P. 1
365 Gün Nirvana

365 Gün Nirvana

|Views: 1,317|Likes:
Yayınlayan: secrettime
"Aydınlanma, felsefeden ya da dinden daha basittir -buradan başka bir yere bakmamaktır."
JOSH BARAN
"Aydınlanma, felsefeden ya da dinden daha basittir -buradan başka bir yere bakmamaktır."
JOSH BARAN

More info:

Published by: secrettime on Jan 05, 2012
Telif Hakkı:Attribution Non-commercial

Availability:

Read on Scribd mobile: iPhone, iPad and Android.
download as PDF, TXT or read online from Scribd
See more
See less

04/26/2013

pdf

text

original

365 Gün Nirvana

JOSH BARAN

Yol'u arayan sizler Lütfen, Harcamayın şimdi bu anı. ZEN ÖĞRETİSİ "Bu kitap, burada ve şimdi; özgür ve mutlu olmak isteyen herkes için. Her gün okuyabileceğiniz, derin ve heyecan verici bir bilgelik derlemesi." JACK CANFIELD, 'TAVUK SUYUNA ÇORBA' ADLI KİTABIN ORTAK YAZARI "Bu koleksiyon, şimdiye dek basılan ruhsal literatürde, acınacak derecede eksik olan öğretilerin tam bir derlemesi. Bu anda huzuru arayan herkes için paha biçilmez bir kaynak." SHARON SALZBERG, YAZAR VE BUDİST ÖĞRETMEN 365 Gün Nirvana-Burada ve Şimdi, bu ruhsal karmaşa döneminde tam da ihtiyaç duyulan şey: aradığımızın hep burada olduğunu apaçık ve dosdoğru gösteren bir hatırlatma." SUSAN PIVER, ÇOK SATAN 'THE HARD QUESTIONS' ADLI ESERİN YAZARI "Josh Baran sana, gerçekliğe 'seni seviyorum' demenin 365 yolunu veriyor. Nasıl bir keyif bu!" BYRON KATIE, 'LOVING WHAT IS' ADLI ESERİN YAZARI -let there be love-

Josh Baran
Eskiden bir Zen rahibi olan ve Tricycle: the Buddhist Review dergisine yazılar yazan Josh Baran, halen New York'ta stratejik iletişim danışmanlığı yapıyor. Yazar, Amnesty International, Earth Day, Rock the Vote, Pediatric AIDS Foundation, Universal Pictures, Warner Records ve Microsoft için çalıştı. Yıllarca Dalai Lama'nın ABD'nin doğu kıyısına yaptığı ziyaretlerin basın ilişkilerinden sorumluydu.

"Aydınlanma, felsefeden ya da dinden daha basittir -buradan başka bir yere bakmamaktır." JOSH BARAN

Çoğunlukla, aydınlanma, uzun yıllar alan ruhani uygulamalarla ulaşılan ve yalnızca seçilmiş azınlığa bahşedilen bir olaymış gibi düşünülür. 365 Gün NirvanaBurada ve Şimdi, uyanmışlık halinin doğrudan şimdiki zamanda ve herkese açık olduğunu söylüyor. Josh Baran, bu kavrayışla ilintili en güçlü ve ilham verici 365 örneği bir araya getirmek, gözümüzün tam önünde ve her nefeste var olan bereket ve lütfa ışık tutmak için on yılını harcadı. Kadim Budist, Tibet ve Zen bilgelerinden Hıristiyan ve Musevi mistiklerine ve çağdaş öğretmen, sanatçı, bilimci ve şairlere dek, kültürleri, kıtaları ve gelenekleri kucaklayan insanlar; öyküler, diyaloglar, meditasyon ve şiir yoluyla mevcut anın kusursuzluğunu kutlamak üzere bu sonsuz bilgelik hazinesinde bir araya geliyor. 365 Gün Nirvana-Burada ve Şimdi, ruhani deneyimi olsun olmasın, hayatında huzuru arayan herkes için paha biçilmez bir yoldaş. Bu kitap, deneyimleyebileceğimiz tek gerçekliğin burada ve şimdi olduğuna ilişkin bir hatırlatma, her gün mevcudiyete yapılan bir çağrıdır.

Tulku Urgyen Rinpoche ve Byron Katie'ye İTHAF EDİLMİŞTİR

Telif Hakkı © 2003 Josh Baran © 2005 GOA Basım Yayın ve Tanıtım Hiz. San. Tic. Ltd. Şti. Türkçeye Çeviren : Dilek Cansevgisi Redaktör : Banu Zabcı Editör : Işıl Ölmez

içindekiler
365 Gün Nirvana.................................................................................................................................................................................................1 Josh Baran ..........................................................................................................................................................................................................2 Giriş ...................................................................................................................................................................................................................3 Bu Kitap Nasıl Hayata Geçti?..............................................................................................................................................................................4 Kitap Hakkında ...................................................................................................................................................................................................5 Bu Anın İçinde....................................................................................................................................................................................................6

Yorumlar Hakkında.............................................................................................................................................................................................7 365 GÜN NİRVANA ..........................................................................................................................................................................................7 Burada ve Şimdi -Günlük Bilgelik ......................................................................................................................................................................7 Düşünceler........................................................................................................................................................................................................ 88 Teşekkür ........................................................................................................................................................................................................... 90 Yazar Hakkında ................................................................................................................................................................................................ 90

"Ben" yok olduğumda... Bu, burada ve şimdi Nirvana'dır. BUDA

Tam burnunun ucunda. Şu an, her şey avucunun içinde. YUANWU

Yerde ve gökte Tanrı'yı arıyorsun, ama gözünün önünde durandan habersizsin, çünkü içinde bulunduğun ana nasıl bakacağını bilmiyorsun. İSA

Giris
Dur. Şimdi. Farkında olmayabilirsin ama hayatında iç ferahlığı, huzur ve anlam arayışının sonuna geldin. Arayış bitti. Daha fazla dolanmak yok, beklemek yok. Aradığın iç huzuru, tam gözünün önünde saklanıyor. Apaçık bir sır. Zaman, uzaklık, din, gelenek ve kültürü birleştiren kadim ve çağdaş bilgeler tarafından söylenen ve mevcut anın korosu olan bu içgörü hazinesi, nerede olduğunu, kim olduğunu fark etmen için bir davet, çünkü sen tam buradasın, tam şimdidesin. Bu kitaptaki bilgelik, geçmişin sıkıntı verici öykülerinden ve hayal edilen bir geleceğin tasalarından arınmış halde, hayata çıkan yolu gösteriyor. Şimdi dur ve bak. Tam burnunun ucunda duruyor. Avucunun içinde... Gözündeki ışıkta. Dilindeki tatta... Bu gerçeği hayatın boyunca görmezden gelmiş olabilirsin, ancak ondan bir tek an bile ayrı düştüğünü sanma. Yapman gereken hiçbir şey yok. Ne yeni meditasyon teknikleri, terapiler, seremoniler, ne de gurular gerekli. İzlenecek yol yok. İhtiyaç duyduğun her şey zaten burada, her an gözlerinin önüne seriliyor. Tam burada, tam şimdi.

Bu Kitap Nasıl Hayata Geçti?
Bir anımla başlıyorum. On dört yaşındayım. Birkaç yakın arkadaşımla Kaliforniya'da, Santa Monica Plajı yakınlarında, Peter, Paul ve Mary adlı bir folk grubunun verdiği konsere gidiyorum. Aylardan beri dört gözle beklediğim bir konser bu. Biletlerimiz iyi yerden ve şarkılara bayılıyorum, ama bir nedenle konserin ortasında zihnimin içindeki düşüncelere kapılıp gidiyorum. Arka plandaki gevezelik, birden ön plana çıkarak dikkatimi çekiyor. Düşüncelerim hiç durmadan, yüksek ve rastgele bir tonda konserle ilgili öyküler anlatıyor, arkadaşlarıma konserden sonra anlatacaklarımın provasını yapıyorum, bu konseri daha öncekilerle karşılaştırıp duruyorum. Kendimi lunaparkta kontrolden çıkmış bir dönme dolapta kapana kısılmış gibi hissediyorum. Aynı zamanda dış dünyadan kop-muşluk duygusu da yaşıyorum; tıpkı cam bir kutuya hap-solmuş gibi. İşte bu an, hayatımın dönüm noktalarından biri oldu. Bu andan itibaren giderek artan ve yoğunlaşan bir biçimde, bitmek tükenmek bilmeyen bu kargaşanın farkına vardım. Arayışımı tetikleyen şey içimde yaşadığım bu keşmekeşten kurtulma isteğiydi. Aramaya tek başıma başladım. Felsefe, din ve psikoloji kitaplarına gömüldüm. Bir noktada Uzak Doğu felsefesine çekildiğimi farkettim. Buda'nın insanın acı çekme ve karmaşa hali olarak tanımladığı samsara'yı keşfettiğim an, onun sanki doğrudan bana seslendiğini hissettim. Aslında yalnız olmadığımı öğrenmek, nasıl da rahatlatıcı bir histi! Uyanışın, herkesin erişebileceği huzur hali olan nirvana'yı kavramanın bir yolu olduğunu keşfetmek ne kadar harika. Gerçeği bilme özlemiyle yanıp tutuşmaya başladım ve tüm hayatım bununla doldu. Zen keşişlerinin, Tibetli yogilerin, Hintli bilgelerin öykülerini yutarcasına okudum. Doğrudan yaşamak için can atıyordum. Kafamda tek bir soru çınlıyordu: Ben kimim ya da neyim? Bu nedir? - bu gerçeklik, bu "ben" hali, bu hayat, bu ölüm, bu an? Sanki çok önemli bir giz, onu bulmam için beni zorluyordu. On dokuzuma geldiğimde artık tüm vaktim arayışla geçiyordu. 1960'ların sonları. Batı'da manevi uyanışın ilk kıpırtıları. Vietnam savaşı, materyalizm ve Richard Nixon'la özdeşleşen mevcut Amerikan kültürüne karşıt olarak, kadim bilgelik tüm havaya hakimdi. Swami'ler, Sufi ustalar, -Mevlevi dervişleri ve Budist bilgeler Kuzey Amerika ve Avrupa'da büyük dinleyici kitleleri topluyorlardı. Bulduğum tüm ruhani seminerlere katıldım, gizemcilik üzerine yazılan en son eserleri bulabilmek için kitapçıları talan ettim. Öğretiler ve üstadlar arasında savrularak geçirdiğim aylardan sonra işin özüne inebilmek için tek bir yol seçip kendimi ona adamaya karar verdim. Seçimim Zen Budizm'den yana oldu. Ustaların öğrencileri dayanma noktalarının ötesinde zorladığı, askeri kamplara benzetilen Zen manastırları hakkında işittiğim onca şeye rağmen Zen bana anlayışa giden en doğrudan ve çabuk yol olarak göründü. California'da yeni kurulan, üyelerinin tümü Batılılardan oluşan bir topluluğa katıldım. Başımı kazıttım, siyah manastır cüppelerine bürünüp meditasyon ve disiplinin bilinmeyen dünyasına adım attım. Bundan sonraki sekiz yıl boyunca bir Zen keşişi ve rahibi olarak yaşadım. Eski bir Zen deyişi vardır: "Gerçek, hayal edildiğinde gelir." Benim Zen deneyimim o dönemler karmaşıktı- bir çok yönüyle aydınlatıcı, öte yandan bazı yönleriyle "karartıcı"ydı. Zorlayıcı düzen ve meditasyon uygulamaları sayesinde günlük faaliyetlerimde konsantrasyon ve farkındalığım arttı. Zihnimin karışıklık ve saplantı yarattığı anları görmeye başladım. Bir zaman sonra, o hep kitaplardan okuduğum huzuru deneyimlediğim anlar başladı. Ancak yıllar geçtikçe gözlerim Zen topluluğunun karanlık yanlarını görmeye başladı. Ben ve diğer keşiş yoldaşlarım, bağlılık adına kendimizi zorlarken kişisel duygularımızı bastırmaya başlamıştık. Sorgulamak yalnızca engellenmekle kalmıyordu, kesinlikle yasaklanmıştı. Ustaya tam ve katıksız itaat diğer tüm düşünceleri gölgede bırakıyordu. Duygularımı görmezden gelmeye, şüphelerimi inkar etmeye başladım. Önceleri bu "olumsuz" duyguları eksikliklerime vererek kendimi suçladım. Daha yoğun meditasyon yaparsam ve tam bir teslimiyet içinde olursam sanki her şey mükemmel olacaktı. Kısa süre sonra anladım ki, sorun benden değildi, manastırın kaba ve katı tutumundan kaynaklanıyordu. Bir yılımın çoğunu aldı, ama sonunda orayı terk edecek cesareti topladım. Sonradan öğrendim ki, benim yaşadıklarım yalnızca bana özgü ve olağandışı değildi. 1980'lerin başlarına gelindiğinde yüzlerce ruhani grup baskıcı kültürün ağırlığı altında dağıldı. Bununla birlikte, bu olaydan sonra dahi, beni başta Zen'e getiren iç sorgulama eskisine göre daha da ısrarcı bir şekilde, olduğu gibi duruyordu. Ondan sonraki 15 yıl boyunca ruhani kurumlardan uzak kaldım ve arayışımı bir başına sürdürdüm. Aydınlanma, bazı zamanlar çok uzağımda görünürken, diğer zamanlarda biraz daha yakınında olduğumu hissetmekle birlikte benim için hep ulaşılmaz kaldı. Kaç saat meditasyon yaparsam yapayım, dikkat dağıtıcı düşünceler devam etti. Çok güçlü deneyimler, yoğun vecd halleri yaşadığım zamanlar oldu. Böyle anlarda onlara sıkı sıkıya yapışıyor ancak değiştiklerini ya da solup gittiklerini görüyordum. Yol'da gerçekten ilerleme kaydediyor muydum? Biraz daha yaklaşmış mıydım? Meditasyon ve arayışla geçen yirmi yıldan sonra kendimi hâlâ, Peter, Paul ve Mary konserine giden on dört yaşındaki çocuk gibi hissediyordum. Meditasyonla geçirdiğim onca zamandan sonra hâlâ aklım karışıktı ve yardıma ihtiyacım vardı. Hayatımın o döneminde dostlarım belirli aralıklarla, saygı duyulan bir usta olan Tulku Urgyen'den Dzogşen* öğretisini almak için Nepal'e gitmem konusunda ısrar ettiler. Tibet Budizminin bir geleneği olan Dzogşen doğrudan kişisel deneyimin üzerinde durur. Bu öğreti yüzyıllar boyunca özenle sır olarak saklanmıştı ve yalnızca onlarca yıldır meditasyon uygulamaları yapan başarılı öğrencilere açıktı. Şansıma Tulku Urgyen'in yaklaşımı farklıydı. Urgyen bilginin Batılılarla paylaşılması gerektiğine inanmakla kalmıyor, daha eğitimin en başında bunu hayata geçiriyordu. Bir gün kendimi dünyanın öbür ucuna, Nepal'e uçarken buldum. Tulku Urgyen'in Katmandu vadisini tepeden gören tapınağına vardım ve Batılı öğrencilerden oluşan küçük gruba katıldım. Her sabah, Tulku Urgyen'in, aklın gerçek doğasını "gösteren" geleneksel Dzogşen öğretilerini aktardığı küçük odasında oturuyorduk. Tulku Urgyen, bu ebedi ve yakın gerçeği öylesine bir güçle ve doğrudan aktardı ki, "öz"ümün donakaldığını fark ettim. *Çevirenin Notu: Dzogcben- Helmut Werner/Ezoterik Sözlükte Dzogşen olarak geçer. Ne havai fişekler atıldı, ne de yıldırımlar çaktı; sadece, gizli saklı ya da başka bir yerde olmayan, bütün hayatım boyunca gözümden kaçmış saf farkındalığı aniden, apaçık, hayret verici bir biçimde kavradım.

Tüm o arayışlar; beklemeler, bu olma halinin, "şimdi"liğin karşısında eridi gitti. O an gördüm ki, hayat enerjimin çok büyük kısmını, her tarafa yayılan şimdi'yi kutlayacağıma, hayal edilen bir geleceği bekleyerek harcamışım. "Burada" olmak yerine "oraya" ulaşmaya çalışıp durmuşum. Geçmişe bakınca, zorlanarak yapılmış onca meditasyon ve gayretle geçen yıllar anlamsız geldi. Tek ihtiyacım, Tulku Urgyen'in, "teknik ya da oyun kullanmadan sadece doğal ol," sözlerini kalbimde özümsemekti. Mistikler binlerce yıl aynı anlayışı paylaşmıştı. Zen ustası Hakuin der ki: Şu anda eksik olan bir şey mi var? Nirvana tam şimdi burada gözümüzün önünde. Burası lotusların diyarı. Bu beden şimdi Buda. İkinci dize "Nirvana yanı başımızdadır" olarak da yorumlanır; saklı, uzak ya da gelecekte değil, tam şimdi gözünün önünde, bu bedende, bu yerde. Amerika'ya döndükten sonra ruhani kitaplarla dolu kütüphaneme tahammül edemedim. Sanki tüm kütüphane, arayışı, hüsnü kuruntuları, büyülü deneyimleri yücelten sorgulanmamış varsayımlarla doluydu. Birçok yazar şimdide yaşama kavramı üzerine övgüler düzüyor, ancak hemen ardından kendi gündemlerinin ve yararsız arayışların çığırtkanlığını yapmaya devam ediyorlardı. Nepal'den önce, tüm yolların dağın doruğuna vardığını söyleyen beylik Yeni Çağ laflarına inanırdım. Oysa şimdi o yolların giderek daha fazla yanılsama katmanları yarattığını gördüm. Kavrayışla hayat bulan ve Tulku Urgyen'in zamandan bağımsız görüşünü yansıtan sözcüklere açtım. Yavaş yavaş yazılar toplamaya başladım. Koleksiyonum Zen ve Tibet Budist geleneklerin öğretileriyle başladı ve kısa sürede Hintli ustalar, Sufi şairler, Musevi hahamlar ve Batılı bilgelere dek geniş bir yelpazeye yayıldı. Yaptığım her seçim, içinde "ikilik" barındırmayan, tek bir dini geleneğe özgü olmayan, herhangi bir doktrinin veya sistemin ötesinde bir görüş açısı taşıyordu. "İkiliğin yokluğu" her şeyin birliğini anlamaya dayanır. Ben/ öteki, nirvana/ samsara, biçim/ boşluk, beden/ zihin, geçmiş/ gelecek- aslında hepsinin özü, tadı birdir. Buda "Her şey Bir" dediğinde, Meister Eckhart "Her şey Tanrı tadında" yazdığında, ve Ramana Maharshi "Yalnızca öz vardır" diye ders anlattığında, bu kelimelerin hepsi aynı anlayışı ifade eder. Bu ruhani öğretileri bir araya getirdikçe şairlerden, yazarlardan, bestecilerden, sanatçılardan, senaristlerden ve bilimcilerin eserlerinden alıntılar katmaya başladım. Buna ek olarak, sıradan insanların günlük yaşamlarında deneyimledikleri ilahi olaylardan esinlenerek anlattıkları hikâyelere de rastladım. Bu hazineleri topladığım onca yıl sonra hepsini sizlerle paylaşmak benim için, büyük mutluluk.

Kitap Hakkında
Kitapta yer alan içgörüler binlerce yılı kapsıyor, ama hepsi aynı sonsuz şimdiyi ifade ediyor. Her bir seçim tek başına öne çıkmakla kalmayıp aynı zamanda çarpıcı ve rengarenk bir koroda buluşuyor. Tony Parsons, Stephen Jourdain, John Wren-Lewis, Steven Harrison, Scott Morrison ve Byron Katie gibi herhangi bir geleneğin içinden beklenmedik şekilde başkaldıran ruhani öncüler beni özellikle büyüledi. Kimin gerçekten özgün, aydınlanmış veya "felsefi açıdan uygun" olduğuna dair fikirler oldukça değişkendir. Senden ricam bu kitaba bir tür Aydınlanma Konusunda Kim Kimdir şeklinde bakmaman. Burada yer alan bölümler, yalnızca bana kendimi yuvamdaymış gibi hissettirdikleri için kullanıldı. Bir kısmı beni olduğum yere çivilerken, bazıları ağlatıyor ya da tüylerimi diken diken ediyor. Bu kitaptaki malzeme kendiliğinden keşif isteğini teşvik edecek biçimde düzenlendi. En geleneksel olandan en aykırı olana dek geniş bir kaynak yelpazesinden yola çıkıldı. Farklılıklara ve çelişkilere rastlanması doğal olduğu gibi, bunlar, sözler, kavramlar, düşünceler ve zamanın tamamen ötesindeki gerçeğin ifadesinin yarattığı büyük çelişkiyi birebir yansıtıyor. Bu durum özellikle gayret, meditasyon ve ruhsal uygulamalar gibi konularda öne çıkıyor. Örneğin, çaba gösterme - idrak* etmek için eylemle karşı eylemsizlik -konusunda yapılan tartışmalar binlerce yıldır sürmekte. *ldrak Akıl erdirme, anlama yeteneği, anlayış, kavrayış. Püsküllüoğlu, Ali Arkadaş Türkçe Sözlük, Arkadaş Yayınları, Ankara, 2004 Bir yandan, bir çok gelenekçi bilge doğal ve çabasız farkındalık halinin ancak yıllarca çaba gösterdikten sonra gerçekleşebileceğini öğretiyor. Bu yaklaşım ciddi boyutlarda eğitim, meditasyon ve uygulama gerektiriyor. Yelpazenin öteki ucunda, Krishnamurti ve Poonjaji gibi bilgeler zihni yatıştırmak veya uyanmak için gösterilen bilinçli her çabanın zararlı olduğunu, hedefler, gelişme ve başarı sanrıları içine hapsolmuş "Ben"i ifade ettiğini söylüyor. Gözlediğim kadarıyla birçok insan maneviyata daha bütünleşmiş bir açıdan bakmaya başladı, bir şeyleri oldurmak veya bir şeye ulaşmak için uğraşmadan, gerilimsiz bir çabayla şimdiki zamana odaklanıyorlar. Bu, duygu, düşünce ve deneyimlerden kaçma veya onları değiştirme ya da düzeltme çabası içermeyen açık, samimi ve katıksız bir sorgulama. Bu ılımlı farkındalık hali hayatın her anını sarmalayıp doğru ve yanlış olana ışık tutmakta. Gerekli tek ruhani "uygulama" sadece bu doğal halin - şimdi, şimdi, şimdi - tanınmasından ibaret. Kitabı okudukça çok farklı görüşler olduğunu göreceksin. Taşıdığın tüm inançları bir kenara bırak. Bırak her görüş kendisini ifade etsin. "Evet, AMA..." diye başladığın her anın farkında ol. Sence idrak yalnızca azizlere mi özgüdür? Şu anda kavrayamadığın şeyi, ancak gelecek bir zamanda idrak edebileceğini mi düşünüyorsun? Ben bunlara "ben değil, şimdi değil" düşünceleri diyorum. Bu türden düşünceler yüzeye çıktığında onları sorgula. Kendi kendine, "Bu düşünceler olmadan ben kim olurdum," diye sormayı dene. İlerdeki sayfalarda kendini sorgulama örneklerinden bolca var. Bu, her zamanki soru-cevap sürecinden çok farklı türde bir sorgulama. Genelde, sana bir soru sorulduğunda cevabın geçmiş deneyimlere dayanır, yani zaten bildiğin ve inandığın şeylere. Buna karşın, kendini sorgulama, geçmişi olmayan, taze ve şimdiki ana açık "başlangıç zihni"nin bir ifadesidir. Zen geleneği bu yanıyla, özellikle de somların, söyleşilerin ve "koan" adı verilen, "Bir elin sesi nedir?" gibi mantığa aykırı bilmece-öykülerin kullanımıyla efsaneleşmiştir. Ramana Maharshi kendinize, "Ben kimim?" diye sormanızı. önerir, Byron Katie ise, "Bu hakikât mı?" diye sorar. Bu sayfalardaki görüşler, seni aradığın şeyin zaten hep burada olduğunu kavramaktan alıkoyan inançları dağıtmaya yarayabilir. Sen Buda'sın! Şimdi! Daha sonra değil. Bir şeyden sonra değil. Bu gerçeği anında görebilirsin veya görmeyi otuz yıl erteleyebilirsin. Şu anda geleceği beklemek neden?

Bu kitap, uzun süredir "yol"un izinden giden ruhani uygulamacıların, uykuda geziyor olabileceklerini göstermeye yarayabilir. Kendimden biliyorum, ruhsal disiplin uyuşturucu bir rutine dönüşebilir; her zaman tam-burada-şimdi var olan coşku ve tazeliği ertelemene neden olabilir. Deneyimli bir meditasyon uzmanı bana, "Ölüm döşeğinde bir aydınlanma deneyimi yaşamayı umut ediyorum," dedi. Yıllardır yaptığı meditasyonlar uyanışı onun için daha gerçek kılmamıştı, bu hâlâ hayal edilen bir gelecek rüyasıydı. Tam-burada-şimdi hakikati herkese açık olduğuna göre, hâlâ Uzak Doğu'ya seyahat etmenin, Zen öğrencisi olmanın, meditasyon yapmanın veya bir usta bulmanın anlamı olup olmadığını sorgulayabilirsin. Ustalar ve akıl hocaları hayatlarımızda dönüştürücü bir rol oynayabilirler. Bilge ellerde manevi uygulamalar yararlı olabilir. Ruhani bir gruba üye olmak desteklenme ve bir topluluğa ait olma hissi verebilir. Öte yandan, ne kadar derin veya kadim olursa olsun tüm öğreti veya Uygulamalar yalnızca kavramda kalmaya mahkumdur. Aydınlanmış ustalara gelince, kutsal para gözlerin sayısı az değil. Bana düşen rol seni yönlendirmek değil, ama bilgelere bir çift lafım var (bilinçli olarak farkında ol ya da olma bilgesin): Kendi hayatın konusunda tek yüce yetkili sensin. Uyanış,senin gerçekte kim olduğunu görmeni engelleyen, uzun süredir tutunduğun varsayımların bireysel ve kişisel düzeyde çözülmesinden ibarettir. İster Tibet'te bir mağarada, ister Hoboken'daki* bir otobüs durağında oturuyor ol, bu lekesiz aydınlanmayı her an, tam-burada-şimdi gerçekleştirebilirsin. İsa'nın söylediği gibi, "Önünde duranı tanı." Nereye gidersen git, ne yaparsan yap yuva, her zaman olduğun, başladığın ve bittiğin yerdir. Kelimeler, olayların gerçek doğasını asla tanımlayamaz, ancak oraya yöneltebilir. Bu içgörüleri okurken, ne kadar harika görünürlerse görünsünler, lütfen, kelime ve kavramlara tutsak olma. Onun yerine dur ve bak. Bu kelimelerin işaret ettiği noktayı gör ve sonra onları tümüyle bırak. Buda, İsa veya Zen ustalarının kavradıkları şeyle, senin kendi anlayışının hiçbir ilgisi yoktur. Sonuçta hepsi hikâyeden ve kulaktan dolma sözlerden ibarettir. Mevlana'nın yazdığı gibi, "Söylediklerimi dinleme, bu kelimeler bir içten gelip bir dışa gitmiş gibi. Benim sözlerim ateştir." Dilerim bu kitaptaki sözcükler bir âşığın içtenliğiyle fısıldar sana. Joshu, "Sen kimsin?" diye sorduğunda, bu soruyu kendine ilk kez duyuyormuş gibi sor. Patrul, "Havlayan köpekleri duyuyor musun?" diye sorduğunda, dikkatle dinle. Woody Guthrie şarkısında, "Bu muhteşem ebedi an benim sonsuz şafağımdır," dediğinde, kendi gözlerinle güneşin doğuşunu izle. JOSH BARAN, NEW YORK CITY, SONBAHAR 2003 * Çevirenin Notu: Hoboken-ABD,' New York eyaleti, New Jersey bölgesinde bulunan bir şehir

Bu Anın içinde
Bu kitabın satırlarına gömülmeden önce, bir an için dur ve dikkatini tam şu anda yaşadığın deneyime çekmeme izin ver. Bunu sanki yeni doğmuş bir bebek gibi, her şeyi ilk kez görüyormuş gibi yap. Dikkatini, göğsün ve burun deliklerinle alıp verdiğin nefese yönelt. Çevrendeki sesleri duy, her ne olursa olsun: araba kornaları, köpek havlamaları, ağaç dallarında dolaşan rüzgar... Sayfayı ileri geri tarayan gözlerinin farkına var. Bu kitabın ağırlığını ellerinde hisset, sırtının koltuğa yaslandığını hisset, ayaklarının yere bastığını, giysilerinin tenine değdiğini hisset. Bu kelimeleri okurken kendi kendine sessizce tekrarlayabilirsin. Aynı zamanda, düşünceler belirebilir- düşünce zincirleri, görüntüler, konuşmalardan alıntılar. Bunlar gelip geçtiklerinde, belirip kaybolduklarında, biri diğerine götürdüğünde, hepsinin farkında ol. Bunların hepsi birisi tarafından deneyimleniyor: sen. Kim bu "sen?" Bir an dur ve bunu incele. Tam şu anda bu kelimeleri okuyan Kim? Kim görüp duyuyor? Bu somlar saçma gelebilir, cevabı da çok açık: "Ben... Tabii ki benim." İsim, yaş, ırk, fiziksel tarif ve benzeri ayrıntılarla da cevaplayabilirsin. Geçmişinden, nerede doğduğundan bahsedebilir, sahip olduğun sıfatları sayabilirsin. Hayatının her anının tam merkezini işgal eden bu "ben" kimdir veya nedir? Hangi yönlerden dünyadaki diğer tüm "berilerden farklı, özel ve eşsizdir? Bu "ben" hakkında gerçekte ne biliyorsun? Otomatik, alışkanlık olmuş, durmaksızın akan bu "ben" düşüncelerine öyle kapılmış olabilirsin ki, onları artık fark etmezsin. Bu sürüp giden olaylar dizisinin gerçekte ne olduğu hakkında hiç düşünmemiş bile olabilirsin. Hu "ben"in susmak bilmeyen bir masalcı olduğunu, geçmişe, şimdiye ve geleceğe ait hikâyeler anlatıp durduğunu, bu içsel sinemayı sürekli montajladığını, yorumlayıp yönettiğini görmeye başladın mı? Bir iki dakika ayır kendine. "Ben"in nasıl ortaya çıktığını gözle ("Benim... Ben hissediyorum... Ben istiyorum... Benim ihtiyacım var... Ben yapmalıyım..."). Her düşünce yüzeye çıktığında gözlemle. Şimdi kendine sor: "Kim düşünüyor bu düşünceleri?" Onları düşünen birisi mi var? Geçmiş deneyimlere, varsayımlara, bugüne dek okuduklarına veya duyduklarına bakma. Bu anda doğrudan deneyimlediğin şeye odaklan yalnızca. Şimdi de bu "ben"i araştıran farkındalığı gözle. Bu nedir? Nerededir? Nereden gelir? İyice bak. Bu "ben" değildir. Bu düşünceler değildir. Bir durum, bir yer, bir nesne veya bir kavram da değildir. Bu bilme hali duru ve şeffaftır, her şeyi içine alır ve her yere nüfuz eder. Bu mevcudiyet duygusu hep buradadır, değişmez ve gelmez ya da gitmez. Bu varlık-canlılık hali en derin haliyle burada ve her şeyiyle şimdide, geçmişi veya geleceği yok, tüm kavram ve karşıtlıkların ötesinde. Bunu görmek için çabalamaya, gözlerini kapatıp meditasyon yapmaya ihtiyacın yok. Yalnızca bu "olma" halini izle. Bunun bir çok adı var: Nirvana, Tao, Buda Doğası, Şimdi, Asıl Zihin, Aydınlanma, Doğmamış olan. Bu kitap alabildiğine açık ve her an yanında olan bu uyanıklık haline bir övgü.

Yorumlar Hakkında
Kitapta yer alan bazı bölümlerde, ilgili sayfanın alt kısmında kısa yorumlar göreceksin. Bu notlar dikkatini şimdiki ana çevirmek için düşüldü. Bu canlı içgörüler eşliğinde kendi söyleşinle meşgul olmanı öneririm.

365 GÜN NiRVANA Burada ve Simdi -Günlük Bilgelik
1 OCAK Şimdi Bu An Yol'u arayan sizler Lütfen, Harcamayın şimdi bu anı. ZEN ÖĞRETİSİ

2 OCAK İlk Kural "Yine ilk kuraldan bahsettiniz, ama hâlâ bunun ne olduğunu bilmiyorum," dedim Suzuki'ye. "Bilmiyorum," dedi Suzuki, "ilk kuraldır." SHUNRYU SUZUKI Gün içinde birçok kez kendi kendime, "Bilmiyorum," derim. Bilmediğimde, dünyayı taptaze gözlerle, Suzuki'nin "başlangıç zihni" olarak adlandırdığı bir açıklıkla görürüm. Şimdi yeni olasılıklar var. Ne de olsa, neyi gerçekten biliyorum ki?

3 OCAK An bu andır. Yer bu yer. Enginlik budur. Cennet tam burada. Daima. Daima. BYRON KATIE

Şu anda, eksik olan bir şey mi var? Nirvana tam şimdi burada, gözümüzün önünde. Lotüslerin diyarı burası. Bu beden şimdi Buda. HAKUIN

4 OCAK Ellerini gözünün önüne kaldır.

Baktığın Tanrı'nın elleri. HAHAM LAWRENCE KUSHNER Aradığımız şey Bize bakandır. AZİZ FRANCIS OF ASSISI

5 OCAK Kayıp Kolye ... Öz'ün farkına varmak için özel çaba gerekmez. Tüm gayretler Hakikati halihazırda gizlendiği yerden çıkarmaya yöneliktir. Kadının boynunda bir kolye vardır. Taktığını unutur ve kaybettiğini düşünüp kolyeyi orada, burada, her yerde aramaya başlar. Bulamayınca arkadaşlarına kolyeyi bir yerde görüp görmediklerini sorar; ta ki zarif bir dostu boynunu işaret edip gerdanını saran kolyeye dokunmasını söyleyene dek. Kolyeyi bulmaya çalışan kadın, dostunun söylediğini yapar ve kolyeyi bulduğu için çok mutlu olur. Diğer dostlarıyla bir araya geldiğinde, arkadaşları kadına kayıp kolyenin bulunup bulunmadığını sorarlar. Kadının cevabı, "evet" olur. Sanki kolyeyi kaybedip ardından bulmuştur. Kolyenin boynunda olduğunu keşfetmenin verdiği mutlulukla, kaybettiği bir eşyayı bulmanın verdiği sevinç aynıdır. Gerçekte o kolyeyi ne kaybetmiş ne de bulmuştur. Buna karşın eskiden mutsuzken şimdi mutlu olmuştur. Aynı şey Öz'ün Farkına Varmak için de geçerlidir. RAMANA MAHARSHI

Uyanış derin bir sır değil. Aradığın iç huzuru tam-burada-şimdi. Bir guru ya da Buda bunu sana veremez. Yalnızca anın içine açık seçik bak. Bu satırları okurken bunu aklından çıkarma.

6 OCAK Kimsin Sen? "Buda nedir?" diye sordu bir keşiş, Ustası şöyle cevapladı, "Kimsin sen?" JOSHU

Şimdiki anda, geçmiş zaman bilgeleri ya da gelecek vaatlerle ilgilenmeyiz. Buda 'nın ne olduğunu bilmek istersen kendi zihnine dikkat et. Şimdi kimsin sen?

7 OCAK Asıl Görünüşün Tefekkürü* Sessizce otururken, orada oturan şeyi duyumsa. İçinde oturduğun bu bedeni incele. Beden dediğimiz ışık saçan bu duyum alanını gözle. Duygunun sözsüz niteliğini farket. Sadece var olma hissinin bedende dolaşırken mırıldanışını hisset. Duygunun bilindiği o tanımı güç varlık hissinin içine gir Duygunun içindeki duyguyu anla. Bu olma duygusunun, her hücrende titreşen canlılığın içine yerleş, Ol. Sadece sessizce otur ve bil. Bırak farkındalık kendinin farkına varsın, Bileni bil.

Var olduğunu düşlediğinde hissettiklerini doğrudan deneyimle. Tüm kalbinle dal içine. Bu mırıltının ortasında otur. Bir başı var mı? Sonu var mı? Yoksa olan sadece sonsuz bir olma, henüz doğmamışlık ve ölmemişlik hissi mi? . . Zihnine sorma, o her şeyi tanımlamalarla sınırlar, Kalbine sor, bunu adlandıramaz, ama her zaman bilir. Ol. STEPHEN LEVINE

Meditasyon basit olmalı. Ruhani veya hünerli olmaya çabalama. Bir hedef ya da özel bir strateji olmadan sadece otur. Düşünceler sessiz gökteki bulutlar gibi gelip giderler.

*Tefekkûr: Derin düşünme, düşünceye dalma. Püsküllüoğlu, Ali Arkadaş Türkçe Sözlük, Arkadaş Yayınları; Ankara, 2004

8 OCAK Ve Zaman Bendim Doğmadan önce sahip olduğun asıl görünüşü tanımlamanı isteyen klasik bir Zen koanı vardır. Bu bilmecenin cevabına en çok yaklaşabildiğim an, annemin öldüğü yıldır. Kansere yakalandı ve çok kısa bir süre yatalak oldu. Ölümünden üç veya dört gün önce dış görünüşünde inanılmaz bir değişim başladı. Hızla kilo kaybetti, yüzünün derisi gerildi ve kırışıklıkları azaldı. Gerçekte, son derece huzurlu ve genç bir insana dönüşüyordu. İnanılmaz biçimde yirmili yaşlarının başında çekilmiş resimlerindeki genç kıza benzemeye başladı. Sanki aklına esip de saçını griye boyatmış genç bir kadındı... Daha mutlu zamanların kıpır kıpır bir yankısı gibi... Ona baktığımda muhteşem bir lütfün girdabına kapılmış gibi hissettim. Sanki bana annemin ben doğmadan önceki halini görme şansı verilmişti. Zaman sanki durdu ve aynı anda zaman benim için muazzam bir gerçeklik kazandı, zira artık zaman yoktu. Zaman artık önümde yatan kadındı. Zaman bendim. Ve zaman, içinde bulunduğum odaydı. GARY THORP

9 OCAK Sen Hakikatsin Saçından tırnağının ucuna dek hakikatsin. Daha ne bilmek istiyorsun? MEVLANA

10 OCAK Olduğumuz Zamanda ve Yerde Esas düşmanlarımız "olsa gerek" ve "eğer'lerdir. Bizi değiştirilemez geçmişe geri çeker ve öngörülemez geleceğe iterler. Oysa asıl yaşam burda ve şimdide akar. Tanrı şimdinin Tanrısı'dır. Zor, kolay, sevinçli ya da acılı anlar olsa da, Tanrı daima anın içindedir. Hz. İsa, Tanrı'dan bahsettiğinde onun hep olduğumuz zamanda ve yerde olduğunu söylerdi. "Bana bakarken Tanrı'yı görürsün, Beni duyduğunda Tanrı'yı duyarsın." Tanrı var olmuş veya olacak biri değil, benim için şimdiki anın içinde olandır. Hz. İsa'nın geçmişin yükünü ve geleceğin endişelerini silmek için gelişi bu nedenledir. O bizim Tanrı'yı tam olduğumuz yerde, burada ve şimdi keşfetmemizi ister. HENRI J.M. NOUWEN

Bu, felsefe veya dinden daha basit. Buradan başka yere bakmamaktan ibaret.

11 OCAK Numarayı Bırak Tüm büyük öğretiler oybirliğiyle evrendeki huzur, bilgelik ve coşkunun zaten içimizde olduğunu vurgular. Öyle ki, bunları kazanmamız, geliştirmemiz veya onlara ulaşmamız gerekmez. Tıpkı güzel bir parkta gözlerini sımsıkı yumarak ağaçları, çiçekleri, kuşları ve gökyüzünü hayal etmesine gerek olmayan bir çocuk gibi; tek yapmamız gereken, önemsiz veya günahkârmışız numarası yapmadan gözlerimizi açıp zaten burada olanı, kim olduğumuzu kavramak. Herhangi bir ruhani uygulamayı en basit şekliyle şöyle tanımlayabilirim: Teşhis et ve dur, teşhis et ve dur, teşhis et ve dur. Kendimize yüklediğimiz sonsuz sayıdaki sınırlama ve kuruntu biçimlerini teşhis et ve her birini durduracak cesareti topla. Yavaş yavaş, içimizin derinliklerinde bir yerde cevher ışıldamaya, gözler açılmaya başlayacak, şafak sökecek ve biz zaten olduğumuz şeye dönüşeceğiz. Tat Twam Asi (Sen Bu'sun). BO LOZOFF Önemsiz veya aydınlanmamış olduğun düşüncesi olmadan, kimsin sen? Şimdi numara yapmayı bırakmak için en iyi zaman. 12 OCAK Çorapları Giymek Farkındalıkla yaşadığında, şunu veya bunu olduracağım ya da uzaklaştıracağım diye, endişelenmezsin. Örneğin, sabah yatağından kalkıp ayağına çoraplarını geçirirken, meditas-yon minderinde oturup nefesini izlediğin anlardaki farkın-dalığın aynısını uyguladığını düşün. Yalnızca kolunun hareketi, ayağına giyilen çorabın verdiği his, eğilirken boynunun kavislenmesi. Hiçbir şey düşünmeden, kendini tamamen o çorabı giymeye veriyorsun. Bir anda dünya açılıveriyor önünde. Nedensiz bir coşku dalgası kaplıyor içini. İçindeki ve dışındaki her şey ayak parmaklarından geçen o çorap tarafından yutuluyor. Bu durum öyle hızlı gelişiyor ki, ne kadar sürdüğünü dahi hesaplayamıyorsun. Öyle ki, çorabı ayağına geçirdiğin hissi dahi kayboluyor. Sakın çorap seni giyiyor olmasın. Sen ve çorabın ve ayağın ve dirseğin ve boynun bu hareketin içinde eriyip gidiyorsunuz. Fiziksel olarak kaybolup başka bir bilinç düzeyine geçmiş değilsin, sadece kendinle o çorabı giyme anı arasındaki boşluğu doldurmanın yerdiği saf coşkunun içindesin. MANFRED B. STEGER VE PERLE BESSERMAN Dünyayla arandaki boşluk nerede? Boşluk bir anda kapanıverir. Acaba biç varoldu mu? Çoraplarını giy ve kendi gözünle gör.

13 OCAK Kalbin Açılması Şu anda ve her şimdiki-an'da ya açılır ya da kapanırsın. Ya stresli bir şekilde bir şey beklersin (daha fazla para, güven, sevgi) ya da tüm kalbinle yaşar, tüm ana yayılır ve en derinlerde vermek istediğini beklemeden verirsin. Alabildiğine yaşamak ve sevmek için herhangi bir şeyi bekliyorsan acı çekersin. Her an, hayatının en önemli anıdır. Gelecekteki hiçbir zaman, kalkanlarını indirip sevmen için şu andan daha iyi olamaz. Tam şimdi yaptığın her şey, dışarı doğru dalgalanır ve herkesi etkiler. Duruşunla kalbinin ışıltısını yayabilir veya endişe dalgaları gönderebilirsin. Nefesin sevgi kokabilir veya tüm bir odayı bunalımının balçığıyla sıvayabilir. Bir bakışınla coşku uyandırabilirsin. Sözlerin özgürlüğe ilham olabilir. Her hareketinle kalpleri ve zihinleri açabilirsin. Kalbini her şeye açtığında, herkese bir armağan olarak yaşarsın. Her an ya açılır ya da kapanırsın. Tam şu anda açılmayı ve her şeyinle vermeyi ya da beklemeyi seçiyorsun. Seçimin sana kendini nasıl hissettiriyor? DAVID DEIDA Bir yabancıya, komşuna, çalışma arkadaşına veya duygu ve düşüncelerine sırt çevirdiğinde nasıl hissediyorsun? Bunu yaptığında tam şu anda ortaya çıkan nirvanayı nasıl reddettiğini gör.

10 OCAK

Ateşe Gir Azami açıklığa ulaşmanın tek yolu her anı, tek bir önyargı taşımadan karşılamaktır. Aksi halde kalıbımıza uymayan şeye direniyor oluruz. Ne kadar bilirsek bilelim veya ne denli tekâmül etmiş olursak olalım bunların hepsini bir kenara bırakmalıyız. Sırrın içine çıplak ve savunmasız girmeliyiz. Olup bitenden gerçekten nefret ettiğimizde, içgüdüsel olarak yanan bir evden kaçar gibi kaçmak isteriz o durumdan. Oysa dönüp o ateşin içine girmeyi öğrensek, bıraksak da alevler tüm direncimizi yok etse, yepyeni bir güç ve özgürlük duygusuyla küllerimizden doğduğumuzu görebiliriz. Bazen, tutunacak cevaplarımız olmadığında bir hiçmişiz gibi hissederiz. Hayatın gürüldeyen seline kapıldığımızdaysa ansızın her şey bizmişiz gibi gelir. Gerçekte her iki izlenim ele aynı paranın iki yüzüdür. Kişiliğimizin duvarları geçirgen hale geldiğinde neler olduğuna dair bir fikir verirler. Hayatın yoğunluğuna aracılık edecek bir şey olmaksızın, hayatla doğrudan karşılaşırız. Böyle anlarda, beraberimizde taşıdığımız kimliğin organizmamıza hizmet eden bir araç, işlev görmemizi sağlamakla kalmayıp bizlere mucizevi bir şekilde, bir yandan öbür yana yürüyüp geçme yeteneği de veren bir sistemden başka bir şey olmadığını açıklıkla görürüz.

RAPHAEL CUSHNIR

11 OCAK

Şimdi'nin Dışında Var Olan Bir Şey Yok Soru: Geçmiş ve gelecek en az şimdiki an kadar hatta bazen şimdiden bile daha gerçek değil midir? Unutulmamalıdır ki, geçmiş kim olduğumuzu, şimdiyi nasıl algıladığımızı ve davranışımızı belirler. Gelecekle ilgili hedeflerimiz şimdiki zamanda nasıl harekete geçeceğimize yön verir. Cevap: Henüz sana söylediğim şeyin özünü kavrayamamışsın, çünkü bunu zihinsel düzeyde anlamaya çalışıyorsun. Zihin bunu anlayamaz. Sadece sen yapabilirsin bunu. Lütfen sadece dinle. Şimdi'nin dışında deneyimlediğin, yaptığın, düşündüğün veya hissettiğin bir şey var mı? Böyle bir şey hissedebileceğine inanıyor musun? Herhangi bir şeyin Şimdi'nin dışında olması veya gerçekleşmesi mümkün mü sence? Cevap ne kadar açık, değil mi? Geçmişte hiçbir şey olmadı, hepsi Şimdi'de gerçekleşti. Gelecekte hiçbir şey olmayacak, hepsi Şimdi'de gerçekleşecek. Senin geçmiş dediğin şey, önceki bir Şimdi'nin zihinde depolanan bellek izidir. Geçmişi hatırladığında bir bellek izini harekete geçirirsin ve bunu şimdiki zamanda yaparsın. Gelecek hayal edilen bir Şimdi, yani zihnin izdüşümüdür. Gelecek geldiğinde, Şimdi olarak gelir. Geleceği düşünürken bunu şimdide yaparsın. Geçmiş ve geleceğin kendi başlarına gerçekliği yoktur. Nasıl ayın kendi ışığı yoksa ve yalnızca güneşin ışığını yansıtabiliyorsa, geçmiş ve gelecek de sonsuz şimdinin ışığı, gücü ve gerçekliğinin solgun birer yansımasıdır. ECKHART TOLLE

Geçmişe ait bir öykü olmadan, bu sonsuz şimdide kimsin? Hayal edilen bir geleceğin izdüşümü olmadan, şimdideki sen kimsin? 11 OCAK Serabın Ardına Düştüğünde Beklemenin anlamı ne? Tam olarak neyi bekliyorsun? Hep arzuladığın şeyi sana başka biri mi verecek? Cennetten bir kervan sana hediyeler mi getirecek? Bunların hiçbiri senin olduğun varlık kadar güzel ve değerli olamaz. Seni "olmak"tan, anın içinde olmaktan alıkoyan, geleceğe dair. taşıdığın umuttur. Bir şeylerin farklı olmasını istemek seni gelecek fantezileri kurmaya iter. Oysa bu bir seraptır. Oraya asla varamazsın. Serap, bariz olanı görmeni engeller, var olmanın değerini bilmezsin. Bu, seni neyin tamamlayacağına dair bir sanrı, koca bir yanlış anlamadır. Serabın ardına düştüğünde, kendini inkar edersin. A.H. ALMAAS
Ne bekliyorsun?

11 OCAK

Tam Şu An Yerde gökte Tanrı'yı arıyorsun, ama gözünün önünde du randan habersizsin, çünkü tam şu anın içine nasıl bakaca ğını bilmiyorsun. İSA

11 OCAK

Ne? Neyi sımsıkı tutmamız gerekiyor hemen şimdi huzura ermek için? Neyi bırakıp gitmemiz gerekiyor hemen şimdi huzura ermek için? JACK KORNFIELD
Huzur daima burada. Senin yolunu tıkayan bir şey mi var?

11 OCAK Müzik Ego olmadan piyanonun başına geçtiğinde, var olan tek şeyin ses ve sese doğru çekilmek olduğu yere ulaşırsın. Kâğıt üzerinde, senin dışında olan müzik şimdi içindedir ve içinde dolaşır. Müziğe kanal olur ve varlığının merkezinde çalarsın. Bugüne dek bilinçli olarak öğrendiğin her şey, tüm bilgin içinden fışkırır. Yaptığının bilincinde olmaya yer bırakmayan, müzisyenin yüreğiyle bestecinin yüreğinin buluştuğu bir birlik hissi oluşur. Eylemle bir olursun ve sanki çalma

eylemi çoktan olmuş da, sen onu zahmetsizce salıve-riyormuşsun gibi hissedersin. Müzik; ellerinde, havada, odanın içinde, her yerdedir ve tüm evren çalma deneyimine dahil olur. MILDRED CHASE
Sen eylemin kendisiyle bir olduğunda, "Ben" unutulur. Artık yalnızca müzik, her yerde ve her şeyde olan müzik vardır.

12 OCAK

Tam Burada, Tam Şimdi Ben... tam da olduğum gibi ilahi ifadeyim, tam burada, tam şimdi. Sen, tam olduğun gibi ilahi ifadesin, tam burada, tam şimdi. Bu, tam olduğu gibi ilahi ifadedir, tam burada, tam şimdi. Hiç ama hiçbir şeyin eklenmesi ya da çıkarılmasına gerek yok. Hiçbir şey herhangi bir şeyden daha geçerli veya kutsal değil. Yerine getirilmesi gereken hiçbir koşul yok. Sonsuzluk değerlenmek için bizi bir yerlerde beklemiyor. "Ruhun karanlık gecesi"ni yaşamam, veya teslim olmam, arınmam, herhangi bir değişim ya da süreçten geçmem gerekmiyor. Bireysellik yanılsaması içindeki nefis, yanılsama içinde olduğunu açığa çıkaracak bir şeyi nasıl uygulayabilir? Ciddi, dürüst, namussuz, ahlâklı veya ahlâksız, estetik veya kaba olmam gerekmiyor. Alınacak referans noktaları yok. Görünürde yaşanan hayat hikâyesi her uyanış için eşsiz ve tamamen uygundur. Her şey, tam şimdi, tam da olması gerektiği gibi. Daha iyi olasılıklar yüzünden değil, sadece olan her şey ilahi ifadenin ta kendisi olduğu için. TONY PARSONS
Bu, farkına varışın güzel şarkısıdır. Kendini aranır ve çabalarken yakalarsan, sadece sessizce otur ve sanki yalnızca senin için yazılmışçasına bu yazıyı kendine yüksek sesle oku.

12 OCAK
Küt Diye! Anın İçine Edebiyat bize şimdiki zamanın en güzel armağanını verir. Okudukça yazarın zihnine gireriz ve raylarda ilerleyen bir tren gibi peşinden gideriz... Tren bizi alır götürür uzaklara ve hop! Oradayızdır! Başka bir yerde değil. Zihin zihine... Şimdiki an zaten bu değil midir ki diye sorabilirsin; hani güneşin pencereden süzüldüğü, tahta bir masaya yaslandığın, gözlerinin sayfalarda gezindiği, bağdaş kurduğun, zihninin yazarın öyküsünün derinliklerinde olduğu an? Evet, bu da şimdiki andır, ama çoğu kez orada okumadan oturduğumda, ben bölünmüş bir insanımdır. Bir yarım oradayken diğer yanım pencerenin dışında, birkaç blok ötede akşam yemeğini düşünerek kepekli pirinç alıyor veya bir dostuma ne kadar öfkelendiğimi düşünüyordur. Ancak okuduğumda ve okuduğum şeyi gerçekten sevdiysem, her şeyimle tam ve bütünleşmişimdir. Şhakespeare ve ben, Milton ve ben... aramızda zaman veya mesafe yoktur. Biz birizdir, ayrı ya da iki kişi değil. Bu konsantrasyon ve mevcudiyet dolu birlikle baktığımda, ışığın camdan süzülüşünü ve kitabımın durduğu masanın üzerinde dans edişini ve bağdaş kurduğum bacaklarımı, tüm bedenimle görmeye ve yaşamaya başlarım. NATALIE GOLDBERG
Şu anda tam bir mevcudiyet ve ilgiyle mi okuyorsun?

22 OCAK

Hoşgeldin Sabah (alıntı) Sevinç var her şeyde: her sabah fırçaladığım saçımda, her sabah kurulandığım yeni yıkanmış havluda, her sabah pişirdiğim yumurta ayininde, her sabah kahvemi ısıtan çaydanlığın çığlığında, her sabah, "merhaba Anne" diye selamlayan sandalye ve kaşıkta, her sabah çatal-bıçağımı, fincanımı, tabağımı koyduğum masada. Hepsi Tanrı... ANNE SEXTON

12 OCAK

Gözünün Önünde Tam gözünün önünde. Şu anda, Her şey avucunun içinde. YUANWU
"0"nu şimdi kavrayabiliyor musun?

