P. 1
Objektif Ocak 2012 Full

Objektif Ocak 2012 Full

|Views: 3,692|Likes:
Yayınlayan: oaydin3231

More info:

Published by: oaydin3231 on Jan 03, 2012
Telif Hakkı:Attribution Non-commercial

Availability:

Read on Scribd mobile: iPhone, iPad and Android.
download as PDF, TXT or read online from Scribd
See more
See less

11/17/2012

pdf

text

original

Gazete Herkesin yanında ve herkese eşit mesafede

Ocak / Janvier 2012 * N° 67

Haber ve duyurularınız için : +336 81 48 55 39 İlan vermek için : +336 25 94 20 29
Obj ekt i f
info@objektifgazete.fr
Fransa’da 2012’de
Seçim Var
Bir yandan Ermeni soykırımını inkâr yasası çıkaran Fransa, diğer yandan Yaşar
KEMAL’e üst düzey nişan veriyor, öte yandan da Fazıl SAY’ın albümünü ayın ödü-
lüne lâyık görüyor... Haber ve yorumlar >>>> 10, 36, 38 ve 42’de
ELİT KUYUMCUSU
Her türlü altın alınır ve değiştirilir



















P
a
z
a
r

h
a
r
i
ç

h
e
r

g
ü
n
















1
0
:
0
0

-

1
9
:
0
0

a
r
a
s
ı

a
ç
ı
k
22,18,14 ayar - set - bilezik
Zincir - yüzük - künye - küpe...
Hauptstr. 115 D-77694 Kehl (ana cadde)
TEL: +49 7851 48 55 79 CEP: +49 151 240 118 79
2005 yılında yayın hayatına
başlayan gazeteniz OBJEK-
TİF, altı yaşını geride bıraktı.
Bu vesileyle, gazetemize her za-
man teveccüh göstermiş bulu-
nan okuyucularımıza teşekkür
edebilmek amacıyla düzenle-
diğimiz, “Her ay bir hediye”
kampanyamız devam ediyor.
>>>>> 30
Çekiliş
Sonuçları
“6. Yılımızda Her Ay Bir He-
diye” kampanyamızın üçün-
cü talihlilerini açıklıyoruz
sayfa >>>> 30
Adem Gürsal Paris Protesto
sunu yazdı sayfa >>>> 36
Eğitim Akademisi öğrencilerine verdiği
bilimsel, psikolojik ve kaliteli derslerin
karşılığını almaya başladı.
Öğrenci karnelerinin yarısından ço-
ğunda meydana gelen düzelmeler ve
iyileşen notlar ümit verdi.
Öğrenci, Veli ve Akademisyenler üçgeninde
kaliteli eğitim vermeye gayret ediyoruz.
Rheinstr. 49, 77694 Kehl - Almanya
Tel : +49 - 7851 - 496 15 03
EĞİTİM AKADEMİSİ
Geniş bilgi sayfa 30’da
Sayfa 18’de
Ayrıntılı bilgi >>>> 43’te
Sayfa 42’de Sayfa 19’da
100€
Hediye Çeki
Grup TURQUOISE
15 Ocak’ta Odyssée’de
Bölgemizin en sevilen ve yetenekli gruplarından olan Mehmet
KABA yönetimindeki TURQUOISE, Faruk GÜNALTAY’ın inis-
yatifiyle Odyssée Sineması’nda 15 Ocak’ta bir konser verecek
Prof. Dr. Server TANİLLİ
Vefat Etti
Türk kültür ve akademi ha-
yatının önemli isimlerinden,
yıllardır Strasbourg’ta yaşa-
yan Prof. Dr. Server TANİL-
Lİ hayata veda etti
Engin ATAÇ yöne-
timindeki Eco Food
firması, 22 ve 22 Ocak
tarihlerinde “Türkiye
Günleri” düzenliyor
Eco Food’dan Türkiye
Günleri
Her Ay Bir
Hediye
Kampanyası
3.
Desdina Fashion
Bir Fransız Klasiği...














S
a
y
f
a

4
5
’d
e
Objektif Gazete | Ocak / Janvier 2012 * N° 67
info@objektifgazete.fr
O
2
Objektif Gazete | Ocak / Janvier 2012 * N° 67
info@objektifgazete.fr
O
Ocak / Janvier 2012 * N° 67
*Aylık haber, ilan ve reklam gazetesi
/Journal mensuel d’infos,
d’annonces et de publicités.
5, impasse des Prunelles
67820 Wittisheim
*İmtiyaz sahibi/Edité par:
FZ SERVICES SARL
*Genel Yayın Yönetmeni
/Directeur de la Publication:
Fahri EKMEKCI
fekmekci@objektifgazete.fr
Tel. : 00 336 81 48 55 39
*Haber Müdürü: Ömer AYDIN
oaydin@objektifgazete.fr
Tel. : 00 336 25 94 20 29
*Grafk-Dizayn: Ömer AYDIN
*Dağıtım/Distribution:
FZ SERVICES SARL
TEMSİLCİLERİMİZ
HAGUENAU-BISCHWILLER ve çevresi için
Emel SARMAŞIK +33 6 47 45 77 65
SAINT-DIE, EPINAL, NANCY
ve çevresi Mustafa GÜÇLÜ
Tel : +33 6 07 61 09 24
KARLSRUHE ve çevresi: HasanBELLİKLİ
Tel : +49 1795 592 171
MANNHEIM ve çevresi: Şahismail KAYA
Tel : +49 1797 843 183
SAVERNE-SARREGUEMINES-
LUNEVILLE-BOUXWILLER-
WISSEMBOURG ve çevresi
Kemal ERGÜL
Tel : +33 6 70 47 09 02
METZ ve çevresi: Recep GÜNEŞ
Tel : +33 6 67 11 87 89
PARIS ve çevresi: Gizem KABADAYI
+33 6 30 21 45 03
VÖLKLINGEN-SAARBRÜCKEN ve çevresi
Bedreddin AKCA + 49 160 94 68 68 66
*Baskı adedi/Tirage:15000
*Baskı/Imprimé par: ROTOCENTRE,
348, rue Marcel Paul F-45770 SARAN
*Objektif Gazete basın meslek ilkelerine uymaya söz
vermiştir.
/Objektif promet à respecter les principes et les lois
concernant le métier de presse.
*Objektif Gazete’de yayımlanan yazı, haber ve fotoğ-
rafardan kaynak gösterilerek alıntı yapılabilir.
/Toute reproduction de nos articles, textes d’annonces
ou publicités parues dans notre journal est libre sous
l ’obligation de citer le nom du journal.
*Dépôt Légal: Janvier 2012
*BANQUE POPULAIRE D’ALSACE:
Code Banque: 17607 Code Guichet: 00001 N°
Compte: 70214495865 Cle RIB: 61
*IBAN: FR76 1760 7000 0170 2144 9586 561
*Adresse SWIFT(BIC): CCBPFRPPSTR
TEL: +33 681 485 539
info@objektifgazete.fr
www.objektifgazete.fr
Gazete
Obj ekt i f
WINDOW TECHNIC
Objektif Gazete | Ocak / Janvier 2012 * N° 67
info@objektifgazete.fr
O
4
Objektif Gazete | Ocak / Janvier 2012 * N° 67
info@objektifgazete.fr
O
5
Objektif Gazete | Ocak / Janvier 2012 * N° 67
info@objektifgazete.fr
O
İstihdamda kadın – erkek
Eşitliği
Değerli vatandaşlarım,
Bir önceki yazımda sizlerle paylaştığım
Avrupa Birliği Komisyonu’nun genel
hedeflerine ve temel niteliklerine uygun
olarak tüm Birlik üyesi ülkelerden istenen
geleceğe yönelik istihdam politikalarının
çizilmesi kapsamında Fransa’da istih-
dama yönelik ulusal eylem planının ana
hatlarını çizen rapordan söz etmiştim.
Avrupa Birliği normlarına uyum yüküm-
lülüğü çerçevesinde 2009-2011 yıllarını
kapsayacak şekilde Fransız İstihdam
politikasının ana hatlarını oluşturan 10
temel öncelikli hedef üzerine oturtulan
ve Avrupa Birliği tarafından 23 Eylül
2002 tarihinde çıkartılan mesleki eğitim
ve istihdamda kadın ve erkek eşitliğinin
güçlendirilmesine yönelik bir başka AB
Direktifi’ni siz değerli vatandaşlarımızın
bilgisine sunmak istiyorum.
Anılan direktif, Fransa ve diğer Avrupa
Birliği üyesi ülkelerin iç mevzuatlarında
yapacakları düzenlemeler çerçevesinde
kadın ve erkek eşitliğini Topluluk antlaş-
masının 2. ve 3. maddelerine uygun ola-
rak temel bir ilke olarak benimsemelerini
öngörmektedir.
İstihdama girişte, mesleki eğitimde,
meslekte veya işte terfide ve çalışma
koşullarının iyileştirilmesinde Topluluk
Antlaşmasının 141. maddesi, kadın-erkek
eşitliğini vazgeçilmez bir unsur olarak
görmektedir. Bu konudaki 09 Şubat 1976
tarihli direktif, 23 Eylül 2002 tarihinde
ihdas olunan yeni bir direktifle güncel-
leştirilmiş ve kadın-erkek eşitliğine iliş-
kin Avrupa Toplulukları Adalet Divanı
(ATAD) içtihatlarının üye ülkelerde örnek
teşkil etmesi sağlanmıştır.
Anılan direktif ;
Doğrudan veya dolaylı cinsiyete •
dayalı her tür ayırımcılıkla mü-
cadelede ATAD içtihatlarının üye
ülkelerde örnek teşkil etmesini,
İşte,cinsel tacizde dahil, her türlü •
tacizin yasaklanmasını,
Özel veya kamu ayırımı yapıl- •
madan, işe ilk girişte, mesleki
eğitimde, çalışma koşullarının
oluşturulmasında, işe son ver-
mede her tür cins, ırk, menşe,
gibi ayırımcılığa dayanan uygu-
lamalardan vazgeçilmesini ve
bu tür uygulamada bulunan kişi,
işyerleri ve işverenlere karşı ağır
yaptırımlar öngörülmesini,
Özellikle, hamilelik dönemi yaşa- •
yan kadınların işyerlerinde uygun
olmayan koşullar altında ve uy-
gun olmayan işlerde çalıştırılma-
larının engellenmesini,
Kadın çalışanların doğum ve •
emzirme izinlerine riayet edil-
mesini ve buna yönelik işlerine
son verme veya hamile kadınları
işe almama gibi uygulamalardan
şiddetle kaçınılmasını,
İşveren tarafından ciddi bir •
nedene dayanmaksızın ayırım-
cı tutumlarla işine son verilen
çalışanların haklarını arayacak
mekanizmaların oluşturulmasını
ve sosyal tarafların oluşturacağı
kontrol mekanizmalarıyla bu
durumun önlenmesini öngörmek-
tedir.
Sevgi ve saygılarımla.
Arif KOPUZ
Strazburg Bşk. Çalışma
ve Sosyal Güvenlik Ataşesi
6
Objektif Gazete | Ocak / Janvier 2012 * N° 67
info@objektifgazete.fr
O
1915 ERMENİ OLAYLARI

Osmanlı İmparatorluğu’nun son günle-
rinde imparatorluk içindeki farklı uluslar
(Yunanlılar, Bulgarlar, Araplar, Ermenliler,
…) kendi devletlerini kurmak için silaha
sarılmış, İmparatorluk ise dağılma noktasına
gelmişti. Böylesi koşullarda hükümetteki
İttihak Terakkiciler de kendi burjuvazisini
yaratarak bir ulusa dayalı devlet kurma
girişimlerini yoğunlaştırmaya ve Anadolu’da
var olan Ermenilere yönelik « Tehcir » yani
sürgün politikası uygulamaya başlattı.
Genelkurmay Başkanlığı’nın açıklamalarına
göre, o dönem 1.120 000 civarında Ermeni
sürgün edilmiş. Suriye’ye doğru toplu göçe
zorlandıklarından yollarda açlık, susuz-
luk, hastalık, Türk « milis » güçlerinin
saldırılarıyla ve de çeşitli bölgelerdeki Er-
meni « çete » gruplarıyla yapılan çatışmalarda
çok sayıda insan ölmüş. Türkiye yetkilileri
350-500 bin, Ermeni çevreleri ise 1.500 000
Ermeninin öldürüldüğünü belirtiyorlar.
Bu dönemde çok acı olayların yaşandığı ve
insan katliamı olduğu konusunda kimsenin
kuşkusu yok. Sorun bu sürgün ve katliamların
merkezî ve düzenli bir devlet politikasıyla
yapılıp yapılmadığıdır. Zira Türkiye (daha
doğrusu Osmanlı) « genocide-soykırım »la
suçlanırken, Ermeni ırkını merkezî bir devlet
politikasıyla yok etmekten suçlanmaktadır.
Birleşmiş Milletler’in 9 Aralık 1948’de-
ki Soykırım Suçunun Önlenmesi ve
Cezalandırılması Sözleşmesi’ndeki soykırım
tanımına bakalım :
Bu Sözleşme bakımından,”Ulusal, etnik,
ırksal ya da dinsel bir grubu, kısmen ya da
tamamen ortadan kaldırmak amacıyla işlenen
aşağıdaki fiillerden herhangi biri, soykırım
suçunu oluşturur:
(a) Gruba mensup olanların öldürülmesi,
(b) Grubun mensuplarına ciddi surette beden-
sel ya da zihinsel zarar verilmesi,
(c) Grubun bütünüyle ya da kısmen, fiziksel
varlığını ortadan kaldıracağı hesaplanarak,
yaşam şartlarını kasten değiştirmek,
(d) Grup içinde doğumları engellemek
amacıyla önlemler almak,
(e) Gruba mensup çocukları zorla bir başka
gruba nakletmek.”
O dönem Osmanlı İmparatorluğu’nun
yaptıkları bu çerçeveye giriyorsa “soykırım”,
girmiyorsa muhtemelen talihsiz bir “facia” ya
da “katliam” diye belirlenecektir.
Her sene bu talihsiz olayların yıldönümü
olarak kabul edilen 24 Nisan’da ABD
Başkanı yapacağı konuşmada “soykırım”
kelimesini kullanmasın diye, Türkiye çeşitli
lobi gruplarına, şirketlerine milyonlarca
dolar yatırmakta, değişik ülkelerde de aynı
girişimleri yürütmektedir.
Günümüzde 50 civarında ülke bu olayları
“soykırım” olarak tanımıştır. Şimdi sıra Fran-
sa’da, yarın da başka bir ülkede olacaktır.
Türkiye’yi köşeye sıkıştırmak istedikle-
rinde ya da “politik yarar” sağlayacaklarını
düşündüklerinde bunu kullanacaklarını hep
gördük.
Bu konunun bir sonuca varmamasından fay-
dalanan Ermenistan ve dünyadaki Ermeni
çevreleri olacak, zarar gören ise Türkiye ve
yurtdışındaki Türkiye kökenliler olacaktır.
Peki ne yapmalı ?
Türkiye’nin hiçbir komlekse kapılmadan,
olgun ve uzun vadeli bir devlet politikası
geliştirerek, bağımsız uluslararası bir otori-
tenin kontrolünde –Birleşmiş Milletler ola-
bilir- ilgili devletlerden uzmanların ( tarihçi,
hukukçu,..) katılımıyla oluşturulacak bir
çalışma grubunun tarihi belge ve araştırmaları
inceleyerek bir karar vermesini önermesi,
hatta dayatması gerekir. Böylesi bir kuru-
lun kararını da herkesin kabulu ve gereğini
yapması gerekir.
Böylesi bir öneriye Ermenistan ya da bazı
çevreler katılmazlarsa, Türkiye doğru ve
haklı girişimden dolayı “suçlu” konumunda
olmayacaktır.
FİKİR ÖZGÜRLÜĞÜ
Böylesi hassas ve biçimi uluslararası kuru-
mlarca belirlenmemiş bir konunun Demokle-
sin kılıcı gibi Türkiye’nin başında dönmesi-
nin yanısıra, çeşitli ülke parlementolarınca
kabul edilen yasalarla “Ermeni soykırımını
kabul etmeyenlere ceza” yaptırımları getiril-
mesi çok daha hayati bir konuyu gündeme
getirmektedir: o da ifade özgürlüğudür.
Evrensel bir hak olarak kabul gören “kişinin
düşuncelerini yazılı ya da sözlü olarak özgür-
ce belirtmesi” ilkesine ters düşmektedir. Kaldı
ki bu hak ilk kez Fransa Devriminde, döne-
min devrimcilerince savunularak dünyaya
mal edilmiş evrensel bir hak olmuştur. Fransa
anayasasınca da güvence altına alınan bu hak
ihlal edilemez. Bu da Fransız parlamentosu
kabul etse bile, Anayasa Mahkemesi’nce iptal
edilebileceğini göstermektedir.
Kaldı ki, hiçbir ülkede parlamento ne tarihi
yazabilir ne de tarihi yargılayabilir.
Bu konuda Türkiye’nin güçlü ve haklı
konumda olabilmesi, kendi yasalarını ve
uygulamalarını bu evrensel yasaya uygun
hale getirmesiyle olanaklıdır.
Son sözü konunun muhtaplarından Hrant
Dınk’in kardeşi Orhan Dink’e verelim:
“Onurumuzu, acımızı böyle parlamento-
larda yaşamak istemiyoruz. Türkiye yakın
bir dönemde aynı mantıkla 301’den Hrant’ı
mahkum etti, susturamadılar, sonra da öldür-
düler. Şimdi de bu yasanın aynısını Fransa
çıkarıyor. Bu, insan hakları ihlalidir, ifade
özgürlüğünün kısatlanmasıdır. Miliyetçilik
ve ırkçılık insan hayatını karartan bir şeydir.
Bu konuda politik çıkar sağlamak isteyen-
lere boyun eğmemeliyiz. Ben bu toprakları
öylesine seviyorum ki onun için hem oraya
( Fransa) hem de buraya ( Türkiye) isyan
ediyorum.”
22/12/2011
Ce qui change au
1er janvier
De l’augmentation des tarifs du gaz à
la revalorisation du Smic en passant
par la restriction du prêt à taux zéro,
tour d’horizon de ce qui change en ce
1er janvier 2012.
Smic : Il passe à 9,22 euros brut de
l’heure, soit 1.398,37 euros brut par
mois.
Revenu de Solidarité Active : le RSA
est revalorisé de 1,7%. Il passe à 474
euros par mois pour une personne
seule sans enfant.
Mutuelles : elles augmentent leurs ta-
rifs de 4,7% à la suite du doublement
de la taxe sur les contrats de santé.
Arrêts-maladie : un jour de carence
est instauré pour les fonctionnaires.
Les indemnités journalières rembour-
sées par l’Assurance maladie baissent
pour les salaires supérieurs à 2.450
euros brut.
Gaz : les tarifs augmentent de 4,4%
pour les particuliers et les entreprises.
Bercy, qui avait décidé de geler les
prix, a été obligé de revoir sa copie sur
décision du Conseil d’Etat.
Immobilier : le dispositif Scellier
passe de 22% à 13% pour les loge-
ments neufs BBC (bâtiment basse
consommation). Le prêt à taux zéro
ne concerne plus que l’accession à la
propriété dans le neuf. Les APL (aides
personnelles au logement) sont reva-
lorisées de 1%.
TVA : le taux réduit de la TVA, dont
bénéfcient la restauration, l’héber-
gement ou encore les services à la
personne, passe de 5,5% à 7%. Les
cantines scolaires et les produits de
première nécessité ne sont pas concer-
nés par la hausse.
Transports : la SNCF augmente de
3,2% le prix des billets pour les TGV,
les trains interrégionaux Téoz et les
trains de nuit Lunéa à compter du 3
janvier. En Ile-de-France, les tarifs des
transports augmentent de 1,5%.
Boissons : la taxe sur les boissons su-
crées, qui doit rapporter 240 millions
d’euros à l’Etat, se traduit par deux
centimes d’euro de plus par canette.
La taxe sur les alcools forts augmente
également.
Travailleurs frontaliers :
Les personnes résidant en France
et travaillant en Belgique pouvaient
jusqu’à présent payer leurs impôts en
France. La législation belge change (et
l’imposition fscale est plus lourde en
Belgique qu’en France). Pour conti-
nuer à bénéfcier de ce statut jusqu’en
2033, le travailleur doit pouvoir jus-
tifer d’un contrat de travail conclu
avant le 31 décembre, ou être au chô-
mage et justifer de trois mois de tra-
vail sous statut frontalier en 2011.
Lecture de contes bilingues
à Hautepierre
« Valoriser la culture d’origine
des enfants et sa transmission
par la lecture »
Pour la 3
ème
fois, la Médiathèque Jeu-
nes et les associations ASTU (Actions
citoyennes interculturelles) et Table
& Culture, ont organisé le jeudi 1
e

décembre dans les locaux de la Mai-
son de l’Enfance un après-midi de «
lectures de contes bilingues » (arabe/
français et turc/français) en présence
d’Ali BAŞARAN.
Pour cette édition, trois classes de
CM1/2 des écoles élémentaires Jac-
queline et Catherine du quartier de
Hautepierre ont été invitées, à la fois
pour assister à la rencontre, mais aussi
pour apporter leur plus value de ma-
nière libre. Leur participation a été
sollicitée en fonction de l’intérêt, la
sensibilité, la volonté des classes et/de
l’enseignant. Deux classes ont été très
motivées pour présenter en turc et en
français la chanson de Barış Manço,
«mon ami l’âne», puis de la biographie
de Nasreddin Hoca ce qui a permis de
faire une transition naturelle entre les
deux temps de lecture.
Ce partenariat riche et diversifé a
permis de faire connaitre et découvrir
au public des histoires traditionnel-
les arabes ainsi que le personnage de
Nasreddin Hoca. Celui-ci a retenu l’as-
sentiment de tous les enfants grâce à
ses histoires empruntes d’humour, de
malice et d’intelligence. Elles ont pro-
voqué des réactions très animées.
La rencontre riche d’échanges a permis
d’aborder indirectement bon nombre
de notions comme la tolérance (ce
qui est diférent, doit et peut être en-
tendu), l’interculturalité, la transmis-
sion, le bilinguisme car les enfants ont
du faire preuve d’une grande écoute ;
entendre une langue qu’ils ne connais-
sent pas, voire qu’ils ne maîtrisaient
que partiellement, découvrir sa sono-
rité et sa mélodie.
Moment de ferté, moment de par-
tage : certains ont pu faire preuve de
la maîtrise de leur langue maternelle,
d’autres ont pu faire « entrer » leur
culture d’origine durant un temps sco-
laire privilégié …. Tout en riant dans
sa langue et celle de l’autre par le biais
de l’écoute, de la traduction, ces élèves
ont pris conscience du diférent, de
l’autre.
Texte écrit par Suna YILDIZ, mé-
diatrice scolaire et interculturelle
/ ASTU Suna YILDIZ Médiatrice
scolaire et interculturelle 13a, rue du
Hohwald67000 STRASBOURG Té-
léphone : 03.88.32.98.32 / Fax:
03.88.32.42.72
YAZIYORUM

Ali BAŞARAN
Eğitimci - Yazar
alibasaran@voila.fr
7
Objektif Gazete | Ocak / Janvier 2012 * N° 67
info@objektifgazete.fr
O
8
Objektif Gazete | Ocak / Janvier 2012 * N° 67
info@objektifgazete.fr
O
9
Objektif Gazete | Ocak / Janvier 2012 * N° 67
info@objektifgazete.fr
O
MEDEST ‘ TEN FRAN-
SIZ MİLLETVEKİLLE-
RİNE YEMEK
Fransa Ulusal Meclisi, Türk kökenli
Fransız vatandaşları tarafından ku-
rulan Paris Kültürlerarası Diyalog
Platformu ve Strasbourg Işadam-
ları Derneği MEDEST’in de üyesi
bulunduğu Fransa Bağımsız Giri-
şimciler Federasyonu’nun (FEDIF)
düzenlediği dostluk yemeğine ev sa-
hipliği yaptı. Geceye, iktidardaki Halk
Hareketi Birliği (UMP) ve muhalefet-
teki Sosyalist Parti (PS) mensubu 14
milletvekili katıldı. UMP’li milletve-
killeri, ‘inkar tasarısı’na ‘hayır’ oyu
kullanacaklarını açıkladı. Yemek sıra-
sında bir vekil, cep telefonuyla aradığı
partili arkadaşlarından tasarıya ‘hayır’
demelerini istedi.
UMP Milletvekili Michel Diefen-
bacher, «Bugün burada tabusuz bir
şekilde diyalog kurabiliyoruz. Oyla-
nacak soykırımı inkâr yasa tasarısını
üzüntüyle karşıladım. Ben oylamaya
katılacağım ve mensubu olduğum
UMP’nin grup kararına rağmen
‘hayır’ oyu kullanacağım.» dedi.
UMP üyesi Meclis Başkanı Bernard
Accoyer’nin başkanlık ettiği meclis
anayasa komisyonunun hazırladığı bir
raporu hatırlatan Diefenbacher, «Ben
de o komisyonda yer aldım. O raporda
tarihi meclislerin yazamayacağını ve
bu tür yasaların Fransız anayasasına
aykırı olduğunu belirtmiştik. Bu yasa
teklifine kadar UMP bu rapora hep
sadık kalmıştı.» sözleriyle yasa tekli-
fini eleştirdi.
Davete ev sahipliği yapan UMP Stras-
bourg Milletvekili Jean Phillippe Ma-
urer de, ‘hayır’ oyu vereceğini açıkla-
dı: «Bugün hepimiz çok üzüntülüyüz.
Ancak bu olumsuz gelişmeler bizim
bu tür organizasyonlarda buluşmamı-
za mani olmuyor. İhtiyacımız olan bu
diyaloğun uzun süreli olması. Türkiye
ve Fransa arasındaki ilişkileri daha iyi
bir gelecek bekliyor. Fransa’da doğ-
muş göçmen ailelerin çocukları olan
sizler bu geleceği kuracaksınız.»
Açılış konuşmasını yapan Paris Kül-
türlerarası Diyalog Platformu Başkanı
Nihat Sarıer, «Fransa’da yaşayan Türk
toplumunun bu ülkeye sağladığı kat-
kılar yeterince görünürlük kazanmış
değil. Bugün Türk-Fransız ilişkileri
çok zor bir dönemden geçiyor. Ancak
biz hâlâ buradayız. Diyalog kanalları-
nı açık tutmak için her zaman burada
olacağız.» ifadelerini kullandı. Avru-
palı Türk girişimcileri tek çatı altında
toplayan UNITEE
Federasyonu Baş-
kanı Adem Kum-
cu, «Avrupa’da
yaşayan Türk top-
lumu artık ‘kesin
dönüş’ fikrini ta-
mamen zihninden
atmıştır. 7 yaşında
Anadolu’nun bir
köyünden gel-
miş bir göçmen
çocuğu olarak, bugün Fransa Milli
Meclisi’nde sizlere hitap etme şansına
sahip oldum. Bu, Fransa’da demokra-
sinin gücüdür. Bugün üzücü gelişme-
ler yaşansa da, Fransa’nın geleceğini
birlikte inşa edeceğimiz için umutlu-
yuz.» dedi.
İnkâr kanun tasarısını değerlendiren
MEDEST İşadamları Derneği Genel
Sekreteri Abdurrahman Atlı, her olay-
da olduğu gibi reaktif davranma devri
bitmiştir, Fransa’da yaşayan Türkler
olarak bizler proaktif davanmak du-
rumundayız artık. Alsace bölgesinden
davet ettiğimiz bir çok milletvekili
davetimize icabet etti, kendilerine
mesajımizı ilettik, bütün bunlar ancak
diyalog ile olur şeklinde konuştu.
Fransız Meclisi’ndeki Fransa-Türkiye
Dostluk Grubu Başkanı Michel Di-
efenbacher, Strasbourg Milletvekili
Jean-Philippe Maurer ve eski Paris
Valisi Andre Dupont’a iki ülke arasın-
daki diyaloğun artırılması yönündeki
çalışmalarından dolayı dostluk ödülü
verildi. UMP Strasbourg Milletvekili
Jean-Phillippe Maurer’in himayesinde
gerçekleşen davetin, aynı zamanda
Fransız Meclisi’nin idari amiri olan
Mallié’nin özel konutunda gerçek-
leşmesi konukların dikkatini çekti.
Mallié, UMP içinde Türkiye karşıtı
cephenin başını çeken milletvekille-
rinden birisi.
Dostum !!! Psikolojisi
Dostluklara ne oldu
İnsanın bu dünyada tutunmasını sağlayan,
mücadeleyi anlamlı kılan biraz da
dostlarıdır.
Herhalde dost kardeşin kardeşidir, desek
yalan söylemeyiz. Yeryüzünde “dost” olarak
gördüğümüz kişiler yerine göre kardeşten
daha evlâdır. Kimseden dost olmayacağını
söylemek ne kadar abes ise, her önüne gelene
dost gözüyle bakmak da o kadar basittir.
Ayrıca dost seçilendir, onun için seçkindir;
arkadaşlığınız da, yoldaşlığınız da bu kişilerin
“dost” olmasıyla anlam kazanmaktadır.
Dost vardır, çıkılmaz yokuşları, geçilmez
uçurumları size hissettirmeden “yol” ya-
par. Dost diye bildiğiniz vardır; düz yolda
ayağınızın tökezlemesine yol açmakla kal-
maz, onu da sırtınızda taşımak zorunda
kalırsınız.
Dost “bereket” demektir.
Kesinlikle bundan da dost olur mu diye kim-
seyi küçümsemeyelim. Herkesin bilgisine,
görgüsüne, donanımına göre dostları vardır.
Değer vermediğiniz birisi başka birinin “has
dostu” olabilir.
Bir insana “Dostum!” diye hitap etmek,
ona kardeş diye seslenmekten daha sıcaktır.
Kardeşlik seçilmeyen bir şeydir, yeryüzünde
kimsenin kardeşini seçme gibi bir tasarrufu
söz konusu değildir. Ne var ki dost seçilendir,
özeldir.
Mehmet Irmak’a teşekkürlerimi burada gön-
deriyorum.
Soru - Cevap
45 senedir şiddet görüyorum, sürekli teselli edildim. Kocandır döver de sever
de diye. Dayanamıyorum artık. Tavsiyeniz nedir ?
Dayak atma görev haline gelmiş. Ne kadar yazık!Yapmanız gerekeni yapmanızı
tavsiye ediyorum.
ÖNCE SAĞLIK
Erdinç ÜSTÜNDAĞ
Psikolojik Danışman / Kehl
info@kekeleme-psikoloji.de
TEL: 0049 7851 496 15 03
10
Objektif Gazete | Ocak / Janvier 2012 * N° 67
info@objektifgazete.fr
O
11
Objektif Gazete | Ocak / Janvier 2012 * N° 67
info@objektifgazete.fr
O
Sigarayı Bırakmaya Karar Verdiyseniz,
Birkaç Öneri..
Kalp damar hastalıklarındaki en büyük faktörler-
den biri de sigara içmektir. Türkiye, Avrupa ülkeleri
arasında yapılan araştırmada, Yunanistan, Bulgaristan
ve Macaristan’dan sonra en çok sigara tüketen ülke
durumundadır (Le tabac, rapport de synthèse, eurobaro-
mètre, commission européenne, mai 2010).
Bu durum Avrupa’da yaşayan Türkler arasında da gözle-
nebiliyor.
Bu yazımda sigarayı bırakmak isteyenlere birkaç öne-
ride bulunacağım.
Eğer siz, sigarayı bırakma aşamasına geldiyseniz, bes-
lenme alışkanlıklarınızı yeniden bir gözden geçirmeni-
zde fayda vardır. Bu dönemde, sağlıklı beslenmek çok
önemlidir.
Sigarayı bıraktıktan sonra, yediklerinizin tatlarını daha
güzel alacaksınız. Dolayısıyla da, fazla yeyip, kilo alma
ve kolesterol sorunu olabilir (yüksek kalorili besin
tüketildiğinde).
Sigara dumanında oksidan maddeler olduğu için,
vücudunuzda serbest radikal oluşuyor. Bu nedenle,
antioksidan vitaminleri çoğunlukla tüketin ( Genel-
likle A, C ve E vitaminleri, et, balık yağları, meyve,
sebze, zeytinyağında blunur). Bol vitamin almak
için, günde toplam
5 porsiyon meyve ve sebze tüketin. Bunu kolayca
başarabilirsiniz.
Öğlen yeşil fasülye yemeği ( benzeri sebze ağırlıklı), 1
meyve, akşam da çorba, salata ve
bir meyve tüketirseniz, toplam 5 olur. Her ne kadar
koku sorunu olsa bile sağlığınız açısından yemeklerinize
sarımsak, soğan katmanızı tavsiye ederim.
Besinleri yavas yavaş, tadını alarak tüketmeye bakın.
Evinizde, arabanızda, büronuzda atıştıracak yüksek ka-
lorili besinler (çikolata, şeker…) bulundurmayın.
Eğer kahve içtiğinizde sigarayı aratıyorsa, kahveyi azalt-
maya bakın. Çay, taze meyve suyu için. Az değişiklik
için, meyve çayları da tüketebilirsiniz.
Yemek yerken, porsiyonları azaltın, yemeklerinizi müm-
kün olduğu kadar yavaş yemeye çalışın. Unutmayın ki
tokluk hormonları, midemizden beynimize gelene kadar,
en az 20 dakika gerekmektedir. Bu nedenle çabuk yerse-
niz, tokluğunuzun farkına varamazsınız.
Ayrıca sigarayı bıraktıktan sonra da kabızlık so-
runu olabilir ; düzelmesi için, bol su içmenizi öne-
ririm. Arada, kepekli ürünleri tercih ediniz. Kuru
meyve (erik, incir gibi) tüketin. Bağırsaklarınızı
çalıştırmak için, yürüyüş yapmak iyi gelecektir.
İlk günlerde, sigara içme isteğinden kurtulmak için, aşırı
yemeği önlemek gerekir. Yemek “isteği” ile “fiziksel
açlık” arasındaki farkı öğrenmeye çalışmak önemlidir.
Bir meyve veya şekersiz süt ürünü tüketebilirsiniz.
Unutmayın, tıpkı sigarayı bırakabildiğiniz gibi, bu geçişi
de kontrolünüz altında tutabilirsiniz.
Tüm okurlarımın sağlıklı ve dumansız bir 2012 yılı ge-
çirmelerini dilerim.
TÜRKİYE’DEN
HAKİMLER VE SAVCILAR
STRASBOURG’DAYDI
Haber ve fotoğraf : Murat V. ERPUYAN

Hakimler ve Savcılar Yüksek Kurulu Genel Sekreter
Yardımcısı Engin Durnagöl başkanlığında Türkiye’nin
çeşitli illerinden gelen hakim ve savcılardan oluşan 24
kişilik bir grup Strasbourg’a gelerek Avrupa Birliği ve
de özellikle Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi nezdinde
bilgi alış verişinde bulundular.
Türkiye kökenli Bavyera (Almanya) Avrupa Parlamen-
teri İsmail Ertuğ’un girişimi ile gerçekleşen bu gezinin
ilk çalışma günü 15 Aralık Perşembe sabahı hakimler ve
savcılar AB Parlamentosu’nun bir oturumunu izleyip,
İsmail Ertuğ ile sohbet ettikten sonra AB’nin işleyişi
konusunda bilgi aldılar.
Öğlenden sonra Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’ne
geçen heyet burada kendilerini yakından ilgilendiren
konularda bilgi edinip, görüş alışverişinde bulundu.
Türkiye’nin de kuruluşundan beri üyesi olduğu Avrupa
Konseyi bünyesinde hazırlanan ve 1950’de Roma’da
imzaya açılan Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin
uygulanmasını denetleyen bu yüksek yargı organının
birincil « müşterilerinden » biri Türkiye. Bugün 47
ülkenin üye olduğu Avrupa Konseyi’nin bünyesinde
barındırdığı bu yüksek yargı organıyla İnsan Hakları
konusunda evrenselleşen kararların alındığı, iç hukuk
düzeninin üzerinde bağlayıcı kararlar veren uluslararası
bir kurum.
Kurumun kıdemli hukukçularından Fatoş Aracı heyete
hoşgeldiniz konuşmasının ardından kurumun işleyişi
hakkında bilgi verdi. İç hukukta yargının Sözleşme’nin
içeriğini dikkate aldığı ölçüde Türkiye’den gelen
dosyaların azalabileceğinin altını çizerek, bu tip
toplantıların yararına vurgu yaptı. 2010 esas alındığında
kurumun elindeki dosyalarının
üçte biri Türkiye kaynaklı !
16 Aralık Cuma günü tam gün
çalışan heyet Sözleşme’nin
« yaşam hakkı » (2. madde),
« işkence yasağı » (3. mad-
de), « özgürlük ve güvenlik
hakkı » (5. madde), « adil
yargılama hakkı » (6. madde)
ve « ifade özgürlüğü » (10.
madde) alanlarında Mahke-
me’nin görüşü ve içtihatları
konusunda bilgi edindi.
Bu maddelerle ilgili konularda
basında birçok şey okuya-
biliyoruz. Her ne kadar Türkiye Mahkeme’nin en çok
« uğraştığı » ülkelerden olsa da İngiltere’den Fransa’ya
birçok ülke çeşitli konularda mahkum olmuş. Bir iki
çarpıcı örnek vermek gerekirse Belçika sahte pasaportlu
olduğu gerekçesiyle beş yaşındaki bir çocuğu iki ay
mülteci kampında tutmaktan yargılanmış, Romanya ise
üç sene boyunca sigara içilen bir hücrede sigara içmeyen
birisini tutmaktan…
Bir sonraki günü de Strasbourg gezisiyle geçiren heyet
Türkiye’ye dönüşünde burada edindiği bilgilerden
sonra Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi konusunda daha
da duyarlı davranarak Türkiye’den gelen dosyaların
azalmasına katkıda bulunabilecek.
Fransa Fameck Belediye Meclis üyesi
Ahmet ŞAHİN istifa etti..

Haber : Ziya BAYINDIR
Fransa’nın Fameck şehrinde Belediye Meclis üyeliği
yapmakta olan Ahmet ŞAHİN, son Ermeni yasa tasarısı
sonrasında, bu görevinden istifa etti.
İstifa gerekçesini açıklayan dilekçesini ekte
okuyacağınuz ŞAHİN, « Belediye Meclisi’nden is-
tifa etmem önümüzdeki dönemlerde siyaset yapmam
anlamına gelmez » dedi.
İşte Ahmet ŞAHİN’in istifa dilekçesi :
Sayın Michel Liebgott
Fameck Belediye Başkanı ve Moselle Milletvekili
Konu: Belediye Meclisi’nden istifa
Sayın Başkanım,
Bildiginiz üzere son günlerde sözde Ermeni katliamını
inkâr yasası konusu uzun süredir her ortamı işgal et-
mekte.
Üyesi olduğum ve sizin de milletvekili olduğunuz
Sosyalist Parti bu süreci boykot amaçlı oylamalara
katılmadı. Ancak ben bunun fikir ve görüşlerimizi sa-
vunmamak için bir sebep olduğunu kabul ediyorum.
Ayrıca, partimizin sözcüsü Benoît Hamon ve önümüzde-
ki cumhurbaşkanlığı seçimindeki adayımız François
Hollande bu yasa tasarısına karşı olumlu görüşlerini
açıkca ifade etmişlerdir.
Bu durumda, böyle bir kararı kabul etmem söz konusu
olmadığından, üzülerek Belediye Meclisi’nden istifamı
sunuyorum.
Diğer Meclis üyelerine kararımı iletmenizi rica ediyo-
rum.
Selamlarımla,
Ahmet Şahin
( Fransa – Fameck Türk Fransız Dostluk Derneği /
CCMTF - Responsable Lorraine
GSM +33 (6) 88 20 88 76 )
12
Ayşegül YOL
Beslenme Uzmanı - Diyetisyen
Centre de réeducation cardiologique et
pneumologique de Franche Comté.
Objektif Gazete | Ocak / Janvier 2012 * N° 67
info@objektifgazete.fr
O
Umut..
Ne güzel, ne anlamlı bir sözcük…
Galiba, hayatı yaşayabilmemizi kolaylaş-
tıran, en çekilmez zamanlarımızda bize
güç ve derman veren, zorluklara dayan-
mamızı sağlayan bir duygu umut.
Diğer bir deyişle, eğer umut olmasaydı,
yarınlardan umudumuz bulunmasaydı ;
hayat katlanılmaz, günümüz zehir, dün-
yamız duman olurdu.
Burada belki de empati yapmak gere-
kecek ( gâvur kelimelerini sevmeyenler
için, kendini başkasının yerine koyup
düşünme diyelim buna isterseniz ) ; bir
an için hapiste, hastanede, işkencede,
savaşta, çatışmada, umarsız bir durumda
olan biri gibi düşünün kendinizi.
Çaresiz olduğunuzu, sorunun üstesinden
gelemediğinizi, labirentte kaybolduğunu-
zu düşünün…
Ne yapacaksınız ?
Ne yapabilirsiniz ?
Tabii ki direnecek, dayanacaksınız. Ama
nasıl ?
Umutla..
Umut sâyesinde..
Umarak…
Bu beter anların elbet geçeceğini, gece-
nin sabaha gebe bulunduğunu, kışın so-
nunun ne de olsa bahar olduğunu bilecek,
bu bilincinizi de umudunuz aracılığıyla
bileyeceksiniz.
Yoksa, dayanamazsınız…
Acıya, kana, işkenceye, ihanete, arkadan
vurulmaya, gözyaşına, çocuk ölümlerine
dayanmanın tek yolu bunların hep geçici
olduğunu bilmek, kısa çöpün uzun çöpten
hakkını alacağı umudunu taze tutmak, «
Yarınlar bizim » diye bağırabilmektir.
Kısacası, umudu tüketmemektir…
Umut tükenmediğinde ancak karşı koya-
bilirsin zorluklara, kıyımlara, haksızlıkla-
ra, satılmışlıklara, vicdansızlıklara.
Umut tükenmediğinde savaşım gücü bu-
labilir, tekmil puştluklara karşı durabilir,
hakkını savunabilir, gelecek günlere gü-
ven duyabilirsin.
Umut tükenmediğinde gülüm…
İnsanoğlu aslında hem çok dayanıklı hem
de çok kırılgan.
Hem duygusal hem fiziksel anlamda
yani..
İyi zamanlarda, mutlu günlerde, neşeli
anlarda belki umuda gereksinim duyma-
yız ; ya da, duymadığımızı zannederiz,
çünkü ne de olsa bir müşkülat yoktur
önümüzde.
Ya kötü durumlarda ? İşler iyi gitmedi-
ğinde ? Çamura bulandığımızda ?
O zaman umuda sarılırız işte ; adeta ana
karnındaki bebeği hayata bağlayan kor-
don gibi, umudun ipine sarılırız.
Merdivenler o iple çıkılır, kuyulardan o
ip bizi kurtarır, sel sularının bizi sürükle-
mesini o ip önler.
Aksi, zaten o ipin darağacında boğazımı-
za dolanmasıdır ki, aman aman, ağzınız-
dan yel alsın…
Aslında, şöyle bir hayalini kurduğu-
muzda görüp anlarız ki, yaşanası dünya
demek, umuda gerek kalmayan bir dünya
demektir.
Ne güzel olurdu savaşlar olmasa ; kötü-
lükler, zifiri karanlıklar, insanın insana
hükmetmesi ve onu sömürmesi olmasa,
değil mi ?
O gün düğün-bayram olur, o gün tüm
insanlık bir ağızdan barış türküleri söyler,
o gün çocukların sımsıcak gülücükleri
dünyamızı ısıtıp aydınlatırdı işte.
O gün umuda ihtiyaç duymazdık artık ;
umudumuz gerçeğimiz olmuş olurdu.
Öyleyse, o günlerin umuduyla diyelim
son söz olarak.
Bizim umudumuz da bu olsun…
Kısa Kısa...
Dünyada ve ülkemizde çok kötü
olaylarla geçen bir 2011’in ardından,
şimdi artık yepyeni umutlarla gelen
bir 2012 ile birlikteyiz.
Dilerim, bu yeni yıl herkese, tüm
insanlara ve insanlığa sağlık, barış,
huzur, özgürlük, adalet ve mutluluk
getirsin...
Avrupa’daki gündemin şu sıralar en
önemli maddesi galiba Fransa’daki
Ermeni yasası.
Bu konudaki takınılacak pozisyon
aslında çok net : herhangi bir ülke
parlamentosunun, hele ki doğrudan
kendisini ilgilendirmeyen tarihsel bir
hususta, bir yasa çıkarması sadece ve
sadece abestir! Gerekçesi ne olursa
olsun; ister iç siyasal manevralar ( bu-
rada Ermeni oyları ), ister diplomatik
kıvırtmalar ( AB’ye girmek isteyen
Türkiye’nin ayağına bir pranga daha
), isterse çaptan ve gözden düşmüş bir
iktidar ve onun başının son çırpınışları
( Sarkozy mesela ), sonuç değişmez.
Bunun üstüne, bir de, Fransa’nın
özgürlüklerin beşiği olan ülke imajını
ekleyin, bir yasayla bir konuda şöyle
veya düşünmenin yasaklanıyor
bulunması akılalmaz bir olaydır. Bura-
da, bu yasayla, Fransa kendini küçük
düşürmüştür.
Umalım ki Senato bunu geri çevirsin;
olmazsa Anayasa Mahkemesi ya da
en sonunda AİHM bu ayıba bir son
versin...
Ülkemizde de pek iyi şeyler olmuyor
gibi..
Yıllar geçtikçe demokrasi ve özgür-
lükler alanında işler daha iyiye gi-
decek, tarihin akışı bu yöndedir diye
düşünürken; bakıyoruz ki tutuklama-
lar, insafsız tutukluluk süreleri, muha-
lefeti sindirme çabaları ve her türden
karşı görüşe tahammülsüzlük almış
başını gidiyor.
AİHM’ndeki rekorumuza ilaveten,
şimdi de içerde en çok gazetecisi olan
ülke “yarışması”nda birincilik kür-
süsüne çıkıverdik.
Bu da, ileri demokrasi döneminde,
bizim utancımız olsun...
Diyelim ki biz böylesi uygulama-
lara alışığız, acı patlıcanı kırağı
çalmaz; ama, diğer yandan, örneğin
Fransa’ya özgürlük dersi vermeye
kalkıştığımızda, elalem bize “Siz önce
kendi işinize ve içinize bakın” derse,
ne yanıt vereceğiz ?
Galiba, çuvaldızı kendimize batırmak,
pislikleri halının altına süpürmekten
vazgeçmek devri geldi çattı.
Haydi hayırlısı...
İnsan, hele ki yeni bir yılın
başlangıcında, umutlu ve mutlu, iyim-
ser olmak istiyor. Bu, çok insanca bir
duygu...
Ama, gerek ülkemizdeki, gerekse
Avrupa ve dünyadaki gidişat hiç de
içaçıcı değil gibi.
Bırakn bir tarafa –belki de- önlene-
mez doğal afetleri, yıkım ve belâları;
insanın insana yaptığı zulüm, sömürü,
baskı, işkence neden giderilemez ki ?
Neden sürüp gider açlık, kıtlık,
anlamsız ve zamansız ölümler, ha-
pisler, işkenceler, baskı rejimleri,
hoşgörüsüzlük ?
Yalnızca bir kere yaşanılan bu kısacık
ömürler neden boşu boşuna tüketilir ?
Nedir istediği muktedirlerin ?
Dünyanın tüm gücü, erki, malı-mülkü
kendilerine verilse ne olacak; hepsinin
sonu da, tıpkı diğer insanlar gibi, yen-
leri olmayan bir beyaz gömlek değil
mi?
O zaman nedir bu hırs, tamah,
doymazlık, açgözlülük, tüketim
çılgınlığı, savaş çığırtkanlığı ?
Ne uğruna ?...
Baştaki dileğimizi yineleyerek bitire-
lim bu ilk yazısını 2012’nin..
Hepinize iyi seneler...
Ayın Sözü
Yalancının cezası kendisine inanılmaması değil, onun
kimseye inanmamasıdır.
-Bernard SHAW-
Dörtlükler
« Yağlığa nakış, nakışa ipek / Üstada hüner, hünere emek /
Levni’ye güzel, güzele döşek / Döşeğe yorgan ne güzel uymuş
»
Anektodlar
Ben yılbaşlarını hep Anneannem’le kutladım gençliğimde. O yıllarda
yatılı okulda okur, ailemden uzakta olurdum. Yılbaşı tatili için, haf-
ta sonları olduğu gibi, Anneannem’e gider, onunla ve dayılarımla ka-
lırdım. Eğer dayımların bir programı varsa da, Anneannem’i yalnız
bırakmamak için, onunla başbaşa oturur, kuruyemiş-meyve eşliğinde
televizyon izlerdik.
Yıllar sonra evlenip Fransa’ya yerleştiğimde bu durum değişti tabii ki
ama, bir yılbaşı diğerlerinden epeyce ayrıydı yine de : çok yakın otu-
rup çok içli-dışlı görüştüğümüz yeğenimiz Aylin tam da yılbaşı gecesi
apandisit nedeniyle hastaneye kaldırılmış, ben de ailesiyle birlikte bu çok
sevdiğim yeğenimi yalnız bırakmamıştım.
Aylin’in, ameliyat ünitesine giderken son bir kez geri dönüp gülümse-
meye çalışan gözlerle bize bakmasını, o gün bugün hiç unutamadım.
Umut vardı o bakışlarda; güven duygusu, teşekkür, sevgi ve sevecenlik
vardı...
Hepinize iyi yıllar diliyorum...
Okunası Kitaplar
“Türkiye’nin Yakın tarihi”
-İlber ORTAYLI- Timaş Yayınları
AZICIK
Fahri EKMEKÇİ
fekmekci@objektifgazete.fr
Söylenesi Türküler / Şarkılar
Arkadaş
Bir kıvılcım düşer önce büyür yavaş yavaş
Bir bakarsın volkan olmuş yanmışsın
arkadaş
Dolduramaz boşluğunu ne ana ne kardaş
Bu en güzel bu en sıcak duygudur arkadaş
Ortak olmak her sevince her derde kedere
Ve yürümek ömür boyu beraberce el ele
Olmasın o ta içten gülen gözlerde yaş
Yollarımız ayrılsa bile seninle arkadaş
Evet arkadaş; kim olduğumu, ne olduğumu
Nerden gelip, nereye gittiğimi sen öğrettin
bana.
Elimden tutup, karanlıktan aydınlığa sen
çıkardın
Bana yürümeyi öğrettin yeniden
El ele ve daima ileriye
Bir gün..
Bir gün birbirimizden ayrı düşsek bile
Biliyorum, hiçbir zaman ayrı değil yolla-
rımız
Ve aynı yolda yürüdükçe
Gün gelir ellerimiz yine dostça birleşir
Ayrılsak bile kopamayız...
Olmayacak o ta içten gülen gözlerde yaş
Birgün gelip ayrılsak bile seninle arkadaş
-Melike DEMİRAĞ-
Yazı Köşesi
(h)aykırı-yorum
Hakan KAYA
13
Alıntılar
Ger derse Fuzuli ki « güzellerde vefâ var »
Aldanma ki şair sözü elbette yalandır
Objektif Gazete | Ocak / Janvier 2012 * N° 67
info@objektifgazete.fr
O
İş Arıyorum
Fırın ustasıyım ; ekmek, etli pide, lah-
macun, pizza, simit, açma, su böreği,
kuru pasta ve benzerleri konusunda
ustayım. Tel : 07 86 93 32 36
( Ciddî olanlar arasınlar lütfen )
Satılık Garaj ve Ev
Ste Marie Aux Mines’de, 146 rue Clemenceau ardesinde bu-
lunan Garage du Col satılıktır.
Toplam 1 650 m2 : Atölye 280 m2 + Ev 130 m2 + Ön park 700
m2 + Bahçe 500 m2. Garajda Kabin + Boya Laboratuarı + Ta-
mir için tüm araç gereçler tamamdır. Ekipman yeni, garaj ve
evin bütün tamiratları yapıldı, her şey yeni.
7 000 nüfuslu kasabadaki tek garaj. 20 yıllık tecrübe. Müşteri
sorunu yok. Sağlık nedeniyle satılıktır.
Tel : 03 89 58 79 07 06 80 14 33 89
TRANSPORT VE LIVRAISON İŞİ ARIYORUM

