P. 1
14 Muze Calismalari Ve Kurtarma Kazilari Sempozyumu

14 Muze Calismalari Ve Kurtarma Kazilari Sempozyumu

|Views: 75|Likes:

More info:

Published by: Demokratik Türkiye on Jan 14, 2012
Telif Hakkı:Attribution Non-commercial

Availability:

Read on Scribd mobile: iPhone, iPad and Android.
download as PDF, TXT or read online from Scribd
See more
See less

01/14/2012

pdf

text

original

14.

MÜZE ÇALIŞMALARI VE KURTARMA KAZILARI SEMPOZYUMU
30 Nisan-2 Mayıs 2004 ÜRGÜP/NEVŞEHİR

T.C. KÜLTÜR ve TURİZM BAKANLIĞI
Kültür Varlıkları ve Müzeler Genel Müdürlüğü

T.C. KÜLTÜR VE TURİZM BAKANLIĞI YAYINLARI
Yayın No: 3031 Kültür Varlıkları ve Müzeler Genel Müdürlüğü Yayın No: 110

YAYINA HAZIRLAYANLAR Koray OLŞEN Dr. Fahriye BAYRAM Dr. Adil ÖZME

DİZGİ: Meryem UYANIKER

ISBN: 975-17-3155-0 ISSN: 1300-5626

Kapak Düzeni: Ozan Sağdıç Kapak Motifi: “Y” ve “kaz ayağı” gibi isimlerle anılan motifin kökeni Karahanlılar ve onların çağdaşı Büyük Selçuklu Dönemine kadar inmektedir. Anadolu’da en güzel örneği Erzurum Çifte Minareli Medrese’deki taş sütun üzerinde, değişik bir uygulaması da Sivas Buruciye Medresesi’nde görülmektedir. Çini-mozaik mihraplarda da bu motife rastlanmaktadır. Not: Bildiriler, sahiplerinden geldiği şekliyle ve sunuş sırasına göre yayınlanmıştır.

KÜLTÜR VE TURİZM BAKANLIĞI DÖSİMM BASIMEVİ ANKARA-2005

İÇİNDEKİLER
İsmail KARAMUT Selinus Antik Kenti ve Traianus’un Kenotaphı ................................................. 1 Seher TÜRKMEN, Akif GAFFAROĞLU Antiokheia ad Cragum Mozaikli Alan Kazısı .................................................. 7 Salim YILMAZ, Cevdet SEVİNÇ Seydiler Tümülüsü Kazısı .............................................................................. 15 Hasan ŞAHİN Erdek, Karşıyaka Beldesi Bizans Kilisesi Kurtarma Kazısı .......................... 27 Elmas KAYA, Tülin TAN Kyzikos Antik Kenti Metroon Kurtarma Kazısı ............................................ 45 Mehmet YILMAZ Kurtuluş Beldesi (Briula Nekropolü) Kurtarma Kazısı ................................... 55 Hamza GÜLLÜCE, Ahmet BEYAZLAR Gaziantep Kalesi 2003 Yılı Kazısı ................................................................. 63 Hikmet DENİZLİ, Soner ATEŞOĞULLARI, İzzet ESEN Ankara Roma Hamamı 2002 Yılı Kurtarma Kazısı ....................................... 75 Asuman ALPAGUT, F. Gülay ASLAN Ankara Roma Hamamı Kazısından Çıkarılan (2002) İskeletlerin Paleoantropolojik İncelemesi ...................................................... 89 Azize YENER, Nuray MALKOÇ Kaleiçi, 148 Ada, 15 Parselde Yapılan Sondaj Kazısı .................................... 101 Emin YENER Alabanda Antik Kenti Kazı, Temizlik ve Çevre Düzenleme Çalışmaları .................................................................................................... 109 Emin YENER Aydın Müzesi Onarım ve Teşhir-Tanzim Çalışmaları .................................... 117 H. Ali EKİNCİ 2004 Yılı, Gölhisar, Yusufça Erken Bizans Dönemine Ait Kilise Kurtarma Kazısı .................................................................................. 125 Emin YENER Yörük Ali Efe Evi Müzesi Teşhir ve Tanzimi ............................................... 133

Ünal DEMİRER, İlhan GÜCEREN, Mustafa DEMİREL Pisidia Antiokheiası 2003 Yılı Çalışmaları ................................................... 141 Jale DEDEOĞLU Aksu Zindan Mağarası Kutsal Alanı ............................................................. 153 İ. Akan ATİLA, Aynur TOSUN Antalya Müzesi Teşhir-Tanzim Çalışmaları .................................................. 167 Mehmet ÖNAL Belkıs/Zeugma 2003 Yılı Kazı Çalışmaları ................................................... 179 Revza OZİL Nevşehir İli, Göreme Elmalı Kilise Duvar Resimlerinde Koruma Onarım (2003) ................................................................................ 195 Güldem POLAT Avşa Adası’ndaki Hagios Georgios Manastırı .............................................. 205 Nurettin ÖZKAN Konya-Meram-Gökyurt Köyü, Kilistra Antik Kenti Koruma ve Onarım Çalışmaları (2002-2003) .............................................. 217 Şahin YILDIRIM Makedonya Kulesi Kurtama Kazısı 2002 .................................................... 233 Şahin YILDIRIM Makedonya Kulesi Kurtarma Kazısı 2003 ................................................... 243 Şahin YILDIRIM Hıdırlık Tabyası Kurtarma Kazısı 2003 .......................................................... 251 Zülküf YILMAZ, Ahmet SİPAHİOĞLU Vize (Bizye) Antik Tiyatrosu 2003 Yılı Temizlik ve Temizliğe Yönelik Kazı Çalışmaları ........................................ 259 Mevlüt ÜYÜMEZ Afyon İli, Sultandağı İlçesi, Sahipata (İshaklı) Kervansarayı, Sondaj Kazısı ................................................................................................ 271 Ülkü İZMİRLİGİL Side Tiyatrosu ve Çevresinde Kazı, Koruma, Onarım Çalışmaları (2003) ............................................................. 281

SELİNUS ANTİK KENTİ VE TRAİANUS’UN KENOTAPHI

‹smail KARAMUT*

Selinus antik kenti, Gazipaşa ilçe sınırları içerisinde ve Hacı Musa Çayı’nın (Selinus Potamus) denize döküldüğü yerde, denize dirsek gibi uzanan bir tepenin üzerinde ve yamacına kurulmuştur (Resim: 1). Antik Dönemde Dağlık Kilikya’nın önemli ticaret limanlarından olan ve tarih sahnesine Pirundu Krallığı’nın batı sınırı olarak geçen, İ.Ö. 557-56’da Sallune olarak adlandırılan Selinus; Helenistik, Roma, Bizans ve Selçuklu dönemlerinde iskân görmüştür. Bugün için görülebilen akropol, agora, büyük ve küçük hamamlar, anıtsal mezar yapılarının yer aldığı nekropol, odeon, su kemerleri, kilise ve Şekerhane Köşkü kentin önemli yapılarındandır (Plân: 1). Roma İmparatoru Traianus’un (İ.S. 97-117) Part seferinden Roma’ya dönerken 117 yılı Ağustos ayında bu kentte hastalanarak ölmesi ve küllerinin Roma’ya götürülmesi, Romalılar’ın bu kente olan ilgisini artırmıştır1. Daha sonra Selinus kent sikkelerinde kentin isminin "Traiano Selino" olarak değiştirildiğini görmekteyiz. Yine sikkelerin arka yüzünde dört sütunlu tapınak içinde Zeus gibi betimlenmiş imparator tasviri yer almaktadır (Resim: 2). Bu bilgiler ışığında kentte, İmparator Traianus adına bir tapınak veya kenotaph olması gerektiği düşüncesi oluşmuştur. 19. yüzyıl başlarında Selinus’u ziyaret eden Francis Beaufort kentin merkezinde kare plânlı bir yapıdan bahsederek bu yapının Roma İmparatoru Traianus adına yapılan kenotaph olabileceğini belirten ilk araştırmacıdır2. Beaufort’un bahsettiği yapı, kentin düzlük alanında bulunan ve halk arasında “Şekerhane Köşkü” olarak isimlendirilen yapıdır. Bu anıtsal yapı kimi araştırmacılara göre orijinal Selçuklu köşkü, kimine göre kenotaph olarak tanımlanmaktadır. Alanya Müzesi olarak bu yapıda kazı çalışması yapmakla anıtsal yapının fonksiyonunu ortaya çıkarmak ve bu tartışmalara son vermek özellikle de Roma imparatoruna ait bir kenotaphın varlığını kanıtlayarak çok önemli bir bilimsel sonuç elde edebilmek hedeflenmiştir. Ayrıca halk arasında söylence olarak günümüze kadar gelen "kral mezarı" tanımlaması ile sürekli kaçakçıların boy hedefi haline gelmesi, bizleri bu yapıda çalışma yapmaya yönelten bir diğer önemli nedendir. Yapının fonksiyonunu belirlemek ve yapıya zarar veren dolgu toprağın ve bitkilerin temizlenmesi için alınan izin gereği 06/10/2003-17/10/2003 tarihlerinde, müdürlüğümüz tarafından 10 işçi ile toplam 10 iş günü kurtarma kazısı ve çevre düzenleme çalışması yapılmıştır (Resim: 3). Yapının iki evreli olduğu, iki farklı dönemde kullanıldığı ilk bakışta anlaşılmaktadır. Birinci dönemdeki yapının, sonraki dönemde dört tarafının gömlek gibi ikinci bir duvarla çevrildiği çok açık bir biçimde görülmektedir. Bu nedenledir ki, Selinus’u ziyaret eden seyyah ve bilim adamları yapının işlevi konusunda farklı yorumlarda bulunmuş* 1 2 Dr. İsmail KARAMUT, Müze Müdürü-Alanya/TÜRKİYE O. Akşit, Roma ‹mparatorluk Tarihi, İstanbul Üniversitesi, Ed. Fak. Yayınları, İstanbul, 1976, s. 190; Cass Dio:Bellicossimus Princess Anette Münnerich-Asmus Trajan Mainz 2002. F. Beaufort, Karamania, R. Hunter, 1818, s.188-189.

1

lardır. Bazıları imparatora ait kenotaph yapısı olduğunu söylerken, bazıları da Selçuklu öğelerinin fazlalığından, yapının Selçuklu hanı olabileceğini savunmuşlardır3. Kazı çalışmalarımıza başlamadan önce dahi karşımızda iki farklı dönemde kullanılmış bir yapı kalıntısı ile karşı karşıya olduğumuz eldeki verilerle anlaşılmakta idi. Yapının ikinci kullanımının Selçuklu Dönemi özellikleri gösterdiğini ve köşk olarak kullanıldığını söyleyebilecek durumdayız. Birinci yapıyı kuşatan ikinci kullanımda devşirme malzemenin bol olarak kullanılması, giriş kapısının solundaki eyvanın Ortaçağ mimarîsine ait bir unsur olması, ele geçirilen çini parçalarının Selçuklu Dönemi özellikleri göstermesi ve de en önemlisi giriş kapısı duvarlarındaki kırmızı zikzak motifleri yapının ikinci kullanımının Selçuklu Dönemi olduğunu apaçık kanıtlamaktadır (Resim: 4). Bizim de araştırma konumuzun özü, birinci özgün kullanımın ne olduğudur. Amacımız bu sorunun yanıtını vermeye yöneliktir. Kazı çalışmalarına yapının üstündeki dolgu toprağın temizlenmesi ile başlanmıştır. Buranın kazısı sonucu toprak örtünün bir bölümü temizlendiğinde karşımıza çıkan mimarî buluntular ve taban döşemi birinci kullanımın Roma yapısının üst kat plânını açığa çıkarmış, yapının yorumlanmasına yönelik önemli ipuçlarını ortaya koymuştur (Plân: 2)4. Temizlik sonrası ortaya çıkan döşeme ve yaklaşık kare plânlı bir odanın temellerine ait köşeli blok taşlar, yapının iki katlı olduğunu ve üst katta kare plânlı bir odanın (naos) varlığını gösteren önemli ipuçlarıdır. Çalışmalarımızın devamı sonunda üst katın pronaos ve naos bölümlerinden oluştuğu görülmüştür. Naos bölümünden kuzeye doğru bir basamakla pronaos bölümüne geçilmektedir. Bu geçişin sağında ve solunda iki sütunun yer aldığı kalan izlerden anlaşılmaktadır. Ayrıca naos tabanının mermer döşeme ile kaplı olduğu ve yer yer onarım gördüğü tespit edilmiştir. Bu odanın kuzeybatı köşesinde yer alan merdiven açıklığı da temizlenmiş olup merdivenin alt kata 16 basamakla ulaştığı anlaşılmıştır. Yapının güney duvarında yer alan silmeli büyük blok taşın ise Roma Dönemi yapısının ikinci katına geçişte kullanıldığı ve in situ olduğu görülmüştür. Bu verilere göre yapının dışını kaplayan ve çok sayıda devşirme malzeme kullanıldığı dış duvarının, sonraki dönemde yapıldığı kesin olarak anlaşılmıştır. Üst katın kazısı sırasında çok sayıda mermer mimarî parça ve insan betimli mermer kabartma parçaları ele geçirilmiştir (Resim: 5). Yapının önünde, batı ve doğu cephelerinde de kazı çalışmaları yapılmıştır. Bunun sonucunda; yapının, batı ve doğu duvarı boyunca yaklaşık üç metre genişliğinde harçlı bir zeminle çevrelendiği saptanmıştır. Zeminin yapımında yer yer doğal kayadan da faydalanılmıştır. Yapının içinde de çalışmalar yapılmıştır. Burada iç içe iki oda yer almaktadır. Odalar yaklaşık kare plânlıdır. İkinci odada havalandırma delikleri, arkasol, seki ve üst kata çıkan merdiven bulunmaktadır. Odaların tabanında sonradan yapıldığını düşündüğümüz harçlı bir zemin görülmektedir. İkinci odanın güney duvarı boyunca uzanan sekinin önünde ve batı duvarında yer alan arkasolün önünde iki sondaj çukuru açılmıştır. Sondaj için seçilen alanlar daha önce kaçakçılar tarafından kazılmış alanlardır. Birinci sondaj çukuru, sekinin önündeki çukur olup 210x310 cm. ölçülerindedir. Burada -185 cm. derinliğe ulaşılmıştır. -160 cm.de çukurun doğu duvarında dikdörtgen plân veren bir taş sırası tespit edilmiştir. Ortaya çıkan taş sırası bu yapı öncesi evreye ait olmalıdır. İkinci sondaj çukurunda 150 cm. derinleşilmiştir. Dolgu toprağın içinde çok sayıda kiremit parçası bulunmuştur. Ayrıca aynı mekânın zemin temizliği sırasında (oda kapısının hemen solunda) Selçuklu Dönemine ait turkuaz ve siyah sırlı haç kollu çini parçaları ile üzerinde kuş betimli çini parçaları bulunmuştur (Resim: 6, 7). Eldeki verilere göre Roma Dönemi kullanımı olduğunu kabul ettiğimiz içteki yapının iki odalı bir plân içermesi, Dağlık Kilikya bölgesinin Syedra, İotape, Antiokheia ad Cragum gibi antik kentlerinde karşılaştığımız hereon tipi mezar plânları ile benzeşmekte ve yapının bölge mezar mimarîsi ör3 4 R. Heberdey-A. Wilhelm, Reisen in Kilikien, Wien, 1896, s.150-151. Bu çalışmanın kazısı, plân, çizim ve ölçümleri meslektaşlarım Alanya Müzesi uzmanları Arkeolog Seher Türkmen, Gülcan Demir ve Akif Gaffaroğlu tarafından gerçekleştirilmiştir. Çalışmalarımda beni yalnız bırakmayan meslektaşlarıma katkılarından dolayı teşekkür ederim.

2

nek alınarak yapıldığını göstermektedir. Odaların penceresiz oluşu günlük kullanıma açık bir yapı olmadığının, ruhanî kullanıma daha uygun olabileceğinin, dolayısıyla, kenotaph olabileceğinin önemli bir kanıtıdır. Yapının temenos duvarı ile çevrilmiş oluşu kentteki diğer yapılar ile kıyaslandığında daha önemli olduğunu, kutsal bir amaç için yapılmış olabileceğini göstermektedir. Kullanılan malzemenin kaliteli ve renkli mermerden oluşu yapıya verilen önemin diğer bir kanıtıdır. Çünkü Dağlık Kilikya bölgesinde mermer ocaklarının az oluşu, bölgede mermer malzemenin önemini artırmış, yalnız önemli yapılarda kullanılagelmiştir. Elbetteki Selinus halkı da kentlerinde ölen bir imparator adına yapılan anıtsal yapıda, tanrısallığa koşut kaliteli mermer kullanmalıydılar. Özetle, Roma Dönemi yapısının en az iki katlı olduğu, üstte ortaya çıkan kareye yakın plânlı, tabanı mermer döşemeli bir oda (naos) ile alt katla bağlantı kuran merdivenin varlığından anlaşılmaktadır. Bu durumda, ikinci katın işlevi neydi ve mimarî elemanları nerededir? Mimarî elemanların Selçuklu köşkü yapılırken kullandığı, dış duvarlardaki düzgün kesilmiş mermer bloklardan ve acanthus yapraklı plaster Korinth başlığından anlaşılmaktadır. Ayrıca üst katta bulunan mimarî parçalar, yivli sütun parçaları, özellikle de Roma Dönemi özellikleri gösteren askerî giyimli üç adet kabartma, üst kat elemanları hakkında en önemli ipuçlarıdır. Devşirme malzeme kullanmayı seven Selçuklu, elinin altındaki Roma yapısının üst kat malzemelerini kullanmayı yeğlemiştir. Bu durumda Roma üst yapısı Korinth başlıklı, yivli sütunları olan, Attik- İon toichobat profil veren bir podyum üzerinde oturuyordu. Eldeki kabartmalardan da kenotaphın çevresinin mitolojik sahneli kabartmalarla süslü olması gerektiği akla gelmektedir. Bütün bu veriler bizi Selinus’ta, Roma Dönemi özellikleri gösteren iki katlı anıtsal bir kenotaph mezarın varlığına doğru götürmektedir. Anıtsal yapının naosu olarak kabul edebileceğimiz üst kat odasının güneyindeki taban döşemelerinin söküldüğü kalan izlerden bellidir. Belki de imparator yontusu burada duruyor idi. Daha sonra yontu kaldırılırken taban bağlantısı kenetlerle birlikte sökülmüş olmalıdır. Bilindiği gibi Roma geleneğinde imparatorlar da tanrılar kadar saygı görüyordu. Bir kişinin ölümünden sonra tanrılaştırılarak tanrılara katılması anlamına gelen "apotheosis" Helenistik Dönemde yaygınlaşmaya başlamıştır. Roma’da ilk kez Caesar, "Divus lulius" adı altında tanrı ilân edilmiştir. Bu bağlamda Roma’da ve eyaletlerde, imparatorlar adına tapınak-kenotaph gibi, onlara tanrılar gibi saygınlık veren anıtsal nitelikte kutsal yapılar yapılmıştır. Anadolu’da bu tür uygulamanın bir örneği, Limyra’da ölen Augustus’un torunu Gaius Caesar adına yapılmış kenotaph ile karşımıza çıkmaktadır. Seferden dönerken felç olup Selinus’ta ölen İmparator Traianus için mutlaka anıtsal bir yapı inşa edilmiş olmalıdır. Önemli ve sevilen bir imparatorun ölümünden sonra gelenekler doğrultusunda adına bir kenotaph inşa edilmesi, tanrılaştırılması çok doğal olmalı. Üstelik kentin adı imparatorun ölümünden sonra değiştirilerek "Traianopolis" olarak anılmaya başlanmıştır. Alexander Severus Döneminde (İ.S. 222-235) basılan Selinus sikkeleri üzerinde de prostilos tipi bir tapınak ve kült heykeli olarak Traianus’un görülmesi burada bir anıtsal yapının varlığını kanıtlamaktadır. Ayrıca Decius’un karısı Herennia Etruscilla (İ.S. 249-251) adına basılmış bir sikkenin arka yüzünde "Tanrısal Traianus’a ait tapınak" yazılıdır. Dört sütunlu stilize Traianus Tapınağı ve içerisinde imparator tahta oturmaktadır. Zeus’a benzer şekilde, elinde şimşek demeti ve mızrakla betimlenmiştir5. Elimizdeki veriler sikkelerde betimlenen anıtsal yapının Traianus adına yaptırılan kenotaph olması gerektiği yönündedir. Selçuklular anıtsal bir Roma yapısını köşk olarak yeniden kullanırken olasılıkla yapının görkeminden ve kutsallığından etkilenmiş olmalıdır (Resim: 8, 9). Çalışmalarımıza konu olan anıtsal yapının bu kentte ölen Traianus adına yapılmış, onu tanrılaştıran kenotaph olduğu, tahtta oturan imparator tasvirli sikkelerde betimlenen prostilos tipindeki dört sütunlu yapının da bu kenotaphın ikinci katı olması gerektiği, sonuç olarak söylenebilir.
5 M. Karola-J .Nolle; Götter-Staedte-Feste Kleinasiatische Münzen der Römischen Kaiserzeit, Ausstellung von 22 Juli bis 30 Oktober, 1994 in der Staatlichen Münzsammlung München (1994) Nr.109.

3

Plân 1: Kent plânı, 1-kenotaph (şekerhane), 2-odeon, 3-hamam, 4-su kemeri, 5-agora, 6-surlar

Plân 2: Üst kat plânı

4

Resim 1: Selinus, genel görünüm

Resim 2: Selinus kent sikkesi

Resim 3: Üst kat çalışması

Resim 4: Ön cephe, eyvan ve kapı

5

Resim 5: Kabartma parçası

Resim 6: Tümlenebilen çiniler

Resim 7: Kuş betimli çini parçası

Resim 8: Genel görünüm

Resim 9: Üst kat genel görünüm

6

ANTIOKHEIA AD CRAGUM MOZAİKLİ ALAN KAZISI

Seher TÜRKMEN* Akif GAFFARO⁄LU

Αντιοχεια επι Κραγω, Αντιοχον πολισ, Αντιοχεια µικρα, Antiochia parva, Antiochet, Antiozeta, Andawsc, Andusig, 1920’li yıllarda Endişegüney, 1960 yılından sonra ise Güneyköy isimleri ile kayıtlara geçmiş olan antik kent Gazipaşa İlçesi sınırlarında olup Alanya'ya uzaklığı yaklaşık 60 km.dir (Harita). Antik dönemde Lamotis bölgesi içerisinde yer aldığı bilinen kent bir diğer Dağlık Kilikya kenti İotape gibi Kommagene Kralı 4. Antiochos (İ. S. 38-72) tarafından kurulmuştur. Bundan öncesine ait bir bilgi henüz bulunmamaktadır. 3. yüzyılın başlarında Kragos isimli bir tepenin ismi kayıtlarda geçmektedir ki bu, kentin üzerinde bulunduğu tepenin ismi olmalıdır. 5. yüzyılda Hierocles te Antiokheia, metropolisi Seleukeia olan İsauria kentleri arasında sayılmaktadır. Bu eyaletin kenti olarak önce Antiokheia patrikliğine, 7. yüzyıldan sonra ise Konstantinopolis patrikliğine bağlanmıştır. 462 yılında kentte büyük bir deprem olmuştur. Selinuslu Longinus, İmparator Anastasios’un emri ile Antiokheia’yı ele geçirmiş ancak buradan İsaurialılar’ın ayaklanmasını desteklemiştir. Longinus daha sonra 498 yılında Antiokheia'da yakalanmış ve Konstantinopolis'e götürülmüştür. Konstantin Porphyrogennetos Antiokheia Mikra’yı, Kibyraioton temasına bağlı şehirler arasında sayar, aynı zamanda burasının deniz filosu destek noktası olduğunu söyler. Hatta bunun için 949 yılında filo Girit seferi için toplandığında, İsauriya sahilinde nöbetçilik görevi için 2 gemi Antiokheia’da bırakılmıştır (Resim: 1). 12. yüzyıldaki denizcilik haritalarında kentten küçük Antiokheia olarak bahsedilir. Örneğin 12. yüzyılda Saewulf, 1107’de Rus manastır başpapazı Daniel, 1126’da Apulya'lı 2. Bohemund, 1191 yılında Fransa Kralı 2. Philip tarafından kent ziyaret edilmiş, 1225 yılında ise M. Ertokuş tarafından zapt edilmiştir. Nohut Yeri Mahallesi olarak bilinen mevkide yer alan antik kent geniş bir alana yayılmıştır. Roma Dönemine ait kalıntılar doğudaki tepede, merkez agora (40x60 m.) ve 12.10 m. genişliği, 166 m. uzunluğu olan sütunlu cadde çevresinde toplanmıştır. Sütunlu cadde anıtsal bir tak ile son bulur. Sütunlu caddenin iki tarafında dükkânlar yer alır. Sütunlar granitten olup arşitravlar 3. yüzyıla tarihlenebilir. Doğudaki en yüksek noktada Korinth düzeninde bir tapınak, agora içerisinde stylobat seviyesinde kalabilmiş ikinci bir tapınak, iki adet hamam, iki tane üç nefli Erken Bizans Dönemi kilisesi ve sütunlu caddenin kuzey bitiminde yer alan trikonchos kentin en belirgin yapılarındandır. Yerleşimin doğu tarafında ise küçük bir Ortaçağ kilisesi vardır. Batıdan doğuya doğru bir yay çizildiğinde ise Roma Dönemi nekropolü ve sivil yerleşim alanı görülebilir. Denize doğru çıkıntı yapan Roma Dönemi yerleşimine yaklaşık 1 km. uzaklıktaki tepenin üzerinde ise Ortaçağ yerleşimi görülebilir. Etrafı surlarla çevrili olan bu kalenin duvar* Seher TÜRKMEN, Arkeolog, Alanya Müze Müdürlüğü-Alanya/TÜRKİYE Akif GAFFAROĞLU, Arkeolog, Alanya Müze Müdürlüğü-Alanya/TÜRKİYE

7

larında yer yer Roma Dönemine ait devşirme malzeme kullanılmıştır. Bu kalenin içerisinde ve yakınındaki tepe üzerinde küçük küçük beş adet kilise görülebilir (Resim: 2). Günümüz yerleşimi ise antik kent içerisinde dağınık olarak geniş bir alanda yer almakta olup bölge, 1. ve 3. Derece Arkeolojik Sit Alanı olarak tescil edilmiştir. 2001 yılında N. Rauh başkanlığında yapılan yüzey araştırmasında mozaiğin bir kısmının açıkta olduğu belirlenip müzemize bildirilmiştir. Genel Müdürlüğümüzün ilgi izni ile 24-26.09.2002 tarihlerinde kurtarma kazısı çalışması tarafımızca yapılmıştır (Resim: 3, 4). Kazısı gerçekleştirilen mozaikli alan yukarıda bahsedilen Roma Dönemi kent yerleşimine ait kalıntıların yoğun olduğu bölgede, sütunlu cadde ile agora arasında yer alan hamam binasının hemen önündedir. Toprak yüzeyine çok yakın olması ve burada iki yıl öncesine kadar tarım yapılmış olması nedeniyle mozaiğin küçük bir kısmı açığa çıkmış durumdaydı. Toprak altında 10-30 cm. arasında değişen derinlikte yer alan mozaiğin 12.50x8.00 m.lik kısmı açığa çıkarılmıştır. Kuzey-güney doğrultusunda yer alan kazı alanının batı tarafında daha çok oval bir plâna sahip olan, kesme blok taşlarla yapılmış bir havuz ve bu havuzun önünde yer alan beş adet sütun kaidesi ve bu kaidelerin üst yüzeyi ile aynı seviyede döşenmiş olan mozaikli alan bulunmaktadır. Havuza ve sütun kaidelerine göre simetri sağlanarak döşenmiş mozaik panolara bölünmüştür. Kaidelerin önünde dört ve havuzun güneyinde bir olmak üzere toplam beş pano açığa çıkarılmıştır (Plân). Desenler ortalama 1.5-2. cm. boyutlarındaki beyaz, gri, sarı, kırmızı renkli taş ve pişmiş toprak tesseralar ile oluşturulmuştur (Çizim: 1-4). Mozaikli alanın doğusunda kuzey-güney yönünde moloz taş ve harç kullanılarak örülmüş bir duvar ve duvarın doğu bitişinde kullanılmak aşınmış olduğu görülen ve büyük plâka taşlardan oluşan taş döşeme tespit edilmiştir. Yapılan çalışmalar sonucunda yer yer bozulmuş olmasına rağmen, oldukça sağlam kalabilmiş olan mozaiğin, kuzey ve güney yönlere doğru aynı şekilde devam ettiği ve geniş bir alanı kapsadığı söylenebilir. Havuzun iç kısmında küçük bir alanda zemin yoklaması amacıyla derine inilmiş ve yaklaşık 95 cm. derinlikte taş döşeli havuz zeminine ulaşılmıştır. Mermer blok taşlarla yapılan havuzun mevcut üst seviyesi mozaik yüzeyinden 10 cm. daha yüksektir ve havuz duvarının dış kısmına moloz taşlarla ince bir duvar örülmüştür. Havuzun doğu tarafında güney-kuzey yönünde eşit aralıklarla sıralanan kare mermer bloklarının sütun kaidesi olduğu, havuzla aynı döneme ait olan bu mimarîye göre mozaiğin daha sonraki bir zamanda yeniden yapıldığı anlaşılmıştır. Açılan alan içerisinde ortaya çıkarılan su sistemine ait iki rogarın kesitlerinde, alt seviyede eski mozaiğe ait harç tabakası da, bunu doğrulamaktadır. Yukarıda bahsedilen iki adet rogar, mozaiğin kuzeyden ikinci panosunun ortasında ve havuzun güney kenarındadır. Bunların birbirleriyle olan bağlantısı havuz kenarından geçen ve mozaiğin bir kısmını kesen, derinliği 10 cm., genişliği de 10 cm. olan sonradan oluşturulmuş yüzeysel bir kanalla sağlanmaktadır. Ayrıca ortada yer alan rogarın içi temizlenmiş ve bunun zeminine yakın bir yer doğuya uzanan bir kanal açıklığı görülmüştür. Çalışmalar boyunca az miktarda buluntu ele geçirilmiştir (Resim: 5). Bunlar havuzun içerisinde bulunan iki parça halinde bir kandile ait parçalar ile Geç Roma Dönemine tarihlenebilecek seramik (amfora ve günlük kullanım kapları) parçaları ve bir Korinth sütun başlığına ait olan mermer parçadır. Buluntular ve mimarîye bakılarak havuz ve kaidelerin M. S. 3. yüzyıl ve daha sonraki kullanımların ise Geç Roma Dönemine kadar uzadığı anlaşılmaktadır. Mozaiğin gerek ölçüleri ve desenleri gerekse Anemurium’daki benzer örnekleri göz önüne alınarak İ. S. 4. yüzyıla ait olduğu söylenebilir. Yukarıda sözü edilen çalışmalar ödenek yetersizliği ve geniş alana yayılan mozaiğin koruma güçlükleri göz önüne alınarak 3 gün ile sınırlandırılmış; geçici koruma önlemi olarak mozaiğin kenarları ve kırık bölümleri kireç ve kumdan oluşan harçla sağlamlaştırılarak üzeri dere kumu ile kapatılmıştır (Resim: 6-8). Burada tarım faaliyeti durdurulmuştur. Ancak bu parsel agoranın tümünü kapsamakta ve agoranın diğer bölümlerinde de benzer şekilde yüzeyde yer yer mozaikler gö8

rülmektedir. Çok geniş bir alana yayıldığı anlaşılan mozaiklerin müzeye taşınmasının mümkün olamayacağı, yerel halk tarafından sahiplenme duygusunu geliştirmek için, buluntuları yerinde koruyarak ziyaretçilerin burada görmesinin daha uygun olacağı düşünülmektedir. Yapılacak kazı çalışmaları ile agoradaki tüm mozaiklerin açığa çıkarılması, onarılması, yerinde koruma önlemleri alınarak çevresinin sınırlandırılması ve bu alan ile antik kentin tümünün korunması için bekçi görevlendirilmesi daha uzun vadeli bir program çerçevesinde gerçekleştirilmelidir. Bu durum gerçekleştiği takdirde antik kent ile iç içe yaşayan yöre halkı eski eser korumacılığı konusunda bilinçlendirilerek antik kentin korunması daha iyi sağlanacaktır.

KAYNAKÇA G. BEAN-B. MITTFORT, Journeys in Rough Cilicia 1962-1963, 1964-1968. E. ROSENBAUM, G. HUBER, S. ONURKAN, A Survey of Coastal Cities in Western Cilicia, Ankara 1967. HİLD-HELLENKEMPER, Tabula Imperii Byzantini 5, 1990 Wien. S. ERDEMGİL-F. ÖZORAL, “Antiochia ad Cragum”, TAD. 1975 Ankara. E. ALFÖLDI-ROSENBAUM, Anamur Nekropolü 1971, Ankara.

9

Harita

Plân

10

Çizim: 1

Çizim: 2

Çizim: 3

Çizim: 4

11

Resim 1: Antiokheia ad Cragum sahili

Resim 2: Genel görünüm

Resim 3: Kazı öncesi

12

Resim: 4

Resim 5: Kandil parçası

Resim 6: Sağlamlaştırma çalışmaları

13

Resim 7: Mozaiğin kumla ötülmesi

Resim 8: Mozaiğin kumla örtülmesinden sonra

14

SEYDİLER TÜMÜLÜSÜ KAZISI

Salim YILMAZ* Cevdet SEV‹NÇ

Denizli İli, Sarayköy İlçesi, Gerali Köyü sınırları içinde yer alan Seydiler Tümülüsü’nde kaçak kazılar yapıldığının Sarayköy Jandarma Karakol Komutanlığı tarafından müze müdürlüğüne haber verilmesi üzerine, Denizli Müzesi, 2003 yılı içinde Kültür ve Turizm Bakanlığı, Kültür Varlıkları ve Müzeler Genel Müdürlüğü’nden kurtarma kazısı talebinde bulunmuştur. Kültür Varlıkları ve Müzeler Genel Müdürlüğü’nün 14.03.2003 tarih ve 04489 sayılı ruhsatları gereği Seydiler Tümülüsü kurtarma kazısı; 05.05.2003 ile18.06.2003 tarihleri arasında 44 günlük bir çalışma ile tamamlanmıştır. Çalışmalara 11 işçi ve müze müdürlüğü arkeologları Salim Yılmaz ve Cevdet Sevinç’ten oluşan ekip katılmıştır. Seydiler Tümülüsü Sarayköy’den Babadağ İlçesi’ne giden karayolu üzerinde, Sarayköy Mezarlığı’ndan ayrılan ve Acısu Köyü’ne giden stabilize yolun 1. km.sinden sonra, güneydeki Babadağ silsilesinin kuzeyindeki Sarayköy Ovası ile birleştiği tektonik tepe üzerinde yer alır. Tapuda Denizli İli, Sarayköy İlçesi, Gerali Köyü, Seyyitler mevkii, 1-2 pafta, 518 No.lu parsel üzerinde bulunmaktadır. Sarayköy Ovası’na hâkim bir tepe üzerindedir. Kaçak kazılar, tümülüsün ortasından ve dairesel 6-7 m.lik bir alanda, 8-9 m. derinliğe kadar yapılmıştır. Kaçak kazılarda düzgün yüzeyli kalker ve kumtaşı blok taşlardan yapılmış mezar odasının dağıtıldığı tespit edilmiştir. Muhtemelen istediklerini elde edemeyen define arayıcıları, mezar odasının doğusuna ve kuzeyine doğru tüneller açarak aramalarına devam etmişlerdir. Kaçakçıların ne kadar tahribat yaptıkları, ancak çalışmaların tamamlanmasından sonra anlaşılmıştır. Mezar odasının girişini bulmak, ön oda, dromos ve krepis duvarlarını ortaya çıkarmak için mezar odasının 17-18 m. doğusundan ve mezar odası ile aynı derinlikte açmalar oluşturarak kazılara başlanmıştır. 5 m2 olan ilk açmadan sonra mezar odasına doğru yeni açmalar yapılarak kazılara devam edilmiştir. Bu şekilde üç açmada yapılan kazıdan sonra mezar odasına ulaşılmıştır. Doğu yöndeki ilk açma “A” açması olarak isimlendirilmiştir. “A” açmasında yapılan kazılarda, eğimli toprak yüzeyinden 80-90 cm. derinlikte, balık sırtı şeklinde yan yana üçer karşılıklı, toplam altı adet tuğladan yapılmış mezarlara rastlanmıştır. Mezarları balık sırtı şeklinde örten tuğlalar; 3-4 cm. kalınlıkta, her kenarı 60-70 cm. genişliğinde kare ya da dikdörtgen şeklinde yapılmıştır. Herhangi bir bozulma olmayan mezarların kısa kenarları birer tuğla ile kapatılmıştır. Yan yana üç açma uygulanarak tümülüsün doğusundan mezar odasına kadar yapılan kazılardan 16 adet tuğla mezar ortaya çıkarılmıştır.
* Salim YILMAZ, Denizli Müzesi Arkeoloğu, Denizli/TÜRKİYE Cevdet SEVİNÇ, Denizli Müzesi Arkeoloğu, Denizli/TÜRKİYE

15

“A“ AÇMASI “A” açmasında yapılan kazılarda 5 tuğla mezara rastlanmıştır. Tu¤la Mezar 1: Mezarın uzunluğu 133 cm., genişliği 50 cm.dir. Dört tane tuğlası vardır. Arazinin eğimli doğal yapısı içinde yer alan kumlu toprak zamanla yağmur suları aracılığı ile sızarak mezarın tamamen toprakla dolmasına sebep olmuştur. Tuğlaların dağılıp kırılmalarını önlemek için dıştan moloz taşlarla kenarlardan desteklenmiştir. Tuğla Mezar 1’de hiçbir ölü hediyesi ve iskelet kalıntısı bulunamamıştır. Mezardaki iskeletin yağan yağmur suyu ile toprağın yapısı ve aşırı nemden eridiği düşünülmektedir. Tu¤la Mezar 2: Mezarın uzunluğu: 94 cm., genişliği: 45 cm.dir. Yine T.M. 1’deki gibi tuğlalar çatı şeklinde üstten birleştirilmiştir. Mezarın kısa yüzlerine, yani baş ve ayak uçlarına yerleştirilen dikey tuğlalar, mezar taşı işlevi görmektedir. Mezarın kısa olması çocuk mezarı olduğunu göstermektedir. Mezarın içinde ve ortasında bir tane pişmiş topraktan yapılmış boyasız tek kulplu testicik bulunmuştur. Mezarda hiçbir iskelet kalıntısına rastlanmamıştır. Tu¤la Mezar 3: Uzunluğu: 130 cm., genişliği: 45 cm.dir. Çatı şeklindeki tuğlaların kenarları büyük moloz taşlarla desteklenerek dirençleri artırılmaya çalışılmıştır. İçinde hiçbir iskelet kalıntısı ve mezar hediyesi bulunmamaktadır. Tu¤la Mezar 4: Açmanın kuzeyindeki kesitte ve açmanın dışına taşar halde ortaya çıkarılmıştır. Uzunluğu: 120 cm., genişliği: 40 cm.dir. Güneye bakan tuğlaları sağlamdır; kuzeye bakan tuğlalar tahribata uğramıştır. Bu mezarda da hiçbir iskelet ve mezar hediyesi buluntusu yoktur. Tu¤la Mezar 7: Uzunluğu: 185 cm., genişliği: 40 cm.dir. Mezar içinde bozulmuş ve topraklaşmış iskelete rastlanmıştır. İskeletin başının dış konturları, kollar ve dizlere kadar olan bacak kemikleri belirlenebilmiştir. Baş batı yöndedir. Kollar göğüs üzerinde ve karın hizasına gelecek şekilde birleştirilerek gömülmüştür. Ancak tam birleştirilmeyip yan yana konmuş şekilde durmaktadır. Sol alt kol belirgin, diğeri de çok az belirgindir. Yetişkin mezarıdır. Muhtemelen iskeletin boyu 1.20 m.dir. İskeletin bel hizasında ve kuzeye bakan bölümünde bir tane sağlam, tek kulplu testi bulunmuştur. Yine bel hizasında ve güneyinde dağılmış halde kandil parçalarına rastlanmıştır. İskeletin altında, 515 cm. çapında, moloz taşlarla düzgün bir satıh oluşturulmuştur. “B” AÇMASI Tu¤la Mezar 5: Mezarın sadece güney tarafındaki tuğlaların bir tanesi bulunmuş, diğer tuğlaların olmadığı görülmüştür. İçinden sadece ağız kenarı kırılmış bir tane testi açığa çıkarılmıştır. Başka herhangi bir buluntu ve iskelet kalıntısı yoktur. Tu¤la Mezar 6: Mezarın uzunluğu: 185 cm., genişliği: 50 cm.dir. Toplam 6 tane, üçerli karşılıklı yerleştirilmiş tuğlalardan yapılmıştır. İçinde yapılan çalışmalar sonunda konturları belirgin olmakla birlikte, toprakla kaynaşmış yetişkin bir insana ait iskelet kalıntısına rastlanmıştır. Kalça kemiği yoktur. Bacakların dizden altı eksiktir. Kollar sol el üstte, sağ el altta olmak üzere karın bölgesine karşılıklı yerleştirilmiştir. İskeletin yaklaşık uzunluğu 145 cm.dir. Sol dizin yanında ve iskeletin kuzeyinde bir tane pişmiş topraktan yapılmış tek kulplu testi bulunmuştur. Göğüs üzerinde, kaburga kemikleri ile karışmış toprak içinde M.S. IV. yüzyıla ait korozyona uğramış birkaç sikke bulunmuştur. İskeletin başı kötü korunmuştur. İskeletin dişleri üzerinde Diş Hekimi Armağan Söğütlüoğlu tarafından yapılan incelemelerde; yirmilik dişlerin var olduğu, ön alt kesici dişlerin eksik olduğu, sol alt azı dişinde çürük bulunduğu, diş etlerinde yaşlılarda olduğu gibi çekilme bulunduğu ortaya çıkmıştır. Yapılan inceleme sonucu bu mezarda yer alan iskeletin yaşlı bir kişiye ait olduğunu, diş sorunlarının olduğunu, ön alt kesici dişlerin kullanım sonucu, belki de yaşlanmadan kaynaklanan sebeplerden çıktığını söylemek mümkündür. Tu¤la Mezar 8: Dört adet tuğlası vardır. Mezarın uzunluğu: 125 cm., genişliği: 45 cm.dir. İçinde hiçbir iskelet kalıntısı ve buluntuya rastlanmamıştır. 16

Tu¤la Mezar 9: Mezarın uzunluğu: 185 cm., genişliği: 55 cm.dir. Mezarın batı kısmında kafatasına ait belli belirsiz bir kalıntıdan başka iskelete ait parçaya rastlanmamıştır. Başın sol tarafında, kuzeyinde pişmiş topraktan yapılmış tek kulplu bir testi, muhtemelen sol kolun olabileceği yerde, birbirine korozyonla birleşik iki bilezik bulunmuştur. Yine parmakta olduğu tahmin edilen korozyonlu bronz yüzük ortaya çıkarılmıştır. İskeletin göğüs kısmında birbirine yapışmış korozyonlu bakır sikkelerin yer aldığı görülmüştür. Sikkelerin göğüs üzerine bezden bir keseyle bırakıldığı düşünülmektedir. Tu¤la Mezar 10: “B” açmasının güneyinde, bir kısmı açma dışında ortaya çıkarılmıştır. Mezarın uzunluğu: 185 cm., genişliği: 58 cm.dir. Erimiş ve toprakla karışmış bir adet iskelete rastlanmıştır. Sol kolu sağ omza yakın, sol kol karın üzerine yerleştirilmiştir. Ayaklar tamamen eridiği için yoktur. Başın kuzey tarafında pişmiş topraktan yapılmış tek kulplu bir testi bulunmuştur. Göğüs üzerinde bozulmuş ve korozyonlaşmış üç tane bakır sikke ele geçirilmiştir. İskeletin muhtemel boyu 160 cm.dir. Tu¤la Mezar 11: “B” açması ile “C” açmasının güneyinde ve açmaların dışında ortaya çıkarılmıştır. Karşılıklı ikişer çift olmak üzere toplam dört adet tuğlası vardır. Doğu ucuna mezar taşına benzer, pişmiş topraktan yapılmış bir adet tuğla yerleştirilmiştir. Uzunluğu: 125 cm., genişliği: 70 cm.dir. İçinden iskelete ve herhangi bir buluntuya rastlanmamıştır. Tu¤la Mezar 14: İki adet tuğlası olan mezarın uzunluğu ve genişliği: 60 cm.dir. Doğu ucunda olan kapak tuğlası, kenarından ayrılmıştır. İçinde herhangi bir iskelet kalıntısına ve buluntuya rastlanmamıştır. “C“ AÇMASI Tu¤la Mezar 12: Mezarın uzunluğu: 170 cm., genişliği: 80 cm.dir. İçindeki iskelet eridiği için, hiçbir iskelet kalıntısına rastlanmamıştır. İçinden pişmiş topraktan yapılmış tek kulplu bir testi bulunmuştur. Mezarın doğu ucu “B” açmasına taşmaktadır. Tu¤la Mezar 13: Mezarın uzunluğu: 184 cm., genişliği: 68 cm.dir. Karşılıklı ikişer adet olmak üzere toplam altı adet tuğlası vardır. İçinde erimiş hâlde çok az kol ve bacak kemiklerine rastlanmıştır. Başının solunda ve kuzeyinde pişmiş topraktan yapılmış tek kulplu bir testi bulunmuştur. Ayrıca bir tane korozyonlu bakır sikkeye rastlanmıştır. Mezarın içinde erimiş hâlde korozyonlu çivi parçası bulunması bir başka özelliktir. Çivi parçası ahşap tabutla yapılan gömüye ait bir parça olmalıdır. Tu¤la Mezar 15: Mezarda dikkati çeken en önemli özellik ölünün, kuzeydoğu, güneybatı yönünde yerleştirilmiş olmasıdır. Dört tane tuğlası bulunmaktadır. Bunun kuzeybatısında bulunan tuğla kırılarak çökmüştür. Uzunluğu: 120 cm., genişliği: 68 cm.dir. İçinde, kırılmış durumda cam bir koku kabı bulunmuştur. Başka bir buluntu yoktur. Tuğla Mezar 16: Bu mezar, açmanın kuzey kenarında ortaya çıkarılmıştır. Uzunluğu: 170 cm., genişliği: 60 cm.dir. İskeletin başına, bacak ve kol kemiklerine ait bazı parçaların bulunduğu görülmüştür. Diğer kısımları erimiştir. Kollar, göğüs üzerinde yan yana yerleştirilmiştir. İçinde bir tane kırık, korozyonlu bronz yüzük bulunmuştur. Başka buluntuya rastlanmamıştır. GÜNEYDO⁄U AÇMASI Yapılan üç açmada da tümülüs mezara ait krepis, dromos ve ön odaya ait duvar izlerine ulaşılamaması sonucunda, Seydiler Tepesi’nin güneybatısında yeni bir açma yapılması plânlanarak çalışmalar bu kısma yönlendirilmiştir. Arazinin doğal yapısında tümülüsün tepe noktası ile farkın az olması sebebiyle çok fazla kazı yapılmadan sonuçlanacağı düşünülmüştür. Ancak burada yapılan kazılarda da diğer açmalarda olduğu gibi çok sayıda, tuğlayla örülmüş M.S. IV. yüzyıla ait halk mezarlarına rastlanmıştır. Açmada yapılan kazı 17

tamamlandığında burada da krepis, dromos ve ön odaya ait duvarlara rastlanmamıştır. Açmada 8 adet tuğla mezar ortaya çıkarılmıştır. Tu¤la Mezar 17: Tuğla mezarın uzunluğu: 205 cm., genişliği: 64 cm.dir. Altı adet tuğlası vardır. Mezarın içinde birkaç kemik parçası çıkarılmış, iskeletin diğer parçaları erimiştir. Mezarın içinde ve ortasına yakın bir yerde pişmiş topraktan yapılmış tek kulplu bir testi bulunmuştur. Ayrıca, 13 tane korozyonlu, bakırdan yapılmış Roma Dönemine ait sikkeler bulunmuştur. Tu¤la Mezar 18: Mezarın uzunluğu: 186 cm., genişliği: 56 cm.dir. Mezara ait tuğlalarda basınç sebebiyle kırıklar oluşmuştur. Mezarda iskelete rastlanmamıştır. Korozyona uğramış sekiz bakır sikke bulunmuştur. Başka herhangi bir buluntu yoktur. Tu¤la Mezar 19: Mezarın büyük bir kısmı tahribata uğramıştır. İki tuğlası kalmıştır. Uzunluğu: 69 cm., genişliği: 50 cm.dir. İçinde iskelet kalıntısı ve herhangi bir buluntuya rastlanmamıştır. Tu¤la Mezar 20: Mezarın uzunluğu: 184 cm., genişliği: 60 cm.dir. İçinde hiçbir iskelet ve buluntuya rastlanmamıştır. Tu¤la Mezar 21: Mezarın uzunluğu: 135 cm., genişliği: 59 cm.dir. Dört tane tuğlası vardır. İçinde hiçbir iskelet kalıntısına ve buluntuya rastlanmamıştır. Tu¤la Mezar 22: Mezarın uzunluğu 125 cm., genişliği: 58 cm.dir. Açmanın kuzeyinde ve kesitte bulunmuştur. İçinden korozyona uğramış bakır sikkeler ve pişmiş topraktan yapılmış tek kulplu bir testi bulunmuştur. Tu¤la Mezar 23: Mezarın uzunluğu 190 cm., genişliği 60 cm.dir. İçinde hiçbir iskelet kalıntısı yoktur. Ancak, pişmiş topraktan yapılmış tek kulplu bir testi bulunmuştur. Tu¤la Mezar 24: Mezarın uzunluğu: 192 cm., genişliği: 64 cm.dir. İçinde hiçbir iskelet kalıntısına rastlanmamıştır.Ancak, korozyona uğramış 2 adet bronz sikke bulunmuştur. TÜMÜLÜSÜN MEZAR ODASI KAZISI Tümülüsün mezar odasının durumu ile ilgili ilk izlenimlerde, kaçak kazı alanının 7-8 m. derinliğe ve 6-7 m. çapında bir alana yayılmış olması sebebiyle tamamen kazılarak soyguna uğramış olabileceği düşünülmekteydi. Çok derin ve çok geniş kaçak kazı alanı olmasına rağmen, mezar odası üzerinde çöküntü toprak ve moloz taş yığını bulunmaktaydı. Kaçakçılar tarafından mezar odasından sökülen taşlar ile derin olan kaçak kazı alanı kenarlarından dökülen çöküntü toprağın engellenmesi için yeni kuru duvarlar yapılmıştır. Önceki kaçak kazılar sırasında yapılan kontrollerde çekilen eski fotoğraflarda mezar odasının üzerinin yaklaşık 10 cm. kalınlığında blok taşlarla örtülü olduğu görülmektedir. Çöküntü toprağın alınması ile çalışmalar başlatıldı. Bu çalışmalarda kazılan topraklar arasında, kaçakçılar tarafından dağıtılmış, kumtaşından ve midye biçimli hayvan kabukları ile oluşmuş konglomera taşından yapılmış mezar odasına ait blok taşlar ortaya çıkarılmıştır. Kazılar sırasında mezar odasına ait taşların iç yüzleri tıraşlanarak düzeltilmiştir. Mezarın uzun ekseni doğu-batı doğrultusundadır. Batı yönündeki kısa kenarı daha fazla tahrip edilmiştir. Mezar odasının derinliği kesin olmamakla birlikte, doğu duvarı yüksekliğine göre 188 cm.dir. Mezar odasının uzunluğu 312 cm., genişliği 125 cm.dir. Mezar odasının tabanındaki döşemeler, kalan birkaç taş haricinde sökülmüştür. Seydiler Tümülüsü’nün mezar odasındaki kazılarda çıkarılan toprakların tümünün kaçakçılar tarafından daha önce kazıldığı anlaşılmıştır. Duvar örgülerinin altındaki son taşlara dahi bakıldığı ve duvar örgülerinin devamının olup olmadığının da kontrol 18

edildiği; define bulamayan kaçakçıların mezar odasının dışında kuzeye ve doğuya doğru galeriler oluşturarak aramalarına devam ettikleri anlaşılmıştır. Mezar odasında yapılan kazılarda hiçbir iskelet ve mezar hediyesine rastlanmamıştır. Mezar odasının dört duvarında da giriş bulunmamaktadır. Ön oda ve dromos yapılmamıştır. Önce yanıltıcı mezar odası olması ihtimali üzerinde durulmuştur. Ancak, eski fotoğrafları değerlendirdiğimizde, bunun, üzerine kapatılan ince blok taşlarla gerçek bir mezar odası olarak yapıldığı ihtimali daha fazladır. Duvar örgüsünün harçsız ve birbirini tamamlar düz blok taşlardan oluşması sebebiyle Hellenistik Devre, M.Ö. IV. yüzyıla ait olabileceği tahmin edilmektedir. Muhtemelen zaman darlığı, mezar odasının girişi, dromos ve krepis duvarlarının yapımını engellemiştir. Ancak devrin mimarî özelliği ve tekniği mezar odası yapımına yansıtılmıştır. Gömü işleminin tamamlanmasından sonra kapatılan mezar odası ve tepenin üzeri tamamen moloz taşlarla doldurularak tepe oluşturulmuştur. Yapılan kazı çalışması sonunda mezar odasının plânı ve her duvarın ayrı ayrı çizimi yapılarak belgelendirilmiştir. KORUMA VE RESTORASYON ÇALIfiMALARI Seydiler Tümülüsü’nde yapılan kazı ve daha önceki kaçak kazılardaki düzensiz toprak alımlarının olması, mezar odasının 8-9 m. derinlikte olması ve yeni kaçak kazıların yapılmaması için koruma ve restorasyon çalışması zorunlu hâle gelmiştir. Bu amaçla öncelikle restorasyon çalışmasına nereden başlanılacağı konusunda bir plânlama yapılmıştır. Öncelikle kaçak kazılarda tahrip edilmiş olan duvarların onarımı plânlanmıştır. Orijinal duvarlara ait taşlar, içten düzgün satıh göstermesine rağmen, dıştan ve diğer yönlerden doğal yapıya uygun olarak yerleştirilmiştir. Taşlar arasında harç kullanılmamıştır. Doğu tarafta yer alan duvarın yüksekliğinin eski kaçak kazılar sırasında çekilmiş fotoğraflarına bakılarak ilk yapım sırasındaki yükseklikte olduğu anlaşılmıştır Mezar odası duvarlarının orijinal özellikleri göz önüne alınarak kaçakçılar tarafından sökülen taşlar yerlerine konarak duvarlar tamamlanmıştır. Köşelerde taşlar birbiri üstüne bindirilmiştir. Taşların düzgün satıhları iç kısma doğru yerleştirilmiştir. Duvarların yeniden yapılması sırasında orijinal örgüye sadık kalınarak harç kullanılmamıştır. Mezar odasının tabanı da aynı şekilde var olan döşeme taşları seviyesinde düzgün satıhlı taşlarla tamamlanmıştır. Doğu duvarı seviyesine kadar örülen diğer duvarların arkalarında oluşan boşluklar yine toprakla doldurulmuştur. Yapılan restorasyon çalışmasından sonra çatının nasıl örtüleceği konusunda fikirler üretilmiştir. Mezarın, 10-15 cm. kalınlığında düzgün blok taşlar ile örtülü olduğu, eski fotoğraflarından bilinmekteydi. Bu amaçla ya aynı şekilde yeniden yapılmış taşlar yerleştirilecekti ya da geri dönüşümlü, daha az maliyetli bir çatı ile örtülecekti. Denizli’de kumtaşı ve kalker işleyen taş ocakları olmamasından dolayı, orijinal taş yapısından yapılmış kapakların kullanılması mümkün değildi. Bu nedenle ahşap dilme, naylon ve bir miktar toprak kullanılarak örtü yapılması benimsenmiştir. Çapları 5-10 cm., uzunlukları 140 cm. olan dilmeler, mezar odasının kısa kenarlarına paralel olarak yerleştirilmiştir. Ahşap dilmeler arasındaki boşluklardan su ya da toprak sızmasını engellemek için üzeri tamamen naylon ile örtülmüştür. Naylon örtünün görünmemesi için de, 40-50 cm. kalınlığında toprak ile tamamen kapılmıştır. SONUÇ Sarayköy İlçesi, Seydiler Tümülüsü’nde yapılan kurtarma kazılarında, tümülüsün çevresinde Roma Döneminde yoğun olarak kullanılmış nekropol alanı ortaya çıkarılmıştır. 19

M.S. 395 yılında Roma İmparatoru Teodosius Magnus, imparatorluğunu iki oğlu Arcadius ve Honorius arasında paylaştırmıştır. Daha önceki yıllarda da aynı şekilde çok geniş alanları kaplayan imparatorluğun korunması ve yönetiminin zorluğu sebebiyle zaman zaman ayrılan imparatorluk son ve kesin olarak ikiye ayrılmıştır. Kavimler göçü, ağır ekonomik buhranlar, yok olan güvenlik ve imparatorluğun dayandığı köylülerin köleleşmesi ve esnaf ve zanaatkâr sınıfın yok olması ile sonraki yüzyılda batı imparatorluğu tamamen yıkılmıştır. Doğu Roma İmparatorluğu ise daha sonraki imparatorlar tarafından yapılan reformlar sayesinde uzun yıllar tarihteki yerini almıştır. Anadolu, bu paylaşım sonunda Doğu Roma İmparatorluğu içinde kalmıştır. Kazılarda bulunan sikkelerin incelemesi sonucunda, doğu yakasında İmparator olan Arcadius’a (M.S. 395-423), karısı İmparatoriçe Eudokxia’ya (M.S. 395-400), Arcadius’un oğlu İmparator II. Teodosius’a (M.S. 401-450) ve Batı Roma İmparatoru Honorius’a (M.S. 394-423) ait olduğu tespit edilmiştir Buna göre nekropoldeki tuğla mezarlar IV. yüzyılın sonu ile V. yüzyıl içinde kullanılmıştır. Mezarlardan iskeletlerin çıkmaması ya da erimiş hâlde çıkmasını, aşırı nem ve yağmur suları ile toprağa karışan kimyasal maddelerin etkilerine bağlamak gerekmektedir. Gömüler tabutla yapılmış olmalıdır. Çünkü mezarın birinde korozyona uğramış kabara çivi parçası bulunmuştur. Mezarlarda baş, daima batı yöndedir. Ancak mevsimsel farklılıklar mezarın yönünü etkilemiş olmalıdır. Kış aylarında güneşin güneye yakın batması nedeniyle, başları güneye yakın gömülerin kışın; baş kısmı güneyden uzak gömülerin ise yazın yapıldığı düşünülmektedir. Tümülüsün çevresinde yapılan 4 açmadan çıkan 24 adet tuğla mezar, M.S. V. yüzyılda Sarayköy çevresinde yoğun bir nüfus potansiyelinin varlığını göstermektedir. Mezar hediyelerinin basit birkaç testi ve birkaç bronz sikkeden oluşması, o çağdaki insanların ekonomik gücüyle ilgili olmalıdır. Bu bağlamda bu nekropolün, iç ve dış baskılar altında çökmekte olan Doğu Roma İmparatorluğu’nun ekonomik gücünü destekleyen Anadolu köylüsüne (köleleşme sürecindeki halk) ait olduğu düşüncesindeyiz. M.S. V. yüzyılda, Akdeniz havzasında ve tüm Roma İmparatorluğu topraklarında Hıristiyanlığın yayıldığı ve paganizm inanışının terk edildiği bilinmektedir. Bu çağda, Sarayköy çevresinde de Hıristiyanlık toplumu etkilemiş, hatta toplumu yönlendirmiştir. Kent yaşamı yavaş yavaş çökmekte, kırsal kesimdeki köy yaşamı ve büyük arazi çiftliklerindeki yaşam tercih edilmektedir. Ancak, tuğla mezarlardaki ölü hediyeleri; paganizm inancının terkedilmiş olmasına rağmen, pratikte hâlâ bazı uygulamaların devam ettiğini göstermektedir. Sarayköy’de M.S. V. yüzyılda yaşayan halka ait yerleşim alanları, yakın çevrede yapılacak yüzey araştırmaları sonucu ortaya çıkacaktır. Aynı tip mezarlara Anadolu’nun birçok yerinde rastlanmaktadır. Efes antik kentindeki 1984 yılı kazılarında, Yamaç Saray II mozaik ve fresklerin açılması sırasında ortaya çıkarılan tuğla mezarlar hem devir, hem de kullanılan malzeme yönü ile Seydiler Tümülüsü çevresindeki mezarlara benzer özellikler taşır1. Seydiler Tümülüsü çevresinde bulunan tuğladan yapılmış halk mezarları ile günümüzde aynı çevredeki mezarlarla ilgili yapılan karşılaştırmada bazı sonuçlar elde edilmiştir. 1- Yapılan gömüler toprak seviyesinden en az 80 cm. derinliktedir. Günümüzde erkekler halkın kendi ölçüsüne göre bel hizasında, yaklaşık 100 cm. derinlikte kadınlar ise göğüs seviyesinde yaklaşık 150 cm. derinlikte gömülürler. 2- Mezarların üzerine tuğlalar karşılıklı olarak balık sırtı şeklinde yerleştirilmiştir. Günümüzde Sarayköy’deki gömüler üzerine balık sırtı şeklinde topraklar yığılmaktadır.
1 S. Karwiese, VII. Kaz› Sonuçlar› Toplant›s›, Ankara 1985, s. 334, Res. 1.

20

3- Tuğla mezarlarda baş, mevsimsel değişikliklere göre güneşin battığı yönde, ayaklar doğu yöndedir. Günümüzdeki gömülerde aynı şekilde baş batı yöndedir. Ancak mevsimsel farklılıklar yoktur. 4- Tuğla mezarların kısa kenarlarını kaplayan tuğlaların yerini günümüzde, mezarların baş ve ayak kısımlarına yerleştirilen mezar taşları almıştır. 5- Tuğla mezarlarda yapılan gömü işleminde tabut kullanıldığı anlaşılmaktadır. Günümüzde yapılan gömülerde tabut kullanılmamaktadır. Ancak, tabut kullanma geleneği batı kültüründe devam etmektedir. Seydiler Tümülüsü’nün mezar odasına gelince; Bölgedeki diğer tümülüslerden, Beylerbeyi Köyü Tümülüsleri, Denizli Merkez, Barbaros Mahallesi Tümülüsü, Bozkurt İlçesi Çambaşı Köyü Tümülüsü mezar odalarından yapı itibarıyla büyük farklılıklar göstermektedir. Diğer tümülüslerdeki gibi krepis, dromos ve ön odası yoktur. Mezar odasının girişi yoktur. Seydiler Tümülüsü’ndeki klâsik tümülüs gelenekleri dışına çıkılmasının sebebi, acele yapılan bir gömü olasılığıdır. Acele yapılan gömünün sebepleri konusunda birkaç olasılık bulunmaktadır: 1- Bölgede dışardan veya içerden (askerî saldırı veya iç kargaşa) güvenlik endişesi ile ortaya çıkan acelecilik olabilir. 2- Salgın hastalığın yayılması korkusu olabilir. 3- Beklenmeyen anî gelen bir ölüm olabilir. Bütün bu soruları kesin olarak cevaplamak mümkün değildir. Ancak, aynı yörede aynı çağlarda farklı mimarî özelliklere sahip bir tümülüsün bulunması, farklı nedenlere bağlamak gerektiğini ortaya koymaktadır. Seydiler Tümülüsü’nde yapılan kazılarda hiçbir küçük buluntu ve iskelet kalıntısına rastlanmamıştır. Hiç buluntu olmaması, kaçak kazıların yakın zamanda değil, çok eskiden beri birçok defa yapıldığını göstermektedir. Mezar odasında hiç buluntuya rastlanmaması ve çevrede yer alan diğer tümülüslerden farklı mimarî yapı özelliği göstermesi açısından hangi çağdan kaldığını belirlemek kesin olarak mümkün değildir. Ancak, duvar yapısına bakarak Hellenistik Devre, M.Ö. IV. yüzyıla ait olabileceği düşüncesindeyiz. Sarayköy İlçesi, Seydiler Tümülüsü kazısı, sonuç olarak amacına ulaşmış olup elde edilen veriler, kaçak kazılarla yapılan tahribatın ne kadar olduğunu ortaya çıkarmıştır. Mezar odasının mimarîsi ve yapım teknikleri konusunda bilgiler elde edilmiş, hangi çağda ve hangi şartlarda yapıldığı konusunda bazı tezler ileri sürülebilmiştir. Sarayköy Seydiler Tümülüsü kazısı sonunda Sarayköy Ovası’na bakan yamaçlar üzerinde Hellenistik Çağ ve tümülüs çevresinde bulunan tuğla mezarlardan elde edilen bilgilerle, M.S. V. yüzyılın ilk yarısında ikiye ayrılan Roma İmparatorluğu’nun doğu yakasında yaşayan orta ve alt tabakasında bulunan insanların siyasal ve ekonomik yaşamları, kültürel değerleri ile ölü gömme adetleri konusunda bilgiler elde edilmiştir. Elde edilen kültürel değerlerin günümüzde aynı yörede yaşayan insanlarla olan benzerlikleri ortaya konmuştur.

21

Çizim 1: Tümülüsün doğusunda bulunan açmalarda çıkan mezarlar

Çizim 2: Güneybatı açmasında çıkan mezarlar

Çizim 3: Tümülüsün mezar odasının plânı

22

Çizim 4: Mezar odasındaki duvarların çizimi

Çizim 5: Mezar odasında yapılan retorasyon ve koruma önlemi

Resim 1: T ü m ü l ü sün genel görünümü

23

Resim 2: Tümülüste kazıların başlaması

Resim 3: Doğu açmalarında ortaya çıkan mezarlar

Resim 4: Tuğla mezarda bulunan iskelet

24

Resim 5: Tuğla mezarlarda çıkan pişmiş toprak testiler

Resim 6: Tuğla mezarlarda çıkan sikkeler

Resim 7: Güneybatı açmasında çıkan tuğla mezarlar

25

Resim 8: Mezar odasındaki kazılar

Resim 9: Tümülüsün mezar odası

Resim 10: Mezar odası duvarlarının restorasyonu

26

ERDEK, KARŞIYAKA BELDESİ BİZANS KİLİSESİ KURTARMA KAZISI

Hasan fiAH‹N*

1-G‹R‹fi Balıkesir İli, Erdek İlçesi, Karşıyaka Beldesi, Çeşme mevkii, 3 pafta 5311 parselde bulunan ve Çanakkale Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Kurulu Müdürlüğü’nün 18.04.2003 gün ve 1880 sayılı kararına istinaden yeniden yapılmak üzere yıkılan Karşıyaka Camii’nin temel hafriyatı sırasında ortaya birtakım mimarî buluntuların çıktığı 22.05.2003 günlü telefon ihbarı ile bildirilmesi üzerine anılan yere gidilerek gerekli inceleme yapılmış; yapılan incelemede Roma ve Bizans dönemlerine ait buluntularla birlikte büyük bir yapıya ait olabilecek horasan harcı ile yapılmış ve oldukça kalın beden duvarlarının tespit edilmesi üzerine hafriyat durdurularak kurtarma kazısı yapılmasına karar verilmiştir. Kurtarma kazısına Genel Müdürlüğümüzün 10.06.2003 gün ve 1849 sayılı izinleri ekinde bulunan 10.06.2003 gün ve 1848 sayılı ruhsat doğrultusunda 12.06.2003 tarihinde başlanmıştır. Kazı, araç gereç temini açısından Karşıyaka Belediyesi’nin, malî destek ve işçi temini açısından Karşıyaka Cami Yaptırma ve Yaşatma Derneği’nin katkılarıyla yürütülmüştür. Kazı çalışmasına işçi olarak cami derneği mensupları sekizer kişilik gruplar halinde dönüşümlü olarak katılmışlardır. Bazen de on kişilik gruplar halinde Bandırma’dan işçi temin edilmiştir. Kazı çalışması, apsis kısmının güneyinde yer alan yan apsisin açılması tamamlandıktan sonra, çeşitli zorunluluklardan dolayı durdurulmuştur. 35 gün devam eden kazı çalışması 15.07.2003 günü sona erdirilmiştir. Tarihî Co¤rafya ve Tarihçe: Peramos-Perama Balıkesir İli, Erdek İlçesi’ne bağlı bugünkü Karşıyaka Beldesi’nin Rumlar’dan kalma ismidir. Peramos’un üzerinde yer aldığı Kapıdağ Yarımadası, Marmara Denizi’nin güneyinde yer almaktadır. Antik adı Arktonnesos olan yarımadanın güneydoğusunda bulunan Bandırma (Panarmos) Körfezi’nin kuzey ucunda bulunur. Perama Rumca’da iki kürekli, bordosu çok kavisli, ön ve kıç tarafları yüksek, yakın sahillerde gezmek için yapılmış bir Türk teknesi anlamına gelmektedir1. Daha çok eski Osmanlı kayıtlarında Perama olarak karşımıza çıkan bu yerleşim yerinin ikinci bir adı olarak kullanılan daha doğrusu eski Rum halkı tarafından kullanılan Peramos kelimesi ise pera kökünden türetilmiştir. Pera Yunanca’da öte, ötesi anlamında olup pera* Hasan ŞAHİN, Arkeolog, Bandırma Arkeoloji Müzesi, Balıkesir/TÜRKİYE Kazı süresince ve kazı sonrasındaki çalışmalarımda katkılarıyla yardımda bulunan Kuvay-i Milliye Müzesi Müdürü Sayın Neriman Özaydın’a, kazı sonrasındaki çalışmalarımda görüşlerinden yararlandığım Ege Üniversitesi, Sanat Tarihi Bölümü, Bizans Sanatı Anabilim Dalı Başkanı Sayın Prof. Dr. Zeynep Mercangöz’e ve çalışma arkadaşlarına, Sanat Tarihçisi Sayın Duygu Şahin’e, plân ve çizimlerde emeği geçen Teknik Ressam Sayın Şafak Şahin’e, kazı süresince araç ve işçi desteğinde bulunan Karşıyaka Belediye Başkanı Sayın Nejdet Lafçı’ya, kazı giderlerini karşılayan ve kazı süresince çalışmalara bizzat katılan Karşıyaka Cami Yaptırma ve Yaşatma Derneği yetkililerine teşekkür etmeyi zevkli bir görev addediyorum. Bilgi için bakınız; www.tdk.gov.tr

1

27

mos ise “karşı yaka” anlamına gelmektedir2. Konum olarak Panarmos’un karşısında bulunan Peramos bu ismi, konumu itibarıyla almış olsa gerektir. Güney Marmara hakkında şu ana kadar sistemli bir araştırma yapılmaması sebebiyle şehrin tarihçesi hakkında kaynak yok denecek kadar azdır3. Bazı kaynaklarda şehrin 12. yüzyıla kadar giden bir tarihi olduğu4; 12. yüzyıl başında Türk akınları5 sırasında ahalinin geçici olarak kıyıdan uzağa nakledildiği bildirilmektedir. Evliya Çelebi, seyahatnamesinde Kapıdağı anlatırken, Kapıdağ’ın köylerinden de bahsederek İstanbul’da Şehzade Camii’nin vakıfları olarak tanımladığı Perama, Muhanya, Arnavutköy köylerini beşer altışar yüz haneli, bağlık bahçelik ve bol pirinç mahsulü alınan gayet mamur köyler olarak tanımlar6. 17. yüzyılda 500 haneli büyük bir köy konumunda olan Perama’nın, 1879 yılında Kapıdağı gezen Carabella tarafından verilen 2000 nüfuslu, 500 haneli bir Rum-Ortodoks köyü olduğu bilgisi7, Evliya Çelebi’yi doğrulamaktadır. Perama, 1892 tarihli Hüdavendigar Salnamesi’nde yer alan kayıtta, Kapıdağ Nahiyesi’ne bağlı 11 köyün merkezi olarak anılmaktadır8. 1898 tarihli Hüdavendigar Salnamesi’nde ise Kapıdağı Nahiyesi’nde yer alan köylerin nüfus ve hane bilgilerinin olduğu cetvelde Perama’dan 516 haneli ve 2183 nüfuslu büyük bir köy olarak bahsedilmektedir9. Peramos, 20. yüzyılın başında büyük bir yangın geçirmiş ve bu yangında şehrin önemli birçok yapısı tahribata uğramıştır10. Şehrin bugünki sakinleri olan Türkler, 1926 yılında yapılan mübadele ile Yunanistan’ın Kavala şehri, Drama İlçesi, Söğütçük Köyü’nden buraya gelirler, Rumlar ise Söğütçük Köyü’ne giderler11. Görüldüğü gibi eski kayıtlarda 12. yüzyıl başlarına kadar Karşıyaka ile ilgili bilgi edinebilmekteyiz. Ancak yaptığımız kazı çalışması şehrin tarihinin 12. yüzyıldan öncesine uzandığını ortaya koymaktadır. Bu konu ile ilgili bilgilere kazı bahsinde değineceğiz. Karşıyaka’nın en eski sakinleri Bizanslılar’dır. Yaptığımız araştırmalarda Bizans öncesi döneme ait bir yerleşimin varlığını ortaya koyacak herhangi bir bulguya rastlanmamıştır. Kazımız esnasında ortaya çıkan Roma Dönemine ait sütun başlıkları da devşirme malzeme olarak kullanıldıkları için, bir Roma yerleşimini işaret etmezler. Karşıyaka’da ileriki yıllarda yapılması muhtemel olan kazılar bu konu ile ilgili bilgileri geliştirecek, belki de değiştirecektir. Bizans Dönemine ait bilgilerimiz de fazla olmamakla birlikte, kazı yaptığımız alanda başka binalara ait büyük ölçekli duvarların varlığından12 ve şehrin günümüzdeki
2 3 4 5 İzmir İli’nin en büyük ilçelerinde biri olan bugünki Karşıyaka İlçesi eskiden Peramos olarak anılmaktaydı. İstanbul’da Beyoğlu kesimi, şehrin ilk iskân bölgesinin karşı tarafına düştüğü için Osmanlılar tarafından Yunanca öte anlamına gelen Pera adı verilmiştir (Meydan Larousse Ans., 15. cilt, İstanbul, 1992, s.575). Ulaşabildiğimiz sınırlı sayıdaki bilgiyi ise eski Erdek kaymakamlarından Araştırmacı Reşit Mazhar Ertüzün’den öğreniyoruz. Ertüzün, R.M., Kap›da¤ Yar›madas› ve Çevresindeki Adalar, İst.,1999, s.246. Ertüzün’ün 19. yüzyıl başlarında Kyzikos’la ilgili ilk araştırmaları yapan Hasluck’tan naklettiği bu bilgilerde yer alan Türk savaşları; Selçuklu beylerinden Kutalmuş oğlu Süleyman’ın 1080 yılında Edincik ve Kyzikos’un idaresini kısa bir süreliğine ele alması ve sonra Türkler’le başa çıkamayan Bizans İmparatoru 1. Aleksios Komnenos’un Papa II. Urban’a bir heyet göndererek yardım istemesi ve bunun üzerine toplanan Haçlı ordusunun Kudüs’e bir sefer düzenlemesi, ardından Kyizkos ve Edincik’in Türkler’in elinden çıkması şeklinde özetlenebilir. Haçlı ordusunun bu müdahalesi Türkler’in Batı Anadolu’ya yerleşmelerini şüphesiz 1-2 yüzyıl geciktirmiştir. Evliya Çelebi (Mehmet Ibn Derviş), Seyahatname, Cilt V, İstanbul, 1935, s.295. Ertüzün, ayn› eser, s. 256. Ertüzün, ayn› eser, s. 245. Ertüzün, ayn› eser, s. 245. Bilgi için bakınız; http//members.aol.com/Peramos/page 5. Kazımız sırasında en üst tabakada rastlanan yangın tabakası bu bilgiyi doğrulamaktadır. Karşıyaka İlköğretim Okulu kayıtlarından verilmiştir. Kazımız sırasında kazı alanının güneyinde ortaya çıkarılan duvarların, kiliseyle bağlantısı olan bir yapıya ait olabileceği gibi, başka kamu yapılarına da ait olabileceğini göz önünde bulundurmak gerekmektedir. Böylesi büyük ölçekli kamu yapıları olan bir yerleşim yerinin çok küçük olmasını düşünmemek de kanımca yanlış olmasa gerektir.

6 7 8 9 10 11 12

28

sakinlerinin evlerinin yapımı sırasında ortaya çıkan kalıntıların çokluğundan13, 17. yüzyılda olduğu gibi bu dönemde de ortalama 400-500 haneli bir yerleşimin varlığından söz etmek mümkün gözükmektedir. Karşıyaka’da Osmanlı Döneminde Rum-Ortodoks yerleşmesi görülmektedir. Bu dönemde Kapıdağ Nahiyesi’ne bağlı, 500 haneli ve ortalama 2000 nüfuslu bir yerleşim olan Karşıyaka, yarımadanın Çakıl Köy’le birlikte en büyük köyüdür ve nahiye merkezi konumundadır. 1923 yılına kadar Marmara İlçesi’ne bağlı Kapıdağ Nahiyesi’nin merkezi konumunda olan Karşıyaka, 1923 yılında Erdek’in Marmara İlçesi’nden ayrılarak ilçe olması ile birlikte Erdek’e bağlanmıştır. 1926 yılında yapılan mübadele ile bir Türk köyü haline gelen Karşıyaka’da bilinen en eski okul binası, balıkçılık yapan Mike Papadapolos tarafından 1904 yılında balıkçı barınağı olarak yapımına başlanan ancak, 1905 yılında okul olarak faaliyete geçirilen binadır. Bu okul mübadeleden sonra da Türk okulu olarak hizmet vermeye devam etmiştir14. Karşıyaka İlkokulu 1933-1946 yıllarında YİBO olarak Kapıdağ’ın diğer köylerinden de öğrenci kabul etmiştir. Karşıyaka’da 1975 yılından itibaren ortaokul da hizmete girmiştir. Günümüzde ise Karşıyaka İlköğretim Okulu yeni binası ile birlikte iki ayrı binada çalışmalarını sürdürmektedir. Karşıyaka’nın girişinde yapımı hâlen devam eden çok programlı lise kısa bir süre sonra faaliyete geçecektir. İki ayrı binada faaliyet gösterecek olan lise, yatılı olarak öğrenci kabul edecek olması sebebiyle Karşıyaka’nın yarımadadaki merkezî konumunu güçlendirecektir. Karşıyaka 1992 yılında belde olmuş, bu tarihten sonra belediyelik olmasının avantajı nedeniyle daha da gelişmiştir. Günümüzde 600 haneli, yaklaşık 3000 nüfuslu bir yerleşim yeridir. II-KAZI Karşıyaka merkezde bulunan caminin (Plân: 1) temel hafriyatı sırasında 20 m. eninde, 22 m. boyunda, 2 m. derinliğinde bir çukur kazılmış olup kuzey, batı ve güney profillerinde ortalama 1-2 m. yüksekliğinde,1.20 m. genişliğinde temel kalıntıları ortaya çıktığında hafriyat durdurulmuştur. Kazı çalışması; hafriyatı yapılmış ancak tamamı kaldırılmamış toprağın temizlenmesi, zemin sondajları ve yapının plânının bulunması şeklinde programlanmıştır. İlk etapta moloz yığıntıları arasında bulunan eserlerin ayrımı yapılmış, incelenmesi biten hafriyat bölümleri kaldırılmıştır. Hafriyat tamamen kaldırıldıktan sonra duvarlar tazyikli su ile yıkatılarak temizlenmiştir (Resim: 1). Mevcut durumun değerlendirilmesi ile sondaj yapılacak yerler belirlenmiştir. A-I Açmas›: Zemin sondajı olarak Plân 1’de belirtilen, A-1 açması ile, duvar ve temel yüksekliğinin bulunması amaçlanmıştır. Kuzey duvarı oldukça kalın bir beden duvarı şeklinde olup duvarın ortası yapının dış tarafına doğru 1 m.lik bir çıkıntı yapmaktadır. Kuzey duvarının doğu ucunda yapılan sondaj 5x5 m.lik büyük bir açma şeklinde yapılmıştır. Üst seviyeden duvar takip edilerek, 3.80 m. derinliğe inilmiş, duvar genişliği 1.22 m., temel genişliği 1.42 m., duvar yüksekliği temel ile birlikte 2.80 m. olarak tespit edilmiştir. Yaklaşık 1.00 m. yüksekliğinde olan temel moloz taştan örülmüştür. Temelin başladığı noktanın 60 cm. altında, zeminden su çıkmıştır. Yapının duvar yüksekliği bu noktada 1.80 m. olarak ölçülmüştür. Duvar horasan harçlı olup tuğla, moloz taş ve büyük kesme blok taşlar karışık olarak kullanılmıştır. Duvarda aynı zamanda devşirme malzeme olarak sütun tamburları, çeşitli mimarî eleman parçaları kullanıldığı belirlenmiştir. Duvarın dışa bakan kısımları, iç tarafa nazaran çok düzgün örülmüş,
13 14 Günümüz Karşıyaka evlerinin duvarlarında, kapı önlerinde Bizans Dönemine ait çok sayıda mimarî eleman görmek mümkündür. Karşıyaka İlköğretim Okulu kayıtlarından verilmiştir.