12 OCAK

Unut Kendini Zen'in doğasında amacın, bir amaç hedeflememek olduğunu söyleyebiliriz. Bir amacımız varsa, sorun var demektir. Kendimize bir sürü hedef saptar ve onlara ulaşmaya çalışırız. Şaşırtıcı olan, hedefin tam burda oluşudur! Başlama çizgisindeyiz ve aynı zamanda çoktan hedef çizgisine varmış bulunuyoruz. Başka bir deyişle, zaten budaların hayatını yaşıyoruz. Farkında olalım olmayalım, bu işe yıllardır gönül vermiş ya da daha yolun başında olalım, aslında hepimiz buda olmuşuzdur. Yine de bu gerçeği görene dek nedense kabullenmek istemeyiz. ... En önemli konu kendini unutmaktır. Ne var ki, çoğu kez bunun tam tersini yaparız. Nefsi güçlendirir dururuz. Daima "ben" bir şey yapıyorumdur. Sorun da buradadır; bu ikiliği biz yaratırız. Kendini gerçekten unuttuğunda, gözünün önünde bambaşka bir manzara belirir. "Karşı kıyı" senin durduğun yerdir. Budaların hayatı seninkidir. O zaman lütfen, ne kadar çalışırsan çalış, gerçekte-kendini unutmaya odaklan. TAIZAN MAEZUMI ROSHI
Öyleyse, tam olarak nasıl unutursun kendini? Egonu yok etmeye çalışmak işe yaramaz; nefis, var olan bir nesne değildir. Bunun yerine, sadece düşünce ve duygularının farkında ol ve gerçekliklerini sorgula. 13 OCAK

Göreceğiz Sana önerdiğim şey, çevrendeki gerçekliğin farkında olman. Farkındalık, gözlemek, içindeki ve çevrendeki hareketliliği izleme halidir. "Hareketlilik" gayet isabetli bir tanımlama: Ağaçlar, otlar, çiçekler, kayalar, tüm gerçeklik hareket halindedir. İzlenir, gözlenir. İnsan için hayati olan yalnızca kendini gözlemesi değil, tüm gerçekliği gözlemesidir. Kavramlarının tutsağı mısın? Hücrenden kaçmak mı istiyorsun? O halde bak; izle; zamanını izleyerek geçir. Neyi izleyerek? Herhangi bir şeyi. İnsan yüzlerini, ağaçların biçimini, uçan kuşu, kümelenmiş taşları, çimlerin uzamasını izle. Bunlarla bağlantı kur, onlara bak. Böylece dilerim hepimizde yerleşmiş kalıpları kırman, düşüncelerimizin ve sözcüklerin üzerimizde kurduğu baskıdan uzaklaşman mümkün olur. Dilerim görmeye başlarız. Neyi görürüz? Adına gerçeklik dediğimiz, sözlerin ve kavramların ötesidir gördüğümüz. Bu, kavram ve sözcüklerin tutsaklığından kurtulup hücrenden kaçışınla bağlantılı ruhani bir alıştırmadır. Tüm hayatımızı bir kez bile bir çocuğun gözleriyle göremeden geçirmek ne üzücü... ANTHONY DE MELLO
Kendini suçlamadan tüm dikkatini burnunun ucunda durana ver. Bunu olabildiğince yumuşak yaparsan, doğal ve kendiliğinden olur.

13 OCAK

Yolum nereye düşerse düşsün, cennet olduğum yerde. VOLTAIRE

Pabuçlarını çıkar. Bastığın yer kutsal toprak. EXODUS 1:5-6

13 OCAK

Bu Nefeste Mutluluk Anahtar kelime içtenlik. Koşulsuz istekli olmak. Tüm yapman gereken, dikkat etmek, dürüst olmak ve asla pes etmemek. Gerçeği, ancak kendine daha fazla yalan söylemeyi reddettiğin anda keşfedersin. Sevgiyi, benmerkezci olmayı, korku ve öfkeyi bıraktığın anda bulursun. Kendini düzeltmen gerekmiyor, sadece çelişkileri ayıkla. Tüm isteğin sevmek ve sevilmekken, hâlâ en çok sevmek istediklerini kullanıyor, incitiyor ve kendinden uzaklaştırıyorsun. Samimi olmak istiyorsun, ama oyunlarına devam etmek, kendini haklı çıkarmak ve psikolojik savunmalar yapmak için milyonlarca bahanen var. Mutlu ve huzurlu olmak istiyorsun, ama hâlâ olaylara çekişmeli, hatalı ve incitici aynalardan bakıyorsun. Gerçekten mutlu olmak istiyor musun? Sadece dikkat et ve sevecen ol, koşulsuz bir sevecenlik olsun, tek başına bu nefesinde. Geleceği unut. Yalnızca bu nefes. Koşullar ne olursa olsun, sev. Dost, sevgili, aile üyesi, senden nefret ediyor gibi görünen biri, sokaktan hiç karşılaşmadığın birisi, kendi yumuşak hayvan bedenin. Hangi yolla olursa olsun, yalnızca sevecen ol. Kalan her şey kendiliğinden düzelecek ve sen her yerde Saf Kalbini hissetmeye başlayacaksın. Ne kadar muhteşem. Çok basit. Sadece sev. Sadece bu nefesinde. SCOTT MORRISON
Abartılı şefkat dolu düşüncelere sahip olmaya çabalama. Yalnızca bu nefesinde sevecen ol. Nefes alanı sev. 13 OCAK

Büyük Arayış
En üst seviyede, arayış hissi Ruh'un Büyük Arayışı biçimini alır. Aydınlanmamış (ikilik içindeki, günahkâr veya aldatılmış) halimizden aydınlanmış veya daha ruhani bir hale varmak isteriz. Ruh'un olmadığı yerden, Ruh'un olduğu yere varmak isteriz... Ruh'un Büyük Arayışı en basit deyimiyle, Ruh'un varlığının kavranmasını engelleyen nihai dürtüdür ve bunu çok basit bir nedenle yapar: Büyük Arayış, Tanrı'nın kayıp olduğu varsayımında bulunur. Büyük Arayış, Tanrı'nın olmadığı yönündeki yanlış inancı körükler ve böylelikle Tanrı'nın daima burada varolan Varlığı'nın gerçeğini tümüyle karartır. Tanrı'yı sevdiğini iddia eden Büyük Arayış aslında Tanrı'yı uzağa iten felsefenin ta kendisidir. Bu, ancak ebedi şimdide var olabilecek şeyin yarında bulunacağını vaat eden, tutkuyla geleceği gözlerken şimdiyi daima hızla ıskalayan, beraberinde Tanrı'nın gülümseyen yüzünü de kaçıran felsefedir. KEN WILBER

14 OCAK

Taşı kaldır, beni bulacaksın; Odunu yar, ben oradayım. İSA Yüz yüze- her zaman. SHIYU

14 0 OCAK İç Farkındalık ... Çoğumuz farkındalığın üzerinde çalışılması gereken gizemli bir şey olduğunu ve her gün farkındalık hakkında konuşmak için bir araya gelinmesi gerektiğini düşünürüz. Bu yolla asla farkındalığa varamazsın. Bir yolun kavisi, bir ağacın formu, başka birinin giysilerinin rengi, dağların mavi gökyüzüyle uyumu, bir çiçeğin zarafeti, yoldan geçen birinin yüzündeki acı, umursamazlık, haset, başkalarının kıskançlıkları, dünyanın güzelliği gibi dış unsurların farkındaysan, ve tüm bu dış unsurları yargılamadan, seçim yapmadan görebiliyorsan, işte o zaman iç farkındalığın akıntısıyla aynı yönde gidiyorsun demektir. Bu durumda kendi tepkilerinin, darkafalılığının ve kıskançlıklarının da farkına varacaksın. Dış farkındalıktan içtekine varacaksın, ama dıştakinden habersizsen büyük ihtimalle iç farkındalığa da ulaşamazsın. Zihnin ve bedeninin her eyleminin içten farkındaysan, düşüncelerinin, bilinçli ya da bilinçsiz, gizli ve apaçık duygularının farkındaysan, işte o zaman bu farkındalıktan zihninin toparlayıp yönlendirmediği bir berraklık doğar. Bu berraklık olmadan istediğin kadar uğraş, yeri göğü, derinlikleri araştır, yine de neyin gerçek olduğunu asla bulamazsın. J. KRISHNAMURTI

31 OCAK Birey Kayboluyor Sen zihin değilsin. Algılayanın algılanan olamayacağı doğru kabul edilir. Bedenini algılayabildiğine göre sen bedenin değilsin. Düşüncelerini algılayabildiğine göre sen zihin değilsin. Algılanamayan ve idrak edilemeyen senin olduğun şeydir. Aydınlanmış olduğunu düşünen biri aydınlanmamıştır. Aydınlanmanın ön koşulu tanımlı şahsın nefsinin ortadan kalkmasıdır. Kişisel özler veya bireysel olgular hiçbir zaman aydınlanmış olarak tanımlanamaz. Kişi, bu varoluş düşünden uyandığında, diğer tüm olgularla birlikte yok olur. Özün idraki çabasız gerçekleşir. Bulmaya çalıştığın şey zaten olduğun şey. Aydınlanma zihnin katıksız boşluğudur. Ona ulaşmak için yapabileceğin hiçbir şey yok. Bu uğurda göstereceğin en ufak çaba bunu olsa olsa engeller. Yararsız kavramsallaştırmaları kesersen olduğun ve hep olageldiğin şey olursun. Hakikaten görmek, yalnızca görme yönünde bir değişiklik değil, görenin içinde kaybolduğu, tam merkezdeki değişimdir. RAMESH S. BALSEKAR
Yargılarını durdurmaya çalışmak yerine, farkındalığın en basit yöntemini uygula: Daha doğdukları anda inanç ve düşüncelerini fark et ve gerçekliklerini sorgula.

1 ŞUBAT Özel Hiçbir Şeyin Olmadığı Bir An (Maria Housden'ın üç yaşındaki kızı Hannah'ya ölümcül kanser teşhisi kondu.) O şey olduğunda tam o andı. O kadar garip ve muhteşem bir şeydi ki, bizzat deneyimlemiş olmasaydım mümkün olduğuna inanmazdım. Hannah'nın hasta olduğunu unuttum! Unuttuğumun dahi farkında değildim. Sanki tüm bu kanser, tedavi, endişe ve ölüm hikâyesinden vakumla çekilmiştim. Hannah toprağın içinde oynuyordu, ben de bir dostumu ziyarete gelmiştim. Özel hiçbir şeyin olmadığı bir andı, olan biten hiçbir şey yoktu. Yıldırım hızıyla, beni vakumla hikâyeden çeken neyse aynen geri tükürdü. Yine de bir şeyler farklıydı. Artık Hannah'nın hasta olduğunu hatırladığım halde o dinginliğin bir parçası benimle kaldı. Daha sonra ön verandada, o dinginliğin izleriyle birlikte oturdum ve gece göğünün katmanlarını ayırmaya başladım... Gece göğü hayatıma benziyordu, her katmanı başka bir deneyim düzeyi taşıyordu. İçindeki hiçbir unsur ya da an bir diğerinden fazla ya da eksik, iyi ya da kötü değildi. Her biri kendi geçici, koyu sessizliğinin içinde bütüne bir hediyeydi. Geceyi dinlerken o büyüklüğün içinde dengelendiğimi hissettim ve o sırada hissettiğim sükûnetin Tanrı olduğuna emin oldum. MARIA HOUSDEN Meşguliyetler ve endişeler bir anda yok oluverir ve işte o anda her, şeyin yolunda olduğu hissi her yanı ışıl ışıl kaplar. Özel hiçbir şeyin olmadığı anın yüceliği.

2 ŞUBAT Lunapark

Şimdiki an hep buradadır, sen neredesin? Bu anda olmadığında, tam olarak nereye gidiyorsun? Okuldayken öğretmenlerin, sınıfta kimlerin olduğunu görmek için yoklama yapardı. İsmimiz okunduğunda, "buradayım" dememiz beklenirdi. Yanıtlamazsak başka biryer-de olduğumuz varsaydırdı. Öğretmen bizim sınıfta olduğumuz halde "buradayım" demediğimizi fark ettiğinde yoklamayı keser, "buradayım" diyene kadar burada olmamızı beklerdi. Sınıfta olduğum halde "buradayım" demediğim zamanlar oldu. O anlarda nerede miydim? Zihnimin lunaparkında. Zihnimin dönmedolap ve atlıkarıncaları pek heyecanlıdır. Kimi eğlenceli, kimi ürkütücüdür. Bazıları duygusal anlar yaşatır, ama bu gezintilerin hiçbiri öğretmenimin beklediği yerde, burada değildir. Zihin geçmişten geleceğe kavislenen büyük ve durdurulamaz yaylar çizer. Zihin asla şimdiki anda olamaz. Şimdi, fazlasıyla gerçek ve anlık olduğundan, zihin şimdiyi ancak arka dikiz aynasından görebilir. Şimdiki zaman, zihin için yalnızca başka bir fikir, bir kavram olmaktan öteye gitmez. Gerçeklik öylesine uçucudur ki, zihin onu asla kavrayamaz ve yalnızca temsili gerçeklikler yaratır. Gerçekliğe ancak zihnimizin lunaparkından çıktığımızda girebiliriz. ROBERT RABBIN

3 ŞUBAT İpin Ucu Şimdiki ana bütünüyle dikkat kesilmek gerekir, çünkü o ipin ucudur. O ipin ucunu tüm dikkatimizle takip ettiğimizde, ip bizi içimize yönlendirir ve destekleyici fikirleri bu keşif sırasında ortaya çıkarabiliriz. Tam dikkatimizi gözümüzün önüne serilen basamaklara verebilirsek, düşünce ikiliğin tutsağı olmaz ve böylece hedef kalmaz. Düşünce, varlığının "çekirdeği"ni neyin oluşturduğunu bilmez. Her fikir, olaylar zincirini takip ederek ortaya çıktığı için, geleceğin neler taşıdığını bilmek olanaksızdır. Bütün bildiklerimizin yanında bu belki de uyanış öncesi bütünüyle görülebilecek son şeydir. Bir anlamda zaman devrede değildir. Herhangi bir şeyi sonuna dek izlemek mümkün oluyorsa, işin içinde zaman yok demektir. Olay aniden meydana gelebilir. Zaman ancak zaman-dizinsel açıdan bakıldığında, tam dikkatle izleyemediğimiz durumlarda devreye girer. Bu, zamanın gerekli olduğu fikrinin kaynağını oluşturur. Bu zaman fikri, ruhsal gelişme, ilerleme, Kurtarıcı, Gurular, Yol ve ertelemenin en üst düzeydeki şekli olan reenkarnasyon gibi hatalı erteleme fikirlerinin doğmasına neden olur. Tüm bunlar, bir şeyi tam sonuna dek izleyebilme konusundaki yetersizliğimizin bahaneleri olarak karşımıza çıkar. Bu yetersizlik hali için binlerce neden sıralayabiliriz, ancak somut gerçekler hâlâ oradadır. Ayrıca geçmiş hatalardan dolayı cesareti kaybetmek sorunu çözmez. Her başarısızlık beraberinde yenilenmiş bir enerjiyle dolu kendini keşfetmeyi getirir. ALBERT BLACKBURN

4 ŞUBAT Sonsuz Kutlama Sev hayatı Her şeyisoluk ışıklar türlü türlü pazarlar yeşil marullar, kırmızı kirazlar, sarı üzümler, ve mor patlıcanlar hepsi nasıl da harika! İnanılmaz! Öyle heyecanlısın ki, insanlarla konuşuyorsun ve insanlar seninle, sen dokunuyorsun onlar da sana dokunuyor, tüm bunlar büyüleyici, tıpkı sonsuz bir kutlama gibi EUGENE IONESCO

5 ŞUBAT Durduğumuz Yerden Şu anda bir şey olması için çabalamayı bıraktığımızda, şimdide olanla yüzleşmek adına büyük bir adım atmış oluruz. Bir yere varmayı veya kendimizi bir biçimde geliştirmeyi umuyorsak, ancak durduğumuz yerden başlayarak -doğrudan dikkatliliğin kazanılmasından kaynaklanan bir bilme haliyle- tüm çaba ve beklentilerimizin etrafında daireler çizer dururuz. Bu nedenle, meditasyon alıştırması yaparken bir yere varmanın en iyi yolu, bir yere varmaya çabalamayı bırakmaktır. JON KABAT-ZINN Hep bir yere varmak için deliler gibi uğraşıyoruz. Tüm bu çabalamayı kesip sessiz kalmak nasıl olurdu sence?

6 ŞUBAT Tek Öğretmen Wittgenstein, felsefenin her şeyi bulduğu yerde bıraktığını ileri sürer. Felsefe zaten konuştuğumuz dilden daha net, farklı bir dil geliştirmez. Onun yaptığı daha çok zaten tam gözümüzün önünde durana dikkatimizi çekmek ve dilimizin nasıl işlediğini incelemeyi öğretmektir. Zen de her şeyi kendi haline bırakır. Çoğumuz için işleri kendi haline bırakmak ne zor iştir! O didinme olmadan, bir türlü hayatlarımızı kendi haline bırakıp yalnızca yaşamayı beceremeyiz. Bilinçli ya da bilinçsiz olarak acı çekme çelişkisiyle yüzyüze kaldığımızda bir panzehir ya da bir kaçış yolu ararız. Bu acıdan kaçışla hayatlarımızı ters yüz eder, içteki "ben"i dıştaki acıdan uzak ve ayrı tutmaya, kontrol etmeye çalışan "yalıtılmış zihni" çarpıtarak, "olağan zihin" yerine koyarız. Bütün acıyı yok edeceğini ve mutlak mutluluğu garantileyeceğini duyduğumuz aydınlanmayı veya başka bilinç hallerini kovalar dururuz. Amacımız ister acıdan kaçış ister mutluluğu kovalamak olsun, sonuç aynıdır: Bu andan ve hayatın kendinden kaçış. Bu an, var olan tek cevap, var olan tek öz, tek öğretmen ve biricik gerçekliktir. Tüm bunlar apaçık ortada saklı durur. BARRY MAGID

7 ŞUBAT Mucizelere Dokunmak Öğretmenim Buda'ya göre hayat ancak burada ve şimdi yaşanabilir. Geçmiş zaten geçip gitmiş, gelecekse henüz tezahür* etmemiştir. Benim için yaşayacak tek bir an var- mevcut an. Bu anı yaşayarak hayata derinden dokunurum. Aldığım nefes hayattır, verdiğim nefes hayattır. Attığım her adım hayattır... Çoğumuz şimdiki zamanda mutluluğun olanaksız olduğunu düşünürüz. Birçoğumuz mutlu olabilmek için yerine getirmemiz gereken şartlar olduğuna inanırız. İşte bu nedenle geleceğin içine çekilir, burada ve şimdide olmayı beceremeyiz. İşte bu nedenle hayatın bir çok güzelliğini çiğner geçeriz. Geleceğe kaçmaya devam edersek hayatın güzellikleriyle temasta kalamayız- şifanın, dönüşümün ve coşkunun var olduğu şimdide var olamayız. THICH NHAT HANH Düşüncelerine gelecek hayallerinin üşüştüğünü fark ettiğinde, kendine kızma. Yalnızca burada ve şimdi var olduğunu sessizce gözlemle. *Tezahür: Ortaya çıkma, belirme, görünme. Püsküllüoğlu, Ali Arkadaş Türkçe Sözlük.

8 ŞUBAT Bu Zihin Nedir? ... (Buda olmanın doğrudan yolu) kendi Zihninin kavrayışından başka bir şey değildir. Peki bu zihin nedir? Zihin, ailemizin doğumundan dolayısıyla bizim doğumumuzdan çok öncesinden bu yana, şimdide, değiştirilemez ve ebedi biçimde var olan, tüm hissedebilen varlıkların gerçek doğasıdır. Bu, ailelerimiz doğmadan önce sahip olduğumuz Yüz'dür. Bu Zihin aslen saftır. Doğduğumuz anda yaratılmadığı gibi öldüğümüzde de yok olmaz. Dişi ya da erkek ayrımı yapmaz, tıpkı iyi veya kötüye dair süslemeler yapmadığı gibi. Hiçbir şeyle kıyaslanamaz, bu nedenle Buda doğası olarak adlandırılır. Yine de, okyanusta beliren dalgalar ya da aynadan yansıyan görüntüler gibi sayısız düşünceler doğar bu Ben-doğasından. Kendi Zihnini kavramak istiyorsan önce düşüncelerinin aktığı kaynağa bak. Uyurken ve çalışırken, ayaktayken veya otururken kendine ciddiyetle, "Kendi Zihnim nedir?" diye sor ve bu soruya içtenlikle cevap bulmayı dile. Bunun adı "eğitim" veya "uygulama" veya "gerçek aşk" veya "kavramaya susama"dır. Zazen (meditasyon) olarak tanımlanan şey, insanın kendi Zihninin içine bakmasından ibarettir. BASSUI Zen, derin sorgulamayla derin aydınlanmanın geldiğini öğretir. İşte sana bir koan: Şu anda bu sözcükleri kim okuyor?

9 ŞUBAT Saklı Değil Bir Hasid*, Reb Yerachmiel ben Yisrael'in çalışma odasına dalar. "Rebbe**," der nefes nefese, "Tanrı'ya giden yol nedir?" Rebbe başını elindeki işten kaldırır ve şöyle cevaplar: "Tanrı'ya giden yol yok, zira Tanrı burada ve şimdidedir, başka bir şey değil." "O zaman Rebbe, söyle bana, nedir Tanrı'nın özü?" "Tanrı'nın özü yoktur, zira Tanrı her şey ve hiçbir şeydir." "O halde Rebbe, söyle bana, nedir bu Tanrı'nın her şey olduğunu bilmenin sırrı?" "Dostum," diyerek içini çeker Reb Yerachmiel, "Yol yok, öz yok, sır yok. Aradığın gerçek senden saklanmıyor. Ondan saklanan sensin." RABBI RAMI M. SHAPIRO Hangi gerçekten saklanıyorsun? Hemen şimdi.
Çevirenin Notu: *Hasid- kök: Hasidim/ İ.S. XVIII. yy. 'da Polonya 'da İsrael Ben Eliezer tarafından kurulan bir Yahudi tarikatının üyelerine verilen ad. Kaynak: Helmut Werner'in Ezoterik Sözlük'ü. Rebbe- Rabbi'nin (haham) Almanca ve Slavca karışık İbranice şivesindeki söylenişi. Bu isim sadece Bael Şem 'in halefleri olan, Hasidik ruhani liderlere atfedilir.

10 ŞUBAT Dünyada Başka Hiçbir Şey "Yepyeni bir yol ve yeni planlar!" diye bağırdı (Zorba). "Her dakika dün ne olduğunu düşünmeyi bıraktım. Ve kendime yarın ne olacağını sorup durmaktan vazgeçtim. Bugün, şu dakikada olan, işte bir tek bu umurumda. Dedim ki, 'Şu anda ne yapıyorsun Zorba?' 'Uyuyorum.' 'İyi o zaman, iyi uykular.' 'Şu anda ne yapıyorsun Zorba?' 'Çalışıyorum.' 'İyi o zaman, iyi çalışmalar.' 'Şu anda ne yapıyorsun Zorba?' 'Bir kadını öpüyorum.' 'İyi o zaman, onu güzel öp Zorba! Ve bunu yaparken kalan her şeyi unut, dünyada senin ve onun dışında hiçbir şey yok! Bununla halleş!'" NIKOS KAZANTZAKIS

11 ŞUBAT Farkındalık Her Şeydir Düşünce ana resmin içine hep "ben" olarak dalar, kendinden yola çıkarak "ben" hakkında verdiği tepkiler, yorumlar ve duygusal çıkışlarla olayların akışına set çeker. Başrol oyuncusu olarak "iyi ben" olarak duyumsadığı ve deneyimlediği şeylere bağlanıp "kötü ben" olarak yargıladığı şeyleri, "Ben böyle olmak istemiyorum. Bu ben değilim. Bundan hoşlanmıyorum," diyerek yadsır. Kendimizi yadsıma, yapışıp kalma veya kendimizden kaçış hepimizin her zaman yaptığı şey. Tam şimdi neredeyiz? Neyiz biz? Serinkanlı bir biçimde, bu sürekli değişen duygu ve duyum hallerini onlara sahip çıkmadan veya yadsımadan gözlememiz mümkün mü? Saf farkındalık gerçekte olduğumuz şeyin özüdür. Birbirini izleyen duyguların, ruh halleri ve huyların farklı durumları değiliz. Tüm bunlar bulutlar gibi iz bırakmadan hafifçe gelip geçer ve bu sırada düşünce bunlardan hiçbiriyle özdeşleşmez. Şimdi burada olmak yalnızca görmek, yalnızca duymak ve her şeyi, bir şey olmaya gerek duymadan, yalnızca uçağın uğultusu [yukarıdan bir uçak geçiyor] gibi deneyimlemektir. Dinleyici haline gelmeden tümünü dinlemek. Tam şu anda, bilgim olmadan, neyim ben? TONI PACKER 12 ŞUBAT Sen Nesin? Buda'nın nirvanaya ermesi, gerçekte zaten hep burada olanın keşfiydi. Buda yeni topraklara ayak basmadı, yalnızca her şeyi olduğu şekliyle gördü. Ortadan kalkan tek şey kendine yönelik hatalı bakış açışıydı. Hep aldatıcı olanın, aldatıcı olduğu anlaşılmıştı. Ortada gözlemcinin bakış açısından başka değişen bir şey yoktu. Buda'ya büyülenmişçesine, "Sen nesin?" diye soran sözde bir müride Buda'nın verdiği cevap sadece, "Uyanığım," oldu. Önemli Mahayana Sutra'lardan birinin de dediği gibi, "Kendi karmaşık öznelliğimiz bize köstek olmasa, yaşadığımız dünyevi hayat Nirvana'nın canlılığının ta kendisi." MARK EPSTEIN Düşünce kalıpların ve inançların bütün bayatın boyunca kendine anlattığın masallardır. Söyle masalcı, sen kimsin? Bu masallar olmadan sen nesin? 13 ŞUBAT Bilgeliğin Kalbi ... Biçim boşluktan başka bir şey değil, boşluksa biçimden; Biçim tam da boşluk demek, boşluk tam biçim; Duyumsama, algılama, tepki ve bilinçlilik halleri de benzer buna. ... her şey henüz doğmamış, yok edilmemiş boşluğun ifadesi. Lekelenmemiş, saf değil, ne büyüyen ne küçülen. Öyleyse boşluk biçim değil, duyumsama değil, ne algılama, ne tepki ne de bilinçlilik değil; Göz, kulak, burun, dil, beden, zihin yok; Renk, ses, koku, tad, dokunuş, şey yok; Görüntü alemi, bilinçlilik alemi yok; Cehalet yok, cehaletin sonu yok; Yaşlılık ve ölüm yok, yaşlılık ve ölüme dur durak yok; Acı yok, acıya neden veya son yok, yol yok; Bilgelik yok, kazanç yok. Kazanç yok- öyleyse; Bodhisattvalar bu Prajna Paramita'yı deneyimler Zihni sınırlamadan-sınır yoksa korku da yok Tüm bu aldanmaların çok ötesinde, Nirvana zaten burada. KALP SUTRASI

Zen tapınaklarında günlük olarak zikredilen bu metin en üst düzeyde, ikilik taşımayan bilgelik veya "Prajna Paramita" olarak değerlendirilir. Karşıtlar yoktur. Bu görüldüğü anda nirvana görülür.

14 ŞUBAT Durum (alıntı) Hissettiğim ve bildiğim kadarıyla cennet ve cehennem yok ne sabit dalga ne yuvarlanan taş ne avare adam ne bilinmeyen zaman ve mekân yok biçim ve yüz yok... Hissettiğim ve gördüğüm kadarıyla Sen ve ben yok ne uğuldayan rüzgar ne sağanak yağmur ne kayan yıldız ne ıssız tren ne akan çeşme ne çağıldayan ırmak sarp dağ yok - met cezir yok... Hissettiğim ve olduğum kadarıyla Aslan yok- kuzu da yok ne dönen çark ne kusursuz çember ne baston ne sallanan iskemle nasıl ve ne zaman yok şimdi ve sonra yok aslında fazla bir şey yok- uçsuz bucaksız gökyüzünden başka... BUTCH HANCOCK

15 ŞUBAT Dünyanın tüm kutsal mekânları benim bedenimde, yapabileceğim en kutsal hac yolculuğu kendi bedenim içinde yapacağımdır. SARAHA O, aldığın nefesten Elinden ve ayağından daha yakın. ALFRED, LORD TENNYSON

16 ŞUBAT Burada Olan Hana doğru geldiğinde, Buraya varmadan çok önce, insan diyarını, canlıların diyarını, rengin, biçimin ve maddenin diyarını ardında bırakırsın. Buraya kadar geldin mi, her şey ardında kalır. Ben neyim Burada? Burası olan - bu Olmama halinden doğan Olma ve Ben değilim'den doğan Benim halinin çıplak farkındalığı - hayatın, her şeyin çıktığı yerdir. DOUGLAS E. HARDING 17 ŞUBAT Süreksizliğin algılanmasıyla, nefsin yokluğunun algılanması mümkün olur. Nefsin yokluğunun algılanmasıyla, kibirli "Ben" ortadan kalkar. Artık nirvana vardır, burada ve şimdi. BUDA Yapay "Ben"i ardında bıraktığında, geriye kalan gerçek "Ben," sahte "Ben"in çamurlu ve ışığı kıran sularının içinden görmek yerine, her şeyi doğrudan algılar. Zen ustalarının, "Yaban defnesinin kokusu", "avludaki servi", "bir fincan çay", "acıktığımda yer, susadığımda içer, yorulduğumda yatarım", "senden saklı bir şey yok" gibi sözleri doğrudan deneyimlenir. Bu, buzun içinde tuttuğu suyu salıvermesidir. Bu, uzaklarda, gizemli, erişilmez ve şimdide duyumsanamaz bir şey değildir, yalnızca gözlerinden dosdoğru bakar, şimdi orada olan şeydir. WEI WU WEI Eri. Ak. Parlak göğe karış. 18 ŞUBAT Çal, hâlâ çalabilen zilleri Unut kusursuz adağını Her şeyde bir çatlak vardır Orası ışığın girdiği yerdir. LEONARD COHEN Çevirme başını. Bakmaya devam et sargılı yere. Orasıdır ışığın içine dolduğu yer.

Ve bir an bile inanma ki Sensin kendinin şifacısı. MEVLANA 19 ŞUBAT Görüş İster korkakça ister kahramanca davranalım, hayat devam ediyor. Hayatın, hayatı olduğu gibi kabullenmek dışında, bize dayatttığı bir kural olmadığını bir anlayabilsek! Göz yumduğumuz, kaçtığımız, yadsıdığımız, karaladığımız, nefret ettiğimiz her şey eninde sonunda bizi yenilgiye uğratmaya hizmet eder. Mide bulandırıcı, acı verici, kötü görünen her şey, açık bir zihinle bakıldığında güzellik, coşku ve güç kaynağına dönüşebilir. Her an, onu takdir edip görebilen için, altın değerindedir. HENRY MİLLER

20 ŞUBAT Sihir Gösterisini İzlemek Hiç sörf yaptın mı? Şu anda sörf tahtasının üzerinde olduğunu düşle, büyük dalganın gelmesini bekliyorsun. Hazır ol, o enerji seni alıp götürecek. İşte, şimdi geliyor. Tam şimdi o enerjiyle birlikte misin? İşte bu duygu paylaşımıdır. Sözcükler olmadan, yalnızca o enerjiyle bütünleşmek. Başka bir insanın içinde canlı olan şeyle bağlantıya geçtiğimde, tıpkı sörf yaparken duyduğum hisleri duyumsarım. Bunu yaparken geçmişinden hiçbir şeyi yanına alamazsın. Bu nedenle ne kadar psikoloji çalışırsan, empati kurman o kadar zorlaşır. Bir insanı ne kadar iyi tanırsan ona empati duyman o kadar güç olur. Teşhisler ve geçmiş deneyimler seni anında sörf tahtasının üzerinden atabilir. Bu geçmişin yadsınması anlamına gelmez. Geçmiş deneyimler, şu anda canlı olanı harekete geçirebilir. Sen o zaman canlı olan veya kişinin bu anda hissettiği ya da ihtiyaç duyduğu şeye hazır mısın? Az sonra ne söyleyeceğini (durumu nasıl düzelteceğin veya kişiyi nasıl daha iyi hissettirebileceğin gibi) düşünmeye kalkarsan -HOP! Sörf tahtasının üstünde değilsin. Gelecektesin. Empati senin tam şimdi burada olan enerjiyle kalmanı gerektirir. Herhangi bir teknik kullanmadan. Sadece burada olarak. O enerjiyle gerçekten bağlantı kurduğumda, ben orda değilmişim gibi olur. Ben buna, "sihir gösterisini izlemek," diyorum. Bu mevcudiyette, her şeye şifa getirebilecek çok değerli bir enerji hepimizin içinde dolaşıyor ve bu beni "düzelt-şunu" dürtülerimden sıyırıyor. MARSHALL B. ROSENBERG, PH. D.

21 ŞUBAT GİZLİ MÜZİK Yaradılışa dair işaretler, belirtiler ya da kanıtlar ne bu dünyada, ne de bu dünyanın, rüzgâr uğultusu ya da hayvan bağırtısı gibi gürültülerindedir. Yine de dikkatle dinlediğinde başından sonuna dek ebedi ve ezeli sükût sürüp gider ve sürüp gitmektedir ve sürüp gidecektir. Bunun nedeni dünyanın yalnızca hayal edilen bir düşten başka bir şey olmaması ve bunun ebedi sonsuzluğun umurunda olmamasıdır. Geceleyin ay ışığı altında veya ıssız bir odada, sus ve dinle, Henüz Doğmamış olanın gizli müziği kavrayışın ötesinde, varoluşun ötesinde bir uyanıklıkla aralıksız çalıyor. Doğrusunu söylemek gerekirse, uyanık gerçekten uyanık değil, çünkü gerçekte çok değerli sonsuzluk hiç uykuya yatmadı. Bunu, Sessizliğin tıpkı sihirli bir elmas parçası gibi, zihninin dünyayı yarattığı hilesini ortadan ikiye keserken çıkardığı sürekli sesten anlayabilirsin. JACK KEROUAC 22 ŞUBAT Sudaki Resimler Tam şu anda, zihninde beliren düşünceye doğrudan bak. Bir şekli, bir rengi var mı? Hatta gerçekten beliriverdi mi zihninde? Nerede durur? Nerede kesilir? Ne zaman kesilir? Gerçekten kesilir mi? Bir yerden gelmiş midir? Bir yere gider mi? Bu şeylere cevap bulamadığımızda oluruna bırakırız ve huzura kavuşuruz. ... Zihin dışarıdaki nesnelere doğru dağıldığında, gemi kaptanıyla karganın dersini uygularız. Karga gemiden uçup gittiğinde, yalnızca nereye uçtuğunu izle, başka bir şey yapman gereksiz. Bununla birlikte bakıldığında, dışarıdaki nesnelere çekilen düşünce çekip gitmiştir, yani bakacak bir şey kalmamıştır. Bu aslında kendisine geri bakan farkındalıktır. Yani görecek bir şey yoktur ve bakan kimse de yoktur. Aynı anda bir sürü karga değişik yönlere uçabilir, ama düşünceler böyle değildir. Düşünceler sudaki desenler gibidir; sen daha çizerken kayboluverirler. Geriye yalnızca kendine bakan zihin kalır. Önemli olan, hangi düşünce doğarsa doğsun, ona doğrudan bakmak ve rahat olmaktır. Bu, öğrenilen birisiyle öğrenilmeyen birisi arasında fark gözetmeyen meditasyon yöntemi olarak bilinir. KHENPO TSULTRIM GYAMTSO Dosdoğru bak, şimdi. 23 ŞUBAT Daima Çalışma masamın üzerinde babamın küçük, çerçeveli bir resmi var. Fotoğrafta babam kollarını omzuma dolamış, otoyol kenarlarındaki manzara izlenen ceplerden birinde bir teleskopun yanında durmakta. Fotoğrafın arkasına, "Lookout Mountain, Windham, New York, 12 Temmuz, 1939" şeklinde bir not düşülmüş. Demek ki üç yaşındayım. Çocukken babamla bunun gibi bir sürü seyir noktasında durduğumuzu hatırlıyorum, o yüzden her şeyi net görmem yolunda verdiği öğretilerle ilgili anılarımın eksiksiz olduğunu varsayıyorum. Şöyle dediğini hatırlıyorum: "İki gözünle birden bak Sylvia. Gözlerini açık tut. Ve iki merceğin tam ortasında dur. Tam burada. Yoksa net göremezsin." Sanırım en önemli kısmı buydu: "Şimdi bak, yoksa birazdan gitmemiz gerekecek ve sen bunu kaçırmış olacaksın," derdi babam. Bundan çıkarılacak ders: Yalnızca ilgili ol. Nerede olursan ol, tam şimdi dikkat kesil. Daima. SYLVIA BOORSTEIN

Unutma- sonsuz, her zaman şimdidir. 24 ŞUBAT Umudunu Yitirirsen Umudunu yitirirsen, büyük ihtimalle hayatının sonsuz zenginlikle dolduğunu göreceksin. Neden olduğunu söyleyeyim: Umutla birlikte yaşadığında, genelde gerçekten kaçıyorsundur. Birlikte olduğun kişinin içkiyi bırakacağını ümit ederken, gerçekte onun bunu yapmayacağından korkmuyor musun? Gerçekte durumu değiştirmek için kararlı bir hareket yapmaktan korkmuyor musun? İçme eyleminin biteceğini ümit etmeye devam edersen, durumu etkin bir biçimde ele alıp halletme işi gözünde büyür ve bundan kaçmaya başlarsın. Umut acını bir süre daha geçiştirecek bir uyku ilacı veya uyuşturucuya dönüşür. Tüm uyuşturucular gibi onun da yan etkileri vardır. En başta gelen yan etkisi seni hafif duyarsızlaştırması, canlılığını azaltmasıdır. Durumun değişeceğini ummak seni üzüntü, öfke, korku gibi gerçek duygularının uzağında tutar. Oysa en iyisi tüm bu duyguların yakından değerlendirilmesidir. Onları derinden duyumsa ki, artık canını sıkmasınlar. Gitmelerini dilersen tüm gün canını sıkmaya devam ederler. GAY HENDRICKS Daha iyi bir şeyler olacağını ümit ederken, içinde olduğun anda nasıl yaşıyorsun? 25 ŞUBAT Her Ana Şükran (Karısı kanserden ölürken ona bakan bir koca.) Tıpkı bir düşte gibi, göz açıp kapayıncaya dek bir sürü şey değişmezlik bağlamında aralıksız ve aynı anda oluyordu. Bilinçli zihin bunların anlamının büyüklüğünü duyumsamakla birlikte, kaydedemiyordu. Düşteymiş gibi, düşünmeden, sorgulamadan hareket ettim. Kendimi "neden'siz yaşarken", yatalak bir hastanın ihtiyaç duyduğu hep aynı, daima farklı küçük işleri ve görevleri tekrarlarken buldum. İçinde tutarsız düşünceler barındırmayan bir hayattı bu. Aynı bir düşte olduğu gibi dikkatini toplamak, her zamanki gibi odaklanmak çok güçtü. Yine de yalnızca bir parçamı değil, tüm benliğimi elimdeki işe verdiğimi fark ettim. Burada bir benzetme kullanacak olursak, zaman ve mekan bir armağan, bir lütuf oldu. Sanki her şey Tanrı'nın ellerindeydi. Her şeyden vazgeçilmiş ve her şey bir armağana dönmüştü. Artık zamanın hareketini, hayatın akışını, öncesi ve sonrası, geçmişi ve geleceği olan, bir anlamda birinin geriden ittiği, diğerinin öteden yaklaştığı şekilde, yani yatay değil, dikey olarak deneyimliyordum. Her anı mucizevi bir fırsat olarak yaşıyordum. Verirken aldığım, değeri bilinen bir armağandı... CHRISTOPHER BAMFORD Hiçbir şeyden kaçmadığın zaman,, her şey olanın suretidir.

26 ŞUBAT Yaşamlarımız daimi bir sihirden yoksunsa, bunun nedeni, eylemlerimizin gücüyle kamçılanmak yerine, onları gözlemlemeyi ve onların hayalini kurduğumuz görünüşlerinde yitip gitmeyi seçmemizdir. ANTOIN ARTAUD İşte burada-hemen şimdi. Düşünmeye başladın mı kaçırırsın elinden. HUANG PO 27 ŞUBAT Yapacak Bir Şey Yok Zihninin oradan oraya koşuşturarak bir şeyler aramasına engel olabilecek gibi durmuyorsun. İşte bu yüzden Pir der ki, "Ümitsiz insanlar-kafalarını bulmak için kafalarını kullanırlar!" Tam şimdi ışığını kendi üzerine çevirmelisin, başka yerlerde aranma. O zaman anlayacaksın ki, bedende ve zihinde pirlerden ve Budalardan farkın yok ve yapacak hiçbir şey yok. LIN-CHI (RINZAI) Düşüncelerini durdurmaya çalışmak yerine, dosdoğru onların farkında olana bak. Dikkatini dışarıdaymış gibi algılanan şeyden çek ve uyanıklığın içinde dinlen. 28 ŞUBAT Farkındalığın Kalbi Özgür kalmak istersen Kendini bil, Bunun şahidi Farkındalığın kalbi. Bedenini koy bir kenara Otur farkındalığının ortasında. Bir anda mutlu olacaksın, Daima dingin Ve Daima özgür Bedensiz ve özgür, Duyuların çok ötesinde

Her şeyin şahidi. Mutlu ol öyleyse! Doğru ya da yanlış, Sevinç ile üzüntü Bunlar senin değil. Zihne ait. Sen her yerdesin, Daima özgür. THE HEART OF AWARENESS: ASHTAVAKRA GITA 1MART Çok Yakınında Bu öğreti uzak ya da gizemli değil. Denizler ötesinde değil, öyle ki, "Kim aşacak denizleri Ve onu getirecek bize, duyabilelim ve saklayabilelim diye?" demen gereksiz. Çok yakınında. Ağzında ve kalbinde Karşılık verebilesin diye. İNCİL 30:11-14 Eski Ahit'in dünyayı görüşü Doğu mistisizminden farklı olabilir, ama bunun gibi evrensel anlayışlar her gelenekte bulunur.

2 MART Sürücü için Meditasyon Hareketli Meditasyon yapabilmek için öncelikle burada, arabanın direksiyonunda olduğunu kabullenmen gerek. Kendini tüm beklentilerden, karşılaştırma ölçütleri ve tekniklerinden arındır ve berrak, gözlemci, engellenmemiş bir varlık haliyle yoluna devam et! Bir zendo ya da meditasyon salonu benzeri durağan ve sessiz bir yerde dimdik ve dikkatle oturmak yerine, şimdi hareket halindeki aracının içinde dimdik ve dikkatle oturuyorsun. Bir yandan hareket ederken meditasyon halindesin. Ne içindeki ne de dışındaki bir şeyin seni yönetmesine izin ver. Zorlamadan gör ve deneyimle, ama bir davetsiz misafir zorlama, öfke, bir fikir, yolunu kesen başka bir sürücü biçiminde çirkin yüzünü gösterirse tek yapman gereken başıboş imgeyi tanıyıp dikkatini yeniden çevrendeki her şeyin farkında olmaya odaklamaktır. Şimdi, aracını sürerken kendini içtenlikle eylemin kendisine ver ve çevrendeki her şeyin ilk kez gerçekleştiğinin farkında ol. Her şey durmaksızın değişiyor, trafikteki her durum kendisine uygun farklı bir tepki dizisi gerektiriyor. Hiçbir şey kendi halinde bırakılmıyor. Zihnini, bedenini ve duyularını dört aç ve aracını sürerken gördüğün her şeyin daha önce kaç kez görmüş olursan ol, bir bebeğin tebessümü kadar taze olduğunu bil. K.T. BERGER Bunu dene. Bir öğleden sonranı sanki ilk kez yürüyormuş, araba sürüyormuş, yiyormuş gibi geçir. Taze, yepyeni ve açık. 3 MART Değerli Armağan Ve o sırada, oldu! Neden olduğunu bilmedi Ne zaman olduğunu Sadece... oldu! Değerli Armağan'ın sadece bu olduğunu kavradı: Bu an. Geçmiş değil; ne de gelecek ama Değerli Bu An. Anladı ki Bu an her zaman değerli. Kusursuz olduğundan değil ama, çoğu kez öyle görünse de. Olması gereken her şey olduğu için... şu anda. SPENCER JOHNSON 4 MART

Meditasyon Olduğumuz Yerdir Hepimiz var olan tüm meditasyon tekniklerini denemişizdir. Buna rağmen kendimizi hâlâ aklımız karışmış, nevrotik ve eksik hissediyoruz. Çabalarımızdan yorgun düşmüş, tüm şevkimizi kaybetmiş olarak otururuz. Tüm meditasyon kavramını camdan dışarı atar, pes ederiz. İşte oradayız. Sonunda olduğumuz yere geldik. Meditasyon olduğumuz yerdir, nerede olursak olalım. Giriş ve çıkış yoktur. Yapma ya da yapmama yoktur. Teknik, sonuç, güç, deneyim yoktur. Olduğumuz yere dair meditasyonun ruhani bir özelliği dahi yoktur. O, kendi hızıyla akan, akıcı, sessiz, güzel ve öngörülebilen hayatın ta kendisidir. Olduğumuz yerde yalnızca meditasyonun kendisi vardır, onu yapan değil. Düşünen değil, yalnızca düşünce vardır. Yapan değil yalnızca eylem vardır, şık değil, yalnızca aşk vardır. Olduğumuz yerde olmak için özel bir zaman ya da mekâna ihtiyacımız yok. Olduğumuz yerde olmak için inzivaya çekilmeye, tecrit edilmeye gerek yok. Herhangi bir şeye ihtiyacımız yok. Hiçbir şey gerekmiyor. STEVEN HARRISON Özel bir zaman ya da mekân olmadan, sana göre meditasyon nedir? 5 MART Benim Egzersizim Evet, kişisel bir egzersizim var. Benim egzersizimin adı "İnsanca yaşamak" ve bu egzersizi düzenli olarak yapmaya gayret ediyorum. [İkimiz de kahkahâlârla gülüyoruz.] Bazen egzersizimi ihmal ediyor ve meditasyon yapmak ya da nefesimi tutmak gibi garip ve acayip şeyler yapmaya başlıyorum. Gerçekten bağlanarak yaptığım egzersiz sıradan bir insan gibi yaşamak. Bu yüzden, egzersizimin bir parçası, iki güzel oğlan çocuğunun babası olmak gibi bir sadhana* içeriyor. Benim sadhana'mda insanların bende yanlış gittiğini gördükleri şeyler olduğunda, onları dinlemek ve sitemlere kulak tıkamayacak alçak gönüllükte olmak var. Benim egzersiz programımda, yapacağımı söylediğim şeyleri, yapacağımı hatırlamak var. Bu, bir yandan saf Bilinç'ken aynı zamanda bütünüyle insanlık çamuruyla yoğrulmaya istekli olmak demek. Benim ibadetim ruhani fikirleri kullanmamaya ya da insan hayatının programından sapacak tüm spiritüel deneyimlerden kaçmaya dönüştü... Bu gezegende var olmak ve hayatın sana getirdiklerini açık bir kalple karşılamak dışında herhangi bir egzersize gerek olduğunu düşünmüyorum. ARJUNA NICK ARDAGH Bunu olabildiğince basit tutalım. Burada ol. Açık ol. * Sadhana- Genelde "kutsal"faaliyetlerle bağdaştırılan ruhani alıştırmalar anlamına gelen Sanskritçe terim.

6 MART Cazip Nokta ... Ortada kalmak bizi, bilinmeyeni korkusuzca göğüslemeye, hem hayatımızla hem de ölümle yüzleşmeye hazırlar. Savaşçının an be an koyvermeyi öğrenmeye başladığı o arada-olma hali bu iş için kusursuz bir eğitim alanıdır. Bununla ilgili coşku ya da durgunluk hissetmemiz hiç fark etmez. Bunu tam olarak doğru yapmanın hiçbir yolu yoktur... Antrenman yaptıkça, sürekli kendine rahatlama noktaları arayan küçük ben'den öteye gelişiriz. Yavaş yavaş görürüz ki, ne yalan ne gerçek, ne saf ne katışık, ne iyi ne kötü olanı taşıyabilecek kadar büyümüşüz. Önce temelsizlik halinin zenginliğini takdir etmeyi ve orada kalmayı öğrenmemiz gerekir. Bu arada-olma haliyle ilgili bir şeyler dinlemek önemlidir. Aksi halde savaşçının yolculuğunun tümüyle tutsak ya da özgür, bir yer olmazsa diğerine doğru gelişmesi gerektiğini düşünürüz. Gerçekte ortada çok vakit geçiririz. Cazip nokta, olmak için çok elverişli bir yerdir. Şimdiki anın berraklığını sebatla deneyimleyerek tümüyle burada kalmaya aydınlanma adı verilir. PEMA CHÖDRÖN Buda'nın orta yolu, hiçbir deneyime, duruma ya da görüşe takılıp kalmamaktır. Bu kuru bir felsefe değil, hayat dolu mevcudiyettir. Bu "arada-olma" hali hiçbir şeye takılıp kalmaz ve hiçbir yerde durup dinlenmez.

7 MART Asıl Yüzün Hui-ming (Altıncı Zen Ustası Hui-neng'in önünde) eğildi ve "Usta,* lütfen bana öğretileri açıkla," dedi. "Buraya öğreti için geldiğine göre tüm nesneleri susturup tek bir düşünce dahi üretmemen gerekir; işte o zaman öğretiyi sana açıklarım," dedim. Hui-ming uzun süre sessiz kaldı. Dedim ki, "Sen iyiyi ben de kötüyü düşünmediğimde, nedir asıl yüzün?" Bu sözler üzerine Hui-ming büyük ölçüde aydınlandı. Ardından şunu sordu: "Tam şimdi gizlice ifşa edilen gizli fikrin dışında, başka bir gizli fikir var mıdır?" Dedim ki, "Sana. söylediğim şey sır değildi. içine dönüp bakarsan, sır senin içindedir." HUI NENG Eğer asıl yüzün aynada gördüğün şey ya da dünyaya gösterdiğin maske değilse,, o halde nedir? * "Usta," sıradan bir işçi olan Altıncı Zen Lideri'ne atıftır.

8 MART

Bunu Okuyan Sen, Hazır Ol Buradan başlayarak, neyi hatırlamak istiyorsun? Gün ışığının parlayan zeminde nasıl süzüldüğünü mü? Eski ahşap kokusunun nasıl sindiğini, yumuşacık bir sesin nasıl havaya yayıldığını mı? Hemen şu anda nereye gidersen git Beraberinde götürdüğün nefesten daha iyi bir hediye verebilir misin dünyaya? Zaman mı getirecek sence daha iyi düşünceleri sana? Döndüğünde arkana, buradan başlayarak bu kısacık bakışı al, taşı geceye bugünden istediğin her şeyi. Ve bunu okuyarak ya da dinleyerek geçirdiğin süreyi hayatın boyunca sakla. Birisi sana şimdiden daha büyük neyi verebilir, buradan başlayarak, tam bu odada, arkanı döndüğünde? WILLIAM STAFFORD En büyük hediye zaten seninle. Etrafına bak. 9 MART Bununla Bir Meditasyon yaparken ve çömezlerine yüksek sesle, "Ne geleni bastır, ne gideni takip et," dedikten hemen sonra Zen ustası Daibai bir gelinciğin, aşağıdaki şiirin "bu"sunu haykırdığını işitti. Rivayet odur ki, bu şiiri ezberinden okuduktan sonra gerçekten son nefesini verdi. Ben bununla birim, yalnız bu. Siz, çömezlerim, Baştacı edin bunu. Şimdi artık verebilirim son nefesimi. DAIBAI Bu satırları okurken bir arabanın geçişini ya da insanların konuşmalarını duyabilirsin. Bununla bir ol. Bu andan bir başkası yok. Bir sonrası yok.

10 MART Tam şimdi ayağını soktuğun nehir gitti bu sular buna izin veriyor, şimdi bu. HERACLITUS

11 MART Kim Var Yolunda? (Bir Zen ustasının cesareti kırılan öğrencisine cevabı.) Mektubunda, kendi yaradılış özünün sönük ve durgun olduğunu, bu nedenle de Dharma'yı geliştirmek ve sürdürmek için çabaladığın halde insan aklını aşan tek bir aydınlanma anı yakalayamadığını yazıyorsun. Sönüklüğü ve durgunluğu ayırt edebilen kişi kesinlikle sönük ve durgun değildir: Aydınlanmayı başka nerede aramak isterdin? Tam burada canlandır kendini ve ne olduğunu gör. Canlandırma eylemini yapan, sönüklüğü ve durgunluğu ayırt edenden başkası değil. Sönüklükle durgunluğu seçebilen senin esas kimliğinden başka bir şey değil. Ben senin derdinin devasını söylüyorum. Sana kısaca evine dönen yolu işaret edip sessizce oturmanı söylemekten başka seçeneğim yok ve hepsi bu. ... Sadece, sönüklüğü ve donukluğu böylesine iyi bilen birinin eninde sonunda ne olduğunu gör. Yalnızca tam buraya bak, insan aklını aşan bir aydınlanma arama. Yalnızca gözlemle ve gözlemle. Birden kahkahalarla güleceksin. Bunun ötesinde söylenecek söz yok. TA HUI Tam şimdi bırak okumayı ve sadece nasıl hissettiğini duyumsa. Derin bir nefes al. O duygunun içinde kalmak yerine bir adım geri at. Tüm bunları gören farkındalığı gözlemle.

12 MART

Geçmiş ve geleceğin gerçek yanılsamalar olduğunu, onların yalnızca şimdide var olduklarını, olan ve olabilecek her şeyin de bu olduğunu kavradım. ALAN WATTS Tanrı'nın ilk insanı yarattığı Şimdi-anıyla, son insanın gideceği Şimdi-anı ve içinde konuştuğum Şimdi-anı, hepsi de içinde tek bir Şimdi olan Tanrı'nın içinde bir. Bak! Tanrı'nın ışığında yaşayan kişi ne geçmişin ne de gelecek zamanın bilincindedir, yalnızca tek bir sonsuzluğu algılar. MEISTER ECKHART

13 MART Öyle Kolay Ki Zihin, Budizmdeki herhangi bir konu kadar karmaşık, tekelle-alkışlamak benzeri söylemlere esin kaynağı oldu. Buna karşın Tenzin Palmo bu konuda yaygara koparmaya gerek olmadığını, zira her şeyi olduğu şekliyle görebildiğimiz her anda zihni deneyimlediğimizi söyler: "Yalnız sessizce durup koyverebilsek saf farkındalığa ulaşırız! Öyle kolay ki, zaten gerçekte olduğumuz şey bu." Tenzin Palmo zihinle bağlantıya geçmenin güçlüklerine dair sızlanma duymak istemez. "Ne kadar kolay olduğuna inanmak istemeyiz, bu yüzden de zor olduğunda ısrar ederiz," der. "Saatler boyu alıştırma yapmamıza gerek yoktur, ama buna inanmayız. Aradığımıza zaten sahip olduğumuzu anlamak için dünyayı dolaşmamız gerekir." Gülümseyerek iç çeker. "Aslında yapacak hiçbir şey olmadığını görmek çoğu insan için öyle zor ki." WINIFRED GALLAGHER Hayat yeterince zor değil mi? Neden daha da zorlaştırasın? Sessizce dur ve kendi gözünle gör. 14 MART Bir Adım Geri Ruhani insanlar görüp görebileceğin en sert insanlar olabilir. Çoğu zaman sertlikleri kendilerinedir. Şiddetle zihinlerini, duygularını ve bedenlerini denetlemeye çalışırlar. Aydınlanmanın ne olduğuna dair kesin bir fikri olan koşullanmış zihne ayak uyduramadıklarındaysa büyük hayal kırıklığı yaşar ve acısını kendilerinden çıkarırlar. Böylesine şiddet yoluyla özgürleşen kimse olmadı. Neden gerçekten özgür olan bu kadar az insan var? Çünkü insanlar kafalarındaki fikirlere, kavramlara ve inançlara uymaya çalışıyor. Cennete giden yola odaklanmaya uğraşıyor. Oysa özgürlük tamamıyla, var olmanın bilinç dışı ifadesinin kendiliğinden ve doğal halidir. Özgürlüğü bulmayı istersen "denetimi elinde tutan biri" düşüncesinin dahi zihnin uydurduğu bir kavram olduğunu görmelisin. Bilinmeyene doğru bir adım geri git. ADYASHANTI "Ben " duraksız bir şekilde hayal edilen bir hazinenin peşinden ileriye gider. Sende bilinmeyenin içine, bir adım geriye gidecek cesaret var mı?

