P. 1
Bilginin Serüveni

Bilginin Serüveni

|Views: 16|Likes:
Yayınlayan: seniolanyenilgi

More info:

Published by: seniolanyenilgi on Feb 02, 2012
Telif Hakkı:Attribution Non-commercial

Availability:

Read on Scribd mobile: iPhone, iPad and Android.
download as RTF, PDF, TXT or read online from Scribd
See more
See less

02/22/2013

pdf

text

original

PROF. DR.

NECATI Ö N E R

P r o î . D r . N e c a t i Ö n e r ; 1 9 2 7 y ı l m d a Tortum ( E r z u r u m ) ' d a doğdu. İ l k ö ğ r e n i m i n i N a r m a n İ l k o k u l u n d a , o r t a ö ğ r e n i m i n i Erzurum L i s e s i n d e yaptı, 1 9 4 9 - 1 9 5 0 ders yılı k ı ş d ö n e m i s o n u n d a A n k a ra Unive.rsitesi D i l v e T a r i h - C o ğ r a f y a F a k ü l t e s i F e l s e f e B ö l ü m ü ' n d e n m e z u n oldu. N e c a t i Ö n e r , !ş lıayaîuıa E r z u r u m ' d a Y e n i E r z u r u m g a z e t e s i n d e g a z e t e c i olarak başladı; g a z e t e c i l i ğ e Ş a r k m S e s i .gazetesinde d e v a m etti. B i r yıl E r z u r u m B e l e d i y e s i ' n d e çalıştı. 1 9 5 3 ' d e A n k a r a Ü n i v e r s i tesi Ilaliiyat F a k ü l t e s i ' n e f e l s e f e ve m a n t ı k asistanı o l a r a k girdi. Aynı fakültede I 9 5 7 ' d e doktor, I 9 6 4 ' d e d o ç e n t , 1 9 7 1 ' d e profesör oldu. 1 9 7 1 - 1 9 7 6 yılları arasında, iki d ö n e m İlahiyat F a k ü l t e s i d e k a n l ı ğ ı n a s e ç i l e n N e c a t i Ö n e r 15 T e m m u z 1 9 9 3 ' d e dördüncü defa aynı g ö r e v e atandı. 1 T e m m u z 1 9 9 4 ' d e y a j sınırı s e b e b i y l e e m e k l i y e ayrıldı. N e c a t i Ö n e r asıl g ö r e v i n e ek olarak, K o n y a Y ü k s e k İ s l a m EnstifflsO'nde, H a c e t t e p e Ü n i v e r s i t e s i S o s y a l ve İdari B i l i m l e r F a k ü l t e s i v e A t a türk Ü n i v e r s i t e s i E d e b i y a t F a k ü l t e s i ' n d e f e l s e f e ve m a n t ı k dersleri okuttu; 1 9 8 7 ' d e kurulan T ü r k F e l s e f e D e r n e ğ i ' n i n kuı-uluşundan beri b a ş k a n l ı ğ ı n ı yapmaktadır. Halen Ufuk Ü n i v e r s i t e s i ' n d e f e l s e f e dersleri vermektedir. Vadi Yayınlan : 253 Felsefe Dizisi : 30 Bilginin Serüveni Prof. Dr. Necati Öner Yayıma Hazırlayan: Ercan Şen © Vadi Yayınları 1. Basım: Ekini, 2005 2. Basım: Eylül 2008 Kapak Tasarını Ali İCaragöz Dizgi, Sayla Düzeni Vadi ISBN 975-6768-62-2 Montaj, Baskı ve CiU Yeniden Grııp KütüpHânFSTIgF Kaıtı Necati Öner Bilginin Serüveni Anicara ; Vadi Yayınlan 2005 122 s. 13x19.5 cm - (Vadi Yaymiarı: 253 - Felsefe Dizisi: 30) ISBN: 975-6768-62-2 I. Felsefe, II. Bilgi felsefesi. Bayındır Sk. 36/B Kızılay/ANI<:AR<'\Tel:312.435 64 8 9 ^ 0 5 7020Fax;3î2,405 79 03

PROF. D R NECATı Ö N E R VADI YAYıNLARı

İÇİNDEKİLER ÖNSÖZ GİRİŞ ! - BİLGİNİN TANIMI VE OLUŞUMU 7 n 19 1- BİLGİNİN TANIMI 2'KAVRAM 3 - HÜKÜM VE ÇIKARIM 4 - AKİL İLKELERİ a- Özdeşlik İlkesi b - Çelişmezlik İlkesi c - Ü ç ü n c ü Şıkkın İmkansızlığı d - Y e t e r S e b e p İlkesi 5- BİLGİ EDİNME YOLLARI I-AKILYÜRÜTME a- Dedüksiyon ( D e d u c t i o n - t a l i l ) b - T ü m e v a n m (induction-istikra) c - B e n z e t i m (Analogie-temsil) 2İÇGÖRÜŞ 20 22 27 31 31 33 35 36 39 40 40 44 51 52

6-ZİHNİYET 1- T e m e l Zihniyetler: 54 55 2 - İkinci D e r e c e d e n Zihniyetler veya Tutumlar... 59 II-DİL 63 lîl - BİLGİ TÜMLERİ 69 1-Dinsel Bilgi. 2 - Felsefî Bilgi 3 - B i l i m s e l Bilgi: 4 - S a n a t s a l Bilgi: 5 - G ü n l ü k Bilgi 6- Okkült Bilgi 69 72 77 83 89 90 I¥ " ÖZGÜRLÜK 1-Özgürlük 2-Sorumluluk IC ¥ E SORUMLULUK 95 95 112 119

Bu küçük kitapta bilgi sorunu ele alınmıştır. Bilginin n e olduğu, nasıl oluştuğu, bilgi edinirken zihin fonksi yonlarının nasıl bir rol oynadığı, bilgi türleri, b u n l a n n hakikat değerleri ve insan hayatına olan etkileri işlen miştir. Çünkü insanın bilinçli eylemJeri h e p bir bilgiye g ö r e olur. O halde sahip olduğumuz bilgileri eylem için kullanınz. Eylem, s ö z konusu o l u n c a özgüriük akla gelir. Ey l e m e geçriğirnizde n e gibi engellerie karşılaşmz? Bu s o runun c e v a b ı için kısaca insan özgüriüğünü açıkladım.. Her eylem i n s a n a bir sorumluluk getirir; bu s e b e p l e s o rumluk üzerinde de durdum. Burada ele alman bütün konuların birbirinin mantıksal s o n u c u gibi bir durum, sergilediği görülecektir. Bu kitap aynı z a m a n d a felsefeye giriş mahiyetin dedir. Felsefe alanına farklı kapılardan girilebilir. Buna g ö r e h e r yazar kendi anlayışına göre bir kapı açar. Bu kapılaria açılan yollar ya tarihsel olur ya da s i s t e m a t i k olur. Tarihsel yolda, tarihi seyir içerisinde filozoflann fikirleri anlatılır. S i s t e m a t i k yolda ise felsefenin a n a k o nulan olan variık, bilgi ve aksiyon sorunlan veya bu a n a konulardan birisi ele alınıp felsefeye girmeye çalışılır. B e n bu s o n u n c u yolu s e ç t i m . Bilgi k o n u s u n d a n felse-

8 BILGININ SERÜVENI feye girmeye çalıştım. Hangi yolla olursa olsun felsefe ye giriş mahiyetindeki kitaplar e l b e t t e felsefenin bütün sorunlarını ele almaz, fakat her kitap felsefeden bir k e sittir. N e c a t i ÖNER

IKINCI BASKıYA ÖNSÖZ Birinci baslo bazı dizgi yanlışlıldan ile çıktı. Bu baskı da bu yanlışlıklar giderildi. Aynca, bazı konulara açıklık getirilmesi gerekiyordu; bu da yapıldı. Kitabın içerdiği konulann bütünlük içinde iyi anlaşılması için bir de giriş b a h s i ilave edildi. Necati ÖNER Ankara, Eylül 2 0 0 8

Biyolojik yapı b a k ı m ı n d a n insanla diğer hayvanlar a r a s ı n d a büyük fark yoktur. İnsanı onlardan ayıran, in s a n ı n manevi dünyasıdır. Bu dünya, akıl, duygu, i n a n ç , ve bunlara bağlı olarak bilim, din, s a n a t , ahlak v.s. gibi ö ğ e l e r d e n oluşur. Aynca insanın manevi dünyasının verilerine dayanarak ortaya koyduğu, bilgiye dayalı, her türiü t e k n o l o j i ile diğer canlılar arasında ü s t ü n bir yer s a ğ l a m ı ş ve dünyaya hakim olmuştur. Hayvanlar iç güdülerine mahkûmdur; h e p yerinde sayariar. Bin s e n e ö n c e y a ş a m ı ş bir a t l a , bugünkü atın h a r e k e t l e r i n d e bir değişiklik yoktur. İnsan faaliyetleri ise bir su gibi g e l e c e ğ e doğru, değişerek, gelişerek akıp gider. İşte bu dinamik durum kültür ve m e d e n i y e t d e n e n şeyi oluşturur ve insan ortaya koyduğu bu kültür ve m e d e n i y e t içerisinde hayatını sürdürür. Bu faaliyetlerin o l u ş i n a s m d a akıl b a ş rolü oynar. Bu s e b e p l e " "insan akıllı hayvarıdır"tanıiTıi sık kullanılır. İnsan ve t o p l u m h a y a t ı n d a bilim ve teknolojinin sağladığı faydalar akıl faaliyetlerini ö n plana çıkararak, insanın ilgi ve uğraşılannm büyük bir kısmını b u a l a n a h a s r e t m e s i n e s e b e p o l m u ş , duygu ve d e ğ e r dünyası ihmal edilmiştir. Bu hal insanın her z a m a n h a y n n a olm.amış, b a z a n kendisini sıkıntıya s o k a n bir ç o k sorunla karşı karşıya kalmıştır.

12 BILGININ SERÜVENI Bu o l u m s u z tutuma bazı filozoflar z a m a n z a m a n dik katleri ç e k m i ş l e r s e d e etkili olamamışlardır. Akı! faaliyetlerinin en b a ş ı n d a gelen bilim ve o n a dayalı olan teknoloji bİJtün hızıyla geliştikçe elde edi len büyük maddi imkanlara rağmen insanlar d a h a mut lu o l m a m ı ş , kendisini zora s o k a n sorunlar, a d e t a , bu g e l i ş m e y e paralel olarak, o n i s p e t t e çoğalmıştır. İnsan duygu ve d e ğ e r dünyasından uzaklaştıkça, geleceğini iyice karartmaktadır. Bilim ve teknolojinin sağladığı büyük imkânlar, bir taraftan kitlelerin ölümünü, ülkelerin h a r a b e y e çevril mesini g e r ç e k l e ş t i r e b i l e c e k silahların yapımında kulla nılmakta; diğer tarafta hastalıklann yenilmesi, insanlan refaha kavuşturabilecek her türiü verimin artırılmasın da kullanılmaktadır. Burada insanın içinde bulundu ğu çelişki a ç ı k ç a görülmektedir. İnsan elinde bulunan imkânları, hemcinslerinin h e m lehinde h e m aleyhin d e kullanmaktadır. İnsanın doğası gereği bu durumda olduğu anlaşılıyor. Yani insan iyilik ve kötülük y a p m a imkânına sahiptir. Bunun yanında insanın bir irade gücü olduğu, belli bir alanda bu gücü kullanabildiği de bilinmektedir. İrade gücünü olumsuz y ö n d e kullanma sının s e b e b i n e olabilir? B a ş k a bir ifade ile insanın ira desini olumlu y ö n d e kullanması nasıl sağlanabilir? Bu sorular d ü ş ü n ü p c e v a p aramaya değer. İnsan s o r u n l a n n m ç o ğ u bir kültür içerisinde anlaşılır ve çözümlerinin d e o kültür içerisinde aranması g e r e kir. Burada kültürden n e anladığımı belirtmeliyim:

BILGININ SERÜVENI 13 Kültürle uygarlık (medeniyet) terimleri birlikte kul lanılır. Bu terimlerin delalet ettiği kavramlann anlaşıl m a s ı n d a farklı görüşler vardır. Bazı düşünürler kültürle uygariiğı aymr bazılan uygariiğı kültürün belli bir yer ve zamandaki hali anlar ve birbirinden ayırmaz. Bizde de bu anlayışlann taraftarian vardır: Ziya Gökalp ve İsmail Hakkı Baltacıoğlu kültürie uygariiğı aymriar. Hilmi Ziya Ülken kültürie uygariiğın kesin sınırlaria aynimasını h a talı bulur. G ö k a l p şöyle diyor: "Bir m e d e n i y e t m ü t e a d d i t mil letlerin m ü ş t e r e k malıdır.. ..bu s e b e p l e beynelmileldir. Fakat bir m e d e n i y e t i n her milletten aldığı hususi ş e killeri vardır ki bunlara hars (kültür) denir. M e d e n i y e t beynelmilel olduğu halde hars millidir. M e d e n i y e t bir milletten b a ş k a millete geçebilir, fakat, hars g e ç m e z . Bir millet medeniyetini değiştirebilir, fakat, harsını d e ğiştiremez." G ö k a l p kültürie uygariiğı aymyor a m a , bunlann tanımını vermiyor. Ayınm taraftan olan İsmail Hakkı Baltacıoğlu ise bu iki kavramı şöyle tanımlıyor: "Medeniyet denilen şey tekniktir, a m a , s a d e c e tek nik b a ş k a bir ş e y değil; kültür denilen şey, vicdandır, a m a yalnız vicdan b a ş k a bir ş e y değil. Kültür: Ahlak, hukuk edebiyat, mimari, tezyini s a n a t lar, tiyatro, musiki, terbiye, bunlar değerieri bakımından

14 BILGININ SERÜVENI h e p v i c d a n işidir. Bunlan Avrupa'dan, Ameril<;a'dan, A s y a ' d a n alamayız. Zira kültürün Avrupalısı olmaz, yal nız millisi olur. M e d e n i y e t , yani ilim, fen, m e t o t , maki ne, s ö z ü n kısası teknik milletler arasıdır, b u n l a n n millisi olmaz." Hilmi Ziya Ülken kültürü şöyle tanımlıyor: "Kültür d e y i n c e biz, milletin içinde bulunduğu m e d e n i y e t şart larına g ö r e yarattığı b ü t ü n dil, ilim, s a n a t , felsefe, örf ve adetlerin ve bunlann mahsullerinin toplamını anlı yoruz" dİA/or ve şunu ilave ediyor: m e d e n i y e t l e kültürü kesin sınırlarla ayıranlar hata içindedirler. Ülken m e d e niyetin tanımını vermiyor, fakat kültür t a n ı m ı n d a n anlı yoruz ki, m e d e n i y e t l e kültürü birbirinden ayırmıyor. B e n de kültür ve uygariık hakkında h o c a m Ülken'in görüşündeyim. Kültür insanın ortaya koyduğu her şeyi içine alır ve iTi.edeniyetten ayrılmaz. Kroeber'in tanımı da aynı a n l a m a gelir. "Kültür bir toplumu oluşturan fertlerin içgüdüsel ve fizyolojik olmayan, ö ğ r e n m e ve ş a r t l a n m a yolu ile bir kuşaktan diğerine geçirilen faali yetlerinin bütünüdür." B e n i m de kabul ettiğim Ülken ve Krober'in anlayışlannı ş ö y l e bir tanımla belirtebiliriz: Kültür insanın varolanlar hakkında, hangi yolla olursa olsun edindiği bilgiler ve bu bilgilere dayanılarak ortaya koyduğu e s e r ve davranışlardan ibarettir.

BILGININ SERÜVENI 15 Bu açıklamalardan s o n r a kültür kavramı üzerinde biraz durmak istiyorumi. Bu konudaki düşüncelerimi Felsefe Dünyası'nm 2. sayısında yayınladığım bir yazı da belirtmiştim. Burada konu d a h a geniş bir şekilde ele alınacaktır. Kabullendiğim kültür tanımından, kültürün t e m e linde bilginin olduğu anlaşılır. Kültürde e s a s olan elde edilen bilgilerdir. E s e r ve davranışlar bu bilgilerin t e zahürieridir. Bir kültürün variiğı e s e r ve davranışlardan anlaşılır. IVlesela bir h e y b e , bir mimari eser, bir maki n e veya bir kitap birer kültür eseridir. Bunlan m e y d a n a getiren, onlarla, içinde bulunduğu toplumun kültürünü aksettirir. Kültürde e s a s olan bilgi olduğuna göre, bilgi türieri aynı zamıanda kültür unsuriandır. İnsanlar var olanlann bilgisini, varolanlara farklı açılardan bakarak, farklı m e totlar kullanarak farklı bilgiler elde eder. B ö y l e c e bilgi türieri oluşur. Bilgi türieri şunlardır: Din, Felsefe, Bilim, S a n a t , Günlük Bilgi ve Okkült bilgidir. İnsan bilinçli h a reketlerini bu bilgilere g ö r e yapar. Bunlar birbirini yok e d e m e z . Yerine göre birini kullanır. Bunlann a m a ç l a n , işlevleri b a ş k a başkadır. Kültür genellikle evrensel kültür ve milli kültür diye ikiye aynlır. Evrensel kültür. Ziya G ö k a l p ' m m e d e n i y e t dediği ya pının içine giren unsuriardır; milli kültürden kasdedilen

16 BILGININ SERÜVENI d e Göl^alp'ın hars dediğidir. Birincisi bütijn milletlere aittir, ikincisi ise bir tek millete aittir. İçerik olarak bu ayınm doğrudur. Fakat b a n a g ö r e adlandırmialar, yan lış anlaşılmalara s e b e b i y e t v e r e b i l e c e ğ i n d e n , uygun değildir; Bu s e b e p t e n birincisine, yani hiçbir milletin damgasını t a ş ı m a y a n a o r t a k k ü l t ü r , yalnız bir millete ait o l a n a ö z g ü k ü l t ü r diyorum Bir milletin kullandığı, b a ş k a ifade ile bir millette y a ş a y a n a da + ö z g ü k ö l t ü r . B a ş k a ifade ile milli kjjltiür bir milletin kullandığı bİJtün kültijr unsurlannı içine alır. Bilgi unsurlanndan nelerin özgü kültüre nelerin ortak kültüre ait olduklan, bilgi türlerinin açıklamasını yaparken g ö rülecektir. Bu a ç ı k l a m a d a n s o n r a , uygariık (medeniyet) terimin den n e anladığımı belirteyim. Uygariığm iki a n l a m d a kullanıldığı görülmektedir: Birincisi, belli bir m e k â n veya belli bir t o p l u m d a belli bir z a m a n d a bulunan kültürün görüntüsüdür. M e s e l a , Çin Uygariiğı, İslam Uygariiğı, Batı Uygariiğı v.s. gibi İkincisi, kazandığı bilgilerie...in sanın sahip olduğu bir davranış şeklidir. Bu davranış şekli olumlu, insan idealine uygun bir davranış şeklidir. Uygar insan, kavramlarıdır. Bu arada insan idealinden n e anladığımı açıklamak istiyorum. Bunun için ö n c e "insanî" (humaine) terimiuygar toplum terimleri bu a n l a m d a kul lanılır. Bu a n l a m d a uygar kavramının zıddı, vahşi, k a b a

BILGININ SERÜVENI I7 nin anlamını açıklayayım: J. P. Sartre, insanın h e r h a r e keti insanîdir. M e s e l a savaşın en gaddar sahneleri dahi insanîdir, derken kelimemin lügat anlamını k a s d e t m e k tedir. Kelimenin bir de terim anlamı vardır ve kullanılır ken bu terim anlamı anlaşılır. Terim anlamı şudur. Tarih b o y u n c a insanlar, insanın yalnız olumlu yönünü ele alarak ideal bir rip m e y d a n a getirmişlerdir. İnsan ideali işte bu tiptir. Her insan bireyinden b e k l e n e n de budur. Her hangi bir h a r e k e t e b u insanlığa sığar mı, derken, kastedilen, insan idealine uymayanı belirtmektir. Yukanda insanın içinde bulunduğu çelişkiye işaret e t m i ş , problemlerinin ç ö z ü m ü n ü n Kültür içinde ele insan alınması gerektiğini söylemiştim. Bu bakımdan s o r u n l a n n m ç ö z ü m ü için kültür kavramının içeriğinin geniş bir şekilde a ç ı k l a n m a s ı n a ihtiyaç vardır. Kültürün t e m e l i n d e ve o l u ş m a s ı n d a e s a s olan bilgi olduğuna göre, sorun bilgi sorunudur. Bilginin ne olduğu, nasıl m e y d a n a geldiği, doğruluk değeri, işlevi açıklanarak, insan s o r u n l a n n m ç ö z ü m ü n e yol açılmış olacağı k a n a atindeyim. Bilginin tanımını yapıp, oluşumundaki aşamalan açıkladıktan s o n r a , bilgi türieri üzerinde ayn ayn dura cağım. Bilgi e d i n m e d e e s a s ; kazanılan bilginin uygulan masıdır. İnsan elde ettiği bilgiyi ne d e r e c e d e kullanabi lir? S o r u s u ilk akla gelendir. Buradan insan özgüriüğü s o r u n u çıkar. Bilgi alanı özgüriük alanı ile aynı sınıriar

BILGININ SERÜVENI içindedir. Bu s e b e p l e , insan özgüriüğünün anlamı üze rinde d ü ş ü n m e k gerekir. Her özgürlük bir sorumluluğu gerekli kılar, b ö y l e c e , bilgi sorunu s o n u n d a ahlak s o r u n u n a kapı açar.

!. BİLGİNİN TANIMI VE OLUŞUMU G e n e l felsefe veya felsefeye giriş kitaplannda bilgi sorunu şu ijç ana başhk altında incelenir: 1-Bilginin m e n ş e i , 2-Bilginin değeri, 3-Dış dijnyanın variiğı. Bilginin m e n ş e i n d e , bilginin d e n e y yolu ile elde edildiğini kabul e d e n deneycilik (ampirisme), d e n e y l e elde edilen bilgilerin yanında d o ğ u ş t a n da bazı bilgile re sahip olunduğunu ileri süren akılcılık (rationalisme) ve metafizik kavramlann akılla değil de zihnin özel bir faaliyeti olan içgörüş le (intuition) elde edildiğini iddia e d e n içgörüşcülük (intuitionisme); bilginin değerinde, insanın doğru bilgi edinemediğini söyleyen şüphecilik (sceptisisime) ve insanın doğru bilgi elde e d e b i l e c e ğ i n i s ö y l e y e n dogmacılık ( d o g m a t i s m e ) : dış dünyanın m e v cudiyetinde ise, bilinç dışında g e r ç e k bir dünyanın b u lunduğunu kabul e d e n gerçekçilik (reealisme) ve g e r ç e ğin özünün cisimler dünyasında değil, maddi olmayan variıkta arayan idealizm (ideealisme) gibi felsefi akımlar incelenir. B e n bu kitapta bilgi sorununu farklı bir a ç ı d a n ele alacağım, o da şudur: Bilginin n e olduğunu belirttikten sonra birey, bilgiyi nasıl kazanıyor sorusuna, bilgi ka zanırken görülen zihin fonksiyonlannı belirterek c e v a p v e r e c e ğ i m . S o n r a bilgi türierini belirtip bunlann n e işe

20 BILGININ SERÜVENI yaradığını yani bilginin işlevini açıklamaya ç a l ı ş a c a ğ ı m . Ve edinilen bilgileri, insanın, kullanmada n e d e r e c e y e kadar özgür olduğunu g ö s t e r m e k için özgüdük nunu ele alacağım. Bilgi sorunu üzerinde soru düşünmenin insanı ahlak s o r u n u n a sevk ettiğini g ö s t e r e c e ğ i m . Felsefenin üç a n a konusu olduğunu söylemiştim: Varlık, Bilgi ve Değer. Bu ü ç konu birbirinden kopuk d e ğildir. Biri ile meşgul olmak diğerine de kapı açar.Bilgi sorunu nasıl ahlaka yani değer k o n u s u n a kapı a ç a r s a , bilgi sorunu m e c b u r i olarak variık sorununu düşündü rür,- çünkü bilgi bir şeyin yani bir varolanın bilgisidir. D e m e k istediğim, b ü t ü n felsefe sorunlan bir bütünlük arzeder, mantıksal bağlaria birbirierine bağlıdıriar. Bilgi varolanın tanınmasıdır. B a ş k a ifade ile varo lanı t a n ı m a o n u n bilgisine sahip olmadır. Bilgi bir şey hakkında verilen hükümlerdir. Bu durumda bir bilen bir de bilinen vardır. İşte bilgi bilenle bilinen arasındaki bir ilişkinin ortaya koyduğu şeydir. B a ş k a bir açıdan, bilgi bilinenin bilendeki aksidir. Yani varolanın zihinde olu ş a n aksidir. Varolan, hakkında hüküm verilebilendir. Burada va rolanı en geniş anlamı ile alıyorum. Varolanlar ya maddi veya manevi olur. Bunlar da ya g e r ç e k veya s a n a l olur.

BILGININ S E R Ü V E N I 21 G e r ç e k olan zihin dışında mevcudiyeti olan, sanal olan ise zihin dışında mevcudiyeti olmayandır. S a n a l olan g e r ç e k olanlara bakarak insanın uydurduğu şeylerdir. Örneğin: İnsan, at, taş, özgürlük ve adalet gerçek; ro m a n veya mitolojinin kahramanlan sanaldır. Variıktan h e m varolanlann b ü t ü n ü n ü h e m de v a r o lanları var kılanı anlıyorum. Varolanla varlık hakkında, bir h a r e k e t n o k t a s ı olarak, verdiğim tanımlarla yetinip bilgiden b a ş l a y a r a k felsefenin içine girmeğe ç a l ı ş a c a ğım. Bilgi bilenle bilinen arasında bir ilişkidir dedim. Bu ilişki insan zihninde vücut bulur. Bahis konusu ilişkinin o l u ş m a s ı n d a bilenin rolü nedir? Bilinenin rolü nedir? Bilgi delalet ettiği varolanla tıpatıp uyuşmakta mıdır? Sorulan felsefenin tartıştığı sorulardır. F e l s e f e d e bu s o rulara farklı farklı cevaplar verilmiştir. Konulara bakış a ç ı s ı n a g ö r e verilecek c e v a p l a r değişir. Konuyu ele alış tarzımızla felsefenin içine girdikçe ve yeri geldikçe yukandaki sorulann c e v a b ı verilecektir. Bilindiği gibi bilgilerimizi ya doğrudan doğruya yani algı ve kişisel deneyimle veya dolaylı yolla yani s o s y a l çevre, okul, kitap radyo, televizyon gibi iletişim araçlan ile elde ederiz. Bilgi e d i n m e k aslında varolanlann kavramlannı kazanmaktır.