29

iç kısım ise, daha özensiz yapılmıştır. Bu ise iç kısmın muhtemelen kalın bir sıva ile kaplı olduğunu düşündürmektedir. Yapılan açmada dolgu toprak içinde yeşil ve sarı sırlı Bizans keramiğine rastlanmıştır. 12.-13. yüzyıla tarihlendirilebilecek keramik parçaları bir bütünlük arz etmemektedir. A-1 açmasında yapının zemini ile ilgili bir bulguya rastlanmamıştır. A-II Açmas›: Yapının güney duvarı üzerinde Plân 1’de A-2 açması olarak belirtilen 4x4 m.lik bir sondaj yapılmıştır. Bu sondajın amacı duvarların plânın belirlemeye yönelik olup duvarda in situ bir sütun tamburunun (devşirme malzeme) örgü malzemesi olarak kullanıldığı tespit edilmiştir. Yapının plânının haç formu verdiği, buradaki sondajda kesinleşmiştir. Yapının güney duvarı da kuzey duvarı gibi dışarıya çıkıntı yaparak haçın bir kenarını şekillendirmektedir. A-III Açmas›: Yapının zeminini bulmaya yönelik ve A-3 açması olarak Plân 1’de gösterilen üçüncü açmamız ise yapının merkezinin biraz kuzeyinde 2x2 m. olarak açılmıştır. Bu sondajda ise hafriyat çukuru yüzeyinin 2 cm. altında, doğu-batı doğrultusunda uzanan, 0.60 m. genişliğinde, 0.60 m. derinliğinde horasan harçlı moloz taş örgülü bir duvar saptanmıştır. Açmanın üst kısmında duvar üst seviyesine paralel bir şekilde ortalama 3 cm. kalınlığında yangın tabakası yer almaktadır. Bu tabakanın altında dolgu toprak içerisinde Bizans Dönemine ait camdan yapılmış bir çubuk kandilinin dip parçası (Resim: 6), bir adet kandil kulpu parçası (Resim: 6), ve sırlı keramik parçaları saptanmıştır. Duvarın 20 cm. altında, zeminden yine su çıkmıştır. Kuzey Duvar›nda Yap›lan Çal›flmalar: Yapının kuzey duvarı konturları, caminin temel hafriyatı sırasında tamamıyla ortaya çıkarılmış ve üzerinde haç çıkıntısı olan duvarın orta alanının duvar üst seviyesinden itibaren bir metreye yakın kısmı kırıcılarla kırılarak tahrip edilmiştir. Kuzey duvarın iç tarafının temizliği bitirildikten sonra dış tarafta hafriyat yüzeyinden yaklaşık yarım metre daha aşağı inilerek duvarın temel seviyesine yaklaşılmıştır. Duvarın dış konturunun derinleştirilmesi çalışması sırasında bol miktarda kiremit kırıkları, geç dönem sırlı-sırsız Bizans seramiği parçaları saptanmıştır. Kuzey duvarının duvar kalınlığı 1.20 m., duvar yüksekliği doğu tarafta 1.80 m., batı tarafta 1.90 m., duvar uzunluğu içten 19.90 m., dıştan 23.00 m., haç kolu çıkıntı derinliği 1.50 m., haç kolu genişliği içten 6.10 m., dıştan 8.70 m., haç kolu mesafesi içten doğu duvarına 6.80 m., batı duvarına 7.00 m. olarak tespit edilmiştir (Plân: 2). Bat› Duvar›nda Yap›lan Çal›flmalar: Üçüncü aşamada yapıyı bütünüyle ortaya çıkarmaya yönelik çalışmalara başlanmış ve çalışma öncelikle batı duvarında yapılarak nartheksi bulmak amaçlanmıştır. Batı duvarının arka kısmında yapılan çalışmada duvarın arkası açılmış, en üstte 30 cm. yüksekliğinde eski camiye ait bir duvar bulunmuştur. Bu çalışma sırasında yüzeyin hemen altında 20. yüzyılın başlarında meydana gelen yangınının izleri olan bir tabaka saptanmıştır. Yangın tabakası içerisinde kırık kiremit parçaları, kömürleşmiş ahşap parçaları yer almaktadır. Tarihî çınara zarar vermemek ve üstte eski camiye ait bir yapı olduğu için, batı duvarının arka kısmındaki çalışmalar bitirilmiştir. Ancak kuzeyde yer alan ana duvarın, batı duvarının arkasında batıya doğru devam ettiği görülmüştür. Batı duvarının iç tarafında ise, kuzeybatı kısımda 1948 yılında yapılan cami minaresinin temelleri bulunmuş ve temellerin, kilisenin batı duvarının 1.50 m. kadar kırılarak üzerine yapıldığı tespit edilmiştir. Batı duvarının güneybatı kısmında bir grup mezar bulunmuştur. Üzeri kiremit örtülü basit bir şekilde yapılan mezarlar içerisine ölülerin kemikleri yığın halinde konmuştur. Hafriyat sırasındaki kepçe darbelerine bu bölüm de maruz kaldığı için, bazı mezarlar birbirine karışmıştır. Ancak burada üst üste 6-7 tabaka hâlinde bir mezar grubunun varlığından söz edilebilir. Mezarların bulunduğu alanda kiremit parçalarından başka herhangi bir buluntu ele geçirilememiştir. Bu bölümde açığa çıkardığımız mezarlar şehrin Rum yerleşimi döneminden kalma olmalıdır. Bunun iki nedeni vardır:

30

1- Peramos’un Rum yerleşimi dönemindeki şehir plânında, çalıştığımız bu yapının yerinde Panagia Taksiarhis Kilisesi olarak adlandırılan bir Rum kilisesi15 olduğu görülmektedir (Plân: 3)16. Mübadeleden sonra 1926 yılında köye yerleşen Türkler’den hâlâ hayatta olan birkaç kişi ile yaptığımız görüşmeler neticesinde de bu görüşü doğrulayan bilgiler edindik. Şöyle ki, Peramos’a ilk geldiklerinde söz konusu alanda büyük bir Rum yapısının harabelerinin bulunduğu ve kilise olduğu söylenen bu yapının yalnızca bir duvarının ayakta olduğu17, daha sonra bu duvarın da yıkılarak Atatürk büstü konan alanın, Cumhuriyet Meydanı olarak düzenlendiği bildirilmiştir. Bu meydana 1948 yılında ise, köyün eski camisi yapılmıştır. Olasılıkla bu mezarlar da, camiden önce burada var olduğu saptanan Panagia Taksiarhis Kilisesi’nin nartheksi içerisinde yer almış olmalıdır. 2- Rum ölü gömme geleneğinde kişi öldükten sonra hemen gömülmez, etleri kemiklerinden ayrılana kadar belirli bir yerde bekletilir ve kemiklerin üzerine bazı azizlerin ismi kazınırdı. Daha sonra kemikler toparlanarak gömülürdü. Bu nedenle bir yığın şeklinde bulunan kemik pozisyonları bu uygulamaya benzemekte, ancak kemiklerin üzerinde herhangi bir isim dikkati çekmemektedir. Mezarlar kaldırıldıktan sonra zemin seviyesine inilmiştir. Batı duvarı zemin seviyesinden itibaren 1.90 m. yüksekliğindedir. Duvar genişliği içten 13.80 m., dıştan 15.20 m.dir. Duvar kalınlığı kuzey duvarı gibi 1.20 m.dir (Plân: 2). Duvarın altında duvar boyunca uzanan 14 cm. yüksekliğinde, 24 cm. derinliğinde bir boşluk olup yapılan incelemede burada ahşap bir hatılın varlığı saptanmıştır. Duvar içerisine ahşap hatılların konması geleneği antik dönemden beri hemen her dönemde yapılan bir uygulama olup yapıda ağırlığı yatay olarak dağıtmak ve duvarların düşey doğrultuda çatlamalarını önlemek18; aynı zamanda duvara belirli bir oranda esneklik kazandırarak sarsıntılara da dayanıklı hâle getirmek için yapılan bir uygulamadır. Zeminin seviyesinin 0.33 m. altında ise doğu-batı istikametinde, 1.50x0.58x0.80 m. ebadında, üzeri iki tane büyük yassı taşla ve bir adet büyük kiremitle kapatılmış bir mezar bulunmuştur. Bulunan mezar doğu-batı istikametinde konumlandırılmıştır (Plân: 4). Mezar içerisine üç kişi gömülmüştür. Bu kişilere ait kafatasları doğuda yer almaktadır. Mezarın içerisi 60 cm. alt seviyesinden itibaren su ile doludur (Plân: 5). Bu nedenle mezarda bulunan kemiklerin büyük bölümü erimiştir. Mezarın içerisinde bulunan balçık hâline gelmiş toprak, tenekelerle boşaltılmış, balçık içerisinde herhangi bir buluntuya rastlanmamıştır. Balçık halini almış toprağı eleme imkânı olmadığı için sikke benzeri küçük buluntulara da rastlanmamıştır. Harçla yapılmış mezar Bizans Dönemine aittir. Mezarın her iki yanında, yaklaşık 1 m. yüksekliğinde, basit olarak yapılmış, eğri formlu, horasan harçlı, tuğla ve taş malzemeli iki yan duvar yer almaktadır (Plân: 5). Bu yan duvarların mezarı çevreleyen oval bir duvara ait olduğu düşünülebilir. Duvar düşündüğümüz gibi ise, caminin temel hafriyatı sırasında orta kısmının kepçe ile alınmış olması gerekmektedir. Bu duvarlar yekpare bir duvar olmasalar da ortada birleşerek mezarı çevreledikleri kesindir. Birleştikleri yer ise yıkılmıştır (Plân: 5). Güney Duvar›nda Yap›lan Çal›flmalar: Güney duvarında yapılan çalışmalara öncelikle duvarın arkasını görebilmek amacıyla arka tarafta başlanmıştır (Plân: 2). Nedeni ise, cami temel hafriyatı sırasında ortaya çıkarılan mimarî buluntuların çoğunun, bu duvarın batı bölümünde yığılan molozların arasında belirlenmiş olmasıdır.
15 16 17 Bkz. http/www.Aol.com./peramos-mcp Karşılaştırma için bakınız plân-4. Dedesi mübadeleden önce Karşıyaka’da 1890 veya 1892 yılında doğmuş olan Steve Chris Manitsas, http/www.Aol.com. /peramos adlı internet sitesinde ailesinin Peramos (Karşıyaka)’taki geçmişinden bahsetmektedir. Burada dedesinden naklettiği bilgilerde "doğum tarihi ikonların arkasında yazıyordu ama çoğu ilkokul çağlarında bir yangın sırasında yıkıldı" ibaresinden, 1900-1905 yıllarında Karşıyaka’da Panagia Taksiarhis Kilisesi’nin de yıkıldığı bir yangın olduğunu öğreniyoruz. Bu nedenle mübadele esnasında bu kilisenin yalnızca yıkıntıları ayakta kalmış olmalıdır. Saltuk S., Arkeoloji Sözlü¤ü, İstanbul, 1990, s.62.

18

31

Güney duvarının hemen arkasında, ana toprağın üst seviyesinden başlayıp aşağıya doğru 1 m. devam eden, moloz taştan çimento kullanılarak örülmüş, yıkılan caminin temelleri ortaya çıkarılmıştır. Caminin temeli, kazısını yaptığımız kilise duvarına 130 cm. mesafede ve paralel bir şekilde olup duvar boyunca uzanmaktadır. Güney duvarının arkasını tam manasıyla ortaya çıkarabilmek amacıyla caminin temelleri kaldırılmıştır (Plân: 2). Güney duvarının batı tarafında, cami temellerinin altında, duvara dik bir şekilde konumlandırılmış, 150 cm. kalınlığında, 130 cm. yükseklikte, horasan harçlı, tuğla-taş malzemeli ve kilise duvarları ile aynı dönemden bir duvar tespit edilmiştir. Tespit edilen bu duvar güneyde yer alan yolun altına doğru uzanmaktadır. Bu duvarın doğu tarafında ise güneybatı istikametine doğru devrilmiş iki parça halinde, 200 cm. yüksekliğinde bir adet sütun ve bir adet Korinth sütun başlığı bulunmuştur. Antoninler Dönemi özellikleri gösteren ve M.S.140-150 yıllarına tarihleyebileceğimiz başlık19 Kyzikos’tan getirilerek burada devşirme olarak kullanılmış olmalıdır. Bu duvarın doğu tarafında ve 1,5 m. mesafede, bir yapının köşesi olabilecek şekilde izlenen başka bir duvar, doğu ve güney yönlerine doğru uzanmaktadır. Bu yapı köşesi olabilecek duvarların güneye devam eden kısmı yine yolun altına doğru uzandığı için fazla bir şey söylemek mümkün değildir. Doğuya doğru yapımıza paralel şekilde uzanan duvar ise kilisenin güney duvarına 70 cm. mesafededir. Ortaya çıkan sütun ve başlığın devrilme istikameti, bu köşe şeklinde olan duvarların batı ucunda yer almış olabileceğini düşündürmektedir. Doğuya doğru uzanan duvarın üzerinde, güney duvarının yapımıza haç profili veren çıkıntı şeklindeki bölümünü ortalayacak şekilde, güneybatıda ortaya çıkan duvara benzeyen kalın bir çıkıntı yer alır. Bu çıkıntı ile kilisenin güney duvarı arasındaki mesafe 25 cm.ye kadar inmektedir. Çıkıntı şeklinde yer alan ve güney duvarına dik gelen bu duvarın doğu tarafında 20 cm.lik bir aradan sonra, doğuya doğru devam eden başka bir duvar daha ortaya çıkarılmıştır. Bu duvarların işlevleri bilinmemekle birlikte, kazısını yaptığımız kilise ile aynı dönemden olmaları nedeniyle, kilisenin ek birimlerine, yahut aynı dönemden başka bir kamu yapısına ait olmalıdır. Güney duvarın kalınlığı 1.20 m., duvar yüksekliği doğu tarafta 1.80 m., batı tarafta 2.00 m., duvar uzunluğu içten 19.90 m., dıştan 22.70 m., haç kolunun çıkıntı derinliği 1.50 m., haç kolunun genişliği içten 6.10 m., dıştan 8.70 m., haç kolu mesafesi içten doğu duvarına 6.80 m., batı duvarına 7.00 m. olarak tespit edilmiştir (Plân: 2). Kuzey ve güney duvarlarının oranları karşılaştırıldığında, çok küçük sapmalar dışında birbirini tuttuğu görülmekte olup bu da bizlere kiliseyi inşa eden ustanın maharetini ve yapının kendi dönemi için önemli bir kilise olduğunu kanıtlamaktadır. Güney duvarının iç kısmında, haç kolunun doğu başlangıcı hizasında, yapının geometrik opus sectile20 taban döşemi in situ saptanmıştır (Resim: 2). Geometrik opus sectile döşemede dikdörtgen biçimli mermer ve granit levhalar kullanılmıştır. Levhalar 15 cm. kalınlığında kırmızı renkli horasan harcı ile sabitlenmiştir. Döşeme ile duvar arasında 1m.lik bir açıklık bulunmaktadır. Kazı sonucunda bu döşeme plâkalarının 5 adedine ulaşılabilmiş olup bunlar yüzleri perdahlı beyaz mermerden yapılmıştır, bunlar arasında yine dikdörtgen bir andezit blok yer almaktadır. Döşeme ait diğer elemanlar henüz kazısı yapılmamış bölümün altında olmalıdır. Bu alanda kepçe ile karıştırılmış toprak içerisinde bir adet figürlü opus sectile pano parçası bulunmuştur. Bir kenarında antirelaklı düğüm motifi olan pano parçasının orta kısmında yarım daire kanal içerisinde kireç harcı ile mozaik şeklinde işlenmiştir. Orta kısmında daire formlu bir çukur bulunmakta olup burada bulunması gereken harç ve mozaikli kısım ise ne yazık ki korunamamıştır. Tabanda mı, duvarda mı kullanıldığı bilinmeyen figürlü opus sectile parçanın benzerleri 7.-8. yüzyılla tarihlendirilmektedir (Resim: 7).
19 20 Cevat Başaran, “Kyzikos Korint Başlıkları”, Türk Arkeoloji Dergisi, Sayı 31, Ankara, 1997, s.10, 20, 40, res.8. Musa Kadıoğlu, “Ankyra-Ulus Opus Sectileleri”, Türk Arkeoloji Dergisi, Sayı 31, Ankara, 1997, s.354.

32

Döşeme plâkalarının hemen yanında apsis tarafında Attik-İon profilli bir sütun kaidesi yer almaktadır. Sütun kaidesi güneyde yer alan yan apsisi ortalayacak şekilde, apsise 1.50 m. mesafededir. Kaidenin bulunuş yeri, bize in situ konduğu yerden kaydığını düşündürmektedir21. Bu kısımda yapılan kazılarda, duvar ile opus sectile döşeme arasında kalan boşluk hizasında, kaide ile güney duvarı arasında kalan bölümde, siyah astarlı, kahverengi-kırmızı-sarı boyalı fresko parçaları bulunmuştur (Resim: 8). Apsiste Yap›lan Çal›flmalar: Yapının güney duvarının takibi neticesinde doğu tarafı duvarına ulaşılmıştır. Doğuda ortada ana apsis ve iki yan apsisin olduğu saptanmıştır. Güneyde bulunan yan apsis içten ve dıştan taban seviyesine kadar açılmıştır. Yan apsis duvarının içten ve dıştan çok muntazam bir işçilikle örüldüğü göze çarpmaktadır. Bu çalışma sırasında yeşil sırlı Bizans seramiği parçaları, üzeri bitkisel bezemeli bir adet mermer pano parçası saptanmıştır. Ortada bulunan ana apsis, apsis merkezine kadar yüzeyden 1 m. derinliğinde içten açılmış olup dış kısmı yolun altına geldiği için sadece dış konturu belirlenmiştir. Kazı bu aşamada çeşitli zorunluluklardan dolayı bitirildiği için, apsis bölümünün kazısı tamamlanamamıştır. Ancak ana apsisin kuzeyinde bir yan apsisin daha yer alması gerektiği için yapı plânı çizimi bu unsur göz önüne alınarak tamamlanmıştır (Plân: 2). Apsislerin bulunduğu doğu duvarın genişliği 13.80 m., güney yan apsisin yarıçapı 1.70 m., derinliği 1.00 m., ana apsisin yarıçapı 5.00 m., derinliği 2.50 m., ana apsis ve yan apsisler arasında kalan açıklık 2.40 m., apsis duvar kalınlığı 1.20 m.dir (Plân: 2). III-DE⁄ERLEND‹RME VE SONUÇ Karşıyaka Beldesi 3 pafta 5312 parselde yer alan kilise, konum itibarıyla yerleşim alanının tam ortasında bulunmaktadır. Gerek Bizans ve Rum yerleşimlerinde, gerekse Türk yerleşiminde burasının kilise ve cami yapımı için seçilmesinin en önemli nedeni, şehrin merkezinde bulunması ve dört tarafından yol geçen bir meydan durumunda olmasıdır. Bu meydanın batısında, eski camiye ait yaklaşık 120 m2lik bir alana oturan bir yapı bulunmaktadır. Dikdörtgen şeklindeki bu yapı iki katlı olup alt kat abdesthane ve tuvaletler, üst kat ise Kuran kursu olarak düzenlenmiştir. Bizans kilisesinin nartheks kısmı bu yapının altında bulunmaktadır. Yapının kuzey, kuzeybatı ve güneydoğu köşelerinde üç adet tarihî çınar ağacı vardır. Meydanın kuzeybatısında şehrin Rum yerleşiminden kalma tarihî bir çeşme yer almaktadır. Çeşme, Rum yerleşimi dönemi şehir plânında Kenduria Vrisi olarak anılmaktadır. Dikdörtgen plânlı çeşmenin dört köşesi yine dikdörtgen formlu plasterler ile süslenmiştir. Çeşme haznesinin bulunduğu bölüm, üzerinde Korinth başlık tarzında yapılmış plaster başlıklarının bulunduğu dikdörtgen formlu iki plasterle sınırlandırılmıştır. Bu plaster başlıkları üzerine beşik kemerli bir alınlık yapılmış, alınlığın üzerine ise üç faskialı enine dikdörtgen bir mermer tabla yerleştirilmiştir. Alınlık merkezinde hicri .!^ ^.q....., miladî 1889 ibaresi vardır. Bu çeşmeden günümüzde de köy halkı tarafından yararlanılmaktadır. Çeşmenin yapıldığı Rum yerleşimi döneminde bu meydan da Panagia Taksiarhis Kilisesi olarak adlandırılan bir Rum kilisesinin varlığı söz konusudur (Plân: 3). Şehrin Rum yerleşimi dönemindeki plânında tek apsisli olarak bazilikal (dikdörtgen) plânlı kilise yapısı işaretlenmiştir. Bu plân tipi yarımadanın, Ballıpınar (Kocaburgaz) Köyü’nde (Resim: 4) 1895; Narlı Köyü’nde ise (Resim: 5) 1898 yılında yapılmış olan kiliselerin plân tipini işaret etmektedir. Yarımadanın bu iki farklı köyünde, aynı zamanda inşa edilen bu iki kilise, stil özellikleri incelendiğinde, aynı usta tarafından yapıldığı anlaşılan, bazilikal (dikdörtgen) plânlı, tek apsisli, içi ahşap sütunlarla üç nefe ayrılmış, ahşap taban döşemli, kırma çatılı, nartheks bölümü ise yine tamamıyla ahşaptan iki katlı olarak inşa edilmiş yapılardır. Günümüze oldukça yıpranmış bir şekilde ulaşan bu kiliselerin plân tipi yarımada da geç dönem kiliselerinde sevilen bir plân tipidir. Bu düşün21 Bunun nedeni ise, eğer bu kaide yapıyı neflere ayıran bir sütunun altında yer alıyorduysa, muhtemelen yan apsisle ana apsis arasındaki doğrultuda bulunması gerekirdi.

33

cemizin nedeni ise bu iki köyün kiliselerinin haricinde bu plâna yakın plânlı kiliselerin kalıntılarına diğer köylerde de rastlanmasıdır. Buradan yola çıkarak ve Karşıyaka’nın Rum yerleşimi dönemindeki şehir plânında betimlenen özellikleri de dikkate alarak, Panagia Taksiarhis Kilisesi’nin de bazilikal (dikdörtgen) plânlı, tek apsisli olabileceğini söylemek yanlış olmasa gerektir. Öyle ise Panagia Taksiarhis Kilisesi’nin içinin ve çatısının ahşaptan yapılmış olması muhtemeldir. 1900’lü yılların başında meydana gelen yangında Peramos’un diğer yapıları gibi bu kilise de tahribata uğramıştır. Mübadeleden sonra ise yangından harabeye dönen Rum kilisesinin yalnızca bir duvarının ayakta kaldığı bilinmektedir. Kiliseye ait bu duvar da, alanın Cumhuriyet Meydanı olarak düzenlenmesi sırasında tamamen ortadan kaldırılmıştır. Plân Tipi Kazı sonucunda yapımızın yaklaşık 430 m2 alana oturan, doğu-batı istikametinde uzanan güdük haç kollu formlu, üç nefli olması muhtemel, dışa çıkık olarak yapılmış ortada ana apsis ve iki yan apsisli bir Bizans kilisesi olduğu anlaşılmıştır (Resim: 3). Kapıdağ Yarımadası ve Güney Marmara için ünik bir eser olan Karşıyaka Bizans Kilisesi, kendisinden sonra yapılmış olan Panagia Faneromeni Manastır Kilisesi’nin plânını oldukça etkilemiş olmalıdır. 1923 yılına kadar ayakta olan ve işlevini sürdüren Panagia Faneromeni Manastırı bugün harabe halindedir. Kapıdağ’ın orta kısmında ve oldukça yüksek bir yerindeki Kirazlı Yayla üzerinde bulunduğu için, günümüzde Kirazlı Manastırı adıyla anılmaktadır. Manastır, Kirazlı Yayla’nın kuzeydoğusunda, oldukça geniş bir alan üzerine kuruludur. Yaklaşık yüz odası bulunan bir komplekstir. Manastır kilisesi bu kompleksin güneydoğu bölümünde yer alır. Kilisesi Karşıyaka Bizans Kilisesi gibi güdük haç kollu, ortada ana apsis ve iki yan apsis olmak üzere üç apsisli olarak yapılmıştır (Plân: 6). Kirazlı Manastırı’nın ölçüleri şöyledir; içten uzunluk 19.60 m., genişlik 12.80 m., haç kolu çıkıntı derinliği 0.90 m., haç kolu genişliği içten 5.70 m., haç kolu mesafesi içten doğu duvarına 6.60 m., batı duvarına 7.40 m. yan apsislerin yarıçapı 2.70 m. derinlikleri 1.35 m., ana apsisin yarıçapı 5.60 m., derinlik 2.70 m., yapının duvar kalınlığı ise 0.75 m. olarak ölçülmüştür. Duvar örgüsü temelde derzli moloz taş, üzerinde izodomik tuğla örgülüdür. Bu iki kilisenin plânları bir iki küçük farklılığın dışında aynıdır. Bu farklardan ilki Karşıyaka Bizans Kilisesi’nde apsisler arasında 2.40 m.lik bir açıklığın bulunmasıdır. Kirazlı Manastırı Kilisesi’nde ise böyle bir açıklık bırakılmamıştır. Böylelikle manastır kilisesinde yer alan apsis üçlemesine dıştan bakıldığında, yonca yaprağı görünümü verilmiştir (Plân: 6). İkinci fark ise güdük haç kollarının derinliklerinde karşımıza çıkmaktadır. Karşıyaka Bizans Kilisesi’nin haç kolu derinliği 1.50 m. iken, Kirazlı Manastırı Kilisesi’nde haç kolu derinliği sığlaşmakta, 0.90 m.ye düşmektedir. Bu farklılık ise iki kilisenin duvar kalınlıklarından kaynaklanmaktadır (Plân: 2). Karşıyaka Bizans Kilisesi’ne oldukça güçlü bir görünüm veren 1.20 m.lik duvarları, manastır kilisesinde 0.75 m.ye düşerek bu güçlü etkiyi yitirmekte, ancak düzgün tuğla işçiliğine uygun olarak manastır kilisesi mimarîsine daha zarif bir hava katmaktadır (Plân: 2). Bu iki kilise oturum alanları itibarıyla da aşağı yukarı aynıdır: Karşıyaka Bizans Kilisesi’nin duvar genişliği içten 13.80 m. duvar uzunluğu içten 19.90 m. Kirazlı Manastırı Kilisesi’nde duvar genişliği içten 12.70 m. duvar uzunluğu içten 19.60 m.dir. İçten duvar uzunlukları 30 cm.lik çok küçük bir farkla aynıdır. Duvar genişliklerinde ise 1.10 m.lik bir farkla Karşıyaka Bizans Kilisesi daha geniştir. Karşıyaka Bizans Kilisesi 275 m2, Kirazlı Manastırı Kilisesi 249 m2 alana oturur. Alan itibarıyla aradaki fark yalnızca 26 m2dir. Bu iki kilisenin plân tiplerinin aynı olmasının yanı sıra ölçülerindeki bu benzerlikler de geç dönem yapısı olan Kirazlı Manastırı Kilisesi’nin Karşıyaka Bizans Kilisesi’nden oldukça etkilendiğini ortaya koymaktadır. Söz konusu bu etkilenme de en azından Kirazlı Manastırı Kilisesi’nin yapıldığı yıllarda, Karşıyaka Bizans Kilisesi’nin ayakta olduğunu kanıtlamaktadır. Karşıyaka Bizans Kilisesi’nde kuzey ve güney duvarların oranları karşılaştırıldığında, çok küçük sapmalar dışında, birbirini tuttuğu görülmektedir. Kilisenin oranları 34

güçlü duvarları ile uyum içerisindedir. Yapının bütünü gözden geçirildiğinde, bu güçlü strüktür anlayışı hemen göze çarpmaktadır. Bu itibarla çok yetenekli bir ustanın elinden çıktığı anlaşılmaktadır22 (Plân: 2). A-III açmasında ortaya çıkan duvarın doğrultusu ana apsisin kuzey kenarını göstermekte olup duvarın açma dışında da devam ediyor olması, muhtemelen narthekse ve apsise kadar ulaşıyor olduğuna işaret etmektedir. Bu durum duvarın bir destek duvarı olduğunu ve duvarın güneyinde aynı şekilde konumlandırılmış başka bir duvarın olması gerekliliğini düşündürmektedir. Bu düşüncelerimiz doğru ise kilisenin üç sahınlı bir plâna sahip olduğunu, ortaya çıkan duvarın da, kiliseyi sahınlara bölen sütunları yumuşak olan zeminde sağlam bir şekilde taşımak için yapıldığını söylemek yanlış olmasa gerektir23 (Plân: 2). Kilisenin batı duvarının dış tarafında, üzerinde eski camiye ait bir yapı olması nedeniyle kazı yapılamadığı için nartheks ve kilise girişi ile ilgili herhangi bir sonuca ulaşılamamıştır. Malzeme ve Teknik Yapının duvarları kırmızı horasan harcı ile kesme taş, moloz taş ve tuğla ile örülmüştür. Duvarlarda kullanılan taş malzemenin içerisinde sütun tamburları, sütun başlıkları gibi Roma ve Erken Bizans Dönemine ait çeşitli mimarî elemanlar bazen kırılarak, bazen de yekpare şekilde örgü malzemesi olarak kullanılmıştır. A-II açmasında duvar örgüsünde kullanılan sütun tamburu in situ tespit edilmiştir (Plân: 1). Güney duvarın batı tarafında hafriyat malzemesi içinde bulunan K. Env. No. 2, 3, 7, 8 başlıklar üzerinde yoğun harç izi bulunmaktadır. Bu başlıklardan K. Env. No. 3 başlık caminin temel hafriyatı sırasında kırıcıyla ortadan ikiye bölünmüştür. Üzerlerinde yer alan harç izleri duvar örgü malzemesi olarak kullanıldıklarını düşündürmektedir. Karşıyaka Bizans Kilisesi’nin duvarlarının dış kısmı oldukça düzgün örülmüştür. Bu durum dış kısımda herhangi bir sıva olmadığını düşündürmektedir. Kilise duvarlarının iç kısmı ise kalın bir sıva ile kaplı olmalıdır. Sıvanın üzeri Buon Fresko (Gerçek Fresk) tekniği ile yapılan fresklerle süslenmiş ancak bu fresklerden birkaç küçük parçanın dışında hiçbiri günümüze ulaşamamıştır (Resim: 8). Kilisenin tabanında geometrik opus sectile döşeme kullanılmıştır (Resim: 2). Dolgu toprak arasında rastlanan ve yapının neresinde kullanılmış olduğu belli olmayan bir figürlü opus sectile panonun ise, apsis önünde kullanılmış olabileceği akla gelmektedir (Resim: 7). Geometrik opus sectile döşemin altında yaklaşık 15 cm. kalınlığında, oldukça kalın sayılabilecek kırmızı horasan harcından oluşan bir tabaka kullanılması, suya dayanıklı olan horasan harcının zeminden gelebilecek rutubeti24, belki de suyu kesebileceği düşüncesinden kaynaklanmış olsa gerektir. Kazı bahsinde A-I açması, A-III açması (Plân: 1) ve Bizans mezarının içerisinde, ortalama zeminden 0.60 m. derinlikte su ile karşılaşıldığını belirtmiştik (Plân: 5). Bu ise bize kilisenin oturduğu zeminin oldukça yumuşak olduğunu ve yapımı üzerinden geçen uzun seneler boyunca aşağı doğru oturduğunu göstermektedir. Bu oturmanın ne kadar olduğunu kestirmek oldukça güçtür, ancak kilisenin temellerinin ortalama 0.40 m. kadar suya gömülü olması, oturmanın en az 0.40 m. kadar gerçekleştiğini göstermektedir. Zemin altından çıkan suyun nedeni: Karşıyaka’nın bir sahil kenti olması ve kilisenin yapıldığı alanın denize olan uzaklığının 100 m. civarında bulunmasıdır. Bu nedenle kazı sırasında kotları deniz seviyesi altına düşen noktalar su ile dolmaktadır. Kilisenin batı duvarının iç tarafında intramural gömü tekniğinin uygulandığı belirlenmiştir. Batı duvarının iç kısmında (Plân: 5) yer alan mezar opus sectile zemin sevi22 23 24 Kazımız sonucu kilisenin kitabesine rastlamayışımız nedeniyle yapıyı inşa eden mimar ve yapım tarihi hakkında herhangi bir bilgiye ulaşılamamıştır. Ancak bu düşüncemizi doğrulayacak paralel bir duvarın varlığını saptamak ileriki yıllarda kazı çalışmaları tekrar başladığında mümkün olacaktır. Musa Kadıoğlu, “Ankyra-Ulus Opus Sectileleri”, Türk Arkeoloji Dergisi, Sayı 31, Ankara, 1997, s.355.

35

yesinin 33 cm. altında yer aldığı için Bizans Dönemine aittir ve içerisinde bulunan üç iskeletin kilise görevlilerine yahut başka önemli kişilere ait olduğu düşünülmelidir. Bizans kiliselerinde ve onu takiben Rum kiliselerinde intramural gömü geleneği yaygın olarak kullanılmış olup bu mezarın üst kısmında yer alan bölümde tabakalar halinde basit kiremitli, muhtemelen Panagia Taksiarhis Kilisesi’nden kalma Rum mezarlarının yer aldığı kazı bahsinde belirtilmiştir. Yap›m Tarihi A-III açmasında saptanan duvarın üst seviyesine paralel durumdaki yangın tabakasının altında benzerleri 6.-7. yüzyıla tarihlenen bir adet, camdan yapılmış Bizans çubuk kandilinin dip parçası25 ve Bizans tipi gövdeden kulplu kandile ait bir adet kulp parçası, yangın tabakası için terminus ante quem oluşturmaktadır. Yangın tabakası; kalınlığının çok fazla olmaması ve bina içerisinde başka bir alanda rastlanmaması nedeniyle basit bir yangını işaret etmektedir. Opus sectile zemin seviyesinin 20 cm. alt hizasına rastlayan bu yangın, bina inşaatı sırasında ahşap artıkların yok edilmesi maksadıyla yakılmasından ibaret olabilir. O halde kilise döşemesinin yapımını en erken 6.7. yüzyıla vermek doğru olmalıdır. Anadolu’da Helenistik Devirden itibaren Roma ve Erken Bizans Dönemi yapıların da taban döşemi olarak geometrik opus sectilenin büyük oranda kullanılmış olduğu görülmektedir26. M.S. 6. yüzyıldan itibaren döşeme mozaiği genel olarak kaybolurken opus sectile, kilise donanımında Erken Bizans Döneminde ortaya çıkar27. Bir kenarında antirelaklı düğüm motifi olan figürlü opus sectile parçanın benzerleri de 7.-8. yüzyıla tarihlendirilmektedir. Kilisenin duvar örgüsünde horasan harcı ile tuğla ve taş malzemenin birlikte kullanıldığı görülmektedir. Bizans yapılarında umumiyetle rastlanan bu örgü siteminde örgü taşlarının içerisinde devşirme malzeme kullanılması erken dönem özelliğidir28. Bizans’ın geç dönemlerinde tuğla işçiliğinde simetri gelişmektedir. Keramik parçaları, Geç Roma kâse dip parçaları, Orta ve Geç Bizans Dönemi yeşil, sarı sırlı, sıraltı boyama, sırsız kazıma bezekli oldukça ufak parçalardır. Bunlar yapının hemen her yerinin hafriyat sırasında kepçe ile karıştırılmış olması nedeniyle tarihlemede yardımcı olamamaktadır. Yapımızda dikkati çeken diğer bir Erken Bizans özelliği de apsisin iç ve dış hatlarının yarım yuvarlak olmasıdır. 4. yüzyıla tarihlenen Seyitgazi Nakolea Kilisesi29 ile 4.5. yüzyıla tarihlenen Efes Meryem Kilisesi’nin30 apsisleri en erken örnekler olup içten ve dıştan yarım yuvarlak formludur. Bu iki kilise de dışa çıkık tek apsisli örneklerdir. Yapımız gibi dışa çıkık ortada ana apsis ve iki yan apsisli olan Burhaniye-Ören Adramytteion Kilisesi31 de Erken Bizans’a tarihlenmekte olup her üç apsisinin iç ve dış hatları da yarım yuvarlak plânlıdır. Bütün bunlar göz önüne alındığında, Karşıyaka Bizans Kilisesi’ni, 6.-7. yüzyıllardan sonraya, Erken Bizans sonu-Orta Bizans başlangıcı bir döneme yerleştirmek yerinde olur.
25 26 27 28 M. Fuat Özçatal, “1997 Yılı Seyitgazi İlçesi Mozaik kurtarma Kazısı”, VIII. Müze Kurtarma Kaz›lar› Semineri, Ankara, 1998, s.534, 535 çiz.3. Kadıoğlu, ayn› eser, s.365. Kadıoğlu, ayn› eser, s.367. İznik surlarının Roma Dönemi’ne ait olan kısımları sadece tuğladan, Bizans Dönemine ait olan kısımları ise karışık örgüden oluşur. Duvar örgüsündeki devşirme mermer bloklar 8. yüzyılda yapılan tamiratlarda kullanılmıştır. Laskarisler Döneminde (13. yüzyıl), İmparator I.Theodoros’un (1204-1222) adına yazılmış bir methiyeden, ön sur duvarının yapıldığı anlaşılmaktadır. Helenistik ve Roma Devrine ait harap eserlerden alınmış, işlenmiş veya blok kesme taşlar surların birçok bölümlerinde görülebilir. Bilgi için bakınız: http/www.izikdefteri.com Özçatal, ayn› eser, s.531, 539 çiz. 2. Stefan Karwiese, “1996 Yılında Ephesos’ta Yapılan Kazı Onarım ve Araştırma Çalışmaları”, XIX. Kaz› Sonuçlar› Toplant›s›, Ankara, 1998, s.733, 741 plân: 3. Balıkesir Kuvay-i Milliye Müze Müdürlüğü’nün, İl Kültür ve Turizm Müdürlüğü”ne hitaplı 21.10.2003 gün 1144 sayılı Doç. Dr. Engin Beksaç tarafından hazırlanan "Adramytteion Kaz› Raporu" Ek plân-1.

29 30 31

36

BULUNTULAR 1-Sütun Bafll›¤›-Mermer (Envanterlik) Kalathos kısmı iki sıra akanthus yaprağı ile çevrili Korinth sütun başlığıdır. Kaulis çanağından çıkan bakışımlı heliksler arasına gömülü abaküs çiçeği sapı üstte abaküs çiçeğine bağlanır. Abaküs köşelerinden üç tanesi kırıktır. Üstte biri kanallı, 2 zıvana deliği vardır. Yük.: 45 cm., Aç.: 41 cm., Üst: 65x66 cm. M.S. 140-150, Antoninler Dönemi 2-Sütun Bafll›¤›-Mermer (Etütlük) İki sıra akanthus yaprağı ile çevrilidir. Oldukça aşınmış olup alt kısmı kırıktır. Üzerinde kanallı bir zıvana deliği vardır. Üst kısmı altıgen formludur, bir parçası kopuktur. Duvarda kullanılmıştır, akanthus yapraklarının arası derin hatlıdır. Horasan harcı izi vardır. Yük.: 66 cm., Aç: 44 cm., Üst: 53x79 cm. M.S. 140, Geç Hadrianus-Erken Antoninler Dönemi 3-Sütun Bafll›¤›-Mermer (Envanterlik) Korinth başlık olup yatay olarak ikiye bölünmüştür. Altta bir sıra akanthus yaprağı üstte ise uzun yüzlerde 5, dar yüzlerde ise 4 adet uzun dil bezeği yer alır. Üst kısımda kanallı iki adet zıvana deliği vardır. Horasan harcı izi vardır. Duvarda kullanılmış olmalıdır. Yük.: 63 cm., Aç: 47 cm., Üst: 61x71 cm. Erken Hadrianus Dönemi 4-Sütun Kaidesi-Mermer (Envanterlik) İki torus, bir trokhilostan oluşan Attik-İon tipi sütun kaidesidir. Bir kısmı kırıktır. 69x51, 5 cm., Yük.: 27 cm., Çap: 57, 5 cm. Roma Dönemi 5-Sütun Parças›-Mermer (Etütlük) Silindirik formlu olup bir kısmı kopuktur. Aşağı doğru daralan formludur. Yük.: 128 cm., Aç: 30 cm., Üst: 32 cm. Bizans Dönemi 6-Sütun Parças›-Mermer (Etütlük) Silindirik formlu olup üstte iki zıvana deliği vardır. Horasan harcı izi vardır. Duvarda kullanılmış olmalıdır. Yük.: 72 cm., Aç: 31 cm. Bizans Dönemi 7-Sütun Parças›-Mermer (Etütlük) Silindirik formlu. Horasan harcı izi vardır. Duvarda kullanılmış olmalıdır. Yük.: 72 cm., Aç: 34 cm. Bizans Dönemi 8-Paye Bafll›¤›-Mermer (Etütlük) Dikdörtgen formlu başlıktır. Kabaca yontulmuştur. Bir kısmı (üst kenarları) kırıktır, alt tabla kısmında bir silme yer alır. Horasan harcı izi vardır. Duvarda kullanılmış olmalıdır. Yük.: 24 cm., Alt: 47x21 cm., Üst: 90x43 cm. Bizans Dönemi 9-Paye Bafll›¤›-Mermer (Etütlük) Dikdörtgen formlu başlıktır. Bir kısmı kırıktır. Horasan harcı izi vardır. Duvarda kullanılmış olmalıdır. Yük.: 20, 5 cm., Alt: 32x35 cm., Üst: 63x45 cm. Bizans Dönemi

37

10-Ambon Parças›-Mermer (Etütlük) Kilise ambonuna ait parçadır. Üzerinde iç içe üçgen bezekler yer alır. Horasan harcı izi vardır. Duvarda kullanılmış olmalıdır. 40x36x12 cm. Bizans Dönemi 11-Figürlü Opus Sectile Parças› (Envanterlik) Bir kenarında antirelaklı düğüm motifi olan pano parçasının orta kısmın, yarım daire kanal içerisinde, kireç harcı ile mozaik şeklinde işlenmiştir. Orta kısmında daire formlu bir çukur bulunmakta olup burada bulunması gereken mozaikli kısım ise ne yazık ki korunamamıştır. 48.5x30.7x8 cm. 7.-8. yüzyıl 12-Pano Parças›-Mermer (Etütlük) Bir panonun kopmuş parçasıdır. Üzerindeki kenar bordüründe harf yüksekliği 3 cm. olan yazıt parçası bulunmaktadır. Horasan harcı izi vardır. Duvarda kullanılmış olmalıdır. 40x36x12 cm. Geç Roma Dönemi 13-Bezeme Parças›-Mermer (Etütlük) Üzerinde bitkisel bezeme yer alır. Horasan harcı izi vardır. Duvarda kullanılmış olmalıdır. 69x28x18 cm. Roma Dönemi 14-Sütunce Parças›-Mermer (Etütlük) Üst kısmı dörtgen biçimli başlık, alt kısmı sekizgen formlu, başlık ve gövde arasında 3 yiv bulunmaktadır. Başlık kısmı bitkisel bezeklerle süslenmiştir. Yük.: 50, 5 cm., 20x20 cm., Çap: 20 cm. Bizans Dönemi 15-Mimarî Parça-Mermer (Etütlük) Üzerinde 5 cm. harf yüksekliğinde Rumca kitabe yer almaktadır. Çimento harcı izi vardır. Cami duvarında kullanılmış olabilir. 35, 5x21, 5x12, 5 cm. Osmanlı Dönemi 16-Mimarî Parça-Mermer (Etütlük) Horasan harcı izi vardır. Duvarda kullanılmış olmalıdır. 58x40x22 cm. Bizans Dönemi 17-Mimarî Parça-Mermer (Etütlük) Üzerinde dairesel bordür içinde dilimli rozet yer alır. Horasan harcı izi vardır. Duvarda kullanılmış olmalıdır 44x30x14 cm. Bizans Dönemi 18-Sütunce Bafll›¤›-Mermer (Envanterlik) Dikdörtgen formlu başlık aşağıya doğru daralmaktadır. Köşelerde ananas motifi, aralarda rozetler yer alır. Harç izi vardır. Duvarda kullanılmış olmalıdır. Aç: 19, 5 cm., Yük.: 20 cm., Üst: 25x25 cm. Bizans Dönemi

38

19-Sütunce Parças›-Mermer (Etütlük) Dikdörtgen formludur, aşınmıştır. Harç izi vardır. Duvarda kullanılmış olmalıdır. 40, 5x22x20 cm. Bizans Dönemi 20-Sütun Bafll›¤› Parças›-Mermer (Etütlük) Korinth sütun başlığı parçası üzerinde akanthus yer alır. Horasan harcı izi vardır. Duvarda kullanılmış olmalıdır. 34, 5x29x32 cm. Roma Dönemi 21-Aslan aya¤›-Mermer (Etütlük) Masa ayağı parçasıdır, Pençe ve ayak bileğinden ibarettir. Horasan harcı izi vardır. Duvarda kullanılmış olmalıdır. 26x48x22 cm. Roma Dönemi 22-Mezar Tafl› Parças›-Mermer (Etütlük) Kavuk kısmı kopuktur, silindir gövdeli olup kavukla birleşme yerinde saç örgüsü motifi yer alır. Harç izi vardır. Duvarda kullanılmış olmalıdır. Yük:25 cm., Çap:12 cm. Osmanlı Dönemi 23-Paye Bafll›¤› Parças›-Mermer (Etütlük) Kırık olup fazlaca aşınmıştır. Harç izi vardır. Duvarda kullanılmış olmalıdır. 38x42x12 cm. Bizans Dönemi

39

Plân: 1

Plân: 2

Plân: 3a

40

Plân: 3b

Plân: 4

Plân: 5

41

Plân: 6

Resim: 1

Resim: 2

42

Resim: 3

Resim: 4

Resim: 5

43

Resim: 6

Resim: 7

Resim: 8

44

KYZİKOS ANTİK KENTİ METROON KURTARMA KAZISI

Elmas KAYA* Tülin TAN

Kapıdağ Yarımadası’nı anakaraya bağlayan berzah üzerinde yerleşmiş olan Kyzikos antik kentinin korunması için Erdek Jandarma Karakol Komutanlığı’na bağlı geçici olarak kurulan Aşağı Yapıcı Karakol Komutanlığı’nın1 kentte yaptığı kontroller sırasında, Metroon’da kaçakçıların kazarak yarısını ortaya çıkardığı eser tespit edilmiş ve durum tarafımıza bildirilmiştir (Resim: 1). Bu nedenle kazı yerine gidilerek söz konusu eserin bulunduğu alan incelenmiştir. Yapılan inceleme sonucunda bu eserin bir karyatid olduğu belirlenmiş ve yerinden alınarak Bandırma Arkeoloji Müzesi’ne taşınması için Bakanlığımız, Kültür Varlıkları ve Müzeler Genel Müdürlüğü’nden kurtarma kazısı talep edilmiş ve 19.11.2003 gün ve 15544 sayılı kazı ve sondaj izin belgesi ile izin verilmiştir. Söz konusu izin belgesi gereği 15.12.2003 tarihinde anılan yerde Bandırma Arkeoloji Müzesi’nin diğer personeli ile birlikte kurtarma kazısına başlanmıştır2. Kazı yapılması düşünülen alanın yoğun bitki örtüsüyle kaplanması ve arada zeytin bahçelerinden toplanan moloz yığınlarının bir duvar oluşturması nedeniyle eserin yerinden alınması oldukça zor olmuştur (Resim: 2). Bu nedenle eserin yerinden kaldırılabilmesi ve yan taraftaki zeytin bahçesinden gelecek iş makinasının kolay ilerleyebilmesi için, aradaki moloz yığınını örten bitki örtüsü kesilerek yol açılmıştır. İlk olarak eserin bulunduğu alanda 5x5,5 m.lik bir açma belirlenmiş (Resim: 3) ve seviyeler halinde zemine doğru inilmiştir. Çalışmanın devam ettiği süre boyunca, toprak içinde in situ olmayan küçük mermer parçalarının bulunduğu görülmüştür. Ayrıca iki adet boş sigara paketine rastlanması, bu mermer parçalarının kaçakçılar tarafından alttaki büyük ve önemli olduğu düşünülen eserlerin ortaya çıkarılması amacıyla, üstteki mimarî parçaların kırılarak küçük parçalara ayrıldığını düşündürmektedir. Çalışma, bahsi geçen mermer parçaların kaldırılmasıyla devam etmiş, sonrasında ortaya çıkan toprak yığını açma dışına taşınmıştır. Açmada karyatidin bulunduğu seviyeye inildiğinde, bazı mimarî parçalar, parçalanmış sütun ve sütun başlıklarının in situ olduğu görülmüştür (Resim: 4). Kazı devam ederken, karyatidin açma içindeki konumunu fotoğraflamak için etrafını temizlediğimizde, yarısının kırık olduğu tespit edilmiştir. Eksik olan alt parçasını mevcut açma içinde göremediğimiz için, açmanın kuzeydoğu tarafından 1 m. daha genişletilmesine karar verilmiştir. Olumsuz hava koşulları nedeniyle 15.12.2003 tarihinde ara verilen kazı çalışması 22.12.2003 tarihinde yeniden başlatılmıştır. Çalışma devam ettiğinde platformu olan
* 1 2 Elmas KAYA, Arkeolog, Bandırma Arkeoloji Müzesi, Balıkesir/TÜRKİYE Tülin TAN, Arkeolog, Bandırma Arkeoloji Müzesi, Balıkesir/TÜRKİYE Aşağı Yapıcı Karakolu Komutanı Nedim Kalaçay ve ekibine kazı süresince, kazı ekibine nezaret etmeleri ve yardımlarından dolayı teşekkür ederiz. Bandırma Arkeoloji Müzesi personeli H. Şahin, Volkan Atik ve İbrahim Karabakan’a azimli çalışmalarından dolayı teşekkür ederiz.

45

mermer zemine ulaşılmıştır. Ancak yukarıda yarım olduğu belirtilen karyatidin alt parçası açma içinde bulunamamıştır. 23.12.2003 tarihinde Erdek Kaymakamlığı’nca3 Erdek Belediyesi’nden4 sağlanan iş makinasıyla ortaya çıkarılan iki adet sütun başlığı ve karyatid parçası yerinden kaldırılarak güneyindeki zeytin bahçesine alınmış ve karyatidin altından çıkan üçüncü sütun başlığıyla beraber Bandırma Arkeoloji Müzesi’ne taşınmıştır. Karyatidin yerinden kaldırılmasıyla, altında bulunan büyük boyutlu bir arşitrav açığa çıkarılmıştır. 24.12.2003 tarihinde karyatid parçası ve sütun başlıklarının kaldırıldıktan sonraki hâlini fotoğraflamak üzere açmada temizlik çalışması yapılmıştır. Yapılan temizlik çalışması sırasında arşitravın 30 cm.lik kısmı açığa çıkarılmıştır. Ön yüzde astragal dizisinin altında inci-boncuk dizisi ve onun da altında fazlaca aşındığından tam olarak ne olduğu anlaşılamayan bir bezeme ile spiral bezeme yer almaktadır. Arşitrav parçasının bulunduğu alan ve kaldırılan karyatid parçası ile sütun başlığının oturduğu alan temizlendiğinde zeminin parçalanmış olduğu görülmüştür. Ayrıca bahsi geçen arşitravın sol tarafındaki toprak kesitinde yangın tabakasına rastlanmıştır. Yaptığımız kurtarma kazısı, 5x6,5 m. ölçülerindeki açma içinde öncelikle in situ olmayan moloz yığınlarının ve toprağın kaldırılması şeklinde başlamıştır. Daha sonra karyatidin seviyesinde in situ büyük parçalara ve yapılan temizlik çalışması sonucunda da platformu olan mermer zemine ulaşılmıştır5. Bu parçaların bir bütünlük arz etmemesi ve mermer zeminin parçalanmış görüntüsü, tarihinde üç kez büyük deprem geçiren Kyzikos’un deprem sonrasındaki tahribatını ortaya koymaktadır. Ölçülerinden büyük çaplı sütunlara sahip olduğu görülen metroonda olan depremin, sütunları birkaç parçaya ayırdığı, kazı sonucunda görülmüştür. Ayrıca karyatidin alt parçasının açma içinde bulunmaması, açmaya yakın başka bir yerde olduğu olasılığını akla getirmekte ve üst parçasının deprem sırasında kazı yapılan alana fırladığı düşünülmektedir. Daha sonra yapılacak kazılarda muhtemelen alt parçası da bulunacaktır. Karyatid parçasının baş kısmı tamamıyla yerinden kopmuş ve eksiktir. Göğüs ve omuz kısmı ise aşınmış olduğu için, ince ayrıntıları belli olmamaktadır. Sol kol dirsekten bükülerek göğüs üzerine konmuştur; sağ kol ise dirseğin biraz üzerinden kırılmış ve eksik olduğu için konumu bilinmemekle birlikte muhtemelen aşağıya doğru sarkıtılmıştır. Kolların arka kısmında kanatlar mevcuttur. Elbise ise göğsün hemen altından kemerle sıkılarak toplanmıştır. Elbisenin kemerle sıkılmasından dolayı sağ kolun yanında sarkma, diğer taraflarda ise kıvrımlar oluşmuştur. Alt kısmı da kırık ve eksiktir. Üst kısmında kenet delikleri mevcuttur. Fazlaca aşınmıştır. Eser yüzeysel kıvrımlara sahiptir. Fazla derin olmayan kıvrım kanallarıyla M.S. 2 yüzyıl özellikleri taşımaktadır (Resim: 5). Kurtarma kazısında yarım ele geçirilen karyatid parçasının benzeri, metroonda daha önce bulunup Erdek eski eser deposundayken Bandırma Arkeoloji Müzesi’ne nakledilerek sergilenen karyatiddir (Resim: 6). Bu karyatid kabaca işlenmiş bir kaide üzerinde yer almaktadır. Başında serpuşu bulunmaktadır. Uçlarında matkap delikleri olan saç lüleleri başın her iki tarafına ve alın üzerine düşmektedir. Sağ omuz üzerinde birleşen pelerinin kumaşı, göğüs hizasında üst üste yığılan kıvrımlar oluşturmuştur. Sağ kol kırık ve eksik olmasına rağmen izlerden anlaşıldığı kadarıyla dirsekten kırılıp göğüs hizasında duruyor olmalıydı. Sol kol ise vücudun arkasına doğru yine dirsekten bükülerek kıvrılmıştır. Omuzlar üzerinden başlayan kanatlar sırtta kaybolmuştur. Baldırlar üzerinde sonlanan tuniğin altında dar pantolonu vardır. Tuniğin etek kısmında ise fazla derin olmayan yüzeysel kıvrımlar mevcuttur. Sağ bacak dizden kırılarak sol bacağın önüne getirilmiştir. Ayaklarında bilekten bağcıklı ayakkabıları vardır. Stilistik özellikleri bize kurtarma kazısında ele geçirilen karyatidle aynı döneme ait olduğunu göstermektedir. 2003 yılında Erdek Jandarma Komutanlığı’nca ele geçirilen bir karyatid daha vardır (Resim: 7). Bandırma Arkeoloji Müzesi’ne teslim edilen karyatid kalça ile birlikte
3 4 5 Erdek Kaymakamı Sayın Fikret Dayıoğlu’ na yardımlarından dolayı teşekkür ederiz. Erdek Belediye Başkanı Hüseyin Sarı ve belediye çalışanlarına yardımlarından dolayı teşekkür ederiz. Öztürk, Nurettin, “Metroon Çalışmaları”, XVII. Kaz› Sonuçlar› Toplant›s›, Ankara 1995, Cilt II, s. 320.

46

tüm bacak ve ayak kısmını içermektedir. Diğer ayak iki parça halinde kırıktır. Diz üzerinde sonlanan bir tunik ve bacakta diz altına kadar uzanan bir çizme bulunmaktadır. Çizmenin ağzında pençe ve aslan başları yer almaktadır. Üzerindeki tuniğin baldır üzerine gelen kıvrımları yüzeysel, bacak arasında biriken kıvrımlar ise daha derin kanallarla verilmiştir. Kıvrım yapısı teşhirde sergilenen karyatidin kıvrımlarıyla benzer özellik göstermesine rağmen, bu eserde kıvrım kanalları daha derindir. Bu nedenle bu karyatid parçasını da M.S. 2. yüzyıla tarihleyebiliriz. Erdek eski eser deposundayken, Bandırma Arkeoloji Müzesi’ne nakledilen eserler arasında omuzdan yukarısı korunabilmiş parça da bir karyatiddir. Oval formlu ve yivli bir sütunun ön yüzüne kabartma olarak işlenmiş olan tasvirin omuzlarının arkasında kanatları ve başında serpuşu bulunmaktadır. Yüz kısmı ise tamamen tahribata uğramıştır (Resim: 8). Kanatlardan bir tanesinin bir kısmı korunabilmiş, diğer kanadın ise izi kalmıştır. Mevcut kanattaki tüyler sadece kabartma şeklinde gösterilmiş, yüzeyden kopmamıştır. Kanat yapısıyla teşhirde sergilenen karyatidle benzeşmektedir. Bu özellikleriyle M.S. 2. yüzyıla verebiliriz. Kurtarma kazısında ele geçirilen karyatidin kanat yapısı ise tahribata uğradığı için belirgin değildir. Sadece sağ kanadın uç kısmı keski darbeleriyle belirginleştirilmiştir. Yuvarlak formlu bir sütunun ön kısmına kabartma olarak yapılmış ve sadece baş kısmından oluşan diğer karyatid ise büyük teşhir salonunda sergilenmektedir. Başında sola yatmış bir serpuşu bulunmaktadır. Serpuşun altından görünen saçlar derin kanallarla yüzeyden ayrılmıştır. Lüle halindeki saçlarda matkap izleri vardır. Göz bebeği bulunmamaktadır. Stilistik özellikleri ile teşhirde sergilenen diğer karyatidle aynı dönemdir (Resim: 9). Ana tanrıça mitolojide çeşitli sıfatlarla adlandırılmıştır. En bilineni ise Phrygia’daki Kybele’dir. Efes’te ise Artemis olarak karşımıza çıkan tanrıça doğayı, doğurganlığı, bereketi ve bolluğu simgeleyen evrensel bir nitelik taşımaktadır. Aldığı bu ad ve sıfatlar dışında bölgesel isimlerle de bilinmektedir. “Dindymos Dağı’nın Tanrıçası” anlamına gelen Dindymene de bunlardan biridir. Anadolu’da Dindymos adını taşıyan üç dağdan birisi de Mysia-Phrygia sınırındaki Kapıdağ’dır. Ana Tanrıça Kybele’nin kültü Dindymos Dağı’nda ilk defa Argonautlar tarafından ortaya konmuştur. Dağın yüceliği, ulaşılmazlığı ve kutsallığı Tanrıça Kybele ile özdeşleştirilerek karşımıza çıkmaktadır. Daha sonra ana tanrıça kültü kente taşınmıştır. Bu nedenle de yüce Dindymos Dağı’nın eteklerindeki Kyzikos şehrinde Tanrıça Kybele’nin her zaman ayrıcalıklı bir yeri olmuştur. Kyzikos’ta bulunan bir kitabede yer alan (Apollôfani’nin oğlu Aristandros, Meter Plakiane tapınağının süslenmesine gayret eden kadınlara....ilh....) ibaresinde geçen meter plakiane, Kyzikos’ta (Kapıdağ) Pessinus’tan sonra ikinci büyük kültü olan Ana Tanrıça Kybele’nin diğer bölgesel ismidir6. Kybele’ye tapınımda bir kurban töreni vardır. Bu kurban töreni, rahiplerin kendi kendilerini hadım etmesi şeklindedir. Akan kan ve yitirilen erkeklik gücünün evrensel nitelik kazanması sonucu bereket ve canlılığın bütün doğaya geçmesi sağlanır. Tanrıça Kybele Attis’e aşık olmuştur. Ancak Attis, Pessinus kralının kızıyla evlenmek üzeredir. Attis’i kıskanan tanrıça karşısına çıkar ve onu çıldırtarak kendi kendini hadım etmesine neden olur. Böylelikle Attis’in hayalarından akan kan bereket ve canlılığın toprağa geçmesini sağlar. Bu nedenle Attis, Tanrıça Kybele ile anılır ve genelde birlikte tasvir edilir (Resim: 10). Yukarıda tanımladığımız, çizmesinde aslan başları ve pençelerin bulunduğu Attis ise, Tanrıça Kybele’yi aslanlarıyla temsil eden bir örneğidir. Kurtarma kazısında ele geçirilen karyatid ile müzede sergilenen diğer karyatidlerin genel özellikleri bize Attis olduklarını göstermektedir. Bilindiği üzere karyatid, Persler’in tarafını tuttukları için Yunanlılar tarafından cezalandırılan “Karia’lı Kadınlar”ın betimleridir. Karyatidler Roma Döneminde sevilmiş, üst yapıyı taşıyıcı mimarî eleman
6 Ertüzün Reşit Mazhar, Kap›da¤ Yar›madas› ve Çevresindeki Adalar, Tarih ve Arkeolojisi üzerine Araflt›rmalar, İstanbul 1999 (3. baskı) s. 58.

47

ve süsleme elemanı olarak kullanılmıştır. Attis ise Zeus’un tohumlarını yer yüzüne dökmesiyle hem kadın hem erkek olarak doğan yaratığın, Irmak Tanrı Sangarios’un kızıyla birleşmesinden olmuştur ve Tanrıça Kybele’nin bile aşık olabileceği güzellikte, herkesin dikkatini çeken bir delikanlıdır. Çift cinsiyetli bir yaratığın oğlu olması ve Tanrıça Kybele’nin kıskançlığı nedeniyle kendi kendini hadım etmesiyle cinsiyetini kaybetmiş olması, bize Attis’in "Atlant" veya "Atlas" değil de karyatid olarak betimlenmiş olduğu fikrini vermektedir. Çünkü Attis betimleri çok narin ve zarif görünümlüdür. Atlas gibi dünyayı sırtında taşımış olmanın gücü ile adaleli yapılmamışlardır. Bu nedenle Tanrıça Kybele ile birlikte anılan Attis, kutsal bir varlık olarak kabul edilerek, Kyzikos şehrinin kutsal yapısı olan metroon’da üst yapıyı taşıyıcı mimarî eleman ve süsleme elemanı olarak kullanılmıştır. Doğurganlığın, bolluğun ve bereketin timsali olan Kybele’ye Kyzikos halkı ağırlıklı olarak tapınmıştır. Kyzikos’ta tarih boyunca bolluk ve bereketin yaşanmasının nedeni belki de budur. Metroon’da daha önceki araştırmalar sonucu bulunan Efes Artemisi’nin bir kopyası da Tanrıça Kybele’nin daha sonraki dönemlerde isim ve tip değiştirerek karşımıza çıkmış hâlidir7 (Resim: 11). Tanrıça Athena’nın ek adı sayılan veya Athena’nın soyundan gelen Zafer Tanrıçası Nike’nin savaş arabasıyla betimlenmiş kabartmalarının, muhtemelen Romalı komutana ait bir torsonun8, Herakles’e ait boğazında düğümlediği aslan postunun iki pençesini içeren parçasının9 bulunması, kazılara devam edildiğinde tanrı ve tanrıçalara ait bağımsız heykel ve kabartmaların da ele geçirileceğini göstermektedir. Kurtarma kazısından karyatid haricinde iki adet sütun başlığı ele geçirilmiştir. Bunlardan bir tanesi karyatidlerin üzerinde taşıyıcı unsur durumunda olan Korinth sütun başlığıdır10. İki parça hâlindeki oval formlu olan sütun başlığı üzerindeki akanthus yaprakları keskin hatlı olarak işlenmiştir. Yaprakların üzerindeki ince hatların verilmesi işçiliğin iyi olduğunu göstermektedir. Yaprak demetleri arasındaki torba boşluklarına yer verilmesi, yaprakların uzun, keskin kenarlı işlenmesi bu sütun başlığının Hadrianus Dönemine ait olduğunu göstermektedir (Resim: 12, 13). Üçüncü sütun başlığı ise yuvarlak formludur. En alttaki akanthus yaprağı sırası korunabilmiştir. Akanthus demetleri derin kanallarla yapraklara ayrılmış ve her bir yaprak da yüzeyden koparılarak birbirinin üzerine bindirilmiştir. Derin kanallarla verilmiş damarlar ve parçalanmış yaprak uçlarıyla tanımlamaya çalıştığımız diğer sütun başlıklarından yine de geç tarihli değildir. Stilistik özellikleri bakımından ana hatlarıyla birbirine benzemektedir. Ancak detayları farklıdır. Bu nedenle Hadrianus Döneminin sonlarına tarihleyebiliriz (Resim: 14). Kyzikos antik kentindeki üç limandan biri olan Panormos (İç Liman) Limanı’nın kuzeybatısında, surların hemen arkasında yer alan ve “bouleuterion” olarak bilinen yapının “metroon” olduğu belirtilmiştir11. Bu yapı görülebildiği ölçüde çok büyük bir alanı kaplamaktadır12. Üzeri dikenli çalılıklarla kaplı olmasına rağmen, serbest yontu ve nitelikli kabartmaların olması nedeniyle günümüzde de yoğun olarak kaçakçılar tarafından yağmalanmaktadır. Sonuç olarak her dönemde önemli bir konuma sahip Kyzikos, zaman zaman olan depremler ve insanlar tarafından yapılan tahribatlarla maalesef önemini yitirmiştir. Prof. Dr. Abdullah Yaylalı ve ekibinin 1988-1997 yıllarında yaptıkları kazı ve araştırma7 8 9 10 11 12 Öztürk Nurettin, “1994 Kyzikos Arkeolojik Kazısı”, XVII. Kaz› Sonuçlar› Toplant›s›, Ankara 1995, Cilt II, s. 320 Yaylalı Abdullah, Özkaya Vecihi, “Kyzikos 1996 Arkeolojik Kazıları”, XIX. Kaz› Sonuçlar› Toplant›s›, Ankara 1998, Cilt II, s. 368. Yaylalı Abdullah, Koçhan Nurettin, Başaran Cevat, “Kyzikos 1990 Çalışmaları”, XIII. Kaz› Sonuçlar› Toplant›s›, Ankara 1992, Cilt I, s. 208, 1990 çalışmalarında metroon henüz bouleuterion olarak düşünülüyordu. Öztürk Nurettin, “Metroon Çalışmaları”, XVII. Kaz› Sonuçlar› Toplant›s›, Ankara 1995, Cilt II., s. 319-320. Yaylalı Abdullah, Özkaya Vecihi, “Kyzikos 1992 Kazı Çalışmaları”, XV. Kaz› Sonuçlar› Toplant›s›, Ankara 1993, Cilt I, s. 539. Öztürk Nurettin, “Metroon Çalışmaları”, XVII. Kaz› Sonuçlar› Toplant›s›, Ankara 1995, Cilt II., s. 319.

48

lar sonucunda kentin sahip olduğu önemli yapılar gün ışığına çıkarılmaya çalışılmıştır. Bu yapılardan bir tanesi 2.60 m. çapıyla Didim Apollon Tapınağı’nın sütun çapını geçen Hadrianus Tapınağı’dır. Mimarîsiyle orantılandığında, anıtsal bir yapıya sahip olduğu anlaşılmaktadır. Anadolu’da bulunan üç amphitiyatronun en büyüğü ve Roma’daki Colosseum’a yakın ölçülerdeki Kyzikos amphitiyatrosunun ortadan geçen derenin her iki taraftan kapatılmasıyla su dolan orkestrasında, antik kaynaklardan edindiğimiz bilgilere göre su balesinin ve deniz savaşı provalarının yapıldığını öğreniyoruz. Gladyatör oyunlarının pek sevilmemesi Anadolu’da az sayıda amphitiyatro yapılmasına neden olmuş ve Anadolu insanını daha çok sanatsal faaliyetlere ve tiyatrolara yönlendirmiştir. Kyzikos’taki 20.000 kişilik tiyatro da bunu kanıtlamaktadır. Günümüzde yoğun bir şekilde bitki örtüsüyle kaplı olmasına rağmen, büyüklüğü ile Bandırma-Erdek karayolundan bile fark edilmektedir. Yukarıda belirtilen anıtsal yapılar haricinde başta “bouleuterion” olarak bilinen “metroon”da, Ana Tanrıça Kybele’nin Pessinus’tan sonraki en önemli kült merkezi olması açısından önemlidir. Günümüzde tam bir mermer yığını haline gelen ve ölçülebildiği kadarıyla büyük bir alana sahip yapıda gerçekleştirdiğimiz kurtarma kazısında ele geçirilen Attis karyatidi, yapının ana tanrıçaya adanmış “metroon” olduğu tezini bir kez daha ortaya koymuştur13. Bahsi geçen yapının plânı konusunda daha önce yapılan araştırmalar neticesinde de kesin bir sonuca varılamamıştır. Şimdi plânın nasıl olduğunun saptanması çok fazla tahribata uğraması nedeniyle imkânsızdır (Resim: 15). Prof. Dr. Abdullah Yaylalı ve ekibinin 1988-1997 yıllarında bu yapının metroon olduğu tezini ortaya koymalarını sağlayan kazı ve araştırmaları devam ettiğinde, Anadolu’daki tek örnek olan Kyzikos metroonunun plânı hakkında kesin sonuçlara varılacaktır. Toprağın bolluğunu, bereketini insanlara taşıyan, insanlarında toprağa bağlanmasını ve doğanın canlanmasını sağlayan Anadolulu Tanrıça Kybele’nin Kyzikos’taki kutsal yapısının Anadolu’daki tek örnek olması kazıların mutlaka yeniden başlaması gerektiğini ortaya koymaktadır.

13

Yaylalı Abdullah, Özkaya Vecihi, “Kyzikos 1996 Arkeolojik Kazıları”, 19. Kaz› Sonuçlar› Toplant›s›, Ankara 1997, Cilt II., s. 367.

49

Resim: 1

Resim: 2

Resim: 3

50

Resim: 4

Resim: 5

Resim: 6

51

Resim: 7

Resim: 8

Resim: 9

52

Resim: 10

Resim: 11

Resim: 12

53

Resim: 13

Resim: 14

Resim: 15

54

KURTULUŞ BELDESİ (BRİULA NEKROPOLÜ) KURTARMA KAZISI

Mehmet YILMAZ*

Aydın İli, Kuyucak İlçesi, Kurtuluş Beldesi, Köy Civarı mevkiinde ve tapunun 17 pafta, 1412 parsel numarasında kayıtlı taşınmaz üzerinde, sulama kanalı açmak için yapılan kazı sırasında oda şeklinde bir yapının ortaya çıktığı, 01.11. 2003 tarihinde müdürlüğümüze telefonla bildirilmiştir.Yerinde yapılan incelemede, bunun bir oda mezar olduğu tespit edilerek mezar içerisinde olabilecek taşınır kültür varlıklarının kurtarılması için, güvenlik tedbirleri alınarak kurtarma kazısı yapılması gerekli görülmüştür. KAZI ÇALIfiMALARI Bakanlığımız, Kültür Varlıkları ve Müzeler Genel Müdürlüğü’nün 05.11.2003 tarih ve 14332 sayılı Kazı ve Sondaj İzin Belgesi gereğince, müdürlüğümüzce yürütülen temizlik ve kurtarma kazısı çalışmalarına, 5 işçi ile 05.11.2003 tarihinde başlanmış ve 17.11.2003 tarihinde tamamlanmıştır. Müzemiz arkeoloğu Nilüfer Önder ile birlikte yürütülen kurtarma kazısının tüm giderleri Afrodisias Müzesi’ni Sevenler Derneği tarafından karşılanmıştır1. Kanal kazısı sırasında mezarın taş örgülü tonoz kısmı ortaya çıkarılmış ve tavan, kuzey ve güney taraflarından iş makinesi ile kırılarak iki adet delik açılmıştır. Açılan bu deliklerden mezar içerisinin büyük bir bölümünün toprak ve büyük taş kütlelerle doldurulmuş olduğu görülmüştür (Resim: 1). Öncelikle girişin tespit edilebilmesi için, bu dolgu tabakası, tavanda açılan deliklerden dışarı taşınmıştır. Derinlik arttıkça toprağın tavandaki deliklerden dışarı taşınmasının zorlaşması ve kuzeybatı yönde tespit edilen giriş kapısının kullanılabilmesi için, girişin dış bölümünde 2x3 m. boyutlarında bir açma yapılmıştır. Üst kottan 220 cm. derinliğe ulaşıldığında, sundurma biçimindeki giriş bölümü tamamen açığa çıkarılmıştır. Yöresel yassı taştan yapılmış kapak taşı (iki parça) kaldırılarak kazı çalışmaları giriş bölümünde yoğunlaştırılmış, sonradan mezar içerisine atılan toprak ve taşlar tamamen temizlenmiştir (Resim: 2). Dolgu temizliği sırasında, birçok amorf seramik parçası, kırık ve etütlük nitelikteki eserlerin yanı sıra, sağlam ve envanterlik nitelikte pişmiş toprak eserler de ele geçirilmiştir. Dolguda bulunan kırık parçaların restorasyonu sonucunda üç adet pişmiş toprak kapla birlikte toplam 5 adet eserin envanteri yapılmıştır. Yöre halkı ile yapılan diyaloglar sonucunda kanal kazısını gerçekleştiren vatandaşlarca mezarın doldurulduğu öğrenilmiş ve yine bir vatandaş tarafından yüzeyde görülen 5 adet pişmiş toprak eserin alındığı tespit edilmiştir. Bu eserler, satın alma yoluyla müzeye kazandırılarak diğer buluntularla birlikte envanter kayıtlarına geçirilmiştir.
* 1 Mehmet YILMAZ, Arkeolog, Afrodisias Müzesi Müdür Vekili, Aydın/TÜRKİYE Çalışmalarda yardımlarından dolayı Arkeolog Nilüfer Önder’e, işçilerimize, fotoğraf çekim ve düzenlemede O. Nadir Ersan’a ve tüm kazı giderlerini karşılayan Afrodisias Müzesi’ni Sevenler Derneği’ne teşekkür ederim.

55

Mezarın içine açılan deliklerden akan toprağın temizlenmesinden sonra, mezar tabanındaki orijinal dolgu tabakasının kazısına başlanmıştır. Bu çalışmalar, yaklaşık 10 cm. kalınlığında seviye indirme şeklinde yapılmış ve yaklaşık 40 cm. kalınlığındaki toprağın alınmasından sonra zemine ulaşılmıştır. Mezar toprağının kazısı sırasında ortaya çıkan eserler ve iskeletler tüm yüzeye yayılmış, ancak mezarın kuzeybatı bölümünde yoğunlaşmıştır. Özellikle ikinci seviyeden itibaren yoğun olarak iskelet ve buluntular açığa çıkarılmıştır. İskeletlerin etrafında gömü sırasında destek amaçlı konmuş çok sayıda taş ve tuğla parçası bulunmaktadır. Mezar içerisine gömü, doğrudan toprak üzerine (inhumasyon) kuzey-güney doğrultusunda yapılmıştır. İskeletler, yoğun nem ortamında kötü korunmuş ve kemik parçaları şeklinde karışık olarak toplanmıştır (Resim: 3, 4). Kemiklerin Ankara Üniversitesi, Dil ve Tarih Coğrafya Fakültesi, Antropoloji Bölümü Öğretim Üyelerinden Prof. Dr. Ayla Sevim tarafından ön incelemesi yapılmış, mezar içerisinde dört “orta erişkin erkek”, iki “orta erişkin kadın” ve cinsiyeti belirlenemeyen bir genç erişkin olmak üzere yedi bireyin olduğu tespit edilmiştir. İskeletlerin paleopatolojisine bakıldığında, bir adet sol femurda (uyluk kemiği) enfeksiyona bağlı doku bozukluğu, bir adet fibulada (iğne kemiği) kemik ve iliği iltihabı (osteomyelit) ve bir adet tibiada (kaval kemiği) kan hastalığına bağlı olduğu düşünülen şişkinlik saptanmıştır. Bu iskeletlerin paleoantropolojik açıdan değerlendirilmesi devam etmektedir. MEZAR YAPISI Kuzeybatı-güneydoğu doğrultusunda, düzgün yerel taşlar ve harçla inşa edilmiş olan oda mezarın üzeri tonozla örtülüdür. Giriş kapısı kuzeybatıdadır. Mezarın önünde 120 cm. uzunluğunda küçük bir sundurma mevcuttur. 60x91 cm. ebadındaki kapının üst kısmı, sağır kemer şeklinde örülüdür. Kemerin üzerinde de sundurma duvarları ile birleşen, tonoz biçiminde küçük bir saçaklık yer alır (Resim: 5). Kapıdan mezar zeminine farklı yüksekliklerde üç basamakla inilmektedir. Basamakların bitiminde, zeminde bir eşik taşı mevcuttur. Mezarın iç kısmındaki sıva büyük ölçüde dökülmüş, ancak tonozlu tavandaki sıva korunmuştur. Zemin ise sıkıştırılmış topraktan inşa edilmiştir. Mezar, 3.45x3.90x3.95 m. ebadında ve 3.50 m. yüksekliğindedir (Resim: 6, 7). BULUNTULAR Ele geçirilen buluntular arasında, tüm ya da parçalar hâlinde pişmiş toprak kaplar, kandiller, bir adet cam vazo, bronz sikkeler, bir adet bronz çocuk yüzüğü, iki adet bronz çan ve iki adet boncuk bulunmaktadır. Piflmifl toprak buluntular: Kazı çalışması sırasında, ele geçirilen tüm kaplar ve bunların dışındaki parçalar üzerinde yapılan restorasyon çalışmaları sonucunda bazı eksiklikleri olmasına rağmen, 33 adet envanterlik ve 20 adet etütlük olmak üzere toplam 53 adet eser bulunmuştur. Kap formları ise testi, maşrapa, tabaklar, kâseler, vazolar ve matara biçimli kaplardan oluşmaktadır. Kandillerin üç tanesinin diskusu üzerinde rozet, kuş ve gerdek motifleri bulunmaktadır. Bunun yanı sıra tümlenemeyen, aşınmış, büyük bölümü noksan olan eserler ve iki adet pişmiş toprak boncuk etütlük olarak değerlendirilmiştir (Resim: 8, 9). Cam buluntular: Bir adet yeşil camdan yapılmış vazo, gövdesinde bir miktar eksik olmasına rağmen tüm görünümünde ortaya çıkmıştır. Gövdesi dikey kaburgalarla bezeli vazonun kırık parçaları restorasyonla birleştirilmiştir. Ayrıca cam eserlere ait küçük amorf parçalar da ele geçirilmiştir (Resim: 10). Bronz Buluntular a) Sikkeler: Kazı sırasında 68 adet sikke bulunmuştur. 49 adet sikke mezarın kuzeybatı bölümünde toplu olarak ele geçirilmiştir (Resim: 11). Yoğun korozyonlu ve birbirine kaynak şeklinde yapışık olan gümüş kaplama (Antoninus) sikkeler muhtemelen 56

bir bez ya da deri kese içerisinde mezara konmuştur. Yine mezarın kuzeydoğu bölümünde 11 adet Roma Dönemi şehir sikkesi toplu olarak ele geçirilmiştir. 1 adet gümüş Denarius ve 7 adet bronz Roma Dönemi sikkeler ise dağınık olarak değişik kotlarda bulunmuştur. Sikkelerin tamamı aşırı korozyonludur. Laboratuvarda yapılan temizlik ve restorasyon çalışmaları sonucunda 19 adet Antoninus ve 4 adet şehir sikkesinin lejantları okunabilecek duruma gelmiştir. İmparator isimleri tespit edilen 19 adet Antoninus sikkesi ise kronolojik olarak şöyledir. 1- Valerianus II M.S. 253-255 (1 adet) 2- Gallienus M.S. 253-268 (6 adet) 3- Salonina M.S. 253-268 (5 adet) 4- Claudius II (Gothicus) M.S. 268-270 (2 adet) 5- Victorinus M.S. 268-270 (1 adet) 6- Aurelianus M.S. 270-275 (1adet) 7- Diocletianus M.S. 284-305 (1adet) 8- Licinius II M.S. 317-324 (1adet) 9- Constantinus II M.S. 337-340 (1adet) Şehir sikkelerinin üç tanesi Antiokheia, bir tanesi ise Tralleis kentine aittir. Envanterlik olarak değerlendirilen, II. Philip (M.S. 247-249) Dönemine ait Antiokheia sikkesinin ön yüzünde, sağa dönük İmparator II. Philip büstü ve FIDPPIOSKAISAR lejantı, arka yüzde ise, ayakta karşılıklı duran Asklepios ile Hygieia bulunmakta ve ANTIOXEVN olarak şehir ismi yazmaktadır (Resim: 12). b) Çanlar: 2 adet küçük boyutlu çandan birisi, çürümüş ve dağılmış vaziyettedir. Diğeri de korozyonlu ve kısmen korunmuştur. c) Çocuk yüzü¤ü: Mezarın batı duvarının hemen yakınında aşırı derecede korozyonlu olarak bulunmuştur. TAR‹HLEME VE SONUÇ Mezar içerisinde bulunan sikkeler genel olarak değerlendirildiğinde, bu mezarın II Philip (M.S. 247-249) ile II Constantinus (M.S. 337-340) yani, III. yüzyılın ikinci yarısı ile IV. yüzyılın ilk yarısı arasındaki bir dönemde kullanılmış olduğu anlaşılmaktadır. Kazıda mezarda bulunmuş olan kaburgalı cam vazo (M.S. IV. yüzyılın ilk yarısı) ile pişmiş toprak kaplar ve kandiller de bu dönemi teyit eder niteliktedir. Ancak, bu sikkelerin toplu olarak bulunması ve iskeletlerin paleoantropolojik incelemesinde genç erişkinlere ait olduğunun anlaşılması, gömünün bir kerede gerçekleşmiş olabileceğini düşündürmektedir. Toplu olarak ele geçirilen sikkeler aynı anda mezar içerisine konmuş ise, bu mezarın gömü tarihinin IV. yüzyılın ilk yarısı olduğu söylenebilir. Mezar çevresinde yapılan yüzey araştırmasında aynı teknikle yapılmış, ancak önceki yıllarda tahrip edilmiş iki ayrı mezar tespit edilmiştir. Böylece bu bölgenin bir nekropol alanı olduğu anlaşılmıştır. Arazi sahipleri tarafından zeytin bahçesi yapmak için arazinin teraslanmış olması doğal dokuyu bozmuş, ancak çevrede yoğun olarak seramik, mimarî parçalar, işlik parçaları ve yapı kalıntılarının bulunması bu bölgenin bir yerleşim alanı olduğunu göstermektedir. Yapılan araştırmalarda bu yerleşim alanının Briula kentine ait kalıntılar olduğu anlaşılmıştır. Beldenin eski isminin Billara olması da bunu doğrulamaktadır. Briula, Strabon Kitap XIV I/47’de “Nysa yakınında, Maiandros Nehri’nin öte kıyısında, önemli yerleşmeler vardı, Koskinia ve Orthosia’yı kast ediyorum. Nehrin bu kıyısında Briula, Mastaura ve Akharaka ve kentin yukarı kısmında dağda Aromeus denen en iyi Mesogites şarabının elde edildiği, Aroma vardır." şeklinde isim olarak yer almaktadır. Yine W. M. Ramsay’ın Anadolu’nun Tarihî Co¤rafyas› isimli kitabında Bri57

ula’nın Bizans kaynaklarında Asia Eyaleti’nin bir kenti olduğunu belirtilerek, bugün Billara (Kurtuluş) olarak Horsunlu yakınında olduğu belirtilmektedir. Bu bilgiler ışığında yaptığımız yüzey araştırmaları, Menderes Vadisi’nin hemen kuzeyinde Lydia bölgesinin en uç kenti olan Briula’nın Kurtuluş Kasabası’nın 1 km. doğusunda kurulmuş ve Bizans Dönemine kadar varlığını sürdürmüş olduğunu göstermiştir. Bizim kurtarma kazısı yapmış olduğumuz mezar da, Briula kentinin nekropol alanı içerisinde yer almaktadır.