15 MART Şimdi Yaşamaya Başla! Bekleme alışkanlığını bırakmanı istiyorum. Yeterince bekledin. ... Zaten gerekenden fazla bekledin. Şimdi yaşamaya başla! Yaşamanın bir tek yolu vardır, o da şimdi başlamaktır! Yarın yok, tek zaman şimdi. Tüm yarınlar hayaldir. Geçmiş bir anı ve gelecek bir hayal. Yalnızca bu an gerçek ve yalnızca bu an tanrısal olana açılan kapıdır. ... Anında yeni bir hayata başladığını göreceksin. OSHO Bunu görüyor musun? 16 MART O An Ol Tam şimdi zamanda bir an kaçıyor! Resimle yakala gerçekliği! Bunu yapabilmek için kalan her şeyi zihnimizden çıkarmalıyız. O an olmalı, kendimizi hassas bir tuvale dönüştürmeliyiz... Bizim zamanımızdan önce görülmüş her şeyi unutarak yalnız gerçekten gördüğümüz şeyin imgesini ver. PAUL CEZANNE

17 MART Mevcut Uyanıklık İzin ver mevcut uyanıklığın sadece olsun; Oldurmaya çalışmadan. Tazeliğini artırmaya uğraşma Geçmişten bir anı Ya da geleceğin planları Doldurmasın kafanı; Ve şimdinin kıymetini ikilik içinde bilmeye çalışma. Meditasyonun amacı olmasın üzerinde durduğun Tümüyle özgür kal

Capcanlı ve tümüyle uyanık. TSOKNYI RINPOCHE Doğal farkındalığın artırılması gerekmez. Zihnini yönlendirmeyi kesip yalnızca burada olmaya ne dersin?

18 MART Bir Kez Olsun Gittiğin yerle kaldığın yer aynı şeye gelir. Özlediğinle arkanda bıraktığın adın kadar yararsız. Bir kez olsun, çık dışarı git kırlara ve bak yüreğinde hâlâ bir palamut atan o yüce meşe ağacına PETER LEVITT 19 MART Hayatın Kendisi Asıl tehlike, tüm çevremizde hayat kendi yoluna giderken, biz yolla fazlasıyla meşgul olduğumuzdan, hiç yol alamamamızdır. Meister Eckhart şu sonuca varır: "Özel bir Yol olmadan Tanrı'yı arayan herkes O'nu gerçekte olduğu haliyle bulur... ve O hayatın kendisidir." Öyleyse özel bir yola başvurmadan nasıl arayacağız Tanrı'yı? Bu, önümüze taş gibi sağlam bir çelişki koyar: Ruhani bir öğreti olmadan bir yere varamayız, ama bilinçli bir şekilde izlenen öğreti bizi ancak öğretinin uygulamasına götürebilir. Bu çelişkinin anahtarı Eckhart'ın, aramamız gereken şeyin "hayatın kendisi" olduğu yolundaki katı iddiasında yatar. Düzenli hayat sıradan hayattan başka bir şeyse, o halde sıradanın içinde zaten gizlenen bir düzen olması mümkün müdür? Yani farkında olmadan, hep kim olduğumuzu bilmeden önce olduğumuz biz'e doğru mu yol alıyorduk? Yani mistik olmaya çabalamadan, mistisizm hakkında tek kelime bilmeden mistik miyiz biz? Budistlerin söylediği gibi bizler, sıradan olanın içinden kendimizi yükseltmeye çabalayarak, gerçek doğasını kendinden gizleyen Buda'larız. JAMES P. CARSE

20 MART Konsantrasyon nedir: Tasındaki aş, bardağındaki sudur. DAVID ROTHENBERG Zihin, dağlardan, nehirlerden, şu koca dünyadan, güneşten, aydan ve yıldızlardan başka bir şey değil. Ben bunu açıkça anlamaya geldim. DOGEN

21 MART Hiçbir Eksik Yoktu Geçen Kasım'da bir gün unutulmayacak bir günbatımı yaşadık. Bir ırmağın kıyısındaki çayırlıkta yürüyordum ki, soğuk ve gri geçen bir günün sonunda güneş nihayet batmadan hemen önce ufukta berrak bir tabakaya ulaştı. O anda yumuşacık ve parlak gün ışığı kuru otların üzerine, ufuktaki ağaçların dallarına ve tepedeki fundalık meşelerin yapraklarına düşerken, gölgelerimiz çayırda ışın huzmelerinin içindeki tek zerrecik bizmişiz gibi doğuya doğru uzadı. Bu, bir dakika öncesine dek öngöremeyeceğimiz öyle bir ışıktı ve hava öylesine ılık ve dingindi ki, o çayırın cennet olması için hiçbir eksik yoktu. Bunun bir daha asla gerçekleşmeyecek, bir kereye mahsus olağanüstü bir olay olmadığını ve gerçekte sonsuza dek sayısız akşamlarda, oraya ayak basan son insan evladını neşelendirip rahatlatmak için tekrarlanacağını düşünmekse olayı daha da görkemli bir hale getirdi. HENRY DAVID THOREAU

22 MART Kendi Bahçende Kendi bahçeni kaz, oradan başla aramaya içinde gömülü o sonsuzluk incisini. Ne pahalıya patlar sana Ne de ederinden masraflıdır Hepsi budur. Ve onu bulduğunda,

göreceksin ki sattığın ya da uğrunda verdiğin her şey koca bir hiçtir suyun üstündeki köpük misali. WILLIAM LAW 23 MART Metroda Çocukları okuldan sonra gittikleri müzik dersinden almak üzere bindiğim, şehir merkezine giden trende bir başıma oturuyordum. Tren Yirmi-üçüncü Cadde istasyonundan yeni ayrılmıştı ve hızlanıyordu... Tam o sırada aniden vagonun içindeki donuk ışık çevremdeki her şeyi tanımlanamaz bir gizemle sarmalayıp inanılmaz bir berraklıkla aydınlatarak parlamaya başladı. Karşımda duran binbir çeşit yolcuya bakarken tüm canlı varlıklar arasındaki o mucizevi bağı gördüm. Bunu hissetmedim, gördüm. Rasgele bir düşünce olarak filizlenen şey daha geniş ve bütünleyici bir görüye dönüştü. Ben de dahil olmak üzere vagondaki bütün insanlar hızla şehre doğru hareket ediyordu, tıpkı gezegen üzerinde yaşayan bütün insanların, yaşayan her şeyin, hep birlikte güneşin çevresinde hızla dönüşü gibi. Yaşam denen değerli ve gizemli rastlantı nedeniyle ayrılmaz biçimde birbirine bağlı tek bir aileydik. Sonsuzlukta ileri ve geri uzanan, olası bütün anlar içinde sadece bu anda hayatta olmamız nedeniyle, sayısız yüzeysel farklılıklarımız ne olursa olsun, eşittik, birdik. Bu görü varlığımın tüm insan ırkı için sevgiyle dolup taşmasına neden oldu ve hayatlarımız ne kadar eksik ya da hasarlı olursa olsun, yalnızca hayatta olduğumuz için nasıl da şanslı olduğumuzu düşündüm. O anda tren istasyona girdi ve indim. ALIX KATES SHULMAN Olduğun yer neresiyse orası kutsal mekândır. 24 MART Hiçbir Şey Yok Zihninin içine bak! İncelenmediğinde ne kadar heyecan verici. Oysa incelemeye kalk, hiçbir şey bulamazsın. Olmadan belirir, boştan başka bir şey değildir. "İşte bu!" diye tanımlayamazsın onu, Gözden kaybolan ve ele geçmeyen sis gibidir. On değişik yönün onunda da Ne göründüğüne bak. Nasıl görünürse görünsün, O şey, özünde Zihnin gök misali doğasını taşır Düşünceyle kavramın izdüşümünün ve kayboluşunun ötesinde. Her şeyde boşluğun doğası bulunur. Boş boşa baktığında, Boş bir şeye bakmak için kim vardır orada? NYOSHUL KHENPO Zihin boş gibi görünen boşluktur. Özel bir durum ya da deneyimin ardına düştüğün anda kaçırırsın. 25 MART Tam ve Yusyuvarlak (Çocukken bilinçsiz olan Lusseyran büyüyünce Fransız Direnişçilerine katıldı. Yakalanıp tutsak olarak gönderildiği toplama kampında edindiği koğuş arkadaşları için ilham kaynağı haline geldi.) En şaşırtıcı şey, başkalarının korku ve endişelerini dinlemenin beni kendi dertlerimden hemen hemen tümüyle uzaklaştırmasıydı. Neredeyse her zaman neşe dolu bir insan haline gelmiştim, ama bunu isteyerek yapmadığım gibi, düşünmemiştim de... Bin beşyüz Ukraynalı mahkumun, koğuşlarının tam ortasına beni oturtup etrafımda çember oluşturdukları, şarkılar söyleyip dans ederek akordiyon çaldıkları, ağladıkları, tekrar şarkılar söyledikleri ve tüm bunları abartmadan büyük bir ciddiyet ve şevkatle yaptıkları o Eylül gecesini asla unutamam. Sizi temin ederim ki, o geceden sonra artık kendimi geçmiş veya geleceğe karşı savunma ihtiyacı duymadım. Şimdi, tam ve yusyuvarlak bir çember gibiydi ve içimi fazlasıyla ısıttı. Sonuçta o kollarını birbirlerinin omzuna atmış, durmaksızın gülen adamlara birisi çıkıp da aslında mutsuz olduklarını ve bir toplama kampında bulunduklarını söyleseydi ona inanmazlar, yanlarından kovarlardı. JACQUES LUSSEYRAN 26 MART Ayırım Yok Bir gün yaşlı bir adam Reting Manastırı'nın çevresinde dolaşmaktadır. Geshe Drom adama der ki: "Bayım, dolaştığınızı görmek güzel, ama bunun yerine dharma'yı uygulamayı tercih etmez miydiniz?" Bu sözler üzerinde kafa yoran yaşlı adam daha çok yol alabileceğini düşünerek Budist yazıtlar okumaya karar verir. Tapınağın avlusunda okumaya dalmışken Geshe Drom der ki; "Dharma'yı okuduğunuzu görmekten mutlu oldum, ama okumak yerine uygulamayı tercih etmez miydiniz?" Bunun üzerine yaşlı adam meditasyon yapmanın en iyisi olduğunu düşünür. Okuduklarını bir kenara bırakır ve gözleri yarı kapalı şekilde bir mindere yerleşir. Drom der ki, "Meditasyon halinde olduğunuzu görmek güzel, ama bunun yerine dharmayı uygulamayı tercih etmez miydiniz?

Yapacak bir şeyi kalmayan yaşlı adam, "Gesha-la, lütfedin, dharmayı nasıl uygulamam gerekir?" diye sorar. Drom'un cevabı, "Alıştırma yaparken, dharma ile kendi zihnin arasında fark yoktur," olur. TSUN BA JE GOM Zihnin aradığın şeyden ayrı değil. 27 MART Aynı Anda Her Yerde "Evet, Siddharta," dedi. "Söylemek istediğin bu mu? Nehrin aynı anda her yerde, kaynağında, döküldüğü yerde, iskelede, akıntıda, okyanusta ve dağlarda, her yerde olduğu mu? Şimdiki anın, ne geçmişin gölgesi ne de geleceğin gölgesi olduğu, yalnızca kendi için var olduğu mu?" "İşte bu," dedi Siddharta. "Bunu öğrendiğimde hayatımı gözden geçirdim. O da bir nehirdi ve çocuk Siddharta, olgun Siddharta ve yaşlı Siddharta'nın ayrı oluşunun nedeni gerçeklik değil, yalnızca gölgelerdi. Siddharta'nın önceki hayatları nasıl geçmişte değilse, ölümü ve Brahma'ya dönüşü de gelecekte değildi. Hiçbir şey ne oldu ne de olacak, her şeyin gerçekliği ve mevcudiyeti var." HERMANN HESSE 28 MART Konuyu Unut İşin sırrı basitçe "Evet!" diye bağırıp buradan sıçramakta. O zaman sorun kalmıyor. Eski bir Ben'e yapışıp kalmadan, şimdide, daima kendin olmak. O zaman kendinden geçer ve tazelendiğini hissedersin. Sen yeni bir sen olursun ve bu sen eski sen haline dönüşmeden "Evet!" der ve kahvaltı için mutfağa yürürsün. Yani her anının en önemli konusu, konuyu unutmak ve çalışmanı genişletmektir. SHUNRYU SUZUKI Kendini "Hayır!" demeye fırsat bırakmayacak sıklıkta "Evet!" demeye alıştırabilir misin? 29 MART Sanki Sırası gelince başlangıç noktasına döneceğiz. Zaman bizi zamanın dışına çekemez, tıpkı boşluğun bizi boşluğun dışına çekemeyeceği gibi. Beklemekle eline geçecek tek şey biraz daha beklemektir. Tam mükemmellik burada ve şimdidir, yakın veya uzak bir gelecekte arama. İşin sırrı burada ve şimdi harekettir. Seni sana bağlayan şey davranışlarındır. Ne olduğunu düşünmeyi bırak ve mükemmellik sana ne ifade ederse etsin, sanki bütünüyle mükemmelmişsin gibi davran. Tek ihtiyacın cesaret. Benim merhametim sana şimdi söylüyor: İçine bak. İhtiyacın olan her şeye sahipsin. Kullan bunu. En iyi olduğunu bildiğin şekilde davran, yapman gerektiğini düşündüğün şeyi yap. Hatalardan korkma; yalnızca niyet önemlidir ve hatalar her zaman düzeltilebilir. Olayların aldığı şekil değil, ama hareketlerinin nedeni senin elindedir. SRİ NISARGADATTA MAHARAJ İşte bir ödev. Bugünü korkmadan, çekinmeden sanki bütünüyle mükemmelmişsin gibi yaşa. 30 MART Binlerce Kuşun Ağzından (alıntı) İşte binlerce kuşun ağzından güneş gibi yükselen Duaya Çağrı. Sükûnetle kavuşmuş ellerimden ve daha da sessiz varlığımdan ve kalbimden taşan ses ve ışıkta şaşırtıcı bir hareket zenginliği ve Hayat var. Sevgilim, zihninin, şehirde her yere tos atan bir koç gibi, hiç önemi olmayan binlerce şeyi içten ve dıştan çılgınca haykırışlarla birbirine kattığı doğru mu? Hafız da gençliğinde yıllarca dövündü ve Tanrı'yla ateşkesten çok uzakta olduğunu düşündü. İşte, bunun içindir ki, bu yaşlı ve yaralı hacı bugün senin için ağlayıp şarkı söyleyen ender bulunur tatlı bir şaraba dönüştü. İşte, bunun içindir ki, Hafız şiirinde ebediyen zillerini çalıp seni çağıracak. Lütfen dinle, tam şimdi içinde olanı daha dikkatli dinle. Benim dünyamda, baki kalan tek şey, yalnız bir kuşun ağzından binlerce güneş gibi yükselen dansa ve duaya yapılan harikulade çağrıdır. HAFIZ 31 MART Söyleyecek Söz Yok Doğum, yaşlılık, Hastalık ve ölüm: Ta başından beri, İşler hep böyle yürüdü. Bu hayattan kurtulmanın En ufak düşüncesi Seni daha da sıkacaktır Pençesinde. Uyuyan insan Bir Buda arıyor, Dertli insan

Meditasyona veriyor kendini, Ama arayacak bir şey olmadığını Bilen, aynı zamanda biliyor ki Söylenecek bir şey yok. Çenesini kapalı tutuyor. LY NGOC KIEU* * Jane Hirshfield'ın düzenlediği Women In Praise of the Sacred adlı kitaptan.

1 NİSAN Tırnak cilası Günün birinde, Maurine Stuart Roshi* Cambridge'deki evinde dostlarıyla çay içerken telefon çaldı. Arayan, "Buda'lar oje sürer mi?" diye soran yedi yaşındaki bir çocuktu. "Sen oje sürüyor musun?" diye cevapladı Roshi. "EVET!" diye bağırdı küçük kız ve telefonu kapattı. MAURİNE STUART *Roshi öğretmen ya da ustayı belirten bir Zen Unvanıdır. 2 NİSAN Bunu Yaşadığımızda ...Hayatımızın tam burada olduğunu, tam şu anın nirvana olduğunu göremiyoruz. Belki nirvananın sorun ve yanılgıların olmadığı bir yerde var olduğunu düşlüyoruz. Belki nirvananın çok fazla güzel ve ulaşamayacağımız bir şey olduğuna inanıyoruz. Nirvananın hep kendi hayatımızdan çok farklı bir şey olduğunu düşünüyoruz. Ancak anlamamız gereken şey onun tam şimdi, tam burada olduğudur. Bu nasıl mümkün olabilir? Yapmamız gereken, hayatımızın olduğunu düşündüğümüz şeyle, nirvananın gizli belleği olan gerçek hayatlarımız arasındaki boşluğu doldurmaktır. Daha iyi bir deyişle, aslında arada boşluk da olmadığını nasıl anlayabiliriz? İkilikle yaşama. Nirvananın gizli belleğiyle, hayatınla gerçek anlamda bütünleş. Gizli bu demektir. Bir şey, saklı veya yakalanması güç olduğundan değil, tam burada olduğu için gizlidir. Onu kesin olarak göremeyiz, çünkü tam burnumuzun ucundadır. Hatta onu yaşıyoruzdur. Onu yaşarken, onu düşünmeyiz. Onu düşünmeye başladığımız an ikilik içinde işlev görmeye başlamış oluruz ve hayatımızın farkına varamayız. TAIZAN MAEZUMI ROSHİ Yıllarımı burasıyla orası arasında hayali köprüler inşa etmeye harcadım. Gördüm ki, aslında hep olmayı istediğim yerdeyim. Tek boşluk algılamamdaydı. 3 NİSAN Görmek, Senin Doğanda Bu yolda gösterilmesi gereken bir çaba var mı? Şahsen herhangi bir yönde çabalamak için giderek daha az enerjim var. Gerilmeden çaba gösteremezsin. Neden çaba harcıyorum ki? Bunu, sırf bir sonuç görmek, senin dışındaki bir şey için yapıyorsun. Bir kez aradığın şeyin aslında senin gerçek doğan olduğunu bildiğinde, artık didinmeye isteğin kalmaz. O halde öncelikle nasıl durmaksızın çaba harcadığını gör. Bu sürecin farkına vardığın anda, sürecin dışına çıkmış olursun. Ardından gerçekten dinginliğin kendisi olduğun sezgisi gelir. Bunu görmek dahi en azından bir miktar çaba gerektirmez mi? Hayır. Bu görüş senin doğal halin. Sadece görme eylemini yapmadığının farkında ol. Durmaksızın tepki verdiğinin farkında ol. Görmek çaba gerektirmez, zira senin doğan görmektir, dinginliktir. Bir sonuç beklemediğin, eleştirmeye, değerlendirmeye veya sonuçlandırmaya uğraşmadığın ve sadece baktığın anda tepkiyi algılayabilir ve artık ona suç ortaklığı yapmaktan vazgeçersin. JEAN KLEIN Çabanın hayatında nasıl işlediğini ve sonuçlara ulaşmak için didindiğin yolları izle. Aradığın ne? Nereye gittiğini sanıyorsun? 4 NİSAN Zen meditasyonunda sonraki yoktur. OLD ZEN SAYING Ebediyen ve daima, yalnız şimdi var, tek ve aynı şimdi; şimdi sonu olmayan tek şey. ERWIN SCHRODINGER 5 Nisan Aklını Başına Getirecek Önemsiz Cümle Tamamen sıradan bir şey yaptığın zaman, hatta daha iyisi işemek, sevişmek, traş olmak, bulaşıkları, bebeği odanı ya

da kendini yıkamak gibi tamamen gerekli bir şey yaptığın zaman kendine şunu tekrarla: "Demek hepsi bu kadar!" LEW WELCH Hepsi bu kadar. Bu sözcükleri okumak. Daha öteye bakma. Tam önünde. Sadece bu. 6 NİSAN Onun İkameti Burada Sevgili kardeşim, Tanrı'yı arıyorsun ve o her yerde. Her şey sana onu anlatıyor, her şey sana onu gösteriyor, her şey sana onu getiriyor. O senin yanı başında, üzerinde, çevrende ve içinde. Onun ikameti burada ve sen hâlâ onu arıyorsun. Ah! Sen Tanrı'yı, onun gerçek varlığının içinde Tanrı fikrini arıyorsun. Aradığın mükemmellik başına gelen her şeyin içinde. Izdırabın, hareketlerin, dürtülerin, Tanrı'nın sana onlar yoluyla kendini gösterdiği gizemler. Ancak O kendini senin o boşuna tutunduğun yüceltilmiş imge biçiminde asla göstermeyecek. Şimdiki anda en çılgın düşlerinin ötesinde sonsuz zenginlikler var, ama onların tadına ancak inancın ve aşkın elverdiğince varabilirsin.

Bir ruh sevdiğince, özlediğince, umut ettiğince bulur aradığını. Tanrı'nın iradesi her anda kendini gösterir, öyle bir ummandır ki O, kalp onun derinliklerine ancak taşıdığı inanç, güven ve aşkla kulaç atabilir. JEAN PIERRE DE CAUSSADE Kafandaki yücelik imgelerini, kutsal fikirleri ve ruhani kavramların tümünü atmaya çağırıyorum seni. Bu ana dön. Aradığın Tanrı budur. 7 NİSAN Olduğun Şeyin İçinde Gevşe Bir daha söylersek, araştırma nasıl yapılır? Öncelikle, sen olduğuna inandığın herhangi bir şey olup olmadığını bul, sadece düşünce ya da zihinsel bir imge olmayan ve beraberinde duygusal ve fiziksel duyumsamalar getirmeyen herhangi bir şey. Dikkatli bir incelemeden sonra kendinle, tüm kimliğinle ilgili düşündüğün her şeyin aslında sadece hafızanın bir oyunu olduğunu apaçık göreceksin. "Kendin" hakkında okuduğun veya duyduğun ve düşündüğün şeylerin oyunu. Bu durumda açık olan bir şey de aslında "sen"in olmadığıdır... Dilersen, deneysel olarak en az birkaç saniye boyunca var olabileceğin fikrini bir kenara bırak. Bunu yaptığında, daima burada, henüz doğmamış olanı ve asla ölmeyecek olanı keşfedeceksin ve sınırları olmadığını göreceksin. Seni bunun içinde gevşemeye çağırıyorum. Bununla ilgili hikâyelerin hepsini bir kenara koymaya, onu tanımlamanın veya sınırlamanın olanaksız olduğunu kavramaya çağırıyorum. Bundan nasıl ayrı olabilirsin ki? Sen osun. Sadece engin, sonsuz her şey var. Bu senin olduğun şey. Sen, her şeyin içinden çıktığı ve içinde yok olduğu sonsuz ve koşulsuz sessizliksin. O halde neden bu oyuna, mücadeleye, numaralara son vermiyorsun? Neden bilmemenin koynunda gevşemiyorsun? Bu mutlaktır, koşulsuz huzur ve mutlak, koşulsuz güvenlik. Olduğun şeyin içinde gevşe. SCOTT MORRISON 8 NİSAN Bakmanın Özel Bir Yolu ... Burada söylemeye çalıştığımız şey hedeflerin hepsini unutmanız gerektiği. Aslında bu noktayı neredeyse aşırılık derecesinde vurgulayıp duruyoruz. Yap veya yapmaların olmadığını söylüyoruz... rehber kitaplar yok. Erişilebilecek diğer her hali bütünüyle unutmaksın. Sadece, burada ve şimdi olana odaklan. Yüzde yüz olumsuz bir yaklaşımın ardından bir kez bunu yaptığında nasıl işlediğinin anında farkına varacak, kendine nasıl acı yarattığını göreceksin. Bunu gördüğünde başka bir şey kendiliğinden yerine oturacak. Bunu sen yapmıyorsun, içimizde oluşan bütün o süreç yalnız düşüncede. Düşünce hep hoş bir duruma ulaşmaya çabalar. Kendini tatmin etmenin peşindedir. Sürekli ulaşmaya çabaladıkça çelişkiye düşer. Bu yüzden olaylara düşüncenin içinden veya düşünce eşliğinde baktığında... hep yenileceksin, çünkü düşünce, gördüğünü kendi koşullandığı biçimde yorumlayacaktır... Yani başka birinin düşünce sürecine bakmak özel bir bakma yolu gerektirir. Arkada bir fon olmadan, yani durmaksızın "Bu iyi, bu kötü," diye kendini aldatan bir düşünce mekanizmasını tümüyle kapatarak bakmak gerekir... İzleyici ve izleyen bir olduğunda ortaya bambaşka bir bakış türü çıkar. ROBERT POWELL Önceden kurgulanmış gerçekleri eklemen gerekmiyor. Sahte olan her şeyi çıkar. Ne kalır geriye? 9 NİSAN Yulaf Ezmesini Tatmak Haftasonu sesshin'in (inziva) ikinci sabahıydı. İlk günün tamamında huzursuzluk, ızdırap ve sıkıntıyla oturup burada ne yaptığımı merak etmiştim. Bütün bunları bırakıp gitmekten beni alıkoyan neydi? Ertesi sabah buna nasıl devam edeceğimi bilmiyordum. Yastıklarımızın üzerinde otururken kahvaltımız geldi. Servis yapan kişi yanıma geldiğinde çanağımı uzattım. İçine biraz yulaf ezmesi koydu. Herkese servis yapıldıktan sonra birlikte yemeğe başladık. Ağzıma azıcık yulaf ezmesi attım ve tüylerim ürperdi. O kadar lezizdi ki, hayretle donakaldım. Ağlamaya başladım. O anda anladım ki, kaç çanak yulaf ezmesi yemiş olursam olayım, yulaf ezmesini hiç tatmamıştım. ZEN ÖĞRENCİSİ* Bildiğimiz düşüncesini bir kenara bıraktığımızda olanı görmek çoğu kez bizi afallatır ve hayat çok lezizdir.

*Brenda Shoshanna'nın Zen Miracles adlı kitabından 10 NİSAN Kim Seni Lekeledi? Bir keşiş, "Nasıl özgürlüğe kavuşur insan?" diye sordu. Ustası dedi ki, "Kim seni ne zaman zincirledi?" Keşiş: "Kutsal Diyar nedir*?" Usta: "Kim seni ne zaman lekeledi?" Keşiş: "Nirvana nedir?" Usta: "Kim seni doğum ve ölüme bağlı kıldı?" SHI TOU Kim seni ne zaman zincirledi? * Kutsal Diyar - Mahayana Budizm 'de acılı dünyalardan soyutlanmış bir Buda 'nın kurduğu kozmik veya ideal diyar.

11 NİSAN Onu kovalarsam, kovalayan ve kovalanana ayrışırım. Oysam, oyumdur, başka bir şey değil. JOHN LILLY Odandan çıkmana gerek yok. Masanın başında kal ve dinle. Dinleme bile, sadece bekle. Bekleme dahi, sessiz ol ve tek başına kal. Dünya kendini maskesinden arınmış olarak sunacaktır sana, başka seçeneği yoktur, ayaklarının altına sevinçle serilmekten başka. FRANZ KAFKA 12 NİSAN Gerçek Meditasyon Gerçek meditasyon kendiliğinden olandır. Bilinç alanında görünen herhangi bir şey seçilmediği için, gelen her şey saftır. Seçim yoktur. Yalnızca, seçim yapmaksızın dış algılara, duygulara, bedenin duyumsamalarına, düşüncelere veya onların yokluğuna izin veriş vardır. Zihin kendi sınırlarını kavradığı için her şeyin eşit şekilde varlık bulmasına izin vardır. Gerçeği arayanın yapması gereken tek şey budur. Bunun ötesinde ruhani uygulamaya gerek yoktur. Bu açıklıkla şimdide yaşarız. Kazanacak, kaybedecek bir şey yok. Farkındalık bir sürecin sonunda elde edilebilecek bir şey değil. İhtiyacımız olan her şeye sahibiz. FRANCIS LUCILLE Yıllarca, Zen meditasyonu uygulayıcısı olarak, tüm olumsuz düşünceleri ortadan ikiye bölecek bir mistik ışın kılıcım olmasını diledim. Sonra farkettim ki, düşünceler düşman değildi ve onları içtenlikle kucaklamayı öğrendim.

13 NİSAN Tilicho Gölü Bu yüksek yerde Bu kadar basit, Bildiğin her şeyi bırak geride. Soğuk yüzeye adım at, işlenmemiş aşkın eski duasını oku ve aç kollarını. Boş ellerle gelenler göle şaşkın bakacaklar, orada, lekesiz karı yansıtan soğuk ışığın altında kendi yüzünün gerçek biçimi. DAVID WHYTE 14 NİSAN Tek Gerçek Mart ayında bir Salı günü, alışverişimin yarısını bitirmiş, süpermarketteki et reyonunda bir bonfileye bakarken, birden bonfile oldum! İşte bütün olduğum şey buydu: Soğuk bir et tezgahına dizilmiş, satın alınmayı, pişirilip yenmeyi bekleyen, katledilmiş bir hayvan. Kendimi dışarıdan öyle görmüyordum, ama içimde varlığımın bonfilenin her bir molekülüyle yer değiştirdiğini, moleküller arasındaki her boşluğu doldurduğumu duyumsadım. Sonra o biçime tutsak olarak karanlık bir çamur göletinde boğulduğumu hissettim. Bu garip madde boyutunda kaybolmuştum ki, bir tür duygu beni bana hatırlattı. Umutsuzca yeniden ben olmayı istedim, ama dönüşümü engelleyen muazzam bir güç vardı. ... Aptallaşmıştım, hareket edemiyor, düşünemiyor, hissedemiyor ve duyamıyordum. Her şey o anda durdu. Ayaklarımın yerle bir olduğunu hissettiğimde her şey sessizleşmişti. Bu sessizliğin içinden bir şeyler duymaya başladım:

Sözcükleri değil, anlamını çevirmek durumunda olduğum bir tür duygu-sesi. Tüm dikkatimi beni gerçekliğe döndürebileceğini bildiğim bu mesaja verdim, ama onu yakalayamıyordum. Sessizce, "Ne bilmem gerekiyor?" diye yalvardım. "Söyle bana!" Ardından bedenime ve nefesime odaklandım. Kulaklarım kâğıt torbaların hışırtısını seçmeye başladığında cevap geldi: "Tek gerçek şimdidir." DONNA LEE GORRELL 15 Nisan Diri Ol Her şeye son kez bakıyorsun ve gördüğün her şey vedalarla allanıp pullanmış. Bir çocuğun yastığın üzerindeki denizyıldızım andırır elleri, senin kapı tokmağı üzerindeki elin... Bu odada yıllarca Noeller kutlandı, pencereye düşen kar o kadar yoğun olurdu ki, bazen odanın içinde yağmaya başlardı, ışıltısı masaları, kitapları, sandalyeleri, köşedeki gösterişli Noel ağacını aydınlatırdı, orada oturan bir aile, kardan adamlar gibi, karda mahsur kalmış, hiçbir zaman bitmeyeceğini düşündükleri şeylerin delice geçip gidişi karşısında kar körü olmuşlardı. Bugün şimdi her şey geçip gidecek, çünkü bugün son gün. Yağmurun yağışını son kez izliyorsun, ve zihninde son kez görüyorsun o karı, uyuyan bu çocuğu, bu kediyi. Son kez bu evin böylesine canlandığını görüyorsun, çünkü onun yaşamının bir parçası olan sen canlandın. Tutulmayan tüm sözler, tutulacaksa bugün tutulmalı. Söylenmeyen her söz, onları bugün söylemezsen hiçbir zaman söylenmeden kalacaklar. Sevdiğin ve seni ölesiye sıkan insanlar, onlarla yaşayacak ne kadar yaşam varsa içinde, bugün yaşamazsan hiçbir zaman yaşanmayacak. ...Hayatının bu gününde, yapabiliyorsan diri ol... FREDERICK BUECHNER Dirilmek için yarını mı bekliyordun? 16 NİSAN Hayat Nedir Senin İçin? Hayatını nerede arıyorsun? En çok yaşadığını hissettiren ne? Sana göre hayat ne? Bu sorular üzerinde kafa yor ve keyfini çıkar. Şimdi bugün, an be an rastladığın her insan ve olay senin için hayattır. Hayat başka yerde değil. Kendini şu anda sana sunan hayatı ne kadar kabullenebileceğine bak. BRENDA SHOSHANNA İnsanlar çoğunlukla, "Hayat ellerimden akıp gidiyor," der. Hayat tam şu anda gözünün önüne serilirken bu mümkün mü? 17 NİSAN Aşamalar yok Ölümden sonra ne olduğunu, cenneti, düşünmek tamamen anlamsızdır. Bu hayattan sonra bize ne olduğuyla ilgili sorular sormak yersiz. Bu türden sorular bencilliğin meyveleridir ve insanı gereksiz yere kıvrandırır. Sonsuzluk burada ve şimdinin içindedir. Burada ve şimdi zazen* pozisyonunu uygulamak Buda'nın gerçek öğretisini uygulamaktır. Aşamalar veya basamaklar yoktur, zazenin kendisi satoridir**. Burada ve şimdi hepimiz Buda'yız. TAISEN DESHIMARU * Zazen :oturularak yapılan Zen meditasyonu. ** Satori :aydınlanma deneyimi. 18 NİSAN Hayatın Anlamı S: Katie, bana göre hayat anlamsız. Bu benim deneyimim. Hiçbir anlam bulamıyorum. Katie: Demek hayat anlamsız? Doğru mu bu? S: Sadece hiçbir anlam duyumsamıyorum. Bana öyle geliyor. Katie: Gerçekten mi? Hayat benim için çok anlamlı. S: Olabilir, benim için değil. Katie: Benim için hayatın anlamı basitçe burada seninle oturmak. Asla bundan daha karmaşık olmadı. Öyle yakınındaki farkına varmıyorsun. Nedir hayatın anlamı? Benim için, burada oturmak. O kadar. Oturmak. Kalkıp yürüyene dek. Çok basit. Nedir hayatın amacı? Burada seninle oturmak. BYRON KATİE Hayatın anlamını aramayı bırakıp gözünün tam önündekini görebilir misin? 19 NİSAN Kendi Köşen ... Aydınlanmak için başka bir günü bekleyip durma. Sadece kımılda ve içine, zihnindeki köşene çekil. Aradığını orada ara, başka yerde değil. Bunu yaptığında, Buda'larla ilgili sınırsız mesele ve binlerce öğreti buradan sızacak ve yeri göğü dolduracaktır. Önemli olan Yol'u [dışardan] aramaktan kaçınmak ve sadece Öz'e güvenmektir.

Sayısız kereler getirip götürdüğün ve bu sırada bir an bile ayrı kalmadığın Öz'ün varlığından hâlâ habersizsen onu avucunun içinde tuttuğu halde doğuda ve batıda arayan bir insandan farksızsın. Bu, ne kadar karmaşık görünürse görünsün, aslında Öz'ü unutmaktan ibarettir. Bugün, tüm resme baktığımızda Buda'ların muhteşem yolunun ve saygıdeğer öğretmenlerin ayrı ayrı iletilerinin yalnızca bundan ibaret olduğunu görürüz. Öyleyse, asla şüphe etme. KEIZAN Japonya'daki Soto Zen okulunun kurucularından olan Keizan, meditasyon sırasında sadece oturuyor olmanın dahi başlıbaşına aydınlanma olduğunu öğretti. Özel bir deneyim arayışı olmadan. Sadece sessizce oturmak. 20 NİSAN Doğal bir Olay Sadece bir iki saniye önce "yüzümü yıkıyor"dum. Ceketimin kolları beni engelliyor, gözlerim sabundan yanıyordu ve "amma da bela iş bu," diye düşündüm. Tam o anda direnmeyi bırakıp bedenimin kendi yüzünü yıkamasına izin verebileceğimi farkettim. Direnişi yaratan yanılsama "Ben yüzümü yıkıyorum"dan kaynaklanıyordu. Yani yıkama işini yapan "ben" işi yapmak yerine sürece engel oluyordum. Kontrol ettiğim yanılsamasından vazgeçtiğim anda yüz yıkanmış ve sorunsuz kurulanmıştı. "Kontrol"ün bırakıldığı andan işlemin bitirildiği ana dek sanki zaman geçmemişti ve gözler yanmadan, ceket kollarıyla sorun yaşanmadan, anlık bir "eylem" meydana gelmişti. Öyle görünüyor ki, beden kendini temizlemeyi "ben"den daha iyi "biliyor." OMKARA DATTA

21 NİSAN Hayat Dolu Çoğu insan ancak gerçek hayatta canlıyken yaşadığımıza ve son nefesimizi verdikten sonra bir şekilde ruhun bulanık dünyasında gezindiğimize inanır. İki ayrı dünya olduğunu düşünmek büyük hatadır. Gerçekte yaşadığımız yer ruhani, milyarlarca dünyayı kapsayan, üç dört ve hatta sonsuz boyutların ötesinde bir alemdir. O zaman da bu alemin boş ve sınırsız olduğuna inanma tehlikesi baş gösterir. Dikkat et! Her şey tam burada ve şimdi oluyor. Her şey hayat dolu. SOEN NAKAGAWA Cennet alemi yalnızca ellerinde değildir, ellerindir. 22 NİSAN İkamet Eden Soru: Kaynağa giden doğru yolda mıyım? Cevap: Hâlâ şüphen var. Bir yerden diğerine gidebilmek için bir yola ihtiyacın var, tıpkı Malezya'dan Hindistan'a gitmek için bir yol gerektiği gibi. Öz'ünü kavramak için kaç kilometre gitmen gerekiyor? Öz'üne ulaşmak için hangi yoldan gitmelisin? Uçağa, trene ya da bir arabaya ihtiyacın var mı? Herhangi bir araca ihtiyacın yok, zira aradığın şey tam Şimdi Burada. Bunu tam Şimdi anlamalısın! Sadece anla ve çabalama. Öz'ün ebedi olduğunu ve daima Burada olduğunu anla! Sen Buradan herhangi bir yere hareket ettiğinde Öz hareket etmez. Sen nereye gidersen git, Öz her zaman içindedir. Öz kalbinde ikamet eder. Kalp boşluğunda oturur. Hareketli değildir ve her şey onun içinde varolur. Bunu tam şimdi anlaman gerekiyor. H.W.L. POONJA (POONJAJI) 23 NİSAN Sıradanlığın İçinde Egzotik, yabancı, alışılmadık, ender bulunanın arayışı çoğu kez hac yolculukları biçimini alır, dünyaya sırt çevrilir, "Doğu'ya yolculuk" edilir, başka ülkelere ya da başka dinlere. Gerçek mistiklerden, Zen keşişlerinden, ve şimdi de Humanistik ve Kişilikötesi psikologlardan alınacak en büyük ders kutsal olanın sıradanlığın içinde bulunduğu, yani buna günlük hayatında, komşularında, dostlarında, ailende, arka bahçende rastlayabileceğin olgusudur. Yapacağın yolculuklar kutsal olanla karşılaşmaktan kaçış olabilir. Bu ders kolaylıkla gözden kaçabilir. Bana göre mucizeleri başka yerlerde aramak her şeyin mucize olduğu konusunda cehaletin en kesin işaretidir. ABRAHAM H. MASLOW Başka bir alıştırma sana: Bugün çevrede yürü ve saatte birkaç kez kendi kendine, 'Bu bir mucize," de. Ne olursa olsun söyle bunu. Sadece bu bakış açısının her günkü deneyimlerinle kurduğun ilişkiyi nasıl değiştirdiğini gözlemle. 24 NİSAN Tek Bir Koan Gerçek meditasyon her şeyi - öksürmeyi, yutkunmayı, sallanmayı, hareket ve durağanlığı, konuşma ve oynamayı, iyi ve kötüyü, ün ve utancı, kayıp ve kazancı, doğruyla yanlışı* tek bir koanda toplamaktır. HAKUIN Sana bu koanı vermesi için bir Zen ustasını beklemene gerek yok. 25 NİSAN Şimdi Olan Şey

Dostum, hayattayken Misafir'i bulmayı dile Hayattayken atla deneyimin göbeğine! Düşün... ve düşün... hayattayken. Senin "kurtuluş" dediğin şey ölümden önceki zamana ait. Hayattayken koparmazsan iplerini, sanır mısın ki hayaletler yapacak bunu sonradan Sırf beden çürüdü diye ruhun vecde kavuşacağı fikri hayaldir bu. Şimdi olan şey o zaman da vardı. Şimdide hiçbir şey bulamazsan, varacağın yer Ölüler Şehri'nde bir evdir. İlahi olanla aşkı yaşarsan şimdi, gelecek hayatta tatmin olmuş bir insanın yüzü olacak sende. KABİR Ölümün özgürlük getirdiği fikri sadece daha fazla beklemeye yol açan bir kavramdır. İlahi "misafir"le tanışmak istiyorsan, iplerini şimdi kopar. 26 NİSAN Zaman Şimdidir! Kurtuluş şimdidedir. Kendimizi zamanda ileriye ya da geriye yöneltme eğilimi taşırız, oysa İncil'de, İsa'nın bizi kurtarmasına, ya şimdi izin vereceğimizi ya da ona hiçbir şekilde izin vermeyeceğimizi yazar. Bunun adı, anın her zaman erişilebilen lütfudur. İsa'nın vaaz ettiği ilk kelam şudur: "Zaman şimdidir! Tanrı'nın krallığı burada ve hazır. Dönüp bakın. Müjdeli Haber'e İnanın." Bu dört cümle, İsa'nın tüm öğretisini içerir. Bunda gizemli ya da sözde mistik hiçbir yan yoktur, bu yalnızca şimdinin sınırsız doğasıdır. RICHARD ROHR 27 NİSAN Sütün Kaynağı Kendi dışında arama. Sütün kaynağı sensin. Başkalarını sağma! İçinde bir süt çeşmesi varken Boş kovayla dolanma. Okyanusa açılan kanalın varken Sen hâlâ küçücük havuzdan su umuyorsun. O sevginin büyümesi için et duanı. Sadece BU olsun tefekkürün. Kuran der, Ve O seninledir. MEVLANA 28 NİSAN Çocuklar, Burada ve şimdi Solundaki çalılıklardan bir çıtırtı geldi. Aniden, guguklu saatin kuşu gibi iri siyah bir kuş fırladı. Kuş karga ebatlarında olmasına rağmen kesinlikle bir karga değildi. Ucu beyaza boyalı kanatlarını çırparak aramızdaki boşluktan ok gibi fırlayıp Will'in uzandığı yerden yirmi adım ötedeki küçük ölü bir- ağacın en âlt dalına kondu. Turuncu renkli gagası ve gözlerinin altındaki tüysüz bölge, kalın çıplak bir deriyle başını çevreleyen kanarya sarısı tüyler dikkatini çekti. Kuş kafasını yana eğdi ve ona önce sağ gözüyle sonra sol gözüyle baktı. Turuncu gagasını açtı, beş tonlu bir gamda on veya on iki notalı nağmeler şakıdı. Ardından hıçkırık tutmuş gibi sesler çıkardı ve do do sol do melodisiyle şakıyarak, "Burada ve şimdi çocuklar; burada ve şimdi çocuklar," dedi. . Sözcükler, içinde bir şeyi tetikledi ve birden her şeyi hatırladı.. . ALDOUS HUXLEY 29 NİSAN Kapısız Kapı ... Bir dağa bakarken ve mevcut farkındalığının çabasızlığı içinde rahatlamışken aniden dağ her şey olur, sense hiçbir şey. Ayrık-öz duygun aniden ve tümüyle kaybolur ve yerine an be an yükselen her şey gelir. Kusursuz farkındalık ve bilinç halinde olmana, her şeyin tümüyle normal görünmesine rağmen kendini hiçbir yerde bulamazsın. Yüzünün, oradaki dağa bakan tarafında değilsindir; sen en sade, en basit, en duru haliyle dağ, gök, bulutlar, an be an yükselen her şeysindir. ... Üstelik, bu hali bir kez tattığında- Budistler buna 'Bir Tat' derler, çünkü sen ve tüm evren tek bir deneyim, tek bir tatsındır- açıkça görürsün ki, bu hale girmiyorsun, tersine bu hal, derin ve gizemli bir biçimde senin, hatırlânamayacak kadar eski zamanlardan gelen esas halindir. Gerçekte bu halden bir saniye dahi çıkmamışsındır.

İşte bu yüzden Zen'de bu durum Kapısız Kapı olarak adlandırılır: Bu kavrayışın bir yanında bu hale ulaşmak için bir şey yapman, sanki bir kapıdan geçmen gerekiyormuş gibi görünür. Oysa bunu yaptıktan sonra dönüp ardına baktığında kapı falan yoktur ve hiç olmamıştır. KEN WILBER

30 NİSAN Doğal Nirvana Aydınlanmaya giden yolun tüm görünüşleri -doğuştan gelen bir yetenekle yolda aydınlanma, yolun kendisi ve aydınlanmaya giden yolun sonuçları- esas varoluştan yoksun olduğu için, hepsi birden doğal nirvanaya sahiptir. Doğal nirvanaya dair bu içgörü geliştikçe, olayların ve nesnelerin yanlış anlaşılmasından, yani temel bilgisizlikten kaynaklanan acıları dağıtmak ve üstesinden gelmek mümkün olacaktır. Yalnızca acılar silinmekle kalmaz, aynı zamanda kendine dönük açgözlü bilgisizliğe doğru en ufak eğilimin ve geçmişte düşüncesizce yapılmış eylemlerin bıraktığı izlerin silinmesi de mümkün olur. Böylelikle, bu andaki bilgisizlik, onun geçmişteki izleri ve gelecekteki bilgisizliğe eğilim bütünüyle ortadan kaldırılabilir. Tüm bilgisizliği aşan insan... doğal olarak korkudan arınır ve bir budanın nihai ve sabit durmayan nirvanasında sabitlenir. 14. DALAI LAMA 1 MAYIS Bir daha söyleyeyim mi? Oraya varmak için, Olduğun yere varmak için, olmadığın yerden gelmek için, Coşkunun olmadığı yoldan geçmelisin. Bilmediğine varmak için Bilgisizliğin yolundan geçmelisin Sahip olmadığın şeye sahip olmak için Sahip olmama yolunu seçmelisin Olmadığın yere varmak için İçinde olmadığın yoldan geçmelisin, Ve neyi bilmiyorsan tek bildiğin o Ve neye sahipsen senin olmayan o Ve neredeysen senin olmadığın yer o. T.S. ELIOT ("EAST COKER'DAN") 2 MAYIS Varlık "Aydınlanmayı nerede arayacağım?" "Burada." "Peki ne zaman olacak?" "Tam şimdi oluyor." "Öyleyse ben bunu niye deneyimlemiyorum?" "Çünkü bakmıyorsun." "Neye bakmalıyım?" "Hiçbir şeye. Sadece bak." "Neye?" "Gözlerinin değdiği herhangi bir şeye." "Özel bir şekilde mi bakmalıyım?" "Hayır. Her zamanki gibi bak yeter." "Ama zaten hep her zamanki gibi bakmıyor muyum?" "Hayır." "Nasıl olur bu?" "Çünkü bakmak için burada olmalısın. Sense çoğu zaman başka yerdesin." ANTHONY DE MELLO Zihnin başka bir yere ve zamana kaydığında sessizce gözlemle. Burada ve şimdide olmadığında büyük ihtimalle bir hayaller ve endişeler diyarında yitmişsindir. Sadece bunu sessizce gözlemle. 3 MAYIS Saat Kaç? Tam şu anda saatinin alarmını sabah 3.47'ye ayarlarsan ve alarm çalınca, uyanıp alarmı kapattığında: "Saat kaç?" diye sorsan, şöyle cevap vereceksin: Şimdi. Şimdi. Neredeyim? Burada! Burada! Sonra uyumaya devam et. Ertesi sabah 9-00'da kalk. Neredeyim? Burada! Saat kaç? Şimdi! Gelecek Perşembe'den itibaren üç hafta 4.32'de kalkmayı dene. Allahtan Bundan kaçış yok İşler böyle yürüyor Bu

Ebedi şimdi Sonunda anlarsın ki, dönüp duran yalnızca saat... O işini yapıyor- sen oturuyorsun Burada Tam Şimdi Daima RAM DASS 4 MAYIS Kulak Kesilmek Ne kadar güzel, sakin bir sabah! Böceklerin cılız sesleri, tenini okşayan serin bir meltem. Bir nefeslik zaman -hissediyor muyuz? Kalbin vuruşlarıyla titreşen beden. Sessizce yan yana oturan insanlar - burada mıyız? Tam kulak kesildik mi, yoksa her birimiz düşünmek, hatırlamak ve beklemekten ibaret özel dünyalarımıza mı hapsolduk? Aramızda bölünmeler yaratmayan, samimiyetle dinlediğimiz anlar var mı? Bu vızıldayan, nefes alan, nabız gibi atan mevcudiyet, hayallerin, endişenin ve arzuların yerine geçebilir mi? ... Oysa burada olmanın çok daha basit, başka bir yolu var. Bunun hakkında sırf konuşmak ya da okumak, içine derinlemesine dalmakla aynı şey değil. Tam şimdi, açık sessizliğin tam ortasında ses veya duygu ve düşünce olarak beliren şeyleri basitçe dinlemen, farkında ve burada olman mümkün mü? Tercihlerin ve yargıların olmadığı bu engin dinleyen boşlukta dinlemeyi kimse yapmıyor. O kendiliğinden oluyor. Arada sırada olup bitene kulak kesilmek bir teknik değil. Olan bu ve hepsi bu! TONI PACKER Şimdi okumayı bırak. Birkaç dakikayı, sanki sesleri ilk kez duyuyormuşsun gibi dinleyerek geçir. 5 MAYIS Kayıp Sakin ol. Ötedeki ağaçlar ve yanıbaşındaki çalılar Kaybolmadı. Olduğun yerin adı Burada, Ve tıpkı güçlü bir yabancıymış gibi gör onu, Tanımak ve tanınmak için izin iste. Orman nefes alıyor. Dinle. Cevap veriyor, Çevreni saran bu yeri ben yaptım. Buradan ayrılırsan, yeniden gelebilirsin, Burada diyerek. Birbirinin aynı iki ağaç yoktur Kuzgun için Birbirinin aynı iki dal yoktur Çalıkuşu'na göre. Bir ağaç ya da dalın anlamı yittiyse gözünde Kesin kayıpsındır. Sakin ol. Orman bilir Nerede olduğunu. Bırak bulsun seni. DAVID WAGONER Daima Burada'sın. Başka nerede olabilirsin? Ne büyük teselli. 6 MAYIS Ne Yapıyorsun? Peter: Sence tam şimdi söyleyeceğim bir şey tüm şüphelerini ve tereddütlerini yok edebilir mi? Rob: Muhtemelen. Yalnızca bir iki kelimeyle öğrencilerini uyandıran öğretmenler hakkında bir sürü hikâye okudum. Peter: Sence şimdi ne oluyor? Rob: Ben sadece tarihte bir çok insanın öğretmenlerinin yetenekleri sayesinde uyandığını söylüyorum. Bazen öğretmenlerin bir şey söylemesi dahi gerekmedi. Sadece öğrencilerine belli bir şekilde baktılar veya dikkatlerini gökteki aya çektiler ya da buna benzer bir şeye. Peter: Sen ne yapıyorsun? [Sessizlik] Rob: Anlıyorum. Yeterince uzun süre öğretmenlerle vakit geçirirsem beni değiştirebilecekleri yönünde bir hikâye oluşturmaya başladım. Başka bir çözüm üretiyorum. [Uzun sessizlik] Peter: Sadece şunu açıklığa kavuşturmak istiyorum; bazı insanların, kitapların, öğretilerin, uygulamaların ve benzeri şeylerin daha ferah bir var olma halini uyandırabilecekleri fikrini tümüyle reddetmiyorum. Böyle durumlar olduğu kesin. Ayrıca öğretmenlerin bazı durumlarda, o kişi sınırlarını yıkmaya hazırsa çok küçük müdahalelerle insanları açabildikleri gerçeğini de yadsımıyorum. Bu olabiliyor. Aynı zamanda, belirli tekniklerin, kitapların, kavrayış veya bakış açılarının "işe yarayacak numara"yı bir kerede gerçekleştireceğine ilişkin fantezide kolaylıkla yolumuzu şaşırabiliriz. PETER FENNER Bir ustanın seni mutlak huzurlu-mutluluk diyarına ışınlamasını mı bekliyorsun? Peki bu olayı beklerken hayatını nasıl yaşıyorsun? 7 MAYIS Kaygısız Varlık Mutluluk aranmaz, çünkü ona Gerçeğin kavranmasıyla ulaşılır. Güvence ve zevki amaç haline getiren kişilik mutlu olamaz. Zevk veya güvence peşinden koşmak sonuçta hoşa gitmeyen veya ürkütücü hakikatleri örtbas eder. Bu durumda Sevinç otomatik olarak engellenir, çünkü Hakikat'in değeri bilindiğinde kalbin ışımasıdır Sevinç.

