P. 1
Cemil Meric-Umrandan Uygarliga

Cemil Meric-Umrandan Uygarliga

|Views: 191|Likes:
Yayınlayan: Bilgehan Sunkar

More info:

Published by: Bilgehan Sunkar on Jan 19, 2012
Telif Hakkı:Attribution Non-commercial

Availability:

Read on Scribd mobile: iPhone, iPad and Android.
download as PDF, TXT or read online from Scribd
See more
See less

04/28/2015

pdf

text

original

CEMIL MERI Ç

ümrandan
UygarIiga
YAYINA HAZIRLAYAN
Mahmut AIi Meriç
!LET!"!M
CEMIL MERIÇ, 1916'da Hatay'da dogdu. AiIesi BaIkan Savasi sirasinda Yunanistan'dan
göçmü¸tü. Fransiz idaresi ndeki Hatay'da Fransiz egitim sis temi uyguIayan Antakya
SuItanisinde okudu. Tercüme bürosunda çaIi¸ti, iI kokuI ögretmenIigi ve nahiye
müdürIügü yapti. 1940'da IstanbuI Üniversitesi ne girip Fransi z DiIi ve Edebiyati
ögrenimi gördü. MükemmeI düzeyde Fransizca okuyup yazan Meriç, IngiIizce'yi
anIiyor, Arapça'yi, kendi iIadesiyIe, "söküyoT"du. EIazig'da (1942-45) ve IstanbuI' da
(1952-54) Fransizca ögretmenIigi yapti. 1941'den ba¸Iayarak îman. YüceI, Gün, Ayin
BibIiyograIyasi dergiIerinde yazmaya ba¸Iadi. IIJde okutmanIik yapti (1946-63),
SosyoIoji BöIümû'nde ders verdi (1963-74). IöSîde, gözIerindeki miyopinin anmasi
sonucu görmez oIdu, ama oIaganüstü çaIi¸ma ve üretme temposu dü¸medi. Çe¸itIi
dergiIerde yaziIan yayimIandi. Hisar dergisinde "FiIdi¸i KuIeden" ba¸IigiyIa sürekIi
denemeIer yazdi. 1974'te emekIi oIdu ve yiIIarin birikimini ardarda kitapIa¸ tirmaya
giri¸ti. 1984te, önce beyin kanamasi, ardindan IeIç geçirdi, 13 Haziran 1987de veIat
etti. IIk teIiI eseri BaIzac üzerine küçük bir inceIemeydi. Hint Edebiyati (1964) daha
sonra Bir Dünyanin E¸iginde ba¸IigiyIa iki kez daha basiIdi . Saint-Simon. ttk SosyoIog
tik Sosyalin. 1967de çika. 1974'ten sonra yayimIanan kitaptan ¸unIardir: Bu ÜI Iee
(1974, 5 baski), Ümrandan Uygarliga (1974,2 baski), MagaradaIeiIer (1978,2 basIa),
KirIi Ambar (1980), Bir Facianin Hikayesi (1981), I¸ik Dogudan GeIir (1984),
KüItürden îrfana (1985). Babaçtan yapagi çeviriIerin iIki 1943'te yayimIandi. Fransiz
edebiyatindan yaptigi çeviriIerin yani sira, UrieI Heyd'in Ziya GöIeaI p, Türk
MiIIiyetçiIiginin TemeIIeri (1980), Thornton Wuder'in Köprüden Dü¸enIer (1981) ve
Maxime Rodinson'un Ba-ti'yi BüyüIeyen IsIam (1983) adIi eserIerini de Türkçe'ye
kazandirdi. IIeti¸im YayinI an CemiI Meric'in "Bütün EserIeri'ni topIu haIde basarken,
daha önce yayimIanmami¸ üç kitabim daha yayimIandi: JurnaI I (1992), JurnaI 2
(1993), SosyoIoji NotIan ve KonIeransIar (1993). "Bütün EserIeri" dizisinden "gözden
geçiriImi¸ yeni baskTs yapiIan kitapIar ise ¸unIardir Bu ÜIIee (1983), Bir Dünyanin
E¸iginde (1994), Saint-Si-mon, IiIe SosyoIog IiIe SosyaIist (1995), Ümrandan
UygarIiga (1996), MagaradaIeiIer (1997), Kirk Ambar - CiIt 1 - Rûmuz-ûI Edeb (1998).
IÇINDEKILER
I. Çagda¸ UygarIi k Düzeyi 7
Yunan Mucizesi 9 · Çagda¸ UygarIik Düzeyi 18 · Hangi Bati 24
ÂIi Pa¸a'nm Siyasî Vasiyetnamesi 32 · En Emin YoI 45
Bati Çikmazi 60 · CemaIeddin EIgant Dosyasi 66
II. MedeniyetIerin öIümü 79
Ümrandan UygarIiga 81 · KüItür ve Ötesi 87
MedeniyetIer Tarihi: Bugünü AydinIatan Dün 93 · Büyücü Çiragi 104
MedeniyetIerin ÖIümü 108 · Mene, TekeI, Peres 116
Nazizm: Ikinci Dünya Savasinin Günahkâr Tekesi 121
111. ÂraItakiIer 137
Kendi Semasinda Tek YiIdiz 139 · Büyük Siyasî EserIerin Yankisi 164
ZavaIIi MaçhiaveIIi 172 · DevIetin AIti Kitabi 184
HaIkin SeIâmeti 198 · Kitab-i Mukaddes'te PoIitika 209
John Locke'un SiviI Hükümet Üçerine Denemesi 228
Neden BuckIe? 239 · PoIitika ve IIim 245
5
IV. Îdeoloji 257
Bir KeIimenin Serüveni 259 · Bir TariIe Dogru 263
Bir SosyoIojinin Tarih Öncesi 273
Marksizm ve Dü¸üncenin "EgzistansiyeI " TemeIi 277
Bati Burjuvazisi ve KIasik FeIseIe 289
IdeoIoji, BiIgi SosyoIojisi ve Mannheim 297
V. Traduttore Traditore 307
Namik KemaI ve Tercümesi 309
Yeni Bir Kurban Daha: Cevdet Pa¸a 316
SosyaIizmin Ser ÇiçekIeri veya MüIkiyet Nedir? 325
Sairane Bir Çeviri yahut TopIumbiIimin SerüvenIeri 330
Nutuk DegiI, RisaIe 336 · Ve AIIah'in Ruhu 338
Bu Kitap Su TeceIIiden Dogdu 340
I.!"#$"% uygarlìk&'()*+
YUNAN MUCÎZESÎ
Bütün Kur'an'Ian yaksak, bütün camiIeri yiksak,
AvrupaIinin gözünde OsmanIiyiz; OsmanIi, yani IsIâm.
KaranIik, tehIikeIi, dü¸man bir yigin!
1
Avrupa, maddeciIigine ragmen Hiristiyandir; sagcisiyIa,
soIcusuyIa Hiristiyan. Hiristiyan için tek dü¸man biziz:
HaçIi orduIarini bozgundan bozguna ugratan korkunç ve
esrarIi kuvvet. Genç cüce, müseIseI ziIIetIer sonunda ihtiyar
devin zaaIIarini ke¸Ieder; ahde veIa, civanmertIik,
merhamet... A¸agidan aIir, huIûs çakar, yaItakIanir ve...
nihayet aI-teder devi. Cenk meydanIannda degiI, yatak
odaIarinda kazaniIan bir zaIer.
ZavaIIi Türk aydini... BatiIi dostIari aIinmasinIar diye
hazineIerini gizIemeye çaIi¸ir. Sonra unutur hazineIeri
oIdugunu. Dü¸manin putIarini takdis eder, hayranIikIarim
benimser. Dev, papaganIa¸ir.
1 Bki. CemiI Meriç, JurnaI, ciIt 1, "Bütün KuranIari Yaksak..." iIeti¸im YayinIari,
2. baski, EyIüI 1992, s. 383 vd.
9
AvrupaIinin Yunan-i Kadim muhabbeti bir kendi kendine
peresti¸, histeriye varan bir peresti¸. Sumner Maine, "tabiatin
kör kuvvetIeri bir yana, kainatta hareket eden ne varsa kaynagi
Yunan" diyor. Asya' nin bu haramzade mirasçisina "tek
yaratici" payesi ihsan eden Sumner Maine, aIti yiI Hint
kanunIariyIa ugra¸mi¸ti. BiIiyordu ki, be¸er dü¸üncesi en
muhte¸em meyvaIanni Ganj kiyiIarinda vermi¸ ve ¸iir Ganj
kiyiIarinda kemaIin ¸ahikasina eri¸mi¸ti. HegeIci idi, yani
tekâmüIe inaniyordu!
Her mucizeyi reddeden Renan'a göre, güne¸ aItinda tek
mucize vardir. Yunan mucizesi. Yunanistan' in tabiî
güzeIIikIeriyIe mest oIan üstat, ikIimIe izah ediyordu bu
mucizeyi. Ama "Akdeniz havzasinin diger böIgeIeri neden
böyIe bir mazhariyetten uzak kaImi¸Iar? Bu imtiyazIi toprak,
medeniyet öncüIügüne neden devam edememi¸?" gibi soruIara
cevap vermiyordu Hayat-i Yesu yazari.
2
Geçen asrin bütün Türk dü¸manIari HeIenizm bayragi
aItinda topIanirIar. Yunan yüceItiIdikçe, OsmanIiya kar¸i
duyuIan husumet de kabanr. YunanciIik bir ba¸tan bir ba¸a
sarar Avrupa' yi. Bu yeni mezhep, ingiIiz'Ie Rus'u, AIman'Ia
Fransiz'i kayna¸tirir. Byron'in hayatina maIoIur bu karasevda,
Hugo'ya ne¸ideIer iIham eder.
IsIâmiyet, Eski Yunan'in mirasim titiz bir tahIiIe tâbi tutmu¸,
degerIi buIdugu biIgiIeri irIan hazinesine katip, posayi
Avrupa'ya terketmi¸ti. OsmanIi aydini için, suIar aItinda kaIan
bir kitaydi Eski Yunan. OIemp TanriIarinin ahIâk di¸i
maceraIariyIa, PeIopones haydutIarinin düzme menkibeIeri ne
aIâkadar ederdi onu?
O putperestIer üIkesini iIk merak edenIer, AbdüIaziz
devrinin Bati hayrani pa¸aIaridir. MaariI nazin SaIIet Pa¸a,
"tercüme odasi huIeIasindan" Kostantinidi EIendi'ye bir
Yunan-i
2 Renan Ernest, La Vie de Jesus. Paris 1863.
10
Kadim Tarihi ismarIar.
3
Eserine "besmeIe"yIe ba¸Iayan bu
gayrimüsIim OsmanIiya göre, "miIeI-i kadim-i me¸hureden
Eski YunanIiIar... mebadi-i medeniyete bir hayIi emek ve
hizmetIerde" buIunmu¸, "ve içIerinde pekçok hükema-i
benam zuhur" eyIemi¸, "zaman-i hükümetIeri ahvaI-i âIemin
tegay-yür ve teceddüdünü mucib oIan nice nice vukuat-i
cesimeye masdar oImu¸" bir miIIettir. Ne yazik ki, "miIIet-i
mezkûre-nin ahvaI ve âsârina dair Iisan-i türki üzere
yaziImi¸ bir tarih" yoktur. Kostantinidi EIendi, Yunan
paganizmini ¸öyIe anIatir: "YunanIiIar âsâr-i tabiiyeyi Iünun
vasitasiyIa anIayamadikIari için onIara -hâ¸â ki- uIuhiyet
isnad edip meseIa rüzgâr ve güne¸ ve ate¸ ve bahr-i muhit
ve nehirIer ve ormanIar YunanIiIar indinde bir iIâh
addoIunurIar, kezâIik kuvvet ve ¸ecaat ve hüsün ve maharet
ve san'at ve dirayet gibi evsaI dahi" birer Tanri sayiIirdi.
"Avâm-i nâsin vehim ve hayaIi buraIarda kaImayip,
mâbudIar için bir i¸-i pürâ¸ub dahi terennüm ediIdiginden,
zuumIannca zevat-t iIâhiyenin ahvâI-i acibeIerini, görüp
geçirdikIeri korkunçtu ve tehIikeIi vakiaIari uzun uzadiya
yazarIardi. I¸bu eIsaneIer topIuca oIarak bir kitapta münderiç
ve YunanIiIarin itikad-i diniyesi ka-vâide merbut oImayip
hemen cümIesi karmakan¸ ve ¸âyân-i taaccûb birtakim
hikayat-i garibeden ibarettir".*
Bu agirba¸Ii kitabin Türk Iikir hayatinda ne gibi yankiIar
uyandirdigini biImiyoruz. BiIdigimiz ¸u ki -SaduIIah Pa-
¸anin yarida kaImi¸ ve basiImami¸ îlyada tercümesi bir
yana- Tarih-i Yunan-i Kadim'in ne¸ir tarihi oIan 1870'den
iIk Yunan Tarih-i Edebiyati'nin ne¸ir tarihî oIan 1911e
kadar Yunan'in "enaIis-i âsâr"indan hiçbiri diIimize
aktariImami¸tir. Nihayet Ikinci Me¸rutiyet... BatiIiIa¸ma
yoIunda dev adimIariyIa iIerIeyen ve Fransiz edebiyati
iIe sermedi bir
3 Tarih-i Yunani Kadim. 1870,340 sayIa.
4 a.g.t. s. 29.
11
vusIat haIinde ya¸ayan inteIijansiyamizi yeni bir merak
sarmi¸tir, kaynakIara inmek. Bati irIaninin Yunan-i
Kadimden ba¸ka kaynagi var mi? ResimIi Kitab'in edebiyat
tenkitçisi RaiI Necdet, arkada¸i Mehmed RauI'un Yunan
Tarih-i Edebi-yati´ni büyük bir muhabbetIe seIamIar,
"mâzi-i edebiyata vukuI peyda edemeyen bir sanat'kâr,
istikbaI-i edebiyata nasiI zaIerIe hükümIerma oIabiIir?...
Artik Fransa'yi bir müddet ihmaI edebiIiriz. Çünkü,
¸imdiye kadar onunIa çok me¸guI oIduk. Edebiyatimizi
marîz, asabi, nisvî yapan bu edebiyatIa az bir müddet kat'-i
münâsebat etmeyi ben edebiyatimizin sihhat ve ciyâdeti için
Iâzim addediyorum... Yunan-i Kadim târih-i edebiyatini
tedkik, kurun-u ûIâ edebiyatinin en mühim ve ¸âmiI bir
saIhasina nüIuz etmek, yahut ba¸ka bir iIade iIe edebiyatin
men¸eini, saIâhat-i teessüs ve te¸ekküIünü görmek
demekdir."
5
Mehmed RauI'un eserini takdim edi¸i çok daha ¸airane:
"Bir kism-i mühimmi ikIim-i câzibedârimizda dogup
büyüyen, icazkâr eIIeriyIe eyvan-i ¸iir ve edebiyatin
esasIanni kuran ve nihayet ¸ehrah-i teIekkür ve tahassüste
seIasiI-i âsâr'a pi¸va oIan Yunan hükema ve ¸uarasinin
hayat ve mesIekIeriyIe mahsuIat-i IikriyeIeri hakkinda az-
çok iktisabi maIumat iktiza eder." Yazarin büyük izdirabi,
Yunanca "enaIis-i âsâr"in hâIâ diIimize çevriImemi¸
oImasidir. FiIhakika, "Eski YunanIiIarin en hakiki ibdaIari
edebiyatIaridir. Hususat-i sairede MisirIiIarIa miIeI-i
¸arkiyeden hayIi iktisa-batda buIundukIari haIde edebiyatda
hiçbir miIIeti numune ittihaz etmemi¸Ierdir." Bugünkü
Bati edebiyatina "vukuI peyda etmek için" mutIaka Yunan
ve Roma edebiyatini biImek Iâzim. "Eski YunanIiIar yaIniz
Yunan edebiyatinin degiI Iakat edebiyaün mühdndirIer".
6
5 RaiI Necdet, Hayal-i Edebiye.
6 Mehmed RauI, Yunan Tarih-i Edebiyati, Önsöz.
12
HüIasa edeIim: 1912'ye kadar Türk inteIijansiyasi Yunan-i
Kadime kar¸i hürmetkar bir tecessüs duymaktadir sadece.
Yunan "hocaIarimizin hocasi"dir, edebiyatin kurucusudur;
bu itibarIa taninmasi ¸arttir. 1912'de Paris'ten IstanbuI'a
dönen genç bir kabiIiyet bu hürmetkar tecessüsü çiIgin
bir a¸k haIine getirir. Ba¸ka bir tabirIe, YunanIi
Papadiamanto-puIos (Jean Moreas) iIe KübaIi Heredia'nin
co¸kun tiImizi Yahya KemaI, Paris kahvehaneIerinde
duydukIarim Peyam-i Sabah okuyucuIarina ¸öyIe aktarir:
"Tarihte hayy ve muhyî bir insaniyet var. Bahr-i SeIid
havzasi. Hayata susayanIar o havzanin sahiIine dogru
ko¸uyor. Tarihin bu karn'ini Iena buIan insanIar, Athena
PaIIas etraIinda birIe¸ecek. Renan'm aItmi¸ sene evveI
Suriye'den dönerken Atina AkropoIisi üstünden yükseIen
münacaati, be¸ asr-i teIekkürün son sözü idi." "Yunan
esatiri her kavmindir" genç ¸aire göre, "medenî insanIarin
ebedî kitabidir".
7
Bir ba¸ka yazisinda büsbütün co¸ar ¸air,
"güne¸, denizden ¸arkiIarIa yükseIiyor, ¸arkiIarIa batiyor.
Hayat, gündüz co¸kun, gece seyyah bir musiki haIinde.
ErkekIer üryan kahramanIar, kadinIar da ince tüIIerIe
örtüIü uzun sebuIar gibi... Zevce ve zevçIeri gördüm,
koIIarini birbirIerinin omuzIarina atmi¸ yürüyorIardi... Beni
bu beIdenin saadeti ürküttü... Burada a¸k, din, san'at; hayat
haIinde müteceIIi. Bu âIem bir sebûtra¸m eseridir; bu eseri
de eski bir sebudan numune aIarak yapti" .
8
Paris'ten geIen ¸airin sesi, Misir'dan geIen genç bir ikbaI-
perestte, (Yakup Kadri) tannan akisIer buIdu. Biraz da onu
dinIeyeIim: "Bütün kitapIarimi yaktim... Kaybettigim
zamana agIiyorum... nihayet menbai buIdum. Fakat,
heyhat, neden sonra... Simdi kendimi genç, kavi, yüksek ve
geni¸ bu-
7 Hasan ÂIi YüceI, Baehiyal Tarihîmizden, Türk Tarih Kurumu Basimevi, Ankara
1957, ciIt 1, s. 257.
8 a.g.e., s. 261.
13
Iuyorum". SayIaIarca sürüp giden bu mensur kaside
bekIenmedik bir iI¸a iIe sona erer. Üstat "cihan-i bedayün
bütün usaresini sanki bir bardak suda" içmi¸, yani
Homeros'u okumu¸tur. "O Homeros ki... tarihi, tarih-i
medeniyeti tek ba¸ina yapü... Homeros'tur ki, Atina'yi,
Roma'yi, Paris'i dogurdu... hatta diyebiIirim ki, tayyarenin
mucidi de Homeros'tur... Homeros, yaIniz be¸eriyeti ibda iIe
kaImadi, be¸eriyete be¸eriyet muhabbetini ögretti..."
9
Hasan ÂIi: "Edebiyatimizda en eski medeniyetIere be¸ik
oImu¸ AnadoIu'nun eski sakinIerine iIk akrabaIik duyan ve
duyuran, Yakup Kadri oIdu. Simdi Sabahattin Eyübog-
Iu'nda ve onunIa beraber pek çok gençIerimizde
gördügümüz Anayurt AnadoIu'yu payen geçmi¸iyIe beraber
ya¸ayarak benimseme Iikri, kökIerini burda buIur" diyor.
10
Kisaca: gönüIIeri çagdi¸i kaImaya razi oImayan garppe-
rest aydinIarimiz Yunan'dan IazIa yunanci kesiIirIer,
hocaIarina parmak isirtacak kadar yunanci. Ama, BaIkan
Sava¸i kopmak üzereymi¸, AvrupaIi dostIari hasta adamin
mirasini böIü¸mek için sabirsizIaniyorIarmi¸, onIara neI
Dâva: ne pahasina oIursa oIsun OsmanIiyi yikmak.
Medeniyet bunu icap ettirmiyor mu? EIendiIeri yaIan mi
söyIeyecek? Kendine yeni cedIer arayan kibar
inteIijansiyamiz, eIbette ki Yu-nan'i MogoI veya Hun'a
tercih edecekti.
1
'
ihtiyar bir medeniyet, dü¸manIarinin tasviyesine uyup
intihara hazirIanirken dost bir ses Yunan eIsanesini
temeIinden çatirdatiyor ve uyanin diye haykiriyordu bize.
Yu-nanperestIik, Truva'ya sokuIan at.
IImin sesiydi bu, haysiyetin, ¸uurun sesiydi. DevIe¸tiriIen
9 age., s. 291.
10 a g.e.. s. 291 vd.
11 Bkz. CemiI Meriç, Bu ÜIIee, "Yunana Kaçi¸", IIeti¸im YayinIari, 7. baski, Kasim
1992, s. 143.
14
Yunan-i Kadim'i hakiki buutIarina irca ediyor ve bütün bir
husumet dünyasina kar¸i hakkin müdaIaasini yapiyordu;
hakkin, yani OsmanIinin. Her Türk aydininin dikkat, ibret
ve hürmetIe okumasi gereken bu eserin adi: Les Grecs û To-
utes Ies Epoqu.es. 1870'de üçüncü baskisi yapiImi¸." Kim
yazmi¸, biImiyoruz. Kendini "eski bir dipIomat" oIarak
tanitan bir vicdan. Kitabin ayirici vasiIIari: cihan¸ümuI
bir küItür, mutIak bir taraIsizIik... Mukaddimeyi okuyaIim:
"Bir kavim ki, IertIeri de, devIetIeri de çapuIcuIukIa
paIazIanmi¸. Hor görmü¸ aIin terini. HakIiyIa haksizi,
iyiyIe kötüyü ne yönetenIer umursami¸, ne yönetiIenIer.
YaIniz kaba kuvvet saygi görmü¸ o üIkede. Medeniyetin en
parIak devrinde ahaIisinin kirki köIe biri hür. Genç
seIihIerIe, kart Iahi¸eIer ba¸tâci. Her yiI, tanriIara insanIar
kurban ediImi¸; binIerce çocugun kanina giriImi¸ her gün.
Bur kavim ki, bütün meziyetIere dü¸man: kabiIiyete,
asaIete, servete... Kâh paraIi asker, kâh haydut... Amaci tek
yagma. Her hayâsizIigi tanriIa¸tiran bu kavim üç ¸eyde
birinci: kibirde, yaIanda, Iuhu¸ta. Ama bu meziyetIerini (t)
öyIe ustaca kuIIanmi¸, öyIe pazarIami¸ ki, iki bin yd
tarihin ba¸ kö¸esine oturtuImu¸... insanIik, en reziI
çocuguna dü¸kün çiIgin bir anne.
Roma, bu deIice sevginin iIk sorumIusu. KiyiciIiktan
ba¸ka hüneri oImayan cahiI ve kaba RomaIiIar, Yunan'm
ahIâksizIikIarini kemaIin son mertebesi sanmi¸Iar, örnek
aImi¸Iar YunanIiIari: MessaIina Lamia'yi göIgede birakmi¸,
Neron Demetrius'u, HeIiogabaIus AIkibiyades'i.
Yunan-Latin ahIâksizIigi manastirIara sokuIur Ortaçagda.
Dua ve ibadetten bunaImi¸ ruhIarin sigindigi bir Iimandi bu
12 Dossier a consuIt er pour Ia Question d´Orient. Les Grecs a Toutes Ies Epoques, de-
puts Ies tempi Ies pIus reciiIis jusuu'a I'a/Jaire de Marathon en 1870. par un
aneIen dipIomate en Orient (Sark MeseIesi için inceIenmesi gereken bit dosya:
En eski zamanIardan 1870'deki Marathon oIayina kadar Her Devirde
YunanIiIar. Yazan: Dogudaki eski bir dipIomat), E. DeMvt. Paris, 3. baski,
1870,436 sayIa.
IS
ahIâksizIik. Ke¸i¸Ierin -hayaIeti de oIsa- PeIopones ve Attik
haydutIari gibi ya¸amasi ne ba¸ döndürücü tezatti! KiIisede
mezamir okuyan üstadin nasiI büyük bir sabirsizIikIa hücresine
ko¸up Yunanca yazmaIarin ¸erhine koyuIdugunu bir dü¸ünün!
Bugün, bize sunuIan Yunan, o sarihIerin Yunan'i.
ManastirIarda görüIen bir rüya, ke¸i¸Ier hayatinin bir vahasi.
Evet, Yunan'i papazIar güzeIIe¸tirmi¸. OnIaT oImasa Yunan
bize oIdugu gibi görünecekti: seIiI, hayâsiz, igrenç...
Çagda¸ aydinIardan baziIari korka korka eIe¸tirecek oImu¸
Eski Yunan'i. HadIerine mi? En kökIü inançIarimiza
saIdirabiIirsiniz. Beis yok: kasirgaIar, topragin derinIikIerine
kök saIan agaçIan daha da güçIendirir. Ama tutkunIukIarimiz
yaprakIara benzer en haIiI bir rüzgâr aItüst edebiIir onIari.
Yunan aIeyhinde iIk IisiItiIar duyuIur duyuImaz, Yunan
edebiyatinin çürümü¸ yaprakIarini kendiIerine paravana
yapanIar yaygarayi bastiIar: susun nankörIer, yedigimiz onIarin
ekmegi; yuvamiz, giysimiz, diIimiz onIarin; siyaseti onIardan
ögrendik; kitap, hitabet, ¸iir, güzeI sanatIar, IeIseIe, hatta din
onIarin armagani.
Gübreden güzeI çiçekIer Ii¸kirir, dogru! Ama Iagimdan çiçek
Ii¸kirdigi görüImü¸ mü?
InsanIik böyIe bir batakIiga sapIanmi¸ asirIardir, Yunan-
Latin batakIigi... Ve uyuyakaImi¸. Sonra çaIkaIanmi¸ durgun
suIar. Ve zeka co¸kun kaynakIar gibi çamurIarindan arinmaya
ba¸Iami¸.
Çaginin cahiI aydinIarina Yunan' m, tahayyüI ettikIeri Yunan
oImadigini iIk haykiranIardan biri VoItaire. 11. Kateri-na'nvn,
sahiden her¸eyi YunanIiIara mi borçIuyuz suaIine verdigi cevap
¸u üstadin: hayir eIendim. YunanIiIar hiçbir ¸eyi ke¸Ietmemi¸.
Pek «az ¸eyi isIah etmi¸Ier, hem de çok çok geç.
ArkeoIoji iIe IiIoIoji, VoItaire'in ne kadar hakIi oIdugunu
isbat ediyor. Evet, çagda¸ iIim, Yunan'i gerçek hüviyeti iIe
16
tanitmaktadir; ama daginik bir i¸ik bu. Kendi ara¸tirma
sahaIarinda son derece kesin hükümIer veren iIim
adamIari buIdukIari hakikatIerden ürkmü¸ gibi birtakim
ihtiraz! kayitIara siginiyorIar. Herkes, Yunan'in, kendi
sahasi di¸indaki mariIetIerine hayran.
w/FeIseIeciye göre, Yunan hikmeti daha önceki kavimIerden
aIinmi¸, burasi muhakkak. Ama ticarette YunanIiIarin
üstüne yok.
Iktisatçi, YunanIiIarin sanayide, ticarette, maIiyede ne
kadar ehIiyetsiz oIdukIarini isbat ettikten sonra, 'iImî
dehaIari' kar¸isinda yerIere kadar egiIiyor.
Riyaziyeci, yazik diyor, YunanIiIar cebirden habersiz.
HintIiIerden aIdikIari hesabi da, MisirIiIardan aIdiktan
hendeseyi de berbat etmi¸Ier. Ama heykeIIeri harika.
ArkeoIogIar hayretIer içinde... bu ne zevksizIik! Bu
renkIeri bizim oyuncak imaIatçiIari kuIIanmaz. AdamIar
âbideIerini, sanat eserIerini bu renkIerIe boyami¸Iar. Ne
var ki, aiIe hayatIarinda, topIum hayatIarinda IaziIet
örnegiIer.
HukukçuIar mebhut: hayir hayir, dünyada YunanIiIar
kadar ahIâk ve kanun tanimayan ba¸ka bir kavim
gösteriIemez. Ama Yunan ¸iiri... ve saire, ve saire. Dikkat
buyuruI-sun! Konu¸anIar rastgeIe insanIar degiI, çagda¸
iImin en güveniIir temsiIciIeri". (* t
Yazar, "korkunç ve inandirici ¸ehadetIerIe doIu
dosyasini", Avrupa eIkâr-i umumiyesine sunmadan önce.
Kadim Yunan'i, Kadim Yunan kaynakIarina dayanarak
tanitiyor. Bati'nin gökIere çikardigi bu kavmin kendi öz
evIadan taraIindan nasiI anIatiIdigini görmek ibret verici
gerçekten.
ÇAGDAS UYGARLIK DÜZEYI
Yok senin vasIettigin diIber bu ¸ehr içre Nedim, Bir peri-
suret görünmü¸, bir hayâI oImu¸ sana.
Nedim (GazeI)
Çagda¸ Bati'nin ayirici vasIi rasyonaIizasyon, Weber'e
göre.
1
Hayatin bütün böIgeIerine sizan bir ¸eamet bu.
Içtimaî ¸uura baski yapan öIü bir agirIik, kar¸i konmaz bir
aIinya-zisi.
RasyonaIite,
2
kapitaIizmin hem yaraticisi hem eseri.
KapitaIizmin ve bürokrasinin... InsanIik bir köIeIer
topIuIugu oImak tehIikesiyIe kar¸i kar¸iya.
Weber iki kutup arasinda bocaIar. Bir yanda muayyeni-
yetçi tarih IeIseIesi: insanIik önüne geçiImez bir yari¸
içindedir, bürokratIa¸ma yari¸i, öte yanda büyük
adamIardan
1 RasyonaIizasyon. akItk¸me, "yani bir amaca yöneIen mantiki hareketin
gittikçe yayginIa¸masi". Weber için bkz. CemiI Meriç, Bu ÜIke, "Iki
Dü¸man Karde¸", IIeti¸im YayinIari, 7. baski, 1992, s. 185 vd. ve "PoIitika
ve tüm", s. 225 vd.
2 AkItIik.
18
medet uman bir hissiIik.
3
Weber, üim adami oIarak,
objektiItir: iktisadi ve içtimaî geIi¸menin yoIu
degi¸tiriIemez, insan oIarak, inanca siginin bahtiyar bir
zümre bu me¸um kaderi degi¸tirecektir. Çagda¸ tarihte
kiyametIer oImayacaktir diyemeyiz. Fakat bu tarih her
adimda manâIi aIternatiIIer sunan bir aki¸tan çok, bir
yerinde sayi¸tir, içtimaî degi¸me, bir mahiyetçe degi¸meIer
bütünü degiI, görevIerin gittikçe ihtisasIa¸masi, insanIarIa
nesneIer arasindaki münasebetIerin gittikçe
teknikIe¸mesidir. Avrupa'yi bu IanetIer berzahindan kim
kurtaracak? Marx, sosyaIizm diyor. "Zaruret tüneIinden
hürriyet üIkesine götüren tek yoI o; ya sosyaIizm, ya
barbarIik!"
Weber karamsardir. Karamsardir, çünkü: "sosyaIizm
gerçekIe¸tiriIemez; bu itibarIa tehIikeIi bir ütopyadir.
Marx'm IakirIe¸me, sermayenin temerküzü ve buhranIar
hakkindaki nazariyeIerini, çagimizin ekonomik ve sosyaI
geIi¸mesi yaIanIami¸tir. KapitaIizmin kendi iç tezatIari
yüzünden yikiIip gidecegini sanmak yanIi¸", "Bürokrasi
çagda¸ topIumun aIinyazisi. SosyaIIe¸tirme,
bürokratk¸tirmayi önIeyemez, rekabet, IerdiyetçiIik vs. gibi
setIeri de yikarak bürokrasinin mahzurIarini bir kat daha
arttirir, içtimaî tekâmüIün muharriki siniI çati¸maIari
degiIdir".*
KapitaIizme bagIi oImayan çevreIer de a¸agi yukari
payIa¸maktadirIar bu tenkitIeri. C. Wright MiIIs, Th. W.
Ador-no, MerIeau-Ponty gibi marksizmin tesiri aItinda
kaIan, Iakat SovyetIer BirIigindeki bürokratIa¸mayIa
inançIari sarsi-
3 ZavaIIi Weber! Ümide susuzdu. Ama, o garip Nietzsche'cinin bekIedigi kariz-
matik ¸eI, kanIi paIyaçoIari degiIdi tarihin. Aydin despot, çak pahaIi bit
ütopya. YozIa¸mi¸ demokrasiIeri tehdit eden de o degiI mi?
4 Weber, siniIIa tabakayi birbirinden ayirir. Biri iktisadi bir meIhumdur, öteki
içtimaî. Birini piyasa tayin eder, ötekini tarih. Biri geçicidir, öteki devamIi.
SiniIIar nisbeien seyyaI ve ¸ekiIsizdir. Bu seyyatiyeti, zümreIerin pazarIa oIan
münasebetIeri beIirIer. SiniIIarin birIiginden söz ediIemez. YaIniz, sürekIi bir isde
çaIi¸mayan vasiIsiz i¸çiIer, keIimenin tam mânâsiyIe, gerçek bir siniI te¸kiI
ederter.
Ian, birbirIerinden çok IarkIi Iikir adamIarinin ayni görü¸
üzerinde birIe¸meIeri dikkate Iâyik degiI mi? Weber'm
tenkitIeri Ortodoks marksciIar taraIindan da ciddî oIarak
cevapIandiriIamami¸tir.
"LiberaI" sosyoIogIarin çogu ise, Weber'm karamsarIigina
katiImaz. BûrokratIa¸ma bir baski oIayindan çok, teknik bir
oIaydir onIara göre. Siyaset de mütehassisIarin üzerinde
konu¸acagi bir aIan. Bati topIumIari, geçmi¸teki baski
yönetiminden uzakIa¸makta, bürokrasi yeni yeni
te¸kiIatIanma örnekIeri sunmaktadir, kooperatiIIer gibi.
W
A
ber için, bürokrasi ve rasyonaIizasyon bütün insanIigi
rahatsiz eden birer dü¸man kuvvet; kapitaIizmin
savunucuIarina göre, birer "Ion gürüItüsü"; herkes bu
gürüItüye kendini koIayca aIi¸-tirabiIir. KapitaIist oImayan
düzenIerin bütün iç buhranIari, Bati modeIine götüren birer
"a¸ama". Dünya "iIimIi" bir bürokrasinin bayragi aItinda
birIe¸ecektir. Tek çikar yoI; bürokrasiyi isIah etmek ve
kendimizi tabiî bir geIi¸meye ter-ketmek. SosyoIogIarimiz
bürokratIa¸mayi ho¸ göstermek için, sosyaIist topIumu
sahneye çikarirIar. SosyaIizmin ayirici vasIi zorIamadir
onIara göre, ki¸iIer de, davrani¸Iar da bürokrasinin çok siki
bir kontroIüne bagIidir, insanIar arasinda gerçek bir
uyu¸ma (consensus) oImadigindan tedhi¸e ba¸vuruIur.
Bati'nm bu sevimIi sosyoIogIarim ¸airane mü-daIaaIanyIa
ba¸ba¸a birakarak rasyonaIiteye döneIim.
Avrupa insanini dünyanin eIendisi ve eserIerinin köIesi
yapan, kapitaIizmdir Weber'e göre. KapitaIizm neden
Avrupa'nin inhisanndadir? Avrupa'nin inhisarinda, çünkü
Avrupa "akiIci". Neden akiIci? AkiIci, çünkü kaIvinizmin
vatani.*
5 GörüIüyor ki, Weber için din oIayi iktisadi oIayin sonucu degiI ¸artidir.
Weber, Marx'rn aItyapi-üstyapi münasebetini tersine mi çeviriyor. Hayir.
Tarihi maddeciIik, ideoIojinin (ister dini, ister din di¸i) iktisat üzerinde etki
yapabiIecegini hiçbir zaman inkâr etmemi¸tir. Weber de, (Din SosyoIoji'siniri
iki bö-
20
Dogru mu acaba? Hayir. KaIvuûzmin Avrupa
dü¸üncesine mirasi akiIciIik degiIdir. Çagda¸ bir sosyoIog,
bir keIim* degi¸ikIigiyIe, Weber dü¸üncesini içine dü¸tügü
çikmazdan kurtarmaya çaIi¸ir. FiIhakika, GabeI'e göre
"kapitaIizmin PüritenIerMen aIdigi ideoIojik armagan,
rasyonaIite degiI e¸yaIa¸ma"dir. E¸yaIa¸ma, eserIerinin
insana yabanci haIe geImesi ye kar¸isina "nesneI" ve tabiî
bir reaIite oIarak çikmasidir. E¸yaIa¸ma, kanunIari insan
iradesine yan çizen ve tabiat kanunIari gibi kaçiniImaz ve
zorIayici oIan bir reaIite. Ba¸ka bir tâbirIe, e¸yaIa¸ma iIe
yabanciIa¸ma meIhumIari birbirinin zaruri
tamamIayicisidirIar. E¸yaIa¸manm hâkim oIdugu dünya,
kati, insan di¸i, degerIeri ve ki¸iIeri yok eden bir
dünya.
Avrupa di¸i üIkeIer, biIhassa IsIâm üIkeIeri, beIki de,
Bati'dan daha çok akiIcidirIar. KapitaIizme
girmemi¸Ierdir, çünkü onIardaki rasyonaIite e¸yaIa¸ma
degiIdir. E¸yaIa¸manm Ierman dinIettigi dünya, CaIvin'in
kaderci dünyasi, yani kapitaIist Avrupa'dir. CaIvin'in
dünyasinin da, kapitaIist Av-
Iümünde) marksist anIayi¸a çok yakIa¸ir. Burada, din bir ideoIoji yani her türIü
degi¸ime kar¸i koyan bir dü¸ünceIer bütünü oIarak tanitiIir. MeseIeyi ¸öyIe
koyar sosyoIog: FeodaIite artikIarinin oImayi¸i, ÇinIiIerin iImt kabiIiyeti,
hammadde boIIugu gibi amiIIer Çin'in kapitaIizme geçi¸ini koIayIa¸tirmaktaydi.
ÜsteIik bir Çin rasyonaIitesi de vardi, protestan men¸eIi Bati rasyonaIite-
sindeti hiç de a¸agi oImayan bir rasyonaIite. O haIde Çin, kapitaIist geIi¸me
yoIunda neden durakIami¸tir? Weber, suçu KonIüçyüVe yükIer. FiIhakika,
KonIûçyüs mezhebi bu aIanda gerçek bir ideoIoji (yani degi¸ikIige kar¸i
direnmeyi koIayIa¸tiran IikirIer manzumesi) roIü oynami¸in.
KonIûçyüs'cü mandarina özeI bir tabakaydi. Tam bir kaIem eIendisiydi
mandaren. Ne bir uzmandi BatiIi mânâda, ne bir yüksek memur. Ba¸Iica
geIiri, vergi iItizamindan ve idari görevIerinden sagIadigi paraydi,
Protestanin "yaratici buna-Iim"vna yabanciydi. Tek kaygisi vardi:
MükemmeI oIdugunu zannettigi topIum düzeni içinde yerini aImak.
BinaenaIeyh, kapitaIist zihniyetin geIi¸mesine önayak oIamazdi. Ama
mandaren de gökten inmemi¸tir. BeIIi bir iktisadî ve cograIî ihtiyacin eseridir.
Güney Çin'deki büyük suIama i¸Ierini yönetme ihtiyaci. Kisaca, rnandarenIer
konIüçyanizmi, hem iktisadi hayati aksettirir, hem de ideoIojik bir görevi
yerine getirir; yani bir zümrenin hizmetinde bir gizIeme ve diyaIektikten
uzakIa¸tirma aracidir.
21
rupa'nin da yapisi mani'ci* ikisi de insanin eziImeye
mahkûm oIdugunu söyIer; ikisi de insanIik di¸i ve ki¸iyi
yok edici; ikisinin de yöneIi¸i açiktan açiga muayyeniyetçi.
CaI-vin'in dünyasi deger yargisi beIirten bir e¸yaIa¸mamn
tipik örnegidir. Tanri, ta¸iyiciIarina kurtuIu¸ getiren beIIi
sayida deger yaratmi¸tir. Hiçbir çaba -dua, hayir i¸Ieri» bu
deger yekûnunu arttirip eksiIternez. E¸yaIa¸mi¸ ¸uur da,
kaIvenci iIahiyat da. insanin kaderi degi¸tiremeyecegine
kanidirIer. Püriten, duanin müessirryetine inanmaz;
e¸yaIa¸mi¸ ¸uur, praksis'e.
E¸yaIa¸ma, yeni ba¸Iayan kapitaIizm için tabiî bir çevre
idi. KapitaIist iktisadin bir eseri yahut da bir üstyapisi, ama
i¸Iemesi için IüzumIu bir ¸art.
HüIasa edeIim: Bürokraside rasyonaIite oImadigi
söyIenebiIir. Ama, hiç kimse bürokratik düzenin e¸yaIa¸mi¸
bir düzen oImadigim iIeri süremez. Çagda¸ insan böyIe bir
akiI di¸i ve e¸yaIa¸mi¸ dünyada ya¸iyor. Püritanizmin
zehirIi soIugunu ense kökümüzde duyar gibiyiz. KaIdi ki
akiI di¸i'ni akiI tahtina oturtan bu idrak hastaIiginin tek
kurbani Avrupa da degiI.
7
Mani'nin kurdugu din, Maniheizrn. Dünya, hayirIa ¸errin sava; aIanidir, insan
da öyIe. insanin mutIuIugu, bu iki zit kuvvet arasindaki muvazeyene bagIidir.
Herben Marcuse Sovyet Marksizm! adIi eserinde, homosovieticus iIe Weber'in
Püriteninin temeI ¸ahsiyet benzerIikIerine dikkat çeker. Bu benzerIik, din
sosyoIojisinden çok Sovyet ideoIojisinin yorumu için enteresan bir çaIi¸ma
hipotezidir.
Bir ba¸ka yazar, Püriten dünya iIe irkçi dünya arasindaki yapi benzerIikIerine
i¸aret etmektedir. Nazi ideoIojisi CaIvin inancinin yeniden dogu¸udur bu zata
göre. Ikisi de insanIar arasinda dogu¸tan e¸itsizIik oIdugunu kabuI ederIer,
CaIvin için iki türIü insan vardir: Rabbin sevgiIi kuIIanyIa, IanetIenmi¸Ier.
Nazizm için AIman irki, insanIigin eIendisidir. Ayni kati, ayni insaIsiz, ayni
adaIet di¸i kader (Erich Fromm, La Peur at a Liberti. (Hürriyetten Korkmak)
Paris 1963, s, 76-77).
Demek ki, zamaniniizdaki iki yaygin dü¸üncenin, Sovyet ideoIojisi iIe
nazizmin temeIinde pûritanizmIe kar¸iIa¸iyoruz. "E¸yaIa¸ma, Maniheizm,
diyaIektigin reddi; otoriter rejimIerin tabiî egiIimidir" diyor GabeI.
22
Marx'in hayaIIeri gerçekIe¸medi. Weber'in kahramanIari
da uIukta görünmüyor. SanayiIe¸me, Pandora'nm kutusu.
Bati "uygarIigi"... hasretini çektigimiz o peri-suret, hakikatte
kart bir J anus. Her iki çehresi de abus, her iki çehresi de
tehditkâr.
Amerika'ya geIince... Weber dü¸üncesinin en taninmi¸ AmerikaIi temsiIcisi Ri-
esman, üç türIü içtimaî seciye kabuI eder. GeIenekIerin beIirIedigi ¸ahsiyet,
di¸tan beIirIenen ¸ahsiyet, içten beIirIenen ¸ahsiyet. Içten beIirIenen devIet
adaminin en güzeI tarihî örnegi: Th. W. WiIson. J. Foster DuIIes iIe senatör
GoId-water ayni seciyenin daha yeni örnekIeri. Siyasî yabanciIa¸ma Amerika'da
özeI bir ¸ekIe bürünmü¸tür, amenna., Iakat bu yabanciIa¸mada, yeniye
dü¸manIigi ve Maniheizmi iIe püritenci ruh hâki m.
23
,-./0 1-20
Çapkin, çakirkeyiI, derbeder bir üsIup. Simarik, atak, sera-
zad bir zekâ. Kizdirdigi zaman biIe sevimIi. Kitabi güIerek
kapiyorum, yari sarho¸, yari mutIu, yari doymu¸, yan aç.
Hangi Bati bir Iacianin hikâyesi: iki yüzyiIdan beri
kurbani ve kahramani oIdugumuz bir Iacianin.
1
Bu miIIî
dram, ¸airin kaIemiyIe
u
Ieerique"Ie¸mi¸. Dost bir sesin
musikisi, ArieI'in rebâbi gibi, sizi ¸iire ve ¸irin'e
kanatIandiriyor. Evet, iIhan'in iIk vasIi bir sesi oIu¸u;
sicak ve aydinIik bir ses.
Dü¸ünceIere geIince... Bu ha¸ari üsIup, dü¸ünce yumagi
iIe oynayan sevimIi bir kedi yavrusu: ko¸uyor, zipIiyor,
sakIaniyor, tekrar IirIiyor bir kö¸eden. Kâh açiIiyor, kâh
dügümIeniyor yumak. Arada bir koptugu da oIuyor.
IIhan, çok deIa ¸air, bazen gazeteci, bazen de bir derginin
Paris muhabiri. MuaIIim Naci'nin tenzihinden geçmemi¸
bir Cenap. Türkçe yazan bir¸AIi Namik Daha usta, daha
tecrübeIi bir AIi KemaI, Paris Musahabeler´trim AIi KemaI'i.
1 AttiIa IIhan, Hangi BaIi, ikinci basim, BiIgi yayinevi, IstanbuI 1976. 24
Kitaba Niyazi Berkes'den bir epigraIIa giriyoruz, i¸tihayi
tikayan kakavan bir epigraI. Bir avuç keIime Ie¸i...
"Önsöz yerine", gerçek bir beyanname. Suura biçak gibi
sapIanan, yaIin ve gür bir iIade. Uçurumun kenarinda
uyanan bir vicdan, nesiIIerin ¸ikâyetIerini haykiriyor,
¸ikâyet ve gaIIetIerini. AnIa¸iyor muyuz? TemeIde, evet;
teIerruatta, hayir. -" Çagda¸Ia¸mayIa batiIiIa¸ma arasindaki
Iark" ne demek? BatiIiIa¸ma miti eskiyince, yeni bir yaIan
çikti sahneye, daha dogrusu ayni nazenin taze bir makyajIa
arz-i endam etti: çagda¸Ia¸ma. InteIijansiyamizin ugrunda
¸ampanya ¸i¸eIeri patIattigi bu ihtiyar kahpe, Tanzimat'dan
beri tanidigimiz Bati'nm son teceIIisi. Çagda¸Ia¸ma,
karanIik, kaypak, reziI bir kavram. ReziI, çünkü tehIikesiz,
masum, taraIsiz bir görünü¸ü var. Çagda¸Ia¸manin kistasi
ne? HippiIik mi, bürokrasi mi, atom bombasi imaI etme gücü
mü... Çagda¸Ia¸mak, eIbette ki AvrupaIiIa¸maktir.
AvrupaIiIa¸mak, yani yok oImak. Avrupa bizi çagda¸ iIan
etti, Avrupa, daha dogrusu onun yerIi simsarIari. Zira,
apayn bir medeniyetin çocukIariyiz, dü¸man bir
medeniyetin, bamba¸ka öIçüIeri oIan, çok daha eski, çok
daha asiI, çok daha insanca bir medeniyetin. Iki yüzyiIdir bir
"anakronizmdin utanci içindeyiz, sözümo-na bir
anakronizm. Bu 'çagdi¸i' ithami, ithamIarin en aIçak-çasi ve
en abesi. Haykiramadik ki, ayni çagda muhteIiI çagIar
vardir. Çagda¸Iik, neden Hiristiyan ve kapitaIist Bati'nm
abesIerine peresti¸ oIsun? Fâni ve mahaIIî abesIer. Bu, kendi
derisinden çikmak, kendi tarihine ihanet etmek ve köIeIige
pe¸in pe¸in razi oImak degiI midir? Çagda¸Iik masaIi, bir
ihraç metai Bati için, kokain gibi, LSD gibi, Irengi gibi.
Suuru IeIce ugratan bir zehir. Çagda¸Ia¸manin haIk
vicdaninda adi asrîIe¸mektir, asriIe¸mek yani
maskaraIa¸mak, gavurIa¸mak. IIhan, çagda¸Ia¸mak
"sorununu", "çagda¸ yöntemIerIe
25
uIusaI uygarIik biIe¸imi yapmak" diye aIiyor. Çagda¸ yöntem
ne demek kuzum? Ba¸ka bir medeniyetin hazirIadigi, ba¸ka bir
medeniyetin hâkimiyet kurmasina yarayan karanIik güçIerin
bütünü degiI mi? Bu yöntemIer, üIkeden üIkeye aktariIabiIir
mi? Çok titiz, çok sabirIi bir ayikIamadan geçiriImeIeri,
ehIiIe¸tiriImeIeri gerekmez mi? "UIusaI uygarIik" agacina nasiI
a¸iIayacagiz bu yöntemIeri? Iki yüzyiIdan beri a¸iIamaya
çaIi¸miyor muyuz? Çagda¸Ia¸mak beIIi tedaiIeri oIan bir
keIime, civik, sinsi, kaypak.
SevimIi ¸air, IeIaketIerimizin kaynagini ara¸tirirken
"Tanzimat ve sonrasi, bize, BatiIiIarin önerdigi ve denetIedigi
bir batiIiIa¸ma düzenidir," diyor., "bu düzen imparatorIugu
batirmi¸tir, çünkü endüstriIe¸meyi sagIayan degiI, engeIIeyen
bir tutum içermektedir".
2
Süphe mi var? Dört kitayi sömü-rerek
paIazIanan kapitaIizm canavari, bindigi daIi kesecek degiIdi ya!
Sonra, hataIarimizin aItini çiziyor IIhan: "Bir kere yaptigimiz
batiIiIa¸mak degiIdi, ikincisi Bati bizim sandigimiz gibi
degiIdi, üçüncüsü Bati' mn uIa¸tigi yer özeniIecek bir yer
degiIdi".
3
Bu ¸ahane teshiIIere bazi müdahaIeIer yapaIim:
yaptigimiz batiIiIa¸mak degiIdi, çünkü batiIiIa¸amazdik. Bir
medeniyetin ba¸ka bir medeniyete istihaIe edemeyecegi,
DaniIevski' den beri bir kaziye-i muhkeme. Bati bizim
sandigimiz gibi degiIdi, iddiasina geIince hem dogru hem
yanIi¸. Biz kimiz? AtiI EIendi mi, SaduIIah Pa¸a mi, Fuat Pa¸a
mi... Emin BüIent mi, CeIaI Nuri mi, AbduIIah Cevdet mi?
Üçüncü cümIe, ' BatihperestIer'e ithaI oIunur, mahza hakikattir.
Bati' mn çikmaza sapIandigini isbat için, Bati yazarIarindan
Ietva getirmeye I*zum var mi? Ne de oIsa IIhan da biz-
2 ·x.g.e., s. 15.
3 a.g.«., s. 17.
26
den, yani AvrupaIi. Önsözün keIere isimIeriyIe bitmesi
hastaIigin vehametini göstermiyor mu?
Birinci böIüm: "NeuiIIy'de bir Pencere". Bir ¸iir ba¸Iigi
degiI mi? Vaitkâr ve cazip. IIhan bir hatirasiyIa giriyor
böIüme: "Genç bir ozan hatirIiyorum. Yumrugunu gögsüne
vura vura 'Ben, demi¸ti, Türk oImak istemiyorum.
Çevremde gördügüm her ¸ey kizgin bir demir deh¸etiyIe
etime yapi¸iyor. SanatimIa ve duyguIanma gücümIe ba¸ka
ve BatiIi bir ortama aidim ben
1
". Bu parçaIani¸in ba¸ka bir.
miIIetin tarihinde benzerine rastIayamayiz. SaduIIah Pa¸a'nin
Paris ser-gisindeki aptaIca hayranhgiyIa ba¸Iayan bir dramin
son perdesi... Genç OsmanIiIardan, genç sosyaIistIere kadar
bütün Türk aydinIan bir hiyanet psikozu içindedir.. Bu bir
aIimyazisi mi? Yani, ha¸in ve kaçiniImaz bir muayyeniyet
mi söz konusudur? EIbette, imparatorIugun yükseIi¸
devrinde aydin, topIumun herhangi bir Ierdidir, zevkIeri
iIe, ziIIetIeri iIe, mukaddesIeri iIe, aciIari iIe... Kadidir,
müItüdür, tahrirat kâtibidir vs. TopIumun herhangi bir
IerdiyIe ayni camide namaz kiIar, ayni kahvede dinIenir,
ayni soIrada yemek yer. Ne imtiyazi vardir, ne imtiyaz
pe¸indedir. Tanzimattan sonra durum degi¸ir. Aydin, kendi
tarihinden koptugu öIçüde aydindir; kendi tarihinden, yani
kendi insanindan. Ba-ti'nin temsiIcisi oIdugu öIçüde
aydin. Bati medeniyetine bagIanmak, deri degi¸tirmekIe
oImaz. Daha kökIü, daha uz-vî bir istihaIe gerek. Aydin, bu
istihaIeyi ba¸ardigi, yani ihanette muvaIIak oIdugu öIçüde
benimsenir Bati taraIindan. Padi¸ah haIktir. Gerçi, o da
hastaIiga yakaIanmi¸tir, "Irengi hastaIigi" na, ama yine de
haIk. BabiâIi, Re¸it Pa¸a'dan itibaren Avrupa'yi temsiI eder.
Saraydan da, haIktan da kopmu¸ bir bürokrasi. Aydin da
bir bürokrattir; o da mütevazi bir temsiIcisi buIundugu
içtimaî zümre gibi ¸öhret ve itibarini yeni eIendiIerine, yani
Avrupa'ya borçIudur.
IdeoIoji, hâkim simIIann, hâkim siniIin ideoIojisidir,
diyor kitap. Hâkim siniI: ingiIiz, Fransiz burjuvazisi.
Padi¸ah,
27
son mukavemet kaIesi. Istese de istemese de, kaIabaIigi
korumak mecburiyetindedir. BabiâIi, birjhân-i yagma
grubu. HaIkIa en küçük bir temasi yok. Batan bir
gemide... Ve uIukta rüyaIarin en muhte¸emi: Avrupa.
Aydin, kadin gibidir, hercai, kaprisIi, tembeI. PIekhanov,
KIeopatra'ya benzetir eIendicigimi. Azgin i¸tihaIan vardir.
Avrupa, memnu meyveIeriyIe kar¸ismdadir, dudakIarinda
büyüIeyici bir tebessüm, ¸arkiIar IisiIdar ona, davetkâr
¸arkiIar. YüzIerce mektep, binIerce ke¸i¸, eIçiIikIerIe
baIoIar, ekaIIiyetIer, ikide bir BeyogIünu zevk panayiri
haIine getiren ¸uh aktrisIer ve... mürebbiyeIer (Hasan
Sabbah'in cenneti kaç para eder?). Bu kesiI hücum
kar¸isinda, o dev cüsseIi ve dev i¸ti-haIi inteIijansiyamiz
nasiI dayanabiIirdi?
HaIk maziye çiviIi. Bu, ahmakça bir taassup degiI, insiyaki
bir neIis müdaIaasi. AydinIarin ihanetini biIiyor. Korkuyor
ve seziyor ki, hayatini idame ettirmenin tek ¸arti
hareketsizIik. Bir ba¸ka Iisan konu¸maktadir aydinIar,
haIktan neIret etmektedirIer. Padi¸ahi, kendiIerini dünya
zevkIerinden ayiran bir hâiI oIarak görmektedirIer. Padi¸ah
oImasa, Avrupa'nin emrinde ve Avrupa'nin inayetiyIe
Türkiye'yi kendiIeri yönetecek. KaIabaIigi sava¸a hazirIamak
mi, ne sava¸i? KaIabaIik CaIiban'dir, sevimsiz, pis, ahmak
CaIiban.
4
InteIijansiya, üIkesiyIe her türIü bagIarim koparmi¸ bir
"desenchante"Ier topIuIugu. IIhan dogru söyIüyor. Okumak
kopmaktir. Okudugumuz öIçüde yabanciyiz. Sairi
dinIeyeIim: "Yeni Türk sanatçisi, kendisini BatiIi diye aIir.
Içinde ya¸adigi topIumu doguIu diye küçümser. Küçük
aydinIar, hatta biraz gözü açik mahaIIe kizIari, yaIniz
çeviri roman okumakIa, Türk IiImIerine gitmemekIe,
basbayagi övünürIer. Büyük ¸ehirIerimizin, o AIIah
muhaIaza, sanat çevreIe-
4 Shakespearean "Firtma"smda adi geçen kahraman. Bir büyücü Üe Seytanin
ogIu. Daha büyük bir güce boyun egmek zorunda kaIir ama daima ba¸kaIdmr.
!"
rinde Fransiz resmi, IngiIiz ¸iiri, Rus müzigi, ItaIyan
sinemasi herhangi bir Türk sorunundan önce konu¸uIur".
5
Sonra, Pondichery'den, AntiIIer'den söz ediyor yazar. Ve
okIarim aydin karde¸Ierinin iman tahtasina sapIiyor
insaIsizca; "AntiIIi yazar, haIkina oImayan bir geçmi¸
buImaya çaIi¸adursun, biz rahatça var oIan, hem de nasiI
var oIan. koskoca bir geçmi¸e sövmekteyiz. O kadar ki,
yeni, BatiIi, üsteIik de iIerici sandigimiz bir yazara, eIin
BuIgari sizin kIasikIeriniz nedir, diye sorunca bizim
kIasikIerimiz yoktur, cevabini aIir".
6
Konu¸an ¸iirin ta
kendisi, ¸iirin yani ma¸eri vicdanin. Var oI IIhan! Sonra
yine nesre geçi¸, nesre yani ukaIaIiga. Bir aIay keIere ismi,
sevimsiz ve Iüzumsuz. Sahin, hep ayni yüksekIikte kanat
çirpamiyor. Ama bir kanat darbesiyIe tekrar yükseIebiIiyor
hakikata: "Yok, yok, genç sanatçi BatiIi oImanin Türk
oImamak demeye geImedigini anIamaIidir. UygarIigimizi
degi¸tirmek ne IâI? Türk'üz, Türk kaIacagiz. UygarIigimizi
çagda¸ öIçüIerIe yeniden degerIendirmesini biIecegiz (biraz
karanIik degiI mi?). BatiIiIik bu (neden BatiIiIik oIsun,
insanIik). Yoksa yanm yirtik bir yabanci diI beIIeyip bir
yabanci uygarIigin kuyruguna ekIenmek degiI".
7
Arkasindan, gerçek Paris'i bütün tezatIariyIa sergiIeyen
birkaç sayIa. Orada "umutsuz çirpini¸Iar ve çizgi di¸i
arayi¸Iar var" diyor IIhan. YabanciIari büyüIeyen de Paris'in
bu taraIi, ama "Paris'in iç ya¸antisiyIa, organik
ya¸amasiyIa kendi dü¸Ierimizi" kari¸tirmayaIim. Çok
dogru. OrtaIama Fransiz, bugün de baba FIaubert'i tiksinti
iIe ögürten o dar kaIaIi, o ¸a¸i tecessüsIü papagandir.
Fransizin cihan¸ümuI hamakatine ayna tutmak isteyenIer,
FIaubert'in îfictlonnaire
5 a.g.e., s. 26.
6 a.g.e., s. 30.
7 o.g.e€ s. 30.
29
des Idees Reçues'ünü uzativersin hazrete. Fransa, ne devIer
ne cüceIer diyari. KapitaIizmin bütün ihti¸amini ve
seIaIetini vitrinIe¸tiriyor sadece. IIhan, IazIa konu¸uyor
beIki, ama ne yapsin? Yurdunun aIyonIanmi¸
inteIijansiyasini uyarmak için IsraIiI'in sûr'una satiIsa
hakki var.
Az sonra, ¸airin çok ¸airane bir hayretiyIe kar¸i kar¸iya-
yiz. Bir orta mektep tarih kitabinda, SümerIeri, HititIeri,
hatta EtrüskIeri buIamayinca aIaIIiyor. Unutuyor ki, tarih
düpedüz bir ideoIojidir. AvrupaIinin yazdigi tarih,
Hiristiyan Avrupa'nin gururunu ok¸ayacak bir masaIIar
yiginidir. HeIe orta mektep seviyesindeki tarih! Sayin IIhan,
AnatoIe France üstadimizin PenguenIer Adasi´m hatirIasin,
biIhassa önsözünü. Her içtimaî siniIin, her miIIerin, her
medeniyet camiasinin kendine göre bir tarihi vardir, hatta
her tarihçinin diyecektim.
Sairin eIinde keIimeIer zaman zaman, karanIiktan
aydinIatan birer ¸im¸ek piriItisi oIuveriyor: Yeni roman,
gerçeküstücüIük vs. hep beIIi bir bünyenin hastaIikIari. Biz
mecbur muyduk bunIari ithaIe? IIhan dogru söyIüyor:
"Türk edebiyatinin en önemIi sorunu, bugün için bir öz
ki¸iIigini buIma sorunudur".
8
Ikinci böIüm: "Ku¸ku Kapisi". YaIanIa besIenen bir nesIin
izdirapIariyIa kar¸i kar¸iyasiniz; izdirapIari, isyanIari ve
arayi¸IariyIa. "Yirmi yiIdir her topIumsaI sinavda çaka çaka
ba¸imiz döndü" diyor ¸air. Sonra, inteIijansiyamizi
Baytekin'in u¸agi KoIu'ya benzeterek Iaciayi bir mizahIa
be¸eri-Ie¸tiriyor. Severek okuyacaksiniz o sayIaIari.
9
AsirIik
bir Iaciayi üç keIimeye hapsetmi¸: "U¸akIa¸mayi
uygarIa¸mak sanmak". "Hangimiz Bati'dan bizim
topragimiza geImi¸ bir yaman Baytekin'in sag koIu
degiIiz?.. FiIanin Baytekin'i
8 a.g.e., s. 83.
9 "34567839;<$
30
BertoId Brecht'dir, IaIamnki Andre Breton'dur, Ie¸mekanin-
ki Sartre, Joyce ya da Garaudy!" Sonra co¸uyor iIhan ve
yeniden bir vicdanin sesini duyuyorsunuz: "Çinhindi'nde
tam FransizIa¸mak, tam AmerikanIüa¸mak için nasiI
birtakim KoIu'Iar çekik gözIerini ameIiyatIa düzeItmege
ugra¸iyorIarsa, sen de tut diIini igdi¸ et, sanatinin imge
düzenini boz, ses uyumunu kir, sonra da artik BatiIi oIdum
diye övün! Seni begense begense tek ki¸i begenir: Avci Bay
tekin".
10
Nur oI aziz ¸air!
Birden Metternich'in ögüdünü hatirIadim; tarihin
derinIikIerinden geIen bir dost sesi:
"DevIet-i AIiyye günden güne zayiIIamaktadir. Niçin sak-
IamaIi: Onu bu haIe dü¸üren sebepIerin ba¸inda
AvrupaIiIa¸ma geIir. TemeIIerini 111. SeIim'in attigi bu
zihniyeti, derin cehaIeti ve sonsuz hayaIperestIigi
yüzünden, 11. Mahmut son haddine vardirir. BabiâIi'ye
tavsiyemiz ¸u: hükümetinizi dint kanunIariniza saygi esasi
üzerine kurun. Zamana uyun, çagin ihtiyaçIarini dikkate
aIin. idarenizi düzene sokun, isIah edin. Ama yerine, size
hiç de uymayacak oIan müesseseIeri koymak için eskiIerini
yikmayin. Bati kanunIarinin temeIi HiristiyanIiktir. Türk
kaIiniz. Avrupa'nin ¸artIan ba¸kadir, Türkiye'nin ba¸ka.
Avrupa'nin temeI kanunIari, Dogu'nun örI ve âdetIerine
taban tabana zittir, ithaI maIi isIahattan kaçinin. Bu gibi
isIahat MüsIüman memIeketIerini ancak IeIakete
surukIer"."
10 a.g.e., s. 94.
11 EngeIhaidt. Ed. La Turauie et Ie Tanzimat, Paris, A. CotiIIon, 2 ciIt, 1882-1884,
c. 1, s. 48 vd. Türkçe çevirisi AB Re¸at, Türkiye ve Tanzimat, Kanaat
Kütüphanesi, 1912.
CemiI Meric'in konuyIa iIgiIi diger bazi yaziIari için bkz. Bu ÜIke, "Avrupa'nin
Yeni bir ihraç Metai". IIeti¸im YayinIan, 7. baski, 1992, s. 97-98. Magaradaki-
Ieç "KüItür ve EmperyaIizm". Ötûken YayinIan, 1. baski, 1978, s. 38 vd. "SoIa
Göre KüItür EmperyaIizmi", a.g.e. s. 46 vd. Kirk Ambar. "AvrupaIiIa¸ma mi
AvrupahIa¸tinIma mi?
11
. Ötüken YayinIan, 1980, s. 263 vd.
#$
ALI PASA'NÎN SIYASI VASIYETNAMESI
IstikbaIimizin emniyeti için Avrupa devIetIer
muvazenesinin mâbihiI hayati bizim muhaIaza-i
istikbaIimiz oIdugunu dermeyan ediyorsunuz. Benim
¸anIi ve sa-adetIi gördügüm istikbaI bu degiIdir,
beyim.. VaktiyIe kiIicimiza ba¸ egdirdigimiz
kimseIerin sâye-i IutIunda ya¸ayip gideceksek, yani
saadet-i âtiyemiz bundan ibaret kaIacaksa ben o saadeti
istemem. Çünki maksadim Avrupa devIetIer
muvazenesini muhaIaza degiIdir; OsmanIiIik sânini
muhaIaza etmek ve., vaktiyIe birinci François'mn
yazmi¸ oIdugu gibi istirhamnameIer yaziIdigini (beIki
hayatim yetmeyecegi cihetIe) hiç oImazsa
mezarimin içinde seyredip orada müItehir oImaktir.
Ya böyIe oIsun, ya hiç oImasin!
Ahmed Midhat, "Nâmik KemâI'e cevap"
(Bedir gazetesi, 1872)
La Bruyere, RicheIieu'nün siyasî vasiyetnamesini gökIere
çikarir. Bu kadar erkekçe, bu kadar sagIam dü¸ünen bir adam
eIbette ki ba¸aridan ba¸ariya ko¸acakti, der... O çapta biri ya
hiç yazmaz, ya da böyIe yazar. VoItaire'e göre bir bayagiIikIar
sergisidir vasiyetname.
32
RicheIieu'nün kaIeminden çiktigi çok ¸üpheIidir. Büyük
Frederik de, VoItaire gibi dü¸ünür: "En parIak zekâIarin
karardigi oIuyor: RicheIieu Vasiyetnameyi yaziyor, Newton
Vahiy Kitabi'm."
Sainte-Beuve, Vasiyetnamenin hayranidir, üsIubunu, yer
yer Shakespeare'Ie, SebiIIerIe kar¸iIa¸tirir. Eser, devIet
adaminin eI kitabidir, KardinaI'tn bütün siyasî tecrübesini
özetIer.
Bir ba¸ka ara¸tirici, Leon NoeI için Vasiyetname "akim,
tecrübenin, reaIizmin ¸aheseri... Fransiz poIitika sanatinin
zirvesi ve bir bakima meceIIesi''dir.
Vasiyetname bir IiIozoIun degiI, bir hareket adaminin
eseri. Yazar, hikmet-i hükümete ahIâk cûbbesi giydirir.
Aristokrasiye, derebeyIik artikIarina, din sava¸Iarina
dü¸mandir. HaIka â¸ik oIdugu da söyIenemez: "Avamin
okuyup yazmasina ne Iüzum var? Egitim Fransa'yi
bo¸bogazIarIa doIdurur. Hiçbir i¸e yaramaz bunIar, aiIeIeri
IeIakete sürükIer, haIkin huzurunu bozarIar, Kitap avamin
kaIasinda ¸üpheIer yaratir*. Ba¸ka bir yerde: "Bütün
poIitikaciIar biIir ki, der, haIk reIaha kavu¸unca zaptediImez
oIur. Katira benzer avam, yük aItinda uysaIdir, IazIa
dinIenince azar".
1
Büyük RicheIieu'nün 1687'de
yayimIanmi¸ oIan öIümsüz Vasiyetnamesi böyIe hikmetIerIe
doIu.
AIi Pa¸a'yi dü¸ünüyorum; Genç OsmanIiIarin vur abaIi-
ya'si ÂIi Pa¸a'yi. AbdüIaziz Han' in vezir-i âzami, RicheIi-
eu'den çok daha taIihsiz, ama çok daha dürüst, çok daha
insan. O büyük devIet adami, yüzyiI önce (7 EyIüI 1871)
bütün siyasî hayatini kirk sayIada özetIemi¸, padi¸ah-i
cihan'a, öIümünden sonra izIenmesi gereken yoIu
göstermi¸ti.
Vasiyetname, "Kar¸iIa¸tigimiz güçIükIeri
anIatmayacagim" diye ba¸Iiyor, "onbe¸ uzun yiI mücadeIe
ettik. Dü¸-
1 Sainte-Beuve, CA. Cciuseries du Lundi (Pazartesi SohbetIeri), ciIt 7, 3. hasta..
Gamier, Paris 1853, ss. 224-265.
33
inanIarimiz zorIuyduIar. Ayakta durmak, böIünmemek,
parçaIanmamak Iâzimdi. ÜsteIik kaIkinacaktik da.
HataIarimiz oImu¸tur, ama imparatorIuk a¸agi yukari hasar
görmemi¸ durumda. Fuat ve ben iktidara geIdigimiz zaman
Dev-Iet-i AIiyye uçurumun kenarindaydi.
WaterIoo'da sona eren kanIi devreyi uzun bari¸ yiIIari
takip etti. MiIIetIer te¸kiIâtIandi, kuvvetIendi; ihtirasIari
geIi¸ti. NüIuzIarini arttirmak, sanayiIerine pazar buImak
için ya siIaha sariIacak, yahut da dipIomatik konIeransIara
ba¸vuracakIardi. Bütün bu ban¸çi veya sava¸çi i¸tihaIar
kar¸isinda hemen hemen bakir, adeta i¸Ienmemi¸, a¸agi
yukari meçhuI kaImi¸ bir üIke oIan Türkiye, EIdorado'dan
Iarksizdi. Teb'a-i ¸ahane', kom¸uIarinin Iikrî ve maddî
iIerIemeIerine kiyasIa geri kaImi¸ti.
ÜIkemize göz dikenIer anIa¸mazIik içindeydiIer. BaziIari
toprakIarimizi eIe geçirmek istiyordu, baziIari bizi sömûre-
rek sanayi ve ticaretIerini geIi¸tirmek. BirinciIer gizIi niyetini
¸airane sözIerIe maskeIiyorIardi: aci çeken insanIigi rahata
kavu¸turacak, din karde¸Ierini kurtaracak, eziIen
kavimIerin zincirIerini kiracakIardi. Bu kutsaI emeIIer
ugrunda üIkemize girecekIerdi, ikinciIer, oImaz! diyorIardi,
oImaz ve oImamaIidir! OsmanIi üIkesinin bütünIügü
Avrupa'nin dengesi için ¸arttir. Ayni ikiyüzIüIük,
izIeyecegimiz poIitika meydandaydi. Bazi devIetIerin saIdiri
gücüne kar¸i ötekiIerin müdaIaa gücünü kuIIanacaktik.
Bu arada tebamizm bir kismi uyu¸ukIuktan
kurtuIuyordu. ÂdetIerde degi¸ikIikIer oIuyor, yeni ihtiyaçIar
çikiyordu sahneye. Ama ithaI ediIen bir medeniyetti bu, agir
ve kaçiniImaz bir oIgunIa¸manin meyvesi degiIdi. BöyIe
oIdugu için, Avrupa'nin IaziIetIerinden çok rezaIetIerini
aIdik...
... EIimizdeki imkânIar çok sinirIiydi. MemurIarimiz
umumiyetIe ehIiyetsizdi. Askerimiz vardi, ama ordumuz
yoktu; memIekette yoI oImadigindan memurIarin suiisti-
34
maIIerinden, tahrikçiIerin IesatIarindan zamaninda
haberdar aIamiyorduk. Idare tarzimiz kararsiz ve
düzensizdi. Kanun ve nizamIardan mahrumduk; her memur
kendi ba¸ina birakiImi¸ti; mesuIiyetten kaçiyor, ayIak
ya¸iyordu.
Önce di¸ münasebetIerimizi düzene koymak
zorundaydik. Hayat hakkimizi tanitmak, Avrupa
Konseyine girmek istiyorduk; ba¸ardik bunu. SinirIarimizi
tesbit ederken bazi IedakârIikIara katIanmak gerekti.
BunIar zahiri tavizIerdi: BeIgrad KaIesi gibi. FiiIî durumIari
kanunîIe¸tirdik, o kadar. Aksini yapip binIerce insanin
kanini mi dökmeIiydik? Bu arada Avrupa miIIetIeri neIer
kaybetmediIer. Biz, askerIe dövü¸medik, dipIomasi yoIunu
seçtik, dipIomatik notaIarimizIa basan kazandik.
Di¸ meseIeIeri haI yoIuna koyarken iç meseIeIeri de
ihmaI edemezdik. Ana dâvamiz haIkin arzuIarini tanimak,
ihtiyaçIarini sezmek, Iikrî geIi¸mesini izIemekti. Nankör bir
dâva. Avrupa bizi bir tuzaga iriyordu; Avrupa, bazi ütopya-
ciIar ve birtakim kisa görü¸Iü dipIomatIar. BunIara göre,
hiçbir hazirIikta buIunmadan hemen Avrupa örI ve
âdetIerini memIekete sokmak ve Avrupai bir hükümet
kurmak Iâzimdi. Bu taIepIerden yerinde buIdukIarimizi
uyguIuyor-duk, ama iyice öIçüp biçtikten sonra; sarsintiIari
önIeyerek, önce yurt menIaatIerini dü¸ünüyorduk.
Avrupa'nin her istedigini yapar gibi görünüyorduk. Bu
tekIiIIer umumiyetIe caziptiIer, ama bizim için degiI,
kendiIeri için. BunIarin hepsini kabuI etsek mahvoIurduk;
ama bunu Avrupa'ya anIatmak güçtü ve ihtiyatsizIik
oIurdu.
2
z Pa¸a'run öIümünden dört yiI önce bir Fransiz ziyaretçisiyIe yaptigi konu¸mayi
hatirIiyorum: "Fransa da, IngiItere de seçkin temsiIciIer yoIIuyor buraya.
Seçkin ama mütehakkim. EIIerindeki bütün kuvveti dü¸ünceIerinin emrine
veriyorIar. Ama Paris'in veya Londra'nin dü¸üncesi IstanbuI'dakiIerIe
uyu¸amiyor EIciIeri aydinIatmaya çaIi¸iyoruz, ama bo¸una. Ne yapabiIiriz)
Zaman kazanmak zorundayiz'. Siz buna sözünde durmamak diyorsunuz, biz
IeIaketten kaç-
35
ÜIkenin kaIkinmasi Bati iIe oIan münasebetIerimize bagIi.
EyaIetIerdeki karga¸aIikIarin kökü di¸arda. En büyük
dertIerimizden biri de kapitüIasyonIar. Bu bagIari gev¸etmenin
tek yoIu Avrupa devIetIeriyIe anIa¸maIar yapmaktir. Yabanci
devIetIerIe temasIarimizin onda dokuzu iç meseIeIerimizIe
iIgiIi.
Yepyeni bir te¸kiIât kurduk. IItimasIa mücadeIe ettik.
AnIattik ki, memurIar herhangi bir Ierdin, herhangi bir
zümrenin degiI, memIeketin emrindedir. YaIniz ehIiyetsizIigi
sabit memurIara yoI verdik. ÇaIi¸anIarin istikbaIIerinden emin
oImaIari gerekti. NizamnameIerimizin Tiepsi uyguIanmadiy-sa
bu bizim hatamiz degiIdir... Maa¸Iar kiIayetsiz. Herkes en
yüksek makama kadar yükseIebiImektedir.
Bizim de kusurIarimiz oImu¸tur. AydinIatiImaga ihtiyacimiz
vardi. ÖgütIere daima kuIak verdik. Bizden IarkIi dü¸ünenIere
saygi gösterdik. TenkitIerde iki ¸ey aradik: terbiye ve
samimiyet. Âdettir, biz öIdükten sonra aIeyhimizde
buIunacakIar. SagIigimizda da bazi hayaIperestIerin
saIdiriIarina ugradik. BirinciIer, biz hayatta iken kusurIarimizi
söyIemege, IikirIerini beIirtmege cesaret edemediIer, ikinciIeri
ise i¸ba¸ina getirmekten korktuk, tecrübesiz ve ataktiIar.
ÜIkenin birçok böIgeIerinde MüsIümanIarIa HiristiyanIar
arasinda karga¸aIikIar çikti. BunIan yati¸tirmak geçici bir
tedbirdi. MeseIe IethedenIerIe IethediIenIer arasindaki
çati¸mayi ortadan kaIdirmakti. Adem-i merkeziyet, gerçekIe¸ti-
mak. KapitüIasyonIar eIimizi bagIami¸; eIçiIer memIekete bizden daha IazIa
hâkim. Banka açmahymi¸iz, Fransiz mektebi, Fransiz Iisesi kurraaIiymi¸iz.
Ne i¸imize yarayacak bütün bu müesseseIer? YabanciIara müIkiyet hakki
taruma-Iiymi¸iz. ingiItere'den daha "IiberaI oImamiz isteniyor.. BunIan kabuI
etmek, Türkiye'yi parçaIamak demek. Tereddüt gösterince suiniyet sahibisiniz
diyorIar. Intihar etmek istemiyoruz, o kadar. Türkiye degi¸meIi, âmenna...
Ama bu degi¸ikIik kendi eserimiz oImaIi, agir agir gerçekIe¸meIi.
YürümeIiyiz, kabuI. AceIe etmeIiyiz, dogru Ama süratin de bir hududu var.
KazanIari paüatmama-Iiyiz" (ChaIIemeI-Lacour, Revue des Deux Monies. no.
73,1867).
36
riImesi dü¸ünüIen bir tedbir. ÜIkeyi viIayetIere ayirdik.
DevIet ¸urasini, adaIet divanini, istinaI mahkemesini
kurduk. GaIatasaray suItanisi, rasathane de bizim
eserimizdir... Idarenin her koIu için müIetti¸IikIer ihdas
etmek istiyorduk. VergiIerin matrahini degi¸tirmek
gerekiyordu. Yeni kanunIar sayesinde müIkiyetin intikaIi
koIayIa¸tiriIdi. PayitahtIa viIayetIeri birbirine bagIamaga
çaIi¸tik. Birçok imtiyaz kaIdiriIdi. Ticari anIa¸maIar
yeniden gözden geçiriIdi. Gümrük resimIeri arttiriIdi
(maaIeseI istedigimiz kadar degiI). Hükümet mamuI ve
hammaddeIerimizin ihracini koIayIa¸tirmak ve yabanci
maIIarin yurda girmesini mümkün oIdugu kadar
önIemeIidir. Biz bu yoIu açtik.
... SiddetIi hücumIara maruzduk, kendimizi nasiI
koruyacaktik? SözIe. HakIarimizi nasiI kabuI ettirecektik?
DipIomatik deIiIIerIe. MeseIa "Avrupa muvazenesinin
devami DevIet-i AIiyye'nin ya¸amasina bagIidir"
diyecektik. ItiraI edeIim ki çürük bir temeIdi bu; bugün
için oImasa biIe yarin için çürük. Avrupa muvazenesi
bizim zararimiza bozuIabiIir. Avrupa iIe aramizda daha
sagIam bagIar yaratmaIiydik. Onun maddî menIaatIeriyIe
bizimkiIer ayni oImaIiydi. Ancak o zaman imparatorIugun
tamamiyet-i müIkiyesi bir gerçek oIabiIirdi. Türkiye
aIeyhindeki birçok te¸ebbüsIer Avrupa sayesinde önIendi.
(Rusya'yi kastediyor).
DemiryoIIari gibi büyük yatirimIari kendimiz yapamiyor-
duk. YerIi sermayeye ba¸vurmak da tehIikeIiydi; hemen
netice aImak isteyen, büyük kârIara aIi¸mi¸ bir
sermayeydi bu. Yabanci ¸irketIere ba¸vurduk".
Sonra Pa¸a, yerini aIacakIara neIer yapiImasi gerektigini
anIatiyor:
"Hiçbir be¸eri güç, miIIiyetIer prensibi ve sosyaIizmin
ortaya çikardigi oIayIarin geIi¸mesine engeI oIamaz.
3
CograIî
3 Pa¸a'nin 1871 oIayIari münasebetiyIe yoIIadigi tamim: "Matam-u vâiâIan oIdu-
37
durum bakimindan kaderimiz Avrupa'ninkine bagIi.
Avrupa son yiIIarda bütün servet kaynakIarini siIahIanma
ugrunda seIerber etti. Türkiye iIe sinaî ve ticari
münasebetIeri eskisinden IarkIi. Yirmi yiIdan beri
durumumuz oIdukça düzeIdi. Bizi sömürmenin o kadar
koIay oImadigini anIadiIar. Avrupa'nin saygisini kazandik.
Avrupa Konseyinde hatiri sayiIir bir yerimiz var. Sözde
magdur teb'amiz oIan Hiris*
gu üzere ¸u içinde buIundugumuz vakt û zaman maariI-i maddiye cihetiyIe te-
Ievvuknümay-i âsâr-i esIaI oIdugu mûstagnI-i deIiI ve burhan ise de cemiyet-i
insaniyenin asiI mâye-i kivam ve devami ve medar-i emn û e mam oIan âdab ve
ahIâk-i umumiye ve sair kuyud-u ma'neviyeye hayIâ ki, çendan atI-i enzar-i
dikkat ve ihtimam oIunmamakta oImasinin netayic-i vahimesinden oImak üzere
güruh-u IaaIe ve ameIenin sermaye ve maIdarân iIe servet ve Ievaidçe tâsâvi-si
zimninda emvaI-i mevcudeyi mukaseme eyIeme ve beIki hüküm ve
hükümetçe anIarIa mü¸terek oImak eIkâr-i muzirresi birtsekiz yüz aItmi¸ ve
aItmi¸-Iair tarihIerinde seherâverde-i âIero-i kevn Iesad oIarak ¸u dokuz-on
sene zarIinda mânend-i ervah-i habise Avrupa'nin terekküb ve te¸ekküI eden
cemiyet-i cesimeye EnternasyonaI nâmi veriImi¸ ve Londra'da bir merkez ve
Amerika'da kâin New-York ¸ehiriyIe Isviçre'de ¸ubeIer peyda ederek bunun âza
ve eIradi ve sermayesi hayIiden teaddüd ve teke¸sür etmi¸ oIup nezd-i
hakaayik â¸inay-i vezirâneIerinde muhtac-i tavzih ve beyan oImadigi veçhiIe
bu kârgâh-i âIemin kanun-u be di- i haIk ve tertibinde muhaIiI oIan i¸bu eIkâr-i
vehametâsânn Hû-danegerde hayyiz-i husuIe vusuIü enva-i ihtiIâIât ve
vhttIâIâun tehaddüs ve tekevvününü icab eyIiyeceginden ve bunIara hem-eIkâr
oIan Komün takiminin Paris ¸ehr-i sehirini giriItar eyIedikIeri haI-i
mesaibi¸ümâd dahi meydanda buIundugundan maada cemiyyet-i be¸eriyyeyi
bir haI-i vahdet ve behamiyete irca ve idhaI eyIemek adeta haydutIuk IiiI-i
Iazihini bir kaide ve bu hey'et-i muziI-renin daire-i meIsedetini memâIik-i
mahrusa-i ¸ahaneye kadar tevsie çaIi¸masi baid aniIihtimâI oImamagIa egerçi
bu taraI ehaIisinin emzice ve ahIâk-i umu-miyeIerine nazaran eIkâr-i
me¸rutIarim buraca Avrupa'daki gibi tesirat-i seria ve kaviyyesi oIamayacagi
me'müI ise de mamaaIih bunun hudud-u memIekei-i Iesiha-i Osmaniyenin
içersuna huIuI ve duhûI idememesi esbabinin istihsaIi ve bu Iikr-i Iâsid
erbabinin tervic-i mekaasid ve âmâI etmeIerine kaIa Iirsat ve ruhsat
buImamaIanyçün tekayyüdat-i Iâzimenin icrasi mütehattem-i zimmet-i
hükümet oIduguna ve keyIiyyet viIayat-i saireye de biIdiriImi¸ idügine binaen
bu babta taraI-i devIederinden dahi icab edenIere itay-i vesaya ve taIimat buyu-
ruImasi tavsiyesiyIe ¸ukka-i mahsusa-i senâver-i terkim oIundu eIendim."
(Emirnâme-i Sami'nin tarihi: 25 Temmuz 1871, ÂIi Pa¸a'nm öIümü 18 EyIüI
1871)
Tanzimat aydinIarinin özeIIikIe Cevdet Pa¸a'mn ve Yeni OsmanIiIarin
sosyaIizmIe iIgiIi görü¸Ieri için bkz. CemiI Meriç, Magaradakilar. "Avrupa'daki
HayaIet", Ötüken yayinIan, 2. baski, 1980, s. 256 vd.
38
uyanIara kar¸i Avrupa'nin merhametini ki¸kirtmak geçerIi
oImaktan çikti. Dü¸manIarimiz onIari yaIanci vaidIerIe
ayakIandirmiyor aruk. BizimIe menIaat birIigi yapmak
istiyorIar. Ama bu iyiniyetin devam etmesi için gerekIi
isIahati yapmak zorundayiz. ÜIkemiz için en büyük IeIaket
yerimize ehIiyetsiz bir sadrâzamin geçmesi, eserimizi
yanIi¸ anIamasi ve takip ettigimiz yoIu terketmesi.
4
Ha¸metmeap, sadaret makamini sik sik yeni eIIere tevdi
etmeyin. GeIecek zâtin beIIi bir programi oImaIi ve onu
uyguIamaIi. Mes'uIiyetIerin hudutIandmImasi Iâzim. HaIk
zât-i ¸ahanenizIe ve sadrâzamIa temas kurabiImeIi. Yoksa
memIeketin durumunu kavrayamazsiniz. Ecdad-i izaminiz
teb-diI-i kiyaIet ederek teb'anm arasina kari¸irIardi... InIirad
poIitikasindan kaçininiz. BiIinmeyen bir dü¸man, biIinen on
dü¸mandan daha tehIikeIidir. Kom¸uIarimi zda neIer oIup
bittigini dikkatIe izIemeIisiniz. Teb'aruz kom¸u üIkeIerdeki
haIkIarin ya¸ayi¸im kiskanmamaIi.
Uzak memIeketIerIe münasebetiniz ticarî ve sinaî
münasebetIerdir. Bizi güç duruma sokmak i¸Ierine geImez.
OnIarin ögütIerine kuIak vermeIi, hatta yardimIarini
istemeIiyiz. Kendi çikarIarini dü¸ünürken bizimkiIerini de
dü¸ünecekIerdir.
... Bazi müesseseIer kurduk, bazi tedbirIer aIdik; bunIar,
masraIi muciptir bahanesiyIe yikiImamak
Çe¸itIi teb'aIar arasinda irk ve menIaat ayriIikIari var. Bu
ergeç bizden ayiracak onIari. DevIet, egitim araciIigiyIa
menIaatIeri birIe¸tirmege, üIkenin parçaIanmasini önIemege
çaIi¸maIidir. InsanIar reIah ve emniyet pe¸indedirIer, vatan
bu iki ihtiyacin sagIandigi yerdir.
... Çe¸itIi cemaatIerin eIde ettigi imtiyazIar, görevIer
arasindaki IarkIiIiktan geImektedir. Büyük bir mahzur.
MûsIü-
4 Pa¸a'ya tevcih ediIen en hakIi tenkit bir hayr-üI-haIeI yeti¸tirmemi¸ oImasidir.
39
man teb'anm ba¸Iica i¸i devIet hizmetidir, öteki tebaaIar
para kazanmakIa me¸guI. Bu sayede üstün durumdadirIar.
ÜsteIik sava¸ta öIen de yaIniz MüsIümanIar, bu yüzden
MüsIüman ahaIinin sayisi gün geçtikçe azaImaktadir. BöyIe
giderse azinIik haIine geIecegiz. Tarih, magIupIarin imtisaI
ettigi IâtihIerin hikayeIeriyIe doIu. On yiI ki¸IaIarda ömür
tükettikten sonra köyüne dönen bir erkek ne i¸e yarar?
MüsIümanIar da HiristiyanIar gibi ziraatIe, san'atIa, ticaretIe
ugra¸maIi. Tek devamIi sermaye emektir. KurtuIu¸
çaIi¸makIa mümkündür. MüsIümanIar, HiristiyanIarin
inhisarindaki mesIekIere eI atmaIi, HiristiyanIar da
nüIusIari nisbetinde devIete asker, subay, memur
vermeIidirIer.
... Her iktidara geçen, kendinden önce yapiIanIari
bozmakIa i¸e ba¸Iiyor. Maiyetindeki memurIari
degi¸tiriyor. YükseIebiIen ancak daIkavukIar. Herkes
devIetin sirtindan reIah eIde etmek pe¸inde. Emegin hakkini
vermek, memurIari oradan oraya nakIetmemek, haIk
nazanndaki itibarIarini yükseItmek Iâzim... EhIiyetIi
memurIar kuIIanmak suretiyIe memur sayisini bugünkünün
dörtte birine indirebiIiriz.
Bütün agirIik köyIünün sirtinda. Vergi servetIe mütenasip
oImaIi. Cibayet sistemi sakat. MemIeketin kadastrosu
yapiImaIi, istatistige önem veriImeIidir. BunIari ba¸Iattik,
Iakat istedigimiz neticeyi aIamadik: maa¸Iar kiIayetsiz,
ehIiyetIi insan az. Demirba¸ deIteri, yevmiye deIteri, kasa
deIteri oImayan tüccara benziyoruz.