58

Resim 1: Mezarın ilk hâli

Resim 2: Mezar girişi ve kapak taşı

Resim 3: Kuzeybatı bölüm ve buluntuları

59

Resim 4: İskeletler ve buluntuların konumu

Resim 5: Mezar girişi ve sundurma

Resim 6: Düzgün yerel taşlardan yapılmış mezar

60

Resim 7: Sıkıştırılmış toprak zemin

Resim 8: Pişmiş toprak kaplar

Resim 9: Kandiller

61

Resim 10: Cam vazo

Resim 11: Toplu olarak bulunan sikkeler (antoninuslar)

Resim 12: Antiokheia şehir sikkesi

62

GAZİANTEP KALESİ 2003 YILI KAZISI

Hamza GÜLLÜCE* Ahmet BEYAZLAR

“Gaziantep Kalesi 2003 Yılı Kurtarma Kazısı”na Bakanlığımız, mülga Anıtlar ve Müzeler Genel Müdürlüğü’nün 28.04.2003 gün ve 4984 sayılı kazı ruhsatnameleri doğrultusunda 04.06.2003 günü başlanmış ve 09.11.2003 günü son verilmiştir. Bu dönem çalışmaları Gaziantep Müze Müdürlüğü başkanlığında, Arkeolog Fadime Yıldırım ve Antropolog Coşkun Köysu’nun açma sorumluluğunda gerçekleştirilmiştir. Kazıda geçen yıllarda kalede çalışan işçilerle birlikte yeni alınan toplam 40 işçi ile çalışılmıştır. Çalışmalar Gaziantep Valiliği”nin desteğinde İl Özel İdare Müdürlüğü bütçesinden temin edilen ödenekle yürütülmüştür. 2003 yılı kazıları, kale içindeki Geç Osmanlı Dönemi yapı kalıntılarını ortaya çıkartarak belgelemek, bunlardan korunması gerekenlerin restorasyon çalışmalarını yaparak çevre düzenlemesi sonrası halka sunumu olarak programlanmıştır. Bu doğrultuda 2002 yılında yapılan kazıda mescidin güney bitişiğinde ortaya çıkarılan doğu-batı eksenli yapı kompleksi ile bu yapı kompleksinin güney paralelindeki aynı yönlü yapı kompleksinin tamamı kazılarak ortaya çıkartılmıştır. Bunun yanında kale ana yapısının kale içi ile bağlantılarını saptamak amacıyla sondaj, kazı ve temizlik çalışmaları da yapılmıştır. 1. KALE ‹Ç‹ KAZI ÇALIfiMALARI Kale içindeki Geç Osmanlı Dönemi yapılarını saptama çalışması doğrultusunda 1998 yılından beri kale içinde sürdürülen kazı ve temizlik çalışmalarında bir hamam, bir mescit ve birkaç koğuş yapısı ortaya çıkartılmıştı. Bu çalışmaların devamı olarak sürdürülen kazı ve temizlik çalışmalarında, tek kişilik yapılardan oluşan yapı kompleksi, küçük bir hamam, koğuş, tanımlanamayan yapı temelleri ile kuyu ortaya çıkartılmıştır (Resim: 1). a) Tek Kiflilik Odalar 2002 yılı kazı çalışmalarında bir kısmı ortaya çıkartılan yaklaşık 3,50x5,50 cm. ebatlı odacıkların oluşturduğu yapı kompleksinin tamamını ortaya çıkartmak üzere mimarî yapı esas alınarak kazı ve temizlik çalışması yapılmıştır. Çalışma sonucu çamur harçlı, devşirme kalker kesme taş örgülü, yer yer 120 cm. yüksekliğe kadar korunmuş sırt sırta, yan yana aynı duvarı paylaşan müstakil girişli, zemini sıkıştırılmış saman katkılı toprak sıvalı odalar ortaya çıkartılmıştır (Plân: 1; Resim: 2). Odacıkların hemen hepsinin içinde üç taştan oluşturulma basit bir ocak bulunmakta, kırma taş döşeli kapı
* Hamza GÜLLÜCE, Arkeolog, Müze Müdürü, Tel: 0342 3248809, Gaziantep/TÜRKİYE Ahmet BEYAZLAR, Arkeolog, Müze Müdürlüğü, Gaziantep/TÜRKİYE

63

eşikleri ve atık suyun boşaltılacağı bir delik yer almaktadır. Bazı odaların içinde su teknesi olarak kullanılan kalker taştan oyulma curunlar yer alırken bazı odaların da kendinden daha geniş bir oda ile bağlantısı bulunmaktadır. Bu nedenle odaların yatakhane, depo aynı zamanda yıkanmalık olarak da kullanılmış olacağı görüşüne varılmıştır. Kazı sonucu yapılan değerlendirmede 34 odadan meydana gelen yapının bir bütün halinde plânlanmış olduğu, odaların cepheden tek girişli, üstlerinin ahşap direk atkılı düz toprak dam olabileceği, yapının taşlarının blok halinde yıkılmış olmasından dolayı şehirde 1822 yılında meydana gelen depremde kullanılamaz hale gelerek terk edildiği değerlendirilmesine varılmıştır. b) Ko¤ufl Çalışmalarda 1 No.lu burç ile 2 No.lu burç arasında kuzey-güney istikametli, 17,50x8.40 cm. ebadında, kesme taş örgülü, 50 cm. yüksekliğinde yapı temeli ortaya çıkartılmıştır. Doğu duvarı ortasından 120 cm. genişliğinde bir giriş açıklığına sahip yapının ortasında 60x80 cm. ebadında kalker kesme taştan yapılma 5 ayrı direk altlığı yer almaktadır. Yapı güney-kuzey yönlü 1.20 cm. genişliğinde, 7.20 cm. uzunluğunda bir koridorla iki ana mekâna ayrılmıştır. Mekânlar 2.80 cm. genişliğindedir. Bu mekânların zeminine döşenen küçük moloz taşlarla, 10-15 cm. kadar yükseltilerek seki oluşturulmuştur. Sekilerin üzeri ise iri saman, kum ve kireç katılmış sıkıştırılmış toprak döşelidir. Kot olarak ikinci tabakayı oluşturan koğuşların, bölgenin Osmanlı egemenliğine geçmesiyle kente yerleşen askerlerin toplu olarak kaldıkları alanlar olabileceği düşünülmektedir. Tek kişilik odaların ise kentte ekonomik ve siyasal egemenliğin sağlanmasından sonra kalenin ve kentin asayişini sağlayan muhafızların ikâmeti için yapıldıkları tahmin edilmektedir. Osmanlılar’ın 17. yüzyılda yeniçerileri mahalle ve köylere dağıttıkları bilinmektedir1. c) Hamam Kale içindeki Geç Osmanlı Dönemi yapılarından önceki dönem kültür katmanlarını tespit etmek amacıyla tek kişilik odalardan oluşan yapı grubunun batı ucunda yapılan derinleşme çalışmalarında küçük bir hamam ortaya çıkartılmıştır (Plân: 1; Resim: 2). Hamam güney yönden 4.10x4.20 cm. ebadında ön girişe, 3.20x4.10 cm. ebadında ortasında havuzu olan bir soğukluğa ve duvarlarının içinden sıcak havanın dolaştığı dikey eksenli pişmiş toprak künk boruların bulunduğu, sıvalı, 3.10x3.10 cm. ebadında bir sıcaklığa sahiptir. Hamamın soğuklukla sıcaklık arasında geçişi sağlayan koridorunun sonunda, 1.10x100 cm. ebadında bir tuvaleti bulunmaktadır. Soğukluğun ortasındaki havuz 12 dilimlidir ve ortasında fıskiye deliği ve yan yüzeyinde akıtacağı yer almaktadır (Resim: 3). Hamamın zemini siyah taş döşeli iken sonraki dönemde bu döşemenin sökülerek başka yapılarda kullanılmış olabileceği düşünülmektedir. Bu taş döşemenin hamamın koridorundaki kısmı sökülmemiş olup in situ konumunu korumaktadır. Sıcaklık kısmının üzerinde geç Osmanlı Dönemi yapı kalıntısı bulunduğundan tam olarak açılamamıştır. Ancak izlenebildiği kadarıyla kenarlarda su kanalına rastlanmamıştır. Bu nedenle yapının bilinen klâsik hamamlardan çok bir sauna gibi kullanılmış olabileceği düşünülmektedir. Hamamın dolgu toprağı içinde pipo veya sigrafitto tekniğinde yapılmış seramik parçalarına rastlanmamıştır. 1998 yılında ortaya çıkartılan hamamda yoğun pipo parçalarına rastlanması2. Osmanlılar’da tütün kullanımının 17. yüzyılın ikinci yarısında başladığı3 ve hamam üzerinde Geç Osmanlı yapı kompleksi bulunduğu göz önünde bulundurulduğunda, 17. yüzyıl ve sonrasında kullanılmadığı anlaşılmaktadır. Yapının Memluk Dönemi kale beyinin özel hamamı olabileceği düşünülmektedir.

1 2 3

C. Cahit Güzelbey, H. Yetkin, Gaziantep fier’i Mahkeme Sicilleri. Burhan Balcıoğlu, 2000 Gaziantep Kalesi 2000 Yılı Kazı Çalışmaları, Anadolu Medeniyetleri Müzesi Y›ll›¤›, s.252 vd. www.tutuneksper.com.tr

64

d) Kuyu Kale Hamamı’nın kuzeyinde yapılan incelemede, bir çöküntü içinde, 220x115 cm. ebadında, 5.50 cm. derinliğinde, dikdörtgen formlu bir boşluğun bulunduğunun gözlenmesi üzerine çevrede inceleme yapılmış, hamamın içine doğru uzanan bir künk ile batı yönünde bir boşluk ucunda benzer borunun varlığı anlaşılmış, bu yapının bir kuyu olabileceği düşünülerek temizlik çalışmasına gidilmiştir. Yapılan çalışmada 11. m.de 45 cm. uzunluğunda, 12 cm. çapında patlamamış bir top mermisinin çıkması ve yeterli hava sirkülasyonunun bulunmamasından dolayı çalışmanın zorlaşması üzerine kazıya son verilmiştir. Kuyunun kalenin zemininde bulunan su kaynağına açıldığı, kurulan dolap sistemi ile kuyudan çekilen suyun hamama ve kalede bulunan diğer yapılara ulaştırıldığı düşünülmektedir. 2. BURÇLARDAK‹ TEM‹ZL‹K ÇALIfiMALARI Kalenin güney yönünü çevreleyen yaklaşık 200 m. uzunluğundaki galeride yer alan 6 adet burcun içinden, kale içine doğru çıkan merdivenlerin varlığının tespiti üzerine, bu bağlantıyı sağlayarak burçları fonksiyonel hale getirmek amacıyla temizlik çalışması yapılmıştır. a) 11 No.lu Burç ‹çi Çal›flmas› Kalenin 11 No.lu burcu olan kuzey burcu kenarında merdivene rastlanması üzerine, yapının mahiyetini anlamak amacıyla temizlik çalışması yapılmıştır. Merdiven yekpare kalker taştan 14 basamaklıdır. Merdivenin dönüşlerinde ve merdivenin açıldığı koridorda, şu an toprak dolu olan, kale içine açılan mazgal delikleri ile taşçı işaretleri yer almaktadır. Bu merdiven 560 cm. uzunluğunda, 120 cm. genişliğinde, doğu-batı yön eksenli bir koridora açılmaktadır (Plân: 2, a mekânı). Koridorun bir kapı bağlantısı ile başka bir odaya açıldığının anlaşılması üzerine, odadaki toprak dolgu boşaltılmış ve 260x250 cm. ebadındaki bu mekânın (Plân: 2, b mekânı), önceki merdivene paralel 8 basamaklı bir merdiven yapısı ile dışarıya açıldığı saptanmıştır. Mekânın tonoz örtüsü kısmen yıkıktır ve kuzey yönüne sonradan bir duvar örülerek daraltılmıştır. Yapılan çalışma sonrası bu alanın eski bir burç olduğu anlaşılmıştır. Gelecek yıllarda bu burcun profilinin açığa çıkartılması ve 12 No.lu burç ile bağlantısının saptanması plânlanmaktadır. b) 1 No.lu Burç ‹çi Çal›flmas› 1 No.lu burç içinden kalenin iç mekânlarına bağlantıyı sağlayan merdivenleri açarak burçları fonksiyonel hale getirmek amacıyla yapılan çalışmada, galeri üzerinde birbiri içinden geçilerek ulaşılabilen, kalker kesme taş örgülü, tonoz örtülü mekânlar açığa çıkartılmıştır (Plân: 3). Mekânlara 1 No.lu burç içindeki 12 adet merdivenle çıkılmaktadır. Merdiven 110x120 cm. ebadında bir sahanlığa açılmaktadır. Sahanlıktan 200x260 cm. ebadında antre diye adlandırabileceğimiz bir mekâna geçilmektedir (Plân: 3, a mekânı). Bu mekân güneydoğu yönde açılan bir aydınlatma veya haberleşme bacası ile alttaki galeriye bağlıdır. Bu mekânın doğusunda başka bir giriş izine rastlanılması üzerine sürdürülen temizlik çalışması sonucunda 170x150 cm. ebadında, kuzey kısımda mini bir külhanı ve girişinde kanalı bulunan zemini taş kaplama bir mekân ortaya çıkarılmıştır (Plân: 3, b mekânı). Bu mekânın, diğer mekânlarla bütünlük içinde olmasından dolayı bir daire şeklinde plânlandığı ve yıkanmalık olarak kullanıldığı düşünülmektedir. Temizlik çalışmaları sonucu orta mekânın kuzey yönünde kemer ve çapraz tonoz örtülü, 400x500 cm. ebadında, başka bir mekân daha açığa çıkartılmıştır (Plân: 3, c mekânı). Bu alandaki yapısal değişiklikten mekânın önceden var olan daha geniş bir yapının içine yapıldığı anlaşılmıştır. Mekânın kuzeydoğu yönünde bulunan bir merdivenle kale içine ulaşıldığı, ancak bu mekânın yıkılması ile doğu yönüne yeni bir duvar yapılarak bu merdivenin iptal edildiği anlaşılmıştır. Mekân zemininde bir adet 65

bazalt dibek ortaya çıkarılmıştır. Bu mekânın batı yönünde 90x175 cm. ebadında bir girişle 370x380 cm. ebadında sivri tonozlu başka bir mekân yar almaktadır (Plân: 3, d mekânı). 2 No.lu burcun içi, ikinci katı olan bu mekânın güneydoğu yönündedir. 260x140 cm. ebadında girişe sahip iken sonradan taşla örülmüş bir kapı boşluğu bulunmaktadır. Mekânın tonoz örtüsü kısmen çökmüş vaziyettedir. Çökmüş kısmın üzeri ahşap malzeme ile kapatılıp geçici olarak koruma altına alınmıştır. Bu yapı kompleksi, kale ana girişi ile iç kale giriş kapısını kontrol altında tuttuğundan, döneminde kalenin güvenliğinden sorumlu görevlinin makamı olabileceği düşünülmektedir. Merdivenlerin açıldığı orta boşluğun üzerinde, geçişinin, kalenin üst kesiminden üçüncü katı oluşturan yapı kompleksi içinden ahşap bir merdiven ile sağlandığı varsayılan, 250x680 cm. ebadında, kalker taş örgülü, yuvarlak kemerli, başka bir mekân ortaya çıkartılmıştır. Yapının ortasında bir havalandırma bacası yer almakta olup şu anki kale içi zemin seviyesinden 80 cm. aşağıdadır (Plân: 4). Bu mekânın güney duvarında bulunan bir kapı ile başka bir mekânla bağlantılı olduğu, yapılan çalışmada bu mekânın çökmüş olduğu anlaşılmıştır. Ortaya çıkartılan yapılarda acilen yapılması gereken onarımlar kalede çalışmalarını sürdüren restöratörlere yaptırıldıktan sonra, giriş kısımları güvenlik nedeniyle kalker kesme taş duvar örülerek geçici olarak kapatılmıştır. c) 6 No.lu Burç Önü Çal›flmas› Kalenin genelinde yapılan araştırmalarda, galeriden üst mekânlara çıkışı sağlayan merdivenlerin varlığının anlaşılması üzerine, bu bağlantıların açığa çıkartılması için sondaj çalışmaları uygulanmıştır. Bunlardan çay ocağı olarak da bilinen 6 No.lu burç ile 5 No.lu burç arasında kalan kısımda 450 cm. derinliğe inildiğinde, bir kapı boşluğuna ulaşılmıştır. Yapılan derinleşme çalışması ile 580 cm.de, alt galeriden 6 No.lu burç içinden Bizans Dönemi yapısı olan burcun damına ve seğirdim yerine açıldığı varsayılan merdiven ve sahanlığı açığa çıkartılmıştır. Merdivenlerin önü güvenlik nedeniyle büyük kesme taşlarla örülmüştür. Bu kesimin, Bizans Döneminde bir kapı açıklığı ile döneminin kale içine ve seğirdim yerine ulaşımını sağlayan bir fonksiyonda iken Memluk Döneminde yapılan onarım ve tadilatlar sonucu bu fonksiyonunu yitirdiği varsayılmaktadır4. 1970’li yıllarda kalenin genelinde yapılan onarım ve tadilatlarda burçları birbirine bağlayan sur duvarının bu bölümü yeniden yapılmış ve kemerli kapı girişinin üzeri düz lento şekline getirilerek iç kısmı doldurulmuştur5. 3. MAZGAL VE BEDEN DUVARI TESP‹T ÇALIfiMALARI Kalenin galerisinde bulunan yoğun rutubetin galeri duvarlarında küflenme ve dökülmelere neden olduğunun gözlenmesi üzerine, gerek rutubetin önüne geçmek, gerekse galerilerdeki ön kısımları toprak dolgu ile kapanmış durumdaki mazgal deliklerini açarak galerinin doğal aydınlığını sağlamak ve kale beden duvarının temelini saptamak amacıyla 2 No.lu burç ile 3 No.lu burç arasında bulunan mazgal önüne bir sondaj uygulanmıştır. Yapılan çalışmada mazgalın, mevcut toprak zeminden 3.50 cm. derinde, uzunluğunun 1.15 cm., duvar kalınlığının ise 230 cm. olduğu anlaşılmıştır. Bu alanda kale beden duvarının temeline ulaşmak amacıyla yapılan derinleşme çalışmalarında 6,50 cm. derinliğe inilmiş ancak temele ulaşılamamıştır. Bu alandaki dolgu toprağın zeminden 1 m. derinliğe kadar olan kısmının 1950 ve 1970’li yıllarda yapılan tamir çalışmasında atılan toprak ve taş moloz malzeme olduğu; 2. m. ile 4. m. arasındaki dolgu toprağın içinde ise pipo parçaları ile sigraffito tekniğinde çanak çömlek parçaları ve günlük kullanım yerel imalât kaba hamurlu çanak çömlek parçalarına rastlanmasından dolayı, kalenin beden duvarının yükseltilmesi sonucu alttaki duvarın güçlendirilmesi amacıyla doldurulmuş İslâmî dönem uygulamaları olduğu; 4 m.den 6,5 m. kadar olan kesimde ise Roma ve Bronz Çağı seramik parçalarının bir arada karışık olarak ele ge4 5 Kemal Nalbant, Kale Restorasyon Projesi Müellifi Hüseyin Cemal Karaata, 1928, Gaziantep

66

çirilmesinden dolayı, kale inşa edilirken yapımının höyüğün, doğu-batı ekseninde açılan bir hendekle kesilerek beden duvarının yapıldığı görüşüne varılmıştır. Nitekim Kale Höyüğü’nde yapılan kazıda, +854 kotunda islâmî Dönem yapılarının altında, Bronz Çağına ait mezar ve yapı temellerine rastlanmıştır6. 4 No.lu burç ile 5 No.lu burç arasında bulunan mazgalın dış bağlantısını sağlamak amacıyla başka bir sondaj uygulamasına gidilmiş, bu çalışmada da 3,5 m.de mazgala ulaşılması üzerine çalışmaya son verilmiştir. Mazgalların açılması ile galeri içindeki rutubet büyük ölçüde önlenmiştir. Kalenin güney kısmını çepeçevre kuşatan 180 m. uzunluğundaki bu galerinin7 mazgallarının açılması, doğu kısımdaki demir kapının kanatlarına parmaklık takılarak hava sirkülasyonunun sağlanması, doğal aydınlatma ve havalandırma sistemine kavuşturulması gerekmektedir. 4. TÜNEL Kalenin batı yönünde yapılan taş kaplama çalışmaları sırasında kalker taş duvar izlerine rastlanılması üzerine, çalışma genişletilmiş ve bu alanda bir tünelin varlığı ortaya çıkartılmıştır. Tünel kale eteklerinden başlayarak üst galerinin girişine kadar uzanmaktadır (Kroki: 1; Resim: 4). 38 m. uzunluğunda, 1.10 cm. genişliğinde ve yer yer 3 m. yüksekliğindeki tünelin alt girişinden 7.50 cm.e kadar olan kısmı bindirme tekniğinde sivri tonoz örtülü, taş merdivenli; 7.50 cm.den sonraki 5.50 cm. uzunluğundaki kısmı yıkık; bundan sonraki 24 m.lik kısmı ise düz atkı taşlıdır. Tünel düz atkı taşlı kısımdan 9 m. içeriye girdikten sonra ikiye ayrılmaktadır. Kalenin kuzeydoğu yönüne giden kısmının 18,5 m. açık, ilerisi ise toprak doludur. Tünel, mevcut üst galerinin kapısı hizasında zemin seviyesinden 3 m. aşağıda sonlanmaktadır. Bu alanda, 1.80 cm. derinliğindeki duvar örgüsünün tünelin kalenin sonraki dönemlerindeki tamiratı sonrasında mevcut tünelin kullanımına yönelik olarak yapıldığı düşünülmektedir. Yapılan restorasyon çalışmasında galerinin ağız kısmı ve zemini yükseltildiğinden tünelin galeriyle bağlantısını sağlayan kısım ortaya çıkartılamamıştır. Tünelin içi kısmen temizlenmiş, acil onarım gereken yerler sağlamlaştırılarak giriş ve çıkışı emniyet altına alınmıştır. 5. KAZIDA ORTAYA ÇIKAN TAfiINAB‹L‹R BULUNTULAR a) Piflmifl Toprak Kaplar Tipolojik olarak kaba hamurlu, az pişmiş sırlı ve sırsız form vermeyen kap parçaları; geniş karınlı, kaba hamurlu, az pişmiş küpler; grafitto tekniğinde yapılmış geometrik ve bitkisel bezemeli kâse ve tabaklar; düz yeşil renk sırlı kâseler; Beykoz işi şişe parçaları, üzeri Arapça yazılı cam kap parçası; mavi beyaz renkli stilize bitkisel bezemeli yayvan tabaklarla, fincanlar kırık ve parçalar halinde bulunmuştur (Resim: 5, 6). b) Pipolar Kazı ve temizlik çalışmaları sırasında kırık vaziyette çok sayıda pipo, lüle ve haznesi bulunmuştur. Bunun yanında az sayıda kalıp işi, değişik formlu, bezemeli ve bezemesiz pipo da sağlam olarak ele geçirilmiştir (Resim: 7). c) Kandiller Yörede “yirik çıra” olarak bilinen Geç Osmanlı Dönemine tarihlenen bezemesiz, sırsız ve yeşil renk sırlı kandil ve kandil parçaları bulunmuştur (Resim: 8). d) Tafl Gülleler Kazıda çok sayıda, farklı boyutta taş gülle ortaya çıkarılmıştır. Beyaz ve siyah renk sert taşlardan dövülerek şekillendirilmiş güllelerin yumruk ve daha büyük şekilde
6 7 Fikri Kulakoğlu, 2003 Y›l› Gaziantep Kalesi Höyü¤ü Kaz› Çal›flma Raporu, Gaziantep Müze Müdürlüğü. Rıfat Ergeç, “Gaziantep Kalesi”, Cumhuriyet’in 75. Y›l›na Arma¤an, Gaziantep 1999, s.295

67

olanları mancınık ve top gülleleri olarak kullanılırken, yaklaşık 3 cm. ve daha küçük olanların oyun aracı olarak kullanıldıkları bilinmektedir. Kazıda bu taş güllelerin şekillendirildiği bir adet taş örs de bulunmuştur. e) Barutluk ve Çakmak Tafllar› 1 No.lu burç içinde yapılan temizlik çalışmasında deriden yapılma bir adet barutluk ile ateşli silâhların ateşleme mekânizmasına ait kübik dikdörtgen formlu, üzeri kurşun kaplı çakmak taşları ve kurşun kaplamanın kalıbı olan kalker taş kalıp da bulunmuştur (Resim: 9). f) Kurflun ve Mermi Kovanlar› Kazıda kurşundan yapılma misket formlu tüfek kurşunu ile günümüz otomatik tüfeklerinin mermi çekirdeklerine benzer mermi çekirdeği ve kovanlar bulunmuştur. g) Evrak 1 No.lu burç içinde yapılan temizlik çalışmaları sırasında rulo halinde, üzeri dikili bir evrak bulunmuştur. Önemli ölçüde tahrip olmuş durumdaki evrak, Gaziantep Üniversitesi Tarih Bölümü öğretim elemanlarına incelettirilmiştir. Araştırmacılar, Osmanlıca yazılmış metinde Osmanlı İmparatoru III. Mehmet’e ait bir tuğranın yer aldığını ve Ayıntap Sancak Beyi’ne hitaben, Tilbaşar Kazası’ndaki bir araziden söz edildiğini ifade etmişlerdir. TAfiÇI ‹fiARETLER‹ VE TAfi ‹fiÇ‹L‹KLER‹ Kalenin galeri, burç içleri ve eteklerindeki kule yapılarında farklı taşçı işaretlerine rastlanmıştır. Bu işaretlerin bazıları daha derin ve kalın çizilmişken bazıları daha yüzeyseldir. Kare, üçgen çapraz kare, ok, çadır, vb. 24 ayrı işaret, kalenin eteklerinden en üstüne kadar duvarlarında farklı pozisyonlarda yer almaktadır. Üzerinde taşçı işareti bulunan kalker kesme yapı taşları, Bizans Dönemi yapısı olarak belirlenen galerinin iç duvarında yoğun olarak bulunurken, galeri üstü ve diğer burç içi yapılarında daha az rastlanmaktadır (Çizim: 1). Kalenin üst kesimlerinde bulunan taşçı işaretlerinin ise devşirme olarak kullanılmış olabileceği düşünülmektedir. Yapı taşları üzerinde yapılan incelemede kalenin ana beden duvarlarının, hamam ve mescit gibi yapılarının yörede “keymık taşı” olarak bilinen sert kalker taştan; Geç Osmanlı Dönemi ve Memluk Dönemi yapılarının ise yumuşak kalker taştan yapılmış oldukları anlaşılmıştır. Bu yapı taşları aynı alanda farklı yerlerde devşirme olarak kullanılmıştır. Gerek 2003 yılı ödeneğinin bitmesi, gerekse kış şartlarına girilmesi üzerine kaledeki kazı çalışmalarına son verilerek ortaya çıkan çamur dolgulu kalker yapı temellerinin sağlamlaştırma çalışmalarına gidilmiştir. Müdürlüğümüzde çalışan restorasyon ekibi denetiminde beyaz çimento, kalker kumu ve kireç kullanılarak hazırlanan harçla yapı taşları sağlamlaştırılmıştır. Böylelikle ortaya çıkan yapıların kış şartlarından olumsuz etkilenmesinin önüne geçilmiştir. Önümüzdeki kazı sezonunda Gaziantep Kalesi’ndeki kazı ve restorasyon çalışmalarına devam edilmesi plânlanmaktadır.

68

Plân: 1

Plân: 2

69

Plân: 3

Plân: 4

70

Kroki: 1

Çizim: 1

71

Resim 1: Gaziantep Kalesi genel görünüm

Resim 2: Kazı alanı genel görünüm, Gaziantep Kalesi 2003

Resim 3: Bey Hamamı, soğukluk bölümü

72

Resim 4: Tünel üst dekor

Resim 5: Mavi-beyaz renk, bitki bezemeli tabak, Osmanlı Dönemi

Resim 6: Mavi-beyaz renk, bitki bezemeli fincan, Osmanlı Dönemi

73

Resim 7: Pipolar, Osmanlı Dönemi

Resim 8: Kandil, Osmanlı Dönemi

Resim 9: Barutluk (a), çakmak (b), çakmak taşı (c), Osmanlı taş kalıp (d)

74

ANKARA ROMA HAMAMI 2002 YILI KURTARMA KAZISI

Hikmet DEN‹ZL‹* Soner ATEfiO⁄ULLARI ‹zzet ESEN

Kurtarma kazısı Ankara İli, Altındağ İlçesi, Çankırıkapı Caddesi üzerinde bulunan Roma Hamamı ören yerinde Bakanlığımız, Anıtlar ve Müzeler Genel Müdürlüğü’nün 12.08.2002 tarih ve 13293 sayılı ruhsatnamesi ile Anadolu Medeniyetleri Müzesi Müdür Vekili Hikmet Denizli başkanlığında, Arkeolog Soner Ateşoğulları, Müze Araştırmacısı İzzet Esen, Antropolog F. Gülay Aslan ve Antropolog Asuman Alpagut’tan oluşan ekip tarafından 02.10.2002-30.10.2002 tarihleri arasında toplam 8 işçi ile gerçekleştirilmiştir1. 1947 yılında Çankırı Caddesi, Çiçek Sokak’ta Arkeolog Mahmut Akok denetiminde gerçekleştirilen otel inşaatı temel hafriyat kazıları sırasında, hafir tarafından Ankara şehri dış suruna ait olduğu düşünülen kalıntılara rastlanmıştır (Çizim: 1)2. Bununla birlikte Rüzgarlı Sokak yakınında bulunan ve 1985 yılında temel hafriyat kazıları Anadolu Medeniyetleri Müzesi uzmanları tarafından yürütülen Başbakanlık Basımevi (Çizim: 2)3 ile 30 m. kadar güneyinde, yapımına 1998 yılında başlanan Büyükşehir Belediyesi çok katlı otopark inşaatı sırasında (Resim: 1)4 aynı döneme tarihlenen ve benzer mimarî özellikler gösteren sur duvarına rastlanmıştır. Her üç duvarın aplikasyonu yapıldığında, surun bir bölümünün Roma Hamamı ören yerinin içinden geçtiği anlaşılmıştır. Sur duvarının Roma Hamamı ören yeri içinde kalan bölümünü açığa çıkararak, Ankara şehrinin savunma sistemini belgelemek amacıyla 2000 yılında Roma Hamamı ören yerinin güneybatısında bir kurtarma kazısına başlanmıştır5. 2000 yılında A-24 ve A-25 plânkarelerinde başlatılan kazı çalışmaları, 2001 yılında A-24, A-25 ve B-25 plânkarelerinde; 2002 yılında ise A-24 plânkaresinin 2000 ve 2001 yılı çalışmalarında kazılmamış olan 4x10 m.lik doğu bölümünde gerçekleştirilmiştir. 2000 yılı kazı çalışmalarında 25 adet; 2001 yılı kazı çalışmalarında ise 21 adet olmak üzere toplam 46 adet mezar açığa çıkarılmıştır. Yüzeyden yaklaşık 70-80 cm.
* Hikmet DENİZLİ, Sanat Tarihçi, Anadolu Medeniyetleri Müzesi Müdür Vekili, Ankara/TÜRKİYE Soner ATEŞOĞULLARI, Arkeolog, Anadolu Medeniyetleri Müzesi, Ankara/TÜRKİYE İzzet ESEN, Müze Araştırmacısı, Anadolu Medeniyetleri Müzesi, Ankara/TÜRKİYE Kazının fotoğrafları Soner Ateşoğulları tarafından çekilmiş, mezar çizimleri İzzet Esen, iskelet çizimleri Asuman Alpagut tarafından yapılmıştır. Özgüç 1947, 368; Akok 1955, 316-320, res. 3, 8. 1985 yılında Başbakanlık Basımevi temel hafriyat kazısı sonucunda müze uzmanlarınca hazırlanan raporda 2.60 m. genişliğindeki duvar, sur duvarı olarak değerlendirilmiştir. İnşasına 1998 yılında başlanan çok katlı otoparkın Arkeolog Soner Ateşoğulları denetiminde yapılan temel hafriyat kazılarında 2.60 m. genişliğinde sur duvarına rastlanmıştır. Duvar, Ankara Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Kurulu’nun 05.11.1999 gün ve 5455 sayılı kararı ile binanın altında oluşturulan mekânda gezip görülebilecek şekilde koruma altına alınmıştır. Temizsoy-Esen-Ateşoğulları 2001, 5-28; Ateşoğulları-Aslan-Alpagut 2002, 217-230.

1 2 3 4

5

75

derinlikte, 95.56-92.62 m. seviyeleri arasında rastlanılan mezarların çoğunluğu kerpiç sanduka şeklindedir. 2000 yılı çalışmalarının daha çok mezarlarda yoğunlaşmış olması nedeniyle daha alt seviyelere inilememiştir. 2001 yılı kazı çalışmalarında A-24, A-25 ve B-25 açmalarında, 2000 yılı mezarları ile benzer özelliklere sahip yine aynı döneme tarihlenen mezarlara rastlanmıştır6. 2001 yılı kazı çalışmalarında; mezarlar kaldırıldıktan sonra 92.62 m. seviyesinden itibaren birtakım mimarî kalıntılar ortaya çıkmaya başlamıştır. A-24 açmasının güneyinde, doğu-batı yönünde uzanan, açığa çıkartılabilmiş bölümü 10.10 m. uzunluğa sahip bir taş duvar tespit edilmiştir. Orta boy moloz taşlardan harç kullanılarak yapılmış olan bu duvar muhtemelen bir konuta ait olup Bizans veya biraz daha sonraki bir döneme ait olmalıdır. A-25 açmasında ise, aynı özelliklere sahip, aynı döneme tarihlenebilecek, güney-kuzey yönlü bir başka duvar kalıntısına rastlanmıştır. Bu duvar, açmanın kuzey kesiti içine doğru devam etmektedir. Güney ucunda ise herhangi bir bağlantısı bulunmamaktadır. A-24 ve A-25 açmalarında, 92.70-91.16 m. seviyeleri arasında, atık veya temiz su sistemleri ile ilgili pişmiş toprak künklerden oluşan kanallara rastlanmıştır7. 92.70 m. seviyesindeki kanal yine Bizans veya daha sonraki bir döneme ait olmakla birlikte, daha alt seviyedeki kanalları şimdilik Geç Roma Dönemine tarihlemekteyiz. Aynı açmalarda, Geç Roma Dönemine tarihleyebileceğimiz ve atriumlu bir evle ilgili olduğunu düşündüğümüz bir avluya ait yapı kalıntıları tespit edilmiştir. Öte yandan, A-24 açmasının kuzeydoğu köşesinde, 91.35 m. seviyesinde, alttan hypocaust sistemle ısıtmalı bir mekânın parçası ortaya çıkarılmıştır8. Mekânın tabanı pişmiş tuğla (Tegulae-mammatae) ile döşeli olup taban üzerinde hypocaust sisteme ait tuğla dikmeler ele geçirilmiştir. Lavatrina veya bir konutun banyo odası olabilecek mekânı batıda; kuzeybatı-güneydoğu yönlü duvar çevrelemektedir. Atrimlu ev ile çağdaş olduğunu düşündüğümüz bu yapı kalıntılarını mimarî karakterine göre şimdilik Geç Roma Dönemine tarihlemekteyiz. 2002 yılı çalışmalarında, hem sur duvarını tespit edebilmek hem de 2001 yılında özellikle A-24 açmasında rastlanmış olan mimarî yapı kalıntılarının devamını açığa çıkarabilmek amacıyla A-24 plânkaresinin doğusunda yer alan 4x10 m.lik bölümünde çalışılmıştır. Roma Hamamı 2002 yılı kazı çalışmaları “Mezarlar”, “Mimarî” ve “Sonuç” başlıkları altında aşağıda değerlendirilmiştir. MEZARLAR A-24 açmasında 94.40-92.60 m. seviyeleri arasında toplam 18 adet mezar açığa çıkarılmıştır (Çizim: 3; Resim: 2-4). Bu mezarların yanı sıra, 2000 yılı kazı çalışmaları sırasında tespit edilen ancak, A-24 açmasının kuzey kesiti içinde kalması nedeniyle açılmamış olan 23 No.lu mezar, kesit toprağının doğa koşulları nedeniyle yer yer çökmesi sonucu açığa çıkmış, 2002 yılı kazı çalışmalarının başında mezara ait iskelet alınmıştır. Aynı şekilde, A-24 açması kuzey kesitinin yer yer çökmesi nedeniyle 23 No.lu mezarın hemen üzerinde, bir başka mezar daha açığa çıkmıştır. M-47 olarak adlandırılan ve herhangi bir mezar mimarîsine bağlı olmadan inhumasyon gömü biçiminde yapılmış olan mezarın bireyi bir bebektir. Öte yandan, yine 2001 yılı kazı çalışmaları sırasında tespit edilmiş olan ve A-24 açmasının doğu kesiti içine doğru devam eden 37 ve 40 No.lu mezarlar da 2002 yılı çalışmalarında tamamen açığa çıkarılmıştır. 2001 yılı çalışmalarında yalnızca kafatasları alınmış olan bu mezarlardaki bireylere ait iskeletler 2002 yılı çalışmalarında çıkarılmıştır.
6 7 8 Temizsoy-Esen-Ateşoğulları 2002, 29-54. Ankara’nın antik dönemdeki su kanalları hakkında Bkz.: Fıratlı 1951, 349-359. Hypocaust sistem için Bkz.: Dolunay 1941, 265; Dolunay 1948, 214-217; Akok 1955, 319; Akok 1968, 5-13; Farrington 1995, 52-99; Yegül 1992, 258 vd.; Adam 1995, 293, fig. 63; Ergeç-Önal 1998, 421, res. 3, 4, 6, 7; Özkan-Erkanal 1999, 102, res. 84, 86.

76

2002 yılı kazı çalışmalarında, 23 No.lu mezar da dahil olmak üzere toplam 19 adet mezarda 28 adet birey tespit edilmiştir9. Bu bireylerden 13 adedi erişkin, 15 adedi ise çocuk ve bebeklere aittir. Mezar içindeki bireylere ait iskeletlerin çoğunluğu baş batıda olmak üzere batı-doğu yönünde sırtüstü gömülmüştür. Kollar genellikle yana uzatılmış biçimdedir. 7 bireyin yüzü güneye, 2 bireyin yüzü yukarıya, 1 bireyin yüzü de öne bakar pozisyondadır. Diğer iskeletlerin oldukça karışık olması nedeniyle yüzlerinin yönü tespit edilememiştir. Bunların yanı sıra 6 adet mezarda birden fazla gömüye rastlanmıştır. Örneğin 60 No.lu mezarda karışık durumda yalnızca 2 adet kafatası ele geçirilmiştir. M-60/1 bir erişkine, M-60/2 ise bir çocuğa aittir. 2002 yılı kazı çalışmalarında tespit edilen 18 adet mezardan 10 adedi kerpiç sanduka tipinde yapılmıştır (Resim: 2-4). 2 adet mezarın yan duvarları küçük ve kısmen düzgün taşlarla örülmüştür. Bu mezarlardan biri, taşlarının harçsız kuru örgü biçiminde yapılmış olması nedeniyle taş sanduka mezar olarak nitelendirilebilir. Diğer mezar, yan kerpiç duvarlarının üzerine birer sıra taş konularak oluşturulmuştur. 6 adet mezar ise, herhangi bir mezar mimarîsine bağlı olmayan, basit toprak mezar (inhumasyon) biçimindedir. Yine mezar mimarîsi ile ilgili olarak 7 adet mezarın üzerinin büyük ebatlı yassı taşlarla kapatılmış olduğu görülmüştür. Mezarların bazılarında mezar içi saptırmalarla veya mezar kapaklarıyla ilgili olabilecek ahşap kalıntılarına rastlanmıştır. 2002 yılı kazı çalışmalarında, A-24 açmasının kuzeyinde, 94.00 m. seviyesinde kireç tabakası ile karşılaşılmıştır. Kuzey kesitinden güneye doğru yaklaşık olarak 3.40 m. uzunluğundaki bir bölümü açığa çıkarılmış olan bu kireç tabakası, yaklaşık 4-5 cm. kalınlığındadır. Kireç tabakasının bu seviyedeki mezarların üzerine kapatmak için bilinçli olarak kullanıldığı anlaşılmaktadır. Mezarların üzerinde (M-50) ve iskeletlerin üzerinde de tespit edilen bu kireç tabakası, bulaşıcı hastalıklara karşı bir önlem olarak kullanılmış olmalıdır. Bu sayede, bulaşıcı veya salgın hastalık sonucu ölmüş olanların mezarlarının üzeri kireçlenerek tecrit edilmek istenmiştir. M‹MARÎ A-24 açmasının 4x10 m.lik bölümünde sürdürülen kazı çalışmalarında mezarların hemen altında güneybatı-kuzeydoğu yönlü geniş bir duvar ortaya çıkarılmıştır (Çizim: 4; Resim: 5, 6). 92.40 m. seviyesinde tespit edilen bu duvarın güneydeki bölümü Başbakanlık Basımevi hafriyatı sırasında tahrip edilmiştir. 2.40-2.60 m. genişliğe sahip olan duvarın batı yüzü ortalama 1.00 m. genişliğinde devşirme andezit bloklardan oluşmaktadır. Duvarın doğu bölümü ise moloz taş+harç karışımı bir yapıdadır. Duvarın doğuda kalan bölümü yer yer mezarların yapımı sırasında; özellikle kazı alanının ortasına gelen bölümde neredeyse tamamen tahrip edilmiştir (Resim: 5). Duvarda kullanılmış olan andezit bloklardan bazıları bosajlıdır (Resim: 6). Bu da, blokların olasılıkla antik çağa ait bir yapıdan alınarak duvarda devşirme malzeme olarak kullanılmış olduğunu göstermektedir. Roma Döneminde bu bölgede bir gymnasiumun varlığından söz edilmektedir10. Ancak taşlar söküldüğü yapıdan getirildiği şekilde değil de, yer yer birbirlerine uydurularak kullanılmıştır. Sur duvarı, 2001 yılı kazı çalışmalarında bir bölümü açığa çıkarılmış olan Geç Roma Dönemine ait hypocaust sistemle alttan ısıtmalı11 (lavatrina ?) yapı kalıntısının üzerine inşa edilmiştir (Resim: 6). Duvar, yapıya ait pişmiş toprak tuğla döşeli zemini ve bu zemini çevreleyen güneydoğu-kuzeybatı yönlü duvarı
9 10 11 Mezarlarda ortaya çıkarılan iskeletlerin antropolojik değerlendirmeleri müzemiz antropologları F. Gülay Aslan ve Asuman Alpagut tarafından yapılmaktadır. Aslan 2000, 29-56; Aslan 2001, 55-81; Alpagut 2000, 57-83; Alpagut 2001, 82108; Ateşoğulları-Aslan-Alpagut 2002, 217- 230. Eyice 1996, 247. Hypocaust sistem için Bkz.: Dolunay 1941, 265; Dolunay 1948, 214-217; Akok 1955, 319; Akok 1968, 5-13; Farrington 1995, 52-99; Yegül 1992, 258; Adam 1995, 293; Ergeç-Önal 1998, 421, res. 3, 4, 6, 7; Özkan-Erkanal 1999, 102, res. 84, 86.

77

tahrip ederek kesintiye uğratmıştır. Açığa çıkarılabilmiş bölümü 7.30 m. uzunluğa, 2.402.60 m. genişliğe sahip duvarın Ankara şehrinin dış sur duvarı olduğu anlaşılmıştır. Mimarî açıdan Çankırı Caddesi hafriyatı, Başbakanlık Basımevi ve çok katlı otopark hafriyatlarında rastlanan Ankara şehri dış sur duvarı ile aynı genişlikte ve inşa karakterindedir. Başbakanlık Basımevi ve çok katlı otopark hafriyatında tespit edilen duvarlar ile aynı aks üzerindedir12. Kot olarak da birbirlerine yakın seviyelerdedir. SONUÇ 2002 yılı kazı çalışmalarında tespit edilen mezarlar, 2000 ve 2001 yılı çalışmalarında tespit edilmiş olan mezarlar ile gerek mezar mimarîsi, gerekse ölü gömme biçimi açısından benzer özellikleri taşımaktadır. 2000 ve 2001 yıllarında 95.56 m. ve 92.62 m. seviyeleri arasında tespit edilen mezarlar, 2002 yılı çalışmalarında da hemen hemen aynı seviyelerde açığa çıkmıştır. Mezarlar genel olarak değerlendirildiğinde, İslâmî gömü geleneğine sahiptir13. İslâmî geleneğin bir sonucu, mezarlarda ölü hediyesi olarak herhangi bir buluntuya rastlanmamıştır. Ortaya çıkarılan mezarlar, Geç Osmanlı Döneminde ören yerinin yoğun bir şekilde halk mezarlığı olarak kullanılmış olduğunu göstermektedir14. Mezarların bu kadar yoğun olması Geç Osmanlı Dönemi’nde Ankara’da yaşanmış olan doğal afet, kıtlık ve salgın hastalıklara bağlı olarak gerçekleşmiş ölümlerle ilgili olmalıdır. Çeşitli kaynaklarda, 1800’lü yıllarda Ankara’da doğal afetlerin, kuraklıkların, kıtlıkların ve salgın hastalıkların yaşandığından söz edilmektedir15. 18131817 yıllarında veba salgını, 1826 yılında kuraklık ve çekirge istilâsı, 1873-1874 yıllarında şiddetli yağmurlar ve arkasından başlayan çok şiddetli kış şartları, durmayan kar yağışı nedeniyle kıtlık ve salgın hastalıklar yaşanan başlıca afetlerdir. Bu alanın yoğun bir şekilde mezarlık olarak kullanılmış olması ve bazı mezarlarda birden fazla gömüye rastlanması bu bilgileri doğrulamaktadır. Ele geçirilen iskeletler Ankara’nın Geç Osmanlı Dönemi demografik yapısına ışık tutacak niteliktedir. 2000, 2001 ve 2002 yılı kazı çalışmalarında ortaya çıkarılan kerpiç sanduka mezarlar, İslâmî Dönem mezar mimarîsinde kerpiç kullanımını yansıtması açısından ilginç örneklerdir16. Bütün bu mezarların ve mimarî kalıntıların yanı sıra Roma Hamamı kazı çalışmalarının temel amacı olan Ankara şehri dış sur duvarına 2002 yılında ulaşılmış olması kuşkusuz sevindiricidir. İlk kez Roma Döneminde yapıldığı bilinen Ankara şehri dış sur duvarı17, 17. yüzyılın başında Celâlî İsyanları’ndan korunmak amacıyla yeniden inşa edilmiştir18. 1555’te A. B. Ghislen de Busbecq ile birlikte Ankara’dan geçen Hans Dernschwam, seyahatnamesinde Ankara’yı tasvir eden bir desene de yer vermiştir. Oldukça basit şekilde çizilmiş olan bu desende, şehri çevreleyen bir dış surun olmadığı görülmektedir (Resim: 7)19. 1640’lı yıllarda Ankara’yı ziyaret eden Evliya Çelebi, seyahatnamesinde şehrin bir dış sur ile çevrili olduğunu yazmıştır20. Değişik tarihlerde Ankara’ya gelen Avrupalı seyyahlar da dış surdan söz etmişlerdir. 17. yüzyılda Ankara’ya gelen Polonyalı Simeon, Ankara şehrinin dış sur ile çevrili olduğundan söz etmiştir21. 18. yüzyılın başlarında Ankara’yı ziyaret eden Pitton de Tournefort surlarda pek çok devşirme parçanın kullanılmış olduğundan söz ederek, kulelerin kare görünümlü oldu12 13 14 15 16 17 18 19 20 21 Temizsoy-Esen-Ateşoğulları 2001, çizim 1, res. 2. İslâmî mezarlar için Bkz.: Erkanal 1985, 121,122; Erkanal 1986, 204; Erkanal 1988, 361,362; Tarhan-Sevin 1993, 409-410; Yüce 1995, 2, res. 3; Ragheb 1996, 16; Mergen-Deveci 2002, 338, fig. 15. Mübarek 1341, 17-22; Dolunay 1948, 213,217; Kansu 1976, 23; Turan-Turan 1998, 30, 235-243; Elverdi 1999, 22. Eyice 1996, 246; Özdemir 1998, 102; Turan-Turan 1998, 44; Elverdi 1999, 21; Erdoğdu 1999, 166-167; Bozyiğit 2002, 117-118. İslâmî mezarlarda kerpiç kullanımı konusunda Bkz.: Yüce 1995, 2, res. 3; Karaman 1996, 9; Ragheb 1996, 19. Mamboury 1933, 78-81; Eyice 1993, 14; Foss 1977, 29-87. Erzen 1946, Lev. XXV; Gülekli 1948, 55; Darkot 1965, 437-453; Ergenç 1990, 56; Turan-Turan 1998,41; Özdemir 1986, 43; Bozyiğit 2002, 53; Boran 2001, 50; Elverdi 1999, 6, 8. Eyice 1971, 70, res. 1; Bozyiğit 2002, 40. Çelebi 1314, 427-436. Eyice 1971, 71; Bozyiğit 2002, 58, 60.

78

ğunu yazmıştır22. 18. yüzyılın başlarında başka bir Fransız Aubry de la Motraye, dış surun pek iyi durumda olmadığından söz etmiştir23. 1705’te Ankara’yı ziyaret eden Paul Lucas ise dış surun on iki kapısı olduğunu belirterek, surun antik olmadığını yazmıştır. Lucas, surda pek çok devşirme taş yanında kerpiç de kullanıldığından söz etmektedir24. 1739-1740’a doğru Ankara’yı ziyaret eden İngiliz Richard Pockocke ise şehir surlarının uzunluğu hakkında bilgi vermiştir25. 1813 yılında Ankara’ya gelen İngiliz John Macdonald Kinneir, Yıldırım Bayezid tarafından yaptırıldığı veya tamir ettirildiğini öne sürdüğü surun harap vaziyette olduğundan söz etmiştir26. Ankara’ya 1835’te uğrayan W. J. Hamilton ise dış surda devşirme olarak pek çok mimarî ve kitabeli parçanın kullanıldığını belirterek surun geniş bir sahayı çevrelediğinden söz etmiştir27. 1837 yılında bir gün Ankara’da kalan Fransız Babptistin Poujoulet yine dış surun harap bir vaziyette olduğundan söz etmiştir28. 1882 yılı yazında Augustus Tapınağı’ndaki kitabelerin kopyasını çıkarmak üzere Ankara’ya gelen Carl Humann ve Otto Puchstein dış surun parça parça yıktırılmakta ve elde edilen arsa ve taşların satılmakta olduğundan söz etmektedir29. Yine 1890’da şehre gelen Alman E. Naumann şehrin etrafını çeviren dış sur duvarının oldukça harap ve yıkık bir halde olduğundan söz etmiştir30. Öte yandan Paul Lucas’ın 1712 tarihli Ankara gravüründe (Resim: 8)31, Pitton de Tournefort’un 1717 tarihli gravüründe (Resim: 9)32, Amsterdam Rijsksmuseum’da bulunan 17. yüzyıla ait yağlıboya tabloda (Resim: 10)33 ve Binbaşı von Vincke’nin 1839 de çizdiği Ankara plânında (Resim: 11)34 dış sur rahatlıkla görülebilmektedir. Avrupalı seyyahlar tarafından çizilmiş bu gravür, tablo ve plânlar incelendiğinde Osmanlı Döneminde yapılmış olan dış surun bir bölümünün Roma Hamamı’nın üzerinden geçtiği anlaşılmaktadır. Ernest Mamboury, 1933 yılında yayınladığı Ankara, Guide Touristique, adlı kitabında bugün artık hiçbir izi bulunmayan dış surun Çankırıkapı yakınındaki parçasına ait bir fotoğrafa yer vermiştir35. İleriki yıllarda Roma Hamamı’nda yapılacak kazılarla surun ören yeri içinde nasıl bir güzergâh izlediği jeofizik yöntemlerden de faydalanılarak ortaya konmaya çalışılacaktır.
KAYNAKÇA ADAM 1995 AKOK 1955 AKOK 1968 ASLAN 2001 ADAM, J. P., La Construction Romaine Matériaux et techniques, Paris. AKOK, M., "Ankara Şehri İçinde Rastlanan İlkçağ Yerleşmelerinden Bazı İzler ve Üç Araştırma Yeri". Belleten XIX/75. 309-329. AKOK, M., "Ankara Şehrindeki Roma Hamamı". Türk Arkeoloji Dergisi XVII/1. 5-13. ASLAN, F. G., "Ankara Roma Hamamı Kazısından Çıkarılan İskeletlerin Paleopatalojik İncelemesi". Anadolu Medeniyetleri Müzesi 2000 Y›ll›¤›. 2956.

22 23 24 25 26 27 28 29 30 31 32 33 34 35

Darkot 1965, 437-453; Eyice 1971, 74; Bozyiğit 2002, 68. Eyice 1971, 75; Bozyiğit 2002, 70. Eyice 1971, 76; Bozyiğit 2002, 72-73. Eyice 1971, 78; Bozyiğit 2002, 75. Eyice 1971, 79; Bozyiğit 2002, 79. Eyice 1971, 81; Bozyiğit 2002, 83. Eyice 1971, 82; Bozyiğit 2002, 84. Eyice 1971, 87; Bozyiğit 2002, 119. Eyice 1971, 88; Bozyiğit 2002, 120. Eyice 1971, res. 2; Turan-Turan 1998, 17,18, 217. Eyice 1971, res. 3. Eyice 1971, res. 4-5. Eyice 1971, res. 59- 59a, 61. Mamboury 1933, 80.

79

ATEŞOĞULLARI-ASLAN-ALPAGUT 2002, ATEŞOĞULLARI, S. ASLAN, G. ALPAGUT. A., "Ankara Roma Hamamı 2000 Yılı Kazı Çalışmaları" 12. Müze Kurtarma Kaz›lar› Sempozyumu. 217-230. BORAN 2001 BORAN, A., Anadolu’daki ‹ç Kale Cami ve Mescidleri, Ankara. BOZYİĞİT 2002 BOZYİĞİT, A. E. Ankara’dan Uçan Kufllar Türk ve Dünya Yaz›n›nda Ankara (Seçki III), Ankara. ÇELEBİ 1314 ÇELEBİ, E., Seyahatnâme, İstanbul. DALMAN 1933 DALMAN, O. K., "1931’de Ankara’da Meydana Çıkarılan Asarı Atika". Türk Tarih, Arkeologya ve Etno¤rafya Dergisi I, 121-133. DOLUNAY 1941 DOLUNAY, N., "Türk Tarih Kurumu Adına Yapılan Çankırıkapı Hafriyatı", Belleten V/19, 261-266. DOLUNAY 1948 DOLUNAY, N., "Çankırıkapı Hafriyatı". III. Türk Tarih Kurumu Kongresi, 212-218. ELVERDİ 1999 ELVERDİ, İ., Dünden Bugüne Ankara, Ankara, ERDOĞDU 1999 ERDOĞDU, Ş., Ankaram, Ankara. ERGEÇ-ÖNAL 1998 ERGEÇ, R.-M. ÖNAL., "Belkıs/Zeugma Roma Hamamı ve Kompleksi Kurtarma Kazısı". VIII. Kurtarma Kaz›lar› Semineri, 419-443. ERGENÇ 1990 ERGENÇ, Ö., "XVI. Yüzyılda Ankara". Ankara Dergisi I/1, 55-61. ERKANAL 1985 ERKANAL, H., "1984 Girnavaz Kazıları." VII. Kaz› Sonuçlar› Toplant›s›, 201-210. ERKANAL 1988 ERKANAL, H., "1986 Girnavaz Kazısı." IX. Kaz› Sonuçlar› Toplant›s›, 361369. ERZEN 1946 ERZEN, A., ‹lkça¤da Ankara, Ankara. EYİCE 1971 EYİCE, S.,, "Ankara’nın Eski Bir Resmi. Atatürk Konferanslar› IV, 1970, 61124 EYİCE 1993 EYİCE, S., "P. Guillaume de Jerpahanion ve Ankara Kalesi." Ankara Dergisi 2/5, 9-31. EYİCE 1996 EYİCE, S., "Bizans Döneminde Ankara." Anadolu Araflt›rmalar› XIV, 243264. FARRINGTON 1995 FARRINGTON, A., The Roman Baths Of Lycia An Architectural Study British Institute of Archaeology at Ankara Monograph No. 20, Ankara. FIRATLI 1951 FIRATLI, N., "Ankara’nın İlkçağdaki Su Tesisatı." Belleten XV/59,349-359. FOSS 1977 FOSS, C., "Late Antique and Byzantine Ankara." Dumbarton Oaks Papers XXXI, 29-87 GÜLEKLİ 1948 GÜLEKLİ, N. C., Ankara. Tarih-Arkeoloji, Ankara. KANSU 1976 KANSU, Ş. A., "Türk Tarih Kurumu Binası Temel Kazısında Çıkan Seramikler Hakkında." VIII. Türk Tarih Kongresi I, 19-23. KARAMAN 1996 KARAMAN, H., "Ölüm, Ölü, Defin ve Merasimler." ‹slam Dünyas›nda Mezarl›klar ve Defin Gelenekleri I Ankara. 3-15. MAMBOURY 1933 MAMBOURY, E., Ankara Guide Touristique, Ankara. MERGEN-DEVECİ 2002 MERGEN, Y.-A. DEVECİ., "Akarçay Höyük 2000 Yılı Kazı Çalışmaları" Ilısu ve Karkamış Baraj Gölleri Altında Kalacak Arkeolojik ve Kültür Varlıklarını Kurtarma Projesi 2000 Yılı Çalışmaları, 319-339. MÜBAREK 1341 MÜBAREK, G., Ankara, I, İstanbul. ÖZDEMİR 1998 ÖZDEMİR, R., XIX. Yüzy›l›n ‹lk Yar›s›nda Ankara (Fizikî, Demografik, ‹darî ve Sosya-Ekonomik Yap›s› 1785-1840), Ankara. ÖZGÜÇ 1947 ÖZGÜÇ, T., "Haberler, 1947 Yılının Başlarında Türkiye’de Yapılan Kazılar" Belleten XI/42, 359-396. ÖZKAN-ERKANAL 1999 ÖZKAN, T. ve H. ERKANAL., Tahtal› Baraj› Kurtarma Kaz›s› Projesi, İzmir. RAGHEB 1996 RAGHEB, Y., "İslam Hukukuna Göre Mezarın Yapısı." ‹slam Dünyas›nda Mezarl›klar ve Defin Gelenekleri I-II (Editör Jean-Louis Bacque). Ankara, 17-22.

80

TARHAN-SEVİN 1993 TARHAN, M. T. ve V. SEVİN, "Van Kalesi ve Eski Van Şehri Kazıları 1991." XIV. Kaz› Sonuçlar› Toplant›s›, 407-429. TEMİZSOY-ESEN-ASLAN 2000, TEMİZSOY, İ.-İ. ESEN-S. ATEŞOĞULLARI, "Ankara Roma Hamamı 2000 Yılı Kurtarma Kazısı." Anadolu Medeniyetleri Müzesi 2000 Y›ll›¤›, 5-28. TEMİZSOY-ESEN-ATEŞOĞULLARI 2002,TEMİZSOY, İ.-İ. ESEN-S. ATEŞOĞULLARI, "Ankara Roma Hamamı 2001 Yılı Kurtarma Kazısı" Anadolu Medeniyetleri Müzesi 20001 Y›ll›¤›, 29-54. TURAN-TURAN 1998 TURAN, R. ve F. A. TURAN, Tarih ‹çinde Ankara. Alt›nda¤’›n Manevi Co¤rafyas›, Ankara, 17-68. YEGÜL 1992 YEGÜL, F. K., Baths and Bathing in Classical Antiquity, New York. YÜCE 1995 YÜCE, A., "Amasya Merkez Eski Şamlar Mezarlığı 1993 Yılı Kurtarma Kazısı." V. Müze Kurtarma Kaz›lar› Semineri, 1-16.

81

Çizim: 1

Çizim: 2

Çizim: 3

82

Çizim: 4

Resim: 1

83

Resim: 2

Resim: 3

84

Resim: 4

Resim: 5

85

Resim: 6

Resim: 7

86

Resim: 8

Resim: 9

87

Resim: 10

Resim: 11

88

ANKARA ROMA HAMAMI KAZISINDAN ÇIKARILAN (2002) İSKELETLERİN PALOANTROPOLOJİK İNCELEMESİ

Asuman ALPAGUT* F. Gülay ASLAN

G‹R‹fi “Ankara Roma Hamamı Ören Yeri Kurtarma Kazısı”, müzemiz Müdür Vekili Hikmet Denizli başkanlığında, Müze Araştırmacısı İzzet Esen, Arkeolog Soner Ateşoğulları, Antropolog F. Gülay Aslan ve Antropolog Asuman Alpagut’tan oluşan ekip tarafından 02.10.2002-30.10.2002 tarihleri arasında yapılmıştır1. Ortaçağ’da Ankara şehrini çevreleyen dış şehir sur duvarının Roma Hamamı ören yeri içerisinde kalan kısmını tespit etmek amacıyla, 2000 yılında başlayan kazı çalışmalarında bir mezarlık alanı çıkmış olup 2002 kazı sezonunda da söz konusu mezarların açılması çalışmalarına devam edilmiştir. 2002 yılı kazı çalışmalarında çoğunlukla kerpiç sanduka ve basit toprak gömülerden oluşan toplam 19 mezar açılmıştır. Bazı mezarlarda birden fazla gömüye ratlanılmış olup toplam 28 birey belirlenmiştir. Mezarlardaki bazı iskeletlerin anatomik pozisyonları bozulmuş olmakla birlikte, iskeletler genellikle İslâmî geleneklere göre batıdoğu yönünde ve yüzleri güneye (kıbleye) bakar şekilde sırt üstü gömülmüştür. Üzerinde çalışılan materyalin tamamını, Anadolu Medeniyetleri Müzesi, Ankara Roma Hamamı 2002 yılı kazı sezonunda açığa çıkarılan mezarlıktan ele geçirilen iskeletler oluşturmaktadır. İskelet malzemesinin Anadolu Medeniyetleri Müzesi antropoloji laboratuvarında gerekli temizlik ve onarım işlemleri yapıldıktan sonra, toplam 28 bireyin iskeletleri veya iskelet kalıntılarının öncelikle ölüm yaşı belirlenmiş, erişkinlerde cinsiyet tayini yapılmıştır2. Bireyler; bebek (0-2,5 yaş), çocuk (2,5-15 yaş), genç erişkin (15-25 yaş), erişkin (25-45 yaş) olarak gruplanmıştır. Ayrıca erişkin olup ölüm yaşı tam olarak belirlenemeyen bireyler yaş gruplamasında erişkin olarak belirtilmiştir. Cinsiyet tayini, 15 yaş ve üzerindeki bireylerde öncelikle kafatası ve kalça kemerinden ve vücuttaki diğer kemiklerin cinsiyete bağlı anatomik farklılıklarına bakılarak yapılmıştır.
* Asuman ALPAGUT, Antropolog, Anadolu Medeniyetleri Müzesi, Ankara/TÜRKİYE. F. Gülay ASLAN, Antropolog, Anadolu Medeniyetleri Müzesi, Ankara/TÜRKİYE. Bu makalenin yayınlanmasına imkân veren ve müzemizde antropoloji laboratuvarının kurulmasını sağlayan Müdür Vekili Sn. Hikmet Denizli’ye ve Müdür Yrd. Sn. Emel Yurttagül’e, iskeletlerin fotoğraf çekimini yapan Sn. Behiç Günel’e teşekkür ederiz. Bkz. Denizli, Ateşoğulları ve Esen, 2003. "Ankara Roma Hamamı 2002 Yılı Kurtarma Kazısı". Anadolu Medeniyetleri Müzesi 2002 Y›ll›¤›. Workshop of European Anthropologist 1980; Brothwell 1981; Acsadi ve Nemeskeri 1970; Kosa 1989; Ubelaker 1978; Knubmann 1988; Krogman ve İşcan 1986; Loth ve İşçan 1989; Masset 1982; Duyar ve Erdal 1997.

1 2

89

1-Paleodemografik Analiz Paleodemografi, geçmiş dönemlerde yaşamış populasyonların büyüklüğü (kaç bireyden oluştuğu), yaş ve cinsiyet dağılımı, ortalama ömür uzunluğu, bebek ve çocuk ölümlerini belirleyerek bu verilerden toplumun yaşam beklentisi, ölüm eğrileri, yaş gruplarına düşen birey sayısını ortaya koyabilmektedir. Bu bilgiler bize toplumun yaşam standartı düzeyi hakkında fikir vererek topluluklar arasında karşılaştırma imkânı sağlamaktadır 2002 yılı Ankara Roma Hamamı Geç Osmanlı mezarlığından çıkarılan toplam 28 iskeletten 22’sinin ölüm yaşı belirlenebilmiştir. Ölüm yaşının tespiti için gerekli anatomik bölgelere sahip olmayan 6 birey, erişkin yaş grubunda değerlendirilmiştir. Tablo 1’de de görüldüğü gibi incelenen bu yılki iskelet materyalin 15’i (%53.6) bebek ve çocuklara, 1’i (%3.6) genç erişkine, 12’si (%42.8) ise erişkinlere aittir.
N 15 1 12 28 % 53.6 3.6 42.8 100

Bebek+Çocuk Genç Erişkin Erişkin Toplam

Tablo 1: Ankara Roma Hamamı’ndan (2002) çıkarılan iskeletlerin demografik dağılımı

Topluluğun erişkin ve genç erişkin bireylerinin 5’i dişi (%38.5), 6’sı (%46.1) erkektir. Dişi bireylerden bir tanesi genç erişkindir. 2 erişkinin ise gerekli anatomik parçalarının kazı alanındaki kesit içerisinde kalmasından dolayı cinsiyeti belirlenememiştir. Bu yıl incelediğimiz bireyleri bebek (0-2,5), çocuk (2,5-5), genç erişkin (15-25), erişkin (25-45) ve yaşlı (45 ve üzeri) olarak sınıflandırdığımızda, toplam 28 adet bireyin 6’sı bebek (%21.23), 9’u çocuk (%32.14), 1’i genç erişkin (%3.57), 2’si erişkin (%7.14), 4’ü yaşlı (%14.29) ve 6’sı erişkin (%21.43) olduğu saptanan ancak yaş tayini için gerekli anatomik kısımlarının bulunmamasından dolayı belirli bir yaş grubuna dahil edilmeyen bireylerden oluşmaktadır (Tablo: 2).
Yaş Aralığı N Bebek (0-2,5) Çocuk (2,5-15) Genç Erişkin (15-25) Erişkin(25-45) Yaşlı (45-x) Erişkin (ölüm yaşı Belirlenemeyen) Toplam Erkek % N Dişi % Cinsiyeti Belirlenemeyen N %

1 2 2 2 6 33.3 33.3 33.4 100 1 3 5

20 20 60 100 1 1 2 50 50 100

Toplam N % 6 21.4 9 32.2 1 3.57 2 7.14 4 14.3 6 28 21.4 100

Tablo 2: Ankara Roma Hamamı (2002) topluluğunun yaş aralıklarına göre dağılımı

90

Topluluğun bütününün yaş aralıklarına göre dağılımında, bebek ve çocukların %53.6 (15 birey) ile 20003 ve 20014 yılı iskeletlerinde olduğu gibi populasyon genelinde oldukça yüksek bir orana sahip olduğu görülmektedir. Genç nüfus ise toplum içerisinde oldukça düşük orana sahipken, erişkinlerin, ölüm yaşı belirlenemeyen erişkinlerle birlikte düşünüldüğünde genç ve yaşlılara göre daha yüksek bir orana sahip olduğu görülmektedir. Erişkin bireyler içerisinde ise yoğunluk 45 yaş üzeri bireylere aittir. Ancak, yaşı belirlenemeyen erişkinlerin sayısının, ölümlerin yoğunlaştığı yaş gruplarının oranlarını değiştirebileceğini belirtmek gerekmektedir. 2002 yılı bebek ve çocukların kendi içerisindeki yaş gruplarının dağılım tablosuna baktığımızda (Tablo: 3), bunlardan 6’sının 0-2,5 yaş grubuna, 4’ünün 2,5-5 yaş grubuna, 3’ünün 5-10 yaş grubuna ve 2’sinin ise 10-15 yaş grubuna girdiği görülmektedir.
Yaş Aralığı 0-2,5 2,5-5 5-10 10-15 Toplam N 6 4 3 2 15 % 40 26.7 20 13.3 100

Tablo 3: Bebek ve çocukların (2002) yaş aralıklarına göre dağılımı

0-2,5 yaş aralığındaki bebeklerin, 0-15 yaş grubundaki tüm bebek ve çocuklar arasındaki oranı %40’tır. Bu bebeklerden 3 tanesi 1 yaş altında olup 3’ü doğum öncesi, doğum esnasında ya da doğumdan hemen sonra ölmüş olabilir. Bu bebeklerden 1 tanesi 7-7,5 aylık, 2 tanesi ise 8-8,5 aylıktır. 5 yaş altındaki bebek ve çocuklar 10 bireyle temsil edilmekte olup diğer yaşlardaki bebek ve çocuklar arasındaki oranı %66.7’dir. Bu seneki serimizde bebek ve çocukların topluluk içerisindeki toplam oranı %53.6’dır. Bu oran, nüfusun yarıdan fazlasının erişkinlik aşamasına gelmeden hayatını kaybettiğini göstermektedir. Eski Anadolu toplumlarında 15 yaş altındaki çocukların toplum içerisindeki oranın %25-64 arasında dağılım gösterdiği kaydedilmiştir. Eski Anadolu toplumlarında ölümlülük riskinin 5 yaşına kadar yüksek olduğu, bir çok toplulukta çocukların %50’sinden fazlasının 5 yaşına ulaşmadan yaşamını yitirdiği belirtilmektedir5. Bunun nedeni bağışıklık sistemi henüz gelişmediği doğumun ilk aylarında ve sütten kesilme dönemindeki bireylerdeki beslenme ve hijyenik koşulların yetersizliğine6 ve bulaşıcı hastalıkların etkin olmasına bağlanabilir. Bu durum büyük oranda günümüz toplumları için de geçerli olup bebek ve çocukların oranları binde 300’lere kadar seyreden az gelişmiş ya da düşük sosyoekonomik yapıdaki toplumlarla benzerlik göstermektedir7. Eski Anadolu toplumlarından; Panaztepe’de8 (İslâm) %18.3, Tepecik topluluğunda9 (Ortaçağ) %26,18, Karagündüz topluluğunda10 (Ortaçağ) %63.92 ve Aşvankale’de11 ise (Yakınçağ) %43.2 bebek-çocuk ölüm oranı kaydedilmiştir. Bu topluluklarla bu yıl incelediğimiz seriyi karşılaştırdığımızda
3 4 5 6 7 8 9 10 11 Aslan 2001; Alpagut 2001. Aslan 2002; Alpagut 2002. Erdal 2000. Özbek 1986. Erdal 2000. Güleç 1989. Sevim 1988. Özer ve Diğerleri 2000. Arman 1991.

91

%53.6 orana sahip olan bebek ve çocuk ölümlerinin, Panaztepe ve Tepecik’ten yüksek, Karagündüz ve Aşvankale toplumlarına ise yakın değerler gösterdiği görülmektedir. Eski Anadolu toplumlarında Neolitik’ten itibaren bebek ve çocuk ölüm oranlarında dalgalanmalar görülmekle birlikte genellikle artış gösterdiği ifade edilmiştir. Bunun nedenleri arasında nüfus yoğunluğu nedeniyle enfeksiyon hastalıklarındaki artış, tahıl ağırlıklı beslenme biçimi nedeniyle besin kalitesinde düşme ve göçler gibi fizyolojik streslerin etkili olduğu ileri sürülmektedir12. Tablo 4’te görüldüğü gibi incelediğimiz seride ölüm yaşı belirlenen erişkin bireylerin yaş ortalaması ise 42.57 yaştır. Toplulukta dişilerin yaş ortalaması 35 yıl iken erkeklerde bu 42 yıla yükselmektedir. Ankara Roma Hamamı’ndan çıkarılan Geç Osmanlı topluluğunun demografik bilgileri hakkında daha kesin sonuçlara, kazı çalışmaları sona erdikten sonra seri bütün olarak değerlendirildiğinde ulaşılacaktır.
Dişilerin Yaş Ortalaması (n: 2) Erkeklerin Yaş Ortalaması (n: 4) Dişi+Erkeklerin Yaş Ortalaması (n:7) 35 42 42.57

Tablo 4: Ankara Roma Hamamı’ndan (2002) çıkarılan bireylerin ortalama yaşam uzunluğu

2-Kafatas› ve Yüz Morfolojisi Bilindiği gibi eski toplulukların birbirine biyolojik uzaklıklarını ya da akrabalık derecelerini araştıran, toplumların genetik yapısını ortaya çıkarmaya çalışan paleo-genetik (paleo-popülasyon genetiği) disiplininde kullanılan yöntemlerden kraniyometrik ölçme ve biyometrik değerlendirme metodu; eski toplumların genetik yapısında binlerce yıldan beri saklı bulunan morfolojik özellikleri saptayarak, insan kronolojisinin aydınlanmasında büyük bir öneme sahiptir13. Roma Hamamı 2002 kazısında çıkarılan 12 erişkin, 1 genç erişkin bireylerden ölçülebilir durumda olan 6 kafatası üzerinde biyometrik incelemesi yapılarak bu toplumun cinsiyete göre kafa ve yüz morfolojisi belirlenmeye çalışılmıştır. Üzerinde çalışılan iskelet malzemenin antropolojik analizinde 6 (3 dişi+3 erkek) kafatasından 34 ölçüm ve bu ölçümlerden 17 endis hesaplanmıştır. 2002 yılı kazı sezonundan ele geçirilen Roma Hamamı Osmanlı Dönemi iskeletleri üzerinde hesaplanan endis sonuçlarına göre hem dişi hemde erkeklerde mesocranial kafatası biçimi daha çok sayıda belirlenmiştir. Bu yıl incelediğimiz iskeletlerde uzun (dolichocranial) kafatası tipine rastlanmamıştır. Cranial endis değerinin sayısal dağılımı; 5 orta yuvarlak (mesocranial), 1 yuvarlak (brachycranial), şeklindedir. Bir bireyle temsil edilen brachycranial kafatası dişi bireye aittir. Bu da dişilerin erkeklerden daha yuvarlak kafatasına sahip olduklarını göstermektedir. Dişilerin kafatası yapısı, erkek bireylerden daha belirgin bir brakisefallik göstermektedir. Ayrıca 64.000 Türk üzerinde yapılan inceleme sonucuna göre dişilerin %65.52 ortalama değeri ile erkek bireylerden (%63.88) daha fazla brakisefal olduğu belirtmektedir14. 2002 yılı 6 birey üzerinde yapılan antropometrik araştırmalar, topluluğun, orta genişlikte bir baş (mesocranial), genişliğine oranla yüksek (acrocrane), uzunluğuna göre yüksek kafa (hypsicrane) biçimine sahip olduğunu göstermektedir. Yüz, başa oranla dar (cryptozygy) ve orta genişliktedir (mesene). Alın, kavisli (ortometop), kafatasına oranla geniş (eurymetopia) ve çok ayrışıktır. Orta genişlikte (mezorhine) bir burun, or12 13 14 Erdal 2000. Alpagut, B 1983; Alpagut, B 1986. İnan 1947.

92

ta yükseklikte (mesoconch) göz çukuru ve geniş (brachystephyline) bir damak biçimi söz konusudur. 2002 yılı iskeletlerinin kafa biçiminden yapılan ırksal incelemeler toplulukta; çoğunluk olarak Alpin ırkını göstermekle birlikte, Akdeniz ırkının iri ve narin yapılılarının da bulunduğunu göstermektedir. 3-Boy uzunlu¤u Topluluğun Trotter-Glesser ve Pearson formüllerine göre hesaplanan boy uzunluğunun ortalamasına göre dişi bireyler 158.49 cm. ölçüm değeri ile orta üstü boy, erkek bireyler 170.01 cm. ölçüm değeri ile uzun boy sınırındadır. 4- Hastal›klar: Paleopatolojik Bulgular Geçmiş dönemlerde yaşamış bireylerin yaşamları boyunca geçirdikleri hastalıkların bir kısmı kemik ve dişlerde izler bırakmaktadır. İskelete yansıyan bu hastalıklar incelenerek bireylerin geçirmiş olduğu rahatsızlıklar belirlenebilmektedir. Ancak paleopatolojik değerlendirmede önemli olan sadece bireylerin hastalıklarını teşhis etmek değil bir bütün olarak topluluğun tamamının incelenmesi ile o topluluğun sağlık yapısına ve dolaylı olarak beslenme durumuna, yaşam biçimine, sosyo-ekonomik statüsüne ilişkin bilgileri ortaya koymaktır. Geç Osmanlı Dönemine ait 13 yetişkin ve 15 bebek-çocuktan oluşan toplam 28 iskelet üzerinde makroskobik olarak yapılan paleopatolojik çalışmada gözlenen hastalıklar enfeksiyon hastalıkları, anemi, raşitizm, dejeneratif omur hastalıkları, osteoporoz ve diş hastalıkları olarak sınıflanmıştır. Ancak ilgili hastalıkların değerlendirmesi yapılırken, iskeletlerin tamamının tüm parçalarını her zaman sağlam olarak elde etmek mümkün olmadığından sadece hastalığın gözlenebildiği birey sayısı esas alınmıştır. Enfeksiyon Hastal›klar› Serimizi oluşturan iskeletlerde sadece bebek ve çocuklarda enfeksiyon hastalığı bulgulanmıştır. Kemiklerin dış yüzeylerinde süngerimsi, düzensiz oluşumların yer aldığı reaktif değişimler olarak tanımlanan periostitis15 şeklinde gözlenmiştir. Enfeksiyon hastalığından kemiğin etkilenmesi, genellikle vücudun başka bir kısmındaki patojenik bakterilerin kan yoluyla kemiklere taşınması sonucu meydana gelir. Bazen bir kırık ya da yaradan bakterinin doğrudan kemiğe girişi de söz konusu olabilir16. Çalışmamızda 4 bebekte enfeksiyon belirlenmiş olup hastalığın gözlenebildiği bebek-çocuklar içerisindeki oranı %44.5’tir. Farklı düzeylerde görülen periostitis 2 bebeğin sadece tibialarında, 2 bebeğin ise mevcut olan tüm kemiklerinde rastlanmıştır (Resim: 1). Bebeklerin üçü 1 yaşından küçüktür. Birçok çalışmada17 eski insan toplumlarında küçük yaşta görülen ölümlerin en önemli nedeninin enfeksiyon hastalıkları olduğu kaydedilmiştir. Özbek18 günümüzde de geri kalmış bölgelerde, bağışıklık sistemi zayıf olan yeni doğan ya da küçük bebeklerin ölümlerinden enfeksiyon hastalıklarının büyük ölçüde sorumlu olduğunu ileri sürmektedir. Nüfus yoğunluğu, parazitler, hayvanlarla ve diğer insanlarla yakın temas, besin kalitesindeki bozukluk enfeksiyon hastalıklarının yaygın olarak görülmesine yol açan faktörler arasındadır19. Anemi: Metabolik bir hastalık olan anemiden kaynaklanan lezyonlar porotic hyperostosis ve cribra orbitalia olarak bilinir. Porotic hyperostosis kafatasının dış yüzeyi üzerinde birçok küçük delik oluşumu ile süngerimsi bir görünümün meydana gelmesi ve kemiğin iç kısmında kalınlaşma görülmesidir20. Cribra orbitalia ise göz tavanları15 16 17 18 19 20 Suzuki 1991. Roberts ve Manchester 1995. Ortner ve Putschar 1985; Cohen 1989; Saunders 1997; Roberts ve Manchester 1985. Özbek 1986 Ortner ve Putschar 1985 Macadam 1992.

93

nın ön kısmında toplu iğne başı boyutunda küçük delikler, deliklerin birleşmesi sonucu oluşan dallanmalar ya da daha büyük ve çok sayıda delikler şeklinde kendini gösterir21. Serimiz bebek ve çocuklarında gözlenebilen 4 bireyde %21.5 oranında porotic hyperostosise, 5 bireyde ise %45.5 oranında cribra orbitalia’ya rastlanmıştır (Resim: 2). Beslenme yetersizliğine bağlı olarak gelişen hastalıklardan biri olan anemi türleri içinde en yaygın olanının demir eksikliği anemisi olduğu ileri sürülür22. Anemi genel anlamda kırmızı kan hücrelerinin yoğunluğunun normal seviyenin altına düşmesi olarak tanımlanır23. Demir eksikliği anemisinin etiyolojisi oldukça karmaşıktır. Bu etmenler arasında diette demir oranının düşük olması, bağırsaklar tarafından emilimini engelleyen phytic asit gibi maddelerin varlığı, bebeklerin sütten kesilmesiyle ortaya çıkan ishal, kronik ishal, aşırı kan kaybı sayılabilir24. Uysal25 tarafından porotic hyperostosis ve enfeksiyonel hastalıkların birlikte ortaya çıkma olasılığının oldukça güçlü olduğu, bu hastalıklardan birinin mevcut olmasının diğerinin gelişimine sebep olabileceği belirtilmiştir. Nitekim serimiz bebeklerinde 1 yaşından küçük olan bebeklerin hem kafataslarında porotic yapı hem de vücut kemiklerinde enfeksiyon hastalıkları lezyonlarına rastlanmıştır. Porotic hyprostosis ve cribra orbitalia bir arada bulunduğu takdirde ise Akdeniz anemisi veya malaryayla ilişkili bir durumun düşünülebileceği ifade edilir26. Serimizde 54/1, M60/2 No.lu bebek ve çocuklarda her iki lezyona birlikte rastlanmıştır. Bu bebeklerde porotic yapı oldukça ileri durumdadır. Erişkinlerde ise 1 bireyde yani gözlenebilen erişkin bireyler içinde %10 oranında, porotic hyperostosis, 2 bireyde de cribra orbitalia kaydedilmiştir. Her üç birey de kadındır. Demir eksikliği anemisinin bebek-çocuklarda ve kadınlarda erişkin erkeklerden daha yüksek frekansta görülmesi olağandır. Eski Anadolu topluluklarında %4.2 - %85.7 arasında bir dağılım gösteren bu anemi lezyonlarının kalıtsal hastalıklardan çok demir eksikliği ve sıtma gibi sonradan oluşan anemilerden kaynaklandığı ifade edilir27. Raflitizm: Belirli vitaminlerin eksiklikleri spesifik iskelet değişikliklerine neden olabilir. D vitamini eksikliği de iskelette kronik anormallikler meydana getirebilir. Bu vitamin, kalsiyum ve fosforun emilimi ve kemiğin organik maddesi olan osteoidin ve kıkırdağın mineralizasyonu için gerekli olup eksikliği kemiklerin "yumuşamasına" yol açar. Eğer bu kronik eksiklik bireyin büyüme-gelişme çağında meydana gelirse raşitizm olarak bilinen hastalık oluşur. Vücudun ağırlığını taşıması nedeniyle bacak kemikleri, yürüme başladığında deformasyon göstererek eğilir. Vücudun diğer kemiklerinde de birtakım değişiklikler oluşabilir28. Serimizde 3-4 yaşlarındaki bir çocukta sağ ve sol femurda belirgin bir eğrilik gözlenmiş olup (Resim: 3) bu deformasyonun raşitizm kaynaklı olduğu düşünülmektedir. Diğer uzun kemiklerde bir deformasyona rastlanmamıştır. İznik Roma açıkhava tiyatrosundaki kilisede bulunan bebek iskeletleri içerisinde bir bebekte de Özbek29 (22) yine sadece femurlarda eğrilik kaydetmiştir. Eski Anadolu topluluklarına baktığımızda en fazla İkiztepe’de %3.9 oranında olmak üzere birkaç toplulukta (Boğazköy, İznik, Tepecik ve Karagündüz) raşitizm kaydedilmiştir. Anadolu, D vitaminin vücutta etkin olmasını sağlayan bir faktör olan güneş ışığından yoksun olmadığı için, bu topluluklarda rastlanan raşitizmin, vitamin açısından yetersiz bir beslenme biçiminden dolayı ortaya çıktığı düşünülebilir30.
21 22 23 24 25 26 27 28 29 30 Steinbock 1976 Macadam 1992. Mayıs 1998 Steinback 1970, Goodman ve diğerleri 1984, Ortner ve Putschar 1985; Mays 1998. Uysal 1995 Bkz. Özbek 1989. Bkz. Erdal 2000. Roberts ve Manchester 1995. Özbek 1991. Erdal 2000.

94

Vertebral Osteofitotis (Dejeneratif Omur Hastal›¤›): Omurlar arasındaki disklerde ortaya çıkar. Dejeneratif baskı sonucu omur gövdelerinin kenarlarında kemik uzantıların meydana gelmesidir. Osteofitler birbirine komşu olan omurların kenarlarındaki bu osteofitlerin birbirine sürtünmesi sonucu daha büyük boyutlarda olabilir. Bazen omurlar arasındaki diskin tamamen yok olması nedeniyle osteofitler kaynaşarak kemik ankilozisi meydana gelebilir. Bu oluşumlar genellikle ileri yaşlarda ortaya çıkmakta ve bazı durumlarda yaş kriteri olarak da kullanılmaktadır31. Serimizde M55 No.lu bireyde iki adet sırt omuru (2. ve 3.) ankilozis göstererek birbiriyle kaynaşmış ve yan taraflarında ligamentler uzayarak omur gövdelerini yanlardan kaplamış durumdadır. Ayrıca 1. sırt omuru da yine bir belirgin osteofit uzantı göstermektedir (Resim: 4). Ayrıca, geçen sene demografiye dahil edilen ancak vücut kemikleri bu sene çıkarılan M40 No.lu, bireyde omurlarda osteofit oluşumlarına rastlanmıştır. Hastalık gözlenebilen erişkinler içinde % 50 düzeyindedir. Ayrıca omur gövdelerinin birleşme yüzeyinde disklerin baskısı sonucu schmorl nodülü olarak bilinen çukurluklar oluşur. Bazen osteofitler ile birlikte de görülebilen bu patolojik durum ileri yaşlarda kamburluğa yol açmaktadır32. Bu seneki serimiz içinde 6 bireyde yani %75 oranında, ayrıca geçen sene açığa çıkarılan M40 ve M37 No.lu bireylerde bu lezyon gözlenmiştir (Resim: 5). Osteofit gözlenen tüm bireylerde bazı omurlarda aynı zamanda schmorl nodülü de mevcuttur. Hastalığın kadın ve erkekler arasındaki dağılımına baktığımızda osteofit ve nodül gözlenen 8 bireyin 3’ü kadın, 5’i erkektir. Yaş dağılımına baktığımızda ise bireylerin çoğunlukla ileri yaşta olduğunu ancak 20-25 yaşındaki genç bireyde de nodül oluşumuna rastlandığını görmekteyiz. Osteoporoz: Osteoporoz uzun kemik dış duvarlarının incelmesi, bağların kaybı ve çoğunlukla süngerimsi dokunun gözeneklerinin artması nedeniyle kemiğin toplam hacminin azalması ile karakterize edilir33. Bu hastalığın en yaygın sebebinin ileri yaş olduğu bilinmektedir ancak rheumatoid arthiritis gibi hastalıkların zaman içinde gösterdikleri etkilerden biri olarak da ortaya çıkabilir. Aynı zamanda beslenme, cinsiyet, hareketsizlik, hormonların değişimi, emzirme sürecinin uzun olması ve çok sayıda gebelik, sigara, kafein ve alkol gibi faktörlerin hepsinin hastalığın oluşumunda rolü bulunmaktadır. Cinsiyet farklılığına bakıldığında, yaşamları boyunca kadınlar erkeklerden daha az kemik kütleviliğine sahip olup bu farklılık menopoz sonrası daha da artmaktadır34. Bu seneki iskeletlerimiz içinde muhtemelen ileri yaşta (yaş tayini için gerekli kısımlar hastalıktan dolayı tahrip olmuş) bir kadına ait örneğimizde osteoporoz belirlenmiştir. Bireyin tüm kemikleri oldukça hafif, kemik içindeki süngerimsi doku gözenekleri genişlemiş, kemik dış duvarlarları incelmiş, omurların gövdelerinde çok sayıda çökmeler oluşmuştur (Resim: 6). Omurlarda aynı zamanda osteofitler de mevcuttur. Difl Hastal›klar›: Bir topluluğu oluşturan bireylerin diş patolojileri, o topluluğun beslenme biçiminin, ağız hijyeninin, besin hazırlama tekniklerinin, bazı kültürel alışkanlıkların ve büyüme-gelişme sürecinde yaşanan fizyolojik streslerin (hypoplasia) yansıtıcısı olmaktadır. Serimizde bulunan erişkin iskeletleri içinde diş çürüğü gözlenebilen 8 bireyin tamamında çürük saptanmıştır. Bu bireyler arasındaki cinsiyet dağılımı eşittir. Yaşlı bireylerin yanı sıra 20-25 yaşındaki genç bireyde de çürük saptanmıştır. Çocuklar içinde ise 4 bireyde gözlenebilen tüm bebek ve çocuklar içinde %33.3 oranında çürük belirlenmiştir. Bu çürüklerin çoğu süt molarlarda (azı dişleri) olup M59 No.lu bireyde süt caninelerde (köpek dişleri) de mevcuttur. Söz konusu çocuk dişleri arasında en küçük yaşta görünen çürük 3-4 yaşına aittir. Diş aşınmasına ise erişkinler içinde gözlenebilen 6 bireyin) tamamında rastlanmıştır. Cinsiyet dağılımı eşittir. Aşınma derecesi belirlenirken M1’ler, mevcut olmadığı
31 32 33 34 Brothwell 1981; Steinbock 1976. Roberts ve Manchester 1995; Ortner ve Putschar 1985. Burr ve Martin 1989’dan aktaran Roberts ve Manchester 1995. Roberts ve Manchester 1995.