Sevinç hali, hafifliği, hazzı, mutluluğu ve tatlılığı çağrıştırır. O an aydınlık, şakacı, kaygısız bir varlığa dönüşürsün. Gerçekliğin içinde haz duyarsın. Hayatı ağırlıksız ve oyun dolu bir macera gibi görürsün. Her an eşsiz bir sevinç kaynağıdır, çünkü Hakikat varlığını orada gösterir. Anlarsın ki, Sevinç, Hakikat'in nefesi olan Sevgi'nin ışımasıdır. H. ALMAAS 8 MAYIS Seattle'da biri Ajahn Chah'a zihnini meditasyona nasıl hazırladığını sordu. Chah'ın cevabı, "Hep neredeyse orada tutuyorum zihnimi," oldu. AJAHN CHAH Meditasyon senin şimdideki gerçek doğandır. RAMANA MAHARSHI ... Balanchine, "Şimdi!" diye bağırırdı dansçılarına. "Hangi güne saklıyorsunuz? Şimdi yapın yapacağınızı!" St. Petersburg'da geçen çocukluğu ve Rus Devrimi zamanında iç savaşın tanığı olarak çektiği sıkıntılar, Balanchine'de kalıcı bir iz bıraktı. Okuldan mezun olduğunda kan tükürmeye başlamıştı. Daha sonraları, 1924'te Avrupa'ya iltica ettikten sonra tüberküloz teşhisi kondu ve üç ayını bir sanatoryumda geçirdi. Bundan sonra yıllarca yüksek ateş ve soğuk terlerin pençesinde kaldı. "Biliyor musun, ben aslında ölü bir adamım," dedi ilk dansçılarından birine. "Çoktan ölmem gerekirdi ve ölmedim, işte şimdi bu nedenle yaptığım her şey bana verilen ikinci bir şans... Ne dönüp geriye bakıyorum, ne de ileriye. Yalnızca şimdiye." JOAN ACOCELLA 9 MAYIS Aziz Kırçiçekleri Öyle çoklar ki (yapraklar). Kümeler halinde. Bu kadar bol olmaları hoşuma gidiyor. Senin hayal edebileceğinden daha aziz bunlar. Her biri biricik. Her biri kendisi. Sarısı, kırmızısı, turuncusu, beyazıyla. Korkusuz paraşütçüler gibi sonbahar göğünde aşağı süzülürler. Öylesine bir teslimiyet, güven içindeler ki. Benim gibi sorgulamıyorlar... Güvenli olur mu? Anlar mıyım? Acıtır mı Kendini bırakıp havalanmak yerine oyalanan, sınıflayan, sorgulayan Aziz kırçiçekleri her yıl geri dönüşün sürekliliğini hatırlamam için kışkırtıyorlar beni. Bana, bir şeyin güzel olması için yetiştirilmesine gerek olmadığını gösteriyorlar. GUNILLA NORRIS Kendini, zihnini veya doğanı yetiştirmen gerekmiyor. Tam şu anda güzelsin. 10 MAYIS Kavramları Görmek Şu anın içinde tüm geçmiş ve geleceğin bulunduğunu söylediğimde, gerçekte şu anın kendisinin de var olmadığını, onun da sadece bir kavram olduğunu hatırlaman önemli. Sahip olduğumuz her düşünce bizi bağlar ve kısıtlar. Tüm düşüncelerimizden arındığımızda, doğuştan sınırlamaların olmadığını görürüz. Böylesine muhteşem olan da budur! Şu veya bu şekilde, örneğin uçamayız diyerek, sınırlı olduğumuzu söyleriz. Oysa bunlar kavramlardan başka bir şey değildir. Hayatı Tek Vücut olarak görebilsem, her şeyin aslında tek olduğunu bilsem, o zaman tabii ki uçabilirim. Her şeyi yapabilirim, çünkü ben her şeyim. Tam şimdi hepsini birden yapıyorum! Dünyanın çevresinde, Mars'ın çevresinde turluyor, yıldızlar yaratıyorum. Uçamayacağımı söyleyecek olursam bu yalnızca bendeki "Ben" kavramının uçamayacağını gösterir. Benim, benle ilgili düşüncem sınırlı, bağlı olduğundan kartalla bir olduğumu görmem. Oysa sınırsız, bağımsız bir varlık olarak kesinlikle uçabilirim. ... Konu gerçekte bizim şimdiki zaman kavramımızla mevcut anın aynı olmaması, bunun yalnızca bir kavram olmasıdır. Aynı zamanda bu kavram oldukça yararlıdır. Genellersek şunu söyleyebiliriz: Kavramları oldukları haliyle gör, onları araç olarak kullan, kendini kullandırma. Kavramlara bağlandıkça veya takıldıkça onlar bizi kullanır. BERNIE GLASSMAN 11 MAYIS Durup Gerçeği Söylemek Hayatlarımızı fazlasıyla yüzeysel yaşadık, sonra da bu yüzeysellik acı verdi, çünkü her birimizin içinde hakikatin derinliği, Kendisinin bilinmesini, kendisinin duyumsanmasını, ifade edilmesini, bulunmasını arzulayan mevcudiyetin derinliği mevcut. "Eh, bunun hakikat olduğunu hissediyorsam, bu hakikattir" düşüncesiyle yetindiğiniz durumda daha derin bir anlayışı atlamış, gözden kaçırmış olursunuz. Hem de trajik biçimde. Papaji "durmanı" söylediğinde, seni gerçek anlamda hikâyeni anlatmayı kesmeye davet eder. Bir anlığına. Hatta bir andan da kısa bir süre için. Hikâyeni anlatmayı kes. Bu iyi bir hikâye dahi olsa, yalnızca dur ve hakikat anında kendini göstersin. Hakikati anlatıyorsan hikâyeni anlatamazsın. Hikâyeni anlatıyorsan hakikati söyleyemezsin. Çok açık, değil mi? GANGAJI 12 MAYIS Şimdilik Hali ... Birinin tüm evveliyatıyla ilgilenmeye başlayıp, şimdiki haliyle bağlantı kurmaya çalıştığında, geçmişini düzeltmesi mümkün olmadığından, o kişi kaçış yolu kalmadığını, durumunun umutsuz olduğunu düşünmeye başlar. Hiçbir çıkış yolu olmadan geçmişinde tutsakmış gibi hisseder. Bu tür bir yaklaşım son derece beceriksizcedir. Yıkıcı bir yaklaşımdır, çünkü şimdinin, tam burada ve tam şimdi olanın yaratıcı yönünün devreye girmesini engeller...

Sorunu, türlü teorilerle karmaşıklaştıracağımız yerde basitleştirmemiz gerekir. Şimdilik halinde, tam bu anda, hem tüm evveliyat hem de geleceğe dair saptamalar bulunur. Her şey tam burada olduğundan, geçmişteki bizi, şimdi kim olduğumuzu ya da gelecekte kim olabileceğimizi ispatlamak için buradan öteye gitmemiz gerekmez. Geçmişi çözmeye yeltendiğimiz anda, aslında şimdiyi olduğu haliyle kabullenememiş ve bu anda hırs ve mücadele içine girmiş oluruz. Bu korkaklıktır. CHÖGYAM TRUNGPA Cesur ol. Önemli olan her şey şimdi burada. 13 MAYIS Eylem Yok Burada ve şimdi biliyorsun hatalarını Vazgeç hepsinden ve geç bunları Arayacak ne var ki? Güneyden gelen şaşkın çocuk Yüz ayrı şatoya boşuna yolculuklar Bulanık sulara doğru başıboş dolaşmalar JAKUSHITSU Eski bir Budist metne göre, Güney'den gelen çocuk aydınlanma arayışıyla elli üç ayrı öğretmeni dolaştı. Sen kaç öğretmene gideceksin? Kaç yöntem deneyeceksin? Sonunda durup da görene dek. 14 MAYIS Bir An İçin Okumayı Bırak Bir anlığına okumayı bırak ve bir dakika içinde öleceğini düşün. Deneyimleyeceğin son şeyler bu sayfaları okumak, üzerindeki giysilerle bu odada oturmak, tam şimdi düşündüğün ve duyumsadığın her şeyi düşünmek ve duyumsamak olacaktır. Hepsi bu. Bu hayatının sonu. Bu konuda bir şey yapmaya zamanın yok. Bir not bırakmaya veya telefon etmeye vaktin yok. Hayatın sona erdi. Bir dakika içinde öleceksin. Tüm yapabileceğin, tam şimdide olanı deneyimlemek. Bu basit olduğu kadar derin bir alıştırmadır. Seni hızla bulunduğun yere getirir. Altı alemin* izdüşümleri iner. Mücadeleyi, ihtiyaç duymayı, fiziksel rahatlık aramayı, istemeyi, başarmayı ve korumayı bırakırsın. Aydınlanma, elde etme ve kavrayış anlamını yitirir. Yalnızca buradasın. Bu varoluşun ağını koparmanın bir yoludur. Bu noktadan emin ol. KEN MCLEOD * Budizm 'e göre altı varoluş alemi vardır: Cennet, cehennem, insan, aç ruhlar, hayvanlar ve savaşan tanrılar. 15 MAYIS Sadece Tek Bir Seviye [Larry Shainberg- "Larry-san"- çok az İngilizce konuşan Japon bir Zen hocasının öğrencisiydi.] Kyudo Roshi'ye bir keşiş olmak için çalıştığımı söylediğimde yüzünde bir inanmazlık ifadesi belirdi. Ardından katılarak gülmeye başladı. "Sen keşiş? Larry-san bir keşiş? Hah! Hah! Hah! Bir an kendine hiç gelemeyeceğini sandım, ama aniden gülmeyi kesti ve bakışlarıyla beni olduğum yere çiviledi. "Hayır, Larry-san, sen keşiş değil. Sen hazır keşiş! Anladın? Hazır keşiş! Dinle: Ben keşiş. Altı yaşta keşiş oldu. Dört yıl tapınak, onbeş yıl manastır. Sen niye keşişlik ister?" Hafifçe kekeleyerek ona istediğim şeyin, "Uygulamalarımı daha derin bir seviyeye taşımak," olduğunu söyledim. "Daha derin seviye?" Yeniden gülmeye başladı. "Ne demek daha derin? Zen uygulaması sadece bir seviye. Değil derin, anladın? Değil sığ." LAWRENCE SHAİNBERG Daha derin. Daha yüksek. Daha iyi. İmkânsız. Buradan başka gidecek yer yok. Sadece bu. 16 MAYIS Her Şekilde Şimdi Zaman aldığı konusunda ısrar ediyorsak korkarım hâlâ bir şeyler saklıyoruz. Bu yalnızca dürüst ve istekli olmakla ilgili. Her şekilde kabul etmeye istekli misin? Şimdi her şekilde kabul etmeye istekli misin? Yaşam yalnız şimdi. Sevgi yalnız şimdi. Hakikat yalnız şimdi.

Bilgelik yalnız şimdi. Aydınlanma, Kendini kanıtlama- yalnız şimdi. Sevinç yalnız şimdi. Mutluluk yalnız şimdi. Özgürlük yalnız şimdi. Mutlak Huzur, yalnız şimdi. Senin elinde. SCOTT MORRISON 17 MAYIS Olmanın Farkındalığı S: ... Zihni bütünlemek ve güçlendirmek kolay iş değildir! Nereden başlamak gerekir? N: Yalnızca olduğun yerden başlayabilirsin. Burada ve şimdidesin, burada ve şimdinin dışına çıkamazsın. S: Peki ama burada ve şimdi ne yapabilirim? N: Varlığının farkında olabilirsin - burada ve şimdi. S: Hepsi bu mu? N: Hepsi bu. Bundan başka bir şey yok. S: Bütün o uyanışlarımda ve düşlerimde hep kendimin bilincindeyim. Bunların bana pek faydası olmuyor. N: Sen düşündüğünün, hissettiğinin, yaptığının farkındaydın. Varlığının farkında değildin. S: O halde benimsememi istediğin yeni unsur nedir? N: İçinde yer almadan, en yalın şekliyle olaylara tanıklık etme hali. SRİ NISARGADATTA MAHARAJ 18 MAYIS Ayağının Altına Bak Hayatın durmaksızın tekrarladığı ve zorladığı ders "Ayağının altına bak"tır. Tanrısal olana ve gücünün gerçek kaynağına hep sandığından daha yakındın. Uzak ve güç olanın cazibesi aldatıcıdır. Büyük fırsat olduğun yerdedir. Kendi yerinden ve zamanından nefret etme. Her yer yıldızların altı, her yer dünyanın tam ortasıdır. JOHN BURROUGHS 19 MAYIS Göğü Tarama Meditasyonu Dışarıda, rahat ve mümkünse manzaralı bir yer bul ve otur. Gözlerini kapa. Birkaç derin nefes çek ve bırak. Bedeninin içine rahat ve doğal biçimde yerleş. Tüm duyum deneyimlerinin geniş ve berrak gökteki bulutlar gibi geçip gitmesine izin ver. Yalnızca gözlemle. Sessiz ol. Her şey tam burada. Bırak gitsin ve ol yalnızca. Yapılacak hiçbir şey yok; tahmin edilecek, anlaşılacak, başarılacak bir şey yok. Yalnızca buradalık... Yuvada ve rahatça. Bırak nefesin kendiliğinden içeri ve dışarı hareket etsin. Bırak bedenin ve zihnin kendi zamanına ve kendi mekânına doğallıkla yerleşsin. Şimdi, gözlerini yavaşça aç ve gökyüzüne dik. Sakin bakışlarını sonsuz gökyüzüne dik ve bak. Uzay boşluğunu andıran zihnin başı ya da sonu, içi veya dışı, gerçek biçimi, rengi, boyutu veya şekli yoktur. Zihnini rahatlat ve bırak bu sonsuz, boş ve geniş farkındalığın içinde erisin. Bırak düşünceler, duygular ve duyumlar serbestçe gelip gitsin. Hepsini engin gök-zihninin enginliğine fırlat. Bırak. Ol. Rahatça. Olduğu gibi. Göğün boş ve kusursuz enginliğinde. Saf farkındalık, doğuştan gelen Tam Mükemmellik budur. LAMA SURYA DAS 20 MAYIS Hakikati olduğun yerde bulamıyorsan, Nerede bulmayı umuyorsun? Hakikat uzağında değil; daima burada. Ondan uzağa bir adım dahi atmadığın için ulaşman gereken bir şey de değil. DOGEN Meditasyon gerçekliğe doğru akar. Seni hayatın acılarına karşı yalıtmaz. Seni bırakır, hayatın içine tüm yönleriyle birlikte dalar ve öyle derinlere girersin ki, acı engelini aşar, ötesine geçersin. HENEPOLA GUNARATANA 21 MAYIS Sonunda kalın kafama girdi. Bu hayat - bu an - kostümlü prova değil. İşte bu. F. KNEBEL Hayatını dinle. Anların tümü kilit anlar. FREDERICK BUECHNER

22 MAYIS Bahçede ... Kendimizi hiçbir şeyden ayrı tutamayız. Bazılarına göre Allah vergisi düşünme yeteneğimiz en büyük sorumluluğumuzdur. Ayırt ederek düşünebilme yeteneğimizin yan ürünü bir tür ayrı kalma duygusudur. Bizi Cennet Bahçesi'nden ayıran şey de budur. Bu ayrılık ve yabancılaşma duygusundan arınabilseydik, en başından beri bilmeden o Bahçe'de olduğumuzun farkına varabilirdik. İlahi bütünlüğün gizli gerçeği budur; her şeyin bizim parçamız olduğunu ve gerçekte düşündüğümüz şekilde var olmadığımızı bilme duygusudur. Ayrılık her yönüyle düşüncedeki sapmalardan doğar. DAVID A. COOPER Ne güzel bahçe, apaçık ortada gizli. Görüyor musun? 23 MAYIS Yıldızları Görüyor musun? Bir keresinde [Abu] Patrul Rinpoche münzevi hücresinin bir köşesinde biz çömezleriyle oturuyordu. Her gün alacakaranlıkta, Abu çimlerin üzerine yaydığı kendi boyundaki yeni bir yün kilime uzanır, gökyüzünün seyrine dayanan bir meditasyon seansı yapardı. Bir akşam orada yatarken bana dedi ki, "Lungchey, sen zihnin özünü bilmediğini mi söylemiştin?" "Evet efendim, bilmiyorum," diye cevap verdim. Abu, "Ah, bunda bilmeyecek bir şey yok. Gel buraya," dedi. Ona doğru yürüdüm. "Benim yaptığım gibi uzan yere ve göğe bak," dedi. Dediğini yaptım. Sohbetimiz şöyle gelişti: "Gökteki yıldızları görüyor musun?" "Evet." "Dzogşen manastırında köpeklerin havlamasını duyuyor musun?" "Evet." "İyi ya, bu meditasyon işte." O anda, kendi içimde kavrayışın verdiği kesinliği hissettim. "Bu" ve "Bu değil"in zincirlerinden kurtulmuştum. O başlangıçtan bu yana var olan bilgeliği, boşluğun ve doğuştan gelen farkındalığın yalın bütünlüğünü kavradım. PATRUL RİNPOCHE Tam şu anda sokağın seslerini duyuyor musun? Ağaçlarda dolaşan rüzgarı duyuyor musun? Meditasyon budur. 24 MAYIS Tek bir dünya var, şu dakikada seni sıkıştıran dünya. STORM JAMESON Hayatta her şey öğretmenindir. Aç gözünü. Çabuk öğren. CHEROKEE YERLİSİ YAŞLI KADINDAN TORUNUNA 25 MAYIS Engin Bir İlahi [Nörolog Dr. Oliver Sacks'ın bacağındaki ciddi kırık iyileşme aşamasındaydı.] Kahvaltıdan sonra gezintiye çıktım. Muhteşem bir Eylül sabahıydı. Her yeri gören bir taş sıranın üzerine yerleşip pipomu doldurdum ve yaktım. Bu benim için yeni ya da en azından hemen hemen unutulmuş bir deneyimdi. Son on dört yılda tek bir kez dahi ya da en azından bana öyle geliyordu, pipomu ateşleme keyfine ayıracak boş vaktim olmamıştı. Şimdi, bir anda, neredeyse unuttuğum bir boşluk, telaşsızlık ve özgürlük duygusu gelmişti içime. Şimdi; aniden hatırlandığı, geri döndüğü için hayattaki en değerli şey gibi gözüküyordu. "Şimdi"ye, güdülerden veya arzulardan arınmış ve çok yoğun bir dinginlik, huzurluluk, sevinç, saf haz duygusu hakimdi. Yerdeki, sonbaharın rengini almış her bir yaprağın, çevremdeki Cennet'in öyle derinlemesine bilincindeydim ki... Dünya hareketsizdi. Her şey saf mevcudiyetin yoğunluğuyla odaklanmış halde donmuştu... ... Şimdi, bu sabah kendimi, Yaradılış'ın ilk sabahındaymış gibi, yepyeni bir dünyaya hayret dolu gözlerle bakan Adem gibi hissettim. Her anın içinde böylesine bir güzelliğin, böyle bir bütünlük duygusunun olduğunu bilmiyordum ya da unutmuştum. Sıralanan anların farkında dahi değildim, geriye yalnızca ebedi şimdinin mükemmelliği ve güzelliği kalmıştı... OLİVER SACKS

26 MAYIS Tüm Mesele Tüm mesele şimdiki zamanda, daima ŞİMDİ'de yaşamaktır. Gelecekte düzelecek koşulları saplantı haline getiren kimse ne görünürdeki şimdide ne de yanıltıcı gelecekte yaşıyor demektir. Şimdiki an ebedi andır. Zaman dahi var olmadan önce ve sonrasında, ŞİMDİ'den başka sonsuzluk yoktur. RAMESH S. BALSEKAR Boşlukları doldur: "...zaman mutlu olacağım." Gerçekten mi? 27 MAYIS Zamanla göreceğiz Tanrı'yı ve ışığını diyorsun. Seni aptal, hiç görmeyeceksin Bugün göremediğini! ANGELUS SILESIUS Açık seçik görebilmek, şiirin, felsefenin ve dinin biraraya gelmesidir. JOHN RUSKIN Yeni bir ülke ararken, acaba tam şimdi burnunun ucunda duran şeyi mi kaçırıyorsun? 28 MAYIS Dolaysız İlişki Tüm bunlarla ciddi olarak ilgilenen insan, ancak ne varsa onunla başlayabilir. Bu durumda olandan kastedilen, tam olduğumuz halimizle, herhangi bir andaki kendimizizdir. Bizler, şimdi kavranması gereken bilincimizin içerdiği şeyiz. Bu da yalnızca şimdiki anda farkındalığı ya da kendini hatırlamayı gerektirir. Hayat çarkının dikkatimize sunduğu her şeyle dolaysız ilişkide olmamız gerekir. ... İnsan özgürlüğe açılan kapının yalnız tam şu anda var olduğunu kavradığında, her anın çok büyük önemi vardır. ALBERT BLACKBURN Ne kadar süreyle unuttuğun değil, şimdi hatırlamak önemlidir. Şimdi başla. Çok geç diye bir şey yok. 29 MAYIS Olaylara Bakışın Dikkatini suluboya yapmak gibi masum ve yalın bir işe verdiğinde, çıldırmış bir dünyanın üyesi olmaktan duyduğun kaygıların bir bölümü yok olur. İster çiçekleri, yıldızları, atları boyuyor ol, ister melekleri, evrenimizi meydana getiren tüm unsurlara karşı büyük bir saygı ve hayranlık doğar içinde. Çiçeklere dostum, yıldızlara düşmanım, atlara komünist, veya meleklere faşist diyemezsin. Onları oldukları halde kabullenir ve Tanrı'ya onlar neyse o oldukları için şükredersin. Dünyayı hatta kendini geliştirme çabasından vazgeçersin. Görmek istediğini değil, olanı görmeyi öğrenirsin. Olan, genellikle olması mümkün olandan ya da olması gerekenden bin kat iyidir. Evreni kurcalamayı bırakabilsek, onun düşündüğümüzden çok daha iyi bir dünya olduğunu görebilirdik. Nihayetinde, dünyayı yalnızca birkaç yüz milyon yıldır işgal etmekteyiz ki, bu onu daha yeni tanıyoruz anlamına gelir. Bir milyar yıl daha kalsak da sonuçta dünyayı tanıyacağımızın hiçbir garantisi yoktur. Başında olduğu gibi sonunda da bu bir sır olarak kalır. Bu sır evrenin en küçük parçasına dek her yerde mevcuttur veya sürer. Bunun boyut ya da mesafe, büyüklük ya da uzaklıkla hiçbir ilgisi yoktur. Her şey olaylara nasıl baktığına bağlıdır. HENRY MİLLER Gerçeklik bozuldu mu? Onu tamir etmeye mi çalışıyorsun? 30 MAYIS Sırrı Görmek ... Seren yelkenli donanımcısı olarak, Buenos Aires'e giden yelkenlinin seren direğinin üzerinde duruyorum. Dolunay var. Eski yelkenli saatte on dört deniz mili hızla seyrediyor. Teknenin kıç tarafına bakacak şekilde cıvadranın üzerine uzanmışım. Su aşağıda köpüklenirken, ay ışığında bembeyaz görünen yelkenleriyle direkler tepemde kule gibi yükseliyor. Birden o güzellik ve nağmeli ahenkle birlikte sarhoş oldum. Bir an için kendimi, sanırım gerçekte hayatımı kaybettim. Özgür kalmıştım! Denizin içine karıştım, beyaz yelkene ve dalgaların serpintisine dönüştüm, güzellik ve ahenk oldum, ay ışığı ve yelkenli ve loş yıldızların parladığı engin gökyüzü oldum! Geçmiş ya da gelecek olmadan, huzur, birlik ve yabanıl bir coşkuyla, kendi hayatımdan, İnsan'ın hayatından daha büyük bir şeye, Hayatın kendisine aittim! Buna Tanrı'ya aittim de diyebilirsin. ... Hayatımda birkaç kez daha, açıklara yüzerken ya da bir kumsalda tek başıma uzanırken aynı deneyimi yaşadım. Güneş oldum, kızgın kumlara, bir kayaya demir atmış akıntıyla sallanan yeşil yosunlara dönüştüm. Tıpkı bir azizin salt mutluluğu görüşü gibi. Sanki görünmeyen bir elin olaylardaki perdeyi aralayışı gibi. Bir anlığına görüyorsun ve sırrı görerek sır oluyorsun. EUGENE O'NEILL (LONG DAY'S JOURNEY İNTO NIGHT-TAN)

31 MAYIS Büyük Olmak İçin, Bütün Ol Büyük olmak için, bütün ol; sen olan Hiçbir şeyi dışlama, abartma. Her şeyde bir bütün ol. Tüm varlığını koy Yaptığın en küçük şeye. Öylesine yükseklerde ki, Dolunay her gölde ışıldıyor. FERNANDO PESSOA 1 HAZİRAN Kökten Kabullenme Kafesimizden çıkmanın yolu öncelikle kendimiz ve hayatlarımızla ilgili tam anlamıyla her şeyi kabullenmeyle, an be an yaşadıklarımızı uyanıklıkla kucaklamaktan geçer. Her şeyi kabullenmek derken, herhangi bir anda beden ve zihnimizde olanları, onları kontrol etmeye, yargılamaya ya da geri çekmeye çalışmadan fark etmekten söz ediyorum. Kendimize veya başkalarına zarar verecek davranışlara katlanmaktan söz etmiyorum. Bu, gerçek "mevcut an" deneyimini kabullenmeye dair bir iç süreç. Acı ya da kederi, direnmeden duyumsamak anlamında. Bu, birine veya bir şeye karşı istek ya da hoşnutsuzluk duyup bu konuda bir şeyler yapma güdüsünü hissettiğimiz için kendimizi yargılamamak anlamına geliyor. Bana göre Kökten Kabullenme, içimizde olanları açıkça tanıyıp gördüğümüz şeye, nazik ve sevecen bir kalple bakabilmektir. Deneyimimizin herhangi bir bölümünü yaşamaktan kaçındığımız anda ve kalbimiz olduğumuz kişinin ve hissettiğimiz şeyin bir bölümünü kapattığında, değersizlik esrimesini sürdüren ayrılık duyumlarını ve korkularını beslemiş oluruz. Kökten Kabullenme ise bu trans halini kökünden söker. TARA BRACH, PH. D. 2 HAZİRAN Sakin Cılız Ses Bir süre sessizce otur. Zihninde doğal olarak düşünceler belirecek. Bunun sakıncası yok, çünkü zihin düşünceleri üretmek ve saklamak için yapılmıştır. Bununla birlikte, her bir düşünce zihninin derinliklerinden yüzeye çıktığında basitçe, "Kim?" diye sor. Başlarda bir cevap bekleyeceksin. Dağınık zihin - yani durmaksızın kendisiyle dünyayı tartışan egonun zihni- Sakin Cılız Ses'in sesini duyacak kadar durulduğunda bir cevap alacaksın. Cevap, sorgulayanın O olduğudur. Tanrı'nın Tanrı'yı arayışı. JASON SHULMAN 3 HAZİRAN Her şey yolunda... Her şey. İnsan mutsuz, çünkü mutlu olduğunun farkında değil. Sadece bu kadar. Hepsi bu, hepsi bu işte! Biri farkına varacak olsa, bir anda mutlu olurdu, o dakikada. FYODOR DOSTOYEVSKY Sevgili Léonard, hayatla yüzleşmek, hep hayatla yüzleşmek ve ne olduğunu bilmek, olduğu gibi sevmek. Sonunda bilmek. Onu olduğu haliyle sevmek ve sonra bir köşeye kaldırmak. "SAATLER" FİLMİNDE VIRGINIA WOOLF (DAVID HARE, SENARİST) 4 HAZİRAN Göz Hizası Fotoğraf çekme işleminin her aşaması ışığa doğru attığım bir adım, kutsal olanı deneyimlediğim, her baktığım yerde suretini gördüğüm, göz hizasındaki Tanrı'yla karşılaşma. Birinin portresini yapmak bir onur ve ayrıcalıktır. Bu, bir başkasına derinliğine bakmak, yüzeyinde dolaşırken ruhun özünü görmektir. Bunu başarabilmek için fotoğrafçının bir eşiği geçmesi, olanca dikkatiyle bir başkasının varlığının içine dalması gerekir. Bu buluşma kutsal bir andır, bir bütünleşme anı, İlahi olanın başka bir boyutunun gözler önüne serildiği, yansıyanı yakalama şansının olduğu andır. JAN PHILLIPS Bakmak, bir başkasına gerçekten bakmak, kendimizi ilk kez görmektir. 5 HAZİRAN Ya ... Birçoğumuz her günü, dün gördüğümüzü arayarak geçiriyoruz. Bulduğumuz şeyin bu olması şaşırtıcı değildir. Çoğumuz hep aynı şeyleri ya da beterini bekliyor ve çoğu kez hayal kırıklığına uğramıyoruz. Ya sürprizleri beklemeye başlasaydık ne olurdu? Ya hayattan beklediğimiz olumsuzlukları daha beter görmemize yol açan at gözlüklerini çıkarıp atsaydık? Ya sıradan olanın içindeki sihri aramaya başlasaydık? Hayal kırıklığına uğrar mıydık? Ya hayata gerçekten âşık olsaydık ne olurdu bize? Ya Thoreau'nun da vurguladığı gibi gerçekliğin muhteşem olduğuna inansaydık, nasıl değişirdi hayatlarımız? Ya Thoreau'nun tavsiyesine uyup "yalnızca gerçekliği düzenli olarak gözlemlesek" ne olurdu? Onun öngördüğü gibi gerçekten masala benzer miydi hayatlarımız? Ya hayatın bize getireceği bütün o önemli şeyleri aramaya başlasaydık nasıl olurdu? Başkalarının faydalandığı aptallar mı olurduk, yoksa hayatın heyecan verici, coşkulu ve muhteşem olduğunu mu görürdük? JAMES A. KITCHENS Ruhani kurtuluşu göklerde arama. O tam burada, her günün ve sıradan olanın içinde.

6 HAZİRAN Küçük Ördek Şimdi hazırız bakmaya çok özel bir şeye. Kıyıda kırılan dalgalardan otuz metre ötede iri dalgaların kucağında okyanusta gezinen bir ördek bu. Atlantik kabarıyor, o da onun parçası. Atlantik kabarırken o dinlenebilir, çünkü Atlantik'in içinde dinleniyor. Muhtemelen bilmiyor, Okyanus ne kadar engin. Sen de bilmiyorsun. Ama o bunu kavrıyor Ve sorarım sana, ne yapıyor? İçinde oturuyor. Şu anın içinde dinleniyor. sanki sonsuzlukmuş gibi -ki öyle. İman bu, ve ördekte bu var. Ya senin? DONALD C. BABCOCK 7 HAZİRAN Tanrı Budur Tanrı gölün suyundadır; aynı zamanda göl yatağının çatlamış toprağında göl kuruduğunda. Tanrı bereketli hasadın içindedir; aynı zamanda başgösteren kıtlıkta hasat olmadığında. Tanrı yıldırımın içindedir; aynı zamanda inen karanlıkta yıldırım düştükten sonra. MANSUR AL-HALLAJ Bugün her durum ve etkileşime girdiğin her olayda, şunu hatırlat kendine: "İşte bu!" 8 HAZİRAN Ayıplamadan Bakmak Sevgiyle bak şimdiye, yalnızca sonsuza kadar hakikat olanı taşır kendinde. Tüm şifa onun içinde. Ne zaman ki bakarsın herkese yapmadan göndermeler geçmişe algıladığın şekliyle ne seninkine ne onunkine, öğreneceksin gördüklerinden şimdide. Yeniden doğmak geçmişi bırakmaktır ardında, ve ayıplamadan bakmak şimdiki zamana. Zaman olmadan öncesi şimdidir ve zamanın bitiminde de olacaktır. Ölümsüz her şey onun içindedir ve hepsi birdir. Korku şimdiye değil ama geçmiş ve geleceğedir hiç varolmayan. Neden Cennet'i bekleyesin? O bugün burada. MUCİZELER KURSUNDAN 9 HAZİRAN Zamanında Her şeyin ötesinde, şimdiden başka zamanda yaşama lüksümüz yok. Tüm ölümlüler içinde en kutsanmışı, geçen hayatının tek bir anını dahi geçmişi hatırlamak uğruna kaybetmeyendir. Filozof yanımız ufkumuzdaki her kümesten horozun ötüşünü duymadığı sürece geç kalınmıştır. Bu ses, uğraşlarımızın ve düşünce kalıplarımızın giderek paslandığını ve eskidiğini bize hatırlatır. Onun felsefesi bizimkinden daha yakın bir zamana denk gelir. Bu felsefede, bu ana göre hakikat olarak adlandırılabilecek, daha yeni bir Ahit öne sürülür. O geride kalmamış, erken kalkıp erken yol almıştır ve onun olduğu yerde olmak zamanın en ön safında,

tam zamanında olmak demektir. Bu, Doğa'nın zindeliği ve güvenilirliğinin tüm dünyaya övünçle ilan edilişidir. Tıpkı Müz'lerin* yeni çeşmesi olmak üzere zamanın bu son anını kutlamak için fışkıran kaynağın zindeliği gibi... HENRY DAVID THOREAU * Müz: Sanat ve bilim dallarını simgeleyen dokuz tanrıçadan biri 10 HAZİRAN Çok Kolay Bir Yol İnsanların Buda'yı doğumun ve ölümün dışında araması tıpkı güneye gitmek için kuzeye yönelmek veya Kutup Yıldızı'nı görmek için güneye bakmaya benzer; doğum ve ölümün nedenlerini biriktirdikçe özgürleşmeye giden yolu kaybederler. Doğumun ve ölümün nirvananın ta kendisi olduğunu anlamak yeter, doğum ve ölümü yadsıyacak bir şey olmadığı gibi, niıvana olarak görülecek bir şey de yoktur. Bu durumda birisi doğuma ve ölüme karşı bir tür kayıtsızlık oluşturabilir. ... Buda olmanın çok kolay bir yolu vardır: Kötülük yapma, doğuma ve ölüme bağlanma, tüm varlıklarla derin bir yakınlık kur, yukarıdakilere saygı, aşağıdakilere yakınlık göster, hiçbir şeye düşmanlık ya da özlem duyma, düşünme ya da endişelenme. Buna, Buda denir. Başka yerde arama. DOGEN 11 HAZİRAN Her Şey Tapınmadır Nedenlere dair düşünceleri bırakmış, tasasız, kendine güvenli, (bilge kişi) hiçbir şey yapmaz, işi başından aşkınken dahi. Ne umduğu bir şey vardır, Ne de korktuğu. Dingin, Maldan mülkten hür, lekesiz, Yalnız bedeniyle hareket eder, Olan şeyle yetinir, Acı veya zevke bağlı değildir, Ne de başarıyla başarısızlığa, yapar ama Asla kölesi olmaz eylemlerinin. İnsan bağlılıklarından arındığında, ve zihni bilgeliğe demir attığında, yaptığı her şey tapınmadır ve her eylemi eriyip gider. BHAGAVAD GITA 12 HAZİRAN Küçük Bir Değişim Yaratmak Zazen'in [Zen meditasyonu] püf noktası şudur: Tek yapmamız gereken, kafamızın içinde dönüp duran dünyadan tamburada-şimdiye doğru küçük bir değişim yaratmaktır. Yapmamız gereken alıştırma budur. Geliştirmemiz gereken, tam-burada-şimdi olmanın yoğunluğu ve beceri düzeyidir. Bir seçim yapmak adına, "Hayır, burda dönmeyeceğim," diyebilme becerisini geliştirmemiz gerekiyor. An be an yaptığımız uygulama bir seçime, çatallanan yola benzer. Bu tarafa da gidebiliriz, o tarafa da. Bu daima, an be an, kafamızda kurmaya çalıştığımız cici dünyamızla, gerçekte olan arasındaki bir seçimdir. Gerçekte bir Zen sesshin*'i sırasında olan şey, yorgunluk, can sıkıntısı, ve bacaklardaki ağrıdır. O rahatsızlıkla sessizce oturma zorunluluğundan öğrendiğimiz şey öylesine değerlidir ki, bu yaşanmadıysa, yaşanması gerekir. Ağrılar içindeyken dönemezsin. Onunla kalmak zorundasın. Gidecek bir yer yok. İşte bu yüzden ağrı gerçekten değerlidir. CHARLOTTE JOKO BECK Düşüncelere kucak açtığımızda dönmek, gerçekte sorulmamış varsayımlar ve birçok hikâyeyi çözmek ve ortaya çıkarmak için altın bir fırsata dönüşür. * Sesshin- Bir hafta süreli meditasyon inzivası. 13 HAZİRAN Son Vermek Sadece burada oturuyoruz ve yalnızca bir saniye içinde, oluş içindesin. Oluş içindesin derken, oluşun içinde olan bir "sen" yoksun, bu aynen yuvada olma hissidir. Ayrıca bu senin yaptığın bir şey de değildir, çünkü olmak hep buradaydı. Bu, zihinsel faaliyete dikkat vermek yerine, onun sona verilmesidir. Üstelik bu herhangi birinin gönüllü olarak yaptığı bir şey değildir. Bu, olmaktır. Öyleyse bunu yapabilecek kimse yoktur. Öte yandan kimsenin bunu yapamayacağını kesin bir biçimde söylemek de yanıltıcı olabilir. Senin olduğunu sandığın yapıcı bunu yapamaz demek, bunu yapamayacağını söylemekten daha açıktır. Ne dediğimi anlıyor musun? ISAAC SHAPIRO 14 HAZİRAN Uzay Gibi Boş

... Zihnin her şeyi yapar. Bir şeyin zor olduğunu düşünürsen, zordur. Bir şeyin kolay olduğunu düşünürsen, kolaydır. Bir şeyin ne zor ne de kolay olduğunu düşünürsen, o halde o şey ne zor ne de kolaydır. Peki o halde gerçekte nasıldır? Git biraz su iç, sıcak mı soğuk mu olduğunu kendi başına anlayabilirsin. Zor ya da kolayı yapma. Hiçbir şeyi oldurma: Bir şey yapıyorken sadece yap. Zen budur. Hepimizin bu hayata ilişkin somları var. Zaten bu nedenle tüm çabalarımız. "Buda nedir?" "Zihin nedir?" "Bilinç nedir?" "Yaşam ve ölüm nedir?" Buda'nın alemini anlamak istersen öncelikle zihnini tıpkı uzay gibi boş tutmalısın. Bu zaten her Buda'nın zihnidir. Zihninin uzay gibi boş olması, zihninin bir ayna gibi saydam olması anlamına gelir: Aynanın önüne kırmızı geldiğinde, görünen kırmızıdır; beyaz gelirse, beyaz. Bazen buna yansıyan zihin deriz. Yalnızca evreni olduğu haliyle yansıtırsın. Bu zaten hakikattir. SEUNG SAHN "Zor" veya "kolay" kavramları olmadan hayatın sence nasıl olurdu?

15 HAZİRAN Çaba ve Olan Çaba, "olan"dan sapmadır. "Olan"ı kabullendiğim an mücadele biter. Mücadele veya çekişmenin her şekli dikkat dağıtıcıdır. Çaba anlamına gelen bu dağılma, ancak psikolojik açıdan "olan"ı olmayan bir şeye dönüştürmek istediğim sürece var olabilir. Örneğin, öfke. Öfke çabayla veya değişik yöntemler ve tekniklerle, meditasyon ve "olan"ı "olmayan"a dönüştürme biçimleriyle bastırılabilir mi? Şimdi, bir an için öfkeyi öfkesizliğe dönüştürmeye çabalamak yerine öfkeli olduğunu kabullendiğini veya bunu kendine itiraf ettiğini varsayalım. Bu durumda ne olurdu? Öfkeli olduğunun farkında olacaktın. Peki ne olurdu? Kendini öfkenin kollarına bırakır miydin? Öfkeli olduğunun farkındaysan ki "olan" bu, ve "olan"ın "olmayan"a dönüştürülmesinin ne kadar aptalca olduğunu bildiğine göre, hâlâ öfkeli olur muydun? Öfkeyi bastırmaya, değiştirmeye ya da dönüştürmeye çabalamak yerine onu kabullenmiş ve ona yalnızca bakmış olsaydın ve onu suçlamadan ya da onaylamadan tümüyle farkında olsaydın, anlık bir değişim meydana gelirdi... O halde, çaba farkında olmamaktır... Öyleyse farkındalık da çabasızlıktır. J. KRISHNAMURTI Hayatım boyunca insanları ve durumları düzeltmeye çalıştım. Kendime bir Tanrı rolü biçerek hayalimdeki dünyayı yeniden yaratma peşine düştüm. Ne kadar rahatsız edici bir durum. Ne denli gereksiz. 16 HAZİRAN Samimi Ol ... Bir seferinde Cambridge Zen Merkezi'nde bir görüşmedeydim. İçeriye son derece heyecanlı bir adam girdi ve az önce bir aydınlanma deneyimi yaşadığını söyledi. Deneyimi tüm detaylarıyla anlattı. Öğretmeni dinledi ve olabildiğince nazik biçimde, "Bana bu deneyimi tam şu anda gösterir misin lütfen?" diye sordu. Bununla, eğer deneyim geçmişte olduysa, artık ona sahip olmadığını gösteriyordu öğrencisine. Önemli olan şu anda olmakta olandır. Çoğu kez yaşamlarımızda şu veya bu için şöyle bir his duyarız: Ah bir de bu burada olmasaydı mutlu olacaktım. Ah bir korkmasaydım veya kızgın olmasaydım veya yalnız olmasaydım. Ah bir de bulaşıkları yıkamak veya çöpü dışarı çıkarmak veya vergi beyannamemi doldurmak zorunda olmasaydım. Ah bir yaşlı olmasaydım, hasta olmasaydım, ölmek zorunda olmasaydım. Oysa bu şeyler buradalar. Durum olduğu haliyle bundan ibaret. Bunların hiç biri de seni uygulamalarından alıkoymuyor. Gerçekte hiç biri seni mutlu olmaktan alıkoymuyor. Farkı yaratan senin bununla ne yaptığındır. Yapılması gereken hep aynı: Kendini tümüyle buna ver. Samimi ol. LARRY ROSENBERG 17 HAZİRAN Kendi payıma, sıradan görünen şeylerle yeterince mutlu oluyorum. Aslına bakarsan tek başlarına benim için çok büyük önem taşıyorlar. Örneğin, bir çocuğun avucunun içinde duran elinin seninkini kavrayışı, bir elmanın tadı, bir dostun ya da sevgilinin sarılışı, bir kadının teninin ipeksi hissi, kayalar ve yapraklara düşen gün ışığı, müziğin verdiği duygu, bir ağacın kabuğu, granit ve kumdaki aşınma, temiz suyun bir havuza boşalması, rüzgârın çehresi- daha başka ne var ki? Başka neye ihtiyacımız var? EDWARD ABBEY Ayakkabılarını çıkarmak kutsal bir ayindir. Zamanın ve boşluğun güzelliğini hatırlamanı sağlayan kutsanmış bir andır. Üzerinde durduğun kutsal toprağı taçlandırmanın bir yoludur. Bir mucize çocuk olmayı istiyorsan zaman ve boşluğun kutsal olduğu gerçeğini tüm kalbinle benimse. Ayakkabılarını sembolik veya gerçek anlamda çıkarıyor olmanın önemi yok. Önemli olan, üzerinde durduğun kutsal toprakla, sen olan kutsal toprağın farkında olman. MACRINA WIEDERKEHR Kutsal toprağı hisset, şimdi! 18 HAZİRAN O Anda Her Şey Yolundaydı [Fransa'da bir meditasyon merkezinde bulunduğu sırada, yazar Natalie Goldberg bir köpek tarafından ciddi biçimde ısırılır.] Doktor işini yaparken başka tarafa baktım. Bir saniye bir yıl gibi geliyordu. Doktor hafiften mırıldanıyordu. Odada yalnızdık. Pekâlâ Nat, şimdi ne yapacaksın? Nefes alıyor ve tümüyle yeterli olmadığını biliyordum. Yüzüm duvara dönüktü. Meditasyon merkezinde öğrendiğim bir şarkıyı mırıldanmaya başladım. Yüksek sesle söyledim. Beni en çok rahatlatan bölümü "Bir dağ kadar sağlam, toprak kadar sertim" dizelerinin olduğu kısımdı. Şarkının kalanını atlayıp yalnız o dizeleri tekrarladım durdum. İşte burada, bacağım parçalanmış halde, pantolonum kan içinde, duyduğum tek İngilizce kelime "Okey" olduğu halde, bir Fransız hastanesinin sedyesinde yatıyordum. Tek başınaydım ve yüzüm duvara dönükken, bir bacağımın üzerinde doktorun biri adını dahi söylemeye cesaret edemediğim

işlemler yaparken, ben şarkı söylüyordum. Bu olabilir miydi? Sevinçle doldu içim. Yaşadığım için şükran duydum. Hava ışıldıyordu. Doktora dönüp ona dokunmak ve teşekkür etmek istedim. Tüm bunlar anın içinde ve kendiliğinden oldu. Gecikme yoktu. Gayet iyi olduğumu ve her şeyin yolunda olduğunu üstünden bir hafta geçtikten sonra kavramadım. O an yaşanırken her şey yolunda gidiyordu; daha sonra değil. NATALİE GOLDBERG 19 HAZİRAN Uçsuz Bucaksızlık Seni Bekliyor Soru: Sessizlik anlarında bu alemden kısa görüntüler alıyorum. Sonra işe gidiyorum ve orası hiç de asil ya da huzurlu bir ortam olmadığından, dinginliğim anında yok oluyor. Sükûnetimi kalıcı olarak nasıl koruyabilirim? Cevap: Farkındalık içinde beliren hiçbir şey, farkındalıktan ayrı değildir: İş arkadaşların; müşteriler; amirlerin; bina, mobilyalar ve donanım da dahil olmak üzere her şey. Önce bunu düşünsel olarak kavra, sonra bunun böyle olduğunu doğrula. Bir an gelir, o yakınlık hissi, o etrafını saran iyiliksever ortam kaybolup gitmez ve sen bir tren garının ağzına kadar dolu bekleme salonu dahil olmak üzere her yerde, yuvanda olduğunu görürsün. Bundan yalnızca geçmişe ya da geleceğe gittiğinde koparsın. O mezbelede fazla oyalanma. Uçsuz bucaksızlık seni tam burada, tam bu anda bekliyor. Onun varlığına aşina olup, görünüşlerin altında yatan uyumu bir kez tattıktan sonra, bütünlüğün zemini kendiliğinden ortaya çıkana dek, dış dünyaya ve bedensel duyularına ait algıların, farkındalığın tarafından kucaklanarak, özgürce gözler önüne serilmesine izin ver. FRANCIS LUCILLE Huzurun senin nerede olduğunla hiçbir ilgisi yoktur. Huzur, kendinin nerede olduğunu, nasıl gördüğünle ilgilidir. 20 HAZİRAN Bellekten Önce Hisset Tuvalete gitme zamanı geldiğinde, gerçekten gitme zamanıysa, tüm önem olayın kendisinde toplanır. Yatakta, o anda, orgazm her şeydir. Çılgının biri elinde silahla seni kovaladığında, başka hiçbir şey yoktur; kabustan uyandığında, rahatlama dışında hiçbir şey yoktur. Bir çocuk için bebeği önemlidir. Bir baba mali durumunu önemli görür. Kansere yakalandığı açıklanan yaşlı bir adam, gözlerini son kez yumarken sevginin önemini anlar. Bugün sana göre önemli olan nedir? On yıl önce neyin önemli olduğunu düşünüyordun? En eski çocukluk anılarına dek uzan ve herhangi bir şeyi hatırlayabildiğin ilk seferi hatırla. O zaman senin için önemli olan neydi? Yaşamdaki ilk anını hissetmeye devam ederek, ondan öncesini hisset. İlk anından öncesini hissetmeye çalıştığında ne oluyor? Karanlık mı hissettiğin? Seni durduran sert bir zaman duvarı mı var? Yoksa, en eski çocukluk anının ötesine uzanan tarifsiz, kesin sınırları olmayan, şimdi bile sen olan bir açıklığı hissedebiliyor musun? Önemli olduğunu düşündüğün her bir andan tüm geriye kalan, sen olan açıklıktır. DAVID DEIDA 21 HAZİRAN Tamamen Sessiz Ol Soru: Gerçek Öz'ümü uyandırmak için ne yapmalıyım? Cevap: Uyanmak için hiçbir şey yapman gerekmiyor. Hiçbir şey! En son beklediğin şey değil miydi bu? Bu, en son bakmayı düşüneceğin yer. Herkes uyanış uğruna bir şeyler yapma telaşında. Herkes sırf uyanabilmek için okuyor, inzivaya çekiliyor ya da ibadet ediyor. Bu iş bir şeyler yapmak kadar karmaşıksa, o halde senin uyanmış olandan ayrı olduğunu ima ediyor demektir. Oysa uyanmış olandan ayrı değilsin. Sen O'sun. Hiçbir şey yapma. Hatta hiçbir şey yapmamayı dahi yapma. Tamamen sessiz ol. GANGAJI 22 HAZİRAN Çabasız Tanıklık Et Yalnızca çevremizdeki dünyanın farkında olmakla başlayalım işe. Kafanı kaldır, gökyüzüne bak ve bırak zihnin sakinleşsin, zihninle gökyüzü kaynaşsın. Gökyüzünde süzülen bulutları izle. Bunu yapmanın senin için çaba gerektirmediğini gözlemle. O bulutların içinde süzüldüğü mevcut farkındalık çok basit, çabasız ve kendiliğinden gelen bir farkındalık. Yalnızca, çabasızca bulutların farkında olduğunu gözlemliyorsun. Aynı şey oradaki ağaçlar, şuradaki kuşlar ve kayalar için de geçerli. Basitçe ve çabasızca onlara tanıklık ediyorsun. Zihninde beliren düşüncelere bak. Farkındalığının içinde hepsi de kendiliğinden oluşuveren bazı imge, kavram, istek, dilek ve korkuların farkına varabilirsin. Zihninde doğarlar, biraz kalır ve geçip giderler. Bu düşünce ve duygular senin mevcut farkındalığının, bu son derece basit, çabasız ve kendiliğinden farkındalığın içinden doğuyorlar. Sen basitçe ve çabasızca onlara tanıklık ediyorsun. Öyleyse şunun farkında ol: Bulutların süzüldüğünü görebilirsin, çünkü sen o bulutlar değilsin -o bulutların tanığısın sen. Bedene ait duyumlar alabilirsin, çünkü sen o duyumlar değilsin -o duyumların tanığısın sen. Düşüncelerin uçuştuğunu görebilirsin, çünkü o düşünceler sen değilsin, sen o düşüncelerin tanığısın. Kendiliğinden ve doğal bir şekilde tüm bu şeyler senin mevcut, çabasız farkındalığının içinde kendi başlarına doğarlar. KEN WILBER 23 HAZİRAN Tüm bu evren tam benim olan gözün içinde.

