yargılıyordu ve eğer yargı lehineyse ölü kişinin ruhu herhalde mutlu ve hoşnut bir yaşam sürer. Kabalcı Yayınları. İnsanoğlu tanrılara hizmet etmekten başka bir amaçla yaratılmadığı için en önemli ödevin bu hizmeti efendilerini hoşnut ve tatmin edecek bir şekilde yerine getirmek ve bu hizmeti mükemmelleştirmek olduğu açıktı. Ölüler âleminde her türlü kural ve düzenleme vardı ve ölüler âleminde oturanların doğru davranmasını sağlayan kişi tanrılaştırılmış Gılgamış’tı. dinlerinde egemen rolü ayinler ve ritüeller oynuyordu. Gerçektende temel işlevi ahlaksal düzeni denetlemek olan birçok büyük tanrı vardı. Sümerler.180. yeryüzündeki yaşamın kederli ve sefil bir yansımadan başka bir şey olmadığı kanısındaydı. Gılgamış ve Ur-Nammu gibi özel kurbanlarla ilgilenmeleri gereken ölmüş krallara ve yüksek rahiplik görevlilerine ayrılmıştı.43 büyük tanrıları kendilerine adanan ilahilerde iyilik ve adalet. İlk tapınaklardan biri. Sumerlerin ölüler âleminde iyiler ve hak edenler için bile mutlu bir yaşam umuduna fazla güven duymadıkları anlaşılmaktadır. bütün istediklerini elde ederdi. Bu. gece olunca güneş buraya ışık getiriyordu. Ne var ki. koruyucu tanrısı en azından daha sonraki zamanlarda Enki olan Eridu’da ortaya çıkarılmıştır. s. İstanbul 2002 . ölüler âlemindeki yaşamın. Kült merkezi kuşkusuz tapınaktı. 36 Bireysel adanmışlık ve kişisel dindarlık önemsiz olmakla birlikte Sumerlerin dünya görüşü dolayısıyla. Genel olarak Sumerliler. Ölülerin hepsine aynı yaklaşım gösterilmiyordu. Görünüşe göre tıpkı yaşayanlar gibi ölülerde bir hiyerarşi içinde sıralanmıştı ve büyük olasılıkla en yüksek mevkiler. doğruluk ve dürüstlük aşığı olarak yüceltiliyordu. Her ne kadar ölüler âlemi insana karanlık ve kasvetli bir yer gibi gelse de bu yalnız gündüz için geçerliydi. her ne kadar dört metreye beş metre boyutlarında çok basit biçimli bir 36 KRAMER.

erkekler kadar kadınlarda en olabilirdi. Daha sonraları büyük kentlerdeki tapınaklar geniş yapı kompleksleri haline gelmişti.özellikle İnanna’ya adanmış tapınaklarda.çok sayıda hadımla tapınak cariyesinden oluşan büyük bir topluluk da bulunuyordu. işib ve nindingir bulunuyordu. Eski Sumer tapınaklarındaki kazılardan çıkarılan yönetimle ilgili çok sayıda belgeyle de kanıtlandığı gibi dinsel ayinlerde şu yada bu şekilde görev alanlara ek olarak. Tapınağın yönetsel başkanı sanga idi. Bunlar arasında guda. En’in altında bir dizi rahip sınıfları vardı. yüksekliğiyse başlangıçta 20 metre kadardı. Yalnızca işib’in kutsal saçılardan ve arındırma törenlerinden sorumlu ve gala’nın da bir tür tapınak şarkıcısı ve şairi olabileceğini biliyoruz. işçiler ve . avlu ve tapınak görevlileri için konut alanlarını da içeren kabaca 400 x 200 metre ölçülerinde bir alanı kaplıyordu. En dikkat çekici yapı olan ziggurat. Tapınağın tinsel başkanı. Ayrıca şarkıcılarla müzisyenlerden ve . Bu tapınaklardan sorumlu olan rahiplerle ilgili olarak. Nitekim Ur kentindeki Nanna’ya adanmış olan Ekişhugal tapınağı. eni 45 metre olan dörtgen bir kuleydi. Bu rahiplerin görevleri hakkında çok az bilgimiz vardır. tapınağın gipar adıyla bilinen bölümünde yaşayan en’di. büyük olasılıkla görevi tapınağın binalarını ve maliyesini düzen içinde yönetmek ve tapınak personelinin ödevlerini verimli bir şekilde yerine getirmelerini sağlamaktı. ardiye. bin yıllar boyunca Sumer tapınağını karakterize eden iki özelliğe başından beri sahipti: Tanrının simgesi ya da heykeli için bir niş ve bunun önünde de kerpiçten bir sunak. tabanının boyu 60 metre. görevlilerin isminden başka çok az şey biliyoruz. Mezopotamya’daki tapınak mimarisinin belirgin özelliği hem gerçek hem de simgesel anlamda gökteki tanrılarla yeryüzündeki ölümlüler arasında bir bağlantı olması amaçlanan Ziggurat’ın ilk örneği olarak kabul edilir. Görünüşe göre ayinlerin adandığı ilahın cinsiyetine bağlı olarak. mah. ziggurattın yanı sıra çok sayıda kutsal mekân.44 kutsal mekân da olsa. tapınak personeli arasında dindışı görevliler. dükkân.

bir hilalden öteki hilale dek geçen. eskiler için herhalde mucizevî olaylardı. Kabalcı Yayınları. göz kırpan ya da akan yıldızlar. Mezopotamya ve Eski Mısır.45 tapınağın çeşitli tarımsal ve ekonomik işlerini yürütülmesine yardımcı olan köleler de yer alıyordu. kimi zaman da 30 güneş günü oluyordu. Büke Yayınları. İstanbul 2002 Bir zaman sonra Eski Yunanlılar. Örnekse. Dinsel törenlerini göksel olgulara göre yaptılar. Dolayısıyla çok önceleri Ay’ın. Gözlemlerine göre bu süre kimi zaman 29. Bu da “ay takvimi” oldu. SUMERLERDE ASTRONOMİ Güneşin doğuşu ve batışı. Görünüşlerini hayal ürünü yaratıklara benzeterek kimi takımyıldızları adlandırdılar.188. Sümerler. Ay takvimi güneş takvimine uymadığı için her yılın artan on gününü toplayarak üç yılda bir ay yılını 13 ay yapmaları da bu sanımızı doğrulamaktadır. 39 37 38 39 KRAMER. 37 D. Sumerlerin on iki ay ayının beş ayını 29 gün ve yedi ayını da 30 gün kabul ettiklerini ve dolayısıyla bir ay yılını 355 gün olarak belirlediklerini görüyoruz. gündüz ve gece olmak üzere ikiye ayırıyor ve 12 çift saate biru’ya (yada donna) bölüyorlardı. Sumerliler günü. İstanbul 2002 Altay GÜNDÜZ. Sumerlilerin gün kavramını nykhtemeron terimiyle adlandırmışlardır. Gökcisimlerinin kısa süreli geri dönüşlerini temel alan bir takvim oluşturdular. Yıldızların ve yıldız oluşumlarının tanrılarla yâda doğaüstü güçlerle ilişkili olduğuna inandılar. tüm evrelerini kapsayan süre ile tanımlanan Ay takvimini kullandılar. gökyüzünde Sumerlerin en fazla ilgisini çeken göksel olay Güneş’in özellikle Ay’ın değişimiydi. s.263. . s. Bu bakımdan göksel olayların büyük bir ilgiyle izlediler. 38 Gün kavramını da ilk kez geliştiren Sumerliler oldu. Yılı 12 aya bölmüşlerdi. ayın hilalden dolunaya dönüşümü ve öteki göksel devinimler. Toplumsal yaşamdaki önemli olayların göksel olgulara ve oluşumlara bağlı olduğunu sandılar.

264 Bu ay adları Osmanlı İmparatorluğunun ve hatta Cumhuriyet Türkiye’sinin ay adlarını etkilemiştir. Aralık ve Ocak ayları dışında kalan ay adları çeşitli kültürlerden gelmedir. ninda’ya ve bu bölümlerin her biride gene 60’a bölünmüştü. düşman ayağı ülkeye girecek. mayıs ayında olursa kral 40 41 GÜNDÜZ. giş’e ve alt bölümlerin her biri 60’a. ülkede huzursuzluk olacak. (9) kislimu. 40 Mezopotamya’da ilk çağlarda önemli kentlerin kendilerine özgü ay adları vardı. Bu gün altmışlı sistemi saatlerde ve açı ölçümlerinde kullanıyoruz. (10) tebetu. Nisan ve Temmuz. matematikte ise onlu ve altmışlı. Ama M. Cumhuriyet sonrası kabul edilen Ekim. müneccim Kidannu’nun önerisine uyularak gece yarısı başlamasına karar verildi. s. Haziran. Aramice’den gelmektedir. Sumerliler ve Babilliler astronomide altmışlı. Mayıs ve Ağustos. Bu başarıyı yanlış anlayan yada yorumlayan Sumerliler. 300’den sonra. aynı yolu izleyerek kehanette bulunabilecekleri umuduna kapıldılar. Bu olgu ayın on üçünde olursa. insanlar yok edilecek. (7) teşritu. Bu tanımlamaya göre her bölüm (biru ya da dona). alt bölümlerin 1/60’ı dört saniyeye (=240 saniye / 60) ve son bölümler de dört salisesi (=240 salise / 60) olur. (8) araksamma. Kasım. 41 Sumerlilerin yıldızlar üzerinde yaptıkları gözlemlerle.46 Bu bölümlerin her biri 30 alt bölüme. tarımsal işlemlere başlama zamanını önceden. Daha sonra Asurluların şu ay adları geçerli oldu. Mart. güneşin batmasıyla başlıyordu. günümüzün iki saati (=24 saat / 12). alış veriş duracak. (3) simanu.Ö. (2) ayaru. Daireyi de bu yolla bölümlere ayırıyorlardı. sistemi birlikte kullanıyorlardı. Kimi kehanetler şöyleydi. Gün. (6) elulu. (11) şubatu. (4) dumuzi. büyük bir olasılıkla belirliyorlardı. (5) abu. Hammurabi zamanında ise Nippur kentinin ay adları her yerde kullanıldı. alt bölümler (giş’ler) dört dakikası (=120 dakika / 30). Ay tutulması nisan ayında olursa yıkım olacak. Sumer dilinden. Latince’den. (1) nisanu. age. Akad dilinden. kardeş kardeşi öldürecek. “ Güneş ve Ay ayın on ikisinde birlikte görülürse kral hanedanı sona erecek. . (12) adaru. Şubat ve Eylül.

yalnızca yaklaşık olarak belirlenebiliyordu. ister gaipten haber vermek. ama çocukları tahta çıkamayacak.temel amacı astroloji oldu. 43 Mezopotamyalıların güneş ve su saatleri yardımıyla gece ve gündüz uzunluklarının değişmelerini incelediğini tabletlerden öğreniyoruz. age. gece ve 42 43 GÜNDÜZ.iki birim ağırlıkta olduğu gibi. Sumerlilerin su saatlerinde zaman. s. Su saatleri: Gecenin ve gündüzün bölümlerinin belirlenmesinde kullanılan başka bir aygıtta su saatiydi. ölçü çizgileriyle derecelenmiş kaplardan akan yada bu kaplara akıtılan suyun miktarıyla belirleniyordu. Dolayısıyla Sumer astronomisinin -gök cisimlerinin devinimlerini izlenmesinin. bu yatay bir zemine sabitlenmiş düşey bir çubuktu. ağırlıkla ölçülüyor. Yalnız güneşin yükselimi sürekli değiştiği için. Bu konudaki bilginin Mezopotamyalılar için pratik bir kullanış şeklinin. bu nedenle saatler. astronominin oluşmasına ve dolayısıyla matematiğin gelişmesine yol açtı. ister geleceği bilmek olsun. temmuz ayında olursa ürün bol olacak…”. age. 42 Güneş saatleri: Sumerliler gündüz saatlerini belirlemek için sabit nesnelerin gölgelerinden yararlanıyorlardı. 271 . Ama amacı ne olursa olsun. Bu saatlerde zaman dilimleri. s. Kullandıkları ilk aygıt gnomon’du.47 ölecek. gölgenin uzunluğu ve doğrultusu. 265 GÜNDÜZ. öğle dışında kalan aynı bir saatte günden güne fark ediyor. delikli bir kaptan akan suyun ağırlığı belirli bir zamanı gösteriyordu. astrolojiyle ilgili araştırmalar.

herhangi bir gezegenin gökte belli bir bölgede bulunması kadar. 323 . Aynı suretle.48 gündüz nöbetçilerine ödenen ücretlerle ilgili olduğu görülmektedir. Örneğin. Matematiksel şekliyle Mezopotamya astronomisi Helenistik çağ Yunan astronomisinin temelinde kalburüstü bir yer işgal eder. age. Mezopotamya astrolojisi genellikle bilimin ve astrolojinin matematikleşmesinde ön ayak olmuş. Çünkü bilimin matematikle temellenmesi geleneğinde astronominin bir örnek ve ilham kaynağı olarak. Bunlardan biri Anu. Mezopotamya’da bilimin doğuşunda genel olarak kehanetin. age. uzun ve soğuk kış geceleri bu işi görenler. s. uzun ve sıcak yaz günleri nöbetleri de yüksek ücretliydi.44 Astronomi Mezopotamya’da kozmogonik ve dini bir aşamadan matematiksel bir aşamaya sirayet etmiştir. Yunan astrolojisi aracılığıyla bilim tarihine olağan üstü bir etki yapmış ve çok önemli bilimsel düşünce akımını uzun vadeli bir şekilde etkilemiştir. s. Örneğin. hareket tarzları da dikkate alınıyordu. diğerleri de yengeç kuşağı Enlil ve oğlak kuşağına karşılık gelen Ea idi. 329 SAYILI. önemli bir tarihi role sahip olduğu söylenebilir. yani gelecek olayları önceden belirlemenin yada tahminin önemli bir yeri olduğu görülmektedir. yani ekvator bölgesi. Gezegenlerin gökte muayyen bir zamanda işgal ettikleri yerden başka. 44 45 SAYILI. aynı mevsimin gündüz nöbetçilerine nazaran daha büyük ücretler almaktaydılar. onun diğer gezegenlerden belirli bir tanesine yaklaşmakta yada ondan uzaklaşmakta olması astrolog için önemli bir olay sayılıyordu.45 Gökte astroloji bakımından üç önemli kuşak ayırt ediliyordu. Kehanetlerde bulunmada en önemli yeri astroloji işgal etmektedir. Bu bölgeler gezegenlerin yerlerinin astrolojik bakımdan anlamlandırılmasına ve yerlerinin belirlenmesine yarıyordu.

korku ve dehşet veren bir gök cismiydi46 Olayların akışına ilave olarak zaman faktörü de mevcuttu. onlara karşılık geliyordu. Bu astrolojinin temsil ettiği görüşe nazaran gök ile yerin çeşitli bölgeleri arasında karşılıklı münasebetler vardı. Bunlar dışında meteorolojik olaylardan. şimşek ve yıldırımlardan astrolojik yargılardan faydalanmaktaydı. bulutlardan. Ay ile gün ve gecenin muhtelif saatleri uğurlu yada uğursuz sayılıyordu. Muayyen yıldız kümeleri yeryüzündeki belirli mevkileri temsil ediyor. Bir ülke için uğurlu olan bir zaman. tanrılarla da ilişkili olarak gök âleminde hüküm süren bir nizamı ortaya koyma ve bu nizamı yeryüzü olaylarında da yansıtma çabası şeklinde 46 SAYILI. Ay’ın bu büyük öneminin birinci sebebi şüphesiz ay ve güneş tutulmalarının astrolojide işgal ettiği önemli yerden ileri gelmekteydi ve bundan ötürü Mezopotamya astrolojisine göre ay. Ayın yüzü de aynı suretle. Mezopotamyalıların inancına göre gökler tanrıların mekânıdır. s. 325 . gökyüzündeki olaylar da tanrıların faaliyetlerini temsil ediyordu. geniş bir tanımla. komşu bir ülke için uğursuz olabiliyordu. age. fırtınalardan.49 Mezopotamya astrolojisi tutulma düzlemi kuşağı dışına çıkarak göğün diğer bölgelerindeki bazı yıldızlarında astroloji alanı içine almaktaydı. Gelecek hakkındaki çeşitli tahminleri temelendiren tefferuat noktaları bir tarafa bırakılırsa. Böylece astronomi gibi astrolojide dini unsurlarla ve mitolojiyle karışmış durumdaydı. Astrolojik olayların yorumlanmasında zamanın bu rolü çeşitli ülkelere göre değişiyordu. Bütün gök cisimleri arasında astrolojik açıdan en önemlisi işaret ettiği anlamlar bakımından bütün diğer gök cisimlerine nazaran hâkim durumda olan Ay idi. Astroloji. astroloji. geleceğin göklerden okunmasından ve bu münasebetlerden de faydalanmaktaydı. Yıldızlarla yıldız kümeleri tanrıları. Mezopotamya ve civarındaki ülkeleri temsil etmek üzere çeşitli kısımlara bölünüyordu.

50 nitelenebilir. Kimi insanların (nazar) yada parmakla dokunması da kötü cinler gibi insanlara zarar verebiliyorlardı. E. Bunlar kara büyücülerdi. habis ruhların insana sahip olmasından. yedi dağdan ileriye git! Göz! Kendi sahibinin yüzünde çanak gibi parçalan!”. Mezopotamyalıların inancına göre. yedi kanaldan öteye. 327 . koşan eşeğin bacağını kırarsın! / Usta dokumacının tezgâhını parçalarsın! / İyi geçinen kardeşlerin arasını açarsın! / Defol göz. Bu nedenle eski çağlarda. dostları birbirine düşürdüklerini sanıyorlardı. Sumer’de astroloji ile mitolojik ve dini astronomiyi birbirinden ayırt etmek pek kolay değildir. kötü cinlerin insan vücudunu zaptetmesinden kaynaklandığına inanıyorlardı. tıp kuramının ve dolayısıyla hekimliğin özü sihir 47 SAYILI. “akbüyü” idi. Bugün’de bazı topluluklarda aynı inanışın geçerli olduğunu görüyoruz. cadılardı. yedi kötü yedi de iyi cin vardı. toplum içinde birtakım kimselerin ilişki kurdukları doğaüstü güçlerin dostluğunu kazandıklarını ve bunların gücünden yararlanarak kimi insanlara “kara büyü” yaptıklarını. insanların ağızlarını ve dillerini bağladıklarını. Kötü ruhların insan vücudundan kovulmasını sağlayacak olan ise sihirdi. 47 Sumerlerin bu alanda yaptıkları çalışmalar sonucu ulaştıkları bilimsel bilgiler. Bu inançlarla yetişen Mezopotamyalılar hastalıkların. s. Mezopotamya ve Eski Mısır’da kara büyü yapanlar ölümle cezalandırılırdı. o erkeğin gözü! / O komşunun gözü! O düşmanın gözü! / Ey göz! Sen bir eve girince fırındaki çanak çömleği tuz buz edersin! / Sen gemicinin gemisini parçalarsın! / Güçlü öküzün boyunduruğunu. Örnekse bir Mezopotamya tabletinde kötü bakışların insanlara verdiği zararlar şöyle dile getirilmişti: “Ey göz! Ey göz! Düşman göz! / O kadının gözü. age. defol göz! / Yedi nehirden. günümüz astronomisinin temelini oluşturmuştur. SUMERLERDE TIP Eskiler.

reçineleri. Dolayısıyla tıbbın temeli kötü ruhların sihirle ve ayinle kovulmasıydı.51 oldu. s. İnsan ve hayvan kemikleri. Islak topraktan 16 santim uzunluğunda 9. ufalama. merhemler ve iksirler kullanılıyor ve kimi zaman da hastaya masaj yapılıyordu. tavuk kanı ve gözü. Hastalıkların sihirle yada okuyup üfleme yoluyla -efsunla. usareleri. şeytanın yada karanlık güçlerin işiydi. Tarih Sümer’de Başlar. kozalakları ve benzerleri. hastalıkları. M. fare dili. Bitkilerin kökleri. Bu maddelerin tümü. bir Amerikan kazı ekibince ortaya çıkarılıp Philadelphia Üniversite Müzesine götürülünceye değin dört bin yılı aşkın süre Nippur kalıntıları altında gömülü kalmıştır. İlaçların yapımında da . Kabalcı Yayınları.Ö. kireç.bitkisel. 48 49 GÜNDÜZ.tedavisine ilişkin bu skolâstik gelenek. civa. sığır ve domuz eti.5 santim genişliğinde bir tablet hazırladı. Bununla birlikte eski hekimler. yaprakları. ağaçların kabukları. sihrin yanı sıra iksirlerle ve kimi durumlarda da cerrahi müdahalelerle iyileştirmeye çalıştılar. 86. kaplumbağa kabuğu. tilki ve aslan tüyü. 48 M. çiçekleri. yüzyıllar boyunca tıp okullarında etkisini sürdürdü. domuz başı. age. dalları. İstanbul 1999 . kurutma. sarı çamur. 300 KRAMER. s. baykuş kanadı… Alçı. filizleri. Gene de bu eylemler sırasında. şap. kamış kalemin ucunu eğik biçimde yonttu ve zamanın çivi yazısıyla gözde ilaçlarının bir düzinesini tablete kaydetti. arsenik. 2500’li yıllarda hatta daha öncesinde yazıya dökmüşlerdi. geyik boynuzu. çoğu zaman çeşitli lapalar. ırmak kumu ve doğal su. hastalıklara ilaçlara ve hekimlik deneyimlerine ilişkin bilgileri.bu gün alternatif Çin tıbbında olduğu gibi. 49 Mezopotamyalıların inancına göre hastalık yukarıda belirttiğimiz gibi. sapları. meslektaşları ve öğrencileri için en değerli tıbbi reçetelerini bir araya getirip kaydetmeye karar verdi. sarı inek kulağı.Ö. hayvansal ve madensel maddeler kullanılıyordu. Sumerler. İnsanlığın bilinen en eski tıp “elkitabı” olan bu kil belge. üçüncü bin yılın sonlarına doğru yaşamış olan isimsiz bir Sumerli hekim. kükürt. olduğu gibi değil. demir oksit.

aynı zamanda. anlamı “suyu tanıyan kimse” olan a-zu sözcüğüyle adlandırılıyordu. s. Böylece. Yaratıcı tanrı. Yahut da doktorların statüsü rahiplerin statüsüne benzer bir mahiyet taşıyordu. Fakat anlaşıldığına göre. Üçüncü sınıf ise A-zu veya A-su adlı rahip veya doktorlardı. insanı su ve topraktan yaratmış. s. suda yada sütte yada bir arada eritme ve kaynatma gibi işlemler uygulanarak hazırlanıyordu. onların faaliyeti sadece tıbbın sınırı içinde kalmıyordu. Bu nedenle su tanrısı. Birincisine asutu. age. Bu anlamda.52 dövme. Doktorlara verilen bir başka ad da yağları tanıyan kimse anlamına geliyordu. ikincisine aşiputu deniyordu. tedavi yapan üç rahip sınıfı vardı. daha geniş bir anlamda gelecekten haber verme görevini yüklenmişlerdi. 51 Mezopotamyalılarda sihirle tıp için ayrı kelimeler vardı. 413 . tanı) ve prognoz (ön teşhis) yapmaktı. kâhinler. öğütme. Mezopotamyalılar hayatın özünün su olduğuna inanıyorlardı. sonrada bunun içine hayat soluğunu üflemiş ve ona hayat vermişti. Yağlarında Mezopotamyalılarca büyük bir önem taşıdığı anlaşılmaktadır. gerçek manasıyla doktor olan sınıf bu sınıftı. 302 SAYILI. Daha doğrusu. age. Böyle ayrı ayrı iki kelimenin mevcudiyeti tıbbın sihirden ayrı ve müstakil bir kimliğe sahip olduğu izlenimini destekleyen bir delil olarak kabul edilebilir. Bunların ihtisası tedaviydi ve faaliyetleri tamamen tıp sahası içinde bulunuyordu. Başka bir deyimle. A-zu’nun bir manası da “rüyaları yorumlayan kimse” olarak kabul ediliyordu. Suyun sihirde ve kâhinlikte önemli rolü vardı. insanın çamurdan bir modelini yapmış. 50 51 GÜNDÜZ. Bunlardan bir tanesi kâhinler sınıfıydı ve baru adını taşıyordu. Sumer’de hekimler. Doktor olan baru’ların vazifesi diyagnoz (teşhis.50 Mezopotamya’da tıp resmen bir rahip sınıfının elindeydi. belki de doktorlar rahip sınıfının statüsüne sahip bulunuyordu. hekimliğin tanrısı kabul edilmişti.

M. ilaç dozajları yada karışımlara giren maddelerin miktarları. Bu Sumer’de hastalıkları iyileştirmek için büyü ve cin çıkarma ayinlerinin bilinmediği anlamına gelmez. Bitkilerin kök. birçok hastalığı hastanın bedenindeki zararlı cinlere bağlıyorlardı. Bu cinlerden yarım düzinesinin adı. onlarda belki de bu Mısır ve Mezopotamya görüşlerini birleştirmiş olduğu izlenimini uyandırmaktadır. Daha sonra Yunanlıların kan damarları sisteminin merkezini hem kalp ve hem de karaciğer olarak kabul etmeleri. Ninisinna ve Guala adlarıyla da bilinen “Sumerlerin yüce hekimi” diye nitelenen tıp sanatının baş tanrıçasına adanmış bir Sumer ilahisinde geçmektedir. çeşitli sakızlar ve yabani bitkiler yer almaktadır. Bu metot gerek dâhilen gerek haricen kullanılan ilaçlarda tatbik yeri bulmaktadır. ağaç kısımları. Ortaya çıkarılan tabletlerin bazılarında Sumerli hekimlerin sihirli sözlere ve büyüye başvurmaması ilginçtir. Bunun iki izahı olabilir. Daha sonraları Akad’larda olduğu gibi Sumerlerde de biranın birtakım ilaçların eritilmesi için bir ortam olarak kullanıldığı görülmektedir.Ö üçüncü binyıla ait bir tablette tanrıdan yada cinden bahsedilmemektedir. daha sonraki Babilliler gibi. bunlardan ilki. Mısırlıların kalbe verdikleri değeri Mezopotamyalılar karaciğere atfediyorlardı. kabuk. tahıl. Hayatla ilgili fonksiyonların en önemli merkezi ise onlara göre karaciğerdi. genellikle açıklanmadığı dikkat çekmektedir. yağ ve odun gibi kısımları tedavi maksadıyla kullanılmaktaydı.53 Organik faaliyet bakımından Mezopotamyalıların kalbe ve kana önem vermiş oldukları anlaşılıyor. Başka bir deyimle. sebze. Tam tersine Sumerler. bu dozajları yada karışımları eczacıların . Sumerlerin bitkisel ilaçları arasında. Sumerli hekimlerin reçetelerindeki. Buna karşın şimdiye değin gün ışığına çıkarılan en eski tıp metni “sayfa”sı olan bu kil tablette mistik ve usdışı öğelere yer verilmemesi büyü dışında ve ondan bağımsız bir tıbbın mevcut olduğu fikrini haklı gösteren bir delildir. Bau. baharat.

hekimlerin meslek sırlarını açıklamak istememesi şeklinde düşünebiliriz.54 belirlemesi. . diğeri ise.

BABİLDE FELSEFİ DÜŞÜNCE A. tüm Mezopotamya’nın manevi ve zihinsel kalbini teşkil ediyordu. dost yada düşman. Babil’in iki niteliği. dünyanın evrensel merkezi ve uyum simgesiydi. Babil’in binalarının yapısı ve nüfusunun hayat biçimi ilkçağ Yakındoğu tarihinin büyük hükümdarlık dönemleriyle biçimlendi.Babil “Şöhret ve sevinç bahşedilen Babil… Göklerin kudreti Babil… Tuğlası kadim Babil… Tanrıların kralının şehri Babil… Şatafatı tükenmeyen Babil… Halkına barış getiren Babil… Hakikatin ve adaletin şehri Babil… Tanrıların buluştuğu yer Babil… Gökle aşağı dünya arasındaki bağı kuran şehir Babil… Düşmanlarını yok eden şehir Babil… Marduk’un evi Babil… Tanrının ve insanın yaratıcısı Babil… Kanunları derleyen Babil… Krallığı kuran Babil… Bilgeliğe kavuşmuş Babil… Kutsal şehir Babil… Ülkelerin bağı Babil…” Babil’in itibarı o devrin şehirleriyle karşılaştırılamayacak kadar yüksekti. onu fethetmek ve onu güzelleştirmek yada yıkmak üzere üstünde kendi izini bırakmak istedi. hiçbir şehir bu kadar hayranlık ve saygı uyandırmadı. Şehri yaratan. Bu kozmik özellik. kaosun güçlerine karşı galip gelen ve evrenin düzenleyicisi olan Tanrı Marduk’tan gücünü alan Babil. II. M. bir diğer deyişle gerçek ve gizemli yapısı ona son . Dünyada hiçbir şehre onun kadar imrenilmedi ve hiçbir şehirden ondan çekinildiği kadar çekinilmedi.Ö. Yüzyılın sonunda şehrin bilgeleri tarafından Babil’e ithaf edilen 51 özellik ve işlevlerinin en başında onun şanı geliyordu. Babil medeni dünyanın üstünde parlayarak. şehrin tüm mimari ve dekoratif anlayışına şekil verdi. Asur . Her kuvvetli hükümdar. hiçbir şehir bu kadar sık yıkılıp yeniden inşa edilmedi.55 BÖLÜM II ASUR .

Bu mükemmel sayı Sumerlerin tanrıyı belirtmek için kullandıkları altmışlı sayı sisteminden alınmıştı. s. age. Çiviyazılarında.” Dini edebiyatta da. devrinin en etkileyici kentidir ama ne çok eski bir yerleşim merkezidir nede Mezopotamya uygarlığı karakteristik ve süreğen şeklini almadan önce önemli bir kenttir. M. bin yılın sonlarına doğru yazının keşfedilmesinden önce Güney Mezopotamya’da konuşulan “ön-Fırat” dilinden geliyor olabilir. Gerçekte. yazının bulunmasından 1000 yıl sonra. ‘Babil’ Akadca’nın Yunan versiyonundan geliyor. Babil önemsiz bir köydü. Babil. Yüzyılda ölmüş olan ve her zaman asaletle kültürün dili olan ve özellikle saygın yerleri anlatmak için kullanılan Sumer dilinde Babilu (Babilli) kelimesi vardır. 8 . Efsanevi Tufan’dan önce Babil’e “krallık inmemiştir” ve Babil Ülkesi yazıcılarının uzak geçmişe ilişkin kayıtlarında adı geçmez. aynı zamanda.Ö. Yine farklı bir biçimde şehrin adı ‘kapı +60’ simgesiyle de yazılabiliyordu. Akad dilinde yada M. Sumercede de ‘Ka-dingirra’ olarak kullanılıyordu. “hayatın beşiği” ya da “bereketin beşiği” anlamına gelen Tintir adının varlığı II. II.Ö. 7. s. bugüne kadar süren devamlılığını sağladı. sonradan Babil Ülkesini oluşturacak tarım köylerinin kurulmasından asırlar sonra. başka düşünsel yazılarda da geçiyor. “Tanrıların kapısı” yada “Tanrının kapısı” anlamına gelen Babili/ilani.53 Kuşkusuz Babil. Bu isim.56 derece farklı bir çizgi ve onun zaman içindeki varlığının ötesinde. “Gücü göklere çıkarıldı. Sumer (Mezopotamya’nın en güney bölgesi) kent devletleri birbirleriyle kudret ve itibar için yarışırken. Ankara 2006 ANDRE-SALVINI. bin yılın başında kanıtlanıyor. Babil’in adı. II. üç bin 52 53 Beatrıce ANDRE-SALVINI. Babil. Sumerce’den ve IV. kutsal bir Sumer şehri olan Eridunun üzerine kurulduğu için oluşan benzerlikten bu kentin adıyla anılıyordu. 52 Şehrin olağandışı niteliği her şeyden önce adının kökeninde yatıyor. Dost Kitapevi. bin yılın sonundan itibaren kent hala Şuanna diye anılıyordu.

birbirini izleyen Mezopotamya hanedanları tarafından çok iyi değerlendirilip kullanılmış. sonrada Babil kenti izlemiş. Ktesiphon ve son olarak da Bağdat kurulmuştur. Dicle ile Fırat’ın birbirine en fazla yaklaştığı bölgede yer alıyordu. böylece. Mezopotamya’da iki büyük nehrin. s. Coğrafi anlamda Babil Ülkesi. Daha kuzeyde. Horasan yolu doğal olarak Babil Ülkesi’nde sona ermekteydi. Bu ayrıcalıklı ticari ve askeri konum. tarihöncesi gölgelerinin arasına kadar izlenebilmektedir. ardından Dicle kıyısındaki Seleukeia. birbirinden 80 km ara ile “en dikkate değer tarihi başkentler dizisi” kurulmuştur. Aynı zamanda.Dicle’nin doğusunda ovanın kenarından geçmekteydi. Çok erken dönemlerden itibaren bu toprakların kuzey kesimine Akad güneyine Sumer denirdi. Bunlardan birincisi olan Kiş. ilk “krallık merkezlerinden” biriydi. Arkadaş Yayınları. eski Mezopotamya’nın güneyini tanımlamak için kullanılır ve kabaca. Eski dünyada Babil’in önemi. özellikle de Musul (eski Ninova) bölgesindeki Yukarı Dicle Vadisinde daha sonra Asur Ülkesi olarak bilinen. Babil. Onu Sargon ve ardıllarının kenti Agade. Tarım ürünleri yönünden zengin olmasına karşın. bin yıl kadar eski tarihlerde de kullanılıyordu. olasılıkla 7. alüvyon ovasının kuzey ucundaki konumu sayesinde. dahası. Babil Ülkesinde yaşayanlarınsa Suburtu olarak adlandırdığı Mezopotamya bölgesi bulunuyordu. Batı Anadolu’dan gelip Asur ülkesi üzerinden güneybatı İran’a ulaşan ana karayolu – daha sonra Sardis’den Susaya giden Ahameniş Kral yolu.54 Oysa eski dünyada Babil’in en büyük rakibi olan Ninova’nın geçmişi. bin yılın başlarında ülkenin birleşmesini yansıtır. Babil ülkesi toprakları. eski dünyanın en ünlü iki yolunu kontrol altında tutabiliyordu. Babil ülkesi taş. ilklerden olmasından değil. tarihle coğrafyanın hoş bir bileşiminden ileri gelmektedir. Babil.57 yılsonlarına kadar adı bilinmemektedir. İstanbul 2004 . Tarihsel olarak Babil Ülkesi terimi Birinci Babil Sülalesi altında 2. Dicle ve Fırat nehirlerinin meydana getirdiği düz bir alüvyon ovasıdır. kuzeyde Bağdat’tan güneyde Basra Körfezi’ne kadar olan bölgeyi kapsar. 9. kereste ve maden cevheri gibi önemli 54 Joan OATES.

Ayrıca. hammaddenin bulunmayışı da politik düşünceyi etkileyen ve yayılmacılığı yüreklendiren dışa dönük bir bakış açısının gelişmesine yol açmıştır. Sumerce’nin kutsal metinleri aşağı tabakalara anlaşılmaz kılınılarak daha gizemli bir havaya sokmak için Babil rahipleri tarafından zekice uydurulmuş şifreli bir yazı olduğu savı. teknik olsun politik olsun. Ama şimdi biliyoruz ki. bunlar aynı zamanda –sadece günlük gereksinimlerin değil. Dolayısıyla ticaret çok önemliydi ve çok erken dönemlerden itibaren Babil ülkesi ile Yakın Doğu’nun diğer bölgelerini birbirine bağlayan geniş bir ticaret ağı oluşmuştu.55 Sumer’de uzmanlaşmanın gelişmesi. dini. mitolojisi ve edebiyatıyla – benimsemiştir. age. M. yetersiz çevre koşullarıyla ilişkilidir – kaçınılmaz sonucu olmasa bile. toplumun içsel farklılaşması. Sami dilini (yani daha sonraki Arapça ve İbranice’yle aynı aileden bir dil) konuşan ve kökleri Mezopotamya’nın batısındaki çöl topraklarına dayanan bir halktan gelmektedir. s. yeni fikirlerin çabucak yayılmasını sağlamıştır. Babil topraklarının düz ve açık olması toplumsal yalıtımı önlemiş. alüvyon ovasının bereketli çamurundan başka doğal kaynak yoktu bölgede. en eski çiviyazılı kayıtların yapıldığı dönemde Sumer’deki en baskın soy Sumerlerdir.58 malzemelerden yoksundu. bin yılda Babil’de başa geçen en eski sülale.eğitimi. bilim adamları arasında bir zamanlar destek bulmuştur. İnşaatlarda ve çömlek yapımında kullanılan. gelişen lüks madde piyasasının da ihtiyaçlarını karşılamak ve karşılığında daha fazla mal ithal edebilecek ürünlerin üretiminde kullanılmak üzere hammaddelerin daha etkili yöntemlerle elde edilmesini sağlar. sanatı.Ö. 55 OATES. Sumerce konuşan daha eski bir halka ait olan yerel Mezopotamya kültürünü tümüyle . 2. özellikle de tarım ve imalat ürünleri fazlasının toplanıp dağıtılmasını sağlayan toplumsal birimlerin gelişmesi. 11 . Yerel büyüme ve refah için bu gibi teknolojik ve ekonomik gelişmeler gereklidir. Ama bu insanlar.

M. ağırlıkla Akadca konuşulan bir bölge olarak kabul ettiğimiz Kiş’te kralların adları Sumerce idi. yerine geçen oğlu “Samice”. Özel isimlerin dilbilim incelemeleri güney Babil’de Sumerce’nin baskın olduğuna. 3. MÖ. onun ardından tahta geçen oğlu da.Ö.coğrafi adlardan farklı olarak – etnik ilişkilerin su götürmez kanıtı olarak kabul edilmez çünkü moda oldukları için kullanılabilirler.Ö. “Sumerce” ad taşımaktadır. yirmi yıllık başarılı bir hükümdarlıktan sonra yapılan bir savaşta Agedeli Sargon’a yenilince Mezopotamyada Akad dönemi başlar. 2400’lerde yaşamış Kiş kraliçesi Ku-Baba “Sumerce”. age. buraya sızan Sami kavimlerin nüfusu gitgide artmaktaydı. sepeti bulan bir sakanın oğlu olarak büyütülüp Kiş kralı Ur-zababa’nın hizmetine girmiş ve kısa zamanda vezir olmuştur. Söz gelimi. s. Bir Kiş rahibinin gayri resmi çocuğu olabilir (sepet içinde nehre bırakılmış çocuk konulu klasik efsanenin ilk örneğine Sargon’da rastlamaktayız) Öykülerden birine göre. Ataları bizler için bir gizemdir ve sonraki nesillerin Sargon’un adı etrafında geliştirdiği mitoloji sisleri arasında belirsiz bir hale gelmiştir. Sargon’un asıl adını bilmiyoruz “meşru kral” anlamına gelen bu adla doğmuş olamaz. Mezopotamyada Sumerlerden sonra kurulan devlet Akadlardır ve bu devletin kurucusu da Agadeli Sargon’dur. Ancak krallığı uzun sürmemiş.ve bildiğimiz kadarıyla adı Sumerce bile olabilir. 22 . kuzeye doğru Akadların varlığına işaret eder ama kişi adları . Sumer Erken Sülale krallarının en sonuncusu Lugal-zagesidir. bin yılda Sumer nüfusunda Samice ve Sumerce konuşan yerleşik öğelerin her ikisinin de bulunduğundan kuşku yoktur.59 Tarih öncesi dönemlerin değişik Sumer kültürel ırklarını birbirinden ayıramazsak da. O sıralarda Ummalı Lugal-zagesi güçlü bir hasım konumundaydı 56 OATES. 2400 yılına doğru Sami unsurlar etkin duruma gelmeye başlarlar.56 Mezopotamya bölgesi civar kavimlerin istilasına maruz bir bölge olduğundan. Çoğunlukla “Erken Sumer dönemi” olarak adlandırılan dönemi gerçekleştiren Üçüncü Ur Sülalesi’nin son kralları Sami adlar taşırken. M.

M. egemenlik bir merkezden diğerine geçtikçe değişen koalisyonlarda birleşen rakip krallıkların yarattığı istikrarsız bir ortamı tanımlamaktadır. imparatorluklarının uç noktaları şöyle dursun Sumer’deki kentleri bile kontrol edememişlerdir. 2334 dolaylarında Sargon. Sumer’lerin bu ikinci siyasal egemenlik devresine “Sumer Rönesans’ı” adı verilmektedir (yaklaşık olarak M. Sargon ve ardıllarının.Ö. onların hükümranlıkları sırasında ideoloji ve günlük politikada olan değişiklikler.60 ama kuramsal olarak Sumer’in hâkimi Kiş kentiydi. konuştuğu dil ve yaşadığı ülke adını kesinlikle bu kentten almıştır. Ancak. Hamurabi ilk yıllarını iç idari işlere adamıştı.” Hamurabi devrinin ilk 30 yılında. Çok gıpta edilen “Kiş kralı” unvan’ını aldıysa da. Hamurabi (M. Sumer Rönesans’ı çağının sona ermesiyle Eski Babil devresi başlar Hamurabi gibi büyük devlet adamlarıyla ün kazanmış olan Eski Babil devri Milat’tan önce takriben 1900’den 1650’ye kadar devam etmiştir. Kıtlık perişanlık iç karışıklıklar ve dış istilalar sonucu Akad’lar yıkılmıştır. Babil hala ufak ve önemsiz devletlerden biriydi. bir saray ayaklanmasıyla tahtı ele geçirmiş gibi görünüyor.Ö. Çağın belgeleri. daha sonraki Mezopotamya tarihi açısından önemi tartışılmaz elbette. Sargon’un yeni başkenti Agade’yi ne zaman kurduğu bilinmemektedir ama hanedanı. ani bir dil değişikliğiyle öne çıkarılmış gibi gözükmektedir. Akadca ilk defa resmi yazıtların dili olmuş ve bu durum çoğunlukla etnik farkların gereksizce vurgulanmasına yol açmıştır.Ö. 2100–1900).1792–1750) tahta geçtiğinde. Anlaşıldığı kadarıyla. Akadlar kayda değer başarılar elde ettikleri halde. Sargon’un bu kentte oturduğu kuşkuludur. Akad’ların dış istilalar sebebiyle yıkılmasından bir müddet sonra Sumerliler yeniden siyasi hâkimiyeti ele geçirdiler. İkinci yarısında “ülkeye adalet getirdi. askeri .

yalnızca arkeolojik araştırmaların rastlantısal doğasıdır. kendine has özellikleri olmasının yanı sıra. Kapsamı 57 OATES. Babil dini merkez olarak varlığını ise M. bir Elam kralı tarafından götürüldüğü Susa’da. döneminden kalan çiviyazılı belgelerin erken bulunmasına da bağlıdır. Ama bu dinsel değişiklik Hamurabi’den çok sonra gerçekleşmiştir.kısa sürelide olsa.25 m yüksekliğinde bazalt bir dikme taşa 49 sütun halinde kazınmıştır. Metin üç parçadan oluşur: incelikli ve ekseriyetle arkaik tarzda yazılmış önsöz ve sonsöz ve modern uzmanlar tarafından 282 yasaya ayrılan uzun bir orta kısmı vardır. yüzyıla kadar sürdürmüştür ve gizemini de hala korumaktadır. Bugün sahip olduğu büyük kral ve kanun adamı şöhreti. s. Gerçek anlamda bir “yasa derlemesi” olmadığı açıktır. 20. Babil’in ülke üzerinde daha sonraki hâkimiyeti. Yasalar 2.61 seferlere işaret eden yalnızca üç yıl adı kayıtlıdır ve Babil onun egemenliğinin ancak ikinci yarsında büyük bir güç haline gelmiştir. yüzyıl başlarında Jacques de Morgan’ın başkanlık ettiği Fransız kazı heyeti tarafından bulunmuştur. sonraki iki bin yıl boyunca Mezopotamya tarihini etkileyecek bir politik sonuç elde etmiştir. Babil ülkesindeki başlıca kent devletlerini yenip ülkeyi . 71 . Babil kenti neredeyse bir gecede krallık merkezi olmuş ve Yunanlılar Seleukeia’yı kurana kadar bu durumunu rakipsiz olarak devam ettirmiştir. Hamurabi ebedi bir ulus devleti kuramamışsa da. Bu metnin ve hatta anıtın kendisinin. Hamurabi’yi daha tanınır hale getirense. 1. meşru krallık bahşedici olarak Nippurlu Enlil’in yerini Marduk kültünün almasıyla ilgilidir. Ünlü yasalarının yazılı olduğu büyük dikme taş (stel).Babil kentinin egemenliği altında birleştirerek. Kuşkusuz dönemin baskın kişiliği Şamşi-Adad’dır.S. gerçek niteliği ve amacı çok tartışma konusu olmuştur. modern öğrencinin bu dili öğrenmek için kullandığı standart metindir. Eski Babilce yazılan bu upuzun ve tutarlı yazıt. age. döneminin simgesi olarak kalmıştır.57 Hamurabi.

diğer bir erkek için kocasının ölümüne sebep olursa.Eğer bir inşaatçı bir avilum için yaptığı evi dayanıklı yapmamış ve sonuçta yapı çöküp sahibini öldürmüşse. age. soyulan kişi bir tanrı huzurunda neler kaybettiğini resmen ilan eder ve hırsızlığın meydana geldiği kent ve kentin reisi. inşaatçıya ölüm cezası verilir. s. Gelenek ve göreneklerin yazıya geçirilmesi mi. onun da gözü çıkarılır. Aşağıdaki örnekte görüldüğü gibi. eli kesilir. 197.62 geniş değildir ve hiçbir yerinde hükümlerini yerine getirecek özel hakim veya benzeri memurların yemini yoktur. 79 . dişe diş” ilkesinin karşımıza çıkmasıdır. her biri şart kipinde yazılmıştır: 1-Eğer bir kişi bir başkasını ölüm cezasına çarptıracak bir suçla itham eder ama kanıtlayamazsa.58 Sumer yasalarından ayrılan çarpıcı bir değişiklik.Eğer bir avilum bir muşkenum’un gözünü çıkarır veya kemiğini kırarsa. inşaatçının oğlu da öldürülür. Hırsız yakalanmazsa. o zaman şu ceza verilir” biçiminde. 22–23. suçlayan kişi ölüm cezası alır. 153.Eğer bir kişi hırsızlık yapar ve yakalanırsa. 58 OATES. o kadın kazığa gerilir. o kişi ölüme mahkûm edilir. Ayrıca. 195. mecliste manda kuyruğuyla 60 defa dövülür. kesinlikle Amurru geleneği olan “göze göz.Eğer bir oğul babasını vurursa. bir gümüş mina öder. 198. Eğer ev sahibinin oğlunun ölümüne sebep olmuşsa. kaybolan malı kişiye tazmin eder. 229–30.Eğer bir kadın. bir dizi yasal yenilik mi.Eğer bir avilum kendinden yaşlı bir avilum’un yanağına vurmuşsa. yoksa değişiklik gerektiren konuların ele alınması mı (ya da bunların hepsinin toplamımı) kesin değildir. “eğer şöyle olursa.Eğer bir avilum bir mar-avilum’un [“avilum’un oğlu”] gözünü çıkarırsa. 202.

Asurlular özellikle Anadolu’da. Köleler . Üst Sınıf Mülk Sahipleri. Mezopotamya’daki Eski Babil’den sonra dışardan gelen bir Hint-Avrupa kavmi olan Kas’lar bir müddet egemenlik sağlamışlardır. Asurlular ilkçağda Ortadoğu’nun en büyük imparatorluklarından birinin merkezi olmuştur. Ticaret Kolonileri kurmuş. olasılıkla oradan alınmaydı. binyılın büyük bölümü boyunca Mitannilere 59 Avilum. Sumer Urukagina’nın 500 sene önceki ünlü metnini hatırlatan bu fermanlar.Ö. Hamurabi’nin bu dikme taşı yaptırma amacı sonsözde şöyle anlatılır: Bunlar büyük kral Hamurabi’nin koyduğu adalet hükümleridir (dinat mişarim)… Kuvvetlinin zayıfı ezmemesi. önceleri Babil’e. Asur ülkesi. kesinlikle kanun kuvveti taşımaktaydı. M. 13.Ö. yüzyıldan itibaren Asurluların aşamalı bir şekilde hâkimiyetlerini kurduklarını görüyoruz. öksüz ve dula adil davranılması için.Ö. Vardum. Hamurabi Yasaları değil ama Babilce mişarum olarak bilinen yürürlükteki diğer yasalar hükümler. 2. Anadolu’ya yazıyı taşıyarak Anadolu da tarihi devirleri başlatmışlardır. Orta Sınıf. Toplumsal reform olarak. Muşkenum. Mişerum toplumsal ve ekonomik dertlere çare bulan. anıtların üzerine kazınmayıp sözel olarak açıklanan kısa vadeli önlemlerdi. M. 2000 sonrası doğubatı arasında global ticaretten faydalanarak gelişmiş ve topraklarını genişleterek ülkelerini imparatorluğa dönüştürmüş bir halktır. değerli sözlerimi dikme taşıma kazıttım ve Babil’deki “Adalet Kralı” adlı heykelimin önüne diktirdim. Asurlular Mezopotamyada Dicle kıyısında bulunan Asur şehri ve çevresinde yaşayan bir Sami toplulukken özellikle M.63 avilum ile muşkenum59 arasındaki statü farkı da yukarıdaki örnekte açıkça görülmektedir.

Ö. I. Tukulti Ninurta (M. Kral İllusuma (M. Kendisinden sonrada İrisum ve İkunum bağımsızlığı sağlamlaştırarak memleketi imar ettiler. Yeni Asur Çağı: Bu çağda devleti idare eden hükümdarlar orta Asur çağından beri devam eden hanedanın soyundadırlar. Orta ve Yeni Asur çağı olmak üzere üç bölümde incelenir.Ö. Ancak bir müddet sonra durgunluk devresine girdi. Bu zamanın ünlü kralı olan Asurbanipal zamanında savaşlar devam ederken kültür alanında büyük gelişmeler görüldü. 2100–1800 yılları arasındadır. Eski. devletin sınırlarını doğuya doğru iyice genişletti ve Anadolu ile ticareti geliştirerek Anadolu da Ticaret Kolonileri kuruldu. Babil’e vergi verir duruma geldi. zaman Suriye’nin kuzeyinde büyük güç kazanmışlardır. Bu devir devamlı toprak kazanma ve savaşların olduğu bir devirdir. birçok eserin günümüze kadar gelmesini sağladı. Orta Asur Çağı: Asur’un siyasi ve kültürel bakımdan hayli değişik olan bir çağıdır. Asur tarihi. Eski Asur Çağı: Bu çağ M.Ö 1280–1256). 1340–1326). Asur kralı Asur-Uballit.Ö.Ö. Adadnararis (M. çivi yazısı Anadolu’ya taşındı. Hitit’lerle birlik olup.Ö. 1310–1281). zaman Daha sonra da Mezopotamya’da. Orta Asur çağı uzun bir süre devam etti. Kendisinden sonra hükümdar olan Enlil-Narasis (M. I. Bunlardan sonra Asurlu Birinci Sargon. 2000) Asurluları müstakil bir devlete kavuşturdu. Salamannasar (M. Bu devirde Babil’le devamlı mücadele halinde olan Asur. Ancak Asur’un . güneydoğusunda. Mitanni krallığını ortadan kaldırdı. 13. yüzyılda bağımsızlıklarını kazanmış ve Fırat’a kadar topraklarını genişleterek Anadolu’nun buralara yerleşmişlerdir. eski Asur çağının sonlarında Babil ve Mitanni krallıklarının nüfuzu altında kalmış olan devletini bunlardan kurtardı. yükselmeye devam etti. Bunlar kısa aralıklar dışında imparatorlukları geliştirmişlerdir.64 bağımlı kalsalar da M. 1255–1218) zamanlarında Asur büyümeye. Bu hükümdarın eski eserleri toplayarak meydana getirdiği kütüphane.Ö.

Yeni Babil imparatorluğunu Nabopolassar kurar. M. Babilce’de Nabu-kudurri-uşur’un anlamı. Ülke Asurbanipal’in ölümünden sonra Med. Her ne kadar tarihte ve efsanede oğlu II. Nabopolassar. Nabukadnezar tarafından gölgede bırakmış olsa da. Yeni Babil İmparatorluğunun ömrü yüzyıldan kısa sürdü. Babil’de başkentini güzelleştirmek ve savunmasını kuvvetlendirmek adına birçok büyük inşaat işine girişti. mirasçı oğlu koru!” demektir. din alanlarında Sumer etkisinde kalmıştır. M. . Babil krallığını bir imparatorluğa çevirdi. Anadolu ile ilişkiler sadece ticari boyutta kalmamış Sumerlerin damgasını vurduğu Mezopotamya kültürünü medeniyetini sanatını da Anadolu’ya taşımışlardır. M. Büyük ihtimalle geçmişteki ünlü selefi I. 612 yılında İran’lı Med’lerle gerçekleştirdiği ittifak sayesinde Ninova’yı ele geçirerek neo-Asur imparatorluğuna son veren odur.Ö. 626–539 yılları arasında yaşadı ve Babil medeniyetinin doruk noktasına ulaştığı devri temsil etti. Nabukadnezar’ın anısına oğluna bu adı verdi.65 bu ihtişamı kısa sürdü. Asur imparatorluğu’nun büyük bölümünü kendi topraklarına dâhil ederek.612). Günlük. 23 Kasım 626 günü “Nabopolassar (Nabu-apla-uşur) Babil tahtına oturdu” diyor.Ö.Ö. Asur imparatorluğunun yıkılmasından sonra Mezopotamya da Yeni Babil Devri başlar. mitoloji.Ö. Asurluların dili eski Sami dilinin bir koludur. Babil ve diğer devletlerin hücumuna uğradı (M. Kullandıkları çivi yazısını Samilerden önce Mezopotamya’nın güneyine yerleşen Sumerlilerden öğrendiler. Asurlularda diğer Mezopotamya devletleri gibi Sumerden büyük oranda etkilenmiş edebiyat. Son defa toplanan Asur kuvvetleri Harran ovasında düşmanla olan mücadeleyi kaybederek yenildi ve imparatorluk tarihe karıştı. Yine Anadolu’da ticaret kolonileri kurup bu koloniler vasıtasıyla ticaret ağını geliştiren Asurlular yazıyı Anadolu’ya götürmüş Anadolu da tarihi devirleri başlatmışlardır. sanat. “Ulu tanrı Nabu.

B. yukarı uçsuz bucaksız Gök kubbe. Akad mitolojisinde Sami adlar altında görünürler. Başkent Babili dünyanın bir harikası haline getirdi ve bu da krala. din ve ahlak alanlarında birçok şeyi gerçekleştirdi. hukuk. varlığını varlık sebebini ve işleyişini sorun olarak gördükleri dünyadaki büyük hakikatlerden biriyle ilintilendirmişlerdir. yani Pers hâkimiyetine girmiştir (M. 539– 330). yani Yeryüzü. yukarıdan bıkıp . Mezopotamya. Sumerceye hiçbir noktada benzemeyen bir Sami dilini (Akadcayı) yazabilmelerine olanak verecek uyarlamaları yapmışlardı. Sumer çivi yazısını benimserken. Dolayısıyla Sumer panteonu’nun Babil ve Asurlularca benimsenen tanrılarının birçoğu. Nabukadnezar (M. İnanna’nın adı İştar olur. nehirlerinin düzenli yada felaket getiren akışı. ay-tanrı Nanna. klasik yazarların aktardıkları türden olumlu bir şöhret getirdi. tapınak adlarının ve ritüel terimlerinin birçoğu Sumer’ce biçimleriyle alı konmuştur. ikisinin ortasında da Deniz’in ortasındaki ada.Ö. bu yazıda. aşağıda ise onun simetriği olan. Utu. 605–562) uzun süre tahtta kaldı ve bu süre içinde siyaset. Babil imparatorluğunu genişletmeye devam etti. sırrına erilmez yüksekliği. Sin olur.66 II. en az onun kadar büyük Cehennem çukuru.Ö. Perslerden sonra Mezopotamya’da İskender İmparatorluğu dönemi başlar. ASUR VE BABİL’DE MİTOLOJİ Çoğu Sumer Malzemesine dayandırılan Asur-Babil mitolojisine bakarsak. Sumerleri yenip Sumer’i fetheden Sami fatihler. Şamaş olur. Hayal güçleri daha geniş olan yada daha “analitik” düşünen Sumerler bu tanrıların/tanrıçaların her birini. Yeni Babil Sülalesi’nin kısa süren hâkimiyetinden sonra Mezopotamya Kurus tarafından fethedilmiş. dağlarının tasavvur edilemez. İskender’in ölümünden sonra Generalleri arasında çıkan çatışmalar sonunda zaferi kazanan Selevkos bu bölgeye hakim oldu ve Mezopotamya’da Selökid’ler dönemi başladı. bununla birlikte.

kah fayda sağlayan kah etrafı kasıp kavuran bir muamma olan Ateş.anlaşılan giderek azalmıştır. Bitkilerin akıl sır ermez bir şekilde boy atışı ve Hayvanların bir o kadar gizemli doğuşu ve büyümesi. Akadlardaki karşılığı olan Şamaş ile birleşmişti. Tammuz’un diriler dünyasına dönüşüne ve bunun sevinçle karşılanışına işaret eder gibi 60 61 Jean BOTTERO. Bunu izleyen satırlar.67 usanmadan sonsuz dönüşümlerine devam eden Güneş. Ay. hükümdarların azametinin artması tanrıların imgesini de etkiledi ve onların da iyice yüceltilmesine yol açtı. 113 . ama şiirin sonunda İştar salıverildikten sonra. işleyişine başka türlü akıl erdirilemeyen daha niceler… 60 Tanrıların sayısı ilk başta çok kabarıkken -belki binden fazla. İştar’ın ölüler dünyasına inişinin nedeni verilmemiştir. 61 1. hem siyasal evrimin sonucunda iktidarın büyümesi. ve diğer Gök cisimleri. age. Kültürümüzün Şafağı Babil. Üstelik hem zamanın. üstelik bunlar da genellikle ortak isimler altında anılıyordu. anlaşılmaz Aşk çarpıntıları ve beklenmedik Savaş taşkınlıkları… Ve doğaüstü bir kılavuzun güdümünde olduğuna inanılan. s. s. II. İştar’ın Ölüler Diyarına İnişi Sumer versiyonunda olduğu gibi. sadece “ilahiyatçılar” ve bazı ritüellerin uzmanları kalmıştı otuzdan fazla tanrıyla uğraşan. Samilerin çok daha mütevazı olan kendi panteonlarında daha az tanrıları vardı ve iki kültür mirasının ortaklaşa kullanılması her iki taraftaki benzer kişiliklerin yakınlaştırılıp kaynaştırılmasına yol açmıştı. Yapı Kredi Yayınları. Tammuz’un yeraltı dünyasında hangi nedenle bulunduğu hakkında hiçbir açıklama verilmeden. örneğin Sumerlerin Güneş Tanrısı Utu. bunların şanı şöhreti. Bin yılın başından itibaren. mitosun Babilonyalı biçiminde de. ibadeti giderek tekellerine alan bu büyük tanrılar tarafından gölgelenmişti. Sumerlerin giderek sahneden silinmesi kimi silik tanrıların unutulmasına yol açmış.112. İstanbul 2003 BOTTERO. onun İştar’ın erkek kardeşi ve aşığı olarak sunulduğunu görüyoruz.