95

zaman M2’ler esas alınarak Brothwell (1981)’in diş aşınma ölçeği kullanılmıştır. Erişkinlerin diş aşınma ortalaması 3+ olarak bulunmuştur. Çocuklar arasında ise M59 ve M60/3 No.lu bireylerin süt molarlarında 4 ve 3+ derecelerinde aşınma belirlenmiştir. Bu kadar küçük yaşta diş aşınmasının görülmesi besinler içinde aşındırıcı maddelerin bulunabileceğini ya da besin hazırlama tekniklerinden kaynaklanabileceğini düşündürür. Diştaşı ya da tartar olarak bilinen oluşuma ise serimiz erişkinlerinin içinde gözlenebilen 7 bireyin yine tamamında rastlanmıştır (Resim: 7). Bu bireylerin 4’ü kadın ve 3’ü erkektir. Çocuklar arasında ise hafif derecede olmak üzere 3 bireyde (%25 oranında) diş taşına rastlanmıştır. Abse oluşumu ise sadece 2 erişkinde %28.5 oranında gözlenmiş olup bunların birisi kadındır, diğerinin ise cinsiyeti belirsizdir. Bireyin yaşarken kaybettiği dişi ifade eden antemortem (ölüm öncesi) diş kaybı ise diğer tüm diş hastalıklarının ileri derecelere ulaşması sonucu meydana gelebilir. Erişkin bireylerimiz içinde 6 bireyde %60 oranında ölüm öncesi diş kaybı gözlenmiştir (Resim: 8). Cinsiyet dağılımı eşittir. Yaşı belirlenebilen bireylerin çoğunluğu 45 yaş üzerindedir. Bu bireylerin bazılarında maxilla (üst çene) ve mandibuladaki (alt çene) tüm dişler, ya da büyük bir kısmı antemortem kayıptır. Bireylerin bebeklik dönemlerinden itibaren yaşamları boyunca karşılaştıkları hastalıklar, beslenme yetersizliği gibi fizyolojik stresler diş minesinde enine çizgiler, renklenme veya çukurluklar şeklinde birtakım izler bırakır. Bu izler minenin kendini yenilme özelliğinin bulunmamasından dolayı silinmez. Bu nedenle hypoplasia adı verilen bu patolojik oluşum bireyin büyümesi esnasında karşılaştığı stresler konusunda bize fikir verir. Serimiz içinde 6 bebek-çocukta %50 oranında bu oluşuma rastlanmıştır. Erişkinler içinde gözlenebilen tüm bireylerde hypoplasia belirlenmiştir (Resim: 9). Bu seneki tüm bireyler (çocuk+erişkin) göz önüne alındığında 12 bireyde yani %63 oranında hypoplasia gözlenmiştir. Eski Anadolu toplumlarında %0.3-%87.5 arasında bir dağılım gösteren35 bu patolojik oluşumun Panaztepe İslâm topluluğunda %5.7 olduğu göz önüne alınırsa serimizdeki %63’lük oranın oldukça yüksek olduğu görülmektedir. Sonuç İncelenen bu yılki 28 bireyden oluşan iskelet materyalinin 15’i (%53.6) bebek ve çocuklara, 1’i (%3.6) genç erişkine, 12’si (%42.8) ise erişkinlere aittir. Topluluğun erişkin ve genç erişkin bireylerin 5’i dişi (%38.5), 6’sı (%46.1) erkektir. Topluluğun bütününün yaş aralıklarına göre dağılımında, bebek ve çocukların %53.6 oranı (15 birey) ile nüfusun yarıdan fazlasının erişkinlik aşamasına gelmeden hayatını kaybettiğini göstermektedir. Genç nüfus ise toplum içerisinde oldukça düşük orana sahipken, erişkinlerin, ölüm yaşı belirlenemeyen erişkinlerle birlikte düşünüldüğünde genç ve yaşlılara göre daha yüksek bir orana sahip olduğu görülmektedir. İncelediğimiz seride ölüm yaşı belirlenen erişkin bireylerin yaş ortalaması 42.57 yaştır. Toplulukta dişilerin yaş ortalaması 35 yaş iken erkeklerde bu değer 42 yıla yükselmektedir. Bu seneki erişkin bireylerin yaş ortalaması (42.57), serinin 2000 yılı (44.78) ve 2001 yılı (34.33) bireylerini yaş ortalamaları ile ele aldığımızda ise ortalama yaş değeri 40.56 olmaktadır. Bu değerin Ortaçağ toplumlarından Tepecik’e (41.5) yakın olduğu görülmektedir. Bu seneki serimizi oluşturan 28 bireyin yarısında kemiğe yansıyan hastalıklardan biri veya birkaçı tespit edilmiştir. Diş patolojileri ise 17 bireyde gözlenmiştir. İskeletlerin tamamında tüm parçalar mevcut olmadığından bazı bireylerde hastalıklar gözlenememiştir. Bununla birlikte Ankara Roma Hamamı Geç Osmanlı Dönemi 2002 yılı serimizi oluşturan topluluğun bebek ve çocuk ölümlerinin yüksek olması da göz önüne alındığında, diğer eski Anadolu toplumları ile benzer biçimde sağlık durumunun iyi olmadığı anlaşılmaktadır.
35 Erdal 2000.

96

Ankara Roma Hamamı kurtarma kazısından çıkarılan iskeletlerinin paleoantropolojik analizi hakkındaki daha güvenilir sonuçlar ileriki yıllarda yapılacak olan kazı çalışmaları sonucu açığa çıkarılan iskeletlerin tamamı incelendiğinde elde edilecektir.

KAYNAKÇA ALPAGUT, A. 2001. "Ankara Roma Hamamı 2000 Yılı Kurtarma Kazısından Çıkarılan İskeletlerin Antropolojik Analizi". Anadolu Medeniyetleri Müzesi 2000 Y›ll›¤›. Ankara, 57-83. ALPAGUT, B. 1983. "Paleo-Populasyon Genetiği Açısından Arkeometrinin Önemi". TÜB‹TAK Arkeometri Ünitesi Bilimsel Toplant› Bildirisi. IV. 26-30 Mayıs. ALPAGUT, B. 1987. "(Malatya) Aslantepe Geç RomaDönemi Yüz İskeletlerinin Biyometrik Değerlendirilmesinin Arkeometrideki Yeri". II. Arkeometri Sonuçlar› Toplant›s›. 7-18. ACSADİ, G. ve NEMESKERİ, J. 1970. History of Human Life Span and Mortality. Akademiai. Kiado. Budepeste. ASLAN, F. G. 2001. "Ankara Roma Hamamı Kazısından Çıkarılan İskeletlerin Paleopatolojik İncelemesi". Anadolu Medeniyetleri Müzesi 2000 Y›ll›¤›. Ankara, 29-56. BRORHWELL, D. R. 1981. Brothwell, D.R. Digging up Bones. British Museum (Natural History). Oxford University Press. COHEN M.N., G. J. 1984. Armelagos Paleopathology at the Origins of Agriculture. Academic Press, Orlando 1984 DUYAR, İ. ve ERDAL, Y. S. 1997. "Bazı Anadolu Toplumlarında İlium İschium ve Pubis Kemiklerinin Büyümesi". Türk Arkeoloji Dergisi, Sayı, XXXI, 69-87. ERDAL, Y.S. 2000. "Eski Anadolu Toplumlarında Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları" Çocuk Sa¤l›¤› ve Hastal›klar› Dergisi, 43: 5-19. GOODMAN. A. H.; D.L.MARTIN; G. J. ARMELAGOS; G. CLARK, 1984.I "Indications of Stresfrom Bone and Teeth" In: Cohen M.N., G.J. Armelagos (eds). Paleopathology at the Origins of Agriculture, Academic Press, New York, 13-49 GÜLEÇ, E. 1989. "Panaztepe İskeletlerinin Paleoantropolojikve Paleopatolojik Açıdan İncelenmesi". Türk Arkeoloji Dergisi, 28: 73-95. İNAN, A. 1947. Türkiye Halk›n›n Antropolojik Karakterleri ve Türkiye Tarihi (64.000 kifli üzerinde anket). Türk Tarih Kurumu Yayınları: VII. Seri-No.15. Türk Tarih Kurumu Basımevi-Ankara KROGMAN, W. M. ve İŞCAN, M. Y. 1986. The Skeleton In Fronsic Medicine. Charles C Thomas Publisher Springfield, Illinois. KROGMAN, W. F. 1939. "Cranial Types from Alişhar Hüyük and Their Remains to Other Racial Types, Ancient and Modern , of Europe and Western Asia". In H.H. Von der Osten: The Alishar Hüyük, seasons of 1930-32. XXX, 213-293. KNUbMANN, R. 1988. Anthropologie. Handbuch der Vergleichenden Biologie des Meschen. Band I: Wesen und Methoden der Anthropologie, 1. Teil. Gustav Fischer Veriag, Stutgart-New York. KOSA, F. 1989. "Age Estimation from the Skeleton" In: M. Y. İşcan (ed) Age Markers in the Human Skeleton, USA, Charles C.Thomas Publisher. LOTH, S.R. ve İŞCAN, M. Y. 1989. "Morphological assessment of Age in the Adult: The Thorocic Region ". In Age Markers in Human Skeleton (Ed. M. Yaşar İşcan), Charles C Thomas Publisher. MACADAM, P. S. 1992."Porotic Hyperostosis : A New Perspective" American Journal of Physical Antropology, 87:38-47. MAYS, S. 1996. The Archaelogy of Human Bones, Roudledge, London and Newyork. MARTIN, R.& SALLER, K. 1959. Lehrbuch der Anthropologie, Band II, Stuttgart:Güstav Fischer Verleg.

97

Estimation de I’âqe au de’ce’s parles sutures crâniennes. Thése de Doctorat. Université Paris., VII; 301-333. OLIVIER, G. 1969. Practical Anthropology. Charles C. Thomas Publisher, Springfield, Ilionis. ORTNER, D. J. VE W. G. J. PUTSCHAR, 1985. Identification of Pathological Conditions in Human Remains, Smithsonian Institutions. ÖZBEK, M., 1986. "Değirmentepe Eski İnsan Topluluklarının Demografik ve Antropolojik Açıdan Analizi". 1. Arkeometri Sonuçlar› Toplant›s› (20-24 Mayıs 1985 Ankara), 107-130. ÖZBEK, M. 1989. "Çayönü İnsanları Sağlık Sorunları" 4. Arkeometri Sonuçlar› Toplant›s›, 1989: 121-152. ÖZBEK, M. 1991. "İznik Roma Açıkhava Tiyatrosundaki Kilisede Bulunan Bebek İskeletleri" Belleten; 213:315-322 ROBERTS, C. VE K. MANCHESTER. 1999. Archaeology of Disease, Alan Sutton Publishing Limited, Cornell University Press, 1995 SAUNDERS, C. S. 1997. Bioarchaelogy: Interpreting Behavior from the Human Skeleton. Cambridge University Press. Cambridge. SEVİM, A. 1993. Elazığ/Tepecik Ortaçağ İskeletlerinin Paleodemodrafik Açıdan Değerlendirilmesi. A.Ü. Sosyal Bilimler Enstitüsü (Basılmamış Doktora Tezi) Ankara STEINBOCK, R. T. 1976. Paleopathological Disgnosis and Interpretation, Sprinfield: Charles C. Thomas Publisher. SUZUKI, T. 1991. "Paleopathological Study on Infections Disease in Japan" In D. J. Ortner and A.C. Augderheide (eds) Human Paleopathology Current Syntheses and Future Options, USA, Smithsonian Institution. UBELAKER, D. H. 1978. Human Skeletal Remains. Smithsonian Institution, Aldine Publishering Company, Chicago. UYSAL, G. 1995. "Oylumhöyük Çocuklarının Paleopatolojik Açıdan Analizi" Hacettepe Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Dergisi, Cilt 12, Sayı:1-2:187-206 WORKSHOP OF EUROPEAN ANTROPOLOGİSTS 1980. "Recommendations for Age and Sex Diagnoses of Skeletons". Journal of Human Evolution, 9: 517-549. MASSET, C. 1982.

98

Resim: 1

Resim: 2

Resim: 3

Resim: 4

Resim: 5

99

Resim: 6

Resim: 7

Resim: 8

Resim: 9

100

KALEİÇİ, 148 ADA, 15 PARSELDE YAPILAN SONDAJ KAZISI

Azize YENER* Nuray MALKOÇ

Adını kurucusundan alan Attaleia, yani günümüz Antalya kentinin İ.Ö. 2. yüzyılda Bergama Kralı II. Attalos’un buyruğuyla kurulduğu kabul edilmekle birlikte, doğu nekropol kazılarından elde edilen bazı buluntular1 ve kalenin çeşitli yerlerinde görülen birtakım izlerden2, burada daha eski bir iskânın olduğu anlaşılmaktadır. Yine de Hellenistik Dönem öncesine ait bir buluntuya henüz rastlamadığımız Antalya’nın, kurulduğu liman çevresindeki gelişimi günümüze kadar kesintisiz sürmüş ancak zaman içinde çeşitli nedenlerle yapılan yıkımlar ve yeni yapılaşmalar ile kentin eski iskân izleri büyük ölçüde ya değiştirilmiş ya da yok edilmiştir. Bu suretle şehrin eski tarihinden kalma çok az sayıda anıtsal yapı günümüze kadar gelebilmiştir. Bugün Kaleiçi olarak anılan bölge, Gayrimenkul Eski Eserler ve Anıtlar Yüksek Kurulu tarafından 1973 yılında sit alanı olarak ilân edilmiş, o tarihten itibaren de bu alandaki her türlü uygulama aynı kurulun ve daha sonra Antalya Koruma Kurulu’nun çeşitli tarihlerde kabul ettiği kararlar doğrultusunda sürdürülmüştür. Yine bu kararlar çerçevesinde Tuzcular Mah. 148 ada, 15 No.lu parsel sahibinin inşaat izni almak için müze müdürlüğüne başvurması üzerine, söz konusu yerde 2003 yılının son ayında 20 günlük bir sondaj-kazı çalışması yapılmıştır3. Kazı çalışmalarına, arsanın kullanılmak istenen kuzeybatı kesiminde başlanmış, bu alanda 1.5x2 m. ölçülerinde açılan sondaj çukurunun 30 cm. derinliğinde taş döşeli, dörtgen plânlı bir düzleme rastlanmıştır. Düzlemin üç yanında sürdürülen seviye indirme çalışmaları sonunda değişik ölçülerde büyük kireçtaşı bloklardan inşa edilmiş, yüksekliği 1.38 m. olan podyum görüntüsünde bir yapı kalıntısı açığa çıkarılmıştır. Yapının 2.60 m. olan güneybatı cephesi bütünüyle korunmuş, ancak kuzeydoğuya doğru hafif genişleyerek uzayan yan cepheler 2.49 m. ve 3.33 m.de bahçe duvarı ile kesilmiştir. Blokların bağlayıcı bir malzeme olmaksızın yan yana ve birbiri üzerine iki sıra halinde yerleştirilmesiyle inşa edilen bu yapının kaide taşı, tabanda 21.5 cm. daha geniş olup meyilli bir profillendirme ile yukarı doğru daraltılmıştır. Kaide üzerine sıralanan taşların bosajlı ayna kısmı çift sıra bordürle sınırlandırılmıştır ve üst kısımlarına oturtulmuş olası bir mimarî elemana ait herhangi bir ize rastlanmamıştır (Resim: 1, 2).

* 1 2 3

Azize YENER, Arkeolog-Konservatör, Antalya Müzesi, Antalya/TÜRKİYE Nuray MALKOÇ, Arkeolog, Antalya Müzesi, Antalya/TÜRKİYE Azize Yener, "1992-93 Doğu Garajı Kurtarma Kazıları”, Antalya Müzesi Konferanslar›, 12. Kasım 1999 (Yayına hazır). Arif M. Mansel, ‹lk Ça¤da Antalya Bölgesi, İstanbul, 1956, s.10. Sondaj-kazı denetimi: Nuray Malkoç, Nilüfer Karakaş; değerlendirme, çizimler ve laboratuvar çalışmaları: Azize Yener, plân: Nejat Üreğen tarafından gerçekleştirilmiştir.

101

Yapının anıtsal bir girişe ait ayak olabileceği de düşünülmüş bu nedenle aynı aks üzerinde, güneydoğu yönde ikinci bir sondaj çukuru daha açılmıştır. Burada yüzeyden 90 cm. derinlikte ve kuzeydoğu yapısına 5.19 m. uzaklıkta, bir kaide taşına in situ olarak rastlanmış ancak çevresinde daha önce var olduğu anlaşılan taşların daha sonraki yapılaşmalar sırasında alındığı ve ait olduğu yapının tahrip edildiği anlaşılmıştır. Parçanın oturtulduğu 38 cm. yüksekliğindeki platform ile her iki yapı arasında seviye eşitliği sağlanmış olmalıdır (Resim: 3). Platformun batı köşesinde, yaklaşık 25 cm. aşağıda moloz taştan bir tabaka, onun da altında bir çukura rastlanmıştır. Bu çukurun geç dönemde açılmış bir silo veya kuyu olabileceği ve daha fazla derinleşmenin statik açıdan tehlike yaratabileceği düşünüldüğünden bu alandaki kazı çalışması durdurulmuştur (Resim: 4). Her iki sondajda açığa çıkarılan mimarî kalıntıların birbirine benzerliği ve konumları dolayısıyla yine başlangıçtaki düşüncenin sınanması amacıyla arada kalan bölüm de açılmış, bu bölümde düzensiz duvar taşları tespit edilmiştir. Yüzeyden yaklaşık 130140 cm. aşağıda bulunan bir yangın tabakası izlenmiş, bu tabaka içinde bol miktarda cüruf, seramik parçası ve hayvan kemiği bulunmuştur. Yangın tabakasının altında ortaya çıkan horasan taban üzerinde biri yarım olmak üzere 29x29 cm. ölçülerinde iki adet tuğla döşeme plâkası in situ olarak ele geçirilmiştir. Yine bu taban üzerinde 90 cm. eninde, 15 cm. yüksekliğinde, eşik olabilecek bir basamak tespit edilmiştir (Resim: 3). Yol ile iki yapı arasında kalan kısımda, –10 cm. kotta, Osmanlı Dönemine ait bir taş duvar ortaya çıkarılmıştır. Bu alanda çok sayıda cam/sır malzemelerinin yanı sıra çoğunluğu 14. yüzyılın ikinci yarısından 20. yüzyıla kadar tarihlenen çok sayıda maden ve pişmiş topraktan buluntu ele geçirilmiştir. Mimarî kalıntıların çevresindeki dolgu toprağından ele geçirilen pişmiş toprak, metal, cam, taş ve kemik eserlere ait parçalar ile sıva, cüruf gibi analizlik malzemeler müze laboratuvarına getirilmiş, burada gerekli atölye işlemleri ve bilimsel değerlendirmeler yapılmıştır. Pişmiş toprak buluntular arasında pek azı tüme yakın olan çok sayıda fragman bulunmaktadır. Bunlardan damgalarından 6. yüzyıla ait olduğu anlaşılan unguentariumlara ait dip ve gövde parçaları4 (Çizim: 1); 6. ve 7. yüzyıla ait Kıbrıs kırmızı astarlı, rulet bezemeli kap parçaları5 (Çizim: 2); 7-12. yüzyıl arasına tarihlenebilen tava6 (Çizim: 3/1, 2), çömlek ve amphora gibi mutfak kaplarına ait kulp, ağız ve dip parçaları; 12. yüzyılın ikinci yarısından sonra görülmeye başlanan yüksek ayaklı şamdanlara ait çanak ve ayak parçaları7 (Çizim: 3/5, 6); 13. yüzyıl Selçuklu, sır altı siyah dekorlu bir kap parçası; muhtemelen 14. yüzyıla ait taklit “seledon” tipi tabaklara ait parçalar; 1215. yüzyıl arasına ait slip (Çizim: 3/7), akıtma boya, mermer taklidi, sgraffito, kazıma tekniği ile bezenmiş sırlı kaplar ile tek renk sırlı veya sırsız testi (Çizim: 3/3, 4); ibrik, çömlek, kâse (Çizim: 4/1) ve tabak parçaları; İznik serisi içinde, 14. yüzyılın ikinci yarısı ile 15. yüzyılın ilk yarısına ait Milet türü8 (Çizim: 4/2) ve 16. yüzyıla ait tabak ve kâse parçaları9 (Çizim: 5/1, 2); 18. yüzyılda Kütahya’da üretilmiş fincan parçaları10 (Çi4 5 6 7 8 İstanbul-Saraçhane’deki benzer örnekler için bkz. J. W. Hayes, Excavation at Saraçhane in Istanbul, II, Princeton, 1992, s.8, 9, Pl.16, 17. Benzer örnekler için bkz., C. Williams, Anemurium The Roman and Early Byzantine Pottery, fig.12-14; J. Borchardt, "Bericht der Grabungskampagne in Limyra 1997," XX. KST II, Ankara, 1999, s.149, Abb. 5. Benzer örnek için bkz., Hayes, 1992, a.e., s.166, Fig. 46; 150, 151. Saraçhane’deki benzer örnekler için bkz. J. W. Hayes, 1992, a.e., Fig.15; 15,16; Fig.130, n.1, 1 , n.5.1, 2 Erken Osmanlı Dönemine ait kırmızı hamurlu, tam profil vermeyen kâsenin iç kısmı krem renkli astar üzerine mangan moru renkte, iç içe geçmiş yıldız, daire, altıgenlerden oluşan merkezî motif ve onu çevreleyen dalgalı, koşut veya çapraz atılan diyagonal çizgilerle dolgulanmış çift sıra bordürle bezenmiştir. Bu tür dolgulama İslâm seramiklerinde yaygın olarak görülmektedir. Benzer merkezî motif için bkz., F. Şahin, "Kütahya Çini-Keramik Sanatı ve Tarihinin Yeni Buluntular Açısından Değerlendirilmesi", Sanat Tarihi Y›ll›¤›, IX-X, Res.8,11,14. Kâse, tam profil vermemekle birlikte, tip olarak Fındık-KIII-I ve 3 tiplerine benzer (N. Ö. Fındık, ‹znik Roma Tiyatrosu Kaz› Buluntular›,1980-1995, Aras›ndaki Osmanl› Seramikleri, Ankara, 1991, s.324). 16. yüzyılın ikinci yarısına ait bu tabak parçasının dış yüzündeki lâle demeti motifinin bir benzeri için bkz. L. Soustiel, Suna-‹nan K›raç ve Sadberk Han›m Müzesi Kaleksiyonlar›ndan, Osmanl› Seramiklerinin Görkemi XVI.-XIX. yüzyıl, 2000, s.69 n.17 Kaleiçi kazılarında 18. yüzyıl Kütahya fincanlarına ait çok sayıda fragman ele geçirilmiştir. Hiçbiri bir diğerine benzemeyen, çok renkli motiflerle bezenmiş bu parçaların bir kısmının altında Meissen taklidi çift çapraz kılıç işareti vardır.

9 10

102

zim: 5/3-6) ); 18.-19. yüzyıl ait Çanakkale11 (Çizim: 5/7) ve Dimetoka12 (Çizim: 5/8) tabaklarına ve 19. yüzyıl sonu-20. yüzyıl başı Avrupa tabak13 ve Çin fincanlarına ait parçalar ile 17.-19. yüzyıllar arasına tarihlenen lüle parçaları14 (Resim: 7) ve üç ayak parçaları tarihlemeye yardımcı olan kayda değer buluntulardır. Dolgu toprağında bulunan cüruf parçalarının bir fırına ait atıklar; doğal cama benzer koyu renk yumruların ise sır veya cam imali ile ilgili malzemeler olduğu düşünülmektedir. Kaleiçi’nde bugüne kadar seramik veya cam yapımı ile ilgili fırın veya atölye kalıntılarına rastlanmamış olsa bile ele geçirilen üç ayak ve yastıklar seramik üretildiğinin bir kanıtıdır. Ancak bunlar da üretimin hangi dönemlerde yapıldığına dair kesin bir bilgi vermemektedir. Maden buluntular arasında, Osmanlı Dönemine ait, biri yarım olan demirden iki orak, iki anahtar, iki halka, bir çubuk çok sayıda irili ufaklı çiviler ile bronz bir kaba ait ağız parçası ve levha halinde bir aplike parçası vardır. Bronzdan 3 adet sikke oldukça yıpranmış olduğundan okunamamıştır. Dolgu toprağında sıkça rastlanan hayvan kemiklerinin yanı sıra oyun gereci olarak da kullanılmış olan 14 adet aşık kemiği ele geçirilmiştir. Yine aynı alanda bulunan kemikten silindir şeklinde bir obje ile bir okçu yüzüğü (Zehgir)15 Osmanlı Dönemine ait eserlerdendir (Resim: 7). Cam kaplara ait ağız, dip, çubuk, kulp gibi fragmanların küçük ve az sayıda olmasından kap tiplerini tam olarak belirlemek mümkün olamamıştır. Serbest üfleme tekniği ile yapılmış, ince cidarlı parçalarda ağız kenarları ateşe tutularak kalınlaştırılmıştır. Tüm parçaların yüzeyinde matlaşma ve irizasyon mevcuttur. Oyuk tabanlı bir kaide ile tüp şeklindeki bir parçanın benzer örneklerine dayanılarak bu fragmanların Bizans Dönemine ait kadeh ve kandil gibi kaplara ait olduğu anlaşılmaktadır16 (Resim: 7) Az sayıdaki taş buluntular arasında mermer ve kireçtaşından iki sütun, bir kaplama, bir kâse, bir sunu masası (?) ve birkaç mimarî elemana ait parçalar ile gri taştan bir ağırşak da bulunmaktadır. Eserler Geç Roma-Bizans Dönemine ait olmalıdır (Resim: 8). Kısa bir çalışma döneminin ardından kalıntıların, açığa çıkartılan parçalarının mimarî özelliklerine dayanılarak, bu yapıların işlevi konusunda somut bir sonuca ulaşmak güçtür. Ancak elde edilen verilerle Geç Roma Dönemine ait bir yapının veya şehir kapısının anıtsal girişine ait ayaklar veya bir podyum olabileceği gibi bazı önerilerde bulunabiliriz.

11 12 13 14 15 16

Benzer örnekler için bkz. J. Carswell "Kütahya Çini ve Seramikleri," Sadberk Han›m Müzesi Türk Çini ve Seramikleri, İstanbul, 1991, s.70-73. Ortası çiçek rozetli tabaklar için bkz. G. Öney, Türk Devri Çanakkale Seramikleri, Ankara,1971, s.4, Res.1-11; Sadberk Han›m Müzesi Türk Çini ve Seramikleri, İstanbul, 1999, s.116-118. Saraçhane örnekleri için bkz., Hayes, 1992, a.e., "Turkish Coarse Wares- Ware P1 (Didymoteichon)", s.276, 341 Fig.147:11). Benzerleri için bkz. Hayes, 1992, a.e., Pl. 51 l; H. Ö. Barışta, "İstanbul Eyüpsultan Cafer Paşa Türbesi Yüzey Araştırması ve Kazısı", XX. KST, II, Ankara, 1999, s.591, Fig.13. Benzerleri için bkz. Hayes,1992, a.e., Pl.50 e (7. yüzyıl sonu), h (19. yüzyıl ortası). Benzer bir örneği için bkz., Pasinli, A., "Pittakia" ve Magnum Palatium-Büyük Saray Bölgesinde Yapılan 2001 Yılı Kazı Çalışmaları", 13. Müze Çal›flmalar› ve KKS, Ankara, 2003, s.11, Çiz.3. Benzerleri için bkz. S. Y. Ötüken, "1996 Yılı Demre-Aziz Nikolaos Kilisesi Kazısı", XIX. KST, II, 1997, s. 558, Çiz. 3 (Y. Olcay).

103

Harita: 1

Plân: 1

104

Çizim: 1

Çizim: 2

Çizim: 3

Çizim: 4

105

Çizim: 5

Resim: 1

106

Resim: 2

Resim: 3

Resim: 4

107

Resim: 5

Resim: 6

Resim: 7

Resim: 8

108

ALABANDA ANTİK KENTİ KAZI, TEMİZLİK VE ÇEVRE DÜZENLEME ÇALIŞMALARI

Emin YENER*

Alabanda antik kenti 2003 yılı kazı temizlik ve çevre düzenleme çalışmalarına Bakanlığımız Anıtlar ve Müzeler Genel Müdürlüğü’nün 10.04.2003 tarih ve 04288 sayılı izinleri, yerel yönetimler ve bazı özel kuruluşların maddî destekleri ile devam edilmiştir. Başkanlığımda yapılan çalışmalara Adnan Menderes Üniversitesi, Fen Edebiyat Fakültesi, Arkeoloji ve Sanat Tarihi Bölümü Öğretim Görevlisi Arkeolog Öğül Emre Öncü, Arkeolog Gülay Ulu Işık Öncü, Araştırma Görevlisi Mükerrem Kürüm, Adnan Menderes Üniversitesi Arkeoloji Bölümü öğrencileri Arzu Cura, Adem Menteşe, Aylin Mersinlioğlu, Kadir İnce, Kadir Uzun, Sevgi Uzunkaya, Melike Elmas, müze şoförü Mustafa Tekdemir, bekçi Hidayet Demir, geçici işçi Enver Karaduman katılmışlardır. Kazı ekibimizde yer alan müzemiz uzmanları ise kazı tarihinde başka kazılarda temsilci olarak görevlendirildikleri için çalışmalara katılmamışlardır. Kazı çalışmalarına 15.07.2003 tarihinde ortalama 15 işçi ile başlanmış, 40 gün sürdürülen çalışmalar 23.08.2003 tarihinde sona erdirilmiştir. Kazı çalışmalarımızın tüm giderleri mahallî imkânlarla karşılanmıştır. İşçi giderleri Çine İlçesi’nde faaliyet gösteren ÇİPAŞ A.Ş ve KALTUN Madencilik A.Ş. tarafından karşılanmış, Çine Belediyesi kazının yemek giderlerini karşıladığı gibi aynî yardımlarda ve iş makinası yardımlarında bulunmuştur. Akaryakıt giderleri ise AK Maden A.Ş. tarafından karşılanmıştır. Çine Ziraat Odası Başkanlığı da yardımlarıyla kazı çalışmalarımıza destek vermiştir. Kazı iznini veren Genel Müdürlüğümüze, çalışmalarımıza destek olan Çine Kaymakamı Hasan Tütün’e Çine Belediye Başkanı Osman Aydın’a, kazımıza yardımlarda bulunan kurum ve kuruluşlara, özveriyle çalışan tüm arkadaşlarıma teşekkür ederim. KAZI ÇALIfiMALARI Alabanda 2003 yılı çalışmalarını 3 başlık altında toplayabiliriz. 1. Tiyatroda yapılan kazı ve temizlik çalışmaları 2. Koruma Çalışmaları 3. Sit alanında bulunan eski Araphisar evleri ile ilgili çalışmalar 1- T‹YATRODA YAPILAN KAZI VE TEM‹ZL‹K ÇALIfiMALARI Alabanda Tiyatrosu’nda 1999 yılında başlatılan kazı ve temizlik çalışmalarına 2003 yılında da devam edilmiştir. Orkestranın üzerinde bulunan yaklaşık 4-5 m. kalın* Emin YENER, Arkeolog, Müze Müdürü, Aydın/TÜRKİYE.

109

lığındaki dolgu toprağın bir bölümü daha kaldırılarak orkestranın taban seviyesine ulaşılmış ve orkestranın yarıya yakın kısmı ortaya çıkarılmıştır (Resim: 1, 2, 3). Orkestranın açılan bölümünde taban döşemesine ait herhangi bir bulgu elde edilememiş ancak tabanda kiremit rengi bir harç ile blokaj yapıldığı görülmüştür. Caveanın temizlenen birinci bölümünde oturma basamaklarının büyük ölçüde tahrip edildiği, mermer oturma sıralarının kırılarak geç dönemlerde kireç yapıldığı, basit kireç ocaklarından ve yanık izlerinden anlaşılmaktadır. Yine de birkaç mermer oturma sırası in situ durumunda ele geçirilmiştir (Resim: 4, 5, 6). Doğal kayalık bir zemine yaslanan tiyatronun oturma bölümünün ne şekilde yapıldığını artık biliyoruz. Kayalık zeminin yer yer düzeltildiği, moloz taş ve harç kullanılarak oturma basamaklarının oturduğu zeminin hazırlandığı görülmektedir. 1. diazomanın önündeki gezinti bölümünün temizlik çalışmalarına da devam edilmiştir. Tiyatro caveaları, Hellenistik Dönem tiyatrolarının benzer özelliklerinde olduğu gibi orkestraya kadar inmekte ve orkestrayla cavea arasında herhangi bir parapet duvarı bulunmamaktadır. Ancak orkestra hattındaki son oturma sırası üzerine düzensiz işçilikle inşa edilen parapet duvarı, olasılıkla tiyatro binasının Roma Döneminde, farklı tiyatro etkinliklerinde (gladyatör dövüşleri vb.) kullanılmak üzere yapılmış olmalıdır. Geç antik dönemde bu parapet duvarının da yer yer değiştirilerek kullanıldığı belirlenmiştir. 1999-2000 yıllarında batı köşesi ortaya çıkarılan tiyatronun sahne binasındaki kazı ve temizlik çalışmaları da sürdürülmüştür. 2003 yılında skenenin batı yarısı açığa çıkarılmıştır. Sahne binasına ait mekânlarda toprak dolgu temizliği yapılmıştır (Resim: 7). Dolgu toprak içinde çok miktarda mermer üst yapı elemanlarına ait parçalar ile heykel parçası ele geçirilmiştir. Söz konusu parçaların gelişigüzel kırılıp atıldığı, âdeta dolgu malzemesi gibi kullanıldığı görülmüştür. Temizlenen bölümlerde 3 adet heykel ele geçirilmiş, ayrıca çok sayıda heykel parçası bulunmuştur (Resim: 8, 9, 10). Heykellerden biri baş ve kolları kırık olan giyimli kadın heykelidir (Resim: 11). Bu heykelin özellikleri bize Nike olabileceğini göstermektedir. İkinci heykel çıplak bir erkek tasvirine ait torsodur (Resim: 12). Heykelde sol omuz üzerine atılmış olan mantonun bir bölümü korunmuştur. Üçüncü buluntu bir heykele ait belden aşağı kısımdır. Heykelin dizden aşağısı da kırıktır (Resim: 13). Sahne binası kazıları sırasında ele geçirilen mermer mimari elemanlar; geisona bağlı lotus-palmet bezekli sima blokları, geisipodesler, İon kymalı architrav bloklarıyla, üçgen ve yarım daire formlu alınlık parçaları şeklinde çatı mimarisi buluntularıyla, bir adet İonic sütun altlığına bağlı sütun tamburu, bir adet yazıtlı postament şeklinde listelenebilir. Bunların dışında, tiyatronun batı yarısındaki üçüncü klimaks sırasının orkestraya yakın seviyesinde bulunan, yaklaşık 45 cm. yükseklindeki alt ve üst kenarları profilli silmelere sahip bir adet mermer sunak ele geçirilmiştir. Sunağın üzerinde karşılıklı gelen iki kenarın üst bölümlerinde "DIONUSOI" yazısı okunmaktadır. Mermer buluntular dışında ele geçirilen çok sayıda Roma ve Bizans seramiği fragmanları mevcuttur. Seramik buluntuların çoğunluğu Bizans Dönemine aittir ve boyalı, sırlı ve sigrafitolu nitelikli malzeme yanında, çok sayıda niteliksiz günlük kullanım kapları da mevcuttur. Alabanda Tiyatrosu’nun 2003 sezonu kazı çalışmaları sırasında, tiyatronun günümüze kadar açılan bölümleri sayısallaştırılmıştır. Bu doğrultuda tiyatronun belirli bölümlerinden elektronik teodolit yardımıyla tespit edilen noktalar dijital olarak kağıt üzerine yerleştirilmiş, tiyatronun genel çerçevesini oluşturan bir çizim oluşturulmuştur. Bu çizim tiyatronun batı yarısında kazı çalışmaları sonucu tespit edilen orkestra, birinci cavea ve diazoma bölümleriyle, yüzeyde izlenebilen ikinci cavea ve diazoma hattı ve üçüncü cavea bölümünü oluşturan üst ek bölümü kapsamaktadır. Bu doğrultuda tiyatronun cephe ve yan analemna duvarlarının oluşturduğu çerçeve ile iç yapıda açılan bölümlerden elde edilen veriler sonucu henüz kazılmamış olan doğu yarının da plâna eklenmesi sağlanabilmektedir. Genel çerçeve çizimi oluşturan tiyatro binasının, bu plân içerisine yerleştirilecek taş plânının gelecek kazı sezonunda tamamlanması plânlanmaktadır. 110

2- KORUMA ÇALIfiMALARI Tiyatroda kazı çalışmalarının yanında korumaya yönelik bazı onarım çalışmaları da gerçekleştirilmiştir. Birinci diazomanın açılan bölümlerinde tabanın kayrak taşlarıyla kaplanarak sağlamlaştırılmasına yönelik çalışmalar sürdürülmüştür (Resim: 14). Alabanda’nın en önemli yapılarından biri olan Apollon Isothimos Tapınağı’nın temelleri 1999-2000 yıllarında yapılan çalışmalarla tekrar gün ışığına çıkarılmıştır. Apollon Isothimos Tapınağı üzerine oturan Bizans Dönemi kilisesine ait taban mozaikleri oldukça tahrip olmuş durumda bulunmuştur. 2003 yılında söz konusu mozaiklerin daha fazla tahrip olmasını önlemek amacıyla çalışmalar yapılmıştır. Mozaiğin dağılmasını engellemek için kenarları sağlamlaştırılmış, üzeri naylon branda ile kapatılarak 10-15 cm. ince kumla kapatılarak koruma altına alınmaya çalışılmıştır (Resim: 15). 3- S‹T ALANINDA BULUNAN ESK‹ ARAPH‹SAR EVLER‹ ‹LE ‹LG‹L‹ ÇALIfiMALAR Alabanda 1. Derece Sit Alanı’nda bulunan ve geleneksel Türk mimarisi özellikleri taşıyan eski Araphisar Köyü evleri Adnan Menderes Üniversitesi Sanat Tarihi Bölümü Öğretim Görevlisi Mükerrem Kürüm ve bir öğrenci grubu tarafından taranmıştır. Korunması gerekli görülen konutlarda belgeleme ve rölöve çalışmaları başlatılmıştır. Yapılan bu çalışmalarda 5 konutun rölöveleri çıkartılmıştır. Belgeleme çalışmalarına 2004 yılında da devam edilecektir. SONUÇ Alabanda antik kenti 2003 yılı kazı, temizlik ve çevre düzenleme çalışmaları plânlandığı şekilde sürdürülerek sonuçlandırılmıştır. Tiyatro ve Apollon Tapınağı’nda yapılan çalışmalar amacına ulaşmıştır. Kazılarda ele geçirilen 10 adet müzelik değerde eski eser Aydın Müzesi’ne teslim edilmiştir. Genel Müdürlüğümüzce izin verildiği takdirde kazı çalışmalarına 2004 yılında da devam edilecektir.
KISALTMALAR A.A., M.L., Ana Britannica, 1. Cilt, S. 299. Meydan Larousse, 1. Cilt, S. 259. KAYNAKÇA AKARCA, A., AKURGAL, E., AKURGAL, E., BAYBURTLUOĞLU, BEAN, G., BEAN, G., BEAN, G., ETHEM, H., ETHEM, H., TIRPAN, A. A., fiehir ve Savunmas›, Ankara 1972, s. 143-144. Anadolu Uygarl›klar›, İstanbul 1988, s. 475-476. Uygarl›klar, s. 476. C., Arkeoloji, Ankara 1981, s. 124. Karia, Cem Yayınevi, İstanbul 1987, s. 215-226. Turkey Beyond the Meander and Archaeological Guide, London 1971, s. 180. Klenasien III., 1974. "Foilles D Alabanda en caria" Extrait des comtes rendus des seances de/Academiedes inceriptions et Belles – Lettres, 105. "Foilles D Alabanda en caria" Extrait des comtes rendus des seances de/ Academiedes inceriptions et Belles – Lettres. 1906. Alabanda, VII. Araflt›rma Sonuçlar› Toplant›s›, Antalya 18 – 23 Mayıs 1989, s. 171-190.

111

Resim: 1

Resim: 2

Resim: 3

112

Resim: 4

Resim: 5

Resim: 6

113

Resim: 7

Resim: 8

Resim: 9

114

Resim: 10

Resim: 11

Resim: 12

115

Resim: 13

Resim: 14

Resim: 15

116

AYDIN MÜZESİ ONARIM VE TEŞHİR-TANZİM ÇALIŞMASI

Emin YENER*

Aydın çevresinden derlenen ve halkevinde korunan bir grup eser Aydın Müzesi’nin çekirdeğini oluşturmuştur. 1950 yılına kadar halkevi bünyesinde korunan bu eserler aynı yıl hazineye devredilmiştir. Aydın Müzesi, memurluk olarak 16.02.1959 yılında kurulmuştur. Halkevinde bulunan eserler 1962 yılında Zafer İlkokulu’na taşınmıştır. 17 Şubat 1969 tarihinde Arkeolog Şakire Erkanlı, Aydın Müzesi’ne müdür olarak atanmış ve Aydın Müzesi resmen müze müdürlüğü olmuştur. 1969 yılında bu günkü müze binasının temelleri atılmış, yeni müze binası 23 Nisan 1973 tarihinde hizmete açılmıştır. Zafer İlkokulu’nun bir odasında kurularak çalışmalarına başlayan Aydın Müzesi zaman içerisinde Aydın’da yaşamış uygarlıklara ait eserleri bünyesinde toplayarak eşsiz koleksiyonlara sahip olmuştur. Aydın Müzesi’nde 2003 yılı sonu itibariyle arkeolojik eser, sikke ve etnografik eser olmak üzere toplam 34543 adet eser bulunmaktadır. AYDIN MÜZES‹’N‹N ONARIMI VE YEN‹DEN TEfiH‹R-TANZ‹M‹ Aydın Müzesi 30 yıllık yaşamında fizikî ömrünü büyük ölçüde tamamlamış; teşhir salonları, depolar, bürolar ve servis üniteleri çağdaş müzecilik anlayışı normlarına cevap veremez duruma gelmiştir. Bu nedenle 1998 yılında müdürlüğümüzün girişimleri ile Aydın Müzesi’nin çağdaş ve modern müzecilik anlayışına cevap verebilecek boyutlarda revize edilmesi, teşhir salonları, bürolar, eser depoları, atölye, laboratuvar, konferans salonu ve personelin çalışma mekânlarının fonksiyonel hale getirilmesi, iklimlendirme, alarm donanımları (yangın, soygun, kapalı devre TV.) ile müze bahçesinin çevre tanziminin yapılması yanında, müzede kültürel etkinliklerin özel günlerde ve gece yapılması da dahil olmak üzere projelendirilmesi İzmir Rölöve ve Anıtlar Müdürlüğü’nün teknik elemanlarınca yapılmıştır. Hazırlanan proje doğrultusunda 52.200.000.000.TL. tutarlı 1998-1999 yılları seri mukaveleli onarım teşhir tanzim işi İzmir Rölöve ve Anıtlar Müdürlüğü’nce 02.12.1998 tarihinde ihale edilerek çalışmalara başlanmıştır. Bugüne kadar Aydın Müzesi onarım, teşhir-tanzim çalışmalarında kullanılan ödenek miktarı 52.200.000.000.TL. genel bütçeden, 60.000.000.000.TL. Döner Sermaye İşletmeleri Merkez Müdürlüğü bütçesinden, 190.000.000.000.TL. Aydın İl Özel İdaresi (örenyeri gelirlerinden) büçesinden olmak üzere toplam 302.200.000.000.TL.dir. Aydın Müzesi’nin onarım ve teşhir-tanzim çalışmalarına destek veren Anıtlar ve Müzeler Genel Müdürlüğümüze, değerli valimiz Muharrem Göktayoğlu’na ve Emir Durmaz’a, Kültür Müdürümüz Özgen Karaca’ya, İzmir Rölöve ve Anıtlar Müdürlüğü çalışanlarına, ilimiz Özel İdare Müdürlüğü çalışanlarına, Genel Müdürlüğümüz Teşhir-Tanzim Şubesi uzmanları Sema Dayan ve Nesrin Soyer’e, müteahhitlik hizmetlerini yürüten Refikoğulları İnş.Nak.San.Tic.Ltd.Şti.’ne ve tüm müze çalışanlarına teşekkür ederim.
* Emin YENER, Arkeolog Müze Müdürü Aydın/TÜRKİYE

117

TEfiH‹R-TANZ‹M Aydın Müzesi çok güzel bir bahçe içerisinde yeni ilâve ve onarımlarla modern bir müze binasına sahip olmuştur (Resim: 1). Müze bahçesinde Aydın yöresinden derlenmiş heykeller, lâhitler, mezar stelleri, sütunlar, sütun başlıkları, yazıtlı steller ve çeşitli dönemlere ait taş eserler sergilenmektedir. Yeniden düzenlenen teşhir salonlarında ise arkeolojik eserler, sikkeler ve etnografik eserler yer almaktadır. ARKEOLOJ‹ SALONU Arkeoloji salonundaki teşhir, ilimizin Beşparmak Dağları’nda bulunan prehistorik mağara ve kaya sığınaklarından örnek alınarak yapılan prehistorik mağara canlandırması (Resim: 2) ile yine Aydın bölgesindeki prehistorik merkezlerden elde edilen Neolitik, Kalkotilik, Eski Tunç Çağına ait eserlerin sergilendiği vitrinlerle başlamaktadır. Arkeoloji salonunda daha sonra iimizdeki kazı merkezlerine göre bir sergileme ve düzenleme yapılmıştır. Alabanda, Magnesia, Nysa, Tralleis kazılarında bulunan Helenistik Dönemden Bizans Dönemine kadar olan süre içinde yapılmış pişmiş toprak seramikler, kandiller, heykelcikler, cam eserler, altın, gümüş ve bronzdan yapılmış süs eşyaları, tıp âletleri, ayrıca mermerden yapılmış heykel, büst ve rölyefler sergilenmektedir (Resim: 3-7). Arkeoloji salonunda yine Aydın yöresinde bulunan antik kentlerden elde edilen heykeller, kabartmalar, lâhitler mezar stelleri ile mozaikler sergilenmektedir (Resim: 8, 9). S‹KKE SALONU Sikke salonunda Grek, Helenistik, Roma, Bizans, Selçuklu, Osmanlı ve çeşitli dönemlere ait altın, elektron, gümüş ve bakır sikkeler, ayrıca Roma, Bizans ve Osmanlı Dönemine ait defineler sergilenmektedir (Resim: 10). ETNOGRAFYA SALONU Etnografya salonunda Aydın yöresinden derlenmiş Osmanlı ve Cumhuriyet Dönemi geleneksel el sanatlarından örnekler sergilenmektedir. Aydın çevresinden halı, kilim gibi dokuma örnekleri (Resim: 11), efe kıyafetleri ve yöresel kadın kıyafetleri, oyalı yazmalar, çevre, kese, uçkur, peşkir, hamam takımları, tepelik, kemer, kolye, bilezik, yüzük, küpe gibi gümüş takılar, kalyen, sigara ağızlığı, kavlı çakmak, tespihler, kazan, sini, lenger, sabun, tas, sefer tası, elleğeni, ibrik gibi bakır mutfak kapları, kahve değirmeni, kahve soğutacağı, dibek gibi ahşap eserler (Resim: 12, 13), kahve takımları, el yazması Kuran, İncil ve fermanlar, divit okka gibi yazı takımları (Resim: 14) kılıç, kama, çakmaklı tüfek, tabanca gibi silâhlar, sırlı seramik ve cam eserler, ayrıca Zafer Esi tarafından müzemize hibe edilen marangozluk âletleri, ahşap eserler ile birlikte sergilenmektedir (Resim: 15). Aydın Müzesi yaptığı müzecilik çalışmaları, kazı ve araştırmalar yanında, gerçekleştirdiği kültürel etkinlikler ile Aydın’ın önemli kültür merkezlerinden biri olmuştur. Aydın Müzesi gelecekte de çalışmalarıyla Aydın’ın kültürel yaşamına katkıda bulunmaya devam edecektir.

118

Resim:1

Resim: 2

Resim: 3

119

Resim: 4

Resim: 5

Resim: 6

120

Resim:7

Resim: 8

Resim: 9

121

Resim: 10

Resim: 11

122

Resim: 12

Resim: 13

123

Resim: 14

Resim: 15

124

2004 YILI, GÖLHİSAR, YUSUFÇA ERKEN BİZANS DÖNEMİNE AİT KİLİSE KURTARMA KAZISI

H. Ali EK‹NC‹*

Kültür ve Turizm Bakanlığı, Kültür Varlıkları ve Müzeler Genel Müdürlüğü’nün 26.08.2004 tarih ve 21230 sayılı kazı izni ve Burdur Valiliği’nin 20.09.2004 tarih ve 715 sayılı olurları ile 20 Eylül 2004 tarihinde 11 kişilik bir ekip ile Gölhisar İlçesi,Yusufça Beldesi, Freng Alanı mevkiinde bulunan (Harita), Erken Bizans Dönemine ait kilisenin, 2003 yılı kurtarma kazılarında açılamayan, batısındaki nartheks bölümünde kazı çalışmalarına başlandı. Bu çalışmamız; Kültür ve Turizm Bakanlığı, Döner Sermaye İşletmeleri Merkez Müdürlüğü’nün, müdürlüğümüze sağladığı ödenek ve Gölhisar Kaymakamlığı ile Gölhisar, Yusufca belediye başkanlıklarının yardımlarıyla yapılmıştır. Bu desteklerinden dolayı teşekkür ediyoruz. İlk olarak alanda bulunan yaklaşık 1.5,2 m.lik dolgu toprağı temizlenmiş (Resim: 1) ve kilisenin nartheksinin dış duvarlarını bulmaya yönelik, kapı girişlerine göre üç ayrı açma oluşturulmuştur (Resim: 2). İki grup ile nartheksin batı duvarının arkasındaki mekânların batı duvarını bulmaya yönelik, diğer grup ile de nartheksin güney duvarını bulmaya yönelik çalışmalar yapılmıştır. Nartheksin güney duvarının netleşmesiyle batıdan iki girişi, (bir kapı ile vaftiz odasına, bir kapı ile de sokağa çıkılmakta), doğudan (geçen yıl kazısını yaptığımız asıl mekâna geçiş) üç girişi olan 15.80x4.32 cm. ölçülerinde, duvar kalınlığı 80 cm. olan, kuzeye doğru daralan dikdörtgen plânlı, mozaikli bir mekânın nartheks olarak kullanıldığı görülmüştür (Plân; Resim: 3). Kiliseye asıl giriş orta kapıdan olmalıdır, çünkü, diğer iki kapı kilisenin sağ ve sol neflerine açılmaktadır. Ayrıca bu orta kapı iki kapıdan daha geniştir ve eşiğinde devşirme malzeme kullanılmıştır. Nartheksin güney duvarına 2 m., batı duvarına ise bitişik durumda in situ bir Korinth başlığı bulunmuştur. Nartheksin duvarı moloz taşlarla örülmüştür. Genellikle tuğla parçalarının kullanılmasının yanı sıra mermer lâhit kapağı gibi devşirme malzemenin de yapının genelinde kullanıldığı tespit edilmiştir. Çalışmalarımıza doğu-batı eksenli duvarı takip ederek devam ettiğimizde, nartheksin batı tarafındaki mekânda, 560x390 cm. ölçülerinde bir vaftiz odasına rastlanmıştır. Odanın batıdan kademeli bir girişi vardır. Bu kademe için kesme taş ve sütun parçaları kullanılmıştır. Merdiven olarak değerlendirdiğimiz bu kademe ile muhtemelen vaftiz odasının üst katında bulunan farklı bir mekâna geçiş sağlanıyor olmalıdır. Oda içerisinde, odanın kuzey duvarına bitişik Korinth sütun başlığı in situ olarak bulunmuştur. Odanın doğu duvarı ile güney duvarının birleştiği noktada (vaftiz havuzunun doğu duvarı köşesi), zemin seviyesinden yukarıda, duvar içinden geçen su künküne rastlanmıştır. Bu künk yardımı ile vaftiz havuzundaki su, narthekse yukarıdan boşaltılıyor olmalıydı. Bu kanıya vaftiz odasının batı duvarında bulunan künk ile doğu duvarı içinden geçen künk arasındaki ilişki neticesinde ulaşılmıştır. Söz konusu bu oda açığa çıkarıldığında, odanın güney duvarı bitişiğinde bulunan vaftiz havuzuna rastlanmıştır. Bu havuz açıldığında ise, su girişinin, odanın
* H. Ali EKİNCİ, Müze Müdürü, 15100, Burdur/TÜRKİYE

125

batı duvarları içinden gelen bir künk ile sağlanmış olduğu, bu künkün, havuzun kuzey duvarına "L" yaparak suyu havuza taşıdığı görülmüştür. Bu boru, tuğla parçaları ve harç ile sağından solundan sağlamlaştırılmıştır. Havuzun doğu tarafında iki basamaklı merdivene rastlanmıştır. Merdivenlerin üzerinde, yer yer korunmuş renkli sıva ve harç izleri bulunmuştur. Vaftiz odasının duvarları da fresk ile süslenmiş olmalı ki, doğu duvarın köşesinde renkli sıva ve harç kalıntılarına; moloz içinde de kırmızı bordürlü mavi ve açık yeşil renkte fresk parçalarına rastlanmıştır. Vaftiz odasının arkasında (güneyinde) bulunan mekânın duvarı açığa çıkarıldığında, bu mekânın avlu olabileceği ihtimali doğmuştur. Vaftiz odasındaki çalışmalar esnasında, vaftiz havuzunun girişinin kuzeybatısındaki dolgu malzemenin içinden halka kaideli mermer bir tabağa ait parçalar bulunmuştur. Yine bu alan içinde pişmiş toprak unguentarium parçaları, cam, kandil, fincan parçaları, ince ve kaba seramik kap parçaları (bazıları bezekli) demir çivi gibi malzemeler yanında bronz haç ve gümüş kaşık bulunmuştur. Bol miktarda bulunan demir ahşap çivisi, fresk parçaları, sıva izleri ve tuğla malzeme bize kilise mimarîsinde ahşap malzemenin yoğun olarak kullanıldığını, duvarlarının renkli sıva ile kaplandığını ve çatının kiremit ile örtülmüş olduğunu ispatlamıştır. Kilisenin plânını netleştirdikten sonra, nartheks içinde bırakılan 5 cm.lik toprak alınarak çalışmaya devam edildiğinde, mavi, kırmızı, siyah ve beyaz renkli tesseralardan oluşan 12’şer pano halinde, iki sıra olarak toplam 24 panodan meydana gelen mozaikli nartheks salonu ortaya çıkarılmıştır. Nartheks veya kilisenin giriş avlusunu süsleyen mozaikler genel olarak duvar dibinden itibaren dört sıra halinde damalı, ondan sonra yer alan daha ince ikinci bordürde de bir baklava dilimi, bir iç içe iki daireden oluşan rozet ile mekânı çepeçevre dolaştıktan sonra (Resim: 5), ortadaki iki sıra halinde 12’şer panodan birer atlayarak gamalı haç motifi (Resim: 6), bitki ve geometrik şekillerle süslenmiş çarkıfelek, balık sırtı, hasır örgüsü, birbirine geçen 4’lü giyoşlar, saç örgüsü gibi devam etmektedir (Resim: 7, 8). Bu bölümdeki mozaiklerin 2003 yılında açılan kilisenin asıl mekânından daha az çöküntü ve tahribata uğradığı görülmüştür. Ayrıca, bu mekânın mozaiklerinin zamanında tamirat geçirmiş olması önemli bir ayrıntıdır. Bu tamirat, giriş kapısının (orta kapının) güney tarafında, damalı bordür üzerinde, yama işlemi olarak karşımıza çıkmıştır. Yine salonun kuzey tarafında da geometrik bordürde yer alan daire motifinin göbeğine tuğla konularak harç ile mozaiklere sabitlenmiş olması da ilginçtir. Tamamen açığa çıkarılan salonda mozaikler su ile yıkanmış, yıkandıktan sonra bozulan alanlarda konservasyon çalışması yapılmıştır. Açılan mekânlardaki bitki kökleri yok edilmiş ve kök bölümlerine mozaiklere zarar vermeyecek şekilde, şırıngayla kurutucu kimyasal uygulanmıştır. Bu işlemden sonra kilisenin nartheks bölümü ve vaftiz odasının üzeri plâstik brandayla örtülmüş ve dere kumuyla duvar seviyesine kadar doldurularak her türlü fizikî müdahaleden koruma önlemleri alınmıştır (Resim: 9). Bütün bu çalışmalar sonrasında Yusufça Freng Alanı mevkiindeki Erken Bizans Kilisesi kazısı çerçevesinde kilise mekânıyla birlikte takriben 1500 m2lik bir alanda çevre düzenlemesi ve bitki temizliği yapılmıştır. Bu yılki çalışmalarımız 20-29 Eylül 2004 tarihleri arasında 10 gün sürmüştür ve 2003 yılı çalışmalarının bir devamı niteliğinde yapılmıştır. Gölhisar Yusufça Erken Bizans Kilisesi’ndeki çalışmalar bu haliyle sonlandırılmıştır. Bundan sonraki çalışmalarımızın hedefi, yapılacak olan bir sundurma projesi çerçevesinde üzerinin örtülerek kenarlarda oluşturulacak bir gezi yolu vasıtasıyla (doldurulup kapatılan bölümler açıldıktan sonra) ziyaretçi hizmetine sunmaktadır.

126

Harita

Plân

127

Resim: 1

Resim: 2

128

Resim: 3

Resim: 4

129

Resim: 5

Resim: 6

130

Resim: 7

Resim: 8

131

Resim: 9

Resim: 10

132

YÖRÜK ALİ EFE EVİ MÜZESİ TEŞHİR VE TANZİMİ

Emin YENER*

YÖRÜK AL‹ EFE’N‹N HAYATI Yörük Ali Efe 1895 yılında Aydın İli, Sultanhisar İlçesi’nin Kavaklı Köyü’nde doğmuştur. Babası Sarıtekeli aşiretinden İbrahim Oğlu Apti, annesi yine Yörükler’in Atmaca aşiretinden Fatma Hanım’dır. Yörük Ali ilk defa 19 yaşında Alanyalı Molla Ahmet Efe’nin grubuna katılır. Kısa zamanda efenin ve tüm zeybeklerin güven ve sevgisini kazanarak ikinci adam konumuna yükselir. Bozdoğan Kavaklıdere baskınında Molla Ahmet Efe’nin öldürülmesi üzerine grubun başına geçen Yörük Ali Efe, dört yıl dağlarda dolaşır. Yörük Ali Efe bu süre içinde daima ezilenin, mağdurun, güçsüzün yanında olmuş, haklı olarak halk tarafından sevilmiş, itibar ve destek görmüştür. Düşmanın önce İzmir, ardından Aydın ve çevresini işgal etmesi üzerine 1919 senesinde dağdan inen Yörük Ali Efe, 57. Tümen Komutanı Albay Şefik Bey’in davetiyle Kurtuluş Savaşı’na katılır. Çine’de düşmana karşı ilk Kuva-yi Milliye cephesini kurar. Yörük Ali Efe’nin millî mücadelede gösterdiği başarılar ve kahramanlıklar saymakla bitmez. Sultanhisar İlçesi’ne iki kilometre uzaklıkta bulunan Malgaç demiryolu köprüsü yanında bulunan düşman karakoluna 16 Haziran 1919 tarihinde yapılan baskın, 30 Haziran 1919 Aydın’ın birinci kez düşman işgalinden kurtarılışı bu kahramanlıkların en önemlileridir. Yörük Ali Efe, Millî Aydın Cephesi komutanı olarak savaş sona erene kadar vatanî görevini sürdürmüştür. Yörük Ali Efe’nin Kurtuluş Savaşı’ndaki rolü ile ilgili olarak yapılan övgülere verdiği şu yanıt her zaman hatırlanacaktır: "Bazı kimseler savaş zamanında yapılan işlerin bir çoğunu bana ve başkalarına mal eder. Bu yanlıştır. Bir kişinin, beş kişinin, elli kişinin böyle büyük davalarda ne ehemmiyeti olur ki? Gönlünde vatan muhabbeti taşıyan her vatansever o günlerde bizim gibi düşünmüş, bizim gibi duymuş, ondan sonra da bizimle beraber olmuştur. Millî mukavemette aslan payını kendine ayırmakta hata vardır. Bir elin şamatası olur mu ki? Yörük Ali Efe Kurtuluş Savaşı’ndan sonra altı sene İzmir’de yaşamıştır. 1928 senesinde Yenipazar’a taşınmış, 25 Eylül 1951 yılında tedavi için gittiği Bursa’da vefat etmiştir. Yörük Ali Efe vasiyetinde Yenipazar’da toprağa verilmesini istemiştir, ayrıca "Halkı iyidir, toprağı sever, toprağı seven insanı sever, ben orada rahat ederim" derdi. Kuva-yi Millîye’nin bu değerli komutanı T.B.M.M. tarafından istiklâl madalyası ile ödüllendirilmiştir.

*

Emin YENER, Arkeolog, Müze Müdürü, Aydın/TÜRKİYE

133

RESTORASYON ÇALIMALARI Yenipazar İlçesi, Yörük Ali Efe Caddesi üzerinde bulunan ve 19. yüzyıl sonunda yapıldığı tahmin edilen Yörük Ali Efe Evi 1980’li yıllarda bir yangınla tamamen yanmış, yangından sonra da kendi kaderine terkedilmiştir. 1995 yılında Aydın Kültür Komisyonu, Yörük Ali Efe Evi’nin restore edilip “müze ev” olarak düzenlenmesini önermiştir. Bu öneri Kültür Bakanlığımızca da uygun görülmüştür. Yörük Ali Efe’nin mirasçıları arasında bulunan, Kayhan Kavas’tan, projenin gerçekleştirilmesi durumunda söz konusu taşınmazın Kültür Bakanlığı’na bağışlanacağı sözü alınmış ve 1997 yılında bir protokol hazırlanmıştır. 1999 yılında taşınmazın Kültür Bakanlığı’na tahsis işlemleri yapılmıştır. İzmir Rölöve ve Anıtlar Müdürlüğü’nün teknik elemanlarınca evin, rölöve, restitüsyon ve restorasyon projeleri hazırlanmış, bu projeler İzmir II Numaralı Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Kurulu tarafından onanmıştır. Yörük Ali Efe Evi’nin restorasyon işinin Aydın ören yerleri gelirlerinden yapılması Bakanlığımızca uygun görülmüştür. Yörük Ali Efe Evi’nin parselinden ayrılan 7 parsel no.lu taşınmaz kamulaştırılarak müze bahçesine katılmıştır. Tamamen harap durumda bulunan bina yıkılarak temelden itibaren aslına uygun olarak hazırlanan restorasyon projesi doğrultusunda yeniden yapılmıştır. Bahçede içinde gişe, bekçi odası ve ziyaretçi tuvaleti bulunan yeni bir bina yapılmıştır. Sığınak yapısı onarılmıştır. Eski “Bademlik Evi” olarak bilinen yapı da onarılıp ileride kır kahvesi olarak hizmet verecek bir konuma getirilmiştir. Bahçe duvarı onarılmış, yürüme yolları kayrak taşı ile kaplanmış, bahçe tanzimi yapılarak çimlendirilmiştir. Yenipazar Şehir Mezarlığı’nda bulunan Yörük Ali Efe’nin mezarı, Bakanlar Kurulu’nun 29.08.2000 tarih ve 2000/1252 sayılı kararı ile müze bahçesine taşınmıştır. Kültür Bakanlığı’nca Prof. Dr. Tankut Öktem’e yaptırılan Yörük Ali Efe’nin heykeli de bahçedeki yerine yerleştirilmiştir. TEfiH‹R-TANZ‹M ÇALIfiMALARI Yörük Ali Efe Evi’nin restorasyon çalışmalarının tamamlanmasından sonra Aydın Müzesi’nce eser derleme çalışmalarına başlanmıştır. Yörük Ali Efe’nin tüm mirasçılarına çağrıda bulunularak ellerinde bulunan efeye ait özel eşyaların müzeye bağışlanması ve derlenmesi için katkıda bulunmaları istenmiştir. Yörük Ali Efe’ye ait şahsî eşyalar derlenmiş, eksik kalan bazı eserler Aydın Müzesi koleksiyonlarından ve satın alma yolu ile tamamlanarak Aydın Müzesi’nde toplanmıştır. Aydın Müzesi’nde toplanan eserlerin bakım ve onarımları yapılarak teşhir için hazırlanmış, daha sonra Yörük Ali Efe Müzesi’ne nakledilmiştir. Yörük Ali Efe Evi iki bölümden oluşmaktadır. Birinci bölüm, zemin+bir katlı olup evin yaşam bölümüdür. Alt katta bir giriş bölümü iki yanında iki oda yer almaktadır. Üst kat ise ortada bir salon ve bu salona açılan dört odadan oluşmaktadır. Alt katta girişin sağında bulunan oda Yörük Ali Efe’nin odası olup aslına sadık kalınarak düzenlenmiştir. Girişin solunda bulunan oda ise oturma ve yemek odası olarak tanzim edilmiştir. Birinci bölümün teşhir-tanzimi Yörük Ali Efe’nin çocukları ve torunlarının anlatıları doğrultusunda tamamen aslına uygun olarak yapılmış ve düzenlenmiştir. Üst katta bulunan salonun bir duvarı orijinaline uygun bir şekilde kitaplık olarak düzenlenmiş, bu kitaplıkta Yörük Ali Efe’nin oğlu Doğan Yörük’e ait kitaplara yer verilmiştir. Üst katta bulunan dört odadan birisi oturma odası, üçü de yatak odası olarak düzenlemiştir. İkinci bölüm tek katlı olup önde bir sundurma ve bu sundurmaya açılan mutfak, kiler, tuvalet ve banyo yer almaktadır. Sundurmanın ön kısmı camekânla kapatılarak bilgilendirme odası olarak düzenlenmiş mutfak ve kiler ise ikişer adet vitrin yapılarak burada Yörük Ali Efe’ye ait giysiler silâhlar ve mutfak eşyaları sergilenmiştir. SONUÇ Türk millî mücadelesinin efsanevî kahramanı Yörük Ali Efe Evi’nin özgün mimarisinin yanı sıra içinde sergilenen özel eşyaları ile efelik kültürünün ve yakın tarihimiz134

den bir kesitin gelecek kuşaklara aktarılarak yaşatılması amaçlanmıştır. Müzenin açılış törenine Kültür Bakanımız M. İstemihan Talay, Aydın Valisi Emir Durmaz, Aydın milletvekilleri, bölgemizdeki 7 ilin valileri, Çevre ve Kültür Değerlerini Koruma ve Tanıtma Vakfı Başkanı Prof. Dr. Metin Sözen, çevre ilçe kaymakamları, belediye başkanları, çevre illerden müze müdürleri ve müzeciler, kamu kurum ve kuruluşlarının yöneticileri, Yörük Ali Efe’nin çocukları, torunları ve akrabaları, Yenipazarlılar ve çok sayıda vatandaş katılmıştır. 08 Haziran 2001 tarihinde ziyarete açılan Yörük Ali Efe Evi Müzesi’nin gerçekleşme çalışmalarını yakından izleyen, destek veren Kültür Bakanımız Sayın M. İstemihan Talay’a, değerli valimiz Muharrem Göktayoğlu ve Emir Durmaz’a, Anıtlar ve Müzeler Genel Müdürümüz Dr. Alpay Pasinli’ye, Yörük Ali Efe’nin torunu İçişleri Bakanlığı Mahalli İdareler Genel Müdürü Kayhan Kavas’a ve tüm mirasçılarına, Yenipazar Kaymakamı Osman Tunç’a, Yenipazar Belediye Başkanı Zafer Savcı’ya, İl Kültür Müdürümüz Özgen Karaca’ya, İzmir Rölöve ve Anıtlar Müdürlüğü çalışanlarına, müteahhitlik hizmetlerini yürüten Akgünlü İnşaat Ltd. Şti’ne, Müzenin teşhir-tanziminde emek veren arkeologlar Handan Özkan, Funda Ölmez, Mustafa Kenan Özkan ve Mehmet Yılmaz’a ve tüm müze çalışanlarına teşekkür ederim.
KAYNAKÇA Burhan, S., Gökbel, A.., Üsküp, Ş., Aksoy, Y., Özkan, M. K., Ege’nin Kurtulufl Destan› Yörük Ali Efe, I, II, III, İstanbul 1992,1993,1994. Milli Mücadelede Ayd›n, Aydın 1964. "Hey Gidinin Efesi", Hürriyet Gazetesi, 9.4.1986. "Yörük Ali Efe Neredesin?", Aydın’ın Kurtuluşu 7 Eylül 1989 67.Yıl, Yeni As›r Gazetesi Eki. "Malgaç Baskını" Ayd›n Kültür Sanat Dergisi, Y.3,S.17.

135

Resim 1: Yörük Ali Efe Evi Müzesi, genel görünüm

Resim 2: Yörük Ali Efe Müzesi

Resim 3: Efe ve kızanı

136

Resim 4: Bademlik binası

Resim 5: Bilgilendirme odası

Resim 6: 1 No.lu vitrin, mutfak kapları

137

Resim 7: 2 No.lu vitrin, mutfak kapları

Resim 8: 3 No.lu vitrin, silâhlar

Resim 9: 4 No.lu vitrin, giysiler

138

Resim 10: Yörük Ali Efe odası

Resim 11: Yörük Ali Efe odası

Resim 12: Yemek ve oturma odası

139

Resim 13: Üst kat, salon ve kitaplık

Resim 14: Yatak odası

Resim 15: Yatak odası

140

PİSİDİA ANTIOKHEIASI 2003 YILI ÇALIŞMALARI

Ünal DEM‹RER* ‹lhan GÜCEREN Mustafa DEM‹REL

Kültür ve Turizm Bakanlığı, Kültür Varlıkları ve Müzeler Genel Müdürlüğü’nün 24.7.2003 gün ve 5845 sayılı izinleri ve Döner Sermaye İşletmeleri Merkez Müdürlüğü ve Yalvaç Kaymakamlığı’nın malî desteği ile Antiokheia kentinin yarım kalan tiyatro ve hamam yapılarındaki kazı ve temizlik çalışmalarını tamamlamak üzere 25.7.2003 tarihinden itibaren çalışmalara başlanmıştır. 2003 yılı çalışmaları, Yalvaç Müze Müdürlüğü başkanlığında, Yrd. Doç. Dr. Mustafa Büyükkolancı’nın bilimsel destekleri ve Isparta Müze Müdürlüğü Uzmanı İlhan Güceren ile Antalya Müze Müdürlüğü Uzmanı Mustafa Demirel’in katılımıyla 50 işçi ile sürdürülmüştür. Çalışmalarımız sırasında kazı ekibine gerekli her türlü kolaylığı sağlayan Kültür ve Turizm Bakanımız Sayın Erkan Mumcu’ya, Kültür Varlıkları ve Müzeler Genel Müdürümüz Sayın Nadir Avcı’ya, Isparta Valimiz Sayın İsa Parlak’a ve Yalvaç Kaymakamımız Sayın Abdullah Kalkan’a, ayrıca binlerce metreküp toprağı kazı alanından uzaklaştırmamızda yardımcı olan başta Hüyüklü ve Özgüney olmak üzere tüm yakın belde belediyelerine teşekkürlerimizi sunarız. I-T‹YATRO ÇALIfiMALARI Tiyatronun önemli bir bölümünün tahrip olduğu bilinmesine rağmen, üst cavea oturma sıralarının durumunu açığa çıkarmak ve önümüzdeki yıllarda gerçekleştirilebilecek bir restorasyon için temizleyerek belgelemek amacıyla, 2003 yılı kazı ve temizlik çalışmaları tiyatroda başlatılmıştır. Orkestra, cavea ve sahne binası olarak üç ana bölümde inşa edilen yapının iz veren tek bölümü caveanın alt bölümüdür (Resim: 1). 2003 yılı ve ardından gelecek yıllarda, tiyatro çalışmalarının öncelikli amaçları, ikinci kat oturma sıralarının üzerindeki moloz dolgunun kaldırılarak oturma sıralarının, eğer yoksa destek taşlarının ortaya çıkarılması ve en kısa sürede koruma altına alınması, varsa doğu yöndeki caddeden tiyatroya girişin tespit edilmesi; üst cavea arkasında summa cavea (sundurma) olup olmadığının anlaşılması; bugün 11 sırası görülen alt caveanın gerçekte kaç basamaklı olduğunun anlaşılabilmesi için orkestranın tamamı ile açılarak burada kuzey-güney doğrultusunda uzanan zemin altındaki duvarın Helenistik Dönem sahne binasına mı yoksa geç dönemde tiyatronun arena haline getirildiği döneme mi ait olduğunun ortaya konması; sahne binasının temel düzeyinde olsun
* Ünal DEMİRER, Yalvaç Müze Müdür Vekili, Yalvaç/TÜRKİYE İlhan GÜCEREN, Arkeolog, Isparta Müzesi, Isparta/TÜRKİYE Mustafa DEMİREL, Müze Araştırmacısı, Antalya Müzesi, Antalya/TÜRKİYE

141

tam olarak ortaya çıkarılması ve tiyatronun gerçek yapısı ve rölövesiyle ilgili kesin çalışmaların önümüzdeki yıllarda tamamlanması olmalıdır. Cavea Temizlik Çal›flmas›: Üst cavea oturma sıralarının tespiti için, diazoma arkasındaki duvarın üst kısmından, tiyatro çevirme duvarına doğru orta akstan 1 m. genişliğinde yarma açılarak burada ortaya çıkarılan oturma sıralarının takibiyle güney ve kuzey kanada doğru çalışmalar genişletilmiştir. Yaklaşık 1.5 m. kalınlıktaki dolgunun kaldırılmasıyla oturma basamaklarının büyük bir kısmının söküldüğü, sadece orta kısımda basamakların alt destek taşlarının kaldığı anlaşılmıştır. Üst caveanın orta ve kuzey bölümündeki temeller oldukça sağlam bir durumda bulunmuş, özellikle güney bölümün moloz dolgu temellerinin bile tahrip olduğu anlaşılmıştır. Açılan alanda, diazomadan başlayarak 10 oturma sırasının daha alt yapısı açığa çıkarılmıştır (Resim: 2, 3). Yamaca yaslanan caveanın alt yapısının özellikle güney yamaçta tamamen söküldüğü, oturma sıralarının yerlerinden alındığı bu yılki çalışmalar neticesinde ortaya çıkmıştır. Oturma sıraları için hazırlanan zemin önde blok taşlarla sıralanmış, iç kısım killi toprak ve taş parçalarıyla doldurulmuş kademelerden meydana getirilmiştir. Harç kullanılmamıştır. Kuzey yöndeki doğal yamaçta düzeltilen kademeli yerlere taş levhalar konarak zeminin sağlamlaştırılmasına çalışılmış ve bunun üzerine oturma sıraları konmuştur. Diazomaya Kuzey Taraftan Girifli Sa¤layan Tonozlu Tünel: Kuzey kanat ucundaki toprak kaldırıldıkça, diazomanın kuzey ucunun taban kaplamalarının sökülmüş olduğu görülmüştür. Caveayı iki kısma bölen diazomaya kuzey taraftan girişi sağlayan tonozlu girişin doğu duvarının köşesi bulunarak açma kuzeye doğru genişletilmiş ve girişin 14.20x2.70 m. ölçülerinde olduğu ortaya çıkarılmıştır. Tonozlu girişin batı duvarının alt yapısı tespit edilmiş fakat duvarın üst kısımları tamamı ile sökülmüştür. Zeminde orijinal kaplamadan üç adet kaplama parçası tespit edilmiştir. Taş kaplamanın altında, diazoma tabanında toplanan suyun taban altından dışa drenajını sağlayan kiremit künklü bir eurypos tespit edilmiştir. Künk 17 cm. çaplı olup tonozlu girişin dış sınırında sona ermektedir. Taban kaplaması büyük oranda sökülmüştür (Resim: 4). Kuzeydo¤u Analemna-Çevirme Duvar› Köflesi: Kuzey kanattaki diazomaya tonozlu giriş kısmının bulunması ve kuzey analemna duvarının ucunun tespit edilmesinden sonra tiyatronun kuzey çevirme duvarının bulunmasına yönelik aynı aks üzerinde üstte bir temizlik çalışması yapılmıştır. Bu çalışmada ilk taş sırasında dış yüzü bosajlı bırakılmış duvarın köşesi ortaya çıkarılmıştır. Aşağıdan yukarıya doğru uzanan duvarın köşe yaparak arka duvara doğru gittiği anlaşılmıştır. Kuzey Cavea Önündeki Açma: Alt caveanın kuzey kısmında, oturma basamaklarındaki yoğun kaymanın görüldüğü kısım üzerindeki toprağın kaldırılması ile buradaki tahribatın boyutu tam olarak ortaya çıkmıştır. Mimarî parçaların orkestranın ne kadar içine girdiğinin ortaya çıkarılabilmesi için kuzey analemna duvar ucunun 2 m. güneyinden alt cavea ortasına kadar bir açma açılmıştır. Açmada, oturma sıralarının hemen altında, tiyatronun erken evrelerine ait, geçmiş yıllarda benzerleri bulunan üç fascialı ve yazıtlı arşitrav blokları olduğu görülmüştür. Arşitravlardan biri üzerinde "VS SP" ikincisinde "TRIBVS" üçüncüsünde "TERE" ibareleri bulunmaktadır. Bu kısımdaki mimarî parçalar içinde sütun parçaları, sütun başlıkları, diazomaya ait koltuklar bulunduğu ve oturma sıralarındaki kaymaların orkestra tabanının bugünkü kotunun 2.30 m. altına kadar tüm yoğunluğu ile sürdüğü görülmüştür (Resim: 5). Ortaya çıkan mimarî parçaların pozisyon ve yoğunluğu dikkate alınarak orkestra tabanındaki çalışmaya son verilmiş ve mevcut durumun iyi bir mimarî çizim ve rölövesinin çıkarılmasından sonra parçaların kaldırılmasına karar verilmiştir. Bu açmanın kuzeybatı ucunda analemna duvarının başlangıcı bulunarak duvarın önünde 2 m. uzunluğunda bir açma ile duvarın zemin altındaki durumu ortaya çıkarılmıştır. Bu kısım geç dönemde tuğla bir tabanla kaplanmıştır. Tiyatronun kuzey analemna duvarı ölçülerinin kesinleştirilmesi için kuzeydeki geç dönem harçlı moloz duvar üstündeki toprak alınmıştır. Böylece analemna duvarının kuzey ucunun, üstte diazomaya giriş sağlayan tonozlu geçidin girişiyle aynı düzlem üzerinde olduğu ortaya çıkmıştır. Kuzey analemna duvarı 19.80 m. uzunluğundadır. 142

Güney Analemna Önündeki Sondaj: Güney analemna duvarının ucundan güneye doğru açılan 1.50x4.50 m. ölçülerindeki sondaj, bu kısımdaki orkestra tabanı derinliği ve duvar ucunun tespiti için açılmıştır. Mevcut zeminin 1 m. altında, analemna duvarının batısında, 0.35 m. çıkıntılı bir duvar altlığı olduğu görülmüştür. Sondaj içinde kuzey-güney doğrultusunda uzanan blok taşlardan bir kaplama ve analemna duvarının ucunun batısına konan iki adet kapı sövesi ile oluşturulmuş, 1.08 m. genişliğinde bir kapı ortaya çıkarılmıştır. Kapı söveleri arasından çıkan bir kadın heykeline ait ayak, göğüs ve kola ait üç parçanın çıkarılması ile sondajın güney tarafında İonik tarzda bir mermer sütunun görülmesi üzerine sondaj güneydeki duvarın önüne kadar uzatılmıştır. Bu çalışmalar sırasında ikinci İonik bir sütun başlığı daha ortaya çıkarılmıştır. Bu kısımdaki sondaj ile başlayarak sonradan uzatılan bu açma bize güney analemna duvarının 21 m. uzunlukta olduğunu göstermiştir. Sonuç: 2003 yılı tiyatro çalışmalarında elde ettiğimiz bilgileri incelediğimizde güney analemnanın 21 m., kuzey analemnanın ise 19.80 m. uzunluğunda olduğu görülmektedir. Analemna uçlarından itibaren orkestranın yarıçapı 26.40 m.dir. Tiyatronun ön cephe genişliği ise 67.20 m.dir. Diazomaya giriş sağlayan tonozlu geçitlerden önceki yıllarda açılan 14.20x2.70 m.dir. 2003 yılında açılan kuzeydeki tonozlu girişin ölçüsü de 14.20x2.70 m.dir. Tonozlu girişler bilindiği gibi diazomaya giriş sağlamak üzere kurulduğuna göre her iki uçtaki ölçü aynı olmalıdır. Bu durumda, tiyatroda geçmiş yıllarda yapılan kazılarda elde edilen bilgiler değişmektedir: Tiyatronun bir kemer üzerindeki M.S. 311-312 yıllarına tarihlenen yazıttan yola çıkarak güney kısmındaki yolun üzerinin 60 m.lik bir tünelle kapatıldığı ve bu tonozlu konstrüksiyon üzerine tiyatronun güney caveasının oturtulduğunu iddia etmek mümkün değildir. Zaten 60 metrelik tünel boyunca kullanılmış olan tonozun, olması gereken açılı kilit taşlarından hiçbir örnekte ortada görülmemektedir. Tiyatronun güneyindeki dükkânlar tiyatronun güney kısmı altında kalmakta fakat tiyatronun güney kanadının genişletilerek cadde üzerindeki tonozun üzerine oturması, burada alınan ölçülerle hiçbir şekilde mümkün değildir. Çalışma bitiminde, oturma sıralarında kayma olasılığı bulunan alanlarda kuru duvar tekniği ile sağlamlaştırmalar yapılmıştır (Resim: 6). Katkılarını istediğimiz Antalya Rölöve Müdürlüğü ile gerekli koordinasyon sağlanmış olup açılan alanların restorasyonuna yönelik rölöve çalışmalarına kazı bitiminde başlanmıştır. II-HAMAM ÇALIfiMALARI Önceki yıllarda yapılan kurtarma kazıları neticesinde, toprağa gömülü olan yapının, üç yönü ve iç mekânları boşaltılmış, ancak yapıyı örten tonozların üzerindeki yaklaşık 3.5 m. kalınlığa ulaşan dolgu tabakası bırakılmıştır (Resim: 7, 8). Bu nedenle 2003 yılı ve ardından gelecek yıllarda hamamda yapılacak kazı çalışmalarının öncelikli amaçları; 54x69 m. ölçüsündeki altları açılmış mekânlara kadar olan ön kısım üzerindeki yaklaşık 3500 m2lik alan üzerindeki bu tonlarca ağırlığın temizlenerek, tonoz ayakları üzerine binen yükün hafifletilmesi, tonozları tamamıyla çökmüş olan 4 ve 6 No.lu mekân ile tonozlarının bir kısmı çökmüş olan 1-2-3-7 No.lu mekânların tonozlarının acil olarak tamir edilmesi ya da en azından tonoz kenarlarının sabitlenerek dökülmesinin önlenmesi, 2 No.lu salonun arkasında tonoz kemerlerle örtülü 8-9-10 No.lu, birbirlerine dar kapılarla bağlanan, üç mekânın ve yapının kuzeydoğu kenarında bulunan yuvarlak mekânın açılması olmalıdır. Bu bağlamda çalışmalarımıza, yapının batı tarafındaki 1-2-3 No.lu mekânların üst kısmındaki dolguyu kaldırmakla başlanmıştır (Resim: 9,10). Bu kısımda yaklaşık 3 m.lik dolgu kaldırıldığında 3 No.lu odanın kuzeydoğu ve güneydoğu tarafında yassı tuğlalardan yapılma iki tonoz ayağı tespit edilmiştir. 3 No.lu odadan kuzey aksa doğru 2 ve 1 No.lu oda üzerindeki dolgunun kaldırılması sırasında 2 No.lu odanın üzerinde geç dönemde, düzensiz taşlardan kuru örgü bir havalandırma bacası yapıldığı görülmüştür. 143