SEPPO Bakmasını ve hissetmesini bilene, bu başıboş hayatın her anı sihirdir. ALEXANDRA DEVID-NEEL 24 HAZİRAN Her Şey Çok Sıradan Bir keresinde bir Japon köyünde basit, ama ta ezelden beri oradaymış gibi duran bir balık havuzu gördüm. Havuzu köylünün biri kendi çiftliği için yapmıştı. Yüz seksen üç santim eninde, iki yüz kırk dört santim boyunda, bir sulama kanalına açılan basit bir dikdörtgenden ibaretti havuz... Havuzun içinde her biri yaklaşık kırk beş santim uzunluğunda, turuncu, altın, mor ve siyah renklerde sekiz adet muhteşem ve çok yaşlı sazan yaşıyordu. Sazanların en yaşlısı 80 yıldır o havuzdaydı. Balıkların sekizi de yavaş yavaş daireler çizerek, çoğunlukla da ahşap çemberin içinde yüzüyordu. Tüm dünya o havuzun içindeydi. Çiftçi her gün gelir o havuzun başında bir kaç dakikalığına otururdu. Ben yalnızca bir günlüğüne uğradığımda, tüm bir öğleden sonrayı o havuzun başında geçirdim. Şimdi bile anısı gözlerimi yaşartır. O kadim balıklar yavaşça, seksen yıldır o havuzda yüzüp duruyordu. Havuz, balıkların ve çiçeklerin ve suyun ve çiftçilerin doğasına öyle uyuyordu ki, tüm o zaman boyunca sonsuz kereler yinelenerek, hep farklı biçimde kendini korumuştu. O basit havuzun ötesinde erişilebilecek bir bütünlük seviyesi ya da gerçeklik yoktu. Yine de, diğer kelimeler gibi bu [ebedi] sözcüğü, açıklama yapmaktan çok kafayı karıştırır. Sözcükte dini bir özelliğin iması vardır. Bu ima yerinde olmakla birlikte, o havuzu gizemli bir niteliği varmış gibi gösteriyor. Oysa gizemli falan değil. Dahası her şeyden daha sıradan. O havuzu "ebedi" yapan şey sıradanlığı. "Ebedi" sözcüğü bu anlamı vermekten çok uzak. CHRISTOPHER ALEXANDER Büyük sır sıradan yaşamındır. Onu suni olarak gizemli ya da "başka" hale sokmana gerek yok. 25 HAZİRAN Dikkatli Ol Dikkat verme ya da soruşturma; zihni kendi dünyasına bırak... Hiçbir yerde hata görme, Hiçbir şey etkilemesin seni, İlerleme işaretleri görme arzusuyla yanma... Dikkat vermemekle aynı şey olduğu söylense de, Sen tembelliğin kurbanı olma; Sürekli inceleme yoluyla dikkatli ol. GAMPOPA Çabasızlık üzerine verilen bu klasik öğüt bizi yine de dikkatli olmaya çağırıyor. Ne yapmalı? Ne yapmamalı? Sadece her ana dikkat et. 26 HAZİRAN Girişler Kutsallığa girişler her yerde. Cennet katına yükselmek her an mümkün. En olmadık zamanlarda ve en umulmadık yerlerde dahi mümkün. Mevcudiyet'in olmadığı tek bir yer yok dünya yüzünde. BAMIDBAR RABBA 12:4 Tak! Tak! Kim var orda? 27 HAZİRAN Tam Farkındalık Dikkatliliğin amaçlarından biri bizi şimdiki zamanla uyumlanmış durumda tutmaktır. Dikkatlilik neyi deneyimlediğimiz hakkında düşünmek değil, dolaysız ve yalın biçimde deneyimin kendisine gösterilen dikkattir. Dikkatin dağılması, anın gerçeğinden kaçındığımızın bir göstergesidir. Dikkatli bir sorgulama -Beni şimdiki zamanda olmaktan alıkoyan nedir?- bu gizli uyuma yardımcı olabilir. Cevap bazen en derinlerde köklenmiş duygusal motiflerin örtülü etkisini açığa çıkarır... Duyguları deneyimleme konusunda gösterdiğimiz direncin tek nedeni, çoğu kez alışıldık tepkimizdir. Korkudan kaçtığımız için, tarafsız ve dengeli bir Farkındalıkla, deneyimi olduğu haliyle yaşamayı beceremeyiz. Bu durum, en ufak rahatsızlıktan kaçınmak adına duruşumuzu değiştirmenin zihinsel karşılığıdır. Sarsılmaz biçimde farkındalığımızı sürdürme gücü zihnin kalkanını delip anın gerçekliğine ulaşabilir. Sabırlı bir soruşturma olan biten her şeye bir sükûnet havası katabilir. Hoş bir deneyimse, takılıp kalmadan farkında ol. Hoşuna gitmiyorsa, direnmeden farkında ol. Yaklaşımın kayıtsızlık olduğunda, tam farkındalık onu sıkıcı olmaktan kurtarır. TARA BENNETT-GOLEMAN 28 HAZİRAN Tamamen Özgür Ortaya çıkan ne varsa, bil ki mutlak olanın sergilenişidir,

Başlangıçtan gelen doğa, bozulmamış yalınlık. Takılıp kalmazsan, ortaya çıkan doğal olarak serbest kalır. Reddetmeden ya da onaylamadan, yalnızca o tadın içinde kal. Çocuksu varlıklar bunu bilmez, Olayları katı ve gerçekmiş gibi ele alır; Böyle başlar çekilme ve itilme zinciri, Ve varoluşun büyük acıları- asılsız bir maskaralık! Güçlü köklerdir Bilgisizlik ve varlıklarla olayları gerçekten varmış gibi görmek; Koşullanmış varoluş Bunları kanıksamakla vuku bulur. Aydınlatacak bir şey yok, Yok edecek bir şey yok, Tamamen tamlığın kendisine bakarken, Tamlığı görür ve tamamen özgür olursun. SHECHEN GYALTSAP 29 HAZİRAN Dur İşareti Meditasyonu Geçen sabah kendimi ekmek kızartma makinesi ile boğuşurken yakaladım. Kızartıcının gözüne bakarak, itip kakarak ve ekmeğimi daha hızlı kızartması için sabırsızca zorlayarak geçirdiğim birkaç dakikadan sonra ayıldım. Bir kahkaha attım ve nefes alıp gülümseyerek şimdiki anın içine yerleştim. Ekmek kızartıcım işini yaptı ve üç dakikadan az sürede mükemmel kızarmış bir ekmek verdi bana. Bu ekmek kızartma deneyiminden esinlenip bir tür dur işareti alıştırması yapmaya karar verdim. Uygulaması çok basit. Ekmeği kızartıcıya yerleştirmek benim için hatırlatma, bir tür görsel ve devinimsel dur işareti oldu. Ekmeğin kızarmaya başladığı o üç dakika boyunca nefes alıyorum, zihinsel ve bedensel faaliyetlerimi yatıştırıyorum. Ekmeğin kızarmasını beklemek benim için huzuru deneyimleme fırsatı oldu. ABD'de, cadde ve otoyollarda durmak için kullanılan bir işaret vardır: Üzerinde beyaz harflerle "DUR" yazan, kırmızı, sekizgen bir levha. Trafik dersleri alırken, bu işareti gördüğümüz her yerde aracımızı tamamen durdurmamız gerektiğini öğrendik. O sırada tümüyle farkındalık içinde, harekete geçmeden önce, sağımıza, solumuza, yaya geçidine ve arka dikiz aynalarına bakmamız gerektiği öğretildi. Bu bir dikkat alıştırmasıdır, durmanın alıştırmasıdır... TRACY D. SARRIUGARTE AND PEGGY ROSE WARD Sen de kendi dikkatlilik uygulamanı keşfedebilir veya geleneksel öğretilere başvurabilirsin. Önce dikkatle odaklan, sonra nazikçe doğal farkındalığın içine bırak kendini. 30 HAZİRAN Tüm Kavramların Ötesinde Tefekkür açısından, "Şimdiki anın tazeliği" içinde kalmak, zihnin boş ve parlak doğasını ve olgular dünyasının şeffaflığını tanımamıza yardımcı olur. Bu doğa değişime uğratılamaz. Bunun nedeni, onun kalıcı bir tür varlık oluşu değil, zihnin ve olguların hakiki varoluş biçimi oluşudur. Bu gerçek varoluş biçimi, her tür geliş gidiş, olma ya da olmama, bir ya da çok, başlangıç ya da bitiş kavramının ötesindedir. MATTHIEU RICARD 1 TEMMUZ O Nerededir? Tung-kuo Usta, Chuang Tzu'ya sorar: "Bu Yol dedikleri şey nerede ola ki?" Chuang Tzu der ki, "Öyle bir yer yoktur." "Hadi ama," der Tung-kuo Usta, "daha kesin olmalısın!" "O karıncadadır." "O kadar sıradan mı?" "Buğdaydadır." "İyi ama bu daha da sıradan!" "Fayans ve çömleklerde." "Nasıl o kadar sıradan olabilir ki?" "Sidikle boktadır!" Tung-kuo Usta yanıt vermez. CHUANG TZU 2 TEMMUZ Herkes Oturuyor 1960'lı yıllarda, Zen manastırının kapılarına dayanan tuhaf tipler vardı. Bunlardan birisi, İsveçli genç bir elektrik teknisyeniydi ve birkaç biradan sonra iyice sınırlanan bozuk bir İngilizcesi vardı. Manastır yöneticisi onu kapıda karşıladı ve ne istediğini sordu. "Budizmi öğrenmek istiyorum!" diye haykırdı İsveçli. Yönetici kısaca, "Hiç oturmalı meditasyon yaptın mı?" anlamına gelen deyimi kullanarak, "Hiç oturdun mu?" diye sordu. İsveçli bu soruya ne cevap vereceğini bilemedi. Görünürde çok basit bir İngilizce ile sorulmuştu ve sözcükleri de anlamıştı, ama anlamını bir türlü kavrayamamıştı. Yoksa bu, bir tür Budist hilesi miydi? Yoksa bu yönetici onunla dalga mı geçiyordu? Tabii ki oturmuştu. Sonunda, sorunun hileli olduğunda ve bunu yutmaması gerektiğinde karar kıldı. Tüm heybetiyle ve olanca gücüyle, "Herkes oturdu!" diye bağırdı. İsveçli manastırda inzivaya çekildi ve orada birkaç yıl kaldı. Tabii ki haklıydı. Herkes oturmuştur. Bunu her gün yapıyoruz. Ayakta da duruyoruz, yürüyoruz ve uzanıyoruz da. LEWIS RICHMOND

Farkındalık içinde oturmak, ayakta durmak, yürümek ve uzanmak varken, neden meditasyonu kutsal ve ayrık bir ayine dönüştürelim ki? 3 TEMMUZ Hayatı Seç Birkaç yıl önce, Kaliforniya eyalet hapishanesinde kadın mahkumlara meditasyon öğretiyordum. Hapishane sakinlerinden biri benimle şu gözlemini paylaştı: "Hapisteyken şimdiki anda yaşamaya çalışmak özellikle önem kazanıyor. Nasılsa değiştiremeyeceğin geçmiş ya da daha gelmemiş gelecek için umutlar besleyip kaybolmak kolay. Bunu yaptığında gerçekten yaşıyor sayılmazsın." Bir an durdu, bana baktı ve gözleri ışıldayarak dedi ki, "Ben hayatı seçiyorum." SHARON SALZBERG Kendini inançlarınla özdeşleştirdiğinde, nasıl bir hapishane yaratıyorsun? 4 TEMMUZ Birbiriyle İlişkili Olma Hali (Seksen yaşında bir özgürlük savaşçısı olan U Kyi Maung, on bir yılını Burma'da bir hapishanede siyasi tutuklu olarak geçirdi.) Bana gelince, Endişelenmiyorum. En çok önem verdiğim ve gün boyunca durup durup tekrarladığım şey, farkında olmak. Hepsi bu. Uyanık olmak. Hep cebimde taşıdığım, üzerine alıntılar, ilham veren hatırlatma notları karaladığım kâğıt parçaları vardır. Onlar zihnimin burada ve şimdiye odaklamasını sağlar. Benim için en önemli şey budur. Şimdide olmak. Uyanık. Farkında. Hapisteki on bir yılım çok çetindi, ama ben zamanı kendi lehime kullandım. Artık hiç aklımdan çıkarmadığım şey, şimdi gördüğüm her şeyin -göletin kıyısındaki uçuk yeşil çizgi veya senin bacağına düşen ağaç gölgesi gibi- kafamı çevirdiğim anda gözden kaybolacağı. Bu hayatın yalınlığıdır. Sadece olan. Hiçbir şeyin kalıcı olmadığının farkında olmak. Orada, Aung San Suu Kyi'nin olduğu binaların arkasında çevrili dikenli tel var ya. Neden böyle sinir edici bir şey için endişe edeyim? Öylesine önemsiz ki. Artık bir şey için endişeleneceksem, ancak bu farkındalık hissini kaybetmek olabilir. O yüzden de bunu değerli bir şey gibi koruyorum. Her şey geçer... Bunu bizzat gördüm. Hayat senin şu anda yaptığındır. Öyleyse tüm enerjimizi hayata akıtalım. Birbirimizle etkileşimde olduğumuzu anlamaya çalışalım. U KYI MAUNG 5 TEMMUZ Yuva ... Öncelikle, ruhani meseleleri, büyük modern idoller olduğunu düşündüğüm, büyüme ve gelişme çerçevesine oturtan felsefelerden sakının. Her ikisi de sonsuzluğun zaman sahnesinde önemli olgular olmakla birlikte, paradigma olarak ikisi de demode, iş etiği ve imparatorluk-geliştirme çağının kalıntılarıdır. Ruhani ulemanın çoğunlukla burun kıvırdığı ve yirminci yüzyılın günahı olarak damgaladığı, "Bunu şimdi istiyorum," tavrı benim gözümde, zaman-tuzağından kurtulup gözlerimizin açılmaya başladığını gösteren çok sağlıklı bir işaret. Gerçek anlamda mistik bir paradigma, zaman çizgisi üzerinde büyük ya da küçük her amacın, her sonsuz anın içinde her zaman mevcut olan ilahi doyumun yanında ikinci sırada kaldığı, ilahi olanın kendi döngüsü içinde hareket ettiği, lila'nın bir paradigması, evrim-ötesi olmak zorundadır. Mistik bilgelik, tümüyle insanca bakış açısına göre, tezahürün yaratıcı veya yıkıcı, gelişen veya küçülen, düşünsel bir Son'a doğru evrimleşen veya kaybolup giden hallerinden bağımsız, tüm tezahürün içinde an be an kendini gösteren Sonsuz Canlılık hazzını bilmektir. ..."Yuva" sözcüğünü sonsuzluğu tanımlamak için kullandığımızda, hayatı bir dönüş yolculuğu gibi görmek için önü alınmaz bir istek duyarız. Oysa benim için mistik uyanış Oz Büyücüsünün kahramanı Dorothy'nin yaşadığı uyanış gibidir: Yani yuvamı gerçekte hiç terk etmediğim ve zaten terk edemeyeceğimi kavramak. Bu noktada T.S. Eliot yine doğru sözcükleri buluyor: "Yuva insanın başlangıç yeridir." JOHN WREN-LEWIS 6 TEMMUZ Aydınlık Bir gölün yüzeyinde yansıyan ayı ele alalım. Tüm parlaklığıyla oradadır, ancak onu hapsedemezsin. Hem olanca canlılığıyla oradadır, hem de öylesine dokunulmazdır ki. Boşluğun ve parlaklığın bölünmez birlikteliğinden kaynaklanan doğası gereği, hiçbir şey onu engelleyemediği gibi, o da hiçbir şeyi engelleyemez. Ayın görüntüsü, benzersiz, fiziksel bir varlığı olan bir kaya parçası gibi katı bir nesneden farklıdır. Özünde zihin cisimsizdir ve her yerdedir. Samsara ve nirvanaya ait algılar, sadece zihnin doğal yaratıcılığının oynadığı bir oyun, boşluğunun aydınlığıdır. Bu aydınlığın özü boşluktur ve boşluğun ifadesi aydınlıktır. İkisi bölünemez. DILGO KHYENTSE RINPOCHE 7 TEMMUZ Bir Kerecik Güven Hep söylediğim gibi, doğanda var olan şey, aranıp bulunması, düzene sokulması, çalışılması veya ispatlanması gerekmeden şu anda, aktif halde ve şimdide işliyor. Tek yapman gereken, ona bir kerecik güvenmek. Bunu yapmak enerji kaybını önler. Neden orada duran özü anlamıyorsun? Budizm'de anlayacak fazla bir şey yok, yalnızca yolu net görmen yeterli. Senden rasgele düşüncelerini dağıtmanı, bedenini ve zihnini bastırmanı, gözlerini kapatıp "İşte bu!" demeni istemiyor. Konu bu değil. Şimdiki durumu gözlemle. İçindeki mantık nedir? Onu yönlendiren ana motif nedir? Niye aklın karışık? En dolaysız yaklaşım budur.

FOYAN Mücadele yaşanan karmaşanın ifadesidir. Derinlemesine sorgula, göreceksin. 8 TEMMUZ Her Şey Bir Mucize Kırlarda tek başıma yürümeyi seviyorum. İki yanında ekili pirinçlerle yaban otları bitmiş patikalardan geçerken, bu harikulade dünya üstünde yürüdüğümü bilerek, attığım her adımı Farkındalıkla atıyorum. Böyle anlarda varoluş mucizevi ve gizemli bir nitelik kazanıyor. İnsanlar genelde suyun üstünde ya da havada yürümeye mucize olarak bakarlar. Oysa bence gerçek mucize ne suyun üzerinde ne de havada yürümek, yalnızca dünya üstünde yürümektir. Her gün farkında dahi olmadığımız bir mucizenin parçası oluyoruz: Mavi gökyüzü, beyaz bulutlar, yeşil yapraklar, bir çocuğun meraklı, kara gözleri- kendi iki gözümüz. Her şey bir mucize. THICH NHAT HANH Özel işaretler ve mucizeler aradığımızda gözümüzün önündekini kolaylıkla kaçırabiliriz. Gözlerin bu sözcükleri okuyor- ne kadar harika. Nefes alıyorsun- nasıl bir mucize bu. 9 TEMMUZ Kendini Hafifçe Tut Uyandığında, güzellik her anda gösterir kendini. Fotoğrafçılar, bu güzelliğin peşinde bir ömür harcarlar; akşam güneşinde yıkanan bir kum tepeciği, ağaçtaki serçe, başı bulutlara değen bir dağ için. Her anın içinde bir şey vardır, tanımlanamayan, ismi konulamayan bir şey. Doğru dikkate sahip olanlar, görebilenler için Tanrı her anın içinden akar, her otun sapında, insan gözünün her kırpışındadır. Bunu görebilmek için kendini hafifçe tutmalısın, çünkü korkularına, öfkene ve utancına fazlasıyla tutunacak olursan, tek görebildiğin kendin olursun. Sen köşende hayatından yakınıp dururken evren, Tanrı'nın varlığının tüm görkemiyle, arıtmaya çalışmadan, bando mızıkayla yanından geçip gider. JAMES A. CONNOR 10 TEMMUZ Tanrı'nın Sesi Öğretmen dedi ki: "Her şey Tanrı'dır." Bunu duyan yetenekli çömezi şu sonuca vardı: Tanrı tek gerçekliktir. İlahi olan her şeyin içinde akar, acı çekmez, bükülmez; ister nesne ister özne olsun dünyadaki her şey onun mayası* tarafından perdelenir. ... Kocaman parlak bir buluta dönüşmüş ve yerçekiminin etkisinden kurtulmuş gibi hissetti. Düşüncelerine gömülmüş halde yolun tam ortasından yürüyordu ki, aniden üzerine doğru gelen bir fil belirdi. Filin boynuna yakın bir yere, yükseğe yerleşmiş olan fil sürücüsü aşağıya doğru haykırdı: "Yol ver! Yol ver!" Çömez bunu duymasına duydu ve fili de gayet net olarak gördü, ama tüm heyecanına rağmen filin yolundan çekilmedi. Kendine şöyle söylüyordu: "Niye yana çekilecekmişim ki? Ben Tanrı'yım ve fil de Tanrı. Tanrı Kendi'nden korkarak yaşar mı?" Korkusuzca hayvana doğru yürüdü ve son anda fil, çömezi hortumuyla kaptığı gibi kenara savurdu. Çömez yolun tozları arasına hiç de yumuşak sayılmayacak bir iniş yaptı. Şoka giren ve baştan aşağı toza bulanan çömez soluğu ustasının yanında aldı ve ona fille karşılaşmasını anlattı. Guru şöyle dedi: "Çok haklısın: Sen Tanrı'sın ve fil de Tanrı, ama niye seninle yukarıdan fil sürücüsü olarak konuşan Tanrı'nın sesini dinlemedin ki?" HİNT ÖYKÜSÜ** * Maya-büyü **Heinrich Zimmer'in Wisdom of India adlı kitabından. 11 TEMMUZ Kar Tanesinin Kaynağı (Les Kaye hem bir Zen rahibi hem de işadamıdır.) İki meslekli biri olarak bir meditasyon minderi üzerinde oturmakla bir ofiste oturmak, cüppe giymekle takım elbise giymek arasında temelde fark olmadığını öğrendim. Resmi ruhani uygulamalarımla günlük alışıldık işlerim arasında gidip gelmek, giderek daha doğal olmaya başladı. İşyerim, gergin tartışmaların yapıldığı bir arena olmaktan çıkıp akıcı ilişkilerin mekânı haline geldi. Hayatın kalıcı ve tek "kaynağı"nı bulmak için duyduğum o tutku uzun zaman önce buharlaştı gitti. Sadece bir zamanlar zihnimi meşgul eden bir duygu, bir fikirdi. Bu arayışa devam etmek kar tanesinin nereden geldiğini bulmaya çalışmak kadar yararsız. Katı biçimde çözüm odaklı zihin için, ısı ve nem gibi kar tanesini meydana getiren koşullar, kar tanesinin özelliklerine sahip değildir. Oysa mantık ve duyumlarımız bize ne derse desin, o eşsiz beyaz kristal beliriverir. Her şeyin "kaynağı"nın sürekli değişen şimdiki anda olduğunu keşfettim. LES KAYE 12 TEMMUZ Şimdi Bir Kavramdır Soru: Şimdide nasıl yaşayabilirim? Katie: Yaşıyorsun. Yalnızca farkında değilsin. Yalnızca bu anda gerçekliğin içindeyiz. Sen dahil herkes anın içinde yaşamayı, an olarak yaşamayı, karşılaştığı her şeyi sevmeyi, kendi gibi sevmeyi öğrenebilir. [Sorgulama] Çalışması* yapmaya devam edersen giderek daha net biçimde kendini görmeye, geleceğinin ya da geçmişinin olmadığını anlamaya başlayacaksın. Sevginin mucizesi sana yorumsuz anın kılığında gelecektir. Zihnen başka bir yerdeysen, gerçek hayatı kaçırırsın. Oysa Şimdi bile bir kavramdır. Düşünce daha şekillendiği anda, ardında var olduğunu gösteren bir iz bırakmadan uçar gider. Geriye kalan, onun var olduğuna inanmanı sağlayacak bir

kavramdan başka bir şey değildir ki, bu dahi uçup gitmiştir. Gerçeklik daima geçmişin öyküsüdür. Daha sen onu kavrayamadan kaybolur. Aradığımız o sakin zihin her birimizde mevcuttur. BYRON KATIE Şimdiki anda yaşamayı gözümüzde büyütürken, aslında sadece başka bir kavram yaratmış olmuyor muyuz? Şimdiki anla ilgili bildiğin herşeyi unut ve anın içinde yüzdüğünü gör! * Byron Katie'nin çalışması, dört soru yoluyla öyküleri, ve inançtan soruşturmayı amaçlayan bir süreçtir. 13 TEMMUZ Anlamsızlık Zihnimiz doğuştan Buda zihni olduğu için, tek yapmamız gereken gerçek doğamızı tanıyıp onunla kalmaktır. Bu açıdan bakıldığında, uyanıklık hali bizim her günkü deneyimimiz, tamamen sıradan zihnimizdir. Buna rağmen, bu bize gösterildikten sonra bile, bu kavrayışı korumaktan aciz görünürüz. Bu uğurda gösterdiğimiz çabalar da yolumuza dikilir, çünkü esas konu gözden kaçırılır. Kendimiz değiştirmek, bir şey bulmak veya bir amaca ulaşmak için çaba göstermeye başlarız, ama bu çabaların kendisi verimli olmaktan çok uzaktır. En temel anlamda, yapılacak ve değiştirilecek hiçbir şey olmamasına karşın şüphe etmeye başlar ve herhangi bir şeyi başarmaktan aciz olduğumuzu düşünürüz. Bir yere varamadığımız için umutsuzluğa kapılırız, oysa gerçekte gidecek bir yer yoktur. Bu ikilem, bizi sarsıp bütün bu durumun anlamsızlığını görmemizi sağlayacak şekilde tasarlanmış bir dizi soruyla* vurgulanmıştır. FRANCESCA FREEMANTLE * Bir sonraki bölümde yer alan soru dizisine bakın. 14 TEMMUZ Sadece Bu! Bunun içine nasıl girileceğinin en emin yolu gösterilirken, Şimdiki anda kendine dair bildiğin sadece budur! Plansız gelen öz-aydınlanma sadece buyken, Nasıl zihninin doğasını anlamadığını söylersin? Onun içinde, üzerinde meditasyon yapacağın bir şey yokken, Nasıl meditasyon yaparken hiçbir şey olmadığını söylersin? Dolaysız farkındalık deneyimin sadece buyken, Nasıl kendi zihnine ulaşamadığını söylersin? Engellenmemiş farkındalık ve berraklık sadece buyken, Öyleyse niçin zihnini tanıyamadığını söylersin? Zihni düşünen, zihnin kendisidir, Nasıl aradığında dahi bulamadığını söylersin? Buna yapılacak hiçbir şey yokken, Nasıl ne yaparsan yap hiçbir şey olmadığını söylersin? Sadece olduğu yerde kendi haline bırakılmaya ihtiyacı varken, Nasıl bir yerde duramadığını söylersin? Sadece, hiçbir şey yapmadan rahat bırakılmaya ihtiyacı varken Nasıl bunu yapamayacağını söylersin? Berraklık, farkındalık ve boşluk ayrılmaz biçimde ve kendiliğinden buradayken, Nasıl uygulamalarının işe yaramadığını söylersin? ... Şimdiki anda bilmek sadece buyken, Nasıl bilmediğini söylersin? PADMASAMBHAVA* * Francesca Freemantle'ın Luminous Emptiness adlı kitabından 15 TEMMUZ Kutsallık Olmadan Kutsal "Anlıyorsun anlamasına," dedi Chaydem, "ama gözünden kaçan onun gerçekliği. Anlamak hiçbir şeydir. Gözlerini açabilmek için kasılman değil, rahatlaman gerekir. Dipsiz bir kuyuya sırtüstü düşmekten korkma. İçine düşülecek bir şey yok. Onun içindesin, ondansın ve eğer sebat edersen, o olursun. Lütfen dikkat et, ona sahip olabilirsin demiyorum, çünkü ortada sahip olunacak bir şey yok. Sana da sahip olunamaz, bunu aklından çıkarma! Kendini özgür kılman gerekiyor. Yapılacak fiziksel ya da ruhsal egzersizler, uygulamalar yok. Tüm bu şeyler günlük tutmak gibidir. Bir kutsallık duygusu uyandırırlar. Kutsallık olmadan kutsal olabilmeliyiz. Bütün olmalıyız... eksiksiz. Kutsal olmak budur. Başka türden bir kutsallık sahtedir, tuzaktır, asılsızdır..." HENRY MİLLER Yıllarımı kutsal, vakur bir keşiş olmaya çalışarak geçirdim. Öylesine yüzeysel, gereksiz ve aptalcaydı ki. Her şey doğal haliyle ışıldarken, ben karanlıkta parlamaya çalışıyordum. 16 TEMMUZ Bir şey yaptığında tüm varlığını vererek yap. Her seferinde tek bir şey yap. Şimdi burada oturuyor ve yemek yiyorum. Benim için dünyada bu yemeğin ve bu masanın dışında hiçbir şey yok. Tüm dikkatimle yiyorum. Sen de aynısını yapmalısın- her şey için. GEORGE I. GURDJIEFF

Hazır oluncaya dek yaşamayı erteleyemeyiz. Yaşamın en çarpıcı özelliği, hiçbir ertelemeye olanak vermeyen "burada ve şimdi"liği gerektiren ivediliğidir. Yaşam yakın menzilden üzerimize sıkılan kurşundur. JOSE ORTEGA Y GASSET 17 TEMMUZ Samimiyet Samimiyet, ayrı olmama deneyimidir, olan her şeyle bir olmaktır. Şimdi iyi olmadığımızı düşünme eğilimimiz vardır; ya çok korkuyoruzdur, ya da fazlasıyla açgözlü, öfkeli, her neyse oyuzdur... Bu yüzden de ruhani alıştırmalar yaparsak kendimizi düzelteceğimize inanırız. Yani gelecek bir zamanda iyi olacağımıza inanırız. Hepimizde "mek için" zihni vardır; hep onu elde etmek ya da o olmak için bunu yaparız. Bununla birlikte, tam da bu didinme, hırslı olma, bir hedefe kilitlenme, kendimizi aşma eğilimi bizleri bu anın dışına çıkarır, şimdi olduğumuz halin uzağına çeker. Bu da samimiyeti engelleyebilir. Bir de onun olmadığından yakınırız. Samimiyet arzusu bizi samimi olmaktan alıkoyabilir. LARRY ROSENBERG 18 TEMMUZ Tek Bir yer Daha sonra, bu anın gücünü, tıpkı bir tohum gibi taşıyan anlar olduğunu hatırladı. O diğer güney bahçesindeki (Capri) zaman geldi aklına. Bir kuşun ötüşü bedeninin kıyısına vurduğunda kesilmemiş, aynı anda varlığının en derin yerinde ve dışında olarak, ikisini aralıksız bir yerde birleştirmişti. Bu yerde gizemli bir şekilde korunmuş olarak geriye kalan, en saf ve derin bilinçteki tek bir yer olmuştu. O seferinde gözlerini kapatmıştı... ve Sonsuzluk her yönden ona öylesine bir yakınlıkla geçmişti ki, o arada beliren ve göğsünün içinde nazikçe dinlenen yıldızları hissedebildiğine inandı. RAINER MARIA RILKE 19 TEMMUZ Gerçek Nedir? Birkaç yıl önce Bayan Janet Baker'la yapılan bir radyo röportajına rastladım. Kendi plaklarını dinleyip dinlemediğini ve en sevdiği plağın hangisi olduğunu sordular. Neredeyse hiçbir zaman dinlemediğini söyledi. Onun gözünde her Şimdi öylesine heyecan verici ve yeniydi ki, tekrara düşmek büyük hata olurdu. Şarkı söylerken de hiçbir zaman daha önceki konserlerinde gösterdiği performansın aynını göstermeye yeltenmedi, bir gecesi hep diğerinden farklı oldu. Durmaksızın ve huşu içinde Şimdi'den söz etti ve nasıl hep yeni ve kendiliğinden olması gerektiğini vurguladı. "Gerçek Şimdi'dir," dedi. O anda bunun, benim ebedi kuantum kozmolojisine bakışımın en kusursuz biçimde sanatsal ifadesi olduğunu düşündüm. JULIAN BARBOUR Büyük sanatçılar geçmişi yeniden canlandırmaya ya da geleceği planlamaya kalkışmaz. Yalnız özgürce anlık ifadelerine güvenirler. 20 TEMMUZ Makom: Yer Zaten olman gereken yerdesin. Başka bir yere gitmen gerekmiyor. Bunu şimdi dilinin üzerindeki ıslaklıkta hisset. Ciğerlerinin nasıl çabasızca şişip boşaldığını, gözlerinin istemsizce açılıp kapandığını hisset. Göğüs kafesinin yaklaşık iki buçuk santim gerisi, kalbinin çarptığı yer. Makom* burası. Tüm bu zaman boyunca hep buradaydı ve tam da bu makomun içinde uyuyup kaldığımızdan, bunu bilemedik. HAHAM LAWRENCE KUSHNER *Makom-Kutsal yeri tanımlayan İbranice sözcük, Tanrı'nın mekânı. Ayrıca Tanrı'nın adlarından biri. 21 TEMMUZ Sevgilime Sözsüz Bir Mektup Yazdım Dedim ki, Ben küçük bir kadınım, kırık kalbinde bir gezegeni tutmak isteyecek kadar cüretkâr. Dedim ki, Buraya sessizlik iniyor sessizliğin omuzlarının tam üstüne, bir gölge eridikçe diğerinin içinde. Her şey burada havada asılı kalan anda. Dedim ki, Sükûtun ocağında, bu kadın hayat buluyor, çırılçıplak kalan bir şelale misali. Dedim ki, İncecik bir ışık hüzmesine dönüştüm, bütünüyle kendimim. Dedim ki,

Her bir anda, evrenin öyküsü tekrarlanır: Hiçbir şey yokken, bak şimdi olana. Beni hep şaşırtıyorsun. DEENA METZGER 22 TEMMUZ Arama Düşüncesinden Önce Senden; bugüne dek okuduğun yazıtlardaki sözlerin ya da başkaları tarafından verilen öğütlerin ve başkalarından aldığın ilhamın, sende uyandırdığı tüm o coşkulu duyguları derhal bırakmanı istiyorum. Tıpkı önceden olduğu gibi, yaradılıştan gelen bilince sahip, ama onu henüz işletmeyen üç yaşındaki bir çocuk gibi, bilgi ve kavrayıştan tümüyle arın. Sonra, dolaysız gerçekleri arama düşüncesi ortaya çıkmadan önce, orada ne olduğunu izle: Gözlemle ve yine gözlemle. Kavrama yetini kaybettiğini hissettiğinde ve kalbinde giderek huzursuzlaştığında pes edip gevşeme: Burası binlerce bilgenin kafasını uçuracağın yer. Yol'un öğrencileri çoğunlukla bu noktada geri çekilir. İnancın tamsa, dolaysız gerçeklerin içinden ders çıkarma düşüncesinden önce, ne olduğunu incelemeye devam et. Aniden gördüğün düşten tartışma götürmez biçimde uyanacaksın. TA HUI 23 TEMMUZ Gerçek İnsanlık En sonunda tüm hayata direnme stratejileri çöktüğünde, geriye kalan bir insandan başka nedir ki? İster ruhani ister bilimsel olsun, insanın gösterdiği gayretin insan hayatından bilinçsiz bir kaçış ve ruhsal kurtuluş veya teknolojik güvenceden ibaret bir hayal dünyasında yaşama çabası olduğunu görmek bana üzüntü veriyor. Fizik ötesi olanla kurulan temas sonucunda bahşedilen büyülü bir dokunulmazlık hayali yerine, uyanışın dansı bizi bilinçli sorumluluğa ve hayatı daha dolu yaşamaya çağırır. Aydınlanmış bir kişi olmak, insan olmaktır. Yine de bu yolla kendini dönüştürebilen insanlara ender rastlanır, çünkü çoğu insan ruhaniliği ve zihinsel güçlerini hayatın acılarından ve mücadelesinden kaçmanın, gerçek insanlıkla ilişkiden kaçınmanın yolu olarak kullanır. Dikkat derinleştikçe, manevi olanın, doğaüstü olaylar sırasında, bir kilisede ya da tapınılan bir yerde, Machu Picchu'da veya piramitlerde ya da Yeni Çağ insanını baştan çıkaran abartıyla yüceltilmiş hac manzaralarından birinde ortaya çıkan bir şey olmadığı hissedilir. İşin gerçeği, Kutsal olan her yerdedir. Kutsal her şeydir. Herkes kutsal bir sürecin parçasıdır. RICHARD MOSS Her seferinde kaçtığım yerin tam da olmam gereken yer olduğunu keşfettim. Peki, senin kaçtığın nedir? 24 TEMMUZ Tüm benzerliklerine karşın, her yaşam durumunun, yeni doğmuş bir bebek gibi taze, daha önce hiç olmamış ve asla geri gelmeyecek bir çehresi vardır. Bu da kendini önceden hazırlayamayacağın bir tepki alır senden. Geçmiş olandan hiçbir şey talep etmez. Şimdi buradalığı, sorumlululuğu, seni ister senden. MARTIN BUBER Benim için [Martin Buber] kelimenin her anlamıyla, karşılaştığım en insan gibi insandı... Sanırım her yeni anı, hangi biçimde gelirse gelsin, tüm benliğiyle kucaklamaya hazır olduğu için hiçbir zaman umutsuzluğa düşmedi. Sanırım işin sırrı da, tabii bir sır varsa, asla bir teknik ya da felsefeye dönüşmeyen, yalnızca şimdiki anın şimdiliğinde var olan, canlı bir varlığın bir diğerini var olmaya davet ettiği söyleşide. MAURICE FRIEDMAN 25 TEMMUZ Mutfakta Bir öğle vakti mutfakta çocuklarımın fıstık ezmeli ve reçelli sandviç yemesini izlerken deneyimlediğim bir aydınlanmayı hatırlıyorum. Alelade bir günde, günlük akışın içinde, en sıradan biçimde vakit geçiriyorduk. Masayı tütsülememiş, tabak altlıklarına kutsal su serpmemiş ya da Mucize ekmek elimde, günahlardan arınma duaları okumamıştım. Kendimi özellikle "ruhani" hissetmiyordum. Nasıl olduysa bir şekilde kulak kesildim ve o koşuşturmanın ya da dalgınlık halinin tam ortasında aniden durdum ve o gün gözlerimi ilk kez açmış gibi çevreme baktım. Tüm oda öylesine hareketli ve parlak bir hale büründü ki, her şey bir an için,bir yandan titreşmekle birlikte, havada asılı kalmış gibi göründü. İçimden bir sevinç dalgası taştı ve anlık tepkim, o odadaki en küçük şey dahil olmak üzere her şeye şükran duymak oldu. Odanın korunağı sımsıcak bir kucaklamaya, musluktan damlayan su muazzam bir mucizeye dönüştü ve çocuklarım bir an için benim mülkiyetim, yüküm ya da görevim olmaktan çıkıp, ancak gelecekte bir zaman onları o muhteşem bütünlükleriyle algılayabileceğim, sonsuz tekillik ve karmaşıklığın ebedi varlıklarına dönüştüler. HOLLY BRIDGES ELLIOT Aydınlanma hep olan bir şey. Onu bazen görürsün, bazen göremezsin. 26 TEMMUZ Önemli Olan Şimdiki anda, senden ayrı ve tek başına duran bir sen, benmerkezci bir kimlik yoktur. Kendinden nefret bunu engellemek için tasarlanmıştır. Kendinden nefret seni şimdiki anın deneyiminden çeker alır ve "Yanlış nerede? Ben ne yaptım?" sorularına odaklanman için uğraşır. İşte seni içinde bulunduğun andan çıkarıp "Nasıldım, yerine nasıl olmalıydım?" sorusuyla geçmişe ya da "Bu konuda ne yapmalıyım?" gibi bir soruyla geleceğe götüren şey, kendini sorgulamadır. Ne olduğu ya da olmadığı önemli değildir. Tek önemli olan ŞİMDİ olandır.

CHERI HUBER 27 TEMMUZ Büyük Kusursuzluk Beni dinleyin, yüreğimin dostları! Kuruntu yapmayın, kurmayın, zihninizi değiştirmeyin, Ayarlama ve değişikliği benimsedi mi, Zihin huzursuz olur, Ve kuruntulu haliyle İşin özünü karartır. Zihnin kendisi, kurmaca olmadığı zaman, insanın özgün, asıl çehresidir. Yalın halde bak bu yaradılıştan gelen doğaya, değiştirilmemiş, meditasyonun akışını koruyan, Hile karışmamış olana. Dağınıklıktan uzak, bağımlı olmayan, aklın ötesinde meditasyon barındırmadan: Aklın ötesindeki halde kal, Büyük Kusursuzluk'ta*. Bencil olmayan, henüz doğmamış, aşırılıklardan uzak, ifade edilemeyen: O tarifsiz özün içinde, Büyük Kusursuzluk'ta kal. NYOSHUL KHENPO Aydınlanmak için, ruhani biri ya da Budist olmak için çabalamana gerek yok. Sadece ol. *Büyük. Kusursuzluk (Dzogşen) Tibet Budizminin Nyingma ekolünün en üst öğretisidir.

28 TEMMUZ Ne'likle Kalmak Bir kaç yıl önce prostat kanseri şüphesiyle yapılan testin dehşet verici bulgularıyla yüzyüze gelmiştim. Biyopsi yaptırmak yerine, bir dizi şifa meditasyonu, akupunktur ve otlarla tedavi yöntemini altı ay boyunca deneyerek kendimi tedavi etmeyi seçtim. Ardından, geriye kalmış olabilecek kanserli hücreleri tespit amacıyla bir test daha yaptırdım. Prostatımın alınmasının çok sevimsiz bir iş olacağının farkındaydım. İdrarımı kaçırabilir, iktidarsızlık yaşayabilirdim. Sonuçları beklerken çok büyük korku yaşadım. Durmaksızın "Bu nedir?" sorusunu yineleyerek bedenimle kalmaya çalıştım. Kaçış dürtüsünün yanısıra bu korku ve kendine acıma birleşimi fazlasıyla güçlüydü, ama sürekli anın fiziksel gerçekliğine dönme çabalarım korkumun dayanıklılığını eritmeye başladı. "Bu nedir?" sorusu korku deneyimine odaklanmamda bir lazer ışını vazifesi gördü. İki günlük uygulamadan sonra farkettim ki, korktuğum şeylerin hiçbiri şimdi olmuyordu, hatta hiç olmamıştı! Düşüncelerimin yarattığı acı dışında gerçek anlamda bir acı yoktu. Bunu kavramak, korku balonumu patlatma konusunda çok etkili oldu. İdrak, düşünmekle değil anın "ne'liği" ile kaldığımda geldi. Gerçeği merak etmekle geldi. EZRA BAYDA Zihinlerimiz dehşet verici senaryolar yazarak endişe ve acı yaratabilir. Ben hayal gücümün gerçeklikten çok daha korkunç olduğunu farkettim. 29 TEMMUZ Görüyor musunuz, Ey Kardeşlerim? Bu kaos ya da ölüm değil- biçim, birlik, plan bu-ebedi hayat bu- bu Mutluluk. WALT WHITMAN Her şeyin sonu geldiğinde, kutsanmış olanlar şöyle diyecek: "Asla cennetten başka bir yerde yaşamadık." C.S. LEWIS Bir anlığına, darkafalı kişiliklerimize yol versek, kimsenin kötülüğünü istemesek, kötülüğü hissetmesek ve yalnızca ışığı yansıtan bir kristal olmanın dışında, olmayı kessek, neler yansıtmazdık ki! Billurlaşmış bir evren çevremizde nasıl da ışıldardı. HENRY DAVID THOREAU 30 TEMMUZ Hazır Olmak Şu ana dek yaşadıkları şeyi bundan sonra da yaşayacaklarına inandıkları için, ruhsal arayışlar içinde ya da kendi acılarında kaybolmuş insanlara giderek daha fazla rastlıyorum. Yaşadıkları geçmişin gerçekliklerini, şimdi ve daima aynı kalacak şekilde belirlediğine inanıyorlar. Bana göre dünya yüzündeki hayatın en büyük mucizesi ve en büyük sır, varsayımlarda bulunmayı bıraktığımızda ve Tanrı gibi davranmaya son verdiğimizde, sonra olacaklar hakkında en ufak bilgimiz olmadığını anlamaktır. Her tür bilgi yoksunluğu, varlığımızın her gözeneğine sızmasına izin verdiğimiz takdirde, çok daha büyük ruhsal özgürlüğe hazır olmamızı sağlayan şeydir. RAPHAEL CUSHNIR

31 TEMMUZ Gözlerimin Önünde ... Sokakta yürüyordum ki, birden her şey gözümün önünde değişmeye, inanılmaz bir güzelliğe ve gerçeğe dönüşmeye başladı. Bilim adamlarının ışık ve ses dalgaları, yerçekimi ve atomlar hakkında anlattığı şeyler çok net ve anlaşılır hale geldi. Tıpkı bugüne dek manasını kavrayamadığım İncil'den pasajlar gibi...

Renkler nefes kesecek güzellikteydi, her şey anlam kazanmıştı ve her şey ve herkes birdi. Yalnızca diğer her bir insan değil, tüm hayvanlar, bitkiler, taşlar, her şey, yalnızca insanların ruhlarının olduğu görüşünün saçmalığını gösterecek biçimde birlik içindeydi. Bildiğimiz anlamda zaman diye bir şey yok. Var olan her şey, olmuş, oluyor ve daima olacak... Biz sonsuzluğun içindeyiz. RERU* KAYITLARINDAN Geçmiş ve geleceğe dair düşüncelerin içinde kaybolduğumuzda, uykuda geziyoruz, demektir. Şimdiki ana uyandıkça, giderek daha fazla güzellik göreceksin. * RERU- Dini Deneyimler Araştırma Merkezi'nin kısaltılmış adı. 1 AĞUSTOS Yer Bırakmamak En büyük desteği alabileceğimiz şey, her anda tümüyle mevcut olmak anlamına gelen dikkatliliktir. Zihin merkezlenmiş haldeyken, dünyanın adaletsizliği ya da dostlar, arzular ve üzüntüler hakkında hikâyeler uyduramaz. Bu hikâyeler ciltler doldurabilir, ancak dikkatli olduğumuzda bu sözlü ifadeler kesilir. Dikkatli olmak, başka hiçbir şeye yer bırakmamacasına bu anın içine dalmaktır. Ne yaparsak yapalım, ayakta duruyor, oturuyor ya da uzanıyor, zevk ya da acı duyuyor olalım, anlık olanla dopdolu, yargısız farkındalığı, "sadece bilme" halini koruruz. AYYA KHEMA 2 AĞUSTOS Çabucak! Anında kavramak ve özgür olmak ister misin? Böyle konuştuğumda çoğu insan dinliyor. Çabucak! Bu konuşmayı dinleyene bir bak. Tam şimdi dinleyen kim ola ki? BASSUI 3 AĞUSTOS Görüp Göreceğin Buda, özünde sonsuzluktan yoksun olan her şeyi bırakmamızı öğretti. Her şeyi bir kenara koyarsan gerçeği görürsün. Bırakmazsan göremezsin. Bu böyledir. Bilgelik içinde uyandığı anda gerçeği nereye baksan göreceksin. Görüp göreceğin şey gerçektir. AJAHN CHAH Şimdi neye tutunuyorsun? 4 AĞUSTOS Beklememek "Krallık ne zaman gelecek?" diye sordu müritleri. "Beklemekle gelmeyecek. 'İşte burada' veya 'işte orada!' demekle olacak şey değil. Gerçekte, babamızın krallığı yerkürenin her yerine yayılmış ve insanlar bunu görmüyor." İSA Sen görebiliyor musun? 5 AĞUSTOS Her Şeyin Doğrusu Açmak gözünü kim olduğumuza neden burada olduğumuza. Tüm bir hayatı daha şiirsel, daha makul daha canlı, sevgi dolu yaşamak Deneyimlemek her şeyin doğrusunu bu anda... bu anda... bu anda. WILLIAM SEGAL 6 AĞUSTOS Tek Nokta Yağ bir kaptan diğerine döküldüğünde, mutlak akıcılık ve sessizlikle kavislenerek akar. Bu hızlı akışın camsı ve kıpırtısız görüntüsünde bakanı büyüleyen bir şey vardır. Belki de bize, geçmiş ya da gelecektekilerden daha büyük sırlar barındıran zamanın bir yönünü, sonsuz uzunluktaki ve iki karşıt yöne uzanan iki geniş açılımın arasına sıkışmış sonsuz kısalıktaki mevcut anı hatırlattığı içindir. Bu, gerçekliğe dair hem en dolaysız hem de en elle tutulmaz deneyimimizdir. Şimdinin süresi olmamakla birlikte, zamanda olanın olduğu ve değişenin değiştiği tek noktadır. Biz daha onun farkına varamadan geçmiştir, yine de, her mevcut an, anında yeni bir mevcut anı izlediğinden, Şimdi, bizim gerçekliği dolaysız deneyimlediğimiz tek durumdur...

PAUL WATZLAWTCK 7 AĞUSTOS Biliyorum ki, zaman daima zaman Ve mekân daima ve yalnızca mekân Ve gerçek olan yalnız bir kereliğine gerçek Ve yalnızca tek bir mekânda Her şey olduğu gibi olduğu için mutluyum... T.S. ELIOT ("ASH WEDNESDAY" ADLI ESERİNDEN ALINTI)

8 AĞUSTOS Hepsi Tanrı Bana Tanrı'yı soruyorsun: İsimsiz'i tanımlamamı, en yüce sırrı avucunun içine bırakmamı istiyorsun. Bunun senden uzaklarda gizlendiğini falan sanma. En yüce sır apaçık ortada olan. İşte: Hepsi Tanrı. ... Gözünde canlandırayım istersen. Tüm gece bardaktan boşanırcasına yağmur yağmıştı ve sokak kalın bir balçık tabakasıyla kaplanmıştı. Orada durup bir süre balçıkla oynayan bir grup küçük çocuğu izledim. Rutubete aldırmadan o balçıktan düzinelerce şekil yaptılar: Evler, hayvanlar, kuleler. Konuşmalarından, her birine bir kimlik verdikleri belliydi. Şekillere isimler takıp hikâyeler yakıştırdılar. O balçıktan şekiller, bir süre için bağımsız bir varlık kazandı. Oysa hepsi sonuçta balçıktandı. Balçık onların kaynağı ve özüydü. Çocuklara göre balçıktan yarattıkları eserlerinin ayrı kişilikleri vardı. Balçığın açısından baktığımızda bu bağımsızlığın bir illüzyondan başka bir şey olmadığı açıktı, zira onlar sadece balçıktı. ... Dünyaya baktığımda, Tanrı'yı görmüyorum. Gördüğüm şey, değişik türde ağaçlar, her türden insanlar, evler, tarlalar, göller, inekler, atlar, tavuklar ve bunun gibileri. Bu açıdan sadece balçığı değil, gerçek figürleri gören çocuklardan farkım yok. Bütün bunların neresinde Tanrı? Zaten sorunun kendisi başlı başına yanıltıcı. Tanrı bunun "içinde" değil ki. Tanrı bu. REB YERACHMIEL BEN YISRAEL 9 AĞUSTOS Sen O'sun Tüm ruhların ruhu, canın canı - sen O'sun Görülen ve görülmeyen, oynak ve hareketsiz - sen O'sun Şehire götüren yol tükenmez; Başını veya ayağını almadan çık yola Ve anında varacaksın oraya. Daha başka ne olabilirsin ki? Sen O'sun. MEVLANA 10 AĞUSTOS O Yakında Gerçek dünya deneyimimize baktığımızda hep garip bir ikiliğe düşeriz. Biz insanlar, savaşların ve depremlerin darbesini yiyen, aynı zamanda tutkular, özlemler, korku ve öfkeyle içimizdeki sonsuz isyanlardan örselenen varlıklar olarak sandığımızdan daha kırılganız. Aynı zamanda sonsuzluk sürekli olarak üzerimize baskı yapar; üzerinde durduğumuz, unutulmuş, kocaman, beslenme ve dinlenme kaynağı, rahatça üzerine uzandığımız çimenleri büyüten tepe kadar yakındır. Her iki hakikat de her zaman uygulanabilir. Ruh ölümsüz parlaklığını getirirken, can ,ruhun karşı konulmaz hediyesini kabul etmemize yardım eder. Her özgün zihin açılması kim olduğumuz gerçeğinin önemini ve önemsizliğini benimser... Bu deneyim tümüyle günün içinde meydana gelir... Sıradan akış değişmeksizin hayatlarımızın olağanüstülüğüne uyanırız. Her birimizin kendi temposu vardır; çalışır, yer, içer ve geceye dek sohbet ederiz. Katalizör dünyadaki tek şey haline gelir, ister tomurcuktaki çiçek, ister radyo düğmesi. Sonra sonsuz olanı, o durduğumuz tepeyi ve tomurcuktaki çiçeklerin, radyo düğmelerinin, arabaların ve güneşin arasından kendini gösteren sağanakların kaynağını anımsarız. Ruh hemen oradayken uyanışımız sırasında bizi yakalayıp uyanana dek sarsan şey, bir kayın ormanı kadar bozulmamış ve tartışmasız biçimde kutsal gerçektir. Can'ın ışığında, sonsuzluk şehvetli ve hazzın içinde bitmez tükenmez bir birleşmedir. JOHN TARRANT 11 AĞUSTOS Mantıksızca Güzel Soru: Osho, hayatı çok sıkıcı buluyorum. Ne yapmalıyım? Cevap: Bu haliyle zaten yeterince şey yapmışsın. Hayatı sıkıcı hale getirmişsin- büyük başarı! Hayat böylesine sarhoş eden bir dans ve sen bunu sıkıntıya indirgeyebilmişsin. Bir mucize yaratmışsın işte! Daha ne yapmak istiyorsun? Bundan büyük bir şey yapamazdın. Hayat ve sıkıcılık? Hayatı görmezden gelme kapasiten inanılmaz olmalı. ... Cehalet görmezden gelebilme kapasitesidir. Bu durumda kuşları, ağaçları, çiçekleri, insanları görmezden geliyor olmalısın. Yoksa hayat öylesine güzel, öylesine mantıksızca güzeldir ki, onu olduğu gibi görebilseydin gülmekten kendini alamazdın. En azından içinden kıkırdayıp dururdun. Hayat sıkıcı değil, ama zihin sıkıcıdır. Biz öylesine güçlü bir zihin yaratıyoruz ki, çevremize bir tür Çin Şeddi örüyoruz ve bu duvar hayatın içimize girmesine geçit vermiyor. Bizi hayattan koparıyor. Yalıtılmış, bir hücreye tıkılmış, penceresiz kalıyoruz... Bilgini koy bir kenara! Ardından boş gözlerle bak bir daha... Hayat sürekli bir sürprizdir. Üstelik bahsettiğim kutsal bir hayat değil- sıradan hayat öylesine sıradanlıktan uzak ki. Küçük olaylarda Tanrı'nın varlığına rastlayacaksın... Şimdiki anı kaçır ve sıkılarak yaşa. Şimdide ol ve sıkıntının varlığı bile şaşırtsın seni. OSHO 12 AĞUSTOS Çabasızlığın Yolu ...Poonjaji bana dönerek dosdoğru şu soruyu sordu: "Geçmiş ya da gelecek olmadığında kimsin sen?" Kim olduğumu görmek için içime yöneldiğimi fark ettim. O içe bakış anını ancak bir sessizlik patlaması şeklinde tanımlayabilirim. Bedenim yaşam dolu ve enerjiyle titreşir haldeyken zihnim tümüyle sessizdi. Sorusunu tekrarladığında ona, "Benim," cevabını verdiğimi fark ettim. Söylenecek başkaca birşey yoktu. Yüzü aydınlanarak, "Çok iyi," dedi. "Peki, ya 'ben' yokken kimsin sen?"