Kapı direğini parçalayacağım. Tanrıça’nın yeryüzünde bulunmayışı yüzünden yok oluşunun bir betimlemesine sahip bulunuyoruz. İştar’ın ölüleri diriler üzerine salıvermesi tehdidinde.68 görünmektedir. Tanrıça’nın yeraltına inişinin betimi. üretkenliğin. Babilonyalıların. Ölüleri kaldırıp ayaklandıracağım. yeraltı dünyasının kapısını çaldığında. ana çizgilerinde. Dirileri yesinler diye bırakacağım. ölülerin hayaletlerinden korkmaları olgusunu yansıtmaktadır. ancak Tammuz ayinlerinde öğrenebiliyoruz. buna göre: “boğa ineğe binmez. Tammuz’un yeraltı dünyasında tutuklandığını ve canlılar dünyasında bulunmayışının yarattığı haraplığı. dinlerinin oldukça belirgin bir özelliğini oluşturan ve pek çok afsunda karşılaşılan korkularını. İştar’ın geri dönmediğini ve bunun yarattığı sonuçları. erkek eşek dişi eşeği gebe bırakmaz. Mitosun bu versiyonunda tanrıça İştar. mitosun Sumerli biçimini izlemektedir. Aynı zamanda. Kapıyı kesin parçalayacağım. Sumer versiyonunda olduğu gibi. Ta ki ölüler sayıca dirileri geçecek. Sumerli versiyonunda olduğundan çok daha düşmanca ve tehditçi bir kişilik. kapını aç. ama içinde bazı ilginç farklılıklar da bulunmaktadır. kapı kanatlarını söküp atacağım bilesin. her bir kapıda giysilerinin bir . Kapını aç da girebileyim! Eğer açmazsan kapıyı böylece giremezsem içeri. İştar’ın dönüşü olmayan ülkeye inişi mitosunun Babilonya versiyonunda. sürgüsünü koparacağım kesin. yedi kapıdan geçerken. cinsel verimliliğin. Büyük tanrıların veziri olan Papsukkal. İştar. Şiirin bir pasajı bu sahneyi canlı bir biçimde anlatmaktadır: • Ey kapı bekçisi. İştar. içeriye alınmazsa kapıyı yıkma ve yeraltı dünyasındaki ölüleri serbest bırakma tehdidinde bulunur. yukarıdaki sözlerle duyurmaktadır. cadde de erkek kızı gebe koymaz” olur.

oraya nasıl geldiğini açıklayan herhangi bir ipucu verilmemişse de. Bu durumda. daha önce her bir kapıyı geçerken bıraktığı süs eşyalarını ve giysilerini geri alarak gider. öykünün öteki öğelerinin gölgede bırakılması. Babilonya versiyonunda. Milton’un “her yıl yara alan Tammuz’un kanı olduğu düşünülen mor rengi denize taşıyan” Adonis Irmağı’na değinişi. isteksizce. ama mitosun sonunda Tammuz’un sözünün edilmesi. Ereşkigal. geri dönmediği bildirilmekte ve bunu Papsukkal’ın yukarıda aktarıldığı gibi. onu geri getir” der. harcanması pahasına. Enlil’in yeraltı dünyasına sürgün edilmesi ve İnanna’nın kendisiyle birlikte gelmesi hakkında bir Sumer mitosu bulunduğunu görmüştük ve tinsel törenlerde “Tammuz” ile “Enlil” sözlerinin aynı tanrının farklı adları olarak geçtiği yolunda bir açıklamada bulunmuştuk. Tammuz’un yeraltı dünyasından geri dönüşünün fidyesi olduğu yolunda bir işaret gibi görünmektedir. öykünün Suriyeli biçimine dayanmaktadır ve Ugarit mitolojisinde Baal’in ölüşü. İştar’ın üzerine yaşam suyu serpilmesini buyurur. mitosun gelişme sürecinde. Tanrıça’nın. Ereşkigal’i yaşam suyu tulumunu kendisine vermesine razı etmesi için aşağıya yollar. önemle vurgulanmıştır. Örneğin [ Kitabı Mukaddes’in] “Hezekiel” kitabında İsrail [ oğulları ] kadınlarının Tammuz için ağladıkları söylenmektedir ve “Venüs [aphrodite] ile Adonis” mitosu. veziri Namtar’a “Eğer tanrıça sana fidye bedelini vermezse. Sumer versiyonundaki adı Enki olan Ea. büyük tanrılara başvurması izlemektedir. hadım Aşuşunamir’i yaratıp. Mitosun zamanla öteki ülkelere taşınması sırasında. cesede dönüşmesini anlatan acıklı betimleme verilmemekle birlikte.69 parçasını çıkarmaktadır. afsunuyla Ereşkigal’i buna razı etmeyi başarır ve Ereşkigal. veziri Namtar’a. bir fidye ödemesi gerektiği yolunda bir değinmede bulunulur. incelediğimiz mitosun gelişme süreci içinde . Tammuz’un ölmesi ve ardından tutulan yas. Tammuz’un yeraltı dünyasına inişinin artan bir önem kazanmaya başlamış olduğu ve bitkiler dünyasının ölüp yeniden doğmasıyla ilişkilendirilmiş bulunduğunu söyleyebiliriz. Söz konusu başvuruya yanıt olarak. “ölümün gözleri”nin uğursuz bakışıyla. Ancak. İştar salıverilir ve geri dönüş yolculuğu sırasında. söz konusu mitosun Yunan mitolojisine geçtiğinde aldığı biçimi göstermektedir. Aşuşunamir. Fidyenin neyin karşılığı olarak istendiği belirtilmemiştir.

naif ve makul bir açıklamadır.48 BOTTERO. bu kadarı da söz konusu eser hakkında doğru bir fikir edinmek için yeterlidir. s. Atra . yüksek yöneticiler sınıfının tek işi ötekileri. barınmak… Dolayısıyla onlarda -bizim gibi. başka bir deyişle. yüzyıl civarında. Soruna bir çözüm önerdi. age. hepsinin en zekisi. Sonunda hem bu şekilde çalışmaktan usandılar hem de başkanlarıyla aynı muameleyi görmedikleri için haksızlığa uğradıkları duygusuna kapıldılar. ilk başta yanlış anlaşılan birkaç pasaj sayesinde haberdar olduğumuz bu mitin üçte ikisini o günlerden bu yana toparlamış bulunuyoruz. İhtiyaçları da farklı değildi.Ö. Eser muhtemelen M.63 İnsanlardan önce sadece tanrılar vardı. Bunun üzerine düpedüz greve gittiler ve taleplerini topluca haykırarak Tanrıların Kralı Enlil’in huzuruna çıktılar. onlarında görünüşleri ve hayat düzenleri bizimki örnek alınarak tasavvur edilmişti.Hasis Mitosu Asurolojinin emekleme döneminde. Aşağıda bu metnin özetini sunuyoruz. Onlarda sınıflara ayrılmışlardı. Tanrılar toplumunun geleceğini tehdit eden bu gelişmeler büyük bir panik yarattı. yani alt sınıfı çalıştırmaktı. s. yemek içmek.70 Suriye’ye geçtiği sırada ulaştığı erken aşamalarından birini temsil ediyor olabilir. Ea adı da verilen Tanrı Enki olaylara bu aşamada müdahale etti. 62 2. en kurnazı. Tanrılara 62 63 HOOKE. 138 . 18. Alt sınıftakiler tüketim mallarını ve lüks maddeleri üretmek için bitap düşerlerdi. Bu bir mittir. İnsan’ın kökenlerine ve niçinine. hayali. kaderine.bu ihtiyaçlarını karşılamak için giderek ağırlaşan koşullarda çalışmak zorundaydılar. evrendeki varlık sebebine Babillilerin bakış açısıyla getirilmiş. age. üç tablete dağılmış yaklaşık bin iki yüz dize halinde yazılmıştır. giyinmek. en işbiliri oydu.

Doğuş.71 vekâlet edecek. Bu yüzden insanlar yeniden çoğaldılar ve gürültü patırtı da yeniden başladı. Bu nedenlerle de çok zenginleştiler ve olağanüstü çoğaldılar. yani ölmek zorunda kalacaktı. ama ilk başlarda ömürleri yinede çok. Müthiş yağmurların yağacağı. İnsan’dı. O zaman Enki. yaratılış ve kader itibarıyla tanrılara kul olarak yaratılmış. su yüzünde kalarak ailesi ve hayvanlarıyla birlikte canını kurtarmasını sağlayacak bir gemi yapmalıydı. Ölümlüydüler gerçi. . hiç değilse kendi gözdesi Atra-hasis’i kurtararak. tanrıların o zamana dek yaptıkları işleri gereğince sürdürebilmesi için. Ama kilin işe yaraması. bu yüzden “toprağa dönmek”. Ama Enki bu tehlikeyi de savuşturdu. Çünkü henüz ne hastalık nede afet biliyorlardı. bu varlık. En üst makamda bulunsada anlaşılan yerine yaraşır bilgeliğe ulaşmamış olan Enlil. onların yerine çalışacak bir varlık yaratacaktı. insanları doğrudan yok etmeye karar verdi. bu felaketten nasıl kurtarabileceğini söyleyerek kurtardı. Tehlikeyi hisseden Enki/Ea. Bir gün kendini tanrılarla eşit sanıp onlar gibi muamele görmeyi talep etmesin diye kilden yapılacak. çıkardığı salgın az daha tüm insanları yok edecekti. çok uzundu. Tanrılar Meclisi bu tasarıyı coşkuyla kabul etti. Bu kalabalıktan yükselen uğultu Enlil’in uykusunu kaçırdı. Böylece tanrıları. Çileden çıkan Enlil bu kez de onları kırmak için kuraklık ile açlığı gönderdi. öncelikle efendilerinin çıkarını gözetmek kaydıyla. insanların sayısını aralarına hastalık sokarak azaltmaya karar verdi. Hala uykusuzluk çeken Enlil çok öfkelendi ve bu kez aklını iyice yitirip. vazgeçilmez insan soyunu korumak için harekete geçti. Ve insan böyle ortaya çıktı. ülkenin kendisine bağlı kralı Atra-hasis’i. Enki’nin “icadı” sayesinde zor kurtuldukları o uğursuz durumun kıyısına getirdi yeniden. İlk insanlar hemen çalışmaya koyuldular ve çok başarılı oldular. toprağın ürünlerini kullanılır hale getirmek üzere şekillendirilmişti. ikinci sınıf bir tanrı kurban edilerek kanı üzerine dökülecek ve kil bu kanı içecekti. nehirlerin taşacağı. her yerin sularla kaplanıp mahvolacağı muazzam Tufan’dan nasıl sağ salim kurtulacağını ona öğretti.

süresi sınırlı bir yaşam sürerler. age. Enlil ile Enki yaratışta başrolü oynamakla birlikte.72 Tufan bitip de insanlığın soyu kurtulduktan sonra Atra-hasis gemiden ayrıldı ve tanrılara yemek sunarak insanlık görevini yerine getirmeye koyuldu. s. İnce ince hesaplanıp maharetle kurgulanmış. Gelecekte insanların aşırı çoğalması ve gürültü patırtılarının tanrıları rahatsız etmesi gibi terslikler yeniden yaşanmasın diye. büyük Babil Yeni Yıl Şenliği olan “Akitu” ile ilişkilendirilmesinden dolayı. Bir insanın sağ kalmış olmasına bakarak buyruklarına uyulmadığı sonucuna varan Enlil öfkeden çılgına döndü. Tevrat aracılığıyla bizde de iz bırakmıştır. Bilge Enki yeniden müdahale etti. İlk bakışta saçma gelen verilerdir bunlar. odaksal bir öneme kavuştu ve ilk 64 BOTTERO. Babil Yaratılış Mitosu Yaratılış mitosunun Sumerli biçiminde. diğer taraftan kuraklıkların. 139–140 . bugün içinde bulunduğu durumda zekice açıklanmış ve gerçekleştirilmiş oluyor. Ama Babil yaratılış Mitosu. dünyaya çocuk getirmek için yaratılmış olan kadınların da hepsi doğuramaz ve çoğunlukla çocuklarını hayatta tutmayı başaramazlar. insanın ömrünü kısaltarak o gün bu gündür geçerli olan süreye indirdi. yaratılış etkinliklerine çeşitli tanrıların karıştığını görmüştük. Böylece insanoğlunun sadece varoluşu ve rolü değil. geniş bir dünya görüşünü ve bunun eski Babillilere özgü dinsel perspektif içindeki yerini kusursuz bir biçimde aktarmakla kalmamış. 64 3. insanlar bir yandan hastalıkların ve salgınların. ayrıca çocuk ölümlerini yarattı ve pek çok kadının doğuştan yada kendi isteğiyle çocuk sahibi olmamasını sağladı. açlıkların ve öteki doğal afetlerin saldırılarına açık. soylu. özlü ve duru bir dille yazılmış bu mit. bazı tedbirler aldı. Tanrılarda büyük Tufan felaketi koptuğundan beri yemekten mahrum kalmışlardı.

Babil tanrısı Marduk oynamaktadır. yada öteki transkripsiyonuyla “Aşur” dur. hem de tanrılarının adı “Asur” dur. Babil’in Akad kent devletlerinin başındaki kent durumuna gelmekte olduğu bu tür tablet parçalarından. Bu ikisinin birleşmesinden tanrılar var olurlar. 51 Hem imparatorluklarının. evrenin. şiirde anlatılan çeşitli yaratıcı eylemde bulunan Marduk’tur. Mitosun bu biçiminde başrolü. gök-tanrı Anu ile toprak-su tanrı Nudimmud’u. Enuma eliş destanının içinde Babil tanrısı Marduk’un yerini Asur’un baş tanrısı Asur’un66 aldığı.73 sözcükleri olan “Bir zamanlar yukarıda” anlamına gelen Enuma eliş adıyla tanınan bir şiirde yada şarkıda. 2. sihirsel etki yaratma gücünde bir ayin sayarak okuduklarını biliyoruz. Çağımız bilginlerinin çoğu. tatlı-su okyanusu Apsu ile tuzlu-su okyanusu tanrısı Timat dışında hiçbir şeyin bulunmadığı ilksel durumunun betimlemesiyle başlar. Enuma eliş destanını. Marduk’un doğmasından önce. binyılın başlarına. İlk tanrı çifti Lahmu ile Lahumu’dur. s. törensel biçime sokuldu. Asur diliyle yazılmış olan bir versiyonunu gün ışığına çıkardı. M. Tiamat’ı yenen. Babil mitolojisinde bilgelik tanrıçası olarak görülen ve her türlü sihirin kaynağı olduğu düşünülen Ea. . rahiplerin. mitosun Babil biçiminin kahramanı olan Marduk’un babası olur. Sumer mitolojisi içinde yaptıklarını daha önce gördüğümüz Enlil’in yerini. öteki adıyla Ea’yı dünyaya getirirler. yazgı tabletlerini ele geçiren. Daha sonra Ea. Ne var ki. mitosun kompozisyon tarihini. Mitosun Babil versiyonunda olayların ana çizgileri şöyle gelişiyor: Birinci tablet. onların birleşmeleri Anşar ile Kinşar’ın doğmalarına neden olur. Yeni Yıl Şenliği ayininin iki yerinde. öteki adıyla Enki almıştır. mitosun Sumerli biçimini taşıyan geleneğinden bir kopuşun bulunduğu görülmektedir. age. 65 Asur imparatorluğunun eski başkenti olan Asur kentinin bulunduğu yerde Almanların yaptığı kazı. Burada. Anşar ile Kinşar ise. hem başkentlerinin. ilksel tanrılarla onların peydahladıkları tanrılar kuşağı arasındaki ilk çatışmanın 65 66 HOOKE.Ö.

tanrılar meclisinin yetkisiyle donatılarak. Tanrıça’ya söz konusu amacından vazgeçmesi için. Birinci tablet. genç tanrıların gürültüsünden rahatsız olurlar ve onları nasıl yok edecekleri konusunda Apsu’nun veziri Mummu’ya danışırlar. Bu niyetleri [genç] tanrılarca öğrenilir ve genç tanrılar alarm durumuna geçer. Apsu ile Mumu bir plan hazırlarlar. dolayısıyla Ea’ya ne olduğu belli değil. Timat’ın [ genç tanrılar yanında yer almayan] öteki çocukları.74 anlatıldığını görürüz. Anşar sıkıntılanır ve üzüntüyle kalçalarını döver. onu silahlandırır ve yazgı tabletleriyle donatır. 67 HOOKE. Daha sonra kutsal odasını inşa eder ve ona “Apsu” adını verir. metin bu noktada kopuktur. bir karşı plan geliştirir. kendisini Apsu yok edilirken sessiz kaldığı için kınarlar ve onun öfkesini Anu ile yandaşlarını yok etmek üzere harekete geçirecek derecede körüklemeyi başardılar. Tiamat. Tiamat’a yollanır. Daha sonra Anu. ilk doğurduğu çocuğu olan Kingu’yu saldırının önderi yapar. ya savaşa girmeyi kabul etmemiş yada başarılı olamamıştır.67 İkinci tablet. s. Kingu’yu bu ordunun başına getirir ve Apsu’nun öcünü almaya hazırlanır. Marduk’un bu odada doğduğu söylenir ve bunu onun güzelliğini ve olağanüstü gücünü anlatan sözler izler. Bunun üzerine Anşar. age. 52–53 . resimlerinin Babil mühürlerine ve sınır taşlarına işlendiğini gördüğümüz akrep-adam ve at-adam (kentaur) gibi canavar varlıklar kalabalığını doğurur. ilksel tanrılarla genç tanrılar arasında yeni bir çatışmanın hazırlıklarının anlatıldığı satırlarla sona erer. Apsu’nun üzerine bir uyku afsunu üfler. Tiamat ve Apsu. Ea’nın Apsu’ya karşı kazandığı zaferi anımsatır ve aynı biçimde Tiamat’a karşı çıkması gerektiğini ileri sürer. Önce. Mummu’yu bağlar ve burnuna bir ip geçirir. saldırı haberinin tanrılar topluluğunda nasıl karşılandığını anlatır. her şeyi bilen çok bilge Ea. böylece büyük bir barış içinde dinlenmeye geçer. ama Ea. onu uyutup öldürür. Tiamat’ın kendi döllerini yok etmeye pek istekli olmamasına karşın. ama oda bunu başaramadan döner. Daha sonra tanrıça Tiamat. tanrılar meclisinde ayağa kalkar ve görevin güçlü kahraman Marduk’a verilmesini önerir.

fırtına arabasına biner ve Tiamat ile ordularına doğru ilerler. Teke tek dövüşmek yolunda Tiamat’a meydan okur. oğluna. Tanrıça’yı mıhlar. Tanrılar ikna olurlar ve “Marduk kraldır” diyerek onun krallığını duyururlar. bu görevi kabul etmesini öğütler ve Marduk bu görevi üstlenmeyi. böylece tanrılar arasında en yüce yetkeyi üstlenmiş olur. Tanrıça kendisini yutmak için ağzını açtığında. delip geçerken yüreğini bölen okuyla. Dördüncü tablet. Tiamat’ın cinlerden oluşan yardımcıları kaçmaya kalkarlar. yazgıyı. onu şişirmek için kötü yeli ağzından içeriye yollar. 54 . giysisini önce görünmez kılar. üstlendiği işi yürütebilecek güce sahip olduğunu gösterecek bir kanıt isterler. tanrıça’nın yarısını yeryüzünün üzerine gökyüzü olarak yerleştirir ve onu sırıklarla tutturur. Bunun üzerine Marduk. Kingu’dan yazgı tabletlerini alır ve onları kendi göğsüne bağlar. sonrada. kendisine tanrılar meclisinde eksiksiz ve eşit yetke verilmesi ve sözünün. tanrıça’nın sularının boşalmasına izin vermemekle görevlendirir. tanrıça karşısına çıkınca. Tiamat’ın bedenini ikiye bölmek olur. s. ama ağa takılırlar ve yakalanırlar. şimşekten ve dört [yönün] yelin[in] dört bir köşesinden tuttuğu bir ağdan oluşur. age. Tanrılar kendisinden. Ea’nın barınağı Apsu’ya 68 HOOKE. Marduk daha sonra. Daha sonra Marduk. onu kıstırmak için ağını atar. Önderleri Kingu da yakalanıp bağlanır. sonra yeniden görünür yapar. Marduk’a istemiş olduğu yetkenin (otoritenin) resmen verildiği bir şölenle biter. Bunun üzerine Marduk. silahları ok ve yaydan. topuzdan. bedenini alevle doldurur ve yedi azgın tayfun yaratır. değiştirilemeyecek biçimde saptamasının kabul edilmesi koşuluyla üstlenir. tanrıların kararını özetle yeniden verdikten sonra. büyük tanrıların içinde yaşadıkları yapı olan “Eşarra”yı. İkinci tablet burada sona erer. Marduk’un kral olarak tahta geçirişiyle ve kendisine krallık alametlerinin verilişiyle başlar. savaş için kendisini silahlandırır.68 Üçüncü tablet. Bir sonraki eylemi.75 Marduk’un babası Ea. başına bekçiler yerleştirir ve bekçileri.

age.69 Beşinci tablet. tanrıları “özgür kılmak” yolunda onlara hizmet etmesi için. bir Babil kralının en önemli sorumluluklarından birini oluşturan takvimi düzenlemek olduğunu gösteriyor. Babil mitolojisinde. Babil yaratılış mitosunun ana çizgileri böyledir ve bunların altında yatan Sümerli öğeler kolaylıkla görülebilir.76 benzer olarak kurar ve Anu’nun. Marduk’un evrene düzen verme yolunda attığı ilk adımların eksiksiz bir öyküsünü elde etmemize olanak veremeyecek ölçüde bölük pörçüktür. Bunlardan biri Anu. Ancak Sümer mitolojisinden farklı olarak. yani ekvator bölgesi. tanrıların hizmetinde bulunmaları için insanı yaratma niyetinde olduğunu duyurur. s. 54 Gökte astroloji bakımından üç önemli kuşak ayırt ediliyordu. Ea’nın öğüdüne uyarak. insan türünü yaratır. Marduk tablette. Bu bölgeler gezegenlerin yerlerinin astrolojik bakımdan anlamlandırılmasına ve yerlerinin belirlenmesine yarıyordu. 70 . Dördüncü tablette burada sona erer. ayaklanmanın önderi Kingu’nun öldürülmesinin gerektiğine karar verir. Buna uygun olarak. bu yapının içinde kendilerine ayrılmış olan yerlerde oturmalarını sağlar. zenitte (başucunda) Anu’nun yolunu ve güney göklerde Ea’nın yolunu olmak üzere. Enlil’in ve Ea’nın. Marduk. üç yolu yerleştirir. insanın biçimlendirilmesi için. kuzey göklerinde Enlil’in yolunu. tanrının bıraktığı ilk işin. ama ilk satırları. Marduk için bir tapınak. Babil’deki “Esegila” tapınağını yaparlar. 70 Altıncı tablette insanın yaratılışının betimlenmesiyle karşılaşırız. yılın izleyeceği ve ay’ın değişmeleri [evreleri] ile ayların sırasını saptarken gösterilir ve tanrı aynı zamanda göksel “yollar” denilen şeyleri. Marduk’un elli büyük adını duyururlar ki bunların sıralanması şiirin geri kalan kısmını oluşturur. birçok Sümer mitosuna serpiştirilmiş durumda bulunan söz konusu öğeler. Sonra tanrılar. Anu’nun buyruğuyla tanrılar. yani tapınak ritüelleriyle ilgili kol işlerini yapması ve tanrılar için yiyecek sağlama işlerini görmesi için. diğerleri de yengeç kuşağı Enlil ve oğlak kuşağına karşılık gelen Ea idi. 69 HOOKE. Kingu öldürülür ve kanından.

Tufan’ın Sumerli kahramanı Ziusudra’nın Babilonyalı karşıtı Utnapiştim’dir. tutarlı bir bütün oluşturacak şekilde birleştirilmiştir. Tufan mitosunun eski Yakındoğuda geniş bir bölgede bilindiği gerçeği. Gitmek istediği yere ulaşabilmesi için. üzerinde Gılgamış Destanının bulunduğu on iki tabletten en uzunun ve en iyi korunmuş olanının içindedir. Gılgamış yine de. Utnapiştim Gılgamış’a. Babilonyalı biçimde oldukça genişletilmiş ve Gılgamış Destanı içine alınmıştır. age. ölümsüzlüğü nasıl elde ettiğini sorar. ölümün ve yaşamın gizini tanrıların kendilerine ayırdıklarını [insana vermediklerini] söylemektedir. Maşu dağlarını ve “Ölüm suları”nı aşmak zorunda kalacağı bir yolculuk yapması gerekeceği. mitosun Hitit ve Hurri fragmentlerinin bulunmasıyla onaylanmış bulunmaktadır. Gılgamış can yoldaşı Enkidu’nun ölmesi üzerine Gılgamış’ın tuttuğu yas anlatılır. 57 . Gılgamış’ın atası. ölümsüzlüğün gizini ele geçirebilmek için.71 71 HOOKE. s. Gılgamış ile Utnapiştim’in karşılaşmalarının anlatıldığı noktada metin kopukluğa uğramıştır. atasını arayıp bulmaya karar verir. Bu nedenle Gılgamış. Ölümün elinden kurtulup ölümsüzlüğe kavuştuğu bilinen tek ölümlü. böyle bir yolculuğu o zamana dek yalnızca [güneş-tanrı] tanrı Şamaş’ın başarabildiği söylenir. ölümün ve hastalığın varlığı sorunu ile ölümsüzlük anlayışıdır. bu soruya yanıt olarak Utnapiştim ona tufan öyküsünü anlatır. Daha sonra Gılgamış’ın kendisinin de mutlaka öleceğini anlamasıyla altüst olduğu söylenir. Bunun üzerine Gılgamış Utnapiştim’e. Tufan öyküsü. Babil Tufan Mitosu Tufan mitosu örneğinde bölük pörçük denebilecek bir durumda olan Sumer mitosu. 4. tabletin yeniden okunaklı yerine geldiğinde. yolculuğun bütün bu tehlikelerini göğüsler ve sonunda Utnapiştim’e ulaşmayı başarır. Gılgamış Destanı’nda. Sami mitolojisinde mitolojik tema.77 Enuma eliş destanında bir araya getirilmiş olup.

Nergal (yeraltı tanrısı) göklerdeki okyanusun sularını tutan kapıların direklerini parçalayıp yıkar. Onlara ayrılında. Enlil’in üzerlerine bolluk yağdıracağını söyler. Anunnaki tanrıları “meşalelerin yalazlarıyla ülkeyi ateşe vererek” meşalelerini kaldırırlar. rüzgâr ve tufan altı gün altı gece . Tanrıların hepsi göğe sığındılar. Geminin içine ailesini. (Sahip olduğum) gümüşün hepsini ona yükledim. ona Enlil’in nefretini üzerine çektiğini bu yüzden Enlil’in ülkesinden sürgün edildiğini söylemesini bildirir. tanrıların bir gizi” olduğunu söyleyerek başlar. tanrıların. Tüm zanaatçıları tekneye yolladım. kamış kulübesinin duvarı yoluyla seslenerek. Bunu. altın ve gümüşünü. Kırın hayvanlarını. kırın yabancı varlıklarını. Adad (fırtına-tanrı) gürler. ama bu kararlarının nedeni belirtilmemiştir. Onlara. Tanrı Ea ile birlikte kalmak için derinliğe ineceğim der. Ea’dan Şuruppaklı hemşerilerine yapacağı şeylerin nedenlerini nasıl açıklayacağını sorar. Utnapiştim. konuşmasında. Ea kendisine. Sahip olduğum tüm canlı varlıkları (yükledim) ona. Gılgamış’a anlatmak üzere olduğu öykünün “gizli bir şey. Kendisinin Akad ülkesi kentlerinin en eskisi olan Şuruppak kentinden olduğunu söyler. “dolayısıyla. her canlıdan da bir çift koyar. Utnapiştim’e. tanrıların insanlığı yok etmeleri yolunda açıkça kışkırtmış olan tanrıça İştar pişmanlıktan haykırıyordu. Fakat artık hiçbir kuvvet felaketi durduramadığından. geminin yapılmasının ve yüklenmesinin anlatılması izler: • (Sahip olduğum her şeyi) gemiye yükledim. Tüm ailemi ve akrabamı gemiye yolladım. “tüm yaşayan şeylerin tohumunu” getirip içine koyacağı bir gemi yapmasını söyler. böylece tanrının gerçek niyetlerinin ne olduğu konusunda tam bir yanılgıya uğrayacaklardır. tüm yaşam tohumlarını bir tufanla yok etme kararı aldıklarını açıklar.78 Utnapiştim. (Sahip olduğum) altının hepsini ona yükledim. Ea. Ea.

fakat konacak yer bulamayan kuşlar geri döndü. Ea’nın dileğine uyarak yeni bir nesil yarattı. yani insanın evren karşısında sorduğu herhangi büyük bir soruya imgeleminde tasarladığı bir yanıt değildir. Daha sonra Bel. İştar geldi. Gılgamışın efsanesi. yedisini soluna koydu.” Utnapiştim bu manzara karşısında gözyaşlarını tutamadı. Kurban dumanlarının etrafına üşüşen aç tanrılardan yalnız Bel insanların kurtuluşuna kızmıştı. Gılgamış Destanı. Yapıt eski Yakındoğuda son derece tanınmış ve çok geniş bir alana yayılmış bulunuyordu.79 devam etti. Herkesin ölümünden sonra tanrıça Nami. hamasi. ruhu. Babil Gılgamış Mitosu Uzunluğu. bir dereceye dek mitoloji kahramanı sayılabilecek bir kralın serüvenlerini anlatmaktadır. Çamurdan on dört parça kesti. adı. Yedinci yün ortalık durulduğunda her şey çamur olmuş ve” tüm insanlar balçığa döndü. Amerikalıların [Mısır’da] Megiddo’da yaptıkları kazı sırasında bulundu. Bel’de Utnapiştim ile karısının yüzlerine dokunarak onları ölümsüz yaptı ve ulaşılmaz beldede bir ev verdi. Hiç değişmeyen evrensel ölüm yasasından kurtulmak için çabalayıp duran bir kralın. 5. üslubunun ve bakışının soyluluğu. Erek kentinin birinci hanedanının beşinci kralı olarak geçen ve 120 yıl egemenlik sürdüğü söylenen kralının. Sonra bırakılan karga ise geri gelmeyince gemideki herkesi bırakır ve tanrılara kurban kesilir. Sumer kral-listelerinde. bir mit. yeni insanlar tanrılarla uyuşarak yaşadılar. gemi nihayet Nisir dağının tepesinde durunca bir güvercin ve bir kırlangıç salıverdiler. Akadca versiyonunun bir fragmenti ise. insanları yaptıkları kötülüklerden dolayı cezalandırmak için hastalıkları gönderdi. fakat Ea onu teskin etti. yedisini sağına. Daha sonra. lapis lazuliden gerdanlığını çıkardı ve onları hiçbir zaman unutmayacağı yolunda. . Destanın Hititçe çevirisinin fragmentleri Boğazköy arşivlerinde bulunduğu gibi. kuraklık ve kısırlıkda çoğalınca açlık beş yıl sürdü. vakur ve törensel dili nedeniyle “destan” diye de nitelendirilen bu eser. onun üzerine yemin etti.

Gılgamış’ın gücünü ve tanrı ile insan arası bir “kahraman” olarak sahip olduğu nitelikleri anlatan satırlarla başlar. görkemli bir maceraya atılmış. hem Aşkın hem de Uyumsuzluğun efendisi olan kusursuz tanrıça İştar. Önce el ele verip çok tehlikeli. Enkidu. Dev gibi güçlü bir adam olan. meşhur Uruk sitesinin kralı Gılgamış’ın zorbalığı ve aşırılıklarını gören tanrılar.tanrıların iradesine karşı gelerek!. Sunulduğu biçimiyle. Ama tanrıça’nın istikrarsızlıklarını ve ihanetlerini yakından bilen Gılgamış. her zamanki alışkanlığı uyarınca muhteşem kahramana yıldırım aşkıyla tutuluvermişti. kuşkuya yer olmayacak biçimde ortada. İlk karşılaşmada iki rakip amansız bir kavgaya tutuşmuş. aşk oyunlarında uzman bir tapınak-fahişesi72 aracılığıyla onu baştan çıkarıp kentin içine çekmeyi başarmıştı.80 Tablet. onun edepsizce tekliflerini elinin tersiyle kaba bir şekilde itiverdi. onu frenleyip dengelemek için karşısına kendi çapında. Gılgamış. odaktaki Gılgamış kişiliği çevresinde bir araya getirilip sanatkârca birleştirilmiş birçok mitostan ve halk öyküsünden oluştuğu. Bu olağan üstü ağaçlardan oluşan ormanı korkunç bir doğaüstü canavar bekliyor ve koruyordu. Huvava yada Humbaba. Destan’ın. ama vahşi ve imansız bir rakip çıkarmaya karar vermişleri. Lübnan ve Amanos bölgelerine gitmişlerdi. Öfkeden çılgına dönen İştar. Kybele gibi aşk tanrıçalarına adanan tapınaklarda tanrıçaya hizmet yolunda. 73 Gılgamış ve güvenilir yoldaşı Enkidu’nun başlarından geçen serüvenlerin bu öykülerinin “Herkül’ün İşleri” Yunan mitolojisinin oluşmasına katkıda bulunmuş olması olasılığı vardır. Hayatlarını tehlikeye atarak onunla savaşmış. ne var ki bu kavga onları birbirine can dostu. daha çok tapınağa uğrayan yabancılarla aşk yapan.öldürmüş. en kuvvetli ağaç olarak kabul edilen ve ne Mezopotamya’da nede başka bir yerde bulunabilen sedir ağacının peşinde çok uzaklara. özellikle İştar. ayrılmaz ikili yapar. sonunda canavarı ele geçirip . kendilerini tapınağa adamış kadınlar. . “babası” Anu’ya 72 Eskiçağda. 73 Geri döndüklerinde. paha biçilmez ağaç kabuklarını yüklenip muzaffer bir şekilde Uruk’a dönmüşlerdi.

Enkidu’nun ölmesinin gerektiğine karar verirler. ışığın yüzü esirgenmişti. Düşü anlatan satırlar içinde. Sonra yürek yakıcı bir ağıt okuyarak cesedin üzerine kapandı. düşünde kendisinin yeraltı dünyasına götürüldüğünü ve Nergal tarafından bir hayalete dönüştürüldüğünü görür. Kendilerine düşen payın toz. dev “Göksel Boğa”yı aldı ve Uruk kentinin içine saldı. kurulda toplanıp. İrkalla’nın oturduğu yere gönderdi. Gılgamış sanki ölüme teslim etmeye kıyamaz gibi “burnundan kurtlar dökülünceye kadar” onu kollarında taşıdı. Kanatları olan gömlekleriyle. İlyada 74 . İçinde oturanların ışık yüzü görmedikleri eve. en sonunda da gerekli ritüelleri yerine getirerek onu toprağa verdi. Samilerin öte dünya anlayışlarını vermesi bakımından aktarılmaya değer bir betimlemesi bulunmaktadır: • “ O (tanrı) beni değiştirdi.” Hastalanan Enkidu ağır ağır eridi ve aciz kalıp umutsuzluğa kapılan Gılgamış’ın gözleri önünde öldü. 74 Gılgamış’ın üzüntüsünün ve dostu için yaptığı yas törenlerinin çok canlı bir anlatımı bize. Akhilleus’un Patroklos için yaptığı yas törenlerinden birini anımsatmaktadır. Bunun üzerine tanrılar. Homeros. ve yiyeceklerinin çamur olduğu yere. beni Karanlıklar Ülkesine. Bk. böylece onuru kırılan tanrıçayada hakaret etmiş oldular. İçine giren hiç kimsenin çıkmadığı eve Dönüşü olmayan yolun üzerindeki. kuşlar gibi giydirilmişlerdi.81 gidip felaket getiren. Ve karanlıkta oturanlara. Bana doğru bakarak. Ama Gılgamış ile Enkidu canavarı boyun eğdirip boğazladılar. Enkidu bir düş görür. Öyle ki kollarım bir kuşunkine benzedi.

82 Sanki öbür yarısı koparılıp alınmış gibi mahvolan Gılgamış. Yola çıktı ve en büyük zorluklara. Tufan kahramanı Atra-hasis’in. şu sözlerle. Ey Gılgamış. Her gününü bir zevk şölenine döndür. eşin göğsünde haz duysun. yaşamdan haz alabildiği sürece eğlenmeye bakmasını söyler: • “Gılgamış [almış başını]böyle nereye gidiyorsun!” Ardına düştüğün [sonsuz] yaşamı bulamayacaksın [biliyorsun] Tanrılar [önce] insanı yarattılar. yeri doldurulamaz hizmetkârlarının soyunun sürmesini sağladığı için onu ödüllendirmek istemiş. Tanrılar. bu yüzden onu ölümsüz kılıp öbür insanların göremeyeceği bir yere göndermişlerdi. Gizemli bir su perisi. Çünkü insanlığın görevi [görüp göreceği] budur” . bitap bir halde denizin son kolunun kıyısına vardı. iğrenç ve acımasız öte dünyadan kurtulmak için her şeyi yapmaya karar verir. yıkanacağın suyun bulunsun. olağan üstü yolculuğun sonunda. oyna. Gündüz deme gece deme çal. [Sonsuz yaşamı] kendilerine ayırtıp. [Sonra] ölümü yanı başına bıraktılar. Bu koluda aştı mı karşı kıyıda asla ölmemenin yolunu bulacağını düşünüyordu. Bu gizemli su perisi [Siduri]nin Gılgamış’a söyledikleri Kitabı Mukaddes’teki sözlere şaşılacak derecede benzer biçimde. Elinde tutan küçüğünü boşlama. Gündüzün ve geceleyin kendini güldür. fakat bir yandan da çabalarının kesinlikle yararsız olacağını ona söyleyerek uyardı. Giysilerin parlak ve temiz olsun. en amansız tehlikelere göğüs gerdi. Gılgamış sonsuz yaşam sırrını gidip ondan almaya karar verdi. yada bilinen diğer adıyla Ut-napiştim [Hayatımı buldum] denen ihtiyarın dünyanın en ucunda yaşadığını biliyordu. ölümcül bir tehlikenin kol gezdiği geçidi nasıl aşacağını ona öğretti. Başını yıkayacağın. Bırak. karnını doldur. Bu sonu gelmez.

Destanda. Kurulu düzen tabi böyle fantastik bir şekilde iki kez altüst olamayacağı için. giderken de. derisini değiştirerek gerisinde bırakmıştır. Öykünün bu yanı. Ölümsüzlüğe nasıl eriştin? Ut-napiştim cevap olarak ona Tufan hikâyesini anlattı ve insanın soyunu sürdürmek üzere Enki/Ea tarafından kurtarıldığı için tanrıların ona sonsuz hayat bağışladığını açıkladı. Gılgamış’ın haline acıyan karısının ricasını kırmayarak denizin çok derinliklerinde bulunan. bir yılan. böylece kalan ömrünü iyi bir kral olarak geçirmeye karar verdiği anlatılır. o da kaderine boyun eğip böyle yaptı. onu sınavdan geçirip ölümün bir tür taslağı ve provası olan birkaç günlük uykusuzluğa bile dayanamadığını göstererek. yaradılışın ölümsüzlüğe uygun olmadığını kanıtladı. age. Ama otu çıkardıkta sonra geri dönüş yolunda yorgunluğunu üzerinden atmak için bir gölün serin sularına daldığı sırada. Tufan kahramanı. Şu halde ölümsüzlük düşüncesinden ebediyen vazgeçmeliydi. s. Gılgamış’ta yeni kahraman ve böyle bir lütuftan yararlanacak yeni kişi olamazdı.75 Gılgamış umudunu yitirmiş ve yıkılmış bir halde evine dönmeye hazırlanırken. Utnapiştim. dolayısıyla ömrünü uzatmasını sağlayacak Ebedi Gençlik Otu’ydu. bitkinin kokusunu alır ve otu kapıp kaçar. açıkça yılanın eski derisini atarak yaşamını nasıl yenileyebildiğini açıklama amacı güden bir etiolojik [nedenbilimsel] mitosu özelliği göstermektedir. en azından yaşlandıkça yeniden gençleşmesini. onun büyük bir coşkuyla krallık görevlerini yerine getirmeye. bu. Bomboş ellerle kentine geri dönmekten başka yapacak bir şeyi kalmamıştı. 75 BOTTERO. ölümsüzlüğün yerine geçebilecek bir şeyin gizli yerini ona açıkladı. Gılgamış bu otu ele geçirebilmek için her türlü tehlikeyi göze aldı.83 Gılgamış sonunda Tufan kahramanının karşısına çıktı ve beklenen soruyu sordu. 142 .

bilgelik tanrısı Ea’nın oğludur. zekâ. yelin esemediğini gördü ve nedenini araştırması için Ulağı İlabrat’ı gönderdi. Adapa. Göğün giriş kapısına vardığında. balık tutarken. Anu’nun karşısına çıktığında. “Tammuz ve Ningizzida” yanıtını verecekti. Bir gün. Bu mitosa göre. Mezopotamya inanç ve uygulamaları içindeki çeşitli öğeleri açıklama amacının ürünüdür. Yüce tanrı Anu. söz konusu öykü “ilk insan” hakkındaki bir mitos olarak da görülebilir. Onlara. Güney yeli yedi gün esemedi. Adapa Mitosu Mitosun kahramanının adı olan “Adapa” sözcüğünün Asur tarihi bilgini Ebeling tarafından İbrani “Âdem” adının Asurlu karşıtı olarak yorumlanmasına dayanılarak. Anu. oğluna. Ea Adapa’ya büyük bir kuvvet. Anu’nun karşısına çıkarken nasıl davranması gerektiğini öğretti. eski Sumer ve Akad mitolojilerinden ve halk öykülerinden derlenmiş bir öbeğin oluşturduğu açıktır. Kendisine ne istediğini ve niçin yas tuttuğunu soracaklardı. Anu’ya Adapa hakkında olumlu şeyler söyleyecekler ve kendisini yüce tanrının karşısına çıkaracaklardı. Tammuz ile Ningizzida’nın beklediğini görecekti. Bir bütün olarak Gılgamış destanı’nın temelinde yatan tema. İlabrat dönüp Anu’ya Adapa’nın yaptığı şeyi söyledi. insan ruhunun ölüm gerçeği karşısında ve ölümsüzlüğü yitirmiş olması durumunda yakınmasıydı. yeryüzünde yok olan iki tanrının yasını tuttuğunu söyleyecekti ve onlar bu tanrıların kimler olduklarını sorduklarında. Adapa’ya üzerine bir yas giysisi geçirmesini ve saçı baş darmadağınık olarak görünmesini söyledi. kapıyı iki tanrının. Adapa buna öfkelenerek Güney yelinin kanadını kırdı. 6. öteki birçoğu. öyle ki. kendisine “ölüm . ihtiyat vermiş fakat ölümsüzlük vermemiştir. Bu çemberi. Güney yeli esip kayığını devirdi. Rahiplik görevlerinin neler olduğunu anlatmıştı ve bunlardan birisi tanrıların sofrasına balık sağlamaktı. “Göklere olup biten her şeyi bilen” Ea.84 Gılgamış destanları çemberi bununla sona erer. İçindeki mitosların bazıları ritüel mitosları başlığı altında toplanabilecek türden iken. Adapa’nın önüne getirilmesini buyurdu. oğlunu. Gururları okşanan iki tanrı. Ea. öteki birçok Akad mitosunun temelinde de karşılaşılan.

insanlığa düşen payda. ne var ki. Kendisine aynı zamanda bir gömlek ve koku yağı sunulacaktı ki. Tammuz’un ortalıktan yitişinin Sami mitolojisinin sık karşılaşılan bir öğesi olduğunu görüyoruz. bunları almayıp. işte bunları kabul etmeliydi. ama Anu. Tabletin sonu kopuktur. babası Ea’nın öğüdüne uyarak. s. Anu onun. Adapa. Adapa’ya bu yaptığıyla kendisini ölümsüzlük armağanından yoksun ettiğini bildirdi. insanların uğrayacakları kazaları ve hastalıkları iyileştirme görevi verilmiş de olsa. bunları kabul etmemeliydi. Eridu ve kenti. Sonra Anu toplanan tanrılardan Adapa’ya ne yapılması gerektiğini sordu ve olasılıkla Adapa’ya ölümsüzlük verilmesi düşüncesiyle. kendisine “yaşam ekmeği” ve “yaşam suyu” sunulmasını buyurdu. kazalar ve hastalıklar da olacaktı.76 Önce her şey Ea’nın söylediği gibi iyi gitti. Güney Yeli’ne olanlar hakkında açıklamalarını kabul etti. Anu’nun karşısına çıkarıldı. Adapa’yı. age. Bu davranışı karşısında Anu niçin böyle acayip davrandığını sordu. tanrılardan birinin yada ötekinin kıskançlığının ürünü olarak gösterilir ve tanrıların ölümsüzlüğü kendilerine ayırdıkları söylenir. ölümsüzlük şansının yitirilmesi. kendisine verilen gömleği giydi ve yağdan süründü. sağlık tanrıçası Ninkarrak’a. ödenmesi özel gereken onur feodal yükümlülüklerden bağışlanacak rahiplerine dereceleri verilecekti. Adapa mitosunda aynı zamanda. belli bazı üstünlüklerle ve bazı zayıflıklarla yeryüzüne geri göndermiş görünür. Bu tür mitoslarda sık sık. kendisine verilen şeyleri almadığını açıklayınca.85 ekmeği” ve “ölüm suyu” sunacağı yolunda da uyarmıştı. Babasının öğütlerini anımsayarak Adapa. Adapa. 69 . 76 HOOKE. Bu dikkate değer mitosta birçok ilginç nokta bulunmaktadır. Anu.

bu gibi gelişmeler. sonunda az 77 Jean BOTTERO. Daha sonraki dönemlerde. bunların efendileri olmuş ve bütün evreni yönlendirmişlerdir. Ankara 2003 .Sami kökenli dinlerdir. sistematik bir şekilde tanımlanamaz ve tanımlanmamalıdır. Bu zihniyet günümüze kadar ulaşmıştır.77 Babil dininin kökleri tarihöncesi geçmişe dayanır. iki tanrısal figürün birbirleriyle özdeşleştirildiğini ve sıkça her iki adı da taşıdıklarını görmek mümkündür.86 C. ASUR VE BABİL’DE DİN Dünya’nın en saygın Asiriyologlarından Oppenheiem’in dediği gibi. Bu nedenle bu tanrılar insan yaşamına hükmeden olumlu yada olumsuz. üç büyük evrensel din – Yahudilik. çünkü Budizm’i saymazsak. Dost Kitapevi. onların otoritelerine karşı ayaklanmış demektir. sayısız yükümlülüğün yaratıcıları ve garantörleri olmuşlardır. Hıristiyanlık. s. Eski Yakındoğu –Sümer’den Kutsal Kitaba. Bu kadar güçlü bir dinsel zihniyet oluşturan Samiler. her şey tanrıların iradesine bağlıdır ve her kim bu kurallardan birine karşı gelirse. İslamiyet. yeterince karmaşık ve çoğunlukla çelişkili görünen bir Sumer ve Sami dinsel gelenek karışımı bulunmaktaydı. Tanrılar. Bu değerlerden yola çıktığımızda oldukça derin bir dinsellikle karşı karşıya olduğumuzu görmekteyiz. kurallarını hiçe saymış yada yadsımış.” Arkaik Sami zihniyetinin özgün ve ayırıcı özellikleri olması gereken temel kültür öğeleri arasında derin bir dinsellik göze çarpar. bu öğe hem Mezopotamya’da hem de daha sonra İsrail’de farklı biçimlerde korunmuş ve geliştirilmiştir. “Mezopotamya dini. Bu tanrılar insanları ve evreni yaratmakla kalmamış. tanrılara karşı gelmiş.242. Yeterli belgesel kanıt korunmaya başlandığında. insanı etkileyen bütün olayların ve ona sorun çıkaran her şeyin sorumluluğunu belirli doğaüstü varlıklara atfetmişlerdir.

Nabu hesap işlerinin Marduk’udur Sin. binyılda bile çok etkileyici bir anıtsal kamu yapıları kümesini kapsamaktadır. Bel (Efendi. Anu’nun (daha renksiz olan) eşi Antum. 4. Korunagelen en eski kayıtlardaki panteon yapısı.87 önemli tanrıların üstesinden gelinemeyecek biçimde karıştırılmasına neden olmuştur. İştar’ın kutsal alanı Eanna. aşk ve savaş tanrıçası olan İştar’a bırakmıştır. 180 . Adad yağmurun Marduk’udur… Ancak bu gelişme gerçek tek tanrıcılık olarak düşünülmemelidir çünkü diğer tanrılara tapınma da devam etmiştir. Sonraları bazı atribülerini. 3. age. İştar’ın bereketle ilgili yönü [ünlü Uruk vazosu üzerinde betimlenen Sumerli İnanna olarak] en az 4. En başta.78 Geç Babil döneminde. Marduk’la yakından ilişkili bir diğer 78 OATES. Tanrı) unvanı Marduk ile eşanlamlı kullanılmaya başlanmış ve İştar gibi Marduk da diğer tanrıların çeşitli yönlerini kendinde barındırmaya başlamıştır: • Ninurta çapanın Marduk’udur. özellikle Uruk kentiyle ilişkilidir ancak daha sonra orada İştar’ın gölgesinde kalmıştır. s. binyılda yapılan tanrı listelerine dayanır. Şamaş adaletin Marduk’udur. Nergal saldırının Marduk’udur. İştar daha sonra çeşitli adlar altında bütün Batı Asya’nın en ünlü tanrıçası olacaktır. Anu. binyıla kadar uzanır. Anu’nun esas atribüstü krallıktır ve insanlara krallık kurumu ve nişanlarının ilkin ondan geldiğine inanılır. Enlil efendilik ve öğüdün Marduk’udur. önce Enlil ardından Marduk ve Asur – sırasıyla Babil’de ve Asur ülkelerinde. Mezopotamya tarihi boyunca hep gölgeler arasında bir figür olarak karşımıza çıkan Anu (gökyüzü) vardır. gece aydınlanmasının Marduk’udur. Zababa yumruk yumruğa dövüşen Marduk’udur.devralmıştır. erken bir tarihte yerini.

en yaygın tapınılan Babil Ülkesi tanrıçası olmuştur. korkunç tanrıça Ereşkigal vardı. Güneş. 182 . hilalle simgelenirdi. 2. Çoğunlukla “dönüşü olmayan ülke” olarak adlandırılan ölüler diyarının başında. Çoğunlukla kutsal hayvanı aslan üzerinde betimlenir. Ay tanrısının oğullularındandı. Ay tanrısı Sin (Nanna) idi. s. Ereşkigal’in ulağı Namtar (“yazgı”) büyü metinlerinde sıkça boy gösterir. İkinci tanrı grubu. Genelde bu gruba dahil edilen diğer önemli bir tanrı da. Simgesi güneş diski olan Şamaş. Şamaş gibi Ay tanrısının çocuğudur. Artemis gibi bazen bir grup av köpeğinin başında gider ve kanatlı savaş tanrıçası olarak ok ve yayla görünür.88 tanrı da. Agade ve bazı Asur kentleri de onun kült merkezidir. Adalet tanrısı olarak yoksulları korumak özel ilgi alanıydı. göksel tanrılardı.79 Mezopotamya’da dinsel etkinliklerin merkezinde. Batı Sami halkları arasında ve Asur ülkesinde Adad (veya Hadad) özellikle çok sevilirdi. Ay ve Venüs tanrıları. Evlerde çoğunlukla ona karşı muska niteliğinde bir tablet bulunurdu. oğlu Nabu’dur. hava tanrısı Adad’dı. hastalık ve savaş tanrısı Erra’dır. age. Güneştanrı Utu veya Şamaş’ın hem yerde hem de gökte yargıç olarak özel bir konumu vardı. özellikle Sippar ve Larsa ile ilişkiliydi. insanların tanrılara hizmet etmek amacıyla yaratıldığı inancı vardı. Sonraları. Sin’in ana kenti Ur’du ama Nabonidus’un pek de benimsenmeyen çabalarıyla onun kültünü yaymaya çalıştığı Harran’la yakından ilgiliydi. Aşk ve Savaş tanrıçası İnanna/İştar ise. çok korkulan hastalık tanrısı Nergal de ona katılmıştır. Sin. ölüm habercisidir ve insanların üzerine salabileceği 60 hastalık vardır kontrolünde. Borsippa tanrısı olan Nabu. hayvanı da boğaydı. Çünkü burada insanların 79 OATES. Aslı kenti Uruk’tur ama Kiş. sabah ve akşam yıldızı Venüs’tür. binyılda İştar en iyi tanınan. Nergal’le ilişkili diğer bir tanrı da. aynı zamanda yazıcıların koruyucusu ve Ea’yla Marduk gibi bilgelik tanrısıydı. Bunlardan belki de en önemlisin. Simgesi çatallı şimşek. İştar adı da basitçe “tanrıça” anlamında kullanılmaya başlamıştı.

kuru üzüm ve 54 kap bira ve şarap . hurma. Tapınak personeli arasında. Mezopotamyada bilinen biçimiyle tapınak hiyerarşisine rastlanmaz. 40 koyun. yazıcılar ve tapınak işlerine bakan çeşitli idareciler de vardı. geri dönene kadar tanrının yerinde olmadığı düşünülürdü. sunulan nefis yiyecek ve içecekler. eşinin. 1 öküz. Asıl tanrının. naru yani şarkıcılar. 2 boğa. çeşitli ruh kovucular. 3 devekuşu yumurtası. adete yapılarında var olan ritüel meraklarıyla. çocuklarının ve hizmetkâr tanrıların sofralarına gitmeyen yemeklerse. duaları kelimesi kelimesine kaydetmişlerdir. 8 kuzu. Babil ülkesi krallarının yemeklerini perde arkasında yediklerine dair doğrudan bir kanıt yoktur ama diğer tapınak alışkanlıkları gibi bu uygulamada saray adetlerinden kaynaklanmıştır. arabayla ya da gemiyle yapılan bayram geçitleri… Şimdi olsa ruhban sınıfı diyeceğimiz uzman bir personel tarafından hayata geçirilen bu tanrı kültünün başlıca sahnesi tapınaktı. şaşalı bir biçimde döşenmiş. hem rahip hem de idareci olan sanga yani “başrahip”. Tanrı “yedikten” sonra. görevleri arasında tanrıları müzikle yatıştırmak da olan kalu’lar. Mezopotamyalılar. Resmi Babil dininin merkezi unsuru. yapılacak törenleri kılı kırk yararak yazıya geçirmiş. Söz konusu yemeklerin miktarları çok fazlaydı. 4 yaban domuzu. tapınak yöneticileri ve zanaatçılara dağıtılırdı. böylece onların kaygısız ve mutlu bir ömür sürmelerini sağlamaktı. 70 kuş ve ördek. her türlü eğlence. tanrı imgesiydi. yemekler tüketilmesi için krala gönderilirdi. lüks kıyafetler ve en kıymetli mücevherlerin doldurduğu mücevher kutuları. diğer sunularla birlikte günde toplam 500 kg ekmek. Tanrının heykelde vücut bulduğuna inanıldığından. uçsuz bucaksız muhteşem tapınak-saraylar. incir. heykel savaşta başka yere götürüldüğünde.89 doğuştan var olan eğilimi “tanrılara hizmet etmek” efendileri olan bu hükümdarlara emeklerinin en iyi ürünlerini sunmak. şenlikler. barındırdıkları sayısız bina. Uruk’tan bir Selefki metni. tam ortalarında da gök ile yer arasındaki dev bağı oluşturan. kat kat yükselen ziggurat. temsil ettikleri tanrıyı elle tutulur hale getiren değerli heykeller.