MüIkiyet hürriyete kavu¸maIi, açik ve aydinIik
kanunIarIa düzenIenmeIi. MüIkiyet rejimi sermayedari
ürkütüyor; Iaiz haddi yüzde yirmiden yüzde eIIiye kadar
çikmaktadir. Kredi buImak imkânsiz.
AvrupaIi göçmenIer Amerika'ya, AvustraIya'ya
gidecekIerine bize geIsinIer. MemIeketimizde bo¸ arazi
uçsuz bucaksiz. AIman veya isviçreIi göçmenIer
Amerika'da nasiI AmerikaIi oIup çikiyorIarsa, bizde de
OsmanIi oIup çikarIar. Av-
40
rupaIi birçok memurIarimiz bizden çok OsmanIi degiI mi?
KöyIüyü topraga bagIamak Iâzim, topragimiz geni¸ ve
bereketIi. KöyIüyü teIeciden kurtarmaIi, a'¸an kaIdirmaIiyiz.
Ziraat bankaIari kuruImaIi".
ÂIi Pa¸a devIet çiItIikIerinin aIeyhindedir. Bu çiItIikIeri
idare edecek oIanIar: "I¸i ucundan tutacakIardir, öteki
müesseseIerimize benzeyecektir bu çiItIikIer. DevIet
IabrikaIarindan da vazgeçiniz, bunIar çok masraIIi ve
Iaydasiz, özeI te¸ebbüsü bogmaktadirIar. Oysa yaIniz oteI
te¸ebbüs güçIenip geIi¸ebiIir, devIet IabrikaIari özeI
¸irketIere devrediImeIidir. Hükümet sadece hissedar
oImaIidir bu IabrikaIara.
Ta¸raya geneI komiserIer göndermeIisiniz; dürüst,
tecrübeIi, biIgiIi komiserIer. MemIeketin haIini onIar
inceIeyip hükümete arzetmeIidirIer. EyaIet IstanbuI'a
ehIiyetIi temsiIciIer yoIIayamaz.
... ZirhIiIariniz bogaz içinde nazIi nazIi doIa¸iyor. Yabanci
tersaneIerde imaI ettiriIen bu gemiIer ticaret IiIoIarinin yerini
aImakta, onIarin geIi¸mesine engeI oImaktadir.
Avrupa'nin durumu ba¸ka, onun sömürgeIeri var.
SavunuIacak uzak menIaatIeri söz konusu. Bazi devIetIer de
maden sanayiIerini geIi¸tirmek için zirhIi yapiyorIar.
Sava¸ta asker ta¸iyacak gemiIer ticaret gemiIeridir. Bize
küçük ve sür'atIi gemiIer Iâzim. DevamIi ve büyük bir ordu
da Iüzumsuz. Stratejik noktaIarda istihkâmIar kurmak daha
IaydaIi".
ÂIi Pa¸a'nin bizim için en dikkate deger taraIIarindan biri
de basin hürriyetine verdigi önemdir. Kendisini dinIeyeIim:
"Ba¸in hürriyeti ancak hataIarini düzeItmek istemeyen
hükümetIer için bir tehIikedir. Sizin hükümetiniz yurdun
iyiIiginden ba¸ka bir ¸ey dü¸ünmüyor, o haIde böyIe bir
hürriyet onun için bir nimettir. Bir miIIetin dü¸üncesini
baski aItinda tutmak, onu birtakim gizIi yoIIar aramaga
zorIar, eninde sonunda buIur bu yoIIari. HürriyetsizIik her
türIü Iesadi koIayIa¸tirir. DevIetin güveni tehIikeye girer,
zora
41
ba¸vurmak gerekir. Basin hürriyeti kötüIükIe sava¸mak ve
IaydaIi oImak isteyen her hükümetin tabii mütteIikidir.
Bugünkü idarede basin, OsmanIiIar arasinda zayiI bir bag
kurabiIiyor. Amme menIaati, biIhassa ta¸rada meçhuI; tek
kaygi: özeI çikar. Basina ve genci oIarak her nevi yayina
geni¸ bir hürriyet veriImeIi ki, OsmanIiIari birbirine
bagIayan bag kuvvetIensin. Basin siyasî mes'eIeIerIe
ugra¸acak, hükümetin yaptikIarini degerIendirecek ve
üIkenin ihtiyaçIarini beIirtecek, ihdasini istedigimiz geneI
komiserIerin i¸ini koIayIa¸tiracaktir. Basin, miIIet mecIisi
kuruIuncaya kadar bu mecIisin yerini tutacakür. MemIeketi
tanimayanIar boyuna miIIet mecIisinden söz ediyorIar.
DevIet i¸Ierini tarti¸acak, deneüeyecekmi¸ bu mecIis.
EyâIetIerden, hattâ payitaht ahâIisinden kuruIacak böyIe
bir topIuIuk çok geçmeden acinacak bir acz içine dü¸er.
AceIe etmemeIiyiz.
5
YapiIacak iIk i¸, basini bütün
engeIIerden kurtarmak ve tam bir hürriyete
kavu¸turmaktir.
Hükümet de büyük bir gazete kurmaIidir. Bu gazete yerIi
ve yabanci basinin makaIeIerine cevap vermeIidir.
Hükümetin ve yurdun gerçek menIaatIerini müdaIaa
etmeIidir. KanunIari, nizamnameIeri, buyrukIari
yayimIayacak, haIka hükümetin aIdigi tedbirIeri izah
edecek, gerekçeIerini anIatacaktir bu büyük gazete; kötü
niyetIeri zararsiz haIe getirecektir. Gazetenin yöneticiIeri
hiçbir daIkavukIuga tenezzüI etmeyecektir. HaIk
müdaheneden igrenir. Ona göre müda-hene en aci
hakikatten daha çirkindir. Bu gazetenin ¸iari hakikat ve
samimiyet oIacaktir".
6
5 AIi Pa¸a da Fuat Pa¸a gibi miIIet mecIisi için hazirIikIi oImadigimiza kanidir.
MiIIet MecIisi konusunda Hayrettin Pa¸a iIe AIi Sûavi'nin görü¸Ieri için bkz.
"En Emin YoI", s. 48-49 ve dipnotu 5, s. 325-326
6 AaIi Pacha, Testament PoIitique. Extrait de Ia Revue de Paris, Nos des 1 er avriI
et 1 er rnai 1910 (ÂIi Pasa, Siyasî Jasiyetname. Revue de Paris´in l Nisan ve 1
Mayis 1910 tarihIi sayiIarindan ayri basim), CouIomniers 1910.
42
Pa¸a'nin sözIeri burada bitiyor. Vasiyetname Türkiye'de
yayinIanmi¸ mi? BiIen yok. Mehmed GaIip, ÂIi ve Fuat
Pa¸aIarin vasiyetnameIerinden söz etmekte, Iakat bunIarin
ne zaman, hangi diIde yaziIdikIarini kaydetmemektedir
(Ta-rih-i Osadnî Encümeni Mecmuasi, 1329, s. 70).
Tanzimat'in yüzüncü yiIdönümü münasebetiyIe
yayimIanan Tanzimat adIi kitabin 892'nci sahiIesinde
Vasiyetnamenin adina rastIiyoruz
-
. WaIter Wright, ÂIi
Pa¸a'nin bir nevi siyasi vasiyetname biraktigini, bunun da
Türkçe oIarak yayimIandigini söyIerken, Birge böyIe bir
eserin basiImami¸ oIdugunu iIeri sürüyor.
7
Ben vasiyetnamenin iki nüshasini gördüm, her ikisi de
Fransizca. Birinci nüsha yazma: Edebiyat FaküItesi
kitapIigina Fransiz SeIaretinden geImi¸. Schneiderin bir
önsözünü muhtevi ve onun taraIindan kaIeme aIinmi¸. Bu
arada YiIdiz evraki arasinda rastIadigimiz bir vesikadan
Schneiderin Bianchi'nin kayinbiraderi oIdugunu ve ÂIi
Pa¸a'nin kâtipIiginden ayriIdiktan sonra Rus casusIugu
yaptigini ögreniyoruz. Bu yazma nüshanin ba¸inda ¸u
biIgiIer var: "... Vasiyetname ya AbdüIaziz'e takdim
ediIecekti, ya matbuata. Pa¸a'nin öIümünden az sonra
Schneider EIendi zamanin hükümetinden vesikayi
ne¸retmemek emrini aIdi. BununIa beraber 1671
AraIik'mda yani Pa¸a'nin öIümünden üç ay sonra
Schneider EIendi taraIindan bazi ricaI-i devIete
vasiyetnameden birçok nüshaIar tevdi ediIdi, iktidardaki
ricaI vesikayi büyük bir ihtimamIa sakIadiIar.
Schneider EIendi de tehditIerden korkarak izini kaybetti.
HaIbuki ricaI okusa ne büyük dersIer buIacakti bu
vesikada; DevIet-i AIiyye ne büyük gaiIeIerden
kurtuIacakti. Birkaç ay önce vesikanin enzar-i amumiyeye
vaz'i bizzat Padi-
Tan:imat I, Yüzüncü yiIdönümü münasebetiyIe, MaariI VekaIeti, istanbuI
MaariI Matbaasi 1940,1026 sayIa.
43
¸ah taraIindan yasak ediIdi. Bugün, yani yaziIi¸indan 24 yiI
sonra vasiyetnamenin büyük ehemmiyeti her tehIikeyi göze
aIarak ne¸rini gerektiriyor".
Ikinci nüshada önsöz yok. Fransizca Revue de Paris
taraIindan 1910'da ayn baski oIarak yayimIanmi¸. Kirk sayIaIik
bir risaIe. MetinIer ayni. Bütün bir çaga i¸ik serpen bu çok
degerIi vesikanin mevsukiyetinden ¸üphe etmek için hiçbir
ciddî sebep yok.
8
8 Akarh Engin, Belgelerle Tan:imat. Osmanli Saana:amlannaan AIi ve Fuat
Pa¸alarin Siyasi VasiyetnameIeri, Bogaziçi YayinIan, IstanbuI 1978. Ayrica Iakz.
Aa-diç Fuat ‚ Andiç Suphan, The Last oI the Ottoman Grandees, The LiIe
and the PoIiticaI Testament oI AIi Pa¸a, BibIiotKeco Ottomanica ÎI, The tsis Press,
IstanbuI, 1996.
EN EMÎN YOL'
Tunus'un dü¸ünce tarihinde iki ad: Ibn HaIdun, Hayreddin.
Biri cihan¸ümuI bir zekâ, IsIâm irIaninin son muhte¸em
Iecri. Öteki geni¸ uIukIu bir devIet adami, içtimaî ehramin
en aIt basamagindan zirveIere tirmanmi¸, ikisi de magIup
ve muztarib, ikisi de yaIniz. Ikisinin de me¸hur oIan: Mu-
kaddimeIeri. Ibn HaIdun, tarihIe pençeIe¸en bir dev.
Hayreddin, tarihin iI¸aIarina kuIak kabartan bir dinIeyici.
Benzeyen taraIIari: ciddiyet, samimiyet, tecrübe. Avrupa
AIeve-müI MesâIik'i yüzyiIdan beri taniyor. Biz bir devrin
bütün bocaIayi¸Iarini, bütün arayi¸Iarini diIe getiren o
vesika-ki-taptan hâIâ habersiziz. Önce yazarin hayat
hikâyesine bir göz ataIim:
Esir pazarindan satin aIinmi¸ bir çocuk.. KanIica'da
geçen birkaç yiI.. Sonra uzak bir üIkeye yoIcuIuk, bir ¸ark
sarayi., ve Avrupa. Batinin içtimaî müesseseIerine
hayranIikIa
1 CemiI Meric'in Mafcaradakiler adIi kitabinda yer aIan TunusIu Hayreddin Pa¸a
ve eseriyIe iIgiIi bu çaIi¸mayi, bu böIümde eIe aIman konuIan tamamIadigi dü
¸üncesiyIe buraya yerIe¸tirdik. (MagaradaItiIer, Ötûken YayinIan, 2. baski,
1980, s. 275-289) ' hhs
45
egiIen genç bir tecessüs. Kanma biImiyen bir igrenme a¸ki.
Ve tekrar., teceddüt hummasi içinde çirpman Tunus'a
dönü¸. Bati irIani iIe biIenen bu çetin irade kar¸isinda
bütün kapiIar kendiIiginden açiIir. Tunus Beyi'nin eski
köIesi, Tunus'un Müdirân Reisi oIur. Sonra yeniden
Avrupa: AImanya, Fransa, IngiItere, ItaIya. HükümdarIar
nezdinde çe¸itIi görevIer. Nihayet zengin bir tecrübe iIe
IstanbuI.
Hayreddin, OsmanIi eIkâr-i umumiyesinin meçhuIü
degiIdi. 28 Agustos 1875'de yayimIanan ktihad gazetesi,
Pa¸a'nm isIahatçi ki¸iIigini koItuk kabartici bir
mukayeseyIe mûhürIüyordu: DevIet-i AIiyye için Re¸it
Pa¸a ne ise, bugünkü Tunus için Hayreddin Pa¸a odur.
Iktidar-i iImîsine geIince.. EI Cevaib gazetesinde teIrika
ediIen AIcvemüI Me-saîiIe. en parIak deIiI. "Hikmet-i
hükümeti bu eser-i ceIiIden iktibas edenIerin bir büyük
devIet idaresine muktedir oIabiIecekIeri ¸üpheden
vareste*. Oysa eser Pa¸a'nm "kudret-i ¸âmiIesinden" bir
nebzedir. Artik "sahib-i eserin siyasi kudretini" tasavvur
edin.
Saraya yakin nüIuzIu dostIar da bu sitayi¸ taarruzunu
sürekIi teIkinIerIe destekIiyorIardi. DevIet-i AIiyye
mahran içindeydi. Padi¸ah, MecIisi dagitmak zorunda
kaImi¸ti. Ga-rabetIeriyIe temayüz eden VeIik Pa¸a'nm yerine
Avrupa ahvaIini biIen tecrübeIi bir vezir araniyordu.
IstanbuI'a geIir geImez iItiIat-i ¸ahaneye mazhar oIan
Hayreddin, birkaç ay sonra mühr-ü sadarete naiI oIdu.
Bu bekIenmedik ikbaIin OsmanIi inteIijansiyasmda
sevimsiz tepkiIer uyandirmasi mukadderdi. Namik KemaI
için, Pa¸a'nm IstanbuI'a geImemesi çok daha hayirIi
oIacakti. "Pa¸a beIki Buhara veya Tahran'da bir iyi sadr-i
azam" oIabiIirdi. Fakat biz Trams'dan memur diIenecek
kadar dü¸memi¸tik (MenemenIi RiIat Bey'e mektup, 5
Ekim 1878). Sairin on dört gün sonraki mektubunda da
¸unIari okuyorduk: "Hayreddin Pa¸a için, biz Tunus'dan
vükeIâ diIenmeye
46
muhtaç degiIiz dedigim ciddiydi; çünkü Tunus maIumat-t
siyasiyece bizden çok a¸agidir". 1 Kasim 1878'de daha
taraIsiz görünmeye çaIi¸an Namik KemaI'e göre,
"Hayreddm Pa¸a'ya ahIâkça vükeIâmizin hiçbiri müsavi
oIamaz, Iakat idrakçe hepsi müsavidir". KemaI'in Pa¸a'yIa
muareIesi yokmu¸. AIevemûI MesâIiIe'i okumu¸ sadece, "o
maskara AIevemûI Mes‚IiIe'i".
BeIki ¸airane bir öIke. Ama KemaI büsbütün haksiz da
degiIdi: Osmanhdan çok IsIâm'di Pa¸a., hayati Tunus'ta
geçmi¸ti. Türkçe biImiyordu. Yani DevIet-i AIiyye ahvaIinin
ya-bancisiydi. GönüIden bagIiydi hiIaIete. Çünkü âIem-i
IsIâm'in en büyük temsiIcisi, en güçIü destegi haIiIeydi.
Hay-reddin, AbdüIhamid Han'in iItiIat ve itimadini
kazandigi haIde, sekiz ay sonra sadaretten ayriImak
zorunda kaIdi. KemaI'in Akvemül Mesai iIe dü¸manIigi, Ati
Suavi'ye duydugu kinin uzantisi. FiIhakika AIevemûI
MesoIiIe SarikIi IhtiIâIcinin ba¸ucu kitapIarindan biriydi.
Çagda¸ bir AmerikaIi yazarin, "hem siyaset tarihçiIeri,
hem siyasî IeIseIeyIe ugra¸anIar için e¸siz bir terkip" diye
tanittigi bu vesika-kitap 1867'de yayimIandi. Hayreddin
eseri kaIeme aIirken devIet hizmetinde degiIdir. Ne var ki
geçici bir küsuItu bu. Tekrar poIitikaya dönecegini
biIiyordu, henüz genç sayiIabiIecek bir ya¸taydi.
Kapaktaki isim: "ÜIkeIeri Tanimak için En Emin YoI".
Eser üç böIüme ayriImi¸ti, önce Mukaddime, sonra
Avrupa'yi tanitmaga çaIi¸an 1. kitap (342 sahiIe), sonra:
dünyanin cograIi böIgeIeri, hicrî ve miIadî tarihIerin
kar¸iIa¸tiriImasi ve boI boI takriz. Kitabin ruhu:
Mukaddime. Pa¸a hem doguya, hem batiya sesIenen bu
müdaIaanameyi bir yiI sonra Fransizcaya çevirtir.
2
Abdurrahman Süreyya'nin 1878'de
2 Eserin Fransizca ba¸Iigi: ReIormes Necessaires aux Etats MusuImans, Essai
Iermam Ia premiere parrie de I'ouvrage poIitique et statistique, intituIe, La
PIus
47
Akvemû'I Mestdik adiyIa türkçeIe¸tirdigi Mukaddime'nîn
mükemmeI bir ingiIizce tercümesi de var, tercümeyi yapan
L.C Brown (1967).
1
Zaman ve Zemin
Tanzimat ricaIi, dahiIi siyasetIerini Avrupa'ya seIaretIer
kanaIi iIe izaha aIi¸iktiIar. OsmanIi inteIijansiyasinm Bati
dün-
Sûre Direction pour connattre F‚at des Nations, (MüsIüman DevIetIer için
gerekIi ReIormIar; DevIetIerin durumunu tanimak için En Emin YoI, isimIi siyasî
ve istatistik eserin iIk böIümünü oIu¸turan Deneme) Yazan Le GeneraI
Khereddi-ne, PauI Dupont, Paris 1968.
3 Akvemû'I MesaIik'm bizde garip bir kaderi var. Me¸hur AdamIar AnsikIopedisi
eserden habersiz. "Akvam-üs SiyerC?) isimIi kitap TunusIu Hayreddin Pasa'ya
izaIe ediIirse de, onun oImayip yine Tunus ümerasindan Hasan Pa¸a'mndvr"
(ciIt II, sayIa 998). Meydan Larousse kitabin adini Akvama" ! Mesatik diye yazar,
sonra "MesIek ayriIikIari* diye tûrkçeIestirir. Kitabin adi: AkvemüI MesoIiIc, ƒ
Marifet-i AhvaI-iI MemâIik'dir. Akvem'in akvamIa iIgisi yok. Kavim'in ism-i taI-
diIi. En emin, en sagIam manasinadir. IngiIizce tercümesi de The Surest
Paöj'tbr.
Pakahn, Abdurrahman Süreyya'nin önsözünü eserin mukaddimesi sanarak
kitabina aktarir. Sayin SeriI Mardin eserin ne asIini görmü¸, ne de türkçe
tercümesini. The Genesis o/Young Ottoman Thought'da "pa¸adaki tsIamî
temayüIü kitabin isminden de anIiyoruz" der. FiIhakika kitabin
Fransizcasindaki adi MüsIüman DevIetIer için IüzumIu isIahattir. Mardin,
Pa¸a'nin kuIIandigi bazi tabirIeri de tuhaI buIur, "âIimIerin patriottzmini
canIandirmak" ne demek diye sorar? Bir IsIam yazan patriotizm meIhumuna
yabancidir, der. EIbette ki hakIi. Ama Pa¸anin asiI metinde kuIIandigi keIime
hamiyettir, hamiyeti AvrupaIiya anIatmak için patriotizm keIimesini
kuIIanmi¸.
Sayin Fevziye AbduIIah TanseI'in iddiasi daha da ¸a¸irtici. Hayreddin Pa¸a'nin
haI tercümesine ait eserIerde böyIe bir kitabindan bahsediImezmi¸. Oysa Ka-
mus-uI AIam'dan Son SadrajamIar'a kadar bütün tercûme-i haI kitapIarinda -
yanIi¸ da oIsa- AkvemuI MesoIik'den söz ediImektedir.
Sayin Niyazi Berkes Türkiye'de ÇagdasIasma'da, Akvemû'I MesaIik'in 1876'da.
istanbuI'da basiIdigini söyIedikten sonra Tûrkçeye Bereketzade IsmaiI Hakki
taraIindan çevriIdigini, Iakat bu tercümenin yarim kaIdigini ekIer. BibIiyograIya
böIümünde ise Türkçesinin basiImami¸ okIugunu ögreniriz. Arap Dünyasinda
IsIâmiyet, MiIIiyetçiIik, SosyaIizm'de ise, ¸unIari okuyoruz: "Hayreddin, IsIam,
daha dogrusu OsmanIi IroparatorIugu'nun isIahi hakkinda da bir kitap yazdi.
Arapçadan Tûrkçeye de çevriIdi." (s. 153). Hangisi dogru?
48
yasi iIe dogrudan temasi 1867'den sonradir. DevIet-i AIiyye
iIe ihtiIaIa dü¸en MustaIa FaziI, emeIIerini gerçekIe¸tirmek
için Yeni OsmanIiIari Paris'e çagirir. Batiya hicret eden bu
iIk müIteciIer kaIiIesi, bütün siyasî müIteciIer gibi kari¸ik
bir topIuIuk: dürüst insanIarIa üçkâgitçiIar bir arada. O bir
avuç gurbetzede, çok geçmeden hizipIere böIünür. Her
hizip Avrupa kamuoyunu kazanmak ister, batinin kiraIik
kaIemIerinden IaydaIanmaga çaIi¸ir. ÇikariIan gazeteIer
kaçak oIarak anavatana sokuIur.
TunusIu devIet adaminin o toy ve maceraperest
deIikanIiIarIa herhangi bir münasebeti yoktur. BununIa
beraber AIe-vemiiI MesIIîiIe yazarini Tahtavî'yi, Sadik RiIat
Pa¸a'yi, daha sonra Sinasi'yi, Ziya Pa¸a'yi, Namik KemaI'i,
EIgani ve Mu-hammed Abduh'u.. içine aIan zincirin
haIkaIarindan biri sayabiIiriz. Hayreddin kökIe¸ecek oIan bir
geIenegin de kurucusu; ba¸ka bir deyi¸Ie, üIkesindeki isIahat
için Avrupa'dan yaziIi oIarak yardim isteyen iIk devIet
adami. Onu böyIe bir sözcüIüge hem aIdigi terbiye, hem de
siyasî tecrübeIeri hazirIami¸ti.
IsIâm'i iyi taniyordu Hayreddin. Ibn HaIdun'u, Maver-
di'yi, GazaIi'yi okumu¸tu. Gerçi doguIu bir devIet adami
için taninmasi gereken üç zirveydi bunIar. Ama Pa¸a'nm
maIumati çok daha derin, çok daha ihataIi. Dü¸ünceIerini
savunurken rastgeIe bir devIet adaminin taniyamiyacagi
birçok IakihIerden de iktibasIar yapar: Mavak, Ibn Abidin,
TaItazani, Ibn Kayyim eI-Cevziyye, Ibn ÂkiI ve eI-HaraIî
gibi. Kitap ¸airane co¸kunIukIardan uzak, siki bir
istidIaIIer zinciri iIe örüIü ve didaktik mahiyettedir (IsIâm
ananesine gönüIden bagIidir yazar). BesmeIeyIe ba¸Iar ve
takdir-i iIahîye tesIimiyetIe biter. Biçim de, ruh da IsIâmî. Bir
keIimeyIe, Hayreddin kucaginda ya¸adigi dünyanin gerçek
bir temsiIcisi. Peki ama Avrupa'yi ne kadar taniyordu?
Genç Hayreddin Tunus'a geIir geImez yeni kuruIan Mû-
49
hendishane'ye (EcoIe PoIitechnique) girmi¸, Fransizca
ögrenmeye ba¸Iami¸, yabanci mü¸avirIerIe tani¸mi¸ti.
Daha sonra iki deIa Fransa'ya gitti ve uzunca bir zaman
kaIdi orada (birincisi 1853-56), ikincisi (1862-69). Bu
uyanik devIet adami eIbette ki Avrupa'nin çe¸itIi çevreIeriyIe
temasa geçecek, siyasî müesseseIere dikkatIe egiIecekti.
Ama unutmayaIim ki tecessüsIerimize yön veren
ihtiyaçIanmizdir. Hay-reddin'in bu yabanci dünyayi, bütün
ananeIeri, bütün irIa-myIa kucakIamasi bekIenemezdi. Bir
an önce çözüImesi gereken meseIeIer vardi kaIasinda; IsIâm
üIkeIeri neden geri kaImi¸, Avrupa niçin iIerIemi¸ti? Bu
yeni medeniyetten neIer aIabiIirdik? Avrupa'da benzerIikIer
ariyordu Hayreddin. Dikkatini teIerruat üzerinde
dagitmiyordu, hasbî teIekküre harcayacak zamani yoktu.
TemeIIere inmek Iâzimdi önce.
Hal ve Akd Erbabì
KanunIarin iki kaynagi vardi Hayreddin'e göre: akiI ve
vahiy. AkiI, insanIigin ortak maIiydi; adaIetIe hürriyet,
akhn iki temeI prensibi, isIâm dünyasi adaIetIe hürriyeti
ba¸ taci ettigi müddetçe yükseImi¸, Hiristiyan dünya bu
temeI degerIere ihanet ettigi için karanIikIarda kaImi¸ti.
Hatasini anIayan Bati, adaIet ve hürriyete dört eIIe sariIdi,
terakki ve tekâmüIün merkezi oIdu böyIece. Bizse o kutsaI
iIkeIerden yüz çevirdik, çökü¸ümüzün ba¸Iica sebebi bu.
Evet Hayreddin Batiyi taniyordu, ama bir IsIâm oIarak.
SaduIIah Pa¸a'Iar ve Namik KemaI'Ier gibi co¸kun ve
hayaIperest degiIdi. AmeIî bir zekâ.idi, günün mübrem
ihtiyaçIarim dü¸ünüyordu. IsIahat demek hemen
uyguIanabiIecek ve IsIamiyete ters dü¸meyecek
düzenIemeIer demekti. HudutIu bir tecessüs beIki, ama
uyanik ve ne istedigini biIen. Avrupa'daki icat ve
ke¸iIIerden uzun uzadiya söz eder, çün-
50
kû, bunIar bütün insanIigin. Çekinmeden benimsenebiIir-
Ier. MaIumatIuru¸Iuktan ho¸Ianmaz, verdigi biIgiIer
herhangi bir mektep kitabindan aIinmi¸casina kurudur.
Egitime büyük yer ayirir, çünkü IsIâm dünyasi için yeni
kadroIara ihtiyaç vardir, me¸rutiyeti takdir eder ama bu
yönetim biçiminin üzerinde en çok durdugu yeri, vekiIIerin
sorumIuIugudur.
FiIhakika, Avrupa'da adaIeti, hürriyeti, emniyeti sagIayan
bir mesuIiyet nizami vardir: mesuIiyet-i vükeIa. IsIâm'da
miIIet mecIisi yoktur. Ama bir "ehI-i haI ve akd" zümresi
var. Eski IsIâm'in yükseIi¸i bu zümrenin eseridir. TemsiIî
hükümet, idareciIeri murakabe için bir vasitadir sadece.
IsIâm cemiyeti, muhteIiI içtimaî ve iktisadî menIaatIerin
çati¸tigi bir topIuIuk degiIdir: Kayna¸mi¸ bir bütündür,
havas iIe avamdan ibaret bir bütün. Ehramin zirvesinde ise
"haI ve akd erbabi". Yani ¸eriatin temsiIcisi oIan uIema
siniIi." Pa¸a'ya göre, isIâm devIetIerinin zevaIi, uIemanin
umur-u siyasiyeye yabanci kaImaIari yüzündendir.
Hayreddin'i, böyIe bir te¸hise götüren amiI neydi acaba?
Türkiye ve Tan:imat yazari EngeIhardt'a göre, Akvan-ül Me-
saIiIe'i, AbdüIaziz Han'da görüIen mutIakiyet temayüIIeri
iIham etmi¸. Türk aydinIarinda müphem oIarak beIiren
endi¸eIeri diIe getirmi¸ Hayreddin. Yani, "Mukaddime'nin
ana IikirIeri, "gerek payitaht'ta, gerek ba¸Iica viIayet
merkezIerinde ara sira haIiI oIarak su yüzüne çikan"
dü¸ünceIerin programIa¸masindan ibaret. Pa¸a der ki: En
mükemmeI insanin biIe zaman zaman hevesIerine,
ihtirasIarina kapiIdigi oIur. LiyakatIi bir hükümdar için
"ümmetin umûr-i hükümete i¸tiraki, vükeIanin mesuIiyeti",
hükümet i¸Ierinde murakabe, gerçek bir nimettir. HeIe
hükümdar Iiyakatsizse
4 Hayreddin, eserin Fransizca tercümesinde enteIektüeIIer tabirini kuIIanir. Ama
bu Irenkçe keIime, isIâm, dünyasinda kuIIaniIan uIemayi kar¸iIamaz.
51
böyIe bir murakabeye mutIak ihtiyaç vardir. IngiItere,
mecnun bir hükümdar oIan III. George zamaninda en
tehIikeIi buhranIari atIati¸ini böyIe bir murakabeye borçIu
degiI mi? Thiers'in NapoIyon için söyIedikIeri kuIagimizda
küpe oImaIi: "Tek ki¸inin hükümeti, hükümdarin iktidar ve
ehIiyeti ne kadar yüksek oIursa oIsun, daima tehIikeIidir".
FakihIe-rin hepsi ayni hükümde birIe¸ir. Hükümdar, bazi
hakIarini, bir topIuIuga veya birtakim insanIara vekaIeten
devredebiIir. Hatta böyIe bir devir, hükümdarIik hakIarinin
en mühimIerinden biridir. Demek ki yapiIacak ¸ey,
"SaItanat-i Osmaniye'nin eski bir kanununu "tevsi ve isIah
etmekti". EngeI-hardt, "Kanunname-yi SüIeymani"yi
hüIasa ettikten sonra "i¸te, der... müsIümanIar arasinda
taammüm etmege ba¸Ii-yan ve biIhassa maksadIart, hatta
te¸kiIati me¸huI bir nevi siyasî cemiyet oIan Genç
Türkiye'nin tercüman oIdugu eIkâr ve hissiyatin özü bu idi"
(AIi Re¸at tercümesi, s. 133-135).
SüIeyman'in ikbaI ve ihti¸ami, Kanunnamesi'nin eseridir,
Hayreddin'e göre.. Padi¸ah, vükeIa ve havassini topIayarak
bu kanun hükümIerine riayet edecegini ve ettirecegini
biIdirmi¸tir. Sonra da yeminIer.. Kanunu hazirIarken
üIkesinin en büyük uIemasiyIa isti¸are eden hükümdar bu
kanunda a¸agi yukari ¸öyIe der: DevIet-i AIiyye'nin idaresi
uIemanin ve vükeIanin mesuIiyeti aItindadir. SaItanatin
temeIi ¸eriat oIduguna göre, padi¸ah dogru yoIdan inhiraI
ederse, onu ikaz etmek uIema ve vükeIaya dü¸er. Padi¸ah
herhangi bir karar aImadan önce isti¸are etmek zorundadir;
kötüIügü önIemek her müsIümanm vaziIesidir. Bu i¸e en
ehIiyetIi oIanIar ise uIema ve vükeIadir. Çünkü uIema ¸eriat
ahkamini en iyi biIen zümredir; vükeIa ise umûr-i siyasiyye
ve zamanin icabIarina vâkiI..
A
Padi¸ah ¸eriat hükümIerine
yan mi çizmi¸tir? Bu iki zümre hemen harekete geçecek,
Padi¸ah'i ikaz edecektir. Hükümdar, hatasini kabuI ederse
ne aIâ.. Yoksa ordu kumandanIari haberdar ediIir. KeyIî
davrani¸Ia-
52
rtn arkasi kesiImezse Padi¸ah haI ediIir. Tahta ayni aiIeden
bir ba¸kasi çikariIir.
Bir keIimeyIe Avrupa'nin miIIet mecIisinden bekIedigi
görevi, isIâm dünyasi uIema ve vükeIaya yükIemi¸tir. TeIti¸
ve murakabe isIâm'da Avrupa'dan çok daha mühimdir;
çünki yaIniz dünyevî bir yükümIüIük degiI, dint bir
vecibedir de. SüIeyman Kanunnamesine riayet ediIdigi
müddetçe DevIet-i AIiyye yükseImekte devam etmi¸; bu
kanundan inhiraI, inkirazin ba¸Iangici oImu¸tur. Pa¸a
üIkenin idbarini nizam-i kadimin bozuIu¸una bagIar;
isIâm'in ¸iari oIan adaIete göIge dü¸mü¸, can ve maI
emniyeti buIamayan Hiristiyan teb'a ba¸ka devIetIerin
himayesini arar oImu¸tur. YabanciIar için buIunmaz bir
müdahaIe vesiIesi.
Millet Meclisi
GaiIe, gaiIe.. Tanzimat, yerinde tedbirIerIe inkirazi
önIemege çaIi¸ir. Ne var ki yapiIan isIahati yetersiz buIanIar
da var. A¸in hürriyetçiIer Hiristiyan ekaIIiyetIe birIe¸erek bir
miIIet mecIisi kuruImasini istiyorIar. Pa¸a, bu taIebi me¸ru
buIur, ama nazarî oIarak. Süphe yok ki herkesin amaci bir.
Teb'a-yi ¸ahanenin reIah ve saadeti. HürriyetçiIerin
niyetIeri asiI, emeIIeri haIis. Ama bir hayaIin kurbanidirIar.
Çünkü üIkenin gerçek durumunu biImiyorIar. Ba¸Iica
hataIari: Zamansiz kuruIacak bir miIIet mecIisinin ne gibi
tehIikeIere yoI açacagini dü¸ünmemek. Ayni taIep,
Hiristiyan teb'a taraIindan iIeri sürüIünce çok daha ihtiyatIi
oImak Iâzim. Bizden oImayanIarin iyi niyetIerine ne kadar
güvenebiIiriz? IsteniIen hürriyetIerin veriImesi gayr-i
müsIim teb'anin gizIi emeIIerine hizmet etmek oImaz mi?
Siyasî hürriyet demek teb'anin bütün hakIardan e¸it oIarak
IaydaIanmasi demek. BöyIe bir e¸itIik, ehIiyeti oIan herkesin
en yüksek makamIa-
53
ra çikabiImesi demek. Siyasî hürriyet., iyi ama, önce
devIetin bekasi. Bu hedeIte birIe¸iyor muyuz? VasitaIar
üzerinde aynIsak da beis yok.
Hayreddin, teb'a arasinda böyIe bir anIayi¸ birIigi
oImadigina inanir. DevIet kendi kendini korumak
zorundadir. Avrupa devIetIeri de sadece hanedan tebeddüIü
gibi, teIerruat kabiIinden bir tehIike ihtimaIini dü¸ünerek
siyasî hürriyeti kisitIamadiIar mi? Oysa bizde tehIike çok
daha ciddî. ÜIkemizde çe¸itIi kavimIer ya¸amaktadir;
bunIarin çogu devIetin resmî diIini biImez ve kendi
araIarinda da anIa¸amazIar. Bütün kavimIerin temsiIciIerini
bir araya topIayan bir mecIis, BabiI kuIesine benzemiyecek
mi? Bir kisim vatanda¸Iari böyIe bir haktan mahrum etmek
ise, hakkaniyete aykiri. Demek ki BabiâIi, teb'aya a¸in bir
hürriyet vermemek ve miIIet mecIisine iItiIat etmemek
zorundadir. Ama bu geçici bir durum: ÜIke iIerIemektedir,
yarm engeIIer kaIkacak ve teb'aya geni¸ bir hürriyet
veriIecek ve isteniIen mecIis kuruIacaktir. LiberaIizme
geçemiyorsak bunun ba¸Iica sebebi Avrupa'nin
müdahaIesidir. Avrupa, DevIet-i AIiyye'nin kendi teb'asi
üzerinde kaza hakki oImadigini iddia edecek kadar
insaIsiz.
Dikkate Iayik degiI mi? Tanzimat'in bütün büyük devIet
adamIari bir miIIet mecIisi kuruImasini zamansiz
buImaktadir. 1867'de, Midhat Pa¸a'nin me¸rutî rejimi bütün
IenaIikIari önIeyecek bir tedbir saymasi, Fuat Pa¸a'yi
güIümsetir. "Bu zata ögretemedik ki, der., poIitikada ¸âh-
dârûIarm (pa-nacee) yeri yoktur".
5
5 "InIaIapçiIanimz"ca ba¸ verth inkiIapçi diye tanitiIan AIi Suavi de, MiIIet
MecIisini Iüzumsuz buIur. "IstanbuI'da basiImakta oIan yabanci gazeteIer
çoktan beri DevIei-i AIiyye hükümetinde dahi intihap usuIünün icrasini ve bir
MiIIet MecIisi açiImasini Iasvib ederek ve herkes akIina geIeni söyIeyerek
yaziyorIar. Ve Türkçe gazeteIeri böyIe IaydaIi isIeri yazmadikIari için pek ta'yib
ediyorIar. Lakin o gazeteIerin müeIIiIIerine bir suaI edeIim. Acaba anIar
DevIet-i AIiyye
54
Îktisadî Görüyler
DevIetin iktisadi hayata müdahaIe etmesi Iüzumsuz. AdaIet ve
emniyeti sagIasin, yeter. Güven içinde ya¸ayanIar koIIarinin ve
kaIaIarinin var gücüyIe çaIi¸irIar. Ne hazin tezat? LiberaIizme
kar¸i oIanIar Bati'dan geIen mamuIIer ve Iüks e¸ya içinde,
yüzüyor, iktisadiyat için yikici, siyasî bakimdan utandirici bir
davrani¸. Dü¸ünceye gümrük duvari koymak abes. Mühim
oIan bir an önce iktisadî bagimsizIiga kavu¸mak. Avrupa'ya
hammadde verip, mamuI madde aImak iktisadî bir esaret.
BöyIe bir ihtiyaç hem istikIaIIe bagda¸maz, "hem de
muhaIaza-i nüIuz ve kudret"Ie. HeIe "cihet-i ihtiyaç, Ievazim
ve mühimmat-i harbiyeye müteaIIik" ise.. Pa¸anin devIet
anIayi¸i o çagin Avrupa'sinda da geçerIi; IiberaIizm de devIetin
vaziIe ve yetkiIerini geni¸ öIçüde kisitIar, en iyi hükümetin, en
az hükmeden oIdugunu savunur. Bir
nedir ve ¸eriat ve kanunu nasiIdir ve ta¸raIiIarin ahvaIi ve haIkimizin istidadi ne
raddeIerdedir biIiyorIar mi? Eger o gazeteIer biz DevIet-i AIiyyenin kanununu ve
haIkinin ahvaIini biIiyoruz derIerse yine soraIim ki kanunda mi bir kusur
görüyorIar, yoksa icrasinda mi? Eger kanunda görürIerse neresindedir?
Hangi bende racidir? Tayin edip bize dahi göstersinIer. Zannederiz ki kanunda
hiç kusur buIamazIar. Çürtki viIayet nizamnameIerine bakiIdigi haIde köyIüIer
için biIe mecIisIere aza intihabina hak ve seIahiyet veriImi¸tir. Ve düsturda
yaziIdigina göre kazaIarda ve köyIerde neIer vuku buIuyor, zuIüm veya adaIet
mi oIuyor? ViIâyet mecIisi azasindan her biri., vaIiIerin i¸Ierini tahkik edebiIir.
Ve herkes hakkini arayabiImek için bunIarin emsaIi nice ruhsatIar ita
oIunmu¸tur. Fakir bir köyIü haIini müdire veya kaymakama anIatamazsa
dogrudan dogruya Hünkâr'a ba¸vurabi Iir (Muhbir; 1283, no. 28). SerbestIik
hakkindaki yazisi açikça MiIIet MecIisinin aIeyhindedir: "AdaIetin yukardan
a¸agi geImesi i¸ ba¸inda ehIiyetIi bir memur buIunmakIa oIur:
BöyIe mühim bir i¸i muhteIiI-iI-agraz nice bin ki¸inin eIine verip idare etmek
akiI kân midir? Ama bir yerde ki ehIiyetIi adam yok zannoIunursa aransin
buIunsun. Ve buIunmaz da ümit kesiIirse yahut haIkta ehIiyetIiye itaat
kaImayip bedeviyyet ve vah¸iyyet siIati oIan serbazIigi isterIerse artik ne çare,
tabiatiyIa söz ayaga dü¸er. I¸te korkuIacak ¸ey gördünüz mü budur" (Muhbir,
1283, no. 28).
55
keIimeyIe, tsIâmî devIet görü¸üyIe IiberaIizmin prensipIeri
birbiriyIe çati¸maz. Her ikisi içirt de iyi devIet, masraIIari ve
vergiIeri asgariye indirendir.
BununIa beraber Hayreddin'in isIâm üIkeIeri için yeni
sayiIabiIecek tekIiIIeri de var: MeseIa üretiIen hammadde
Avrupa'ya ucuza ihraç ediIecegine hiç ihraç ediImemeIi,
mamuI madde haIine getiriImeIidir. IthaIat iIe ihracat
arasinda denge kuruImaIidtr. DevIetin ithaIati, ihracattan
IazIa oIursa iIIasa sürükIenir.'
Hayreddin'in tavsiye ettigi bir ba¸ka yeniIik de anonim
SirketIer. Sermayenin rahatça tedavüI edebiImesi için yoIIar
yapiImaIi, viIayetIer birbirine bagIanmaIidir. Hayreddin,
sanayiin te¸viki için sergiIerin açiImasindan, en iyi mamuI
ve mahsuIIerin mükaIatIandinImasmdan yanadir. Bir
keIimeyIe Pa¸a'nin iktisadî görü¸Ieri, Avrupa'daki kIasik
iktisat görü¸Ierine uygundur.
DevIet, iktisadî IaaIiyetIeri köstekIeyen engeIIeri ortadan
kaIdirmaIidir. Pa¸a, yerIi sanayii korumak için bir tariIe
siyaseti takibetmenin Iüzumundan da bahseder. Ama
tavsiyeIeri daha çok ampirik bir mahiyet ta¸ir. Yani Pa¸a,
okudugundan çok, Tunus'daki tecrübeIerinden IaydaIanir;
tavsiyeIeri de, tecessüsIeri de ameIîyi ön pIana aIir.
Hayreddin, çaginin iktisat nazariyeIerinden ne kadar
haberdardi biImiyoruz. KimIeri okumu¸tu, kestirmek güç.
Muhakkak oIan ¸u ki devIet ve iktisadî IaaIiyetIerIe iIgiIi
görü¸Ieri Avrupa'dan iktibas ediImi¸ bir çözüm yoIu
oImaktan çok, IsIâm üIkeIerinde hakim oIan nizamsizIiga
kar¸i tsIâmî bir tepkiyi iIade etmektedir.
Hayreddin devIetten ne istiyordu? KanunIari tatbik
etmesini, teb'anin can ve mâI güvenIigini sagIamasini. Sonra
vergiIer topIanmaIi, memur maa¸Iari muntazaman
ödenmeIiydi. UnutmayaIim ki Hayreddin bir isIâm devIet
adamidir. O, insani bir "homo ekonomikus" oIarak eIe
aImaz, aIamaz.
56
O'ria göre iktisadî IaaIiyet, devIeti güçIendirecek bir
IaaIiyettir. Yani bir gaye degiI bir vasita. Bir yerde
IiberaIIerden çok merkantiIistIere yakindir. IsIâm'in iktisadî
çökü¸ünden, keyIî idareyi sorumIu tutar. Avrupa'nin bu
sahadaki üstünIügü ise me¸rutiyetin eseridir.
Bir keIimeyIe, Akvem-ul MesdIik bir terkiptir. IsIâm ve Bati
dü¸üncesiyIe, IsIâm ve Bati müesseseIerinin, IsIâmî pIanda,
ampirik bir terkibi. Zira muhatabi önce isIâm dünyasi,
sonra da Avrupa'dir.
Avrupa'nìn Üstünlügü
Hayreddin de çagda¸i oIan aydinIar gibi Avrupa'ya hayran.
Bati'nm Iaikiyeti AIevemüI MesaIiIe'in IaytmotivIerinden biri.
TunusIu'nun kaIasini kurcaIayan suaI ¸u: IsIâm medeniye-
tiyIe Hiristiyan medeniyeti a¸agi yukan ayni prensipIerden
yoIa çikmi¸. Neden birisi aIçaIirken öteki kemaIin
zirvesinde? Avrupa'nin iIerIemesi cograIî bir sebepten mi?
IkIimi mi daha güzeI? Topragi mi daha bereketIi? Hayir.
Irkî bir üstünIük de söz konusu oIamaz. HiristiyanIik
desek? Ne münasebet. Avrupa'da dinIe devIet ayriImi¸tir.
Eger HiristiyanIik dünyevî iIerIemeye sebep oIsaydi, PapaIik
devIetinin, Avrupa'nin en geri degiI, en iIeri devIeti oImasi
gerekirdi. O haIde "Avrupa'nin üstünIügü", akdemiyetinin
eseri. Ba¸ka bir söyIeyi¸Ie geriIigimizin sebebi: "AdaIet ve
hürriyet esasi üzere kuruIan tanzimat ve tensikatdan
müstentiç maâriI ve Iünûnda AvrupaIiIarin terakkî ve
tekaddümü".
Daha sonra ayni suaIi ba¸ka bir iIadeyIe tekrarIayan
AvrupaIi sosyoIogIarin vardigi hüküm de bu degiI mi?
Ba¸ka bir iIadeyIe dedik, çünkü onIara göre, Baü'nm
üstünIügünü yapan kapitaIizmdir. Peki öyIeyse, OsmanIi
neden kapitaIizme geçememi¸? Geçememi¸, çünkü
Avrupa ondan önce
57
davranip müesseseIerini kurmu¸ ve OsmanIi iktisadiyatinin
o istikamette geIi¸mesini önIemi¸.
6
Pa¸a der ki, adaIet ve hürriyet oImadan Avrupa'nin
seviyesine yükseIenIeyiz. AdaIet ve hürriyet ise IsIâm'in
temeIi. Süphe yok, ama AvrupaIiIarin bu temeI üzerinde
kurdukIari siyasî ve Içtimaî müesseseIerini neden
benimsemesinIer? Eger bu müesseseIer hikmete uygunsa?
"Hikmet, mûsIüma-nm kaybediImi¸ maIi" degiI midir?
VaktiyIe Avrupa bizi takIit etmi¸ti. Simdi de biz onu takIit
edemez miyiz?
Maslahat Prensibi
Evet, ¸eriatin men¸ei iIahîdir. Gayesi: hem dünyevî, hem
uhrevî saadet. Ama ¸eriatin bütün hükümIeri donmu¸ ve
kaIipIa¸mi¸ degiIdir ki. Sonra ¸eriat, Iert veya hükümetin
yapmasi veya sakinmasi gereken her ¸eyi teIerruatiyIe
söyIememi¸tir. Seriatin açik oIarak yasakIamadigi her IiiI
mubahtir. Bu mubahIar dünyasinda hükümetIerin biricik
rehberi, topIumun menIaati oImaIidir. TopIumun menIaati
yani masIahat. MasIahat, meIsedetia ziddidir, Iügate göre.
SuIh yoIu, Iayda demektir. MasIahat-i mûrseIe: ¸eriat
taraIindan i'tibar, iptaI veya iIgi ediIdigi beIIi oImayan bir
mes'eIenin, IakIhIer taraIindan hükümIendiriImesi.
Pa¸a'nin bu konuda ba¸Iica kaynagi bir HanbeIî Iakîhi-
dir: Ibn Kayyim eI-Cevziyye. EI-Cevziyye'ye göre,
hükümetIer, Iikhin açik prensipIerine kar¸i geImemeIidir.
Ne var ki iyi oIan, iyiIik yoIunda yapiImi¸ oIan her i¸,
gerçekte AIIah taraIindan vahy ediImemi¸ veya Peygamber
taraIindan söyIenmemi¸ de oIsa, ¸eriata uygundur. SartIar
degi¸ir
6 Bkz. Rodinson M., isIâmiyet ve KapitaIizm, Çeviren Orhan Suda, Gün yayinIari,
IstanbuI 1969.
58
zamanIa. Dün IaydaIi oIan, bugün zararIi oIabiIir. Demek ki
idare tarzi da, kanunIar da ayni kaIamaz. Neyin eskidigini,
neIerin degi¸tiriImesi gerektigini, topIumun yeni ihtiyaçIarini
kim tayin edecek? EhI-i haI ve akd. Yani uIema iIe havas.
Adina ister aydin diyeIim, ister eIit. TopIuma yeni tekIiIIer
sunmak bu zümrenin görevidir. SihhatIi bir reIormun iIk ¸arti,
uIema iIe devIet adamIari arasindaki anIa¸ma. Bunun için de
uIemanin ya¸adiktan çagi bütünüyIe tanimaIari Iâzim. Kisaca,
iIim adamIari yoI göstermeIidir poIitikaciya, IiIdi¸i kuIeye
çekiImemeIidir. Hayreddin'in hedeIini tek cümIeyIe hüIasa
etmek kabiI: IsIâm kaIarak çagda¸Ia¸mak.
7
7 Bkz. Çetin AtiIIa, Tunuslu Hayreddin Pasa. 1001 TemeI Eser, KüItür ve Turum
BakanIigi YayinIan, Ankara, 1988.
59
BATI ÇIKMAZI
"FiIozoIIarin aydinIatmadigi topIumu, ¸arIatanIar aIdatir..."
Leroy, Fransa´da Sosyal Dü¸ünceler Tarihi'nin dibacesini
Condorcet'nin bu hikmeti iIe tugraIiyor.
1
"Bugün
dü¸ündükIerimiz, çok daha önce de dü¸ünüImü¸tü. Hem de
ekseriya ayni derecede etraIIi, ayni derecede berrak oIarak.
Eger her üIkede kaIabaIik bir okuyucu kitIesi, bu gerçegin
Iarkina varmi¸ oIsaydi, birçok hayaI kirikIikIari önIenmi¸
oIurdu... Bütün dertIerimiz bugün dogmadi... Her nesiI, bir
öncekinin tecrübeIerinden IaydaIansa, bu kadar çok
bocaIa-mazdik. TarIaya benzer insanIik tarihi, yeknesak bir
manzaranin ortasinda, sayisiz köyIü nesiIIerinin ekip biçtigi,
görünü¸ü pek az degi¸en bir tarIaya".
Leroy, FransizIarin haIizasindan ¸ikâyetçi. Biz ne
diyeIim? IrIanimizi maziye bagIayan köprüIeri berhava
ettik. MiIIet, haIizadir. Her nesiI, IetihIerini kendisiyIe
beraber mezara götürüyor. Yarim*asir önce yaziIan
hakikatIeri, yeni
1 Leroy Maxime, Hijtoire des Idies SociaI es en France, 3 ciIt, GaIIimard, Paris
1946.
60
yeni ke¸Iediyoruz.
I¸te eIIi yiI önce kaIeme aIman bir risaIe: BuJiran-i
Fikrîmiz (1919): "Yurdumuzun kaIkinmasini ve
iIerIemesini sagIamak için Bati medeniyetinden
IaydaIanmak ihtiyaci, bizde yeni bir müteIekkir siniIi
yeti¸tirdi. Bu aydinIar, miIIetin mukadderatina diIedikIeri
gibi hükmediyorIar. Ne rakipIeri var, ne murakipIari.
"Oysa kendiIeri, Bati medeniyetinin baskisi aItinda
ki¸iIikIerini kaybederek, a¸in bir Bati hayranIigina
yakaIanmi¸Iardir. MiIIetin kurtuIu¸unu, bu marazi
dü¸künIügü memIekete yaymakta buIuyorIar. YaptikIari,
dü¸ünceIerde türIü buhranIar yaratarak, yurdu karanIik
meçhuIIere dogru sürükIemek, özeIIikIeri, içinde
ya¸adikIari çevreyi boyuna kötüIemek. Izah ve ispat
edemedigi için, itham; anIayamadigi için inkâr eden
ümitsiz ve kisir bir tenkit. Gerçegi biImez bu aydinIar,
oImasi gerekeni ke¸Ie çaIi¸irIar... Tek amaçIan vardir,
topIumu yikip yeni ba¸tan kurmak. Vatan-Iannda hiçbir
manevî haz duymayanIarin, bu vatanIa nasiI bir iIgiIeri
oIabiIir?"
Marksoman'Ianmizin kuIakIan çinIasin. RisaIeye devam
edeIim.
"Batida isIah, korumak içindir; bizde yok etmek için. Bati
perIöti¸kârIan, kitapta gördükIeri her hastaIigin
kendiIerinde de oIdugunu vehmeden toy tip ögrenciIerine
benzerIer. Kucaginda ya¸adikIari topIumu sihhate
kavu¸turmak için kitaba sanIir, onu hayaIî hastaIikIarIa
donaurIar. Kendi tarihimiz, kendi meseIeIerimizIe
ugra¸mak, bir tenezzüIdür onIar için. AsirIarca önce
kuruImu¸ bir devIeti, dünya tarihine istikamet vermi¸ bir
medeniyeti küçümsüyorIar. Yeni dogmu¸ bir topIum
saniyorIar bizi. Bu pe¸in hükümIe ko¸tukIari Bati irIani,
onIari 'Iikren muhacereIe, 'ruhen tebdiI-i tâbiiyet'e
sürükIemektedir.
BiImek, kiyas etmektir. Kendimizi tanimayinca, ba¸ka
üIkeIerIe nasiI kar¸iIa¸tirabiIiriz?
61
Edebiyatimiza bakiri, o da samimiyet ve ciddiyetten
mahrum. Ruhumuzun degiI, Iikrimizin mahsuIü. Yani
kaçak oIarak sokuImu¸ eIkâr ve hissiyattan mürekkeb,
sun'î bir muhassaIa. MiIIî ruh, edebiyatimizdan kovuImu¸,
onun yerine çe¸itIi kaynakIardan geIen derme çatma
ansikIopedik biIgiIer geçmi¸tir. Ki¸iIik yok bu edebiyatta,
biz yokuz. Bu edebiyatta yaIniz keIimeIer, Türk. BaticiIar,
Iikir hayatini geIi¸tirmediIer, öIdürdüIer. Hasta bir
karamsarIik ve onun yarattigi benciI, a¸agiIik bir çikar
dü¸künIügü. Batiyi ihya eden zihniyet, bizi çökertiyor.
Çünkü BaticiIar, gerçekte Batiyi da tanimiyorIar".
Bir Hint biIgesi, "Hatâdan hakikata geçiImez, diyor, bir
hakikattan ba¸ka bir hakikata geçiIir".
Bu bir aIinyazisi mi? Daima iIrattan teIrite mi dü¸ecegiz?
Eskiden aydinIarimizin en büyük kusuru, Bati medeniyetini
tanimamakti. Bu yüzden Batiya dü¸mandiIar. Simdi
BaticiIar, kendi memIeketIerinin yabancisi. YaIniz kendi
memIeketIerinin mi?
Üç kitaya Ierman dinIeten bir üIkenin aydinIari, Batiyi
tanimak zorunda degiIdiIer. Avrupa'nin drami, ba¸ka bir
kürede, ba¸ka bir ikIimde oynaniyordu. Iman, ¸üpheyi
nasiI anIardi? TesIimiyetin, isyana baki¸i idi bu. OIgun bir
medeniyetin toy bir medeniyete baki¸i. Apayri temeIIer
üzerinde yükseIen iki küItür. Tarih, tek çizgi istikametinde
geIi¸mez, diyor SpengIer. Her küItürün, kendine mahsus
bir ideasi, hayati, hissi ve öIümü vardir. Bir tek rakam
meIhumu veya matematik iImi yoktur, bir tek ruh kavrami
veya psikoIoji yoktur, bir tek IeIseIe iImi veya modeIi
yoktur. Kaç küItür varsa, o kadar matematik, IeIseIe,
psikoIoji veya güzeI sanatIar vardir. Her büyük küItür
tektir ve her aIanda kendi diIini konu¸ur. Ba¸ka
küItürIerin anIayamayacagi bir diI. RisaIeye döneIim:
"Batiyi her aIanda takIit etmek, hatâIarin en büyügü. Her
62
meçhuIe, her nev-zuhura â¸ikiz. MahzurIahru biImedigimiz
¸eyIerin, kemâIIerine inaniyoruz. Gerçek dünyanin
di¸indayiz. Hakikati, bâtiIa; a¸ikâri, hayaIe; hidayeti,
daIaIe; vaku, gayr-i vakia; mümkünü, muhaIe katarak, en
akIa uzak tertip ve tasavvurIardan mutIuIuk bekIiyoruz.
BatiIiIa¸mak ihtiyacina oIan inancimizin, bu kadar
me¸'um sonuçIar dogurmasi, 'muhahI-i miIIiyet' oIu¸un-
dandir. Zira miIIiyet iIe medeniyet ayni ¸eydir. BatiIiIa¸mak
arzusu, kendi medeniyetimizin terk veya inkâri mânâsina
geIdiginden, binnetice miIIetimizden Ieragat demektir.
Kendi miIIetinin küItürünü (hars), medeniyetini, mariIe-
tini inkâr veya istihkar eden, miIIiyetinden sakit oIur. Onun
adina konu¸mak hakkini kaybeder. Her taraIta ¸ikâyet, her
taraIta ¸üphe ve itimatsizIik. Hiç kimse, kime veya neye
dayanacagini, hiç kimse kime veya neye hürmet edecegini
biImiyor. Herkes, her¸eyi biIdigine kani, hiçbir basan
sagIamayan bir IâI kaIabaIigi bu biIgi. Tam bir iktidarsizIik
ve görüImemi¸ bir isIahatçi boIIugu. Bati medeniyetinden
tek kâr ve istiIade bu."
RisaIenin te¸hir çarmihina gerdigi bu köksüz ve uIuksuz
aydin, bütün sevimsizIigi iIe aramizdadir. Kendisi
dü¸ünmedigi için, Türk miIIetinin de dü¸ünmedigini sanir.
Bir ses degiI, bir aksisedadir: çarpik, boguk, mecaIsiz bir
aksiseda. Ona göre her Iikir gericidir, kendi yurdunda
dogan her Iikir. GöIge-aydin'Ianmizin dasitani gaIIetini
büyük bir beIagatIa keIimeIe¸tiren "Buhran-i Fikrimiz"
yaIniz bir tenkit degiI, bir terkipdir de.
"Evet Batiyi takIit bizi tam bir ba¸arisizIiga götürdü. Ama
yine de, bu medeniyetten geni¸ öIçüde IaydaIanmak
zorundayiz. Ne var ki, bunun yoIu ahmakça bir takIit
degiIdir. Ba¸ka kavimIerin tecrübeIerinden ders aImaIiyiz.
Yabanci bir medeniyetten IaydaIanmak, onu kendi
medeniyetimize uydurmak ve yakinIa¸tirmakIa oIur.
Avrupa medeniyetini
«3
¸arkIiIa¸tirmaIiyiz. BöyIe bir arzu, ara¸tirma ve muhakeme
kabiIiyetimizi geIi¸tirir, Ögrenme gayretimizi kamçiIar. Bu
sayede hem kendi medeniyetimizi, hem Bati'ninkini daha
yakindan tanimi¸ oIuruz. Bati'nm üstünIügü iImî zihniyetinden
ve tecrübe metodundan iIeri geIiyor. Ayni zihniyet ve metotIa
kendimizi inceIersek görürüz ki, bizim müIekkiremiz, ahIâki,
siyasî ve içtimaî inançIarimiz, tamami iIe dinimizden geIiyor.
Demek ki, ona kar¸i çok saygiIi oImaIiyiz. Dinin, üzerimizdeki
bütün hakIarmi tesIim etmeIiyiz. DinsizIik, Latin zihniyetinin
bir sapiti¸idir, Iikrî bir üstünIük aIâmeti degiI. Bir kavmin
an'anat ve mevzuat'i, üzerinde ya¸adigi topraktan daha kiymetIi
oIan mânevt vatanini te¸kiI eder. Bir topIumu, miIIet yapan
onIar. Ba¸ka bir kavmin, tahakkümü aItina giren bir kavim,
arazisini degiI, mevzuat ve an'anatini kaybettiginden doIayi
istikIaIini kaybeder. Zira üzerinde ya¸adigi toprakIan, ekseriya
terke mecbur oImaz. BeIki de onIardan daha çok IaydaIanir.
Bizim gibi vatan toprakIarini korumak için, boI boI kan döken
bir miIIetin, manevî vatanina kar¸i bu kadar iIgisizIik, bu denIi
saygisizIik göstermesi ne büyük gaIIet!"
2
EIIi yiI önce (1921) bir Ermeni komitecisinin kur¸unu iIe
¸ehit ediIen Said HaIim Pa¸a, baticiIigi böyIe dü¸ünüyordu. Bu
ananeperest OsmanIi, çagda¸Iari içinde Bati'yi en iyi taniyandi.
"Avrupa'yi birçok ecanibden iyi biIdigi haIde, bita-raIane
muhakeme iIe uIviyet-i isIamiyyeyi, necabet-i Türkiye' yi
perestide-i vicdani edecek derecede bir mevki-i böIende
çikarmi¸tir. Pa¸a evveIa, MüsIüman, saniyen Türk, saIisen
OsmanIidir. EIkârini kendi imaI eder, hazir emtiayi hiç
sevmez" diyor CeIâI Nuri.
2 Yazimizi» inti¸arindan (Hisar dergisi, Ocak 1972) oIdukça sonra Tercüman
gazetesi Pasa'tun risaIeIerini tek ciIt haIinde topIadi: BuhranIarimiz, 1001
TemeI Eser. Baskiya hazirIayan: M.E. Düzdag.
64
Tanzimat sonrasi OsmanIi irIaninin dikkate Iâyik bir
tezadi: Avrupa'nin küItür emperyaIizmine cihad açan
OsmanIi sadrazami, yaziIarini Fransizca kaIeme aIirmi¸.
CEMALEDDÎN EFGANÎ DOSYASI
OnunIa iIk deIa SuItan Aziz devrinde kar¸iIa¸iyoruz. Mec-
Iis-i Kebir-i MaariI ve Encümen-i Dâni¸ âzasidir. Yazik ki,
Seyhin istanbuI'da boy gösteri¸i irIan tarihimiz için pek de
hayirIi oImaz. DarüIIünun onun bir konu¸masi yüzünden
kapatiIir (1871).
1
1 SaIvet Pa¸a'mn BerIin seIiri SaduIIah Pa¸a'ya yoIIami¸ oIdugu bir mektubunda
yazdigina göre: DarüIIünunun kapatiImasinin sebebi, Murat MoIIa Tekkesi
¸eyhinin Türkçe nutukIari hadis ve âyet zannedip duaya koyuImasidir. "Meç-
huI-üI eIkâr ve*I ahvâI bir EIganh'mn sun-i hûda oIdugunu murad ederek
'nübüvvet bir san'atür' demesi, hezar güçIükIe saha-i vücuda getiriIen bir
medre-se-i cedide-i iImiyyenin iIgasini mucib oImu¸tur". Bkz. Mahmud KemaI
t naI, OsmanIi Devrinde Son Sadna:amlar. 2 ciIt, IstanbuI 1940-42. CiIt 2, s. 889.
LaousI, ayni vakayi ¸öyIe anIatir:
"1869'da KabiI'den ayriIdi. Hindistan'a geçti, Süvey¸'e çikti. Kahire tarikiyIe
IstanbuI'a gitti. Ünce çok iyi kar¸iIandi. Ama çok geçmeden tutucu çevreIeri
kizdirdi. IIim ve sanatIarin tahsiIi hakkinda bir konIerans vermege davet
ediIdi. Cemiyeti bir vücuda benzetiyordu. IIim ve sanatIar bu vücudun
ayakIan ve koIIan idiIer. Ruh, peygamberIere vahiy yoIuyIa ögretiIen ve
iIadesini IeIseIede buIan hakikatIardi. KonIerans gürüItü kopardi.
SeyhüIisIâm Hasan Fehmi EIendi dine tecavüz ediIdigini söyIedi. Matbuat
konIeransi diIine doIadi. Hükümet, EIganIi'dan memIeketi terketmesini istedi".
(Laoust Henri, Ies Schismcs dans 1'isIam, (IsIâmiyette BöIünmeIer), Payot,
Paris 1965, s. 340).
66
Uzun zaman gözden ve gönüIden nihan oIan üstadi,
yiIIar sonra bir peri-i iIham oIarak sahnede görüyoruz.
"Türk ¸airi Mehmed Emin Bey'e TürkçüIügü a¸iIayan,
kendisinin söyIedigine göre EIganIi Seyh CemaIeddin'dir.
Bu büyük isIâm inkiIapçisi Türkiye'de Mehmed Emin Bey'i
buIarak, ona haIk diIinde, haIk vezninde, miIIet sevgisiyIe
doIu ¸iirIer yazmasini tavsiye etmi¸tir" (Ziya GökaIp,
TürkçüIügün EsasIari).
Edebiyatimizin o büyük "IsIâm inkiIapçisina" yegane
borcu Türk Sa:i ¸airi de degiIdir. FiIhakika bir yandan Jön
TürkIerde "TürkçüIük ¸uurunu uyandirirken* (SeriI
Mardin, Jön TürkIerin Siyasî FikirIeri) bir yandan da... Fakat
EIganIi bir ¸eyhin, bir ümmetçinin türkçüIük ¸uuruyIa ne
gibi bir münasebeti oIabiIir? diyeceksiniz. AceIe etmeyeIim.
BeIki de EIganî ¸airane bir mahIasdir, Figanî gibi. Nitekim,
Ahmet AgayeIten üstadin EIganhhkIa bir iIgisi oImadigini
ögreniyoruz. "Seyh hazretIeri asIen Tûrktû, Azerî
Türküdür" (Türk Yurdu mecmuasi, ciIt I).
Evet, bir yandan da Mehmed AkiI'i ir¸ad etmektedir
hazret. "AkiI'in siIuetini çizebiImek için EIganIi
CemaIeddin iIe MisirIi Abduh'un portreIerini bir an biIe
gözden ayiramayiz. Sirat-i Müstakim, mücahid-i IsIâm Seyh
CemaIeddin iIe... ¸akirdi ve muhibb-i sâdiki Misir
müItüsünün izinden ayriImami¸tir... AkiI'in EIganIi
hakkinda hükmü ¸udur; ¸arkin yeti¸tirdigi IitratIarin en
yüksekIerinden biri" (Cerra-hogIu, Mehmed Âki/).
YaIniz AkiI i mi? IsIâm'da teceddüt yaratmak isteyen
bütün bir nesiI onun ¸akirdi. Daha sonra ismet Pa¸a'nin
ba¸vekiIIigini yapacak oIan taninmi¸ din biIgini
Semseddin Günaha/a göre "Seyh, Peygamber kadar
¸âyân-i hürmet, „na itiraz edenIer Ebu CehiI kadar Ianete
müstahaktir. Çünkü Seyh, Peygamberin zamanindaki
IsIâmIigi yeniden
iriItmege kaIki¸mi¸tir" (IsIâm mecmuasi).
67
Bu muteber ¸ehadetIerden anIa¸iIan ¸u: CemaIeddin
EIendi EIganî degiI, Türkî'dir. Sayisiz tiImizi vardir.
MiIIiyetçidir, ümmetçidir, isIahatçidir. Hem mücahittir,
hem müçtehit.
ÜzüIerek beIirteIim ki, eIimizdeki diger kaynakIar, bu
iddiaIara göIge dü¸ürecek mahiyettedir. Kimine göre
Seyh iranIi bir ¸iIdir (B. Lewis, The MiddIe East and the
West), kimine göre Hazret-i AIi ahIadindan (Seyh
Abduh).. Onun HintIi oIdugunu söyIeyenIer de var (The
Musulman mecmuasi, 1936 hususi sayisi iIe 5 Subat 1937
tarihIi nüsha).
Türk, IranIi, EIganIi, HintIi... Homeros'un vatani oImakIa
övünen yedi ¸ehir, CemaIeddin'i payIa¸amayan dört üIke.
Biri eski, biri yeni bir eIsane.
Söhreti dünyayi tutan bu masaI kahramaninin insanIiga
mirasi: Minnacik bir EIgan tarihi iIe küçücük bir Reddiye
(Red aIeI-dehriyym). Reddiye, birçokIarinin ismine bakarak
vehmettikIeri gibi, maddeciIigi cerh için yaziImi¸ teoIojik
bir eser degiI, siyasi bir hicivdir.
2
CemaIeddin nazariyeci oImaktan çok poIitikaci
1
Onun
giriIt ve tezatIarIa doIu ki¸iIigini Renan'a verdigi cevapta
1 Tabiatçthgi R~ed. Arapçadan tercüme eden Avukat Aziz Akpinarh, Diyanet I¸Ieri
ReisIigi YayinIan, sayi: 50, Ankara 1956. Laoust diyor ki: EIgant'tün en iyi
biIdigi diI Farsça idi. MaddeciIere kar¸i yazisi, isminin zannettirecegi gibi,
dogmatik bir teoIoji eseri degiI, siyasi bir hicivdi, Seyyid Ahmed, Bahadir Han
aIeyhinde kaIeme aIinmi¸ti. Seyyid Ahmed, 1875'de bir "tngiIiz-MûsIüman
KoIeji" açmi¸, IsIam modemizminde büyük bir ¸öhret kazanmi¸ti. EIganî,
Seyyid Ah-med'e ve mektebine çatiyordu. MüsIümanIarin kendiIerine oIan
itimadim sarsiyordu bu mektep. MedeniyetIerin yükseIi¸inde iIim ve
sanatIarin roIü, dint kiymetIere bagIiIiktan daha önce geIir, diyorIar ve böyIece
ateizme yoI açiyorIardi. Seyyid Ahmed üniversiteyi kurmak için IngiIizIerMen
para yardimi görmü¸tü. "Mû'min çocukIarini avIamak için bir tuzakti bu,
maddeciIer IngiIiz poIitikasinin emrinde gerçek bir ordu hazirIiyorIardi. Bu
ordunun nihai gayesi, IsIâmiyet'i zaaIa ugratmakti; isIâmiyet'i ve isIâmIarV.
Bkz. Laoust, a.g.e., s. 342.
3 Hans Kohn, bu IaaI ve tedirgin hareket adamim angIo-sakson dünyasina ¸öyIe
tanitiyor: "CemaIeddin …I…. asir isIâm ve Asya Rönesatisinm iIk müteIekkirIe-
%"
buIuyoruz. Ne gariptir ki a¸agi yukari bir asir önce cereyan
eden bu münaka¸a (musahabe demek daha dogru oIurdu)
bize yanIi¸ intikaI etmi¸tir. Hiç kimse CemaIeddin'in
yazisini okumak zahmetine katIanmami¸, bütün yazarIar
büyük bir cömertIikIe Seyhi IsIâmiyet'in müdaIii
mertebesine yükseItmi¸tir. Bu vesika bizim için çok
mühimdir. Çünkü hem CemaIeddin'in giriIt ve müttezat
ki¸iIigini i¸iga kavu¸turur, hem onu Namik KemaI'Ie
mukayese etmek imkânini verir. Zira Renan'm 1883'de irat
ettigi konIerans,* EIganh'ya yâ-renIe¸mek Iirsati vermekIe
kaImaz, Namik KemaI'e de me¸hur Müda/aaname'sini iIham
eder.
5
Namik KemaI'in müda-Iaanamesi taarruz,
CemaIeddin'in mektubu tesIimiyet. Namik KemaI öIke ve
küçümseyi¸. CemaIeddin terbiye ve makyaveIizm.
Namik KemaI önce Renan'i tanitmakIa i¸e ba¸Iar
"Engizisyonun kötüIükIerini tenkit ede ede, her IenaIigi
dine bagIayan ve her dini ayni meziyette vehmeden bir
münkir, üsteIik eIe aIdigi konuyu da hiç biImemektedir.
NasiI oIur denecek, bir ¸ark diIIeri mütehassisi, bir
Akademi âzasi Is-Iâmiyeti nasiI oIur da biImez? BiImez,
Avrupa Sark'i biImez. Bu cehaIetin sebebi ¸u: Avrupa'da
IsIâmiyet'Ie ugra¸anIar ya HiristiyandirIar ya degiIdirIer.
HiristiyansaIar Iikr-i asIiIeri bu tetkikatin seIâmetIe icrasina
mânidir. Biz ara¸tirmaIan-mizda bitaraI oIabiIiriz. Bizce
HiristiyanIik mensuh bir dindir. HaIbuki IsIâmiyet
HiristiyanIara göre iIahî degiIdir.
tinden biri oIdu. Bati'nin maddi üstünIügünde IsIâm için mevcut oIan tehIikeyi
gördü. Misir ve MüsIüman Dogu'daki uyanisin, IsIâm BirIigi Iikrinin ve miIIî
hareketIerin babasidir." (EncycIopaedia oItrie SociaI Sciences, c, 8, s. 366).
4 "UisIamisme et Ia Science", conIerence Iaite a Ia Sorbonne, k 29 mars 1883.
(IsIamiyet ve IIim, 29 Mart 1883'de Sorbon'da veriIen konIerans) in Renan
Ernest, Discours et Conferences (Nutuk ve KonIeransIar), 2. baski, Paris 1887,
s. 374 vd.
5 Namik KemaI, Renan MUdafaanamesi. IAamiytl ve Maarif. YayimIayan Ord.
ProI. M.E KöprüIü, Ankara 1962.
69
Onun için her kitapta yaIan, yanIi¸ ararIar. InanmayanIar
ise, bütün dinIere eIkâr-i be¸erin en agir zincir-i esareti, te-
rakkiyat-i mariIetin en kuvvetIi sekte-i hâiIi nazariyIe
bakarIar. Dinin iIahî mahiyeti yoksa, üzerinde neden
duruIsun? Renan'm risaIesini görmeden bu kadar az
Iakirdiya bu kadar çok hata sigabiIecegini sanmazdim".
Advvar, "Namik KemaI'in müdaIaasi daha ziyade bir
poIemik ¸ekIinde oIup her satirinda Renan'm cehIiyIe (?)
istihza doIudur" buyuruyor.
SaIip'Ie hiIâI'in kavgasi devam ediyor. Renan'm
mütteIikIeri içimizde ya¸amaktadir. Namik KemaI'i
hatirIayan yok. KemaI'in yazisinda konu¸an herhangi bir
Iert degiI, tarihin kendisi, iItiraya ugrayan bir medeniyet.
Simdi de CemaIeddin'e geçeIim. 18 Mayis 1883 tarihIi, Le
Journal des Debats'da ¸unIari okuyoruz: "MaIum oIdugu üz-
re, Seyh uIema zümresindendir. Paris'e diIimizi ögrenmege,
Avrupa medeniyet ve iIimIerini tahsiI etmege geImi¸tir...
Yine hatirIardadir ki, geçenIerde bir konIerans vermi¸,
büyük bir aIâka topIayan bu konIerans iIk deIa oIarak
gazetemizde yayimIanmi¸ti. Seyh CemaIeddin bize bu
vesiIe iIe Arapça bir mektup yoIIami¸. Muharririmizin
konIeransi hakkinda dü¸ündükIerini yaziyor. Seyhin
mektubunu mümkün oIdugu kadar sadakatIe tercüme
ettirdik. Dogu'da dü¸ünce ve medeniyetimizin nasiI
anIa¸iIdigini göstermek için takdim ediyoruz.
Sonra Seyhin mektubu:
"EIendim,
DegerIi gazetenizin 29 Mart 1883 tarihIi nüshasinda M.
Renan'm bir nutku var. Söhreti bütün Bati'yi tutan, Do-
gunun en ücra köseIesine kadar uzanan ünIü IiIozoI, bu
nutukta dikkate deger mü¸ahedeIer, yeni görü¸Ier serdet-
mi¸. Ne yazik ki, bendeniz, nutkun ancak az veya çok sadik
bir tercümesini görebiIdim. Fransizcasini okuyabiIseydim,
70
o büyük IiIozoIun IikirIerine daha iyi nüIuz ederdim. Re-
nan'm nutku, iki noktayi kucakIiyor:
1- IsIâm Dini, mahiyeti icabi, iImin geIi¸mesine manidir.
2- Arap kavmi tabiati icabi, metaIizik iIimIeri de IeIseIeyi
de sevmez.
Iyi ama acaba iIimIerin geIi¸mesini önIeyen bu mâniIer,
dinin kendisinden mi geIiyor, bu dini kabuI eden
kavimIerin hususiyetIerinden mi? Renan bu noktaIari
aydinIatmiyor. Ama te¸his yerindedir. HastaIigin
sebebIerini tayin etmek güç. HastaIiga çare buImak ise
büsbütün zor. Ba¸Iangiçta hiçbir miIIet, sirI akIin
rehberIigiyIe yetinemez, korkuIarin pençesindedir. Hayri
serden ayirmaz... Ne sebebIe-re yükseIebiIir, ne neticeIeri
IarkedebiIir. Tedirgin ¸uurunun dinIenebiIecegi bir vaha
arar. O zaman 'mürebbi'Ier çikar ortaya. BiIirIer ki, onu
akIin emrettigi yoIa sürükIemek imkânsizdir. HayaIini
ok¸ar, ümitIerini kanatIandirir, önünde geni¸ uIukIar
açarIar. InsanogIu, iIk devirIerde gözIeri önünde cereyan
eden hadiseIerin sebepIerini ve e¸yanin esrarini
biImediginden mürebbiIerin emirIerine ve ögütIerine
uymak zorundadir. MürebbiIer ona: itaaat edeceksin
diyorIardi, MutIak VarIik öyIe emrediyor. Süphe yok ki
bu be¸eriyet için boyundurukIarin en agiri, en küçüItücüsü
idi. Fakat MüsIüman, Hiristiyan, putperest bütün
miIIetIerin barbarIiktan bu dinî terbiye sayesinde çiktikIari
ve daha iIeri bir medeniyete dogru yürüdükIeri de inkâr
ediIemez".
Seyh eIendi, dinIerin insanIik tarihinde büsbütün
Iüzumsuz birer müessese oImadikIarini beyan
buyurduktan, IsIâmiyet'Ie putperestIigi ayni keIeye
koyduktan sonra... IsIâmiyet'i müdaIaaya geçiyor.
"IsIâmiyet terakkiye mâni imi¸! Iyi ama, bu konuda IsIâ-
miyetin ba¸ka dinIerden ne gibi bir Iarki vardir? DinIerin
hepsi de müsamahasiz degiI mi?" AIerin IsIâm mücahidi-
71
ne! A¸iri nezaketi bir Draper mûIhidi kadar oIsun taraIsizIik
göstermesine mâni oIan Seyh eIendi tâvizIerini her satirda biraz
daha arttiriyor: "Hiristiyan topIumIari i¸aret ettigim iptidai
merhaIeden uzakIa¸mi¸Iardir artik. Hür ve se-razad, terakki ve
iIim yoIunda dev adimIariyIa iIerIemektedirIer, isIâm cemiyeti
ise dinin vesayetinden kurtuIamami¸tir". Ama EIganIi Seyh
büsbütün meyus da degiIdir. ÖyIe ya HiristiyanIik IsIâmiyet'ten
asirIarca önce dogmu¸: "Neden IsIâm cemiyeti de günün
birinde zincirIerini kirip Hiristiyan cemiyetIeri gibi terakki
yoIunda ¸ahIanmasin? HiristiyanIik da mûsamahasizdi, sertti,
ama yeniImez bir engeI oIamadi*. IsIâmiyet'in böyIe bir
ümitten mahrum ediImesine gönIü razi oImuyor ¸eyhimizin.
"Burada Mösyö Renan'in huzurunda isIâm Dininin müdaIaasini
degiI, yüz miIyonIarca IsIâm'in müdaIaasini yapiyorum. Bu
ümit (MüsIümanIik' tan kurtuIma ümidi mi?) gerçekIe¸mezse
barbarIik ve cehaIet içinde mahvoIurIar. FiIhakika IsIâm dini
iImi bogmaga ve terakkiyi durdurmaga gayret etmi¸tir. Ama
HiristiyanIik da ayni ¸eye te¸ebbüs etmedi mi? KatoIik
KiIisesinin muhterem reisIeri biIdigime göre bugün biIe
mücadeIeden vazgeçmi¸ de degiIdirIer... BiIiyorum,
müsIümanIarm Avrupa'yIa ayni medeniyet seviyesine
yükseImeIeri çok güçtür. FeIseIi ve iImî usuIIerIe hakikate
vusuI onIara yasaktir. Gerçek bir mümin, konusu iImî hakikat
oIan her çe¸it ara¸tirmaIardan kaçinmaIidir. Oysa bazi
AvrupaIiIara göre her hakikat iIme dayanmak zorundadir.
KöIesi oIdugu nassa, sapana bagIanan bir öküz misaIi bagIanan
mümin iIanihaye ¸eriat teIsirciIeri taraIindan çiziIen yoIda
yürümeye mahkûmdur... Hakikatin zaten bütününe sahip,
aramasina ne Iüzum var? Imanini kaybederse daha mi bahtiyar
oIacak? BöyIe oIunca da iImi küçümsemesi tabiî degiI mi?"
Seyh eIendi IsIâmiyet' in terakkiye mâni oIdugunu Re-
&!
nan'dan daha büyük bir imanIa beIirttikten sonra, Arap
kavmini müdaIaaya geçiyor: "Ancak IetihIerindeki hizIa
mukayese ediIebiIecek Iikrî bir yükseIi¸. Bir asirda bütün
bir Yunan ve Acem iIminin eIde ediIi¸i, hazmediIi¸i...
ArapIar ba¸Iangiçta ne kadar cahiI ve barbar oIurIarsa
oIsunIar medenî miIIetIerin yüzüstü biraktikIarina dört eIIe
sariIdiIar. Sönen iIimIeri canIandirdiIar, geIi¸tirdiIer ve o
zamana kadar uIa¸amadikIari bir ihti¸ama kavu¸turduIar.
Bu da iIme kar¸i besIedikIeri sevginin i¸areti ve isbati degiI
midir?"
Renan, Arap dünyasinda Acem âIimIerinin (yani Arap
oImayanIarin) büyük bir roI oynadigi Iikrinde. Seyh eIendi
de bunu kabuI etmektedir. YaIniz "HarranIiIar ArapdiIar ve
Ispanya'yi istiIa edenIer ArapIikIarini kaybetmemi¸Ierdi.
Ibn Bâcce, Ibn TuIeyI, Ibn Rû¸d de, EI Kindî gibi ArapdiIar.
IrkIari ayiran diIdir. IsIâmiyet'in inki¸aIiyIe ArapIar yeni
bir hamIe kazandi ve IranIi âIimIer MüsIüman oIunca
Kur'an diIiyIe yazmayi ¸ereI teIakki ettiIer".
Ne gariptir ki, AgaogIu'nun haIis muhIis Türk oIdugunu
iddia ettigi EIganIi ¸eyh IsIâm medeniyetinde TürkIerin
roIünden bir kerecik biIe söz etmiyor. Evet, isIâm
medeniyeti bir bütündür. Bu büyük terkibi yaIniz Arabin
eseri imi¸ gibi göstermek ya Araba daIkavukIuk, ya misIi
görüImemi¸ bir gaIIettir. Farabi IsIâm'dir, Ibn Sina IsIâm'dir,
Arap degiI. O ummana kari¸an en büyük irmak: Türk.
Fakat Seyh yatirim yapmaktadir: "Pekiyi denecek, Arap
medeniyeti bu kadar ¸a¸aadar oIduktan sonra, nasiI birden sö-
nüverdi? Me¸aIe o zamandan beri neden tutu¸amadi tekrar?
Arap dünyasi uzun zamandan beri niçin karanIikIarda
bocaIiyor?" (Namik KemaI buna sebep oIarak HaçIi
orduIanyIe Tatar mü¸rikIerini gösteriyor). Seyhin cevabini
okuyaIim:
"Burada IsIâm Dininin bütün sorumIuIugu ortaya
çikiyor. Surasi a¸ikâr: bu din nerde yerIe¸mi¸se iImi
bogmu¸tur. Bu ugurda istibdatIa eIeIe vermekte tereddüt
etmemi¸tir.
73
Es-Süyuti, haIiIe EI-Hadi'nin MüsIüman üIkeIerde iImin
kökünü kurutmak için be¸bin âIimi Bagdat'ta katIettigini
söyIer. BeIki Süyu ti kurbanIarinin sayisinda mübaIaga
etmi¸ ama yapiIan zuIüm bir vakia. Bir dinin ve bir
kavmin tarihinde kanIi bir Ieke bu. Hiristiyan dininin
mazisinde de buna benzer vakaIar buIabiIirim. DinIer,
isimIeri ne oIursa oIsun, birbirIerine benzerIer. DinIerin
IeIseIe iIe uyu¸maIarina, anIa¸maIarina imkân yoktur. Din
insana Iman ve itikadi zorIa kabuI ettirir, IeIseIe onu
itikatIardan kismen veya tamamen kurtarir. NasiI
anIa¸abiIirIer?.. Din gaIip geIince IeIseIeyi yok edecektir,
IeIseIe hükümran oIunca din ortadan kaIkacak. InsanIik
ya¸adikça nas iIe serbest tenkit, din iIe IeIseIe arasindaki
kavga sona ermeyecektir. Kiyasiya bir sava¸ bu. Ve
korkarim ki bu sava¸ta zaIer hür dü¸ünceye nasip
oImayacaktir".
Seyhimiz ¸ikâyetçi: "AkIin dersIeri üç be¸ büyük zekâya
hitap eder yaIniz. IIim ne kadar güzeI oIursa oIsun ideaIe
susuz oIan insanIigi doyuramaz. insanIik, IiIozoIIarin ve
âIimIerin göremedikIeri ve giremedikIeri karanIik ve uzak
böIgeIerde kanat açmaktan ho¸Ianir".
EIgani'nin sözü burada bitiyor. Simdi de Renan'in bu
mektuba verdigi cevabi gözden geçireIim:
6
"Sorbonne'daki
son konIeransimin Seyh CemaIeddin'e teIkin ettigi son
derece dikkate deger dü¸ünceIeri dünkü gazetenizde
aIâkayIa okudum. Münevver AsyaIinin ¸uurunu böyIece
orijinaI ve samimi teceIIiIerinde takip etmek çok ögretici.
UIkun dört bir yanindan rasyonaIizmi öven sesIer geIiyor.
Insan bu sesIeri dinIedikçe daha iyi anIiyor ki din ayirir,
akiI birIe¸tirir. Ve iman ediyor ki akiI tektir, insan zekâsinin
birIigi, dü¸ünceIerin tesanüdünden dogan büyük ve ümit
verici bir neti-
6 Renan E€ w, "Appendice â Ia prtcedenie conIerence" (Bir önceki konIeran
saek)s.402vd.
74
ce. Ama bunun için tabiatüstü denen vahiyIeri bir yana
iImek Iâzim. Dünyadaki tyiniyet sahibi insanIarin yobazIiga
ve huraIeIere kar¸i kurdukIari birIik görünü¸te çok küçük.
Ama hakikatte tek uzun ömürIü birIik bu. Çünkü hakikate
dayaniyor ve ergeç muzaIIer oIacaktir. MasaIIar masaIIari
takip edecektir"...
"Iki ay kadar önce sevgiIi mesIekda¸im Ganem vasnasiyIe
Seyhi tanimi¸tim- Üzerimde pek az kimse bu kadar derin
tesir yapmi¸tir. Sorbonne'daki konIeransimin konusunu
(iImi zihniyet iIe IsIâmiyet'in münasebetIeri) bana o iIham
etti. Seyh CemaIeddin isIâm'in pe¸in hükümIerinden
siyriImi¸ bir EIganIi'dit".
AnIa¸iIiyor degiI mi? Bizim "Büyük IsIâm BirIigi"nin
kurucusu oIarak seIâmIadigimiz Seyh eIendinin
Fransa'daki dostu Hiristiyan HaIiI Ganem'dir. SuItan
AbdüIhamid Han'in hasm-i biamâm Ganem. Renan
EIganh'yi bir masaI kahramani oIarak degiI, gerçek ki¸iIigi
iIe yani bir dinsiz, bir "Iibre penseur" oIarak
tanimaktadir. Renan'a devam edeIim: "CemaIeddin zinde
bir kavmin çocugudur. EIganis-tan'da Arya ruhu resmî
IsIâmiyet'in sig tabakasi aItinda bütün zindeIigi iIe
ya¸amaktadir. (GörüIüyor ki Renan, AgaogIu iIe ayni Iikirde
degiIdir. Seyh'in EIganIi oIdugunu biIiyor, EIganIi, hattâ Siî
oIdugunu. Acaba AgaogIu biImiyor mu idi?) DinIerin
degerini tayin eden, onIara inanan kavimIerdir. EIganIi bu
müteariIenin en güzeI deIiIi. Dü¸ünceIeri öyIesine bagimsiz,
seciyesi o kadar asiI ve dürüst idi ki onunIa konu¸urken Ibn
Sina, Ibn Rü¸d gibi eski â¸inâIardan birinin -ba¸ka bir
tabirIe- be¸ asir boyunca insan zekâsini temsiI eden o büyük
dinsizIerden birinin diriIdigini saniyordum. Kar¸imdaki
insanIa, Iran'in di¸inda kaIan (Renan biIhassa Türkiye
demek istiyor) MüsIüman üIkeIerin arzettigi manzarayi
kar¸iIa¸tirinca aradaki tezat bana büsbütün açik göründü.