İçimde başka bir patlama yaşarken ağzımdan, "Hiç," sözcüğü çıktı. Sözcük bilinmeyen bir yerden gelmişti, ama daha ağzımdan çıkarken doğru cevap olduğunu biliyordum. Sözcük ifade bulduğu anda bedenim ve zihnim bir kez daha ebedi derinlikte bir sessizlikle tutuştu. Ona daha önce zihinsel alışkanlık ve eğilimlerimden söz etmiş, farkındalığımı bir şekilde engellediklerini apaçık gördüğümü söylemiştim. Bana baktı ve "Peki, şu daha önce sözünü ettiğin zihinsel eğilimlerin özünde ne var söyle bakalım," dedi. O an deneyimlediğim şey bana cevabı verdi. "Gerçeklikleri yok," dedim. "İyi," dedi. "Artık anlıyorsun. İşimiz burada başlıyor." MURRAY FELDMAN Bu tür bir hikâye kolaylıkla "guruya imrenme" nedeni olabilir ve kimi okuyucuyu Hindistan 'a giden ilk uçağa atlamaya özendirebilir. Mistik deneyimlerin şimdi ve buradaki mucizeyi görmemizi nasıl engelleyebildiğine dikkat et. 13 AĞUSTOS Şimdiki An İnsan nasıl meditasyon yaparsa yapsın, ne gibi bir egzersiz programı izlerse izlesin, amacı daha üst bir bilinç haline geçmek veya bir teori ya da ülküyü hayata geçirmek değil, yalnızca hiçbir amaç ya da hırs barındırmadan burada ve şimdi olanı görmeye çalışmaktır. İnsanın şimdiki anın farkında olabilmesi için, nefesine odaklanmak gibi yollar kullanması gerekir... Bu ise şimdiliğin bilgisini geliştirmeyi gerektirir, çünkü her nefes eşsizdir, her biri şimdinin ifadesidir. CHÖGYAM TRUNGPA Meditasyonun amacı bir yerlere varmak değildir. Gelişme göstermeyi falan unut. Daha yüksek bilinç hallerini unut. Nefes al. Nefes ver. 14 AĞUSTOS ...O kadar düşüncesiziz ki, bize ait olmayan zamanlarda gezinip duruyoruz ve bir kez dahi bize ait olan tek zamanı düşünmüyoruz. BLAISE PASCAL Sonsuza dek mutlu yaşamak ancak günbegün mümkündür. MARGARET BONNANO Her şeye ilk kez gören gözlerle bakmakla, en sıradan olayda inanılmaz bir yan çıkar ortaya; tabii bundaki yeniliğe kayıtsız kalmazsak. RUTH BERNARD 15 AĞUSTOS Zamansızlık İlk seferinde (Sekiz-on yaşlarındayken) bahçede aylak aylak tek başıma dolaşıyordum. Bir guguk kuşu öterek geçti başımın üstünden. Aniden, ancak bir kaleydoskopun döndürülmesi olarak tanımlayabileceğim bir etki duyumsadım. Bu bir tür zamansızlık hissiydi, sanki duran yalnızca zaman ya da akışı değildi, ben hepten zamanın dışına çıkmıştım. Bir şekilde sonsuzluğun parçası olduğumu biliyordum. Bunun yanısıra bir tür mekânsızlık hissi de vardı. Çevremle ilgili tüm farkındalığımı kaybettim. Bu kopukluk duygusuyla birlikte o güne dek tattığım en yoğun sevinç dalgasını hissettim ve yanısıra, ne için duyduğumu bilmediğim, acıdan neredeyse ayırt edilemeyecek bir özlem kapladı içimi... İkinci deneyim ilkinden epey sonra gerçekleşti. Gün ışığında yıkanan, son derece sessiz bir gündü. Bahçede her şey ışıldıyor, neredeyse nefesini tutmuş, bir şeyi bekliyordu. Bir anda Tanrı'nın varlığından öylesine emin oldum ki, O'na dokunmak için yalnızca elimi uzatmam yetecekti. Aynı anda o en yoğun sevinç dalgası, tarifi imkânsız özlemle birlikte geldi. Sanki sıla hasreti çeken bir sürgündüm. Kalbim bedenimden fırlayıp gitmek için çırpınıyordu sanki. RERU KAYITLARINDAN 16 AĞUSTOS İşte Bu! Zaman zaman kendine şunu hatırlatmayı dene: "İşte bu." Bunun geçerli olmadığı herhangi bir şey olup olmadığına bak. Şimdiki anı kabullenmenin, olana boyun eğmek anlamına hiç gelmediğini hatırlat kendine. Olan, yalnızca olan oluyor'un açık biçimde bilinmesinden ibaret. Kabullenme sana ne yapacağını söylemez. Bunun ardından ne geleceği, senin ne yapmayı seçeceğin, bu anı kavrayışından kaynaklanmalı. Derin bir "İşte bu" bilgisine dayanarak hareket etmeyi deneyebilirsin. Peki bu senin seçtiğin hareket şeklini ya da vereceğin tepkiyi etkiliyor mu? Olaya en gerçek haliyle bakmak mümkün mü, bu hayatındaki en iyi mevsim, en iyi an olabilir mi? JON KABAT-ZINN 17 AĞUSTOS Yalnızca Önemli Soruyu Koru "Aydınlanmayı arzulayan zihni korumaya çalışmak yanlış... Yalnızca önemli soruyu koru. Önemli soru, düşünmeyi tümden kesmek, boş zihin olmak anlamına gelir. Önemli soruyu koruyan zihin aydınlanmadır! Zaten aydınlanmışsın, ama bunu bilmiyorsun. Böylece uzun çabalar ve eğitimin ardından: Hah! Aydınlanma bu! Bu çok kolay. Gözlerini görebilir misin?" "Hayır." "Senin gözlerin yok mu? Gözlerin var. Zihnini kavrayabilir misin?" "Hayır." "Senin zihnin yok mu? Aynı şey. Bu fincanı görüyor musun? Sesimi duyabiliyor musun?" "Evet." "Bu senin zihnin. Gözlerim gözlerimi göremez. Gözlerimi görmeye çalışmak hatadır. Zihnim zihnimi anlayamaz. Zihnimi çözmeye çalışmak hatadır. Bu zihni kapatırsan, kısa zaman içinde aydınlanmaya erişirsin. Bu fincanı görebiliyorum; demek ki gözlerim var. Bu sesi duyabiliyorum; demek ki beynim

var. Ben neyim? Ben bana soruyorum. Demek ki karşıtlar yok. Karşıtların yokluğu Mutlak'tır. Böylece her tür düşünme eylemi kesilir. Yalnızca bilmeme, yalnızca boş zihin. Bu benim gerçek özümdür. Çok kolay." SEUNG SAHN Cevapları geçmiş deneyimlerde aramadan derinlemesine sorgulamaya başladığında, şu "bilmeme zihni" olursun. 18 AĞUSTOS Her Ne Olursa Olsun Hazreti İsa'nın duasının şu ilk satırını okumaya başladığımda: "Cennetteki babamız..." bu cennetin görünmez, girilmez, ama çok yakında olduğunu düşlerim. Şatafatlı bir yanı yoktur, ne girdabı andıran sonsuz bir boşluk, ne de hayret verici bir uzaklık. Onu bulmak sana lütfedilmişse, sadece elinin altında ve bir çakıl ya da masadaki tuzluk kadar küçük bir şeyi kaldırmak yeterli olacaktır... "Senin mahşerin..." Cennetle dünya arasındaki fark sonsuz olmakla birlikte, mesafe öyle azdır ki. Bu cümleyle ilgili olarak Simone Weil şunları yazmıştır: "Burada arzularımız zamanı, ardındaki sonsuzluğu bulmak için delip geçiyor ve bu, olan her şeyi, her ne olursa olsun, bir arzu nesnesine dönüştürmeyi bildiğimizde oluyor." JOHN BERGER 19 AĞUSTOS Her Şey Daima Yolunda Avluda çiçekleri kokluyordum ve ayağa kalktığımda derin bir nefes alınca kan beynime hücum etti. Uyandığımda çimlerin üzerinde sırtüstü yatan bir ölüydüm. Besbelli, altmış saniye süreyle bayılmış ya da ölmüştüm. Komşum beni görmüştü, ama yalnızca güneşin tadını çıkarmak için kendimi birden çimlerin üzerine attığımı düşünmüştü. Bu sonsuz bilinçsizlik halindeyken, çok kıymetli sonsuzluğu gördüm. Cenneti gördüm. Orada hiçbir zaman hiçbir şey olmamıştı; bir milyon yıl öncesinde olanlar, şimdiden bir milyon yıl sonrasında ya da sonraki on dakika içinde olacaklar kadar hayali ve anlaşılmazdı. Bu kıymetli yalnızlık, kıymetli boşluk kusursuzdu, Biri-Veya-Öteki, kesinlikle tevazu doluydu. JACK KEROUAC 20 AĞUSTOS Lahana Sutra Benares'te, bir otogarla bir tren istasyonu arasına yerleşmiş bir manastırda meditasyon uygulaması yapıyordum. Burası, şehrin göbeğinde, çok gürültülü bir mekânın tam ortasında sadece birkaç metrekarelik, bahçelik bir alandı. Bir gün orada büyüyen az sayıda ot ve yeşilliğin arasında otururken tek bir lahana ilişti gözüme. O anda, o lahanaya bakarken gördüğüm, doğanın tüm güçlerinin, geçici biçim ve renklerle, belirli bir konumda ve zamanda bir araya gelişi, doğuşu, yaşlanışı, çürüyüşü, ölüsüydü. Açık seçik görünmesine karşın, onu biçimlendiren koşullar dışında kendi varlığı yoktu. Anladım ki, "kendim" olarak adlandırdığım şey sadece geçici biçim ve renklerle, belirli bir şekilde ve zamanda bir araya gelen, doğan, yaşlanan, çürüyen ve ölen doğanın güçleriydi... onların önünde veya ardında bir varlık özü bulunmayan, sürekli bir enerji akışıydı. Orada oturup yalnızca bakarak, o lahanayla bir oldum. SHARON SALZBERG

21 AĞUSTOS Nefesin İçindeki Nefes Beni mi arıyorsun? Yan koltuktayım. Omzum seninkine değiyor. Beni bulacağın yer ne stupalar*, ne Hint türbeleri, ne sinagoglar, ne de katedraller: Ne ayinlerde, ne kirtanlarda**, ne kendi boynuna doladığın bacaklarında, ne de sebzeden başka bir şey yemeyişde. Beni gerçekten bulmak istediğinde, anında göreceksin Beni bulacağın yer en küçük zaman diliminde. Kabir der ki: Öğrencilerim, söyleyin bana, Tanrı nedir? O, nefesin içindeki nefestir. KABİR * Budist tapmağı **İlahiler 22 AĞUSTOS Neyin Dışından Bakıyorsun Yalnızca tek bir şey üzerinde mutlak ve kesin yetkiye sahibim, o da tam Burada olandır. Olduğun yerin nasıl bir şey olduğu konusunda tek mutlak ve kesin yetki sahibi sensin. Sandalyende oturan hakkında içeriden bilgi sahibi olan sensin, ben değil. Bu yüzden, dışından baktığın, senin Gerçekliğin olan ve üzerinde mutlak yetkin bulunan bu şeyi sana soruyorum. O, tam olduğun yerde, apaçık ve erişebileceğin halde. Bu, kutsal ya da özel bir bakış değil. Yalnızca doğru yöne bakmak. Büyük mutlulukla dışarı bakmakta üstümüze yoktur, oysa dikkatimizi yüz seksen derece döndürüp içeriye, kendimize, geldiğimiz yere bakmayı beceremeyiz.

Dışından baktığın şey bozulacak bir şey değil. Orada bozulacak bir şey yok. Bu Hiç-bir şey. Ben apaçık Hiç-bir şey'im ve Hiç-bir şey'in olduğu yerde değişim yoktur. Değişimin olmadığı yerde, zamanı izlemenin yolu yoktur. Zamanı izlemenin yolunun olmadığı yerde, zamanın şansı yoktur. Zaman hayatta kalamaz. DOUGLAS E. HARDING 23 AĞUSTOS Olan, Olduğu Gibi Sen hayatsın ve olup olacağın budur. Sen sonsuz ifadesin ve daha soruyu sorarken cevabı soruda görebilirsin. "Neden?" diye sormayı bırak ve sadece her şeyinle hayatın harika mucizesinin içine dal, tam olduğu haliyle, tam şimdi ve tam burada. Tam bu anda başına gelen şeyin daha önce hiç olmadığını ve bir daha asla olmayacağını göremiyor musun? Bu, tümüyle eşsiz, taze ve saf şey burada ve bir bakmışsın yok. Bu harika değil mi? Al işte, yine oldu ve sen onu kaçırdın, çünkü o sırada bilinçlilik ve onun amacıyla ilgili bir soru daha geçiyordu aklından. Bu kafa oyunlarına son ver ve her şeyi oluruna bırak. Soru cevap sendromu ilelebet sürebilir ve zihin çoğu kez bir sonraki sayfada gelen cevabın tam bize uyacağına ikna eder bizi. Bu hayali şahsa ihtiyacın yok, biliyor muydun? Sorular sorup duran, her şeyi yargılayan, her şeyi hesaplayan bu şahsı unut gitsin. Burda otururken o şahsa asla ihtiyacın olmadığını duyduğun bu ana seni taşımak dışında, o kişiye asla ihtiyaç duymadın. Şimdi onu sonsuza dek terk et ve hayatı, içinde asılsız merkezi veriler ya da sabit noktalar olmadan yaşa. Kontrolü elden bırak ve kaosun içinde yaşa. Tam şimdi, tam burada kaptır gönlünü buna. TONY PARSONS 24 AĞUSTOS Kanser olduğumu öğrendiğimde, şimdi benden beklenenin her yeni deneyime bütünüyle hazır bulunmak ve kendimi tümüyle buna vermek olduğunu öyle iyi anladım ki. Bunu kendime yüksek sesle söylemedim. Bu kadar bilinçli bir hareket değildi. Demek istediğim, tüm varlığım döndü, baktı ve deneyime doğru hareketlendi. SANDY BOUCHER Soru: "En Yüce Hal" nasıl deneyimlenir? Maharaj: Burada deneyimlemek söz konusu değil. Sen sadece o halsin. NISARGADATTA MAHARAJ Olduğun şeyi apaçık gördüğünde, bundan daha yüce bir bal olabilir mi? 25 AĞUSTOS Hokusai Diyor Ki (alıntı) (Hokusai (1760-1849) tanınmış bir Japon sanatçısıydı.) Hokusai diyor ki, dikkatlice bak. Dikkat et, fark et, diyor. Bakmaya devam et, meraklı ol, diyor. Görmenin sonu yoktur, diyor... Her şey canlıdır, diyor kabuklar, binalar, insanlar, balıklar, dağlar, ağaçlar. Odun canlı. Su canlı. Her şeyin kendi canı var. Her şey içimizde yaşıyor. İçindeki dünyayla bir arada yaşa, diyor. İster desen yap, ister kitap yaz, önemi yok, diyor. İster odun kes, ister balık tut, fark etmez, diyor... Umrunda olması önemli. Hissetmen önemli. Fark etmen önemli. Hayatın senin içinde yaşaması önemli. ROGER KEYES 26 AĞUSTOS Dolaysız Gerçeklik ... "Zihin" sözcüğünün eşanlamları, ona yapıştırdığımız etiketler sayısız olduğundan, onu gerçekte olduğu haliyle tanı. Deneyimlerinle onu burada ve şimdi olarak bil. Kendini, zihninin özünün doğal halinde bütünleştir. Sakin zihin, sıradan, çıplak ve süssüz haldeki algıdır. Ona dosdoğru baktığında gördüğün yalnızca ışıktır. Bilgi olarak, uyanıklık halinin parlaklığı ve sakin tetikteliğidir. Herhangi bir özelliği olmamakla birlikte, gizli bir doluluk, ikilik barındırmayan aydınlığın ve boşluğun en kesin halidir. Onunla ilgili hiçbir şeyin varlığı kanıtlanmadığından sonsuz değildir. Aydınlık ve uyanıklık içerdiğinden boş değildir. Çeşitlilik algılamada apaçık görüldüğünden, birlik değildir. Birliğin tek tadı olduğunu bildiğimizden, çeşitlilik değildir. Bilgi mevcut gerçekliğin doğasında var olduğundan bir dış etken de değildir. LAMA SHABKAR* * Keith Dowman 'in The Flight of the Garuda adlı yapıtından. 27 AĞUSTOS

Yalnızca Tanrı ... İnsan iyiyse, Tanrı gerçekten onun içinde ve bir kilisede, ıssız bir yerde veya bir hücrede olduğu gibi, sokaklarda ve insanların arasında, her yerde onunladır. O insan için gerçekten yalnızca ve yalnızca Tanrı'sı varsa, hiçbir şey onu rahatsız edemez. Neden? Çünkü yalnızca Tanrı'sı vardır, yalnız Tanrı'yı düşünür ve onun gözünde her şey Tanrı'dan ibarettir. Her yerde, her hareketinde Tanrı'yı sergiler. Benliğinin tüm niyetiyle Tanrı'ya katılır. Sadece bir aracı olduğu için eylemleri, kendine göre değil, sadece o eylemleri yaratan Tanrı'ya göre doğrudur. ... Kişi Tanrı'yı ilahi şekliyle kabullendiğinde, Tanrı'nın gerçekliği içine yerleştiğinde, Tanrı her şeyi aydınlatır. Her şey Tanrı'nın tadındadır ve onu yansıtır. Tanrı daima o kişinin içinde ışıyacaktır. MEISTER ECKHART Budizmde, ikiliğin yokluğu "bir tat" olarak adlandırılır. 28 AĞUSTOS Hayatın Kendisi Önce gerçek doğamıza bir nesneymiş gibi bakmaya çalışırız. Sonra, bu çabanın başarısızlığa mahkûm olduğunu anlarız. Ardından, ona bir nesnenin yokluğu olarak bakarız, ama bir noktada bu arayışın da sonuçsuz olduğunu görürüz. Son olarak, kendimizi bir tür bilmeme halinde, zihnin artık tüm olasılıkları tükettiği ve gidecek yerinin kalmadığı bir durumda buluruz. Buradan, zihnin aydınlandığı parlak farkındalığın zihin tarafından kavranamayacağını anlayıp sakinleşiriz. Bu bilmeme haliyle tanışmak, bu yeni boyuta alışmalı ve bunun hiçlik olmadığını keşfetmeliyiz. Bu sessiz mevcudiyet sadece düşüncelerin yokluğundan ibaret bir şey değil. Canlı. Hayatın kendisi. FRANCIS LUCILLE Gidecek yer kalmadığında sükûnet ve huzur gelir. 29 AĞUSTOS Yaşayan Buda'lar Metropolitan Müzesi'nde muhteşem bir Buda heykeli var. Birçok heykel ve yanı sıra milli hazine sayılan bodhisattva'lar* var. Hepsi de harika... Oysa sizler, her biriniz canlı bodhisattvalarsınız, canlı! Bronzdan ya da ahşaptan değil. Kötü bir şey olduğunda denir ki, "Ah, Buda'ya dua edeceğim." Hayır, hayır, hayır! Böyle bir Buda yok. Bunu anladığın anda her insan bir mucize gibi görünecek... Aç gözlerini! "Ah, henüz aydınlanmadım. Bir gün ben de aydınlanacağım," diye düşünme. Bugünden itibaren bu düşünceyi unut! Biz, en başından beri, Aydınlanmış Olan'ız. Bunun böyle olduğuna inancın tam olsun... O halde bu zihinle, birbirimizin önünde eğilelim... İstisnasız, her biriniz canlı Buda'sınız... İstisnasız, tamam mı? SOEN NAKAGAWA * Çevirenin notu: bodhisattva-aydmlanmış varlık. Kaynak: Helmut Werner/Ezoterik Sözlük- Omega Yayınları 30 AĞUSTOS Ne Olduğumuz Gerçeği ... Bir kaçış yolumuz yok. Süreç odaklı dünyadaysa her şey bir kaçış yolunu gösterir. Bu iş, kendimizle başa çıkma meselesi değildir. Sorun, zaman ve süreç yaratarak kendimizle yüzleşmemekte yatar. Bir süre daha inzivaya çekilsem veya bir seminere daha katılsam ya da bir kitap daha okusam, o zaman her şeyi düzeltebilirim. Tabii ki, bu bir işe yaramaz. Yalnızca gerçekten giderek uzaklaşmış oluruz. Ya dünya sadece ne olduğumuz gerçeğinden ibaretse? Ya yalnızca öfkeysem ve kaçış yolu yoksa ne olur? Bu durumda incelenecek bambaşka bir evren çıkıyor ortaya, değil mi? Şu halde öfkenin gerçekte ne olduğunu inceleyebilirim. Aslında öfkenin bana psikiyatristin ya da seminer yöneticisinin anlattığı şey olmadığını keşfederim. Bu, bazı özelliklere sahip bir oluşumdur. Bedenimin belirli yerlerinde dolaşır ve tam şimdide var olan bazı duygu ve anıları tetikler. Yalnızca şimdi. Bu anın içinde, zamanın dışına çıktık, mekânın dışındayız ve dönüşümsel bir evrenin içindeyiz. Bu anda, öfke enerjiye dönüşür. Ancak bu anı zaman ve kavramın içine savurduğumuzda öfke haline gelir. O durumda da kalıcı biçimde içimize demir atar. STEVEN HARRISON Senin hayali kaçış yolların neler? Onları şu anda olandan kaçınmak için nasıl kullanıyorsun? 31 AĞUSTOS Derinden Tümüyle Sıyrıl İçine bakma, dışında arama. Düşüncelerini susturmaya ya da bedenini yatıştırmaya çalışma. Sadece içinden bil, anla ve her şeyi bir anda kesip bir süre otur ve gör. Dört bir yanda adım atacak yer olmadığını, dünyada bedenini sığdıracak yer olmadığını söyleyebilirsin, ama asla bir başkasının gücüne bel bağlama. Bu şekilde görmeye başladığında, derin, etin, iliğin ya da kemiğin yoktur; doğum ve ölüm, geliş ve gidiş seni değiştiremez. Derinden tümüyle sıyrıldığında, bir tek hakiki gerçeklik kalır geriye. Bu gerçeklik ölçü ya da zaman gözetmeksizin ışır tüm zamanların içinden. KEIZAN 1 EYLÜL Sonsuzluğun Rayihası* (Arthur Koestler, bu deneyimi İspanya'da hapisteyken yaşadı.) Üzerimden bir dalga gibi aştı. Dalga önce anlaşılır sözel bir içgörüden çıkmakla birlikte anında buharlaştı ve ardında yalnızca sözsüz bir öz, sonsuzluğun rayihasını, hüznün içindeki okun ürpertisini bıraktı. Bir süre orada, büyülenmiş halde, "Bu kusursuz- kusursuz..." diye tanımlayabildiğim sözsüz bir

farkındalığa kalakalmış olmalıyım... Bir an sonra, bir huzur nehrinde, sessizlik köprülerinin altında sırtüstü yüzer haldeydim. Hiçbir yerden gelmeyen nehir hiçbir yere akmıyordu. Sonrasında artık ne nehir vardı ne de ben. Ben var olmayı bırakmıştı... "Ben var olmayı bırakmıştı," derken anlatmak istediğim, bir piyano konçertosunun uyandırdığı, o sözle iletimi mümkün olmayan duygunun benzeri, somut, aynı ölçüde hatta çok daha gerçek bir deneyim. Aslına bakılırsa, ilk bıraktığı izlenim, bu halin bugüne dek deneyimlenen başka hiçbir halle kıyaslanamayacak ölçüde gerçek olduğu duygusu. ARTHUR KOESTLER *Rayiha: Güzel, hoş koku. Püsküllüoğlu, Ali Arkadaş Türkçe Sözlük. 2 EYLÜL Büyük Ölüm Tüm evren yüzlerce parçaya ayrılıyor. Büyük ölümde, ne yer ne de gök duruyor. Bedenle zihin bir kez teslim olunca söylenecek tek bu var: Geçmiş zihin kavranamaz, şimdiki zihin kavranamaz, gelecek zihin kavranamaz. DOGEN Tam şimdi sırrın içinde ölüp gitmek varken, neden kavranamazı kavramaya uğraşırsın? 3 EYLÜL Hakikate Giden Yol Yok ... Her tür deneyimden vazgeçilmelidir, çünkü biriken, toplanan şey, kişi, daima kendi güvenliğini, kalıcılığını ve devamlılığını arayan "ben"dir. Düşünceleri, bu dünyada veya ötekinde kendini idame ettirme, kazanma ve başarma isteklerinden kaynaklanan zihinler, yanılsamaların tutsağı olmaktan ve sonuçta acı çekmekten kurtulamaz. Bununla birlikte, zihin kendi eylemlerinin farkında olarak, kendi hareketlerini, tepkilerini izlemeye, kendini anlamaya başlarsa ve kendi istek ve deneyimlerinden oluşan "ben"in, benliğin, egonun devamlılığı olan geçmişten kurtulmak amacıyla, güvenlik arzusunu ruhsal anlamda öldürebilirse, işte o zaman Hakikat'e giden yollar olmadığını, yalnızca anbean ve sürekli bir keşif olduğunu görürsün. Nihayetinde biriken, saklanan, devamlılığı olan şey "ben," yani acıyı tanıyan ve zamanın sonucu olan benliktir. Bu, devamlılık ve güvenlik arayan "ben" ve "benim"in -benim sahip olduklarım, benim erdemlerim, benim niteliklerim, benim inançlarım- ben-merkezli anılarıdır. Böyle bir zihin hiçbir gerçekliği olmayan yolları uydurur... Zihin, ancak kendi güvenliği uğruna biriktirdiği her şeyi ruhsal anlamda öldürebildiğinde Gerçeklik var olur. J. KRISHNAMURTI 4 EYLÜL Bundan Başka Yaşam Yok Sonsuzlukta gerçekten de hakiki ve ulvi bir şey vardır. Bütün bu zaman ve mekân ve fırsatların hepsi de burada ve şimdidir. Tanrı'nın kendisi de mevcut anda doruğa çıkar ve tüm çağlar boyunca daha ilahi olduğu bir başka zaman yoktur. Fırsatı kaçırma. Şimdi ya da asla. Şimdide yaşamalı, her dalgayı yakalamalı, her anda kendi sonsuzluğunu bulmalısın. Yalnızca ahmaklar fırsat adacıklarının üzerinde dikilip başka kıyılara bakarlar. Başka kıyı yok; bundan başka ya da buna benzer bir yaşam yok. Hoşnutluklarımı ve ilhamlarımı en sıradan olaylardan, günlük olgulardan alacak şekilde yaşamayı istiyorum. Öyle ki, duyularımın saat başı algıladığı şeylerden, günlük yürüyüşlerimden, komşularımın sohbetinden aldığım ilhamla, içimdeki cennetten başkasını düşlemeyeyim. HENRY DAVID THOREAU 5 EYLÜL Bir gün sessizce oturmuş, öksüz bir çocuk gibi hissederken, üstelik öyleydim, her şeyin parçası olduğum ve aslında hiçbir şeyden ayrı olmadığım hissi doğdu içime. O anda biliyordum ki, bir ağacı kessem kolum kanayacaktı. Kâh deli gibi gülerek, kâh ağlayarak evin içinde dört dönmeye başladım. Bunun ne olduğunu hemen bilmiştim. Bunu yaşadığında zaten kaçırman imkânsız. ALICE WALKER Nasıl gözüm benim parçamsa, ben de güneşin parçasıyım. Ayaklarımın çok iyi tanıdığı toprağın parçasıyım, kanımsa denizin parçası. Zihnim dışında yalnız ve tek kalan hiçbir parçam yok, zaten sonunda zihnin de kendi başına bir varlığı olmadığını, güneşin suyun yüzünde parlamasından başka bir şey olmadığını göreceğiz. D.H. LAWRENCE 6 EYLÜL Bakış Anı Zihnin özüne ilk bakış anı, "Bilinçli dikkatin farkındalığı" olarak adlandırılır. "Görme anında özgür" olarak tanımlanan ikinci bakış, "Nerde bu şimdi? Daha yakından bakmalıyım!" düşüncesiyle, kişinin daha fazla bakması gerektiği anlamına gelmez. Bu daha fazla düşünce doğurur. "Şimdi onu görüyorum! Nerede bu! Onu görmek istiyorum!" türünden düşüncelere devam edersen tek yaptığın, özünde düşüncelerden arınmış olan Buda doğasında daha fazla düşünceye yol açmak olacaktır.

... Bunların hepsi önemi olmayan düşüncelerdir. Görme anında, düşünceden arınmış bir sürekliliğe izin ver. Sadece özgürce bu halde kal. TULKU URGYEN RINPOCHE Kurmayı bırak. Görmeye başla. Şimdi sadece bak ve kendi haline bırak. 7 EYLÜL Aydınlanma Diye Bir şey Yok Aydınlanma diye bir şey yok. Bu tümüyle konu dışı bir kovalamaca. Anne ve babandan geçen Buda Zihni'nin olağanüstü biçimde aydınlatıcı ve henüz doğmamış olduğunu kesinlikle anlamak- işte bu aydınlanmadır. Bunu anlamamak seni aldatır. Esas Buda Zihni henüz doğmamış olduğundan, yanılsama ya da aydınlanmayı isteme düşüncesinden bağımsız olarak işler. Sen aydınlanmayı istemeyi düşündüğün anda Henüz Doğmamış olanın mekânını bırakır, onun aksine gidersin. Buda Zihni henüz doğmamış olduğundan, hiçbir düşüncesi yoktur. Düşünceler kuruntu kaynağıdır. Düşünceler yok olduğunda, kuruntular da silinir gider. Artık bir kez aldanmayı bıraktığında, "aydınlanmaya" erişme isteği hakkında konuşmak şüphesiz faydasızdır, sence de öyle değil mi? Doğan düşüncelerini durdurmaya çalıştığında, durdurma işini yapan zihinle durdurulan zihin arasında bir ikilik yaratırsın ve bu şekilde asla iç huzuruna kavuşamazsın. Düşüncelerin esasında var olmadığına, ama gördüğün ve duyduğun şeylere cevaben geçici olarak ortaya çıkıp kesildiklerine ve kendi başlarına bir varlıkları olmadığına inan sadece. BANKEI Birçok meditasyon öğrencisi kendi duygu ve düşünceleriyle savaş halinde. Şimdi ortaya çıkan şeyi, kökü kurutulması gereken bir şey olarak gördüğümüz sürece bu çatışma bitmez. 8 EYLÜL Sessiz Bir Yer (Şimdi okuyacaklarını Toni Packer, Dünya Ticaret Merkezi'ne yapılan saldırı sonrası yazdı.) Biri benden, bir çoğumuzu temelinden sarsan, içimizdeki ve dışımızdaki korkunç patlamaların ertesinde ortaya çıkan duygular, duyarlılıklar ve zihin karmaşası seliyle nasıl başa çıkılabileceğine dair bir kaç öğüt istedi. Bütün acıları dindirmek için, tüm bu gürültünün, tedirginlik ve zihin karmaşasının ortasında, sessiz bir yerde sessiz bir an bulmamız, üzüntünün ve kederin, hiddet ve öfkenin, intikam duygusunun ve güvenliğe duyulan özlemin tam göbeğinde sessiz bir nokta bulmamız mümkün mü? Hiddet ve öfke kasılmalarıyla, güvenlik özleminin titreşimlerini sessizce dinleyebilir miyiz? Sonsuz bir sabırla, tam şimdi olana, tam o keder ve üzüntünün kalbine ve zihnine acı verdiği, korkunun mideni ve bağırsaklarını düğümlediği, öfkenin kalp atışlarını hızlandırıp kanın beynine sıçradığı ve aynı anda yağmurun sesini, çevrendeki motor seslerini duyup odanın aydınlık ve karanlığının, gökyüzünün ve havadaki kokunun farkında olduğun anın kendisine zaman zaman geri dönmek, mümkün müdür? Yalnız bunlara verilen tepkilere değil, yalnızca sesleri, görüntüleri ve gerçekten olan şeyin verdiği duyguyu algılamaya dönmek mümkün mü? TONI PACKER 9 EYLÜL Kendine Gel Tek bir Hakikat var ve sen gidip de onu bir arayış ormanında ararsan dikkat et de bir ağaca çarpmayasın. Kafandaki o şişlik hatırlatabilir sana her şeyin Tanrı olduğunu Tıpkı ormanı arayan bir orman sakini gibisin Ne yapmalıyım? Dinle dostum ayağının altında çıtırdayan her yaprak sana özel davettir kendine gel, diye. Hiç aklına geldi mi Tanrı'yı O'nun gözleriyle aradığın? ADYASHANTI Duyduğun her ses kendine gelmen için, sana özel davettir, burada ol, diye. 10 EYLÜL Birisi Olmamanın Coşkusu

Aydınlanma geleceği olmayan hayattır, güvenlik bahanesinden kurtuluş. Gelecek yoksa, nereye gitti geçmiş? Bilinenin sonudur bu, Ve Bilinmeyene doğru sonsuz keşif. Birisi olma ya da bir şey kapma mücadelesinin sonu bu. Bu arayışın sonu. Bu bir şey olma çabalarının sonu. Bu bir şeylere tutunma çabasının sonu. Bu bir şeyleri oldurma ya da oldurmama çabalarının sonu. Oh be! SCOTT MORRISON 11 EYLÜL Rigpa [Rigpa]* gerçek durum, doğuştan öyleliktir.** Aslında ona "olağan zihin" demek çok yerinde olur. Bu durumda, olağan zihinden kasıt, sıradan bir insanın zihni değildir. Kastedilen, hiç bozulmamış, rahatsız edici duygularla, kavramsal düşünce ya da saplantılarla yozlaşmamış bir zihin halidir. Buna olağan zihin, kendiliğinden var olan farkındalık veya buda-doğası diyebiliriz- bunu nasıl adlandırırsak adlandıralım, "Bu" her zaman bizim içimizde mevcuttur. Ne yazık ki, genellikle temel doğamız gereği zaten burada olanı görmekten aciziz. Bu yaradılıştan ve kendiliğinden var olan uyanıklık halini kimse bizim yerimize fark edemez. Kabullenme veya reddetme, saklama veya gönderme, yargılama veya değerlendirme gibi kavramsal faaliyetlere son verdiğimiz anda, olağan zihin, kendiliğinden var olan farkındalık, doğal olarak mevcut olur. CHOKYI NYIMA RINPOCHE Olayların gerçek durumunun farkına varıldığında, olağanüstü olan olağan hale gelir, olağan olansa olağanüstü. * Rigpa- Doğuştan Farkındalık, gerçek doğa. ** Budizmde, "öylelik" çoğunlukla gerçek varlığı ya da özü ifade etmekte kullanılır. 12 EYLÜL Sonsuz Hayret İçinde [Zorba], bu cahil amele, yazı yazmaya kalkıştığında aceleciliğinden kalemlerini kırar. Maymun hallerinden sıyrılan ilk insanlar ya da büyük felsefeciler gibi, insanlığın temel sorunlarına garkolmuştur. O sorunları sanki çok ani ve acil gerekliliklermiş gibi yaşar. Tıpkı çocuk gibi, her şeyi ilk kez görür. Sonsuz bir hayret içindedir ve neden ve niçinleri merak eder durur. Onun gözünde her şey mucizedir ve her sabah gözlerini açtığında, ağaçları, denizi, taşları ve kuşları görüp hayrete düşer. "Bu mucize de nedir?" diye haykırır. "Ağaç, deniz, taş, kuş dediğimiz bu esrarengiz şeyler ne ola ki?" NIKOS KAZANTZAKIS Bir egzersiz daha: Yarın sabah uyandığında, her şeyi mucize gibi, bir sır gibi gör. 13 EYLÜL Olduğumuz Şey Olmak [Thoreau] gözlerini açmak suretiyle, insanın huzuru ve zevki için ihtiyaç duyduğu her şeyi yaşamın sağladığını, bunun için sadece orada olanı kullanmanın yeteceğini gördü... Sürekli, "Hayat çok cömert," diyordu. "Rahatla! Yaşam burada, orada, o tepenin ardında değil, her tarafında." Waiden'i keşfetti. Oysa Waiden* her yerdedir, insanın kendisi de oradaysa. Waiden bir sembol haline geldi. Bir gerçeklik olması gerekirdi. Thoreau'nun kendisi de bir sembol oldu. Oysa unutmamak gerekir ki, o yalnızca bir adamdı. Onu sembolleştirmekle, anısına anıtlar dikmekle onun yaşamının tüm amacını bozguna uğratmış oluyoruz. Ancak kendi hayatlarımızı dolu dolu yaşayarak onun anısını şereflendirmiş oluruz. Onu taklit etmeye değil, geçmeye çalışmalıydık. Her birimizin yaşayacak tamamen farklı bir hayatı var. Thoreau, hatta Hazreti İsa gibi olmaya uğraşmak yerine gerçekte ve özümüzde neysek o olmalıyız. Bu her önemli bireyin vereceği mesajıdır ve bir birey olmanın tüm anlamı budur. Bunun azı olmak hiçliğe doğru yaklaşmaktır. HENRY MILLER *Çevirenin Notu: Waiden- Bir Fransız mezhebinin ismi. / Helmut Werner-Ezoterik sözlük. 14 EYLÜL Şimdiki An Olmak

Şimdiki anda olan her şey gereklidir. İnsanın yaşadığı ikilemin can alıcı noktası zaman kavramındadır. Geleceğin hayali mutluluğunu kovalayan insanın şimdiki anın tadını çıkarmaya vakti yoktur. Aslına bakılırsa şimdiki an diye bir şey de yoktur, çünkü onu düşündüğünüz anda zaten geçmiştir. Bu yüzden şimdiyi düşünmek yerine şimdiki anın içinde olmak, hayati önem taşır ve bu da aydınlanmanın ta kendisidir. Ölüm diye adlandırdığımız bu garip, bilinmeyen ve hepten kaçınılmaz şeyi anlamak için, önce hayatı anlamalıyız. Şimdi ne olduğumuzu bulmalıyız. Her an ve her deneyimde şimdi yok olmak, SONSUZLUĞUN KENDİSİ olan ölümdür. RAMESH S. BALSEKAR Şimdiki anda olan her şey gereklidir. Bak işte bu ilginç bir koan! Bu cümleyi tüm bir gün boyunca kullan ve ne olduğunu gör.

15 EYLÜL benim yolum akan kumlarda çakıllı sahille kum tepeleri arasında yaz yağmuru hayatıma yağıyor yakıp yıkan başına ve sonuna sıvışan hayatımın, benim üstüme huzurum bu kaypak eşiklere basmaktan vazgeçip açılıp kapanan bir kapının aralığında yaşamaya başladığımda çekilen o sisin içinde SAMUEL BECKETT 16 EYLÜL Sevinç Libya'da, Tripoli'de yaşadığım sırada, dokuz yaşındayken yaklaşık otuz saniye süren ve bilinçli hayatımın gerçek başlangıcı olarak kabul ettiğim bir sevinç yaşadım... Alçak bir uçuruma doğru inen ahşap merdivenlerin başına geldiğimde saat yedi otuz sularında olmalıydı. O zamanlar daha berrak ve parlak bir deniz olan Akdeniz'in sükûnetini havanın tatlılığından ve kıyıya vuran küçük dalgaların sesinden ayırmak mümkün değildi. Bembeyaz kumsal ıssızdı. Hepsi benimdi. Gördüğüm şeylerden beni ayıran boşluk anlam yüklüydü. Baktığım her şey - kumda dünden kalma ayak izleri, ucu görünen bir kaya, elimin altındaki ahşap trabzan- ışıktan oyulmuş gibi, dayanılmaz bir eşsizlikte ve bir şekilde kendinin farkında, "Biliyor" gibiydi. O anda, her şey birbirine aitti ve o bütünlük de bilgili görünüyor, sanki Şimdi bizi gördün, diyordu. Gördüğüm şeyin içinde eridiğimi hissettim. Artık bir oğul, öğrenci ya da yavru kurt değildim. Yine de kendi bireyselliğimi yoğun biçimde hissedişim sanki ilk kez oluyordu. Var olmaya başlamıştım. "Ben benim," veya "Bu benim," gibisinden bir şeyler mırıldandım. Şimdi bile bu biçimde dile getirilişini bazen faydalı bulurum. LAN MCEWAN 17 EYLÜL Şimdinin getirdiği şeyi kabul et ve bunun içinde yaşa. Şimdiye yerleşemeyen biri hiçbir yerdedir ve hiçbir şey mümkündür. RODNEY COLLIN Sonsuzluk daha sonraki bir zaman değildir. Sonsuzluk uzun bir süre bile değildir. Sonsuzluğun zamanla ilgisi yoktur. Sonsuzluk, dünyevi zamana göre düşünmenin hepten kesildiği, burada ve şimdi boyutudur. Bunu burada bulamazsan hiçbir yerde bulamazsın... ister iyi ister kötü olarak algıla, sonsuzluğun her şeyde, burada ve şimdi deneyimlenmesi yaşamın işlevidir. İşte bu kadar. JOSEPH CAMPBELL 18 EYLÜL Tanrı Londra'ydı (alıntı) Kasvetli bir akşamda Hastanedeki penceremden Yukarıya baktım... yukarıya... O'nun gri ve engin göğüne. O'nu tüm benliğimde hissettim. O'nun boyun eğdiren gücü Zihnimi ve bedenimi büyüledi Kalbimde taçlandı Çünkü Tanrı Thames nehrindeydi İhtişamla tomurcuklanıyordu. Tanrı Big Ben'deydi Tüm haşmetiyle duruyordu.

Tanrı Westminster Köprüsü'ndeydi Öylesine şen şakrak... Ve O gözyaşlarımdaydı Öylesine acı ama dindirici Öylesine rahatlatan, şevkatli ki Ta içimde biliyordum. O içimdeydi, biliyordum O Londra'daydı, biliyordum Biliyordum ki Tanrı Londra'ydı. RERU ŞİİRİ 19 EYLÜL En Küçük Ayrıntıda İnsan, ayrımcı zihnin pençesinden kurtulduğunda bambaşka bir görme biçimi yüzeye çıkıyor. Gençlik yıllarımda, bilinçaltında bazı konuların diğerlerinden daha fazla fotoğraflanmayı hak ettiği inancını beslerdim. Zihnimde kabul edilebilir ya da edilemez olduğunu düşündüğüm bir liste yoktu, ama bir süre sonra farkettim ki, hep aile, dostlar, hayvanlar, manzaralar veya spor olaylarından oluşan aynı konu grubunu fotoğraflıyorum. Bir gün sarsıcı bir deneyim yaşadım. Birinin çektiği bir kapı fotoğrafı, bir fotoğraf yarışmasında birincilik ödülünü aldı. Bu kadar sıradan bir konunun nasıl olup da ödüle layık görüldüğüne inanamamıştım. Tabii bu, bir kapıyı fotoğraflamaya çalışmamdan önceydi. O ana dek, sıradan bir kapıyı ilginç hale getirecek şekilde bir imge tasarlamanın ne denli güç olduğu hakkında hiçbir fikrim yoktu. Bu olay beni sıradan olana daha dikkatle bakmam için kışkırttı. Zamanla, hem fotoğrafçılıkta hem de günlük hayatımda, uzun zaman önce kadim Taocu Lao-Tzu'nun yaptığı bir gözlemi takdir etmeyi öğrendim: "Tao'nun sırrı sıradan bir gündeki en küçük ayrıntıdadır." PHILIPPE L. GROSS Bunu dene: Git ve bu bütünüyle sıradan, hikâyesi olmayan günü incele. 20 EYLÜL Tanrı'dan Mektuplar Tanrı'yı duyuyor ve her nesnede görmesine görüyorum da yine de Tanrı'yı ne şu kadarcık anlamıyorum, Ne de benden daha harika biri nasıl olur aklım alıyor. Niye Tanrı'yı bu günden daha iyi görmeyi dileyecekmişim? Günün her saati ve her anında Tanrı'dan bir şeyler görüyorum, Erkek ve kadın yüzlerinde, camdan yansıyan kendi yüzümde Tanrı'yı görüyorum, Mektuplar buluyorum sokağa Tanrı'nın attığı ve her biri Tanrı'nın adıyla imzalanmış, Ve onları oldukları yerde bırakıyorum, biliyorum ki nereye gidersem gideyim, başkaları hep gelecek aynı dakiklikle, daima. WALT WHITMAN 21 EYLÜL Sana Geri Bakan Dikkatlilik üzerinde çalışabilirsin, çünkü dikkatin yanısıra unutkanlık vardır. Ancak farkındalık üzerinde çalışamazsın, çünkü yalnızca farkındalık vardır. Dikkatlilikte, şimdiki ana dikkat edersin. "Şimdi burada" olmaya çalışırsın. Oysa saf farkındalık, sen daha bu konuda bir şey yapmaya kalkışmadan önceki farkındalık halidir. "Şimdi burada" olmaya çalışmak, sonradan dikkatli olman gerekecek bir anın varlığını gerektirir, oysa saf farkındalık senin henüz hiçbir şey yapmaya yeltenmediğin şu andır. Zaten farkındasın; zaten aydınlanmışsın... ... Bu tıpkı bir mağaza vitrinine baktığında oradan sana geri bakan bulanık bir şekil görmeye benzer. O şekle odaklandığın anda büyük bir şaşkınlıkla aslında vitrindeki kendi yansımana baktığını anlarsın. Bu öğretilere göre, tüm dünya senin Benliğinin, kendi farkındalığının aynasındaki yansımasından ibarettir. Görüyor musun? Zaten tam ona bakıyorsun. KEN WILBER 22 EYLÜL Her Seferinde Tek Bir Dünya (1862: 1862'de ölüm döşeğinde yatan Henry David Thoreau'nun betimlemesi) ... Thoreau'un son mektubundaki "Varoluşun her zaman tadını çıkardım ve hiçbir şeyden pişman değilim," şeklindeki son sözlerini hatırlayan ziyaretçilerinden biri sonradan şöyle demişti: "Daha büyük bir keyif ve huzurla ölen birini asla görmedim." Bu ziyaretler sırasındaki bazı konuşmaları çok karakteristikti. Çalışmalarında ve yürüyüşlerinde sadık ve yakın dostu olan Channing dikkatini onun hayatının üzerine inen yıpratıcı değişikliğe çekip "Yalnızlığın nasıl kuytuluklardan ve orman patikalarından merakla kendini göstermeye başladığına" işaret ettiğinde, Thoreau'nun bir fısıltıyla verdiği cevap şuydu: "Bazı şeylerin bitmesinin gerekmesi çok daha iyi." Alcott'a, "Dünyayı pişmanlık duymadan terk etmesi gerektiğini," söyledi. Acıyla geçen yıpratıcı son aylarında dahi, zekâ dolu mizah duygusundan ve doğuştan gelen keskin hatiplik yeteneğinden bir şey kaybetmemişti. Ölmekte olan adamı basmakalıp sözlerle teselli ettiğini sanan iyi niyetli bir ziyaretçi, "Eh Bay Thoreau, hepimiz gideceğiz nasılsa," dediğinde Thoreau'nun cevabı şu oldu: "Küçük bir çocukken, ölmem gerektiğini öğrendim, o yüzden şimdi hayal kırıklığına falan uğramış değilim; ölüm bana olduğu kadar sana da yakın."

Thoreau'ya, "Tanrı'yla barış yaptın mı?" diye sorulduğunda, "Onunla hiç kavga etmedim ki," demiştir. Bir başka tanıdığı onu öteki dünya hakkında dini bir sohbete çekmeye çalıştığında sessizce, "Her seferinde tek bir dünya," diye karşılık vermiştir. HENRY S. SALT Ölüm her zaman yakın. Her nefeste huzuru bul. 23 EYLÜL Bu Yeterli Gerçekte idrak etmediğin tek bir an bile yok. Bu şimdi sana da oluyor! Neden şimdi? Çünkü şimdi oluyor! Sadece zihnin bunu bilmiyor. ... Bu yeterli! Sence olmuş elma, "Ne zaman düşerim dalımdan," diye düşünür mü? "Ne zaman?" "Ne zaman?" diye sorduğu anda inan bana asla düşmez dalından! Asla ne zaman diye sorma! Ne zaman gelecek demektir. İşte o zaman zihnin geleceğe sıçrar. Bilirsin ki: Ben buradayım. O burada. Bırak susayım! Burada söylenen bir şey var. Dinleyiş burada. Bırak dinleyeyim! Hepsi bu. Bırak hiçbir şey söylemeyeyim. Zihnim, sus! Yalnızca dinle. Bu yeterli. Varoluş gerisini halleder. DR. VIJAI S. SHANKAR 24 EYLÜL Kutsal Kase Arayış, sanki izleniyormuşsun gibi bir huzursuzluk duygusuyla başlayabilir. Her yöne bakar ve kimseyi göremezsin. Yine de bu derin huzursuzluğun bir kaynağı olduğunu hissedersin ve seni götürdüğü yer yabancı bir yer değildir, eve giden yoldur o. ("Ama sen zaten evdesin," diye haykırdı, Kuzey'in Cadısı. "Tek yapman gereken uyanmak.") Yolculuk çetindir, çünkü her zaman olduğumuz gizli yeri bürüyen dikenler ve "fikirler", korkular ve savunmalar, önyargılar ve baskılardan oluşan sık çalılıklar vardır. Kutsal kase, Zen Budistlerin, kendi "gerçek doğamız" dedikleri şeydir; sonuçta her insan kendisinin kurtarıcısıdır. PETER MATTHIESSEN Kim bu yolculuğu böylesine çetin kılan ve kim bunu kolaylaştırabilir? Tam şimdi kim bu arayışa son verebilir? 25 EYLÜL Tam Karşımızda Bir keşiş Wei-kuan'a sordu sordu: "Tao* nerededir?" Kuan: "Tam karşımızda." Keşiş: "Neden ben görmüyorum?" Kuan: "Kendini beğenmişliğinden göremiyorsun." Keşiş: "Madem ben kendini beğenmişliğim yüzünden göremiyorum, siz saygıdeğer efendim görüyor mu acaba?" Kuan: "'Ben ve sen,' olduğu sürece iş karışır ve Tao'yu görmek mümkün, olmaz." Keşiş: "Peki ne 'ben' ne de 'sen' olduğunda görülür mü?" Kuan: "Ne 'ben' ne de 'sen' varsa, burada görecek kim var? WEI -KUAN *Tao- Yol. Öz, Gerçek: Çin Tao geleneğinden. Çin Budizminde genellikle Dharma'nın yerine kullanılır. 26 EYLÜL Bir Şey İstemeden Kendimize karşı dürüstsek, şimdiye, ısrarla bir sona giden yol olarak baktığımızı fark ederiz. Alışılmış gerçekliğe göre, şimdiki anda gelişen olaylar geçmişteki nedenlerin sonucudur. Bu sonuçlarla yaptıklarımız ve onlara gösterdiğimiz tepki, gelecek etkilerin tohumları olarak döner. İçinde yaşadığımız dünya budur. Geçmişte nedenler bulur, bunların etkilerini şimdide deneyimler, bu etkilere cevap vererek ya da tepki göstererek onları gelecek olayların yeni nedenlerine dönüştürürüz. Hayata bu şekilde bakarsak tuzağa düşeriz. Gerçekte dünyayı görmeyiz. Tek gördüğümüz; onun benim için nasıl olduğu, onun benim gözümdeki anlamı, ve benim ondan almam gereken şeydir. Bu yolla şimdiki zaman, tükettiğimiz, manevralarla yönlendirip ticari fayda sağladığımız bir metaya dönüşür, şimdi kullanıp gelecekte faydasını göreceğimiz bir şey haline gelir. Berraklıkla görmek, araştırmak, incelemek ve olayların içyüzünü görmek gibi içsel çalışmadan söz ederken dahi zihnimiz bundan bir şey beklemektedir. Yalnızca tek bir an için bile olsa hayata ondan hiçbir şey istemeden bakmak nasıl olurdu? CHRISTHOPHER TITMUSS 27 EYLÜL Ruhsal gelişimle ilgilenen insanlar olaya genellikle zihnin, o gizemli, kendimizi öğrenmeye adadığımız yüce ve derin şeyin önemi açısından bakar. Oysa ne gariptir ki, derin ve aşkın olan imalathanede bulunur. CHÖGYAM TRUNGPA

Bir seferinde kahve sohbeti esnasında, kadının biri Zen'le ev kadınlığını bağdaştırmanın güçlüğünden yakınmıştı. Sanki bir merdivene tırmanmaya çalışıyormuş da, çıktığı her basamak için iki basamak aşağı iniyormuş gibi hissettiğini anlatmıştı. Suzuki kadına, "Unut merdiveni," dedi. "Zen'de her şey tam burada, yerdedir." SHUNRYU SUZUKI 28 EYLÜL Geçmişe Ait Şeyler Araştırmacılar beyinde, örneğin, görsel korteks benzeri tek bir "zaman organı" olduğuna dair kanıt bulamasalar da, belki gelecekteki çalışmalarda, zamanın geçişini duyumsamakla sorumlu beyin işlevlerinin tespit edilmesi olası. Öznenin, zamanın geçtiğine dair izlenimini geçici olarak durduran ilaçlar hayal etmek de mümkün. Aslına bakılırsa, bazı meditasyon uygulayıcıları bu tür zihinsel konumlara doğal olarak gelebildiklerini ileri sürüyorlar. Ya bilim zamanın akışını açıklayabilecek kapasitesitede olsaydı? Belki o vakit gelecek için kaygılanmaz veya geçmişin yasını tutmazdık. Ölüm kaygısı, doğum kaygısı kadar ehemmiyetsiz bir şeye dönüşebilirdi. Beklenti ve nostalji insanın sözcük dağarcığından eksilebilirdi. Hepsinin ötesinde, insan faaliyetlerinin birçoğuna yapışan o aciliyet duygusu yok olabilirdi. Artık geçmiş, şimdi ve gelecek, kelimesi kelimesine geçmişe ait şeyler olacağından, bizler de Henry Wadsworth Longfellow'un, "Davran, faal olan şimdide harekete geç," şeklindeki yakarılarının kölesi olmaktan kurtulabilirdik. PAUL DAVIES 29 EYLÜL Tam Olduğun Yer Hallaj: ... Korkma ya da bana katılmaya çalışma, çünkü senin yolun senindir, benimkini taklit etme. Kendi yolunu bulacaksın. Ibn Ata: Ne zaman, ustam? Hallaj: Bir kalabalığın ortasında ya da tek başınayken sabırsızlığının kaybolduğunu algıladığında, sadece nerede olduğunu, nerede olman gerektiğini bildiğin zaman. Ibn Ata: Neresi orası, ustam? Hallaj: Herhangi bir yer. Ne yaptığını bileceksin. Olman gerektiğini düşündüğün başka bir yerde değil, orada bulunuyorsun. HERBERT MANSON (AL HALLAJ'IN ÖLÜMÜNDEN)

30 EYLÜL Sessizce Dinle Zen Ustası Shen-ts'an dünyadan ayrılmaya hazırlanırken, kafasını kazıdı, yıkandı, ardından cemaatin toplanması ve gidişini haber vermek için tapınak çanlarını çaldırdı. "Kardeşlerim, sessiz samadhiyi* anlıyor musunuz?" diye sordu. Toplananların cevabı, "Hayır, anlamıyoruz," oldu. Usta dedi ki, "Düşüncelere itibar etmeden sessizce dinleyin öyleyse." Cemaat öylece, sessiz samadhi hakkında bir şeyler duyacağını umarak beklenti içinde dururken, Shen-ts'an Usta dünyadan göçtü. SHEN-TS'AN Dinle şimdi, anlamaya çalışma. * Samadhi: tefekküre dalma hali, tefekkür düzeyinde derin bir farkındalık veya birlik hali. 1 EKİM Mevcut ve Gerçek "Bu sayfaya dönmek," şeklinde hatırladığımız olay dahi anlaşılamaz. Şimdi mevcut değildir. "Bu sayfaya dönmek" tümcesine ilişkin Gerçek bir olay yoktur. Bu yalnızca belleğin bir yerlerine tıkılmış ve yakında unutulmayı bekleyen göreceli bir olay, bir kavramdır. Şimdi değildir. Sen bunu okuduğun sırada değildir. Öyleyse, "Bu sayfaya dönmek" nerededir? Gerçek değilse, Buraya nasıl vardık? Bu değişim ve hareket halindeki olaya, Şimdi'ye nasıl vardık? Gerçek şu ki, biz Buraya varmadık. Şimdi, bizim hep olduğumuz yerdi. Sağduyumuz, burada tartışılan şeyin saçmalık ya da en azından, Gerçek Dünya'yla bağlantısı olmayan belirsiz soyutlamalardan başka bir şeyi göstermeyen bir kelime oyunu olduğunu düşünmemize neden olabilir. Oysa bu sağduyu değerlendirmesinde, tümüyle alt üst oluruz. Alışkanlıktan bu yolla karşılık verdiğimiz için, allak bullak olur ve Gerçek'e giden Yol'u hiç bulamayacakmış gibi görünürüz. Tam tersine, burada belirtilen şey elde mevcut ve Gerçek'tir. Bu bizim tamamen soyut olan düşünsel yaşamımızın neredeyse tümünü geçirdiğimiz kavramsal gerçekliğimizdir. Sağduyu yüzünden, soyutlamalarımızı Gerçeklikle karıştırma alışkanlığımız vardır. Çoğunlukla "şimdi" diye adlandırdığımız şey, geçmiş ve geleceğin aksine, Mutlak'tır ve kesinlikle göreceli değildir. O Şimdi'dir. Şimdi, hem geçmişi hem de geleceği içerir ve zamanın dışında "yer alır." Bu nedenle Şimdiyi hapsedemeyiz... STEVE HAGEN 2 EKİM Sessizlik'in Elinden Tutmak (Yirmi yıl önce Marc Lerner, kendisini tümüyle kör bırakan Multipl Skleroz hastalığına yakalandı. Hamursuz bayramı süresince günlük şiirler yazdı.) Çok insan hayatta düşünce ve şartlanmalarının yolundan gider, oysa benim hastalığım bunu benden çaldı, anın içine dilsiz bir rehberle gitmeye zorladı beni. Sanki Sessizlik'in elinden tutup bilinmeyene girer gibi düşüncenin kalkanı olmadan, bir şeyleri anın içinde keşfederek yalnız en derindeki bilgeliğimle bilerek. Hastalığım toplumda yaşama becerimi sakatlamış olabilir, ama her anda düşünülenin ötesinde değiştiriyor yönümü, nefesimin sessizlik içinde nazikçe Tanrı'ya dokunduğu yere. MARC LERNER 3 EKİM Evet Her an olabilir, kasırga, deprem, Kıyamet. Olabilir. Veya gün ışığı, aşk, kurtuluş. Olabilir, biliyorsun. Onun içindir uyanınca dışarı bakmamız -garantisi yok bu hayatın. Ama ikramiyeler var, sabah gibi, mesela tam şimdi, öğlen vakti gibi, akşam gibi. WILLIAM STAFFORD 4 EKİM İçinde ve Dışında Sana öncülük edenler derse ki, "Bak, Tanrı'nın krallığı gökyüzünde," o zaman gökteki kuşlar olacaktır rehberin. Sana derlerse ki, "Denizdedir," balıklar yüzecektir önünden. Oysa, Tanrı'nın krallığı içindedir senin ve dışında.