22 BILGININ S E R Ü V E N I 2-1 Kavram bir şeyin zihindeki tasavvurudur. Hayal da bir tasavvurdur a m a kavramdan farklıdır. Hayal h e r h a n gi bir şeyin, o şeyi algılıyormuş gibi zihinde canlandınlmasıdır. Kavram geneldir, bir şeyin zihinde c a n l a n dırılması değil, o şeyin anlaşılmasıdır. İnsan bir şeyin, yani bir n e s n e veya olayın, duyular vasıtasıyla, bilin c i n e vanr yani o şeyin a l g ı s ı oluşur. B ö y l e c e algılama o ş e y d e n h a b e r d a r olma, o n u n izlenimine sahip o l m a , bir a n l a m d a bilgisine sahip olmadır a m a bu bilgi ç o k yalın bir bilgidir, b a ş k a s ı n a a k t a n l a m a z . Bu tür bir iz lenim hayvanlarda da vardır. Algının asıl bilgi halini al ması bir kavramın içine sokulmasıyla olur. Bilmek için, adlandırmak için ve bilgiyi aktara bilmek için, algılann kavram içerisine alınması, b a ş k a ifade ile kavrama mü r a c a a t e t m e k zorunluluğu vardır. Adlandırma bir eylemdir. Bilginin işlevini yapabilmesi önemli kavramla nn adlandınimasına bağlıdır. Adandırma kelime y a p maktır. B ö y l e c e dil ortaya çıkar. Adlandırmalar kültür çevrelerine göre farklı olur ve farklı diller ortaya çıkar. Görülüyor ki bir dile sahip o l m a da kavramlara bağlıdır. Kavramlar o l m a z s a dillerde olmaz, dilde o l m a z s a kav ramlann oluşturduğu bilgi büyük ö l ç ü d e işlevini yerine g e t i r e m e z . D ü ş ü n m e kavramlaria d ü ş ü n c e arasında olduğuna göre dille aynlamaz bir ilişki vardır. Bu konu ileride ele alınacaktır.

BILGININ SERÜVENI 23 Kavram nasıl kazanılır? Mantıkçılar kavramın s o y u t lama ve g e n e l l e m e ile elde edildiğini söylerler. Yani, kavram, bir sınıfı oluşturan bireylerin özelliklerini ayınp, s a d e c e bireylerde ortak olanlan alarak, yapılan bir g e n e l l e m e ile elde edilir. Psikolog Dwelshauers bu ta nımı eksik bulup diyor ki: "Yapılan soyutlama her hangi bir tasavvurda e s a s teşkil e d e n şeyi zihinsel bir hulul ( p e n e t r a t i o n ) ile kavramaktır. Zihin şeyin imajını yalnız algılamakla kalmaz, imajın aynı z a m a n d a esasını o l u ş turan ve o n a bir anlam veren şeyi kavrayarak imajı kav rama tabi kılar". Burada zihnin bireyde, geneli, i ç g ö r ü ş le kavrama gücü olduğuna işaret ediliyor. Bu k o n u d a Dwelshauers'in fikrine katılıyorum. Eğer kavram yalnız bir sınıfın bireylerindeki ortak özelliği belirterek bir g e n e l l e m e d e n ibaret olsa idi m e s e l a , özgüriük, a d a l e t gibi s o y u t varolanlann kavramlannın oluşumu nasıl açıkla nabilirdi? Bu kavramlar duygu dünyası ile ilgilidir; var lıkları y a ş a n m a k l a anlaşılır. Yani o n l a n n bilinç alanına intikali iç algı ile olur. Birey bu iç algıda soyut varlığın g e n e l karakterlerini sezgi ile kavrayıp, o n u n kavramına erişir. Biz idraklerimizi bir kavram içinde değerlendirerek o n a a n l a m kazandınnz. Anlam k a z a n m a bilgi sahibi o l madır. İşte bu s e b e p l e bilgi kavramlar yığınıdır diyorum. Zihin kavramlar arasında b a ğ kurarak verdiği hükümler ve hükümler arasında ilişki kurarak yaptığı çıkanmlarla

24 BILGININ SERÜVENI kavramları bir d ü z e n e kor ve bu s a y e d e bilgi kopuk k o puk kavramlar yığmı olmaktan kurtulup bir düzen i ç e risinde bulunur. Kavramlar kelimelerle ifade edilir. Kavramm s ö z l e veya yazı ile ifadesine t e r i m denir. Varolan, kavram ve terim ilişkisi şöyledir: Kavram varolana delalet eder, t e rim ise kavrama delalet eder. Kavramlann s ö z veya yazı ile ifadesi s a y e s i n d e bilgi aktarması mümkün olur. K e limelerin rolü bilgi aktarmaktır. D ü ş ü n m e kavramlaria olur.düşüncenin dışarıya aksettirilmesi yani b a ş k a s ı n a bildirilmesi kelimelerie olur. Kelimelerin bu işlevi yanın da d ü ş ü n c e y e yol gösterici tarafı da vardır. Bu h u s u s ileride ele alacağımız dil b a h s i n d e açıklanacaktır. Bir kavram tek bir varolana delalet ediyorsa ö z e ! , bir sınıfa delalet ediyorsa g e n e l kavram denir, m e s e l a ta nıdığım belli bir A h m e t ' i n kavramı özel, insan kavramı geneldir. Eğer bir kavram varolanın b ü t ü n ü n e delalet e d e r s e b i r l n c î s e l ; varolanın bir haline delalet ediyorsa i k i n c i s e l kavram denir, m e s e l a insan kavramı birincisel, insanın bir halini ifade e d e n özgüriük ikincisel bir kavramdır. Kavramlar ya g e r ç e k varolanlara veya s a n a l varolan lara delalet ederier. G e r ç e k varolanlara delalet e d e n kavramlara a s ı l kavramlar, sanal varolanlara delalet e d e n kavramlara s a n a l kavramlar denir, m e s e l a , insan, dağ kavramlan asıl kavramlar, ejderha, huma kuşu gibi kavramlar s a n a l kavramlardır.

BİLGİNİN SERÜVENİ 25 Kavram'ın iyi anlaşılması için onun iki halini açıklığa kavuşturmak gerekir. Birincisi kavramın seçildiği, diğe ri kavramın açıklığı dır. Kavramın Seçildiği: Kavramın seçikliği bir kavra mı diğer kavramlardan ayıran belirginliğidir. Kavramın bu özelliği hiç d e ğ i ş m e z ve kavramın ç e r ç e v e s i n i çizer. Seçildik bir varolanın bütijn varolanlar içerisinde yerini belirier. M e s e l a at kavramını kuş kavramından, özgürlijk kavramını adalet kavramından ayıran o n l a n n s e ç i k likleridir. Kavramlann seçiklikleri toplumlara göre veya birey lere g ö r e değişmez, her insanda aynıdır. Kavramlan ifa d e e d e n kelimeler dillere g ö r e değişir. Belli bir hayvan türijne biz Türkler at deriz, Fransızlar "cheval", İngilizler " h o r s e " der, bu ifade farklılığına rağmen bu hayvan tü rünün kavramının seçikliği her üç milletin bireylerinde aynıdır. Tabii bu durum asıl kavramlar için b a h i s k o nusudur, çünkü bu tür kavramlann zihin dışındaki var lıkları aynıdır, Kavram k a z a n m a bir a n l a m d a varolanın varlığını keşfetmedir. S a n a l kavramlann durumu fark lıdır. S a n a l kavramlann delalet ettiği varolanlar, zihin dışında m e v c u t olmadıklanndan o n l a n n keşfi mümkün olmaz. Bunlar insan tarafından, varoluşlan farzedilerek, deyim yerinde ise uydurulmuşlardır. Bu b a k ı m d a n b u n lann seçiklikleri, oluştuklan kültür ortamındaki birey lerde aynıdır. Farklı kültürierde anlamı yoktur. Bu tür

26 BILGININ SERÜVENI kavramların seçikliliğinin, b a ş k a bir kültür ç e v r e s i n e m e n s u p kişide oluşması için o kültürie t e m a s e t m e s i , onu tanıması gereklidir. K a v r a m ı n A ç ı M ı ğ i : Bir kavramın açıklığı o kavra mın içeriğidir, b a ş k a ifade ile o kavramın temsil ettiği varolan hakkındaki bilgilerdir. Bir kavramın seçikliği b ü tün bireylerde aynı ve d e ğ i ş m e z olduğu halde, açıklığı farklı ve değişkendir. Yukanda belirttiğim gibi bilgi varolanı tanımadır. T a nıma bir a n l a m d a hüküm vermedir. O halde kavram varolan hakkında verilen hükümler yığınıdır. Burada bilginin t e m e l i n d e bulunan p a r a d o k s a işaret e t m e k is tiyorum. Hüküm kavramlar arasında b a ğ kurmaktır d e nir, kavram ise hükümlerden oluşuyor. İşte ç ö z ü l e m e z sorun. Kavramlann açıklıklannm bireylere g ö r e farklı o l m a sının ve bireylerde bile değişikliğe tabi bulunmasının sebeplerini ş ö y l e açıklayabiliriz. Her insanın bir alış g ü c ü vardır. Alış g ü c ü n d e n bil gi edinilirken bilgi e d i n e n e d ü ş e n payı anlıyorum. Alış gücü her insanda aynı değildir. İnsanlar farklı farklı alışgücü ile yaratılmışlardır. Bu güç doğuştandır, sonradan kazanılamaz. Bireyde potansiyel olarak bulunan bu gü cün a k t ü e l l e ş m e s i dereceli olabilir. İşte bireylerde bir kavramın açıklığının farkı oluşunun birinci s e b e b i bu

BILGININ SERÜVENI 27 alış gücüdür. Diğer s e b e p l e r : kişinin saiıip olduğu bilgi seviyesi ile bilgi edinirken içinde bulunduğu zihniyettir. Bilgi seviyesi alman örgün ve yaygın eğitime bağlıdır; Zihniyetin bilgi edinirken n e gibi rolü olduğu, ileride zihniyet b a h s i n d e ele almıp belirtilecektir. Kavramlann açıklıklannm değişken olması insanın d o ğ a s ı n d a n kaynaklanmaktadır. İnsan eksik bir varlık olduğu için mutlak bir bilgiye e r i ş e m e z . Varolana za m a n seyri içerisinde tedricen nüfuz eder. Bu durumu en belirgin bir şekilde bilim tarihi gösterir. İnsan bilgisi sürekli d e ğ i ş m e ve gelişme içerisindedir. İnsanın yeni bilgiler elde e t m e s i kavramlann açıklıklannm değişmesi demektir. Kavramın bu özelliği insan bilgisinin görelili ğinin de bir delilidir. 3-HÜKÜM VE ÇIICARIM S a h i p olduğumuz bilgiler t e m e l d e bir kavram toplu luğudur. Varolan zihinde temsil edildiği kavramla anlam kazanır. Anlam kavramlar arasında b a ğ kurmakla olur. M e s e l a m e r m e r beyazdır, bir hükümdür, m e r m e r kav ramı ile b e y a z kavramı arasında b a ğ kurulmuş ve mer merin b e y a z olduğu anlamı ortaya konmuştur. Hükme mantık dilinde ö n e r m e denir Aristo önermeyi. "Bir ş e y hakkında bir ş e y tasdik veya inkâr e d e n sözdür." Diye tanımlıyor.

28 BİLGİNİN SERÜVENİ Bir ö n e r m e d e ü ç ö ğ e vardır: kendine hükmedilen, kendisi ile hükmedilen ve bağ. Yüklemli ö n e r m e l e r d e kendisine h ü k m e d i l e n e ö z n e , kendisi ile h ü k m e d i l e n e y i H e m , iki kavramı bağlayana da b a ğ denir. İVlermer beyazdır ö n e r m e s i n d e , m e r m e r ö z n e , beyaz yüklem, dır da bağdır. Şartlı ö n e r m e l e r d e ise; kendisine hük m e d i l e n e ö n c e l ( m u k a d d e m - a n t e c e d e n t ) , kendisine hükmedilene a r d ı l ( t a l i - c o n s e q u a n t ) denir. Yağmur yağarsa sokaklar ıslanır, sardı bir önermedir. Yağmur yağar ö n c e l , sokaklar ıslanır ardıl, sa ise bağdır. Hükümler veya ö n e r m e l e r , nicelik ve nitelik bakı mından çeşitlenider. Kendisi için hükmedilenle, kendisi ile hükmedilen yakınlaştmlarak hükmedilirse o l u m l u , uzaklaştmlarak hükmedilirse o l u m s u z denir. Yukanda verilen ö r n e k l e r olumlu önermelerdir. M e r m e r yumu şak değildir, yağmur yağarsa sokaklar kuru kalmaz ö n e r m e l e r i olumsuz önermelerdir. Nicelik bakımından da ö n e r m e l e r t ü m e l , t e l d i , t i k e l diye ayrılır. Hüküm konuyu oluşturan sınıfın bütünü üzerine verilirse tü mel, bir kısmı üzerine verilirse tekil, bir bireyi üzerine verilirse tikel denir. M e s e l a , Bütün insanlar ölümlüdür, tümel; bazı insanlar öğretmendir, tekil; Can.öğrencidir tikel önermelerdir. Zihin kavramlar arasında bağlar kurarak hükümler verir, hükümler arasında b a ğ kurarak çıkanmlar yapar, b ö y l e c e insanın bütün iradi eylemlerini (fiillerini) yön-

BILGININ SERÜVENI 29 lendirir. Yani iradi eylemler bir bilgiye göre olur. Çijnkü her iradi eylem bir s e ç i m sonrasıdır. Seçme,farklı s e ç e n e k l e r karşısında birinin tercih edilmesidir. Tercih e t m e , s e ç e n e k l e r üzerinde yapılan akılyürütmeler s o n u c u vanlan bir karardır; herhangi bir eylemi yapıp y a p m a m a karariiğıdır. İşte bu zihni işlem sırasında yapılan, hükümler v e r m e ve o hükümlerden ç ı k a n m l a r y a p m a k tır. Çıkanm veya akılyürütme ö n e r m e l e r arasında m a n tıksal bağı kurarak bir s o n u c a varmadır. Tabii vanlan s o n u ç bir hükümdür b a ş k a ifade ile bir ö n e r m e d i r . S e çimi yönlendiren bu s o n hükümdür. Her hüküm bir bil gi içerir. Bilgiye dayalı o l m a y a n , uyarma ile h a r e k e t e g e ç e n içgüdü, refleks gibi o t o m a t i k hareketlerimiz de vardır. İnsan hareketlerinin büyük çoğunluğunu iradi eylemler oluşturur. Onu diğer canlılardan ayıran özelli ği d e budur. İşte her iradi eylem bir bilgiye göre olur. İradi eylemlere yön veren bilgilerin doğru olması ve a m a c a uygun bulunması ö l ç ü s ü n d e b a s a n sağlanır. Bilgi doğruluğu hükmün yani ö n e r m e n i n doğruluğu d e mektir. Bu da bilgilerin nüvesini oluşturan kavramların açıklıklanna bağlıdır. Aslında kavram hükümler yığınıdır.Kavramın açıklığı içerdiği hükümlerden oluşur. Burada doğru kavramını açıklamak istiyorum: İlk defa Leibniz iki türiü doğruluğun bulunduğuna işaret etmiştir. Leibniz birincisine akılyürütme doğruluğu (la

30 BILGININ SERÜVENI verite d e r a i s o n n e m e n t ) , ikincisine olgu doğruluğu (la verite de fait) diyor.Akıl yijrütme doğruluğuna b i ç i m sel doğruluk,mantıksal doğruluk; Olgu doğruluğuna da maddi doğruluk, ontoloiik doğruluk, bilgi doğruluğu gibi terimler kullanılmaktadır. B e n birincisi için b i ç i m s e l d o ğ r a i u k , ikincisi için I ç e r i k s e l d o ğ r u l u ğ u terim lerini kullanıyorum. M a t e m a t i k ve mantıkta ki doğruluk biçimsel doğruluktur. Bu doğruluk, akılyiürütmede b a s a m a ğ ı oluşturan dayanaklar ( ö n e r m e veya s e m b o l l e r ) arasındaki tutarlılıktır. Bu tutarlıkta ölçü akıl ilkeleri dir. Akıl bunu, kendiliğinden, ilkelerine uygunsa kabul, uygun değilse reddeder. İçeriksel doğrulukla ise, bilgi ile o b j e s i arasındaki uygunluğa bakılır. Bu doğruluğun kontrolü d e n e y ile yapılır. Gerek bilgi e d i n m e ve gerek kullanmada en büyük rolü o y n a y a n akıldır, D e s c a r t e s akılla sağduyuyu aynı tutarak, doğruyu yanlıştan ayırt e d e n güç diye tanımlıyor. Sözlüklerde şöyle denilmek tedir: Akıl d ü ş ü n m e a n l a m a , hüküm v e r m e ç ı k a n m y a p ma, olaylar arasımda bağlantı kurma: yetişidir. Akıl fonksiyonunu yaparken zorunlu olarak tabi o l duğu ilkeler vardır. Akıl veya mantık ilkeleri denilen bu ilkeler kazanılmış değillerdir, doğuştandır.İnsan bu il kelerin bilincine a n c a k akılyürütmelerde, b a ş k a ifade ile akıl faaliyet halinde iken vanr. Genellikle aklın ü ç ilkesinden bahsedilir. Bunlarda: l i ş m e z i l k t i k e s i ve ü ç ü n c ü şı

BILGININ S E R Ü V E N I 31 İmkansızlığı ilkesidir. Leibniz bir de y e t e r s e b e p il kesinden b a l ı s e d e r . Ona göre aldın ild ill<esi vardır. Bi risi çelişmezli].< ilkesi diğeri y e t e r s e b e p ilkesidir. 4 - AKIL İ L K E L E R İ a - Özdeşlik İlkesi A, A'dır veya bir şey kendisinin aynıdır şeklinde ifa de edilen bu ilke zihin fonksiyonlan faaliyette iken, bir kavrama b a ş l a n g ı ç t a hangi anlam verilmişse o s ü r e ç b o y u n c a aynı anlamı taşır. Eğer bu ilke o l m a s a bir şeyi a n l a m a k ve fikirleri a n l a t m a k mümkün olmaz. Zihin, bu ilkeye, diğerlerinde olduğu gibi kendiliğinden uyar Tek zihnin bu ilkeye uymak zorunluluğunda olduğu gibi, diyaloglarda, yani. B a ş k a b a ş k a zihinler arasındaki fi kir alış verişinde de bu ilkeye uymak gerekliliği vardır. Burada kastedilen şudur: Diyaloga katılanlar kullandıklan kelimelere aynı anlamı vermeleri i c a b e d e r eğer fark lı anlamlar veririerse a n l a ş m a mümkün olmaz. Akli için değişmez, genel g e ç e r h a t t a zorunlu olan bu ilke, variiğa uygulandığında farklı görüşler ortaya çı kar. Variıkta geçeriiğini ilk ifade e d e n Parmenides ol muştur. Ş ö y l e diyordu: «Varolan vardır var olmayan var değildir»: Leibniz ise "bir ş e y n e ise odur" şeklinde ifade eder. Bu ilkenin variıkta geçerii olmadığını ileri süren fi lozoflar da vardır. Heraklit'in "bir nehirde iki defa yıka-

32 BILGININ SERÜVENI nılmaz", Hegel'in "bugünkü b e d e n i m dünkü b e d e n i m değildir" sözleri, bu görüşün ifadeleridir. Bu farklılıktan cevhercilik ve oluşçuluk diye iki felsefi akım çıkmıştır. T e c r ü b e alanı da, yani maddi dünyada değişmenin bulunduğunu h e r an gözlemliyoruz. Bu h u s u s Heraklit ve Hegel'm sözlerini doğrulamaktadır.Burada şöyle bir durum ortaya çıkıyor. Bildiğimiz bir insanı ele alalım. M e s e l a A h m e t b e y , çocukluğunda, gençliğinde, yaşlı lığında b e d e n i h e p değişik bir durum arz etmektedir. M e s e l a Kızılırmak, suyu ile k e n a d a n ile her an d e ğ i ş m e k tedir a m a A h m e t b e y h e p aynı A h m e t beydir. Kızılırmak h e p aynı Kızdırmaktır. Aynı o l m a d e ğ i ş m e y e n demektir. O halde bunlarda d e ğ i ş m e y e n nedir? B a n a öyle geliyor ki d e ğ i ş m e y e n o n l a n n kavramlandır. Daha açık ifadey le o n l a n n kavramlannm seçikliklehdir. Daima d e ğ i ş m e karşısında kalan zihin bir şey yapamaz, o n u a n l a m a k için a d e t a o n u donduruyor yani kavramını yapıyor. Bu bir a n l a m d a , zihin, varolanı a n l a m a k için o n u r a s y o n a lize ediyor demektir. O halde d e ğ i ş m e y e n , aynı kalan varolanlann kavramlannm seçiklikleridir. Özdeşlik ilkesinin varlıkla olan ilişkisi bakımından, ş u n u söyleyebiliriz; Duyulur âlem, yani z a m a n ve m e kan içinde varolan sürekli d e ğ i ş m e y e tabi olduğu için özdeşlik ilkesine bağlı o l a m a z . Zihin bu nitelikteki o b jeleri kavramak için, o n l a n n kavramlannı yapar. Kavram y a p m a o n l a n anlaşılır h a l e sokmadır. Kavramlar zihnin

BILGININ SERÜVENI 33 Özdeşlik ilkesine bağlıdırlar. Özdeşlik ilkesi a n c a k d e ğ i ş m e y e tabi olmayan, zaman ve m e k â n dışı varolanla ra uygulanabilen bir ilkedir. b - Çelişmezlik İlkesi Çelişmezlik ilkesi şöyle ifade edilir: A, A olmayan değildir. B a ş k a şekilde ifade edersek, iki karşıt hüküm aynı a n d a h e m doğru h e m yanlış olamaz, yani biri doğ ru ise öteki yanlıştır. Ş u h u s u s a dikkat e t m e k lazımdır: ö n e r m e l e r içerik kazanıriarsa ifade şekli değişir... Ş ö y l e ki, h e r karşıt hüküm çelişik olmaz. M e s e l a "Bütün in sanlar öğretmendir", "Hiçbir insan ö ğ r e t m e n değildir". Bu iki ö n e r m e karşıttır a m a çelişik değildir. Çelişik olmalan için b u önermelerin nitelik bakımından farklı o l duğu gibi nicelik bakımından da farklı olmalan gerekir. "Bütün insanlar öğretmendir", "bazı insanlar ö ğ r e t m e n değildir" önermeleri çelişiktir. İnsan zihninin ç e l i ş m e z lik ilkesine karşı hassaslığı diğerlerinden d a h a ç o k b e lirgindir. Levy-Bruhl ilk eserlerinde bu ilkenin ilkel t o p l u m da y a ş a y a n insanlarda geçerii olmadığını söylemiş ve bu s e b e p l e o insanlann zihniyetini prelogique (mantık ö n c e s i ) diye adlandırmıştı, s o n r a d a n bu fikrini değiş tirmiş, ö l ü m ü n d e n s o n r a yayınlanan Carnets adlı s o n e s e r i n d e , çelişmezlik ilkesinin ilkel toplumlar dahil her

34 BILGININ SERÜVENI t o p l u m d a yaşayan insanın zihnine hakim olduğunu b e lirtmiş prelogique terimi yerine "incompatibilite" u y u ş m a z l ı k terimini kullanmıştır.' Çelişmezlik ilkesinin variıkta geçerii olup olmadığı da özdeşlik ilkesinde belirttiğim s e b e p t e n dolayı, tar tışma konusu olmuştur. Çelişmezlik ilkesinin variıkta geçerii olmadığı fikri ni Hegel ortaya attı. O n a göre oluş halinde olan varlık kendi içinde çelişmeyi içerir. Hegel diyalektik gelişmeyi m u d a k ruh'da görüyordu. Bu görüşü lVlarx ve E n g e l s m a d d e y e uygulayarak, maddenin diyalektik bir gelişme içerisinde olduğunu iddia ettiler. Bunun anlamı şudur: Diyalektik gelişme içerisinde bulunan her şey çelişiklik içermektedir. Çelişmenin şeylerin içerisinde bulunduğu fikri diyalekrik materyalist olmayan felsefelerce reddedilmiştir. Hatta Bradley, Hamelin, C r o c e gibi Hegelciler çelişik liğin s e n t e z i o l a m a y a c a ğ ı n ı yalnız farklılıklann terkibin den b a h s e d i l e b i l e c e ğ i n i ö n e sürerier. Klasik mantıkçı lar da b ö y l e bir şeyin olamayacağını söylerier. "Zıtlann birieşmesi varolmadığı gibi varolması da mümkün d e ğildir". Variıkta ç e l i ş m e n i n bulunduğu fikrini, çelişmezlik il k e s i n e tabi olan akıl için a n l a m a k zordur. Hegel ile b a ş 1 Konuyla ilgili geniş bilgi için, bkz. Necati Öner, Fransız S o s y o loji Okuluna Göre Mantığın Menşei Problemi