ALSACE BÖLGESİ ‘NDE TRANSPORT / LIVRAISON İŞİ
ARIYORUM. FRANSA’DA 9 PLACE 3.5 TON ARAÇ KULLANMA
PERMIS 1988 VAR BİRTAT DÖNER KEBAP DAĞITIM, MC CAIN
FRITES, SIMEXAL PARIS GİBİ YERLERDE ÇALIŞTIM. HAZIR
DÖNER, FRITES VE TRANSPORT TECRÜBEM VAR. FRANSA
DIŞINA DA GİDEBİLİRİM. GECELERİ DE ÇALIŞIRIM.
TEL : 06 46 59 42 93
Satılık Evler
Strasbourg’a 20 km uzaklıktaki Marlenheim’ın merkezinde sahibinde acil satılık.
405 m² üzerinde iki sokaktan girişi olan ve yeni inşa için tüm olanaklara sahip olan evler, Bas-Rhin
bölgesinin gözde yerleşim merkezlerinden biri olan Marlenheim’ın merkezinde Rue du Noyer ile Place
de la Liberté sokakları arasında bulunmaktadır.
Onarılması veya tümüyle yeniden yapılması halinde şu anki değerini en az ikiye katlayacak müstakil
evler, alacaklar için ileriye dönük iyi bir yatırım olabilir.
Satış fyatı 250.000 €. + noter giderleri. İletişim : 06 12 23 01 70
Güveninizin Eseri PROCOMM
www.procomm.fr
Mr. Chenel A.
TEL.: 06 68 09 58 80
Le spécialiste des commerces, Café, Restaurant, Sandwicherie, Boulangerie, Boutique etc.
Afaires en Liquidations
10 000 € à 40 000 €
Département de la Moselle et Meurthe & Moselle
Boulangeries Restaurants Cafés
Yeni Yerimize Taşındık ! Centre d'Afaires de METZ (Parking Coislin) - 2e Etage 1, Place du Pont-à-Seille - 57000 METZ
14
Satılık fond de commerce + Mur
Haguenau’da, çok işlek caddede, iyi işler
durumda ve müşterisi hazır olan SOFRA
RESTAURANT fon ve/veya mülk olarak
satılıktır.
200 metrekare, içerde 85 + terasta 30
kişilik yer, odunlu fırını var, profesyonel
yepyeni malzeme.
Tel : 06 21 05 03 43 / 03 88 80 90 57
İş Arıyorum
Ağır vasıta şoförüyüm, 5 yıllık tecrü-
bem var. Bir firmada da çalışabilirim.
Tel : 06 10 76 84 64 / 03 88 92 07 53
Fond a vendre
Boulangerie – Patisserie –
Salon de the
30 places, 140 m2, matériel récent, plus
un véhicule neuf, dans quartier Europe
à Obernai. Prix : 150 000 €
Tel : 06 75 13 28 53
Satılık Fond de Commerce
Mulhouse’da bulunan Au Soleil d’İstanbul isimli restaurantın fonu
satılıktır. 70 kişilik + 70 kişilik teras. İyi işler durumda, müşterisi
hazır, lisenin ve iş alanlarının olduğu bölgede. 3-6-9 kira kontratı
2008’in 7. ayında yenilendi. Kirası 864 € ( şarjlar hariç ).
Fiyatı : 115 000 € ( tartışılabilir ).
Tel : 03 89 32 26 80
Satılık Fond de Commerce
Turistik Obernai şehrinde, 40
kişilik, müşterisi hazır, işlek yerde
bulunan, 100 m2’ lik dönerci,
tüm malzemesiyle birlikte
satılıktır.
Tel : 06 08 84 11 77 / 03 88 50 31 38
Satılık Bar – PMU – Snack
Haguenau’da, işlek cadde üzerinde, müşterisi hazır,
200 m2 .Ciddi olarak ilgilenenlere
tel : 06 17 40 32 14
Satılık Araba
Snack kamyoneti olarak kullanılan, havalandırmalı, buzdolap-
lı, 2 adet fritözü ile plağı ve ızgarası olan, 1989 model ve 250 000
km.’deki kamyonet satılıktır.
Fiyatta anlaşılabilir.
Tel : 06 13 71 34 21
Aşçı Aranıyor
Türk mutfağından anlayan, işinde titiz, tecrübeli ve ciddî olarak
çalışacak aşçı aranıyor.
Tel : 06 13 71 34 21
Objektif Gazete | Ocak / Janvier 2012 * N° 67
info@objektifgazete.fr
O
Brumath’da Satılık Fonds de Commerce : Döner Dükkani
Ana cadde üzerindeki Döner Dükkanı satılıktır.
İyi işler durumda ve müşterisi hazırdır.
Tél : 06 73 53 15 56
Satılık fond de commerce Döner + Oyun salonu
Molsheim’da, Merkez Tren İstasyonu’nun hemen yanında, işlek yerde,
müşterisi hazır, 150 metrekarelik dönerci + oyun salonu + 25 metrekare
cave, iş değişikliği nedeniyle satılıktır.
Tel : 03 90 40 90 98
Marangoz YILDIRAY
Her türlü marangozluk işiniz itina ile yapılır.
Arayın, memnun kalacaksınız !
Tel : 03 69 78 51 74
Kiralık İşyeri - Depo
Strasbourg’un yanıbaşındaki Reichsett’te (67116), 1 rue de l’Artisanat
adresindeki 360 metrekarelik, her işe müsait işyeri / depo kiralıktır.
Ciddi olarak ilgilenenler için tel : 03 88 29 14 84
15
KÜÇÜK İLANLARINIZI BU
SAYFALARDA DEĞERLENDİRİN
Normal küçük ilan : 25€
Resimli veya renkli çerçeveli : 50€
Satılık veya Kiralık
Petrol İstasyonu ve İmbiss
Kehl Neumehl’de bulunan, iyi işler durumda ve müşterisi hazır olan istasyon
ve imbiss, tüm malzemeleriyle birlikte satılık veya kiralıktır.
Tel : 00 49 / 170 73 073 77
Satılık İŞ YERİ Fond de commerce
Besançon'da Restaurant, 120 m2 ( 90 m2 / 44 kişilik + 30 m2 / 20 kişilik ), 24 kişilik
teras, klimalı ve su arındırıcılı, şehir merkezinde, yaya yolu üzerinde, lise-kolej ve
hastane yakınında, kısa süre içinde yakına ticaret merkezi açılacak,
fyatı 200 000 € anlaşılabilr.
Tel : 06 89 27 22 96
SATILIK
Fonds de commerce
Mulhouse şehir merkezinde satılık
Ephese Döner. 45 kişilik terası, 80
kişilik salonu bulunan + lisans (4)
Tel : 06 98 80 28 64
( Saat 14’den itibaren ciddi olanlar
arasın lütfen )
SATILIK
Fonds de commerce
Brumath'da, tam merkez'de, ana cadde üze-
rinde, müşterisi hazır, tüm malzemeleri yeni,
iyi çalışan ve çevresinde otopark alanı olan
döner dükkanı yalnızlıktan dolayı acilen
satılmaktadır. (30m²)
Kira: 600€ TTC Charges dahil. Fiyat: 55000€
(fiyatı konuşulabilir).
Tel: 06.09.30.36.95
Satılık fond de commerce
Fransa-Almanya sınırındaki Huningue’de bulunan La Feuille d’Or isimli market
sağlık sebebiyle satılıktır. 80 m2, tüm malzemesi tamam, çok iyi cirosu var, teras,
meyve ve sebze için rafar, kirası 625 € ( changes dahil ).
Tel : 06 79 37 12 47
03 89 89 95 50
ELEMAN ARANIYOR
Bilgisayar ve cep telefonu deblokajından anlayan eleman
aranmaktadır.
İş için ilgilenenlerin, Yılmaz Saz Evi, 14 Rue Faubourg
National 67000 Strasbourg adresine şahsen başvurmaları
ya da 03 88 52 07 67 nolu telefonla irtibata geçmeleri
rica olunur.
YILMAZ SAZ EVİ STRASBOURG
SATILIK ÇOK TEMİZ SNACK
BISCHWILLERDE, ŞEHİR MERKEZİNDE, İŞLEK YERDE, MÜŞTERİSİ HAZIR
PIZZERIA 1.SINIF MALZEME SÜPER MEKAN MASRAFSIZ 100M2 ARTI 20M2
TERAS.YALNIZLIKTAN SATILIKTIR
FİYAT : 62 000 € OTOMOBIL İLE TAKAS DA MÜMKÜN
TEL : 06 65 67 23 78
Mulhouse’da Satılık
fonds de commerce
45 m2, 30 kişilik oturma yeri,
Cezaevi ve Mahkeme’ye, Allo-
cation Familial’e çok yakın, işlek
yerde, müşterisi hazır, 7 yıllık
döner dükkânı ailevî nedenlerle
satılıktır. 55 000€ (à débattre)
Kirası : 700 € Tel : 06 33 97 12 55
/ 03 89 59 39 20
Satılık Retouche Atölyesi
Colmar’da bulunan, çok iyi çalışır durumdaki, 17 senelik, 58 m2, tam şehir merkezin-
deki rötuş atölyesi sağlık sorunları nedeniyle satılıktır.
Kirası : 430 € Tel : 06 81 77 74 17 veya 03 89 24 52 95
Satılık Sandalye Kılıfı
Tüm düğünler, özel günler ve or-
ganizasyonlar için, kaliteli, hazır
sandalye kılıfları satılıktır.
Tel : 06 20 61 67 14 / 06 17 77 65 10
SATILIK
Fond de commerce Restaurant Strasbourg Grand rue’de, çok işlek,
yaya bölgesinde, müşterisi hazır, yüksek cirolu, 20 kişilik + 26 kişilik
terası olan restoran satılıktır.
Restoranın bitişiğindeki fırını da satın almak mümkündür.
Tel : 03 88 21 81 06 ( 11h00 – 23h00 arası )
Kuaför aranıyor
Brevet Professionnel’i olan kuaför aranmaktadır.
Ciddî olarak ilgilenenler için irtibat : 06 11 47 86 31
Objektif Gazete | Ocak / Janvier 2012 * N° 67
info@objektifgazete.fr
O
16
SATILIK RESTAURANT SNACK
( Aux Saveurs d’Anatolie )
Code postal : 67700 Surface : 120 m2 Prix : 32 000 €
Cède droit au bail pour un
restaurant-snack situé au centre
ville de Saverne.
Fonds neuf, cuisine profession-
nelle équipée. 2 salles, une de 32
places assises et 2ème, privée, de
10 places. Loyer 1000€ TTC.
Sans frais d’agence, prix à
débattre.
Contact : 03 88 71 95 42
Vends Fond de Commerce en activité depuis 2003
Alimentation générale fruit légume – boucherie. Point chaud fabrication
pain (Matériel 18 mois - EDF tarif jaune) 1 Chambre froide (+4°C) 80m3
/ 1 Chambre de congélation (-25°C) 40m3 / 1 Chambre Froide (+0°C)
8m3 Matériaux en très bon état, magasin équipé de vidéo surveillance.
MATERIAUX
-Gérbeur électrique -Transpallette électrique -Transpallette manuel -Uti-
litaire VITO année 2006 -Chauffage air pulsé-gaz et magasin climatisé.
-Bureau en hauteur -WC -Quai de déchargement -20 places de parkings
privés
BON CHIFFRE D’AFFAIRE, RESULTAT POSITIF, LIBRE DE SUITE
Ancun travaux à prévoir Loyer 3100€ HT
Fond de Commerce 385 000 € à débatttre Possibilité de vendre les murs
avec appartement type F6 et les murs d’un Restaurant rapide sur le même
terrain.
Contact uniquement par téléphone: 06 07 53 67 00
Satılık dükkân + stüdyo
Koenigshofen’de, toplam 186,5 m2 tutan 2 dükkân + 1 stüdyo, içinde kiracıları
hazır, iyi durumda, 900 € aylık kira geliri. Fiyatı : 135 000 € ( tartışılabilir )
Tel : 06 184 184 28
Satılık fond de commerce
Marmoutier’de vend fond de commerce très propre. 50 000 € à débattre.
Equipé Döner kebap.
Tel : 06 70 14 84 45
Sahibinden Satılık Yazlık
İzmir Karaburun Mordoğan’da, denize sıfır, 7 odalı, temiz yazlık satılıktır.
Tel : 0090 532 232 13 32
Kiralık veya Satılık Lokal
Local pro de 36m² en plein centre ville de Mutzig avec possibilité de se garer à 20m au
parking de la maire ( gratuit), il comprend un wc séparé, chaufage individuel électrique, et
un point d’eau, 2 vitrines de 2m de long sur 1,80 de hauteur, carrelage au sol
Kiralık fyat 400 euro + charge 25 euro
Satılık fyat 70 000
euro
Tel : 06 48 19 39 84

Objektif Gazete | Ocak / Janvier 2012 * N° 67
info@objektifgazete.fr
O
17
Yeni Yılınız K
utlu O
lsun
Objektif Gazete | Ocak / Janvier 2012 * N° 67
info@objektifgazete.fr
O
18
Yeni Yılınız Kutlu Olsun
Objektif Gazete | Ocak / Janvier 2012 * N° 67
info@objektifgazete.fr
O
GEÇEN GÜN
ÖMÜRDENDİR
(ORTA YAŞ SENDROMU)

Bir yıl daha gidiyor ömrün koşu bandından.
Zaman, sihirli lambadan cüce olarak çıkıyor
artık.
Hayatımızın bahçe kapısından bir bir gidiyor
ebeveynler; babalar, anneler, dayılar, halalar...
Orta yaşlarda olanların, ortak olarak
yaşadıkları kesişim noktaları bu belki de.
Ömrümüzün tarlasında, elinde orak, zaman
biçiyor durmadan olgunlaşan başakları. Ol-
madik bir zamanda gelen telefondan ödümüz
kopuyor, kalbimiz hızla çarpmaya başlıyor.
Belli bir yaşa kadar hayatın bize göstereceği
düşlerle, umutlarla süslenmiş resmi hayal
edip sevinçle, heyecanla kalbimiz çarparken,
şimdi hayatın ansızın gözümüze soktuğu,
soğuk renklerle boyanmış ölüm resimleriyle
kalbimiz sıkışıyor.
Ölümle yaşam arasındaki köprünün
ortasını geçip, ölüm tarafında yol almaya
başladık bile. Ve tam da bu noktada; birçok
şeyi yaşamış, doymuş, tad alma duygusu
hissizleşmiş, hayata karşı borçlarını ödemiş,
alacağı vereceği kalmamış bir dönemde
nedense hayata sarılmak, onun yakasından
tutunup sallanmak boşluğa doğru acayip bir
tad veriyor doğrusu.
Dinlediğin bir müzik, seni günlük yaşamın
sıradanlığından uzaklaştırıyor, okuduğun bir
kitap yeni bir macera oluyor.
Kuş olup uçmak istiyorsun işte, göçmenlik ru-
hunun derinliklerine öylesine işlemiş ki, sanki
göçtuğun yerde yeniden doğacakmışsın gibi
bir his. Yeniden çocuk olacakmışsın gibi bir
his...
Ve tanımlanmış «hayat» izlerini arıyorsun:
«Bir yaşam öyküsüne katlanamayacak kadar
uzun,
Bir gülümseyişe, bir kıpırdanışa, bir dokunuşa
kadar
vakit ayıramayacak
kadar kısa!»
Hayat,
«Gerçekleri sırtlayıp taşımayacak kadar ağır,
Bir kuşun kanadına konup ta ona bile hisset-
tirmeden
uçabilacek kadar hafif...»
«Kendini oluşturabilen her büyüyü, her cazi-
beyi, her rengi
Yürekler hoplatabilecek kadar, parlak ve gü-
zel!
Gözlerimizi acılarla ve hüzünlerle,
ayrılıklarla, ölümlerle buluşturduğumuzda
Sadece iki renk
gri ve siyah!
Hayat aslında bir muamma!!!
Bir çelişki!!! »
2012 yılı bana bu duyguları çağrıştırdı...
01/01/2012
ECO FOOD Firması
21 ve 22 Ocak’ta
Türkiye Günleri Düzenliyor
Alsace Bölgesi ve Strasbourg’un tanınmış
marketlerinden olan ECO FOOD firması,
21 ve 22 Ocak tarihlerinde “Türkiye Gün-
leri” düzenleyecek.
Bu konuda, firmanın sahibi Engin
ATAÇ’tan şu bilgileri aldık :
“Bize çok yabancı müşteri geliyor ve bu
yönde talepler oluyor. Bu tür bir şenliği ilk
olarak, geçtiğimiz Aralık ayında Portekiz-
liler için uyguladık; o toplum bunu çok sevdi,
beğendi, uygun buldu ve mutlu oldu.
Biz de dedik ki bunu şimdi de Türkler için
yapalım. Zaten bu amaçla epey istek de gel-
meye başlamıştı neden bizim için yapılmıyor
diye. O nedenle böyle bir uygulamaya girdik.
Tabii ki asıl amaçlarımızdan biri de burada
yaşayan ve müşterimiz olan yabancılara da
Türk müziğini ve folklorunu, mutfağını, ürün-
lerini tanıtmak ve sevdirmektir.
Etkinlik olarak temelde iki ögeyi öne çıkardık
: 21 Ocak’ta Ulaş KESKİN’in gitarıyla
vereceği Türk müziği ( türküler, özgün müzik
vb. ) konseri ve 22 Ocak’ta Barr Karadeniz
Folklor Ekibi’nin halk dansları gösterisi.
Gösteriler öğleden sonra yapılacaktır.
İki buçuk senedir hizmet vermekte olan
ECO FOOD’un bu ve benzeri etkinlikleri
önümüzdeki dönemde de devam edecek-
tir. Örneği, ilkbaharda, firmamızın üçüncü
kuruluş yoldönümü şenlikleri adı altında
daha önemli organizasyonlara imza atmayı
tasarlıyoruz.
Bu bölgede yaşayan tüm müşterilerimize bu-
güne kadar bize gerçekten göstermiş oldukları
destekleri için çok teşekkür ediyoruz ve
kendilerini Türkiye Günleri’ne özellikle
beklediğimizi belirtmek istiyoruz.
Şunu da vatandaşlarımıza hatırlatmak isteriz
ki, Ocak ayı boyunca, bilhassa Türk ürün-
lerinde indirimli satışlarımız devam
edecektir. Genelde piyasanın altında
olan fiyatlarımız, bu vesileyle daha da
ulaşılabilir olacaktır.
Gazeteniz okuyucularını da, diğer tüm
müşterilerimizle birlikte, marketimi-
zde ağırlamaktan onur ve mutluluk
duyacağız.”
ECO FOOD
2, rue Emile Mathis 67201 Eckbolsheim
Telefon : 03 88 23 42 85

saf baba
ben mi yaşlandıkça büyük bi hızla deliriyom..
yoksa bizim çiğse mi genç kızlığa yaklaşalı
beri giderek daha bi akıllanıyo.. işin bu kısmı
kesin diğilse de, epeyce bi vakittir hayatı gır-
gıra almış vaziyette, tiyatro oynuyoz resmen
evde, ikimiz..
eşimi katmadık henüz oyunlara, o zaten bize
kızıyo hemen; « zaten bu çocuğu böyle yapan
sensin, ne kadar üşütük huyun varsa aynen
kızına da geçmiş » falan.. ses tonunun altında
belli belirsiz yatmakta olan; « bak, neyse ki
güzelliğini tamamen benden almış » vurgusu-
na şimdi hiç girmeyeyim..
evde tiyatro oynamak sözcüklerini okuduktan
sonra, beyninizden geçenleri adeta duyuyo gi-
biyim.. ezici bi çoğunluğunuz, misal; « yahu,
bu kadar mühüm bi baba, kimbilir ne derece
eğitici-öğretici konularla kızının eğitimine
yardımcı oluyodur, bi yandan da hayatın ger-
çeklerini komedi tadında evladına sunup, şu
sıkıcı dünyadan zevk almasını sağlıyodur, ah
o apo yok mu, ah, siz o’nu bilmezsiniz » deyu
düşünüyo olmalısınız..
hayır, hiç alakası yok, bilemediniz.. bana kal-
dıydı adam eğitmek..
biz, kızımla harbi harbi tiyatro oynuyoz evde..
aylardır sürüyo oyunumuz, matine-suare fark
etmez cinsten..
**** ****
ben; her gördüğü şeyi yanlış yorumlayan, her
olaya kızının okuldaki iyiliği yönünden bakan
« saf baba » rolündeyim..
çiğse ise; evde hiç ders çalışmayan, ama sü-
rekli bişilerle meşgul ‘’kız çocuğu’’ rolünde..
en baştan kafanız karışmadan söyliyim, kas-
tettiğim şey; ‘’çocuğunun sıradan başarılarını
göklere çıkartan ve bi marifetmiş gibi bunu
eşe dosta sürekli anlatan’’ manyak baba figü-
rü diğil.. bunun en ulaşılmaz örneklerini, aziz
nesin usta’m ‘’şimdiki çocuklar harika’’ adlı
kitabında yapmış idi zaten.. yüzemeyeceğim
okyanusa neden gireyim..
bizimkisi ufacık bi dere sayılır sonuçta..
yine de kaç zamandır yüz yüz bitmiyo..
**** ****
odasına girdiğimde yüksek sesle iğrenç mü-
zikler dinler vaziyette oluyo genelde kızım..
normal şartlarda bilgisayarını camdan aşşaa
atmam lazım.. netekim, gençliğimde « nay
nonay kolay » adlı bi şarkı yüzünden cinnet
getirip 4 tane radyoyu üst üste koymuş, tek-
meleyerek paramparça etmiş bi adamım, şim-
di şey etmek gibi şey etmiyim..
ama, oyunumuz ööle diğil işte.. sinirlenmek
bi yana, derhal çiğse’ye doğru bakıp gururla
gülümseyerek; « afferim benim güzel kızı-
ma, bak nasıl da yarınki müzik yazılısına
çalışıyo » diyom.. ve yavaşça kapıyı kapatıp
çıkıyom..
bazen de tv’de film izlerken, dizilere bakar-
ken falan denk geliyom, aynı kapıyı tıklatarak
açtığımda.. anında değişiyo surat ifadem;
« bravo be, ne şanslı bi babayım, baksana
kızım sinema tekniklerini inceliyo, kimbilir
okulda sinema kolu başkanı mıdır nedir, helal
olsun arkadaş » diyerek karşılıyom olayı..
çiğse’yi hiç sormayın o sırada.. yüzüne bi
öğrenci ciddiyeti takınıyo, bi öğrenci ciddiye-
ti takınıyo, anlatılır gibi diğil.. kaşlar, gözler,
bakışlar, mimikler.. sanırsın essahtan okulda-
yız..

**** ****
helbet hep aynı rutin pozisyonda diğil tiyat-
romuz.. durağan, sıkıcı sahnelerle işimiz niye
olsun.. « şov devam etmeli » lafını düstur
edinmiş bi aileyiz sonuçta.. üzgün de olsak,
neşeli de farketmez..
sözgelimi mutfakta bile değişmiyo ahvalı-
mız.. sağolsun benim canım kızım, sofra ku-
rulurken falan, annesine yardım ettiği henüz
hiç görülmedi doğdu doğalı.. gelip öylece
kuruluverir baş köşeye her defasında, masaya
doğru boş boş bakınıyo olur hep.. napiyim,
anası fırça atmadan, ben giriyom devreye;
« şu an büyük bi ihtimalle mutfak masamızın
yarı çapını kafasından hesaplıyo, aman gü-
rültü etmeyelim canım, kızımız bi matematik
dehası gibi aynı, maşallah nazar değmesin »..
kimileyin de feysbuk’ta yakalıyom çiğse’yi..
mesajlar, yorumlar, bildirimler, beğendiler
falan, yıkılıyo sayfası.. hemen koşarak sarı-
lıyom kızıma; « şu yaşta sosyal bilgiler dersi
üçün doktora tezi hazırlıyo olman beni pek
mutlu etti aşkım, senin gibi bi evlattan Allah
razı olsun »..
gülüyoz beraberce, daha ne olsun yahu..

**** ****
uzatmiyim, örnek çok..
ev haali.. holde, eşofmanıyla yanımdan mı
geçti; « tebrik ederim, demek yarın beden
eğitimi sınavı var »..
banyodan, duş sesi mi geliyo: « harikasın be
kızım, fen bilgisi ve suyun özellikleri konusu
anca bu kadar hissederek çalışılır »..
balkondan dışarıya mı seyrediyo; « pes be bi-
rader, hava durumuyla falan ne kadar da ilgili
bi öğrenci, sanırım birazdan çevre temizliği
konusunda bi kompozisyon yazacak »..
kahvaltıda yumurta mı yiyo; « her sabah pro-
teinleri incelemen çok hoş kızım, bu yönüne
bayılıyom valla »..
en son dün gece yanına gittim.. uyumuş kal-
mış benim tatlı kızım.. saçlarını okşadım,
yanaklarını öptüm; « afferim, bak rüyasında
okulunu görüyo, aha şimdi müdür beyi gördü
mesela » dedim.. sesime uyandı çiğse, gül-
mekten yerlere yattık artık..
ikimiz..

**** ****
yazının ikinci finali:
biliyom..
şimdi diyonuz; « kırmadan, incitmeden çocu-
ğuna yol gösteriyo, ne de modern bi baba »..
siz gidi saf okurlar..

**** ****
yazının üçüncü finali:
yağmur’u kucağıma getirdi şimdi annesi.. öp-
tüm, sevdim, kokladım, gülücük yaptırdım..
« maşallah yarın okula başlar bu » dedim..
yazı bitti.. dağılın..
( Editörün notu : Yağmur, yazarımızın yeni
doğan ikinci kızının adıdır.)
MİZAH
-Oğulbalı-
Gürsel EKMEKÇİ
19
Nurbanu KABLAN
Objektif Gazete | Ocak / Janvier 2012 * N° 67
info@objektifgazete.fr
O
20
Objektif Gazete | Ocak / Janvier 2012 * N° 67
info@objektifgazete.fr
O
21
Objektif Gazete | Ocak / Janvier 2012 * N° 67
info@objektifgazete.fr
O
22
Objektif Gazete | Ocak / Janvier 2012 * N° 67
info@objektifgazete.fr
O
23
Objektif Gazete | Ocak / Janvier 2012 * N° 67
info@objektifgazete.fr
O
24
Objektif Gazete | Ocak / Janvier 2012 * N° 67
info@objektifgazete.fr
O
25
e-mail: akabeay@free.fr
Objektif Gazete | Ocak / Janvier 2012 * N° 67
info@objektifgazete.fr
O
26
Objektif Gazete | Ocak / Janvier 2012 * N° 67
info@objektifgazete.fr
O
27
TÜRK HALK KÜLTÜRÜ KONUSUNDA İLK DEFA
FRANSIZCA-TÜRKÇE ÇİFT DİLLİ KİTAPLAR.
Anne-babaların çocuklarıyla paylaşabilmesi,
Gençlerin kültürlerini ögrenebilmesi
Fransızların kültürümüzü tanıyabilmelerine katkı olsun
diye …
KİTAPCILARDAN SİPARİŞ VEREBİLİRSİNİZ
YA DA YAZARA alibasaran@voila.fr adre-
siyle kontak kurabilirsiniz.
Objektif Gazete | Ocak / Janvier 2012 * N° 67
info@objektifgazete.fr
O
28
MOBİLYADA ZERAFET VE
ŞIKLIĞIN ADI MEUB’DECO
Fransa’nın Mulhouse şehrinde bulu-
nan Meub’Deco mağazasının sahibesi
Perihan Hanım’la birlikteyiz. Ken-
disinden işyeriyle ilgili son bilgileri
alacağız.
Perihan Hanım merhaba, öncelikle
yaptığınız işten bize biraz bahseder
misiniz ?
Merhaba. 3 yıldır Çilek Mobilya bayi-
si olarak faaliyet gösteren ÇALIK
firması, 4. yılında yepyeni konseptiyle
Meub’Deco adlı mağazamızda hiz-
metlerine devam ediyor ; burada ço-
cuk odalarının yanı sıra, yatak odaları,
yemek odaları ve koltuk takımlarıyla
ürün yelpazemizi genişletmiş
bulunmaktayız.
Diğer özellikleriniz nelerdir ?
Uzun araştırmalar sonucunda, Tür-
kiye piyasasında faaliyet gösteren
en iyi markaları müşterilerimizle
buluşturuyoruz. Bunu yaparken de iç
design ve tasarım işlerimizde profe-
syonel mimari yardım almaktayız.
Sunduğumuz ürünler modern tasarım
ağırlıklı olup, şıklık ve zerafet ile bir-
likte kaliteli ve farklıdır.
Peki Perihan Hanım,
müşterilerinize ne gibi kolaylıklar
sağlıyorsunuz ?
Öncelikle şunu söylemeliyim ki her
müşterimize en iyi hizmeti vermeye
çalışıyoruz. Ödeme konusunda ise
3, 4, 10 ay faizsiz ödeme olarak
kolaylığımız var, ayrıca istenilen her
ürün Meub’Deco mağazasından tek
tek alınabilir. Bizden aldığınız ürün-
lerin nakliyesini ve montajını evinize
kadar yaptırmanız mümkündür.
Perihan Hanım, müşterileriniz size
nasıl ulaşabilirler ?
Mulhouse Dornach’ta bulunan
alışveriş bölgesindeki Kiabi, Darty
gibi büyük ve tanınmış markaların
yanında bulunuyoruz. Müşterilerimiz
bizi kolaylıkla bulabilirler. Tecrübeli
personelimizle kendilerine en iyi hiz-
meti vermeye hazırız. Meub’Deco’ya
gelen müşterilerimizin park sorunu da
yok, 1500 araçlık park yerimiz bulu-
nuyor.
Açılış saatlerimiz ; pazartesi 14:00-
19:00, salı-cuma 10:00-19:00, cu-
martesi 9:30-19:00, pazar günleri
kapalıyız.
Perihan Hanım, değerli vaktini-
zden bize zaman ayırdığınız için
teşekkürler. Mağazanız gerçekten
farklı, kesinlikle mağazanızı
tavsiye ediyoruz. Bu yeni yol-
da sizlere başarılar diliyoruz.
Rica ederim. Meub’Deco
mağazamıza gelip farkımızı
görmeden alışveriş yapmayın !
CALIK
SARL
Zone
Commer-
ciale «Le
Trident»
241 rue de
Belfort
68200 MULHOUSE
Telefon : 03 89 42 78 47
EL ALEM NE DER ??

Adamın biri köyüne doğru yola koyulmuş,
heybesine iki tane karpuz koymuş evine
götürmeye. Eski zaman tabii, yollar uzun,
güneş yakıcı..
Yolda yorulmuş adamcağız, heybesinden
çıkardığı karpuzun birini kesmiş yemiş. Ka-
buklardan arta kalan kırmızı kısımlara bakıp,
“Desinler ki bunu bir ağa yemş.” deyip,
kabukları bir kenara bırakmış. Sonra yan ge-
lip yatmış.
Biraz sonra kalkıp, kabuklardaki kırmızı
kısımları iyice kazımış. Beyaz kabukları
bırakırken, kendi kendine söylenmiş: “Desin-
ler ki yanında bir de hizmetkârı varmış.”
Yorgunluk kolay çıkmaz. Ağacın altında
uzanmış kalmış. Bir de doğrulmuş ki vakit
epeyce ilerlemiş. Bu arada terleyip susamış
da… Yine kabuklara bakmış ve başlamış ye-
meye… Hem yiyip hem söylenmiş : “Desin-
ler ki bir de eşeği varmış.”..
Hep aynı türkü, hep aynı fasil.. Desinler
ki ben öyleyim. Desinler ki ben böyleyim.
Hayatın tüm evrelerinde duymaya alıştığımız
bir şey bu ve hatta bizim de bazı zamanlarda
bu gibi söylemlerin içine girdiğimiz olmuştur.
Peki nedir bu desinler veya elalem ne
der yaklaşımları ; dilimizde olan, hatta
kafamızdan çıkmayan ?..
Yaşadıklarımız ve yaşayacaklarımız
başkalarının onayını mı gerektiriyor ; böyle
düşünüyorsak eğer, gerçekte biz kim oluyo-
ruz, kimin için yaşıyoruz bu hayatı, aslolan
kendi vicdanımız değil mi? Aslında insan
bir kere yüzleşebilse, bir kere karşı koymayı
denese kurtulacak belki de bu yaşam tör-
püsünden.
Başkaları ne der düşüncesi ile yaşamak bir
hayat tarzı olmamalı bence, insan kendini bu
görünmez parmaklıklar ardında tutmamalı ;
şöyle dönüp bir geriye bakalım, nice sevin-
çleri, nice mutlulukları erteledik belki de bu
düşünce içinde, belki hiç yaşamak zorunda
olmadığımız bir evliliği sürdürüyoruz, belki
bir adım uzağımızdaki mutluluk veya huzura
uzanamıyoruz.
Hiç tanışılmayan fakat her ne hikmetse her
yaptığınızı izleyen ve tek işleri yaptıklarınız
hakkında dedikodu üreten bu elalem kim?
Namus bekçisi mi yoksa ahlak zabiti mi?
İnsanı kendi ahlaki değeri ve vicdanından
başka kim sorgulayabilir???
Özellikle bizim kendi toplumumuzda var olan
insanların ve dedikodu mekanizmalarının
durmaksızın laf üretme psikolojisinin bir
eseri bence tüm bunlar.. Ömrümüzün her
noktasında birilerinin istediği gibi yaşamak,
yaşamak bile değildir bence.. Türkiye’de
yaşayan insanların büyük çoğunluğunun ka-
nayan yarasıdır aslında elalem ne der korku-
su. Şimdi burada
toplumumuzdaki bu önyargıları Avrupa’da
yaşamış veya yaşayan insanlarımız bakış
açısından ele almak istiyorum..
Avrupa denince aklımıza hemen
modernleşme, özgürlükler ve buna benzer
ilgimizi çeken kelimeler gelir.. Peki Avru-
pa’da yaşayan Türkiyeliler deyince ne geliyor
aklımıza? Daha çok para, daha çok kısıtlama,
daha çok engelleme ve daha çok başkasının
ağzına bakıp da yaşayan bir toplum geliyor
(her ne kadar istisnalar olsa da).
Avrupa’ya gelin gittiği için sevinçten uçan,
oradaki yaşam koşullarının daha iyi olduğunu
düşünen nice genç kızımızın kanayan
yarasıdır aslında elalem ne der çıkmazı..
Avrupa’da büyümüş, Avrupa’da okumuş ve
burada bilinçlenmiş birçok genç kızımızın
yaptığı evliliklerde aile ve koca baskısı ile
elalem ne der mantıksızlığı da aslında ka-
nayan bir yaradır.. Yıllarca saçını uzatan bir
erkeğin Türkiye’ye saçlarını kesip de gittiğini
hepiniz görmüş veya duymuşsunuzdur. Bu
aile resinin ve Türkiye’deki akrabaların ela-
lem ne der baskısının bir eseri değil midir?
Peki iki kültür arasında kalan çocukların du-
rumu nedir diye düşünüyor musunuz?
Kısaca, bu konuda yazacaklarımız sayfalar
dolusu da olsa bence insanımızın değerlere
bakış açısının değişmesi gerekiyor önce..
Biz elalem ne der kavgasını sürdürdüğümüz
sürece ne hayatın tadına varabiliriz ne de
çevremizdeki insanların yaşamlarından zevk
almasını sağlayabiliriz.
Bu dedikoducu ortamlarda hem biz hem
de karşımızdaki insanları rahatsız etmeye
başladık ve yapılan dedikodulardan birbiri-
mize olan güvenimizin artık sonuna gelmiş
bulunmaktayız bence. Bazen elalem ne
der diyerek bir yakınımızı kırarız ; aslında
düşünmeyiz ki o elalem dediklerimiz bizim o
yakınımızdan daha mı değerlidir diye.
İşte bütün bunların neticesi olarak daha fazla
ayrıntıya girmeden bu ayki yazımı bitirmek
istiyorum..Bu konu aslında hepimizin ka-
nayan yarası, bu konuda kendi fikrimi bu-
radan anlatabildiğim için mutluyum. Bence
sizler de siz olun ve ağzınızdan çıkacak söz-
lerle başkalarının hayatlarına yön vermeyin..
Hele bunu sevdiklerinize hiç yapmayın.
Demem o ki; başkalarıyla yaşamaya bir dur
deyin.. Sizi siz yapan kendi düşünceleriniz,
kendi karakteriniz, kendi zevkleriniz, kendi
aykırılıklarınız, kendi kararlarınız.. Bırakın
alem ne derse desin.. İt ürür kervan yürür..
Gelecek yazımızda görüşmek dileğiyle..
Dedikodusuz ve elalemsiz bir yaşam diliyo-
rum…