Bu üIkeIerde iImî ve IeIseIî tecessüs
75
yok gibidir. Seyh CemaIeddin dinî istiIaya kar¸i irkî
direni¸in en güzeI örnegidir".
Renan, Seyh'in takdirkârt, Seyh Renan'a hayran.
AnIa¸mamaIarina imkân var mi? TeIerruata ait ihtiIaIIar bir
sohbet vesiIesi. MeseIa Renan'a göre, "Roma
ImparatorIugu …VI. asra kadar Latince'yi bütün Bati'da
insan zekâsinin iIade vasitasi yapmi¸ti. Büyük AIbert, Roger
Bacon, Spinoza Latince yazdiIar. Ama bunIar bizim için
Latin degiIdirIer. Arap diIiyIe yazan bütün IsIâmIari da
Arap saymak dogru degiIdir. Semavî dinIerin hepsi
müsbet iIme dü¸mandir. Seyh bu hakikati kâIi derecede
beIirtmedigimi iIeri sürüyor. Bu konudaki IikirIerim
herkesçe maIum oIdugundan üzerinde durmadim. Insan
zihni tabiatüstû unsurIardan tecrit ediImeIidir. Bunun için
zora Iüzum yok. Hiristiyan ve IsIâm aydinIan din bahsinde
anIayi¸Ii bir kayitsizIik göstersinIer, yani din zararsiz haIe
geIsin, yeter. Bu, Hiristiyan üIkeIerde gerçekIe¸ti.
MüsIüman üIkeIerde de gerçekIe¸irse, Seyh de, ben de
memnun oIuruz. Ben bütün mûsIümanIar cahiIdirIer, cahiI
kaIacakIardir demedim, isIâmiyet'in iIme büyük engeIIer
çikardigini söyIedim. IsIâmiyet'in, idaresi aItinda buIunan
üIkeIerde be¸-aIti asirdan beri iImi yokettigini söyIedim..
MüsIümanIar MüsIümanIiga dayanarak kaIkinamazIar,
MüsIümanIigin zayiIIamasi sayesinde kaIkinabiIirIer.
IsIâmiyet'in iIk kurbani MüsIümanIar'dir. MüsIüman'i
dininden kurtarmak ona yapiIabiIecek en büyük iyiIiktir.
AkiI için yoI birdir. Hür dü¸ünceIi insanIar eIbette ki,
birIe¸ecekIerdir. KurtuIu¸ MüsIümanIar'm yeni ba¸tan
terbiye ediIme-sindedir. Ama bu terbiyenin ciddi oImasi,
yani akIa dayanmasi Iâzim. IsIâm'in dinî ¸eIIeri bu gayeye
hizmet ederIerse kendiIerine minnettar «oIurum. IsIâm
üIkeIerindeki röne-sans IsIâmiyet'den kurtuIarak
gerçekIe¸tiriIecektir, Hiristiyan üIkeIerde oIdugu gibi.
Seyh CemaIeddin benim beIIi ba¸Ii tezIerime deIiIIer
getirmi¸tir".
76
ZavaIIi Türk inteIijansiyasi! KimIerin pe¸inden gitmemi¸.
Dü¸manIari dost, dostIan dü¸man tanimi¸. Peygamber'in
adini anmaga cesaret edemeyen bir EIganIi'yi Peygamber
kadar saygiya Iâyik görmü¸.
7
CemaIeddin yerini ve çagini buIamami¸ bir hareket adami, bir "agitateur", Ur
MakyaveIist. imanini kaybetmi¸ bir mümin. Bir keIime iIe kucaginda ya¸adigi
çevreye intibak edemeyecek kadar co¸kun ve sert; kucaginda ya¸adigi çevreyi
iradesine râmedemeyecek kadar zayiI veya taIihsiz. Bu bakimdan Bernard Le-
wis'e hak vermek Iâzim: "CemaIeddin'in vaizIan bir IdeoIojiden çok, bir
ya¸antinin iIadesi. isIâmiyet onun için her¸eyden evveI bir medeniyet,
dünyevî bir iktidardi, arizî oIarak da bir iman. Takvadan çok bagIiIik istiyordu.
MüsIümanIar da CermenIer ve itaIyanIar gibi birIe¸meIiydiIer. CemaIeddin'in
Ömrü bir hükümdar aramakIa geçti, Cavour'u, Bismarck'i oIacagi bir
hükümdar, isIâm BirIigini kurabiImek için kâh Sah'a, kâh HirhVe, kâh SuItan'a
ba¸vurdu. Ama hiçbirinden aradigini buIamadi
1
'. The MiddIe East and the West
(Ortadogu ve Bati), London, BIoomington bid. 1964.
O co¸kun ve muhteris Iikir maceracisinin her mabedin kapi¸im çaImasi
mukadderdi. Kaya BiIgegiI'in yazdigina göre, Mercure de France'da inti¸ar eden
bir makaIe CemaIeddin EIganI nin istanbuI'da mason Iocasina ithaI ediIdigini
göstermektedir. ("DjemmaIed Din: tenebreux agitateur", Mercure it Jrance. 1
De-cembre 1938). M. Kaya BiIgegiI, Ziya Pasa O:erine Bir Arattirma.
Erzurum Üniversitesi YayinIan, 1970, s. 211.
CemaIeddin EIgani'nin Renan'a verdigi "cevabin EIgani'ye ait oImadigi,
gazetenin uydurma ve tahriIinden ibaret oIdugu" ve "cevaptaki sözIerin onun
taraIindan söyIenmesinin imkânsiz oIdugu", bunIari "Kenan'in uydurup
CemaIed-din'e izaIe ettigi" gibi iddiaIarIa iIgiIi oIarak bkz. SaIahattin
KiIiçarsIan, "CemaIeddin EIgani dosyasi üzerine", Hareket. AraIik 1974 ve
ProI. Muhammed Ha-miduIIah, "Ernest Renan ve isIâmiyet", isIâm, Subat
1958, sayi 14.
77
II. Medeniyetlerin ÖIümü
Medeniyet iki sütun üzerinde yükseIir:
Süngü ve açIik. DoIandiriciIarIa
namussuzIarin gönIüne göre bir düzen.
Hâ-kim-i mutIak: Para.
SaInameIeri kanIa yaziIi medeniyetin,
münasebetIeri yaIan üzerine müesses:
YaIan, kin ve kaIIe¸Iik. Medeni insan,
içtimai bir yiIandir, nezaket ve terbiye
icabi yaIanci oImak zorunda.
Medeniyet, masaIIarIa besIenir. Siir
iIe nesir IaziIet ve mutIuIugu terennüm
etmeIi. Oysa medeniyette âdet,
bogazIa¸maktir, bir nas ugruna
bogazIa¸mak. Hem de mânâsini ve ne
i¸e yaradigini anIamadan. DeIiI mi
istersiniz? insan hakIan ve hürriyetIeri
için yapiIan katIiamIar ortada.
Medeniyet üçkâgitçiIara sarayIar
yaptirir, dâhiIere kümes.
Fourier
ÜMRANDAN UYGARLIGA
Muhtevasi, çagdan çaga, üIkeden üIkeye, yazardan yazara
degi¸en kaypak ve karanIik keIime: "civiIisation". Bati
irIaninin ikiyüz yiIdir sabit bir tariIe hapsedemedigi bu eIe
avuca sigmaz meIhumun hayat hikâyesine kisaca göz
ataIim.
1
Avrupa diIIerinde zaraIeti, çeIebiIigi -kisaca medenîIigi-
iIade eden keIime "poIice" idi. "PoIice" …VII. asirdan
itibaren bugünkü mânâda kuIIaniImaga ba¸Ianir Zaptiye.
Ve yerini yeni bir keIimeye birakir "CiviIisation".
AydinIikIar çaginin ümitIerini diIe getiren, terakki inancini
bayrakIa¸-tiran iIk keIime bu. insanIik dü¸e kaIka
iIerIeyen bir kervandir. Avrupa: kiIavuz, "CiviIisation"
dünyaya yayiIdikça
I CiviIisation, 1756'da Fransa'da dogmu¸. …VIII. asrin hiçbir büyük sözIügünde
yok. AnsikIopediye de aIinmami¸. Akademinin Iügati 3. baskisinda (1798)
keIimeyi ¸öyIe tanimIar MedenîIe¸tirme eyIemi, yahut medeni oIanin
durumu. Daha sonraki sözIükIer de ayni tariIi tekrar ederIer. Bir kitanin veya
içtimai bir siniIin azgin intihaIarini iI¸a eden bir anIayi¸. Kim modernIe¸tirecek?
IIk deIa oIarak 1890'da bugünküne oIdukça yâkm bir tariIIe kar¸iIa¸iriz;
civiIisation', insanIigin ahIâkça, Iikirce ve içtimai hayatça iIerIemesi. HatzIeId,
Darmesteter ve Thomas, DicIiormaire GeneraI de Ia Langue Française, (Fransiz
diIi GeneI SözIügü), 2 ciIt, DeIagrave, Paris 1889.
81
sava¸Iar sona erecek, seIaIetIe köIeIik ortadan kaIkacaktir. Bir
gerçekten çok, bir amaç.
Avrupa "civiIisation"un bir inhisar metai oImadigini
müste¸rikIerden ögrenir. Her insan topIuIugunun kendine göre
bir medeniyeti vardir, az veya çok zengin, az veya çok eski bir
medeniyet. MiIIetIerin üstünIük iddiasi zavaIIi bir vehim, bir
kendini begenmi¸Iik.
Ama Bati inteiijansiyasi imtiyazIanyIa sarho¸, ¸imarik bir
çocuktur, timin iI¸aIarina ancak i¸ine geIdigi zaman ve i¸ine
geIdigi öIçüde itibar eder. Evet... birçok medeniyetIer vardir
dünyada, medeniyet daha dogrusu medeniyet müsveddeIeri.
Gerçek medeniyet Hiristiyan medeniyetidir, kapitaIizmdir,
sosyaIizmdir.
1
AImanIar "civiIisation" meIhumunu "kuItur"Ia kar¸iIar.
KeIimeyi Amerikanca' ya sokan TyIor'a (1871) göre küItür veya
medeniyet "IIimIeri, inançIari, sanatIari, ahIâki, kanunIari,
âdetIeri ve insanin topIum hayatinda kazandigi diger kabiIiyet
ve aIi¸kanIikIari kucakIayan giriIt bir bü-tün"dûr. Amerikan
"cuIture"u AImanca "kuItur"a cihan¸ü-muIIük sagIar;
Avrupa'nin bütün diIIeri benimser keIimeyi. YaIniz Fransizca
1930'Iara kadar bu nevzuhur küItüre itibar etmez, kendi
"cuIture" ve "civiIisation"una sadik kaIir. Yeni keIimenin
AIman veya Amerikan içtimaî iIimIerine büyük bir vuzuh
getirdigi de iddia ediIemez. Bir bakarsiniz küItürIe medeniyet
ayni meIhumun iki ayri iIadesi; bir bakarsiniz araIarinda dagIar
kadar Iark var. Kimine göre küI-
2 Avrupa'nin bu aptaIca narsisizmini a¸agi yukari bütün tarihIerinde görmek
kabiI. RastgeIe bir örnek: "ÇöIIt¸ devrinin en vahim günIerini hatirIatan bu
buhranIi merhaIede, Türkiye canIanmaga gayret etmi¸, o zamana kadar
boyuna aIeyhinde cephe aIdigi bir medeniyette temas kurmak istemi¸, ona
kamIarini açmi¸. Avrupa camiasinin aIâkasini ve manevi yardimini kazanmaga
çaIi¸mi¸ ve böyIece HiristiyanIigin barbarIiga kar¸i ittiIakini geciktirmi¸tir"
(EngeIhardt, a.S.e).
82
tür, insanin oIgunIa¸mak için harcadigi çaba; medeniyet,
dünyayi degi¸tirmek için giri¸tigi hareketIer, biri amaç,
öteki araç. Kimine göre iki meIhum arasinda yaIniz bir
hacim Iarki var. Kimi, "Ne münasebet, diye sesini
yükseItir. AImanca 'kuItur'u IngiIizce veya Fransizca'ya
'maddî medeniyet' diye çevirmeIiyiz*. BabiI KuIesi.
3
Bizim için küItür, yakin zamanIara kadar "hars" ti.
4
AntropoIogIarimiz Amerikan irIanini yurdumuza cömertçe
ta-¸iyaIi beri küItürden ne anIayacagimizi ¸a¸irdik. IrIan
degiI bu küItür, maariI degiI, gaIiba medeniyet de degiI.
Peki, ne? Ama... önce civiIisation'u taniyaIim.
CiviIisation, Iügat hazinemize Re¸it Pa¸a'nm armagani,
Bati'nin birçok meIhum ve müesseseIeri gibi. Pa¸a,
Paris'ten yoIIadigi resmî yaziIarda (1834) Türkçe
kar¸iIigini buIamadigi bu keIimeyi "terbiye-i nâs ve icray-i
nizâmat" oIarak tariI eder. CiviIisation -az sonra-
OsmanIica'ya "kaI-ke" ediIir: medeniyet. Namik KemaI'in
co¸kun beIagati nevzuhur keIimeyi eIkâr-i umumiyeye
¸öyIe takdim eder: "Medeniyet asayi¸te kemâI'dir
(asayi¸: rahat, huzur, reIah)", "hayat-i be¸erin kâIiIi"dir.
Demek ki "Medeniyet aIeyhine daha IazIa kiyam etmek,
eceI-i kazaya katiIIerden, haydutIardan ziyade muin
oImaktir". "Medeniyeti zâid görenIer, insani
tanimayanIardir". "Tabiat-i be¸er hüsn-û intizama maiIdir".
OsteIik medeniyet, hürriyet ve istikIaIin de
3 KonuyIa iIgiIi ayrintiIi biIgi için bkz. CemiI Meriç, KüItürden Itfana. insan
yayinIari, 1986, s. 9-48. '
4 I¸tikak merakinin diIimize musaIIat ettigi bu bedbaht keIime, Turk inteIijansi-
yasi taraIindan hiçbir zaman begeniImemi¸ ti. Fransizca küItürün Türkçe
kar¸iIigi maariI veya irIandi. MaariI-i Garbiye Bati küItürü demekti, sonra
maariI, vaziIesi irIan dagitmak oIan bir müesseseye aIem oIdu. RaiI Necdet'i
dinIeyeIim-. "Bana hars'vn aheng-i teIaIIuzu pek abus, pek soguk ve kaba
geIiyor. Bu keIimede mânâ cihetiyIe de IazIa bir ciyadet ve teravei
göremiyorum. KüItür mukabiIi oIarak irIan keIimesini hem IatiI, hem mânâ
itibariyIe daha neIis ve munis, daha kuvvetIi ve ¸etaretti buIuyorum" (Hayat-i
Edebiye. s. 314).
83
kaIesi: "Medenî oImayan miIIetIer akvâm-i mütemeddine-
nin esiri oImaga mahkûmdurIar." AnaneperestIik nice
kavimIeri esarete sürükIemi¸. "Medeniyetsiz ya¸amak
eceIsiz öImek gibi bir ¸ey". "BaziIari medeniyeti 'Iuh¸iyat'
oIarak tanitiyorIar, yanIi¸. Fuh¸iyat (medeniyetin) avânz-i
zâtiye-sinden degiI, nekais-i icraattndandir. Dogru..
Avrupa medeniyetinin nice kötüIükIeri, eksikIikIeri var
ama iktisab-i medeniyete çaIi¸an akvam için, tamami
tamamina Avrupa'yi takIidetmek neden Iâzim geIsin"?
"Birtakim hakayik-i iImiye vardir ki, dünyanin hiçbir
taraIinda degi¸mez. Hiçbir yerde sû-i tesiri görüImez...
Tervic-i medeniyeti arzu edersek, bu kabiIden oIan
hakayik-i naIiayi nerede buIursak iktibas ederiz". "Kendi
ahIâkimizin icraati, kendi akIimizin tasvibati, âsâr-i
medeniyetin Iuruatma ma'ziyâde kâIidir". ÜIkemiz tarihde
kaç kere büyük medeniyetIerin "merkez-i inti¸âri" oImu¸,
"Seriat-i Muhammediyenin münci kaideIeri... ve
haIkimizin IevkaIade kabiIiyeti eIde iken", neden dünyayi
hayran birakacak medeniyetIer kura-mayaIim?
5
Medeniyeti miIIiIe¸tirmek isteyen bir anIayi¸. TekâmüI,
mukaddesIerimizden IeragatIe oImaz. Bati'nin abesIerini
degiI, insanIigin ke¸iIIerini iktibas edecegiz. Maziyi
muhaIaza, Iakat ayikIayarak. Yeniyi kabuI, ama seçerek.
Daha sonra Ziya GökaIp'te ¸ahidi oIacagimiz medeniyet ve
hars teIrikinin iIk tasIagi.
Medeniyet keIimesi bu parIak müdaIaaya ragmen haIk
taraIindan benimsenmez. Avrupa'dan geIen her meIhum
gibi ¸üpheyIe kar¸iIanir. Ma¸erî vicdani diIe getiren ¸airIer
için "garaz-i neIsanIdir medeniyet (Yeni¸ehirIi Avni); "Tek
di¸i kaImi¸ canavar"dit (Mehmed AkiI). Kisaca keIimenin
5 Namik KemaI'in medeniyetIe iIgiIi görü¸Ieri için bkz. CemiI Meriç, Mag
kiIer "Eski bir put Terakki", Ötüken yayinIan, 2. baski, 1980, s. 214 vd.
M
haIk ¸uurunda yarattigi tedaiIer zengin, ¸imarik ve dü¸man
bir Avrupa, seIahat, Iuh¸iyat
Tanzimat aydinIarina döneIim... Yeni tanidikIari hir
dünyanin ¸a¸aasryIe gözIeri kama¸an hayaIperest nesiIIer
için, medeniyet bir tesIimiyet veya temessüIdür. MeIhumu
iImî çerçevesine oturtan tek yazar: Cevdet Pa¸a.
Medeniyet, topIuIukIarin hayatinda iIeri bir merhaIedir,
Pa¸a'ya göre. Önce devIet kuruIur, insanIar dü¸man
korkusundan âzad oIurIar. Sonra "ihtiyacat-i be¸eriyeIerini
tahsiIe", "kemâIât-i insaniyeIerini tekmiIe" koyuIur, yani
medeniIe¸irIer. Demek ki, medeniyetin iki unsuru var.
be¸erî ihtiyaçIarin (bunIara maddî ihtiyaçIar da diyebiIiriz)
gideriImesi ve ahIâk ve zekâ bakimindan oIgunIa¸ma.
InsanIar bedeviyetden haderiyet ve medeniyete geçerIer.
Medeniyet ne bir üIkenin imtiyazidir, ne bir kavmin.
Pa¸a'ya göre, büyük medeniyetIer "uIûm ve sanayiIeri,
maariIIeri ve bunca tecem-müIat ve tekeIIüIat ve
IetaiIIeriyIe beraber kitaat-i arzda" yer degi¸tirirIer.
Medeniyeti, geIine benzetiyor Pa¸a, diyar diyar doIa¸an
bir geIine, "IIm-i tarihin haber verdigi asirIardan
mukaddem Hindistan'da... mahrem-i haIvetsaray-i havas"
oIuyor "arûs-u medeniyet". Oradan BâbiI'e ve Misir'a
geçiyor. Yine "Setre pu¸-u izz ü naz, ve... bir siniI-i
mümtaza hem-raz"dir. Sonra Yunanistan'a ugruyor
nazenin. "Ke¸I-i nikab ve seIb-i icab û hicab iIe açiIip
saçiIarak" herkese gösteri-yoT kendini, çar¸ida-pazarda
doIa¸iyor. Yunanistan yikiIdiktan sonra Iskenderiye'ye
otag kuruyor. Ama "eskiden âIüIte oIdugu Kibt kavmine"
yüz vermiyor bu deIa. "Tedarik etmi¸ oIdugu nev-
â¸inâyân-i Yunan iIe bir müddet, di-yar-i Misir'da tertib-i
bezra-i kermakerem-i üIIet ettikten sonra", "hitt-i Irak"da
boy gösteriyor. Ve bir müddet "eIbi-se-i hadray-i IsIâmiye
iIe aktâr-i Sarkiyede doIa¸arak Misir ve Garb yoIuyIa yine
Avrupa ki t'asma çekiIip orada pâ-
"'
yend-i istikrar ve dest-kü¸a-yi inti¸ar oImu¸tur*. "Bundan
sonra hangi taraIa gidecegi ve ne renkIere girecegi ve nasiI
câmeIer giyecegi" AIIah'a maIum.
6
Pa¸a'nin medeniyet anIayi¸indaki üstünIük nereden
geIiyordu? Çagda¸Iari birer aksisedaydiIar. Avrupa
irIaninin aksisedasi. Sig ve köksüz bir irIan. Pa¸a'nin sesi
kendi sesi-mizdi: Sark'm sesi. Tarihin esrarini, tarihçiIerin
en büyügünden, tarihe "be¸erî iIimIerin iImi" haysiyeti
kazandiran Ibn HaIdun'dan ögrenmi¸ti Pa¸a. Bizce tek
hatasi oIdu: ümran gibi kucakIayici bir keIimeyi
medeniyet gibi müphem ve mâzisiz bir IaIza Ieda etmek.
Tarih deniIen muammanin iki anahtari vardi Ibn
HaIdun'a göre: Ümran ve asabiyet. Ümran, bir kavmin
yaptikIarinin ve yarattikIarinin bütünü, içtimaî ve dinî
düzen, âdetIer ve inançIar. Ümran, tarihi ve insani bütün
oIarak iIade eden bir keIime. Avrupa'nin hiçbir zaman ve
hiçbir keIimesiyIe kucakIayamadigi bir bütün. Tarihî
inki¸aIin muharrik kuvveti: asabiyet, yani içtimaî tesanüt.
Ümran, iki ¸ekiIde tezahür eder: bâdiye hayati, ¸ehir
hayati. BedevîIik ümranin iIk merhaIesi, kendi kendini
a¸acak oIan bir merhaIe. Haderiyetin de çe¸itIi merhaIeIeri
var.
Umran'i "içtimaî hayat"Ia kar¸iIayabiIiriz, en geni¸
mânâda içtimaî hayat. Ibn HaIdun için temeddün'Ie
ümran IarkIi. Temeddün: ¸ehir medeniyeti. Ümran, hem
bedevîIigi hem haderîIigi kucakIar: küItür ve medeniyet.
KaynakIarindan kopan bir inteIijansiyanm kaderi, bir
meIhum hercümerci içinde boguImak. Ümrandan
habersizdik, medeniyete de isinamadik. InsanIigin tekâmüI
vetiresini iIade için kendimize Iâyik bir keIime buIduk:
uygarIik. Mâzisiz, musikisiz bir hiIkat garibesi.
6 Cevdet Pa¸a'nin medeniyetIe iIgiIi görü¸Ieri hakkinda daha geni¸ biIgi için bkz-
Ümit Meriç Yazan, Cevdet Pa¸a'nin Toplum ve Devlet Görü¸ü. insan yayinIan,
1992,1. baski, s. 57 vd.
86
KÜLTÜR VE ÖTESI
KüItür yabanci bir keIime. Cazip, çünkü AvrupaIi. Bati
diIIerini …VIII. asrin sonIarinda Iethetmi¸. Her üIkede ayri
bir Iibasa bürünen uçari, serazat bir meIhum.
1
AmerikaIi iki yazar 160 tariIini buImu¸; kimi tasvirî, kimi
Bu garip keIimeyi Fratisizcadan aImi¸iz. Medeni diIIerde keIimeIerin kökIeriyIe
hiçbir iIgisi kaImaz. HeIe istiIahIar kaynakIarindan ne kadar kopar, ne kadar
uzakIa¸irIarsa, o kadar mükemmeI sayiIirIar. TiIIane bir i¸tikak merakiyIe
küItüre hars demi¸iz. Hars tam tutacakken vazgeçip (renkçesini
kabuIIenmi¸iz. "Uygar ku¸ak"Iarin uIusçuIugu tepki göstermi¸, küItür
"tikigini" yeniden tercüme edip irIanimizi nevzuhur bir ucube iIe donatmi¸Iar
"ekin". I¸te keIimenin Fransizcadaki (daha dogrusu Fransizca sözIükIerdeki)
mânaIari: a- En dar ve en maddi manâda, uygun temrinIerIe bazi beden ve zihin
meIekeIerinin geIi¸tiriImesi (veya geIi¸mi¸ oImasi): KüItürIizik, matematik
küItürü, b- Daha geneI oIarak ve gündeIik diIde: 1) Okumu¸ ve bu sayede
zevkini, tenkit kabiIiyetini, muhakemesini geIi¸tirmi¸ insanin özeIIigi, 2) Bu
özeIIigi sagIayan egitim:
"BiIgi, küItürün vazgeçiImez ¸artidir, Iakat yeter sam degiIdir KüItür denince
daha çok zekânin, muhakemenin ve duyarIigin niteIigi akIa geIir" (D. Rous-
tan).
c- Medeniyet
(LaIande, Jbcabulains Technique et Critique it Ia PhiIosophic (FeIseIenin
EIe¸tireI ve Teknik SözIügü), 1960).
87
tarihî, kimi normatiI, kimi psikoIojik, kimi "yapisaI", kimi
jenetik vs.
2
Biz, burada küItûr'ü FransizIarin anIadigi mânâda -yani
a¸agi yukari "irIan" kar¸iIigi- kuIIanacagiz,
"Çagda¸ uygarIik" zirveye eri¸tikten sonra, i¸tiyakIa
bakiyor ovaya ve kendini uçurumIara IirIatiyor. KüItürün
en yüksek merhaIeye uIa¸tigi Yeni Dünya'da, küItür yok
artik: kar¸i-küItür, anti-kûItür, hip-küItür, küItûr-sonrasi,
devrim-ci-küItûr var.
2 KüItür, antropoIojideki mânâsiyIe, AImancadan Bati diIIerine geçmi¸. IIk
kuIIanan KIemo (1843). TyIor keIimeyi ondan iktibas etmi¸ (.1871). ingiIizIer
de FransizIar gibi medeniyetIe küItürü ayni mânâda kuI!anitIar. "AIman,
küttür dedigi zaman maddî medeniyeti kasteder, maddî medeniyeti ve yabanî
ve barbar kavimIerin sanaIIarini. Maddî medeniyet tabiatin sundugu
maIzemeyi ve tabiat güçIerini kuIIanir" (Lester Ward).
Ne var ki AImanIar da keIimeyi uIuorta kuIIaniyorIarmi¸, bir yazara göre.
"EvveIa küItür Ierdî degiIdir, topIumun Iethi, veya içinde buIundugu bir
durumdur. Tabiat, üstünde hâkimiyetimizi sagIayan her nevi vasita, iIim,
teknik vs." (AIbion SmaII).
Heyhat, okudukça cehaIetimiz artiyor. Bir ba¸ka Amerikan sosyoIoguna göre
(Mac Iver) medeniyet vasitaIari iIade eder, kattür amaçIan. Yani medeniyetin
antitezi.
AntropoIogIar, küItürden çok küItürIerden söz ediyorIar. Boas, küItür ¸ahaia-
rryIe, yani her birinin kendine özgü bir küItürü oIan böIgeIerIe, küItürIer
arasindaki aIi¸-veri¸IerIe ugra¸an iIk antropoIog.
SosyoIogIar teknik iIerIemeIerin sebep oIdugu büyük degi¸ikIikIeri
degerIendirmekte birIe¸emiyorIar. Yigin haberIe¸meIertyIe (mass media)
ugra¸anIar bu meseIeye yeni bir boyut kazandirdiIar Dogrudan dogruya mass
media'nin, biIhassa, teIevizyonun, radyonun, sinemanin, magazinIerin,
rekIamin eseri oIdugunu iddia ettikIeri haIk küItürü, yigin küItürü gibi
birtakim kavramIar tarti¸ma konusudur. Bazi sosyoIogIara göre, yigin küItürü,
yayin organ ve araçIanyIe geneIIe¸en bir mitIer, kavramIar, tasavvurIar, yani
oIdukça iIkeI bir küItür modeIIeri bütünüdür. Tüketim topIumunun i¸ine
yarayan, haIka bir¸eyIer biIdigini vehmettiren, mutIuIuk hakkinda maddeci ve
çocuksu imajIar teIkin eden bir küItür. Bazi sosyoIogIar, "Hayir, diyorIar., yigin
küItürü haIkin ya¸ayi¸ ve dü¸ünü¸ aIi¸kanIikIarini yükseItir" (Bkz. A. I†.
Kroeber, CIyde KIuckhohn: CuIture, A Critical Review of Concepts and
DeIinitions, KüItür, Ianim ve Kavramlara EIe¸tireI Bir Baki¸, New York 1952.
Kisa bir özet için, Caseneuve et VicIoroII, La SodoIogie, 1967). Daha geni¸ biIgi
için bkz. CemiI Meriç, KüItürden irfana. "Bati KüItürden ne AnIiyor?", kisan
YayinIan, 1986, s. 19 vd.
AvrupaIi sosyoIogIar, nazenini son hüviyeti içinde
yakaIamak ümidiyIe, Amerika'ya ko¸uyorIar, ne mümkünI
BakiyorIar ki, bitnikIer hipi oImu¸,-"Iree jazz", "rock"Ia
"pop"u tahtindan indirmek üzere. Hareketin akiI hocaIari
bir yiI geçmeden unutuIuveriyor. Mac Luhan'm yerini
"teknoIoji peygamberi" FuIIer aIiyor; uyu¸turucu maddeIer
havarisi Tim Leary, Zen uzmani Suzuki'yi itibardan
dü¸ürüyor.
Amerika'dan geIen bu saIgin, Avrupa'nin da ba¸tâci. BeIIi
geIenekIere degiI, geIenege dü¸man; beIIi üsIupIara degiI,
üsIuba âsi. Hayata bir¸ey ekIemek istemiyor, hayati
degi¸tirmek amacinda. KüItür meIhumunu çatIatan bir
davrani¸Ia kar¸i kar¸iyayiz. Artik "kazaniImi¸ bir biIgiIer
bütünü" degiI küItür, "her¸eyi okuyup, her¸eyi unuttuktan
sonra kaIan" degiI... bir oIu¸um, bir tutum, bir hayati
anIama ve ya¸ama tarzi... HayaIin akiI, tecrübenin biIgi
üzerindeki zaIeri; bir özIem: Eski yasaIarin ve öIçüIerin
yikiIi¸i.
HavariIer ¸ikâyetçi MesajIari anIa¸iImvyormu¸. "KeIime
hazinemiz de, dü¸üncemiz gibi, daha önce var oIan bir
dünyadan geIdigi için kaIIe¸Iik ediyor bize" diyorIar.
Bu devIer veya deIiIer üIkesinin GûIiver'Ieri çok... en
taninmi¸Iari Edgar Morin'Ie Jean-Jacques LebeI.
YazdikIarini aIaIIayarak okuyoruz. IdeoIojiIerIe teknik bu
yeni ku¸akIara güvensizIik veriyormu¸. ÜtopyaIara
susuzmu¸ hepsi de: taze, sicak, tabiî ütopyaIara. OnIar için
küItür, bir uyutma endüstrisi imi¸, tabandan geIen devrim,
Dionysos'mu¸, bay-rammi¸, yigin arzuIarinin vah¸ice
doyuruImasi imi¸.
3
Ihtiyar Avrupa, bu çiIginIikIara ezeIden beri a¸ina:
romantizm, dadaizm, "gerçek üstücûIük". Eski bir
¸arkinin tekrari, daha akortsuz, daha doIudizgin. Yani
çiIginIik ¸im-
3 Bazi yazarIar bu hareketi ReIorm's benzetiyorIar. "…VI. asirda da butun bir
nesiI, kuruIu düzene kar¸i ayakIanmi¸, nesiIIer arasinda uçurum açiImi¸ti.
Luther tezIerini haykirirken otuzundaydi, MeIanchton yirmisinde. EIeba¸iIar
genç üniversiteIiIerdi" (GoIdmami).
89
di çok daha yogun, çok daha yaygin, çok daha topyekûn.
MukaddesIeri kaybeden bir insanIigin karanIikta çirpini¸i.
Dürüst ve erkekçe bir kavgadan kaçan bu hayaI
hastaIarini azgin insiyakIanyIa ba¸ba¸a birakarak bir ba¸ka
Avrupa-Ii'mn sesine kuIak vereIim. Konu¸an, çagda¸
Fransa'nin en seçkin evIatIarindan biri: Pierre EmmanueI...
"KüItür hepimizin maIi," diyor EmmanueI, ama kaçimiz
Iarkinda! Ister Iikrî bir hamuIe oIsun, ister modaya uygun
bir ciIa, bir paroIaIar yiginindan ibaret; imtiyazIi bir
zümrenin, kendinden oIanIari tanimasina yariyor.
Oysa gerçek küItür bir tutkudur, bütün varIigimizi iIgi
Iendiren bir davrani¸, insana inani¸, kendini insanIigin ka
derinden sorumIu tutu¸tur. Kisaca, bir sevgidir küItür. Ne
den bu tutku bütün miIIetIere maI ediImesin? InsanIar, ya
¸ayan ve ya¸anmi¸ bir küItür sayesinde aciIarim yenebiIir,
hayatIarim yüceItebiIirIer; ya¸amak için çaba harcamak yet
mez, oImak için de çaba harcamak gerek. Insanin kendi
kendini Iethi bu; ma¸erî hümanizmanm in¸asi, bugünü ma
ziyIe zenginIe¸tirmek, mazi ve istikbaIIe. Kim böyIe bir ci
hada katiImak istemez? ‡ 7
Ama her ikIimde boy atmaz küItür, geIi¸ecegi kadar
geIi¸mez; iktisat, irIanin hizmetine girmez, ona gereken
ortami hazirIamazsa, boguIur gider. I¸te Fransa. Insanin tek
degeri', ürettigi ve tükettigi, kendisi degiI. MiIIî topIuIuk,
dev bir iktisadî te¸ebbüs haIine geIiyor. Ki¸iIere Ierman
dinIeten: iktisadin ¸uursuz kanunIari. Ferdi, çocukIuktan
çikar çikmaz yakaIiyor topIum ve öIçüsüz iIerIeyi¸inin
icapIarina göre egitiyor, dü¸ünmüyor bir ruhu oIdugunu.
Bu baskiyIa eziIen ruh susuyor ve kin besIiyor. RekIamin
gökIere çikardigi üIkü: israI. TopIum, çaIi¸acaksin, diyor
ki¸iye... dinIenmeden çaIi¸acaksin. Sonra da ayni derecede
tahripkâr bir mecburiyet yükIüyor: tüket. YaIanci bir
reIah dünyasinin "kisir döngu'sü. Insanin di¸inda bir
reIah bu, "düzeyde" bir reIah...
90
Tabiat ¸imdiden mezbeIeIe¸ü. Bu insicamsiz ¸ehirIe¸me
insani da mahvedecek. Teknik sayesinde tabiatin
hâkimiyetinden kurtuIdukIarim saniyorIar; yeni ihtiyaçIara
göre ba¸ka bir tabiat yaratmak sevdasindaIar. Insani da yeni
ba¸tan yaratmak istemiyorIar mi? Yaratmak, hiç degiIse
¸artIandirmak. Kendi üzerinde dü¸ünmekten vazgeçen bir
topIum... böyIe bir topIumda küItür bir tortu, bir teIerruat...
Arada bir derin bir uykudan uyanir gibi oIuyor topIum,
rasgeIe tedaviye kaIkiyor yaraIarini, daima geç, daima
daginik bir tedavi. O kutsaI kâr ekonomisine dokunacak her
tedbir pe¸inen yasak. Insan "oturuImaz"da oturuyor, her¸ey
üstüste... Sinir hastaIarinin, diIsizIerin medeniyeti;
ya¸adikIari yer, ¸ehir degiI çöI. Bir araya geImeIeri için
hiçbir ¸ey dü¸ünüImemi¸.
I¸çi veya memur, miIyonIarca Fransiz, köIeIer gibi
çaIi¸tiriIiyor, köIeIer gibi, çünkü hepsi de birer âIet,
yerIerine ba¸kaIarim koyabiIirsiniz. Bo¸ zamanIan gidip
geImeIerIe harcanir. GeceIeri, megapoIIerin çevresindeki
gettoIara takiIirIar. OnIar için iki kaçi¸ vardir, biri pasiI:
teIevizyona kaçi¸, teIevizyon hayatIarini zenginIe¸tirmez,
ya¸ayamadikIari hayatin yerine bir sahtesini sunar; öteki IaaI
bir kaçi¸: zora ba¸vuru¸, gençIerin kaçi¸i. Sonra, insani
tabiat kuvvetIerinin mahrem-i esrari yapan ve zekânin
zirvesine yükseIten a¸k kabiIiyetinin, müstehcen
endüstrisiyIe pespayeIe¸tiriIdi-gine ¸ahit oImak ne hazin!
Insan boyuna tabiattan kopariIiyor, cinsî tatmin biIe tabiînin
son meIcei oImaktan çikti.
Iki ¸eyden biri, ya insan denen sürü bo¸ zamanIarinda biIe
biT süper teknisyenIer kadrosu taraIindan güdüIecek, küItür
bu kadronun imtiyazi oIacak, insan hammaddesi; yahut da
topIum, birIikte çaIi¸anIar topIumu haIine getiriIecek...
Devrimci, insanIari zorIa egitiyor, küItürden anIadigi bu.
IsIahatçi, insanIara emeIIerinizi diIe getirin, küItürIe donatin
kendinizi diyor...
91
Bütün bir miIIeti uyandirmak gerek. Hükümet bu i¸i tek
ba¸ina yapamaz. Insan yiginIari, aIi¸tiriImak istendikIeri
zihnî itiyatIara yabanci kaIirIarsa küItür "totaIiterie¸ir". Bu
aptaIIa¸tinci totaIitarizm, zengin üIkeIeri tehdit etmektedir
bugün. Bu üIkeIer "aIt-küItür"Ier yaratiyor boyuna. Insanin
kendi kendine soracagi geIiyor: küItürü kurtarmak için çok
geIi¸mi¸ üIkeIerin yoksuIIa¸masi mi Iâzim?Ayni derecede
vahim bir ba¸ka tehIike de bir yüksek-aydinIar nihiIizmi.
Bu nihiIizm, bazen ümitsizIikten, bazen de IâI oIsun diye,
modern insani kendi eseri oIan medeniyetin en murdar
döküntüsü sayar ve bu pespaye mahIûka ne kadar biçare
oIdugunu anIatmaktan ¸eytanca bir zevk duyar.
Ya¸adigimiz dünya bu. Bu dünyayi nasiI degi¸tirecegiz?
Tek yoI: poIitika. KüItür, hayatin ¸una buna ayriImi¸ bir
böIgesi degiI, kaIibi".
Pierre EmmanueI, Dante'nin Cehenneminden aIinmi¸a
benzeyen bu karanIik tabIoyu bir ümit sayhasi iIe bitiriyor:
"InsanIar küItürü benimseyecek, insan tekrar insanIa¸acak-
4 EmmanueI Pierre, "La PoIitique CukureIIe: Changer Ia Vie" (KüItür PoIitikasi-.
Hayan Degi¸tirmek) Le Monde, 29 Mayis 1971.
92
MEDENÎYETLER TARÎHÎ:
BUGÜNÜ AYDINLATAN DÜN
KisaItarak takdim ettigimiz bu yazi 1959'da Fransi:
Ansiklopedisinin ……. ciIdinde yayimIanmi¸: 5. böIüm:
"OIu¸an Dünya." Yazari Femand BraudeI, CoIIege de
France hocaIarindan, Modem Medeniyet Tarihi okutuyor;
EcoIe Pratique des Hautes Etudes'de de, kuruIdugu
günden beri, böIüm ba¸kam. Ba¸Iica eserIeri: II. Filip
Devrinde Akdeni: ve Akdeniz Dünyasi. Maddî Medeniyet ve
Kapitali:m. Sonra çe¸itIi makaIeIerini biraraya getiren Tarih
Ü:erine YaziIar
1
Okuyoruz.
"Bu böIümde tarti¸iIan konu oIdukça müphem: …VIII.
asirdan, yani VoUaire'in AdetIer Üzerine Deneme'sinden
(1756) zamanimiza kadar geIi¸en medeniyet tarihi bugünü
anIamamiza yardim edebiIir mi, bugünü ve yarim? Zira bu-
1 1969'da yayimIanan bu eserde yer aIan makaIeIerden biri de: "MedeniyetIer
Tarihi: Bugünü aydinIatan dün". BraudeI Femand, Ecrits sur I'Histoire,
"UHistoire des CiviIisations: Le Passe expIique Ie Present", FIammarion,
Paris 1969, s. 255-3VV. CemiI Meric'in bu böIümde yer aIan özet çevirisi bu
makaIenin birinci böIümünü kapsiyor: "CiviIisations eI CuIture" (MedeniyetIer
ve KüItür), s. 255-288.
93
günü yarma bagIamadan anIayamayiz, bunun için de bütün
tarihi seIerber etmek zorundayiz. Bu bütün içinde
medeniyet tarihinin yeri ne? Tarihin orijinaI bir böIgesi mi
bu medeniyet? AItamira "Medeniyet demek, tarih demektir
diyordu. Guizot'ya göre (1828), medeniyet tarihi, bütün
diger tarihIeri kucakIar.
Süphesiz ki, medeniyet, tarihin geni¸, uçsuz bucaksiz bir
böIümü. Ama bu böIümü nasiI sinirIandiracagiz?
Muhtevasi çagdan çaga, yazardan yazara degi¸en bir
meIhum, medeniyet.
EvveIa medeniyet var, medeniyetIer var. Birincisi bütün
insanIiga ait. ikincisi zaman ve mekânda daginik.
Medeniyet keIimesi üIkeden üIkeye geçerken daima bir
ba¸ka keIime iIe beraber. KüItür. KüItür, medeniyetin basit
bir ikizi degiI. Medeniyet iIe medeniyetIer oIdugu gibi
küItür ve küItürIer de var. KüItüreI siIatina geIince nice
zamandir, hizmetIerini ibzaI ediyor Fransizca'ya, ¸üpheIi
hizmetIer. Hem küItürün siIati, hem civiIisation'un.
Kisacasi kari¸ikIiga çok eIveri¸Ii bir zemindeyiz. Ister
medeniyet veya medeniyetIer, ister küItür veya küItürIer
tarihi diyeIim bu özeI tarih, bir özeI tarihIer korteji veya
orkestrasi: DiI tarihi, edebiyat tarihi, iIimIer tarihi, sanat
tarihi, hukuk tarihi, müesseseIer tarihi, duyguIar tarihi,
âdetIer tarihi, teknikIer tarihi, bâtiI inançIar tarihi, dinIer
tarihi, gündeIik hayat tarihi... Bu aIt böIgeIerden her birinin
kuraIIari, hedeIIeri, diIi, aki¸i var kendine göre. BunIari
umumî tarihIe nasiI uzIa¸tiracagiz? RitimIeri IarkIi, ama
hepsi de birbirine bagIi. Medeniyet tarihini umumî
tarihden, ba¸ka bir tabirIe topyekûn tarihden ayirmak
mümkün mü?
Medeniyet tarihi, sahnenin önüne reeIin bazi cepheIerini
yani bazi hakikaiIari iterek, bütünü izah etmek istiyor.
AsIinda daima bütün söz konusu, derinIigi ve her
cephesiyIe bütün. Bir zaman mümkündü bu, çünkü ba¸ka
izah tarzi
94
yoktu. Henri Berr'in dedigi gibi, siyasî oIayIarin kisir
çemberi içinde mahpus ananevi tarihin uIukIari geni¸Iemi¸ti
medeniyet tarihi sayesinde. Son zamanIarda tarih biIiminin
içtimaî ve iktisadî unsurIara agirIik vermesiyIe
medeniyetIerin inceIenmesi eski önemini kaybetti. Buna
ragmen medeniyetIer tarihi, hâIâ zengin bir teIekkür sahasi
oIarak istisnaî ehemmiyetini muhaIaza etmektedir. Ama
medeniyet tarihçisi mazideki kavgaciIigindan vazgeçmi¸tir
artik.
Amacimiz medeniyet tarihinin bugün nasiI anIa¸iImasi
gerektigini ortaya koymak. Medeniyet tarihi gibi çok geni¸
bir aIani kucakIamak için yaIniz iki keIimemiz var.
Medeniyet ve küItür. Kaypak ve ¸üpheIi iki dost. MeseIa
1800'Iere kadar küItürün irapta mahaIIi yok, sonra iki
keIime rekabet haIindedir, arada bir kari¸tiriIirIar, yahut biri
tercih ediIir. Onun için de medeniyet tarihi iIe küItür tarihi
ayni ¸ey sayiIir umumiyetIe. Yine de bu bir kûIIî kaide
degiI, ikizIerin çok geni¸ bir böIgeyi payIa¸tikIari da oIur,
bir iç sava¸tir ba¸Iar araIarinda.
KüItür iIe medeniyet a¸agi yukari ayni tarihIerde dogar
Fransa'da. KüItürün uzun bir tarih öncesi var ama keIime
…VIII. asnn ortaIarinda bugünkü mânâsini aIir: EnteIIektü-eI
küItür. CiviIisation iIk deIa 1766'da basiIan bir kitapta arz-i
endam eder. "CiviIise" siIati da "civiIiser" IiiIi de daha önce
varmi¸, "Civüisation"u da uyduruvermi¸Ier. KeIime dogar
dogmaz Iikri, teknik, ahIâkî ve içtimaî terakki (din di¸i
terakki) mânâsina kuIIaniImi¸. Tabiî bu terakkiyi beIIi bir
topIum temsiI edecek: ince, kibar, eIendi bir topIum.
KeIimenin tersi de barbarIik. Medeniyetin barbarIigi aItet-
mesi ¸art ama çetin bir zaIer bu.
Civüisation'un parIak bir tarihi var, parIak ama pek
IaydaIi degiI. Yarim asir boyunca medeniyet keIimesi
büyük bir itibara mazhar oImu¸tur, Iakat iIim için bir ba¸ari
sayiI-niaz bu: "InsanogIu öneminin ¸uuruna varamadan
kuIIan-
95
mt¸ keIimeyi" (Chappey, 1958). Zira insan iIimIeri geç
inki¸aI etmi¸. KeIimeye vuzuh getiren o kibar, o iyimser
topIum …VIII. asirIa …I…. asri birbirine bagIayan
degi¸ikIikIer ve devrimIer arasinda kayboImu¸, beIki de
büyük bir Iirsat kaçiriImi¸.
BiIdigimiz ¸u: 1850'den bu yana küItürIe medeniyet,
birçok serüvenden sonra, tekiIden çoguIa geçmi¸Ier. Ne var
ki medeniyetin ya da küItürün çoguI oIarak kuIIaniImaya
ba¸Ianmasi, bir ideaI oIarak dü¸ünüIen medeniyetten
vazgeçi¸ti; keIimenin dogu¸unda ta¸idigi cihan¸ümuIIügü,
içtimaîIi-gi, ahIakiIigi ve IikriIigi, kismen de oIsa, ihmaI
edi¸ti; Avrupa'nin oIdugu kadar diger kitaIarin da be¸eri
tecrübeIerine e¸it bir iIgi gösteriImesi demekti. BöyIece
uçsuz bucaksiz medeniyet üIkesi bagimsiz eyaIetIere
ayriImi¸ oIuyordu. Bu parçaIani¸ta cograIyaciIarin,
seyyahIarin, etnograIIarin az emegi geçmemi¸tir. Avrupa
dünyayi ke¸Ieder, tekrar tekrar ke¸Ieder, gördükIerine
katIanmayip ne yapsin? Insan insandir, medeniyet de
medeniyet, seviyesi ne oIursa oIsun.
Bu anIayi¸ 1850'Iere dogru bütün Avrupa'da muzaIIer
oIur. ÜIkeIer keIimeIeri top gibi IirIatir birbirine ama dönen
keIime eskisi degiIdir artik. KüItür, AImanya'dan Fransa'ya
yeni bir cazibe, yeni bir mânâ iIe avdet eder. Medeniyetin o
mütevazi müteradiIi bütün Bati dü¸üncesinde hâkim
keIime oIur. AImanIar Herder'den beri küItür keIimesiyIe
-umumiyetIe içtimaî çerçevesinden bagimsiz oIarak- Iikrî ve
iImî iIerIeyi¸i iIade ediyorIardi; medeniyet insan hayatinin
maddî yönüydü sadece. Medeniyeti küçüItüyor, küItürü
yüceItiyorIardi. Marx-EngeIs'in Komünist Beyannamesinde
(1848) ¸öyIe yaziyor: "Bugün topIum Iüzumundan IazIa
medenîIe¸mi¸tir" yani, maddî ihtiyaçIarini boI boI kar¸iIiyor,
ticaretçe çok geIi¸mi¸.
AImanIarin ikiIemci temayüIünü iIade eden bir ayirim
bu: Ruh ve madde. Ferdinand Tönnies'Ie (1922) AIIred We-
96
ber (1935) için medeniyet, ameIî hatta nazarî biIgiIer
bütünüdür, insanin tabiata söz geçirmesini sagIayan bütün
Iert di¸i vasitaIardir. KüItür ise degerIer, meIkureIer,
normatiI prensipIer beIirtir. Thomas Mann'a göre: "küItür
gerçek spi-ritüaIitedir, medeniyet mekanikIe¸me*. 1951'de
bir AIman tarihçisi diyor ki: "medeniyetin küItürü, teknigin
insani yok etmemesine çaIi¸mak hepimizin görevi"dir
(WiIheIm Mommsen). Açik degiI mi? AceIe etmeyeIim.
AImanya'da biIe herkes ayni diIi konu¸muyor. 1918 iIe 1922
arasinda OswaId SpengIer aIi¸iIan münasebetIeri
degi¸tiriyor bir parça: küItür her medeniyetin ba¸Iangici,
yaratici heyecani, Ieyyaz baharidir; medeniyet ise ihtiyarIik
çagi, bir tekrar, içi bo¸ bir kaIip, zahirî bir ihti¸am,
kemikIe¸me. Bir AIman tarihçisinin (Kuhn) kaIeminden
çikan cümIe beIIi ki, bu kaynaktan iIham aIiyor: Büyük
istiIaIar sonunda CermanyaIi köyIüIer ihtiyar Roma'yi
yenmi¸Ierdir, "bu, köyIünün sava¸çi, köyün ¸ehir, küItürün
medeniyet üzerindeki zaIeridir" (1958).
Ne var ki, AImanIarin, 1848'den ve romantizmden beri
ba¸Iayan bu uzun ömürIü tercihIeri neredeyse ba¸Iangiçtan
beri sürüp giden bir anIa¸mazIigi sona erdirmi¸ degiIdir.
IngiItere ve Fransa'da medeniyet keIimesi kendini ba¸ari iIe
müdaIaa edebiImi¸tir ve hâIâ ön pIandadir. Ispanya'da da
öyIe. AItamira'nin 1900'Ie 1911 arasinda yazdigi eser: Is-
panya ve ispanyol Medeniyetinin Tarihi adini ta¸ir.
Medeniyet keIimesi en büyük darbeyi AImanIardan degiI,
antropoIogIardan yer. TyIor'un kitabindan beri (Primitive
CuIture, 1871), iIkeI medeniyetIerden degiI, iIkeI
küItürIerden bahsetmek âdet oIur.
Bütün bu söyIedikIerimizi toparIarsak ¸u hükme variriz:
KüItürIe medeniyet dünyanin çe¸itIi dü¸ünceIeri, çe¸itIi
zevkIeri arasinda üIkeden üIkeye yuvarIanip durmu¸Iar,
binbir kiIiga bürünmü¸Ier. YapiIacak ¸ey ihtiyatIi oImak.
97
Ya¸ayan her keIime degi¸ir, degi¸meIidir de. Amerika'nin en
taninmi¸ antropoIogIarindan, Kroeber iIe KIukhohn,
küItürün -¸imdiIik- 161 tariIini tesbit etmi¸Ier. CuviIIier,
SosyoIojinin EIIeitabi'nda medeniyetin yirmi tariIini
vermi¸. Biraz IazIa gaIiba.
Biz tarihçiIere dü¸en, keIimeIeri haIkin anIadigi mânâda
kuIIanmak, bu mânâ geçiciymi¸, aIdaticiymi¸, oIsun.
KeIimeIerin seyyaI ve müphem oImasi daha da ho¸ degiI
mi, herkes onIari diIedigi gibi kuIIanabiIir. KeIimeyi vuzuha
kavu¸turan parçanin bütünü. Aynca, birtakim siIatIarIa da
ne demek istedigimizi koIayca anIatabiIiriz. Maddî, manevî,
iImî, teknik, hattâ iktisadî... medeniyet veya küItür gibi.
KeIime kavgasi sona ermi¸ degiIdir, erecege de benzemez.
Biz kendi hesabimiza küItürü de medeniyeti de ayni
mânâda kuIIanacagiz, okuyan ne kastettigimizi metinden
anIasin. HegeI'den beri bütün büyük yazarIar böyIe yapmi¸.
KeIime mühim degiI, mühim oIan iIade ettigi.
ÜzüIerek söyIeyeIim ki Toynbee'ye kadar hiçbir
medeniyet tarihçisi medeniyetten ne anIadigini açik açik
beIirtmemi¸. TariIIer büyük bir müphemiyet arzediyor.
içtimaî iIimIerIe ugra¸anIar, tarihi büyük perspektiIIere
(kendi perspektiIIerine) irca için, medeniyet keIimesini
diIedikIeri gibi kuIIaniyorIar. Medeniyeti parçaIayan, onu
böIümIerinden bir tanesine hapseden tariIIer, seçiIen sektöre
ve niyete göre yazardan yazara degi¸iyor. TarihçiIerden
hiçbiri medeniyetin kucakIayici bir tariIini yapnuyor;-
IHIgünü tanimak için, medeniyet tarihine ihtiyacimiz var
mi, medeniyet tarihi nedir suaIini aydinIik oIarak
cevapIandirmiyor.
Guizot'nun eseri, konumuz için büyük bir önem ta¸iyor:
Avrupa´da ve Fransa´aa Medeniyet Tarihi (1829-1832). Gu-
izot için medeniyet her¸eyden önce, 18. yüzyiIdaki
anIamiyIa, bir iIerIeme, içtimaî ve Iikrî bir iIerIeme. IdeaIi,
terazinin içtimaî keIesi iIe Iikrî keIesi arasinda bir denge,
bir
98
ahenk oImasi, ingiItere daha çok içtimai terakkiyi temsiI
ediyor, AImanya Iikrî terakkiyi Fransa her iki yoIda da
yürümekte. Guizot bu iki yoIda iIerIeyen medeniyetin,
Fransa gibi bir miIIette veya Avrupa gibi bir miIIetIer
topIuIugunda, yani özeI bir bünyede, nasiI gerçekIe¸tigini eIe
aIir sadece. ÜsteIik ara¸tirmaIari siyaset tarihine inhisar
eder daha çok. Siyasî hayat da otorite iIe hürriyet arasindaki
mücadeIeden ibarettir.
Burckhardt, Italya´da Rönesans KüItürü (1860) adIi
eserinde bizi Guizot'nunkinden çok IarkIi bir dünyaya
götürür. Bati dünyasi bu kez tüm boyudan ve geçmi¸iyIe
degiI, sadece bir aniyIa eIe aIinmaktadir: ItaIya ve çok
parIak bir zaman diIimi oIan Rönesans. Burckhardt tarihi üç
unsura irca eder. devIet, din ve küItür. Kitabinda en az
üstünde durdugu unsur din, yani daima muaIIakta kaIan bir
üst yapi. ItaIya'nin maddî ve sosyaI yapisi hakkinda da pek
az biIgi vardir Burckhardt'da.
AIman tarihçiIigi, ondokuzuncu yüzyiI içinde tehIikeIi bir
ikiIem içindedir. Bunun en açik iIadesini G. Weber' in
eserinde (EvrenseI Tarih, 1853) buIuruz. Weber'e göre tarih
ikiye ayriIir, di¸ tarih ya da poIitika ve iç tarih ya da küItür,
edebiyat, din. Peki ama iç tarih tek basma bir gerçek kabuI
ediIebiIir mi?
SpengIer'e göre (Bati'nm Çökü¸ü, 1918-1922) bir küItür
orijinaI birkaç özeIIigiyIe digerIerinden ayriIir. SpengIer'in
tarih görü¸ünde siyasî de içtimaî de yer aImaz. Peki geriye
ne kaIir? KüItürIer ve birbirIeriyIe oIan münasebetIeri.
Bati küItürü son tahIiIde mistik bir varIik, bir ruhtur. "Bir
küItür büyük bir ruhun uyandigi anda ortaya çikar", veya
"bir küItür, onu canIandiran ruh bütün
gerçekIe¸tirebiIecekIerini gerçekIe¸tirince, öIür" diyor yazar
SpengIer. KüItürIer Iânidir. Programi kaImayan küItürün
damarIarindaki kan çekiIir, kuvveti kaImaz, medeniyet oIur.
Medeniyet ka-
99
çiniImaz oIarak variIan bir sonuçtur, medeniyet öIen küItürdür.
Antik medeniyetIerin ApoIIon'cu bir ruhIari vardir, Bati
medeniyetinin Faust'cu. Don Ki¸ot küItür, San¸o Panza
medeniyet, iskender' Ie Yunan küItürü kapanir, Roma
medeniyeti ba¸Iar. Fransiz Devrimi ve NapoIyon Bati
medeniyetinin müjdecisidir.
SpengIer için, her küItür benzeri oImayan bir tecrübedir,
ba¸ka bir küItürün çocugu da oIsa ergeç bütün orijinaIitesi iIe
gösterir kendini. Bazen bu çok zaman aIir. Bati medeniyeti de
kadim medeniyetIerden kurtuImak için az mi bekIedi, ama
sonunda kurtuIdu. Bir küItür ba¸ka medeniyetIerin esaretinden
kurtuImazsa küItür degiIdir. Peki ama küItür nedir? Hem bir
sanat, hem bir IeIseIe, hem bir matematik, hem bir dü¸ünce
tarzi. Her küItürün kendine göre bir ahIâki da var. Bu
reaIiteIeri» bütününü ise yaIniz o küItürü yaratan ruh
anIayabiIir.
2
SpengIer'in eserinde iki husus çok önemIi. Birincisi küItürIeri
ve medeniyetIeri beIirIeyen manevî degerIeri, tarihin
insicamsiz oIayIar dizisi içinden çikarip ayirmasi, ikincisi ve en
zoru bu manevî degerIerin geIi¸ip serpiImesini mantikIi bir
saIhaIar dizisi, bir tarih, bir kader ¸ekIinde düzenIemesi.
Toynbee de, SpengIer"inkine benzer yöntemIerIe benzer
sonuçIara varir. Toynbee küItür yerine medeniyeti kuIIanir
daha çok. Bir yerde: "Medeniyet, bir ¸arttan çok, bir hareket;
bir Iiman degiI, bir yoIcuIuk. Gayesini tayin edemeyiz, çünkü
hiçbir zaman variIamami¸tir bu gayeye" diye yazar. Yahut "her
küItür parçaIari birbirine bagIi bir bütündür: eIemanIari ve
çekirdegi iIe bir atom." insan kendi memIeketinin tarihini
anIamaga kaIki¸inca tarihi ara¸tirmaga giri¸ir, bu ara¸tirmanin
en küçük vahidi: Medeniyet. Bati me-
2 SpengIer için bkz. "MedeniyetIerin ÖIümü", s. 98 vd.
100
deniyeti 770'de ba¸Iar Toynbee'ye göre. Ban medeniyeti kisa
bir hudut.. Bu hudut sayesinde miIIî tarihIerin çerçevesini
a¸abiIiriz. KronoIojik bir çerçeve, bir çaIi¸ma aIani, bir izah
yoIu, bir tasniI, o kadar. KüItür aktarmaIarim bir yana
birakir Toynbee. Birçok teknikIer, meIekeIer, IikirIer -
aIIabeden Singer diki¸ makinasina kadar- sirayet yoIuyIa
üIkeden üIkeye yayiImi¸Iardir. AIIabe iIe diki¸ makinasi pek
mühim degiI, Toynbee için mühim oIan medeniyetten
medeniyete geçen din daIgaIan. Ötesi teIerruat. "Bu
teIerrutIa ugra¸acagimiza Yunan ve Latin tarihine egiIeIim.
DevamIi bir tarih bu. Tek ve böIünmez bir doku". Tarihçi
atIayi¸Iari, parçaIani¸Iari, her türIü tahmini yaIanci çikaran
skandaIIari dikkate aImaz, devam edene takiIir.
Tarih öncesine itibar etmez Toynbee. DevIetten,
topIumIardan yani içtimaî yapiIardan da bahsetmez:
medeniyeti yaratan, IaaI azinIikIardir. Teknik ve ekonomi de
meskût geçiIir. Bütün bunIar Iâni reaIiteIerdir. DevIetIer de
öyIe. Uzun neIesIi medeniyetIerin yaninda devIetIerin ömrü
ne kadar kisa. 1947'de ¸öyIe yazar. "Bati medeniyetinin
a¸agi yukari 13 asirIik bir mazisi var. IngiItere ve Iskoçya
BirIe¸ik KraIIigi 250, Amerika BirIe¸ik DevIetIeri 150 yiIIik".
ÜsteIik devIetIer çok kisa ömürIü oIabiIirIer, öIümIeri de âni
oIabiIir. DevIetIerIe ugra¸manin ne âIemi var? Iktisat ve
teknikIe vakit kaybetmek de abes.
Iki medeniyet çati¸iyorsa mühim oIan bu çati¸manin kisa
vadeIi siyasî'veya iktisadî sonuçIari degiI, uzun vadede
ortaya çikacak dinî sonuçIaridir. Siyasî ve iktisadî tarih
ikinci pIanda oImaIi, önceIik dinIer tarihine veriImeIidir.
Zira din, insanIigin en ciddî me¸gaIesidir.
Toynbee'ye göre bir tek medeniyet yok, terakki bir
ütopya. MedeniyetIer var sadece ve her medeniyetin beIIi
bir kaderi. Büyük çizgiIer tekerrür eder, a¸agi yukari
önceden tayin ediImi¸tir. Degi¸meyen insanin mizacidir,
manevî yapisidir.
101
Uzun ömürIü ve geni¸ bir sahaya yayiIan medeniyetIeri
yirmi bire irca eder Toynbee, bunIardan be¸i ya¸amaktadir:
Uzak Dogu, Hint, Ortodoks HiristiyanIik, isIâm ve Bati
medeniyetIeri.
Demek ki medeniyetIerin de insanIar gibi degi¸mez bir
kaderIeri var. onIar da dogar, geIi¸ir ve öIürIer. Bir medeniyetin
hayat buImasi o medeniyeti meydana getiren insanIarin
kar¸iIarina çikan cograIî ve tarihî baskiIara meydan
okumaIariyIa mümkün oIabiIir. Dogan bir medeniyetin
geIi¸mesi ise yaratici bir azinIigin varIigina bagIidir. Nietzsche
veya Pareto'nunkine benzer bir yakIa¸im. Bu azinIigin hayat
hamIesi, yaratici gücü yok oIunca medeniyet de sarsiIir,
zayiIIar, dagiIir.*
Ne var ki uzun asirIar hüküm süren bir medeniyetin yok
oImasi da zaman aIir. Önce iç ve di¸ kari¸ikIikIar beIirir. Sonra
geni¸ bir imparatorIuk, geçici oIarak -bir veya iki yüzyiI gibi-
duruma hâkim oIur ama o da sonunda yikiIir, barbarIar her
taraIi istiIa eder. Bu arada evrenseI bir kiIise kuruIarak,
kurtanIabiIecekIeri kurtarir. I¸te Roma örnegi. Roma'nm
çökü¸ü bu dört a¸amaIi ¸emaya uygun oIarak gerçekIe¸ir
kari¸ikIikIar, imparatorIuk ya da evrenseI devIet, evrenseI kiIise
ve barbarIar.
Toynbee eIe aIdigi 21 temeI medeniyet için benzer izah
¸ekiIIeri geIi¸tirmi¸tir. Tabiî zorIandigi, mübaIaga ettigi de
oImu¸tur. Bu yakIa¸imi
A
e
A
tçikIamaIan zaman zaman pek ho¸
kar¸iIanmami¸tir. Yme de Toynbee'nin önemi, çok geni¸
zaman diIimIerini eIe aImasi, yüzyiIIarin birbirinden ayirdigi
tecrübeIeri bir araya getirip kiyasIamasi, ana arterIeri
beIirIemesidir. Bizim onda kabuI edemedigimiz husus
kiyasIamaIarinda sadece benzerIikIerin üzerinde durmasi, IarkIi
medeniyetIeri tek bir modeIe irca etmek istemesi.
3 Toynbee için bki. "MedeniyetIerin ÖIümü", s. 100 vd.
102
==
Toynbee'nin eserinin özeti bu. GeIi¸tirdigi sema geçmi¸
için geçerIi oIdugu kadar zamanimiz için de geçerIi. HâIâ
canIi bir medeniyet oIan Bati medeniyeti geçirmekte oIdugu
çe¸itIi sarsintiIarin etkisiyIe bir yüzyiIdir bitkin ve mecaIsiz.
Acaba o da evrenseI bir imparatorIugun kuruImasiyIa rahat
bir neIes aIabiIecek mi: bari¸ veya sava¸ yoIuyIa ba¸a
geçecek bir Amerikan veya Rus imparatorIugu?
PhiIip Bagby genç bir antropoIog ve tarihçi. ÜsteIik Kro-
eber'in de taIebesi. Eseri 1958'de yayimIanir KüItür ve Tarih
(Culture and History. Londra). AntropoIogIarin çaIi¸maIarini
gündeme getirir Bagby ve antropoIoji iIe tarihi birIe¸tirmek
ister. Çok önemIi bir adimdir bu. Bir Tarih iIminin varoIa-
biImesi için tarihin sadeIe¸tiriImesi gerekmektedir. Bunun
için de çaIi¸ma aIam oIarak medeniyetIeri eIe aImaIiyiz.
ImtiyazIi bir aIan bu, imtiyazIi çünkü mukayese imkâni
sagIiyor. CanIiIar dünyasindaki tek tarih insanogIununki
oIduguna göre, insan kendini hemcinsIeriyIe mukayese
etmeIi, ara¸tirmaIari bir tecrübeden ötekine, bir
medeniyetten diger medeniyetIere uzanmaIi. MedeniyetIer
birbirIeriyIe mukayese ediIebiIecek kader diziIeridir
Bagby'ye göre.
Demek ki her¸eyden önce medeniyetIer arasinda bir
ayikIama yapmak gerekir: ana medeniyetIer (major
civiIizations), sonra orta çaptakiIer, aIt-medeniyetIer ya da
tâIi medeniyetIer ve nihayet, ancak küItür ismine Iâyik,
küçük medeniyetIer. Ana medeniyetIer üzerinde durur
Bagby, onIardan da dokuzunu ön pIana çikarir. Toynbee'de
21-22 medeniyet, Bagby'de 9. Sonuçta Toynbee iIe Bagby
ayni ¸arkiyi söyIer gibidirIer. Bagby*den akIimizda kaIan;
medeniyetIer geIi¸tikçe, akIin egemen oIdugu dönemIerin,
inançIarina hâkim oIdugu dinî dönemIerin yerini aIdigidir.
Bagby'den önce de Auguste Comte, Max Weber, Heinrich
FrayeT gibi yazarIar akIîIigin Avrupa dü¸üncesinin bir
unsuru oIdugunu vurguIami¸Iardi. Avrupa dü¸üncesinin,
ama dünya dü¸üncesinin de mi?"
103
BÜYÜCÜ ÇIRAGI
AItin çag ne zaman sona erdi, biIen yok. ÜstureIer ezeIden
beri karamsar: ¸airIer ezeIden beri ümitsiz. Tevrat da, Upani-
¸atlar gibi korkunç kehanetIerIe doIu. Mazide tuIan,
istikbaIde kiyamet. Ve dünya bir gözya¸i vadisi, bir vehim,
bir rüya.
Gök sagir, toprak dü¸man, insan zavaIIi. Gerçegi inkâr,
gerçek iIe sava¸in tek yoIu. BedbinIik bir zirh eski çagIarda.
Sonra diz çöker canavarIar, uysaIIa¸an tabiat, zaIerden
zaIere ko¸an insan.
Dünya iIe bir sava¸ ba¸Iar, MicheIet'ye göre, dünya iIe
sona erecek bir sava¸: insanin tabiatIa, ruhun maddeyIe,
hürriyetin kaderIe sava¸i. Tarih, bu sonsuz kavganin
hikâyesidir. ÜstünIük insanda. Iki dü¸mandanj»iri hep
ayni, öteki boyuna güçIeniyor. AIpIer büyümediIer Iakat
biz SimpIon'u a¸tik. RüzgârIar ve daIgaIar yine eskisi kadar
co¸kun, ama artik sö: geçiremiyorIar buharIi gemiIere.
Nihayet "homo econQmicus"un yani burjuvazinin
hâkimiyeti, Tann'ya ve mukaddes'e açiIan sava¸. Tek
mabet: banka, tek mabut: aItin buzagi. Hürriyetin ve
gururun sarho¸Iugu. FetihIer, IetihIer.
104
Bati Avrupa yüz miIyonIarca nüIusIu bir ¸ehir. Bütün
diger üIkeIer, bu ¸ehrin banIiyösü. GörevIeri: dev ¸ehrin
sanayi mamuIIerini aIip, ona hammadde hazirIamak.
Sombart, birbuçuk asirdan beri Bati Avrupa iIe Amerika'da
oIup bitenIere akiI erdirmek için ¸eytan'a inanmak Iâzim,
diyor. Bizi gökten koparip, maddenin esaretine sokan o.'
Avrupa insani GaIiIe'ye kadar kosmosIa kendi arasinda
muhte¸em bir ahenk vehmediyordu: dünya kâinatin
merkezi idi, insan dünyanin ¸ereIi. Bu inancin sarsiIi¸i,
kaIabaIigin ¸uurunda büyük yankiIar uyandirmaz.
Insan, aIeIade bir hayvan oIdugunu geçen asnn ortaIarina
dogru ögrendi. BiyoIojik tekâmüI nazariyesi, yeryüzü
degerIerini aItüst ediyordu, ama yüceItiyordu da insani. Bir
Ietih mûjdecisiydi Darvinizm. Terakki inancini iImiIe¸tiren
bir nazariye. AvrupaIi tabiati da, topIumu da daha iIeriye,
daha mükemmeIe götürenin ayni tekâmüI oIduguna inanir.
1815'den 1940'a kadar Bati dü¸üncesine Ierman dinIeten
inanç bu.
Bati insani, kendisi iIe kosmos arasinda hiçbir münasebet
oImadigini iIk deIa atom çaginda anIar. ÂIimIer aIaIIar,
romanciIar ¸a¸irir. Artik en sik duyuIan keIimeIer; nisbetsiz-
Iik, abes, akiI-di¸üik, Tek kâinat (unrvers) degiI, birçok
kâinatIar (pIurivers) var, iIme göre. Büyügü yöneten
kanunIar ba¸ka, küçügü yönetenIer ba¸ka. Kâinat bir
ürperti, bir tesadüI, bir aki¸. Sonsuz bir düzensizIik içinde,
geçici bir düzen. Kosmos'un dogu¸u oIdukça yeni bir
macera. Hiro¸i-ma'daki patIayi¸a benzeyen bir oIu¸um,
ama çok daha yava¸. BiIinmeyen bir andan itibaren, dört
dönen bir buIutsu (nebüIöz) sagnagi. Sonra üzerinde
buIundugumuz garip toz yigini. BeIki de daha birçok
yiIdizIarda beIiren hayat. Ve
Sombari'in görü¸Ieri için bkz. CemiI Meriç, SiI" Facianin Hikâyesi "Bir Çagin
Otopsisi", Ümran yayinIan, Ankara 1981, s. 3-9.
105
boyuna geIi¸en nebatIar, hayvanIar ba¸agi. Nihayet nasiI ve
niçin dogdugu bir türIü anIa¸iImayan insanogIu.
IImin son sö:ü. ümitsizIik mi? Kosmos Tanri tun oImadigim
mi haykiriyor? Insan, tabiattaki topyekün tekâmüIün anahtari.
Kendi ¸uuruna varan tekâmüI. Eskiden soyunun kâinatIa sona
erecegine inaniyordu. Sonra yeryüzü iIe birIe¸tirdi akibetini: isi
degi¸ecek, atmosIer ba¸kaIa¸acak, ya¸amak imkansizIa¸acakti.
Nihayet anIadi ki, kökünü kurutacak kurt kendi içinde. Bu
korkunç yaInizIik, bu bir ba¸ina kaIi¸, yeise sürükIüyor
AvrupaIiyi. Kimi, zamanin uzunIugundan medet umuyor:
rasgeIe bir soyun tabiî ömrü on miIyonIarca yiI. ImtiyazIi bir
varIik oIan insan, neden çok, çok daha uzun ya¸ayamasin?
Kiminin teseIIi kaynagi: uzaya göç. Ama gökIerden tek misaIir
geImedi ki, böyIe bir ümide kapiIaIim. Artan nüIus, boguIan
insan, azginIa¸an tahrip insiyaki.
Iki yoI var insanIik için: Kendi kendim imha veya gerçekten
insanIa¸mak. InsanIik tek merkeze yöneIen bir tür: öteki türIer
gibi dagihci degiI. Bu biricik dü¸ünen türün sonu, çözüIü¸
oIamaz. Mekân ve zamani a¸acak insan. Bu kanatIani¸,
birIe¸menin, birIikte dü¸ünmenin eseri oIacak. BirIikte
dü¸ünmek, ki¸iIigi ortadan kaIdirmaz, geIi¸tirir. Ama
dü¸ünceIerini ba¸kaIanninkiIerIe birIe¸tirmek için, onIan
sevmek, onIarIa kayna¸mak gerek. KurtuIu¸ bu ¸uurIani¸ta.
Dü¸ünen insanIigi hayata bagIayacak oIan maddî bir rahat
degiI, kendi kendini a¸ma, bütünIe¸medir.
FiIozoI papaz, Teühard de CharduVm (1881-1955)
AvrupaIiya tavsiyesi: HiristiyanIiga dönü¸; daha geni¸, daha
¸uurIu, daha iImî bir HiristiyanIiga. Önce ruhun öIümsüzIügüne
inanmak gerek. JnsanIik bu inanç sayesinde zaIerden zaIere
ko¸abiIdi; bu inanci kaybettigi gün, yeise dü¸ecek, hiçbir
gayret harcamayacaktir artik ve tekâmüI duracaktir.
BöyIe dü¸ünen yaIniz IiIozoI mu? Tarihçi de karamsar:
106
"hayat geçici bir ariza ise, tekâmüIün ne mânâsi var? Hayatin
geIi¸mesi öIümsüz bir ruhun kanatIanmasina yoI açma-
yacaksa, kâbustan ne Iarki kaIir bu geIi¸menin?" (Grousset).
Müsbet iIim, bütün insaIsizIigi, bütün hissizIigi iIe
haykiriyor: "DinozorIar, stegoseIaüer yok oImadiIar mi?
insan da onIar gibi siIinip gidecek. Bize güne¸Iik eden küçük
yiIdiz, aydinIatici ve isitici gücünü kaybedecek, yava¸ yava¸.
Yeryüzünde hayattan eser kaImayacak artik ve bu öIü
gezegen sonsuz mesaIeIerde dönecek, dönecek. Ke¸iIIer,
IeIseIeIer, ideaIIer, dinIer... insanin ve insan-ûstü'nün
yarattigi medeniyetten en küçük bir ni¸ane kaImayacak.
NeandertaI adamindan hiç oImazsa birkaç kemik var;
kendisinden sonra geIen insan, onIari müzeIerine ta¸imi¸.
Bizden o kadar da kaImayacak. Kâinatin bu minnacik
kö¸esinde, protopIaz-manin garip macerasi ebediyyen
sona erecek. BeIki daha önce, ba¸ka dünyaIarda da sona
ermi¸ti bu macera. Ama her yerde ayni vehimIerIe
destekIenecek, her yerde dünyamizdaki kadar abes,
dünyamizdaki kadar bo¸, dünyamizdaki gibi
ba¸Iangicindan itibaren öIüme mahkûm oIacak"
(Rostand).
Çagda¸ AvrupaIi, ya ümitsizIik, ya iman, diyor. Ba¸ka yoI
yok. ZavaIIi büyücü çiragi, uyani¸in biraz geç oImadi mi?
107
MEDENÎYETLERÎN ÖLÜMÜ
"Her kuvvet tükenir, tarihi yönetme gücü iIeIebet
devam etmez. Avrupa bu imtiyazi ûçbin yiI önce
Asya'dan devraIdi, ama ne zamana kadar
koruyabiIecek?"
E. Lavisse
AvrupaIinin iImi ve siyasî narsisizmine sava¸ açan iIk yazar
Danüevsky'dir (1822-1885). Avrupa ve Rusya 1871'de
yayimIanir. Birinci Dünya Sava¸indan sonra sahneye
çikan birçok içtimaî IeIseIeIer bu kitaptaki IikirIeri geni¸Ietir
veya geIi¸tirirIer.
Avrupa ve Rusya yazanna göre, Avrupa cograIî bir kavram
degiI, tarihî ve küItüreI bir bütündür, Cermen-Roma
medeniyetinin aIani, daha dogrusu kendisidir. Avrupa
medeniyeti, cihan¸ümuI be¸er medeniyeti oImayip birçok
medeniyetIerden bir tanesi. Roma ve Yunan medeniyetIeri
biIe Avrupa medeniyeti degiI, Akdeniz medeniyetidirIer.
Kendini insanIik tarihinin mihveri sanan Avrupa zamani
çagIara ayirir: eski çag, orta çag, yeni çag. Oysa her
büyük medeniyetin ayri bir eski çagi, ayn bir orta çagi, ayri
bir yeni çagi vardir.
108
Ve medeniyetIer tek çizgi istikametinde geIi¸mez. Her
medeniyet kendine has degerIeri gerçekIe¸tirerek insanIigin
ortak hazinesini zenginIe¸tirir. Bir medeniyet ba¸ka bir
medeniyeti bütün unsurIanyIe benimseyemez.
MedeniyetIer üç yoIdan aktariIabiIir:
KoIoniIe¸tirme yoIuyIa. FenikeIiIer Kartaca'ya, YunanIiIar
Güney ItaIya'ya ve SiciIya'ya, IngiIizIer Kuzey Amerika'ya
ve AvustraIya'ya küItürIerini böyIe yaymi¸Iardir.
A¸iIayarak. TehIikeIi bir usuIdür bu. A¸i her zaman
tutmaz. Tutsa da ana gövdeyi IeIce ugratir. Boy atan, meyve
veren yeni küItürdür. HeIenIe¸en Iskenderiye, Misir
agacina yapiIan böyIe bir küItür a¸isiydi.
FaydaIanma yoIuyIa. Bir küItür kendi degerIerini in¸a
ederken ba¸ka bir küItürden maIzeme aIir. Bu türIü
"iktibasIar" daha çok iIim ve teknoIoji aIaninda geçerIidir.
Yabanci bir medeniyetten dinî, IeIseIî, içtimaî, ahIâkî
unsurIar aIinabiIir; ama sadece besIeyici maIzeme oIarak.
Hint böyIe yapmi¸tir.
Her orijinaI medeniyet, ayikIayici bir uzviyettir. YaIniz
kendi bünyesine uyan unsurIari aIir.
KüItürIer dogar, geIi¸ir ve öIürIer. Medeniyet bu vetirenin
son merhaIesidir. KüItür, binIerce yiI ya¸ayabiIir.
Medeniyetin ömrü aIti yüz yiIi a¸maz. Medeniyet
merhaIesini idrak eden kavim (veya kavimIer) adaIet,
hürriyet, içtimaî veya Ierdî reIah gibi ideaIIerini
gerçekIe¸tirdikten sonra ya eski zaIerIeriyIe avunmaya,
mazinin geIenekIerini ezeIî birer ideaI oIarak yüceItmeye
ba¸Iar, ta¸Ia¸ir (Çin gibi) yahut da tezatIar, çati¸maIar,
çözüIü¸Ier içinde bocaIar (HiristiyanIigin yayiIi¸i
¸urasindaki Roma gibi). Ama bu çirpini¸ uzun sürmez.
ÜmitsizIik yerini kendi kendinden memnunIuga ve
ta¸Ia¸maga birakir (örnek: Bizans tarihi).
Çökü¸, her medeniyetin önüne geçiImez aIinyazisi.
Bunun temeI sebepIerinden biri ¸u: Her küItür, insanIigin
bü-
109
yük degerIerinden bir veya birkaçini gerçekIe¸tirir. Yunan
medeniyeti
tt
güzeI"i yaratir; Roma, "hukuk"u. Simi
medeniyetinin katkisi "din". Çin, "IaydaIv"yi gerçekIe¸tirir.
Hindin insanIiga armagani "hayaI" iIe "tasavvuI", Avrupa
medeniyetinin "iIim". Her degerin bir geIi¸me siniri
vardir. Medeniyet bu sinira varinca görevini tamamIami¸
oIur; öIüme mahkûmdur artik. Büyük medeniyetIerden her
biri ayri bir istikamette geIi¸ir ve kendine has degerIer
yaratir. Hiçbir medeniyet bütün aIanIarda ba¸ka bir
medeniyetten-daha iIeri gittigini iddia edemez. Çe¸itIi
kavimIer, çe¸itIi devirIerde insanIigin yaratici dehasini ¸u
veya bu yönde, ¸u veya bu biçim aItinda gerçekIe¸tirir.
GörevIeri sona erince tarih sahnesinden çekiIirIer.
MedeniyetIer bir günde çökmezIer. Gurup uzun sürer ve
hemen IarkediImez. Her medeniyet çökü¸ sebebIerini kendi
içinde ta¸ir. Avrupa medeniyeti …VII. yüzyiIdan beri inkiraz
haIindedir.
DaniIevsky'nin IikirIeri Birinci Dünya Sava¸andan sonra
geni¸ yankiIar uyandirir. Batinin Çökü¸ü (1918) genç bir
AIman yazarina dünya öIçüsünde ün sagIar. SpengIer
(1880-1936), Avrupa'nin en çok okunan, en çok tarti¸iIan
tarih IeIseIeciIerinden biri oIur, Bati Avrupa'da geçerIi oIan
tarih ¸emasi kiIayetsiz hatta abestir, SpengIer'e göre. Bu,
tarih aIanina aktariIan BatIamyus sistemidir. Bütün
dikkati, bütün aIâkayi Bati'ya teksiI eden bir sistem. Yazar
bu narsist ¸ema yerine, Kopernikvâri bir sistem getirir.
Bir degiI birçok küItürIer vardir dünyada: Degerce
birbirine e¸it küItürIer. Her büyük küItür tektir ve her
aIanda kendi diIini konu¸ur; ba¸ka küItürIerin
anIayamayacagi bir diI. Cihan¸ümuI bir IeIseIeden söz
ediIemez. Bütün büyük küItürIerin ayni ¸ekiIde kabuI
ettigi, ayni tarzda anIadigi, ayni yönde yorumIadigi hiçbir
inanç veya deger yoktur. Hiçbir küItür bütünüyIe iktibas
ediIemez. Bir küItürün un-
110
surIari ba¸ka bir küItür için ancak maIzeme oIarak
kuIIaniIabiIir. Ya¸ayan her küItür yabanci küItürIere
kapaIidir. YaIniz kendi kendini anIayabiIir, yaIniz kendi
insanIari taraIindan anIa¸iIabiIir. Her küItür, Ierdin geçirdigi
merhaIeIerden geçer: ÇocukIuk, gençIik, oIgunIuk ve
ihtiyarIik. Amacina uIa¸tiktan, ideasmi gerçekIe¸tirdikten
sonra katiIa¸ir, yaratici gücünü kaybeder, medeniyet oIur.
Her küItürün kendine göre bir medeniyeti vardir.
KüItürün kaçiniImaz akibetidir medeniyet. OImakta oIanin,
oImu¸ haIe geImesidir. SerpiIi¸ten sonraki katiIa¸ma, hayati
kovaIayan öIüm.
KüItürün yaratici dönemi, dev kentIerde (megaIopoIis)
sona erer: Paris, Londra, BerIin ve biIhassa New York. Dev
kent bir kaIp degiI, bir beyindir, yuvadan çok mezar.
Ya¸ama arzusu söner dev kentte. KadinIar çocuk yapmaz
oIur. KüItür çaginin ehrami temeIinden sarsiIir. Önce zirve
yani dev kent çöker, sonra ta¸ra, nihayet köy. Samimi bir
imanin yerini "biIimseI" bir dinsizIik yahut öIü bir metaIizik
aIir. Ya¸IiIara saygi yerine soguk bir maddeciIik, benim
vatanim ve devIetim yerine miIIetIerarasi topIum; güçIükIe
kazaniIan hakIar yerine tabiî hakIar; gerçek degerIer yerine
para ve mücerret degerIer, haIk yerine yigin, anneIik yerine
seks. EmperyaIizm, beyneImiIeIciIik, kuvvet ihtirasi, siniI
kavgasi, i¸te medeniyetin meyveIeri.
Bu ta¸Ia¸ma yüzIerce, hatta binIerce yiI sürebiIir. Bir
"Hint yazi" ya¸ayan medeniyetIer vardir; yaratici güçIerinin
piriItisi asirIarca sönmeyen medeniyetIer. Ama sonunda her
medeniyet ya¸ama gücünü kaybeder ve imparatorIuk Ro-
ma'smda oIdugu gibi gün i¸igindan kaçmak, proto-mistisiz-
min karanIikIarina gömüImek, ana rahmine yani mezara
dönmek ister. ParçaIanmaga ba¸Iar ve DaniIevsky'nin dedigi
gibi "tarihsiz ve ¸ekiIsiz etnograIik maIzeme" haIine geIir.
Bati'nin bugünkü dev kentIerinde büyük küItür trajedisi-
()
nih son perdesini hem oynuyor, hem seyrediyoruz. Dünyanin
eIendisi oIan kuzey-adami makinanin köIesi oIdu. Ma-kina
yaIniz hayati degiI kendini de tahrip ediyor, SpengIer'e göre.
1
Simdi de çagda¸ bir tarihçiyi: Toynbee'yi dinIeyeIim, A
Study of History (1934) yazari önce Ibn HaIdun kadar
kötümserdir. Sonra iIim adami yerini kiIise vaizine birakir ve
zaman zaman Bossuet'yi okur gibi oIuruz.
Toynbee'ye göre medeniyet yaratici bir azinIikIa çok sert
oImayan bir cograIyanin eseri. Çevre bir sIenks'tir, çevre veya
tarih. Her gün yeni suaIIer sorar yaratici azinIiga. Yaratici
azinIik bu muammaIari çözebiIdigi sûrece ya¸ar medeniyet.
Sonu geImeyen bir diaIog. TopIum için direni¸ yoktur. Her yeni
¸art" yeni bir cevap ister. Medeniyetin kaderim tayin eden,
cevapIardaki isabet veya isabetsizIik. Her medeniyet uçuruma
açiIan bir kapidir: Tarpeya'si oIan bir KapitoI.
Bir medeniyet nasiI geIi¸ir? Yeni yeni üIkeIer Iethederek mi?
Hayir. Medeniyetin büyümesi ne teknoIojik zaIerIerIe iIgiIidir
ne madde üzerindeki hâkimiyetiyIe. Medeniyetin büyümesi
demek kendi kendini tayin etme (seII-determination), kendi
kendini biçimIendirme (seII-articuIation) imkânIarinin gittikçe
artmasi, topIum degerIerinin manevîIe¸mesi, cihaz ve
teknikIerinin sadeIe¸mesi demektir. Büyüyen bir medeniyette
karizmatik azinIik, çevrenin her meydan okuyu¸una ba¸ariIi
cevapIar verir. Boyuna tazeIer kendi kendini. TopIum
IarkIiIa¸maktan bütünIe¸mege, bütünIe¸mekten IarkIiIa¸maga
geçer. Büyüyen medeniyet bir bütündür, kayna¸mi¸ bir bütün:
kaIabaIik, yarauci azinIiga gönüIden bagIidir, onu isteyerek
takip eder. BöyIe bir topIumda kanIi karde¸ kavgaIari, sert ve
keskin böIünmeIer görüImez. Büyüyen medeniyet öteki
medeniyetIerden gittikçe IarkIiIa¸ir.
1 Bkz. "MedeniyetIer Tarihi: Bugünü AydinIatan Dün", s. 87 vd.