Kuşkusuz en büyük bayram olan Yeni Yıl Şenliği. age. Mezopotamya da insanlar genel olarak “acılı sıkıntı”. Bu tanrıların görevi. Çünkü “kötü güçlere” karşı tekniği. tanrıların bile bağışıklığı olmadığına inanılan iblislere ve kötü ruhlara karşı kişiyi korumaktı.80 Mezopotamya tanrıları insan görüntüsünde tasarlanırlardı ve daha aşağı varlıkların kusur ve davranış bozukluklarından yoksun değillerdi. s. Kimi zaman görkemli büyük dinsel törenlerin boyutlarına ulaşan ve elimizde çok sayıda örneğinin bulunduğu bazı törenler yoluyla. maşmaşu) de vardı. Dünyanın hâkimlerinden “demonlara” ve uğursuz güçlere belge sahiplerine artık hiç yaklaşmamaları yada getirdikleri hastalıklarla birlikte çekip gitmeleri emrini vermeleri isteniyordu. Her Babillinin dua ettiği ve adaklar sunduğu kendi kişisel tanrı veya tanrıçası vardı. “hastalık” ve özel olarak “ruhsal sıkıntı”ları Evrenin dinsel sistemiyle birleştirdiğinde açıklayabiliyor ve en son varoluş nedenini anlayabiliyorlardı. özünde değişmemiş olan Büyüden alınmıştı. kişiyle diğer tanrıların arasını bulmak ve evrende bolca bulunduğuna. birçok terim gibi yerli yersiz çok sıkça başvurulan Büyü (Magie) den de söz etmeliyiz. Buna tam olarak kötülük kovma (Exorcisme) denmektedir. Geç Babil döneminde bahar ekinoksuna denk gelen Nisan ayının ilk on bir gününde yapılırdı. Doğaüstü güçlerin özençli etkinliğinin.90 sayar. hastalıklara karşı savaşmak için başka yöntemlerde kullanılmalıydı. 182 . işte bu yol da Büyü’dür. Öyleyse. doğrudan kurbanların etkili eylemi ya da sözüyle karşılaştığı kötülüğe karşı savaşın işte bu aşamasında. Büyü Babil’de o kadar yaygın’dı ki bu Müslümanların Kutsal kitabı Kuran’ı Kerimde ayetlerde de 80 OATES. Ve elbette kurtuluş yolu da öyle. Her kentin kendine özel mevsimlik bayram takvimi vardı. Koruyucu muskalar takarlardı ve görevleri büyü sözlerini söylemek ve kötü güçleri savacak ayinler yapmak olan “rahipler” (aşipu.

bu iki melekten kişi ile karısının arasını ayıracak şeyler öğreniyorlardı. herhalde onun ahiret te bir nasibi olmadığını muhakkak bilmişlerdir. ASUR VE BABİL’DE ASTRONOMİ Burçlarla kaplı. tarihin en gizli yollarıyla zamanın içinde daha gerilere gitmek gerekir. Fakat Allanın izni olmadıkça bununla kimseye zarar verebilir değiller. büyüyü her kim satın alsa. Hâlbuki Süleyman inkâr etmedi fakat o şeytanlar inkâr ettiler. Fakat canlarını sattıkları o şey ne çirkin bir şeydi. “ Biz ancak bir imtihan için gönderildik. “Tuttular Süleyman’ın mülküne dair şeytanların uydurup söyledikleri şeylerin ardına düştüler. gayet yerinde olarak ünlerine ün kattı. 81 Kuran-ı Kerimin Bakara Suresi.” 81 D. Kendilerine zarar verip fayda vermeyecek şeyleri öğreniyorlardı. Selefikler devrinde Yunan bilimiyle temas etmeleriyle gelişen ve güçlenen bilimsel kapasiteleride. Bu sayede sözgelimi bir ay veya güneş tutulmasının ne zaman gerçekleşeceğini hiç hatasız hesaplayabiliyorlardı. Hâlbuki o iki melek . Kur’an’daki bir ayette bu durum şöyle anlatılır. Yemin olsun. onu keşke bilselerdi. Ayet 102 . insanlara büyü’yü ve Babil’deki iki meleğe. Harut ile Marut’a indirilmiş olan şeyleri öğretiyorlardı. incelemelerinin sonucunda gerçek anlamda bilimsel bir astronomiye de ulaştılar. duru gökyüzünde gök cisimlerinin hareketlerini yüzyıllar boyunca bıkıp usanmadan gözlemleyen insanlar sadece bir takım “kehanetler” de bulunmakla kalmadılar. İşte bir takım kimseler. Nesnelerin gerçekte ancak doğumları ve büyümeleri izlendiği sürece tanınıp anlaşılabileceğini ileri süren bilge Aristoteles’i izlersek. biz de. sakın büyü yapmayı caiz görüp de kâfir olma” demedikçe hiç kimseye onu öğretmezlerdi. fazla yorulmadan astrolojinin “doğduğu yere” kadar gidebiliriz. günün birinde bu kocaman ölü kürelerin hayatımıza öylesine nasıl girdiğini yakından görmek istiyorsak. Onlar.91 mevcuttur.

265 . büyük bir olasılıkla belirliyorlardı. Örnekse. yıldızların gökteki 82 GÜNDÜZ.82 M. Anadolu’da. Bu başarıyı algılayan ve yorumlayan Sumerliler. 800’den sonra ise Babil metinlerinde. Hitit başkenti Hattuşaş’ta bulunan Krallık Arşiv’inde korunuyordu. bilimsel açıklamasını yapmadıkları kimi bilimsel gerçekleri belirlemeyi başardılar. ister geleceği bilmek olsun. Böylece. anılan gökcisimlerinin bağıl durumuyla özellikle ilgilendiler. astrolojiyle ilgili araştırmalar. M. Ama ay takvimi ve astroloji konusundaki önyargıları ve saplantıları. Onlar için ayın ve gezegenlerin devinimleri.Ö. takımyıldızları ve yıldızları adlandırdılar. Bu katalogun kopyaları.temel amacı astroloji oldu. Bu olguları inceden inceye gözlemlediler ve büyük bir doğrulukla kayda geçirdiler. M.Ö. Dolayısıyla Sumer astronomisinin – gökcisimlerinin devinimlerinin izlenmesinin. günümüzün “ekvatorla ilgili koordinatlarına” benzer bir sistem üzerinde. “burçlar kuşağı” düzlemini temel aldılar ve gökyüzünün haritasını çizdiler. yıldızların durumuna göre hüküm veren rahipler. Bu nedenle. s. ister gaipten haber vermek. tarımsal işlemlere başlama zamanını önceden. Bu belirleme doğrudur ve Venüs’ün tüm evrelerinin tam çevrim süresi olan 584 (=8 x 365 / 5 )güne eşittir. astronominin oluşmasına ve dolayısıyla matematiğin gelişmesine yol açtı.Ö 2000’den kısa bir süre sonra. age. müneccimleri gizemciliğe yöneltti. Bu da katalogun kapsadığı bilgilerin M. Venüs (Çobanyıldızı) gezegeninin yaklaşık sekiz yılda beş kez ufukta aynı noktaya döndüğünü tespit ettiler. aynı yolu izleyerek kehanette bulunabilecekleri umuduna kapıldılar. “tutulmalar” insani etkinlikleri ve ilişkileri belirleyen gizemli olaylardı.Ö 1200’den önce Ege bölgesine doğru yayıldığı anlamına gelir. Ama amacı ne olursa olsun. M. Zamanın astronomları olan Babilli müneccimler. 2000’li yıllarda Babilliler yıldızlarla ilgili büyük bir katalog düzenlemişlerdi.Ö 1100’den sonra bu yıldızlar listesi Asur’da yeniden gözden geçirildi.92 Sumerliler yıldızlar üzerinde yaptıkları gözlemlerle.

Matematiksel metinler ve astronomik gözlemler. age. “Bel’de Babilli bir din adamı” olan Bel-uşur. O nedenle onun astrolog ardılları. Yine M. çünkü her iki terim birbirinin eşanlamlısı olarak kullanılıyordu. 300’de. İskender’in ölümünden sonra komutanlarından Selevkos Nikator’un kurduğu Selevkos imparatorluğu döneminde de (M. M. Babilli astronomlar.bu yıldız falcılığını başka yerlerden.Ö.83 Bu arada Babil’deki eski tapınak araştırma enstitüleri de işlevlerini eskisi gibi yapıyorlardı. s.Ö. ayın ve gezegenlerin bağıl konumlarını önceden hesapladılar.Ö.Ö. yeryüzündekiler gibi “kral Nabonassa’ın . Şimdi tutulum dairesinin gök ekvatorunu kestiği noktaların – 83 GÜNDÜZ. Bu belirlemeden sonra gökyüzü olayları. 26 Şubat 747 günü öğle üzeri!] tarih başı olarak hesaplamaya ve olayları kral Nabonassar Dönemi’nden (M.. bu yolla toplanıp düzenlenen ve tarihlendirilen verilerle güneşin. Batıdan sık sık gelen Eski Yunanlı bilginler bu eski araştırma ve öğretim merkezlerine devam edip çok şey öğrendiler. 311–65) sürüp gitti. Yunanlılarda – ki bunu birçok kez dile getirmişlerdir. büyük hayranlık uyandıran Mezopotamya’dan ve antik Babil’den almış olduklarını çok iyi biliyorlardı. Günümüzün doktora unvanına eşdeğer olan ve astroloji eğitimi almış rahip ya da kişi anlamına da gelen Kaldeli (ya da Kaldelili) unvanını aldılar.93 konumlarının ve güneşle bağlantılı kayboluşlarının gösterilmeye başlandığı görülmektedir. daha açıkça söyleyecek olursak. Babilli ve Yunanlı bilginler arasında verimli bir işbirliğine yol açmıştı. 747’den sonra Babilliler. 20 gibi geç tarihlere dek çivi yazısıyla kayda geçirildi. 266 .Ö 747– 734) itibaren tarihlendirmeye başladılar. İsa’nın doğuşunu günümüz takviminin başlangıcı kabul ettiğimiz gibi. Aslında İskender’in Babil’i fethi. Bundan başka M.Ö.’ninci yılı” biçiminde tarihlendirildi. Bu birlikte çalışma. nominal(itibari) bir zamanı [ M. uzun süre “Babilliler” gibi “Kaldeliler” olarak adlandırılacaklardır. dolayısıyla beklenen tutulmaların zamanını tahmin ettiler. Açıktır ki. işte buradan “Kos adası ve kentine gidip” bu yöntemi ilk kez kendisi öğretmeye çalıştı. yılları.

belirli bir evresi iki kez aynı güneş gününe rast geliyordu84 Matematiksel astronominin gelişmesiyle çok yakından ilişkili olarak. s.Ö. Göksel olayların irdelenmesinde. Bu çeşit on binler. müneccimlerin. Kişisel horoskoplarla ilgili kanıtlar Babil’den gelmektedir. gökcisimlerinin birbirinden uzaklıklarını yersel ölçülere göre belirlediler. binyıl ortalarının çiviyazısı metinlerinde modern burç işaretlerine rastlanır ama burç takımyıldızları geleneği daha eskiye dayanır. yedi yıl 13 ve on iki yıl 12 ay ayından. cebirsel özelliğe sahip matematiksel yöntemlerini kullandılar. Gözlemlerine göre. sadece ülke ve/veya kralla bağlantısı içinde yorumlanırdı: Eğer güneş ayın üstünde veya altında olursa. yoksa İskenderiyeli Yunan Hipparakhos mu olmuştur? Dairenin altıya bölünmesiyle oluşturulan Babil standart ölçülerini gökyüzüne taşıyan müneccimler.Ö 4 öncesine ait hiçbir Yunan 84 BOTTERO. kişilerle değil ülke olaylarıyla ilgiliydi. Ayın altıncı günü ay ile güneş beraber görünürse. binyıl sonlarına doğru burçlar kuşağı keşfedilmiş ve horoskop astrolojisi başlamıştır. Bu ilişkiden yararlanarak ay takviminin güneş takvimine uymasını sağladılar. Antiokos’un (M. 187 . 1.62) ünlü anıtı dışında. göksel olaylar.Ö.Ö. 1. Genelde horoskop astrolojisi geleneğinin Helenistik olduğu düşünülür ama Helen astrolojisine ilişkin bilgilerimiz ağırlıkla Romalılar dönemine dayalıdır ve Kommagene kralı I. M. dolayısıyla 235 ay ayından oluşan 19 yıllık çevrimlerde Ay’ın hilal yada dolunay gibi. krala savaş ilan edilecektir.Ö. age. 500’de başlamış ve 300’lerde yoğunlaşmıştır.94 geceyle gündüzün eşit uzunlukta olduğu noktaların (ekinoks).tutulum dairesi boyunca gerilmesi olgusunu önce belirleyen astronomun Babilli Kidannu mu. 240 ila 40 tarihlerine ilişkin birkaç yüz astronomik tablete göre. M. Ayrıca Babilli müneccimler. M.Ö. M. göksel olayları çok duyarlı tahmin etmelerini sağlayan bu uygulama M. Çoğu M. ay takviminin güneş takvimiyle olan ilişkisini belirlediler. tahtın temeli sağlam olur.Ö. 380 sularında.

büyünün yanı sıra iksirlerle ve kimi durumlarda da cerrahi müdahalelerle iyileştirmeye çalıştılar.95 horoskopu bilinmemektedir. elimizi kolumuzu kıpırdatmadan bizi doğal olarak sonsuza dek kayıtsız kalmaya mahkûm edebilecek şu meşum ve ürkünç kadercilikten daha uzaktır. Babil ve Sumer’deydi ve Selevkoslar dönemi astronomisi. Her ne kadar her iki astroloji kolayca incelenebilir olsa da . daha düş gücüne dayalı. İlk Babil ve Uruk horoskoplarında doğum tarihi. E. bunu. age. Mezopotamyalı hekimler hastalıkları.85 Matematik ve astronomi gibi astroloji de Klasik dünyada çok gelişip genişlemişti ve Helenistik bilim – daha sonra Arap kaynaklarına geçerek – Newton dönemine kadar eski dünyaya ve Batı Avrupa’ya hükmedecekti. bu iki tarzdan en eski olanı. her ne kadar her ikisi de düş ve kurgulamaya dayansa da.özellikle nasıl doğup büyüdükleri bilindiğinde-. ardında bin yıllık dikkate değer bir matematik gelişme ile eski dünyanın gerçek bilimsel gelişiminde büyük rol oynamıştır. daha esnek ve yaşamımızda kaçınılmaz olgular olan umuda ve açık uçluluğa daha yatkın buluyoruz.200 . çocuğun geleceğiyle ilgili tahminler içeren astronomi raporu izler. Bu hekimlerin mesleki bilgileri Bronz Çağı’nda bile kayda 85 OATES. Herodot’un “Babil’de hekimlerin pek tanınmadığı” biçimindeki yanlış ama sıkça aktarılan sözünden dolayı çok büyük bir haksızlığa uğramıştır. Yunanlılar. Fakat kökleri hiç kuşkusuz Mezopotamya’da. biz eski olanını daha insancıl. bir örnekte de ana rahmine düşme tarihi verilir. ASUR VE BABİL’DE TIP Mezopotamya tıbbı. eski Mezopotamya kültürü içinde kökleşmiş olan tipik ve “mantıksal” olan bir kehanet sistemini kendi dünya görüşlerine uyarlayarak ona “ontolojik” bir nitelik kazandırmışlardır. s.

hayat ağacını. age.2500’li yıllarda hatta daha öncesinde yazıya dökmüşlerdi. Daha sonra. Sopa. tarih. Bu figür.301 GÜNDÜZ. tapınak kitaplıklarından toplanmış metinlerin asıllarından yada kopyalarından oluşuyordu. tek yılan ve birbirine sarılmış iki yılan halinde koruyucu ve şifa verici bir simge olarak kullanıldı. Eski Yunanlıların hekimlik-tanrısı Asklepios’un yılanlı asasından esinlenerek günümüzdeki hekimliğin amblemi oldu. gerçekte. felsefe. o güne dek Greklerden geldiği sanılan hekimlik simgesinin. s. 22000’in üzerinde tabletten oluşan kitaplık. Hattuşaş’taki Hitit Krallık Arşivinin kalıntıları arasında da M.86 Fransızların Lagaş’ta yaptıkları kazılar sırasında kabartma resimli bir vazo bulundu.Ö. Vazonun üzerinde iki cin arasında. 301 . Musul yakınındaki en büyük Asur başkenti Ninova’da bulunan Asurbanipal Kitaplığı’nın kalıntıları arasında çıkarılmıştır. ilaçlara ve hekimlik deneyimlerine ilişkin bilgileri. dolayısıyla yaşamı ve yılanlar ise gençliği temsil ediyordu. sopa-yılan. Asur kıralı Asurbanipal bilime ve sanata büyük ilgi duyan bir hükümdardı. Irak’ta. Tabletlerdeki metinler edebiyat. binlerce yıl çeşitli ülkelerde yalnız sopa. “hayat ağacının beyi” anlamına gelen tanrı Ningişzida’nın simgesi olan. Ortadoğu’nun sistemli biçimde kataloglanmış ilk kitaplığını kurmuştu. M. Örnekse Sumerler. hekimliğin koruyucusu bir Sumer tanrısının amblemi olduğunu göstermesiydi.96 geçirilmişti. Anılan bilgileri kapsayan tabletlerin büyük bir bölümü. Değerli bir sanat eseri olan bu vazonun asıl önemi. Bu tabletlerden günümüze dek kalanların çoğu British Museum’da ve İstanbul Arkeoloji Müzelerinin Çiviyazılı Belgeler Arşivi’nde korunmaktadır. aslında Sumerlere ait olan anılan simge. s. hastalıklara. age.87 86 87 GÜNDÜZ. astronomi ve tıp ile ilgiliydi. bir sopaya sarılmış biri dişi öteki erkek iki yılan işlenmişti.Ö.700’lerde Mezopotamyalı hekimlerin yazdığı ve Hititli bilginlerin inceleyip kopyasını çıkardıkları tıp metinleri bulunmuştur.

“kadın tabip” olduğu belirtilmiştir. düzenlenmeleri ve içerikleri yönünden şu şekilde sınıflandırılabilir.88 Mezopotamyalı hekimler. Bu reçeteler. Reçetenin birinci kolonunda yüz elliden fazla bitki adı verilmiş ve bunların hangi bölümlerinin kullanılacağı belirtilmiş. tabletler üzerine yazdıkları ilaç reçetelerinde. “amma bilgili biri” derlermiş. Tıp tarihinin en eski reçetesi ise son yıllarda bulunmuştur.kitap oluşturacak şekilde düzenlenmiş. hatta çok seyrek de olsa. Akadlar zamanında da benzeri listelerin düzenlendiği görülmektedir.Ö. yüksek mevki sahibi kimi tabipler değişik bir kılıkla dolaşıyormuş. Oldukça taşlamalı bir hikâyeye inanacak olursak. ilacı oluşturan maddelerin adlarını ve nasıl kullanacaklarını belirtiyorlardı. bizzat pratisyen olan ustası tarafından yetiştirilmiş ya da “İsin kenti Fakültesi” gibi ünlü bir okulda yetişmiş tabiplere rastlamaktayız. saçları kökten kazılmış. (ıı) belirli bir hastalığa ilişkin bir ilacın bileşimi. Büyü uzmanına aşipu. 2000 yıllarına ilişkin Sumer dilinde yazılmış olan bu reçetede çeşitli ilaç bileşimleri bir arada gösterilmiş ve 88 BOTTERO.çok sayıda ilaç bileşimi. (ıv) belirli bir hastalığa tutulmamak için kullanılacak ve günümüzün aşıları sayılabilecek ilaçlar. Elimizdeki metinlerin neredeyse her yerinde. s. age. kimi kez ihtisas ta yapıyordu. uygulamalı hekim ve eczacıya da asu denirdi. diğer yandan da çok çeşitli ilaçların kullanımına dayalı tedavi yöntemi.97 Mezopotamya’da hasta olanlar aslında iki çeşit hekimlik hizmeti alabilirlerdi. gösterişli ve yapmacıklı bir şekilde “çanta taşıyan” kimselermiş ve işsiz güçsüz kişiler böyle bir tabip gördüğünde. 169 . (ııı) çeşitli hastalıklara ilişkin . birinin tabip olup olmadığı “gözlerinden” anlaşılıyormuş. (ı) hastalık belirtilmeden yazılmış ilaç bileşimleri. Bu tabipler. Nabu-leu adlı bir hekimin imzasını taşıyan Asurlular zamanında kalma bir reçete üç kolondan oluşmaktadır. Örnekse. Bir yandan psikolojik olarak çok etkili büyü tedavisi. üçüncü kolonda ise ilaçların hazırlanma ve kullanma biçimleri açıklanmıştır. M. ikinci kolonda bu bitki bölümlerinin hangi hastalığa iyi geldiği yazılmış.

s. kuru ilaçlar için kaç adet. Enterit. Mide hastalıkları içinde perhiz yapılması ve yalnızca süt içilmesi tavsiye ediliyordu. age. Anılan yıllara ilişkin olmasına karşın reçetede büyüden hiç söz edilmemesi ilginçtir. karın. geniş bir ilaç bilgisine dayanan ve tıbbi değeri olduğu bilinen bazı ilaçları da içeren. Kapasite Ölçüsü Yaklaşık 0. nabız atışı alınır. kaç mina. kaç şekel ve sıvı olanlar için kaç sila90 olduğu yazılmıştır. barsak düğümlenmesi ve olasılıkla dizanteriden bahsedilir. Bulaşıcı hastalıkların bilindiği de kanıtlanmıştır. diyare. Dinsel 89 90 GÜNDÜZ. Yaklaşık 8 Grama Eşit Ağırlık Ölçüsü Sila. 192 91 . Babil ülkesi tıp uygulamasının doğasını ve kapsamını açıklayan metinler. Kimilerinde ise bu dozların. Böylece hazırlanan ilaçlar hastaya genellikle gece yada sabah güneş doğmadan uygulanmaktaydı. Hastanın ateşli bedeninin çeşitli yerlerinden ölçülür. iltihaplar ve bazen de idrar rengine bakılırdı. bağırsak ve dölyatağı için kullanılabileceğinden.842lt OATES. Cerrahlık ise farklı konumdaydı. deri rengi. genelde. Şekel. kolit. bunların çevirisi her zamankinden zor olmaktadır. soğuk yada sıcak içilmesi. bitkisel bir tıp düzeyi sergiler.89 Reçetelerde ilaç dozajları genellikle bildirilmemiştir. Reçetelerde bildirilmeyen dozları eczacıların belirlediği tahmin edilmektedir. diğer tabletler üreme organları hastalıklarından ve gut da dâhil olmak üzere bacak rahatsızlıklarından bahseder. Yaklaşık 500 Grama Eşit Bir Ağırlık Ölçüsü. Ayrıca. Kimi ilaçların günde bir ila üç kez alınması bildiriliyor ve bu tedavi. üç ila yedi gün sürüyordu. yutulması yada vücuda sürülmesi gibi.91 Mezopotamya’da hekimlik. s. 304 Mina. Klinik muayeneye de değinilir. age. yalnızca rahip unvanını taşıyan kimselerin icra edebileceği kutsal bir meslekti. çeşitli hastalıkların tanı ve tedavisini de açıklar. Reçetelerde ilaçların kullanım yolları [prospektüs] da bildiriliyordu. Göz sağlığı. solunum ve karaciğer hastalıkları ile mide rahatsızlığından bahseden tabletler de vardır ama Akadca libbu kalp.98 bunların nasıl kullanılacağı açıklanmıştır.

Oysa bir ustanın yıllık kazancı 8 şekel’di. çıkık ve kırık gibi sakatlıkları iyileştirmek ve onarmakla yükümlüydü. yada bir kimsenin gözündeki misafiri aynı aletle ameliyat eder ve hastanın gözünü iyileştirirse kendisine 10 şekel gümüş verilir. Bu maddeler cerrahların kazancının çok yüksek olduğunu göstermektedir. yalnızca cerrahların ücretleri ve yaptıkları hatalara ilişkin cezalar yer almaktadır. orta sınıftan biriyse 5 şekel gümüş alır. Hasta bir köleyse sahibi 2 şekel gümüş verir. Örnekse. Bu bakımdan cerrahların sihirsel kavramlara olan bağlılığı. Ameliyat sonrası köle kör olursa. Öte yandan. cerrah kölenin sahibine onun değerinin yarısı kadar gümüş verir. cerrahlığın riski yüksek bir meslek olduğunu gösteriyor.99 özelliği olmadığı kabul edilen bir uğraşıydı. Cerrah. Hasta halktan. ölümle sonuçlanan girişimlerle ilgili cezalar. yada hastanın gözündeki misafiri aynı aletle ameliyat eder ve hastanın kör olmasına neden olursa cerrahın elleri kesilir. Bunun da nedeni. çok belirgin fiziksel nedenlerle oluşan yaraları. cerrahları ihtiyatlı davranmaya . hekimliğin ruhban sınıfına özgü kutsal ve dolayısıyla dokunulmazlığı olan bir meslek kabul edilmesi. hekimlere oranla daha azdı. bir zanaattı. cerrahlığın ise zanaatkârlık sayılması olabilir. sağlığına kavuşturursa. 215 ila 217 Bir cerrah özgür insanlar sınıfından bir hastanın ağır yarasını bronz neşteriyle ameliyat eder ve hastanın hayatını kurtarır. yüzyılda cerrahların etkinlikleri Hammurabi yasası’nın ilgili maddeleriyle denetim altına alınmıştı. bir cerrahın ameliyat ücreti olan 10 şekel ile bir ev bir köle ya da bir tarla alınabiliyordu. cerrah kölenin sahibine eşdeğerde bir köle verir. nesnel ve bilimsel biçimde yapabilmeleri mümkündü. Hammurabi Yasası’nın söz konusu maddeleri şöyledir. Dolayısıyla mesleki çalışmalarını. Milattan önce 17. 218 ila 220 bir cerrah bir hastanın yarasını bronz neşteriyle ameliyat eder ve sonuçta hasta ölürse. Yasada. Ameliyat sonrası ölen hasta bir köle ise.

100

ve paraya tamah ederek iyileşmesi mümkün olmayan hastalar üzerinde cerrahi girişimlerde bulunmamaya yöneltiyordu92 Ur III ve Eski Babil devrinde bahisleri geçse de, bağımsız çalışan hekimler çok azdı; anlaşılan, hekimlerin çoğu saraya bağlıydı. M.Ö 14. yüzyıl Amarna döneminde, herhalde Babil saray doktorlarının prestijini ülke dışına gönderildiğini becerisini Mari öğreniyoruz; göstererek yabancı hükümdarlara arttırmak hekimlerinin

kralının

hedefleniyordu.

mektuplarında da benzer konulara değinilir. En gülünç Babil metinlerinden biri olan “Nippurlu yoksul adamın öyküsü” 93 aç gözlü valiye yoksul bir adamın oynadığı, 1001 Gece Masalları’nı anımsatan üç oyunu anlatılır. İkinci öyküde yoksul adam, hekim (asu) kılığına girerek yaptıklarını anlatır. Tıbbın olağan işleyişi hakkında bilgi veren nadir metinlerdendir ve hekim görünüşünü bile tarif eder; tıraş olmuştur ve mesleğinin iki nişanı olan içit (libasyon) kabı ve buhurdanlık taşır. Diğer metinler hekimin aynı zamanda bir torba şifalı bitki taşıdığını söyler. Öyküdeki sahte hekim, bilim kenti İsin’in yerlisi olduğunu söyler. Babil tıbbı hakkında bildiklerimizin çoğu, yazıcı okullarının ve kütüphanelerin bilimsel el kitaplarından kaynaklanır. Nippurlu yoksul adamın öyküsü, aslında dönemin olağan günlük tıp uygulaması hakkında ne kadar az şey bildiğimizi açıkça göstermektedir. 94

92 93

GÜNDÜZ, age. s. 305

POWELL, M. A. Sumerian Area Measures and the Alleged Decimal Substratum ZA 62, 165– 221
94

OATES, age. s. 193

101

BÖLÜM III

HİTİTLER VE HURRİLERDE FELSEFİ DÜŞÜNCE

A. Hititler Ve Hurriler Uygarlık, Teknoloji ve Kültür açısından Hititlerin ve Hurrilerin Avrupa’sı Mezopotamya idi.95 Hurriler ile ilgili en son araştırmalar, gerek dil ve gerekse arkeolojik buluntulara dayanarak bu kavmin ana vatanının Kafkasya veya daha büyük bir ihtimalle Transkafkasya olduğunu göstermiştir. Hititlerden yüzyıllarca önce, en geç 3. bin yılın ortalarından itibaren güneye göç etmeye, Mezopotamya kültür dünyasının içine girmeye başlamıştır. Orta Anadolu’da en geç Eski Asur Ticaret kolonileri ve güneydoğu Anadolu’da da en eski Hitit belgelerinin ortaya çıkmasından beri mevcut olan Hurri varlığı, bu kavmin buralara doğudan, yani Dicle Nehri ötesinden göç yoluyla gelmediği, aksine Hattiler gibi yerli kavim olduğunu göstermektedir. 96 Hurrice, Akadca ve Sumerce’den sözcük dağarcığına bolca ödünç kelime almış olmasına rağmen, hiçbir zaman Hititçe kadar yozlaşıp yabancılaşmamıştır. Ayrıca en başta Hititçe ve Akadca olmak üzere Luvice’ye çok miktarda kelime vermiştir. Özellikle Hititçe dini metinler, kurban metinleri ve fal metinleri, Hurrice teknik terimler ve kutsal nesne adlarıyla
95 96

Ahmet ÜNAL, Hititler-Etiler ve Anadolu Uygarlıkları, Etibank Yayınları s. 97, Ankara 1996 ÜNAL, age. s. 99

102

doludur. Zaman ve coğrafi mekânın doğurduğu sebeplerden ötürü çok geniş bir alana ve çok miktarda kültür bölgelerine yayılmış olan Hurrice’nin en az 6 adet şivesinin olması, bizi şaşırtmamalıdır.97 Hitit-Hurri ilişkileri ve Anadolu tarihi açısından en büyük tarihi olgulardan birisi hiç kuşkusuz, Orta Hitit hanedanının Hurri kökenli olmasıdır. Bu devirde kral ve kraliçeler Hurrice adlar almışlardır. Ayrıca Hurri kültür etkisi eskiden zannedildiği gibi Hitit İmparatorluk devrinden itibaren değil, eski Hitit ve özellikle Orta Hitit devrinden itibaren Hattuşa’da yayılmaya başlamıştır. En başta Orta Hitit çağına tarihlenen Hurrice-Hititçe iki dilli metinler olmak üzere Boğazköy ve Ortaköy’de bulunan çok sayıda Hurrice metinler bunun açık seçik kanıtıdır. Hurriler kültürel açıdan Hititlere çok şey vermişlerdir. Bunlar aslında saymakla bitmez. En başta dil, din, edebiyat, mitoloji, büyü, tıp, giysiler, teknik aletler ve silahlar ve kadın hakları gelir ki, bunların her biri ayrı ayrı araştırma konuları oluşturur. Başka kavimlere kendi verdikleri kültür öğelerinin neler olduğu, maalesef açık seçik anlaşılamamaktadır. Bu ancak kapsamlı bir Hurri kültür merkezinin keşfinden ve Hurri kültürünün tüm yönleriyle tanınması ve tanımlanmasından sonra mümkün olacaktır. Ne var ki, bizzat kendi verdikleri kültür verileri yanında birde Mezopotamya kültürünü Hititlere aktarma işlevleri vardır. Katalizatörlük rolü diyebileceğimiz bu işlevlerinin başında, Eski Babil çivi yazısının Hurriler üzerinde Hititçe’ye adapte edilmiş olması gelir.98 Hurri etkisinin en yaygın ve bariz olduğu saha hiç kuşkusuz dindir. Hitit panteonunun baş tanrıları olan Hava Tanrısı ve karısı Güneş Tanrıçası tamamen Hurri kimliği kazanmış ve Hurrice Tesup ve Hepat adlarını almışlardır.
97 98

Burada,

Hitit başkenti

Boğazköy’ün

açık

hava

tapınağı

ÜNAL, age. s. 99 ÜNAL, age. s. 112

103

Yazılıkaya’da tasvir edilen tanrı kabartmalarının tamamı Hurri panteonu’nu yansıttığını anımsatmak, Hitit dininde Hurri etkilerinin boyutlarını anlatmaya yeterlidir. Hurri etkisinin çok belirgin bir şekilde karşımıza çıktığı başka alanlar arasında büyü, tıp ve falcılık mutlaka sayılmalıdır. Barbar bir kavim olarak Anadolu’ya gelmiş olan Hititler, Hatti kültürünü yıkmışlar ve askeri zaferlerine rağmen ortaya çıkan kültür boşluğunu dolduramamışlardır. İşte bu boşluktan yararlanan Hurri büyü ve tıp uzmanları daha o zamanlar Hattuşa’ya akın etmişler ve becerilerini para karşılığı Hititlere satmışlardır. Hititler bu mütehassısların becerilerinden o kadar etkilenmişlerdir ki, kütüphaneler dolusu Hurri asıllı büyü tabletleri bugün dahi müzelerimizi doldurmaktadır. Edebiyat ve mitolojide ise tıpkı sanat ve dinde olduğu gibi Hurri etkisinin sınırlarını belirlemek bile mümkün değildir. Bu, ancak belirli durumlarda, metinlerde eğer Hurrice tanrı ve şahıs adları geçerse mümkündür. Daha şimdiden görebildiğimiz kadarıyla birçok edebi eser Hurrice’den Hititçe’ye tercüme edilmiştir. Birçokları ise, son yıllarda Boğazköy’de bulunan ve kökenleri belki de Ebla ve Kuzey Suriye’ye dayanan iki dilli metinlerin gösterdiği gibi, Hurrice ve Hititçe’dir. Hititlerin Hurriler’den veya Hurriler aracılığıyla aldıkları bir sürü edebi destan, Hurrice asıllarından çoğunlukla hece vezniyle okunmaktaydı. Mitolojide en başta Anadolu üzerinden Yunanistan’a geçen ve Hesiod’un teogonyası vasıtasıyla edebileşen göklerdeki ilahi hâkimiyet konusundaki tanrılar savaşını, bize ulaşan kırık dökük şekliyle bile nefes kesen edebi bir anlatım tarzına sahip olan ve eğer bir Homeros’un kalemiyle rötuşlaşabilseydi üstün bir destan niteliğine haiz olacak olan Ullikummi destanı gelmektedir. Bu Hurri teogonyasındaki Alalu-Anu-Kumarbi’ye Hesiod’a Uronos-Gaia-Kronos ve Zeus tekabül etmektedir.

bir kavimden ilk söz edildiği andır. yılan ve vahşi hayvanlar arasına terk edilen ve tam yırtıcı kuşlar tarafından parçalanıp. bir rekabet sonucu olarak Mısırda da karşımıza çıkmaktaysa da.Ö. Güneş Tanrısı ve İnek efsanesinde. bundan dolayı ilk doğurduğu 30 erkek çocuğunu sepetlere doldurarak. Eski Asur Ticaret Kolonileri çağında muhtemelen anne babası köle kökenli veya Güneş Tanrısı ile bir inek olduğu için daha bebekken kırlara. her seferinde bir kavmin zaman içinde ortaya çıkışı ile ilgili belirli bir nokta saptanır. age. dar anlamda tarihin başlangıcı sayılan yazılı belgelerde. zehirli yılanlarca sokulmak üzereyken çocuksuz bir balıkçı tarafından bulunarak özenle yetiştirilen bir çocuğun öyküsü gelmektedir. Sargon. Gökyüzünde onu gören Güneş Tanrısı ona tutulur ve yere inerek onunla “flört” etmeye başlar. Remus ve Remulus’tan ve daha nice eserlerden tanıdığımız ırmaklara çocuk bırakma edebi motifinin Hurri kökenli olduğunu.99 Yazının keşfi. 113–115 . Bu nokta. 3100’lerde Mezopotamya’da Sumerler tarafından icat edilmişlerdir. Yakın Doğu’da eskiden yaşamış türlü kavimler arasında uygarlığın doğup gelişmesi ele alınırken. Darius. eskiden yanlışlıkla Kızılırmak olduğu sanılan bir ırmağa atan Kanes kraliçesi efsanesinin kökeninin bile Hurrice olduğunu ileri sürmüştüm ve bu görüşte bu gün de ısrar ediyorum. Yazının bulunması ya da başka kavimden alınıp kullanılmaya başlanması her 99 ÜNAL.104 Hurrilerin önemli edebi eserler arasında. her nedense efsanenin. insanlık ve uygarlık tarihinde en önemli basamaklarından biridir denebilir. Başka bir araştırmada. Söz konusu inek. Yazı. s. Güneş Tanrısının inekle çiftleşmesinden olan çocuğun macerası anlatılır. Kanımca bu efsanevi Mama kralı Anumhirbi’nin ta kendisidir. en başta eski Grek ve dolayısıyla Latin alfabesinin temelini teşkil edecek olan çivi yazısı ilk kez M. yeşil çayırlarda otlamış ve iyice beslenmiş ve güzelleşmiştir. klasik Grek mitolojisinde tanrı Zeus’un boğa kılığına girerek Phoinix’in kızı Avrupa’yı Girit’e kaçırmasını anımsatmaktadır.

s. o zaman bile. Ankara 2006 . 15. Hitit kaynaklarındaki Neşa’dır ve çok sayıda yazılı belgenin ortaya çıkarıldığı yerdir. hangi yoldan geldikleri sorunu araştırmacılar arasında tartışma konusudur ve hala bir çözüme ulaştırılamamıştır. onların başlattıkları bu işten yararlanmaya oldukça geç başlamışlardır.101 Hititlerin Anadolu’nun yerli halkı mı olduğu. Mezopotamya’da Sumerler ve Nil Vadisinde ilk oturanlar bu konuda önde gelir. yukarıda da adı geçen Kültepe eski Asur tabletlerine uzanır. Türkiye’nin Tarihi.-XVIII. Asur tüccarlarının kurmuş olduğu tüccar yerleşmesinde tutmuş oldukları kayıtlardır.Ö.Ö. günümüzdeki adıyla Kültepe. burada. II. Hititler. Eski Kaniş. XX. Anadolu Hint-Avrupalılarının daha önce o coğrafi alanda oturan yeterlidir. Kaniş(Kültepe) adındaki kentte. yüzyıllar arasında. Örneğin. bin başlarından önce Anadolu’da görülmez.000 tablet günışığına çıkarıldı. s. Bu kadar geniş boyutlu bir görüşü burada ele almak mümkün değildir. M.105 ülkede başka tarihte olmuştur. Mezopotamya kültürünün buradaki uzantısı olmuştur. eğer öyleyse. Bu gecikme Anadolu’da özellikle belirgindir. 33. daha sonra da sistemli şekilde 1948’den başlayarak Türk Arkeolog Tahsin Özgüç tarafından sürdürüldü ve çivi yazılı 20. Dost Kitabevi. Yazının hiçbir türü M. yoksa başka yerlerden mi buraya ulaştığı. Komşu halklar. yazı yerli halkın işi değil. Ankara 1997 Stefano De MARTİNO. Böyle bir sorun Hint-Avrupalıların köklerine ilişkin çok karmaşık bir tartışmayla bağlantılıdır. 100 101 Steon LLOYD. halklara dışarıdan katılmış bir öğe olduğu doğru varsayımının olan yer araştırmacıların büyük bir bölümü tarafından kabul gördüğünü söylemek Hint-Avrupa halklarının Anadolu’ya değiştirmelerinde izledikleri yolla ilgili olarak iki varsayım ileri sürülmüştür. Çünkü Türkiye’de şimdiye değin bulunmuş en eski yazıtlar.100 Hititlerin Anadolu’daki varlığına ilişkin elimizdeki ilk bilgiler. Tubitak Yayınları. Nitekim daha 1893–1894 yıllarında Ernest Chantre tarafından başlatılan düzenli kazılar. 1925’te yeniden Bedrich Hrozny [Hititçe’yi yorumlayan Çekoslovak araştırmacı] ile hayat buldu.

askeri yöntemler kullanarak bağımsız devlet kurma. 102 103 ÜNAL. yayılma ve işgal yollarına gitmişlerdir. s. Hititler Anadolu’ya başlangıçta sızma yoluyla girmişler. Bunlar arasında Hititçe. keza bu metropolde en azından 8 adet dil yazılmış ve konuşulmuştur. Boğazköy-Hattuşa. Akadca ve Hurrice’den ve en belirgin şekliyle Hattice olmak üzere birlikte yaşadığı yerli Anadolu dillerinden alınan çok fazla yabancı kelimeler dolayısıyla dil tamamen yabancılaşmıştır ve Hint-Avrupa kökenli sözcük dağarcığı çok daralmıştır. s. ancak ayakları yere değdikten sonradır ki. yakın doğudaki modaya uyarak büyük devlet. Tevrat’taki ünlü Babil kulesinden de beterdir.103 Kültepe kronolojisi aşağıdaki evrelerde incelenebilir. çömlekçilik ve çobanlıkla uğraşıyordu. Hind-Avrupa dil ailesine mensup bir dildir. dünya devleti kurmaya kadar götürmüştür. Eski Tunç Çağı: (M. Hurrice. 35 . Sumerce ve Akadca en başta gelmekteydi.106 Kafkasları geçerek doğudan gelen yol ve batıdan. 35 ÜNAL. age. Bu dönemde taş temeller üzerine kerpiç tuğladan yapılmış evlerde oturan halk ticaret.Ö. Ancak yazıyla birlikte en başta Sumerce.102 Hititçe. resim yazısı Luvicesi. age. Trakya ile Çanakkale üzerinden gelen yol. Hattice. çivi yazısı Luvicesi. Konuşulup yazılan dillerin sayısı ve çeşitliliği söz konusu olduğunda. Bu tarihi süreç onları sonraları. Palaca. Hititlerin Anadolu’ya çok az sayıda gelmiş oldukları ve bir idareci zümre olarak kaldıkları özellikle vurgulanmalıdır. 2500–2000) Kızılırmak havzasında yerleşilen önemli yerlerden biri de Kaniş’ti.

Hattuşa çivi yazılı devlet arşivinde bize resmi yazılı belge bırakan ve Hitit devletinin kurucusu olarak kabul edilen ilk kral Hatti dilinde “hükümdar” anlamına gelen Labarna / Tabarna unvanı da taşıyan I. Kayseri bölgesinde etkilerini göstermişlerdir. Eski Hitit tasavvurlarında Romalılarda ve Türklerde kurt. Frig döneminden önce Tabal Krallığının önemli bir merkezi iken.Ö. Hititlerde bu hayvan boğadır. Hattuşili’dir. Hititlerin Avrupa’sı Mezopotamya idi demiştik. 37–38 . krala yol gösterir.107 Asur Koloni Çağı: (M. 1800–1200–800) Erken Hitit döneminde bölgenin başkenti olan Kaniş. Büyük Hitit İmparatorluğu döneminde de önemini korumuştur. Hitit ve Geç Hitit Çağı: (M. kahramanlıklarını yazıya dökmeye başlar. güneyden gelen Asur ve Sargon istilaları ile tahrip edilmiştir. güneydoğu Anadolu ve Suriye’nin belli başlı kentlerini işgal eder. Bu seferler sırasında orta. boynuzlarıyla aşılmaz Toros dağlarını açıp. İşte Hitit devletinin kurucusu Hattuşili de tüm askeri seferlerinde oraya. Getirilen ganimetler arasında çok sayıda kaliteli usta ve işçiler de vardır. İşte asıl Mezopotamya uygarlığının verilerini Hattuşa’ya taşıyan insanlar bunlardır. Kaniş. 2000–1800) Şehrin en parlak ve etkileyici olan bu döneminde özellikle Orta Anadolu-Yukarı Mezopotamya ticareti şehri oldukça geliştirmiş ve altın dönemini yaşatmıştır. Ancak Anadolu’daki Frig hâkimiyetinden sonra doğuya göç eden Muski ve Tabalar. tıpkı Mezopotamya kralları gibi kendisi de heykellerini yaptırmaya. diğer kavimlerde geyik olarak karşımıza çıkan yol gösterici hayvan motifi önemli rol oynar. korucu tanrıçası Arinna kenti Güneş tanrıçasının tapınağını altın ve gümüş hediyelerle doldurur. s.104 104 ÜNAL. age.Ö. yakar yıkar ve çok sayıda savaş ganimetini Hatti ülkesine taşır. Mezopotamya’nın bir parçasını oluşturan Kuzey Suriye’ye çok önem vermiştir.

Hititler Şam’a değin dayanmış ve bu bölgeyi talan etmişlerdir. Bunun üzerine II. Onun zamanında Hattuşa geniş çapta imar edilmiş. Birliklerin arasının açılmasını fırsat bilen Hitit kralı II. Buna paralel olarak devlet arşivleri yeniden düzenlenmiş. Savaş her iki taraf için bir felaket oldu. IV. Ra. kırılan ve kaybolan tabletler yeniden kopya edilmiştir.Ö. Mısır ordusunda ise 4 bölükten oluşan. Ramses tümeni Amon ile beraber diğer tümenlerle arasını çok fazla açtı. düşman . Şaşılacak bir şekilde son Hitit kralı II. Her ne kadar söz konusu Mısır tapınaklarındaki yazılarda ve resimlerde firavun ordusunun zaferinden bahsedilmekteyse de sonuç berabere bitmiş ve bu durumdan Muwatalli kazançlı çıkmıştı. Tarihte en fazla savaş arabasının kullanıldığı bu savaşın nedeni Amurru ve Amka toprakları gibi büyük ticaret yollarını ele geçirmekti. üvey annesi ve ana kraliçe Puduhepa’nın vesayetine girmiştir.108 II. Savaşı kazandıklarını düşünen Hitit ordusu gevşeklik gösterince bir Mısır birliğinin ani saldırısına uğradılar.000 savaş arabası ile 17. Seth) 20. Hitit casusları Mısır ordusu Asi nehrini geçmeden Hititlerin Halep yakınlarında olduğunu Mısır ordusu içinde yaydı. bozulan.000 asker. Şuppiluliuma. Arnuwanda ve II. her birine bir tanrının isminin verildiği (Amon. Bundan sonra gelen son iki kral III. Şuppiluliuma zamanlarında (1245–1200) imparatorlukta çökme ve yıkılma belirtileri başlamıştır. Tuthaliye (1245–1225) krallık tahtına oturduğunda. Çünkü savaştan sonra Ramses geri çekilmiş. Muwatalli zamanında Mısırlılarla Hititler arasında 10–15 yıllık bir yanılmayla M. çok sayıda yeni tapınaklar yapılmak suretiyle ülkenin her tarafına yayılmış olan kült merkezleri başkentte toplanmaya çalışılmıştır. Hitit ordusunda 3. Tüm din ve imar işleri hep ana kraliçenin istekleri doğrultusunda yapılıyordu.000 savaş arabası vardı.000 asker ve 2. Muwatalli Mısır ordusuna bir baskın düzenledi. Ptah. 1285’te yapılan Kadeş Savaşı tarihte önemli bir yere sahiptir.

ne de tüm orta Anadolu’da “Hititli” demeye layık bir şey kalmamıştır. Anadolu Kültür Tarihi. Anadolu’yu Hititler Döneminde Mezopotamya’ya bağlı kılan en önemli etken.105 Hitit kültürünün Hattiler’den dil.106 105 106 ÜNAL. okumak istedikleri metni anlayamazlardı. s. Bu bağlamda özellikle Sargon’un ve Naram Sinn’in Anadolu savaşlarını. Zaten o dönemlerde Akadca diplomatik dil idi ve uluslararası yazışmalarda. din ve sanat alanlarında ne denli etkilendiğini.109 donanmasını denizin ortasında yakarak. 114. fakat her şeyleriyle Aramileşmiş “Geç Hititler” ile hiç olmazsa Orta Anadolu’nun güneyi. Mezopotamya kökenli bu ideogramların ne anlama geldiklerini bilmeyenler. s. Şaşılacak şey şudur ki. sırtlarını Hitit geleneğine dayamış. Tubitak Yayınları. Hitit hanedan mensupları Hattuşa’dan kovulduktan sonra ne burada. özünde Hititlerin büyük ölçüde Hattileşmiş olduğunu belirtmiştik. Hititler Mezopotamya’nın o denli etkisinde kalmışlar ki kendi çivi yazılarında Akadca ve Sumerce yazı işaretlerini oldukları gibi kullanıyorlardı. Hattuşa’da Eski Krallık Dönemi’nden beri kullanılmaya başlanmış olan “Çivi Yazısı”dır. ayrıca Gılgamış Destanı’nı anlatan tabletler örnek oluşturur. Güneydoğu Anadolu ve Kuzey Suriye’de bir süre daha yaşamıştır. Ağır vergi yükü ve askeri baskı altında tutulan yerli Anadolu halkının önderlik ettiği iç ayaklanmaların imparatorluğun yıkılmasında büyük bir payı olmuştur. age. bütün yada bir bölümü Sumerce veya Akadca yazılmış yüzü aşkın metin ele geçmiştir. Ankara 2005 . Hitit devletinin yıkılma nedeni okul kitaplarının dediği gibi Deniz Kavimleri değildir. antlaşmalarda kullanılırdı. nitekim Boğazköy tabletleri arasında Sumer-Akad-Hitit lügatlerinden kırık parçalar bulunmuştur. Güney Anadolu sahillerinin bir devamı gibi olan Kıbrıs’ı işgal etmiştir. Hititlerin bir idareci zümre olarak ne kadar az sayıda olduklarını bir kez daha göstermektedir. Bu da bize. Ayrıca Boğazköy’de. 49 Ekrem AKURGAL. Hititlilik 300 senelik bir aradan sonra.

Bu alışverişin yanı sıra. Batı ile Mezopotamya’nın kültürel alışverişinde önemli bir halkadır. Mezopotamya-Anadolu bağlantısının maddi temellerini vurgulamak gerekir. Hititler Mezopotamya’dan aldıkları mitosları geliştirip kendi özgün folklorik öğeleri ile süslemişlerdir. Yıllarca barış ortamında süren bu alışverişin kültürel yansımalarının olmaması imkânsızdır. Kaniş karumu Anadolu’nun ilk yazılı belgelerini oluşturur ve döneminde dünyanın en büyük ticaret merkezlerinden biridir. Kimi batılı yazarlar ise Hint-Avrupalı bir kavim olan Hititlerin getirdiği ve kurduğu yapıyı esas almışlardır. Mitosların farklı karakterleri taşıdıkları folklorik öğeler Hititlerin kendi yorumları ve sanatsal değerleridir. Kimi yazarların dile getirdiği gibi. Hatta bugünkü bazı Avrupa öykü ve masallarının geçmişleri bu mitoslara dayanmaktadır. Anadolu’ya geldiğinde din . Ama bu halkın. Tarihte en ağır sömürge ilişkilerde bile kültürel etkileşim olmuştur. Bu ilişkinin en geçerli kanıtı Doğu. Babil ve Asur mitolojilerinede dayanmaktadır. daha sonra 4. Bunların yanı sıra Hitit mitoslarının. Asurların sadece ticaretle uğraştıkları için Anadolu’nun kültürel gelişimine pek katkıda bulunmadıkları görüşü birçok nedenden ötürü inandırıcı değildir. 800 yıl sürecek Hitit İmparatorluğu’nun idari.000 yıl sürecek Anadolu uygarlıkları tarihine büyük kazanımlar sağlamıştır. Kaldı ki. Bu bağlamda Anadolu sanatı özgüldür ve kendi içsel öğelerini geliştirmiştir. Ortadoğu ve Batı mitolojilerindeki benzerliklerdir.110 Anadolu. Yunan ve Batı mitolojilerinin köklerinde büyük ölçüde bulunduğu bilinmektedir. bu ilişki sonucu sadece Asurluların karlı çıkmadığını. Hitit mitolojilerinin temelleri her ne kadar kendine özgü yerel öğeler içerse de. Kültepe höyüğünde yaşanan 150–200 yıllık bu alışveriş. Kültürel alışverişin sonucu oluşan sentez yeni bir üründür ve özgüldür. kültürel ve sanatsal değerleri Anadolu insanına bu ilişki çerçevesinde aktarılmıştır. yerli Kaniş halkının da yarar gördüğünü hem arkeolojik buluntular hem de okunan kil tabletler doğruluyor.

111

dahil birçok yerel öğeyi kendi kültürlerine katmalarıyla, etkisi yüzyıllarca sürecek kültürel birikimi yarattıkları göz ardı edilmiştir. Hititler Anadolu’da önce beylikler halinde (M.Ö. 2000–1660), sonra bir krallık (M.Ö. 1660–1460), daha sonra da bir büyük krallık kurarak (M.Ö. 1460–1190) egemen olmuşlardır. Politikaları gerçekçilik üzerine kurulmuştur. Yerli Anadolu kavimlerini özellikle Hattileri ve Hurileri hoşgörü ve anlayışla yönettiler. Başlangıçta uygarlık yönünden kendilerinden çok üstün olan bu kavimlerden büyük ölçüde yararlandılar, onların geleneklerine, dinlerine saygı gösterdikleri gibi ülkenin adını bile değiştirmediler. Mezopotamya’dan çivi yazısını alıp, uygar bir ulus olarak kendi çağlarının en ileri ülkelerinden biri oldular. Dış politikayı, tampon devletçikler kurarak ve bunlarla aralarında evlenme yolu ile yakınlık sağlayarak idare ettiler. Ancak birçok küçük krallıkları dengeli ve uyumlu bir politika içinde yönetmek çok güçtü. Belki de Hattuşili III’ün, Kral Murşili III’e başkaldırması ve tahtı yasaları çiğneyerek zorla ele geçirmesi, başkalarına, yani Hitit Devleti’nin yıkılmasına başlıca etken olan Batı Anadolu Beylikleri’ne yol oldu ve böylece 800 yıllık koca devlet içten ve dıştan saldıran güçlerle son buldu.107

B. HİTİT VE HURRİLER’DE MİTOLOJİ Hurriler özellikle mitoloji alanında güzel eserler vermişler ve bu konuda komşuları Hititlere, daha sonra da Fenikelilerin ve geç Hititlerin aracılığı ile Helen dünyasına büyük ölçüde etkili olmuşlardır. Hattuşa’da Akad, Hurri ve Hitit dillerinde yazılmış tabletlerde ele geçen Gılgamış Efsanesi ana çizgileriyle eski Babil örneğine uygunsa da yeni bir Hurri yorumudur ve daha bir bütünlük gösterir. Söz konusu üç metinden en iyi korunanı Hititçe olanıdır. Hurrilerin en büyük efsanesi tanrıların kralı olarak adlandırdıkları Kumarbi üzerine yazılmıştır. Bu efsanenin Hurrice’den Hititçe’ye yapılmış çevirileri

107

AKURGAL, age. s. 145

112

Hattuşa’da bulunmuştur. Kumarbi efsanesi sonradan Fenikeliler ve Geç Hititler merkezleriyle Helenlere de geçmiş ve Homeros’la Hesiodos’un eserlerine köklü etkilerde bulunmuştur. Hurrilerin ayrıca “Ullikummi”, “Tanrı Lama’nın Krallığı”, “Ejder Başlı Yılan Hedammu”, “Gurparanzahu” gibi efsaneleri ve “Avcı Kessi”, “Apu” ve “Bulunmuş Çocuk”, “Çocukları Olmayan Balıkçı Karı-Koca” gibi masalları vardır. Bunların birçoğu dinsel anlam dışında edebi eserler olup tabletlerdeki alt başlıklarda ezgi (şarkı) adını taşımaktadır.108 Hitit dini gibi mitolojisi de büyük ölçüde Hatti ve Hurri etkisinde kalmış, ayrıca Mezopotamya kaynaklarından da esinlenmiştir. Gök tanrısı Telipinu’nun İlluyanka Ejderi ile Savaşı efsanesi Hatti kökenlidir. Buna karşılık Gök Krallığı ve Ullikummi destanları Hurilerden gelmiştir. Telipinu Mitosu’nun biri eski, öteki yeni iki anlatısı elimize geçmiştir. Eski tarihli olan anlatıda İlluyanka’ya yenilen Gök Tanrısı’nın, Hattili tanrıça Inar’ın yardımı ile bu ejderi yenmesi dile getirilmiştir. Inar, yardımcı olması için Hupasiya adlı bir ölümlüye aşkını vaat eder. Sonra İlluyanka ile yer, içer ve onu sarhoş eder. Ejder baygın yatarken Hupasiya gelir ve onu bir urganla sımsıkı bağlar. Bunun üzerine Gök Tanrısı yanında başka tanrılarla birlikte gelir ve İlluyanka’yı öldürür.109 Daha sonraki bir tarihe ait anlatımda ise efsane şöyledir; Ejder İlluyanka yaptığı savaşta Gök Tanrısı’nı yener ve onun yüreği ile gözlerini alır. Gök tanrısı ejderden öç almak için Arm adlı bir ölümlünün kızı ile evlenir ve ondan bir oğlu olur. Oğlu büyüyünce ejderin kızı ile evlenir ve babasının yüreği ile gözlerini geri alır. Gök Tanrısı eski gücüne kavuşunca ejderi öldürmeye gider; ancak orada oğlu da vardır. Oğlu babasına “beni de öldür” diye bağırır. Bunun üzerine Gök Tanrısı ejder İlluyanka ile birlikte oğlunu da

108 109

AKURGAL, age. s. 179–180 AKURGAL, age. s. 124

113

öldürür. Malatya’da gün ışığına çıkarılan bir kabartmada Gök Tanrısı’nın İlluyanka’yı öldürmesi tasvir edilmiştir. İlluyanka Efsanesi Hititlerden Helen mitolojisine geçmiştir. Zeus ile Typhon arasında geçen savaşta, İlluyanka Efsanesi’nin ana öğelerini buluruz. Hellen anlatımında, Typhon, Tanrı Zeus’un yüreğini ve gözlerini değil, kollarının ve bacaklarının kas liflerini alır. Hellen örneğinde ejderin gözcülüğünü yapan kızını Aigipan adlı bir kadın oyalarken kas liflerini Tanrı Hermes geri alır. Efsanenin Anadolu’dan geldiğini, yer adları açığa vurur. Hellen anlatısında Typhon’un oturduğu yer Mersin yakınlarındaki Korykos mağarasıdır. Adı geçen Cassius Dağı ise Antakya yakınındadır. Hellen sanatındaki Hydra’yı öldürme tasvirleri de yukarıda andığımız Malatya kabartmasında görülen Hitit örneklerinden gelmektedir.110 Hititlerin Hurrilerden aldıkları “Göğün Krallığı” efsanesi çok önemlidir. Burada sonradan Helenlerede geçen tanrıların doğuşu Theogoni anlatılmıştır. Anlatıya göre Gök Tanrısı’ndan önce üç tanrı vardı; Alalu, Anu ve Kumarbi. Anu Babillilerin gök tanrısıdır. Alalu da onun daha önceki ceddidir. Hurri tanrısı Kumarbi Sumerlerdeki Enlil’in karşılığıdır. Kumarbi kendisinden önceki göğün tanrısı Anu’nun erkeklik uzvunu ağzı ile koparır ve spermasını yutmak üzereyken çıkarır, çünkü Anu ona şu sözleri söylemiştir; “Erkekliğimi yuttuğuna pek sevinme. O seni üç korkunç tanrıya gebe bırakacaktır. O zaman kafanı kayalara vuracaksın”. Efsaneye göre Kumarbi’nin içinden çıkarıp tükürdüğü spermadan yeryüzü gebe kalmıştır. Efsanenin geri kalan kısmı çivi yazılı tablette pekiyi korunamamıştır. Bununla birlikte burada gök tanrısı ile öteki tanrıların yaradılış öyküsünün anlatıldığı anlaşılmaktadır. Nitekim daha başka tabletlerde de Kumarbi’nin yerine Teşup’un geçtiği yazmaktadır.