Mehmet DİLKİ
e-mail: kommagene1@hotmail.com
Biz Bize
Objektif Gazete Bütün Okuyucularına Mutlu Yıllar Diler !
Objektif Gazete | Ocak / Janvier 2012 * N° 67
info@objektifgazete.fr
O
29
Objektif Gazete | Ocak / Janvier 2012 * N° 67
info@objektifgazete.fr
O
30
Yeni
Yılınızı
Kutlarız
Yeni
Yılınızı
Kutlarız
Desdina Fashion
Objektif Gazete | Ocak / Janvier 2012 * N° 67
info@objektifgazete.fr
O
31
İkinci Çekilişimizin Ta-
lihlileri de İkramiyele-
rini Aldılar
Gazetemizin kuruluşunun 6. yılı münase-
betiyle Ekim ayından bu yana yapmaya
başladığımız çekiliş kampanyalarımızın
ilk talihlileri geçen ay belli olmuştu. Bu
ay da, ikinci çekilisimizin talihli okuyu-
cuları ikramiyelerini aldılar.
Önce, EVİM’den 100 €’luk hediye çeki
kazanan okuyucumuz Mevlüt GÜZEL
aldı hediyesini. Bu esnada, EVİM’in sa-
hibi Ahmet ÇETİN ile Mevlüt Bey mik-
rofonlarımıza şunları söylediler :
Ahmet ÇETİN : Öncelikle bize bu
imkânı sunan Objektif Gazete çalışan-
larına teşekkür etmek isterim. Bizim
ilk hedefimiz, mağazacılıktan ziyade,
işin hizmet yönüdür ; bu nedenle, bu
konsept çerçevesinde bu çekilişe des-
tek verdik.
Bizim amacımız, ortaya bir ürün
geterdiğimiz zaman bunun kalitesi
ve yansımasıdır ; bu da zamanla ve
tecrübeyle oluşan bir şeydir. Biz daha
işin başlangıç aşamasında sayıyoruz
kendimizi. Aklımızda yeni projeler,
değişik düşünceler var ; inşallah za-
manla bunları da gerçekleştireceğiz.
Bu anlamda, gerek mağazayı büyütme
ve ürün yelpazesini çeşitlendirme, ge-
rekse böylesi çekilişlere katılma faali-
yetlerimiz devam edecektir.
Biz de EVİM olarak Objektif Gazete’den
çok memnunuz ; en azından bizim sesi-
miz, soluğumuz oluyor, adımızı duyu-
ruyor ; bu bile ayrı bir hizmettir. Ayrıca,
yerel gazeteler içinde, reklamalardan en
yüksek dönüşümü de sizden alıyoruz.
Mevlüt GÜZEL : Ben ilk etapta, oku-
mayı seven bir insanım. Öncelikle bunu
tavsiye ediyorum herkese. Okumanın yan
sıra, işin bazen de bu tür, çekilişler gibi,
bir diğer güzel yönü de bulunabiliyor.
Ben de bir şansımı deneyeyim dedim, de-
nedim ve bana çıktı ! Objektif Gazete’yi
başandan beri takip eden
birisiyim ve geleceğini de
iyi görüyorum. Bu anlamda
da herkese öneriyorum. Ben,
gazeteyi okuduğum müddet-
çe, böylesi çekilişlere katıl-
maya devam edeceğim.
Bu tür çekilişlere katılan iş-
yeri sahiplerini de kutlamak
isterim ; bence çok güzel ve
manevî değeri yüksek bir şey
yapıyorlar. Mesela ben ge-
lip bu güzel insanı ( Ahmet
Bey’i ) gördüm, mağazayı
gezdim. Burayı çok güzel
buldum ; itiraf edeyim, bu
denli bir güzellik karşısında kafam da
karışmadı değil…
Daha sonra da, CALIFORNIA
CUIR’den 100 €’luk hediye çeki ka-
zanan talihlimiz İbrahim ÖZDEMİR
geldi hediyesini almaya. Burada da
hem İbrahim Bey, hem de firma sahi-
bi Mesut GÜL’e mikrofon uzattık.
Mesut GÜL : Öncelikle herkesin
yeni yılını kutluyorum. Bildiğiniz
gibi, CALIFORNIA CUIR burada
otuz yıldır mevcut olan bir deri giyim
mağazasıdır. Bu arada, Türkler’e de
çok iyi bir hizmet verdiğimizi, bunda
da Objektif Gazete’nin çok faydasını
gördüğümüzü belirtmek isterim. Yıl-
lardır gazetenizde reklamımız
çıkıyor ve burada gören Türk-
ler geliyorlar ; biz de kendi-
lerine %10 indirim yapıyoruz
hemen.
Kazanan İbrahim Bey’i de
kutluyorum ; bizim çok kali-
teli ceketlerimizden bir tane
seçti, güle güle giysin.
Tüm Türk vatandaşlarımız
mağazamıza bekliyoruz…
İbrahim ÖZDEMİR : Bu çeki-
lişi düzenlediğiniz için size, des-
tek verdiği çin de CALIFORNIA CUIR
mağazasına çok teşekkür ediyorum. Bu
mağazayı da çok beğendim ; gerçekten
mükemmel bir alışveriş merkezi. Mesut
Bey’i de çok sevdim ve kaliteli ürünlerine
hayran kaldım. Burasını artık tüm tanı-
dıklarıma tavsiye edeceğim.
Şunu da söyleyeyim ki artık
kaliteli derileri Türkiye’den
getirmeye gerek yok ; burası
yeterli.
Bu ilk katıldığım çekilişti
ve bana çıktı ; bundan do-
layı da çok memnunum.
Gazetenizi ailece sürekli
takip ediyoruz, okuyoruz.
Gazeteyi bizim aile yapısı-
na uygun bulduğumuzdan,
zevkle okuyoruz.
Kadına Yönelik Şiddet

Yazılı ve görsel basından her gün oku-
duğumuz, gördüğümüz kadına yönelik
şiddet haberleri ne kadar sıradanlaştı
artık hayatımızda. Elimiz kolumuz bağlı
öylece hiçbir şey yapmadan, yapamadan
izliyoruz olan bitenleri.
Sayısız kadın toplumun hangi tabakasın-
dan olursa olsun çesitli şekillerde siddet
görüyor. Her gün töre diye, boşanmak
istiyor diye, sadece « kadın diye » bu
vahşete maruz kalıyor.
Türk polisinin tavrı ise eleştirilemeyecek
kadar kötü. Kadınların imdat çığlıklarını
inatla duymayan polis erkeklerin sırtını
sıvazlayıp evlerine geri göndermiyor mu
yarım bıraktıkları işi tamamlasınlar, öl-
dürsünler diye ?
Devletin kolluk kuvvetlerinin kadınlar
konusundaki bu tavrına şaşırmamak ge-
rek. Çok değil birkaç yıl önce bir kadının
müzikholün merdivenlerinden saçların-
dan sürüklenerek, basamaklara çarpa çar-
pa indirilişini izlemiştik televizyonlardan.
Kimse kılını kıpırdatmamıştı. Çünkü biz
alışkındık polislerin bu tavrına ! Polisle-
ri çok kez gördük kadınları saçlarından
sürüklerken. Kimileyin yere düşmüş bir
kadına var gücüyle vururlarken…
İzmir’deki Karabağlar Karakolu’nda
polisler tarafından dövülen Fevziye Cen-
giz adlı kadının yaşadığı dehşeti unutma-
dık ! Devlet yetkililerinden açıklama ge-
cikmeden yapıldı. O zaten konsomatristi
dendi vahşet kurbanı kadın için. Mahalle
halkı bu haberlerin ardından bir konso-
matris kadınla aynı sokakta yürümeyi
yakıştıramamıştı kendilerine. Medya,
devlet, mahalle baskısı işbirliği ile bir ka-
dının daha hayatını çıkmaza sokmuşlardı
hiç düşünmeden.
İki çocuk annesi Şefka Etik’in kocası ta-
rafından bıçaklanmış, öldürülmüş fotoğ-
rafını gördük geçen ay Haber Türk gaze-
tesinin manşetinden. Fatih Altaylı parlak
zekası ile kadına yönelik şiddeti bizlere
bir kez daha hatırlatmak istemişti!!! Yarı
çıplak, kanlar içinde... Sırtında bir bıçak...
Şimdiye kadar belki de kadın şiddetine
hiç bu kadar sert yaklaşılmamıştı!
Öylesine radikaldi ki... Hayatını kaybet-
miş bir kadının bedenine saygısızlık edil-
di öncelikle...
İki çocuğunun “anne anısı” adına büyük
ayıp edildi! Şefka Etik’in anası-babası
hayatta mıdır, neler hissetmiştir ? Bunu
düşünmek bile istemedik.
Her gün kadınların öldürüldüğü, onca
kadının erkek şiddetine uğradığı canım
memleketimde biz de elbirliğiyle ortak
olduk acıya, akıtılan kanlara...
Küçük kız çocuklarının tecavüze uğradık-
tan sonra gönüllü ilan edildiği, aile ara-
sına girilmez diye sokak ortasında bıçak-
lanan kadınları polisin uzaktan seyrettiği
topraklarda büyüdük biz.
Kadınları hep birlikte öldürüyoruz !!!
Buna benzer yazılar çok kez yazıldı.
Şiddet karşıtları, kadın hakları savu-
nucuları çok kez konuştu. Cani takı-
mı “Vay be meğer ne hatalıymışız, en
iyisi biz bu şiddetten vazgeçelim”, ”Ka-
dınlar el üstünde tutmamız gereken var-
lıklar” mıdır dediler? Bu konuda “çok
duyarlı” bir kamuoyu mu oluştu? Hu-
kuki, toplumsal önlemler mi alındı?
Zavallı kadınlar kimi cadde ortasında
alenen, kimi bir köşede sessizce “has-
talıklı erkek terörü” tarafından katle-
dilmeye devam etmediler mi? İçimiz-
den “teorik” ya da “klişe” cevaplar
vermeden bu soruna samimice
çözüm üretmenin zamanı çoktan
gelmedi mi ?
Selen ATEŞ
ates.selen@hotmail.fr
Aralık Ayı Talihlisi
Belli Oldu
Gazeteniz Objektif ’in sponsor fr-
malarla birlikte düzenlediği çekiliş
kampanyasının Aralık ayı talihlisi de
belli oldu.
Fransa’nın Metz yakınındaki Merle-
bach şehrinde bulunan TURQUOISE
MOBİLYA’nın ( 77, rue Nicolas
Colson 57800 Merlebach / 03 87 92
84 40 ) 100 €’luk hediye çekiyle destek
verdiği Aralık kampanyasına katılım
yine yüksek oldu.
Okuyucularımızın normal ve elektro-
nik posta yoluyla yoğun ilgi göster-
dikleri kampanyamızda, TURQUOI-
SE MOBİLYA’dan 100 €’luk hediye çeki
kazanan talihlimiz Wittisheim’dan (
67 bölgesi ) Nazan KIRÖMEROĞLU
oldu.
Şanslı Objektif Gazete okuru
olan Nazan Hanım’ı kutluyor,
TURQUOISE MOBİLYA’ya da
katkılarından ötürü teşekkür
ediyoruz.
Objektif Gazete | Ocak / Janvier 2012 * N° 67
info@objektifgazete.fr
O

SOYKIRIMI KABUL EDEN
(tanıyan), TEK FRANSA MI ?
Fransa’da oylanan «Ermeni soykırımının
inkarını cezalandıran” yasa teklifi Meclis’ten
geçti, hem de 53 vekilden 45 milletveki-
liyle, evet rakamı altını çizerek söylüyorum
45 vekilin evet oylarıyla, çünkü Fransa
meclisinin milletvekili sayısı 577 iken bu
yasa tasarısında meclise giden, oy kullanan
milletvekili sayısının rakamıydı 45 ; peki
diğer milletin temsilcileri neden burada yok-
tular? Neden bu yasaya ilişkin düşüncelerini
veya endişelerini dile getirmediler, yoksa
yasa tasarısı kendileri için önemsiz miydi,
meclise gitmemekle neyi düşündüler, acaba
karşı oldukları için mi ya da yasayı önem-
semedikleri için mi, çoğunluğunu kapsayan
milletvekilleri neden yer almadı?. Bu ve
bunun gibi sorular hep kafamda soru işareti
olarak kaldı.
Ben şu sorulara şöyle cevap veriyorum;
benim için de önemliydi, Türkiye’m için de
önemliydi, biz önemsiyoruz hatta iftiraya da
karşıyız, bu yasa senatodan da geçerse iki
ülke arasında ilişkiler durma noktasına da
gelebilir diye de düşündüğüm oluyor, Tür-
kiye’nin uyguladığı yaptırımlar da Fransa’nın
adımına göre de artabilir, koltuk için veya
Ermeni vatandaşların oyları için bu yapılan
doğru değil, kısa vadeli bir planla yola çıkıp
ülke kaderini belirlemek hiç doğru değil. Biz
ecdadımızla övündük, biz Müslüman olmanın
gereklerini savunduk, Müslümanca yaşamayı
bilmiş bir milletiz, asla katliam yapan bir
devletin milleti değiliz, şunu da söylemek
isterim, devlet olma geleneğinde her devletin
bazı hataları olmuştur, yapılan yanlışlıklar
da olmuştur ama asla Türk devleti katliam
yapmamıştır, asla bilerek bir insanın canına
kıymaz.
Biz tarihimizle yüzleşiriz, peki siz
yüzleşmeye var mısınız? Siz Çanakkale
Savaşın’da neler yaşandığını, Türk milletinin
düşmanlarına nasıl davrandığını, tarihimize
bakıp öğrenebilirsiniz ; biz öyle bir milletiz ki
yaralı askere dahi kurşun sıkmadık, biz öyle
bir devletin milletiyiz ki ezilenlerin yanında
olduk, yardıma muhtaç insanların arkasında
durduk, yardım elimizi uzattık ; biz böyle bir
milletiz, gurur duyduk kendimizle devletimi-
zle, övündük, gelecek için atalarımızdan der-
sler çıkardık ama böyle iftirayı da asla kabul
etmemiz mümkün değildir, iftira yasasına da
karşıyım millet olarak da karşıyız...
Fransa halkı bu olaya da sessiz kalmaz diye
de düşünüyorum, hatta bu yasa senatodan
geçse bile Sarkozy’yi geri çevireceğinin
inancındayım da, çünkü Türkiye gibi güçlü
bir devleti karşısına almaz, ekonomik olarak,
siyasi olarak, devlet ilişkileri olarak zor-
layacak veya durdurma noktasına gelecek
adımları atmaz, en azından böyle umut ediyo-
rum ; tekrar belirteyim ki bu Ermeni soykırım
iddiaları geri dönecektir, yasalaşmayacaktır.
Biz Türkler, şunu da dile getirmek isterim,
bazı şeyleri çok çabuk unutuyoruz ya da unut-
turuluyoruz. Neden diye soran mutlaka vardır
çünkü biz ani durumlarda tepkimizi hemen
koyar, hemen birleşip, birlik beraberliğimizi,
vatanı sevgimizi gösteririz, bu güzel bir
davranıştır ; peki 3-4 ay veya 1 yıl geçince
neden unutuyoruz, neden tepkilerimiz unu-
tuluyor, en aza indiriliyor, bunu da sormadan
geçemedim.
İsrail Filistin’e bombalar atınca halkın tep-
kisini herkes gördü, medyada haber olarak
günlerce yayınlandı, Mavi Marmara adlı
gemiye yapılanlara da ağır tepkiler de ko-
nuldu. Ambargolar konuldu, İsrail ürünlerini
almayacağız, İsrail mallarını protesto edecez
denildi ve de uygulandı da. 2001’de yine
Fransa, Türk halkının ve de medyanın günde-
mindeydi çünkü o tarihte Ermeni soykırımını
tanımıştı, o gün de ambargolar konuldu pro-
testolar edildi, şu anda öyle yapacağız öyle
de yapıyoruz ama zaman geçtikçe unutuyo-
ruz, yaptıklarımızı da unutacağız, bunu da
yanlış bir davranış olarak görüyorum. Türk
milleti kararlı olsun, devletimiz gibi, Türk
milleti bize yapılanları unutmasın, devletimiz
unutmadığı gibi, ambargo koyacaksak za-
manla unutmayacak şekilde ambargolarımızı
sürdürelim diyorum.
Başlığımda da belirtiğim gibi ve de yukarıda
açıklama yaptığımın temel nedeni de şu
an yazımın devamında da belirteceğim
konulardandı. Nasıl unutmuşuz ya da hangi
devletler Ermeni iddialarını kabul etmiş, biz
o devletlere zamanında nasıl tepkiler koyduk
ambargolarda ama şu an ürünlerini tüketiyo-
ruz veya o ülkeleri iyi biliyoruz, bunun için
bunları söyledim, unutmayalım, araştıralım,
bilinçli olarak adımlarımızı atalım diyorum.
SOYKIRIM İDDİALARINI TA-
NIYAN 20 ÜLKE DAHA VAR
1= URUGUAY: 1965 yılında ilk Ermeni
iddialarını tanıyan ülke. 2004 ve 2005’de ise
soykırım iddialarını kabul etti.
2= ARJANTİN: Tasarı 1993, 2003, 2004,
2005, 2006 ve 2007 ‘de gündemlerinde idi,
kabul etti.
3= RUSYA:1995 ve 2005’de soykırımı kabul
etti.
4= KANADA: 1996, 2000 ve 2004’de kabul
etti.
5= YUNANİSTAN: 1996’da kabul etti.
6 =LÜBNAN: 1997 ve 2000’de Ermeni
iddialarını tanıdı.
7= BELÇİKA: 1998’de Ermeni iddialarını
tanıdı.
8= İTALYA: 2000’de soykırım yapıldığını
kabul etti.
9= VATİKAN: 2000’de soykırım yapıldığını
kabul etti.
10= İSVEÇ: 2000’de onayladı. 2010’da ise
1915 olaylarına ilişkin Ermeni iddialarının
tanınmasını öngören karar tasarısını kabul
etti.
11= FRANSA: 2001’de tanıdı.
12= İSVİÇRE: 2003’de kabul etti.
13-14= HOLLANDA VE SLOVAKYA:
2004’de tanıdı.
15-KIBRIS RUM KESİMİ: 1982’de
soykırımı kabul eden ikinci devlet oldu.
16-17-18-19= ALMANYA, POLONYA,
LİTVANYA, VENEZUELA: 2005’de tanıdı.
20= ŞİLİ: 2007’de kabul etti.
Geçmişimize dönüp baktığımızda bazı şeyleri
unutmuşuz diyoruz, o zaman unutmamak
umuduyla bilinçli ve de duyarlı davranmak,
kardeşçe yaşamak, huzur dolu, ön yargısız
ama bir o kadar da kararlı, faydalı olmak,
örnek olmak, müslümanlığının ölçülerini
iyi bilip müslümanca yaşamak, incitmeden,
kırmadan, hakkımızı hakkıyla savunmak,
yardımcı ve de insanca yaşamak umuduyla…
SÖYLE KİMDEN YANA-
SIN ?
Bundan birkaç gün önce kadim dostum
olan bir arkadaşımın kıymetli kerimesi
bana bir mail yolladı; bu mail de Stras-
bourg’ta yaşayan ama bu toplumun
önemli günlerini kayda alan bir çok
düğün organizeleri yapan bir şahsın You-
tube sitesine koyduğu bir filmin video
linki idi.
Bu şahıs şu an işgal altında olan Kudüs’e
gider ancak orada görüntülediği zevkü
sefa içerisinde yaşayan sanki dünyayla
uyum içerisinde hiçbir problemi yokmuş
diye övgüler yapan bir video bu ve
İsrailliler’e soruyor, onlar da işte İsrail
diyor. Yazık yazık, boyuna posuna yazık,
şahsına şahsiyetine yazık, müslümanların
cebinden aldığın paralara yazık.
Siz görüntülerini gösterdiğiniz ka-
dar dünyanın en son yıktığı Berlin
Duvarı’ndan sonra inşa edilen o boyuna
ulaşılamıyan duvarları da göstermeliy-
din, evlerinin yerini zorla alan sistemin
zorbalarını da göstermeliydin, naran-
ciye bahçelerinin buldozerlerle nasıl
yıkıldığını, nasıl talan edildiğini de
göstermeliydin, Kudüs-ü şerifin altının
nasıl oyulduğunu da göstermeliydin.
Eğer dürüst ve objektif isen Ramallah’ta
El Halil’de evleri yıkılan, yurdundan
sürülen, özel mülkiyetine el konulan kim-
sesiz gariban insanların çektikleri acıları
da hiç olmazsa bir kare koyabilseydin;
ama kimliği ve kişiliği belli olmayan in-
sanlar bu konularda kuvvet ve güç kimde
ise her zaman ondan görünürler...
Yeryüzünde yaşayan üç tip insan var:
birisi Müslüman, birisi gayri müslüman,
birisi de münafık
Müslüman olan zaten belli yaşantısıyla,
hal ve hareketiyle, dürüstlüğüyle..
Birisi gayri müslümdür, o da kendi
inancına göre yaşar, kendi bildikleriyle
amel eder ancak bir üçüncüsü var ki
esas olan tehlike odur; senin yanına gelir
senden görünür, senin kapında ayallanır
tekrar döner senin bacağına, düşünmez
ki yıllardır bu insan benim her türlü
ihtiyacımı görüyor, sadakatla ona saygılı
olayım demez.
Hemen sizin olmadığınız bir yerde eğer
gayri müslimlerin yanındaysa onlardan
görünür, onlardan olur, aslında onlara da
büyük bir tehlikedir.
Bir hikayedir anlatılır...
Nasreddin Hoca bir gün yolda yürürken
yanına bir adam yaklaşıyor ve şöyle
diyor;
- Hocam, şimdi bir ayı gelse ne yaparsın?
Nasreddin Hoca hemen
- Yerden iki taş alıyor ve bunlarla
kendimi savunurum, diyor. Adam tekrar
soruyor;
- Diyelim ki taş yok o zaman ne
yapacaksın? Hoca bu sefer;
- Kaçarım, diyor. Adam da;
- Ayı senden hızlı koşar ve seni yakalar, o
zaman ne yapacaksın?
Hoca;
- Ağaca çıkarım, diyor. Adam tekrar;
- Ayı da ağaca çıkar, o zaman ne
yapacaksın?
Hoca artık dayanamaz ve şöyle der;
- Bre hain, bre hain sen benden yana
mısın yoksa ayıdan yana mısın?
«Ey iman edenler! Yahudileri ve
Hıristiyanları dostlar edinmeyin. Onların
bazısı, bazısının dostlarıdırlar. İçinizden
kim onları dost edinirse şüphe yok ki,
o da onlardandır. Muhakkak ki Allah o
zalimleri hidayete, doğru yola iletmez.»
(Mâide Sûresi, 5:51)
Bu ayeti kerimede açık ve net görüldüğü
üzere acaba onları övgü yoluyla bu to-
pluma hoş göstermeye çalışan bedbahtlar
nelerine güveniyorlar?
Ey bu filmi yapan ve Youtube gibi
milyonların dolaştığı bir sitede yayına
koyan adı benden kendi ve kalbi
başkalarının tasarrufunda olan gafil kul,
söyler misin sen kimden yanasın?
Kafası ve kalbi düşmandan, kör ve sağır
düşünceleri dosttan yana olan kapita-
list ve materyalist bir düşünce acaba
ne kadar kendi milletinden ve kendi
halkından yana olur, söyler misin bana
sen kimden yanasın? Öyle kendini buka-
lemun gibi renkten renge girerek, renkler
arasında kaybolarak, izini kaybettirmeye
çalışarak saklayamazsın, bu toplumun bu
insanların feraseti o kadar derin ve keskin
ki sen leb demeden leblebi diyeceğini
anlarlar ve öyle bir tavır koyarlar ki senin
hayalin bile erişmez. Çünkü Resulullah
Efendimiz bir hadisi şerifinde şöyle
buyuruyor:
“Müminin ferasetinden sakının; çünkü o
Allah’ın nuru ile bakar.”
NOT: Bu yazının yayınlandığı tari-
hte 2011 yılını geride bırakıp 2012
yılına girmiş olacağız ancak ne var ki
yılbaşı diye nice evlerin yıkıldığını,
nice faciaların hanei saadetlerimizi
ezip geçtini göreceğiz. İnşaallah ben
yanılmış olurum ve kötü düşüncelerim
mahkum olmuş olur. Geçtiğimiz ay
itibarı ile Müslümanların yılbaşısı
olan Muharrem ayını geride bıraktık.
Müslümanların bağrından kıyamete
kadar çıkmayacak olan KERBELA
kılıcınının acılarını yaşadık. Otuz
aralık Mekke Fethini yaşamaya
hazırlandığımız şu günlerde dünyada
huzurlu bir hayat ve yıkılmayan, di-
mdik ayakta duran aileler görmek
umuduyla, Allah’a emanet olun.
32
BİR SÖZDEN BİR ÖZDEN
Hasan KARAKAYA
Adem GÜRSAL
a.gursal@hotmail.com
Objektif Gazete | Ocak / Janvier 2012 * N° 67
info@objektifgazete.fr
O
Karadeniz
Fırtınası
Ligi 2. sırada bitirince Trabzonspor,
Şampiyonlar Ligi’ne ön eleme turun-
dan katılacaktı, ama Benfica’ya kaybe-
dince Uefa Kupası’na katıldı. İlk maçını
oynadıktan sonra, rövanş maçı oynama-
dan adını Şampiyonlar Ligi’ne tekrar
yazdırdı. Şike vakası yüzünden birinci
bitiren takımımız Şampiyonlar Ligi’ne
alınmayınca, 2. sırada olan bordo mavili
takım alındı.
Birçok gazeteci yazar Trabzon
Şampiyonlar Ligi’nden çıkamaz dedi ve
kesip attı ama dedikleri olmadı, bordo
mavili ekip grubunda 3. sırayı aldı 7
puanla.
İşte gerçek fırtına budur bana göre : Uzun
yıllar sonra Avrupa Şampiyonlar Ligi’ne
giriyosun, Inter Milan gibi müzesi kupa-
larla dolu olan takımdan 4 puan alıyorsun,
adamları Masami Siapi Stadı’nda deviriyo-
sun , Rus devi CSK Moskova’dan 1 puan
alıyorsun, kadrosunda en iyi orta saha ve
forvet oyuncusu bulunduran Lille’den 2 puan
alıyorsunuz. Eğer Inter son anda Rus ruleti
oynamasaydı belki gruptan en iyi ikinci ola-
rak çıkacaktık.
Kuralar çekildiğinde Şenol Güneş’in basın
toplantısını seyretim. « Bu gruptan çıkmayı
düşünüyorum, kesinlikle hiçbir takımdan
korkmuyoruz « demişti ve eklemişti : Mila-
no’ya 3 puan icin gidiyorum, tatil yapmaya
değil… Adam sözünü tuttu, Milano’dan
3 puanla döndü ve Avrupa basını manşete
taşıdı bu başarıyı. Belki grup maçlarını iyi
oynamadı ama 7 puan çıkarmasını bildi.
Zaten önemli olan grup maçlarından puan
almaktır.
Belki Avrupa’da iyi mücadele ettiler ama
ligde biraz sıkıntı yaşıyorlar, bu da başka bir
gerçek. Hemen hemen ortalama 3 günde bir
mücadele eden takım fazla dayanamaz, çok
hasar görür, sakatlıklar olur, bence bordo
mavi yine de iyi sıyrıldı.
Aslında belki lig maçları bu kadar
sıkıştırılmasaydı bordo mavi ligde de
başarılı olurdu ama maalesef Futbol
Federasyonu yanlış tarihte oynattı ; Tra-
bzonspor’u hiç düşünmeden, bu takım
Avrupa’da ülkemizi temsil ediyor, biz de
kolaylık yapalım demediler maç tarihleri
için. Üst üste derbiler, hafta başı maç,
hafta sonu olmadan tekrar bir maç…
Sizler okuyucularım soruyorum normal
midir bu kadar üst üste maç oynamak ?
Avrupa’da önemli rakiple oynuyorsun,
sonra kendi ülkende memleketin dört bir
yanında maç oynuyorsun normal mi ?
Futbolcular uçaktan inip idmana, idman-
dan çıkıp uçağa biniyorlar ; yok efendim
bu kadarına pes doğrusu... Birçoğunuz
diyeceksiniz, menajer de kendi takımını
savunuyor, yok arkadaşlar ben futbol
adamı gözüyle bakıyorum, taraftar
gözüyle değil. Gerçekleri yazıyorum.
Bir örnek vereyim…
2000 yılında Galatasaray Uefa
Kupası’nda yarı finaldeyken, İngiliz rakip
Leeds ekibinin Türkiye’de taraftarları
olay yapmıştı ve iki taraftar ölmüştü.
Galatasarya klübü Leeds’e giderken
büyük tehditler aldığında o şehre git-
mek mecburiyentinde kalmıştı, hem de
Türk taraftarlar stada bile alınmamıştı
. O dönemin Federasyon Başkanı Ha-
luk Ulusoy bir ilke imza atarak, basına
sızmadan Milli İstihbarat’a bağlı 25 tane
özel timciye görev vermişti Cimbom’u
seyahat boyunca ve maçta korusun diye.
İngilizler’e Galatasaray’ın hocaları
diye bildirmişti. Bu da bir Federasyon
başkanının bir Türk takımına nasıl
davrandığının kanıtıdır.
Sayın Aydınlar bordo mavili ekip
Şampiyonlar Ligi’ne alınınca sizden 72
saat izin istemişti, siz de kesinlikle olmaz
yanıtını verdiniz ve bordo mavili yone-
tim son dakika mecburiyeti ile transfer
yapmıştı. Bu da bir örnektir…
Yeni yılın dünyaya barış, huzur ve
başarılar getirmesi dileğiyle.
Saygılarımla…

Zam ve Tepki
Daha kısa bir süre önce askerlik bedelle-
rine zam geldi ve konsoloslukların önü
hemen doldu. Bazıları buna çok şaşırdı.
Oysa şaşılacak pek bir şey de yok aslında.
Daha önce oturum harçları birkaç kere iki
misline indi çıktı. Seçim zamanları fiyat-
lar biraz düştü, seçimden hemen sonra
birden yükseldi.
Gelen giden yetkililere herkes durmadan
hükümete memnuniyetlerini bildirdiler.
Borazanlar da bulundukları yerde nerden
hava gelirse öbür taraftan öttü ve sonuç
böyle oldu. Oysa fiyatlar artmıyor diyor-
lar çokları. Ama fiyatların durduğu yok.
Dünyanın en pahalı petrolü bizim memle-
kette. Tarlası ovası olup da dışardan
buğday, nohut, fasülye, et alan nadir ülk-
elerdeniz. Tek bildikleri iş yol yaptırmak.
Öncekileri bir şey yapmazdı. Hep benim
karşılaştığım laflar bunlar. Art niyetlile-
rin dışında algılama yeteneği olmayanlar
böyle söyler hep.
Evet, yol calışmaları var ama şimdiki
hükümetin içinde olanlar da çoğu o
dönemden kalma. Ve o zamanki teknoloji
bugünküyle bir miydi ? O teknoloji Mek-
ke’den mi geldi ?
O satılan, özelleşen kurumlar ne zaman-
dan kalma ? Eskiden insanlar bankalara
bu kadar borçlu muydu ? O yapılan
yollarda eskiye göre kazalarda ne kadar
insan ölüyor ?
Borç yaşayan kesesinden yaşar, artık
borçlu yaşamanın sefası sona yaklaşıyor.
Daha önce yeşil holdingler vardı. Onların
ilk zamanında herkese maaş dağıtırlardı.
O zaman kimse laf anlatamazdi. Şimdiki
sefa da o borçlanmanın sefaları. Onun
için daha ne zamlar gelir, merak etmeyin.
Bir de Fransa’da Ermeni tasarısı çıktı.
Ama bu tasarı Ermenileri dahi pek sevin-
dirmedi ; kutlama mesajları falan gön-
derdiler ama fazla memnuniyet göster-
mediler. Benim tahminime göre bu tasarı
parlamentodan zor geçer.
Ama geçerse belli ki bu işi aslında Erme-
nileri çok düşündüklerinden yapmıyorlar,
burada Türklerin önüne bazı setler çek-
mek istiyorlar. Ve bu tasarılar Fransa tek
başına böyle düşündüğünden değil, tüm
Avrupa’nın planı. Daha önce Hollan-
da’da böyle bir olay yaşandı, İsviçre’de
yaşandı.
Aile birleşimi yasası Almanya’da başladı
Merkel’le Erdoğan’ın imzasıyla, daha
sonra tüm Avrupa’ya yayıldı. Fransa’daki
olaylar ileride başka devletlerde de
çıkarsa buna şaşırmamak lazım. Burada
yapılmak istenen Türkiye’nin Avrupa’ya
girmesi konusunu etkilemek ve buradaki
vatandaşların kafasını karıştırmak.
Bugünkü Ermeni meselesi, ileride başka
bir mesele olarak karşımıza çıkacak. Al-
manya’da bu konuları okullarda işliyorlar
zaten.
Ama tam bu olaylar devam ederken
Meclis’te emekli vekillerin maaşına zam
yapma çalışmaları da şaşırılacak bir şey
değil. Her kargaşada bir şeyler götürüyor-
lar. En önemlisi maalesef artık bunlara
dur diyecek kesimin seyirci olması kötü.
Yoksa suçun hepsi de onlarda değil.
Yani demek istediğim burada bizleri daha
çok sorunlar bekliyor…
faruk.beyaz@hotmail.fr
Mahmut BİLEN
mbilen@web.de

TOPLUM SON ON YILDIR SİZ-
CE NE HALDE
Kıymetli okurlarım;
Son on yıldır ne haldeyiz diye sizlere
bir soru yöneltsem her halde bana
göre şunları söylerdiniz:
Türkiye tarihinde bir Atatürk’ü, bir
rahmetli Turgut Özal’ı, bir de şim-
diki Başbakanımız Recep Tayyip
Erdoğan’ı görmüştür diye söylersiniz.
Türkiye tarihinde ilk defa bir Başba-
kan çetelerin üzerine böyle korkusuz-
ca gitmiştir dersiniz.
Türkiye tarihinde ilk defa bir Başba-
kan İsrail’e kafa tutmuş dersiniz.
Türkiye tarihinde ilk defa cemaatler
hastanelere, bankalara ve de sermaye-
lere kavuşmuştur dersiniz.
Türkiye tarihinde ilk defa Ortadoğu
şimdiki Başbakanımız sayesinde hu-
zura kavuşmuştur dersiniz.
Türkiye tarihinde ilk defa Ergene-
kon dosyası şimdiki Başbakanımızın
talimatlarıyla ortaya çıkarılmıştır
dersiniz.
Türkiye tarihinde ilk defa merhum
Muhsin Yazıcıoğlu 48 saat sonra bu-
lunmuştur dersiniz.
Türkiye tarihinde ilk defa vatana kafa
tutanlar, açılım adı altında halka oto-
büs üzerinden çiçek atmıştır dersiniz.
Türkiye tarihinde ilk defa ukala Bar-
zani bize bir kediyi bile teslim etmem
demiştir dersiniz.
Türkiye tarihinde ilk defa asker bu
kadar aciz hale getirilip suçlu ile suç-
suzlar aynı kefeye konarak topyekûn
karalama kampanyasına tâbi tutul-
muştur dersiniz.
Türkiye tarihinde ilk defa sendikalar
bu kadar emekten ve işçiden yana
olmuş dersiniz.
Türkiye tarihinde ilk defa Babam ev
telefonlarından bakkal alış verişleri
listesini söylemekten korkar olmuştur
dersiniz.
Türkiye tarihinde ilk defa saç ekimi
reklamları bu kadar zirve yapmıştır
dersiniz.
Türkiye tarihinde ilk defa tüm fabri-
kalarımız ihtiyaç sahibi işadamlarına,
ihtiyaç sahibi şirketlere satılmıştır
dersiniz.
Değerli okurlarım; öyle ya da böyle
ülkemizde güzel şeyler olmuyor de-
ğil, lâkin bir yurttaş olarak en zoruma
giden; Türkiye’de işadamları, bilim
adamları, siyasetçiler, din adamları,
cemaat önderleri için bu kasetleri
kimler üretip, kimler piyasaya, ses
kayıtlarını internete düşürüyorsa,
bunu yapanlar bir türlü bulunamıyor-
sa; bu nasıl adalet, bu nasıl vicdan ve
bu nasıl Müslümanlık hâlâ anlamış
değilim.
Değerli okurlarım; bu kasetlerin
içindeki yanlışları, yanlış yapanları
savunacak değiliz. Asıl saygısızlık
bu kasetleri, ses kayıtlarını piyasaya
servis yapanlarda, bunu yapanların
ne kadar güçlü olduklarını, adlarını
sayamayacağımız diğer çetelerden
ne farkı olduklarını sizlerin vicdan-
larına bırakıyor, hepinizi yeryüzünün
yegâne sahibi Allah’a emanet ediyor,
muhabbetlerimizi sunuyorum.
Şahismail KAYA
sahismail@web.de
00.49 / 179.784.31.83
33
Objektif Gazete | Ocak / Janvier 2012 * N° 67
info@objektifgazete.fr
O
FRANSA’DA DİN EĞİTİMİ PROBLEMLERİ
1-ÖĞRENCİLERİN DURUMU
Fransa’da din eğitimi denilince, din
eğitimindeki zorlukların başında öğrencilerin
psikolojik durumu gelmektedir. Biz bu yazıda
öğrencilerin mevcut durumunu ele alırken,
maksadımız çocukların durumunu yargılamak
ve kınamak değildir. Maksadımız, din eğitimi
açısından çözüm üretebilmek için, mevcut
durumu doğuran sosyal arka planı anlamaya
çalışmaktır. Birkaç madde halinde arz etmek
gerekirse;
a- Fransa’da yaşayan Türk aileleri içinde, ba-
zen Fransızcayı daha iyi öğrenmek gibi iyi bir
niyetle, bazen da özenti gibi yanlış bir tercihle
evlerde genellikle Fransızca konuşulmaktadır.
Bu durum çocukların anadilsiz, yani Türkçeyi
öğrenmeden büyümeleri sonucunu doğurmaktadır.
Aslında bu bir handikap. Zira anadilini bil-
meyen çocukların başka bir dili de öğrenmeleri
mümkün olmuyor. Fransız eğitimciler Türk
çocuklarının Fransızcadaki başarısızlıklarını
Türkçe bilmemelerine bağlamaktadırlar. Halbuki
aileler daha iyi Fransızca öğrenmeleri gayesiyle
Türkçeyi öğretmiyorlar. Neticede çocuklar hem
Türkçeyi hem de Fransızcayı okur-yazar seviyede
öğrenemeden büyüyorlar. Bu durum ciddi bir yük-
sek eğitim almalarına da mani olmaktadır. Netice-
de Türk çocukları içinden kalifiye insan çıkmıyor.
Sadece meslek kazandıran belli başlı okullarda
okuyabiliyorlar. İstisnalar mutlaka var, ancak genel
durum böyledir.
Türkçe bilmemek aynı zamanda din eğitimi
konusunda da sıkıntılar doğuruyor. Din göre-
vlisi ile öğrenci arasındaki iletişim asgari
seviyede kalıyor. Elif cüzünü şekillerle ve
telaffuz tekrarı ile anlatmak kısmen mümkün
olabiliyor. Ayrıca namaz kılmak gibi fiili
dersleri de fiili uygulamalarla yine kısmen
anlatmak mümkündür. Ancak Allah’a iman,
Peygamberlere iman, Peygamberimizin
Hayatı, İslam Ahlakı, Anaya Babaya saygı
gibi sözle anlatım gerektiren konuları an-
latmak mümkün olmuyor. Çocuklar bu tür
anlatımları anlamadan tepkisizce dinliyor-
lar, hatta anlamadıkları için bir müddet
sonra sıkılıp başka şeylerle ilgilenmeye veya
kendi aralarında konuşmaya hatta oynamaya
başlıyorlar. Ayrıca din görevlisi ile yaşanan bu
iletişimsizlik, çocukla din görevlisi arasında belli
bir ünsiyetin, sevginin ve alakanın oluşmasını da
engellemektedir.
Bu durum Avrupa’da artık din eğitiminin içinde
yaşadıkları ülkenin diliyle yapılması gerekliliğini
ortaya koymaktadır. Din eğitiminin Fransızca
yapılması artık kaçınılmaz hale gelmiştir. İşte
Strasbourg’daki yeni açılan İlahiyat Fakültesi bu
ihtiyacı karşılayacaktır. Ancak bu geçiş zaman
gerektiren bir husustur ve belli bir süreç içersinde
gerçekleştirilebilecektir.
b- Çocuklar eğitim için gittikleri okullarda,
doğal olarak Fransız ve Avrupa kültürüyle iç içe
yaşıyorlar. Bu kültür, maalesef, manevi olanı kabul
etmeyen, dini olan her şeyi dışlayan, pozitivist,
agnostik ve ateist bir kültürdür. Bu dışlama ve
kabul etmeme sadece İslam diniyle sınırlı değildir.
Bugün Fransa’da Hıristiyanlıkla ilgili değerler
de aynı muameleye muhatap olmaktadır. Yeni
doğan çocukların vaftiz edilmesi, Pazar ayinlerine
katılım büyük oranda uygulamadan kalkmıştır.
Dini değerler sadece kültürel faaliyet olarak ele
alınmaktadır ve Hıristiyanlığa siyaseten bağlı
kalınmaktadır.
Bu ortamda yaşayan çocuk müslümanım
diyen bir ailede yaşamaktadır. Eğer ailenin
dini duyarlılığı yoksa veya evde dini herhangi
bir ritüel yaşanmıyorsa, bu çocuk boşlukta
kalabilmektedir. Veya tam tersi de olabil-
mektedir. Çocuğun ailesi çok dindar olabil-
mekte, hatta bu dindarlık radikal bir yorum
veya katı bir cemaat anlayışı olabilmektedir.
Bu ise çocuğu daha büyük bir ikileme sok-
makta ve çocuğun ters tepkisine, isyanına
ve uzak durmasına sebep olabilmektedir.
Çocuklarımızın çoğu bu karmaşık psikolo-
jiye sahiptir. Böyle bir çocuğu formatlamak,
aklındaki karmaşayı durultmak ve doğru ola-
na yönlendirmek, bu ders sayısı ve bu iletişim
imkanlarıyla çok zor görünmektedir.
c- Öğrenciler okullarda, çok serbest
yetişmektedir. Deskriptif bir eğitim sisteminin
içinden geliyorlar. Bu sistemde öğretmenle
sevgi, saygı ilişkisi yoktur. Arkadaşlık bağı
yoktur. Camideki din eğitimi ise karşılıklı
sevgi-saygı çerçevesinde gerçekleştirilebilen
bir eğitimdir. Biz din adamları normatif bir
eğitim sisteminden geliyoruz. Verdiğimiz
eğitim de bizim hem metod olarak hem
de içerik olarak normatif davranmamızı
gerektirmektedir. Fakat çocuklarımız bu
normatif tavrı ve tarzı kabullenememek-
tedirler. Din görevlisi ile sevgi-saygı
çerçevesinde bir ilişkiyi yadırgamakta ve
yanaşmamaktadırlar. Mesela, çarpıcı bir
örnek olması bakımından arz etmek gere-
kirse; bizim kültürümüzde çocuğun başını
okşamak bir sevgi gösterisidir. Fakat buradaki
çocuklar buna alışık olmadıkları için, bunu
tepkiyle karşılamaktadırlar. Ayrıca, bu özgür
eğitim sisteminden gelen öğrenci sıkıntıya
ve baskıya gelemiyor. Bu ‘sıkıntı ve baskı’
ifadesi yanlış anlaşılmamalıdır. Şöyle ör-
neklendirelim: Mesela bir sureyi veya duayı
öğrenebilmek için tekrar yapılması gerekir. Ezber
yapabilmek için tekrar esastır. Çocuk buna itiraz
ediyor. Keza telaffuzunda zorlanılan bir harfi,
doğru telaffuz etmek üzere yapılan tekrarlara
ve kendini zorlamaya yanaşmıyor. Alışık değil.
Ayrıca ödev verildiği zaman, evde konuya zaman
ayırmıyor. Çocuk tıpkı okuduğu okuldaki gibi ken-
disini yormak, gayret etmek, zorlamak istemiyor.
Bunlar yapılmayınca da din eğitiminden müspet
sonuçlar alınamıyor.
d- Fransızcayla büyüyen çocukların çene yapısı
Fransızcaya göre şekilleniyor. Fransızca çok
bağnaz bir dil olduğu için, başka dillere kapalıdır.
Fransızca Latincenin en farklı lehçesidir.
(Fransızlar buna en orijinal diyorlar, ancak bazen
en orijinal en marjinal de olabilmektedir) Başka bir
dilden gelen bir insanın Fransızca öğrenmesi çok
zor olduğu gibi, anadili Fransızca olan bir insan
da başka bir dili kolay öğrenemez. Fransızcanın
bu özelliği Fransız kültürünü korumanın en etkin
araçlarından biridir. (‘Fransız kalmak’ deyimi
de Fransızların gerçekten başkalarını anlamakta
zorlandığına işaret etmektedir.) Bu Fransızların
lehine olan bir durum olabilir. Ancak Fransızca
öğrenerek büyüyen ama, İslami din eğitimi almak
durumunda olan çocuklar için bu durum büyük
problemler doğurmaktadır. Arapça harfleri telaf-
fuz etmek zorlaşmaktadır. Mesela öğrencilerimiz,
(ha-he , ayın- ğayın ve ra ) harflerini telaffuz
etmekte çok zorlanmaktadırlar. Keza ince he
harfini elif olarak, elif ve ayın harflerini de he
olarak okumaktadırlar. Yine mesela, Fransızca
alışkanlıktan gelen te ve tı gibi harfleri ( ç ) se-
siyle telaffuz etmek kronik alışkanlıklardandır.
Arapça harfleri doğru telaffuz edebilmeleri için
ciddi gayret göstermeleri gerekiyor ancak, bu
gayret kavramı Fransız eğitim sisteminde olmadığı
için doğru telaffuz gerçekleştirilemiyor.
2- VELİLERİN VE DERNEKLERİN TU-
TUMU
Din eğitiminde karşılaşılan sorunların bazıları
da, velilerin ve derneklerimizin tutumu ile
ilgilidir. Çok detaylandırmamak kaydıyla
özetlemek gerekirse;
Velilerimizin din eğimi konusunda, din
görevlisi ile sıkı bir işbirliği ve iletişim
kurmaması, veli toplantılarına itibar etme-
mesi, din görevlisinin yaptığı, seviye ve yaş
sınıflandırmasına uyulmaması, öğrencinin
evde çalışmaya teşvik edilmemesi, çocuğun
camide ne öğrendiğinin sorulmaması,
öğrencinin devamsızlık yapmasına göz
yumulması ve devamsızlık takibinin
yapılmaması gibi, ilgisizlikten veya din
eğitiminin öneminin bilinmemesinden kay-
naklanan bu gibi uygulamalar din eğitiminde
verimliliği ve müspet sonuç almayı sınırlayan
etkenlerdendir.
Keza, derneklerimizin, gerek maddi
imkansızlıklar sebebiyle, gerekse, ilgisizlik
sebebiyle veya kurumsallaşamamaktan kay-
naklanan sebeplerle, din eğitimi için gerekli
ve özenli zemin hazırlamamaları, sınıf siste-
mine geçiş için yatırım yapmamaları, öğrenci
kaydının profesyonel usullerle yapılmaması,
din görevlisine yardımcı eleman temin et-
memeleri gibi din görevlisini yalnızlığa iten
uygulamalar din eğitimini zora sokan sebep
ve etkenlerdendir.
3- DİN GÖREVLİSİNİN TUTUMU
Avrupa’ya din görevlisi olarak atanan
arkadaşlarımız, çok ciddi sınavlardan ge-
çerek, belli idealler taşıyan, Türkiye’deki
hizmet safahatında kendisini bir şekilde ispat
etmiş kalifiye elemanlardır. Fakat buraya
geldikten sonra, en çok zorlandıkları husus
din eğitimidir. Bunun sebebi doğal olarak
yukarıda arz ettiğimiz olumsuzluklardır.
Her din görevlisi kendi bölgesindeki özel
şartlara göre, kendi bilgi birikimi ve ka-
biliyeti ölçüsünde bazı çözümler üret-
meye çalışmaktadır. Mesela, seviye ve yaş
sınıflandırması yapmak, bu grupları ayrı
saatlerde derse almak, kendi imkanlarıyla
yardımcı bulmak (rica-minnet), bilgisayar
ortamını kullanarak filmler ve animasyon-
lar izletmek, sure ve duaları bilgisayardan
tekrarlayarak dinletme gibi acil çözümler
hepimizin başvurduğu yöntemlerdendir.
4- SONUÇ VE DEĞERLENDİRME
Yazımızın başlığı Fransa’da din eğitimi pro-
blemleri şeklindedir, ancak burada arz ettiğimiz
hususlar bütün Avrupa Türkleri için geçerlidir
diyebiliriz. Bütün Avrupa’da bugün Türk toplumu-
nun en büyük problemi din eğitimidir. Zira Türkçe
artık tedavülden kalkmak üzeredir. Önümüzdeki
on-yıllarda hiç Türkçe konuşmayan bir nesil Türk
toplumunu temsil edecektir. Artık Avrupa dille-
riyle din eğitimi yapılması kaçınılmazdır. Hatta
jenerasyon yenilendikçe vaaz ve hutbe dili de
Avrupa dilleriyle icra edilecektir. Mevcut proble-
min çözümü kendi içindedir. Zira tedavi hastalığın
kendisiyle ilgilidir ve ‘’yiğit düştüğü yerden
kalkar’’ denilmiştir. Bireysel bazda, Türkçenin
bilinmesi din eğitimi açısından hayati önem arz
etmektedir. Genel anlamda ise çözüm, Türk
toplumunun kurumsallaşmasından, organize
olmasından, bireysel ve toplumsal bilinçlen-
mekten geçecektir. Derneklerimiz bir devlet
kurumu gibi çalışabilecek profesyonelliğe ve
kurumsallaşmaya yatırım yapmak zorundadır.
Velilerimiz bu işe gönül vermeli ve din göre-
vlisiyle işbirliği ve iletişim halinde olmalıdır.
Yakın zamanda Avrupa dillerini konuşan din
görevlileri, gerek Strasbourg İlahiyat Fakül-
tesinden, gerekse Türkiye’deki Uluslararası
İlahiyat Fakültelerinden Avrupa’ya
yayılacaklardır. Zamanla ve belli bir tedrici-
likle bu sorun uzun yıllarda çözülebilecektir.
Ancak günümüzde, mevcut şartlar içerisinde,
gerek din görevlisi, gerek derneklerimiz ve
velilerimiz üzerine düşen sorumlulukları kısa
vadede yerine getirmek durumundadır. Aksi
takdirde, birbirimizi kandırmaya devam etmiş
oluruz ve yarın kimsenin şikayet etme hakkı
kalmaz.
Camide hep yaptığımız bir dua ile yazımızı
tamamlayalım: Allah hepimize yardımcı
olsun. Çocuklarımızı, gençlerimizi, nesille-
rimizi muhafaza eylesin. Onları dinimize,
diyanetimize, kültürümüze ve örfümüze göre
yetiştirmekte bizi muvaffak eylesin. 25 / 12 /
2011
34
Arif KARABACAK
Valentigney Selimiye Camii
Din Görevlisi
arif-karabacak10@hotmail.com
İlk Yazılar İlk Heyecanlar
Merhaba...
Gazetecilikte neredeyse bir klasik olmuştur.
Gazeteci ne zaman yeni bir gazete çatısı
altında yazı yazmaya başlasa, şu cümle
genellikle ilk paragrafta yerini alır: ‘Her
başlangıç yeni bir heyecandır’. Şu anda bir
yandan parmaklarımla tuşlar Objektif için
birbirleriyle ilk birlikteliklerinin heyecanını
üzerinden atmaya çalışırken satırların yazarı
da benzer bir heyecanı yaşıyor. Bir taraf-
tan da düşünüyorum. Ne kadar zaman oldu
acaba görüşlerimi kamuoyu ile yazı yolu ile
paylaşmayalı diye...
Epey oldu sanırım…Hatırlayabildiğim, üni-
versite yıllarında Giresun Yerel Basını’nda
Yeşilgiresun Gazetesi’nde yazmıştım son
yazılarımı. Aradan neredeyse 15 yıldan fazla
bir zaman geçmiş. Sanırım yazılı basın ile bu
uzun süreçte aramıza biraz eğitim, biraz tica-
ret ama esas olarak mıknatıs çekiciliğindeki
görsel medya girdi. Giresun’daki yerel tv
kanallarının sağladığı imkanlarla yaklaşık
dört yıl boyunca değerli katılımcı büyükle-
rimle ülke gündemini değerlendirme fırsatı
buldum. Televizyonda, canlı yayın sürecini
bu kadar uzun bir zaman diliminde hemen
hemen her hafta yaşamak, kuşkusuz deneyim,
birikim ve tecrübe olarak çok şeyler kattı
bana. Hem bu sürecin kendisinden hem de
katılımcı ağabeylerimden çok şey öğrendim.
Değerli üstad Bekir Çoşkun’un 80’li yıllarda
köşesinin adı ‘Dokuzuncu Köy’ idi. Dönemin
Başbakanı merhum Özal ve ailesini hedef
alan ‘Papatya Hanedanlığı’ isimli yazı dizi-
sinden sonra, gazetedeki işine son verilmiş,
kendisi de bir sonraki katkı sağladığı ga-
zetedeki köşe ismini doğru söyleyeni do-
kuz köyden kovarlar sözünü anımsatacak
şekilde ‘Onuncu Köy’ olarak değiştirmişti.
Onuncu köyden sonra artık gidilecek bir yer
olmadığını hatırlatırcasına. Ama bugün olsa
sanırım artık internet gazeteciliği var deyip
kendi bilgisayarından, internet erişimi ile
kendi doğrularını kitlelerle paylaşabilirdi.
Şükürler olsun, bu zamana değin hataları ve
kusurları ile o an için doğru bildiğimizi ses-
lendirerek ve bir kovulma macerası yasama-
dan huzurlarınıza geldim.
Teknolojinin çok farklı bir boyutu olan
internet gazeteciliği ile karşınızdayım.
Son dönemde teksesliliğinden şikayetçi
olduğumuz, her gün sanki fotokopi yapılmış
gibi aynı gazetelerin önümüze konulması
nedeniyle eleştirdiğimiz medyamıza yeni
bir soluk yeni bir dinamizm getirmesini
beklediğimiz internet gazeteciliği ile sizlere
ulaşmaya çalışacağım. Bir gün medyamızın
sorunlarını, diğer bir gün siyasetin önümüze
getirdiği çözüm bekleyen sorunsallarla
ilgili görüşlerimizi bu sütunlarda sizlere
aktaracağım. Hep ne olduğumuzu bilerek,
ne çok şey bildiğimizi zannetmeyip, ak-
sine ne çok şey bilmediğimizin bilincinde
olarak. Peşinen her türlü hata ve kusur için
okuyucularımın hoşgörüsüne sığınıyorum.
Gündemin arka sokaklarında buluşmak
dileğiyle, şimdilik sağlıcakla kalın…
İsmail Cem FERİDUNOĞLU
Objektif Gazete | Ocak / Janvier 2012 * N° 67
info@objektifgazete.fr
O
35