Toynbee, medeniyetIerin çökü¸ tabIosunu ¸öyIe çizer:
azinIigin yaratici gücü kayboIur; kaIabaIiga yoI gösteremez
artik, topIum böIünür. YöneticiIer eski zaIerIerin hatirasiyIe
sarho¸tur, çevrenin yeni yeni soruIa rina hep ayni cevabi
verirIer. Nisbî degerIer, mutIak deger saniIir. AzinIigin
kariz-maük cazibesi (Ibn HaIdun oIsa "asabiyet* derdi)
kaImaz. ÇogunIuk kopar yöneticiIerden; yöneticiIer zora
ba¸vurur, sava¸Iara girer: bir dünya devIeti kurar, hem
kendini hem temsiI ettigi medeniyeti mahva sürükIer.
Ba¸siz kaIan kitIe, HiristiyanIik, Budizm gibi cihan¸ümuI
bir kiIisede arar kurtuIu¸u.
Medeniyetin hem ruhuna hem vücuduna Iitne ariz oIur.
Karde¸ kavgaIari aIir yürür. ÇözüIen topIumun zihniyet ve
davrani¸inda büyük degi¸ikIikIer beIirir. GüzeI sanatIara,
iIimIere, IeIseIeye, diIe, dine, ahIakî davrani¸Iara ve
müesseseIere bayagiIik ve avamIik sizar. Yeni yeni
kurtariciIar çikar sahneye: kimi seIâmeti eskiye dönü¸te arar,
kimi kiIica bagIar ümitIerini, kimi stoaciIiga siginir, kimi
yeni bir dine... Ama bütün bu kurtariciIar, bütün bu
çirpini¸Iar çözüImeyi önIeyemez. OIsa oIsa medeniyeti
IosiIIe¸tirebiIir. Ve medeniyet asirIarca kuru bir agaç
gövdesinin yapraksiz, çiçeksiz, meyvesiz hayatini ya¸aT.
Tek kurtuIu¸ yoIu vardir: Dünyadan kopmak, amaç ve
degerIeri Tanrinin ihsasIar üstü dünyasina aktarmak. Ama
bu IedakârIik da medeniyetin mukadder akibetini
önIeyemez. BeIki yeni bir medeniyetin, daha üstün, daha
iIahî bir medeniyetin dogu¸unu hazirIar, o kadar.
Avrupa medeniyeti de öIüm dö¸egindedir, ama 1 i öIüme
bir türIü katIanamaz yazarin gönIü, içinden bir ses, "Tanri
büyüktür" diye haykirir, "Avrupa'ya aciyacak, onu
mahvoImaktan kurtaracaktir"... ve HrristiyanIan duaya
çagirir.
2 Bkz. "MedeniyetIer Tarihi: Bugünü AydinIatan Dün", s. 88 vd.
113
Evet... kendini kainatin mihveri sanan Avrupa'yi, bu
gurur ve gaIIet uykusundan 1914 bogazIa¸masi uyandirir.
HarabeIer kar¸isinda deh¸ete kapiIir AvrupaIi, içine -iIk
deIa oIarak- bir korku dûser. ben de mi yok oIacagim?
Onun bu ¸iIasiz bedbinIigini, bu vicdan huzursuzIugunu
diyecektim, Fransa'nin en aydinIik zekâIarindan biri, ¸air
PauI VaIery (1871-1945) büyük bir beIagatIe diIe getirir:
"Biz medeniyetIer, Iâni oIdugumuzu biIiyoruz artik...
InsanIari ve aIetIeriyIe yokIuga gömüIen medeniyetIerden
söz ediIdigini duymu¸tuk. TannIan ve kanunIariyIa,
akademiIeri, nazarî ve tatbikî iIimIeriyIe, gramerIeri,
kamusIari, kIasikIeri, romantikIeri ve semboIistIeri iIe,
tenkitçiIeri, tenkitçiIerinin tenkitçiIeriyIe çagIarin sonsuz
derinIikIerine yuvarIanmi¸Iar. BiIiyorduk ki, görünen
dünya ba¸tan ba¸a bir küI yiginidir. Tarihin
aIacakaranIiginda sayisiz gemiIer görüyorduk, aItin ve
zekâyIa doIu gemiIer. Girdaba yuvarIaniyorIardi. Ama biz
bu kasirgaIardan uzaktik.
EIam, Ninova, BâbiI müphem birer isimdi AvrupaIi için,
¸airane birer isim. Ne ya¸ayi¸Iarinin büyük bir mânâsi
vardi, ne yok oIu¸Iarinin. Yarin, Fransa, IngiItere, Rusya...
da mi güzeI birer isim oIacakdi sadece? Heyhat, tarihin
uçurumu, bütün dünyayi kucakIayacak kadar geni¸.
Hissediyoruz ki, medeniyetIer de hayat kadar dayaniksiz...
Neden bir rüzgâr Keats iIe BaudeIaire'in eserIerini
Menandros'unkiIe-rin yanina sürükIemesin?
FaziIet cinayetin suçortagi, iIim yikiciIigin emrinde,
ideaIizm yaIanci, reaIizm hayâsiz. Ey iIim, ey vaziIe!
Demek siz de ¸üpheIiydiniz*'. Sonra ¸air avunmaga
çaIi¸iyor: "beIki her¸eyi kaybetmedik, ama her¸eyin
kaybediIebiIecegini anIadik. Avrupa'nin beIk‚miginde
korkunç bir ra¸e doIa¸ti. Kendini tanimiyordu artik,
kendine benzemiyordu ki... Suurunu kaybetmemek için
kitaba ve hatiraIara sanIdi".
GerçekIe kâbus arasinda rakseden bir tecessüs bu. Avru-
114
pa, "kapana tutuIan Iare"nin teIa¸i içindedir. IIim,
haysiyetini kaybetti, ahIaktan söz etmege hakki yok artik.
IdeaIizm öIesiye yaraIi; gerçekçiIik deyince sayisiz
günahIar, sayisiz cinayetIer geIiyor akIa. Hem hirs suçIu,
hem Ieragat. SaIip saIipIe, hiIâI hiIâIIe bogaz bogaza.
Ve ¸airin sesi birdenbire korkunçIa¸iyor. DanyaI Nebi'nin
"Mene-TekeI-Peres" tehdidini duyar gibi oIuyoruz. YaIniz
bir üIkenin degiI bütün üIkeIerin ugrayacagi havsaIa aImaz
IeIaketi haber veriyor: "Yakinda bir mucizeye ¸ahit oIacagiz,
çok yakinda. Dünyada bir hayvan topIuIugu ya¸ayacak. Bir
kannca yuvasi oIacak arzimiz".
3
3 VaIery Paul, >"?+@@+3 "La Crise de rEsptit" (Her Çe¸itten, 'Zekânìn Buhran»
1. mektup. N.R.E Paris 1924,37. baskì, s. 1-22.
MENE, TEKEL, PERES
BâbiI'de mutantan bir ¸öIen: Mukaddes tasIarIa
sunuIan ¸arap. NedimIer mest, diIdareIer mest,
hükümdar mest.. Ve birden, duvara esrarIi harIIer
i¸Ieyen bir eI: Mene, TekeI, Peres. BaItazar deh¸et
içindedir. YaziIanIari ne kâhinIer anIayabiIir, ne IaIciIar.
Son ümit: DanyaI.. Saraya çagriIan DanyaI der ki...
Tevrat'i dinIeyeIim:
"Mene: AIIah senin kraIIigini saydi ve sona erdirdi.
TekeI: Terazide tartiIdin ve eksik buIundun. Peres:
ÜIken böIündü ve MedIere ve FarsIara veriIdi."
BaItazar o gece öIdürüIür ve..
(Tevrat. DanyaI, V, 25)
Avrupa' nin büyük zekâIari geçen asrin sonIarindan beri, endi¸e
içindeydiIer. Taninmi¸ bir ruh hekimi "Medenî dünya, uçsuz
bucaksiz bir hastahane kogu¸u, diye haykiriyordu, ortaIigi
yürekIer parçaIayici iniItiIer doIduruyor... HummaIi bir çirpmi¸
ve karankk bir tesIimiyet. I¸i oIuruna birakan ümitsiz bir ne¸e.
Herkeste bir bati¸, bir gömüIü¸, bir yok oIu¸ duygusu. 'Asir-
sonu' tabiri hem bir itiraI, hem bir ¸ikâyet. KavimIerin
aIacakaranIigi. Bütün güne¸Ier, bütün yiI-
11i
dizIar sönüyor... ve can çeki¸en tabiatin kucaginda
müesseseIeri ve eserIeriyIe mahvoIan insanIik". Ve hekim
hastaIigin adim iki ciItIik eserine ba¸Iik yapiyordu: Tereddi.'
Bu te¸hisi ister istemez kabuI eden çagda¸ BatiIi,
hastaIigin ¸uurIarin daraItmak ister. Sartre'a göre:
"Avrupa'nin hasta adami burjuvazidir*.
YiIIar geçtikçe kötümserIik artar. Acaba bir medeniyetin
gurubuna mi ¸ahit oIuyorduk? Çagda¸ dü¸ünceyi tanitmak
için kaIeme aIman bir kitap a¸agi yukari ¸öyIe konu¸ur.
"Ögrenci ayakIanmaIari, sürat ve iktidar sarho¸u maddeci
bir topIuma indiriIen iIk darbeIer. Medeniyet buhran
geçiriyor... Uzun zamandan beri, matbuatta en sik görüIen
keIime: buhran. Bu 'beIki bir küItürün, beIki de insan
varIiginin buhrani' (Jaspers). SikâyetIer bo¸una; Bati'da
spiritüaIi-te yok artik, Bati bir küItür seIaIeti içinde. Bir zevk
ve hareket çiIginIigi. Insan haysiyetim, yani dü¸ünceyi
temeIinden yikan bir çiIginIik! IsteniIen tek ¸ey:
sarho¸Iuk. Sinema müstehcen, edebiyat müstehcen.
HayirIa ¸erri ayiramaz oIduk. Ma¸erî bir cinnet. AhIâksizIik,
müsbet iIim haIine geIdi. Maddenin, hayatin, zekânin
inIiIaki iIe kar¸i kar¸iyayiz.
IIk atom bombasindan beri insanIik büyük bir korku
içindedir, büyük bir korku ve çiIginca ümitIer. IIim, insan
ömrünü uzatti. Ama zengin iIe yoksuI arasindaki uçurum
gittikçe büyüyor. Herkes dü¸ünceye dü¸man. Insan
seçmiyor artik. Her tekIiIi kabuIe razi; yeter ki bu tekIiI
ona insanIigini unutturabiIsin''.
2
Bu bir saItanatin sonudur, diyorduk; hodgâm, yikici,
¸imarik bir saItanatin. Fatih'Ie beraber miriIdaniyorduk:
Kayser'in kapisinda örümcek perdedar oImu¸... Oysa
Avru-
1 Nordau Max, La Digener:scence. (Dejeneresans) T. Akan, Paris 1896,
2
ChaIumeau Jean-Lue, introduction mix lates Contemporoincs (Çagda¸ Dü¸ünce
Iere Giri¸), E Nathau, Paris 1969.
117
pa'dan geIen son haberIer kita iIe beraber bütün bir insanIigin
da tehIikede oIdugunu haykiriyor.
Le Nouvel Observateur dergisinin Haziran-Temmuz 1972
tarihIi özeI sayisi "Dünyamizin Son Ümidi" ba¸Iigini ta¸iyor.
OkuyaIim:
"Garip IeIaketIer bekIiyor bizi, garip çünkü kendi eserimiz.
Fâni oIdugumuzu, aci çektigimizi ve birbirimize kötüIük
yaptigimizi biIiyorduk. Yeni bir¸ey daha ögrendik ¸imdi:
soyumuzun kendi kendini yok ettigini InsanIar yüzIerce asirdan
beri dünyada ya¸iyor. Ne var ki, bir asirdan beri o kadar
övündükIeri ve kendiIerine ait bir imtiyaz saydikIari terakki
adina, bayatIarini destekIeyen çevreyi ve" hayatin kendisini,
görüImemi¸ bir KizIa tahrip ediyorIar, tam bir intihar.
Dünya tehIikede. Onu bu tehIikeye sürükIeyen âmiIIerin
ba¸inda sinaî Bati medeniyetinin geIi¸mesi yer aIiyor. Buna
"beyaz tehIike" deniyor. KirIenen deniz, ktsirIa¸an toprak,
zehirIenen hava, çatIayan içtimaî nesiç, eziIen kabiIe
medeniyetIeri. Bu arada, bahtiyar biIe oImayan, birtakim
budaIaIar terakkiye ne¸ideIer söyIemektedir: gayri saIi miIIî
hasiIa artiyormu¸, enerji tüketimi artiyormu¸, nüIus artiyormu¸.
Bu yiI çikan kitapIardan yirmi kadari ayni ba¸Iigi ta¸iyor:
Dünyanin sonu. EIIi yiIda hayat geçen bin yiIdakiIerden daha
çok degi¸ti- Gün geçtikçe her¸eyin hizi daha da artacak. Bir
kurtuIu¸ yoIu buImak için topu topu on yiIimiz kaIdi. FeIaketin
e¸igindeyiz, ama yeni bir dünyanin e¸iginde de oIabiIiriz"
(AIain Herve).
Dergideki bir ba¸ka yazara geçeIim: "Sinaî medeniyet ……I.
asri görmeyecek. On veya yirmi yiI daha birtakim ¸üpheIi
zevkIer sagIayacak bize. Sonra be¸ yiIda bir degi¸tirdigimiz
arabaIar, bir msSrsim giydigimiz eIbiseIer, sokaga attigimiz
pIastik veya madenî kapIar, hergün yedigimiz et, dogurmak ve
gebe kaImak hürriyeti... hepsine eIveda. Bu imtiyaz ne kadar
çabuk sona erse o kadar hayirIi, ne kadar
118
uzun sürerse medeniyetin yikiIi¸i da o kadar âni, hazirIadigi
cihan¸ümuI IeIaket o derece büyük oIacak. Dikkat edeIim
-
,
sinat Bati medeniyetinin çikmaza girdigini söyIeyenIer ne
poIitikaciIar, ne ideoIogIar ama demograIIar, tarim
uzmanIari, biyoIoji ve ekoIoji âIimIeri. Dünyanin 13 yiIIik
civa, 15 yiIIik kur¸un, 17 yiIIik aItin, 18 yiIIik çinko, 20
yiIIik gümü¸ ve pIatin, 25 yiIIik kaIay, 40 yiIIik bakir, 73
yiIIik demir ihtiyati var. SinaiIe¸mi¸ dünyanin bugünkü
müesseseIeri öIüme mahkûm. GeIi¸memi¸ üIkeIer nasiI
smaîIe¸ecek? Üçüncü dünyanin nüIusu yiIda ˆ 2,5 artiyor.
Dünya nüIusunun ˆ 6'sini barindiran ABD, dünya kâgit
hamurunun ˆ 40'ini, kömür ve Iinyitin ˆ 36'sini, çeIigin ˆ
25'irri, pamugun ˆ 20'sini tüketiyor. Ayrica besIenmek için
kendi toprakIarindan ba¸ka dünyanin geri kaIan ziraat
toprakIarinin ˆ 10'unu kuIIaniyor Amerika. GeIi¸mi¸
üIkeIer, yeryüzündeki kaynakIarin ˆ 80'ini kuIIaniyor, oysa
nüIusIari dünya nüIusunun ˆ 16'si.
1882-1952 arasinda ekiIip biçiIen toprakIann dörtte biri
çöIIe¸mi¸, ormanIarin üçte biri tahrip ediImi¸, ekiIen
toprakIann verimIi kismi yan yanya azaImi¸. Çare:
nüIusu dört miIyarda dondurmak" (M. Bosquet).
Derginin sayIaIanm çevirmege devam ediyoruz: I¸te
sosyoIog Edgar Morin iIe yapiIan bir müIakat:
"... Bati ideoIojisi Descartes'dan beri sakat. Insan süje,
tabiat obje degiIdir. Bu ideoIoji, adada tek ba¸ina ya¸ayan
insanin, kainatta kapaIi bir monad oIan insanin
ideoIojisidir. Romantizm bu anIayi¸a ¸airane bir tepki
göstermi¸tir; IIimciIik ise mekanik bir tepki, ama o da,
insani e¸ya saymi¸tir. KapitaIizm iIe marksizm de insanin
tabiat üzerindeki zaIerini aIki¸Iami¸Iardir. Sanki tabiatin
canina okumak insanogIunun en epik macerasiymi¸ gibi.
Bu anIayi¸ soyumuzu intihara götürür. Tabiatin yeniImesi,
insanin kendi kendini yok etmesidir. Insan bütün canIi
varIikIann çobani oImaIi-
1A9
dìr, güne¸ banIiyösünün Cengiz Han'i degiI. Sag ekoIoji:
teknoIojiktir, soI ekoIoji: ihtiIaIcidir. Bugünkü ihtiIaIIer de
birer karikatür. Henüz topIum kuruImami¸tir. InsanIik on
bin yiIdan beri arayip da buIamadigi bir IormüI pe¸indedir.
Insani biyoIojik reaIite içine oturtan yeni bir insan iImine
ihtiyaç var: bir biyo-antropoIoji, bir temeI-sosyoIoji ve
geneI bir ekoIoji*.
LExpress dergisinin 11-17 EyIüI 1972 tarihIi sayisina da
bir göz gezdireIim".
Bir Amerikan psikanaIizcisi Modem Dünyada Tecavüz ve
Siddet ba¸IikIi bir kitap yazmi¸. "Bu barbarIik, bu
güvensizIik asri, atom bombasi iIe moIotoI kokteyIini
ke¸Ietti. Terörün teknigi iIe teknigin terörünü geIi¸tirdi.
Günden güne artan cinayet saIginIari, i¸kence, kaçiriIip
rehin aIman insanIar, katIiamIar vukuat-i âdiyeden sayiIiyor.
OnIari da zeIzeIe gibi, su baskinIari gibi tabiî birer
âIetmi¸cesine kabuI ediyoruz, hepsine katIaniyoruz. Sanki
sorumIu da, suçIu da biz degiIiz... TezatIar birbirini
tamamIiyor, hepsi de ayni bütünün parçaIan: AmerikaIiIar iIe
Kuzey VietnamIiIar, ArapIar iIe IsraiIIiIer, ögrenciIer iIe
poIisIer, hükümetIer iIe terörist grupIar. Herkes kendi
dâvasinin IarkIi oIduguna inaniyor.. MoIotoI kokteyIinin
ke¸Ii atom bombasinin ke¸Iinden daha önemIi: ¸iddeti ve
patIayici maddeyi herkesin emrine veriyor". S.O.S.; S.O.S.
120
NAZÎZM:
ÎKÎNCÎ DÜNYA SAVA$ININ
GÜNAHKÂR TEKESÎ
Avrupa hastadir. Maddeci medeniyet önce Tanri'yi öIdürdü,
sonra insani.
Ma¸erî bir cinnet kar¸isindayiz, diyor Jung. Ki¸i herhangi
bir "izm" ugruna hürriyetini Ieda ediyor. Tanri'Iarin yerini
ideoIojiIer aIdi. Içtimaî, insana gerçegi kaybettirdi. Insan,
psikoIojik mânâda ki¸i degiI artik, esaretinden biIe
habersiz. Bu ¸uursuz tesIimiyetin kaynagi hürriyet korkusu.
Hürriyet rahatsiz ediyor. Hür bir dünya tehIikeIerIe doIu.
Demokrasi, Ietihten Iethe ko¸an, uyanik ve akiIci
insanIarin rejimi. Demokrasi ¸uur, mesuIiyet ve kendine
saygi. BiIinmeyen sayisiz tehIikeyi göze aImaktansa bir
Duçe'ye, bir Führer'e tesIim oImak daha rahat.
HaydutIardan korunabiI-mek için en azgini iIe anIa¸mak.
Kabahat MussoIini'nin, HitIer'in vs. Tek günahkâr onIar,
Avrupa masum! Peki ama bu iki canavar ba¸ka bir
seyyareden mi geIdiIer dünyamiza? IsviçreIi psikoIog,
Bati'nin bütün günahIarini bu iki tekenin omuzIarina
yükIedikten sonra rahat bir neIes aIiyor. AImanya'nin
IeIaketi hepimizin IeIaketidir, diyor. Bir kiyametin
areIesindeyiz. Çare? Fert oIarak bu ma¸erî cinnete yaka-
121
Ianmamak. TuIandan kurtuIan Nuh yeni bir insanIik
kurabiIir.
Aküci Bati irIaninin son ümidi, son mütteIiki: eIsane.
MeIhumIarin, hakikat i¸igini karartan birer sis tabakasina
benzedigini dü¸ünce dünyamiza (nisbî bir aydinIik getirir
ümidiyIe) kâh Ia¸izm, kâh nazizm diye aniIan bu "ma¸erî
çügmhk"i bir kere de Avrupa'nin en seIahiyetIi iIim
adamIarindan dinIeyeIim:
Önce Jean-Jacques ChevaIIier.
1
Co¸kun ve dürüst bir Sor-
bonne hocasi. TaraIsiz mi? 1949'da hangi Fransiz taraIsiz
oIabiIirdi? ChevaIIier diyor ki:
"MussoIini'nin tek programi: ItaIya'yi yönetmekti. Gerçi,
Yeni italyan AnsiIeiopcdisi'nde 'Fa¸izm' ba¸IikIi makaIesi
rejimin siyasî ve sosyaI ideoIojisini tecavüzkâr çizgiIerIe
beIirtir. Ama, gerçek mânâda bir doktrin ve propaganda
eseri yazmak, onun AIman ¸akirdi, hiç oImazsa görünü¸e
göre ¸akirdi, HitIer'e nasip oIacaktir. HitIer, Mein Kampfi
iktidari Iethetmeden birkaç yiI önce yazar. Bu kitapta
Ia¸izmin varIigindan biIe ¸üphe etmedigi bir dünya görü¸ü,
bir WeItanschauung buIuruz. Marksa dünya görü¸ünün
kar¸isina dikiIen ve siniIin yerine irki çikaran 'garip ve
gerici' bir görü¸".
ChevaIIier, Mein Kampfi ¸öyIe hüIasa eder.
2
"Bütün beIâIarin kaynagi Marksizmdir HitIer'e göre.
Marksizm bir Yahudi'nin doktrini. YahudiIerin bütün
miIIetIere hâkim oImasini sagIamak için in¸a ediImi¸ bir
doktrin. Oysa tabiata uygun oIan tek prensip:
Aristokrasidir. Marx, kuvvetin kar¸isina kaIabaIigi çikarir,
irki ve kani inkâr eder. Ama Yahudinin zaIeri, insanIigin
öIümüdür. Yahu-diyIe mücadeIe ise Tanri yoIunda cihattir.
AImanya'yi tehdit
1 ChevaIIier Jean-Jacques, Les Grandes Oeuvres PoIitique* (Büyük Siyasi EserIer),
A. CoIin, Paris 1949.
2 A.g.e., s. 359 vd.
122
eden iki tehIike: JudaizmIe Marksizmdir. AImanya için bir
üçüncü tehIike daha var: ParIamentarizrn. Ekseriyetin kara*
n kaidesi her türIü mesuIiyet meIhumunu öIdürüyor. Zaten
demokrasi Marksizmin IideIigi, saIginin yayiImasina müsait
bir ortam. Deha geneI seçimIer sonucunda meydana
çikmaz. Dünya varoIaIi beri yapiIan her büyük i¸ Ierdî
eyIemIerin eseri oImu¸tur. HitIer için çözüm,
nasyonaIizmIe sosyaIizmi birIe¸tirmek, siniI kavgasina
dayanmayan bir AIman sosyaIizmi kurmak.
Mein Kamp/m nas'Ian haIkin anayasasi oIacaktir.
DevIetin vaziIesi bu WeItanschauung'u gerçekIe¸tirmektir.
WeI-tanschauung'un dayandigi ana Iikir ¸u: Soyun devami
çiItIe¸meye ve çogaImaya bagIidir. Her hayvan kendi
soyundan bir hayvanIa çiItIe¸ir. Kaide bu. Ancak IevkaIade
bir durum buna engeI oIabiIir. O zaman da tabiat
intikamini aIir: ya çocuk dogmaz, ya dogan çocukIar sakat
oIur.
E¸it degerde oImayan iki canIinin çiItIe¸mesi tabiatin
amacina aykiri. Nedir bu amaç? CanIiIarin seviyeIerini
yükseItmek. Bu da en üst degeri temsiI edenIerin tam ve
nihaî bir zaIer eIde etmeIeriyIe mümkün. KuvvetIinin
görevi hükmetmektir, kuvvetinden IedakârIik ederek,
zayiIIa kayna¸mak degiI. Bu kanunu ancak dogu¸tan zayiI
oIanIar acimasiz buIabiIir.
Bir soy vardir; medeniyetin kurucusu, me¸aIe ta¸iyicisi,
insanIigin Prometesi. I¸ikIi aIni, deha kiviIcimi ve biIgi aIevi
saçar, geceyi aydinIatir. Ve insana ba¸ka varIikIarin eIendisi
oImak için hangi yoIIardan geçmesi gerektigini gösterir. Bu
eIendi-kavmin adi Arya'dir. Arya, a¸agi soydan insanIari
iradesine ram ederek, onIari birer âIet haIine getirmi¸tir.
Arya'nin en büyük taraIi ideaIizmidir, kendini ba¸kaIari
için Ieda etmesidir. IdeaIizm oImadan medeniyet oImaz.
Yahudi ideaIizmden mahrumdur; zekâsi kurmaz, yikar,
hâkim oImak için yikar. MeIezIe¸me Tanri iradesine ye
tabiata kar-
123
¸i geImektir. Insanin kuvveti de, zaaIi da ta¸idigi kandadir.
Kan saIIigini kaybeden miIIetIer, ruh birIikIerini de
kaybederIer. Dünya tarihinin ve insan medeniyetinin
kaynagi: kan ve irk. SiniI kavgasi bir Yahudi icadi.
InsanIigin iIk suçu: kan ve irk kanununu çignemesidir.
IiberaI devIetin bir ahIâk muhtevasi yoktur. DevIet çe¸itIi
partiIerin istinasina terkediImi¸tir, bu partiIer de özeI
menIaatIerin emrindedir. Oysa HitIer'in devIeti bir ahIâk
devIetidir, IiberaIizme, parIamentarizme, partiIere kapaIi bir
devIet. SeI-Führer mistigine dayanan bir devIet. Bu
devIetin candamari ¸eIIe yigin arasinda araci oIan Tek
Parti'dir. DevIetin görevi kitIeyi miIIiIe¸tirmektir,
Marksizmin enternas-yonaIIe¸tirmek istedigi kitIeyi.
Pekiyi, nazizmIe Ia¸izmin Iarki nedir? Fa¸ist devIet kIasik
miIIet-devIettir, yani her¸ey devIette, hiçbir ¸ey devIetin
di¸inda degiI. Fa¸izmin devIeti bizatihi bir gayedir: Tanri
tanimayanIarin tanrisidir bu devIet. GörüIüyor ki Ia¸izm
bir devIetperesüiktir. Oysa HitIer için devIet basit bir âIettir,
bir kaIiptir. Mühim oIan muhteva, yani VoIk. VoIk, kan
birIigine dayanan irkî bir bütündür. DevIet bu reaIitenin
zarIi. Bu zarI muhtevayi muhaIaza ettigi ve korudugu
öIçüde degerIidir. Demek ki HitIer için devIet bir gayenin
emrinde bir cihazdir. Lenin'in Devlet ve îhtiIaI'ine
HitIer'in Mein Kamp/daki cevabi: "DevIet ve Irk".
DevIetin iki görevi vardir: Içte irkin korunmasi ve isIahi;
di¸ta bu irkin ya¸amasi ve hâkim oImasi için gereken
topragin zapti. Içteki irkçi misyonunu yerine getirmek için
DevIetin kuIIandigi araçIar Propaganda iIe Egitim.
Propaganda, Mein Kamp/in üzerinde en çok durdugu
konuIardan biri. Ya¸amak açin sava¸an bir devIetin
propagandasi ne herhangi bir insanIik duygusuna, ne de
enteIektüeI bir hüsnüniyete dayanir. Propaganda bir
vasitadir, uIa¸tigi hedeIe göre degerIendiriIir. HedeI,
ya¸amak için sava¸ oIdu-
124
guna göre, en zaIim siIahIar en insaniIeridir ve en kisa
yoIdan zaIere götürürIer. Bu amaçIa yapiIan propaganda
hakikate saygi göstermeyecek mi? IhtiIaIIerin maniveIasi
iImî hakikatIer degiI taassuptur, taassup kaIabaIigin
ruhunu kamçiIar ve onu, histerik bir ¸iddet pahasina da
oIsa, ¸ahikaIara kanatIandirir.
Propaganda kime yapiIacaktir? KitIeIere, kaIabaIiga. Ve
haIkin anIayacagi gibi oImaIidir, haIkin yani sürünün.
Beyne degiI, hisIere hitap etmeIidir. KaIabaIigin hisIeri
gayet basittir kaIabaIik bir ¸eyin ya Iehindedir ya
aIeyhinde, ortaIama çözüm yoIIarini anIayamaz. Ona göre
taraIsizIik zaaItir. KaIbinin kapisini açan iki anahtar vardir:
irade ve kuvvet. KaIabaIik da tabiat gibi kuvvetIinin
zaIerim, zayiIin bozgununu, hiç degiIse boyun egmesini
ister.
Ayrica propagandanin muhtevasi tek yönIü oImaIi ve
dagiImamaIidir. Herkes taraIindan anIa¸iImak isteyen,
hiç kimse taraIindan anIa¸iImaz.
BöyIe yogun bir propaganda iIe VoIk haIine geIen haIk,
¸imdi de egitim sayesinde ki¸iIeri derinIemesine
etkiIeyecek, ki¸iIerin yerini "¸ahsiyetIer" aIacaktir. Iyi bir
egitimin ön¸arti sagIam bir vücut Sonra karakter, terbiye,
iradenin güçIendiriImesi, sorumIuIuk ve karar verme
kabiIiyetinin geIi¸tiriImesi. Zihnî meIekeIerin egitiImesi ise
son merhaIe. Yeni devIetin mücahide ihtiyaci var,
münevvere degiI. Tek ideaI: ideaI irk. Her Ierdin ruhunda
irkin ruhu yer aImaIi.
Mektebi bitiren her genç, kiz veya erkek, AIman irkinin
bütün irkIardan üstün oIduguna ve miIIî camia içinde
sosyaI adaIetin Iüzumuna inanmi¸ oImaIidir, i¸te o zaman
siniIIarin ötesinde tek kaIp haIinde bir miIIet dogmu¸
oIacaktir. Ama bu miIIetin vatanda¸i oImak Iiyakat
meseIesi, bir imtiyaz. Mektebi bitiren ve askerIigini yapan
AIman genci devIetten aIdigi bir beIgeyIe Reich'in
vatanda¸Iigi ¸ereIini ihraz edebiIir. Bu beIgeye sahip bir
sokak süpürgecisi, ya-
125
banci bir üIkenin hükümdarindan çok daha üstün hissetmeIidir
kendim. SiniIIar arasindaki uçurumu kapatan bir beIgedir,
vatanda¸Iik beIgesi.
FertIer de irkIar gibi birbirinden IarkIidir, ayni irktan oIsaIar
da IarkIi. Dü¸ünen ve yaratan kaIabaIik degiI, üstün-Iertiir.
Ekseriyet yoktur, ¸ahsiyetIer vardir.
Sonra Chevaüier, nazizmin di¸ poIitikasina temas ediyor
HitIere göre AImanya' nin ba¸dü¸mam Fransa'dir. Fransa
AImanya' nin mahvini istemektedir ve bu kini YahudiIer
taraIindan körükIenmektedir. Avrupa' da yaIniz Fransa'da
AImanya'yi mahvetmek isteyen miIIetIerarasi Yahudi Iinans
çevreIeriyIe Fransiz ¸ovenizmi arasinda gizIi bir anIa¸ma
vardir. Ve i¸te AImanya için asiI tehIike budur. Onun için
Fransa'yi tecrit etmek ve tedirgin ettigi üIkeIerIe bir koaIisyon
kurmak gerekmektedir. Fransa' nin dünya hegemonyasi hirsina
kar¸i çikan her devIet bizim tabiî mütteIikimizdir. En ba¸ta da
IngiItere ve ItaIya.
Ama HitIer için Fransa' nin i¸gaIi sadece bir ba¸Iangiç, Av-
rupa' daki iIerIeyi¸inin iIk adimi. NasyonaI-sosyaIistIerin
temasi: sinir tanimaz bir AIman haIki. Baudan sonra Doguya
dogru bir geni¸Ieme. Doguda hedeI Rusya. Rusya' daki Yahudi
hâkimiyeti de bu devIetin sonu oIacaktir...
Chevaüier 1914-18 sava¸indan magIup çikan bir miIIetin
çocugu. Aci çeken taraIsiz oIamaz. Bu siyasî dü¸ünceIer tarihi
hocasi da Ia¸izmi nazizme irca ediyor, nazizmi irkçiIiga.
IrkçiIik ideoIoji biIe degiI, narsisizmIerin en ahmagi, en
tehIikeIisi. Her namusIu insani isyana sürükIeyen bir
sahtekârIik. Ibn HaIdun'un asabiyet keIimesiyIe beIirttigi kan
bagi ancak a¸iretIer için geçerIidir.
GeIi¸en topIumIarda insani insanIa kayna¸tiran, yigini miIIet
yapan, inanç birIigi. InananIar karde¸tir, diyor IsIâmi-
3 Age,s. 377vd. 1W
yet. Kan biyoIojik bir meIhum: karanIik, esrarIi, kor.
insanIa¸mak biyoIojinin esaretinden kurtuImaktir. Tek
insanî deger var: iman. Iman ayirmaz birIe¸tirir. Iman yani
hisIe yogruIan, heyecanIa kanatIanan, yasayan ve ya¸atan
dü¸ünce.
Simdi de bir ba¸ka Fransiz üniversite hocasini, Jean To-
uchard'i dinIeyeIim. Touchard daha sakin, daha aydinIik,
daha inandirici.
4
"GündeIik diIde Ia¸izm, yaIniz Ia¸ist itaIya'nin doktrini
degiI, HitIer AImanya'sini da, onIara az çok benzeyen bütün
rejimIeri de iIade eder: Franco Ispanya'si, SaIazar Portekiz'i,
Peron Arjantin'i... gibi.
Bu kadar kök saImi¸ bir aIi¸kanIiga kar¸i geIinemez. Fakat
hemen i¸aret edeIim ki, bu kuIIani¸ son derece su götürür.
NasyonaI sosyaIizm iIe Ia¸izm, ¸üphesiz birçok bakimIardan
benzerIer birbirIerine, ama ba¸ka ba¸ka bütünIer içinde
geIi¸mi¸ ve IarkIi bir geni¸Iik arzetmi¸Ierdir. Dar mânâda
Ia¸izm keIimesini MussoIini kaIyasina hasretmek,
nasyonaI sosyaIizmi HitIer AImanyasi için kuIIanmak dogru
oIur.
Sön yiIIarda AmerikaIiIarin sik sik kuIIandigi bir keIime
daha var: TotaIitarizm. Bu yuvarIak keIime hem Ia¸ist
diktatörIükIeri, hem de Sovyet rejimini içine aIiyor.
KeIimeyi yayginIa¸tiran Cari Friedrich bu iki rejimi
ayiran IarkIari inkâr etmez. Fakat ikisinin de herhangi bir
ba¸ka siyasî rejimden daha çok birbirIerine yakin
oIdukIarim; ikisinin de yirminci asra has, modern teknoIoji
ve yogun demokrasi çagma ait bir vakia oIdukIarim iIeri
sürer. Friedrich ve mektebine göre, totaIitarizm, daha
önceki diktatörIükIerden, istibdatIardan, despotizmIerden
çok IarkIidir. Totalita-r´ien Dictatorship and Autocracy adIi
kitabinda Brzezinski totaIitarizm için aIti kistas kabuI
eder
4 Touchard Jean, Histoire des Idees PpIitiques (Siyasi Dü¸ünceIer Tarihi), 2 ciIt,
P.U.E Paris 1962, ciIt 2, s. 802 vd.
127
1) Resmî bir ideoIoji. Ba¸ka bir tabirIe insan hayatinin
bütün aIanIarim kapsayan resmî bir doktrin;
2) Bir diktatörün yönettigi tek parti sistemi;
3) Bir poIis kontroIü sistemi;
4) Bütün propaganda araçIarinin tek eIde topIanmasi;
5) SiIahIi kuvvetIerin tek eIde topIanmasi;
6) Bütün ekonominin merkezden kontroI ve idaresi.
Bu kistasIardan be¸i müessesevî, yaIniz birincisi
ideoIojiktir. Birçok totaIiter üIkeIerin müesseseIeri birbirine
benzer, ama, ideoIojiIeri benzemez. TotaIitarizm tâbirini
kuIIanmanin neticesi, hatta baziIari için beIki de hedeIi
rejimIerin özüyIe iIgiIi IarkIari maskeIemek, her zaman
inandirici oImayan yakinIa¸tirmaIar teIkin etmektir"
Touchard'a göre.
"Fa¸izm bir doktrin degiIdir. NasyonaI sosyaIizm onun
kadar da degiI. MussoIini 1919'da "bizim doktrinimiz,
eyIemdir" diyordu. Ayni ¸eyi sik sik tekrarIami¸tir. "LaItan
önce hareket. Fa¸izmin nas'a degiI, inzibata ihtiyaci var*.
1924'de "biz Ia¸istIer, diyordu, geIenege dayanan bütün siyasî
doktrinIeri reddedecek kadar cesuruz. Hem aristokratiz,
hem demokrat, devrimciyiz de, gericiyiz de, proIetaryadan
yanayiz, proIetaryaya kar¸iyiz, bari¸çiyiz, bari¸a kar¸iyiz.
Sabit bir nokta oImasi yeter, miIIet". Fa¸izme bir doktrin
armagan etmek ihtiyacini ancak 1929-30 yiIIan civarinda
duyar MussoIini. KaIdi ki bu hayIi kari¸ik ve kaypaktir.
HitIer de 1933 seçim kampanyasi sirasinda bir program
sunmaktan çekinir. Bütün programIar bo¸ der, mühim oIan,
insan iradesi. Mein Kamp/ ihtirasIi bir otobiyograIi bir
doktrin kitabindan çok, bir aksiyona çagri.
Sonuçta MussoIim'mn veya HitIer'in Ciano veya Rosen-
berg'm doktrini üç be¸ prensibe irca ediIebiIir. BunIar, her-
¸eyden önce, hareket prensipIeridir. Fakat Ia¸izm, yaIniz
MussoIini'nin doktrini degiIdir, nasyonaI sosyaIizm de Hit
Ier'in siyasî IikirIerine irca ediIemez. ÖnemIi oIan, prensip
128
ve müesseseIerden çok sisteme evet deniImesidir; birkaç
ki¸inin sapikIigindan veya cinayetIerinden çok, o ki¸iIere
sunuIan açik karttir. Dr. Francois BayIe'in Nasyonal
Sosyali:min PsikoIojisi ve AhIâki (PUF, 1953) gibi bazi
kitapIar yöneticiIerin ekserisini tamamen ahIâksiz veya
IizyoIojik bakimdan sapik oIarak göstermek
temayüIündeduier. Bu tez enteresan oIabiIir ama
yöneticiIeri inceIemek, yönetiIenIeri unutturmamahdir.
Ba¸ka bir tabirIe, Ia¸ist veya nasyonaI sosyaIist doktrinin
muhtevasini tahIiIden çok, yayiIi¸Iarim izah eden sebepIeri
ortaya çikarmak dogru oIur".
Siyasî Dü¸ünceIer Tarihi yazan bu iki ideoIojinin dogu¸ ve
yayiIi¸ sebepIerini ¸öyIe izah ediyor.
"Ikisi de sava¸in ve bozgunun çocugudurIar. Yani bir
öIke, bir hinç, bir isyan beIirtirIer. Ikisinin de
çekirdekIerini eski muharipIer kurmu¸tur: kendiIerini öz
yurtIarinda yabanci gören eski muharipIer. Bir keIimeyIe,
Ia¸izm ve nasyonaI sosyaIizm yaIniz miIIî bir co¸kunIuk
hareketi degiI, bir magIupIar, bir gururu kiriImi¸Iar
nasyonaIizmidir de.
Fa¸izmIe nasyonaI sosyaIizm, seIaIet ve buhrandan,
i¸sizIikten, ve açIiktan dogduIar. Ba¸Iangiçta IiberaIizme
kar¸i, makine ve terakki gibi eskimi¸ mitIere kar¸i, bir
isyan ve bir ümitsizIik hamIesi oIarak beIirirIer. Iktisadi
çikarIari ba¸ibo¸ birakamayiz, insanIik için bir IeIaket oIur
bu. KurtuIu¸ yeni bir sosyaIizmde, nasyonaI
sosyaIizmdedir.
GoebbeIs'e göre de, nasyonaI sosyaIizm, gerçek
sosyaIizmdir. Bu sosyaIizm, siniIIari birbirine saIdirtmaz,
birIikte ya¸atir, ayni miIIî camianin içinde birIikte
ya¸ayi¸. Anti-marksist bir görü¸ bu, ama uzun bir geçmi¸i
var: Fichte'nin kapaIi ticaret devIeti, List'in miIIî iktisat
sistemi, Rodber-tus'un, LassaIIe'in, Dühring'in mirasi...
AIman devriminin doktrinciIeri: SpengIer iIe Bruck.
SpengIer'in en taninmi¸ kitabi Batt'nm Çökü¸ü ama, en
karakteristik eseri, 1920'de Mûnih'de yayimIanan
Preussenturn und Socidli:miis. Speng-
129
Ier bu kitapta AImanya'nin misyonunu anIatir. Bati
medeniyetinin sinirIarini Asya'ya ve renkIi irkIara kar¸i
korumak. Siyasi demokrasi, a¸iri ertteIektüaIizm ve
sinaîIe¸me yüzünden bozuImu¸tur. Marksizm
enternasyonaIizme, siniI kavgasina dayanir. SosyaIizmi
marksizmden temizIemek, onu otoriteye ve disipIine
dayanan Prusya geIenegi içine oturtmak Iâzim.
Van den Brack, 1923'de Hamburg'da yayimIanan Das
Dritte Reich adIi eserinde her miIIetin kendine mahsus bir
sosyaIizmi vardir, der. Marx bir Yahudidir, miIIî hisIere
yabancidir. Gerçek nasyonaI sosyaIizm, materyaIist degiI,
ideaIisttir. SiniI kavgasinin yerini miIIî tesanüt aImaIidir. Bu
cihan¸ümuI kaos içinde ancak kuvvetIi bir miIIet ayakta
du-rabiIir.
MussoIini'ye göre de, Ia¸izm bir IeIseIedir; spirituaIist bir
IeIseIe. DevIet bir kuvvettir, Iakat ruhî bir kuvvet. Fa¸izm,
tarihî hareketi siniI kavgasi içinde donduran sosyaIizme
kar¸idir. SosyaIizm, siniIIari tek ekonomik ve moraI reaIite
içinde eriten devIet birIigini tanimaz".
Touchard, Ia¸izmin sosyaIistIik iddiasini reddeder, o da
Duverger gibi dü¸ünür, "Ia¸izm de, nasyonaI sosyaIizm de
oIigar¸inin ve büyük sermayenin kudretine dokunmami¸-
Iardir. Aksine Ruhr'un yahut Lombardiya'nin sanayiciIeri
de, ItaIya'nin büyük toprak sahipIeri gibi, HitIer ve
MussoIini'ye yardimIarim esirgememi¸Ierdir. BöyIece
Ia¸izm ve nasyonaI sosyaIizm, tutucu birer diktatörIük
oIarak görünmektedirIer.
HitIer'in ve Ia¸izmin askerIerinden önemIi bir kismi, orta
siniIIardan, sanayi ve ticaret çevreIerinden, küçük toprak
sahipIerinden, zanaatkarIardan mürekkeptir. DiktatörIer,
¸eIIerini, biIhassa küçük rütbeIi ¸eIIerini, proIeterIe¸me
tehIikesiyIe kar¸iIa¸an, ekonomik geIi¸me yüzünden
öIüme mahkûm oIan ve buhran sirasinda en çok zarar
gören sos-
130
yaI zümreIerden seçerIer.
Duçe, tam bir küçük burjuvaydi. Ama hemen Ia¸izm bir
orta siniI ihtiIâIidir diye karar vermemek Iâzim. Evet,
kadroIari sagIayan, ideoIojiye beIIi ba¸Ii özeIIigini veren orta
siniIIardir, ne var ki Ia¸izm her muhitte, hatta proIeterIer
arasinda taraItarIar buIur. Bir yanIi¸ anIamayi beIirteIim:
zannediIir ki Ia¸izm büyük sermayenin Iinanse ettigi bir
küçük burjuva hareketidir. HaIk tabakaIarinin di¸indadir.
Ne var ki gerçek bu kadar basit degiI. Fa¸izmin sosyoIojisi
hakkinda pek az biIgimiz var, Iakat o kadari da Ia¸istIerin
çe¸itIi çevreIerden geIdigini isbata yeter. 1921'de Ia¸ist
partiye kayitIi 150 bin ki¸iden, 18.000'i toprak sahibi,
14.000'i tüccar, 4.000'i sanayici, 10.000'i serbest mesIek
erbabi, 22.000'i memur, 20.000'i taIebe. TopIami 90.000.
60.000'i de ziraat i¸çisi ve ¸ehir i¸çisi. AImanya'da NasyonaI
SosyaIist Partiye giri¸ egrisi, i¸sizIik egrisiyIe paraIeL
Bir de ¸iir oIarak Ia¸izm var. BrasiIIach'in (1909-1945)
terennüm ettigi Ia¸izm "yirminci asrin ¸iiridir'. Genç
yazar kur¸una diziImeden az önce 'gençIigin cihan
Ia¸izmine, asrin bu hastaIigina sadik' oIdugunu
tekrarIayacaktir.
BrasiIIach için her¸eyden önce bir dostIuktur Ia¸izm.
Grubun ve kaIabaIigin ¸iiridir. Hep beraber uyanik kaImak,
hep bir agizdan ¸arkiIar söyIemektir.
Ortaçagdaki mânâsiyIe disipIinin ve düzenin de ¸iiridir
Ia¸izm. MussoIini'nin 'baIiIIa'Iari, bir nevi kapaIi tarikattir.
Giri¸ âyinIeri, yemin törenIeri oIan bir tarikat.
Fa¸izm ayni zamanda gençIigin ve vücudun ¸iiri, Iizik
hayatin, açik havanin. ÖyIe bir siyasî hareket ki hem
vücudu yüceItiyor, insana sihhat, vakur oIma, kahramanIik
duyguIari a¸iIiyor, hem de onu büyük ¸ehre ve makineye
kar¸i koruyor.
Son oIarak hareket ve tehIikenin de ¸iiri Ia¸izm, sava¸in
¸iiri. YaIniz sava¸, insanin neIere kadir oIdugunu gösterir,
131
sinirIarin ötesinde de, sava¸anIarin esrarIi karde¸Iigim
kurar. BöyIece sava¸, bir Avrupa cemiyetinin, cihan¸ümuI
bir Ia¸izmin kurtuIu¸unu sagIayabiIir, bari¸in öncüsü
oIabiIir.
Fa¸izm bir poIitika oImadan önce, bir mitoIojidir. Bir
program sunmaktan çok, bir üsIup kabuI ettirir. Dekoru,
mizanseni, kaIabaIigi, büyük semboIIeri çok iyi kuIIanir.
MussoIini'nin Ia¸ist rejimi kadim Roma'mn semboIIeriyIe
gösteriIir (diktatörIük, IessoIar, mare nostrum, IiktörIer).
HitIer nasyonaI sosyaIizmin emrine, AIman romantizminin
bütün güçIü eIsaneIerim çagirir.
BöyIece ¸eI iIe yigin arasinda o zamana kadar hiçbir
rejimde görüImemi¸ ruhî bir irtibat kuruIur. Bu esrarIi
kayna¸manin, neredeyse cismanî bir mahiyeti vardir.
KoIektiI histeri ¸ekIine bürünen bir kayna¸ma. BiyoIojik
benzetmeIeri boI boI kuIIanan AIIred Rosenberg'e göre ¸eIin
ana görevi irkî kanin doIa¸imim sagIamaktir. SuuraIti ¸uur
için neyse, haIk da ¸eI için odur. BöyIece bir nevi hipnoz
vücuda geIir, ¸eIin varIigi vecit yaratir. Roger CaiIIois gibi
bazi yazarIar Führer'in karizmatik kudretinden bahsederIer.
Fa¸izm de nasyonaI sosyaIizm de irrasyoneIin
üstünIügünü kabuI ederIer. HitIer'e göre AImanya'yi
kurtaran akiI degiI, iman. Sözkönusu oIan: inanmak, itaat
etmek, dövü¸-mek'tir o kadar.
BöyIece MussoIini iIe HitIer kaIabaIigi ürperten ve onu
ayni heyecanIa sarsan SoreI'ci miti gerçekIe¸tirirIer. 'Biz
kendi mitimizi yarattik, mitimiz miIIetin büyükIügüdür'
diye haykirir MussoIini 1922'de. Rosenberg kitabinin
adim Yirminci Asrin Miti koyar.
AkiIci oImayan bu anIayi¸ e¸itIikçi oImayan bir anIayi¸i
da beraberinde getiriiINitekim Ia¸izmIe nasyonaI sosyaIizm
e¸itçi demokrasiye ve geneI oya kar¸idirIar. MussoIini sayi
kanununa çatar. Sayi sadece sayi oIdugu için insan
cemiyetini idare edemez. Periodik bir isti¸areyIe de
yönetiIemez
132
topIum, insanIar e¸it degiIdirIer, önüne geçiImez hayirIi bir
e¸itsizIiktir bu. 'Deveyi ignenin deIiginden geçirebiIirsiniz
de seçim yoIuyIa büyük bir adami ortaya çikaramazsiniz'
der HitIer. 'Dünyanin tarihini azinIikIar yapar".
BöyIece iIk pIana eIit (güzideIer) geçiyor. MussoIini de,
HitIer de eIitin nereden geIdigini, nasiI geIi¸tigini (azIa
ara¸tirmazIar. Mevcuttur, önemIi oIan da bu. Dikkate Iayik
degiI midir ki, eIit terimi ayni tarihte hem Ia¸izm
taraItarIari, hem de IiberaI demokrasiyi kurtarmak isteyen
1939 öncesi teknokratIari arasinda büyük bir itibar buIur.
Bu irrasyona-Iizmin veya çok deIa iIkeI bir IaydaciIigin
mahsuIü oIan eIit temasinin garip bir karakteri var.
MussoIini'de bahis konusu oIan, yönetenIerin üstünIügü:
yaIniz onIar yönetmek kudretine sahiptirIer. HitIer, daha
çok, Arya irkinin üstünIügünü ve AIman miIIetinin
misyonunu dü¸ünür. En kuvvetIinin roIü, hükmetmektir,
en zayiIIa kayna¸mak degiI. ZayiIIar kuvvetIiIerin
üstünIügünü kabuI etmeIidirIer. DevIetin roIü ise, siniIIari
ekonomik ve moraI tek reaIite haIinde eritmek.
Fa¸izm devIeti gökIere çikarir. KuvvetIiIerin araci,
zayiIIarin güvencesidir devIet.
DevIet her¸eydir, kâdir-i mutIaktir. FertIer toptan devIete
bagIidir. Her¸ey devIet için, her¸ey devIetIe.
ItaIyan Ia¸izminin en büyük özeIIigi korporatizmidir. Bu
korporatizm, Gaeton Pirou'nun dedigi gibi: iktisadi
menIaatIerin kendi kendini tanzim ettigi bir sistemden çok,
siyasî iktidarin, hem iktisat hem de dü¸ünce üzerinde dikta
kurmasina yarayan bir sahneye koyu¸'tur. Söz konusu
oIan korporatiI bir devIet teorisidir. Bu sistem korporatiI
müesseseIerin iktisadî menIaatIan kontroI aItina aIinmasini
kuvvetIendirmektedir.
NasyonaI sosyaIist doktrinin iki ana temasi: irkçiIik ve
hayat sahasi. AIan BuIIock'a göre HitIer'in siyasî IikirIeri
133
Darvinizm'e dayanir. PoIitikasinin beIIi ba¸Ii unsurIari, sava¸,
irk ve e¸itsizIik, yani bari¸in, enternasyonaIizmin ve
demokrasinin ziddi meIhumIar. HitIer'den önce de irkçi
nazariyeIer, Gobineau, Vacher de Ia Pouge (1899),
ChamberIain (1899) gibi yazarIar taraIindan ortaya atiImi¸ti;
Ama HitIer'in Mein Kampf da veya Rosenberg'in eserinde
iIadesini buIan nasyonaI sosyaIist irkçiIik bamba¸ka. Yahudi
aIeyhtarIigi hiç bir zaman bu kadar sert bir iIadeye bürûn-
memi¸, hiçbir devIet saI irktan oImayanIari bu kadar sistematik
bir ¸ekiIde yok etmeyi pIanIamami¸ti.
Hayat sahasina (Iebenstraum) geIince bu meIhum da haIk ve
irk meIhumIarina siki sikiya bagIi. CanIi bir uzviyet oIan
AIman haIki ya¸amak için sahaya muhtaç. Bu panjer-manizm
II. WiIheIm zamaninda pazar ve mahreç arayan
panjermanizmden IarkIi. Ekonomik degiI poIitik bir gaye.
Hayat sahasi doktrini anti-ekonomik. ÖnemIi oIan Reich'm
sinirIari içine mümkün oIdugunca çok taraItar topIamak.
Sayinin artmasi hayat seviyesini dü¸ürebiIir. Ne gam. Sayi
reIahtan, kudret servetten öncedir. BöyIe oIunca da HitIer
AImanyasina sava¸ ekonomisi hâkim oIur. Sistemin mantigi
sava¸i gerektirmektedir*.
Sonra FrankocuIugu anIatiyor Touchard.
5
"FrankocuIuk,
müesseseIeriyIe ItaIyan Ia¸izmine benzer, Iakat ondan IarkIidir.
Ispanya sert, Iakir ve az endüstriIe¸mi¸ bir üIke. Fa¸izm me¸ru
oIarak iktidara geçmi¸tir, FrankocuIuk bir devIet darbesiyIe.
Ispanya harbi Fransa tarihindeki DreyIus dâvasina benzer bir
buhran yaratmi¸tir: FrankocuIugu savunanIar ve kar¸i oIanIar.
FrankocuIuk sonraIari kismî bir demokrasiye ve monar¸iye
kaymi¸tir. FrankocuIugun ana çizgiIeri: rejimin katoIik
kiIisesine dayanmasi; manevî degerIerinin Hiristiyam degerIer
oImasi; temeIinde ordunun, hiyerar¸inin, otoritenin yer aImasi;
müIkiyet düzenini ve sosyaI
5 Touchard, aj.«.. '. 813-134
bir hiyerar¸iyi savunmasi; di¸ poIitikasinda Latin Amerika
üIkeIeriyIe ve Arap dünyasiyIa bir dayani¸ma gayreti içinde
oImasi. Frankocu propaganda Arap dünyasini en iyi
anIayacak ve ona yardimi oIabiIecek tek Avrupa devIetinin
ispanya oIdugunu savunur".
Ba¸ka bir hukuk hocasi, Maurice Duverger, Ia¸izmi
totaIitarizm oIarak vasiIIandirir:
6
DevIet bir bütün, bir bIoktur. TotaIiter devIet kuvvetIer
ayirimina müsaade etmez. Montesquieu veya TocqueviIIe'in
çok sevdigi kar¸i agirIikIar kavrami böyIe bir rejimIe
bagda¸amaz. Siyasî bir totaIitarizm: her muhaIeIet yok
ediImi¸tir. Fikrî bir totaIitarizm: devIetin hakikatIari tek
hakikattir. Her¸ey devIetin içinde, devIetin di¸inda bir¸ey
yok.
DevIetin üstünIügüyIe devIetin birIigi kavramIari siki
sikiya birbirIerine bagIidir. Buhrani devIet haIIedebiIir.
Buhran devIetin içinde haIIediIir, MussoIini'ye göre.
Iktisat poIitikaya tâbidir. ÖnceIik poIitikadadir. HitIer'e
göre devIet irkî bir uzviyettir, iktisadî bir te¸kiIât degiI.
HitIer enIIasyonun en ¸iddetIi devrinde "iktisat ikinci
derecede bir meseIe" diye haykirir, "tarih gösteriyor ki,
hiçbir devIet, ekonomisiyIe yükseImemi¸tir*.
MussoIini'nin diktatörIügü bir statokrasi, bir monokrasi,
bir otokrasidir. DevIet, haIkin ¸uuru ve iradesidir. Ferdin
gerçek reaIitesidir. MussoIini, devIetten canIi bir varIik, bir
organizmaymi¸ gibi bahseder. DevIet yaIniz bir vücut degiI,
manevî ve ahIakî bir vakiadir da. DevIet miIIetten önce
varoIan, ondan üstün bir varIiktir. MiIIeti devIet yaratir.
Onun geIi¸mesini mümkün kiIar. Büyük ItaIya, Ia¸ist
devIetin eseri oIacaktir. Fa¸izm bir miIIet-devIet
teorisinden çok, bir devIet-miIiet teorisidir.
NasyonaI sosyaIizm için devIet bir âIet, bir cihazdir. Te-
Duverger Maurice, Institutions PoIitique
A
et Droit ConstitutionneI (Siyasi
KurumIar ve Anayasa Hukuku), PU.F. Paris 1963, s. 372 vd.
135
meI gerçek VoIk. AIman miIIeti yaIniz yirminci asirdaki
AImanIarin bütünü degiI, tarihi ve biyoIojik bit vakiadir,
AIman irki ve AIman tarihidir. Demek ki, nasyonaI
sosyaIizmde devIet, AIman kaderinin bir ânidir. Fa¸izmden
çok ayri bir anIayi¸. FarkIar hem AIman geIenekIerinin
kudretinden, hem de AIman IiIozoI ve tarihçiIerinin
tesirinden geImektedir. BiIhassa unutmamak gerektir ki,
HitIer iktidara geçtigi sirada AIman devIetinin durumu,
harbin Ierdasindaki itaIyan devIetinin durumundan çok
IarkIidir. MussoIini, itaIyan devIetini yaratmak zorundaydi.
HitIer, devIeti yaratmak zorunda degiIdi, devIetten
IaydaIanmak, ona bir mistik teIkin etmek kâIiydi.
itaIyan Ia¸izminin ba¸Iica özeIIigi, korporatizm.
KorporasyonIar bakanIigi, korporasyonIar miIIî konseyi,
IessoIar ve korporasyonIar odasi, iIk baki¸ta bu
korporatizm, Aksiyon Fransez'in doktrinini hatirIatiyor: ara
te¸ekküIIer teorisi. Nitekim MussoIini'nin doktrini Fransiz
saginin -HitIer AImanyasina kar¸i dü¸manIigini
gizIemeyen- bütün bir böIümü taraIindan gökIere
çikariIiyordu.
BrasiIIach öIümünden birkaç yiI önce "Ia¸izm öIemez"
diyordu. Son yiIIarin hâdiseIeri bu güveni yaIanci
çikarmamaktadir.
Gerçi, ekonomik reaIiteIerin di¸inda edebiyatIa poIitikayi
kari¸tiran, Ia¸izmi birIe¸tiren bir akim var. Peron'un
Arjantin'i, Nâ¸inin Misir'i... gibi. Ama Latin Amerika'yIa
Yakm-Sark'ta yayiIan ideoIojiIer Ia¸ist ¸emaya irca
ediIemez. Arjantin'de büyük sermaye PeroncuIara
dü¸mandir. Pero-nizm, reIah çaginda ortaya çikar, iktisadî
buhranIa iIgisi yoktur. BunIar Ia¸izm oImaktan çok az
geIi¸mi¸ memIeketIerin nasyonaIizmi". Bati'da Ia¸izm
yeniden hortIar mi? "Mümkün", diyor Duverger.
7
7 Bkz. CemiI Meriç, SosyoIoji Notion ve Konferanslar. "Fa¸izm" IIeti¸im YayinIan,
1. baski 1993, s. 126, v.d. ve "NasyonaI SosyaIizm", a.g.e. s. 132 vd
136
!!!" !"#$%#&'()"
KENDi SEMASI NDA TEK YILDIZ
Minerva'nm ku¸u, aIacakaranIikta uçar.
Hep
Mukaddime´dtki tarih IeIseIesi, nevinin en büyük
eseri. Simdiye kadar, hiçbir üIkede, hiçbir çagda,
hiçbir insan zekâsi böyIe bir eser yaratmami¸tir.
Toynbee
Kaledeki Adam
KaranIik çöküyor Magrib'e.. . tbn SeIame kaIesinde bi r
adam... KuI akI arinda naI sesIeri ve çigIikIar, dudakIarinda
bozgunIarin buruk tadi. Yirmi yiIdan beri tarihIe bogaz
bogaza. Çaginin her büyük Iaciasinda ya oyuncu oImu¸, ya
seyirci. SarayIar, sava¸Iar, zindanIar. Ve en magrur beIdeI eri
yerIe bir eden Kader.
Suur uçurumIarin önünde uyanir. Dü¸ünce, buhranIarin
çocugu.
139
Adamin baki¸Iari, sisIeri deIiyor. Kaderin yerine kanunu
oturtuyor adam, kanunu yani muayyeniydi. AnIiyor ki,
cüceIerin muzaIIer oIdugu bu küçük sava¸Iarda devIere
yer yok. KiIici iIe Iethedemedigi üIkeIeri kaIemiyIe
Iethediyor, üIkeIeri ve Ebediyeti.
Ibn HaIdun (1332-1406), Ortaçagin karanIik gecesinde
muhte¸em ve münzevî bir yiIdiz; ne öncüsü var, ne devam-
cisi. Mukaddime. çagIari aydinIatan bir Iecir, girdapIari,
magaraIari, zirveIeriyIe.'
Bir Kìtanìn Cehaleti
Sarkiyat, sömürgeciIigin ke¸iI koIu. Mukaddime yazan,
asirIarca kapitaIizmin geIi¸mesini bekIer AraI da. Bati
irIanina IsIâm dünyasini tanitan iIk eser Dogu Kütüphanesi...
2
ve Dogu Kütüphanesinde Magrib yok... Ibn HaIdun'suz bir
IsIâm dü¸üncesi.*
Baron de SIane, 1856‡ia Berberikr Tarihi'ni çevirir
(ImparatorIuk Fransasi için mühim oIan Magrib'in
mâzisidir), 1862-68'de MuIeoddime'yi (içtimaî bir taIepten
çok Ierdî bir
1 Bkz. CemiI Meriç, I¸iIe Dogudan Gelir. "Ibn HaIdun ve,..", Pinar yayinIan 1984,
s. 216 vd.
Bkz. CemiI Meriç, SosyoIoji Notion ve KonIeransIar, "Ibn HaIdun", iIeti¸im
YayinIari, 1. baski, s. 67 vd. ve "OryantaIizm, kapitaIizmin ke¸iI koIu ve Ibn
HaIdun", a.g.e. s. 172 vd.
2 HerbeIot, Bibüothiauc ÖrteninIe, Amsterdam 1776. Bkz. CemiI Meriç, IjtIe
Dogudan GeIir, "Muhte¸em bir Abide: Dogu Kütüphanesi", Pinar yayinIan,
IstanbuI 1984, s. 82 vd. mS
3 MuIeaddime'nin son Fransizca mütercimi, Vincent MonteiI, Ibn HaIdun' dan
bahseden iIk kitabin Dogu Kütüphanesi oIdugunu söyIer. Dogru, ama nasiI
bahsedi¸! HerbeIot'nun tbn HaIdun'u Hadramut'da dogmu¸, HaIep kadisiyken
îi-murIenk taraIindan esir ediIip Semerkant'a götürüImü¸ ve orada rahmet-i
rahmana kavu¸mu¸. Ba¸Iica eseri: Beyan Fi Sirr-i HuruI (?)
140
tecessüs). Tercüme uzun zaman yankisiz kaIir.
4
Bati, o
büyük kaynaktan sik sik IaydaIanir ama iktibasIarini
titizce sakIar. Dogu'nun bütün hazineIeri gibi, Mukaddime
de, her i¸tihaya açik bir "mirî maIi"dir.
MicheIet, üstadi Vico'yu tanitirken "ondan evveI, tarih
iIminin tek keIimesi biIe söyIenmemi¸ti" der. Marx, tarihî
maddeciIigin mübe¸¸irini bir kere biIe anmaz. Weber'e
göre, içtimaî iIimIerin yaraticisi Avrupa. SosyoIoji
tarihçiIeri de, sosyoIojinin kurucusunu dünyaya geImemi¸
IarzederIer. IrIamyIa övünen bir kitanin, havsaIaya sigmaz
hayâsizIigi veya cehaIeti.
5
Pierre Larousse'un 17 ciItIik Grand Dictionnaire ÜniverseI cIu …I… eme SiecIe'i
(Ondukuzuncu Asir Kamusu, 1865-1876). De SIane'in tercümesinden haber
sizdir. Ibn HaIdun'a tahsis ediIen iki sütun, SyIvestre de Sac/nin Mukaddime
huIasasini ihtiva eder. Bu zata göre, Kâtip ÇeIebi KesjuzzDnun'daki birçok ma
kaIeIeri bu Mukaddimenin 6. kismindan iktibas etmi¸. Sonra makaIe ansikIope
dik bazi biIgiIer verir. Mukaddime …I…. asrin basIarindan itibaren Avrupa kü
tüphaneIerinde boy göstermi¸, IIL Murad devrinde Pirizade taraIindan Türkçe-
ye çevriImi¸, mütercim esas metni üçte birine yakin iIaveIeriyIe zenginIe¸tir-
mis. SyIvestre de Sacy, Müntehibat´ma Mukaddimeden bazi parçaIar aImi¸, Qu-
atremere Mukaddimeyi yayimIami¸, Baron de SIane BerberiIer Tarihi'ni Fransiz-
caya kazandirmi¸ vs. MakaIe ¸öyIe biter: "Avrupa Ibn HaIdun'un büyük eserini
ancak birkaç yiIdan beri taniyor. Ama hiçbir kütüphanede tam bir nüshasi yok.
ÜsIup kâh aydinIik, kâh karanIik. Birçok yeni keIimeIer veya esas mânâIarin
dan IarkIi meIhumIar iIade eden keIimeIer eserin anIa¸iImasini güçIe¸tirmekte
dir. Bu yüzden son derece mühim oImasina ragmen uzun zaman Iâyik oIdugu
aIâkayi buIamami¸tir."
MuIeaddime'nin Ftansizcaya çevriIdigini Ondokuzuncu Asir Kamusunun De SIane
maddesinden ögreniyoruz. Kuru, kupkuru bir kayiI. De SIane, …I…. asrin
ba¸Iarinda dogmu¸, IngiIiz asiIIi bir müste¸rik. Uzun zaman Fransa'nin AIrika
ordusunda ba¸ tercüman. Sonra Paris Sark DiIIeri Mek-tebi'nde Cezayir
Arapçasi muaIIimi. TercümeIeri: hnrüikays Divani, Ebulfada Cografyasi.
Berberiler Tarihi... ve Mukaddime.
La Glande Encydopedie'nin (Büyük AnsikIopedi, 31 ciIt, 1885-1892) Ibn HaI
dun maddesi bir IaubaIiIik örnegi (TunusIu tarihçi öIümünden yirmi sekiz yiI
önce katIettiriIir, sonra tekrar diriItiIir). Avrupa'nin en büyük IeIseIe dergisi Re
vue Phdosopnique'dc (kurutu¸u 1876) yaIniz bir kere söz ediIir üstattan. Yazi
nin ba¸Iigi ¸u: "Ibn HaIdun, …VI. asir Arap SosyoIogu". Iki asirIik bir hata.
Durkheim'm kurdugu Annie Sociologique adIi derginin (1896-1964) koIeksiyo
nunda Ibn HaIdun'un adi biIe geçmez.
141
Sìrlarì Dökülen Bir Ayna
Mukaddime. OsmanIi aydininin …VI. asirdan beri tavaI ettigi
bir âbide: Ta¸köprüIüzade, Kâtip ÇeIebi, Naima... Fakat bu
hürmetkar a¸inaIik samimî bir dostIuga inkiIab etmez.
TunusIu tarihçi, ba¸ka bir ikIimin adamidir; daha sert, daha
buhranIi, daha ümitsiz bir çagin adami. …VIII. asrin
ba¸Iarinda Pirizade, MuIeaddime'nin üçte ikisini
türkçeIe¸tirir. Dürüst bir tercüme, ama diI giriIt, ibareIer
uzun. Geriye kaIan kismini Cevdet Pa¸a çevirir.
OsmanIinin cihan¸ümuI tecessüsü her dü¸ünceye açiktir,
temessüIIerinde ¸uurIu bir tecessüs; taIraIuru¸Iuga da
tenezzüI etmez.
6
Inkiraz devri aydininin Iarikasi, hazineIerinden habersiz
oImak. Bu aydin bir i¸ik kaynagi degiIdir artik, sirIan döküI-
tbn HaIdun ……. asrin ba¸Iarina kadar Bati inteIijansiyasmm meçhuIü. Kendini
kâinatin merkezi sayan bu gaIiI inteIijansiya'ya, tarih IeIseIesini kuran adamin
TunusIu bir dü¸ünce Iatihi oIdugunu iIk haykiran CharIes Rappoport'dur,
taninmi¸ sosyaIist ve sosyoIog CharIes Rappoport (Bkz. PhiIosophie de I'Histöire
comme une Science de I'EvoIution, Bir Evrim BiIimi OIarak Tarih FeIseIesi, 1925,
2. baski). Bu zat hakkinda daha IazIa biIgi edinmek için Bkz. JHomme el la So-
attt. No. 24-25, Nisan-Mayis-Haziran 1972, s. 127.
Cuviüier, Manuel de SorioIogie'sinht (SosyoIojinin EI Kitabi, 1952) bir dipnotuna
misaIir eder sosyoIogumuzu. SosyoIoji SözIûgu' nde (1970) daha insaIIidir. Ama
yine de Hiristiyanî pe¸in hükümIerin tasaIIutundan kurtuIamaz, Saint-
Augustin'üi kurdugu tartti IeIseIesinin müsIümanIar arasindaki degerIi bir
temsiIcisidir Ibn HaIdun... Son sarihi Yves Lacoste'a göre, tarih iIminin
yaraticisidir bu zat. IngiIiz sosyoIogu Bottomore da Ibn HaIdun'u tarihi
maddeciIigin mü-be¸¸iri sayar. 6 Ibn HaIdun "bazi taraIIanyIa" OsmanIi
irIani nin ana kaynakIari arasindadir. TavirIar nazariyesi, Naima'dan itibaren
tarihçiIerimizin mü¸terek kanaatidir. Müneccimba¸i'na göre (î-1702),
hadiseIerin izahinda yaIniz "mücerret nakiIIere degiI, "umran'in rrIthiyetine de
ehemmiyet veriImeIidir. Müverrih Namik KemaI'i de, Ibn HaIdun'un son ¸akirdi
teIakki etmek yanIi¸ sayiImaz. CH-manii Târihine yazdigi iI ade-i meramda
TunusIu hakimden büyük bir hürmetIe bahseder Namik KemaI:
"ibn HaIdun' un düveI-i IsIâmiyeden her birini ayn ayri nazargâh-i
hikmetinden geçirerek vekâyi-i rnühimmesini esbab ve avariziyIe beraber bir
kaç sahiIe-
142
mû¸ bir aynadir, Bati'yi aksettiren bir ayna. tbn HaIdun'u nasiI
e nereden tanisin?
7
Sonra Cumhuriyet ve zaman zaman
beIiren kendimize dönü¸ temayüIIeri. Bu devrin Iikir
adamIari içinde, tbn HaIdun'Ia en çok me¸guI oIan
Ziyaeddin Fahri FmdikogIu'dur. Tek me¸guI oIan da
diyebiIirdik. HiImi Ziya 1940'da Bouthourun Iim HaIdun'unu
diIimize aktarir derbeder, derme çatma bir tercüme.
8
Sonra basindan üniversite tezIerine siginir, üstat; yani
unutuIur gider.
ye sigdirmakta gösterdigi kemaI ¸ayan-i hayrettir. Vakia Ibn HaIdun'da mevzu-
bahs oIan asirIann bazi vukuati nakistir. Fakat bu nevâkis tbn HaIdun'un ted-
kik ve tetebbuunda kusurdan degiI, mehazIarinin tam oImamasindan ne¸'et
eder... tbn HaIdun Ierm-i tarihin mükemmiIi oIdugu gibi, bu" Ienne bir usuI vaz'
etmek, vekayün sahihini kâzibinden temyize bir mikyas buImak istemi¸; hâvi
oIdugu maIumatin kesret ve tenevvüüne nazaran ayrica bir kütübhane addine
Iâyik oIan MuIeoddime'yi meydana getirmi¸; bu cihetIe hikmei-i tarihin de
mümessiIidir." (OsmanIi Tarihi, birinci tab'i. Konstantiniyye 1305, Matbaa-i
Ebuz-ziyâ, s. 14).
CemaI Zeki, üstadi tanitmak için kaIeme aIdigi bir risaIeye ¸öyIe ba¸Iar:
"Hadisat-i tarihiyye ve abvaI-i umran-i ümemi tedkik ve tahkik ve muhakeme iIe
IeIseIe-i tarihte mucid ve muhakkik nam-t büIend-i ûstâdânesini bihakkin ihraz
etmi¸ oIan aIIame-i cihankadr, tbn HaIdun, ümmet'i isIâmiye ve bütün âIem-i
insaniyetin medar-i Iahn oIan eâzim-i zevattan biridir*, "Sark u garbde mûeyyed
oImak üzere â'Iem-i uIema, müverrih-i hakim, üstad-t zaman IakapIa-riyIa
muvakkar ve mübecceI"dir (Ibn HaIdun, Kütüphâne-i IsIâm, 1317, s. 3-5). En
itimada ¸ayan ¸ahadetIerIe sabittir ki Mukaddime OsmanIi münevverIerinin
ba¸ucu kitapIarindan biri, adeta bir "mektep kitabi", tbn-üI Emin'i dinIeyeIim:
"Mahdum bey (Prens Sabahattin), Ibn HaIdun'un Mukaddime-i arabiyyesinden
IaIettayin, bir sahiIe açarak Iisan-i maderzade gibi kemaI-i suhuIet ve Iesahat iIe
okudu; vukuI-u tam ite terceme etti. Biraderi de biImûnasebe... mevzu-u bahse
dair, bazi dekaik-i mühimme irad eyIedi" (Son Asir TürIi Süirleri. istanbuI,
1969,s.48). 7 BatiIiIa¸an Türk inteIijansiyasi hikmet-i tarihin mucidini tesadüIen
tanir. Ba¸ka bir medeniyetin men¸urundan geçen çarpik yani muharreI bir Ibn
HaIdun. YusuI Akçura'nin ¸ahadeti -itiraIi diyecektik- ne kadar ibret verici. MiIIî
¸ahsiyetIerimizden nasiI uzakIa¸tigimizi, mektep kitapIarinda dahi Batiyi nasiI
adim adim ve körü körüne takip ettigimizi anIatan YusuI Akçura sözIerini ¸öyIe
bagIiyor: "Hasan Âh Bey (YüceI), AImanIardan veya RusIardan istiIade ettigi için
oIacak ki tarihte usuIün tekâmüIünü gösterirken tbn HaIdun'u da zikretmeyi
unutmami¸tir" (1. Tarih Kongresi).
° Bakiniz, EserIerini NasiI HazirIiyorIar? CemiI Meriç, YüceI dergisi. Agustos
1944.
143
Yeni Bir Tercüme
NasiI unutuImasin? DiI devrimi, genç nesiIIerin TunusIu
tarihçiyIe temasini imkânsizIa¸tirmi¸ti. Içtimaî iIimIerIe
ugra¸anIar, isIâm dünyasinin -beIki de bütün dünyanin- bu
en büyük içtimaiyatçisini, De SIane'dan okumak
zorundaydiIar. M.E.B., Mukaddimeyi çevirterek Türk
irIanini yüz kizartici bir mahrumiyetten kurtarmaga çaIi¸ti;
çaIi¸ti diyoruz zira yapiIan tercüme bir garabetIer
me¸heridir. Ba¸ka türIü de oIamazdi... çünkü i¸in
ciddiyetinden BakanIik da, mütercim de habersizdir.
9
Mukaddime bir hamIede IethediImez. AtiIIarin ve
imaIarin karanIik dehIizinden geçeceksiniz. Tanimadiginiz
meIhumIar kesecek yoIunuzu.
Ibn HaIdun, küIIiyatini tetebbu etmeyenIere sirIarini iI¸a
etmez eser.
9 EvveIâ tercümenin Türkçesi peri¸an. OkuyaIim: "Üstad, yukarda andigimiz
kendi kaIemiyIe yazmi¸ oIdugu haI tercümesinde adIari geçen biIirki¸iIerden
ba¸ka..." "Bati AIrika'nin da akIî iIimIerIe ugra¸an biIirki¸iIeri..." Mütercim,
biIirki¸iyi biIginIe kan¸ünyor!
"Dünya sosyoIogIari nin pir ve üstadIan oIan Ibn HaIdun, cemiyeder haIinde
birbirIeriyIe yardimIa¸arak insanIarin dünyayi imar ve ya¸amaIari için gereken
geçinme vasita ve esvab ve âIetIerini hazirIamaIarini ümran adiyIa anar".
AnIadiniz mi?
"Duygu kuvveIeri", "nisbeten kisa Iakat iIadeIi", "hayat ve be¸er cemiyetIeri
tekâmüI edip", "tbn HaIdun' un i¸ ve dehasini küçüItmez"... Ne demek? Sonra
sayin Ugan'in DoguIu ve BatiIi hiçbir ¸aire nasip oImayan buIu¸tan var "Ibn
HaIdun göçebe hayatinin dü¸künüdür... bu cihetten me¸hur ToIstoy'a benzer
ki... ÜsteIik her ikisi de, sade hayati takdir ettikIeri haIde, boIIuk ve geni¸Iik
içinde ya¸ami¸Iardir". Ama yine de büyük bir Iark var araIarinda: "ToIstoy, Rus
köyIüsü kiyaIetinde sade giyimIer giyer ve sakaIini uzatirdi. Bizim IiIozoIumuz
ise giyim ve kiyaIeti ve zaraIeti iIe taninmi¸ bir zatti" (2. Kadiri Ugan MiIIî
Egitim Basimevi, IstanbuI 1968).
Sayin mütercim TunusIu IiIozoIun sakaIi ve cübbesiyIe ugra¸acagina adini ög
renseydi. Mukaddime yazarinin adi "tbn HaIdun'dur, Ibni HaIdun, degiI. Oku
yucuyu bu hataIar sergisinde daha IazIa doIa¸tirmayaIim: "Ab uno disce örIi
nes".
144
Issawi, ""Mukaddime çevriIemez henüz, diyor.., önce
dünya kütûphaneIerindeki bütün yazmaIar kar¸iIa¸tiriImaIi,
bir 'edition critique'i yapiImaIi eserin. Sonra bir Ibn
HaIdun sözIügü hazirIanmaIi ve HaIdun'cuIar bir araya
geIerek kuIIanacakIari istiIahIar üzerinde anIa¸maIi.
SimdiIik kitaptan bazi parçaIar çevriIebiIir..."
10
Îbn Haldun ve "Bugünün Sosyalizmi"
BakanIik tercümesi, kütüphaneIerin tozIu raIIarinda
unutuIurken, Türk soIu bekIenmedik bir kaynaktan Ibn
HaIdun adinda bir sosyoIogun asirIarca evveI Magrib
diyarinda ya¸adigini... haber aIir: Garaudy'den yapiIan
bir derIeme. Kimdi bu Garaudy? Sarkiyatçi mi, tarihçi mi?
Ne biri, ne öteki. Fransa AIrika'daki sömürgeIerini
kaybedince, Fransiz soIu, istikIaIIerine yeni kavu¸an bu
üIkeIerin "iIerici" aydinIarina ho¸ görünmek istemi¸, bu
i¸Ie Garaud/yi görevIendirmi¸ti.
Sarka yöneIen bu tecessüs, sosyaIizmin "Batici"
üstatIarini ku¸kuIandirdi. Ne demekti IsIâm dü¸üncesi? Ibn
HaIdun da kim oIuyordu? Türkiye'de konuk oIarak
buIunan taninmi¸ bir "topIumcu* irIanimizi tehdit eden bu
tehIikeIi temayüIIerIe sava¸mak için kemaI-i ceIadetIe
kaIeme sariIdi: "PoIitik doktrinde vahye dayanan devIet
düzenini, ideaI devIet düzeni saymaktan kendini
kurtaramayan bir dü¸û-
10 Bkz. tssawi CharIes, Ibn Haldun. An Arab PhiIosopher of History. London, 1950.
Gerçi AvrupaIi biIginIer tssawi'nin ikazina uymami¸, MuIeaddime'yi diIIerine
çevirmi¸Ierdir. (Önce RosenIhaI'in IngiIizce tercümesi, New-York, 1958; sonra
UNESCO taraIindan yayimIanan MonteiI'in Fransizca tercümesi Beyrut,
1967). Ama onIar uzun bir çaIi¸manin mirascisidirIar. KonuIari iIe iIgiIi bütün
yayinIan inceIemi¸, Ibn HaIdun'un dünya kütüphaneIerinde mevcut çe¸itIi
yazmaIarini kar¸iIa¸tirmi¸, ömürIerini harcami¸Iardir bu i¸e (biIhassa
RosenthaI).
145
nürün (îbn HaIdun demek istiyor) bugünün sosyaIizmine
verecegi bir ¸ey yoktu".
GörüIüyor ki, bu sayin bay, Iki satirIik bir IermanIa idamina
hükmettigi Ibn HaIdun'u zerre kadar tanimadigi gibi sosyaIizmi
de ciddiye aImamaktadir. Bugünün sosyaIizmi ne demek?
SosyaIizm böIünmez bir bütün degiI mi? TeIekküre kapiIarini
kapayan bu bagnaz "izm" oIsa oIsa "obscu-rantisme"dir,
sosyaIizm degiI.
Azgeliymiylik
Bugün "azgeIi¸mi¸" deniIen üIkeIerden birçogunun neden
azgeIi¸mi¸ oIdugunu Mukoddime' yi okuduktan sonra daha iyi
anIiyoruz. Kuzey AIrika tarihini asirIar boyu damgaIayan
siyasî, iktisadî ve içtimaî ba¸arisizIikIarin sebebi, bu üIkede
içtimaî bir zümrenin (Bati'daki burjuvaziye benzer bir siniIin)
yokIugudur. Çagda¸ bir Fransiz yazari, Yves Lacos-te:
Bugünkü azgeIi¸mi¸ üIkeIerin mazisi üç be¸ keIimeyIe hüIasa
ediIebiIir, diyor... Önce hamIeIer devri, sonra yava¸Iayan,
durgunIa¸an, geriIeyen ekonomik ve sosyaI geIi¸me, îbn
HaIdun, bu medd ü cezirIerin içinde ya¸ami¸ ve onIari
anIamaga çaIi¸mi¸tir. Buhrani ne Tanrinm iradesiyIe izaha
kaIki¸mi¸tir ne di¸ güçIerIe. Çökü¸ün sebebi, kucaginda
ya¸adigi topIumun iç yapisidir.
Geçen asrin sonIarina kadar hiçbir AvrupaIi tarihçi, böyIe bir
idrak irtiIaina eri¸ememi¸ti. "AnIatimci tarih"e mahpus bir
tecessüs, yeni üIkeIer Iethine çikan o cihangir zekâyi, IazIa
"IiIozoI buIdu. TanriIarina sadik kaIdi Avrupa. Büyük yabanci,
sükuttan bir
A
çemberIe ku¸atiIdi; anIayi¸siz, hain, karanIik bir
sükût.
II Bkz. Yön deIgisi, Niyazi Berkes'in yazisi, Sayi 140.
146
Ümran
Mukaddime yazari yepyeni bir iIim kurdugunun
Iarkindadir; konusu "be¸erî ümran" oIan bir iIim. Tarihi,
"insan iIimIerinin iImi" yapan bir ihtiIâI.
ÜmranIa asabiyet, yeni iImin iki anahtari. Ümran, geni¸
mânâsiyIe medeniyet, yani: bir kavmin yaptikIarinin ve
yarattikIarinin bütünü, içtimaî ve dinî düzen, âdetIer ve
inançIar.
Ümranin iki merhaIesi: bedevîIikIe haderîIik. Iki
merhaIesi veya iki tezahürü. BedevîIik, bâdiye hayati.
Bâdiye ne çöI, ne köy, ne kir. BeIki bunIarin hepsi,
bedeviIerin oturdugu veya doIa¸tigi her böIge. Bâdiyenin
ba¸ka diIIerde kar¸iIigi yok.
Haderiyet de kademe kademe. Her topIumun kaderi, be-
deviyetten haderiyete geçmek. Bu inki¸aIin muharrik
kuvveti: Asabiyet.
Labica, 1968'de Cezayir'de basiIan Ibn HaIdun'da Siyaset
ve Din adIi eserinde, MuIeaddime'nin umumî pIanim ¸öyIe
çiziyor:
"1- Ümran, ba¸ka bir deyi¸Ie medeniyetin umumî
sosyoIojisi, IçtimaîIik, Iizikî cograIya, be¸erî cograIya ve
psiko-sosyoIoji.
2- Bâdiye yahut bedeviydin sosyoIojisi. Umumî bir
etnoIoji (iki insan topIuIugu vardir), mukayeseIi bir
psikoIoji (bedevî ve haderî), bir jeopoIitik (çöI) ve bir
içtimaî (asabiyetin unsurIari) dinamik.
3- MüIk ve siyasî IeIseIe. Cismanî (müIk) ve ruhanî
(hiIaIet) iktidarin ¸artIan. Bir devIetIer dinamigi ve küItür
antropoIojisi (hiç degiIse müesseseIer nazariyesi).
4- Haderiyet veya ¸ehir sosyoIojisi.
5- Maa¸ veya ekonomi-poIitik (insanIarin emek ve
gayretIerini harcadikIari IaaIiyetIer).
147
6- UIum. IIimIerin topyekûn biIançosunu yapan bir biIgi
sosyoIojisi.
Bu meIhumIar arasindaki hiyerar¸i bir agaç ¸emasi iIe
gösteriIebiIir: Ümran agaci. Kök: Bâdiye; gövde: MüIk ve
Radara; daIIar: Maa¸; yaprakIar veya meyveIer: UIum;
özsuyu: Asabiye."
Tarihten Sosyolojiye
TunusIu devIet adami, bir hazine-i evrak Iaresi degiIdir.
Çagim anIamak için egiIir tarihe. Çagim anIamak yani
oIayIara söz geçirmek. Her tarih eseri, dogrudan dogruya
veya doIayIi oIarak, yazarin hayat tecrübesine bagIidir.
Ibn HaIdun, bir kavganin içinden geIiyordu ve tekrar
dönecekti kavgaya. Ibn SeIame kaIesinde mütareke
yiIIarim ya¸iyordu "yorgun sava¸çi". KaIe bir haIvetgâhdi,
inziva bir sesIi itikâI ("Ia soIedad sonora"). Önce ¸uuruyIa
ahetmesi Iâzimdi hadiseIeri. Konu¸turmak istiyordu tarihi,
mutIaka konu¸turmak istiyordu. Bir kütüphane adaminin
ayIak tecessüsü degiIdi bu; bir kavga adaminin çagiyIa
hesapIa¸ma-siydi, çagiyIa ve bütün çagIarIa. BasmakaIip
biIgiIerIe yetinemezdi. Tarihten sosyoIojiye atIamak
zorundaydi; sosyoIojiye atIamak, daha dogrusu sosyoIojiyi
kurmak Dûn bugüne, bugün yarma i¸ik tutar. Tarihin iki
görevi var: Maziyi aydinIatmak yani nesiIden nesiIe
aktariIan ümrani inceIemek ve bugünkü ümrani, miIIî
mirasIa münasebetIeri içinde aydinIatmak.
Mukaddime. bütünü kucakIamak ister, bütünü yani be¸erî
ümrani. Kendisini dinIeyeIim: "konumuz be¸erî ümran ya-
ti Labica G., PoIitique et ReIigion dic: Üm Khaldoun (tbn HaIdun'da Siyaset ve
Din), AIger (Cezayir), 1968.
$*
insanin içtimaî hayati; ve bu hayati etkiIeyen oIayIar
yabanîIik (haderiyet), aiIe ve kabiIe tesanüdü (asabiyet),
devIetIerin hanedanIarin kuruIu¸una yoI açan içtimaî
IarkIiIa¸maIar, tabakaIa¸maIar... insanIarin hayatIarim
kazanmak için giri¸tikIeri IaaIiyetIer (mesIekIer, zanaatIar),
iIimIer, güzeI sanatIar, bir keIimeyIe topIum yapisinda
ortaya çikan her nevi degi¸ikIik".
Sâri Bey'e göre, MuIeoddime'nin birinci kitabi umumî
sosyoIojiye ayriImi¸tir. Ikinci ve üçüncü kitapIarda bir
siyaset sosyoIojisi iIe, dördüncü kitapta bir ¸ehir hayati
sosyoIojisi iIe, be¸inci kitapta bir iktisat sosyoIojisi iIe ve
aItinci kitapta bir biIgi sosyoIojisi iIe kar¸iIa¸iriz.
Mukaddime yazarinin dehasini, bu kati ve kuru ¸emaya
hapsetmek niçin?
Içtimaî Iizik veya IizyoIoji, temeIIerini Saint-Simon'un
attigi bir biIgi daIi. SosyoIoji, Comte'un uydurdugu bir
keIime. SinirIan hâIâ meçhuI, muhtevasi hâIâ müphem.
Mukaddime sosyoIojiyIe kayna¸an bir tarih, bir be¸eri
iIimIer ansikIopedisi. C. Levi-Strauss'un anIadigi mânâda bir
antropoIoji, yani bütün tarih ve cograIyasiyIa Insanin iImi.
Güney Altìnda Yeni Bir $ey Yok
Evet... Ibn HaIdun, hem medeniyet tarihinin hem de
sosyoIojinin kurucusu. Içtimaî iIimIerin dayandigi temeI
prensipIerden birçogunu iIk deIa oIarak iIade eder ve
uyguIar. MeseIa:
1- SosyaI oIayIar da kanunIara uyarIar. Gerçi bu kanunIar
tabiat oIayIarini yönetenIer kadar mutIak degiIdirIer ama
yine de sosyaI hadiseIerin düzenIi ve beIirIenmi¸ örnek ve
diziIere uymasini sagIayacak kadar kesindirIer.
2- Bu kanunIar kitIeIer için geçerIidir. Teker teker IertIer,
bu kanunIar üzerinde ciddî bir etki yapamaz. Bozuk bir dü-
149
zeni degi¸tirmek isteyen isIahatçiIarin te¸ebbüsIeri
ba¸arisizIiga ugrar. Zira sosyaI güçIerin kar¸i konmaz
egiIimi, Ierdî çabaIari hükümsüz birakir.
3- Bu kanunIar ancak geni¸ sayida oIayIari bir araya
getirmek, ortak unsurIari ve zincirIeni¸Ieri inceIemek
suretiyIe buIunabiIir.
4- Ayni içtimaî kanunIar, ayni yapidaki topIumIar için
geçerIidir. Bu topIumIarin zaman veya mekânca
birbirinden uzak oImasi, neticeyi degi¸tirmez. Nitekim
Ibn HaIdun, gezginci bedeviIer için söyIedikIerinin,
IsIâmiyet öncesi veya kendi çagda¸i Arap bedeviIerine,
BerberîIere, Türkmen ve KürtIere de pekâIâ
uyguIanabiIecegini israrIa beIirtir.
5- TopIumIar hep ayni durumda kaImazIar. Yani içtimaî
yapiIar geIi¸ir ve degi¸ir. Bu degi¸menin âmiIi, kavimIer
veya siniIIar arasindaki temas ve bu temastan dogan takIit
ve kayna¸maIardir.
6- içtimaî kanunIar, biyoIojik veya maddî âmiIIere irca
ediIemezi Evet, topIumIarin hayatinda ikIim, gida gibi
IaktörIerin de önemi var, ama asiI üzerinde duruImasi
gereken içtimaî âmiIIerdir, dogrudan dogruya içtimaî
âmiIIer, tesanüt (dayani¸ma), mesIek, servet... gibi. MeseIa,
Ibn HaIdun, ArapIarin veya YahudiIerin özeIIikIerini
anIatirken, ArapIarin dikba¸IiIigim, YahudiIerin kurnazIigini
irkî men¸eIeri iIe degiI ya¸ayi¸ tarzIari ve maziIeriyIe izah
eder.
TakIidin topIum kaderinde oynadigi büyük roIü -Tar-
de'dan be¸yüz yiI önce- vuzuha kavu¸turan da o.
MagIupIar, gaIipIerin âdet ve müesseseIerini takIit eder,
Mukaddime yazanna göre. Bu takIidin sebepIeri:
a) Suursuz bir hayranIiktir.
b) YeniIen kavminAmagIubiyetinin daha a¸agi bir moraI
den veya manevî degerIerden iIeri geIdigine inanmak iste
memesi ve dü¸maninin zaIerini üstün teknigine, siIahIan»
veya müesseseIerine atIetmesidir (psikoIojik bir tatmin).
150
c) MagIupIarin gaIipIerin ba¸ari sirrini, onIarin bazi âdet
ve müesseseIerinde aramasi ve bu âdet ve müesseseIeri
benimsedikIeri öIçüde kendiIerinin de ba¸ariya
uIa¸acakIarina inanmaIaridir.
Asabiyet
13
Insan, daha güçIü hayvanIara kar¸i kendini koruyamaz tek
ba¸ina, tek ba¸ina ihtiyaçIarini kar¸iIayamaz; demek ki,
birarada ya¸amak tabiî ve zarurî. Ama insanIar
saIdirgandirIar. Bazi müeyyideIer oImadikça birarada
ya¸ayamazIar. Bu müeyyideIerin kaynagi, ya iradesini
kaIabaIiga kabuI ettiren
13 "Asabiye: ArapIarda IsIânüyetten evveIki devirde bir kimsenin asaba'siru yani
baba cihetinden akrabaIarim yahut da umumiyetIe kabiIesini, hakIi haksiz,
her meseIede müdaIaaya hazir oImasi ve kabiIe eIradinin, gerek maI ve
müIkIerini korumak ve gerek ba¸kaIarinin maI ve müIkIerini zaptetmek
için, bir söz üzerine, derhaI birIe¸mesidir. Ibn HaIdun'a göre, insanIar
arasinda kar¸iIikIi yardim, asiI ve nesepte i¸tirakten veya onun yerine geçen bir
sebepten hasiI oIur; çünkü bir insanin akrabasina yapiIan zuIüm, bizzat kendi
neIsini tez-IiI eder. BinaenaIeyh asabiyet tabii ve cibiIIî bir hisse istinat
etmektir. 8u his karabet-i hükmiye ve sebebiye iIe de hasiI oIabiIir; meseIa,
bir kimsenin azat ettigi köIe, yahut kendisine iItica etmi¸ bir ¸ahis hakkinda
oIdugu gibi. Fakat asabiyet, biIhassa nesepteki i¸tirake istinat ettiginden,
tabiidir ki, nesebin kari¸mami¸ veya çok az kari¸mi¸ oIdugu bedeviIer arasinda
daha çok muhaIaza ediImi¸tir. SehirIere geIince, gerek nesep ihtiIatIanmn
çokIugu ve gerekse hukukî ve inzibati i¸Iere bir hakimin bakmasi sebebi iIe,
asabiyet azaImi¸ veyahut hiç kaImami¸tir... PeygamberIik i¸Ierinde de
asabiyetin büyük roIü vardir. Zira insanIarda yeni Iikir ve itikatIara kar¸i, tabi !
bir mukavemet mevcut okIugundan Peygamber bunu kiracak kadar asabiyet
ve kuvvet sahibi bir kabiIeden degiIse, ¸üphesiz muvaIIak oIamayacaktir.
Bundan doIayidir ki, âdeI-i iIâhiye, Peygamber ve suItanIarin en ¸ereIIi
kabiIeIerden zuhur etmek üzere, câri oImu¸tur. Son zamanIarda Ibn
HaIdun'un asabiyet hakkindaki nazariyesi T. Khemiri taraIindan teIerruatIi bir
¸ekiIde tahIiI ediImi¸ ve bu meIhumun miIIiyetçiIikten çok IarkIi oImadigi
neticesine variImi¸tir. Fakat daha evveI F. GabrieI! bu iki meIhum arasinda
Iark oIdugunda israr etmi¸tir. Su kadar ki, bugünkü miIIiyet Iikrini meydana
çikaran âmiIIer bir taraIa birakiIacak oIursa, asabiyet iIe bunun arasinda kismi
bir münasebet buImak beIki mümkün oIur (IsIâm AnsikIopedisi, "Asabiye"
maddesi).
W
güçIü bir Ierttir (Ibn HaIdun, Hobbes'un öncüsüdür), yahut
içtimaî tesanüt (Hobbes'unkinden daha derin bir sezi¸).
Ortak bir otoriteye duyuIan ihtiyaçtan devIet dogar. SekiI
madde için ne ise, devIet de topIum için odur. BunIar
birbirIerinden ayriIamaz. Içtimaî tesanüdün (asabiyet)
kaynagi akrabaIiktir, küçük topIumIari o bagIar birbirine.
Ama ayni çevrede, ayni hayati ya¸ayan insanIar için bu
bagin hiçbir
Lahbabi'nin Asabiye'yi izah tarzi oIdukça dikkate deger: asabiye ziüar
diyaIektigini harekeIe geçiren kuvvet. Ibn HaIdun hayatin geIi¸mesini böyIe bir
diyaIektik iIe açikIar. Insan ogIu dogar, büyür, sonra ba¸ka insanIar hayata
getirir, ihtiyarIar ve öIür. Çocuk babanin neIyidir (negation). ÖyIe bir neIyi ki,
Ierdiyi yok ederken umuminin devamini ve inki¸aIini sagIar. Umumi (aiIe,
a¸iret, saItanat, ümmet) Ierdîyi a¸tigi öIçüde inki¸aI eder. FerdtIe¸ince
asabiyetini kaybeder ve öIür.
FertIer gibi devIetIerin de kendine has bir hayati vardir. BüyürIer,
oIgunIa¸irIar, sonra zevaI ba¸Iar, inkiIap her devIetin ahnyazisi. Her üIkede
bedeviIigin yerini haderîIik aIir. A¸iretin iktidara geçmesini sagIayan kan
akrabaIigi. Asabiyet sayesinde ba¸a geçen ¸eyh iIe a¸ireti birt akim görevIer
ve imtiyazIar yükIenmi¸ oIurIar. BunIari korumak zorundadirIar. Bu yüzden
müsavatçi ve tesanütçû oIan asabiyetIe ters dü¸erIer. Yani asabiyet kendi
ziddini da içinde ta¸ir. Asabiyet oImadan siyasi iktidar oIamaz. Fakat iktidari
kökIe¸tirmek ve geni¸Ietmek için ister istemez ayni asabiyeti payIa¸anIar iIe
çati¸mak gerekecektir. Yerini sagIamIa¸man bir hanedan kendini iktidara
yükseItenIere dayanmaz artik. Asabiyet üç merhaIeden geçer. (Bu itibarIa
da diyaIekt ik bir mahiyeti vardir.) Bu merhaIeIerden her biri ötekiIerin
ziddidir. "SaI" haIde, asabiyet (bedevi hayat) müsavatçidir, her türIü mutIak
iktidara kar¸idir. Harekete geçince bu kuvvet yaratici bir kudret oIup, bir
saItanat kurar. SaItanat kuruIduktan sonra asabiyet zayiIIar (Ikinci merhaIe) :
Haderî ümran merhaIesi. Asabiyet görevini bitirdikten sonra kendi kendisini
imha eder. Bedevi ümrani n esas vasIi oIan kabiIe demokrasisinin
müsavatçiIigi, tek ¸eIin (yahut birkaç ¸eIIe aiIesinin) istibdadi içinde
kayboIur. Yeni aristokrasinin asabiyete ihtiyaci yok, hadert ümranin bütün
imtiyaz ve nimetIerini korumak içirt yabanci güçIere ba¸vurur (üçüncü
merhaIe).
Asabiyet a¸iretin bütün IertIerini topyekûn bir müsavaatçuik içinde birIe¸tirir.
HaderîIik müsavatsizIik üzerine kuruIur : imtiyazIiIar ve yoksuIIar arasindaki
müsavatsizIik. DevIet asabiyetten dogar. Ama ancak asabiyetin enkazi
üzerinde yükseIir. Bir asabiyetin yerine yeni bir asabiyet geçer. Her asabiyetin
üç nesiI devam eden bir hayati vardir. Yani bir "ezeIi dönü¸* veya yerinde
sayi¸ söz konusu degiIdir, iIeriye dogru giden bir aki¸tir bu. MerhaIeIer
birbirine benzer Iakat bu benzeyi¸ zahirîdir, muhteva degi¸ir. (Lahbabi M. Aziz,
Ibn Khaldoun. Paris 1978, s. 37-39).
152
önemi yoktur. Bir arada ya¸ayi¸, akrabaIik kadar kuvvetIi
bir tesanüt yaratabiIir.
Içtimaî tesanüt en çok göçebeIer arasinda kuvvetIidir. Zira
göçebeIerin hayati her an yardimIa¸maIarini gerektirir.
Göçebe dogdugu topraga bagIanmaz, çöI kisirdir. Her üIke
vatandir göçebeye. GöçebeIer yerIe¸ikIerden daha yigit, daha
dürüst, daha kendine güvenir insanIardir. Çok daha
kaIabaIik ve -görünü¸te- kendiIerinden çok daha güçIü
kavimIerin üIkeIerini eIe geçirebiIirIer. DevIet, ancak
mücadeIe iIe kuruIur. Sayinin da önemIi bir payi var
¸üphesiz. Ama, zaIer birbiriyIe daha iyi kayna¸mi¸ oIan
taraIindir. Yeni bir din, kuvvetIi bir içtimaî tesanüde
dayanmadikça ba¸ariya uIa¸amaz. Ama bir kere yerIe¸tikten
sonra, içtimaî te-sanüdü bir kat daha sagIamIa¸tirir. Hatta
insanIarin irade ve heyecanIarini mü¸terek bir gaye
etraIinda topIayarak, kabiIe tesanüdünün yerine geçer.
FiIhakika, bir topraga yerIe¸mi¸ kaIabaIik topIuIukIar için
en kuvvetIi tesanüt kaynagidir, diri; kabiIe tesanüdüyIe
birIe¸ince kar¸i konmaz bir güç sagIar. Tesanüt oImadan
devIet kuruIamaz. Bir devIetin gücü, temeIindeki tesanüde
bagIidir. DevIet kökIe¸tikten sonra, tesanüt ihtiyaci azaIir.
Otorite kuruImu¸tur artik, ¸üphe götürmez ve kar¸i
konmaz bir otorite.
Fakat devIet de, diger içtimaî müesseseIer gibi degi¸me
ve geriIeme kanunIarina tâbidir. Ba¸Iangiçta birIik ve
dostIuk duyguIanna (asabiyet) dayanir. HaIk, yönetime
katiIir ve yöneticiIerIe böIü¸ür iktidari. Bir zaman sonra,
yerIe¸ikIerin ve Iüks hayatin çözücü tesirIeri yüzünden,
yöneticiIer iktidarIarim mutIakIa¸tirmaga çaIi¸ir.
Hükümdar, bu amaca uIa¸mak için ¸ahsina bagIi bir kurena
zümresi te¸kiI eder, eski siIah arkada¸Iarinin ve
mü¸avirIerin yerini paraIi askerIer aIir. Metbu iIe teba
arasindaki mesaIe günden güne büyür. Bu devrenin ayirici
vasiIIari: ihti¸am ve seIahat, asabiyetin zayiIIamasi... IsraI
arttikça maIî sikintiIar çogaIir. Ver-
153
giIer agirIa¸ir, maa¸Iar gecikir. DevIet, eIendi degi¸tirmege
hazirdir artik. TaIipIer de hiç eksik oImadigindan, iç ve di¸
müdahaIeIer ba¸Iar. Bu bir aImyazisi mi? Evet... ZevaI saati
geciktiriIebiIir Ibn HaIdun'a göre... TemeI kanunIari ve
müesseseIeri ba¸tan ba¸a degi¸tirmek, yeni bir ya¸ama
Iirsati verebiIir devIete. Çökü¸ uzakIa¸tinIabiIir, ama
büsbütün durduruIamaz.
OsmanIi müverrihIeri, aci tecrübeIerin iIham ettigi bu
insaIsiz hükümIere eIbette ki, itibar etmeyecekIerdi. Bir
destani ya¸iyordu onIar. DevIet-i AIiyye, bir devIet-i ebed
müd-det'di. Bir kiyameti ya¸iyordu Ibn HaIdun, tahtIarin
birbiri ardindan yikiIdigi bir kiyameti. Çagimizin medeniyet
tarihçiIeri, bir DaniIevsky, bir SpengIer, bir Toynbee de
ondan daha mi az bedbin?
Mukaddime ya:an. muhabbetIerin ve kinIerin di¸indadir.
Ne över, ne yerer. MüesseseIerin geIi¸me kanunIarim arar,
tercihIerini kari¸tirmaz i¸e.
Çagda¸ bir Arap yazan: "¸a¸irtici bir hayat, diyor... Önce
eIIi yiI süren ve bütün …IV. asir Magribini damgaIayan
IaaIiyetIeriyIe ¸a¸irtici, sonra da biIginin çe¸itIi aIanIarinda
gerçekIe¸tirdigi devrim, daha dogrusu devrimIerIe".
1
*
TunusIu hakimin en büyük ke¸Ii, kurdugu yeni iIim.
Mukaddime ise bir be¸erî iIimIer ansikIopedisi. O ummanda
biraz daha doIa¸aIim.
Varlìk ve Bilgi
Ibn HaIdun antoIojisi, bir "a¸amaIar" teorisidir: madde,
bitki, insan ve meIekIer» Eski Yunan'dan geIen bu
nazariye, hem IsIâm hem Hiristiyan skoIastikIermce
benimsenmi¸.
14 LahbabiM. Aziz,age.
«M
Ama Ibn HaIdun çagda¸ dü¸ünceye çok daha yakin. Bu
yaratikIardan her biri, kendinden bir aIttaki veya bir
üstteki türe dönü¸ebiIir, ona göre. Maymunun bittigi yerde
insan ba¸Iar. Maymun, dü¸ünce merhaIesine eri¸emeyen
insan. HiIkatin her merhaIesinde insan maymuna veya
maymun insana istihaIe edebiIir.
TunusIu IiIozoIun biIgi teorisi, ampirist ve pozitivist bir
teori. Bütün biIgiIerimizin kaynagi, duyumIar. CevherIer ve
iIIetIer üzerinde münaka¸a etmek bo¸una. Ibn HaIdun,
imanin yoIunu açmak için IeIseIeyi bir yana iter. AkIin
kavrayamadigi hakikatIara, tasavvuI ve vahiy yoIu iIe
eri¸iIebiIir.
CograIya
TopIumIarin kaderini çizen âmiIIerden biri de cograIya.
InsanIari IarkIiIa¸tiran çevreIeridir, çevreIeri yani ikIim ve
gida. IkIim, topIumIara sürekIi vasiIIar kazandirir. Soguk
üIkeIerde, zekâ daha hudutIu, sanatIar daha az geIi¸mi¸,
mesken daha iptidaîdir. SanatIar, mutediI ikIimIerde kemaIe
varirIar. Büyük ¸ehirIer ve büyük hanedanIar böyIe
üIkeIerde kuruIur. ServetIer oraIarda teraküm eder.
Hakimane kanunIar oraIarda hazirIanir. Sicak ikIimIerde,
haIiIme¸repIik ve tedbirsizIik hüküm sürer. Toprak da
insana birçok temayüIIer kazandirir. Tesanüt biIhassa
çöIIerde kuvvetIidir. Zira insan, dü¸man bir tabiatin
ortasinda, hemcinsine dayanmak zorundadir.
Ibn HaIdun, insan mizaciyIa besIenme rejimi arasindaki
münasebetIere de dikkati çeker. FazIa yemek, zekâyIa
vücudu uyu¸turur. BedeviIer az yedikIeri için canIi ve
uyaniktirIar vs.
Ama, içtimaî âmiIIer cograIî âmiIIerden önde geIir,
içtimaî âmiIIer yani ya¸ayi¸ tarzi.
155
iktisat
Ibn HaIdun, devrindeki Hiristiyan yazarIarin tersine, iktisadi
ahIâktan ayinr. Iktisadin konusu, iktisadî oIayIarin tasviri ve
bu oIayIari idare eden kanunIarin ke¸Iidir. ZenginIigin
kaynagi ticaret degiI üretimdir, üretim ve nüIus.
Ibn HaIdun "popüIasyonist" tin NüIus ve reIah arasindaki
münasebetIer giriIttir. NüIus arttikça taIepIer de artar. TaIep
istihsaIi kamçiIar. Yeni yeni zanaatIar dogar. ZanaatIar
geIi¸tikçe ihtiyaçIar çogaIir Insan yeni hazIar arar, yeni
vasitaIar buIur. TaIep arzi yaratir, arz taIebi. " Sehir ne kadar
kaIaba-Iiksa, ahaIi o kadar müreIIeh, zanaatIar o kadar
itibardadir". Sehrin diIenciIeri biIe daha zengindir, diyor Ibn
HaIdun. "ÜIkeIer arasindaki zenginIik yoksuIIuk Iarki,
¸ehirIer ara-sindakiyIe ayni sebepIere bagIidir". Servet
nüIusu, nüIus serveti arttirir. Ama bir hududa kadar. Sonra
zevaI ba¸Iar. NüIus arttikça Iüks ihtiyaci çogaIir, devIet
ricaIi seIahata dü¸er, vergiIer artar, zanaatkarIar eziIir.
TopIumIarin hayati da IertIerinkine benzer, önce gençtirIer,
sonra oIgunIa¸irIar, nihayet ihtiyarIik ve öIüm.
AvrupaIi iktisatçiIar, Ibn HaIdun'dan asirIarca sonra serveti
aItinIa gümü¸e bagIiyorIardi. Ibn HaIdun'a göre, aItinIa
gümü¸ birer madendir sadece, demir gibi. ItibarIari ¸uradan
geIir: IiyatIarinin nisbî istikran sayesinde iyi bir mübadeIe
vasitasidirIar. TunusIu, Locke'Ia Hume'dan asirIarca evveI,
devIetIerin ihtiyaç duydukIari aItini di¸ ticaret yoIuyIa eIde
ettikIerini, aItin üreten üIkeIerin hiç de zengin üIkeIer
oImadikIarini iIeri sürer. Arz ve taIebin, ücretIer de dahiI,
Iiyat üzerindeki tesirini anIami¸tir. MaIIarin degerini tayin
eden, onIari istihsaI için harcanan emektir. FiyatIar
birbirine bagIidir. Bir maIin Iiyati dü¸ünce veya yükseIince,
öteki maIIarin IiyatIari da dü¸er veya yükseIir. Serbest
rekabetten yanadir Ibn HaIdun. TekeIciIigi ¸iddetIe mahkûm
eder. YaI-
156
niz ticaret degiI, hekimIik, hocaIik, hanendeIik gibi
hizmetIer de verimIidirIer. Adam Smith'den çok daha
anIayi¸Iidir bu konuda. Medeniyet iIerIedikçe, ziraatin rüsbî
önemi azaIir, hizmetIerinki artar diyecek kadar anIayi¸Ii ve
iIeri görü¸Iü.
Ibn HaIdun, "teorik iktisat" aIanindaki görü¸IeriyIe bir
öncüdür ¸üphesiz, ama onun asiI degerini yapan "sosyaI
iktisapIa iIgiIi IikirIeri. Siyasî, iktisadî, içtimaî ve
demograIik âmiIIer arasindaki bagi birçok modern
iktisatçidan daha aydinIik oIarak görebiImi¸tir. Iktisat
kesimim maIiyeden, ordudan ve manevî küItürden ayirmak
yanIi¸... bunIarin hepsi birbirine bagIi. DevIetin verimIi
çaIi¸masi, bu kesimIer arasinda kuruIacak dengeyIe kabiI.
SosyoIogumuz, Durkhe-im'dan be¸ asir önce, i¸böIümünün
içtimaî tesanüdü güçIendirdigini söyIer. Iktisadî âmiI,
içtimaî ve siyasî hayati geni¸ öIçüde etkiIer, Ibn HaIdun'a
göre. TopIuIukIar arasindaki Iark, mesIekIer arasindaki
IarkIardan dogar.
Egitim
Üstadin egitim psikoIojisi, kabiIiyet veya meIekeIer
meIhumuna dayanir. Her hareket yahut dü¸ünce, hareket
edenin veya dü¸ünenin zihninde bir iz birakir. Demek ki,
ayni hareketin devamIi oIarak tekrari, bir rüsuh kazandirir
ki¸iye. Zihin ne kadar bakir, ne kadar i¸Ienmemi¸ ise, ona
herhangi bir meIeke kazandirmak o kadar koIay oIur. Daha
önce kazaniImi¸ bir maharet, yeni bir maharet kazanmagi
güçIe¸tirir. MeseIa usta bir terzinin ayni zamanda usta bir
marangoz veya düIger oImasi, yahut da bir insanin kendi
diIini iyice ögrendikten sonra ba¸ka bir diI ögrenmesi
nâdirdir. Nâdirdir ama beIIi bir rüsuhun kazaniImasi da
zihni biIer, düzenIi dü¸ünceye aIi¸tirir bizi. Ba¸ka bir aIana
yöneIdigimiz zaman bunun Iaydasini görürüz.
157
BiIgi ve zanaat ayni cinsten maharet ve kabiIiyetin eseri-
dir. Zarurî ihtiyaçIar gideriImeden Iüks ihtiyaçIari
kar¸iIayacak sanatIar dogamaz. BiIgi de öyIe; o da içtimaî
tekâmüIün oIdukça iIeri bir merhaIesinde ortaya çikar, o
da diger zanaatIar gibi, içtimai bir taIebi kar¸iIamak için
geIi¸iI ve en çok ¸ehirIerde boy atar, zanaatIar gibi. Ve
nesiIIerce sûren IasiIasiz bir geIenege dayanir.
MektepIerde okutuIacak dersIere geIince, Ibn HaIdun'un
yeni bir tekIiIi yoktur bu konuda. YaIniz, iIk ve orta
ögretimde aritmetik ve geometriye IazIa yer veriImesini
ister. Ona göre IeIseIenin tek Iaydasi zihni biIemektir. DiI,
mantik, aritmetik gibi biIgiIer, kendi kendiIeri için degiI,
hukuk, teoIoji ve Iizigi daha iyi anIamak için ögreniImeIidir.
Bir keIimeyIe, okutuIan dersIeri okutmakta devam
edebiIiriz. Mühim oIan kuIIaniIacak metot. Bir ¸eyi
ögretmenin en iyi yoIu tedriciyet ve tekrar. Basitten
mürekkebe gidiImeIidir. TeIerruata geçmeden önce, konuyu
topIu oIarak eIe aImak gerek Her engeIin kar¸isinda
durmamaIi, a¸ip geçmeIi o engeIi, sonra daha geni¸ bir
biIginin i¸iginda ona geri dönmeIi.
Yazarin diI ögrenimiyIe iIgiIi görü¸Ieri de çok dikkate
Iâyik. Gramer kaideIerini ezberIeyerek hâkim oIunamaz bir
diIe. Konu¸mak, okumak, parçaIari ezberIemek suretiyIe
hâkini oIunur.
Anasìz Dogan Çocuk
Mukaddime anasiz dogan bir çocuk mu?
15
Bu co¸kun irmak
hangi esrarIi kaynaktan Ii¸kiriyor? HaIdun'cuIarm tek ba¸a-
15 Montesquieu, KanunIarin Ruhunu Ovidius'un ¸u misrai iIe damgaIar: "proIero
sine marre creatam" (anasiz dogan çocuk). Yersiz bir gurur. Anasiz dogan
çocuk iItiIati dü¸ünce tarihinde tek esere yara¸ir. MuIea*†üme"ye.
158
nsi, kuIIaniIan maIzemenin men¸eini tesbitten ibaret. O
seIiI maIzemeden, bu muhte¸em terkibi yaratan deha,
her izah te¸ebbüsünü iIIasa mahkûm ediyor. Devrin bütün
irIan hazinesini bo¸una tariyor, HaIdun'cuIar. Önce IsIâm
tarihçiIerini yokIuyorIar. GörüyorIar ki TunusIu'nun
kendiIerinden geni¸ iktibasIar yaptigi bu muhterem zatIar,
vakanûvis seviyesini nadiren a¸maktadirIar. Sonra isIâm'in
siyaset yazarIari arasinda öncüIer araniyor üstada. Ve ayni
ba¸arisizIiga ugraniIiyor. Nihayet Yunanistan'da karar
kiIiyor, HaI-dun'cuIann tecessüsü. Ve koIayca IarkediIiyor
ki TunusIu IiIozoIun Yunan dü¸üncesine hiçbir borcu yok;
zira Arap dünyasi, Tukidides gibi Yunan tarihçiIerini
tanimamaktadir. Gerçi EIIatunun Devlefi Arapçaya
çevriImi¸, isIâm yazarIari için (biIhassa Farâbi) bir iIham
kaynagi oImu¸tur ama Ibn HaIdun Devleti de okumami¸tir,
Aristo'nun PoîJtiIea'smi da. Bir AIman müste¸riki, Gustave
von Grunebaum, baki¸Iarim tekrar Magrib'e çeviriyor.
Çevrenin dü¸ünce üzerindeki tesirini daha önce Sakkaki
beIirtmi¸ti, diyor. Fakat Sakkaki iIe ibn HaIdun nasiI
mukayese ediIebiIir? Biri dere, öteki umman. Ama
müste¸rik mutIaka bir öncü ke¸Ietmek ihti-yacindadir,
devam ediyor: "Ibn HaIdun'un üzerine egiIdigi temeI
probIem, ondan dört asir önce bir ba¸ka müsIüman yazar
taraIindan eIe aIinmi¸ti: Mesudi... Ne yazik ki Mesudi'nin
meseIeye nasiI bir çözüm yoIu getirdigini biIemiyoruz, ibn
HaIdun Mesudi'nin bu çaIi¸maIanndan haberdar miydi?
MeçhuI".
IhtimaIIeri daha da zorIuyor Issawi: "Neden Ibn HaIdun
bazi IspanyoI yazarIarindan esinIenmi¸ oImasin? BeIki de
hu eserIer daha sonra MüsIümanIar veya Engizisyon
taraIindan imha ediImi¸tir".
KiIi kirka yaran bu ara¸tirmaIarin üzerinde ittiIak ettikIeri
hüküm ¸u: Ibn HaIdun'un iki kaynagi vardir, isIâm
tarihçiIeri ve kucaginda ya¸adigi çevre.
159
MaIzeme Iakir, bina muhte¸em. Dehanm kaderi
anIa¸iImamak degiI mi? Issawi, "Be¸ asir ümmetsiz
kaImi¸ bir peygamber" diyor. Sonra?
Avrupa, IsIâm'in bu en büyük dü¸ünce Iâtihini bir
asirdan beri tanimaga çaIi¸iyor, tanimaga ve temessüI
etmege. Biz, AraI'taki dâhiyi ehIiyetsiz mütercimIerin
tasaIIutuna terkettik. Mukaddime tekrarIarIa doIu uzun bir
eser. Lüzumsuz teIerruattan arinmi¸, bugünkü nesiIIerin
anIayabiIecegi bir MuIeaddime'ye mutIaka ihtiyacimiz var.
önce, beIIi ba¸IikIar etraIinda topIanmi¸ bir seçiImi¸
parçaIara (Issawi'ninki gibi), sonra yedi-sekiz yüz sayIaIik
bir Mukaâ-dime'ye (Davud'unki gibi). Kendimize dönmek,
bir mânâda, Ibn HaIdun'a dönmektir.
Politikacìlarìn En Ehliyetsizi: Aydìn
Büyük kitapIari anIamak için re¸it oImak gerek. InsanIik,
Mukaddimeyi yeni yeni ke¸Iediyor. TunusIu hakim
dü¸ündükIerimizi aIti yüzyiI önce söyIemi¸,
dü¸ündükIerimizi ve dü¸ünmedikIerimizi.
EIIatun ¸air, Ibn HaIdun sosyoIog; biri hayaI, öteki
hakikat. Siteyi IiIozoI yönetmeIidir diyen YunanIi,
hükümdarina IeIseIe a¸iIamak için gittigi Siraküza'da canim
zor kurtarir. ÜtopyaIara iItiIat etmez Ibn HaIdun. Ona göre
iIim ba¸kadir siyaset ba¸ka. Cevdet Pa¸a'nin türkçesiyIe:
"SunuI-u be¸er içinde, emr-i siyasetten" en uzak insanIar
âIimIerdir. Son Fransiz mütercimin (MonteiI) iIadesi daha
sadakatsiz ama daha zariI: "Aydin, poIitikaya en az
ehIiyeti oIan kimse". TunusIu, bu zâIim hükmün mucip
sebepIerini ¸öyIe hüIasa eder: "UIema ve Iukaha, mânâ
denizinde yüzmeye aIi¸mi¸ Bir madde ve bir ¸ahis ve bir
asir ve ümmetin ve nâsdan biI siniIin hususiyetIeriyIe
ugra¸mazIar. OnIar için mûhin
160
oIan, umumî ve küIIidir. Maaniyi (meIhumIar) hissediIir
dünyadan ayirir ve onIari umur-u kûIIiye-yi âmme oIarak,
zihinde tecrit ve tasavvur ederIer. Sonra bu kûIIi'yi mcvadd-i
hariciyeye tatbik ederIer... "VeIhâsiI, kâIIe-i hüküm ve
nazarIarinda enzar-i Iikriyye ve umur-u zihniyye iIe
me'IuI oIup ba¸ka ¸ey biImezIer" (Cevdet Pa¸a tercümesi).
Oysa poIitikaci, bütün dikkatini di¸ gerçekIere ve bu
gerçekIerIe iIgiIi siyasî ¸artIara teksiI etmek zorundadir.
Çok giriIt bir dünyadir poIitika. Siyasî hadiseIer, kiyas
yoIuyIa "umumî Iikir"Iere irca ediIemez.
Ibn HaIdun, bu vesiIeyIe, Bati sosyoIojisinin henüz
Iarkina vardigi bir hakikati iI¸a eder: medeniyetIer
IarkIidirIar. Su veya bu müessese, IaIan veya IiIan
müesseseye benzeyebiIir. Ama bu benzeyi¸ yaIniz bir
noktadadir, bütünü kucakIamaz. AIimIer kiyas yoIuyIa
hüküm verirIer, kiyas ve geneIIeme yoIuyIa.
Mü¸ahedeIerini zihinIerindeki kaIipIara dökerIer. Bu
aIi¸kanIik, birçok hataIarin kaynagidir, Ibn HaIdun'a
göre.
Bu satirIari okurken, "biIim" â¸iki medreseciIerimizi
hatirIamamak kabiI mi? Sathî benzerIikIeri kanunIa¸tuan
bu keskin zekâIar, OsmanIi ImparatorIugu'nda IeodaIite
tahayyüI eder; tarihimizi siniI kavgasiyIa izaha kaIki¸irIar.
Buna mukabiI, "avamdan tab'-i seIim ve zekâvet-i
mutavassit oIan kimse", gördükIerinin, duydukIarinin
di¸ina çikmaz, gerçekIer dünyasinda kaIir, sahiIden
uzakIa¸mayan yüzücü gibi. "Siyasî davrani¸Iarinda
ideoIojiIerin tesiri kaImaz, çünkü insanIari tanir, onIara nasiI
muameIe ediIecegini biIir" (MonteiI tercümesi).
Bir keIimeyIe, siyaset âIimIerin i¸i degiIdir; ne âIimIerin
ne güzideIerin.
ibn HaIdun'un bu insaIsiz gerçekçiI‰gi, IâziI mütercimi
rahatsiz ediyor. FiIhakika, Cevdet Pa¸a, iImiyeden vezarete
geçen bir ikbaIperestür. Ba¸ emeIi, makam-i sadaret. Neden,
161
âIimIer üIkeIerinin idaresinde söz sahibi oImasinIar. Kendisini
dinIeyeIim:
ibn HaIdun'un dedigi gibi, Iikrin üç mertebesi vardir birincisi
"yapacagi ¸eyin esbab-i mürettebesini tasavvur etmek" ; ikincisi
"ebna-yi cinsiyIe mua¸eretin usuI ve rusum-u Iâzimesini
beIIemek' *; üçüncüsü ise "maIûmat-i zihniyye-den meçhûIaIi
istihsaI eyIemekdir". Bu üçüncü mertebenin temeIi, "hikmet-i
nazariye". Her insan zekâ derecesine göre iIerIer bu mertebede.
Fakat gerçekIer dünyasindan da uzakIa¸ir. Bu itibarIa, dogruyu
yanIi¸tan ayirmak için "kanun-u mantiga muhtaç oIur", ikinci
mertebe tecrübe iIe eIde ediIir; hissediIir dünyadan
uzakIa¸iImaz. "Tamik-i enzara, tet-kik-i eIkâre" hacet yoktur,
örnek ve tecrübe yeter. GüzideIer, baki¸Iarini "meani-yi
baide"ye (uzak mânâIara) çevirirIer çok deIa, ikinci mertebeden
uzakIa¸irIar. Gerçegi, kendi "kaide-i zihniyetIeri'' ne uydurmak
isterIer; tecrübeIiIeri örnek aImaz, "esIâIa ittiba" etmez,
yüksekIerde uçarIar. Oysa, tecrübe ediIeni tecrübe etmeye
kaIki¸mak, hataya sürükIer insani. UIemaya geIince, bunIar
daima üçüncü mertebeden "enzar-i Iikriyye ve kavaid-i küIIiye"
iIe ugra¸irIar. HadiseIeri haIizaIarindaki "küIIiyat"a uydurmaga
aIi¸mi¸Iardir. "Umur-u siyasîye", Iikrin harice tatbikini yani
ikinci mertebesini gerektirir. ÂIimIerin poIitikadaki
ba¸arisizIikIari bundandir. Peki ama, üçüncü mertebenin eIde
ediImesi ikinci mertebenin gerçekIe¸mesine mâni midir? Hayir.
Ba¸ka bir tabirIe, "hikmet-i nazariye", "hikmet-i ameIiyeyi"
nakzetmez. Nitekim, "¸arkda îbn Sina ve garbda vezir îbn Bâce
iIe Kadi Rû¸d gibi ¸eyh ve reis-i hükema ve müeIIiI, Ibn
HaIdun iIe muasiri buIunan vezir Ibn-eI Hatib ve DevIet-i AIiy-
yede KemaIpa¸azâde ve îdris BitIisi ve Ebussuud gibi" nice
büyük âIimIer, devIetin "mü¸ir ve müste¸ari" oIarak reyIe-riyIe
suItanIari aydinIatmi¸, hükümet idaresinde onIara yardimci
oImu¸Iardir. EIbette ki, nazari ve ameIî hikmette ma-
162
haret sahibi oIanIarin rey ve IikirIeri büyük bir deger ta¸ir.
EIbette ki, bu çetin tehzibin esas ¸artIarindan biri "muame-
Iat-i nass"a vukuItur. Pa¸a, bu geni¸ uIukIu Iikir ve aksiyon
adamIarinin son derece nâdir oIdugunu kabuI eder, nâdir
ama mevcut. Evet, Ibn HaIdun hakIidir, dâhiIer için kanun
yapiImaz. Ve "me¸hud oIan, müeIIiIin beyan eyIedigi
kaidenin cereyani"dir. "Bu misiIIu kavaidde dahi matIub
oIan ekseriyettir".
Pareto (1848-1923) da Ibn HaIdun gibi dü¸ünür bu
konuda. FiIhakika, ItaIya'nin bu taninmi¸ sosyoIoguna göre,
iIim ba¸kadir aksiyon ba¸ka. Itim adami, ¸üphecidir, kiIi
kirka yarar, prensipIere iner. Aksiyon sürat ister, iman i¸idir.
Mit'Ie gerçek birbirinden ayridir. Hümanitarizm, demokrasi,
sosyaIizm birer mit, yani herhangi bir gerçege uymayan
birer inanç. BiIgi oIarak degerIeri yok, ama ameIî oIarak
önemIeri büyük. Zira, insanIari harekete geçiren insiyakIari,
temayüIIeri, menIaatIan teoriIe¸tirmektedirIer. Pareto, imarda
iImi uzIa¸tirmak isteyenIeri yerden yere vurur. "Hakikati
tanimak için, yaIniz mantik ve deneye dayanan iImin degeri
vardir. Hareket etmek için duyguIarin kiIavuzIugu çok daha
hayirIi. Pratik insanIar, âIimIerden daha iyi idare ederIer
devIeti".'
6
16 Bkz. Kozak 1. EroI, ibn Haldun ´a göre tnsan-Toplum-flUisat. Pinar YayinIan,
tanbuI 1984.
163
BÜYÜK SÎYASÎ
ESERLERÎN YANKISI
1
Türk insaninin en büyük noksani siyasî dü¸ünceye gözIerini
kapami¸ oImasidir. Bütünü biImedigimizden ya sIoganIara
esir oIduk, ya ideoIojiIere köIe. Siyasî dü¸ünce çagda¸
insanin yoIunu aydinIatacak en emin projektördür.
Çagda¸ Avrupa bu hakikati çok iyi anIadigindan
mektepIere siyasî edebiyati ders oIarak koymu¸
buIunuyor. Fransa, "Siyasî iIimIer Mektebi"nde siyaset
edebiyatina geni¸ bir yer ayirmi¸, bu dersi zamanimizin en
büyük iIim adamIarindan biri Jean-Jacques ChevaIIier
okutmu¸ uzun zaman. Bu zatin kitap oIarak yayimIanmi¸
çok mühim eserIeri var, biIhassa MachiaveI'den
:amanimi:a kadar Büyük Siyasî EserIer ba¸Iigini ta¸iyan
muhaIIet kitap,
2
baha biçiImez bir hazine. Fakat
ChevaIIier'nin eseri çok derin ve çok âIimâne, geni¸ ka-
1 CemiI Meric'in "BatmiryŠözüyIe Siyasî dü¸ünceIer tarihi" ba¸Iigi aIanda bir
gazetede yayimIanan yazisi için kaIeme aIdigi Giri¸'ten özet (Yeni Devir, 16
May» 1981). ÂraûakiIer böIümündeki yaziIarin çerçevesini çizerek onIarIa
bütünIe? tigini dü¸ündügümüzden buraya aIdik.
2 ChevaIIier Jean-Jacques, Les Grundes Oeuvres PoIitique!, de MachiaveI d nos J·
urs, A. CoIin,Paris 1949.
164
IabaIiga degiI, seçkin aydinIara hitap ediyor. ChevaIIier iIe
ayni okuIda hoca oIan Jean Touchard'in ba¸kanIiginda
yayimIanmi¸ Siyasî Dü¸ünceler Tarihi de,
3
yurdumuz
insaninin bir an önce tanimasi gereken bir ¸aheser...
Takdim ettigimiz yazi, büyük tarihçi Andre SiegIried'in,
Jean-Jacques ChevaIIier'ye hitaben kaIeme aIdigi bir
mektuptur. Siyaset denince çagda¸ insan ne anIiyor, siyasî
edebiyatin küItür içindeki yeri, umumî edebiyatIa siyasî
edebiyat arasindaki münasebetIer... SiegIried bizi siyaset
dünyasinin atmosIeri içine sokuyor. IbretIe, dikkatIe
okunmasi gereken bir vesika. I¸te mektuptan bazi
böIümIer.
"... Kimi mistik'çe eIe aIir iktidari, kimi devIetin sâdik bir
hizmetkâri gibi, kimi opportünistçe, kimi vurguncudur,
kimi yirtici, kimi sadizmini tatmin için ister otoriteyi. Ama
hepsinin de amaci, ¸uurIu veya ¸uursuz oIarak iktidarda
kaImak. Tabiat kanunu bu: her varIik, kendi varIigini
sürdürmek ister. Dü¸ünenIerin, merakini bundan IazIa
kurcaIayan hiçbir konu yok. Ama çok deIa sahnedekiIer
ba¸ka, yazanIar ba¸ka. Bu yüzden siyasî yazarIarIa siyaset
aktörIeri arasinda bir çözüIme oImu¸. Büyük devIet
adamIarindan çogu yazi yazmami¸, eyIemden vakit
buIamami¸ o.IsaIar gerek. BununIa beraber, içIerinden
bazdan, insanIarin nasiI yönetiIecegi üzerinde kaIa yormu¸
ve tecrübeIerinin sonucunu aktarmi¸ çevresine. MeseIa
eIimizde RicheIieu'nûn Siyasî Vasiyetnamesi, …IV. Louis'nin
VeIiahtm TaIim ve Terbiyesi için Layihasi, Bismarck'm nice
karanIikIara i¸ik tutan Masa Ba¸i SohbetIeri var. Ne var ki,