BİLGİNİN SERÜVENİ 35 layıp diyalel<ti]< materyalizmle devam e d e n bu fikir, ç e lişme ile farklılığın k a n ş t m l m a s ı n d a n ileri g e l s e gerektir. Her farklı iki şeyin bir arada bulunması ç e l i ş m e ifade etmez. c - Ü ç ü n c ü Şıkkın İmkansızlığı Bu ilke de şöyle ifade edilir; A ile A-olmayan ara sında i j ç ü n c ü bir hal yoktur. Aristo şöyle ifade ediyor: "İki çelişik ifade arasında herhangi bir aracı bulunması mijmkijn değildir". Bu ilke iki hakikat değerli mantıkta, doğru yanlış çiftine uygulandığında kendisini gösterir. Yani bir ö n e r m e ya yanlıştır veya doğrudur; ikisinin ara sında ü ç ü n c ü bir hal o l m a z . Aristo'nun diliyle "tasdik veya inkâr gerekli olarak doğru veya yanlıştır". Ü ç ü n c ü şıkkın imkânsızlığı ilkesi ifadesini doğruyanlış çiftinde bulduğu z a m a n uygulamada bazı g ü ç lükler ortaya çıkıyor. Fizik ve m a t e m a t i k t e iki hakikat değerli mantıkla a ç ı k l a n a m a y a c a k durumlar vardır. M e sela Ferma T e o r e m i , n e reddedilebilmiş n e de doğrulanabilmiştir. T e o r e m şudur: Eğer n > 2 ise xn + yn = zn. Bu eşitliği sağlayacak bir sayının olup olmadığı g ö s t e rilemez. B l a n c h e , ü ç ü n c ü şıkkın imkânsızlığı ilkesini ş ü p h e y e düşüren şu misali veriyor. Pi'nin ondalık kesir halinde yazılışında devam e d e n serinin herhangi bir yerinde O

36 BILGININ SERÜVENI 123456789 dizisine rastlanıp r a s t l a n a m a y a c a ğ ı s o r u s u n a n e evet ne de hayır c e v a b ı verilebilir. Eğer bu sayı dizisi sonlu olsaydı evet veya hayır diye bir c e v a p verilebilirdi. Görülijyor ki belirsizliklerde ve s o n s u z s e rilerde bu ilke uygulanamamaktadır. Ü ç ü n c ü şıkkın imkânsızlığı ilkesinin evrenselliğin den ş ü p h e edilince iki hakikat değerii mantık yanında ikiden fazla hakikat değerii mantıklar kuruldu. Lukasiewicz ü ç hakikat değerii mantık kurdu. Bu değerler şunlardır: d o ğ r u , y a n l ı ş ve n ö t r . B u n d a n s o n r a ikiden fazla hakikat değerii mantıklar arttı, nihayet R e i c h e n b a c h ç o k hakikat değerii mantığı olasılık mantığı haline getirdi. O n a g ö r e de doğru ve yanlış arasında sürekli bir değerier skalası vardır. Ele aldığımız üç ilke sıkıdan sıkıya birbirine bağlı dır. Bazılan özdeşlik ilkesini, bazılan çelişmezlik ilkesini e s a s alıp diğerierini o n l a n n türevleri sayariar. d- Y e t e r S e b e p İlkesi Y e t e r s e b e p ilkesini, ilk defa, Leibniz akıl ilkeleri ara sında saymıştır. Monadoloji'nin da ş ö y l e diyor: "Akıl yürütmelerimiz iki büyük ilkeye dayanıriar: Bi rincisi çelişmezlik ilkesidir. Bu ilke g e r e ğ i n c e çelişmeyi ihtiva e d e n ş e y e yanlış ve yanlışa zıt veya yanlışla çeli şik o l a n a da doğru hükmünü veririz." 3 1 . ve 3 2 . paragrafların

BİLGİNİN SERÜVENİ 37 "İkincisi y e t e r s e b e p ilkesidir. Bu ilke g e r e ğ i n c e y e t e r bir s e b e p o l m a d ı k ç a hiçbir vakıanın doğru veya mev cut, ifade edilen hiçbir hükmün hakiki olamayacağını, vakıanın niçin b ö y l e olup ta b a ş k a türlü olmadığını dik k a t e alınz. Halbuki bu s e b e p l e r ç o k defa b i z c e belli d e ğildir." Y e t e r s e b e p ilkesinin varlığın mı yoksa aklın mı ilke sidir konusu tartışmalıdır. Bazı mantıkçılar b u ilkenin aklın değil variiğın ilkesi olduğunu söylerler. H e i m s o e t h , Leibniz'in y e t e r s e b e p ilkesini aklın il kesi s a y m a s ı fikrini şöyle yorumluyor: "Hakikat iddi a s ı n d a bulunan her hükmün bu hakikat iddiası t e m e l lendirilmiş olmalıdır. Böyle bir hüküm s e b e p s i z hiçbir iddia ortaya atmamalıdır". Yeter s e b e p ilkesinin diğer ü ç ilkeden farklılığı vardır. İlkin diğer ü ç ilke birbirine bağlıdır. Y e t e r s e b e p ilkesinin diğerieri ile hiçbir bağı yoktur. İkinci olarak, çelişmezlik ilkesi, iki çelişik hü küm a r a s ı n d a birisinin doğru diğerinin yanlış olduğunu söyler a m a hangisi doğrudur o n u belirtmez. Yalnız iki ö n e r m e arasındaki ilişki ile ilgilidir, bu bakımdan biçim seldir. Y e t e r s e b e p ilkesinde ise s e b e p ararken a m a ç hangisinin doğru olduğunu tespit etmektir. Yani aynı z a m a n d a hükümlerin içerikleri ile ilgilidir. S e b e p ararken s o n s u z a kadar gidilemez. Bir yerde durmak gerekir. S o n u n d a durulan yer ya p o s t u l a t veya aksiyomlar veya algılardır. Bu n e d e n l e y e t e r s e b e p ilke si bir b a ş l a n g ı ç noktasının varlığını gerekli kılar.

38 BILGININ SERÜVENI Y e t e r s e b e p ilicesi varlığa uygulandığında şöyle ifade edilir: Her olgunun bir nedeni vardır. Her olgunun, her oluşun bir n e d e n i olduğu fikri sistemli olarak Aristo'da vardır. Aristo d o ğ a olaylannın m e y d a n a gelişinde dört nedenin olduğunu söyler. Bunlar maddi neden, kil kazandıran neden, hareket ettiren neden ŞC" ve Aristo'dan s o n r a o n d a n farklı bir şekilde anlaşılmış o l s a bile, olgulann bir n e d e n e bağlı bulunduğu fikri d e vam etmiştir. D o ğ a bilimlerinde kanun elde e t m e an cak, olgular arasında bir n e d e n - e s e r ilişkisinin bulun duğu ilkesine dayanır. Y e n i ç a ğ d ü ş ü n c e s i n d e iki türiü n e d e n d e n bahsedilir. Birincisi, ö n d e gelen, tayin e d e n e t k e n n e d e n , diğeri s o n r a g e l e n a m a ç s a l n e d e n . Böyle bir ikileme şu iki ilkeden s ö z e t m e y e yol açar: 1- Nedensellik İlkesi, 2 Amaçsallık İlkesi. Bu ilkeler ileride yeri geldiğinde ele alınacaktır. Bu dört ilke variıkta arandığı z a m a n farklı görüşler ileri sürülse de, akıl s ö z konusu olduğunda uyulması zorunlu v e değişmezdirier. Leibniz bu konuya dokunur ken şöyle diyor: "Adaleler ve t a n d o n l a r yürümek için nasıl zorunlu iseler, akıl ilkeleri de akıl için öyle zorun ludurlar. Onlarsız a s l a düşünülemez, zihin her an bu ilkelere d a y a n ı n "

BİLGİNİN SERÜVENİ 39 Bu ilkelerin d e ğ i ş m e z ve genel geçerliğine Auguste C o m t e da t e m a s ediyor: O n a göre bu ilkeler, kendi t a biri ile mantık kanunlan, yalnız bİJtün zamanlarda ve b ü t ü n yerlerde değil, g e r ç e k ve hayali ayınm yapmaksı zın rüyalara kadar her yerde geçerlidirler. Belirtildiği gibi b ü t ü n d ü ş ü n c e hayatımız bu ilkelere g ö r e h a r e k e t eder. Bu bakımdan bunlar insanın özü ile ilgilidir. İnsan a n c a k onlarla vardır. Kendisini diğer c a n lılardan ayıran da bu özelliğidir. 5 - B İ L G İ E D İ N M E YOLLARI Bilgimizin, e s a s t a , bir kavramlar topluluğu olduğunu belirtmiştim. Bu topluluk kopuk kopuk kavramlardan ibaret değildir. Zihin o n l a n biri birine bağlayarak hü kümler verir. Hükümlerden çıkanmlar yapan zihin, bu işlemlerinde akıl ilkelerine uyar. Zihnin bilgileri e y l e m e (uygulamaya) hazır duruma getirme ve yeni bilgiler e d i n m e d e takip ettiği iki yol var dır: Birincisi akılyürütme (discurtion), ikincisi içgörü (intuition) yoludur. Akılyürütme yolunda, a m a c a eriş m e k için, zihin a r a ç kullanır. Bu yol dolaylı yoldur, i ç g ö rüsel (intuitif) yolla ise a m a c a herhangi bir aracı kullanmaksızm d o ğ m d a n doğruya vanlır. Bu b a k ı m d a n bu iki yol biri birine karşıttır. Akıl yürütme zihnin bir veya birkaç ö n e r m e y e da yanarak s o n u ç çıkarmasıdır. Zihin bu faaliyetini ü ç ayn

40 BILGININ SERÜVENI yolla yapar bunlar da d e d ü k s i y o n ^ tümevarım (ind u c t i o n ) ve b e n z e t m e (analogie)'dir. Zihnin bu faali yetleri için ç ı k a r ı m (inference) da denir. Dedüksiyon bir veya birkaç ö n e r m e d e n zorunlu s o n u ç çıkarmaktır. Mantıksal ve m a t e m a t i k s e l dedijksiyon diye ikiye aynhr.Bu kavram O s m a n l ı c a ' d a i s t i n t a ç veya t a ' l l l terimleri ile karşılanmıştır. Yeni Türkçe d e ise t ü m d e n g e l i m terimi ile ifade edilmiştir. T ü m d e n g e l i m terimini, dedüksiyonu t a m karşılamadığı ve yanlış ç a ğ nşım yaptırdığı için kullanmıyorum. Mantıksal dedüksiy o n u n e n m ü k e m m e l türü olan tasım (kıyas) kiplerinin ( m o d e s ) büyük bir kısmı t ü m d e n gelse de, birinci ş e kilden. B a r b a r a ve Celarent; ikinci şekilden, C e s a r e ve C a m e s t r e s ; d ö r d ü n c ü şekilden C a m e n e s kipleri g e n e l d e n ö z e l e değil, g e n e l d e n g e n e l e gitmektedir. Birinci şekilden B a r b a r a ile, ikinci şekilden Cecare'yi örnek olarak verelim: Dedül<siyonun Osmanlıca icarşılığı talil'dir. Yeni Türl<çe'de tümdengelim terimi Icullanılmaktadır. Bu kelime yanlış çağnşım yaptığı için, şimdilik yeni Türkçe terim bulununcaya kadar dedüksiyon kelimesini kullanmayı tercih ettim. Çünkü dedük siyon her zaman tümdengelmez. Mesela matematiksel dedük siyon da tümdengelme yoktur. Barbara, Celarent gibi kıyas kiplerinde de tümdengelme yoktur.

BILGININ SERÜVENI 41 Barbara: Her O Her K BOB dir dur dir Cecare: Hiçbir B Her O değildir K O dur O halde H e r K Hiçbir K B değildir Görülüyor ki her iki kipte de akılyürütme g e n e l d e n g e n e l e doğru gitmektedir. İVİatematiksel dedüksiyonda ise t ü m d e n g e l m e yok tur. Mantıksal dedüksiyonun, belirttiğim gibi e n m ü k e m mel şekli tasımdır. Aristo tasımı şöyle tanımlıyor. "Ta sım bir sözdür ki, kendisine bazı şeylerin konulmasıyla, konulan şeylerden, b a ş k a bir şey, s a d e c e bunlardan zorunlu olarak çıkar". Bir akılyürütme olan mantıksal dedüksiyonla yeni bir ş e y elde edilmez. Hareket n o k t a sını oluşturan ö n e r m e l e r içinde zımnen (kapalı olarak ) bulunanı açığa çıkanr. Örneğin: Bütün insanlar ölümlüdür S o k r a t insandır O h a l d e S o k r a t ölümlüdür Bu klasik ö r n e k birinci şekilden bir tasımdır. S o n u ç , ö n c ü l d e n e n iki ö n e r m e d e n çıkanimaktadır. Öncüller doğru ise s o n u ç da zorunlu olarak doğru olur. Bu bir analitik akılyürütmedir; bu yüzden tasım, yeni bir bilgi vermiyor diye eleştirilmiştir. Mantıksal dedüksiyon dolaylı ve dolaysız diye ikiye aynlır. T a s ı m dolaylı.

42 BILGININ SERÜVENI K a r ş î o l m a ve d ö n d ü r m e dolaysız dedüksiyondur. K a r ş ı o l m a : Aynı terimlerden yapılmış iki ö n e r m e , ya nicelik veya nitelik veya h e m nicelik h e m nitelik b a k ı m ı n d a n biri birinden farklı iseler, bu iki ö n e r m e arasında k a r ş ı o l m a vardır. BiJtijn insanlar ölümlüdijr ö n e r m e s i n i n karşıtı olan, hiçbir insan ölümsüz değildir; altığı olan bazı insanlar ölümlüdür; çelişiği olan hiçbir insan ölümlü değildir s o n u ç l a n çıkabilir Döndürme: D ö n d ü r m e düz d ö n d ü r m e veya ters d ö n d ü r m e diye ikiye aynlır. D ü z d ö n d ü r m e bir ö n e r menin niteliğini b o z m a d a n , yüklemini konu, konusunu yüklem yapmaktır. Bütün insanlar iki ayaklıdır ö n e r m e sinin düz döndürmesi, bazı iki ayaklılar insandır, olur. T e r s d ö n d ü r m e , bir ö n e r m e n i n olumlu ve olumsuzlu ğuna d o k u n m a d a n konusunun çelişiğini yüklem, yük leminin çelişiğini konu yapmaktır. Her insan canlıdır ö n e r m e s i n i n ters döndürmesi. Her canlı olmayan insan olmayandır, Karşıolma ve döndürme, barilı mantıkçılarca, genellikle, vasıtasız dedüksiyon olarak kabul edilir. İs lam mantıkçılan bunlan ö n e r m e l e r arası ilişki olarak ele alırlar. Tricot'nun belirttiğine göre Ramus, Leibniz ve L a c h e l i e r ' y e vasıtasız dedüksiyonu kabul e t m e z l e r . Karşıolma ve d ö n d ü r m e d e bir doğruluktan (verite) b a ş ka bir doğruluğa geçilmez. Bunlar a n c a k bir doğruluğu iki şekil altında ifade ederier.

BILGININ SERÜVENI 43 M a t e m a t i k s e l Dedüksiyon: Bilindiği gibi m a t e m a tiğin y ö n t e m i ispattır. İspat e t m e k , ö n c e d e n doğrulu ğu kabul edilmiş alandan, ispat edilecek olanın zorunlu olarak çıktığını göstermektir. Bu işlemde aklın kullandığı yol dedüksiyondur. IVlesela: 2 - f 2 = 4 eşitliğini ispat için hareket edilecek, doğruluğu kabul edilmiş, ö n e r m e ş u dur: b u da sayının tanımından çıkar: bir sayı kendisin den ö n c e k i n e bir ilave e t m e k l e elde edilir. B u n a göre 4 = 3 + 1 3 = 2 + 1 Birinci ö n e r m e d e 3 yerine 2 + 1 koyabilirim (sayının tanımına göre) 4 = (2 + 1) + 1 veya 4 = 2 + (1 + 1 ) Tanıma göre 1 + 1 = 2 o halde 4 = 2 + 2 i s t e n e n de bu idi. Bu i ş l e m d e bir m a t e m a t i k ö n e r m e s i bir ö n c e k i n d e n zorunlu olarak çıkmaktadır. O halde burada zihnin t a kip ettiği yol dedüksiyondur. Mantıksal dedüksiyonla m a t e m a t i k s e l dedüksiyon arasında bir fark var mıdır? Bazı düşünüriere g ö r e ikisi arasında bir fark yoktur ikisi d e totolojiktir. Bazılanna g ö r e d e önemli farklar vardır. Tasım yeni bir ş e y vermez s o n u ç öncüllerde m e v c u t tur. T a s ı m d a öncüllerden daha fazla bir ş e y tasdik edil-

44 BILGININ S E R Ü V E N I m e z ve genellikle t ü m e l d e n tikele doğru gider. Halbuki m a t e m a t i k t e k i akılyürütme genelleştirir. Ve yeni bir ş e yi tasdik eder. Bu h u s u s a şöyle bir örnek verilmektedir: Bir üçgenin açılannm iki dik açı yani 1 8 0 d e r e c e etriği, b u n u n da üçgenin kenariannm iki eksiği kadar iki dik açı d e m e k olduğu bilinirse, sekiz kenarii bir poligonun a ç ı l a n n m toplamının ne olduğu çıkanlabilir. Üçgen ü ç kenarii bir poligondur. Açılannm değerinin toplamı, k e nariannm iki eksiği kadar iki dik açıdır O halde sekiz kenarii bir poligonun iç açılannm toplamı; 8 - 2 = 6, 6 X 1 8 0 = 1 0 8 0 derecedir. Burada yapılan ç ı k a n m bir d e düksiyondur ve s o n u ç t a bir g e n e l l e m e vardır. Görülüyor ki m a t e m a t i k s e l dedüksiyon h e r z a m a n t o t o l o j i k değildir; bu b a k ı m d a n mantıksal dedüksiyondan aynlır. b - T ü m e v a n m (induction-istilcra) T ü m e v a n m , zihnin tikelden tümele, ö z e l d e n g e n e l e , p a r ç a d a n b ü t ü n e gidiş yoludur. T ü m e v a n m , ya t a m tü m e v a n m şeklinde veya eksik t ü m e v a n m şeklinde olur. T a m T ü m e v a r ı m : Bir b ü t ü n ü oluşturan parçaların, b a ş k a ifade ile bir sınıfı oluşturan bireylerin hepsini in c e l e y e r e k bütün hakkında karar vermektir. Buna b i ç i m sel t ü m e v a n m da denir. Aristo b u n a t ü m e v a n m veya

BILGININ SERÜVENI 45 tümevarımlık kıyas der ve şu misali verir. Aristo'nun, il kin akılyüriJtmedeki terimleri A B G harfleri ile a ç ı k l a m a yapıp s o n r a bunu, safrasız olmak, uzun ömürlü o l m a k ve insan at ve katır, terimlerine uyguluyor. Bu durumda t ü m e v a n m şöyle olur: İnsan, at, katır uzun ömürlüdür Bütün safrasız hayvanlar insan, at ve katırdır. Buradan zorunlu olarak şu s o n u ç çıkar: O halde b ü tün safrasız hayvanlar uzun ömıüriüdür. Bu tür akıl yürütmenin verimsiz olduğu, sonucun ö n c ü l l e r d e bulunduğu görülüyor. Bu a ç ı d a n t a m tü m e v a n m verimsiz olduğu için eleştirilere konu o l m u ş tur. Aristo'nun t ü m e v a n m teorisinin farklı bir yorumu da yapılmıştır. Şimdi o n u belirtmek istiyorum: Aristo t ü m e v a n m ı tikelden t ü m e l e g e ç i ş olarak tanımlıyordu. Hamelin ve T n c o t diyoriar ki Aristo'ya göre tümel (üni verselle) yalnız bütün (tous) d e m e k değildir, özellikle, zorunlu demektir. Böyle o l u n c a t ü m e v a n m t ü m e g e ç m e k t e n ç o k zorunlu olanı, özü yakalamaktır. Bu k a n a a t e Aristo'nun. "Biz ferdi variıklan idrak ediyoruz, fakat idrakin asıl konusu tümel olandır. M e s e l a , insan Kallia s diye adlandınlan insan değildir" B ö y l e c e Aristo'nun kendi ifadesi ile bireylerden türü çıkarmıyoruz, fakat h e r bireyde türü görüyoruz. Kanun bizim için olgunun mantıki içeriği olmayıp özü içinde ve tümellik şekli al tında olgunun kendisidir.

46 BILGININ S E R Ü V E N I Bu şekilde anlaşılan tijmevanmın yen Aristo'da önemlidir. Çünkij mantığın aslını teşkil e d e n tasımın t e melinde, Hemelin'in d e belirttiği gibi t ü m e v a n m vardır. Tasım birtakım genel fikirierden h a r e k e t eder. Aristo'ya göre d o ğ u ş t a n genel fikirier olmadığına göre o halde bu g e n e l fikirier nasıl elde ediliyor? Aristo bu sorunun cevabını İkinci Analitiklerde şöyle veriyor: "O halde bi ze ilkeleri bildirenin gerekli olarak tümevarım açıktır" olduğu - E k s i k T ü m e v a r ı m : Buna tamamlayıcı t ü m e v a n m ( L ' i n d u c o o n amplifiante) da denir. Bu tür akıl yürütme d e zihin tikelden t ü m e l e , özelden g e n e l e gider. İnsanda bir g e n e l l e n d i r m e meyli vardır. Bireyler günlük hayatla rında bu yola sık başvururiar. Bir olgu veya olaya bakıp, fazla i r d e l e m e d e n genel hüküm veririer. P r o p a g a n d a da ç o k kullanılır. M e s e l a , bir ticaret sahibinin, h e r k e s ucuz diye bu ürünü kullanıyor d e m e s i ; bir poürikacının, bü tün millet b u n u istiyor, d e m e s i bu tür bir genellemedir ç o k defa aldatıcıdır. Bu tür g e n e l l e m e y e avamsal tü m e v a n m (l'induction vulgaire) denir. Asıl önemli olan, özellikle d o ğ a bilimlerinin başvurduğu bilimsel t ü m e vanmdır. Bilimsel t ü m e v a n m : Bu anlamda, t ü m e v a n m , bel li sayıda olgulann gözleminden s o n r a genel bir kanu nu onaylayan zihin fonksiyonudur. Bilim adamı olgular

BILGININ SERÜVENI 47 Üzerinde yaptığı belli sayıdaki deneylerle edindiği fikri g e n e l l e ş t i r e r e k kanuna vanr. Bu kanun aynı şartlarda bulunan aynı tür olgulann bütünü için geçerli bir hü kümdür. D o ğ a bilimlerinin kullandığı en önemli akılyürütme olan t ü m e v a n m m a t e m a ü k t e de kullanılır. M e s e l a sayı lar serisinin b a ş t a n birkaç terimi için yüklenen bir ö z e l liği b ü t ü n seriye uygulanması bir tümevanmdır. P o i n c a r e , "Şüphesiz, matematikteki kayıtım ( r e c c u r e n c e ) yoluyla yapılan akılyürütme ve t ü m e v a n m yolu ile fizikte yapılan akılyürütme farklı t e m e l l e r e dayan maktadır, fakat b u n l a n n gidişi birbirine paraleldir, o n lar h e p aynı y ö n d e ö z e l d e n g e n e l e yürürier "diyerek şu misali veriyor: (1) a + 2 = 2 -ha eşitliğini ispatlamak için a + \ = l + a kuralını iki defa uygulamak ve şöyle yazmak m ü m kündür. (2)a + 2 = a + l + l = l + a + l = I + l + a = 2 + a B ö y l e c e salt ç ö z ü m s e l yolla (1) eşitliğinden çıkanlan (2) eşitliği (1) in bir özel hali olmayıp o n d a n b a ş k a bir şeydir P o i n c a r e t ü m e v a n m ı n m a t e m a t i k için ö n e m i n i ş ö y l e b e l i r t i y o r : " M a t e m a t i k bize a n c a k tümevarım y o lu ile yeni bir ş e y öğretebilir. Birkaç b a k ı m d a n fiziksel

48 BILGININ S E R Ü V E N I tümevarımdan farklı olan fakat o n u n kadar verimli b u lunan bu t ü m e v a n m ' m yardımı o l m a s a yapının kurul ması bilim yaratmaktan aciz kalırdı." Belli sayıdaki ferdere dayanılarak bütün hakkında hüküm vermenin mantıksal bir açıklaması yapılamaz Yani durum dedüksiyondaki gibi değildir. Bu tür akılyürütmenin temelini araştırmak kaçınılmaz bir durumdur. Çünkü büyük ö l ç ü d e bu günkü uygariiğımızı sağlayan d o ğ a bilimlerindeki gelişmeler t ü m e v a n m l a yapılan akıl yürütmelerin ürünüdür. Mantıksal olarak s o n u c u doğrulanamayan t ü m e v a n m m temelinin açıklanmasının bir yolu olması gerekir Bu yol felsefe yoludur. Konuya eği len filozoflar, bu tem.eli iki ayn tarzda açıklamışlardır. Birincisi e t k e n s e b e b e bağlı olan bir açıklama, ikincisi, e t k e n s e b e p l e biriikte a m a ç s a l s e b e b i de b e r a b e r c e ele alarak yapılan açıklamadır. E t k e n s e b e b e b a ğ l a n a n açıklama, d o ğ a d a ki olaylar n e d e n - e s e r ilişkisi ile biri birine bağlıdır şeklinde ifade edilen nedensellik ilkesine bağlanır. Bilimsel kanunlar bu ilişkiye dayanılarak ortaya konur. Nedensellik ilkesi iki tarzda anlaşılır. Birincisi Hume ve Kant'daki anla yıştır. H u m e ' a göre nedensellik ilkesi: İki olguyu h e p yan yana g ö r m e k t e n ötürü bizde d o ğ a n bir alışkanlık tan ibarettir. Kant'da ise deneyimin zorunlu şartıdır, zihnin bir kalıbıdır. Her iki g ö r ü ş e göre d e n e d e n - e s e r ilişkisi s ü j e d e olan bir şeydir. Bilimsel çalışmalarda ise

BILGININ S E R Ü V E N ! . 49 n e d e n - e s e r ilişkisinin variıkta olduğu kabul edilir. "İliş ki (relation) ve b a ğ (liaison) n e s n e l e r e e k l e n m e m i ş l e r dir. N e s n e l e r ilişkinin taşıyıcısı olarak farz edilmiş ve vazedilmiştir. O n l a n n m e v c u d i y e t i n d e b a ğ zorunludur. Fakat bu d e m e k değildir ki, b u b a ğ apriori olarak va zedilmiştir, bu b a ğ d e n e y s e l bir keşiftir. D o ğ a d a olgu ların n e d e n - e s e r ilişkisi ile biri birine bağlandığı, aynı nedenlerin aynı eseri m e y d a n a getirdiği, b a ş k a ifade ile d o ğ a d a determinizmin hakim olduğu fikri tijmevanmı a ç ı k l a m a k için yeterli bir kaynaktır Bu fikir Stuart Mill'in görüşijdür. IVIill'e g ö r e t ü m e v a n m ı n geçeriiği, d o ğ a d a tek biçimliliğin (uniformite) olduğu inancı, yani aynı n e denlerin aynı s o n u ç l a n doğurduğu ilkesine dayanır. İkinci görüş ise e t k e n nedenin yanında a m a ç s a l n e deni ( c a u s e finale) d e zikreden L^chelier'in görüşüdür L a c h e l i e r ' e g ö r e d o ğ a kanunlannın kavranması iki il ke üzerine dayanır. Birisi, olgulann seriler teşkil ettiği fikridir. Seriler içinde ö n c e gelen sonrakini tayin eder. İkincisi, serilerin s i s t e m l e r teşkil ettiği ilkesidir. Bu sis t e m l e r içerisinde bütün fikri parçalann varlığını tayin e d e r . İşte bunlardan birincisi nedensellik ilkesi, diğeri a m a ç s a l l ı k ilkesidir. Bunlar biriikte ele alındığında t ü m e vanmı açıklamak mümkün olur. Görülüyor ki Lachelier d o ğ a d a etken s e b e p l e r yanında a m a ç s a l s e b e b i n d e bulunduğu fikrindedir. E t k e n sebeplilik d e n e y ile kont rol edilebilir, fakat a m a ç d e n e y dışı olduğundan b ö y l e bir kontrolü yapılamaz.