Kendinizi tanıdığınızda, tanınırsınız, ve anlarsınız ki sizsiniz yaşayan babamızın çocukları. İSA İçinde yok. Dışında yok. Hepsi senin krallığın. 5 EKİM Zaten Bildiğimiz Şey Çoğumuz geçmiş öykümüze büyük bir bağlılık gösterir, bu öykünün hayatlarımızı nasıl bir güçle etkilediğini göremeyiz. Yalnızca iyi zamanlara ait anılar değildir bağlandığımız, kötü zamanların anılarına da aynı bağlılığı gösteririz. Sanki bunları bırakırsak daha az ilgi çekeceğimiz ya da artık kim olduğumuzu bilemeyeceğimiz, bize dair önemli bir şeyin öleceği korkusunu taşırız. İnsan olarak tam kapasitemizi kullanmak istiyorsak, zaten bildiğimiz her şeyi bırakmamız gerekiyor. Çoğu insan bildiklerine yapışır, çünkü onlar olmadan yaşayamayacaklarından korkarlar. Aynı eski hikâyelerin içinde sıkışıp kalmamızın tek nedeni, onların kendilerini tamamlamasına izin vermememizdir. Uyanmak, anın içinde yaşama yeteneği, eskinin ölümü, hayatlarımızı eski algılama şeklimizin ölümüdür. Bu anda kim olduğumuzu keşfetmek istiyorsak, geçmişle bağımızı koparmamız gerekiyor. ARIEL VE SHIYA KANE 6 EKİM Kendini Neye Saklıyorsun? Gerçekten ellerinde misin, yoksa onları uzaktan mı sallıyorsun? Hücrelerinin içinde misin, bedeninin içini doldurabiliyor, yerleşebiliyor musun? Bedeninde değilsen, bu anı deneyimlemenin ne önemi var? Yoksa gelecekte burada olabilmek için mi hazırlıyorsun kendini? Kendine, "Şu veya şu olduğu zaman vaktim olacak, burada olacağım," türünden şartlar mı koşuyorsun? Burada değilsen, kendini neye saklıyorsun? Kendine anlattığın hikâyeler bir yana, bu anda, tam bu anda, tek bu an var, burada ve şimdi. Var olan başka hiçbir şey yok. Doğrudan deneyimin için yalnızca burada ve şimdi olanın önemi var. Yalnızca şimdi gerçek. Bu hep böyledir. Her anda, var olan yalnızca o andır. Şu halde, neden kendimizi askıya aldığımızı, doğru zamanı beklediğimizi, gelecekte doğru koşulların baş göstermesini beklediğimizi kendimize sormamız gerekir. Belki doğru zaman hiç gelmeyecek. Belki kafanda yarattığın koşullar asla oluşmayacak. O halde ne zaman var olmaya başlayacaksın? Ne zaman burada olup yaşamaya başlayacaksın? Deneyimine hükmeden geçmiş ve gelecekle ilgili fikirler bir yana, tam şu anda yalnızca şu an var ve senin için önemi olan tek şey şu an... A. H. ALMAAS 7 EKİM Böylesine Güzellik ("Amerikan Güzeli" adlı filmde, ölmek üzere olan Lester'ın monologu) ...Dünyada böylesine güzellik varken, kızgın kalmak zor. Bazen öyle geliyor ki, sanki her şeyi aynı anda görüyorum ve bu öyle fazla geliyor ki, kalbim patlayacak bir balon gibi şişiyor... O sırada aklıma sakinleşmek geliyor ve o duyguya tutunmayı bırakıyorum. İşte ondan sonra içime yağmur gibi akıyor ve sefil hayatımın her bir anı için şükrandan başka bir şey hissedemiyorum... "AMERİKAN GÜZELİ" FİLMİNDE LESTER KARAKTERİ (ALAN BALL, SENARİST) 8 EKİM Tam Yanında Uyanış, doğuştan bizimle olan, ancak yerine ayrı bir benliğin sahte bağımsızlığını geçirdiğimiz, o muhteşem özgürlüğün yeniden kazanılmasıdır. Bizi ne kadar korkutsa da, ona ne kadar dirensek de, bu özgürlük tam yanımızdadır. Biz onu arasak da, aramasak da, o hayatımızın içine herhangi bir anda aniden dalabilir ve bize şimdiye dek tanıdığımız her şeyden daha tanıdık, ama aynı anda o denli tanımlanamaz bir gerçekliğin bir bölümünü görmemizi sağlar. Bu gerçekliğin içinde hem yapayalnız, hem de her şeyle bağlantılı olduğumuzu görürüz. Ancak bu zihin yapısının gücü geldiği hızda kaybolur ve kendimizi bir kez daha anlamı açık normalliğin içinde buluruz. Alışkanlığın gücünü etkisiz hale getiren dharma uygulaması* iki şeyi hedefler: ben-merkezli arzuları terk ederek gitgide daha uyanık hale gelmek; ve hayatımızın herhangi bir anında aniden patlayabilecek uyanışa açık olmak. Uyanış, hem zamanla geliştirilen çizgisel bir özgürlük süreci, hem de daima mevcut olan bir özgürlük olasılığıdır. Orta yol, hem başı ve sonu olan bir yol, hem de deneyimin tam göbeğindeki, biçimi olmayan saklı olanaktır. STEPHEN BATCHELOR Uyanmak, hayatının her anını kuşatır ve asla düşlenen bir gelecekte değildir, ancak şimdi kavranabilir. Bu anın içinde aşamalar ve anilik yok olur. *Meditasyon, temel kurallara uyma ve benzeri Budist uygulamalara atıfta bulunuluyor. 9 EKİM Bu Su Oren Lyons üniversiteye giden ilk Onondagandı*. Kabilesinin yaşadığı bölgeye ilk tatili için geldiğinde, amcası gölde balık avına çıkmayı önerdi. Yeğenini istediği yere, gölün ortasına getirdiğinde, onu sorgulamaya başladı. "Söyle bakalım Oren," dedi, "artık üniversitede olduğuna göre, sana orada öğrettikleri şeylerden epeyce ilim irfan sahibi olmuşsundur herhalde. Sana bir soru sorayım. “Kimsin sen?" Soruya hazırlıksız yakalanan Oren beceriksizce bir cevap bulmaya çalıştı. "Ne demek istiyorsun, kimsin sen demekle? Tabii ki senin yeğeninim," dedi. Amcası cevaptan tatmin olmadı ve sorusunu tekrarladı. Yeğen ardı ardına Oren Lyons olduğunu, bir Onondagan olduğunu, insan olduğunu, bir adam olduğunu, genç bir adam olduğunu söyledi, ama amcayı ikna edemedi. Sonunda artık sessizliğe bürünüp amcasına kim olduğunu kendisine söylemesini rica ettiğinde, amcanın cevabı şu oldu;

"Şuradaki sarp yamacı görüyor musun? Oren sen o sarp yamaçsın. Ya karşı kıyıdaki o dev çamı? Oren, sen o çamsın. Ya kayığımızı kaldıran suya ne demeli? Bu su sensin." HUSTON SMITLI Söyle, sen kimsin? * Amerikalı yerli kabilesi 10 EKİM Tam olarak her şeyin bundan ibaret olmadığı düşüncesinin ağına düşüyoruz... DASARATH Sonsuzluğun ne olduğunu bilmek istiyorsan, tam şu andan öte bir şey olmadığını bil. Onu şimdiki anda yakalamayı beceremezsen, bil ki, yüzlerce ya da binlerce yıl yeniden doğsan da ona erişemeyeceksin. SEPPO 11 EKİM Basit ve Kolay Egoyu yok etmek için harcanan onca çaba, onca enerji... üstelik zaten orada olmayan bir şey için. Ortada uğruna mücadele edilecek ya da kurtulunması gereken hiçbir şey yok. Yalnızca her an zihnimizde yarattığımız kişilikleri durdurmamız yeterli. Kavramlardan, imgelerden, bağımlılıktan arınmış bir halde anın içinde olmak. Basit ve kolay olmak. O görünmezliğin, o çabasızlığın içinde mücadele ya da gerilim yok. S: Didinmeden nasıl çaba gösterebiliriz ki? C: Çaba tam da didinmemektir zaten: Durularak anın içinde dikkatlilik halidir. Farkındalığınız arttıkça, içinizden bazıları planlara ya da kavramlara kapılmadığını deneyimleyebilir. Zihin o yere vardığında, yapılacak bir şey yoktur. Oturduğunda, sadece oturursun ve çabasızca olan bitenin farkında olursun. S: Ya yapılması gereken planlama ne olacak? C: Planlayan zihin şu anda mevcut. Planlayan zihni şimdiki anın bir ifadesi olarak algıla. Yalnızca olanla birlikte ol, dünyayla bağını kurarken bu düşünce sürecini ve tüm kavramsal çerçeveyi kullan, ama tümünün yalnızca şimdi olduğu kavrayışıyla ayakların yere bassın. Eylemin meyvelerine bağlanmadan hareket et. JOSEPH GOLDSTEIN 12 EKİM Çekirdekte Onun gösteri olduğunu anladığımız anda gösteri sona erer. Hikâyenin hikâye olduğunu, hikâyeyi anlatanın da bir hikâye olduğunu, "Ben"in bir hikâye olduğunu net biçimde görebildiğimiz anda perde iner. Mutlak sessizliğin içindeki alkış sağır edicidir. Varlığımızın çekirdeğinde bir merkez olmadığını, sözün gelişi bir soğan gibi, kabuklarını soydukça sonunda hiçbir şey kalmadığını keşfettik. Çekirdekte kimse yok. Burada hiçbir şey sözcüğünü kullanabilirdik, ama çekirdeğimizdeki şey bu değil. Aynı rahatlıkla her şeyin çekirdeğimizde olduğunu da söyleyebilirdik. Ayrıca orada aşk veya bilinçlilik ya da ayrı bir kişilik düşüncesi de dahil olmak üzere, her şeyin içinden doğduğu geniş bir farkındalık alanı bulunduğunu da söyleyebilirdik. Çekirdekte bulunan şey ifade biçimi değildir, bir konu veya nesne de olmadığı gibi, herhangi bir düşüncede veya sözcükte de bulunmuyor. O, bölünemez ve nesnelleştirilemez. Ona sahip olunamaz ve bu yüzden benim de olamaz.. Nihayet burada, hayatın kendisini buluyoruz. Yapmadan olmak, sessiz kalan bir alfabe, hiç anlatılmamış en güzel hikâye. STEVEN HARRISON 13 EKİM Canlı Bir Dilim Zamanımızın çoğunu ya geçmişin anılarında kaybolarak ya da geleceğe endişeyle bakıp planlar yaparak geçiriyoruz. Nefeste bu "başka-zamanlılık"tan eser yoktur. Nefesi gerçekten incelediğimizde kendiliğinden şimdiye yerleşiriz. Zihinsel imgeler bataklığından, yalın bir burada-ve-şimdi deneyiminin içine çekiliriz. Bu anlamda, nefes gerçeklikten alınan canlı bir dilimdir. Hayatın bu minyatür modelini dikkatle incelersek, deneyimimizin kalanına, olduğu gibi uygulayabileceğimizi idrak edebiliriz. HENEPOLA GUNARATANA Farkındalık sandığından daha kolay olabilir. Her gün, binlerce kez nefes alıp veriyorsun. Sadece nefesini izle. 14 EKİM Şimdi ya da Asla Ölçülemeyeni anlamak için, zihnin olağanüstü bir şekilde sessiz ve sakin olması gerekir, ama gelecekte bir zamanda bu durgunluğa erişeceğimi sanıyorsam o sükûnet olasılığını yok etmiş olurum. Ya şimdi olur ya da asla. Hepimiz cenneti zamana bağlı olarak düşündüğümüzden, bunu anlamak çok güçtür.

Sükûnet için sükûnetten başka zorunlu bir şey yoktur. O kendi başı ve sonudur. Hiçbir zorunluluk onu beraberinde getirmez, çünkü sükûnet odur. Hiçbir araç sükûnete götürmez. Ancak sükûnet kazanılması, ulaşılması gereken bir şey olduğunda, araç zorunluluk kazanır. Sükûnet satın alınabilse, para önem kazanır, ama para ve onun satın alabildiği şey sükûnet değildir. Araç gürültülü, saldırgan veya açgözlüdür ve son da aynı özelliktedir, çünkü son, aracın içindedir. Başlangıç sessizlikse son da sessizliktir. Sessizliğe götüren araç yoktur, sessizlik gürültü yokken var olandır. Gürültü, daha fazla çaba, disiplin, sertlik ve irade gürültüsüyle sona ermez. Bundaki hakikati gördüğünde sessizlik gelir. J. KRISHNAMURTI 15 EKİM Bir sabah şafakla uyandığımı hatırlıyorum. Öylesine bir olabilirlik hissi vardı ki. Her şeyi yapacaktık. Bu hissi bilir misin? "İşte bu, mutluluğun başlangıcı," diye düşündüğümü hatırlıyorum. Aynen böyle düşündüm. "Demek ki böyle bir his. Başladığı yer burası. Tabii ki hep daha fazlası olacak." Oysa bunun başlangıç olmadığı hiç aklıma gelmemişti. Bu mutluluğun kendisiydi. Tam o zaman, o andı. "SAATLER" ADLI FİLMDEN CLARISSA KARAKTERİ (DAVID HARE, SENARİST) ... Penceremin altındaki güller daha önceki veya daha iyi güllere gönderme yapmaz; onlar neyse odur, Tanrı'yla birlikte bugün var olurlar. Onlar için zaman yoktur. Yalnızca, varlığının her anında mükemmel olan gül vardır. Daha tomurcuk patlamadan tüm hayatı harekete geçer; ne tam açmış çiçekte fazlası vardır, ne de yapraksız kökünde daha azı. Doğası doymuştur ve o da tüm benzer anlarda doğayı doyurur. RALPH WALDO EMERSON 16 EKİM Sadece Buda'nın Gördüğünü Gör İleri bir meditasyon uygulamasına ihtiyacın olduğunu söylemiyorum. Sadece Buda'nın gördüğünü gör. Bu zihin Buda zihnidir. "Buda zihni," "tüm varlıklar," "bilgelik," ve "kirlenme." Bunların tümü farklı şeyleri adlandırmakla birlikte gerçekte hepsi tek bir bedendir. Her biriniz mucizevi zihninizin farkına varın. Onun özü geçici ya da sonsuzdan bağımsızdır. Doğasında kirlenme ya da saflık yoktur. Berrak ve kusursuzdur. Sıradan insanlarla bilgeler aynıdır. Bu zihin sınırsızca her yana uzanır... Bunu kavrayabildiğinde yoksun kaldığın bir şey yok demektir. SHI TOU Ruhani uygulamalarla uğraşan bir çok insan en yüce gerçeği kavrayabilmek için meditasyonun üst düzeylerine ulaşılması gerektiğine inanır. Bu varsayımın bizi nasıl yalın ve berrak bir şekilde görmekten alıkoyduğunu anla. 17 EKİM Canlandı Sanırım saf bir sevinç anını deneyimlediğim ve bu güne dek vecd haline en yakın olduğum anı, o ziyaretlerimden birinde yaşadım. British Museum'da, dostum Dante'nin özellikle çok sevdiği üç bin yıllık bir Mısır heykelinin önünde duruyorduk. O bunun büyük bir ruhani usta tarafından yapıldığını, büyük bilgelik taşıdığını ve hazmedilmesi gerektiğini düşünüyordu. Daha önce pek çok kez bu heykele baktığımız için heykele çok aşinaydım. Oysa şimdi, aniden, heykeli daha önce gerçekten görmediğimi anladım. Ne kadar olduğunu kestiremediğim bir süre boyunca heykel canlandı, içinden kusursuz güzellik ve bilgelik taşarak, şefkat ve huzurla ışımaya başladı. Hayatımda ilk kez tümüyle odaklanmıştım ve sakindim. O anda artık "Tanrı'yı bulma"nın ne anlama geldiğini biliyordum... Zamanın dışındaki o tek bir an bana tüm varoluşun çekirdeğinde sonsuzluğun vaadi olarak, olmama ihtimali asla bulunmayan gerçeklikten bir kısacık bakış sunulmuştu. IRMA ZALESKI Olayları oldukları gibi görmeyiz- onları olduğumuz gibi görürüz. Öykümü anlatırken her şey taze ve yeni geliyor, sanki ilk kez görüyormuşum gibi. 18 EKİM Bir Kalp Atımı Boyunca (Altı yaşındaki Frederick annesiyle piknikteydi. Bir ara sessizce sıvıştı ve bir orkestranın çaldığını duydu.) ... Dar bir derenin üzerinden aşarak kaçma şansımı kullandım ve kendimi gün ışığıyla yıkanan bir çayırda buldum. Kokulu, iki yana sallanan otların arasına uzandım. Otlar, geride çalan piyanonun arpejlerini ve çellonun nağmelerini görülmeden dinleyebileceğim kadar uzundu. Birden, kulağımın dibinde şiddetli bir vınlama duydum. Ödüm patlamıştı. İri ve kadifemsi bir balansı başımın üzerinde neredeyse değercesine bir tur attı. Benden vazgeçip yanıbaşımda olduğu için gözüme devasa ve bulanık görünen mor çiçeğe konarak emmeye başladı. Ne olduysa tam o anda oldu: Birden korkum buharlaşıp uçtu, ama onunla birlikte arı, güneş, otlar ve ben de kaybolduk. Gün ışığı, gökyüzü, otlar, arı ve ben birbirimize karıştık, kaynaştık ve yine de bir şekilde güneş, gökyüzü, ot, arı ve ben olarak kalabildik. Bu belki bir kalp atımı veya bir saat ya da bir yıl da sürmüş olabilirdi; zamansız bir şeydi. Derken, yine aniden otlar yeniden ot oldu, ben de ben oldum, ama bu kez içime tarifi imkânsız bir sevinç dolmuştu. FREDERİCK FRANCK 19 EKİM Mesele Yalnızca Görmekte Yin-tsung ayrıca, "Beşinci Zen Piri'nin manevi mirası nasıl sergilenip aktarılır?" diye sordu. Dedim ki, "Sergileme ya da aktarma söz konusu değil; bu yalnızca özün doğasını görmekle ilgili, meditasyon ve özgürleşmeyle ilgisi yok." Yin-tsung, "Peki neden meditasyon ve özgürleşmeyle ilgisi yok?" diye sordu. Dedim ki, "Çünkü bu iki şey Budizm demek değil, Budizm ikilik barındırmayan bir öğretidir." HUI-NENG

Yıllarca meditasyon ve ruhani uygulamalar yaptıktan sonra, bu öğretiyi keşfettim ve hayrete düştüm. Burada, Çin Zen'inin kurucusu, Zen'in ne meditasyonla ne de aktarım veya özgürleşmeyle ilgisi olduğunu söylüyor. Mesele yalnızca görmekte. 20 EKİM Gör, Bu Çok İyi (Tayland'da tatil yapan John Wren-Lewis bir soygun girişimi sırasında zehirlenir. Komaya girer ve günler sonra uyandığında farkındalık düzeyinin değiştiğini görür.) ... Hepsi hâlâ burada, o ışıltılı karanlık boşluk ve o ışık saçan karanlığa belki de bir tür tepki olarak, o karanlığın içinden doğuşum. Tüm kişilik bilincim ve diğer her şey değişti. Sanki kafamın arkası biçilmiş ve dünyaya bakan o altmış yaşındaki John yok da, aynı anda olağanüstü biçimde "ben" olduğumu hissettiğim o ışıltılı karanlık ve sonsuz boşluk var. Gözlerim ve başka duyularımla algıladığım şey, sanki anbean yepyeni ortaya çıkan koca bir dünya ve her an içimde uyanan, "Gör, bu çok iyi," dedirten mutlak bir sevinç. Yine de bu deneyimi tanımlamaya çalışırken sürekli çelişkiye düşüyorum. Bir anlamda, dünyayı duyumsamaktan ne denli uzak olduğumu hissederken, aynı zamanda tam tersini, yani sanki bilincimin artık kafamın içinde olmadığını, yaşadığım şeylerin içinde durduğunu hissediyorum... JOHN WREN-LEWIS 21 EKİM Her Yerde Özgürleşme Bir Buda arama, bir öğreti arama, bir topluluk arama. Erdemi, bilgiyi, entelektüel anlayışı ve bunun gibileri arama. Kirlenme ve saflık duygularının bittiği yerde, bu aramama kavramına da takılıp doğruyu yaptığını sanma. Bitiş noktasında durup kalma, ne cennete özlem duy ne de cehennemden kork. Kölelik veya özgürlük seni artık engellemediğinde bunun adı, zihnin ve bedenin her yerde özgürleşmesidir. Buda aramayandır. Bir şeyi aradığın zaman, ondan uzağa düşersin. Kural, aramama kuralıdır. Ararsan, kaybedersin. Aramamaya takılmaksa, aramakla aynı şeydir. Çabalamamaya takılırsan, çabalamakla aynı anlama gelir. PAI-CHANG "Şimdide yaşamak" veya aramamak gibi kavramlara takılıp kalmak çok kolaydır. Hepsini bir kenara koy, bu kitapta okuyup güzel buldukların dahil. 22 EKİM Önümüzde Başka manastırlarda geçirdiğim uzun süreli yoğun eğitimden sonra öğretmenim Ajahn Chah'a döndüğümde, ona karşılaştığım özel deneyimler ve edindiğim kavrayıştan söz ettim. Kibarca dinledi ve "Koyuverip gitmek ne kadar başka bir duygu değil mi?" dedi. Gittiğimiz yerin burası olduğunu ve yapılacak her uygulamanın yalnızca kalbimizi önümüzde durana açmak anlamına geldiğini hatırlamamız gerekiyor. Yol da hedef de zaten olduğumuz yer. JACK KORNFIELD Aramakla, yalın gerçeği karartan dağ gibi ağırlığı yükleniriz. Hepsini indir sırtından. Her gün. Her dakika. 23 EKİM Çünkü Oradadır Bana öyle geliyor ki, durmaksızın dua etmenin gerçek anlamı, şimdiki anda bulunan kutsal varlık veya sonsuz değerlerin şeffaflaşmaya başlaması, üç boyutlu bir dünyada bir tür dördüncü boyut haline gelmesi. Tüm gerçekliklerin en güç algılanan düzeylerinde Tanrı'nın varlığının farkındalığı, olağan farkındalığa kendiliğinden bir tür ekleme haline dönüşür. Bu, zamanında gösterdiğimiz çabalar ya da herhangi bir düşünce yoluyla oluşmaz. Zaten oradadır ve onu algılama yeteneğimiz tefekkürle edilen dualarda gösterdiğimiz gelişmeyle uyanır. İçimizdeki kutsal varlığa ulaşmakla, sıradan insan algılarına ne kadar anlaşılmaz görünseler de, meydana gelen her olayda onu algılama yeteneğimiz serbest kalır. Yani, durmaksızın dua etmek, tüm gerçekliğin kendiliğinden gelişen bir parçası olarak, her an kutsal varlığın farkında olmaktır. PEDER THOMAS KEATING 24 EKİM Dönüşen Ejderhalar ... Hayatlarımızı, zor olana her zaman güvenmemiz gerektiğini söyleyen kurala göre düzenleseydik, şu anda gözümüze en yabancı gelen şeyin, en derin ve güvenilir deneyimimiz olacağını görebilirdik. Tüm zamanların başlangıcından beri var olan şu eski efsaneleri, hani şu son anda prensese dönüşen ejderhaları, nasıl unutabildik? Belki de hayatımızdaki tüm ejderhalar gerçekte sadece, bizim bir kez olsun güzellik ve cesaret dolu bir hareket yapmamızı bekleyen prenseslerdir. Belki de bizi ürküten her şey, özünde, ta derinde, çaresizce sevgimize muhtaçtır. Öyleyse korkmamalısın... hiç tatmadığın bir üzüntü sararsa etrafını, ve bulutların gölgeleri gibi bir endişe dalgası yürürse ellerine ve yaptığın her şeye, korkma. Bil ki, sana bir şeyler oluyor, hayat seni unutmamış, seni avucunda tutuyor ve bil ki, düşmene izin vermeyecek. Neden hayatından rahatsızlıkları, sefaleti, bunalımları söküp atmak istiyorsun? Her şeyin ötesinde bu hallerin senin içinde yaptıkları işten haberin yok. RAINER MARIA RILKE Hayatından söküp atmak istediğin nedir? Bu anı, o şeyi tekrar sımsıcak kucaklamak için değerlendir. 25 EKİM Eriyen Kar Ol

İşte, daima seninleyim demek, Tanrı'yı ararken, Tanrı senin bakışında, arayışın fikrinde, sana senden yakın, ya da sana olanlarda demektir Dışarı gitmeye gerek yok. Eriyen kar ol. Kendini kendinden arındır. Sessizlikte beyaz bir çiçek açıyor. Bırak dilin o çiçek olsun. Hepsinin tadı bir. MEVLANA 26 EKİM Yalnızca Şimdide Ne geçmiş var ne de gelecek; yalnızca şimdi var. Dünü deneyimlediğinde şimdiydi; yarını da deneyimlediğin zaman şimdi olacak. Bu nedenle, deneyim yalnızca şimdide yaşanabilir ve bu deneyimde, onun ötesinde var olan hiçbir şey yoktur. Bugün bile, hayal ürünüdür, çünkü zaman duyumu tümüyle zihinseldir. İnsanlar gösterişli ve gizemli şeylere ilgi duyduğu için bir sürü din türemiştir. Yalnızca olgun olanlar bu konunun çıplak basitliğini kavrayabilir. İnsanlar gizemi gerçeğe tercih ettiklerinden, dinler onlara hizmet eder ve en sonunda o insanları Öz'ün etrafında toplar. Seçtiğin yol hangisi olursa olsun, en azından Öz'e dönmen gerektiğine göre, neden burada ve şimdi, Öz'ünde olmayasın? RAMANA MAHARSHI Neden seni eninde sonunda bu ana döndürecek eziyetli bir yolculuğa katlanasın ki? 27 EKİM Bugün Mutluydum ve Bu Şiiri Yazdım Tombul sincap koşuşurken Tahıl ambarının çatısında, Birden ay doğuyor karanlıkta, Ve görüyorum ki ölmek imkânsız. Zamanın her anı bir dağ gibi. Cennette meşelerin dallarına Bir kartal tünüyor sevinçle, Haykırıyor İstediğim buydu. JAMES WRIGHT Dürüstlükle, "İstediğim bu," diyebilir misin kendine? 28 EKİM Derinlemesine Dal ... [Buda] hiçbir yerde, günlük yaşamlarımızın faydalarından arındırılmış bir özgürlük vaat etmez. Hiçbir yerde cisminden ayrılmış, aşkın bir deneyim veya diyardan söz etmez. Buda, gözümüze kaçan çöpleri çıkarmamız için yüreklendirir bizi. Uyanış burada ve şimdidir, nehir taşlarında, çimlerin üzerine vuran güneş ışığında, bu bedende, zihin ve hayattadır. Teşvik edilen, hayatın yok edilmesi değil, yalnızca yanılsamaların terk edilişidir. Hem mistik olan, hem de olmayan Buda, dünyevi olanla kutsal arasında süregelen bölünmeye son vermiş, karşıt yönlere çekilmenin gerilimini yok etmiştir. Bize yapılan çağrı, dünyanın ötesine aşmak değil, aksine bilgeliği bulmak uğruna derinlemesine içine dalmaktır. Bizden istenen dünyada olmak, ama ondan olmamak, hiçbir şeye takılmamak, hiçbir şeyi yadsımamaktır. Uyanış bizden sosyal, cinsel, ruhsal varlıklar olduğumuzu onaylamamızı ister. Bütünlüğümüzü benimsediğimizde, hayatımız boyunca bize sunulan uyanış kapılarını görmek için tetikte oluruz. Hepimiz, bellek kaybı yaşayıp kendimiz olmayı öğrenen Budalarız. CHRISTINA FELDMAN 29 EKİM Burada Olmak ...İnsanın asıl problemi olayların tam Burada ve tam Şimdi oluşuyla ilişkili. Yaşam ve ölümü bulduğumuz yer Burası. Yaşam şimdi, ölüm sonra değil. Herşeyin olduğu yer Burası. Gelecekte ölmeyiz; Şimdi, şu anda ölürüz. Bu yüzden de, o her neyse, onunla Burada yüzleşmeli. O şeyi belli bir mesafede tutup nesnelleştiremeyiz. Herhangi bir şeyi başka bir yer ya da zamana öteleyerek baş etmemiz olanaksız. Hakikat şu ki, gidecek başka bir yerimiz yok. Böyle bir yer yok, çünkü Gerçek ebediyen ve hemen şimdi elimizin altında. Dünya düşündüğümüz şekilde işlemez. Bunu anlamak için yapmamız gereken tek şey görmek. Burada olmak sadece Budur. Hiçbir şey gelip geçmez. Uçsuz bucaksız bir odada durur, sadece bilinçsiz bir alışkanlık ve cehaletten kaynaklanan dürtüyle olayları ve düşünceleri yeniden düzenleriz. Kendimizi tatmin etmek gayesiyle tek yaptığımız, her şeyin yerli yerinde olması uğruna verilen umutsuz bir gayretle mobilyaları yerinden oynatmak. Öte yandan, hiçbir zaman odanın kendine özgü doğasını araştırmayız. Gerçekte olduğun yerin, Bu odanın kapısı ya da penceresi yok. Burayı asla terk edemezsin. Aslına bakarsan buraya asla varamazsın da. Zaten Buradasın. Yalnızca Burada olabilirsin. Odayı terk edemediğimiz, Burada'yı ve Şimdi'yi bırakamadığımız için bu hemen şimdiliğin ne olduğuna bakmalı...

STEVE HAGEN İçinde olduğun odanın tüm hayatın olduğunu düşün. Hepsi Bu! Gidecek başka yer yok. Çıkış ya da kaçış yolu da yok. Hapishane mi, saray mı? Orası sana kalmış. 30 EKİM Doğal Hazine Ayırım yapma, yansıtma, değiştirme, bırak zihin rahatlasın, ayarıyla oynanmamış zihin henüz doğmamışın doğal hazinesidir, öteye- geçmiş-bilgeliğin* ikilik içermeyen yoludur. NAGARJUNA * "Öteye Geçmiş Bilgelik": Sanskrit dilinde Prajnaparamita, en yüce gerçek, aşkın bilgelik anlamındadır. 31 EKİM Tümüyle Farkında Sırtını dik tutmanı sağlayacak, rahat bir konumda otur. Karın kaslarını gevşet, omuzlarını serbest bırak. Gözlerin yaklaşık bir metre önüne baksın. Birkaç kez derin nefes al ve nefesinin normale dönmesini bekle. Bedeninin soluk aldığını duyumsa. Havanın bedenine girdiğini, bedenini doldurduğunu ve bedenini terk ettiğini hisset. Düşünceler ortaya çıkacak ve uzaklaşacaktır. Duygular ortaya çıkacak ve uzaklaşacaktır. Sesler duyabilir, kokular alabilir, bir şeyler görebilir, çeşitli duygular hissedebilirsin. Hiçbirine direnmeden yalnızca farkında ol, hiçbirine takılma (hiçbir şeye direnme, hiçbir şeye takılma) ve bırak her şey olduğu gibi kalsın. Sadece otur, bir şeye ulaşmaya çalışmadan, herhangi bir şeyi, özellikle de kendini değiştirmeye çalışmadan. Nefes al, nefes ver. Farkında Uyanık Dikkatli Mevcut Tam burada Tam şimdi Olanı kabullenen Tümüyle farkında

CHERIE HUBER 1 KASIM Saklı Boyutlar Özgürlüğün püf noktası, şimdiki anda zaman olmadığını anlamaktır. Dünyanın büyük dinlerinin sözleri, Tanrı'yı arayanlara cennetin tam oldukları yerin uzağında olmadığını öğütleyerek ve öğreterek "sonsuz şimdi"ye göndermede bulunurlar. Başka bir deyişle, sonsuzluk şimdidir; ve şimdiye odaklanıp "zamanın nasıl geçtiğini unutarak," aslında hep orada bizi bekleyen, ama zaman bağımlılığımızın perdelediği saklı boyutları günlük yaşantımızda keşfetmeye başlarız. An, sonsuzluğa açılan kapıdır. RAM DASS 2 KASIM Aydınlanmanın olabilmesi için, algılayanın dönüp kendi doğasıyla yüz yüze olduğu, O OLDUĞU gerçeğine uyanması gerekir. Ruhani arayıcı sonunda, zaten varmak istediği yerde olduğunu ve aradığının KENDİSİNDEN başkası olmadığını ve aslında yuvasında olduğunu keşfeder. RAMESH S. BALSEKAR Kendine gel. Seni yoldan çıkaran, bu dünyanın çikolata ya da esmer pirinç gibi nimetleri değil. Yolunu kaybetmenin nedeni, bir yanılsama olan ve elde edilemeyecek hayali zevklerin peşinden koşarken, bu anda olana aklını vermemen. Uyanmak, zaten senin olanı bilmek demek. EDWARD ESPE BROWN 3 KASIM Kollarımıza Almak Bence birinin umudu, kendisinin dışında araması hata. Ev, bir gün taze ekmek, bir başka gün kan ve duman kokar. Bir gün bahçıvan parmağını kesti diye bayılırken, aynı hafta içinde bir metroda bombalanmış çocuk cesetlerinin üzerinden atlarsın. Bu böyleyse nasıl bir umut olabilir ki? Savaşın sonuna doğru ölmeyi denedim. Aynı kabusu her gece görünce uyumamaya başladım ve çok hastalandım. Rüyamda bir çocuğum vardı ve rüyada dahi onun benim hayatım olduğunu, geri zekâlı olduğunu görüyor ve kaçıyordum. Oysa her seferinde kucağıma tırmanıyor, giysilerime yapışıyordu. Ta ki bir seferinde, onun içinde benim olan ne varsa, onu öpebilirsem belki yeniden uyuyabilirim, diye düşünene kadar. Onun bitkin yüzüne doğru eğildim ve korkunç olmasına karşın... onu öptüm. Sanırım eninde sonunda hayatı kollarımıza almamız gerekiyor. ARTHUR MILLER 4 KASIM Vazgeçiş

Vazgeçeceğin hiç ama hiçbir şey yok Teslim edeceğin ya da salıvereceğin hiçbir şey. Sen zaten azat olmuşsun. Nasıl olur da hiç var olmayan bir şeyi Bırakman gerektiğine inanabilirsin? Bağımlılıklarından kurtulman gerektiğine inanıyorsun. Öz nasıl bağımlı olabilir ki? Tüm korkularını, Tüm bunalımlarını, Canını sıkan her şeyi bırakman gerektiğini sanıyorsun. Kime bırakacaksın? Onlar senin değil ki. Sana ait değiller. Sen saf Gerçeklik'sin. Sen Ölmeyen Öz'sün. Hiçbir zaman doğmadın, hüküm sürmedin, Ve asla terk edip gitmeyeceksin. Sen O'sun. Her-Yana-Nüfuz-Eden'sin. Sonuçta, vazgeçeceğin hiç ama hiçbir şey yok. Zaten en başından hiçbir şeyin olmadı ki. ROBERT ADAMS Mesele herhangi bir şeyi bırakmak değil. Her şeyi oluruna bırakmak. 5 KASIM Tanrı Daima Şimdidir ... Bütünlük hali daima şimdidir. Asla geçmiş ya da gelecek değil. Tanrı daima şimdidir. Yaptığımız meditasyon hep Tanrı'nın ebedi şimdiliğine atılan bir adımdır. Yaptığımız her meditasyonda, nefsine yüz çevirip kendini açık tutabilen herkesi canlandıran, bütünlüğe eriştiren tanrısal yaşama doğru bir adım daha atarız. Günbegün bu adımı atarken karşılaştığımız çelişkinin nedeni, tümüyle mevcut, tümüyle düşlerden ve kuruntulardan uzak, her şeyin tam ve eksiksiz olduğu, yine de hâlâ ululuğa doğru genişlemeye devam eden hayatın tanrısal çelişkisidir. Aşk tanrısal çelişkidir. Yalnız, her büyümede olduğu gibi, şimdiki anın kutsallaştırılması girişimi de acı vericidir. Bu, olgunlaşmanın acısıdır. Bu acı, gelişmenin önceki tüm aşamalarını, olmuş olduğumuz her şeyi, olmaya davet edildiğimiz şey uğruna geride bırakma ihtiyacımızdan kaynaklanır. JOHN MAIN 6 KASIM Teşekkürler (alıntı) teşekkürler Hindistan teşekkürler terör teşekkürler hayal kırıklığı teşekkürler kırılganlık teşekkürler sonuç teşekkürler, teşekkürler sessizlik bir kez olsun her şey için seni suçlamasam ne dersin bir kez olsun anın tadını çıkarsam ne dersin sonunda seni bağışlamanın nasıl iyi geldiğini söylesem her şeyin yasını birer birer tutmaya ne dersin onu bıraktığım an taşıyabileceğimden fazlasının olduğu andı onun üstünden atladığım an yere değdiğim andı artık mazoşizmi bırak desem ilahi yanını hatırlamaya ne dersin hiç utanmadan avazın çıktığı kadar bağır desem ölümle durmayı bir tutma desem teşekkürler Hindistan teşekkürler öngörü teşekkürler hayal kırıklığı teşekkürler hiçlik teşekkürler netlik teşekkürler, teşekkürler sessizlik ALANIS MORISSETTE Dehşet içinde olduğun için minnet duyduğunu düşün; her şeyi kapsayan, olanı sevinçle kucaklayan minnet. 7 KASIM Sadece İzin Ver Bu düşünceden arınmış uyanıklıkla alıştırma yapmamız gerekir, ama onun üzerinde meditasyon yapmaktan ya da onu düşlemekten kaçınmalıyız. O zaten en başından vardı. Yine de bu mevcut uyanıklık düşüncenin ağına yakalanır. Düşüncelerden arınmak için sadece fark et, mevcut uyanıklığının farkına var. Unutma; dikkatini dağıtma. Bu, oturup kendini zorlayarak dikkatini dağıtmamaya ve unutmamaya çabalaman anlamına gelmez. Bunu denemek bu duruma yalnızca

zarar verir. Sadece bırak doğal halin huzurlu bir meditasyonda-olmama hali olsun. İkilik taşıyan zihnin tüm faaliyetleri yok olup gittiğinde, bizler sınırlanmamış boş idrakin içinde tamamen dengelendiğimizde, artık samsaranın üç aleminde kalmak için neden yoktur. TULKU URGYEN RINPOCHE Tulken Urgyen gibi Dzogşen ustaları, çaba ya da zorlama bir dikkat olmadan bu doğal uyanıklığı benimsemenin yolunu gösteriyorlar. Bu gerilimsiz bırakış öyle bir iç rahatlığıdır ki... 8 KASIM Kendi Zihnin Soru: Az önce söylediklerinden anlıyorum ki, Zihin Buda'dır, ama bu "Buda olan Zihin"le ne tür bir zihnin kastedildiği belirsiz. Cevap: Senin kaç tane zihnin var? Soru: İyi de Buda olağan zihin mi, yoksa Aydınlanmış zihin mi? Cevap: Sen "Olağan zihnini" ve "Aydınlanmış zihnini" nerede saklıyorsun acaba? Öğreti sırasında, olağan ve Aydınlanmış zihinlerin yanılsama olduğu açıkça anlatılır. Anlamıyorsun. Bu şeylerin var olduğu fikrine bu denli yapışmakla, saçmalığı gerçek sanma yanılgısına düşüyorsun. Nasıl olur da bu tür kavramlar aldatıcı olmaz? Bunlar yanıltıcı oldukları için Zihin senden saklanır. Kendini şu olağan ve Aydınlanmış kavramlarından bir kurtarabilseydin, kendi zihnindeki Buda'dan başka Buda olmadığını görürdün. Soru: Biraz önce başlangıçsız geçmişle şimdiki zamanın aynı olduğunu söyledin. Buna ne anlam veriyorsun? Cevap: Farkı yaratan sadece senin ARAYIŞ içinde olman. Aramayı bıraksaydın, onların arasında fark olması mümkün olur muydu? HUANG PO 9 KASIM Gözlerimde Bugün (Alabama'da büyüyen Truman'ın yoldaşları, köpeği Queenie ve "dostum" dediği kendisinden yaşça büyük kuzeniydi. Aşağıdaki sözler, ölmeden hemen önce bunları ifade eden kuzenine ait.) Fırına koyduğu kurabiyeleri unutup çok geç hatırlayan bir kadın edasıyla anında alarma geçen arkadaşım, "Tanrım, ne kadar da aptalım!" diye bağırıyor. Bir şeyler keşfetmiş bir tonda. "Hep ne düşündüm biliyor musun?" derken bana değil de, ötemde bir noktaya gülümsüyor. "Hep Tanrı'yı görebilmek için bedenin hasta ve ölüm döşeğinde olması gerektiğini sandım. O'nun gelişi sanki Baptist penceresine bakmaya benzeyecekti: Güneş ışınlarını süzen vitray kadar güzel, öylesine parlak ki, havanın karardığını bile anlamıyorsun. O aydınlığın ürpertici hisleri dağıttığını düşünmek hep çok rahatlatıcı bir duyguydu. Asla böyle olmadığına bahse girerim. Bedenin, Tanrı'nın Kendi'ni çoktan gösterdiğini, en sonunda anladığına bahse girerim," - eliyle bulutları, uçurtmaları, çimleri ve kemiğini gömen Queenie'yi topluca işaret ederek- "onların her zaman yaptığı şey, O'nu görmekti. Bana gelince, gözlerimde bugünle dünyadan çekip gidebilirim." TRUMAN CAPOTE Yüz yüze, daima. 10 KASIM Tek Anlamı Her şeyin O olduğunu gördüm, tam şimdi olduğu haliyle yaşamın ve bir evrenin olmasının tek anlamı. Upanişadlarda*, "Bu sensin!" veya "Tüm bu dünya Brahman," dendiğinde, tam olarak ne kastedildiğini anladım. Her şey, her olay, her deneyim kendi kaçınılmaz şimdiliği ve tümüyle kendine has özelliğiyle tam da olması gerektiği gibiydi, öylesine ki, ilahi bir güç ve özgünlük kazanmıştı. Birden tam bir netlikle bunların hiçbirinin benim onların öyle olduğunu görmeme bağlı olmadığı düşüncesi geliverdi. Anlasam da anlamasam da her şey olduğu gibiydi ve zaten anlamamış olmam da O olurdu. Ayrıca Hıristiyanlığın Tanrı aşkıyla kastettiği şeyi anladığımı hissettim. Gözle görülür kusurlarına rağmen her şey, Tanrı tarafından olduğu gibi seviliyordu ve her şeyin olduğu gibi sevilmesi, onları aynı zamanda tanrılaştırıyordu. ALAN WATTS *Çevirenin Notu: hint. "Gizli Toplantı"-Veda'nın bölümü. Gizli eserler. (Helmut Werner-Ezoterik Sözlük) 11 KASIM Evet, keşişlerim, nedir BÜTÜN? Göz ve gözle görülen nesneler, kulak ve sesler, burun ve kokular, dil ve tat, beden ve zihnin elle tutulabilir nesnelerinden başka bir şey değildir. İşte buna, keşişler, Bütün denir. BUDA Küçük kilisede sessizce otururken o kocaman taş sütunların dayanıklı kütlesinin bir yanılsama olduğunun farkına vardım. Tıpkı benim ve dostumun bedeni gibi onlar da tamamen cisimsiz güç atomlarının titreşen sütunlarından başka bir şey değildi. Sanki bir müziğin melodisinin, müzisyen çalmayı bitirdikten çok sonra bile havada titreşmesi gibi, kesintisiz bir tezahürle titreşiyorlardı. Dayanıklılıkları tümüyle yanılsamaydı. Tüm evren bir yanılsamaydı. Saf Enerji dışında, Tanrı dışında hiçbir şey yok. RERU KAYITLARI 12 KASIM Çıplak Farkındalık Yaradılıştan gelen farkındalığınla tanıştığında, onun içine dalabilme yöntemi, göz önüne alınması gereken üç hususu içerir:

Geçmişteki düşünceler saydamdır ve boştur ve geride iz bırakmaz. Gelecekteki düşünceler tazedir ve hiçbir şey tarafından koşullandırılmamıştır. Şimdiki anda, [zihnin] herhangi bir şeyi kurgulamadan kendi haline bırakıldığında, o andaki farkındalığın kendisi de gayet olağandır. Kendine bu şekilde (tutarsız düşünceler olmadan) yalınlıkla bakabildiğinde, orada herhangi bir gözlemci bulunmayacağından, salt gözlem olacağından, duru bir berraklık kendini gösterecektir. Tek var olan, kendini yalınlıkla belli eden farkındalıktır. [Bu farkındalık] boş ve kusursuzluk derecesinde saftır ve herhangi bir şey tarafından yaratılmamıştır. Berraklığın ve boşluğun ikiliğinden arınmış, hakiki ve bozulmamış bir farkındalıktır. PADMASAMBHAVA 13 KASIM Sahte Düşünceleri Sustur Hakikati aramanın faydası yok, Sahte düşünceleri sustur yeter. İkiliğin içinde kalma Ve aramamaya çalış, Çünkü evet ve hayır olduğu anda, Zihin o karmaşada yiter. İki birden çıkar, Ama o biri bile tutma elinde, Çünkü daha tek zihin bile henüz doğmamışken, Sayısız şeyler kusursuzdur Kusur olmadan, şeyler olmadan. SENG TS'AN Gerçeği sahteden nasıl ayırırsın? Anbean özüne sorarak. Aramadan; yalnızca bakarak. 14 KASIM Barış Çayı Sadece bir fincan çay. Şifa bulmak için bir fırsat daha. Yalnızca fincanın kulpuna uzanan el. Yalnızca sıcaklığı fark etmek. Dokusunu ve kokusunu fark etmek. Sadece bir fincan çay. Sadece tazeliğin içindeki bu an. Sadece fincana değen el. Sadece geri çekilen kol. Fincan dudaklara yaklaştıkça artan rayiha. Öylesine burada. Alt dudağın fincanın sıcaklığını duyması, üst dudağın içindeki sıvıyı çekmek üzere büzülmesi. Daha çay dudaklara değmeden ilk çay yudumunun tadına varmak. Ağzın içinde yükselen ısı ve koku. Lezzetin ilk tadımı. Ilık çayın istekli dile dokunuşu. Çayı ağızda çeviren dil. Yutkunma niyeti. Mideye doğru inen sıcaklık. Ne harika bir çay. Barış çayı, doyum çayı. Bir fincan çay içerek savaşı durduruyorum. STEPHEN LEVINE 15 KASIM Öyleyse Kimsin Sen? Öyleyse kimsin sen? Oradaki nesneler değilsin, düşünceler değilsin; çabasızca tüm bunların farkında olduğun içindir ki, sen onlar değilsin. Kim ya da nesin sen? Şöyle söyle kendine: Duygulara sahibim, ama ben o duygular değilim. Kimim ben? Düşüncelere sahibim, ama ben o düşünceler değilim. Kimim Ben? Böylelikle kendi farkındalığının kaynağına dek gidersin. Tanık'a ulaşır ve Tanık'ın içinde soluklanırsın. Ben nesne, duygu, istek, düşünce değilim. O vakit insanlar genelde büyük bir hata yapıyor. Tanık'ın içinde kaldıkları sürece çok saf ve özel bir şey göreceklerini ya da duyacaklarını sanıyorlar. Oysa hiçbir şey görmeyeceksin. Bir şey görüyor olsan dahi, bu yalnızca başka bir nesne, başka bir his, düşünce, duyum ya da imgedir. Bunların hepsi nesnedir ve bunlar senin olmadığın şeydir. Hayır, Tanık'ın içinde kaldıkça tek fark edeceğin şey, bir tür özgürlük, serbest kalma hissidir. Önemsiz bedenin, zihnin ve egonun temsil ettiği değersiz ve sonlu nesnelerin korkunç kıskacından kurtulma hissidir. Bunların hepsi gözle görülebilen nesneler olduğuna göre, esas Gören, esas Öz, saf Tanık değiller. Esas Gören, esas Öz, saf Tanık sensin. KEN WILBER Öyleyse, kimsin sen? 16 KASIM Tarifsiz Aydınlık Evrenin gerçek doğasına baktığımda, Gizemli gerçekliğin hiç yanılmayan İfadesi, gördüğüm. Her bir madde parçacığı Her bir ve her anda Her yerde Tathagata'nın* tarifsiz aydınlığından Başka bir şey değil. TOREI ZENJI * Buda için kullanılan bir deyim. 17 KASIM

Taşları Dinle Sakin ol Duvarın taşlarını dinle. Sessiz ol, bak İsmini çağırıyorlar. Dinle Canlı duvarları dinle. Sen kimsin? Kimsin Sen? Kimin Sükûtusun? THOMAS MERTON 18 KASIM Geriye bakma. Gelecek hayalleri de kurma. Bu ne sana geçmişi verecek, ne de gündüz düşlerini doyuracaktır. Senin görevin, ödülün -kaderin- burada ve şimdidir. DAG HAMMARSKJÖLD Unut hataları. Unut başarısızlıkları. Şu an yapacağın şey dışındaki her şeyi unut ve onu yap. Bugün şanslı günün. WILL DURANT Mutluluk başka bir yerde değil, burada... bir saatliğine daha değil, bu saatte... WALT WHITMAN 19 KASIM Sonsuzluk sen öldükten sonra başlayan bir şey değildir. O her zaman süregelir. CHARLOTTE PERKINS GILMAN Ebediyeti, sonsuz zamansal bir süreç yerine, zamansızlık anlamında alırsak, ebedi yaşam şimdide yaşayanlarındır. LUDWIG WITTGENSTEIN Şafakta Henry kaptı sopasını. Ne çok uzun ne çok kısaydı. Ne çok ince ne çok kalındı. Tabiat gibi, olması gerektiği gibiydi. Henry dünyaya tepeden baktı şöyle bir. Ve indi yükselen sislerin içinden. THOMAS LOCKER 20 KASIM Dileklerin ve Düşlerin Ötesinde Ancak hayallerin, dileklerin ve düşlerin ötesine geçtiğimizde gerçek dönüşüm meydana gelir ve yeniden doğmuş olarak uyanır, düşlerin yeniden gerçeğe dönüştüğünü görürüz. Ne kadar inkâr edersek edelim amaç, hakikattir. Ona ancak daima genişleyen bir bilinçle, sonunda belleği dahi yok eden bir alevle yanarak yaklaşabiliriz. Birey tümüyle yaratıcı olduğunda, kaderle bir olduğunda, ne zaman kalır ne boşluk, ne doğum kalır ne de ölüm. Tanrı hissi öyle yoğunlaşır ki, canlı cansız her şey ilahi uyumla salınır. En yüce kimlik belirlendiğinde, bütün şeylerin kimliği duyumsandığında ve kişi aynı anda tümüyle ve mutlulukla yalnız kaldığında, göbek bağı nihayet kesilmiştir. Ne rahime duyulan özlem ne de ötesine duyulan istek vardır. Sonsuzluğun mutlak duygusu. Bunun ötesinde bir tekâmül yoktur, var olan yalnızca evrenden evrene ebedi devinimdir. HENRY MILLER 21 KASIM Kişi Dönüşümdür Demek aradığımız sonsuzluk hep burada, "bizimleydi" - Augustine'e göre yorumlarsak bize bizden daha yakındı. Bu yüzden tek yapmamız gereken kendimizi "unutmak" ve hep var olduğumuzu kavramak. Zihinlerimiz alışıldığı şekilde hep huzursuz olduğundan, bizler şimdi mevcut anı, mevcut olmayı deneyimlemekten aciziz ve bununla ilgili gözden kaçırdığımız bir şey var. Zamanı böyle ikilik içermeden deneyimlemek acaba nasıl olurdu? Bahsettiğimiz durağan "tıkanık evren" değil... burada kastettiğim, Şimdi'nin değişmezliğinin değişimle uyumsuz olmadığı. Biraz farklı deneyimlense de dönüşüm olacaktır, çünkü kişi dönüşümün gözlemcisi değil, kendisidir. Endişeli düşünce-kurma ve düşünce-yansıtma olmadığında zihin de kendini sabitleştirmek için tünediği bir daldan diğerine kesik aralıklarla atlamayacağından, böyle bir değişim bizim alıştığımız akış halinden daha yumuşak ve sürekli olacaktır. Bir anlamda, hiçbir şey farklı olmayacaktır: Sabahları yine "ben" uyanacak, kahvaltısını edecek, işe gidecek ve böyle sürüp gidecektir. Diğer taraftan bu faaliyetlerde tamamen zamandan bağımsız bir yan da olacaktır... Onları yapan katı Ben yerine, boş ve durağan, dingin bir nitelik sezilecektir. DAVID LOY 22 KASIM