siyaset konusunda en derin yaziIan kaIeme aIanIarin çogu,
hareketin içinde degiIdiIer. OIsaIar biIe, onIar için teIerruat
kabiIindendi aksiyon, asiI me¸gaIeIeri poIitika degiIdi.
PoIitika daha çok bir vesiIeydi onIar için: davrani¸Ianni daha
yakindan izIeyince,
3 Touchard Jean, HisIui re des IdIes PoIitique*, PUF, Paris 1963,2 ciIt.
165
insanIari daha iyi taniyorIardi. MeseIa bir TocqueviIIe
miIIetvekiIi idi, hatta bakan oImu¸tu. Fakat HatiraWmdan
açikça anIa¸iIiyor ki, mü¸ahede, onun için icraattan çok daha
mühimdir. ÖyIe yazarIar da var ki, eserIeri eyIem; Henry
Adams'm Theodore RooseveIt için söyIedigi gibi: saIi eyIem;
dü¸ünceIeri ihtirasIa, buIa¸ici bir güçIe yükIü. Bir tohum gibi
saçiIir etraIa bu dü¸ünceIer ve bereketIi ekinIer yaratabiIir. Bir
Rousseau'nun etkisi henüz bütün meyveIerini vermi¸ oImaktan
uzak; Marx' mki ise gözIerimiz önünde hergün bir parça daha
daIIanip budakIaniyor. PoIitikayi konu oIarak eIe aImayan
insanIari doIayIi oIarak, sadece geneI psikoIoji açisindan
inceIeyen yazarIar da var. OnIara da siyasî müeIIiIIer arasinda
yer vermeIiyiz. Insan insandir nihayet, poIitikaci da insandir;
mizacinin degi¸mez bazi kanunIarina boyun eger. Idare edenIer
bu gerçegi hatirIamak IütIunda buIunsaydiIar bazi büyük, bazi
aIIediImez hataIar i¸Ienmemi¸ oIurdu. Siyasî bir pazarIiga
giri¸tikIeri zaman kar¸iIarindakini harekete geçiren derin
sebepIer neIerdir, ara¸tirmak isteseIerdi, agir muhakeme
yanIi¸Iari önIenmi¸ oIurdu. HareketIerimizin gerçek sebepIerini
binde biT açikIariz, hatta hiç açikIayamayiz: bu gizIi sebepIeri
kestirmek poIitikacinin, siyasî temsiIcinin, adayin iIk kaygisi
oImaIidir. Ba¸arisiz bir poIitikaci oIan La RocheIoucauId da,
sevimIi epikürcü La Fontaine de, usta bir manevra-ci oIan Retz
KardinaIi kadar degerIi birer mü¸avirdirIer.
Demek ki umumî edebiyatin yaninda, hatta isterseniz bu
edebiyatin içinde siyasî bir edebiyat da vardir. Nitekim mo-
raIistIerin yaninda, hatta bir bakima onIarin arasinda bütün bir
siyasî moraIistIer soyu var. AçikIayaIim: moraIist, ahIâkIa
ugra¸an adam mânâsina geImez, iyi ki öyIe. MoraIist,
davrani¸imizin ¸artIan üzerinde kaIa yoran adam. Nitekim
siyasi bir moraIist de ahIâk bakimindan iyi ögütIer verei bir
kimse degiI, iktidarin ¸arüan üzerinde kaIa yordukta)
166
sonra bizi iktidarin en iyi nasiI kuIaniIacagi konusunda
aydinIatan dü¸ünce adamidir. Bu bakimdan MachiaveIIi,
Gu-ichardin, Montesquieu biter siyasî moraIistüt. Amaç
nasiI hükümet ediIecegini ögrenmek. Hükümet etmek
ba¸ka, IaziIetIi oImak ba¸ka. Sartre, her zaman masumane
hükümet ediImez, diyor. Çok dogru. Demek ki bahis
konusu oIan, dar mânâda ahIâk degiI, insanIari yönetmek
sanatidir.
Umumî edebiyattan çok daha az iIgi çekiyor siyasî
edebiyat, bir ihtisas i¸i saniIiyor. Oysa bu edebiyat da
be¸erî, bu edebiyat da basit bir teknigin sinirIarini
a¸makta. Onsuz gerçek bir küItürden söz ediIemez. Ne
yazik ki, Iikrî geIi¸memizde Iâyik oIdugu yer veriImemi¸ bu
edebiyata. MektepIerimizde hep umumî edebiyat, hep
Fransiz edebiyati okutuIur. Arzettigimiz mânâda siyasî
edebiyat kendi öz degeri için degiI, sirI edebiyatIa iIgisi
oIdugu için zaman zaman ögretiIir. KüItürIerinin bu yönünü
de gençIer kendiIeri tamamIasin, kendi ba¸Iarinin çaresine
kendiIeri baksin denir, hocaIari yoI göstermez, onIara.
Siyasî iIimIer okutan mektepIerimizde biIe ögretimin
temeIi uzun zaman tekniktir sadece: hukuk, idare,
dipIomasi, iktisat gibi. Oysa edebî bir küItür oIdugu gibi
siyasî bir küItür de vardir. Egitimci oIarak bizim amacimiz,
programimizda taIebeIerimize, hiç degiIse içIerinden en
seçkinIerine, bu küItürü kazandirmak oImaIidir. Evet, beIki
siyasî küItür oImadan da poIitikaci oIunabiIir ama, insan
demek yaIniz mesIek demek degiIdir. BeIIi bir yere kadar
mesIek yükseItir insani, o yere vardiktan sonra sinirIar.
Büyük insan bu sinirIari a¸an adamdir. OIayIara yüksekten
bakabiIme gücüdür küItür, meseIeIeri, münasebetIeri ve
nispetIeri içine yerIe¸tirmemizi, hususide umumîyi
Iarketmemizi sagIayan bir görü¸ açisidir. Çok dar bir teknik
böyIe bir amaca götürmez bizi. Ihtisas ister istemez
sinirIani¸ demektir bir parça. Demek bazi ¸eyIer mektepte
ögreniIir bazi ¸eyIer de ögreniIemez: idarî ihtisasi mek-
167
tepIer ögretir, ama siyasî anIayi¸ a¸iIanmaz, oIsa oIsa terbiye
ediIir, inceItiIir-. NeIer ders konusu oIabiIir, neIer oIamaz,
dersIerden hangiIeri tekniktir, hangiIeri küItür: i¸te siyasî
terbiyecinin hüneri bunIari kestirebiImesindedir.. ."
4
Jean-Jacques ChevaIIier, Andre SiegIried'in bu
mektubuna kitabinin ba¸inda yer veriyor ve eserini ona
ithaI ediyordu: "Bu kitabi benden önce tasarIayan Andre
SiegIried'e saygi doIu ¸ükranIarimi beIirtmek için".
Bu Mektup-önsöz'den sonra ChevaîIier'nin giri¸ yazisi
var. Büyük siyasî eser ne demektir, bu eserIerin kaderi
nedir, "tarihî ¸ans
1
*! yakaIayanIar hangiIeridir? OkuyaIim:
"Tarih yaIniz büyük oIayIarin degiI, çok deIa onIarin
hazirIani¸ina yardim etmi¸ oIan bazi büyük siyasî eserIerin
de damgasini ta¸ir, uzun veya kisa vadeIi bir tesir.
Kitabimizda, MachiaveIIi'nin HüIeümdar'mdan ba¸Iayarak
Rönesans'dan zamanimiza kadar, o büyük eserIerin bir
nevi portreIerini buIacaksiniz: dört asirdan IazIa bir zamani
kucakIayan uzun bir gaIeri. Zaten çok geni¸ oIan bu
çerçeveye AntikiteyIe Ortaçagi da sokamazdik: onun için
ne EIIatun'un DevIeriyIe KanunIarima, ne Aristo'nun
PoIitiIea'sma, ne de Hiristiyan Ortaçaginin beIIi ba¸Ii siyasî
eserIerine yer verebiIdik.
Büyük Siyasî EserIer. Siyasî, çünkü esas konuIan devIet,
sahnede hep onu görüyoruz; ba¸roIü oynayan o. DevIet,
cemiyetin, her¸eyden önce de cemiyet içinde iktidarin
düzenIeni¸ tarzi. BöyIe bir düzeni tasvir edebiIir, müdaIaa
edebiIir, övebiIir, yerebiIirsiniz. DevIet, mahiyeti icabi, hem
ki¸inin hem de ki¸iyIe kendi arasindaki mutavassit
zümreIerin sahasina tecavüz etmek isteyen güçIü ¸ahsiyet.
AnIadik, ama bu sahanin hudutIari ne? Hatta böyIe bir saha
var mi? YaIniz bu soru biIe ispjat ediyor ki siyasî bir eser
insanin
4 ChevaiUer J-J., «.‹*., Andre SiegIried "Lettre-PreIace" (MekIup-Öraöz), s. VU-
xm
168
mahiyeti, içinde buIundugu ¸artIar ve kaderi gibi konuIarda
vaziyet aImak zorundadir: ahIâk probIemi, IeIseIe probIemi,
din probIemi. Siyasi dü¸ünceIer tarihi, uzun bir zincir,
üzerinde konu¸acagimiz eserIer o zincirin en piriItiIi
haIkaIari. Bu tarih bir parçasiyIa her zaman düpedüz bir
dü¸ünceIer tarihidir.
Büyük EserIer. Su mânâda büyük: çagda¸Iarinin veya
daha sonraki nesiIIerin dü¸ünceIerini derinden derine
damgaIami¸ bu eserIer. Bazan yayimIanir yayimIanmaz,
bazan çok daha sonra âdeta maziye uzanarak büyük bir ün
kazanmi¸Iar. Ba¸ka bir tâbirIe ya hemen, ya çok daha sonra
yankiIar uyandirmi¸Iar tarihte, buna tarihî ¸ans da
diyebiIiriz. Acaba sahiden hepsi büyük mü bu eserIerin, bir
ba¸Iarina, bagimsiz bir deger ta¸idikIari için mi büyük
diyoruz onIara, zengin görü¸Ier getirdikIerini, ki¸iIerin ve
cemiyetIerin i¸Ieyi¸ mekanizmaIarini aydinIik oIarak
kavradikIari, ustaca çatiIdikIan için mi, iIadeIerindeki
açikIik ve kuvvet bakimindan mi? Ne münasebet.
Görecegimiz eserIer arasinda birçogu kusurIu, düzensiz,
renksiz, hatta a¸in particiIik yüzünden berbat ediImi¸,
bazi yönIeriyIe bazen de özünde igrenç. Ama bu kusurIar
hatta isterseniz bu eksikIer, tarihte yankiIar
uyandirmaIarina engeI oImami¸. Bir eser yaziIdigi ânin
veya bir ânin siyasî emeIIerini, siyasî ih-tirasIanni en iyi
cevapIandiran eser oIabiIir. Bunun tersi de mümkün: çok
acidir ama Tarih, gerçekten büyük siyasî bir esere bir türIü
iItiIat göstermez.' I¸te Cournot'nun 1872'de yayimIanan
Modem Çaglarda FikirIerin ve HadiseIerin Geli¸mesi Üstüne
Dü¸ünceleri. Eser birçok bakimIardan büyük bir itibara
Iâyikti ama hiç itibar görmedi. Bunun için
5 CemiI Meric'in "ÂraIttaIdIer"! de tarih taraIindan iItiIat görmeyen, ün
kazanmami¸, ya da yayimIandiktan çok sonra, "âdeta maziye uzanarak" üne
kavu¸mu¸ eserIerin yazarIaridir.
169
de Coumot'nun o güçIü, derin ve ciddî Dü¸ünceIeri
çerçevemizin di¸inda kaIiyor.
Büyük siyast eser kavramim tariI ettik. Simdi de tarihin
her merhaIesinde bu tariIe uydugunu kabuI ettigimiz eserIeri
göreIim. Büyük modern devIetIerin monar¸ik mutIakiyete
dogru çetin yürüyü¸ünü izIerken MachiaveIIi'nin Hüküm-
dar'i, Bodin'in DevIet'i, Hobbes'un Leviathan'i, Bossuet'nin
Kitah-i Mukaddes´dtn çikariIan SiyasetiyIe kar¸iIa¸iyoruz
önce; sonra tersine bir hareketin, mutIak monar¸iye kar¸i
muzaIIer bir tepkinin ba¸Iayi¸ ve iIerIeyi¸ini gösteren
kitapIar. Locke'un SiviI Hükümet Ü:erine Deneme'si,
Montesqu-ieu'nün Kanunlarin Ruhu. Rousseau'nun Toplum
Sö:le¸mesi. Sieyes'in Üçüncü sinif Nedir*!.. Bu son kitap bizi
Fransiz Ihti-IâIi'nin e¸igine götürür. Sonra çok IarkIi
iIhamIarIa kaIeme aIman üç eser IhtiIâIin dogrudan dogruya
neticeIerini aksettirir 179Ö'Ia 1848 arasi: Burke'in Fransi:
ihtiIâIi Üzerine Dü-¸ünceIer'i, Fichte'nin Alman Milletine
Nutuk´u. TocqueviIIe'in Amerika´da DemokrasIsi. Sonra
1848'de ba¸Iami¸ oIan uzun ve dramatik çag: iki dünya
sava¸i, dev bitkiIer gibi boy atan sosyaIizmIe nasyonaIizm.
Bu merhaIede birbirini kovaIadigina ¸ahit oIdugumuz
eserIerin Iikirden çok ihtirasa dayanan patIayici gücü hâIâ
tükenmemi¸tir Marx'Ia EngeIs'in Komünist Beyannamesi.
Maurras'm Monar¸i Üzerine Anhet´i. G. Sererin Siddet Üzerine
Dü¸ünceIeri, LenirIin DevIet ve IhtiIâFi, HitIertn Mein Kampf
yahut Kavgam´L. Peki, siyasî IikirIerin kayna¸masi 192Tden
bu yana, o Arya irki hastasinin kin ve aIev doIu
sayIaIarindan sonra, hatirIanmaga Iâyik ba¸ka eserIer
yaratmami¸ midir? Ne münasebet. Ne var ki, tarihî ¸ans,
bunIarin herhangi birine kesin damgasini vurmami¸tir
yahut henüz vurmami¸jtir.
Çagda¸ tenkit kendini "tarih ve teIerruat iIe destekIiyor",
edebiyat anitIarini bu destekIerIe öyIesine ku¸atiyor ki "aniI
görüImez oIuyor" diyenIer var (Andre Rousseaux). Bu kita
170
bin yazari yukarda sayiIan eserIerden her birini, kendi
kucaginda geIi¸tigi tarihî çevre hakkinda mümkün oIdugu
kadar kisa Iakat mümkün oIdugu kadar dü¸ündürücü bir
takdimIe destekIememi¸ oIsaydi böyIe bir sitemin tam
tersini hakketmi¸ oIurdu. Ne var ki yazar yukardaki gibi bir
tenkide ugramak istemedi. Okuyucu bunun için a¸agidaki
sayIaIarda boI ve geni¸ seçmeIer buIacaktir. Amaç o büyük
eserIeri görmesi, onIarin Iikrî sadmesine dogrudan
dogruya, hiçbir araci oImadan maruz kaImasi.
Bu parçaIan seçerken yazara kiIavuzIuk eden tarihî
maIumat ve mahaIIî renk kaygusundan çok, üstün bir siyasî
küItür kazandirma arzusu oIdu. SöyIe söyIeyeIim: her
eserde o çaga ve yazarin ki¸iIigine ait oIan hususIari hiç
ihmaI etmedik. Ayrica insan zekâsini asirIardan beri
kurcaIayan beIIi ba¸Ii siyasî probIemIerin aydinIatiImasinda
yardimci oIacak sayIaIar üzerinde durduk. Bir eser kaynagi
bakimindan tarihî ¸artIara ne kadar kök saImi¸ oIursa oIsun
en iyi taraIi, en kuvvetIi dü¸ünüImü¸ ve iIade ediImi¸ taraIi,
büyük IngiIiz romancisi CharIes Morgan'in tabiriyIe 'o
ânin kaygiIarindan' kurtuIup, zamani a¸masi, kendi ba¸ina
uçmasidir".
6
6 ChevaIIier J-J., a.g.e.. "Avant-Propos", (Önsöz), s. 1-4
171
ZAVALLI MACHÎAVELLI
HâIâ ayak sesIerin duyuIur MachiaveIIi
San Ka¸yano'nun issiz yoIIarinda... Hava
Imn gibi, gök aIev aIev, Toprak çorak,
çabaIarin bo¸una.. Sapan tutmaktan
yorgun eIIerinIe AInini yumrukIuyordun
geceIeri.. Ümitsizdin, ne â¸inân vardi, ne
arkada¸in. SeIaIetin reziI kizi ayIakIik,
Kanim içiyordu kaIbinin avuç avuç.
Kimim ben diyordun, bir ta¸ verin de Bir
ta¸ veya kaya., yuvarIayayim. Biktim bu
mezar sükûnetinden Ve koIIarim
çaIi¸mamaktan yorgun.
AIIred de Musset
Ortaçag bir istigrak devriydi. Tann'nm Ierman dinIettigi bir
devir, insani kiIise götürüyordu ezeIî kurtuIu¸a. Rönesans,
teknigin devri, insanin ve insan IaaIiyetinin emrinde bir devir.
KiIisenin vesayetinden yava¸ yava¸ kurtuIan insan, yoIunu kâh
Ieyyaz, kâh kisir bir yaInizIik içinde bir ba¸ina arayacaktir. Bu
yaIniz insan her üIkeden çok ItaIya'da zinci-
172
rinden bo¸anir, co¸arak, serazathgui tadini çikarir. AIay
eder Tanrinin cennetiyIe, yeryüzüne sahip oImak ister,
bütün bazIariyIa yeryüzüne: ten nazIari, Iikir nazIari,
sanat nazIari. Kaderin ciIveIeri kar¸isinda saga soIa çiIteIer
savuran, kivrak ve magrur bir hayvan bu; hem tiIki hem
asIan; daima bir av pe¸indedir, ya pusudadir, ya hücumda.
Sanat eski Yunan'dan beri en parIak çagini ya¸amaktadir.
Ama ItaIya iç sava¸IarIa paramparça. Toprak ihanet
kokmaktadir, hava kan. Bu cangiIda ya¸adi MachiaveIH,
(1469-1527). Rönesans'in ¸ahane canavarIarindan
birçogunu yakindan tanidi. Ondört yiI tarihin ¸a¸irtici
medd-ü cezirIerini seyrettikten, insanIari bütün zaaIIari,
bütün hiIekârIikIari, bütün yirticihkIariyIa inceIedikten
sonra, en zinde, en oIgun, en verimIi çaginda bir kö¸eye
IirIatiIdi. Zindan, i¸kence ve San Ka¸yano'daki çiIe yiIIan.
Musset nin öIümsûz-Ie¸tirdigi dram... ŒâgR
Hakikat, Fransiz ¸airinin terennüm ettigi kadar aci degiIdi
beIki. Daha dogrusu vahaIan vardi bu çöIün de. GündüzIeri
ardiç ku¸Iarina tuzak kuruyordu. Hana ugruyor, yoIcuIarIa
çene çaIiyordu. DegirmenciyIe, kasapIa, kireç Iirininin
i¸çiIeriyIe tavIa oynuyordu. Sik sik kavga çikiyordu
araIarinda, ana-avrat küIrediyorIardi. Ama gece dekor
degi¸iyordu. ÇaIi¸ma odasina çekiIiyordu MachiaveIIi:
KitapIarinin arasina, o kadim eserIerIe doIu mabedine.
Kendisini dinIeyeIim: "Hergün giydigim çamurIu
eIbiseIeri e¸ikte birakirim. SarayIara girecek, tâcidarIarIa
konu¸acakmi¸im gibi giyinirim... BüyükIer dostça kar¸iIar
beni, onIann sözIeriyIe besIenirim. Benim biricik gidam bu.
Ben bu gidayIa besIenmek için dünyaya geImi¸im. Hiçbir
suaIimi cevapsiz birakmazIar. SaatIer geçer. AciIarimi
unuturum: YoksuIIuk yiIdirmaz artik, öIümden korkmaz
oIurum, onIarin hayatim ya¸arim".
Sonra Iacia yeniden ba¸Iar. Can sikintisi, San Ka¸yano'ya
çiviIenen MachiaveIIi Promete'ye yeniden çuIIanir. "Inziva
173
öIdürüyor beni, uzun zaman devam edemez bu. Bütün
temennim MedictIerin benden IaydaIanmasi" (dostu
Vetto-ri'ye bir mektubundan). Ve kendini yeni
eIendiIerine begendirmek için çaginin en büyük siyaset
kitabini, Hukum-darl kaIeme aIir (1513). Kitap bir
çagridir. Bir yandan, memIeketin bu karanIik günIerinde
kendisi gibi usta bir kaptandan IaydaIaniImasini tavsiye
ederken, bir yandan da Medici'yi ItaIyan birIigini kurmaga
davet eder. FiIhakika bu menkûp memuru yeise sürükIeyen
yaIniz kendi dertIeri degiIdir.
Bir Dante, bir Petrarque, ItaIya'nin bütün büyük evIadan
üIkeIerini kurtaracak bir kahramanin hayaIiyIe
ya¸ami¸Iardi. MachiaveIIi de böyIe bir kahraman
bekIemektedir: HürriyetIe gerçekIe¸emeyen ItaIya rüyasini
istibdatIa gerçekIe¸tirecek bir hükümdar. "Bir Cesar
Borgia'nm ba¸aramadigi i¸i neden bir Medici ba¸aramasin?
Cesar'i bir papa destekIiyordu: VI. AIeksandr. Medici'yi de
bir papa destekIemektedir: …. Leon... AdaIetin büyük bir
zaIeri oIur bu. Zira ba¸ka çare kaImayinca, kuvvet haktir ve
ba¸ka bir ümit kaImayinca siIah mukaddes bir cihat
vasitasidir".
Soguk baki¸Iari, gerçegin ha¸in hatta vah¸i yönIerini
pervasizca tarayan MachiaveIIi kitabin son böIümünde
¸airIe-¸ir. "Deniz açiIdi, bir buIut, yoIu gösterdi, bir pinar
Ii¸kirdi kayadan, kudret heIvasi yagdi çöIe; her¸ey sizden
yana Ha¸-metmeap". Sonra yakari¸ ba¸Iar. Bu parçaya
(……VI. böIüm) …VI. asrin Marseyyez'i diyor Quinet.
CharIes Benoist'nm tabiriyIe "bir miIIeti diriIten çigIik",
ûçbuçuk asir sonra Ca-vour'un, GaribaIdi'nin tekrarIayacagi
çigIik.
2
OkuyaIim: "ItaIya az mi bekIedi bu kurtuIu¸u! ZincirIeri-
1 Kitabin asiI adi De Prmripatibus (PrensIikIer) ama A Principe (t* Prince) adiyIa
ün kazanmi¸.
2 ChevaIIier J-J., a.g.e, s. 32.
174 !!!!
nin kiriIacagi gün geIdi artik. Yabanci çizmesi aItinda ink-
yen kentIer, kurtariciyi a¸kIa basacak bagirIarina. Hepsi de
hinca susami¸, gönüIIerinde inatçi bir Iman. Peresti¸Ie
kar¸iIayacak kurtariciyi, gözya¸IariyIa kar¸iIayacak... Ne
oIur Medici'Ier bu mukaddes cihada öncüIük etseIer de,
¸airIerin rüyasi gerçekIe¸se, ¸airIerin ve miIyonIarca
ItaIyan'in".
Lorenzo de Medici Hükümdar'in sayIaIarim biIe açmaz ve
1519'da, MachiaveUi'nin ithaIi sayesinde kazanacagi
öIümsüzIükten habersiz, Irengiden öIür.
KitapIarin da insanIar gibi karanIik veya parIak, bahtiyar
veya me¸um bir aIinyaziIari vardir. Hükümdar MachiaveI-
Ii'nin öIümünden dört yiI sonra, yani 1531'de basiIir. Hiçbir
tepki, hiçbir heyecan uyandirmaz. Sonra IanetIe hâIeIenir
MachiaveIIi ve iItiranin kaIin sisi arkasinda taninmaz haIe
geIir.
MacauIey'i dinIeyeIim: "ItaIya'nin yeni eIendiIeri Machi-
aveIIi'den neIret ediyorIardi. Hem onun nazariyeIerini
uyguIuyor, hem hatirasina sövüyorIardi. ÂIimIer eserIerini
yanIi¸ yorumIuyorIar, cahiIIer yanIi¸ anIiyorIardi. KiIise
takbih ediyordu Hukumdafi. A¸agiIik hükümetIer ve daha
a¸agiIik yobazIar, sahte bir IaziIetin bütün kindarIigi iIe
küIrediyorIardi hatirasina. Dehasi poIitikanin bütün
karanIikIarini aydinIatan adamin, eziIen haIkIarin son
kurtuIu¸ ve öç aIma ¸ansIarim kendisine borçIu oIdukIari
adamin ismi, bir aIçakIik timsaIi oIarak diIden diIe
doIa¸iyordu. Mezan iki-yüz yiIdan IazIa bir zaman meçhuI
kaIdi".
3
3 MacauIey, Morceaux, Choisis des Essciis (DenemeIerden SeçmeIer), Hachette,
Paris 1893, s. 19.
Thomas B. MacauIey (1800-1859), ingiIiz hukukçu ve siyaset adami. Ayni
zamanda tarih ve deneme yazan. SairIigi de var. EserIeri History o/ EngIand
(ingiItere Tarihi), 5 dit (1849-1859), CriticaI and HistoricaI Essays (EIe¸tiri ve
Tarih DenemeIeri), 5 ciIt (1843). DenemeIeri Iince Edinburg Rcvieiv'da makaIe
oIarak yayimIanir.
17S
Yine MacauIey'den: "Sanmiyoruz ki, edebiyat tarihinde
MachiaveIIi'den daha menIur bir isim buIunsun.
SöyIenenIere bakiIirsa ibIisin kendisidir hazret, ¸errin
cevheridir; dönekIigi o icat etmi¸. Ugursuz eseri Hükümdar
yayimIanmadan önce dünyada ne riyakâr varmi¸, ne zorba,
ne hain, ne sahte IaziIet, ne aIki¸Ianan cinayet".
4
MacauIey, bunIari 182Tde yaziyordu. MachiaveIIi
aIeyhine serdediIen iddiaIari birer birer eIe aIiyor, bunIarin
ne kadar çürük, ne kadar haksiz oIdugunu gösteriyordu.
Machi-aveIIi'nin samimiyet ve dürüstIügü, Avrupa irIani
için MacauIey'den beri bir "kaziye-i muhkeme"dir.
Çagda¸ bir Fransiz romancisi, Jean Giono, "Kime ne
yapmi¸ bu zavaIIi MachiaveIIi?" diye soruyor. "Barutu mu
icat etmi¸, poIisi mi? Hayir... Uyandirdigi kinin tek sebebi
poIitikacinin sirIarini iI¸a edi¸i. PoIitikacinin yani
hepimizin, insan gönüI nzasiyIe piyedestaIinden inmez.
Tüm daIavereIeri biIir MachiaveIIi. Bize, nasiI
doIandiriIdigimizi anIatir. Yani insanIigin veIinimeti. Ama
madaIyonun bir de tersi var. Ba¸kaIarinin ne maI oIdugunu
anIatirken bizim de bahçemize ta¸ atar. ÖyIe aIar ki bahçe
kaImaz ortada. Ba¸ta oIsak, biz de ba¸takiIerin kuIIandigi
düzenIere sariIacaktik. Ihbar ediIene degiI, edene
kizi¸imiz bundan. Herkes bir Hükümdar, kimi IiiIen, kimi
hayaIen. En aIçakgönüIIümüzün agzinda öyIesine
IakirdiIar: Ben hükümetin yerinde oIsam bu heriIIeri
deIige tikardim veya iki atom bombasi attim miydi., vs...
Versa/a yürüyenIer kimIerdi biIiyor musunuz? Yüzbin
…VI. Louis iIe yüzbin Marie-Antoinette. Herkes
yoIsuzIukIari kinar ama herkes için ho¸ ¸ey yoIsuzIuk.
NiccoIo Mac-hiaveîIi ipIigimizi pazara çikaran adam.
Tabiatin tek kanunu var: en kuvvetIinin hakki. YaIan,
hiyanet, sahtekârIik
4 MacauIey, II g.e., s. T.
176
dünyanin her üIkesinde geçer akçe. Dogru, ama bunu
ekIeme Iâ¸etmenin mânâsi var mi? Biz medenî insanIariz.
GüvercinIeri bogariz ama zariIâne, ¸öyIe önIügümüzün
aItinda. Ya manastira gireceksin, ya NiccoIo'nun saydigi
haItIan i¸Ieyeceksin...
MachiaveIIi bir parça BuIIon, bir parça StendhaI. Konusu
insan. Hep bu hayvanin çogaIip oyna¸tigi cangiIIarda, bakir
ormanIarda ya¸ami¸. Tip ögrenciIeri morgIarda kati kaIpIi
oIurIar. BuIIon kapIani tasvir ederken ürperiyor mu?
MachiaveIIi, ÛkIid gibi taraIsiz. Mücerretten, edebiyattan
neIret eder. Tanrisi: tecrübe. SüIIirik asidin vasiIIarini
anIatmakIa ahIâk arasinda ne münasebet var? tki kere iki
dört eder, diyor. Ho¸unuza gitmiyor, çünkü iki kere ikinin
be¸ veya üç etmesini istiyorsunuz...
NiccoIo dürüst adam. CinayetIer kar¸isinda aman ne ayip'
diye yaygarayi basmiyor, inceIiyor meseIeyi, aydinIatiyor.
SuçIann da IaydaIisi, Iaydasizi var. Faydasizindan hazerI...
MachiaveIIi tarihin içinde, hem büyük, hem küçük
tarihin. TâcidarIarIa konu¸mu¸, ama herhangi bir
FIoransah. AhbapIarIa kaIayi çekmi¸, arabaciIarIa tavIa
oynami¸. EgIenceIerin en ¸ahanesi: cinayet. AhIâk: mermer
bir heykeIin ba¸inda bit aramak. Iyi ve kötü, üçgen iIe kare
gibi birbirinden ayriImaz ki... AIicenab oImak, insanIiktan
uzakIa¸mak gibi bir ¸ey. Insan, kaçiniImaz kar¸isinda niye
üzüIsün? UzIa¸ir onunIa. Ne yapmak gerekirse onu yapar.
HükümdarIar da, haIk da kan döker. Sokaktaki her insan
bir katiI adayidir. MachiaveIIi, koIektiI ¸uurun patoIojisini
yapmaz. SihhatIi bir koIektiI ¸uuru tasvir eder."
5
Bir IiIozoI (MerIeau-Ponty), "MachiaveIIi poIitikada
ahIâka kar¸i, ama ¸iddetten yana da degiI," diyor. "Hikmet-i
hü-
5 Giono Jean, "Monsieur MachiaveI ou Ie Coeur Humain DevoiIe" (Bay Machi-
aveI yahut Bütün ÇipIakIigiyIa Insan KaIbi), la Table Rande. Ekim 1859.
177
kümete beI bagIayanIar da, hukuka inananIar da tedirgin.
AhIâki hirpaIarken IaziIetten söz etmek ne cesareti
Görünü¸teki bu tezadin izahi ¸u: MachiaveUi, ma¸eri
hayatin bir kördügümünü tasvir eder; saI ahIâkin
zaIimIe¸ebiIecegi, saI poIitikanin bir nevi ahIâka ihtiyaç
duyacagi bir kördügüm.
Hükümdar yazarina göre dürüstIük özeI hayatta oIur,
poIitikanin tek kuraIi iktidarin menIaatidir. PoIitika ahIâk
di¸idir, çünkü, namussuzIar arasinda yüzde yüz namusIu
kaImak isteyen er geç mahvoIur, tarihî eyIem içinde iyi
kaIpIiIik IeIakete götürür insani; zuIüm, yuIka yürekIiIikten
daha az zaIimdir. Iç sava¸Iari önIemek için üç be¸ keIIe
koparmak zuIüm degiI, vaziIe, iktidar bir hâIe iIe çevriIi...
PoIitikanin kaderi görünü¸te cereyan etmek, görünü¸e
önem vermek. InsanIar eIIerinden çok, gözIeriyIe hüküm
verirIer. Kimse ne oIdugumuzu biImez, nasiI
göründügümüzü biIir. Içyüzümüzü biIenIer de, kaIabaIigin
kanaatim yaIanIamaga cesaret edemezIer. HaIk yaIniz
neticeIeri görür; dâva, otoritesini kaybetmemek, vasitaIar
ne oIursa oIsun, ho¸ görüIür ve aIki¸Ianir. Siyasî
münasebetIer uzaktan uzaga ve umumiyet içinde kuruIur.
Birkaç jest, birkaç söz... Bir eIsane kahramani çikar ortaya,
insanIarin körü körüne taptikIari veya igrendikIeri bir
kahraman. HükümdarIarin yumu¸ak kaIpIiIigini zaaI sayan
umumî hüküm beIki de hakIidir. SertIe¸meyi biImeyen bir
iyiIik, iyiIik oImakta israr eden bir iyiIik neye yarar? Bu bir
nevi ba¸kasini yok Iarzetmek ve sonunda küçümsemek
degiI midir? Bazen kati yürekIi poIitikaci insanIari ve
hürriyeti, hümanist oIdugunu haykirandan daha çok sever.
Tarik karga¸aIikIarIa, baskiIarIa, bekIenmedikIerIe,
dönü¸IerIe doIu. însanhgHi beIIi bir sonuca yöneIdigini
gösterir hiçbir aIâmet yok. IpIer tesadüIün eIinde. En
güçIüIerin, en zekiIerin iradesine yan çizen bir tesadüI.
Hükümdar yazari, bu ugursuzIuktan tecrübe-üstü bir
prensipIe kurtar-
178
maga kaIkmaz bizi. Ümidi de, ümitsizIigi de bir yana iter.
Bir aksiIik var beIki, ismi oImayan bir aksiIik, kasitsiz bir
aksiIik. Kar¸iIa¸tigimiz engeIIer, bir parça da kendi eserimiz
mutIaka. Gücümüzü hiçbir yanda sinirIayanIayiz. TesadüI,
hareketIerimizin yarisindan biraz IazIasini idare eder. Gerisi
bize ait. Madem ki dü¸manimizin pIanIarini biImiyoruz, o
haIde bizim için yok demektir. InsanIar hiçbir zaman
kendiIerini yeise kaptirmamaIi. SonIarini biImezIer ki.
MeçhuI ve doIambaçIi yoIIardan gideriz sonumuza.
AnIamaktan, istemekten vazgeçtik mi, tesadüI bütün
ha¸meti iIe çikar kar¸imiza. IrmakIar gibidir kader:
zekânin setIerini a¸amaz. AksiIikIeri aIt etmenin yoIu,
zamanini anIamak. Ayni meziyet insani bazen saadete,
bazen IeIakete götürür. Kadere kar¸i açtigimiz kavgada tek
ba¸imiza kaImamaIiyiz. Çagimizi anIamak ve ba¸kasi iIe
beraber oImak. Ba¸kasina zuIüm etmekten vazgeçtik mi,
yanimizda buIuruz onu. AksiIik biIe insanIa¸ir bizim için.
TaIih kadindir, ancak zora ve cesarete ba¸ eger.
MachiaveIIi, ¸iir iIe sezi¸i eyIemin di¸ina itmez. Ama
hakikat oIan bir ¸iir, teoriye ve hesaba dayanan bir sezi¸.
Onda ho¸unuza gitmeyen, tarihin bir kavga oIdugu Iikri,
poIitikanin prensipIerIe degiI, insanIarIa münasebet demek
oIdugu inanci. Haksiz mi? Tarih MachiaveIIi'den sonra da,
MachiaveIü'den evveI oIdugu gibi, prensipIerin insani
hiçbir ¸eye bagIamadigim ispat etmemi¸ midir? Ayni
prensipIer iki dü¸mana birden hizmet edebiIir. Hangi
cinayetin Ietvacisi oImami¸tir prensip? Herkes ayni degerIer
ugruna dövü¸ür: hürriyet, adaIet... YaIniz bu adaIet ve
hürriyet kimin için istenmektedir? BirIikte ya¸amak
istedigimiz insanIar kimIer? KöIeIer mi, eIendiIer mi? Yani
birtakim degerIere inanmamiz yetmez. OnIan tarihi kavgada
bayrakIa¸tiracak temsiIciIeri seçmek meseIe.
Tarih bugün de kanIi bir kavga. VasitaIar insaIsiz ve
a¸agiIik. Çemberi kirmak Iâzim.
179
MachiaveIIi'yi ümitsizIige dü¸üren, insanIari degi¸mez
sanmasi, rejimIerin devri oIarak birbirini takip ettigine
inanmasi. Hükümdar yazarina göre daima iki nevi insan
oIacaktir: ya¸ayanIarIa, tarihi yapanIar. MaIzeme iIe mimar.
Kendisi ikinciIerin yaninda yer aIir. IktidarIar arasinda
gerçekten degeri oIan hangisidir? Oportünizmden IaziIete
nasiI geçiIir? Bunu gösterecek ipucundan mahrum. Güç
bir i¸ti bu. Insan insani tanimiyordu henüz. Avrupa
kuruImami¸ti.
Hümanizma ba¸kaIari iIe oIan münasebetIerinde, hiçbir
prensip güçIügü iIe kar¸iIa¸mayan, cemiyetin i¸Ieyi¸inde
hiçbir buIanikIik buImayan, siyasi küItürün yerine ahIâkî
vaaz'i geçiren insanin iç IeIseIesi ise, MachiaveIIi hümanist
degiIdir. Hümanizma insanIa insanin münasebetIerini bir
probIem oIarak eIe aIan ve araIarinda ortak bir durumun,
ortak bir tarihin kuruIu¸unu kendine dert edinen bir IeIseIe
ise, MachiaveIIi, her türIü ciddî hümanizmanm bazi
¸artIarini dûsturIa¸tirnu¸ür.
Bugün neden herkes MachiaveIIi'yi inkâr ediyor? Endi¸e
verici bir inkâr degiI mi bu? Gerçek bir hümanizmanm
vaziIeIerini biImek istememek gibi bir ¸ey. MachiaveIIi'yi
bir reddetme tarzi var ki makyaveIciiiktir. YaptikIarini
görmeyeIim diye baki¸Iarimizi prensipIer semasina
çevirmek isteyenIerin davrani¸i. MachiaveIIi'yi bir övme
tarzi da vardir ki, makyaveIciIigin tam tersidir.
MachiaveIIi'nin poIitikaya getirdigi aydinIigi övmek" .
s
SosyoIog Raymond Aran, Sosyolofik Dü¸üncenin
MerhaIeIeri adIi me¸hur kitabinda Pareto'yu MachiaveIIi'ye
bagIar ve makyaveIciIigi "içtimaî komedyanin iki
yüzIüIükIerine i¸ik tutmak, insanIari harekete geçiren
hisIeri ortaya çikarmak;
6 Merieau-Ponty Maurice, EIoge at a PhiIosophic (FeIseIeye Methiye),
raaid, Paris.
180
tarihî oIu¸un dokusunu yapan gerçek çati¸maIari kavramak;
topIumun içyüzünü her türIü vehimden uzak bir görü¸Ie
kucakIamak için harcanan bir çaba" oIarak vasiIIandim.
IImin soguk ve taraIsiz hükmü bu. Yani MachiaveIIi âraI-
a degiIdir artik. Lâyik oIdugu yere oturtuImu¸tur.
MachiaveIIi dosyasinin kapanmadigi tek üIke: Türkiye'miz.
SöyIe ki... Hükürndafin iIk taçIi okuyucuIarindan biri IV.
Murat. Cihan Padi¸ahinin tecessüsü de cihan¸ümuI.
7
Hükümdar …VII. asirda tekrar Türkçe'ye çevriIir. Üçüncü
mütercim Mehmet SeriI: DahiIiye Naziri ve Damad-i Hazret-
Sehriyâ-ri (1335, Sudî Kütüphanesi). Metin ve ciddî bir
tercüme. Otuz sayIaIik mukaddeme MachiaveIIi'yi etraIIica
tanitmaktadir. HüIeümdar'in "SeIâtin-i Osmaniyeden SuItan
MustaIa Han-i SaIis Hazrederinin emri iIe Iisan-i Osmaniye
tercüme ediImi¸ oIdugunu ve bu nüsha-i mütercemenin
saray-i hümayun kütüphanesinde" buIundugunu bu
mukaddemeden ögreniyoruz. Ne yazik ki bu nüsha da, IV.
Murad'in emriyIe bir mühtediye çevirtiIen nüsha gibi,
eIimizde yok.
Son tercüme Vahdi Ata/m.
8
Mütercim önsözde
MachiaveIIi iIe ugra¸tigi için okuyucudan özür diIer gibidir,
"i¸in ucunda IekeIenmek tehIikesi var" diyor.
Büyük öIüyü dü¸ünüyorum "NiccoIo MachiaveIIi...
hiçbir övgü bu ad kadar yüce degiIdir".
9
Ve MacauIey'in
söyIedikIeri geIiyor akIima: "... eziIen haIkIarin son
müdaIii... FIoransa'nin en büyük adami... yozIa¸mi¸ bir
çagin ahIâksizIiktan arasindan büyük bir zekânin
meziyetIerini seçebiIenIer, bu âbide önünde saygi iIe
egiIecekIerdir".
Sadredo, Histoire de I'Empire Ottoman (OsmanIi ImparatorIugu Tarihi), Paris
1732.
MachiaveI, Hükümdar. çeviren Vahdi A tay, Remzi Kitabevi, istanbuI. 1787'de
Toscarta dükü LeopoIdo'nun Santa-Croce'de MachiaveIIi adina yükseIttigi
anita tek satir kaziImi¸tir: "Tanto nomini nuIIum par eIogium" : Hiçbir övgü
bu isim kadar yüce degiIdir.
181
Vahdi Atay, "IekeIenmek tehIikesi'ni göze aIamadigindan
Hükümdari Anti-MachiavelU¹ iIe birIikte sunuyor. Daha da
iIeri giderek birisi AmeIot de Ia Houssaye taraIindan Iehte
kaIeme aIinmi¸, ötekisi VoItaire taraIindan aIeyhte yaziImi¸
iki önsözü de bunIara katiyor. Bu AmeIot de Ia Houssaye de
kim? Mütercime göre Hükümdar1 Fransizca'ya çeviren.
Oysa bizim biIdigimiz eserin iIk mütercimi Houssaye degiI,
Je-han Chanier'dir (1554). ikinci mütercim Gohory
(1571). …VII. asir mütercimIeri MachiaveIIi'ye "peruka"
giydirirIer... Bu gayretke¸Ierin ba¸inda da AmeIot de Ia
Houssaye geIir (1684). Sayin Vahdi Atay'in "diIimize
kazandirdigi" Hükümdar bu sadakatten uzak tercümedir
i¸te.
Anti-MachiavelUyc geIince, bu eserin tek degeri, Prusya
veIiahdinin ikiyüzIüIügüne ¸ahadet etmesi: "MakyaveIik bir
hayata ¸ahane bir ba¸Iangiç" diyor J. J. ChevaIIier. Kitabinin
önsözünde, "bu canavara kar¸i insanIigi müdaIaa ettigini,
saIsata ve cinayetin kar¸isina, akiI ve adaIeti çikardigini"
söyIeyen IL Friedrich eser basiIirken tahta geçer, tik i¸i
kitabin yayiImasini önIemektir. Bunu ba¸aramayinca
imzasini inkâra kaIkar.
Simdi de Hükümdafva tercümesine bir göz ataIim.
Tercüme ¸öyIe bir ithaIIa ba¸Iiyor: "FIoransa vatanda¸i ve
sekreteri NiccoIo MachiaveIIi'den..." Oysa kitabin asIinda
FIoransa vatanda¸i ve sekreteri keIimeIeri yok. NasiI oIsun
ki? MachiaveIIi Hükümdar1 yazarken ne FIoransa vatanda¸i
idi ne sekreter. Siz bunIan dü¸ünürken sayIanin aItindaki
not hayretinizi bir kat daha arttiriyor: "sekreter o zamanIar
küçük devIetIerde ba¸bakanIik ödevini görenIere denirdi".
Ömür boyu yoksuIIuktan kurtuIamayan mütevazi
hariciye memurunu ba¸vekiIIige nasp ediyor sayin Vahdi
Atay. Ne büyük kadir¸inasIik. Saavedra'mn Edebiyat
Cumhuriye-
10 Prusya prensi Frederik'tn 1738'de kaIeme aIdigi eser.
182
ti'ni hatirIiyorum.
11
Büyük öIüIer, öbür dünyada bir devIet
kurmu¸Iardir. Sezar, miIIî savunma bakanidir, Tacitus, miIIî
savunma müste¸ari... MachiaveIIi'ye haksiz davranmi¸
IspanyoI yazari. Vahdi Atay, yaIniz çaginin degiI,
Saavedra'nin da kadirnâ¸inasIigim teIaIi ediyor.
BöyIe ba¸Iayan bir tercümeden ne bekIeyebiIirsiniz? Vahdi
Atay ba¸bakanIiga tayin ettigi kahramanini diIedigi gibi
konu¸turuyor. Çapra¸ik, egri bügrü, pis bir diI. Hükümdar
degiI bu, bir karikatür veya bir parodi. ZavaIIi MachiaveIIi
daha çiIen doImami¸.
11 CemiI Meriç, "Saavedra'yi tanir misiniz?", XX. Asir. 5.3.1953.
12 CemiI Meriç, MachiaveIIi'yi 1967-68 ve 1968-69 ders yiIIarinda ögrenciIerine
tanitir. Bkz. Sosyolofi Notlan ve Konferanslar. "MachiaveIIi", IIeti¸im YayinIan,
1. baski 1993, s. 147 vd.; "Hiçbir övgü, onun ismi kadar yüce degiIdir" a.g.e.
s. 184 vd. ve "PoIitika ve AhIâk" a.g.e., s. 189.
$"#
&A>BA20. ALTI KÎTABI
DevIet gemisi pupa yeIken giderken, i¸i gücü
egIencedir herkesin: vur patIasin, çaI oynasin. Ama,
Iirtina kopup da gemi çaIkaIanmaga ba¸Iadi mi, bir
teIa¸tir aIir herkesi. Geminin sahibi, süvariIer,
mürettebat görev ba¸ina ko¸arIar: soIukIan kesiIir
çaIi¸maktan. YoIcuIarin da bo¸ durmamasi gerekmez
mi? Kimi haIatIara sariImaIi, kimi Iengere. Ya gücü
yetmeyenIer! OnIar da ögüt vermeIi çaIi¸anIara.
Jehan Bodin
Hükümdafa en az benzeyen eser. Devletin AIti Kitabi
(kisaItiImi¸i Devlet)} FIoransah NiccoIo MachiaveIIi iIe AnjuIu
Jehan Bodin (1530-1596) kadar birbirinden IarkIi pek az insan
var. DevIet, heybetIi bir âbide: bir siyaset iImi ve âmme hukuku
âbidesi. Abus ve penceresiz. BiIgiyIe zirhIi ve her türIü
zaraIetten uzak. Hükümdar onun yaninda, sikintiya geImeyen
bir heveskânn, vakit geçirmek için yazdigi bir kitap. Bodin
yaman bir hukukçu: deIiI üstüne deIiI yigar.
1 Bodin Jehan, UJ Six Livres de Ia RepuMique, 1576.
1«4
Yavuz bir ahIâkçi: KutsaI KitapIariine benzeyen bir hu¸unet.
Din probIemini, devIetIe Ierdin yüce menIaatIerim kendine
dert edinen, uIu bir vicdan. MachiaveIIi ona kiyasIa
mü¸ahhas iktidarin hayâsiz ve dar görü¸Iü bir peresti¸kân.
Mü¸ahhas iktidar, insanIari, iktidar etraIinda doIa¸an
tecritIerden daha çok büyüIemi¸. Ustaca yaziImi¸ canIi bir
kitap, üsIuptan mahrum agir ve âIimane bir eserden her
zaman daha çok okunacaktir. Ama DevIet de Hükümdar
kadar büyük akisIer yaratmi¸, HûIeûmdar'inkinden çok IarkIi
akisIer. Kapanmak üzere oIan …VI. asirda unutuImaz bir
tarih DevIet (1576).
1576... Saint-BartheIemy katIiami dört yiI önce oImu¸tur.
Vasitanin makyaveIce gaddarIigi, hak dininden ayriIan
ProtestanIarin imhasini gerçekIe¸tiremedi. ProtestanIar için
de tek hakiki din vardi: kendiIerininki. OnIar da
zuIümIerine ugradikIari KatoIikIer gibi dü¸ünürIer. Fransa
üIkesinde iki tane dine yer yoktur. Her iki Iirkanin da
kraIdan bekIedigi kendi dâvasini, Hakkin dâvasini
benimsemesidir: Hak dinine ihanet eden zâIim hükümdar,
ayagini denk aIsin: kani heIâIdir, onu katIetmek "zâIimi
katIetmektir".
1573'de, Saint-BartheIemy Ierdasinda, taninmi¸ bir
hukukçu, Francois Hotman, CaIvin'in vatani oIan
Cenevre'den bir risaIe IirIatir Fransa'ya, kisa zamanda ün
kazanacak bir risaIe: Franko-Galya. RisaIe taraIsiz bir
biIginin, Fransa kraIIiginin men¸ei üzerine bir ara¸tirmasi
oIarak sunuIur. Yazara göre, eski Fransa kraIIari seçimIe
iktidara geIirIerdi, "tiran oIarak degiI, hükümdar oIarak
seçiIirIerdi, mutIak, a¸m ve sonsuz bir güçIeri yoktu, beIIi
kanunIara ve ¸artIara tâbi idiIer." Demek ki haIk, anIa¸ma
¸artIarina uymayanin tacini aIabiIirdi ba¸indan. BöyIe bir
hükümdarIik, mutIak bir kraIIik oIamazdi, karma bir
devIetti. Hotman'a göre, rejimIerin en iyisiydi bu, "Üç
unsuru, kraIi, aristokrasiyi, haIki kayna¸tiriyor, araIarinda
bir denge kuruyordu¹.
185
Bu rejimde "dogu¸tan araci" oIan aristokrasi, "tabii oIarak
birbirine dü¸man" oIan kraIin gücüyIe haIkin gücü arasinda
araciIik vaziIesi görüyordu. Nice Protestan, hatta daha sonra,
nice KatoIik yazara örnek oIan Franho-Galya. kraIIik suItasinin
a¸iriIigina kar¸i açik bir hücumdu. GüzeI.PhiIip-pe'den beri
Roma imparatorIuk hukukunun Imperium'unu, yani hiç
kimseye hesap vermek zorunda oImayan mutIak hâkimiyet
hakkim, Fransa kraIi Iehine diriItmek isteyen burjuva
hukukçuIarinin inatçi gayretIerine meydan okuyu¸tu bu.
Bu saIdiriya kim cevap verecekti?
"PoIitikaciIar" diye taninan bir Iirka vardi. SansöIye MicheI
de LHopitaI'in yüce ki¸iIigi hâkimdi Iirkaya. "PoIitikaciIar"
KatoIikIerden de ayriydiIar, ProtestanIardan da. Hiristiyan
birIiginin bozuIu¸u bir oIdu bitüydi; kabuI ediyorIardi bunu.
ProtestanIik da bir vakiaydi. Vicdan hürriyetinin ürkek bir
ba¸Iangici oIan müsamahadan yanaydiIar. KraI, Ka-toIik-
Protestan çati¸masinin üstündedir; bir parti ba¸kani degiI, bütün
mezhepIerin hakemi ve en son koruyucusu. "PoIitikaciIar"a
göre son kurtuIu¸ ümidi: devIet otoritesini kuvvetIe eIinde tutan
güçIü bir kraI. MiIIî birIik, dinIerin ikiIigine ragmen ancak bu
sayede sagIanabiIir, ayakta tutuIabiIirdi. Anar¸i de,
müsamahasizIik da ancak böyIe önIenebiIirdi.
Zamaninin devIet i¸Ierine ve haricî siyasetine IaaI oIarak
katiIan Jean Bodin de "PoIitikaciIardandi. Önce hukuk
hocasiydi, sonra majistra oIdu. VasiIIari beIIi oImayan bir "Hâ-
ük-ì tabiat"a inaniyordu. 1576, Bodin'in hayatinda büyük bir
yìl. O yiI Bodin, DevIet'i kaIeme aIarak, monark aIeyhtari
Protestan Hotman'm meydan okuyu¸una ve her soydan
makyaveIcuün iIahî ahIâka saIdiri¸ina cevap verir. Bütün bir
hayatin eseridir DevIet, bir dü¸üncenin taçIani¸idir. Kitap
yayinIandigi zaman, Avrupa'nin bütün biIginIeri, bütün
186
merakIi aydinIan zaten taniyordu ya:an.
Bodin on yiI önce Latince bir eser yayimIami¸, yeni yoIIar
açmi¸ti dü¸ünceye: Tarihi AnIamamizi KoIayIa¸tirmak Için
Metot. Bodin'in tarihte aradigi, "kanunIarin ruhu"dur. O,
eskiIerin ¸uraya buraya dagiIan kanunIarim ancak tarih
sayesinde topIayabiIir ve onIarin terkibini yapabiIiriz,
diyordu... Gerçekte cihan hukukunun özü, tarihtedir.
Çünkü kavimIerin âdetIerini, devIetIe iIgiIi her i¸in
ba¸Iangicim, geIi¸me mekanizmasini, ugradigi degi¸ikIikIeri
ve nereye vardigini ondan ögreniyoruz. Bu son cümIede
DevIerr'in pIanini görür gibi oIuyoruz. Eserin içindeyse,
ikIimIer teorisinin iIk ¸ekIi beIiriyor. Bodin, 1576'da bu
nazariyeyi yeniden eIe aIacak, daha sonra Montesquieu,
ikIimIer teorisine büyük ün kazandiracaktir.
Bodin'in bütün FransizIar anIasin diye, haIk diIiyIe yani
Fransizca oIarak kaIeme aIdigi DevIet, birçok âIimane
ara¸tirmaIari, tasavvur ediIemeyecek kadar degi¸ik birçok
teteb-buIari, birçok orijinaI ve ince dü¸ünceIeri yeniden eIe
aIir ve taçIandirir. Ama bütün bunIar astroIojiye, Pisagor'a
dayanan garip görü¸IerIe iç içedir. Devlet asnn hukukî ve
siyasî bir meceIIesidir. O çagIarda iktisadî de siyasInin bir
parçasi kabuI ediImektedir. Eser aIti kitap, kirkiki böIüm.
Hü-Ieümdar'in o veciz böIümIerine kiyasIa ne heybetIi, ne
göz yiIdirici bir eser. Kitapta her¸ey var. Hatta her¸eyden de
IazIasi! En ansikIopedik kaIaIi Fransizin, hatta
AvrupaIinin bütün biIgiIeri kucakIayan, ansikIopedik
vasiyetnamesi. Bir dü¸ünceIer, istidIaIIer, vakaIar, metinIer
ve teIsirIer ummani. Bu ummanin ortasinda mermer çevresi
keskin bir i¸ikIa yikanan bir ada: hâkimiyet.
"DevIet, birçok aiIeIerin ve onIan mü¸tereken
iIgiIendiren hususIarin egemen bir güçIe ve hakkaniyete
uygun oIarak yönetiImesi demektir. Bu tariIi en ba¸a
koyuyoruz çünkü her konuda önce ana gaye, daha sonra
da bu gayeye
187
uIa¸tiracak yoIIan ara¸tirmak Iâzimdir. TariI, eIe aIman
konunun gayesidir. SagIam bir temeIe oturtuImami¸sa,
üzerine kuruIacak her¸ey çok geçmeden yikiIir..."
"tyi düzenIenmi¸ bir devIetin ana gayesi nedir?" ba¸Iigini
ta¸iyan birinci kitap bu satirIarIa ba¸Iiyor. Bodin'i
iIgiIendiren, gerçegin kendisi degiI (MachiaveIIi gerçege
tapardi), me¸ruiyettir mütehakkimane bir edayIa
nazariyesini sundugu siyasî topIuIuk, "hakkaniyetIi" bir
hükümettir. Yani sadece akiI, adaIet ve keIimenin en
yüksek, en EIIatun'cu manâsiyIa düzen gibi birtakim
manevî degerIere uygun oImakIa kaImayan, üsteIik bu
degerIerin gerçekIe¸tiriImesini kendine gaye ve emeI edinen
bir hükümet. Maddî gayeIerin tahakkuku sadece iIk
merhaIedir. Bodin, amacimiz saadetten de üstündür, der.
AiIe ¸ereI mevkiindedir, hareket noktasidir aiIe, ana-
hücredir, iyi düzenIenmi¸ siyasî topIuIugun timsaIi ve
modeIidir. Bodin için egemen güç, dogru oIarak anIa¸iIan
siyasî topIuIuk kavraminin içindedir, bu tarti¸iImaz.
"Tahtayi gemi yapan: biçimi. KemerIeri destekIeyen
omurgayi, geminin ba¸ini ve kiçini, güvertesini kaIdirin, ne
kaIir ortada. Tipki onun gibi egemen güç oImayinca devIet
de devIet oImaktan çikar. DevIetin bütün böIümIerini,
bütün aiIe ve zümreIeri bir tek vücut haIinde topIayan bu
güç". EgemenIik Roma hukukçuIarina ¸iddet ve ihti¸amIa
hissettirmi¸ti kendini, bu güce Majestas diyorIardi. Bodin
hâkimiyet konusuna egiIir egiImez, cedeIci (diaIektik)
kuvveti hiç kimsenin a¸amayacagi bir irtiIaa yükseIir.
Kendi has bahçesinde doIa¸tiginin, ezeIden beri
maIikânesi oIan toprakIarda avIandiginin Iarkindadir.
EgemenIigin tariIini yapmak gerektigini büyük bir gururIa
beIirtir. Hiçbir hukukçu, hiçbir siyasî IiIozoI egemenIigi
tariI etmemi¸tir henüz. HaIbuki devIet hakkindaki bir
eserde anIatiImasi gereken en can aIici, en önemIi nokta
bu. Yine büyük bir istih-
188
IaIIa kendisinden önce kimsenin egemenIigin gerçek
aIametIerini beIirtemedigine i¸aret eder. Bu aIâmetIer
beIirtiImedikçe teba, egemenIigin gerçekten kime ait
oIdugunu kestiremez.
EgemenIik, siyasî topIuIugu kayna¸tiran, birIe¸tiren
güçtür. O oImazsa siyasî topIuIuk parçaIanir. E¸yanin
mahiyeti icabi, ya¸amak isteyen her içtimaî zümrede bir
"emirIer, itaatIer" aIi¸veri¸i vardir, egemenIik gücü bu
mübadeIeyi biI-IurIa¸tinr. "Bir devIetin mutIak ve devamIi
iktidarTdir egemenIik.
EgemenIik devamIidir, yani cemiyet hangi biçimde teceIIi
ederse etsin, onun yönetici ¸uuruna siki sikiya bagIidir.
Egemen hükümdarIar, birbiri ardinca tahta geçerIer, ömür
boyu egemendirIer. Demokratik devIetIer, egemenIigi,
sosyaI biçimIerinin tabiî devamIiIiginda buIurIar. Fakat bir
memurun veya beIIi bir zaman için seçiIen te¸riî bir heyetin
egemenIiginden söz ediIemez.
DevamIi oIan egemenIik, mutIaktir da. "Egemen oIanIar,
hiçbir zaman ba¸kasinin buyrukIarina tâbi oImamaIi, teba-
Ian için kanun çikarabiImeIi, onIari iptaI veya iIga
edebiImeIi, yeni kanunIar yapabiImeIidir. Bunun için
Kanun: hükümdar kanunIarin nüIuzu di¸indadir, der".
Kendinden önce geIenIerin kanunIarina tâbi oImayan
hükümdar, kendi kanunIarina da tâbi degiIdir. Istese de
"kendi eIIerini bagIayamaz". Onun için Ierman ve
emirnameIerin sonunda ¸u keIimeIeri görürüz: zira böyIe
irade eyIedik. Adeta demek istenir ki, hükümdarin kanunIari
sagIam ve ciddî sebepIere dayanmakIa beraber, yine de onun
¸ahane arzusuna bagIidirIar".
I¸te egemenIigin gerçek aIâmetIerinden birincisi ve en
mühimi, bu yetkidir, kanun çikarmak ve kanunIari iIga
etmek yetkisi. "Hükümdarin iIk vasIi, umumiyetIe bütün
cemiyeti, hususî oIarak her Ierdi, kanunIarina boyun egdir-
189
1
mesidir. Bunun için kendisinden büyük, kendi ayarinda
veya daha küçük, herhangi bir kimsenin rizasina ihtiyaci
yoktur. Zira, eger hükümdar kanun çikarmak için
kendisinden büyük birinin rizasina muhtaç oIsa, hakikî bir
tebadir. Kendi ayarinda birinin rizasi söz konusuysa, bir
ortagi var demektir. Tebasimn, senato veya haIkin rizasini
aIacaksa, hükümdar degiIdir". Peki âdetIer ne oIacak?
"Kanun âdetIeri hükümsüz birakabiIir, âdet kanunun
di¸inda kaIamaz".
EgemenIigin bütün diger vasiIIari, bu vasIin içindedir.
ÖyIe ki, dogrusunu söyIemek gerekirse "egemenIigin tek
vasIi" budur. Harp iIan etmek, suIh yapmak, ba¸Iica devIet
ricaIini tayin etmek, en son hüküm mercii oImak, kararIara
ve kanunIara itibar etmeden mahkûmIari aIIetmek, para
basmak, haraç ve vergi tarhetmek; bunIarin hepsi de
egemenIigin gerçek i¸aretIeri. Teba bu i¸aretIer kar¸isinda
tereddüde dü¸mez. BunIarin hepsi de o degerIi güçten
titizIikIe taIep ediIen, o tek eIden kanun yapmak ve kanunu
ortadan kaIdirmak yetkisinden dogar.
EgemenIik üzerine her teori, birtakim siyasî art
dü¸ünceIeri diIe getirir ve derin siyasî yankiIar
uyandirmaga namzettir. Bodin'e göre egemenIik, nazarî
oIarak, kaIabaIigin da eIinde oIabiIir (demokrasi), bir
azinIigin da (aristokrasi), bir tek insanm da (monar¸i). Ne
var ki, yazar bize niçin monar¸iyi tercih ettigini
söyIemeden önce de, nazariyenin kendisi, yani mücerret
oIarak egemenIik, Fransa kraIi Iehine çaIi¸maktadir. Bu
egemenIik nazariyesi, IeodaIiteyi kesin oIarak bozguna
ugratmasi ve Protestan yazarIarin kraIIiga kar¸i bir sava¸
maki na¸i oIarak kuIIanmak istedikIeri karma hükümet
hakkindaki rakip nazariyeyi tasIiye etmesi bakimindan,
eski hukukçuIarin israrIi gayretini devam ettirir ve
taçIandirir. DevIet otoritesini, aIabiIdigine parçaIayan,
devIetin yetkiIeriyIe ¸ahisIannkini birbirine kari¸tiran
IeodaIite, kanun yapma ve kanun kaIdirma imtiyaziyIa
mücehhez bu mutIak egemenIik kar¸isinda tuzIa buz oIur.
190
Bodin, Fransiz aristokratik monar¸isinin öIüm çanini
çaIiyor; Papanin cismanî bakimdan Fransa kraIIigi
üzerindeki her türIü iddiasini sona erdiriyordu. Fransa
kraIi hükümrandir. Hükümran, tariIi icabi, ba¸kasina bagIi
oImayandir. Ne Papaya bagIidir, ne imparatora. HakIarinin
tek kaynagi vardir: kendisi. Hiçbir ¸ahsî metbuiyet tanimaz.
Iktidari, ne zamanIa mukayyettir, ne temsiIî mahiyettedir.
Dünyadaki hiçbir iktidara kar¸i sorumIu degiIdir bu
iktidar. BöyIece egemenIik, derebeyIik denen o "çeIik
zincirin haIkaIarini parçaIarken miIIî bagimsizIigi da
teminat aItina aIiyor"du.
Karma hükümet, eski bir teori: üç kIasik devIet ¸ekIi veya
tipinden ba¸ka (demokrasi, aristokrasi, monar¸i) her
üçünün terkibinden meydana geImi¸ dördüncü bir
hükümet ¸ekIi daha vardir: karma hükümet. Francois
Hotman'm bu hükümet biçimini nasiI gökIere çikardigini
gördük. Niçin böyIe yaptigi da maIum...
Bodin de i¸in Iarkinda: "AIdatici teoriIerden" biridir bu.
Protestan Hotman ve ayni cephenin yazarIari bu teoriyIe
"tebaIanni tabiî hükümdarIarina kar¸i ayakIandirmaga"
çaIi¸makta, "kapiIari hayâsiz bir anar¸iye açmaktadirIar;
dünyanin en yaman istibdadindan daha korkunç bir
anar¸iye" (DevIetin Önsözü). Ve Bodin, o âIimane, o sert
edasiyIe ta¸i gedigine koyar. "Fransa üç devIetten
kuruIuymu¸; Paris parIamentosu bir aristokrasiymi¸; üç
siniI (siniIIar mecIisi) demokrasiyi temsiI ediyormu¸; kraI da
kraIî devIeti. Bu yaIniz saçma bir görü¸ degiI, bir cinayet.
Tebayi hükümdarIa hemayar saymak, huruç aIes
suItandir".
2
BöyIe dü¸ünenin keIIesini kesmek caizdir.
GörüIüyor ki, bazan "babacan Bodin" diye bahsettikIeri
zat, devIetin seIameti söz konusu oIunca pek ¸akaya
geImiyordu. "MutIak hâkimiyetIe bagda¸mayan,
kanunIara ve
Hükümdara kar¸i isIenen.suç (erime de Iese-majeste)
+
sagduyuya aykiri oIan bu tehIikeIi hezeyanIara" kar¸i
yükseIttigi ithamname parIak ve ezicidir. Sanki egemenIik
EIendi'nin boyuna degi¸tigi üçIü bir oyun: kâh miIIet
EIendi oIacak, kâh aristokratIar, kâh hükümdar. Peki ama,
hem aristokratik, hem kraIi, hem de haIka dayanan bir
DevIet'i kurabiImek için egemenIigin aIâmetIeri nasiI
böIünecek? Bodin'e göre böyIe bir böIünme kesinIikIe
mümkün degiI. BöyIe bir DevIet, hiçbir zaman mevcut
oImami¸tir ve havsaIaya biIe sigmayan bir ucubedir.
"EgemenIik böIünme kabuI etmez. Zira herkese Ierman
dinIetecek güçtedir, yani kar¸i konmadan, hatta ses biIe
çikariImadan, diIedigini emreder, diIedigini
yasakIayabiIir, ba¸kaIarinin kendi izni oImadan sava¸ veya
bari¸ yapmasini, vergi topIamasini, birine biat etmesini
meneder... ÖyIe ki egemenIigin hükümdara kaImasi veya
bir azinIigin eIine geçmesi veya bütün haIkin oImasi için
siIaha sariImak Iâzim geIir boyuna. EgemenIik kati oIarak
taraIIardan birinin eIine geçinceye kadar, her devIet iç
sava¸in IirtinaIariyIa sarsiIir durur".
Dâva hükme bagIanmi¸tir: karma hükümet devIetin
bozuk bir ¸ekIidir, o kadar. Piç ve göz boyayici bir rejim.
Karma devIet, parçaIanan, zedeIenen egemenIik bütün
oIarak beIIi bir eIde topIanmcaya kadar, en korkunç
anIa¸mazIikIara gebedir.
Ikinci kitabin ba¸Iigi ¸öyIe: "Her nevi DevIet ¸ekIi ve üc-
den IazIa devIet ¸ekIi oIup oImadigi üzerine". Bodin bu
soruyu muzaIIer ve kestirip atan bir "hayir"Ia
cevapIandirir. Bu ba¸ari edasi aItinda, tehIikeIi bir doktrini
tasIiye etmekten memnuniyet duyan usta bir hukukçu ve
dürüst bir vatanda¸ sakIi: öyIe bir€doktrin ki, sözde
asiIIerin ve haIkin hakikatte ise anar¸inin yararina, Fransa
kraIinin egemenIi gini eIinden aIiyor, çikariyor, onu
kraIIigin basit bir rriajisi rasi yapiyordu.
192
Üç devIet ¸ekIi içinde, Bodin niçin monar¸iyi tercih
ediyor? Sonra tercih ettigi bu monar¸i nedir?
Monar¸iyi tercih ediyor, monar¸iyi yani, hatirIataIim,
mutIak hâkimiyetin tek hükümdar eünde topIandigi devIet
¸ekIini. Bu tercihin birçok sebepIeri var.
EvveIa tabiata en uygun rejim monar¸idir. "Tabiatin bütün
kanunIari bizi monar¸iye götürüyor". DevIetin örnegi oIan
aiIede reis tektir. Gökyüzünde tek güne¸ var. Dünyayi idare
eden Tanri tek. "Nitekim, ne kadar eskiye uzanirsak
uzanaIim görürüz ki, kendiIerini tabiatin iIhamina terkeden
bütün kavimIer monar¸iden ba¸ka devIet ¸ekIi
tanimami¸Iardir". Ikna ediImemi¸ de oIsa, agzim açacak haIi
kaImami¸tir okuyucunun.
Bodin "egemenIik hakki"nin ate¸Ii bir nazariyecisi. Evet,
mücerret oIarak mutIak egemenIik, pekâIâ, haIkin da eIinde
oIabiIir, aristokrasinin de, tek hükümdarin da. Fakat
tatbikatta bu mutIak egemenIik, taksim kabuI etmez
aIâmetIe-riyIe ancak monar¸ide kendine Iâyik bir organ,
kuvvetIi bir destek, bir sürekIiIik teminati buIur. Bodin' in
monar¸iyi tercih edi¸inin ikinci sebebi budur.
"Fakat devIetin can aIici noktasi hâkimiyet hakkidir.
Hâkimiyet, dogrusunu söyIemek gerekirse, monar¸inin
di¸inda mevcut oIamaz, ayakta duramaz. Zira bir devIette
ancak bir ki¸i hükümran oIabiIir; iki, üç veya daha IazIa ki¸i
varsa hiçbiri hükümran oIamaz. Çünkü hiçbiri ötekine
Ierman dinIetemez, kendisi de ba¸kasinin Iermanini
dinIeyemez. Birçok beyIerden kuruIu bir heyetin veya
haIkin hâkimiyeti eIinde tuttugu dü¸ünüIsün. OnIan
birbirIeriyIe kayna¸tiracak egemenIik gücüne sahip bir
ba¸bug yoksa, böyIe bir heyet veya böyIe bir haIk nereye
dayanacak?"
DevIet yazarinin monar¸iyi tercih edi¸inin üçüncü sebebi
de, monar¸ide, ehIiyet sahipIerinin daha büyük bir isabetIe
seçiIebiImesi.
193
"Her üIkede biIgeIer ve erdemIiIer pek az sayidadirIar.
ÖyIe ki çok deIa, en sagIam ve en degerIi insanIar, tedbirsiz
bir haIk hatibinin veya hayâsiz bir poIitikacinin ihtirasi
yüzünden çogunIugun baskisina boyun egmek
zorundadir. Oysa hükümdar bu degerIi azinIigi koruyabiIir,
kâmiI ve dirayetIi kimseIeri i¸ba¸ina getirebiIir. HaIbuki
haIk veya zadegan hükümetIerinde ister istemez akiIIiIar
da, deIiIer de mecIise girer*.
Ama Bodin'in begendigi monar¸i rasgeIe bir monar¸i,
meseIa "hükümdarin tabiat kanunIarini hiçe sayarak hür
insanIari köIe, tebamn maIIarini kendi maIi addettigi"
müstebit monar¸i degiIdir. Bodin iIahî hikmetin teceIIisi
oIan tabiat kanunIarini, hükümdarmkiIerden üstün tutar,
"iIahî ve tabiî kanunIara geIince, dünyanin bütün
hükümdarIari bu kanunIara tabidirIer, onIara kar¸i koymak
hadIeri degiIdir, yoksa Tann'ya kar¸i geImi¸ oIurIar". Bu
tabiat kanunIarinin ba¸inda da, tebamn tabiî hürriyetine ve
maIIarina saygi göstermek geIir. AnjuIu hukukçunun
övdügü monar¸i, oIsa oIsa, kraIci monar¸i, kendi tabiriyIe
me¸ru monar¸idir; böyIe bir monar¸ide, teba hükümdarin
kanunIarina, hükümdar da tabiat kanunIarina uyar;
tebamn tabiî hürriyetine ve maIIarina dokunuImaz".
Hükümdar hareketIerim, tabiî adaIete göre ayarIar, "bu
adaIet, güne¸in i¸igi kadar aydinIik ve parIaktir".
Bu kraIci veya me¸ru monar¸i türIü ¸ekiIIerde beIirebiIir.
Evet, mutIak ve böIünmez oIan hükümranIik "ortakIik"
kabuI etmez, Iakat hükümranIigin uyguIani¸i demek oIan
hükümet, çe¸itIi terkipIere eIveri¸Iidir. HükümranIikIa,
hükümeti birbirinden ayiran iIk yazar, Bodin'dir. Daha
sonra Rousseau da ayni Iarki beIirtecektir. Hükümdar,
makam ve pâ yeIeri "asiIi, zengini, nüIuzIuyu gözetmeden"
tam bir e¸it IikIe dagitiyorsa, me¸ru monar¸i, bir haIk
hükümetidir. Bo din, böyIe bir e¸itIikten ho¸Ianmaz:
ki¸iIeri, kabiIiyetIer
194
servetIeri dikkate aIan zadegan hükümetini tercih eder.
Makam ve rütbeIer "asiIIere veya sadece en nüIuzIuIara
veya en zenginIere tevcih ediImeIidir". Fakat Bodin'in en
çok begendigi hakiki kraIci hükümet ahenkIi bir
hükümettir.
"BiIge hükümdar, üIkesini ahenkIe yönetmeIidir. HavasIa
avam'i, zenginIe Iakiri tatIi tatIi kayna¸tirmaIidir. Ama bu
i¸i öyIe bir inceIikIe yapmaIidir ki, havas'm avama kar¸i bazi
üstünIükIeri oIsun. Zira, hukuk ve askerIikte avam kadar
ehIiyetIi oIan asiIin adaIet ve harpIe iIgiIi vaziIeIerde tercih
ediImesi, IakirIe ayni Iiyakatte oIan zenginin paradan çok
¸ereI getiren i¸Ierde kuIIaniImasi, Iakire ise itibardan çok
para getiren hizmetIer tevdi ediImesi yerindedir; bundan her
iki taraI da memnun oIur".
Esnek, dengeIi bir sistem: yazar böyIece ihtiIâIIeri de
önIeyecegine inanir. Süphe yok ki böIünmez, mutIak bir
hükümranIik bahis konusu, ama sinirsiz bir hükümranIik
degiI bu, ahIak! hudutIari var. MutIak monar¸i, keyIî
monar¸i degiI. Bu monar¸i, Senato veya ParIamento adi
veriIen daimî bir mecIisi, zaman zaman topIanacak siniI ve
eyaIet mecIisIerini kabuI eder, hatta gerektirir. Monar¸i,
cemaatIar, esnaI heyetIeri, encümenIer, ruhanî te¸ekküIIer
gibi devIetIe teba arasinda araciIik eden her nevi kuruIu¸Ia
uzIa¸ir, hatta zenginIe¸ir. BunIar içtimaî zinciri sikan ve
sagIamIa¸man dügümIere benzerIer.
Ama bu te¸ekküIIerden hiçbiri, hükümdarin izni oImadan
mevcut oIamaz, hükümdarin nüIuz ve seIahiyetine zerre
kadar tecavüz edemez. Karar hakki yaIniz hükümdarindir:
senato da, siniI ve eyaIet mecIisIeri de, isti¸arenin ötesinde
herhangi bir karar hakkina sahip degiIdirIer. Bodin,
tehditkâr bir edayIa, yoksa, diye haykirir "o kadar yüce,
öyIesine mukaddes oIan" hükümranIigin yani majestas'in
çökü¸ü oIur bu.
"Dünyada Tanri'dan sonra en büyük varIikIar hûkûmdar-
195
Iardir. Diger insanIari yönetmek için Tanri taraIindan vazi-
IeIendiriImi¸Ierdir, onun vekiIidirIer. Bu itibarIa onIarin
evsaIini iyice biImek gerektir ki, tam bir itaat iIe
uIuIukIarina hürmet ve ubudiyet gösteriIebiIsin ve onIardan
kemaI-i tazimIe sö: ediIebiIsin. Zira hükümdarina
saygisizIik eden, Tanri"ya saygisizIik eder. Hükümdar
Tann'nin yeryüzündeki göIgesidir".
Çagda¸ bir siyaset hukukçusu, Bodin'e ayirdigi etüdü
(takdim ettigimiz yazi bu etüdün bir hüIasasi
mahiyetindedir) ¸öyIe bitirir: "KraIIik devrinde oIdugu gibi
modern rejimde de, monar¸ik mutIakiyette oIdugu gibi,
demokratik mutIakiyette de siyaset üminin ve amme
hukukunun temeI kavrami oIan hâkimiyet, bu adamIa ve bu
eserIe ba¸Iar. Bodin'e göre hâkimiyet 'bir mermer bIok'tur,
yerinden oynati-Iamaz".
3
Geçen asrin hukukçuIari da daha az sitayi¸kâr degiIdir
"…VI. astin Machiavetti'den sonra en büyük siyaset nazari-
yecisidir Bodin. Devlet. konusunun geni¸Iigi ve kuIIaniIan
maIzemenin zenginIigi bakimindan ancak Aristo'nun
PoIitikasi iIe veya Kanunlarin Ruhu iIe mukayese ediIebiIir.
Her çagin poIitikacisi için IaydaIi ve ögretici bir kitap".
4
AnjuIu hukukçu, MachiaveIii iIe Hobbes arasinda bir
köprü. Monar¸inin yavan Iakat yaman bir müdaIii.
Bizde niçin bir Bodin, bir Hobbes, bir Bossuet
yeti¸memi¸? Neden yeti¸sin... MutIakiyetin bu yavuz
nazariyeciIeri OsmanIi üIkesinde ya¸asaIar Zat-I
Sahanenin destancisi oIurIardi. ÜIkeIerinde gerçekIe¸tigini
göremedikIeri âdiI ve kerim devIet rüyasini, yaIniz
OsmanIi gerçekIe¸tirmi¸tir. Padi¸ahin müdaIaaya ihtiyaci
yoktu. Padi¸ahIik müessesesi hiçbir zaman tehIikeyIe
kar¸iIa¸mami¸ti ki.
3 ChevaIIierJ-J., a.g.e. s. 51.
4 Janet PauI, Histocre de la Science Politique (Siyaset BiIim Tarihi) 1887.
196
KraIIik tarihin tasIiye ettigi içtimai bir düzen. Onun da
bütün hükümet ¸ekiIIeri gibi müsbet veya menIi taraIIari
. IImin vaziIesi inkâr degiI tesbittir. Avrupa,
hükümdarIarina hürmetkar. HükümdarIarina yani mazisine,
mukaddesIerine. Bu tarih ¸uuru, bu kendi kendine saygi, bu
kadir¸inasIik Bati'dan aImamiz gereken en büyük ders.
HALKiN SELAMETI
Gerek hükûmet-i mutIaka oIsun, gerek hükümet-i
me¸ruta oIsun bi'1-cûmIe dûveI-i mûtemeddinede
hükûm-darIann her nevi itirazdan saIim ve her haIde
mukaddes oImaIari, intizam-i devIet ve iktidar-)
hükümetçe gayet mühim bir esas oIup, Zat-i
Sevketsimât-i Hazret-i Padi-¸ahiIeri gibi SaItanat ve
HiIaIeti cami oIan bir hükümdar hakkinda bu esasin ne
mertebe kesb-i ehemmiyet ve mukaddesiyet ettiginin
taIsiIine hacet görüImez.
Cevdet Pa¸a
(TezdIeir)
Tedbir-i müIk ve emr-i idare hakkinda mevzu oIan ka-
vaid ve ¸erait-i IsIâmiyyeye nazar-i im'an iIe bakiIir ise
görüIür ki, bu kavaid ü ¸eraite tamamiyIe tevîik-i
hareket eyIeyen devIet, bir taraI dan adaIet ü
hakkaniyete en muvaIik veçhiIe hürriyet esasIarini
mü¸temiI ve diger taraItan hükümet-i mutIakaya
mahsus oIan inzibat ve iktidar hususIarini mûtekeIIiI
bir hükûmet-i me¸-rua oIarak, siyasiyyundan hiçbirinin
tasavvur edemedigi suretde kudret ü miknetini temin
etmi¸ oIur.
Cevdet Pas
(TezdIeii
198
Ayri çagIarda ya¸adiIar, yurtIari ayri... ama iIham kaynakIari
bir. içtimai sarsintiIar. DizginIeri gev¸etiIen insanin kurtIa¸-
tigina ¸ahit oIduIar; anIadiIar ki, a¸iri hürriyet anar¸iye
açiIan bir kapi, anar¸iye yani cangiI kanunIarina.
BedbinIikIeri, aci tecrübeIerin meyvesi.
TunusIu, magrur bir tevekküI; FIoransah, buruk bir
istihza; ingiIiz, tedirgin bir ¸uur. Ibn HaIdun, MachiaveIii,
Hobbes... Üç insan degiI üç remiz.
TüdorIar'in usta eIIerinden, StuartIar'm beceriksiz
eIIerine dü¸eIi beri sarsintidan kurtuIamami¸ti IngiItere. 1.
CharIes iIe ParIamento arasindaki sava¸, CromweII'in
zaIeriyIe sona ermi¸ti, CromweII'in zaIeri ve kraIin idamiyIe
(1649). KesiIen bir hükümdar keIIesi... ne korkunç cinayet!
BöyIe bir günah i¸Ienir de, Tann'nm gazabi mücrimIeri nasiI
âninda yok etmez? Etmemi¸ti i¸te... Cumhuriyet
ingiItere'sinde CromweII hüküm sürüyor ve 1651 sene-i
miIadiyesinde garip ba¸IikIi bir kitap yayimIaniyordu:
Leviathan.
Bu "ucube" kitabin yazari da garip bir adamdi. Yedi ayIik
dogmu¸tu, ispanya KraIinin dinsiz kraIiçe EIizabeth'e kar¸i
giri¸tigi sava¸ hazirhkIan, IngiItere'de büyük bir teIa¸
uyandirmi¸; Hobbes'un annesi de bu yüzden erken
dogurmu¸tu çocugunu (1588). ÖIümü: 1679. "Korku iIe
ikiz karde¸"ti Hobbes. O kari¸ikIikIar çaginin aIabiIdigine
vah¸i insanIa-nndan eIbette ki korkacakti. Tarihin böyIe bir
devrinde ya¸amak, suIha ve sükuna â¸ik bir insan için
kaderin kötü bir oyunuydu. Din ve siyaset tarti¸maIanyIa
geçen yiIIar, mantik, beIagat... DeIikanIi mektepten
ho¸Ianmadi. Bir ara Ba-con'un kâtibi oIdu, bir ara genç bir
Iordun mürebbisi; ¸ehir ¸ehir doIa¸ti Avrupa'yi, Paris'te on
bir yiI kaIdi.
Bu ihti¸amsiz hayatin en büyük hadisesi, hendesenin
ke¸Iidir, hendesenin ve GaIiIei'nin. FiIhakika Hobbes, o
mutIu günden sonra her ¸eyi riyaziyenin kesin ve aydinIik
kanun-Ianna dayamak isteyecek; madde dünyasini
oIdugu gibi,
199
ruh dünyasini, ahIâk dünyasini, poIitika dünyasini da
"hareket" iIe izah edecekti, Comte'dan iki asir önce ya¸ayan
bir pozitivist, derin görü¸Iü bir müspet iIimIer
nazariyecisi. Ama Hobbes'u öIümsüzIe¸tiren bu vasiIIar
degiI, dü¸manIarin kini. Dü¸manIarin yani riya iIe
hamakatin. Zira, o münzevi ve çekingen kütüphane
adaminin eseri "çaginin siyaset IeIseIesinde benzeri
buIunmayan bir geni¸Iik ve ciddiyet* arzediyordu.
"KatoIikIerin, AngIikan piskoposIannin, siyasî hürriyet
taraItarIarinin, hatta StuartçiIann deh¸et ve neIretini
kamçiIayan sakin bir atakIik".
Leviathan bir terkip. O yaman kitapta Hobbes'un bütün
dü¸üncesi biIIurIa¸mi¸... bir yanda keskin ve maddeci bir
zekâ, bir yanda bari¸a susami¸ bir kaIp. Ve ortaçagdan
geIme sizintiIar: skoIastik, iIahiyat, hatta ¸eytanbiIim.
"Bu siyasî hikmetIer hazinesi, ingiItere'nin mukaddes
kitapIarindan biri" diyor çagda¸ bir yazar. Bir ba¸kasi:
"ingiIizce yaziImi¸ en büyük beIki de biricik siyasî IeIseIe
¸aheseri" diyor... '
Ama bu münIerit hayranIikIar aIdatmamah bizi. Hobbes
hâIâ âraIta. Kadir¸inas Bati, siyasî dü¸üncesinin o büyük
iIham kaynagim unutmaga ve unutturmaga çaIi¸maktadir.
Leviathan'm Fransizca bir tercümesi biIe yok henüz.
Bize geIince... mânâsini biImedigi kaypak ve karanIik
meIhumIarin esiri bir inteIijansiya, Hobbes'u niçin ve
nereden okuyacakti? HayaIin aIacakaranIigina aIi¸an
gözIerin iImin çig i¸igina iItiIat etmemesi tabiî.
OkuyucuIarimiza üç asirdir mütercimini bekIeyen
Leviathan'm nakis bir hüIasasini takdim edeIim:
2
insanin tabiî haIi insanIarIa ya¸amak. Ama her insan için,
1 ChevaIIier 3-J.€ a.g.e. s. 55.
2 Söz konusu özet ChevaIher'nin eserinden yapiImi¸tir. ChevaIIier J-J., ·a.g,e., "
A
Leviathan de Thomas Hobbes (.1651)*, s. 56 vd.
200
ba¸ka bir insan rakiptir, rakip yani dü¸man. Herkes amacina
varmaktan ayni derecede ümitIidir, ba¸kasini yok etmege
veya boyunduruk aItina aImaga çaIi¸ir. Sonu geImeyen bir
sava¸: ki¸inin ki¸i iIe, herkesin herkesIe sava¸i.
InsanIar ömür boyu öIüm korkusuyIa kar¸i kar¸iyadir,
öIüm korkusu ve öIüm tehIikesiyIe. Hayat "yaInizIik içinde
geçer, yoksuI, kaba, hayvanca ve kisacik bir hayat". Hiçbir
hak tanimayan, çetin ve amansiz bir sava¸. "Ortak bir
iktidar oImayan yerde kanun da yoktur. Kanun oImayan
yerde ne haktan söz ediIebiIir, ne haksizIiktan". En büyük
meziyet "kuvvet ve hiIe". MüIkiyet yok, "her¸ey kapanin,
kendi de bir ba¸kasina kaptinncaya kadar". Insan, tabiat haIi
dedigimiz bu yürekIer acisi duruma bir son vermezse,
dünyada tek ki¸i kaImaz. AkiI, ya bari¸ içinde ya¸ayacak, ya
yok oIacaksin, diyor.
Hobbes, ban¸i sagIayacak oIan ¸artIara "tabiat kanunIari"
adini verir. Ve onIari bir vecizeyIe hüIasa eder "Kendinize
yapiImasini istemediginiz ¸eyi, ba¸kaIarina da yapmayin".
Tabiî hak, korunma içgüdüsüne bagIidir: herkesin kendi
tabiatini yani kendi hayatini korumak için sahip oIdugu
gücü, diIedigi gibi kuIIanma hürriyeti. Tabiat kanunu, "akim
ke¸Iettigi umumî bir kaidedir; bu kaideye göre, insan, haya-
tini tehIikeye sokacak veya onu koruma imkânIarini
engeIIeyecek hareketIeri yapamaz; hayatim en iyi ¸ekiIde
koruyacagini sandigi hareketIeri de yapmamazIik edemez".
Tabiat kanunIarinin en önemIiIeri, bari¸i aramak ve eIdeki
bütün imkânIarIa kendini korumaktir. InsanIar, ya¸amak için
tabii hakIarindan vazgeçmeIi, onu bir ba¸kasina
devretmeIidirIer. Bir ba¸kasina yani ceza siIahiyIa
mücehhez, kar¸i konmaz bir kuvvete. Çünkü, kiIica
dayanmayan anIa¸maIar IaItan ibarettir. "Bu kar¸i konmaz
kuvveti kim temsiI edecek? DevIet... HakIarin kendisine
devrediIdigi bu üçüncü ¸ahis anIa¸manin di¸indadir. FertIer
kar¸iIikIi oIarak onun Iehine
201
yapmi¸Iardir anIa¸mayi. Kendisi hiçbir kayda tâbi degiIdir".
"Hâkimiyet böIünmez bir bütün... ister tek ki¸inin eIinde
oIsun, ister birkaç ki¸inin, ister herkesin". Hobbes
monar¸iden yanadir, çünkü dirIik düzenIigi en iyi sagIayan
hükümet biçimi monar¸i. Her insan yani her hükümet
kendi çikarini, dostIarim, akrabaIarinin çikarini dü¸ünür,
sonra geIir kamu yaran. En iyi yönetim biçimi hangisidir?
EIbette ki ki¸iIerin yarariyIa kamu yaranni birIe¸tireni, yani
monar¸i. FiIhakika monar¸ide "hükümdarin menIaatiyIe
haIkinki birdir. Hükümdar servetini, gücünü, itibarini,
tebanm servetinden, gücünden, itibarindan aIir. Tebasi
yoksuI, güçsüz, zavaIIi bir hükümdar zengin, ¸ereIIi ve
geIeceginden emin oIabiIir mi?" Hayir... Oysa
demokrasiIerde... AhIâksiz veya açgözIü bir hükümet için
ihanet, namussuzIuk, iç sava¸, haIkin reIahindan çok daha
kârIidir bazen. KraIIarin gözdeIeri varmi¸, demokrasiIerin
yok mu? EIbette var, hem de çok daha kaIabaIik, çok
daha pahaIi.
Ya ömrünüz korku içinde geçecek, insanin insan için
kurt oIdugu ("homo homini Iupus") bir cangiIda
ya¸ayacaksiniz, yahut dirIik düzenIik ugruna tabiî ve
mutIak hakIarinizdan vazgeçeceksiniz, ama bu Ieragat da
hakIariniz gibi mutIak oIacak. InsanIar, tabiî
hürriyetIerinden bir zerresini kendiIerine aIikoysaIar,
huzursuzIugun arkasi geImez, insanIar bu IeragatIanyIa, bu
kesin ve dönü¸ü oImayan devir kararIariyIa, iyi ve kötü,
dogru ve yanIi¸ hakkinda hüküm verme hürriyetIerini de
kaybetmi¸Ierdir. DevIetin emrettigi iyidir, âdiIdir; yasak
ettigi kötüdür ve hakkaniyete aykiridir.
Süphesiz ki, hu sinirsiz iktidarin birçok mahzurIari var;
ama bu dünyada mahzur¸uz bir hayat tasavvur ediIebiIir mi?
Iktidari böImek, yok etmektir. Iktidarin parçaIan
birbirIerini iIna eder. Kaç parça varsa, o kadar hizip, o
kadar hükümran ki¸i. Bir insan dü¸ünün ki, her
bögründen bir uv
202
n çikiyor. Ayri bir ba¸i, ayri koIIan, ayri gögsü, ayri midesi
oIan ba¸ka bir insan.
Hâkimiyet mutIaktir, ama hükümdar uIuorta hareket
edemez. Aksi takdirde hâkimiyeti tehIikeye dü¸er. Bir
keIimeyIe hâkimiyetin tek hududu vardir: akiI, ba¸ka bir
tâbirIe hükümdarin "mesIekî" ¸uuru. MiIIetinin yararim
dü¸ünmemek budaIaIik oIur, zira "hükümdarin menIaati iIe
haIkin menIaati" birdir.
Tek yasama gücü hükümdar. Onun buyrugundan ba¸ka
kanun yok. TöreIer de güçIerim hükümdarin iradesinden
aIirIar, susarak beIIi ettigi iradesinden. "Ortak bir iktidarin
oImadigi yerde kanun da oIamaz... Kanun oImayan yerde
adaIetsizIikten söz ediIemez. Zira, dogru iIe yanIi¸i tayin
eden kanundur. Bir kanuna dayanmadan, hiçbir IiiIe
haksizIik isnat ediIemez. Hiçbir kanun haksiz, yani hukuka
aykiri oIamaz". Hobbes, hakIa hakkaniyeti, daha dogrusu
hukukIa hakkaniyeti, ayirir birbirinden. Hakki devIetin
iradesi tayin eder, hakkaniyeti tabiat kanunIari. "Kanun
IüzumIu degiIse zararIidir, ama haksiz oIamaz".
Hukukun tek kaynagi vardir ve ancak tek kaynagi oIabiIir:
DevIet, yani iktidar, yani Irade' nin teceIIisi. IIahî AkIin
teceIIisi oIan tabiî hukukIa akIî hukukun, hukukIa iIgisi
yoktur.
MüIkiyet, devIetin bagi¸Iadigi bir imtiyaz. Ortak bir
iktidar yani hâkimiyet kuruImadan önce her¸ey herkesindir,
herkesin yani hiç kimsenin, MüIkiyet, maIIarin istikrarIi
oIarak payIa¸tiriImasidir, bunu da ancak devIet yapabiIir.
Ki¸iye, kendi maIIan üzerinde devIetin hakIanm hiçe
sayacak kadar mutIak bir hak taniyan her doktrin,
bozguncudur. BöyIe bir hak, devIetin, di¸ta ve içte, yurdu
koruma göreviyIe bagda¸amaz. Hükümdar, yaptigi kanunu
iIga etmedigi müddetçe ona uymak zorundadir.
Simdi de hükümdarin (veya devIetin) vaziIeIerine bir göz
203
ataIim. Hükümdar tebasma güven sagIamaIidir, hikmet-i
vücudu bu. "SaIus popuIi suprema Iex": haIkin seIameti en
yüce kanun.
HaIkin seIameti demek, yaIniz hayatinin korunmasi
demek degiIdir, bu hayatin me¸ru nimetIerinden
IaydaIanmasi da demektir. InsanIar, mizaçIarinin
müsaadesi nisbetinde bahtiyar veya az bedbaht
ya¸ayabiImek için biraraya geImi¸ ve siyasî bir topIum
kurmu¸Iardir.
Tebasma "masum bir hürriyet" sagIamak hükümdarin
vaziIesi, masum yani bari¸i bozmayacak bir hürriyet.
Hürriyet, arzuIarimizin bir di¸ engeIIe kar¸iIa¸mamasindan
ba¸ka nedir? Kanun bir di¸ engeI. Teba, kanunun
yasakIamadigi bütün IiiIIeri yapabiIir; ama yaIniz onIan.
Demek ki iyi kanunIar haIkin mutIuIugu için IüzumIu
oIanIardir. KanunIarin pek azi IüzumIu yani iyidir. Kanun,
insanIarin ya¸ayi¸ini zorIa¸tirmak için degiI, onIan
yönetmek, kendi kendiIerine ve ba¸kaIarina kar¸i korumak
için yapiImi¸tir. Tek amaç: ban¸. Kanunun yerinde susmasi
hürriyet sagIar teba-ya, geni¸ ve gerçek bir hürriyet.
Hükümdarin bir ba¸ka görevi de tebaIarma kanun ve
devIet makamIan kar¸isinda e¸itIik sagIamak; onIan reIah
içinde ya¸atmak, dogru doktrinIere göre yeti¸meIerini
mümkün kiIan bir egitim ve ögretim iIe teçhiz etmek.
Maddî reIahi gerçekIe¸tirmek için de, hükümdann ayIakIigi
önIemesi, herkese i¸ buImasi, çaIi¸amayanIara yardim
etmesi, onIan "ki¸iIerin rasgeIe merhametine
terketmemesi" Iâzimdir. Yine bunun için hükümdar,
tebaIanna yeteri kadar özeI müIk vermeIi ve, birtakim
kimseIerin açgözIüIügü yüzünden, bu müIkiyet düzeninin
bozuImasina mâni oImaIidir.
Hükümdann bir ba¸ka-görevi daha var: her i¸te muzaIIer
oImak. Hükümdar, tebaIanni koruyamayacak duruma
dü¸erse, bütün hakIanni kaybeder, hikmet-î vücudu bu
himaye. KendiIerini korumak insanIann en tabiî hakIan.
DevIet
204
zaaIa ugrayinca anIa¸ma sona erer. Hükümdar, iç veya di¸
sava¸ta yeniIgiye ugrayinca teba gaIibe iItihak eder.
Otoritenin oImadigi yerde devIet de yoktur. Tabiat
haIinin "insan için kurt oIan insan"ini, topIum hayatinin
"insan için tanri oIan insan'
1
!
3
haIine getiren baha biçiImez
nimet: Otorite. DevIeti ayakta tutan, hükümdarin bütün
hakIarim benimsemesi ve kuIIanmasi. En küçük bir tâviz
büyük IeIaketIere yoI açar. HakIar birer vasita, hükümdar
onIar sayesinde görevIerini yerine getirebiIir. VasitaIardan
Ieragat eden amaçIardan da Ieragat etmi¸ oIur. DevIet
ayakta durmak için Iitneye yoI açacak her yanIi¸ doktrini
amansiz-ca yasakIamaIidir. ÜniversiteIer düzene sokuImaIi,
m kürsüIeri saIim IikirIeri yaymaIi, kökIe¸tirmeIidir.
DevIeti yok eden karma hükümettir, karma hükümet yani
mutIak ve böIünmez bir iktidarin oImayi¸i. DevIeti yok
eden, hûkümdan kanunIarIa bagIamak iddiasidir; tebaya
mutIak bir müIkiyet hakki tanimak iddiasidir; yabanci
devIetIerin, biIhassa YunanIiIarIa RomaIiIarin takIit
ediImesidir. Hobbes'a göre son derece vahim bir davrani¸tir
bu. YunanIiIarIa RomaIiIar siyasî rejimIeri yüzünden iç
sava¸Iara giri¸mi¸, sonunda mahvoIup gitmi¸Ier... bunIar
unutuIuyor da askerî zaIerIeri ve ikbaIIeri haIk
hükümetinin eseri oIarak gösteriIiyor. Ne büyük gaIIet.
DevIeti tehdit eden bir tehIike de hâkim iktidann
münaka¸asi, insanIar iyi iIe kötüyü kendi kaIaIarina göre
ayirmaga kaIktiIar mi, tabiî ya¸ayi¸ haIine ve o ya¸ayi¸in
korkunç anar¸isine dönmü¸ oIurIar. Ama devIeti yok eden
âmiIIerin en mühimi cismanI iktidarIa ruhanî iktidann
teIrikidir, KiIiseyIe devIet, ruhanî hükümetIe cismanî
hükümet ayni ¸ey oImaIi. Tanri'nin devIeti cismanî bir
devIettir. Demek ki
"Homo homini Iupus": Insan insan için kurttur, "Homo homini deus"
insan için tanridir.
Insan
!,'
hiçbir ruhanî otorite, hükümran iktidara rakipIik tasIaya-
maz: ne papa, ne vicdan... Hiç kimse "iki eIendiye birden
hizmet etmege" zorIanamaz. "KaIbin içindekini ancak Tanri
biIir", diyor Hobbes... Iman, hukukî mükeIIeIiyetIerin,
kanunIarin di¸indadir, insanin mahrem dü¸ünceIerine
kari¸amaz devIet. Dinî hakikatIann kendisi Leviathan
yazarini iIgiIendirmez. DevIet herhangi bir dinî hakikatin
(mistigin) temsiIcisi degiIdir. Tebadan itaat etmesini ister,
iman etmesini degiI, insanin içinden ona ne? Yeter ki teba
ruhanî otoritenin buyrukIariyIe, cismanî ikidarin buyrukIari
arasinda bocaIamasin, parçaIanmasin, böIünmesin. Huzur
ba¸ka türIü sagIanamaz; din ve poIitika çeki¸meIeri,
mahveder bari¸i.
Hobbes'un sesi akIin sesidir, ihtirasIarin IermanIerma
oIdugu bir devirde bu keskin, bu soguk, bu insaIsiz
mantik eIbette ki yadirganacakti. Kendi yazdigi gibi: "a¸in
bir hürriyet için sava¸anIarIa, sert bir mutIakiyet ugrunda
çarpi¸anIarin ku¸attigi bir yoIdan geçip de, iki taraIin
IirIattigi mizrakIardan yaraIanmamak kabiI miydi?"
4
Leviathan mutIakiyeti destekIiyordu ama hükümdarIarin
iIahî hakIarindan hiç söz etmiyor, akIa ve gerçege dayanan
deIiIIere ba¸vuruyordu sadece. Kimden yanaydi? Tahttan
indiriIen StuartIar'a kar¸i sadakatsizIigi ve muzaIIer, gasip
CromweII'e bagIanmayi ögütIüyor gibiydi. Yani kraIci da
degiIdi, Hiristiyan da. MachiaveIIi nasiI "hain MachiaveIIi"
diye amImi¸sa, o da uzun zaman "dinsiz Hobbes" oIarak
aniIacaktir. ZavaIIi Leviathan yazan. 1660'da 11. CharIes
adiyIa tahta çikan eski taIebesinin himayesine ragmen, ¸ahsî
seIameti ugruna, ahIâk ve din konuIannda kaIem
oynatmaktan vazgeçmek zorunda kaIir. O zaman
vargücüyIe hendeseye yükIenir ve Cambridge'in taninmi¸
hendeseciIeriyIe ihtiIaIa dü¸er. Tatsiz tarti¸maIarIa geçer
ömrünün son yiIIan. Ve
4 CbevaIIierj -j., II-g.*., s. 68.
206
1679'da, doksan bir ya¸inda, hayata gözIerini kapar.
Bir devrin ¸uurudur Hobbes, kasirgaIi bîr devrin. IImî
maddeciIik, mekanizm, pozitivizm yüzde yüz akiIci bir
IeIseIe. PoIitika bir iIimdir, Hobbes'a göre. Bu iImi, isabetIi
meIhumI ar ve kesin tariIIer üzerine oturtmak Iâzimdir.
Dogu¸tan IikirIer oIduguna inanmaz, Leviathan ya:an.
TariIIerin, i¸aretIerin ve diIin üzerinde önemIe durur, "dit
oImasa insanIar arasinda ne devIet oIurdu, ne topIum, ne
anIa¸ma, ne bari¸. AsIanIar, ayiIar, kurtIar arasinda oImadigi
g
i bi
".
Hobbes, tabiat-üstü'ne ba¸vurmaz. Bütün eseri hayaIetIere
kar¸i bir sava¸, görüImeyen güçIeri yok etmek için bir
çabadir... Dinin kaynagi endi¸edir. "Görünmeyen bir güce
kar¸i duyuIan korkudur din. Bu güç ister zihnimizin bir
vehmi, ister umumun kabuI ettigi bir geIenek oIsun".
Bir keIimeyIe, Leviathan'm amaci, insani heyuIaIardan ve
korkudan kurtarmak. Kitap, siyasî ateizmin parIak bir
tezahürüdür Touchard'a göre.
s
"Su götürmez bir mutIakiyetçiIik... Ama bu mutIakiyetçi-
Iigin Hiristiyan inanciyIa, hükümdara sadakatIe, monar¸inin
dayandigi müesseseIeri ayakta tutmak, menIaatIan
sürdürmek arzusuyIa hiçbir iIgisi yok. Gerçekte, Hobbes'un
mutIakiyeti müdaIaa için iIeri sürdügü deIiIIer, daha sonra
mutIakiyeti yikmak isteyenIerin i¸ine yarayacaktir.
Yüzde yüz Ierdiyetçi bir dü¸ünce... MutIakiyetçiIigin
kaynagi, ¸uurIu bir benciIIiktir. DevIet ne kadar otoriterse,
Iert o kadar geIi¸ir. MenIaati de, saadeti de, zevki de, reIahi
da ona bagIi. Hobbes'un poIitikasi hem Iaydaci hem de
zevkçi-dir (hedonist).
Hobbes'un "middIe-cIass"a büyük bir itibar göstermedigi
anIa¸iImaktadir. IngiIiz burjuvazisinin kar¸iIa¸tigi iktisadî
meseIeIerIe IazIa iIgiIenmez. BununIa beraber, eserinde be-
5 Touchardjean, a.g.e.. ciIt I, s. 328-329.
207
Urttigi mutIakiyet, burjuvazinin özIemim duydugu
mutIakiyet ¸ekIine çok yakindir. Hükümdarin vaziIesi
muvaIIak oImakta, diyen, adaIet ve IaziIetten çok bari¸ ve
reIahtan söz eden Hobbes, bir öncü oIarak kar¸imiza
çikmaktadir. Içinden geçenIer ne oIursa oIsun, eseri
hükümdar mutIakiyetçi-Iigini hiçbir surette destekIemez ve
bütün oIarak IiberaIizm ve radikaIizm istikametindedir."
6
IeuchardjeanA, cItt I.s-331-332-208
KÎTAB-l MUKADDESLE POLÎTÎKA
1
Bossuet (1627-1704), onyedinci yüzyiIin dev yazarIarindan
biri. En taninmi¸ eseri, Cihan Tarihi Ü:erine Deneme.
2
uzun
zaman tarih IeIseIesine yön vermi¸ bir kitap. Bossuet, ciddi,
vakur, ¸akaya geImez bir yazar; ba¸piskopos, Fransa veIiah-
tinin hocasi; anar¸iye dü¸man, nizama â¸ik. Kitab-i
Mukaddesten ÇikariImi¸ Politika.
3
Dogunun ezeIden beri
â¸inâsi oIdugu bir konuyu i¸Iemi¸. Bu eserin özetini,
mukayeseye vesiIe oIur ve bazi sapIantiIari yok eder
ümidiyIe takdim ediyoruz.
4
KraIi katIeden IngiIiz
Devrimine kar¸i deh¸et duymaktay-
1 Bu yazi CemiI Meric'in KirIi Ambar adIi kitabindan aIinarak buraya
yerIe¸tiriIdi. Zira ChevaIIier'in eserindeki siraIamaya göre mutIakiyetin en
büyük temsiIciIeri arasinda MachiaveIIi, Bodin ve Hobbes'tan sonra Bossuet
geIiyordu, bu sirayi bozmak istemedik (KirIi Ambar. ötüken yayinIan, istanbuI
1980, s. 308-320).
2 Discours sur rHistoire ÜniverseIIe, 1681.
3 Bu özeti de ChevaIIier'nin kitabindan yapmi¸ CemiI Meriç, ChevaIIier J-J., a.g.t.
"La PoIitique Firee de IScriture Sainte de Bossuet (1679-1709)", s. 70-84.
4
PoIitique Iiree de rEcriture Sainte. 1679-1709.
209
di Fransa. Fronde
5
ba¸arisizIiga ugrami¸ti. Lacour-Ga-
yet'nin …IV Louis nin Siyasi Terbiyesi adIi eserinde isabetIe
beIirttigi gibi, ba¸arisizIiga ugrayan her devrimin basma
geIenIer Fronde'un da ba¸ina geIdi: Çökertmek istedigi
binayi sagIamIa¸tirdi Fronde, miIIetin büyük çogunIugu
binanin ayakta durmasini gönüIden ister oIdu.
Söz konusu bina mutIak monar¸iydi; bu binanin ana
hatIarini co¸kun ve metin bir üsIupIa Bodin çizmi¸ti; din
sava¸Iarinin akabinde kraI IV. Henri, o ¸akaya geImez
baba-canIigiyIa onarmi¸ti binayi. Sonra "büyük kraIIar
arasinda bir bo¸Iuk oImasin" diye, kader çetin bir mimar
çikarmi¸ti ortaya: RicheIieu. Çok geçmeden …IV Louis
binayi tamamIayacak, kusursuz haIe getirecekti, haIki da
can-i gönüIden yardim edecekti ona.
MicheIet'yi dinIeyeIim: "KraIIigin yüzde yüz zaIeriydi bu;
haIkin tek insanda kayna¸masiydi... RicheIieu, asiIIerIe
ProtestanIarin kuvvetini kirmi¸ti. ParIamento'nun ne maI
oIdugunu göstererek onu mahvetmi¸ti Fronde. Fransa'da
ayakta duran bir haIk, bir de kraI kaImi¸ti. HaIk kraIda
ya¸adi".
"HaIkin tek insanda kayna¸masi", "kraIda ya¸ayan haIk"
gibi tâbirIer, Hobbes'un devini hatirIatmiyor mu? Hani ¸u
Leviathan'in kapagindaki, üstüste yigiIan ve kendisinde
birIe¸en IertIerden meydana geIen devi? Süphe yok ki
havada doIa¸an bir Iikirdi bu; …IV Louis'ye atIediIen
"DevIet benim" sözü, bu Iikri pek güzeI iIade edecekti.
Ama Hobbes'un o dü¸ünceye kazandirdigi kesin doktrin
biçimi, Fransa'nin meçhuIü degiIdi. Gerçi Leviathan
biIinmiyordu, ama De Cive iIe De Corpore Politico daha
1649'da Fransizca'ya çevriImi¸ti. 1660'da Hobbes'un dostu
oIan Francois
5 Fronde (1648-1652): Ya¸i küçük oIdugu için tahta çikamayan …IV Louis'nin
yerine, 1643-1661 yiIIan arasinda, Fransa'yi idare eden kardinaI Mazarin' ro
mutIak iktidarina kar¸i giri¸iIen ayakIanmaya veriIen isim. AyakIanma ba¸ari
sizhga ugrami¸, Mazarin'in ve kraIIigin gücü daha da artmi¸ti.
210
Bonneau, De Cive'nin iIk iki böIümünü Bay Hobbes´un
Politikasinin Ana Hatlari ba¸IigiyIa yayimIiyor ve ¸u dikkate
deger teIkinIe …IV. Louis'ye ithaI ediyordu. "EIendimiz,
bu tercümeyi veya eserin daha mükemmeI bir ba¸ka
tercümesini, ha¸metmeapIarina sadik müderrisIerin
okutmaIarina müsaade buyururIarsa, kemaI-i cesaretIe arz
ediyorum; saItanatIari devaminca üIkeIerinde ne bir Iesat
görüIecektir, ne de bir isyan".
iIahî hukuka dayanan mutIak monar¸inin, …IV. Louis
devrindeki bu serpiIi¸i, siyasî dü¸ünceIer tarihinde, VeIiah-
tin ögrenimi için Bossuet'nin Ktab-i Mukaddes'in
metinIerinden çikardigi eserde iIadesini buIur.
Bossuet, 1670'den 1679'a kadar VeIiaht'a hocaIik eder.
Görevine dinî ve miIIî bir ödevmi¸cesine bagIanir. Kirküç
ya¸indaki hoca teIebesi için IüzumIu gördügü pedagojik
eserIeri bizzat yazabiImek için din di¸i küItürünü
ba¸tanba¸a tazeIer. Ktab-i Mukaddesten ÇikariImi¸ PoIitika,
(kisaca PoIitika) iIe Cihan Iarihi Ü:erine Deneme. Ikisi de
iIhamini ayni saygideger, ayni rahatIatici görü¸ten aIir:
Tanrinin emrettigi hükümet. InsanIa iIgiIi oIayIarda
rastgeIeIik yoktur. TesadüI, MachiaveIIi'nin o gözü bagIi
tanrisi, "bo¸ bir IaItan ibaret"tir. Tanri insanIari ve devIetIeri
beIirsiz ve geneI bir ¸ekiIde yönetmez, tam tersine onIari
güdümü aItina aIir. Burada tam bir Tanri güdümcüIügü söz
konusudur. VeIiaht da, PpIitika'yi okurken Bossuet'nin
sesinden çok Tanrinin-kini dinIemi¸ oIacaktir, çünkü kitap
dogrudan dogruya Kitab-i Mukaddes'in metinIerinden
meydana geImi¸tir.
PoIitika, on kitaptan ibarettir; Veiiaht'in egitimi için
hazirIanan iIk aIti kitap, 1679 yiIinda tamamIanmi¸ti; …IV
Lo-uis'nin ogIu ayni yiI onyedi ya¸ini doIdurdugundan
bu unutuImaz (daha dogrusu hayaI kinci) egitim de sona
erecekti. Bossuet'ye göre konunun a¸agi yukan bütün
önemIi
211
kisimIarini kucakIayan bu aIti kitap, taIebesinin siyasî
egitimi için kâIi idi. DostIari esere devam etmesini, onu
tamamIamasini istediIer; Iakat yazar, daha agir basan ba¸ka
endi¸eIer yüzünden çaIi¸masina sik sik ara vermek zorunda
kaIdi. 1700'de PoIitiIea'yi yeniden eIe aIarak ona son ¸ekIini
verecegini biIdiriyordu. 1701'de, son ayIar içinde eseri bir
hayIi geni¸Iettigini, kaIeme aImaIi yirmüki yiI oIan iIk
kisma ise dokunmadigim söyIüyordu. 1703'de PoIitiWsim
son deIa oIarak gözden geçirmek istedigini, sabahIarini bu
i¸e ayirdigini haber veriyordu, ne var ki kisa bir zaman
sonra öIdü. EserIeri arasinda en çok sevdigi PoIitiIca'ya
dört kitap daha ekIeyebiImi¸, Iakat tasarIadigi "özet ve
sonuçIu yazamami¸-o. folitikeCyi 1709'da yegeni papaz
Bossuet yayimIadi, esere sonuç oIaTak da. Aziz
Augustinus'un Tanri BeIdesi'ndeki Hiristiyan
imparatorIarina hitabeden parçayi ekIedi.
SekiI bakimindan Politika. böIümIere, böIümIer de
IasiIIara ayriImi¸tir. AydinIik Iakat sikici bir ögretim araci.
Eserde, siyasî edebiyatin o devirde kIasikIe¸mi¸ buIunan
bütün konuIari aIi¸iIageIen sirayIa inceIenir, siyasî
cemiyetin prensipIeri, en iyi hükümet ¸ekIi, kraIIigin ayirici
vasiIIan, teba-nin ve hükümdarin vaziIeIeri, iktidarin
araçIari veya "kraIIigin yardimciIari" yani ordu, maIiye,
dani¸ma mecIisi. On kitaptan her biri maddeIere ayriImi¸,
maddeIer de birbirini tamamIayan kaziyeIere. ÖyIe ki
Iihristi okumak biIe eserin bütünü hakkinda mantikIi bir
Iikir siIsiIesine sahip oImamiz için yeterIi.
Her kaziye, her deIiI, her misaI Kitab-i Mukaddes'ten
aIinmi¸tir ama, 1875'de dini bütün bir ¸âribin dedigi gibi,
mukaddes metinIer, Bossuet'nin kaIeminde öyIe düzenIe
siraIanir, eserin dokusu içinde birbirini öyIe büyük bir
âhenkk izIer ki, birbirIerini destekIemek için yaziImi¸
sanirsiniz Eserin özeIIigi de buradadir. Bossuet'nin
mukaddes metin
212
teri "kuIIanmakta" (tabir kendisinindir) gösterdigi ustaIik
gerçekten ¸a¸irticidir.
Fakat bu kabugu kirip eserin içine girince hemen Iarke-
diIir ki yazarin Kitab-i Mukaddes´t:n ba¸ka kaynakIari da
var ve kaIasindaki tarih, mütevazi IsraiI kavmininkinden
ba¸ka bir tarih. Bossuet, eserini yazmak için yaIniz
Aristo'nun PoIitika'sim degiI, kütüphanesinde birçok
baskiIan buIunan De Cive ve Leviathan'i da iyiden iyiye
inceIedi. Dinsiz IngiIiz'in mutIak iktidari destekIemek için
siraIadigi deIiIIerin orijinaIIigi ve kuvvetIi Bossuet'nin tam
mânâsiyIe ibranî ve hiristiyant oIan dü¸ünce tarIasini keskin
bir saban demiri gibi sürdü. ÜsteIik daha çocukken
dedesinden ve dedesinin babasindan, Din Sava¸Iarimn
tüyIer ürperüci hikâyesini dinIeyen, gençIiginde Fronde'u
gören Bossuet de, iç sava¸Iardan Hobbes kadar neIret
ediyordu.
IsraiI'Ie Juda, vesiIe idi. VeIiaht'in ünIü terbiyecisinin
gözIerinin önünden her an, Fransa'nin sanci doIu tarihi
geçmektedir. IsraiI kavminin Ye¸u'ya, Davut'a ve
SüIeyman'a borçIu oIdugu nimetIer, Fransa'nin …IV
Louis'ye borçIu oIdukIarindan daha mi büyüktü?
Bossuet'nin sadik kaIbi, bu kraI için minnet doIu bir
hayranIik ve muhabbetIe ürper-mektedir. Soguk görünü¸Iü
kitabinin arkasina gizIenen bu duyguIar, bu co¸kunIuk, çok
eski bir geçmi¸in muhte¸em dekoru arkasindaki bu günceI
endi¸eIer, Kitab-i Mukaddesleri ÇikariImi¸ PoîitiIea'nin
gerçek degerini yapmaktadir, eserin enteIIektüeI birIigini ve
oIgunIugunu zedeIeme pahasina da oIsa.
Bossuet, 1677'de "bu kadar iIgisiz bir taIebeyIe ugra¸mak
Çok üzüntü verici" diye yaziyordu. Bari biz, iIahî hukukIa,
mutIak hükümdarIa iIgiIi bu kitaba VeIiaht HazretIeri'nden
daha büyük bir dikkatIe egiIeIim; bu kitaptaki prens Machi-
aveIIi'nin degiI, KiIise'nin prensi.
213
Eserin iIk »iti kitabindan birincisi "InsanIar arasinda
cemiyet prensipIeri" ba¸Iigim ta¸iyor.
Birinci maddeye göre, insan, cemiyet haIinde ya¸amak
için yaratiImi¸tir. Birinci kaziye: InsanIarin tek amaci, tek
mabudu Tann'dir. "DinIe IsraiI: Tanrimiz Rab biricik Tan-
n'dir. Tann'n oIan Rab'bi bütün kaIbinIe, bütün ruhunIa,
bütün gücünIe seveceksin" (Musa'ya atIediIen be¸ kitabin
sonuncusu oIan Tesniye'den aIinmi¸tir).
Tevrat´a daIdik, diyebiIirsiniz, ama birinci maddenin
ba¸Iigi, insan cemiyet haIinde ya¸amak için yaratiImi¸tir,
düpedüz Aristo'nun yankisi. Tanri insanIari tabiî oIarak
birarada ya¸asinIar diye yaratmi¸; Tann A¸ki için
birbirIerini sevmeIeri gerek: hepsi karde¸; kaIdi ki
menIaatIeri de birIe¸tiriyor onIari: "bakin, birarada
ya¸amak ve yardimIa¸mak sayesinde güçIeri ne kadar
artiyor*.
Oysa biIiyoruz ki Hobbes, Aristo'nun "insan birarada
ya¸amak için yaratiImi¸tir" iddiasini saçma buIuyordu.
Leviathan yazarina göre insan dogu¸tan huysuz, dogu¸tan
geçimsizdi. Acaba Bossuet, Hobbes'un tezine kar¸i
Aristo'nunkini mi benimsemektedir? Hayir Aristo'dan
hareket etmekIe birIikte "iIk günah" inancina sapan
Bossuet, Hobbes'a ve "dogu¸tan birbiri için kurt" oIan
insanIar görü¸üne uIa¸makta, oradan da hükümetin gerekIi
oIdugu sonucuna varmaktadir. Gerçekten de bunca "kutsaI
bagIar" üzerine kuruIan insan cemiyeti, ihtirasIar yüzünden
bozuImu¸ ve yikiImi¸tir. NiIak, önce Tann'dan uzakIa¸an
Adem'i cezaIandirmak için aiIesine sokuImu¸ (KabiI'in
HabiI'i öIdürü¸ü), sonra bütün insanIiga yayiImi¸ti. Ne
iman kaImi¸ti ne güven. InsanIara ihtirasIar ve
ihtirasIarindan kaynakIanan çe¸itIi çikarIar Ierman
dinIetiyordu. InsanIar huysuzIa¸mi¸, aykiri mizaçIar
yüzünden uzIa¸amaz oImu¸, geçimsizIe¸mi¸Ierdi. Kayna¸a
mazIardi artik, meger ki "hepsini birden düzene sokacak
bir hükümete toptan boyun egsinIer. Ancak böyIe bir W
214
kümetin baskisi sonucu IertIer, ho¸Iarina giden her¸eye eI
koymak gibi "iIkeI bir tabiî hak" tan vazgeçebiIirIerdi, I¸te,
müIkiyet hakkinin kaynagi budur. GeneIde her hak,
kaynagini devIet otoritesinden aImaIi, kimse kaba kuvvete
ba¸vurarak bir digerinin hakkina saIdiriya yeItenmemeIidir."
KaIdi ki herkesin yararinadir bu; kendi çikan için
kuIIanacakken vazgeçtigi kuvvetin çok daha IazIasini buIur
hükümdarin ¸ahsinda; "cemiyet onu korumak için bütün
gücünü birIe¸tirmi¸tir".
Bossuet, anar¸i iIe otoriteyi ¸öyIe kar¸iIa¸tirir. "Herkesin
istedigini yaptigi yerde hiç kimse istedigini yapamaz;
eIendinin oImadigi yerde herkes eIendidir; herkesin eIendi
oIdugu yerde herkes köIedir". Anar¸i de budur i¸te. Bir de
otoriteyi göreIim: "Tüm IsraiI kavmi me¸ru iktidara sahip
SauI'un kumandasinda tek insana dönü¸tü. Kirkbin
ki¸iydiIer ama tek bir vücut gibiydiIer. I¸te, kendi
iradesinden vazgeçip, onu hükümdanna devreden bir kavim
böyIesine bir bütün oIur". Bossuet'nin bu kar¸iIa¸tirmasi
Hobbes'un dü¸üncesinin de veciz bir özeti.
Bossuet, i¸ine yarayan taraIIari aIir Hobbes' tan, gerisini
birakir; heIe "sözIe¸me" iIe sözIe¸menin gerektirdigi IeIseIî
IerdiyetçiIige hiç iItiIat etmez. Koca piskopos, ancak daha
sonra, 1690'da, rahip Jurieu'ye cevap vermek için kaIeme
aIdigi "ProtestanIara Be¸inci ihtar" adIi yazisinda teba iIe
hükümdar arasinda kar¸iIikIi sözIe¸me tezini çürütmek
Iüzumunu duyar ve bu i¸i de Hobbes'un deIiIIerinden iIham
aIan mükemmeI bir diyaIektik güçIe yapar. Politika ise
konuya yan çizer, kaçak güre¸ir. TaIebesi VeIiaht'in zihnini
böyIe Iüzumsuz inceIikIerIe kari¸tirmanin Iaydasi yoktur.
Tabiî ya¸ama haIinden cemiyet haIinde ya¸amaya geçi¸in
Iaydaci bir açikIamasi yeterIi geImi¸tir Bossuet'ye: InsanIar
bari¸ içinde ya¸amak için kendiIerine bir eIendi seçmi¸Ier.
Bu açikIama Bossuet'nin sagduyusuna da çok uygun. KaIdi
215
ki Kitab-i Mukaddesi göre dünyanin ba¸Iangicinda Tanri
gerçekten ve apa¸ikâr kraIdir. Ayrica "Emir ve otorite
Iikrinin kaynagi baba hâkimiyetidir" ; çok geçmeden kraIIar
çikar ortaya, bazan kavimIerin topyekûn rizasina dayanirIar,
bazan bari¸ içinde bir tasarruIun me¸ruIa¸tirdigi, Ietih
hakkina. PoIirika'nin, iktidarin men¸ei gibi, tehIikeIi ve
çetin bir konuda, bütün söyIedikIeri bundan ibaret.
Herodot, EIIatun ve Aristo'dan beri hükümet ¸ekiIIerini
mukayese, siyasî edebiyatin en harciâIem konusuydu. En
iyi hükümet ¸ekIi Monar¸i midir, Aristokrasi mi,
Demokrasi nü?
Bossuet'nin bu soruya verdigi cevap Ikinci Kitabin da
ba¸Iigi: "Otoriteye dair. En uygun hükümet kraIa ve irsiyete
dayaIi oIandir". Biraz daha iIerde bu dü¸üncesini ¸öyIe
tamamIar BossueI. "BiIhassa erkekten erkege ve büyük
evIattan büyük evIada geçen kraIIik".
Süphe yok ki VeIiaht'in hocasi, taIebesi için yazdigi bir
kitapta ba¸ka türIü konu¸amazdi. Ama samimi oIdugu da
¸üphe götürmez, söyIedikIerine hem gönIüyIe hem
kaIasiyIa inanmaktadir.
"Monar¸i, en yaygin, en eski ve ayni zamanda en tabiî
hükümet ¸ekIidir. Monar¸i, dünyaca benimsenmi¸ idare
tarzi oIdugundan IsraiI kavmi de kendiIiginden benimsedi
monar¸iyi. Demek ki bütün kavimIer monar¸iye yöneImi¸
önceIeri; çogu hâIâ monar¸iyIe yönetiIiyor, bu onIar için en
tabiî haI. Daha önce de gördügümüz gibi bu rejimin temeIi
ve örnegi baba hakimiyeti, yani tabiatin kendisi.
InsanIarin hepsi dünyaya teba oIarak geIir: Babanin
idaresi onIan yaIniz itaate degiI, tek ¸eIe itaate aIi¸tirir...
InsanIar, en çok tek reisin idaresinde kayna¸irIar; en çok o
zaman kuvvetIenirIer, çünkü hepsi ayni amaca
yöneImi¸tir".
DevIetIerin en büyük ba¸beIâsi, çökü¸Ierinin temeI sebeb
216
böIünme. Kuvvet ve sürekIiIik ise monar¸iyi ya¸atan
sebepIerin ba¸inda geIir, bunIar "insan nesIini devam
ettiren" sebepIerin aynidir. Babanin yerine büyük oguI
geçer: bundan daha tabii, yani daha devamIi, yani daha iyi
ne oIabiIir? "Bir üIkenin bir kraIa sahip oImasi için
daIavereye, gizIi tertipIere ba¸vurmasina ihtiyaç yok, tabiat
kraIi ihsan etmi¸, öIenin yerine geçecek hazirdir: kraI öIdü,
ya¸asin kraI! DevIet kadar IüzumIu bir ¸ey, en rahat iIkeIere
dayandiriImak, kendi ba¸ina güzeI güzeI i¸Ieyen bir düzene
kavu¸turuImaIidir". "Itaat için yaratiIan" ve "evIenerek
kendiIerine bir eIendi seçen" kadinIarin tahta geçememeIeri
de son derece yerindedir.
BöyIe bir idarede ba¸takiIer devIetin bekasiyIa candan
iIgiIenir. "DevIeti için çaIi¸an hükümdar evIatIari için
çaIi¸mi¸ oIur; üIke sevgisiyIe aiIe sevgisi tek sevgi haIinde
kayna¸ir". Monar¸i Iehindeki bu kIasik deIiIi Hobbes'da da
görmü¸tük. …IV Louis de, HatiraIar'inda ayni deIiIi hemen
hemen ayni keIimeIerIe tekrarIar. Veraset sayesinde payidar
oIan böyIe bir idare, kraI hanedanIarinin itibarini yükseItir;
haIki onIara daha çok bagIar, "insanin, kendinden üstün
oIanIara kar¸i duydugu tabiî kiskançIik da sevgi ve saygiya
inkiIap eder; BüyükIer biIe, her zaman hâkim oIdugunu
gördükIeri bir süIaIeye tedirginIik duymadan itaat ederIer".
israiI kavmine monar¸iyi emreden, Kttab-i MuIeaddes'in
kendisi; Bossuet'nin ustaca aktardigi bir Kltab-i Mukaddes
ve yukarida anIatiIdigi gibi bir monar¸i. Fransa'da da kraI
ayni usuIIerIe tahta geçmiyor mu? "BöyIece Fransa...
mümkün oIan en mükemmeI ve Tanrinin iIham ettigine en
yakin devIet ¸ekIine sahip oImakIa iItihar edebiIir. Bu, hem
ecdadimizin dirayetini, hem de Tanrinin üIkemize
gösterdigi hususî teveccühü ispat eder".
Monar¸inin bu hararetIi müdaIaasini okuyan koyu bir
katoIigin ¸öyIe bir suaI geIir dudakIarinin ucuna: KiIiseye
217
göre iktidar, ister monar¸ik, ister aristokratik veya
demokratik oIsun, hep Tann'dan geImez mi? Aziz PauIus,
"omnis potestas a deo" (her iktidar Tann'dan geIir) diyor.
SoIu ka-toIikIer Bossuet'nin akidesinden emin oIsunIar.
KaIbi …IV. Louis monar¸isi için ne kadar kuvvetIe
çarparsa çarpsin Bossuet, akidesine göIge dü¸ürmez. Açik
açik söyIer: "UnutuImamaIidir, eski çagIarda ba¸ka idare
¸ekiIIeri de vardi. Tanri bunIarin hiçbirini yasak etmemi¸tir
insanogIuna; öyIe ki her kavim, kendi üIkesinde yerIe¸mi¸
buIunan idareye iIahî bir emirmi¸ gibi boyun egmeIidir;
zira Tanri bir ban¸ Tanrisidu ve insanIann huzur içinde
ya¸amasini ister". SekiIIeri ne oIursa oIsun Tann bütün
hükümetIeri himayesi aItina aIir. Bu, hem KiIise'nin
akidesine tipatip uyan, hem de yüzde yüz muhaIazakâr bir
davrani¸tir: aksi sabit oIana kadar me¸ru kabuI ediIen
kuruIu düzene saygi!
Bahtiyar Bossuet! Tann onu irsî bir monar¸inin tebasi
oIarak yaratmi¸ti; üsteIik gökkubbenin aItindaki en güzeI,
en iyi kuruImu¸, iIahî iradeye en uygun monar¸i; Politika
ya:ari. ögrencisine monar¸ik oImayan hükümet ¸ekiIIerini
neden uzun uzadiya anIatsin. Içinden küçümsemektedir
onIari; böIündükIeri, siyasî entrikaIann, ihtiIâIIerin
istikrarsizIigi içinde bocaIadikIan için bu rejimIerin
tebaIanna gönüIden acimaktadir. Oysa Bossuet, bir kraIIik
rejiminde ya¸amakta ve bu büyük kraIIigin ba¸ina geçecek
oIan bir veIiaht için yazmaktadir; ögrencisi daha sonraki
kitapIarda, kucaginda va¸adigi idare tarziyIa aIâkaIi her türIü
maIumati buIabiImeIidir; bunIan da Kitab-i MuIeaddes'ten
çikaracaktir yazar.
BöyIece Bossuet üçüncü, dördüncü ve be¸inci kitapIan
kraIIik idaresinin mahiyet ve vasiIIanna ayirmaktadir. Oysa,
veIiahtin taIim ve terbiyesine tahsis ediIen kitapIarin
sonuncusu oIan aItinci kitap, "tebanin hükümdara kar¸i
oIan vaziIeIeri"!» anIatir.