50 BILGININ SERÜVENI Görülüyor ki tümevarım ö z e l e dayanarak g e n e l hak kında hüküm vermek, b ö l ü m e dayanarak bütün hak kında hüküm vermek, h a t t a bir a n l a m d a hal ve g e ç m i ş d e n e y ve d e n e y i m l e r e dayanarak g e l e c e k l e ilgili hüküm vermektir. Böyle bir zihin işleminin mantıksal açıklan ması yapılamaz. Dedüksiyonda görülen s o n u c u n zorun luluğu yoktur. T ü m e v a n m ı n temelinin a ç ı k l a n m a s ı n d a b a ş vurulan nedensellik ilkesinin, yani d o ğ a d a her ş e yin n e d e n - e s e r ilişkisi ile bir b i n n e bağlı bulunduğu ve d o ğ a y a bir düzenin hakim olduğu fikh ispat edilemez; yani 1 0 0 d e n e y d e doğruluğu gösterilmiş bir n e d e n e s e r ilişkisinin 101 inci d e n e y d e de doğrulanacağı mantıksal olarak i s p a d a n a m a z . O halde bu k a b u l l e n m e n e r e d e n d o ğ u y o r ? Bazı düşünürier bunun zihnin bir inancı bir p o s t u l a t olarak kabul ediyoriar "Tümevanmm temeli, zihnin, olgular tarafından e s i n l e n m i ş ve kısmen teyit edilmiş bir inancıdır. Biz az ç o k düzenli bazı süreklilik ler t e s p i t ediyoruz ve biz burada tespit edilen biriikte o l m a d a n b a ş k a bir ş e y bulunduğunu ve b u n u n d a z o runlu bir bağ, bir düzen olduğunu ve g e l e c e k t e d e d e vam e d e c e ğ i n i ilke olarak ileri sürüyoruz. S o n u ç olarak diyebiliriz ki, bu tespit, fikirierin objektifliğinde ve akli m e t o d a r d a , zihnin bir varsayımı ve inancıdır. Bu genel n e d e n s e l l i k kanunu açık olarak doğru olan veya ispatı kabil olan birer kanun olmayıp bilimsel bir postulattır. Yukanda belirttiğimiz gibi, t ü m e v a n m m temeli m a n tıksal olarak a ç ı k l a n a m a z s a da b a ş k a ifade ile bu akıly ü r ü t m e d e çıkan s o n u ç zorunluluk ifade e t m e s e de,

BILGININ SERÜVENI 51 bilimde başvurulan en önemli akılyürütme şeklidir. Bi limlerin gelişmesi t ü m e v a n m ı m e t o t olarak s e ç m e k l e mümkün olmuştur. c- Benzetim (Analogie-temsi!) B e n z e t i m bir akıl yürütme yolu olarak, iki şey ara sındaki b e n z e d i ğ e dayanarak birisi hakkında verilen bir hükmü diğeri hakkında da vermektir. Zihnin ö z e l d e n ö z e l e yürüyüşüdür. Örneğin: Yer g e z e g e n i n d e a t m o s f e r vardır ve üzerinde canlılar yaşar. IVlerih'de d e a t m o s f e r vardır. O halde IVlerih'te d e canlılann bulunması gerekir. Bu b e n z e t i m l e verilmiş bir hükümdür. Bu tarz akıl yürütmeye İslam hukukunda Kıyas-i fıkhi denir ve İslâm hukukunda ç o k kullanılan bir akıl yürütme yoludur. B e n z e t i m ' i n bağımsız bir akılyürütme şekli olduğu tartışma konusudur. B e n z e t i m ile yapılan akılyürütmed e h e m dedüksiyonun ve h e m d e t ü m e v a n m ı n kabul edilir: Birincisi, biri birine b e n z e y e n iki olgunun aynı yapı da olduğuna dair bir harekettir. Böyle bir h a r e k e t ise tümevanmdır. Misalimizde belirtilen Yer'in ve Merih'in atmosferi aynı yapıdadır hükmü bir t ü m e v a n m l a elde ediliyor demektir. İkincisi, varsayılan yapıdan zorunlu bir s o n u ç çıkar maktır. Bu da a n c a k dedüksiyon yolu ile olur. Merih'te bulun duğu söylenir. Yani burada aklın iki türlü h a r e k e t ettiği

52 BILGININ SERÜVENI canlılar vardır hükmü, zihinde şöyle bir gizli akılyürüt m e yolu ile elde edilmiştir: Yer küresinde canlılar vardır B u n a s e b e p atmosferin bulunuşudur Atmosferin bulunduğu h e r yerde canlılar vardır M e r i h ' d e a t m o s f e r vardır O h a l d e M e r i h ' d e canlılar vardır. Görülüyor ki burada t ü m e v a n m a dayalı dedüksiyon la s o n u c a vanimıştır. B e n z e t i m i n değeriendirilmesinde dikkat e d i l e c e k bir h u s u s vardır: Yukandaki akılyürütm e d e s o n u ç formel olarak zorunludur. Çünkü bu bir tasımın s o n u c u d u r . B a ş l a n g ı ç t a belirtilen b e n z e t i m i n s o n u c u olan M e r i h ' d e canlılar vardır, ö n e r m e s i zorun lu değildir. Çünkü bu s o n u ç ispat edilmeyen bir varsa yımdan çıkanimıştır. Bu b a k ı m d a n b e n z e t i m l e çıkanlan s o n u ç daima olası (probable) olarak kalır; zorunluluk aranmaz. B İÇGÖRÜŞ (ktuitioîi-Hads)3 İçgörüş zihnin bir şeyi aracı kullanmadan doğrudan doğruya kavraması, h a b e r d a r o l m a s ı b a ş k a ifade ile Fransızca intuitlon, Osmanlıca'da hads kelimeleri yeni Tijrkçe'de sezgi kelimesi ile karşılanmıştır. Mehmet Karasan Descartes çevirisinde içgörüş kelimesini kullanmıştır. Sezgi ke limesi intuitlon kelimesinin anlamının tam tersini çağnştırduğı için, şimdiye kadar kullandığım sezgi kelimesini terkedip, içgö rüş kelimesini kullanmayı uygun buluyorum.

BILGININ SERÜVENI 53 bilinç alanına sokmasıdır. Bu bakımdan dayanaklarla s o n u c a varan akılyürıjtmenin karşıtıdır. İçgörüş kav ramının bu genel anlamı düşünürlerce ortak o l m a s ı n a rağmen açıklaması farklı farklı olmuştur Gazali kalpgözü veya batini göz dediği içgörüş'ten, aklın metafizik a l e m e açılıp hakikati kavramasını anlı yor.. D e s c a r t e s ' d a içgörüş bilgi edinilirken, aklın kullandığı iki yoldan biridir. Bu yollar: İçgörüş ve dedüksiyon dur İçgörüş aklın doğrudan doğruya kavramasıdır: şüphe g ö t ü r m e y e n a p a ç ı k bilgi verir. İlkler bununla kavranır s o n r a gelen s o n u ç l a r dedüksiyonla çıkanlır. K a n t ' d a dışandan duyulara gelen izlenimler içgörüş le z a m a n ve m e k â n formlanna girerier. Bu halleri ile zi hin d e r e c e s i n d e kategorilere girip hüküm olur ve anlam kazanıriar. Genellikle ü ç tür içgörüşten s ö z edilir: Duyulann i ç görüşü, akim içgörüşü ve metafizik içgörüş. Duyulann içgörüşü, duyu organlanmızla renkleri, sesleri, şekilleri doğrudan doğruya kavramamızı sağ layan yetimizdir. Bu anlayış psikologlann anlayışıdır. Görüldüğü gibi, psikologlann görüşü Kant'ın anlayışın dan farklıdır. Aklın içgörüşü, ilişkilerin doğrudan kavramamızı sağlayan yetimizdir N e d e n - e s e r ilişkisi, benzeriikler,

54 BILGININ SERÜVENI ayrılıklar, ü ç g e n i n kare olmadığını bilmemiz gibi e ş i t likler, biriikte olmalar gibi ilişkileri akıl ile doğrudan doğruya kavranz. Aksiyomlan da bu güçle biliriz. IVlesela, b ü t ü n ü n p a r ç a d a n büyük olduğunu doğrulamaya gerek d u y m a d a n kabulleniriz. G e n e l kavramlara sahip o l m a m ı z da akli içgörüşün işidir. Hükümle d e içgörüşün ilişkisi vardır. Akılyürütmede ö n e r m e d e n ö n e r m e y e g e ç e r k e n ve s o n u n d a hüküm verirken aklın bu içgörüş gücü rol oynar. Metafizik içgörü, özlerin doğrudan doğruya kavranmaşıdır. M e s e l a , b e n ' i n kavranması, Allah inancına var m a metafizik içgörüşle olur. İçgörüş ile elde edilen bilgi, şüpheyi i ç e r m e y e n , açık ve s e ç i k bir bilgidir. İnsan bilgi edinirken ve bilgiyi uygularken yani eylem (fiil) de bulunurken h e p o a n d a içinde bulunduğu zih niyetin etkisi altındadır. Zihniyeti zihin faaliyette iken içinde bulunduğu ortamdır diye tanımlayabiliriz. İnsan varolanlara h e p bu p e n c e r e d e n bakar, değeriendirmeleri h e p bu a ç ı d a n olur. Kavramlar bu ç e r ç e v e içeri sinde a n l a m kazanır. İnsanın farklı zihniyetleri vardır. Bunlann bir kısmı doğuştandır, bir kısmı ise s o n r a d a n kazanılmıştır

BILGININ S E R Ü V E N I 55 Farklı zihniyetlerin mevcudiyetini görüp, o n l a n bi limsel bir şekilde i n c e l e m e , d ü ş ü n c e tarihinin ç o k s o n lanndadır. 18. Asırda misyonerierin, ilkel toplumlarda yaptıklan gözlemler o toplumlarda yaşayan insanlann farklı d ü ş ü n c e tarzına sahip olduklannı Bu gözlemlere gösteriyordu. dayanarak, ilkel t o p l u m d a y a ş a y a n in s a n l a n n zihniyetini, ilk defa, 19. Asırdan itibaren, bilim sel olarak ele alıp inceleyenler, İngiliz Antropoloji oku lu düşünürieri, Taylor, Frazer; Fransız Sosyoloji Okulu düşünürieri b a ş t a Durkheim, özellikle Levy - Bruhl ol muştur. Bu k o n u d a Olivier - Leroy, Maurice Leenhardt, R o g e t B a s t i d e ve Claud Levi-Strauss'un önemli ç a l ı ş m a lan vardır. Bu düşünürier, biri ilkel insanın diğeri uygar insanın o l m a k üzere iki tarz zihniyetin olduğunu g ö s teriyoriar. Bu zihniyederi, düşünürier, farkı kelimelerie adlandırmışlardır. Birincisine uygar, olgusal (positif); ikincisine ilkel,büyüsel (magique), mitik, mistik gibi. B e n bu terimlerden o l g u s a l l a , büyüsel'i s e ç d m . İki ayn zihniyet türü vardır: Birincisine t e m e l zihniyeder, ikincisine ikinci d e r e c e d e n zihniyetler veya tu tumlar diyorum. 1 - T e m e l Zihniyetler: Belirt:tiğimgibi, büyüsel ve olgusal diye iki t e m e l zih niyetten bahsedilir b a n a öyle geliyor ki bunlann yanında bir de eleştirel (critique) zihniyet vardır. Bu durumda zihniyet büyüsel zihniyet, olgusal zihniyet ve e l e ş -

56 BıLGıKMN S E R Ü V E N I t i r i s e l z i h n i y e t diye ü ç türlüdür. Bunlar h e r i n s a n d a bulunur yalnız hakimiyet dereceleri sosyal yapılara ve bireylere g ö r e değişir. Bunlardan biri diğerinin yerine g e ç e m e z ve bir birini yok e d e m e z l e r . Herhangi biri di ğerinin tekâmülü s o n u c u oluşmamıştır. Her üçü de aynı z a m a n d a vardır. Birisi işlevini yerine getirirken diğerieri s a f dışıdır. Yani ikisi veya üçü, bireyde, aynı a n d a işlev yapamazlar. T e m e l zihniyetlerin sosyal yapılara göre hakimiyet derecelerinin değiştiğini söylemiştim. Bunu açıklaya yım: İlkel toplumlarda yaşayan insanlann zihinleri ç o k büyük ö l ç ü d e büyüsel zihniyetin etkisi altındadır. Bu insanlar olay ve olgulara bu açıdan bakariar. İleriemiş m e d e n i toplumlarda yaşayanlar ise çoğunlukla olgusal zihniyet içinde olay ve olgulara bakariar. İlkel t o p l u m da y a ş a y a n insan az da o l s a olgusal zihniyeti kullandığı gibi, uygar t o p l u m d a yaşayan insan az da olsa büyüsel zihniyete başvurur. M e s e l a ok ve yayını yaparken ilkel t o p l u m d a yaşayan kişi olgusal zihniyeti kullanır, uygar bir t o p l u m d a bir kişinin herhangi bir batıl i n a n c a b a ş vurması, m e s e l a fala baktırması veya bir objeyi uğuriu veya uğursuz s a y m a s ı o n u n büyüsel zihniyetin etkisin de olduğunu gösterir. Bu ü ç zihniyetin özellikleri şunlardır A - B ü y ü s e l Z i h n i y e t : Levy-Brhul büyüsel zihniyeti, şu ü ç n o k t a d a belirtiyor:

BILGININ SERÜVENI 57 a- Büyüse! zihniyet mistiktir: Burada mistik'in dinsel mistisizmle ilgisi yoktur. Anlamı şudur: G ö r ü n m e y e n fakat g e r ç e k olan kuvvetlere inanma. Bu i n a n c a göre o b j e l e r gizli h a s s a l a r a sahiptir; d o ğ a ü s t ü ve d o ğ a far kı yoktur. LevyBruhl şöyle diyor: "İlkellerin yaşadıklan t o p l u m s a l o r t a m bizimkinden farklıdır. Algıladıklan dış dünya da bizim algıladığımızdan başkadır. İlkellere g ö r e o b j e l e r " o c c u l t e " h a s s a l a r a sahiptirier; bunlarsız objeyi tasavvur e d e m e z l e r . Onlar için t a m a m e n fizik sel bir olay yoktur. Tabii ile t a b i a t üstü farkı da yoktur. Görülen variıklaria g ö r ü n m e y e n variıklar bir birinden ayrılmazlar." b İştirak olgusunun geçeriiği: İşdraki şöyle açıklıyor: "Özdeşlik, ikilik-biriik, işte iştirakin t e r c ü m e s i " İştirake verilen misallerden biri şudur: Bireyle o n u n ayak izi ara sında iştirak vardır. Avustralyalı yediler, bir düşmanın veya bir hayvanın ayak izine mızrak saplamakla o izi bırakanı ayağından yaraladıklanna inanmaktadıriar. İşdrak kavranmış veya algılanmış bir şey değil fakat hissedilmiş bir şeydir. c - Nedensellik bağı t a m a m e n mistiktir, nedensellik anlayışının iştirak olgusu ile sıkı ilişkisi vardır. Bir o l a yın b a ş k a birisine b a ğ l a n m a s ı n a s e b e p olan zaman içinde bir ö n c e l i k değildir iki olay arasında mistik bir b a ğ mevcuttur. Bu konunun anlaşılması için LevyBruhl'ün S a g a r ' d a n naklettiği bir hikayeyi nakledeyim:

58 BILGININ SERÜVENI Olay Kuzey Amerikada geçmiştir "Bir a k ş a m hayvan lar üzerinde konuşuyorduk; yedilere F r a n s a d a y a ş a y a n t a v ş a n l a n a n l a t m a k için parmaklanm vasıtası ile, gölge olarak kulübenin duvanna t a v ş a n resmini aksettirdim. fazla Bir t e s a d ü f eseri ertesi s a b a h , her z a m a n k i n d e n ç o k balık elde edildi. Yerliler, bu balık bolluğunun s e b e b i n i n a k ş a m duvara aksettirdiğim gölgeler olduğuna inandılar" B - O l g u s a l Z i h n i y e t : Bu zihniyetin hakimiyetinde olan insan, olaylan, olgulan ve bunlann ilişkilerini, bir gizlilik bir mistiklik a r a m a d a n , doğrudan doğruya görü nüşlerine bakarak inceler. İnsanın ç o k önemli eserleri olan bilim ve teknoloji, bu zihniyet içerisinde d o ğ u p gelişmiştir. Uygar insan günlük hayatında da eylemleri ni ç o k büyük ö l ç ü d e bu zihniyetle yapar. C- E l e ş t i r e l Z i h n i y e t : Eleştiri kendisine sunulanı o l u m s u z veya olumlu olarak değeriendirmedir. Kant'ın ifadesi ile i n s a n d a en iyiyi g e r ç e k l e ş t i r m e arzusu vardır. B u n a doğruyu bilme arzusunu da e k l e m e k gerekir İnsan kötü, çirkin ve yanlışı reddeder; kendisine sunulanlan bu açılardan değeriendirir. Bu o n u n doğası gereğidir. İşte bu üç zihniyet en ilkelinden en uyganna kadar her insanda vardır. Bunlar d o ğ u ş t a n zihnimizin kalıpla ndır. Her insan yerine g ö r e birini kullanır. Bunlar biçim olarak h e r i n s a n d a aynıdır a m a belirttiğim gibi hakimi-

BILGININ SERÜVENI 59 yet dereceleri toplumun ve bireyin kijltür seviyelerine göre değişir. 2- t l d n c i D e r e c e d e n Z i h n i y e t l e r v e y a T u t u m l a r : İkinci d e r e c e d e n zihniyetleri t e m e l zihniyetierden Doğuştan edinilen ayırmak için, t u t u m diye adlandırıyorum. olmayıp s o n r a d a n kazanılmış olan tutumlar, bilgilere göre zaman içerisinde, değişebilir, sayılan da belirsizdir. İlkel toplumlarda tek çeşitlilik hakim olduğu için, o toplumdaki insanlarda belirgin olarak farklı t u t u m lar o r t a y a çıkmıyor. Gelişmiş uygar toplumlarda, kijltür u n s u d a n n m gelişmesi ile farklı dijşijnceler, farklı ina nışlar farklı s o s y a l gruplar ortaya çıkıyor Bunlann etkisi ile bireyler s a h i p olduklan kültüre g ö r e olgu ve olaylan farklı algılıyor ve farklı davranışlarda bulunuyor. Tutumu şöyle tanımlayabiliriz. Tutum bireyin farkın da olduğu o b j e ile ilgili d ü ş ü n c e , duygu ve davranışlannı düzenleyen bir eğilimdir. İnsan herhangi bir tutu ma, dolaylı ve dolaysız eğirim ve öğretimle sahip olur. Tutum k a z a n m a d a bilginin yanında duygulannda etkisi vardır. Bir o b j e y e karşı uyulan s e m p a t i veya antipati o n a karşı olan t u t u m d a etki yapar. Tutum k a z a n m a d a bir unsur da s o s y a l çevredir.

60 BILGININ SERÜVENI Tutum k a z a n m a d a a n a unsur bilgidir. Duygular ve sosyal çevre sahip olunan bilgilere anlam kazandır maktadır. B a ş k a ifade ile bu unsuriar e y l e m e e s a s olan bilgiye yol gösterir. Tutum bir sistemdir. Bir tutum içinde bulunmak bir s i s t e m içinde bulunmaktır. Bilindiği gibi s i s t e m tutarlı ö n e r m e l e r kümesidir. Bu tutarlılık, s i s t e m içinde bulu nan bir ö n e r m e n i n o sistemin t e m e l i n d e kabul edilmiş olan ö n e r m e veya ö n e r m e l e r i e olan tutarlığıdır. M e s e la, Öklit'in g e o m e t r i s i s t e m i n d e , bir üçgenin iç açılannın iki dik açıya eşit olması, sistemin t e m e l i n d e bulu nan, bir doğruya o n u n dışındaki bir n o k t a d a n ancak bir paralel çizilebilir postulatının kabulüne bağlıdır. Her tutum böyledir; t e m e l d e kabul edilen ö n e r m e l e r vardır, d ü ş ü n c e n i n seyrini bunlar belirler. Herhangi bir ideoloji veya dini inanç veya felsefi g ö rüşe bağlı bir kişinin, giriştiği tartışmalarda, fikirlerinin doğruluğuna inanması, bu fikiderin, sahip olduğu tutu mun, t e m e l önermeleri ile olan tutarlığından ötürüdür. B ö y l e bir t a r t ı ş m a d a kullanılan önermelerin, o n u kulla nan tarafından doğru kabul edilmesi bu önermelerin, tutunulan t u t u m u n t e m e l önermeleri ile olan tutariığından ötürüdür yani biçimsel bir doğruluktur. İçeriği nin doğruluğu değil. Tartışmada muarızını ikna e t m e k verdiği hükmün yanlışlığını g ö s t e r m e k o n u ikna e t m e y e y e t m e z . İkna için muanzın kullandığı ö n e r m e n i n tutum

BILGININ SERÜVENI 61 içinde dayandığı temel ö n e r m e n i n yanlışlığını g ö s t e r m e k l e olur bu da tutum değişikliğini sonuçlandınr. Tutumlan açık ve kapalı diye iki gruba ayırmak müm kündür. A ç ı k tutum: Bu tutum içinde bulunanlar, aynı k o nuda farklı tutumlara karşı açıktıriar; aynı konuda farklı tutumlann olabileceği bilinci içerisindedider. Bunlarda m ü s a m a h a ( t o l e r e n c e ) duygusu hakimdir. Bunlada tartışılabilinir. Uygadığm en belirgin vasfı t o l e r a n s duygu suna sahip olmaktır. Kapalı tutum: Bu tutum içinde bulunanlar kendile rini s a h i p olduklan tutumun içine hapsetmişlerdir; farklı tutumlara karşı kapalıdıdar. Bunlar m u t a a s s ı p , fanatik, d o g m a t i k gibi vasıflaria vasıflandmriar. Kendi fikirierinin mutlak doğru olduğunu kabul ettiklerinden b a ş k a fikiriere t a h a m m ü l e d e m e z l e r . Özellikle din ve politika da kapalı tutum içinde bulunanlar içinde bulunduklan t o p l u m a büyük zarar verebilirler. Bir tutum içinde olan, ç o k defa, tutariiğını sağlayan t e m e l önermelerin farkında değildir. Tutum değişikliği, o tutuma t e m e l teşkil e d e n önermelerin doğruluğuna olan inancın değiştirilmesi ile mümkün olur. İnsan olay ve olgular karşısında hep bir tutum içinde bulunduğundan, objektif kalması ç o k zor bir iştir. Hele ç o k k o m p l e k s olan sosyal olaylar karşısında objektiflik imkânsız gibi bir şeydir.

ıı. DIL Dil bilinçli olarak m e y d a n a getirilmiş, t o p l u m s a l l a ş mış bir s e m b o l l e r sistemidir. İnsan onunla duygu ve düşüncelerini b a ş k a s m a aktanr. Bilgi e d i n m e d e dilin de ö n e m l i işlevi vardır. Bu işlev dille d ü ş ü n c e n i n ilişkisin den kaynaklanır. Dil mi ö n c e , d ü ş ü n c e mi ö n c e sorusu t a r t ı ş m a konusudur. Bazı düşünür ve bilim a d a m l a n n a göre dil öncedir, bazılanna göre de d ü ş ü n c e ö n c e d i r . B a ş k a bir t a r t ı ş m a konusu da dilsiz d ü ş ü n m e n i n m ü m kün olup olmamasıdır. Bu konular üzerinde d ü ş ü n e n lerin ortak noktası, bunlann birbirinden a y n l a m a m a l a n görüşüdür. Dil bilimcisi Ed.Sapir diyor ki: « Dil düşün cemizi kuşatan e l b i s e gibidir. » Dil bilimci S a u s s u r e de şöyle diyor: « Dil ve d ü ş ü n c e bir kağıt yaprağının iki yüzü gibidir; aynı z a m a n d a , arka yüzünü k e s m e d e n ön yüzü kesilmez . » Bu ifadeler dille d ü ş ü n c e n i n birbirieriyle nasıl bağlı olduğunu g ö s t e r m e k t e d i r . D ü ş ü n c e ile birbirini t a m a m l a r anlamındaki değiş m e z ilişkisi olan dil farklı işlevler yüklenir. Bunlann b a şında insanın duygu ve düşüncelerini ifade vasıtasıdır. Bu vasıta ile insanlar arasında iletişim kurulur ve b ö y l e c e t o p l u m s a l hayat mümkün olur. Dilin bilgileri b a ş k a l a n n a aktarabilme niteliği s a y e sinde, m e v c u t bilgilerin kalıcı kılma, yani birikim sağla-

64 BİLGİNİN SERÜVENİ ma ve yeni nesillere a k t a r m a görevini yerine getirir. Bu s a y e d e insan bilgisinde gelişmeler olur ve m e d e n i y e t l e r doğar. Eğer dil o l m a s a idi m e d e n i y e t de o l m a z d r İnsa nı diğer hayvanlardan ayıran e n önemli vasıf insanın bir dile sahip olmasıdır. B a ş l a n g ı ç t a n beri insan zihni ile bilgi arasındaki iliş kiyi açıklamaya çalışıyorum. Bilgi insan zihninin e s e r i dir. Bu işte zihnin b ü t ü n fiilleri rol oynar. Algı, hüküm v e r m e , akılyürütme, m u k a y e s e e t m e , s e ç m e , tanımla m a . Bunlar zihin faaliyederidir. D ü ş ü n c e , algı dışındaki b ü t ü n faaliyetleri kaplar. Bu algının d ü ş ü n c e ile ilişkisi yok d e m e k değildir. Algı ve duygu d ü ş ü n c e faaliyetleri nin, deyim yerinde ise, malzemelerini sağlar; yani b u n lar bir bütünlük içerisindedider. Şimdi dilin bilgi ile b a ş k a deyimle d ü ş ü n c e ile olan ilişkisini b a ş k a bir a ç ı d a n ele alalım; D ü ş ü n m e varolanlar arasında b a ğ kurmadır. Varola nı t a n ı m a o n u n kavramını elde etmedir. Bu işlem v a r o lanların kendileri ile değil de onlann zihindeki temsilci leri kavramlar ile olur. İnsan tanıdığı varolanlara ad kor, b ö y l e c e adlar yani kelimeler varolanlann yerini alır. İşte bu adlar dili oluşturur. O halde dil zihindeki kavramlan, dolayısıyla, varolanlan temsil eder. G e o r g e Gusdorf, kelimıe-variık ilişkisini şöyle açıklıyor; "Adlandırmak h i ç t e n varoluşa ( e x i s t e n c e ) çağırmaktır. Adlandmlmamış olan hangi tarzda olursa olsun m e v c u t o l a m a z " .