110

AKURGAL, age. s. 124

114

Bilindiği gibi Hesiodos, Theogonia’sında benzer bir konu işler. Ona göre Uranos, Kronos ve Zeus birbirinin ardı sıra göğün kralı oldular. Hesiod’ta Kronos, babası Uranos’un erkeklik uzvunu, karısı Gaia (toprak ana) ile sevişirken bir orakla keser ve denize atar. Uranos’un spermasından Aphrodite, kan damarlarından da Gigantlar (devler) doğar. Hurri kökenli bu Kumarbi efsanesi Hellas’a M.Ö. 8. yüzyılda geçmiştir. 111 1. Tanrıların Rekabeti “Genç ve yaşlı Hitit Tanrıları arasındaki rekabet önceleri Anus’un babası Alanus’u tahttan indirmesiyle başlamıştır. Anus da tıpkı babası gibi, kendi oğlu Kumarbi tarafından tahttan indirilir. Anus, Kumarbi’den kurtulmak için gökyüzüne kaçar; Kumarbi onu ayaklarından çekerek gökyüzünden indirir ve cinsel organını ısırır. Anus yaptığı eylemden dolayı sevinen Kumarbi’ye “ Erkekliğimi yuttuğun için sevinme, içine senin için ağır bir yük koydum. Fırtına tanrısına Aranzah (Dicle) ırmağı’na ve Taşmişu’ya gebe bıraktım seni. Tanrıların tohumlarını içinde taşıyan Kumarbi telaşla yuttuğunu tükürmek ister, ama başaramaz.”
112

Babilonya yaratılış mitosu ile bu mitos arasında büyük benzerlikler vardır; Tiamat ve karısı Apsu’dan gök tanrısı Anu, yer tanrısı Ea ve diğer tanrılar doğar. Tanrılar çoğaldıkça problemler artar, Apsu, Tiamat’ı kışkırtarak bunların yok edilmesini ister. Ea bunu haber alınca Marduk ve karısı Tunika’yı yaratır. Daha sonra Apsu’yu zararsız hale getirir ve Tiamat, deniz ejderi Kingo ile evlenir. Bu olay üzerine tanrılar ikiye ayrılır. Babillilere ait bu yaratılış efsanesi, tanrılar arası rekabetin Hititlerden farklı olmadığını açıkça ortaya koyuyor. Bu rekabet Mezopotamya’dan Orta Anadolu’ya taşınmıştır. Hitit mitolojisinde, hem Ullikummi mitosunda, hem de
111 112

AKURGAL, age. s. 125 O.R GURNEY, Hititler, Dost Kitapevi, s. 150 Ankara 2001

çocuklarını babalarına karşı kışkırtır. 2. bir yolunu bulup alt ederler. Yer tanrıçası Galia. aynı babası gibi tahtından olmamak için doğan çocuklarının yaşamasına izin vermez. s. Uranüs-Kronos-Zeus olarak karşımıza çıkmaktadır. Buna uygun olarak. biri daha eski. 31. fırtına-tanrıyı yenilgiye uğratmaktadır. tanrıçanın kendisiyle uyuması (yatması) koşuluyla ona yardımcı olmayı kabul eder. Bu Ege mitosundan anlaşılacağı gibi. Hititlerdeki Alanus-AnusKumarbi üçlemesi daha sonra. Adam. Zalim Uranüs doğan bütün çocuklarını yeraltına gönderir. tanrıça daha sonra onu ejderin kovuğunun yanında bir yere saklar. Bu zaferler her yıl bayram olarak kutlanır. bunun. Bu gelenek daha sonra Orta Anadolu’dan Ege’ye yayılmıştır.115 İlliyankas mitosunda genç tanrılar tıpkı Babil’de olduğu gibi yaşlıları. ejdere karşı bir tuzak hazırlar. Birçok kabı şarapla ve çeşitli içkilerle doldurur ve kendisine yardımcı olması için Hupasiyas adında birini çağırır. göğün fırtına-tanrısının Purilli Şenliği’nin kült efsanesi olduğu ve bu versiyonun artık anlatılmadığı söylenmektedir. Theogonia’da göklerin tanrısının Uranüs olduğunu belirtir. yardım istemek için tanrılar meclisine başvurur ve tanrıça İnaras. Kronos’u alt eder ve göklerin egemenliğini ele geçirir. Kronos. 113 Hesiodos. onları yutar. Çocuklarından Zeus. İstanbul 2003 . iki versiyonuyla elimize geçmiş olup. İlluyankas Mitosu Bu mitos. kendisi ise. Söz konusu olan [Purilli] olasılıkla Yeni Yıl Şenliği’dir ve söz konusu mitosun Babil Yaradılış Destanı’nda kutlanan ejder Tiamat’ın öldürülüşü mitosu ile bağlantısı vardır. Oğullarından en yiğidi Kronos tırpanı ile babasının hayâlarını keser ve tahtın sahibi olur. ejder İlluyankas’ın öldürüşüyle ilgilidir. Eski Anadolu. 113 Kürşat BAŞDEMİR. Daha eski versiyonunun başındaki sunuş niteliğindeki notta. tanrıça onun kendisiyle uyumasına izin verir. Bunun üzerine bu tanrı. Kaynak Yayınları. biride daha yeni versiyonu olmak üzere. Eski versiyonda ejder İlluyankas.

116

süslenip güzelleşir ve ejderi çocuklarıyla birlikte dışarı çıkmaya kandırır. Ejder ve çocukları tüm kapları dibine dek içip boşaltırlar [şiştiklerinden yada sarhoşluklarından] kovuklarına geri dönemeyecek duruma gelirler. Bunun üzerine Hupasiyas, saklandığı yerden çıkar, ejderi bir ip ile bağlar ve fırtınatanrı, öteki tanrılarla gelip, ejder İlluyankas’ı öldürür. Bundan sonra, mitosun geri kalan bölümüyle hiçbir ilişkisi görülmeyen ve salt folklor niteliği gösteren bir episod gelir. Buna göre, tanrıça İnaras, Tarukka ülkesinde bir kayanın üzerinde kendisine bir ev yapar ve Hupasiyas’ı içine yerleştirir. Kendisi evde değilken pencereden dışarı bakmaması yolunda uyarır; çünkü bakarsa, karısını ve çocuğunu görecektir. Tanrıça’nın evde bulunmadığı yirmi gün geçtikten sonra, Hupasiyas pencereden dışarıya bakar ve karısıyla çocuklarını görür. İnaris dönünce, Hupasiyas ondan, karısına ve çocuklarına geri dönmesine izin vermesini diler; bunun üzerine tanrıça, buyruklarına uymadığı için onu öldürür. Mitosun bu eski versiyonunun bundan sonraki bölümünde neyin anlatıldığı anlaşılır durumda değildir; ama kralın Purilli Şenliği’nde, olayların çevresinde döndüğü odak konumunda önemli bir yere sahip olduğuna değinişte bulunuyor görünür. Bir ölümsüzün ölümlüye karşı duyduğu aşk ve ölümlünün ülkesine dönme isteği, birçok ülkenin folklorunda karşılaşılan bir temadır. İlluyankas mitosunun daha sonraki bir tarihten kalma versiyonu, daha önceki versiyonunda bulunmayan bazı özellikler gösterir. Bu versiyonda ejder fırtına-tanrıyı yenince, onun yüreğini ve gözlerini alıp götürür ki bu, Horus ile Set arasındaki, Horos’un gözlerinden birini yitirmesine yol açan kavgayı anlatan Mısır mitosunda yankısı bulunan bir ayrıntıdır. Ejderden öcünü alabilmek için fırtına-tanrı, yoksul bir adamın kızını eş olarak alır ve ondan bir oğlu olur. Bu oğlan büyüyünce ejder İlluyankas’ın kızı ile evlenir. Fırtına-tanrı oğluna, karısının evine gittiği zaman yüreğini ve gözlerini istemesini söyler. Oğlu, babasının dediğini yapar; babasının yüreği ve gözleri kendisine verilir; o da bunları babasına geri verir. Fırtına-tanrı yitirdiği organlarına yeniden kavuşunca, silahlanır ve ejder ile savaşmaya gider; tam ejderi öldürecekken, oğlu “beni de onunla birlikte öldür; beni esirgeme” diye bağırır. Bunun üzerine

117

fırtına-tanrı, ejder İlluyankas’ı öldürdüğü gibi kendi oğlunu da öldürür ve böylece ejderden öcünü almış olur. Tablette burada uzunca bir kopukluk vardır ve metin yeniden göründüğünde, içinde sonucunda tanrıların rütbelerinin ve mertebelerinin saptanacağı bir rekabetin yada yarışın bulunduğu bir ritüelden söz edilmekte olduğu görülür. Babil Yeni Yıl Şenliği ritüelinin nasıl yürütüleceğini açıklayan parçada, Marduk’un oğlu Nabu’nun, tanrı Zu’yu yendiği bir koşu yarışına değinilir ki bu, ölen tanrının dirilişiyle bağlantılı bir olaydır. Bu durumda, İlluyankas mitosunun hem eski, önceki, hem sonraki versiyonu, Babil Yeni Yıl Şenliği’nde okunan ejder Tiamat’ın öldürülmesi mitosunun, Hitit Purilli şenliği ritüelini etkilediğini gösterdikleri söylenebilir. 114 Yunan mitolojisinde tanrıların titanları kovmasından sonra Zeus, bir yanardağ tanrısı olan Typhon’la savaşır. Typhon, yüz yılanbaşlı simsiyah korkunç dilleri olan bir ejderdir. Zeus, yıldırımlarıyla ejderi kamçılar ve kolunu kanadını kırar. Bu şiddete dayanamayan Typhon sonunda yeraltına gider. Bir başka Yunan efsanesine göre, bütün ejderler gibi toprak ana’dan doğan Phthon, Delfi’deki kehanet merkezinin bekçisiydi. Tanrı Apollon kendi kehanetini yerleştirmek için bu yılanı öldürmek zorunda kalır. Yıllar sonra dilden dile dolaşan öykülerle İlluyankas, Kafkasya’ya gider ve tanrılarla değil, dev kartallarla savaşır. Hititlerle başlayan bu Anadolu inancı, artık ejder ile Anka kuşunun savaşına dönüşmüştür. Kartal gökleri, ejder ise yeryüzünü simgeler. Yunan mitolojisinde Zeus’da, insan gövdeli yılan bacaklı devin üzerinde bir kartal gibi anlatılır. Bilindiği gibi, Zeus göklerin lideridir ve kartalı da her zaman omzundadır. Yakın tarihe yansıyan Anadolu inançlarında ırmakların taşması ejderhanın bu suya girmesiyle başlar. Kartal

114

HOOKE, age. s. 135

118

ejderhayı öldürünce sular yatışır. Ejderhanın yedi başını birden ezerek öldüren, inanışa göre cennete gider.115 3. Ullikummis Mitosu Bu mitosun temelinde yatan, daha önce Akad ve Ugarit mitoslarında karşılaştığımız, yabancımız olmayan motif, yaşlı ve genç tanrılar arasındaki rekabettir. Anus, yani Akadca’da adı Anu olarak geçen gök-tanrı, babası Alalus’u tahtından uzaklaştırmıştır ve daha sonra da kendi oğlu Kumarbi tarafından tahttan indirilmiştir. Kumarbi’nin Anus ile kavgaları sırasında, fırtına-tanrının doğmasıyla sonuçlanan bazı gelişmeler görülür ve baba ile oğul arasındaki bitimsiz çatışma [bu kez Kumarbi ile oğlu fırtına-tanrı arasında] yenilenir. Mitos, Kumarbi’nin fırtına-tanrı’ya bir rakip yaratmak için bazı yollara başvururken gösterilmesiyle başlar. Habercisi (ulağı) İmbaluris’i, öğüdünü alabilmek için “Deniz”e gönderir. Deniz-tanrıça Kumarbi’yi evine çağırır ve onun için bir şölen hazırlar. Tanrıça’nın verdiği öğüdün bir ürünü olarak, Kumarbi, veziri Nikisanus’u “Sular”a gönderir. Bundan sonrası pek açık değildir; daha sonra Kumarbi’nin olasılıkla yer-tanrıçasından bir oğul sahibi olduğunu öğreniriz. Oğluna Ullikummis adını verir ve İmbaluris’i, olasılıkla yeraltı tanrıları olan İrsirra’lara gönderir ve bu tanrıların Ullikummis’i karanlık toprağa alıp, onun üzerinde ulu bir diorit taşı sütunu olana dek büyüyeceği yer olan Ubelluris, Atlas gibi, dünyayı omuzlarında taşıyan bir tanrıdır. Daha sonra Ullikummis’in büyümesi anlatılır. Denizden, boyu 9.000 fersah ve çevresi 9.000 fersah olana dek bir kule gibi yükselir. Tanrıların dehşetle açılan gözleri önünde [başı] göğe ulaşır. [Öyle ki] fırtına-tanrısı’nın eşi Hepat [gittikçe büyüyen Ullikummis’in iteleyip yerini doldurmasıyla] tapınağından sürülür. Kocasına bir haberci gönderir ve bu haberci, tanrıçanın kocası Ea’nın evi olan Apsu’ya gidip, Ea’nın yardımını ister. Burada, Akad Yaradılış Destanı’ndan malzeme alma durumu apaçıktır. Tanrıların meclisinde, Ea tanrılara, insanlığın bu canavarca varlık tarafından yok
İsmet Zeki EYÜPOĞLU, Tanrı Yaratan Toprak; Anadolu, Der Yayınları, s.175–180, İstanbul 2007
115

119

edilmesine niçin izin verdiklerini sorar. Oysa Enlil nelerin olup bittiğini bilmemektedir. Ea, Ubelluris ile görüşmek üzere ona gittiğinde, Ubelluris’in de sırtında taşımakta olduğu fazladan yükün ne olduğunu bilmediğini görür; bunun üzerine sağ omzunda dikilmekte olan diorit-adamı görebilmesi için, Ubelluris’i kendi çevresinde döndürerek onu görmesini sağlar. Daha sonra Ea, tanrıların ambarından, geçmişte yer ile göğü birbirinden ayırmış olan eski bakır bıçağı getirmek için yaşlı tanrılara başvurur. Bu yolda Ea’nın şunları söylediğini görürüz; “Dinleyin, siz ey eski tanrılar, siz eski sözleri bilen eski tanrılar. Babaların ve ataların eski ambarını açın. Babaların eski mühürlerini getirsinler ve sonra onlar [kapılar] gene o mühürle mühürlensin. Gök ile yeri kesip birbirinden ayırdıkları eski bakır bıçağı çıkarsınlar. Kumarbi’nin tanrılara karşı koyacak bir rakip olarak yarattığı diorit-adam Ullikummis’in ayaklarını kesip koparsınlar.” Daha sonra Ea, korkuya kapılmış tanrıların meclisinde, Ullikummis’i sakatladığını bildirir ve kendilerinin öne çıkıp bu dev ile savaşmalarını önerir. Fırtına-tanrı, savaş arabasına atlar ve arabasını Ullikummis ile savaşmak üzere ileri sürer. Tablet burada kopuktur; ama yitik bölümde fırtına-tanrının kazandığı zaferin anlatıldığından kuşkulanmak için ortada bir neden yok. Ullikummis mitosu aynı zamanda, insanlığın yok edilmesi girişiminin bir başka versiyonunu sunmaktadır ve bu girişim, Ea’nın işe karışmasıyla başarıya ulaşmadığını anlatılmaktadır.116 Yunan mitolojisi’nde, Titan İapetos ile Okeanos’un kızı Asia’nın oğlu olan Atlas’la Ubelluris arasında belirgin bir benzerlik vardır. Atlas, Hesiodos’a göre gökyüzünü omuzları üzerinde tutan tanrıdır. Homeros, Atlas’ı daha sonra gökyüzüne değil, yeri göğü birbirinden ayıran direkleri omzunda taşıyan tanrı olarak tanımlamıştır. Herodotos ise, Atlas’ın Kuzey Afrika’da bir dağ olduğunu ve Perseus Gorgo’yu öldürdükten sonra, Atlas’a canavarın kafasını göstererek onu bir kayaya çevirdiğini yazar. Tanrıların Titanlarla savaşı Ullikummis mitosu ile çok bariz benzerlik göstermektedir. On yıl süren zorlu savaşta tanrılar titanları yenmiş ve onları kovmuştur.
116

HOOKE, age. s. 133–134

Tanrı’nın yokluğunda. Fırtına-tanrı. aynı zamanda ritüel mitosları içine de sokulabilir. Hannahannas araması için bir arıyı görevlendirir. Giderken öfkesinden sağ pabucunu sol ayağına. ama bir sonuç alamaz. mitosun kahramanı Telepinus’tur. sol pabucunu sağ ayağına giyer. tanrı’yı bulunca onu ellerinden ve ayaklarından sokup. Öykünün örgüsü. doğurganlığın yok oluşuna yol açar. verimliliğin her alanda düşüşüne. ama oda bir sonuç alamaz. onu temiz pak yapıp. Yorgunluktan bitkin bir şekilde yatar ve uykuya dalar. Ona. Tammuz’un yeraltı dünyasında başından geçenleri anlatan mitosla ve Ugarit mitolojisinde Baal’in ortalıktan yok oluşuyla aynı temayı işlemektedir. koskoca tanrıların yapamadığını küçücük bir arı nasıl yapacaktı. ama burada verilen anlatımın dayandığı ana metinde. Fırtına-tanrı onu alaya alır. çeşitli tanrıların yok oluşundan söz edilir. Mitos. Tanrıça bu alayları dikkate almaz ve arıyı Telepinus’u bulması için gönderir. Güneş-tanrı çevik kartalını tanrı’yı bulmaya gönderir. Fırtına-tanrının oğlu Telepinus. Bütün insanlar ve tanrılar açlıktan ve susuzluktan kırılmaktadır. Ocakta kütükler söner. Tanrılar tapınakta suskundur. Telepinus Mitosu (Kaybolan Tanrı) Bu mitos. Telepinus’un öfkeden köpürür durumda gösterildiği noktada bilgimiz içine girer.120 4. kuraklık ve açlık olur. tüm ülkeyi sis kaplar. belli bir tanrı değildir (çeşitli versiyonlarında) içlerinde güneş-tanrının da bulunduğu. Tanrının yok oluşu. Şehirden çok uzaklaşır ve Anadolu bozkırında kaybolur. Çaresiz. dolayısıyla tanrıyı neyin öfkelendirdiğini bilemiyoruz. Tanrılar kaygılanır ve Telepinus’u aramaya koyulurlar. içinde yok olan tanrının geri dönmesini sağlamak için yapılan ritüel de bulunduğu için. inek buzağısına bakmaz. ortalıkta birkaç biçimiyle dolaşmış görünür ve yok olan tek. hem bitkilerde hem sığırlarda olmak üzere. . tanrıça Hannahannas’ın sıkıştırmasıyla kayıp oğlunun peşine düşer. koyun kuzusuna. Metnin başlangıcı kırıktır. gözlerine ve ayaklarına balmumu sıvayıp. kızgın bir şekilde şehri terk eder. Bu mitos.

Kara toprağın dibinde tunç kazanlar duruyor. tanrıyı bulur ve tanrıçanın buyruklarını yerine getirir. 14. Bu direk verimliliği simgeler. orada yok olur. Bunun üzerine güneş-tanrı “insanı alıp getirin! O Ammuna dağı üzerindeki genç [kartal] Hattara’yı alsın. şarap. Telepinus’un öfkesini. koyun. daha sonra Artemis’te de bu arılara rastlanır. Telepinus gök gürültüsü ve şimşek eşliğinde şehre getirilir. Asur ve Babil mühürlerinde. Tanrıların Vatanı Anadolu. o tanrıyı taşısın! Onu kartalın kanadı ile taşısın” der. sığır. Bu ağaçlar Hitit mitolojisinde işlenen koyun postlu direğin benzeridir. Demeter Tapınağı rahibesi Melissa.W CREAM. ama eskisinden daha öfkelidir ve tanrılar ne yapacaklarını bilemezler. Bu benzerlik bir Kuzey Avrupa efsanesi olan Kalevalla’da da göze çarpmaktadır. kötülüğünü ve çılgınlığını da alsınlar. mutlu ve uzun bir ömür yaşar. Koyunların yağı. Uzun bir arayıştan sonra arı.121 tanrılara geri getirmesi buyruğuyla arı’yı gönderir. 117 Kaybolan tanrının geri dönüşü de. Tanrıça Hannahannas Telepinus’un bulunması gibi büyük bir zorluğu arı ile aşmaktadır. s. Remzi Kitapevi. Açlık ve kuraklık biter. “Kapı bekçisi yedi kapıyı açtı. Oraya her kim giderse gitsin bir daha dışarı çıkamaz. Kalevalla’da 117 C. bütün ülke normale döner. buğdayın taneleri. uzun yaşam ve çok çocuk sahibi olma anlamına gelir. tapınak kurallarına uymadığı için öldürülür. Ayinin sonunda üzerine koyun postu asılmış bir direk tanrı önüne dikilir. yedi sürgüyü çekti. Hititlerde bayram olarak şenliklerle kutlanmaktadır. Anadolu’da önce Kybele’de. Demeter onun cesedini arı topluluğuna dönüştürür. Melissa arıları diye anılan bu arılar tanrıça’nın esiridir. Bir insan tarafından Telepinus’un iyileştirilmesi ve her türlü kötülüğün yeraltına götürülmesi için bir afsun okunur. kulpları demirden. yapraklarla süslenmiş ağaçlar vardır. oraya kapasınlar.” Bunun üzerine Telepinus iyileşir. kapakları abaru metalinden. Telepinus uykusundan uyanmıştır. kızgınlığını. İstanbul 1994 .

Hititler Anadolu’da daha sonra Hellen ve Roma çağlarında gördüğümüz synketism yönteminde. Bu durum “Boğa ineğe binmez. caddede erkek kızı gebe bırakmaz” sözleri ile ifade ediliyor. aynı zamanda. En önemli Hitit mitosları bunlardır. Hattuşuli döneminden beri de Hitit ülkesine yayılmıştı. C. yani yabancı dinleri birbirleriyle kaynaştırma tutumuna başvurarak inanç dünyasını federatif bir anlayış içinde bütünlüğe ulaştırma yolunu bulmuştur. Bunlar Hitit mitolojisinin Sumer. bitkiler dünyasının ölümüne. Hattuşuli’nin karısı Puduhepa ile Hurri dini bir bütün halinde Hititlere geçmiş bulunuyordu. erkek eşek dişi eşeği gebe bırakmaz. Hitit Devleti’nin federal düzende olması onun din konusunda hoşgörülü bir davranışta bulunmasını gerekli kılmıştır. Burada anlatılanlar Hitit mitolojisinin karakterini yansıtmaya yetecektir. Bu nedenle Hurri dini konusunu Hitit bölümünde sele almış bulunuyoruz. Bu yüzden Hurri dini Kizzuvatna’ya ve III. Kizzuvatnalı bir rahibin kızı olan III. cinsel verimin ve üretkenliğin yok oluşuna neden olmaktaydı. Tanrıçanın yeryüzünde bulunmaması. Sumerlerdeki Dumuzi ile İnanna mitosunda anlatılan İnanna’nın ölüler ülkesine gidiş öyküsü. Tanrıça İştar’ın ölüler ülkesine inişi ve dönüşünün Telepinus öyküsü ile benzerlikleri vardır. Akad. HİTİT VE HURRİLER’DE DİN Hurilerde din sağlam kurallara dayalı olup güçlü rahipler elinde çok iyi bir biçimde örgütlenmiş bulunuyordu. Babil Hurri mitolojilerine olan apaçık bağımlılıklarını gösterdiği gibi.122 Lemminkainen düşmanlarını annesinin yeraltından gönderdiği bir arı tarafından getirilen büyülü bal ile alt etmektedir. . Yunan ve Batı mitolojisinin ve folklorunun köklerinin büyük ölçüde bu ilginç Hitit malzemesine dek dayandığını da göstermektedir. Babil dünyasına Tammuz ve İştar mitosu olarak yansımıştır.

Tanrılar. ouranios. Hitit halkının yerli topluluklar üzerindeki egemenliklerini sürdürmelerini sağlıyordu. özünde birkaç tanrı tipinin yerel çeşitlemeleridir. Gerçekten Yazılıkaya Açıkhava Tapınağı’ndaki tanrılar Emanuel Laroche’un saptadığı gibi Hurri adları taşımaktadırlar. büyük bir ailede olduğu gibi. Ancak her beylikte değişik bir epithet (lakap=tanımlama) taşıyan bu tanrılar. “tanrı” karşılığı Hititçe terim “siu/siuna/siuni”dir. daha sonraki Anadolu’nun Roma Çağı’nda olduğu gibi aşırı birçok tanrılık (politheism) egemendir. age. Pala. Gerçekten Büyük Krallık Dönemi’nde. “bütün Hepatlar” ya da “bütün İştarlar” gibi deyimler bu gerçeği açığa vurmaktadır. Hatti’nin çok sayıdaki tanrısı arasında.Ö. Ancak bu çıkarcı yaklaşım. Örneğin gök tanrısı (Teşup) ile Hepat ve İştar gibi tanrıçalar birçok yörede değişik yerel tipler gösterdikleri halde. Hurri ve Mezopotamya kökenli tanrılar bile başka başka adlarla anılmalarına rağmen birbirlerine koşut tiplerden oluşmaktadırlar. 120 MARTİNO. “yeraltı” tanrıları arasında temel bir ayrım vardır. Yunanca theos ve Latince deus’un da dayandığı aynı Hint-Avrupa kökünden kaynaklanır. s. khthonios. aşama sırasına göre örgütlenmiş olarak düşünülmüştür. Bu hoşgörülü davranışın. 118 Genel olarak. Luvi. s. Yani din politikasında sadece hoşgörüye ve kralık çıkarlarına dayalı bir yol izliyorlardı. Bunun gibi Hatti. Metinlerdeki uzun tanrı listeleri göz önünde tutulursa bu deyişin pek abartılı olmadığı söylenebilir. 91 . ayrıca. özünde aynı erkek ve kadın tanrıdan gelmektedirler. birbirlerine akrabalık ilişkileriyle bağlı. age.123 Hititler tabletlerde sık sık “Hatti Ülkesinin Bin Tanrısı”ndan söz ederler. Nitekim metinlerde “bütün gök tanrıları”. yer altı dünyasına ait olanlar en eski tanrılardır. Hattuşuli (M. sonunda Hitit dininin III. “göksel” tanrılarla. 1275–1250) dönemlerinde Hurileşmesine neden oldu.119 118 119 AKURGAL. Oldukça sık olarak Sumerce ideogram DİNGİR de kullanılır.

120 . Panteon’un temel tanrısı “fırtına tanrısı”dır. Hitit metinlerinde Hitit sanat eserlerinde de gök tanrısının boğa üzerinde durmadığı dikkat çekmektedir. Hitit metinlerindeki “siu” sözcüğü Yunanca’daki Zeus ve Latince’deki Deus’un karşılığıdır. “Hattuşa’nın Tanrısı”. Anadolu’nun tarihöncesi ve öntarih zamanları geleneğine dayanan hayvan biçimsel öğeleri içerir. Nitekim çok sayıda tanrı bir simge hayvan biçimi altında temsil edilmiş olabilir. sonra gök tanrısı denmek isteniyorsa ikiye bölünmüş elipsin altına “W” biçimli yıldırım işareti yazılırdı. Önce söz konusu işaret. olasılıkla. metinlerde Sumer ideogramıyla yazılıyordu. O. Baş tanrı Hitit metinlerinde genellikle “Hatti Ülkesinin Gök Tanrısı”. Bu durum herhalde boğanın Orta Anadolu’da tek başına gök tanrısını temsil ettiğine işaret etmektedir. Aynı inancın daha sonraki dönemlerde de süregeldiğini görüyoruz. “Göğün Tanrısı”. ikisi birden Gök-tanrı anlamına gelmektedir. dağların tepesinde ve gökte oturur.124 Hitit dini.120 Gök tanrısının en önemli sembolü boğadır. baş tanrıça ile birlikte federal Hitit devletinin en önemli birleştirici gücünü oluşturuyordu. yağmurda. Bir tanrının hiyeroglif işareti ikiye bölünmüş bir elipsten oluşur. bu tanrı. Dişi tanrıya tapma adedi Anadolu’da Yeni Taş Çağı boyunca egemendi. Boğa Orta Bronz Çağı’nda gök tanrısının kendisiydi. şimşekte ve fırtınalarda ortaya çıkar. “Sarayın Tanrısı” gibi adlarla anılmaktadır. baş tanrıydı. Hatta o dönemde kadın tanrı. Nitekim Hattilerde 120 AKURGAL. age. Ancak belirli bir tanrı adı olmayıp Latince’de olduğu gibi sadece tanrı anlamında kullanılmaktaydı. s. Yağmur tarlaları verimli kıldığı için ülkedeki refah onun sayesindedir ama hükümdarın ve krallığın koruyuculuğunu da o üstlenmiştir. Üstelik o. Ona hem yerli Hatti ve Hurri halkları hem de Anadolu’ya göç eden Hititler tapıyorlardı.

Yunan ve Roma dönemlerinde “Kybele” adları ile anılan tanrı kadınlar. Yazılıkayan’nın 63 tanrısı arasında Gök Tanrısı.125 “Vuruşemu”. 121 AKURGAL. Dinsel metinlerde ve kurban listelerinde Arinna’nın Güneş Tanrıçası ile Hurri kökenli olduğunu bildiğimiz Hepat. Geç Hititlerde “Kupaba”. sedir (ağaçları) ülkesinde ise adın Hepat’tır. s. 63 tanrının tasvir edildiği bu kabartmalarda kadın tanrılar erkek tanrıların solunda yer alıyordu. Savaş tanrısı olduğu için Yazılıkaya’da Hurri kökenli yardımcıları Ninatta ve Kulitta ile birlikte erkek tanrılar arasında yer almaktadır. Sen Hitit ülkesinde Arinna’nın Güneş Tanrıçası adını taşırsın. Hititçe adı İstanu idi ve Hattilerin Estan’ından geliyordu. birbirlerinden ayrı tanrılar olarak görünürlerse de hiç olmazsa IV. benim efendim. Babil’in büyük tanrıçası İştar’a da Anadolu’da tapılmaktaydı. sağ yön daha önemli idi. Yeni Tunç Çağı’ndan beri tanıdığımız Anadolu geleneğini sürdürmüşlerdir. Hurri dininde de Teşup’un karısıdır. age. “Arinna’nın Güneş Tanrıçası. Tuthaliya dönemi de ikisinin eş anlamında oldukları.” Zaten Hepat. 122 . Hititlerin panteonuna Nerik ve Zippalanda’nın gök tanrıları olan oğulları ile ayrıca Mezullaş ve yeğeni Zentuhis ile birlikte girdi. Hurrilerde “Hepat”. Bu Hitit âdetinin en güzel örneğini Yazılıkaya kabartmalarında görüyoruz. aynı sıfatları ve özellikleri taşıdıkları şüphesizdir. Hurrice adı Şauşga idi ve hem aşk hem de savaş tanrıçası olarak biliniyordu. Nitekim bir metinde ikisi bir arada şöyle anlatılmaktadırlar. Hitit dinsel metinlerinde sözü edilen bin tanrılı panteonunun daha başka tanrıları da yer almaktadır. Hititlerin Arinna’nın Güneş Tanrıçasından ayrı bir güneş tanrısı vardı. Arinna’nın Güneş Tanrıçası ve Şarruma dışında. Hititlerde “Arinna’nın Güneş Tanrıçası”. Hattilerden gelen Arinna’nın Güneş Tanrıçası. bütün ülkelerin kraliçesi.121 Bir metinden öğrendiğimize göre Hititlerde modern protokolde olduğu gibi.

Hititçe dışındaki dillerde dua metinleri ele geçmemiştir. Sadece dua olduğu sanılan Pala dilinde bazı parça metinler bulunmuştur. Sanat olarak tanımlanıyordu. 122 Hitit duaları çağdaş Mezopotamya dualarından etkilenmişti. göre “Göğün Güneş Tanrısı” idi. özen ve dikkat. Bunlar arasında tanrı şefkati. baharın gelişiyle kutlanan yeni yıl bayramıdır. kıtlık. (Yazılıkaya’da betimlenen tören. sevgi. s. tarımsal faaliyetler (hasat. gelişme. belirli bir sırayla yapılmasıyla kutlanırdı. Kral. sevinç. Törenler genelde benzer işlemlerin. korku. 122 123 AKURGAL. dimdik bir boyun.126 Hiyerogliflerdeki ideogramlarına tanrıçasından gelmektedir. tohum atma vb). Hattilerin Kasku adlı ay Hurrice adı Kusu eserlerinde gördüğümüz bazı tanrılara yazılı kaynaklarda rastlanmamaktadır. age.) Ayrıca her kentin kendine özel bayram törenleri vardı. zindelik. 124 ÜNAL. selamet. merhamet ve adalet ile hastalık. age. neşelilik. s. Mevsim dönümleri. iyilik. açlık. 123 Genel olarak dualarda ve bunun yanında büyülerde istenen şeyler çoğunlukla hep insan lehine olan iyi şeylerdir. bolluk. Anadolu’da Roma Dönemi’ne değin yaşamış olan on iki tanrı bunlardan bir örnektir. muzaffer silahlar. hayat. yeni yıl ve benzeri olaylar bayram olarak kutlanırdı. başrahiplik görevini üstlenirdi. itaat. Hitit dinin özelliklerinden dolayı çok sayıda dini bayram törenleri de mevcuttu. bol sayıda gelecek nesiller. meteorolojik hadiseler. Hititlerin ay tanrısı Arma. 247 . gözlerin görme gücü. yokluk ve salgın hastalık gibi musibetlerden kurtulma vardır. Bunu. Hititçeye çevirileri yapılmış Mezopotamya kökenli dualardan görmekteyiz. ruhun tenviri. kötülük. intikam duyguları. bereket. sağlık. cinsel güç. uzun ömür. kas gücü.

Hititlerin Anadolu’da kurduğu büyük uygarlık içinde. 125 124 125 Helmut UHLIG. Hitit kralları tarafından.org/e-metinler. ilmi temelli tıbbın sihir ve dini görüşler ile iç içe olduğu görülür. Hititler çeşitli alanlarda olduğu gibi.bilimtarihi. Böylece ilk olarak kendi yaşadıkları bölgede sık görülen hastalıklara çözüm arama yoluna gitmişlerdir. Bunlar. Tanrılar ve onun ibadetlerini büyük bir kısmı. Bunun öncelikle Hattuşa için önemli sonuçları vardı. Hitit İmparatorluğu’nda birlikte yaşayan halkların dinsel geleneklerine uygun olarak kabul edilmiş ve birbirleriyle ustaca birleştirilmiştir. Yunandan daha önce Mısır ve Mezopotamya’da atıldığı bilinmektedir. 167. hatta bu etki öyle bir bakış açısının zorunlu bir sonucudur. Bu sebeple bu tür toplumlarda. Bütün bunların. Önceleri tıp tarihi Yunan uygarlığı ile başlatılıyordu. Telos Yayıncılık. yaşama yön veriyordu. başkentin görkeminin yayılmasında çok büyük yararları olmuştur. Hititlerde Anatomi ve Tıp www. dönemin dünya görüşü içinde yorumlanmış ve dini mitolojik görüşlerden de etkilenmiştir.127 Bin tanrılı Hitit panteonu’nu daha yakından incelersek. Bu gün üzerinde yaşadığımız Anadolu topraklarını askeri ve siyasi bir güç altında toplayan ilk toplum Hititlerdir. Avrupa’nın Anası Anadolu. Dünyaya bakış açılarının temelinde din ve büyü olan toplumlarda tıbbın sihirden etkilenmesi tabiidir. Ancak bu gün tıbbın temellerinin. 124 D. HİTİT VE HURRİLER’DE TIP Eski uygarlıklarda. 2008 . Hurrilerden ve Mezopotamyalılardan gelmektedir. farklı kültürlerin etkileri görülür. sağlık sahasında da diğer uygarlıklardaki tıbbi gelişmelerden etkilenmişlerdir. modern tıbbın temelini oluşturan ilk bilgiler. yabancı akımların olduğu çeşitli ibadet işlemleri. İstanbul 2001 Gaye Şahinbaş ERGİNÖZ. Hititlerin Tanrı düşüncelerinin az bir özgül yanı bulunduğu dikkati çeker. çünkü burada bir sürü dinsel tören ve bununla bağlantılı. s. Hattiler’den.

LU A-ZU ile LUAZU farklı iki terimdir. Sumercede “doktor” anlamına gelen LU A-ZU Hititçede de kullanılmıştır. Ancak eldeki belgeler ışığında. Hititler döneminde kadın hekimlerin de görev yaptığı anlaşılmaktadır. Bu da bizi ‘Hititlerde doktor varmıydı ve eğer var idiyse konumları neydi?’ sorusuna karşılık aramaya sevk eder. LU A-ZU “Doktor”. Akadçadaki karşılıkları da bunu gösterir. Her iki kelimenin de Hititçede kullanılmış olması. kâhin” manasına gelir. Hitit söz dağarcığında “doktor” anlamına gelebilecek bir sözcük yoktur. Hititler diğer branşlarda olduğu gibi kendilerinden önce Anadolu’da yaşamış olan yerli kavimlerden. büyücü” anlamına gelen AZU kelimesi de Hitit tabletlerinde geçmektedir. Mezopotamyalılar ve Mısırlılardan çok şey almışlardır. Tıp deyince akla ilk başta gelen şey. Hititlerde Mısır ve Mezopotamya’daki tıbbi gelişmelerden etkilenen bir tıbbın olduğunu da görüyoruz. Hitit hekimlerinin sadece büyü temelli tedavi uygulamadığını gösterir. Hurriler. Örneğin doğum öncesinde hazırlanması gerekli olan şeylerden bahseden tablette “bir kadın doğum 126 ERGİNÖZ. LU AZU’nun Akadca karşılığı ASU. doğumdan bahseden ritüel tabletleri de tespit edilmiştir. LUAZU ise “falcı kurban bakıcısı. Ayrıca Sumercede “falcı. Hititlerde Anatomi ve Tıp www. yabancı dillerden Hititçe’ye girmiş terimler kullanılmıştır.128 Hititler döneminde Anadolu’da gelişen tıbbi faaliyetler ve hekimlik hakkında tefferuatlı bilgi veren tabletler henüz yeterli değildir. Kaynaklarda SAL A. Hitit ülkesinde ebelerin (SALhasnupal(l)a) doğum öncesinde. bu sanatı veya bilimi icra eden doktorlardır. doğum esnasında ve doğum sırasında neler yaptıkları ve doğumda kullandıkları aletler hakkında bilgi bulunmaktadır.bilimtarihi. Doğumla ilgili olan tabletler vasıtasıyla.ZU’ya da rastlanmıştır.org/e-metinler.126 Hattuşa’daki kazılarda ortaya çıkarılan tabletler arasında. LUAZU’nun ise BARU’dur. 2008 . SAL “kadın” anlamına geldiği için. buna karşılık Hititçe’de “doktor” anlamını karşılamak üzere.

Ayrıca metinlerdeki ifadelerde. tekrar eski yerine geri dönmesi şeklindeydi. Ve [bir] yastık taburelerin arasına. Hititler bu yabancı hekimlere büyük değer vermişlerdir. s. Bunlardan Hutupi ve Akiya.org/e-metinler. geri dönüşleri ve kalış süreleriyle ilgili sıkı kaideler getirilmiş olmasından. yaprak.bilimtarihi. 128 Eski Yakın Doğu’da saray ve tapınağa bağlı olarak çalışan uzman personelin.129 yapacağı zaman. bu hekimlerin. Hatti ülkesinin en 127 128 ERGİNÖZ. [sonra] kadın. Bunlar arasında tohum. 195 . Yabancı hekimlerin dışında tabletlerde ismi geçen Hititli hekimler de bulunmaktadır. Bu hekimlerin daha ziyade Mezopotamya ve Mısırdan Hatti topraklarına gönderildiği bilinmektedir. maalesef ne olduklarını belirleyemediğimiz şifalı bitkilerdir. ama o zamanın eczacıları bunları herhalde ezbere biliyorlardı. hekimin bir şehir veya ülkeden başka bir yere gitmesi ve orada bir süre kaldıktan sonra. [iki sandalye] (ve) üç yastık (öyle bir şekilde hazırlanır ki) her tabureye bir yastık yerleştirilir. sanatçıların ve bir ülkeden başka bir ülkeye giden veya gönderilen zanaatkârların arasında hekimlerde yer almaktadır. Bu hekimlerin yer değiştirmesi. genel olarak. Hititlerde Anatomi ve Tıp www. kök ve bitkisel yağlar ağırlık tutar. yere koyulur. çünkü bunlar teorik olarak bilinen tüm hastalıkların semptomlarıyla birlikte bir koleksiyonunu içerir ve verilmesi gereken ilaçlar belirtilir.” 127 Boğazköy’deki devlet arşivinde tıbbi nitelikli diyebileceğimiz bazı metinler vardır. Bu metinlerin bir kısmı kehanetle ilgili metinlerdir. ebe şunları hazırlar. Karıştırılan drogların miktar ve yüzdesi verilmemiştir. Çocuk düşmeye (yani doğmaya) başladığı zaman. sandalyelerin üstüne oturur. 2008 ÜNAL. İkinci guruba dâhil olan metinler tıbbi açıdan daha da önemlidir. Pek çoğu Akadca olan bu metinler herhalde yine Akadcadan Hititçe’ye çevrilmişler ve Hitit gereksinimlerine uyarlanmıştır. bulundukları ülkeler için çok değerli ve önemli oldukları anlaşılmaktadır. başka bir yere gönderilirken. Eczacılıkta kullanılan çoğu droglar. age. çiçek. Bunlara “reçete metinler” demek daha uygun olur.

130 meşhur hekimlerinden olup. Anadolu’da zaman zaman uzun süren kıtlıkların ve salgınların olduğu bilinmektedir. kitle halinde ölümlere yol açtığı bilinen ve henkan denilen hastalıktır. halkın tedavisiyle meşgul olan pek çok hekimde vardır. hekimlerin idarecisi) GAL LU. Anadolu’da da çok sayıda hastalıkla karşılaşılmıştır. 2008 .ZU. Bir hastalığı tedavi etmek amacıyla geliştirilen metotlar. Hititler devrinde Anadolu’da görülen hastalıkların en kötüsü. Medeniyetler kurulduktan sonra da hastalıklar varolmuştur. 129 ERGİNÖZ. o hastalığın sebep olduğu düşünülen faktörleri ortadan kaldırmak için düzenlenirler. Hititlerde hekimlerin aralarında usta-çırak ilişkisi olduğu anlaşılmaktadır. UGULA LU A-ZU (yönetici hekim. diğeri ise droglar kullanarak yapılan tedavidir. Hititlerin maruz kaldığı hastalıklar karşısındaki tavırlarını. şef hekim). www.ZU (yardımcı-talebe-küçük hekim. kolera veya tifo gibi bir salgın hastalık olduğu düşünülebilir. LU A-ZU TUR KAB. Hititlerde Anatomi ve Tıp. Hititlerde. MESA. Bu hastalığın veba. çeşitli hastalıklar ve rahatsızlıklar karşısında uygulanan tedavi usulleri iki gurupta incelenebilir. Çünkü hekimlerin vazifelerini nasıl yerine getireceklerini belirten metinlerde “büyük hekim”. onlardan zamanımıza kalan çivi yazılı kil tabletlerden öğreniyoruz. Hitit hekimlerini sadece saraydaki hekimlerle sınırlamamak gerekir. ZU (hekimlerin en büyüğü.org/e-metinler. 129 Dünya üzerinde hastalıkların ortaya çıkışı. LU A-ZU SAG (başhekim).bilimtarihi. Hititlerde hekimler arasında bir hiyerarşinin olduğunu göstermektedir. Ayrıca Hitit ülkesinde. “küçük hekim” gibi ifadeler geçmektedir. insanlık tarihinden eskiye dayanır. Bunlardan biri büyü ve majik ritüellerle tedavi. asistan hekim veya tıp öğrencisi?) gibi unvanlar olması. saray halkını iyileştirme yetkisine sahiptiler.

Hititler. Yahudi. Tedavi ise semptomu ortadan kaldıracak olan droglarla yapılan tedavi ve doğrudan etiyolojiye etki edecek olan dini ve mistik tedavi olmak üzere iki yönlü idi. Etiyoloji’yi bulmak daha önemli ve zordu. organizmaya dıştan tesir eden mikroplar olduğunun anlaşılması. tıp vardır. Hititler hiçbir zaman kendi dönemlerindeki tıbbi gelişmelerden uzak kalmamışlar. ancak son asırlarda yapılan çalışmaların ürünüdür. Bu faktör hem eski çağlarda ham de günümüzde etkili olmuştur. diyagnoz (teşhis). Fakat pisliği. Hurri. www. 130 ERGİNÖZ. 2008 . Hititlerde tıbbi faaliyetlerin temelinde bulunan araştırıcı zihniyet mevcuttur. hastalık sebebi çok önemlidir. Hititlerde Anatomi ve Tıp. Mezopotamya uygarlığı yalnız kendi zamanının değil gelecek yüzyıllardaki komşuları üzerinde de etkili olmuştur. tedavi şekli hastalığın sebebine göre değiştiği için. Tıp sahasında kendilerinden daha ileri olan Mezopotamya ve Mısır gibi ülkelerden hekim getirmeyi ihmal etmeyen ve hastalıklar karşısında lakayt davranmayan Hititlerde. prognoz ve terapi (tedavi) unsurları arasında etiyoloji diyagnozdan daha önemlidir. Hitit.bilimtarihi. Yunan. Mezopotamya kültürlerinin farklılıkları olsa da kozmoloji üzerine temel bir ortak anlayış mevcuttur. Bunun için omen ile orakel (fal ve kehanet) metotlarına başvuruluyordu. ortaya çıkan semptoma dayalı olarak “göz kanlanması” şeklinde teşhis ediliyordu. pislikten her zaman için uzak durmaya çalışmışlardır. Hıristiyan ve İslam kültürleri eski Mezopotamya’ya çok şey borçludur. Hastalıklarının asıl sebebinin. Bir diğer ifadeyle.130 Tıp sahasında ilerlemenin başlıca faktörleri arasında insanlardaki hastalık ve rahatsızlık durumlarını ortadan kaldırma ihtiyacı yer alır. Örneğin bir hastanın gözündeki rahatsızlık. bir “ajan patojen kaynağı” olarak görmemişlerdir.131 Hitit tıbbında etiyoloji (hastalıklara sebep olan faktör).org/e-metinler. onları her zaman takip etmişler ve bazılarını da dışarıdan almakla da yetinmeyip kendi toplum yapılarına uygun hale getirmesini bilmişlerdir.

M.Ö.Ö. ve 17. 13.Ö. Bu kültür M. M.Ö. II. M. yüzyıllar Proto-Grek dönem olarak adlandırılır. 1600’den 1100’e kadar olan dönem Homeros’un epiklerinde masallaştırdığı Turuva’ya karşı savaşan Kral Agememnon’un başında olduğu Miken Yunan Çağı’dır. 3000 yıllarında kitleler halinde Balkan Yarımadasının güneyine göç ettiklerine inanılır.Ö. Antik Yunan Yunan medeniyetinin başlangıcı ve bitişi hakkında kesin ya da dünyaca kabul görmüş herhangi bir görüş yoktur. Dorlar kuzeyden güneye ilerleyip her şeyi kendi egemenlikleri altına alarak Aka ve Miken sülalelerinin izlerini yok ettiler.Ö. Yunanlıların M. Miken’de şehir devletleri tarafından idare edilen savaşçı bir toplum yaşıyordu. 1200 yıllarına kadar Girit’te bir uygarlık bulunuyordu. Girit’in diğer kültürlerle ilişkisi ticari amaçlıydı. M.yüzyıl’dan 8. Akalar ve İyonlar Ege Denizi’ni geçerek Anadolu kıyılarına kaçtılar ve burada kıyı boyunca yerleşerek yeni . 3000 ortalarından M. binde özellikle Ege Bölgesi ve Boğazlar yoluyla Karadeniz’le.Ö. Anadolu yoluyla da Ön Asya ile ilişkideydi. 23.yüzyıla kadar geçen dönemde Girit ve Miken izleri yok oldu. Önce Girit sonra Miken kültürleri yayılarak önem kazanıyordu ama Yunan Tarihi ile bu kültürler arasında neredeyse hiç bağlantı yoktur. Miken kültürü Girit’tekilerden farklıdır ama bu kültürün etkilerini taşır. Balkanlar yoluyla Avrupa’yla.132 BÖLÜM IV ANTİK YUNANDA FELSEFİ DÜŞÜNCE A. Genel olarak Roma imparatorluğundan önceki dönemler Antik Yunan tarihi olarak değerlendirilir.

yüzyıllar Arkaik Çağ diye adlandırılır. Bu birlik gerektiği zaman toplanırdı. Bu dönemde Dorlar Yunanistan’da Aka Uygarlığının yıkıntıları üzerine şehir devletleri kurdular. Attika halkı sosyal ve ekonomik yönden üç gruba ayrılır. Eski kabile teşkilatının yerini çok daha gelişmiş siyasal ve sosyal teşkilata sahip şehir devletleri aldı. Döneminde ticaret gelişti. Sparta’da askeri güç ve polis teşkilatına dayanan bir baskı politikası uygulanıyordu. Yunanlılar ilk zamanlarda ırklarını korumaya çalıştılar daha sonraki yıllarda yerlilerle ilişkileri artınca onlarla karıştılar. Ege Adaları. . Her şehir devleti bir oya sahipti. M. Gittikçe köylü toprakları elden çıktı ve Attika birkaç zenginin eline geçti. Yunan Ortaçağı’ndan sonra M. Batı ve Güneybatı Anadolu kıyıları.Ö. Atina Solon’un reformları ve Peisistratos’un iç ve dış siyaseti sayesinde büyük gelişme gösterdi. Yunan Ortaçağı’nın sonlarına doğru Akdeniz ve Karadeniz etrafında tarımsal ve ekonomik ihtiyaçları karşılamak için koloniler kuruldu. Bu çağda Yunanistan’da en önemli şehir Atina’dır.1000 ile 800 arası Yunan Ortaçağı’dır. siyasal ve ekonomik reformları ihtiyaçları karşılıyordu.Ö. köylüyü korudu.133 İyon kentleri kurdular. M. Solon’dan sonraki yıllarda Peisistratos’un tiranlığı Atina’nın en parlak çağlarından biriydi. 7. tüccarlar ve sanayiciler ve küçük toprak sahibi köylüler.Ö. yüzyılın son yarısında Peleponnes birliğini kurdu. ve 6. Bu dönemde oluşturulan devlet teşkilatı Atina’da yüzyıllarca yaşadı. Daha önceden Girit. aristokrasi ortaya çıktı ve şehir devletlerini idare eden krallar aristokratlar tarafından devrildiler. Mikenlerin deniz üzerinden Kıbrıs ile Güney Anadolu’dan Doğu Akdeniz kıyılarına kadar ulaştıkları buralarda ortaya çıkan Miken buluntularıyla belgelenmiştir. Yine bu dönemde halk sınıflara ayrıldı. Koloniler sayesinde Yunan ticareti geniş bir alana yayıldı ve sanayi gelişti. Yunanlılar tarafından işgal edildiğinden kolonileri daha uzak ülkelere kurdular. 594–593 yıllarında hükümetin başına geçen Solon’un sosyal. Büyük çiftlik sahipleri. Arkaik dönemde ünü doğuya yayılan diğer güçlü şehir olan Sparta 6. Peisistratos aristokrat sınıfı zayıflatıp.

Lidyalılar.Ö 6. 1207 parçalık donanmada pek çok ulusun yardımıyla oluşturuldu. Marathon savaşını Atinalıların kazanması Darius’u kızdırdı ve Yunanistan’a savaş açma kararı aldı. Eretria ele geçtikten sonra Attika bölgesinin doğu kıyılarında Marathon Ovası’na çıkartma yapıldı. M. Bu kargaşa ortamında Yunanlıların kışkırttığı İyon ayaklanmaları birçok şehirde amacına ulaştı. yüzyılda Pers İmparatorluğu’nun egemenliği altına girdi. Araplar. Koloni devleti olarak kurulmuş Bodrum. Yunan donanması Persleri Artemision Burnu’nda yendi. M. 480’de Yunan donanması bozguna uğratılınca Kserkes Atina’yı terk etti.Ö.yüzyılda İran yaylasından Anadolu’da Kızılırmak’a kadar uzanan Pers Krallığı’nın İyonya’ya saldırıları görülüyordu. Orduda Hintliler. Pers ordusu karada savunmayı püskürtünce Yunan gemileri Attika bölgesini korumak için güneye çekildiler. Donanma denizden orduya eşlik ediyordu. Ertesi yıl Atina tekrar yıkıma uğradı fakat Plataia ovasındaki savaşı Yunanlılar kazandı. Persler Atina’ya girip Akropol’ü ele geçirdi ve kenti yakıp yıktılar.Ö. Bitinyalılar bulunuyordu. Darius 490 yılında İyonya ayaklanmasına 20 gemilik bir kuvvet gönderen Atina ile 5 gemi gönderen Eretria’yı cezalandırmak için Pers donanmasını önce İyonya’ya oradan da adalara sefere gönderdi. Pers kara ordusu Trakya ve Makedonya üzerinden Kuzey Yunanistan Teselya’ya ve oradan Thermophia geçidine hiçbir direnişle karşılaşmadan vardı. Doğulu Habeşler.134 Yunan Tarihinin Klasik Çağı olan 5. Bu zaferden sonra Persleri Anadolu içlerine sürerek Ege denizinden çıkartmaya çalıştılar. 431–404 yılları arasında . Buradaki savaşı Atinalılar kazandı. Milas gibi büyük merkezlere sahip olan İyonya diğer devletlere karşı gücünü ve bağımsızlığını koruyacak durumda değildi ve M. Darius’un ölümünü izleyen yılda 483’te Kserkes’in ordusu Yunanistan’a sefere çıktı. Daha sonraki yıllarda Atina Pers tehlikesine karşı Attika-Delos Deniz Birliği adlı siyasal bir birlik kuruldu.

wikipedia. Bu dönemde Atina kaybetmiş olduğu gücünü tekrar toparlama fırsatını buldu. 362’deki ölümüyle beraber en büyük lider kaybedilmiş oldu ve kendinden sonraki Phocis ile gereksiz bir savaş yapma hatasına düştüler. Persler ile savaşa girdi.Ö. 413’te Sicilya seferi Atina için büyük bir yenilgiyle sonuçlandı. İmparator Epaminondos’ın M. Peleponnes savaşının ardından Sparta tüm Yunanistan’ın hakimiydi ama bu olay bazı çevrelere rahatsızlık verdiği için acilen harekete geçildi. Yenilmeye başladıklarını anlayınca Makedonya Kralı II. Aynı yıl içerisinde bu kez Sparta.Ö. Her türlü entrika ile Atina’da ve önceden Atina’ya bağlı şehirlerde demokratik partiler birkaç yıl içinde siyasi gücü tekrar ele geçirdiler. Filip’ten yardım istedi. 131 131 www. 371’de Leuctra’da kesin bir zafer kazandılar. bu kez bir sonuç elde edilmeden biten Korinit Savaşı’nda Sparta’ya meydan okudular (M. Tebai ve Korinit ki son iki şehir daha önceden Sparta’nın en yakın müttefikleri idi.Ö.Ö. Bu olay Atina’yı ve birlikte Sparta’ya karşı savaştığı müttefiklerini çok şaşırttı. M. Argos. çünkü Tebai üstünlüğü çok kısa ömürlü oldu. Atina. Bu savaşın sonunda Sparta hâkimiyetini ve Tebai üzerindeki üstünlüğünü kaybetti. 395’te Sparta idarecileri Lysander’i yönetimden aldılar ve bu nedenle Sparta donanma üstünlüğünü kaybetti. Böylece Makedonya ilk kez Yunan dünyası içine girmiş oldu.org/wiki/Antik-Yunan . Gemiler burada bozguna uğratılıp komutan Persler tarafından öldürüldü. kaybedeceğini anlayınca barış antlaşması istedi ve yapılan Antalcidas Antlaşması hükümlerine göre İyonya ve Kıbrıs’tan vazgeçerek 100 yıldır Perslere karşı yenilgi yüzü görmemiş Yunan milletinin tarihini tersine çevirdi. 387). Daha sonra Tebai komutanları Epaminondos ve Pelepidas M.135 Yunanlıları iki büyük cepheye bölen Peleponnes savaşı Atinalılar ve Spartalılar arasında oldu. 407 yılında Perslerle Spartalıların işbirliğinden dolayı Atinalı komutan Alkibiades 100 gemilik donanmayla Efesos limanına geçti.