Monar¸inin vasiIIan neIerdir?
1- Monar¸i mukaddestir. HükümdarIar Tann'nin
yeryüzündeki eIçiIeri ve vekiIIeri oIarak i¸ görürIer. OnIara
kas-detmek Tann'ya kar¸i geImektir. Ki¸iIikIeri
mukaddestir. Çünkü görevIeri mukaddestir. "HükümdarIara
mesih unvani veriImi¸, Rab'bin sevgiIi koIIan deniImi¸".
OnIara itaat bir vicdan borcudur. Tabiî onIar da kendi
güçIerine saygi göstermeIidirIer. Bu gücü veren Tann'dir,
hesabim da soracaktir. HükümdarIar güçIerini haIkin
yararina kuIIanmaIidirIar, ama böyIe yapmasaIar biIe
makam ve mevkiIerine saygi göstermek gerekir. "Gaddar ve
adaIetsiz" hükümdarIara, hatta hiristiyan oImayan
hükümdarIara dahi saygi gösteriImeIidir, iIk HiristiyanIar da
"Tann'nin Roma imparator-Ianni bütün kavimIer üzerine
hâkim kiIdigini" görerek on-Iann ¸ahsinda iIahî hükme
hürmet etmi¸Ierdir.
NapoIeon Bossuet'yi över, ComeiIIe'i övdügü gibi; ona
göre, ikisi de örnek oIacak siyaset terbiyecisidirIer,
zamanIarinin kumIu düzenine cani gönüIden boyun egerIer.
FiIhakika Bossuet hükümdarIara kayitsiz ¸artsiz itaati, iIahî
hukukun bütün o göz kama¸tiran ihti¸amiyIa destekIer
gibidir. Fakat o zaman da koca gaIikan piskoposunun
akideye sadakati tekrar söz konusudur. Evet, kuruIu düzenin
tek kaynagi Tann'dir, ama KiIise hiçbir zaman iktidann
dogrudan dogruya bir kraIa devrediIdigini iIeri sürmemi¸,
hü-kümdan iIahî iktidarin tek konusu oIarak göstermemi¸tir.
"A Deo", Tanridan; dogru ama, Akino'Iu aziz Thomas, "per
popuIum", haIk araciIigiyIa, diye tasrih ediyor; KiIise'nin
ananevi akidesi budur. HaIk araciIigini bir yana iten iIahî
hukuk, kraIci ve gaIikan bir akidedir. …IV. Louis'nin bu
akideyIe yogruImu¸ oImasi, onu HatiraIarinda ogIuna teIkin
etmesi tabiîdir. Ama Bossuet'ye ne demeIi!
Piskopos'un taIebesine bu akideyi a¸iIamak istedigi
söyIenemez. Konusu bakimindan pedagojik bir eser oIan
Politi-
219
hia. sayIaIarini dinî-siyasî tarti¸maIarIa doIdurmami¸tir, doI-
duramazdi da. OIsa oIsa ¸öyIe denebiIir: iktidarin men¸ei
konusunda o kadar metin ve sarsiImaz oIan Bossuet,
iktidarin devri bahsinde ayni derecede kuvvetIi degiIdir.
Her¸eyi açik açik söyIemez, beIagate siginarak vuzuhtan
kaçar. La-cour-Gayet hakIi: "Bossuet, KiIise'nin haIk
hukukunu kabuI eden ananevi akidesiyIe kraIIarin iktidarini
aracisiz oIarak Tanriya bagIayan gaIikan (Fransiz KiIisesi)
akidesinin arasinda kaImi¸, iktidarin devri meseIesini
dehasinin her zamanki açikIik ve gücüyIe kestirip
atamami¸tir".
2- Monar¸i mutIaktir. Bossuet muüak'i Hobbes gibi anIar.
"KaziyeIerin" ba¸IikIarina bakin: "Hükümdar emirIerinden
doIayi kimseye hesap vermez": EIinde böyIe mutIak bir
otorite oImazsa ne iyiIik yapabiIir, ne kötüIügü bastirabiIir;
öyIe bir güce sahip oImaIi ki kimse onun eIinden
kurtuIabiIecegini ümit etmesin. "Hükümdarin karari
üstünde karar yoktur": Tek me¸ru irade hükümdarindir,
tek zorIayici güç de onun. Bir üIkede hükümdarinkinden
ba¸ka ordu oIamaz, yoksa karga¸aIik aIir yürür, ve ortaIiga
anar¸i hâkim oIur. Te-ba oImak, hükümdarin eIine hem
mutIak yargiIama yetkisini hem de devIetin bütün
kuvvetIerini vermek demektir... Aksine bir davrani¸,
devIeti böImektir, haIkin huzurunu yok etmektir, hiç kimse
iki eIendiye birden hizmet edemez diyen inciI'in emri
hiIâIina iki eIendiye birden kuIIuk etmektir.
Bossuet'ye göre, hükümdarIar kanunIarin di¸ina çikmi¸
sayiIamazIar. "Yine de bu kanuna tâbi oIu¸, çok sinirIi ve
oIdukça pIatoniktir: SöyIe ki, onIar da ba¸kaIari gibi
kanunIarin hakkaniyetine, adaIet ve tabiî hukuk
muhtevasina tabidirIer, çünkü âdiI oImaIi ve haIka adaIetin
bekçisi oIdukIarini göstermeIidirIer, ama kanunIarin
öngördügü cezaIarin di¸indadirIar. "Ba¸ka bit tâbirIe
kanunIarin zorIayici gücüne degiI, yönetici gücüne
tabidirIer. Zira hükümdarin otoritesi yeniImez oImaIidir,
haIkin huzurunu koruyan a¸iImaz
220
bir kaIedir bu otorite. Bir üIkede, amme iktidarinin seyrini
durduracak veya icrasini güçIe¸tirecek herhangi bir otorite
varsa kimse emniyette degiIdir". Yine Hobbes'un temeI
dü¸ünceIerinden birisi.
Dünyanin hiçbir gücüne bagIi oImayan bir hükümdarin
gücünü dü¸ünün! BöyIe bir gücü eIinde tutanin neIer
geçmez akIindan. MutIak sözü ne yoIsuzIukIar, ne
a¸iriIikIar, ne keyItIikIer gizIer! Bu keIimeyi "igrenç ve
korkunç" haIe getirmek için, mutIak idareyIe keyIî idareyi
ayni ¸ey gibi göstermek isteyenIere kar¸i sesini yükseItir
Bousset: Hayir! MutIakiyetin bir panzehiri, "iktidarin tek
hakiki panzehiri": Tanri korkusudur. "Hükümdar Tanri' dan
korkar, çünkü ba¸ka korkacagi kimse yoktur".
3- Monar¸i pederânedir. EIine Iirsat geçmi¸ken, veIiahtin
hocasi bu dokunakIi tema iIe devrinin bütün beyIik
IâkirdiIarini siraIar (her devrin kendine göre beyIik
hikmetIeri vardir, her devir bu hikmetIeri orijinaI zanneder).
HükümdarIar, insanIarin babasi oIan Tann'nin yerini tutarIar.
"Tanri hükümdarIari babaIara bakarak yaratmi¸... Hükümdar
babaya ait bir addir". …IV Louis, HatiraIarinda ¸öyIe der:
"EIendi oIarak dogmu¸uz, ama özIedigimiz en tatIi isim
babaIiktir". Baba iyidir, iyiIik, hükümdarIarin da en tabiî
vasIidir. Baba çocukIari için ya¸ar, hükümdar da "kendisi
için degiI, tebasi için dünyaya geImi¸tir". HaIkim
dü¸ünmeyen, yaIniz kendisini dü¸ünen hükümdar kötüdür,
zaIimdir (Aristo da öyIe diyor, Kitab-i Mukaddes de). Baba
mü¸Iiktir, yumu¸ak kaIpIidir, sevimIidir. Hükümet de
mahiyeti icabi "yumu¸ak kaIpIedir kararIi, ama yumu¸ak.
Tevrat. "bir ars-Ian gibi davranmayin evinizde" diyor,
tebaIanniza ve hizmetkârIariniza zuImetmeyin". Nihayet
hükümdarIar da babaIar gibi "seviImek için
yaratiImi¸Iardir". Bossuet, gerek kendisinin, gerekse çagda¸i
oIan FransizIarin kraIa kar¸i besIedikIeri büyük sevgiyi öyIe
içten, öyIe derin iIade edi-
221
yor ki, bu samimiyet, bu yogunIuk oImasa insana çok baya
gi geIirdi bu sözIer, MachiaveIIi'nin herhangi bir ¸akirdine
sert istihzaIar iIham ederdi: "HükümdarIarini görünce haI
kin içi açiIir, hükümdar için, kendini candan sevdirmek öy
Ie koIay ki". M
4- Monar¸iye akiI hâkimdir. PoIitiIea'nin bütün bir kitabi,
be¸inci kitap, bu konuya ayriImi¸. Bazi cümIeIeri
aktarmakIa yetineIim: "Hükümet akiI ve zekânin eseridir
1
'.
Kanunu biImek, i¸Iere akiI erdirmek, IirsatIari ve zamani iyi
kuIIanmak, kendinden ba¸Iayarak insanIari tanimak,
konu¸masini ve susmasini, dinIemesini, biIgi aImasini,
dani¸manIarini seçmesini biImek; i¸te akIi ba¸inda bir
hükümdardan bekIenenIer. Dahasi da var: hükümdar kendi
ba¸ina karar vermeye de aIi¸maIidir:
"DostIarinizi ve dani¸manIarinizi dinIeyin, ama kendinizi
onIara birakmayin. Tevrat ne güzeI söyIüyor:
dü¸manIarinizdan uzakIasin, dostIariniza dikkat edin;
dikkat edin ki kendiIeri de aIdanmasin, sizi de
aIdatmasinIar... Insan tam oIarak ne dani¸manIarinin
ögütIerine güvenebiIir, ne yaptikIarina. Hükümdarin
yapacagi, bütün ihtimaIIeri etraIIica dü¸ündükten sonra en
makuI karari vermek. Gerisim Tan-riya birakmak
Iâzimdir*.
Onyedinci asir Fransa'si Hiristiyan ve monar¸ikti, yani
hükümdar da dahiI, tebadan Tanriya kadar herkesin
vaziIeIerini hiyerar¸ik bir siraya sokmakti sözkonusu
oIan. IIk be¸ kitapta Bossuet, hükümdarin vaziIeIeri
hakkinda ¸öyIe bir Iikir verip geçer. Konuya tekrar dönecek,
ayrintiIara inecektir. Ama 1679 yiIi geImi¸ çatmi¸tir,
Bossuet'nin IazIa zamani kaImami¸tir artik
A
VeIiahtm egitimi
sona ermek üzeredir. Tahtin varisi, tebanm hükümdara kar¸i
oIan vaziIeIerini tam oIarak biImeIidir. AItinci kitap bunun
için kaIeme aIinmi¸tir.
222
Bu vaziIeIer bir önceki akidenin tabiî sonucudur. Madem
ki üIkeyi yöneten hikmetin kaynagi hükümdardadir, madem
ki devIet demek hükümdar demektir, öyIeyse hükümdar ne
emrederse onu yapmak gerekir. DevIete hizmetIe
hükümdara hizmet birbirinden ayriIamaz, ancak miIIetin
dü¸manIari bunIari ayirmaya kaIki¸abiIir.
Hükümdar daha uzaktan ve daha yüksekten görür her¸e-
yi. Onun daha iyi gördügüne inanmak ve ses çikarmadan
ona itaat etmek gerekir; ses çikarmak Iitne ba¸Iangici sayiIir.
Hükümdara tam bir itaat borçIuyuz; bunun tek istisnasi,
verdigi emirIerin Tanri'ninkiIerIe çati¸masidir. Ancak böyIe
bir durumda havarinin sözü geçerIi oIur: InsanIara degiI,
Tann'ya itaat edeceksin. Bu söz, hatirIarsiniz, mutIakiyetçi
Hobbes'u rahatsiz ediyordu. Ama mezhebi ve siyasî
tercihIeri ne oIursa oIsun, her hiristiyan bu görü¸ü
payIa¸mak zorundadir. Bossuet de böyIe dü¸ünmektedir
ama: "hiçbir ¸ey, hiçbir vesiIe, hiçbir sebep bizi
hükümdarIara itaat etmekten aIikoyamaz; hükümdarIik
vasIi, hiristiyan oImayan hükümdarIar için biIe mübarek ve
mukaddestir; hükümdar açiktan açiga dinsiz, ya da zaIim de
oIsa," teba itaat vaziIesinden vazgeçemez, maruz kaIdigi
zuIme kar¸i sizIanmadan, direnmeden, saygiIi yakari¸IarIa
kar¸i koyabiIir, hükümdann hidayete ermesi için dua
edebiIir" diyerek bu istisnaya göIge dü¸ürür.
Hocanin VeIiahta okutacagi hemen hemen bundan
ibarettir. Ama Bossuet'nin, yukarda bahsettigimiz ¸artIar
aItinda, kaIeme aIdigi dört kitap daha var. BunIar ötekiIer
kadar önemIi degiI, ancak bu dört kitap oImasa, poIitika
üzerine yaziImi¸ bu eser, devrin anIayi¸ina göre eksik
kaImi¸, hükümdarin din ve adaIetIe iIgiIi vaziIeIeri ve
kuIIanacagi Iktidar araçIari uzun uzadiya anIatiImami¸
oIurdu.
Din: Hak veya bâtiI, dinsiz devIet oImaz. BâtiI dinIerin
biIe iyi ve dogru bir yönü vardir: InsanIarin ya¸ayi¸ina hük-
223
meden bir tanrinin varIigini gösterirIer. Fakat, devIete tam
bir sagIamIik kazandiran ancak hakikattir: hakikat
"huzurun annesizdir. ÜIkesindeki bâtiI dinIerin kökünü
kazimak hükümdarin vaziIesidir; hükümdar, hem tanrinin
vekiIi, hem de dirIik düzenIigin koruyucusudur. insanIar
inançIarinda serbest oImaIidir, diyerek hükümdarin din
bahsinde kuvvete ba¸vurmasina itiraz edenIer, dinsizIere
yaki¸ir bir sapikIik içindedirIer. Ne var ki hükümdar da
siki¸madikça zora ba¸vurmamaIi, biIhassa kan
dökmemeIidir.
AdaIet: Dine dayanan adaIet, keyIi'nin tam ziddidir. AdiI
bir Tanrînm hükümranIigi aItinda ne saIt keyIî bir iktidar,
ne de bütünüyIe tabiat kanunIarindan siyriImi¸ iIahî veya
be¸erî bir iktidar sözkonusudur. Bossuet sik sik tekrarIar,
mutIak, yani, her türIü be¸erî müdahaIeden uzak hükümet,
keyIî hükümet degiIdir. KeyIi hükümet barbar ve menIur bir
hükümet ¸ekIidir. MutIak hükümet ise me¸ru hükümettir.
Ki¸iIer devIetin suItasi aItinda hürdürIer. Kanuna uygun
oIarak ediniIen maIIarin müIkiyetine dokunuImaz. Oysa
keyIî idarede kimse hür degiIdir. ÖzeI müIkiyet yoktur,
her¸ey hükümdarindir. Hükümdar; tebasinin hem hayatini
(köIey-mi¸Ier gibi), hem de maIIarini diIedigi gibi tasarruI
eder. Tanri israiI kraIi Asab iIe karisi CezabeI'i ¸iddetIe
cezaIandirdi; çünkü onIar, eIinden bagini aImak için Nabot'u
öIdürdüIer, Tann'mn ve (ayni zamanda) üIkenin kanununu
hiçe sayarak bir tebanin maIiyIa, ¸ereIiyIe, hayatiyIa
oynadiIar.
GörüIüyor ki Bossuet, müIkiyet konusunda iIk deIa
oIarak Hobbes'un dü¸üncesini payIa¸mamakta,
kendisinden bir asir önce ya¸ayan Bodin'in kraIci veya
me¸ru monar¸isini benimsemektedir.
Politika yazari, kraIIigin yardimciIarindan oIan ordudan,
maIiyeden ve dani¸ma mecIisinden bahseden dokuzuncu ve
onuncu kitapIara beIIi ki çok önem veriyordu. Bu iki kitap
takiIer bugün bize IaI ebeIigi gibi geIiyor. Ama ordu konu
224
su, Bossuet için, hakIi veya haksiz sava¸Iar, ba¸bug ve
askerIerin vasiIIari gibi konuIarda ahIâk! ve siyasî hikmetIer
söyIemek için bir vesiIe. I¸te MachiaveIIi' nin damgasini
ta¸iyan bir ögüt: "Ne kadar sagIam bir ban¸ içinde ya¸anirsa
ya¸ansin, etraIimiz daima kiskanç kom¸uIarIa çevriIi
oIdugundan, bekIenmedik bir sava¸ ihtimaIini akiIdan
çikarmamaIidir. Sava¸siz geçen zamani, kendimizi
kuvvetIendirmek için Iirsat biImeIiyiz". Vauban,
6
yoruIma
biImeden bu amacin gerçekIe¸mesi için çaIi¸madi mi?
MaIiyeyIe iIgiIi ¸u görü¸Iere temas etmeden geçmeyeIim:
Hükümdar, vergiIeri haIiIIetmeIi, haIki ezmemeIidir. Bu
dü¸üncesini destekIemek için de SüIeyman'in çok neIis ve
hakimane bir meseIini zikreder Bossuet "Süt çikarmak için
hayvanin memesini IazIa sikan onu tahri¸ eder, örseIer, süt
yerine pihti çikarir; çok hizIi sümkürenin burnu kanar,
insanIari IazIa siki¸tiran, direnmeIere, ayakIanmaIara yoI
açar".
PoIitiIea'nin be¸inci kitabinin sonunda bizce, bütün eserin
n güzeI böIümüyIe kar¸iIa¸iriz: "Hükümdarin ha¸meti ve
gerektirdikIeri". Bu böIüm, kraIIigin vasiIIarindan söz eden
daha önceki kitapIarin bir devami mahiyetindedir ve …IV.
Louis kraIIiginin o devir insanIarinda biraktigi intibai parIak
bir diIIe anIatir. UnutmayaIim ki …IV Louis saItanatinin en
parIak yiIidir 1679. Nimegue ban¸ anIa¸masi
7
bu yiI
imzaIanmi¸tir.
"Hükümdari çaIi¸ma odasinda tasavvur edeIim. DevIet ri-
caIiyIe komutanIari, vatanda¸IarIa askerIeri, eyaIetIerIe kara
6 Vauban (1633-1707), Fransiz mimar, iktisatçi, mare¸aI. Fransa sinirIarindaki
birçok kaIeyi onartir, LüIe ve Namur kentIerinin ku¸atiImasinda komutanIik
yapar.
7 Nimegue' anIa¸maIari, 1678 ve 1679'da Fransa'nin sava¸makta oIdugu
kom¸uIariyIa imzaIadigi bari¸ anIa¸maIari. Bu anIa¸maIarIa Fransa önemIi
toprakIar kazaniyor, …TV Louis de Avrupa'nin hakemi konumuna geIiyordu.
…IV Louis döneminin zirvesi.
225
ve deniz orduIarini hep birden harekete geçiren emirIer
buradan veriImektedir. Hükümdar Tanrimn timsaIidir;
ar¸-i âIâda otag kuran ve oradan bütün tabiati yöneten
Tanrinin timsaIi... Hükümdarin kudreti hakkinda daha
önce söyIedikIerimizi bir bir hamIayaIim: Bütün bir miIIet
tek hir ki¸inin ¸ahsinda topIanmi¸tir; kutsaI, pederâne,
mutIak güce sahip bir ki¸i, o sonsuz gücü göz önüne
getirin. Bütün devIeti yöneten gizIi hikmet o güçtedir,
kraIIarin ¸ahsinda Tanri teceIIi etmektedir. Hükümdann
ha¸meti budur i¸te".
Fakat, bunca iktidara sahip, bunca ha¸metIe haIeIi
hükümdarIara isa'nin piskoposu Bossuet, insan oIdukIarini
ve Kâdir-i MutIaka verecekIeri hesabin agirIigini da
hatirIatmadan edemez.
"Arzettim, siz birer tanrisiniz, yani kudretinizde ve
aIninizda bir iIâhîIik var. Lâkin ey etten ve kandan, ey
çamur ve tozdan tanriIar, siz de insanIar gibi öIeceksiniz...
YüceIik insanIari kisa bir müddet için ayirir birbirinden,
sonunda mü¸terek bir sükût hepsini e¸it kiIar Ey
HükümdarIar! Gücünüzü çekinmeden kuIIanin; zira bu
güç iIâhidir, insano-guIIannin hayrinadir, ama bu gücü
tevazu iIe kuIIanin. Bu gücü size Tanri verdi, siz
zayiIsiniz, öIümIüsünüz, günahkârsiniz ve Tanriya
vereceginiz hesap çok büyük".
AsiI ve tantanaIi bir beIagat. Zirvesine ve kemaIine eri¸en
…IV. Louis mutIakiyetine ne kadar da güzeI yaki¸iyor.
Ama tehIikeIi bir kemaI noktasi bu. SairIer zirveIerin
tehIikeIerini misraIara dökmü¸Ier. OIgunIa¸an, amacina
uIa¸an her ¸ey çûrür. MutIak hükümdarIarin parIak günIeri
de sayiIidir artik. Em yüksek zekâIar taraIindan o kadar
övüIen, begeniIen mutIakiyet,*çok geçmeden kinIere yoI
açacak, bir gün geIecek anIa¸iImaz oIacaktir. 1680'den
itibaren Iikir adamIari mutIakiyete kar¸i sistemIi bir
biçimde hücuma ba¸IayacakIardir, ingiItere'nin ve öIüm
tehIikesi geçiren
226
protestanhgin ki¸kirttigi bu hücumIar Fransa'da, Regen-
ce'tan
8
IhtiIâIin areIesinc kadar çe¸itIi ¸ekiIIere bürünecektir.
UnutuImaz eserIeriyIe taninan dört büyük isim Locke,
Montesquieu, Rousseau ve Sieyes, bütün bir asir süren bu
yoIun kiIometre ta¸Iandir.
8
Regence (1715-1723), …IV Louis'nin öIümünden sonra PhiIippe d'OrIeans'in 8
yiIIik iktidar dönemi.
JOHN LOCKET' UN
SIJIL HÜKÜMET ÜZERINE DENEME'SI
"DeniIebiIir ki dünya bugüne kadar Locke'dan daha
büyük bir biIge görmemi¸tir."
VoItaire
"FransizIarin çogu Bossuet gibi dü¸ünüyordu; birden
VoItaire gibi dü¸ünmege ba¸Iadi herkes: bu bir
devrimdi."
PauI Hazard
"On yedinci asrin ortaIarinda, siyasî edebiyata, otoriter
Ierdiyetçi Thomas Hobbes'un o emsaIsiz Leviatharimi
kazandiran IngiItere, aym asnn sonIarinda siyasî edebiyata yeni
bir eser daha sunuyordu: IiberaI Ierdiyetçi John Locke'un Sivil
Hükümet Üzerine Deneme'si.
2
Deneme'den daha güçIü siyasî
eserIer var, ba¸ta da "Leviathan", ama siyasî dü¸ünce
1 Son kismi CemiI Meriç taraIindan tamamIanamadigi için yazarin hiçbir
kitabinda yer aImayan bu yaziyi, buIunmasi gerektigini dü¸ündügümüz yere,
yin* ChevaUier*den çevirerek, ekIedik.
2 Treatise on GovtrnemafL. 1690.
228
üzerindeki etkisi Deneme'ninki kadar derin ve sürekIi oIani
hemen hemen yok. Locke'un kitabi mutIakiyete iIk sarsici
darbeIeri indirir, hadi en ¸iddetIi darbeIeri demeyeIim,
çünkü bu ¸ereI Iransiz pastörü Jurieu'nün, Bossuet
taraIindan eIe¸tiriIen, Bir Protestan Papa:inin
MeketupIari'na aittir. Bu darbeIer mutIakiyet binasini
zorIamaga ve binada büyük gedikIer açmaga ba¸Iar. Bir
asir sonraki yikiciIar bu gedikIeri daha da
geni¸IetecekIerdir". '
1632'de dogmu¸tu Locke (ÖIümü: 1704). Hobbes'dan
kirk dört yiI sonra. Dünyaya geIdiginin Iarkina varir
varmaz, kasirganin içinde buImu¸ kendini, StuartIann
yeniden tahta çiki¸ tarihi oIan 1660'a kadar süren bir
kasirganin. Noter oIan babasi soIu bir püritendi. Bunun
için, iç sava¸ta parIamentoyu tuttu ve yüzba¸i oIarak sava¸a
katiIdi. Loc-ke'u önce Wesminster koIejinde, sonra OxIord
üniversitesinde okurken görüyoruz. Çagin ingiIiz
üniversiteIeri görüImemi¸ bir dü¸ünce çaIkantisi içindedir
dinî, IeIseIî ve siyasî bir çaIkanti. Önce CromweII ve
pûritenIere gönüI veren Locke zamanIa, Hobbes gibi,
mezhep kavgaIarindan iIIaIIah der. 1660'da ikinci CharIes
Stuart tahta geçince rahat bir neIes aIir. Çok ¸ükür kasirga
sona erdi diye dü¸ünür.
Kütüphane adamiydi Locke, çeIimsizdi. CigerIeri zayiIti.
Londra'nin havasi astimina dokunuyordu. BesbeIIi dü¸ünce
hayaü için yaratiImi¸ü. HeIe Descartes'i okuyahdan beri
IeIseIeye bayiIiyordu: "çünkü Descartes çok aydinIik
yaziyordu". BununIa beraber, mesIek oIarak ubbi seçecekti.
Bu sayede hem iImî ve enteIektüeI ara¸tirmaIarina devam
edebiIecek hem de insanIiga hizmet edecekti. Uzun ve garip
dönemeçIerden sonra, yine tip sayesinde gerçek
kabiIiyetini buIacak, dü¸ünce ve edebiyat adami oIarak
ünIüIer ünIüsü siIatim kazanacaktir. NasiI mi?
AnIataIim..
ChevaIIier J-J., a.g.e, s. 85,
229
Doktor Locke, Lord AshIey'Ie tani¸ti. Az sonra ShaIter-
bury konta unvanini ta¸iyacak oIan bu zat, Restorasyonun
en çekici Iakat en hayaI kirici siyaset adamIarindan biriydi.
Lord AshIey, IiIozoI doktoru çok begendi ve kendine
dani¸man yapti. BöyIece Locke, otuzbe¸ ya¸inda oIayIarin
ve insanIarin arasina kari¸iyor ve ingiIiz tarihinde çok
önemIi bir dönemin karmakari¸ik poIitikasina atiImi¸
buIunuyordu. Hobbes'un ¸akirdi oIan 11. CharIes, birkaç
yiI tatIi tatIi geçindi ParIamento iIe, sonunda bozu¸tu.
ToriIerIe VigIer arasindaki kavga da gittikçe
¸iddetIeniyordu: ToriIer kraIIik yetkiIerinin
geni¸IetiImesinden yana idiIer; VigIer, kisitIanmasindan
yana. II. CharIes'm son derece nüIuzIu bir dani¸mani oIan
ShaItesbury kontu onunIa bozu¸arak VigIerin beIIi ba¸Ii
¸eIIerinden biri oIdu. Locke da onun izinden gidecekti.
1672 iIe 1680 arasi IngiItere'de siyasî hava çok gergindi.
Gerçek veya hayaIî kompIo rivayetIeri aIip yürümü¸tü.
HükümdarIa kiyasiya sava¸an ShaItesbury kontu yeniIdi.
Suikast yapmakIa suçIandi. Mahkeme sonunda beraat etti.
Ama HoIIanda'ya kaçmak zorunda kaIdi ve 1683'te de
orada öIdü. Ayni yiI Locke da ne oIur ne oImaz diye
HoIIanda'nin yoIunu tutuyordu. Bu üIkede be¸ yiI geçirecek,
siyasî bir IiIozoI, daha dogrusu IiIozoI oIarak yeti¸mesinde
bu be¸ yiIin çok büyük etkisi oIacakür.
Avrupa kaIvinizmi o siraIarda öIüm tehIikesi geçiriyordu.
1685'te Nantes Iermaninin iIgasi,
4
Fransiz protestanIarmin
ugrayacagi büyük zuImün ve protestan göçünün ba¸Iiyaca-
gini i¸aret ediyordu. Bu göç mutIak monar¸i için vahim
neticeIer doguracakti. Yine 1685'te 11. CharIes öIüyordu.
Kar-
4 Nantes Fermani iIe Fransiz krah IV Henri ProtestanIigi taniyor ve
ProtestanIarin inanç hürriyetini sagIiyor du. ProtestanIara hukuki, siyasî ve
asker! hakIar da veriIiyordu (1598).
Nantes Fermani …IV. Louis taraIindan 168 5te iIgasi ise prötestanIara taninan
bütün hakIarin kaIdiriImasiydi.
230
de¸i ve haIeIi II. James, IngiIiz kamuoyunun ekseriyetine
meydan okuyarak açiktan açiga katoIik oIdugunu iIan
ediyordu. Locke, minnacik HoIIanda' nin siperi arkasina
siginan kaIvinizmin göbeginde idi. Sözde iIahî hukuka
dayanan ve en mükemmeI örnegi …IV Louis oIan
müstebitIere kar¸i öIkesinden kuduruyordu. StuartIardan
iIeIebet sogumu¸tu, Fransiz hükümdarinin suç ortagi idiIer,
IngiItere'de menIur katoIik mezhebini yeniden kurmak
istedikIeri söyIeniyordu. WiIIiam'a tanitiIdigi zaman, Locke
böyIe bir ruh haIeti içindeydi. II. James' in damadi oIan
yüzdeyüz HoIIandaIi ve protestan WiIIiam, artik bütün
Avrupa kaIvinizmi-nin, …IV. Louis'ye ve katoIikIige kar¸i,
ümitIerini temsiI ediyordu.
Hem ingiIiz haIkinin büyük çogunIugu hem de dogrudan
dogruya resmî kiIise taraIindan çagriIan WiIIiam, aItiyüz
gemi ve binbe¸yüz asker iIe birIikte 1688 ekiminde IngiItere
sahiIIerine ayak basti. Orange prensinin sancakIarina yaziIi
oIan ¸iar: "Hürriyet için, ProtestanIik için, ParIamento
için"di. Hiçbir ciddî direnme iIe kar¸iIa¸madi. StuartIar
kavgayi kesin oIarak kaybetmi¸Ier, ParIamento kesin oIarak
kazanmi¸ti.
Hem tahttan indiriIen II. James'in kizi hem de WiIIiam'in
karisi oIan prenses Mary, 1689 ¸ubatinda kocasiyIa
buIu¸mak ve taç giymek için HoIIanda'dan ayriIirken, onu
IngiItere'ye götüren gemide John Locke da vardi, John
Locke ve istikbaIi. IstikbaIi derken iki eserin yazmaIarim
kastediyoruz. Locke onIarIa ün sagIayacakti kendine: tasan
Zekasi Ü:erine Deneme ve SiviI Hükümet Ü:erine Deneme.
Ikinci kitabin asiI adi: "SiviI hükümetin hakiki men¸ei.
gerekçesi ve amaci ü:erine ikinci deneme". ikinci deneme,
çünkü Locke onunIa ayni zamanda yayimIanacak oIan
birinci denemesinde, mutIakiyetçi bir yazarin, Sir Robert
FiImer'in Patriaarka adIi eserindeki yanIi¸ prensipIeri
çürütmeye ça-
231
Ii¸mi¸ti. Robert FiImer hükümdarIarin iIahî hakkini Haz-
ret-i Âdem'in ve sair nebiIerin hakIarina dayiyordu.
Peki ikinci denemenin amaci ne? Yazarinin DevIet
hakkindaki görü¸Ierini sergiIemek, siyasî topIuIugun yani
siviI hükümetin temeIIerini ara¸tirmak, aIanini çizmek,
korunma veya çökme kanunIarini ortaya çikarmak. Ciddî
ve iImî bir amaç. Ama Locke'un asiI istedigi ne idi, neye
susami¸ti?
Hobbes'un susadigi mutIak iktidardi, her türIü anar¸i
tehIikesini yokeden, çatIaksiz bir iktidar. Hürriyet Ieda
ediIecekmi¸, ediIsin varsin. Locke istibdata dü¸mandi.
AIdigi dinî terbiye, sürdügü hayat, Restorasyondan sonraki
hayaI kirikIikIari, nihayet HoIIanda'daki ya¸ayi¸i onu hep
hürriyete susatmi¸ü. Zapt-u rapt aItina aIinmi¸, haIkin
rizasi iIe ve tabu hukukIa sinirIanmi¸ bir iktidar istiyordu.
Mühim oIan, despotizmin ve keyIîIik tehIikesinin kökünü
kazimakti. ÇatIaktan anar¸i de girebiIirmi¸, ne yapaIim...
IIahî hukuk doktrini siyaset için tam bir zehir, bir an önce
panzehiri buIunmaIi.
FiIhakika VigIerin böyIe bir panzehire ihtiyaçIari vardi.
1688 devrimi bir Vig devrimiydi, II. James iktidardan
kovuImu¸tu, isIah kabuI etmez bir StuarIü hazret, yüzde
yüz müstebitti ama me¸ru bir hükümdardi. Onu kovmak
suretiyIe kutsaI bir prensibe tecavüz ediImi¸ oImuyor
muydu? Birçok IngiIiz, endi¸e iIe bu suaIi soruyorIardi
kendi kendiIerine. Siyasî IeIseIesini VigIerin emrine veren
Locke'un, Denemeyi yazarken amaci vatanda¸Iarinin
endi¸esini dagitmak, vicdanIarini rahatIatmaktir.
Locke da Hobbes gibi "tabiat durumundan ve "iIk
anIa¸ma" dan hareket edecek, ama degi¸ik bir yorum
getirecektir; Locke'a göre kuraI, yasama gücü iIe yürütme
gücünün ayriImasidir, bunun sonucunda iktidar tamamen
dünyevî ve be¸eri bir sinirIamaya tâbi oIacaktir, iktidara
uyguIanabiIecek son müeyyide ise: tebanin ayakIanma
hakkidir. Hob-
232
bes'un okuyucusu kar¸i konmaz bir dü¸üncenin etkisi
aItindaydi, Locke'un okuyucusu ise inandirici, içe i¸Ieyen,
girintisiz çikintisiz bir diaIektigin aki¸ina kaptirir kendini
yava¸ yava¸, yazarin diIi de akici ve berraktir. ÜsIup
vadide akan bir irmagi hatirIatir, iIik ve soIgun bir güne¸in
aydinIattigi sakin bir irmak. Ama birden havanin
karardigi da oIur, gök gürIemege ba¸Iar. Locke'un sesi de
yükseIir zaman zaman, biteviye cümIeIeri boguk bir
öIkeyIe titrer, mutIakiyet aIeyhindeki tutkusu kabarmi¸tir.
Demek ki Locke da, zamanin dü¸ünce modasina uyarak,
"tabiat durumundan, siyasî topIuIugu yani hükümeti
yaratan "iIk anIa¸ma"dan sözeder. Hobbes bu meIhumIara
dayanarak mutIakiyeti savunuyordu; Locke için dâva siyasî
hürriyeti ayni meIhumIara dayandirmakti; bu bir
cambazIik, enteIektüeI bir akrobasi diyeceksiniz, evet
ama, Locke'un diyaIektik kabiIiyeti bu i¸in de üstesinden
geIecekti.
Tabiat durumunda iken Ierdin tabiî hakIari var ya,
topIum hayatina geçtikten sonra da Ierdi, iktidarin
yoIsuzIukIarina kar¸i koruyacak oIan i¸te bu hakIandin
NasiI diyeceksiniz? AnIataIim.
Önce, Locke'da tabiat durumunu, Hobbes'dakinin
tersine, akiI düzenIer. Sonra, yine Hobbes'dakinin tersine,
k anIa¸mayIa tabiî hakIardan topyekun vazgeçiImez, yani
u hakIar topIum hayatinda da sürüp gider ve hürriyetIerin
temeIini oIu¸tururIar.
Tabiat durumu, Hobbes'un anIadigi ¸ekIiyIe, tam bir
hürriyet durumudur, e¸itIik durumudur da. Locke, öyIe
oIduguna bakmayin der, hürriyet durumu demek serbazIik
durumu demek degiIdir, kaIdi ki Hobbes'un tasvir ettigi
gibi, hürriyet ve e¸itIik oIunca, herkes herkese saIdirmaz,
çünkü akIin sesi size der ki, hepiniz e¸it ve hepiniz
bagimsiz oIdugunuza göre, hiçbiriniz bir ba¸kasinin
hürriyetine, canina, maIina dokunmamaIisiniz. Bunun için
e eIinize bir imkân
233
veriImi¸tir, cezaIandirma hakki; bu tabiî hak sayesinde
herkes masumu koruyabiIir, hakkina tecavüz edeni
cezaIandirabiIir. EIbette ki bu hak mutIak ve keyIi degiIdir.
Ayrica bu hak kuIIaniIirken, öIke, kizginIik, öç aIma gibi
duyguIarIa hareket ediImesi dü¸ünüIemez; sakin bir
kaIanin, huzur içinde bir vicdanin tabiî oIarak emrettigi
cezaIann uyguIanmasi söz konusudur sadece; suçIa
mütenasip oIan bu cezaIar tek amaç gütmeIidir: yapiIan
zarari teIaIi etmek ve iIerde ayni suçun tekrarIanmasini
önIemek. NasiI oImu¸ da Hob-bes, tabiat durumuyIa sava¸
durumunu birbirine kari¸tirmi¸?
Tabiat durumunda ya¸ayan insanIara ait hakIardan biri
de özeI müIkiyettir, Locke'a göre. Evet, Tanri insanIara
ortak oIarak vermi¸ topragi ama en yararIi, en rahat
biçimde kuIIansinIar diye akiI da vermi¸. Önce topragin
meyvaIari-na sonra da topraga sahip oIacaksiniz ki
rahathyabiIesiniz. Topragin müIkiyetine hak kazandiran
insanogIunun emegidir ve bu hak tüketim kabiIiyeti iIe
sinirIidir: "kaç dönüm toprak ekebiIir ve geçinmeniz için
kaç dönümün ürününden IaydaIanabiIirseniz, o kadar
topraginiz oIabiIir". Herhangi sosyaI bir anIa¸ma oImadan
önce müIkiyetin tabiî gerekçesi budur. I¸e gümü¸Ie aItin
kari¸inca durum degi¸ir, kapitaIist birikim çikar ortaya.
Ama ¸imdiIik bu a¸amadan uzagiz Locke'a göre, ¸airane bir
tabiat haIini ya¸amaktayiz, bu ortamda kimse ba¸kasinin
maIina göz dikmez bu çagda; herkes ne kadar topraga
ihtiyaci oIdugunu biIir.
Demek ki tabiat durumu Hobbes'un anIattigi cehennem
degiI, insanIar tabiat durumunda tatIi tatIi ya¸ayip
gidiyorIar. Peki hayatIarindan bu kadar memnun oImaIari
gereken insanIar neden bu durumdan vazgeçiyorIar? Locke,
daha da rahat etmek için, diyor. Çünkü unutmamak gerekir
ki tabiat durumunda herkes kendi davasini kendi
görmektedir, hakkaniyetIi davranmayabiIir insan, taraI
tutabiIir, menIa-
234
ati, gururu, zaaIIari ugruna kendini veya dostIarini
kayirabiIir, kar¸isindakinden öç aImak için cezaIandirabiIir.
ÖyIe oIunca da hürriyetin, e¸itIigin, müIkiyetin tadim tam
oIarak çikaramazsiniz. Sonuçta herkesin kendi rizasiyIa
kabuI ettigi kanunIar yoktur bu tabiat durumunda, bu
kanunIari uyguIayacak taraIsiz hâkimIer yoktur, veriIen
kararIan yerine getirecek bir baski gücü yoktur. Bütün
bunIar topIum haIinde ya¸ayi¸in nimetIeridir. Ve i¸te
insanIar bu nimetIerden IaydaIanmak için durumIarini
degi¸tirmi¸Ierdir.
Bu durum degi¸tirme ise insanIarin kendi rizaIanyIa
oImu¸tur. Locke için önemIi oIan bu riza unsurudur,
"tabiî oIarak hür, e¸it ve bagimsiz oIan insan bir ba¸kasinin
siyasî iktidarina ancak kendi rizasiyIa boyun eger, bunu da
kendisini korumak, güven aItinda oImak, maIindan
müIkünden rahatça IaydaIanmak için yapar".
Locke herhangi bir yanIi¸ anIamaya meydan vermemek
için kendini tekrarIar: "Siyasî bir topIuIuga vücut veren,
onu kuran, hür insanIarin nzasidir. Me¸ru bir hükümetin
dogmasi ba¸ka hiçbir sebepIe izah ediIemez".
Hükümetin men¸eini nzaya bagIayan Locke sonra da
"kuvvetIer ayinim" konusuna eI atar.
5
Tabiat durumundaki insanin iki türIü gücü vardir,
bunIardan biri insanin kendini ve diger insanIan korumak
için IüzumIu gördügü her¸eyi yapmak gücüdür, digeri tabiat
ka-nunIanna kar¸i i¸Ienen suçIan cezaIandirmak gücüdüT,
bunun için kuvvete de ba¸vuruIabiIir.
TopIum haIine geçi¸Ie birIikte bu iki gücün yerini
DevIetin iki ana gücü aIir: yasama ve yürütme. Yasama,
topIumun ve IertIerin korunmasi için DevIetin eIindeki
kuvvetIeri nasiI kuIIanacagim beIirIer. Yürütme, pozitiI
kanunIann,
5 CemiI Meric'in çaIi¸masi burada bitiyor. Gerisini ChevaIIier'nin kitabindan
çevirip özetIedik. (ChevaUier J-j., ag.e., s. 93-99)
235
devIetin sinirIan içinde, uyguIanmasini sagIar. DevIetin
sinirIan di¸inda cereyan eden anIa¸maIar, sava¸Iar ve
bari¸Iar için yürütmeye bagIi üçüncü bir güç daha vardir
Locke'a göre: konIederatiI güç.
Bütün iIimIi monar¸iIerde yasama ve yürütme gücü
degi¸ik eIIere tevdi ediIir. Bunun sebepIerini büyük bir
beIagat ve vuzuhIa anIatir Locke. Daha sonra
Montesquieu, Loc-ke'un bu görü¸Ierinden büyük öIçüde
yararIanacaktir.
Yasama ve yürütme gücü e¸it iki güç degiIdir. Her
devIetin iIk ve temeI yasasi, yasama gücünü düzenIeyen
yasadir. Yasama gücü, çikardigi yasaIarIa topIumu
korumaya çaIi¸ir. Bu güç "kimIere tesIim ediImi¸se
onIardan geri aIinamaz". KaIdi ki kanun yapan gücün
üstünIügü tarti¸iImaz. Bodin'e göre de hâkimiyetin en
önemIi unsuru kanunIan yapmak ya da yürürIükten
kaIdirmaktir. Bütün diger güçIer bu temeI gücün içinde
erir.
Demek ki yürütme yasamadan sonra geImektedir. Ama
dikkat ediIsin, yürütme yasamanin emirIerini aynen yerine
getiren pasiI bir güçten ibaret degiIdir. TopIumun menIaati
geregi birçok uyguIamanin, yürütmenin "anIayi¸ina
birakiImasi gerekir. Kanun koyucu her¸eyi öngörüp
her¸eye bir çözüm getiremez eIbette. Bazen kanunIara harIi
harIine riayet zararIi da oIabiIir.
Iyi de yürütmenin "anIayi¸i" ne demek? Restorasyon'dan
itibaren Tori'IerIe Vig'Ieri birbirine dü¸üren böyIe bir
"anIayi¸" karga¸asi degiI miydi? StuartIar iktidardayken bu
anIayi¸ tehIikeIi oIuyordu da Locke'un yakin dostu
WiIIiam oI Orange iktidardayken tehIikeIi oImuyor
muydu? Her haI-ü kârda Locke dostuna böyIe bir anIayi¸
esnekIigini reddedemezdi. Soyut kavramIa/m di¸ina
çikarsak görürüz ki, kuvvetIer ayinim nazariyesi IngiIiz
anayasasinin VigIer Iehine yüceItiImesine hizmet etmi¸tir.
Peki ama kutsaI ve yüce bir ParIamento'ya tevdi ediIen,
236
insanIarin smirIayamadigi, sadece tanri korkusuyIa IrenIe-
nebiIen bu gücün, mutIakiyetIerin hükümdarIara tanidikIari
kutsaI ve yüce güçten ne Iarki var, bu durumda mutIakiyet
sadece eI degi¸tirmi¸ oImuyor mu?
i¸te bu noktada Hobbes'un dü¸üncesiyIe Locke'unki
arasinda ne kadar büyük bir Iark oIdugu bütün kapsamiyIa
ortaya çikar. Locke'a göre insanIarin tabiî hakIan DevIete
devrediImekIe yok oImaz, tersine güç kazanir. Hem de
iktidari sinirIamaya ve hürriyetIerin temeIini atmaya
yarayan bir güç. Locke hiç yiImadan, insanIar tabiat
durumunu terket-mi¸Ierse, bu, daha önce anIatiIan
mahzurIari yok etmek içindir sadece, "daha iyi"ye uIa¸mak
içindir, diye tekrarIar. Yani hükümdara tevdi ediIen yasama
gücünün kamu menIaatinin di¸ina çikmasi dü¸ünüIemez.
Bu güç kesinIikIe keyIî davranamaz, insanIarin hayatina
e maIina tecavüz edemez. KaIdi ki kim, eIindeki gücü,
canina ve maIina kar¸i keyIî davrani¸Iarda kuIIanacak bir
güce devreder?
Sonuç oIarak yasama da yürütme de kamu yaranna
oImak kaydiyIa yöneticiIere sadece emanet ediImi¸tir.
YöneticiIer kamu menIaatine aykin davranirIarsa
eIIerindeki güç geri ahnir ve haIk bu gücü uygun gördügü
bir ba¸kasina devreder.
Peki iktidarin eIindeki bu imtiyazIi gücün iyi ya da kötü
kuIIaniIdigina kim karar verecek, kim yasamanin haIki köIe
mertebesine indirdigini hükme bagIayacak, kim iktidan
cezaIandiracak? HaIk. Buna haIk "karar verecektir".
"Otoritesi kaImayan" yasama ve yürütmenin zorbaIigina
kar¸i haIkin kuvvet kuIIanmasi görü¸ü, eserin beIki de en
can aIici noktasi. Locke'un nazariyesinin vardigi son a¸ama,
kurdugu diaIektik binanin son ta¸i: "tebanin ayakIanma
hakki" ya da yine kendi deyimiyIe "Tanriya müracaat etme
hakkrdir. Locke'da, Bossuet'nin yazdigi gibi "hükümdarin
otoritesine kar¸i tek çare yine onun otoritesinde aranabiIir"
237
gibi bir kabuIIenme yoktur. Tebaya taninan bu ayakIanma
hakki, birçok kari¸ikIikIara neden oIur, hatta anar¸iye
kucak açar diyenIere Locke'un cevabi ¸u: teba hareketsiz
bir kitIedir, ancak gerçekten çaresiz kaIirsa ayakIanir;
mutIakiyetin zuImü kar¸isinda hiçbir dinî müIahaza da
Iayda- etmez. "KraIIar ne kadar yûceItiIirse yüceItiIsin, ne
kadar parIak ve muhte¸em vasiIIarIa donatihrsa donatiIsin,
kutsaI ki¸iIikIeriyIe iIgiIi ne kadar güzeI ¸eyIer söyIenirse
söyIensin, ne kadar gökten inme kutsaI bir insan gibi
gösteriIirse gösteriIsin, kötü muameIeye maruz kaIan haIk
sonunda, seIaIetinden kurtuIabiIecegi, adaIetsizIikIere son
verebiIecegi, aItinda inIedigi boyundurugu
siIkeIeyebiIecegi her Iirsati degerIendirir".
Deneme. tabiî hukukun IngiIiz AnayasasiyIa ustaca
bagda¸tiriIdigi bir eser, mutIakiyete kar¸i yaziImi¸ ve
protestan-hk süzgecinden geçmi¸ neIis bir kitap, adeta bir
din dersi kitabi. Bu duru siyaset IeIseIesi kaynagindan, 18.
yüzyiI boyunca birçok ingiIiz, AmerikaIi ve Fransiz yazar
kana kana içmi¸Ier. Deneme, Ierdiyetçi IiberaI demokrasinin
temeIIerini atan, ayakIanan Amerikan koIonIarinin, sonra
da devrim Fransasinin însan Haklan Beyannamelerindt en
güzeI ve yaIin iIadesini buIan bir yapit.
238
NEDEN BUCKLE?
Önce bütün Avrupa'da yankiIar uyandiran bir aIki¸ tuIani.
Fransa'nin en büyük dergisi, eseri henüz yayimIanan IngiIiz
tarihçisini (1821-1862) co¸kun bir muhabbetIe seIamIar:
1
"Büyük adamIara peresti¸ devri geçti. Yeni ¸iirin
kahramani: insanIik. Mazi inaniyordu, istikbaI biIecektir.
Akün zaIerine inanan pervasiz yazarIarin ba¸inda BuckIe
geIir*.*
Devrin en büyük kamusu, ingiIiz Medeniyeti TarihI ni
tarih IeIseIesinin IngiItere'ye borçIu oIdugu en geni¸, en
seIa-hiyetIi âbide oIarak vasiIIandirir.
3
Sonra sükut. Tarihe iIim haysiyeti kazandirmaga çaIi¸an
üç-be¸ öIümsüzden biri oIan BuckIe tarihin âraIvnda
insanIarin, ……. asir insanIarinin kendisini
ke¸IedecekIeri âni bekIiyor.
ingiIiz Medeniyeti Tarihi Ibn HaIdun'un Mukaddimesi gibi
Henry Thomas Buckie, The History oI CiviIisation in EngIand, 1857.
Remusat, Revue des Deux Mondes. 1 Ekim 1858.
Larousse Pierre, Grand Dictioniwire Universe! du …I… erne Siede 1865-1676,
"BuckIe" maddesi.
239
bir giri¸, bir revak. KuruImak istenen ama kuruIamayan
âbidenin kendisim dü¸ünün.
Eserin üçte ikisi tarihî oIayIar» sergiIer ve inceIer. Yani
kitap yaIniz tarih IeIseIesi degiI. Yazar prensip ve
metotIarim büyük bir açikIikIa hüIasa eder. Tarih ve
medeniyet hakkindaki umum! görü¸ünü beIirtir. FeIseIî
rasyonaIizme bagIar, tarihi.
BuckIe da Ibn HaIdun gibi kendisinden önceki tarihçiIeri,
daha dogrusu tarihi tenkide i¸e ba¸Iar. Be¸er tarihinin ayn
ayn kisimIari çok güzeI inceIenmi¸, ama hiçbir tarihçi bu
parçaIardan ahenkIi bir bütün yaratamami¸tir. Tarih …VI.
asirdan beri oIdukça geIi¸ti, ama miIIederin kaderini ve
karakterini idare eden prensipIeri ke¸Iedemedi. Tabiat
iIimIeri öyIe mi? Oysa be¸erî hadiseIer de tabiat hadiseIeri
kadar düzerdi OnIan yöneten kanunIari iyi biImiyoruz,
çünkü tarih iImi henüz kuruImami¸tir. Hangi tarihçi
madde itimIe-rindeki ara¸tiriciIarIa boy öIçü¸ebiIir? Tarihin
bir Newton'u, bir KepIer* ! var mi?
Tarihin maIzemesi sonsuz. Ama eger tarih bir iIim ve bir
sanatsa, ortada yok henüz, tüm yani maIzemeIerin
inceIenmesinden dogan geneIIemeIer sistemi, önce
mazideki oIayIari anIamamizi sagIar, sonra geIecekteki
oIayIari kestirmemizi. Sanat, bu maIzemeIeri i¸Iemek,
onIardan geneI kanunIar çikarmak, onIan aydinIik ve
metotIu bir iIadeye kavu¸turmak hüneri. BöyIe bir tarih
ister istemez cihan¸ümuI oIacak yani insan topIundan
hakkinda biIinebiIen her¸eyi kucakIayacak. BöyIe bir tarih:
medeniyet tarihi.
Tabiat iIimIerinde umumî kanunIar oIdugu herkesçe
kabuI ediIiyor. Tarihin karmakari¸ik oIayIan iImî
metotIarIa inceIenebiIir mi? Yoksa bu oIayIar her türIü
geneIIemeye yan mi çizer? ÖyIeyse, medeniyetin degi¸ik
saIhaIanm ve çe¸idi dereceIerini, kör bir tesadüIe veya
tabiat-üstü kuvvetIere atIetmemiz Iâzim. Tecrübe, tesadüI
nazariyesini ya-
240
IanIiyor. AvIa geçinen bir kabiIe, bu gidaIari tesadüIe borçIu
oIduguna inanabiIir. Ama tarim hayatina geçer geçmez,
yiyecekIerin temininin bir sebep-netice zincirine
bagIanabiIecegini Iarkeder. KaIasinda rasgeIe bir siraIani¸in
yerini zorIu bir bagIiIik Iikri aIir. Bu IikirIerden biri irade-i
cüziye doktrinini, öteki kaza ve kader inancini
dogurmu¸tur. Birincisi IiIozoIun, ikincisi iIahiyatçinin
inanç konusu.
Her be¸erî hareket birçok saikIerin neticesi. Bu saikIer,
birtakim "öncüIIerden geIiyor. Demek ki bu öncüIIerin
hepsini, onIari harekete geçiren kanunIarIa birIikte
biIseydik, neticeIerin topIamini da kestirebiIirdik. FeIseIî bir
tarihin konusu, insan zekâsi iIe kanunIari ve tabiat iIe
kanunIaridir. Insan zekâsi tabiati degi¸tirir, tabiat insan
zekâsini. Bütün oIayIari doguran, bu kar¸iIikIi etki.
Tarih de, tabiat iIimIeri gibi tümevarim metodunu
kuIIanmaIidir. Tarih çiziIecek bir tabIo degiI, çözüIecek
bir probIemdir. Tarihin en büyük yardimcisi istatistiktir.
Tabiat iIe insan arasindaki münasebetIeri tanitan tabiat
iIimIeri de, tarihin IaydaIanmasi gereken iIimIerdir. Zaten
tabiat iIimIeriyIe manevî iIimIer arasindaki duvar sunidir.
u iki iIim daIi iIe ugra¸anIar birbirIerine tepeden bakarIar.
Bu anIayi¸sizIik sona ermeIidir artik.
IkIim, gida, toprak, tabiatin geneI görünümü,
insanogIunun en çok etkisi aItinda kaIdigi Iizik âmiIIerdir.
GeneI görünüm, biIhassa hayaI gücünü geIi¸tirir;
miIIetIerin seciye ve dinIerinde ortaya çikan bâtiI
inançIarin kaynagidir. IkIim, gida, toprak... topIumun
te¸kiIatIanmasi üzerinde büyük roI oynar. IIerIemenin
öIçüsü, servettir. IkIim iIe topragin bereketi ve insanin
IaaIiyeti arasinda yakin bir münasebet vardir. Iktisadî
hadiseIer, Iizikî cograIyaya bagIidir. YaIniz iktisadî
hadiseIer mi?
Yavuz bir tabiat, hayaIi geni¸Ietir, iradeyi IeIce ugratir.
Dost bir tabiat cesaret verir insana, onu IaaIiyete sürükIer.
241
Asya iIe Amerika'ya Ierman dinIeten bu demir kanunIar.
Hind'in, Misir'in, Meksika ve Peru'nun tarihini onIar izah
ediyor. O üIkeIerde insan, medeniyetin beIIi bir
basamagina kadar yükseIebiIir, sonra verinde sayar. Tabiat
kanunIarina birakir kendini, mücadeIeden vazgeçer.
Medeniyet a¸agi tabakaIara yayiIamaz, reIah ve küItür
yüksek kastIa- tm imtiyazidir. Zengin bir tabiatin
kucaginda uçsuz bucaksiz bir seIaIet, karanIikIarda
bocaIayan haIk, eIsanevî bir maziye körü körüne bagIiIik,
bitmez tükenmez huraIeIer, zorbaIar saItanati... i¸te Iizik
kanunIarin hâkim oIdugu cemiyetIerin özeIIikIeri.
Tabiatin daha mü¸Iik oIdugu üIkeIerde manevî kanunIar
harekete geçer. Yani insan zekâsi dizgin vurur tabiata, onu
adim adim Ietheder. Bu gaIibiyet, eIbette ki sinirsiz degiIdir.
Insan tabiatin sirIarina nüIuz etmek suretiyIe hürriyetini
geni¸Ietir, dagIan devirir, okyanusIari a¸ar.
Tabiatin insan üzerindeki devamIi ve degi¸meyen baskisi
Asya tarihinin ayirici vasIidir. Avrupa'nin tarihi ise, insanin
tabiata kar¸i kazandigi zaIerIerin tarihidir.
TopIumIari iIerIeten ahIâk degiI, iIimdir. FaziIet
ba¸kaIarina aktariIamaz. Zaten asirIardan beri ahIak
sahasinda büyük bir degi¸ikIik yok. AhIak hep ayni ahIak.
HaIbuki üim her gün yeni bir ba¸ari kazanmaktadir.
BuckIe'a göre medeniyet tarihi, bir anIamda insan
zekâsinin tarihidir, insan zekâsinin tarihi ise, a¸agi yukari
iIimIerin ve IeIseIenin tarihidir. AsirIar dü¸ünceIerini
kitapIara tevdi eder. Tarihin en büyük âbideIeri kitapIardir.
içtimai Hinder Ansiklopedisi. ingiIiz tarihçisine ayirdigi
yaziyi ¸öyIe tamamIar, "ingili: Medeniyeti Tarihi. bütün
yetersizIigine ragmen, içtimaî iIimIer tarihinde en mühut
eserIerden biridir. EvveIa Avrupa'nin bütün diIIerine çevriI
mistir. Terakkiye kar¸i gösterdigi cesur inanç, cömert geneI
IemeIeri, çekici teIerruati» sürükIeyici beIagati, tutucuIugs
biIhassa dinî (kIerikaI) tutucuIuga kar¸i hücumIari …I…, a
242
m binIerce taninmi¸, veIakâr radikaIinin haIizasinda ona
Comte'unkinden, MiII'inkinden, Spencer' inkinden üstün bir
yer sagIami¸tir. Sonra da çok okunan bir kitap oIdugundan
o zamanin eIkâr-i umumiyesini inceIemek isteyenIer için en
iyi kaynakIardan biridir. Viktorya devrinin ortaIama
insaninin terakki, hürriyet, medeniyet, himayeci zihniyet
gibi, mücerret meIhumIardan ne anIadigini ögrenmek
isteyenIer için baha biçiImez bir hazinedir... Bu eser, tarihin
iIim oIarak i¸IenebiIecegini dü¸ünenIer için bir ibret dersi
oImaIidir".
... MicheIet dogru söyIemi¸, ku¸ yuvasindan beIIi oIur,
insan vatanindan. "SagIam bir cograIî temeI oImadikça,
tarihin aktörü oIan haIk adeta havada yürür, Çin
resimIerinde oIdugu gibi..."
"CograIyanin insan kaderi üzerinde oynadigi roI, çok eski
zamandan beri dikkatini çekmi¸ IiIozoIIarin. Hipok-rat'dan
Huntington' a kadar, binIerce yazar bu konuya egiImi¸.
Zaman zaman maceraperest poIitikaciIara IetvaIar
kopariImi¸ cograIyadan. IkIim insanogIunun aIinyazisini
önceden çizen korkunç ve esrarIi bir kuvvet oIarak
gösteriImi¸. GaIiba gerçege en yakin oIani VidaI de Ia
BIache'in dü¸ünü¸ü: Tabiat birçok imkânIar sunar. OnIar
arasindan seçim yapmak insana dü¸er. Çe¸itIi çagIarda
insanogIunun yaptigi seçimIeri tesbit etmek de tarihin
vaziIesi. CograIyanin verdigi kaneviçeyi i¸Ier insan, çok
deIa, emrindeki maIzemenin Iarkinda biIe degiIdir. Mühim
oIan toprak degiI, onu i¸Ieyen. Biz cograIî kaderciIigin
gerçegi kucakIayacagina inanmiyoruz. BununIa beraber
BuckIe çapinda bir tarih IeIseIecisinden ögrenecegimiz
birçok hakikatIer var".
5
4 Encyclopedia of the Social Sciences (SosyaI IIimIer AnsikIopedisi), 1949.
"BuckIe" maddesi, yazan Granc Brinton.
5 CuviIIier Armand, ManueI de SocioIogie (SosyoIoji EIkiiabi), 1952.
243
BuckIe'm eseri, Avrupa'nin ¸ataIatIi meIhumIarina
kuIaktan â¸ik Me¸rutiyet aydinIarimiz için bir kitab-i
mukaddes oIabiIirdi. UzunIugu ve ciddiyetiyIe onIari
korkutmu¸ oIacak. AIeyhimizdeki her kaynaga, marazî bir
zevkIe egiIen yabanciIa¸mi¸ aydin, ingili: Medeniyeti
Tarihim 1909'da ke¸IedebiImi¸. Kitabin ispanya'ya ait
IasIini diIimize aktaran Mahir Said (Kahire H. 1325, 242
sayIa) tercümesinin kapagini ¸u keIimeIerIe damgaIiyor.
"Taassup, IazIa itaat ve cehaIet aIeyhindedir", önsözde,
Fransi: AnsiIeIopedisi'ne dayanarak BuckIe hakkinda kisa
bir biIgi veren mütercim bu zahmete niçin katIandigini
¸öyIe anIatmaktadir:
"ispanya'da, IspanyoIIarda bir dereceye kadar kendimizi
görüyoruz. Dinî taassubun, huraIeperestIigin,
hükümdarIara IazIa itaatin ve bütün bunIara sebep oIan
cehaIetin bir miIIetin suret-t idaresinde, vatan-i
muazzezimiz için pek nâIi bir ders-i ibret buIuyoruz.
Bizde hamdoIsun taassup yoktur. Herhangi cahiI bir
kavimden daha çok huraIeperest de degiIiz. YaIniz me¸hur-
u âIem cehaIetimizIe padi¸ahIarimiza hürmet ve itaat-i
IevkaIademiz iIe ispanya'ya benzeriz. BinaenaIeyh
BuckIe'm Ispanya'ya oIan nasihatIanm bize vermi¸ gibi
teIakki ve kabuIde seIamet-i vatan için zaruret-i hakikiye
vardir".
244
POLÎTÎKAVE ÎLÎM
Tanimiyoruz Weber'i (1864-1920). Tanimiyoruz çünkü
Marx gibi kiIisesi, rahipIeri yok. Çünkü hocamiz Fransa da
geç tanimi¸.
1
KIi¸eIere hapsediIemeyen co¸kun bir zekâ; co¸kun,
serazat, dürüst. Çagda¸ bir yazar, Raymond Aron, "her
nesiI ba¸ka türIü okuyacaktir Weber'i," der; "ona ba¸ka
suaIIer soracak, onu ba¸ka türIü yorumIayacaktir". Dogru,
her ne-
Hamide TopçuogIu'nun, ke¸IediImesi de buIunmasi kadar güç bir armagan-ki-
taba yazdigi eIIi sayIaIik derIeme; Weber'in hukukçu yönünü aydinIatan bir
doktora tezi (Co¸kun San); Sabri ÜIgener'in ve SeriI Mardin'in bazi uyguIama
te¸ebbüsIeri öyIe bir sosyoIogun ya¸ami¸ oIdugunu ispat eden nadir ¸ehadetIer.
Freyer'in TaIur Çagatay taraIindan tercüme ediIen Içtimai Na:ariyeler Tarihi
Webejr*e yirmi yedi sayIaIik bir yer ayirmi¸. Ama KösemihaI'in Sosyolofi Tari-
7iInde Weber'in ismi biIe yok.
Weber'den etraIIica bahseden iIk Fransizca kitap, Raymond Aron'un Çagda¸
Alman SosyoIojisi (1935) ¸öyIe ba¸Iar: "AIman sosyoIogIarinin en büyügü.
Hukukçu, iktisatçi, tarihçi, IiIozoI..." Aron, Sosyolofik Dü¸üncenin Merhaleleri
adIi bir ba¸ka eserinde, aradan otuz be¸ yiI geçmi¸ oImasina ragmen Weber'in
hâIi çagda¸imiz oIdugunu söyIer.
Bkz. CemiI Meriç, Bu Ülkt. "Iki Dü¸man Karde¸", IIeti¸im YayinIan, 7. baski,
1992, s. 185 vd. ve "Çagda¸ UygarIik Düzeyi", IIeti¸im YayinIan, s. 18 vd.
245
siI ve her miIIet. Ama bu hüküm bütün büyük adamIar için
geçerIi degiI mi?
Weber'in mizaci da IeIseIesi gibi bir tezatIar me¸heri: hem
IiberaI, hem Nietzsche'ci. SosyaIizme bazen dost, bazen
dü¸man. Bari¸çiIiga kâh açik, kâh kapaIi. DostIukIarina
sadik, dostIarina ha¸in.
Hayatta da, topIumda da gerginIikIer, sürtü¸meIer var
Weber'e göre. Insan, uçIar, imkânIar ve tezatIar arasinda
mekik dokur. AkIîIik (rationaIite) iIe akiIdi¸ihk, ya¸anmi¸
iIe kavramIar, sonsuz gerçekIe iImin sonIuIugu, izah iIe
anIama, iman iIe biIgi arasinda mütemadi gidi¸-geIi¸Ier...
Weber, bu IarkIiIa¸maIari, bu yön degi¸tirmeIeri, bu
yüzIe¸meIeri, bu gerginIik ve anIa¸mazIikIari tek isimde
topIar: antagonizma... Antagonizma, çati¸ma kaynagi ama
çati¸manin kendisi degiI. Hayat, sürekIi bir sava¸. Sava¸,
bir nevi ayikIama (seIection). AyikIama da, tahakküm
iradesi veya ¸iddet gibi, sava¸ ¸ekiIIerinden biridir. Kavga
daha iyi bir intibak sagIamaz. Su veya bu içtimai
münasebetin ortadan kaIdiriImi¸ oImasi, intibak
kabiIiyetinden mahrum oIduguna deIaIet etmez.
Ba¸arisizIik, mutIaka oIumsuz bir mânâ ta¸imaz. ZaIer de,
suIh da, ba¸arisizIik gibi sava¸ aIâmeüeri. Kavga, ¸ansin
boyuna yer degi¸tirmesidir; itaatin da, isyanin da, a¸kin da,
neIretin de, ok¸ayi¸in da, terk edi¸in de temeIi. Sonu yoktur
kavganin. Tanri iIe ¸eytan arasindaki mücadeIe gibi,
kiyasiya. MeIhumIar dü¸man birbirine. AIman küItürü
Fransiz küItürüne dü¸man, Fransiz küItürü AIman
küItürüne. TanriIar, tanriIara dü¸man. "Sokaktaki insan",
bu geIi¸meIerin Iarkina varmamak için eIinden geIeni yapar.
GündeIik hayatin bayagiIigi içinde uyu¸mak ba¸Iica emeIi.
Fikir adami, bu antagonizmaIarin ¸uuruna varmak
zorunda. Ferdin her hareketi, hatta son tahIiIde hayatin
bütünü bir kararIar zincirinden ibaret. Ruh, bu kararIar
sayesinde kendi kaderini in¸a eder, yani hayatina mânâ ka-
246
zandirir. Hiçbir ahenk yoktur dünyada. Çürük, geçici
birtakim uzIa¸maIar vardir. UzIa¸ma, güçIükIeri
görmemezIik-ten geIerek ya¸amamizi sagIar. GündeIik
hayat bu sayede devam eder.
Kadim iIahIar, mücerret meIhumIarda ya¸iyor, mücerret
meIhumIarda yani izm'Ierde. Bizi boyundurukIari aItina
aImak istiyorIar yine... Eski kavgaIari sürüp gidiyor.
PoIitikaIar da, dinIer de, insanIarin ya¸amasina yardim
eden birer uzIa¸ma. TezatIari, çati¸maIari, antagonizmIeri
yok edemeyiz. Bize dü¸en, uzIa¸maIarin geçici ve çürük
oIdukIarim biImek, IaydaIarini kabuI etmek. DiyaIektik, bir
aIdatmaca. Bir antagonizma, ba¸ka antagonizmaIarm çözüm
yoIu oIamaz.
2
Weher'in eserinde bütünüyIe insani buIuruz:
yaraIi bir dünyanin ortasinda, tanriIar arasinda seçim
yapmak zorunda buIunan insan, kaderIe pençeIe¸en,
inancim kaybeden insan.
Siyaset adami, iki ahIâktan birini seçmek zorunda: inanç
ahIaki, mesuIiyet ahIâki. Ya inançIarina boyun egecek,
hareketIerinin neticesine aIdirmayacaktir; yahut kendini
yap
-
1 Proudhon'u hamIamamak kabiI mi? SeIaIetin FeIseIesi yazarina göre de "reaIite,
mahiyeti icabi giriIttir, mü¸ahhasda basit yoktur." Gerçegin aki¸im bütün
teIerruati iIe kavramak için tek geçerIi metot, sentezIeri bir yana iten "antitezIer
di-aIektigVdir. Içtimaî reaIite, daha geni¸ bir iIade iIe be¸erî reaIite, sonsuz bir
dv aIektik hareket içersindedir. Bu hareketi bütün kivrimIariyIa izIemek için
di-aIektik bir ampirizme ihtiyaç vardir. Içtimaî iImin metodoIojisidir, IeIseIe.
Pro-udhon'un diaIektigi, HegeI diaIektiginin tam tersidir. HegeI, insan
cemiyetini ve tarihini bir "teodise" haIine getirmi¸ti. Proudhon, a¸in bir ateist
oIarak sahneye çikar. Cemiyet, kendi tarihim tamamen insanca bir emekIe
yaratan Pra-mete'dir.,. Proudhon, HegeI diaIektiginin hem uyguIani¸Iarini
tenkit eder, hem teorisini. Antinomiyi te¸kiI eden iki terim, ya kendi araIarinda
veya ba¸ka anti-nomik terimIerIe detigeIe¸ir. Bundan yeni sonuçIar dogar. "Bir
eIektrik piIinin kutupIan nasiI birbirini yok etmez ise, antinomik terimIer de
birbirIeri içinde erimez. MeseIe onIari kayna¸tirmak degiI, kayna¸maIari yok
oImaIari demek, araIarinda bir denge kurmak; daima degi¸en bir denge.
HegeI'in IormüIü yanIi¸tir; üç terim yoktur, iki terim vardir ve antinonü
haIIediIemez. Ya saIIantida kaIir, ya dengeye eIveri¸Ii bir antagonizma
meydana getirir." (Bkz. CemiI Meriç, SosyaIizm ve SosyoIoji Tarihinde{.
Proudhon. FaküIteIer Matbaasi, 1969).
247
tikIarindan sorumIu tutacak, iyi niyet, temiz kaIpIiIik gibi
bahaneIere ba¸vurmayacaktir.
TasarIanan bir hareketIe eIde ediIen netice arasinda Iark
var. Bir nesIin serbestçe istedigi, bir sonraki nesiI için
önüne geçiImez bir kaderdir, InsanIarin umdukIari
ba¸kadir, buIdukIari ba¸ka. Tarih, tarihini yapan Iakat
yaptigi tarihi biImeyen bir insanIigin trajedisi. Çok deIa
hayirIa ¸er içice. Hiristiyanca bir bari¸severIik ugruna
siIahIan atmak, kendini dü¸manin insaIina terketmek, onun
bir nevi "pax romana* (mahvederek suIh yapmak) kabuI
ettirmesini sagIamaktir. "Sonunda devrim geIecekse,
varsin sava¸ istedigi kadar uzasin" diyen komünist, amacin
araci kutsaIIa¸tirdi-gini kabuI etmi¸ oIur. Her poIitikaci,
kendi hesabina bu mübayeneti (antinomie) çözmek
zorundadir amaç, ne zaman araci me¸ruIa¸tinr?
AmaçIanmiza varmak için, hiçbir zaman deger öIçümüze
uygun araçIarIa yetinemeyiz. Her poIitikaci bir parça
makyaveIcidir.
Hakikî ahIâk, dagdaki vaizm ahIaki, Kant'in ahIakidir.
PoIitika di¸idir bu ahIak. Siddete kar¸i koymamak, bir
yanaginiza vuruIunca ötekini uzatmak ya evIiyaIiktir, ya
haysiyetsizIik, iktidari eIe geçirmek isteyen, itisanIan
vasita oIarak kuIIanacaktir, ba¸ka türIüsü oImaz.
Bütün dinIer bu uyu¸mazIigi ortadan kaIdirmaya çaIi¸
mi¸. Luther, sava¸in sorumIuIugunu iktidara yükIemi¸. CaI
vin, tek me¸ru sava¸in din ugruna yapiIan sava¸ oIdugunu
söyIemi¸. "Weber, Bhagavad Gita'mn çözüm yoIunu benim
siyor. Her kastin kendine göre bir ahIaki var.
3
Sava¸çinin
görevi öIdürmek. Bhagavad'i dinIeyeIim: "teceIIiIer âIemi
nin kanunu kavga † SoyIu, aIninda zaIer çeIenkIeri ve eIirt-
3 Dogru ama çagda¸ Avrupa'da kast var mi? Weber siniIIari biIe kabuI etmiyor
Bir keIimeyIe kimsenin yeri beIIi degiI. O zaman hangi kastin ahIakini
benimseyecegiz? BöyIe bir seçimde kiIavuzumuz kim oIacak? Saniyorum ki
egzistansiyaIizmin hareket noktasindaki suaI bu.
248
kanIi bir kiIiçIa yükseIecek Tanriya... Oyun ezeIden
ba¸Iami¸. EzeIden dagitiImi¸ roIIer. AmeIden kaçiniImaz,
dâva, ihtirasIardan soyunmak. Kar¸iIik bekIemeyeceksin
yaptikIarina; kizmayacak, üzüImeyecek, sevinmeyeceksin.
VaziIe, en büyük ibadet. TeceIIiIer âIemine bunun için
çagriImi¸iz. YoI önceden çiziImi¸: kastimizin dharmasi.
Her siniI için ayri bir ahIak. Brahman gösterecek haIka.
K¸atriya dövü¸ecek. Vaisya topragi ekecek".
4
PoIitikanin
kendine has mükeIIeIiyetIeri var. PoIitika ahIâki,
sorumIuIuk ahIakidir. Sonsuz çeIi¸meIere mahkûm
oImayan tek ahIak. Samimî inanç daima hürmete Iâyiktir.
Ama, hayirdan ancak hayir dogar gibi bir iddia, çocukça
r iyimserIik.
Siyasî aksiyon devamIi bir çaba; amaç: aydinIikta hareket
etmek ve aIinan kararIar neticesinde hayaI kirikIigina
ugramamak. DevIet, me¸ru ¸iddet inhisarini eIinde tutar.
PoIitikaya girmek, amaci iktidar oIan çati¸maIara
katiImaktir devIete ve topIuma hükmetme iktidari.
PoIitikaya girer girmez aksiyon kanunIarina boyun egmeyi
e kabuI etmi¸ oIuruz. Bu kanunIar, samimî tercihIerimize
de, "Eva-mir-i A¸ere'ye" de aykiri oIabiIir. SeytanIa bir
anIa¸ma imzaIamaktir poIitikaya girmek. Kendini netice
aImanin mantigina tesIim etmektir.
Weber'e göre, iki tip siyasî parti var, birbirine zit iki tip:
iIeri geIenIerin partiIeri, kitIe partiIeri, iIeri geIenIer yani
hukukçu veya avukatIar, devIet veya parti memurIari.
BunIar devrimizin proIesyoneI poIitikaciIaridir. PoIitikaya
girmek isteyen hocanin kar¸isina çikacak güçIük:
partiIerin disipIin ve programIari. Dünyanin hiçbir
üIkesinde, tarihin hiçbir devrinde bir sosyoIog veya iktisatçi
herhangi bir partinin programini benimseyemez. Ancak,
semboIik bir yoru-
Bhagavad-Gita için bkz. CemiI Meriç, Bir Dünyanin E¸iginde, IIeti¸im YayinIan,
1. baski, 1994, s. 142 vd.
249
ma ba¸vurarak katiIabiIir bir partiye. Her muhaIeIet, haksiz
ve yaIan deIiIIere ba¸vurur, hiçbir hükümetin
kazanamayacagi ba¸ariIan eIde edemedigi, hiçbir
hükümetin reddede-meyecegi tavizIer verdigi için çatar
hükümete. Siyasî bakimdan IaaI oImak isteyen içtimaî
iIimIer hocasi, bu yüzden devamIi bir tedirginIik içindedir.
ÜIkeIere göre, parti üyeIerinden istenen disipIine göre,
zamana göre... artan veya eksiIen bir samimiyetsizIik.
MecIis çaIi¸maIarina katiIanIar, kâmiI bir hürriyet Iüksünü
tadamazIar. iImin emri kayitsiz ¸artsiz hakikattir.
PoIitikaciIik, her zaman hakikatin söyIenmesine izin
vermez.
Weber, demokrasiIerdeki poIitikaciIarin vasiIIarindan
¸ikâyetçidir. Serveti oImayanIar, poIitikaya atiIirken
mesIegin iyi veya kötü ihtimaIIerini, maIî tehIikeIerini de
göze aImak zorundadir. ParIamentonun i¸Ieyi¸i
¸ekIue¸mi¸tir. MücadeIenin neticesi önceden beIIidir. Bu
itibarIa parIamento, kabiIiyetIeri ortaya çikaran bir yer
degiIdir artik, iIerIemek için insan parIamentoda degiI,
partide kendini kabuI ettirmek zorundadir. Bugünün
AImanya'sinda, Weberin dogacagini ümit ettigi
demagogIar yok. Bu demagogIarin otoriteIeri oIacakti,
onIar kurtaracakti AImanya'yi. Dogrudan demokrasiIer çok
deIa iktidarin ¸ahis di¸iIigi, yöneticiIerin ¸öyIe böyIeIigi,
ruhsuz kaIabaIikIarin pasiIIigi yüzünden, boyuna çökü¸
tehIikesi iIe kar¸i kar¸iyadirIar. Vahim durumIarda,
miIIetin hayati tehIikeye dü¸ünce veya rejimin yeniden
düzenIenmege ihtiyaci oIunca, miIIetIer hem kanuna itaat
etmek hem de bir insanin pe¸inden gitmek ihtiya-
cindadirîar. Demagog, böyIe zamanIarda kendini kabuI
ettirir. Roma Cumhuriyeti diktatör diyordu demagoga,
mazinin siyasî yazarIari kanun vâzu. CanIi rejimIer, buhran
anIarinda kendiIerini kurtaracak kahramanIari yaratirIar.
Sükûnet zamanIarinda demokrasinin ¸eIIeri saygideger
idareciIerdir. Bazen iyi te¸kiIatçidirIar, çok deIa uzIa¸tirici.
250
Weber, poIitikayi üniversiteye sokmaz. Forum kavgaIari
yapan hocaIan ¸iddetIe yerer. KaIemIe veya sözIe siyasî
IaaIiyette buIunmak, her iIim adaminin hakki hatta bazen
vaziIesidir. Ama siniIa ve Iaboratuvara giremez poIitika.
IIme geIince... "Bir zamanIar biIgi, sonsuz bir zincirin
herhangi bir haIkasi degiIdi sadece. Bir Ietihti, bir zaIerdi".
Bugün dünyayi büyüsünden soyuyor, ha¸in ve insaIsiz.
Kaderimize i¸ik tuttugu da yok. TanriIar çok, degerIer
çe¸itIi. IImin sundugu biIgiIer yetersiz.
MânâIari ¸üpheIi, sinirIan beIirsiz kaziye ve ¸emaIari nas
haIine getiren her doktrin iIim oImaktan çikar, mitoIoji
oIur. SosyoIoji veya iktisatta tenkit, ¸uurun, iImî ¸uurun
temeI unsurudur. Bir sosyoIogun ögrenciIerine vermesi
gereken iIk ders ¸u: hiçbir zaman kusursuz bir rejim
kuruImami¸tir. Tarih koIayca mitoIojiye dönü¸ebiIir.
KahramanIar yaptikIari Iarz ediIen öIçüsüz iyiIik veya
kötüIüge göre meIek veya canavar oIurIar. Asrimiz insanIari
vaktiyIe mucize sayiIacak oIan birçok hadiseIeri, sesin ve
resmin uzaktan uzaga aktanIi¸i gibi, izah edemezIer, ama
bu hadiseIerin akIa uygun oIarak açikIandigini biIirIer.
EIektrik ancak çocukIar için peri. Ama kapitaIizm,
komünizm, WaII Street... miIyonIarca insan için ¸eytandir
hâIâ. Gözümüzü dört açmazsak meIhumIar birer usture
(mitos) oIup çikar kar¸imiza, timi mesIek oIarak seçenIer
tabiati da, insanIari da büyüIerinden siyirmaga
katIanmaIidir.
Weber, gerçegin topyekûn teIsirini yapmak iddiasini
güden tarih IeIseIeIerine dü¸mandir. FeIseIenin görevi,
sosyoIojiyi metaIizikten kurtarmak ve dogruIanabiIir bir
ara¸tirma disipIinine tâbi kiIarak ona gerçek bir iIim
hüviyeti kazandirmaktir. SosyoIojinin görevi ne topIumu
isIah etmektir, ne ihtiIaIciIer yeti¸tirmek. O da bütün müspet
iUmIer gibi, reaIitenin bir parçasi oIan içtimaî reaIite
hakkinda ancak kismî izahIar sunabiIir. TopIuma yön
vermeye kaIki¸an,
2S1
sosyoIog oImaktan çikar, teknisyen oIur. Ama iImî bir
hakikat, hakikati Isteyen herkes için geçerIidir.
Weber hareketIerimizi dön zümrede topIar:
Bir amaca göre rasyoneI oIanIar (köprü yapan
mühendisin, para kazanmak isteyen i¸adaminin, zaIer
pe¸inde ko¸an komutanin hareketi gibi). Amaç aydinIik
oIarak tasarIanir ve gereken vasitaIar ona göre seçiIir.
Bir degere göre rasyoneI oIanIar (gemisiyIe batan
kaptanin davrani¸i). Bir amaca varmak degiI, bir inanca
boyun egmek söz konusudur.
Hiss! oIanIar (kizan bir annenin çocugunu tokatIamasi).
GeIenege yani aIi¸kanIikIara, âdetIere, inançIara bagIi
oIanIar.
Weber'in çagda¸ devri yorumIayi¸inda bu siniIIama agir
basar. Kucaginda ya¸adigimiz çagin özeIIigi rasyonaIizas-
yon, yani bir amaca yöneIen mantikî hareketin gittikçe
yayginIa¸masi. Iktisadî te¸ebbüs rasyoneIdir, devIetin
bürokrasi taraIindan yönetiIi¸i rasyoneIdir. Zamanimizin
IeIseIî meseIesi hayatî bir meseIe: topIumda diger hareket
tarzIarinin hâkim oIacagi böIgeIeri tayin etmek.
Bu siniIIama, biIgi iIe poIitika arasindaki bagIiIik ve
bagimsizIik münasebetIerine de i¸ik tutar. " Insan, nasiI
hem hareket adami, hem hoca oIabiIir?" sorusu Weber'in
IeIseIî dü¸üncesinin merkezinde yer aIir. Bu, IeIseIi oIdugu
kadar ¸ahsî bir meseIe idi de onun için.
Hiçbir zaman bir siyaset adami oImami¸tir Weber ama
daima oImayi dü¸ünmü¸tür. Gerçekte onun bütün siyasî
IaaIiyeti bir hocanin, zaman zaman bir gazetecinin,
sözIerine kuIak asiImayan, bir hükümdar mü¸avirinin
IaaIiyetinden ibaret kaImi¸tir. Parti Iideri veya insan çobani
oImak isteyen Weber, daha çok bir hoca ve bir biIgindi.
AydinIik dü¸ünceye â¸ikti. "Tarih veya sosyoIoji hangi
¸artIar içinde objektiI oIabiIir? PoIitika iIe iImin
münasebeti nedir?" gibi soruIar
252
üzerinde uzun uzadiya kaIa yormu¸tur. Vardigi hükümIer
¸öyIe hüIasa ediIebiIir.
ÂIim, dünya çapinda geçerIi gerçek yargiIarina, iIIiyet
münasebetIerine veya anIayici yorumIara uIa¸mak ister.
IImî ara¸tirma, bir amaca göre rasyoneI hareketin en güzeI
örnegidir. Bu amaç: hakikattir. Ama bu amaci tayin eden de
bir deger yargisidir, hakikat hakkindaki deger yargimiz. Yani,
iImî hareket, bir amaca göre rasyoneI hareketIe, bir ideaIe
göre rasyoneI hareketin biIe¸imidir. IIim, modern Bati
topIumunu beIirIeyen akIîIe¸tirme (rasyonaIizasyon)
sürecinin bir veçhesidir. Zamanimizin içtimaî iIimIeri
tarihte benzeri oImayan bir hususiyet arzederIer.
rasyoneIIik.
Weber, Durkheim gibi sosyoIojinin kuruIacagi ve
eksiksiz bir sosyaI kanunIar bütünü vücuda geIecegi
hayaIine kapiImaz. IIim devamIi oIu¸ haIindedir, boyuna
yeni soruIar sorar tabiata.
Tabiat iIimIeri için oIdugu gibi küItür iIimIeri için de,
biIgi, sonu geImeyecek oIan bir Ietihdir. Ara¸tirmaIar iki
sonsuza dogru boyuna geIi¸ebiIir. Tarih ve sosyoIoji için
daha da dogrudur bu. BiIgi, âIimin reaIiteye sordugu
suaIIere göre degi¸ir. Bitmi¸ bir sosyoIoji veya tarih
dü¸ünüIemez.
insan eserIeri deger yaraticisidirIar veya degerIere göre
tanimIanirIar. Deger yargimizin kari¸madigi objektiI bir
iIim nasiI oIabiIir? Weber bu soruya ¸öyIe cevap verir: deger
yargisi ba¸kadir, degerIerIe iIgiIi oImak ba¸ka. Hürriyetin
hayatî bir önem ta¸idigini söyIeyen vatanda¸, ki¸iIigini
beIirten bir yargi iIeri sürmektedir. Bir ba¸kasi bu yargiyi
reddedebiIir. Hürriyetin degeri herkese göre degi¸ir.
Hürriyet, poIitika sosyoIogu için aIâka merkezidir, ama bu
onun hürriyetten yana oImasini gerektirmez, hürriyet
kavrami, inceIeyecegi reaIite parçasini sinirIamasina ve bir
düzene sokmasina yardim eden kavramIardan biridir, o
kadar. Siyasî hürriyetin, onu ya¸ayan insanIar için bir degeri
oImasi "kâIi-
dir. Kisaca, sosyoIog deger yargiIari vermez, konusunun
degerIerIe iIgiIi oIdugunu kabuI eder.
AIim çaIi¸ma konusunu tespit etmek için, reaIitede bir
seçim yapmak zorundadir. Tabiat iIimIeri, oIayIarin geneI
özeIIikIerini gözönünde buIundurur ve onIar arasinda
düzenIi ve zorunIu iIi¸kiIer kurar. KüItür iIimIerinde zekâ,
¸ekiIsiz maddeyi, matematik iIi¸kiIer sistemi içine
sokmaga çaIi¸maz. Maddeye birtakim degerIer izaIe ederek
bir ayikIama yapar. Tarihçi, bir tek insanin bir gün içindeki
bütün dü¸ünceIerini ve davrani¸Iarini teIerruatiyIe
anIatmaya kaI-ki¸sa, üstesinden geIemez. Demek ki, tarihçi
mazideki oIayIari ancak seçerek yeniden in¸a edebiIir.
Maziyi tüm oIarak biIemez. Çünkü, beIgeIer sinirIidir.
BeIgeIerin sonsuz oIdugu durumIarda da tarihçi, estetik,
ahIakî veya siyasî degerIerine uygun oIarak bir ayikIama
yapar. Tarihçinin amaci, beIgeIerden hareket ederek
öIüIerin hayatini, degerIerinin gerektirdigi bir seçimIe
yeniden in¸a etmektir.
KüItür iIimIeri, seçiIen degerIer sistemine uygun oIarak
ayikIanan bir yorumIar bütününe varabiIir ancak.
AyikIamayi düzenIeyen ne kadar deger sistemi varsa, o
kadar da tarihi ve sosyoIojik görü¸ vardir.
Bir tarih veya sosyoIoji eserini yöneten, onun degerini
yapan, tarihçi veya sosyoIogun ortaya attigi suaIIerdir.
Ara¸tirma konusuna kar¸i büyük aIâka duyan iIim adami,
ne taraIsiz kaIabiIir ne de objektiI. Ama dinin bir huraIeIer
yigini oIduguna inanan, dinî hayatin ne oIdugunu hiçbir
zaman anIayamayacaktir, insanIari gerçekten anIamak için
insanIarin önem verdikIeri ¸eyIerin mânâsini anIamak
Iâzim, insan, tarih içinde ya¸ayan bir varIik. BeIIi ihtirasIari
var. Tarihe sordugu suaIIeri iIham eden, bu tutkuIar. Ama,
dünyaca geçerIi bir cevap aImak istiyorsa, eserinde ¸ahsî
iIgiIerinden siyriIabiImeIidir.
Weber'in gayesi ¸unu anIamak*, nasiI oImu¸ da insanIar
254
IarkIi inançIara dayanarak ya¸ami¸Iar; asirIara göre
IaaIiyetIeri degi¸mi¸, ümitIerini bazen öbür dünyaya
bagIami¸Iar; kâh iktisadî büyümeyi, kâh ruhIarinin
seIametini dü¸ünmü¸Ier. Her topIumun bir küItürü, yam
bir inançIar ve degerIer bütünü vardir. FarkIi ya¸ayi¸
¸ekiIIerini anIamak için, eIe aIinan topIumun kendine has
oIan inanç ve biIgi sistemini tanimak Iâzimdir.
Weber'e göre tarih ve sosyoIojide iIIiyet (kozaIite), ihü-
maIiyet veya ¸ans demektir. TarihçiIer umumiyetIe, geçmi¸i
mukadder, geIecegi ise beIirIenmemi¸ teIakki ederIer.
YanIi¸. Zaman mütecanistir. Bizim geçmi¸imiz, ba¸ka
insanIann geIecegi idi. IstikbaI beIirIenmemi¸ oIsaydi
tarihte hiçbir determinist açikIamadan söz edemezdik.
Nazar! oIarak mazinin kozaI (iIIiyete dayanan) izahi iIe
istikbaIin kozaI izahi ayni derecede mümkündür. GeIecegin
e oIacagim kesinkes biIemeyiz. Çünkü, geçmi¸i kozaI
oIarak tahIiI ettigimiz zaman da zorunIu bir açikIamaya
varamiyoruz.
Tarihte iIIiyet münasebetIeri aramak, ¸öyIe bir suaIi
cevapIandirmak içindir: beIIi bir anda umumî sebepIerin
etkisi nedir, bir tesadüIün veya bir kahramanin roIü nedir?
Tarihin istikameti önceden beIIi oImadigi için, mazinin
kozaI tahIiIini yapmak, birçok bakimIardan aydinIaticidir.
BöyIece, bazi insanIann yükIendikIeri sorumIuIukIar tespit
ediIir, tarihin ¸u veya bu istikamete akmasina sebep oIacak
oIan kararIarin aIinacagi anda, kaderin geçirdigi tereddütIer
buIunur. Tarihî oIu¸u böyIe anIar Weber. EyIem adaminin
tarihte büyük yeri oIduguna inanir. InsanIar önceden
çiziImi¸ bir kaderin oyuncagi oIsaIardi, poIitika âdi bir
IaaIiyet oIurdu. GeIecek beIirsizdir. IstikbaIi insan in¸a eder.
Bu itibarIa, insanIigin asiI IaaIiyetIerinden biridir poIitika.
255
C
>
3