BİLGİNİN SERÜVENİ 65 D e m e k ki dil o l m a d a n varolanın vadığmdan haberdar olamayız; yani varolanın bilgisine sahip olamayız. İnsan varolanlan adlandırmakla kalmaz, onlar ara sında bağlar kurar, aynı özellikleri taşıyan bireyleri içi n e a l a c a k tümel kavramlar oluşturur. İşte d ü ş ü n c e n i n t e m e l t a ş l a n bu kavramlardır. Tümel kavramlar birey lerden o l u ş a n bir sınıf teşkil eder. D ü ş ü n m e bu sınıflan temsil e d e n kelimeler o l m a d a n olmaz. Gerçi d ü ş ü n m e kavramlarla olur a m a kavramlan zihinde canlandıran kelimelerdir. Dilin yeni bilgi elde e t m e d e oynadığı rolü şu iki hu s u s t a gösterebiliriz. Birincisi: Dil varolanlan temsil e t t i ği için varolanlar arasındaki düzen dilde de vardır. Her hangi bir varolan yani o b j e üzerinde çalışırken veya dü şünürken, o o b j e s i s t e m içinde kendine yakın olanlan ç a ğ n ş t m r Bu bakımdan felsefe ve bilimde yeni bilgiler e l d e e d e n derin d ü ş ü n m e d e ç a ğ n ş ı m büyük rol oynar. Bir o b j e veya varolanı temsil e d e n kelime bu ç a ğ n ş ı mı sağlar. Bir dil sistemi içinde bir kavramı temsil e d e n kelime b a ş k a bir kavram için de kullanılırsa bu s e f e r yanlış ç a ğ n ş ı m yaptmr ve bu yol düşünmenin verimsiz liğini h a t t a yanlış bilgiye varmayı sonuçlandınr. Özellik le bilim ve felsefede kullanılacak terimlerde bu h u s u s a ç o k dikkat e t m e k gerekir. Bu a ç ı d a n b a k ı n c a dilimizde yanlış ç a ğ n ş ı m yaptırtan bazı terimler vardır. Mesela, yukanda açıklamasını yaptığım tümdengelim ve sezgi

66 BILGININ S E R Ü V E N I terimleri böyledir. Her dedüksiyon t ü m d e n g e l m e m e k tedir. Mantıksal dedüksiyon olan tasımın kiplerinden ç o ğ u t ü m d e n gelmektedir, a m a m a t e m a t i k s e l dedük siyonda t ü m d e n g e l m e değildir. Sezgi terimine gelince, T ü r k ç e ' d e s e z m e k diye bir fiil vardır; müphemlik bildi rir. Halbuki içgörüşle kazanılan bilgi açık ve seçiktir.Bu s e b e p l e r d e n dolayı bu iki terim yani tümdengelim ve sezgi yanlış ç a ğ n ş ı m yaptırmaktadır. Yeni bilgi e d i n m e d e dilin ikinci rolü şudur: Bir dilin s e n t a k s ı hükümlerde düşünmenin yolunu çizer. Ve dü ş ü n m e b o y u n c a bu yolda ilerier. Yani s e n t a k s bir an lamda d ü ş ü n c e n i n biçimini oluşturur. Bu yol dillerde farklılıklar gösterir. M e s e l a Türkçe de fiil cümlenin s o n u n d a gelir Fransızca da b a ş ı n d a . Her dilin farklı dü ş ü n m e yolu olduğunu. Prof. Nermi Uygur Tür^ Düinin Felsefesi adlı ç a l ı ş m a s ı n d a Türkçe ile Almanca'yı muka y e s e e d e r e k ç o k güzel belirtmiştir. Toplumsal a ç ı d a n b a k ı n c a dilin b a ş k a işlevi görülür: Bireyler arası iletişimi sağlayan dil önemli bir toplumsal işlev görür. Her milleti diğer milletlerden ayıran değer leri vardır. Bu değerier s a y e s i n d e o toplum ayakta durur ve kişiliğini korur. Bu değerier a n a dilde anlam kazanır. Ve bu dil s a y e s i n d e nesilden nesile aktanlır. B ö y l e c e bi reysel bilinç a n a dille kollektif bilince bağlanır ve toplu mun b e n ' i ortaya çıkar. Bu b a k ı m d a n a n a dil t o p l u m u n kişiliğini, biriiğini s a ğ l a m a d a b a ş r o l ü oynar. Bu hususu

BILGININ SERÜVENI 67 I. Chevalier şu cümlesi ile ç o k güzel açıklıyor. "Bir mil letin dili o milletin ruhudur. Bir milleti yıkmak için ö n c e o n u n ruhunu (dilini) yıkmak lazımdır" Bir milletin dilinin yıkılması, yani d e j e n e r e olup b o zulması, gelişmesinin durdurulup, ilkel hale g e l m e s i n de şu amiller n e d e n olur: 1 - O dilde edebi, bilimsel ve felsefi e s e d e r i n yazılmaması, 2 - Dilin y a b a n c ı kelimeler tarafından işgal edilmesi, 3 - Y a b a n c ı dille öğretim ya pılması, 5 - M i l l e t bireylerinde milli dil bilincinin gevşek o l m a s ı veya b u l u n m a m a s ı . Bu amillerden birincisi dış ta tutulursa diğer dört amil Türkçe için tehlike arzetmektedir. Ana dilin milli bilinci uyandırma ve milli biriiği sağ lamanın yanında bir özelliği d e milli kültürie olan ilişki sidir. Girişte kültür kavramının açıklamasını yapmıştım. Bir t o p l u m u n gelişip, müreffeh bir hayat sürmesi, sahip olduğu ortak kültür d e r e c e s i n e bağlıdır. Yani bilim, fel sefe ve bilime dayalı teknik bir t o p l u m d a n e kadar üst d e r e c e d e olursa o t o p l u m u n gelişmesi o n i s p e t t e olur. Bu h u s u s a filozof ve bilim adamlan dikkati çekmişler dir. Alman filozofu Humboldt şöyle diyor. «Bir milletin a n c a k kendi dilinin gelişmesi gerekli bir d e r e c e y e ulaş tığı z a m a n büyük ve dahiyane bir fikri ilerieme yapar». H o c a m bilim tarihçisi Aydın Sayılı da şöyle dile getiri yor «Zengin, geliştirilmiş ve olgunlaşmış bir dil, d ü ş ü n c e oluşmasını, d a h a az gelişmiş bir dile kıyasla d a h a fazla

68 BILGININ SERÜVENI kolaylaştırır. Toplumlar da kendi dillerini geliştirdikleri ölçijde, d i j ş ü n c e faaliyetleri bakımından yijksek variık gösteririer». Sayılı bu konu ile ilgili olarak, bir ülkede y a b a n c ı dille öğretimin sakıncasını şöyle belirriyor: «En ö n e m l i d ü ş ü n c e ve ç a ğ n ş ı m faaliyetlerinde bir y a b a n c ı dil aracılığına b a ş vurma, bir m e m l e k e t i n bir millet o l a rak y ü k s e l m e k t e n umudunu yitirmesi, yüksek uygarlık düzeyinde bulunmak ve yürümek a m a c ı n d a n v a z g e ç mesi ve tarih akışında o l s a olsa geri saflarda kalmaya p e ş i n e n razı olmaya nza g ö s t e r m e s i demektir.»

ııı. BILGI TÜRLERI insan b ü t ü n varolanlann bilgisini e d i n m e imkânma sahiptir. İnsan bilgilerini farklı kaynaklardan, farklı y ö n temlerle elde eder. İnsanın her iradi hareketi (fiilacte) bir bilgiye g ö r e olur. O halde insanı yönlendiren varolanlar hakkındaki bilgileridir. Bilgiler elde edilirken dayanılan kaynak, başvurulan y ö n t e m ve kullanmada h e d e f olarak s e ç i l e n a m a c a göre türiere aynlır. Din, felsefe, bilim, s a n a t , günlük bilgi ve "okkült" bilgi diye altı tür bilgi vardır. Bu altı tür bilgi bir birine indirg e n e m e y e c e ğ i gibi, biri birinin devamı da değildir. İn s a n bunlardan herhangi birine ihtiyaç duyduğu z a m a n başvurur. Şimdi bunlann nitelik ve özelliklerini ayrı ayn b e l i r t m e y e çalışalım: 1- Dinsel Bilgi: Dinsel bilgi kaynağı ve kipliği bakımından diğer bilgi tüderinden aynlır. Dinin özünü vahiyle bildirilen bilgiler oluşturur. Bu bilginin özü aşkın bir variık tarafından in s a n a bildirilmiştir. Bu n e d e n l e değişmez mutlak doğru olarak kabul edilir. Bu kabullniş t a m a m e n inanç işidir. Allah mutlak bir variık olduğu için bilgisi mutlak o l a rak doğrudur. Çünkü yanlışlık ve eksiklik, m ü k e m m e l ve

70 BILGININ S E R Ü V E N I mutlak bir varlıkta bulunmaz. Bu n e d e n l e Allah'ın bil gisinin doğruluğu ve yanlışlığı tartışılmaz. Doğruluğuna inanan o dinde kalır, inanmayan o din dışına çıkmış bulunur. Dinin t e m e l i n d e mutlak olarak doğru olduğu kabul edilen bilgiler vardır. M u k a d d e s kitaplan bulunan s e m a v î dinler dışındaki dinlerde de mudak, d e ğ i ş m e z bilgiler vardır; m e s e l a Budizm'in ilkeleri bu türdendir. Dinlerde Allah'ın bilgisinden b a ş k a , insanın eseri olan bilgiler d e vardır. Bu bilgiler Allah'ın bilgisinin y o rumlarıdır. Dinlerde farklı mezheplerin bulunuşu, farklı yorumlar nedeniyledir. Mezheplerdeki farklı inanışlar, h e p , Allah'ın mutlak olan bilgisine dayanır. Bu farklılık lann s e b e b i , Allah'ın bilgisi değil, yani bir konuda Al lah'ın faril bilgiler bildirmiş o l m a s ı n d a n değil, d e ğ i ş m e z ve zorunluluk niteliği taşıyan Allah'ın bilgisinin yorumu olan insanın eseri bilgilerdir. Dinle ilgili tartışmalar bu yorumlar üzerinden olmaktadır. Allah'ın bilgisinin her yorumu veya anlayışı, o yorum v e anlayış taraftariannca Allah'ın kastettiğinin kendi i n a n ç l a n olduğu inancı hakimdir. Bu s e b e p l e inanılan hükmün kipliği zorunluluk ifade eder. Dinsel bilgiyi di ğer bilgilerden ayıran en önemli nitelikte budur. Diğer bilgi dallannda hükmün kipliği, m a t e m a t i k dışında, o l a naklı (mümkün) veya olumsaldır ( c o n t i n g e n t ) . Dinsel bilgideki zorunluluğa açıklık getirmek gerekir. Burada ki zorunluluk o hükmü kabul e d e n insan içindir. Allah

BİLGİNİN SERÜVENİ 71 mutlak varlık olduğu için mutlak olarak da özgürdür. Bu b a k ı m d a n Allah için zorunluluk d ü ş ü n ü l e m e z . Bir tarafta inanan bir kişinin bir konudaki inancının mutlak olarak doğru olduğu kanaati, diğer tarafta aynı k o n u d a farklı i n a n ç l a n n bulunduğu fikri çelişik gibi g ö rünse de, aslında bir çelişiklik yoktur. İnanan kişi kendi kabul ettiği fikrin dışındakilerin doğru olmadığı k a n a atindedir. Bir k o n u d a farklı doğrulann bulunması fikri Allah'ın bilme g ü c ü n e ters düşer. Dinsel inancın g e r e ği de budur. Dinsel i n a n ç t a hükmün kipliğinin zorunlu oluşu doğaldır; aksi halde işin içine ş ü p h e girer ki bu d a inancın t a m olamadığını, zayıf olduğunu ifade eder. Dinsel hayat kendisini, gerek birey gerek t o p l u m d a aşkın bir varlığa ait bilginin uygulanmasında gösterir. Uygulamalar Allah'ın bilgisinin yorumlanna g ö r e oldu ğu için, dinsel h a y a t t a çoğulculuk hakimdir. Bu durum insanın d o ğ a s ı n d a n kaynaklanmaktadır. Dinsel bilginin insan üzerinde etkisi büyüktür b u nun s e b e b i dinsel emirlenn kipliğinin zorunlu oluşu v e yapılan eylemlerin (fiillerin) ö t e dünyada sorgulanacağı inancıdır. Bu n e d e n l e bireyle b a ş k a s ı arasındaki ilişkile ri düzenleyen ahlâk kurallan dinsel i n a n c a dayalı oldu ğu ö l ç ü d e b a ş a n l ı olur. Dinsel inancın insan üzerindeki etkisinin büyük oluşu o n u n i s t i s m a n n a yol açmaktadır. Bu b a ğ l a m d a , semavi dinlerin reddettiği batıl inançlar o dinlerin kisvesine bürünerek hayatiyetlerini d e v a m

72 BILGININ SERÜVENI ettirirler. IVlesela, İslâmiyet'te, türbelere ç a p u t bağla mak, ölülerden yardım dilemek şirk kabul edilip günah sayıldığı halde, bu yollara başvuranlar bu davranışlannın İslâmî olduğu inancındadıriar. Batıl inançlann neliği ve dinsel i n a n ç t a n farklılığı okkült bilgi b a h s i n d e ele alınacaktır. Dinsel bilgi dinin insana yüklediği sorumluluklan yerine getirmek için kullanılır. 2 - Felsefî Bilgi: F e l s e f e teriminin ifade ettiği anlam, devirden devire h a t t a filozoftan filozofa değiştiği için, felsefe kavramı nın g e n e l g e ç e r ve t a m bir tanımını yapamayız; fakat farklı anlayışlann ortak noktalannı yakalayarak onun nasıl bir bilgi türü olduğunu gösterebiliriz. Kari J a s p e r s felsefi d ü ş ü n c e n i n d o ğ u ş u n d a şu üç n e d e n i görüyor: H a y r e t , ş ü p h e ve i n s a n m s a r s ı l m a sı. H a y r e t : Eflatun ve Aristo, felsefenin d o ğ u ş s e b e b i olarak hayret duygusunu gösteriyoriardı. Yıldızlan, gü neşi vs. s e y r e t m e k , i n s a n a evrenin i n c e l e n m e s i n i telkin ediyor. Bu hal Eflatun ve Aristo'yu variiğın özünü a r a ş tırmaya sevk etti. Ş ü p h e : İnsan gerçeğin bilgisi karşısında ş ü p h e y e d ü ş e r Aynı k o n u d a farklı görüşlerin oluşu, duyu organ-

BİLGİNİN SERÜVENİ 73 larınm aldanması şüpheyi kamçılayıcı etkenlerdir. Bu hal D e s c a r t e s ' ı ş ü p h e edilemez kesin bilgiye yöneltti. İnsanın S a r s i i m a s î ; İnsan dış dünyanın bilgisi ile uğraşırken kendini unutuyor. Dikkatini kendi ü s t ü n e ç e k i n c e , sarsıntı geçiriyor. Bu sarsılma S t o a c ı l a n haya tın ızdırabında ruhun sükununu aramaya yöneltti. laspers'in felsefenin doğuşu ile ilgili bu tespiti, fel sefe y a p m a k için bugün de geçerlidir. İlk iki n e d e n yani hayret ve ş ü p h e bilimsel bilginin doğmasının da s e b e p leridir. Belli y ö n t e m l e r i e varolanlann bilgisini bilimsel olarak ortaya k o y m a d a , hayret ve şüphenin büyük bir rol oynadığı açıktır. Mademki insanın bilme isteği bi limle karşılanıyor, o halde felsefeye n e gerek vardır s o rusu akla gelebilir. Bu ihtiyaç bilimin verdikleri ile in sanın y e t i n e m e m e s i n d e n kaynaklanmaktadır. Ş ö y l e ki, bilimin vardığı h e r s o n u ç , çözdüğü h e r sorun felsefeye bir kapı a ç a r . İnsan doğası gereği bilim verilerini değer lendirerek bir anlamda onlan a ş m a k ister. Felsefe yalnız bilimin verilerine dayanarak o n l a n a ş m a y a ç a l ı ş m a z . Diğer bilgi türierinde de aynı şeyi ya par. Bilime d a y a n a n bilim felsefesi gibi, dine dayanan din felsefesi, s a n a t a dayanan s a n a t felsefesi vardır. Ne kadar bilgi varsa o kadar felsefe vardır. Bu a ç ı d a n b a kınca felsefeyi "bilgi üzerine bilgi" diye tanımlayabiliriz. Bu t a n ı m d a n felsefenin yalnız bilgi teorisinden ibaret olduğu sanılmasın. Felsefenin diğer dallan da bu tanı-

74 BILGININ SERÜVENI m a uyar Ontoloji ve ahlâk felsefesi yapanlar da diğer bilgi tijrierine dayanmıyor mu? Bilgi ü z e n n e bilgi derken iki bilginin aynı tijrden olduğu anlaşılmamalıdır. Yani felsefenin her hangi bir bilgi dalma dayanarak ileri gitmesi, o bilgi türüne aynı c i n s t e n bilgiler katarak gelişmesini sağlamak değildir. Felsefi bilgi herhangi bir bilgi türünün verilerinin doğru luk d e r e c e s i , kullanılan yöntemler, bilgisi edinilen variık türü, farklı bilgi türierinin biri birieri ile olan ilişkileri ve işlevleri üzerinde eleştirel bir tutumla düşünülerek e l d e edilen ve diğer bilgilere yol gösterici nitelik taşıyan bir bilgidir. Bu ç a b a insandaki hayret ve ş ü p h e duygulannm bir s o n u c u d u r . İnsanı i n c e l e y e n bilimler. Biyoloji, sosyoloji, p s i k o loji ve b u n l a n n alt dallan insanı incelerken, insanı bir o b j e gibi evrenselliği içinde ele alıyoriar. İnsan bir o b j e gibi ele alınınca 1. P. Sartre'ın dediği gibi "İnsan kendisi o l m a k t a n b a ş k a bir ş e y oluyor." Kendi benliğinin dışına çıkıyor insan şu m a s a , şu gözlük gibi değildir. Onu s ü b jektifliği içinde ele almak gerekir. Yani insanın. Özüne , b e n ' i n e veya k e n d s i n e d ö n m e s i lazımdır. Burada birey b a h i s konusudur. Her n e kadar bu bilginin kaynağı bir e y s e d e e l d e edilen bilgi bütün bireyler için geçerli olur yani geneldir. İnsanın bu yolla kendisi için elde e d e c e ğ i bilgiden bir ahlâk, bir davranış şekli ortaya çıkar. Ça ğımızın ö n e m l i bir felsefe akımı olan egzistansiyalizm

BILGININ S E R Ü V E N ! 75 İnsanı bu açıdan e l e almıştır. İnsan kendisini bu açıdan ele alıp düşündüğünde, kendisini, terkedilmiş, yalnız, ölümün yok olmanın eşiğinde hisseder; bir sarsıntı bir korku geçirir ve varoluşunun bilincine vanr. Bu hal fel sefi d ü ş ü n c e y e açılan bir kapıdır. Her bilgi türü ve insan üzerinde derin d ü ş ü n m e olan felsefe yer yer irrasyonelle karşılaşır. Kant bu karşılaş ma noktalannı antinomilerie göstermiştir. İnsan zihni irrasyonelle karşılaşınca durmuyor o n u n içine girmek istiyor. Bu ç a b a o n a felsefenin önemli bir bölümü olan metafizik'in yolunu açıyor. Felsefi bilgi insanın felsefi tutuma girmesini sağlar. Felsefi tutum kendisini b a ş l ı c a şu üç özellikte gösterir. Birincisi, V a r o l a n a bütüncül bir görüşle bakmadır. Böyle bir görüş sahibinin ele aldığı olgu veya olayı o n lann içinde bulunduklan b ü t ü n ü dikkate alarak i n c e leyip vereceği hükümde yanlışa d ü ş m e olasılığı azalır. Zorunlu olarak u z m a n l a ş m a n ı n dal budak saldığı günü müzde. Bu bütüncül görüş d a h a da ö n e m kazanır.Bir konunun bir dalında uzmanlaşırken konunun b ü t ü n ü nü g ö z ardı e t m e k , uzmanlaşılan daim değeriendirilmesinde büyük eksiklik doğurur. İkincisi: M e t o d i k ş ü p h e ve eleştirisel zihne s a h i p o l madır. M e t o d i k ş ü p h e doğru olanı elde e t m e k için b a ş vurulan yoldur. Bu yolla sonunda şüphe edilemeze

76 BILGININ SERÜVENI ulaşılır.Descartes felsefesini kurmak için bu yolu kul lanmıştır. Eleştiri bir d ü ş ü n c e n i n bir hareketin d e ğ e r lendirilmesidir. İyi niyet ve doğru bilgiye dayalı olanı eleştirilenin, bilgisini d a h a sağlam ve hareketinin d a h a uygun olmasını sağlar. Bu bakımdan eleştiri g e l i ş m e y e ve olgunlaşmaya hız veren itici bir güçtür. Ü ç ü n c ü s ü : Hoşgörülü ( m ü s a m a h a - t o l e r e n c e ) o l m a nın gerekliliğidir. Hoşgörü b a ş k a inanç ve k a n a a t l e r e saygılı olmak, farklı ifadelerden rahatsız o l m a m a k hali dir. Bu t u t u m u k a z a n m a k kolay değildir; köklü bir eği tim ve öğrenim ve belli bir uygariık seviyesi ister. Bir t o p l u m u n sağlığı o n a hakim olan h o ş g ö r ü duygusuyla doğru orantılıdır. Görülüyor ki felsefe bir merak konusu değil, insanın b a ş a n l ı ve olması gereken şekilde y a ş a m a s ı için yani İ n s a n î teriminin ifade etdği hayat tarzına sahip o l m a k için ihtiyaç duyulan bir bilgi tarzıdır. Felsefenin aleyhin de ç o k bulunanlar olmuş, onun zararii ve gereksiz ol devam duğunu söylemişlerdir fakat felsefe yapılmaya edilmiştir. Çünkü felsefe y a p m a k insanın doğası gereği dir. O n d a n k a ç m a k olmaz. Bu h u s u s u en iyi Aristo ifade etmiştir. Aristo şöyle diyor: "Felsefe y a p m a k lazımdır mı diyorsunuz o halde felsefe y a p m a k lazımdır. Felsefe y a p m a m a k mı lazımdır diyorsunuz, bunu yapmak için yine felsefe y a p m a k lazımdır." Bu konuda maktır." Pascal'm s ö z ü d e anlamlıdır. "Felsefe ile alay e t m e k felsefe yap

BILGININ S E R Ü V E N I 77 Felsefi tutum uygar o l m a n m bir vasfıdır demiştim. Bu h ü k ü m d e n kasdım şudur: Bu tutumla bilim ve t e k nolojinin önü açılır. Felsefi tutum içinde bulunan bilim adamı araştırmalannda daha başanlı olur. Diğer taraf tan kişi insanî o l a n a yönelir. Ve birey hangi i n a n c a veya ideolojiye m e n s u p olursa olsun, kapalı bir tutum için de olmaz. Böyle bir davranış mutluluğun kapısını açar. insan ilişkilerinin olum lu bir hava içerisinde yürütülmesini sağlar ve insanlığa Felsefi tutum felsefe ö ğ r e n m e k l e kazanılabilir. 3- Bilimsel Bilgi: Bilimsel bilginin en belirgin vasfı sağlamlık ve güveniliriiktir. İnsan ihtiyaçlannı büyük ö l ç ü d e bu bilgi ile sağlar. İlk ç a ğ d a n beri bu nitelikleri taşıyan fakat dur m a d a n değişerek, kendini düzelterek ilerieyen, bir bilgi dalıdır. Her g e ç e n gün yenilikler ortaya koyan teknoloji, bilimin eseridir. Bilimsel bilginin özelliklerini b e l i r t m e d e n ö n c e , dü ş ü n c e tarihi b o y u n c a hangi bilgilere bilim dendiğini an lamak için, farklı bilim sınıflamalanndan üç-dört örnek vereceğim. Aristo'nun sınıflaması: Aristo bilimleri üç kısma ayınr: Teorik Bilimler: Metafizik, Fizik, M a t e m a t i k