ANNE – BABA OKULU
“Bir babanın çocukları için yapabileceği en
önemli şey, annelerini sevmektir. Ve bir anne-
nin çocukları için yapabileceği en önemli şey
babalarını sevmektir.”
-Zig Ziglar-
Hayatımızda en zor meslek hangisidir diye
sorsalar, şüphesiz ben; anne baba olabilmek
derdim. Neden mi? Ne geceniz-gündüzünüz,
n ede yazınız –kışınız vardır. Çocuğumuz
gözlerini hayata açtığı anda, hatta anne
karnına düştüğü günde; duygularımız
yoğun bir şekil de harekete geçerler.
Yüce yaradanımızın, içimize koyduğu iç
güdülerimiz; bize gizli telkinler yollar.
Heyecanlanırız, kaygılanırız; doğacak ya da
doğmuş olan bebeğimizin, kariyer, karekter
hayellerini kurar, büyük- küçük beklentiler
içine gireriz.
Gerçekci beklentilerimizin gerçekleşebilmesi,
anne-babalık konusunda ne kadar bilinçli ve
özverili olduğumuza bağlıdır. Şüphesiz, bir
çocuğa en faydalı kişi, kendi anne –babası
olduğu gibi, ne kadar acıdır ki, onu en çok
yaralayan, gelişiminin yarım kalmasına neden
olan kişi yine, kendi anne-babası olabiliyor.
Bilinçsiz ve plansız bir anne babalığın tüm
yükünü masum yavrular çekmek zorunda
kalıyorlar. Bunun için illa da, ana baba okulu
diyorum.
Okuduğum bir haberde şöyle diyordu.
“Modern anne-baba mağara insanının
gerisinde kaldı.” Çünkü, onlar bebekle-
rin ağlamalarına izin vermiyorlar, anneler
bebeklerini daha çok kucağında ve sırtında
taşıyor, uzun yıllar emziriyordu. Çocuklar
dövülmüyordu, doğayı keşfederek oynuyor,
maneviyatı gelişiyordu.
ANA- BABA OKULU
“ABD’de 1880, Fransa’da 1929’lı yıllarda
başlatılan ana-baba okulları, öğüt vermek
yerine ana babaların kişisel çabalarını
uyandıran, onlara rehberlik eden ve
dayanışma duygusunu kazandıran birer ku-
rum niteliğinde ortaya çıkmıştır.
1949’da yeniden örgütlenen Paris Ana-Baba
Okulu’nda, haftanın belirli günlerinde ana-
babaların görüşmeye, bilgiler istemeye gele-
bilecekleri bir kabul servisi oluşturulmuştur.
Böylelikle yılda 1000’den fazla ziyaretçi
kabul edilmiştir. Ana baba okulu konusunda
Fransa’yı, başta İsviçre, İtalya, Hollanda ve
Lüksemburg olmak üzere diğer Avrupa ülke-
leri izlemiştir.
Ana –baba okululunun çalışmalarının temel-
leri Türkiye’de ilk kez 1962-63 yıllarında
Ord.Prof. Dr. İhsan Şükrü Aksel’in Akıl
Hıfzısıhha Cemiyeti Başkanı olarak, Me-
diko-Sosyal Merkezi ve Askeri Tıbbıye’de
başladığı anne-babalara haftalık sohbet
toplantılarıyla atıldı.
Ülkemizde sistemli ve programlı bir ana-
baba okulu modeli ise İstanbul Üniversitesi
Edebiyat Fakültesi Eğitim Bilimleri Bölümü
tarafından 1989 yılı başından itibaren
gerçekleştirildi.
Ailelerin eğitilmesi; çocukların hakları,
sağlıklı gelişmeleri konusunda yaygın ve
mecburi bir rehberlik bulunmamaktadır.
Ancak, her anne baba kendi çabalarıyla,
kendini yetiştirmekte ve geliştirmektedir.
Ailelerimizin bilinçlendirilmesi, asla ve asla
hafife alamayacağımız kadar önemli; bu
eksikliğimizin acılarını, hem aile olarak hem
de toplum olarak, zor ödeyebiliyoruz.
Dostlarımla sohbet ederken, şöyle
söylediğim çok oluyor. “Evlilik eğitimi
almadan yuva kurmanın, anne babalık
eğitimi almadan da çocuk sahibi olabilme-
nin mümkün olamayacağı; devletimizin
yasalarla desteklediği, ağır yaptırımlarla
mecburi tutması gereken, millî bir politikamız
olmalıdır.”
Psikiyatrist. Pof. Dr. Nevzat Tarhan şöyle
diyor:
“Yuva sıcaklığını hissettirin: Beklemediği
bir anda çocuğa gülümsemek onda güven
ve bağlılık duygusu uyandırır. Korktuğu,
heyecanlandığı anda elini tutmak, hafızasında
olumlu izler bırakır. Bedensel dokunmalar
çocuğa güven verir. Sevginin egemen olduğu
ev modelinde anne babanın otoritesi azalmaz,
tam tersine çocuğun büyüklere duyduğu saygı
daha da artar. Anne ve babasının sevgisini
kaybetmemek için iyi şeyler yapmaya çalışır.
Kişiliğine değer verilen, sığınacak yuvası
olan çocuk hayatta daha başarılı olur.”
Yeni bir yıla gireceğimiz şu günlerde, tüm
OBJEKTİF GAZETESİ yazarlarımıza ve
okuyucularımıza; sağlıklı, mutlu, başarılı nice
güzel yıllar geçirmelerini dilerim.

ÇOCUK DÜNYASI
Hatice YILDIRIM
Araştırmacı
e-mail: akabeay@free.fr
2011’den 2012’ ye Geçerken!
Maalesef , 2011 yılına son anda damgasını
vuran olay, Fransa meclisi genel kurulunun,
1915 olaylarının ‘soykırım’ olmadığı yönün-
deki ifadelerin suç sayılmasını öngören yasa
teklifini kabul etmesi oldu.
Türkiye, konuyla ilgili taslağın oylanması
halinde Türkiye’nin Fransa’ya karşı siyasi,
askeri ve ekonomik yaptırımlar oluşturucağını
kesin bir biçimde belirtmişti.
Oylamanın yapıldığı günün sabahında Fran-
sa’da yaşayan Türkler, Azeriler ve tasarıya
karşı diğer bütün insanlar günün erken saat-
lerinden itibaren, ellerinde Türk ve Fransız
bayraklarıyla, Fransa parlamentosunun
önünde toplanmaya başladı, yapılan protesto
süresince herkes umutla oylamaya katılan
vekillerin sağduyulu davranıp bu tasarının
reddedilme kararını duymayı bekledi son ana
kadar.
Oylamadan önce, taslağı hazırlayan milletve-
kili, Boyer, oylamaya katılan 50 milletvekil-
line Türkiye’nin ekonomik boykot tehdidinin
ciddiye alınmaması çağrısında bulundu ve
«Türkiye, Fransa gibi Dünya Ticaret Örgütü
üyesi, bizi boykot edemez» dedi. Ama bunları
dile getirirken Fransız mallarında yapılacak
sivil boykotu göz önünde bulundurmadığı
bir gerçek. Oylama sonucunda, 577 milletve-
killinden sadece 50’sinin katılımıyla kabul
edilen tasarı, Türk-Fransız ilişkilerinde soğuk
rüzgarlar estirdi.
Peki, bu olay dünya ve Fransız basınında
nasıl yer aldı ?
Marianne, ‘Ermeni soykırımı’: Sarkozy oy
avında». Burada Sarkozy’nin Ermenistan
gezisinde Aznavur ve 500 bin Ermeniye
verdiği sözü tuttuğunu belirtiyor. Fransız
Dışişleri Bakanı Alain Juppé’nin, yasa teklifi
hakkındaki sozlerine değinerek ‘Bu tekli-
fin entelektüel, ekonomik ve diplomatik
açıdan adı konmamış bir aptallık’ olduğunu
belirtmiş.
Guardian, Fransız Dışişleri Bakanı Alain
Juppé’nin sözlerine yer vererek, kendisinin
«Türk dostlarımızın aşırı tepki göstermesini
istemiyoruz» dediğini, teklifi «Faydasız ve
yapıcı değil» diye niteleyerek gerilimi hafi-
fletmeye çalıştığını belirtiyor. Ve Juppé’un
şu sozlerinin altını çiziyor : «... Türkiye’nin
gururlu bir ulus olduğunu, bellek ve tarih
konusunda çalışması gerektiğini, ancak
bunu sağlamanın yolunun Fransa’nın cezai
yaptırımları olmadığını söyledi».
Daily Telegraph ise aynı ifadelere yer vere-
rek, bu kararın Fransız sağını böldüğü yoru-
munu yapıyor.
Les Echos, «’Ermeni soykırımı’ yasası: Tür-
kiye Fransa’yla ilişkileri gözden geçiriyor.
Yasa teklifinin kabulünün ardından Ankara
Paris ile karşılıklı ziyaretleri ve siyasi ve as-
keri işbirliğini askıya aldı.»
Le Parisien, «’Ermeni soykırımı’: Türkiye
Fransa’yla ilişkileri donduruyor: Ulusal
Meclis Türkiye’nin misilleme tehditlerine
rağmen yasa teklifini kabul etti.
Fransa ile Türkiye arasında ton yükseliyor:
Fransız diplomatik kaynakları, ‘2001 yılında
da bu senaryoyu yaşamıştık, ardından yavaş
yavaş her şey yeniden yoluna girdi’» diyor.
Prof. Dr Suat Gezgin’in konuyla ilgili bir
yazısında belirttiği gibi, Fransız Ulusal Mecli-
si tarafından kabul edilerek 29 Ocak. 2001’de
yürürlülüğe giren «sözde» Ermeni soykırım
yasası ile Türkiye Fransa ilişkilerinde yeni bir
dönem başlamış oldu. Bu dönemin en karak-
teristik özelliği olarak ilk etapta alınan bir
takım caydırıcı ekonomik yaptırımlar dikkat
çekmektedir. Önümüzdeki günlerde yine bu
tür ekonomik yaptırımların Fransa’ya karşı
uygulanması olasıdır. Ancak burada Türkiye
açısından bakıldığında dikkate alınması gere-
ken diğer bir konu ise, Fransız Ulusal Meclisi
tarafından kabul edilen ve yürürlülüğe giren
bu yasanın gelecekte Türkiye’nin uluslararası
ilişkilerini ne şekilde ve ne boyutta
etkileyeceğidir.- Ermeni sorununu ile ilgili
http://www.ermenisorunu.gen.tr/ sitesini
gözden geçirmenizi şiddetle tavsiye ederim-
Bence konuyla ilgili en objektif açıklamayı,
İskoç asıllı akademisyen Norman Stone
yapıyor ; kendisi aynı zamanda İngiltere’de
«Demir Lady» olarak bilinen Margaret
Thatcher’ın Dışişleri Bakanı olarak görev
yapmış, yazdığı «World War One», Bi-
rinci Dünya Savaşı’nı inceleyen kitabında
1915 olaylarına da açıklık getirmiş ve Er-
meni diyasporasının «soykırım soykırım»
diye öne sürdüğü olayı aslında soykırım
değil, tarafların karşılıklı öldürmesi olarak
açıklamaktadır. Buna ek olarak, Stone, Rus-
larla birlikte Osmanlı’yı arkadan vurmak
isteyen Ermeni terör örgütlerinin bölgede
yaşayan zengin Ermeni ailelerinden para
istediğini ve istediklerini alamayınca bin-
lerce masum iyi niyetli insan katledildiğini
belirterek yaşananların soykırım olmadığının
açıkça altını çizmiştir. Buna bağlı olarak asıl
yaşananların sorumlusunun Doğu Anadolu
bölgesinde Ruslarla işbirliği içinde olan Er-
meni terör örgütleri olduğunu göstermiştir.
Stone verdiği bir demeçte, Birinci Dü-
nya Savaşı sırasında İstanbul’u işgal eden
İngiltere’ye, Doğu Anadolu Ermeni devletini
kurmak için, Ermeniler tarafından, arşivlerde
olmayan sahte belgeler sunulduğunu ve bel-
gelerin biraz incelendiğinde sahte olduğunun
farkedildiğini ama Ermenilerin, iddialarına bu
sahte belgeler üzerinden hâlâ devam etmekte
olduğunu açıklamıştır. Buna ek olarak, Stone
ayrıca altını çizerek açıklamakta ki, eğer or-
tada bir soykırım varsa, bu Balkanlar’da, Kaf-
kaslar’da ve Kırım’da muülüman Türkler’e
yapılan soykırımdır.
«....Ermeni soykırımını yok sayan söy-
lemleri suç sayan bu çabaların teklife-
rinin tamamen siyasi ve ekonomik çıkar
amaçlıdır» ( Stone)
Fransa’da yaşayan Ermeni diyasporası sayısı
az olsa da, büyük bir ekonomik güce sahipler,
ayrıca Fransız toplumunda elit güce sahipler
ve diyasporadan önemli isimler Fransa’nın
politikalarına yön veren etkili kişilerdir. Bu-
nun sonucunda, bu insanlar siyasal güçlerini
ve nüfuzlarını siyasi partiler üzerinde baskı
aracı olarak kullanmaktadırlar.
Bu zengin Ermeni diyasporasının, Erme-
nistan gibi görece fakir bir ülkede, kendi
soydaşlarına yardım eli uzatmak dururken
neden bu tarz işlerle uğraştıklarını anlamak da
gerçekten zor. Bu da gösteriyor ki, tamamen
ekonomik ve siyasi çıkarlara dayalı hesaplarla
tarihi çarpıtıyorlar.
Ayrıca, Stone bir tarihçi olarak ekliyor, «Bir
ülkenin ve bir parlamontonun kendini tarihçi
yerine koyması ve bilimi kişisel çıkarlar için
ayaklar altına alması kabul edilebilir bir şey
değildir».
Stone’nun açıklamasında en haklı bulduğum
nokta Ermeni diyasporasına olan bakış
açısı; bunu «diyasporatik hastalığı» olarak
adlandırıyor ve şöyle anlatıyor :
«..O kadar umutsuz hissediyorsunuz ki, her
sabah kalkınca aynaya bakınca ağlamaya
başlıyorsunuz. Sonra bu acınacak halinize
bakıp bir sorumlu arıyorsunuz ve en yakın
komşunuza saldırıyorsunuz. Büyük büyük
babalarınıza ve annelerinize ne olduğunu
düşünmekten kendinizi alamıyorsunuz; hayal-
ler kuruyor ve kendi başarısızlıklarınızın
faturasını başkasına kesiyorsunuz.
Tam bir rezillik, kötü niyet, şeytani bir fana-
tizm.» Ve ekliyor : «Başta Fransa ve Batı’nın
bu duruma son vermesi gerek.»
Peki, Ermeni diyasporasının oynadığı bu
« Ermeni soykırımı tiyatrosu »nun bir sonu
var mı?
Stone «Yok» diyerek ekliyor ; onlar bu
yukarıda bahsi geçen hastalıkla yaşamayı
seviyorlar. «Avrupada ve Amerika’daki Er-
meni diyasporasında hiç kimse Ermenice
konuşmuyor ! Yeni kuşaklar da Ermenice
konuşmak istemiyor. Ermenistan’ın içinde
bulunduğu acınacak durum da umurlarında
değil ve yaşadıkları ülkelerin Ermeni kilise-
lerinde soykırım soykırım diye sızlanmaktan
başka bir şey yapmıyorlar. Bu yüzden bu
sorunun tamamen ortadan kalkacağına
inanmıyorum».
Durum buyken peki, başta Fransa olmak
üzere Avrupa’da yaşayan biz Türkler ne
yapmalıyız? COJEP UNIV Başkanı Lokman
Balkan ile telefonda yaptığım görüşmede
kendisinin de belirttiği gibi biz de Ermeniler
gibi siyasal ve sosyal alanlarda lobileşme
yoluna gitmeliyiz. Kalbinde Türkiye sevgisi
olan Avrupalılar olarak sözümüzü dinlenir
kılmalıyız ; bunun için de içinde yaşadığımız
sistemi iyi bilip, bu sistemde yerimizi
almalıyız.
Gizem Kabadayı
gizem.kabadayi@gmail.com
Objektif Gazete | Ocak / Janvier 2012 * N° 67
info@objektifgazete.fr
O
35 36
Fransa’da Parlamento Önünde 5 Bin
Türk Yasa Tasarısını Protesto Etti
Haber ve Fotoğrafar: Adem GÜRSAL / Paris
“Ermeni soykırımının
inkarını cezalandıran” yasa
teklifi Meclis’ten geçti. 577
milletvekili bulunan Fransa
Ulusal Meclisi’nde sadece 53
milletvekili oylamaya katıldı.
Yasa teklifi 45 Evet, 6 Hayır,
2 de çekimser oy kullanılan
oturum sonrasında Meclis’ten
geçti.
Parlamento önündeyse Türkler
bu yasa teklifine sessiz kal-
mayarak milletvekillerini ve
Sarkozy’yi protesto gösterisi
yaptılar.
Sabahın erken saatlerinden itibaren Paris, Metz, Lyon, Stras-
bourg, Nantes ve Avrupa’nın
diğer kentlerinden gelen yaklaşık 5000 kişi, Fransa Ulusal
Meclisi’nin önünde Türk ve
Fransız bayraklarıyla inkar yasası teklifine karşı pankartlarla
gösteri yaptı. Türkler’den
bazılarının da sabah namazlarını parlamento önündeki mey-
danda eda ettiği görüldü.
Paris Anadolu Kültür Merkezi Başkanı Demir ÖNGER, yalnız
bağırıp çağırmakla olmayacağını, kendilerine ihanet eden
milletvekillerinin sandıkta cezalandırılmasını istedi. Polis,
şehir merkezinde geniş güvenlik önlemleri alırken Ermeni
gruplar ya da diğer karşı gruptan kimse
parlamento çevresinde görülmedi.
Türk göstericiler, “Tarihi tarihçiler
yazar, siyasetçiler değil”, “Tarihi
tartışma, siyasi tartışma olamaz»,
«Düşünce özgürlüğü ihlal edilmesin”,
”Dedelerimiz katil olamaz”, ”Kat-
liam değil vatan savunduk” yazılı
pankartlarla yasayı protesto ettiler.
Yasa aleyhine sloganların atıldığı
gösteride, polislerin çok sıkı güvenlik
önlemleri aldığı görüldü.
Türkiye’de ise bu yasaya karşı halk
kara lekeyi asla kabul etmeyiz,
ecladımıza laf ettirtmeyiz, biz ta-
rihimizle övünürüz, Fransa kendi
tarihiyle hesaplaşsın vb… ifade-
lerle tepkilerini dile getirdi. Türkiye
Başbakanı Recep Tayyip Erdoğan
da, yasanın geçmesi halinde geri
dönülmez yaptırımların olacağını
vurguladı. Erdoğan, Fransa parla-
mentosunda 1915 olaylarıyla ilgili Ermeni iddialarının
inkârını suç sayan düzenlemenin kabul edilmesini “çok
büyük talihsizlik olarak” değerlendirdi. Bu düzenlemeye
ilişkin Erdoğan; ”Bunlar ne kadar ciddiyetten uzak bir
yaklaşım tarzıdır, nasıl sulandırılmış bir oylamadır anla-
mak mümkün değil. Bu girişim
haksızdır, isabetsizdir ve bu kararı Türkiye olarak
şiddetle kınıyoruz “ dedi.
Başbakan’ın yasa tasarı ile Fransa hakkındaki ana başlıkları
şöyle ;”Bütün uyarılarımıza rağmen bu tasarı oylanarak kabul
edilmiştir. Böyle bir kararın Fransa’da alınmış olması bizden
çok Fransa açısından büyük bir talihsizlik. İnsan haklarına
tamamen ters. Bu Fransa-Türkiye ilişkilerinde telafisi zor
yaralar açacaktır. Bu oylamanın 1979’da Paris’te Fransız
ataşesi Yılmaz Çolpa’nın öldürüldüğü günle aynı güne denk
gelmesi ayrıca manidardır. 577 milletvekilinin bulunduğu bir
parlamentoda sadece 45 milletvekiliyle oylanması daha da
manidar. Aramızdaki ilişkiler 100 yıllık değil çok daha eski-
lere dayanıyor.
Asırları mütecaviz bir ilişkisi olan Fransa-Türkiye
ilişkilerinin, sadece yaklaşan seçimlerin ve oy kaygısı olan
Sarkozy tarafından ihlal edilmesi anlamına geliyor. Bu aynı
zamanda Fransa’ya karşı yapılmış büyük bir haksızlıktır.
Ben şu soruyu soruyorum. Fransa’da ifade özgürlüğü var
mı? Ve cevabını
da ben veriyorum
“Yok”. Bu oylamada
Cumhurbaşkanlığı se-
çimi öncesinde ırkçılık
ve yabancı düşmanlığı
ile siyaset vardır.
Seçimleri kazanma
uğruna, İslamafobi’ya
körüklenmektedir.
Sadece Fransa değil,
Avrupa adına da kaygı
vericidir.
Son derece kasıtlı ve art
niyetli alınan bu karara
sessiz kalmamız söz
konusu değildir. Burada
şunu da ifade etmek
istiyorum. Bu kararın
nasıl yanlış karar
olduğunu bilgilendir-
mek amacıyla çalışma
başlatacağız. Afrika
ve Ortadoğu’yu da bilgilendireceğiz,.bir zamanlar bu böl-
gelerde yapılan soykırımları dünyayı dolaşarak anlatacağız.
Bu ırkçı ayrımcı tavrı anlatacağız. Bizim tarihimizde böyle
bir soykırım yok. Bunu kabul etmiyoruz. Tarih bilmeyenler
ülkende Yahudi soykırımından bile bahsediyor. Ben onlara
Endülüs’ten kaçan Türkiye’ye sığınan atalarını, tarihlerine
bir sormalarını rica ediyorum. Fransa ile ilişkilerimizi gözden
geçiriyoruz.
Etap etap ilişkilerimizi gözden geçiriyoruz . İlk etapta Paris
Büyükelçimizi istişare için Ankara’ya çağırıyoruz.”
Erdoğan, hayır oyu verenlere teşekkür etti
Başbakan Erdoğan, “Ayrıca sorumlu davranan ve teklife karşı
oy kullanan vekillere de teşekkür ediyorum.
Biz tarihimizle gurur duyuyoruz. Bizi sıkıntıya düşürecek
tarihimiz yok. Tarihimizde yaşanan her türlü olayla yüzleşiriz.
Biz bütün arşivlerimizi açtık, varsa başkaları da açsın gel-
sin tarihçiler araştırsın. Tarih parlamentolarda oylamalarla
yazılmaz. Olsa olsa oylamalarla çarpıtılır. Tarihi çarpıtanları
ve siyasi emellerine alet edenleri tarih de halklarda affetmeye-
cektir.”
Fransa Meclisi Yasalar Komisyonu, iktidardaki Halk Ha-
reketi Birliği (UMP) Marsilya Milletvekili Valerie Boyer
tarafından hazırlanan yasa tasarısını 7 Aralık’ta kabul etmişti.
Tasarıda,”Fransız yasaları tarafından tanınan soykırımların
reddi, bir yıl hapis ve 45 bin euro para cezasına çarptırılır” ifa-
desi yer alıyor. Fransa parlamentosu, 29 Ocak 2001 tarihinde,
”Fransa, 1915 yılındaki Ermeni soykırımını tanır” ifadesiyle
kaleme alınan bir yasayı onaylamıştı.
Türkiye’nin Fransa Büyükelçisi Tahsin
Burcuoğlu Paris’ten ayrıldı
Fransa Meclisi’nden yasa teklifinin geçtiği gün Türkiye,
Fransa Büyükelçisi Tahsin Burcuoğlu’yu “Ankara’ya
istişarelerde bulunmak üzere” çağırdı. Burcuoğlu Türk Hava
Yolları’nın yerel saatle 7.40 uçağıyla Paris Charles de Gaulle
Havaalanı’ndan İstanbul aktarmalı Ankara’ya doğru hareket
etti. Türkiye’ye vardığında basın mensuplarına açıklamada
bulunan Burcuoğlu , “Şimdi Fransızlar kendi içinde
hesaplaşıyor” dedi.
Bakan Egemen Bağış ; “Irkçılık, ayrımcılık ve yabancı
düşmanlığı temelinde bir karar” sözleriyle Fransız parla-
mentosunun kararını yorumlayarak, “Eğer, Sarkozy tarihi
bir olayı tarihçilere bıraksaydı, ülkesinin de üyesi olduğu
AB’nin yaşadığı ekonomik krizi çözmeye yönelse daha
iyi olurdu” yanıtını verdi. Fransız mallarının boykot edilip
edilmeyeceğine yönelik bir soruya ise Bağış, ”Türk halkı
duygusaldır ve tepkisini gösterecektir. Bunu geçmişte gördük.
Alışveriş yaptıkları mağazaları, dükkanları
ya da uçacakları firmaları seçeceklerdir”
yanıtını verdi.
ERDOĞAN, 8 MADDELİK YAPTIRIM
PAKETİNİ AÇIKLADI
Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, Fran-
sa’ya karşı uygulanacak yaptırım pake-
tini de açıkladı. İşte Fransa’ya uygulana-
cak yaptırımlar:
1- Paris Büyükelçimizi Ankara’ya
çağırdık.
2- Siyasi, askeri ve ekonomik maliyetli
faaliyetleri, personel değişimi ve eğitim
gibi bütün faaliyetleri iptal ediyoruz.
3- Askeri tatbikatlar iptal edildi.
4- Fransa ile her türlü istişareler durdu-
ruldu.
5- Fransız askeri uçakları her uçuş için
Türkiye’den ayrı ayrı izin alacak.
6- AB eşleştirme projelerinde Fransa’yla
işbirliğine gitmeyeceğiz.
7- Askeri gemilerin liman ziyaretleri izin başvurularını
bugünden itibaren reddediyoruz
8- 2012 yılı Ocak ayında planlanan Türkiye -Fransa
Ekonomik Ortaklık Komitesi Toplantısı’na katılmama
kararı alındı ve bu toplantı yapılmayacak.
Objektif Gazete | Ocak / Janvier 2012 * N° 67
info@objektifgazete.fr
O
34 37
Ne Kadar Benciliz ?
Dünyanın bizim etrafımızda değil ken-
di etrafında döndüğünü kabullen-
memiz lazım. O kadar kendimizle
ilgilenir olduk ki, dünyada olan onca
olaya rağmen en dertlisi haline gel-
dik. Zamanın en az olduğu dönemdeyi
z. Çok meşgulüz biz. Artik hiç bir şeye
vaktimiz yok. Kendimizle meşgulüz ve
zaten bunun dışındakilerin de çok fazla
bir önemi yok.
Misal, sen karnıını tıka basa doyururken
dünya üzerinde bir yerlerde açlıktan ölen-
ler varmış kimin umurunda ! Nasıl olsa
senin karnın tok. Hatta o kadar tok ki pat-
lamak üzeresin !
Kat kat yorganı üzerine çekip
sıcacık yatağında uyurken bir yerler-
de soğuktan donan çocukların olması seni
niye ilgilendirsin ki ? Ya
da birazcık ısınmak uğruna yanan
bir gencin ne önemi var ? Aman
canım dünyayı sen mi kurtaracaksın ?
Nasıl olsa senin tuzun kuru !
İşte bu kadar benciliz. Yok canım o kadar
da değiliz deme ! Kaç kere aklına geldi
yemek yerken o an aç bir çocuğun üşüy
or olabileceği ? Hiç bu sebepten lokma
büyüdü mü boğazında ? Yutkunamadığın
oldu mu hiç ? Ve sonrasında iştahının
kaçtığı ?
Ama sen de haklısın. Tek başına senin
elinden ne gelir ki ? Nasıl olsa onlara
yardım eden birileri vardır . Mutlaka
biri de onlar için bir şeyler yapıyordur.
Hem onların o durumundan sen me-
sul değilsin ki. Senin yüzünden bu duru-
mda değiller ya !
Bak gördün mü nasıl da kolay
sıyrılıverdin işin içinden. Bu kadar basit !
Peki vicdanın gerçekten rahat mı ? Nasıl
unutursun komşun açken kendinin tok
yatamayacağını ? Hakikaten, en son ne
zaman sordun komşunun halini hatırını ?
Ama doğru senin yapılacak o ka-
dar çok işin var ki kendine zor va-
kit ayırıyorsun ! Kaldı ki akraba,
konu komşular… İyilerdir canım,
her sorduğunda öyle demiyorlar mı ?
« İyiyiz, ya sen ? «. Sen de her sefe-
rinde aynı cevabı verirsin « İyiyim «.
Alışkanlık gibi... Onlar sormuş olmak
için sorar, sen cevap vermiş olmak
için cevap verirsin. Peki ya en son ne
zaman gerçekten nasıl olduğunu me-
rak ettiğin için birine «nasılsın ? «
dedin ? Ha bir de yalnızlık var di
mi o hep şikayet ettiğin. Aman iyi
ki de yalnızsın, ne de olsa birileri-
ne ayıracak vaktin yok !
Hayat acımasız, insanlar kötü. Kimse
kimsenin iyiliğini düşünmüyor. Baba
mıza güvenemeyeceğimiz bir döneme
geldik. Ya sen ? Kendine güveniyor
musun ? Gönül rahatlığıyla birine «
Bana güvenebilirsin « diyebilir mi-
sin ? Bu sözün hakkını verebilir mi-
sin ? Emaneti hakkıyla koruyup,
kendi haklarını gözettiğin kadar
başkalarınınkini de gözetiyor mu-
sun ? Yoksa sen de aslında o
hep şikayet ettiğin « HERKES « gibi
misin ?
Evet belki bu dünyayı sen kurtaram
azsın ama bir şekilde bir yerlerden
başlamak için dönüp bir kendine baka-
bilirsin. En azından kendini düzeltmek
senin elinde. Dünyanın öbür ucun-
daki yoksulluk veya savaş için elinden
bir şey gelmiyordur belki ama çevrene
iyi baktığında, maddi anlamda bir şey ya-
pamasan bile, senin dostluğuna, içten bir
gülümsemene muhtaç, derdini emanet
bilip alabileceğin kişiler mutlaka vardır.
Bu dünya sadece para kazanmak
için geldiğimiz bir yer değil. Kardesi-
nin, çocuğunun sana, senin onu dinle-
neme, onunla vakit geçirmene, ona za-
man ayırmana ihtiyacı muhakkak vardır.
Dünya ne senin etrafında, ne de bir
başkasının etrafında dönüyor. O sadece
kendi ve güneşin etrafında dönüyor. Ve
senin bu kadar bencil olmaya hakkın yok
! Bu dünya sizden ibaret değil . Bir kere
de bakmış olmak için değil görmek için
bak etrafına ! Eminim şimdiye kadar
farkedemediğin birçok şeyi göreceksin.
Unutma, belki de şu an sen sıcacık evinde
kahveni yudumlayarak bu satırları okur-
ken, bir yerlerde küçücük ma-
sum bir çocuk bir apartman
köşesinde oturmuş, cılız bacaklarını yine
cılız olan kollarının arasına almış,
açlığını ve soğuğu bastırmak
için gidebileceği sıcak bir
evin olması hayalini kurar-
ken farkında dahi olmadan bu dünyadan
göçüyor olabilir.
Hiç düşündün mü bir annenin göz-
lerinin önünde açlıktan eriyen
evladını bağrına basarken neler
hissediyor olabileceğini ya da
hain bir kurşunun babasına sapla
nışına şahit olan bir çocuğun için-
de bulunduğu durumu
? Bunları düşünüp de kayıtsız ka-
labilir, vicdanı el verip de rahat
uyuyabilir mi insan ? Batmaz mı
o yatak ona ? Taş gibi oturup kal-
maz mı lokma boğazında ? Mut-
laka yapılacak bir şeyler vardır. Ama
emin ol o yapılması gereken şeyi kim-
se yapmaz çünkü HERKES nasıl olsa
BİRİNİN yapacağına inandırır ken-
dini. O BİRİ olmayı ise kim-
se düşünmez. Ya sen hiç düşündün mü
?
O BİRİ ben olmak istiyorum...
Emel SARMAŞIK