0
$
)
D
;
D
E
+

BÎR KELÎMENÎN SERÜVENÎ
ideoIoji, çagimizin anahtar keIimeIerinden biri... vuzuhu
kiIitIeyen bir anahtar.
Remzi Oguz Ank, "keIimenin onbe¸-yirmi yiIIik bir
mazisi var" diyor... "IdeaIe rakip oIarak kuIIaniImaktadir.
Ama ideaIdeki bütünIükten mahrum, çünkü metaIizigi yok.
GerçekIe¸tirmek istedigi cennet de cehennem de bu
dünyada. ReaIiteye dayandigi için kuvvetIi. MateryaIizmin
anar¸iye sürükIedigi cemiyeti ayakta tutan o". Arik,
çagimiza Ierman dinIeten ideoIojiIeri atti ba¸Iik etraIinda
topIuyor, demokrasi, terakkiye iman, iIme iman, geni¸
mezhepIiIik, insaniyet-çiIik, miIIiyetçiIik. Fakat bir türIü
ideoIojiyi tariI etmiyor.
1
Necip FaziI'ui yiIIardan beri
örgûte¸tirdigi ideoIocya, îdeal ve îdeolofi yazarinin
saydikIarindan hiçbirine uymuyor. BaziIari, meseIa, Hüseyin
Hatemi, üIkü iIe kar¸iIiyor ideoIojiyi; marksizm nasiI bir
ideoIojiyse IsIâmiyet de öyIe bir ide-oIojiymi¸.
AydinIarimiz ne yapsin? MeIhumun kendisi kaypak ve
1 Remzi Oguz Ank, IdeaI ve IdeoIoji, Hareket yayinIan, 1967.
259
karanIik. KamusIar BâbiI KuIesi.
2
Bu esrarengiz yabancinin
hüviyetini tesbit için tek çikar yoI, iki asra yakIa¸an
tarihine egiImek
IhtiIâI sonu Fransasi... Bir çagin harabeIeri üzerinde yeni
bir dünya kuruImaktadir. FeIseIeye de ba¸ka bir isim
buImak gerek. Onsekizinci yüzyiI, metaIizik keIimesinden
ho¸Ianmaz, kiIise kokan bir keIime. PsikoIojinin de kaynagi
2 Semsettin Sami, ideoIojiye "mebhas-ûI eIkâr* diyor {Kamusu. Fransevî);
Hüseyin Kâzim Kadri, "iIm-i eIkâr" (Büyük TürIe Lügati). ismaiI Fenni
izahIarinda daha cömert: "AkIin suretIeri iImi, bo¸ ve mücerret birtakim
IikirIeri münaka¸a etmek mânâsina da kuIIaniIir" (Lügatçe-i FeIseIe). Re¸at
Nuri Drago'ya göre ideoIoji Iikriyattir; T.D.K.'nun SözIügünde (ikinci baski)
¸unIari okuyoruz: "Herhangi Ur ögretinin dayandigi dü¸ünceIerin ve
kani¸Iarin topu". Reâho-use'un tariIi daha az esrarengiz degiI: "Herhangi bir
nazariyenin dayandigi dü¸ünceIerin hepsi" (1971, sekizinci baski).
Simdi de Fransizca sözIükIeri tarayaIim. 1796' da dogan keIime, Akademi'nin
Lügatine 1835'de aIinmi¸ (üçüncü basIa). Müphem bir tariI: ideoIoji,
dü¸ünceIer iImi, dü¸ünceIerin kaynagi ve kuruIu¸u hakkinda sistem. IdeoIog,
bütün IeIseIeyi ideoIojiden ibaret gören. Bazan ideoIojisi de denir. LiHre'nin
Büyük Kamus'unda da vuzuh yok. Üstat, keIimenin yaraticisi oIan Destutt de
Tracy'nin adini biIe anmaz. IdeoIojisi iIe ideoIogu bir tutar. Oysa ideoIojist Ca-
banis iIe Destutt de Tracy'nin kendiIerini adIandirmak için yarattikIari bir
keIime. IdeoIog, ideoIojistIeri küçümsemek için Chateaubriand'm uydurdugu,
Na-poIyon' un me¸hur ettigi tâbir. Littre, ideoIogIari da, ideoIojistIeri de
CondiI-Iac'm ¸akirdi oIarak tanitir ki, büyük hatadir (IazIa biIgi için bkz.
Picavet, Lcs Ideologues. FeIix AIcan, 1891, s. 20 vd.). Larousse'un
Ondoku:uncu AUT Kamusunda ¸unIari okuyoruz: dü¸ünceIer iImi, insanin
zihnî meIekeIerini inceIeyen eser. Destutt de Tracy'nin ideoIojisi gibi.
Fizikötesi geneIIemeIeri reddeden, ruhî oIayIari teker teker inceIeyen sistem. Bir
keIimeyIe 1950'Iere kadar hiçbir sözIük, ideoIojinin sosyaI ve poIitik mânâIarim
vermemektedir. Batinin tek büyük SosyaI IIimIer AnsikIopedisinde
(EncycIopedia o/ the SociaI Sriences, 2. baski 1949) ideoIo ji keIimesi yok.
MicheI Vadee, ITdeoIogie adIi eserinin (P.U.F Paris, 1973) önsözünde i¸aret
ettigimiz eksikIige parmak basiyor: "IdeoIoji meIhumunun çagda¸ dü¸ünce
tarihinde vatanda¸Iik hakki kazandigini kim inkâr edebiIir? Ama keIime ne
EncycIopedia BriIarmica'da (1964) ne Chambers EncvcIopedia'da (1955) var.
Itattana EncycIopedia (1949) ideoIog oIarak 5ÇVTU. asir sonu Fransiz yazarIarim
taniyor sadece; zira makaIenin sonunda çok kisa oIarak keIimenin marksist
mânâsina ¸öyIe bir dokunup geçiyor... Sanki bir asirdan heri ne Marx ne
EngeIs ne de, ba¸kaIari ideoIojiden söz etmemi¸Ier. PauI Robert'in Fransiz DiIi
SözIügü' nde (1957) bir sürü yazardan örnekIer aImi¸ ama içIerinde tek marksist
veya "mat-
260
buIanik. Ayrica önce ruhIari çagirma iImi, sonra da ruhbi-
m oIarak hep "ruh"u çagri¸tirmaktadir. Destutt de Tracy
yeni bir keIime uydurun ideoIoji (1796). KeIimenin en
geni¸ anIamiyIa: dü¸ünceIerin iImi. FeIseIenin yerine
geçecek oIan bu yeni iImin konusu, "dü¸ünceIer,
dü¸ünceIerin kanunIari, kendiIerini diIe getiren i¸aretIerIe
münasebetIeri ve kaynakIaridir"... "ideoIoji, bütün
iIimIerin üstünde kanat çirpar, çünkü iIimIer
dü¸ünceIerimizden ve onIar arasindaki çe¸itIi
münasebetIerden ibarettir" (Maine de Biran). Geçen asrin
r Fransiz sosyoIogu ideoIojiyi ¸öyIe tanimIar:
"EIIatunun kurdugu, Descartes'in tazeIedigi, onsekizinci
asir IiIozoIIarinin Iüzumundan IazIa daIa¸tirdikIari bir
iIim" (AdoIphe Coste).
ideoIoji, bazi yazarIara göre, Fransa'nin kIasik IeIseIesidir
(H. Taine). Bir IeIseIe tarihçisi, "ideoIoji bir doktrinden çok
r yöntemdir" diyor. "GözIemci iIe gerçek arasina hiçbir
umum! prensip koymadan insanIari inceIeme yöntemi" (E.
Brehier). Kisaca, ideoIoji metaIizik muhtevasindan siyriIan
r IeIseIe, mantikIa kayna¸an bir nevi tecrübî psikoIojidir.
IdeoIojistIeri, NapoIyon'un kini ebedîIe¸tirir. Karikatür-
Ie¸tirir demek daha dogru oIurdu. Kendisini dinIeyeIim:
"Ben metaIizikten anIamam, metaIizikçiIer ba¸ dü¸manim,
onIara ideoIog adim taktim".. Üniversite rektörüne taIimat
verir: "Monar¸iye uygun ve mûsbet ¸eyIer okutacaksiniz,
metaIizik, ideoIojik gevezeIikIer yok".
Fizik-ötesine sava¸ açan bir dü¸üncenin, kiIiseye tavizIer
veren bir ideoIob (ideoIojistIerin NapoIyon'a taktikIari ad,
xisant" yok. Oysa ayni yiIIarda yani 1955-60 yiIIan arasinda, siyasi dü¸ünürIer,
sosyoIogIar, hukukçu ve IiIozoIIar, siyasi, içtimai ve iktisadi ideoIojiIer
hakkinda kongreIer aktediyor, kitapIar yayinIiyorIardi. Bati üIkeIerinde
ideoIojik bir sakinIe¸meden, ideoIojiIerin geriIemesinden, zevaIinden söz
ediIiyordu. Son yiIIarda büyük sözIük ve ansikIopediIer geçen nesiIIerin
ihmaIini ve haksizIikIarim tamire çaIi¸maktadirIar; meseIa EncycIopedia
UniversaIis (1970) ve 1950'den beri LaIande'in Felsefe Sö:lügü.
261
Iikir dü¸mani) taraIindan mahkûm ediImesi tabiî idi. Garip
oIan, bir iItiranin bu kadar uzun ömürIü oImasi. FiIhakika,
NapoIyon'dan sonra ideoIojinin asiI mânâsi unutuIur, Ba¸-
konsüIün mahkûmiyet karan keIimeyi görünmeyen bir
dü¸man gibi takibeder.
IdeoIog Cabanis'i, Descartes'ci materyaIizmin sonsözü
oIarak seIamIayan ve sosyaIizmi bu materyaIizme bagIayan
Marx da ideoIojiyi eski itibarina kavu¸turamaz. SakirtIer ise
keIimeyi büsbütün mûphemIe¸tirirIer.
ideoIoji, çagda¸ batiIi yazarIarin kaIeminde iItiIattan çok
hakarettir. Bir IiIozoI, "ideoIojiIer dü¸ünceIeri tikar" diyor,
"bunIar geni¸ bir tüketimi kar¸iIamak için donduruIan ve
yaIinIa¸tiran tecritIerdir" (E. Mounier), Bir ba¸ka IiIozoIa
göre, "ideoIoji ancak beIIi bir insan topIuIuguna kar¸i
kuIIaniImak ¸artiyIe ya¸ayabiIir: YahudiIer, HiristiyanIar,
masonIar, burjuvaIar gibi" (GabrieI MarceI). Bir sosyoIog,
"ideoIoji, dü¸manimin dü¸üncesidir sözü, ideoIojinin en az
kötü tariIIerinden biridir" diyor (R. Aron).
262
BÎR TARÎFE DOGRU
Îdeoloji ve mit
Bugün mit (usture) denince, daha çok, buIanik bir
dü¸ünce, yaIan, hata geIir akIa, Mit'in bir ba¸ka mânâsi da,
iIkeI kavimIerin rüyasi. Yani, keIime her iki haIde de
aIeyhte bir deger hükmü beIirtiyor, ideoIoji gibi.
3
Saire göre mit: "Söz sayesinde varoIan, söz sayesinde
ya¸ayan her¸ey. KaIamiz mit'IerIe öyIesine doIu, mit'IerIe
kadar kayna¸mi¸iz ki, dü¸ünceIerimizi onIardan
ayirmak imkânsizIa¸mi¸. Hatta, mit yapmadan mit'den biIe
sözede-miyoruz... yann bir mit; kâinat bir mit; sayi, a¸k,
reeI, sonsuz, adaIet, haIk, ¸iir, dünyanin kendisi mit"
(VaIery).
SosyoIog için mit, gerçegi bir iç mantiga kavu¸turan zihnî
in¸a. Mit'in bütün mânâsi ve degeri, reeI iIe mantikî
tutarIiIik arasindaki gerginIikten geIir. Amaci, gündeIik
hayatin tezatIarini bertaraI etmek için mantiki bir modeI
kur-
Bir romanci (DanieI Rops), kaIabaIigi önüne katan, onun ihtirasIarini
kamçiIayan yaIin mirIeri dön ba¸Iik etraIinda topIar, para miti, konIor miti,
eyIem miti, sürat miti.
263
mak. Ba¸ka bir tâbirIe, mit, reeIe hâkim oImamizi sagIar.
Gerçegi gerçek oIarak kavrayamayan topIum veya ki¸iIer o
çe¸itIi, o çeIi¸ik ve görünü¸te akIa aykiri bütünü kavramak
için bir sistem kurarIar. Mit'in iIkeI topIumIarda yaptigi
görevi modern dünyada ideoIoji yapar. "Mit'e en çok
benzeyen ¸ey siyasî ideoIojidir. BeIki de çagda¸ Bati
cemiyetinin bütün yaptigi, mit'in yerine ideoIojiyi
geçirmek oImu¸tur, ideoIoji bize topIumun haritasini verir,
topIum içinde hareket etmemizi koIayIa¸tirir" (C. Levi-
Strauss).
IdeoIoji ve ütopya.
4
BiIgi sosyoIojisinin üç anahtar kavrami: ideoIoji, mit,
ütopya. Mannheim'e göre ideoIojinin gayesi mevcut düzeni
devam ettirmektir, "ideoIojiIer geçmi¸ durumda mevcut
oIan nesneIere yöneIirIer, sosyaI düzeni sagIamIa¸tirirIar".
Ütopya ise mevcut oImayan bir düzeni savunur,
ütopyaIarin "bugünkü düzeni yikici bir güçIeri vardir, kendi
ideaI anIayi¸Iarina uygun oIarak tarihi reaIiteyi degi¸tirmek
isterIer". Mannheim ütopyayi istikbaIin ideoIojisi oIarak
görür.
Ruyer'e göre ütopya reeIin kar¸isina mümkünü çikarir,
reeIi mümkünIe zenginIe¸tirir. Her gerçek önce ütopyadir.
Servier, ütopya konusunda Mannheim'Ie aksi Iikirdedir.
Mannheim'e göre, ütopya, yükseImek isteyen siniIIarin
rüyasiydi, oysa Servier'ye göre, ütopya, içtimaî bir siniIin
hâI'î ebediIe¸tirmek için kurdugu bir in¸adir. IdeoIojiIer
birer siniI hakikatidirIer, bir dünya görü¸üdürIer, haIbuki
4 CemiI Meric'in bu çaIi¸masinda "IdeoIoji ve ütopya" ba¸Iigi aItindaki böIüm
tamamIanmami¸ gibidir, biz bu eksikIigi Meric'in ders notIarindan ve ideoIoji
adIi br o¸ür ünden aIintiIarIa gidermege çaIi¸tik. Bkz. CemiI Meriç, SosyoIoji
NotIari ve KonIeransIar, "Ütopya ve ÜtopyaaIar", IIeti¸im YayinIan, 1. baskr
1993, s. 210 v.d. ve ideoIoji, IÜEF Sosyolofi Dergisi, aynbaski, IstanbuI 1970.
264
ütopya Ierdîdir. Ütopyayi bir Iert kurar. Ütopya hâkim
siniIIarin a¸agi siniIIara sundugu bir nevi seraptir, bir
teIâIi, bir tatmindir âdeta.
ideoloji ve marksizm
ideoIoji iIe topIum arasindaki münasebetIeri ara¸tiran iIk
yazar Marx. Marksizmin keIimeye kazandirdigi yeni
mânâIari iIk deIa oIarak LaIande'in Felsefe SözIügiI'nde
buIuyoruz.
5
IdeoIoji: "kendi veriIerine dayanarak
geIi¸tigini sanan, gerçekte sosyaI oIayIarin, özeIIikIe
iktisadî oIayIarin iIadesi oIan nazarî dü¸ünce. Bu
dü¸ünceIeri iIeri süren, dü¸üncesini bu gibi tesirIerin
beIirIedigini biImez".
Suavet'nin sözIügünde
6
daha taIsiIatIi bir tariI: "Marx'a
göre ideoIoji, tam ve böIünmez bir bütündür. Bu bütünün
unsurIari:
1) sosyaI veya Ierdî ¸uurun yarattigi dü¸ünce ve
tasavvurIar (bunIar sosyaI bir grubun kendini iIade
etmesine yarar),
2) beIIi bir zümreyi hakIi göstermek için hazirIanan
teoriIer,
3) koIektiI vehimIer, aIdatmacaIar, insanIarin kendi
hakIarindaki yanIi¸ tasavvurIari (bunIari ya kendiIeri yapar
yahut da egitim ve geIenek yoIuyIa edinirIer) ".
TaIsiIatIi Iakat aydinIik degiI.
Birkaç yiI önce yayimIanan bir sosyoIoji Iügatinda ¸u
LaIande A. Jocabulaire Technique et Critique de la Philosophie (FeIseIenin
EIe¸tireI ve Teknik sözIügü), Paris 1960.
Suavet Thomas, Dicüonnaire Economioue et SociaI (SosyaI ve Ekonomik
SözIük), Les Editions Ouvrieres, Paris 1962.
Cazeneuve et VictoroII, Dictionnaire de SocioIogie (SosyoIoji SözIügü), Paris
1970. '
26S
?<' ·' V- Ji Vn
A
SYY' H 'T' i'
izahIarIa kar¸iIa¸iyoruz: "insanIar, kendiIerini dünyaIarina,
topIumIarina ve birbirIerine bagIayan bir dü¸ünceIer
sistemi oImaksizin, içtimaî varIik oIarak ya¸ayamazIar.
OnIarin hareket etmesini ve içtimaî hayata hâkim oImasini
sagIayan bu sistem ideoIojidir. Marx'da ideoIoji iIe iIgiIi
iki nazariye var. Birincisi Alman îdeoIojisi'ndedir: kendi
kendini aydinIik oIarak görebiIen müstakbeI bir cemiyet
inancina dayanir ve ideoIojiyi yabanciIa¸mi¸ topIumIara
mahsus oIan "yanIi¸ ¸uur" statüsüne bagIar. OIgunIuk
devrine ait oIan ikinci nazariye daha umumîdir:
ideoIojiIer, IertIerin ya¸adikIari dünya iIe içIi-di¸h
oImaIarim sagIayan ve hayatIarini düzene sokan "içtimaî
¸uur" biçimIeridir. IdeoIo-jisiz topIum oImaz. "YanIi¸ ¸uur"
oIarak tariI ediIen ideoIoji, topIumun siniIIara
böIünmesinden dogar. Muhteva oIarak eIe aIininca (tarihin
tayin ettigi bir muhteva) hâkim IikirIerin bütünüdür. Bu
IikirIer, ¸u veya bu kesimde hâkim siniIin menIaatIerini
aksettirirIer" vs.
LügatIerin aIacakaranIigindan ara¸tirmaIarin daha
aydinIik dünyasina geçeIim. Marksist bir Fransiz yazarina
göre, ideoIojinin birbirine zit iki mânâsi var.
"1) Gerçegin insan ¸uuruna aka; din, IeIseIe, sosyoIoji
veya siyaset ¸ekIi aItinda yorumIanan reaIite: materyaIist
ideoIoji, IiberaI ideoIoji...
2) Gerçegin çarpitiImasi. Marx, bu çarpitih¸i mistiIikas-
yon adi aItinda inceIer. MistiIikasyon, gerçegi hayaIî bir
dünya haIine getirmektir. Ba¸ka bir tâbirIe, ideoIojiIer,
topIumIar tarihinin beIIi bir döneminde sosyaI bir siniIin
geIi¸mesi iIe iIgiIi birtakim hayatî ihtiyaçIari, dü¸ünce
yoIu iIe doyurmak için ortaya atiIan sistemIerdir.
YükseIen siniIIarin ideoIojiIeri devrimcidir. Bu siniIIar,
geIecekteki topIumun ana çizgiIerini dogmatik oIarak
tesbite çaIi¸irIar. Hâkim siniIIarin ideoIojisi tutucudur, hâIi
yüceItir ve onu ezeIî hakikatin iIadesi oIarak gösterir.
Çöken siniIIarin ide-
oIojisi gericidir, diriItmege çaIi¸tigi maziyi gökIere çikarir"
(Auguste Cornu).
KiIise di¸i bir marksiste göre, "ortodoks marksizmin
kendisi de, bir siyasî uyguIamanin ideoIojik müdaIaasi, bir
siniI hakikati, bir iIimciIik, sig bir tarih IeIseIesi, adini
sakIayan bir ontoIoji oImu¸tur" (Soubise).
Anaryiden vuzuha
Gurvitch gibi taraIsiz bir sosyoIog bu meIhum anar¸isini
tesbit etmekten iIeri gidemiyor.
KeIimenin marksist ne¸riyattaki mânâIarini yedi ba¸Iik
aItinda topIamak mümkün Gurvitch'e göre: 1) ¸uurIu veya
¸uursuz vehimIer (aIdatici terkipIer), 2) sosyaI durumIarin
degerIendirme açisindan yorumIani¸i, 3) bu vehim ve
yorumIari hakIi göstermek için hazirIanan doktrinIer, 4)
r siniI taraIindan yaratiIan ve onu hakIi göstermeye
yarayan her türIü medeniyet eseri, 5) içtimaî iIimIer ve
daha geni¸ oIarak insan iIimIeri (marksist ekonomi hariç),
IeIseIî biIgi (dogruIamasi oImadigi için), 7) din (dogru
oImadigi için).
Bu meIhum anar¸isinden kurtuImak için Gurvitch'in
tavsiye ettigi çare ¸u: ideoIoji, sosyaI ve siyasî doktrin ve
IeIseIeIerde biIIurIa¸an bir nevi biIgi, siyasî biIgi, mânâsina
kuIIaniImaIidir.
8
BatiIi yazarIarin bu hakimane tekIiIe
uymaIarini çok isterdik, ama...
Birkaç yiI önce yapiIan bir ara¸tirma, ideoIojinin otuz
IarkIi mânâda kuIIaniIdigini gösterdi. PoIonyaIi bir
sosyoIoga göre bütün bu tariIIer, giriIt bir probIemin çe¸itIi
yön-
Gurvitch Georges, Trait* de Sociohgie (SosyoIoji Kitabi), 2 ciIt, P.U.F Paris
1958 ve I960, ciIt 1,*. 111. '
267
Ierini eIe aImaktadirIar. MânâIar arasinda ziddiyet degiI,
küçük küçük IarkIar vardir, münaka¸a edenIerin ayirdede-
miyecegi IarkIar. Bu kaypak meIhumu pe¸in bir hüküm
beIirten genetik ve strüktüreI tariIIere hapsetmek hataIidir.
Tek çikar yoI IonksiyoneI (i¸IevseI) bir tariIe varmaktir.
"ideoIojiyi en iyi anIatan, en az taraI tutan, yani birçok
bakimIardan en kabuIe ¸ayan oIan tariI ¸u: ideoIoji,
yerIe¸mi¸ bir degerIer bütününe dayanan ve topIumun,
zümrenin veya Ierdin iIerIemesi için variImasi dü¸ünüIen
hedeIIeri tayin eden dü¸ünceIer sistemi. Bu tariI hem beIIi
bir içtimai hadisenin sadikane tasviridir (burjuva
ideoIojisi, proIetarya ideoIojisi derken bunu anIamiyor
muyuz?) hem de açik ve taraIsizdir, ¸u mânâda ki,
ideoIojinin dogu¸u veya yapisi bahsinde herhangi bir
tutum beIirtmemekte-dir‡
9
Akhusser için ideoIoji, "kendine göre bir mantigi, bir
tutarIiIigi oIan, beIIi bir topIum içinde tarihî bir varIigi ve
tarihî bir görevi buIunan bir tasavvurIar (imajIar, mitIer,
Iikir veya meIhumIar...) bütünüdür. IdeoIojiyi iIimden
ayiran, ideoIojide, ameIî ve içtimaî gayenin nazarî gayeye
nisbetIe agir basmasidir. AmeIî ve nazarî gaye ne demek?
Tarihin süjesi topIumIardir. TopIumIar birer totaIite oIarak
çikar kar¸imiza. Kendine has giriItIigi oIan bu birIikIer üç
yönIü IaaIiyet içindedirIer iktisadî, siyasî ve ideoIojik.
Demek ki, ideoIoji her içtimaî totaIitenin organik bir
parçasidir. TopIumIar ideoIojisiz ya¸ayamaz. OnIarin tarih
içinde neIes aImasini sagIayan bir atmosIerdir ideoIoji.
TopIumIar onu yaratmak zorundadirIar (Akhusser iIraz
etmek diyor). IdeoIojisiz topIum bir hayaI, daha dogrusu
bir ba¸ka ideoIoji.
9 SchaII Adam, La DeIinition FonctioneIIe de VIdeoIoge et Ie ProbIeme de Ia Iin
de SiecIe de I'IdeoIogie (ideoIojinin i¸IevseI Tanimi ve IdeoIoji Çaginin Sonu
ProbIemi), JHomme et Ia Societe", Anthropos, Paris 1967, sayi 7,s. 49 vd.
268
IdeoIojiIerin, yerIerini iIme birakarak sahneden
çekiIecekIerini ummak: ütopya. AhIâkin yerine iIim
geçecek veya ahIâk ba¸tan ba¸a ümîIe¸ecek; iIim, dini
ortadan kaIdiracak ve bo¸aIan tahta kendisi kuruIacak; sanat
biIgiIe¸ecek veya 'gündeIik hayat' haIine geIecek diye
dü¸ünmek böyIe bir ütopyaya yasIanmaktir. Tarihî
maddeciIik, ideoIojiye ihtiyaç duymayacak bir topIum
dü¸ünebiIir mi? Hayir. Demek ki, ideoIoji bir sapi¸ veya
arizî bir IazIaIik degiIdir tarihte. TopIumIarin hayatindan
ayriIamayacak bir yapidir".
IdeoIojiIer, bir tasavvurIar bütünüdür, ama bu
tasavvurIarin çok deIa "¸uur"Ia bir aIâkasi yoktur.
KendiIerini kaIabaIiga yapi oIarak kabuI ettirirIer: idrak
ediIen -kabuI ediIen- mâruz kaIinan küItür objeIeri.
Îdeoloji ve ilim
IIimIe ideoIojinin birbirine zit oIdugunu iIeri sürenIer,
umumiyetIe ¸u iki prensipten birine dayanirIar:
a) Genç Marx'in tariIine: ideoIoji, yaniItiImi¸ bir ¸uur;
m gerçek ¸uur oIduguna göre, ideoIoji iIe iIim birbirinin
ziddidir. Ispat ediImesi gerekeni ispat ediImi¸ sayan bir tariI
bu.
b) IImin hükümIeriyIe ideoIojinin hükümIeri arasinda
yapi Iarki vardir. IIim sadece aIirmatiI (icâbi) hükümIerden
te¸ekküI eder, hakikat vasIina Iâyik oIan bu hükümIerdir.
Oysa ideoIoji daha çok normatiI hükümIerden (kiymet
hükümIeri) kuruIudur. ReaIite hükümIerinden kiymet hü-
0 AIthusser Louis, Pour Marx (Mara Için), Maspero, Varis 1965 in Vadee M.,
age, s. 76-78.
AIthusser'in ideoIoji iIe iIgiIi görü¸Ieri için bkz. AIthusser Louis, ideoIoji ve
DevIetin ideoIojik AygitIari, çev. Y AIp, M. Özt¸ik, IIeti¸im YayinIan, 2. basim,
IstanbuI 1989.
269
kümIerine geçiIemeyecegine göre, iIimIe ideoIoji apayri bir
dünyadir. YanIi¸. Çünkü, reaIite hükümIerinden kiymet
hükümIerine yaIniz surî mantik yoIuyIe geçiImez. Sonra,
ne iIim yaIniz reaIite hükümIerinden kuruIudur, ne de
ideoIoji biIhassa normatiI hükümIerden... IdeoIoji iIe iImi
birbirinden ayiran bîr yapi kistasi yok. Him oIdukIari
iddia ediIen nice disipIinIer var ki, aksiyoIojik ve
normatiItirIer... estetik, ahIâk, pedagoji gibi. KaIdi ki,
teknik ve tip gibi tam mânasi iIe ideoIoji di¸i oIan iImi
disipIinIerin çogu sadece aIirmatiI hükümIerden ibaret
degiIdir. Bir keIimeyIe, iIimIe ideoIoji arasinda
pozitivistIerin iIeri sürdügü, böyIe bir ziddiyet yoktur.'
1
Ba¸ka bir sosyoIoga göre de, ideoIoji iIe iImin sinirIarini
çizmek son derece güç. Yirminci asirda tarih, çok deIa ve
açiktan açiga siyasî bir ideoIojidir. Gerçi, hem IiberaI hem
de marksist iktisat iImî oImak iddiasindadirIar. Ama,
IiberaI Iktisat, muzaIIer kapitaIizme sinaî cemiyet kurma
imkânini sagIayan modeIi ve gündeIik hareket kuraIIarini
hazirIadigi öIçüde, ideoIojik bir ¸emaydi. Marksizm de
ayni i¸i proIetarya yararina yaptigi öIçüde ideoIojik bir
¸emadir. Yirminci asirda cemiyeti tasvir etmege ve
aydinIatmaga çaIi¸an sosyoIoji de böyIe bir tehIike iIe
kar¸i kar¸iyadir... "StrüktüraIizm gibi iImî bir metodun
biIe, iImî hedeIinden uzakIa¸tiriIarak teknokratik çag için
cazip bir ideoIoji haIine getiriIdigine ¸ahit oImaktayiz".
12
SosyoIoji iIe ideoIojinin münasebetIerini iIeride
inceIeyecegiz. Bu böIümü, itaIyan marksisti Gramsci'nin
sözIeriyIe kapayaIim: "yirminci asir topIumunda aydinIar
birer ideoIoji imaIatçisidirIar. KapitaIist cemiyet geIi¸tikçe;
burjuvazi, vaziIesi burjuva ideoIojiIerini oIgunIa¸tirmak
oIan bir
11 SchaII A., ag.m
XX Mendtas H., EIements de SocioIogie (SosyoIoji UnsurIari), A. CoIiti, Paris 1967.
270
aydin zümresi yaratir. ProIeter siniIi da ihtiIâIci bir ideoIoji
geIi¸tirecek oIan aydinIar grubu çikarir sinesinden".
0
Îdeolojiler çagìnìn sonu mu?
Batinin nice ünIü sosyoIogIarina göre, ideoIojiIer çagi sona
ermek üzeredir (meseIa Raymond Aron, DanieI BeII).
YanIi¸. SuaI ¸öyIe vazediImeIi: içtimai tekâmüIün arzu
ediIen hedeIIerini beIIi bir degerIer sistemine dayanarak
tayin eden dü¸ünce sistemIeri, günün birinde IertIerin ve
topIumIarin hayatindan siIinecek mi? Hayir. Bu mânâda,
ideoIojinin nüIuz ve hâkimiyeti günden güne artmaktadir.
"Bari¸ içinde birIikte ya¸ama" çagina girdik. Ama, büyük
devIetIer arasindaki ihtiIaIIar ortadan kaIkmadi. Bu
çati¸maIar iIadeIerini ideoIojiIerde buIuyor. Bari¸ içinde
birIikte ya¸ama demek, ideoIojiIerin de bari¸ içinde oImasi
demek degiIdir. Yani sosyo-ekonomik yapiIari ayri
devIetIer ve topIumIar arasinda ideoIojik ihtiIâIIar sürüp
gidecek. Hiçbir devIet, ki¸iIigini kaybetmeden ideoIojisini
terkedemez. IdeoIoji demek, bagIi buIundugumuz sistemin
ana vasiIIan demektir. Bari¸ içinde birIikte ya¸ama
poIitikasi, ideoIoji sava¸ini haIiIIetmek ¸öyIe dursun,
aIevIendirir. KIausewitz, sava¸, devIetin di¸ poIitikasini
"ba¸ka vasitaIarIa devam ettirir, diyordu. Bugün bu ba¸ka
vasita, siIah degiI ideoIojidir, ideoIojik sava¸ maddî sava¸in
yerini tutan bir nevi "ersatz". Mümkün pIan tek sava¸ bu.
Amaci insanIarin kaIaIarini ve gönüIIerini Iethetmek oIan
dünya çapinda bir sava¸. KeIimeIer ve dü¸ünceIerIe
sava¸mak daha insanî ama daha azgin, daha ciddt. Bari¸
içinde birarada ya¸amanin ideoIojiIer pIaninda mânâsi,
ideoIojiIerden herhangi birine boyun
13 Gtamsci Antonio, Oeuvres Choisis (Seçme EserIer), Ed. SociaIes, Paris 1959.
271
egmek degiI, diyaIogu göze aImaktir. Bu oyunun iIk
kaidesi, tesamuh (toIerans). Kimseden, dü¸ünceIerinin
zaIeri ugrunda sava¸maktan vazgeçmesi isteniIemez. Ama
daha gerçekçi, daha mütevazi bir taIepde buIunuIamaz mi?
Tek hakikat benimkidir vehminden siynImaIi, dü¸manin
FikirIerini anIamaga çaIi¸maIiyiz. IdeoIojiIer sava¸i böyIece
hakikat ugrunda bir sava¸ oIabiIir SchaIPa göre.
14
14SchaIIA.,II-g.m
272
BÎR SOSYOLO1ÎNÎN TARÎH ÖNCESÎ
SosyoIoji iIe beraber dogmu¸ biIgi sosyoIojisi Bagimsiz bir
disipIin oIarak Fransa ve AImanya'da i¸Ienmi¸. BiIgi
sosyoIojisi AvusturyaIi bir IiIozoIun, JerusaIem'in ortaya
attigi bir tâbir. AImanIar daha çok dü¸ünce sosyoIojisi
tâbirini kuIIanirIar. Dü¸ünceIerin sosyoIojik teIsiri iIe
ugra¸an dü¸ünce sosyoIojisi, Birinci Dünya Sava¸indan
sonra büyük bir itibar kazanir. Dü¸ünce sosyoIojisi deyince
a geIen isimIer Max ScheIer, George Lukacs ve Kari
Mannheim'dir GoId-mann'a göre; bu sosyoIogIarin üçü de
tarihî maddeciIikten iIham aImi¸Iardir.
16
Amerikan sosyoIogIarinin bu aIana egiImeIeri oIdukça
yeni, ne var ki biIgi sosyoIojisi en çok Amerika'da iIgi gör-
Ümrandan Uygarhga´mn bundan önceki baskiIarindan IarkIi oIarak bu ve
bundan sonraki böIümü, CemiI Meric'in ideoIoji adIi bro¸üründeki
çaIi¸masinin iIgiIi böIümIeriyIe kayna¸tirdik, bu çaIi¸manin çati¸im esas aIarak
bazi takdim tehirIer yaptik, bazi dipnotIarini metne dahiI ettik, bazi ba¸IikIar
ekIedik veya eksiIttik, bu düzenIemeyIe konunun daha akici ve daha koIay
anIa¸iIir oImasini sagIamak istedik.
Bkz. GoIdmann Lucien, La Communautt HumIIine et JUnivers chez Kant
(Kantta Evren ve insan TopIuIugu), PAJ.E, Paris 1948, Giri¸.
273
mektedir. Bu iIgide Amerika'ya göçen BatiIi sosyoIogIarin
payi büyük. Fakat asiI âmiI Amerikan cemiyetinin ruh
durumu. BiIgi sosyoIojisi beIIi bir topIum ve küItür yapisi
içinde geIi¸ir. Amerika'da sosyaI çati¸maIar yogunIa¸mi¸,
zümreIerin deger öIçüIeri, davrani¸Iari ve dü¸ünce tarzIari
arasinda büyük IarkIar beIirmi¸, ortak bir yöneIi¸
kaImami¸tir. Ayri görü¸Ierin ayni topIum içinde bir arada
ya¸ama-si, zümreIeri birbirIerine kar¸i güvensizIige
sürükIemi¸tir. Artik dü¸üncenin kendisi degiI, sebepIeri
üzerinde duruImaktadir. Yani, dü¸ünce dü¸ünce oIarak eIe
aIinmamakta, psikoIojik, iktisadi, içtimaî veya irkî roIIerine
veya kaynakIarina göre yorumIanmaktadir.
Her biIgi daIi gibi, biIgi sosyoIojisinin de bir tarihi, bir de
tarih öncesi var. SosyoIojinin kurucuIari biIgi sosyoIojisinin
de müjdeciIeri."
Condorcet'ye göre, zekânin geIi¸mesi, biIginin geIi¸mesi
ve topIumun geIi¸mesi ayni aki¸in üç ayri görünü¸üdür.
SosyaI çerçevenin temeIi zekâ. Bu çerçeve içinde önce biIgi
iIerIer sonra topIum.
Saint-Simon bu önceIigi kabuI etmez. Condorcet'nin
akiIci ideaIizmine kar¸idir. Saint-Simon'a göre biIginin
özeIIigini beIirIeyen, içinde geIi¸tigi sosyaI yapidir. Her
topIum kendine göre bir biIgi yaratir, bir biIgi veya bir
dü¸ünce. MeseIa askerî rejimIerde teoIojik biIgi hâkimdir,
kritik rejimIerde metaIizik biIgi agir basar. Teknik biIgi ise
geIi¸mi¸ endüstri rejimIerinin eseri. IImi biIgi teknik
biIginin tâIi ve
17 TopIumIa biIgi arasindaki münasebetIere dikkatimizi çeken iIk Iikir
adamIarindan biri S BininTdir (973-1048). "EI Birimi kiymetdâr bir vesika-i
iImiye ve tarihiye oIan EI Asar-u Bakiye mukaddimesinde insanIari hakikati
tahriIe sürükIeyen sebepIeri te¸rih ederken hatânin psikoIojik bir
nazariyesini" kurmu¸tur. (M. Semseddin, klam´ia Tarih ve Müverrihler. s.
6,1342). !bn HaIdun (1332-1406) da Mukaddimesinin iIk ¸ayiaIarinda tarihçiyi
hatâya sürükIeyen âmiIIeri aydinIatir. SIIti Bey'e göre, MuIeoddime'nin aItinci
kitabi biIgi sosyoIojisine ayriImi¸tir.
274
tabiî b*r unsurudur. Bir keIime iIe biIgiIerde rasgeIeIik
yoktur. Hareket haIindeki topIumIarin tetkiki oIan sosyaI
IizyoIoji, maddî istihsaI tarzIari iIe sosyaI yapi tipIerinin
kismî görünü¸Ieri oIan biIgi sistemIeri arasindaki
paraIeIIigi ve içiçeIigi inceIemeIidir.
Comte için gerçek sosyoIoji biIgi sosyoIojisidir. BiIgi
sosyoIojisinin temeIi ise üç haI kanunu. BiIgi sosyaI varIikIa
siki bir münasebet haIindedir. BiIginin sosyaI kadroIan
yaratabiIecegine inanan Comte a¸iri iIimIiciIigi iIe Saini-
Si-mon'dan çok Condorcet'ye yakindir.
OIdukça buIanik kaynakIan var biIgi sosyoIojisinin. Bazi
yazarIara göre bu sosyoIojinin iIk müjdecisi Nietzsche'dir.
Gerçekten de poIemikçi tutumuna ragmen arada bir
sosyoIog gibi de davranan Nietzsche'de topIumIa biIgi
arasindaki münasebetIere dair dikkate Iâyik mü¸ahedeIer
buImaktayiz. Ama, "be¸er denen hayvanin güvenini
sagIamaya yarayan kiymet hükümIeri, metaIizik sistemIer
¸ekIinde beIirmi¸tir". "Dü¸ünceIerimizin kaynagi
ihtiyaçIaritmzdir" diyen Iktidar iradesi yazari, bu
görü¸IeriyIe pragmatizme veya biyoIojik biIgi nazariyesine
yakIa¸ir. Ba¸ka bir eserinde ¸unIari okuruz: "din vehminin
kaynagi, men¸ei IizyoIojik oIan bir depresyon duygusudur...
Yeteri kadar IizyoIoji biIgimiz oImadigindan, bu duygunun
gerçek mahiyetini biImemekte-yiz". Nietzsche, bu
duygunun da, ya çok gayri mütecanis bir irkIar
kari¸masindan, yahut taIihsiz bir göç yüzünden (bir irk
intibak edemeyecegi bir ikIime dü¸ünce), yahut vr-km
ihtiyarIamasi ve hayat enerjisinin tükenmesinden, yahut da
bir besIenme kusurundan (aIkoIizm, vejetariya-nizm),
yahut da bozuIan kandan (maIarya, siIiIis) dogabiIecegini
iIeri sürer. Yani, sosyoIojik oImaktan çok biyoIojik bir
yorum. FiIozoI zaman zaman, "bir hükmün yanIi¸Iigi o
hüküm aIeyhinde bir itiraz sebebi oIamaz. Mühim oIan ¸u:
bu hüküm hayati koIayIa¸tiriyor, destekIiyor veya güzeIIe¸-
275
tiriyor mu? En vazgeçiImez dü¸ünceIerimiz, en yanIi¸
oIanIaridir" diyecek kadar «rasyonaIisttir.
Pareto, sosyoIojiye çok daha yakin bir yazar. Ama onun
da Nietzsche'den daha taraIsiz oIdugu söyIenemez. Pare-
to'nun tortu (residu) ve türev (derivation) hakkindaki
teorisinin amaci, demokrasi ve terakki IikirIerinin bir
vehim oIdugunu anIatmak ve sosyaIizmIe mücadeIe
etmektir. TortuIar sosyaI hareketIerin gerçek saikIeridir.
BunIar, tarihî zamanin di¸inda yer aImi¸a benzeyen
birtakim "degi¸mezIer, daha dogrusu çok az degi¸en
temayüIIerdir. ÖyIe ki, onIara insan tabiatinin sabit unsurIari
gözü iIe bakabiIiriz.
Ütopya iIe mit'i pek keyIî oIarak birbirIerinden ayiran
George SoreI de demokrasiye, bari¸çiIiga, parIamento
sosyaIizmine ve aydinIara dü¸mandir, Pareto gibi. Mit zihnî
bir in¸a degiI, a¸agiIanmi¸ bir siniIin kendini iIadesidir.
Ütopya, nazariyeciIerin eseridir. Tarihî hareketin ¸arti:
tezat. ÜtopyaciIar, tezadi topIumu yöneten kuraIIara kar¸i
i¸Ienmi¸ bir suç sayarIar. Mit, ne içtimaî reaIitenin sâdik bir
iIadesidir, ne hazirIanmasina yardim ettigi istikbaIin.
Freud'a geIince, Viyana'h hekim tabu'yu itiImi¸ arzuIarIa
açikIar, totemik inançIari baba korkusunun hayvanIara ak-
tariIi¸i oIarak vasiIIandirir. Din bir "sapIanti nevrozu", tek
Tanri inanci baba gücünün ¸ahIani¸i.
SosyoIog CuviIIier'ye göre, Nietzsche, Pareto, SoreI, Freud
biIgi sosyoIojsinin gerçek kurucuIari oIarak kabuI
ediIemezIer, davrani¸Iari iImî degiI hissîdir. OnIar biIgi
sosyoIojisinin tarih öncesinde yer aIirIar. BiIgi
sosyoIojisinin gerçek müjdecisi Marx'dtr.
18
18 Bkz. CuviIiier Ârmand, "SoctoIogie de ta Coimaissance et IdeoIogic Economi-
que* (BiIgi sosyoIojisi ve iktisadi ideoIoji), in Cahiers Interna‹ionai« de
SocioIogy, W, 1951.
276
MARKSÎZM VE DÜ$ÜNCENÎN
"EGZÎSTANSÎYEL" TEMELÎ
BiIgi sosyoIojisiyIe ugra¸anIar bir nokta üzerinde birIe¸irIer:
dü¸üncenin "egzistansiyeI bir temeIi" vardir, yani dü¸ünce
kendi kendini beIirIemez, ¸u veya bu yönü, biIgi di¸i
IaktörIerin eseridir. Ne var ki bu "egzistansiyeI temeI"in
mahiyeti nedir sorusu çe¸itIi dü¸ünürIeri birbirinden ayirir.
Bu sorunun dogurdugu tarti¸manin merkezinde mark-
m yer aImaktadir. Gerçekten de "egzistansiyeI temeI"Ie
dü¸ünce arasindaki münasebetIeri iIk aydinIatanIar Marx'Ia
EngeIs oImu¸tur. Her ikisinin de israrIa üzerinde durdukIari
teze göre, dü¸ünceIer ûst-yapiyi oIu¸turur, üst-yapinin
gerçek temeIi ise üretim iIi¸kiIeridir. Üretim tarzi içtimaî,
siyasî ve Iikrî vetirenin özeIIikIerini tayin eder. InsanIarin
varIigini beIirIeyen, ¸uurIari degiI, ¸uurunu beIirIeyen
sosyaI varhkIandir.
Bu geneI hükümIerin sosyaI gerçege getirdigi i¸ik
kiIayetsiz beIki, ama bu karanIik dehIizde ate¸ böcekIerine
e ihtiyacimiz var.
277
Îdeoloji ve sìnìflar
SiniIIi bir topIumda, dü¸ünceIerin kaderini tayin eden,
kucaginda ya¸aniIan sosyaI siniI... Marx bunu söyIerken,
öteki âmiIIeri reddetmez, sadece siniI Iaktörünün hâkim
vasimi beIirtir. Kapitalin. iIk önsözünde ¸öyIe der:
"Kitabimizda IertIer, iktisadî kategoriIeri temsiI ettikIeri
öIçüde, ¸u veya bu siniI münasebetIerini, ¸u veya bu siniI
menIaatIerini beIirttikIeri öIçüde eIe aIinmaktadir". Peki
ama, istihsaI münasebetIeri biIgiyi ve dü¸ünce tarzIarim
hangi öIçüde beIirIer? Marksizm, Marx'in Alman ideolofisi
adIi eserinden En-geIs'in son yaziIarina kadar, bu soruyu
cevapIandirmaya çaIi¸acaktir.
BununIa beraber, Marx iIe EngeIs birçok deIaIar ve
gittikçe artan bir israrIa ¸unu söyIemi¸Ierdir: beIIi bir siniIin
ideoIojisi IiiIen o siniIa mensup IertIerin eseri degiIdir
sadece. Hâkim siniI çökü¸e yüz tutunca, bu siniIin bir
böIügü devrimci siniIa katiIir. Mazide nasiI zadeganin bir
kismi burjuvaziye geçmi¸se, ¸imdi de burjuvazinin bir
kismi proIetaryaya geçmektedir. Burjuvazinin bir kismi
derken, biIhassa, tarihî hareketin bütününü nazari oIarak
kavrayacak seviyeye yükseIen, bir kisim burjuva ideoIogIari
kastediImektedir.
Bir adam IaIan siniIa mensuptur, binaenaIeyh ¸u tarzda
dü¸ünecektir diye kestirip atamayiz,
19
I¸te, Marx'm en açik
19 Sayin SeriI Mardin, Bati'daki bur juva mesIekda¸Iari gibi, Marx'i yahnkaüikk
suçIamakta aceIe etmiyor mu: "... Man için, ideoIoji, hâIâ, gerçegin tahI iI
ediImi¸ aIgiIarinin ara¸tiriImasiyIa sinirIandiriImi¸ti. Marx, burjuva aIgiIarinin
a¸in "ideoIojik kaIipIari ve onIarin uzun vadede bu siniIin ortadan kaIkmasina
yoI açacak oIan 'hakikatIe uyarsizIikIari üzerinde çok durdu. Onun için, biIgi,
kesin topIumsaI ¸artIarin 'ideoIojik reIIeksi' oI dugundan, bur juva, dünyayi
Pinti Hamid'in dar açisindan görmeye mahkumdu. Bu durumda bir tüm
oIarak kar¸iIa¸iIan reaIitenin içinden aIgiIanan kisimIar pazar
mekanizmasinin maddî kazanç sagIamayi mümkün kiIan çikarIaridir" (Bkz.
Din ve ideoIoji, Sevinç Matbaasi, Ankara 1969, s. 21-22).
278
IormüIIerinden biri: "Küçük burjuva kendi siniIinin benciI
çikarIarini müdaIaa eder gibi dar bir dü¸ünceye
kapiImamaIiyiz. Bu smiI daha çok ¸una inanir: kurtuIu¸unu
sagIayacak oIan ¸artIar, çagda¸ topIumu kurtaracak ve smiI
kavgasini sona erdirecek oIan umumî ¸artIardir. Nitekim
demokrasiyi temsiI edenIerin de toptan bezirgan veya
para-canIisi kimseIer oIdugunu sanmak da yanIi¸. Bu
insanIar terbiyeIeri ve Ierdî durumIari bakimindan gökIe
kadar uzaktir bezirgânIiga. OnIari küçük burjuvazinin
temsiIcisi yapan ¸u: ¸uurIari ve zekâIari küçük
burjuvazinin IaaIiyet sinirIarini a¸maz. Küçük burjuvaIar,
ameIî hayatta maddî menIaatIari ve sosyaI durumIari
yüzünden, hangi meseIeIere ve hangi çözüm yoIIarina
takiIip kaImi¸sa, onIar da nazariyede ayni meseIeIere ve
ayni haI yoIIarina takiIip kaIirIar. Bir siniIin siyasî ve edebî
temsiIciIeri iIe temsiI ettikIeri siniI arasindaki münasebet,
umumiyetIe bu minvaI üzeredir".
20
Bir keIime iIe, dü¸ünceIeri, onIari müdaIaa edenIerin si-
vaziyetIer inden çikaramayiz. Demek ki, beIirIenmeyen
geni¸ bir aIan kaIiyor. Neden bazi kimseIer, IiiIen mensup
oIdukIari içtimaî tabaka iIe kayna¸ir, onun karakteristik
görünü¸ünü iIade ederIer de, ba¸kaIari
kendiIerininkinden IarkIi bir siniIin görü¸Ierini
benimserIer? Bu da, haIIediImesi gereken yeni bir
meseIe.
Îdeolojinin sìnìrlan
BiIgi, haIk inançIarindan müspet iIimIere kadar,
dü¸üncenin bütününü kucakIayan bir keIime. Çok deIa biIgi
medeniyet ayni ¸ey sayiImi¸. Peki, bütün dü¸ünce
aIanIarinin
Marx KarI, Le Dix-Iiuit Brumaire de Louis Bonaparte (L. Bonaparte'ui 18 Bru-
maire'i) (1852), Ed. SociaIes, Paris 1945.
279
içtimaî temeIIe oIan münasebetIeri ayni midir? UmumiyetIe
bu soruya aydinIik bir cevap veriImemi¸tir.
Marx, bu konuyu sistemIi oIarak eIe aImaz. EngeIs, ancak
hayatinin sonuna dogru, ideoIojik üstyapinin birbirinden
IarkIi Iikir mahsuIIerini kucakIadigini, maddî temeIin'
bütün bu ideoIojik tezahürIeri ayni tarzda etkiIemedigini
kabuI eder.
IdeoIoji, çok geni¸ manâIi bir keIime. EngeIs, bu tabirin
kucakIadigi kavramIar arasinda hukuka bir nevi bagimsizIik
tanir. "MesIekten hukukçuIar yeti¸ince, yeni bir bagimsiz
aIan açiIir. Gerçi bu aIan da umumî oIarak ticaret ve
iktisadin etkisi aItindadir, ama kendisi de istihsaI ve ticaret
aIanIarini etkiIer. Modern bir devIette hukuk, umumî
iktisadî duruma uygundur, onu iIade eder; Iakat kendi
ba¸ina da tutarIi bir bütündür. îç tezatIar yüzünden, bu
bütün, tutarsiz bir görünü¸ beIirtmemeIidir. Bu amaca
varmak için, hukuk iktisadî ¸artIarin gitgide daha az sadik
bir iIadesi oImak zorundadir. Bir hukuk meceIIesi, bir
siniI baskisinin kaba, ha¸in, nüanssiz iIadesi oImaktan
uzakIa¸tigi öIçüde amacina yakIa¸ir. BöyIe bir baski kendi
ba¸ina adaIet kavramina bir tecavüzdür" (Conrad Schmidt´e
mektup. 27 Ekim 1890).
Hukukun iktisada ne kadar yakindan bagIi oIdugu
dü¸ünüIürse, onun için geçerIi oIan böyIe bir hükmün,
ideoIojik üstyapinin diger böIgeIeri için çok daha geçerIi
oIacagi koIayca anIa¸iIir. Iktisadî âmiIIer IeIseIeyi, dini, iImi
ancak doIayIi oIarak ve son tahIiIde etkiIer. BunIari
derinden derine etkiIeyen daha önce mevcut biIgiIer ve
inançIardir. Bu aIanIarda biIgi ve inancin muhteva ve
geIi¸mesini tarihî durumun basit bir tahIiIinden çikarmak
mümkün degiIdir.
BöIgeIer arasinda kar¸iIikIi bir etkiIe¸im vardir. EIe aIman
böIge, iktisadî böIgeden uzakIa¸tigi, soyut ve saI ideoIoji
böIgesine yakIa¸tigi öIçüde geIi¸mesi arizaIar gösterir, zik-
280
zakIar çizer.
"Iktisadî temeIIerin degi¸mesiyIe, topIumun bütün
heybetIi üstyapisi, az veya çok süratIe, degi¸ir. Bu gibi
degi¸ikIikIeri inceIerken daima istihsaI ¸artIanndaki maddi
degi¸ikIikIe (bunIar tabiat iIimIerindeki kesinIikIe tayin
ediIebiIirIer) kanunî, siyasî, dinî, estetik, IeIseIî tek
keIimeyIe ideoIojik ¸ekiIIer birbirinden ayirdediImeIidir.
InsanIar bu ideoIojik kaIipIar sayesinde çati¸manin
¸uuruna varir ve onu sona erdirmege çabaIarIar.
Tabiat iIimIerinin, EngeIs'e göre, kendiIerine has bir
statüIeri vardir. Marx da tabiat iIimIerini ideoIojik
böIgeden ayiriyordu. Tabiat iIimIerinin IeIseIi muhtevasi
iktisadî bir temeIe bagIanmamaktadir. Fakat, amaçIariyIa
konuIan iktisadî temeIe bagIidir.
Sanayi ve ticaret oImasa, tabiat iIimIeri bu kadar geIi¸ebiIir
miydi? Hatta, saI tabiat iIimIeri biIe, amaç ve konuIarini
ticaret ve sanayiden, yani insanIarin gözIe görüIür
IaaIiyetinden aIirIar" (.Alman IdeoIojisi).
EngeIs'e göre, tarihî maddeciIigin dogu¸u biIe bir
zorunIuIugun eseridir. Ayni çagda Marx'mkine benzeyen
görü¸Ier IngiIiz ve Fransiz tarihçiIerinde görüImemi¸
miydi? IImî dü¸üncede içtimaî temeIin tesiri kendini Iikrî
muhtevada degiI, dikkati beIIi konuIara çeki¸te gösterir.
Içtimaî iIimIer tabiat iIimIerinden IarkIidir. Bazi marksistIer,
içtimai iIimIeri ideoIoji oIarak vasiIIandirirIar (biIhassa
Boukharine): yaIniz marksizm, yaIniz iIeti ihtiIaIci siniIin
ideoIojisi, iImîdir.
Îdeolojiler ve alt-yapì
IdeoIojiIerIe egzistansiyeI temeI arasindaki münasebet
oIdukça çapra¸ik. Marx iIe EngeIs, iktisadî aItyapi iIe
dü¸ünceIer arasinda bir nevi iIIî (causaI) münasebet
oIdugunu
281
söyIerIer. Bu münasebeti iIade için zaman zaman tayin,
uyma, yansima, uzanma, bagIiIik tâbirIerini kuIIanirIar.
Bir menIaat ve ihtiyaçtan dogma münasebetIer de
sözkonusu-dur, onIara göre. içtimaî siniIIar, tarihi
inki¸aIin beIIi bir âninda birtakim ihtiyaçIar duyunca,
kesin bir tazyik bu ihtiyaca uygun dü¸ünceIerin ve biIginin
vücut buImasina sebep oIur. Bu IormüIIerin yetersizIigi,
marksistIeri bir hayIi güç duruma sokmu¸tur. FiIhakika,
daha önce de gördügümüz gibi, Marx'a göre, dü¸ünce,
nesneI bir oIay oIan siniI! durumun yansimasindan ibaret
degiIdir.
BeIIi bir içtimai tabakanin ideoIojisi, onun gerçek
durumuna uygun oImayabiIir. Peki, bir siniIin
menIaatIeriyIe uyu¸mayan ve tarihî durumu
kar¸iIayamayan ideoIojiIer, nasiI oIur da kendiIerini kabuI
ettirirIer?
Manifesd dinIeyeIim: "Burjuvazi kapitaIist medeniyete
hâkimdir. Bu sayede proIetaryanin menIaatIarina aykiri
doktrinIer ve örnekIer yayar. Daha umumî bir tâbirIe, her
çagm hâkim IikirIeri, o çagdaki hâkim siniIin IikirIeridir" .
21
Ama nihayet kismî bir izah bu. OIsa oIsa yönetiIen siniIin
yanIi¸ ¸uurunu açikIar, hâkim siniIm yanIi¸ ¸uurunu
aydmIatamaz.
Marksci nazariyenin bu konuyIa iIgiIi bir ba¸ka görü¸ü
de ¸u: ideoIoji gerçek sâikIerin iTade-di¸i, ¸uur-di¸i
iIadesidir. Gerçek sâikIer yani sosyaI siniIIarin nesneI
çikarIari. Demek ki, ideoIojiIer
K
spontane'dirIeT.
"IdeoIojiyi bir Iikir adami hazirIar. Fikir adami ¸uurIu
oIdugunu sanir. Ama ona kiIavuzIuk eden, yanIi¸ ¸uurdur.
Kendisini iten gerçek sâikIeri biImez. Birtakim yanIi¸ ve
hayaIî sâikIer dü¸ünür. Yoksa, yaptigi ¸ey ideoIoji
oImazdi" (EngeIs, Franz Mehring'e mektup. 14 Temmuz
1893).
21 Marx Kari, Mani/e¸te du Parti Communiste (1848) (Komünist Partinin
ManiIestosu) 10/18 Paris 1969, s. 44. Aym dü¸ünceyi Marx, ba¸ka eserIerinde
de i¸Iemi¸tir. MeseIa K. Marx, F. EngeIs, Jldidiogte Aüemanae (1846) (AIman
ideoIojisi), Ed. SociaIes, Paris 1968, in Vadee M., o.g.e., s. 30.
282
Demek ki, ideoIojiIer sosyaI durumun çarpitiIi¸i, maddî
¸artIarin yaIin bir iIadesi, çarpik veya dogru, nihayet
topIumda degi¸ikIikIer yapmayi mümkün kiIacak bir
sâikIer manzumesi oIarak yorumIanmaktadir. HayaIî
inançIar hareketIerimize yön verebiIdikIerine göre,
ideoIojiIerin tarihî vetirede bir nevi bagimsizIikIari var
demektir. Artik, birer göIge oIay sayiIamazIar. BöyIe oIunca
ortaya yeni bir nazariye çikmiyor mu: birbirIeri üzerinde
etki yapan âmiIIer nazariyesi. Maddî temeI iIe
münasebetIeri oIan üstyapinin da kendine göre bir
bagimsizIigi var. EngeIs, daha önce iIeri sürdükIeri
görü¸Ierin en az iki bakimdan gerçege uymadigini kabuI
eder:
1) Marx da, kendisi de, iktisadî âmiIin payini IazIa
büyütmü¸Ierdir. ÂmiIIer arasindaki kar¸iIikIi etkiyi yeteri
kadar beIirtmemi¸Ierdir (Joseph Bhch´a mektup. 21 EyIüI
1890).
2) Dü¸ünceIerin geIi¸me tarzini ihmaI etmi¸Ierdir (Meh-
ring'e o.g. mektup).
Marx-EngeIs'e göre, dü¸ünceIerIe iktisadî aItyapi
arasindaki münasebet ¸undan ibaret: aItyapi, sosyaI
bakimdan etken dü¸ünceIerin sayisini sinirIayan bir
çerçevedir. Çati¸an içtimaî siniIIardan hiçbirinin durumuna
uymayan birtakim dü¸ünceIer ortaya çikabiIir. Ama etki
yapamazIar. Çati¸an siniIIarin menIaat veya görü¸Ierini
beIirten dü¸ünceIerin ortaya çikmasi için iktisadî ¸artIara
ihtiyaç vardir, ama bu ¸artIar kâIi degiIdir. Iktisadî ¸artIara
bakarak dü¸ünceIerin mahiyetini kestiremeyiz. Ancak açik
birtakim yöneIi¸Ierden söz edebiIiriz, iktisadî ¸artIan
biIirsek, hangi tip dü¸ünceIerin ciddî bir tesir yapacagini
söyIeyebiIiriz. "InsanIar tarihIerini kendiIeri yaparIar, ama
keyiIIerine göre degiI. Tarihi kendi seçtikIeri ¸anIar içinde
degiI, maziden intikaI eden ¸anIar içinde yaparIar".
0
OIu¸an tarih içinde IikirIerin ve
K. Marx, E EngeIs, IdeoIogic AIIemande, in VadIe M., q.g.c, s. 26.
283
ideoIojiIerin kesin bir roIü vardir. MeseIa Marx'a göre, "din,
haIk için aIyondur". Marx ite EngeIs, proIetaryayi
sinirIandirmaga büyük önem verirIer, içtimaî yapinin
bütünü mutIaka ¸u veya bu istikamette geIi¸mez. Onu
mümkün ve muhtemeI bazi degi¸ikIikIere yöneIten,
ekonomik ¸artIarin geIi¸mesidir. Demek ki, iki ¸ikIa kar¸i
kar¸iyadir tarih. BunIardan biri, kuvvetIerin gerçek
dengesine uygundur. Öteki ¸ik, mevcut kuvvetIere aykiri
oIdugu için ister istemez istikrarsiz ve geçicidir. Fikir
sistemIeri bu ¸ikIardan birinin seçiIi¸inde kati bir roI
oynayabiIirIer. Netice oIarak iktisadî geIi¸meden dogan bir
¸orIama var. Fakat bu zorIama ayrin-tdar için. FikirIerde
herhangi bir degi¸ikIik oImasini önIeyecek kadar kesin
degiI.
Marksist tarih teorisine göre, varoIan veya oIu¸an
kuvvetIer sistemi ite uyu¸amayan dü¸ünce sistemIeri, bu
yeni dengeyi daha gerçek oIarak iIade eden dü¸ünceIere
birakirIar yerIerini... IdeoIojiIer zikzak çizerek geIi¸ir, ama
nihayet düzIe¸irter. Bunun için marksist ideoIoji tahIiIi,
mü¸ahhas tarihî durumun bütününü dikkate aImak
zorundadir daima. Yoksa dü¸ünceIerin geçici sapi¸Iarini,
sonunda iktisadî zorIamaIara uyu¸Iarini izIeyemez. Ama,
marksist tahIiIIerin zayiI taraIi da, a¸iri oynakIikIari degiI
mi? Herhangi bir geIi¸meyi, geçici bir sapiti¸ oIarak
vasiIIandirir, teoriIerine uymayan inançIara çagdi¸i, kaIinti
vs. gibi yaItaIar yapi¸tirirIar. Bu kadar esnek bir teori her
hadiseyi izah eder, daha dogrusu hiçbir hadiseyi izah
edemez, Merton'a göre.
8
23 Menon R.K., "La SocioIogie de Ia Connaissance" in La SocioIogie au …… eme
SteeIe, pubIic sons Ia direction de Gurvitch (Gurvitch yönetiminde
yayimIanan 20. yüzyiIda SosyoIoji'de: "BiIgi SosyoIojisi"), RUE, Paris 1947,
s. 377-41*.
284
Yanlìy ¸uur
r ba¸ka sosyoIog, CuviIIier, Manc'in biIgi sosyoIojisine
katkisini ¸öyIe anIatir: insan birtakim amaçIar pe¸inde
ko¸ar, davrani¸Iarini birtakim sebepIere bagIar, ama
hareketIerinin gerçek sebepIeri bunIar degiIdir, yaptikIariyIa
yapmak istedikIeri birbirinden çok IarkIidir. Marx, bu
yanIi¸ ¸uuru insanin özüne bagIamaz. YanIi¸ ¸uur
topIumun bugünkü yapisindan dogmaktadir. 1844-1845'de
kaIeme aIdigi yaziIarda, insanin sosyaI varIigim, üzerinde
ideoIojinin yükseIdigi gerçek bir temeI oIarak kabuI eder
Marx. Bu ideoIojik üstyapida çe¸itIi seviyeIer, çe¸itIi
basamakIar vardir. Bu basamakIar, dü¸üncenin gerçek
temeIIe oIan yakinIik ve uzakIigina göre siraIanir. Insan,
istihsaI IaaIiyetiyIe temasi muhaIaza ettigi öIçüde, dü¸ünce
ideoIojinin çarpitmaIarindan kurtuIabiIir. "SpeküIasyonun
sona erdigi yerde, gerçek müsbet iIim ba¸Iar; ameIî
hayatin, insanin ameIî tekâmüI vetiresinin tasavvuru
sözkonusudur artik. SuurIa iIgiIi IakirdiIarin yerini
gerçek biIgi aIir".
24
Demek ki, siniIIi cemiyetin eseri oIan yabanciIa¸ma sona
erdi mi, dü¸ünce insanin gerçek hayati iIe kayna¸abiIir, yani
sadakatIe aksettirebiIir onu. "Hâkim siniIin dü¸ünceIeri,
r çagin hâkim dü¸ünceIeridir". Yani beIIi bir siniIin
hâkimiyeti, birtakim IikirIerin hâkimiyeti oIarak görüIür.
SiniI hâkimiyeti içtimaî düzenin ¸ekIi oImaktan çikinca,
böyIe bir görünü¸ de kendiIiginden sona erer. TeknikIe
yani insanin gerçek IaaIiyetiyIe siki münasebeti oIan tabiat
iIimIeri, ideoIojik tahriIIerden geni¸ öIçüde kurtuIurIar, beIIi
r objektiIIige uIa¸abiIirIer. Marx, iIk yaziIarinda bu
nesneIIigi tarih için de mümkün sayar. Insan tarihi de,
tarihin içindedir. Bir keIime iIe, temeI oIan insanin sosyaI
hayati. "Hukukî
K. Marx, F. EngeIs, IdIoIogie AIIemande.
285
münasebetIer, siyasî kaIipIar ne kendi kendiIeriyIe, ne de
insan zekâsinin sözde geIi¸mesiyIe izah ediIebiIirIer."
CuviIIier'ye göre, varIigin her tarzi gibi sosyaI varIik da,
bir nevi ¸uurIanma kanununa tâbidir. Önce sadece ya¸anir,
sonra tasavvur ediIir, nihayet iImî oIarak kavraniIir,
ideoIojiIer ve daha geneI oIarak Iikrî sistemIer, bu
¸uurIanmamn ikinci merhaIesidir. IdeoIoji eIbette ki,
hakikatin iImî oIarak biIinmesi degiIdir. Onun için hayaIî,
kismî, hatta taraIIi, hatta SoreI'in anIadigi mânâda bir parça
mitiktir. Fakat ideoIoji, o zamana kadar sadece ya¸anmi¸
oIan bir durumun ¸uur sathina çikmasidir. Bu tasavvur
ister istemez, tarihin ve beIIi bir durumun damgasini
ta¸iyacak. Bu yüzden reaIiteyi bozabiIir, ama herhangi bir
reaIiteyi beIIi bir açidan iIade de eder. Ne var ki, her
¸uurIani¸da bir miktar uzakIa¸ma vardir. Bu itibarIa
ideoIoji, iIade ettigi Iarz oIunan tarihî reaIiteye kiyasIa
hemen daima bir gecikme arzeder, bir gecikme veya bir
kopu¸.
IdeoIoji ve iybölümü
HüIasa edeIim: reaIite, ideoIojiden önce mevcuttur.
InsanIar, önce birbirIeriyIe münasebete giri¸ir, sonra bu
münasebetIeri anIamaga çaIi¸irIar. "Hayati tayin eden ¸uur
degiI, ¸uuru tayin eden hayattir", ideoIojiIer sosyaI reaIiteyi
oIdugu gibi yansitamazIar. Bu sadakatsizIigin temeI
sebepIerinden biri i¸böIümüdür. Marx'a göre, i¸böIümü
maddî IaaIiyetIe manevî IaaIiyeti, istihsaIIe istihIaki, intiIa
iIe emegi birbirinden ayirir. ÜretenIerIe tüketenIer,
eIIeriyIe çaIi¸anIarIa kaIaIariyIe çaIi¸anIar, IabrikadakiIerIe
tarIadakiIer, reaIitenin ayri ayri parçaIarini görürIer.
Bütünü kucakIaya-maz böyIe bir görü¸; sosyaI
münasebetIeri bozarak, sakatIayarak aksettirir, i¸böIümü
geIi¸tikçe, bu parça parça idrak-
286
Ierden az-çok tutarIi bir ideoIoji yapmak ayri bir görev
haIine geIir. Bu yüzden de dü¸ünce gittikçe pratikten
uzakIa¸ir, yani reaIiteden kopar.
2S
i¸böIümü, siniI böIümü haIine geIince, siniIIardan biri
ötekiIerini baskisi aItina aIir. Ve hâkimiyetini bir ideoIoji iIe
perçinIer. Her çagda hâkim oIan tek ideoIoji, hâkim siniIin
ideoIojisidir. Fikir imaIâtçiIari, umumiyetIe hâkim siniIin
çocukIaridir. Çünkü hâkim siniIin bo¸ vakti vardir, yani
küItür onun inhisarindadir. Hâkim siniI, sosyaI durumu
sayesinde, ideoIojisini bütün topIuma yayar. Bir keIimeyIe,
devirde hâkim siniIin dü¸ünceIeri hâkim dü¸ünceIerdir.
Maddî güçIe manevî güç birIikte yürür. Maddî istihsaI
vasitaIarina sahip oIan, manevî istihsaI vasitaIarim da eIinde
tutar. Hâkim siniIin dü¸ünceIeri sosyaI reaIiteye
dayaniyorsa, bu IikirIerin kucaginda dogdugu sosyaI reaIite
oIarak yikiImadikça, bu IikirIer de yok ediIemez.
Ne var ki, bir ideoIojiyi doguran ¸artIann yava¸ yava¸
ortadan kaIkmasi, bu ideoIojiyi de ortadan kaIdirmaga
yetmez. ZihinIere kök saIan, kadroIarini kuran bir ideoIoji,
kendisini yaratan içtimaî ¸artIar yok oIduktan sonra
ya¸ayabiIir. Bu içtimaî ¸artIar yaIniz kismen degi¸mi¸se,
ideoIojik degi¸me de kismî oIabiIir. O zaman dü¸ünceIerde
geIi¸me oIdugu saniIir. Eski ideoIojiIerde, yeni
ideoIojiIeri müjdeIeyen taraIIar aranir ve buIunur. BuIunur,
çünkü yeni sosyaI ¸artIan hazirIayan eski sosyaI ¸artIardir.
SosyaI bir ihtiIâI, ideoIojik pIanda bir kopu¸ yaratir.
Dü¸üncenin kendi gücü iIe iIerIedigine inananIar, ideoIojik
degi¸ikIigi IikirIerde bir ihtiIaI oIarak kabuI ederIer. Oysa,
ihtiIaIci bir aksiyon oImadan yeni bir ideoIoji kök saIamaz.
IhtiIaIci IikirIer, ihtiIaIci bir aksiyonun nazarî iIadesidir
KapitaIist cemiyet geIi¸tikçe, burjuvazi, vaziIesi burjuva ideoIojiIerini
oIgunIa¸tirmak oIan bir aydin zümre yaratir. ProIeter siniIi da, ihtiIâIci bir
ideoIoji geIi¸tirecek oIan bir aydinIar grubu çikarir sinesinden.
287
Marx'a göre. Önce aksiyon, sonra ideoIoji. Pratik ne kadar
geni¸se, reaIiteyi ne kadar kökten degi¸tiriyorsa, reaIitenin
tasavvuru oIan ideoIoji de o kadar tutarIidir. KaIdi ki, yeni
ideoIojinin yayiImasi, kendini kabuI ettirmesi için de,
pratige ihtiyaç var. KaIabaIikIar eski ideoIojiIerin baskisi
aItindadirIar, ihtiIaIci IaaIiyete katiImami¸Iarsa, ihtiIaIci
ideoIoji tek ba¸ina onIari vehimIerinden kurtaramaz.
AksiyonIa dünya görü¸ü arasindaki diyaIektik, hem
ihtiIaIci dü¸ünceyi, hem de ihtiIaIci aksiyonu
zenginIe¸tirir.
Içtimaî reaIite yaIniz insanIar arasindaki objektiI
münasebetIerden ibaret degiIdir. InsanIarin bu
münasebetIeri dü¸ünü¸ tarzIari da, içtimaî reaIitenin bir
parçasidir. Içtimaî bir yapidan dogan ideoIoji, ayni yapi
üzerinde etki yapar. Hâkim ideoIoji beIIi bir içtimaî yapinin
ayakta durmasina yardim etmez oImu¸, veya henüz yardim
etmege ba¸Iamami¸-sa, bu içtimaî yapi son derece çürüktür.
Ancak zor kuIIanarak ayakta durabiIir. Hâkim ideoIoji
kendi ba¸ina bir güçtür. InsanIari içtimaî yapinin mutIak
bir zaruret oIduguna, ona kar¸i geImenin imkânsizIigina
inandirabiIir. Hatta mevcut düzenin her türIü tehIikeden
korunmasi gereken ideaI bir düzen oIdugunu da teIkin
edebiür. DemokrasiIeri uzun ömürIü yapan bu aIdatmaca
(mistiIikasyon)dir. KitIe hâkim ideoIojiye yöneIirse, hâkim
siniI demokrasiden vazgeçip, diktatörIüge ba¸vurur,
"Iakirdi zoruyIa yapamadigim, Iâkir-disiz zorIa ba¸armaga
kaIkaT". BeIIi bir içtimaî reaIite kendi ya¸ama ¸artIarini
mütemadiyen yaratabiIiyorsa, devam ede-biIir. Bu ¸artIar
içinde, o içtimaî reaIiteye uygun oIan ideoIoji de vardir.
288
BATI BUR1UVAZtSt VE KlASÎK FELSEFE
Marksizmin aItyapi-üstyapi görü¸üne aydinIik getiren
çagda¸ yazarIardan biri de GoIdmann.
26
Bükre¸Ii sosyoIog,
diyaIektigi bir büyü IormüIü sananIara kar¸i çok ha¸indir.
Kendisini dinIeyeIim: "DiyaIektik materyaIizm denince iIk
a geIen, büyük IeIseIî sistemIerin ve sanat eserIerinin
dogu¸unda iktisadî hayatin oynadigi roI oIuyor. Iktisadî
temeIIe Iikir ve sanat eserIeri arasinda münasebet oIdugu
gerçek. Ama, bu münasebet tek taraIIi degiIdir. Fikir ve
sanat eserinin kendine özgü bir varIigi var. iktisadî temeI
yapiyi degi¸tirmez. Yani, üstyapinin aItyapiya
bagIiIigi, marksist tarihçinin aydinIiga çikaracagi iIk
probIem degiI, beIki bütün çaIi¸maIarin bir sonucu.
27
CemiI Meric'in GoIdmann'in dü¸ünceIeriyIe iIgiIi bir çaIi¸masi için bkz.
ümrandan UygarIiga, "Edebiyat ve SosyoIoji", ÛIûken yayinIan, IstanbuI, 2.
baski, 1977,' s. 337 vd. '
GoIdmann Lucien, Recherches Dialecliques. "DiaIeetique et histmre de Ia
phiIosophic" (DiyaIektik Ara¸tirmaIar, "DiyaIektik ve FeIseIe Tarihi"),
GaIIimard, Paris 1947, s. 2Ir45.
289
GoIdmann'in bir ba¸ka makaIesinde de ¸unIari okuyoruz:
"Târihî maddeciIige göre, edebiyatIa IeIseIe, beIIi bir dünya
görü¸ünün ayri ayri pIanIarda iIadesi. Dünya görü¸Ierini
yaratan IertIer degiI topIumIardir. Bir dünya görü¸ü,
gerçegin bütünü hakkinda tutarIi ve ahenkIi bir görü¸dür.
Oysa, IertIerin dü¸üncesi, istisnaIar bir yana, tutarIi ve
ahenkIi degiI, doIayIi, karma¸ik, örtüIü. Dünya görü¸ü ¸öyIe
tanimIanabiIir: içtimai durumIari a¸agi yukari ayni oIan bir
insan topIuIuguna, yani içtimai bir siniIa, kendim kabuI
ettiren dü¸ünce sistemi. Herkesin bu görû¸de az-çok payi
vardir. Bu, his, dü¸ünce ve aksiyon beraberIigi, bazi
insanIari birbirine yakIa¸tirir ve onIari öteki siniIIardan
ayirir. FiIozoI (veya yazar) bu görü¸ü bütün sonuçIariyIa
dü¸ünür (veya duyar) ve kavramIar (veya duyguIar)
pIaninda keIimeIe¸tirir. Ama, bu dünya görü¸ü zaten
mevcut oIacak ki, IiIozoI veya sanatçi onu diIe getirebiIsin.
Çevre, yazari damgaIar, dogru; ama yazarin tepkisi türIü
biçimIerIe beIirebiIir. uyum, ret veya isyan. Yahut, yazar
ba¸ka çevreIerden geIen etkiIerIe çevresinden aIdikIarini
kayna¸tirir. Hatta uzak zaman ve mekânIardan geIen
ideoIojiIer, kucaginda ya¸adigi çevrenin etkisini yok
edebiIir. Edebiyat tarihçisi, yazarin hayatina dikkatIe
egiImeIi. Ama, daha derinIemesine bir tahIiI söz konusu
oIunca, biyograIi ikinci pIana dü¸er. Mühim oIan, eserIe
beIIi sosyaI siniIIarin dünya görü¸ü arasindaki
münasebettir... Kisaca, beIIi bir içtimaî zümrenin IertIerinde
beIIi bir dü¸ünme ve hissetme tarzi göze çarpar. Fakat, çok
karma¸ik bir varIiktir insan. SosyaI hayatin bütünü içinde
türIü i¸Ier görür. Dü¸üncesi iIe iktisadî hayat arasinda
sayisiz ve çe¸idi bagIar (araciIar) vardir... Eser, ne kadar
degerIi ise, o kadar bagimsizdir ve çe¸itIi siniIIarin
dü¸ünceIerini akset-tirebiIir. Eser ne kadar büyükse, o kadar
¸ahsîdir".
28
28 GoIdmann L., ag.e., "DiaIectique et histoire de Ia Iiterature" ("DiyaIektik
edebiyat tarihi"), s. 45-64.
290
KIasik IeIseIeyi Bati burjuvazisinin tekâmüI tarihine
bagIayan yazara göre, "Onikinci asirdan onsekizinci asra
kadar Avrupa burjuvazisini vasiIIandiran dünya görü¸ü, bir
temeI Iikirden hareket eder: hürriyet. Bütün diger
kavramIarin kaynagi bu. insan Haklari Beyannamesinde
bayrakIa¸tiriIan iIk keIime hürriyettir. Burjuvazinin dünya
görü¸ünü beIirIeyen ikinci unsur IerdiyetçiIik.
FerdiyetçiIik, a¸iri hürriyetçiIigin ba¸ka bir görünü¸ü.
Avrupa burjuvazisi iIe geIi¸en, Avrupa burjuvazisinin
geIi¸tirdigi dünya görü¸ünün üçüncü temeI unsuru hukuki
e¸itIik. Bu üç unsur, IeIseIe aIaninda en mükemmeI
iIadeIerini rasyonaIizmde buIurIar. RasyonaIizm, her¸eyden
önce hürriyet demektir, iki mânâda hürriyet:
a) Her türIü di¸ otoriteye ve baskiya kar¸i hürriyet.
) Bizi di¸ dünyaya bagIayan ihtirasIarimiza kar¸i hürriyet
Fakat rasyonaIizm, IertIe kâinat ve camia arasindaki bag
Iarin kopu¸udur da. RasyonaIizmde kâinat ve insan camiasi
atomIa¸an, böIünen birer di¸ reaIite. SeyrediImeIeri, mü¸a
hede ediImeIeri, nihayet iImî bir ¸ekiIde tetkik ediImeIeri
mümkün birer di¸ reaIite. InsanIa, ya¸ayan hiçbir bagIiIikIa
yok...
Burjuvazinin ekonomik ve sosyaI geIi¸mesi, IngiItere'de,
Fransa'da ve AImanya'da birbirinden çok IarkIi oImu¸tur.
u IarkIi geIi¸me, miIIî küItürIere ve IeIseIî dü¸ünceye de
kendi damgasini vurur.
IngiItere'de burjuvazi ekonomik üstünIügü çok çabuk
eIde etmi¸ti. 1648 ve 1688'den beri, siyasi iktidar da onun
eIindeydi. Bu hizIi ekonomik geIi¸me sayesinde, IngiIiz
dü¸üncesi kara Avrupa'smmkinden daha gerçekçi, Iakat
çok daha az radikaI biçimIer aImi¸tir. GeIi¸en burjuvazi,
kraIin mutIakiyetine kar¸i çok deIa zadeganIa eI eIe
vermek zorundaydi. Bunun içindir ki, çati¸an iki siniI
arasindaki kavga, 1648-1688 devrimIerine ragmen bir
uzIa¸ma iIe sona
291
erer. Günümüz IngiItere'si bir uzIa¸manin eseridir.
UzIa¸ma, di¸ gerçegin baskisi aItinda, hareket
noktasindaki arzu ve ümitIeri sinirIamaya razi oImu¸tur. Bir
memIeketin ekonomik ve siyasî yapisi, çati¸an iki siniI
arasindaki uzIa¸maya dayaniyorsa, o üIkedeki IiIozoI ve
¸airIerin dünya görü¸ü, uzun bir siniI kavgasinin yükseIi¸
haIindeki siniIi muhaIeIette tuttugu üIkeIerdeki IiIozoI ve
¸airIerin dünya görü¸üne kiyasIa, çok daha gerçekçi Iakat
çok daha az radikaIdir, ingiIiz burjuvazisi, bir parça da bu
yüzden, Fransa'daki gibi rasyonaIist oImami¸, ampirizm ve
sansüaIizmi kurmu¸tur.
Fransiz devIeti, üçüncü siniI m tabiî ve organik
geIi¸mesinden dogdu... Üçüncü siniI hükümdarin daimî
mütteIikiydi. ZaIeri bu ittiIak sagIadi. BeyIer her türIü
gerçek iktisadî ve askerî iktidari kaybedince, üçüncü
simIin monar¸iye ihtiyaci kaImadi.. Fransiz IhtiIâIi,
NapoIyon ve nihayet burjuva demokrasisi. Bu demokraside
aristokrasi, aristokrasi oIarak hiçbir roI oynamaz artik.
Buna mukabiI, AImanya'da Otuz YiI Sava¸i'ndan beri
siyasî ve ekonomik geIi¸me son derece yava¸Iami¸, adeta
durmu¸tu. BirIigi sagIayan miIIî bir devIet ancak 1871'de
kuruImu¸tu. Bu devIet, yukaridan tesis ediImi¸tir; kismen
burjuvaziye kar¸i tesis ediImi¸tir, hiçbir zaman
aristokrasiye dokunmami¸tir.
Hasta iIe sihhatIi adam arasindaki Iark ¸u: hastanin
ba¸Iica kaygisi kendi varIigidir; sihhatIi adam di¸ dünyayIa
ugra¸ir... Fransiz dü¸üncesi sihhatIi bir çevrede geIi¸mi¸tir.
Baki¸Iari di¸ dünyaya çevriIi, onu tanimak, onu kavramak
ister. Fransiz IeIseIesinin ugra¸tigi ba¸Iica probIemIer*,
nazarî hakikat, epistemoIoji matematik, psikoIoji,
sosyoIoji... Hasta bir çevrede geIi¸en AIman dü¸üncesinin
temeI kaygisi, kendi hastaIigi ve onun tedavisidir.
AImanya'daki bütün IeIseIe sistemIerinin hareket noktasi
ahIâk probIemidir;
Bergson'a kadar Fransiz IiIozoIIarinin hemen hemen
tanimadikIari pratik probIemdir. Bu Iark, edebiyatta da
kendini hissettirir. Fransiz romani ve umumiyetIe Fransiz
edebiyati reaIist, psikoIojk, tarihî ve sosyoIojiktir. Insandan
bahsederken, onu tahIiI etmege ve anIamaga çaIi¸ir. Ne
yapmasi Iâzim geIdigini ara¸tirmaz.
Iki üIkede yazarIarin ve IiIozoIIarin durumu da çok IarkIi.
Bütün Avrupa'da -Fransa'da, AImanya'da, ItaIya'da, IngiItere
yahut HoIIanda'da- hümanist dü¸üncenin, ampirist veya
rasyonaIist geIi¸mesi memIeketin ekonomik geIi¸mesine siki
sikiya bagIidir; memIeketin ekonomik geIi¸mesine yani bir
ticaret ve endüstri burjuvazisinin geIi¸mesine. BöyIe bir
üçüncü siniIin var veya yok oIu¸u, cemiyette hümanist
a mistik yazarIarin mevcudiyetini de tayin eder.
Fransa'da, hümanist ve rasyonaIist yazarIar okuyucuIarina
miIIetin bütününe organik oIarak bagIiydiIar. MiIIetin bir
parçasiy-diIar, onIann IikirIerini ve duyguIarini diIe
getiriyorIardi. YazarIik bir mesIekti.
AImanya'da durum tam tersi. Iki asir boyunca ticaret ve
endüstri burjuvazisi yok. Onun için, rasyonaIist ve
hümanist akimIar geIi¸ememi¸tir. AImanya, daha çok
hissî ve hadsî (entuitiI) ta¸kinIikIara açik. Hümanist ve
rasyonaIist yazarIar çevreden kopmu¸ durumda. Büyük
AIman hümanistIerinin biyograIisinde, en sik kar¸imiza
çikan tema: yaInizIik. HaIbuki mistik ve hissî yazarIar,
çagIan ve çevreIeriyIe siki bir temas haIindedir. Bütün
AIman dü¸ünce ve edebiyat tarihi, mistikIerIe reaIistIer
arasindaki çati¸manin tarihine bakarak kaIeme
aIinabiIir.
29
Bu yazi, Yeni insan deIgisinin EyIüI 1967 tarihIi sayisinda ayni ba¸IikIa
yayimIanmi¸tir CemiI Meriç, "KIasik IeIseIe ve Bati burjuvazisi*.
293
Fikrî tekâmüIün mihrakì
TopIumIa biIgi arasindaki kök-gövde münasebeti, Iert
hürriyetini siIira irca etmiyor mu? Geçen astin bir Fransiz
sosyoIoguna göre, içtimaî ba¸kadir, Iikrî ba¸ka, içtimaîde
siki bir muayyeniyet hüküm sürer; Iikrîde hürriyet.
Içtimaîyi sosyoIoji inceIer, Iikrîyi ideoIoji. SosyoIojinin
konusu: inanç, dayani¸ma, poIitika, iktisadî hayat,
ideoIojinin aIani, ameIî oImayan sanatIar (meseIa ¸iir),
IeIseIe ve nazarî iIimIer.
Ûçbin yiIdir, yani a¸agi yukari yüz nesiIden beri,
bugünkü Avrupa'yi, Bati Asya'yi ve Akdeniz AIrikasi'ni
ku¸atan toprakIar üstünde, on-oniki miIyar insan ya¸ami¸.
Acaba IeIseIede, ahIâkda, edebiyatta, dü¸ünce iIminde,
güzeI sanatIarda ve müzikde adi aniImaga deger bin ki¸i
var mi? OnmiIyonda, yüzmiIyonda bir... Demek ki,
dü¸ünce tekâmüIün biricik âmiIi degiI.
En büyük aydinIar, en güçIü kavimIerden çikmami¸tir her
zaman. Dâhi, beIIi bir içtimaî durumun eseri degiIdir.
Içtimaî reIah veya satvetIe, ideoIojik geIi¸me arasinda
herhangi bir bagIiIik yok. Irk, zaman ve çevre, Iikrî yarati¸i
izah edemez. Ayni irk, ayni zaman ve ayni mekân,
birbirinden çok IarkIi dehaIarin dogduguna ¸ahit oImu¸tur.
Dü¸ünce düz bir çizgi istikametinde geIi¸mez. YöneIdigi
hedeIIer boyuna degi¸ir, içtimaî tekâmüI, Iikri tekâmüIü
tayin etmez ve sinirIandirmaz. Nitekim, Iikrî tekâmüI de
içtimaî tekâmüIü tayin etmez. Budizm 2500 yiI önce
dogmu¸, HiristiyanIik 1900 yiI önce. KurucuIarin ya¸adigi
içtimaî muhiti dü¸ünün: ne kadar geri, ne kadar dar. Büyük
IiIozoIIar ve sanatçiIar yeti¸tiren Yunanistan, küçücük bir
devIet. O muhte¸em IeIseIî ve estetik hareket, miIIî, siyasî,
dini veya iktisadî tekâmüI üzerinde hemen hemen hiçbir
294
oynamami¸. RomaIiIar, Misir ve Kartaca'ya nazaran,
cahiI, kaba saba, huraIeperest insanIardi, yani enteIektüeI
bakimdan çok a¸agi idiIer. Ama, kurdukIari askeri, idarî
hukuki düzen sayesinde içtimaî tekâmüIü
hizIandirdiIar, Rönesans, ItaIya ve Fransa'nin eseri; Iakin,
iki miIIet de ticaretçe, siyasetçe, dince AImanya'dan,
HoIIanda'dan ve IngiItere'den çok geri idiIer. Bazen
üIkenin terakkisi, sanatin geIi¸mesiyIe birarada oIur. Yunan
Roma'mn en muhte¸em anitIari PerikIes, Ogüst, Adrien
devirIerine rastIar. Ama unutuImasin ki, güzeI sanatIar
içinde mimarî, edebi neviIer içinde tarih, IeIseIe daIIari
arasinda da hukuk, topIumun siyasî ve içtimaî durumuyIa
çok münasebet haIinde oIanIardir. Sanat ve
dü¸üncenin diger ¸ubeIeri için böyIe bir bagIiIiktan söz
ediIemez. Meger ki, Ietih veya reIah gibi sebepIerIe bir
üIkeden ötekine biIgin veya sanatçi göçü oIsun. Fikir
hareketIeri çok deIa içtimaî bir kari¸ikIik içinde geIi¸ir,
insan zekâsi çevresinden tiksindigi için sanata veya
IeIseIeye siginir. IsraiI ¸iiri, IsraiI'in IeIaket çagIarinda
geIi¸mi¸. Yunanistan'da, dü¸üncenin ikbaI çagi üIkenin
idbar çagidir, Roma'da da öyIe. Serazat dü¸ünce iktidardan
zaman iItiIat görmü¸? OnaItinci asirda sanat ve edebiyat
parIak çagIanndan birini ya¸iyordu, kan ve ate¸ içinde
geIi¸me. Fikrî tekâmüIün mihraki: Iert. Yarati¸ Ierdin
eseri, topIumun eseri degiI. Bazen bir isyankârdir aydin,
bazen bir münzevi. En büyük zekâIar topIumIari
taraIindan mahkûm ediImi¸: Buda, Sokrat, Isa. DâhiIerde
r gücüyIe içtimaîIik birIe¸mez. Bu seyyaIiyet, orta
kabiIiyetteki insanIarin imtiyazi, ba¸anya götüren bir
imtiyaz. Dâhi, sosyaI irmagin aki¸ istikametinde degiIdir...
akintiya kürek çeker. Ancak öIümünden sonradir ki,
daIgaIar onun kayigini da suyun aki¸i istikametinde
sürükIer. Orta çaptaki kabiIiyetIer, içtimaî oIduktan için
dogruyu ve güzeIi aramaktan çok, ba¸ariya uIa¸mak
kaygisindadirIar. Suursuz
295
kaIabaIik onIari aIki¸Iarken, haddizatinda kendi kendini
aIki¸Iamaktadir.
30
Dü¸ünce aIaninda muayyeniyeti reddeden bu görü¸ inte-
Iijansiyaya mutIak bir hürriyet vadettigi öIçüde cazip.
30 Coste AdoIphe, Les Principes d'une SocioIogie Objective (ObjektiI bir
SosyoIojinin PrensipIeri), Paris, 1899.
296
ÎDEOLO1Î, BÎLGÎ SOSYOLO1ÎSÎ VE
MANNHEÎM
31
IdeoIojinin kismî/özeI anIamiyIa topyekûn/geneI anIami
arasinda bir ayirim yapar Mannheim
32
Birincisi, ideoIoji
nazariyesinin konusudur, ikincisi, biIgi sosyoIojisinm. Bu
iki anIayi¸ arasinda ¸u |arkIar vardir: Kismi/özeI
anIamiyIa ideoIoji:
1- Dü¸man bir görü¸ün iIeri sürdügü iddiaIari ideoIojik
sayar. "IdeoIoji digerinin siyasî dü¸üncesidir". Bu iddiaIarin
kendiIeriyIe ugra¸ir.
2- PsikoIojik bir pIanda yeraIir, kar¸i görü¸Ie hayaIî bir
diyaIog kurar, IaIan yaIan söyIüyordur, bir oIayi gizIiyor ve-
31 Bu böIüm CemiI Meric'in PauI Kahn'm bir makaIesinden yapmi¸ oIdugu ve
IdeoIoji adIi a.g. bro¸ürünün ikinci ve son böIümünde kuIIandigi özet
çevirinin gözden geçiriImi¸ haIidir. Meriç bu yaziyi kitabina aImami¸ ama biz,
konuyu biraz daha tamamIadigi için ve bro¸ürdeki siraya sadik kaIarak
burada kuIIandik. Kahri PauI, "IdeoIogie et SocioIogie de Ia Connaissance"
(ideoIoji ve BiIgi SosyoIojisi), Cahiers InternationaIIy de SocioIogie, 1950, c.
8, s. 147-168, in CemiI Meriç, IdeoIoji, a.g.b, s. 136 -142.
32 KarI Mannheim (1893-1947) Teme) eseri IdeoIoji ve Ütopya çe¸itIi diIIerde
basiImi¸tir, IdeoIogie and Utopia. Bonn 1929, IdeoIogy and Utopia, New
York 1936, IdeoIogie et Jtopie. Paris 1936.
297
ya tahriI ediyordur ama hep ayni deger öIçüIerine ba¸vuru-
yordur.
3- MenIaat, saikIenme, davrani¸ manzumeIerini
çözümIer.
4- Zümre ideoIojiIeri iIe ugra¸tigi zaman biIe,
tahIiIIerinin mihveri Ierttir.
5- KasitIi, kasitsiz, ¸uurIu ¸uursuz, kendi kendini veya
ba¸kaIarini aIdatmak için yapiIan bütün beyanIari, her çe¸it
gizIemeyi, tahriIi, yaIani kucakIar.
Topyekûn/geneI anIamiyIa ideoIoji:
1- Dü¸man görü¸ün dü¸ünce yapisini inceIer, oradan
mensup oIdugu tarihî ve sosyaI yapiyi çikarir. Konusu
dü¸üncenin bütünüdür.
2- Ayri ayri dü¸ünceIeri inceIemez, ¸ekiI ve muhtevaca zit
dü¸ünce sistemIerini, IarkIi tecrübeIeri ve yorum tarzIarini
eIe aIir.
3- SosyaI bir durumIa biIgi ¸ekiIIeri arasinda uygunIukIar
buIur.
4- Fertten hareket ettigi zaman biIe ister istemez
zümreIere çikar.
5- Tarihî, siyasî veya sosyaI biIginin oIdugu gibi gündeIik
hayata ait biIgiIerin de bütün tahriI ediImi¸ ¸ekiIIeriyIe
iIgiIenir.
Mannheim son eserIerinde kismî ideoIoji anIayi¸i iIe top-
yekûn ideoIoji anIayi¸i arasinda bu kadar keskin sinirIar
çizmekten vazgeçer ve sosyaI kontroIün bir cephesi oIan
degerIer arasinda, herkes taraIindan kabuI ediIen, aiIede,
yuvada, mektepte koIayca benimsenen hâkim ideoIojiIeri
sayar, "ideoIoji deyince somut tecrübeIerden dogmayan, bu
tecrübeIerin çarpik bir biIgisi oIan, gerçek durumu
maskeIemege yarayan ve Iert üzerinde zorIayici bir etki
yapan teIsirIeri kastediyoruz. IdeoIojiIerin varIigi önce
poIitika aIaninda IarkediImi¸ti. Ama ideoIojiIer yaIniz
poIitika iIe smir-
298
Ii degiIdir. Hayatin hiçbir sahasi yoktur ki, ideoIojiyIe içice
oImasin. MeseIa, a¸kIa, seksIe, erkekIik veya kadinIikIa,
sosyaI iIerIeme veya prestijIe, paraya kar¸i davrani¸IarimizIa
iIgiIi oIayIari eIe aIaIim".
0
Mannheim'm anahtar keIimeIerinden biri de ütopya.
Yazar bu keIimeden daha çok siyasî ideoIojiIeri anIar.
IdeoIoji hangi biçimde beIirirse beIirsin, daima içtimai bir
durumun teIsiridir. Bu durumu tasavvur edebiImek için onu
beIIi bir aIanda cereyan eden bir vetire oIarak eIe aImak
Iâzim. Bu aIanin içinde birbirIeri iIe münasebette buIunan
her biri bir veya birçok grupIara mensup IertIer vardir. Bu
grupIar da topyekûn bir cemiyetin parçaIandir. Birtakim
dü¸ünce tarzIari, ¸u veya bu konjonktürIer aItinda, IertIere
grubun kucaginda a¸iIanir. Ba¸ka bir tâbirIe, ideoIojiIer suni
oIarak imaI ediImez, IertIerin bio-psikoIojik kökIerine, yani
organik yapiIarina ve özeI tecrübeIerine oIdugu gibi
sosyo-küItüreI kökIerine, yani içtimaî kadroIara bagIi oIarak
kendiIikIerinden dogarIar. SöyIemege Iüzum yok ki,
bahsediIen "du-rum"Iar, IertIerin cemiyete, koIektiI
dü¸ünce ve davrani¸ modeIIeri vasitasiyIa dahiI ediIdigi
durumIardir (Patterned situations). Ba¸ka haIIerde böyIe
modeIIer yoktur, IertIer yeni ayarIani¸ ¸ekiIIeri yaratmak
zorundadirIar: IhtiIaI ve sava¸ gibi (Unpatternad
situations). IdeoIojiyi de ütopyayi da tayin eden bu
durumIardir, yani hem ideoIojiIer hem de ütopyaIar ancak
sosyaI duruma bagIi oIarak yorumIanabiIirIer. Bu durumIar
ideoIojiIerIe ütopyaIarin dogu¸unu aydinIatir ama
muhtevaIan bakimindan, tarihî bir konjonktürün bütününü
a¸arIar. Yani tarihin beIIi bir devrinde gerçekten var oIan
içtimaî düzene, ekonomik ve sosyaI yapiya, siyasî ve
küItüreI organizasyona kiyasIa gerçek di¸i kaIirIar.
33 Mannheim, "Diagnosis oI our time" in Encyclopedia UniversaIis, "IdeoIogie"
maddesi .
293
MeseIa, HiristiyanIigin karde¸ sevgisi, köIeIik üzerine
kuruImu¸ bir cemiyette "durum"u a¸ar. ideoIoji iIe ütopya
arasindaki ziddiyet te burada meydana çikar.
ÜtopyaIar ¸imdiki durumda mevcut oImayan nesneIere
yöneIirIer. Bugünkü düzeni yikici bir güçIeri vardir.-Kendi
ideaI anIayi¸Iarina uygun oIarak tarih! reaIiteyi degi¸tirmek
isterIer. MeseIa …VII. asrin mutIakiyetçi Fransa'sinda
burjuvazinin siyasî hürriyet Iikri "durum" a uymuyor,
cemiyeti tahrip edici kuvvetIi bir maya ta¸iyor, siyasi
hürriyet Iikrine daha uygun bir cemiyet hazuIiyordu.
IdeoIojiIer ise geçmi¸ bir durumda mevcut oIan nesneIere
yöneIirIer. SosyaI düzeni sagIamIa¸tirirIar. Bugünkü gerçekIe
ideoIojiIer arasinda bir kopu¸ vardir. Çarpik oIu¸Iari
bundandir. MeseIa, materyaIist çagda¸ cemiyetIe,
hiristiyan inanci bu cemiyeti yikmak ¸öyIe dursun, Ierdî
davrani¸a iIham verirken çok deIa degi¸ikIige de ugrar,
çünkü materyaIizm üzerine kuruIu bir dünyada, boyuna
papaz gibi ya¸anamaz.
ideoIojiIerin çarpiImi¸tik karakteri, ideoIojiyi mark-
sizm'in "yanIi¸ ¸uur" veya "aIdatiImi¸ ¸uur" meIhumuna
yakIa¸tirir. Fakat Marx'da mistiIikasyon bir bakima
ideoIojik icattan daha geni¸ ve daha derindir.
MistiIikasyon bir yirtiIi¸tir, insanin IaaIiyeti iIe ¸uuru
arasinda, sosyaI pratigin ¸uuruyIa Ierdî ¸uur arasinda bir
yirtiIi¸. IdeoIoji devIet ve cemiyet hakkindaki bütün
tasavvurIari, sosyaI pratigin bütün iIadeIerini kapsar.
YabanciIa¸manin sun, insanIarin kendi ¸uurIarim
biImeyi¸Ierinden ve iIade edemeyi¸Ierin-dendir: SUUT
kaçar, dagiIir. Bu iIade ediImeyen veya biIinmeyen
muhteva, yapiIan ve ya¸aniIan iIe biIinen arasindaki
mesaIeyi ve çati¸mayi beIirtir sadece. SosyaI reaIite iIe,
insanin bu sosyaI reaIite hakkindaki ¸uuru arasindaki
mesaIeye çarpiIi¸ (distorsion) adini verir, Mannheim. Ne
var ki, bir yandan yanIi¸ ¸uuru topyekûn ideoIoji anIayi¸i
iIe ayni ¸ey
sayar, öbür yandan, hem topyekûn ideoIojiye, hem de
kismî ideoIojiye bagIanabiIecek ideoIoji veya yanIi¸ ¸uur
tipIeri buIur.
Mannheim'in ScheIer"den aIdigi "perspektiI meIhumu
da yanIi¸ ¸uur meIhumuna çok yakindir. IdeoIojiyIe ütopya
reeI dünyada birbirinden ayri görü¸Ierdir ve süjenin sosyaI
mevkiine bagIi ayri perspektiIIer beIirtirIer. Yani
ideoIojiIerIe ütopyaIar hem onIari imaI edenIerin, hem de
benimseyenIerin sosyaI durumuna siki sikiya bagIidirIar.
BeIIi bir durumda içtimaî münasebetIer hakkindaki ¸uur,
sinirIi ve çarpiImi¸ bir ¸uurdur, bu münasebetIerin iIadesi
ideoIojik bir karaktere bürünür, çünkü iIade edenin
mevkiine ve niyetIerine bagIidir. Zümre menIaatIari ve
koIektiI ¸uur-di¸i-mn mutIak hâkimiyeti böyIece beIIi eder
kendini. MeseIa, siyasî sahada çe¸itIi siyasî doktrinIer, çe¸itIi
sosyaI durumIara uyar. Her grubun degi¸ik bir siyasî iIadesi
vardir, teoriIerin bütünü siyasî aIanin bütününü kapsar.
IdeoIoji meIhumu siyasî çati¸madan yükseIen biricik ke¸Ii
aksettirir. Hâkim grupIar, dü¸ünceIerinde bir "durum'a
öyIe siki bir menIaat bagiyIa bagIanirIar ki, hâkimiyet
¸uurIarini yipratacak birtakim oIayIari kavrayamaz oIurIar.
Bazi durumIarda bazi grupIarin koIektiI ¸uur-di¸isi,
cemiyetin içinde buIundugu gerçek ¸artIan, hem cemiyetin
kendi gözünden, hem de ba¸kaIarinmkinden sakIar. IdeoIoji
meIhumu böyIe bir perspektiIi beIirtir.
Ütopya zihniyeti ise, siyasî mücadeIenin zit ke¸Iini
beIirtir. Bazi eziIen grupIar, Iikrî bakimdan beIIi içtimaî
¸artIarin yikiIi¸ ve degi¸i¸i iIe öyIe yakindan iIgiIidirIer ki,
bu durumda ancak o durumu neIyedecek unsurIari görürIer.
Dü¸ünceIeri cemiyetin objektiI varIigi hakkinda sihhatIi
bir te¸his koymaktan âcizdir. Gerçekten mevcut oIanIa
hiçbir münasebetIeri yoktur. Dü¸ünceIeri mevcut durumun
yikiIi¸ina angaje oImu¸tur. Bu dü¸ünce, *durum"un
te¸hisinde
301
sadece bir hareket yöneticisi oIarak IaydaIi oIabiIir.
Ütopyaca zihniyette koIektiI ¸uur-di¸ma kiIavuzIuk eden,
arzu ediIenin tasavvuru ve hareket iradesidir. KoIektiI ¸uur-
di¸i gerçegin bazi yönIerini baki¸Iardan gizIer. Inancim
sarsabiIecek, degi¸ikIik arzusunu IeIce ugratabiIecek
her¸eye arkasini çevirir.
Mannheim'e göre ideoIojiIer ¸öyIe siraIanabiIirIer
1. Mazideki müesseseIerde gerçekIe¸mi¸ken, beIIi bir
"durum"da, geçerIi oImaktan çikan dü¸ünceIer bütünü.
BunIar bugünkü sosyaI duruma cevap vermedikIeri haIde,
dü¸ünce kistasi oIarak ya¸amaya devam ederIer. Faiz hak
kindaki yasagin tarihi, ideoIoji haIine geIen eskimi¸ bir ka
ideye örnek oIarak gösteriIebiIir. Faizsiz ödünç kuraIi, an
cak iktisadî ve içtimaî bakimdan iyi kom¸uIuk münasebet
Ierine dayanan bir cemiyette uyguIanabiIirdi. Cemiyetin
sosyaI yapisi degi¸ince kiIisenin bu ahIâk kuraIi ideoIojik
bir mahiyet aIdi ve tatbikine imkân kaImadi.
ÖnceIeri KiIise yükseIen kapitaIizme kar¸i bir siIâh
oIarak kuIIanmak istedi Ia ideoIojiyi ama kapitaIizmin
mutIak zaIerinden sonra da terkettL
2. ikinci tip ideoIoji, benimIe ba¸kasi veya bizIer
arasindaki mûnasebederde her türIü çarpiIma oIayini, kendi
roIünüz veya ba¸kasinin roIü hakkindaki bütün yanIi¸
teIsirIeri kucakIar. Kaçamak yoIIardan haIIediIen davrani¸
intibaksizIikIari ya da yanIi¸ teIsirIere ba¸vurmaIar söz
konusudur: IdeaIIe¸tirme, tanriIa¸tirma, romantikIe¸tirme,
mistiIikas-yonIar... gibi.
3. Üçüncü tip ideoIoji, bugünkü dünyanin anIayi¸ina
uymayan biIgi ¸ekiIIerini veya ahIakî davrani¸tan kucakIar.
MeseIa, bir toprak sahih» dü¸üneIim, arazisi kapitaIist bir
te¸ebbüs haIine geImi¸tir, ama adam hâIâ i¸çiIeri iIe oIan
münasebetIerini, te¸ebbüsteki kendi görevini, patriyarkaI
bir düzenden kaIma kategoriIerIe izaha çaIi¸ir.
302
Mannheim, yakin çagIarda ütopyaci zihniyetin
merhaIeIerini beIirten dört ütopya biçimi sayar:
AnabaptistIerin "ki-Iiazma" inanci,
34
IiberaI insaniyetçiIik,
muhaIazakârIik, sosyaIizm/komünizm. Bu ütopyaIar çe¸itIi
siyasî doktrinIerde iIadesini buIan veya onIardan çikariIan
h görü¸Ieridir. Bu çe¸itIi doktrinIer, kendiIerine
ta¸iyici vaziIesi gören grupIarin sosyaI durumIariyIa
uyumIudurIar. Bu dört ütopyaya Ia¸izmi de ekIer,
Mannheim.
Mannheim, eserinde semboIIerden de söz eder.
SemboIIer, ya gerçek nesneIerin (keIimeIer, imajIar,
IikirIer), ve IaaIiyetIerin (orak-çekiç, gamaIi haç, boz veya
a gömIek, "miIIetin hürriyet ve zaIeri" gibi sIoganIar)
yerine geçerIer, ya da, içtimaî kontroI teknikIeriyIe
kar¸iIamak imkâni buIamadikIari itiIim ve arzuIarim tatmin
etmeIeri için IertIerin eIine veriIen vasitaIardir. PsikoIojik
teIâIiyIe semboIIe¸me üç saIhada gerçekIe¸ir, iIk saIha
hayaI saIhasi'dir, semboI bir amacin yerine geçiriIen ba¸ka
amaçtir henüz (meseIa, Ierdî reIah yerine geçiriIen miIIî
prestij, gibi). Serbest kaIan enerjiIerini me¸guI edecek bir
konu buIamayinca insanIar, buhranIardan kurtuImak için
semboIIerde bir sigmak arar, onIara sariIirIar. Ikinci saIha
ütopyaci zihniyet saIhasi'dir, semboI, tesirIi bir kuvvet
haIine geIir. Yeni ümitIer, yeni degerIer çikar ortaya.
Üçüncü saIha biIIurIa¸ma saIha-
AnabaptistIer, Anabaptist görü¸e bagIi oIanIar. Anabapüzm, 16. yüzyiIda
ReIorm hareketiyIe güçIenen dinî, sosyaI ve siyasi doktrin. 1521'den itibaren
AImanya'da Thomas Münzer'in etraIinda geIi¸ir, oradan HoIIanda'ya geçer.
Zamanin sosyaI adaIetsizIikIerine karsi sava¸ir, her türIü esaretin sona
ermesini amaçIar. Bu ugurda giri¸iIen sava¸Iar çe¸itIi magIubiyetIerIe
sonuçIanir. Siyasi ve sosyaI yani siIinen hareket dinî ve ahIaki bir agirIik
kazanarak günümüze kadar geIir. "KiIiazma, 1000 yiIinda dünyanin ¸ekIini
degi¸tiren oIaganüstü geIi¸meIerin aIageIecegi inancidir". Ortaçagda oIdukça
yaygin oIan bu inanç sosyaI sistemden ¸ikayetçi oIan AnabaptistIerde ütopyaci,
devrimci, "orjiastik" bir niteIik kazanir, Mannheim'e göre. Daha IazIa biIgi için
bkz. Mardin SeriI, IdeoIoji, IIeti¸im YayinIan, 2. baski, IstanbuI 1993, s. 58 vd.
#,#
si. Heyecanin yerine te¸kiIâtIanma geçer, semboI bir grubun
aIâmeti oIur. IIkeI cemiyetIerde totem ve tabu, çagda¸
cemiyetIerde modern diktatörIük semboIIeri.
MitIer de ayni i¸e yaradikIari için semboIIere benzerIer.
Hâkim grupIar için, mitIer de semboIIer gibi otoriteIerini
sagIamIa¸tirmak amaciyIa ¸uurIu oIarak kuIIaniIan birer
araçdir-Iar. EziIen grupIar, mitIeri, mevcut düzeni yikmaga
yarayan araçIar haIine getirirIer. SosyaI konjonktürIere göre
mit insanIari ya reaIiteden uzakIa¸tirir, ya reaIiteye
yakIa¸tirir.
Mannheim için anahtar meIhum ideoIojiden çok
ütopyadir. Sosyal iIimIer AnsiklopedisJndt ¸öyIe yazar:
ütopyaci zihniyetin ürünIeri iki ¸ekIe bürünebiIirIer,
amaçIari mevcut sosyaI reaIitenin kökIe¸mesiyse,
ideoIojiktirIer. SosyaI reaIiteyi beIIi hedeIIere göre
degi¸tirecek koIektiI bir IaaIiyet iIham ediyorIarsa,
ütopyacidirIar.
IdeoIojiIerIe ütopyaIarin kökIeri grupIarin menIaat ve ih-
tiyaçIarindadir. ideoIoji teorisinin ana vaziIesi az ya da çok
¸uurIu yaIanIarin maskesini siyirmaktir. Mannheim,
devrimizin küItür buhranini tedavi için, psikiyatr
SchiIder'in çaIi¸maIarindan IaydaIanir. SchiIder'e göre,
ideoIojik tahIiI metodu, psikanaIitik tedavide ve yeni
ba¸tan ¸artIandiriImaIara hazirIik oIarak, son derece
IaydaIidir.
Mannheim'in üç temeI sezgisi var diyor, PauI Kahn,
"bahtiyar üç sezgi." BunIar
a) IdeoIojik ara¸tirmanin yayiIacagi aIanIarin giriIt oIdu
gu sezgisi:
Dar mânâda ideoIojiIerin aIani, vehimIer, mitIer,
ütopyaIardir. Geni¸ mânâda ideoIojiIerin aIani: IImî,
iktisadi, ahIâkî, dinî ideoIojiIerdir, iIade ve iIeti¸im
vasitaIarinin ve i¸-IemseI yöntemIerin aIanidir, i¸aretIer,
sinyaIIer ve semboIIer, IormüIIer, âyinIer ve âdetIerdir.
b) Gerçek tarih iIe tarih ¸uurumuz arasindaki ezeIî bir
çözüIü¸ (intibaksizIik) oIdugu sezgisi.
304
c) SosyaI reaIitenin bütün ¸ekiIIeri, bütün görünü¸Ieri iIe
biIgiye toptan sizdigi sezgisi. IdeoIojiIerin veya
perspektiIIerin çe¸itIiIigi iIe sosyaI kadroIarin IarkIiIigi
arasindaki kar¸iIikIi münasebetIer hakkindaki sezgi.
Kahn'a göre, Mannheim, bu üç sezginin hiçbirini tam
oIarak geIi¸tirmemi¸tir. Ne ideoIojiyi tatminkâr bir tariIe
kavu¸turmu¸tur, ne zihin ürünIerinin tam bir dökümünü
yapmi¸tir, ne ideoIojik tahIiIin sahasiyIa biIgi sosyoIojisinin
sahasini sarih oIarak çözebiImi¸tir. IdeoIojiIerin psikoIojik
dogu¸unu da izah edememi¸tir Mannheim, gerçek ¸uurIa
yanIi¸ ¸uur probIemini de. Hattâ aItyapi iIe üstyapi
arasindaki münasebetIerin giriIt i¸Ieyi¸ini de
aydmIatamami¸ür. Siyasî biIgiyi cemiyetIerimizde ve
çagimizda hâkim biIgi oIarak kabuI ettiginden,
ara¸tirmaIarini tek biIgi ¸ekIiyIe sinirIami¸tir: Siyasî biIgi.
Kisacasi bir yandan biIginin ¸ekiIIeri ve türIeri iIe sosyaI
kadroIarin degi¸ikIigi hakkinda çok yönIü bir görü¸ten
mahrumdur, Mannheim; diger yandan da, IeIseIî
önyargiIardan kurtaramami¸tir kendini.
35
35 CemiI Meric'in ideoIoji iIe iIgiIi ba¸ka bazi yaziIari için bkz. SosyoIoji NotIari
ve Konferanslar. "Tarihe, ideoIojiye, tanrisiz insana ve yine determinizme dair"
tIeti¸imYayinIari, 1. baski, 1993. s. 31 vd€ "IIim ve IdeoIoji" a.g.e. s. 197 vd .,
"BiIgi sosyoIojisi" a.g.e. s. 202 vd., "IdeIoji ve ütopya" a.g.e. s. 205 vd., "Ütopya
ve ütopyaciIar" a.g.e. s. 210 vd. "ideoIoji" I.U.E.F. Sosyolofideigisi, aynbas-ki,
FaküIteIer Matbaasi, IstanbuI 1970. Bu Ülke. "SIogan IIkeIin ideoIojisi",
IIeti¸im, 7. baski, 1992, s. 93-94. "AydinIarin dini izm'Ier", a.g.e., s. 173 vd ·
Kirk Ambar, "Iktisadi kaIkinma ve ideoIojiIer", Ötüken yayinIari, IstanbuI
1980, s. 347 vd., "ideoIojiIer ve Çagda¸ EIit", a.g.e., s. 356 vd. "Bir Kitabin
Dü¸ündürdükIeri" IIimIer ve ideoIoji içinde, KoIektiI eser, Fransizcadan
çeviren I: Ar¸Iari, Ümran yayinIari, Ankara 1981. KüItürden IrIana, "IdeoIoji
Iikriyat midir?", s. 49 vd. insan yayinIan, IstanbuI 1986.
305
#