78 BILGININ SERÜVENI Poetil< Bilimler: Retorik, Poetik, Diyalektik Pratik Bilimler: Ahlâk, E k o n o m i , Politika İslâm dünyasmdaki bilim sınıflamalannda Aristo'nun etkisi bijyük olmuştur. İslam düşünürieri bilim smıflam a l a n n d a b u n a İslâm kültürlünde ortaya çıkan bilgile ri eklemişlerdir. İslâm'da bilim smıflamalan Fârâbî ile başlar. Fârâbî ilk smıflamasmda Aristo'ya bağlı kalır, bilimleri Aristo'da olduğu gibi nazari (teorik) ve ameli (pratik) diye ikiye aymr. İlimlerin Sayımı adlı e s e r i n d e , bu bilimlere dil, mantık, fıkıh ve kelam bilimlerini ek ler. Harezmî (öl.997) den s o n r a bilimler, şer'i ve şer'i ol mayan bilimler veya nakli ve akli bilimler diye iki grupta ele alınmıştır. Şer'i veya nakli bilimler: Bunlann içine, tefsir, hadis, kelam, fıkıh gibi bilimler girer, bunlara b a ş l a n g ı ç olarak da Arap dili ile ilgili bilgilerden bahsedilir. Şer'i o l m a y a n veya akli bilimler: Bu gruba ise Aris t o ' n u n teorik ve pratik dediği bilimler girer. Görülüyor ki bu sınıflamalarda bilim terimi ç o k g e niş a n l a m d a alınmış bilgi terimi ile e ş a n l a m d a kullanıl mıştır. Bilimin diğer bilgilerden farklı ve kendine h a s bir alanı bulunduğu, a m a ç , y ö n t e m bakımından diğerierin e aynidığı fikri R ö n e s a n s ' t a n s o n r a Avrupa'da bilimlerindeki gelişme s o n u c u doğmuştur. doğa

BILGININ SERÜVENI 79 Bilim alanını yalnız m a t e m a t i k ve doğa bilimlenne hasredip, diğer bilgi dallannı dışanda bırakan August C o m t e ( 1 7 9 8 - 1 8 5 7 ) olmuştur. C o m t e bilimleri şöyle sı ralar: ıMatematik Astronomi Fizik Kimya Biyoloji Sosyoloji Bunlar a n a bilimlerdir bunlann alt dallan vardır. Bi limlerin sıralanması tarihi seyir içinde pozitiflik alanına girmelerine göredir. Com.te'a g ö r e sosyoloji h e n ü z bu alana erişememiştir. Bilindiği gibi C o m t e ' a göre insan d ü ş ü n c e s i g e l i ş m e seyri içinde teolojik, metafizik ve pozitif diye ü ç safhadan g e ç e r . Bilimlerde bu safhalan takip eder. Pozidf safha gelişmiş s o n safhadır, Pozitivist anlayışın etkisi büyük olmuştur. Bu gün bi le bu anlayışın taraftarian vardır. D a h a s o n r a Almanya'da farklı bilim sınıflamalann yapıldığını görüyoruz: Diltey ( 1 8 3 2 - 1 9 1 1) bilimleri y ö n t e m ş ö y l e sınıflıyor: 1- Manevi Bilimler: Tarih bilimleri, dil, e d e b i y a t s a nat, din, felsefe bakımından

80 BILGININ SERÜVENI 2 - D o ğ a bilimleri. Bu anlayışa g ö r e manevi bilimlerin y ö n t e m i anlama, d o ğ a bilimlerinin y ö n t e m i açıklamadır. G ü n ü m ü z d e üniversitelerde yapılan uygulamaya g ö re bilimleri şöyle sınıflayabiliriz: A - T e m e l Bilimler 1- S a f akli veya Biçimsel Bilimler: IVlatematik, ÎVlanrik, 2 - D o ğ a Bilimleri; Astronomi, Fizik, Kümya, Biyoloji, Psikoloji 3 - B e ş e r i veya Manevi Bilimler; Sosyoloji, Tarifi, Dil Bilimleri Bu t e m e l bilimlere dayalı olarak B - Uygulamalı Bilimler ise 1 - İstatistik 2 Mühendislik, Tıp, Veterineriik, Eczacılık, T a n m ile ilgili bilimler 3 -Hukuk, E k o n o m i , Politika, Eğitimle ilgili bilimler dir. D o ğ a bilimleri variiğı insana bağlı olmayan varolan lan konu edinir. Manevi bilimler ise insan faaliyetlerinin s o n u c u olarak m e y d a n a çıkan varolanlan konu edinir. Uygulamalı bilimler t e m e l bilimlerin uygulama alanlandır.

BILGININ SERÜVENI 81 Bilimlerin a m a c ı doğruyu elde etmektir. Biçimsel bilimlerdeki doğruluk akıl doğruluğudur. Akıl doğ ruluğu, yapılan akıl yijrütmelerde akıl ilkelerine uygun olarak ö n e r m e l e r arasındaki tutarlığı göstermektir. Bu s e b e p l e akli bilimlerin y ö n t e m i i s b a t t ı r . Diğer bilimler d e b a h i s k o n u s u olan doğruluk ise i ç e r i k doğruluğu'dur b u r a d a bilginin o b j e s i n e uygunluğu aranır. Doğa bilimlerinin m e t o d u d e n e y m e t o d u d u r Bu m e t o d u n ü ç a ş a m a s ı vardır. Birinci a ş a m a d a bilimadamı olgulan gözler ve o n l a n n bir açıklamasını yapar. Bu açıklama bir varsayım d r : ikinci a ş a m a deneyim a ş a m a s ı d ı r . Burada varsayım deneyimlerie kontrol edilir. Eğer yapı lan kontroller varsayımı doğrularsa o açıklama kanun olur. Bu da ü ç ü n c ü aşamadır. Bilimsel kanun nedenle s o n u ç arasındaki d e ğ i ş m e z bağın ifadesidir. Manevi bi limlerde d e n e y m e t o d u kullanılamaz. Bunlarda a m a ç konu edinilen olay veya olgunun delillendirilerek tespit edilmesidir. Doğal olarak manevi bilimlerde elde edilen sonuçlar, akli ve doğa bilimlerdeki gibi kesin o l a m a z . Bilimsel bilgi genel geçerdir, yani hiçbir milletin m a lı değildir. Bütün insanlığın malıdır. Bilimlerin gelişerek bugünkü hale g e l m e s i n d e Çin, Hint, Mezopotamya, Mısır, Yunan, R o m a İslam, Avrupa ve Amerika m e d e n i yetlerinin rolü vardır. Bilimsel bilgi objektiftir. Objektiflik, tarafsız olmak, dini, felsefi, siyasi ve çıkarcılıktan uzak olmaktır. Bilim

82 BİLGİNİN SERÜVENİ adamı bilimsel faaliyetlerinde en ç o k dikkat e d e c e ğ i kıusus objektifliği sağlamaktır. Bilimsel bilgi akli (rationnel) ve sistemli bir bilgidir. Bu n e d e n l e doğru çıkanmlara imkân verir. Bilimsel bilgi insan hayatinda ç o k bijyük bir rol o y nar. Bilimsel bilginin uygulanması ile m e d e n i y e t bu günkü h a l e gelmiştir ve bu bilgi vasıtası ile gittikçe g e lişecektir. Bir bilim adamı araştirmalannda bilimsel tutum için de bulunması gereklidir.Buna bilimsel zihniyette denir. Bilimsel zihniyetin şu nitelikleri bulunur. A Zihinsel nitelikler. a- Hakikat aşkı yani gerçeği bilme o n u elde e t m e tutkusu. Bu hal tanıma arzusunu kesmeden, canlı tutar, araştırmalannı kazanılmış bilgilerie ettirmek y e t i n m e y i p araştırma sürecini d e v a m azmini gösterir. b - Ş ü p h e , doğruyu bulmak için gerekli olan zihin ya pısıdır. Bu ş ü p h e D e s c a r t e s ' i n kullandığı y ö n t e m sel şüphedir. Pyrrhon'nun yıkıcı şüphesi (doute s k e p t i q u e ) değil. Claude Bernard bu iki ş ü p h e yi belirtmek için şöyle diyor. "Skeptipue bilime inanmayıp kendine inanandır. D o u t e u r e gerçek bilim adamıdır, kendinden ş ü p h e eder, kendi y o rumundan ş ü p h e eder, bilime inanır."

BİLGİNİN SERÜVENİ 83 c - Bir O t o r i t e y e bağlı k a l m a m a . Falan b ö y l e dediği için bu doğrudur ö n e r m e s i bir o t o r i t e y e bağlılığm ifadesidir. Bu tutum bilimin ilerlemesinin bir e n gelidir. B -Ahlaki nitelikler. a- Hiçbir pratik m e n f a a t (şan, şeref, servet gibi) e n d i ş e s i n e kapılmadan, sırf gerçeği bulmak için ç a lışmak b - Hükümde bağımsızlık, yani hiçbir .etki a l t ı n d a kalmadan hüküm verebilmek. c - C e s a r e t l e fikrini savunmak, davranışın tir. bilim tarihinde bu e n çarpıcı örneğini Galile g ö s t e r m i ş 4 - S a n a t s a i Biîgi: S a n a t , farklı alanlarda farklı ifade yolları kullanılan, iç g ö r ü ş e dayalı, duyguya h i t a b e d e n kişisel etkinliktir. S a n a t k â r variiğa bir a ç ı d a n bakar ve o n u n bir kesimini kavrar, b a ş k a ifade ile onu anlar ve eseri ile ifade eder. S a n a t k â r ortaya koyduğu eseri variıkta gördüğünü ifa de e d e r yani varolanı aksettirir. Diğer bilgi dallannın da yaptığı budur, fakat gerek ifade tarzı, gerek ifade şekli v e gerek ortaya çıkan verinin b a ş k a l a n tarafından kulla nılma a m a c ı , sanatı diğer bilgi türierinden aymr. S a n a t t a n b a ş k a bilgi türieri ifade vasıtası olarak di li b a ş k a deyişle kelimeleri kullanır. Şiir dışındaki s a n a t

84 BILGININ SERÜVENI dallarında ise ya s e s l e r ya renkler veya maddenin fark lı şekilleri (taş, toprak, demir vs.) ifade vasıtası olarak kullanılır. S a n a t hangi varolanı aksettirir? Bunu farklı s a n a t dallannda belirtelim. Farklı s a n a t dallannda ifade fark lı vasıtalaria olur. Müzisyen seslerie, r e s s a m renkler le, m i m a r taş, demir, t a h t a vs ile eserini ortaya koyar. S a n a t k â n n aktardığı varolanlar nelerdir? D o ğ a d a fiziki dalgalar vardır. Bunlar kulağa g e l i n c e s e s olarak işiti lir. Bu dalgalann, dolayisiyle seslerin, sayısız ilişkileri mümkündür. İlişkiler yan yana gelince melodiler olu şur. İşte müzisyen bu ilişkilerden uygun gördüğünü yan yana getirerek eserini ortaya çıkanr. Hissedilen ilişki o n u duyana hastır. R e s i m d e de öyle, d o ğ a d a bulunan dalgalar g ö z e gelince renkler oluşur. Bunlannda kendi aralannda sınırsız ilişkiler bulunur. R e s s a m uygun gör düğü renk ilişkilerini yanyana getirerek eserini m e y d a na getirir. G e r ç e k ç i bir resimde, r e s s a m , ele aldığı o b j e d e b a ş k a l a n n m görmediği renk ilişkilerini, gölgelerini, çizgilerini s e z e r ve fotoğraftan daha güzel bir e s e r or taya koyar. Mimari de aynıdır. Sınırsız m e k â n ilişkileri bulunur. S a n a t k â r i ç g ö r ü ş kavrar ve o n u ifade eder. Şiirin durumu diğer s a n a t dallanndan farklıdır. Şiir de diğer bilgi dallan gibi kelimeler kullanılır. Fakat b u rada dilin a h e n g i n e dikkat edilir, kelimeleri yan yana getirirken, s e s uyumuna, ruh üzerindeki etkilerine ö z e n gösterilir. (ituidon) yolu ile varolanı

BILGININ SERÜVENI 85 G e r ç e k ç i şiire misal olarak M e h m e t Akif'in Ç a n a k k a le Destanını gösterebiliriz. Şu B o ğ a z harbi nedir var mı ki Dünyada eşi En kesif ordulann yükleniyor dördü b e ş i Kafa, göz, gövde, b a c a k , kol, ç e n e , parmak, el, ayak Boşalır sırtlara vadilere s a ğ n a k sağnak. Aynı olayı tarihçi d e anlatır fakat ifade tarzlan ç o k farklıdır. Şair dilin a h e n g i n d e n faydalanır; kelimeleri an yana getirirken s e s ahengini b a ş k a s ı üzerindeki etkisini d ü ş ü n e r e k s e ç e r . Tarihçinin a m a c ı bir olayın a n l a ş ı l m a sını sağlamaktır. Şairin ise o olayı yaşatmaktır. R o m a n t i k ve s e m b o l i k şiirde durum b a m b a ş k a d ı r . Bunlarda s a n a t k â r s a n a l bir varolan hayal edip o n u an latırken t e ş b i h l e r e , istiarelere başvurarak, b a ş k a bir şey a n l a t m a k ister, t e ş b i h ve istiare yollanna b a ş vurur. Eğer bu şiirier mantık s ü z g e c i n d e n geçirilirse, s a ç m a diye vasıflandınlır. Halbuki bu şiirieri dinlerken insan, mantık sınırlannı a ş a r o n d a n zevk alır. R o m a n t i k şiire Nedim'in iki beytini, s e m b o l i k şiire d e A h m e t Haşim'in birkaç dizinini ö r n e k olarak vererek açıklayalım.Nâz olur d e m - b e s t e ç e ş m - i n i m b a h ı n d a n senin Ş e r m e d e r reng-i t e b e s s ü m lâ'l-i n a b ı n d a n senin (Senin uykulu gözünün karşısında nazın dili tutulur ve g ü l ü m s e m e n i n rengi, senin kırmızı dudağından uta nıp kızanr.)

86 BILGININ SERÜVENI A h m e t Haşim'in Merdiven şiiri ise şöyle başlar; Ağır ağır çıkacaksın bu merdivenlerden Eteklerinde g ü n e ş rengi bir yığın yaprak Ve bir z a m a n b a k a c a k s ı n s e m a y a ağlayarak Sular sarardı yüzün p e r d e p e r d e s o l m a k t a Kızıl havalan seyret ki a k ş a m o l m a k t a Her iki şiirde de kullanılan kelimelerin yalnız lügat a n l a m l a n dikkate alınınca s a ç m a gelir. Fakat insan bu şiirieri okurken mantığı kalıplann dışına çıkıyor ve o n lardan etkileniyor ve h i ç t e s a ç m a gelmiyor. B a h i s k o n u s u şiirierde şairier belli bir varolanı tasvir ederek, b a ş k a bir hali a n l a t m a k istiyoriar. Birincisi bir b a s a m a k , bir vasıtadır. Asıl anlatılmak i s t e n e n ikinci sidir. Nedimin b a s a m a k olarak kullandığı, yan uykulu g ö z lerie gülümseyen ve ç e n e s i n d e çukur bulunan bir in sandır. Şair bunu anlatirken öyle kelimeler kullanıyor ki okuyucu asıl anlatılmak isteneni anlıyor. O da sevgiliye karşı duyulan sevginin şiddetidir A h m e t Haşim merdivenden çıkan bir kişiyi anlatıyor. Burada kelimeler öyle seçilip sıralanıyor ki okuyucu, tasvir edilenin ö t e s i n e g e ç e r e k kendi anlayış ve duygu lanışına göre b a ş k a bir yaşantı halini d ü ş ü n ü p (ömür, m e s l e k hayatı gibi)duygulanıyor.

BILGININ SERÜVENI 87 Şiirde d e diğer s a n a t dallannda olduğu gibi b a ş rolü s a n a t k â n n içgörüşü oynar. S a n a t ı n diğer bilgi dallanndan aynidığı önemli bir n o k t a d a , sübjektif oluşudur. Sübjektiflikten^ k a s t e t t i ğim, bir s a n a t eserinin t a m a m e n s a n a t k â n n a bağlı o l masıdır. S a n a t k â r , bir varolana herkesin b a k a b i l e c e ğ i a ç ı d a n değil, kendi a ç ı s ı n d a n b a k a r b a ş k a s ı n ı n gör mediğini, hissetmediğini duyar ve ifade eder. Bilim, b u a ç ı d a n karşıt bir durumdadır. Bilimde varolanlar veya ilişkileri herkesin görebileceği, s e z e b i l e c e ğ i görünüşü ile e l e alınır. Bu s e b e p t e n herhangi bir bilim adamı bir keşfi y a p a m a m ı ş s a b a ş k a biri aynı keşfi yapabilir. Hat ta birbirinde h a b e r s i z iki bilim adamı aynı keşfi y a p a bilirier. Bunun örnekleri bilim tarihinde vardır. S a n a t ta b ö y l e değildir. E s e r t a m a m e n s a n a t k â n n a bağlıdır. Eğer Mimar S i n a n S ü l e y m a n i y e Camisini y a p m a s a idi hiçbir m i m a r Süleymaniye'yi yapamazdı veya A h m e t Haşim merdivenler şiirini y a z m a s a idi hiçbir şair bu şiiri yazamazdı. Bir bilgi türü olarak s a n a t ı n işlevi de diğer bilgi türierine b e n z e m e z . S a n a t ı n iki işlevi vardır. Birincisi, bir s a nat eseri karşısında bulunan kişinin e s t e t i k duygusunu tatmin eder, ikincisi, kişiyi belli bir ruh haline sokar. Bu ikincisi üzerinde biraz durmak istiyorum. Bir s a n a t eserinin insan üzerindeki etkisi ile o insan belli bir ruh haline bürünür. Ve bu hal o insanın her-

88 BILGININ SERÜVENI hangi bir bilinçli faaliyetinin yapılma kipliğini ( m o d a lite) hazıdar. Kazanılan bu ruh hali, kişinin bakış açısı nı genişletir, üzerine eğildiği konuya derinliğine inme gücünü sağlar. B ö y l e c e sanatın verdiği bilgi, yapılacak herhangi bir hareketin başarıya ulaşmasını sağlayacak amillerin b a ş ı n d a gelir. Dinsel h a y a t t a sanatın bu niteliğinden ç o k yararianılır. Dünyanın her yerinde i b a d e t h a n e l e r (camiler, ki liseler, tapınaklar) s a n a t değeri büyük eserier arasında bulunur. Her dinde ilahiler önemli müzik türleridir. Bu s a n a t etkinlikleri, mümin kişiyi i b a d e t i n d e arzu edilen ruh haline s o k m a k içindir. Ivlehter takımı veya b a n d o n u n çaldığı bir marş askerin vazife duygusunu artmr, o n u n için gerekli olan c e s a r e t ve ş e c a a t duygularını ön plana çıkanr İnsanın b ü t ü n faaliyetlerinde s a n a t ı n b u işlevi ni görürüz. Toplum hayatını sağlıklı kılan insan sevgisi, m e r h a m e t duygusu, yardımlaşma isteği, çeşitli s a n a t dallannm (resim, musiki, şiir vs.) etkisi ile gelişir. Her ifade s a n a t eseri sayılmaz. Bir eserin s a n a t d e ğeri t a ş ı m a s ı o n u n güzel diye vasıflandınlması ve gü zelliğin kalıcı olmasını gerekli kılar. Güzellik, bir eserin karşısındakini etkileyişi, o n u n e s t e t i k zevkini o k ş a m a s ı , seyircisi veya dinleyicisini farklı bir ruh haline s o k m a s ı ile ilgilidir. Böyle bir nitelik h e m ifade edilen varolmanın s e ç i l m e s i n e , h e m de onu ifade ediş tarzına bağlıdır. Bu

BILGININ SERÜVENI 89 s e b e p t e n s a n a t k â n n iki ayn özelliği t a ş ı m a s ı lazımdır: Birincisi, varolanlar karşısında kilde ifade edebilmektir. Varolanlar karşısında, güzel olan ilişkiyi belki ç o k kişi görüp hissedebilir fakat onu ifade e d e m e z , işte s a n a t k â n diğer insanlardan ayıran asıl özellik d e b u dur. başkasını e t k i l e y e c e k ilişkileri bulmak, ikincisi yakaladığı ilişkileri güzel bir ş e 5 - Günlük Bilgi Günlük bilgi en ç o k başvurulan bir bilgi türüdür. Her türlü günlük işlerde kullanılır, olgusaldır, fakat bilim gibi düzenli ve genel g e ç e r değildir. Şu çeşitleri vardır. a- Algı ile bilinen dış dünyayı, renkleri, sesleri, koku lan ile tanıtır, yani nitelikseldir. İVIesela, m e r m e r soğuk tur, yün sıcaktır, kurşun ağırdır vs. gibi. b - G e l e n e k ve g ö r e n e k l e e l d e edilen bilgidir. A t a sözleri, i n a n ç haline gelmiş bazı alışkanlıklar, t ö r e ku rallan, yıllann t e c r ü b e s i ile kazanılmış t o p l u m a mal edilmiş kanaatler. M e s e l a Anadolu'da yaygın olan ayva b o l olduğu s e n e kış şiddetli g e ç e r veya g ü n e ş b a t a r k e n ufuktaki bulutlann kızarması ertesi gün yağmurun yağ m a y a c a ğ ı n a işaretler gibi kanaatler bu tür bilgidir. c Zanaatkarın bilgisi. Usta çırak ilişkisi ile elde edi len bilgi. Demircilik, marangozluk, kuyumculuk vs. gibi z a n a a t l a r d a gerekli olan bilgi.

90 BİLGİNİN SERÜVENİ Okkült bilgi olgusal ve objektif bilginin tam zıddıdır. Büyüsel zihniyetin m e y d a n a getirdiği ve kullandığı bil gidir. Genellikle gizli variıklann insan hayatına k a n ş m a sı ve bazı kişilerin bunlarla t e m a s e d e b i l e c e ğ i inancına dayanır. Bu bilgilerde s e m b o l i z m büyük rol oynar. S e m bollerin açıklanması gizli güçlere sahip kişilerin yetkisi içerisinde bulunduğu inancı vardır. M ü n e c c i m , büyücü, falcı bu tür kişilerdir. Eski Mısır ve M e z o p o t a m y a ' d a tıp ve gökbilim alanlannda okkült bilgiler önemli yer alıyordu. Mısırda tıbbi papirüslerin önemli bir kısmında okkült bilgilerin hakim olduğu, bir kısmında da ampirik rasyonel, deyim yerin de ise, bilimsel ribbın yer aldığı görülmektedir. M e z o p o t a m y a ' d a astroloji yanında a s t r o n o m i y e de yer veril mektedir. R o m a İmparatoriuğu'nda bu bilgilere büyük ö n e m verildi. Hıristiyanlıktan s o n r a bu bilgilerie mü c a d e l e edildi. XV ve VI. Asıriarda Avrupa'da büyücüler yakılıyordu. XVI. asırda Osmanlı yazarianndan T a ş k ö p rülüzâde'nin Mevzu'âtü'l-Vlûm arasında sayılmışrir. G ü n ü m ü z ileriemiş toplumlannda bu bilgilerin itiban s ö n m ü ş , a m a t a m a m e n o r t a d a n kalkmamıştır. İnsanın ö z ü n d e bulunan büyüsel zihniyet, z a m a n zaman ortaya çıkar ve tatmin alanı arar. Genellikle büyük felaketler, adlı e s e r i n d e ilm-i fera set, ilm-i fal, ilm-i tabir-i rüya gibi bilgiler tabii bilimler

BILGININ SERÜVENI 91 sıkıntılar, ümitsizlikler içinde bulunan insanda büyüsel zihniyet ö n plana çıkar ve o kişi büyücüye ve falcıya başvurur. Herhangi bir objeyi, uğur getirsin , ş a n s g e tirsin diye kullanmak da büyüsel zihniyetin ifadesidir. Kullanılan eşyalarda ş a n s aramak sık rastlanan bir dav ranış şeklidir. M e s e l a , bir öğrencinin, falan sınavda kır mızı süeterimi giymiştim ş a n s getirdi, sınavım iyi geçti; bu sınavda da aynı süeteri giyeyim diye akıl yürütmesi bu tür bir davranıştır.Bu haller objelerin gizli güçlere s a h i p olduklan inancına dayanır. Okkült bilgiler g ö r ü n m e z olanla ilgili olduğu için dinden faydalanır dinin insanlar üzerinde etkisi fazla dır. Dinin bu g ü c ü n d e n büyücüler, falcılar faydalanır. Yaptıklannın inandıncı olması için onlara dini e l b i s e giydiririer. Özellikle kitabi dinlerin, okkült bilgileri, b a tıl inançlar diye r e d d e t m e l e r i n e rağmen, büyücü ve falcılann dini istismar etmelerinin ö n ü n e g e ç i l e m e m i ş ve inançlı kimselerin bile batıl inançlara b a ğ l a n m a s ı yok edilememiştir. M e s e l a İslamiyet d e yatıdan ziyaret e d e rek onlardan yardım i s t e m e k yasaktır. Bu davranış b ü yük günah olan şirke kadar gider. Halbuki ülkemizde bu tür ziyaretler sık olur ve bunlar islami davranışlar olarak kabul edilir. Okkült bilgilerin akıldışı o l m a s ı n a ve gerçeklikle ala kası b u l u n m a m a s ı n a rağmen, b a z a n , pratikte bir fay dası görülmektedir. Ş ö y l e ki, büyük sıkıntı içinde olup

92 BILGININ SERÜVENI da falcıya giden bir kişi, falcıdan iyi h a b e r l e r işitince rahatlar. Bu durum okkült bilginin, sanatın insanı olum lu bir havaya s o k m a s ı işlevine uygun bir işlev gördüğü intibaını doğurmaktadır. *** Ö n c e d e n belirttiğim gibi insanın bütün bilinçli ey lemleri (fiilleri) yukanda özelliklerini açıkladığım bilgi türierine göre olur. Bir a n l a m d a bizim eylemlerimizi t a yin e d e n kullandığımız bilgilerdir. Yerine göre altı tür d e n birsini kullanınz. Bunlar arasında insan hayatını en ç o k etkileyen din, bilim ve günlük bilgidir. Nasıl bilgi nin o l u ş m a s ı bazı şartlara bağlı ise, herhangi bir a m a cı g e r ç e k l e ş t i r m e k için bilgi kullanılırken yapılan eylem de bazı şardara bağlıdır. Başka ifade ile insan r o b o t gibi değildir. R o b o t a bir bilgi yüklenir h a r e k e t için emir verilince, hiçbir engelle karşılaşmadan bilginin gereği a y n e n yapılır. İnsan bilgisini kullanırken iç ve dış e t kenlerin etkisi altındadır; Eğer bir eylem engelle kar şılaşır ve b u yüzden g e r ç e k l e ş e m e z s e , bu demektir ki fail a m a c ı n ı gerçekleştirmek için o alandaki bilgisini t a m kullanamamaktadır. Bu durum bizi insanın ö z g ü r l i k s o r u n u n a götürür. İnsan hayatının her alanında bu sorunla b a ş başadır. Özgüriüğün olduğu yerde s o r a m Ittlok vardır. İnsan Allah'a, t o p l u m a (aile ve diğer in sanlar ) ve d e v l e t e karşı sorumludur. Bu sorumluluklar din,ahlak v e devlet felsefelerine yol a ç a r . İnsan özgür

BILGININ SERÜVENI 93 bir varlıl< olduğu için, adı g e ç e n felsefeler doğmuştur. Bu felsefelerin t e m e l i n d e insan özgüriüğü ve sorumlu luğu bulunur.