AIDS SORUNU

Değerli okurlar,
AIDS, Acquired Immuno Deficiency
Syndrome kelimelerinin kısaltması ola-
rak ortaya çıkmış ve Edinilmiş Yetersiz
Bağışıklık Sistemi Sendromu olarak
Türkçe’ye çevrilmiştir.
AIDS ilk olarak 1981 yılında Amerika
Birleşik Devletleri’nde keşfedilmiştir.
Keşfinden hemen sonra hızla yayılarak;
erkek, çocuk, siyah, beyaz, Latin, Asyalı,
zengin, fakir demeden birçok insanın
ölümüne neden olmuştur.
AIDS için halen kesin olarak bilinen
bir tedavi yöntemi bulunmamaktadır.
AIDS’ten korunmak, bu tehlikeli ve
ölümcül virüsün yayılmasını önlemek
için uygulanabilecek tek yoldur. HIV,
Human Immune Deficiency Virus, vü-
cut bağışıklık sistemi virüsü, AIDS
tamamen vücut bağışıklık sistemi ile
ilgili olduğundan, hastalığa sebep olan
virüse bu isim verilmiştir. Virüs, insan
vücudunun hastalıklara karşı direncini
sağlayan bağışıklık sistemini etkisiz
hale getirmektedir. Vücut bağışıklık
sisteminin etkisiz hale gelmesi, virüsten
etkilenmeden önce kolayca başedebildiği
deiğer hastalık mikroplarıyla artık
çarpışamayacak duruma gelmesi de-
mektir. Bu da basit bir enfeksiyonun
bile ölümcül hale gelmesine sebep ola-
bilir. AIDS hastalarının yarısından çoğu
bağışıklık sistemlerinin etkisiz hale gel-
mesi yüzünden basit enfeksiyonlara yeni-
lerek hayata veda etmişlerdir.
İnsan vücudu bir defa HIV virüsü ile
enfekte olmuşsa artık bu virüsün hiç-
bir şekilde yok edilmesi ya da vücuttan
atılması mümkün değildir. Fakat, virüsün
etkilerine engel olmak için bir takım il-
açlar geliştirilmiştir. Bunlardan ilki ve e
nçok bilineni AZT (Zidovudine) adı ve-
rilen ilaçtır. Bu ilaç virüsün çoğalmasını
engellemektedir. AZT AIDS virüsünün
meydana getirdiği belirtilerin görünme-
sini engellemekte ve AIDS’li hastanın
yaşamının kısmen de olsa uzamasını
sağlamaktadır.
Bilim adamları AIDS’le savaşabilmenin
diğer yollarını aramaya devam etmek-
tedirler. Son yıllarda bu konuda büyük
gelişme kaydedilmiştir. AIDS’e karşı ko-
runmak için aşıların testleri halen deney-
sel aşamadadır. 1990 yılının başlarından
itibaren bu konuda başarılı sonuçlar kay-
dedilmektedir.
AIDS dokunma, öpüşme, solunum gibi
dış kontaklarla bulaşan bir hastalık
değildir. Bu nedenle insanların AIDS’li
hastalara yaklaşmaması ya da onları to-
plumdan dışlaması hem gereksiz hem
de yanlış bir tutumdur. Çünkü AIDS’li
bir hastaya dokunarak veya yanında bu-
lunarak AIDS’e yakalanmanız mümkün
değildir. Ayrıca AIDS evcil hayvanlar-
dan, tuvaletlerden, yüzme havuzlarından,
tabak ya da bardaklardan bulaşıcı özellik
göstermez. Bu nedenle insanların bu
konularda korkutulması ya da yersiz bir
kaygıya neden olunması çok yanlıştır.
AIDS’in ana bulaşma yolu seksüel
birleşme, uyuşturucu kullanıcılarının en-
jektörlerini paylaşması ve çok da az olsa
kan transferidir.
Neden AIDS’i daha önce duymamıştık?
AIDS 1981 yılına kadar tanımlanmış bir
hastalık değildi. AIDS’in izinin sürül-
mesi doktorların bu bilinmeyen hastalığı
yeterli derecede tanımasıyla başladı.
AIDS’in ilk rastlandığı 1981 yılında
ABD’de 316 kişinin AIDS hastalığına
yakalandığı tespit edilmiştir. Beş yıl sonra
1986 Ağustos’unda 23.000 vaka rapor
edilmiştir. Hastalığın artışı büyük bir
hızla devam etmiş ve 1990’larda sadece
ABD’de 60.000’in üstünde AIDS hastası
tespit edilmiştir. Bu hızlı artış, bilim
adamları, doktorlar ve hükümetler için
bir alarm sinyali olmuş ve onları konuyla
ciddi biçimde ilgilenmeye itmiştir.
AIDS’in gerçek kökeni bilinmemek-
tedir. Çünkü AIDS yeni gelişmiş bir
hastalıktır. AIDS’in kökeni hakkındaki
en geçerli görüş hastalığın Afrika kö-
kenli olduğudur. Afrika’daki yeşil
maymunların taşıdığı bir virüs insanlarda
rastlanan AIDS virüsüne çok benzemek-
tedir. Bilimsel tahminler maymunlarda
rastlanan virüsün doğal ortamda orga-
nizmalar içinde yaşamını sürdürerek,
mutasyon geçirdiği ve burden da insan-
lara geçtiği üzerinde yoğunlaşmaktadır.
Görülen mutasyonun çok nadir olduğu da
görüşler arasında yer almaktadır.
Bir başka görüş ise virüsün biyolojik
silah olarak üretilmek istendiği fakat
sonucun etkisi uzun sürede görüldüğü
için araştırmalara devam edilmediği ve
bir ara nasıl olduysa laboratuvar dışına
çıkarılarak insanlara bulaştırıldığı üzeri-
nedir. Yeşil maymunlar Afrika’nın çoğu
bölgesinde lezzetli bir yemek olarak
görülmektedir. Virüsün maymunlardan
insana iyi pişmemiş organlardan ya da
etlerin pişirilmeye hazırlanırken meydana
gelebilecek kesik vb. gibi yaralardan
bulaşmış olabileceği de düşünülmektedir.
Çünkü bilindiği gibi virüsün bulaşma
yollarının en önemlilerinden biri kandır.
Hastalığın ilk insana bulaşması böyle
olmuştur. Bundan sonra hastalık diğer
insanlara seksüel birleşme ve uyuşturucu
kullanımı ve kan transferleri sırasında
yayılmıştır. Afrika devletlerinin
birçoğu bu görüşün mantıklı olduğunu
savunmaktadır. Bu olayların hiçbiri ırkla
ilgili değildir. Şunu unutmamak gerekir
ki tek bir kişi değil tüm insanlık AIDS’in
gelişmesinden sorumludur ve biz de bu
sorumluluğu paylaşmaktan ve bu öl-
dürücü virüsün yayılmasını engellemek-
ten sorumlu sayılırız.
Saygılarımla.
CİHAN BİRCAN
Acil servis uzmanı
CH Marie Madeleine
FORBACH
Objektif Gazete | Ocak / Janvier 2012 * N° 67
info@objektifgazete.fr
O
35 38
Fransa’daki Ermeni Yasa
Tasarısına Bir Tepki de
TÜMSİAD’dan
Tüm Türkiye’yi, Türkler’i ama özellikle de
Fransa’da yaşayan Türkler’i yakından ilgilen-
diren Ermeni yasa tasarısına karşı bir tepki de
TÜMSİAD’dan geldi.
Derneğin Strasbourg’daki yeni merkezinde 20
Aralık 2011 tarihinde bir basın toplantısı dü-
zenleyen Dernek Başkanı ve Yönetim Kurulu
üyeleri, tasarıyı protesto ederek, bunun kabul
edilemezliğini dile getirdiler.
Dernek Başkanı Mahmut DEMİREL’in
açıkladığı görüşlerde, ana başlıklarıyla şu
düşüncelere yer verildi :
“Bu yasa çıktığında, Türkiye-Fransa ekono-
mik ilişkileri için son derece yakın ve gerçek
bir tehlike sözkonusu olacaktır. Fransa’nın
her seçim döneminde iç politika gündemine
yerleşen bu konunun Türk halkı için ne kadar
hassas bir mesele olduğu Fransız yönetimi
tarafından da yakinen bilinmektedir. Bu yasa,
Türkiye ile Fransa arasındaki ikili siyasi –
ekonomik ilişkileri zehirleyecek ve ileride
telafisi imkânsız sonuçlar doğuracaktır.
Fransa’da yaşayan Türkler olarak Fransa’dan
beklentimiz, tarihî gerçeklerle ve ifade öz-
gürlüğüyle bağdaşmayan yaklaşımlardan
kaçınarak, konunun çözümünün tarihçilere ve
bilimsel çalışmalara bırakılmasıdır.
Tümsiad olarak, Fransa’daki Türk şirket-
lerinin temsilcilerinden biri olarak, biz bu
konuda endişeliyiz. Neden ? Çünkü Türkiye
ile Fransa arasındaki özellikle de ekonomik
ilişkilerde çok zararlar olacaktır ve bu da tabii
olarak bizim aleyhimizedir. Biz bu husustaki
tepkilerimizi Fransız basınıyla da, kurum ve
kuruluşlarıyla da, siyaset adamlarıyla da pay-
laştık.
Fransa’ya da hiçbir getirisi olmayacak bu
denli riskli, tehlikeli bir girişimde neden ısrar
edildiğini hepimiz biliyoruz : yaklaşan seçim-
ler.
Biz bu noktada buradaki Türk halkına da bir
mesaj vermek istiyoruz. Sonuçta bu ülkede
Ermeni nüfus kadar Türk nüfus da yaşıyor.
Bizlerin de ekonomik gücümüz, oy potansi-
yelimiz var ama neden hâlâ ısrarlılar ? Çünkü
türk diyasporası, güçlü Türkiye’yi Fransa’da
yeterince temsil edemiyor. Bunun nedeni de,
bizlerin koordinasyon ve birlik-beraberlik
içersinde organize çalışmalar yürütmememiz-
dir.
Türkiye ile Fransa arasında, 11 milyar €’nun
üzerinde bir ticaret hacmi var. Böylesi büyük
bir ekonomik partnerle ilişkileri sıkıntıya
sokmanın Fransa’ya ne yararı olabilir ?
Bizim, buradaki Türkler olarak, ihtiyacımız
olan şey daha çok birlik ve beraberlik, daha
çok eğitim, siyasal alanda kendimizi daha çok
öne çıkarmaktır. Biz bunları yaptığımızda, şu
an Ermeni diyasporası ne kadar güçlüyse, biz
de en az o kadar güçlü oluruz ve bizim istedi-
ğimiz yasalar yürürlüğe sokulur.
Bu nedenle Türk insanına şu mesajı iletmek
istiyoruz : birlik olun, beraberce çalışın,
derneklere üye olun, seçimlere katılın, oy
potansiyelimizi gösterin. Bu cümleden ola-
rak, bütün vatandaşlarımızı ve derneklerimizi
biraraya gelmeye davet ediyoruz.
Biz de işadamları olarak ekonomik anlamdaki
gücümüzü ve Fransa ekonomisine olan katkı-
mızı göstermeliyiz.
İşte tüm bunları ancak birlik ve dayanışma
içinde olursak başarabilir ve Türk diyaspora-
sını etkili hale getirebiliriz.”
SOYKIRIMIN İNKARINI
CEZALANDIRMA
Murat V. ERPUYAN
president@ataturquie.asso.fr
Bilindiği üzere 22 Aralık günü Fransa Millet
Meclisi soykırım inkarının cezalandırılması
yasa tasarısını kabul etti. Şimdi tasarının
yasallaşması için Senato’dan geçmesi gere-
kiyor.
Aslında geçtiğimiz Mayıs ayında Senato yine
Meclis tarafından 2006 senesinde kabul edi-
len benzer bir yasayı reddetmişti.
Her ne kadar tasarıyı Meclis’e sunan Marsilya
milletvekili Bayan Valérie Boyer yasanın
Türkiye’ye karşı olmadığını söyleyebilmişse
de Fransa’nın kanunla tanıdığı iki soykırım
var: Birinci Nazilerin Yahudilere yaptığı
soykırım ki bunun inkârı zaten kanunla
yasaklanmış durumda, ikincisi Fransa’da
2001 yılında kabul edilen « Fransa Ermeni
soykırımını tanır » sözünün geçtiği tek mad-
delik kanun.
Buradan çıkan da açıkca Ermeni soykırımı
olmamıştır demenin cezalandırılması.
Böyle bir yasaya neden karşı olunur ?
- Herşeyden önce parlamentoların tarih
yazma gibi işlevleri olmaması,
- Yine Parlamentoların geçmişi yargılama
yetkilerinin yokluğu,
- Herhangi bir mahkeme kararı olmaması ve
tarihçilerin de bu konuda tartışmaya devam
etmelerinden hareketle ifade ve düşünce
özgürlüğünün kısıtlanması nedeniyle.
Bu temel sakıncalara eklenecek birkaç konu
daha var.
- Her haliyle tasarı oy kaygısıyla, tıpkı 2001
ve 2006 da olduğu gibi, ortaya çıkıyor,
hem de birkaç ay önce Senato’da benzeri-
nin yukarıdaki gerekçelerle reddedilmiş
olmasına rağmen. Bu, devlet tutarlılığı ve
devamlılığıyla hiç uyuşmuyor.
- Tasarı «communtaurisme»e yol açıyor,
çünkü bir tarafta Ermeni kökenli Fransız
vatandaşları hoşnut edilmeye çalışılırken
diğer tarafta Türk kökenli Fransız
vatandaşları bir
anlamda dışlanıyor.
- Kin güdüsüyle
hareket eden-
lerin ekmeğine yağ
sürüyor.
Bunlara ek olarak
Fransa’da yaşayan
Türkiye kökenliler
doğal olarak iki
ülke ilişkilerinin
bozulmasına,
Türkiye’de franko-
foninin git gide
kan kaybetmesine
duyarsız kala-
mazlar. Ayrıca bu tip girişimler Ermenistan
ile Türkiye ilişkilerinin normalleştirilmesi
çabalarına da olumsuz etki yapacak ve iki
tarafın keskin milliyetçilerinin pozisyonlarını
sağlamlaştıracaktır.
Aslında Hrant Dink
cinayete kurban git-
meden önce bu tip
yasaların yersizliğini
gayet etkin bir şekilde
dile getirmişti :
« Paris’e gideceğim.
Orada Concorde
Meydanı’nda bir taşın
üzerine çıkacağım ve
haykıracağım: “1915’te
Ermenilere soykırım
yapılmamıştır!.” O taşın
üzerinden ineceğim,
Ankara’ya gelecek
Güven Park’ta bir taşın
üzerine çıkacağım ve
“1915’te Ermenilere
soykırım yapılmıştır!”
(diyeceğim)… Fransa bir kolumdan, Türkiye
öteki kolumdan tutup beni hapse sürüklemek
isteyecek. Ama ben düşünce özgürlüğünü
savunmaktan bir an bile geri kalmayacağım.
Bu benim bir aydın olarak, bir insan olarak
namusumdur, ödevimdir, sorumluluğumdur. »
Zaten Türkiye’nin AB’ye üyeliği
tartışmalarında art niyetli, peşin yargılı
görüşlerin ön plana çıkmasıyla Türkiye
kökenli Fransız gençler kendilerini dışlanmış
hissederek yaşadıkları ve vatandaşı oldukları
ülkeyle sorunlu hale gelmişken bu tip
girişimlerle bu his daha da güçlenmiş oluyor.
Soykırım olmuştur ya da olmamıştır
tartışmasına girmenin yeri yok. 1915’in
ve geçmişin acılarını zaten reddeden yok.
Sorun bu konuyu oy kaygısıyla piyasaya
sürerek yangına körükle gitmede. Sorun
parlamentoların bu konularda ahkam kes-
meleri. Zaten Fransa’da «sage / bilge» konu-
munda olan birçok aydın buna vurgu yapıyor,
örneğin Robert Badinter bu tip yasanın
anayasaya aykırılığını, Pierre Nora art niyeti
vurguluyor.
Kaldı ki tasarının yasallaşması halinde
Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’ne kadar
gidebilecek uzun bir hukuksal mücadelenin
başlaması kaçınılmaz gözüküyor. Bildiğim
kadarıyla, bu konuda, şu anda AİHM’de
Doğu Perinçek’in İsviçre’ye karşı bir davası
var.
Yine bu bağlamda Cezayir’de soykırım
yapılmıştır türünden tepkiler de ilkel ve
kendi pozisyonu ile ters düşen bir yaklaşım.
«N’olmuş yani sen de yaptın» anlamına
gelebilecek bir yanıtın neresi akıllıca
olabilir? Kesin olan her ülkenin geçmişinde
karanlık ve kanlı sayfalar var. Önemli olan
bunların zamanına uygun değerlendirilmesi,
unutulmaması, ders çıkarılması, kin yerine
uzlaşmanın, barışmanın sağlanması.
Bunun yolu da geçmişi iyi bilip algılamaktan
geçiyor. Etrafımızda insanlarla tartışmaya
girebilmek için bilgiye ihtiyacımız var. An-
cak bu konuda çok da donanımlı olduğumuz
söylenemez!
Her zaman yakındığım bir konu Türkiye
kökenlilerin ortak paydalarda biraraya gele-
memeleri ve içinde yaşadıkları toplumdan
kendilerini soyutlamaları ve bu toplumda
aktör olmamalarıdır. Uzun yıllar sonra ilk
kez bu yasa tasarı Türkiye kökenlilerde bir
kıpırdanmaya yol açtı. Bunun sonucu olarak
Ulusal Meclis’in önünde 3 ila 5 bin kişinin
katılımıyla bir protesto gösterisi yapıldı. Bu
gösteride beni en etkileyen, özellikle gen-
çlerin, «carte d’identité nationale» ile «carte
d’électeur»lerini ceplerinden çıkarıp biz de oy
veriyoruz ya da oy vereceğiz demeleriydi.
Evet, buradaki toplumsal yaşamın içinde olur-
sak, bizi de dikkate alırlar, böylece bağları
olduğumuz ülkeye de yararımız dokunmuş
olur.
Ancak, tepkilerimizi her zaman akıllı ve etkin
bir şekilde göstermemiz gerekir. Bazı gen-
çlerin «Hollande da Sarkozy de aynı, Marine
Le Pen’e oy vereceğim» tarzı tepkilerini bu
bağlamda değerlendirmek gerek.
Sorumlusu olduğum dernek yıllardır Tür-
kiye kökenli Fransızların seçim kütüklerine
yazılmaları, oy kullanmaları, yaşanılan
toplumda etkin bir konumda olmaları, acılara
ve sevinçlere katılmaları, paylaşımcı,
dayanışmacı rol oynamaları çabası içinde.
Bu yönde atılan her adımı desteklemeği
bir görev biliyor. İşte tam bu noktada
bir gencin inisiyatifini de destekliyor ve
herkesi bu girişime katkı da bulunmaya
davet ediyor:
Bu « Français(e) d’origine turque, je vo-
terai à la Présidentielle de 2012 ! » başlığı
altında kurulmuş bir site. Burada Türkiye
kökenlilerin oy gücüne vurgu yapılmak
istenmiş. Ol nedenle söz konusu sitede 50
bin, 100 bin imza görebilirsek başarı elde
edilmiş olur.
Bir elin nesi var iki elin sesi var !
Konuyla ilgili internet bağlantıları :
Bkz. http://www.lesfrancoturcsvotent-
en2012.fr
Yasa tasarısı ile ilgili “la course au vote
arménien” başlıklı tartışma forumu
http://bit.ly/nQLfwb
Paris’teki gösteriyle ilgili olarak http://bit.ly/
vAFSUX
Objektif Gazete | Ocak / Janvier 2012 * N° 67
info@objektifgazete.fr
O
34 39
Objektif Gazete | Ocak / Janvier 2012 * N° 67
info@objektifgazete.fr
O
35 40
Des valeurs, des saveurs
moona bölge bayi olarak, Sos ve mechouia
(hakiki zeytin yağli, közlenmiş sebzeler) mammülleri
Sadece helal üretim yapan imalathanemizde, üretilen
mamullerimiz, şoksuz, elle kesim yapilan etlerden
imal edilmektedir
GAMME MOONA : sauce, méchouia
CHARCUTERIE : a la coupe, libres services
100 çeşit şarkuteri (sosis, salam), taze mamulleri’ile sistemli biçimde, haftalık servis yapilmaktadır.
SERVIS ARAÇLARIMIZ SADECE TAZE MAMUL TAŞIMAKTADIR

z.a de florivoie 88640 GRANGES – SUR-VOLOGNES
Tel 03.29.51.69.36 fax 03.29.51.69.37
www.oz-tat.com
Objektif Gazete | Ocak / Janvier 2012 * N° 67
info@objektifgazete.fr
O
34 41
SURGELES : SELAM
SURGELES SUPERFRESH : pates, légumes
SURGELES ORIENTAL VIANDES : viandes, plat cuisines
öz-tat firmasının yan markası , ORIENTAL
VIANDES, hazır helal yemekleri özellikle elle
kesilen, etlerden üretilmisdir
Tanınmış markası’ile, güvenli ve
kaliteli SELAM helal, mamülleri
turkiye’nin ilk dondurulmuş gıda
markası SUPERFRESH, şimdi fransa’da
Superfresh, selam, oriental viandes bölge bayisi olarak, 70 çeşit dondulurlumuş mamulleri’ile sistemli biçimde servis yapilmaktadır.
SERVIS ARAÇLARIMIZ SADECE DONDURULMUŞ MAMUL TAŞIMAKTADIR
Tavuk sosis Tavuk burger Akcaabat köfte
Adana kebap Inegöl köfte Cevapcici
Urfa kebap
Tekirdag köfte
Objektif Gazete | Ocak / Janvier 2012 * N° 67
info@objektifgazete.fr
O
42
Yaşar Kemal’e Üst
Düzey Fransız
Nişanı
En üst düzey Fransız nişanı Legion
d’Honneur’ın Grand Ofcer (Büyük Su-
bay) mertebesiyle şerefendirilen usta
edebiyatçı Yaşar KEMAL’e nişanı, Legion
d’Honneur Büyük Şansölyesi Orgeneral
Jean-Louis Georgelin tarafından takdim
edildi.
‘Fransız Sarayı’ ola-
rak da adlandırılan
Fransa’nın İstanbul
Konsolosluğu’nda
düzenlenen törende
konuşan Orge-
neral Georgelin,
nişanın, Yaşar KE-
MAL’in olağanüstü
edebi güzergahına,
tüm eserlerinin
içine işlemiş hüma-
nizmaya ve kültür-
lerin çeşitliliği ile
kültürlerarası diyalog
hizmetindeki aralıksız hizmetlerine duyu-
lan saygıyı ifade ettiğini söyledi.
Fransa’nın Türkiye Büyükelçisi Laurent
Bili’nin ev sahipliğinde düzenlenen
törende gazeteci, yazar, edebiyatçı ve
sanatçıların yanı sıra aralarında Yaşar
KEMAL’in arkadaşlarının da bulunduğu
yaklaşık 200 kişi hazır bulundu. Nişan
takdiminin ardından
törene katılanlara
teşekkür eden Yaşar
KEMAL, «Bir çok
sanatçı gibi ben de
(Dünyayı güzellik
kurtaracak) diyo-
rum. Sanat, zulmün,
şiddetin ve insanca ol-
mayan her davranışın
karşısındadır. Umut,
insanın sahip olduğu
en büyük değerlerden
biridir. Ben hep
umudun türküsünü söyledim» dedi.
Yaşar KEMAL, daha önce 1983 yılında da
«Commandeur» (Komutan) mertebesiyle
Fransız nişanına layık görülmüştü.
Fransa’da Ayın Albümü
Ödülünü Fazıl SAY Aldı
Dünyaca ünlü piyanist ve besteci Fazıl
SAY‘ın yeni CD-DVD kaydı “Pictures”,
Fransa’da ayın albümü ödülünü aldı.
Avrupa’nın en iyi klasik müzik ödülleri
arasında yer alan “Choc de Classic “
ödülü SAY’ın 2011 yılında kaydettiği,
sanatçının kendine özgü tekniği ve ener-
jisinin kusursuz bir yorumla sunulduğu
“Pictures” albümüne verildi.
Avrupa’da birçok olumlu eleştiri alan
albümde oldukça etkileyici üç yapıt yer
alıyor. Sanatçı
bu albümde
yorumladığı Mus-
sorgsky “Bir Ser-
giden Tablolar”,
Janacek “ 1 Ekim
1905 Sonatı” ve
Prokofiev “Piya-
no Sonatı No.7“
ile ilham verici
bir piyanist ve
forte kişilik ola-
rak gösteriliyor.
Fazıl SAY’ın solo
kaydı “Pictures”
ile ilgili yapılan yorumda sanatçının
“forte bir kişilik” olduğu vurgulanıyor.
Sanatçının eserleri yorumlayışının çarpıcı
bir o kadar da benzersiz olduğu belirti-
lirken , albüm ile ilgili şu ifadelere yer
veriliyor; “Türk piyanist, Mussorgsky’yi
çalarken eserin adeta bin farklı renkle ye-
niden parlamasını sağlıyor. Prokofiev’in
“ Piyano Sonatı No 7” ise sanatçının
yorumuyla her zaman olduğunda daha
şiddetli, Janacek’in 1 Ekim 1905 ‘ i ise
her zaman olduğundan daha hassas. Onun
piyanosu benzersiz “
Uygarlık Tarihçisi Server
Tanilli Hoca’yı Yitrdik
Uzun yıllardır Strasbourg’ta yaşamını
sürdürmekte olan Prof. Dr. Sarver
TANİLLİ Hocamızı 29 Kasım 2011
tarihinde sonsuzluğa uğurladık.
Silahlı saldırı sonucu 1978 yılında
felç olan sosyoloji, siyaset bilimi ve
anayasa hukuku uzmanı, Cumhuriyet
gazetesi yazarı Prof. Dr. Server TANİLLİ
Göztepe’deki evinde yaşamını yitrdi.
Prof. Dr. Server TANİLLİ, geçtğimiz
aylarda İstanbul
Üniversitesi
(İÜ) İstanbul Tıp
Fakültesi’nde
tedavi görmüş,
vücudunda
enfeksiyon ve
ateşlenmelere
bağlı olarak
yaralar
nedeniyle “gref
(yamalama)”
ameliyat
geçirmişt.

Prof. Dr. Server TANİLLİ kimdir?
Prof. Dr. TANİLLİ 1931 yılında doğdu.
1980’den önce İstanbul Üniversitesi
Hukuk Fakültesi’nde ders veriyordu. Prof.
Dr. TANİLLİ, 7 Nisan 1978’de uğradığı
silahlı saldırı sonucu felç geçirmiş ve
sakat kalmışt. Fransa’ya gidip uzun yıllar
Strasbourg Üniversitesi’nde çalışan Prof.
Dr. TANİLLİ, 2000 yılında Türkiye’ye geri
dönerek, Cumhuriyet gazetesindeki
yazılarına başladı. 2006 yılında “Sertel
Demokrasi Ödülü”ne layık görülen
TANİLLİ, yaşadığı tüm sağlık sorunlarına
karşın araştrmalarına ve yazılarına
devam ediyordu.
Prof. TANİLLİ, en son olarak Van
depreminde yaşamını yitrenler için
İstanbul Kongre Merkezi’nde çok sayıda
sanatçının katlımıyla gerçekleştrilen
“Türküler Van İçin” adlı yardım konserini
de izlemişt.
Çok sayıda kitabı bulunan TANİLLİ’nin
bazı eserleri ise şöyle: Uygarlık Tarihi,
Devlet ve Demokrasi: Anayasa
Hukukuna Giriş, Nasıl Bir Eğitm
İstyoruz?, Yüzyılların Gerçeği ve Mirası,
Candide ya da İyimserlik, Yaratcı Aklın
Sentezi: Felsefeye Giriş, Değişimin
Diyalektği ve Devrim, Dünyayı
Değiştren On Yıl, Fransız Devriminden
Portreler ve Din ve Politka.
Fahri Ekmekci’den bir yorum : Sevgili
Server Hoca ile geçmişte epey bir
muhabbetmiz vardı. Gerek kitaplarının
ilk el karalamalarının İstanbul’da
matbaaya götürülmesi ve gerekse
bunların kitaplaşmış halinin Strasbourg’a
getrilmesi hususunda birçok sefer teşrik-i
mesaimiz olmuştu. Her seferinde kibar,
her seferinde nazik ve incelikliydi.
Ben de, kendisini seven ve eserlerinin
çoğunu okumuş olan birisi olarak, bu
görevi her defasında seve seve yapar,
Hoca’ya yardımcı olmaya çalışırdım.
Tabii, benim ve ailem için en unutulmazı,
oğlumuzun sünnet törenine katlıp, bir de
güzel bir konuşma yapmasıdır.
Türk kültür ve akademik hayatnın bu
önemli yolcusunu bu kez de sonsuzluğa
uğurladık. Acısı büyüktür.
Kitapların ve anılarınla hep bizimle
yaşayacak, bizi aydınlatmayı
sürdüreceksin Server Hocam.
Rahat ve ışıklar içinde uyu…
BAŞSAĞLIĞI
Deco Design frması sahiplerinden Zeki KALMUK’un Amcası
Hayrullah KALMUK
18 Aralık 2011 tarihinde vefat etmiştir.
Merhuma Allah’tan rahmet, KALMUK Ailesi’re başsağlığı
dileriz.
Objektif Gazete
BAŞSAĞLIĞI
Saint Die Des Vosges’da son üç ayda; - Ahmet Şimşek’in kızı
- Mahmut Özdemir’in kızı - Osman Köse’nin annesi - Ali
Çolak’ın kayınpederi vefat etmiştir.
Hakkın rahmetine kavuşan Merhum ve Merhumelere Yüce Allah’tan rahmet,
kederli ailelerine sabırlar diliyoruz. Kabirleri Nur, mekanları Cennet olsun.
Saint Die Des Vosges Türk ve Fransız Dostluk Cemiyet
Başkanı Mustafa GÜÇLÜ
Objektif Gazete | Ocak / Janvier 2012 * N° 67
info@objektifgazete.fr
O
43
Depreme Karşı Elele
Türkiye’nin depremli kara günlerinden
birine 23 Ekim 2011 tarihi de eklenmistir.
Saat 13:41’de Van ve çevresi 7.2 siddetle
sallanmış ve olayda yüzlerde vatandaşımız
Allah’ın rahmetine kavuşmuştur. Peki geride
kalanlar?
Artçı depremlerin korkusuyla yüzbinlerce
insanımız bu dondurucu aylarda sokaklarda
yaşamak zorunda. Maalesef Alsace bölgemi-
zde bu tür durumlarda, para yardımı dışında,
herhangi bir farklı yardım konvoyunu
düzenleyecek inisyatif veya örgüt olmadığını
üzüntü içinde karşılayan bir arkadaş grubu
olarak acilen Main’tenant derneğinin temel-
lerini atmış bulunuyoruz.
Tek etiketi “insanlık” olan ve ilerde
ülkemizde oluşabilecek başka afetlerde
acil yardımları ulaştırma amacını taşıyan
bir dernek. Gün, birlik beraberlik içinde
insanlarımızı vuran bu felaketin yaralarını
sarma günüdür. Her kesimden bize gönder-
ilen malzemeler ve bir ufak kamyonetle
başlayıp 2 TIR’ı doldurma kapasitesine
ulaşan ilk yardımlar bu birliğin ve insancıl
hareketin göstergesi olmuştur. Emeği geçen
her katılımcıya çok teşekkür ediyoruz. An-
cak amacımıza acilen ulaşmamız için ve
gereken masrafları karşılamamız için yardım
sever vatandaşlarımızın ve işadamlarımızın
desteğine ihtiyacımız var.
Fransız makamlar tarafından yeni onaylanan
derneğimiz gereken tüm bilgileri, makbuzları
ve evrakları her isteyene sunacaktır. Tabii
bize katilmak isteyen gönüllüleri de dernek
çatımız altında bekliyoruz.
Unutmayın birlikten güç doğar!
Yardımlarınız için aşağıdaki numaralardan
bize ulaşabilirsiniz.
(Gereken dernek hesap numarası size ileti-
lecektir.)
Facebook adresimiz: http://www.
facebook.com/pages/AIDE-AUX-
VICTIMES-DU-SEISME-A-VAN-EN-
TURQUIE/139785462788717?sk=info
Telefonlar: 0 76 00 42 502 ve 0
66 44 11 077
Grup TURQUOISE’dan
Odyssée’de Muhteşem
Performans

Kısa bir süre önce, ünlü saz üstadı Mehmet
KABA tarafından oluşturulan Grup
TURQUOISE, 18 Aralık 2011 gecesi Sinema
Odyssée’de muhteşem bir konser verdi.
Sinemanın Müdürü Faruk GÜNALTAY’ın
inisyatifiyle, aynı akşam gösterilen 72. Koğuş
filminden önce gerçekleştirilen dinletide,
Grup TURQUOISE izleyicilere sevilen şarkı
ve türkülerden oluşan nefis bir program sundu.
Konser sonrası dinleyicilerin ısrarlı talepleri
üzerine üç kez bis yapmak zorunda kalan
grup üyeleri, beklemedikleri bu ilgi karşısında
sevince boğuldular.
Bu beğeniyi değerlendiren Sinema Müdürü
Faruk GÜNALTAY
ise gruba ikinci bir
konser teklif ederek,
takdirini göstermiş
oldu.
Bu teklifi
değerlendiren Grup
TURQUOISE, 15
Ocak 2012 Pazar
günü, yine aynı
salonda ikinci bir
konser
düzenleme kararı aldı.
Saat 14.15’te başlayacak konser
hakkında bilgi veren Mehmet
KABA, «Halk ve klasik
Türk müziği repertuarından
oluşacak bir konser vereceğiz.
Bu konser, hem grubumuzun
hem de aynı ad altında
yeni kurmuş oldugumuz Turquoise adlı
derneğimizin bir anlamda tanıtımı da olacak.
Giriş ücretini 5,50 € olarak belirledik,
biletler grubumuz elemalarınca satılmaktadır.
Konserimizi dinlemek üzere bilet almak
isteyenler aşağıdaki irtibat bilgilerinden bize
ulaşabilirler. Yaptığımız müziği dinlemek
üzere herkesi konserimize bekliyor ve
desteklerinizi umuyoruz.” dedi.
Biz de Grup TURQUOISE’ı kutluyor,
başarılarının devamını diliyoruz.
( İrtibat : mekaba@free.fr / Tel :06 16 90 56 06 )
Molsheim’da Göçün 50. Yılı Programı
Molsheim – Mustafa GÜÇLÜ
Molsheim’da faaliyet gösteren Türk Okul Aile Birliği ve öğretmen
Nihat Öztürk işbirliğinde,
Türkler’in 50. yılı göç
programı hazırlanmıştır.
Misafir işçiliğin 50. yılı
münasebetiyle yapılan
program Türk kültürünü
yaşamak, biraraya gelmek
ve duygularda buluşmak için
gerçekleştirilmiştir.
Türk Okul Aile Birliği
Başkanı İsa Başar’ın, günün
anlam ve önemini açılış
konuşmasında anlatmasından
sonra, çocukların programına
geçildi.
Fransa’ya ilk gelenlerin anıları çocukların hazırladığı gösterilerle
sunuldu, şiirler okundu ve şarkılar söylendi.
Türkmen düğünü tiyatrosu gösterisi
misafirlerden büyük alkış topladı ve atlarla
ilgili atasözlerimizi
anımsatan slaytlar
sunuldu.
Misafirlerin yoğun ilgisi
memnun etti, Başkan
İsa Başar ve yönetimin
başarısı takdiri hak
etti. Öğretmen Nihat
Öztürk’ün büyük
çabaları salona gelen
misafirler ve Okul Aile
Birliği’nden bol bol
alkış topladı.
Kış Tatilinde Nancy
Laneuville’deki Türk
Kültür Merkezi’ne Yoğun
İlgi
Nancy - Mustafa GÜÇLÜ
Fransa’nın Nancy şehrinde bulunan Türk
Kültür Merkezi yaklaşık 3 yıl süren
çalışmalardan sonra hizmete girmişti.
Şu anki merkezin yanında bulunan 400
metrekarelik arsa üzerine temelden
yapılan bina muhteşem görüntüsüyle
de göz kamaştırıyor. Toplam 3000
metrekarelik kullanım alanıyla birçok
hizmeti bünyesinde bulunduruyor. Bay
ve bayan mescidi, 100 yatak kapasiteli
öğrenci yurdu, kütüphanesi, sınıfları,
lokantası, misafirhanesi, yer altı parkı,
kapalı parkı ve idari bürolarıyla hizmet
görüyor.
Türk Kültür Merkezi açıldığından beri
yoğun bir talep var, kış tatilinde on
günlük kurslar başladı. Kırka yakın
talebe okuyor ve kırka yakın da daimi
dedikleri talebeler okuyor ; bunlar sürekli
okuyanlar, hem Fransız okulu ve kursu
birarada okuyan talebelerdir.
Eğitmenler çocuklara yoğun ilgi
gösteriyorlar. Eğitmenler çocuklara
temel, ahlak ve Türk bilgileri
aktarıyorlar.
Kurslara Fransa’nın değişik bölgelerden
(Alsace, Vosges gibi) ve şehirlerden
talebeler geliyor (Belfort, Besançon,
Strasbourg ve Saint Die gibi). Kurslar
sene boyunca tatillerde devam ediyor.
Çocuklara birçok sosyal aktivite okuma,
sinevizyon, play station ve interaktif
dersler sunulmaktadır.
Bu arada Merkez’e Saint Die Des
Vosges’dan da katılım oldu, ailelerin
ziyaret günü Pazar olduğundan Saint
Die’den de aileler buluştu ve çocukları
ile beraber Nancy şehrini gezdiler.
Çocuklara aileleri görmek büyük moral
oldu. Çocuklar yeni arkadaşlar edindiler,
davranış, saygı ve toplum içinde
yaşamayı öğreniyorlar. Havanın da iyi
gitmesi aileleri keyiflendirdi ve çocukları
tekrar kursa teslim ederek ayrıldılar.
Türk Kültür Merkezi’ne çocuklarını
yazdırmak isteyenler belirttiğimiz
adrese başvurabilirler : 30 rue Lucien
Galtier 54410 LANEUVEVILLE devant
NANCY / Tel : 03 83 56 31 38 - fax : 03
83 54 20 81
Objektif Gazete | Ocak / Janvier 2012 * N° 67
info@objektifgazete.fr
O
44
Objektif Gazete | Ocak / Janvier 2012 * N° 67
info@objektifgazete.fr
O
45
Objektif Gazete | Ocak / Janvier 2012 * N° 67
info@objektifgazete.fr
O
35 46
Objektif Gazete | Ocak / Janvier 2012 * N° 67
info@objektifgazete.fr
O
34 47
TÜRK
KUYUMCUSU
Bijoutier Cadorar
Altın alınır - satılır
73, Grand rue 67700 SAVERNE
Tel.: 03 88 91 35 88 - 03 88 71 42 18
Port. : 06 24 56 40 04
E-mail : cadorar@gmail.com
Strasbourg’da açılan İlahiyat
Fakültesi’nin tanıtmı amacıyla bir davet
düzenleyen Din Hizmetleri Ataşesi Prof.
Dr. Fazlı ARABACI, Türk-Fransız Girişim-
ciler Birliği UNEFT üyeleri ve işadamları-
na hitap et.
Fakültenin hedeferi ve bugünlere ge-
lişin hikayesini samimi bir dille aktaran
ARABACI’nın, şair Mehmet Akif’i de bir
dizesiyle andığı, zaman zaman duygusal
bir atmosfere bürünen salondaki konuş-
masını kısa başlıklar halinde aktarıyoruz.
“Geleceğin ihtyaçları çerçevesinde
gençler yetşecek. İnşallah bu gençleri-
miz almış oldukları iman dolu formas-
yonlar sonucunda, inançlı, kararlı ve
amacını bilen gençler olarak ekonomiyi
yönlendirecekler ve bilinçle hareket
edeceklerdir. Manevi bir güçle ekonimi
ve sosyal hayat yönlendireceklerdir.
Birlik ve beraberlik içinde ileriye doğru
hep beraber yürüyeceğiz. Biz Türk toplu-
mu olarak, kendi toplumumuzun eğitm
ve bilgi seviyesini yükselterek, geleceği
inşaa edip, Fransa’da hep beraber, barış
içinde yaşamak istyoruz.
Gelecek nesle iyi bir eser bırakmak
için Cenab-ı Hakk’ın bize lütetği bu
imkânları en iyi şekilde kullanmak zo-
rundayız.
Açmış olduğumuz İlahiyat Fakültesi,
kurumsal anlamda, yeni bir tarihin ye-
rini almıştr. Herhangi bir sorunumuz,
eksiğimiz ve borcumuz yoktur. Manevi
anlamda desteğe ihtyacımız var. Burası
sizindir, hepimizindir, hiçbir kurum ve
cemaate yakın veya uzak değildir, bura-
da yaşayan, buralı olan herkesindir. Her-
kese ve her kesime açıktr. Şucu veya
bucu olarak bu meseleye bak-
mıyoruz ve de bundan sonra
da bakmayacağız. Tarihe mü-
dahale etmek amacındayiz,
kendi tarihimizi kendimiz yaz-
mak amacındayız sadece.
‘Orada bir İlahiyat Fakültesi
var, gitsem de gitmesem de
benimdir, bana aitr, bizim
değerlerimizin şekillendiği bir
yerdir’ deyin, bize yeter bu.
‘Buna ihtyaç vardır’ deyin, bu
bize yeter. Sizleri buralara kadar yorma-
mın asıl sebebi budur.
İnşallah buradan mezun olan gençleri-
miz, bu bölgedeki din derslerini vere-
ceklerdir. Frankofon din öğretmenleri
olarak Fransız okullarında kendi çocukla-
rımıza ders vereceklerdir.”
UNEFT Başkanı Murat ERCAN da yaptğı
konuşmada şunları söyledi : “Tarihe yön
veren bir geleneğe sahip medeniyetn
birer üyesi olarak, bu bizim genlerimiz-
de var. Tarihe yön vermek bir anlamda
bizim kaderimiz ve boynumuzun borcu-
dur.
Demokrasinin imkânları bize büyük
kolaylıklar sağladı, bugün 15 binin
üzerinde işverenimiz var, gün geçtkçe
gelişiyor, yükseliyor ve yerleşiyoruz,
kendimizi daha çok yerli hissediyoruz.
Her sektörde bilgili, becerili ve Fransa
kültürüne aşina temsilcilerimiz var. Bi-
zim ve çocuklarımızın geleceği burasıdır,
buraya dair, buraya yönelik ciddi çalış-
malar yapmalıyız. Artk Avrupa’da ya-
bancıların üzerine gelinmeye başlandı,
11 Eylül’den itbaren özellikle işler daha
da zorlaşt. Sadece Strasbourg’da 30’a
yakın saldırı gerçekleştrildi.
Her alanda çalışmaları eksiksiz yapma-
lıyız. Her alanda etkili ve başarılı olma-
lıyız. Ortak değerlerimizi yükseltmek
için her türlü grup ve görüşten sıyrılıp
gelişmeliyiz. Gelişmek, başarılı olmak ve
geleceğimizi şekillendirmek bize tarihin
ve medeniyetmizin yükledigi birer so-
rumluluktur, boynumuzun borcudur.
Burada verilecek olan iyi bir eğitm,
medeniyetmiz ve dinimiz hakkındaki
önyargıları ortadan kaldıracaktr, yoksa
bizi daha kötü günler bekliyor.”
Son olarak söz alan COJEP Başkanı Ali
GEDİKOĞLU ise şu noktaları vurguladı
: “Ben Fazliı Bey’in kısa sürede ortaya
koyduğu bu cesaret ve eseri önemli bu-
luyorum ve kendisini tebrik ediyorum.
Biz bundan 10 yıl önce ‘Artk geri dön-
meyeceğiz, her geçen gün bizim geriye
dönmememizin delilleri ortaya çıkıyor’
demiştk. Aynı Balkan Türkleri gibi, bura-
lıyız artk, buradayız, burada kalacağız.
Bu ülkede can, mal, dil ve din güvenliği-
mizi korumak ve güvence altna almak
istyorsak, siyasal katlım ve temsilde
söz sahibi olmalıyız ve bilinçli yurtaşlar,
yeni nesiller yetştrmeliyiz.
Hayırlı olsun, emeği geçen herkese te-
şekkur ediyor ve kendilerini tebrik edi-
yorum.”
Foto : Hasan Karakaya

Ocak / Janvier 2012 * N°
bj ekti f
O
info@objektifgazete.fr
67
www.objektifgazete.fr
Gazete Herkesin yanında ve herkese eşit mesafede
DİTİB Türk İşadamlarını Ağırladı