Bu galibiyet. Böylesine zengin kaynaklara sahip olmak Filip’e Yunanistan üzerinde daha etkili olma fikrini verdi. 4.wikipedia. dillere destan zenginliğini her şehirde bir Makedon partisi kurmak için Yunan politikacılarına rüşvet olarak kullandı. o dönemden sonraki birçok şehir devleti. 132 Filip’in bir suikasta uğrayıp ölmesi üzerine yerini. Filip. 338’de Chraeronea’da Atina’nın müttefiklerini yendi. yüzyılda doğdu. babasının yarım kalmış planlarını uygulamak için yola çıkan ve henüz 20 yaşında olan İskender aldı. Yunanistan içlerine ilerledi ve M. M. yüzyılda Yunan politikasında küçük roller oynuyordu. Filip artık daha büyük bir rol oynamak istedi. 339’da Atina ve Tebai. M. buradaki altın ve gümüş madenlerini de yönetimi altına almış oldu. Fakat yine de.Ö.org/wiki/Antik-Yunan . 348’de Termofil’in kuzeyindeki yerleri kontrol ediyordu. 352’de Tesalya ve M. hırslı bir lider olan Makedonya Kralı II.Ö. Yunan çevresine dost gibi görünmek istedi. gün geçtikçe büyüyen Filip tehlikesini engellemek için bir araya gelerek anlaşma yaptı.Ö. 334’te Büyük İskender. Bunun üzerine Filip. M. yüzyılın başlarında Tebai’de eğitimöğrenim görmüş. Roma İmparatorluğu dönemine kadar bağımsız olarak yaşamaya devam etti. Asya’ya geçti ve bu gün Çanakkale ili sınırları içinde kalan Granikos çayı kıyılarında Persleri yenilgiye uğrattı. 5.136 Makedonya Krallığı M.Ö. Methone ve Potidaea gibi Yunan şehirlerini ele geçirdikten sonra. ünlü nutuklarında halkı Filip’in bu amacına karşı koyması için yönlendiriyordu. Trakya üzerinden Makedon hâkimiyetini kurdu. Filip’in bu politikasının sonuçlarının nereye varacağını anlayan Atina lideri Demosthenes. M. 7. Tebai ve Phocis arasındaki savaşa müdahale etmiş olması ile büyük ün kazandı ve Yunan çevrelerinde dikkate değer bir güç olmasına fırsat sağladı.Ö.Ö. Amphipolis. Sparta’nın güç kaybetmesi ile kendilerini toplayan Yunan şehirleri arasında kabul görmek istiyordu. İskender’e İyonya kıyılarının kontrolünü verdi ve bu 132 www.Ö.

331). Genç yaşta ölmesine karşın 12 yıl 8 ay süren hükümdarlık dönemine büyük çaplı seferleri sığdıran İskender'in kurduğu geniş imparatorluk temelde Perslerden kalma yönetim sistemine dayanıyordu. 333’te III. ancak askerlerde baş gösteren isteksizlik ve yorgunluk nedeni ile ordusunu toplayarak geri dönme kararı aldı. Bununla birlikte yerel satraplara bağlı olmayan tahsildarlardan oluşan merkezî bir vergi toplama mekanizması kurarak yeni bir mali sistemin temelini attığı bilinmektedir. 323’te Babil’de bilinmeyen bir hastalığa yakalanarak yaşamını yitirdi. Pakistan ve İndus Irmağı vadisine kadar ilerledi.137 nedenle özgürlüğüne kavuşmuş diğer Yunan şehirlerinde zafer kutlamaları yaptı. Bu yörede her şeyi düzene koyduktan sonra Anadolu’da. sikke çıkarma hakkını tekeline alarak ve Pers hazinelerinde birikmiş gümüş ve altını para biçiminde piyasaya sürerek bütün Önasya'da ve Akdeniz'de ticaret ve para ekonomisini geliştirdiği söylenebilir. fakat İskender’in böyle bir niyeti yoktu. Darius. Darius’un ordusunu yendi.Ö. Kuzeydoğu Suriye üzerinden Mezopotamya’ya ilerledi ve Darius’u ikinci kez Gaugamela Savaşında yenilgiye uğrattı (M. Burada da düzeni sağladıktan sonra Fenike üzerinden küçük bir askeri direnç ile karşılaştığı Mısır’a geçti. Öte yandan İskender'in yeni kentler kurması (Plutarkhos bu kentlerin sayısının 70'in üzerinde olduğunu söyler) Yunan yayılmasında yeni bir dönem açtı. Geri dönüş yolunda M. Kilikya üzerinden Suriye’ye seferler düzenledi ve M. Görevlilerin yolsuzlukları ve yiyiciliği nedeniyle bu sistemi iyi işletememekle birlikte.Ö. İskender Afganistan. ama zamanla birer kültür ve . Pers topraklarını fethedip kendini dünyanın imparatoru yapmaya kararlıydı. Mısır halkı Büyük İskender’i Perslerin ve İmparator Amun’un oğlunun baskısından rahata çıkaran bir kurtarıcı gibi karşıladılar. Bu savaştan sonra Darius geri çekildi ama kendi yandaşları tarafından öldürüldü. ülkesine barış içinde dönebilmek için İskender’den barış istemeye hazırdı. Askeri birer üs olarak kurulan.Ö.

Yaratıcılığıyla. savaşın sonucunu belirleyecek fırsatları değerlendirmeyi çok iyi bilirdi. değişik kuvvetleri bir arada kullanmada ve düşmanın yeni savaş biçimlerine yeni taktiklerle karşı koymada son derece ustaydı. adamları onun peşinden gidiyor. ticarete ve toplumsal ilişkilere açık bir imparatorluk kurduğu ve ortak sayılabilecek bir uygarlığa ve bir lingua frence [frank dili] olarak Yunan Koine lehçesine dayalı yeni bir dünya meydana getirdiği söylenebilir. Çabuk öfkelenme. Dünyanın en büyük askeri dehaları arasında sayılan İskender. ama Doğu'ya özgü yeni bir soylu sınıfı ortaya çıktı.138 ticaret merkezine dönüşen bu kentler Eski Yunan etkisinin Hindistan'a kadar yayılmasında önemli rol oynadı. Kendisini ve askerlerini en güç işlere yöneltmeyi başaran güçlü bir irade ve yetenekle esnek bir düşünce yapısını birleştiren İskender. Akhilleus ve Diyonizos gibi kahramanlarla özdeşleştirmesine yol açacak ölçüde güçlüydü. koşullar gerektirdiğinde geri çekilmeyi ve değişiklikler yapmayı bilen bir kişiydi. Yunan kültürüne yatkın. Bu arada Pers-Makedonya karışımıyla yeni bir ırk yaratma girişimi sonuçsuz kaldıysa da. ayrıca büyük uygarlık merkezlerinin geliştirdiği bilgi birikiminin ortak bir potada kaynaşmasına zemin hazırlamıştır. Sonuçta benimsemesi İskender ve kendisini kendisinin Herakles’in onun soyundan halkın geldiğini gözündeki tanrısallaştırması . acımasızlık ve inatçılık gibi özellikleri uzun seferlerde daha çok ortaya çıkıyordu. Seferleri ve bilimsel araştırmalara merakı. İskender'in kısa süren hükümdarlığı. Siyasal açıdan olmasa bile. Güvenmediği kişileri hiç sorgulamadan öldürmekten çekinmemesine karşın. Avrupa ve Asya tarihi açısından önemli bir dönüm noktası sayılır. coğrafya ve doğa tarihi gibi konulardaki bilgilerin gelişmesine katkıda bulunmuş. Düş gücü ve romantizmi kendisini Herakles. ekonomik ve kültürel açıdan Cebelitarık’tan Pencap’a uzanan. ona bağlı kalıyor ve güçlüklere katlanıyordu.

139 büyüklüğünü ifade etmekteydi. Fenike. İon sütunları ve sütun altlıkları ile kymation. yüzyıllardaki Helenlinin saç biçimi. yüzyıllardaki Hellen kültürü ve sanatı % 70 oranında Mezopotamya. palmet gibi mimarlık süsleme öğeleri Fenike ve Hitit kaynaklıdır. Urartu ve Phryg tasvirlerinde gördüğümüz gibidir. Aiol başlıkları. ve 7. yani sütunlar ve başlıklar Mısır.Ö. cin gibi hayali yaratıkları Hitit. 8. siren. Mısırlıların ve Mezopotamyalıların gökyüzü bilgisinden. 1200’den sonra gerçekleşen kültür gelişmelerine borçludur. Kısaca söylemek gerekirse Helenler başlangıçta tıpkı bizim 100 yılı aşkın 133 www.org/wiki/Antik-Yunan . yüzyıllarda da Geç Hitit kültür merkezleri aracılığı ile Mezopotamya ülkelerinden din. yüzyılın başında olagelen göçler Anadolu’nun tarihsel akışına yeni bir doğrultu vermiş ve M. 8. Urartu. ancak hiçbiri onun yerine geçip imparatorluğun tümünün yazgısını yüklenecek çapta büyük insan değildi. mitoloji. takıları. grifon. cenk arabaları. tıp. ve 7. at takımları. Hitit. Temsil edilen figürlerinde bile kendisini Amon gibi koçboynuzu ile Herakles gibi Aslan başlı postuyla göstermektedir. çeşitli kemerleri. mimarlık. Yunanlılar M. Hitit ve Fenikeli görünümünde idi. 133 İskender’in ölümünden sonra. Asur. savaşçıların miğferleri.wikipedia.Ö. HelIenler. mitolojisinden. sağlık ve hastalık konularındaki deneyimlerinden de büyük ölçüde yararlandılar. Mısır ve Mezopotamya kökenlidir.Ö. Örneğin 8. astronomi. kartal gibi hayvan tasvirleri ve onlardan geliştirilen sfenks. binden beri Mezopotamya etkisinde bulunan yarımada söz konusu tarihten sonra Doğu ile Batı arasında bir köprü görevi görmüştür. Bugünkü Batı uygarlığı doğuşunu büyük ölçüde Anadolu topraklarında M. generalleri onun bıraktığı belgeler arasında ilerde batıya yapacağı seferlerin planlarını buldular. Helenlerin aslan. Öyle ki M. at.Ö. 12. heykel ve resim sanatları konularında büyük ölçüde esinlendiler. Dor mimarlık düzeni. giysisi. başlığı. 3. M. ve 7.Ö.

s.135 Dünyanın ve yaşamın ortaya çıkmasıyla ilgili olarak Yunan mitolojisine yalnızca üç efsane girebilmiştir. Böylece. age. Bu göç iki şekilde gerçekleşmiştir. Akurgal. değişik adlar altında rastlamaktayız. halkların ve uygarlıkların buluştukları ve karşılıklı olarak birbirlerini güçlü bir şekilde etkiledikleri yerlerde gerçekleşmiş olup. 134 135 Bkz. baskı 1995 s. Biz. Anadolu Uygarlıkları 5. Güneybatı Asya’ya ve Balkanlarda. 175–204 UHLIG. Özellikle eski Trakya -Dionysos'un vatanı. Tanrıların adları ve kaderleri ile ilgili söylenegelen efsaneler çok çeşitlidir.tanrılarla dolu bir bölgedir.140 süreden beri Avrupa'dan ders almaya çalışmamız gibi. Bu arada tanrıların çoğunun Yunan kökenli olmadığını da saptıyoruz.134 B. Birincisi halkların göçü ki bu göçte onlara tanrıları da eşlik etmiştir. Mısır ve Mezopotamya uygarlıklarını kendilerine örnek almışlardı. yumurta ve Eros'la ilgili olarak orpheus'çu anlatılarda geçen öyküler. 193 . E. çok geniş bir bölgede. insanlara yardımcı olma görevini üstlenmişlerdir. ikincisi ise doğrudan tanrıların göçü ki bu göç. deyim yerindeyse ancak "tanrıların göçünden" söz edebiliriz. daha sonra Yunan Mitolojisinde rastladığımız üzere. Okeanos ve Tethys'li tanrılar jenealojisinin başlangıç öyküsü dışında. bu tanrılara Yakındoğu. Aslında efsaneler başlangıç noktasına ilişkin bir fikir vermekte ise de. ayrıca gece. ANTİK YUNAN’DA MİTOLOJİ Yunan mitolojisinin çok yönlülüğü nedeniyle kökenine ilişkin sorular kolayca yanıtlanamaz. ilişkilerin ne olduğu açık değildir. bu nedenle de özel büyülü güçlere ve tanrısal güce sahip kişiler olarak. Hesiodos'un "Theogonia"sında bulunan Khaos ile ilgili öykü ve Yer Tanrıçası Gaia ve Eros'la ilgili "ölümsüz tanrılar içinde en güzeline" adlı öykü.

doğal ruhlara. bin yıllar süresince hep olduğu gibi. ölümsüzlükleri Hesiodos'un nedeniyle. Bir zamanlar insanların hayal gücü. santorlara. Bireyin yaşamı. daha sonraki terminolojide Titanlardan ve Gigantlardan. O bakımdan. “Büyük Anne" ve erkek tanrı ilkelerine sahip olan Eros. ölümsüz tanrılar ve ölümlü insanlar arasında. Onlara göre.141 Yer Tanrıçası Gaia. kaderinin önemli bir kısmı görülmeyen . her ikisi de -Tanrılar ve insanlar. okuduğumuz üzere. Fakat ölümlülükte. Mantıki ilişkiler. öykülerinde farklılaşmaktadır. İnsanların ölümlülerin düşüncelerine. bütünün bir parçasıydı. nedenlilik ve insanların eylemlerinin etkileri ile ilgili düşünceler. insan geçici olanı. ölümlüyü temsil etmektedir. her şey. Fakat bu düşünce. her şeyden önce de doğum ve ölümün aralıksız ritmiyle edinmiş oldukları deneyimler sonucu ortaya çıkmıştır. her şeyle ilişki içindeydi. düzenin ve ölümlülüğün başlangıcı olarak gösterilmiştir. Bu çeşitlilik. doğa ve onun genelde pek kavranamayan gücüyle başa çıkabilmek için uğraşırken. yaşamın en eski olaylarından olan cinsel dürtünün. evrensel çeşitliliği şekillendiren bir sürü varlığı oluşturmuştur. onlar için söz konusu bile değildi. Khaos hiçbir zaman ortadan kaldırılamasa da. Yunan kökenli düşüncelerden kaynaklanmamıştır. Tanrılar. onun huzurunda olmuştur. tanrısal olduğu görülmektedir. Okeanos ve Tethys kardeşler çiftinin doğmasıyla sonuçlanan. göğün ve yerin cinsel birleşmesi olayı. meyenlerin. insandan kendilerine armağan Buna edilen karşın. cücelere ve perilere dek uzanmaktadır. ve görünebilenlerin ve göründünyası ölümsüzlerin. Aşk Tanrısı olan Eros mitosundaki üretim gücünün evrensel öğelerinin. canlandırılan hükmetmektedir.aynı kökenden gelmektedir. şeytanlara. eski insanların. insanlığın en eski düşüncelerine kadar dayandığını görüyoruz. Bu düşünceler. Ayrımlar ve başkalıklar onlara yabancıydı. öyküsünde açıkça Yakındoğu'nun "Büyük Anne"si olarak görülmektedir.

görünürde birbirleriyle ilişkisi olmayan. "Tüm Dini Akidelerde Dalalet Yoluna Sapanların Reddedilmesi" adlı yapıtında. 235'te Roma'da ölen kilise öğretmeni Hippolyte. Konuyla ilgili uzun süre varlığını sürdüren birçok düşünceyi. İncil'de anlatılan. ilk insanları yarattı. 194 . açıklanamayan olayların elindeydi. yada Kaz Dağında tanrısal soydan gelen Kuretler. 136 Buna bir açıklama bulabilmek için. İncil'deki dünyanın yaradılış tarihinden burada henüz söz edilmemektedir. yada Pyreneli Korybantlar ağaçlar gibi birdenbire fışkırdılar da. Oradan okuyalım. mantık dışı bir öykü yaratıldı. Hippolyte'in yapıtında. sık sık birbirine ters düşen ve her şeyden önce de Tanrıların tepkilerini tamamen anlaşılmaz hale sokan. Alalkomeneus ilk insan olabilir. düşünülemeyecek kadar çok. Dünya. yalnızca duygusuz çiçeklerin ve akılsız hayvanların değil. güzel bir meyve ikram ederek. Kopais yakınlarındaki Boiotia’da ortaya çıkan. uysal ve dindar varlıkların da annesi olmak istediği için. Yunanlılardan çok eski bir miras olarak kalan. giderek aşağıdaki öykü öne çıktı ve Yunan söylencelerinin yavaş yavaş ortadan kalkmasına yol açtı. s. insan cinsiyetinin oluşmasıyla ilgili ortak bir açıklama bulunmaması anlaşılır bir olgudur. eğlenceli bir oyunla biraz yansıtmaktadır. Hıristiyanlığı sorgulayan yanlış öğretiye karşı Âdem ile Havva hiç konu edilmez. age. dünyanın yaratılış efsanesinden bildiğimiz üzere. M.142 kuvvetlerin. Bu ilk insanın betimlenemeyecek derecede esrarengiz güzellikte Delphoi'li bir erkek çocuğu mu. ilk seyreden de Güneş Tanrısı oldu. anlaşılmayan görüntülerin ve gizemli. yada daha ay ortada yokken yaratılmış olan Arkadhialı Pelasgos ya da Eleusisli Dysaules'ın. Homeros'ta azaldığını 136 UHLIG. ya da Limni'deki Kabeiro ilk insan olarak doğmuş olabilirler. Göreceğimiz gibi. Bununla birlikte ilk insan konusunda açık bir bilgimiz yoktur.S. yoksa Pallene'deki Phlegrai alanının baş savaşçısı yaşlı titan Alkyoneus mu olup olmadığınıda belirlemek zordur.

138 Gaia olarak ona daha önce rastladık. ilişkilerde hiçbir şeyin olasılık dışı olmadığı. s. her iki dünya arasındaki bağlantıyı. 195 . 137 Homeros'un anlatısında olduğu gibi. Anadolu kökenlilik korunmuş olarak kaldı. s. Onlar özel bir kahramanlığı -bir Yunan hususiyetitemsil etmektedir. Sumerlerde ve daha sonra Hurriler de ve Hititlerde giderek saygınlığını kaybetti. inandırıcı olmaktan çok uzak olan yaradılış anlatılarının etkisi. age. birçok büyük "Tanrının Ana"sıdır. Ve eski zamanlara ait birçok olay unutulur. doymak bilmez çocuk yiyicisi Kronos aracılığıyla. yalnızca olası kılmakla kalmayıp. fakat Yunan trajedisinde de çok etkili şekilde rastlıyoruz. tanrılar tarafından üretilen ya da tanrıçalar tarafından doğrulan insanları kastediyoruz. fakat kaderden de kaçılamadığıyla ilgili tüm hususlar. Ancak. Yunanlılar için mekânsal bakımdan belirsiz kaldığı gibi. Buna biz Homeros'un destanlarında. Ege bölgesinde. ona çok çeşitli ve işlevsel şekilde rastlıyoruz. age. Bütünü bağlayan. tanrıların kökenleriyle ilgili en eski öykülerin yerinide. Biz. genelde de trajik olduklarını göstermektedir. O. Girit ve Miken uygarlıkları yok olduktan sonra da. Yunanistan’a Girit üzerinden yol bulmuştu. Bu arada bazı şeyler gizli kalır. Hıristiyanlığın ilk zamanlarına.143 gördüğümüz. Yakındoğu'da uzun süre saygı görmüş olan. bir ve tek tanrıça. kısa zamanda yeni efsaneler aldı. Böylece ilk insanın kökeni. aynı zamanda mitolojik gerçeklerin yapısal olarak dramatik. Reia olarak da o. daha sonraki dönemlere ait anlatılarda da gördüğümüz tanrılar ve insanlar arasındaki bu önemli mitolojik köprü. Yalnızca "Büyük Anne" mitinde. 196 UHLIG. 137 138 UHLIG. bazen de Ortaçağ'a dek ulaşmaktadır. bir kez daha açıklığa kavuşmaktadır. efsane haline gelir ya da anımsanamayacak şekilde dibe çöker. Ancak.

ülkenin içinde hızla esen.Babil'in İşar’ında buluyoruz.kulağa. giydirildi. Diğer bir efsane. Fakat Aşk Tanrıçasını çıplak bırakan. Priene hükümdarının kızı olarak tanımlandı.144 hayatta kalan altı tanrıyı dünyaya getirmiştir: Zeus. çelenkle süslendi ve çok görkemli mücevherlerle donatıldı. Hera ve Hestia. düzen ve örfü kendinde canlandıran tanrıça Themis'in kızları tarafından karşılandı. Kubaba adını aldığı belirtilmiştir. başlangıçta üreme organı bir tür betonla kaplı olan çıplak bir tanrıçadır. Avrupa sanatında genelde gösterilen sahne. 1000 yılı civarında ise Gılgamış efsanesinin anlatıldığı çivi yazılarında. denizin dalgalarından doğdu. Yunan efsanesinde. İstiridye. Afrodit. "Büyük Anne"nin eski resimlerine çok benzemektedir. O. Afrodit'in Çuha adası sahillerinde istiridyeden çıkarken gösterildiği sahnedir. Prieneliler zamanında ona. "Büyük Anne". Burada ilk kez. dalgaların doğurduğu Aşk Tanrıçası Afrodit gibi gelmekte. heybetli majestelerinin kararlı ya da tahtta hüküm süren tanrısı olarak. Themis'in tanrısal ahlak . Kıbrıs'ta Mevsimlerin Tanrıçaları. vahşi Doğa ve Dağ Tanrıçası olarak da rastlıyoruz. Onun ikinci adı -Aştoret. onu gökten düşen bir tanrıça olarak tanıtmaktadır. vaginal şekline dikkat edilirse. tanrıça. Fakat Suriyeli Kibele'nin tarihi açıdan kanıtlanabilen kökeninden her iki mirasta bir sapma görünmektedir. Kıbrıs sahillerinde Uranos’un kastrasyonunun bereketli sonuçlarının bir ürünü olarak. dördüncü yüzyılda. M. Demeter. değişik Yunan varyantları da vardır. dev gibi maiyetiyle ve cırtlak bir müzik eşliğinde. Kybele adı altında. Sonra da. Poseidon. aslanlar tarafından çekilen bir arabada. cinsiyet ahlakının değişen gücü ortaya çıkmaktadır. Aşk Tanrıçasının kutsal sembolüdür. ahlakın. Hades.Ö. Priene bölgesinde de hayatta kaldı ya da daha büyük olasılıkla yeniden uyandırıldı. Böylece olimpik tanrıların ilk nesli doğmuştu. "Büyük Anne"nin diğer bir görünüşünü -başlangıcındaki geniş anlamından çok geri çekilmiş olarak. Yunan efsanesinde. Büyük Yunan heykeltıraş Praxiteles.

O. Anadolu'daki bir başka Afrodit heykelinden esinlenilerek yapıldığı sanılmaktadır. tanrıçayı. hem de Hesiodos'ta görmekteyiz. dinler de dâhil olmak üzere. tercih edilmesi için biri elbiseli ve biri elbisesiz. kanat açıp. Bunlar. Etrafında. şeffaf bir elbisenin kalçalarını hafifçe örttüğü. Buna karşın Praxiteles'in.145 yasaklarını dikkate almadan. Sol eliyle yüksekteki ince kabartmaları olan bir su kabını kaydırmakta. heykeller yalnızca sanatsal açıdan algılanmaya başlayınca Afrodit heykellerinde de farlılıklar görüldü. İkinci yüzyıla özgü bir sahnede. arkaik zamandan klasik zamana dek soylu şekillerde oluşturdukları 139 UHLIG. Çıplak tanrıçayı banyonun önünde gösteren ve bir cesaret ürünü olan heykelin. Zeus'un kızı tanrıça ve Okeanos'un kızı Dione olarak düşünmektedir. yabancı tanrıları kendilerinin yarattığı mitlere ekleme çabası görülmektedir. sağ göğsü ve bedeninin yarısı çıplak. Ön Asya kökenli olmaktan epeyce uzaktır. çekici ve umut vericidir. Knidos'ta eski Afrodit kültlerinden birinin merkezinde duruyor olmalı. karar Themis'den yana verildi. Yunanlı heykeltıraş Praxiteles'in Afrodit'inin önü örtülüdür. Yukarı kaldırılmış sağ elinde. Düzen. Burada. Praxiteles tanrıçanın çıplaklığını iki kat değiştirmiştir. age. toplumların bu mitolojik tanrılara olan inancı azalıp. s. Homeros'un. Heykel. Homeros. Bunu hem Homeros'ta. 198 . Afrodit'i betimlerken ona verdiği erotik ifade. sağ eliyle de görünmemesi için önünü örtmektedir. Bu heykel. olasılıkla savunma için bir ayakkabı tutmakta olan Afrodit'in Pan'a doğru dönük olan yüzünde farklı bir ifade okunmakta. Anadolu sahillerindeki Knidos için tanrıçanın ilk çıplak heykelini yapmıştır. Afrodit'i. üstünden yeni çıkarttığı elbisesiyle göstermektedir. iki heykel yaptığı Kos Adasında ise. Ancak yüzyıllar sonra. cilveyle uçmakta olan Eros'un yanı sıra. 139 Klasik Yunanistan'a saygı duyanların. boynuzlu tanrı Pan da görülmektedir. baştan çıkarıcı görünümüyle dans eder durumdaki Afrodit heykeline dek çeşitlilik gösterdi.

manevi gücü de o zamanki tüm Yunanistan'a dağılmıştı ve Apollon’un tanrısal etkisini gösteriyordu.146 efsaneleri. bir bölüme "Göç Etmiş Tanrılar" başlığını atmıştır. bu erken zamanda "arınma" ve "arabuluculuk" ile ilgiliydi. tıpkı Delos adasındaki Zeus'un kızı Afrodit gibi. Yunan Kültürü ve Din Tarihi Yazımı Başkanı. Onun etkileyici ve bağlayıcı gücü. Apollon’un köken olarak Yunanlı olmadığına. tersine bir Ön Asya tanrısı olduğuna hükmetmektedir. Biz onu Zeus'un yanı sıra Yunanistan'ın uluslararası çapta bir diğer tanrısı olarak görmek zorundayız. Savaş Tanrısı Ares ve Demircilerin Tanrısı Hephaistos'un yanı sıra Afrodit ve Dionysos'a da yer vermiştir. Yunanlılar için de Apollon’un asıl kutsal yeri. Mimari açıdan büyük bir mabet olmanın yanında. olimpiyatçıların çok dallı "tanrı soy ağacında" görülmektedir. Ve o burada. Bundan hareketle de. bu bölgenin çocuğu olan Yunan orijinalitesinin bir ifadesi olarak görmek istemeleri abartı sayılmamalıdır. Yunanlılar arasında çok büyük şaşkınlığa neden olacak şey. Babil ve Hitit kökenli olduğunu sanmaktadır. Apollon’un asıl işlevi. özel bir öneme sahiptir. Onun kültü." Apollon da. Her ne kadar daha sonra Yunanlıların kendi saf ve soylu şeklini aldıysa da. Nilsson. hatta şiir ve heykelleri. Aslında . WilamonitzMoellendorff bile. evrensel düşünceler ve kült işlevleriyle bağlantılı olan bu faaliyetlerin. Konuyla ilgili olarak şöyle yazıyor: "Apollon’la ilgili düşünceler çok keskin şekilde birbirinden ayrılmaktadır. bu mitolojik inancın azaldığı bu zamanlarda. doğduğu ada olan Delos'un yanındaki eski kehanet yeriydi: Delphi ve Küçük Asya'da Milet yakınındaki Didim. Nilsson. Apollon’un İllia'da da Yunanlıların düşmanı olduğunu ve Truvalılarla şairlerin koruyucusu olarak ortaya çıktığını söylemektedir. Apollon’un Yunan kökenli olmadığının asıl kanıtını tam da burada görmektedir. Sonuçta. Yunan dininin ünlü araştırmacısı. Nilsson. Apollon’un Asya kökenine yaptığı göndermedir. kehanetlerle bağlanmıştı. Martin P. "Yunan Mitolojisinin Tarihi" adlı çalışmasında. Nilsson'un.

199 Theogonie. yani Uranos. Uranos'un kolları arasında mutlulukla kıpırdandığında. Babaları ve yarı kardeşleri olan Uranos'a karşı kendisiyle birlik olmalarını istedi. dev canavarlar doğurdu. Mitolojinin Tanrıların doğumundan bahseden kısmı . yüz kollu. bu kıvranmalardan yeryüzündeki büyük taşlık dağlar oluştu. aralarındaki sınır ayırt edilemezdi. yani Gaia'nın hem oğlu hem eşi oldu. narin. bir varlıktan çok. "Gaia”dan gökyüzü yükseldi". Gaia ve Uranos'un kucaklaşmasıyla ilk varlıklar oluşmaya başladı. Daha sonra bu kaostan Gaia oluşmuştur. Mezopotamya ve Akdeniz arasında binlerce yıl etkili olan çok eski dini kuvvetlere bağlıyordu. s. Bereketli. yeşil Gaia. Babaları Uranos onları görür görmez nefret duydu. Eros. Gaia'nın yardım 140 141 UHLIG. yani Uranos. Uranos'un yağmurlarıyla ıslanınca. yumuşak tepeler oluştu ve Gaia bu tepelerden Titanları doğurdu. iğrendi ve toprağın içine geri itti. düşünme yeteneğine sahip ilk varlıkları. Gaia acıyla kıvranıyordu. O zamanlarda. Ancak Titanların hemen hepsi Uranos'tan ölesiye korkuyorlardı. age. toprağın. yaratıcı aşkın ruhu. Gaia. Gaia. 140 1. acı içinde ilk çocukları olan Titanlara seslendi. Titanlardan sonra Gaia. Gökyüzü. Hesiod der ki. yeryüzü ve gökyüzünü birlikte kılan bir güç. Gaia'ya eziyet etmekten vazgeçmiyordu. başka bir deyişle "Toprak Ana".147 onun Anadolu kökenine geç yapılmış bir işarettir bu ve onu köken olarak.Yunan Teogonisi141 (Evrenin Yaratılışı ve Tanrıların Doğuşu) Yunan Mitolojisi "Başlangıçta kaos vardı" der. gökyüzü ve yeryüzü birbirine o kadar yakındı ve birbirlerine öyle büyük bir aşkla sarılmışlardı ki. Ancak Uranos. yeşil. yani toprak. Gaia'nın ruhu olarak tanımlanır. Eros ortaya çıktı.

Organ uçtu ve sonunda suya düştü. Titanların en cesuru olan Kronos. Bu tanrıçalar. Babasının erkeklik organını kesen Kronos. "Suçluları kovalayıp duran bir nevi mitolojik polistirler" diye anlatır onları bir yazar. annesine yardım edeceğini belirtti. Yerden biten bu demiri çakıl taşıyla biledi. bir orak haline getirdi ve Kronos’a verdi. İki ayakları üzerinde duruyorlar ancak sürüngen özellikleri de gösteriyorlardı. Kronos. İlkin. Kronos’un pençeye benzeyen güçlü elleri için demiri yarattı. görünümündeki gökyüzü görünümündeki Uranos. Üzerinde bulunan spermler tuzlu deniz suyu ile birleşti ve bir köpük oluşturdu. Aphrodite. Bu köpük Kıbrıs Kıyıları'nda karaya vurdu ve içinden güzeller güzeli Aşk Tanrıçası Aphrodite çıktı. fiziksel özellikleri pek bilinmeyen ancak insan görünümünde olduklarını düşünülen Titanlar ve yüz kollu devlerden sonra. Roma mitinde kendisine Venüs ismi verilmiştir. toprağa ayak basmaları gerekecekti. artık dünyaya hükmedecek hükümdarların. İnsanlara benzer bir yapıları vardı ancak vücutlarının alt kısmında yılan biçimli bir kuyruk bulunuyordu. Bunun üzerine Gaia. sonsuza dek yeryüzünden ayrılmış oldu. göğün kızıdır ve ilk tanrıçalardan biridir. organından Yeryüzü damlayan ikinci Gaia. birçok söylencede yer almış olan korkunç yaratıklardır. Ancak içlerinden biri. ardına bile bakmadan oradan uzaklaştı. İntikam Tanrıçaları Erinysler doğdu. Kronos orağı aldı ve gece olduğunda uykuya çekilen babasının üzerine atıldı ve onu hadım etti.148 çağrısına karşılık vermediler. . gökyüzünden yeryüzüne hükmetmek olanaksızlaşmıştı. Uranos'un kandamlalarından kesilmiş Gigantlar erkeklik doğdular. "Bununla babanı hadım edeceksin!" dedi. Gigantların dış görünüşleri pek garipti. Böylece gökyüzü. annesine yardım edip babasını saf dışı bıraktıklarında Evren'in idaresinin kendisine geçeceğini sezinliyor olmalıydı. sabah ve akşam yıldızı olarak görünmüştür. Kesilmiş erkeklik organından toprağa damlayan kanlardan yeni varlıklar doğdu.

Fakat hayal kırıklığına uğramış olan Gaia. Tartaros'a itti. Akıllı ve Bilge Peri'ye rastladı. ne gibi tanrısal özelliklere sahiptiler bilinmemektedir. Günün birinde Metis'e. Zeus. Ancak Rhea bir daha doğurmadı. Kronos tahta geçmiş oldu. yutamaz umuduyla doğurmaya devam ediyordu. Zeus büyüdü. Yeraltı Dünyası'nın en derin. Kronos. günün birinde doğacak çocuğunu sever de kıyamaz. Kronus. ona âşık oldu. Metis'e hayatını anlattı. Rhea doğurdukça çocukları yutuyordu. Kronos'a bir sürü çocuk doğurdu. Sonra da onu Kuretler'e verdi. Kronos'un gözü öylesine dönmüştü ki battaniyeyle beraber yuttu kayayı. Rhea. Annesi Gaia'dan akıl aldı ve onun öğüdüne uyarak çocuğunu dağlık bir yere gidip doğurdu ve oğlunu keçi sütü ile besledi.149 Uranos hadım edilip. Aradan yıllar geçti. Babasının çılgınlıklarından. bir varlığın başına gelebilecek en kötü şeydir. ama neden tanrıydılar. Kronos'un ihanetine bir kehanetle yanıt verdi ve Kronos’un keyfini kaçırdı: "Babana yaptıklarının aynısını günün birinde çocuklarından biri de sana yapacak". yeraltına . o dağlık bölgede yaşayan küçük tanrıcıklardı. Ancak Kronos akıllanacağa benzemiyordu. bu durumdan elbette hoşnut değildi ancak. genç ve kuvvetli bir tanrı oldu. Ancak Kronusun babasından daha da zalim bir tanrı olacağını kimse bilemezdi. yine hamileydi ve bu sefer doğacak çocuğunu Kronos'un midesine göndermeye hiç niyeti yoktu. Yüz kollu dev kardeşlerini kurtaracağı yerde onları daha da derinlere. en karanlık yeridir ve Homeros tarafından "Tartaros'un yeraltı dünyasına olan uzaklığı. annesinin kehanetinden korkuyor. eğer Kronos oralara yaklaşacak olursa korkunç sesler çıkarıp bebeğin sesini duymamasını sağlayacaklarına söz verdiler. Gigantlar ve Aphrodite doğduktan sonra. Oysa Rhea'nın sabrı tükenmişti. onu battaniyelere sardı ve yutması için Kronos'a sundu. en korkunç. dünyanın gökyüzüne uzaklığı kadardır. Rhea'nın bir sonraki doğumuna kadar rahatlamıştı. Sonra Rhea. Tartaros. kendisine ayak bağı olacaklarını düşündüğü kardeşlerini Tartaros'a hapsettikten sonra keyfine baktı ve kardeşi Rhea'yı kendisine eş olarak aldı. Rhea. Böylece eski Yunan Tanrıçaları ve Tanrıları birer birer ortaya çıktılar. yerden bir kaya parçası aldı. Oraya düşmek. Kuretler. kesik organından Erinysler." diye tanımlanır. Kuretler.

Ancak birer Titan oldukları halde kendisine başkaldırmayan Prometheus ve Epimetheus kardeşleri "İnsanın Yaratılışı"nda görevlendirdi. Zeus önderliğinde yepyeni bir düzen kurulmuştur. babasının sarayına saki olarak bir şekilde kendisini kabul ettirdi ve şarabına büyülü iksiri karıştırıp içirmeyi başardı. 5–9. kader ve kısmete yön vermek üzere atanmıştır. evliliğin koruyucusu Hera. öğrendikleri karşısında kayıtsız kalamadı ve Zeus'a yardım etmeye karar verdi. Yeraltı Dünyası'nın tanrısı Hades ve Denizler Tanrısı olan Poseidon. kolunda bir demet başak ile tasvir edilen Bereket Tanrıçası Demeter. Zeus. Zeus. Kronos. Tartaros'tan yüz kolluları çıkardı. iktidarı devredip Mutlular Adası'na.150 hapsedilmiş kardeşlerinden bahsetti. Şefik Can. Yerküre'yi omuzlarında taşıma cezasını aldı. zirvesi devamlı bulutlarla kaplı olan Olimpos Dağı'na yerleşti. Metis. Klasik Yunan Mitolojisi. Zeus. s. Hatta Zeus'a şimşekli silahlar armağan ettiler. Bu savaşın 10 yıl kadar sürdüğü söylenir. Zeus ve kardeşlerinin üstünlüğü ile sona erdi. Hades'i "Yeraltı Dünyası'nın Tanrısı" ilan edip. Savaşta diğer Titanların başında bulunan Atlas ise en büyük cezayı. İstanbul 1970 . Çocukları. Hepsi de Zeus'un önderliğinde babalarına karşı birleştiler ve şiddetli bir savaş başladı. Kronos birer birer yuttuğu çocuklarını kusmaya başladı. Hemen büyülü bir iksir hazırladı ve babasına içirmesini tembihleyerek bunu Zeus'a verdi. İksir hemen etkisini gösterdi. Onlar da kendilerini esaretten kurtaran Zeus'a minnettarlıklarını bildirmek için onun yanında savaştılar. Poseidon'u "Denizlerin ve Irmakların Tanrısı". 142 142 Bkz. Zeus ile anlaşmaya razı olmuş. Kronos alt edilince. Kronos'un midesinden çıktıktan sonra babalarının karşısına dikildiler: Ocak ve Ev Düzeni Tanrıçası Hestia. Böylece savaş. kendisini "Gökyüzü'nün ve Yeryüzü'nün Tanrısı". Kendisine karşı gelen Titanları Tartaros'a kapatarak cezalandırdı. İnkilap Yayınları.

tabiatın en aciz bir mahlûku idi. İlk insanın vücudunu yapmak için balçığı. Olympos Tanrılarının kudretine ve kuvvetine karşılık Prometheus'da kurnazlık ve zekâ vardı. Atlas'a gelince. derin mağaraların içine hayvanlar gibi sürünerek giriyorlar ve geceyi orada geçiriyorlardı. insanı yaratarak Tanrılardan dedelerinin öcünü almayı düşündü. kendisini koruyacak hiçbir şeye malik değildi. kuş gibi kanadı. Bunlardan Menoetios ile Atlas. İlk insanlar çiğ meyvelerle. Titan'ların meşhur isyanları sırasında tarafsızlığını muhafaza etmiş bir Titan oğlu olduğu halde kendisine başkaldırmayan. aslan gibi pençesi. Fakat kendi ırkını mahveden Zeus ve arkadaşlarına karşı kalbinde bir kin besliyordu. Zeus'e başkaldıran Titan'larla beraber bulunduklarından cezalandırılmışlardı. Diğer iki kardeşinin. Prometheus ilk insanı balçıktan yarattı. Çıplaktı. kanlı etlerle besleniyorlardı. bazılarının tahmin ettikleri gibi su ile değil. Bunların ikisi de insanın yaratılışında önemli rol oynadılar. Daha doğuşta ıstıraplar.151 2. dünyanın öbür ucunda ve Hesperides'lerin önünde omuzlarına gök kubbesini yüklenerek ayakta beklemek cezasına çarptırılmıştı. birtakım ihtiyaçlar onun yakasına yapışıyordu. onları hiçe sayacak ve işleyeceği kötülüklerle en vahşi hayvanlara bile taş çıkartacak. Fil gibi kuvvetli hortumu. Fakat insan. üzüntüler. at gibi koşacak bacakları yoktu. dünyanın başına bela olacak bir mahlûk’u. Elbise yerine bitkilerin yapraklarına sarılıyorlardı. Ateşin faydalarını bilmeden kendilerini güneşsiz oyuklarda saklıyorlar. Yarattığı mahlûklara acıyan . kendi gözyaşı ile karıştırdı ve insanı yarattı. İnsanın Yaratılışı Titan İapetos'un dört oğlu olmuştu. bilakis saygı gösteren Prometheus’u baş Tanrı Olympos'a ölmezler arasına kabul etmişti. Prometheus ile Epimetheus'un bahtları başka türlü oldu. Menoetios hainliğinden ve ölçüsüz cüretinden ötürü Erebes'e daldırılmıştı. Sonradan Tanrıları inkâr edecek.

benim. teselli ve acımak sana yüzünü göstermeyecek. Fakat zavallılıklarını unutarak gurura kapıldılar. Seni bu vahşi kayaya çivileyeceğim. Onlara karşı olan ödevlerini unuttular. Artık sen buradan hiç insan sesi işitmeyeceksin. karanlık mağaralarda çıralı odunları yakarak birbirlerinin yüzlerini görüyorlardı. gündüzü sağlamak için gelecek ve yine çok sonra güneş doğarak gecenin titrek elinin bitkiler üzerine serptiği parlak kırağıyı eritecek. Madenleri eriten kızgın ateşinden bir kıvılcım çaldı. zincirleri. dizlerini bükemeden . Bu çekiçleri. sonsuz üzüntülerimi hazırlayacaktır. uyku nedir bilmeden. keder nöbetçisi olarak sen. İlahi demirci istemeyerek Zeus'un buyruğuna boyun eğdi. onu Kafkas dağlarının en yüksek tepesine gönderdi. soğuk havalarda ısınıyorlar. toprağı sürmeye yarayacak gerekli aletler elde edebilmek için onlara madenleri işlemeyi öğretmeyi ve ateşi vermeyi düşündü. bağları görüyor musun? Bunlar senin bahtsızlığını. ateşin. O günden beri insanlar ateşin yardımıyla daha iyi yaşamaya başladılar. vücut çiçeğinin solduğunu göreceksin. İçi baştanbaşa oyuk fakat tutuşabilir bir özle kapalı olan Ferule "Şeytantersi ağacı" denilen ağaçtan eline bir dal aldı ve Lemnos adasına gitti. güneşin kızgın şualarıyla kuruyarak. Prometheus’a kızdı. kendilerini vahşi hayvanlara karşı tesirli silahlarla koruyabilmek. Hephaistos'un alevler fışkıran ocağına yaklaştı. Elindeki sopanın özünün içine sakladı ve onu ilahi bir armağan olarak insanlara götürdü. bu korkunç yerde dinlenmeden. Kalbinde bitmez acılar bulunan. sanayinin Tanrısı Hephaistos'u çağırarak bu saygısız Titan'ı yalçın bir kayaya çaktırdı. Çok sonra gece yıldızlı mantosunun altında. Yiyeceklerini pişiriyorlar. kendilerini Tanrılarla eşit tuttular.152 Prometheus insanları daha iyi bir şekilde yaşatabilmek. — Ey Prometheus dedi. Kendi haberi olmadan ateşi çalarak insana verdiği ve insanı şımarttığı için Zeus. Zeus bu şımarık mahlûkların böyle yapacaklarını bildiği için kutsal ateşten onları mahrum bırakmıştı. Yanardağların.

heykel yapmasını bilen bir Titandı. Gezdiler. Çamurdan. yoruldun. Onu affetti ve ölmezler arasına aldı. O sırada Şarap Tanrısı Dionysos atölyeye geldi. Rivayete göre Prometheus. gece sabaha kadar yeniden bitiyor. İnsanın. kollarına kırılmaz zinciri geçirdi ve onları sağlamca kayaya çaktı. haydi biraz gezelim. Bir gün Prometheus atölyesinde çalışıyordu. Fakat daha işini bitirmemişti. çoğalıyor. çok çalıştın. İniltilerini insafsız kayalar dinleyecek. büyük bir gövdeye mahsus olan uzun kolları küçük bir gövdeye iliştirdi. Birçok heykeller yapmış. bacaklar. kalpler yapmıştı. Prometheus. Anatole France'ın bahsettiği bir miti de buraya almadan geçemeyeceğiz. onlara can vermişti. Küçük bir gövdeye büyük bir baş taktı. Voltaire de Felsefe Sözlüğü'nün insan bahsinde şöyle bir mit'den bahsediyor: İnsan yaratıldıktan sonra yaşayacağı zamanın. eğlenelim dedi. normal olarak 25 sene yaşamasını kâfi gö- ." Bunları söyleyerek Hephaistos. kafalar.153 yalnız başına kalacaksın. kocaman bir kartal kanatlarını açarak süzülüyor ve gelip Prometheus'un ciğerlerini yiyordu. Yaptığı uzuvları birbirine ekleyerek tamamladığı küçük heykelleri raflara diziyordu. boş yere feryat edeceksin. eski haline geliyordu. Hayatta kocaman başların. şarap içtiler. Akşama kadar onun yediği ciğer. Zeus. uzun bacakların yahut gayri mütenasip gövdelerin oluşunun sebebi bu imiş. Bu yüzden bazı hatalar yaptı. bahtsız Prometheus'un ayaklarına. Prometheus atölyesine döndüğü zaman azıcık sarhoştu. eğlendiler. feryatların korkunç vadilerde uğuldayacak. Fakat sen boş yere inleyecek. yani ömrün tespiti meselesi kaldı. Bu müthiş hayvan sivri tırnaklarını insafsızca onun göğsüne batırıyor ve korkunç gagası ile ciğerini didikliyordu. İnsanlarda görülen kusurları şuna atfediyorlar. Her sabah. o yalnız bir insanın heykelini yapmamıştı. Bu işkence tam bin sene sürecekti Fakat otuz sene sonra Zeus bu günahkâra acıdı. insanlara ait birçok kollar. Onun bahtsızlığı bununla bitmedi.

tanrıların nazarında her mahlûkun eşit olduğunu ileri sürerek. Prometheus'un insanı nasıl yarattığını gördük.154 rüyordu. bunların ömürlerinden al bana ver. İnsan ağlayarak yalvarmasına devam etti. altmışından sonra da insan maymun gibi çirkinleşir. o zaman beygir gibi hayatın yükünü çekmek icabeder." Hayatı tatlı bularak çok yaşamak için çırpınan insan. İnsan kırkından sonra tecrübe sahibi olur. Tavus. Bu sebeptendir ki. Hâlbuki insanın daha asil bir mahlûk olduğuna ve çok evvel Tanrılarla beraber yaratıldığına inananlar da vardır. İnsanın. Beygir. Tilki. Sonra Kelebekler gibi neşe ile koşar. O sırada onun yanında şu altı hayvan bulunuyordu: “Tırtıl. hepimizi aynı ana doğurmuştur!" demektedir. onların Attika'da . benim çok yaşamam lazım. ellisinden. Bu devrede insan Tavus hayatını yaşar. İnsanın yaratılışı hakkında eski Yunanlıların çeşit çeşit inançlara kapıldıklarını şundan anlıyoruz ki. bu mesele." dedi. Maymun. bu devrede Tilki gibi kurnaz olur. Kelebek. Zeus'e bu hayvanları göstererek. ben üstün bir mahlûkum. Nitekim meşhur Yunan şairi Pindaros "Tanrılar ve İnsanlar hepimiz aynı ailedeniz. bu bebeklik devridir. yani insanı. yeni doğan bir insan yavrusu evvelce "Tırtıl gibi yerde sürünür. Çocukluk devrini de çıkarınca geriye bir şey kalmayacaktı. çok uzaklardan görmek. Olympos Tanrılarına kin besleyen bir Titan'ın yaratması meselesi eski Yunanistan'da çokluğun inandığı bir mit’tir. 25 – 30 yaşından sonra ev bark sahibi olunca üzüntüler. yani o hayvanlar gibi ömür sürmesini şart koşarak hayatı uzattı. Baş tanrının bunun haksızlık olacağını. onlar yaşamasalar da olur. 25 senede ne yapabilecekti? Aşağı yukarı bunun yarısı uyku ile geçecekti. iyi koku almak vasıfları gibi uzun ömür de diğer mahlûklara dağıtıldı. Zeus "ne yapayım. oynar. en son yaratıldığım için güçlü olmak. bazıları Prometheus’u işe karıştırmadan insanların toprağın çocuğu olduğunu kabul etmekle beraber. İnsan sızlandı. bu çocukluk çağıdır. onun gibi gururlanır. ömrünün belirli zamanlarında o hayvanların hayatını yaşamasını. Zaman geçince bilhassa on beşinden sonra gençlik çağı başlar. kederler başlar. emekler. hızlı uçmak." dedi. olgunlaşır.

çevik ve neşeli olarak yaşıyorlar ve ölüm saati gelince. Yırtıcı hayvanlara ve soğuğa karşı kendilerini koruyabildiler.155 Erek'te ve Arkadia'da Pelasgos'un ormanlarla taçlanmış yüksek dağlarından ve bizi besleyen topraktan fışkırdıklarına inanırlar. Bu devirde insanlar sonsuz bir saadet içinde yaşıyorlardı. Toprak kendiliğinden mahsullerini veriyor. XIX. Kadın dünyada mevcut değildi. yorgunluğu tanımadan Tanrılar gibi yaşıyorlardı. hastalığın acı ıstıraplarını bilmeden gülümseyerek tatlı bir uykuya dalar gibi hayata gözlerini kapıyorlardı. İşte ilk insanı yaratan Prometheus'un evvelce gördüğümüz gibi Ölmezlere mahsus olan "ateşi" çalması ve insana armağan etmesi bu devre rastlar. "Hesiodos"in dediği gibi o devirde insanlar. Kayalardan. Bir başka efsaneye göre kayın ağaçlarının kabuğu. Bunların ömürleri uzun ve çocukluk devri gibi geçerdi. "Tunç devri" takip etti. Korkunç ve çirkin ihtiyarlık yakalarına yapışmıyordu. O zamanlarda baharlar sonsuzdu. Altın devrini "gümüş devri" takibetti. keder. Geçim derdi yüzünden faniler rahatsız olmuyorlardı. 163) Arkadia'lılardan Myrmidon'ların karınca iken insana çevrildiklerine inananlar da vardır. Bu devrin insanları bir evvelki devir insanlarından çok zayıf ve aşağı idiler. Bu devir "altın devri" idi. yarılıp içlerinden ilk insanlar çıktı. İnsanların ne şekilde ve nasıl yaratıldığına inanırlarsa inansınlar eski Yunanlılara göre evvela erkekler yaratılmıştır. çeşit çeşit ve bol olan meyveler insanların beslenmesine kâfi geliyordu. Gümüş devrini de. Ateşi elde edince insanlar tembellikten kurtuldular. Artık madenleri eritip dö- . Onlar ilk gençlik çağına çok geç olarak ulaştıkları zaman ömürleri de sona erer ve böylece onların günleri aptal çocukların ömürleri gibi harcanmış olurdu. Onlar daima genç. bitkilerden ilk insanların doğduklarına inananlar olduğu gibi (Odysse. üzüntü nedir bilmeden. meşelerin gövdesi.

bu mahlûk bu kadar sefil olmayacaktı. korkak hayvanlar gibi yaşayan. Olympos'da krallığını ilan ettikten sonra iş değişti. Akılsız olan insanların altın devrinde de Tanrılar gibi yaşadıklarını evvelce gördük. mağaralarda. O zamanlarda Tanrılarla insanlar aynı sofraya oturur. Tanrısal erdemlerini kaybetmiş. Tunç silahlar kullanıp kollarına kuvvet gelen insanlar çelikleşen kalplerinden acımak duygusunu kovdular. medeniyette dev adımlarla ilerlemektedir.156 kebiliyorlardı. Hesiodos'un anlattığına göre çok eski devirlerde Kronos'un saltanatı zamanında insanlarla Tanrılar arasında iyi bir anlaşma vardı. hayvanlar akılsız oldukları için sevki tabiileriyle insanlardan daha mesut yaşamaktadırlar. Çünkü akıl bir baş belasıdır. Tanrıların düşmanı Titan. Bu devrin düğüşçü adamları birçok kötülükler yapmakla beraber medeniyete doğru ilk adımlarını attılar. Fakat bu pis demir devrinde çok büyük işler başaran insan. Çünkü yeni Baş Tanrı insanları beğenmiyor. Eğer o aklın sembolü bulunan ve Tanrılara mahsus olan ateşi çalıp da çamurdan yarattığı bu mahlûka vermeseydi. Kendi aczini unutarak Tanrıları inkâr etmiş. Bu devrede insan vahşi hayvanlardan daha kan dökücü olmuştur. Ares'e hizmet etmeye ve birbirlerini boğazlamaya başladılar. Fakat insanın bu manevi sefaletine sebep Prometheus olmuştur. hayvanlaşmıştır. O ilk devirlerde. aynı yemekten yerlerdi. onları . Fakat Olympos olaylarından sonra yani Zeus. demirle. akıllara hayret verecek işler başarmakta. kabalaşmış. Thebai şehrinin önünde ve "Troia" duvarları dibinde vuruşan kahramanları yetiştiren bir devrin "kahramanlar devri"nin geldiğini söylüyorsa da bunu. çoğu şair ve bilginler kabul etmiyorlar. Hala bizim içinde bulunduğumuz bu devir sefaletler ve cinayetler devridir. bütün iyi huyları kalbinden kovmuştur. Tunç devrinden sonra Hesiodos. köstebekler gibi oyuklarda sürünen insanlardan daha acınacak bir haldedir. Prometheus'un verdiği şeytani zekâyı kullanarak. Çoğunluğun inancına göre Tunç devrinden sonra "Demir devri" başladı.

ruh yerine bir kıvılcım koydu. Ona ilk kadını yaratmasını emretti. O zaman heykelin gözleri açıldı. Diğer tarafa hayvanın kemiklerini yığdı. Tabiatıyla Zeus'e birinci parçayı almasını teklif etti. İstiyordu ki. yağlı bir iki parçayı yiyince beyaz kemikler sırıttılar. Kocaman bir öküz kesilmişti. meşalesini güneşin tekerleğinden tutuşturarak elde ettiğini söylemektedirler. kendilerini Tanrılar kadar kuvvetli ve mutlu sanan bu budalaların başına müthiş bir bela gönderdi. Prometheus'un kurnazlıkla çalarak insanlara verdiği akıl onları şımartınca Zeus o zamana kadar yalnız erkeklerden ibaret olan bu yüzsüz ve terbiyesiz mahlûkları. bu bela kadındı.157 aşağı görüyordu. Onu süslemek için . Gerçekten Zeus usta bir Tanrı olan ve elinden hiçbir şey kurtulmayan oğlu Hephaistos'u çağırdı. Lemnos adasına giderek evvelce gördüğümüz veçhile bir kıvılcım çalmış. insan denilen bu acayip mahlûk daima kendisinin buyruğu altında bulunsun. Fakat Baş Tanrı daha iyi ve yağlı görünen ikinci kısmı aldı. bunun üstüne de nazarı dikkati çeksin diye yağlı parçalar koydu. Heykel bitince onun kalbine. Lemnos adasından değil. Kurnaz Titan. Olympos'ta oturan Tanrıçaların en güzeli olan ve kendi karısı bulunan Aphrodite'nin vücudunu model olarak kullandı. Hephaistos babasının emri üzerine balçığı su ile yoğurdu ve görenleri şaşırtacak güzellikte bir bakirenin vücudunu yaptı. Bunun hakkaniyetle paylaştırılması Prometheus'a düşmüştü. Bir gün Mekone'de Tanrılarla insanlar bir kurbanın paylaşılarak beraberce yenmesi için toplanmışlardı. Prometheus da orada bulunuyordu. insanlara armağan etmişti. bir tarafa hayvanın etinin en güzel parçalarını ayırdı. Bazıları Prometheus'un kıvılcımı. bacakları kımıldamaya ve dudakları konuşmaya başladı. Gösterişsiz olsun diye üstünü deri ile örttü. Fakat küstah Prometheus. O zaman Baş Tanrı müthiş kızdı ve söndürülmesi güç ateşten bahtsız insanları mahrum etti. Kolları.

Kutuyu açtı. Çekici bir gülümseyişi olan Aphrodite başına güzellikler saçtı. Zeus da ona esrarlı bir kutu armağan etti ve ona dedi ki. mütecessis bir mahlûk olduğundan dünyaya gelir gelmez "acaba kutunun içinde ne var?" diye düşündü ve Zeus'un emrini unuttu. kadın bütün fenalıkların kaynağıdır. Hermes. Böyle söyledikten sonra Baş Tanrı ilk kadını yeryüzüne indirdi ve Prometheus'un kardeşi Epimetheus'a gönderdi. şehvet. seni rahatsız ederler. Pandora'nın kalbine. karısı Pyrrha ve Pandora ile beraber . onun içindeki iyi şeyler uzaklara kaçarlar ve onların yerine fenalıklar gelir. Gerçekten ela gözlü Athena ona güzel bir kemer. Meğer kutunun içinde hastalık. keder. Hulasa bu kutuyu iyi sakla. onların hepsi açılan kutudan kuşlar gibi uçuştular Pandora hatasını anladı. Deukalion.Horalar" ilkbahar çiçekleriyle onu süslediler. kardeşine Zeus'tan bir armağan kabul etmemesini tembih ettiği halde Pandora'nın güzelliğine hayran olan Epimetheus öğüdü tutmadı. bütün insanların saadeti ve felaketi bu kutunun açılıp açılmamasına bağlıdır. Onu insanlar arasına kabul etti. Kadın. Prometheus. Letafet perileri "Kharites" beyaz göğsüne parlak altın gerdanlıklar taktılar. kutuda kalmıştı.158 bütün Tanrılar ve Tanrıçalar yardım ettiler. Bu şımarık mahlûkları tamamıyla yok etmemek. Fakat kurnaz Titan Prometheus bu defa da insanların yardımına koştu. hıyanet ve aldatıcı sözler yerleştirdi. süslü elbiseler verdi. çünkü yalnız senin değil. Kadını yaratarak insanları felakete ve ıstıraba sürüklenmesi Zeus'un kinini yatıştırmadı. Ne bilecekti ki. Zeus'un müthiş tasavvurundan oğlu Deukalion'u haberdar etti. güzel saçlı "Saatler . kutuya kapatılmış olan fenalıklar arasında. Fakat "Ümit" dışarı çıkamamış. ıstırap. Herkes kendisinden ona bir şey armağan etti ve ona Rumca "bütün armağan" anlamına gelen Pandora adını taktılar. riya. " Sakın sana verdiğim kutuyu açma. İşin tuhafı şu ki. İşte böylece Zeus ilk kadını yeryüzüne göndermekle fenalıkları ve ıstırapları da onun kutusu içinde dünyaya yollayarak insanlardan öç almıştı. insanları yaşatacak. onları müthiş bir tufanın dalgaları arasında boğmak istedi. teselli edecek "ümit" de vardı. hulasa insanları rahatsız eden ve onların felaketini hazırlayan ne varsa. yalan. biraz sonra kutuyu kapadı.