*
"
#
+
,
%
%
-
"
)

*
"
#
+
'
%
-
"
)

NAMIK KEMAL VE TERCÜMESÎ
DiI, musikidir... MusikiIerin en manâIisi, en az müphemi,
ama musiki. Her keIime, bir keIimeIer dünyasinin
anahtaridir; meçhuIe açiIan bir kapi, her keIime. MeçhuIe,
yani rüyaIara, hatiraIara, anIatiIamayanIara,
anIatiIamayacakIara. MagaraIarindan süzüIür ¸uur-aIumn,
¸uurun yedi kat gögünden döküIür. KeIime küIür, keIime
dua, keIime büyü. Zihnin bu esrarIi meyvesini asirIar besIer,
asirIar oIgunIa¸tinr.
MüteradiI, avam için mevcut. Birbirini bütün tedaiIeriyIe
kar¸iIayan iki keIimeye ne ayni diIde rastIarsiniz, ne iki ayri
diIde. Mücerredin, manevinin sonsuz ve esrarIi dünyasi bir
yana, maddenin kati ve sig gerçegini beIirten keIimeIer biIe
IarkIi.
Tercüme, BâbiI kuIesinde yoIumuzu aydinIatan hirsiz
Ieneri. Sönük, titrek bir i¸ik. "Traduttore traditore" (hain
mütercim) iItira degiI, kader. DiIden diIe aktariIan ruhtan
çok IâIiz, ¸iirsiz bir "a¸agi yukari
1
'. HeIe aktariIan diI, tarihî
buuttan mahrum, suni bir "jargon" ise, bizdeki uydurma diI
gibi.
Avrupa, mazisine hürmetkardir, ¸aheserIeri hirsIarin ve
hevesIerin tasaIIutuna terk etmez; Montaigne'i yirminci asir
309
Fransizina, onaItinci asrin garip imIasi iIe sunar, RabeIa-
is'nin tek keIimesine dokunmaz; heIe MaIherbe'den
sonrakiIer bir ComeiIIe, bir Racine, bir MoIiere... çagda¸
bir yazardan daha çok çagda¸ hayatin içindedirIer.
Bir Dante'yi, bir Shakespeare'i, bir MiIton'u degi¸tirmek
kimin haddine?
Hürriyet yayinIarinin Osmanli TariMm okurken' bunIan
dü¸ünüyordum. Namik KemaI bu miIIetin sesidir, bu
miIIetin yani tarihin. Namik KemaI ya¸ayan ve ya¸ayacak
oIan, dûn. Daha dogrusu tereddütIeri, bocaIayi¸tan,
arayi¸Iari iIe bugünün ta kendisi. Tarihçi Namik KemaI
sogukkanIi bir kütüphane adami degiI, co¸kun bir mücahit.
Kükreyen bir vicdan, isyan eden bir gurur... Bazen vecit,
bazen öIke, bazen taarruz, bazen müdaIaa. Namik
KemaI'de tarih miskin bir tabahhur degiI, cihangirime bir
¸uurdur. Yazmaz, aydinIatir. I¸ik çevriIebiIir mi? I¸ik ve
sayha. Namik KemaI i¸ik ve sayhadir. Sokagin diIini
konu¸maz Namik KemaI, Sokaga kendi diIini ögretir.
Co¸kun, kanatIi, giriIt ve ¸airane diIini. BununIa beraber
Osmanli Tarihi bu üsIup üstadinin yazi hayatinda bir
sadeIe¸me merhaIesidir. Tanpmar dogru söyIüyor:
muharrir "hemen hemen konu¸ma diIine yakm ve sanatsiz
yazar". Onu bugünün civik, miskin, egri bügrü nesri iIe
konu¸turmak, ihanetIerin en büyügü degiI mi?
Hürriyet YaymIarinm Namik KemaI'i tanitmak
te¸ebbüsünü takdirIe kar¸iIariz. Mazinin meIahirini
ya¸atmak, bir miIIete yapiIacak en büyük hizmet. YaIniz
tutuIan yoI yanIi¸tir. Namik KemaI oIdugu gibi yeni
harIIere geçiriImeIi, kitabin arkasina bir Iügatçe
ekIenmeIiydi. Biz, yaIniz OsmanIi TarikIni degiI, diIimizi
de Namik KemaI'den ögrenmek zorundayiz. EseIIe
beIirteIim ki, Osmanli Tarihini "bugünkü diIe aktaranIar",
okuyucuya Namik KemaI iIe iIgisi
I Namik KemaI, OsmanIi Târihi, Hürriyet yayinIan. AraIik 1971.
310
oImayan tatsiz, zevksiz ve garabetIer iIe doIu bir karaIama
sunmu¸Iardir. Türkçe büsbütün mü unutuIdu? Münekkit
zamana kadar susacak? "SuçIuyu aIIeden hâkim, kendini
mahkûm etmi¸ oIur" diyor PubIius Syrus. Okuyucuyu
sikintiIi bir jimnastige davet ediyoruz.
t¸te bazi örnekIer:
Önsözden birinci paragraI. AsIi: "Tarih ki... zahirde bir
hikâyeden ibaret görünür, Iakat hakikatte Ienn-i ¸ahane
vasIiyIa tebciI oIunan mâriIet-i hükümetin en büyük hâ-
dimIerindendu".*
AktariImi¸i: "Tarih ki... görünü¸te bir hikâye sandir, Iakat
gerçekte biIimIerin en yüksegidir, devIet yönetiminin
büyük yardimciIarindandir".
Burada Ienn-i ¸ahane oIarak tebciI oIunan tarih degiI,
mâriIet-i hükümettir. Yani tarih, hükümdarIara Iâyik bir
n oIarak yüceItiIen hükümet idaresinin en büyük
yardimciIa-nndandtr. Daha iIk cümIede bu kadar
dikkatsizIik IazIa degiI mi?
ikinci paragraI, asIi: "Hakikat! Bir miIIetin tarihi
biIinmezse terakkisine Iâzim oIan esbabin mevcudu,
meIkûdu nereden ögreniIecek? Ihtiyacat-i siyasiyye
maddiyattan degiIdir ki göz iIe görüIsün, eI iIe tutuIsun.
Tabiiyyat ve riyaziyyattan degiIdir ki âIetIe öIçüIsün,
muadeIe iIe haI oIunsun".
AktariImi¸i: "Gerçekte bir miIIetin tarihi biIinmezse
ya¸amasi, iIerIemesi için gerekIi sebepIerin varIigi ve
yokIugu nereden ögreniIecek?" (Sonra esas metinde yok
iken yeni bir paragraI açiImi¸). "Siyasî oIayIar maddî
degiIdir ki gözIe görüIsün, eIIe tutuIsun. Tabiat ve
matematik biIimIeri degiIdir ki âIetIe öIçüIsün denkIemIe
çözüIsün".
a) "Siyasî oIayIar" degiI, siyasî ihtiyaçIar.
b) Siyasî oIayIar nasiI matematik ve tabiat biIimIeri
oIabiIir? OIay iIim oIur mu? BiIimin kendisi âIetIe öIçüIür,
denkIemIe çözüIür mü? Siyasî ihtiyaçIar, tabiat ve
matematik
311
iIimIerinin konusu oIan oIayIardan degiIdir.
KaIdi ki cümIenin ba¸i da yanIi¸. "Hakikat!" "Gerçekte"
degiI, öyIe ya! demektir. "Ya¸amasi, iIerIemesi için gerekIi
sebepIerin varIigi ve yokIugu" degiI, iIerIemesi için gereken
sebepIerden hangiIerinin var, hangiIerinin yok oIdugu, mfg
Namik KemaI'de paragraI bittigi haIde, Hürriyet Yayini
meçhuI bir sebepten paragraIa devam ediyor. Dördüncü
paragraIin dipnotu yanIi¸: "Timar, zeamet, has: büyük,
küçük toprak sahibi". Mütercim kendisinden ba¸ka
herkesin biIdigi bu keIimeIeri neden anIatmak ihtiyaci
duyuyor.
Dördüncü paragraI, asIi: "Cemiyet-i medeniyye deniIen
¸ahs-i manevî için sinn-i vukuI oIamaz; ânin hayat-i sahihe-
si terakkidir; vukuI degiI! Sehrah-i terakkide zamanin
müsait oIdugu menzeIeye az çok uzak buIunmak, taaIIûne
ba¸Iami¸ emvâd arasinda kaImakIa beraberdir ki, o haIde
buIunan cemiyet için bir zaman beka mümkün oIsa da,
hiçbir zaman emraz-i mühIikeden seIamet müyesser
oIamaz".
AktariImi¸i: "TopIumsaI uygarIik deniIen manevî ki¸iIik
için biIgi ya¸Ia oImaz. (Bu cümIe Namik KemaI'de
dördüncü paragraIin ba¸i iken Hürriyet tercümesinde
be¸inci paragraI m son cümIesi). Onun gerçek hayati
iIerIemektir; biIinir ki; iIerIeme yoIunda zamanin uygun
oIdugu amaca az çok uzak buIunmak, kokmaga ba¸Iami¸
öIüIer arasinda kaImakIa birdir. Bu durumda oIan topIum
için, ya¸ama gücü mümkün oIsa da, hiçbir zaman miIIî
tehIikeIerden kurtuImak mümkün oIamaz".
a) Cemiyet-i medeniyye, topIumsaI uygarIik degiI, "uygar
topIum", "medenî cemiyet"tir (Locke'un "civiI society"si). A
mütercim eIendi, topIumsaI oImayan uygarIik da mi vardir?
b) "Sinn-i vukuI oIamaz", "biIgi ya¸Ia oImaz" diye
çevriImi¸. Süphe yok ama Namik KemaI üstadimiz, onu
demek istemiyor. "CemiyetIer için durakIama çagi yoktur"
diyor.
c) "Onun gerçek hayati..." Kimin gerçek hayati? TopIum-
312
saI uygarIigin mi? Mütercim, "vukuI degiI'i "biIinir ki" iIe
kar¸iIami¸. Zehi idrak, zehi irIan...
d) "Sehrah-i terakkide zamanin müsaid oIdugu menze-
Ie"yi "iIerIeme yoIunda zamanin uygun oIdugu amaca" diye
kar¸iIami¸. "Zamanin uygun oIdugu amaç" ne demek?
Dogrusu, "zamanin imkân verdigi son merhaIeye''.
e) "Ya¸ama gücü" mümkün oIsa da hiçbir zaman miIIî
tehIikeIerden kurtuImak mümkün oIamaz". Kuzum siz
okuyucu iIe aIay mi ediyorsunuz? Ya¸ama gücü ne demek,
miIIî tehIike nereden çikti? MiIIî tehIike, mazinin irIan
âbideIeri kar¸isinda gösterdiginiz bu mübaIatsizIiktir.
Dogrusu: "BeIki bir süre ya¸iyabiIir, ama hiçbir zaman
öIdürücü hastaIikIardan kurtuIamaz".
Be¸inci paragraI, ash: "Asrimizda eIaIce demiryoIu,
eIkârca seyyaIe-i berkiyye süratiyIe giden terakki
müsabakasina kan¸abiImek ise, bir kavm için sair akvamda
mevcut oIan esbab-u vesaitin suret-i husuIünü biIip de
kendi istidadi iIe mukayese ettikten sonra icrasi kaabiI,
kabuIü mazarrattan saIim oIanIari aImaga, aIdiktan sonra
a tatbikatta birçok cihetIerini tâdiI iIe ahvâI-i miUiyeye
tevIik etmege ihtiyaç gösterir".
AktariImi¸i: "UygarIik araçIarindan biri de, son yiIIarda
ortaya çikan demiryoIudur" (BiIiyor muydunuz? Mütercim
kendi eser-i ibad'i oIan bu cümIe iIe öyIesine mest oImu¸ ki,
onu ba¸Ii ba¸ina bir paragraI yapmi¸). "Dü¸ünce yönünden
dev adimIarIa iIerIeyen uygarIik yari¸ina katiIabiImek ise,
bir miIIet için diger miIIetIerde var oIan araç ve gerecin
ortaya çiki¸ini biIip, kendi bünyesiyIe kar¸iIa¸tirdiktan
sonra, yapiImasi oIumIu, kabuIü yanIi¸IikIardan uzak
oIanIari aImaga, aIdiktan sonra da kuIIanirken birçok
yönIerini degi¸tirerek miIIî yapiya uydurmaga ihtiyaç
gösteriyor".
Namik KemaI asnmizdaki iIerIeyi¸in hizini maddî aIanda
trenin, dü¸ünce aIaninda eIektrigin hizina benzetmektedir.
313
·
Bu yari¸a katiImak ise, diyor, öteki miIIetIer nasiI
iIerIemi¸Ier, onIann terakkiIerini sagIayan ¸artIar nasiI
gerçekIe¸mi¸, önce bunIari ögrenmek, sonra bunIari kendi
hususiyetIeriy-Ie mukayese etmek; icrasi kabiI, kabuIü
zararsiz vasitaIari aImaya, aIdiktan sonra da tatbikatta
birçok cihetIerini düzeIterek miIIî ¸artIara uydurmaga
ihtiyaç gösteriyor.
AItina paragraI. AsIi: "Evet, âIem-i siyaset deniIen tema-
¸ahane-i garaibde Nadir gibi... harikaIar zuhur eyIedigim... "
AktariImi¸i: *Evet, siyaset dünyasi deniIen bu yabanci
dünyada Nadir Sah gibi... üstün oIayIar ortaya çiktigini"
(Nadir Sah oIay midir, a suItanim?)
Dogrusu: "Evet, siyaset âIemi demIen tuhaIIikIar tiyatro
sunda Nadir gibi harikaIar çiktigim... " I
("Dühât" "üstünIükIer" diye kar¸iIanmi¸, dâhiIer oIacak- I
ti. Locke ve Rousseau "devIetIer hukuku"nun kurucusu oIarak
vasiIIandiriImi¸, siyasî hukukun denecekti. "Teorik I IikirIer"
degiI, IeIseIi nazariyeIer. "Müzevver" hükümsüz I degiI,
düzme. vs. vs.)
Yaziyi hata-sevap cetveIine çevirmemek için tekrar
paragraIIara dönüyoruz.
10. paragraI. AsIi: "HâIâ SaItanat-i Muhammediyenin er- I
kân-i kiyami oIan usuI-i erbaadan sünnet ve icmaa mehaz,
siyer-i nebeviye iIe karn-i evveI vekayiini nakIeden âsâr
oImasina nazaran böyIe bir IasI-i ceIiIi hâvi oIan Ienn-i tarih,
miIIet-i tsIâmiye arasinda vacib-üt tahsiIdir, deniIse mübaIaga
ediImemi¸ oIur".
AktariImi¸i: "DevIetin degi¸mez kuraIIarindan oIan ¸u dört
usuIden sünnet ve icmaa yarayan, Peygamberin hayati iIe iIk
çagIardaki oIayini anIatan bir eser oIduguna göre, böyIe degerIi
biIgiyi verçn tarih biIimi, IsIâm uIusIari ara- I smda ne
oIursa oIsun ögreniImeIidir*.
"SaItanat-i Muhammediye" herhangi bir devIet degiI, IsIâm!
devIettir. "Erkân-i kiyam" degi¸mez kuraIIar degiI, da- H
314
yandigi temeIIer. "Su dört usuI" degiI, dört usuI. "Sünnet ve
icmaa yarayan" degiI, sünnet ve icmain kaynagi. "iIk
çagIardaki oIayini anIatan" degiI (hicrî) birinci asir
vekayiini nakIeden.
CümIenin dogrusu ¸öyIe oIacakti: IsIâmî devIetin
dayandigi temeIIer oIan dört usuIden sünnet ve icmain
kaynagi siyer-i nebevi iIe (hicrî) birinci asir vekayiini
nakIeden eserIerdir. Bu kadar mühim bir böIümü (IasI-i
ceIiI) hâvi oIan tarih iIminin, IsIâm miIIetIeri taraIindan
ögreniImesi vaciptir deniIse, mübaIaga ediImemi¸ oIur.
11. paragraI: AsIi: "Her Ierdini tahsiI-i cebrî iIe mükeIIeI
tutan, akvam-i IâziIadan Ienn-i tarih de imIâ gibi, hesab gibi, -
taIebesinin binde biri devIet hizmetine girmeyecegi maIûm
oIan- mekâtib-i ibtidaiye dersIerine dâhiI tutuIur".
AktariImi¸i:
"Herkesi egitim mecburiyeti iIe bagIayan büyük uIusIar
tarih biIimine, yazi gibi, matematik gibi, 'ögrenciIerinin
binde biri devIet hizmetinde vaziIe aImayacagi biIinen' iIk
okuI egitimine mecbur ediIiyor".
Neresini düzeIteIim? Okuyucuyu böyIe hezeyanIarIa
yordugumuz için özür diIeriz. YanIi¸Iari birer birer te¸hire
ne Iüzum var? Namik KemaI'i bugünkü diIe aktaranIar
okuyucuya garip bir "Iûgaz"Iar mecmuasi sunmaktan
ba¸ka bir ¸ey yapmami¸tir.
GençIerimize böyIe mi tanitacagiz Namik KemaI'Ieri?
DogruIarimizi Bati'nin yaIanIan kar¸isina böyIe mi
çikaracagiz? Okuyucuya OsmanIi Tarihi diye timarhane
zabitIarindan daha peri¸an bir karaIama tornan sunmaktan
utanmiyor muyuz? Maksadimiz, meIahire kar¸i neIret mi
uyandirmaktir? NesiIIerin idraki ne zamana kadar iIk
geIenin hirsina ve hevesine Ieda ediIecek?
315
YENÎ BÎR KURBAN DAHA:
CEVDET PASA
Cevdet Pa¸a çagda¸ Türk nesrinin mimarIarindan biri:
Dürüst, aydinIik, tekeIIüIsüz bir nesir... YaIniz Türk
nesrinin mi? Bütün bir nesiI -bütün bir miIIet diyecektim-
dü¸üncenin kanunIarini Miyâr-i Sedat'dan ögrendi. …I….
asir, IetihIeri, tecessüsIeri, arayi¸Iari iIe iki isimde
zirveIe¸ir: Ahmet Midhat, Ahmet Cevdet.
"Cevdet Pa¸a'nm üsIubu, ¸ark dünyasinin di¸ina
çikmadan muayyen bir diI teIakkisinin içinden geçerek
süzüImü¸tür" diyor Tanpinar. "ÜsIubunda en kuvvetIi tesir,
eski müverrihIerimizden geIir. Tabiî haIde konu¸maya
benzeyen iIade ¸ekIi onIarindir. Ben gerek devrinde ve
gerek ondan çok sonra, Tûrkçeye bu kadar hakkiyIe sahip
ba¸ka bir üsIup tanimiyorum".
2
Medresenin bu son büyük temsiIcisi, Tarih-i Cevdet´in
iIade seIasetini Encümen-i Dâni¸'in teIkinIerine bagIiyacak
kadar mahviyetkârdir:
"Bir vakitten beri Bâb-i ÂIi'ce evrâk-i resmiye müsecca ya-
2 Ahmet Hamdi Tanpinar, Edebiyat O:erine Makaleler. s. 216 vd.
316
ziImak müItezem oImakIa ekseriya keIâimn hakki veriIemez
bazan IâyikiIe maksat anIa¸iIamazdi. Ketebe-i akIâm çok
deIa bir seci için asiI mânâyi Ieda ederIerdi. Bu cihetIe tahri-
i resmiye ekseriya beIagatten âri oIurdu. Re¸it Pa¸a
keIâmda beIagati iItizam etti ve Bâb-i ÂIi'nin kitabetini tarz-
tersiIe döktü. Binâen aIâ zâIik TariH-i Cevdet'in dahi tarz-i
ter-siI üzere ve Iisanimizda zebânzet oIan ibârât iIe yaziImasi
iItizam oIundu. Tarih yazma hususunda teIâkki ettigim
taIimat ¸u idi: EIIâz-i garibe istimaIinden ve tekeIIüIât-i
mün¸iyâne-den sarI-i nazarIa herkesin anIiyacagi tâbirat iIe
yaziImak.
i¸te bunun üzerine Tarih-i Cevdet'in tahririne ba¸Iadim ve
tarik-i tersiIde kaba Türkçe ibârât iIe tahririni iItizâm
eyIedim".
3
Yukardaki parçayi eserine aynen nakIeden Ebû'I-ûIâ
Mardin de ¸öyIe der: Cevdet Pa¸a "herkesi okur yazar bir
haIe getirebiImek için diIin sadeIe¸tiriImesi Iüzumuna kaiI
oImu¸, tumturakIi, seçiIi yaziIarin yaIniz takrizIerde
kuIIaniImasina taraIdar oIarak, diger yaziIarin açik Türkçe
yaziImasini ve diIimizde en güç iImî bahisIerin biIe
yaziIabiIecegini iIeri sürerek bu vadide yazdigi yaziIari
misaI oIarak göstermi¸tir".
4
FiIhakika, Pa¸a, Kavaid-i Osmaniye iIe Türkçenin, Bela-
gat-i Osmaniye iIe Türk beIagatinin iIk temeI kitapIarini
vermekIe kaImami¸, tok, berrak, vakur üsIubuyIe
edebiyatimiza dü¸ünce nesrinin en güzeI örnekIerini
sunmu¸tur.
Tarih-i Cevdet'in muhteva oIarak degerine geIince...
ismaiI Habib'i dinIeyeIim:
"12 ciItIik Tarih-i Cevdet. yaIniz azametIi bir IaaIiyet
âbidesi, yaIniz açik iIadesiyIe nesir sadeIiginde bir
merhaIe,
TezaIcir, Türk Tarih Kurumu basimevi, 4 diI, Ankara 1953-1967.
EbüI'uIa Mardin, Medeni Hukuk Cephesinden Ahmet Cevdet Pasa. IstanbuI'1946,
s. 36-37.
317
yaIniz temas ettigi mes'eIeîer ve tetkik ettigi mevzuIar
hakkinda herkes için en muteber bir mehaz degiI...
teceddüdümüzün Iikrî tarihinde ehemmiyetIi bir mevki
kazanmi¸ bir eserdir".*
Tanpinar da sitayi¸Ierinde daha az cömert degiI: .
"Cevdet Pa¸a, Peçevî'ye, AIi'ye, Kâtip ÇeIebi'ye, hatta o
kadar IezzetIi ve dikkatIi oIan Naima iIe Sârih'üI Mennarza-
de'ye ragmen en büyük müverrihimizdir".
"1851'de açiIan Encümen-i Dâni¸, 1774'den 1826'ya,
yani Kaynarca'dan Vak'a-i Hayriye'ye kadar geçen zaman
için, Hammer'» tamamIayacak bir tarih yazmak vaziIesini
ona vermi¸ti. .Sonradan irâde-i seniyesi de çikan bu karar,
ona otuz seneIik bir çaIi¸manin yoIunu açmi¸tir.
Ibn HaIdun'un bu son ¸akirdi, ImparatorIugun tarihini
âdeta müesseseIerin tarihinde mütaIaa eder dü¸üncesini
uyandiracak kadar derin bir perspektiIIe cemiyetimizi
garpIiIa¸maga götüren hadiseIerin üzerinde durur".
6
Son yiIIarda garip bir mahIuk türedi Türkiye'mizde. Tek
sahiIe tarih okumadan miIIetin mazisini ke¸I, hâIini tasvir,
istikbaIini tanzim eden bir aIIame türü... HaIizamizi
kaybettik. HaIizamizi, yani ¸uurumuzu...
Sabah gazetesinin Cevdet Tarihi'ni eski harIIeri biImeyen
bir nesIin tetebbuuna sunmasi bizi çok sevindirdi.
Gerçekten de vâkiIane ¸erhIer ve zengin bir Iügatçe iIe
aydinIatiImi¸ bir Tarih-i Cevdet. MiIIî Kütüphanemiz için
baha biçiImez bir kazanç oIurdu. BöyIe bir te¸ebbüsün tek
tehIikesi vardi: Cevdet'i tercümeye kaIki¸mak. Zira, arzettik:
Belagat-i Osmaniye ya:an rastgeIe bir tarihçi degiIdir.
Namik KemaI gibi bir üsIup üstadidir. Biz o büyük
sanatçiIardan yaIniz
5 IsmaiI Habib, Edebî YeniIigimiz. Ikinci Kisim (2. ciIt), DevIet Matbaasi, IstanbuI
1932. s. 28.
6 Tanpinar Ahmet Hamdi, ……. Asirda Türk Edebiyati Tarihi, Ibrahim Horoz
basimevi, IstanbuI 1956.
31*
"vak'a-i tarihiye"yi degiI, diIimizi de ögrenmek zorundayiz.
Bir dü¸ünceyi iIade edecek çe¸itIi keIimeIer arasinda yaIniz
bir tanesi dogru, yaIniz bir tanesi güzeI, yaIniz bir tanesi
yerindedir. ÜsIup demek bu keIimeyi ke¸Ietmek
demektir. Büyük müeIIiIIerin imtiyazidir bu ke¸iI, imtiyazi
ve "siIat-i kâ¸iIe"si. Cevdet Pa¸a'yi tercüme ediImi¸ görünce
büyük bir hayaI kirikIigina ugradik HeIe tercümenin,
mûbaIatsiz bir heveskâr'a havaIe ediImi¸ oImasi çok üzdü
bizi. SüIeymani-ye tahrip ediImi¸, enkazindan seIiI bir
gecekondu kuruImu¸. Bir gazete böyIe bir cinayetin
mesuIiyetini nasiI yükIenebiIir? Faciayi te¸hire
geçiyoruz:
"BesmeIe"yIe ba¸Iayan ve dua iIe biten iIk üçbuçuk
sabitenin yaIniz Arapça kisimIarim anIayabiIdik. BizimIe
beraber ba¸kaIarini da tahammüI ediImez bir i¸kenceye tâbi
tutmamak için tenkid'e "MehazIar" böIümünden ba¸Iiyoruz.
AsIi: "Bin tarihIerine kadar ¸ehnameci ve bâdehû vak'a-
nüvis unvaniyIe her asirda ashab-i maariIden bir zabt-i ve-
kayie me'mur buyuruIageIrai¸ oImasiyIe vekayi-i DevIet-i
âIiyye bu asirIara dek müseIseI ve muttasiI oIarak mazbut-u
sahayiI-i eyyam ve mahIuz-u ezhan-i enam oIup kaImi¸tir.
Sabah Tercümesine aktariImi¸i: Bin tarihIerine kadar
¸ehnameci ve sonra vak'anüvis adiyIe her yüzyiIda eshab-i
maariIden biri vakaIari zabta memur buyuruIageImi¸
oIdugundan DevIet-i âIiyye vakaIari bu yüzyiIIara kadar
birbirIerine bagIi ve devamIi oIarak günIük tutuIan
sahiIeIerde unutuIup kaImi¸tir.
Dogrusu: "Her devirde ashab-i maariIden biri vakaIari
zaptetmege memur buyuruIageImi¸ oImasiyIa DevIet-i
âIiyye vekayii, zamanimiza kadar arka arkaya ve araIiksiz
oIarak sahayiI-i eyyam'a kayit ediImi¸ ve haIk zihninde
hiIz ediImi¸tir".
YüzyiI degiI, asir, yani: devir, çag. Bu yüzyiIIara kadar
degiI, zamanimiza kadar. GünIük tutuIan sahiIeIerde
degiI,
319
günIerin sahiIeIerinde zaptediImi¸, yani: günü gününe
kaydediImi¸, MahIuz-u ezhan-i enam; unutuIup kaImi¸
degiI, insanIarin zihninde sakIanmi¸tir.
Bir sonraki cümIe,
Ash: (Koçi Bey RisaIesi) GöriceIi Koçi Bey nâm zât-i ma-
ariI-simatm SuItan Murad-i rabia takdim eyIemi¸ oIdugu
IâyihaIari cami bir risaIedir.
AktariImi¸i: (Koçi Bey RisaIesi) GöriceIi Koçi Beyin
maariI isteyen dördüncü Murad'a sundugu IayihaIari
içinde topIayan bir risaIedir.
Dogrusu: {.Koçi Bey Risalesi) GöriceIi Koçi Bey ismindeki
münevver (tnaariI-simat) zâtin IV. SuItan Murad'a takdim
eyIemi¸ oIdugu IâyihaIari topIayan bir risaIedir. (Uyuyarak
mi yaziyorsunuz a suItânim? Biraz dikkat buyursaruza: Ma-
ariI-simat oIan IV Murad midir? Koçi Bey mi? MaariI
isteyen ne demektir? Eskiden çok sik kuIIaniIan bu
keIime, MaariI, MariIetin cem'i. MariIet biIgi, iIim, ustaIik.
MaariI-Simat: BiIgiIi, aydin, hakim diye çevriIebiIirdi).
AsIi: "Sânizâde askerin peri¸anIigi esbabini beyan..."
AktariImi¸i: "Sânizâde askerin sebepIerini anIatma
yoIunda." Dogrusu: "Sânizâde askerin peri¸anIigi
sebepIerini".
Ki tabiya t IasIi bu kadar. Mukaddemeye geçeIim:
Ash: "Tdrih-i Cevdet´in mebdei oIan bin ikiyüz seksen
sekiz sene-i hicriyesi DevIet-i âIiyyece bir hadd-i IasiI gibi
oIup andan sonra vukuatin rengi tagayyur etmi¸tir. Bu asrin
vukuati ise âsâr-i sabikanin ihzar ve tehiyye ettigi iIeI ve es-
bab-i mûteseIsiIenin netayic ve mûsebbibati idügünden
yaziIacak vekayi-i tarihiye ne makuIe esbabin âsâri idügi
biIinmek Iâzim geIür".
AktariImi¸i: "Cevdet TcrihInin ba¸Iangici oIan bin ikiyüz
seksen sekiz hicrî senesi DevIet-i âIiyyece kesinti yeri gibi
oIup ondan sonra oIayIarin rengi degi¸mi¸tir. Bir yüzyiIin
oIayIari ise eski yüzyiIIarin öne aIman ve bo¸ birakiIan se-
320
bepIer, birbirini kovaIayan neticeIer ve sebepIerin dayanagi
oIacagindan, yaziIacak tarih oIayIarinin ne türIü sebepIerin
eserIeri oIdugunu biImek Iâzimdir."
Dogrusu: "Cevdet TariIii'nin ba¸Iangici oIan bin ikiyûz
seksen sekiz hicri yiIi OsmanIi tarihinde bir nevi sinir gibi
oIup, ondan sonra vukuatin rengi degi¸mi¸tir. Bir asrin
vukuati ise geçen asirIarin geIi¸tirdigi ve hazirIadigi
zincirIeme iIIet (saik) ve neticeIeri ve eserIeri oIdugundan
yaziIacak tarihî vakaIarin ne türIü sebepIerin eserIeri
oIdugunu biImek Iâzim geIir".
a) Tarih-i Cevdet'in mebde-i binikiyüzseksensekiz degiI
binyüzseksensekizdir. Bir zühuI eseri oIdugunu çevirenin
biImesi gerekti.
b) "DevIet-i âIiyyece kesinti yeri gibi oIup" ne demek?
Hadd: sinir, uç. Hadd-i IasiI: Iki böIgeyi veya aIani
birbirinden ayiran sinir. Yazar: "1188 senesi OsmanIi
tarihinde bir nevi sinir (dönüm noktasi)dir" diyor.
"Bir yüzyiIin oIayIari ise eski yüzyiIIarin öne aIinan ve
bo¸ birakiIan sebepIer, birbirini kovaIayan neticeIer.,." Bu
yaveIeri nerden çikariyorsunuz bay "çevirmen"?
Birinci böIüme geçeIim. IIk cümIe:
AsIi: "IIm-i tarih eIrad-i nâsa vekayi ve measir-i mâziyeye
ve vükeIa ve havassa haIaya ve serair-i mukteziyeye muttaIi
idüp neI i amme-i âIeme âid ve râci oIdugundan âmme-i
e¸has mütaIaasina mecbuI ve beyneIhavas makbuI ve
mergub bir Ienn-i kesir-ûI menaIidir."
AktariImi¸i: "Tarih iImi, herkese, vükeIa ve devIet
adamIarina geçmi¸teki gizIi ve sakIi oIayIari ögretip
duyurmak ve bütün dünyaya ait menIaatIere dönük oIarak,
haIkin okuyup degerIendirecegi ve yönetici devIet
adamIarinca da eI üstünde tutuIan menIaatIeri çok, bir
Iendir."
Dogrusu: "Tarih iImi haIka (eIrad-i nâsa) mazinin
vakaIarini ve eserIerini; devIet adamIariyIa münevverIere
biIinme-
321
si gereken sirIarin içyüzünü ögreten bir iIimdir. Faydasi bü
tün insanIara ait oIdugundan tarihten haIk da ho¸Ianir seç
kinIer de..."
AnIatmaga çaIi¸tigimiz ¸u: Türkçeden Türkçeye tercüme
yapiIamaz! Yukaridaki cümIeyi eIe aIaIim.
"IIm-i tarih eIrad-i nâsa vekayi ve measir-i mâziyeye..."
Bugünkü diIde "eIrad-i nâs
M
m kar¸iIigi yoktur. EIrad-i
nâs "haIk" degiIdir. HaIk mütecanis bir bütündür. "Veka-
yi"in türkçesi vekayi'dir. Hem "hadisaIi, hem "vukuat"i,
hem "vekayi"i, "oIay"Ia kar¸iIamak tercüme degiI ihanettir.
"Measir"Ie "eser" ayni ¸ey mi? "VükeIa" ve "havas" vükeIa
ve havastir. "EIrâd-i nâs"m ziddidir. Cevdet Pa¸a cemiyeti
ikiye ayiriyor.
1) EIrâd-i nâs
2) VükeIa ve havas
EIrâd-i nâs: Geni¸ kaIabaIik. VükeIa ve havas: GüzideIer,
seçkinIer (eIite). Fakat o devrin gûzideIeriyIe zamanimizin
seçkinIeri birbirinden IarkIi. "VükeIa ve havas" mutIu
azinIik degiI, bürokrasi degiI, inteIijansiya degiI, beIki
bunIarin hepsi.
"EIrâd-i nâs"in tarihten bekIedigi: Vekayi-i mâziye'dir.
Yani tarih onun için bir hikâyeIer siIsiIesidir. VükeIa ve
havas çobandir. MesuIiyet yükIenmi¸tir. Tarihten içtimaî
sirIarin çözüImesini bekIer. Yani tarih herkese hitab eden
bir iIim, ama her idrake sesIeni¸i ba¸ka ba¸ka.
"HaIaya"nin Türkçesi "gizIi ¸eyIer". "Serair"in Türkçesi
"gizIi ¸eyIer". Ama "haIaya" ba¸ka, "serair" ba¸ka, "sir" ba¸ka.
HaIi oImaya ki, maIûm oIa ki... mânâsmdadir: "Sir
oImaya ki" deniImez. "MuhteIi": SakIi.
"MahIice ba¸Iayan giderek bi-riyâ içer" misramdaki
"mahIice" beIki "gizIiee" diye çevriIebiIir. "HaIi"nin ziddi
"ceIi": A¸ikâr, ayan.
"Amme-i âIem": Herkes, bütün dünya. Amme-i e¸has:
HaIk, e¸hasin bütünü.
322
Devam edeIim.
AsIi: "Zira insan medeniyyûttâbi oIup ya' ni behaim gibi
münIeriden ya¸amayup mahaI be mahaI akt-i cem' iyyet
ederek yekdigere muavenet etmege muhtaç oIurIar."
AktariImi¸i: "Zira insan uygar ya¸amayi ve hayat
seviyesini yüksek tutmayi biIen, yaIniz ba¸ina ya¸amayip,
topIuIukIa iIgiIenen ve yer yer bir araya geIerek cemiyet
kurmaga ve birbirIerine yardim etmege muhtaçdirIar".
GörüIüyor ki "zira insan uygar ya¸amayi ve hayat
seviyesini yüksek tutmayi biIen" mütercimin hezeyanidir.
Cevdet Pa¸a da Aristo ve Ibn HaIdun gibi insanin dogu¸tan
medenî yani "içtimaî" oIdugunu kabuI ediyor. "Hayat
seviyesini yüksek tutmak" ne demek? "TopIuIukIa
iIgiIenen" ne demek? "Insan... muhtaçdirIar" ne biçim
Türkçe?
AsIi: "Ve bu cemiyet-i be¸eriyyenin derecat-i müteIavite-
si oIup edna derecesi hayme-ni¸in oIan kabaiIin cemiyetidir
ki..."
AktariImi¸i: "Bu insan cemiyetIerinin, derece derece
yükseImi¸ ve geri kaImi¸Iari hatta çadirda ya¸ayan kabiIeIer
vardir."
Dogrusu: "Bu insan topIuIukIarinin birbirinden IarkIi
dereceIeri oIup en a¸agi derecesi çadirda oturan kabiIe
topIuIugudur."
Okuyucudan özür diIeyerek devam edeIim:
AsIi: "Hevayic-i zaruriye-i be¸eriyeti tedarik iIe ¸ecere-i
hayatin semeresi oIan tenasüI maksadina vusuI buIurIar."
AktariImi¸i: "BunIar günIük yiyecek, giyecek ve
yakacakIari buIurIar".
Dogrusu: "Bu topIuIukIar ya¸amak için zaruri oIan e¸yayi
tedarik iIe nesiIIerini devam ettirirIer".
Tekrar ediyoruz. Namik KemaI tercüme ediIemez! Cevdet
Pa¸a tercüme ediIemez; BeIagattaki iktidarini dosta dü¸ma-
323
na kabuI ettiren bir nesir üstadini musikisiz, donuk,
köksüz bir iIadeyIe konu¸turmak ne büyük hadnâ¸inashk.
HeIe Pa¸a*yi zaman zaman Ataç tiicikIeri iIe miyavIatmak,
utanmazIigin ta kendisi. Sabah gazetesinden temennimiz,
"emanetIeri ehIine tevdi" etmesidir.
324
SOSYALÎZMÎN $ER ÇÎÇEKLERÎ
VEYA MÜLKÎYET NEDÎR?
Geçen yüzyiIin taninmi¸ bir iktisatçisi, Bati'nm en büyük
dergiIerinden birinde çagda¸Iarini sosyaIizme kar¸i sava¸a
çagiriyordu. Üstadi teIa¸Iandiran masum bir kitapçikti: Sa-
inte-Beuve'ün Proudhon'u. Dehanin dehaya taviziydi bu,
yazara göre. Siirin Ser ÇiçeIeIeri'ne egiIen o büyük
tecessüs, ¸imdi de sosyaIizmin "Ser ÇiçekIerTne
uzaniyordu.
7
Proud-hon'u BaudeIaire'e benzeterek
küçüItmeye çaIi¸an zavaIIi iktisatçi, daha dogrusu zavaIh
"burjuva" dü¸üncesi. Zira bir yazarin degiI, bir siniIin
yargisidir bu.
"SosyaIizmin Ser ÇiçekIeri" oIarak vasiIIandiriIan
MüIkiyet Nedir? Proudhon'un kaderini çizen kitap,
Proudhon'un ve Fransiz sosyaIizminin. Bir ¸uurun ve bir
vicdanin kükreyi¸idir bu. Dü¸manIar ve dostIar kazanir
Proudhon. StatükocuIar için "sokakta tabanca sikan bir
adamadir artik o; devrimciIer için bir yoI gösterici, bir
biIge. En çok hayranIik duyanIar Paris'teki genç AIman
IiIozoIIaridir. " iIim me-
7 Bkz. Baudrutart, "Proudhon, sa correspondance et son historien* (Ptoudhon,
Yazi¸maIari ve Tarihçisi) in Revue aes Deux Möndes, 1873, s. 585-616.
325
todu iIe proIeter sezi¸ini kayna¸tiran bu co¸kun zekâ,
AImanya'ya Iâyik bir IiIozoItur... Burjuvaziyi savunanIari
kendi siIahIariyIa aIteder" (K. Grûn). "... Amaci, siyasi
devrimi iktisadî devrimIe tamamIamaktir' (L. V. Stein).
"MüIkiyet Nedir, Fransiz proIetaryasinin iImî
beyannamesidir" (K. Marx).
Proudhon'Ia Marx'i uzIa¸tirmak isteyen "merkez di¸ici"
sosyaIizmIer sik sik bu kitaba ba¸vururIar. Mülkiyet Nedir.
sosyaIizm tarihinde yeni bir merhaIenin, iImî mü¸ahede
merhaIesinin ba¸Iangicidir.
FeIseIenin Sefaleti çoktan diIimize çevriIdi. Türk
okuyucusu Proudhon'u Marx'm hicvinden tanimaktadir.
Büyük taIihsizIik. Proudhon'suz bir sosyaIizm, hatta
Proudhon'suz bir Bati dü¸üncesi tasavvur ediIemez.
Ararat Yayinevi'nin MüIkiyet Nedir?i diIimize
kazandirmak istemesi aIki¸Ianmaya Iâyik bir davrani¸. Ne
yazik ki bize sunuIan tercüme bir garabetIer sergisi. ZavaIIi
Proud-hon ugrayabiIecegi IeIaketIerin en korkuncuna
ugrami¸. Yayinevinin kendisine saygisi varsa bu paçavrayi
piyasadan topIatiri aIidir.
Önsözden ba¸IayaIim. IIk cümIe:
"Sizin 9 Mayis 1833 günIü, bayan Suard'ca kuruImu¸ üç
yiI süreIi ¸ereI ödenegini kapsayan kararinizda, a¸agidaki
istegi biIdirdiniz". . a) Sizin... karannizda... biIdirdiniz"
nece? b) "Üç yiI süreIi ¸ereI ödenegi" ne demek? Dogrusu;
üç yiIIik burs. c) "kapsayan* degiI, iIgiIi veya "deggin".
Ikinci cümIe: "Akademi asiI memuru her yiI, ...geçen yiI
içinde yaptigi ara¸tirmaIarin... açikIamasini kendisine sun
maya çagirir." i
a) "Akademi asiI memuru* ne demek? Kimi, nereye
çagiriyor bu memur? b) Fransizca metindeki "tituIaire",
bursu aIan, manasinadir. Kisaca Akademi, bursu aIan
kimseden
326
k bir çaIi¸ma raporu istemektedir.
Üçüncü cümIe:
"BayIar, ben bu ödevi tamamIadim*. Dogrusu: "Bu ödevi
yerine getirmek için huzurunuzdayim". Dördüncü cümIe:
Ara¸tirmaIarimi en kaIabaIik siniIin... dirimini düzeItmek
yoIIarina yöneImek için güttügüm amaci... diIe getirdim"???
Be¸inci cümIe:
"AdayIigimin konusuna bütün bütüne aykiri oImakIa
birIikte, sizIer bu dü¸ünceyi, ho¸ kar¸iIayarak kabuI
buyurdunuz".
Dogrusu: "AdayIigimin amaciyIa hiçbir iIgisi yok gibi görünen
dü¸ünceyi ho¸ kar¸iIadiniz". AItinci cümIe:
"Ayrica, bana gösteri¸Ii vaitten bozuImaz ve kutsaI bir
yüküm yarattiniz"???
Dogrusu: "Beni degerIi tercihinizIe ¸ereIIendirmek Iut-Iunda
buIundunuz; bu tercih, resmen verdigim o sözü, benim için
bozuImaz ve kutsaI bir vaziIe haIine getirdi". Yedinci cümIe:
"O zamandan sonra nasiI namusIu ve ¸ereIIi i¸e
giri¸tigimi anIadim".
Dogrusu: "Kar¸imda ne kadar asiI, ne kadar saygideger
insanIar buIundugunu o zaman anIadim". Sekizinci cümIe:
"Onun i¸ikIarina göre deger biçmem, iyiIikIerine göre
kabuI edi¸im, zaIeri için ugra¸ip didini¸im sonsuz oIdu".
a) "Onun i¸ikIarina göre deger biçmem, kimin i¸ikIarina?
Giri¸tigi "namusIu ve ¸ereIIi "i¸"in mi? Oysa, i¸in
"i¸ikIarina göre deger biçme" gibi bir tuhaIIik söz konusu
degiIdir tabiî. Akademi üyeIerinin anIayi¸ ve biIgisine
hayranIik söz
327
konusudur, b) "iyiIikIerine göre kabuI edi¸im". Dogrusu:
"iyiIikIerine kar¸i duydugum minnet", c) "ZaIeri için
ugra¸ip didini¸im", degiI, "¸anIarini yükseItmek için
gösterecegim çaba".
Biraz atIayaIim mi? SayIayi çeviriyoruz. Önsözün
dördüncü sayIasi:
"BüyükIügü ve degeri oImayan ortakIa¸a noktaIara dü¸-
mektense, bence, sorunuz, i¸te ¸öyIe anIa¸iImi¸ oIabiIir".
a) "OrtakIa¸a noktaIar" degiI, "beyIik hükümIer",
"dü¸mek" degiI, "kendisini hapsetmek", b) "AnIa¸iImi¸
oIabiIir" degiI, "anIa¸iImasi gerek". Kisacasi yazar, "bence
sorunuzu ¸öyIe anIamak Iâzim, yoksa insan kendini beyIik
hükümIere hapsetmi¸ oIur" diyor.
Bundan sonraki cümIeIer de birer anIayi¸ ve anIati¸
harikasi:
"Yasa ayni bû babanin bütün çocukIarina miras hakki
taniyabiIirce, bu hakki bütün torunIarina ve torun-
çocukIan-na e¸it oIarak veremez mi?"
a) Bir ¸art yok, kesinIik var. b) "Ayni bir babanin bütün
çocukIarina miras hakkinda e¸itIik, miras hakki" taniyor
kanun. Yani yazar ¸öyIe diyor: "Madem ki kanun ayni
babanin bütün çocukIarina e¸it miras hakki taniyor, neden
bu hakki torunIarina, torunIarinin çocukIarina da
tanimasin?"
Devam edeIim:
"Yasa aiIe içinde ya¸ça en küçükIeri ortak tanimazsa,
veraset hakkiyIa, soyda, oymakta, uIusta daha çogunu
yaratamaz nu?"
Yayinevi bizimIe aIay mi ediyor? Türkçe adina bu ne
biçim maskaraIik? a) "Yasa aiIe içinde ya¸ça en küçükIeri
artik tanimazsa" degiI, tamaersi: yani artik kanun aiIe
içinde büyük evIat, küçük evIat, diye bir ayirim yapmiyor,
evIatIarIa hepsini bir sayiyor, b) "Veraset hakkiyIa... daha
çogunu yaratamaz mi". Neyin daha çogunu yaratacak?
Yazar der ki:
328
"Madem ki kanun aiIede büyük evIat, küçük evIat diye bir
k gözetmiyor, miras hakki yoIuyIa böyIe bir Iarki neden
soydan, oymaktan, miIIetten de kaIdirmasin?"
Okuyucudan özür diIerim. Tercüme iIerIedikçe
tuhaIIikIar insani rahatsiz etmeye ba¸Iiyor. GüImek mi,
agIamak mi Iâzim biImiyorum. Tann genç okuyucuIann
yardimcisi oIsun.
$AÎRANE BÎR ÇEVÎRÎ YAHUT
TOPLUMBÎLÎMÎN SERÜVENLERÎ
Önümde bir kitap duruyor. Okuyucuya "topIumbiIimin
önemini anIatan arka kapak, eserin diIimize ¸air CemaI Sû-
reya taraIindan çevriIdigini beIirttikten sonra "Bu da
degerini artiran ayri bir özeIIiktir" diyor.
8
Sairin ¸airi çevirmesine aIi¸mi¸tik. DeIiIIe, Fransiz Akade-
misi'ni Les Georgtques iIe Iethetmedi mi? Gerard de NervaI'i
öIümsüzIe¸tiren kendi ¸iirIerinden çok Foust tercümesi.
Edgar Poe'yu dünyaya tanitan BaudeIaire.
Yeni oIan, bir ¸airin "oIumIu biIimIer"e eI atmasi, itiraI
edeIim ki BoutbouI'un agir, yapi¸kan ve tatsiz iIadesini
zevkIe okunur haIe getirmek için bir ¸airin himmetine
ihtiyaç vardi. Ama sayin CemaI Süreya himmette biraz iIeri
gitmi¸. Tercümenin bazi cümIeIeri HerakIeitos'un
hikmetIeri gibi karanIik ve esrarIi, bazi cümIeIeri ¸uh bir
yosma kadar sadakatsiz.
"SiirseI buIu¸"Iar kitabin isminden ba¸Iiyor:
TopIumbiIimin Tarihi. SosyoIoji dü¸ünce dünyasina
Comte'un armaga-
8 BouthouI, TopIumbiIimin Tarihi, VarIik yayinevi, 1971.
330
meIez bir keIime, bahtsiz Mr keIime ama tapuIu; 1830'
dogmu¸, sosyaI IizyoIoji, sosyaI Iizik gibi rakipIerini
unutturmu¸ ve zorIa kabuI ettirmi¸ kendini. Türk
DarüIIünunu "içtimaiyat"i benimsemi¸, Türk Üniversitesi
"sosyoIo-ji"yi. TopIumbiIimin bir ba¸ka mahzuru da hukuk
sosyoIojisi, iktisat sosyoIojisi, sanat sosyoIojisi gibi
tamIamaIarda kuIIaniIamayacak kadar uzun oImasidir.
Sonra "topIumbiIimin tarihi" degiI, "topIumbiIim tarihi"
(sanat tarihi, edebiyat tarihi, IeIseIe tarihi gibi).
Tercümenin iIk cümIesi biImeceye benziyor: "TopIumsaI
oIayIar üstüne dü¸üncede en beIirgin iIerIemeIer, oIayIarin
aIi¸iImi¸ çizgiIerini ve geIenekseI çözüm yoIIarini asmasiyIa
meydana geIen bunaIim dönemIerinde ya da ortaya çikan
bunaIim doIayisiyIa oImu¸tur". SöyIe denebiIirdi:
"TopIum oIayIariyIa iIgiIi dü¸ünceIerde kaydediIen en
beIirgin iIerIemeIer, buhran devirIerinde veya bir buhran
doIayisiyIa, oIayIar, aIi¸iImi¸ çerçeveIerin ve çözüm
yoIIarinin di¸ina çiktigi zaman gerçekIe¸mi¸tir."
Ikinci cümIe daha neIis: "Çünkü degi¸meyi kavramamiz
ancak kendiIiginden oIuyor." AnIadiniz mi? Oysa BouthouI
¸öyIe diyor: "Car nous ne percevons spontanement que Ie
changement." Türkçesi: "Zira tabiî oIarak ancak degi¸ikIigi
Iarkederiz".
Üçüncü cümIe bir harika: "Düzen birIigi sagIanmi¸,
oturmu¸ bir devIette dü¸üncemizi bu açidan (hangi
açidan??) hiçbir ¸ey uyarmamaktadir". Gördünüz mü
IeIaketi! DevIet düzen birIigini sagIayinca dü¸ünce uykuya
daIiyor. Demek ki sosyaI dü¸üncenin tek kaynagi anar¸i.
Comte'u, Durkhe-im' i Spencer'i yaratan hep "oturmami¸
devIetIer". BouthouI ¸öyIe diyor: "Dans un etat uniIorme et
stabIe, notre attention n'est pas soIIicitee". Türkçesi:
"DüzenIi ve kararIi bir durumda dikkatimizi gerektiren
bir¸ey yoktur".
Devam edeIim: "TopIumbiIim, dogu¸undan itibaren bir
331
onuyu dönü¸ümü içinde izIeyen tek biIim daIidir." Fran-
Frasizcasu "La socioIogie est Ia seuIe science qui des sa
nais-mce ait poursuivi I'etude d'un objet en voie de
transIoration perpetueIIe". Türkçesi: "SosyoIoji,
dogu¸undan be-i, inceIedigi konu boyuna degi¸en tek
iIimdir." Sayin CemaI Süreya, birkaç satir sonra ¸öyIe
diyor "Her »pIumda, beIirIi ve çok ender oIarak deneyseI
niteIik ta¸itan bir topIumbiIim vardir*. Fransizcasi: "II
existe dans haque societe une socioIogie Iatente, rarement
exprimee". Çok ender oIarak degiI, nadiren. DeneyseI bir
niteIik ta¸i-an degiI, iIade ediIen. BeIirsiz degiI, gizIi.
Kar¸i sayIada, ¸unIan okuyoruz: "BunIar Dogu haIkIarinIa
özeIIikIe din ugra¸Iarinin nice önemIi yer tuttugunu gös-
eriyor". Dogu haIkIarinda degiI, dogu kavimIerinde. Din
igra¸Iannin degiI, dinî kaygiIarin, dinî sorunIann.Ugra¸:
Iir güçIüIügü, bir kötüIügü ortadan kaIdirmak için yapiIan
gra¸ma, mücadeIe (TDK, Sö:lük) "Nice önemIi yer tuttu-
;u", ¸airane bir söyIeyi¸ oIacak. Düzyazida "ne kadar
»nemIi, çok önemIi" denir.
Birkaç sayIa çevireIim: "Bütün kurguIarini bir ahIâk
dü¸üncesi haIinde geIi¸tirirIer, e¸itçi dü¸üncenin
kanitIarim rerirIer..." Fransizcasi: "Toutes Ieurs
specuIations proce-ient des preoccupations ethiques: iIs
Iont preuve d'esprit ·gaIitaire.." Türkçesi: "Bütün
dü¸ünceIerinin kaynaginda, ihIâkî kaygiIar vardir:
e¸itIikten vanadirIar... "
SayIa 11: "PIatonun savIari, vargiIari, gerçek bir
topIumsaI IeIseIe sistemi ortaya koyan dev bir yapitta,
CumRuri-yet'te topIanmi¸tir.* PIaton'un Türkçesi
EIIatun'dur, IngiIiz-pesi PIato oIdugu gibi. Republique
Iatince res pubIica'nin Fransizcasi. Res pubIica, devIet.
EIIatun'un kaIeme aIdigi eserin adi: He PoIiteia e peri tes
dikes.
Sayin topIumbiIim çevirmeni, o "dev yapit"a bir göz atmak
tenezzüIünde buIunsa idî, AtinaIi IiIozoIun ütopyasi iIe
332
Cumhuriyet arasinda hiçbir münasebet buIunmadigim
anIardi. KaIdi ki, gerek MiIIî Egitim BakanIigi'run gerekse
Sabahattin EyübogIu'nun çeviriIeri DevIet ba¸Iigini
ta¸imaktadir. EI-Iatun'un tek amaci vardin Ierdi de, devIeti de
aristokratIa¸ur-mak. Yani Ierdi akim, devIeti de en degerIi
vatanda¸Iarin yönetmesini ister EIIatun. SosyoIoji iIe iIgisi
oIan her üniversite taIebesinin pekâIâ biIdigi bu gerçekIer
sayin ¸airimizin de meçhuIü oIamaz. Bu ¸airane tasarruIu,
onun Cumhuriyete kar¸i besIedigi a¸in sevgi iIe izah
etmekten ba¸ka çare yok.
Ne yazik ki, üstadin bütün tasarruIIarini ayni koIayIikIa
vuzuha kavu¸turamiyoruz. OkuyaIim (sayIa 12): "Hatta
PIaton bazi ya¸ sinirIan di¸inda ve yasaca beIirIenmi¸
durumIarda baba oIan yurtta¸Iara çocukIarini kurban
etme hakki vermege kadar götürür i¸i". Aman yarabbi!
NeIer söyIüyor bu "PIaton"? Fransizcasi: "II va meme
jusqu'a decIarer sacriIeges Ies citoyens qui s'aviseraient
d'etre peres en dehors des Iimites d'âge et des conditions
regIees par Ia Ioi". Görüyoruz ki, EIIatun hiç kimseye
böyIe bir ceIIatIik hakki vermemektedir. Zaten dogan
çocuk topIumundur, baba çocugunu tanimaz biIe.
BouthouI ¸öyIe diyor "EIIatun, kanunun beIirIedigi ya¸ ve
durumIar di¸inda, baba oImaga yeItenenIeri küIürIe
suçIayacak kadar iIeri gider".
Sayin CemaI Süreya "EIIatun-u iIahTye niçin kiymi¸
acaba? Neden o büyük ahIâkçiyi bir cinayet Ietvacisi
kiIigina sokmu¸? Bu akiI aImaz bühtanin tek gerekçesi
oIabiIir: DevIet yazannin ¸airIeri sitesinden kovmu¸ oImasi.
SevimIi ¸airin kinini ba¸ka nasiI izah edebiIiriz?
SayIa 13: "insan ruhunun bu dengesi, kendi görüntüsü
oIan topIumda ¸u üç kastIa kuruImaIidir". Dogrusu; "insan
ruhundaki bu denge topIuma da yansimaIi, o da, insan
ruhu gibi, üç kasttan (yani ûç kisimdan) kuruImaIidir..."
SayIa 14: "AristoteIes'in dü¸üncesi PIaton'unki kadar
tutkuIu degiIdir". BouthouI, "audacieuse" diyor. TutkuIu
degiI, cesur.
333
yni sayIa: "Gerçegin ve ampirizmin en büyük anIami
ndedir o". Gerçegin ve ampirizmin en büyük anIami ne
iek? Dogrusu: O'nda (Aristo) daha derin bir gerçek ve
Širizm duygusu (kavrayi¸i, anIayi¸i) görmekteyiz, sayIa
15: "insan bir ba¸ina bir ¸ey anIatmaz, kendini be-
yemez, hiçbir ¸eye yetmez". Dogrusu: "insan bir ba¸ina
ünüIemez, hiçbir bakimdan kendi kendine yetmez".
sayIa 16: "Servet payIarini, diyor, sinirIamak mi
istiyoruz, paraIeI oIarak çocuk sayisini da
smirIamaIiyiz; yoksa i¸sizIik yeniden ba¸gösterir, bir
yoksuIIar siniIi ortaya çi-onIarin devrim yapmaIarini
önIemek için bu güçIüge anmahyiz*.
Iangi güçIüge katIanacagiz? Çocuk sayisini sinirIamak
îügüne mi? Hayir sayin ¸airim! BouthouI öyIe demiyor:
rveIin IazIa payIara böIünmesini önIemek mi istiyoruz,
aman çocuk sayisini da smirIamahyiz, yoksa e¸itsizIik
iden dogar ve bir yoksuIIar siniIi ortaya çikar: bu yok-
arin ihtiIâI yapmasini önIemek çok güçIe¸ir", ayIa 17:
"çok kari¸ik, ama kIasik HeIen dünyasinin bir it kendi
kendini yoketme çabasi oImasi nedeniyIe bir ba-ia haça
germe anIami da ta¸iyan bu anIa¸mazIikIar dizisi ide..".
DegerIi ¸air güçIü bir kanat darbesi iIe hayaIin
isuzIukIarma yükseIiveriyor. Oysa Fransizca metinde ne
: var, ne haça germe. Bu cümIe parçasinin "düzyazicasi"
"çok kari¸ik, bununIa beraber son derece hayatî oIan bu
a¸mazIik".
iayIa 21: "Bu sistem bundan böyIe sagIam bir ideoIojik
îeIin yanIi¸i oIarak kaIacakti". Dogrusu: "sagIam bir ide-
ijik temeIden yoksun kaIacaktir".
tayIa 21*. "Güç ve ba¸ari 'kendinden' sonuçIanirdi artik."
grusu: "Güç ve ba¸ari, artik kendi ba¸Iarina birer amaç
sayIa 24: "OIgunun öyIe özeI bir degerini eIe aImaktadir
I
hem antik uygarIigin, hem de Hiristiyan uygarIiginin
bire¸imini yapabiImekte". Fransizcasi: "11 prend une
vaIeur particuIiere de Iait que Ton y trouve..." Dogrusu:
"(Saint Augustin'in eseri) ¸u bakimdan da özeI bir deger
arzeder: bu eserde antik medeniyetIe hiristiyan
medeniyetinin bir biIe¸imini buIuruz".
Birden BaudeIaire'i hatirIadim. Sair, ¸air için ne demi¸:
v kanatIari yürümesine engeI oIuyor". Fikra maIum:
¸airIige hevesIenen bir ¸emsiye imaIatçisi yazdikIarini
MoIi-ere'e yoIIami¸. Üstadin cevabi ¸u: "Siz ¸emsiye yapin,
¸emsiye yapin, yaIniz ¸emsiye yapin". Biz de sayin ¸aire:
¸iir yazin, hep ¸iir yazin, yaIniz ¸iir yazin diyecegiz.
335
NUTUK DEGIL, RISALE
Descartes, 1636 ba¸Iarinda yaInizIiginin ¸uuruna varir ve
kaygiya dü¸er. Oysa iradî bir yaInizIiktir bu, titizIikIe
korunan bir yaInizIik. AImanya'nin meçhuI bir köyü,
HoIIanda'nin ücra bir kasabasi; birkaç merakIinin
merhabasi biIe sikar Descartes'i, ve büyük ¸ehirIerin
yaInizIigina kaçar. Descartes bir rüyayi ya¸ayan adam.
Yeni bir iIim yaratma rüyasi; biIgeIikIe kayna¸an bir iIim.
GiIson'a göre bütün bu iIim, yani bütün Descartes Discours
de La Mithode ´da. Bu küçük kitap bir ihtiIâI beyannamesi.
Çagda¸ Avrupa insani onunIa ba¸Iar. Her cümIe kiIisenin
akIa vurdugu zincirIeri parçaIayan bir çekiç darbesi. Ne
kadar garip, ibrahim Et-hem Bey bir çagi gaIIet
uykusundan uyandiran bu mür¸it kitabi Usul Hakkinda
Nutuk diye çevirir. Ne nutku? Descartes konu¸mayan adam.
Söhretten, aIâyi¸ten, Iakirdidan igrenen adam. YaIin kiIiç
dü¸ünce, dü¸ünce yani yazi. Mehmet Karasan da seIeIinin
hatasini böIü¸ür, "discours" u konu¸ma iIe kar¸iIar. Oysa
"discours" burada "risaIe" mânâsindadir. Yazar önce
"trake" adim koymak ister eserine. Traite keIimesini
mübaIagaIi buIur. Eser hacim oIarak mütevazidir,
336
"discours"u tercih eder. YiIIardir sürüp giden bu yanIi¸Iigin
düzeItiImesini istemek her Türk aydininin hakki, hayir,
vaziIesi degiI mi?
337
VE ALLAHTN RUHU
Kitdb-i Muhaddes´i okuyorum: "Ba¸Iangiçta AIIah gökIeri ve
yeri yaratti. Ve yer issiz ve bo¸tu; ve enginin yüzü üzerinde
karanIik vardi; ve AIIah'in ruhu suIarin yüzü üzerinde
hareket ediyordu. Ve AIIah dedi* (Tekvin, s. 1).
Garip bir manzara degiI mi? SuIarin üzerinde hareket
eden "AIIah'in ruhu" ve konu¸an AIIah. Fransizca, IngiIizce
tercümeIere bakiyorum, hepsinde ayni iIade: suIarda
daIgaIanan, doIa¸an, veya kimiIdayan "AIIah'in ruhu"
(tIEsprit de Dieu, yahut the Spirit oI God). AsIim merak
ediyorum; ayni cümIe VuIgate'da da var: "Et Spiritus Dei
Ierebatur super aquas". (VuIgo‹e, Tevrat'in Ibranice asIi
kadar geçerIi sayiIan Latince tercümesi).
Oysa sö: konusu AIIah'in ruhu degiI, "büyük bir rüzgâr".
Ibranicede büyük bir dag, büyük bir nehir yerine, AIIah'in
dagi, AIIah'in nehri denirmi¸ çok deIa. Saint-Jerome'un
tercüme hatasini Taranto ruhaniIer mecIisi kutsaIIa¸tirmi¸.
NesiIIer on aIti asirdir suIarin üzerinde hareket eden
AIIah'in ruhu mucizesiyIe kar¸i kar¸iya!
Kitab-i MuIeaddes'teki bir ba¸ka tercüme hatasi da Matta
338
InciIi'nde: "Devenin igne deIiginden geçmesi, zenginin
AIIah'in meIekûtuna girmesinden daha koIaydir."
Mütercim, Yunanca kameIos (deve) iIe kamiIos (haIat)
keIimeIerini kari¸tirmi¸. Yani ignenin deIiginden geçecek
e degiI, haIatI
339
BU KÎTAP $U TECELLÎDEN DOGDU
9
Rüya gördüm, çagIarin duvari uzuyordu
Önümde. GranitIe etten bir yigindi bu.
Bagrina uguItusu sinmi¸ti miIyonIarin
Endi¸eden kaskati kesiIen o duvarin. Lo¸
oyukIarda vah¸i gözIer piriIdiyordu,
YiginIar, kabartmaIar, naki¸Iar oynuyordu,
Zaman zaman önümde açibyordu duvar.
Ye¸imden, somakiden ve aItindan sarayIar:
UIuIarin, bahtiyarIarin otag kurdugu,
Bu çeviri Victor Hugo'nun La Ligende deº SiecIes (AsirIarin EIsanesi) adIi des-
tan-eserinin iIk parçasi oIan: "La Vision d' oiI est sorti ce Livre"in CemiI Meriç
taraIindan yapiImi¸ çevirisidir. Victor Hugo, La Ligende des Siedes. La fin de
Satan. Oieu, BibIiotheque de Ia PIeiade, GaIIimard, Paris 1950, s. 8- 14. CemiI
Meric'in manzum çeviriIeri, Mr yandan onun Türkçeye ve Fransizcaya ne
kadar hâkim oIdugunu ortaya koymasi, öte yandan da sair yanini gözIer önüne
sermesi bakimindan çok degerIi vesikaIardir. Burada sunuIan çeviri de CemiI
Meriç'ten manzum bir çeviri örnegi oIarak, kendisi taraIindan bu böIümün
sonzna ekIenmi¸tir. Ayrica bkz. Victor Hugo, Hernani çevirisi, 1. baski
MaariI VekaIeti, 1958, 2. baski, M.E.B. 1966 ve Victor Hugo, Marion de Lorme
çevirisi, M.E.B. 1966.
CihangirIerin kandan, buhur'dan kudurdugu
InIer görünüyordu. Seher yeIiyIe nasiI
Ürperirse bir agaç, o duvar da muttasiI ÖyIe
ürperiyordu. AIinIarinda burçIar, AIinIarinda
aItin ba¸akIardan sorguçIar, Muammanin
üstüne bagda¸ kuran birer sir Gibi
çörekIenmi¸ti sur'a binIerce asir.. Sanki temeI
ta¸Iari canIiydi da, bu mah¸er Göge
yükseIiyordu... Sanki binIerce asker, GeceIerin
Iethine çikan koca bir ordu Birden ta¸
kesiImi¸ de orada uyuyordu. Kayan buIutIar
gibi daIgaIaniyordu sur, O hem canIi bir yigin,
hem bir hisardi. Çamur Kaniyor, toz gözya¸i
döküyordu. Mermerin EIinde bazan kiraI
asasi, bazan keskin Bir kiIiç piriI piriI
yaniyordu. Duvardan Ta¸ degiI de keIIeydi
sanki her yuvarIanan.. InsanIigi önüne katan o
meçhuI rüzgâr, SekiIden sekiIe giren Âdem,
daIgaIar kadar Oynak Havva, vahdette
sonsuzIa¸an insanIik, EceIin egirdigi
esrarengiz karanIik Yumak: AIinyazisi,
çirpmiyordu orda.. Bazen ¸im¸ek duvari
aydinIatiyordu da, Yüz miIyonIarca çehre
piriIdiyordu birden. Bizim Hep dedigimiz o
HiçIikti beIiren: TanriIar, tâcidarIar, kanun,
¸ereI ve zaIer, ÇagIarin irmaginda akip giden
nesiIIer, UIukIari ku¸atan karanIik bir siIsiIe
MisaIi, gözIerimin önünde binbir çiIe, Binbir
aci, cehaIet, açIik ve huraIeIer, IIim, tarih...
uzayip gidiyordu. Bu mah¸er, Çöken bir
kâinatin enkaziyIa yogruIan Bu duvar
karanIikta gittikçe daha yaman,
Gittikçe daha yaIçin, daha sarp, daha magmum
YükseIiyordu. Ama nerede? BiImiyorum.
Ne adetIeri saran muamma, ne gökIerin
Sis perdeIeri, insanogIunun sakin, derin,
Inatçi baki¸ina set çekebiIir.. Demin
Kaypak, kari¸ik görünen; ¸ekiIIerin
Sinesinde daIgaIar gibi yuvarIandigi,
GözIerimin heyuIa, serap, duman sandigi
O duvara dikkatIe bakiyorum... BuIanik
Göz bebekIerim berrakIa¸tikça, o karanIik
TeceIIi yavay yava¸ sisten siyriIiyordu.
* * *
GirdapIardan gökIere yükseIen mah¸erdi buI
Her hücresinde bir dev vardi. Ugursuz asir,
Nankör asir, pis asir.. Gerçegi ku¸atan sir,
BuIut ve dünya: Simdi tarih ardina kadar
Açmi¸ti kapisini... Bu rüyada uIusIar Zaman
merdivenine yasIanmi¸Iardi set set... HayaIden
sütunIara dayanmi¸ti her mabet... Bir yanda
kahramanIar, bir yanda peygamberIer Ve
Membre'ye gaipIer âIeminden haberIer
FisiIdayan Dodon, Teb, Raphidim, kutsaIkaya,
Arz-i mev'üt, Musa'nin koIIarini semaya
KaIdiran Harun'Ia Hur, cenkIer ve Tih sahrasi,
Amos'un kasirgayIa çaIkaIanan arabasi; Sonra
bütün o yan haydut, yan hükümdar MasaI
kahramanIan, meIekIer, nim-iIâhIar, AdIan kâh
sevgiyIe, kâh kinIe bayrakIa¸an,
342
EIsaneIerin gümrah i¸igiyIa kayna¸an Insan
avciIari: Hint, Iskandinav eIIeri, Ispanya ve
destanIar: hem de en güzeIIeri, IradeIeri çeIik
mizrakIar gibi yaIcin YigitIer; hatirasi karanIik
asirIarin SessizIigi içinde eriyen kaIiIeIer..
TaIut, Davut, DeII ¸ehri, Endor magarasi, her
Ak¸am aItin makasIa kesiIen mukaddes mum...
ÖIüIerin arasinda Nemrut'u görüyorum.
Ba¸akIara yan geImi¸ Booz.. I¸te TibeI Ier,
TanrisaI ve muhte¸em ba¸Iarinda eIserIer,
Tasit'in kaIeminde IâIeIe¸en o parIak
GerdanIikIari dört bir yana i¸ik saçarak Capree,
Iorum, ordugâh doIa¸iyorIar. Tahtin KaranIik
zindanIara kadar uzanan aItin Zinciri.. DagIar
kadar yaIçindi bu garip sur,. Bu teceIIi her¸eyi
kucakIiyordu; çamur, I¸ik, madde, ruh. Bütün
¸ehirIer: Teb, Atina, TtIin ve Kartaca'nm
heybetIi enkazina Dayanip da yükseIen Roma...
Bütün nehirIer, Sezarhga özenen her zipçiktiya:
Yeter! Yeter! Vatanda¸ kaImak istiyorsan, dur
artik! Diyen Rubikon, Esko, Ren, NiI ve Ar.
KaranIik Bir iskeIet misaIi göge set çeken dagin
ZirveIeri sisIerIe örtüIüydü. O kaIin, O hayaIet
buIutIar Ay'i araIarina AImi¸ sürükIüyordu.
Ve meçhuI bir Iirtina Hisari zaman zaman
ürpertiyordu. I¸ik SisIe kucakIa¸vyor, esrarIi bir
aydinIik, Çagdan çaga, taçIardan kaIkanIara
akseden GöIgeIerIe oynuyor, kayna¸iyordu.
Derken AImanya oIuyordu birdenbire
Hindistan, SüIeyman'in nurundan bir piriItiydi
SarIman:
343
Be¸erin muzIim, garip, sonsuz mucizeIeri;
Hürriyetin maddeyi canIandiran zaIeri.. Zümrüt
yamaçh Pindus; yanik yamaçIi Sina UzakIardan,
Newton'u müjdeIeyen Hiseta... Ke¸iIIer:
UmmanIan aydinIatan me¸'aIe! FuIton vapura
binmi¸, Jason yeIkenIisiyIe. Hem Marseyyez, hem
E¸iI.. TayI da orda meIek de.. EIektr'in kapisinda
Capanee bekIemekte, Ve Lodi köprüsünde
Bonapart ayaktadir; Neron aIki¸Ianmakta, Mesih
kivranmaktadir, I¸te tahtin ugursuz, korkunç,
kasvetIi yoIu; TerIe, çamurIa, kanIa, gözya¸iyIa
yogrum.. Sonra muzIim bir tepe ve göIgeIer:
UIuyan, Homurdanan, küIreden, tepinen, cana
kiyan Suursuz yigin.. Heyhat! Bu ne derin
uçurum! Boguk sesIer ve canhira¸ çigIikIar
duyuyorum: SeIaIet hiçkinyor, o ¸iIasiz hançere
Durmadan, dinIenmeden sizIaniyor, bo¸ yere:
Zaman zaman buguIu bir aynaya benziyen Bu
garip, bu esrarIi manzaraya akseden Hem benim
varhgimdi, hem bütün bir kâinat. DaI daI ve
yaprak yaprak Ii¸kmyordu hayat. Sehvet de
oradaydi, öIüm de, IeIaket de, Ten degi¸tiren ruh
da, ruh degi¸tiren et de: InsanIa¸an tanriIar,
tanriIa¸an insanIar Geçiyordu önümden,
daIgaIandikça duvar. Ve sonra varIikIarin karanIik
mah¸erinde GözIeri aIev aIev, dudakIannda hande,
MuzIim, magrur, müstehzi biri doIa¸iyordu. Biraz
dikkat edince tanidim: Seytandi bu. Tanrinin
ormaninda kurnaz kaçakçi Seytan.
344
* *
Sonsuz karanIikIarin bagrina hangi Titan
Çizmi¸ti bu tabIoyu? Bu kâbusIu rüyayi Hangi
heykeItra¸ti i¸Ieyen? Bu binayi Kuran kimdi?
Hangi eI seIaIeti, deh¸eti, Matemi, göz ya¸ini ve
binbir cinayeti KanIa, çamurIa, sisIe, i¸ikIa
yogurmu¸tu, Hangi eI bu acaip siIsiIeyi
kurmu¸tu? Titriyordum. Bu rüya insanIikIa
hiIkatin MuzIim kayna¸masiydi. SütunIarindan
enin Fi¸kmyordu. Surdan göge yükseIen koIIar
YiimrukIa¸mi¸ti hinçtan! VücutIar bir canavar,
VücutIar Gomore'ydi. RuhIar Sahyun kadar saI,
DünIe bugün yanyana diziImi¸Ierdi saI saI: Orda
hayvanIa insan tek varIik gibiydiIer, Burasi
cennet miydi, cehennemde miydiIer,
BiImiyorum. GünahIar korkunç göIgeIeriyIe
Yerde sürünüyordu. Orda çirkinIik biIe Devâsâ
naki¸Iarin korkunç azametiyIe Hemâhenkti.
Derinden süzdükçe bu duvari Apaçik
görüyordum hayaI oIan çagIan. NasiI
kenetIenmi¸se sirtimizda kemikIer, Orda da
öyIesine kayna¸mi¸ti hayir, ¸er. Mezar
karanIigindan bir yigindi o duvar, DumanIi bir
sabaha dogru yükseIiyordu. GeceIerin
gögsünde rüyaIa¸an asirIar I¸iItiIi bir Iecrin
koynunda eriyordu. Yer yer aganyordu
bagrinda uIukIarin, BuIanik ve yiIdizIi sisIerIe
haIeIiydi Günün kasvetIi nuru soIuk bir ter
gibiydi AIninda o duvarin.
345
Için için ürperen, daIgaIanan, kayna¸an Bu
tayIIar dünyasini seyrederken, Iezadan Bir
uguItu bo¸andi, ezeIî sessizIigin Bagnndan
kopup geIen iki korkunç ve derin ÇigIik
duydum. Gök kubbe sanki araIanmi¸ti
IIk sayha tan yerinden kopup kanatIanmi¸ti.
OrestInin ruhuydu sisIeri deIip geçen. Ayni
ânda gecenin karanIik sinesinden ApokaIips
uçtu. Bir küsûItan IirIayan Kara bir iIrit gibi
korkunçtu, tehditgârdi. YakIa¸an o iki ruh
göIgeden iki ¸ar'di Bir geIi¸Ieri vardi sisIeri
yirta yirta, Çok geçmeden eziIip gidecektim
mutIaka. Titriyordum.
GeçtiIer.. Bir sarsmadir koptu; Kader, diye
haykirdi birinci ruh. UguItu Cevap verdi ikinci
ruhun agzindan: Tanri! Bu iki vaveyIayi
deh¸etIe tekrarIadi, Me¸'um yankiIarinda
karanIik ebediyet. Ürperdi, çaIkaIandi ve
daIgaIandi zuImet, Bu korkunç naraIarIa titredi
sur.. Hükümdar MigIerine eI atti, put tacina...
Ve duvar Bir cam gibi sarsiIdi, kiriIdi,
parçaIandi, KaranIiga kari¸ti. O ne korkunç bir
ândi! Iki ruh kayboIunca hayaIin sisIerinde, Iki
büyük ku¸ gibi.. KaranIik perde perde AraIandi
ve duvar ayan oIdu. BöImeIer ÇatIami¸,
parçaIanmi¸, zedeIenmi¸ti yer yer. SütunIari
muhte¸em, cidarIari peri¸an Yikik bir mabet
gibi uIu yamaçIarindan Girdap görünüyordu.
MS
RuhIar geçtikten sonra Bir
hayIi degi¸mi¸ti önümdeki manzara.. Sur'u
parçaIami¸ti iki kanat darbesi, VarIigi
kucakIayan o hayaI mucizesi O dört ba¸i
mâmur sur, sinesinde, kaderin SonsuzIa
kayna¸tigi; en eski devirIerin ÇagimizIa
yanyana otag kurdugu duvar, Bagrinda
asirIarin, teIti¸ gören orduIar Gibi, hep bir
agizdan: "Burdayiz" dedikIeri TekmiI
mevcutIanyIa nöbet bekIedikIeri O hisar
yoktur artik ortada. O kit'anin Yerinde
adacikIar beIirmi¸, o cihanin Sinesinde
mezarIar yükseImi¸ti: SütunIar HâIâ
heybetIiydiIer, hâIâ ayaktaydiIar, Ama üstIeri
bo¸tu.. AsirIar darmadaginik, AsirIar parça
parça uzaniyordu artik. Hepsi de yaraIiydi,
sakatti, peri¸andi.. GöIgeIer bir batakIik,
göIgeIer bir ummandi, YikiIan asirIari
kucakIami¸ti gece, SisIerIe sarma¸ doIa¸,
buIutIarIa içice, Bir rüyanin peri¸an enkaziydi
bu mah¸er, Viran, uçsuz bucaksiz bir
köprüydü.. KemerIer Birer birer çökmü¸tü.
Nerdeyse uçuruma Kari¸acakti.. Yahut
muazzam bir donanma Bozguna ugrami¸ da
batiyordu.. Firtina, ZirveIeri doIa¸an o
kekeme, boyuna Ayni söze ba¸Iar da bitiremez,
bocaIar; O kesik, o karanIik, o garip cümIe
kadar Müphemdi, peri¸andi, bir acaipu bu sut.
YaIniz geIecek günIer, soIuk bir Iecrin mahmur
PiriItisi içinde daI daI ve çiçek çiçek
AçiIiyor, buIutIar arasindan geçerek Bir
yiIdiz gibi magrur yükseIiyordu, insan
YiIdirim görmüyordu ama, o ihti¸amdan
Tanrinin varIigini seziyordu.
* * *
O kaypak,
O Io¸ piriItiIari yer yer ve yaprak yaprak
Aksettiren: âtiyi, maziyIe aydinIatan Bu kitap o
esrarIi, o karanIik rüyadan, O canIi heyuIadan
dogdu. Fevzâ, kaIamda misra misra
biIIurIa¸irken, Dogum sanciIariyIa kivranirken
¸uurum Ba¸ucumda bir hayaI beIirdi*, vakur,
magmum, Tarihin hem¸iresi eIsaneydi bu..
Sonra O gitti tarih geIdi... Ikisi de sirayIa Bir
¸eyIer karaIadi, önümdeki deItere... Maziden,
uçurumdan, karanIiktan esere IntikaI eden
nedir? SoIuk birtakim izIer.. Hakk'in iradesiyIe
IirtinaIi denizIer Gibi co¸up kabaran
devrimIerin yankisi, ZeIzeIeden sonraki o enkaz
yigintisi, IstikbaIin buIanik IecriyIe piriIdayan
MoIozIar,. InsanIarin kirik dökük, peri¸an
YapiIan.. Bagrinda karanIikIar barinan ÇagIarin
harabesi.. Ve gökte zaman zaman YiIdizIa¸an
bir Iikir... Korkunç bir saIhane bu, ÖIümün
barindigi ugursuz kâ¸ane bu. DuvarIarini kader
örmü¸ 5u viranenin, Ama saçakIarinda bazen
¸uh bir güvercin, Bazen de bir i¸ik var.. O ku¸un
adi: Ümit
O yiIdizin: Hürriyet. Ve sonra vakit vakit Igrenç
ta¸ yiginIari arasinda sürünen IIritIer, ejderhaIar
e sisIere bürünen Hudutsuz, hâiIevî bir enkaz
siIsiIesi.. Kadim BâbiI'in tüyIer ürperten bakiyesi
Peri¸an kuIesidir bu kitap varIikIarin, Haynn,
¸errin, matemin ve IedakârIikIarin Hazin
abidesidir.. UIukIara hükmeden O yaIçin, o
serazat, o magrur siIsiIeden Bugün ne kaIdi?
Daginik, kirik dökük, derbeder, KaranIik
vadiIerde serapIa¸an ¸ekiIIer, Çirkin yiginIar,
garip bir harabe azmam; Be¸erin yavuz, sonsuz,
peri¸an, dasitani.
(Guernasay, Nisan 1857)
10
CemiI Meric'in tercüme iIe iIgiIi bazi yaziIan için bkz. Bu ÜIke, "Tercüme*,
IIeti¸im Yayinlan. 7. baski. Kasim 1992, s. 117 vd., Kirk Ambar. "Goethe ve
Tercüme", Ûtüken YayinIan, 1980, s. 457 vd., IsiIe Dogudan GeIir, "IsIâm'da
Tercüme", Pinar yayinIari, IstanbuI 1984, s. 220 v.d. Ayrica CemiI Meriç'
in 1941'den itibaren, dönemin çe¸itIi dergiIerinde yayimIanan yaziIarinin
büyük
çogunIugu tercüme tenkitIeridir.
349

You're Reading a Free Preview

İndirme
scribd
/*********** DO NOT ALTER ANYTHING BELOW THIS LINE ! ************/ var s_code=s.t();if(s_code)document.write(s_code)//-->