>
>
>


0
6

2
5

9
4

2
0

2
9

info@objektifgazete.fr Objektif Gazete | Ocak / Janvier 2012 * N° 67
O
2
info@objektifgazete.fr
O
Objektif Gazete | Ocak / Janvier 2012 * N° 67
Ruanda’dan Eyyüp
Sultan’a Teşekkür
Milli Görüş Teşkilatları’nın düzenlediği Kurban
Kampanyası için bu yıl Ruanda’ya giden
Yahya Nalbant’ın geçtiğimiz günlerde çok özel
misafrleri vardı.
Kurban Kampanyası sonrası bir teşekkür
ziyareti amacıyla Strazburg’a gelen Ruandalı
yetkililer ve Eyyüp Sultan Dış İlişkiler Başkanı
Yahya Nalbant ile sizler için konuştuk.
Objektif : Meseleyi en başından anlatır mısınız,
nasıl başladı bu hikaye?
Ruanda’ya gittik, orada 1300 kurban kestik ve
bu arkadasların yardımıyla o kurbanları ihtiyaç
sahiplerine dağıttık. Bu günkü misafirlerimizin bir
tanesi Ruanda müftüsü, bir tanesi müftülüğün yan
kurulusu olan Amour Derneği’nin Başkanı, diğer
iki tanesi de Yönetim Kurulu Baskan Yardımcıları.
Diğer kişi de veznedar. Bu arkadaslar Ruanda’ya
yardımlarımızdan dolayı Belçika’ya bir toplantı
için gelmişlerdi, oradan da teşekkür
mahiyetinde gelip Eyyüp Sultan camimizi
ziyaret etmek istediler. Bu yıl ve daha
önceki yıllarda giden kurbanlar için
teşekkür etmek amacı ile gelmişler. Bugün
de buradalar. Akşam belediye başkanımızla
görüşecekler.
Yarın kurban kampanyamızı yürüten
derneğimizin baskanı ile görüşecekler
Köln genel merkezimizde. Akabinde genel
baskanımızla görüşecekler. Ondan sonra
da geri dönecekler. Buraya gelmelerinin
amacı sadece teşekkür amaçlıdır.
Cemaatimize, teşkilatımıza, Milli
Görüş’e teşekkür etmek icin geldiler, bizi
duygulandırdılar. Bu vesile ile elimizden
geldiği kadar misafirperverliğimizi
gösterdik ve yarın yolcu edecegiz.
Objektif : Ruanda’da 1300 tane kurban kestiniz, siz
Ruanda’da mıydınız?
Evet ben Ruanda’daydım.
Objektif: Peki bu 1300 Kurban ortalama olarak kaç
kişiye ulaştı?
Şimdi şöyle düşünelim. Biz Ruanda’da 418 büyük
baş hayvan aldık. Bu hayvanları
pay olarak ikişer buçuk kiloya
ayarlayarak dağıttık. Yani her
aileye 2.5 kilogram et gidiyor.
(6-7-10 kisilik aileler oluyor
genelde) Yani bir hayvandan
150 pay çıkıyor. 250-300-400
kg düşünürsek bir hayvanla 900
kisiye ulaşmış oluyoruz. Yani
toplamda 378.000 kişiye ulaşmış
oluyoruz. Bu da 420 büyük baş
hayvanla.
RUANDANIN GENEL
NUFUSU NE KADAR?
Nüfus 10 milyon civarında
. Yüzde 12’si müslüman
Ruanda’nın. İyi tarafı müslüman
cemaatinin ve müftüğülün devlet
tarafından tanınıp hiçbir engel olmadan dinlerini
yaşamalarına müsade vermeleridir. Orada et
kesimlerini de müslümanlar yapıyor.
Bu bizim Ruanda’ya ikinci seferimiz. İki yıldır
gidiyoruz Eyüp Sultan’la. 2010 yılında Mehmet
Hoca ile Doktor Ünsal Bey gitti. Bu yıl da ben
gittim. Mehmet Hoca oraları çok iyi biliyor.
Oranın bir iyiliği var, çok temiz bir ülke. Yani
sokakları cok temiz. Devlet temiz tutmadıklarında
cezalandırıyormuş. Köylerde bile evlerinin önünü
süpürüyor insanlar. İnsanlar
sıcak kanlı ve çok temizler,
özellikle müslümanlar.
Ruanda’nin bir özelligi
daha var, biliyorsunuz
soykırım oldu 1994te.
Fransızların yaptığı bir
soykırım. Bunu da özellikle
vurgulamak istiyoruz. Ona
rağmen müslümanlar hiçbir
zaman bu olayların içine
girmemişler. Onun icin de
devlet ve bugunkü yönetim
müslümanlara özel bir statü
tanımış. Müslümanlara
tolerans gosteriyor ve her
işlerinde kolaylık sağlıyor.
Zaten hem Tutsi’lerin
hem de Hutu’ların içinde
müslümanlar var, zaten Fransa’nın soykırıma
karışmamasının nedeni bu.
Ruanda harika bir ülke, egzotik bir ülke. Kahve ve
Çay ve avokado, patates üretiliyor daha çok. Bir de
demir madeninde kullanılan özel madenler var.
Ruanda öncesinde Belçika’nın sömergesiymiş.
F.Mitterand döneminde Fransız destekli askerler,
kiliselere insanları doldurup yakmışlar.
Özelillke Ruganda’dan 4 kişi
geldiklerini söyledi. 10 saat
uçakla Brüksel’e geldiler.
Özellikle kadın kolları vardı. Milli
Görüş’e teşükker ettiler. Eğitime
verdiğimiz önemi gösterdik onlara.
Binalarımızı gösterdik. Kadın
kollarımızın, gençlik kollarımızın
çalışmalarını müfredatlarını
tanıttık. Geliş amaçları teşekkür
etmek ve müfredatı öğrenmekti.
Hatta şöyle bir teklifleri oldu.
Küçük de olsa bir büro açmasını
önerdiler. Zaten bölgede ırkçılık
falan da yok. Nijer, Tanzanya,
Brundi gibi ülkelerde düşünülüyor.
Objektif : Avrupa Milli Görüş
Teşkilatlarının bu yılki Kurban
Kampanyasını genel bir
değerlendirir misiniz?
Strazburg’da 1804 kurban toplandı. AB genelinde
315.000 kurban toplandı. 128.000 kurban kesildi.
Tabi bunların büyük bir çoğunluğu Afrika
ülkelerine gitti, onun dışında Van, Türkiye’nin zaten
bütün illerinde kurbanlarımız kesildi. Makedonya,
Bosna-Hersek, Orta Asya Türk Cumhuriyetleri...
Digger tarafta genelde kurban kampanyasını
ramazan bayramından sonra yapıyorduk. Bu sene
bir rekor bizim için. Hatta Avrupa genelinde Eyyüp
Sultan bir rekor oldu. O yüzden bunun startını
bugün verdik. Inşallah bunu iki katına çıkarmaya
çalışıyoruz. ….. Derneğimiz iki yıllık bir dernek
olmasına ragmen o da büyük rekorlara imza
atıyor. Müslümanların elimizden geldiği kadar
ihtiyaçlarını gidermeye çalışıyoruz. Kurbanla
ilgili bu faaliyetleri gördükten sonra Objektif
okuyucularından da bekliyoruz yardımlarını. Bu
insanlar binlerce km. uzaklıktan, Ruanda’dan
boşuna gelmediler. Demek ki bağışlanan kurbanlar
en güzel şekilde yerlerine ulaşıyor. İnşallah herkesin
kurbanlarını Eyyüp Sultan’da, havuzda toplayıp en
iyi şekilde dağıtmaya çalışıyoruz.
3
info@objektifgazete.fr Objektif Gazete | Ocak / Janvier 2012 * N° 67
O
NEREDE BU BABALAR ?
Okullarımızda düzenli olarak öğrencilerimi-
zin ders durumlarını, sosyal gelişimlerini ve
davranışlarını enine boyuna görüştüğümüz,
bir yandan da okul-veli-öğrenci ve öğretmen
diyalogunu güçlendirdiğimiz veli toplantları
yaparız. Yapılan bu toplantlara erkek veli-
lerimizin ilgisizliği ise sıkça yakındığımız bir
mevzudur.
Erkek egemenliği; gün geçtkçe değişen bir
durum olsa da, toplumumuzun kültürel
yapısından ötürü hâlâ hâkimiyetni sürdür-
mektedir. Türk toplumunun genelinde baba;
parayı kazanıp evi geçindiren kişi konumuyla
evin reisi ve karar merciidir. Bundan 10–15 yıl
önce yaptğımız veli toplantlarına; -özellikle
kırsal kesimde- sadece erkek velilerin katl-
masından bunu rahatlıkla anlayabiliyorduk. O
yıllarda kadınların böylesi toplantlara erkek-
lerle birlikte katlması ve söz hakkı kullanması
uygun görülmezdi. Şimdilerde ise; toplantla-
rımıza neredeyse sadece bayan velilerimizin
katlması dikkat çekicidir. Babalar nedense
artk ortalıkta gözükmüyorlar. Ortada eğitm
işi sanki kadınlara ihale edilmiş gibi bir durum
söz konusu. Şimdi diyeceksiniz ki; bir çocuğun
eğitminde elbete anne ön plandadır. Aynen
katlıyorum. Bir çocuğun ilk öğretmeni anne-
sidir. Onun eğitminde babadan çok annenin
yeri vardır. Fakat ben burada dikkat farklı bir
noktaya çekmek istyorum: Babanın çocuk ge-
lişimindeki yerine. Özellikle de erkek çocuklar
üzerindeki etkisine…
Aile bireylerinin burada unutukları asıl nokta
bir çocuğun sağlıklı gelişimi için hem anne-
sine hem de babasına ihtyacı olduğudur.
Ebeveynlerden biri rolünü eksik yaptğında
durum çocuğun aleyhine değişecektr. Ço-
cuklar ilk önce anne ve babalarını kendilerine
model olarak seçerler. Kız çocuğu anneyi
seçerken erkek çocuğu babayı dikkate alır.
Baba bir erkek çocuğun sosyalleşmesinde en
önemli etkendir. Araştrma sonuçları da bunu
doğrulamaktadır. Bir erkek çocuğunun sosyal-
leşmesi babasıyla kurduğu sağlıklı bir ilişkiyle
orantlıdır.
Babanın kız çocuğu üzerinde de etkisi vardır.
Kızlar küçüklüklerinde babalarından diğer
kardeşlerle beraber dengeli bir sevgi bekler-
ken; büyüdüklerinde ise babalarını daha çok
güven veren ve koruyan biri olarak görürler.
Özellikle ergenlik döneminde babalarına çok
ihtyaçları olduğu muhakkaktr.
Bir çocuğa anne ve babanın verebilecekleri
birbirinden farklıdır. Anne daha çok sevgi
ve şefat veren yumuşak görüntüsüyle öne
çıkarken; baba ise koruyan, kollayan fakat
bunu anneye nazaran daha kat ve sorgula-
yıcı olarak yapan biri görünümdedir. Burada
ebeveynlerin dikkat etmeleri gereken konu;
çocukları üzerinde verimli olabilmeleri için
birlikte hareket etmeleri, yardımlaşmaları ve
dayanışmaları gerektğidir. Evde oluşacak iki-
lik, anlaşmazlık ve kavga görüntüsü çocuğun
hangi yaşta olursa olsun dikkatni çekecektr.
Bunun sonucunda oluşacak boşlukta çocuk
kendisine başka kahramanlar arayacaktr. Bu
öğretmenlerinden biri olabileceği gibi, çevre-
sinden kötü alışkanlıklara sahip herhangi biri
de olabilir. Bu kişilerin olumlu ya da olumsuz
yapıları da çocuğa aynen sirayet edebilir.
Bir baba düşünün ki; çocuğunu okula ya da
bir sosyal faaliyete yolluyor fakat hiç takip
etmiyor. Evde çocuk kendisine yaklaşmak
istyor; babası ona yorgunum, işim var gibi
mazeretler uyduruyor. Örneğin; çocuk futbol
okuluna gidiyor ama babası daha çocuğunun
bir maçına gidip onun atğı golü alkışlamamış
ve başarısını paylaşmamış. Buna karşılık çocu-
ğun yaptğı bir yaramazlık olduğunda, hemen
kızıp cezalandırma yoluna gitmekten de geri
kalmamış. Babalığı; sadece evin ve aile fert-
lerinin ihtyaçlarını gören, onları yöneten ve
denetleyen bir konumda algılamış. Ailesinin
sevgi, şefat ve sosyal ihtyaçlarına duyarsız
kalan, onların ihtyacını temin etmekle so-
rumluluğunu yerine getrdiğini düşünen bir
baba hata içindedir. Hata büyük bir vebal
üstlenmektedir. Kendisine ilgiyle yaklaşıl-
mayan, her istediği yerine getrilip her şeye
kolayca ulaştğı için üretci yapıdan uzak olan,
en ufak bir olumsuzlukta sürekli eleştrilen,
olumlu yanları göz ardı edilip sorumluluk ve-
rilmeden ve özgüven aşılanmadan yetştrilen
çocuklar bizim geleceğimizi sağlamlaştrmaz,
aksine mahveder.
Günümüzde kadınların iş hayatna atlmala-
rıyla babaların sorumluluğu bir kat daha art-
mıştr. Bu bağlamda babalar; eşlerine çocuk
yetştrmekte mutlaka yardımcı olmalı ve bu
sorumluluğu paylaşmalıdırlar. Tersi durumda;
kendini yenilemeyen, yükümlülüklerini ye-
rine getrmeyen bir baba; evde huzursuzluk
konusu olacak ve bunun zararını daha ziyade
çocuklar çekecektr.
Çevrenin her geçen gün bozulması, babanın
özellikle erkek çocuklarıyla daha fazla ilgi-
lenmesi zorunluluğunu doğurmaktadır. Baba
çocuklarıyla gerekirse arkadaş gibi olabilmeli
ve onun her türlü sorununu paylaşabilmelidir.
Çocuk bir problem yaşadığında bunu rahat-
lıkla babasına açabilmeli ve böylece sorun
büyümeden çözülmelidir. Ayrıca baba; gerek
ev ortamında gerekse dışarıda çocuklarıyla
ortak paylaşımlar içinde olmalıdır. En azından
onlarla birlikte oyun oynamalı ya da bir faali-
yete katlmalıdır.
Baba çocuklara; herkesin kendine özgü ye-
tenekleri ile başlı başına bir değer olduğunu
kavratmalı ve bir kişinin değerini onun sahip
olduğu fziki özellikleri ile değil, üstün mezi-
yetleri ve ahlaki güzellikleriyle ölçüldüğünü
öğretmelidir. Babaların çocuklar üzerindeki
asıl vazifesi; öncelikle mal ve mülk sevdasıyla
servet peşinde koşmaktan vazgeçerek, on-
ların en güzel şekilde eğitlmelerini, gerekli
güzel davranışları kazanmalarını ve hayata
hazırlanmalarını sağlamaktr. Bizim; bu mant-
ğı özümsemiş ve kendine düstur edinmiş ba-
balara ihtyacımız var. Çünkü onlar, toplumun
en küçük fakat en önemli temel taşı olan aile
müessesesinin en değerli bireyleridir.
Değerli babalar! Unutmayınız ki, her toplant-
da sizi sadece bizim gözlerimiz aramıyor. Eşle-
riniz hayatn getrdiği yorgunlukla yaşadıkları
sıkıntları paylaşmak ve ortak meyveniz olan
çocuklarınızı birlikte yetştrebilmek için sizi
ararken, yetşme çağında daha sizin varlığınız-
da yokluğunuzu yaşayan çocuklarınız da sizin
desteğinizi, ilginizi ve sevginizi arıyor. Lüten
ortaya çıkınız. Aileniz, çocuklarınız, geleceği-
niz ve de geleceğimiz için…
Sağlıkla kalın.
İbrahim MERAL
ibrahimmeral@hotmail.com

Özlü Sözlerden Bir Demet
Hayatı yaşamanın iki yolu vardır: Biri hiçbir
şeyin mucize olmadığını, diğeri her şeyin bir
mucize olduğunu düşünmek
Einstein
Bildiğim bir tek şey varsa o da hiç bir şey bil-
mediğimdir
Socrates
Beni öldürmeyen acı güçlendirir.
Nietzche
Dünyada sadece iki trajedi vardir: Biri, istedi-
ğini elde edememek. Öbürü ise elde etmek.
Oscar Wilde
Haksızlık yapıp tüm insanlarla birlikte olmak-
tansa, adaletli davranıp tek başına kalmak daha
iyidir.
Gandhi
Dikkatimiz şeylerin tehlikeli kenarına
Dürüst hırsıza, şevkatli katile,
Batıl inançlı ateiste
R. Browning
İstekler geçicidir, erdemler ise kalıcı.
Kypselos’un oğlu Korinthoslu Periandros
Kapitalizm gölgesini satamadığı ağacı keser.
K. Marx.
Ben ölmek istemiyorum. Yaşamak ve herkesin
burnundan getirmek istiyorum.
Oğuz Atay
Dünyada barışı sağlamak isterseniz, politi-
kacıları öldürün. Elverir, halklar birbirleriyle
anlaşır.
Bernard Shaw
Memlekete hizmet etmek istiyorsan,bunu kim-
seye duyurmadan yapacaksın. Yoksa engeller-
ler.
Sakallı Celal
Ne kadar bilirsen bil, söylediklerin karşındaki-
nin anlayabileceği kadardır.
Mevlana
Çocuklarınıza ders vermek istiyorsanız ki
bu…. hiç de gerekli değildir.
Kendinizi örnek gösterin ama sizin gibi olma-
ları için değil, sizin gibi olmamaları için.
Bernard Shaw
bak… bil ki domuzların önüne inciler serilmez
mücevherden sarraflar anlar ancak, başkası
bilmez
ne fark eder ki kör insan için elmas da bir cam
da
sana bakan bir kör ise, sakın kendini camdan
sanma
Mevlana
İki şeye hakkım var: Özgürlük ve ölüm.
Birine sahip olamazsam ötekini isterim,
Çünkü kimse beni canlı tutsak edemez.
Che Guevara
‎’’Karanlık gecede, marifet değildir yıldızları
görmek. Unutma, ‘Aşık olmak önemli değil,
ömür boyu sevebilmektir marifet’. ‘’
Can Yücel.
‎’’Önemli olan yaşamak değildir, başarmak hiç
değildir. Önemli olan, insan kalmayı bilmek-
tir.’’
George Orwell.
Kiminle güldüğünü unutabilirsin ama kiminle
ağladığını asla...
Murathan Mungan
İnsanlar ağaçlardan ders almalıdırlar,
Onlar;
ne üzerlerinde barınan kuşların,
ne gölgelerinde yatan insanların,
ne de verdikleri yemişlerin
... hesabını tutarlar...
Mevlana
Söylediklerinizin hiçbirini kabul etmiyorum
ama düşündüğünüzü söylemek hakkınızı ölün-
ceye dek savunacağım.
Voltaire
Yaşam yokuşunu tırmanırken rastladığımız
kişilere iyi davranalım çünkü inişte yine onlara
rastlayacağız.
Çicero
Eğer yürüdüğünüz yolda hiçbir engel yoksa, o
yol sizi hiçbir yere götürmez.
Bernard Shaw
Taşı delen, suyun kuvveti değil, damlaların
sürekliliğidir.
Latin Atasözü
İlkesiz siyaset
Emeksiz zenginlik
Vicdansız haz
Niteliksiz bilgi
Ahlaksız ticaret
İnsaniyetsiz bilim
Özverisiz ibadet
Gandi’nin 7 ölümcül günah listesi
Bilgi sahibi olunmadan fikir sahibi olunmaz.
Uğur Mumcu
Üç şeyi az yapın bir şeyi çok yapın: Az yeyin-
için, az konuşun, az uyuyun, çok düşünün.
Mevlana
İlim ilim bilmektir, ilim kendin bilmektir
Sen kendini bilmezsin, ya nice okumaktır.
Yunus Emre

Düşünme. Düşünürsen konuşma. Konuşursan
yazma. Yazarsan imzalama. İmzalarsan hiçbir
şeye şaşırma.
Çin atasözü
Bir yerde küçük insanların büyük gölgeleri
varsa, o yerde güneş batıyor demektir.
Konfüçyus
Düşünüp, konuştuğunuz, yazdığınız ve altı-
na imza atmaktan ötürü şaşırmayıp… aksi-
ne, onur duyacağınız bir düzende…
Küçük insanların büyük gölgelerinin bulun-
madığı bir dünyada
Barış, sağlık ve mutluluklarla dolu yeni bir
yıl dilerim.
“Bilesin ki atın iyisine doru, yiğidin iyisine
‘DELİ’ derler...” (Şeyh Edabali’nin Osman
Gazi’ye nasihati)
Sağlıcakla…
4
DİPKÖŞE
Seçkin Bilgen
GÜLTAN
info@objektifgazete.fr
O
Objektif Gazete | Ocak / Janvier 2012 * N° 67
Fransa’nın Alsace
Bölgesi’nin İlk Türk
Eczacılarından
Selim ULU’nun Öyküsü...
Gençlerin meslek ve eğitm seçme
sorunu çok önemli bir konu olup, hem
kendileri hem de anne ve babaları
tarafndan mümkün olduğunca erken-
den ciddi bir şekilde ele alınmalıdır.
Yapılacak eğitmin seçilmesinde akla
gelecek ilk soru, aday gencin gelecekte
elde edeceği diplomanın ona « iyi bir
iş bulma » imkanını verip vermeyeceği
konusu olmalıdır.
Bu nedenle, yaşadığımız dünya kon-
jonktürü ve yaşam koşulları göze alına-
rak, « istkbâli olan »
bir eğitm branşı ve formasyon seçil-
mesinde yarar vardır.
Arzu edilen en mükemmel sonuç,
gençler tarafndan seçilen bir mesle-
ğin sevilerek ve zevkle yapılabilmesi
olmalıdır. Tabiatyla, seçilen mesleğin
olumlu veya olumsuz her yönü, yete-
rince ve ayrıntlı bir şekilde tartşılmalı
ve konu haffe alınmamalıdır.
Oldukça avantajları ve kaliteleri olan bir
mesleğe sahip olduğunun bilincinde olan
Eczacı Selim ULU ile karşılaşarak, bu ko-
nudaki fkirlerini almak istedik.
Selim ULU, 30 yaşında, üç yıllık genç bir
eczacı olup, mesleğini mutlulukla icra
ediyor.
Strasbourg Eczacılık Fakültesi’nde yaptğı
eğitmden sonra diplomasını elde etmiş
ve doktora
tezini başarı ile sunmuş.
Eczacı olabilmek için yapılması gereken
tahsilin kolay olmadığını gençlerimize be-
lirtmek ve bu konuda biraz bilgi vermek
için Selim ULU’yu dinliyoruz :
“Eczacılık mesleğine sahip olmak için
ilk olarak liseyi bitrmek gerekiyor. Bac-
calaureat için, özellikle çok önemli olan
matematk, fzik ve kimya bilgilerini en
iyi vermesi nedeniyle « sectons scien-
tfque » in seçilmesi son derece tavsiye
edilmektedir.
Eczacılık fakültesi eğitmi 6 yıl olup özel-
likle 1. sınıf çok önem kazanmaktadır.
Çünkü ilk yılda, eczacılık fakültesine
kaydolan öğrenciler, tbbiye, disçilik,
ebelik (sage-femmes) ve fzik tedavi
(kinésithérapie) öğrencileri ile birlikte,
ortak dersler görmektedirler.
Bu ilk yılın sonunda yapılan sınav « yerler
sayılı yani limitli » olduğundan son de-
rece önemlidir. Bu nedenle eczacılık fa-
kültesinin ilk yılının bu zorluğu nedeniyle
çok çalışmak ve özveriye gerek olduğunu
baştan bilmek gerekir. Ayrıca, 6 sene oku-
maya hazır olmak!
Olmazsa, bir eczane’de çalışmak için
başka bir yol daha var. Bir “Preparateur”
olarak çalışabilirsiniz. Bir Preparatateur
lise’den sonra iki sene okuyor ve öylece
eczacının yanında çalışabiliyor. Bu sektör-
de Preparateur’ler aranıyor, bu nedenle
iş bulma şansları yüksek sayılır.
Eczacılık eğitmi sonucunda iyi bir diplo-
ma sahibi olmak ve bir iş garantsi elde
etmek yapılan bu çabayı unuturmakta-
dır.
Günümüzde eczacılık sektörü, ihtyacı
olan « yetenekli ve bilgili » genç eczacılar
aramaktadır.”
Bu genel bilgilerden sonra, Selim ULU
bize « Eczanede çalışmanın büyük tecrü-
be kazandırdığını » belirtyor ve şu açık-
lamalarda bulunuyor :
“Fakültede gördüğümüz
eğitm, özellikle sağlık, has-
talıklar, ilaçlar ve tedaviler
konusunda bizim ciddi bilgiler
edinmemizi ve netcede has-
talarımıza kaliteli bir hizmet
vermemizi sağlıyor.
Diğer yönden, iyi bir eczacı-
nın, sorumluluk, organizasyon
yapabilmek, tertpli çalışmak,
hastayı iyi dinlemek ve yar-
dımcı olabilmek gibi özellikle-
re sahip olması gerekiyor.
Bana gelince, üç yıldır ec-
zacılık yapmaktayım, çalış-
mamda ve normal günlük
yaşantmda, ‘kaliteli insanî
ilişkiler kurmak’ ve ‘onları
iyi dinlemek’ gibi konulara
öncelikle önem
veriyorum.
İki yıl boyunca
başka bir eczacı meslektaşı-
mın yanında mesleğimi icra
etm. Asistan olarak mesle-
ğimin inceliklerini kavradık-
tan sonra fazla beklemeden
bir eczane sahibi olmak ve
hastalarıma kendi ecza-
nemde hizmet etmeyi arzu
ediyordum. Daha önce bir yıl
çalıştğım, Strasbourg şehir
merkezine pek uzak olmayan
eczaneyi satn almak şans ve
frsat ortaya çıkınca, bugun
bu eczanenin mutlu sahibi
durumuna geldim.
Satn alınabilinecek eczane
sayısının azlığı göz önüne alındığında,
bugün genç bir yaşta bu şansa sahip ol-
mamın bir ayrıcalik olduğunun bilincinde-
yim. Bir eczane sahibi olmak tecrübe açı-
sından insana olumlu katkılar getriyor.
Eczanemde bir eczacı olarak çalışmamın
dışında, yetenekli bir ekibi idare etmem,
çalışma yerimize hoş ve sıcak bir
ortam vermem, eczanenin çalışa-
bilmesi için gerekli her türlü resmi
ve idarî dosyaları düzenlemem
gerekiyor. Bütün bunlar aşırı bir
çalışma temposu gerektrse de,
halka önemli bir hizmet veriyor
olmamın bilinci, büyük bir hoşnut-
luk yaratyor. Bu nedenle mesleki
açıdan, mutlu bir insan olduğumu
söyleyebilirim.
Belirtmek isterim ki, kolaylıkla
kaynaşmak şansına sahip olduğum
ve çok sevdiğim bir mahallede
çalışıyorum.
Çalışmamın diğer bir yönü ise,
hastalarımın çoğunluğunu teşkil
eden Türk hemşehrilerimi her
gün zevkle karşılamak ve onlara
hizmet etmek oluyor. Onların
sorularına cevap vermek, onlarla
tanışmak ve biraz sohbet etmek
bana bazen anayurtaki bir eczanedeymi-
şim duygusunu veriyor. Bu mahalleye yer-
leşmemin nedenlerinden birisi de zaten
insanların bu sıcaklık ve yakınlığı idi. Fran-
sızca olarak dertlerini tam izah edemeyen
hastalara yardımcı olmak için çoğu zaman
anadilde konuşuyoruz. Onları dinlemek,
yardımcı olmak beni gururlandırıyor ve
inanın çok mutluluk veriyor.
Eczanemi burada açmış olmaktan mutlu
olduğumu tekrar belirtmek istyorum.
Sempatk komşuluk ilişkilerinin olduğu bu
mahalle ile kaynaşmak, günler ve hafa-
larca ağır bir çalışma sonucu oluşan yor-
gunluğu tamamen unuturuyor.
Mutlu bir ortamda çalışmanın büyük bir
şans olduğunun bilincindeyim.
İş hayatna atlan gençlere de aynı şans ve
başarı dileklerimi iletmek isterim.”
( Danışma almak isteyenler için : selim_
ulu@hotmail.fr )
5
info@objektifgazete.fr Objektif Gazete | Ocak / Janvier 2012 * N° 67
O

Dövizli soykırım!

Bu sıralar gurbetçi olmak daha da
zorlaştı. Hele bir de Fransa’da yaşı-
yorsanız, haliniz daha da vahim. Gelen
vuruyor, giden vuruyor tarzı bir vaka!
Bildiğiniz gibi önce Türkiye dövizli as-
kerlik yasasında değişiklik yaparak 5112
‎ bedeli 10 000 ‎’ya çıkardı. Daha sonra
Fransa Ermeni oylarını hedef alarak, soy-
kırım vardır yoktur tartışmasına yasayla
engelledi.
Böyle Fransalı Türkler iki devletten darbe
almış oldu. Türkiye’dekiler için soykırım
inkar yasası aslında fazla bir şey ifade
etmiyor. Onlar yine istedikleri gibi konu-
şacak yazacak. Olan bize olacak. Bizler
burada bu konuyu tartışmaya açamayaca-
ğız bile. Şüphe duymak bile 1 yıl hapis ve
45 000‎ ceza demek.
Yani açıkçası Fransız hükümeti diyor
ki: Fransa özgürlükler ülkesi, burada
ifade özgürlüğü kutsal bir kavram,
kimse ona laf söyleyemez. Bu nedenle
de istediğimiz gibi İslama ve Müs-
lümanlara hakaret yağdırabiliriz.
Hepsini terörist sayar abuk subuk din
olduğunu yazabiliriz. Tabii her özgür-
lüğün bir sınırı var, bu sınır ise bizim
değerlerimize ve Siyonizme asla laf
söyletmeyiz. Söyleyenin de…..
Artık bununla da sınırlı kalmayacaklar.
37 politikacının körü körü oy uğruna
aldıkları karar ile düşünmemiz de yasak.
Şüphe duymak, itiraz etmek, belge sun-
mak yasak. Memnun değilsen defol git
ülkene.
Tabii biz böyle hantal davranmaya devam
edersek, en kötü ihtimal Türkiye’ye dö-
neriz dersek daha çok çıkarlar tepemize.
Daha bunlar ne ki, yarın sokakta bile ba-
şörtüsünün yasaklandığı günü bekleyin!
Siz hâlâ yok canım daha neler demeye
devam edin. Adamlar adım adım ilerle-
meye devam ediyor. Her gün yeni yasa-
lar, her gün yeni zorluklar ve her geçen
gün artan İslamofobi.
Artık zamanı gelmedi mi? Bir şeylerin
değişmesi gerekmiyor mu? İnsanca yaşa-
mak bizim de hakkımız değil mi?
Bunun için daha kaç şamar yememiz
gerekiyor. Örgütlü siyasal katılım
stratejimiz olmadan, partiler içinde
aktif olmadan, milletvekilleri, senatör,
belediye başkanlarına yakın olmadan,
onlarla dostluk kurmadan bir yere va-
ramayız.
Fransa’nın hiçbir seçimlerinde genel so-
nucu değiştiremeyeceğimize göre ancak
güç katabiliriz ama daha önemlisi parti içi
seçimlerde en büyük kozumuzu oynaya-
biliriz. Bir taban oluşturmak zorundayız;
bilinçli, ne için, kim için var olduğunu
bilen, kendi çıkarları için değil toplum
için var olan bilinçli gençler.
Bu yasa çıkarken belki size de gelmiştir.
Seçmen kütüklerine yazılın mesajları.
Elbet bunlar güzel şeyler ama yetmez.
Daha da azimli olmalıyız. Vizyonumuzu
geniş tutmalıyız, misyonumuzun farkında
olmalıyız.
Bizler 2. sınıf vatandaş olamayız, olma-
malıyız. Bunun için de ne gerekiyorsa
yapacağız. O zaman ne Türkiye bizi
sadece mitinglerde salon dolduran
kelleler olarak görür ne de Fransa bize
rağmen hareket edebilir. Bu bizim eli-
mizde olan bir şey. Ama biz ne kadar
hazırız? Gerçekten bunu istiyor mu-
yuz? Yoksa bir yandan vatan millet Sa-
karya edebiyatları yapıp diğer yanda
hiç kendimizi sorumlu hissetmiyorsak
her şeyi hak ediyoruz demektir.
O halde var mısınız gayret etmeye? Bir
kişiden ne olur demeyin. Birler biraraya
geldiğinde binler, yüz binler, milyonlar
olur. Sıfırları yan yana koysanız yine sıfır
kalır ama birleri yan yana koyduğunda
çok büyük rakamlar oluşur.
Şimdiden bölgenizdeki milletvekiline,
senatöre bir mail, bir facebook mesajı, bir
tweet atmaya ne dersiniz. Hakaret, tehdit
içeren mesajlar değil; Fransızcası düzgün,
sizin görüşünüzü ispatlayan mesajlar atın.
Seçim kampanyalarına katılın ve gerek
Türkler, gerekse Müslümanlar hakkında
sorular sorun.
O zaman görün siz adam yerine
nasıl koyuyorlar. Tabii daha sonra
Türkiye’deki “büyüklere” laf anlata-
biliriz.
FRANSA
GÜNDEMİ
Fatih KARAKAYA
karakaya.fatih@gmail.com
twitter.com/fkarakaya

Helal Normu Belirlenemedi!
Avrupa Normlaştırma Komitesi (CNE) 20-21
Kasım’da Brüksel’de Helal dosyasını görüş-
mek için toplandı. Tüm tarafların katıldığı
zorlu toplantıda alınan tek karar Mart 2012’de
yeniden görüşme kararı oldu.
Çeşitli AB ülkelerinde farklı yasaların bulun-
ması (Hollanda dini kesimleri yasaklarken,
Fransa gibi bazı ülkeler kabul ediyor) duru-
mu daha da zorlaştırıyor. Bunun yanısıra bu
normları kontrol edecek yetkili kurumların
da eğitilmesi gerekecek.
Diğer bir konu ise Helal normlarını dikkate
alan şirketler (yani uyuşturulmadan ve elle
kesilen) için maliyet daha yüksek olacak.
Dolayısıyla bu normları daha da koaly kılan
uygulamalar ise maliyeti düşürecek. Bu da
durumu daha da karmaşık hale getirebilecek.
Diğer yandan CNE yetkilileri yaptıkları
açıklamada AB’nin bir Helal normunu kabul
etmesinin tüm sorunları çözmeyeceğini ve
Müslümanların kendi sorunlarını kendileri-
nin çözebileceğini söylediler. Bu doğrultuda
Fransa’da iki Müslüman Tüketici derneğine
üye olup kendi normlarını belirleyebilecek-
lerini söylediler.
Fransa’da ise daha güçlü olmasa da iki
dernek bulunuyor. Bunlardan biri Union
Française des Consomateurs Musulmans ve
ASIDCOM.
Fransızlar İslam’dan Korkuyor!
2012 seçimlerinin yaklaşmasıyla İslam kar-
şıtlığı
her ge-
çen gün
artıyor.
Gerek
medya-
nın tavrı,
gerek
siyasile-
rin tavrı
bu ateşi
körükler-
ken 2-4
Kasım
arası
Europe1
radyosu için IFOP şirketi tarafından yapılan
bir anket ilginç sonuçlar verdi.
Fransızların %76’sı İslam’ın Fransa’da çok
hızlı geliştiğini düşünüyor. Bir yıl önce aynı
anektte sonuç %71 olurken 5 puanlık artış
olmuş. Son dönemlerde sağ ve sol siyasilerin
Müslümanlar üzerinde yaptığı ırkçı polititika-
ların bu artışta büyük payı var.
İlkokul 4. sınıfta Tarih dersinde işlenen İslam
düşmanlığı, küçücük çocukların ilerde İsla-
mofob olmasının önünü açıyor. O derslerde
Arap-Müslümanların Fransa’yı işgal etmek
istedikleri anlatılıyor (Poitiers Savaşı).
Aynı ankette ise
Fransızlar laikliğe
bağlılıklarını bir
kez daha ifade
ederken sadece
%14’ü devletin
cami yapımına yar-
dım etmesi gerekti-
ğini düşünüyor. Bu
oran 2006 yılında
%28’e ulaşıyordu.
Anketin diğer il-
ginç verisi ise yine
%76’lık bir bölüm
medyaya güven-
mezken bu oran siyasi partiler için %85’e
fırlıyor! Yani Fransızlar Müslümanlardan çok
siyasi partilere güvenmiyor.
Dini kurumlar hakkında da olumsuz görüş
bildiren Fransızların %76’sı hiçbir dini kuru-
ma güvenmiyor. Sadece %67’lik bir skor ile
belediye başkanlarına tam güveniyor.
Bayrou 3. Kez Aday!
Merkez sağ parti lideri François Bayrou Cumhurbaşkanlığı
seçimleri için adaylığını twitrer hesabı üzerinden duyurdu.
İlk kez 2002’de aday olan François Bayrou %6,84 oy oranı ile
4. sırayı alabilmişti. Daha sonra Chirac’in kurduğu UMP ile
çalışmaya başlayan UDF partisinin başkanı 2007 yılına kadar
bu koalisyonda kaldı.
2007’de popülaritesi iyice artan Bayrou 2007 seçimlerinde
%18 oy alarak büyük başarı elde etti. 2. tur için hiçbir adaya
destek olmayan Bayrou o dönemde UDF’in yerine Modem’i
kurdu. UMP koalisyonundan ayrılmasını kabullenmeyen ve
Bayrou’nun sola kaydığını düşünen birçok ağır top Sarkozy’i
destekleyerek UMP’ye geçti.
2007’den sonra girdiği her türlü seçimi kaybeden ve çok dü-
şük oy oranı alan Bayrou 2012’de yeniden varım
dedi. Bir önceki seçimlerde merkezci tavrı,
sosyal barışı sağlayıcı konuşmalarına yeniden
döndü.
Adaylığını duyurduktan sonra twitter kullanıcı-
ları ile söyleşi yapan ve yarım saat içinde gelen
1000’den fazla sorunun 50’sine cevap verebilen
Bayrou aynı zamanda internet sitesinde canlı
yayın yaptı. Gençlere yakın görünmek isteyen
Bayrou, adaylığını açıklamadan önce anketlerde
%10’un altında gözüküyordu.
Bu arada Alain Juppe hükümeti döneminde, 89
yılında Milli Eğitim Bakanlığı yapan Bayrou,
tarihe başörtüsünü yasaklayan ilk bakan olarak
geçti. Ancak Anayasa Mahkemesi o dönemde
genelgeyi hukuka aykırı bulmuştu.
6
Fatih Karakaya haberleri
info@objektifgazete.fr
O
Objektif Gazete | Ocak / Janvier 2012 * N° 67

GEZİ NOTLARI
Her yeni yıl hayalimize yeni umutlar, gi-
den yıl ise yüreğimize işlenmiş hatralar
taşır; 2012’ ye merhaba dediğimiz günle-
ri yaşıyoruz.
2011 yılının son takvim yaprakları elimde;
daha dün gibi hatrlıyorum bu takvimi şu
duvara astğımı. “Git ömürden bir 365
gün daha!” diyorum ve şu fkrayı hatrla-
yıp gülümsüyorum:
Bir bilgin gemiyle yolculuk ediyormuş. Ya-
nından geçen bir gemiciye, ‘’ Sen gramer
bilir misin?” diye sormuş. Gemici omzunu
silkmiş. “Ben garip bir gemiciyim. Öyle
şeylerden anlamam” demiş. Bilgin ona
küçümseyici bir tavırla bakıp, “Öyleyse
ömrünün üçte biri git” demiş ve bir
soru daha sormuş: “Bilimden, fenden
haberin var mı?” Gemici dudak bükmüş,
“O dediklerin nedir, ne işe yarar?” diye
konuşmuş. Bilgin, “Git öyleyse ömrünün
yarısı!” diye alayla gülmüş. Bir süre sonra
gemi sallanmaya başlamış, gemiciler te-
laşla oraya buraya koşuyorlarmış. Bilgin
merakla ne olduğunu sormuş. Gemici,
“Şiddetli bir frtna çıkt. Bu gidişle gemi
batabilir” dedikten sonra bilgine, “Yüzme
bilir misin?” diye sormuş. Bilgin hayır
deyince başını sallamış ve şöyle demiş:
“Öyleyse git ömrünün hepsi!”
Fıkra bu ya hem güldürüyor, hem düşün-
dürüyor. İnsan eğitm gördüğü dallarda
profesyonelleşebilir ancak kendimizi
yetştrirken ihmal etğimiz bazı konular
vardır ki bizim için hayat önem taşımak-
tadır. Örneğin okuduğumuz fkrada belir-
tlen yüzme bilmenin önemi gibi. Avrupa
eğitm sisteminde en çok hoşuma giden
konulardan biridir bu. Öğrenciler daha
ilköğretm sıralarındayken öğretmenler
eşliğinde havuzlara götürülür ve çocukla-
ra yüzme becerisi kazandırılır. Yine okul-
larda hoşuma giden bir uygulama daha
vardır ki bazı tatl günlerinde bir veya
iki hafalığına öğrencileri farklı şehirlere
hata ülkelere gezilere götürmeleri, tarihi
ve turistk yerleri gezdirmeleridir. Bütün
bunlar öğrencilere ruh ve beden sağlığını
spor, müzik, seyahat vb. hobilerle koru-
mayı öğretği gibi boş zamanlarını değer-
lendirmeyi de öğretyor.
Oysa hayat dolu dolu yaşamalı insan, bü-
tün boş zamanlarını öğrenerek geçirmeli.
Uykusunda bile öğreneceği bir şeyler ola-
bilmeli değil mi? Tıpkı Evliya Çelebi gibi.
Evliya Çelebi rüyasında Hz. Peygamber’i
görür. Çok heyecanlandığından, ‘Şefaat ya
Resulallah’ diyeceğine, ‘Seyahat ya Re-
sulallah’ der. Duası kabul olur ve yaklaşık
50 yıl boyunca Osmanlı Devlet’nin uçsuz
bucaksız topraklarını dolaşarak, ünlü
Seyahatnamesi’ni hazırlar.
25 Mart 1611 yılında doğan ve 1682 yı-
lında Mısır’da hayata gözlerini yumana
kadar Osmanlı Devlet’nin topraklarını ge-
zen Evliya Çelebi, gezdiği yerler hakkında
ayrıntlı bilgilerden oluşan Seyahatnamesi
ile Türk kültür tarihi ve gezi edebiyat
açısından önemli bir yere sahiptr. Avrupa
Konseyi tarafndan belirlenen “İnsanlığa
Yön Veren En Önemli 20 Kişi” listesine de
girmiştr. 2011 yılı ise UNESCO tarafndan
“Evliya Çelebi” yılı ilan edilmişt.
Değerli Türk ilim adamımızı rahmetle ana-
rak 2011 yılının son günlerini seyahatle
değerlendirelim diye düşündük. Seyahat
rüzgarına kapıldık, yüzümüze vuran soğu-
ğa aldırış etmeden ve bir tarihin kucağına
düşeceğimizi hesap etmeden. Tırmandı
arabalarımız yokuşları 1050 yılından kal-
ma kapılardan hayranlıkla geçerken. Göz-
lerimiz seyreyledi, kelamın dili tutuldu,
kalem coşa geldi gördüklerine. Kartalların
yuva yapacağı yüksek kayalıklar bir kaleye
bürünmüş; şehir ve kale nehrin suyuyla
çevrelenmiş. Besançon ise dünya miras
listesindeki yerini çoktan almış. Beni bu
şehirde heyecanlandıran bir şey daha var-
dı ki o da bir Türk camisinin cemaatydi.
Ukraynalısı, Malezyalısı, Çeçeni, Faslısı,
Cezayirlisi, Moritanyalısı, Türk’ü ve daha
belki sayamayacağım kadar çok ülkeden
insan bir araya gelmekteydi. Dil ortak bir
lisan ararken anlaşmaya, sevgiyi anlatmak
için kalbin yüz dili vardı.
İkinci durağımız Besançon’a yaklaşık 130
km olan Lozan’dı. 1912 Uşi antlaşmasının
ve 1923’te Türkiye devletnin bağımsızlık
antlaşmasının imzalandığı şehir. Başı karlı
yüksek Alp Dağları’nın masalsı bir şekilde
arka fonu oluşturduğu göl, üzerinde uy-
kuya dalmış gibi görünen yüzlerce mart
ve aheste yüzen kuğular, büyüleyici güzel-
likte görülmeye değer bir yer, İsviçre’nin
Lozan şehri.
Lozan’dan yaklaşık 30 km uzakta bulunan
Montrö’ye, Boğazlar Sözleşmesi’nin ya-
pıldığı şehre doğru yola koyulduğumuzda
güneş başını eğmiş Alpleri kızıla boyamış-
t. Hava iyice kararmışt ki yol üzerinde
bulunan Vevey’de bir marketn vitrininde
büyükçe bir “halal” yazısı can kurtaran
simidi gibi imdada yetşt. Mazot almak,
adres sormak için içeri girdiğimiz marke-
tn sahibi ve çalışanlarının Türk oldukları-
nı gördüğümüzde konuşma dili de kalbin
dili de ortak oluveriyor. Türk misafr se-
verliği ve yardımlaşma duygusu dünyanın
hiçbir yerinde kaybolmayan üstün bir
meziyet olarak kendini gösteriveriyor.
Montrö’ye vardığımızda şehri gezerken
kararan hava ile birlikte içimize işleyen
soğuk kendini asla unuturmayacak. Ve
gölün kıyısınca devamlı yokuş yukarı uza-
yan yolların tepesinden seyre daldığımız
muhteşem manzara ve içinde ttreyip
duran ışıklar… Bir zamanlar tarihimizin
üzerine çöken karanlıkları hatrlatyor. Ve
o karanlıkları delip bağımsız bir Türkiye
kuran Mustafa Kemal’i, kahraman asker-
lerimizi ve sayısız şehitlerimizi …
1923’te vatanımız bağımsızlığını kaza-
narak Türkiye sınırlarına kavuşmuş, halk
savaş yorgunu, uzun yıllar fakirlik, sonrası
baş gösteren işsizlik. Buna karşılık tek-
nolojik üstünlüğe sahip olan ve gelişen
Bat ise çalışacak insan gücüne ihtyaç
duymuştur. Bundan 50 yıl önce başlamış
memleketmde batya göç hikayeleri. Ve
günümüzde dünyanın her yanında Türk-
ler. Çalışkanlığıyla, zekasıyla, azmiyle fark
etrmiş kendini. Milliyetni, kültürünü
kaybetmemiş, insanlığıyla aleme örnek
olmuş. Kebapçısı, marketçisi, inşaatçısı,
tüm girişimcileriyle iş dünyasına atlmış,
sivil toplum kuruluşlarıyla sesini duyur-
muş, ilerleme yolunda devam etmekte.
Öğrenme imkanı varken boşa geçen za-
manlar, yerlere dökülüp çamur olan pına-
rın suyu gibidir. Boş zamanlarınızı okuya-
rak, öğrenerek, hobiler edinerek, seyahat
ederek geçirmenizi dilerim.
Yeni yılınızı kutlar, insanlığa barış, huzur
ve hayırlar getrmesini temenni ederim.
Sevgiyle kalınız.
Salih BİRCAN
TOUL Türkçe ve Türk Kültürü
Dersleri Öğretmeni
s.bircan1@hotmail.com
7

Dersim - Maraş -
Çorum - Sivas ?