Her üç oda üzerindeki dolgu tabakasının boşaltılması sırasında daha önceden 1-2-3 No.lu odaların arkasında yer alan 8-9-10 olarak numaralandırdığımız 3 odaya girilerek mevcut durumu incelenmiştir. Odalardan kuzeydeki 8 ve güneydeki 10 No.lu odaların batı tonoz uçlarının içe çökük olduğu, ortadaki 9 No.lu oda tavanının sağlam olduğu tespit edilmiş ve 8 ve 10 numaralı odaların yıkık tonoz uçları üstten belirlenmiştir. Batıdaki 1-2-3 No.lu odaların üst dolgularının kaldırılma çalışmaları sırasında önceden tespit ettiğimiz noktalarda 8 ve 10 No.lu odaların tonozlarının içe çökmüş kısımları ortaya çıkmıştır. Bu kısımların tespitinden sonra doğu taraftaki 2.50 m. kalınlıktaki duvara kadar tonozların üzerindeki moloz tabakası kaldırılmıştır. Binanın batı orta aksı üzerinden 8-10 No.lu odaların üzerine kadar yapılan açmaların güneybatı ve kuzeybatı uçlarındaki duvarların tespit edilmesi ile her iki yanda çalışılmaya başlanmıştır. Binanın kuzey tarafında, önceki yıllarda yapılan kazılar sırasında binanın üst yapısının anlaşılabilmesi için uzun taraflardaki yuvarlak kısımlarının bitim noktasından, binanın kuzey kısmından batıya doğru 2.5 m. genişliğinde ve 2 m. derinliğinde bir yarma açtırılmıştır. Kuzeybatı uçtaki 6 No.lu odanın üstündeki çalışmalar sırasında doğuya doğru uzun duvarlarından birbirine bitişik üç oda tespit edilmiş ve 11-12-13 No.lu odalar olarak isimlendirilmiştir. 13 No.lu odanın doğusundaki bir yanı apsisli odadaki çalışmalar tamamlanamamıştır. Bu çalışmalar sırasında ortaya çıkarılan üç oda şunlardır; 11 No.lu oda: Zemin kattaki 6 No.lu mekânın üzerine gelen 9.50x13 m. ölçüsündeki oda kuzey-güney doğrultusunda dikdörtgen biçimlidir. Oda tabanının oturduğu 6 No.lu mekânın kuzeybatı ucu yıkıldığından odanın kuzeybatı ucu yıkıktır. Oda tabanındaki dolguyu kaldırma çalışmaları sırasında odanın güneydoğu köşesi yakınında yukarıya doğru moloz taşlardan kuru örgü, geç dönemde yapılmış, yarı yıkılmış vaziyette bir havalandırma bacasının olduğu tespit edilmiştir. Odanın doğu duvarı 1.80 m. kalınlıkta olup 12 No.lu oda ile ortaktır. Duvar 8 No.lu tonozlu odanın yan duvarına dik olarak bağlanır. Bu duvar en yüksek noktada 0.75 m.dir. Duvarın büyük bir kısmı bilinçli olarak sökülerek yaklaşık 0.30 m.ye indirilmiştir. Odanın güney duvarı 8 No.lu odanın kuzey duvarına bitişiktir. Bu duvarda 1.80 m. kalınlıkta olup korunan en yüksek kısımda 0.75 m.ye ulaşmaktadır. Batı ve kuzey dış duvarları oda tabanından yaklaşık 1.50 m. alttan söküldüğü için bu kısımlardaki duvar ölçüsü tam olarak tespit edilememiştir. 12 No.lu oda: Zemin kattaki 7 No.lu mekânın üzerine gelen 12.80x10.30 m. ölçüsündeki oda kuzey-güney doğrultusunda dikdörtgen biçimlidir. Odanın batı duvarı 11 No.lu oda ile ortak olup 8 No.lu tonozlu odanın kuzey duvarına dik olarak bağlanır. Duvar 0.30 m. ye kadar sökülmüştür. Binanın doğu duvarı 13 No.lu oda ile ortak olup güneydeki 17 No.lu odanın kuzey duvarına dik olarak bağlanan bu duvar 0.45 m. kadar korunmuştur. Güney duvar 17 No.lu oda ile ortak olup en yüksek doğu ucunda 1.15 m.ye kadar korunmuştur. Güney duvar alt seviyede 0.25 m.lik bir çekme ile daraltılmıştır. Her üç yöndeki duvarın kalınlığı da 1.80 m.dir. Odanın kuzey duvar kalınlığı, dış duvarının yıkık olmasından dolayı tam olarak tespit edilememektedir. Oda içinde tam olarak tabana inilmemiştir. 13 No.lu oda: Kuzey-güney doğrultusundaki oda 12.80x8.70 m. ölçülerindedir. Odanın kazısı tam olarak bitmemiştir. Tabanda yaklaşık 0.50 m.lik bir dolgu olduğunu düşünmekteyiz. Bu nedenle bu kısımdaki duvar ölçüleri mevcut duvar ölçüleridir. Güneydeki duvar 17 No.lu oda ile ortak olup en yüksek 0.90 m. olarak korunmuştur. Batı duvar 12 No.lu oda ile ortak olup 17 No.lu odanın kuzey duvarına dik olarak bağlanır . Her iki duvarın kalınlığı 1.80 m.dir. Doğu duvarı en yüksek 1.30 m.de korunmuştur. Bu duvarın doğu kısmı ve üzeri tam olarak açılmadığından bu duvarın kalınlığı belli değildir. Odanın doğu duvarında, güney köşeye yakın bir kısımda ön cephesi blok taşlarla oluşturulmuş 45x40 ölçülerinde bir kanal tespit edilmiştir. Kanal, duvarı aşarak doğudaki yuvarlak kısma doğru uzanmaktadır. Kanalın üstü geniş blok taşlarla kaplıdır. Odanın tabanındaki kazı bitmediği için kanalın derinliği tam olarak tespit edilememiştir. Kanalın uzunluğu 4 m.dir. Doğu duvarının arkasında kanalın kapak taşlarının kuzeyinde, yassı kare tuğlalardan örülme, 1.60 m. çapında, 1.35 m. yüksekliğinde, kuru örgü ile inşa edilmiş geç döneme ait konik bir baca tespit edilmiştir. Bu kısımdaki çalışmalar 144

tamamlanmadığından bacanın altta organik bir bağının olup olmadığı tespit edilemediği için bacanın işlevine yönelik bir tahmin yapılamamaktadır. Kuzey duvar› apsisli oda: 13 No.lu odanın doğusunda yer alan odaya kuzey duvarda, çıkıntı yapan kısımdaki 0.85 m. genişliğinde bir kapıyla girilir. Önceki yıllarda yapılan kazılarda kapı içindeki taşların büyük kısmının sökülmüş olması sebebiyle kapı girişinin pozisyonu tam olarak tespit edilememektedir. Kapıdan sonra kuzey kısımdaki apsidal dönüş ve kenarda keskin bir köşe yer alır. Bu duvarın iç kısmı da yuvarlaktır. Odanın doğu duvarı önceki çalışmalar sırasında iki noktadan tahrip edilerek oda içine girilmiş ve geç taban batıya doğru açılan yarma boyunca tahrip edilmiştir. Horasan harçlı taban temizliğinin yapılmasıyla tahribatın boyutu tam olarak ortaya çıkmıştır. Bu odadaki çalışmaların tam olarak bitmemiş olmasına rağmen binanın bu kısmındaki tahribat belirginleşmiştir. Binanın orta aksı üzerinden 8-9-10 No.lu odalar üzerindeki dolgu temizliği sırasında kuzeydeki 8 No.lu oda ve güneydeki 10 No.lu odanın, batı duvarları üzerindeki göçüklerin tespit edilmesinden sonra bu kısmın arkasında güney-kuzey doğrultusunda uzanan duvar ortaya çıkarılmıştır. Bu duvar 10 No.lu tonozlu odanın güney duvarına dik olarak bağlanır. 10 No.lu odanın, güneyinde doğu-batı doğrultusunda ortaya çıkan duvarın daha sonra 14-15-16 olarak isimlendirdiğimiz odaların kuzey duvarı olduğu anlaşılmıştır. Bu kısımda yapılan çalışmalarda güney tarafta dikdörtgen biçimli üç odanın varlığı kesinleşmiştir. Kuzey-güney doğrultusunda, doğuya doğru uzanan odalar uzun duvarlarından birbirlerine bitişiktir. Bu odalar şunlardır; 14 No.lu oda: Zemin kattaki 4 No.lu mekânın üzerine gelen 9.35x13.10 m. ölçüsündeki oda kuzey-güney doğrultusunda dikdörtgen biçimlidir. Oda tabanının oturduğu 4 No.lu mekânın tavanı tamamıyla yıkıldığından odanın sadece doğu duvarı üzerindeki tonoz örgüsünün 2.30-1.60 m.lik bir bant halindeki kısmı sağlamdır. Batı uç tamamı ile yıkıktır. Oda tabanına sadece doğu duvar önündeki 2.30 m.lik kısımda rastlanmıştır. Bu kısım güney tarafa doğru tamamı ile temizlenmiştir. Odanın doğu duvarı 1.80 m. kalınlıkta olup 15 No.lu oda ile ortaktır. Duvar 10 No.lu tonozlu odanın güney yan duvarına dik olarak bağlanır. Bu duvar en yüksek noktada 1.30 m.dir. Duvar üzerinde 14 ve 15 No.lu odalar arasında 0.50 m. genişlikte bir açıklık yer alır. Bu açıklık 15 No.lu odanın geç tabanı altına girmektedir. 15 No.lu oda: Zemin kattaki 5 No.lu mekânın üzerine gelen 10.35x13.10 m. ölçüsündeki oda kuzey-güney doğrultusunda dikdörtgen biçimlidir. Oda tabanının oturduğu 5 No.lu mekânın güney duvarı ve bu kısımdaki kapı ile iki pencere üstündeki tonoz uçlarının yıkılması sebebiyle güney duvar yoktur. Doğu duvarı 16 No.lu oda ile ortak olup kuzeydeki 17 No.lu odanın güney duvarına dik olarak bağlanır. Zemin düzeyinde sökülmüş olan duvar 1.80 m. kalınlıktadır. Odanın en iyi korunmuş duvarları, kuzey kısımdaki 17 No.lu oda ile ortak duvar ile 14 No.lu odanın ortak duvarlarıdır. Her iki duvar da 0.70 m.ye kadar korunmuştur. Kuzey duvarı 0.65 m.ye kadar moloz taşlarla örülü olup bundan üst kısmı, 29x29 ölçülerindeki yassı tuğlalarla yükselmektedir. Bu duvarda tuğlaların her ne kadar fazla bir kısmı yoksa da duvardan kuzeye köşe yaparak uzayan kısımda tuğla sıraları mevcuttur. Tuğlaların duvar üzerindeki harç içinde bıraktıkları izler tüm açıklığı ile gözükmektedir. Harçtaki tuğla izlerinde N ve X işaretleri yer alır. Bu odanın kazısına başlamadan önce en üst seviyede kuzey-güney doğrultusunda, 5x10 m. ölçülerindeki çukur bir kısmın izleri gözükmekte idi. Oda içinde yaptığımız çalışmalar neticesinde daha önce yapılan bu çalışmalar sırasında 15 ve 17 No.lu odalar arasındaki duvarın 4.5 m.lik kısmının tahrip edildiği netleşmiştir. Kuzey ve batı duvarlarının köşesinde zeminden 0.50 m. üstte çapraz durumda bir künk olduğu görülmüş fakat işlevi anlaşılamamıştır. Bu odanın zemini horasan harçlı bir zemin olup geç dönemde yapılmıştır. 16 No.lu oda: 12.90 m. uzunluğundaki oda kuzey-güney doğrultusunda dikdörtgen biçimlidir. Odanın genişliği bu oda içindeki kazının bitmemesinden dolayı bilinmemektedir. Odanın tabanında bulunan bir delikten, zemin kattaki 5 No.lu odanın doğu duvarı arkasındaki mazgala bir giriş bulunmuştur. Odanın batı duvarı 15 No.lu oda ile 145

ortak olup kuzeydeki odanın duvarına dik olarak bağlanır. Bu duvar zemin düzeyinde sökülmüş olup 1.80 m. kalınlığındadır. Bu odanın kazısına başlamadan önce en üst seviyede kuzey-güney doğrultusunda açılan 5x10 m. ölçülerindeki bir sondajın izleri gözükmekte idi. Oda içinde yaptığımız çalışmalar neticesinde daha önce yapılan bu sondaj sırasında 15 ve 17 No.lu odalar arasındaki duvarın 4.5 m.lik kısmı ile 16 No.lu odanın kuzey duvarının doğu kısmının ve 16 No.lu odanın güney duvarındaki apsisli kısmın tamamına yakınının önceden tahrip edildiği anlaşılmıştır. 17 No.lu oda: Zemin katta açılmamış olan 8-9-10 No.lu tonozlu mekânların üzerindeki yoğun dolgunun kaldırılması sırasında ortaya çıkan 2.50 m.lik duvarın kuzey ucundaki 12 No.lu odanın güney duvarındaki sökülmüş kısımdan tabanı blok taş kaplı bir kısım olduğu anlaşılmıştır. Çalışmaların ilerleyen süreci içinde 2.50 m. kalınlıktaki duvarın güney ucundaki 15 No.lu odanın kuzey duvarı arkasında aynen kuzey uçtakı gibi blok taşlarla kaplı bir alan olduğu ortaya çıkmıştır. Genişliği 21 m. olan odanın doğu kısma doğru 6.50 m.lik kısmı üzerindeki 3.30 m.lik toprak dolgu kaldırılmıştır. Odanın kuzey-güney doğrultusunda kazılan batı kısmı kendi içinde iki basamak halindedir. Odanın güney ve batı duvarı tam olarak ortaya çıkmıştır. Güney duvarı 15-16 No.lu odaların kuzey duvarı ile ortak olup 1.80 m. kalınlıktadır. Odanın doğu kısmında kazılamayan toprak blokunun köşesinde güney duvarının içine gelen kısımda büyük bir çukur ortaya çıktı. Bu çukurun içinde yapılan incelemeden anlaşıldığı kadarıyla bu odanın orijinal tabanı en azından 2.50 m. daha dipte olmalıdır. Kuzey duvarı 1.80 m. kalınlığında olup 12 ve 13 No.lu odaların güney duvarı ile ortaktır. Batı duvarı 2.50 m. kalınlıktadır ve kuzeyde 12 No.lu odanın güney duvarına, güneyde ise 15 No.lu odanın kuzey duvarına dik olarak bağlanmaktadır. Odanın kuzeybatı köşesinde duvara yapışık blok taşlardan yapılan ayak 2.50x3.70 m. ölçüsünde; güneybatı köşesinde duvara yapışık blok taşlardan yapılan ayak 227x360 m. ölçülerindedir. Kuzeybatı ayak duvar kotundan -1.48 m. altta tespit edilmiştir. Bu kısımda ayakları oluşturan bloklar sökülmüş fakat blokların arkasındaki harçlı duvardaki izleri görülmektedir. Oda içinde yapılan çalışmalarda bu ayağın üzerinde kırılmış blok parçaları in situ olarak bulunmuştur. Oda içindeki toprak seviyesi kuzeyden itibaren odanın ortasına kadar -1.38 kotunda açılmıştır. Odanın diğer kısmı ödeneğin bitmesi sebebiyle 1.70 m. kotunda toprak dolgulu olarak bırakılmıştır. Güneybatı ayak bu kazılmamış kısım içinde diğer ayaktan 1.48 m. yüksektedir. Bu ayağın bloklarının birleşim noktalarındaki derzler binanın dış duvar işçiliğinde olduğu gibi pahlı ve özenli olarak yapılmıştır. Bu da söz konusu odanın üst kattaki diğer odalardan daha iyi korunduğunu düşündürmektedir. Bu oda kazısı tam olarak bitmemiş olmakla birlikte kazılmamış kısmın altında doğu taraftaki duvarın her iki köşesinde de tavanı taşıyan ayakların çıkacağı muhakkaktır. 17 No.lu odanın batı duvarı ile öndeki 1-2-3 No.lu mekânların doğu duvarı arasındaki kısımda kalan 8-9-10 No.lu odalardan 8 ve 10 No.lu olanların tonozlarının batı uçlarındaki çökmeler bu kısımdaki temizlik çalışmaları sırasında ortaya çıkmıştır. 9 No.lu odaya girilmemiştir. Bu kısımdaki odalar şöyledir; 8 No.lu oda: Odaya 9 No.lu odadan ilk girildiği anda batı taraf tonoz ve üst kattan inen malzemeyle tamamen, dolu olmasına rağmen doğu tarafta 1.15 m. yüksekliğinde bir açıklık bulunmakta idi. Doğu-batı doğrultusunda 5.50x6.75 m. ölçülerinde olan odanın batı ön duvarı üzerindeki tonoz örgüsü, batı ön duvardan itibaren 2.40 m.ye kadar yarım daire biçiminde odanın içine çökmüştür. Çökme sadece odanın ön kısmında olup odanın geri kalan kısmı sağlamdır. Odanın güney duvarında 1.20 m. genişliğindeki tonozlu bir kapı ile ortadaki 9 No.lu odaya geçilmektedir. Bu yılki çalışmalar sırasında -2.10 m. seviyesine inilmiştir. Odanın güneydoğu duvar kenarında 20x20 cm. ölçülerinde 0.60 m. uzunluğunda hava bacası olabileceğini düşündüğümüz bir baca tespit edildi. Tonozun batı ön kısmında 1.10 m.lik kısımda bir ekleme yapıldığı kuzey ve güney duvarda net olarak gözükmektedir. 146

9 No.lu oda: 17 No.lu odanın batı duvarı ile 2 No.lu odanın doğu duvarı arasında bulunan oda sağlam durumdadır. Odanın tavanında kalıp tahtalarının harçlı beton üzerinde kalan izleri dahi seçilebilmektedir. Tonozunda herhangi bir çökme yoktur. Oda 5x6.80 m. ölçülerindedir. Bu odaya giriş sadece 2 No.lu odanın doğu duvarındaki 80x80 cm. ölçülerinde ve 4.20 m. uzunluğunda bir tünelle girilmektedir. Bu odanın her iki yandaki uzun duvarlarından yanlardaki 8 ve 10 No.lu odalara üzeri tonozlu 1.20 m. genişliğinde iki kapı ile girilmektedir. Odanın batı duvarı 4.20 m., kuzey ve güney duvarları 2.20 m., doğu duvarı ise 2.50 m. kalınlıktadır. 10 No.lu oda: Odaya 9 No.lu odadan ilk girildiği anda batı taraf tonoz ve üst kattan inen malzemeyle tamamen dolu olmasına rağmen doğu tarafta 1 m. yüksekliğinde bir açıklık bulunmakta, ayrıca bu odanın güneyindeki 5 No.lu odanın kuzey-batı köşesinden odaya doğru defineciler tarafından duvarın delinerek açıldığı görülmüştür. Doğu-batı doğrultusunda 4.90x6.80 m. ölçülerinde olan odanın batı ön duvarı üzerindeki tonoz örgüsü, batı ön duvardan itibaren 1.80 m. ye kadar düzgün biçimde odanın içine çökmüştür. Çökme sadece odanın ön kısmında olup güneydoğu köşeden 5 No.lu odaya delinen tünel hariç, geri kalan kısmı sağlamdır. Odanın kuzey duvarında 1.20 m. genişliğindeki tonozlu bir kapı ile ortadaki 9 No.lu odaya geçilmektedir. Kapının tam karşısındaki duvarda 0.40x0.20 m. ölçülerinde ve 0.20 m. derinliğinde yarım konik bir niş yer almaktadır. Tonozun batı ön kısmında 1.20 m.lik kısımda bir ekleme yapılarak bu kısmın tonozu genişletilmiştir. Bu yılki çalışmalar sırasında -1.80 seviyesine inilmiştir. Odanın kazısı tamamlanamamıştır. Sonuç: 2003 yılı çalışmalarında önceki yıllardaki kurtarma kazıları neticesinde üç yönü ve iç mekânları açılan yapının zemin kat tonozları üzerindeki yer yer 3.5 m. kalınlığa ulaşan tabakasız, dolgu ve yıkıntılar yapının 3/2 kısmında temizlenmiştir. Yaklaşık 3500 m2 alan kaplayan binanın 2400 m2.lik kısmı üzerindeki tonlarca ağırlığın kaldırılması, tonoz ayakları üzerine binen yükün hafifletilmesini sağlamıştır (Resim: 11, 12). Bu çalışmalar neticesinde zemin kat duvarlarında 2.50 m. ile 5 m. arasında değişen duvar kalınlığının sebebi anlaşılmış ve binanın 2 katlı olduğu ve doğu-batı doğrultusundaki odaların simetrik olarak yerleştirildiği kesinleşmiştir. Üst kat plânı batı zemin kattaki 1-2-3, güney kanattaki 4-5 ve kuzey kanattaki 6-7 No.lu mekânların yan duvarlarının üst katta içe çekilmesi ile aynı biçimde yükseldiği 1. kattaki 11-12-13-14-1516 No.lu odalarda açıkça ortaya çıkmıştır. Binanın merkezinde bulunan 17 No.lu odanın tavanını taşıyan 2.50x3.70 m. ölçülerindeki iki ayaktan da odanın doğu yanında da iki ayağın olabileceği ve bu kısmın binanın merkezini oluşturduğu belirlenmiştir. Binanın doğusunda her iki yandaki apsisli kısmında simetrik olduğu bellidir. Bu kısımdaki ve orta mekândaki 3.5 m.ye varan toprağın kaldırılması ile binanın işlevinin ortaya çıkabileceği kanaatini taşımaktayız. Yapının 1. kat duvarlarının büyük kısmı sökülerek kaldırılmıştır. Duvar üzerlerindeki izlerden anlaşıldığı kadarıyla duvarların sökümü bilinçli olarak yapılmıştır. Sökümler nedeniyle mekânlara giriş kısımları hakkında hiçbir bilgi elde edilememiştir. Bu sökümler sırasında 8-10 No.lu odaların batı tonoz uçlarındaki göçüklerde genişletilmiştir. Yapının 8-9-10 No.lu odalarından itibaren batı tarafı bilinçli olarak doldurulmuştur. Bu doldurma işlemi sırasında 2 ve 6 No.lu mekânların tavanlarına havalandırma delikleri açılarak bu deliklerin üzerine kuru örgü bacalar, dolgu toprakla birlikte yükseltilmiştir. Dolgu yapılan küllü ve yanık toprağın içinde kesik kemik parçaları ve kemik saç iğneleri ile unguentariumlara ait parçalar ele geçirilmiştir. Çalışmamızın bitiminde, 1. kat odalarına ait ortaya çıkan duvar ve tonoz uçlarının sağlamlaştırılması yapılmış, ince kum ve kireç karışımlı harç ile, kaba moloz dolgulu alanlarda çürük derzler temizlenerek doldurulmuştur (Resim: 13, 14). Antalya Rölöve Müdürlüğü uzmanları tarafından onarım ve koruma önlemleri belirlemeye yönelik belgeleme çalışmaları için gerekli koordinasyon sağlanmış bulunmaktadır.

147

Çizim

Resim: 1

148

Resim: 2

Resim: 3

Resim: 4

149

Resim: 5

Resim: 6

Resim: 7

150

Resim: 8

Resim: 9

Resim: 10

151

Resim: 11

Resim: 12

Resim: 13

Resim: 14

152

AKSU ZİNDAN MAĞARASI KUTSAL ALANI

Jale DEDEO⁄LU*

Zindan Mağarası Kutsal Alanı Isparta İli, Aksu İlçesi’nin 2 km. doğusunda bulunan Zindan Mağarası1 önünde, Köprüçay’ın bir kolu olan yerel adıyla Zindan Deresi’nin kenarında bulunmaktadır (Harita). Kutsal alan derenin de içinden aktığı derin bir kanyon içerisindedir. Mağara çevresinde bölgede farklı özellikte ve boyutlarda birçok mağara bulunmaktadır. Ancak bu mağaralar içinde sadece Deliktaş Mağarası2 civarında yüzey araştırmaları sonucunda Bizans Dönemi küçük bir kilise yapısına ait kalıntılar bulunmaktadır. Zindan Mağarası önündeki arkeolojik kazılara Isparta İl Özel İdare Müdürlüğü’nün maddî destekleri ile 2002 yılında başlanmıştır. Bir buçuk ay süren çalışmalar, mağara önünde birikmiş taş ve toprak temizliği şeklinde olmuştur. 2003 yılında ise Isparta Valiliği ve İl Kültür ve Turizm Müdürlüğü’nün destekleri İl Özel İdare Müdürlüğü, Kültür ve Turizm Bakanlığı’nın maddî destekleri ile yapılan kazı çalışmaları yedi ay sürmüştür. Isparta Müze Müdürü Jale Dedeoğlu’nun başkanlığında Isparta Müzesi uzmanları Arkeolog Behçet Süzen, Araştırmacı Mustafa Akaslan, Arkeolog Nezahat İşçi, Arkeolog İlhan Güceren, Uzman Nejat Gülşen, Uzman Doğan Demirci ve D.T.C.F. Arkeoloji bölümü doktara öğrecisi Şahin Gümüş tarafından kazı çalışmaları yürütülmüştür. Süleyman Demirel Üniversitesi Jeoloji Bölümü Öğretim Görevlisi Dr. Ayşe Bozcu ile mağaranın jeolojisi; Akdeniz Üniversitesi Öğretim Görevlisi Dr. İlksen Koçak ile mağaranın jeomorfolojisi; gene Akdeniz Üniversitesinde Öğretim Üyesi Prof. Dr. Sencer Şahin ve Dr. Burak Takmer, Araş. Gör. Nuray Gökalp ile epigrafik buluntular; 100. Yıl Üniversitesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Erksin Güleç ve Yrd. Doç. Dr. İsmail Özer Fiziki Antropoloji; Dr. Mehmet Sağır ile antropolojik buluntular; Anadolu Üniversitesi’nden Öğretim Görevlisi Oğuz Alp ile Bizans buluntuları üzerine çalışmalar yapılmıştır. Çalışmalarımız sırasında Bizans sanatı konusunda Anadolu Üniversitesi, Öğretim Üyesi Prof. Dr. Ebru Parman bilimsel destekleri ile bizi onurlandırmıştır. Ankara Üniversitesi öğretim üyesi ve görevlilerinden oluşan bilimsel ekiple jeolojik, jeomorfolojik, antropolojik araştırmalar ile seramik, mimarî ve epigrafik çalışmalar yapılmıştır. 2003 yılı çalışmaları iki farklı alanda gerçekleştirilmiştir: Mağara önü ve karşısındaki tepede. Bölgedeki araştırmalar tüm Anadolu’da olduğu gibi 19. yüzyılda başlamıştır. Bölgeyi gezen araştırmacılar daha çok Eğirdir Gölü ve çevresi dışında, Adada çevresindeki kalıntılarla ve St. Paul’un geçtiği yol güzergâhı ile ilgilenmişlerdir3. Pisidya bölgesi sınırları içinde kalan kutsal alan, coğrafî özellikler açısından oldukça sarp bir bölgede yer
* 1 2 3 Jale DEDEOĞLU, Müze Müdürü, Isparta/TÜRKİYE Zindan Mağarası için bkz. E. Şengül-A. Şavklıyıldız-M. Bozdoğan, Aksu, 1996, 11vd.; A. Çevikbaş, "Isparta’nın Doğal Mağara ve Kanyonları’nın Turizm Açısından Önemi" Isparta’n›n Dünü Bugünü Yar›n› Sempozyumu, II, 1998, III 111 vd.; M. Başar, ‹sparta Zindan Ma¤aras› Etüdü, 1968, 1 vd. E. Şengül-A. Şavklıyıldız-M. Bozdoğan, a.g.e. 25. Erken dönem araştırmacılar için bkz.; S. S. Yiğitbaşı, E¤irdir Felakabat Tarihi, 1972, 120-125.

153

almaktadır. Eurymedon Kutsal Alanı çevresindeki en önemli yerleşim, kesin lokalizasyonu yapılamayan Timriada4 kentidir. Kuzey Pisidya bölgesi içerisinde yine kesin lokalizasyonu yapılamayan Tynada ve Beyşehir Gölü yakınlarındaki Tityassos kentleri bulunmaktadır. Timriada kentinin adına antik kaynaklardan Strabon, Hierocles ve kilise kayıtlarında rastlanmaktadır5. Ancak bu aktarımlar içinde Zindan Deresi kenarındaki kutsal alana ait bilgiler bulunmamaktadır. Timriada kentinin bulunduğu yer konusunda araştırma yapan J. S. Sterret, Köprüçay’ın kaynakları yakınında Yılanlı Ovası’nda eski bir yerleşme bulmuş ve kent sikkelerine de dayanarak burada olabileceğini belirtmiştir6. Akpınar Dağı’nın güney yamacında, Akçaşar Köyü üzerindeki Asar Tepe’de çok az yapı kalıntıları görülebilmektedir. W. M. Ramsay, değişik bir öneri getirmeden Sterret’in yaptığı lokalizasyonu kabul etmiştir7. W. M. Ramsay Apollonia’da (Uluborlu) bulduğu bir yazıtta her iki kent arasındaki sınır çatışmasından bahsedildiğini belirtir ve bu yazıta ithafen Timriada kentini lokalize etmeye çalışır. Ancak her iki kent arasındaki bölge incelendiğinde, arada kalan antik kentler ve Antiokheia’nın territoryumu dikkate alındığında, bu yazıtın kentin tanımlanmasında kesin çözüm getirmeyeceği söylenebilir8. Timriada kentinin konumu kutsal alan açısından önemlidir. Çünkü kutsal alanın kimliği daha sonra bahsedileceği üzere sadece kente ait bir kült alanı değil, bölgesel özellikler taşıyan bir yerdir. Timriada kentinin konumu kadar önemli olan diğer bir nokta da Zindan Deresi üzerine yapılmış Roma Dönemi köprüsüdür9. Köprünün genişliği 6.00 m., her iki ayak arası 7.00 m. uzunluğundadır. Köprünün genişliği ve bölgedeki antik yollar incelendiğinde, bu kesimin de bu yol bağlantıları içinde olduğu görülmektedir. Benzer şekilde Perge’den Antiokheia’ya uzanan antik yolda Köprüçay’ın üzerinde farklı boyutlarda iki köprü daha bulunmaktadır10. Kutsal alan önünde yapılan büyük köprü çevredeki iki antik kentle beraber değerlendirildiğinde, Beyşehir Gölü’ne kadar Yenişarbademli üzerinden uzanan bir yolu desteklediği düşünülebilir. Bu alanda yapılacak yüzey araştırmaları konuya daha net bir açıklık getirecektir. Kutsal alanının bahsedilen bölgesel özelliği, antik yol üzerinde olması ile kült alanına farklı boyutlar kazandırmaktadır. Ayrıca mağara önünde yapılan kazılarda da yoğun miktarda ok ucu ve alanda yer yer yoğun yanık tabakaların bulunması, bu alanda sık sık çatışmaların olduğunu göstermektedir. Kanımızca bu çatışmalar kutsal alanın korunması yanında önemli bir geçiş noktasının elde tutulmasına yönelik olmalıdır. Günümüzde de bazı göçerlerin bu alanda konakladığı görülmektedir. Mağaranın ön kesimindeki çalışmalar özellikle teraslar üzerinde yapılmıştır. Mağara önündeki teraslardan alttaki iki teras geç dönemlerde oluşturulmuş yapay teraslardır. Mağaranın girişindeki ilk terasın konumu ve terası sınırlayan duvarlar dikkate alındığında özgün konumda olduğu söylenebilir (Çizim: 1, 2)11. Alanda 2002 yılı çalışmaları kapsamında mağara önünde ve giriş kısmında toprak ile taş temizliği yapılmıştır. Özellikle mağara girişinde iç kısımda yapılan çalışmalar sonucu mozaik bir taban ortaya çıkarılmıştır. Mağara girişinde siyah, beyaz çok az da
4 5 6 7 8 9 10 11 B. Levick, Roman Colonies in Southern Asia Minor, 1967, 9 vd.; M. Koç, Tüm Yönleriyle Isparta, 90.; M. Özsait, ‹lkça¤ Tarihinde Pisidya Bafllang›çtan Büyük ‹skender Devrinin Sonuna Kadar, 1980, 10 vd. Strabon, Geographika, ed. H. L. Jones,1949, XXII, 570; Hierocles, 673, 9; Kilise kayıtları için Bkz. M. Özsait, a.g.e., 121. J. R. S. Sterrett, The Wolfe Expedition to Asia Minor, Papers of the American School of Classical Studies at Athens, III 1888, 278-9. W. M. Ramsay, Anadolu’nun Tarihi Co¤rafyas›, 1961, 454 (Çev. M. Pektaş); aynı, JRS XVI 1926, 102 vd.; aynı, Klio, XXIII, 1930, 246. Bu konuda B. Levick her iki kent arasında bir sınır olmayacağını aktarmaktadır. B. Levick, a.g.e., 45 dn. 1. D. Kaya, " The Sanctuary of the God Eurymedon at Tymbriada in Pisidia," AS XXXV 1985, 47 fig.12,13. Bölgedeki antik yollar için bkz. Küçük Asya’daki Roma Yollar› ve Mil Tafllar›, Fasikül II, Mil Taşı Ara Kataloğu II. Bölüm, 1988 hrt.5; G. Ercenk, "Perge-Antiocheia Eski Yolu" I. Uluslararas› Pisidia Antiocheia Sempozyumu, Bildiriler Kitabı 27 vd., dn.7-9., fig.1. D. Kaya, a.g.e., 42.

154

kırmızı taş tesseradan yapılmış; bezek olarak Eurymedon başı ile iki yanında yunus motifi, altta ve üstte kanatlı uçan erkek figürleri olan mozaiğin bir kısmı tahrip edilmiştir. Mozaikte dikkati çeken bir nokta, Eurymedon başının bir panel içinde yer alması ve çevresinin farklı motiflerle süslenmiş olmasıdır. Mozaiğin tahrip edilen kesiminde de paneller olmalıydı ve bunların içinde aşağıda belirtilecek olan tanrı figürleri yer almalıydı (Resim: 1)12. Çalışmalar birinci teras üzerinden başlatılmıştır. Birinci teras üzerindeki kazı çalışmaları sonucunda terasın batı ucundan başlayan ve mağara ağzına doğru yönelen taş döşeli bir rampa ortaya çıkartılmıştır. Rampada kullanılan taşların doğal üst yüzeyleri düzgün formludur ve aralarında devşirme malzeme bulunmamaktadır. Taş döşeli rampa, mağara girişine doğru 4.00 m. ilerlemekte sonraki bölümde kesilmektedir. Bu alanda bulunan ana kayanın üst yüzeyi rampanın seviyesinde düzeltilmiştir (Resim: 2). Terasın kayalıkla birleşen batı ucunda ise mimarî bir düzenleme tespit edilememiştir. Terasın orta bölümünde ise tamamen farklı bir düzenleme yapılmıştır. Taş döşeli rampadan farklı olarak pembemsi renkteki kayaçtan 2.00 m. uzunluğunda ikinci bir döşeme bulunmuştur. Bu kesim ana kaya ile birleştirilmiştir. Ana kayanın yüzeyi düzeltilmiş üzerine mil yuvası benzeri bir oygu yapılmıştır. Bu düzenleme de mağara girişine doğru kesilmektedir. Her iki döşeme karşılaştırıldığında farklı dönemleri göstermektedir. Batı kesimdeki ilk rampa Geç Roma Dönemi ve sonrası yapılmış olabilir; orta kesimdeki düzenleme ana kayanın kullanımı ile orijinal kullanımı olmalıdır. İkinci terasta yapılan kazılar sonucu terasın orta bölümü boyunca doğu-batı doğrultusunca uzanan bir duvar yapısı ortaya çıkartılmıştır. Duvar yapısının tam olarak işlevi tespit edilememiştir. Duvar batı köşeden itibaren 11.00 m. izlenebilmektedir, bu kesimden sonra tahrip edilmiştir. Duvarın, teras yürüme seviyesinden itibaren 1.50 m. yüksekliğindeki kesimi korunmuştur. İkinci terasın ortasındaki bölümde devşirme olarak kullanılmış ancak, geç dönem kullanımı nedeniyle in situ olan eşik taşı bulunmuştur. Eşik taşının kuzeyindeki duvar, temel duvarına yaslanmaktadır.Temel duvarı yapının kuzey duvarını oluşturmaktadır. İkinci terasın doğu ucunda bulunan ve devşirme malzeme ile yapılmış olan apsisle aynı aksta olan eşik taşı; eşik taşının önünde yer alan taban sıvası, alanda yoğun miktarda görülen çatı kiremit kırıkları dikkate alındığında, bu kesimin bir şapel olarak kullanıldığı anlaşılmaktadır. Apsis tamamen devşirme bloklardan oluşmakta ve ortasında iki büyük antik blok, bir sunak işlevini görmektedir (Resim: 3). Bu anlamda mağara önünde plânı net olarak yorumlanabilen yapı, şapel olduğu düşünülen mekândır. İkinci terasın doğu yöndeki devamında, apsis sonrası yapılan çalışmalar ise ana kayanın bulunduğu kesimde gerçekleşmiştir. Bu alanda kayalık yüzeyin yer yer dikey ve yatay düzlemlerde düzleştirildiği görülmüştür. Dikey yapılan düzeltmeler dışında nişler de yapılmıştır. Nişlerin tekinde dübel yuvası bulunmaktadır. Kayalık alandaki bu izlerin bir kısmı taş yuvaları ve mimarî düzenleme içinde olmalıdır. Nişlerin bir bölümü de kültle ilişkili olmalıdır. Benzer şekilde mağaranın batı yönündeki kayalıkta iki niş görülebilmektedir. Mağara önündeki mekânları doğu yönde sınırlayan ve apsisin arkasında bulunan 0.25 m.-01.50 m. yüksekliğinde korunmuş duvar ortaya çıkartılmıştır. Duvar taşları dörtgen şekilde düzgün kesilmiştir ve dış yüzeyleri kaba murçla düzeltilmiştir. Duvar, günümüz yürüme seviyesinden mağara girişindeki kayalığa kadar yükselmektedir. Aynı duvarın 1.00 m. doğusunda ikinci bir duvar yapısı tespit edilmiştir. Dış yüzeyler kaba murçla düzeltilmiştir. Duvar 0.50-2.00 m. arasında değişen yükseklikte korunmuştur. Duvarın üst yüzeyindeki üç sıra, geç dönemde tamir edilmiş ve kullanımı devam etmiş olmalıdır. Bu son duvar mağara önündeki yapılaşmada sonlanmaktadır. Duvarın doğusunda yapılan çalışmada mimarî bir düzenleme tespit edilememiştir. Yapılan ilk duvar, kutsal alanı sınırlayan bir temenos duvarı olarak değerlendirilmiştir. Ancak hemen arkasına yapılan aynı karakterdeki duvarın amacı tespit edilememiştir.
12 2002 yılı çalışmaları ve buluntuları için Isparta Müzesi kazı raporları.

155

Mağara önünde, batı kesimde yapılan çalışmalarda her iki duvardan bağımsız olarak terası sonlandıran bosajlı bir duvar yapısı ortaya çıkartılmıştır. Bosajlı duvar pseudo isodomik rektogonal tekniğinde örülmüştür ve 4.50 m. uzunluğunda, 1.10 m. yüksekliğinde korunmuştur (Resim: 4).Yapısı ve konumu nedeniyle bir platform özelliği göstermektedir. Duvarın ön kesiminde düzgün plâka taşlardan bir döşeme yapılmıştır. Ön kesimde bu taşların bir kısmı, işlenmiş devşirme malzeme görünümündedir. Bosajlı duvar güneydoğu kesimde köşe yaparak mağara girişine doğru yönelmektedir. Duvar sırası apsis içinden izlenebilmektedir. Apsis içinden izlenen sıranın yüksekliği dikkate alındığında, ön cephede platformun 3.50 m.ye yaklaşan orijinal yüksekliği olmalıdır. Duvarın ön yüzünde bulunan yazıtta, bu alanın heykeller için düzenlendiği belirtilmektedir. Yazıt ve duvarın yapım karakteri birlikte değerlendirildiğinde, Roma Dönemi, M.S. III. yüzyıl içerisinde yapılmış olmalıdır. Duvar üzerindeki yazıt daha sonraki bir dönemde de yazılmış olabilir. Bosajlı duvarın batı yönünde yapılan kazılarda bosajlı duvarın devam etmediği, son sıradan sonra büyük boyutlu, işlenmemiş taşların kullanıldığı farklı bir duvar sırası ortaya çıkmıştır. Tüm çalışmalar sonucunda, mağara içinde girişten itibaren ilk 20 m.lik bölümde kullanım izleri görülmüştür. Mağara ön girişinin ve mağara içine geçiş sağlayan ikinci bir kesimin duvarla kapatıldığı, bu kesimde kalan izlerden anlaşılmaktadır. Yıkılmış olan bu duvarların yapım dönemi hakkında bilgi veremiyoruz13. Teraslarda tam olarak plânı belirlenebilen yapı şapeldir. Mağara önündeki alanda uzun yıllar yapılan kaçak kazılar ve geçmiş yıllarda oluşturulan teraslar nedeniyle kültür tabakalarının karıştığı, farklı derinliklerde ele geçirilen modern malzemeden anlaşılmaktadır. Bundan dolayı mağara önünde sağlıklı bir stratigrafi tespit edilememiştir14. Yapılan kazılar sonucunda kült alanının mimarî döşemine ışık tutabilecek bloklar ortaya çıkarılmıştır. Özellikle bulunan üç kapı lentosu, orijinal boyutlarında korunmuştur ve profillerinin ve boyutlarının farklı olması, alanda şimdilik üç girişli bir mekânın olduğuna işaret etmektedir15. Ele geçirilen girlandlı frizlerin farklı boyutları dışında arşitravların boyutlarının da değişik olması, kült alanında farklı yapılar olduğunu gösterebilir16. Mağara önünden çıkarılan mimarî bloklar içerisinde, kutsal alanda bulunan farklı anıtlara ait parçalar da tespit edilmiştir. Ayrıca alanda bulunan heykel kaideleri de kutsal alanın ön kesiminin zengin bir süslemeye sahip olduğunu göstermektedir. Tapınağa ait plâstik bezemeler bulunamamıştır. Ancak mağara içinde yapılan kısa süreli bir çalışmada, bronz bir heykele ait ayak parçası açığa çıkarılmıştır. Mağara önünde yapılan çalışmalarda dört farklı dönem tespit edilmiştir. En erken Helenistik Dönem seramik ve sikke buluntuları ile; Roma Dönemi, mimarî kalıntılar yanında sikke ve seramik örnekleriyle; Bizans Dönemi aynı özelliklerle; Selçuklu Dönemi ise sikkeler yardımı ile tanımlanmıştır17. Kazılarda ele geçirilen buluntu grupları içinde adak stelleri önemli bir yer tutmaktadır. Çünkü Zeus ve Kybele’ye ithaf edilen örnekler bulunmaktadır. Ele geçirilen buluntular içinde Eurymedon örneği yoktur. Bu yıl kutsal alanın niteliğini gösteren iki önemli yazıt bulunmuştur. Yazıtların ikisi de tabula ansata içerisine kazınmıştır18. I. yazıtta Memnon oğlu Bianor’un, tapınağı ve üzerindeki trikliniumu, Meter Theon Vegenion’a ve vatanına adadığı yazmaktadır. Yazıt M. S. I. yüzyıla tarihlenmektedir. II. yazıtta Bianor oğlu Memnon’un vakfettiği gelirlerden, Nearkhos oğlu Diadoros’un alanda yeni düzenlemeler yaptırdığı belirtilmektedir ve yazıt M.S. 169-180 tarihlidir (Resim: 5). Her iki yazıtın önemi, tapınağın Meter Theon’a adanmış olduğunun ve en az iki kez yapım gör13 14 15 16 17 18 Bu duvarlar yakın zamana kadar durmaktaymış. Mağara önündeki duvar için bkz. E. Şengül-A. Şavklıyıldız-M. Bozdoğan, Aksu 1996, 10. D. Kaya, Bu alandaki terasların orijinal olabileceğinden bahseder. Krş. a.g.e., 43, fig. 2. D. Kaya, " The Sanctuary of the God Eurymedon at Tymbriada in Pisidia", AS, XXXV 1985 fig. 3. D. Kaya, a.g.e., fig. 4-6. Buluntular 2003 yılı Isparta Müzesi kazı raporlarında ayrıntılı olarak ele alınmıştır. Yazıtlar Akdeniz Üniversitesi Eskiçağ Tarihi ve Edebiyatı Bölümü öğretim üyeleri tarafından yayına hazırlanmaktadır. Alanda 17 yeni yazıt bulunmuş ve çevirileri yapılmıştır.

156

düğünün anlaşılmasıdır. Meter Theon Vegenion adıyla ana tanrıçaya tapınılmış ve tapınağı yapılmıştır. Alandaki mimarî parçaların çeşitliliği de kutsal alanın değişik zamanlarda tamir ya da yenilendiğini göstermektedir. Bugüne kadar Tanrı Eurymedon’un kutsal alanı olarak bilinen kült merkezinin, yazıtlar sayesinde ana tanrıçaya adandığı kanıtlanmıştır. Daha önceki yıllarda bulunan Kybele tasvirli adak stelleri de bunu doğrulamaktadır. Ayrıca kent sikkelerinde her iki tanrı birlikte tasvir edilmiştir19. Alanda bulunan kültsel nişler de20 arkeolojik açıdan kültü desteklemektedir. Zindan Mağarası önündeki kutsal alanın elimizdeki arkeolojik verilerle en az üç tanrı için düzenlenmiş olduğunu söylemek yanlış olmayacaktır. Tanrı Zeus adına yapılmış adak stelleri ve mağara yakınındaki kayalıktaki yıldırım kabartması (Resim: 6); Kybele’yle ilgili yazıtlar, adak stelleri (Resim: 7, 8) ve sikke betimleri; Eurymedon heykeli (Resim: 9)21, mağara içindeki mozaik betimi, köprüde kilit taşı olarak kullanılan büst şeklindeki baş ve sikke betimleri üç tanrının varlığını gösterir. Yukarıda bahsedilen Timriada kenti ve territoryumunun değerlendirilmesinde kült alanının bölgesel bir özellik gösterdiğini düşünebiliriz. Bölgesel olmasında önemli bir etken de bizce alanın antik bir yol rotasında olmasıdır. Alanda ele geçirilen Sagalassos, Perge, Selge ve Antiokheia’ya ait şehir sikkeleri, kutsal alanın yoğun olarak ziyaret edildiğini göstermektedir. Farklı kentlerden ve bölgelerden gelen insanların kendi tanrılarına da bu alanda tapınımı gerçekleşmiş olabilir. Ancak elimizdeki bir başka veri de bu üç tanrı dışında, Demeter ve Hermes’in de bir stel üzerinde kabartmalarının yer almasıdır. Aslında bu alanda olması gereken önemli bir kült de Mithras22 olmalıdır. Gelecek dönemdeki çalışmalar bu soruna da ışık tutacaktır. Bölgedeki benzer bir örnek de Mallos antik kentinde bulunmaktadır. Kapılık Kaya olarak adlandırılan kesimdeki doğal mağaranın önü, kare plânlıdır ve daha basit yapılmıştır23. Bölge dışında, Erken Hristiyanlık Döneminde kutsal olarak kullanılan mağaralar bilinmektedir24. Ayrıca Pisidia bölgesinde yerel kültler ve farklı tapınak plânları da görülmektedir25. Tapınağın yapım tarihi konusunda şu anki veriler itibariyle kesin bir şey söylemek zordur. Ancak bulunan siyah glazürlü bir fincan parçası, kutsal alanın Erken Helenistik Dönemden itibaren varlığını göstermektedir (Resim: 10). Yazıtların içeriği de tapınım alanının M.S. I. yüzyıl ve M.S. 169-182 yıllarında yapılışı hakkında bilgi vermektedir. Erken dönemlerde alan, açık hava tapınağı şeklinde kullanılmış olmalıdır. Bugünkü arkeolojik veriler tapınağın Roma Döneminde yoğun mimarî yapılaşma geçirdiğini göstermektedir. Kutsal alan uzun yıllar önemini korumuştur. Bunun önemli göstergesi de, karşı tepede yapılan çalışmalar sonucunda bir manastırın ortaya çıkarılması ve kültsel özelliğinin kimlik değiştirerek devam etmesidir. 2003 yılında kazı çalışmaları yapılan bir diğer alan, Zindan Mağarası’nın önündeki kült alanına ait kalıntıların karşısındaki tepenin yamacında, yaklaşık 50 m. güneydoğusunda yer alır. Burada yapılan çalışmalarda Erken Hıristiyanlık Dönemi ve sonrasına tarihlendirilebilecek bir manastır yerleşimi ve buna bağlı bir kiliseye ait mimarî kalıntılar açığa çıkartılmıştır. Çalışmaların ağırlıklı bölümünü kilise kazıları oluşturmuştur. Doğu-batı doğrultusunda yerleştirilmiş bazilikal plânlı kilisenin batısında, sınırları kısmen tespit edilebilen bir atrium (avlu) yer alır. Girişi, batıdaki atriuma açılan bir kapı ile sağlanan kilisenin nartheksi dikdörtgen plânlıdır. Nartheks tabanının 50x50 cm. ölçüle19 20 21 22 23 24 25 H.von Aulock, Münzen und Stadte Pisidiens, II Istmitt 1979, 47-48; M. A. F. George, Catalogue of the Grek Coins of Lycia, Pamphylia and Pisidia, 1964 cxviii Lev. 7-8. F. Işık, Do¤a Ana Kubaba, Tanr›çalar›n Ege’de Buluflmas›, 1999, 1 vd.; Ayrıca Roma Dönemi ana tanrıça kültü için bkz. R. Turcan, The Cults of the Roman Empire, 1996, 28 vd. D. Kaya, a.g.e., 49 Plate, a-b-c. R. Turcan, The Cults of the Roman Empire, 1996, 195 vd. D. Kaya, Mallos Antik Kenti Temizlik Çalışmaları, VII MKKS, 1997, 307. E. Atalay, Ephesos Yöresindeki Antik Mağaralar, AST, I., 105 vd. M. Büyükkolancı, Pisidya Bölgesi Tap›nak Mimarisi, (Basılmamış Doktora Tezi 1996) 20 vd.; M. Özsait, Hellenistik ve Roma Döneminde Pisidya Tarihi, 1980, 141 vd.

157

rinde ve 3 cm. kalınlığında tuğlalarla kaplandığı anlaşılmıştır. Nartheksten naosa giriş, giriş kapısıyla aynı eksende yer alan bir kapıyla sağlanır. Naos, aralarında spolien malzemelerin de kullanıldığı örme payelerle üç nefe ayrılmıştır. Orta nef 4,75 m., yan nefler 1,5 m. genişliğindedir. Orta nefle yan nefleri birbirinden ayıran destek sisteminin araları daha sonradan doldurulmuş ve ana nefin yaklaşık olarak ortasına bir apsis eklenmiştir. Dıştan ana kayaya oturan apsis içten ve dıştan üç yapraklı yonca (trikonchos) plânlıdır. Apsisin iç kısmı daha sonradan yapıldığı anlaşılan basamak biçiminde yerleştirilmiş bir duvarla kaplanmıştır. Apsisin hemen önünde temel seviyesinde korunmuş kuzey-güney doğrultusundaki duvarın naosla bemayı ayıran bir templon kuruluşuna ait olduğu düşünülebilir. 1,5 m. genişliğindeki yan nefler daha sonradan yapıldığı anlaşılan yan duvarlarla kesintiye uğramıştır. Kuzey yan nefin apsisle birleştiği doğu ucu yıkıldığından nasıl sonlandığı anlaşılamamaktadır. Yapılan çalışmalara göre kilisenin kuzeydoğu köşesindeki temel kalıntıları ile güney duvar arasında kot farkı bulunmaktadır. Gerek kilise gerek manastırı oluşturan mekânların duvarlarında, çamur harçla bağlanan moloz, kaba yonu taş ve spolien malzeme bir arada kullanılmıştır. Eğri bir hat izleyen güney duvar dışında, kilise duvarları birbirine yaklaşık 90 derecelik açıyla bağlanmıştır. İlk yapı evresinde üç nefli bazilikal plânlı kilisenin, bugün için kesin tarihi belirlenemeyen bir zaman diliminde, olasılıkla bir yangınla, işlevini kaybettiği ve daha sonradan ana nefin yaklaşık olarak ortasına bir apsis eklenerek küçük bir şapele dönüştürüldüğü anlaşılmaktadır. Yan neflerdeki bölüntüler, apsis içindeki eklemeler ve tadilat ikinci yapı evresiyle ilişkilidir. Apsiste ele geçirilen 2’si yetişkin, 3’ü çocuğa ait toplam 5 mezar, kilisenin işlevini yitirdikten sonra bir mezar şapeli olarak kullanıldığına işaret etmektedir. Bunun yanı sıra güney yan nefin doğu ucunda ve kilisenin kuzey ve güney duvarlarının hemen yanında ele geçirilen mezarların ikinci yapı evresiyle ilişkili olduğu kabul edilebilir. Gerçekleştirilen kazılarda kilisenin liturjik işlevli mimarî elemanlarına rastlanamamıştır. Ana nefin apsisle birleştiği doğu ucunda ve güney nefin doğu ucunda yer alan mezarın naosa bakan yüzlerinde fresklere ait izler tespit edilmiştir. Mezarın naosa bakan güney duvarının alt kısmında ata benzer bir hayvan tasvirinin betimlendiği fresko, kısmen korunmuştur. Parçalar halinde ele geçirilen freskler kilisenin süsleme programı hakkında çok az bilgi verir. Ancak bunların ikinci yapı evresiyle ilişkili olduğu kabul edilebilir. Batıda ve güneyde atriumu sınırlayan duvarlar, güneydeki kilisenin güney duvarıyla aynı akstadır. Güney duvarın bir kısmı korunmuş batı duvarıyla birleştiği noktada duvar kalınlığı genişlemektedir. Atriumun güneyinde dikdörtgen bir mekâna ait duvarlar korunmuştur, ancak plânı kesin olarak anlaşılamamaktadır. Kuzey ve doğuda kazısı yapılmadığı için sınırları net olarak anlaşılamayan atriumun yaklaşık olarak ortasında 2 m. genişliğinde, taş döşeli bir bağlantı yolu ve batısında plânı bugün için anlaşılamayan mekânlara ait duvar kalıntıları tespit edilmiştir. Büyük olasılıkla atrium sınırları dışında yer alan batıdaki kalıntıların, atriumla bağlantısı anlaşılamamaktadır. Bu alanda tespit edilen biri dikdörtgen, diğeri kare plânlı iki mekânın içleri kalın bir sıva tabakası ile kaplanmıştır. Taban seviyesinde kare plânlı bir olukla birbirlerine bağlantılı bu mekânlar ile atriumun ortasında yer alan kalıntıların birbirleriyle ilişkili olabileceği kabul edilebilir. Gerek kilise gerek atriumun batısında tespit edilen mekânlar, bu alanın bir manastır ve onun kilisesi olduğunu işaret eder. Bu alanda yapılan çalışmalarda ele geçirilen küçük buluntular arasında; seramik, metal, cam, sikke ve gündelik kullanıma ait değişik form ve işlevde taşınabilir objeler sayılabilir. Söz konusu küçük buluntular ve bu buluntular arasında ayrı bir grup oluşturan taş eserlerin, çayın karşı kıyısında yer alan kült merkezinden taşınarak farklı amaçlar için tekrar kullanıldığı anlaşılmaktadır. Tarihlendirmede önemli yer tutan sikke buluntularının düşük kondüsyonu her iki yapı evresi için güvenilir bir delil sunmamaktadır. Cam buluntular içinde metal altlıklar ve zincirlerle birlikte bulunan kandiller ve bilezikler sayılabilir. 158

Zindan Kilisesi gerek plân özellikleri gerek konumu açısından Sagalassos, Kremna ve Psidia Antiokheia’sı gibi önemli Pisidia kentlerinde bugün için tanınan ve büyük çoğunluğu Erken Hıristiyanlık Dönemine tarihlendirilen bazilikal plânlı kiliselerden ayrılmaktadır. Söz konusu kentlerdeki bazilikaların tamamı, kent alanı içerisinde yer alan yerleşim içi kiliseleridir. Buna karşılık Zindan Kilisesi yerleşim alanı dışında yer alan bir manastır kilisesidir. Kilisenin üç yapraklı yonca biçimindeki apsisi yukarıda adı geçen bölge kiliselerinde karşımıza çıkmaz. Trikonchos plânlı apsisler, Anadolu genelinde Likya bölgesi Erken Hıristiyanlık Dönemi yapılarında görülür. Dikmen, Devekuyusu, Karabel ve Alacahisar gibi dağlık kuzey Likya manastır kiliselerinin ana apsisleri, Zindan Manastır Kilisesi’nde görüldüğü gibi üç yapraklı yonca plânına sahiptir. Buna dayanarak Zindan Manastır Kilisesi’nin, büyük olasılıkla 5.-6. yüzyılda inşa edilen bu manastır kiliseleriyle yaklaşık olarak çağdaş olduğu kabul edilebilir.

159

Harita

160

Çizim: 1

Çizim: 2

161

Resim: 1

Resim: 2

162

Resim: 3

Resim: 4

163

Resim: 5

Resim: 6

164

Resim: 7

Resim: 8

165

Resim: 9

Resim: 10

166

ANTALYA MÜZESİ TEŞHİR-TANZİM ÇALIŞMALARI

‹. Akan AT‹LA* Aynur TOSUN

Antalya Müzesi’nde, 1998 yılında, öncelikle Perge Tiyatrosu mermer buluntularına yer sağlamak, daha sonra da "Lâhitler Salonu"nun sıkışıklığını azaltmak için, müze salonlarının iyileştirilmesi gündeme geldi. Bu düşünce doğrultusunda "açık teşhir alanının" bir bölümü kapatılarak teşhir salonlarına dahil edildi. Ancak kazanılan iki salondaki orta kolonların çokluğu sergilenen eserlerin rahatça izlenmesine imkân vermedi. Bu nedenle açık teşhirin kapatılarak salon kazanılması yerine, yıkılarak ek bina yapılması Bakanlıkça uygun görüldü. Bu projelerin uygulanmaya başlaması ile birlikte müzedeki küçük eserlerin sergilenmekte olduğu vitrinlerin de iyileştirilmesi gündeme geldi. Müdürümüz Sayın Metin Pehlivaner’in başkanlığında yapılan toplantılarda yeni sergilemede izlenecek yöntem belirlenerek çalışma ve uygulama grubu seçildi. Müzemizde 1972 yılındaki ilk sergilemeden beri süregelen, salonlardaki kronolojik düzenleme bozukluğu (“Küçük Eserler” sergileme salonları, “Prehistorya-Protohistorya” salonlarından sonraki I. keramik salonunda İ.Ö. 8-6. yüzyıl seramiği, II. salonda İ.S. II. yüzyıl mermer tanrı ve tanrıça heykelleri, III. salonda ise Klâsik ve Roma Dönemi seramiğinin sergilendiği ve devamında Roma heykelleri şeklinde) başta rehberler olmak üzere ziyaretçiler tarafından sık sık tenkit edilmekteydi. Önce, 1999 yılında Klâsik Dönem öncesi eserlerin sergilendiği "Küçük Seramik Salonu" ile Klâsik, Hellenistik ve Roma seramiklerinin sergilendiği "Küçük Eserler Salonu" arasında yer alan, İ.S. II. yüzyıla ait Roma Dönemi tanrı ve tanrıça heykellerinin bulunduğu salon boşaltılarak, küçük seramik salonu ile birleştirildi. Eski gömme ve orta vitrinler tamamen kaldırıldı. Böylece geniş bir sergileme ve gezinim alanı kazanıldı ve Rölöve Müdürlüğü mimarları ile birlikte proje çalışmalarına başlandı. Bu çalışmaların en iyi şekilde yapılabilmesi için başından sonuna kadar, müdürümüz Sayın Metin Pehlivaner, her türlü desteği sağladı. LÂH‹TLER SALONU 2000 yılında açık teşhir alanları kapatılarak kazanılan yeni salona "Ölü Kültü Salonu"ndaki lâhitlerin taşınmasıyla düzenleme çalışmaları başlatıldı. Lâhit podyumları için özel kalker bloklar kestirildi ve üzerleri taraklandırıldı. Lâhitler, grup ve tip seçimi yapılarak taşındı ve podyumlarına yerleştirildi. "Ölü Kültü Salonu’nda (eski)" sergilenen diğer eserler ise depolara kaldırıldı. Her lâhit için iki dilde geçici bilgilendirme levhaları yapıldı. TANRILAR SALONU 2001 yılında "Ölü Kültü Salonu"ndan boşalan salona tanrı ve tanrıça heykelleri taşındı. Her heykelin boyutuna göre tespit edilen blok kaideler yaptırıldı. Aydınlatma
* İ. Akan ATİLA, Arkeolog, Müze Müdürlüğü, Antalya/TÜRKİYE Aynur TOSUN, Arkeolog-Müze Araştırmacısı, Müze Müdürlüğü, Antalya/TÜRKİYE

167

sistemi yeniden ele alınarak eserler üç aşamalı fotoselli ışık düzeni ile aydınlatıldı. Her tanrı heykeli için iki dilde bilgilendirme metinleri çalışmaları tamamlandı. Böylece yeni vitrin düzenleme çalışmaları öncesinde "Lâhitler” ve “Tanrılar” salonlarında 16 adet tanrı ve tanrıça heykeli ile 11 adet lâhit sergilemesi yeniden düzenlendi. Bu salonların bilgilendirme çalışmalarının standardize edilerek yenileştirilmesine "eğitimci müzecilik" anlayışına göre devam edilmektedir. 2002-2003 YILI TEfiH‹R ÇALIfiMALARI Önce, Klâsik Dönem öncesi eserlerin sergilendiği "Küçük Seramik Salonu" ile Klâsik, Hellenistik ve Roma seramiklerinin sergilendiği "Küçük Eserler Salonunun arasında yer alan, İ.S. II. yüzyıla ait Roma Dönemi tanrı ve tanrıça heykellerinin bulunduğu salon boşaltılarak “Küçük Seramik Salonu” ile birleştirildi. Böylece, seramik salonları arasındaki kopukluğun giderilmesi, orta vitrinlerin kaldırılarak gezinim alanlarında sirkülasyonun rahatlatılması plânlandı. Ayrıca karşılıklı vitrinlerin bir bölümünün kaldırılarak ziyaretçilerin tek yön boyunca eser izleyebilmesine imkân verilmesi ve karşılıklı vitrinlerin birbirini yansıtmasıyla oluşan görüntü kirliliğinin ortadan kaldırılması düşünülerek proje başlatıldı (Resim: 1). Yenileştirilmesi düşünülen vitrin teşhir çalışmalarına başlanmadan önce, teşhir ve kullanım açısından en iyi vitrin sisteminin yapılabilmesi için, 1998 yılından 2002 yılına kadar resmî ve özel müzelerin yeni açılan bölümleri ile özel sergiler (toplam 14), Müdürümüz Sayın Metin Pehlivaner’in sağladığı imkân ve desteği ile bu çalışmaların çekirdeğini oluşturan ekip üyeleri, İ. Akan Atila, İlhan Ünlüsoy ve Aynur Tosun tarafından incelendi. Yeni açılan müze ve sergilerdeki incelenen yeni uygulamalar, sergileme metotları, kullanılan yöntemlerin iyi yanlarının yanı sıra aksaklıkları da not alındı. Mevcut duvara gömme ve büfe tipi vitrinlerimizin sorunları da göz önüne alınarak (içinde çalışma zorluğu, ziyaret günlerinde açıp-kapama zorluğu, yapım hatasından kaynaklanan cam temizliği zorluğu, podyumların zeminden yüksekliklerinin ayrı ayrı olması, ahşapların deforme olması nedeniyle göze hoş görünmeyen müdahaleler yapmak zorunda kalınması gibi) (Resim: 2, 3), Antalya Rölöve ve Anıtlar Müdürlüğü'nden Y. Mimar Sibel Unay ve Mimar Şebnem Alp ile yeni edindiğimiz bilgiler doğrultusunda müşterek çalışmalara başlandı. Ortalama 6 m. uzunluğunda, sergilenen eserlerin en iyi şekilde korunmasına ve teşhirine imkân veren, içerisinde rahatça düzenleme yapılabilecek, pratik çalışma ortamı sağlayan ve kolayca temizlenebilecek bir vitrin projesi geliştirildi (Çizim: 1). AYDINLATMA-YANSIMA Bilindiği gibi müzelerimizdeki vitrin aydınlatmalarının yalnızca üstten yapılması nedeniyle, sergilenen eserlerin alt kısımlarında gölgeler oluşmakta ve kabın gövdesinin alt kısmında yer alan detayların görülmesine engel olmaktadır. Bu tarz aydınlatma sisteminin eser teşhirine uygun olmadığı bilinmektedir. Çalışmalar sırasında eseri üstten olduğu kadar, aynı oranda alttan aydınlatmaya da çözüm arandı. Vitrinin alt ön kısmından içeri doğru eğimli, buzlu cam arkasından verilen ışıkla çözüm sağlandı (Resim: 4). Böylece vitrin içindeki eserlerin gösterilmek istenilen bölümünü aydınlatacak "nokta aydınlatma" ile vitrin içindeki eserlerin her noktasını aydınlatacak "homojen aydınlatma" elde edildi (Resim: 5). Vitrinin içindeki ışığın dışarıya yansımasını önlemek için vitrin camları, mimarların tasarıları doğrultusunda %10 eğimli olarak (6 m. uzunluğunda antireflekte cam bulunamadığından) yapıldı. Ancak bütün uyarılarımıza rağmen, rölöve ve müteahhit firma tarafından alınıp uygulanan siyah renkli, parlak yüzeyli granit zemin kaplamasında ışığın etkisi ile zemine yansıyan vitrin görüntüsü izleyiciyi rahatsız etmektedir. MALZEME-KAPLAMA Yüksek nemli bir iklime sahip Antalya’da, ahşap malzemenin kısa sürede deforme olması nedeniyle eski vitrinlerdeki sarkmalardan dolayı camların açılmaması, vitrin 168

tabanlarına destek konulması gibi aksaklıklar göz önüne alınarak vitrinlerin yapımında kullanılacak malzeme seçimi mimarlar tarafından yapıldı. Çelik konstrüksiyonlu vitrinlerin kaplamalarında suya dayanıklı, sıcaklıktan etkilenmeyen, yanmaz, aside, kimyasal maddelere ve basınca dayanıklı bir malzeme olan masif compact laminant kullanıldı. Eski vitrinlerin iç kaplamasında kullanılan kumaşların, zamanla solarak iz bırakması, vitrin içerisinde yeni teşhir değişikliğine imkân vermiyordu. Yeni uygulamada vitrinlerin içleri ve eser kaideleri su bazlı, mat akrilik boya ile boyandı. Böylece her zaman değişiklik yapabilme olanağı ve kumaşa göre daha ucuza fon değişikliği imkânı sağlandı. GÜVENL‹K Müzemizdeki eski vitrinlerde güvenlik, cam kırılmasına duyarlı alarm sisteminin yanı sıra, kilit ve mühür kullanılarak sağlanmaktaydı. Yeni vitrinlerde ise güvenlik, yine vitrin kapılarının, koridor girişlerinin mühürlenmesi, kilitlenmesi, vitrin camının kırılmasına karşı duyarlı alarm sisteminin kullanılmasının yanı sıra vitrin iç kısmı ve arkasındaki koridor ile gezinim alanlarında harekete duyarlı tarayıcılı merkezî sisteme bağlı alarm sistemi ile desteklenmektedir (Resim: 6). SERG‹LEME ÖN DÜZENLENMES‹ Vitrinlerde sergilenecek eserlerin depolardan ön seçimi ve gruplama çalışmasını, yukarıda adı geçen çekirdek ekip sürdürdü. Eser seçim çalışmalarının paralelinde, cam, kemik, seramik, taş eserlerin onarım ve temizliğini Heykeltıraş-Konservatör Ayşe İlhan; bronz, cam, fildişi, seramik, gümüş, kemik, altın, fresk, ikona gibi eserlerin temizliğini ve konservasyonunu da Arkeolog-Konservatör Azize Yener yaparak bu sergileme sırasında bize destek verdiler. Çalışma ekibince sergileme için seçilen (her eser için en az iki alternatif seçildi) ve tasnif edilen eser veya eser gruplarında, İstanbul Üniversitesi, Fen ve Edebiyat Fakültesi, Klâsik Arkeoloji Bölümü, öğretim eski görevlilerinden Dr. Nalan Fırat, seramik tipolojisinde ve kronolojisinde seçimimize yardım etti. Ayrıca, vitrin içi düzenleme çalışmaları sırasında, Akdeniz Üniversitesi Fen-Edebiyat Fakültesi, Arkeoloji Bölümü öğretim üyelerinden Doç. Dr. Burhan Varkıvanç; Akdeniz Üniversitesi, Güzel Sanatlar Fakültesi, öğretim görevlilerinden Grafiker Himmet Öcal ve Seramik Sanatçısı Tufan Dağıstanlı görüşleri ile bize destek sağladılar. Bunun yanı sıra birçok arkeolog-rehberin önerilerini de dikkate alarak çalışmalarımızı sürdürdük. Kütüphane çalışmalarımız sırasında, bize gerekli olan Almanca metinlerin çevirilerini, müzemiz arkeoloğu Mehmet Erdem yaptı. Diğer müze çalışanları da uzmanlık konularına göre bize yardımcı oldular. Bu çalışmalarımız sırasında, sergilemeyi bütünleyici nitelikteki iki dilde bilgilendirme metinleri üzerinde de çalışmalarımızı sürdürdük. Bu metinlerin redaktörlüğünü Hikmet Uğurlu ve Turkish Daily News Gazetesi yazarı Mikael Terrance Duggan yaptılar. Böylece, tüm Türkçe ve İngilizce metinlerde dil birliği sağlandı. Fotoğraf ve çizimlerle zenginleştirilen bilgilendirme panolarının tamamı arkeoloji bölümünün bilgisayarlarında, tarafımızca düzenlenerek hazırlandı ve basıldı. Panolar, salonlardaki ve vitrinlerdeki yerlerine belirli bir düzende yerleştirildi. Bu pano düzeni, bundan sonra güncelleştirilen salonlarda da devam ettirilecektir. SERAM‹K ESERLER SERG‹LEMES‹ Sergilenmek üzere seçilen eserlerin, önce vitrin içerisinde kaç adedinin sergilenebileceğini belirlemek amacıyla deneme yapıldı (Resim: 7). Belirlenen eserler, vitrindeki yerlerine çeşitli boyuttaki kaideler ile birlikte önce tek tek, sonra hepsi birlikte yerleştirilerek konumları ve kaideleri tespit edildi (Resim: 8). Alttan aydınlatmaya gereksinim duyulan bazı eserler için pleksiglas kaideler kullanıldı. Sonra, sergilenecek eserin gösterilmek istenen bölümünün en iyi şekilde izlenebilmesi için üzerlerinde detay çalış169

maları yapıldı. Eserlerin vitrin içindeki son konumları tespit edilerek kaidelerine sabitlendi (sıcak silikonla-sarsıntıya karşı). Bu aşamadan sonra "eğitimci müzecilik" anlayışı doğrultusunda özel ve genel bilgilendirme panolarının çalışmaları hızlandırılarak tamamlandı (Resim: 9). Vitrin içinde her eser için ayrı küçük bilgilendirme yazıları yerine (adı, tarihi, buluntu yeri), eserlerin genel arkeolojik dönemi ve kapsadığı tarihleri gösteren bir pano düzenlendi. Ayrıca vitrin içerisinde yer alan eserlerden seçilen az sayıdaki eserin adı, kullanım alanı, malzemesi hakkında bilgileri içeren ve hangi eserin tanımlandığını belirten kırmızı noktalı açıklama panoları konuldu. Aynı kırmızı nokta, tanımı yapılan eserin kaidesine yapıştırılarak eser belirtildi (Resim: 10). Böylece, vitrin içine ortalama 40-50 adet küçük bilgi metni koymak yerine, 4-5 adet açıklayıcı pano konularak, ziyaretçilerin çok zamanını almadan hafızalarında yer edecek ilginç bilgiler verilmesi sağlandı. Müzeyi gezmek için geniş zaman ayıranlara, detaylı bilgi içeren büyük duvar panoları yapıldı. Bu panoların bazıları çizim ve fotoğraflarla desteklendi. BÖLGE KAZILARI SERG‹LEMES‹ "Seramik Eserler Salonu”nun teşhir çalışmaları tamamlandıktan sonra, geçici olarak ziyarete açıldı. Uzun bir süre boyunca, ziyaretçilerden salonla ilgili olumlu ve olumsuz görüşlerini aldık. Artılarımızın, eksilerimizden çok olması bizim doğru bir uygulama yaptığımızı gösterdi. Böylece, yeni düzenlenecek "Bölge Kazıları Salonu"nun teşhir ön çalışmalarına İ. Akan Atila, İlhan Ünlüsoy ve Aynur Tosun’dan oluşan ekiple başladık. Bu salondaki sergileme amacımız da, "eğitimci müzecilik" anlayışı doğrultusunda devam etti. Kronolojik olarak düzenlenen seramik salonuna alternatif olarak, ziyaretçilere kronolojik düzenleme dışında, Antalya Müzesi’nin sorumluluk sınırları içinde yapılan tüm kazılarla ilgili bir salon yapmaktı. Bu salonda, bir kazı yerinin hangi dönemleri kapsadığı, sanatçıların hangi malzemeleri kullandığı ve o dönem insanının neler yaptığını iç içe gösteren, bir vitrin sergileme fikri geliştirildi. Öncelikle, 1999 yılında kazı başkanlarının her birine, bu yeni salonda yapılması düşünülen sergilemenin konusu hakkında bilgi verildi. Salonun düzenlenmesi ile ilgili önerileri ve biyografileri ile kazılarıyla ilgili bilgilendirme metinlerinde kullanılmasını istedikleri bilgileri göndermeleri, 2000 yılında resmî yazı ile kendilerine bildirildi. Zaman zaman da sözlü olarak görüşmeler sürdürüldü. Bize hâlâ cevap vermeyen kazı başkanları bulunmaktadır. Buna rağmen şu anda "Bölge Kazıları Salonu", bilgilendirme metinleri de dahil olmak üzere her şeyi ile tamamlanmıştır (Resim: 11). Bu salonda, şimdiye kadar aynı vitrinde kronolojik veya malzeme olarak birlikte sergilenemeyen buluntuların tümünü ziyaretçilere gösterme imkânı doğmuştur. Aynı vitrin içerisinde seramik, cam, bronz, gümüş, altın, kemik, fildişi, mermer, kireçtaşı, fayans gibi çok farklı malzemelerden oluşan ve Kalkolitik, Eski Tunç, Roma, Bizans Dönemi gibi aynı kazı yerinde bulunmuş değişik dönemlere ait iğne, ayna, masa, kap-kacak, fresk, yazıt, çakmaktaşı, adak eşyası v.b. eserler birlikte sergilendi (Resim: 12). “Seramik Eserler Salonu”nda yaptığımız eser seçimi ve yer denemesi, sabitlenmesi çalışmaları aynen bu salonda da uygulandı. Son düzenleme sırasında ekibimize katılan Arkeolog, A. Esra Akça ile birlikte bu çalışmalarımızı tamamladık. Böylece, bir kazı yerinin dönem ve malzeme olarak renkliliği ziyaretçiye pano bilgilerinin yanı sıra, görsel olarak da verilmiş oldu. Bilgilendirme panolarına ek olarak, müzemiz Md. Yrd. Sabri Aydal tarafından özel olarak hazırlanan, bölgede yapılan kazıların yerini ve ören yerlerini ayrıntılı bir biçimde gösteren bölge haritası, salonun girişine konmuştur. Özellikle harita lejantında kazısı devam eden ve kazısı biten yerler ile Antalya’dan ören yerlerine olan uzaklıklar belirtilmiştir. Ayrıca "Bölge Kazıları Salonu"nda, Antalya Müzesi’nin 1952 yılında yaptığı ilk kurtarma amaçlı kazıdan bugüne kadar kısa süreli ya da birkaç sezon boyunca yaptığı kurtarma kazılarını da sergileme imkânı bulduk. Kurtarma kazılarında bulunan (buluntu veren 26 kazı) eserlerin sergilendiği, içine bu kazılarla ilgili bilgilendirme panolarının konduğu iki vitrin düzenlendi. Vitrin sergilemeleri ile ilgili bilgilendirme panolarının yanı sıra diğer salonlarda sergilenen, kazıdan çıkan eserlerin onarım sürecini anlatan 170

(Resim: 13) veya bölgemizden yasa dışı yollarla yurt dışına kaçırılan eserlerin yerli-yabancı medyada çıkan haberlerini de içine alan bilgi panoları (Resim: 14) ziyaretçilere sunuldu. Bu çalışmalar sonunda şu anda, toplam 68.5 m. uzunluğunda vitrin cephesine sahip, 14 adet yeni sergileme vitrininde, 1409 adet eser sergilenmiş oldu. EK B‹NA Yıkılan açık teşhir binasının yerine yapılması plânlanan, bodrum taban alanı 1100 m2 lik, iki katlı ek bina henüz tamamlanamamıştır. Bu binanın giriş katında, çoğunlukla taş eserlerin (Patara Yol Kılavuz Anıtı, Limyra Heroonu gibi); üst katında ise vitrinler yapılarak küçük eserlerin (Aziz Nikolaus’un kemikleri, ikonalar, amphoralar, bronz, mermer, cam eserler) ve sikkelerin sergilenmesi plânlanmıştır. Bu vitrinlerde antireflekte cam ile fiber-optik (ısı vermeyen) aydınlatma sistemi kullanılmıştır. Salonda ve vitrin arka koridorlarında bilgisayar sistemine bağlı iklimlendirme sağlanmıştır. Burada da merkezî sisteme bağlı alan ve vitrin içi tarayıcısı ile cam kırılmasına duyarlı alarm sistemi kullanılacaktır. Bu binanın bodrum katı, "Küçük Eserler Deposu" ve "Taş Eserler Deposu" olmak üzere, iki ayrı depo alanı olarak düzenlenmiştir. 1100 m2 lik toplam alana sahip bu depolarda depreme dayanıklı, çelik konstrüksiyonlu, koruma kapaklı ve fırınlanmış gürgen tahta raflı sistem yapılmıştır. Küçük eserler deposunda küçük eserler, cam eserler ve ikonaların ölçülerine uygun masif kompakt laminant dolaplar ve çeşitli depolama sistemleri bulunan iç odalar bulunmaktadır. Bu odalardaki dolaplarda, eserler niteliklerine göre sınıflandırılarak depolanacaktır. Depolarda yangın alarmı, merkeze bağlı alan tarayıcı alarm sistemi ile bilgisayarlı iklimlendirme sağlanmıştır. “Taş Eserler Deposu”nda, tavana sabit altı yöne hareketli 2 ton kaldırma kapasiteli Krein vinç sistemi kurulmuştur. İki depo önündeki alanda ise bölüm çalışanları ile yerli ve yabancı araştırmacılar için iki ayrı çalışma odası yapılmıştır. Eski depolardan yeni depoya taşınma çalışmaları tamamlandığında, müzemiz depolarında üst üste ve sıkışık seramik eserler olmayacağı gibi, bahçede de açıkta taş eser kalmayacaktır. Müzemizin, ek bina inşaatının tamamlanarak toplam 2500 m2 lik sergi alanı ile 1100 m2 lik seramik ve taş eserler deposuna kavuşmasını umut ediyoruz.

171

Çizim

172

Resim: 1

Resim: 2

Resim: 3

173

Resim: 4

Resim: 5

Resim: 6

174

Resim: 7

Resim: 8

175

Resim: 9

Resim: 10

176

Resim: 11

Resim: 12

177

Resim: 13

Resim: 14

178

BELKIS/ZEUGMA 2003 YILI KAZI ÇALIŞMALARI

Mehmet ÖNAL*

Belkıs/Zeugma 2003 yılı çalışmaları, A. Kazı, B. Kıyı kurtarma kazısı ve kıyı koruma seti çalışmalarını kapsamaktadır. A. Kaz› Çal›flmalar› Gaziantep İli, Nizip İlçesi, Belkıs Köyü sınırları içinde yer alan, Belkıs/Zeugma antik kentinde Dionysos Evi’ni restore etmek amacıyla kazı çalışmaları, Turizm ve Kültür Bakanlığımız, Kültür Varlıkları ve Müzeler Genel Müdürlüğü’nün izinleri, Gaziantep Valiliği İl Özel İdaresi’nin maddî katkıları ve Zeugma Girişim Grubu’nun lojistik desteğiyle yapılmıştır. Gaziantep Müze Müdürü Hamza Güllüce başkanlığındaki kazı çalışmaları, Arkeolog Mehmet Önal’ın alan sorumluluğunda Arkeolog Ali Korkmaz ve Umut Alagöz’ün de katılımıyla yapılmıştır. Kazı çalışmaları, Gaziantep Müze Müdürlüğü tarafından 1992-1998 yıllarında kazısı kısmen yapılmış olan Dionysos (Ergeç) Evi’nden başlatılmıştır1. Kazının amacı, restore etmek için bu evin plânını tam olarak almaktır. Dionysos Evi’nin çevresinde dört açma açılarak genişleme ve derinleşme çalışmaları yapılmıştır. 1. Açma Dionysos Evi’nin kuzeybatısını oluşturur. Bu bölümdeki E1 ve E2 odaları geçen yıllarda kısmen açılmıştı. Bu çalışmada E1, E2, E5 (İmplivium) tamamen, E 6 mekânı ise kısmen açığa çıkarıldı (Plân: 1). 1. E1 Odas› Bu odanın doğu yarısı Gaziantep Müzesi’nin 1998 yılında yaptığı kazıda2 açılmıştı. Bu yıl ise anılan odanın batı yarısı kazıldı. Odada iki yerleşim katı tespit edildi. En üste görülen 0.50-1.00 m. kalınlığında sert toprak (ZD.03. 1) ve bunun altında 1.40 m. kalınlığındaki küllü toprak kontekslerinin (ZD. 03. 8) ikinci döneme ait olduğu belirlendi. Bu kontekslerde çatı kiremiti, keramik (7 kg.) cam parçaları ve demir çiviler ele geçirildi. Bu katın altında ise 1. döneme ait olan ve Roma buluntuları veren, 0.30 m. kalınlığında küllü kontekse (ZD.03.9) rastlandı. Zemin üstündeki bu küllü toprak içinde bol
* Mehmet ÖNAL, Arkeolog, Müze Müdürlüğü, İstasyon Cad. 27090 Gaziantep/TÜRKİYE Zeugma kazı çalışmasında yardımlarını esirgemeyen sayın Müze Müdürü Hamza Güllüce’ye, Gaziantep Valisi Sayın Lülfüllah Bilgin’e, Nizip Eski Kaymakamı Sayın Hasan Karakaş’a, müzemiz çalışanlarından Arkeolog Fatma Bulgan ve Ahmet Beyazlar’a, gönüllü arkeologlar Umut Alagöz, Ali Korkmaz, Sait Yılmaz, Gülşen Yağcı, İbrahim Çelik, Ömer Aslan, Özgül Kılıç, Müslüm Özbayındır, Antrapolog Coşkun Köysu’ya, Jandarma Üsteğmen Halil Başer’e, Belkıs Köyü’nde görevli Astsubay Kıdemli Üst Çavuş Turgay Abeş’e teşekkürlerimi sunarım. Ergeç, R. "Belkıs/Zeugma Mozaik Kurtarma Kazısı 1992", 10. Müze Kurtarma Kaz›lar› Semineri. 1999, s.321-338. Ergeç, R., “Belkıs/Zeugma 1997-1998 yılı Kurtarma Kazıları”, 21. Kaz› Sonuçlar› Toplant›s›, 2. Cilt, 1999, Plân 1.