Gerçek her yerde, yaşadığımız her şeyde. Aralıklarla görkemli ve büyülü bir deneyim yaşamak için çabalamamız ve bu sırada gerçekten olanı küçümsememiz gerekmiyor. Gerçeği bulmak için mücadele vermemiz de gerekmiyor. Bakmayı bildiğimiz her bir an, yaşamlarımızın gerçeğini ifade ediyor. SHARON SALZBERG Kıpırdama. Sadece defalarca öl. Beklentiye girme. Bu anda seni hiçbir şey kurtaramaz, çünkü elinde sadece bu an var. Şimdi aydınlanma dahi sana yardım edemez, çünkü başka anlar yok. Gelecek olmadan, kendine dürüst ol ve kendini tümüyle ifade et. Kıpırdama. SHUNRYU SUZUKI 23 KASIM Cevap (alıntı) Bir ışık yandı beynimin içinde: "Hah!" diye bağırdım neşeyle. Dünya parlak ve şamatalıydı, Ve ben -salıverilmiş, şenlikliBezelye tanesinden yuvarlaktım sanki Ve esintili bataklıktaki O şişkin geceden beri, Yaşadım günlerimi aşikâr gün gibi, Kahkahayla gecelerimi, Bir kurbağa gibi mis kokulu. STEPHEN MITCHELL 24 KASIM Senin Buda'ların Beni aydınlatan insanların hepsi benim Buda'larımdır. Buda'ları tepelerde ve gözde yerlerde aramak yerine, kendi Buda'larını, oturduğun şehirde, kendi bakkalında ve kendi sokaklarında bulabilmen gerekmez mi? Herkesin değerli ve aydınlatıcı özellikleri var. Bu nitelikleri öğrenip uygulayabildiysen, bunun Buda'yla karşılaşıp onun öğretilerini uygulamaktan farkı yoktur. JAE WOONG KIM 25 KASIM Ölüm Geldiğinde (alıntı) İşte bunun için, kardeşlik gözüyle bakıyorum her şeye, ve zaman bir fikirden başka bir şey değil bence, ve sonsuzluk sadece başka bir ihtimal fikrimce, ve her hayat bir çiçek bence, bir kır papatyası kadar sıradan, onun kadar eşsiz, ve her isim ağzın içinde yatıştıran bir nağme, her müzik gibi, sükûta meyleden, ve her beden bir aslan yürek, ve dünya için kıymetli. Bittiğinde, demek isterim ki: Hayatım boyunca hayretle nikâhlı bir gelindim ben. Dünyayı kucaklayan damattım ben. MARY OLIVER 26 KASIM Bu İnatçı Yanılsama 1955 Mart'ının onbeşinde, Albert Einstein bir hafta önce ölen arkadaşı Michele Besso'nun ailesine bir taziye mektubu yazdı. Mektup, kendi hayatıyla ilgili üzücü bir itirafla başlıyordu. "Michele'in hayran olduğum yanı, bu kadar yıl tek bir kadınla, yalnız huzurla değil, kesintisiz bir bütünlük içinde yaşayabilmesidir. Bu benim, acınası biçimde iki kez başarısızlığa uğradığım bir şey." Sonraki satırlarda, Michele ile bundan neredeyse altmış yıl önce, Zürih'te üniversite öğrencisi oldukları yıllara dayanan karşılaşmalarına değinen ve araya giren yıllara rağmen temasta kalmanın güçlüklerinden söz eden Einstein'ın kendini melankoliden kurtarıp daha yükseklere kanatlandığı görülür. Mektubun son paragrafıysa ruhsal gücü çağrıştırır. "İşte, bu acayip dünyayı terk etmekle bir kez daha benden bir baş önde. Bu bir anlama gelmez. Bizler gibi fiziğe inananlar için geçmiş, bugün ve gelecek arasındaki ayrım, ne kadar inatçı da olsa yalnızca bir yanılsamadan ibaret." Dört haftadan kısa bir süre sonra Einstein bir ömürlük dostunun arkasından bu acayip dünyadan ayrıldı. HANS CHRISTIAN VON BAEYER Einstein, Şimdi deneyiminin İnsan için önemli olduğunu, bunun temelde geçmiş ve gelecekten farkı olduğunu ve bu önemli farkın bilimin içinde olmadığını, olamayacağını söyler. 27 KASIM Sessizliğin Müziği Manastır yaşamının ilahiler yoluyla ifade edilen ana mesajı, zamanın her şeyin üstündeki önemi ve onunla nasıl bağlantı kurduğumuz, bu ana, şimdi önümüzde durana nasıl karşılık verdiğimiz ve nasıl özen gösterdiğimizle ilgilidir. Saatlerin mesajı, günün gerçek ritimleriyle günlük yaşamaktır. Hevesli, uyumlu, bilinçli yaşamak, içimizden hayatımızı bilerek yönlendirmek, saatin talepleriyle, dış gündemlerle sürüklenmemek, kendimizi olan her şeye sadece tepki vermeye kaptırmamaktır. Gerçek ritimlerle yaşadığımızda, bizler de daha gerçek oluruz. Anın müziğini dinlemeyi, onun tatlı yakarışlarını duymayı, ılımlı talimatlarına

kulak vermeyi öğreniriz. Yüreklerimizde azıcık dans etmeyi, iç kapılarımızı bir nebze olsun aralamayı, sessizliğin müziğine, evrenin kutsal yaşam soluğuna kulak vermeyi öğreniriz. DAVID STEINDL-RAST VE SHARON LEBELL 28 KASIM Doğrudan Temas Olağan deneyime yeterli farkındalık ve ağırbaşlılık katıldığında, içgörü ve arınmaya ulaşırız. İçgörü ve arınmanın sonucu olarak, yaradılıştan gelen mutluluğumuz, esas doğuştan gelen hakkımız ve manevi gerçekliğimiz açığa çıkar. Böylece, olgular dünyası diye baktığımız, zaman, uzay ve madde dünyasının aslında anbean doğrudan temasta olduğumuz manevi bir enerji dünyası olduğunu keşfederiz. Çünkü, duyular arındığında ve her düzeydeki iç çatışmaya son verildiğinde, olağan duyuların akışı bir duaya, bir mantraya, kutsal bir ilahiye dönüşür ve görürüz ki, yalnızca hayatımızı yaşayarak Kaynakla anbean doğrudan temastayız. SHINZEN YOUNG 29 KASIM Uyanık kalmak Bir gece tam uykuya dalacağım sırada zihnim sürekli faaliyetini aniden kesti ve sustu. Sanki içine dönmüş ve kendi üzerine çökmüştü. En üst düzeyde rahatlık duygusunun yavaşça akarak tüm varlığımı sardığını hissettim. Bir anlığına zihnim düşünce veya algıların boyunduruğundan kurtulmuştu. İçime derin bir iyilik ve mutluluk hissi dolmuştu. Sevgi ve güvenlik battaniyesiyle sarmalandığımı, daha doğrusu O olduğumu hissettim. Yani, aynı anda sarmalayan da sarmalanan da bendim. Deneyim farklılaşması yoktu. Ben o DURUMDUM, o kadar. Benim dışımda bir şey, deneyimleyen bir ben yoktu. Özel bir şeye karşı duyulan mutluluk değil de, koşulsuz, kendi dışında hiçbir şeye dayanmadan her yana nüfuz eden bir mutluluktu bu. Sanki, düşünce ve algı dalgalarıyla akan, her daim devinen bilinçlilik nehri, hep dolu ve sınırsız olan farkındalık ve sükût okyanusuna varmıştı. Ne olduğu hakkında hiçbir fikrim ve bunu açıklayacak bir referans noktam yoktu. Öyle ki, biriyle bu konuda konuşmayı dahi akıl edemedim. Çok geceler onu yeniden oldurmayı "denedim", yakalamaya çalıştım, ama sanki çabaladıkça uzağa kaçtı. O sıralar sekiz ya da dokuz yaşındaydım. DAVID W. ORME-JOHNSON Deneyimler gelir ve gider, ama farkındalık daima buradadır. 30 KASIM Artık Zaman Yok "Hayır, gelecekteki sonsuz bir yaşamda değil, ama buradaki sonsuz yaşamda. Anlar vardır, o anlara varırsın ve birden zaman durur ve sonsuza dönüşür." "Böyle bir ana varmayı mı umuyorsun?" "Evet." "Bunun bizim zamanımızda olması pek olası değil," diye sanki rüyada gibi yavaşça karşılık verdi Nikolay; ikisinin konuşmasında alaydan eser yoktu. "Kıyamet Gününde melek artık zaman olmayacağına yemin ediyor." "Biliyorum. Bu o kadar doğru, belirgin ve kesin ki. Tüm insanlık mutluluğa eriştiğinde artık zaman olmayacak, çünkü ona ihtiyaç kalmayacak, çok doğru bir düşünce." "Peki onu nereye koyacaklar?" "Hiçbir yere. Zaman bir nesne değil, bir fikir de ondan. Zihinde sönüp gidecek." FYODOR DOSTOYEVSKY 1 ARALIK Kim Olduğum Çoğunlukla karanlık bir camın ardından gözler gibi, bazen de apaçık bir berraklıkla, o saklı yeri gözetlerdim ara sıra. Bir keresinde bir çiçekçinin vitrininden akkor halindeki kırmızı bir karanfilden parladı. Bir diğerinde rüzgârla sürüklenen bir polende titreşiyordu, bir kez de buz parçalarının iğnelediği gökyüzünde. Dönüp duran bir midillinin boynunun çevresine tozdan bir atkı halinde dolandığını gördüm. Bir dere yatağındaki çakıl tanesinden kıvılcımlar saçtığını da gördüm. Şahinleri izlerken, bir zambağın içine bakarken, karımın saçlarını fırçalarken o saklı yere süzüldüm. Benzetmeler tam doğru değil. Bu deneyim, öte alemleri bir an görmek ya da yeni bir insan olmak değil, özetle ve tümüyle kim olduğumu şükranla bilmek. SCOTT RUSSELL SANDERS "Özel" düşüncesini bir kenara bıraktığımızda, her şey doğallıkla ışık saçar ve olağanüstüdür. 2 ARALIK Minnetle Ol ... Zaman zaman vecd haline varan, kimi zaman da engin, derin ve aydınlatılmış bir huzura uzanan sevinç ve minnetle dolu bir deneyimdi bu. Olumsuz duygular, şüpheler, korku veya mücadele yoktu; yalnızca hayata ve hayatı destekleyen gizeme tam bir güven vardı. Bu şimdi ölümsüzlüktü, elle dokunulabilecek kadar mevcut olan sonsuzluktu. İnsanın canı hiçbir yere gitmek, hiçbir şeyi değiştirmek istemiyor, yalnızca minnetle olası geliyordu. Tek baskı, Tanrı vergisi ya da bunun sorumlusu olan tanımlanamaz gizem yoluyla herkese mal olan bu salt mutluluğu, herkesin tatması için duyulan telaştı. Keder ve acı var olmadığından değil, ama onlar varlıklarını daha yüzeysel ve geçici bir düzeyde - deneme ve eğitim düzeyi de denebilir- sürdürüyordu. Yaklaşık yirmi dakika boyunca yakarılan dualardan sonra gelen duygunun yoğunluğu aşamalı olarak muazzam parlak bir sevince varıncaya kadar arttı. Kendimi tepeden tırnağa, yaşama karşı duyduğum minnetle dolu buldum...Yaşamın taşkınlığı beni öylesine alt etmişti ki, bu duyguya güçlükle dayanıyordum. İmkânsız olduğunu bilsem de bundan ölebileceğimi hissettim.

RERU KAYITLARINDAN 3 ARALIK Sükûnet İçinde Bir Zihin Sükûnet içinde bir zihnin ve huzur dolu bir kalbin temel gereklilik olduğunu söylüyorsun. Gerçekten öyle mi? Yoksa, bu yalnızca bir kuram, salt bir dilek mi? Öylesine huzursuz ve telaşlıyız ki, o sessizliği, dinginliği istiyoruz, ama bu yalnızca bir kaçış. Gereklilik değil, bir kaçış bu. Bunun gerekliliğini gördüğümüzde, önemli olan tek şeyin, gerekli olan tek şeyin bu olduğuna ikna olduğumuzda, bunun yöntemini sorar mıyız sence? Bir şeyin temel zorunluluk olduğunu görüyorsan yönteme ihtiyaç var mı? Yöntem zaman kavramını içermez mi? Şimdi değilse bile, eninde sonunda, yarın veya bir kaç yıl sonra, sükûta ereceğim. Bu da senin sükûnete gerek görmediğin anlamına gelir. Bu yüzden de, "nasıl" sorusu dikkatini dağıtır ve yöntem, sükûnet gerekliliğini erteleme yoluna dönüşür. Zaten tüm o meditasyon, sahte, uyduruk denetimler; sonunda sakin bir zihne kavuşmak ve bu sükûneti elde etmek için kendini nasıl eğiteceğini gösteren çeşitli yöntemler bu nedenle var. Bu ela demek oluyor ki, sakin bir zihne acilen gerek görmüyorsun. Onun gerekliliğini gördüğünde asla yöntemini araştırmaya kalkışmazsın. O vakit, sükûnet içinde bir zihnin önemini görürsün ve sakin bir zihne sahip olursun. J. KRISHNAMURTI 4 ARALIK Nasıl Kuruntular Var Orada? Ziyaretçi bir keşiş, "Geçen akşamki vaazınızda herkesin doğuştan Buda Zihni'ne sahip olduğunu söylediniz. Bu bilgi için minnettar olmakla birlikte bana öyle geliyor ki, Buda Zihni herkese bahşedilmiş olsaydı, kuruntular doğmazdı," diye konuştu. Usta şöyle yanıtladı keşişi: "Sen tam şimdi bunu söylerken, nasıl kuruntular var orada? BANKEI 5 ARALIK İçinden Görüyorsun Bir an sonsuzluktur; Sonsuzluk şimdidedir; Bu bir anın içinden baktığında, Görenin gözünden görürsün. WU-MEN 6 ARALİK Ödev Ne zaman ki her gün kutsaldır ne zaman ki her saat kutsaldır ne zaman ki her an kutsaldır dünya ve sen uzay ve sen taşırsınız kutsal olanı zamanın içinden ve varırsınız ışık tarlalarına. GUILLEVIC İşte bunlar ışık tarlaları. 7 ARALIK Yolu Sormak Buda'nın ne olduğunu soran kalın kafalar bunun yerine hissedebilen her varlığı sormakla başlayın işe. Her şeyi sorun. Acıkınca yemeği sorun. Ay ışığına yolu sorun. Limon ağaçlarının çiçeklendiği bir liman bulun limon ağaçlarının çiçeklendiği. Limanda içilecek yerleri sorun. Ve soracak bir şey kalmayıncaya dek sorun. KO UN Ne güzel bir limon ağacı! Şansını dene ve sormaya korktuğun şeyi sor.

8 ARALIK Geçmişinin tortularını kurut ve geleceğe bir şey saklama. Bu ana yapışıp kalmazsan, bir yerden diğerine huzur içinde gidebilirsin. BUDA Geçmişi uzatma, Geleceği çağırma, Doğuştan uyanıklığınla oynama, Görünüşlerden korkma. Bundan başka bir şey yok! PATRUL RINPOCHE 9 ARALIK Tüm Zenginlik Hayatın ruhsal anlamda uzak bir gelecekte zenginleşmesi değildir ifade edilen, çünkü buna, zihin kuruntularından kurtulduğu her an ulaşılabilir. Manevi sonsuzluğun gerçek doğasını kavramak, henüz olmamış bir şey gibi değil de, zaten olmuş, olan ve ebediyen olacak sonsuz Öz-bütünleşmesi anlamında, ancak berrak ve sakin bir zihinle mümkündür. Her bir an ebediyetin anlamıyla zenginleştiğinde, artık ölü geçmişe takılıp oyalanmak ya da özlemle geleceği beklemek yerine, sonsuz Şimdi'de var olan tamamlayıcı bir yaşam vardır. Hakikat'in manevi sonsuzluğu, hayatta ancak böyle bir yaşamla kavranabilir. Şu anı gelecekteki bir sona indirgeyerek onun tüm önemini yok etmek doğru değil. Bunun anlamı, sonsuz Şimdi'de var olan her şeyin gerçek öneminin kavranması ve algılanması yerine, tüm etkinin düşlenen bir gelecek hayali biçimde yığılmasıdır. Sonsuzlukta, met-cezirler ya da belirli aralıklarla yapılan hasatlar arasında anlamsız kesintiler olamaz. Bunun yerine, tek bir an dahi yoksullaşmanın acısını çekmeyecek bir varlık bütünlüğü olabilir. Hayat göze boş veya faydasız görünüyorsa, bunun nedeni Hakikat'in sonsuzluğunun kısalması değil, bir insanda onun büyük zenginliğine dalma kapasitesinin olmayışıdır... MEHER BABA 10 ARALIK Şimdi Burada Olan Kim? S: Doğrudan deneyim yaşamak için beklemeli miyim? C: Hayır! Beklemek, onun zaten burada olmadığı anlamına gelir. Onu beklemek, Şimdi almak yerine gelecek bir tarihe atmak demektir. Şimdi Burada olmayan, asla senin temel doğan olmayacaktır! Sana geleceği bekle demiyorum. Sadece bana tam şimdi kim olduğunu söyle. Zaten olduğun şey değilsen hâlâ, başka bir şeye dönersin ve başka bir şey olursan, kayıp olman gerekir. Şu halde, zaten Burada olmayan şeylerin özlemini çekme. Öyleyse şimdi burada olan kim, bul bakalım! Geçmişte ya da gelecekte değil. Şimdi Burada olan ne? H.W.L. POONJA (POONJAJI) Bu da faydalı sorulardan biridir. Ne zaman, 'Ben... " diye başlarsan "Şimdi burada olan kim?" diye sor kendine. 11 ARALIK En Büyük Armağanı Gözden Kaçırmak ... Kendi dışımızda her yeri araştırıyor, kendimizi bulmaya çabalıyoruz. Deneyimler, ilişkiler, bilgi ve nesneler biriktiriyoruz. Önemimizi geçerli kılacak onamayı bekliyoruz başkalarından. Oysa çeşitli yollarla mutlu olup ödüllere kavuşsak da, apaçık ortada saklanan en büyük armağanı, kendi tutkulu varlığımızı çoğu kez gözden kaçırıyoruz. Bu hediyeyi gözden kaçırmamızın nedeni, başka bir şeyi bir yerlerde aramakla çok meşgul olmamız. Abartılı bir mutluluk duygusuna dayandığımız sürece hayal kırıklığına uğramamız neredeyse kaçınılmazdır. Kendimize sürekli neyin eksik olduğuna dair masallar anlatmak bizi arzuların peşinde amansız bir kovalamacaya iter. Öğretmenim Poonjaji'nin benzetmesiyle, bu tıpkı bir delinin yük hayvanlarını gütmesine benzer. Mutluluk, sakin bir yalınlıkla, mevcut farkındalıkla yaşayarak ve bize bahşedilen bu yaşamın verdiği tatminle gelir. İdrak diye bilinen şey, bu kusursuz mevcudiyeti burada ve şimdi hissetmek, sadece olmaktan ibaret sıradan mucizeyi fark etmek ya da tümüyle haberdar olmaktır. Bu durum bir yere ulaşmayı gerektirmez, çünkü zaten olmaktadır. Özel koşullar, yaşamsal mucizeler ya da övgüye değer hazırlıklar gerektirmez. Yaşamlarımızın her anında, bütünüyle buradadır. Tüm tasalarımıza, pişmanlıklarımıza ve maruz kaldığımızı düşündüğümüz tüm hasar ve başarısızlıklara karşın o daima taze ve saftır. Hiçbir acı ya da günah onu bozamadığı gibi, gururlanılan hiçbir eylem de onu yüceltmez. Sayısız düşünce ve deneyimler gelip geçer ve hiçbiri yapışıp kalmaz. CATHERINE INGRAM 12 ARALIK Arayan Gerçeğin Kendisidir ... Zihnini "burada" tutma, nesneleri "orada" arama. Tam olarak bakanın ve düşünenin zihninde kal hile yapmadan. Zihnini "burada" tutma, meditasyonun amacını "orada" arama. Tam olarak meditasyonu yapanın zihninde kal hile yapmadan. Zihnini aramakla bulamazsın. Zihnin kendisi ta başından beri boştu. Arayan gerçeğin ta kendisi olduğuna göre aramak gereksiz. Kararlı bir şekilde arayanla kal. İster anla ister anlama, gerçek ya da gerçek dışı, var olan ya da olmayan, ne gelirse gelsin, düşünenle kal hile yapmadan. İyi ya da kötü, hoşa giden ya da kirli, mutlu ya da üzgün, hangi anı belleğinden yüzeye çıkarsa çıksın, kabullenmeden ya da reddetmeden, sadece anımsayanla kal hile yapmadan. Arzulanan ya da istenmeyen ne varsa doğan, sadece doğanla kal hile yapmadan.

PATRUL RINPOCHE* *James Low tarafından çevrilen Simply Being adlı eserden. 13 ARALIK Geriye Gitmek Açık olalım: Uyanış hiçbir surette son değildir. Ona ancak tüm niyetler, tüm dürtülerden geriye giderek ulaşılır. Buna, uyanışa erişme dürtüsü de dahildir. Kendini tüm niyetlerden, dileklerden, hatta en yüce olanlarından bile sıyırman gerekir. Uyanışa doğru yürünmez, çünkü uyanışa doğru yürüdüğüne dair doğacak en ufak fikirle, ona sırtını dönmüş olursun. Aslına bakarsan, sonsuz değer bir kez daha hiçbir şey sunmaz sana. STEPHEN JOURDAIN 14 ARALIK Başını Çevirme Nefse yapışmak bozulmuşluktur, nefse yapışmamak saflıktır. Bu iş gözü dönmüş bir köpeğin hep daha fazla yiyecek aranmasına benzer. Buda nerede bulunur? On binlerce insan "Buda'yı-arama" delisidir. Dünya yokken dahi bu gerçek vardı. Dünya yok olduğunda bu gerçek yok olmayacak. Bana bir bak, ben olduğumdan başka bir şey değilim. Gerçek öz işte budur. Tam burada, daha aranacak ne var ki? Öyle bir zaman geldiğinde, başını çevirme ve ifaden değişmesin. Aksi takdirde anında kaybedersin. JOSHU Tam şimdi ne kadar güzel olduğuna bir bak. Kutsal veya aydınlanmış olmaya çabalamanın yararı ne? 15 ARALIK Şüphe Etme Şimdi, uyanmanı sağlamak için dikkatini içindeki esas zihne çekeceğim. Söyleyeceklerimi dinlemek için zihnini boşalt... Sana kaynağa dönebileceğin bir giriş kapısı göstereceğim. -Kargaların gaklamasını ya da alakargaların gevezeliklerini duyuyor musun? Öğrenci: Duyuyorum. -Şimdi dön ve işiten özüne kulak ver. Hâlâ içinde sürüyle ses var mı? Öğrenci: Buraya vardığımda, tüm sesler ve ayrımlar kavranabilir olmaktan çıkıyor. -Harika, harika... Diyorsun ki, buraya vardığında tüm sesler ve tüm ayrımlar hiçbir şekilde kavranamıyor. Kavranamadıklarına göre, bu öyle bir zamanda bir boşluk olduğu anlamına da gelmez mi? Öğrenci: Özünde boş değil, kesinlikle anlaşılmaz değil. -Boş olmayan öz nedir peki? Öğrenci: Biçimi yok; sözcüklerle anlatmanın yolu yok. -İşte bu Buda'ların ve Zen ustalarının hayatı, artık şüphe etme. CHINUL Bu satırları yazarken, Manhattan sokaklarından gelen sesleri, kalorifer borularının tıkırtılarını duyuyorum. Sen ne duyuyorsun? 16 ARALIK Hayatı yaşamanın iki yolu vardır: Biri, hiçbir şey mucize değilmiş gibi yaşamak. Diğeriyse sanki her şey bir mucizeymiş gibi. ALBERT EINSTEIN İnsanlar Tanrı'yı her gün görüyor; sadece onu tanıyamıyorlar. PEARL BAILEY Gerçek cennet her yerdedir, hatta bastığın ve yürüdüğün yerde dahi... İnsanoğlunun gözleri açılsaydı, bu cennetin her köşesinde Tanrı'yı görecekti, çünkü cennetin bulunduğu yer, en derinde her yere uzanır. JACOB BOEHME 17 ARALIK Bekleyemeyen Münzevi Çevresinde aydınlanmış bir adam olarak tanınan bir münzevi, gerçekte tam anlamıyla özgürleşmediği kanısına varır tüm kalbiyle. Buda'nın öğretisinin kendisine yardımı olacağını düşünüp Hindistan'ı bir baştan bir başa kat eder ve Buda'nın merkezine varıp Buda'yı görmek istediğini söyler. "Dilenme turuna çıktı," derler. "Sen burada bekle ve dinlen, az sonra görürsün kendisini." "Bekleyemem," der münzevi. "Bana yolu gösterin, ben onu bulurum." Şehir merkezine doğru yola koyulur. Orada Buda'yı elinde bir kaseyle evden evde dilenirken bulur. Münzevi dizlerinin üzerine çöker ve Buda'nın ayaklarına kapanır. "Sen özgürlüğüne kavuştun," der Buda'ya. "Yalvarırım bana özgürleşmeyi sağlayacak bir yöntem öğret." "Memnuniyetle," diye cevap verir Buda. "Ama, burası ne yeri ne de zamanı. Beni meditasyon merkezinde bekle." "Hayır, bekleyemem. Kısa süre içinde sen ya da ben ölebiliriz. Lütfen şimdi öğret," diye yalvarır münzevi. Buda adama bakar ve ölümün yakın olduğunu görür. Öğretinin hemen verilmesi gerektiğini anlar..." Bakışında, yalnızca bakmak olmalı," der. "İşitmende, yalnızca işitmek, koklayışında, tat alışında, ve dokunuşunda, yalnızca koklamak, tatmak ve dokunmak olmalı; düşündüğün zaman ise, yalnızca düşüncenin kendisi." BUDA

18 ARALIK Açıkça ve Dümdüz Yürü Tanrı aşkına tavadaki küçük omletimi tersyüz ediyorum. Bu iş bittiğinde, yapacak başka işim yoksa yere eğilip onu lütfeden Tanrı'ya hayranlığımı sunuyorum. Sonra doğruluyorum, bir kraldan daha memnun bir halde. Yapabileceğim başka hiçbir şey kalmadığında, Tanrı aşkına yerden bir saman çöpü almak yetiyor bana. İnsanlar Tanrı'yı sevmeyi öğrenmek için yöntemler arıyor. Ona ulaşmak için ne kadar farklı ibadet varsa deniyorlar. Tanrı'nın huzurunda kalabilmek için türlü yollar deneyip büyük zahmetlere katlanıyorlar. Bunun yerine her şeyi Tanrı aşkı için yapmak, durumun getirdiği tüm görevleri üstlenip tanıklık etmek ve O'nun varlığını, O'nunla yapılan bu içsel sohbetlerle sürdürmek daha kısa ve dolaysız bir yol değil midir? Tanrı'nın öyle süslü püslü yolları yoktur. Tek yapman gereken açıkça ve dümdüz O'na yürümektir. BROTHER LAWRENCE 19 ARALIK Hepsi Zihin Adamın biri bu salonda uyuyakalır ve rüyasında bir dünya turuna çıktığını, değişik kıtaları gezdiğini görür. Yorucu seyahatlerle geçen yıllardan sonra bu ülkeye döner, aşrama girer ve salona yürür. Tam o anda, uyanıverir ve tüm o zaman boyunca bir yere kıpırdamadığını, uyuduğunu anlar. Salona yoğun çabalar sonucu dönmüş falan değildir, o sürede hep oradadır. "Neden özgür olduğumuz halde bağlı olduğumuzu düşünüyoruz?" diye sorulduğunda şu cevabı veriyorum: "Neden salonda olduğun halde, dünya turuna çıkıp çölleri ve denizleri aştığını hayal ettin?" Hepsi zihin. RAMANA MAHARSHI 20 ARALIK Soyu Tehlikede Bir Tür (Bu bölümün yazarına 1993 yılında Lou Gehrig hastalığı teşhisi kondu ve dokuz yıl sonra öldü.) ... Hastalığın kısalttığı bir yaşamın sınırında duruyor ve çaresizce bu andan koparılıp kayıplarımın yasını tutmaya, korkularımı beslemeye itiliyorum. Bir hula dansçısı olarak gösterdiğim son kahramanlığa iç geçiriyor, bir kaşık dolusu limonlu jöleyi ağzıma götüremeyeceğim günün gelmesinden korkuyorum. Oysa hepimiz sınırda duruyoruz. Bu anın kendisi, geçmişle gelecek arasında gözden kaybolan bu incecik zaman dilimi de bir sınır. Dünyevi zevklerimiz ve endişelerimiz tarafından sürekli oradan uzağa çağırılıyoruz. Şimdi bile bir fincan daha kahveyle, bir küçük yabanmersinli kekin tam zamanı olduğunu düşünüyor olabilirsin. Sanki hep şu anda yaptığımızdan başka bir şey yapmanın zamanıymış gibi. Koltuğunda okurken, eşinle bir gece önce ettiğin kavgayı, kendini veya yaprakları süpürmenin, epostalarını kontrol etmenin, biraz uyumanın zamanı olduğunu düşünüyorsundur... Mevcut an, benekli baykuş veya deniz kablumbağası gibi soyu tehlikede bir tür haline geldi. Buna rağmen, bizi oradan çağıran şey ne olursa olsun, şimdiki anda kalmanın en yüksek manevi öğreti olduğunu giderek daha fazla görüyorum. Daha cüretkar bir deyişle, buradalığın kurtuluşumuz olduğunu, bu anın, içine tümüyle dalındığında ebedi hayata açılan kapı olduğunu söyleyebilirim. PHILIP SIMMONS 21 ARALIK Nirvana ve samsara iki ayrı şey değil. MILAREPA Hayat nirvana'dan farklı değil, Nirvana da hayattan farksız. Hayatın ufukları nirvana'nınkiler: İkisi tam olarak aynı. NAGARJUNA Şimdiki zaman geçici bir an değildir: Tek sonsuzluk odur. Zamanın içinde samsara "yer alır." Şimdiki anda nirvana "yer alır." WEI WU WEI 22 ARALIK Ne Fazla, Ne Eksik Meditasyon yapan kim? Oturup, gözlerini kapatıp sonsuza dek arasan da asla meditasyon yapanı bulamazsın. Hangi nedenle meditasyon yapıyorsun? Sen orada beklentiyle dururken, hatta aydınlanmaya açılmak için çabalarken hiçbir şey olmayacak. Beklentinin sırf kendisi dahi bunu garantilemeye yeter. Beklenti, geçmişin anısına ve gelecekte olacakların ümidine yapışık bir zihin işlevidir. Bu olurken, başka bir şeyin doğmasına imkân yoktur. Bir anlamda sana, ister meditasyon yap ister yapma, fark etmediğini söyleyebilirim. "Olan"ın özünü, yalınlığını, yakınlığını, eşsizliğini ve geçiciliğini görüp anlamaya başladığında, şeklen meditasyon yapmanın gereği kalmaz. Mutfak masasında oturup kahveni içerken, "Gidip meditasyon yapayım," düşüncesi belirir. Sen bakarsın ki, bunun hiç gereği yok, çünkü olduğun yer "olan"dır. Olan nedir ve neden gidip yukarılarda arayasın? Bu kabul edildiğinde, muhtemelen varlığının mutlak farkındalık olduğu anlaşılacaktır- ne fazlası, ne eksiği.

TONY PARSONS

23 ARALIK Nedir Bu? Altmış yaşında ölmeden hemen önce Bassui, lotus pozisyonunda oturdu ve etrafında toplananlara şöyle seslendi: "Yanlış tarafa gitmeyin! Önünüze bakın! Nedir bu?" Bunları yüksek sesle söyledikten sonra sessizce öldü. BASSUI Bu çok önemli bir sorudur: Nedir bu? Bu zihin, bu öz, bu hayat, bu an. Nedir bu? 24 ARALIK Evet Cömert ve zarif bir Ev Sahibi gibi, kucakla ve "evet" de buna buna "evet" de ve her buna "evet" de Asıl yaşamın gelir durmadan sen tezgahını kurarsan Şimdi ile Evet'in kesiştiği köşeye Her şeye bir Ulak gözüyle bak Ulu ve gizemli bir İrade'nin Tezahürleri gibi Ve olan ne varsa bir destektir sana (desteklenen egon olmasa da) Mevcut her anı kucakladığında bitip tükenmemecesine, zaman durur ve sen Onun parçası olursun, İlahi Varlık'ın. Mahirdir bu Varlık ve batmaz, senin farkındalığını kaldırır yukarı zahmetsizce, nasıl tekneyi tutarsa su kendi yüzünde. Engin olsun farkındalığın ve kucaklasın her şeyi sanki tüm dünya zihninin içindeymiş gibi. Her şeyi duy, her şeyi gör, hisset her şeyi dudaklarında bu basit selam olsun "Evet" GARY ROSENTHAL 25 ARALIK Hayat yalnızca bu yer, bu zaman ve bu insanlardır, burada ve şimdi. VINCENT COLLINS Buradayız ve an şimdi. Bundan öte tüm insanlık bilgisi saçmalıktır. H. L. MENCKEN Yalnızca artık korkmadığımız zaman, acı ya da tatlı her deneyimi yaşamaya, her an için minnet duyarak ve bereketle yaşamaya başlarız. DOROTHY THOMPSON 26 ARALIK Her Adım Bu rüya gibi, hayal aleminde yürürken, Ardımda bıraktığım izlere bakmadan; Guguk kuşunun türküsü yuvaya çağırır beni, Duyunca bunu, başımı eğerim görmek için Geri gelmemi söyleyeni; Ama nereye gittiğimi sorma bana, Bu sınırsız dünyada dolaştıkça, Attığım her adım yuvamdır. DOGEN 27 ARALIK Bu Sabah Bu sabah doğdum yeniden ve bir ışık vurdu toprağıma

Aramıyorum cenneti artık senin ölesiye uzak diyarında İstemiyorum cennetin kapılarını ya da altın kaldırımlarını Bu sabah doğdum yeniden ve bir ışık vurdu ruhuma Bu sabah doğdum yeniden, yeniden bütün oldum Sıyrıldım tasalarımdan ve iki ayağımın üstünde durdum Sınırsız geliyor bana ellerim, bedenim sanki gökyüzü Şurada gezegenlerin gezindiği evrende yuvamdayım Bu sabah doğdum yeniden, öldü gitti geçmişim Bu ulu ve ölümsüz andır benim ebedi şafağım Damarımdaki her damla kan, aldığım her hayat nefesi Bu dağlarla bütün ve dağlar da denizle bir Hissediyorum güneşi, ışınları ürpertiyor tenimi Yaşlı John Henry ve Hz. İsa'nın yaşamlarını çekiyorum bir solukta içime Bir dosta yardım için veririm özümü, yüreğimi, ruhumu Bu sabah doğdum yeniden, vaat edilmiş topraklar benim gayrı WOODY GUTHRIE 28 ARALIK Fışkırıyor ... Karmaşık, kavramsal dünyamızın göbeğinde tam bir sükûtla durduğumuzda, hayatın yalın gerçeği olan birlik ve sevgi selini görebiliriz. Hodri meydan. Dur. Bak. Dinle Yolda engel yok. Kendiliğinden, hayat fışkırıyor. STEVEN HARRISON 29 ARALIK Tanrı benim, bil ve sessiz ol Benim, bil ve sessiz ol. Bil ve sessiz ol. Sessiz ol. Ol. Ben buna "Altı dizelik dua," diyorum. Altıncı dize en sevdiğim. 30 ARALIK Her Şey Olmak Karmaşık ve aldatıcı şeylerle yaşıyoruz. Bir hakikat var. O hakikat sensin. Bunu bildiğinde, hiç olduğunu da bileceksin, ve, hiçliğin içinde, sen her şeysin. Hepsi bu. KALU RINPOCHE 31 ARALIK Tüm Öğreti Ne geçmiş, Ne gelecek. Açık zihin, Açık kalp. Tüm dikkat, Çekinceler yok. Hepsi bu. SCOTT MORRISON

Düsünceler
(Burada okuyacaklarınız bu kitap hakkında dostlarımla yaptığım konuşmalardan alıntılar.)

Ne yapalım yani? Şimdide yaşamak için ne yapabilirim? Josh: Nasıl da hemen hareketlenip, vites değiştirmeye ve hedefler koymaya kalkıştığımızı gözle. Benim tavsiyem herhangi bir ruhani plan geliştirmek yerine düşüncelerin kendisine özel dikkat göstermen. Sen "Şimdide yaşamak için ne yapabilirim?" sorusunu yöneltirken zihnin ne yapıyor? Eh, şimdiki ana dair farkındalığımı artırmaya çalışıyorum, bunu hayatımda yaşamanın bir yolunu arıyor ve huzurlu bir yere erişmeyi umuyorum. Josh: Kullandığın sözcüklere dikkat ettim de- çalışmak, aramak, erişmek... Merak ediyorum "Sen şimdi neredesin?" Bu odada oturuyorum ve hiç de aydınlanmış bir durum hissetmiyorum. Tamamıyla sıradan. Josh: Bu çok sıradan anda sana tavsiyem, bu odada tüm varlığınla oturup sadece nefes alıp vermen. Gelecekteki huzur veya aydınlanmayı hevesle beklemek yerine sadece burada olabilir misin? Ne dediğin hakkında bir fikrim olmakla birlikte söylemesi yapmaktan kolay geliyor. Josh: Mevcut farkındalık bir şey yapmak değildir. Hayatlarımızı kolaylıkla, didinme, arayış ve denetlemeyle tüketip durmak bilmez bir çaba ve faaliyet girdabına kapılabiliriz. Mutluluğu başka yerde ya da "başka zamanda" aradığımızda elimizdekinin eksiksizliğini gözden kaçırırız. Bu kitapta gösterilen huzura güç kullanarak ya da gayretle ulaşamazsın. Daha ruhsal veya özel bir deneyim yaşamamız gerektiğini düşündüğümüzde, şimdiki sıradan gerçekliği tümden göz ardı etmiş oluruz. O sıradan gerçeklik gerçekten görüldüğünde, öylesine sıra dışıdır ki. Kitaptaki birçok bölümde Nirvana'nın tam gözümüzün önünde olduğu ifade ediliyor. Eh, ben gözümün önünde olağan ıvır zıvırdan başka bir şey görmüyorum. Yani bu bir şekilde Nirvana mı? Kaçırdığım nedir? Josh: "Ivır zıvır" gördüğünü söylediğinde, her şeyi olduğu haliyle mi görüyorsun yoksa her şeyi kendi olduğun gibi mi görüyorsun? Bir bak bakalım zamanının ne kadarında düşüncelerin, yorumlama, süzme, yargılama ve yansıtma döngülerine tutsak? Eski bir deyiş vardır: "Bir yankesici yolda Buda'yla karşılaşsa, tek gördüğü cepleri olur." Senin dikkat odağın dar olduğu zaman tek gördüğün Buda'nın cepleri olur. Sana söyleyebileceğim tek şey, bir adım geri atıp Buda'nın tümünü görmendir. Yani bunun uyanıklık hali olduğunu mu söylemek istiyorsun? Josh: Bu iyi bir soru- bir Zen koanını andırıyor. Nedir bu? Bu an, bu farkındalık? Bütün o maneviyatçı ustaların ne söylediğinin ya da benim ne düşündüğümün önemi yok. Önemli olan senin bu soruyu nasıl hissettiğin? Hayatın üzerinde tek yetki sahibi sensin. Keşfin başladığı nokta bu, bu anda ve bu yerde. Senin yaşam deneyimin nedir? Bu senin için gerçekliğin ne olduğunu bulmana ilişkin açık bir davetiye... şimdi ve şimdi ve şimdi. Sen yıllarca meditasyon yaptın ve kitabındaki görüşlerin çoğu meditasyon ustalarından yapılan alıntılar. Merak, ediyorum, ben de meditasyon yapsam mı? Josh: "Meditasyon"derken neyi kastediyorsun? Şimdi meditasyon yapıyor musun? Hayır -şimdi konuşuyoruz. Örneğin sabahları yarım saat meditasyon yapsam faydası olur mu sence? Josh: Öyleyse, meditasyonun senin için anlamı sessizce bir mindere oturup gözlerini kapatmak falan mı? Aynen. Ailemi geçindirmek ve çalışmak beni öylesine meşgul ediyor ki, sabah, maneviyatıma ayırabileceğim tek zaman dilimi. Josh: Maneviyattan iş ve özel hayatından ayrı bir şeymiş gibi söz ettiğinin farkında mısın? Hayatının her anında uyanık olmak meditasyondur. Meditasyonun en basit tanımı şudur: Bakarken, yalnızca bak; duyarken yalnızca duy. Bir meditasyon minderinde oturmak uyanıklığın belirli bir biçimidir. Bir sandviç yemek, oğlunun altını değiştirmek veya iş görüşmesi yapmak da meditasyondur. Her hareketin dikkat edilerek yapıldığında, nasıl meditasyon olabileceğini görüyorum görmesine, ama bu farkındalık düzeyini korumak benim için çok güç. Josh: Şimdi söylediklerimi duyuyor musun? Evet, duyuyorum. Josh: Odada oturduğunu hissediyor musun? Tabii ki. Josh: Eh, hepsi bu işte: doğal günlük farkındalık. Bir şeyi zorlamak veya bu anın dışında değişik ya da özel bir şeyler aramak gereksiz. Meditasyon budur. İyi de, sen bunu söylerken dahi ben daha sonra alışveriş yapma hayalleri kuruyorum. Düşünceler zihnimi öyle dağıtıyor ki. Josh: Sorun düşüncelerde değil, onlar bu anın bütünlüğüne dahil. Sakin, açık ve kucaklayan bir tavırla onların ortaya çıkışlarını, oyalanmalarını ve gidişlerini dikkatle gözlemek mümkün. Hep planlar yapıp şimdiden bir saat sonra, bu gece veya haftaya ne olacağını kurup endişe ediyorum. Bazen bu beni çıldırtıyor. Josh: Bazı insanlar tüm hayatlarını benim "başka zaman" adını taktığım gelecekte geçiriyorlar ve bunun farkında bile değiller. Ben de yıllarca böyle yaşadım. Var olmanın bu şekli çok stresli. Baktın ki dikkatin düşsel bir gelecekte oyalanıyor, bunu sükûnetle gözlemle ve dikkatini elindeki işe çevir. Ben şu anda, bu sabah erkek kardeşimle yaptığım tartışmanın gerginliğini ve can sıkıntısını hissediyorum.

Josh: Demek ki, senin bu andaki gerçekliğin gerginlik ve can sıkıntısı hissi. Ben yıllarımı, duygu ve düşüncelerimden arınarak kutsallaşma çabasıyla harcadım. Manevi dile başvurup duygularımın yanılsama olduğuna kendimi inandırmaya çalıştım. Sonunda anladım ki, rahatsızlığımın kaynağı olan düşünceleri incelemek çok daha yararlı ve merhametli bir yöntem. Ne zaman kızgın ya da gergin olsam, durumu çevreleyen varsayımlarımı ve altında yatan inançları irdelemeyi çok yararlı buluyorum. Bu düşünceleri açıklıkla kucaklamanın onları net bir şekilde tanımlamamı kolaylaştırdığını fark ettim. Kardeşinle yaşadığın gerginliğe gelince, ona dair kendine neler anlattığına dikkat et: sana nasıl davrandığı, neyi daha farklı yapması gerektiği ve buna benzer şeyler. İyi de bu maneviyattan çok psikolojiye benzemedi mi? Josh: Deneyimlediğimiz şeyle doğrudan yüzleştiğimizde, "psikoloji" ya da "maneviyat" gibi etiketlerin anlamı yoktur. Mesele yalnızca olanın farkındalığıdır. Tüm bu keşif şimdiki anda gerçekleşir. Çocukluğunu deşmeye ya da zihnin olumlu hallerini canlandırmaya gerek yoktur. Bir şey canımı sıkarsa, düşünme tarzımı incelerim. Anbean, sahte olanı açığa çıkardıkça, gerçeklik altından olanca parlaklığıyla ışıldar. Byron Katie buna "çözülme" der. Bu bakımdan Katie'nin dört sorusunu çok faydalı buluyorum. Bu kitaptaki bazı öğretmenler umudu terk etmemizi öğütlüyor. İşte bunu anlamıyorum. Ben hep umudun pozitif, hatta harika bir şey olduğunu sanırdım. Josh: Umut pozitif görünebilir, ama şimdi olduğu gibi, kolaylıkla hayatı göz ardı etmeye ve ondan kaçınmaya da yol açabilir. Umuda bağımlı hale gelirsek burada asla yuvada sayılmayız. Sana plan yapmayı bırak demiyorum. Sadece bu gerçek şimdide yaşamanın nasıl bir şey olacağını bir düşün. Meditasyon ve başka ruhani uygulamalarla bir miktar ilerleme kaydettiğimi hissediyorum. Bu iyi bir şey mi? Josh: İlerlemeye odaklandığımızda sonuç ne olur? Sürekli kendimizi yargılar, zihinsel durumumuzu birtakım ölçütlere göre hesaplar, kendimizi başkalarıyla kıyaslar ve daha bilge ve kutsal olma haline eriştiğimizi düşleyerek çabalar dururuz. Bu çok yorucu olabilir. Bunun yerine her tür "daha iyi yapmak" kavramını bir kenara koyup neden kendini doğal halinin berraklığına bırakmıyorsun? Bir dostum bir Hint aşramında yıllarını geçirdi ve bundan çok şey kazanmış gibiydi. Oraya gitmem gerektiğini düşünüp duruyorum. Josh: Zihinlerimiz sıklıkla başka insanları, yerleri ve zamanları düşünür durur. Bunu fark etmek çok yararlı olabilir. Bu anda, arkadaşının hayatıyla seninkinin ne ilgisi var? Onu Hindistan'da düşlerken zihninde hangi imgeler beliriyor? (Gülerek) Eh, onu egzotik bir bahçede, tavuskuşları etrafında dolaşırken meditasyon yapar halde ve karanlıkta parlayan, aydınlanmış bir gurudan gizli öğretileri alırken düşlüyorum. Josh: Bu harika bir görüntü. Peki bu imgelerin tamamıyla zihninde yer aldığı konusunda benimle hemfikir olur muydun? Sen, kendi yarattığın ve hem senaristi hem de yönetmeni olduğun bu kurgu filmde başrolü arkadaşına vermişsin. Ve bu bir belgesel değil. Bu filmi izlerken ne düşünüyorsun? Hindistan'a gitmezsem, kaçıracağını. Josh: Bu, altta vurgulanan "kaçırıyor olma" hissini gözlemle. Bu tema bir çok insana tanıdık gelir. Eski bir hikâyedir. Hayatında bir şeyler kaçırdığını, başka bir yerde olmayı özlediğini veya daha iyi ya da farklı bir şeyler yapmak isteği hissettiğin başka zamanlar var mı? Evet. Bu düşünceler aklıma her gün birçok kez geliyor. Josh: Şu "Ben kaçırıyorum," "Yeterince iyi değilim" ve "Bu olmamalıydı," benzeri tekrarlayan hikâyeleri günlük hayatın doğal Zen koanları gibi görüyorum. Bu koanlar türlü kılıklara bürünüp gün içinde birçok kez ortaya çıkıyorlar. Bunları vermesi için bir Zen ustasına ihtiyacın yok ki. İyi de kendi hikâyelerim bana hiç de ruhani gelmiyor. Sence bir tür mistik deneyim yaşamam gerekmez mi? Josh: Aslına bakarsan bunlar olabildiğince ruhani. Olduğu haliyle gerçeklik, bu anda, hepsi tam burada. Başka bir şeye, daha fazlasına, daha farklı bir deneyime, dünya ya da gerçekliği aramaya ihtiyacımız yok. Bu büyük ve açık bir sır. Hayatı açık kollarla her anda kucaklamak kökten bir değişim yaratabilir. Yani yavaş veya aşamalı bir süreç yerine aydınlanmaya giden "ani" veya "kestirme" bir yol olduğunu mu söylüyorsun? Josh: Ani ya da aşamalı, bu kavramlar başarma yanılsamasına dayandırılıyor. Uyanıklık haliyse bu kavramların ötesinde. Açık durduğumuzda, tüm düşünce ya da kavramların ötesindeki gizemli, ebedi sonsuzluğun içindeyiz, demektir. Bu gerçek bize gözlerimizden daha yakın. Bunu gerçekleştirmek için ileri düzeyde bir meditasyon uzmanı olmaya gerek yok. Öyleyse bunu hayata geçirmek için yıllar süren uygulamalara gerek yok? Josh: Aramak zaman alır, görmek almaz. Evet, onlarca yıl aradığını şu anda görebilirsin. Neden bekleyesin? O halde tek yapmam gereken, meditasyon ya başka bir uygulama yapmadan normal hayatımı yaşamak, sadece kendim olmakla yetinip mutlu olmak, öyle mi? Josh: Yaşadığımızdan farklı, özel ve kutsal bir hayata ihtiyacımız yok. Günlük yaşamımız kusursuz ve yeterli. Şimdiki bu an yeterli. Sadece kendin olmaktan söz ettin. Al sana üzerinde düşünmeye değer bir kaç soru: "Sen kimsin?" "Olduğun bu 'kişi' nedir?" Manevi uygulamalara karşı mısın? Josh: Hayır. Benim yaptığım ayrım, manevi uygulamaların yürütülüş biçiminde. Yoksa bir yöntem senin net olarak görmeni sağlıyorsa harika! Bununla birlikte, ruhani uygulamalara daldığında karşılaşabileceğin sorgulanmamış ya da altta yatan çıkarımlar şimdi burada olmanı kelimenin tam anlamıyla engelleyebilir. Kendi deneyimlerimden biliyorum, gerçeği sanki bir şeymiş gibi herhangi bir uygulama ya da öğretide bulamıyorsun. Büyük öğreti ve öğretmenler, senin seçebilebileceğin herhangi bir uygulamadan bağımsız olarak sana yalnızca senin özünü işaret eder. Geleceği planlamadan yaşamayı hayal edemiyorum. Gerçek dünyada nasıl işliyor bu? Josh: Gelecekte yaşayamayız. Tek yaşayabileceğimiz an bu andır. Daha pratik bir yaklaşımla, hepimiz doğal olarak gelecek günler, aylar ve yıllar için plan yapıyoruz. Bu gayet makul, öte yandan zihnimiz sürekli geleceğe odaklı bir durumda kilitlenebilir. Gerçekteyse geleceği bilmemiz ya da kontrol etmemiz mümkün değildir. Şimdiki ana dikkat ettiğimizde, hayatımız daha dolu hale gelir ve zenginleşir; yarın olacaklar için kırdaki zambaklardan daha fazla üzülmeyiz. Sana burada göstermeye çalıştığım şey zihnin nasıl işlediği ki, hayatını nasıl özgür ve yuvandaymış gibi yaşadığını kendi gözünle görebilesin.

Çocuklarım için daha güzel bir dünya olsun istiyorum ve hayatımı daha iyiye doğru değiştirmek istiyorum. Tamamen şimdide yaşarsam pasif kalmaz mıyım? Josh: Hiç de değil. Bir an, bu binada ani bir yangın çıktığını düşünelim. Derhal yerinden fırlar, hızla tepki verip insanları yangından kurtarmaya yardımcı olur, belki de çok cesur bir hareket yaparsın. Beden-zihin düşünme gerektirmeyen binlerce şekilde tepki vermektedir. Aslında onun senin bilinçli olarak fark edemeyeceğin, bundan öte bir zekâsı vardır. "Bu olmamalıydı," ya da "Neden ben?" gibi sorularla kendini tüketirsen cevap verme yeteneğini sakatlarsın. Hayatın şimdi sana göründüğü halinde var olduğunda, çevrendeki insanlar ve dünyayla yakın temastasın demektir. Arada boşluk yoktur. Bu ise pasifliğin tam karşıtıdır. Sen buradasın ve henüz idrak edemediğin biçimlerde aktif olarak katkıda bulunuyorsun. Öyleyse sorumu yineleyeyim: Bunu uygulayabilmek için yapabileceğim bir şey var mı? Josh: Ne başarılacak ne uygulanacak bir şey, ne de gitmen gereken bir yer var. Tüm olay bu andaki farkındalık. Gerçekten bu kadar basit. Felsefeye, dine veya kavramsallaştırmaya gerek yok. Anahtar, doğrudan farkına varmada. O dakikadan sonra her bir an meditasyona dönüşür, yani gösteriş barındırmayan uyanıklık. Burada ve şimdi Nirvana.

Tesekkür
Bu kitabı, beni zihnin doğasıyla tanıştırma inceliğini gösteren Tulku Urgyen'e ve sahip olduğu araştırma yeteneği, bana her anda ayıklık dolu bir yaşamın yeni bir yolunu gösteren Byron Katie'ye şükranla ithaf ediyorum. Ayrıca bu kitabın doğuşuna ve gelişmesine olan katkılarından dolayı sizlere özellikle teşekkür etmek istiyorum: Temsilcim Michael Katz'e; yorulmak bilmeden tüm parçaları bir araya getirmemi sağlayan Edmund Mercado'ya; cömert editörlerim Joel Heller, Victor Davich, Reed Moran, ve Carole Williams'a; ve görüşleriyle desteklerini esirgemeyen dostlarım Raphael Cushnir, Susan Piver Browne, Stephen Mitc-hell, Kate Lila Wheeler, Dr. Joe Siegler, Craig Smith, Alan Gensho Florence, Loch Kelly, Terry Patten, Steven Sashen, Rande Brown, Bill McKeever, Amy Gross, Mark Matousek, Catherine Ingram, Lama Surya Das, James Shaheen, Bill Higgins, ve Sharon Salzberg'e. Element'teki nazik iş arkadaşlarım Belinda Budge, Jacqueline Burns, Carole Tonkin-son, Steven Fischer, Greg Brandenburgh, Matthew Cory ve Simon Gerratt'a teşekkürler. Yıllar boyunca akıl hocam olmuş Tsoknyi Rinpoche, Ming-yur Rinpoche, Khenpo Tsultrim Gyamtso, Nyoshul Ken Rin-poche, Patricia Sun, Helen Palmer, Jiyu Roshi ve tanışma fırsatı bulamadığım, ama bana hep ilham vermiş tüm bilgelere şükran ve teşekkürlerimle. Harika görüşleriyle bu sayfaları şereflendiren bilge dostlarıma, öğretmenlerime, ustalarıma, gazetecilere, yazarlara, şairlere ve sanatçılara minnetimi ifade etmek istiyorum. Aşağıda adı geçen yayıncılara ve yazılarının bu çalışmaya dahil edilmesine izin veren yazarlara minnettarım: Shamb-hala Publications, Rangjung Yeshe Publications (Eric ve Marcia Schmidt), Wisdom Publications, Snow Lion Publications, Parallax Press, "Religious Experience Research Cent-re", Coleman Barks, Open Gate Publishing, Riverhead Bo-oks, Crown Publishing, Doubleday, Dr. Marshall B. Rosen-berg, Gary Rosenthal, Stephen Mitchell, Plexus, Charles E. Tuttle Co., Parabola Magazine, Peter Fenner, New Directi-ons, Padmakara Çeviri Grubu, Quest Books, Bantam Bo-oks, Robert Bly, City Lights Books, Krishnamurti Vakfı, Je-wish Lights Publishing, Bell Tower, Peter Levitt, Little, Brown and Company, HarperCollins, New Directions Pub-lishing, Renaissance Memes, Richard Moss, Lobsang Lha-lungpa, Beacon Press, Dr. Charles Tart, Osho Uluslararası Vakfı, Toni Packer, Codhill Press, Penguin Putnam, Conti-nuum International Publishing Group, Houghton Mifflin, Farrar, Strauss & Giroux, Graywolf Press, Grove/Atlantic, New World Library, University of Illinois Press, University of Hawaii Press, Many Rivers Press, Grey Fox Press, John Wren-Lewis, ve Haham M. Shapiro.

Yazar Hakkında
Eskiden bir Zen rahibi olan ve Tricycle: the Buddhist Revi-ew dergisine yazılar yazan Josh Baran, halen New York'ta stratejik iletişim danışmanlığı yapıyor. Amnesty Internati-onal, Earth Day, Rock the Vote, Pediatric AIDS Foundation, Universal Pictures, Warner Records ve Microsoft için çalıştı. Yıllarca Dalai Lama'nın ABD'nin doğu kıyısına yaptığı ziyaretlerin basın ilişkilerinden sorumluydu.

Yazara ulaşmak için: Josh okurlarından e-posta yoluyla gelecek görüşleri içtenlikle bekliyor: josh@nirvanaherenow.com Düşünce ve yorumlarınıza ek olarak bu ebedi bilgeliği onurlandıracak en sevdiğiniz yazıları büyük bir hevesle beklemekte. (Lütfen göndereceğiniz her tür materyale ait kaynakçayı ayrıntılı olarak belirtmeyi ihmal etmeyin.) Web sitesi: www.nirvanaherenow.com

You're Reading a Free Preview

İndirme
scribd
/*********** DO NOT ALTER ANYTHING BELOW THIS LINE ! ************/ var s_code=s.t();if(s_code)document.write(s_code)//-->