Değerli okurlarımız, bildiğiniz gibi
Dersim’de resmî devlet raporuna göre
1936-1937-1938 tarihlerinde 13.806 kişi
öldürülmüş, aynı zamanda 23 Aralık
1938 tarihde 11.683 Dersimli zorunlu
sürgüne gönderilmiş. Tüm bu belgelerin
altında dönemin İçişleri Bakanı olan Faik
Öztrak’ın imzası bulunuyor. Tabii bu
karar Atatürk, İnönü, Celal Bayar ve tüm
bakanlar kurulunun kararı ile alınmıştır.
Devlet bu belge ile resmen Dersim
katliamını tanımış bulunuyor. Bu ilk adım
sayılır ; sayın Başbakan’ı bu yürekli tutu-
mundan dolayı kutluyorum.
Şimdi bunların devamını getirmesini
bekliyoruz ; nedir devamı : Genelkurmay
ve devletin arşivlerini açmaktır, gizli
ne kadar belge varsa ortaya çıkmalıdır,
sürgüne gönderilenlerin toprağı geri ver-
ilmeli, sürgünler hangi illere gönderildi,
ne kadarı hangi illerde kaldı, hepsinin
tespit edilmesi lazımdır.
Ayrıca Seyit Rıza ve oğlunun mezarı
nerede, nereye gömüldüler, bunları iste-
mek Seyit Rıza’nın ailesinin en doğal
hakkıdır.
4 Mayıs Dersimliler için çok önemli bir
gün.
4 Mayıs 1938’te bakanlar kurulunda
alınan bir kararla Dersim yerle bir oldu,
Munzur Çayı kırmızı aktı ; bundan dolayı
Dersimliler ve Avrupa Dersimliler Fed-
erasyonu bundan böyle 4 Mayıs’ı Der-
simlileri anma günü sayacaklar. Devlet
de Dersimliler’den özür dilediğine göre,
4 Mayıs’ı da resmî olarak anma günü
olarak kabul etmelidir.
Başbakan diyor ki, C.H.P özür dilemeli.
1938 Dersim katliamına imza atan-
lar şahısları adına değil devlet adına
imzaladılar, bunda herkesin payı var.
Atatürk, İnönü, Öztrak, tabii ki Chp de
özür dilemeli ama bugün T.C devle-
tini kim yönetiyorsa 1938 katliamının
hesabını da devlet adına sizler vermel-
isiniz. Dersim katliamı kapatılmasaydı,
Maraş katliamı olmazdı, Maraş katliamı
açığa çıksaydı Sivas, Gazi katliamları
olmazdı. Artık gizli saklı ikiyüzlülükle
gerçekleri savunamayız.
Biliyorsunuz Maraş’ın 33’üncü yılı. 21-
24 Aralık 1978’de Maraş’ta yüzlerce
Alevi ve Kürt kökenli insanımız katledil-
di ama dava basite alınmış, kışkırtma
sonucu denilmiş ve olay örtbas edilmiştir.
Maraş olaylarının hemen arkasından
Mit raporu dönemin Başbakanı Bülent
Ecevit’in önüne konmuştur. Olayların
içyüzü, kimlerin yaptığı ama bi-
zim Karaoğlan hiç olayların üzerine
gitmemişti. Biliyorsunuz Ecevit’in ölü-
münden sonra bir gazeteci röportaj
yaparken Ecevit’in çalışma masasının
üzerinde Mit’in raporunu buluyor 30 sene
sonra.
Bizim aslan sosyal demokratlar katliama
sessiz kalıyorlar. Maraş’taki olaylara
askeriye ancak üç gün sonar el koyuyor.
Tıpkı Sivas’ta Madımak’ta otelin etrafı
sarılıyor, 8 saatlik bir mücadele var, bi-
zim aslan sosyal demokrat Erdal İnönü
Başbakan Yardımcısı, “Güvenliğiniz
sağlanacak, endişe etmeyin” diyor ve
8 saat sonra 33 aydın yazar yakılarak
ölüyor.
Halbuki 1974’te 3 günde ordu Kıbrıs’a
çıkartma yapıyor, Kıbrıs’ı ele geçiriyor.
Ama 3 günde Maraş’a gelemiyor. Sonuç
olarak devlet artık kendisiyle yüzleşmeli,
tüm arşivler açılmalı. Artık katliamların
olmadığı, kardeşçe bir ortamda yaşamak
istiyoruz.
Hiç kimse diğerini ötekileştirmesin.
Sözlerimi Seyit Rıza’nin sözleriyle
bitirmek istiyorum.
“Ben sizin yalanlarınızla baş ede-
medim, bu bana dert olsun. Ama ben
de sizin önünüzde diz çökmedim, bu da
size dert olsun.”
Yeni yılın hepinize sağlık, mutluluk get-
irmesi dileklerimle.
Sevgiyle kalın…
Mkaya27@laposte.net
Özgür Köşe
Mustafa KAYA
info@objektifgazete.fr Objektif Gazete | Ocak / Janvier 2012 * N° 67
O

Neyin Bedeli?

Geçtiğimiz ay Avrupa’daki Türk
konsolosluklarının önünde uzunca kuy-
ruklar oluşmuştu,
vatandaş haklı olarak yeni bedelli yasası
yasalaşmadan eskisinden faydalanıp du-
rumu kurtarmaya çalışıyordu.
Çünkü beşbin euro olan askerlik bedeli
yüzde yüzlük bir zamla artık onbin euro
olmuştu.
Bu yüzde yüzlük zamlı yasa yurt dışında
yaşayan milyonlarca Türkiye vatandaşına
bir Noël sürprizi oldu doğrusu.
Gerçi bu Noël sürprizini yapan ak sakalli
Noël Baba değildi ama olsun; ak sakallı
olmasa da AK Partili hükümetimiz
yapmıştı bu sürprizi bize.
Her halükarda bir aklık vardı işin içeris-
inde…
Ha, Noël bir Hıristiyan geleneğidir, bu
tür hediye ve sürprizler dinimizce caiz
değildir, biz Noël sürprizi olarak kabul
edemeyiz diyorsanız, onun da çaresi bu-
lunur.
Örnegin Almanya’da şurda burda
Avrupa’ya göç edişimizin 50. yılı
kutlamaları falan yapılmakta,
ak sakalli Noël Babalar, pardon AK
Partili bazı bakanlar da yer yer bu kutla-
malara katılmakta; o halde göçün 50. yılı
hediyesi olarak kabul edin, olsun bitsin.
Ne de olsa bu 50 yıllık göç hayatımızda
sürprizlere alışmıştık.
Merkez Bankası skandalından tutun
da, Jetpa, Kombasan ve Deniz Feneri
vurgunlarına kadar neler gördük neler!
Oysa ki bu bedelli askerlik meselesi
seçimlerden hemen önce de gündeme
gelmiş ve Başbakan böyle bir düzenlem-
eye karşı çıkarak ‘’Biz ki kimsesizlerin
kimi, fakir fukaranın koruyucusu olarak
böylesi adaletsiz bir düzenlemenin altına
nasıl imzamızı koyabiliriz’’ diyerek
gönül tellerimizi titretmişti yine.
Aslında Başbakan Erdoğan bunu hep
yapıyor.
Denebilir ki siyasal çizgisinin en belirgin
özelliklerinden biri budur.
Yani halkın dertlerini halkın anladığı
dilden iyi ifade edebilen, ezilenin,
dışlananın, fakir fukaranın yanındaymış
algısını iyi yaratabilen ama fiili uygula-
mada ise buna uygun davranmayan bir
Başbakan’la karşı karşıyayız.
Birkaç somut örnek!
Alevi açılımı dedi, milyonlarca Alevinin
gönlünü hoplattı.
Şimdi Aleviler Sivas’ta, Maraş’ta,
orda burda yapılan katliamların anma
etkinliğini bile yapamıyorlar, Valilikler
yasaklıyor, polis jandarma zoruyla
dağıtıyorlar.
Kürt açılımı dedi, milyonlarca acılı
Kürdün yüreğinde bir umut ışığı belirdi;
ardından sınır içi ve dışı operasyonlar,
aramalar, baskınlar, tutuklamaların ardı
arkası kesilmedi.
12 Eylül darbesi ile hesaplaşacağız dedi,
refarandum dedi, idam edilen devrimcil-
ere, ülkücülere ağladı.
Birçok solcunun ve ülkücünün kafasını
karıştırıp desteğini aldı.
Ama bırakın 12 Eylül darbesiyle
hesaplaşmayı, darbeyi aratmayacak
düzeyde tutuklamalar yapıp muhalif
avına çıktı.
Konuyu daha fazla dağıtmadan yeniden
başa, yani bedel meselesine dönersek; bu
konuda da Başbakan ayrımcılık demişti,
adaletsizlik demişti, ben yoksulu zengi-
nin karşısında ezdirmem demişti fakat
sonra asıl yapacağını yapmıştı.
Durum tam Nasrettin Hoca’nın
fıkrasındaki gibi yani. Parayı verebilen
düdüğü çalacaktı. Yemen türküsünde ne
de güzel söylenmiş ; “Zenginimiz bedel
verir / Askerimiz fakirdendir”.
İyi ama 50 yıldır yurtdışında yaşayan,
artık tamamen buraya yerleşmiş biz
göçmenlerden ne istiyorlar?
Burada doğmuş, büyümüş, eğitim, sağlık,
meslek tüm bu olanaklardan burada
yararlanmış olan insanlardan onbin euro
olarak neyin bedelini alıyorlar?
Dedesi oradan gelmiş diye burada
doğmuş olan torun bunun ceremesini
çekmek zorunda mı?
Avrupa’da yaşayan diğer ülke kökenli
hiçbir göçmen topluluğunda böylesi yük-
sek bir bedel örneği yoktur.
Kimilerinde sembolik bedeller vardır,
kimilerinde ise hiç yoktur.
12 Eylülcü, darbeci paşaların başlattığı
bu yüksek ücretli bedeli AKP hükümeti-
nin kaldırması gerekirken, aksine bu be-
deli ikiye, üçe katlayarak sürdürüyor.
Bu haksızlıktır, insafsızlıktır.
AKP dahil gelmiş geçmiş tüm
hükümetlerin bizleri sadece bir döviz
makinası olarak gördüklerinin yeni bir
ıspatıdır.
Her şeye rağmen insan hak ve özgür-
lüklerinin kazançlı çıkacağı, emekçi mü-
cadelesinin, adaletin, barış ve kardeşliğin
yeni kazanımlarla ilerleyeceği yeni bir yıl
dileği ile...
SELESTAT KOEBERLE
LİSESİ ÖĞRENCİLERİ
YAZIYOR
YENİ YIL VE
BEKLENTİLERİMİZ
İnsanların yeni hedefleri olmasıdır
yeni yıl, yeni bir başlangıçtır. Önemli-
si, yeni yılın herkese mutluluk, başarı,
sağlık, huzur ve barış getirmesidir. Ül-
kede aç kalmamasını, kimsenin yok-
sulluk çekmemesini, askerlerimizin
şehit olmamasını, annelerin göz yaşı
dökmemesini istiyorum. Sevdikler-
imin hep yanımda olmasını istiyorum,
çünkü onlar yanımda olunca ben de
mutlu oluyorum.
Funda ERDOĞAN
Yeni yılı sabırsızlıkla bekliyorum,
çünkü çok dileklerim var. Me-
sela Türkiye’deki kaza sayısının
azalmasını istiyorum çünkü her
yıl çok sayıda insan ölüyor. İkinci
dileğim ise yazın gireceğim Bac
sınavlarımın iyi geçmesini, diplomamı
başarıyla almayı istiyorum. Dünyada
zor şartlarda yaşayan fakir insanlara
yardımda bulunmak istiyorum.
Habibe SELÇUK
İnsanları çok seven bir yapıya sahip
olduğum için, herkesin 2012 yılına
sağlıklı, huzurlu, hayatın tüm güzel-
likleriyle girmelerini dilerim. Hayatın
zorluklarını kolayca atlatmalarını,
hayata umut dolu bakmalarını ve dört
elle sarılmalarını dilerim. Türk mil-
letinin düşünce ve davranışlarında
gelişmeler olmasını, kadınlara karşı
töre uygulamalarının son bulmasını,
yetim çocukların bir yuva bulmalarını
isterim
Buket Melissa ÇELİK
İnsanlar yeni bir yılı hep sevinçle,
neşeyle karşılarlar. Benim için de
öyle, 2012 yeni bir sayfa, yeni bir
başlangıç ! Ve hatta yeni bir yaş, özel
bir yaş, sonuçta on sekiz yaş, yani
reşit oluyorum.2012’nin başta aileme,
arkadaşlarıma, kendime huzur, mut-
luluk, sevinç getirmesini diliyorum,
onlar benim en değerli varlıklarım.
Ülkemize
gelince, yeni yıl
vatanımıza, mil-
letimize hayırlara
vesile olsun.
Demokratik, laik
bir ülkede yaşam
sürsünler, eğitime
daha da önem
versinler, çünkü
eğitimsiz bir
kışinin umutları
azalır. Tür-
kiye futbol milli
takımının daha
başarılı olmasını
umuyorum.
Ayşegül UY-
ANIK
Öncelikle bütün
insanlar için sağlıklı, huzurlu ve
mutlu bir sene diliyorum. Herkesin
diledikleri gibi bir sene yaşamalarını
istiyorum. Bunun için herkesin biraz
katkıda bulunması lâzım ki huzurlu,
mutlu bir dünyada yaşayalım. Okulda
daima başarılı olmak ve lise bitirme
sınavını kazanıp iyi bir üniversiteye
gitmeyi diliyorum.
Tuğba KOKU
Her sene yeni yılın ilk dakikasından
itibaren geleceğe daha umutla
bakıyorum. Bu senenin daha farklı
olacağını düşünüyorum ; yeni
yılın üçüncü günü on sekiz yaşıma
gireceğim. Çok heyecanlanıyorum,
benim için bu yaş daha da olgun
olmam demek. Bu senenin hepi-
mize şans getireceğine inanıyorum.
Umarım dünyada bütün insanlar
kardeşce, barış içinde yaşarlar ve
bütün savaşlara son verilir. Bizler,
sıcacık yuvalarda ve gelişmiş ülkel-
erde yaşadığımız için çok şanslıyız.
Fakat bazı insanların bir damla suya
bile muhtaç olduklarını düşününce
çok üzülüyorum.
Nur Selin SAYMAN
En büyük dileğim dünyadaki in-
sanlar arasında fark oluşmamasıdır.
Afrika’daki fakirlerden dolayı, tüm
dünyanın bunu örnek almasını ve bir-
birlerine yardımcı olmasını arzu edi-
yorum. İnsanların huzur ve mutluluk
içerisinde yaşaması çök önemli. Bu
nedenle, cömert ve merhametli olmak
gerekli. Bir insanın gülümseyebilm-
esi en büyük ve en güzel duygudur.
Yüzlerdeki gülücüklerin eksilmemesi
dileğiyle.
Merve KAYA
İnsanlar para için koşturmaktan
vazgeçip etraflarındaki muhtaç
insanların yardımına koşsalar,
yardımsever olsalar gelecek yıl daha
güzel geçer. Hiç kimse aç kalmasın,
mağdur olmasın, herkes huzur içinde
yaşasın, mutlu olsun. Her hastalığa
çare bulunsun, hepimiz sağlıklı
yaşayalım. İnsanlar ayrımcılık
yapmayı bırakıp birlikte yaşamayı
öğrensinler.
Nazife ÇAĞLIYANLAR
Yeni yıl benim için mutluluk deme-
ktir, başarı demektir, sağlık, huzur,
barış demektir. Yeni yıldan beklen-
tilerim var ; herşeyden önce dünyada
gerçek anlamıyla BARIŞ olmasını
diliyorum. Ne savaş, ne akan kan, ne
gözyaşı olmasını diliyorum. Düny-
ada aç insan, mutsuz ve kötü insan
kalmamasını istiyorum. Ailemle ve
sevdiklerimle birlikte yaşamayı ve
onlarla mutlu olmayı diliyorum.
Merve KALEM
Yeni bir yıl, yeni bir sayfa, yeni
umutlar, yeni beklentiler demektir.
Acıları, üzüntüleri, mutsuzlukları
geride bırakıp yeni yıla girmeyi ümit
ediyorum. Öncelikle sağlıklı ve hu-
zurlu yaşamak istiyorum, aşk ve sevgi
sonradan gelir nasılsa. Birarada sevinç
dolu, mutlu olmamızı istiyorum.
Küsler barışsın, âşıklar konuşsun !
Ayşenur ERGEN
8
HAYATIN EMEK YAKASI
İbrahim BALCI
DIDF ( Demokratik İşçi
ve Gençlik Dernekleri
Federasyonu ) Yn. Kr. Üyesi
ibrahim-balci@live.fr
info@objektifgazete.fr
O
Objektif Gazete | Ocak / Janvier 2012 * N° 67
9
En guzeli sizin olsun >>> 06 25 94 20 29
info@objektifgazete.fr Objektif Gazete | Ocak / Janvier 2012 * N° 67
O
10
info@objektifgazete.fr
O
Objektif Gazete | Ocak / Janvier 2012 * N° 67
11
info@objektifgazete.fr Objektif Gazete | Ocak / Janvier 2012 * N° 67
O
12
info@objektifgazete.fr
O
Objektif Gazete | Ocak / Janvier 2012 * N° 67
13
info@objektifgazete.fr Objektif Gazete | Ocak / Janvier 2012 * N° 67
O
14
info@objektifgazete.fr
O
Objektif Gazete | Ocak / Janvier 2012 * N° 67
15
“Organizasyon uzmanlık ister”
DJ - Orkestra - Limuzin - Kamera - Fotoğraf
Yemek - Dekor - Servis
Salon Düzenleme ve Temizlik
Ücretsiz Palyaço ve
Çay - Kahve İkramı
Organizasyon Hizmetlerimiz
İla
h
i
G
r
u
b
u
sirmadekor@hotmail.fr
www.facebook.com/sirma.dekor
06 20 61 67 14 ou 06 17 77 65 10
info@objektifgazete.fr Objektif Gazete | Ocak / Janvier 2012 * N° 67
O
16
info@objektifgazete.fr
O
Objektif Gazete | Ocak / Janvier 2012 * N° 67
17
HAK YOLUNDA SÜRÜMEK
Yolcu isen yolda takılıp kalma
Bu dünya geçici hülyaya dalma
Verenler vermiyor sen de aldanma
Yolculuk yollarda değil yürümek
Olan ömrü hak yolunda sürümek
Bir yolcu var ömrü boyu yürüyor
Bir yolcu var ömrü kat kat dürüyor
Bir yolcu var gitmez ayak sürüyor
Yolculuk yollarda değil yürümek
Olan ömrü hak yolunda sürümek
Yolcu yolda hiçbir şeye takılmaz
Kim ne derse desin bir kere kanmaz
Geçtiği yollara ah edip yanmaz
Yolculuk yollarda değil yürümek
Olan ömrü hak yolunda sürümek
Sen de bir yolcusun var mı planın
Yarın mahşer günü çıkar yalanın
Ne çulun kalacak ne de palanın
Yolculuk yollarda değil yürümek
Olan ömrü hak yolunda sürümek
Şairim anlattın yolu yordamı
Yürek yangın yeri her şey orda mı
Çalışmak kazanmak her şey zorda mı
Yolculuk yollarda değil yürümek
Olan ömrü hak yolunda sürümek
Hasan KARAKAYA 26 / 12 /2011
SEVDİĞİM
Yaktı beni kül eyledi
Senin akın sevdiceğim.
Kerem gibi kul eyledi
Hiç gülmedim sevdiceğim.
Sevda yeli gitmez baştan
Ne çileler çektim aşktan
Bahtım karalı doğuştan
Hiç gülmedim sevdiceğim.
Sanma ki bir murad aldım
Türlü serencama daldım
Yüzüm gülmedi ağladım
Hiç gülmedim sevdiceğim.
Sevda yeli eser başta
Yaktın beni bir bakışta
Dertli gönlüm olmuş hasta
Hiç gülmedim sevdiceğim.
Gurbet gezdim hasretinle
Küle döndüm aşkın ile
Gözüm doldu yaşlar ile
Hiç gülmedm sevdiceğim.
Yaralı gönlüm gülmüyor
Halimi kimse bilmiyor
Akan gözyaşım dinmiyor
Hiç gülmedim sevdiceğim.
BAKARÎ sevdalı sana
Küle döndüm yana yana
Acımıyor o yar bana
Hiç gülmedim sevdiceğim.
Yılmaz BAKAR- Linkenheim/Karlsruhe
Giderim Ali Yoluna
Giderim Ali yoluna
Uğradım Banaz eline
Bülbül konmuyor gülüne
Gül sararmış bahçesinde
Lanet Yezid’in dölüne
Kan döktü Necef çölüne
Geçti Ehlibeyt yerine
Şüphe yoktur hatasında
Fidan dikkat et sonuna
Bürünme Mervan donuna
Geçmezsin kavga önüne
Kerbela’nın ötesinde
Fidan ÇOLAK
Gönüllerin Fatihi
Herkes hoşnut olurdu o güzel insandan
Hep güzel şeyler bahsederdi imandan
Biz onu sevmişiz bütün candan
Gönüllerin Fatihi Üstad Said Nursi
Nur Cemaatin kutlu imamıdır
Şefkatin ve sevginin tamamıdır
İmana çağıran hep güzel namıdır
Gönüllerin Fatihi Üstad Said Nursi
O bir nurdur asla sönmeyecektir
Nura doğru giden geri dönmeyecektir
Bir daha karanlığa bürünmeyecektir
Gönüllerin Fatihi Üstad Said Nursi
Risaleleri yazan katipleri vardı
Yazanın içini bir tatlı huzur sarardı
Dava için bu kadar yazmak büyük kardı
Gönüllerin Fatihi Üstad Said Nursi
Ya yalnız ya dostlarla kıra çıkardı
Günahkâr toplum onun canını sıkardı
İman gücüyle her duvarı yıkardı
Gönüllerin Fatihi Üstad Said Nursi
Manalı sözleri yanmış sinelere akardı
Alemi Allah’a tevekkül ederek bakardı
İmana çağırıp gönüllerdeki ateşi yakardı
Gönüllerin Fatihi Üstad Said Nursi
İşkencelere rağmen dönmedi davasından
İnsanın kurtuluşunu istedi mevlasından
Bunun için vazgeçti kendi canından
Gönüllerin Fatihi Üstad Said Nursi
Hazreti Hamza gibi cesur biriydi
Hazreti Ali gibi bir ilim sahibiydi
Hz. Osman gibi Kurânın hayranıydı
Gönüllerin Fatihi Üstad Said Nursi
Âşık Abdullah çok över o İmamı
Sevgiyle rahmetle anar o İmamı
Tanımayanlara duyurur o İmamı
Gönüllerin Fatihi Üstad Said Nursi
Abdullah KELEŞ / 27.12.11 /
Lahr-Schwarzwald
GÖZAYDINLIĞI ve
KUTLAMA
Şaban ve Fatma KİPER çiftinin
Merve Sude
isimli kızları 15 Aralık 2011 günü
dünyaya geldi.
Merve Sude’ye uzun bir ömür diliyor,
KİPER Ailesi’ni kutluyoruz.
Objektif Gazete
GÖZAYDINLIĞI
ve
KUTLAMA
Deco Design mağazası elemanlarından Soner DUMAN’ın
yeğeni
Can GÜVENCE
Dünyamıza merhaba dedi.
Özgür-Ayana GÜVENCE ile DUMAN ailelerini kutluyor,
Can’a sağlıklı bir yaşam diliyoruz.
Objektif Gazete
GEÇMİŞ OLSUN
Uzun bir zamandır rahatsızlığı yüzünden 3 ocak
2012 salı günü Ağır bir ameliyat geçiren
Abimiz Ahmet Karakaya’ya geçmiş olsun der
Yüce Rabbim’den Acil şifalar dilerim
KARAKAYA AİLESİ
Hasan Karakaya
Semine ve Aliye’nin kardeşi
İhsan Akif Hüseyin
22.12.2011 günü dünyamıza merhaba dedi.
Nevin&Muhammet çiftini tebrik ediyor,
küçük İhsan’a hayırlı bir ömür diliyoruz.
Objektif Gazete
info@objektifgazete.fr Objektif Gazete | Ocak / Janvier 2012 * N° 67
O
YORUM FARKI
‘Hayata Dönüş’ mü, Ölüme
Gönderiliş mi ?
Düşlerimiz umut yüklü.
Umudumuz celladın süngüsüne takılmış fecir
( şafak vakt ) coşkunluğunda.
Cellat gecenin karanlığı kadar karanlık,
kılıcını çekmiş buyruk vermekte. Yakın, yıkın,
öldürün …
Ölen kim, öldüren kim. Zalim kim, mazlum
kim. Hangi ironi dayanabilir ki o güne,… gün-
lere?
Kanapeye oturmuş, günde onlarca kez tekral-
anan haberlere sıramı (çocuklardan dolayı)
kaptrmama heyecanıyla, ülkede yaşanan
gündeme kilitleniyorum. Haber spikeri
yaşanan dramatk olayları anlatrken, işini en
iyi şekilde yapma çabası içerisinde. Yüzünde
tebessüm ve duygu körlüğü. Karşımdaki
sanki, makineden farksız kurulmuş robot gibi
ya da ben öyle sanıyorum?
Sevgili seyirciler diyerek ; hayata dönüş op-
erasyonunda, yaşanan skandallar vs vs..
Benimse bilgisayarın hafzasının karışıp da,
hiçbir işlem yapamamasi gibi, bütün kaslarım
gerilmekte. Usum bütün hücrelerime
başkaldırıyor, isyan ediyor.
Kabuk bağlayan yaralarım o günün
tazeliğinde acı çekiyor ve bir flm şeridi gibi
o günü, günleri omuzlayıp acılarımızla yola
koyuluyorum.
İlmek ilmek, hücre hücre eriyen bedenlerim-
iz, insanca yaşamanın, dostça kucaklaşmanın
gayretyle günleri ayları geride bırakmışt ( F
tpi tek kişilik hücrelere karşı siyasi tutsakların
2000’de başlatmış oldukları açlık grevleri ve
ölüm oruçları).
Uzanırken yataklara, yatak bile utancından
bize acı çektriyordu. Gelmişken milenyumlu
yıllara, böylesine ölmek niye? Yaşamak için
ölmek diyorduk, isteklerimiz çok lüks değildi.
Dostlarımızla, arkadaşlarımızla birarada
yaşamak ( madem mapus damlarında’ isek )
çok mu zor talepler?
İnsanın insana güvenmediği, her geçen
gün insanların kendi dünyasında olduğu bir
dönemde, ille de insan, insansız yaşayamaz,
bu dünya hepimizin, kardeşçe yaşama
isteğiydi bizimkisi.
Ölüme giderken istenilen şeyler çok muydu?
Uyuyamıyorum, tan vakt demli çayım her za-
manki gibi başucuma bırakılmış. Yudumlarken
kusuyorum.
Çevreme bakıyorum, kimse uyumuyor.
Umut kesilmiş benden, gidiciyim! ‘Yolcu yol-
unda gerek’.
Oysa sıkıca tutunmuşum yaşamın orta yerine,
‘ Vurun ulan vurun ben kolay ölmem’ dilimin
ucunda.
Acılarımız dost yürekleri avuçlarken, koridor-
da (cezaevi) patlama sesleri… Baskın var!
Megafonda gür bir ses: “Teslim olun!”
Herkes ayakta, göz gözde, yürek paramparça,
gece utancından nöbetni tan vaktne devret-
mekte.
Gözler tv ekranlarında, kulaklar spikerin
ağzından çıkacak sözlerde…
20 cezaevine ‘Hayata Dönüş’ operasyonu
yapılmakta.
İnsanlik bir kez daha kendinden utandı.
Zulüm tekrar sahnede, insan kendin-
den gizlenmekte, acı çekmekte, bu akıl
tutulmasında söz hükmünü yitrmekte.
Düşüncelerinden dolayı yargılayıp dört duvar
arasındaki insanı tekrar yargılamakta.
Bir anda ortalık gaz odalarına dönüşüyor.
Cezaevinin her odası, birer frını andırıyor.
Acaba diyorum ki Nazi Almanyası’nda ka-
tledilen Yahudi çocukları da mı …!
Gözlerim donuklaşıyor, nefes almakta
zorlanıyoruz. Alınan her nefes zehir olup,
ciğerlerimizi şişiriyor. Derilerimiz etlerimizden
ayrılacakmış hissi uyandırıyor.
Tarih tekerrür mü ediyor? Her birimiz derisi
soyulmuş Hallac-ı Mansur oluyouz.
Yetmiyor; zulüm fersah fersah ilerlerken
kullanılan silahların izahı zordu!
Şiddetn dozajını anlatmak güçtü !
O gün ülkemin tüm cezaevleri semalarından
yükselirken gaz bulutları, anaların gözyaşları
süzülüyor dökülen kanlarımızla derelere,
nehirlere, ırmaklara karışıp farklı acılarla
tanışıyordu.
Biz de; geride 30’un üzerinde ölü, yüzlerce
yaralıyla acılarımıza, yaralarımıza inat F tpi
hücrelerini zora dayalı mesken eyledik.
Bu insana ait olmayan mekanlarda
‘Karanlıksın hücrem bu düzen gibi bir gün
kervan döner bin akın gelir yıkılırsın hücrem
bu düzen gibi’ türküsünü inadına semalarda
yankılandırıyorduk bu sağır dilsiz dünyaya,
yüzlerce canımızı geride bırakarak.
Not : Ve demek geliyor içimden çokça
övündüğümüz bu tarihte o kadar karanlık
dönem ve dökülen mahsun kanlar var ki,
özürler kabahat olur….!
SEVGİLERİMLE !
18
Le Football et l’Argent

Le football génère de plus en plus d’argent.
Joueurs et entraîneurs font partie des person-
nes qui gagnent le plus d’argent au monde et
ceci de manière assez facile.
Ce sport que tout le monde connaît, ce sport
dont tout le monde parle, ce sport qui est le
plus médiatisé. Chaque fois que vous ouvrez
la télévision, vous pouvez être sûr que, soit il
y a un match en direct, soit on nous donne les
extraits d’un match, soit des commentateurs
analysent les matches avec les résultats du
week-end ou pronostiquent les matches de la
journée à venir… Beaucoup de choses tour-
nent autour du football.
Beaucoup d’argent circule dans le monde
du football : des millions et des millions
d’euros.
La plupart des gens ne verra jamais ces som-
mes dans leur vie. A la base, pratiquer un
sport c’est un loisir, une passion.
Pour cette raison être payé pour faire un
sport, cela change la définition du sport. Ce
n’est plus le sport pour le plaisir, mais le
sport pour l’argent.
A la fin des matches, on interviewe souvent
des joueurs pour entendre ce qu’ils ont pensé
du match et la réponse qu’on entend : « oui,
on s’est très bien battu, on a donné le meilleur
de nous-même, notre possible….. » mais ils
sont « un peu » dans l’obligation de donner le
meilleur d’eux-mêmes parce qu’ils gagnent
des millions en très peu de temps et plus des
primes quand ils marquent un but, en effet
c’est leur salaire astronomique.
D’accord, ils ont tous les jours des entraine-
ments peut-être pénibles mais il y a quand
même des limites. Quand on pratique le sport
comme profession, l’argent est nécessaire
pour payer les frais. Mais c’est vrai que le
football fait gagner trop d’argent alors que
d’un autre côté, il y a beaucoup de gens pau-
vres qui souffrent de la famine et de pauvreté
dans le monde et cela est vraiment scanda-
leux. Si on utilisait ces sommes d’argents
dans le développement de certains pays, ça ne
serait pas mieux…
Le salaire des joueurs professionnels est
excessivement élevé. Alors, proposer aux
joueurs des dizaines de millions tandis que
des millions de gens partout dans le monde
souffrent de la famine, cela est vraiment hon-
teux!
Je peux vous donner quelques exemples de
salaires de joueurs professionnels :
Lionel Messi qui évolue au Barcelone et
qui perçoit un salaire annuel de 31 millions
d’euros
Christiano Ronaldo qui est au Real Madrid
et qui touche 27.5 millions d’euros par an ou
encore
Zlatan Ibrahimovic au Milan AC avec 12.5
millions d’euros.
Avec un simple calcul, si on considère qu’un
simple ouvrier gagne 1500 euros/mois, il faut
qu’il travaille 143 ans pour gagner cette som-
me ce qui est impossible, cet ouvrier ne verra
jamais la somme perçue par Lionel Messi en
seulement 1 mois.
Bien sûr il n’y a pas que le salaire des
joueurs qui circule comme argent dans le
football, il y a les transferts, les accords entre
les fédérations et chaînes de TV, les paris
sportifs…
De plus, de nombreux grands clubs sont en
déficit. Chaque année, leurs pertes en argent
ne cessent d’augmenter. Sur les 733 clubs
européens de football de première division,
56% ont enregistré des pertes en 2009.
La perte globale s’élève à 1,2 milliard
d’euros, soit une augmentation de 85% par
rapport à 2008, où 48% des clubs faisaient
état de dépenses supérieures à leurs recettes.
Alors que les budgets sponsoring et droits
télévisés sont pénalisés par la crise économi-
que, les salaires des joueurs, eux, continuent
de progresser la situation catastrophique dans
laquelle sont les clubs.
En effet, la masse salariale représente une
part importante par rapport au budget du club.
Par exemple, la masse salariale de l’Olympi-
que Lyonnais est de 111 millions d’euros ce
qui représente 69% du budget du club alors
qu’il a un déficit de 35,1 millions d’euros.
Toutes les parts salariales par rapport aux
budgets des clubs sont au-dessus de 55%,
mais même si le club est en déficit, il arrive à
payer le salaire de chaque joueur.
Cependant si les salaires dans le football
peuvent être considérés comme exorbitants
car ceux-ci se comptent en millions d’euro
par an, cette impression est à nuancer par le
fait qu’il y a une grande différence de salaires
d’un pays à l’autre, d’un club à l’autre même
d’un joueur à l’autre au sein d’un même club,
et que l’imposition pour ces personnes est
assez élevée. Par exemple, le salaire d’un
joueur qui évolue en National n’est que de
5000 euros.
D’autre part, une fois leur carrière terminée,
seule une partie des joueurs arrivent à se re-
convertir en tant qu’entraîneurs, entraîneurs-
adjoints, entraîneurs des gardiens, etc. ...
Tous n’arrivent donc pas à se reconvertir afin
de continuer à gagner un salaire assez élevé
ce qui semble donc relativiser le fait qu’un
salaire qui semble énorme de premier abord,
permettre en fait de constituer une rente lors-
que le joueur sera à la retraite.
Donc, il y a vraiment beaucoup d’argent qui
circule dans le monde du football et ces som-
mes d’argent devront être mieux réparties.
Serdal SAKALLI & Abdülkadir ACAR
En guzeli sizin olsun >>> 06 25 94 20 29
Sidar Sarıgül
fecir38@hotmail.fr
info@objektifgazete.fr
O
Objektif Gazete | Ocak / Janvier 2012 * N° 67
HERBERT MULLIN (5)
“DEPREMİ ENGELLEYEBİLMEK İÇİN ÖL-
DÜRMEM LÂZIM!”
Polis aynı gün iki farklı mekanda
işlenen cinayetlerin birbiri ile
bağlantlı olduğunu anlamışt.
Hem Bob Francis hem de Jim Gi-
anera arkadaştlar ve uyuşturucu
işi yapıyorlardı. İkisi de çeşitli ke-
reler bu suçla ilgili göz altna alın-
mışlardı. Olay günü Santa Cruz’da
olmayan Bob Francis sorgulandı,
bu suçu kimlerin işleyebileceği
hakkında bir liste yapması isten-
di.
Adam piyasadaki tüm rakiplerini, ken-
dileriyle iş yapanları, müşterilerini,
piyasadaki serseri tpleri yazdı liste-
ye, ancak aralarında Herbert Mullin
yoktu. Bob Francis’in uzun zamandır
görmediği, arkasından hep
dalga geçtkleri bu zararsız
çatlak olası zanlıları listeler-
ken bir an için aklına gelmiş-
t. Ancak böyle bir cinayet
işleme ihtmalini düşün-
mediğinden Mullin’in adını
yazmamışt.
Cowell Eyalet Parkı geniş
alana yayılan güzel orman-
larıyla Santa Cruz’un görül-
meye değer yerlerindendir.
Herbert Mullin kafasının en
karışık olduğu zamanlarda bazen bu
ormanlık alana geliyor ve doğayla baş
başa meditasyon yapıyordu.
Gerçekleştrdiği katliamların yükünü
biraz haffetmek için 10 Şubat günü
ormana geldi ve sık ağaçların arasında
yürümeye başladı. Ormanın “Cennet
Bahçesi” adıyla bilinen bölgesinde
bir süre ilerledikten sonra karşısına
derme çatma bir çadır çıkt. 15-16
yaşlarında dört çocuk buraya bir çadır
kurarak kamp yapmışlardı. Şimdi de
çadırın içinde yaktkları küçük gazoca-
ğında yemek pişirmeye çalışıyorlardı.
Herbert Mullin çadıra yaklaşıp kafasını
içeriye soktu.
Brian Scot Card, David Olicker, Ro-
bert Spector ve Mark Dreibelbis
adlı çocuklar karşılarında gördükleri
ziyaretçiyi yemeğe davet etler.
Ancak Mullin beklemedikleri kadar
sert. Onlara hemen toparlanıp or-
manı terk etmelerini söyledi. Devlet
arazisinde izinsiz kamp kurmak bir
suçtu ve kendisi buna göz yumamaz-
dı. İşin aslı aynı şeyi birkaç yıl önce
kendisi denediğinde karşısında orman
bekçilerini bulmuş ve çadırı sökülerek
ormandan kovulmuştu. Belki de bu
yüzden çocuklardan alıyordu hırsını.
Dört çocuk kendilerine bağıran bu
tuhaf adama gülmeye başladılar. Öyle
durup dururken karşılarına çıkmış,
bir de üzerine vazife olmadığı halde
devleten, orman yasalarından bah-
sediyor, kafa ütülüyordu. Çocukların
istferini bozmadan oturmaya devam
etklerini, üstelik kendisine güldük-
lerini gören Mullin’in iyice tepesi at.
Kafasının içinde onlarla telepat yön-
temiyle konuştuğunu, öldürülmeyi
hak etklerini söylediğini, onların da
bu cezayı onaylayarak “Bizi öldür”
dediklerini kurguluyordu. Bu kadar
kolaydı, hemen tabancasını çıkart ve
çocukların üzerine ateş etmeye başla-
dı. Daracık çadırın içinde dört çocuk-
tan hiçbiri kendini delirmiş saldırganın
kurşunlarından koruyamadı. Biraz
önce yaktkları gaz ocağının yanı ba-
şına kanlar içinde devrildiler. Mullins
ayrılmadan önce çocukların üzerinden
çıkan yirmi doları ve av tüfeklerini
aldı.
Ormandaki bu korkunç katliam birkaç
gün sonra ortaya çıkt. Çocuklardan
birinin abisi dönme zamanında gel-
meyen oğlanları aramaya çıkmışt ve
çadırı bulduğunda gördüğü manzara
karşısında baygınlık geçirdi. Dört ço-
cuk derme çatma çadırın kumaşları
arasında telaşla dışarıya çıkabilecek
bir delik aramış, ancak meçhul sal-
dırganın kurşunlarından kaçamamış-
lardı. Haber çabucak yayıldı ve Santa
Cruz’da büyük üzüntüye neden oldu.
Dört suçsuz çocuğun nedensiz ve son
derece vahşi bir saldırı sonucu katle-
dilmeleri toplumu derinden yarala-
mışt. Polis ciddi bir ipucu bulamadı.
İşin kötü yanı Santa Cruz kent o yıllar-
da “Amerika’nın suç başkent” olarak
tanımlanmak-
taydı. 1960’ların
sonları ve 70’lerin
başlarında kent-
teki suç oranında
gerçekten dikkat çeki-
ci bir artş gözlemlen-
mekteydi. En belirgin
örnekler, zengin Otha
ailesinin dört ferdi-
ni ve sekreterlerini malikanelerinde
katleden John Linley Frazier ve birinci
kitapta detaylı anlatğımız seri katl
Edmund Kemper sayılabilir.
Kemper, Mullin ile aynı dönemde
cinayetlerini işliyordu ve henüz kim-
liği tespit edilememişt. Gazetelerde
sürekli olarak kaybolan genç kadınlar,
orada burada bulunan cesetler hak-
kında çıkan haberleri okumak halkın
moralini bozuyordu. Ortalıkta ne bi-
çim canilerin dolaştğını, işlenen suç-
ların hangilerinin birbiriyle bağlantlı
olabileceğini polis bile çözümleyemi-
yordu. Santa Cruz’un başında birden
fazla felaketn dolaşması kent adına
gerçekten de büyük talihsizlikt.
Kampçı çocukların öldürülmelerin-
den iki gün sonra Herbert Mullin’in
otostop yaparken arabasına aldığı
ve öldürüp araziye bıraktğı Mary
Guilfoyle’nin cesedi bulundu. Ekim
ayından bu yana kayıp olan genç ka-
dının kimliği, hem cesedin Mullin ta-
rafndan parçalanmış olması, hem de
açık arazide çürüdüğü için ancak diş
kayıtlarıyla tanımlanabildi.
Daha önce de otostop yaparken kay-
bolan ve bazılarının cesedi bulunan
genç kadınlar olduğu için polis katlin
aynı kişi olabileceğini düşünüyordu.
Bu nedenle medya aracılığıyla tüm
halka, özellikle de kadınlara tanıma-
dıkları kişilerin arabalarına binmeme-
leri konusunda uyarılar yapılıyordu.
Bir yetkili “Bu dönemde Santa Cruz’da
otostop yapmak Rus rulet oynamak
gibi..” yorumunu yapmışt.
13 Şubat sabahı Herbert Mullin er-
kenden kalkt, annesinin isteği üzerine
onlara şöminede yakmak için biraz
odun götürecekt. Bir koruluğa gide-
rek kuru odun ve dal parçaları topladı,
arabanın bagajına doldurdu, işte tam
bu sırada babasından “telepatk me-
sajlar” gelmeye başladı.
Babasının beyninin içinde yankılanan
yüksek sesi “Sakın birini öldürmeden
eve odun getrme!” diyordu. Hata
öldürmesi gereken kişinin Dayısı Enos
olduğunu da belirtyordu. Herbert
sevdiği dayısını öldürmeyi reddedin-
ce babasının sesi “Tamam o zaman,
başka biri de olur, git, herhangi birini
öldür..”demişt!
Fred Perez eski şampiyon boksör-
lerdendi, sabah erkenden kalkmış,
garajının önünde birikmiş yaprakları
temizliyordu. Puslu, soğuk bir sabaht.
Sabah TV haberlerinde dün cesedi
bulunan kız hakkındaki korkunç ha-
beri dinlemiş ve canı sıkılmışt. Elinde
trmıkla üşüyerek çalışırken sokakta
yaklaşmakta olan bir araba dikkatni
çekt.
1958 model Chevrolet Perez’in evinin
önünde yavaşladı, sürücü pencere-
yi açt, bir av tüfeği uzandı ve eski
boksör “Bu da ne şimdi?” diye düşü-
nürken son duyduğu ses şiddetli bir
patlama oldu. Kalbine isabet eden
kurşunla olduğu yere yıkılan Perez
anında ölmüştü.
Herbert Mullin birkaç gün önce öldür-
düğü kampçı çocuklardan aldığı tüfeği
birkaç saniye daha elinde tutu, sonra
yan koltuğa frlat, pencereyi kapat,
sakince gaza basarak yoluna devam
et. Her şey yarım dakika içinde olup
bitmişt, Perez az önce süpürdüğü
yaprakların üzerinde yatyordu.
( Devam edecek )
SERİ KATİLLER VE SERİ KATİLLER 2 KİTAPLARININ YAZARI
FİKRET TOPALLI'DAN GERÇEK SERİ KATİL YAŞAM ÖYKÜLERİ...
1958 model Chevrolet Perez’in evinin
önünde yavaşladı, sürücü pencereyi açt,
bir av tüfeği uzandı ve eski boksör “Bu
da ne şimdi?” diye düşünürken son duy-
duğu ses şiddetli bir patlama oldu.
Bir koruluğa giderek kuru odun ve
dal parçaları topladı, arabanın ba-
gajına doldurdu, işte tam bu sırada
babasından “telepatk mesajlar”
gelmeye başladı. Babasının beyni-
nin içinde yankılanan yüksek sesi
“Sakın birini öldürmeden eve odun
getrme!” diyordu.
Ormandaki bu korkunç katliam birkaç
gün sonra ortaya çıkt. Çocuklardan
birinin abisi dönme zamanında gel-
meyen oğlanları aramaya çıkmışt ve
çadırı bulduğunda gördüğü manzara
karşısında baygınlık geçirdi.
Ormanın “Cennet Bahçesi” adıyla
bilinen bölgesinde bir süre ilerle-
dikten sonra karşısına derme çat-
ma bir çadır çıkt. 15-16 yaşlarında
dört çocuk buraya bir çadır kura-
rak kamp yapmışlardı.
19
info@objektifgazete.fr Objektif Gazete | Ocak / Janvier 2012 * N° 67
O
Hoşgörü üzerine...
Her canlı varlık gibi doğuyor, büyüyor ve ölü-
yoruz.
Bu süreç içinde, yaşadığımız ailevî ve sosyal
koşullar çerçevesinde kendimize bir yol çiz-
meye çalışıyoruz. Sahip olduğumuz fziksel
imkânları zorlayarak... Bütün bu çabalar, kişi-
sel ve ruhsal anlamda pozitf bir evrim muci-
zesini gerçekleştrmek uğruna.
Öğretmenlik yaptğım dönemde öğrencileri-
me çok sık ve önemle hatrlatğım bir nokta
vardı:
Ne yapıp edip, kendilerine sunulan imkânları
aşarak, bilgi ve anlayışta büyüklerinden daha
ileri bir seviyeye ulaşmak. Öğrencilerimin
gözlerinde açıkça sezinleyebildiğim kimlik ve
kişilik sorununa bir çözüm arayışımdan olsa
gerek.
Tüm kültürlerin tartşılmaz değerlerinden biri
“Ana-babaya ve aile büyüklerine saygı duy-
mak.” tr. Peki bu saygı ilişkisinde, onların her
dediğinin kesinlikle doğru olduğu sonucuna
mı varmalı ?
Elbete ki hayır !
Saygı ve sevgiye dayalı bu ilişki, onların her
dediğine harfyen inanmayı ve uymayı gerek-
trmiyor. Her ilişkide olduğu gibi, aile büyük-
lerimizle olan ilişkilerimizde de akla dayalı ve
tarafsız bir eleştrinin olması gerektğini hatr-
latmak yersiz. Böylesi bir yaklaşım, kendi kişi-
liğimizi geliştrmemizin yanısıra, çevremizde-
kilerin de kendilerini düzelterek gelişmelerine
katkıda bulunacaktr. Dolayısıyla, söylenen
her sözü ve işlenen her eylemi akıl terazisine
koymaktan çekinmeyelim. Bu söz ve eylem
kimden gelirse gelsin !
Hatrlarım, çok uzun yıllar önce aile efradı-
mın Alevî toplumuyla ilgili saçmasapan, akla
sığmayacak bir yığın önyargısı vardı. Bunda
hiç şüphesiz bulunduğumuz çevrede yasayan
Alevî karşıt köketendincilerin etkisi büyük
oldu. Müslüman bir çoğunluk içinde yaşayan
Hıristyan bir azınlık olmamız, bizde, diğer
azınlık dinleri hususunda önyargıların oluşma-
sını engellemedi.
Aksine...
Diğer azınlıklarla -geniş anlamda- bir top-
lumsal hayat paylaşmanın dışında yakın bir
ilişkimiz olmadığından, ayırımcı zihniyetlerin
oyununa kolayca düştük.
-Alevînin kestği kurbanın et yenmezmiş.
-Alevî pişirdiği yemeğe tükürürmüş.
-Cemevlerinde veya Alevî evlerindeki semah-
larda mum söndürülürmüş.
-Mum söndürmenin akla hâyâle sığmayacak
“bir” sebebi varmış. (Bunu, -afnıza sığınarak-
ne burada ne de baska yerde ağza veya kale-
me almak istyorum!)
İşte insan ahmaklığının, aklın bilinen ve bilin-
meyen tüm sınırlarını aştğı durumlardan biri.
Allah’tan ailemizde, yeni kuşak bu önyargıları
artk aşmış durumda.
Ancak aşılması gereken daha tonlarca önyargı
var.
Bunları da -kişisel evrimlerini başarırlarsa- ge-
lecek kuşaklar yokedecekler.
Hayatm boyunca her çevreden, dinden ve
ulustan insanlar tanıdım, dostlarım oldu.
İnsanları ait oldukları din, mezhep, ulus ve
meslekî kimliklerine göre sınıfandırmadan,
onlarla kurduğum insanî ilişkiler içinde tanı-
maya ve tanımlamaya çalıştm. Fikrimce, ger-
çek anlamda büyümenin tek yolu da bu.
.............
Yeri geldikçe her din hoşgörüsüyle övünür.
Zira kendince her din, diğerlerinden daha
yüce, daha sevgi dolu ve daha insancıldır.
Biraz düşününce, durum toplumdaki her birey
için de aynı: herkes -dinen ve mânen- hakikat
bulmuştur kendine göre. Bu anlamda, “Ger-
çekte, insan sayısı kadar din vardır” diyen
Gandhi’ye katlmamak elde değil.
Alman şair ve yazarlarından Goethe (1749
Frankfurt-1832 Weimar) “Hoşgörü geçici bir
durum olmalı ve en nihayetnde saygıyla so-
nuçlanmalıdır. Zira gerçek anlamda, hoşgörü
hakaret niteliği taşır.” demiş.
Ne kadar da doğru bir söz !
Adam karşına geçip: “Sen benim gibi değilsin,
benim gibi düşünmüyor ve benim gibi davran-
mıyorsun ama, ben gene de sana karşı hoş-
gülü davranıyorum.” diyor düpedüz. Şimdi
bu hoşgörüsü için adama teşekkür mü etmeli,
yoksa bu tutumu aşağılayıcı bulup isyan mı
etmeli ?
Sorun o ki, kişiliğimiz, dinimiz ve kültürümüz
sebebiyle çoğu zaman saygı görmeyip hoşgö-
rü sadakasıyla yetnmek zorunda kalıyoruz.
Ne yapmalı peki?
İnsanî gelişimini tamamlamamış, hoşgörüyü
bir lütûf gibi diğerlerine bol keseden sunan
zat’ları oldukları gibi kabullenip onlara saygıy-
la yaklaşmalı... İşte yapılması gereken tek şey
bu.
Yeni yıla Can Yücel’in bir şiiriyle girelim, ne
dersiniz!
Yeni yılınız neşe ve sevgi dolu olsun. Sağlıcak-
la kalın.
O olmazsa yaşayamam
“O olmazsa yaşayamam.” demeyeceksin.
Demeyeceksin işte.
Yaşarsın çünkü.
Öyle beylik lafar etmeye gerek yok ki.
Çok sevmeyeceksin mesela.
O daha az severse kırılırsın.
Ve zaten genellikle O, daha az sever seni
Senin O’nu sevdiğinden.
Çok sevmezsen, çok acımazsın.
Çok sahiplenmeyince, çok ait de olmazsın
hem.
Çalıştğın binayı, masanı, telefonunu, kartvi-
zitni…
Hata elini ayağını bile çok sahiplenmeyecek-
sin.
Senin değillermiş gibi davranacaksın.
Hem hiçbir şeyin olmazsa, kaybetmekten de
korkmazsın.
Onlarsız da yaşayabilirmişsin gibi davranacak-
sın.
Çok eşyan olmayacak mesela evinde.
Paldır küldür yürüyebileceksin.
İlle de bir şeyleri sahipleneceksen,
Çatların gökyüzüyle birleştği yerleri sahiple-
neceksin.
Gökyüzünü sahipleneceksin,
Güneşi, ayı, yıldızları…
Mesela kuzey yıldızı, senin yıldızın olacak.
“O benim.” diyeceksin.
Mutlaka sana ait olmasını istyorsan bir şey-
lerin…
Mesela gökkuşağı senin olacak.
İlle de bir şeye ait olacaksan, renklere ait ola-
caksın.
Mesela turuncuya ya da pembeye.
Ya da cennete ait olacaksın.
Çok sahiplenmeden,
Çok ait olmadan yaşayacaksın.
Hem her an avuçlarından kayıp gidecekmiş
gibi,
Hem de hep senin kalacakmış gibi hayat.
İlişik yaşayacaksın.
Ucundan tutarak…