1 2

179

miktarda çatı kiremiti parçaları, keramik (4 poşet), aslan başlı bronz aplik, bir adet bronz kap, cam parçaları ve demir objeler bulunmuştur. E1 odasının doğu duvarı 2.10 m. kadar yüksekliğe kadar ana kayanın düzleştirilmesiyle yapılmış olup üst kısımları ise kaba yontulu taşlarla ve çamur harcıyla örülmüştür. Benzer duvar örgüsüyle yapılan güney duvarı ise 2.15 m. yüksekliğine kadar korunmuştur. Bu duvardaki “tepsi taşıyan hizmetçi” figürlü fresk 1998 yılında kaldırılarak Gaziantep Müzesi’ne taşınmıştı. Odanın kuzey duvarı 1.20 m. yüksekliğinde korunmuş olup yer yer fresk kaplıdır. Fresklere ekibimizin restoratörleri tarafından ilk müdahale yapılmıştır. 1. E2 Odas› E-1’in kuzey bitişiğinde, 4.00x4.50 m. ebadındadır. Bu odada da E1 odasında görülen konteksler izlenmiştir. Oda zemini, ana kaya üstü sıkıştırılmış topraktır. Odanın doğu duvarı 1.10 m., güney duvarı 1.20 m., batı duvarı ise 0.45 m. yüksekliğinde kısmen korunmuştur. Batı duvarı 1.50 m. uzunluğunda, 0.50 m. genişliğinde olup ana kayanın yontulmasıyla yapılmıştır. Duvar yer yer freskle kaplıdır. 1. E5 (‹mplivium) E1 ve E2 odalarından batıya doğru genişlenerek, zemini toprağın üst seviyesinden 4.50 m. aşağıda olan E-5 mekânı meydana çıkarıldı. Bu mekânda tabanı figürlü mozaik döşeli sığ bir havuz, bir çeşme ve kayaya oyulu bir sarnıç bulunmaktadır (Resim: 3, 4; Plân: 2). Burada da en üstte, diğer açmalarda görülen ZD. 03. 1 konteksine rastlandı. Sert toprak, kerpiç döküntüleri ile yer yer kalker parçalarının da görüldüğü bu konteksin ölçüleri eğimden dolayı 0.50 m. ile 1.50 m. arasında değişmektedir. Açmanın doğusunda yoğun kalker kırıkları bulunması, bu bölümün geç dönemde taş yontu yeri olarak kullanıldığını göstermektedir. Bu konteksin altında Z.D. 03. 12 konteksi yer alır. Yumuşak kahverengi toprak yapısına sahip olup yoğun olarak kalker kırıkları ve çatı kiremiti parçaları görülür. 0.75 m. kalınlığındadır. Bu konteksin altında ise II. döneme ait olan erozyon karışık toprak (0.60 m.), erozyon ve açık kahverengi toprak (0.40 m.) ve küllü yumuşak toprak (0.40 m.) bulunur (Resim: 3). Bunun altında ise Roma Dönemi kültür katına ait olan açık kahverengi sert toprağa rastlandı. 0.50 m. kalınlığındaki bu konteksin altında sığ havuzun taban mozaiği bulundu (Resim: 3-5). Bu taban mozaiği 4.50x3.85 m. ebadında olup güneyi çöküntüden dolayı kısmen zarar görmüştür. Mozaiğin merkezinde çift basamaklı piramit dizisi arasında üçlü örgü kuşağının çerçevelediği 1.40x1.40 m. ölçülerinde figürlü pano yer alır. Pano içerisinde, "Danae ve Seriphoslu Korsanlar"ı konu alan beş tane insan betimlenmiştir. Yapılan araştırmada bu konunun figürlü mozaikler içinde ünik olduğu saptanmıştır. Panoda, 4/3 verilmiş kapağı açık bir sandığın önünde, Danae kucağında oğlu Perseus’u tutarak ayakta durur. Karşısında Seriphoslu sakallı korsan, iki elini bebek Perseus’a doğru uzatır. Sandığın sağında bir balıkçı sandığı tutarken, soldaki balıkçı ise sandığın içini karıştırmaktadır. Dışa doğru, meander kuşağı ve iki düz siyah kuşak arasında küçük eşkenar dörtgen desenlerinden oluşan pano vardır. Panonun dış kısmında 0.10 m.ye 8x9 adet tessera düşerken, iç kısmında bu sayı 11x12 adettir. Mozaikte, kahverengi, pembe, sarı ve mavinin tonları ile siyah ve beyaz renkler kullanılmıştır. Sığ havuzun kenar taşlarından sadece doğusundakiler korunmuştur. Kenar taşları 0.80 m., uzunluğunda, 0.50 m. genişliğinde ve 0.14 m. yüksekliğindedir. Sığ havuzun diğer kenar taşlarının ise, I. dönem zemininden 0.90 m. yüksekte açığa çıkarılan II. dönem duvarlarında devşirme malzeme olarak kullanıldığı görülmüştür. Sığ havuzun doğu bitişiğinde kısmen korunmuş olan çeşme yer alır (ZD. 03. 24). Çeşmenin (Resim: 4), yarım daire iki niş arasındaki ayna bölümünde kesme blok taş mevcuttur. Nişlerin içi ile ayna taşının ön kısımları fresk kaplıdır. Kısmen korunmuş 180

olan dikdörtgen teknesi 0.60 m. derinliğindedir. Teknenin batı kenarı tuğlalarla örülü olup 0.10 m. yüksekliğinde korunmuştur. Güneyinde suyun havuza akmasını sağlayan 0.10 m. çapında bir su tahliye deliği mevcuttur. Teknenin tabanı iri tesseralı mozaikle kaplıdır. Çeşmenin kuzeyinde sarnıç yer alır. Sarnıç (Resim: 3), kalker ana kayaya oyularak yapılmıştır. Gövdesi armut formlu olup 4.82 m. derinliğindedir. Kare biçiminde 0.45 m. genişliğindeki ağzı, 0.60x0.65 m. ebadında blok taşların dikey olarak yerleştirilmesiyle oluşturulmuştur. Ağız seviyesinden 0.70 m. aşağıda, geometrik desenli taban mozaiği mevcuttur (ZD. 03. 103). 2.00x0.50 m. ebadındaki bu mozaik sarnıcın batı ve kuzeyini çevreler. Erken Bizans Döneminde sarnıcın bileziğine kesme blok taşlar eklenerek, sarnıcın II. dönem yerleşiminin zemin seviyesine kadar yükseltildiği saptanmıştır. Taban mozaiği ise impliviumun sığ havuzunun taban mozaiğiyle aynı seviyede olup çağdaştır. Sarnıcın batı bitişiğinde su kanalı mevcuttur (ZD. 03. 104). Doğu-batı doğrultulu bu kanal, oluklu çatı kiremitlerinin altlı üstlü biçimde yan yana dizilmesiyle oluşturulmuştur. Bu kanalın 0.20 m. altında sarnıcın etrafını çevreleyen geometrik desenli mozaik mevcuttur. Bu sebeple mozaiğin üstüne yapılmış olan bu su kanalı, II. döneme aittir. Sarnıcın suyunu sağlayan impliviumun sığ havuzunun üzerine Erken Bizans Döneminde yerleşildiği için, bu dönemde sarnıcın suyu, batı yönünden su kanalı yapılmak suretiyle sağlanmıştır. Sarnıcın güney bitişiğinde Roma Dönemine ait su künkleri de yer alır (ZD. 03. 105). Bu künkler sığ havuzun yağmur sularını sarnıca aktarmaktaydı. Pişmiş topraktan yapılmış olan bu künklerin üst bölümleri kırılmıştır. Künk 0.33 m. uzunluğunda ve 0.10 m. çapındadır. E-5 mekânının batı portikosunda ana kaya zemine oyulmuş bir su kanalı mevcuttur. Güney-kuzey doğrultusunda uzanan bu kanal, 4.5 m. uzunluğunda ve 0.50 m. genişliğindedir. Kanalın üst kısmı yassı ve kaba yontulu taşlarla kaplıdır. 1. E6 İmpliviumun (E5) batı bitişiğinde, tabanı geometrik desenli mozaik döşeli olan (Resim: 6) dikdörtgen plânlı bir mekâna rastlanmıştır. Bu mekânda derinleşme çalışmasında iki dönem yerleşimi görülmüştür. II. Dönem: a- ZD. 03. 65 konteksinde, tarım toprağı ve erozyon katının altında güneyde iki parça halinde soku taşı, kuzeybatı köşesinde üç basamak ortaya çıkarılmıştır. Basamaklar, sütun gövdesi ve moloz taşlarla, duvar ve kesme blok taş arasında yer alır. Basamak yaklaşık 1.00 m. uzunluğunda ve 0.30 m. genişliğindedir. 1. ve 2. sıradaki basamaklar kaba moloz taşlar, 3. sıradaki basamak düzgün kesme taşlarla örülmüş olup bağlayıcı olarak kireç harcı kullanılmıştır (ZD. 03. 143). Bu konteksin altında 0.40 m. kalınlığında küllü topraklı yangın tabakası bulunur. I. Dönem: İkinci Dönem yerleşiminin altında 0.90 m. kalınlığındaki kültür katından oluşur. ZD. 03. 69 konteksinin üstü, II. dönemin zemini olarak kullanılmıştır. Dağılmış sert kerpiçten oluşan bu kontekste keramik, cam, demir ve kemik buluntular ele geçirilmiştir. Ayrıca, bu kontekste kuzeydoğu-güneybatı yönünde beş adet su künkü meydana çıkarılmıştır (ZD. 03. 75). Su künklerinin her biri 0.45 m. uzunluğunda 0.36 m. çapındadır. İki oluklu kiremitin birleşmesiyle oluşan bu su künkleri, impliviumun (E5) sarnıcına bağlanan II. dönem su künklerinin devamıdır. Bu konteksin altında geometrik taban mozaiğine rastlanmıştır. Geometrik mozaik (ZD. 03. 176): E 6 mekânının zeminini oluşturan taban mozaiğidir (Resim: 6). Düz siyah kuşağın çevrelediği dikdörtgen pano içerisinde haç biçiminde rozetler yer alır. Mozaiğin batısı kare ve dikdörtgen şeklinde tahrip olmuştur. Koyu mavi ve beyaz renkteki tesseralar iri olup her 0.10 m.de 25 tessera yer alır. Mozaiğin etrafındaki stylobata ait kesme blok taşlarının sökülerek 0.90 m. yüksekte, Erken Bizans Dönemine ait olan II. evrede, ZD.03.68 konteksinde kullanıldığı saptanmıştır. Mozaiğin etrafının stylobat ile çevrili olması ve bu mekânın impliviumun portikosuyla bağlantılı bulunması, burasının bir peristyle ait olduğunu göstermektedir. Gelecek yıl bu alanda yapılacak kazı çalışması neticesinde bu mekân hakkında ayrıntılı bilgiye ulaşılacaktır. 181

2. AÇMA Dionysos Evi’nin kuzey bölümünü açığa çıkarmak için açma 2 açılmıştır. Bu çalışmada daha önceki yıllarda açığa çıkarılan dairevî ısıtmalı mekânın kuzeybatısındaki, kanal biçimindeki girişinin güneyinin bir duvar biçiminde uzandığı saptanmıştır (ZD.03.53) (Plân: 1). Bu duvar 6.5 m. uzunluğunda 1.00 m. yüksekliğinde ve 0.60 m. enindedir. Kaba yontulu ve moloz taşlarla örülmüş olup bağlayıcı olarak çamur harcı kullanılmıştır. Bu dairevî mekânın kanal girişinin kuzeyinde moloz ve kaba yontulu taş yığınları görülmüştür. Bu kalıntılar meyil sebebiyle tahrip olan kanalın birkaç metre daha uzandığını göstermektedir. Bu alanda erozyon katı kaldırılmıştır. ZD.03.53 duvarıyla E4 odasının kuzey duvarı arasında ise yoğun yangın tabakasına rastlanmıştır (ZD.03.56). Burada yoğun keramik ve çatı kiremit parçaları ele geçirilmiştir. Bu mekânın tabanı sıkıştırılmış toprak olup dairevî mekândan uzanan duvar (ZD.03.53) bu odanın zeminini tahrip ederek inşa edilmiştir. 1997 yılında açığa çıkarılan E4 odasının3 batısında yapılan çalışmada tarım toprağı kaldırıldığında, altında küllü toprağa rastlandı. ZD. 03. 68 konteksli küllü toprak içerisinde Roma mimarî parçalarının, II. evrede devşirme olarak kullanıldığı görülmüştür. 3. AÇMA Dionysos Evi’nin kuzeyinde genişleme ve derinleşme çalışmaları yapılarak D4, D5, D14-20 odaları ile villanın girişi meydana çıkarılmıştır. 3. D4 Önceki yıllarda büyük kısmı açılan bu oda peristylin kuzey bitişiğindedir. 6.00x2.20 m. ebadındadır. Peristyle ve D5 odasına kapı geçişi mevcuttur. Duvarları yer yer 1.10 m. yüksekliğinde korunmuştur. Kuzeyinde kayaya oyulu sarnıç bulunur. Tabanı düzleştirilmiş ana kaya üstü sıkıştırılmış topraktır. Çalışmalarda, daha önceki yıllarda kısmen açığa çıkarılmış olan D4 odasının doğusundaki kayaya oyulu sarnıcın etrafında, dağılmış kerpiçlerin arasından yoğun küllü toprak kaldırılmıştır. Burada güneykuzey doğrultusunda bir duvar, keramik ve zırh parçası ele geçirilmiştir. 3. D-5 D4 odasının kuzeyinde D5 odası yer alır. Oda 3.80x6.70 m. ebadındadır. Zemini ana kayanın düzleştirilmesiyle oluşmuştur. Batı duvarı 3.00 m. uzunluğunda, 0.47 m. genişliğinde ve 1.30 m. yüksekliğinde korunmuştur. Bu duvar kesme blok ve kaba yontulu taşla örülmüş olup bağlayıcı olarak çamur harcı kullanılmıştır. Batı duvarının hemen önünde 0.40x0.40 m. ebadında su bağlantı taşı (Konteks 33) yer almaktadır. Güney duvarı (ZD.03.39) 1.30 m. yüksekliğinde olup 5.50 m. uzunluğunda ve 0.60 m. genişliğindedir. Bu duvarda D4 odasına geçilen 0.90 m. genişliğinde bir kapı geçişi mevcuttur. Kuzey duvarı (ZD.03.32) ise ana kayaya oyulan yuva içine oturtulmuş olup kısmen korunmuştur. 3. D14 D4 odasının kuzey bitişiğinde yer alır. 5.12x4.10 m. ebadındadır. D9 giriş koridoruna açılır. Duvarları temel seviyesinde korunmuştur. Tabanı, düzleştirilmiş ana kaya üstü sıkıştırılmış topraktır. Yerleşim terasının bu kısımda çok önceleri çökmüş olması sebebiyle, bu odanın doğu yarısı mevcut değildir. 3. D 20 (Koridor) Dionysos Evi’ne kuzeyden girişi sağlayan bu koridor iki bölümden oluşur. A: Eve giriş bölümü. B: Peristyle açılan bölüm. Koridorun B bölümünün kazısı önceki yıllarda yapılmıştı4.
3 4 Ergeç, R., “Belkıs/Zeugma 1997-1998 yılı Kurtarma Kazıları”, 21. Kaz› Sonuçlar› Toplant›s›, 2. Cilt, 1999, s. 260, Plân 1. Ergeç, R., "1993-1994 Belkıs/Zeugma Kurtarma Kazıları", VI. Müze Kurtarma Kaz›lar› Semineri, 1995, s. 358, Plân 2.

182

A bölümü: 4.40x9.00 m. ebadındadır. D15 ve D14 odaları bu koridora açılır. Kuzeybatı köşesinden giriş holüne geçilir. Koridor zemininin 0.70-0.80 m. üstünde, kalıntıların üstüne yapılmış olan bir su kanalı açığa çıkarıldı. Kırma taş ve kireç harcıyla yapılan bu III. dönem kanalının uzantısı, Dionysos Evi’nin D13 odasında da görülmüştü. Bu kanalın doğusunda kurşun ve pişmiş toprak künklere rastlandı. Zemin üstü 0.50 m.de, dağılmış kerpiçler arasında bulunan bu künkler birinci katın su sistemine ait olmalıdır (Resim: 12). III. evre su kanalının altında boru biçiminde oyulmuş sütun tamburu mevcuttur5. Bu borunun uzantısı, koridorun güney duvarının altından geçip dairevî mekâna doğru uzanır. Bunun altında ise zemin mevcuttur. Zemin, ana kaya üzerine yapılan, yontu taş artıkları ve toprak karışımından oluşmuştur. Bu zemine, yassı kapak taşlı su tahliye kanalı oyulmuştur. Dionysos Evi’nde yer alan D21, giriş holü ve D15-19 odaları, Dionysos Evi’nin kuzey bölümünü oluşturur. Bu bölüm ana kayanın yapısına uygun olarak A bölümünden yaklaşık 2.50 m. aşağıda yapılarak alt ve üst terastaki odaların hem Fırat manzarası görmesi hem de ışık ve temiz hava almaları sağlanmış olmalıdır. 3. Girifl Holü: D20 koridoruna geçişi sağlar. Tabanının altında, D20 odasından uzanan atık su kanalı mevcuttur. Bu bölüm dairevî odanın 2. evrede yapımı esnasında büyük oranda tahrip edilmiştir. Giriş holünün doğusunda D19, 18, 17 ve 16 odaları yan yana yer alır. 3. D-15 (Depo I) Dionysos Evi’nin A bölümünde yer alan D 14 No.lu odadan 2.85 m. daha aşağıdadır. Bu oda 4.60x5.15 m. ebadındadır. Duvarları, zeminden 0.95 m. yüksekliğe kadar ana kayadan oyulmuş olup üst kısmı 1.65 m. yüksekliğinde büyük blok taşlardan, araları ise kaba yontulu taşlarla örülmüştür. Açık kahverengi, sert yapılı toprak kaldırılarak küllü topraklı yangın tabakasına ulaşıldı (Konteks ZD.03.48): Bu kontekste de tüneller açılmak suretiyle, kültür katının kaçakçılar tarafından tahrip edildiği görülmüştür6. Güney duvarı (konteks165) altta ana kaya kesilerek 0.95 m. yükseltilmiştir. Bunun üzerine ise üç sıra halinde 1.85 m. yüksekliğinde iri blok taşlardan duvar örülmüştür. Birleştirici olarak çamur ve kireç harcı kullanılmıştır. Ayrıca, aralıklarla örülen bu kesme blok taşların arası kaba yontulu, moloz taş ve kiremit parçalarıyla örülmüş, bağlayıcı olarak çamur ve kireç harcı kullanılmıştır. Duvarın batı ucu 2.70 m., doğu ucu ise 0.95 m. yüksekliğinde korunmuştur. Genişliği 0.60 m., uzunluğu 5.15 m.dir. Batı duvarı (konteks 166) 2.45 m. yüksekliğinde korunmuştur. Odanın zemini ana kaya üstü sıkıştırılmış topraktır. Çok sayıda keramik parçasının ele geçirilmesi sebebiyle bu oda depo işlevinde olmalıdır. 3. D-16 D-15 odasının kuzey bitişiğinde yer alır. 4.80x4.35 m. ebadındadır. D-18 ve D17 odalarına kapı geçişi vardır. Oda zemininde taban mozaiği yer alır (Konteks 50). Mozaiğin batı ve kuzey kenarı kısmen korunmuştur. Kenarındaki izlerden taban mozaiğinin orta kısmının daha önceleri söküldüğü tespit edilmiştir. Oda duvarları 0.35-0.95 m. yüksekliğinde korunmuş olup üzerinde yer yer fresk mevcuttur. Duvarlar kısmen kalker ana kaya şekillendirilerek yapılmıştır. Odanın doğu köşesi yakınında kapı eşiğinde de kısmen korunmuş
5 6 a.g.e., s. 358, Plân 2, bu içi oyulmuş sütun tamburu 1994 yılı kazılarında bulunmuştu. Zeugma antik kentinin M.S. 256’da Sasaniler tarafından yakılıp yıkılması sebebiyle, evlerin odalarının zemini üzerinde yaklaşık 0.50-0.80m. kalınlığında yangın geçirmiş küllü toprak bulunur. Bu yangın katının üstünde ise, yangında pişen ve sertleşen erimiş kerpiç toprağı yer alır. Bu sebeple, oda zeminine tünel açan kaçakçılar, çok buluntu veren küllü toprağı rahatça kazarak odayı tamamıyla dolaşmaktaydılar. Zeugma köylüleri tünel sistemiyle gerçekleştirilen kaçak kazıların 1960’lardan itibaren yapıldığını ifade etmişlerdir.

183

taban mozaiğine rastlanmıştır. Bu mozaikte kapı eşiklerindeki taban mozaiklerinde görülen çizgi kuşaklı kare pano deseni mevcuttur. Bu sebeple bu odanın doğusunda da başka bir oda daha olmalıydı. Bu oda da terasın doğu kenarıyla birlikte çökmüş olmalıdır. 3. D-18 D-16 odasının batı bitişiğindedir. Oda 4.20x5.90 m. ebadındadır. D-16 odasına ve D-17 odasına geçişi sağlayan iki kapı girişine sahiptir. Zemini ana kaya üstü sıkıştırılmış topraktır. Oda zemininin 3.00 m. üstünde, D 20’de de görülen, III. dönemde inşa edilen su kanalına rastlandı. Bu kanalın altında ise sırasıyla yığma toprak, sert toprak ve küllü toprak mevcuttur. Bu kültür katının tamamıyla Roma Dönemine ait olduğu ele geçirilen buluntulardan anlaşılmıştır. Zemin üstünde 0.85 m. kalınlığında yangın geçirmiş küllü toprak mevcuttu (Konteks 157). İki adet kaçakçı tünelinin olduğu bu kontekste mavi, kırmızı boyalı fresk parçaları, kemik ve keramik parçaları, demir, kurşun, bronz objeler ve bronz sikke bulunmuştur. Kuzey duvarı (Konteks 161) 0.60 m. genişliğinde olup 0.90 m. yüksekliğinde korunmuştur. Bu duvarda D-17 odasına geçişi sağlayan 1.65 m. genişliğinde kapı geçişi mevcuttur. Kesme taş ve moloz taşlardan örülmüş olup bağlayıcı olarak çamur harcı kullanılmıştır. Her iki tarafı fresk kaplıdır. D16 odasıyla ortak olan doğu duvarının yaklaşık 1.00 m. batısında kaba yontulmuş taşlardan ve çamur harçtan oluşan 1.35 m. uzunluğunda 0.90 m. yüksekliği korunmuş olan 0.60 m. genişliğinde ikinci bir duvar meydana çıkarıldı (ZD.03.45). Güney duvarındaki fresk tahrip edilerek yapılan bu duvar 1. dönemin 2. evresinde yapılmış olmalıdır. Güney duvarı (Konteks 251) (Resim: 7) 0.90-2.70 m. yüksekliği kadar korunmuş olup 0.60 m. genişliğinde, 6.30 m.uzunluğundadır. Fresk kaplıdır. 3. D-17 D-16 ile D-18 odalarının kuzeyinde, D-19 odasının doğusunda dikdörtgen plânlıdır. Bu üç odaya da kapı geçişi bulunur. Odanın kuzey ve doğusunda duvara rastlanmadı. Burası mevcut ana kayanın son bulduğu yerdir. Bu sebeple bu kısım çökmüş olmalıdır. Odanın zemini moloz taş ve toprak karışımı dolgu ve bunun üzerinin çamur ile sıvanmasından oluşmaktadır. Zeminde, dolgunun altında içinde künk dizileri bulunan kanal vardır. Üstü kapak taşları ile örtülüdür. Doğu-batı doğrultusunda uzanan bu kanal, D-19 odasında da devam etmektedir. Bu odanın doğusunda zemin üzerinde küçük bir mozaik parçası korunmuştur. Bu sebeple, bu mekânın tabanı orijinalde mozaik döşeli olmalıydı. D17 koridorunun kuzeyindeki çöken kısım, muhtemelen D18 ve D16 odalarının ışık ve temiz hava aldığı bir implivium olmalıydı. 3. D19 D-17 odasının batısında yer alır. 4.70x3.20 m. ebadındadır. D-17 odası ile bağlantılı olan bu oda da, bol sayıda keramik parçası ile bir demir sehpanın bulunması nedeniyle, bir servis mekânı olmalıdır. Oda zemini D17’e benzerdir. D-17 odasının zeminine oyulan kanal bu odada da devam etmektedir. 4. AÇMA Dionysos Evi’nin batısında, ana kayanın ön odalarını bulmak amacıyla kazı çalışmaları yapılmıştır. Bu alanda D 13, D22 ve D23 odaları meydana çıkarılmıştır. 4. D 13 Bu oda yaklaşık 4.70x5.30 m. ebadındadır. Tabanı figürlü mozaikle döşelidir. 184

Odanın kuzey yarısı, zemin altındaki kayaya oyulu odanın çökmesi sonucunda 1.00 m. aşağıya düşmüştür. Bu kısımda zeminle birlikte mozaiğin de aşağıya düştüğü görülmüştür. Konteksleri: üsten zemine doğru, erozyon (ZD.03.76), erimiş kerpiçli sert toprak (ZD.03 .77), küllü toprak (ZD.03.78), figürlü taban mozaiği (ZD.03.138), çöküntüden (ZD.03.139) oluşur. Konteks ZD.03 .77’nin kalınlığı 0.50 m.dir. Bu kontekste zeminin 0.50 m. üzerinde, doğu-batı doğrultusunda su kanalına rastlandı. Kaba yontulu taşlarla ve kireç harcıyla örülen bu su kanalının içi sıvalı olup üzeri yassı taşlarla kapatılmıştır. III. döneme ait olan bu su kanalının kuzeydoğu uzantısı D20 ve D18’de de meydana çıkarılmıştır. Küllü topraklı (ZD.03.78) konteksin altında taban mozaiğine ulaşıldı (ZD.03.138). Taban mozaiği yoğun yangın ve odanın kuzeyindeki çökme sebebiyle oldukça tahrip olmuştur (Resim: 8). Mozaiğin kuzey yarısı tamamıyla 1.10 m. aşağıya çökmüştür. Sağlam kalmış parçalardan mozaikte kare panolar içinde Pan, Satyr maskları dikdörtgen panolarda ise çiçek ve kuş resimlerinin olduğu ve bordürün merkezde kısmen korunmuş olan Eros figürlü panoyu çevrelediği görüldü. Panolar giyoş ve dalga bezeğiyle çevrelenmiştir. En dışta bakışımlı basamaklı piramit kuşağı mevcuttur. Pano dışında 10 cm.de 64, içte ise 109 adet tessera yer alır. Mozaikte beyaz, siyah, sarı, koyu mavi, kırmızı, kahverengi, pembenin tonlarında mermer tesseralar kullanılırken, açık mavi ve turuncu renkte ise cam tesseralar kullanılmıştır. Mozaiğin oda tabanı genişliğinde, 4.25x4.50 m. olduğu saptanmıştır. Doğu duvarı (ZD.03.137) 5.10 m. uzunluğunda, 0.50 m. genişliğinde olup 0.802.10 m. yüksekliğinde korunmuştur. Bu duvarın kuzeyi, zeminle birlikte 0.80 m. derinliğinde çökmüştür. Duvar kısmen ana kayanın oyulmasıyla, kısmen de kaba yontulu taşlarla örülmüştür. Yüzeyi tek kat fresk kaplıdır. Fresk zemin de mozaiğin üstüne gelmektedir. Bu sebeple bu freskin mozaikten sonra yapıldığı saptanmıştır. Batı duvarında da freskler yer yer korunmuştur. Mozaiğin üstünde, doğu-batı doğrultusunda uzanan, 4.70 cm. uzunluğunda bir duvar mevcuttur. Bu ara duvarı, odanın Roma Dönemi içinde işlev değişimiyle birlikte yapılmış olmalıdır. Oda E13’ün batısında genişleme çalışması yapılarak D 22 ve D 23 odaları açığa çıkarılmıştır. 4. D 22 (Depo II) D 13 odasının batı bitişiğinde yer alan bu oda dikdörtgen plânlı olup 5.55x4.96 m. ebadındadır. ZD.03.126 bir duvarla ikiye bölünmesi sebebiyle bu oda D 22a ve D 22b odaları olarak adlandırılmıştır. Kuzeyi çökmüş haldedir. Oda tabanı, ana kaya üstü sıkıştırılmış topraktır. Oda içinde üsten tabana doğru üç farklı toprakla karşılaşılmıştır. Zemin üstünde yoğun yangın geçirmiş küllü toprak 0.30-0.60 m. kalınlığındadır. Yangın tabakasının içinde (Konteks 100), odanın D 22b bölümünde, Antiokheia Tykhe’si, Orantes Nehir Tanrısı ve İsis Fortuna kabartmalı bronz bir levha, 415 adet kil mühür baskısı (Resim: 11), bronz sikkeler, çömlekler ve çok sayıda çömlek parçaları (Resim: 9) bulunmuştur. Ayrıca, mermer Demeter heykeli de ele geçirilmiştir. Başı, gövdesinin yakınında bulunmuş olup restore edilmiştir (Resim: 10). Demeter chiton ve himation giysilidir. Dirsekten bükerek yere paralel uzattığı sol elinde nar tutmaktadır. Bu heykel, M.Ö. 460’a tarihlenen Klâsik Dönemdeki Aspasia (Demeter veya Aphrodithe) olarak tanımlanan heykele7 çok yakın benzerdir. Ama heykel, elinde bereketi simgeleyen nar meyvesini tutması sebebiyle Demeter olmalıdır. Bu nedenle heykel Klâsik Dönemde yontulan Demeter heykelinin Roma Dönemi kopyasıdır. ZD.03.128 No.lu duvar odayı doğu-batı doğrultusunda ikiye böler. Bu duvar 4.5 m. uzunluğunda, 0.65 m. genişliğinde ve 0.80 m. yüksekliğindedir. Kaba yontulu ve moloz taşlardan örülmüş olup bağlayıcı olarak çamur kullanılmıştır. Doğu ucunda D 22b bölümüne geçiş sağlayan 1.00 m. genişliğinde kapı geçişi mevcuttur.
7 Fuchs W., Die Skulptur der Griechen, München 1983, Nr.198, s.188.

185

4. D-23 D-22 odasının güney bitişiğindedir. Ana kayaya oyularak yapılmıştır. Bu oda 2,86x3 m. ebadında, 2.17 m. yüksekliğinde, kuzey-güney doğrultuludur. D22’den geniş bir girişi mevcuttur. Oda girişinin üstündeki kayada yer alan çatlamalar sebebiyle herhangi bir tehlikeye yer vermemek için oda içine iki adet demir destek direği yerleştirildikten sonra çalışılmıştır. Buluntu olarak; ahşap kapıya ait demir parçaları, bronz objeler, keramik parçaları, kemik ve terracota figürin parçaları ele geçirilmiştir. Zeminde 8 adet oyuk mevcuttur. Bu oyuklara yangın geçirmeden önceki kullanımda pitoslar yerleştirilmiş olmalıdır. B. KIYI KURTARMA KAZISI VE KIYI KORUMA SET‹ ÇALIfiMASI a. K›y› kurtarma kaz›s›: Birecik Barajı sularının yaklaşık 1.00 m. aşağıya düştüğünün müze müdürlüğümüze haber verilmesiyle birlikte, Theonoe Evi’nin yaklaşık 80 m. doğusunda, Bölge 2 de, Belkıs/Zeugma kıyı şeridinde yeni bir taban mozaiği tespit edildi. Burada yapılan kurtarma kazı çalışmasında taban mozaiğin üstünde çakıl taşları kum ve topraktan oluşan 0.5-0.20 m. kalınlığında toprak kaldırılarak sığ bir havuz ortaya çıkarıldı (Resim: 1). Sığ havuz 1.51x1.51m. ebadında, 0.5 m. derinliğinde olup tabanı mozaik döşelidir. Havuzun kenarı 0.12-0.17 m. genişliğinde mermer döşelidir. Taban mozaiğinin sol üst köşesi ve kenar mermer döşemenin kuzeybatısı kısmen tahrip olmuştur. Mozaikte, siyah ve kırmızı dalga kuşakları arasında üçlü örgü kuşağıyla çerçevelenen kare pano içerisinde Dionysos büstü yer alır (Resim: 2). Yüz ve gövde 4/3 sola dönüktür. Sol omzunda giysi tomarı mevcut olup sağ omuzu çıplaktır. Başı sarmaşık çelenklidir. Çelenkte mavi ve yeşil cam tesseralar da kullanılmıştır. Ucuna çiçek dalları ve kurdele bağlı asa, sağ göğsüne yaslıdır. Mozaikte pembe, sarı, mavi ve kahverenginin tonları, siyah, beyaz ve yeşil renkler kullanılmıştır. Sığ havuzun etrafında geometrik desenli küçük mozaik parçalarına da rastlanmıştır. Bu sebeple küçük bir kısmı korunmuş bu taban mozaiği parçaları, Okeanos ve Poseidon Evi’nin havuzunun etrafında gördüğümüz gibi, mozaik döşeli portikoya ait olmalıdır. Taban mozaiği, CCA restorasyon ekibi tarafından usulüne uygun kaldırılarak Gaziantep Müze Müdürlüğü’ne taşınmış ve restore edilmiştir. b. K›y› tespit ve koruma seti: Belkıs/Zeugma’nın doğusunda, Haze’nin Çemi ve Mezarlık Üstü mevkilerinden başlamak suretiyle doğudan-batıya doğru, kıyı bandında koruma seti çalışmaları yapılmıştır. Bu çalışmada dalgaların kültür toprağını tahrip ettiği yerde 171 m. uzunluğunda, 1 m. yüksekliğinde ve 0.70 m. genişliğinde bir koruma seti inşa edilmiştir. Bu set duvarının dalgalara karşı koyan cephesinde, dalgalara ve don tutmaya karşı daha dayanıklı malzeme olan mermer taş kullanılmıştır. Bu kısımlarda suların üzerini açtığı oda ve teras duvarlarının çizimleri yapılarak önceki yıllarda çizilenlerle birleştirilip bir plân bütünlüğü sağlanmıştır. Kıyıda, Zosimos Evi’nin8 (Zone 9, Trench 6) güney üst terasında heyelan tehdidi sebebiyle kurtarma kazı çalışması yapılarak (ZS.03) 8 ve 9 No.lu odalar meydana çıkarılmıştır. Bunların ana kayanın düzleştirilmesiyle oluşan güney duvarında yer yer freskler korunmuştur. 9 No.lu odada zemin üstü 0.60 m.de, dağılmış kerpiçlerin arasında yanmış ahşap parçası9 ele geçirilmiştir. Bu odaların kuzey yarısının daha önceleri terasın kuzey kenarıyla birlikte Zosimos Evi’nin üstüne çöktüğü saptanmıştır. SONUÇ Restorasyona esas olmak üzere, Dionysos Evi ve çevresinde yapılan kazılarda Dionysos Evi tamamen, batı bitişiğindeki Danae Evi ise kısmen meydana çıkarılmıştır
8 9 C. Abadie-Reynal "Zeugma Rapport Preleminaire des Campagnes de Fouilles De 2000", Anatolia Antiqua Eski Anadolu IX, 2001, fig.2.1, fig.2.2. Bu yanmış ahşap parçası Prof.Dr.Peter Ian Kunıholm tarafından incelenmektedir.

186

(Resim: 13). Restorasyona hazır hale gelen Dionysos Evi’nin, yerleşim terasının yapısına uygun olarak üç bölümden oluştuğu görülmüştür. 1. bölüm evin merkezini ve güney bölümünü kapsar. Peristyle etrafına dizilen D1, D2, D5, D7, D8, D10, D11, D12, D13 odaları ile bir mahzen ve koridorla iki sarnıçtan oluşur. 2. bölüm evin kuzeyini oluşturmakta olup Fırat Nehri manzaralı D15-19, 21 odaları, servis odası, depo ve giriş holünden oluşur. 4. bölüm evin batısında yan yana dizilen D11, D12, D13 ve depolardan (D22, D 23) oluşmaktadır. Dionysos Evi’ne girişin, kuzeyden D19 odasının batı bitişiğinde olduğu belirlenmiştir. Gerek girişin yerleşim terasının kuzeyine açılması, gerekse giriş ve giriş koridorunun zemini altında su tahliye kanalının mevcut olması ve peristyle etrafına dizilen odalarla, Zeugma Poseidon ve Euphrates villalarına10 benzemektedir. Dionysos Evi’nde yer alan odalar, yerleşim terasının dar alanında bulunmaları sebebiyle, II. dönem yerleşimcileri tarafından iskân görmemiştir. Bu sebeple bu odalarda çok sayıda küçük buluntu ele geçirilmiştir. Dionysos Evi’nin batısında yapılan kazı çalışmalarında bir implivium tamamen gün ışığına çıkarılmıştır. İmpliviumun doğu bitişiğinde bir çeşme, kuzeyinde sarnıç yer alır. Sığ havuzunun tabanı "Danae ve Seriphoslu Korsanlar" konulu mozaikle döşelidir. İmplivium ve etrafında iki dönem yerleşimi saptanmıştır. En altta, zemin üstünde yaklaşık 0.30-0.80 m. kalınlığında küllü ve kerpiç kırıklarından oluşan Roma kültür katı (M.S. 2.-3. yüzyılın ilk yarısı) yer alır. Bunun üstünde duvarları, kesme blok ve sütun tamburları gibi devşirme taşlarla örülen odalar, kaba yontulu taşlar ile küllü ve sert toprak tabakasından oluşan 1.00-1.50 m. kalınlığındaki Erken Bizans Dönemi kültür katı (M.S. 5.-7. yüzyıl) mevcuttur. Roma mimarî kalıntıları II. evrede devşirme malzeme olarak kullanılmıştır. Dionysos Evi’nin odalarındaki üç adet taban mozaiğinin üzeri jeotekstil, toprak ve naylon ile örtülmüştür. Danae Evi’nin ise iki adet odasındaki taban mozaiğinin üstü yine aynı yöntem kullanılarak örtülmüştür. Dionysos Evi’nin iki odasında yer alan fresklerin olduğu odalar brandalarla örtülerek fresklerin yağmurda tahrip olmamaları sağlanmıştır. 2004 yılı içerisinde, restorasyona esas olmak üzere Danae Evi’nin kazısının tamamlanması ve kıyı seti duvarının 0.50 m. daha yükseltilmesi plânlanmaktadır. Kıyı seti duvarı bu yüksekliğe ulaştığında, dalgaların Haze’nin Çemi ve Mezarlık Üstü mevkilerinde kültür toprağını tahrip etmesi tamamıyla önlenecektir. Kazıda ele geçirilen taşınabilir buluntular Gaziantep Müze Müdürlüğü’ne taşınmıştır. Bu eserlerin içerisinden 130 adet eser envanterlik olarak seçilmiştir.

10

Zeugma Poseidon ve Euphrates villaları 1999-2000 yılı kurtarma kazıları (M.Önal), baskıdadır.

187

Çizim: 1

188

Çizim: 2

189

Resim 1: “Dionysos büstü” mozaiğinin kuzeybatıdan görünümü, Zeugma (kıyı) 2003

Resim 2: “Dionysos büstü” mozaiği, Zeugma (kıyı) 2003

Resim 3: İmplivium ve çevresindeki kesitlerin kuzeyden görünümü, Zeugma (Danae Evi) 2003

190

Resim 4: İmpliviumun güneyden görünümü, Zeugma (Danae Evi) 2003

Resim 5: “Danae ve Seriphoslu Korsanlar" mozaiğinin güneyden görünümü, Zeugma (Danae Evi) 2003

Resim 6: Geometrik desenli mozaiğin (E-6 mekânı) kuzeyden görünümü, Zeugma (Danae Evi) 2003

191

Resim 7: D-18 odasının kuzeyden görünümü, Zeugma (Dionysos Evi) 2003

Resim 8: “Masklar” mozaiğinden detay, Zeugma (Dionysos Evi) 2003

Resim 9: Yangın tabakasındaki çömleklerin görünümü, Zeugma (Dionysos Evi) 2003

192

Resim 10: Demeter heykeli, mermer, Zeugma (Dionysos Evi) 2003

Resim 11: Kil mühür baskıları, Zeugma (Dionysos Evi) 2003

193

Resim 12: Kurşun ve künk borular ve III. dönem su kanalının görünümü, Zeugma (Dionysos Evi) 2003

Resim 13: Dionysos ve Danae evleri kazı alanının kuzeyden genel görünümü, Zeugma 2003

194

NEVŞEHİR İLİ, GÖREME ELMALI KİLİSE DUVAR RESİMLERİNDE KORUMA ONARIM (2003)

Revza OZ‹L*

Göreme kaya kiliselerini kurtarma çalışmaları, 1973 yılında uluslararası bir proje çerçevesinde uzun yıllar sürdürülmek üzere başlamış ve iki amaçla uygulamaya konmuştur. 1) Duvar resimlerinin kurtarılması için gerekli ivedi sağlamlaştırma çalışmalarını uygulamak. 2) Koruma ve onarımların sürdürülebilmesi için bir Türk ekibinin uzmanlaşmasına katkıda bulunmak. Merkezi Roma’da bulunan ICCROM (Kültürel Varlığın Koruma ve Restorasyonu için Uluslararası Araştırma Merkezi) uzmanları 1990 yılına kadar Türk elemanlarla birlikte çeşitli kiliselerin koruma ve onarımlarında çalışmışlardır. Elmalı Kilise duvar resimlerinin koruma ve onarımları ICCROM uzmanlarıyla çalışarak yetişmiş ulusal bir ekip tarafından gerçekleştirilmiştir1. Elmalı Kilise, Kapadokya bölgesi, Göreme Açık Hava Müzesi’nde yer alır ve tüf kaya içine oyulmuştur. Yapı kare içinde haç plânlıdır (Çizim: 1). Orta kubbeyi üçü özgün ve kırmızı okra boyalı, biri yeni olan dört sütun taşımaktadır. Neflerde yer alan küçük kubbelerin içindeki başmeleklerin varlığı nedeniyle buranın bir başmelek kilisesi olduğu düşünülebilir. Ana apsisi sınırlandıran yükseltilmiş templon kısmen korunmuştur. Nartheks uzun yıllar önce vadiye uçmuş olmalıdır. Orta apsiste üstte “Deesis”, altta ise kilise babaları olarak anılan beş piskopos yanyana yer alır. Batıda tam karşıda “Göğe Çekiliş”, kuzey yanda günümüzde çok azı izlenebilen “Doğum” sahnesi, güney yanda “Çarmıha Geriliş” bulunmaktadır. Orta kubbede İsa Peygamber, büyük kemer içlerinde ise daha önceki peygamberler dizilidir. Kiliseye bağışta bulunan kişilerin figür veya portreleri günümüzde var olan sahnelerde görülememektedir. Yapı oyulduktan sonra muhtemelen kiliseyi şekillendiren ustalar tarafından doğrudan taşıyıcı yüzey üzerine kırmızı okra renginde haç motifleri, yine kırmızı, yeşil ve siyah renklerde zikzak, paralel çizgiler, üçgen veya daire bezemeler uygulanmıştır. Böylelikle duvar resimlerinin yapılmasından çok daha önce kilisenin kutsanabilmesi, tamamlanan bölümlerin ibadete açılabilmesi sağlanmakta ve oyulan mekân kutsal bir tapınağa dönüşmekteydi. Bir süre sonra bitkisel katkılı, içinde öğütülmüş tüf ve az kum bulunan farklı kalınlıkta kireç sıva tabakası yüzeye uygulanmış, üzerinde boya tabakasına hazırlık amacıyla bu kez incecik kireç tabakasından bir zemin oluşturulmuştur. Boya tabakasının kavladığı bazı alanlarda seyreltik kırmızı okra ile yapılan resim öncesi
* 1 Revza OZİL, Arkeolog/Konservatör, Restorasyon Konservasyon Merkez Laboratuvarı, İstanbul/TÜRKİYE Uzmanlar: Fazıl Açıkgöz, Gülseren Dikilitaş, Hande Günyol, Revza Ozil, Mustafa Tarı, Nurhayat Duran Ünal.

195

taslak izlerine rastlanabilir. Boyar maddeleri protein esaslı bir bağlayıcı ile birlikte (muhtemelen kazein ) kuru sıva üzerine uygulanmıştır. Kilisedeki duvar resimlerinde yapım tekniği açısından iki farklı uygulama görülür: a)Doğrudan tüf taşıyıcı üzerine ya da pembemsi zemin rengi üzerine uygulanan duvar resmi b)Taşıyıcı yüzey üzerindeki kireç sıva üzerine yapılan duvar resmi. Boyar maddeler saf veya karıştırılarak uygulanır. Sarı okra, kırmızı okra, kızıl kahverengi, günümüzde siyaha dönüşmüş olan vermilyon kırmızısı (kırmızı civa sülfit), zemin rengi olan mavimsi gri, yeşil, siyah, beyaz ve pembe renkler görülmektedir. Uygulamalara başlanmadan önce her sahnenin koruma durumunu gösteren ayrıntılı belgeleme çizimleri yapılmıştır. Örneğin orta apsisteki “Deesis” sahnesinde işlemler öncesi yapılan özgün belgeleme gibi (Çizim: 2; Resim: 1). Taşıyıcı kayada çatlak, derin yarık, sıva tabakasında çatlak, aşınma ve kopma sonucu oluşan çukur, sıva tabakası ile taşıyıcı arasında uyumsuzluk nedeniyle oluşan boşluk, ucu sivri nesnelerle yapılan grafitti’ler (yazı ve çizi) tüm sahnelerde saptanan yoğun bozulmalardır (Çizim: 3; Resim: 1) Boya tabakasındaki bozulmalar kavlama, aşınma ve düşme nedeniyle boşluk, bağlayıcının yok olması nedeniyle tozuma, renkte değişim, yüksek ısı izi ve yapının güvercinlik olarak kullanıldığı dönemde kuş kanatlarının oluşturduğu izlerdir. Yüzeyde toz, is, mum, özellikle giriş ve sütunlarda ellenmekten dolayı oluşan kirlilik, kurşun ve tükenmez kalem yazıları, organik kirlilik, kuş ve böcek kirliliği, geçmişte yapının üzerindeki çatlaklardan içeri sızan yağmur sularının oluşturduğu çamur, mikroorganizma, önceki onarımlardan boyalı yüzeye bulaşan kireç harcı ve sentetik sağlamlaştırıcı gibi kirlilikler yer almaktadır (Resim: 1). Yine her sahnede tüm koruma uygulamaları belgelenmiştir (Çizim: 4; Resim: 2 ). Koruma işlemlerinden önce tozuyan boyaların dayanma gücünü arttırmak amacıyla tüm renkler incelenmiş, gereken alanlara bir veya iki kez sellülozik tiner içinde seyreltik Paraloid B 72 çözeltisi ile sağlamlaştırma yapılmıştır. Temizlik işlemlerinde boyalı yüzey üzerindeki toz yumuşak fırça ile kaldırılmış, silgi, sünger, bisturi ve dişçi aletleri ile mekanik işlemler sürdürülmüştür. Daha sonra emici kağıt üzerinden su, alkollü su, alkol, aseton, tiner, amonyum bikarbonat ve karbontetraklorür gibi çözeltiler çeşitli kirliliklerin yok edilmesinde kullanılmıştır. Bazı çözeltiler kağıt hamuru (C.M.C.) ile birlikte kullanılmıştır. Orta apsisteki “Deesis” sahnesi ile kısmen alt bölümde ve sağ apsiste (diakonikon) Başmelek Mikael büstünün sağ alt bölümünde, geçmişteki su sızmaları nedeniyle oluşan yoğun kahverengi kirlilik üzerinde amonyum bikarbonat çözeltisi ile çok katlı emici kağıt veya kağıt hamuru ile yapılan işlemler etkili olmadığından lekelenme, mekânik olarak bisturi ile bir miktar hafifletilmiş, yüzeye uygulanan kireçli su yardımıyla koyuluğun açılması ve çevre ile uyum göstermesi sağlanmıştır (Krş. Resim: 1, 2). Mikroorganizmalar sulandırılmış Tego 51 B (Fungisit) çözeltisi ile yok edilmiştir. Kavlayan boya tabakası seyreltik Primal AC 33 emülsiyonu ile yeniden sıva tabakasına bağlanmıştır. Taşıyıcı tüf kayada yer alan derin çatlak ve yarıkların içine pirinç enjektör yardımı ile hidrolik özellikli kireç (Lafarge), pozzolana (volkanik kül), dövülmüş tüf, Primal AC 33 emülsiyonu ve su karışımı Roma harcı2 uygulanarak taşıyıcı sağlamlaştırılmıştır (Resim: 3). Taşıyıcı tüf kayadan ayrılan sıva tabakası hidrolik özellikli Malta 6001 (Bresciani) sıvı harç veya Primal AC 33 enjeksiyonları yardımıyla yeniden taşıyıcıya bağlanmıştır. Kopan sıva kenarları Primal AC 33 enjeksiyonları ile sağlamlaştırılmıştır.
2 Bu tür sağlamlaştırma ilk kez ICCROM uzmanları (Rome Centre) tarafından uygulandığından bu şekilde adlandırılmıştır.

196

1996-1997 yıllarında çalışma ekibinin bilgisi dışında, Elmalı ve Barbara kiliselerini içine alan masif kaya kütlesindeki derin çatlaklardan içeri ulaşan kar ve yağmur sularının önünü kesebilmek amacıyla kütle, tüf bloklarla kaplanarak üzerine kafes teli gerilmiş ve tüm yüzeye hidrolik kireç karışımı harç uygulanmıştır. Bu çalışma sırasında kilisenin ön cephesindeki mimarî elemanlar yok olmuş, yapı üzerine gereksiz bir yük bindirilmiştir (Resim: 4). Ayrıca bu kalın yüzey kaplaması, yapının içindeki nem ve sıcaklık değerlerini etkilediği gibi yoğun kış şartları nedeniyle bu harçlar her yıl kavlayarak aşınmaya uğramakta ve sürekli olarak yenilenmeleri gerekmektedir. Bu uygulama, içeride sürdürülen çalışmaları da etkilemiştir. Kilisenin dış yüzeyinin kaplanması sırasında, yine çalışma ekibinin bilgisi dışında, içerideki bazı sahnelerde, kaya yüzeyindeki derin çatlakların içine harç konduğu ve boyalı alanlarda yapılan sağlamlaştırmalarda yüzeye sentetik bir reçinenin bulaşmış olduğu bu sahnelerde çalışan uzmanlarca saptanmaktaydı. Çalışmalar sırasında çevre ile uyum göstermeyen bu harçlar kaldırıldığında, çatlak diplerine boydan boya pamuk sıkıştırıldığı görülmüştür. Bu malzemenin çatlaklara hangi amaçla konduğu açıklığa kavuşmadığı gibi, bunların temizlenmesi gereksiz zaman kaybına yol açmıştır (Resim: 5). Derin çatlakların içlerindeki pamuklar çıkartıldıktan sonra dip kısımlara suya doymuş tüf parçacıkları ve üzerlerine belirli düzeye kadar iri taneli tüf ve kireç karışımı harç uygulanmıştır. Taşıyıcı kaya ve sıva tabakasında yer alan derin çatlak ve çukurlar, kaymak kireç ve iri taneli tüf karışımı harç ile belirli düzeye kadar doldurulmuştur. Kopan sıva kenarları ince taneli tüf ve kireç karışımı harç ile sağlamlaştırılmıştır. Bazı çukurlar tratteggio3 türü renklendirmeye hazırlık olarak boyalı yüzeye kadar çok ince taneli tüf içeren kireç harcı ile doldurulmuştur. Tüm işlemlerin tamamlandığı sahnelerde, boyalı yüzeydeki bazı boşluklarda, kavlayan alanlarda, grafitti’lerde kirli su içine az miktarda katılan boyalarla çevreye uygun yeniden renklendirme yapılmıştır. Boyalı yüzeye kadar doldurulan yeni harç alanlarında dikey çizgilerle tratteggio türünde renklendirme uygulanmıştır (Resim: 6). Bölgede Acil Kurtarma Çal›flmas› Çalışma ekibinin bir bölümü, bölgedeki diğer yapılarda acil kurtarma uygulamalarını, 2003 yılında Mustafapaşa (Sinassos) Kasabası, Köyönü civarındaki Aios Vasilios Kilise’sinde, düşme tehlikesi gösteren duvar resimli bölümlerde sürdürmüşlerdir. Yapının giriş merdivenleri üzerindeki tonozda, geçmiş yıllarda oluşan su sızıntıları nedeniyle içteki duvar resimli sıva tabakası taşıyıcıdan ayrılmış, boya tabakasında tozuma, kavlama ve yapraklanma saptanmıştır. Taşıyıcı ile sıva tabakası arasındaki geniş boşluklarda enjektör yardımıyla hidrolik kireç, dövülmüş tüf, Primal AC 33 ve su karışımı harç uygulanmış ve bu alan, sıva duvara bağlanıncaya kadar destekli olarak bırakılmıştır (Resim: 10). Küçük boşluklarda Malta 6001 sıvı harç veya Primal AC 33 enjeksiyonları yapılmış, yüzeydeki bazı çukurlar ve kopan sıva kenarları kireç harcı ile sağlamlaştırılmıştır. Kavlayan boya tabakası Japon kağıdı üzerinden Primal AC 33 emülsiyonu ile, tozuyan boya tabakası Paraloid B 72 çözeltisi ile sağlamlaştırılmıştır. Göreme kaya kiliseleri duvar resimlerinin koruma ve onarımları ile ilgili ekibin uzmanları, Elmalı Kilise’de 1995 ve 1997 yıllarında anıtın koruma durumunu içeren belgeleme fişini ve tüm sahnelerin çeşitli bozulmalarını ayrıntılı olarak gösteren çizimlerini yapmışlardır. 1998-2000 yılları arasında duvar resimleri üzerinde çeşitli uygulamaları sürdürmüşler ve 2003 yılında kilisedeki konservasyon işlemlerini tamamlamışlardır.
3 Istituto Centrale Del Restauro (ICR) Roma tarafından geliştirilen ve değişik renklerde dikey ince çizgilerin kullanılması yoluyla elde edilen yeniden renklendirme yöntemi.

197

Koruma çalışmalarının genişletilerek sürdürülmesi ekibin temel hedefi olarak amaçlanmıştır. Gelecek yıllardaki çalışmaların devamı, konservasyonu tamamlanmış olan bu kültür varlıklarının yanı sıra bölgede onarılmayı bekleyen diğer pek çok yapının da koruma durumu hakkında aydınlatıcı bilgilere ulaşılmasını sağlayacaktır. Erciyes, Hasandağ ve Melendiz yanardağları bu geniş volkanik yöreyi oluşturmasaydı ve ilk Hıristiyan toplulukları bölgeyi yurt edinmeselerdi, bu proje belki hiç gerçekleşemeyecekti. Çalışmaları olanaklı kılmak amacıyla bizlere her fırsatta destek olan, sorunları çözebilmek için yardımlarını esirgemeyen Nevşehir Müze Müdürü Sayın Halis Yenipınar ile Nevşehir, Ürgüp ve Göreme müzelerindeki görevli arkadaşlarımıza tüm ekip adına, 1995’ten beri Elmalı Kilise’nin belgeleme, koruma ve onarım çalışmalarına katkıda bulunan uzman arkadaşlarıma bu yayın fırsatı ile kendi adıma teşekkür ederim.
KAYNAKÇA EPSTEIN, A. W., 1980-1981, "The Fresco Decoration of the Column Churches, Göreme Valley, Cappadocia", Cahiers Archéologique, 29, 1980-1981, Picard, 27-45. JERPHANION, G. de., 1932, Une nouvelle province de l’art byzantin. Les églises rupestres de Cappadoce, Librairie Orientaliste Paul Geuthner, Paris, Cilt I, 2, 431-454. JOLIVET-LEVY, C., 1991, Les Eglises Byzantines de Cappadoce. Le programme iconographique de l’abside et de ses abords, Editions du C.N.R.S., Paris, 122-125. JOLIVET-LEVY, C., 2002, Etudes Cappadociennes, The Pindar Press, London, 39, 42. RESTLE, M., 1967, Die Byzantinische Wandmalerei in Kleinasien, Verlag Aurel Bongers, Recklinghausen, Cilt I, l23-125. THIERRY, M., 2002, La Cappadoce de l’Antiquité au Moyen Age, Bibliothèque de l’Antiquité Tardive, Brepols Publishers, 190-193.

198

Çizim: 1

Çizim: 2

199

Çizim: 3

Çizim: 4

200

Resim 1: Orta apsis (Deesis), temizlik işlemleri öncesi

Resim 2: Orta apsis (Deesis), koruma işlemleri sonrası

Resim 3: Orta apsis (alt bölüm), taşıyıcı tüf kayada sağlamlaştırma

201

Resim 4: Elmalı Kilise’nin içinde yer aldığı kaya kütlesi üzerine 1996-1997 yıllarında yapılan uygulama

Resim 5: 1996-1997 yıllarında derin çatlak içine yerleştirilmiş pamukların 2003 yılında çatlak diplerinden çıkartılması

202

Resim 6: Orta apsis (Deesis), İsa’nın eli ve çevresinde ‘tratteggio’ türünde yeniden renklendirme

Resim 7: Üstte “Lazarus’un Dirilişi” ve altta “Cehennem Ateşinde Yanan Üç Genç” sahnesinde temizlik işlemleri öncesi

Resim 8: Aynı sahnelerde koruma işlemleri sonrası

203

Resim 9: “İsa’nın Çarmıha Gerilişi” ve çevredeki sahnelerde koruma işlemleri sonrası

Resim 10: Aios Vasilios Kilisesi’nde (Mustafapaşa/Sinassos), taşıyıcı ile sıva tabakası arasındaki boşluğun harçla doldurulmasından sonra, alanın taşıyıcıya bağlanıncaya kadar desteklenmesi

204

AVŞA ADASI’NDAKİ HAGİOS GEORGİOS MANASTIRI

Güldem POLAT*

Bu yazımda tanıtmaya çalışacağım manastır kalıntısı, Bizans mimarlığı literatürüne girmemiştir. Geç dönemde inşa edilmesine karşın, Anadolu’da Bizans Dönemi manastırlarının standart şemasının devam ettiğini göstermesi bakımından çok önemlidir. Manastır sisteminin başlangıcı, Roma İmparatorluğu’nda Hıristiyanlığın yayılmasıyla, Hıristiyanlar’a yönelik zulmün son evrelerini içeren 3. yüzyıl sonlarında ortaya çıkmıştır1. Manastır sözcüğü Yunanca "Monakso" (tek başına yaşamak) fiilinden türemiştir. Farsça "Keşişhane-Deyir", Latince "Monasterium", Yunanca "Monasterion" ismini alır. Manastır kendi kendine yeterli bir dinsel topluluğun gereksinimlerine hizmet veren bir yapılar topluluğudur. Rahibe ve keşişlerin barındıkları mekânlardan meydana gelen bir yapı kompleksidir2. Mimarî gelişimi ve plânı bakımından Doğu ve Batı manastırları olarak ikiye ayrılır. Doğuda keşişler aynı tarikata bağlıdırlar. Bizans manastırları, Aziz Basileios’un hazırladığı tüzükle (typikon) yaşam ortaklığını (koinobion) ve kominal manastır (cenobitic) düzenini benimsemiş, bu tüzük İmparator Iustinianus tarafından onaylanarak Doğu tipi keşişlik ve manastır hayatı kesin şeklini almış, mimarî plânlar da buna göre düzenlenmiştir3. Batıda manastır sistemi daha geç gelişmiştir. Çünkü keşişler farklı tarikatlar halinde örgütlüdürler. Aziz Benedictus tarafından hazırlanan tüzük 1500 yıl boyunca geçerliliğini koruyarak Avrupa’nın her tarafında manastır yaşam biçimine örnek olmuştur. Manastırların mimarî plânı da buna uygundur. Ancak kaynaklar Anadolu’nun yoğun bir biçimde manastır yapıları ile kaplı olduğunu belgelemektedir. Siyasal ve ekonomik nedenlerle Ortaçağ’dan sonra, Anadolu monastisizmi canlılığını kaybetmiştir. Kuruluşların büyük çoğunluğu, Batı manastırlarının temel ilkelerinden "Stabilitas Loci"nin (keşişlerin mekânsal olarak tek bir manastıra bağlı bulunmaları ve yere değiştirmemeleri) Bizans’ta kökleşmemesi yüzünden çabuk terkedilmiş, sürekli olmamış, her terk edilişte yapılar da kaçınılmaz şekilde bozulmuştur. Manastır yapılarının aşırı mütevazi inşaata ve niteliksiz yapım tekniğine sahip oluşu, bozulmalara hız kazandırmıştır. Bu nedenle mimarî kalıntılar Anadolu’daki Bizans manastırlarının mekân ve işlevi konusunda aydınlatıcı nitelik taşımamaktadır. 20022003 yıllarında kazısı yapılarak bugün tamamen gün ışığına çıkarılan Hagios Georgios (Aya Yorgi) manastırı, "Doğu tipi manastırlar" grubuna girmektedir. Avşa Adası’nda, Türkeli Beldesi’nin Manastır Burnu’nda kurulmuştur (Harita). Ada iskelesinden taksi ile beş dakikada, yavaş bir yürüyüşle deniz ve çam koruları arasında uzanan asfalt yoldan 15 dakikada gidilebilir. Tepeye ulaşıldığında pırıl pırıl parlayan deniz kenarında uzanan muhteşem görünümüyle manastırı karşınızda bulursunuz.
* 1 2 3 Güldem POLAT, Zümrüt Evler, Entel (Zümrüt Sitesi) Karaca Sokak, C/1-Blok Daire 14, Zümrüt Evler, Maltepe-İstanbul/TÜRKİYE A. M. Talbot, "Bizans Manastır Sistemine Giriş," Cogito, 17, İst.1999 s.161-163. M. Johnson-A. M. Talbot, "Monastry", The Oxford Dictionary of Byzantium, Newyork,1991, c.2, 1391-1392. W. K. Clarke (Çev), The Ascetic Work of Saint Basil, London 1925, 145-228, 229-351.

205

Avşa Adası, Marmara Denizi’nin güneybatısında, Marmara takımadalarının üçüncü büyük adasıdır4. Otuzaltı kilometrekare yüz ölçüme sahiptir. Tarih içinde birçok ismi olmakla beraber, Bizans tarihinde "Afusia" olan isminin bugün Türkçeleştirilmiş şekli olan Avşa kullanılmaktadır. Tarihi: Hagios Georgios (Aya Yorgi) Manastırı inşa edildiği yüzyıl içinde Marmara Bölgesi’nin papaz yetiştiren ünlü okuluna sahiptir. El yazmaları ile dolu kütüphanesiyle isim yapmıştır. Fener Rum Patrikanesi Kütüphanesi’nde bulunan M. Gedeon’un kitabında5 "Afusia" olarak geçen Avşa’daki manastırın naosunda yer alan 8 satırlık kitabede, 3 Ağustos 1638 tarihinde Başkeşiş Leondios’un başkanlığında keşiş Simeon, İzekial, Sergios, Konstantinos ve diğer keşişlerin yardımıyla inşa edildiği ve büyük tadilatın yapıldığı yazılıdır. Tadilat tarihi 1847’dir. Tadilatın baş aktörü Ekinlik Adası’ndan Antimos Panagiatos’tur. Manastır 1789 tarihinde kütüphanesi ile yanarak harabolmuştur. Ada halkının fakir oluşu nedeniyle manastır, tamir ettirilememiş; Patrik ve Saint Sinod Meclisi’nin onayı ile 1789 Mart ayında Aynarozda’ki Batopedion Manastırı’na devredilmiştir. Tamirat parasını bu manastır yüklenmiş, Batopedion Manastırı’nda papaz olan Antimos Panagiatos manastıra başrahip olarak atanmış, verilen para ile tamiratı gerçekleştirmiştir6. 19. yüzyıl manastırın altın çağı olmuştur. Kurtuluş Savaşı’ndan sonra burada yaşayanlar adayı terk ettiklerinden, manastır kendi kaderi ile baş başa kalmıştır. Yüzyıllar içinde insan ve tabiat koşulları nedeniyle yok olma noktasına gelen yapı, yıkıntısı üzerine atılan çöpler, böğürtlen çalıları, incir ağaçları, çevrede yapılan evlerin inşaat artıkları ile dolmuş, kuzey ve batıdan içeri kadar ulaşan dalgalarla bazı birimleri kaybolmuştur. Definecilerin yaptıkları küçük kazılarla delik deşik edilen yerler de bütün bu olumsuzluklara eklendiğinde, yapı kompleksinin kazıdan önceki durumu hakkında yeterince fikir edinilmiş olur. Tan›m›: Manastır 23 Pafta, 617 Parselde 2372. 00 m2 ve 657 Parselde 340 m2 olmak üzere toplam 2712 m2lik bir alan kapsar. Yerleşim plânı Bizans manastırlarının genel yerleşim şemasına uygundur. Mısırda’ki Sohag, Suriyede’ki Kalat Seman, Sinada’ki St. Catherine Manastırı gibi erken örneklerle, Aynarozda’ki orta ve geç dönem örneklerinde bu yerleşim plânının birçok ortak yanları bulunmaktadır. Bir çevre duvarı ile çevrelenmiş geniş bir avlu, merkezî plânlı yerleşimin ortasında esas kilise (katholikon) çevre duvarı boyunca dizilmiş ve geniş avlu bırakmak amacıyla çevre duvarına bitişik olarak yapılmış cepeleri (ya da girişleri, çıkışları) kiliseye doğru olan yemekhane, mutfak, genel mutfak, şaraphane, keşiş odaları, atölyeler, hamam, misafir odaları, idarî işler için özel mekânlar, fırın, sarnıçlar ve ayazmalar vardır (Plân). Bu yerleşim plânı aslında kominal manastırcılığın kurucusu Büyük Basileios’un kuralları çerçevesinde oluşmuş, ortak yaşamın amaçları ve gereksinmeleri doğrultusunda belirlenmiştir. Hagios Georgios (Aya Yorgi) Manastırı’nda aynı elemanlarla karşılaşılması bir sürpriz olmayıp geleneksel şemanın uygulanmasına asırlar boyunca devam edildiği anlaşılır. Çevre Duvar›: Manastırı dört yönden çevirmektedir. Bütün duvarlar yıkılmış, sadece kuzey bölüm sağlam kalmıştır (Resim: 1). Çevre duvarı genelde doğal haliyle kullanılmış moloz taş, granit bloklar arasına belli bir düzen gözetilmeksizin yer yer kiremit kırıkları yerleştirilerek ilk önce kerpiç harçla, daha sonraki tamiratta kireç, deniz kumu, su karışımından oluşan beyaz renkli sert bir harçla doldurularak yapılmıştır. Duvarlarda enine konmuş ahşap hatıllar büyük mıhlarla çakılmış, bolca beyaz renkli sert harçla sağlamlaştırılarak üzeri sıvanmıştır. Duvar uzunluğu her yönde 30-31 m. arasındadır. Duvar genişliği 130 cm.dir. Mevcut yükseklik kuzey bölümü hariç 1-1. 30 m. arasındadır. Manastır 900 m2lik bir alan üzerine kurulmuştur. Giriş kapısı doğu bölümündedir. Anıtsal ve 2.40 m. genişliğinde ahşaptan yapılmış bir kapıdır. Sökülerek satılmıştır. Batı bölümünde 1. 20 m. genişliğinde ufak bir giriş daha bulunmaktadır. Tam karşılıklı değilse de birbirlerine bakar şekildedir. Ana kapının önü yukarıdan aşağıya doğru hafif
4 5 6 R. M. Ertüzün, Kap›da¤ Yar›madas› ve Çevresindeki Adalar, İst.1998, s.290. M. Gedeon, "Afusia" Proikonnessos, Pera. 1895. Patrikhane Arflivi, Sicil No: 165, 1 Kodeks, A/8 s.86-87.

206

meyilli olarak taş, granit, mermer bloklarla geniş bir bant şeklinde döşenmiştir (Resim: 2). Çevre duvarının koruma gibi bir işlevi bulunmaktaysa da aslında manastırı mekân olarak da sınırlamaktadır. Kutsal alanı, günlük yaşamın evreninden fiziksel olarak ayırmaktadır. Koruma görevi de askerî anlamda bir savunmadan daha çok, bir sığınak sağlamaya yöneliktir7. Çevre duvarının kuzey bölümünde hamam, doğu bölümünde kilise, mezarlık, ana giriş kapısı, güney bölümünde köşede büyük fırın/genel mutfak, atölyeler, şaraphane, dışta ayazma, batı bölümde mutfak, giriş ve avluya akan suyu akıtmak üzere bir yalak vardır. Birinci avluda bulunan bu yapılardan başka, ikinci avluda yemekhane ve sarnıç, hâlen içinde su bulunan bir de küçük kuyu yer almaktadır (olasılıkla tadilat sırasında eklenmiştir). Çevre duvarının dışında, manastırı dalgalardan korumak amacıyla yapılmış, deniz kenarında uzanan bir kalkan duvar ile gözcü veya çan kulesi, çok harap durumda zamana dayanabilmiştir. Kilise: Etrafı sağlam yapılmış çevre duvarı ile çevrili büyük bir avlu içinde, avlunun kuzeydoğusunda manastırın efendisi Büyük Martyr (asker aziz) Hagios Georgios’a ithaf edilmiş bir kilise (katholikon) yer almaktadır (Resim: 2). Doğu-batı doğrultusunda, ince-uzun dikdörtgen şeklinde küçük ve mütevazi bir ibadet yeridir. Manastır yaşamını belirleyen kurallara göre kominal yaşamın en önemli ortak yanı tapınmaydı. Bu nedenle keşişlerin ortak yaşamlarının merkezlerini oluşturan kilise, manastırın en önemli ve birinci yapısıdır. Son devir Bizans mimarlığı ile ilgili yayınlarda hiçbir bilgi yoktur. Yapı apsis çıkıntısı ve dıştaki duvarlar dahil 16x7.5 m. ölçülerindedir. Apsis, naos, nartheks ve nartheks dışında küçük bir atriumdan oluşur. Kilisenin duvar tekniği, çevre duvarı ile aynıdır. Yer yer düzeltilmiş, genelde doğal haliyle kullanılmış moloz taş, mermer parçaları, granit bloklar arasına, belli bir düzende olmadan kiremit kırıkları yerleştirilerek ilk önce kerpiç harçla, sonraki tamiratta kireç, deniz kumu ve su ile yapılmış beyaz renkli sert harçla örülmüştür. Duvar genişliği 1.30 m., mevcut duvar yüksekliği 20-180 cm. arasındadır. Duvarlarda enine atılmiş ahşap hatıl izleri varsa da, kalıntısına rastlanmamıştır. Apsis: Doğu da eksende, dışta ve içte yarım yuvarlak bir çıkıntı yapar. Mevcut yüksekliği 185 cm., duvar genişliği 65 cm., çapı dıştan dışa 280 cm.dir. Taban 33x33x3 cm. ölçülerinde, 7 sıra kare şeklinde tuğlalarla döşenmiştir. Apsisin alt kısmı syntranon basamaklarını andıran tek bir basamak şeklinde yapılmıştır. Yerden yüksekliği 23 cm.dir. Genişliği ortada 34 cm.ye ulaşır. Üzeri sert beyaz harçla sıvalıdır. Tuğlaların üçüncü sırası üzerinde bulunan ve yere harçla tutturulmuş olan mermer bir blok, altar kaidesi olmalıdır. Geç devir kiliselerinde altar apsisin gerisinde yerleştirilmiştir. Apsisin arkasında kuzey ve güney yönlerinde uzanan ve çevre duvarının doğu bölümüne bakan duvarlarla 6.60x 3.75 m. ölçülerinde bir mekân oluşmuştur. Kazı sırasında başları batı-doğu doğrultusunda olan iskeletler bulunduğundan bu yerin manastırın mezarlığı olarak kullanıldığı anlaşılmıştır. Duvar yüksekliği 80 cm., duvar genişliği 75 cm.dir. Duvarlarda kapı açıklığı bulunmamaktadır. Naos: Doğu-batı doğrultusunda dikdörtgen plânlı, eksende dışa taşkın yuvarlak apsis, batıda nartheks ile sınırlanmıştır. 8.33x4.50 m. ölçülerindedir. Mevcut duvar yüksekliği 70 cm., duvar genişliği 130 cm.dir. Naos’a giriş güney duvarında yer alan 93 cm. genişlikteki kapıdan yapılmaktadır. Naosa diğer bir giriş ise naos ile nartheks arasında bulunan diğer bir kapı ile de olabilir. Bu kapının genişliği ise 120 cm.dir. Kuzey duvarında, apsisin her iki yanında yapılan nişlerden sadece soldaki sağlam durumda, içindeki fresklerle zamanımıza kadar gelmiştir. Güney duvarında sağda olması gereken niş tamamen yok olmuş, zemin toprağında tuğlaları bulunmuştur. Böylece kilisenin "pastophoria" (prothesis ve diakonikon) odalarının olmadığı anlaşılmıştır. Kuzey duvarında kiliseye bitişik olarak yapılmış bir ayazma yer almaktadır8. Oldukça basit bir plânı vardır. Üzeri üç blok taşla bindirme tekniğinde örtülmüş, 8 merdivenli bir koridor ile koridorun sonundaki mahzen-hazne bölümünden meydana gelmiştir. Duvar örgüsü çev7 8 S.Popovic, The Architectural Iconography of the Late Byzantine Monastry, Toronto 1997,7. Z., Karaca, ‹stanbul’da Osmanl› Devri Rum Kiliseleri, İst.2001, s.309 .

207

re duvarı ve kilise ile aynıdır. Sadece burası tamamen sıvalı ve badanalıdır. Duvarlarda Aziz Georgios’un ikonlarının konduğu iki adet 50x40x44 cm. ölçülerinde niş vardır. Naos zemininin büyük bir kısmı topraktır. Bazı yerlerinde apsiste kullanılan tuğlalar, bazı yerlerde de büyük malta taşı bloklarla örtülmüştür. Güney duvarının dibinde başı batı-doğu doğrultusunda bir başka iskelet kalıntısı vardır. Bu kadar kutsal bir mekâna gömüldüğüne göre, manastırın baş rahibine ait olmalıdır. Bizanslılar zamanında kutsal yerlere gömü yapıldığından, aynı âdetin hâlâ devam ettiği manastırda izlenmektedir. Duvarlarda bazı yerlerde fresk parçaları az da olsa kalmıştır. Nartheks: Kilisenin batısında, kuzey-güney doğrultusunda dikdörtgen plânlıdır. Ölçüleri 7.30x4.45 m.dir. Mevcut duvar yüksekliği 120 cm., duvar genişliği 130 cm.dir. Tabanı, apsis ve naosta olduğu gibi kare tuğlalarla döşenmiştir. Narthekse batıdan ve nartheksin önünde yer aldığı düşünülen atriumun güneyindeki 2 basamaklı bir kapı açıklığından girilmektedir. Kazıda çok miktarda çıkan 19. yüzyıla ait boyalı çanak çömlek parçaları, üzeri yazılı çatı kiremit parçaları, çok miktarda çeşitli boylarda çiviler ve çok fazla parçalanmış freskler önemli buluntular arasındadır. Freskler (Buon Fresco) gerçek tekniğinde yapılmıştır (Resim: 3). Parçalardan hangi olayların ya da hangi aziz veya azizlerin tasvir edildikleri anlaşılmamakla birlikte, fresklerdeki boyaların canlılığı, kilisede mimar ile sanatkârın beraber çalıştıklarını, anıtsal resim sanatının bezeme öğesi olmaktan çok mimarlığın tamamlayıcı bir unsuru olduğu ve sağladığı ritüel ile birlikte incelendiğinde bir anlam kazandığı görülmektedir9. Kilise hakkında hiçbir bilgi olmamasına karşın gösterdiği mimarî plânın özelliklerine göre, Palaelogoslar Devrinde (İ.S. 1261-1453) ortaya çıkan "tek nefli tiplere" girmektedir. Manastır kilisesindeki buluntulara ve diğer örneklere dayanarak, muhtemelen yarım bir kubbe ile örtülü olan apsis hariç, uzun duvarlarla çevrili iç mekânın beşik veya kırma çatı ile örtülü olduğu söylenebilir. İstanbul’da bu tek nefli tipe Sinan Paşa Mescidi (Hagia Iuliana en to Petrio Kilisesi), Manastır Mescidi (Kyra Martha Manastır Şapeli), İsa Kapısı Mescidi (şapel) girmektedir10. Basit plânın düzeni, ölçülerinin ve oranlarının mükemmel oluşu ile de güzel ve sade bir bina görünümündedir. Avlu: Manastırda çevre duvarlarının önünde yer alan tüm yapılar arasındaki bağlantıyı sağlayan ve önemli bölümleri birbirine bağlayan "arkadlı avlu" eski Roma evlerinin atriumlarına benzer11. Genel şemada avlunun bir tarafına kilise, diğer tarafına manastır yemekhanesi yerleştirilir. Bu örnektede avlunun bir tarafına kilise yerleştirilmiş, diğer tarafta mutfak yer almıştır. Kilise ve mutfağın önlerinde aralıklı olarak bulunan mermer bloklar üzerindeki 3 cm. çapındaki boşluklara avluyu çeviren ahşap direklerin altına konan demir pabuçların sivri demirleri girmiştir. Ancak bu ahşap direkler günümüze kadar gelememiştir. Arkadlı avlunun altında gündüz odaları, kütüphane, atölyeler yer almıştır. Üst katı da keşiş odalarına ayrılmıştır. Keşiş odaları da ahşap olarak yapıldıklarından hiçbir iz bırakmadan kaybolmuştur. Ancak avlu kazısında bulunan kapı kilitleri, demir menteşeler, kapı tokmakları, pencere ve kapı demir süsleri kaybolan bu odaların bir zamanlar varolduğunun bir göstergesidir. Avlu ya çimen ya da taşla kaplanırdı. Burada büyük taş ve mermer bloklarla döşelidir (Resim: 2). Avluda çeşme yer alır ve bu çeşme kilisenin önündedir. Çeşmenin yerini bu manastırda kuyu almıştır. Kuyu kiliseye yakındır. Çapı 90 cm., dıştan dışa 140 cm. ölçüsündedir (Resim: 8). Manastırlarda komünal yaşamın en önemli yanı kilisedeki ortak tapınmadan sonra, ritüel yanı da olan keşişlerin toplu olarak yemek yemeleridir. Bunun için bir araya geldikleri yemekhane (trapeza), diğer yapılar arasında kiliseden sonraki en önemli yapı olarak görülmektedir. Yemekhane (Trapeza): Manastır yemekhanesi, genel şemaya göre kilise ile mutfak arasında olması gerekirken, muhtemelen 1834 yılındaki tadilat sırasında ikinci avlunun çevre duvarlarının önüne yapılmıştır. Kilisenin güneyinde, manastır girişinin
9 10 11 E., Akyürek, Bizans’ta Sanat ve Ritüel, İst.1996. S., Eyice, Son Devir Bizans Mimarisi, İst.1963 s.26-41. C. E., Arseven, "Kluatra", Sanat Ansiklopedisi, c.2 s.1104-1105.

208

karşısındadır. Bu mekân birçok Bizans manastırındaki trapeza konumunda uygundur. Ancak duvarları kalmıştır (Resim: 4). Doğu-batı doğrultusunda dikdörtgen plânlıdır. Ölçüleri 24.52x12.00 m.dir. Yapıda adanın doğal taşı olan granit taşı, kireç, deniz kumu, su karışımından oluşan sert beyaz görünümlü harçla, çok muntazam şekilde dizilmeyen delikli tuğlalar kullanılmıştır. Örgüde kare ve dikdörtgen şeklinde kesilmiş granit bloklar özellikle köşelerin muntazam işlenmesini kolaylaştırmıştır. Taş ve tuğlanın birlikte kullanımı Bizanslılar zamanından beri gelen bir özelliktir. Doğu ve batı kısa kenarlarda yan yana 5x5 m. ölçülerinde odalar vardır. Oda temelleri 50 cm. genişlikte, 45 cm. derinliktedir. Temellerin ortasında yer alan 120x120x34 cm. ölçülerindeki pabuçlar (sömeller), çatıyı taşımak üzere konan direkler için olmalıdır. Yapı iki katlı ve içten merdivenlidir. Bazen trapezalar iki katlı olur. Altta mutfak ve kiler yer alır. Yemek üst katta yenirdi. Kazıda çok miktarda çiviler, yazılı kiremit parçaları çıkmıştır. Çatı kırma veya beşik çatı olmalıdır. Ayrıca çeşitli çanak-çömlek parçaları, amphora ve testi kulpları, demir pencere ve kapı menteşeleri, bakır bir sahan kapağı, bir Fransız porselen kâse parçası, yanmış kurşun levhalar trapeza olduğu fikrini güçlendirmektedir. Sarn›ç: İkinci avluyu çevreleyen duvarın önünde doğu kenarı duvara bitişik olarak yapılmıştır (Resim: 5). Yemekhanenin yanındadır. Örgüde granit taşlar, delikli tuğlalar ve kiremit kırıkları arasında, deniz kumu, su ve kireç karışımıyla yapılan beyaz sert harç kullanılmıştır. Yemekhane ile aynı zamanda, yani tadilatta yapılmıştır. Sadece bu iki bina ilâve edilmiş, diğer yapılar tamir edilmiştir. Manastırın su gereksinimini sağlayan sarnıç 310 cm. uzunlukta 4 duvardan oluşmuştur. Kare şeklindedir. Duvar genişliği 65 cm., mevcut duvar yüksekliği 130 cm.dir. Yemekhanenin arka duvarına bağlı demir manşonlu su borusu sarnıca kadar uzanmaktadır. Manastır dışındaki bağın üst tarafında bulunan kaynaktan borularla getirilen su sarnıca dolmaktaydı. Sarnıcın içi pembe renkli sarnıç harcıyla sıvalıdır. Önde yerden 17 cm. yükseklikte ağzı tıkaçla kapatılmış bir demir boru ile sarnıçtan su alınmaktaydı. Bu boruyu görmek mümkündür. Ayazma: Birinci avluyu çeviren çevre duvarının güney bölümünün dışında, güneybatı köşeden 7 m. ileride, 194 cm. genişlikte, 312 cm. uzunlukta, 142 cm. yükseklikte, dikdörtgen şeklindeki yapı bir ayazma olmalıdır. Önde yüksekliği 95 cm. olan 10x2 cm. ölçülerinde 12 adet taş ve üzerinde 12 adet tuğla ile yapılmış bir kemer vardır (Resim: 6). Taş örgüsü ve yapı tekniği kilise ve çevre duvarları ile aynıdır. "Kemerli yapı" manastırın ilk inşasında yapılmıştır. Moloz taşlar arasındaki kerpiç sıva, sonraki tamiratta beyaz sert harçla sağlamlaştırılarak sıvanmıştır. Bazı yerlerde sıva kalıntıları varsa da çoğu dökülmüştür. Tabanı, bir şeyin akmasını sağlamak üzere yeşil Marmara taşından, arkadan öne doğru hafif meyilli olarak yapılmıştır. Kütüphane: 1789 tarihine kadar içinde elyazması kitapların varlığı biliniyorsa da yandığı için bulunamamıştır. Mimarîsi hakkında bir bilgi yoktur. Arkadlı avlunun olasılıkla alt katında yer almıştır? Keflifl Hücreleri: Burada keşişlere ait hücrelerin, Aynaroz Manastırı’nda görüldüğü gibi ahşaptan yapıldıkları ve arkadlı avlunun ikinci katında oldukları tahmin edilir. Zaman içinde iz bırakmaksızın kaybolmalarının gerçek nedeni belki de budur. Genel Mutfak: Çevre duvarının güney bölümünün iç kısmında, güneydoğu köşesiyle duvarın önüne yapılmıştır. Büyük fırın genel mutfağın yerini belirlemektedir. Fırın önde ve yana doğru uzanan duvarlarla yapılmış, bir alt veya kaide kısmı ile üstünde ateş tuğlaları ile örülmüş kubbeden meydana gelmiştir (Resim: 7). Fırın, kilise ve çevre duvarları ile aynı zamanda inşa edilmiştir. Moloz taşlar arasında bulunan kerpiç sıva yerine daha sonra sert beyaz renkli harç kullanılarak taşlar sağlamlaştırılmış ve üzerleri sıvanmıştır. Ön yüzde sıva kalıntıları görülmektedir. Kubbede 6 sıra ateş tuğlası kalmış, diğerleri yıkılmıştır. Tabanı, kilisede kullanılan 33x33x3 cm. ölçülerindeki kare tuğlalarla döşelidir. Kazıda fırının arkasında in situ olarak 117 cm. uzunlukta, 3.5 cm. çapında, demir manşonlu su borusu bulunmuştur. Fırının önündeki alanın bir bölümü tamirat sırasında granit taşlarla döşenmiştir. Burada muhtemelen manastırın ekmeği pişirilmekteydi. 209

fiaraphane: Fırının biraz ilerisinde, çevre duvarının güney bölümün de yapılan kazılar sırasında bulunan çok miktarda fıçı çemberi, şarap ölçeği, öğütme taşı, amphora ve testi kulpları şaraphanenin burada olduğunu göstermektedir. Manastırda her yıl 1 milyon okka (birmilyonikiyüzseksenüçbin kilo) şarap üretildiği bilinmektedir12. Manastırda çevre duvarının güney kısmında genellikle çeşitli gereksinimlerin karşılandığı atölyeler, genel mutfak ve şarap imalâthanesi yer alırdı. Burada da aynı düzenle karşılaşılmıştır. Burası arkadlı avludan 22.5 m. uzunluğunda bir ara duvar ile ayrılmıştır (Resim: 8). Kazı toprağı içinde bulunan çatı kiremiti parçaları, çeşitli boylardaki mıhlar alanın üstünün ahşap bir çatı ile örtülü olduğunu göstermektedir. Duvar genişliği 65 cm. mevcut duvar yüksekliği 80 cm.dir. Duvar yapısı çevre duvarları ve kilise ile aynıdır. İrili ufaklı moloz taşlar arasında kerpiç sıva, sonra da sert, beyaz görünümlü harç kullanılmıştır. Örgüde ahşap hatıllar yatay olarak konmuş, mıhlarla çakılarak üstü beyaz harçla doldurularak sıvanmıştır. Duvarda yanık olarak kalmış ahşap hatıl ve mıhlar açıkça görülmekte ve duvar örgüsü hakkında gayet açık bilgi vermektedir. Duvarın alt yüzünde sıva kalıntıları vardır. Mutfak-F›r›n ve Sarn›ç: Çevre duvarının batı bölümünün iç yüzüne mutfak yapılmıştır. Fırın, sarnıç, ikinci kata çıkan merdivenden üç basamak, mermer ve taş iki dibek manastıra girildiğinde hemen görülmektedir (Resim: 9). Manastırın yemeği bu fırında pişiriliyordu. Taştan üç basamak yanında, 170x170 cm. ölçülerindeki fırın, tuğla ile daire şeklinde örülmüştür. Daha sonra orta kısmına dikdörtgen bir açıklık bırakılmış, tabanı tuğla ile döşenmiştir. Kazıda küller içinden bir gelberi, bir sacayağı ve bir maşa çıkarılmıştır. Fırının yan duvarına bitişik durumda 240x170 cm. ölçülerinde dikdörtgen şeklinde bir sarnıç, önünde biri derin, diğeri daha az derin iki yalak vardır. Hem fırın hem de sarnıç granitten yapılmış bir seki üzerine oturmaktadır. Tuğla ve taşlar arasında sert, beyaz görünümlü harç kullanılmıştır. Fırında tuğlalar arasında demir kenetler yer almaktadır. Bu bölüm, manastırın tamiratı sırasında yapılmış olmalıdır. Sarnıç, sarnıç sıvası ile sıvanmıştır. Dibinde bakır süzgeçli bir tencere vardır. Sarnıçtan dışarı çıkan bakır su borusu, bu tencere ile bağlantılıdır. Muhtemelen suyu süzmek için kullanılmış olmalıdır. Şarap için de kullanılmış olabilir. Sarnıç içindeki su, borudan yalağa akmaktaydı. Sarnıç ve fırının önü, üzeri Yunanca "Ahmet Ali Paşa" yazılı tuğlalarla süslenmiş, tuğlalar kırmızıya, aralarındaki derzler ise beyaza boyanmıştır. Güzel bir görünüm sağlayan tuğlalardan sadece iki sıra kalmıştır. Dibek: Hem mermer, hem de taştan iki dibek in situ olarak bulunmuştur. Hamam: Çevre duvarının kuzey bölümünün iç kısmında, kilisenin karşısındadır. Kazıda çok miktarda kurşun su borusu parçalar halinde bulunmuştur. Duvarın önünde 75x75 cm. ölçülerinde, içi 30 cm. derinlikte dışa açık olmayan moloz taş, arasında beyaz görünümlü sert harçla örülmüş bir yer vardır. Kurna olarak kullanılmıştır (Resim: 1). Bunun yanında 355 cm. uzunlukta, 22 cm. genişlikte, yerden yüksekliği 25 cm., içi 26x15x3 cm. ölçülerinde, 23 adet tuğla döşeli, kenarı moloz taş ve beyaz harçla örülmüş bir yalak yer almıştır. Yalağın etrafında 160 cm. genişlikte batı tarafı hafif yuvarlak dönen, aralı olarak yerleştirilmiş blok taşlar ve yeşil Marmara taşı ile çevrili alanın bir hamam bölümü olduğunu düşündürmektedir. Yalağın üzerinde duvarda musluklar olmalıydı. Kiliseye girmeden önce keşişlerin el yıkama âdeti vardır. Bu bölümün kiliseye yakınlığı, su boruları, yalağın varlığı, ve arkadan başka bir yalağa bağlı oluşu, hamam ve tuvalet yapısının burada olduğunun kesin kanıtı gibidir. Çevre duvar› d›fl›ndaki yalak: 280 cm. uzunlukta ve yerden 30 cm. yüksekliktedir. Ağızda genişliği 57 cm. altta ise 63 cm.dir. Yeşil Marmara taşından yapılmıştır. Duvarın iç yüzündeki yalağa akan su, duvarın dışındaki yalaktan denize akmaktaydı. Çan veya Gözcü Kulesi: Çevre duvarının kuzey bölümü dışında, manastırı dalgalardan korumak amacıyla yapılmış deniz kenarında uzanan bir kalkan duvar veya dalgakıran vardır. Manastır yapıları, daha doğrusu çevre duvarıyla bu duvar arasında,
12 M. Gedeon, "Afusia" Proikonessos, Pera 1895, s.58-76.