Adalet Tanrıçasının dediğini yaptılar. Onuncu günü sular alçalmaya başladı. Nuh Peygamber gibi. Zeus’tan insanların yeniden yaratılmalarını diledi. Onlar dokuz gün dokuz gece dalgalar üzerinde çalkandı durdular. Deukalion. Themis'e danıştılar. kendisine kurban kesen bu dindar insana acıdı. İlk şehirleri kuran. ortalık baştanbaşa deniz kesildi. Fakat ikisinden başka bütün insanlar boğulmuştu. karısının attığı taşlar da kadınlara tesadüf ediyordu. Artık ona kafa tutacak hiçbir varlık kalmamıştı. Titan'ları yendikten sonra Evrenin en kudretli Tanrısı olarak kaldı. Pamassos yahut Othrys dağına yanaştılar ve karaya ayakbastılar. Dünyayı idare etmek için diğer Tanrı ve Tanrıçalarla beraber Olympos dağını . Böylece insanlar yeniden türediler ve dünyayı doldurdular. Yağmurlar yağdı. Gerçekten Gaia'nın sinesinden koparılan taşlar onların dedelerinin kemikleri sayılmaz mıydı? Tuhafı şu ki. Deukalion. başınızı birer örtü ile sarınız. Kronos'u tahtından indirip. Athena şehrinde. Hâlbuki "Kynos" Deukalion'un ve karısının mezarlarının kendisinde olması sebebiyle övünmektedir. Diğer bir efsaneye göre de tufandan kurtulan karı koca. sular kabardı. Deukalion'un koparıp attığı taşlar erkeklere. Zeus'un mabedini bile onun yaptığını söylerler ve tapınağın yanında ona ait bir de mezar gösterirler. Tanrıların tapınaklarını yükselten odur. Zeus. elbiselerinizin kemerlerini çözünüz ve eski dedelerinizin kemiklerini alarak omuzunuzun üstünden arkanıza doğru atınız.159 Thessalia'da bulunuyordu ve oranın kralı idi. Başlarını sardılar ve yeri yoklayarak buldukları taşları alarak omuzlarından geriye doğru fırlatmaya başladılar. Themis onlara dedi ki. Onun ilk adağını yerine getireceğini vaat etti. Onlar bu tavsiyeye hayret etmekle beraber. Babasının tavsiyesi ile üstü kapalı bir kayık yaptı ve karısı ile onun içine girdi. Onlar ikinci defa taştan yaratıldıkları için her şeye katlandılar. Yunanlıların babası sayılmaktadır. Tanrı. Bu tufan felaketinden kurtulan karı koca. "Baş Tanrı Zeus"a bir kurban kesti. tufandan sonra insanların tekrar türemelerini sağladığı için Deukalion. ondan fikir aldılar. Delphoi'ye gittiler.

en namuslu. Gerçekten eski Yunanlıların Tanrıları insan biçiminde idiler. Yunanlıların Tanrıları insan biçiminde idiler. Poseidon. Zeus'un kardeşleri. kalplerinde şehvete yer vermemişlerdi. Yunan sitelerinin tam benzeri idi. Hepsinin bir araya gelmesinden bir Tanrılar ve Tanrıçalar Cumhuriyeti kurulmuştu. Hera. en sefilleri bulunduğu gibi. Bazılarının ahlak telakkisi çok genişti. onların idarelerini de kendi idarelerinin aynı tasavvur etmişlerdir. Sonra insanların malik olmadıkları vasıflara da maliktiler. İstedikleri kılığa girerler. Yalnız onların. daha güzel birer vücutları vardı. Zaten onlar. insanları Tanrı derecesine yükselten Yunanlıların. Tanrılar Dağı Olympos'da saraylarını kuran ölmezlerin hepsi birbirlerinin hısım ve akrabası idiler. Şehvet onların da yakasına yapışmıştı. korkunç ölümü bilmiyorlardı. Ganimedes adlı güzel çobanı kaldırıp Tanrı dağına getirmek için bir kartal olmuş uçmuştu. Gerçekten Tanrılar arasında bizim telakkimize göre. Artemis vesaire evlatları. en ahlaksız. ama insanlar gibi fani değildiler. karakterini .160 seçti ve oraya yerleşti. Beri taraftan Artemis ve Athena el sürülmemiş birer temiz bakire olarak kalmışlar. sarsak ihtiyarlığı. Zeus. Baş Tanrı olduğu halde Tanrıçalardan da. Olympos tepesinden ta Finike sahillerinde deniz kenarında gezinen Europa adlı güzel bakireyi görünce karısına sezdirmemek için bir boğa şekline girerek bir anda Olympos'tan Suriye'ye gelmişti. Onlar da icabında yalan söylerlerdi. en faziletlileri de bulunurdu. Onlar Tanrıları. kendilerinin benzeri düşündükleri gibi. Bu ilahı cumhuriyet. Apollon. yeğenleri veya torunları idi. Fakat Tanrı oldukları halde. Onlar Ambrosia denilen ve kendilerine mahsus olan bir nevi taamla besleniyorlardı. Zeus. insanlardan da hoşuna gidenleri kirli arzularına alet etmek isterdi. daha büyük. Onlar. istedikleri anda kâinatı bir baştan bir başa kat ederlerdi. insanlardan daha kuvvetli. insanlar gibi onların da bazı kusurları vardı. Athena. Demeter ile karanlık yeraltı âleminin idaresini üzerine alarak aşağı inen Hades.

"Baş Tanrı Zeus. Bütün bu karakterler Tanrılarda vardır. Onlara göre. Zekâ Tanrıçası . Çoğalma. en kaba ruhlu ve kalpsiz bir komitecinin işlediği cinayetlere taş çıkartacak iğrenç cinayetlerle ellerini kirletirlerdi.Athena. Çamuru gözyaşı ile yoğrulan insanlar gibi onlar da ıstırap çekerlerdi. Sanayi Tanrısı Hephaistos. sevilir.Aphrodite. Fakat fazilete ve insanlığa inanır. İkinci derecede gelen Tanrılar ve Tanrıçalar çoktu.Hestia.Apollon. İstanbul 1970 . bazen yalan söyler. Şefik Can. Fakat umumiyetle hayalperesttir.Poseidon. s. güzel sanatlar Tanrısı . Klasik Yunan Mitolojisi. Avcılar ve iffet Tanrıçası . Bunların altısı dişi. Çekemezlik onlarda da vardı. Yunanlı nasıldır? Bazen şehvetinin esiri olur. hizmetçileri bulunurdu. 143 143 Bkz. Deniz Tanrısı . denizin. altısı erkekti.161 taşımakta idiler. Onların öç almaları da müthişti.Ares. Her Tanrının birçok yardımcıları. bazen çok doğru ve cesurdur. Onlar ölümden başka bütün büyük ıstırapları çok derinden duyarlardı. Harp Tanrısı . Tanrıların habercisi ve güzel sözlerle kandırmasını ve inandırmasını bilen .Artemis. şerefi uğrunda canını verir. Fakat bütün bunların üstünde. Eski Yunanlılar her şeyin bir Tanrısı olduğuna inanırlardı. Gerçekten Yunanlıların inandıkları Tanrılar da kendileri gibi severler yahut nefret ederlerdi. yetkileri diğerlerinden üstün on iki büyük Tanrı vardı. Tabiatları insandan üstün olduğu için onların neşe’leri ve kederleri de insanlarınkinden üstün ve büyüktü. En insafsız.Hermes. bazen sever. Bu Tanrılar ve Tanrıçalardan başka karanlık yeraltı âleminin ve Cehennemlerin Tanrısı Hades bulunduğu gibi sonradan Olympos'a alınan Şarap Tanrısı Dionysos da vardı. göklerin hulasa her şeyin bir Tanrısı vardı. İnkilap Yayınları. dağların. 10–19. Yani Tanrıları da kendileri gibi Yunanlı idi. Aşk ve güzellik Tanrıçası . Ocak ve aile Tanrıçası . Kıskançlık kurdu onların da kalbine düşerdi. toprak Tanrıçası Demeter. Korkar.

Bu suretle yeniden meydana gelmek isteyen başlar kavruluyor. kalın sopasıyla başlarına birer birer vurarak ezmeye çalıştı.162 3. kocaman korkunç bir yılan. müthiş bir ejderha. Dokuz başlı. Argos körfezi civarındaki pis Lerne bataklığını kendisine yatak edinmişti. tarlaları bozuyor. Müthiş ejder ile dövüşmeye giderken kahramanın şarını bu arkadaşı kullanıyordu. teşekkül edemiyordu. İolaos hemen oracıkta bulunan ormanı ateşe verdi. İnkilap Yayınları. Ejder artık muazzam bir kadavradan başka bir şey değildi. oklarını öldürdüğü korkunç yılanın zehirinde ıslattı ve böylece oklarını zehirli ve öldürücü oklar haline getirdi. 169. yangından sıçrayan alevli odunlarla. Herakles ejderi saklandığı yerden meydana çıkarmak için kamışlar arasına uzun oklarından birini fırlattı. Herakles. Böylece savaş bitmek. Argos krlarının bu baş belası ile yaptığı savaşlarda Herakles'e sadık dostu İolaos yardım ediyordu. ateşli saman meşaleleriyle ejderin yeniden çıkan başlarını yakıyordu. Klasik Yunan Mitolojisi. kim olursa olsun onu teneffüs eden canlı mahlûk hemen ölürdü. 144 144 Şefik CAN. sevgili dostu İolaos'ı yardıma çağırdı. s. Fakat her baş ezildikçe yerine iki baş çıkıyordu. tükenmek bilmiyordu. Ejder. Korkunç ejderin bütün başları ezilipte yalnız bir başı kalınca Herakles onu kesti yere gömdü ve üstüne kocaman bir kaya koydu. İninden çıktığı zaman kırları. İstanbul 1970 . dokuz başını birden kaldırarak kendini gösterince yanına yaklaştı. Her ikisi de bataklığın yanına geldikleri zaman. Oradan ayrılmadan evvel Alkemene'nin oğlu. Onun nefesi zehirli idi. Lerne Ejderi’nin Öldürülmesi Mitosu Herakles'e emredilen ikinci iş Lerne ejderinin öldürülmesi işi idi. Bu sebeple. hayvan sürülerini yutuyordu.

doğum sırasında ölen kadınların. tam bir bereket tanrıçasıdır.163 4. Ana tanrıça ve Artemis'le ilgili bütün anlatı ve efsanelerin söz konusu ettiği nitelikleri özünde toplamıştır. Anadolu'dan Mezopotamya'ya. kendisi bakire de olsa. Acısız ölümler erkeklere Apollon'un oklarıyla. 6500 yıllarına kadar varan çağlarda tapınma gördüğünü.Ö. "polymastos" yani çok memeli oluşu bereketi. 2000 yıllarına dayandığı kabul edilen heykeline baktığımızda bu nitelikleri açıkça görebiliyoruz: Eteğine işlenmiş hayvan kabartmaları doğanın egemeni olduğunu. Kardeşi Apollon gibi okçudur. özellikle Çatalhöyük yöresindeki arkeolojik kazılar ortaya koymuştur. Tapınma gördüğü her yörede daha pek çok sıfatla anılmıştır. eştir. kadınlara ise Artemis'in oklarıyla gelir.Ö. bereketi simgeler. toprak ve bereketi simgeleyen bir "Ana tanrıça" kültünün kutsal toplamı gibidir. Demeter ve Artemis. gerek anaerkil. Bu "Ana tanrıça" bakiredir. Yunanlıların Olimpos ailesine kattıkları "Altın Yaylı tanrıça" bakiredir. Bu "Ana tanrıça" kültünde Kybele. hem de Apollon adı Yunanca değildir. Kybele Mitosu Çeşitli evrelerden geçtikten ve değişik yörelerde değişik adlar aldıktan sonra. Girit'ten Yunanistan'a ve Roma'ya kadar uzanan. toprak ve bereket simgesi olma niteliği değişmeksizin. her biri kadına özgü üç ana nitelikten birini yada hepsini taşımış. başında taşıdığı üç katlı kule ile kentlerin de koruyucusu . doğurganlığı simgelediğini. Yunan mitolojisine geçen tanrıça Artemis. anadır. doğumun. İ. sonra da Roma'daki Diana adları çoğu kez birbirine karışmış. Aslında hem Artemis adı. gerekse ataerkil kültür döneminde tapınma görmüştür. hatta genelde tüm kadınların ölümünden sorumludur. ama öz nitelikleri bakımından. Kökeninin Mezopotamya olduğu ve İ. doğa güçlerine ve hayvanlara egemendir. ona yakıştırılan "potnia theron" sıfatı Anadolulu "Ana tanrıça" Kybele için de kullanılmıştır. Efes kazılarının ortaya çıkardığı Efesli Artemis eş ve ana olarak.

kendisini reddeden delikanlıyı düğün günü çıldırtır. yılın belli dönemlerinde kızının yanına geri gelmesiyle neşelenen bereket tanrıçası Demeter'in efsanesi. Bu niteliğinden ötürü.164 olduğunu söyleyebiliriz. ancak delikanlı Pessinus kralının (bazı kaynaklara göre de Kral Midas'ın) kızıyla evlenmek istediğinden tanrıçanın aşkına karşılık vermez. Manisa. gerek yazılı kaynakların. Tanrıçanın Komana tapım merkezlerinde şimşek. bakire. Alnındaki hilal. topuz ve çift ağızlı balta ile simgelendiğini ve bir savaş ve zafer tanrıçası olarak da tapınma gördüğünü nakleden kaynaklar da vardır. Bu bakımdan. onun Attis'e tutulmasını anlatan efsanedir: Tanrıça Attis adında bir delikanlıya âşık olur. Hitit'te Arinna. ölme ve dirilme efsanelerinin hemen hemen hepsi Ana tanrıça kültüyle ve Doğa'nın ölüp canlanması ile ilgili olmuştur. gerekse heykellerinin ve tasvirlerinin bize sunduğu detaylara bakacak olursak. büyük bir olasılıkla Ana tanrıçanın üretme. tanrıça. Kapadokya’da Ma. Girit'te Rheia. Tanrıçanın üzerinde yarattığı esrimeyle Attis kendi kendini hadım eder. çoğaltma ve bolluk . Eskişehir. Pessinus. yada kışın yeraltında. Karadeniz yöresindeki Amazonlarla da ilişkisi olduğu sonucuna varılmıştır. Efes'te Artemis adlarıyla karşımıza çıkan bu Ana tanrıça figürü. yada Lidya’da Kybele. tapınma törenlerinde rahiplerin coşkuyla kendilerinden geçip çoğu kez kendilerini iğdiş etmelerine ilişkin anlatılar. Afyon yörelerinde Kybele olarak. evli kadın ve ana nitelikleriyle aslında kadını bir bütün olarak ifade etmektedir. Bütün bu anlatılardaki erkek figürlerin hadım olmalarına. Sumer'de Marienna. Frigya. kendisi de çam ağacına dönüşür. Anlatılanlara göre. Toprak ve Bereket. Yunan Artemis'ine de yakıştırılan "Ay tanrıça" sıfatının bir işaretidir. Çatalhöyük ve Hacılardaki kazıların ortaya çıkardığı Ana tanrıça heykelleri de bütün bu nitelikleri ve sıfatları taşır. yazın yeryüzünde yaşayan güzel delikanlı Adonis'in efsanesi de Ana tanrıça kültünün içinde birbirine karışmıştır. Ana tanrıça ilgili en köklü ve en yaygın efsane. Toprağa dökülen kanlarından bitkiler fışkırır. kızı kaçırılıp Hades'e götürüldükten sonra kederlenen.

derler Tanrıların tanrısısın. İri gözleriyle Hera güzeldir. içimizde en güzel kimse altın elmayı ona ver! Buyruğum odur ki. Bebek doğunca İda Dağı’na bırakılır.”. Tanrılar. Bebeğin adı Paris’tir. Bu kültün ve bu imgenin uzantısını Çam ağacını kutsal sayıp İsa'nın doğuşuyla bağdaştıran ve İsa'nın annesi Meryem'i hem bakire. tarihin ilk güzellik yarışmasının yargıcı olarak tanrıçaları incelemeye başlar. insanların atasısın. İlk Güzellik Yarışması (Troia Kralı Priamos’un karısı rüyasında karnında ateşlerin çıktığını ve dumanının kent surlarını sardığını görür. diye başlar söze Zeus. Benim adıma seçimi Paris yapsın. boş dururmu? Üzerinde “en güzele” yazılı altın elmayı atıverir şölen sofrasına. Gel gelelim. “Elma benimdir. ağızlarının tadını kaçırmasın diye. . Kâhinler. Hera. Bebeği bir çoban bulur ve büyütür. kabul etmemek olur mu? Paris elmayı alır eline. Nifak bu. Sen ki. “Hayır benim”. gözlerinde hareli mavilerle Athena daha bir güzeldir. tanrıçalarla elmayı alsın. Elinde kalkan. 5. “En güzel benim” yollu tartışma kavgaya dönmek üzeredir. Nifak Tanrısı Eris’i çağırmazlar şölene. Sonunda Zeus’a başvururlar. hem ana kabul eden Hıristiyanlıkta da görmek mümkündür. Athena ve Afrodit aynı anda uzanırlar altın elmaya. kraliçenin doğuracağı çocuğun kente kötülük getireceğini söylerler.) Denizlerin piri Neresus’un kızı Tetis’le. Buyurmuş Zeus. Pitya kralı Peleus’un düğünü vardır tanrılar dağı Olympos’ta. Her biri kendisinin en güzel olduğuna inanan üç tanrıça.165 gücünü daha da belirginleştirme amacını gütmektedir. Hermes iletir baş tanrı Zeus’un buyruğunu Paris’e. İda dağı’nda sürülerini otlatmakta olan Troya Kralı Priamos’un oğlu Paris’e götürsün. kılavuz tanrısı Hermes.

Bunun üzerine Akhalılar Yunanistan’daki ve adalardaki devletlerden yardım alarak Troia’ya saldırır. Barışan tanrıçalar. düşüncelerin çeşitlilik dünyasına ve hayal gücüne dönüşmektedir. Bundan sonra Afrodit güzelliğin eşsiz tanrıçası olarak kaldı ve kimse artık onunla boy ölçüşemedi. tanrıların rehberliğinde bir hileye başvururlar. insanların en akıllısı kılarım seni der.27 . Sayı 2. birer parlak yıldız gibi göğün derinliğinden kayarak indikleri. Paris Akhilleus’u öldürür. Mitolojik Hikâyeler Coğrafyası. Asya krallığını vaat eder. Bozcaada civarına çekilen Akhalıların beklediği an.166 Hele Afrodit. Anadolu’nun bu güzel dağından ve çobandan ayrılarak tekrar Olympos’a çıktılar. Troia’lıların tahta atı savaş ganimeti olarak surlarının içine almalarıyla gelir. Troia’ya geri gelen Akhalı donanmasına karşı koyamayan Troia’lılar kenti Akhalılara bırakırlar. Ancak. Kenti savaşarak alamayacaklarını anlayan Akhalılar. kötülükler ve tehlikelerle doludur. Bir gün Akhalı Akhilleus ve Troia’lı Hektor düelloya girişirler ve kavgayı Akhilleus kazanır. Efsanelerin 145 Aynur KÖSE. Karçiçekleri Dergisi. savaşçıların en yiğidi. Orada somut ve kanıtlanabilir olan. Yıl 2. Kırıkkale 2005 s. içinden doğduğu Akdeniz köpükleri gibi ak. burada aşağı yukarı. Paris ise. Tahta bir at hazırlayarak içine askerleri gizlerler. Bu savaşa zaman zaman tanrılarda karışacaktır. Athena. 10 yıl sürecek savaş başlar. kendisine dünyanın en güzel kadınını vaat eden Afrodit’i dünyanın en güzel kadını seçer. som güzellik gibi güzeldir. Troia bir türlü Akhalılara teslim olmaz. Hera. Helen’i Troia’ya kaçırır. Artık itiraza mahal yoktur. Afrodit’in vaat ettiği Sparta kralının karısı Helen’e âşık olan Paris.145 Gerçekten efsaneye atılan adım. güç anlaşılabilire.

nasıl sahip olma ve güç için tartışma içindelerse. daha sonra Nintu ve en sonunda İnanna olan Yer Tanrıçası Uras ya da Ki. gücün. geçmişte dikkatli şekilde dolanıp durmuştuk. Ancak bir şey kesin: Tanrılar ve Titanlarla ilgili tüm bu efsane ve masallar. günü gününe uymayan Rüzgâr ve Su Tanrısı Enki ki. An'ın yanındaki yerini de kazandı. Uras ve Nintu'nun. Oysa biz. age.etkinliklerini kırarak. "Büyük Anne" kültünden daha sonra ortaya çıkmıştır. yalnızca yeryüzünde tanrısal üstünlük sağlamakla kalmadı. Onların izleri. aldatmacının ve kötülüklerin artık hiç de yabancı olmadığı yaşam şekillerini yansıtmaktadır. An'ın kızı İnanna ise. Sumerlerde. Mezopotamya'da rastlıyoruz. Fakat onun pratik önemi azdı. 184 . kötülüğe. Ön Asya bölgesinde herhangi bir yerde olduğu anlaşılmaktadır. onların başlangıçlarıyla ilgili bir şey hissetmeden. dördüncü bin yılında. yeryüzünde hüküm süren dört doğal öğeden ortaya çıkmış olduğu anlaşılmaktadır. daha önce Anadolu'da rastladığımız Bereket Tanrıçası ve Ana Tanrıça'dan tümüyle farklı olar bir yüzünü de göstermektedir. her şeyin bulunduğu. İnsanlar. O. acımasızlığa ve zorbalıklara dek. Tanrılar da halkın inanç düzeyine göre değişmektedir. çelişik görüşlerin vurgulandığı bir tanrılar dünyasına.Ö. sürekli değişen gökyüzünden. güçlü esen rüzgârlardan ve gürüldeyen sudan. ilk kez M.167 nereden kaynaklandığını ve nasıl oluştuklarını bilmiyoruz. Aşk ve Bereket Tanrıçası Enlil. Fakat buna karşın. geçmişte kaybolmakta. o "Yer Tanrısı" olarak da adlandırılmıştır. sonsuzluktan. kendinden öncekilerin -Ki. Bütün bu karmaşık öğelerin. Gök Tanrısı ile akraba zinası yaparak. s. verimli dünyadan. dört tanrı doğmuştur: Gök Tanrısı An. Buna karşın. onların köklerinin. An ile panteonun en tepesinde ilk kez bir erkek varlık görüldü. 146 UHLIG. Bunlar. 146 Yardımseverlik ve iyilikten. bu dört öğeden.

evlerde yada savaştaki başarılarda olsun. birçok uygarlık bölgesindeki benzerlikler ve bunların birbirleriyle olan uygunluklarıdır. Asıl tanrıları ve onların çok yönlü işlevlerini bir tarafa bırakacak olursak. her birinde bir tanrı çiftinin bulunduğu. daha sonra Hattuşa'da karşılaştığımız Güneş Tanrıçası ve Gök Tanrısının ilk plana çıkmasına yol açan bir akıma dönüşmüştür. Abzu. her şeyden önce. Tatlı Su Okyanusu ile Tiamat ise deniz ile özdeştir. "üreten" tanrıların babası olarak Abzu ve "herkesi doğuran" tanrıça Tiamat bulunmaktadır. Diğer yandan. onların başında. Gök Tanrısı Teşup için olduğu gibi. kendi tanrıları ile Mezopotamya tanrılarının bir karışımı olduğu görülmektedir. insanlara Güneş Tanrıçası Arinna'dan daha yakın durmaktadır. onların en önemli tanrılarının. Bu gelişme. M. age. Bu durum. s. Sumer tanrılarını kendilerine ait yerel inançlarla kaynaştırıp. Hurriler. aşk ve savaş tanrıçasıdır. Şavuşka. Su. aynı şekilde Hurrilerin en büyük tanrıçası Şavuşka için de geçerlidir ki. 147 Fakat Hurrice adına karşın.Ö. 2000 yılında ortadan kalkan Sumer-Akad dünyası ile Hititlerin gücünün yayılmaya başladığı Yakındoğu arasında. 185 . Bizi düşündüren. bu tanrıça yeni Mezopotamya'da (İnanna'nın ardılı) Babil Tanrıçası İştar ile de karışmıştır. Nitekim Sumerlerin yaratılış efsanelerinde. O. çok eski yaratılış efsanelerinde birbirine geçmiş tanrı soyları ve onların dramatik kaderleridir.168 Besbelli ki. Eski Mezopotamya'da su her şeyin kaynağıdır. Kuzey Suriye bu dönemde daha çok. her sahada bereketi sağlamaktadır. on beş tanrı soyu sayılmakta. kuzey Mezopotamya'daki Mitanni'nin Hurri İmparatorluğu. hayatı olası 147 UHLIG. Sumer tanrılarının Hurrilere eriştiği bir kapıydı. tanrıların aktarım merkezlerinden biriydi. Bu sırada geç Sumerler ile genç Mitanni arasında dolaylı olmayan bir ilişki vardı. bizim ilgimizi uyandıracak olan. yeniden düzenlediler.

pek önemli görülmeyen. s. eski Hurri tanrısı Kumarbi'ye rastlamaktayız. 186 . Anu. Salt bir benzerlik olsa bile. onun ritmi ise. Gökyüzü Kralıydı. onun önünde duruyor. O sonradan. Alalu. yine de heyecan duymamız için yeterlidir. güçlü Kumarbi ona hizmet ediyor.169 kılmakta ve sınırlamakta. Anu tahta geçti. dil bilimciler ve din bilimciler arasında panteonun dışına taşan bir saygı görmüştür. onun ayağına doğru eğilmiş. Alalu. göreceğimiz üzere. tahtta oturuyor. içmesi için kupayı ona uzatıyor149. tahtta oturuyor. Alalu'ya savaş ilan etti ve Alalu'yu yendi. yazılı kanıtlar da bulmaktayız. Tanrılar arasında birinci olan güçlü Anu. "Gökyüzündeki hükümranlığından Hükümdarlığın önceki (dini) Şarkısı"nda. Bu saygı. içmesi için kupayı ona doğru uzatıyor. age. mitolojilerinin başlangıcında suyla özdeşleşen tanrı çiftine Yunanlılarda da rastlamaktayız: Okeanos ve Tethys. age.ve güneydeki deniz tarafından belirlenmektedir. tanrıların soylarının devamına ve kaderlerindeki şaşırtıcı benzerliklere. elimize eksik olarak geçmiştir. ondan kaçtı ve karanlık yerin dibine gitti. 148 149 UHLIG. Alalu. Okuyalım: "Vaktiyle. soylarının Gök Tanrısının ve onların tanrıların sayıldığı anlaşmazlıklarının işlendiği bir efsane ile ilgilidir. s. çok eski zamanlarda Alalu. Tablet. Kumarbi. 186 UHLIG. 148 Sumerlerde olduğu gibi. dokuz yıl boyunca Gökyüzü Kralıydı. dini-mitolojik. Fakat elimizde olan kısmı. Dokuzuncu yılda Anu. girdi karanlık yerin dibine. her iki nehirle -Fırat ve Dicle. onun ayağına doğru eğilmiş. metnin en gerilimli yerinde kırılmıştır. bu olağanüstü ilgi çekici metni içeren tablet. Anu. Doğu-Batı akımını incelediğimizde. Ne yazık ki. Hurrilerin başlangıçtaki tanrı soyları listesinde.

Anu'nun spermlerini yutunca. sonuçta çok etkileyici. Fakat Kumarbi'nin. Ve o. sevindi ve güldü. Kumarbi. dünya yıllarıdır. Bunun bir başka örneğini. Kumarbi. Bu zaferle o. ilk Yunanlı tanrı soyundan (Okeanos-Tethys . Hattuşa'nın arşivinde bulundu..170 Anu. başını dağların kayalıklarına vuracaksın!" Birbirine yapışmış metinler burada kopmakta. Sonunda öyle bir hale geleceksin ki. Birincisi seni. Anu. yüzyıllar sonra Yunan şairi Hesiodos'un ünlü "Theogonia"sında tekrar görmekteyiz. Eski örneklere göre bunlar. Gök Tanrısı'nın diğer tüm tanrılar karşısında zafer kazandığına dair her hangi bir kuşku yoktur. kırılmış parçalar var ve bunlar. onun spermleri Kumarbi'nin içindekilerle bir bronz gibi birleşti. arkasından Kumarbi yaklaştı. Anu'ya savaş ilan etti. akıllı hükümdar. birbiriyle karışmış. Bu metinleri elde ettiğimiz çivi yazısı tabletler. onun ağzından çıkanı söyledi. İçinden sevinme! Ben. diğer bir parçada okuduğumuz üzere. Kumarbi. diğerlerini "karanlık topraklara sürdü" .. olasılıkla M. söyledi. Bundan sonra.. Efsane ise. Bu yapıtta. geriye döndü ve Kumarbi'ye şöyle dedi: Benim spermimi yuttuğun için içinden seviniyorsun. Anu. gökyüzüne doğru uçtu. senin içine bir yük koydum." Devamı okunamıyor. dokuz yıl boyunca Gökyüzü Kralıydı. elbette ölümsüz. birçok boşluk olmasına karşın. üçüncüsü sert Tanrı Tasmisu ile hamile bıraktım ve iki (ilave) korkunç tanrıyıda yük olarak içine koydum. 1350'de yazılmıştı. babası Anu'ya saldırısıyla ilgili rapora göre. Orada şöyle diyor: "Anu konuşmasını bitirince. Kumarbi'nin elinden kaçtı ve uçtu Anu. Dokuzuncu yılda. kuşkusuz Sumer-Akad ve Babil söylencelerine dayanmaktadır.Ö. ikincisi tahammül edilemeyen Dicle nehriyle hamile bıraktım. sert Gök Tanrısı ile hamile bıraktım. Oğlun babasını hadımlaştırmasına ilk kez burada rastlamaktayız.. Kumarbi'ye karşı koyamadı. Anu'yu bacaklarından yakaladı ve gökyüzünden aşağı indirdi. Onun cinsel organını ısırarak kopardı... Ağzından çıkanı. Kumarbi yukarıya ne söyledi. yukarıya. Burada sözü edilen yıllar. göğe gitti. Ve kendini gizledi.

hileli karşı koyma." Konuştu. korkunç [çocuklardı.171 ve Gaia-Uranos ile başlayan Titanların cinsiyetinden) söz edilmektedir." . • "Ve Gaia ile Uranos'tan gelenlerin hepsi. ta baştan beri. Bana itaat etmeyi isteyin. Yerin ta derin kucağında. Doğar doğmaz onlardan biri. Yasa dolu ve kötü niyetli. suç işledi o kendisi önce. Güçlü bir orak yaptı. söz veriyorum sana bunu ve istiyorum seve seve eseri bitirmek. Diğerlerinin hepsini sakladı ve ışığa çıkmalarını [önledi. benden ve korkunç babadan olan çocuklar. Fakat içini çekti dev dünya. Öz babaları onlardan nefret ederdi. cesaretle canlanmış. Uranos. çünkü kötü [namlı babamız Beni pek ilgilendirmiyor. sevgili çocuklara öğretmek [için O yüreklendirici konuştu. böylece öç alınır [üretenden Büyük alçaklık. çok kurnaz Kronos verdi. yanıtı ulu anneye: "Anne. Çok büyük. kendi yaptığı kötü harekete sevinerek. Onlara ve çocuklarına ilişkin olarak Theogonia'da şöyle deniliyor. Ve o şekillendirdi hemen gri demir nesneyi. herkesi dehşet kapladı ve onlardan kimse [konuşmadı. kendi kalbi hüzünlü: "Siz. önce o kötü davrandı.

dişli orağı ve biçti öz babasını aceleyle [utançtan Ve Fırlattı orağı kaçarken uzaklara Arkasından. Doğa ilahelerinde de. yalnızca 150 UHLIG. tersine şimdiye dek bilinmeyen safhalarla ve öncelikle uzun yayılma süreleriyle bir alış veriş içinde olduklarını da biliyoruz. uçup gitti mağrur ve faydasız biri [olmadan. o kadar çok aşağı damladı.” 150 Büyük uzaklığa ve yüzyıllardan oluşan zamansal farka karşın. öne safkan mızrağı [ellerinde. Fakat kültür akımlarının her zaman aynı yada benzer şeylerin birbirlerini aralıksız diziler halinde izlemediklerini. 188–189 . Ve gece geldi güçlü Uranos. age. konunun yakınlığı ve işleniş biçimi şaşırtıcıdır. bizim burada alıntı yaptığımız efsanelerin arkasında.172 Dedi ki. Toprak hepsini topladı. özleyerek sarıldı tam aşkla Gaia'ya ve sonsuza dek sürdü O an uzattı oğlu saklandığı yerden sol Elini ve sağıyla kavradı koskocaman Keskin. s. devasa Gaia o zaman kalpten sevindi. dönen yılların akışında Yarattı bundan Erinyeleri. Çünkü kanlı damlalar. Silahları aydınlatan titan. çok kuvvetli ve büyük [titanı. rastlantı olamaz. sonsuz bir dünya diye [adlandırılabilir. Bu. Diğer yandan. İyi bir yere sakladı ve verdi bir keskin orak Onun eline ve öğretti ona baştan aşağı kurnazca [çevrilen dolapları.

hem de Uranos gök içindirtoprak anaya ağır basan güçleri kırılıyor. Yunanlılarda hadımlaştırma. aynı zamanda Hurri-Hitit orijinine geri gitmekte ve hadımlaştırma efsaneleri yukarıda değinilen bağlamda. Yerin ve göğün bu ayrımı. her iki hadımlaştırma olayına esas oluşturduğu ve bu olayın kökeninin Yakındoğu'da aranması gerektiğidir. yaşamın yayılmasıyla ve yaşamı sürdüren verimliliğin oluşumuyla başlamaktadır. Bu geçiş dönemi. yani planlı ve araç kullanılarak yapılırken -kötü niyetli bir işlem olup. gök ve yer ayrımının. . ayın ve yıldızların parıldamasıyla.173 kısmen çözebildiğimiz. Tanrıların babalarının ve Titanların -hem Anu. ahlaki açıdan tartmak gerekir. Dünya çapında yaygın olan efsane konusunda. göğün ve yerin ayrılması düşüncesiyle desteklenmektedir. savaş ve hükümdarlık nedeniyle ortaya çıkan geçiş dönemi düşüncesiyle ilgilidir. insanların bu dünyada sıkıntısız bir yaşam sürmelerini sağlıyor. değişen bir çevrede kadın davranışlarının değişimini de görmekteyiz. Bu değişim aynı zamanda. "Büyük Anne" zamanı ile değişken. İncelemelerimizde. Yakındoğu'da tanrıçaların öneminin yadsınamayacak yükselişini de kanıtlamaktadır. orak göğü ve yeri ayıran bir araç olarak. ilgili bilim dalı yöneticilerinin üzerinde birleştikleri düşünce. kadın güçlerinin Yunan panteon'unda yayılmasında bu değişimin önemli etkisi olmuştur. Diğer yandan Yer Tanrıçası Gaia örneğinde. Burada bizim işimiz. bir orakla. Bu efsane. kişisel olarak ele alınan tanrı yaşamlarını aşan bir sembolün durduğunu da dikkate almak gerekir. efsanelerin değişimine başka bir açıdan de dikkat etmek zorundayız. güneşin. artık yükselemeyen güç nedeniyle de gerçeklerle uyuşan bir zaman dilimini kapsamaktadır.Kumarbi işlemini aniden ve silah kullanılmadan yapmıştır ve Kumarbi efsanesinin daha sonraki bir bölümünden öğrendiğimize göre. Göreceğimiz üzere. önce gök tanrıları için yolu açıyor.

bakır bir orakla birbirlerinden ayırdıklarında. bundan sonraki metinler. ayakları kesilmeli. tersine "tarih öncesinin tanrıları" diye çağrılmasıdır. Gök Tanrısını tahtından etmeye ve kendisinin kaybolan gücünü yeniden geri kazanmaya kalkıştığında. Diyorit'in. Ama şimdi sağ omuzum ağrıyor. tanrıların sağ kalması ve böylece ona saygı gösteren insanların . Sonra göğü ve yeri.yaşamı sürdüren silahın (orak) koruyucusu olarak çağrılmayıp." Bu sözlerden sonra. orak. devin omzunda öyle devasa büyüdü ki. sürekli büyüyen yük nedeniyle Upenuri'ye ne halde olduğunu sorduğunda. neredeyse göğe erişecek ve tanrılar için bir tehlike. Onu. çok eski bakır orak da yeniden dışarı çıkartılmalı. Upelluri şöyle yanıt verdi: "Göğü ve yeri benim üzerime kurduklarında. Göğü ve yeri birbirinden ayırmış olan. tıpkı Hesiodos’un Theogonia'sın da olduğu gibi. şöyle konuşur: "Beni dinleyin. dedelerinizin zamanındaki kilit vurulup mühürlenmiş evlerini yeniden açınız. olacaktı. göğü ve yeri taşıyan dev Upelluri'nin sağ omzuna oturttu. gök ve yer ile tanrılar ve insanlar arasındaki dengenin korunması için. tüm yaşamların en önceki başlangıcının sembolik ifadesini görmekteyiz -bir devrim-. bulunduğu yerin altından alınmalıdır. Kumarbi daha sonraki bir efsanesinde.174 Her iki korkunç Hadımlaştırıra işleminde. bir şey sezmedim. Saygıya layık babalarınızın. yukarıda Tanrının kim olduğunu bilmiyorum. bir şey hissetmedim. Kumarbi efsanesinin de. Onunla Ullikummi'nin. Burada cinsiyet savaşının. yaşamı çok yönlü görüntü şekilleriyle ortaya koyan savaşları ve tartışmaları teyit etmektedir. Yer Tanrıçasının -Yunanlılarda olduğu gibi. Upelluri'nin omzundaki devasa taşı gören Bilgelik Tanrısı Aja. Tanrılardan biri. siz tarih öncesinin tanrıları. taş devi Ullikummi'yi yarattı. rahipler tarafından yaratılan efsanenin eski bir şekli olarak dile getirilip getirilmediğini bilemiyoruz. Orada. bir kayadan. Ullikummi. Onu Kumarbi. tanrılara karşı bir asi olarak yarattı. Tarih öncesi babalarının mühürü getirilmeli ve onunla yeniden mühürler vurulmalı. İlgi çekici olan." Burada. Fakat gerçek olan. eski sözleri bilirsiniz.

Zeus. Yunan dininin oluşmasında destanların önemli rolü olmuştur. bu tanrıları insan biçiminde düşünüp göstermişlerdir. sonuçta acımasız. Homer'in ve Hesiodos'un bıraktıkları 151 gibi. Onda eski Yunan Yaratıcılığını görmekteyiz. kendi çocuklarını yutan Kronos. Dor ve Anadolu tanrılarını kendi tanrılar dünyasına katmışlar. daha genelleme yaparsak kadınlarla olan ilişkilerinde ifadesini bulmaktadır. Girit ve Mezopotamya’dan alan. ANTİK YUNAN’DA DİN Eski Yunan’da kaynağını Anadolu. age. nektar adlı hayat suyunu olmalarından 151 UHLIG. s. Böylece. Çünkü Yunan şairleri destanlarla birlikte eski Aka. çoluk-çocuk sahibi ve iyi-kötü olan. Bu durum her şeyden önce tanrıçalarla. tanrıların çoğu doğu kökenli olan çok tanrılı bir din anlayışı vardı. Bitkiler Tanrısı olarak Ege'ye taşınmıştı. şimdi tanrıların insani boyutlarındadır. Zeus. C. Yunan panteonunda Tanrıların Babası olarak seçilmişti. Yunan mitolojisinde ve Theogonia'da Tanrıların Tanrısı olmuştur. ama insanlardan ise daha güçlü. Hesod'un Theogonia'sın da. güzel ve ölümsüz içiyor varlıklardı. 184–192 . bu tanrıların ad. olasılıkla daha eski HintAvrupalı göçmenler tarafından. deyim yerindeyse. Ölümsüzlükleri kaynaklanıyordu. Hatta destanları yazan şairler bu dini şekillendirmiştir. Buna göre bir kısmı erkek bir kısmı dişi olan bu tanrılar insanlar gibi evlenip yiyip-içen. efsanede Girit'te olduğu belgelenen doğumuna ve gerçek bir Tesalya Tanrısı olmasına karşın. Zeus'un Doğulu örneği yoktur. Tanrı olarak. görev ve nüfuz alanlarını belirlemişler. karısı Rheia’nın yaptığı bir hile yardımıyla Zeus tarafından yenilmektedir.175 sürekliliği ile ilgili olduğudur.

Zeus’un pek çok eşi olmuştur ama en önemlisi aynı zamanda kız kardeşi olan Hera’dır. Sadece büyük tanrılar şerefine belli zamanlarda toplu oyunlar ve şenlikler düzenlenirdi. ölçüyü. buralarda sadece tanrı heykelleri ve tanrılarla ilgili kutsal eşyalar saklanır. 776 da yapılan Olimpiyat oyunları idi. Hera Zeus’un alnından Athena’yı çıkarmasına öfkelenmiş ve kimseyle birlikte olmadan ateş ve demircilik tanrısı olan Hephaistos’u doğurmuştur. Hephaistos güzellik ve aşk tanrıçası Aphrodite’nin eşidir. saçı saçmak ve kurbandı. Tapınaklar ibadet yeri değildi.Ö. ışığı. Yunanlılar ayrıca bayramlarda ve dini törenlerde tanrılar şerefine araba yarışı ve spor karşılaşmaları da düzenlerlerdi. . Altı gün boyunca süren bu dini nitelikli spor yarışlarına çıplak olarak katılan gençler çeşitli dallarda yarışırlar. Olimpos Dağı mekânlarıdır. önünde de dini törenler yapılırdı. avcı tanrıça Artemis olmuştur. Genellikle üç güzeller diye anılan Kharitler. istediği yerde ve biçimde bunu yapabilirlerdi. bulutlara. Zeus’la Leto’nun birlikteliğinden musikinin ve biliciliğin tanrısı Apollon ve bakire. Ama Aphoridite onu Ares’le aldatmıştır. kurbanlar keserler. Tanrılar baştanrı Zeus etrafında bulunurlar. Yunanlılar tanrılarını memnun etmek ve kötülüklerden korunmak için onlara ibadet ederler. Bu yarışmaların en büyüğü baştanrı Zeus şerefine Olimpos dağı eteklerinde dört yılda bir düzenlenen ve ilki M.176 Eski Yunanlılar tanrılarına kendi anlayışlarına göre ve istedikleri gibi ibadet ederlerdi. Bilgelik ve savaş tanrıçası Athena Prometheus’un Zeus’un alnını baltayla yarması sonucu bu yarıktan zırhlara bürünmüş şekilde çıkmıştır. Zeus’un aşklarına karışır ve onu rahat bırakmaz. Hera evliliğin ve gebeliğin koruyucusudur. Zeus gök tanrısıdır. Aşk tanrıçasının başka sevgilileri de olur. Horalar ve Eros tanrıçanın etrafındadırlar. Genellikle Pallas Athena diye anılır. yağmura ve yıldırımlara egemendir. Bunun dışındaki en belirgin ibadet şekli. Apollon plastik sanatları. birinci gelenin başına bir çelenk konur ve heykelinin yapılmasına izin verilir ve ülkesinde törenlerle karşılanır ve saygınlık kazanırdı.

Zeus’un kardeşi ve denizlerin tanrısıdır. üzüm bağlarının ve şarabı koruyucusu Dionysos’tur. Yunanlılar dinsel ibadetlerini açık havada veya basit yerlerde yaparlardı. orman ve kır tanrıları. Artemis okçu tanrıçadır ve insanları oklarıyla öldürür. Sunaklar yapının genellikle doğusunda yer alıyordu. Alayında bulunan Silenoslar. Bakkhalar onun için dinsel törenler düzenler. Tanrıların habercisi Hermes’tir. Pek çok efsaneleri olan bu tanrıların dışında Zeus’un çevresinde daha az önemli olan tanrılar ve tanrıçalar bulunur. tüccarların ve hırsızların da koruyucusudur. toprak ve cehennem tanrıları. Olimpos’un en önemli tanrılarından biri olan Poseidon. Persophone’yi kaçırıp yeraltına götüren Hades ölüler ülkesinin tanrısıdır.177 dengeyi. Sinirlenince denizi alt üst eder. yolcuların. su tanrıları. İçlerinde tanrı simgesinin korunduğu bu tapınaklarda tanrılara kurban ve sunular-hayvanlar. ışıksız ve güçsüzdür.adanıyordu. Dionysos gibi toprak ve bereketle bir tutulan tabiat tanrıçası Demeter Zeus’la birleşerek ölüler ülkesi tanrıçası Persophone’yi doğurur. Satirler. bitki ve bereket tanrısı. Dinsel tören tapınağın önünde dışarıda yapılıyordu. Hades’in ülkesi Tartaros ve Erebos olmak üzere iki bölümden oluşur. Ruhlar dünyada . Tanrılara ise gittikçe gelişim gösteren tapınaklar inşa etmişlerdi. Daha çocukken kurnazlığıyla dikkat çeken tanrı Zeus’un güvenilir elçisi. Toprak. “Homeros destanlarında önce bu dünyayı göz önünde bulunduran gerçekçi bir görüş olmasına rağmen ölüler dünyası da bulunur. Deniz altındaki sarayında yaşayan Poseidon deniz yaratıklarıyla çevrili olarak dolaşır. Denizlerden başka toprağında sahibidir. Hades’in buyruğu altındaki bu dünya soğuk. insan hayatı ve kaderiyle ilgili tanrılardır. Olimposlu tanrılardan biri olan Ares Athena gibi savaş tanrısıdır ama aklın yönettiği bir savaşı değil çılgın savaşı ve amaçsız kıyımı simgeler. Yoksullar kurban yerine kilden kopyasını sunuyorlardı. aklı simgeler. Bunlar gök ve atmosfer tanrıları.

s. Mitoloji Sözlüğü. 69. 152 153 154 155 156 Arif Müfit MANSEL. Buradan ayrılırken de kulağını tıkar. Sonra çamurdan yapılmış bu bedene yaşam soluğu üfler.178 kendi iradelerine egemen olmaksızın gölgeler gibi dolaşırlar. 54. s. s. Başka bir efsanede ise Prometheus insana biçim verir ama hayatı ve ruhu Athena verir.lakabının takılmasına neden olmuştur. Yayınları. C. Daha sonra duyacağı ilk ses cevaptır. s.” 155 “İnsanın yaratılması efsaneye göre Titan soyundan Prometheus tarafından olmuştur. İstanbul 1984 Bedrettin CÖMER. Mitoloji Sözlüğü. 139. Rahipler şehirlerdeki toplumlar tarafından seçilmiş devlet memurlarıydı. TTK Yayınları. s. Her türlü resmi ve özel işler için bu tanrıya başvurulurdu. H. LAPORTE. Remzi Kitabevi.” 154 “Apollon’un esinlediği öngörme yetisiyle insanlar kadın veya erkek yani bilici. Herkes evinin hemen yanında küçük bir harcama ile danışabileceği bir kehanet evini her zaman bulabilir. 153 Dindarlığın artmasıyla tanrıların kâhinlik gücüne olan inanç artmaya başladı. yanına biraz para konur ve soru tanrının kulağına söylenir. Ege ve Yunan Tarihi. Her Yunanlı kendi dinini kendi seçiyor ve kendi dünya görüşüne göre kavrıyordu. Prometheus suya yada gözyaşlarına kil karıştırarak ölümlü bir varlığa ilk biçimini verir. Ankara 1988 MANSEL. Ankara 1980 . Ankara 2003 Azra ERHAT. age. Açık olmayan cevapları tanrıya Loksias -dolambaçlı. Buralarda tütsü ve kandil yakılır.” 152 Antik Yunan’da dini törenler tapınakların önünde duran sunakta yapılırdı. Bu nedenle ölüler için özenle mezarlar yapmışlardır. falcı ve kâhin olurlar. Tubitak Yayınları. Yunan ve Roma Mitolojisi.7. “Burada Pytia aracılığıyla Apollon’a soru yöneltilir. 142 H ESTİN.” 156 Arkaik dönemde Yunanistan’da ölülerin başka bir dünyada ömürlerini sürdürdüğü inancı vardı.Ü. Delfoi Apollon’u biliciliğiyle ün salmıştı.

Bu törenler doğu kökenli mistisizmin yayılmasına sebep oldukları gibi ölümden sonra tekrar yaşamayı vaat eden İsis-Osiris inancı M.179 Bu inancın kuvvetlenmesiyle halk Olimpos tanrılarını daha az önemser olmuş ve daha güçlü bir din aramıştır. s. bol bol şarap içerler. Kendi içine dönme. kutsal hayvanları parçalarlar ve bunların kanını şaraplarına karıştırarak içerler ve etlerini çiğ olarak yerler böylece tanrısal özü vücutlarına soktuklarına inanırlardı. mezar gibi tıkalı olduğu zaman insan vücudunda azap çektiğini. Anadolu. İsisin Tanrı’yı araması. Eski Mısır’da Osiris’in ölümü. “Bunlardan biri olan Dionysos dini insanları dünyaya nüfuz eden ve hayat veren bu tanrıya yaklaştırmak amacındaydı. Batı Sanatında Biçimlenme ve Doğu Akdeniz. 220 Belkıs MUTLU. 5. Dionysos’un müritleri geceleri yüksek yerlerde ellerinde meşaleler olduğu halde flüt ve davullarla gürültülü törenler yaparlar.D. Bu dine girenler temiz yaşayabilmek için oruç tutmak. Anadolu’da Telipinu’nun maceralarıyla ilgili temsiller dini tiyatro gibi düzenleniyordu.Ö 4. yüzyıldan itibaren benimsenerek mistik akımı kuvvetlendirdi. İ. Helenistik Dönemde kurulan pek çok yeni Yunan şehrinde tapınaklar yapıldı. Marduk’un ölümleri. Orfeus diniyle birleşen Demeter kültü Yunan dünyasına yayıldı. İstanbul 1977 . bedenden sıyrılabilme önerilir.G. Bu etkilerle Yunanistan’da da Dionysos ve Seres için dini törenler yapıldı. sonra dirilişleri.. Trakya ve Yunanistan dinlerinin karşımı olan Orfeus dini 7.S. dirilişi.” 158 157 158 MANSEL. Ancak Olimpos tanrılarına güven azaldı.” 157 Orfeus dininde ise insan ruhunun tanrı parçası olduğu için ölümsüz olduğunu. Yayınları. yüzyıllarda rol oynamaya devam etti. dans ederler. age. Fenike’de Adonis bayramları. ölümle de ruhun vücuttan kurtulmadığı görüşü vardı. Dinin gerektirdiklerini yerine getirenlerin ruhları vücutlarından kurtulur. “Bunun yanı sıra Doğu ülkelerin inançları ve mistik törenleri Yunan dünyası üzerinde etkisini artırdı.yy dan sonra yayıldı ve 6. Mezopotamya’da Temmuz’un. 65. s. çile çekmek ve toprakla temizlenmek zorundadır.

Kumarbi.DORN. Dünya Tarihinde Bilim ve Teknoloji. 54–55. Yunan dini Hellenizmden sonra Roma’yı da etkilemiştir. Arkadaş Yayınları. matematik ve doğa bilgisiyle uğraşan bir bürokrasi ve bürokratik sivil hizmet oluşturup bunu sürdürmüştür. Kumarbi. Bu nedenle birçok Yunan tanrısının Doğu kökenli olduğu anlaşılmıştır. Yunanların tanrıları Doğudaki tanrıların yaptıkları işi görür. bilginin yazmayı bilen bilgili kişilerle edinilip uygulanmasını desteklemiştir. Yunanlılar her alanda olduğu gibi din ve mitoloji konularında da Mezopotamya ve Anadolu’nun etkisinde kalmışlardır. orada sıra: Anu. takvimsel doğruluk. 159 159 James McCLELLAN. tarım ve mühendislik projeleri.180 Mısır yeraltı tanrısı ‘Osiris Apis’ -Yunanca’da Serapis. Romalılar Yunanlıların 12 baş tanrısını benimsemişlerdir. D. ilk uygarlıklarda yararlı amaçlar için kullanılmış ve kayıt tutma. Mezopotamya kent devletlerinde. Hesiodos’ta Zeus’tan önce Kronos’un. s. saray astrologlarını ve özel takvim görevlilerini çalıştıran çeşitli bürokratik kurumlar egemen olmuştur. ANTİK YUNAN’DA ASTRONOMİ Bilgi. ekonomik hareketler.için tapınaklar yapıldı. Ankara 2006 . tarım yönetimi. politik yönetim. Bu tanrılar birbirlerinin yerini zorla almışlardır. tıp ve tedavi. Harold E. Devlet ve tapınak yetkilileri. Gök Tanrısı biçimindedir. Anu’nun erkeklik uzvunu dişleriyle kopararak onun yerine geçer. din ve astrolojik kestirim konularında yararlı hizmetler sağlamıştır. ondan da önce Uranos’un baştanrı olmaları Mezopotamya’daki Kumarbi efsanesinde de görülür. bir ölçüye kadar. Hesiodos’ta ise Kronos Uranos’un erkeklik uzvunu orakla biçerek onun tahtına oturur. İlk devletlerin tümü. Örneğin. bilgili memurları.

Çözüme. hesaplama açısından güvenilirdi ve doğru sonuçları veriyordu. 1 fincan süt. küpler. Bu sistem. 60 saniyelik dakikada ve 360 derecelik çemberde görülebilir. bileşik faiz hesaplayan. 161 160 161 McCLELLAN. 160 Matematikçilerin ilk uygarlıkların her birinde uğraştıkları problemler. Mısırlı matematikçiler Pi değerinin (Babilli matematikçilere ve İncil'in kaba 3 değerine karşılık) daha iyi bir kestirimini (256/81 yani 3. Babilli matematikçiler. vb. Hesaplama çizelgeleri. s. age. Altmışlı sistemin kalıntıları bugünkü 60 dakikalık saatte.181 İlk uygarlıkların her biri kendi matematik sistemini geliştirmiştir. bunların nasıl yapıldıklarını bilmesek de. tümüyle tutarlı olmasa ve başlangıçta sıfır içermese de. E. matematiksel işlemler için. özellikle Romen stili sayı sistemiyle kullanışlıydı. Pisagor üçlüleri ve benzerleriyle ilgili sayı çizelgeleri kullanarak. Genellikle. Eski Sumerler ve Babilliler (bizim ondalık yani 10 tabanlı sistemimizden farklı olarak) altmışlı yani 60 tabanlı bir yöntem geliştirmişlerdir. E. age.DORN." yani sayıların iki katını tekrar tekrar alarak çarpıma süreci. rakamların 60'ın üslerini temsil ettiği hane değerli ilk sistemdi. kareler.16) yapmış ve kesirlerle çalışmayı sağlayan çizelgeler geliştirmişlerdi. s. bire bölmeler. ekle" gibi) ulaşılıyordu. ilgi alanlarının pratik ve yararcı yönlerini yansıtmaktadır. ikinci ve üçüncü dereceden terimleri olan denklemleri çözümünü sağlayan hesap cetvellerini kullanarak karmaşık hesaplar yapabiliyorlardı. sayıların soyut açıdan çok az anlaşıldığı yada hiç anlaşılmadığı matematiksel çizelgelerle çözülen mühendislik veya alışveriş hesaplamaları yaygındı. Eski Mısırdaki "katlama yöntemi. 60 . çarpımlar. bir bilgisayarın bir denklemi ele alış biçimine çok benzer şekilde ("a'nın karesini al.DORN. genellikle reçete biçimiyle ("2 fincan şeker. 59 McCLELLAN. a ve b'yi çarp a’nın karesini ve a ile b'nin çarpımını ekle" gibi).

Değerli madenler ve ekonomik mallarla ilgili katsayıların da benzer pratiklikte uygulamaları olduğu kestirilebilir. ay dönemleri ile (mevsimsel) Güneş yıllarının uyumunu sağlamak için zaman zaman bir ay döneminin daha takvime eklenmesi . M. dinsel törenleri düzenlemek yönünden de yararlı ve gerekli olduğu açıktır. Takvimin. Taşıma yüklerinin çabukça hesaplanması. Geometri ise. örneğin anlaşmaların (kontratların) ve gelecekteki ticari ve ekonomik işlerin tarihlenmesindeki önemli işlevini burada ayrıca açıklamaya gerek yoktur. yapı malzemeleri için katsayı çizelgeleri kullanılmış olabilir. Tarım toplumlarında. Örneğin. doğru takvimlerin. Tüm tarım uygarlıkları astronomik gözlemlere dayalı takvim sistemleri geliştirmişlerdir. bir boş zaman uğraşı olmak yerine. 300 yılında Mezopotamyalı takvim uzmanları sonraki yüzyıllarda da geçerliliğini koruyan soyut bir matematiksel takvim geliştirmişlerdir. Babil' de matematikçiler. 2'nin karekökünü virgülden sonra altı haneye kadar hesaplamışlardı. M. çok seyrek ve yararcı olmayan bir "oyunculuk" açık olarak görünmektedir.Ö. 365 günlük Güneş yılıyla açıkça uyumsuz olan 354 günlük ay yılını benimsemiş olduklarından. gelişmiş astronomik araştırmalar diyebileceğimiz çalışmalar vardı.Ö.182 Yunanlılar henüz soyut matematiği bulmamışlardı ama ilk yazıcıların işlerinde. birkaç olayla sınırlı olarak. akla gelebilir bir mühendislik yada hesaplama gereksinimi yokken. Aslında Eski Mezopotamyada bileşik faiz hesabı için 2'nin karekökünün son derecede yaklaşık bir kestirimi kadar soyut görünen üslü (eksponansiyel) fonksiyonlarla ilgili işlev çizelgeleri kullanılmış ve başka problemlerle ilişkili olarak "ikinci dereceden denklemler" çözülmüştür. Kalıtım (Miras) paylarını ve tarlaların bölüşümünü belirlemek için lineer (doğrusal) denklemler çözülmüştür. 1000'de Mezopotamya'da oldukça doğru bir takvim vardı. İlk uygarlıkların bazılarında. yalnızca tarımsal amaçlar için değil. kanal ve alt yapı bileşenlerinin yapımında hacim hesabı için kullanılmıştır.