Vı- ÖZGÜRLÜK VE SORUMLULUK 1 - Özgüriük Özgürlük bir yaşantı halidir; o halde duygusal h a y a t a aitdr. İnsan özgüriük bilincine özgüriüksüzlük halinde vanr. Özgüriük veya özgürsüzlüğümüzü hissettiğimizde nasıl bir durumda bulunuruz, yani hangi şartlarda ken dimizi özgür, hangi şartlarda özgüriüksüz h i s s e d e r i z ? Eğer istediğim bir şeyi yapabiliyorsam kendimi özgür, y a p a m ı y o r s a m özgüriükten mahrum hissederim. İste m e k için çeşitli imkânlann bulunması, farklı s e ç e n e k l e rin o l m a s ı gerekir ki s e ç i m yapıp şunu istiyorum şunu istemiyorum diyebileyim. O halde s e ç m e özgüriüğün t e m e l öğesidir. S e ç i m d e n s o n r a e y l e m (fiil) gelir. Eyle m e g e ç t i ğ i n d e bir engelle karşılaşıp istediğini y a p a m a z sa o alandaki özgür olmadığını h i s s e d e r . Bu ruh hali o n d a özgüriük bilincini doğurur. B ö y l e c e özgüriüğün iki ö ğ e s i n i n olduğu ortaya çıkar: s e ç m e özgüriüğü - eylem özgüriüğü ve şu sorular akla gelir: İnsan s e ç m e d e özgür müdür? İnsan e y l e m d e özgür müdür? A- S e ç m e özgürlüğü İnsan s e ç m e özgüriüğünün olup olmadığının bilin c i n d e değildir. Özgüriük kendisini e y l e m d e hissettirir.

96 BILGININ SERÜVENI Fakat dikkatler s e ç m e ü z e n n e çevrilip düşünüldüğü zaman, s e ç m e d e de özgürlük sorunu olduğu görülür. Bir eylem (fiil) bilinçli ise orada s e ç m e vardır. Bilinç li eylem d ü ş ü n ü p taşınıp karar vermektir. Yani farklı s e ç e n e k l e r düşünülüp, m u k a y e s e edilip e n uygununu tercih e t m e k d r . Tercih o l u n c a bir tercih n e d e n i vardır. Bu açıdan b a k ı n c a n e d e n s i z s e ç m e olmaz. Hiçbir s e b e b e bağlı o l m a d a n s e ç m e n i n olabileceğini iddia e d e n kayıtsızlık özgüriükcüleri vardır. Birçok imkân karşısın da kalındığı zaman, hiçbir tercih s e b e b i olmadan, ka rar verme kudretine k a y ı t s ı z l ı k ö z g ü r l ü ğ ü (La liberte d'indifference) denir. Kayıtsızlık özgüriüğü taraftarian, s e b e p s i z s e ç m e gücünün variiğını g ö s t e r e n inandmcı bir kanıt g ö s t e r e m e m e k t e d i r i e r . S e ç m e bir irade işidir. İradede a m a ç önemlidir. İra d e d e a m a ç hakkında verilmiş bir hüküm vardır. Böyle bir hüküm, a m a ç l a , daha ö n c e verilen bir hüküm ara sında yapılan karşılaştırma s o n u c u veriliyor. Bu hüküm iyiyi, faydalıyı, elverişliği vs. gerçekleştirmek içindir. Psikolog Dwelshuvers "iradeyi tanımlamaya yarayacak şey, a m a c ı n değeri hakkında ki bilinç, yani a m a ç hak kında akli hüküm olacaktır." diyor. B ö y l e c e s e ç m e d e a m a ç hakkında verilen hüküm s e ç m e n i n nedenidir. Görülüyor ki s e ç m e d e n e d e n veya n e d e n l e r rol oy nar. S e ç m e nedenlerin bir sonucudur, eseridir. Bura da n e d e n l e s o n u ç veya e s e r arasındaki bağın kipliği-

BILGININ SERÜVENI 97 ne (modalite) b a k m a k gerekir. Eğer bu b a ğ zorunlu ise yani n e d e n veya n e d e n l e r zorunlu olarak s e ç m e fiilini tayin ediyorsa o z a m a n bir insan özgüriüğünden b a h sedilemez. Doğa olaylannda s e b e p l e s o n u ç a r a s m d a ki bağın zorunlu olduğunu iddia e d e n determinisderin görüşle ri 19. asra hakimdi. Fakat d a h a s o n r a 2 0 . asırda H e isenberg, Bohr, Dirac ve Von N e u m a n n gibi fizikçiler d o ğ a d a mudak determinizmin olmadığını a n c a k olasılı kanunlardan b a h s e d i l e b i l e c e ğ i n i gösterdiler. Fizik dün yasında mutlak determinizmin, b a ş k a ifade ile n e d e n l e s o n u ç arasındaki bağın zorunlu olduğu iddia e d i l e m e z se, ruhsal dünyada b ö y l e bir determinizmin yani tayin edilmiş olmanın mümkün olduğunu s ö y l e m e k doğrul a n a m a z . O halde s e ç m e d e , n e d e n s o n u ç arasındaki bağın modalitesinin zorunlu olduğu s ö y l e n m e z . S e ç m e n i n zorunlu bir tayin ediliş olmadığını g ö s t e r e n b a zı ruhsal haller mevcuttur. İnsanda ki m e m n u n i y e t ve pişmanlık duygulan, s e b e p l e s e ç m e arasında ki bağın zorunlu olmadığını telkin etmektedir. Farklı s e ç e n e k l e r karşısında birini s e ç i p s o n u c a var dığında, insan m e m n u n i y e t veya pişmanlık duyar, s o n u ç t a n m e m n u n olursa n e iyi e t t i m d e bunu s e ç t i m v e ya pişman olduysa bunu s e ç m e m e l i y d i m , b a ş k a türiü d e yapabilirdim çünkü b a ş k a imkâna da sahiptim diye bilir. Her iki duygu hali de insanın s e ç m e d e kendisine

98 BILGININ SERÜVENI d ü ş e n bir payın bulunduğunu telkin eder. İşte o pay s e ç m e özgüriüğüdür. S e ç m e n i n zorunlu olduğu fikrini savunanlar da var dır. B u n l a n n s o r u n a bakış açısı başkadır. M e s e l a İs lâm'da cebriye'nin, felsefede Spinoza'nm görüşleri böyledir. Cebriye insan harekederini aşkın bir s e b e b e , b a ş k a ifade ile Allahı'a, S p i n o z a külli (üniverselle) bir s e b e b e bağlamaktadır. Bu görüşler s o r u n a metafizik a ç ı d a n e l e almaktadır. B e n s o r u n a psikolojik a ç ı d a n bakıyorum. B e n i m kastettiğim görünüşteki nedenler dir. Bunlan da insanın kazandığı bilgilerde görüyorum. Bunlann arkasında olan metafizik s e b e b i k a s t e t m i y o rum. S e ç m e d e n e d e n l e s o n u ç arasındaki bağın kipliği zorunlu değil olumsaldır ( c o n t i n g e n t ) . Bu b a ğ içerisin d e olasılık taşımaktadır. Bu olasılık insanın s e ç m e d e k i payından ileri gelir. B a ş k a ifade ile n e d e n l e r s o n u c u z o runlu olarak doğurmaz, belli bir ö l ç ü d e s o n u c u n o l u ş masını sağlar S e ç m e özgüriüğü, insan için, a n c a k sınırii bir alan içinde s ö z konusu olur. M e s e l a insanın Dünyaya gel m e s i kendi elinde değildir. İnsan dünyaya gelişini ken disi s e ç m e m i ş t i r . Patalojik bir hal olan intihar bir y a n a bırakılırsa, ölümü de kendisi s e ç m e m e k t e d i r . Bu durum insanı kendisini a ş a n bir variıkla yüz yüze g e t i r m e k t e dir. Özgüriük sorununu ele alırken b ö y l e bir variiğı dik-

BILGININ SERÜVENI 99 k a t e a l m a k zorunluluğu vardır. İster kabulü ister reddi ile olsun Mutlak Varlık üzerinde d ü ş ü n m e d e n o n a b a ğ l a m a d a n özgüriük sorunu ç ö z ü l e m e z . Mutlak Variık karşısında, insan özgüriüğü konusu h e m t e o l o g l a n h e m de filozoflan ilgilendirmektedir, İslâm'da Cebriye Okuluna m e n s u p kelamcılara g ö re insan özgür değildir. O n d a bir irade kudreti yoktur. İnsanın hareketleri tıpkı bir cansızın hareketleri gibi dir. Her ş e y Allah'ın iradesine bağlıdır. Kaderiye Okulu m e n s u p l a n n a göre ise, insanda Allah tarafından verilen bir irade kudreti vardır ve hareketlerinde özgürdür F e l s e f e d e bu konuda üç ayn görüşü aynntıya girme den belirteceğim. D e s c a r t e s ' e göre insan Allah'ın kendisine verdiği irade s a y e s i n d e özgürdür. Yalnız bu mutlak bir özgüriük değildir. Mutlak özgüriüğe sahip olan yalnız Allah'dır. İnsan, özgüriüğünü a n c a k sınırii bir a l a n d a kullanabil mektedir. S p i n o z a p a n t e i s t bir g ö r ü ş e sahiptir. Tek bir c e v h e r vardır o da Allah'dır, Allah'ın dışında bir şey yoktur. "Her ş e y ilâhi tabiatın zorunluluğu ile m e v c u t olması ve belli bir tarzda hareket e t m e s i tayin edilmiştir." "ruhda özgür bir irade yoktur, fakat ruhun şu veya bu isteği bir s e b e p l e tayin edilmiştir". Görülüyor ki S p i n o z a Allah karşısında insan özgüriüğünü tanımamaktadır.

100 BILGININ SERÜVENI Jean-Paul Sartre insan özgürlüğünij Allalı'm varlığın! inkâr e d e r e k t e m e l l e n d i r m e ğ e çalışmaktadır. Sartre birb i n d e n farklı iki variık kabul ediyor: Kendinde varlık (etre en sol) ve k e n d i s i i ç i n v a r l ı k (etre pour soi) İn san pur soi variıkür bu s e b e p l e insanda v a r o l u ş (exist e n c e ) ö z d e n ( e s s e n c e ) ö n c e gelir, yani insan özünü kendisi yaratır. Eğer yaratıcı bir Allafı kabul edilirse o z a m a n insan kavramı Allafı'm zihninde ö n c e d e n var dır d e m e k d r . Bu halde insanın özü varoluşundan ö n c e gelir ki bu yanlıştır. Sartre diyor ki: IVlademki a priori olarak insan doğası yoktur o halde doğasını m e y d a n a getiren kendisidir. Bu da projelerini gerçekleştirmekle olur. B ö y l e c e özünü m e y d a n a getirir. Bir insanın şu v e ya bu olmasının s e b e b i s e ç m e y i kendisinin yapmasıdır. Bu hareketlerinde insan özgürdür. Dışandan kendisine m ü d a h a l e e d e c e k yoktur ve özgüriüğe mahkum edil miştir. Görülüyor ki bir variık türü olarak insanın özgürlüğü s ö z konusu olduğunda, ister olumlu ister olumsuz Al lah' m variiğından s ö z e t m e k mecburiyeti vardır. B - Eylem Özgürlüğü Eylem (fiil-acdon) teriminden, insanın s e ç m e s i n d e n s o n r a h e d e f e varmak için ortaya koyduğu her türiü faaliyeti anlıyorum. Başka ifadeyle eylem d ü ş ü n c e n i n

BILGININ SERÜVENI 101 dışa aksettirilmesidlr. Eylemin karşılaşacağı engeller özgüdüğü sınıriayan unsudardır. İnsan herhangi bir alanda yaptığı eylem bir engelle ö n l e n i r s e kendisini o a l a n d a özgür h i s s e t m e z ve rahatsızlık duyar. S ö z k o n u su engeller ya fiziki dünyadan ya t o p l u m d a n veya din den gelir. Fiziki dünyadan gelen engeller ya insanın biyolojik yapısından veya dış dünyadan gelir. İnsan organizma sı işlevini normal yapıyorsa biyolojik yapıdan dolayı özgürlüksüzlük h i s s e t m e z Eğer bir organda rahatsızlık varsa o kişi o alanda özgür olmadığını h i s s e d e r ve ra hatsız olur. M e s e l a , mide ülseri olan bir kişi h e r şeyi y e m e özgüdüğüne sahip değildir. Dıştan gelen engeller ise doğanın her kesiminden gelebilir. M e s e l a yolculuk y a p a n birisi, yolda şiddedi yağmura yakalanır, seller yolu tahrip e d e r köprüleri yıkarsa, o yolcunun yola d e vam e t m e özgürlüğü e n g e l l e n m i ş olur, yani yoluna d e vam e d e m e z . İnsan özgüriüğü s ö z konusu olduğunda asıl din ve t o p l u m d a n gelen engeller üzerinde durulur. Fiziki dün yadan gelen engellerin doğurduğu özgürsüzlük hali in sanın dikkatini pek ç e k m e z . İnsan özgüriüğü üzerine yazılıp s ö y l e n e n l e r ve yapılan m ü c a d e l e l e r h e p din ve t o p l u m d a n gelen engeller üzerinde olmuştur. Dinden gelen engeller dinin buyruklandır. Bu buy ruklar o dine inanan insanlann özgüriüğünü belli alan-

102 BİLGİNİN SERÜVENİ larda sınıriar. T o p l u m d a n gelen engeller ise o t o p l u m u n devlerinin kanunlan, o t o p l u m d a geçerii olan ahlâk kurallan ve dar çevrenin kurallandır. Dar ç e v r e d e n a n l a dığım, bireyin m e n s u p olduğu parti, kulüp, d e r n e k vs. gibi kuruluşlann kurallandır. İnsan için t e k bir özgüriük değil özgüriükler vardır. Özgüriüğün kullanma alanına göre özgüriük t e o r i c i l e ri özgüriükleri maddi özgüriükler ve manevi özgüriükler diye ikiye aymriar. Maddi özgüriüklerin içine b a n n m a , çalışma, mülk e d i n m e , s e y a h a t e t m e , üretim ve tüketim özgüriükleri girer. İVIanevi özgüriükler ikiye aynlır: Din özgüriüğü ve dü ş ü n c e özgüriüğü. Din özgüriüğü, bir kişinin inandığı dinin gereklerini yerine getirme serbestliğidir. D ü ş ü n c e özgüriüğü, bir kişinin düşüncelerini ifade e d e b i l m e özgüriüğüdür. Bunun içine s ö z s ö y l e m e , b a sın yayın, eğitim ve öğretim, t o p l a n m a ve gösteri yap m a özgüriükleri girer, Özgüriük kavramı ile hak kavramı birbiriyle ilişkilidir. Aslında özgüriük kavramının altında h a k kavramı yatar. Özgüriük bir hakkı kullanma serbestliğidir. Hak kav ramının g e n e l g e ç e r bir tanımı yapılamaz. T a n ı m l a n a mazlık bütün soyut varolanlann kavramlan içinde s ö z

BILGININ SERÜVENI 103 konusudur. Hak kavramını ç o k kullanan hukukçulann farklı teorileri bulunmaktadır. Bu kavramı kimi iradeye, kimi m e n f a a t e , kimi ö d e v e bağlar. Genellikle kanunla verilen bir ş e y olarak görülür. B a n a öyle geliyor ki hak bir varolanın d o ğ a s ı n a uygun olarak variiğını sağlayan şartlara s a h i p o l m a yetkisidir. İnsan haklan, bir insanın variık türü olarak mevcudiyedni d e v a m ettirmek için gerekli olanlardır. Bu a ç ı d a n b a k ı n c a haklan ikiye ayı rabiliriz: Birincisi h e r insan için gerekli olan ve d o ğ u ş t a n potansiyel olarak sahip olunan şartlardır. M e s e l a y a ş a m a hakkı, düşüncelerini açıklama hakkı, ö ğ r e n m e hakkı, bir dine i n a n m a vs. gibi. İkincisi bir bireye veya bir gruba p o z i s y o n u gereği verilen haklardır. M e s e l a bir ö ğ r e n c i y e verilen sınav hakkı, bir devlet yetkilisine veri len dokunulmazlık hakkı vs. gibi toplum düzeni için ka nunlar veya yönetmeliklerie verilen yetkilerdir. Kanun ve y ö n e t m e l i k l e r yürürlükten kaldırılınca bu haklarda o r t a d a n kalkar. Bu s e b e p l e ikinci gruba giren haklar g e çicidir. D o ğ a s ı n d a kaynaklanan haklar ise insan varol duğu s ü r e c e vardır. Geçici olan haklann sının verilirken belirtilmiştir. S ı nırsız olan doğal haklar b a ş k a ifade ile doğal hakların i n s a n haklannın kullanılması, yine insan doğası gereği bir sınırlamaya tabi olmak zorunluluğundadır. Bu sınır lama özgüriüklerin sınırianmasıdır, Her insan için aynı olan bu haklann kullanma alanlan yani bu alandaki ö z -

104 BİLGİNİN SERÜVENİ gürlül^lerin sınırı t o p l u m d a n t o p l u m a değişir. Şimdi bu s ı n ı d a m a n m n e d e n v e nasıl ve kimler tarafından yapıl ması gerektiği ü z e n n d e duralım. Özgüdüklerin sınırianmasının gerekliliğinin insanın d o ğ a s ı n d a n kaynaklandığını söylemiştim, şimdi b u n u açıklamak istiyorum. İnsanın akıl sahibi olması onun özgiir olmasını gerektirir. Canlılar içinde iradesi ile h a reket e d e n yalnız insandır. Yukanda belirttiğim gibi ira d e ile h a r e k e t e t m e k , d ü ş ü n ü p taşınıp s e ç e n e k l e r kar şısında s e ç i m y a p m a k ve o n a göre e y l e m e geçmektir. İrade h a r e k e t akli harekettir. Özgüdük a n c a k iradi h a r e ketle s ö z konusu olur. Öyle ise akıl sahibi olmak özgür olmayı gerekli kılar. İnsanda, akıl sahibi olmak yanında her canlıda bulunan kendi variiğını koruma iç güdüsü de bulunur. İç güdü insanda bencillik (egoisme)duygusunu oluşturur. Diğer taraftan insanın bir özeliliği de bir t o p l u m içinde y a ş a m a m e c b u r i y e t i n d e olmasıdır. İnsanın bu ü ç özelliği yani özgür olması, bencil ol ması ve başkalarıyla b e r a b e r y a ş a m a mecburiyetinde bulunması dikkate alınınca özgüriüklerinin sınırianma sının gerekliliği anlaşılır: Şöyle ki insan bencillik duy gusunu tatmin için özgüriüklerini b a ş k a s ı n a zarar v e r e c e k şekilde kullanabilir. Başkalarının hakkını ç i ğ n e m e biriikte yaşamayı olumsuz y ö n d e etkiler. Bu durumda kendisi de zarar görür. Öyle ise bireylerin özgüriük haklannı kullanmada bir nizama bir düzene ihtiyaç vardır.

BILGININ SERÜVENI 105 Bu düzeni kendi dışındald otoriteler kurar. Özgüdüklen d ü z e n e koyma onlann smıHannı tayin etmektir. İnsan özgüriüklenni kısıtlayan iki o t o r i t e vardır: Bi rincisi ilahi otorite ikincisi beşeri otorite'dir. Beşeri o t o r i t e de kendisini iki şekilde gösterir: birincisi dev let, ikincisi kolektif bilinç tir a- İlâhi o t o r i t e Allah'dır. Allah gönderdiği vahiy bil gisiyle, insanlara, şunu yap şunu y a p m a diye emreder. Bu emirier belli alanlarda insan özgüriüğünün sınıriandır ve bu emirier mutlaktır, yani değişmez uyulması zorunludur. Birey bu emiriere ya inanır ya da ret eder. Ret e d e r s e o dinden çıkmış olur. Yani Allah'ın emirieri, inanan insan içindir. İnanan insan Allah'ın emirierini yerine getirirken özgürlüksüzlük hali doğmaz; Allah'ın çizdiği sınıriar içinde kendisini özgür hisseder. Eğer bu emri yerine getirirken bir engelle karşılaşırsa o zaman özgüriüksüzlük hali doğar. Böyle bir e n g e l d e dışandan b e ş e r i o t o r i t e d e n gelebilir. bBeşeri otoritenin özelliği ilahi otoriteninkinden ç o k farklıdır. Özgüriüğe sınır çizme bir bilgiye göre ol duğunu söylemiştim. Allah'ın bilgisi mutlak olduğu için değişmez, doğruluğu tartışılmaz, ya inanılır veya ret edilir. Beşeri o t o r i t e d e dayanılan bilgi insanın elde e t tiği bilgi olduğundan, görelidir; h e r z a m a n tartışmaya açıktır. Bu hususu ö n c e d e n belirtmiştim. Bu s e b e p l e b e ş e r i otoritenin çizdiği özgüriük sınıriamalan değiş-

106 BİLGİNİN SERÜVENİ mez değildir. İnsanlann özgijriük mücadeleleri h e p bu smıriar üzerinde yoğunlaşmıştır. a- K o l e k t i f B l I l n ç : Kolektif bilincin özgüriükleri sınıriayan yazılı olmayan kurallan vardır. Ahlâk kurallan b a ş t a o l m a k üzere â d e t ve a n a n e l e r bu cümledendir. B u n l a n n evrensel olanlan, bir millete h a s olanlan, bir gruba ait olanlan bulunur. Bu tür kurallar bir toplumu kendisi yapan, yani o n a kişiliğini kazandıran değerieri içerir. Kolekdf bilincin kurallanna uymayanlar ayıpla nır veya t o p l u m d a n (aile, kabile, millet, parti, kulüp vs.) dışlanır. b - D e v l e t : Bir o t o r i t e olarak devlet hukuk, kanun ve kurallan ile vatandaşı olan bireylerin hareketlerini tayin ve tanzim eder. Bu kurallar kanunlar, tüzükler, y ö n e t melikler, y ö n e r g e l e r gibi yazılı kurallardır. Bunlara uy mayanlar için belirii yaptınmlarda yazılı olarak belirtil miştir. İnsan özgüriükleri s ö z konusu olduğunda akla ilk g e len o t o r i t e devlettir. Kolektif bilincin o l u ş m a s ı n d a dahi devletin rolü vardır. Uyguladığı eğitim politikası ile k o lektif bilinci etkiler. Özgüriüklerin gerek sınırianmasında g e r e k s e k o n u l m a s ı n d a devlet b a ş r o l ü oynar. Bu ü ç otoritenin sınıriadığı özgüriük alanlannm g e çeriik süreleri farklılık gösterir. İlahi otoritenin çizdiği sınır insan tarafından değiştirilemediği için d e ğ i ş m e z .