210

Avşa’dan manastıra gelen yol uzanıyordu. O zamanlar köyden manastıra yürünerek geliniyordu. Maalesef günümüzde bu yoldan hiçbir iz kalmamış, kalkan duvar yıkılmış, dalgalar manastır içine kadar girmiştir. Küçük bir parçası kalan bu duvarın ucunda çan veya gözcü kulesi yer almıştır. Duvarın mevcut uzunluğu 5.5 m., yüksekliği 1.80 m., genişliği ise 0.9 m.dir. Duvar ve kule tamirat sırasında yapılmıştır. Moloz taşlar ve granit bloklar arsında sert beyaz harç kullanılmıştır. Kulenin çapı 130 cm., mevcut duvar yüksekliği 180 cm. ve duvar genişliği 90 cm.dir. Kulenin yarısı ayaktadır (Resim: 10). Manastır kazısı iki yıl içinde toplam 13 ay devam etmiştir. Kazı bittikten sonra Çanakkale Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Müdürlüğü’nün 23.05.2003 gün ve 2014 sayılı kurul kararı ile manastırın etrafı çevrilmiş (Resim: 11, 12) ve çıkan mekânlar korumaya alınmıştır (Resim: 6, 7, 9). Ayrıca kıyıya bol miktarda toprak dökülerek dolgu yapılmış, dolgunun eteklerine taş atılarak dalgaların manastır içine girmesi tamamen önlenmiştir (Resim: 13): SONUÇ: İ. S. 1638 yılında inşa edilen manastır, tarih boyunca Bizans topluluğunun her kademesini derinden etkileyen bu kurumun yüzyıllar boyunca devam ettiğini, manastır sisteminin değişmediğini, yerleşim plânının Bizans manastırlarının genel şemasına göre yapıldığını, işlevsel nitelikteki bölümlerinin ve yapılarının aynen kaldığını göstermektedir. Hemen hemen tarihten silinecek duruma gelen manastır, Kültür Bakanlığı’nın izinleri ve Avşa Belediye Başkanlığı’nın sponsorluğunda yürütülen kazılarla tüm birimleri ile ortaya çıkarılmış, etrafı çevrilerek korumaya alınmıştır. Böylece Hagios Georgios (Aya Yorgi) Manastırı’nın Anadolu’daki Bizans manastırları konusunda çok az olan bilgilerimize önemli katkıları olacağı ve Anadolu’nun Ortaçağ tablosunu biraz daha aydınlatacağı inancındayım.
B‹BL‹YOGRAFYA Bizans’ta Sanat ve Ritüel, İst. 1996. "Kluatra" Sanat Ansiklopedisi, c. 2, s. 1104-1105. The Ascetic Work of Saint Basil, London 1925. Kap›da¤ Yar›madas› ve Çevresindeki Adalar, İst. 1998. Son Devir Bizans Mimarîsi, İst. 1963. "Afusia" Proikonnessos, Pera. 1895, s.58-76. Patrikhane Arflivi, Sicil No: 165, 1 Kodeks, A/8 s. 86-87. Johnson, M.-A. M. Talbot, "Monastry" The Oxford Dictionary of Byzantium, Newyork, 1991, c.2, 1391-1392. Karaca, Z., ‹stanbul’da Osmanl› Devri Rum Kiliseleri, İst. 2001. Popovic, S., The Architectural Iconography of the Late Byzantine Monastery, Toronto 1997. Talbot, A. M., "Bizans Manastır Sistemine Giriş", Cogito, 17, İst. 1999, s. 161-163. Akyürek, E., Arseven, C. E., Clarke W. K., (Çev), Ertüzün, R. M., Eyice, S., Gedeon, M.,

211

Harita

Plân

Resim 1: Kuzey duvarı ve hamam bölümü (Hagios Georgios Manastırı)

212

Resim 2: Hagios Georgios Manastır Kilisesi ve arkadlı avlu, doğu ve batıdaki giriş kapıları

Resim 3: Hagios Georgios Manastır Kilisesi’nden çıkan freskler

Resim 4: Hagios Georgios Manastrı, yemekhane (trapeza)

213

Resim 5: Hagios Georgios Manastırı, sarnıç

Resim 6: Hagios Georgios Manastırı, ayazma (kemerli yapı)

Resim 7: Hagios Georgios Manastırı, fırın

214

Resim 8: Hagios Georgios Manastırı, şaraphane ve ara duvar

Resim 9: Hagios Georgios Manastırı, mutfak

Resim 10: Hagios Georgios Manastırı, kalkan duvarıçan veya gözcü kulesi

215

Resim 11: Hagios Georgios Manastırı, sahile kadar inen çevirme (kuzeydoğu)

Resim 12: Hagios Georgios Manastırı, sahile kadar inen çevirme (kuzeybatı)

Resim 13: Hagios Georgios Manastırı, sahile atılan taşlar

216

KONYA-MERAM-GÖKYURT KÖYÜ, KİLİSTRA ANTİK KENTİ KURTARMA VE ONARIM ÇALIŞMALARI (2002-2003)

Nurettin ÖZKAN*

I. G‹R‹fi Konya İli, Meram İlçesi, Gökyurt Köyü yerleşimi içindeki Kilistra antik kentinde 1998 yılında başlatılan kurtarma-temizlik ve onarım çalışmalarına 2002-2003 yıllarında da devam edildi. Geçtiğimiz yıllarda tespiti, temizliği ve kısmen de onarımı yapılan yapılarda sürdürülen çalışmalar Konya İl Özel İdare Müdürlüğü’nün bütçesi ve Kültür Varlıkları ve Müzeler Genel Müdürlüğü’nün, ruhsatı ile gerçekleşti. 2002 sezonunda 26 Ağustos-4 Kasım 2002 tarihleri arasında 62 gün, 11 işçiyle ve 25 milyar ödenekle; 2003 sezonunda ise 15 Eylül-16 Kasım tarihleri arasında 62 gün, 8 işçiyle ve 25 milyar ödenekle çalışıldı. Çalışılan mekânlara Konya Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Kurulu’nun karar ve onayları doğrultusunda kapı, pencere, merdiven, korkuluk, ızgara monte edilerek, yalıtım amaçlı küçük onarımlar gerçekleştirildi. Yerel anlamda tam bir uyum içerisinde yapılan çalışmalara emek, destek ve katkısı bulanan Konya Valiliği, Meram Kaymakamlığı, İl Özel İdare Müdürlüğü, Kültür-Turizm, Müze, Rölöve-Anıtlar, Koruma Kurulu, Köy Hizmetleri Bölge, İl müdürlükleri yönetici ve uzmanları ile Arkeolog Gülseren Karakap, Mimar Türkyılmaz Alan’a teşekkür ediyoruz. II.YAPILAN ÇALIfiMALAR A-2002 TEM‹ZL‹K ÇALIfiMALARI 1. HAÇ PLÂNLI fiAPEL TERASI (Resim: 1) Konacak mevkiinde köylülerce “Sandıkkaya” denilen haç plânlı şapelin güneyinde geçtiğimiz yıllarda ortaya çıkarılan yerleşim dokusunun bulunduğu terastaki çalışmalar, 15x15 m.lik alan temizliği şeklinde devam etmiştir. Köylülerce harman yeri düzenlemek amacıyla kurulup yıkılarak doldurulup tesviye edilen terasın batı kısmında yer alan temizlik alanında oda ve salon benzeri mekânlar, bazen kaya oyularak, yontularak, bazen kaya duvar üzerine iri blok taşlarla duvar örülüp tamamlanarak bazen de duvarlara ahşap kiriş başlıklarına kiniş (yastık) açılarak yapılar tamamlanmış, üstleri örtülmüştür. Çalışmalar sonucunda bu mimarî örneklerin plân-şema verir hale gelmesi sağlanmıştır. Ortaya çıkan plân-şemaya rağmen bu mimarî ünitenin ev mi, sosyal amaçlı toplanma yeri mi olduğu konusunda henüz yorum yapamıyoruz. Terasta sürdürülen kazı* Nurettin ÖZKAN , Müze Araştırmacısı, Müze Müdürlüğü, Konya/TÜRKİYE

217

temizlik tamamlandığında kiliseye bağlı bir mahalle veya kiliseyi tamamlayan bir yapı grubu mu olduğu hakkında daha somut görüşler üretilebilir hale gelinecektir. a) Su Kanal›: Bu alanın batı kenarını, arazinin meyline uyarak güneyden-kuzeye inen bir su kanalı sınırlandırmaktadır. Yer yer kollara ayrıldığı izlenimi veren kanalın başlangıcı ve bitişi, dağıtım şebekesi ve ne amaçla kullanıldığı, terasta tamamlanacak çalışmalardan sonra yorumlanabilecektir. b) Mekânlar: Şapel ile okul arasında kalan bu terasta açılıp temizlenen alanda mekânların plân-şeması tamamen ortaya çıkmış değildir. Plânın kuzeydoğu köşesinde 5x4 m. ölçülerinde bir mekân, bu mekânın doğusunda 5x5,5 m. ölçülerinde bir mekân ile, güneyinde 5,8x9 m. ölçülerinde bir mekân daha görülmektedir. Birbirine bitişik olan bu mekânların ev mi yoksa toplanma amaçlı bir yapı mı olduğu toprak altındaki çevre ve uzantılarının temizlenmesi ile bariz hale gelecektir. 2) KAPCI ‹NLER‹ (Çizim: 1, 2; Resim: 2) a-Bat› ‹ni, Ön K›sm›n Temizli¤i: Geçtiğimiz yıllarda temizlenen inlerin önü ile bu açıklıkta bulunan testi fırını tam anlamıyla ele alınmamıştı. Batı odasının önündeki temizlik çalışmaları sonucunda 3.60x11.50 m. ölçülerinde ve yer yer 1.50 m.-1.75 m. derinliğinde, dikdörtgen plânlı bir havuzun güneydoğu köşesine yapıldığı görülmüştür. Ortadaki ve onun doğusundaki odanın önü ise kapı kotu seviyesinde olup zeminde 2.5x1.8x0.3 m. ölçülerinde tekne şeklinde küçük bir havuz yer almaktadır. Batı odasının önündeki 3.60x11.50x1.50 m ölçülerindeki dikdörtgen havuzun zemininden 1.75 m. yükseklikteki kapıya demir-profil merdiven ve sahın monte edilmiştir. Orijinalinde bu çıkışın ahşap olması gerekir. b- Kapc› ‹ni, Do¤u Odas›: Bu hacmin giriş kapısı tam cephede olmayıp kapının yüzü kuzeybatıya bakmaktadır. Kapı girişinden güneye doğru tavanda genişçe doğal yarık olduğundan buranın üzerinin ahşap örtü sistemiyle örtüldüğü, ağaçların oturduğu kaya yüzündeki oyuklarından belli olmaktadır. Ana mekân 8.50x5.30 m. ölçülerinde dikdörtgen plânlıdır. Tavan yüksekliği 2.50 m.dir. Mekânda kuzeydoğu köşede işlik olarak kullanılan bir seki, yanında oluklu bir küçük havuz, sekinin güneydoğu köşesinde bir indirme havuzu, doğu duvarında bulunan bölmede bir işlik olup bitişiğindeki oluklu havuz ile bağlantılıdır. Bu bölmenin iç duvarında zeminden 1.70 m. yüksekliğinde bir geçit bulunmaktadır. Bu geçitle, asıl giriş kapısı kuzeydoğuya bakan bir mekâna daha geçilir. Gerek bu mekân ve gerekse kapcı inlerinin batı odasının bitişiğindeki (batısındaki) diğer inler burasının komple bir iş merkezi olduğu görüşünü pekiştirmektedir. Mekânların birbirine bağlantılı olmaları, bazı mekânların tek kapılı, bağlantısız ve bağımsız kapılara sahip olması, içinde veya çevresinde havuz, çukur, seki, set veya benzer düzenlemelere sahip olması bu görüşte yoğunlaşmamızı sağlamaktadır. Önümüzdeki yıllarda tamamlanacak çalışmalarla burayla ilgili daha somut görüşler üretilebileceği görüşündeyiz. B-2003 SEZONU TEM‹ZL‹K ÇALIfiMALARI 2002 sezonunda yapılan çalışmalarımızı içeren kapanış raporumuzda verdiğimiz bilgilerden hareketle, Kilistra’da yaptığımız korumaya yönelik çalışmalarımız Konya Kültür Varlıklarını Koruma Kurulu’nun Kilistra’da yaptığı toplantı ile yerinde incelendi. Burada alınan kararda, “Kilistra da yapılan temizlik, kurtarma kazısı ve korumaya yönelik çalışmaların ilkelere uygun olduğuna” karar verildi1. 1999 yılında iyileştirilmesine başlanan tarihî Kral Yolu (Via Sebatsa), Kilistra kent girişindeki arterin tamamlanması için gerekli olan döşeme taşı All Sumas Dağı ve Ke1 Karar sureti ekte olup benzeri çalışmalar için örnek niteliğindedir (N. Ö.).

218

ten Gölü çevresinde özel taşıyıcılar tarafından toplatılarak çektirildi. 12 m. eninde, 250 m. uzunluğundaki antik yol girişini iyileştirme çalışmaları önümüzdeki yıl yapılacaktır. Kazıya başlama raporunu daha önce gönderdiğimiz 2003 sezonu içinde yapılan çalışmaları ve çalışma yapılan yerleri şöyle sıralayabiliriz: II. BAYRAMHACI MANASTIR KOMPLEKS‹NE BA⁄LI YAPI GRUBU (Çizim: 3, 4) Köy Konağı’nın 500 m. kuzeyinde doğu-batı ekseninde uzanan tüf kayalı mevkiye, Bayramhacı mevkii denmektedir. Burada 2001 sezonunda yaptığımız temizlik ve kurtarma çalışmalarında Doğu Şapeli, Batı Şapeli, mutfak, kiler v.b. yapıları tanıtmıştık2. 2003 sezonu çalıştığımız yapı grubu ise bu manastır kompleksine bağlı ve mevkinin batısında yer alan mekânları kapsamaktadır. Altlı-üstlü 10 dolayında mekânın bulunduğu grup yapıda 1 şapel, bu şapele bağlı keşiş odası, mezar odası (kripta), vaftiz odası, kaya mezarı, sığınma ve saklanma odası ve diğer odalardan oluşmaktadır. Şapel ile 2 No.lu odacık adını verdiğimiz mekân arasında uzunluğu 63 m.yi bulan cephede yer alan mekânların tamamı ana tüf kayaya oyulmak ve yontulmak suretiyle yapılmıştır. Bu yapı grubunun Bayramhacı Manastırı kompleksine bağlı değişik görev ve fonksiyonlar üstlenen hacimler olduğunu düşünüyoruz. İleriki yıllardaki çalışmalarımızda köylülerce ot-saman doldurulan bir mekânın (Hüseyin Ağa İni) temizliği, ölçülendirilmesi, tanımı, verilmeye çalışılacaktır. Gene 2 No.lu odacıktan batıya doğru hemen bitişiğindeki kaya kütlesinde bulunan ve yoğun tahrip görmüş bu mevkideki en geniş hacime ve alana sahip olan yapı da önümüzdeki sezonda ele alınacaktır. Temizlenen hacimlerin köylülerce yoğun tahribata uğratılması nedeniyle gerçek işlevini vermekte, özelliklerini tespitte, tarihlendirme ve tanımlamada zorluk çekilmektedir. 1- VAFT‹Z ODASI Şapelin bulunduğu kaya kütlesinin zemin katında yer almaktadır. Yerden yüksekliği 1.60 m. olan ve batıya bakan bir kapıdan girilmektedir. Tavan yüksekliği 1.85 m. olan karemsi plânlı, sade bir odadır. Gerek şapelin altında yer alması ve gerekse güneydoğu köşesinde yer alan 0.28 m. yüksekliğindeki kaya, sekinin ortasında, 0.30 m. çapında bir çukurun bulunması burasının bir vaftiz odası olabileceği düşüncesini güçlendirmektedir. Yekpare tüf kayaya oyulan mekânın tek açıklığı olan kapı açıklığına temizlendikten sonra projeye uygun olan topuzlu-parmaklı demir kapı yaptırılarak monte edilmiş ve koruma altına alınmıştır. 2- fiAPEL Yerden yüksekliği 4.50 m. olan, batıya bakan bir kapısı vardır. Kapı bir niş içine oyulmuştur. 3.90x3.05 m. ölçülerinde bazilikal plânlıdır. Apsisi tam yarım daire değildir, düze yakın yuvarlağımsı bir şekli vardır. Doğu-batı yönünde uzanan şapelin apsisi doğudadır. Kapı girişinden apsis başlangıcına kadar olan 2.60 m.lik ana mekânın tavanı kırma çatı şeklinde olup yerden yüksekliği de 2.60 m.dir. Apsisin üzeri ise bombeli tavanlıdır ve tabandan yüksekliği 2.40 m.dir. Üzeri kemerli ikiz apsis penceresi vardır. Ana mekânla apsisin ahşap bir bölme ile ayrıldığını kanıtlayan ve güney-kuzey duvarlarında yer alan ahşap bölmenin (templon) tutturulduğu oyuntular görülmektedir. Apsisin kuzeydoğu kısmında tahrip sonucu oluşan büyük bir delik görülür.
2 Bkz. 13. Müze Çal›flmalar› ve Kurtarma Kaz›lar› Sempozyumu, Ankara, 2003, s.223-236.

219

Şapelin iç kısmı kireç harçlı sıva üzerine kırmızı, siyah, mor, beyaz, kahverengi renklerle bezeli freskolarla kaplı iken, yer yer izleri kalmış, kompozisyon ve figürler tamamen yok olmuştur. İki yan duvarında (kuzey ve güney) 0.30 m. eninde, 0.28 m. yüksekliğinde iki seki uzanır. Sekiler apsis kenarlarında 0.60 m.ye ulaşır. Genel temizliği bitirilen şapelin kapısı demir parmaklı ve topuzlu demir kapı ile koruma altına alınmıştır. Önüne de geçici olarak çıkışı kolaylaştırmak amacıyla demirden yapılmış döner merdiven monte edilmiştir. 3- fiAPEL KARfiISI KEfi‹fi KONUTU Yerden yüksekliği 4.0 m. olan doğu-batı yönünde uzanan birbirine bağlı ve içiçe geçilen iki mekândan oluşur. Öndeki mekânın önü açık bir giriş olup ikinci odaya kapıyla girilir. Dikdörtgen plânlı iki mekândan oluşan konuta, önündeki kayaya oyulmuş sekemek şeklindeki merdivenlerle çıkılır. Ön giriş 2.20 m. yüksekliğinde, üzeri hafif kırma çatılıdır. Ön giriş duvarıyla ikinci mekân kapısının kuzey sövesinde nişler vardır. Güney duvarının önünde kapı profili sağlam kalmış 0.62x0.80x1.00 m. ölçülerinde bir su deposu (su sarnıcı) bulunmaktadır. Kapı ile geçilen ikinci mekân bir oda olup yerden yüksekliği 2.10 m. olan düz tavanlıdır. Girişin yanında duvarda bir iniş vardır. Odanın güneybatı köşesinde bir oyuk bulunmaktadır. Bu oyuğun ocak olma ihtimali vardır. Haç plânlı şapelde de keşiş odasının şapel karşısında ayrı bir kayaya oyulduğunu görmüştük. Orada iki katlı olmasına karşılık burada içiçe iki mekân olarak düzenlendiğini görüyoruz. Temizlik sonrası iç mekâna bir demir topuzlu kapı takılmış, sarnıç ızgara ile kapatılmış ve ön bölüme de demir parmaklıklı korkuluk monte edilmiştir. 4- MEZAR ODASI (fiAPEL KR‹PTASI) Keşiş konutunun altında, aynı tüf kayaya, cephesi güneye yönelik olarak yapılmıştır. “L” plânlı bir mezar odasıdır. Batı ucunda güneye bakan 1.90 m. yüksekliğinde üçgen alınlıklı bir niş içerisindeki kapıdan ilk bölüme girilir. Tabanda bulunan çukurun ölçüleri 0.90x0.50x0.45 m.dir. Giriş kapısının doğusunda, kapı sövesiyle bu bölümün doğu kısmındaki yekpare sütunun arası 3.80x2.00 m. ölçülerinde olup bu açıklık bir ahşap sistemle kapatılmış olmalıdır. Sütun kırılmıştır, tabanda dikit, tavanda sarkıt şeklinde parçalarının kaldığı görülür. Sütunun kuzeyinde iki bölmeyi ayıran çıkıntı vardır. İkinci bölmenin güneyi kaya oyuğu duvar olup tahrip edilmiştir. Bu ikinci bölmenin kuzey duvarında kubbe şeklinde oyulmuş 1.69 m. derinliğinde yan mekân dikkati çeker. Kapısının üst lentosunun üçgen alınlıklı olması, ön cephe düzeninin dua ve ziyaret amaçlı olarak yarı duvar, yarı parmaklık benzeri bir sistemle geçilmesi, ana kayada yontulan sütun şeklinde bir bölgü ve destekle süslenmesi bu yapıyı adeta bir anıt mezar silüetine büründürmektedir. Daha önce tanıttığımız Berberhane Şapeli’nin kriptasının da bitişiğindeki kaya kütlesininin oda mezar şeklinde açıldığını düşünürsek, bu kaya mezarının da buradaki şapelin kriptası olabileceği görüşünü sağlamlaştırmaktadır. Temizliği tamamlanan mezar odasında yekpare sütunla kapıya bağlanan duvar önümüzdeki yıl yapılacak olup açıklığa demirden parmaklık monte edilmiştir. 5- G‹ZLENME MEKÂNLARI (SI⁄INAK) Şapelin kriptası olabileceğini düşündüğümüz kaya mezarının bulunduğu ana kayanın kenarında açılan sekemeklerle çıkılan üçüncü kat mekânıdır. 220

İki oda bir sofa plânlı olup giriş kapısı sürgülü döner taş şeklindedir. Sürgülü kapı sistemi orijinal durumunu korumuş, ancak döner taşı bulunamamıştır. Mekânlarda yapılan temizlik sonucunda girişteki dikdörtgen sofa bölümünde sağlı sollu iki çukur bulunmuştur. Bu çukurların birisinin sarnıç, diğerinin ise erzak çukuru olarak kullanıldığı muhakkaktır. Soldaki 0.56x0.83x0.90 m. sağdaki ise 0.88x1.20x1.30 m. ölçülerindedir. Girişin sağında ve solunda bulunan odalar ana kayadan kesilen duvarlar ve bu duvarlarda bulunan giriş kapıları ile şekillenmiştir. Sağdaki (doğu) oda tam kareye yakın olup güneydoğu köşesinde dış cepheden görünmeyecek tarzda ama, içeriden dışarıya hâkim görüş açısına sahip bir penceresi vardır. Soldaki (batı) oda ise kare plân denemesine rağmen kuzey duvarı yarı dairesel şekil almıştır. Kuzeybatı köşesinde bir aydınlatma penceresi bulunur. En üst katta olması, dışarıdan ilk bakışta zor görülmesi, giriş kapısının da döner taşı ile kamufle bir sisteme tabi olması, çıkışının belli-belirsiz sekemekle sağlanması bu mekânların gizli ve güvenli bir mekân olarak tasarlandığını ve bu amaçla kullanıldığı görüşünü pekiştirmektedir. 6- KAYA MEZARI Cephesi güneye bakan kayaya oyulmuş üçgen plânlıdır. 4.60 m. uzunluğunda, 3.00 m. yüksekliğinde, 2.00 m. derinliğindedir. Doğu kenara bitişik dikdörtgen mezar çukuru görülür. Batı üçgen ucunda bir seki vardır. Duvarda biri küçük, diğeri büyük iki iniş yer alır. Mezar çukurunun ve sekinin büyük ölçüde tahribata uğradığı görülür. Bu kaya mezarının şapelin kriptası dediğimiz mezar odasının dibinde olması, dinsel açıdan ikincil derecede kişilerin gömüldüğü bir mezar olabileceğini düşündürmektedir. 7- TERS “L” ÇUKURLU ODA Güneye bakan kaya yüzeyine doğudan-batıya doğru tırmanılan sekemekle yerden yüksekliği 6.0 m. olan oda kapısına ulaşılır. Güneye bakan 1.70 m. yüksekliğinde bir kapısı vardır. Oda kuzey-güney yönünde uzanan, dipte ani daralan dikdörtgene yakın plânlıdır. Dip kısmında duvarlarda biri büyük, ikisi küçük niş görülür. Zeminde derinliği 0.45 m. olan ters “L” şeklinde bir çukur görülür. Çukur 0.83x0.78 m. ölçülerindedir. Düz tavanlı olup yükseklik 2.00 m.dir. Bu odanın kaya kütlesinin zemininde, bu oda ile birlikte düşünebileceğimiz bir mekân daha vardır. Kaya oyma bu mekânın üstü büyük parçalar halinde göçtüğü veya göçürüldüğü için ölçü alması, tanımlaması ve işlevinin incelenmesi mümkün olmamıştır. İleriki yıllarda teknik imkânlar ölçüsünde temizlenmesi gerçekleştirilebilecektir. Ters “L” çukurlu odanın da ikâmet amaçlı kullanıldığı, çukurun erzak çukuru olarak değerlendirildiği düşünülebilir. Mekân temizlenmiş, demir kapı takılmak suretiyle koruması sağlanmıştır. 8- 1 NO.LU ODACIK Ters “L” çukurlu odanın batı bitişiğindeki kayaya açılmıştır. Bu odacığın da kapısının güneye cepheli olması, giriş-çıkışı ters “L” çukurlu odanın önünden verilmesi, bize burasının da ikâmet yeri olarak kullanıldığı fikrini vermektedir. Dikdörtgen plânlı olup köşeleri dik değildir. Zeminde ve duvarda herhangi bir niş veya çukurun olmayışı bu odanın yatak odası gibi kullanıldığını düşündürmektedir. Mekân temizlenmiş, demir parmaklıklı ve topuzlu kapı takılarak koruma altına alınmıştır. 221

9- HÜSEY‹N A⁄A ‹N‹ İçerisi köylülerce kışlık hayvan yemi ile doldurulduğundan, işlevi ve plân özellikleri anlaşılamamıştır. Önümüzdeki sezon temizlenerek hakkında ayrıntılı bilgi verilecektir. Ancak burasının da manastır kompleksine bağlı ikâmet konutu veya bu konutlara bağlı günlük yaşam gereği bir fonksiyon yüklendiği kabul edilebilir. 10- 2 NO.LU ODACIK Zemine yakın küçük bir kaya kütlesine oyulmuş kareye yakın plânlı olup köşeleri yuvarlağımsıdır. Doğuya bakan kapısı 1.80 m. yüksekliğindedir. Duvarlarında irili ufaklı nişler görülür. Kapısının alt kısımlarında doğal nedenlerle oluşmuş iki taraflı yarık vardır. Bu mekânın da günlük işler için düzenlenmiş bir ikâmet yeri olarak düşünülmesi gerekir. Temizlenerek, demir parmaklık-topuzlu kapısı monte edilen mekânın kapı kenarındaki yarık önümüzdeki sezon kapatılarak yalıtım sağlanacaktır. III-KAPCI ‹NLER‹, BATI GRUBU YAPILARI (Çizim: 5; Resim: 3) Gökyurt Köyü’nün yer aldığı tepenin kuzeye bakan yamacında (Sığırönü mevkii ve Kapcı İni çevresi), doğu-batı yönünde yanyana uzanan kaya oyuğu mekânlar bulunmaktadır. Pek çoğu kısmen veya tamamen moloz akıntı altında kalmış veya tahrip edilmiştir. Üstü toprakla tesviye edilerek kapatılmış bu yapılar grubunun adeta bir teras çizgisinde dizilmiş olması, tepeye panoramik bakıldığında, 6-7 kat kademeli bir yamaç yerleşiminin izlerini vermektedir. Bugünkü asfalt köy giriş yolunun altındaki tepenin “C” kotundaki ilk kademeden başlarsak, çalıştığımız Kapcı İnleri grup yapısı 3.-4. kademeyi oluşturmaktadır. Bu dokuyu açığa çıkarmak için temizlik çalışmalarına önceki yıllarda başlanan Kapcı İnleri’nin batı bitişiğindeki bu yapılar, 15x20 m. ölçüsünde bir alandadır. Kapcı İnleri’nin batı odası dediğimiz önü havuzlu bölümün hizasında başlayan grup yapıların, önünde uzanan hacimlerin duvarlarının ve üstü yıkılan ve göçürülen üst örtüsünün ve duvarları oluşturan kayaların parçalanarak civardaki köy evlerinin inşaatında kesme taş olarak kullanıldığını sanıyoruz. Tamamen toprak altından temizleyerek çıkardığımız ve artık plân-şemadan başka edinimi olmayan ön mekânlar, ayakta kalan iki oda ile birleşik ve içiçe bir plân vermektedir. Batı grubu yapılarını iki kısımda incelemek gerekir: (a) Birinci K›s›m: Tahribat Görmüfl Hacimler 1- İçten içe kuzey-güney 7.80 m., doğu-batı 5.70 m. boyutlarındaki ilk hacmin duvar kalıntıları 0.30 m. ile 0.90 m. enindedir. Duvar yükseklikleri yer yer 0.30 m. ile 1.00 m. arasındadır. Üst kısmı tamamen tahrip edilmiştir. Güney duvarının ise sadece izleri kalmıştır. Kuzey kısmı Kapcı İni’nin batı odasının dış duvarı olan kayaya dayanmakta olduğundan yüksek seviyede kalabilmiştir. Mekânın doğudan ve kuzeybatıdan iki kapısı vardır. Mekânın güneydoğu köşesinde üzeri yarım tonozlu büyük bir niş vardır. Niş 0.30 m. eninde, 2.70 m. yüksekliğindedir. Mekânın güneybatı köşesinde, güney-kuzey yönünde uzanan 0.40 m. yüksekliğinde bir seki yer alır. Sekinin güney kenarı yarım tonoz şeklinde yapılmıştır. Üzeri kırıktır. Seki 3.70x1.50 m. ölçüsündedir. Bu mekânın kuzeydoğu köşesinde 0.80x0.40x0.50 m. ölçüsünde dikdörtgen bir çukur dikkati çeker. Köşelerinde dört küçük oyuntu bulunan çukur bir işlik olmalıdır. Zeminde yer yer büyüklü-küçüklü kare veya dikdörtgen plânlı çukurlar bulunmaktadır. 2- Bu mekânın bitişiğinde birbirine ve ardındaki sağlam kalmış mekânlara bağlantılı bir mekân daha görülür. Burası da 0.30- 0.60 m. en veren, yer yer 0.40 m. yüksek222

likteki duvarlarla plân-şema vermektedir. Kapı kütlesinin cephesinde 3.30 m. içeride, ön duvarı zeminde 0.80 m. yüksekliktedir. Yapıya kuzeydoğu köşesinde bulunan 1.25 m. genişliğindeki bir kapıdan girilir. Dikdörtgen plân veren bu mekân da güneydeki sağlam kalmış mekânla birlikte tasarlanmıştır. Kuzeydoğu eteğinde bulunan Geç Osmanlı Devrine ait tahliye amaçlı toprak künk, ön düzenlemede geç devirde uygulanan çalışmadır. (b) ‹kinci K›s›m: Sa¤lam Kalmifl Hacimler 1- Güneybatı köşede, dikdörtgen plâna sahip mekânın batı duvarı kapıdan başlayarak keskin bir şekilde genişler, daha sonra kuzey-güney doğrultusunda düzlenir. İçerisinde batı duvarında bir, doğu duvarında iki ve girişin karşısında tonoz şeklinde düzenlenmiş iki seki üzerinde ve önünde iki çukurun bulunması, bu mekânın bir işlik olduğunu kanıtlar. Doğu duvarında giriş kapısına yakın bir geçitle de dibindeki mekâna geçit verir. Üst örtüsü sağlam olan bu mekân bir demir kapı ile koruma altına alınmıştır. 2- Kapı sistemi sağlam olan diğer mekânda da giriş karşısında bir seki bulunması, bu mekânın da işlik olarak kullanıldığını kanıtlar. Giriş kapısının solunda ışıklık benzeri duvarlı açıklığın tahrip edildiği görülmüştür. Yıkılan bu duvarın taşları alınarak buraya 0.40 m. kalınlığında, 0.60 m. yüksekliğinde taş duvar örülerek üstüne demir parmaklık monte edilip yalıtımı ve koruma güvenliği sağlanmıştır. Her iki mekâna da demir topuzlu ve parmaklıklı kapı takılmıştır. Ön mekânların temizliğine önümüzdeki sezon da devam edilecek olup mekânlarda plân bağlantısı netleştirilecektir. B-ONARIM ÇALIfiMALARI (2002) (Resim: 4) 1) KAPCI ‹N‹, DO⁄U ODASI, ÖRTME VE CEPHE DÜZEN‹ Kapcı İni girişinden, derinlemesine güney duvarına kadar uzanan 8.60x4.40 m. ölçülerindeki doğal yarık, dönem karakterine uygun bir çalışmayla örtülmüştür. Doğal yarığın sağ, sol ve karşı duvarlarındaki kinişlere (ağaç yatakları), temin edilen ardıç kirişler, doğu-batı duvarları yüzündeki oyuklara enine üç aralık; bunların üstüne ise dörderli iki bölümü dikine, 8 kiriş atılarak geçiş katı elde edilmiştir. Kabuklu çam kapak tahtaları ile de kaplanan katın üstüne kırma çatı sistemi oturtulmuştur. Çatıda, köy içerisinde ve ayak altında olması nedeniyle, profil demir konstrüksiyon tercih edilmiştir. Bununla birlikte içten dışa metal aksamın kapatılması (kamuflesi) için de gereken önlem alınmış; çatının galvaniz kaplaması etrafına beton bağlama çekildikten sonra, çatı üzerine çatma-bölgü şeklinde çıta ve tahtalar çakılmış; üstüne samanlı çamur sıva atılmıştır. Ön cephede aynı ahşap kaplamayla şekillendirdiğimiz örtünün sağ giriş altına rastlayan kopuk kayayı da özel harçla, kesme taşla tamamladık. Üzerini de özel harçla serpme sıva ile kapladık. 2) TEST‹ FIRINI, TAfi DUVAR VE KEMER YEN‹LEME Kapcı İnleri’nde batı odası ve orta oda arasında Geç Devir Osmanlı Döneminin karakteristik özelliklerine sahip bir testi fırını vardır. Pişirme bölümü yıkılmış ve ateşlik bölümü sağlam olan fırının geçtiğimiz yıllarda temizliği yapılmış; düşen taşları geçici bir müdahale ile yerlerine bağlanmıştı. Yaptığımız tespitlerde fırının hem dıştan hem de içten çürümeye devam ettiği görülmüştür. Üzerindeki toprak fazlalığından kurtarmak amacıyla açmaya başladığımızda kemerlerin tüf kayadan yapıldığı ve yüksek ısıda mükerrer yanmalar nedeniyle kirece dönüştüğü; iç duvarlardaki sert moloz taşların da nem ve sıva dökülmeleri sonucu tahribata uğradığı tespit edilmiştir. Böylece fırın içten ve dıştan yükten kurtarılarak, önce taşıyıcı kemerleri sonra da diğer bölümleri yenilenmiştir. Zeminden yüksekliği 3.10 m. olan fırının dıştan dışa ölçüleri 2.70x1.90 m.dir. Oval plânlıdır. İç kısmı 1.50 m. çapında ve dairesel kesitlidir. İçi 1.50 m. yüksekliğindedir. Kemerli ateşlik açıklığı da 0.80-1.00 m.dir. Üstü, enine 3 kemer üzerine oturmakta 223

olup kemer bölgü ve çatkı taşlarıyla pişirme delikleri 27 adettir. Alev ve duman için açılan bu deliklerin çapı 8 cm.dir. Fırın güneyde duvara yaslanmıştır. Diğer yönlerde dışta yöresel tüf kayalardan elde edilen düzgün kesme taştan, içte kaba, şekilsiz, yumru taşlardan örülmüştür. Bu sert taşlarla örülen iç kısım çamur sıva ile sıvanmıştır. Kemerlerde ise işleme kolaylığı nedeniyle tüf kaya kesme taşlar tercih edilmiştir. Dış duvarları eridiğinden, temel ve iç duvar taşları döküldüğünden, fırının tamamı elden geçirilmiştir. Düşen sert taşlar yerine konmuş, üstleri sıvanmış, çürüyen tüf kaya kesme taşlar ise yeniden aynı ölçülerde kesilerek değiştirilmiştir. Ateşliğin üzerindeki pişirme odasının zemini ise özel harcımızla sıvanarak şaplanmıştır. Kemerli ateşlik kapısı açıklığına da demir parmaklıklı bir kapı takılmış; fırının üstüne ise saç kapak yaptırılıp kilit altına alınmıştır. 3) KONACAK MEVK‹‹ MERD‹VEN ÇALIfiMALARI Haç plânlı şapel ile toplantı kompleksi arasındaki orijinal gezi yolu taş merdiven ve çakma taş ile tamamlanmıştır. Geçtiğimiz sezonda yapılan kademe taş döşeme yolun haç plânlı şapele tırmanılan yamacında önceden var olan basamaklı rampanın merdivenlerinin kısmen yenilenmesi gerçekleştirilmiştir. Arazinin meyline uygun olarak 8-12 cm. çapındaki yumru taşlardan blokaj döşemek suretiyle tamamlanan yolun basamaklı yerlerinde 20x40x50 cm. veya 30x40x50 cm. ebadında kesilen tüf kaya taşlardan basamaklar yapılmıştır. Gerektiği yerlere blokaj şeklinde sahınlıklar konulan yolun kenar bordürleri iri taşlarla dekore edilirken, uygun yerlerde iri taşlardan istif ve dolgu yapılarak tırmanma boyunca estetik kazandırılmış, sağlı-sollu yolun çevresi toprak tesviyesi yapılarak peyzaja hazır hale sokulmuştur. Kademe taş döşeme yolun üzerine ince elenmiş kum dökülerek sağlamlaştırma yoluna gidilmiştir. Ayrıca terastan şapele inen ve köylülerin yaptığı geçici merdiven de iptal edilerek temizlenmiştir. Haç plânlı şapel ile Kadirağa İni de denilen toplantı kompleksinin bulunduğu merkez arasındaki bağlantıyı sağlayan bu orijinal ulaşım şeridinde çevre düzenleme çalışmaları önümüzdeki sezon da devam edecektir. C-ONARIM ÇALIfiMALARI (2003) (Resim: 5-7) Gerek Kapcı İnleri batı grubu yapılarında ve gerekse Bayramhacı Manastırı’na bağlı yapı grubunda koruma amaçlı olarak kapı, pencere, ızgara, korkuluk, Konya Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Kurulu’nun kararı uyarınca, projesine uygun şekilde demirden yaptırılarak yerlerine monte edilmiştir. Kapcı İnleri batı grubundaki doğu hacmin ışıklığı durumundaki pencerenin orijinalinde var olan 0.60 m. yüksekliğindeki duvar, kesme taş ve çamur harç ile örülerek tamamlanmıştır. Bu iki hacmin kapı üstlerinde, ahşap oyuntularından uygulanmış olduğu kanıtlanan kapı üstü saçakları ve lento sistemleri de ağaç, dilme tahta ve çamur harç malzeme ile çakılarak kapı üstlerinin yalıtımı gerçekleştirilmiştir. Ayrıca kent girişindeki Sünbül Çeşme’nin saçak üstü, tüf kaya toz, dinlendirilmiş kireç ve %10 oranındaki kireç ve ince kum katkısıyla yapılmıştır. Haç plânlı şapel ve Kadirağa İni’nde (toplantı kompleksi) duvar serpmelerinde yer yer insan eliyle oluşan tahribatlar onarılmıştır. 4) MALZEMEYE GÖRE ONARIM TÜRLER‹ Kilistra’da yapılan koruma amaçlı onarımlar yapının özelliği ve tahribatın boyutu dolayısıyla farklı durum ve biçimlerde yapılmıştır: 224

a) ÖZEL HARÇLA YAPILAN ONARIMLAR Yapılan onarımlarda özel karışımı olan bir harç kullanılmaktadır. Söndürülmüş ve en az 2 yıl bekletilmiş kireç kaymağı tüf kaya tozuyla karıştırılmaktadır. İçine su ile alıştırılmış doğal renklendiriciler (PRİMEX II- Dogussa ile siyah renk, demir oksit türevli renklendirici ile de kırmızı renk) katılarak sıva ve serpmede doğal kaya rengine yaklaşılmaktadır. Bu harç ile Kapcı İnleri doğu odası örtmesi altındaki kapı sövesi, cephe ve çatı saçağının bindiği sağ duvardaki kopmuş kısım tamamlanmış; testi fırınının ateşlik bölümünün dış cephe duvar örgüsü ve pişirme yeri sıvanmıştır. b) DEM‹RLE YAPILAN ONARIMLAR Kapı, pencere açıklıkları ile iç zeminlerdeki çukurların üzerine yerleştirilen ızgaralar, lama-profil- yuvarlak demirden yapılmıştır. Koruma kurulunun uygun gördüğü kapı, pencere, ızgara ve merdiven projelerinde yapıların tarihî kimliğine uyum sağlayacak tarzda döğme, topuz, yuvarlak demir vb. tipte malzemeler kullanılmıştır. c) AHfiAPLA YAPILAN ONARIMLAR Ahşap malzeme Kapcı İni doğu odasındaki doğal yarığın örtülmesinde, bu odanın kuzeye bakan cephe penceresinin lentosunda, cephe ve zemin kaplama çalışmalarında kullanılmıştır. Kiriş, dikme ve lentoda ardıç; kaplamada ise kabuklu dekore, çam kapak tahtası tercih edilmiştir. d) TAfiLA YAPILAN ONARIMLAR Duvar ve kemer örgüsünde yöresel adı “kaymak kaya” olan tüf kaya oluşumu taşlar, prizmatik hale getirilerek kullanılmıştır. Zemin blokajında ve yer yer duvar örgülerinde sert granit (yöresel adı: demir taş veya topan taş) kullanılmıştır. Bu sezon tüf kaya, kesme taş, testi fırın duvarı kemerleri, doğu odası giriş kapısının sağındaki sütunun oturduğu köşedeki kopuğun tamamlanması ve bu çatının bindirildiği dam bingilerinde uygulanmıştır. Demir taş ise fırının iç duvarının tamamlanması, haç plânlı şapel ile toplantı merkezi arasındaki rampalı merdiven ve yürüyüş yolunda uygulanmıştır. e) K‹L‹STRA YAZITININ MÜZEYE TAfiINMASI (Resim: 8) 1998 sezonunda yapılan temizlik ve kazı esnasında Söğütlü Deresi, Çiftli Şaraphane’nin doğu kapısında eşik taşı olarak bulduğumuz Roma Dönemi (1. yüzyıl) anıt mezar yazıtı, güvenlik altına alınması amacıyla, Konya Arkeoloji Müzesi’ne taşınmıştır. III. KÜÇÜK BULUNTULAR- 2002 Genel olarak kazılan, boşaltılan ve temizlenen her ünitede akıntı ve dolgu sonucu çoğunluğu kırık parçalar halinde Geç Hellenistik, Roma, Bizans, Selçuklu, Osmanlı seramik parçaları ele geçirilmiştir. Özellikle Selçuklu seramikleri, 13. yüzyıl karekteristiğine sahip olması açısından dikkat çekicidir. Kapcı İni ön temizliği esnasında 1 adet altıgen yüzeyli, haç şekilli pişmiş toprak baskı, doğu odasındaki temizlik esnasında 2.06 cm. çapında, küre şeklinde, tüf kayadan şekillendirilmiş taş bilye, haç plânlı şapel terasında 1 adet pişmiş toprak testicik (Roma), 1 adet Selçuklu Dönemine ait bakır sikke, Roma Dönemine ait 1 adet bronz biz parçası ile her temizlik alanında bol miktarda Hellenistik, Roma, Bizans, Selçuklu ve Osmanlı seramikleri elde edilmiştir. Bu buluntulardan Roma Dönemine ait 1 adet pişmiş toprak testicik, 1 adet altıgen yüzeyli pişmiş toprak baskı ile 1998 sezonunda ortaya çıkardığımız Kilistra yazıtı, envanter fişleri yapılarak; 1 adet tüf taş bilye, 1 adet biz parçası, 1 adet bakır Selçuklu sikkesi de etütlük eser listesi düzenlenerek Konya Arkeoloji Müzesi’ne teslim edilmiştir. 225

IV. KÜÇÜK BULUNTULAR 2003 (Resim: 9) Akıntı ve erozyon sunucu dolan hacimlerde yapılan temizlik çalışmaları esnasında moloz ve kırık malzeme olarak çeşitli dönemlere ait parçalar elde edilmiştir. Bu buluntular kronolojik olarak bulgu sırası vermemektedir. Dönem olarak Osmanlı, Bizans, Roma ve Hellenistik ağırlıklıdır. Her birisi küçük kırık parçalar halinde olup tamamlama imkânı olmayan, envanterlik ve etütlük mahiyet taşımayan münferit parçalardır. V. ELDE ED‹LEN B‹L‹MSEL SONUÇLAR 1) Kapcı İnleri yapı grubunda yapılan çalışmalar, köy yerleşiminin yoğun olduğu höyüğün tepesinden eteğine kadar kademeli olan bir yamaç yerleşimi olduğu izlenimi vermektedir. Kapcı İnleri yapı grubu tabandan zirveye doğru kuşak halinde dolaşan halkalardan üçüncüsü olabilir. 2) Kapcı İnleri yapı grubunun şimdiye kadar temizlenmiş 6 ünitesi birbirine içten geçiş vermektedir. Burasının da işliklerin yoğun olduğu bir iş merkezi olduğunu düşünüyoruz. 3) Kapcı İnleri önündeki testi fırınının ateşlik ve pişirme zemini mevcuttur. Bu fırın yapılış tekniği, yapım plânı, kullanılan malzeme ve çalıştırma şekli açısından Geç Devir Osmanlı, özellikle de tipik Konya fırınlarının (Sille, Çat, Hüyük, Doğanhisar...) bir örneğidir. Bu biçimi almasında bu atölyeyi Silleli ustaların çalıştırmış olması etkili olmuş olmalıdır. 4) Haç plânlı şapelin çevresinde yapılaşmanın devam ettiği görülmüştür. Bu mimarî doku ile şapel arasında rampa benzeri çıkışları olan küçük ve dar geçitler, sokaklar olduğunu düşünüyoruz. 5) Şapel terasındaki yapılarda zamanla tadilat ve genişleme izlerine rastlanmaktadır. Bu çalışmalar kesme blok taş, ahşap, v.b. malzemeyi kullanıma sokmuştur. 6) Bu terastaki 15x15 m.lik açmada bir bölümü ortaya çıkarılan sulama kanalını, kilise çevresindeki dokuda bahçe benzeri küçük tarım ünitelerinin varlığına işaret saymaktayız. Terasın tamamı ortaya çıktığında bu kanal ve işlevi hakkında detaylı bilgiye ulaşılacaktır. 7) Haç plânlı şapel terasında da, Kapcı İnleri yapı grubundaki yapılaşmada da görüldüğü gibi kompleks yapımına konu olan hacimlerdeki doğal yarıkların ahşap kirişlemeli örtmelerle geçildiği görülmektedir. Bayramhacı İnleri Manastırı’nda da aynı durum söz konusudur. VI. TASARI VE ÖNER‹LER 1) Geçtiğimiz yıl (2001) “Arkeolojik Sit” kararı “Kentsel-Arkeolojik Sit” olarak değiştirilen yerleşim dokusu üzerindeki mimarî örneklerin “tek yapı tescili”nin yapılması gerekir. 2) Köylülerin antik ortamla iç içe yaşama bilinci kazanmaları için sosyolojik, psikolojik ve estetik kültürlerinin oluşturulması gerekmektedir. Kazanılacak bu bilinçle kültür varlığıyla birlikte ve aynı ortamda yaşamak ve hem de gelişen turizm olgusu içerisinde fert ve toplum olarak yerini almalarını sağlamak açısından faydasına inanmaktayız. 3) Yörenin yaban hayatından doğal dokusuna, dip tarihinden yaşayan mimarîsine uzanan geniş spektrumlu bir kültür envanteri çıkarılmalıdır. 4) Köydeki yaşayan mimarî örneği bir sivil yapı restore edilerek yaşayan kültürün boyutlarının sergilendiği (müze, galeri, oda, motel,...) görsel bir mekân kazandırılmalıdır. 226

5) Koruma amaçlı sit ve yapı tescil kararlarının bir yaptırım olarak kalabilmesini, izinsiz yapılaşmayla hukuk serüveninde olan yapıların akibetiyle bağlı olduğunu düşünüyoruz. Bir an önce sonuçlandırılması gerekir. VII. 2004 YILI PROGRAMI 1) Önümüzdeki yıl antik yol güzergâhı üzerinde yarım kalan işlerin tamamlanması ve yeni tespit edilen yerlerin temizlik çalışmalarına ağırlık verilecektir. 2) Başlatılan kadastro çalışmalarına paralel olarak yerleşim dokusu üzerinde bulunan kültür varlıkları ile sivil mimarî örneklerinin haritalara tek tek işlenmesine ağırlık verilecek, bu çizimlerin bilgisayar ortamında ele alınmasına çalışılacaktır. 3) Mevcut köy yerleşiminin bulunduğu Gökyurt Köyü’nün altında yer alan antik Kilistra kenti plânının şekillendirilmesi çalışmalarının yanı sıra höyükteki bazı noktalarda Roma izleri taşıyan kalıntıların irdelenmesine çalışılacaktır. 4) Konya-Hatip-Gödene-Karadiğin-Evliya-İlyasbaba-Gökyurt bağlantılı antik “Kral Yolu”nun Larende (Karaman) arteri üzerinde yer alan Roma (ekleme ve yenileme ile Geç Osmanlı) köprüsünün temizlik, çevre düzeni ve küçük onarımı yapılacaktır. 5) Kapcı İnleri grubunda antik yol girişindeki Sünbül Çeşme, haç plânlı şapel çevresinde ve Bayramhacı İnleri’nde temizlik, çevre düzeni ve onarımlar yapılacaktır. 6) Kazının 5 yılı doldurması nedeniyle daha detaylı bilgileri içeren, raporların ışığında kazı sonuçları ve elde edilen verileri bilim dünyasına iletici bir yayının baskıya hazırlanması çalışmaları yapılacaktır.

227

Çizim: 1

Çizim: 2

Çizim: 3

228

Çizim: 4

Çizim: 5

229

Resim 1: Ş a p e l - t o p l a n t ı kompleksi arası, temizlendikten sonra

Resim 2: Kapcı İni, doğu odası, onarım sonrası

Resim 3: Kapcı İni, batı grubu hacimleri, onarım sonrası

230

Resim 4: Geç Osmanlı testi fırını, onarım sonrası

Resim 5: Devrek, askerî yapı, onarım sonrası

Resim 6: Bayramhacı Şapeli, onarım sonrası

231

Resim 7: Kral Yolu, köy girişi arteri yenileme çalışmaları

Resim 8: Kilistra yazıtı

Resim 9: 2002 sezonu küçük buluntular

232

MAKEDONYA KULESİ KURTARMA KAZISI 2002

fiahin YILDIRIM*

T.C. Kültür Bakanlığı, Anıtlar ve Müzeler Genel Müdürlüğü’nün 06.05.2002 gün ve 6376 sayılı verdiği izinle Edirne Müzesi Müdürlüğü 2002 yılı nisan ayı ortalarında Edirne Valiliği’nin maddî katkıları ile tarihî saat kulesi (Makedonya Kulesi) çevresinde kurtarma kazılarını başlatmıştır. Bu yıl arkeolojik kazıların en büyük destekçisi Edirne Valisi Sayın Fahri Yücel olmuştur. Kazıya Edirne Belediyesi de katkıda bulunmuştur. Makedonya Kulesi kurtarma kazısı 2002 yılı çalışmalarında görev alan ekip üyelerine teşekkürü bir borç bilirim1. İlk çağlarda Uscudama, Odrysia veya Orestias adıyla bilinen yerleşim yeri, M.Ö. I. binyıldaki göçlerle yöreye gelen Trak kavimlerinden Odrysler’in önemli bir kenti olarak kurulmuştur. Bu kent Meriç, Arda ve Tunca ırmaklarının kesiştiği bereketli toprakların üzerinde bulunmaktadır. Ancak şehrin asıl önemi, M.S. 123-124 yıllarında Roma İmparatoru Hadrianus’un doğu seyahati sırasında buraya gelişiyle birlikte artmış ve kentin adı da imparatorun adına izafeten Hadrianopolis olarak değiştirilmiştir. Hadrianus’un kenti bir surla çevirerek castrum (ordugâh) haline dönüştürdüğünü antik kaynaklardan ve Bizans kaynaklarından öğrenmekteyiz. Kareye yakın bir plâna sahip bu sur, çağlar boyunca Edirne savunmasında oldukça önemli bir rol oynamıştır. Avrupalı gezginlerden Sayger ve Desarnaud’un 1830’da hazırladıkları "Album d’un Voyage en Turquie" adlı eserinde bu kalenin gravürleri de bulunmaktadır (Resim: 1). Kale, Bizans ve Osmanlı dönemlerinde çeşitli tamirler ve eklentilerle XIX. yüzyıla kadar korunmuştur. Edirne Kalesi, 1866-1870 yıllarında Vali Hurşit Paşa tarafından gelirinden resmî yapılar yapılması amacıyla yıktırılmıştır. Bu yıkımdan sadece Makedonya Kulesi adıyla bilinen kule ve belli belirsiz kent içine dağılmış bazı küçük parçalar kurtulabilmiştir. XIX. yüzyılın sonlarında tüm Osmanlı İmparatorluğu kentlerinde yapımı moda haline gelen saat kulelerinden birisinin de burada, Makedonya Kulesi diye anılan burcun üzerine yapılması kararlaştırılmış ve bu amaçla o zamanki Vali Hacı İzzet Paşa tarafından 1884-1885 yılları arasında ahşaptan ilk saat kulesi yaptırılmıştır. 1894 yılında ahşap olan saat kulesinin yerine kargirden olmak üzere yeni bir saat kulesi yaptırılmıştır (Resim: 2). Bu yapılan ikinci saat kulesi 1953 depreminde zarar görmüş ve dönemin yetkilileri tarafından 6 Temmuz 1953 tarihinde dinamitle patlatılmak suretiyle son üç katı indirilmiştir. 1990’lı yıllarda da Makedonya Kulesi kısmen restore edilmiştir.

* 1

Şahin YILDIRIM, Arkeolog M.A., Müze Müdür Vekili, Edirne/TÜRKİYE Her anlamda kente büyük hizmetleri bulunan Vali Fahri Yücel’e teşekkürü bir borç biliriz. Şahin Yıldırım (kazı başkanı), Murat Nağış (arkeolog, alan sorumlusu), Yavuz Güner (sanat tarihçisi), Kemal Boztepe (arkeolog), İncilay Mut (arkeolog), Onur Karahan (mimar), Ahmet Mutlu (mimar), Asuman Alpagut (antropolog, Ankara Anadolu Medeniyetleri Müzesi), Aygül Uzun (restoratör, konservatör) arkeolji öğrencileri: Leyla Atlı, Günsel Dağlı, Naile Sağlam, Melek Bozkır, fotoğraflar Yavuz Güner, Şahin Yıldırım, Murat Nağış.

233

2002 YILI ÇALIfiMALARI Öncelikle tüm kazı alanı karelajlanmış ve 5x5 m.lik dilimlere ayrılmıştır. Kazı alanlarının üzerindeki hafriyat kalıntılarının temizlenmesi ile birlikte eski itfaiye binasının duşları ile burada bulunduğu Osmanlı kaynaklarından bilinen ve XIX. yüzyılın sonlarında yapıldığı belirtilen buzhane yapısının temelleri ile karşılaşılmıştır. Özellikle C4 ve C5 açmaları boyunca doğu-batı doğrultusunda uzanan tuvalet ve duş kalıntılarının bulunduğu yerde derinleşildiğinde Roma Dönemi surlarının bir bölümü de ortaya çıkarılmıştır. Kale dışı diye adlandırılan bu bölümde oldukça kalabalık bir mezarlık alanı bulunmuş ve buradaki çalışmalar sonucunda 32 adet iskelet ortaya çıkarılmıştır (Resim: 3). İskeletler üzerinde yapılan ilk incelemelerde ölen bireylerin çoğunun kadın ve çocuklardan oluştuğu görülmüştür. İskeletlerin bazılarının kireç içerisine gömülü durumda olması, veba veya benzeri bir salgın hastalık sonucunda öldükleri izlenimini vermektedir. İnsan iskeletlerinin çoğu çatı kiremitleri kullanılarak yapılmış, kırma çatı şeklindeki basit bir mezar içerisine konmuştur. Özellikle açmalarda iskeletlerin bulunduğu tabakadan gelen ve M.S. X. yüzyıla tarihlendirilen Bizans sikkelerine göre; sur dışındaki mezarların yine bu yüzyıl içerisinde meydana gelen Bulgar akınları ile bağlantılı olabileceği düşünülmektedir. Mezarlardan çıkan iskeletlerin neredeyse hepsi üstteki yapıların basınçları ve işlevleri (tuvalet, banyo) yüzünden oldukça kötü durumda ele geçirilmiştir. Surların içerisinde “kale içi” diye adlandırılan bölümde yapılan çalışmalar sırasında, özellikle itfaiye hafriyatının kaldırılması ile birlikte XIX. yüzyıla ait olması muhtemel, moloz temelli ve temellerinin üzeri tuğla örgülü, oldukça büyük sayılabilecek buzhane olduğunu düşündüğümüz bir yapı kalıntısı ile karşılaşılmıştır. SURLAR Roma İmparatoru Hadrianus’un M.S. 123-124 yıllarındaki doğu seyahatinden sonra Hadrianopolis olarak anılan bu kente, imparator oldukça büyük ve muntazam bir sur inşa ettirtmiştir. Hadrianus, böylece kenti önemli bir Roma ordugâhı (castrum) haline de getirmiştir. Hadrianopolis, İmparator Diocletianus (M.S. 284-305) tarafından M.S. 297 yılında yapılan bir düzenleme ile Thracia eyaletinin altı ilinden birini oluşturan Haemimontus’un başkenti haline getirilmiştir ve Roma İmparatorluğu’nun büyük sorunlar yaşadığı M.S. IV. yüzyıldaki Got akınlarına karşı güçlü surlarıyla önemli bir stratejik nokta olarak tarihe geçmiştir. Hadrianopolis Kalesi hakkında Bizans kaynaklarında, birçok defalar onarım gördüğüne dair notlar bulunmaktadır. Osmanlı Döneminde ise, kalenin bakımından sorumlu bir dizdar olduğu da aktarılan bilgilerin arasındadır. Kaleden kalan parçalar üzerinde de bu tamirler ve onarımlara ait izler görülebilmektedir. Edirne Kalesi ile Makedonya Kulesi hakkında Evliya Çelebi’nin "Seyahatname" adlı eserinde de birtakım bilgiler bulunmaktadır. 2002 yılı içerisinde Makedonya Kulesi çevresinde Edirne Müzesi Müdürlüğü’nün gerçekleştirdiği kurtarma kazısı sonucunda Edirne surlarından ufak bir bölüm ortaya çıkarılmıştır. Isodomos tipinde örgüye sahip olan bu surda malzeme olarak temelde iki sıra küfeki taşı ile temel üstü yerel kireçtaşlarından oluşan büyük bloklar kullanılmıştır (Resim: 4; Çizim: 1). Çok çeşitli dönemlerin tahriplerinin görülebildiği bu duvarın temelinden itibaren ilk üç sırası oldukça iyi durumda ele geçirilmiştir. İlk üç sıra taş dizisinden sonra surların geçirmiş olduğu savaşların ve zamanın izleri ile birlikte, Bizans ve Osmanlı dönemleri eklentileri de görülebilmektedir (Çizim: 1). Yapılış tekniğine göre; Edirne suru tek sıra yapılmıştır ve kule girişinde bulunanı hariç her dört metrede bir; sur duvarını kesen 4 m. uzunluğunda, 60 cm. genişliğinde atkı duvarları ile desteklenmiştir (Çizim: 1). Surun en altında yer alan harç ve moloz taşlardan oluşturulmuş euythentheria üzerine, iki sıra küfeki taşı, temel taşı olarak yerleştirilmiştir. Sur cephesinde bulunan tüm taşlar bosajlıdır. Surun iç kısmında yer alan taşların yüzüne ise bosaj yapılmamıştır. Bazı taşlar üzerinde taşçı atölyesi simgesi olan Grekçe harfler de bulun234

maktadır (Resim: 5). Ayrıca her taş birbirine kırlangıç kuyruğu şeklindeki kenetlerle bağlanmıştır (Resim: 6). Sur dışında C serisi açmaları boyunca uzanan Bizans Dönemi mezarlarının kaldırılmasıyla birlikte özellikle, C3 ve C4 açmalarında orijinal Roma tabakasına ulaşılmıştır. Bu bölümde yine C3 ve C4 açmalarında surun hemen dışından gelen Hadrianopolis darplı İmparator Caracalla (M.S. 198-217) Döneminde bastırılmış Roma Eyalet sikkelerinin, ilk defa Edirne merkezde yapılmış bilimsel bir kazı sırasında ortaya çıkarılmış olması da oldukça önemlidir (Resim: 7). Mimarî izlere göre, Roma Döneminde de yuvarlak olması muhtemel olan kule; temel seviyesinden gelen Bizans İmparatoru I. Ioannes Tzimisces (M.S. 969-976) sikkelerinin de gösterdiği kadarıyla; M.S. 970’lerde Güney Rusya’dan yaklaşan Rhos akıncılarına karşı savunmayı güçlendirmek amacıyla orijinalinden daha büyük ve geniş bir şekilde -surların birleştiği kule girişi hariç- yeniden yapılmış olmalıdır. Ayrıca bir zamanlar oldukça rahat bir şekilde okunan, şimdilerde ise sadece dikkatli gözler tarafından çok az bir kısmı seçilebilen tuğladan yapılmış Grekçe bir yazıt da burcun üzerinde bulunmaktadır. Yazıtın Türkçe çevirisi ise "Tanrım, Dindar ve İsa’nın dostu hükümdarımız Ioannes’e yardımcı ol" şeklindedir. Bu yazıttaki ‘Ioannes’ adından dolayı kimi yazarlarca M.S. XIV. yüzyıl Bizans imparatorlarından olan V. Ioannes Palailogos (M.S.1341-1391) ya da VI. Ioannes Kantakuzenos (M.S. 1347-1354) tarafından kulenin yaptırıldığı düşünülmektedir. Ancak, kazı sonucunda elde edilen gerek mimarî gerekse Ioannes I Tzimisces sikkeleri gibi buluntular, bu tarihin M.S. X. yüzyılın sonlarına kadar çekilmesi gerekebileceğini düşündürmektedir (Resim: 8). Doğu-batı hattında bulunan sur duvarının D5 açmasına gelen bölümünde tuğla örgülü oldukça büyük, yan yana iki adet tonoz bulunmuştur. Bu tonozlar büyük olasılıkla hemen yakınında yer alan M.S. IV. yüzyıl ortalarına ait seramik fırınları ve ocaklarla bağlantılı olmalıdır. Özellikle kuzey-güney yönünde uzanan surun atkıları arasında Geç Osmanlı Döneminde 30 cm2lik tuğlalar kullanılması suretiyle yapılmış ve aralarında yaklaşık 40 cm.lik kot farkı bulunan, tuğla tabanlı 2 adet küçük mekân bulunmuştur. Edirne surunun en yakın paraleli ise; bir Thrak kenti olarak kurulan ve Makedonya Kralı II. Philippos tarafından adı değiştirilen Philippopolis antik kentindeki surdur. M.S. 163 yılında Roma İmparatoru Marcus Aurelius (M.S. 161-180) tarafından yaptırılan sur, duvar örgüsü ve malzemesi bakımından Edirne suruyla oldukça benzeşmektedir. FIRINLAR Kazı sırasında elde edilen bulguların en önemlileri arasında, sırasıyla Roma, Geç Roma ve Osmanlı dönemlerine ait seramik fırınlarını saymak gerekir. Kazı sırasında toplam 4 adet seramik fırını bulunmuştur. Bu fırınlardan sadece B4 açmasında Bizans mezarlarının altında bulunan ve kubbesi mezarların yapımı sırasında tahrip olan 1 numaralı fırın, diğerlerine oranla daha önemli ve net sonuçlara ulaşmamızı sağlamıştır. Diğer üç fırın buna oranla çok daha fazla tahribata uğramıştır. F›r›n 1: B4 açmasındaki Bizans tabakası iskeletlerinin kaldırılması ile birlikte kiremit renginde killi bir katmanla karşılaşılmış ve detaylı bir şekilde incelendiğinde ise bunun bir seramik fırınının gövdesi olduğu anlaşılmıştır. Kubbe bölümü, hemen üstünde bulunan kiremit çatılı Bizans Dönemi mezarlarının yapımı sırasında tahrip edilmiştir. Mezarların kaldırılması ve fırının temizlenmesi ile birlikte fırının içinde in situ şekilde bir çok pişmiş toprak kap bulunmuştur (Resim: 9; Çizim: 2). Dairesel bir forma sahip olan fırının pişmiş toprak tuğlalardan yapılmış kemer şeklindeki ağzı ise, fırının mimarîsi hakkında bize birçok ipucu vermiştir (Resim: 10). Fırının içindeki kaplar alındığında, tabanı üzerinde ortada ızgarasının durmasını sağlayan üst üste konmuş tuğlalardan meydana getirilmiş bir sütunla karşılaşılmıştır. Ne yazık ki, fırın ızgaralarından en ufak bir parça dahi elimize geçmemiştir. Doğuya bakan fırın ağzının hemen önünde, fırından çıkan küllerin konduğu küçük bir çukur da bulunmaktadır. Kapların pişmesi için ateşin yakıldığı kısım ise pişmiş toprak bir kiremitle kapatılmıştır. 235

Fırının içerisinden çok çeşitli ölçülerde ve formda bir çok kap elde edilmiştir. Bu kapların en yakın paralellerine Bulgaristan’daki Pavlikeni ve Bouteva’da bulunan seramik fırınlarından çıkan kaplar arasında rastlamak mümkündür. M.Ö. I. ile M.S. I. yüzyıllar arasına tarihlendirilen kapların arasında özellikle yerel bir üslup içeren kantharosları saymak gerekir. Bu türden yaklaşık 20 civarında -fırından sadece bir oinechoe dışında, kırılmamış, sağlam bir kap çıkmamıştır- farklı boylarda kap bulunmaktadır (Resim: 11). F›r›n 2: E3 açmasında karşılaşılan seramik fırını ise, B4’deki fırına oranla çok daha büyük ölçülerdedir. Geç Roma tabakasında ortaya çıkarılan bu fırın sur içinde neredeyse -bu kotlardaki buzhane binası hariç- tüm alanda görülen büyük bir yangın neticesinde çökerek tahrip olmuştur. Ne yazık ki, formuyla ya da yapısıyla ilgili herhangi bir fikir vermemektedir. Fırın tamamen dağılmış durumdadır ve fırının kerpiç kubbesinden kalan parçalarının cidarı yaklaşık 8,5 cm. kadardır. İçerisinde in situ şekilde duran büyükçe bir pithos kaidesinden ve hemen yanı başındaki F3, G3, G4 açmalarında yer alan yine in situ büyük pithos kalıntılarından anlaşıldığı üzere bu fırının bir pithos fırını olma olasılığı oldukça yüksektir. Fırının hemen yakınında ince pişmiş toprak hatlarla çerçevelendirilmiş seramik kili havuzlarına da rastlanılmış olup, buradan alınan kil örnekleri, İl Kültür Müdürlüğü bünyesinde bulunan günümüz seramik fırınında pişirilmiştir. Bu pişirilme sonucu gayet olumlu bir netice vermiş ve bu havuzlardaki kilin seramik üretiminde kullanıldığını göstermiştir. Fırının ortaya çıkarılması çalışmaları sonucunda elde edilen küçük buluntulardan ve kontekstinde bulunan M.S. IV. yüzyılın ikinci yarısına tarihlendirilen Geç Roma sikkelerinden dolayı, fırının bu döneme tarihlendirilmesi uygun olacaktır. F›r›n 3: E5 açmasında da 3. bir seramik fırını ile karşılaşılmıştır. Bu fırın da tıpkı 2 No.lu fırın gibi aynı yangından etkilenerek yıkıma uğramıştır. Fırın hem batıdan hem de güneyden olmak üzere buraya Geç Osmanlı Döneminde inşa edilen buzhane temel duvarlarının yapımı sırasında tahribata uğramıştır. Bu fırında da tıpkı diğer fırında bulunan türde büyük bir pithos bulunmuştur. Bulunan bu pithosun tam ortasından ikiye ayrılmış bir durumda ele geçirilmesi, buzhanenin temel duvarlarının buraya yapılmasından kaynaklanmıştır. Kazı alanında bu fırınlarla bağlantılı olması kuvvetle muhtemel devşirme taşlardan araları toprak harçlı duvarlara da rastlanmıştır. Bu duvarlar da tıpkı E5 açmasındaki 3. fırın gibi buzhane temelleri tarafından kesilmiştir ve bundan dolayı fırının düzenli bir plânı görülememiştir. E5 açmasında bulunan fırının hemen yakınında ve yine bu fırınla bağlantısı olan buzhane tarafından tahrip edilen duvarın batısında, pişmiş toprak ocak kalıntılarına da rastlanmıştır. E5 açmasının hemen güneyinde yer alan F5 açması ise, kazının buluntu veren en önemli açmasıdır. Buluntular arasında yer alan altın ve onyx taşlı M.S. III. yüzyılın başlarına tarihlendirilen kameo, burada yapılan bir sondajda ele geçirilmiştir (Resim: 12). Fırınlarla bağlantılı olduğu düşünülen mekân kalıntılarının mimarî izleri burada görülebilmektedir. Bu 3. fırın içinden gelen kandiller ve fırın çevresinden gelen sikkeler de tıpkı 2. Fırından gelenler gibi, M.S. IV. yüzyılın ortalarına tarihlendirilmektedir. Fırınların bulunduğu bu alan büyük olasılıkla M.S. IV. yüzyılda görülen Got akınlarının bir sonucu olarak tahrip edilmiş olmalıdır. Alanın geneline yayılan kalın yangın tabakası bu dönemle ilintilidir. Ayrıca bu yerleşimin kotu neredeyse sur temellerinin de altına inmiştir ve orijinal M.S. II. yüzyıl Roma kotunu tesviye etmiştir. F›r›n 4: Dördüncü ve son fırın ise, sur dışında C9 açmasında ortaya çıkarılmıştır. Yüzey toprağının hemen altında bulunan fırın çok fazla tahribata uğramıştır. Bu fırında da kırmızımsı kalın bir kil tabakası ile karşılaşılmıştır. Bu kalın kil tabakası kaldırıldığın da, hemen altta düzensiz bir şekilde yerleştirilmiş, şekilsiz taşlarla karşılaşılmıştır. Burada bulunan üç ayak ile yeşil ve kahverengi sırlı pişmiş toprak kap parçalarından dolayı fırının XIX. yüzyılın sonlarına doğru tarihlendirilmesi uygun olacaktır. Kazı çalışmaları sırasında çok sayıda kayda değer küçük buluntu bulunmuştur. Kazı alanında çalışma yapılan tüm yerlerin aksonametrik perspektif çizimleri de yapılmıştır (Çizim: 3). 2002 yılı kazı faaliyeti kasım ayı ortalarında sona erdirilmiştir. 236

Çizim: 1

Çizim: 2

Çizim: 3

237

Resim: 1

Resim: 2

238

Resim: 3

Resim: 4

Resim: 5

239

Resim: 6

Resim: 7

Resim: 8

240

Resim: 9

Resim: 10

241

Resim: 11

Resim: 12

242

MAKEDONYA KULESİ KURTARMA KAZISI 2003

fiahin YILDIRIM*

Edirne Valiliği’nin maddî katkıları ile 2002 yılında tarihî saat kulesi (Makedonya Kulesi) çevresinde başlatılan kurtarma kazısı kent tarihi açısından oldukça önemli sayılabilecek sonuçlara ulaşmıştır. T.C. Kültür ve Turizm Bakanlığı, Kültür Varlıkları ve Müzeler Genel Müdürlüğü’nün verdiği izinle Edirne Müzesi Müdürlüğü 2003 yılı nisan ayı ortalarında II. dönem kazılarını başlatmıştır. Geçen sene olduğu gibi bu yıl da kazıların en büyük destekçisi Edirne Valisi Sayın Fahri Yücel olmuştur. Kazıya Edirne Belediyesi de katkıda bulunmuştur. Makedonya Kulesi kurtarma kazısı 2002 ve 2003 yılı çalışmalarında Ankara Üniversitesi, 9 Eylül Üniversitesi, Trakya Üniversitesi, İstanbul Üniversitesi, Anadolu Üniversitesi, Mimar Sinan Üniversitesi ve Mersin Üniversitesi’nden akademisyenler ve öğrenciler görev almışlardır1. 2003 YILI ÇALIfiMALARI Nisan ayı ortalarında başlayan 2. dönem kazıları, eski Belediye İtfaiye Garajı alanında, otopark olarak kullanılan yerde yapılmaktadır. Kazıya başlamadan önce ilk olarak kazı yapılacak alanın fotoğrafları çekilmiştir (Resim: 1). Kazımız mimarları tarafından çizilen x-y koordinatlı kazı master plânında görüldüğü üzere, Hadrianopolis antik kenti surlarının devam ettiği bölge olan C ve D serisi açmalarında ilk çalışmalar başlatılmıştır (Çizim). Surların önünde C 10 ve C 11 karelajlarının bulunduğu alanda yapılan çalışmalar, tıpkı geçen yıl da olduğu üzere günümüze ait toprak tabakasının kaldırılması ile başlamıştır. Tabakanın kaldırılması ile birlikte XIX. yüzyılın sonlarına tarihlendirdiğimiz Geç Osmanlı Dönemine ait olması muhtemel yapı kalıntıları ile karşılaşılmıştır. Söz konusu Osmanlı duvarlarının kaldırılması ile birlikte, yine geçen yıl da olduğu üzere Bizans Dönemine tarihlendirilen kırma çatı şeklinde yapılmış tuğla mezarlar içerisine konmuş insan iskeletleri ile karşılaşıldı. Ancak bu bölgede Osmanlı tabakasının daha aşağı kotlarda yer alması nedeni ile, burada bulunan mezarların pek çoğu oldukça tahrip edilmiş bir şekilde bulunmuştur. Eski fotoğraflarda da görülen bu yapının temeli Roma surunun üzerine dayandırılmıştır. Bu dayanma sonucunda buradaki sur sadece tek sıra halinde günümüze kadar gelebilmiştir.
* Şahin YILDIRIM, Arkeolog M.A., Müze Müdür Vekili, Edirne/TÜRKİYE Edirne Valisi Sayın Fahri Yücel 12 Ağustos 2004 tarihinde geçirdiği hastalığa yenik düşerek aramızdan ayrılmıştır. Çalışmalarımızı O’nun aziz hatırasına armağan ediyoruz. Mekânı cennet olsun. Şahin Yıldırım (kazı başkanı), Prof. Dr. Mustafa Hamdi Sayar (epigraf, İstanbul Üniversitesi), Prof. Dr. Sait Başaran (rest.-arkeolog, İstanbul Üniversitesi), Araş. Gör. Ayça Özcan (arkeolog M.A, Ankara Üniversitesi), Murat Nağış (arkeolog, alan sorumlusu), Yavuz Güner (sanat tarihçisi), Kemal Boztepe (arkeolog), İncilay Mut (arkeolog), Banu Atabay (arkeolog), Ayşe Tatar (arkeolog), Onur Karahan (mimar), Ahmet Mutlu (mimar), Asuman Alpagut (antropolog, Ankara Anadolu Medeniyetleri Müzesi), Çilem Yaysan (restoratör), Aygül Uzun (restoratör, konservatör), arkeolji öğrencileri: Leyla Atlı, Günsel Dağlı, Naile Sağlam, Simge Küçük, Fotoğraflar Yavuz Güner, Şahin Yıldırım, Murat Nağış.