61 . her 1460 yılda (4 defa 365). Mısır'daki ana olayın. Aslında bunlar. astroloji. takvimden bağımsız ve her yıl Sirrus yıldızının ufuk çizgisi üzerinde mevsimsel olarak ilk kez görünmesiyle tahmin edilebildiği akla getirildiğinde. gökyüzü hakkındaki çalışmaları 162 McCLELLAN. Eski Babil’de. Babil' deki astronomi. Bugünkü farklı görüşlerimize rağmen. 162 Takvim. Babilli astronomlar 19 yıllık dönemlerde takvime bu şekilde yedi ay dönemi eklemiştir. Mezopotamya. Astroloji ve büyü. tüm eski bilimsel geleneklerin en gelişmiş olanıydı.DORN. (her şeye rağmen mevsimleri kestirebilen) takvimsel astronomi yanında.Ö. Buna göre. yani oldukça düzenli olan Nil taşkınının. Hindistan. askeri eylemlerin sonucunu yada kralın gelecekte yapacağı işleri kestirmekte kullanılan evrensel düzeyde yararlı bilgiler şeklinde görülmüştür. bu ilk uygarlıklardaki çalışmalar ayrılamaz bir birlik oluşturdukları için. tarımsal ürünlerin yazgısını. Bu takvim 30 günlük 12 aydan ve 5 şenlik gününden oluşmuştur. Eski Mısırdaki din adamı-astronomlar iki ayrı ay takvimi kullanmış olmalarına rağmen. anlamlı da değildir. s. Sivil takvimle Güneş takvimi bu şekilde. geleceği görmek için hayvan bağırsağı okumak yerine yıldızlarla ilgili bir dine geçiş. astronomiyi astrolojiden yada astronomları astrolog ve sihirbazlardan ayırmak olası olmadığı gibi. l3lO'da çakışmıştır. Mısırlıların resmi yaşamı üçüncü bir sivil Güneş takvimine göre düzenlenmiştir. meteoroloji ve sihir. ilk uygulamalı bilimleri oluşturmuştur. age.183 gerekiyordu. bir kez M. 2770'te ve bir kez de M. 365 günlük sivil takvim Güneş yılından her yıl çeyrek gün sapmış ve böylece sivil takvim. Mısır. bir Güneş-tarım yılını tümüyle içine almıştır. bu karışıklığın da pek bir öneminin olmadığı görülmektedir.Ö. E. uzun Mısır tarihi boyunca her yıl geriye doğru sürüklenerek. Çin ve Amerika'da yinelenen genel bir modelin parçalarını oluşturmuştur. astronomi.

s. Güneş ve Ay tutulmaları ile tutulma süreleri anlaşılmış ve öngörülebilmişti. 2000'e kadar gitmektedir.53 gündür). age. gökyüzünü gözlemleme aygıtlarıyla inceledikleri ve doğru kayıtlar tuttukları açıktır. daha sonra Yunan ve Helenistik astronomlarca alınmış ve benimsenmiştir. gökyüzündeki Güneş ve Ay arasında yeryüzünden görülen göreli uzaklık yılın mevsimi ve uzun dönemli ay çevrimleridir.Ö. Bu bağımsız değişkenlerin varlığı nedeniyle. yedi günlük hafta ve gezegenlerin tanınması için de çok önemli olmuştur.DORN. Mezopotamyalı astronomlar. özellikle sabah ve akşam yıldızı Venüs’ünki başta olmak üzere. sürekli gözlemler ise M. 5. yeni ayın yeniden görünme zamanını öngörmek açıkça zorlaşmaktadır. Astronomlar. Özellikle daha sonraki Babil astronomisinde. Babilli astronomlar araştırma yaparak "yeni ay problemi" konusunda yeni bir Ay'ın 163 McCLELLAN. yalnızca çemberi derece olarak ölçmemiz için değil. Babilli astronomlar takvimsel ve dinsel nedenlerle ay ayının gün olarak süresini bilmek gereğini duymuşlardır.Ö. Aslında. E. Babilli astronomların yaptığı araştırılmalıdır. gözlemleme ve kayıt tutmaktan çok daha fazlasını yapmışlar ve belirli astronomi problemlerini çözmek için sistematik araştırmalar yürütmüşlerdir. batış ve görünme zamanlarını hesaplamışlar ve bunların ileriye dönük kestirimlerini yapmışlardır. gezegenlerin doğuş. İki dolunay yada iki yeni ayın arasındaki gün sayısı.Ö. 62 . Astronomik gözlemlerin kayıtları M. gündönümleri. bağımsız birkaç değişken etkilemektedir: Bunlar. Babil astronomisi ve altmışlı sistemden kalanlar. Burada vurgulanması gereken nokta. Artık biliyoruz ki. Babil astronomisindeki birçok teknik 'yol ve yöntem'. Verilen bir aydaki gün sayısı hangisi olacaktır? Yanıtı. Hiç kuşkusuz.163 Konuyla ilgili olarak "yeniay problemini" burada açıklamak bilgilendirici olacaktır. başlıca gök cisimlerinin uzak gelecekteki hareketlerini M. 747'den başlayarak yapılmıştır. Babilli astronomlar.184 cesaretlendirmiş olabilir. yüzyılda kestirebiliyorlardı. ekinokslar ve Güneş ile Ay'ın evreleri konularında oldukça uzmanlaşmışlardı. yani kavuşum ayı 29 ve 30 arasında değişir (ortalaması 29.

İlkçağ doğa düşünürlerinden olan Thales’in Mısır’a ve Mezopotamya’ya gittiği ve orada matematik ve astronomi konusunda bazı incelemeler yaptığı kesindir. bu kez de Antik Yunan . felsefenin ve buna bağlı olarak demokrasinin doğuşunda ne derecede önemli olmuştur? Yoksa insanlık tarihinde bu olağanüstü gelişmenin nedenini bizzat Antik Yunan dünyasının kendinde mi aramak gerekir? Bu soruların yanıtlanması için. Pythagoras ve Platon’un Yakın Doğu’da kökleri bulunan sayı mistisizminden etkilendikleri kabul edilmektedir. Mısır ve Mezopotamya’daki bilgi birikiminden önemli ölçüde etkilendikleri ve yararlandıkları ve bu etkilenmenin bilim alanında Hipparkos. Mısır ve Mezopotamya’da gelişmiş olan özellikle astronomi ve matematik bilgisi Antik Yunan bilimine temel teşkil etmeleri bakımından son derece önemli tarihsel bir rol oynamışlardır. Sonra. Pythagoras ve Platon. matematiksel çözümleme ve olayların modellenmesine dayandırılmıştı ve daha çok dikkatin gökyüzünde neler olup bittiğine değil de matematiksel çevrimlerle ilgili soyut modellere verilmesi ölçüsünde kuramsaldı.185 ne zaman görünür olacağını güvenilir bir biçimde öngören tam doğru astronomik çizelgeler oluşturabilecek kadar uzmanlaşmıştı. Bu araştırmalar gözlem. kimya. örneğin Anaximandros. matematik ve astronomi gelir. en azından Mısır ve Mezopotamya uygarlığı ile Antik Yunan uygarlığı arasında tarihsel bir devamlılık olduğu söylenebilir. Hiç kuşkusuz Antik Yunan düşüncesi birçok bakımdan Mısır. Mezopotamya ve Yakın Doğu uygarlıklarında hâlihazırda oluşmuş bulunan bilgi birikimlerinden etkilendi. Philosophia’nın ilk temsilcisi olan Thales ve onu izleyen filozofların. Antik Yunan’da bilimin." Babilli astronomların çok belirgin bir problem üzerinde (29 yada 30 gün) etkin araştırmalar yaptığını göstermektedir. tıp. Mısır ve Mezopotamya ile Antik Yunan arasında inkâr edilemez olan bu etkilenme. Bunların başında özellikle mitoloji. Ancak. Bu bakımdan olmak üzere. bu temas. "Yeni ay problemi. Heron ve Diaskorides ile devam ettiği bir gerçektir.

Pythagorasçılar da. önerilen modellerin çeşitliliği nedeniyle kötüye çıkmıştı. gezegenlerin yere olan 164 McCLELLAN. Babilliler gibi gök cisimlerinin ilahi olduklarına inanmışlardı. Anaksimenes'in sonraki modeline ek olarak (ki bu modele göre dünya havayla ayakta duran bir masaydı). Bu modellerin mekanik ve belirsiz matematiksel niteliği.186 uygarlığına dönerek. Mısır ve Mezopotamya evren kuramlarına oranla da daha gelişmişti. E. Yine Babilliler gibi. yani dünyanın bir boşluğun ortasında konumlandığını açıklaması bakımından. onları karakteristik Yunan buluşları haline getirmiş ama savunucuları modellerle ilgili hiçbir ayrıntının peşinden gitmemiştir. Pythagorasçılar. Sokrat öncesi geleneğin adı. Anaksimandros'un görüşü. boşlukta doğal bir biçimde yüzdüğü ve insanların onun düz yüzeyinde yaşadığı tezini öne sürmüştü. Buna göre. dünyayı neyin desteklediğini. sayılara olan sevgileri nedeniyle. yalnızca bir model olması bakımından. 80 . gezegenlerin yere farklı uzaklıklarda bulundukları ve yere yıldızlardan daha yakın oldukları fikrini kabul etmişlerdi. s. Pisagorcuların modeli ise dünyayı evrenin merkezinden almış ve dünyanın (belki Güneş'in de) belirsiz bir merkezi ateşin ve hatta daha gizemli bir karşıt dünyanın çevresinde dolaştığını ileri sürmüştür. M.DORN age. Yıldızların tekerleği dünyaya en yakın olanı ve Güneş'in tekerleği en uzak olanıydı. dünyanın bir disk olduğu. yani gerçeğin basitleştirilmiş bir benzetimi ve oluşturabileceğimiz bir benzerlik olması nedeniyle dikkat çekicidir. Tutulmaların nedeni ise deliklerin kapanmasıydı ve gök tekerleklerinin konumları belirli matematiksel oranlarla belirleniyordu. yüzyılda Milet'li Anaksimandros. gökyüzünde ateş tekerlekleri vardı ve gördüğümüz parıldayan cisimler aslında ateş tekerleklerindeki deliklerdi. Yunan astronomi kuramı konusunda Eflatun'dan önce bir düşünce birliği yoktu. 6.Ö. 164 Pythagoras astronomisinin Babillilere çok şey borçlu olduğu aşikârdır. onu oluşturan temel niteliklerin neler olduğunun tanımlanması gerekmektedir. Bu evrensel model.

Ama politik güce karşı geldiği için ölüm cezasına çarptırılmıştır. doğayı inceleyerek kesin bir şey öğrenilemeyeceği sonucuna varmış ve bunun yerine dikkatini insan deneyiminin ve iyi yaşamın incelenmesine odaklamıştır. su ve eteri. Jüpiter ve Satürn şeklindeydi. gençliğinde doğa felsefesiyle ilgilendiği söylense de. Ancak Eflatun. RONAN. Bilim Tarihi. Eflatun. 428–347) örneği ve Eflatun’un geometrik astronomisi. M. Atina'da bulunan ve 800 yıl yaşayan özel Akademisini (Akademia) kurarak felsefe ve doğa felsefesi çalışmalarına şekil vermiştir. hava. geometricilerin yalnızca beş adet olabileceğini kanıtladığı benzer ve düzenli çokgen yüzeyleri olan beş adet kusursuz üç boyutlu çokyüzlüler olarak tanımlarken de önemliydi. Gökyüzünü 165 Colin A. Akademinin ana kapısı'na yazılmış olan şu söz de önemliydi: "Geometri cahilleri girmesin. onların periyodik hareketlerini belirleyerek incelediler. görünürde kendisini doğayla ilgili doğrudan açıklamalarda bulunmak için daha hazırlıklı gören Eflatun’a geçmiştir. Tübitak Yayınları. Güneş. Geometri. 165 Atinalı Eflatun (M. 399'da cezasının yerine getirilmesinden sonra felsefi cüppesi. Bu sıralama. Ankara 2005 . "felsefeyi göklerden yere çağıran" 4. Sokrat. Mars. Eflatun. Yer. ciddi bir geometrici yada matematikçi değil bir filozoftu. hiçbir gezegenin Güneş’in diski önünden geçmediğini gözlemlediklerinden. bizi Sokrat öncesi kuruluş çağından alıp. Ay. Hatta astronom da değildi.Ö. Eflatun'un madde kuramının beş temel elementi olan toprak. Daha sonra. Eflatun ve felsefesi için ileri bir disiplin biçimi ve metafiziksel olarak soyut ve kusursuz her şeyin bir modeli olarak önemliydi. yüzyıl Yunanistan'ına sağlam bir şekilde indirir. s.Ö. Merkür ve Venüs’ü Güneş’in arkasına yerleştirerek sıralamayı düzelttiler. Sonuçta gezegenlerin yer etrafındaki dolanım hızlarına dayanarak bir uzaklık sıralaması belirlediler. 81–82." Geometri. Venüs. klasik 4. ateş.187 uzaklıklarını. Merkür. yüzyıl ustası Sokrat'ın öğrencilerinden biriydi.

Eflatun gök cisimlerinin hareketiyle ilgili bu görüşlerini. Aynı şekilde Eflatun. zaman ilişkileri içinde tanımlanmış dünyamızın solgun ve kusurlu bir yansıması olduğu değişmez bir ideal gerçeklikten oluşmaktadır. Göksel hareketlerin çoğunluğu çembersel görünse de. Eflatun. Yine de. ne Güneş.188 gözlemlememişti ve bunu yapanları küçük görmüştü. Gezegenler. göklerin canlı ve kutsal olduğuydu. özde değişmez olduklarına inandığı için. Bu nedenle. biçimler dünyasının kusursuzluğunu göklerin sadakatle yansıttığı ve düzgün hareket değişimin kusurunu gösteren hızlanma yada yavaşlama olmaksızın sabit bir hızla ve sapma olmadan yapıldığı için. ne de gök cisimlerinin önceki kuşaklardan aktarılan deneyimlerle de bilinen hareketleri dışında. görkemleri ve neredeyse kutsal durumlarından dolayı göklerin sonsuz. apaçık gibi görünen bu düşünceyi. Sokrat öncesi modellere göre birçok yönden herhangi bir ilerleme göstermiyordu. Yunan astronomlarını problem çözümüne yönlendirerek astronomi ve bilim tarihine büyük ve sürekli bir etkide bulunmuştur. Eflatun. gökyüzünün ister istemez düzgün bir biçimde hareket etmesi gerektiği sonucuna varmıştır. Eflatun’un kozmolojisinin gizemli bir yanı ve yüzyıllarca süregelen yaygın bir felsefi düşünce. deneyüstü ve kusursuz bir saf biçimler dünyasının somut şeklini temsil ettiğine inanmıştı. gök cisimleri için uygun olan tek hareket biçimi çembersel hareketti. Göksel kürelerin eski zamanlarda yaptıkları düşünülen düzgün çembersel hareket. bazı hareketlerin çembersel ve düzgün . Sabit Yıldızlar ve gökyüzündeki diğer cisimlerin her 24 saatte çembersel yaylarda hareket ettiklerini gözlemlediği için edinmiştir. bu tarihlerden sonra artık sorgulama konusu olmamıştır. Timaios adlı diyalogunda Eflatun merkezdeki dünyanın ortak bir eksen üzerinde çeşitli gök cisimlerini taşıyan bir dizi dönen küreyle mekanik olarak birleştirilmesini içeren oldukça karmaşık bir gökyüzü modelini ortaya koymuştur. gök cisimlerinin duran bir dünya çevresinde çemberler çizerek döndüğüne inanıyordu. Kozmolojik model etkili olsa da. Eflatun’un Biçimler dünyası. her şeyden önce ana ilkelerine dayandırıyordu. Eflatun. Ancak Eflatun. Ay. çemberin başı ve Sonu olmayan sabit eğrilikte bir biçim olması açısından.

000 yıl boyunca astronominin temel sorununu oluşturmuştur. Gezegenlerin bu konumlarının ve geriye hareketlerinin açıklanması. 166 McCLELLAN. age. Böylece Eflatun. Eflatun’un başlattığı astronomik inceleme çerçevesi. gezegenlerin göründüğünden (bu durumda düzgün çembersel hareket) farklı hareket etmeleri gerektiği düşünülmedikçe. 81 . s. Yıldızların günlük hareketleri. Eflatun’un gezegenlerin (çembersel olarak) tek yönde hareket ettiklerine inancı yanında. Güneş'in gökyüzündeki yıllık gezintisi ve Ay'ın aylık dönüşü görünürde çembersel olsa da. "göksel olayların kuralını kurtarmak" için astronomları. Eflatun’un çağından başlayarak M. araştırılacak göksel olayları göstermiştir. Eflatun. sabit yıldızların oluşturduğu arka plana göre. Eflatun’un bu inceleme çerçevesini astronomiye katması bu kadarla da kalmamaktadır: Eflatun.189 olmadıkları çok açıktır. gözlemlerin başka bir (döngülü) hareket şekli göstermesi. yüzyılda Kopernik sonrasına kadar hemen hemen 166 2. aklını en çok meşgul eden soru gezegenlerin "konumları ve geriye hareketleriyle" ilgili olan büyük sorundu. durur. gökyüzünde büyük ve çembersel olmayan alanları tarayarak yolları boyunca yavaşlar. gökyüzündeki başka hareketler. Ancak. özellikle gezegenlerin yada "gezgin yıldızların" birkaç aylık dönemlerde gözlemlenen hareketleri böyle değildir.S. şu can alıcı tersliğe de dikkat edin: Eflatun ve onu izleyenlerin yaptığı gibi. gözlemlenen konumlar ve geriye gidişlerle ilgili hiçbir sorun yoktur. ünlü ifadeyi kullanmak gerekirse. Ancak. geriye hareket eder. E. çözülmesi gereken açık bir sorunu ve bir araştırma alanını gösteriyordu.DORN. çember kullanmalarını isteyerek harekete geçirdiğinde. Gezegenlerin hareketleri zorluklar getirmiştir. doğa felsefesinde daha önce var olmayan bir problemi tanımlamıştır. yeniden durur ve ilerler. Gezegenler. 16. kanıta gerek göstermeyen fenomenlerin açıkça "araştırılmasına" başlanmasından daha fazlasını temsil etmektedir: Eflatun’un Biçim ve çemberlerle ilgili daha önceki felsefi (kuramsal) inançları.

Güneş'in ve Ay'ın görünen hareketlerini açıklamak için kullanılmış. 167 Eudoksosçu tek merkezli küreler modeli ve onunla ilişkili küçük araştırma geleneği. çeşitli karşı koyucu küreler ekleyerek elli beş ya da elli altıya yükseltmiştir. teknik astronominin bu sorununu ele almaya çalışmış ve kürelerin sayısını. çembersel hareketi kullanarak görünürde düzgün olmayan görünümler veren ve gezegen probleminin uygun ve kabul edilebilir çözümlerini oluşturan modeller de tanımlamıştır.Ö. Bunlardan biri dört mevsimin sürelerinde gözlenen eşitsizlikti (mevsimlerin gün cinsinden uzunluğu aynı değildi). evrenin birbirlerinin altında ve üstünde değişik hız ve eğimlerde dönen tüm kürelerle mekanik olarak nasıl işlev yaptığını açıklamakta yine de yetersizdi. diğeri gökyüzündeki periyodik hareketi açıklamak için ve iki tanesi de ters yönlerde hareket eden ve konumlarla geriye dönüşlerin "Booth eğrisi" olarak bilinen ve 8 sayısına benzeyen yolunu izlemek için dönen dört küreli bir sistem tasarlanmıştır. yüzyıl astronomları. 85 . Güneş için ek bir küre ekleyip toplam küre sayısını otuz beşe yükselterek modeli geliştirmiştir. bu modelin bazı sorunları vardı. 365) gelmiştir. 384–322). eski çağlar bir yana. Bundan başka hiçbir şey soruna bir çözüm olarak ortaya konulmamıştır.190 kuramcılar ve astronomlar için. problemi yeniden ele alarak astronomi ve kozmolojide küçük ama farklı bir araştırma geleneği oluşturmuştur. E. Sonraki kuşaktan Aristo (M. Eudoksos. her geriye hareket eden gezegene ise biri günlük hareketi. Eflatun’un öğrencisi Knidos'lu Eudoksos'tan (M. Eudoksos modelinde evren büyük bir soğana benzemektedir. Ancak bu model. age. merkezdeki bir dünyanın çevresinde dönen iç içe (aynı merkezli) yirmi yedi göksel küreden oluşan bir gök modeli önermiştir. Bunu açıklamak için. Buna ilk yanıt. Eudoksos'un daha genç bir çağdaşı olan Kyzikos'lu Kallippos (M. "İşe yaramış" olsa da.DORN. 4.Ö. 330). s. Kürelerden bazıları yıldızların. Helenistik dönemde bile pek 167 McCLELLAN.Ö.

Bu soruların arasında mevsim uzunluklarının neden aynı olmadığı. etkin bir biçimde. tek merkezliliğe seçenekler düşünüyordu ve Klaudios Ptolemaios'un (Batlamyus) çalışmalarıyla eski astronominin 500 yıl sonra geldiği nokta.000 yıl sonra Kopernik'in önerdiği sistemden pek farklı olmayan ve güneşin merkezde olduğu yani günmerkezli bir evreni desteklemiştir. İnsanın doğayı sorgulamasıyla ilgili teknikler. ikinci yüzyılda astronomlar. bilimsel çalışmaları kişiler değil gruplar yapar. sonraki yüzyıllar boyunca birçok doğa filozofunu meraklandıran sorular ortaya çıkarmıştır.Ö. Bunlardan biri. 310–230) idi. Bu. Eudoksosçu yaklaşımın başına bela olan ileri ve kavramsal sorular ölümcül olmuştur.Ö. Merkür ve Güneş'in birbirlerine neden yakın olması gerektiği bulunuyordu. yaklaşık 2. Aristarkhos. . uzman bir astronom ve matematikçi olan ve görünüşe göre Müzede çalışan Sisamlı Aristarkhos (M. Eudoksos. bilimsel çalışmaların toplum temelli doğasını. Bir kez bu durum. Eudoksos. yalnızca doğayla ilgili şeyleri bilmekle. Eudoksos ve meslektaşlarının dönen küreleriyle akıllarında ne olduğu konusunda yalnızca çok belirsiz bir ilişkiyi gösteriyordu. adları bilinmeyen Babil astronomları ve astrologları arasındaki meslektaşları gibi. Arşimet'e göre Aristarkhos. doğayla oynamakla ve doğa konusunda kuramlar üretmekle kalmamış. birkaç önemli yönüyle yine de dikkat çekicidir. aynı zamanda doğayı genel felsefi. Kallippos ve Aristo'nun. Daha geniş bir anlamda. Son çözümlemede.191 yaşama olanağı bulamamıştır. Başka bir deyişle. Bu araştırma geleneği. Eflatun’un yaklaşımının temelde doğru olduğu konusunda uzlaşmadan ayrıntılı araştırmalara başlamış olmaları anlamlı değildir. Eflatun. Son olarak. Kallippos ve Aristo. ister Yunan isterse onun bürokratik kılığı içinde olsun bir kez daha açıklamaktadır. bu düzeyde bilimsel araştırmanın konuyla uğraşanların ne ölçüde bir düşünce birliğine bağlı olduğunu ortaya koymaktadır. Ay'la ilgili ilk Paleolitik kayıtlardan bu yana önemli ölçüde artmıştı. Venüs'ün parlaklığının neden değiştiği ve Venüs. Astronomi kuramı ve kozmoloji. metafiziksel ve kuramsal görevlerinin gösterdiği doğrultuda ayrıntılı olarak da incelemiştir. M.

192 güneşi merkeze yerleştirmiş ve dünyaya iki hareket atamıştır: (Göklerin görünürdeki günlük hareketini açıklamak için) ekseni çevresinde günlük ve (güneşin burçlar kuşağındaki görünür yolunu açıklamak için) güneş çevresinde yıllık bir dönüş. s. Fizik yasalarını çiğneyen düşünceler ileri süren kişilerden bugün bile kuşku duyarız. Aristarkhos'un günmerkezlilik kuramının karşısındaki güçlü bir teknik ama bilimsel olarak daha ağırlıklı bir nokta da yıldız parlaksıdır. Dünya merkezden alınırsa.DORN. Yeryüzünü oluşturan topraklı ve sulu şeyler. ona yalnızca bir fanatik inanırdı. Problemi 168 McCLELLAN. Dünya kendi ekseni çevresinde dönüp güneşin çevresinde hareket ediyorsa. E. parçaları geri döner ve bunlar kendilerini merkezde yeniden oluştururdu. doğal olarak evrenin merkezine doğru hareket etmeye eğilimlidir ve bu nedenle dünyanın boşluk içinde bir gök cismi gibi dönmesinin yada başka bir hareket yapmasının gerekli olduğunu söylemek. 168 Aristarkhos 'un günmerkezlilik kuramı İlk Çağlarda bilinmekteydi ama entelektüellik karşıtı bir duruştan değil de özde akılcı olmayışı nedeniyle çoğunlukla reddedilmişti. Mantıklı hiçbir bilim adamı. dünyanın Aristarkhos'un günmerkezliliğiyle önerilen hareketi Aristo'nun doğal hareket fiziğini açıkça çiğnemekteydi. age. Özde bugün de benimsediğimiz bu kuram. 100 . Ayrıca. dünyadan Aristo ve diğer tüm bilim adamlarının olanaksız dediği hareketleri yapmasını istemek olurdu. yere çivilenmemiş her şey kuşkusuz uçardı ya xcda ardında bir yıkıntı bırakırdı ki bu sonuç kuşların her yönde aynı kolaylıkla uçması ve yukarı doğru atılan cisimlerin atıldıkları yere düşmesi gibi duyusal kanıtlarla çelişirdi. her günkü gözlemlerle çelişen ve süregelen üretken araştırmaların temellerinde olan uzun süredir benimsenmiş öğretileri çiğneyen bir kuramı asla kabul etmezdi. o tarihlerde o kadar çok bilimsel itirazlarla karşılaştı ki.

Çünkü ortak merkezli küreler sistemi çeşitli olayların başlıcalılarının matematiksel izahına girişen ilk Yunan astronomi sistemidir. 169 Helenistik çağ Yunan astronomisinin kalburüstü başarısı ve eseri. yıldız paralaksının daha neden sonra gözlemlenemediği sorusuna akıllıca bir yanıttı (bu arada aynı yanıt daha tarafından verilecekti). yüzyıla kadar böyle bir değişme gözlenmemiştir. Günmerkezlilik tezinin karşılaştığı sorunlar aşılması zor sorunlardı ve İlk Çağ astronomlarının bu teze karşı gerekçeleri sağlamdı. Yoz ve değişken bir dünyayı kutsal ve bozulamaz göklere yerleştirmeye karşı dinsel tepkiler de ortaya çıkmıştır. age. o zaman yerdeki bir gözlemci altı ay boyunca çok farklı noktalardan gözlem yaptığında yıldızların göklerdeki göreli konumu değişmelidir.DORN. Astronominin temeline geometrinin konması Pisagorcularda başlamıştır. Lakin bu sistemde henüz gök cisimleri hareketlerinin hesabını ayrıntılı bir şekilde vermeye teşebbüs etme safhasını temsil etmemektedir. 101 SAYILI. Aristarkhos 'un tanrılara saygısızlıkla suçlanması da şaşırtıcı olmamıştır. s. 170 169 170 McCLELLAN. Aristarkhos günmerkezliliğin mümkün olabilmesi için evrenin inanılmaz büyüklükte boyutlara genişlemesi gerektiği yönünde başka bir itirazla daha karşılaştı. Batlamyus sisteminin temelini atmış olan Hipparkos’un kurduğu astronomi sistemidir. da Bu yanıt. Ancak. en azından 19. E. 390 .193 basitçe ifade etmek gerekirse. dünya güneş çevresinde bir yörüngede hareket ediyorsa. yıldızların konumundaki değişmeler gözlemlenemeyecek sonra Kopernik ölçüde azdır. Arşimet' e göre. Yunan matematiksel astronomisi ancak Hipparkos ve Batlamyus safhasında niceselleşmiştir. age. s. Aristarkhos 'un bu soruna yanıtı şöyleydi: Dünyanın güneş çevresindeki yörüngesinin çapı sabit yıldızların uzaklığına kıyasla o kadar küçüktür ki. Fakat Yunan astronomisinin matematikleşmesini Ödoksos’la başlatmak doğru olur.

390–391 . s. daha sonra Apollon’un oğlu olarak tanrılaştırılmıştı. daha doğrusu. 171 C. Homeros’un İlyada’da bahsettiği Asklepios’udur. Ancak. Geleneğe göre Yunan Tıbbının kurucusu. Asklepios genellikle. tedavi sanatını insan başlı at şeklindeki mitolojik yaratık Chiron’dan öğrenmiş ve elindeki bu sanat ile tüm insanları ölümsüzleştireceği düşüncesiyle Zeus tarafından bir yıldırım darbesiyle öldürülmüştü. Homeros devrinde kusursuz bir hekim olan Asklepios. sonraları modern tıbbın sembolü olan ve üzerinde birbirine sarılmış bir çift yılan taşıyan asanın ilk asa ile ilgili olmaması gariptir. Fransızların Lagaş’ta yaptıkları kazılar sırasında kabartma resimli bir vazo bulundu. age. Değerli bir sanat eseri olan vazonun asıl 171 SAYILI. etrafına yılan sarılmış bir asa ile resmedilmişti. diğeri ise yine İyonyalı olan ve Sakız Adasının 200 km. Ancak milattan önce beşinci yüzyılda Hippokrates adını taşıyan iki Yunanlı bilim adamı vardı.194 Astronominin mitoloji ve kozmogoni safhasından layik ve matematiksel astronomiye geçişinin Yunanlılardan önce Mezopotamyalılarda vuku bulmuş olduğu. ANTİK YUNAN’DA TIP Hippokrates adı. dıştan etki almaksızın mahalli görünmektedir. tıp deontolojisi ve “Hipokrat Yemini” ile ilgili olarak çoğu kişiye belli belirsiz Yunan tıbbını çağrıştırır. Bu aşamada Yunanlıların Mezopotamya astronomisinden ampirik ve münferit bilgi bakımından faydalanmış oldukları çok daha kesinlikle söylenebilir. İyonya bölgesindeki Sakız Adası’nda (Chios) ta doğmuş olan matematikçi Hippokrates. Bunlardan birincisi. Asklepios. böyle bir geçiş sürecinin asıl Mezopotamya’da karşılaşıldığı sadece söylenebilir. Bu sebeple. güneyindeki İstanköy (Cos) Adası’ndan gelen hekim Hippokrates idi. kimliğine Yunanlılarda sahip olması matematiksel ihtimali düşük astronominin belirişi oldukça anidir. bir gelişme Gerçekten.

172 Yine Bergama kaynaklı kabartma figürde aynı tastan süt içip yine aynı tasa kusan iki yılanın öyküsü anlatılır. o güne dek Yunanlılardan geldiği sanılan hekimlik simgesinin. s.195 önemi. 173 Asklepios'un gerçekten yaşayıp yaşamadığı bilinmemekle beraber. “hayat ağacının beyi” anlamına gelen tanrı Ningişzida’nın simgesi olan. umutsuz bir hastanın bu ağulu sütü içmesi ve iyileşmesi ile bu figürler simgeleşmiş ve günümüze eczacılığın ve hekimliğin simgeleri olarak ulaşmıştır. Buna göre. Bu öykü bazı değişikliklerle Müslümanlar arasında Lokman Hekim öyküsü olarak da anlatılır. age. birçok hastalığa uygun olduğu düşünülen dini merasim şeklinde bir cins tedaviyi öngörmekteydi. uygulanan tedavi esasen psikolojikti. 126–127. Eski Yunanlıların hekimlik-tanrısı Asklepios’un yılanlı asasından esinlenerek günümüzdeki hekimliğin amblemi oldu. Vazonun üzerinde iki cin arasında. Tapınakta cerrahi müdahale yoktu. aslında Sumerlilere ait olan anılan simge. Bu devrede görülen rüyalar Asklepios rahipleri tarafından yorumlanmakta ve tedavi olanlar tapınağa hediyeler sunmaktaydı. tek yılan ve birbirine sarılmış iki yılan halinde koruyucu ve şifa verici bir simge olarak kullanıldı. binlerce yıl çeşitli ülkelerde yalnız sopa. Daha sonra. hekimliğin koruyucusu bir Sumer tanrısının amblemi olduğunu göstermesiydi. kültünün yayılmış olduğu anlaşılmaktadır. İlaçlar başka yerlerde ve hekimler tarafından tavsiye edilirdi. İşte Anadolu. Bu tip tapınak tedavisi Yunan icadı değildi. Özel tapınaklarda yaşatılmış olan bu kült. bir sopaya sarılmış biri dişi öteki erkek iki yılan işlenmişti. dolayısıyla yaşamı ve yılanlar ise gençliği temsil ediyordu. Arkeoloji ve Sanat Yayınları. Sopa hayat ağacını. İstanbul 1999 . temizlenmek için yapılan banyoyu bir dinlenme devresi olan "kuluçka devresi" takip etmekteydi. 301 Ömer TUNCER. s. Yılanlar işlerini bitirip gittikten sonra. Mısır'da ve Mezopotamya’da uygulanmıştı. Yine 172 173 GÜNDÜZ. Bu figür. sopa-yılan. gerçekte. Tapınakta ilaç kullanımı sınırlıydı.

sağlığın vücut içindeki kuvvetlerin dengesine bağlı olduğunu öğretmiş ve o zaman için alışılmamış bir şekilde. bitki ve kökleri tıpta olduğu kadar büyücülükte de kullanmak için toplamışlar ve bir müddet sonra bunların etkileri hakkında zengin bilgi sahibi olmuşlardı. Tarihinin ilk dönemlerinden itibaren Yunan tıbbında belli başlı dört ekolü vardı. Bunlar. 174 Elbette ki Yunan aklı. farklı Yunan düşünce ekolleri. bu bilgiyi devralmak ve uygun dozu belirleyerek doğru uygulanmasını sağlamaktı. Yunanlı hekimler. hareket ve vejetatif fonksiyonları birbirinden ayırt eden ilk kişi olma şerefini taşımaktadır. kök sökücüler (rhizotomoi) tarafından yıllar boyu toplanan bitkisel drogları kullanmaktaydı. Bir tarihçinin pek yerinde olarak ifade ettiği gibi. age. Toplama işleminin uygun zamanlarda -geceleri veya Ay'ın belli evresinde. Bunlardan birisi Pythagoras tıp ekolüydü ve lideri Krotonlu Alkmaion idi. Tıp teorisi ile ilgilenen astronom Filolaos da. tıbbın yalnızca uygulanması ile yetinmemişti.196 de. Kendisi duyu. Hekimin görevi. biraz da teori bulunmalıydı. 94 . bu ekolün üyesiydi. s. âleme kendilerine has tarzda bakma eğilimindeydi ve bu durumun tıpta da görülmesi şaşırtıcı değildir. tıbbın psikolojik cephesine her zaman ağırlık verdiği gerçeği gözden uzak tutulmamalıdır. büyülü şarkılar eşliğinde gerçekleştirilmekte ve oldukça tehlikeli addedilmekteydi. ot toplamak veya kök sökmek. Bu işlem yalnızca uygun önlemler alındığında tehlikesizdi. beynin duyuların merkezi olduğunu düşünmüştü.yapılması gerektiğine de inanmışlardı. 94 RONAN. age. Alkmaion. Yunan tıbbının. uyuyan kaplanın sırtından tüylerini koparmaya benzemekteydi. Daha önce gördüğümüz gibi. s. 175 174 175 RONAN. Bu işlem ayrıca.

yaklaşık MÖ 460'da bu şehirde doğdu176. klasik tıbbın ilk merkezi olduğunu söylemek herhalde doğru olur. Akron'un sağlığı korumak için uygulanacak bir dizi kural kaleme aldığı da zannedilmektedir. Üçüncü ekol. Knidos'taki (Datça) tıp ekolünün mensupları ilgilerini belli hastalıklar üzerine yoğunlaştırmış. vücut içindeki ve dışındaki havanın önemini vurguladılar. Kurucusu muhtemelen dört unsur (kök eleman) teorisi ile tanıdığımız Akragas'lı Empedokles idi. İstanköy ekolü ise. biri Knidos'ta diğeri İstanköy'de bulunan ve tıp eğitimi veren iki merkeze bıraktılar. Merkezi Abdera' da olan dördüncü tıp ekolünde ise. Bu ekolün diğer bir üyesi Herodikos idi ve kendisinin Hippokrates'in hocası olduğu söylenir.197 İkinci Yunan tıp ekolü. s.tıp biliminin diğer yönleri ile de uğraşmanın yanında bugün psikosomatik tıp olarak adlandırılan konu ile de ilgilenmişti. Hippokrates 'in kendisinin. meslektaşlarının ve öğrencilerinin İstanköy' de öğrettiği bilgiler. 94 . age. Bu dört tıbbi düşünce ekolü erken döneme ait olup. ebelik ve kadındoğum hastalıklarında uzmanlaşmıştı. altmış kadar önemli metinden oluşan "Hippokrates Külliyatı"nın içinde yer alır. daha genel bir yaklaşım benimsemiş ve çeşitli tıp konuları ile meşgul olmuştu. özellikle beden eğitimi ve perhizin tıpta uygulanmasına önem verilmişti. Bu ekolün liderlerinden atomist Demokritos -ki kendisi İstanköy'lü Hippokrates'i tesadüfen tanımış olabilir. Bu şehirler birbirlerinden birkaç kilometre uzaklıkta olup Kerme Körfezi ile ayrılmışlardı. İstanköy ekolünün. Empedokles'in öğrencilerinden Akron ve Filistion. Hippokrates. Ancak bugün bu külliyatın hangi kısımlarının 176 RONAN. bazı anatomik disseksiyonların (kadavraları keserek inceleme) yapıldığı İyonya tıp ekolüydü. Hippokrates zamanında (milattan önce beşinci asrın sonu ve dördüncü asrın ilk birkaç on yılında) yerlerini. Sicilya tıp ekolüydü.

Kemikleri tanımakla beraber. Fakat Hippokrates'in muazzam şöhreti ve öğrettiklerinin ortaçağa kadar uzanan sürekli tesirleri göz önüne alındığında. onu rasyonel bir temele oturttular. vücutta kan. sıcak ve soğuk-yer aldı. İstanköy’lü hekimlerin iç organlar hakkındaki bilgileri fazla değildi. Hippokrates'in bizzat kendisi tarafından yazılmış olduğu tahmin edilmektedir. Ancak birçoğunun. hastaları belirli bir yönteme göre tedavi edebilmek için. Külliyatı oluşturan eserlerden bazıları. kara safra. burun akması baş üşütmesine. Gerçekten bazı fiziksel durumlar sıvı salgılanmasını da beraberinde getirmekteydi. Daha sonra. Yine de. milattan sonra ikinci yüzyılda. Her şeyden önce anatomi bilgisinin çok sınırlı olduğunu kabul etmek gerekir. hangilerinin başkaları tarafından yazıldığını kesin olarak tespit etmek güçtür. böylece "hıltlar" (humours) veya “vücut sıvıları" teorisini ortaya koydular. İstanköy' deki tıp ekolü hakkında bazı şeyler söylenmelidir. İstanköy ekolünden değil Knidos ekolünden gelmiş gibi görünmektedir. ıslaklık. Empedokles'in dört unsuru (kök elemanı) da. Sonuçta. hekim Galenos bu doktrine dört . Bu gözlemler.198 Hippokrates. Bu. Bir veya ikisinin fazlalığı vücutta bir takım fiziksel düzensizliklere sebep olmaktaydı. kusma veya ishal ise farklı fiziksel durumlara işaret etmekteydi. vücudun işleyişi hakkında genel bir yaklaşımları olmalıydı. Bunların arasında en tanınmışı olan İnsanın Tabiatı'nın Hippokrates'in damadı Polibios'a ait olduğu kesindir. Bu sıvılar dört keyfiyet (nitelik) ile birleştirildi ve sağlıklı bir insanda bunların hepsi denge içindeydi. Hippokrates Külliyatını oluşturan her kitabın içeriğini ayrıntılı olarak vermenin yeri burası değildir. sağlığı vücuttaki dengenin ürünü olarak gören Pythagorasçı görüş ile birleşerek adı geçen doktrine götürdü. sarı safra ve balgam olmak üzere dört vücut sıvısının bulunduğu düşünüldü. yeni bir fikir olmamakla birlikte. bu teorinin Hippokrates versiyonunda rol oynadı ve bu dört unsur yanında dört keyfiyet veya nitelik -kuruluk. Milattan önce beşinci asrın son birkaç on yılına ait olan bu metinlerin daha sonra İskenderiye'deki Yunan âlimleri tarafından bir araya toplandıkları tahmin edilmektedir. kan ve safra gibi çok önemli sıvıların bulunduğunun gözlenmesiyle ortaya çıktığı şüphesizdir. Bu teorinin insan ve hayvan vücudunda.

Muayene sırasında hekimlerin nabız ölçmeye ender olarak başvurduğu anlaşılmaktadır. Ancak bunların değişik cinslerinin. vücut sıvılarının ve niteliklerin dengesizliği olarak addedildi. rahatlık veren banyolar. çabuk tepki gösteren) olmak üzere dört sınıfa ayırdı. Havalar. açlık perhizinden ve hatta kan almadan (hacamat) faydalanacağı gibi iyileşmenin doğal olarak meydana gelmesi için acıyı dindiren. Hippokrates hekiminin görevi doğanın kullanmaktı husus tedavide bulundurularak yapılmaktaydı. belki de ateşli hastalığın seyrini tahminden iyileştirici (prognoz) kudretini çok. dört vücut sıvısı ve Hippokrates'in dört niteliği ile tıpta on yedinci yüzyıla kadar kullanıldı. Sular. ateşli ve hastalığı tedavi. Akdeniz bölgesinde yaygın görülen bir hastalık olduğundan Hippokrates hekimleri sık sık bu zorluklarla karşılaşmışlardı. Sıtma. miskin). masaj. 95–96 . durgun) ve kolerik (çabuk kızan. kanlı (sıcak ve cana yakın). müshillerden. şarap. gevşeme. Böylece hastalıklar ve hummalar. uyuşuk. diğer hastalıkları maskelediği veya en azından belirtilerini farklı gösterdiği için hekimlere ciddi güçlükler yaratan bir hastalıktı. flegmatik (yavaş hareket eden. Hastanın ruh sağlığı da ayrıca hekimin ilgisi dâhilindeydi. teşhise bu (diyagnoz) göz önem önünde vermeleriydi. Hastaları dikkatle muayene etmelerine rağmen. arpa suyu. nabzın ateş ile değiştiğini fark etmemiş olmaları şaşırtıcıdır. Netice itibariyle. Böylece hekim. Beldeler başlığını taşıyan bu eserde Hippokrates. Bu sınıflandırma. çevre 177 RONAN. kusturuculardan.177 Tıbbi klimatoloji hakkında ilk bilimsel eseri yazan kişi de Hippokrates idi. Bunun sebebi. s. age. Sıtma.199 mizacı ekleyerek genişletti ve insanları. bal enfüzyonları tavsiye etmekteydi. melankolik (üzgün. bilhassa göğüs hastalıklarının ve sıtmanın çeşitli tesirlerini tanımak için büyük çaba gösterildi.

sanat uzundur. birçok kişi "Hayat kısa. tecrübe güvenilmez. Bugün bile. eski zamanlarda pek çok toplumun. hekimler tarafından. s. yazı dışında başlıca etkin teknikleri kullanan sözlü kültürler vardır." Bu cümle. salgın hastalıkların yayılmasındaki etkisini anlattığı gibi. Eser tamamıyla yeni bir araştırma alanı açtı. davranışlara rehber olarak benimsenen ve hekimin görevinin hastasının menfaati doğrultusunda çalışmak olduğunu ve aralarındaki güvenin 178 kutsallığını vurgulayan "Hippokrates Yemini"ni hatırlatmaktadır. age. fakat aynı zamanda bağlayıcı ve motive edici bir faaliyetti. Kültürün yazılı olmadığı bu dönemde. Fakat bu kültürler yok olup gittikleri zaman. Buna rağmen aşağıdaki ikinci cümle daha az tanınmıştır: "Hekim yalnızca kendi görevini yapmaya değil. onların düşünceleri de. ona refakat edenlerin ve etrafındakilerin işbirliğini de sağlamaya hazır olmalıdır. aynen uygarlıkları gibi. muhakkak ki aforizmaları içeren kitaptır. çağlar boyu. Sözlü toplumların yaşlı kuşakları bilgeliklerini genç kuşaklara şiir ve şarkılarla aktarıyorlardı. derlenmesinden 2300 yıl sonra. önyargılarımız ve bilgisizliğimizdir. yerel su ve yiyeceklerin ve hatta insanların tabiatından bahsetmektedir. Fırsat çabuk kaçar. felsefi 178 RONAN. Ancak.200 ve iklimin sağlık üzerindeki ve özellikle. antik Yunan bile. bilgiyi bir kuşaktan diğerine aktarmada. 96–97 . fakat aynı zamanda hastanın. Gerçekten de. bizim için erişilir olmaktan çıktı. yazının soğukluğu ve kayıtsızlığıyla kıyaslandığında. hüküm vermek zordur" şeklinde başlayan aforizmayı duymuştur. Hippokrates külliyatını oluşturan kitaplar içinde en popüler olanı. Sözde Yunan Mucizesi Bir zamanlar dünyanın hemen her yanına yayılmış zengin felsefe okulları ve karmaşık argümantasyon tekniklerinin varlığından söz etmekten bizi alıkoyan yegâne şey. sadece özel ve kişisel bir iş değil. Öykülerin yüz yüze anlatılması.

Mısır'dan. belli bir teknolojik birikim ve bazı dini düşünceler almışlardı. hiç kuşku yok ki Homeros olarak bilinen tek bir yazarın eseri değildi. ana unsurları başka kültürlerden aldıklarını kabul etmek doğru olur. Yunan felsefesinin öne çıkması. İlyada ve Odyseus. Yunan mimarisinin ana unsurlarını ve geometriyi getirmişlerdi Onlar. o. Atina'nın en nihayetinde dünyanın felsefe merkezi haline gelmesinin en önemli nedeni. Babil Yaradılış Mitosunun odağındaki bir öğe olan “ejderin öldürülmesi” mitosu Yunanda “Perseus ile Andromeda”. gerçekten de büyük bir şans oldu. bu çerçeve içinde Akdeniz'i bir baştan diğerine kat eden Yunanlıların meydana getirmiş oldukları pek çok şeyde. diğer kültürlerden hiçbir şey almadan kendi başına yaratmış olduğu farklılık ve gelişmişlikten ziyade. Yunan hiçbir şekilde bir mucize değildi. Asa Yayınları. özellikle de Platon'un felsefi düşünceleri yazıya dökme kararlılığı olmuştur. Bursa 2001 . kültürel açıdan gerçekleştirmiş oldukları hemen bütün başarılarda. Demek ki. tarihin vücut verdiği hoş bir tesadüf ve komşularla daha önceki kültürlerden alınan değerli derslerin bir ürünüydü. İlk Çağ Felsefe Tarihi. Babil’den astronomi ve matematik öğrendiler. Atinalıların. onlar Fenikelilerden bir alfabe yanında. “Herkül ile Lerna ejderi Hidra” efsanelerinin doğmasına yol açmıştır.201 bir düzeye yükselmeden. bütünüyle sözlü bir kültürdü. birtakım dini düşünceler aldılar. bu felsefenin teknik anlamda sergilemiş olduğu üstünlükten. böylesine edebi ve yazılı bir form içinde bize erişmesi. 17. başkaca şeyler yanında. s. Aynı şekilde Sumerlilerin “İştar’ın Ölüler Diyarına İnmesi” mitosu 179 Ahmet CEVİZCİ. 179 Ticaretle uğraşan. Yunanlıların bu kültürleşme sürecinin bir parçası olarak. yani filozoflar düşüncelerini kâğıda dökmeden önce. Homeros'un bu eserlerinin özgün formuyla olmasa bile. Yunan ejderha öykülerinin dokumasındaki ilmeklerin Sumerden geldiğini ileri sürmek hiç de akıl dışı değildir. Gerçekten de. Ve Sparta felsefesinin yazıya dökülmek yerine şarkılarla söylendiği veya ifade edildiği bir çağda.

Öngörülemeyen. insan doğası kısmen doğal. kesinlikle çok olumlu karşılanan bir düşünce oldu. mitoloji. Bu Titanlar. hayatın kısa. Bu arada dünyanın sıcak ve soğuk. doğanın tahrip ettiği de oluyordu. Vebanın kentleri adeta sessiz ordular gibi silip süpürdüğü çok olmuştu. başkaca şeyler yanında. her şeye rağmen çok değerli olduğu kavranmıştı180. matematik ve dünyada bir şeylerin iyi gitmediği algısının böylesi bir birleşiminden doğmuştu. insan varlıklarının ebedi bir hayata sahip oldukları anlamına gelecek şekilde yorumladılar. öngörülemediği için çoğunluk trajik bir yapı kazanan hayatın. Savaşın yok edemediğini. Başka bir deyişle. kuru ve ıslak gibi rakip öğe ve özellikler arasındaki düzenli karşıtlıklardan 180 CEVİZCİ. Yunan felsefesi. pek de alışılmadık bir şey değildi.202 Yunana geçtiğinde “Aphrodite ile Adonis” mitosu şeklini almıştır. işte bu koşullarda. Kültürlerinin oldukça zengin ve yaratıcı bir kültür haline gelmekte olduğunun. s. Yunanlılar bunu. mistisizm. Dionysos Titanlarca öldürüldükten sonra. kaba ve ilkel olduğu bir dünyada. yani yerden çıkmışlardı. Nitekim milattan önce altıncı yüzyılda Dionysos'un hayli kuvvetli gizler kültü Yunanistan'ın neredeyse tamamına yayılmıştı. Yunan mitolojisine göre. 18 . İnsanlar. dünyayı Titanlar yönetmekteydi. Bu. Yunanlı filozoflar birlikli bir kozmos kuramının önemiyle ideal bilgi türü olarak matematiğe büyük bir vurgu yaptılar. tanrıların kralı ve Dionysos'un babası olan Zeus'u doğuran Gaia'dan. Böylesi büyük ve önemli kültürlerin aniden istila edilmeleri ve bilinen dünyadan tamamen silinmeleri. age. fakat bir yandan da kıskanç ve kendileriyle rekabet halindeki kültürler tarafından kuşatıldığının farkındaydılar. Mısır tanrısı Osiris Yunan'da bir tanrı ya da yarı-tanrı diye anlaşılan Dionysos olup çıkmıştı. Söz konusu Orpheusçu gizlere göre. İlk Yunanlı filozoflar kendilerini birçok yönden zorlu koşullar altında buldular. Zeus da bunun karşılığında Titanları öldürdü. kısmen de ilahı bir yapıdaydı. işte onların küllerinden doğdular.

bununla birlikte. yeşermiş oldukları topraklarda yaşanan bütün çalkantılara rağmen. ormanda toprağın bağrından çıkmış. Hint ve Pers düşüncesi yanında. Tanrı ve tanrıçalarla kurbanlarının öyküleri pek de ciddiye alınmamaya başlamıştı. Bu eski öykünün Yunan'daki kısmının başkahramanı veya ana figürü de. hayatı bu terimlerle değerlendirilebilirdi. ortalarını da pek fazla bilmediğimiz bir öykünün doruk noktasını oluşturur. İşte bu altıncı yüzyıl düşünürleri tarafından gerçekleştirilen dramatik dönüşüm. Bütün bu kültürler. Bundan dolayıdır ki. Yahudi. diğer beşeri faaliyetler gibi. filozoflar da. dünyevi olanla fantastik olan arasından çıktı. Yunan'daki sözde mucize. altıncı yüzyılla birlikte Yunan mitolojisi epeyce yorgun düşmüş ve problematik hale gelmişti. Öte yandan. işte bu ilkeler sayesinde anlaşılır hale getirilip. Akdeniz'in doğusundaki uygarlıklardan (Mezopotamya. insanın kaderi. bir yandan da sıkı bir değişme süreci içine girmişlerdi. işte gelenekle değişmenin beslediği bu verimli toprak oldu. Ama unutulmamalıdır ki. mitolojileri. çok önemli ve kayda değer bir başlangıçtan ziyade. Çok sayıda tanrılarının varlığına rağmen. burada Yahudi düşüncesinden etkilenmişlerdi. onlara göre. Sokrates'tir. ancak birtakım temel ilkeler yoluyla kavranabilirdi. ciddiye alınması gereken yeni felsefi düşünceleri yaratan da. ruhun doğası üzerine düşünceleri olan kültürlerden de etkilenmişti.203 meydana geldiği düşüncesi benzeri bazı temel ve açıklayıcı kuramlara yöneldiler. başlangıcını hiç. geriye dönüp bakıldığında gerçekte olduğundan daha radikal ve ani bir dönüşüm gibi görünür. felsefe de hiçbir zaman yoktan varlığa gelmez. işte böyle bir ortamda. Nihai gerçeklik. Onlar. Hakikat düşüncesi. Ksenophanes marifetiyle tektanrıcılığa yönelen Yunanlılar. . Doğu Akdeniz kültürlerine ek olarak Çin ve Hint kültürleri de. Çin. Yunan kültürü varlığını duyurmaya başladığı sıralarda. Hitit) da. kompleks astronomi sistemleri. ileri matematikleri. hayatiyetlerini sürdüren kültürlerdi. başka her şeyden ve herkesten tecrit olmuş kimseler değildirler.

bir bütün olarak işleyip tamamen dönüştürdü. Gerçekten de. Sokrates'in. yaklaşık yüz elli yıllık bir süreç boyunca. Fakat çok daha önemlisi Sokrates olmasaydı. Sokrates'in kendisi muhtemelen Yunan düşüncesi tarihinde çok önemsiz bir dipnot olurdu. Başka pek çok filozof. onun kadar güçlü ve sağlam bir biçimde akıl yürüttü. Demek 181 CEVİZCİ. Ondan önce. Ve nihayet. Sokrates'ten önceki filozoflarla ilgili bütün bilgileri kendisinden aldığımız Aristoteles de olmayacaktı. Platon herhalde hiç olmazdı. 20–21 . sonuçta ortaya çıkan diyaloglar. s. 181 Öykümüz ve dolayısıyla. Platon olmasaydı eğer. Sokrates'ten hem önce hem de sonra. Sokrates'in tartışmalarını ve felsefi muhabbetlerini baştan sona dinleyip kaydettikten sonra. Buradan öncelikle şu sonuca varabiliriz. Platon olmasaydı. İşte bu büyük filozof. başka filozoflar da olmuştu. insanlık tarihinin en büyük yazarlarından biri olan Platon gibi birinin onun öğrencisi olmuş olmasıdır. sonuçlarına hiç bakmadan. argümanın kendisini götürdüğü yere kadar gitti. birinci sınıf bir yazar. Çünkü üstat yazının insan zihnini tembelleştirdiğine inandığı için. genel olarak da Batı felsefesinin en önemli kahramanı haline getiren iki şey vardır. oldukça talihli biri olması. Bu talih ya da kaderin hoş veya iyi olmasını belirleyen olgu da. bütün bir felsefe tarihinin Platon'a düşülmüş dipnotlar olmasını temin edecek kadar önemli ve şaşırtıcı eserlerdir. Böylelikle. Platon mükemmel bir öğrenci. bizim açımızdan çok daha önemli olan ikinci husus. Bunlardan birincisi. age. ölüm cezasına çarptırılmış olmasına rağmen. hiçbir şekilde ilk filozof değildi.204 Sokrates. bu diyaloglar külliyatı. büyük bir eğitimci ve gerçek bir felsefe dehasıydı. çok hoş ve iyi bir karaktere sahip bulunmasıdır. yazılı hiçbir şey bırakmamıştı. aynen onun gibi. Onu özel olarak Yunan. coşkulu bir hayran. felsefede tamamına sahip olduğumuz ilk eserler bütünü oldu. Sokrates'in felsefenin nasıl ve ne için olması gerektiğiyle ilgili standartları koymuş olmasıdır. dikkatli bir izleyici.

age. Yunan felsefesini öne çıkartan şeyin. Sokrates yaşamasaydı eğer. s.205 ki. bu felsefenin yazılı bir gelenek oluşturması. 21 . 182 Buradan hareketle. 182 CEVİZCİ. yani üretilen düşüncelerin. bizim bildiğimiz şekliyle Yunan felsefesi diye bir şey hiç olmayacaktı. onları okuyacak ve okullara yazılacak öğrencilerin bulunduğu bir ortamda kâğıda dökülmesi olduğunu söyleyebiliriz.