BILGININ SERÜVENI 107 B e ş e r i otoritelerin çizdiği smınn d e ğ i ş m e s i insanın elin d e olduğu için değişkendir. Bunlarda da farklılık vardır. Kollektif bilincin koyduğu kurallar istenildiğinde değiş m e z . Bunlar asırlann gayred ile kabul edilmişlerdir; d e ğişmeleri z a m a n içerisinde olur. Devletin çizdiği sınıriar ise istendiğinde o kurallan koyan m e c l i s veya kurulca değiştirilebilir. İşte b u s e b e p t e n , tarih b o y u özgüriük mücadeleleri h e p devletin koyduğu sınıriar üzerinde olmuştur. Bir t o p l u m d a özgüriüklerin o toplumun bireyleri ni tatmin e d e c e k d e r e c e d e olması lazımdır. Özgüriük alanlannın gereğinden fazla daraltılması bireylei"de sı kıntı yaratır, gereğinden fazla geniş olması i s e t o p l u m da anarşiye yol a ç a r . Bir t o p l u m d a özgüriüklerin y e t e r i n c e s a ğ l a n m a s ı n d a iki unsur rol oynar-. Birincisi o toplumun devletinin ş e k li, ikincisi o t o p l u m u n kültür seviyesidir. İnsan özgüriüğü b a h i s k o n u s u o l u n c a en iyi devlet şekli demokrasidir. Bu y ö n e t i m tarzı insan d o ğ a s ı n a uygundur. Bu uygunluk insanın bilgi dünyasına dikkat e d i n c e daha iyi anlaşılır. B a ş l a n g ı ç t a belirttiğim gibi her bilinçli eylem bir bilgiye g ö r e olur. D e m o k r a s i bir y ö n e tim tarzıdır. Y ö n e t i m ise bir eylemdir ve bir bilgiye göre olur. Devlet yönetimi sosyal bilimler verilerine göre olur. E k o n o m i ve hukuk; bilimleri devlet y ö n e t i m i n d e en ç o k b a ş vurulan bilimlerdir. Kavram b a h s i n d e gör-

108 BİLGİNİN SERÜVENİ düğümüz gibi, sosyal alanlardal<i kavramlann açıklıkları kişiler ve ideolojilere göre değişkendir. B a ş k a ifade ile d o ğ a bilimlerinde olduğu gibi, bu bilimlerde tek doğru yoktur. Bu fikir çokluğu yanında y ö n e t i m yani bilginin uygulanması doğru olarak kabul edilen bir görüşe yani bir bilgiye g ö r e olmak mecburiyeti vardır. Aksi halde t o p l u m d a fikir anarşisi çıkar, düzensizlik hakim olur, bu da o t o p l u m u n ç ö k ü ş ü demektir. Fikirierin çokluğu kar şısında uygulamaya hangisinin koyulacağını da o t o p lumu oluşturan bireylerin çoğunluğunun reyi ile tayin e t m e k en akli olanıdır. Demokrasinin zıddı totaliter y ö netimdir. Bu yönetimlerin t e m e l ilkesi, yönetimi elinde bulunduranın fikrinin tek doğru olduğu görüşüdür. Bu fikir t o p l u m a zoria kabul ettirilir, b a ş k a görüş ve k a n a atlerin yanlış olduğu telkin edilir. Bu hal ise h e m bilime h e m insan özgüriüğüne aykmdır. Tek b a ş ı n a devlet şekli özgürlükleri sağlayamaz. Bu rejimde y ö n e t i m tarzı da önemlidir. Y ö n e t i m tarzından kastettiğim devleti yönetenlerin zihniyetidir. Y ö n e t i c i l e rin d e m o k r a s i kültürünü h a z m e t m e s i , doğru ve gerekli bilgi ile donatılmış bulunması ve erdem sahibi olması gerekir. D e m o k r a s i l e r d e yöneticilerin, yukanda bah settiğim, açık tutum içinde bulunmalan şarttır Kapalı tutum içinde bulunan yöneticiler t o p l u m d a sıkıntılara s e b e b i y e t verir. Devletin nitelikleri istenen seviyede o l s a bile özgür lükleri s a ğ l a m a d a yetersiz kalabilir. Toplumun kültür

BILGININ SERÜVENI 109 seviyesinin, b a ş k a ifade ile uygariık d e r e c e s i n i n d e ö n e mi büyijktür. Eğer bir t o p l u m d a m ü s a m a h a ( t o l e r e n c e ) duygusu hakim değilse, özgüriükleri sağlayan kanunlar amacı gerçekleştiremez. Özgüriük alanlanna sınırianna m ü d a h a l e devletin çizdiği smıriar üzerinde olur. Smırian çizen kanunlan yapanlar, bunlan h e r an değişrirebilir. Kanunlann d e ğişkenliği dikkate almarak, özgüriük alanlannm g e n i ş l e tilmesi m ü c a d e l e s i verilir. D a h a ö n c e özgüriüklerin sınıriandıniması m e c b u r i yetinin insanın d o ğ a s ı n d a n kaynaklandığını s ö y l e m i ş dm. O halde bir t o p l u m d a özgüriüklerin en üst sının neresi olabilir? Veya özgüriük t a n ı n m a y a c a k alanlar n e ler olabilir? Şimdi bu sorunun cevabını v e r m e ğ e çalışa lım: Ç o k s ö y l e n e n bir s ö z vardır. "Bir kişinin özgüriük alanı b a ş k a s ı n ı n özgüriük alanının sınınnda biter". Bu ifadenin anlamı şudur. Bir kişi özgüriüğünü kullanırken b a ş k a s ı n ı rahatsız etmemelidir. Bunun tayini nasıl ola caktır? Bireyin rahatsızlığı ben'inin incinmesi ile olur. İnsan bireyi öz variiğını, tekliğini, b a ş k a s ı n d a n ayn olu şunu "ben'i" ile sağlar. Ben'i oluşturan öğeler arasında evrensel nitelik taşıyan gurur, haysiyet, itibar, iffet gibi duygular önemli yer tutar. Bu duygulann küçük düşü rülmesi o n u n benini incitir ve fevkalade rahatsız olur. O halde bireyin ben'ini i n c i t e c e k s ö z ve hareketlere ö z güriük t a n ı n a m a z . Bireyler kadar toplumlann da benleri

110 BİLGİNİN SERÜVENİ vardır. Toplumun en m ü k e m m e l şekli millettir. Bir mil leti diğer milletlerden ayıran ö ğ e l e r o milletin ben'ini oluşturur. Bunlar vatan, a n a dil, i n a n ç sistemi, milli tarihi gibi değeriedir. Bir t o p l u m d a bu değerieri tahrip e d e c e k , yok e d e c e k veya küçük d ü ş ü r e c e k s ö z ve hare ketlere özgüriük t a n ı n a m a z . Buradan ç ı k a n l a c a k s o n u ç şudur. G e r e k bireyin ve gerek toplumun b e n l e r i n i ren cide e d e b i l e c e k s ö z ve h a r e k e t e r e özgüriük t a n ı n a m a z . Bir t o p l u m d a özgüriüklerin ideal hali budur. Bir t o p lumda özgüriüklerin alanı bu çizgiye yaklaştığı ö l ç ü d e o t o p l u m d a özgüriük vardır. Dikkat e d i l e c e k bir husus da özgüriüklerin kötüye kullanılma imkânının bulunmasıdır. Maddi ve manevi çıkar uğruna özgüriükler kötüye kullanılabilir. Özgür lüklerin bu duruma d ü ş m e m e s i için devlete düşen g ö rev vardır Çünkü devlet koyduğu kanunlaria yalnız hür riyetlerin sınınnı kısıtlamaz, aynı z a m a n d a özgüriükleri korumakla da mükelleftir. Bu k o n u d a bir misal v e r m e k istiyorum. Din özgüriüğü hiçbir sınır k o n u l m a m a s ı g e reken bir özgürlüktür. Çünkü bir kişi n e kadar ç o k din dar olursa olsun b a ş k a s ı n a bir zaran d o k u n m a z . Ama din özgüriüğü iki taraftan engellenebilir. Birincisi din m e n s u p l a n n d a n gelir. Eksik ve yanlış bilgisi olan ve ka palı tutum yani t a a s s u p içinde bulunan bir dindar, aynı dinden olup da kendisi gibi düşünmeyeni inancından dolayı rahatsız edebilir. İkincisi dine karşı olanlardan

BILGININ SERÜVENI 11 ı gelir. Bir dine inanmayıp v e d e din özgijdüğünün ö n e mini idrak e d e m e y e n l e r i n dine ve dindara karşı saldmlan olabilir. İşte bunlara karşı din özgijrlüğünü korumak d e v l e t e düşer. Özgüriükle ilgili bir husus da g e r e k s i n m e (ihtiyaç) ile olan ilişkisidir. Özgüdük hakkı bir ihtiyaç için doğar. B a ş k a ifade ile bir alanda özgüriük i s t e m e k veya özgür lüksüzlük duymak a n c a k o alanla ilgili bir g e r e k s i n m e nin d o ğ m a s ı ile ortaya çıkar. M e s e l a ilkel bir t o p l u m d a basmyayın özgüriüğünün bir anlamı yoktur veya dinsiz bir insan için din özgüriüğü anlamsızdır. Ö n c e d e n d e belirttiğim gibi özgüriük birey içindir. Bir t o p l u m d a farklı kültür seviyelerinde bulunan insan lar vardır. Bunlann özgüriük ihtiyaçlan farklı farklıdır. Bu b a k ı m d a n özgüriüklerin ayarianmasında devlete büyük görev düşmektedir. Özgüriük alanlan bunlara e n ç o k gereksinim duyanlara göre ve en geniş şekilde ayarianmalıdır. Bu sınırda yukanda belirttiğim ben'lerin sınmna en yakın sınırdır. Bir toplumun özgüriük alanlannm genişliği, o toplumun uygariık d e r e c e s i n e göre olur. En uygar toplumlar özgüriük alanlan en geniş toplumlar dır. B a ş l a n g ı ç t a n beri tekrar ettiğim gibi, insanın bütün bilinçli hareketleri bir bilgiye göre olur. Bilgilerinde n e olduğunu, türierini, geçeriik derecelerini belirtmiştim. İnsanın bilgilerini e y l e m e dönüştürürken farklı nitelikte

1Î2 BİLGİNİN SERÜVENİ engellerle karşılaştığını ve bilgilerin kesinlik d e r e c e l e r i ni görmüştijk. BiJtün bunlar eylemlerin b a ş a n s ı n ı etki leyen etkenlerdir. B a ş l a n g ı ç t a belirttiğim gibi e y l e m d e kullanılan bilgi, a m a c ı n g e r ç e k l e ş m e s i n e n e kadar uy gun ve de doğru bilgi olursa, eylemin hedefine u l a ş m a sı o kadar isabetli olur. Sorumluluk bir e y l e m d e ortaya ç ı k a c a k s o n u c u n yüklenilmesidir. B a ş k a ifade ile bir kişi yaptığı işin s o nucunu kabullenmesidir. Burada k a b u l l e n m e yapılan işin s o n u c u n d a mükâfat veya cezayı gerektiren bir ş e y varsa o işi yapanın bunu hak e t m e s i anlamındadır. S o rumluluğun yüklenmesi, insanın özgür o l m a s ı n d a n d o layıdır Sorumluluk bir o t o r i t e y e karşı olur. Yani s o n u c u değeriendiren b i r b a ş k a s ı d ı r . Sorumluluk yukanda açık lanan ü ç o t o r i t e y e karşıdır: Allah, devlet ve toplumsal bilinç. Bu o t o r i t e l e r e karşı, dini, hukuki ve ahlaki s o rumluluklar doğar. Tabii bu sorumluluklar reşit, normal ve özgür insanlar içindir.Başka ifade ile,çocuk,akıl sağ lığı b o z u k olan ve özgür olmayan sorumlu tutulamaz.. D m ! s o r u m l u l u k : Dini sorumluluk inanan bir insan için inandığı dinin kurallanna uyma zorunluluğunu duymasıdır. En güçlü sorumluluk duygusu bu alandadır, b a ş l ı c a s e b e b i dinde a h r e t fikrinin bulunmasıdır. Dine inanan insan bu dünyada yaptığı eylemlerin ö t e dün yada h e s a b ı n ı vereceği inancındadır. Çünkü bundan

BILGININ SERÜVENI 11 3 kaçış imkânı yoktur. Allâlı her yerde lıazır ve nazırdır, her eylemi bilir. E y l e m d e bulunan mümin, eyleminin doğuracağı s e v a p ve günahı bilir ve bunlann da Allah t a r a h n d a n karşılıklannm verileceğinin bilincindedir. Bu s e b e p l e dinin emirierini, ki bunlann ç o ğ u ahlakla ilgili dir, yerine g e d r m e mecburiyetini hisseder. Hukuki sorumluluk. Bireyin m e n s u p olduğu toplu mun devletinin koyduğu kanun ve kurallara uyma m e c buriyetinde olduğu gerekliliğini duymaktır. Kanun ve kurallara uyan kişi devlet tarafından herhangi bir olum suz duruma sokulmaz. Kanun ve kurallara uyulmadığı takdirde devlet cezai yaptinm uygular. Bu iş için devle tin adli teşkilatı vardır. Hukuki sorumluluğun kontrolü dışardan olduğu için, insan bu kontrolden k a ç m a yollannı bulabilir. Kanunlara uymayanın c e z a l a n d m l m a s ı yanında, v a t a n d a ş l a n n kanunlara uyma gerekliliğinin bilincinde olmayı sağlayacak eğitim ve öğretimin de büyük ö n e m i vardır. Her vatandaş bu sorumluluğu duymalıdır. Belirttiğim gibi hukuk kanunlan d e ğ i ş m e z değillerdir. Onlan h i ç e sayarak, i s t e n m e y e n i y a p m a k veya onlara karşı çıkmak yerine, o n l a n n değiştirilmesi için demokratik yollara başvurmak yapılacak en uygar harekettir. T o p l u m a karşı sorumluluk: Her toplumun yazı lı o l m a y a n ahlâk kurallan ve değerieri vardır. Bir t o p lumun kimliğini büyük ö l ç ü d e bunlar oluşturur. Birey

114 BILGININ SERÜVENI içinde yaşadığı toplumun bu değerierine uymada, say gılı o l m a d a t o p l u m a karşı sorumludur. Herhangi bir s o rumluluğu yerine getirmeyen onun karşılığını olumsuz bir şekilde görür. Böyle bir sorumluluğu duymayanlar, bu değerierin b o z u l m a s ı veya yok olması ile içinde ya şadığı toplumun büyük zarar g ö r e c e ğ i ve dolayısıyla bu zarann kendisine d e d o k u n a c a ğ ı bilincinde değillerdir. Ahlak kurallarına saygı duygusunu insan küçük y a ş t a aile ç e v r e s i n d e n kazanır. Din inancı da böyledir. O hal d e manevi değerlerin bir t o p l u m d a korunup devamın da aile kurumu b a ş rolü alır. Tabii bu değerierin teorik olarak ç o c u ğ a öğretilmesinin yanında, bu değerierieri kazandırmada, d a h a önemli y ö n t e m e b e v e y n i n davranışlan ile örnek olmalandır. S ö z konusu edilen üç o t o r i t e y e bağlı sorumluluk lar birbiri ile ilişkilidir. Çünkü her üçü de insanın hal ve hareketlerini düzenlemektedir. Birbiderinin güçlerini uygulamada zayıflatır veya kuvvetlendiririer. Her üç sorumluluğun, biri içten, biri dıştan olmak üzere ikişer yaptırım şekli vardır. İç yaptınm her ü ç ü n d e d e aynıdır Bir kişi herhangi bir sorumluluğunu yerine g e t i r m e m i ş s e ve d e o s o r u m luluğunun bilincinde ise, i ç t e n bir huzursuzluk, bir ra hatsızlık h i s s e d e r . Bu rahatsızlık v i c d a n a z a b ı d e n e n şeydir. Vicdan bireyi iyiye yönlendiren k ö t ü d e n uzak laştıran bir fikir, bir duygu, bir iç kavrama, bir iç vazi-

BILGININ SERÜVENI 115 yet alıştır. Bu durum kendisini sorumluluk karşısında gösterir. I<jşi sorumlu olduğu bir işi y a p m a z ve b u n d a n da kötü bir s o n u ç çıkarsa, büyük bir sıkıntı içine girer. Bu ızdırap sırasında, yaptığı veya yapmadığı işten d o layı büyük bir pişmanlık duygusu yaşar. Vicdan d e n e n yeti d o ğ u ş t a n d ı r s o n r a d a n kazanılamaz, yani insanın özü ile ilişkilidir. Bu duygu bazılannda güçlü bazılannda zayıftır. Potansiyel olarak i n s a n d a m e v c u t olan bu kıal eğitimle geliştirilebilir. Sorumluluklann dış y a p t m m l a n ü ç ü n d e d e ayndır. Dinsel sorumluluğunun kaynağı ö t e dünya inancıdır. İnanan kişi, bir eyleminin karşılığını ö t e dünyada mu hakkak g ö r e c e ğ i n e inanır. T o p l u m a karşı olan sorumlu luğunu yerine getirmeyen, yani ahlak kuralına uymayan kişinin bu fiilinin olumlu olması b a ş k a s ı tarafından b e ğenilir ve övgüye h e d e f olur. Eğer eylemi olumsuz ise yani h e r hangi bir ahlak kuralını ç i ğ n e m i ş ise ayıplanır, toplumdan dışlanabilir Hukuki sorumluluğun dıştan yaptınmı, devletin kanunlaria t e s p i t ettiği cezalardır. Bugün h e m e n bütün uygar dünyada, teknolojinin insanlara sağladığı ç o k büyük imkânlara rağmen olumsuzluklann gün g e ç t i k ç e artması insanlığın g e l e c e ğ i için endişeleri artırmaktadır. Terörün korkunç hale gelmesi, uyuşturucu kullanmanın, fuhuşun yayılması; insanlar da a c ı m a , yardım, m e r h a m e t , sevgi, saygı gibi ulvi duygulann azalması; m ü s t e h c e n l i k ve haramın anlamsız

116 BILGININ SERÜVENI sayılmâsT İ n s a n î (humaine) olandan, dolayısıyla uygar o l a n d a n uzaklaşmadır. İnsanı diğer canlılardan ayıran en önemli faktör d e ğ e d e r e safıip olmasıdır. Bu değer ler yıllann t e c r i j b e s i ile o l u ş m u ş , bir canlıyı insan kılan olumlu şeylerdir. Saygı, m e r h a m e t , yardım, iffet, dü rüstlük, a c ı m a , u t a n m a vs. gibi duygular bu değerierd e n d o ğ m u ş t u r ve bunlar diğer hayvanlarda bulunmaz. İşte yukanda kullandığım İ n s a n î terimi bu değerieri m e y d a n a g e d r e n ve onlan yaşayan anlamındadır. İnsanlann bu d e ğ e d e r e karşı ilgisiz görünmesinin, bu yüzden. Dünyanın her tarafında olumsuz tutumlann sergilenmesinin yani insanî o l a n d a n uzaklaşılmasının en ö n e m l i s e b e b i büyük ö l ç ü d e dinden uzaklaşmadır. Burada b a h i s konusu olan manevi değerierdir. Ahlâk kurallan Allah t a r a h n d a n mı k o n m u ş y o k s a akıl ve duy gu yoluyla insan t a r a h n d a n mı t e s i s edilmiştir sorulan ahlâk filozoflan tarafından tartışılmaktadır. Hangi g ö rüşte olunursa olunsun açık olan bir şey vardır ki o da ahlâk kurallannm bir t o p l u m d a hüküm sürmeleri büyük ö l ç ü d e din tarahndan sağlanmaktadır. Deyim yerinde ise diyebiliriz ki din ahlâkın taşıyıcısıdır. Bir t o p l u m d a dinsel duygular azaldı mı ahlâk duygulan da azalır. B u na s e b e p din kurallannm yaptırımının ahlâk kurallannm y a p t ı n m ı n d a n ağır olmasıdır. Eğer bir t o p l u m d a ahlâk kurallannm etkisi azaldı mı o r a d a bireylerin hukuk kan u n l a n n d a n kaçış yollan aramalan da kolay olur. Dinden uzaklaşma y e n i ç a ğ d a başlamıştır. Bunun

BILGININ SERÜVENI 117 doğurduğu sıkıntıya Fransız filozofu Renouvier 1 9 . asır da dikkatlen çekmiştir. Ş ö y l e diyordu: "Dünya aşkın ( t r e n s c e n d a n t ) bir hakikat imanının yokluğundan dariptir. Dinden uzaklaşmada g e ç m i ş t e Diderot, D'Alembert gibi Ansiklopedistlerin, Auguste C o m t e , Nietzshe, Max Stirner, F e u r b a c h ve ]eanPaul S a r t r e gibi filozoflamuznn rolü büyük olmuştur. İnsanlığın düştüğü bu olum suz durumdan çıkaracak da yine filozof olacaktır. Tarih b o y u n c a büyük fikri hareketleri filozoflann fikirieri ile b a ş l a m ı ş t ı r İnsanlar şu veya bu fikrin p e ş i n d e n gider fakat o fikri ortaya atanın, ç o k defa adını dahi bilmez. Filozoflann fikideri geniş halk kitlelerine h e p ikinci el den ulaşır. İkinci eller: romancılar, piyes yazadan, şair ler, g a z e t e y a z a d a n ve politikacılardır. G ü n ü m ü z d e in sanlığın girdiği çıkmaz s o k a k t a n çıkaracak filozof veya filozoflan bekleyelim.

SONUÇ Varolanlann bilgileri dil vasıtasıyla korunur ve nesil d e n nesile aktanlır. Yazı icat edilenden beri elde edilen bilgilere bugijn u l a ş m a k mümkündijr. Gün g e ç t i k ç e va rolana d a h a ç o k nüfuz edilmekte ve bilgi birikimi arttikça artmaktadır. Varolanı t a n ı m a d a ve gittikçe derin liğine yeni bilgiler elde e t m e d e b a ş t a gelen bilgi türü bilimdir. Bilimsel bilgi ile elde edilen teknoloji hayret uyandıran bir tarzda ileriemeye devam etmektedir. Di ğer bilgi türierinde d e d e ğ i ş m e l e r olmaktadır fakat b ü yük bir g e l i ş m e yoktur. Tabii dinsel bilgideki d e ğ i ş m e d e ğ i ş m e y e n bilginin y o r u m u n d a ibarettir. Bizim her türiü iradi eylemimizin sahip olduğumuz bilgilere göre olduğunu söylemiştim. Burada bir h u s u s a dikkat ç e k m e k istiyorum. İlk b a k ı ş t a bilgiler bizi y ö n l e n diriyor gibi gelir. Aslında bilgi nötrdür. Tek b a ş ı n a bilgi n e iyi n e kötü, n e faydalı n e zarariidır. Bilgi doğru veya yanlış olur. Biz o n u iyi veya faydalı, kötü veya zararlı işler için kullanınz. M e s e l a ç o k sık kullanılan bir misal vardır. Nükleer enediyi hastalıklann t e ş h i s ve tedavi s i n d e kullanırsanız bu bilgi faydalıdır, b o m b a yapıp on b i n l e r c e insanı öldürürseniz zararii olur. Öyleyse bilgi e l d e e t m e kadar önemli olan bir hususta o n u n kullanıl masıdır. Buradan insan ahlâkı sorunu çıkar.

120 BILGININ SERÜVENI Ahlâl< sorunu insanın e y l e m e g e ç m e d e n ö n c e , h e m s e ç e n e k l e r a r a s m d a s e ç i m yaparken h e m de e y l e m e g e ç e r k e n kullanacağı bilginin tayininde ortaya çıkar. Yapılan işlemlerde tabi olunması gereken kurallar b u lunmalıdır. Bu kurallar ahlâk kurallandır. Bu kurallara uygun olarak yapılan s e ç i m veya kullanılan bilgi iyi dir veya kötüdür gibi değer hükümleri alır. İyi ve kötü ahlakî hareketin iki değeridir. İyi ahlak olması gereken, insanın h a y n n a olandır. Kötü ahlak olumsuz, olması arzu edilmeyendir. İyi ve kötü ahlak kurallanna göre tayin edilir. Ahlak kurallan evrenseldir. Evrensellik an c a k aşkın bir variiğa dayanmakla mümkün olur. Bu b a kımdan ahlak kurallannın m e n ş e i dinseldir. Bazı örf ve âdetierin d e ahlak kuralı olarak kabul edildiği g ö rülmektedir. Hangilerinin g e r ç e k ahlak kuralı olduklan evrensellikle anlaşılır örf ve â d e t e bağlı kurallar yereldir t o p l u m d a n t o p l u m a değişir. G ü n ü m ü z d e ahlâk kurallanna y e t e r i n c e uyulmadı ğını, insanî o l a n d a n n e kadar uzaklaşıldığını olumsuz davranışlan sayarak g ö s t e r m i ş t i m . Bilimin sağladığı b ü yük imkânlann her z a m a n insanlığın h a y n n a kullanıldığı s ö y l e n e m e z . Dünyada milyonlarca insan imkânsızlıklan yüzünden açlık ve hastalıklada yoğrulur bir durumda bulunurken, zengin, bilim ve t e k n o l o j i d e ileri durumda b u l u n a n ülkeler, bilgilerini ve paralannı, her gün d a h a ç o k tehlike arz e d e n silah yapımında kullanıyodar. İmal

BILGININ SERÜVENI 121 edilen silalılann bir kısmını da fakir ijlkelere satarak o n lann maddi durumlannm d a h a kötüye g i t m e s i n e vesile oluyoriar. Bu durum bilginin kötüye kullanılmasının en açık örneğidir. Silah sanayiindeki büyük g e l i ş m e l e d e , günümüz savaşlan, eskiye nispetle daha ç o k öldürü cü, d a h a ç o k v a h ş i y a n e ve d a h a a c ı m a s ı z bir hal a l m ı ş tır. Bu y ö n d e gidiş insanlan, insanî o l a n d a n daha ç o k uzaklaştırmaktadır. Bu yoldan kurtuluş insanın elde e t tiği bilgileri insanî olan y ö n d e kullanmasındadır. Bu ise büyük bir zihniyet değişikliğini gerekli kılar. Gün geçtik ç e insanın bilgi hazinesinin genişlemektedir. Bu bilgiler k ö t ü y e kullanılırsa, insanlığın da s o n u n u getirebilir Bilgiyi k ö t ü y e kullanmak yani b a ş k a s ı n a zarar v e r e c e k şekilde kullanmak yeni değildir. Bu temayül insanla b e r a b e r vardı. İnsanî o l a n d a n uzaklaşma her devirde görülür. İnsandaki bencilik ve b a ş k a s ı n a t a h a k k ü m e t m e arzusu savaşlar da dahil bütün olumsuzluklann b a ş s e b e b i d i r . Dinler ve ahlâk kurallan bu temayülü ö n l e m e k için gayret sarf etmişlerdir Dinden ve ahlâk kurall a n n d a n uzaklaşıldığı ö l ç ü d e insanî o l a n d a n da uzaklaşılır. İnsanî o l a n d a n uzaklaşma günümüzde eskiye göre d a h a ç o k tehlikeli bir durum arz eder. Bunun s e b e b i d e İnsanın bilgi hazinesinin g e n i ş l e m e s i ve bilim ve t e k n o lojide olağan üstü bir gelişme sağlanması ve bu geliş m e n i n hızla ileriemesidir. Elde edilen b ö y l e büyük bir bilgi imkânı, insan aleyhine kullanıldığı zaman, hayal

122 BILGININ SERÜVENI e d i l e m e y e c e k ö l ç ü d e felaketlere s e b e b i y e t verebilir. İnsan, yeni bilgiler elde e t m e k için sarf ettiği büyük ç a balar yanında, elde edilen bilgilerin insanlığın h a y n n a kullanılması için d e aynı gayreti göstermelidir. Bir zihniyetin kazanılması eğitim ve öğretimle olur. Yeni bilgi k a z a n m a d a öğretimin rolü n e kadar büyükse, bir zihniyet k a z a n m a d a öğretim kadar eğitim d e ö n e m lidir. Yukanda t e m a s ettiğim felaketlerin b a ş k a ifade ile ması insanlann insanî olandan eğitim ve ö ğ r e d m önlenmesi, uzaklaşma en konusunda toplumlann ö n e m l i sorunudur. İnsanda doğal olarak bulunan b e n cilik duygusu ve ikddar hırsı o n u insan olandan uzaklaştırabilir. O n u n bu eğilimini ö n l e m e k , a n c a k manevi dünyasını düzene sokabilecek din ve ahlak kuralla nnın b e n i m s e t i l m e s i ile olur. B e n i m s e m e k öğrenmeyi aşar, b e n i m s e m e d e ö ğ r e n m e ön şarttır. B e n i m s e m e öğrenileni yaşayabilmektir.

You're Reading a Free Preview

İndirme
scribd
/*********** DO NOT ALTER ANYTHING BELOW THIS LINE ! ************/ var s_code=s.t();if(s_code)document.write(s_code)//-->