1

243

“Kale içi” diye adlandırılan surların içinde yer alan bölgede de açmalar açılmış ve buradaki geç dönem yapılarının temellerinin kaldırılması ile birlikte M.S. X-XII. yüzyıllar civarına tarihlendirilmesi olası bulunan ve varlığı 1908 yılında çizilmiş olan Edirne haritasından bilinen, sur duvarlarının şipolyen olarak kullanılmasıyla yapılmış bir kilise ile karşılaşılmıştır. Mimarî yapısından bu kilisenin iki evreli bir bina olduğu anlaşılmaktadır (Resim: 2). XIX. yüzyılda bu Bizans Dönemi kilisesi büyük olasılıkla beden duvarı hariç tekrar inşa edilmiştir. Yapının günümüzde görülebilen apsis duvarı itfaiye binasının beton artıkları ile kaplı durumdadır ve bu duvarda bitkisel motiflerin kullanılmasıyla meydana getirilmiş freskolar bulunmaktadır. Yine kilise duvarları çevresinde oldukça yoğun bir şekilde tıpkı sur dışında olduğu üzere insan iskeletleri ile karşılaşılmıştır (Resim: 3). Mezarlardan çıkan iskeletlerin çoğu çocuklara aittir. Kilisenin hemen doğusunda, apsisin önünde dikdörtgen plânlı bir mekân açığa çıkarılmıştır. Bu mekân içerisinde yapılan kazı sırasında yan yana sıralı bir şekilde dizilmiş, insana ait kaval kemiklerine rastlanılmıştır ki, bu olasılıkla Hıristiyanlarca kutsal sayılan rahip ya da ruhanî liderlere ait kemikler olmalıdır. Kilisenin hemen kuzeyinde yer alan bölümde bulunan Bizans Dönemi yapısının duvarlarında da floral desenli çeşitli fresk kalıntılarına rastlanılmıştır (Resim: 4). Kilisenin kuzeyi Edirne Belediyesi’nin oluşturduğu otoparkın yapımı sırasında iş makineleri tarafından oldukça tahrip edilmiştir. Bu kısımda tabakalaşma oldukça karışmış haldedir. Bu karışık tabakada kilisenin batısında M.S. 296-305 yılların da hüküm sürmüş olan Roma İmparatoru Marcus Aurelius Maximianus’un altın aurelius sikkesi ele geçirilmiştir. Bu altın sikke oldukça iyi durumdadır. Sikkenin ön yüzünde imparatorun büstü, arka yüzünde ise Roma tanrılarından Herkül’ün ayakta betimlendiği tasvir bulunmaktadır (Resim: 5). Yine kilise civarından kiliseye ait olduğunu düşündüğümüz, üzerinde haç motifleri ile Yunanca zafer anlamına gelen yazıtlı bir kâse ile tabak bulunmuştur (Resim: 6). Ayrıca kilisede bulunan üzerinde Hz. Meryem’in betimlendiği bronz haç biçimli röliker de dikkat çekmektedir (Resim: 7). Kazı alanında hemen üst kotlarda yapılan çalışmalar sırasında XIX. yüzyıla ait yapı temelleri ile karşılaşılmıştır. Bu temel duvarları olasılıkla yakınındaki iki evreli kiliseyle bağlantılı olmalıdır. Temeller arasında, yerde döküntü olarak, yapı içerisinde Hıristiyan azizlerinin betimlendiği fresk parçaları bulunmuştur (Resim: 8). Sur içi kazısı sırasında M.S. X.-XII. yüzyıllar arasına tarihlendirilen bir Bizans seramik fırını ile karşılaşılmıştır. Bu fırın, hemen üstüne yapılmış olan XIX. yüzyıl yapısının temelleri tarafından tahrip edilmiştir. Bu fırın çevresinden gelen oldukça kaliteli seramikler, bu dönemde Edirne’nin seramik üretiminde oldukça önemli bir yerde olduğunu kanıtlamaktadır. Ayrıca bu fırının bulunması ile birlikte geçen yıl ortaya çıkarılan fırınların kronolojisi de tam yerine oturmuş oldu. Böylece artık Edirne’nin M.S. I. yüzyıldan itibaren seramik üretiminde kesintisiz olarak ürün verdiği ve bu ürünlerin ihtiyaç fazlasını da büyük olasılıkla Trakya çevresine sattığı düşünülebilir (Resim: 9). Kilisenin kuzeyinde yer alan Osmanlı Dönemi duvarlarının kaldırılması sırasında kazı alanında parçalar halinde XVI. veya XVII. yüzyıllara tarihlendirilen Osmanlı çini duvar panelleriyle karşılaşıldı. İlk incelemelere göre Sarayiçi çinileri ile benzerlik gösteren parçalar, XIX. yüzyılın sonuna ait olan duvarın altına dolgu olarak konulan toprak tabakasında ele geçirilmiştir. Sur dışında C 4 açmasında yapılan temizlik çalışmaları sırasında mermerden yapılmış 1.58 cm. yüksekliğinde, 70 cm. genişliğinde, üzerinde Grekçe yazıt bulunan M.S. I-II. yüzyıllara tarihlendirilen oldukça kaliteli bir mezar steli, kireçtaşından kaidesi ile birlikte bulunmuştur. Stel üzerinde Roma Döneminde Edirne’de yaşamış bir ailenin yüksek kabartma şeklinde betimleri bulunmaktadır. Grekçe kitabesinin Türkçe’ye çevirisi ise: "Diofanes’in k›z› Julya, 40 y›l yaflam›fl olan kocas› Diogenetos ile o¤luna bu mezar tafl›n› yapt›rd›. An›s› hofl olsun, hoflça kal ey koca!" şeklindedir (Resim: 10). 244

Bu mezar stelinin bulunması ile birlikte mezarlarının bulunabilmesi amacıyla bu alanda bir sondaj çalışmasına girişilmiştir. Sondaj sonucunda burada 3 adet, çatı kiremitleri kullanılarak yapılmış semerdam şeklinde mezar bulunmuştur (Resim: 11). Bu mezarlardan birincisinin açılması ile birlikte, Trakya bölgesi için oldukça tipik olan ceset yakma geleneği (cremation) ile karşılaşılmıştır. İskelete ait sadece kafatasından parçaların olduğu mezarda, ölünün dinî inancına göre ölümden sonra cennete gidebilmesi amacıyla, mitolojik Styx Nehri kayıkçısı Kharon’a verilmek üzere ağzına konulan bronz sikke ile, pişmiş topraktan mamül 2 adet unguentarium ve demir bir hançer ele geçirilmiştir (Resim: 12). Açılan II. mezar ise, Trakyalı bir savaşçıya ait olmalıdır. Bu mezarda da diğer mezarda görüldüğü üzere ceset yakılmıştır. Bu yakmadan iskeletin bacakları dışında pek bir şey kalmamıştır. Bu mezarda büyük olasılıkla deri üzerine dikilmiş, bronz çivileri olan demirden bir zırh da bulunmaktadır. Ancak bu zırh, hem yakmadan hem de topraktaki yüksek tuz oranından dolayı korozyona maruz kalmıştır. Bu mezarın yanına 3 adet cam şişe benzeri eşya, hediye olarak bırakılmıştır (Resim: 13). Bunlar maalesef kırık olarak ele geçirilmiştir. III. mezar ise geçen sene açılmış olan Roma fırınının tam altında bulunmaktadır. Mezarı açabilmek için fırının kaldırılması gerekmektedir ancak, söz konusu fırın Doğu Trakya’da bulunan tek örnek olduğundan buradaki III. mezar açılamamıştır. 2003 yılı kazıları sırasında çok sayıda küçük buluntu elde edilmiştir. Sonuç olarak küçücük bir alanda gerçekleştirilen Makedonya Kulesi kurtarma kazısında beklenilmeyen sonuçlara ulaşılmıştır. Bu önemli sonuçlar arasında; kazı alanlarında ortaya çıkarılan çeşitli dönemlere ait seramik fırınlarını gösterebiliriz. Antik Çağ’da Hadrianopolis kentinde seramik atölyelerinin olması ve bu seramik geleneğinin neredeyse Osmanlı Döneminin sonlarına kadar devam etmesi oldukça mühim bir neticedir. Kazının sona ermesi ile birlikte daha önce hazırlanmış olan koruma ve çevre düzenleme projeleri hayata geçirilmiş olup kazı alanı ve çevresi arkeolojik park olarak düzenlenmiştir (Resim: 14).

245

Çizim

Resim: 1

246

Resim: 2

Resim: 3

Resim: 4

247

Resim: 5

Resim: 6

Resim: 7

Resim: 8

248

Resim: 9

Resim: 10

Resim: 11

249

Resim: 12

Resim: 13

Resim: 14

250

HIDIRLIK TABYASI KURTARMA KAZISI 2003

fiahin YILDIRIM*

Edirne Valiliği’nin maddî katkıları ve 3. Mekanize Piyade Tümen Komutanlığı’na bağlı 54. Mekanize Tugay Komutanlığı’nın iş gücü desteği ile Kültür ve Turizm Bakanlığı, Kültür Varlıkları ve Müzeler Genel Müdürlüğü’nün 24.04.2003 gün ve 4880 sayılı ruhsatıyla Edirne Müzesi başkanlığında gerçekleştirilmiş olan Hıdırlık Tabyası kurtarma kazılarına 2003 yılı nisan ayı başlarında başlanmıştır1. Kazı çalışmaları sonrasında elde edilecek veriler ışığında yapı, aslına uygun bir şekilde restore edilecektir (Resim: 1). Hıdırlık Tabyası, I. Balkan Savaşları sırasında Edirne’ye saldıran Bulgar ordusunu, 26 Mart 1913 tarihine kadar durduran ünlü Erzurumlu Şükrü Paşa’nın karargâh binasıdır. Özellikle Balkan Savaşları sırasında Edirne’deki tabyalar Osmanlı ordusunun en önemli savunma mevzileri olmuştur (Resim: 2). Edirne ve civarında yaklaşık 26 adet irili ufaklı tabya mevcuttur. Edirne Tabyaları XIX. yüzyılın sonlarında, Erzurum Tabyaları’nda da görüldüğü üzere Ruslar’a karşı inşa edilmiş olmalıdır (Harita). Kazı çalışmalarına öncelikle tabyanın anıtsal giriş kapısında başlanmıştır. Elimizde bulunan Balkan Savaşı yıllarına ait fotoğraflarda, tabya ve anıtsal giriş kapısının Bulgar işgalinde oldukça sağlam durumda olduğu gözükmektedir. Bu fotoğrafların yardımıyla Hıdırlık Tabyası giriş kapısının temizlenmesi oldukça kolaylaşmıştır (Resim: 3). Eski fotoğraflarda görülen kapının, moloz ve birikmiş topraktan temizlenmesi ile kapının doğu ve batı yan yüzlerinde nöbetçi bekleme yerleri ortaya çıkarılmıştır. Ayrıca giriş kapısında bulunan nizamiye odalarının içleri de temizlenmiştir. Nizamiye odalarının birisinde, alttaki sıvanın altında, bir Osmanlı askerine ait olması muhtemel bir yazı bulunmuştur. Osmanlıca olan bu yazıda içkinin kötülükleri üzerine yazılmış dizeler vardır (Resim: 4). Tabya içinde yer alan karargâh binasında ise çalışmalar sona ermiştir. Bu bölümde bulunan tüm odaların kazısı bitirilmiştir (Resim: 5). Burada yapılan çalışmanın sonucunda, moloz örgülü bina dış duvarına cephe mimarîsi olarak, Neo Klâsik düzende taş kaplama yapıldığı, bulunan kaplama izlerinin ışığında anlaşılmıştır (Resim: 6). Ayrıca karargâh binası batı kanadında yer alan odaların birinde bir mutfak ile bir fırın bulunmuştur (Resim: 7). Yine aynı kanatta başka bir oda da 2 adet mermer tuvalet taşı ortaya çıkarılmış olup burasının bir tuvalet yapısı olduğu anlaşılmıştır (Resim: 8). Yine karargâh binasının anıtsal giriş kapısı ile aynı doğrultuda uzanan ve pusu odasına gittiğini düşündüğümüz tünelin de kazılmasına başlanmıştır. Yaklaşık 70 m.
* 1 Şahin YILDIRIM, Arkeolog M.A., Müze Müdür Vekili, Edirne/TÜRKİYE Şahin Yıldırım (arkeolog, kazı başkanı), Yavuz Güner (sanat tarihçisi), Güven Akbuz (sanat tarihçisi), Kemal Boztepe (arkeolog) Fotoğraflar: Yavuz Güner, Şahin Yıldırım.

251

güney istikametinde uzanan tünelin ilerisinde, doğusunda ve batısında olmak üzere toplam dört adet oda bulunmaktadır. Jeneratör ve kablo çekilmesiyle çalışılan alan aydınlatılmış ve kazı çalışmaları bu bölgede oldukça hız kazanmıştır. Ayrıca karargâh binasında bulunan havalandırma bölmelerinin ve baca deliklerinin de temizliğine başlanmıştır (Resim: 9). Tabyayı bir yarım daire gibi çeviren topçu odalarında çalışmalar devam ettirilmiş olup bu bölümde bulunan tüm odaların temizliği tamamlanmıştır (Resim: 10). Temizliği ve kazısı tamamlanan odaların rölöveleri, Edirne Valiliği, Çevre Koruma Vakfı’na bağlı rölöve ve restorasyon bürosunca çıkarılmıştır. Yapı inşa edilirken Edirne çevresinden getirilen taşlar kullanılmıştır. Yapının inşa tarihi XIX. yüzyılın sonudur. Tabyanın giriş kapısında kullanılmış olan, üzerinde kenet deliği bulunan kireçtaşı, İmparator Hadrianus tarafından yaptırılan Edirne Kalesi’nin tahrip edildiği 1886 yılları civarında buraya taşınarak bu askeri yapıda kullanılmıştır (Resim: 11). Tabyanın inşaatında birkaç farklı tuğla atölyesi kullanılmıştır. 1887 tarihli tuğlalar ve çeşitli buluntular binanın yapım tarihini II. Abdülhamit Dönemine doğru işaret etmektedir (Resim: 12). Ayrıca kazı sırasında bulunan 1877 tarihli II. Abdülhamit tarafından bastırılan bronz sikke de yapının II. Abdülhamit Döneminde yapılmış olduğunu kanıtlayacak niteliktedir (Resim: 13). Kazılar sırasında Balkan Savaşları’nın izlerine de rastlanmıştır. Özellikle de bu dönemde kullanılmış boş kovanlardan çok fazla sayıda bulunmuştur. Ayrıca Osmanlı topçu subaylarına ait bronz üniforma düğmeleri de elde edilen buluntular arasındadır (Resim: 14). Kazı çalışmaları 21 Kasım 2003 tarihinde tamamlanarak sona erdirilmiştir.

252

Harita

Resim: 1

253

Resim: 2

Resim: 3

254

Resim: 4

Resim: 5

Resim: 6

255

Resim: 7

Resim: 8

256

Resim: 9

Resim: 10

Resim: 11

257

Resim: 12

Resim: 13

Resim: 14

258

VİZE (BİZYE) ANTİK TİYATROSU 2003 YILI TEMİZLİK VE TEMİZLİĞE YÖNELİK KAZI ÇALIŞMALARI

Zülküf YILMAZ* Ahmet S‹PAH‹O⁄LU

Vize Vize, Kırklareli’nin kültür ve tabiat varlıkları açısından en çok dikkati çeken ilçesidir. Kırklareli’nin doğusunda yer alan Vize, eski Kırklareli-İstanbul yolu üzerinde, Tekirdağ’ın Saray İlçesi’ne ve Karadeniz’e sınır komşusudur. Coğrafî yapı itibariyle güneyi ovalık, kuzeyi yüksek tepelerle çevrilidir. Daha kuzeye gidildikçe yükseltiler artmakta ve arazi ormanlık bir görünüm kazanmaktadır. Hâlen iki ayrı höyük üzerinde kurulduğu bilinen Vize’nin önemli bir kısmı I. Derece Arkeolojik Sit sahası olarak ilan edilmiştir. Bunlardan ilki, yamacında antik tiyatroyu da barındıran Çömlektepe Höyüğü’dür. Antik Vize (Bizye/Biza/Bisa) kentini oluşturan ikinci önemli höyük ise yine I. Derece Arkeolojik Sit alanı olarak tescilli bulunan Kale Mahallesi’dir. Adından da anlaşıldığı üzere tarihî Vize surları bu mevkide bulunmaktadır. Vize Tarihi Yapılan çok sınırlı araştırmalarla Vize tarihinin yaklaşık olarak M.Ö. IV. binin ortalarına kadar uzadığı anlaşılmaktadır. İlk yerleşik gruplar ise bölgeye adını veren kuzey-kuzeybatı menşeili Trak boyları olmalıdır. Bunların Tunç Çağı sürecinde gelerek şimdiki Çömlektepe mevkiine yerleştiği tahmin edilmektedir. Oldukça kalabalık halk gruplarından oluştuğu öğrenilen Traklar’ın, Herodot’un da belirttiği üzere, kendi aralarında kapsamlı bir bütünlük kuramamış olmakla birlikte, irili ufaklı pek çok prenslik veya şeflik halinde yaşamlarını sürdürdükleri görülmektedir. Daimî bir hareketlilik içerisinde olduğu anlaşılan bu grupların bir kısmı ise Trakya coğrafyasına bağlı kalmayarak çok daha uzak bölgelere göç etmişlerdir. Özellikle Bitinyalılar ve Frigler’in Vize-Çatalca güzergâhını izleyerek (Demir Çağı başlarında) Anadolu’ya geçen Trak boylarından olduğu bilinmektedir. Trakya yurdunda kalarak burada gelişen küçük devletçiklerden bir tanesi de Ast Dağı (Istrancalar/Haimos) dolaylarında hüküm sürmüş bulunan Astlar’dır. Tıpkı diğer Trak gruplar gibi savaşçı bir toplum olan Astlar, Vize’nin Hisar Tepe (Kale) mevkiini kendilerine merkez olarak seçmiştir. Trak krallarından Byzas’ın adına atfen, kente Bizye ismini verdikleri rivayet edilmektedir M.Ö. 513 yılında Pers Hükümdarı Büyük Daryus’un İstanbul Boğazı’nı geçerek Vize’ye girdiği ve bu arada Salmydessos’un (Kıyıköy) karşı koymaksızın krala teslim olduğu bildirilmektedir. Ancak İskitler ile yapılan mücadelede sonuç alamayan Daryus,
* Zülküf YILMAZ, (M.A.), Arkeolog, Müze Müdürü, Kırklareli/TÜRKİYE Ahmet SİPAHİOĞLU, (Öğr. Gör.), Onsekiz Mart Üniversitesi, Sanat Tarihi Bölümü, Çanakkale/TÜRKİYE

259

Vize Satraplığı’nı kurarak1 Atina üzerine yönelmiştir. 28 yıl devam eden Pers yönetiminden sonra Vize, M.Ö. 479 yılında Atinalılar'ın eline geçmiştir. Daha sonra sırasıyla Makedon, Astai, Galat ve M.Ö. 190’lı yıllardan itibaren de Romalılar’ı bölgede görmekteyiz. M.Ö. 72 yılında Doğu Trakya Krallığı’nın kurulması ile (M.S. 44 yılına kadar) Vize, bölgenin başkenti olma statüsünü bir süre daha koruyabilmiştir. Roma İmparatorluğu’nun 395 yılında ikiye bölünmesi üzerine uzun süre Bizans hâkimiyetinde kalan Vize, daha sonra Türkler’in eline geçmiştir. Vize Çömlektepe Höyü¤ü (Antik Tiyatro) Kaz›s› Kırklareli Müzesi başkanlığında, Trakya Üniversitesi Arkeoloji ve Sanat Tarihi Bölümü’nün katılımı ile Vize İlçesi, Çömlektepe Höyüğü, Çömlekçi Sokak’ta (168 ada 27 parsel) 1995 yılından itibaren üç yıl süreyle tiyatro kazısı gerçekleştirilmiştir. Kazı yapılmasına ihtiyaç duyulmasının gerekçesi ise hafriyat yapılan alanda daha önce kaçak define araştırmaları yapılması ve sonucunda iki adet koltuk benzeri mermer blokun açığa çıkarılması olmuştur. 1995 ve 1997 yılları arasında üç sezon gerçekleştirilen hafriyat sonucu Türkiye Trakya’sında şu ana kadar bilinen tek Roma Dönemi tiyatrosu açığa çıkarılmıştır (Resim: 1). Ortalama üç bin dolayında izleyici kapasitesine sahip olduğu tahmin edilen antik tiyatronun mevcut cavea ve klimaks sisteminin tamamen mermer olması ise ilginç bir özellik olarak karşımızdadır. Ayrıca 1995 yılında büyük boyutta bir kadın heykeli, 1996 yılında ise dört sahne rölyefinin elde edilmesi, mevcut tiyatronun ne denli önemli bir tarihî yapı olduğunu göstermesi bakımından dikkat çekmektedir. Bu süreçte yapılan hafriyatlarla caveanın tamamına yakın (korunabilen) bir bölümü açığa çıkarılmış olup batı yöndeki basamaklarda tam olarak çalışma imkânı elde edilememiştir. Diğer yandan, tiyatronun sahne bölümü olduğu düşünülen alandan mahalle arası (tali) yolun geçmesi ise çalışmaları ayrıca sınırlayan bir faktör olmuştur. Antik Bizye Tiyatrosu Kaz› Alan›n›n Mevcut Durumu Vize ilçe merkezindeki çalışmalara 1995 yılı yaz sezonunda başlanmış ve daha uzun yıllar devam etmesi gereken hafriyat faaliyetine çeşitli nedenlerden dolayı 1997 yılı kazı sezonu bitiminde ara verilmişti. Üç çalışma döneminde (kazı sezonu) gerçekleştirilen hafriyat sonrasında cavea sisteminin 10 basamağı (ince bir yürüme bandı hariç) ve her biri ortalama 14 basamaktan oluşan 4 klimaks sistemi ile birlikte açığa çıkarılmıştır. Dar bir yürüme bandının kazılmadan bırakılmasının nedeni ise kazı alanının batısında küçük de olsa iskân edilen bir binanın bulunmasıydı. 1995 yılı kazı çalışmaları sırasında, orkestranın bir bölümünde büyük boyutta bir kadın heykeli açığa çıkarılmıştı2. Bu çalışma sırasında orkestranın doğusunda, Bizans Dönemine ait bir yapının açığa çıkarılması, aynı zamanda batı bölümünde ise bir fırın bakiyesinin elde edilmesi, özellikle Bizans Döneminde bu bölümün ciddî bir tahribata uğradığını göstermiştir. 1996 yılı çalışmaları sırasında elde edilen 4 adet rölyefin de yine Bizans Dönemine ait yapıda mimarî eleman (dış cephede süsleme unsuru) olarak kullanılması3, tiyatronun yüzyıllar öncesinden, günümüze değin uğradığı tahribatı gösteren bariz birer örnektir. Hafriyat alanında rahat çalışma kabiliyetini sınırlayan en önemli unsur, 27 parselin kuzeybatısında bulunan ve Erken Cumhuriyet Dönemine ait olduğu düşünülen, alt katı işlik-depo ve üst katında da 4 kişinin ikâmet ettiği iki katlı bir konutun bulunmasıydı. Hane sakinlerinin konutlarına giriş-çıkışları kazı alanı içerisinde, gerçekleştiğinden, cavea sistemi üzerinde yaklaşık 1-1,5 m.lik bir yürüme bandı yol olarak bırakıldı ve bu
1 2 3 Trakya’da bir satraplığın tesis edilmediği anlaşılmaktadır. Yılmaz, Z., VII. Müze Kurtarma Kaz›lar› Semineri, Ankara 1997, s. 131 vd. Ertuğrul, Ö., XIX. Kaz› Sonuçlar› Toplant›s›, Ankara 1998, s. 425 vd.

260

bandın her iki yanında kazı çalışmaları devam ettirilerek, batı yönündeki son kerkides (üçgen cavea dilimi) açığa çıkarılmış oldu4. Ayrıca kazı yapılan alanda Bizans ve Osmanlı dönemlerine ait su tahliye kanallarının bir bölümü de elde edilmiştir. 1997 yılı çalışma sezonu sonunda gerek can ve mal güvenliği ve gerekse antik tiyatronun korunmasına yönelik olarak kazı alanının etrafı briket ve kafes tel örgü ile kuşatıldıktan sonra kazı alanı terkedilmişti. 1997’den 2003 yılına değin Vize antik tiyatrosunda herhangi bir bilimsel faaliyette bulunulmamıştır. Bu süre zarfında antik tiyatro kazı alanı yeniden kaderine terkedilmişlik sürecine girmiş, zamanla tel örgü tahrip edilmiş ve daha sonra tamamen ortadan kaldırılmıştır. Kazı çukuru insan faktörü yanında yağmur, rüzgâr vb. etkiler sonucu, âdeta terk edilmiş bir maden ocağı görünümü almıştır. Özellikle kazı alanında bulunan eski yapının 2002 yılında büyük bir yangın geçirmesi ise tiyatronun görünümünü daha da olumsuz bir hale sokmuştur (Resim: 2). Yanmış bina enkazından ayrı olarak, caveanın doğal bir çöküntü görünümü arz etmesi, bu alanın günümüzden geriye her dönemde mahalle çöplüğü olarak kullanıldığını açık bir biçimde göstermiştir. Ekseriyetle zemin seviyesinde önemli bir bölümü açığa çıkarılmış bulunan orkestranın 1997 ile 2003 yılları arasında genel çöplük muamelesine maruz kalmasında, ortasında bulunduğu meskûn mahallin I. Derece Arkeolojik Sit alanı olması nedeniyle, âdeta bir tepki faktörünün de söz konusu olduğunu düşündürmektedir. Diğer önemli bir faktör ise 1997 yılı kazı sezonu sonrasında bırakılan yüksek açma cephelerindeki toprak dolgunun akması ve zamanla tamamen dağılması da tiyatronun yoğun bir harabe görünümüne bürünmesinde önemli etken olmuştur (Resim: 3, 4). 2003 Y›l› Temizlik ve Temizli¤e Yönelik Kaz› Çal›flmalar› Kırklareli İli, Demirköy İlçesi yakınlarında bulunan Fatih Demir Dökümhanesi 2003 yılı kazı çalışmalarının sonuçlanması aşamasında; kazı çalışanları arasında Vize antik tiyatrosunun temizlik ve diğer ameliye işlerinde yararlanmak amacıyla 9 kişiden oluşan bir çalışma grubu oluşturuldu. Müze Müdürü Zülküf Yılmaz başkanlığında, Çanakkale 18 Mart Üniversitesi Sanat Tarihi Bölümü’nden Öğr. Gör. Ahmet Sipahioğlu ve daha önce kazı deneyimi bulunan 7 öğrenci beraberinde, Vize Tiyatrosu’nun yüzey temizliği çalışmaları fiili olarak 16 Eylül 2003 tarihinde başlatıldı. Bu aşamada tiyatronun genelinde ve yakın çevresinde üç ayrı çalışma grubu oluşturularak iş bölümü şekillendirildi. Bunlar; caveanın üst kısmında kuzeydoğu bölümünü oluşturan alan, yine caveanın kuzey-kuzeybatı tarafında bulunan yangın geçiren bina ve devamı enkaz yığını ile orkestranın tamamını kuşatan kalın çöplük dolgu bölümleridir. Başlatılan çalışmaların 6. gününde alanın tamamı, yüzeyini çirkin bir biçimde kuşatmış bulunan yabanî bitkilerden arındırılmış oldu. Birinci çalışma grubunun faaliyet alanı olan caveanın kuzeydoğu bölümünde yüzey temizliği gerçekleştirildikten sonra, zemine çok fazla müdahalede bulunulmadan, mevcut görüntü kirliliğinin giderilmesi için çalışıldı. Çünkü 1995-1997 yılları arasında bu bölümde de bazı hafriyatta bulunulmuş, ancak daha sonraki yıllarda gerek iklim şartlarının etkisiyle, gerekse kısmen de olsa mahalle sakinlerinin yürüme alanı dahilinde bulunması nedeniyle, esasında düzenli kesitler halinde bırakılan bu bölüm, zaman içerisinde kaba tümsek ve çukurlar biçiminde, ciddî boyutta bir görüntü kirliliği oluşturmuştu. Bu nedenle, yine yüzeyde gözü rahatsız etmeyen düzenli bir sathın oluşturulması gerekmekteydi. Bu amaçla aynı alandaki farklı yükseltilerin düzenli kesitler haline dönüştürülmesine öncelik verildi. Aynı zamanda bu kesitlerdeki toprak akışını engelleyecek biçimde, ön ve yan cephelerde piramidal görünümde birtakım düzenleme yapıldı. Mümkün olduğu ölçüde daha önce kazılan, fakat mevcut halde yine müdahale gerektiren bölümlerin kalıcı bir biçimde kazılması suretiyle, caveanın dairesel eğimine paralel bir düzenlemenin sağlanması da amaçlanmıştır. Bu nedenle yapının mimarî dokusuyla uyumlu bir görünüm elde etmek ve aynı
4 Ertuğrul, Ö., XX. Kaz› Sonuçlar› Toplant›s›, Ankara 1999.

261

zamanda iklim şartlarını da göz önüne alarak (özellikle caveanın tahrip edilmiş bölümlerinde) oturma sisteminin devamı görünümünde kademeli zemin düzenlemesi gerçekleştirildi (Resim: 5). Daha yukarı seviyelerdeki büyük tümsek ve oyuntularda ise yine düzenli ancak yan cepheleri hafif eğimli zemin oluşturularak, nihayetinde mermer cavea ve orkestra düzenlemesiyle, tiyatronun ön plâna çıkarılması hedeflenmiştir. Temizlik ve zemin düzenlemesi çalışmaları tamamlandıktan sonra, bu bölümde çalışan personel, tiyatronun orkestra kısmında çalışan işçiler ile birleştirilerek bu alanda temizliğe yönelik hafriyata ağırlık verildi. İkinci çalışma grubu, tiyatronun kuzeybatısında ve caveanın muhtemel gelişme sahasının dışında faaliyette bulunmuştur. Bu bölümde sokak arası araç trafiğine açık bulunan beton zeminli yol ile yangın geçirmiş bulunan bina enkazı arasındaki tuvalet kalıntısı, fosseptik çukuru ve diğer güncel inşaat atıklarının kaldırılmasına çalışılmıştır. Bu çalışmada zorunluluk bulunduğu üzere Vize Kaymakamlığı’na ait iş makinesi kullanılmıştır. Sürekli olarak iki personel nezaretinde gerçekleştirilen bu faaliyet sırasında, tamamen yakın zaman sürecinde (20-30 yıl) oluştuğu anlaşılan inşaat atığı dolgu aktarıldı. Enkaz dolgunun kaldırılması sonrasında ulaşılan ve tarihî doku barındırabileceği tahmin edilen zemine ayrıca herhangi bir müdahalede bulunulmadan, temizliğe yönelik çalışmalara son verilmiştir. Yangın geçiren bina enkazının tamamen kaldırılmasına, mülkiyet sahiplerinin müsaade etmemesi nedeniyle, enkazın tümüyle kaldırılmasına yönelik kapsamlı bir müdahalede bulunulamamıştır. Ancak ileri derecede görüntü kirliliği oluşturan yanmış ahşap kalıntıları ile diğer bazı enkazın ortadan kaldırılması kaçınılmaz görüldüğünden, mevcut binanın taş örgü duvarlarına müdahalede bulunulmadan, kısmî olarak gözü rahatsız eden bazı unsurların temizliği faaliyetinde bulunulmuştur. 2003 yılı Vize antik tiyatrosu çalışmalarının esas yoğunluk merkezini tiyatronun orkestrasında gerçekleştirilen temizliğe yönelik kazı faaliyeti oluşturmuştur. Diğer bölümlerde gerçekleştirilen temizlik çalışmaları sırasında, mahallinden temin edilen 10 adet işçi ile tiyatronun orkestra bölümünde ayrıca çalışmalar başlatılmıştı. Üçüncü çalışma grubu olarak tanımlanan on kişilik ekip, bu bölümde beşerli iki grup halinde organize edilmiştir. Hatırlanacağı üzere 1995-97 yılları çalışma programı sırasında orkestradaki dolgunun önemli oranda seviyesi düşürülmüş olmakla beraber, muhtelif bölümlerinde zemine; hatta 3x4 m. boyutlarında gerçekleştirilen bir sondajla Helenistik Dönem dolgu tabakalarına ulaşılmıştı. Bu nedenle aradan geçen yaklaşık altı yıl zarfında, kazı alanında oluşan ileri boyuttaki zemin bozukluğunun giderilmesi, ayrıca yürüme amacıyla daha önce kazılmadan bırakılan patika nitelikli bölümün de kaldırılmasıyla, caveanın kuzeybatı bölümünün tamamen açığa çıkarılması düşünülmüştür. Bu amaç doğrultusunda orkestra öncelikle doğudan batıya uzanan yaklaşık 1 m. enindeki bir yürüme bandı ile iki eşit bölüme ayrıldı. Bu hat ile beş kişilik çalışma grubu sahnenin kuzey bölümünde, diğer beş kişilik grup ise güney bölümünde çalışmalarını sürdürdü. Orkestranın doğu bölümü daha önce zemin seviyesinde dolgudan arındırılmış olduğundan, yürüme bandı bu bölümden batıya doğru hafif bir eğimle yükselerek, sahnenin batı sınırındaki yol seviyesinde bırakılmıştır. Yürüme bandının esas fonksiyonu ise hafriyatla çıkarılan dolgunun tahliyesinde kullanılması olmuştur (Resim: 6, 7). Vize Tiyatrosu kazı ve temizlik çalışmalarının 10. gününde, eğitim ve öğretim sezonunun başlaması nedeniyle Çanakkale On Sekiz Mart Üniversitesi’nin personeli zorunlu olarak Vize’den ayrılmak durumunda kalmıştır. Bu aşamadan itibaren hafriyat çalışmaları zaman zaman farklı kişilerle de olsa, günde ortalama on işçi ile sürdürülmüştür. Beşer kişilik iki grup halinde gerçekleştirilen orkestra hafriyatında, doğudan batıya katmanlar halinde dolgu tahliyesi yapıldı. Bu sistemde yapılan çalışma ile dolgu içerisinde elde edilmesi muhtemel küçük buluntuların gözden kaçmasının engellenmesi amaçlanmıştır. Yapılan hafriyatta yer yer ana zemin seviyesine değin ulaşan güncel atık malzemenin elde edilmesi, bu bölümün yoğun bir biçimde genel çöplüğe dönüştürüldüğünün bariz bir göstergesidir. Daha önce hafriyatla müdahale edilmeyen bazı bölümlere ulaşıldığında, bu safhanın değişken olmakla beraber yaklaşık 50 cm. derinliğinde ayrı bir dolgu tabakası olduğu dikkat çekmiştir. Hafriyatın ilerleyen safhalarında 262

yoğun miktarda domuz dişi ve diğer hayvan (at, sığır vb.) kemiklerinin elde edilmesi de orkestranın Roma Dönemi sonrasında ideal bir çöplük alanı olarak görüldüğünü düşündürmektedir. Bu durumda daha önce hafriyat niteliğinde herhangi bir müdahalede bulunulmayan ve yer yer yarım metreye varan bu dolgu tabakasının da ortadan kaldırılması, böylece orkestranın tamamında düz bir zemin elde edilmesi zorunluluğu hissedilmiştir. Seviye düşürme çalışmaları sürdürülürken çöplük dolgunun ana zemine değin birkaç tabaka halinde sıralanan (yer yer 10 ile 20 cm. kalınlığında) gübre katmanlarından oluştuğu görülmüştür. Dolgu içerisinde ağırlıklı olarak domuz dişlerine tesadüf edilmesi, tiyatronun işlevini yitirmesi sonrasında, orkestranın hayli uzun bir süre domuz ağılı (çiftliği) olarak kullanıldığını göstermektedir. Gerçekleştirilen çalışma sırasında, zeminden yaklaşık 10 cm. yukarıda ve kalın bir gübre tabakası içerisinde, doğal boyutta bir erkek heykeli başı elde edildi (Resim: 8). Boyun hizasında kırılmış bulunan mermer heykel parçasının yüksek kalitede bir heykeltıraşlık ürünü olduğu ve üst düzey bir Romalı yöneticiyi tasvir ettiği düşünülmektedir. Yine aynı seviyelerde elde edilen iki adet ileri derecede yıpranmış Roma sikkesi, özellikle 3. ve 4. yüzyılın çalkantılı geçen iktidar mücadeleleri sırasında Vize’nin de önemli oranda etkilendiğini düşündürmektedir. Orkestrada olabildiğince dikkatli bir şekilde gerçekleştirilen dolgu tahliyesi sırasında, bol miktarda kırık keramik parçaları ile daha az orandaki cam parçacıklarının dışında, ayrıca kayda değer herhangi bir buluntu elde edilememiştir. Gerçekleştirilen hafriyatla 1997 yılında önemli bir bölümü açığa çıkarılan, ancak daha sonra akıntı toprak ve çeşitli atık malzeme altında kalan 4. kerkidesin tamamı, 5. klimaks ile 5. kerkidesin de çok az bir bölümü (önemli oranda tahrip edilmiş) açığa çıkarıldı. Orkestranın tamamında ana zemine ulaşılması sonrasında, yürüme (tahliye) bandının da kademeli olarak ortadan kaldırılması için çalışıldı. Caveanın batı istikametinde korunan bölümleri ile orkestranın tamamen zemin seviyesinde açığa çıkarılmasından sonra, Vize antik tiyatrosunda temizlik ve temizliğe yönelik kazı çalışmalarına son verilmiştir (Resim: 9). Güvenlik Tedbirleri ve Alan Düzenlemesi Genel temizlik ve hafriyat çalışmaları sonrasında, kazı alanının iki açıdan güvenliğinin sağlanması bir zorunluluk olarak görülmekteydi. Bunlardan birincisi, tiyatro alanında, caveanın hemen kuzeybatısında bulunan ve daha önce iskân edilmekteyken, terk edildikten sonra büyük bir yangın geçirerek enkaz haline dönüşen binanın oluşturduğu tehlikedir. Yapılan temizlik ve enkaz kaldırma çalışmaları sonrasında, mülkiyet sahibinin onay vermemesi nedeniyle, yangın geçiren binanın mimarî dokusuna (taş örgü duvarlarına) sınırlı müdahaleler dışında pek dokunulmamıştır. Ancak büyük boy taş temeller üzerine, daha küçük-orta büyüklükteki taşlarla örülü bulunan duvarların her an yıkılma tehlikesi bulunmaktaydı. Bununla beraber kazı alanın mahalle içi konumu nedeniyle, her yaşta küçük çocuğun söz konusu duvarların çok yakınında oyun kurdukları ve her tür uyarıyı umursamadığı gözlenmiştir. Bu durumda ölümle sonuçlanabilecek bir kazanın gerçekleşme olasılığı hayli yüksek görüldüğünden, gerekli tedbirlerin alınması zorunluluğu hissedilmiştir. Ayrıca kazı alanının tamamı mahalle sakinlerinin özellikle de çocukların gezinti ve oyun alanı olacağı bilindiğinden, önlem alınmadığı takdirde, antik tiyatronun bir süre sonra yine çöplüğe dönüşeceği aşikardı. Bu amaçla, zaten önemli bir bölümü kafes tel örgü ile daha önce çevrilmiş bulunan kazı alanının, 2003 yılı hafriyat sezonunda çalışılan batı ve kuzeybatı bölümünün de aynı malzeme ile çevrilmesi bir zorunluluk olarak görülmekteydi. Bu doğrultuda Vize Jandarma Tatbikat Kontrol Merkez Komutanlığı’nın imkânlarından yararlanarak, hafriyatla açığa çıkarılan antik Bizye Tiyatrosu’nun etrafı zarif görünümlü kafes tel örgü (galvenizli) ile tamamen çevrilmiş ve ihtiyaç hissedildiğinde girmek üzere, ayrıca bir demir kapı yaptırılarak, kazı alanına ilgisiz kişilerin girip çıkması engellenmiştir. Bununla beraber mevcut sistemde tiyatronun tüm detayları, alana girmeyi gerektirmeden rahatlıkla görülebilmektedir. Diğer bir husus olarak, 1995-1997 kazı sezonları sonrasında defaatle, özellikle orkestra alanında bazı izinsiz kazı çalışmalarına tesadüf edilmiştir. Aynı duruma imkân 263

tanınmaması ve aynı zamanda orkestra ile caveanın bir bütün halinde görünümüne zenginlik kazandırılması amacıyla, zeminde bazı düzenleme çalışmaları gerçekleştirilmiştir. Daha önce elde edilen bir örnek nedeniyle, orkestra zemininin yassı plâkalar halindeki mermer döşeme ile kaplı olduğu kanaatine varılmıştı. Ancak bu alanda yapılan muhtelif sondajlarda, söz konusu mermer plâkaların tamamen kaldırıldığı ve bu işlemin muhtemelen orkestranın domuz barınağı olarak kullanıldığı dönemde yapılmış olabileceği kanaatine varılmıştır. Diğer yandan, ileride ihtiyaç hissedilmesi hâlinde bu alanda yapılacak bilimsel sondajlara imkân tanımak amacıyla da orkestranın buna göre bir düzenlemeye tabi tutulması gerekmekteydi. Belirtilen gerekçelerle, zemin önce yüzeysel olarak tesfiye edildi. Daha sonra Pınarhisar Kireç Fabrikası’ndan temin edilen beyaza yakın açık sarı renkteki kireçtaşı mıcır, orkestranın tüm yüzeyine serildi. Yaklaşık 10 cm. kalınlığında bir doku halinde zemini kuşatan mıcır ile mermer caveanın renk uyumu son derece dikkat çekici olmuştur. Böylece antik Bizye Tiyatrosu’na kısmen de olsa Roma Dönemindeki ihtişamını anımsatan sade bir zenginlik kazandırılmıştır (Resim: 10, 11, 12). Vize Portresi (Heykel Bafl›) Hakk›nda Ön Araflt›rma Vize antik tiyatrosu orkestrasında, hafriyatla açığa çıkarılan insan heykeli kafası esasen ayrıntılı bir incelemeyi gerektirmektedir. Vize portresinde özellikle kaş ve gözlerin biçimlendirilmesi hayli ilgi çekicidir. Kesin bir hat şeklindeki kaşlar, iri badem biçimli gözler ve dışbükey yiv şeklinde gözleri sınırlayan göz kapakları, Tiberius (ve aslında annesi Livia) portrelerine büyük benzerlik göstermektedir. Yine göz çevresindeki gerginliğe karşın, burun kanatlarından çeneye doğru yönelen çizgiler de Tiberius portrelerini anımsatmaktadır. Ancak şakaklarda hilâl/orak biçimli tutamların aşağıya doğru sıralanması Tiberius’un yanı sıra Caligula portrelerinde de görülmektedir. Diğer yandan, alın ve yanakların biçimlendirilmesi ve ayrıca sakal, erken Claudius dönemine tarihlenen Ara Pietatis kabartmalarında benzerlerini bulmaktadır. Ancak bilindiği gibi, sakal Iulius-Claudiuslar Döneminde moda değil. Ayrıca Vize portresinde yanaklardaki ve özellikle alındaki kırışıklıkların geç Claudius Dönemine oranla daha hafif işlendiği, yine aynı dönem portreleriyle karşılaştırıldığında göz çevresinde hemen hiç kırışıklığa yer verilmediği dikkat çekmektedir (Resim: 13). Bu durumda, Vize antik tiyatrosu 2003 yılı kazı çalışmaları ile elde edilen portreyi Tiberius’un zamanından (2. tipinden) başlayarak erken Claudius zamanını kapsayacak şekilde İ.S. 20 civarı ile İ.S. 45 civarına oturtmak (kabaca İ.S. 1.yüzyıl-2. yüzyıl çeyreği) mümkün görülmektedir. Kuşkusuz daha ayrıntılı bir tanımlama için mevcut çalışmanın derinleştirilmesi zorunluluğu vardır. Sonuç Antik Bizye Tiyatrosu’nda 16.10.2003-24.11.2003 tarihleri arasında kapsamlı bir yüzey temizliği, temizliğe yönelik kazı ve kısmî alan düzenlemesi çalışmaları gerçekleştirilmiştir. Yapılan yüzey temizliği neticesinde daha önce hafriyatla açığa çıkarılan alanın tamamı görüntü kirliliği oluşturan her tür bitki, moloz, düzensiz taş grupları, yangın geçirmiş bina enkazının bir bölümü ile alana gelişigüzel yayılmış bulunan çeşitli günlük kullanım atıklarından arındırılmış oldu. Bu çalışma sırasında caveanın bir bölümü ve orkestranın tamamını kuşatmış bulunan çöplük niteliğindeki toprak dolgu, sistemli bir biçimde ortadan kaldırılmış ve böylece tiyatro korunabilen tüm unsurları ile birlikte önemli oranda açığa çıkarılmıştır (Çizim). Yapılan çalışma sonrasında tiyatronun hayli geniş bir orkestraya sahip olduğu görülmüştür. Esasen orkestranın batı yönündeki (analemna) başlangıç veya bitiş noktasına (mimarinin, araç trafiğine açık olan yolun altına isabet etmesi nedeniyle) ulaşılamadan, bu bölümdeki çalışmaya son verilmiştir. Ancak yine de bu aşamadan itibaren tiyatronun gerçek boyutu hakkında bir fikir edinilmesi mümkün hale gelmiştir. Mevcut halde tiyatronun bakış açısı güney istikametini göstermektedir. Skene, hâlen kullanılan beton zeminli yol ile bitişiğindeki tek katlı ko264

nutun altına isabet etmektedir. Geniş bir orkestrayı ışınsal açılarla mermer cavea kuşatmaktadır. Caveayı 6 kerkides oluşturmakta ve bunların arasında ise üç tanesi orkestraya ulaşan 7 klimaks bulunmaktadır. On basamak halinde yükseldiği anlaşılan mermer cavea grubunun hemen üstünde bir diazomanın bulunduğu, bundan da caveanın iki ayrı oturma sistemine sahip olduğu sonucu elde edilmektedir. Ancak mevcut halde ikinci (üst) cavea grubunun tamamen, diazomanın ise küçük bir bölümü hariç tamamına yakını ortadan kaldırılmıştır. Bu durumda, Antik Bizye Tiyatrosu’nun daha önce tahmin edildiği gibi küçük değil, orta büyüklükte bir tiyatro olduğu düşünülmekte olup ileride yapılacak daha kapsamlı kazı ve araştırmaların da bu kanaati destekleyecek mahiyette gelişeceği sanılmaktadır. Teflekkür Vize antik tiyatrosu 2003 yılı çevre temizliği ve kazı çalışmaları esnasında özverili yardımlarını esirgemeyen Vize Kaymakamı Tuncay Sonel’e, Vize Jandarma Tatbikat Kontrol Merkez Komutanı Albay Eyüp Bölük’e, Belediye Başkanı Selçuk Yılmaz’a, Kaymakamlık personeli Barış Toptaş’a, Evren Mahallesi Muhtarı Muammer Kıvanç’a, Çanakkale 18 Mart Üniversitesi Fen-Edebiyat Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Kazım Kaya ve Sanat Tarihi Bölüm Bşk. Prof. Dr. A. Osman Uysal ile yapılan çalışmaların her aşamasında özveriyle hizmet veren öğrencilerimize sonsuz teşekkürü borç biliriz. Ayrıca tiyatro orkestrasında açığa çıkarılan insan heykeli kafasının tarihlendirilmesi ve tanımlanması, İ.Ü Klâsik Arkeoloji Anabilim Dalı öğretim üyelerinden Doç. Dr. İnci Delemen’in dar bir süre zarfında titizlikle gerçekleştirdiği bir araştırmanın ürünüdür. Bu katkılarından dolayı kendilerine özellikle teşekkür ederiz.

265

Resim: 1

Resim: 2

Resim: 3

266

Resim: 4

Resim: 5

Resim: 6

267

Resim: 7

Resim: 8

268

Resim: 9

Resim: 10

Resim: 11

269

Resim: 12

Resim: 13

270

AFYON İLİ, SULTANDAĞI İLÇESİ, SAHİPATA (İSHAKLI) KERVANSARAYI, SONDAJ KAZISI

Mevlüt ÜYÜMEZ*

Afyon İli, Sultandağı İlçesi, Selçuk Mahallesi, 1412 L-a pafta, 24 ada, 5 parselde kayıtlı bulunan ve GEEAYK’nın 25.06.1983 gün ve 4430 sayılı kararı ile tescil edilen Sahipata (İshaklı) Kervansarayı’nda, Eskişehir Kültür Tabiat Varlıklarını Koruma Kurulu’nun 15.08.2003 gün ve 2506 sayılı kararı; Bakanlığımız, Kültür Varlıkları ve Müzeler Genel Müdürlüğü’nün 26.09.2003 gün ve 11005 sayılı Kazı ve Sondaj İzin Belgesi ile Afyon Valiliği’nin 30.09.2003 gün ve 853 sayılı görevlendirme oluru doğrultusunda 30.09.2003 tarihinde sondaj kazısına başlanmıştır. Müze Müdürü Arkeolog Mevlüt Üyümez başkanlığında yürütülen sondaj kazısına, kazı süresince Afyon Müze Müdürlüğü Uzmanı Harita Mühendisi Cafer Güven, 06.10.2003-09.10.2003 tarihleri arasında ise Vakıflar Genel Müdürlüğü Uzmanları Sanat Tarihçisi Emine Altıntaş ile Sanat Tarihçisi Seher Ayhan da iştirak etmişlerdir. Sondaj kazısı çalışmasına ilk gün 3 işçi ile başlanmış olup 2. ve diğer günlerde 21 işçi ile devam edilmiştir.. KERVANSARAYA ‹L‹fiK‹N B‹LG‹LER Afyon İli, Sultandağı ilçe merkezinde bulunan İshaklı (Sahipata) Kervansarayı 1249 (H.647) yılında Sahipata Fahrettin Ali tarafından yaptırılmış olup kervansaray yazlık ve kışlık olmak üzere iki kısımdan oluşmaktadır. Kışlık kısım kareye yakın plânlıdır ve üstü kapalıdır. Yazlık kısımda ise develik kısmı kapalıdır (Resim: 1), orta kısımda köşk mescit bulunmaktadır ve diğer kısımlar (avlu) açıktır. Köşk mescit kıble yönü esas alınarak avlu içerisine yerleştirilmiştir (Resim: 2). Her iki (açık bölüm ve kapalı bölüm) kısım da portallidir. Kervansaray kuzeydoğu-güneybatı yönünde konumlanmıştır. Kuzeydoğu yönündeki cadde cephesinde giriş bulunmaktadır. Kuzeydoğu ve kuzeybatı yönlerinde az yoğun konut dokusu ve küçük ticarî iş yerleri vardır. Kervansarayın güneybatı bitiminde binaya bitişik İl Özel İdare Binası yer almaktadır. Kervansarayın doğu, güney ve batı cephelerinde imar yolu bulunmaktadır. Güneybatı cephesinde yer alan tarihî hamam, güney yönünde cami, Lâleli Çeşme ve güneydoğu yönünde park ile çevrelenmiştir. Avlunun (açık bölüm) güneydoğu kısmında, sıralı kapalı mekânların olduğu düşünülen duvar izleri yer almaktadır. Avlunun ortasında bulunan köşk mescit kare plânlı (kenarları 7.03 m. ile 7.05 m. arasında değişen) ve kıble yönü esas alınarak dört köşesinde yer alan L biçimli dört kemer ayağı üzerine oturtulmuştur. Girişi kıble yönünün karşısındaki kuzey yönünden verilmiştir. Kapalı bölüm içten yaklaşık 20.80x21.80 m. boyutlarında kareye yakın dikdörtgen plânlıdır ve derinlemesine yöneliş gösteren beş sahınlıdır. Giriş karşısındaki orta
* Mevlüt ÜYÜMEZ, Arkeolog, Müze Müdürü, Afyon/TÜRKİYE

271

sahın, diğer sahınlara göre geniş ve yüksek tutulmuştur. Girişe dik sahınlarda kemer ayakları arasındaki mesafe 3.40 m.dir. Yapının beden duvarları kesme taş ve moloz taşlardan yığma olarak inşa edilmiştir. Avlu revakında, develik olarak kullanılan kapalı bölümde yer alan kemer ayaklarında ve kemerlerde kesme taş kullanılmıştır. 1964-1967 yıllarında Vakıflar Genel Müdürlüğü’nce kışlık kısım, develik kısmının iki bölümü ile dış duvarlar onarılmıştır. Onarımlarda kesme taş, moloz taş ve betonarme kullanılmıştır. Kervansarayın yakın çevresindeki yapılaşma, kervansarayın statik anlamda yıpranmasına neden olmuştur. 1970’li yıllarda yaptırılan kervansarayın güneybatı yönündeki İl Özel İdare Binası kervansaraya teğet biçimde konumlanmıştır. Yapı çevresindeki çöp atıkları, yerel halka ait at arabaları ve bunların bıraktıkları atıklar görüntü kirliliğini oluşturmaktadır. İklim ve doğa koşulları nedeniyle yapının zemine yakın kısmında, taşın gözenek yapısına göre yerden yükselen nem, duvar yüzeyinde bozulmalar oluşturmuş, yağmur ve kar sularının etkisiyle yosunlanma ve taşlar arasında bitkilenme meydana gelmiştir. Ayrıca mantarlar ve bakteriler taşlarda kopmalara neden olmuştur. I. derece deprem bölgesinde yer alan Sultandağı’nda 03.02.2002 tarihinde meydana gelen 6.0 şiddetindeki depremde özellikle geleneksel doku ağır tahribat görmüştür. Cümle kapısından girişte sağlı- sollu duvar tarafları daha yoğun olmak üzere surlardan dökülen taşlarla ve toprak yığınlarıyla tamamen kapanma noktasına gelmiştir. Köşk mescidin güney ve güneydoğu yönlerinde bulunan sur duvarlarının dipleri, kapalı mekân bitiminden yaklaşık 3 m., aksi yönde 1.00-1.50 m. kalınlığında toprakla kapanmıştır. Vakıflar Genel Müdürlüğü mülkiyetinde bulunan kervansaray, restorasyon çalışması yapılabilmesi için Afyon Valiliği İl Özel İdaresi’nin 12.06.2002 tarih ve 370 sayılı Encümen Kararı ile Vakıflar Genel Müdürlüğü’nden 10 yıllığına kiralanmak üzere girişimde bulunulmuş, 26.12.2002 tarihinde Vakıflar Genel Müdürlüğü ile yapılan protokol onayı ile işlem tamamlanmıştır. Rölöve, restitüsyon ve restorasyon çalışması için Konya Selçuk Üniversitesi Mühendislik ve Mimarlık Fakültesi Mimarlık Bölümü’ne 18.12.2002 tarihinde ihale edilmiştir. Rölöve çalışmasının Eskişehir Koruma Kurulu’nda kabul edilmesinden sonra adı geçen kurulun 15.08.2003 gün ve 2506 sayılı kararı ile restitüsyon çalışmalarına esas olmak üzere sondaj kazısı yapılması istenmiştir. Bu karar doğrultusunda Genel Müdürlüğümüzden alınan izinle 2003 yılında sondaj kazısı gerçekleştirilmiştir. Sondaj kazısı kapalı (kışlık) ve açık (avlu) kısımda olmak üzere iki bölümde yapılmıştır (Resim: 3). KAPALI ALANDA YAPILAN SONDAJ ÇALIfiMALARI Kapalı alanda zemin kotunu bulmak amacı ile 3 açma açılmıştır (Resim: 4). 1 No.lu Açma; Kervansarayın kapalı mekânında, girişin solundaki ilk sahnın ikinci ayağında, duvara doğru yapılan sondaj kazısında yaklaşık 100x150 cm. boyutlarında, 75 cm. derinliğinde araştırma yapılmıştır. Toprak dolgudan başka bir bulguya rastlanmamıştır. 2 No.lu Açma; Kervansarayın kapalı mekânında, girişin sağında, ilk sahnın birinci ayağından duvara doğru yapılan sondaj kazısında (ilk ayaktan duvara doğru), yaklaşık 230x150 cm. boyutlarındaki alanda sahın boyunca yapılan kazıda, ayakla duvar arasında sahını dik kesen moloz taş duvar hatıla rastlanmıştır. Birinci ve ikinci ayak arasında, sahın tarafında yapılan kazıda yaklaşık 335x100 cm. boyutlarında, 75 cm. derinliğinde yapılan sondaj kazısında ayakları birbirine bağlayan hatıl görevi yapan duvara rastlanmıştır. Sahın zemininde ve sondaj alanında herhangi bir zemin döşemesi ve buluntuya rastlanmamıştır. 3 No.lu Açma; Kervansarayın kapalı mekânında, orta sahnın girişten sağdaki üçüncü ayağın çevresinde, L biçiminde, yaklaşık 200x200x40 cm. boyutlarında, 60 cm. 272

derinliğinde yapılan sondaj kazısında toprak dolgudan başka herhangi bir buluntuya rastlanmamıştır. Yapılan 3 açmada da taban zemini bulunamamıştır. AVLU (YAZLIK) KISMINDA YAPILAN SONDAJ ÇALIfiMALARI (Resim: 5) Sondaj çalışmalarına başlamadan önce çalışma alanındaki otlar ve çöpler temizlenmiştir. Daha sonra avlunun batısında (portalin solunda) yer alan mekânları tespit edebilmek amacı ile 1500 cm. uzunluğunda, 100 cm. genişliğinde A açması açılmıştır. 70 cm. derinliğe kadar inilen açmada mekânların olduğu tarafta horasan harçlı moloz taş dolgu sırasına rastlanmış, G, H, I kapalı mekânlarının avlu tarafında herhangi bir döşeme kotuna rastlanmamış, diğer mekânların önünde ise döşemelere rastlanmıştır. Daha sonra bu açma mekânların durumunu ortaya çıkarmak amacı ile boydan boya uzatılmıştır. Ortaya çıkarılan uzunlama taş temelden odaların yerleri tespit edilmiş, tespiti yapılan odaların diğer duvarlarının yerlerinin tespiti amacı ile tüm oda duvarlarının etrafı 60 cm. genişliğinde kazılmıştır. Odaların içerisindeki toprakların dolgu toprak olduğu; çeşitli dönemlerdeki yapılaşmalar sırasında karıştırılmış olduğu anlaşılmıştır. Ortaya çıkarılan odalar içerisinde sadece F ve H mekânı tabanına kadar temizlenmiştir. Yapılan sondaj çalışmasında ortaya çıkarılan mekânlar; A Mekân› (Resim: 6) Portalin sağında, yaklaşık 390x446 cm. boyutlarında, duvar kalınlığı yaklaşık 104 cm. olan bir mekân ile bu mekânın kapı girişinde içe doğru iki kademeli mermer eşik açığa çıkarılmıştır. Üstteki basamak yaklaşık 96x25 cm. boyutlarında, 5 cm. yüksekliğinde, içteki basamak ise yaklaşık 96x20 cm. boyutlarındadır. B-Mekân› (Resim: 7) Portalin solunda yaklaşık 500x425 cm. boyutlarında, duvar kalınlığı 104 cm. olan bir mekân açığa çıkarılmıştır. Duvar harçları çamur sıvadır. Bu mekânın kapı girişindeki taş eşik içe doğru iki kademeli olup üst basamağı yaklaşık 115x35 cm. boyutlarında, yüksekliği 6 cm. olup iç basamağı ise yaklaşık 115x23 cm. boyutlarındadır. C-Mekân› (Köfle Mekân) (Resim: 8, 9) Portalin solunda, B mekânına bitişik 620x420 cm. boyutlarında, duvar kalınlığı 104 cm. olan bir mekân ortaya çıkarılmıştır. Bu mekânın giriş açıklığı yaklaşık 100 cm., kapı nişi ise 75 cm.dir. D-Mekân› (Resim: 10) Portalin solundaki köşe mekânına bitişik, yaklaşık 405x390 cm. boyutlarında, duvar kalınlığı 100 cm. olan bir mekân ortaya çıkarılmıştır. Mekânın kapı nişi 100 cm. olan bir girişi bulunmaktadır. İki kademeli olan taş eşiğin kapı yuvası mevcuttur. Üst basamak 7 cm. yüksekliğinde, 108x35 cm. boyutlarında olup iç basamak ise 108x16 cm. boyutlarındadır. E-Mekân› (Resim: 11) Portalin solundaki köşe mekânının batısındaki ikinci mekân 413x400 cm. boyutlarındadır. Bu mekânın girişi tespit edilememiştir. Avlu tarafındaki duvar kalınlığı ile yan duvarlardaki kalınlık yaklaşık 100 cm.dir. F-Mekân› Portalin solundaki köşe mekânının batısındaki ikinci mekân bitişiğinde yer almaktadır. 403x400 cm. boyutlarındaki mekânın avlu tarafında duvar yer almamaktadır. 273

F mekânı tabanına kadar tamamen temizlenmiştir. Bu mekânın tabanının bir bölümünün taban döşemesi ortaya çıkarılmıştır. F mekânının güneydoğuya açılan giriş olarak kullanıldığı tespit edilmiştir. Ancak bu girişin orijinal mi, yoksa önce mekân iken, sonradan bu mekânın bozularak giriş mi yapıldığı tespit edilememiştir. Bu giriş sonradan taş duvar ile kapatılmıştır Sonradan kapatıldığı kesin olan taş temel içerisinde pişmiş toprak su künkü (veya atık su künkü) tespit edilmiştir. G-Mekân› Portalin solundaki köşe mekânının batısındaki dördüncü mekânda girişe rastlanmamıştır. Yaklaşık 408x400 cm. boyutlarında olan üçüncü mekânın duvar kalınlığı yaklaşık 100 cm.dir. Bu mekân yaklaşık 70 cm. derinliğinde, 60 cm. genişliğinde, galeri şeklinde açılmış olup içindeki dolgu temizlenmiştir. H-Mekân› Portalin solundaki köşe mekânının batısındaki beşinci mekân yaklaşık 403x400 cm. boyutlarında olup bu mekânda yapılan araştırma kazısında yoğun tuğla parçaları ile sırlı ve sırsız çömlek kalıntıları ve yaklaşık 4 cm. kalınlığında kırık tuğla parçaları bulunmuştur. Ayrıca buranın zemininde 4 sıra üst üste, çamur harçlı, yaklaşık 28x12 cm. ebadında, yaklaşık 3.03 cm. kalınlığında pişmiş tuğla parçalarına rastlanmıştır. Bu mekândaki zemin sondajında 190 cm. çapında, 120 cm. derinliğinde çukur açılmıştır. Bu çukurda beyaz kireçli zemin dolgusu ile altında kırmızı toprak dolgu ve bu iki dolgu arasında yer yer kül katmanına rastlanmıştır. Burada yapılan çalışmada sırlı ve sırsız seramik parçalarına rastlanmıştır. Duvar kalınlığı 100 cm. olan dördüncü mekânda da girişe rastlanmamıştır. I-Mekân› Portalin solundaki köşe mekânının batısındaki altıncı mekân veya kışlık kısma bitişik köşe mekânı 400x402 cm. boyutlarındadır. Sonradan üzerine beton dökülmüş olan mekândaki çöp ve moloz yığını temizlenerek diğer mekânlarla aynı seviyeye getirilmiştir. Kuzey, doğu, kuzeybatı ve güneybatısında ise yaklaşık 70 cm. eninde, 100 cm. derinliğinde U şeklinde galeri açılmıştır. Girişi olmayan bu köşe mekânında da kireç ağırlıklı horasan, kırmızı toprak dolgu, kül ve siyah renkli yanık katmanlara rastlanmıştır. Açığa çıkarılan mekânlarda F mekânı hariç herhangi bir zemin döşemesine rastlanmamıştır. Avluda yapılan çalışmalardan sonra portalin sağında ve solunda bulunan mekânların etrafının kervansarayın yıkılan taşları ile yükseltip düzleştirilerek üzerlerine yeni binalar yapıldığı tespit edilmiştir. Yeni bina yapmak için zeminlerde kullanılan kervansaraya ait taşlar restorasyon işlerinde kullanılmak amacı ile avluda toplanmıştır. Sondaj çalışmasında küçük seramik parçaları ele geçirilmiştir. Avlunun (açık bölüm) güneybatısında yer alan ve 1964-1967 yıllarında Vakıflar Genel Müdürlüğü’nce bir kısmı restore edilen develik kısmının diğer bölümlerinin ayaklarının ortaya çıkarılması amacı ile B açması olarak adlandırdığımız açma kuzeydoğu duvarından başlayarak kapalı kısma kadar devam ettirilmiştir. Üçüncü revakın avluya bakan ayağından 388 cm. uzağında, kare formlu 110x110 cm. boyutlarında, kesme taşlardan oluşturulmuş kaide tespit edilmiştir. Aynı eksende, 374 cm. uzaklığında, kare formlu, 110x110 cm. boyutlarında kesme taşlardan oluşturulmuş ikinci bir kaide ile bu kaidenin ikinci sırasındaki kaide arasında 343x103 cm. ebadında duvar hatılı açığa çıkarılmıştır. Yıkılmış olan beşinci revakın devamında, avlu döşemesinden aşağıda, duvardaki kemer izine doğru, yaklaşık 180x71 cm. boyutlarında hatıl görünümünde bir duvar izi ile yaklaşık 130x110cm. boyutlarında moloz taştan bir kaideye rastlanmıştır. Bu kaidenin revakların ikinci sıra ayakları ile aynı eksende olmadığı tespit edilmiştir. Ayrıca bu kaide, duvardaki yıkılmış revak kemerinin izinden yaklaşık 345 cm. uzaklıktadır. 274

Bu kaideden giriş cephesinin sağ tarafındaki duvara doğru yaklaşık 315x80 cm. boyutlarında moloz taş hatıl duvar ortaya çıkarılmıştır. Bu hatıl duvardan beden duvarına doğru dolgu taş izleri izlenmektedir. Avluda yapılan taban döşemesi tespiti için yapılan temizlik çalışmasında; a-Portalden girildiğinde 700x700 cm. boyutlarında, b-Beşinci revak önünde 284x650 cm. boyutlarında, c-Revak önünde üçüncü ayağa yaklaşık 240 cm. uzaklıkta, 80x90 cm. boyutlarında orjinal taş döşeme zemine rastlanmıştır. d-Avlunun güneydoğusunda, köşk mescidin güneydoğu ayağından yaklaşık 550 cm. uzaklıkta, 690x180 cm. boyutlarında, yer yer bozuk zeminde taş döşemeye rastlanılmıştır. Köşk mescidin güneybatı ayağının batı yüzünde 250x180 cm. boyutlarındaki kazıda, toprak dolgu ile ayak kaidesine bitişik döşeme taşı olduğu düşünülen, 47x57 cm. boyutlarında bir taşa rastlanmıştır. Ayrıca lüle ile küçük bir sırlı seramik parçası bulunmuştur (Resim: 12, 13). Yapılan sondaj çalışmasında avlunun taş döşeme olduğu ve bu döşemenin kapalı kısımdan portale doğru alçalan bir eğimle devam ettiği tespit edilmiştir. Avluda köşk mescitten büyük bloklar halinde düşmüş bazıları işlemeli taşlar bulunmaktadır. Restorasyon öncesi bu taşların numaralandırılarak yerlerinin tespit edilmesi öncelik taşımalıdır. Kurul kararında istenilen ve restitüsyon projesine veri oluşturacak tüm sondaj çalışmaları yapı içinde tamamlanmıştır.

275

Resim: 1

Resim: 2

Resim: 3

276

Resim: 4

Resim: 5

Resim: 6

277

Resim: 7

Resim: 8

278

Resim: 9

Resim: 10

279

Resim: 11

Resim: 12

Resim: 13

280

SİDE TİYATROSU VE ÇEVRESİNDE KAZI, KORUMA, ONARIM ÇALIŞMALARI (2003)

Ülkü ‹ZM‹RL‹G‹L*

2003 yılında Side Tiyatrosu’nda gerçekleştirilen kazı ve koruma-onarım çalışmaları 12 Eylül-6 Kasım tarihleri arasında 56 gün sürmüştür. Yapılan çalışmalar Kültür ve Turizm Bakanlığı Döner Sermaye İşletmeleri Merkez Müdürlüğü (DÖSİMM), Kültür Varlıkları ve Müzeler Genel Müdürlüğü ve Antik Side Anıtlarının Bakım Onarım ve Restorasyonu Komitesi’nin maddî katkılarıyla gerçekleştirilmiştir1. Efes kazı başkanlığı tarafından 1999 yılında geçici bir süre için Side Tiyatrosu’nda kullanılmak üzere verilen kule vincin geri alınmasıyla sahne binasında kazı çalışmaları programlandığı şekilde yapılamamıştır. Ancak son dört yılda kule vincin yardımıyla sahne binasında ve parodoslarda bu zamana kadar kazısı yapılamayan kısımlar açığa çıkarılarak gerek kazı, gerek onarım çalışmalarında büyük bir ilerleme gösterimiştir2. Bu durumda, 2003 yılında Side Tiyatrosu ve çevresinde, 2002 yılında kazısı yapılan alanlarda, koruma-onarım uygulamaları yanı sıra belgeleme, düzenleme ve mimarî malzeme üzerinde incelemeler yapılmıştır. 1. Koruma-Onar›m Çal›flmalar› Bu çalışmalar kapsamında, agora güneybatı portiğe cephesi olan sahne binası arkasındaki dükkânların ön duvarları, latrinin ön cephe kaplama taşları, batı parodosda analemna duvarı önünde yer alan kemerler, sahne binası (C) girişi döşeme taşları, tiyatro girişi karşısındaki sütunlu caddenin bir bölümü onarılmıştır. Ayrıca iki yerde taban mozaiğinin koruma onarım çalışmaları yapılmıştır. 1.1. Sahne binasının agora cephesinde yer alan giriş ve dükkânlar geç antik dönemde, çevre yapılardan getirilen moloz ve blok taş malzeme ile doldurulmuş ve sur duvarı olarak kullanılmıştır. Daha önce yapılan kazılarda A, B, C, D girişleri açılmış, ancak aralarında yer alan dükkânların içindeki toprak sahne binası ara duvarının statik sorunu nedeniyle tümüyle boşaltılmamıştır (Plân: 1, 2). Dükkânların agora cephesindeki geç dönemde yapılmış olan ön duvarlarının sağlamlaştırılması amacıyla yapılan uygulamalarda, öncelikle duvarların üzerindeki ve kısmen arkasındaki bitki ve toprak temizlenerek, taşların yüzeyleri yıkandıktan sonra yıpranma durumları incelenmiştir. Daha sonra harçla derzleme yapılmış, yıpranan kısımlar doldurularak sağlamlaştırılmıştır.
* 1 2 Ülkü İZMİRLİGİL, Restorasyon ve Konservasyon Merkez Laboratuvarı Müdürü, Eski Darphane, Sultanahmet 34400 İstanbul/TÜRKİYE Çalışmalara Mimar Müh. Prof. Dr. Reha Günay, arkeologlardan Dr. Mustafa Büyükkolancı, Ayşe Özkan, Heykeltraş Ali Osman Avşar, restoratörlerden Burak Aydoğdu, Ali Barlas, Emre Eser ve Mimar Leyla Gültekin katılmışlardır. Efes kazı başkanı Prof. Dr. Krinzinger’e teşekkürlerimi sunarım.

281

Latrinin Ön Cephe Kaplama Tafllar›n›n Onar›m› ve Üst K›sm›n›n ‹zolasyonu Latrinin cephesine iskele kurulduktan sonra bitki temizliği yapılarak yüzeydeki taşların arasında oluşmuş odunsu bitkiler ayıklanmıştır. Cephenin rölövesi yapılarak, eksedra çevresindeki kaplama taşları numaralanmıştır. Bu taşlardan bazıları yerinde korunmuş, arkasına harç enjeksiyonu yapılarak sağlamlaştırılmıştır. Bitki köklerinin tahribine uğrayan kaplama taşları ise yerinden alındıktan sonra arkaları temizlenerek sağlamlaştırılmış ve tekrar yerlerine konmuştur. Vinç olmadığından latrinin üst örtüsünün kazısına devam edilememiştir. Ancak üstten gelecek yağmur suyunun zarar vermemesi için cephe duvarı üstünün harçla izolasyonu yapılmıştır. 2002 yılında yapılan kazı sonucunda batı parodosun tiyatronun geç döneminde değişikliklere uğradığı, özgün zemin döşemesinin sonradan kaldırıldığı anlaşılmıştır. Analemna duvarının önünde alt kısmında sonradan yapıldığı anlaşılan dört adet kemerli niş ve üzerinde açık su kanalı izleri tespit edilmiştir. Nişlerin içinde fresk kalıntıları olduğundan önceleri bu kemerlerin geç dönemde alt caveada yapılmış olan şapelin bir uzantısı olduğu düşünülmüşse de, şapelin inşasından önce orkestrada su oyunları yapıldığı sırada açık su kanalının orkestraya su taşımak üzere yapıldığı kanısına varılmıştır (Plân: 3). Bu kemerler ve arasındaki nişler küçük moloz taşlardan oluşmuş olup bağlayıcı harçlar niteliğini kaybetmiştir. Burada öncelikle belgeleme yapıldıktan sonra, taşların yüzeyleri yıkanarak kemerlere destek sağlamak için ahşap kalıplar yapılmış ve özgün malzemesine uygun olarak hazırlanan karışım ile derzleme yapılmıştır. Batı parodosta skene alt katı cephesi de aynı yöntemle onarılmıştır (Resim: 1). Sahne Binas› (C) Giriflinde Çökmüfl Olan Döfleme Tafllar›n›n Onar›m› Önce çökmüş olan kanal taşlarının rölövesi yapılarak belgelenmiştir (Resim: 2). Numaralanan döşeme taşlarından 3 No.lu taş kaldırılarak kanal içinde bir sondaj çalışması yapılmıştır. Sonuçta kanalın 2.00 m. derinliğinde, 1.24 m. genişliğinde olduğu belirlenmiştir. Bu kanal, orkestra çevresinde yer alan kanal içinde toplanan suyu, agoradaki portik önündeki kanala aktarmış olmalıdır. İleride yapılacak çalışmalarda bu bağlantı araştırılacaktır. Döşeme taşlarının kırık parçaları birleştirilmiş, yapıştırma işlemleri tamamlanan bloklar özgün yerlerine yerleştirilmiştir. Tiyatro Girifli Karfl›s›ndaki Sütunlu Cadde, Kaz›, Onar›m ve Düzenleme Çal›flmalar› Öncelikle belgeleme çalışmaları tamamlanan batı portik ve dükkânlardan 6 mekânda kazı ve temizlik yapılmıştır. Ancak, sütunlu caddenin arkasındaki dükkânların üstü otopark ve taksi durağı olarak kullanıldığından mekânların tümüyle açılmamasına karar verilmiştir. Dükkân cephelerinden 1.5-2.0 m. içeriye doğru kazmak suretiyle toprak çöküntüsünü önlemek için bariyer duvarı örülmüş ve üzeri toprak rengi serpme harç ile sıvanmıştır. Dükkân cephelerinin onarımı sırasında yerinden oynamış veya kaymış olan taş bloklar yerlerine oturtularak aynı zamanda bu mekânların dış ve ana duvarlarında derzleme ile sağlamlaştırma işlemleri gerçekleştirilmiştir. Tiyatro Girifli Taraf›ndaki Sütunlu Cadde Do¤u Portik Stylobat›n›n Tespiti Dionysos Tapınağı önünde iki yerde sondaj çalışması yapılmıştır. Bu alanda, 1955-60 yıllarında Prof. Mansel başkanlığında yapılan kazılar sırasında bu portik ortaya çıkarılmış olmasına rağmen, daha sonra tiyatro çevresinin çitle çevrilmesi sırasında tamamen toprakla örtülmüştür. Yapılan bu çalışma sonucunda doğu portik stylobatı üst sıra taşlarının sökülmüş olduğu saptanmıştır. Stylobat önünde yer alan açık su kanalı kotları tespit edilerek belgelenmiştir. 282

Sütunlu cadde üzerinde daha önceki yıllarda ayağa kaldırılmış olan sütunların çatlak, kırık ve dökülmüş bölümleri özgün granit tozu karışımıyla doldurularak onarılmıştır. Koruma onarım çalışmaları tamamlandıktan sonra mekân içlerine ve portik tabanına mıcır dökülerek 29 Ekim’de açılmıştır. Ayrıca, küçük onarım çalışmaları, kule vinç kullanılmadığından çok sınırlı yapılabilmiştir. Ancak 2000 yılı kazı sezonunda bugünkü tiyatro ana girişi (H) tabanından kaldırılmış olan mozaik parçası, bu yıl onarılarak özgün konumunda yerleştirilmiştir. Ayrıca, tiyatro karşısındaki batı portik üzerinde 2000 yılında yerinde koruma altına alınan mozaik üzerine serilmiş olan jeotekstil, dükkânların onarımından sonra yenilenerek tekrar koruma altına alınmıştır. 2. Belgeleme, Düzenleme ve Mimarî Malzeme Üzerinde ‹nceleme Çal›flmalar› 2.1. Tiyatro ve agoraya ait mimarî eleman grupları 2003 yılında Restoratör Emre Eser tarafından, 15 bölüm olarak gruplanmıştır. Bu elemanlar tiyatro sahne binası cephesine ait arşitrav, friz, sütun, kaset, geison, alınlık, sima, başlık (İon, Korinth, kompozit), sütun kaideleri, konsol parçaları ile Dionysos Tapınağı’na ait mimarî elemanlar, agoraya ait sütun, sütun başlıkları ve diğer elemanlar ile Tykhe Tapınağı’na ait mimarî elemanların yerleri 1/500 ölçekli bir plân üzerinde gösterilmiştir. Ayrıca 1960’lı yıllarda agorada çeşitli mekânlarda depolanmış tiyatroya ait mimarî parçalar işaretlenmiştir. Bu çalışma ileriki yıllarda herhangi bir çalışma yapılması halinde bu grupların mimarî elemanları tamamlayıcı parçalar olduğunun bilinmesi açısından önem taşımaktadır. 2.2. Tiyatro Sahne Binas› Yıldız Teknik Üniversitesi öğretim üyelerinden Prof. Dr. Reha Günay başkanlığında 15-30 Eylül tarihleri arasında yapılan çalışmalarda şimdiye kadar yapılan rölöveler AutoCAD programına aktarılmaya başlanmıştır. Bu amaçla yer yer kontrol ölçüleri alınmıştır. 2.3. Agora Tiyatro Ba¤lant›s› ve Agora Portik Üst Yap›s› ve Köfle Sütunlar› Agora’nın köşelerinde yer alan eksedralarla latrina önündeki eksedra yapım ve malzeme ayrıntılarıyla bir bütün teşkil ettiklerinden, aynı dönemde plânlandıkları anlaşılmaktadır. Agora köşe detaylarında yapılan incelemede, daha önce Prof. Mansel’in de belirttiği gibi, önce sütunlu olarak plânlandığı, daha sonra değiştirildiği stylobat üzerindeki kaide izlerinden anlaşılmaktadır. AutoCAD programında yapılan restitüsyon denemesine göre agora köşelerindeki bu açıklığın ancak kemerle geçilebileceği görülmektedir. 2.4.Dionysos Tap›na¤› (Resim: 3) Mustafa BÜYÜKKOLANCI Side Tiyatrosu’nun kuzeybatısında yer alan Dionysos Tapınağı Ord. Prof. Dr. A. M. Mansel tarafından kazılıp ortaya çıkarılmış ve (Q) olarak tanımlanmıştır. Podium kısmı in situ kalabilmiş olan yapı kuzey-güney yönünde ve caddeye paralel bir konumdadır. Cephesi kuzeye dönük olan yapıya Mansel "bir tapınak olduğu büyük bir ihtimalle ileri sürülebilir" diyerek “Side Tapınakları” bölümünde yer vermiştir (Mansel, A. M., Side, 1978, 142-146). Dikdörtgen plânlı tapınağın genel ölçüleri 17.55x7.23 m.dir. Yüksekliği 0.65 m. olan podium sarımtrak renkli kalker taşından yapılmış bloklarla inşa edilmiştir. Bloklar birbirine kırlangıç kuyruğu şeklinde bronz kenetlerle bağlanmıştır. Tapınak, Mansel’e göre cephesinde 4 sütun bulunan bir pronaos ve arkasındaki celladan oluşur (11.75x5.83 m.). 283

Pronaosun stylobat levhaları ve zemin döşemesi tümüyle sökülmüştür. Cellanın batı uzun tarafında, duvar kaidesine ait iki kademe in situ durumda bize kadar gelmiştir. Bunlardan alttaki 0.21 m., üstteki 0.22 m. yüksekliktedir. Birbirine bronz kenetlerle bağlanmış ve kaide levhalarının üst kısmındaki izlerden, cella duvarlarının 0.80 m. kalınlıkta olduğu hesaplanmıştır. Ayrıca cella duvarına dışta yarım sütunların yaslandığı, kuzeybatı ve kuzeydoğu köşelerde 3/4’lük sütunların varlığı yine kalan izlerden anlaşılmaktadır. Sütun kaidelerinin altındaki hafif çıkıntılı kısmın çapı 0.70 m.dir. Yarım sütunlar arasındaki eksen uzaklıkları ise kuzeyden güneye doğru 1.84, 1.96 ve 1.99 m.dir. Cellanın plânı bilinmekle beraber kapı genişliği belli değildir. Tapınak bu plân şemasıyla arkeoloji literatüründe "pseudoperipteros" olarak tanımlanan plân şemasına sahiptir (Mansel, Side, 1978, 142-145). Tapınağın üst yapısına ilişkin olarak Mansel, "tapınağın üst kısımlarına ait hiçbir parça bize kadar gelmemiştir. Bununla beraber, yapının özenli inşa tekniği ve kırlangıç kuyruğu şeklindeki kenetlerinden dolayı Geç Hellenistik ya da Erken İmparatorluk Dönemine ait olduğu büyük bir ihtimalle ileri sürülebilir" demektedir (Mansel, Side, 1978, 145). 1982 yılından bu yana Kültür Bakanlığı adına sürdürülen Side Tiyatrosu kazı ve onarım çalışmaları 1999 yılından sonra hız kazanmıştır. 1999 yılında doğu parodos kazılarından sonra 2001 yılında batı parodos ve agoranın güney portik dükkânlarının kazısına başlanmıştır. Bu kazılar sırasında tiyatronun sahne binası ile ilişkili olmayan sarımtrak renkli kireçtaşından yapılmış yarım sütun ve saçaklık parçaları çıkmaya başlamıştır. Aslında bunlardan bir kısmı eskiden beri agora güney dükkânları içinde görülmekte iken Dionysos Tapınağı’na ait olabilecekleri akla gelmemiştir. 2001 yılı mayıs ayında bu çalışmalar sırasında bu bağlantı tarafımızdan kurulmuş ve benzer parçaların agoranın güneybatı köşesine depolanmasına başlanmıştır. Kısa süre içinde yaklaşık olarak 50 parçadan oluşan üst yapı elemanları içinde en dikkati çekenler düz duvar blokları üzerine işlenmiş yivli yarım sütunlar ve Korinth düzenli sütun başlıklarıdır (çapları ortalama 0.50 m.). Ayrıca arşitrav, sarmal dal bezemeli friz, üzerinde diş kesimi olan lotus-palmet bezemeli friz ve yine lotus-palmet bezemeli sima parçaları vardır. Bunların yanında daha küçük boyutlu bir yapıya ait birleşik yarım sütun ve kapı sövelerinin işlendiği bloklar ve bunlara ait Korinth düzenli yarım sütun başlıkları ile 1.10 m. yükseklikte girlandlı ve boğa başlı büyük levhalar ele geçirilmiştir. Bunların tümünün ortak özelliği sarımtrak renkli sert kireçtaşından yapılmış olmalarıdır. Fakat iki farklı yapı veya bir yapının iç ve dış bölümlerine ait olabilecek bu mimarî parçaların iki ayrı döneme ait olduğu kolaylıkla anlaşılmaktadır. Bu durum belki Dionysos Tapınağı’nın iç kısmında bazı değişiklikler yapıldığı şeklinde yorumlanabilir. Zaten Mansel, bir yazıtta bunun cevabını bulmuş gibidir; "Tapınağın çok yakınında bulunan bir yazıtla, geç dönem şehir kapısı lentosu olarak kullanılan, fakat aslında bir kapı sövesi olduğu anlaşılan başka bir yazıtta Side ‘gerusia’sı tarafından yaptırılmış Dionysos’la ilgili kutsal bir ‘deipnisterion-yemek salonu’ndan bahsedilmektedir. İmparatorluk Döneminde büyük bir onarım geçiren bu salonun yeri henüz bulunamamıştır. Bu durumda Dionysos Tapınağı’nın, yazıtların dönemi olan M.S. 2. yüzyılda “kutsal bir yemek salonu” olarak kullanılmış olduğu hatıra gelebilir" (Mansel, Side, 1978, 145-146). Gerçekten bu yazıt ile yeni bulunan parçalar arasındaki uyum çok ilginçtir. Çünkü elimizdeki mimarî parçaların bir bölümü genel hatlarıyla Augustus Dönemi diğer bölümü ise Hadrian Dönemi bezeme özellikleri göstermektedir. Ele geçirilen mimarî parçaların diğer ortak özelliği tümü üzerinde kireç harcı kalıntılarının bulunuşudur. Bunun açıklaması yine Mansel’in satırlarında Geç Antik Dönem surları konusunda saklıdır. “Side antik kentinin içine, yarımadanın en dar yerinde, muhtemelen M.S. 4. yüzyılda kenti ikiye bölen bir sur duvarı inşa edilmiştir. Bu sur, tak yakınındaki bir yazıttan dolayı ‘Filippus Attius Suru’ olarak tanımlanmıştır. Kireç harcı kullanılarak inşa edilmiş bu savunma duvarlarında moloz taşların yanında eski binalardan alınmış devşirme malzeme bol miktarda kullanılmıştır. Duvarlar batıdan itibaren 284

bazen 90 derecelik dirsekler yaparak kırık hatlar şeklinde tiyatronun sahne binası ya da tak gibi yapılardan yararlanarak doğuya doğru uzanmaktadır" (Mansel, Side, 1978, 67-68). Sonuç olarak Dionysos Tapınağı üst yapısına ait olduğu belirlenen parçalar en son olarak tiyatronun sahne binası üzerinden geçen Geç Antik Dönem surlarında kullanılmıştır. Sahne binası M.S. 6. yüzyılda yıkılırken bunların bir kısmı içeriye, bir kısmı da agoranın güney dükkânları içine düşmüş ve yüzyıllardır orada kalmıştır. 2.5. Tafl Ustalar›n›n Tafl Bloklar Üzerinde Eskiz Çal›flmalar› 2002 yılında sahne binası malzemesi arasında bulunmuştur. 2. kat döşeme bloku olarak kullanılan bloklardan birinin üzerinde İon başlığı volutü ve sütun kaidesi profili (torus, trohilos) ve madalyon yer almaktadır. Antik dönem için önemli bir belge olduğunu düşündüğümüz bu eskizlerin detaylı çizimleri yapılmıştır (Çizim: 1). Side Tiyatro’sunda 1999-2002 yılları arasında yaklaşık 4 yıl kule vinçle sahne binası cephesi, doğu ve batı parodosların kazısı tamamlanmış, sahne cephe mimarîsine ait tüm parçaların elde edilmesi restitüsyon çalışmalarına yardımcı olmuştur. 2003 yılında, Efes kazısı başkanı Prof. Dr. Krizinger’in talebi üzerine kule vinç iki günde sökülmüş, donatılı beton olan alt platformu kırıcı iş makinesi ile parçalanarak molozları kazı alanından uzaklaştırılmıştır. Kırıcı makine kullanılırken yaptığı titreşimden ve kırılan parçaların fırlayarak çevreye zarar vermemesi için, mermer blokların etrafı sarılarak korunmuştur.

285

Plân: 1

Plân: 2

286

Plân: 3

Çizim

287

Resim : 1

Resim: 2

Resim: 3

288

You're Reading a Free Preview

İndirme
scribd
/*********** DO NOT ALTER ANYTHING BELOW THIS LINE ! ************/ var s_code=s.t();if(s_code)document.write(s_code)//-->