206 SONUÇ Yunanlıların bilimde. tıp alanında da Mezopotamyalılardan önemli ölçüde yararlar sağladıkları açıklıkla görülmektedir. Yunan bilimi bu yeni bilgilerimiz karşısında mucize ışığa bürünen içeriğini tamamen kaybetmiştir. edebiyatta ve güzel sanatlarda kaydettikleri büyük başarıyı ifade etmek için "Yunan mucizesi" tabiri kullanılmıştır. Yunan mucizesi sözü. felsefede. Yunan mucizesi sözü. Tarih olaylarının kesin izahını vermenin genellikle güç olduğu tezi savunulabilir. Bu husus bugün net olarak biliniyor ki Mezopotamyalıların matematik ve astronomideki bilgileri aradaki yüzyıllara rağmen Yunanlılarınkilerle kıyaslanabilecek bir durumdaydı. Çivi yazılı tabletler üzerinde yapılan araştırmalar Mezopotamyalıların bilimsel bilgi hakkında daha önce pek tahmin edilmemiş olan ve beklenmeyen birtakım gerçekleri gün ışığına çıkarmıştır. Hayli gelişmiş bir cebirleri ve matematiğe dayanan oldukça sistemli bir astronomileri vardı. Her iki bakımdan da Yunanlıların bilimdeki hamlelerini tarihi devamlılık anlayışı içinde açıklamanın mümkün olduğunu söylemek tamamen yerinde olur. bilgimizin çok noksan olduğu zamanların damgasını . gerek bilimde bu başarıları hazırlamış ve mümkün kılmış olan Yunan düşüncesinin ve entelektüel ortamının bu önemli başarıyı anlaşılabilir duruma sokması ve gerekse Yunanlıların kendilerinden daha eski medeniyetlere çok şeyler borçlu olmaları bakımından abartılı ve hatalı bir düşünceyi temsil eder. Bu söz Yunan başarılarının açıklamasının imkânsız olduğunu ifade etmektedir. Fakat burada. Yunanlıların yalnız matematik ve astronomide değil. yani Yunan biliminin doğuşu ve gelişmesinde. istisnai bir durumla karşılaşıldığı şeklinde bir iddia ileri sürülmesi makul ve isabetli değildir.

Bunun iki sebebi olduğu söylenebilir. Özellikle astronomide Yunanlıların Mezopotamyalılardan Helenistik çağda önemli ölçüde faydalanmış oldukları görülüyor. Bir defa. Şimdi bu etkenlerin neler olabileceğini görelim.207 taşımaktadır ve Yunan bilimi değerinden hiç bir şey kaybetmemiş olmasına rağmen. Yunan anavatanında muhtemelen Milattan önce sekizinci yüzyılda yazılmış olan Heziyod'un Theogoni adlı kitabında kaos fikriyle karşılaşılıyor. bu etkenlerin de Yunan medeniyeti ile Mısır ve Mezopotamya medeniyetleri arasında köklü bağlar ve ihmal edilemeyecek önemde tarihi devamlılık bulunduğuna tanıklık ettiği görülmektedir. Bu etkenler konumuzu ilk elden ilgilendirmektedir. Bunlara ilave olarak. Yunan biliminin doğuşunu ve ilk gelişmelerini mümkün kılmış olan etkenler arasında bir kısmının Yunan düşüncesinde. yaradılışın kaos'tan nizama. ya da böyle bir kavrayış tarzı için çığır açmaktadır. bugün artık eskimiş bir sözdür. Başka bir deyimle bu eserde yoktan var olma anlamında bir yaradılış fikrinin karşıtı olan bir düşünce yer almaktadır. . Yunanlıların dünya görüşünde. karmakarışıklıktan belirliliğe ve düzene geçme şeklinde tasavvur edilmesi düşüncesini temsil ediyor. Çekirdeğine Mezopotamyalılarda da rastlanan bu fikir kozmoloji konusunun potansiyel bir anlamda bilimsel olarak ele alınması eğilimine işaret etmekte. Yunan entelektüel ortamında aranması gerektiğinde şüphe yoktur. Eser. Çünkü Yunan medeniyetinin doğuşu ve ilk gelişmeleri söz konusu edildiğinde bunların dikkate alınması zorunlu olmaktan başka. Helenistik çağda bu medeniyetler arasındaki kültürel temasın azami haddine erişmiş olması da şüphesiz bu bakımdan önemli bir etkendir. Yunan astronomi ve geometrisi ancak Helenistik çağda Mezopotamya astronomisinin bu gelişmiş şeklinden hakkıyla faydalanabilecek bir seviyeye yükselebilmişti. Ayrıca. Mezopotamya astronomisi Helenistik çağda çok büyük gelişme göstermiştir.

gibi çeşitli Mezopotamya topluluklarınca işlenmiş olan destanın bugün elde bulunan metni Sumerlerden kalmadır. . Hint. gibi ulusların ilk felsefeleri mitolojileriyle kaynaşıktır. Bu bakımdan Gılgamış’ın önemi bugün insanlığın elinde bulunan en eski mitolojik metin olmasıdır. İnsanlığın en eski destanı olan Gılgamış Destanı. kozmogoninin kozmolojiye istihalesini ve evrenin kökeni ve doğuşu konusunun bir düşünce çerçevesi içinde tasavvur edilmesini kolaylaştırmış. İran vb. bu sebeple. hiç değilse mümkün kılmıştır. Sumer. Bu antik Yunan dünya görüşü.208 Konusu tanrıların doğuşu ve kökeni olan Theogoni ile evrenin doğuşu ve meydana gelişini ele alan kozmogoni. Destan temel düşünce olarak. Bu itibarla. temelde. Yunanlılarda bilimsel ve felsefi düşünce ilkin kozmogoni alanında tomurcuklanmış. Çin. İlk mitolojik tanrılara Sumerlerde rastladığımız gibi tanrıları hiçe sayan ilk insanlara da yine Sumerlerde rastlıyoruz. Asur. karşısına çıkacak doğa engellerini aşarak kendi yolunu kendi yaratacaktır. düşünce yapısı bakımından da mitolojik kalıntıların en ilgincidir. Akad vb. Yunan mitolojisinde birbirlerine sıkı sıkıya bağlı konulardı. Yunan mitolojisinin Mezopotamya ve Hitit mitolojilerinden etkilenmiş olması çok ilgi çekicidir. Babillilerin ilk sözcükleriyle adlandırdıkları destan Sha Nagba İmuru [Her şeyi görmüş olan] deyimiyle anılır. İnsan. Gerçekten. Özellikle antikçağ Yunan felsefesinde mitolojik düşüncenin izlerine Platon’da bile rastlanır. ilk kez kozmoloji konusu üzerine eğilmiştir. doğanın sırlarını bilmek isteyen insanın araştırıcı çabasını işler ve tanrılara bile kafa tutacak ölçüdeki gücünü belirtir. Yunan mitolojisiyle bazı önemli irtibat noktaları bulunduğu gözlemliyoruz. Yunan bilimi ve felsefi düşüncesinin. Bu destanın bulunmasıyla Herakles mitosu ve Tufan öyküsü gibi birçok gelişmiş mitlerin kaynakları da meydana çıkmış olmaktadır. Ölümsüzlüğün insan için olanaksız olduğunu saptar. Felsefi düşüncenin temeli mitolojik düşüncedir. tamamıyla dini bir dünya görüşüne bağlı kalmayarak açıklanmasının bir ilkel denemesiyle karşı karşıya bulunduğumuzu söyleyebiliriz. Heziyod'da evrenin bir anlamda.

Gördüğü işler. bilinçli çabasıyla yenmektedir. Gılgamış inanmaz. iyi ile kötünün. bilgiyle hareket etmesi gerektiğini belirtmesidir. insana yardım etmemekte. aynı zamanda. onun insanlık niteliğidir. Titan adıyla anılan tanrılarla çetin savaşlar yaparak bu savaşlar sonunda baş tanrı mertebesine yükselmiştir. antik Yakın Doğu ve Orta Doğu din ye efsanelerinde yaygın olarak karşılaşılan bir zihniyeti. Zeus. Hititlilerde de bu efsane mevcuttu. yolundaki mücadeleler. ancak her şeyi görüp bilir [Sha Nagba İmuru]. Yunanlılara Fenikeliler ve Kıbrıs yoluyla geçmiş olduğu anlaşılmaktadır. Kumarbi efsanesinin asıl kökeni ise Mezopotamya'dır. efsaneleştirilmiş gerçek bir kahraman sanılmaktadır. hayatla ölümün. Ünlü destanlarında yarı insan. tersine. Heziyod'un Theogoni'sinde Zeus'un ilkin gök tanrısı olması.209 Destan. yani Zeus'un gök tanrılığı mertebesine erişmesi yolunda girişilmiş olan acayip mücadelenin çeşitli aşamalarını aşağı yukarı bütün detaylarıyla Kumarbi mitosunda bulunduğu daha önce söz konusu edildi. Bu çok eski mitosun Herakles mitosunu geniş ölçüde etkilediği bellidir. önce insanın çok idealist daha düşlerle gerçekçi kendini kendine da yabancılaştırmadan bulunduğunu kanıtlamaktadır. yani bir takım zıt çiftlerin . Gılgamış. Kimi araştırmacılara göre Mezopotamya’da yaşamış ve hüküm sürmüştür. gök tanrısı olduktan sonra. tıpkı Yunan mitolojisindeki Herakles’in işleri gibi on iki tanedir. daha sonra da baş tanrılık payesine yükselmesi yolunda geçmiş olan birtakım mücadeleler üzerinde duruluyor. nizamla düzensizliğin. Bunlardan birincisi için. Yunan mitolojisinin Heziyod'da teferruatıyla karşılaşılan bu kısmının da yine Anadolu ve Mezopotamya sonucuna kökenli olduğunun Baş tanrı oldukça olma kesinlikle bu söylenebileceği varılmıştır. aydınlıkla karanlığın. yarı tanrı sayılmıştır. Kimi yorumculara göre de tanrılara kafa tutan insanın. güçlükler çıkarmaktadır. Kumarbi mitosu bize noksansız olarak Hurrilerden intikal etmiş olduğu gibi. Bilmek ve anlamak. çeşitli safhalarıyla. Destanın bir başka özelliğide. insan gücünün simgesidir. insanın inançla değil. İnsan bu güçlükleri kendi alın teriyle. Tanrılar.

. Zeus bu kalbi yiyip bunun yardımıyla ikinci bir Diyonizos'un doğmasına sebep olmuş. buna Yunan felsefecilerinin ve bilim adamlarının genellikle dinsiz oldukları söylenemez. bu Yunan düşüncesinin kökenini de Mezopotamya’da aramak doğru olur. inanma anlamında dindar oldukları görülüyor. dini inancı bu sınırlarla tanımlamak Yunan düşüncesine tamamen uygun düşmekteydi. felsefi bir anlayışla da olsa. Ayrıca. Mitolojiye göre. Yunan felsefecileri dinlerini çeşitli felsefi süzgeçlerden geçirerek biçim değiştirmiştir. Athena tarafından alınarak Zeus'a getirilmiş. Başka bir deyişle. Zeus'un oğlu olan Diyonizos'u Titan adlı tanrılar öldürmüşlerdir. Yunan mistisizmi bu efsanelere dayanmış. kozmogonileriyle kozmolojilerinin birbirlerinin içine geçip kaynaştığını. ilk Yunan felsefecilerinin eski geleneklerden tamamen ayrılmamış oldukları ve düşüncelerinde kendilerinden önceki dünya görüşünden apaçık izler bulunduğunu görmek mümkündür. Yazılarına bakılırsa. dini merasim ve ayinlere saygı gösterme ve tanrılara. Fakat bunların normal bir durumu temsil etmedikleri anlaşılmaktadır. bunlar Yunan dininin felsefi düşünceye elverişli bir ortam teşkil etmemiş olduğu izlenimini uyandırabilir. Anlaşıldığına göre. aralarında kesintisiz bir geçiş bulunduğunu kabul etmektedirler. Titan'ları da yıldırımla imha ederek küllerinden insanı yaratmıştır. Kaos fikrinin. ilkel şekliyle Mezopotamya ve dolaylarında görülmesinin de bu fikir aktarımının süreçleriyle ilgili olarak önem taşıdığına şüphe etmemek gerekir. Tanrı kavramını daha soyut Fakat bir hale sokmuşlar rağmen ve antropomorfizmden uzaklaştırmışlardır. Yalnız. Anaksagoras ile Sokrates'in dinsizlikle suçlanmaları gibi örneklerin sayısı küçük de olsa. Yunan dini ve mitolojisi ile Yunan felsefesi arasında bir devamlılık bulunduğu tezini.210 savaşını sembolize etmektedir. kalbi. bunları insanın kökenine bağlamak ve soyutlaştırmak suretiyle geliştirmiştir. Yunan felsefecilerinin kendileri de Yunan felsefesi ile dinini ve mitolojisini kesin bir sınırla birbirinden ayırmamakta.

Böylece. bir alçalma. Diyonizos'a ilişkin yukarıdaki hikâyede görüldüğü üzere. ruhun bedene girmekle düşmüş ve aşağılanmış olduğu kabul ediliyor. Orfizm ve Eleusis kültleri Platon'u büyük ölçüde etkilemiştir. Orfizm ruhun ölmezliği ve ruhun göçü düşüncelerine dayanmaktaydı. Homeros'takinin tersine. onun bu düşünceleri Sokrates ve Pitagorcular yoluyla bu iki kült inançlarına dayanmakta. teşkil ettiği fikri Homeros'taki hümanizm anlayışına aykırı düşmektedir. ruhun ölmezliğini ve ahret kavramını bu kültlerin görüşleri ışığı altında felsefi açıdan incelemekte. aynı içerikte bir düşünce olarak. Ayrıca.211 Titan'ların külünden meydana gelmiş olduğundan. Yalnız burada şu önemli fark var ki. Orfizm veya Diyonizos kültü iyiliğin ve fenalığın kökenini bu yolla izah ediyordu. Heziyod'a göre. Ruhun bedende bulunmasının ruh için bir aşağılama. matematiğe bırakmıştır. Öte yandan. Pitagorcular da da hiç olmazsa kısmen. Platon ruhun kökeni ve içeriğini. insanın eski bir altın çağından gerek maddi ve gerekse manevi bakımdan sukut etmiş olduğu kanaatine de Heziyod'da rastlanmaktadır. insanın tabiatında günahkârlık fakat bu külde Diyonizos'un maddesi bulunduğundan bu yoldan da insanda bir tanrılık izi mevcuttur. . Heziyod'da insanların ölümden sonra cezalandırılmaları ve mükâfatlandırılmaları fikriyle karşılaşılır. rasyonel düşünce zihniyetinin geleneklerle bir nevi birleşmesi ya da irtibat kurmasının burada ilgi çekici bir örneği ile karşılaşmış oluyoruz. Ayrıca. onlara geri gitmektedir. Zeus insanların dünyadaki fiillerini kontrol eder ve bu kontrolü yapmak için birçok aracılara sahiptir. belli yollardan çeşitli arınmalarla ve muhtelif göç basamaklarından geçerek ruhun tanrılıkla birleşme imkânına sahip bulunduğuna inanılıyordu. Zeus insanı yaratmıştır. Sokrates'le Platon'da bu kültlerdeki arınma ayinleri yerlerini rasyonel düşünce ve davranışa.

Gerek teferruat bilgisi ve gerekse bilimsel anlayış.212 Eski geleneklerin Platon'da ikinci bir yoldan devamına da burada işaret etmek yerinde olur. Thales ile Pitagorcular bilimsel bilgileri ve ayrıca özellikle Mezopotamyalıların biliminden faydalanmış oldukları hakkında Yunanca kaynaklarda yapılan açıklamalar. zihniyet ve metot bakımından Yunanlıların Mezopotamya’dan büyük istifadeler sağladıkları. Çünkü kaynaklarımızın Thales ile Pitagorculara atfettikleri bilgilerin Mezopotamya’da mevcut olduğu görülüyor. Evrenin rasyonel bir düzen olarak açıklanması teşebbüsleri üzerine. tam olmasa bile sembolik ve yaklaşık bir şekilde ifade edilebileceği inancı ile karşılaşılıyor. tenkitçi düşüncenin açık etkileri altında önemli değişimlere uğramaması imkânsızdı. Yunan dini ve mitolojisindeki söz konusu düşünceler Yunan felsefesinin çeşitli bölümlerinde izlerini bırakmış ya da önemli yankılar yapmıştır. Bununla beraber. Hatta aralarında bir devamlılık mevcuttur. Fakat dikkate değer ki Platon'da gerçeğin mitos yardımıyla açıklanıp belirlenebileceği. Yunan felsefi ve rasyonel düşüncesi seviyesine erişilmesi için dini ve mitolojik dünya görüşünün hâkimiyet ve otoritesinden sıyrılmak zorunlu idi. . Mezopotamya çivi yazılı tabletlerden derlenen bilgiler tarafından ister istemez dolaylı fakat kesin bir şekilde doğrulanmakta ve teyit edilmektedir. Platon'da eski geleneklerin sadece bazı teferruatının değil. Böylece. bilimlerini bu temeller üzerinde geliştirdikleri ve Yunan bilimi ile daha önceki Mezopotamya bilimleri arasındaki farkın içerik farkı olmaktan fazla bir gelişim derecesi ve seviyesi farkı olduğu görülmektedir. kozmogoninin veya kozmolojik mitolojinin gerçek varlıkla olan bağlantısı kaybolmaya ve ortadan kalkmaya başlamıştı. bu felsefi ve bilimsel düşüncenin ışığı altındaki eski geleneklerin olduğu gibi kalması. bu ortamın arz ettiği olumlu imkânların Yunan felsefi düşüncesinin doğması için yeterli bir faktörler koleksiyonunu bağrında topladığını düşünmek abartılı olur. Veya karşılıklı olarak. ruhunun da devam ettiği söylenebilir.

Bu tezin çeşitli bölümlerinde gösterilmeye çalışıldığı üzere. sırf Yunanca kaynaklara dayanılarak elde edilmesi mümkün bilgilerde ve bunlar üzerinde yürütülmüş olan düşünce ve yorumlarda daha emin sonuçlara varmayı ve tercihler yapmayı mümkün kılmaktadır. Yunan bilimi ilk gelişme çağlarından itibaren Mezopotamya’dan etkilenmeye başlamış. Yunanlılar Mezopotamya bilimlerinden daha başlangıçtan itibaren büyük ölçüde faydalanmışlardır. Böylece. günümüz bilimlerinin kökeni gerçek anlamıyla her bakımdan Mezopotamya’ya kadar gitmektedir. . Yunan bilimi ile Mezopotamya bilimleri arasında gerek bilgi ve gerekse zihniyet bakımından tam bir tarihi devamlılık bulunmakta.213 Böylece Mezopotamya bilimine ilişkin keşifler.

S. 2000 BAŞDEMİR. M. BİLGİÇ. Ankara. I. Ankara 2006 ARIK. Beatrice. Emin. 7–13 Nisan 1986. Oğuz. Türk Ansiklopedisi. Ankara.Ö. Anadolu Kültür Tarihi. “Kapadokya Tabletleri.214 KAYNAKÇA AGİZZA. Anatanrıça ve Doğurganlık Sembolleri. 1950–1850 Yıllarında Yazılmış Vesikalardan Anadolu’nun İlk Tarihi Çağı Hakkında Elde Edilen Bazı Mühim Neticeler”. Dost Kitapevi. T. 2004 BİLGİÇ. 2. Merkez Kitapçılık ve Yayıncılık. Mitolojiye Giriş. Ankara. İstanbul 2007 ANDRE-SALVİNİ. R. Faruk. çev. Ayhan. Eski Anadolu. Ankara ARMSTRONG. İstanbul. çev. Zühre İlkgen. Net Turistik Yayınları. Kaynak Yayınları. Doğunun ve Batının Yerelliği. Tufan Efsanesi. TÜBİTAK Yayınları. 1982 Cilt 31 BİLGİÇ. “Kapadokya Tabletlerine Göre Anadolu Kavimleri Üzerine Araştırmalar”. Kürşat. Kongresi Bildirileri. Mitolojiler ve Semboller. Ela Uluatam. Mitlerin Kısa Tarihi. K. Anadolu Uygarlıkları. Karen. 2001 AKURGAL. Alfa Basım Yayım. T. Emin. 3. Antik Yunanda Mitoloji Masallar ve Söylenceler. İstanbul. T. Düşünce Tarihi ve İnsanın Doğası. Ankara 2005 AKURGAL. Kayseri. İstanbul 2002 AYDIN. Mehmet. Arkeoloji ve Sanat Yayınları. Alfa Basım Yayım Dağıtım. Kongresi Bildirileri. Ekrem. Alfa Basım Yayım Dağıtım. 1943 ------------------. Dil ve Tarih Coğrafya Fakültesi Dergisi. Rosa. İstanbul 2003 BAYAT. Ekrem.1. Bunlardan Koloni ve Anadolu Tarihi Hakkında Çıkan Neticeler”. Fuzuli. İstanbul 2007 BAYRAK. 1943 . 2. Ötüken Neşriyat. Babil. İstanbul 2005 ATEŞ. “M. T. Emin. C. Dilek Şendil. Proto Etilere Dair. Kayseri ve Kültür ve Sanat Haftası Konuşmaları ve Tebliğleri. çev.

Marie Joseph. Ali Berktay. çev. Frederick. Frederick. Mitoloji Sözlüğü. Ceviz Kabuğu Yayınları. çev. C. Yayınları. İstanbul. Jean/ STEVE. Klasik Yunan Mitolojisi. “M. T. 2001 COPLESTON. İdea Yayınları. Aram Yayıncılık. T. Mehmet Emin Özcan.Ö. Ankara. K. Kerem Kurtgözü. Mezopotamya. çev. İdea Yayınları. Evrensel Basım. Anthony. Jean. 1948 -------------------. 2000 yıllarında Anadolu Kavimleri”. 9. Jean. İstanbul. İlkçağ Felsefesi Tarihi. Yapı Kredi Yayınları. Mezopotamya Mitoloji Sözlüğü. Uruk Aslanı Gılgameş. Mehmet Emin Özcan. Ön Sokratikler ve Sokrates. Yapı Kredi Yayınları. çev. Dost Kitapevi. İstanbul. Aziz Yardımlı. Yurt Kitap Yayın. Tebliğler ve Konferanslar 22–29 Aralık 1954 BLACK. çev. Bedrettin. Jean. İstanbul 2001 CÖMERT. Türk Dilinin Kökleri. İstanbul. Sa. 1996 COPLESTON. Harald. 2005 BOTTERO. Sümerden Kutsal Kitaba. Dil ve Tarih Coğrafya Fakültesi Dergisi. Ahmet. Yunan ve Roma Felsefesi. 5. 3. Kongresi Bildirileri. Andre. İstanbul 1970 CEVİZOĞLU. Cilt 1. Ankara. Kültürümüzün Şafağı Babil. Ankara 1980 . Evvel Zaman İçinde Mezopotamya. çev. H. Atilla Dirim. Mitolojinin Romanı. Asa Kitapevi.215 -----------------------. 1948 ------------------. Bursa. İki bin Yıllarında Mezopotamya-Anadolu Arasındaki Ticari İktisadi Münasebetler”. çev. Şefik. Hulki. Tarih Türklerde Başlar. Ankara 1998 CAN. Antik Yunan Uygarlığı. Jeremy. çev. 2003 BOTTERO. çev. GREEN. 2005 BOTTERO. Yasemin Birhekimoğlu. “Anadolu’nun İlk Tarihi Çağının Ana Hatları ile Rekonstrüksiyonu”. “M. Helenistik Felsefe. İnkılâp Yayınları. 6. Eski Yakındoğu. İstanbul 2003 BOTTERO. 2002 BRAEM. İstanbul. Mehmet Emin Özcan. Coğrafya Meslek Haftası.Ü. Dost Kitapevi. 2003 BONNARD. Aziz Yardımlı.Ö. Ankara. 2004 CEVİZCİ. Ankara.

Abdullah Rıza. 1990. İstanbul 2005 GEREY. Yeni Kültepe Metinleri’ne Göre Yerli-Asurlu Münasebetleri. Levent. ÇIĞ. Yunan ve Roma Mitolojisi. İsmet Zeki. C. 3. Tanrı Yaratan Toprak Anadolu. İstanbul 2007 FİNK. Ali Berktay. Marc. Tanrıların Vatanı Anadolu. İstanbul. Türklük İncelemeleri. 5000 Yıllık Sümer-Türkmen Bağları. İstanbul. Yunan Mitolojisi. Ankara 2005 ERGİNÖZ. Tanrıları Nasıl Yarattık/Tanrıların Ölümü. Uluslar arası Hititoloji Kongresi Bildirisi. Avram. Kabalcı Yayınları. çev. Der Yayınları. IQ Kültür Sanat Yayıncılık. Mircea. Berfin Yayınları. İstanbul 1994 ÇEÇEN. Yeditepe Yayınları. İstanbul 2002 GÖNÜL. Önder Kaya. Muazzez İlmiye. Mitoloji Sözlüğü. Muna Cedden. Yapı Kredi Yayınları. 2001 ERHAT. TÜBİTAK yayınları.W. Dünya Mitolojisi 1. çev. çev. Remzi Kitapevi. Antik Mitolojide Kim Kimdir. çev. Kaynak Yayınları. İnsanlığın Belleği. 17–21 Temmuz. Kabalcı Yayınları. çev. İstanbul. Azra. Ankara 2003 EYÜPOĞLU. İstanbul. Jean. Remzi Kitapevi. I. Toprak Ana ve Gökyüzü. Anadolu Uygarlıkları. Hititlerde Anatomi ve Tıp. Gerhard. Begmyrat. Mircea. İstanbul 2004 Salih. Gaye Şahinbaş. İncil ve Tevrat’ın Sümerdeki Kökeni. Dost Kitapevi. Musa Eran. çev. 2002 ESTİN. Kur’an. Yay. İstanbul 1984 ELİADE./ LAPORTE. Banu Kaşıkçı. Kabalcı Yayınları. İstanbul. 2005 GEORGES. Dinsel İnançlar ve Düşünceler Tarihi. İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fak. çev. Esat Nermi Erender. İstanbul. 2002 ELİADE. . Babil Simyası ve Kozmolojisi. C. H. Mehmet Emin Özcan. 1997 GALANTİ. Cilt. İstanbul 1999 ERGÜVEN.216 CREAM. Çorum. Yazı. 2005 DESTİ. Bileşim Yayınları. Serpil Erfındık Yalçın.

İnsanlığın Kaynakları ve İlk Medeniyetler. Enuma Eliş / Babil Yaratılış Destanı. çev. Altay. Remzi Kitapevi. çev. Azra Erhat. çev. Babillilerden Günümüze Kozmoloji. çev. Kurumu Yayınları. Kültür. Hitit Mitolojisi. 2000 HIRÇIN. İlyada. İstanbul 1997 HOOKE. Alâeddin Şenel. Ankara. T. İmge Yayınevi. Samuel Henry. Asurlular. Karçiçekleri Dergisi s. Başlangıcından Perslere Kadar. Yakın Şark II Anadolu ( En Eski Çağlardan Ahameniş’ler İstilasına Kadar ). Hititler.T. Toplum. Ortadoğu Mitolojisi. Yalçın. Çivi Yazısı (Ortaya Çıkışı. Ş.217 GREGORY. Eva Cancik. Ayraç Yayınları. Ankara. çev. İstanbul 2002 GÜNALTAY. Selen. İstanbul. Mavi ada Yayınları. Güngör. Alexander.T. Ankara 2000 İNAN. Can Yayınları. Şemsendin. Halil. R. Çizgi Kitapevi Yayınları. Ankara 2004 HOMEROS. Konya 2001 KANSU. Nesrin Oral. Aynur. 2005 GURNEY. Mezopotamya ve Eski Mısır. Ege Yayınları. çev. İletişim Yayınları. Ankara 2001 GÜNDÜZ. Emine Ayhan. İstanbul 1993 HOMEROS. Horst. Düşünce Tarihi. Orhan. çev. İstanbul 2002 KÖSE. “Mitolojik Hikâyeler Coğrafyası”. Aziz. Arkadaş Yayınevi. Aslı Yarbaş. Güncel Yayıncılık. 2001 KARAUĞUZ. İsmet Birkan. Büke Yayınları. İstanbul 2006 . İlya Yayınları. 2 Haziran 2005 KÖROĞLU. Andrew. Ankara. 1987 HEİDEL. Dost Kitapevi. O. 1991. Pınar Arpaçay. Evraka! Bilimin Doğuşu. 2000 KARABIYIK. İstanbul. Azra Erhat. Eski Mzopotamya Tarihi. Kozmostan Kuantuma. KİRSCHBAUM. çev. Telos Yayınları. İmge Kitapevi. Ankara. Kemalettin. İzmir 2005 KLENGEL. İstanbul 2004 HANÇERLİOĞLU. Gelişmesi ve Çözümü). Kral Hammurabi ve Babil Günlüğü. Tarih. T. Odysseia. Kurumu Basımevi.

Ankara. Özcan Buze. Atilla Dirim.D. Ankara 1988 MARTİNO. Akademisi Yayını. Kabalcı Yayınları. T. Hititler.T. İletişim Yayınları. Kurumu Basımevi. Haydar Yalçın. Ankara 2006 MUTLU.K. Michael. İstanbul. İstanbul. Dünya Tarihinde Bilim ve Teknoloji. 2000 KINAL. Yeryüzü Yayınları. TÜBİTAK Popüler Bilim Kitapları 50. Arkadaş Yayınları.G. İstanbul. çev. Antik İnançlar Modern Hurafeler. Konya. Sinan. Kabalcı Yayınları. Ufuk Uyan. Enes Harman. çev. Kozmik Kitapları. İstanbul. İstanbul. Samuel Noah. Nuh’un Seyir Defteri. Arif Müfit. Ender Varinlioğlu. Tomris Uyar. 1997 LİNGS. Batı Sanatında Biçimlenme ve Doğu Akdeniz. çev. çev. Martin. Erendiz Özboyoğlu. Eski Anadolu Tarihi. Yayını. çev. Sümerler. M. Samuel Noah. T. Fatma Çizmeli. Ata. İstanbul 1977 NİRUN. Türkiye’nin Tarihi. 2000 MANSEL. 1991 LLOYD. Samuel Noah. Ankara 2006 MEMİŞ. Eskiçağ Türkiye Tarihi.218 KÖHLMEİER. Ege ve Yunan Tarihi. Türkler ve Atatürk. 2001 KRAMER. Babil. Hamide Koyukan. İstanbul. Sümer Mitolojisi. Evrenin Yapısı.DORN H. Belkıs. JAMES E. çev. MCLELLAN. çev. İ. Mitolojinin Öyküsü. Seton. Selçuk Üniversitesi Yayınları. Yurt Kitap Yayın. İstanbul 2001 KRAMER. çev. 1999 KSENOPHON. Joan.S. Kabalcı Yayınları. 2004 . Truvalılar. Ekrem. İstanbul. 1989 MEYDAN. Füruzan. çev. T. İstanbul 1996. İyi Şeyler Yayıncılık. Truva Yayınları. Arkadaş Yayınları. De Stefano. İstanbul 2006 MEZOPOTAMYA ve ESKİ YAKINDOĞU. Tanrıların Masalları. 2002 KRAMER. 2006 OATES. Son Truvalılar. Hamide Koyukan. Ankara. Dost Kitapevi. çev. Tarih Sümerde Başlar.

Belleten. Tahsin. Colin A. İstanbul 1996 RYAN. “Kültepe Tabletlerinin Anadolu Tarihi ve Kültür Tarihi Bakımından Önemi”. 1970– 1750 ) Yerli Halk İle Asurlu Tüccarlar Arasındaki İlişkiler. 2005 PLATON. İstanbul. EFLATUN. Sa. C. Ankara. Astronomi ve Tıp. İmge Yayınevi. Anadolu Arkeolojisinin ABC’si. 1995 ÖGEL. M. Türk Tarih Kurumu Yayınları. Nisan–1995 ---------------------.2. İstanbul. İstanbul. İstanbul. C. 1991 . Say Yayınları. çev. Nuh Tufanı. George. İbn. İstanbul 2006 SEVİN. Tübitak Yayınları. 1991 SEGAL. Remzi Demir. ARİSTOTALES. Bilim Tarihi. XX. Zülal Kılıç. Sedat Veyis. Ankara 2005 ROAF. Hakkı Hünler. Mısırlılarda ve Mezopotamyalılarda Matematik. C. Michael.219 ÖRNEK. Ahmet Zekerya. Aydın. LIX. Paradigma Yayınları. Dursun Bayrak. Arkadaş Yayınevi. F. Dergâh Yayınları. William ve PİTMAN. İlkellerde Din Büyü Sanat. Walter. İletişim Yayınları. Feza Günergün. XXXV. Ankara. Yeni Belgelerin Işığında Koloni Çağında ( M. 1956 PETERS. Ekmeleddin İhsanoğlu. 1996 RONAN. çev. Gerçek Yayınevi. Bahattin. 29–35. Anitta Hançeri. E. Gündoğan Yayınları. Ruh Üzerine. – İLİNE. Hüseyin. Selçuklu Tarih ve Medeniyeti Enstitüsü Derneği Yayını. çev. Mezopotamya ve Eski Yakındoğu. Belleten. Ercan Ofset. 2004 SARTON. çev. Türk Mitolojisi. 1971 ÖZGÜÇ. Veli. İnsan Nasıl İnsan Oldu. Ankara. E. çev. Felsefe-Din İlişkileri Faslu’l-Makal el-Keşf Minhaci’l-edille. çev. İstanbul. Antik Bilim Modern Uygarlık.Ö. Ankara Üniversitesi Dil ve Tarih Coğrafya Dergisi. 1994 SEVER. Saffet Babür. Ankara 1995 SAYILI. Sa. Ankara. Antik Yunan Felsefesi Terimler Sözlüğü. 2003 RÜŞD. Ankara.

İstanbul. çev. 1997 TUNA. Ömer. 1995 THOMPSON. 1999 ÜLGER. İstanbul. Başlangıçta Bilgisizlik ve Korku Vardı. İnsanlık Tarihi. Sümer ve Türk Dillerinin Tarihi İlgisi ile Türk Dilinin Yaşı. Helmut. İzdüşüm Yayıncılık. İstanbul 2002 Berfin Yayınları. Sabri. Ali. Türk Tarih Kurumu Yayınları. çev. 1993 ŞENEL. Adnan. XI. İmge Yayıncılık. Asur Ticaret Kolonileri Çağında Anadolu’da Dini Hayat. Platondan Habermas’a Felsefede Doğruluk ve Hakikat. Arkeoloji ve Sanat Yayınları. Eski Yunan Toplumu Üzerine İncelemeler.1973 UHLIG. Cilt. Düşünmenin Öyküsü Pan Yayıncılık. Necip. İstanbul 1999 TOSUN. Dick. Payel Yayınları. II. 1998 ŞATIR. Düşünce Tarihinde Tanrı Sorunu. T. İstanbul. Kanun ve Adalet Kavramları. Kayseri. Sümer. Belleten 37. Yasemin Bayer. Harun. Babil ve Asurlularda Hukuk.T. Mehmet H. Hüseyin ve S. İstanbul. İlkçağda Türkiye Halkı. Ankara. 2006 UMAR. 11–12 Nisan 1997. Osman Nedim. İstanbul. Sümerler: Tarihin Başlangıcında Bir Halk. Işığın Kaynağı Doğu. Kayıp Keşifler/Modern Bilimin Antik Kökleri. çev. ÇEÇEN. Telos Yayınları. İstanbul. İstanbul. Doğan. İşte Anadolu. “Kültepe’deki II. Ankara. . Tabaka Vesikalarına Göre Anadolu’nun Siyasi Tarihi İle İlgili Yeni Gelişmeler”. 2000 TERESİ. çev.220 SEVER. Mebrure. 2005 TEPE. İstanbul 2007 UHLİG. Avrupa’nın Anası Anadolu. Kayseri ve Yöresi Tarih Sempozyumu ve Bildirileri. Ankara. Kamer Yayınları. Doğu ve Batıda Düşüncenin Temelleri. Nilgün Ersoy. İnkılâp Kitapevi Yayınları. H. Kongresi Bildirileri. İbrahim Gılgameş. Adnan. İbrahim Şener. Helmut. 2001 ŞENEL. İlk Filozoflar. George. Telos Yayıncılık. Bilge. Şehir Yayınları. Ankara 1997 TUNCER. 5–9 Eylül-1990Ankara ŞAHİN. 2006 TAYLAN. Ark Yayınları.

İstanbul 2005 ZELLER. Grek Felsefesi Tarihi. Ön Asya Tarih ve Uygarlıkları. Etibank Yayınları. Yunan Düşüncesinin Kaynakları. Hititler-Etiler ve Anadolu Uygarlıkları. 1999 VERNANT. Jean-Pierre. Edward. İz Yayıncılık. çev. 1996 VERNANT. Ahmet. Hüseyin Portakal. Salyangoz Yayınları. Cem Yayınevi. İmge Yayınları. çev. Meram Yayıncılık. Siyasal Düşünceler Tarihi 1/ Mezopotamya-Hint-ÇinYunan-Roma. Ankara. Ahmet Aydoğan. İzmir. Eski Yunanda Söylen ve Toplum.221 ÜNAL. Ankara. Jean-Pierre. İstanbul 2002 YILDIRIM. Mehmet Emin Özcan. 1996 YETKİN. çev. Çetin. Recep. İstanbul 2006 .

222 EKLER Harita1 .

223 Harita 2 .

224 Harita 3 Harita 4 .

bir yandan neredeyse "yazı" kadar . Ninive’deki krallık kütüphanesinde bulunmuştur. (M. Resim 5: Gılgamış’ın ölümsüzlük peşinde yaşadığı şiirsel yolculuğun anlatıldığı Gılgamış Destanı.238 HARİTALAR VE RESİMLER ÜZERİNE Harita 1: Mezopotamya bölgesini ve Anadoluyu gösteren harita Harita 2: Mezopotamyada Sümerlerin Hakim olduğu bölgeyi gösteren harita Harita 3: Mezopotamya bölgesini tefferuatlı gösteren harita Harita 4: Anadolu’da Hititlerin kurulduğu alanları gösteren harita Resim 1: Boğazköy’ün iki kilometre uzağında bulunan bu kabartmalar. üstünde gökbilimsel gözlemler ve öngörüler bulunan tabletlerden bir örnek. Alt resimde ziyaretçiler kralın ayağına kapanmışlar. tanrıların yürüyüşünü göstermektedir.y. Önemli kararlar. 9.Ö. Resim 2: Asur’un kuzeybatısındaki dağlarda kurban kesimi. y.) Resim 4: Asur sarayının usta astrologlarının yararlandıkları. orduyla birlikte yolculuk yapan ve geleceği görebilmek için kurban hayvanlarının bağırsaklarını inceleyen kâhin rahiplerin yardımıyla alınırdı. Asur kralları tanrı Aşşur’un yeryüzündeki temsilcileri olarak görülürdü. Kil tabletler üzerine çiviyazısıyla yazılmış/kazınmış bu destan. Resim 3: Kalhu’da kuzeybatı sarayında çiftler halinde dolaşan süvariler. bilinen en eski edebi metin.

Ö. Hitit Kralı 3. M. İstanbul Arkeoloji Müzesi. vb. Çoban tanrısı Dumuzi ile evlenmiştir ve sümerler bu evliliğin onlara bereket getirdiğine inanmışlardır.7 cm. "güzel saçlı kraliçe" ya da "güzel örgülü DEMETER" diye geçer. Dört kanatlı. İnanna'nın Dumuzi ile evliliğini anlatan Sümer tabletlerinin korunmuş olan kısmı hala Türkiye'dedir. kovalar. ve 9. Resim 6: Pişmiş toprak. Ay tanrıçası nanna’nın kızıdır. Figürün başındaki boynozlu taç eski Mezopotamya’da Er Hanedanlar döneminden başlayarak bir tanrılık belirtisi olmuştur. Hesiodos’a göre Kronos’la Rheia’nın kızı. Aşşur-nasir-apli’nin Kuzeybatı Sarayında kanatlı figür. Resim 8: Sümerlerde aşkın ve yağmurun tanrıçası.2x4x2. Resim 7: Yunan mitolojisinde tarım ve bereket tanrıçası. havanlar.6x5. Homesros'un destanlarında. koniler. Hattuşili ile Mısır Firavunu 2. bitkiler. yüzyıl.Ö. kartal başlı ya da balık pelerinli bu figürler. Sümerlerin bereket sembolüdür. Ramses arasında M. Bu doğaüstü varlıkların.239 eski. sarayı ve içindekileri kötülüklerden korumak için heykelcikleri sarayın tabanının altına gömülen apkallu. Yunanlılarda afrodit olarak görünmüştür. özellikle de buğdayı simgeler. 13. taşırlar. ya da yedi bilgeyle ilişkili oldukları sanılmaktadır. ikinci tanrı kuşağındandır. bir yandan da günümüz insanının evrensel değerlerine ışık tutuşuyla bugün yazılmış gibi taze. 13. İnsanlara toprağı ekip biçmesini öğreten bu tanrıçadır. Resim 9: Kalhu’da II.8x17. Sarayın duvarlarına buna benzer birçok figür oyulmuştur.1 cm. 1280–1269 yılları arasında yapılan dünyanın ilk yazılı antlaşmasının çiviyazısıyla kil tabletler üzerine yazılmış iki parçası. . Ekinleri.

giderek sahibinin korunmasıyla özdeşleştirilmeye başlanmış ve hastalık. eşya taşıyan hayvan ve insanlar ve bir ziyafet sahnesi canlandırılmıştır. ama bu jestin doğru bir yorumu olmayabilir.Ö. bir hasta ve ona bakan balık giysili iki rahip. ama üslubuna bakıldığında Sargon’un torunu Naram-Sin’e ait olması daha inandırıcıdır. başı ve elleri üstten gözüken iyi tabiatlı cin Pazuzu betimlenmiştir. Resim 12: Ur standardı denilen. Şalmaneser ve solda Babil Kralı Mardukzakir-şumi el sıkışır gibi görünürler. çocuk düşürme. mülkiyeti korumak ve yasal işlemleri güvence altına almak amacıyla kullanıldığından. Belki de bu “savaş” tarafından gösterilen seferin başarısından sonraki zafer kutlamasıdır. Silindir mühür. Geç Asur ve Neo-Babil dönemlerinde çok yaygın bir adetti. sağda III. Başlangıçta figürde betimlenen yöneticinin Agade hanedanının kurucusu Sargon olduğu düşünülmüştür. kara büyü yada dedikoduya karşı dinsel törenlerde kullanılmıştır. Resim 13: Ninive’de İştar Tapınak alanında bulunan dökme bakır baş. Zifte gömülmüş lapis lazuli fonun üstüne deniz kabuğu katılarak. ama muhtemelen bir müzik aletinin gövdesi olan buluntunun “barış sahnesi” yüzü. Resim 11: M. Panoda. 700 dolayında bu tunç kabartma panonun arkasında. Gebe kadınlara ve yeni doğmuş çocuklara saldıran Lamaştu’ya karşı korunma amacı taşıması olasıdır. bir cin dizisi. Orta bölümde. Resim 14: Kalhuda Şalmaneser Kalesi’nin ana taht odasındaki taht atlığının ön tarafı. tanrı simgeleri. alttada Pazuzu ve aslan başlı Lamaştu görülmektedir. Doğum yapan kadınları dişi cin Lamaştu’nun saldırılarına karşı korumak için muska olarak tunçtan Pazuzu paşı takmak.240 Resim 10: Silindir Mühürler ve baskıları. Yabancı bir kralın Asur kralıyla eşit konumda gösterilmesi az . “kaybolan mum” tekniğiyle dökülmüştür. İçi boş olan baş.

78 m. Yönetici ve tanrıça üst şeritte görülmektedir.3000) tapınak hazinesinde bulunan bir çiftin tekidir. Resim 19: Babil kralı Hammurabi'nin (M. Aslan. Asur’da krallık mührü olarak benimsenmişti. Resim 18: Burada II. Ağacın üstündeki kanatlı kuşun içinde gösterilen tanrının Şamaş yada Asur olması mümkündür.Ö. ama metinlerde ve kabartmalarda bu kadar sık görülmesinden. Ö. Hammurabi. 1686) çeşitli meselelerde verdiği kararlar. İran) ve Fransa'ya taşıdığı Hammurabi Kanunları'nın yazılı olduğu stel. hayvanların öldürülmesi belli ölçüde soyluluk ve dinin gerektirdiği bir görevdi. Babil'in koruyucu tanısı Marduk adına yapılan Esagila Tapınağı'na dikilen bir taş üzerine Akatça dilinde yazılmıştı. kendisine bu kanunları yazdıranın güneş tanrısı Şamaş'ın olduğunu söylemiştir. Aynı motif. Ö.241 rastlanır bir durumdur ve bu dönemde Asur’la Babil arasında özel bir ilişki olduğu fikrini vermektedir. Resim 17: Tel el-Varka vazosu Uruk’ta III. 1728-M. . Arkeolog Jean Vincent Scheil'in 1901'de Susa. Aşurnasirpal kutsal bir ağacın iki yanında iki kez görülür. Resim 15 ve 16: Eski Yakındoğu’nun en canlı av sahneleri Asurbanipal’in Ninive’deki Kuzey Sarayı’nın duvarlarına oyulmuştu.. Elam'da bulduğu (bugünkü Huzistan. Vazonun tümünde tanrıça İnanna’ya bir sunu sahnesi gösterilmiştir. ama yapım tarihi daha eski olabilir. Art ayakları üstünde bir aslanı bıçaklayan kral motifi. Persepolis’teki Pers saraylarının kapı oymalarında da görülür. vb. Yaklaşık iki metrelik silindirik bir taşın üstüne çivi yazısı ile yazılmış olan kanunlar tam 282 maddedir. Yükseklik 1. Dolayısıyla kanunlar da tanrı sözü sayılıyordu. Tabakadaki (M. kralın bu spordan büyük zevk aldığı anlaşılmaktadır. Louvre Müzesi'nde sergilenmektedir.

ağıtlar. daha sonra Türkiye-İran sınırında ve Irak’taki Nippur antik kenti kazılarında bulunan tabletler de eklenmiştir. Asur Kralı Asurbanipal’in M. Efsaneler. destanlar. hepsinin toplam beş bin adet olduğu tahmin edilmektedir. Bunlardan günümüzde 12 tablet bulunabilmiştir. Ancak. Güney Mezopotamya'da eski bir din ve kültür merkezi olarak yüzlerce yıl varlığını koruyan Nippur şehri kazılarında bulunmuştur. Mezopotamya'da ortaya çıkan tarihteki ilk yazılı destandır. Gılgamış Destanı. Ayrıca Türkiye’de Sultan Tepe ve Boğazköy’de yapılan kazılarda da destanın izi bulunmuştur. Ölümsüzlüğü arayan bir kralın öyküsüdür. Resim 21: Çiviyazılı belgelerin bulunmaya başladığı geçen yüzyıldan beri Mezopotamya'da Aşk Tanrıçası İnanna ve Çoban Tanrısı Dumuzi ile ilgili bir bereket kültünün varlığı biliniyordu. 1855’te Ninova’da yapılan kazılarda. Fakat bunu her yönü ile kanıtlayacak belgeler yayımlanmış değildi. aşk şiirleri. Ölümsüzlüğün ve bilginin peşindeki insanı yücelterek anlatan Gılgamış Destanı. Sümer edebiyatına ait tabletlerin en büyük kısmı 1887–1890 yılları arasında ABD'de. Akat ve Sümer mitolojilerinde geçer ve Akat dilinde yazılmış tabletlerden oluşur. Bunların hemen hemen üçte biri İstanbul Arkeoloji Müzeleri'nin Çiviyazılı Belgeler Arşivi'nde bulunuyor. hikâyeler ve bilgelik kompozisyonlarından oluşan Sümer edebiyatının.Ö.Ö. . o günkü müzeler nizamnamesine göre. ilahiler. bu yüzyılın ortalarına doğru Sümer edebiyatına ait belgeler saptanıp yayımlanmaya başlandıktan sonra bu kült ve bu kültün esasını oluşturan kutsal evlenme töreni konusu açıklığa kavuştu. 7. 28. Philadelphia Üniversite Müzesi tarafından.yüzyılda Mezopotamya’daki Uruk kentinde hüküm sürmüştür. Başka yerlerden çıkmış veya kaçak olarak elde edilmiş bir kısım tabletler de Avrupa ve Amerika müzelerine dağılmıştır ki. Gılgamış'ın ölümünden bin yıl kadar sonra yazılmıştır ve günümüze kadar gelebilmiştir. atasözleri. mersiyeler.242 Resim 20: Gılgamış Destanı. Bu tabletler. yüzyılda derlettirdiği tabletler bulunmuş. Destana konu olan kral Gılgamış gerçekten yaşamış ve M. İstanbul Arkeoloji Müzeleri'yle kazıyı yapan kurum arasında gelişigüzel paylaşılmıştı.

Öyle ki. Babilliler. yani 60x2 = 120. Merkezin üstündeki kutuya Babil. Resim 22: M. antropologlara kaynak olarak sunulmuştur. Üstünde okyanus olduğu belirtilen bir daire çizilmiş. Babil rakamları arasında da. .Ö. sayıları yazarken iki tane sembol ve bulunmayan basamaklar yerini doldurmak için de. 2000 yıllarında Mezopotamya'da yaşayan Babillilerin. (( : )) işaretini kullanmışlardır.. basamak düşüncesinden yararlanarak yazdılar. 60 sayısını taban olarak kullandılar. Asur ve Dir adları yazılmıştır. Amerika müzelerini ziyaret ederek. O tam 60 yıl çiviyazılı tabletler bulunan Avrupa. Böylece ilk kez sayılarda basamak fikrini gösterdiler. bilim tarihçilerine. bunun dışına metinde anlatılan acaip yöreler işaretlenmiştir. sağ yana Urartu. Susa en alttadır. Babil şehrini zamanın bilim merkezi haline getirmişlerdir. oldukça ileri bir seviyeye ulaşmış oldukları bilinmektedir. sıfır rakamını gösteren bir sembol yoktur. 59'dan büyük sayıları da. araştırmalarını evrenselleştirmiştir. Ortaya bilindiği kadarıyla dünya. aynı metne ait diğer müzelere dağılmış parçalar bulunarak konular tümüyle ortaya çıkarılmış ve çeşitli yayınlarla Sümerologlara.243 dolayısıyla bereket kültünü oluşturan kutsal evlenme metinlerinin gün ışığına çıkmasında en büyük rolü Prof. Samuel Noah Kramer oynamıştır.Ö. Rakamları sağdan sola doğru yazarak ifade ettikleri anlaşılmaktadır. Bütün bu çalışmaların sonucu. Resim 23: Bu kil tablete Babil Dünya Haritası denir. . batı yukarıya gelecek biçimde yerleştirilmiştir. Özellikle matematik ve astronomide çok ilerlemişlerdir. Gruplamalarını 60'lık olarak. 700 dolayında düzenlenmiştir.. bilimin çoğu dalında. Sümer edebiyatına ait tabletleri ve konularını saptamış. Harita muhtemelen M. yüzlerce tabletin kopyası yapılmış. Babiller. büyük bir bilim cömertliği ve yardımseverliğiyle isteyen müze uzmanlarını da çalışmalarına katarak. Şeklinde yaptılar. Babilden geçen dikey çizgiler herhalde Fırat ırmağını temsil etmektedir.

üst üste bir dizi platformdan oluşan ve en tepede tapınağın bulunduğu bir ziggurat içerirdi. taban dikdörtgendir ve yüksek tapınağa dik açıda birleşen üç merdivenle çıkılırdı.244 Resim 24: Ziggurat eski Mezopotamyanın en belirgin özelliklerinden biridir. solunda İştar durmaktadır. 18.Ö. Zigguratların en ünlüsü olan ve Babil Kulesi hikâyesine yol açan Babil’deki tanrı Marduk zigguratında da aynı plan uygulanmıştır. M. “gök ve yerin kuruluşu tapınağı” anlamına gelen Etemenanki adı verilmiştir. 2200 dolayı) su tanrısı Ea’yı iki yüzlü veziri Usmu’yla birlikte gösteren yeşil taştan silindir mühür baskısı. Birçok kentte kent tanrısının tapınağı. Resim 25: Akad döneminden (M. Yapıların tümünde benzer bir plan izlenmiştir. yüzyılda başlanan ziggurata. . Onun önünde güneş tanrısı Şamaş. dağların arasından çıkmakta.Ö.

matematik. sanat ve toplumsal yapı uygarlığın olduğu ortamda doğar ve gelişir. avcılık. Ankara 2008 Bilim. . kimya. M. yazı. Bu toplumların bölgesel koşullara uygun uğraşları ve ekonomileri olduğunu sanıyoruz. jeoloji. Uygarlığın başlamasının önkoşulu “yerleşik yaşam”dır. Mehmet. Hurri. Yüksek Lisans Tezi. astronomi. Eski Doğu ve Batı Kavimlerinde Felsefi Düşünce (Sumer. tarihte ilk kez Dicle ve Fırat nehirlerinin vadilerinde ortaya çıkmıştır. teknoloji. Çivi yazılı tabletler üzerinde yapılan araştırmalar Mezopotamyalıların bilimsel bilgi hakkında daha önce pek tahmin edilmemiş olan ve beklenmeyen birtakım gerçekleri gün ışığına çıkarmıştır. mitoloji.4000’li yıllarda Mezopotamya ve Doğu Akdeniz çevresinde yarıkıraç topraklarda çeşitli toplumlar yaşamaktaydı. tıp. balıkçılık ve çiftçilik gibi. matematik. felsefe. Hitit. tıp. Bu husus bugün net olarak biliniyor ki Mezopotamyalıların matematik ve astronomideki bilgileri aradaki yüzyıllara rağmen Yunanlılarınkilerle kıyaslanabilecek bir durumdaydı. zooloji ve botanik gibi bilim dalları ile tarım. edebiyat. Topografya. yasalar. Bu insanlar keşifleri ve icatlarıyla insanlığın kültürel birikimini geliştirdiler. Yunanlıların yalnız matematik ve astronomide değil. astroloji. felsefe. Asur. metalürji. devlet. Hayli gelişmiş bir cebirleri ve matematiğe dayanan oldukça sistemli bir astronomileri vardı. felsefi gerçekler olan büyüsel inançları zamanla gelenek oldu. Babil. Grek). teknoloji. mühendislik ve mimarlık alanlarına ilişkin bilimsel ve pratik bilgiler edindiler ve bu bilgileri biriktirdiler.Ö. tıp ve mitoloji alanında da Mezopotamyalılardan önemli ölçüde yararlar sağladıkları açıklıkla görülmektedir. Yerleşik yaşam ise coğrafyanın ve iklimin uygun olmasıyla çok yakından ilgilidir. Kimi zaman da içlerinde bilimsel.245 ÖZET BOZCA. Nitekim uygarlık ve dolayısıyla kentsel yaşam.

Mitoloji 4. ancak zaman ve mekân darlığı düşüncesi ile Sumer felsefesini temel alarak Doğu-Batı felsefi düşüncesinin gelişim sürecini ve etkileşimlerini bir sınırlılık olarak ele aldık. çeşitli nedenlerle yapılan yer değiştirmelerle ve göçlerle anılan bilgiler ve teknikler geniş alanlara yayıldı. Babil. Bu konuyu araştırırken öncelikle Sumer mitolojik ve dini anlayışıyla yazılmış belgelerden. Akad) ve oradan da Anadolu’ya (Hitit. Elbette Eski Çağ döneminde yadsınmayacak Mısır kültürünü. Felsefe 5. Tezimizin temel coğrafyası Mezopotamya-Anadolu-Avrupa güzergâhı şeklinde belgeler konuşturularak inceleme konusu yapılmıştır. Sumer 3. daha sonra onlardan etkilenen Mezopotamya’daki Sami kabilelerin (Asur.246 Ticaret yoluyla. Huri) yansımaları ile ilgili belgeleri izleyerek klasik batı felsefesinin temel kaynaklarını ele alarak benzerlikler ve farklılıkları ortaya koymaya çalıştık. Pers kültürünü düşünmemek temel bir yanlışlık olur. Bilim . farklı kültürler arasında karşılıklı etkileşimler oluştu. Anahtar Sözcükler 1. Büyük bir bilgi ve beceri birikimi gerçekleşti. Elam kültürünü. Mezopotamya 2.

state. engineering and architecture. Philosophical Thought in Ancient Eastern and Western Tribes (Sumers. tecnology. zoology. technology.247 ABSTRACT BOZCA. Hurrians. maths. writing. They gained and developed scientific and practical knowladge in the science fields like topography. astrology. fishing. metallurgy. Babylons. Hittites. Sometimes thier magical beliefs those include scientific and philosophical realities became traditon in time. Assyrians. farming that were appropriate to the regional conditions. Today it is clearly known that the knowladge of people in Mesopotamia in maths and astronomy was in a comparable situation with . philosophy. The researches on cunieform writing tablets brought to light that people in Mesopotamia had unestimated and unexpected scientific knowladge. We assume that these societies dealth with things like hunting. medicine. In 4000s BC there used to live various societies around the half-arid land of mesopotamia and east mediterranean. Likewise civilization and relatedly urban life. The prerequisite for civilization to occur is ‘’ settled life’’. astronomy. law. These people developed the cultural accumulation of mankind through their discoveries and inventions. medecine. Greeks) Ankara 2008 Science. Settled life is closely related with suitability of geography and climate. botany and the fields like agriculture. mythology. chemistry. geology. art and social structure occur and develop in an environment where there is civilization. Mehmet. first occured in history in the valley of rivers Fırat and Dicle. maths. philosophy.

I tried to bring up the similarities and differences considering the basic sources of classical eastern phylosophy.248 Greeks although there are centuries between them. Babil. Science . changing places with various reasons and migration spread and there occured an interaction between different cultures. Pers culture. The basic geography of my thesis is Mesopotamia-Anatolia-Europe route and the documents from this route are used in my study. Sumers 3. Mythology 4. Certainly it would be a mistake not to think about the Egypt culture. but becouse of the lack of time and and place I handled the development process and interaction of East-West phylosophical thoght having the Sumer phylosophy in basis. Mesopotamia 2. Key Words 1. It can be clearly seen that Greeks benefited from Mesopotamians not only in maths and astronomy but also in medicine and mythology. Huri). I first used the Sumer documents that were written in mythological and religious perceptivity and then Sami tribes in Mesopotamia (Asur. They had advanced algebra and very systematic astronomy based on maths. Elam culture which can’t be denied in prehistoric period. Akad) those were affected by them and from there following the documents about the reflections on Anatolia (Hitit. Philosophy 5. The knowladge and techniques gained through trading. While studying this subject.

You're Reading a Free Preview

İndirme
scribd
/*********** DO NOT ALTER ANYTHING BELOW THIS LINE ! ************/ var s_code=s.t();if(s_code)document.write(s_code)//-->