S i z d e n b i r i...
Albera Meynioğlu
BANA KİMSE AVRUPA BİRLİĞİ
MASALI ANLATMASIN
Sayın okurlarım,
Yeni yılda tüm istekleriniz umarım gerçekleşir.
Fakat ben yine de bir gurbetçi olarak
yeni yılda Yakup Kadri’nin şu mısralarını
hatrladım. Bunun sebebi Türk münevveri,
aydını gene sensin. Bu viran ülke ve yoksul
halk kitlesi için ne yaptn? Yıllarca yüzyıllarca
onun kanını emdikten sonra onu posa haline
getrdikten, onu kara toprağın üstüne atktan
sonra, şimdi de gelip ondan tksinmek hakkını
kendinde buluyorsun. Anadolu halkının bir
ruhu vardı. Nüfuz edemedin. Bir hafzası
vardı aydınlatamadın. Bir vücudu vardı (bes-
leyemedin) doyuramadın. Üstünde yaşadığı
bir toprak vardı işletemedin. Onu hayvani
duygularınla cehlin ve yoksulluğun, kıtlığın
elinde bıraktn. Şimdi de elinde orak hasada
gelmişsin, ne ektn de ne biçeceksin. diye
devam eden o mısralar.
Bilindiği üzre Marsilya milletvekili Valerie
Boyer tarafndan verilen yasa teklif Fransa
Meclisi’nden geçt. Fransız Senatosu’ndan
da geçmesi kesin gibi gözüküyor. Yaklaşan
başkanlık seçimleri öncesi adayların bu duru-
mdan faydalanmama gibi bir lüksü yok. Gerçi
sayın milletvekilinin anne ve baba tarafnın
birinin Cezayirli öbürünün Tunuslu olması bir
şey değiştrmez. Bu başka bir konu. Netcede
milletvekili seçmenine verdiği sözü tumuş
oldu. Peki biz ne yaptk: Kulis için Paris’e gelen
milletvekillerimiz, iş dünyası, oda temsilcileri-
nin daha baştan kalacak otel sıkıntsı çektkle-
rine güler misin ağlar mısın! Bildikleri yabancı
dillerle Türk milletnin duygu ve düşüncelerini
bir güzel anlatlar. Fakat karşı taraf ciddiye
bile almadı. Nedenine gelince. Karşılarında
buldular tüccar zihniyetli hükümet temsilcile-
rini, bastrdıkca bastrdılar. Sonuç fyasko.
Bundan tam on yıl önce yani 29 Ocak 2001’de de
benzer bir yasa geçt ; o zamandan bu zamana
kadar demek ki hiçbir şey yapılmamış. Değişen
bir şey yok, yine eski hamam eski tas. Şimdi asıl
meseleye gelelim. Ermeni diyasporası bu memle-
ketn her yerinde var. Sanatnda, kültüründe,
mutağında, siyasetnde, sporunda, meclisinde,
bürokrasisinde, sağlıkta. Sen nerde varsın? Hiçbir
yerde. Zaten sorun da burada.
Bundan on beş sene önce Avrupa’daki Türk
(Devletne, diyanetne, özüne bağlı) dernekle-
rini birleştrdik. Her Avrupa ülkesinde bir
Koordinasyon kurulu kurduk. Bunları da ülk-
eler arasında birbiriyle irtbatnın sağlanması
için bir üst kurul kurulmuştu, ne için? Lobi
için. Ne oldu? Sağolsun sayın Başbakanımız
kendi gibi düşünmeyen, zaman zaman ters
düşen bu kurulları işlevsiz kılarak yerlerine
Avrupa demokrat platormu adı altnda yeni
bir oluşum getrerek, koordinasyon kurullarını
devre dışı bırakt. Bu durumda piyasaya öyle
bir görüntü çıkt ki, gör de inanma.
Kermes adı altnda lahmacun satan, tüccar zi-
hniyetli tamamen dine dayalı, cami inşa etme
yarışı, Din görevlisi temin edildiğinde sorunların
halledildiğini düşünen, Öğretmeniyle kavgalı,
eğitmi ve hata 23 Nisan bayramlarını, 10 Kasım,
29 Ekim’den ve hata 18 Mart Çanakkale’den biha-
ber, her şeyi sorun haline getren görüntüler hasıl
olmaya başladı. Bürokratlarımızın bu kermeslerde
boy göstermekten başka çarelerinin kalmadığı bir
toplum inşa etmiş oldu. Kendi içinde barışık ol-
mayan, ayrıştrılan bir toplumdan ne beklenebilir
ki? Şimdi asıl konumuza dönelim. Bana bu saaten
sonra şunu kimse anlatmasın. Avrupa Birliği’ne
tam üye olmak masalını. Bu geçen yasa çerçe-
vesinde, Türkiye’ye daha çok baskı kurulacak,
kabulü için uğraşacaklar, ödün vermemiz
beklenecek. Namık Kemal’in bir sözünü
anımsadım. Zihin fukara olunca, akıl ukala
olur. Yapılacak iş: Boş hayeller yerine yapısal
anlamda önce eleştrdiğin diktatörlükten vaz
geçeceksin ; muhalefete, işçine, öğretmenine,
gazetecine, aydınına kısaca her kesime ku-
lak verip, bu ülkenin vatandaşına güvenip,
onların önlerindeki engelleri kaldırarak, bilim
adamlarını, gazetecilerini hapse atmak yerine
onlara imkan sunarak, bu ve buna benzer
olayları Avrupalılar’a anlatacak, onları ikna
edeceklerle yola devam etme karaları almak
zorundasınız. Aksi takdirde Paris’te yasanın
geçtği gündeki yapılan protestodaki sloganlar
ile (Ya Allah Bismillah Allahuekber) bir yerlere
varmak mümkün değil.
Fransız basınından takip etğim kadarıyla,
UMP milletvekili olan Deveciyan Türk hükü-
metlerinin önce böyle esip gürleyip, sonra da
bir şey yapmadıklarını alay konusu yapmış.
Kuru sıkı atyorlar demeye getrmiş. Biraz da
haklı galiba. Sayın Başbakanın yaptrımlardan
söz etği bir sırada, Sayın Bakanımız Zafer
Çağlayan’ın, sorulan bir soru üzerine Fran-
sa’dan gelecek sanayi yatrımlarının başımız
üzerinde yeri var demesi sizce nasıl bir du-
rum. İşte o zaman ektğin tohumlar diken
olduğunda toplarken elini acıtr ve hata
kanatrsa o zaman kızmayacaksın, yüzünü
ekşitmeyeceksin.
Eğitmin ne kadar önemli olduğunu bileceksin.
Gerekirse Eğitm Ataşeliklerinde halen okularda
bir şekilde okuyan öğrencileri destekleyecek
programlar geliştrilip destek olur hale getrecek,
olmadı burs vereceksin ki, o zaman bu öğrenciler
bir yerlere geldiğinde, büyük Türkiye’den söz edile-
bilir. Bu durum belki zaman alır fakat daha sonraki
nesillerde, istek ve düşüncelerin hayata geçirilme-
sinde sıkınt çeklmez.
Ha, bu arada sevindirici bir durumu da belir-
mekte yarar var. Fransa’da yaşayan biz göç-
men işçilerden. Fransa vatandaşlığına geçmiş
olanların, oy kullanabilmek için seçmen liste-
lerine kayıt yaptranların sayısındaki artşların
gerçekleşmesindeki önemli katkıları olan din
görevlileri ve öğretmenlerimize, dernekleri-
mize teşekkürlerimi sunarım. Yoksa bu duru-
mda zaten girmek istemediğiniz bir Avrupa
Birliği’nden umutlarınızı kesmeli, masalı daha
fazla iç politka aracı olmaktan çıkarmalısınız.
Yeni yılınızı kutlar ; sağlık, mutluluk ve başarı
dolu bir yıl temenni ederim.
Hoşça kalın.
ÇİÇEK PASAJI
Basri ÇİÇEK
cicekbasri@hotmail.fr
20
info@objektifgazete.fr
O
Objektif Gazete | Ocak / Janvier 2012 * N° 67
21
info@objektifgazete.fr Objektif Gazete | Ocak / Janvier 2012 * N° 67
O
22
info@objektifgazete.fr
O
Objektif Gazete | Ocak / Janvier 2012 * N° 67
23
info@objektifgazete.fr Objektif Gazete | Ocak / Janvier 2012 * N° 67
O
24
Mulhouse’daki MEUBVET
Firması’nın Sahibi Cemaletn
GÜNDOĞDU ile Hac Ziyaret
Sonrası Bir Söyleşi
Alsace Bölgesi’nin Haut-Rhin vilayetne bağlı
Mulhouse şehrinde kurulu bulunan MEUBVET
frması, bölgenin en çok takdir edilen mobilya
ve giyim mağazalarından biridir.
MEUBVET’in sahibi Cemaletn GÜNDOĞDU
ise, buralarda en çok sevilen işadamlarımız
arasında ilk sıralarda gelir.
Sayın GÜNDOĞDU ile, yeni ifa etği Hac
fârizası sonrası bir söyleşi yaptk. Konumuz ta-
bii ki Hac’la ilgiliydi ; başka alanlara girmedik !
Hacca gitmek nasıl bir duygu anlatr mısınız?
Tabii Haccın kendisi gibi duygusu da kutsal ve
heyecan dolu. Haccı orda yaşamalısınız. Size
ancak burada görüntülerden yani gördükleri-
mden bahsedebilirim.
Oraya gidecek olanlara söylemek babından,
mutlaka yapılması gerekir dediğiniz şeyler
nelerdir ?
Haccın zaten farzları, vaciplerı, sünnetleri
belli ; farklı yapılacak bir şey yok. Her sene 10
milyon kişi aynı şeyleri yapıyor.
Kalabalık insanı orada eziyor mu ? Acaba
ezilir miyim endişesi duydunuz mu ?
Bir endişe var fakat orada ezilme ve izdiham
korkusundan ziyade kalabalığın kendisin-
den korkabiliyorsunuz. Kabe’nin yüksek bir
tepesine çıkıyorsun, Kabe’nin etraf kayalık
zaten, hangi tarafa çıkarsan çık Kabe çukurda
kalıyor orada. Kabe’ye hangi tarafan girer-
seniz girin göreceksiniz ki Kabe’ye giden yol-
larda yer yok. O yollarda tek kişi olarak rahat
yürünüyor ancak iki kişi olarak yani hanımla
yürürken kuyruk kuyruğa gitmemiz gerekiyor,
yan yana çok sıkınt oluyor. Mekke’nin içeri-
sinde hangi sokağa giderseniz gidin
böyle tklım tklım. Yanındakilerle
arana bir kişi dahi girse birbirinizi
bulmanız oldukça zorlaşabilir. Çünkü
sırtnızdakilerin hepsi aynı kıyafet, bu
nedenle şöyle bir kalabalığa doğru
baktğında herkes sana aynı insan
gibi dörünüyor. Kabe’nin etrafnda
yirmiden fazla giriş var. Bu girişlere
açılan sokaklar çok kalabalık oluyor ki
zaten 10 milyon kişi o kapılardan girip
Kabe’de Fena Fillah oluyor. Herkes o
Kabe’nın içinde bir avuç yerde, yerini
yurdunu buluyor, namazını kılıyor.
Ancak namazı kılıp oradan çıktktan
sonra sokaklarda yürümek oldukça
zorlaşıyor. Düşünün ki, dışardaki yerlerden bir
bardak su almanın bile imkanı olmuyor.
Hiç boş veya tenha olduğu olmuyor mu?
Ben 23 gün kaldım, kesinlikle bir gün dahi
şöyle elhamdülillah rahat rahat yürüyebildim
diyemedim.
Bize orada nerede ve nasıl bir yerde kaldığı-
nızı anlatr mısınız?
Biz orada Şişe’de yanılmıyorsam üç yıldızlı bir
otelde kaldık. Şişe Kabe’nin bir mahallesi.
Yeni Hacca gidecek olanlara ne tavsiye et-
mek istersiniz, nasıl bir hazırlık yapmalarını
önerirsiniz? Yanında şunu götür, şuna dikkat
et gibi...
Vallahi orada sabırdan başka bir şey lâzım
değil. Hata Diyanet ile gidenlere para bile
lâzım değil. Eğer para harcamak istemiyorsa
yanına bir lira dahi almasına gerek yok. Tabii
hediyelik hurma gibi şeyler alıcaksa başka.
Ancak Diyanet’in hizmetleri o kadar gelişmiş
ki oteller lüks, yiyecek içecek veriyor, sabah ve
akşam yemeğini veriyor, zaten başka bir şey
yeme ihtyacı da duymuyorsunuz. Kaldı ki za-
man da olmuyor. Aksi takdirde sizi ibadeten,
gezintden engelliyor.
Oradaki kutsal huşu içinde olma halini nasıl
tarif edersiniz?
Tabii oradaki huşu hali insana geçmişini unut-
turuyor. Bir gün önce Fransa’daydım deme ha-
lin yok. Oraya varınca her şeyi yok sayıyorsun.
Ölümü bile unutuyorsun çünkü zaten bizzat
ölümü yaşıyorsun.
Niye?
Çünkü orası mahşer yeri. Artk ölmüşsün ve
oraya varmışsın, ölüm düşüncesi yok; tama-
men mahşeri yaşıyorsun.
Şeytan taşlarken ne hissetniz?
Şeytan taşlamanın farklı boyutları var. Arafat
-Müzdelife arası 10, 15 km’lik bir yol. İhramın
vermiş olduğu ağırlık var. Arafat çok sıcak
oluyor çünkü. Şeytana gelince bütün hırsını
şeytandan almış gibi oluyorsun. Tüm yorgun-
luğunu oraya boşaltmak istyorsun. Şeytan
taşlamadan sonra Otel’in oraya yaklaşıyorsun.
Kafa yorulmuş, beden yorulmuş, zihin yorul-
muş tabii...
Şeytana; “Bana falanca şu yanlışı yapmışt”
diye hayıfa mı taş atlıyor?
Yok. İnşallah Rabbim kim-
senin aklına böyle şeyler
getrmez. Zaten dünyayla
ilgili şeyler insanın aklına
gelmiyor orada.
Herkese tavsiye ediyorsu-
nuz yani.
Mutlaka.
İlla ki bir yaşı var mı bu
işin?
Var, kesinlikle ihtyarlara
tavsiye etmiyorum. Paranız
çok da olsa gitmeyin, para-
nızı ziyan edersiniz. Sıcaktan
ve kalabalıktan ötürü, zevkini alamazsınız. Ben
Diyanet’in aksine bir fetva veriyorum, yaşlıla-
ra paranız olsa da gitmeyin derken gençlere
de paranız olmasa da gerekirse Cemaletn’i
dolandırın gene gidin diyorum!
Bir daha gidecek misiniz Hacca?
Yok. İnşallah bir daha gitmeyeceğim. Ancak
her iki yılda bir umreye muhakkak gideceğim.
İznimin yarısını Türkiye’ye ayırsam bile yarı-
sını umreye ayıracağım. Gönlümü eğlemeye
gidieceğim açıkçası. Artk ibadetn yani haccın
farziyet olayı kalkt.
1000 Euroya mı mal oldu Hacc?
Yok hayır, her şey dahil 3250 Euroya mal
oldu. İstenirse bu paranın dışında hiçbir para
harcanmadan dönülebilinir. Ancak ben otelin
yemeğini yemiyordum. Fırıncıyla anlaştm.
Peynirciyle anlaştm. Farklı farklı şeyler yiyor-
dum. Belediye otobüsleri bedavaydı, ben tak-
siye binip taksiyle gidiyordum Kabe’ye.
Kabe’ye yürüyerek gitmek farz değil mi?
Onu yaptğımız bazı yerler oldu tabii. Mesela
Arafat ile Müzdelife arasında, oradan şeytan
taşlamaya, oradan otele yürüdük. Zaten yü-
rümekten başka çareniz de yok çünkü vasıta
yok. On milyon insan aynı anda yürüyor. Yü-
rümeye yer yok ki taksi nasıl çalışsın. Mesela
Diyanet hasta olan hacı adaylarını ambulansla
taşımak istemiş ancak ambulanslar bile yolun
belli bir noktasında tkanmış kalmış, saatlerce
bekledikten sonra şoförler bile ambulansı
bırakıp kendi başının çaresine bakmak zorun-
da kalmış.
Kurban durumu nedir ?
Duyduğumuz o ki orada etleri buzdolaplarına
koyuyorlar, büyük mezbahaneler yapmışlar.
Muhtaç olan yerlere gönderiyorlar. Herhalde
bu sene Somali’ye gönderilir. Öyle duyduk.
Son olarak söyleyeceklerinizi toparlarsanız
ne söylemek istersiniz?
Hacc çok önemli bir ibadet. Henüz dünya kav-
rayamıyor. Onu yaşamak gerekiyor. Rabbim en
hızlı şekilde herkese nasip eder inşallah.
2012 de neler değişecek?
Her yıl olduğu gibi yılbaşı bazıları için eğlence
anlamına gelse de birçoğu için zamların
yapıldığı gün olarak anılıyor.
2012’de krizin de etkisiyle birçok alanda yeni
zamlar uygulamaya konuldu. Bu anlamda
yeni kemer sıkma politkası nedeni ile halk
daha çok vergiye tabii tutulurken yardımlar
kısıtlandı.
İlk değişikliklerden biri arabaları ilgilendiriyor.
Bundan sonra teknik kontroller (Controle
Technique) daha pahalı olacak. Ayrıca daha
önce bozuk olduğu halde yeniden kontrole ta-
bii tutulmayan birçok bölümün bundan sonra
tamir edilmesi zorunlu koşulacak. Mesela
ABS frenlerdeki bozukluk ya da fren yağı azlığı
sadece bildiriliyordu. Şimdi sorun giderilip
yeniden kontrolden geçecek.
Geleneksel hale gelen sigorta primleri artşı
da bu sene devam et. Ayrıca kadınlar için
daha ucuz olan sigorta primleri AB direktferi
doğrultusunda aynı erkek şoförlerin fyatları
ile endekslendi.
Sağlık alanında da zamlar var. 3 sene içinde
ek sağlık kurumlarına %10 ek vergi eklendi.
Bunun netcesinde vatandaşlar ek sigorta
yapmakta zorlanıyor. Son vergi ile şirketler
vatandaşa %5 zam yapt.
En büyük değişikliklerden biri de KDV
oranında yaşanacak. Daha önce 2 orana alışık
olan Fransa artk 3 oranla tanışt. Bir çok
alanda KDV oranı %7 olarak belirlendi.
Diğer yandan yatrımcıları teşvik etmek için
%22’lik vergi indirimi de %13’e çekildi. Buna
göre yeni daire alıp kiraya verenlere tanınan
indirim artk %13’ü geçmeyecek. Buna karşılık
ev kira yardımları da sadece %1 artrıldı. Daha
önce küçük dairlerden vergi alınmazken 14
metre kareden küçük dairelere metre karesi
30 ila 45 arası vergi eklendi. Bu arada 2. ev
satşlarında elde edilen kar da daha yüksek
vergiye tâbi olacak.
Öte yandan birçok kişinin ev almasında etkili
olan %0 faizli kredi artk sadece yeni yapılarda
olacak.
Ulaşım sektörü de zamdan nasibini alacak.
Aylık otobüs biletleri yanı sıra TGV biletlerinde
de zamlar yapıldı.
%30 zam isteyen GDF ise umduğunu
bulamadı. Seçimlerden önce böyle bir riski
göze alamayan hükümet sadece %4,4 zam izni
verdi.
Alkollü içecekler de ise litre başı 0,90 € vergi
alınırken şekerli içeceklerde de yeni vergiler
eklendi. Buna göre bir teneke içecek için 0,02
kuruş ek vergi alınacak. Sigara ise ekim ayında
%6 zam gelmişt. Ocak ayında bir o kadar
daha zam bekleniyor.
Maaş artmlarında ise asgari ücret sadece
enfasyona göre zam yapıldı. Bundan sonra
asgari ücret 1 398,37 olacak. RSA yardımı da
477 € olarak belirlendi.
Çocuk parası yardımları ise nisan ayında
yeniden belirleniyor ancak bu yardımdan ya-
rarlanmak için belirlenen azami ücret ise %1
artrıldı.
Son olarak çok yüksek gelirliler için bir
değişiklik yapılmaz iken 500 bin € kazananlar-
dan %3 vergi alınacak.
KDV %5,5’dan %7’ye Çıkt!
Avrupa’yı kasıp kavuran ekonomik kriz hükü-
metleri yeni gelirler bulmaya zorluyor. Yeni
gelirlerin en kolay yolu da vergilerden geçiyor.
Bu doğrultuda Fransa’da düşük KDV oranı
%5,5’dan %7’ye çıkartldı.
Bugüne kadar yiyecek ve bazı özel sektörlerde
%5,5 olan, diğer sektörlerde %19,6 olan vergi
oranlarına bir yenisi daha eklendi.
Sadece birinci derecede gerekli olan yiyecek
ve devlet tarafndan işletlen okul kantnleri
hariç düşük vergi oranından yararlanan tüm
diğer sektörler %7’ye çıkartldı.
Karar en çok inşaat sektörünü vuracak
Bugüne kadar evini tamir etren şahıslar sa-
dece %5,5 vergi ödüyordu. Bundan sonra bu
oran %7’ye çıkartldı. İnşaatçılar Birliği yaptğı
açıklamada zaten zor durumda olan sektörü
daha da kötü günlerin beklediğini ve işten
çıkarmalar ve ifasların yaşanacağını belirt.
Bundan bir yıl önce lokantalarda %19,6’dan
%5,5 düşürülen KDV oranı, sektörün sözünü
tutmayarak hem fyat indirmemesi hem isdih-
tam yapmaması üzerine bu sektörde %7 KDV
oranın uygulanacak.
Yeni vergi oranının uygulanacağı diğer sektör-
ler ise kitaplar, otelcilik, elektronik kitaplar,
ulaşım hizmetleri (toplu taşıma biletleri).
KDV oranı artarken gaz ve elektrik fyat artşını
durduran hükümet Anayasa Mahkemesi’nin
aldığı kararla zam yapmak zorunda kalacak.
%5’lik bir artş düşünen hükümete karşı GDF
%30’luk bir zam istyor.
Yeni vergi oranıyla Fransa hükümet yılda 6
milyar euro ek gelir bekliyor.
info@objektifgazete.fr
O
Objektif Gazete | Ocak / Janvier 2012 * N° 67
25
Colmarlı Kadınlardan
Kahvalt Günleri
DİTİB Colmar Kadın Kolları ayda bir kere dernekteki so-
syal ve kültürel faaliyetlerin artrılması amacıyla Colmarlı
bayanlara yönelik olarak kahvalt düzenliyor.
Tüm Colmarlı bayanlara açık olan bu
kahvaltlarda hedefenen DİTİB Colmar
derneğindeki sosyal ve kültürel aktvite-
lerin artrılabilmesi için mümkün oldukça
çok bayana ulaşıp onlarla
DİTİB Colmar Cemiyet ola-
rak bu alanlarda faaliyetler
programlayıp düzenlemek.
DİTİB Colmar Derneği’nin
Kadın Kolları Başkanı Yüksel
KUZU konuyla ilgili yaptğı
açıklamada “Derneklerimi-
zin sadece ibadet mekânları
olmaktan çıkıp sosyal ve
kültürel anlamda hanımların
aktf olarak katldıkları
birer kültür merkezleri
olmalarını istyoruz. Bunun
gerçekleşmesi için ise müm-
kün olduğunca hanım kitleye ulaşmalıyız.
Bu kahvaltlar bizler için ideal buluşma
vesileleridir.” dedi.
DİTİB Colmar Cemiyet’nin binası geniş bir arazi üzerine
kurulmuş iki katlı bir binadır. Çocuklara ara tatllerde ve
hafa içi Çarşamba ve Cumartesi günleri dini ve kültürel
eğitm verildiği cemiyete kadın kollarının faaliyetlerin-
den biri de Cuma günleri ve özel günlerde lahmacun
satşı gerçekleştrmektedir. 2011 Ocak ayında bu yana
Diyaneten görevli Hamdi DİLSİZ imam olarak görev
yapmaktadır.
Dernekte yetşkinlere yönelik hafada iki gün Fransızca
dil kursları da verilen cemiyet toplumun ihtyaçlarına
yönelik sorunlara cevap vermeye devam edecektr.
Solcular İslamofob
Yasaya Doymuyor!
Tarihinde ilk kez sol partye geçen Fransa
Senatosu utanç verici bir yasayı oyla-
maya sundu. Kurulduğu günden beri
yabancıların dostu gibi görünen ama
sürekli Müslümanlar aleyhine yasalar
teklif eden Sosyalistlerin hedefnde bu
sefer başörtülü anneler vardı.
Daha önce ilk, orta ve liselerde
başörtüsünü yasaklayarak binlerce kızı
mağdur eden Sosyalistler UMP’nin so-
kakta peçe yasağını da desteklemişt.
Müslüman karşıtlığı yarışında Part So-
syalist öne geçmek için hazırladığı yasa
teklifnde başörtülü annelerin okul gezile-
rinde « yardımcı » olarak katlma yasağını
legalleştrmek için yasa teklif sundu.
Daha önce Montermeil ilkokulunda
bir anne, öğretmen tarafndan yapılan
çağrıya cevap vermiş ancak okul
adaylığını reddederek, okul kurallarını
değiştrerek « Anneler de dini simge
taşımaz » kuralını eklemişt. Milli
Eğitm Bakanı Luc Chatel de yasağa
destek vermişt.
Bunun üzerine kararı Mahkemeye
taşıyan bir grup anne insan hakları
ve din ve vicdan hürriyetne aykırı
olduğunu savunmuşlardı. Ancak Ma-
hkeme 2004’te okullarda dini simge
yasasını gerekçe göstererek okulu haklı
bulmuştu.
Karara itraz eden velilerin önünü kes-
mek için sosyalist senatörler kararın iptal
edilmemesi için yasal zemin hazırlamaya
başladı.
Ancak böyle bir yasanın geçmesi duru-
munda, anaokuluna çocuklarını almaya
gelen anneleri bile geri çevrilebileceği
söyleniyordu. Artk ana okul girişlerinde
başörtülü anne avı başlayabilirdi.
Yasayı hazırlayan Aşırı Sol Part (Part
Radicale de Gauche) yaptğı açıklamada
hedeferinin 2004’te çıkan okullarda dini
simge yasasının anaokulu ve Sosyal Mer-
kezlerde (Centre Socio et Culturel) oluşan
boşluğu doldurmak için çıkartldığını sa-
vundu.
Buna göre devlet kreşlerinde görev alan
herhangi biri laiklik çerçevesinde dini
simgelerden uzak duracağına söz vere-
cekt. Diğer bir yandan da yasanın en çok
tartşılan bölümü evde çocuk bakıcılığı
yapan lisanslı bakıcıların da (Assistante
maternelle agrée) bu yasaya tabii olması
gerektğiydi. Yani başörtülü bir kadın
evinde dahi başörtüsü takmaması gere-
kiyordu.
Yahudi Kreşlerinin sorun yaşamaması
için de özel kreşlerin açıkça dini kreş
olduklarını ve “herkesi kabul edecekleri”
sözü karşılığında bu zorunluluktan muaf
tutulması düşünülüyordu.
Ancak gerek sağduyulu insanlar ve gerek-
se birçok Müslüman kuruluşların büyük
tepkileri üzerine yasa resmi olarak zaman
yetmezliği yüzünden ileri bir tarihe erte-
lendi.
Özellikle İslamofobi Suçlara Karşı Koyma
Komistesi (CCİF) tarfndan yürütülen
kampanya başarılı sonuçlar doğururken
seçimlere az bir süre kala aşır sağ se-
çmenin oyunu kapma yarışı devam
etmesi bekleniyor. İsalamofobi suçları
takip etmek için www.islamophobie.net
adresini izleyebilir yapılan kampanyalara
katlabilirsiniz.
TANIŞMA TOPLANTISI
Hasan BELLİKLİ / Karlsruhe
Aralık ayı başında Karlsruhe
Başkonsolosluğu’na atanan Serhat AK-
SEN, ilk olarak bölgedeki din görevlileri
ve dernek başkanları ile bir tanışma
toplantsı düzenledi.
DITIB Merkez Camii kon-
ferans salonunda düzenle-
nen toplantya Karlsruhe
Başkonsolosluğu Din Hiz-
metler Ataşesi Mustafa AK-
PINAR, Baden Bölgesi Eyalet
Birliği Başkanı Hayatn
YILMAZ, Baden Bölgesi’nde
faaliyetlerini sürdüren 60
caminin dernek başkan ve
yönetcisi ile bölgede görev
yapan din görevlileri katldı.
Sabah ve öğleden son-
ra olmak üzere iki bölüm halinde
yapılan toplantda bir konuşma yapan
Başkonsolos Serhat AKSEN, „Konso-
losluk binamız sadece resmi işlerin
yapıldığı bir bina değildir. Görevlile-
rimizi vatandaşlarımızla
kaynaştran bir merkez
konumundadır. Yapacağımız
faaliyetlerle daha sık bira-
raya geleceğiz. Önümüzdeki
günlerde cami ve dernekleri
yerinde ziyaret edeceğim;
sorunlarınız ve sıkıntlarınızı
yerinde görmek istyorum
Eğitm ve öğretme daha
çok önem verlmesi, gençle-
rin mutlaka meslek eğitmi
görmeleri için çalışmalar
yapılmalı“ dedi.
Karlsruhe Din Hizmetleri Ataşesi Mus-
tafa AKPINAR da yeni göreve başlayan
Başkonsolos Serhat AKSEN’e bir demet
çiçek hediye ederek başarılar diledi.
info@objektifgazete.fr Objektif Gazete | Ocak / Janvier 2012 * N° 67
O
26
info@objektifgazete.fr
O
Objektif Gazete | Ocak / Janvier 2012 * N° 67
27
info@objektifgazete.fr Objektif Gazete | Ocak / Janvier 2012 * N° 67
O
Fransa ve Almanya’daki Önemli Telefon Numaraları
ÇİLİNGİR
Strasbourg ve çevresi:
06 88 75 14 49
Colmar ve çevresi:
06 03 97 98 58
Mulhouse ve çevresi:
03 89 43 40 43
Metz ve çevresi:
03 87 80 36 43
Mannheim ve çevresi:
06 21 15 32 95
BİLGİSAYARINIZDAN
DOSYALARINIZ MI SİLİNDİ ?
Bozulan PC ve Laptoplarda kalan dosyalar, re-
sim ve videolar geri yüklenir.
Format atılan disklerden dosyalar geri alınır.
>>> 06 25 94 20 29
T.C. STRAZBURG BAŞKONSOLOSLUĞU
hafta içi her gün 08:30-13:00 / 14:00-17:00 saatleri arasında açıktır.
Vatandaş kabulü saat 12:00’ye kadar yapılmaktadır.
E-mail: turkcons.strasbourg@mfa.gov.tr
T.C. Karlsruhe Başkonsolosluğu
Santral Numaraları 0 721-98 44 00
Eğitim Ataşeliği 0 721-98 44 027
Çalışma Ataşeliği 0 721-85 77 87
T.C. Mainz Başkonsolosluğu
Santral Numaraları 0 6131-98 26 00
Eğitim Ataşeliği 0 6131-98 26 031
Çalışma Ataşeliği 0 6131-98 26 027
T.C. Stuttgart Başkonsolosluğu
Santral Numaraları 0 711-16 66 70
Eğitim Ataşeliği 0 711-26 40 57
Çalışma Ataşeliği 0 711-24 07 10
Merkez Hastaneler
Klinikum Mannheim 0 621-383-0
Klinikum Karlsruhe 0 721-974-0
Klinikum Stuttgart 0 711-253-00
İdari Birimler
Mannheim Valiliği 0 621-293-93 00
Karlsruhe Valiliği 0 721-133-10 10
Stuttgart Valiliği 0 711-216-25 54
Belediyeler
Mannheim Santral 0 621-293-0
Karlsruhe Santral 0 721-133-0
Stuttgart Santral 0 711-216-0
Turizmle ilgili Birimler
Mannheim Turizm Bürosu 0 621-10 10 11
Karlsruhe Baden-Baden Havaalanı 0 7229 -66 20 00
Stuttgart Havaalanı 0 1805-94 84 44
Acil Numaralar
Mannheim Karlsruhe Stuttgart
İtfaiye 112
Polis 110
Mannheim MVV-Elektrik ve Gaz 0 621-290-0
Karlsruhe Stadtwerke-Elektrik ve Gaz 0 721-599-0
Stuttgart EnBW-Elektrik ve Gaz 0 711-289-0
Konsolosluk evinize taşınıyor:
2010 yılında uygulanan harç miktarları dahil
her türlü detaylı bilgiyi edinebileceğiniz adres
www.e-konsolosluk.net
İŞLEMİN CİNSİ Tutarı
TAAHHÜTNAME,MUVAFAKATNAME,İMZA
TASDİKİ
17,00 €
ÖZEL VEKALETNAME(Beher imza) 14,00 €
GENEL VEKALETNAME(Beher imza) 24,00 €
DOĞUM KAYIT BELGESİ,EVLENME
KAYIT BELGESİ
ÜCRETSİZ
ACTE DE MARİAGE, ACTE DE NAİSSANCE ÜCRETSİZ
TERCUME, FOTOKOPI TASDİKİ. (Beher sayfa) 11,00 €
TESPİT VE TUTANAK HARÇLARI 24,00 €
DÜZELTME HARCI(İMZA BAŞINA) 4,00 €
MÜKAVELE FESİH HARCI 10,00 €
RES’EN SENET, BABALIĞI TANIMA SEN. 75,00 €
K O N S O L O S L U K H A R Ç L A R I
İMZA VE MÜHÜR TASTİKİ 14,00 €
İMZA VE MÜHÜR TASTİKİ METNE ŞAMİL 28,00 €
KANUNLARA UYGUNLUK HARCI 14,00 €
BELGE, TUTANAK, ŞERH HARCI (1. SAYFA) 14,00 €
TEREKE MÜHÜRLENMESİ 35,00 €
P A S A P O R T H A R Ç L A R I
6 AY UZATMA 25,00 €
1 YIL UZATMA 36,00 €
2 YIL UZATMA 59,00 €
3 YIL UZATMA 83,00 €
4 VE 5 YIL UZATMA 117,00 €
D E Ğ E R L İ K A Ğ I T L A R
PASAPORT CÜZDAN BEDELİ 27,00 €
NÜFUS CÜZDANI 3,00 €
ULUSLARARASI AİLE CÜZDANI 22,00 €
NOTER KAĞITLARI 3,00 €
VEKALET, PROTESTO,
RESEN SENET KAĞITLARI
5,00 €
BEYANNAME 3,00 €
SÜRÜCÜ BELGELERİ 29,00 €
EURO ÜLKELERİ T.C. BAŞKONSOLOSLUKLARINDA
2011 YILINDA UYGULANAN HARÇ MİKTARLARI
Vatandaşlarımız, karşılaştıkları hukuki ve adli sorun-
lara ilişkin olarak Başkonsolosluğumuz bünyesinde
görev yapmakta olan Hukuk Danışmanımıza Çar-
şamba günleri 09:00 – 13:00 saatleri arasında bizzat
müracaat edebilirler.
Santral N°
Fax N°
03 88 36 68 14
03 88 37 97 39
Danıșma 03 88 36 68 14
03 88 24 74 44
Pasaport ișlemleri 03 88 24 77 33
03 88 24 77 31
Nüfus ve Doğum ișlemleri 03 88 24 77 35
Cenaze ișlemleri 03 88 24 74 06
Askerlik ișlemleri 03 88 24 74 09
03 88 24 74 06
Noter ișlemleri 03 88 24 77 32
Çifte Vatandaşlık ișlemleri 03 88 24 74 06
03 88 24 74 09
Doğum, Evlenme, Ölüm, Kayıt ve Ehliyet 03 88 24 77 32
Vize ișlemleri 03 88 24 74 43
Tebligat-Kasa 03 88 24 74 42
Eğitim Ataşeliği 03 88 52 97 09
Çalışma Ataşeliği 03 88 37 14 27
Din Hizmetleri Ataşeliği 03 88 36 86 44
T.C. Paris Büyükelçiliği 01 53 92 71 12
T.C. Paris Başkonsolosluğu 01 56 33 33 33
Av. Kons. Nezdinde Türkiye Daimi Tems. 03 88 36 50 94
Fransa’nın İstanbul Başkonsolosluğu 0090/212 334 87 30
Fransa’nın Ankara Başkonsolosluğu 0090/312 455 45 45
Santral 04 72 83 98 40
Passport(Düzenleme) 04 72 83 98 45
Passport5Uzatma) 04 72 83 98 51
Askerlik 04 72 83 98 54
Noter 04 72 83 98 46
Nüfus 04 72 83 98 47
Evlenme 04 72 83 98 53
Güvenlik 04 72 83 98 55
Kasa 04 72 83 98 52
Çalışma Ataşeliği 04 72 74 26 73
Eğitim Ataşeliği 04 78 24 33 00
Din Hizmetleri Ataşeliği 04 78 65 01 21
Appel d'Urgence Européen 112
SAMU SOCIAL 115
Enfance Maltraitée 119
Turizmle İlgili Birimler
Strasbourg Turizm Bürosu 03 88 52 28 28
Entzheim Havaalanı 03 88 64 67 67
Mulhouse / Basel Havaalanı 03 89 90 31 11
S.N.C.F. ( Tren ) 36 35
C.T.S. ( Otobüs ve Tramvay ) 03 88 77 70 11
Acil Numaralar
İtfaiye 18
Polis 17
Jandarma 03 88 37 52 99
S.A.M.U. 15
Elektrik 03 88 18 74 00
Gaz 03 88 75 20 75
T.C. Lyon Başkonsolosluğu
Servislerimizin doğrudan(direkt) numaraları (14:00 - 17:00 arası)
T.C. Strasbourg Başkonsolosluğu
S
I
H
H
İ

T
E
S
İ
S
A
T
Ç
I

İ
B
R
A
H
İ
M

C
E
Y
L
A
N
K
a
n
a
l
i
z
a
s
y
o
n

v
e

b
o
r
u

t
ı
k
a
n
ı
k
l
ı
k
l
a
r
ı
n
d
a
v
e

a
c
i
l

d
u
r
u
m
l
a
r
d
a

2
4

s
a
a
t

h
i
z
m
e
t
!
H
e
r

t
ü
r
l
ü

s
u

t
e
s
i
s
a
t

i
ş
l
e
r
i

/

K
A
P
I

A
Ç
M
A
T
E
L
.
:

0
6

8
8

7
5

1
4

4
9
28
En guzeli sizin olsun >>> 06 25 94 20 29
info@objektifgazete.fr
O
Objektif Gazete | Ocak / Janvier 2012 * N° 67
29
info@objektifgazete.fr Objektif Gazete | Ocak / Janvier 2012 * N° 67
O
30
info@objektifgazete.fr
O
Objektif Gazete | Ocak / Janvier 2012 * N° 67
31
iSTANBUL
225 EUR
K
A
Y
S
E
R
i
2
7
8
E
U
R
T
R
A
B
Z
O
N
2
6
6
E
U
R
KONYA
283 EUR
ANKARA
266 EUR
ANTALYA
266 EUR
DiYARBAKIR
307 EUR
GAZiANTEP
266 EUR
iZMiR
266 EUR
ADANA
283 EUR
S
A
M
S
U
N
2
8
3
E
U
R
*Fiyatlar 29 Şubat 2012 tarihine kadar satın alınacak biletler ve sınırlı
sayıda koltuk için geçerlidir. Biletlerinizi www.thy.de adresinden,
çağrı merkezini arayarak ya da yetkili acentelerden temin edebilirsiniz.
FR: +33 825 800 902, DE: +49 1 805 849 266
Basel’den memlekete*
/JTBOÄEBWF.BZ²TÄUBV™NBLJ™JO
BDFMFFEJOLB[BO™M²™²L²OÕ

You're Reading a Free Preview

İndirme
scribd
/*********** DO NOT ALTER ANYTHING BELOW THIS LINE ! ************/ var s_code=s.t();if(s_code)document.write(s_code)//-->